P. 1
Buyuk Turkce Sozluk

Buyuk Turkce Sozluk

|Views: 15|Likes:
Yayınlayan: Yusuf Gürsey
Grand Turkish Dictionary

Turkish - Turkish
Grand Turkish Dictionary

Turkish - Turkish

More info:

Published by: Yusuf Gürsey on Aug 25, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

12/27/2013

pdf

text

original

Büyük Türkçe Sözlük

Sürüm No: 1.0 Açı klama Farabi

(veya a ğ zı nı n içine) bakmak * ne söyleyeceğ ini beklemek. * onun sözüne göre davranmak. ... (bir) hâl almak * bir duruma gelmek. ... canl ı sı * düş künü. ... damgası nı vurmak * (biri için) kötü bir yargı ya varmak. ... -e kuvvet * herhangi bir ş eye a ğ ı rl ı k verildi ğ inde kullanı lı r. ... f ı rı n ekmek yemesi lâzı m * bir duruma eriş mek için pek çok emek vermesi, çalı ş mas ı gerekir. ... gözüyle bakmak * yerine koymak. ... ile beraber * ile birlikte. ... kim ... kim * yakı ş tı rı lan ş eyin uygunsuzlu ğ unu belirtmeye yarar. ... olsun, ... olsun, * sözü geçen her ş ey. ... süsü vermek * gerçeğ e ayk ı rı olarak, kendisinde veya herhangi bir ş eyde üstün bir nitelik veya değ er varm ı ş gibi göstermek. ... ziyafeti çekmek * herhangi bir ş eyi en iyi biçimde baş armak, herhangi bir yönüyle doyurmak. ...-a veya ...-e gelince * sı ra gelince anlam ı na gelerek bir konu bittikten sonra sözü baş ka bir konuya geçirmeye yarar. * ayrı cal ı k gösteren bir dü ş ünceye geçildi ğ ini anlatı r. ...-a, ...-ya getirmek * birini bir duruma getirerek istediğ i gibi davranmak. ...-den eylemek * yoksun bı rakmak. ...-ı nda / ...-inde değ il * bir ş eyin söylenen niteli ğ ine önem vermeyi anlatı r. ...i tutmak * bir iş i yapacağ ı ve göreceğ i o zamana rastlamak. ...ikinci plâna düş mek * bir kimsenin veya topluluğ un gözünde eski önemini, değ erini yitirmek.

...ile beraber * -dı ğ ı / -diğ i anda. * -dan / -den baş ka. * -dı ğ ı / -diğ i hâlde. ...-ması yla, ...-mesi bir olmak * aynı anda, çabucacı k, birden. ...maya veya ...meye görsün (veya gör) * söz konusu fiilin doğ uraca ğ ı sonuca kesinlik kazand ı rmak için kullanı lı r. ...n ı n resmidir... * bir durumun olacağ ı kesin ve bellidir. 19 May ı s 30 A ğ ustos * Zafer Bayram ı . a a * (a:) Ş aş ma, hat ı rlama, sevinme, acı ma, üzülme, kı zma gibi duyguları güçlendirir, cümlenin baş ı nda veya sonunda kullanı lı r. a/e * Çekimli fiilin sonuna gelerek anlamı pekiş tirir. -a- / -e-a / -e -a / -e *İ simden fiil türeten ek. * Yönelme durumu eki: dağ a, eve, yola, öne. Ünlü ile biten isimlerden sonra araya y sesi girer. * Seslenme bildirir.

* Fiilden zarf türeten ek: yaza yaza, gide gide, koş a ko ş a, dü ş e kalka, güle oynaya. Ünlü ile biten fiillerden sonra araya y sesi girer: ya ş aya yaş aya, bekleye bekleye, okuya okuya, yürüye yürüye. Bu ek göre, kala, geçe, sapa örneklerinde kal ı plaş mı ş tı r. a, A

* Türk alfabesinin birinci harfi, ses bilimi bakı mı ndan kalı n ünlülerin düz ve geni ş olanı nı gösterir. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde lâ sesini bildirir. * Su. * Yünden, dövülerek yapı lan kalı n ve kaba kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş yakası z ve uzun üstlük. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan. * Eskiden derviş lerin giydiğ i abadan yapı lmı ş , önü aç ı k hı rka. * Abla. * Anne.

ab aba

aba altı ndan değ nek (sopa) göstermek * yumuş ak görünmekle birlikte yine de gözünü korkutmak. aba gibi * (kumaş için) kaba ve kalı n.

aba güre ş i * Aba giyilerek ve bele kuş ak bağ lanarak yapı lan bir tür güreş . aba vakti yaba, yaba vakti aba * kiş i, ihtiyaçları nı vaktinden önce ve ucuz olduğ u zaman karş ı lamal ı dı r. abac ı * Aba yapan veya satan kimse. * Abadan giyecek yapan veya satan kimse. * Bedavacı , asalak. abac ı kebeci, ara yerde sen neci? * "anlamadı ğ ı n bu iş e ne karı ş ı yorsun?" anlamı nda kullanı lan bir söz. abac ı lı k * Aba yapma veya satma iş i. * Abadan giyecek yapma veya satma iş i. abadî * Kalı nca ve açı k saman renginde, yar ı mat bir yazı kâğ ı dı türü. abajur * Iş ı ğ ı bir yere toplamak, doğ rudan doğ ruya gözlere vurmas ı nı önlemek için kullan ı lan lâmba siperi. * Genellikle üzeri siperli masa lâmbası veya ayaklı lâmba. * Abajur yapan veya satan kimse.

abajurcu

abajurculuk * Abajurcunun iş i veya mesle ğ i. abajurlu abaküs * Sayı boncu ğ u, çörkü. abal ı * Abas ı olan, aba giymiş olan. * Abajuru olan.

aband ı rma * Abandı rmak iş i. aband ı rmak * Bir kimsenin bir yere abanması nı sağ lamak. * Bir hayvanı yere çöktürmek. abandone * Dövüş emeyecek duruma gelen (boksör). abandone etmek * dövüş emeyecek duruma getirmek. abandone olmak * dövüş emeyecek duruma gelmek. abanî * Sarı mt ı rak dallı nakı ş larla iş lenmi ş bir tür beyaz, ipek kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş . * Abanmak iş i.

abanma

abanmak

* Eğ ilerek bir ş eyin, bir kimsenin üzerine kapanmak. * Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. * Bir ş eyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. * Birine yük olarak onun sı rtı ndan geçinmeye bakmak. * Abanozgillerin ağ ı r, sert ve siyah renkli tahtası .

abanoz

abanoz gibi * çok sert. abanoz kesilmek * sertleş erek dayanı klı lı ğ ı artmak. * kirden matlaş mak, rengini kaybetmek. abanozgiller *İ ki çeneklilerden, sı cak ülkelerde yetiş en ve kerestesine abanoz denilen bir bitki familyası . abanozlaş ma * Abanozlaş mak durumu alma. abanozlaş mak * Ağ aç ve benzeri maddeler uzun süre suda kalarak kararmak. * (insan) uzun süre güneş te kalarak kararmak, yanmak. abart ı abart ı cı * Bir ş eyi oldu ğ undan büyük veya çok gösterme huyunda olan (kimse), abartmacı , mübalâğ acı . abart ı cı lı k * Abartı cı olma durumu, abartmacı lı k, mübalâ ğ acı lı k. abart ı lı * Olduğ undan fazla gösterilen, mübalâğ alı . * Abartma, mübalâğ a.

abart ı lma * Abartı lmak iş i. abart ı lmak * Abartmak iş ine konu olmak, mübalâ ğ a edilmek. abart ı sı z abart ı ş abartma * Olduğ undan fazla gösterilmeyen, mübalâğ ası z. * Abartmak iş i veya biçimi. * Abartmak iş i, mübalâ ğ a.

abartmac ı * Abartı cı , mübalâğ acı . abartmac ı lı k * Abartı cı lı k, mübalâğ acı lı k. abartmak * Bir ş eyi oldu ğ undan büyük veya çok göstererek anlatmak, mübalâğ a etmek.

abartmal ı * Abartı lmı ş , mübalâğ alı . abartması z * Abartı lmamı ş , abartmadan, mübalâğ ası z. abası z aba ş o * Alt, alttaki, aş ağ ı . * Gemiyi baş tan veya kı çtan halatla karaya bağ lama. abat * Bayı ndı r, mamur. *Ş en, rahat. abat etmek * mamur etmek, rahata kavuş turmak, zenginleş tirmek, gönendirmek. abat eylemek * abat etmek. abat olmak * mutlu olmak, rahata kavuş mak, gönenmek. abay ı sermek * bir yere teklifsizce yerleş mek. abay ı yakmak * gönül vermek, tutulmak, âş ı k olmak. Abaza Abazaca abazan * Kuzeybatı Kafkasya'da ya ş ayan bir halk ve bu halka mensup olan kimse. * Abazalar tarafı ndan kullanı lan dil. * Karnı aç olan (kimse). * Uzun süre kadı ns ı z kalan (erkek). * Abası olmayan, aba giymemiş olan.

abazan kalmak * uzun süre cinsel iliş kide bulunmamak, kad ı ns ı z kalmak. abazanlı k * Abazan olma durumu. Abbas yolcu * yola çı kacak kimse. Abbasî * Abbas bin Abdülmuttalib soyundan gelen, Bağ dat merkez olmak üzere Ön Asya ve Kuzey Afrika'da 7501258 tarihleri aras ı nda hüküm süren sülâle. abd * Kul. * Köle. * Safevîler devrinde İ ran'da yaş ayan Türk oymakları ndan biri.

Abdal

* Anadolu'da yaş ayan birtakı m oymaklara verilen ad. abdal * Eskiden bazı gezgin derviş lere verilen ad. * Dilenci kı lı klı , üstü baş ı periş an kimse. * Bkz. aptal. abdala malûm olur * bir ş eyin olacağ ı nı önceden sezen kimseler için ş aka yollu söylenir. abdallı k * Abdal olma durumu. abdest * Müslümanları n, baz ı ibadetleri yapabilmek için el, ağ ı z, burun, yüz, kol, ayak yı kama ve baş a, enseye ı slak el gezdirme, kulağ ı temizleme biçiminde yaptı kları ar ı nma. *İ drar yapma ve kalı n bağ ı rsağ ı boş altma. abdest almak * abdest yoluyla arı nmak. * namaz kı lmak için gerekli y ı kama kuralları nı yerine getirmek. abdest bozmak * ayak yoluna gitmek. abdest bozulmak * yeniden abdest alma gereğ i ortaya çı kmak. abdest tazelemek * yeniden abdest almak. abdestbozan *Ş eritgillerden, vücudu yassı , birbirine kenetlenmiş boğ umları bulunan ve bazı sı metrelerce boyda olan bir bağ ı rsak asala ğ ı , tenya, ş erit. abdestbozan otu * Gülgillerden, siyah ve yeş il boya ç ı karı lan bir bitki (Poterium spinosum). abdesthane * Abdest bozacak yer, ayak yolu, tuvalet. abdesti gelmek (veya olmak) * abdest bozmaya ihtiyaç duymak. abdesti kaçmak * abdest bozma ihtiyacı varken yok olmak. abdestinde namazı nda * dindar. abdestinden ş üphesi olmamak * yaptı ğ ı iş te kusuru olmad ı ğ ı nı kesin olarak bilmek. abdestini vermek * azarlamak. abdestli abdestlik * Abdest almı ş bulunan veya abdesti bozulmamı ş olan. * Abdest alı nacak yer. * Abdest alı nı rken giyilen ve kolsuz hı rkaya benzeyen bir tür giyecek.

* Abdest almaya yarayan. abdestsiz * Abdest almamı ş veya abdesti bozulmuş olan. abdestsiz yere basmamak * din buyrukları na titizlikle uymak. abdiâciz * Alçak gönüllülük bildirmek üzere "ben" yerine kullanı lı r.

abdülleziz * Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yeti ş en çok yı ll ı k ve otsu bir bitki (Cyperus esculentus). * Bu bitkinin yemiş gibi yenilen, tatlı ve ya ğ lı ürünü. abece * Bkz. alfabe.

abece sı rası * Bkz. alfabe sı rası . abecesel * Bkz. alfabetik.

aberasyon * Sapı nç. abes * Akla ve gerçeğ e ayk ı rı . * Gereksiz, lüzumsuz, yersiz, boş .

abes bulmak * gereksiz, saçma saymak. abes kaçmak * uygunsuz düş mek. abesle uğ raş mak (veya abesle iş tigal etmek) * yersiz, yararsı zş eylerle vakit öldürmek. abeslik abı hayat * Abes olma durumu. * Efsanelere göre içen kimseye ölümsüzlük sağ layan bir su, bengi su.

abı hayat içmiş * yaş ı çok ilerlemiş oldu ğ u hâlde genç görünen (kimse). abı kevser * Cennette bulunduğ una inan ı lan Kevser ı rmağ ı nı n ad ı . abı ru * Yüz suyu. * Irz, namus, ş eref, haysiyet. * Anı t.

abide

abideleş me * Anı tlaş ma.

abideleş mek * Anı tlaş mak. abideleş tirme * Anı tlaş tı rmak iş i. abideleş tirmek * Anı tlaş tı rmak. abidemsi abidevî abis abiye * Bayanları n özel gecelerde giydiğ iş ı k giysi veya tuvalet. abla * Bir kimsenin kendinden büyük olan kı z kardeş i. * Büyük kı z kardeş gibi saygı ve sevgi gösterilen k ı z veya kadı n. * Genel ev veya randevu evi iş letmecisi kadı n, çaça, mama. * Yayvan ve dolgun yüz veya yüzü böyle olan (kimse). ablakça ablakl ı k ablalı k * Ablak gibi, ablak tarzı nda. * Ablak olma durumu. * Abla olma durumu. * Anı t benzeri. * Anı tla ilgili, anı tsal, anı ta benzer, an ı t gibi. * Okyanusları n çok derin yeri ve daha özel olarak, güneş ı ş ı ğ ı nı n eriş emediğ i kesim.

ablak

ablalı k etmek * abla gibi yak ı n ve koruyucu davranı ş ta bulunmak. ablâtif ablatya abli * Çı kma durumu. * Uzunluğ u 150, geni ş li ğ i 4-10 kulaç olan bir balı k ağ ı . * Yarı m serenleri sağ a, sola veya ortaya çevirmek için bunları n ucuna ba ğ lı bulunan donanı m.

abliyi kaç ı rmak (veya bı rakmak) *ş aş ı rmak, soğ uk kanlı lı ğ ı nı yitirmek, ipin ucunu kaçı rmak. abluka * Bir ülkenin veya bir yerin dı ş dünya ile olan her türlü bağ lantı sı nı kuvvet kullanarak kesme, kuş atma, ihata.

abluka altı nda tutmak * ablukayı devam ettirmek. abluka etmek * genellikle denizden kuş atmak. * etrafı nı çevirmek, bulunduğ u yerden ayı rmak.

ablukaya almak * Bkz. abluka etmek. ablukay ı kaldı rmak * abluka kararı ndan ve uygulaması ndan vazgeçmek. ablukay ı yarmak * abluka bölgesini zor kullanarak yarı p geçmek. abone * Önceden ödemede bulunarak süreli yayı nlara alı cı olma iş i. * Peş in para ile bir ş eye belli bir süre için alı cı olan kimse. * Bir yere gitmeyi alı ş kanlı k hâline getirmek. abone etmek * peş in para ile belli bir süre için bir ş eyi sürekli olarak almay ı sa ğ lamak. abone olmak * peş in para ile belli bir süre için bir ş eyi sürekli olarak almay ı önceden üstlenmek. abone yapmak * abone olmayı sağ lamak.. abonelik * Abone veya aboneler için kullanı labilecek kadar olan.

abonman * Bir satı cı veya kamu kuruluş u ile alı cı lar arası nda yapı lan anla ş ma. aborda * Bir deniz teknesinin baş ka bir tekneye, bir iskeleye veya bir rı htı ma yan ı nı vererek yana ş mas ı . aborda etmek * (gemi için) yanlaması na yanaş mak. abra * Bozuk teraziyi dengelemek için hafif gelen kefeye konulan taş , demir, çivi gibi a ğ ı rlı k, dara. * Bir değ iş tokuş ta üste verilen ş ey.

abrakadabra * Eski çağ larda bazı hastalı klara iyi geldiğ ine inanı lan büyülü söz. * Sihirbazları n sı kça kullandı ğ ı büyülü söz. abrama abramak abra ş * Alaca benekli. * (bitki yaprakları nda) Klorofil azlı ğ ı ndan dolay ı açı k renkte lekeleri olan. * Çilli, çopur yüzlü, açı k renk gözlü, çapar. * Deseni ve atkı sı bozuk halı . * Çarpı k, eğ ri, düzgün olmayan. * Ters, kaba, görgüsüz. abril * Nisan, april. abstraksiyonizm * Abramak iş i, idare. * (deniz taş ı tları için) Yönetmek, idare etmek.

* Bkz. soyutçuluk. abstre * Soyut, somut karş ı tı , mücerret. abstre say ı * Bkz. soyut sayı . absürt * Saçma.

absürt tiyatro * Bkz. saçma tiyatro. abu *Ş aş ma ve korku bildirir. abuhava *İ klim.

abuk sabuk * Akla, mantı ğ a uymayan, dü ş ünmeden söylenen, saçma sapan (söz). abuk sabuk konuş mak * saçma sapan söz söylemek. abuk sabukluk * Ciddiyetsizlik, saçmalı k. abuli abullabut *İ stenç yitimi, irade kaybı . * Hantal, kaba ve anlayı ş sı z (kimse). * Biçimsiz ve kötü giyinen, giyimine özen göstermeyen (kimse).

abullabutluk * Abullabut gibi davranma, abullabut olma durumu. abur cubur * Sı rası , tad ı , yararı gözetilmeksizin rastgele yenilen ş eyler. *İ ş e yaramayan, boş . abus * Ası k suratlı , somurtkan (kimse). * Somurtkan, çatı k, ası k (yüz). * Niteliğ i bilinmeyen, garip, acayip. * Aktinyum'un kı saltmas ı . * Merak, kararsı zl ı k veya kuş ku anlatı r.

Ac acaba

-acak / -ecek * Fiil çekim eki (gelecek zaman eki). * Fiilden isim ve sı fat yapma eki. Acar * Güneybatı Kafkasya'n ı n Türkiye sı nı rı na yakı n bölgesinde yaş ayan bir halk. acar

* Atı lgan, gözü pek, yiğ it, kabadayı , yı lmaz, kabı na s ı ğ maz. * Güçlü ve becerikli, çevik, enerjik. * Yeni. Acara * Bkz. Acar.

acarlaş ma * Acarlaş mak iş i. acarlaş mak * Acar duruma gelmek. acarlı k * Acar olma durumu.

acayibine gitmek * yadı rgamak, tuhafı na gitmek. acayip * Sağ duyuya, göreneğ e, olağ ana aykı rı ,ş aş ı lacak, ş aş maya değ er, garip, tuhaf, yadı rganan, yabansı . *Ş aş ma anlat ı r.

acayip olmak * yadı rganacak bir duruma girmek. acayiple ş me * Acayipleş mek durumu. acayiple ş mek * Baş kalaş mak, yad ı rganacak bir duruma girmek. acayiple ş tirme * Acayipleş tirmek iş i. acayiple ş tirmek * Acayip, yadı rganacak bir duruma getirmek. acayiplik * Acayip olma durumu, yabansı lı k, gariplik, tuhaflı k. accelerando * Parçanı n çalı nı rken gittikçe hı zlanacağ ı nı anlat ı r. acele * Çabuk davranma zorunluluğ u, ivedi, ivecenlik. * Vakit geçirmeden, tez olarak.

acele acele * Çabuk çabuk, hı zl ı olarak, büyük bir çabuklukla. acele etmek * çabuk davranmak, ivmek. * telâş etmek, sabı rsı zlanmak. acele iş eş eytan karı ş ı r * düş ünüp taş ı nmadan, ivedi olarak yap ı lan iş ten iyi sonuç beklenmemesi gerektiğ ini anlat ı r. aceleci * Tez iş gören, çabuk davranan, telâş lı , ivecen. acelecilik

* Aceleci olma durumu, ivecenlik. acelele ş tirme * Aceleleş tirmek iş i. acelele ş tirmek * Çabuklaş tı rmak. aceleye gelmek * çabuk yapı ld ı ğ ı için gereken özen gösterilmemi ş olmak. aceleye getirmek * zaman darlı ğ ı ndan yararlanarak birini aldatmak veya bir iş i üstünkörü yapmak. Acem *İ ranlı . *İ ran'a özgü. *İ ran ülkesi. acem * Türk müziğ inde mi notası na yakı n bir perde.

Acem halayı * Güney Anadolu yöresinde oynanan bir halk oyunu. Acem kı lı cı gibi * hem birinden yana, hem ona karş ı olabilen. Acem lâlesi * Taş kı rangillerden, turuncu ve sar ı renkte çiçekli, yı llı k ve çok yı ll ı k türleri olan, tohumla saksı da ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi, güneş topu. Acem pilâv ı * Safran ve zencefil ile yapı lan İ ran usulü bir pilâv çeş idi. acema ş iran * Klâsik Türk müziğ inde kullan ı lan ş et makamları ndan biri. acemborusu * Canlı kı rmı zı çiçekler açan bir süs bitkisi (Bigonia radicams). acembuselik * Klâsik Türk müziğ inde kullan ı lan birleş ik bir makam. Acemce acemi * Farsça. * Bir iş in yabancı sı olan, eli iş e alı ş mam ı ş , bir iş i beceremeyen. *İ ş inde, mesleğ inde ilerlememi ş . * Bir yerin, bir ş eyin yabancı sı . * Saraya yeni alı nmı ş cariyelere verilen ad.

acemi ağ ası * Hareme yeni al ı nan cariyelerin a ğ ası . acemi çaylak * Tecrübesiz, toy, beceriksiz. acemi er * Askere yeni alı nan ve eğ itim dönemini henüz tamamlamam ı ş er.

acemi oca ğ ı * Osmanlı ordusuna kapı kulu eri yetiş tirmek için kurulan okul. acemi oğ lanı * Yeniçeri ocağ ı nda yetiş tirilmek üzere tutsaklardan veya devş irme yoluyla Hristiyanlardan toplanan çocuk. acemice * Toyca, beceriksizce. acemileş me * Acemileş mek durumu. acemileş mek * Beceriksizlik göstermek, bocalamak. acemilik * Acemi olma durumu, aceminin çekingenliğ i ve ürkekliğ i, acemice davranı ş , toyluk.

acemilik çekmek * henüz alı ş madı ğ ı bir i ş te zorluk çekmek, bocalamak. acemilik etmek * düş üncesizce hareket etmek, acemice davranmak. acemkürdi * Klâsik Türk müziğ inde birle ş ik bir makam. acemle ş me * Acemle ş mek durumuna gelmek. acemle ş mek * Kültür ve medeniyet bakı mı ndan İ ran'ı veya İ ran halkı nı örnek almak. * Kendini İ ranlı gibi hissetmek veya İ ranlı gibi davranmak. acemle ş tirme * Acemleş tirmek iş i. acemle ş tirmek * Kültür veya medeniyet bakı mı ndan İ ran'ı veya İ ran halkı nı örnek ald ı rmak, Acem kültürünü yaygı nlaş tı rmak. acente * Bir kuruluş un malî veya ticarî iş lerini kazanç karş ı lı ğ ı nda yürüten ticarethane. * Vapur ortaklı ğ ı veya banka ş ubesi. * Bir kurumun veya ş ubelerinin baş ı nda bulunan kimse. * Bir kuruluş a ba ğ lı olmaksı zı n sözleş meye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya iş letmeyi ilgilendiren iş lerde arac ı lı k eden, bunları o iş letme adı na yapan kimse. acentelik * Acentenin yaptı ğ ı iş . * Acente kuruluş u. * Acaba. * Acizler, güçsüzler, eli ermezler, düş künler. * Tat alma organı nda bazı maddelerin bı raktı ğ ı yakı cı durum, tatlı karş ı tı . * Tadı bu nitelikte olan. * Keskin, hoş a gitmeyen, ş iddetli.

acep aceze ac ı

* Renk için, koyu. * Ağ rı , sancı . * Dı ş arı dan gelen bir etki ile dı ş organlarda birdenbire oluş an ve o etkilerin kalkmas ı ile duyulan rahatsı zl ı k, ı stı rap. * Kı rı cı , üzücü, incitici, dokunakl ı , korkunç. * Ölüm, yangı n, deprem gibi olayları n yarattı ğ ı üzüntü, keder, elem. * Acı olarak, ac ı vererek, ac ı duyurarak, üzüntü içinde. * Dokunaklı , kı rı cı , üzücü olarak, üzüntü içinde.

ac ı ac ı

ac ı ağ aç

* Sedef otugillerden, sı cak ülkelerde yeti ş en, kabu ğ u ve odunu hekimlikte kullan ı lan küçük bir ağ aç, kavasya (Quassia amara). ac ı badem * Gülgillerden bir meyve ağ acı (Amygdalus amara). * Bu ağ acı n acı mt ı rak, keskin kokulu meyvesi. ac ı badem kurabiyesi *İ rmik ve ş ekerle yoğ rularak üzerine acı badem konduktan sonra fı rı nda piş irilen bir çeş it kurabiye. ac ı bakla * Baklagillerden, acı olan taneleri suda tatlı laş tı rı larak yenilen otsu bir bitki, Yahudi baklası (Lupinus termis). ac ı bal ac ı bal ı k amarus). ac ı ceviz * Deli bal. * Sazangillerden, Avrupa'da ve ülkemiz göllerinde yaş ayan, 8-10 cm uzunlu ğ unda bir bal ı k, gördek (Rhodeus

* Genellikle Kuzey Amerika'da yetiş en, güzel görünüş lü bir ceviz türü.

ac ı çekmek (veya duymak) * ağ rı , sı zı duymak. * üzülmek, üzüntü içinde kalmak. ac ı çi ğ dem * Zambakgillerden, 10-30 cm boyunda, ş erit yapraklı ve açı k renk çiçekli, tohumları romatizma tedavisinde kullan ı lan zehirli bir çiğ dem türü, güz çiğ demi (Colchicum autumnale). ac ı elma * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac ı gelmek * dokunaklı , kı rı cı , üzücü gelmek. ac ı görmü ş * kötü günler yaş amı ş . ac ı hı yar * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac ı karpuz * Bkz. ebucehil karpuzu. ac ı kavak * Dağ kava ğ ı veya titrek kavak (Populus tremula). ac ı kavun

* Bkz. eş ek hı yarı . ac ı kök * Loğ usa otu köklerinin kurutularak dövülmesiyle elde edilen acı bir toz. ac ı kuvvet * Sert, etkili, zorlu kuvvet. ac ı marul * Birleş ikgillerden, tad ı acı , diş li yapraklı , sürgününden çı kan sütü uyu ş turucu ve yatı ş tı rı cı olarak kullanı lan iki yı llı k bir bitki (Lactuca virosa). ac ı meyan * Bkz. dikenli meyan. ac ı ot * Kuzey Anadolu dağ lar ı nı n ormanlar ı nda yeti ş en, toprak altı nda bilek kalı nlı ğ ı nda kökü bulunan çok yı ll ı k ve otsu bir bitki (Tamus communis). ac ı patl ı canı kı rağ ı çalmaz * kötü durumda olan bir kimseyi yeni kötü durumlar etkilemez. ac ı sak ı z * Çam sakı zı . ac ı söylemek * olumsuz bir davranı ş a kar ş ı gerçe ğ i olduğ u gibi söylemek. ac ı söz ac ı su ac ı tatl ı *İ yi kötü. ac ı vermek * üzüntüye sebep olmak, incitmek. ac ı yavş an * Tüylü dalak otu. ac ı yitimi * Sinir bozukluğ u, çok ilâç alma, donma gibi sebeplerle ac ı duyumunun birazı nı n veya tamamı nı n yok olması , analjezi. ac ı yonca * Kı zı l kantarongillerden, bataklı k yerlerde yetiş en, kötü kokulu ve çok acı olan yaprakları hekimlikte kullan ı lan bir bitki (Menyanthes trifoliata). ac ı ca ac ı kı lma * Acı kı lmak i ş i veya durumu. ac ı kı lmak * Acı kmak iş ine konu olmak. ac ı klı * Acı ndı racak, acı verecek nitelikte olan, dokunaklı , koygun. * Oldukça acı . * Kiş inin onuruna dokunan gönlünü inciten söz. *İ çindeki minerallerin etkisiyle tadı sert olan kuyu veya pı nar suyu.

* Acı görmü ş , yaslı , kederli. ac ı klı komedi * Eğ lendirici olmayı amaçlamayan, dramatik yönü ağ ı r basan, duygusal bir oyun türü, trajikomik. ac ı kma ac ı kmak düş ünür. ac ı ktı rma * Acı kt ı rmak i ş i. ac ı ktı rmak * Açlı k duyması na sebep olmak. * Aç bı rakmak, yeterince doyurmamak. ac ı lanma * Acı lanmak iş i. * Acı kmak iş i. * Açlı k duymak, yemek yeme ihtiyac ı duymak. * Uzun süre bir ş eyin yokluğ unu çeken kimse, o ş eyden ne kadar çok elde etse, yine kendisine yetmeyece ğ ini

ac ı lanmak * Tadı ac ı olmak, acı laş mak. * Acı lı durumda olmak, üzüntüye kapı lmak, üzülmek. ac ı laş ma * Acı laş mak iş i.

ac ı laş mak * Tadı bozulmak, acı olmak. * Dokunaklı duruma gelmek. * (konuş ma) Kı rı cı , sert bir durum almak. * Yemlerde genellikle yağ asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek. ac ı laş tı rma * Acı laş tı rmak iş i. ac ı laş tı rmak * Acı bir duruma getirmek. ac ı lı * Acı kat ı lmı ş olan. * Acı sı olan, kederli. * Acı olma durumu. * Dokunaklı lı k, kederlilik, yaslı lı k. * Acı lı olma durumu. * Acı mak iş i. * Baş ka bir kimsenin veya canl ı nı n mutsuzluğ una karş ı duyulan üzüntü, merhamet. ac ı mak * Tadı ac ı duruma gelmek, acı laş mak. * Acı lı , ağ rı lı olmak. * Baş kas ı nı n acı sı na ortak olmak veya durumundan üzüntü duymak.

ac ı lı k

ac ı lı lı k ac ı ma

* Baş kas ı nı n uğ rad ı ğ ı veya u ğ rayacağ ı kötü bir duruma üzülmek, merhamet etmek. * Bir ş eyi vermeye kı yamamak veya verdiğ ine, elden ç ı kardı ğ ı na üzülmek. ac ı ması z * Acı maz, katı yürekli, merhametsiz.

ac ı ması zca * Acı ması z olarak, ac ı ması z bir biçimde, zalimce, zalimane. ac ı ması zlı k * Acı maz olma durumu, merhametsizlik, zulüm. ac ı mı k ac ı msı * Buğ day tarlaları nda yeti ş en, tohumu zehirli, yabanî bir bitki, belemir. * Acı ya yakı n tadı olan, tadı az acı olan, acı mtı rak. * Dokunaklı .

ac ı mtı rak * Acı msı . ac ı nacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek. ac ı ndan ölmek * açlı ktan ölmek. * çok acı kmak. ac ı ndı rma * Acı ndı rmak i ş i. ac ı ndı rmak * Bir kimsenin acı ması na yol açmak, merhamete getirmek. ac ı nı lacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek durumda bulunan. ac ı nı lma * Acı nı lmak i ş i. ac ı nı lmak * Acı nmak iş ine konu olmak. ac ı nma ac ı nmak * Acı nmak iş i. * Acı mak iş ine konu olmak. * Baş kas ı nı n hesab ı na üzülmek, yazı klanmak, yerinmek, eseflenmek, esef etmek, teessüf etmek. * Az acı , acı mtı rak. * Yaban turpu. ac ı sı çı kmak * olumsuz, kötü sonucu ortaya çı kmak. ac ı sı içine (veya yüre ğ ine) çökmek (veya iş lemek) * bir ş eyin ac ı sı nı pek çok duymak.

ac ı rak ac ı rga

* olmadan olacağ ı düş ünerek çok üzülmek. ac ı sı na dayanamamak * bir kimse bir yakı nı nı n ölümünden büyük üzüntü duymak. ac ı sı nı almak * acı lı ğ ı nı gidermek. * sı zı yı dindirmek. * kederini azaltmak. ac ı sı nı bağ rı na basmak *ş ikâyet etmeden üzüntüye katlanmak. ac ı sı nı çekmek * yapı lan yanl ı ş bir i ş in kötü sonucunu görmek. ac ı sı nı çı karmak * (tat için) acı lı ğ ı nı yok etmek. * uğ radı ğ ı maddî veya manevî zararı kar ş ı layacak bir i ş yapmak. * öç almak, intikam almak. ac ı sı nı görmek * bir yakı nı nı n ölümünü görmek. ac ı sı z * Tadı ac ı olmayan. * Ağ rı , sı zı duyulmayan. * Üzüntü, sı kı ntı olmayan, kedersiz. * Acı tmak iş i veya biçimi. * Acı tmak iş i. * Acı lı k vermek. * Ağ rı ve sı zı duymas ı na sebep olmak. * Acı ma duygusu olan (kimse). * Acı mak iş i veya biçimi. acibe acil * Hiç görülmemiş , alı ş ı lmamı ş ,ş aş ı lacak veya yadı rganacak ş ey. *İ vedi, ivedili.

ac ı tı ş ac ı tma ac ı tmak

ac ı yı cı ac ı yı ş

acil servis * (hastanelerde) Vakit yitirilmeden bakı lmas ı gereken hastaları n ilk tedavilerinin yapı ld ı ğ ı yer. acil ş ifalar dilemek * hastanı n kı sa sürede iyileş mesi dileğ inde bulunmak. acilen aciyo * Hemen, hiç zaman yitirmeden, tez elden, gecikmeden, ivedilikle. * Bkz. acyo.

aciz

* Gücü bir iş e yetmez olanı n durumu, güçsüzlük. * Beceriksizlik. * Birinin borcunu vaktinde ödeyememesi durumu. * Gücü bir iş e yetmez olan, güçsüz. * Beceriksiz.

âciz

âciz kalmak * çok uğ ra ş maya rağ men o iş i yapamamak. âcizane * Söz söyleyen kimsenin kendi yaptı klar ı nı abartmamak için kullandı ğ ı "acizlere yak ı ş acak biçimde" anlamı nda bir nezaket sözü. âcizleri âcizlik acube acul * Tez canlı , içi tez, ivecen. * Hı zlı , çabuk. acun * Dünya. acur acur * Bkz. ajur. * Alçak gönüllülük göstermek için "ben" zamiri yerine kullanı lan bir söz. * Beceriksizlik, güçsüzlük. * Tuhaf kimse.

* Kabakgillerden, kabuğ u çizgili ve tüylü, sarı mt ı rak, ye ş il veya sar ı , üzeri ye ş il lekeli, irice bir çeş it hı yar (Cucumis flexuosus). acurlu acuze acyo * Herhangi bir paranı n gerçek de ğ eriyle sürüm değ eri arası nda veya bir ticaret senedinin üzerinde yaz ı lı miktar ile indirimden sonraki tutarı aras ı nda doğ an fark. * Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alı nan komisyon. * Senetli kredi iş lemlerinde bankaları n yaptı kları tahsilât. acyocu * Borsa veya piyasada tahvil için çeş itli hileler uygulayan, dolaplar çeviren kimse. * Bkz. ajurlu. * Huysuz, çirkin, yaş lı kadı n, cadı karı .

acz içinde olmak * gücü yetmemek, becerememek. acze düş mek * çaresiz kalmak, elinden birş ey gelmemek. aç

* Yemek yeme ihtiyacı olan veya yemesi gereken, tok karş ı tı . * Yiyecek bulamayan, yoksul kimse. * Gözü doymaz, haris. * Çok istekli, çok hevesli. * Karnı doymamı ş olarak. -aç / -eç *İ simden isim ve sı fat yapma eki: bakr-aç, top-aç, kı r-aç vb. * Fiilden sı fat yapma eki: gül-eç vb. * Fiilden isim yapma eki: tı ka-ç, say-aç, sür-eç vb. aç acı na * aç olarak, bir ş ey yemeden.

aç açı k kalmak * yoksulluk içinde, evsiz barksı z kalmak. aç ayı oynamaz * kendisinden iş beklenilen kimseden emeğ inin karş ı lı ğ ı esirgenmemelidir. aç bı rakmak * yiyecek vermemek veya karnı nı doyurması na engel olmak. aç bîilâç * Sürekli olarak aç ve bakı msı z. * Sürekli olarak aç ve bakı msı z.

aç doymam, tok ac ı kmam san ı r * aç insan elde ettiğ inden çoğ unu ister, varlı klı insan ise var olanla yetinir gibi görünür. aç doyurmak * yoksulları beslemek. aç gezmektense tok ölmek ye ğ dir * yoksulluk ölümden de beterdir. aç göz aç gözlü aç gözlü * karş ı tı . aç gözlülük * Aç gözlü olma durumu veya aç gözlüye yakı ş acak davranı ş , doymazlı k, tamahkârlı k, tamah. aç gözlülük * karş ı tı . aç gözlülük etmek * bir ş eye karş ı aş ı rı istek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkârlı k etmek. aç gözünü, açarlar gözünü * "uğ raş ı larda uyan ı k bulunmak gerekir, yoksa umulmadı k bir anda büyük zararlarla yüz yüze gelirsin" anlamı nda kullanı lı r. aç kalmak * karnı nı doyuramamak. * yoksulluğ a düş mek. * Gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris. * Mala veya yiyecek içecek ş eylere doymak bilmeyen, gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris, camgöz.

aç karnı na * mide boş ken henüz birş ey yiyip içmemiş ken. aç kurt gibi (yemek, üş üş mek veya saldı rmak) * büyük bir istekle. aç susuz kalmak * yoksulluktan yaş ayamayacak bir duruma gelmek, yoksul bir duruma düş mek. aç tavuk kendini arpa ambarı nda sanı r * insanlar, yokluğ unu, yoksulluğ unu çektikleri ş eyler için olmayacak hayaller, düş ler kurar. açacak * Açmaya yarayan araç. * Anahtar. * Kokusuz, güzel renkli çiçekler açan bir bitki, açelya, azelya. * Açmak iş ini yapan. * Oynak kemiklerin arası ndaki açı ları geniş letmeye yarayan kasları n genel adı , büken kar ş ı tı . * Anahtar. *İ ş tah açmak için yemekten önce içilen alkollü içki, aperitif. * Bkz. açalya. * Birbirini kesen iki yüzeyin veya iki doğ runun oluş turdu ğ u çı kı ntı . * Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan ç ı kan iki yar ı m doğ runun oluş turduğ u geometrik biçim, * Görüş , bak ı m, yön.

açalya açan

açar

açelya aç ı zaviye.

aç ı ölçüm * Açı ölçmede söz konusu olan yöntem ve teknik. aç ı cı * Açmak iş ini yapan.

aç ı ğ a alı nmak * görevine son verilmek. aç ı ğ a alma * bir görevliyi geçici bir süre iş ten alma. aç ı ğ a almak * görevine son vermek. aç ı ğ a çı karmak * iş inden ç ı karmak. aç ı ğ a çı kmak * belli olmak, anla ş ı lmak. * iş inden ç ı karı lmak. aç ı ğ a vurmak * belli etmek, ortaya çı karmak. * gizli bir durumu ortaya çı karmak.

aç ı ğ ı çı kmak * saklamakla görevli bulunduğ u paranı n veya mal ı n eksik olduğ u anlaş ı lmak. aç ı ğ ı nı kapatmak * eksiğ ini tamamlamak. aç ı k * Açı lmı ş , kapalı olmayan, kapal ı karş ı tı . * Engelsiz. * Örtüsüz, çı plak. * Boş . * Görevlisi olmayan, boş (iş , görev), münhal. * Aralı ğ ı çok. *İ ş ler durumda olan. * Kolay anlaş ı lı r, vazı h. * Gizliliğ i olmayan, oldu ğ u gibi görünen. * Her türlü düş ünceyi hoş görüyle karş ı layabilen, etkisinde kalabilen. * (renk için) Koyu olmayan. * (kitap, resim, film için) Seviş me sahnelerini bütün çı plaklı ğ ı yla anlatan. * Kapalı olmayan (hava, iş yeri). * Belli bir yerin biraz uzağ ı . * Denizin kı yı dan uzakça olan yeri. * Doğ ru olarak, açı kça. * Bir ihtiyacı n kar ş ı lanamaması durumu. aç ı k açı k * Saklamaksı zı n, gizli yer bı rakmaksı zı n, içtenlikle.

aç ı k ağ ı l * Koyunları n ve keçilerin bar ı ndı rı ldı kları üstü açı k, etrafı taş duvar veya ölü çitlerle çevrili basit barı nak. aç ı k ağ ı zlı * Aptal, sersem, ahmak. aç ı k alı nla * baş ar ı ve övünç ile. aç ı k artı rma * Bir malı n satı ş ı nda alı cı lar aras ı nda fiyat artı rma yar ı ş ı na dayanan satı ş . aç ı k bilet * Yolculuklarda dönüş tarihi kararlaş tı rı lmamı ş , belirli bir dönem için geçerli, gidiş dönüş bileti.

aç ı k bono * Para hanesi boş bı rakı larak imza edilen bono. aç ı k bono vermek * sı nı rsı z yetki tan ı mak. aç ı k bölge * Gümrük sı nı rlamalar ı nı n olmadı ğ ı bölge, serbest bölge, serbest mı ntı ka. aç ı k celse * Açı k duruş ma. aç ı k ciro aç ı k çek * Üzerine para miktarı yaz ı lmamı ş , çek. aç ı k deniz * Senet veya çek arkası na kime ödeneceğ i belirtilmeden imzalanma yoluyla yapı lan ciro.

* Denizin, kara suları nı n dı ş ı nda kalan bölümü. * Yakı n karalarla çevrili olmayan deniz, engin. aç ı k devre *İ çinden sürekli akı m geçmeyecek bir yalı tkanla kesilmi ş elektrik devresi. aç ı k dola ş ı m sistemi * Genellikle bütün eklem bacaklı larda ve birçok yumuş akçada bulunan atardamar ve kan boş luğ undan olu ş mu ş açı k bir dolaş ı m sistemi. aç ı k duruş ma * Mahkemede herkesin duruş mayı dinleyebileceğ i oturum. aç ı k düş me * Yağ lı güreş te pehlivan ı n kı ç üstü dü ş erek yenilmiş sayı lması . aç ı k eksiltme * Yaptı rı lacak bir iş in veya satı n alı nacak bir malı n ucuza sağ lanması için i ş i yapacak veya malı satacak kiş iler arası nda fiyat düş ürme yarı ş ı na dayanan iş lem. aç ı k elli * Cömert.

aç ı k ellilik * Cömertlik. aç ı k fikirli * Olayları ve özellikle yenilikleri iyi anlayı p gereğ i gibi karş ı layabilen, düş ündüğ ünü olduğ u gibi söyleyebilen (kimse). aç ı k fikirlilik * Açı k fikirli olma durumu. aç ı k hava * Bulutsuz hava. * Bahçe, park gibi yapı dı ş ı olan yer. aç ı k hava sineması * Yazı n veya iklimi elveriş li yerlerde sürekli olarak çalı ş an, üstü açı k, yanlar ı kapal ı sinema. aç ı k hava tiyatrosu * Yazı n veya iklimi elveriş li yerlerde sürekli olarak çalı ş an, üstü açı k, yanlar ı kapal ı tiyatro. aç ı k hece * Ünlü ile biten hece.

aç ı k hesap * Peş in para veya bono vermeden yap ı lan alı ş veri ş . aç ı k imza * Üzeri boş bı rakı lan bir kâğ ı dı n altı na, dolduracak olana güvenilerek atı lan imza. aç ı k iş letme * Maden yatağ ı nı örten verimsiz topraklar kaldı rı ldı ktan sonra açı k havada yapı lan i ş letme. aç ı k kahverengi * Kahverenginin bir veya birkaç ton açı ğ ı . aç ı k kalp ameliyatı * Kalbin içi açı lmadan önce dolaş ı m sun'î kalp denilen bir ayg ı ta devredildikten sonra yapı lan kalp ameliyat ı . aç ı k kalpli

* Bkz. açı k yürekli. aç ı k kalplilik * Bkz. açı k yüreklilik. aç ı k kapamak * (bütçe) gider fazlası nı para sağ layarak gidermek. aç ı k kapı bı rakmak * gereğ inde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bı rakmak, kesip atmamak. aç ı k kapı politikası * Yabancı malları bir ülkeye serbestçe sokma politikası . aç ı k kapı siyaseti * Açı k kapı politikas ı . aç ı k konuş mak * gerçeğ i çekinmeden söylemek. aç ı k kredi * Bankaları n güvendikleri mü ş terilere rehin, ipotek veya kefil istemeksizin verdikleri borç para. aç ı k liman * Bütün gemilerin formalite yönünden kolayca girip çı kt ı klar ı liman. * Hava ş artları ndan kolayca etkilenen liman. aç ı k maaş ı * Görevinden alı nan birine yasaca tan ı nan, belirli bir süre içinde ödenen aylı k. aç ı k mavi * Mavinin bir ton açı ğ ı . aç ı k mektup * Zarfı yap ı ş tı rı lmamı ş mektup. * Yazı ldı ğ ı kimseye gönderilmeyip bası n yoluyla açı klanan mektup. aç ı k olmak * (o yerde) kendisi her zaman iyi karş ı lanmak. aç ı k ordugâh * Kı rda kurulan ordugâh. aç ı k oturum * Güncel, siyasî, sosyal ve bilimsel konuları n veya sorunları n herkesin izleyebilece ğ i bir biçimde aç ı k olarak tart ı ş ı ldı ğ ı toplantı . aç ı k oy * Verenin adı nı gösteren ve konu ş ulan sorun üzerindeki düş üncesini belli edecek yolda verilen oy.

aç ı k öğ retim * Ders konuları radyo ve televizyon gibi araçlarla yay ı mlanan veya posta ile ilgililere ulaş tı rı lan öğ retim yöntemi. aç ı k önerme *İ çerisinde değ iş ken bulunan ve bu de ğ iş kenin alaca ğ ı değ erle doğ ruluğ u veya yanlı ş lı ğ ı kesinleş en önerme. aç ı k pazar * Gümrük kaydı olmayan, her devletin malı nı serbestçe satabileceğ iş ehir veya ülke. aç ı k pembe * Pembenin bir ton açı ğ ı .

aç ı k poliçe * Eksik bilgileri sonradan tamamlanmak üzere düzenlenen poliçe. aç ı k rejim * Parlâmenter rejim. aç ı k saçı k * Göreneğ e ayk ı rı derecede çı plak veya örtüsüz. aç ı k saçı k konuş mak * cinsî konularla ilgili sözler söylemek. aç ı k sarı * Sarı nı n bir ton açı ğ ı . aç ı k sayı m * Bir seçim sonunda verilen oyları n açı k olarak sayı lmas ı , aleni tadat. aç ı k seçik * Çok açı k, çok belirgin. aç ı k senet * Bkz. açı k bono. aç ı k söylemek * anlaş ı lmamı ş yönünü bı rakmadan anlatmak veya çekinmeden söylemek. aç ı k sözlü * Her ş eyi olduğ u gibi söyleyen, sözünü esirgemeyen. aç ı k sözlülük * Açı k sözlü olma durumu. aç ı kş ehir * Düş man saldı rı sı na karş ı savunma önlemleri alı nmam ı ş , içinde herhangi bir askerî hedef bulunmayan ve bu durumu önceden ilân edilmi ş olan ş ehir. aç ı k taş ı t * Üstü örtülmemiş taş ı t (araba, otomobil vb.). aç ı k teş ekkür * Herhangi birine bası n yoluyla edilen teş ekkür. aç ı k tohumlular * Tohumları kozalak pullar ı üzerinde açı k olarak bulunan çiçekli bitkilerin ayrı ld ı ğ ı iki büyük daldan biri. aç ı k tribün * Açı k havadaki spor müsabakaları nda seyircilerin oturduğ u ve üstü kapalı olmayan bölüm. aç ı k tutmak * bir iş yerinin çal ı ş ı r durumunu sürdürmek. aç ı k vermek * gelir, gideri karş ı lamamak. * gizlenmek istenen bir olayı , bir düş ünceyi veya durumu elde olmayarak ortaya koymak, açı klamak. aç ı k yara aç ı k yeş il * Kapanmamı ş , sürekli iş leyen yara. * Yeş ilin bir ton açı ğ ı .

aç ı k yürekle * özü sözü bir olarak, hiçbir ş ey saklamaksı zı n. aç ı k yürekli * Düş ündüğ ünü olduğ u gibi söyleyen, içi temiz, gizli yönü olmayan (kimse), samimî, aç ı k kalpli. aç ı k yüreklilik * Açı k yürekli olma durumu, samimiyet, açı k kalplilik. aç ı k zaman * Tutkalı n yüzeye sürüldüğ ü an ile pres edilip, s ı kı lmas ı gereken an aras ı nda geçen süre. aç ı kağ ı z aç ı kça * Turpgillerden bir bitki (Hesperis acris). * Gizli bir yönü kalmaksı zı n, kolay anlaş ı lı r bir biçimde.

aç ı kçası * Doğ rusu, açı k olanı , anlaş ı lı r biçimi, gizli kapakl ı olmayan yanı . * Açı k olarak. aç ı kçı aç ı kgöz * Uyanı k davranarak ç ı karı nı sağ layan, imkânlardan kurnazca yararlanmas ı nı bilen. aç ı kgözlük * Açı kgözlülük. aç ı kgözlülük * Açı kgöz olanı n durumu, açı kgöze yakı ş acak davranı ş . aç ı klama * Açı klamak iş i, izah. * Borsada fiyat dalgalanmaları ndan yararlanarak açı ktan para kazanan (kimse).

aç ı klama cümlesi * Bir önceki cümleyle bağ lantı kuran yani, demek ki, öyle ki gibi bağ layı cı larla ba ş layan, söz konusu duygu veya dü ş ünceyi bütünleyen cümle. aç ı klama yapmak * herhangi bir konuyu aydı nlı ğ a kavuş turmak amac ı yla konuş mak veya yazmak. aç ı klamak * Bir konuyla ilgili olarak gerekli bilgileri vermek, izah etmek. * Bir sorunla ilgili olarak aydı nlatı cı bilgi vermek, tavzih etmek. * Bir sözün, bir yazı nı n ne anlatmak istediğ ini belirtmek, yorumlamak. * Açı kça söylemek, ifş a etmek. * Belirtmek, göstermek, açı ğ a vurmak, izhar etmek. aç ı klamalı * Birtakı m aç ı klamalarla anlaş ı lması , öğ renilmesi kolaylaş tı rı lmı ş , izahlı . aç ı klanan * Açı klamalar sonunda ortaya çı kması beklenen kavram. aç ı klanma * Açı klanmak iş i. aç ı klanmak

* Açı klamak iş i yapı lmak, izah edilmek, ifş a edilmek. aç ı klar livası *İ ş i gücü olmayan, boş ta kalan kimse. aç ı klar livası * iş i gücü olmayan, bo ş ta kalan kimse. aç ı klar livası olmak * iş bulamayarak iş siz ve kazançsı z kalmak. aç ı klaş ma * Açı klaş mak durumu almak. aç ı klaş mak * Açı k duruma gelmek. * Rengi açı lmak. aç ı klaş tı rma * Açı klaş tı rmak iş i. aç ı klaş tı rmak * Açı k duruma getirmek. * Rengini açtı rmak. aç ı klatma * Açı klatmak iş i. aç ı klatmak * Açı klaması nı sa ğ lamak. aç ı klayan * Açı klamalar sonucunda elde edilen kavram.

aç ı klayı cı * Bir sorunu gerekli açı klı ğ a kavuş turan. * Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açı klayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk yeni Türkiye'nin kurucusu, daima sayg ı ile an ı lacaktı r" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk ad ı nı n açı klayı cı sı dı r. aç ı klayı ş * Açı klamak iş i veya biçimi. aç ı klı ğ a kavuş turmak * (bir konu veya sorunu) aydı nlatmak, kapal ı lı ktan kurtarmak, anlaş ı lı r duruma getirmek. aç ı klı k * Açı k olma durumu. * Uzaklı k, mesafe. * Örtüsüz, çı plak yer. * Boş ve geniş yer. * Bir yerin uzaklara kadar bakı labilecek ve bakanı n içinde ferahlı k doğ uracak durumda olması . * Gerçeğ i olduğ u gibi yansı tma durumu. * Bir söz veya yazı da maksadı n açı k olması özelliğ i, vuzuh. * Dürbün, fotoğ raf makinesi gibi optik araçlarda ağ ı z çapı ,ı ş ı ğ ı n girebildiğ i delik.

aç ı klı k getirmek (veya kazandı rmak) * (bir konu veya sorunu) anlaş ı lı r duruma getirmek. aç ı klı kölçer * Bir mikroskobun açı klı ğ ı nı ölçmeye yarayan alet. aç ı kta bı rakmak

* iş ve görev vermemek, yersiz yurtsuz bı rakmak veya birkaç kiş iye birlikte sağ lanan bir iyilikten birini yararland ı rmamak. aç ı kta kalmak (veya olmak) * iş ve görev bulamamak, yersiz yurtsuz kalmak veya birkaç kiş inin birlikte eri ş tiğ i bir iyilikten yararlanamamak. aç ı ktan * Bir yerin uzağ ı ndan. * Sı ra ve aş ama gözetilmeden, dı ş ar ı dan atayarak. * Emek ve para harcamadan.

aç ı ktan (para) kazanmak * emek ve sermaye olmadan para kazanmak. aç ı ktan açı ğ a * Belirgin olarak, göz göre göre. aç ı ktan kazanmak * emek ve sermaye koymadan kazanç sağ lamak. aç ı ktan para almak * bir iş veya mal için, kararlaş tı rı lmı ş ücret veya değ er dı ş ı nda para almak. aç ı ktan tayin * Derece ve belli bir sı ra gözetilmeksizin yapı lan atama. aç ı lama aç ı lı m ölçülür. * Açı lma. * Bir yı ld ı zla gök ekvatoru arası ndaki uzaklı k; kuzeye doğ ru olan ı art ı , güneye doğ ru olanı da eksi iş aretiyle *İ leride, içlerinde en uygununun seçilebilmesi için, güç bir sahnenin çeş itli açı lardan çekiminin yapı lması .

aç ı lı p saç ı lmak * (kadı n için) çok aç ı k saçı k giyinmeye baş lamak. * (kadı n için) eskisine göre ölçüsüz davranı ş larda bulunmaya ba ş lamak. aç ı lı ş * Açı lmak iş i veya biçimi. * Yeni bir yapı nı n, yerin veya yeni bir kurulu ş un çalı ş maya ba ş laması , küş at.

aç ı lı ş konuş ması * Herhangi bir toplantı nı n açı lması sı rası nda yapı lan ilk konuş ma. aç ı lı ş töreni * Bir açı lı ş ı kutlamak için yapı lan toplantı , resmiküş at. aç ı lma * Açı lmak iş i. * Bir film çekiminde karanlı kta baş layı p gittikçe ayd ı nlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. * Bir grupta, sı raları n jimnastik alı ş tı rmaları için dağ ı nı k düzene girmesi. * Çatlama. * Açmak iş i yapı lmak veya açmak iş ine konu olmak. * (renk için) Koyuluğ unu yitirmek. * Kendine gelmek, biraz iyileş mek, ferahlamak. * (gemi) Gitmek, uzaklaş mak. * Sı kı lmas ı , çekinmesi, tutukluğ u kalmamak. * (kuruluş lar için) İ lk kez veya yeniden iş e baş lamak.

aç ı lmak

*İ ş ini gereğ inden veya götürebileceğ inden geniş tutmak. * Geniş lemek, bolla ş mak. * Delinmek, yı rtı lmak. * (sis, karanlı k, duman için) Da ğ ı lmak, yo ğ unluğ unu yitirmek. * Gereken güce ulaş mak. * Sı rrı nı , üzüntüsünü, sorunları nı birine söylemek. * (pencere, kapı , yol için) Geçit vermek. * Ayrı ntı ya girmek. * (yüzerken) Kı yı dan uzaklaş mak. aç ı m * Açma, açı lı ş , küş at. aç ı mlama * Açı mlamak iş i, teş rih, ş erh. aç ı mlamak * Bir sorunu veya konuyu ele alı p en ince noktaları na kadar gözden geçirerek anlatmak, ş erh etmek, teş rih etmek. aç ı mlanma * Açı mlanmak iş i. aç ı mlanmak * Açı mlamak iş ine konu olmak. aç ı ndı rma * Açı ndı rmak i ş i. aç ı ndı rmak * Açı nması nı sa ğ lamak. * Bir cismin yüzeyini açarak bir düzlem üzerine yaymak. aç ı nı m * Açı nmak iş i, inkiş af. * Bir cismin yüzeylerinin açı lı p bir düzlem üzerine yayı lmas ı . * Açı nmak iş i. * Geliş mek. * (tohum, hastalı k için) İ çindeki yetenekler uyanarak amacı na varmak, geliş mek, inki ş af etmek. * Açı nsamak iş i, istikş af.

aç ı nma aç ı nmak

aç ı nsama

aç ı nsamak * Bir yerin özelliklerini ortaya çı karmak için araş tı rma ve inceleme yapmak, istikş af etmek. aç ı ortay * Bir açı sal bölgeyi, ölçüleri birbirine e ş it olan iki açı sal bölgeye ayı ran do ğ ru. aç ı ortay düzlemi *İ ki düzlemli bir açı yı iki komş u ve eş it açı ya bölen düzlem. aç ı ölçer aç ı sal * Bkz. iletki. * Açı ile ilgili.

aç ı sal bölge * Açı ile iç bölgesinin birle ş iminden olu ş an düzlem parçası . aç ı sal çap * Ay ve Güneş gibi gök cisimlerinin iki do ğ rusu arası ndaki açı . aç ı sal hı z * Hareket eden bir cismi duran bir noktaya birleş tiren do ğ ru parçası nı n birim zamanda taradı ğ ı açı . aç ı sal ivme * Açı sal hı zı n birim zamanda değ iş en niceliğ i. aç ı sal sapma * Belli bir açı düzeyinde gerçekleş en sapma. aç ı sal uzakl ı k * Gök cisimlerinin (yı ldı z veya gezegen) birbirlerinin karş ı laş ma düzlemine göre uzaklı ğ ı . aç ı sal yol * Hareket eden cismin birim zamanda gözlemciye göre aldı ğ ı yol. aç ı ş * Açmak iş i veya biçimi. * Bir kuruluş u çalı ş maya ba ş latma.

aç ı ş konu ş mas ı * Herhangi bir toplantı yı baş latmak için yapı lan ilk konu ş ma. aç ı t açkı * Bir duvarda açı k bı rakı lmı ş bulunan kap ı , pencere, kemerleme benzeri aç ı klı k. * Bir cismin yüzeyi üzerinde sert bir madde veya bir araç sürterek onu düzleş tirip parlatma, perdah. * Demircilikte delik büyütmekte kullanı lan araç. * Anahtar ve her türlü açma aracı . * Açkı yapan (kimse), perdahçı . * Anahtarcı . * Açkı lamak i ş i.

açkı cı

açkı lama

açkı lamak * Açkı ile parlatmak. açkı lanma * Açkı lanmak i ş i. açkı lanmak * Açkı yapı lmak, perdahlanmak. açkı latma * Açkı latmak i ş i. açkı latmak * Açkı iş i yaptı rmak, perdahlatmak. açkı lı * Açkı yapı lmı ş , perdahlanm ı ş , perdahlı . açkı sı z

* Açkı yapı lmamı ş , perdahlanmam ı ş , perdahsı z. açl ı ğ ı öldürmek * açlı k hissini geçiş tirmek, yatı ş tı rmak. açl ı k * Aç olma durumu. * Kı tlı k. * Yoksulluk. * Aş ı rı istek içinde bulunmak.

açl ı k çekmek * yoksulluk içinde bulunmak. açl ı k grevi * Kendisine veya baş kalar ı na yapı lan bir haks ı zlı ğ ı protesto için bir kimsenin aç durarak gösterdiğ i tepki. açl ı ktan gözü (veya gözleri) kararmak (veya dönmek) * çok acı kmak. açl ı ktan imanı gevremek * çok acı kmak. açl ı ktan nefesi kokmak * yoksulluk içinde bulunmak. açl ı ktan ölmek * dayanı lmaz derecede acı kmak, çok ac ı kmak. açl ı ktan ölmeyecek kadar * (yiyecek, içecek için) pek az (yemek, içmek). * gereğ inden az. açma * Açmak iş i. * Orman içinde ağ aç kesme veya yakma yoluyla tarı ma elveriş li bir duruma getirilen arazi. * Bir çeş it susamsı z, kalı nca yağ lı simit. * Açma yapan veya satan kimse. açmak * Bir ş eyi kapalı durumdan kurtarmak. * Bir ş eyin kapağ ı nı veya örtüsünü kaldı rmak. * Engeli kaldı rmak. * Sarı lmı ş , katlanmı ş , örtülmüş veya iliklenmi ş olan ş eyleri bu durumdan kurtarmak. * Oyarak veya kazarak çukur, delik oluş turmak. * Tı kalı bir ş eyi, bu durumdan kurtarmak. * Çevresini geniş letmek. * Birbirinden uzaklaş tı rmak. * Yarmak. * Düğ ümü veya dola ş mı ş bir ş eyi çözmek. * Bir kuruluş u, bir iş yerini, bir yeri iş ler veya ilk defa kullanı lı r duruma getirmek. * Bir aygı tı , bir düzeni vb.lerini çalı ş ı r duruma getirmek. * Alı ş veriş i baş latmak. * Rengin koyuluğ unu azaltmak. * Yakı ş mak, güzel göstermek. * Ferahlı k vermek. * Bir konu ile ilgili konuş mak. * Savaş la almak, fethetmek. * Avunmak veya danı ş mak için söylemek. * Yapmak, düzenlemek.

açmac ı

* Ayı rmak, tahsis etmek. * Sı kı lganl ı ğ ı nı , utangaçl ı ğ ı nı gidermek. * Görünür duruma getirmek. * (hava için) Bulutları n da ğ ı lması yla gök yüzü aydı nlanmak. * Geçit vermek. *İ çini dökmek. açmal ı k açmaz * Satranç oyununda ş ahı koruyan taş lardan birinin yerinden oynat ı lmamas ı durumu. *İ çinden zor çı kı lı r durum. * (tulûatta) Karş ı sı ndakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolayl ı ğ ı nı veren söz. açmaz halatı * Gemilerin limana bağ lanması ve sahilden esecek rüzgârla r ı htı mdan uzaklaş maması için kı yı ya dikine bağ lanan halat. açmaza düş mek * içinden çı kı lmas ı güç durumda kalmak. açmaza getirmek (veya dü ş ürmek) * düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak. açmazl ı k * Açmaz olma durumu. * Ağ zı pek sı kı olma durumu, ketumiyet. açtı ağ zı nı , yumdu gözünü * öfkelenerek veya kı zarak ağ ı r sözler söyledi. açtı rma * Açtı rmak iş i. * Kiri çı karmak veya eş yay ı iyice temizlemek için kullanı lan her türlü madde.

açtı rma kutuyu, söyletme kötüyü * kötü konuş abilecek birine, bildiklerini açı klama fı rsatı verilmemesi gerektiğ ini öğ ütler. açtı rmak * Açmak iş ini yapt ı rmak. ad * Bir kimseyi, bir ş eyi anlatmaya, tan ı mlamaya, açı klamaya, bildirmeye yarayan söz, isim: Çocuk, kedi, ağ aç, düş ünce, iyilik, Ahmet, Ertu ğ rul birer addı r. * Herkesçe tanı nmı ş veya iş itilmiş olma durumu, ün, nam, ş öhret. * Anı lacak değ er, önem. *İ sim. ad ad almak * Sayma, sayı lma. * kendisine ad verilmek. * ün kazanma.

ad bilimi

* Özel adlar üzerinde duran ve özel adları köken bilgisi, tarihî geliş me, dil ve kültür sorunlar ı aç ı sı ndan inceleyen bilim dal ı . ad cümlesi * Bkz. isim cümlesi.

ad çekilmek * ad çekmek iş i yapı lmak. ad çekilmek * ad çekmek iş i yapı lmak. ad çekimi * Bkz. isim çekimi. ad çekme * Ad çekmek iş i, kur'a. ad çekmek * raslantı ya ve talihe bağ lı bir ay ı rma yapmak için, her birinde birer ad yazı lmı ş kâğ ı tlardan birini çekmek, kur'a çekmek. ad çekmeye girmek * kur'aya tâbi olmak. * oyunun baş langı cı nda, oyuncular arası nda alan seçimi, baş lama at ı ş ı veya karş ı lama hakkı için öncelik sa ğ layan i ş . ad çektirmek * ad çekmek iş ini yaptı rmak. ad değ iş imi * Bkz. mecazimürsel. ad durumu * Bkz. isim hâli. ad gövdesi * Bkz. isim gövdesi. ad koymak * çağ ı rmak veya anmak için bir canl ı ya, bir yere, bir ş eye ad vermek, adlandı rmak, isim koymak, tesmiye etmek. ad kökü * Bkz. isim kökü.

ad takmak * adlandı rmak, ad koymak. ad tamlaması * Bkz. isim tamlaması . ad vermek * ad koymak, adlandı rmak, tesmiye etmek. * bir iş i kimin yaptı ğ ı nı söylemek. ad yapmak * isim yapmak. ada * Her yanı su ile çevrilmiş kara parçası . * Trafiğ e açı k bir yol üzerinde sola dönüş leri sağ layan, sa ğ tarafta veya yol ortası nda yer alan kaldı rı m taş ı yla ayr ı lmı ş alan. * Çevresi yollarla belirlenmiş olan arsa ve böyle bir arsayı kaplayan yap ı lar toplulu ğ u. ada balı ğ ı * Bkz. amber balı ğ ı .

ada çayı * Ballı babagillerden, yurdumuzda çok yetiş en tüylü ve beyazı mtı rak yaprakları olan ı tı rl ı bir bitki (Salvia oflicinalis). * Bu bitkiden yapı lan sı cak içecek. ada gibi gemi * pek büyük (gemi). ada so ğ anı * Zambakgillerden, soğ anı ndan ilâç olarak yararlan ı lan birtakı m maddeler elde edilen çok yı llı k bir bitki (Urginea maritima). ada tav ş anı * Evcil cinsleri de olan tavş ana yakı n bir kemirici memeli (Oryetolagus cuniculus). adab ı mua ş eret * Terbiyeli, ince davranmak için tutulması gereken yollar, davranı ş töresi, davran ı ş bilgisi, topluluk töresi, görgü. adac ı k adac ı lı k * Kavramları n gerçek varlı klar oldu ğ unu kabul eden, kavram gerekli ğ ine karş ı t olarak, tümel kavramlar ı n yaln ı zca nesnelerin adları olduğ unu ileri süren görü ş , nominalizm. adagio * Yavaş , ağ ı r olarak. * Bu biçimde çalı nan beste. adak * Adamak iş i veya adanı lan ş ey, nezir. adak adamak * bir dileğ in gerçekleş mesi amacı yla kurban kesip yoksullara dağ ı tmak veya kutsal bir güce yönelik bir niyette bulunmak. adaklama * Adaklamak durumu. * Küçük ada.

adaklamak * Küçük çocuk yürümeye baş lamak. adaklanma * Adaklanmak iş i veya durumu. adaklanmak * Niş anl ı duruma gelmek, niş anlanmak. adaklı * Adağ ı olan, adak adamı ş olan. * Niş anl ı , yavuklu, sözlü. * Adak olarak ayrı lmı ş (hayvan). * Adak adanan yer. * Adağ ı olmayan, adak adamamı ş olan. * Niş anl ı olmayan.

adaklı k

adaks ı z

adale

* Kas. adaleli * Kaslı , kasları sı kı , geliş miş . adalesiz adalet * Kassı z. * Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, do ğ ruluk, türe. * Bu iş i uygulayan, yerine getiren devlet kuruluş ları . * Herkese kendine uygun düş eni, kendi hakk ı olanı verme.

adalet da ğ ı tmak * kanunları n sayd ı ğ ı haklar ı sahiplerine vermek, tanı nmak. adalet divan ı * Devletler arası ndaki birtakı m hukuk anla ş mazlı klar ı na bakan ve merkezi La Haye'de bulunan uluslar arası mahkeme. adalet kapı sı * Hak ve hukukun aranması için ba ş vurulan merci, mahkeme. adalet mahkemesi * Bkz. adliye mahkemesi. adalet örgütü * Adliye teş kilât ı . adalet saray ı * Mahkemelerin bulunduğ u büyük yapı . adalete teslim etmek * sanı ğ ı , adalet iş leriyle uğ raş an kuruluş a götürmek. adalete teslim olmak * sanı k, adalet iş leriyle uğ raş an kuruluş a gidip hakk ı nda gerekli iş lemin yap ı lması nı istemek. adaletine s ı ğ ı nmak * (birinden) anlayı ş , hoş görü, yak ı nlı k beklemek. adaletli * Adalete uygun düş en veya adaletli olan, adil.

adaletlilik * Adaletli olma durumu. adaletsiz * Adalete aykı rı düş en veya adaleti olmayan.

adaletsizlik * Adalete aykı rı davranı ş . adal ı adalî * Ada halkı ndan olan (kimse). * Kas niteliğ inde olan; kasla ilgili olan, kas ı l. * Kasları iyi geliş miş , adaleli, kaslı . *İ nsan.

adam

* Erkek kiş i. *İ yi yetiş miş , değ erli kimse. * Birinin yanı nda ve iş inde bulunan kimse. * Birinin yararlandı ğ ı , kullandı ğ ı kimse. * Birinin sözünü dinleyen, nazı nı çeken kimse, kayı rı cı . *İ yi huylu, güvenilir kimse. * (belirsizlik zamiri yerine), Herkes, kim olursa olsun. * Görevli kimse. * (isim tamlamaları nda) Bir alanda derin bilgisi olan veya bir alanı benimseyen. * Eş , koca. adam adama (savunma) * futbolda, basketbolda karş ı takı m oyuncusunu kollama, rahat hareket etmesini, sayı yapması nı engelleme. adam akı llı * Bkz. adamakı ll ı . adam almamak * son derece kalabalı k olmak. adam azmanı * Çok iri yapı lı kimse. adam ba ş ı na * her kiş iye, her birine. adam be ğ enmemek * herkesi değ ersiz görmek. adam boyu * Yaklaş ı k olarak normal bir adam boyunda. *İ nsan boyunca. adam de ğ ilim * herhangi bir durumun gerçekleş memesi hâlinde, kendisinin insan say ı lamayaca ğ ı anlamı nda kullanı lan ant, göz da ğ ı sözü. adam etmek * eğ itmek, yetiş tirmek, topluma yararlı duruma getirmek. * bir yeri düzene sokmak veya bir ş eyi i ş e yarar duruma getirmek. adam evlâd ı *İ yi bir ailenin iyi yetiş miş çocu ğ u. adam gibi * terbiyeli, akı llı uslu. * adamlı ğ a, insanl ı ğ a yara ş ı r yolda. * iyice. adam hesab ı na koymak * birine değ er vermek, saygı göstermek. adam içine çı kmak * topluluğ a kar ı ş mak, değ erli insanları n bulunduğ u yerlere gitmek, e ş e dosta gitmek. adam içine karı ş mak * değ erli bir topluluğ a girmek, kendisine değ er verilir olmak. adam kı tlı ğ ı nda (veya yokluğ unda) * iş e yarar kimselerin bulunmad ı ğ ı durumda. adam kullanmak

* iyi çalı ş tı rması nı bilmek. adam olmak * geliş mek, büyümek, ş iş manlamak. * iyi yetiş mek, iyi bir duruma gelmek. adam sarrafı *İ nsanlar ı n karakterini çabuk anlayacak duruma gelmiş kimse, insan sarraf ı . adam sen de! (veya yalnı z adam) * bir iş in önemsenmediğ ini anlatmak için söylenir. adam sı rası na geçmek (veya girmek) * daha önce toplumda önemli bir yeri veya özel bir de ğ eri yokken artı k kendisine önem ve de ğ er verilmek. adam yerine koymak * adamdan saymak, varlı ğ ı nı kabul etmek. adama * Adamak iş i. adama dönmek (veya benzemek) * düzelmek. adamak * Bir dileğ in gerçekleş mesi amacı yla kurban kesip yoksullara dağ ı tmak veya kutsal bir güce yönelik bir niyette bulunmak, nezretmek. * Kutsal saydı ğ ı bir ş ey uğ runa kendini feda etmek, ant niteliğ inde söz vermek. * Ayı rmak. adamak ı ll ı * Gereğ inden çok, iyice. adamakla mal tükenmez * büyük vaatlerde bulunanlar için alay yollu söylenir. adamca *İ nsana yaraş ı r biçimde. *İ nsan sayı sı olarak.

adamcağ ı z * Kendisine karş ı sevgi veya acı ma duyulan adam. adamcası na * Adamca. adamcı k * Yerilen, küçümsenen; acı nan (kimse). adamcı l *İ nsandan ürkmeyen, insana al ı ş mı ş olan, insana sokulan, sı cakkanlı , munis.

adamcı llı k * Adamcı l olma durumu. adamdan saymak * bir kimseye değ eri olmadı ğ ı hâlde değ er vermek, saygı duymak. adamı * (bir iş i) ustalı kla yapan. adamı n adı çı kacağ ı na canı çı ks ı n

* Bkz. insanı n adı çı kacağ ı na canı çı ksı n. adamı n alacası içinde, hayvanı n alacası dı ş ı nda * Bkz. insanı n alacası içinde, hayvanı n alacası dı ş ı nda. adamı n iyisi al ı ş veriş te (veya i ş baş ı nda) belli olur * bir kiş iyi iyi bir insan olarak de ğ erlendirebilmek için al ı ş veri ş te veya i ş baş ı nda ahlâk dı ş ı davranı ş larda bulunmamas ı gerekir. adamı na çatmak * Bkz. tam adamı na çatmak. adamı na dü ş mek * (yapı lacak bir iş ) güzel bir rastlantı sonunda anlayanı na, uzmanı na verilmiş olmak. adamı na göre * kiş iler arası nda ayrı calı k gözeterek. * herkesin yeteneğ ine uygun olarak. adamı nı bulmak * Bkz. tam adamı nı bulmak (veya adamı na dü ş mek). adamkökü * Bkz. adamotu. adamlı k *İ nsana yakı ş acak durum, tutum ve davran ı ş . * Yabanlı k.

adamlı k sende kalsı n * iyilik bilmese de sen yine iyilik et. * bu iş i nası l olsa sana yaptı racaklar, bari kendiliğ inden yap da onurunu koru. adamotu adams ı z * Patlı cangillerden, geniş yapraklı , kötü kokulu bir bitki, kankurutan, adamkökü (Mandragora autumnalis). * Yardı mcı sı z, hizmetçisiz. * Erkeksiz, kocası z.

adams ı zl ı k * Adamsı z olma durumu. a'dan z'ye kadar * baş tan a ş ağ ı , bütünüyle. Adana kebab ı * Kı ymas ı na bolca acı biber katı larak haz ı rlanan ş iş köfte. adanma adanmak adap * Adanmak iş i. * Adamak i ş ine konu olmak. * Töre. * Yol yordam, yol yöntem.

adap erkân * Yol yöntem.

adaptasyon * Uyarlama. * Bir eseri çevrildiğ i dilin, konuş uldu ğ u toplumun yaş ayı ş ı na, inançlar ı na uyarlama. * Uyma. adapte * Uyarlanmı ş .

adapte etmek * uyarlamak. adapte olmak * uymak. adaptör * Bir âletin çapları birbirinden farklı olan parçaları ndan birini ötekine geçirebilmek için yararlanı lan bağ lay ı cı . ada ş ada ş lı k adatepe * Adları aynı olanlardan her biri. * Adaş olma, ayn ı ad ı taş ı ma durumu.

* Genellikle tropikal bölgelerde görülen ve çevresindeki alçak alanlar üzerinde dik yamaçlarla bir ada gibi yükselen, aş ı nı mdan dolayı ortaya ç ı kmı ş tepe. adatma adatmak * Adamak iş ini yapt ı rmak. adavet aday * Düş manlı k, ya ğ ı lı k. * Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya baş kalar ı tarafı ndan ileri sürülen kimse. * Bir iş için yetiş tirilmekte olan kimse, namzet. * Adatmak iş ini yaptı rmak.

aday aday ı * Herhangi bir iş i yapmak, bir görevi yüklenmek için adayl ı k aş aması nı kazanmak amac ı yla baş vuran kimse. * Milletvekili ve senatör seçimlerinde, partinin adayı olmak için, partisinde yapı lan ön seçimlere adaylı ğ ı nı koyan kimse. aday göstermek * bir iş veya bir görev için birini aday olarak belirlemek: Anayasa. aday olmak * herhangi bir iş e alı nmak veya seçilmek için istekli olmak. adayavrusu *İ ki veya üç çifte kürekli küçük balı kçı teknesi. adayl ı ğ ı nı koymak * bir iş veya göreve seçilmek için kendini ileri sürmek. adayl ı k * Herhangi bir iş , bir görev için kendini ileri sürme veya baş kaları tarafı ndan ileri sürülme, namzetlik. * Bir görevde yetiş tirilme.

adc ı

* Adcı lı k öğ retisiyle ilgili olan. * Bu öğ retiye bağ lı kimse. adc ı lı k * Kavramları n gerçek varlı klar oldu ğ unu kabul eden, kavram gerçekliğ ine kar ş ı t olarak, tümel kavramlar ı n yaln ı zca nesnelerin adlar ı olduğ unu ileri süren görü ş , isimcilik, nominalizm. addan türeme fiil * Bkz. isimden türeme fiil. addedilme * Addedilmek iş i. addedilmek * Sayı lmak. addetme * Addetmek iş i.

addetmek * Saymak. addolunma * Addolunmak i ş i veya durumu. addolunmak * Sayı lmak. adedî adem * Adetçe, sayı ca. * Yokluk, hiçlik, ölüm. * Osmanlı ca sözlerle birleş erek "-siz, -lik" anlamı nda kullanı lı r. * Dinî inançlara göre ilk yaratı lan insan ve ilk peygamber. *İ nsan, insanoğ lu, adam. *İ nsanda bulunması gereken olumlu özelliklere sahip olan.

Âdem

Âdem baba *İ nsanlı ğ ı n babas ı , Hz. Âdem. * Hapishanede çevresindeki mahkûmları haraca ba ğ layan kimse. * Afyonkeş . Âdem elması * Gı rtlak çı kı ntı sı . Âdem evlâd ı * Bkz. âdemoğ lu. Âdemci * Âdemcilik yanlı sı olan kimse.

Âdemcilik * XX. yüzyı lı n baş ı nda simgeciliğ e karş ı bir tepki olarak Rusya'da ortaya ç ı kan bir edebiyat akı mı . ademimerkeziyet * Yerinden yönetim. ademimerkeziyetçi * Yerinden yönetimci.

ademimerkeziyetçilik * Yerinden yönetimcilik. ademiyet âdemiyet * Yokluk. *İ nsanlı k. * Doğ ru dürüst insana yakı ş ı r durum, adamlı k.

âdemoğ lu *İ nsan denilen yarat ı kları n hepsi. âdemotu * Bkz. adamotu. adenit adese * Lenf düğ ümleri iltihabı . * Mercek. * Kovucuk. * Görüş derecesi, inceliğ i. * Sayı . * Herhangi bir sayı da olan ( ş ey), tane. * Bir kimsenin yapmaya alı ş mı ş oldu ğ uş ey, al ı ş kı . * Topluluk içinde eskiden beri uyulan kural, töre. * Ay baş ı .

adet

âdet

âdet edinmek * bir ş eyi al ı ş kanlı k ve huy durumuna getirmek. âdet görmek * (kadı n) ay ba ş ı olmak. âdet olmak * öteden beri yapı lı r olmak. * bir ş ey gelenek durumuna gelmiş olmak. âdet yerini bulsun diye * gerekli görüldüğ ü için değ il, yalnı z alı ş ı lmı ş oldu ğ u için. âdeta * Bayağ ı , basbayağ ı , hemen hemen, sanki. * Bayağ ı yürüyü ş le. * Sayı bakı mı ndan, sayı ca.

adetçe

adetimürettep * Bkz. tam sayı . adezyon kuvveti * Yan yana duran veya sürtünen iki cismin molekülleri arası ndaki çekiş kuvveti. adı (veya ismi) gibi bilmek * çok iyi bilmek.

adı batası (veya adı batası ca) * "yok olası " anlamı nda bir ilenme. adı batmak * (sevilmeyen bir ş ey veya kimse için) unutulmak, adı anı lmaz olmak, art ı k sözü edilmemek. adı belirsiz * ünü olmayan, tanı nmayan, kim ve ne oldu ğ u bilinmeyen. adı bile okunmamak * birine hiç önem verilmemek. adı çı kmak * kötü bir ün kazanmak. * hakkı olmayan bir ün kazanma. adı çı kmı ş dokuza, inmez sekize * birinin bir kere adı çı kt ı ktan sonra onun hakkı ndaki yayg ı n inanç artı k kolay kolay düzelemez. adı deliye çı kmak * deli olmadı ğ ı hâlde deli olarak tan ı nmak. adı duyulmak * tanı nmak, ünlenmek. adı geçmek * anı lmak, söz konusu olmak, ismi geçmek. * adı yaz ı lmak. adı kaldı rı lmak * anı lmaz olmak, silinip gitmek. adı kalmak * bir kimse veya bir ş ey ortadan çekildikten, öldükten sonra dillerde yalnı z adı dolaş mak. adı karı ş mak * (kötü) bir iş le birinin ilgisi bulundu ğ u söylenilmek. adı kötüye ç ı kmak * ünü kötü olarak yayı lmak. adı olmak * gereksiz, yersiz ünü olmak. adı sanı * bir kimsenin kimliğ i. adı üstünde * adı ndan belli olduğ u gibi. adı var * yaş amayan, yaln ı zca hayalde var olan.

adı verilmek * ad takı lmak. adı l adı m * Zamir. * Yürümek için yapı lan ayak at ı ş ları nı n her biri.

* Bir adı mda al ı nan yol (bu uzunluk 75 cm sayı lı r). * Giriş im, hamle. * Bir gösterge ucunun eş olarak ayr ı lmı ş yaylardan biri boyunca aldı ğ ı yol. * Ayakta temel duruş tan, bir ayağ ı n türlü yönlerde iki ayak boyu kadar ara ile yer de ğ iş tirmesi. * Teknolojide iki diş li arası ndaki aral ı k. adı m adı m * Ağ ı r ağ ı r, yavaş yavaş . adı m adı m gezmek * her yerini dolaş ı p görmek. adı m adı m izlemek * arkası ndan izlemek. * gizlice takip etmek. adı m atmak * yürümek için ayağ ı nı öne doğ ru uzatı p basmak. * bir iş e ilk kez giriş mek. adı m atmamak * gitmemek, uğ ramamak, aramamak. adı m baş ı * Birbirine yakı n yerlerde, s ı k sı k. adı mı nı attı rmamak * bir yere girmesine engel olmak. adı mı nı geri almak * baş lad ı ğ ı bir i ş ten geri dönmek. adı mlama * Adı mlamak i ş i. adı mlamak * Adı mla ölçmek. * Bir yerde ileriye geriye doğ ru giderek dolaş mak. adı mları nı açmak * yürürken hı zlanmak. adı mları nı seyrekle ş tirmek * hı zlı yürürken adı mları nı yavaş latmak. adı mları nı sı klaş tı rmak * daha küçük ve çabuk adı mlar atarak h ı zl ı yurümek, ivmek, acele etmek. adı mlı k * Adı m uzunlu ğ unda olan. * Bir yerin çok uzak olmadı ğ ı nı belirtmek için kullanı lı r.

adı msayar * Yürüme sı rası nda gerçek sonuçlara varabilmek için geçilen yerin uzunluğ unu anlayabilmek amacı yla aya ğ a tak ı lan alet, pedometre. adı na *oş eyin veya o kimsenin yerinde olarak, namı na, onun hesabı na.

adı nı ağ zı na almamak * dargı nlı k, kı rgı nlı k, kı zgı nlı k gibi bir sebeple bir kimseden hiç söz etmemek.

adı nı almak * ad takı lmak, ad verilmek. adı nı anmak (veya anmamak) * birinden söz etmek (veya etmemek). adı nı bağ ı ş lamak * bir baş kası ndan adı nı söylemesini istemek. adı nı bozmak * andı na uymamak, andı na ayk ı rı davranmak. adı nı kirletmek (veya lekelemek) * adı nı n kötüye çı kması na yol açmak. adı nı koymak * karş ı lı ğ ı nı veya fiyatı nı kararlaş tı rmak. adı nı taş ı mak * birinin adı yla anı lmak, sahip oldu ğ u ad ı n sorumlulu ğ unu yüklenmi ş olmak. adı nı vermek * birinin adı nı bildirmek. * biri tarafı ndan sal ı k verildiğ ini söylemek. adı yla sanı yla * bilinen ün ve niteliğ iyle. adî * Sı radan, hiçbir özelliğ i olmayan. * Aş ağ ı lı k, bayağ ı , alçak. * Adı mda uygunluk, beraberlik gerektirmeyen ve grup olarak yap ı lan bir tür yürüyü ş .

adî adı m

adî defter * Bir iş letmenin veya ticarethanenin yaptı ğ ı iş lemlerinin muhasebe kay ı tlar ı nı n geçirildiğ i ticarî defter. adî kesir * Bayağ ı kesir. adî suçlu adil * Basit suçları iş leyen kimse. * Adaletle iş gören, adaletten, haktan ayrı lmayan, hakkı yerine getiren, adaletli. * Hakka uygun, haklı . * Adalete uygun olarak, hakça. * Adîleş mek durumu.

adilâne adîleş me

adîleş mek * Adî bir duruma girmek, bayağ ı la ş mak. adîleş tirme * Adîleş tirmek iş i. adîleş tirmek * Adîleş mesine yol açmak.

adîlik adisyon

* Bayağ ı lı k, dü ş üklük, aş ağ ı lı k. * (lokanta, otel gibi yerlerde) Hesap.

adland ı rı lma * Adlandı rı lmak iş i. adland ı rı lmak * Ad vermek iş i yapı lmak. adland ı rma * Adlandı rmak i ş i. adland ı rmak * Bir kimseyi veya bir ş eyi kullanarak belli etmek, ad vermek, ad koymak, tesmiye etmek. * Ad koyma, ad vermeyi sağ lamak, tesmiye etmek. adlanma * Adlanmak iş i.

adlanmak * Kendisine ad verilmek. * Kötü ün kazanmak. adla ş ma adla ş mak * Ad durumuna gelmek. adla ş tı rma * Adlaş tı rmak i ş i. adla ş tı rmak * Ad durumuna getirmek. adl ı * Adı olan. * Ünlü. * Adlaş mak durumu.

adl ı adı yla * herkesin bilip tanı dı ğ ı biçimde. adl ı sanlı * Ünlü. adlî * Adaletle ilgili.

adlî makam * Adalet iş lerinin görüldüğ ü ve sonuca bağ land ı ğ ı kamuya ait yönetim yeri. adlî merci * Adaletle ilgili sorunları n çözümü için ba ş vurulan resmî daireler. adlî polis * Adliye içerisinde güvenliğ i sağ lay ı p adlî iş lere yard ı mcı olan kolluk gücü. adlî sicil

* Bir kimsenin mahkûmiyetinin olup olmadı ğ ı nı n anlaş ı lması için konulmuş olan kayı t yöntemi. adlî tabip * Adlî tı pta görevli doktor. adlî tatil * Her yı l 20 Temmuz ile 5 Eylül tarihleri arası nda, kanunda yazı lı durumları n dı ş ı nda, hiçbir adlî iş lemin yap ı lmadı ğ ı süre. adlî tı p adlî y ı l * Tı bbı n adalete yard ı m eden kolu; adaletin bu iş le uğ raş an kuruluş u. * Mahkemelerin bir yı l içindeki çalı ş ma süresi.

adlî zab ı ta * Bir suç sonrası sanı ğ ı ve suç delillerini adlî yetkililere sunan kolluk kuvveti. adliye * Hukuk ve adalet iş lerini gören devlet kurulu ş lar ı . * Hukuk ve âdalet iş lerinin görüldüğ ü resmî yapı . adliye encümeni * Adalet komisyonu. adliye mahkemesi * Anayasa mahkemesi, genel mahkemeler, askerî ve idarî mahkemeler dı ş ı nda kalan ve denetim mahkemesi olan Yarg ı tay ile hüküm mahkemeleri. adliye nezareti * Osmanlı İ mparatorluğ unda adliye teş kilâtı nı n ba ğ lı olduğ u en üst makam. adliye te ş kilâtı * Yargı organları ve bu organlar ı n birbirleriyle olan iliş kilerini, derecelerini, görev ve yetkilerini düzenleyen ve yürüten mekanizman ı n bütünü. adliye vekâleti * Adalet bakanlı ğ ı . adliyeci adrenalin * Böbrek üstü bezlerinin etkili bir maddesi; hekimlikte damarları daraltma, bronş ları açma, kanamaları kesme gibi amaçlarla kullan ı lı r. adres * Bir kimsenin arandı ğ ı nda bulunabileceğ i yer, oturdu ğ u yer. * Gönderilen ş eyin üzerine, alı cı nı n ad ı nı ve bulundu ğ u yeri bildirmek için yazı lan yazı . adres bı rakmak (göstermek veya vermek) * arandı ğ ı nda bulunabileceğ i, oturduğ u yeri bildirmek. adres defteri * Kiş ilerin kendilerine lâzı m olan adresleri topladı kları defter. adres kartı * Adres defteri. adres kitabı * Genellikle belli bir iş veya meslekte olanları n iş ve ev adreslerini toplu olarak gösteren kitap. * Adliye kuruluş unda meslek görevlisi.

adres makinesi * Posta gönderilerinin üzerine kâğ ı t, plâstik veya madenden, adres basan alet. adres rehberi * Adres defteri. adsı z * Adı olmayan, isimsiz. * Türklerde, ailesinden ayrı ldı ğ ı için art ı k onun adı nı taş ı mak, onun adı ile an ı lmak hakkı nı yitirmiş olan ve ancak bir yararlı k gösterince ad kazanabilen delikanlı . adsı z parmak * Orta parmak ve serçe parmak arası ndaki parmak, yüzük parmağ ı . aerobik * Hı zl ı müzik temposu eş liğ inde yapı lan, vücudun çevikliğ ine ve hareketliliğ ine dayanan bir tür jimnastik. aerobik solunum * Hücrede yalnı z moleküler oksijenin kullan ı ldı ğ ı bir solunum ş ekli. aerodinamik * Hareket hâlinde olan bir cisim üzerinde havanı n yarattı ğ ı etkiyi inceleyen bilim. * Aerodinamik bilim alanı yla ilgili. * Fizik biliminin gazları n hareketini inceleyen dalı . af * Bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağ ı ş lama. * Mazur görme veya görülme. * (görevden) çı karı lma.

af buyurun! * "affedersiniz" veya "affı nı zı rica ederim" anlamı nda bir söz. af çı karı lmak * bir suçun bağ ı ş lanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çı karmak. af dilemek * bağ ı ş lanması nı istemek. af kapsamı na alı nmak * af kanununa girmek. afacan * Zeki ve yaramaz (çocuk). afacanlaş ma * Afacanlaş mak iş i. afacanlaş mak * Yaramazlaş mak, yaramaz, ele avuca sı ğ maz duruma gelmek. afacanlı k * Afacan olma durumu, yaramazlı k. afak * Ufuklar, dört bir taraf. afakan afakî * Bkz. hafakan. * Belli bir konu üzerine olmayan (konuş ma), dereden tepeden.

* Nesnel, objektif. afakîlik * Bkz. objektiflik. afal afal afallama *Ş aş kı n bir biçimde. * Afallamak iş i.

afallamak *Ş aş kı nlı ktan sersemleş mek. afallaş ma * Afallaş mak iş i. afallaş mak *Ş aş kı nlı k içinde kalmak, ş aş ı rı p bir ş ey yapamaz olmak. afallaş tı rma * Afallaş tı rmak i ş i. afallaş tı rmak *Ş aş kı nlı k içinde bı rakmak, birini ş aş ı rı p bir ş ey yapamaz duruma sokmak. afallatma * Afallatmak iş i. afallatmak *Ş aş kı nlı ğ a dü ş ürerek sersemleş tirmek. afat afazi aferin * Okş ama, alkı ş lama, beğ enme gibi duyguları belirtmek için söylenir, bravo. * Eskiden öğ rencilere verilen beğ enme ve takdir kâ ğ ı dı . aferin almak * değ erli görülüp be ğ enilmek. aferist afet * Vurguncu, dalavereci, çı karı nı bilen, ç ı karc ı . * Doğ anı n sebep oldu ğ u yı kı m. * Kı ran. * Çok kötü. * Güzelliğ i ile insanı ş aş kı na çeviren, akl ı nı baş ı ndan alan kadı n. * Hastalı klar ı n dokularda yaptı ğ ı bozukluk. * Afete uğ ramı ş , afet görmüş . * Afetler, belâlar, kı ranlar. * Bkz. söz yitimi.

afetzede

affa uğ ramak * bağ ı ş lanmak, affedilmek. affedersin veya affedersiniz

* özür dilemek için söylenir. * karş ı çı kmak için söylenir. affedilme * Bağ ı ş lanma. affedilmek * Bağ ı ş lanmak. affetme affetmek * Bağ ı ş lama. * Bağ ı ş lamak. * Hoş görü ile karş ı lamak, mazur görmek. * Görev veya iş ten çı karmak.

affetmemek * bağ ı ş lamamak, hoş görmemek. affetmi ş sin * "hiç de öyle değ il", yan ı lı yorsun" anlamı nda kullanı lı r. affettirme * Affettirmek iş i. affettirmek * Bağ ı ş lanması nı sa ğ lamak. affettuoso * Bir parçanı n yumuş ak ve duygulu bir biçimde çalı nacağ ı nı anlatı r. affeyleme * Affeylemek iş i. affeylemek * Affetmek. aff ı nı dilemek (veya istemek) * bir iş veya görevi yerine getiremeyeceğ ini nezaketle bildirmek. aff ı nı za s ı ğ ı narak * "bağ ı ş layacağ ı nı za güvenerek" anlamı nda bir nezaket sözü. affolunma * Affolunmak iş i. affolunmak * Bağ ı ş lanmak, affedilmek. Afgan * Afganistan halkı ndan veya bu halkı n soyundan olan kimse. * Afganistan'a ve Afganistan halkı na özgü olan. Afganlı * Afgan. afi * Gösteriş , çalı m, caka.

afi kesmek (satmak veya yapmak) * birine karş ı gösteriş yapmak, kabadayı lı k etmek.

afif afife afili afis

*İ ffetli. * Namuslu, iffetli, saygı değ er (kad ı n). * Gösteriş li, çalı mlı . * Gümüş balı ğ ı nı n küçüğ ü.

afi ş

* Bir ş eyi duyurmak, tanı tmak için haz ı rlanan, çoğ u resimli duvar ilân ı .

afi ş asmak * duvarlara ilân yapı ş tı rmak. afi ş yutmak * yalana dolana kanmak. afi ş çi * Afiş yapan sanatçı . afi ş çilik afi ş e * Afiş yapma sanatı . * Açı ğ a çı km ı ş , duyulmuş .

afi ş e etmek * açı ğ a vurmak, belirtmek, duyurmak, dile düş ürmek, reklâm etmek. afi ş e olmak * (bir kimse) bilinmeyen bir yönüyle tanı nmak. afi ş leme * Afiş asma iş i, afiş lemek iş i.

afi ş lemek * Afiş ası p duyurmak. * Nitelemek, göstermek. afi ş te kalmak * (oyun için) ilgi görerek günlerce oynanmak. afiyet * Hasta olmama durumu, sağ lı k, esenlik.

afiyet bulmak * iyileş mek, sağ lı ğ ı nı kazanmak. afiyet olsun * bir ş ey yiyip içenlere "yarası n" anlamı nda söylenen iyi dilek sözü. afiyet ş eker olsun * "yarası n, ağ ı z tadı yla yensin'" anlamı nda söylenir. afiyet üzere olmak * sağ lı klı , rahat yaş amak.

afiyetle afoni aforizm

* ağ ı z tad ı yla, keyifle. * Bkz. Ses yitimi. * Özlü söz, özdeyiş .

aforoz

* Hristiyanlı kta kilise taraf ı ndan verilen "cemaatten kovma" cezas ı .

aforoz etmek * kilise birliğ inden çı karmak. * darı lı p biriyle konuş mamak, yakı nı olmaktan ç ı karmak, ilgiyi kesip uzaklaş tı rmak, ad ı nı duymak bile istememek. aforozlama * Aforozlamak iş i. aforozlamak * Aforoz etmek, kovmak. aforozlu afra tafra * Çalı m. * Çalı mlı . afralı tafralı * Çalı mlı . Afrika çekirgesi * Değ iş ik boyda ve renkte genellikle kuzey Afrika'da ekilmemiş arazilerde rastlanan zararsı z bir çekirge (Locusta migratona). Afrika domuzu * Çift parmaklı lardan, kal ı n derili, Afrika'da yaş ayan ve yaban domuzuna benzer bir hayvan (Phacochoerus aethiopicus). Afrika menek ş esi *İ ki çeneklilerden, tüylü yaprakl ı , mor, pembe, beyaz renkli çiçekleri olan, evlerde saksı da yetiş tirilen çok yı llı k bir süs bitkisi (Saintpaulia ionantha). Afrikal ı * Afrika kökenli olan kimse. * Afrikalı oyuncu. Afrikal ı lı k * Afrikalı olma. afsun afsuncu * Büyü, füsun. * Büyücü, üfürükçü. * Aforoz edilmiş , kovulmuş , uzaklaş tı rı lmı ş .

afsunculuk * Afsuncunun yaptı ğ ı iş . afsunlama

* Afsunlamak iş i. afsunlamak * Büyülemek. afsunlanma * Afsunlanmak i ş i. afsunlanmak * Büyülenmek. afsunlu Afş ar * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. aft aftos * Pamukçuk. * Oynaş , metres. * Büyülü, sihirli, füsunkâr.

afur tafur * Çalı m. afur tafura gelmemek * çalı m satmadan ho ş lanmamak; böyle bir davran ı ş a karş ı tepki göstermek. afyon * Olgunlaş mamı ş haş haş kapsüllerine yapı lan çizintilerden s ı zan, sonradan katı laş an süt; içinde morfin ve kodein gibi çok uyuş turucu maddeler bulunan, güçlü bir zehir olmakla birlikte, hekimlikte kullanı lan değ erli bir ilâç. afyon çekmek * keyif için afyon yutmak. afyon ruhu * Yatı ş tı rı cı olarak kullanı lan afyon tentürü. afyonke ş * Keyif için afyon yutan veya çeken (kimse), afyon tiryakisi. afyonke ş lik * Afyon çekmeye düş künlük. afyonlama * Afyonlamak iş i. afyonlamak * Afyon vererek uyuş turmak, uyutmak. * Telkin yoluyla doğ ru düş ünmeyi önleyerek zararlı bir yola sürüklemek. afyonlanma * Afyonlanmak iş i. afyonlanmak * Afyonlamak iş i yapı lmak. afyonlu *İ çinde afyon bulunan. * Afyon yutmuş . * Dalgı n, uyuş muş , uyuş uk (kimse).

afyonu baş ı na vurmak * aş ı rı davranı ş larda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptı ğ ı nı bilememek. afyonunu patlatmak * kendi keyfine dalmı ş olan birini öfkelendirmek. Ag aga * Ağ a. agâh * Bilir, bilgili, haberli, uyanı k. * Gümüş 'ün kı saltmas ı .

agâh olmak * bilgi edinmiş olmak. agami aganta emir. agaragar * Deniz yosunları ndan çı karı lan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanı lan bir tür jelâtin, jeloz. agel * Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağ lad ı kları , yünden örülmüş kalı n çember bağ . agitato * Bir parçanı n canlı ve coş kulu çalı naca ğ ı nı anlat ı r. * Yı sa veya lâçka edilmekte olan bir halatı n ve zincirin kı sa bir süre elde tutulup bı rakı lmamas ı için verilen * Güney Amerika'da yaş ayan, mavi ve yeş il metalik yans ı malı bir kuş .

aglütinasyon * Kümeleş im. aglütinin agnosi * Tanı sı zlı k. agnostik * Bilinemezci. * Bilinemezcilikle ilgili. * Serumda meydana gelen antikor.

agnostisizm * Bilinemezcilik. agnozi * Duyularda herhangi bir bozukluk olmamas ı na rağ men sı nav sisteminin belirli bir yerindeki doku bozuklu ğ undan ileri gelen algı kaybı veya yokluğ u. Agop'un kaz ı gibi bakmak * aptal aptal bakmak. agora * Yunan klâsik devrinde, sitenin yönetim, politika ve ticaret iş lerini konuş mak için halkı n topland ı ğ ı alan, halk meydanı .

agorafobi * Bkz. alan korkusu. agraf agrafi * Kanca, kopça. * Bkz. yazma yitimi.

agrandisman * Büyültme. agrandisör * (fotoğ rafçı lı kta) Büyülteç. agreje agreman agu * Süt çocukları nı n neş elendikleri zaman ç ı kardı klar ı ses. agu bebek * Büyüdüğ ü hâlde bebekliğ e özenen çocuklara alay yollu söylenir. agucuk * Süt çocu ğ u. * Süt çocuğ unu sevmek için söylenir. * Agulamak iş i. * Yeni doğ muş bebeklerin çı kardı ğ ı ses. * (yabancı ülkelerde) Doçent olmak için sı nav vermi ş kimse, doçent. * Bir elçinin bir ülkeye atanması ndan önce o ülkeden istenen uygun görme yazı sı .

agulama

agulamak * (bebek) Agu agu diye ses çı karmak. agu ş ağ *İ plik, sicim, tel gibi ince ş eylerden kafes biçiminde yapı lmı ş örgü. * Örümcek gibi birtakı m hayvanları n salgı ları yla oluş turdukları örgü. * Ülke yüzeyine yaygı nla ş tı rı lmı ş örgü, ş ebeke. * Tuzak. * Oyun alanı nı ortadan ikiye bölen iple yapı lmı ş örgü. * Çaprazlama örgü ile yapı lan ve kale direkleri arkası na gerilen örgü, file. ağ * Donun veya pantolonun apı ş aras ı na gelen yeri, apı ş lı k. ağ atmak (veya b ı rakmak) * balı k avlamak için denize ağ salmak. ağ benek * Açı klı koyulu kahverengi a ğ görünüş ünde olan, arpa yaprakları na yerleş erek oldukça önemli zararlara yol açan askl ı mantar. * Bu mantarı n ortaya çı kardı ğ ı ekin hastal ı ğ ı . ağ çekmek * Kucak.

* yakalanan balı klar ı toplamak için ağ ı sudan çı karmak. ağ iğ nesi * Ağ ı n örülmesinde kullanı lan i ğ biçiminde tahtadan veya plâstikten yapı lmı ş alet. ağ ipliğ i * Keten, kenevir, naylon gibi maddelerden ağ yapı mı nda kullanı lan iplik.

ağ kayı ğ ı * Balı k ağ lar ı nı taş ı yan kayı k. ağ kepçe ağ kurdu * En çok elma ve erik gibi yemiş ağ açları na zarar veren bir kurt. ağ kurş unu * Balı k ağ lar ı nı suda tutmaya yarayan zeytin çekirdeğ i biçiminde delikli kurş un madde. ağ mantarlar *İ nsan ve hayvanlarda hastalı ğ a yol açan ve birçok türü içine alan ilkel bitkiler topluluğ u. ağ tabaka ağ tonos * Gotik mimaride kullanı lmı ş , ağ biçiminde parçal ı tonos. ağ torba * 25 cm geniş li ğ inde ve 50 cm uzunluğ unda a ğ dan yapı lmı ş kı rmı zı yosunlar ı n suya dalı narak avlamada kullan ı lan, bir ip ve kayı ktaki makara yardı mı ile suyun yüzeyine çı kı p inebilen bir torba. ağ yatak ağ a * Hamak. * Kı rl ı k kesimde geniş toprakları olan, sözü geçen, varlı klı kimse. * Halk arası nda say ı lan ve sözü geçen erkeklere verilen san. * Büyük kardeş , ağ abey. * Okur yazar olmayan yaş lı ca kiş ilerin adları yla birlikte kullanı lan san. * Osmanlı İ mparatorluğ unda bazı kurulu ş lar ı n ba ş ı nda bulunanlara verilen resmî san. * Göz yuvarları nı n iç yüzeyinde görme sinirinin yayı lması ile beliren, ı ş ı ğ a duyarl ı , ağ ı msı bölüm, retina. * Balı kçı lı kta kullanı lan, ağ dan örülerek yapı lan uzun sapl ı sepet.

ağ a borç eder, uş ak harç * ağ a para sı kı nt ı sı içinde olup borç etse de, uş ak, hâlden anlamaz ve bol harcamay ı sürdürür. ağ a kapı sı * Yeniçeri ağ ası nı n dairesi. ağ a yamağ ı * Yeniçeri ağ ası na bağ lı emir çavuş u. ağ ababa * Dede, ata. * Sanı "ağ a" olan babaya çocuğ unun sesleni ş i. * Bir yerde, bir topluluk içinde etkili olan, sözü geçen, ileri gelen (kimse). * Bir kimsenin kendinden yaş ça büyük olan erkek kardeş i. * Kardeş olmayanlar arası nda da genellikle yaş ça büyük olanlara bir sayg ı sesleni ş i olarak kullanı lı r.

ağ abey

ağ abeylik

* Ağ abey olma durumu. ağ abeylik etmek (veya yapmak) * Birini ağ abey gibi korumak, gözetmek. ağ aca çı kan keçinin dala bakan oğ lağ ı olur * çocuklar ana ve babaları ndan öğ rendiklerini yapmaya özenirler. ağ aca çı ksa pabucu yerde kalmaz * davranı ş ları na engel olacak hiçbir takı ntı sı yok. ağ aca dayanma kurur, adama (insana) dayanma ölür * insan yapacağ ı iş te ba ş kalar ı na değ il, kendine güvenmelidir. ağ acı kurt, insanı dert yer * kurt ağ ac ı nası l içten içe kemirirse dert de insanı içten içe yer bitirir. ağ aç * Gövdesi odun veya kereste olmaya elveriş li bulunan ve uzun yı llar yaş ayabilen bitki. * Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dalları ndan yapı lan. * Direk.

ağ aç arı sı * Düzgün kanatlı , kuyruğ unda yumurtlama hortumu olan, 3-4 cm boyunda ağ aç zararlı sı . ağ aç balı * Erik, kayı sı gibi ağ açlardan sı zan zamk. ağ aç biti * Yarı m kanatlı lardan, bitkiler üzerinde ya ş ayan, sı çrayı cı bir böcek türü (Psylla).

ağ aç çileğ i * Ahududu. ağ aç ebegümeci * Ebegümecigillerden, boyu yüksek bir ot (Fr. lavatere). ağ aç kaplama * Konut duvarları nı yal ı tma ve güzelleş tirme amacı yla ağ aç veya ağ aç ürünlerinden yararlan ı larak yapı lan kaplama. ağ aç kavunu * Turunçgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetiş en, taç yaprakları mavimsi pembe, küçük bir ağ aç (Citrus medica). * Bu ağ acı n iri bir limon görünüş ündeki buruş uk kabuklu yemi ş i. ağ aç kurbağ ası * Kurbağ agillerden, boyu 3-5 cm olan, s ı rtı yaprak yeş ili, ağ açlara tı rmanan bir kurbağ a türü (Hyla arborea). ağ aç kurdu * Ağ açları kemirerek beslenen birtak ı m sinek kurtçukları na verilen ad. ağ aç küpesi * Hatmi. ağ aç mantarı * Ağ açta biten bazitli mantarlara verilen ad. ağ aç minesi * Mine çiçeğ igillerden, bahçelerde süs bitkisi olarak yetiş tirilen, kı rmı zı , mor çiçekli bir ağ aççı k (Lantana). ağ aç mobilya

* Oturma, yemek yeme, çalı ş ma, yatma vb. iş lerin yapı lması nda kolayl ı k ve rahatlı k sağ layan, parçaları nı n büyük ço ğ unluğ u masif, lifli, yangalı ve tabakalı ağ aç malzemeden yapı lan, taş ı nabilir veya sabit olarak kullan ı lan eş ya. ağ aç nemi * Ağ açta bulunan su miktarı nı n, aynı ağ acı n mutlak kuru ağ ı rl ı ğ ı na oranı . ağ aç olmak * bir yerde ve ayakta çok beklemek. ağ aç oyma * Oyma baskı sanatları ndan düz bir baskı tekniğ i. ağ aç sakı zı * Reçine. ağ aç sansarı * Sansargillerden, sı rtı koyu esmer, karnı daha açı k, iyi tı rmanan, postu de ğ erli bir memeli türü (Martes martes). ağ aç yaş iken eğ ilir * çocuklar küçük yaş ta kolay eğ itilir, büyük insan kolay kolay eğ itilemez. ağ aççı k * Taflan gibi, dalları dibinden baş layarak çatallanan küçük ağ aç. ağ aççı lı k * Ağ aç yetiş tirme iş i.

ağ açdelen * Yuva yapmak için ağ açları oyan böcek. ağ açkakan * Serçegillerden, ağ aç kurtları ile geçinen bir kuş (Picus). ağ açkesen * Zar kanatlı lardan, kurtçukları en çok gül fidanları üzerinde yaş ayarak yapraklara zarar veren, kara renkli bir böcek (Hylotoma). ağ açlama * Ağ açlamak iş i. ağ açlamak * Ağ açlandı rmak. ağ açland ı rı lma * Ağ açlandı rı lmak i ş i. ağ açland ı rı lmak * Ağ açlı duruma getirilmek. ağ açland ı rma * Ağ açlandı rmak iş i. ağ açland ı rmak * Bir yeri ağ açlı duruma getirmek. ağ açlanma * Ağ açlanmak iş i. ağ açlanmak * Ağ açlı duruma gelmek.

ağ açlaş ma * Ağ açlaş mak durumu. * Bitki ş ekilleri gösteren ve akiklerde olduğ u gibi maden filizlerinin gerek yüzeyinde gerek içlerinde rastlanan tabiî desen. ağ açlaş mak * Ağ aç durumuna gelmek. ağ açlı ağ açlı k * Ağ acı olan. * Ağ aç öbeğ i. * Ağ acı bol olan (yer).

ağ açlı klı * Ağ açları bol olan (yer). ağ açsı * Ağ aca benzeyen, ağ acı andı ran. ağ açsı z * Ağ acı olmayan.

ağ alanma * Ağ alanmak iş i. ağ alanmak * Ağ a tavrı tak ı narak çalı m yapmak. ağ alı k * Ağ a olma durumu. * Kibar ve cömertçe davranı ş . -a ğ an / -eğ en * Fiilden sı fat ve isim yapma eki: yat-ağ an, gez-eğ en, ol-a ğ an, dur-ağ an, piş -eğ en vb. ağ anı n alnı terlemezse ı rgadı n burnu kanamaz * iş veren iş çisi ile birlikte çalı ş mazsa iş çi iş e var gücüyle sarı lmaz. ağ anı n eli tutulmaz * cömertliğ i, elinin açı klı ğ ı , tartı ş ı lmaz. ağ arı k ağ arma * Ağ armak iş i. * Tan atma, ş afak sökme. ağ armak * Ak olmak, ak duruma gelmek, beyazlanmak, solmak. * Aydı nlanmak. ağ artı * Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklı k. * Süt, yoğ urt, peynir, ayran gibi yiyecek ve içecekler. ağ artı lma * Ağ artı lmak i ş i. ağ artı lmak * Aklaş mı ş , rengi solmu ş .

* Temizlenmek, beyazlatı lmak. ağ artma * Ağ artmak iş i. * Kuyumculukta gümüş ü temizleme iş i. ağ artmak * Ak duruma getirmek, beyazlatmak. ağ beneklilik * Arpa bitkisinde görülen mantar hastalı ğ ı (Pyrenophora). ağ cı ağ cı k ağ cı lı k * Ağ ile bal ı k tutma. ağ da * Kaynatı larak çok koyu ve yap ı ş kan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu ş eker eriyiğ i. * Ağ ile bal ı k tutarak geçinen kimse. * Palmiyelerde çiçeklerin dibinin çevresindeki telli kı n.

ağ da yapmak * vücuttaki fazla tüyleri ağ da ile almak, temizlemek. ağ dacı *Ş eker, tatlı ve helva yap ı mı nda ağ da hazı rlayan iş çi. * Ağ da ile vücuttaki fazla tüyleri veya kı lları temizlemeyi meslek edinmiş kimse.

ağ dalanma * Ağ dalanmak iş i. ağ dalanmak * Ağ da durumuna gelmek, ağ dala ş maya ba ş lamak. * Ağ da bulaş mak. ağ dalaş ma * Ağ dalaş mak durumu. ağ dalaş mak * Ağ da durumuna gelmek, ağ dalanmak. * (sohbet) Tam tadı na varı lı r durum almak, koyula ş mak. ağ dalaş tı rma * Ağ dalaş tı rmak i ş i. ağ dalaş tı rmak * Ağ da durumuna getirmek. ağ dalı * Ağ dalanmı ş . * (deyiş için) Bilinmeyen kelimelerle, anlaş ı lmas ı güç, dolambaçl ı cümlelerden oluş an. * Karmaş ı k. * Pekmez yapmaktan baş ka iş e yaramayan üzüm. * Ağ dı rmak i ş i.

ağ dalı k ağ dı rma

ağ dı rmak

* Ağ ması na sebep olmak. * Aş ağ ı inmek, yük veya terazide denge bozularak bir yan ı ağ ı r gelmek.

ağ ı

* Organizmaya girince kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarı na göre canlı yı öldürebilen madde, zehir. ağ ı ağ acı * Zakkum. ağ ı çiçeğ i * Zakkum. ağ ı gibi * acı veren, çok etkileyen. * çok sert, keskin. ağ ı otu * Baldı ran. ağ ı l * Koyun ve keçi sürülerinin gecelediğ i, çit veya duvarla çevrili yer. * Bazı yı ldı zları n, özellikle ayı n çevresinde görülen geniş ve ayd ı nl ı k teker, ayla, hale. * Bazı görüntülerdeki çok ı ş ı klı cisimleri çevreleyen ı ş ı klı teker. * Ağ ı verme, zehirleme. ağ ı lamak * Ağ ı vermek, zehirlemek. * (bir ş eye), Ağ ı katmak.

ağ ı lama

ağ ı land ı rma * Ağ ı landı rmak iş i. ağ ı land ı rmak * Ağ ı lı duruma getirmek. ağ ı lanma * Ağ ı lanmak iş i.

ağ ı lanmak * Bilmeden veya farkı nda olmadan zehirli bir ş ey yemek veya içmekle zehirlenmek. ağ ı laş ma * Ağ ı laş mak durumu.

ağ ı laş mak * Ağ ı lı duruma gelmek. ağ ı lda oğ lak doğ sa ovada otu biter * Tanrı her yarattı ğ ı nı n rı zkı nı verir. ağ ı lı *İ çinde ağ ı bulunan, zehirli. ağ ı lı böcek * Kı n kanatl ı lardan, baş ka böcekleri yemesi bak ı mı ndan yararlı bir böcek. (Carabus). ağ ı llanma * Ağ ı llanmak durumu.

ağ ı llanmak * Toplanı p bir arada durmak. * Çevresinde ağ ı l denen hale oluş mak, halelenmek. ağ ı m ağ ı mlı * Ayağ ı n üstündeki tümsek yer. * Üstü aş ı rı tümsek olan (ayak).

ağ ı na dü ş ürmek * tuzağ ı na dü ş ürmek. ağ ı nma * Ağ ı nmak iş i. ağ ı nmak ağ ı r * (hayvan) Yere yatı p yuvarlanmak. * Tart ı da çok çeken, hafif kar ş ı tı . * Davranı ş lar ı yavaş olan. * Değ eri çok olan, gösteriş li. * Çapı , boyutlar ı büyük. * Çetin, güç. * Tehlikeli, korkulu, vahim. * Sı kı nt ı veren, bunalt ı cı . * Dokunaklı , insanı n gücüne giden, k ı rı cı . * Yavaş . * Ağ ı rbaş lı , ciddî. * (koku için) Keskin, boğ ucu. * (yiyecek için) Sindirimi güç. * Yoğ un. * (uyku için) Uyanı lmas ı güç, derin. * Kı sı k, alçak. * Güç iş iten, sağ ı r. * Ağ ı r siklet. * Acele etmeden. * Fazlası yla.

ağ ı r ağ ı r

ağ ı r aksak yürümek (veya gitmek) * pek yavaş olarak. ağ ı r almak * bir iş te yavaş davranmak. ağ ı r araç ağ ı r ayak * Ağ ı r vası ta. * Doğ urması yakı n (gebe kad ı n).

ağ ı r basmak * ağ ı rl ı ğ ı fazla gelmek. * bir iş te gücü ve etkisi üstün gelmek. ağ ı r basmak * gücü, etkisi veya özelliğ i daha üstün ve belirgin olmak. * bir iş te gücü ve etkisi üstün gelmek.

ağ ı r basmak * bir kimse kâbusa uğ ramak. ağ ı r canl ı * Çok yavaş iş yapan, çevik olmayan. * Varlı ğ ı sı kı ntı veren sevimsiz. * Tembel. * Gebe (kadı n). ağ ı r canl ı lı k * Hareketlerin yavaş olması , hı mbı ll ı k, tembelce davranı ş biçimi. ağ ı r ceza * Ağ ı r hapis ve beş yı ldan yukarı olan hapis cezaları .

ağ ı r çekmek * tartı da a ğ ı r gelmek. ağ ı r durmak * ciddî, ağ ı rbaş lı , oturaklı , soğ ukkanlı hareket etmek. ağ ı r elli * Bkz. eli ağ ı r. ağ ı r ellilik * Eli ağ ı r olma durumu. ağ ı r ezgi * Çok ağ ı r, yavaş yavaş , ahenkli.

ağ ı r gelmek * gücüne gitmek, onuruna dokunmak. * yapı lmas ı güç gelmek. ağ ı r hapis cezası * 2-24 yı l veya ömür boyu hapis cezası . ağ ı r hastalı k * Ölümle sona erebilecek gibi olan hastalı k. ağ ı r hidrojen * Döteryum. ağ ı r iş * Büyük tehlikeler yaratan ve fazla güç isteyen her türlü iş .

ağ ı r iş itmek (veya duymak) * kulakları iyi iş itmemek, kulakları az iş itmek. ağ ı r kaçmak * gücendirici olmak. ağ ı r kayba u ğ ramak * maddî ve manevî büyük zarar görmek. ağ ı r kayı p * (savaş , deprem, sel gibi do ğ al afetlerde) Büyük kayı p. * Maddî zarar. ağ ı r küre * Yer yuvarlağ ı nı n, yoğ unluğ u ve katı lı ğ ı çok olan bölümü, barisfer.

ağ ı r ol!

* ciddî, ağ ı rbaş lı , so ğ ukkanl ı , sab ı rl ı ol!. * acele etme, yavaş ol!.

ağ ı r oturmak * uslu durmak. ağ ı r para cezası * Bazı suçlara göre takdir edilen para cezası . ağ ı r sanayi * Üretim araçları yapan sanayi. ağ ı r satmak * nazlanmak, gönülsüz davranmak. ağ ı r sı klet * Bazı spor dalları nda yarı ş macı lar ı n ağ ı rlı ğ ı ile sı nı rlandı rı lan kategori, baş ağ ı rl ı k. ağ ı r söylemek * acı , dokunaklı , sözler söylemek. ağ ı r söz ağ ı r su * Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaş latı cı sı olarak kullan ı lan, içinde hidrojen atomları yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluş an su (DO). ağ ı r top * Güçlü, ünlü, tanı nmı ş kimse. ağ ı r uyku * Uyanı lmas ı güç, derin uyku. * Kiş inin onuruna dokunan, dayanı lmas ı güç söz.

ağ ı r vası ta * Motoru, ağ ı r yük veya birden fazla römork taş ı mak amacı yla güçlendirilmiş kamyon ve benzeri araç. ağ ı r vası ta ehliyeti * Ağ ı r vası ta sürücülerine verilen kullanma belgesi. ağ ı r yağ * Kalı n yağ . ağ ı rba ş lı * Davranı ş lar ı ölçülü, olgun (kimse), vakur, ciddî. ağ ı rba ş lı lı k * Ağ ı rbaş lı olma durumu, vakar, ciddiyet. ağ ı rca ağ ı rdan * Ağ ı r olarak. ağ ı rdan almak * bir iş i gereken süre içinde bitirmemek. * bir iş i gönülsüz, isteksiz yapmak, geciktirmek. ağ ı rkanl ı * Oldukça ağ ı r.

* Hippokrates'in ortaya attı ğ ı ağ ı r canlı lı k, soğ ukluk, kolayca duygulanmayı ş gibi nitelikleri kendinde toplayan kiş ilik tipi. * Bkz. ağ ı r canl ı . ağ ı rkanl ı lı k * Ağ ı rkanlı olma durumu. ağ ı rlama * Ağ ı rlamak iş i, ikram, izaz. * Gelin veya güvey karş ı lanı rken çalı nan k ı vrak bir hava.

ağ ı rlamak * Konuğ a saygı göstererek onun her türlü rahat ı nı , ihtiyacı nı sa ğ lamak, ikram etmek, izaz etmek. ağ ı rlanma * Ağ ı rlanmak iş i. ağ ı rlanmak * Ağ ı rlamak iş ine konu olmak. ağ ı rla ş ma * Ağ ı rla ş mak durumu.

ağ ı rla ş mak * (hava) Sı kı cı ve bunaltı cı bir durum almak, bozulmak. * (hasta için) Tehlikeli duruma gelmek, fenalaş mak. * Yavaş lamak. * (gebe kadı n için) Do ğ urmas ı yaklaş mak. * Ağ ı rbaş lı olmak. * (yiyecek) Bozulmaya yüz tutmak. * Güçleş mek, zorla ş mak. * (organ için) Görevini yapamaz duruma gelmek. ağ ı rla ş tı rma * Ağ ı rla ş tı rmak i ş i. ağ ı rla ş tı rmak * Bir ş eyin a ğ ı rla ş ması na yol açmak. ağ ı rlatma * Ağ ı rlatmak iş i.

ağ ı rlatmak * Ağ ı rlamak iş ini yaptı rmak. ağ ı rl ı ğ ı nca altı n değ mek * çok değ erli olmak. ağ ı rl ı ğ ı nı (ortaya) koymak * kimliğ ini ve ki ş iliğ ini kabul ettirmek. ağ ı rl ı k * Ağ ı r olma durumu. * Değ erli olma durumu. * Ağ ı rbaş lı lı k. * Tehlikeli olma durumu. * Sı kı nt ı lı , bunaltı cı durum. * Orduda bir birliğ in cephane, yiyecek ve eş ya yükleri. * Çeyizini düzmek için güveyin geline verdiğ i para, kalı n. * Uyuş ukluk ve gevş eklik durumu. * Uykuda iken gelen ve insana boğ ulur gibi bir duygu veren durum. * Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluş turduğ u bile ş ke.

* Takı . * Yük, külfet. * Sorumluluk. * Etki, yetki, baskı , güçlük. * Dikkati ve önemi bir ş ey üzerinde yoğ unlaş tı rmak. * Terazilerde tartma iş i yapı lı rken bir kefeye konulan nesne. * Değ erlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağ an ı n üzerinde ve belli oranda, fazladan bir değ er tanı nması . ağ ı rl ı k basmak (veya çökmek) * gevş eklik ve uyku gelmek. * (uykuda) sı kı ntı lı duruma girmek. * Ağ ı r bir hava kaplamak, sessizlik olu ş mak. ağ ı rl ı k merkezi * Bir cismin bütün noktaları na ayrı ayrı etki yapan yer çekimi kuvvetlerinden oluş mu ş tek kuvvet durumundaki bile ş kenin uygulama noktas ı . * Bir iş in en önemli bölümü. ağ ı rl ı k olmak * birine yük olmak, kendi masrafı nı baş kası na çektirmek, s ı kı ntı vermek. ağ ı rl ı klı (değ er). ağ ı rsama * Ağ ı rsamak hareketi. ağ ı rsamak * Birine karş ı soğ uk davranarak sı kı ntı verdiğ ini anlatmak. * Bir iş i yavaş yapmak, önemsememek, ilgilenmemek. * Bir iş i ağ ı r bulmak, yük saymak, yüksünmek. ağ ı rş ak * Yün, iplik eğ irilen i ğ i ağ ı rla ş tı rmak için alt ucuna geçirilen yar ı m küre biçiminde, ortas ı delik a ğ aç veya kemik parça. * Teker biçiminde yassı nesne, kurs. ağ ı rş aklanma * Ağ ı rş aklanmak iş i veya durumu. ağ ı rş aklanmak * Çı banda veya (ergenlik sı rası nda) memede ağ ı rş ak biçiminde bir tümsek oluş mak. ağ ı ş * Ağ mak iş i veya biçimi. * (su buharı nı n ve baş ka gazlar ı n) Yerden havaya doğ ru çı kı ş ı , yağ ı ş karş ı tı . * Değ erlendirmelerde, herhangi bir konu veya evreye olağ an ı n üzerinde ve belli bir oranda, fazladan tanı nan

ağ ı t

* Ölen bir kimsenin gençliğ ini, güzelliğ ini, iyiliklerini, değ erlerini, arkada bı raktı kları nı n acı lar ı nı veya büyük felâketlerin ac ı lı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazı lan yaz ı , sa ğ u, mersiye. * Ağ lama, gelin olan bir kı zı n arkas ı ndan meziyetlerini sayı p dökerek a ğ lama. ağ ı t yakmak (veya tutturmak) * ağ ı t söylemek, ağ ı t düzmek. ağ ı tçı ağ ı tçı lı k * Ölüye ağ ı t söylemek için para ile getirilen kimse, sağ ucu. * Ağ ı tçı nı n iş i veya mesle ğ i.

ağ ı tlama ağ ı z boş luk.

* Ölmüş leri anmak için düzenlenen törende okunan övgü. * Yüzde, avurtlarla iki çene arası nda, ses çı karmaya, soluk alı p vermeye ve besinleri içine almaya yarayan * Bu boş luğ un dudakları çevreledi ğ i bölümü. * Kapları n veya içi bo ş ş eylerin aç ı k yan ı . * Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğ ü yer, munsap. * Koy, körfez, liman, yol gibi yerlerin açı k yan ı . * Birkaç yolun birbirine kavuş tuğ u yer, kavş ak. * Kesici aletlerin keskin yanı . * Bir dilin sı nı rlar ı içinde, bölgelere ve s ı nı flara göre de ğ iş en söyleyi ş özelliğ i. * Birini yanı ltmak, kandı rmak amac ı yla dolambaçlı birtakı m sözler söyleme özelli ğ i. * Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. * Bazen "kez" anlam ı na gelir. * Üslûp, ifade özelliğ i. * (tehlikeli ş eyler için) Pek yakı n yer.

ağ ı z

* Yeni doğ urmuş memelilerin ilk sütü.

ağ ı z açmak * söz söylemek, konuş mak. * azarlamak, paylamak. ağ ı z açmamak * tek bir söz olsun söylememek, susup kalmak. ağ ı z açtı rmamak * çok konuş arak baş kaları nı n söz söylemesine, konuş ması na engel olmak. ağ ı z ağ ı za * ağ zı na kadar, tamamen. ağ ı z ağ ı za vermek (veya konuş mak) * iki kiş i birbirine pek yakı n durarak baş kalar ı iş itmeyecek biçimde konuş mak. ağ ı z alı ş kanlı ğ ı * Çok söylendi ğ i için bir sözü s ı k sı k kullanma durumu. ağ ı z aramak (veya yoklamak) * öğ renmek istenilen ş eyi söyletecek yolda dil kullanmak. ağ ı z birliğ i * Bir konuda anlaş arak aynı biçimde konuş ma, söz birliğ i. ağ ı z birliğ i etmek * bir konuda anlaş arak aynı ş ekilde konuş mak, söz birliğ i etmek. ağ ı z birliğ i etmek * bir konuda anlaş arak aynı biçimde konuş mak, söz birliğ i etmek. ağ ı z burun birbirine karı ş mak * dayak yeme sonunda yüzü, yara bere içinde kalmak. * yüzde aş ı rı öfke, üzüntü, yorgunluk gibi durumlar ı n izleri görünmek. ağ ı z dalaş ı * Ağ ı z kavgası , karş ı lı klı atı ş ma, bağ rı ş ma, dil dalaş ı . ağ ı z değ iş ikli ğ i

* Yemeğ in çe ş idinde de ğ iş iklik. ağ ı z değ iş tirmek * önce söylediğ ini baş ka türlü anlatmak. ağ ı z dil vermemek * hiç konuş mamak, susmak. ağ ı z dolusu * Ağ zı n alabilece ğ i kadar. * (küfür için) Birbiri ardı nca, birçok. ağ ı z kâhyas ı * Birinin söyleyeceğ i sözlere karı ş an kimse. ağ ı z kalabalı ğ ı * Birbirini tutmayan gereksiz sözler. ağ ı z kalabalı ğ ı na getirmek * birini gereksiz sözler söylemek yolu ile ş aş ı rtmak. * söz söyleme becerisine sahip olma. ağ ı z kavaf ı * Karş ı sı ndakini kandı rmak için gerekli gereksiz çok söz söyleyen. ağ ı z kavgası * Karş ı lı klı ağ ı r sözler söyleyerek yapı lan çekiş me, at ı ş ma, dil kavgası . ağ ı z kokusu * Bir kimsenin çekilmez davranı ş ları , istekleri, sözleri. ağ ı z kullanmak * duruma, ortama göre söz söylemek, sözünü amacı na göre de ğ iş tirmek. ağ ı z niş anı * Yalnı z sözle yapı lan niş anlanma. ağ ı z satmak * yüksekten atarak kendini övmek. ağ ı zş akas ı * Sözle yapı lan ş aka. ağ ı z tad ı * (ailede veya toplumda) Dirlik düzenlik, iyi geçinme veya rahatlı k. ağ ı z tad ı yla * huzurla, rahatlı k içinde, içine sine sine, lezzetini duyarak. ağ ı z tamburas ı çalmak * sözle avutmaya, oyalamaya çalı ş mak. ağ ı z tatsı zlı ğ ı * Bir topluluk içindeki geçimsizlik, huzursuzluk. ağ ı z tı kamak * konuş ma imkânı vermemek. ağ ı z tüfeğ i * Mermileri ş iddetle üflenerek f ı rlat ı lan bir çeş it tüfek taslağ ı . ağ ı z tütünü

* Keyif için ağ ı zda çi ğ nenen bir tür tütün. ağ ı z ünlüsü * Geniz yoluna kaymadan çı kan ünlü, a ğ ı zsı l ünlü. ağ ı z yapmak * birini kandı rma, yan ı ltma amacı yla duyguları nı , düş üncelerini olduğ undan baş ka türlü gösterecek biçimde konu ş mak. ağ ı z yaymak * açı k ve dürüst konu ş maktan kaçı nmak. ağ ı z yer, yüz utanı r * armağ an alan, armağ anı verenin isteğ ini yerine getirmeye çal ı ş ı r. ağ ı z yoklamak * Bkz. ağ ı z aramak. ağ ı zda dağ ı lmak * (genellikle hamur iş i için) iyi piş miş ve lezzetli olmak. ağ ı zda sakı z gibi çiğ nemek * bir söz veya düş ünceyi sı k sı k tekrarlayı p durmak. ağ ı zdan * Yazı lı olmayarak, sözle, sözlü, ş ifahî.

ağ ı zdan ağ ı za * Herkes birbirine söyleyerek. ağ ı zdan ağ za dolaş mak (veya geçmek) * herkes birbirine söylemek. ağ ı zdan burun yak ı n, kardeş ten karı n yakı n * "insanı n kendi yararı her ş eyden önemlidir" anlamı nda kullanı lı r. ağ ı zdan dolma * (top veya tüfek için) Namlusu ağ zı ndan doldurulan. ağ ı zdan kapmak * baş kalar ı ndan dinlemek yolu ile yar ı m yamalak birtakı m bilgiler edinmek. ağ ı zlama * Ağ ı zlamak iş i. ağ ı zlamak * Bir iş i kolaylamak. * Bir parçayı yuvas ı na geçirmek için önce yuvan ı n ağ zı nı ayarlamak. * Bir boğ az ı n veya bir limanı n ağ zı nı ortalamak. ağ ı zlara sakı z olmak * herkesin diline düş mek. ağ ı zla ş ma * Ağ ı zlaş mak iş i veya durumu. ağ ı zla ş mak *İ ki kan damarı , birbiri içine açı lmak. ağ ı zl ı * Ağ zı herhangi bir biçimde olan.

ağ ı zl ı k

* Bir ucuna sigara takı lan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. * Nefesli çalgı larda ağ za gelen yer. * Yemiş küfelerinin üzerine yaprakl ı dallarla yapı lan kapak. * Kuyu bileziğ i. * Su tesisatı nda su alı p vermeye yarayan vanalı uç. * Hayvanı nı sı rması na, zararlı bir ş ey yemesine engel olmak için ağ zı na tak ı lan tel, deri gibi kafes. * (dokumacı lı kta) Çözgünün açı lı p kapandı ğ ı ve içinde mekiğ in geçtiğ i yer. * Telefon ve benzeri cihazlarda ağ za yaklaş tı rı lan bölüm. * Bir ş eyin ba ş lad ı ğ ı yer. * Huni.

ağ ı zl ı kçı * Ağ ı zlı k yapan veya satan kimse. ağ ı zotu ağ ı zsı l * Ağ ı zla ilgili. ağ ı zsı l ünlü * Bkz. ağ ı z ünlüsü. ağ ı zsı z * Ağ zı olmayan. * Yumuş ak huylu, sessiz. * Topları ateş lemek için falyaya konulan ve barutun patlaması na sebep olan madde.

ağ ladı ağ layacak * ağ lamak üzere olan. ağ lama ağ lamak * Üzüntü, acı , sevinç, pi ş manlı k aldanma vb.nin etkisiyle göz yaş ı dökmek. * Ağ aç budandı ğ ı nda kesilen yerlerden besi suyu veya öz su akmak. * Sı zlanmak, yakı nmak. * Bir duruma karş ı üzüntü duymak. ağ lamak para etmez * üzülmenin yararı olmaz. ağ lamaklı * Ağ lar gibi olan, üzüntülü. ağ lamaklı olmak * ağ layacak duruma gelmek. ağ lamalı * Ağ lar gibi olan, ağ layacak gibi. * Acı ma duygusu uyandı racak hâlde, sı zlamal ı . ağ lamayan çocuğ a meme vermezler * hakkı nı araması nı bilmeyen kimsenin i ş i görülmez. ağ lamsı ağ lanma * Ağ layacak gibi, ağ lamalı . * Ağ lanmak iş i. * Ağ lamak iş i.

ağ lanmak * Ağ lamak iş i yapı lmak. ağ lantı * Hafif hafif ağ lama.

ağ lar gözden, sahte sözden kendini sakı n * "kendini acı ndı ranlardan kork" anlamı nda kullanı lı r. ağ laş ma ağ laş mak * Ağ laş mak iş i. * Birlikte ağ lamak. * Sı zlanmak.

ağ lata ağ lata * Sürekli ağ latarak, devamlı eziyet ederek, üzerek. ağ latı ağ latı cı * Ağ lamaya yol açan. ağ latı ş ağ latma ağ latmak * Ağ latmak iş i veya biçimi. * Ağ latmak iş i. * Ağ laması na yol açmak. * Trajedi.

ağ laya ağ laya * Ağ layarak. ağ layanı n malı gülene hayretmez * birinden haksı z olarak alı nan malı n onu alana yararı olmaz. ağ layı cı ağ layı ş ağ lı * Ağ ı bulunan. ağ ma * Ağ mak iş i. * Akan yı ldı z, ş ahap. * Sarkmak, aş ağ ı ya inmek, e ğ ilmek, meyletmek. * Yükselmek, yukarı çı kmak. * Koyun ve keçi baş ı na alı nan vergi, sayı m vergisi. * Ağ namak i ş i. * Ölünün ardı ndan ağ lamak için para ile tutulan kimse, ağ ı tçı , yasçı . * Ağ lamak iş i veya biçimi.

ağ mak

ağ nam ağ nama

ağ namak

* (hayvan) Yere yatı p yuvarlanmak.

ağ namcı * Ağ nam vergisi toplayan kimse. ağ raz ağ rı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan sürekli ve ş iddetli acı . ağ rı kesici * Acı yı , sı zı yı dindirici (ilâç). ağ rı kesimi * Ağ rı duyusunun kendiliğ inden veya tedavi sonucu yok olması , analjezi. ağ rı sı zı * Rahatsı zlı k veren acı , sanc ı . ağ rı kesen * Ağ rı duyusunu ortadan kald ı ran, dindiren (ilâç vb.), analjezik. ağ rı larda göz a ğ rı sı , her kiş inin öz ağ rı sı * herkesi en çok ilgilendiren ş ey kendi derdidir. ağ rı lı ağ rı ma * Ağ rı yan, ağ rı sı olan. * Ağ rı mak i ş i. * Memeli hayvanlarda görülen ara konakçı kenelerin bulaş tı rdı ğ ı ağ rı ma asalakları ndan ileri gelen hastalı k. * Kötü niyet ve düş manlı klar.

ağ rı ma asalakları * Omurgalı lardan alyuvar asala ğ ı olarak yaş ayan türlü biçimlerdeki sporlular toplulu ğ u. ağ rı mak * (vücudun bir yeri) Ağ rı lı olmak. ağ rı na gitmek * onuruna dokunmak veya gücüne gitmek. ağ rı sı tutmak * (gebe kadı n için) doğ um sancı ları baş lamak. * (hasta bir organ) ağ rı maya ba ş lamak. ağ rı sı z * Ağ rı sı olmayan. * Ağ rı vermeden. * Dertsiz, tasası z.

ağ rı sı z baş ı na ka ş bast ı bağ lamak * kendine gereksiz yere iş çı karmak. ağ rı tma ağ rı tmak * Ağ rı tmak iş i. * Ağ rı mas ı na yol açmak.

ağ sı ağ u

* Ağ görünüş ünde olan, ağ gibi örülmüş olan. * Ağ ı .

ağ ulamak * Ağ ulamak. ağ ustos * Yı lı n 31 gün süren sekizinci ayı .

ağ ustos böceğ i * Eş kanatlı lardan, erkeğ i yazı n karnı nı n altı ndaki özel bir organdan kesik ve sürekli ses çı karan bir böcek, orak böceğ i (Cicada plebeja). ağ ustos böcekleri * Genç sürgünlerden öz su emerek tarı m ve orman bitkilerine zarar veren birçok türün bulunduğ u eş kanatlı lar familyası . ağ yar * Baş kalar ı , yabancı lar, eller.

ağ za alı nmaz (veya a ğ za alı nmayacak) * söylenmesi ayı p, çirkin (söz, küfür). ağ za almamak * anmamak, sözünü etmemek. ağ za düş mek * dedikodu konusu olmak. ağ za koyacak bir ş ey * yiyecek bir ş ey. ağ za tat, boğ aza feryat * (yiyecek için) miktarı çok az olan. ağ zı açı k *Ş aş kı n, alı k, bön. * Hayranlı kla, büyülenmiş olarak. ağ zı açı k (veya ağ zı bir karı ş aç ı k) kalmak * çok ş aş ı rmak, ş aş akalmak. ağ zı açı k ayran delisi (veya budalas ı ) * yeni gördüğ ü her ş eye ş aş kı nl ı kla bakan, ş aş ı ran. * saf, bön. ağ zı bir * Söz birliğ i etmiş .

ağ zı bozuk * Sövmeyi alı ş kanlı k edinmiş olan, küfürbaz. ağ zı burnu yerinde * oldukça güzel, yakı ş ı klı . ağ zı çiriş çanağ ı na dönmek * ağ zı kuruyup acı laş mak. ağ zı dili bağ lanmak

* herhangi bir sebeple konuş amaz olmak. ağ zı dili kurumak * herhangi bir sebeple tükürük az olmak. ağ zı dili tutulmak * beklenmedik bir durum karş ı sı nda heyecanlanmak, hayranl ı k duymak. ağ zı dolu dolu konuş mak * heyecanlı söz söylemek. ağ zı gevş ek * Sı r saklamaz, sı r tutmaz. ağ zı havada * çevresindekilerden habersiz, alı k, ş aş kı n. ağ zı kalabalı k * Birbirini tutmayan sözler söyleyen, yerli yersiz çok konuş an, boş boğ az. ağ zı kara * Kara haber vermekten hoş lanan, ş om a ğ ı zl ı . * Bir yerde konuş ulanı veya yapı lanı duyup görmesi istenilmeyen (kimse).

ağ zı kenetli * Sı r tutan, sı r saklayan (kimse). ağ zı kilitli * Dudakları beyaz (at). * Sı r saklayan. ağ zı kulakları na varmak * çok sevinmek. ağ zı kulakları nda * çok sevinçli, mutlu. ağ zı kurumak * bir konuyu çok söylemek sebebiyle, ondan b ı kmak. * içecek ihtiyacı duymak. ağ zı kurusun * felâket dileğ inde bulunanlara karş ı kullanı lan bir ilenme. ağ zı lâf (veya lâk ı rdı ) yapmak * kolay konuş ma yeteneğ i olmak. * inandı rı cı söz söyleme yeteneğ i olmak. ağ zı oynamak * bir ş eyler yemek. * konuş mak. ağ zı pek ağ zı pis * Sı r vermeyen, ketum. * Sövmeyi huy edinmiş olan.

ağ zı sı kı * Bkz. ağ zı pek. ağ zı sulanmak

* imrenmek. ağ zı süt kokmak * çok genç ve toy olmak. ağ zı teneke kaplı (olmak) * çok sı cak veya çok acı ş eyleri kolayl ı kla içebilen veya yiyebilenler için ş aka yollu söylenir. ağ zı torba değ il ki büzesin * herkesin dedikodu yapması nı n önüne geçilemeyeceğ ini anlatı r. ağ zı var, dili yok * pek sessiz, kendi hâlinde. * konuş mayan, derdini anlatamayan. ağ zı varmamak * söylemeye, açı klamaya gönlü elvermemek. ağ zı yanmak *oş eyden büyük zarar görmek. ağ zı na (veya diline) kira istemek * söylemesi beklenen ş eyi söylemekte nazlı davranmak. ağ zı na (veya diline) sa ğ lı k * bir sözü yerinde söyleyen kiş ilere söylenir. ağ zı na (veya önüne) bir kemik atmak * birini küçük bir çı kar göstererek susturmak. ağ zı na abdestle almak * o kiş iyi anarken çok saygı lı davranmak. ağ zı na almak * söylemek. ağ zı na almamak * adı nı ağ zı na almamak. ağ zı na almamak * söz konusu etmemek, anmamak, söylememek. ağ zı na atmak * yemek için ağ za koymak. ağ zı na bakakalmak * sözlerine hayran olmak. ağ zı na bakt ı rmak * kendini zevk ile dinletmek. ağ zı na bir parmak bal çalmak * birini tatlı sözlerle veya çeş itli hediyelerle bir süre için kandı rmak, oyalamak. ağ zı na bir ş ey (veya bir çöp) koymamak * hiçbir ş ey yememek. ağ zı na bir zeytin verir, altı na (veya ardı na) tulum tutar. * yaptı ğ ı küçük iyiliklere kar ş ı lı k büyük ç ı kar bekler. ağ zı na burnuna bulaş tı rmak * bir iş i beceremeyip berbat etmek, bozmak.

ağ zı na dü ş mek * çok yaygı n olarak bilinip konuş ulmak. ağ zı na etmek * haddini bildirmek. ağ zı na geldiğ i gibi * önünü sonunu düş ünmeden. ağ zı na geleni söylemek * nezaket dı ş ı na çı karak ağ ı r ve kı rı cı sözler söylemek. * çok ve düş üncesizce konuş mak. ağ zı na gem vurmak * susturmak, söyletmemek. ağ zı na kadar * boş yeri kalmayacak biçimde. ağ zı na kilit takmak (veya vurmak) * susturmak. ağ zı na koymamak * yememek veya içmemek. ağ zı na lây ı k * bir yiyeceğ in tadı anlatı lı rken "sen de yesen, beğ enirsin" anlam ı ile söylenir. ağ zı na sakı z olmak * dedikodusuna konu olmak. ağ zı na sürmemek * bir ş eyden hiç yememek. ağ zı na ta ş almı ş * söze karı ş mayı p susanlar için kullanı lı r. ağ zı na t ı kamak * susturmak, fazla konuş ması na engel olmak. ağ zı na tükürmek * birini küçültmek üzere küfür olarak kullanı lan uygunsuz sözler sarf etmek. * birine benzemek. ağ zı na verilmesini beklemek (veya istemek) * çalı ş mayı p, iş lerinin baş kaları taraf ı ndan yapı lmas ı nı beklemek. ağ zı na vur, lokması nı al * yumuş ak huylu kimseye her istenileni kolaylı kla yaptı rabilme anlamı nda bir atasözüdür. ağ zı na yak ı ş mamak * söylemesi ayı p kaçmak, uygun düş memek, yakı ş ı k almamak. ağ zı nda bakla ı slanmamak * hiç sı r saklamamak. ağ zı nda bı rakmak * Bkz. lâf ağ zı nda kalmak. ağ zı nda büyümek * sevmediğ inden veya içi almadı ğ ı ndan yutamamak.

ağ zı nda gevelemek * açı kça söylememek. ağ zı nda yaş kalmamak * bir düş üncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak. ağ zı ndan * birisinden dinleyerek. * adı na.

ağ zı ndan baklay ı çı karmak * Bkz. baklayı ağ zı ndan çı karmak. ağ zı ndan bal akmak * çok tatlı konuş mak. ağ zı ndan çı kanı (veya çı kan sözü) kula ğ ı duymamak (iş itmemek) * sözlerini tartmadan söylemek. ağ zı ndan çı kmak * bir sözü istemeden, farkı na varmadan söylemek, söylemi ş bulunmak. ağ zı ndan çı t çı kmamak * hiçbir ş ey söylememek. ağ zı ndan dirhemle ç ı kmak * çok az konuş mak. ağ zı ndan dökülmek * açı kça söylemekten çekindiğ iş ey, konuş ması ndan belli olmak. ağ zı ndan dü ş memek (veya düş ürmemek) * her zaman sözünü etmek. ağ zı ndan girip burnundan çı kmak * türlü yollara baş vurarak birini bir ş eye razı etmek, kandı rmak. ağ zı ndan hayı r çı kmazsa bari ş er söyleme * "lehte konuş muyorsun, bari aleyhte de konuş ma" anlam ı nda kullanı lı r. ağ zı ndan kaç ı rmak * istemediğ i hâlde boş bulunup söyleyivermek. ağ zı ndan kapmak * birinin bildiğ iş eyleri, ustalı klı konu ş malarla ona sezdirmeden öğ renmek. * birinin konuş ması nı keserek kendi söze ba ş lamak. ağ zı ndan lâkı rd ı (veya lâf) almak (veya çekmek) * karş ı sı ndakini konuş turarak birtakı m gizli ş eyleri öğ renmek. ağ zı ndan lokmas ı nı almak * birinin hakkı olan ş eyi ondan almak. ağ zı ndan yel alsı n * ağ zı nı hayra aç. ağ zı nı (veya çenesini) tutmak * boş boğ azl ı k etmemek. * kötü söz söylememe. * bir konuda arzu edilmeyen düş üncelerin aç ı ğ a çı kması nı bir ş ekilde önlemek.

ağ zı nı açaca ğ ı na gözünü aç * dikkatsiz kiş ileri uyarmak için "dikkatli ol uyan ı k ol!" anlam ı nda kullanı lı r. ağ zı nı açı p gözünü yummak * öfke ile, sonunu düş ünmeden ağ zı na gelen bütün ağ ı r sözleri söylemek. ağ zı nı açmak * konuş maya ba ş lamak. * ağ ı r sözler söylemeye ba ş lamak. * alı k al ı k bakmak. ağ zı nı açmamak * hiçbir söz söylememek, ses çı karmamak. ağ zı nı aramak (veya yoklamak) * Bkz. ağ ı z aramak. ağ zı nı bı çak açmamak * üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak. ağ zı nı bozmak * kaba sözler söylemek, küfretmek. ağ zı nı burnunu çar ş amba çanağ ı na (veya pazarı na) çevirmek * kı rı p parçalamak, dövmek. ağ zı nı burnunu dağ ı tmak * birinin yüzüne ş iddetle tokat, yumruk indirmek. ağ zı nı dilini bağ lamak * birini konuş amaz duruma getirmek. ağ zı nı havaya (veya poyraza) açmak * umduğ unu elde edememek. ağ zı nı hayra aç! * kötü ihtimaller söz konusu edildiğ inde gerçekle ş memesi dileğ i ile söylenir. ağ zı nı hayra açmak * Bkz. ağ zı nı hayra aç!. ağ zı nı kapamak * kendisine ç ı kar sağ layarak bir kimseyi susturmak. ağ zı nı kapamak (veya kilitlemek) * susmak, bir ş ey söylemek istememek. ağ zı nı kiraya vermek * kendini de ilgilendiren bir konuda düş üncesini söylememek. ağ zı nı koklamak * niyetini ve durumunu öğ renmek. ağ zı nı kullanmak (veya satmak) * birinin söylediklerini kendi düş üncesi gibi göstermeye çal ı ş mak. ağ zı nı mühürlemek * konuş mamak, susmak. ağ zı nı öpeyim (veya seveyim) * sevindirici bir söz söyleyene "ne güzel söyledin" anlamı nda kullanı lı r.

ağ zı nı sı kı (veya pek) tutmak * sı r vermemek. ağ zı nı tı kamak * sözünü kesmek susturmak. ağ zı nı toplamak * söylemekte olduğ u kötü söz veya küfürleri kesmek. ağ zı nı yoklamak * birinin bir ş ey hakk ı nda bildi ğ ini kendisine sezdirmeden söyletmeye çalı ş mak. ağ zı nı n içi yangı n yerine dönmek * ağ zı nı n tad ı bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek. ağ zı nı n içine baktı rmak * sözlerini seve seve ve dikkatli dinletmek. ağ zı nı n içine girmek * çok yanaş mak, iyice sokulmak. * hayranlı kla, büyük bir zevkle seyredip dinlemek. ağ zı nı n kaş ı ğ ı (kalı bı veya lokmas ı ) olmamak * bir ş ey bir kimsenin u ğ ra ş abilece ğ i konulardan olmamak. * bir ş ey, bir kimsenin sözünü edemeyece ğ i kadar de ğ erli olmak. ağ zı nı n kokusunu çekmek * bir kimsenin çekilmez davranı ş ları na katlanmak. ağ zı nı n mührü ile * oruçlu olarak. ağ zı nı n payı nı (veya ölçüsünü) vermek * verilen karş ı lı kla bir kimseyi söylediğ ine veya yaptı ğ ı na piş man etmek. ağ zı nı n perhizi yok * ağ zı na geleni söyler. ağ zı nı n suyu akmak * çok beğ enip istemek, imrenmek. ağ zı nı n tadı bozulmak (veya kaçmak) * bir kimsenin kurulu düzeni dirliğ i bozulmak. ağ zı nı n tadı nı almak *oş eyin acı tecrübesini geçirmiş bulunmak. ağ zı nı n tadı nı bilmek * güzel yemeklerden anlamak. * her ş eyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak. ağ zı nı n tadı nı bilmek * güzel yemeklerden anlamak. * her ş eyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak. ağ zı nı n tadı nı kaçı rmak * bir kimsenin kurulu düzenini bozmak; neş esini, keyfini bozmak. ağ zı yla ku ş tutsa... * ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalı k gösterse. ah

* Sesin tonuna göre piş manlı k, öfke, özlem, beğ enme, sevgi gibi duygular anlatı r. * (a:h) Ağ rı , acı duyulduğ unda söylenir. * (â:h) İ lenme, beddua. ah alan onmaz * "kötülük ettiğ i için beddua alan iflâh olmaz" anlam ı nda kullanı lı r. ah almak * birinin ilenmesini üstüne çekmek.

ah çekmek * derin bir keder veya özlemle içten gelerek ah demek. ah etmek * acı ile içini çekmek. * ilenmek.

ah vah etmek * piş manlı ğ ı nı , üzüntüsünü dile getirmek. ah yerde kalmaz * "kötülük cezası z kalmaz" anlam ı nda kullanı lı r. aha ahac ı k * Dikkati çok yakı n bir noktaya çekmek için kullanı lı r. ahali * Araları nda aynı yerde bulunmaktan baş ka hiçbir ortak nitelik düş ünülmeksizin bir ülkede, ş ehirde veya semtte oturanları n tamamı . * Bir yerde toplanan kalabal ı k, halk. ahar * Hattatları n kâğ ı t cilâlamak için kullandı kları niş asta ve yumurta akı ndan yapı lan özel bir kar ı ş ı m. aharlama * Aharlamak iş i. *İ ş te burada.

aharlamak * Ahar sürmek. aharlı ahbap * Kendisiyle yakı n iliş ki kurulup sevilen, sayı lan kimse. * Seslenme sözü olarak da kullanı lı r. ahbap çavu ş lar * her vakit birlikte görülen ve birbirine çok bağ lı olan arkada ş lar için söylenir. ahbap çı kmak * önceden tanı ş mı ş olmak. ahbap kusuruna bakan ahbaps ı z kalı r * "dostları n ufak tefek kusurları na bakmamak gerekir" anlam ı nda kullanı lı r. ahbap olmak * arkadaş olmak, dostluk kurmak, yakı nlı k kurmak. * Aharı olan, üzerine ahar sürülmüş olan.

ahbapça

* Dostça, içten, teklifsizce.

ahbapl ı ğ a dökmek * yerli yersiz yakı nlı k göstermek. ahbapl ı k * Ahbap olma durumu, ünsiyet. ahbapl ı k etmek * arkadaş lı k etmek, arkadaş ça konu ş mak. ahcar ahç ı * Taş lar. * Aş çı .

ahç ı baş ı * Aş çı baş ı . ahç ı lı k * Aş çı lı k.

ahde vefa (etmek) * (devletler hukukunda) devletlerin, katı ldı klar ı milletler arası antla ş malara uyma zorunluluğ unda olduklar ı nı belirten kural. * sözünde durma. ahdetme * Ahdetmek iş i.

ahdetmek * Bir ş eyi yapmak için kendi kendine söz vermek. * Yemin etmek. ahdî Ahdiatik * Antlaş maya göre olan, antlaş ma gereğ i olan. * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan önceki kutsal kitaplar.

Ahdicedit * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan sonraki kutsal kitaplar. ahengi bozulmak * dirliğ i, düzeni bozulmak. ahenk * Uyum. * Uyuş ma, anlaş ma. * Çalgı lı eğ lence.

ahenk almak * uyumlu hâle gelmek. ahenk kaidesi * Bkz. ünlü uyumu. ahenk kurmak * uyuş ma sağ lamak, anla ş ma sağ lamak.

aheste beste * Yavaş yavaş . uyumu sağ lamak. Ahfe ş 'in keçisi gibi baş ı nı sallamak * söylenen sözü anlamadan kafa sallayarak onaylamak. soy. usul usul. ağ ı r ağ ı r. ahı çı kmak * yaptı ğ ı ilenme etkisini göstermek. ahı mş ahı m * Beğ enilecek. ahenk vermek * düzeni. ahenk tahtas ı * Telli çalgı lardan üzerine teller gerilmi ş bulunan kapak tahtası . ağ ı r ağ ı r. uyumluluk. * Yavaş . ahenklilik * Ahenkli olma durumu. ahenkli * Uyumlu. * Eğ lenceli. aheste aheste * Yavaş yavaş . ahenk yapmak * çalgı lı eğ lence düzenlemek. ahenkle ş tirme * Ahenkleş tirmek iş i. ahenkle ş tirmek * Ahenk sağ lamak. düzensizlik. birliğ i sağ lamak. düzenli. * Eğ lencesiz. . ahenktar aheste * Ahenkli. ahenksiz * Uyumsuz. ahenksizlik * Uyumsuzluk. ahı tutmak * birinin ilenmeleri gerçekleş mek. değ er verilecek bir ş ey değ il. düzensiz.ahenk sa ğ lamak * düzene sokmak. ahfat * Torunlar. ağ ı r. ahı yerde kalmamak * yaptı ğ ı ilenme er geç etkisini göstermek.

* Antlaş ma. Ahı ska Türkleri * Gürcistan'ı n Türkiye sı nı rları na yakı n bölgelerinde yaş amı ş olan. ancak 2. Muhammed. ahir vakit ahir zaman * Son zaman. bir hayvan ı ahı ra bağ lamak. Dünya Savaş ı sonlar ı nda Sovyetler Birli ğ inin de ğ iş ik bölgelerine sürülen Türkler. ant. * Son. ahilik ahir * Eli açı k olma durumu.ahı mş ahı m bir ş ey değ il * beğ enilecek. cömertlik. * Devir. değ er verilecek bir ş ey değ il. ahı ra çevirmek * bir yeri pis. * (halk inanı ş ı na göre) Dünyanı n son günleri. eli açı k. yakı nlarda. ahretlik. en sonra. bakı msı z. çiftçi gibi bütün çal ı ş ma kolları nı içine alan ocak. sonraki. * Kökü eski Türk töresinde olan ve Anadolu'da yüksek bir geliş im gösteren esnaf. ahı rlamak * (hayvan) Ahı rda uzun süre kalı p hamlaş mak. ahiren ahiret ahiretlik ahit * Kendi kendine söz vererek bir iş i üzerine alma. ahir zaman peygamberi * Müslümanlarca son peygamber olduğ una inanı lan Hz. kı yametin kopmak üzere bulunduğ u günler veya yı llar. zanaatçı . harap duruma getirmek. ahı ra çekmek * bir sürüyü ahı ra kapamak. sonunda. . * Bkz. *İ nsan ömrünün son y ı lları . son günlerde. son olarak. * Sonra. dağ ı nı k. hayvan damı . ahı r * Evcil büyük baş hayvanları n barı ndı ğ ı kapalı yer. ahı r. * Bkz. zaman. ahi Ahilik * Cömert. ahret. * Son zamanlarda. ahı rlama * Ahı rlamak i ş i. Ahi * Ahilik ocağ ı ndan olan kimse.

* Ahlâk konuları nı inceleyen filozof veya bu konularla uğ ra ş an kimse. anlaş ma. ahitname ahiz * Alma. ahitleş mek * Antlaş mak. halefler. * Birinin yerine geçenler. iyi. ahlâk d ı ş ı * Töre dı ş ı . kötü gibi sorunları inceleyen. neyin uğ runda sava ş ı lmaya de ğ er. ş ehir düzeni için çalı ş an te ş kilât. törelere dayanan bir davranı ş yasası geliş tiren. bilir bilmez konu ş mak. reseptör.ahitleş me * Ahitleş mek iş i. ahlâk yasas ı * Ahlâk iş lerini belirleyen. güzel huylar. * Kabul etme. antla ş ma. ahlâk d ı ş ı cı lı k * Ahlâk bilimine aykı rı davranma. ahkâm ç ı karmak * kendi düş üncelerine dayanarak birtakı m yargı lara varmak. . ahlâk değ erlerine bağ lı lı kla. eslâf kar ş ı tı . ahkâm kesmek * çekinmeden kesin yargı larda bulunmak. ahize * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren âlet. ahkâm yürütmek * (bir sözden) kendi anlayı ş ı na göre sonuçlar ç ı karmak. etik. ahkâm * Yargı lar. kendine uyulması ahlâk açı sı ndan gerekli olan genel ve geçer kural. alı cı . ahlâf ahlâk bilim. uymak zorunda bulundukları davranı ş biçimleri ve kuralları . hangi davran ı ş ı n iyi ve hangisinin kötü olduğ u gibi sorunları kendine konu edinen bilim. * Her ş eyi ahlâk açı sı ndan değ erlendiren kimse. kuş aklar. ahlâk bilimi * Yarar. neyin hayata anlam kazandı rdı ğ ı . hükümler. * Antlaş ma belgesi. * Bir toplum içinde kiş ilerin benimsedikleri. ahlâkça ahlâkç ı * Ahlâk anlayı ş ı na göre. ahlâk zabı tası * Büyük ş ehir halk ı nı n sosyal ve sağ lı k durumunu koruyan. * Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davran ı ş kuralları nı tespit eden ve inceleyen *İ yi nitelikler.

* Kaba adam. * Ahlâk kuralları . armuda benzeyen ve ancak iyice olgunlaş tı ktan sonra yenilebilen yemiş i. * Beden yapı sı nı n temelini oluş turan ögeler. bir amaç sayan ö ğ reti. bunlara uygun davranan (kimse). * Ahlâk bilimi. * Dürüst davranmayan. ahlâksı zca * Ahlâksı z biçimde veya tarzda. ahlâkl ı lı k * Bir insanı n veya bir insan grubunun iyi ve kötü aç ı sı ndan davranı ş biçimi ve ahlâkî dü ş ünüş ü. *İ ç çekmek. yol iz bilmez kimse. abdala söz vermeye gelmez * ahmağ a gereğ inden çok ilgi gösterirseniz sizi sı k sı k uğ ra ş tı rı r. ahlama ahlamak ahlat * Ahlamak iş i. yaban armudu (Pirus piraster). ahlât ahlât ı erbaa * Bedende bulunduğ u var sayı lan dört öge. * Gülgillerden.ahlâkç ı lı k * Ahlâkı bir araç de ğ il. ahlâkla ilgili. ögeler. terbiyesiz. * Bir karı ş ı m içindeki parçalar. ah çeker gibi ses çı karmak. kötü huylu. kendi kendine yetiş en. ahlâksı z * Ahlâk kuralları na uymayan. ah etmek. ahmağ a yüz. yasaları ile uyum içinde olma. ahlâksı zl ı k etmek * ahlâksı zca davranmak. üzerine armut aş ı lanan ağ aç. doğ ru bilindi ğ i için yapı lması gereken iş ler. ahlat ı n (veya armudun) iyisini (dağ da) ayı lar yer * kendilerine yakı ş mayan güzel bir ş eyi eline geçirenler için kullan ı lı r. * Ahlâka uygunlukla. ahmak . ahlâksı zl ı k * Ahlâksı z olma durumu. moralizm. ahlâkl ı * Ahlâk kuralları na bağ lı . ahlâkî vazife * Kanunun zorlaması olmaksı zı n. ahlâken ahlâkı yat ahlâkî * Ahlâka uygun. törecilik. ahlâksı zca davranı ş . * Ahlâk kuralları na uymama. * Bu ağ acı n.

ahreti (veya öbür dünyay ı ) boylamak * ölmek. ahraz ahret dünya. * Ahret kardeş i olan kad ı nlardan her biri.* Aklı nı gere ğ i gibi kullanamayan. aptalca. ahretini yapmak (veya zenginle ş tirmek) * hayı r iş leri yaparak sevap kazanmak. aptalla ş tı rmak. ahmak yerine koymak * bir kimseye aptalmı ş . ahrette on parmağ ı yakası nda olmak * kendisine karş ı sorumlu olan kimseden ahrette davacı olmak. ahş a . anlayı ş sı zl ı k. sağ ı r ve dilsiz. çisenti. budala. ahret karde ş i *İ nanç ve ibadette birbirinden ayrı lmayan ve bu ili ş kiyi ahrette de sürdüreceklerini düş ünen kadı nlara verilen ad. insanı n öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağ ı ve Tanrı 'ya hesap vereceğ i yer. * (ahmak'ça) Ahmağ a yak ı ş ı r nitelikte. * Dilsiz. aptal. ahmaklaş tı rma * Ahmaklaş tı rmak i ş i. ahmaklaş ma * Ahmaklaş mak durumu. aptallaş mak. * Bir an için ş aş alay ı p bocalamak. ahmakça * Biraz ahmak. ahmak ı slatan * Yavaş yavaş ve ince ince yağ an yağ mur. akı lsı zlı k. ahret suali * Gereksiz ve usandı rı cı soru. anlamazmı ş gibi davranmak. bön. budalalı k. ahmaklaş tı rmak * Ahmaklaş ması na sebep olmak. ahretlik * Besleme kı z. ahmaklaş mak * Ahmak duruma gelmek. ahmaklı k * Zekâsı az geliş miş olma durumu. öbür ahret adamı * Dünya iş lerinden el çekip sürekli ibadetle uğ raş an kimse. * Dinî inanı ş a göre. ahret yolculuğ u * Ölüm.

yayı lan. karı . * Araları nda kandaş lı k veya hı sı mlı k bulunan kimselerin tümü. kardeş ler arası ndaki ili ş kilerin oluş turduğ u toplum içindeki en küçük birlik. alı m satı m. vaziyetler. ahu gibi ahu gözlü * Güzel gözleri olan. * Bu bitkinin duta benzeyen. ahtapot gibi * sı rna ş ı k. * çok güzel. karı . çekici. dokunaçlı bir mürekkep balı ğ ı türü (Octopus). * Ait olma durumu. * Aynı soydan gelen kimseler zinciri. polip. sulu ve kokulu yemiş i. * Güzel. yapı ş kan kimse. kabul etmek. ciğ er gibi ş eyler. * Karı . ahu * Ceylan. tahtadan yapı lmı ş . ahzetme * Ahzetmek iş i. çekici. ahzetmek * Almak. * Kesenek. bağ ı rsak. koca ve çocuklardan olu ş an topluluk. * sömürmek amacı yla birçok iş e. ahtapot * Kafadan bacaklı lardan. ince. . aksata. * Eş . * Genellikle burun zarı üzerinde çı kan bir çeş it ur. zarif kadı n. çocuklar. ahval * Durumlar. ahu parçası * Çok güzel. * Olaylar. hâller. koca. aidat * Ödenti. * Davranı ş lar. kı rmı zı renkli. karaca. * Birlikte oturan hı sı m ve yak ı nları n tümü. ahzüita * Alı ş veriş . dikenli bir bitki (Rubus idaeus). aidiyet aile * Evlilik ve kan bağ ı na dayanan. ahş ap * Ağ açtan. konuya el atan. ağ aç çileğ i. iliş kinlik. ahududu * Gülgillerden.*İ nsanı n veya hayvan ı n göğ sü ve karnı içindeki organlar. ahzükabz * Kendine mal etme.

yerleş tiğ i. aile plânlamas ı * Ailede çocuk edinmeyi sı nı rlama. -e dü ş en. ilgili. anlaş ma. * Bütün aile birlikte. iliş ik. doğ um kontrolu. için. *İ lgilendiren. aile hukuku * Aileyi oluş turan kiş ilerin karş ı lı klı hak ve görevlerini düzenleyen hukuk dalı . aile hayat ı * Aile bireylerinin bütün iş lerini düzenli olarak ev içinde yapma durumu. aile meclisi * Aile makamı nı n görevini yerine getiren kan veya soy h ı sı mlar ı ndan en az üç kiş iden olu ş an heyet. birine düş mek. ailece ailecek ailelik * Aile sayı sı nı n bütünü. aile oca ğ ı * Ailenin kurduğ u. yak ı n. aile bütçesi * Kı sa bir süre içinde bir iş çinin veya iş çi ailesinin hayat seviyesinde meydana gelen değ iş meleri belirlemek amacı yla yapı lan istatistik çal ı ş ması . ailesiz ailevî ait ait olmak * ilgilendirmek. aile dostu * Ailece tanı ş ı lan ve evlerine gidilip gelinen ahbap. aile saadeti * Genellikle karı . * Ailece. hayvan veya bitki topluluğ u. birinin olmak. * Temel niteliğ i bir olan dil. * Aile ile ilgili. aile reisi * Kanunlara göre aile yükümlülüğ ünü ta ş ı yan kimse. iliş kin. aile bahçesi * Ailelerin rahatlı kla gidebileceğ i. geliş tirdiğ i ev. genellikle içkisiz yer. ajan * Ailesi olmayan. aile ad ı * Soyadı . aile gazinosu * Sadece evlilerin girebildiğ i ve birlikte eğ lendikleri yer. . koca bazen de büyükler ve çocuklar arası ndaki uyum. sevgi ve hoş görü.* Aynı gaye üzerinde anla ş an ve birlikte çal ı ş an kimselerin bütünü.

*İ simden isim türeten ek (küçültme eki): baş -ak. bir ortaklı ğ ı n veya bir devletin bazı iş lerini gören kimse. süt gibi ş eylerin rengi. temsilci. beyaz. gözenek. iş görevlisi. b ı ç-ak. onunla ilgili bilgi aktaran ve bu yolla kazanç sağ layan iş kolu. * Sı kı nt ı sı z. * Unutulmaması için gerekli notları yazmaya yarayan takvimli defter. gözenekli. ajans * Haber toplama ve yayma iş iyle uğ raş an kurulu ş . * Fiilden yer isimleri türeten ek: dur-ak. rahat. * Fiilden alet isimleri türeten ek: or-ak. ak basmak * Göze beyaz leke inerek görme yetisini yitirmek. ak basma * Ak su. ak a ğ a ak Arap * Saraylarda hizmet gören hadı m ağ aları nı n beyaz ı rktan olan ı . ak demir * Dövme demir. * Bir ticarî kuruluş u tanı tan. ajitasyon ajur * Delikli örgü. * Bu renkte olan. casus. ajanda ajanlı k * Ajan olma durumu. ben-ek vb. * Bazı ş eylerde beyaz bölüm. perde. ele-k. * Ruhsal gerginliğ in dı ş a vurması . tara-k. ajurlu ak * Ajuru olan veya her yanı ajur biçiminde iş lenmiş bulunan. küre-k vb. * Temiz namuslu. yat-ak vb. kara ve siyah kar ş ı tı . katarakt.* Bir devlet veya kuruluş un gizli amaçları için çalı ş an kimse. * Bu iş kollar ı nı n çalı ş tı ğ ı büro. * Kar. * Bir kimsenin. -ak / -ek -ak / -ek -ak / -ek * Arap sözcüğ ü "zenci" anlamı na da geldi ğ inden ası l Araplar ı n söz konusu oldu ğ u anlatı lmak istenirken kullan ı lı r. * Beyaz leke. andaç. ak benek benek. ak don kara don geçitte belli olur * Gözün saydam tabakası nda bir yara veya çı ban sonucunda olu ş mu ş . * Ajanı n görevi. görmeyi derece derece azaltan beyaz .

ak gözlü * Gözlerinin rengi pek açı k olan ve nazar ı nı n hemen değ diğ ine inan ı lan (kimse). ak pak * tertemiz. sonuç belli olduğ u zaman anlars ı n. kara gün karartı r * mutlu bir yaş ayı ş kiş iyi dinç kı lar. ak köpek kara köpek geçit baş ı nda belli olur * kimin ne olduğ u deney veya sı nav sonunda anlaş ı lı r. . ağ abey. ak sakaldan yok sakala gelmek * çok yaş lanı p iyice kuvvetten düş mek. ak pak ak pas * Lâhana.ş anslı . çok zehirli. ak koyunun kara kuzusu da olur * iyi bir aileden kötü bir çocuk da çı kabilir. ak mı kara mı önüne dü ş ünce görürsün *ş imdiden boş una düş ünme. ş algam. akı karası geçitte belli olur. * Çoban yı ldı zı . karnabahar gibi bitkilerin kök dı ş ı ndaki bütün bölgelerine yerle ş ebilen. istavrit. ak kan * Lenf. *İ zmarit. * Bembeyaz. * saçı sakalı ağ armı ş . turp. akabe * Güneyden esen rüzgâr. ak yazı lı * Bahtlı . lodos. sülümen. ak gün a ğ artı r. ak madde * Demet durumundaki sinir liflerinden oluş an beynin iç. ak sülümen * Cı va ile klorun birle ş imi olan. ak dü ş mek * (saç ve sakal) tek tük ağ armaya baş lamak. uskumru gibi balı klar ı n beyaz etinden yapı lan ve oltada kullan ı lan yem. ak kan yang ı sı * Adenit. beyaz bir toz.* Bkz. omuriliğ in dı ş tabakası . ak yel ak yem ak y ı ldı z aka * Büyük kardeş . parlak. mutsuz bir ya ş ayı ş ise yı prat ı r. özellikle semiz otugillerde karş ı la ş ı lan yosunumsu mantar (Albugo candida). süblime. temiz.

* Tehlikeli. oluk veya ba ş ka araç. akademik * Akademi ile ilgili. dere. akaçlama * Akaçlamak iş i. * Akarsu yatağ ı . * Maundan yapı lmı ş . * Yer altı su oluğ u. akaç * Bir yerde birikip kalan sı vı lar ı . * Bilimsel niteliğ i olan. akacak kan damarda durmaz * herhangi bir zarar karş ı sı nda bunun kaçı nı lmaz olduğ unu anlatarak avundurmak için söylenir. * Çı plak modelden yapı lmı ş insan resmi. gereksiz nesneleri dı ş ar ı ya ak ı tmak için kullan ı lan boru. kerestesinden yararlanı lan beyaz kabuklu bir türü (Betula alba). * (su için) İ vinti yeri. * Maun. * Irmak. sarp ve zor geçit. akademicilik * Resim veya heykel çalı ş mas ı nda kurallara bağ lı lı k. * Eğ imi. mecra. akaçlamak * Bir yerde birikmiş suları akı tmak. bir i ş lem sonunda geriye kalan artı kları . * Kanal. hemen ardı ndan. ardı ndan. ark. tefcir. akaçlatmak * Akaçlama iş ini yaptı rmak. * Yer altı suları nı toplayan tesisat. drenaj. sanatç ı lar kurulu. akademi * Bilginler. akademisyen * Akademi üyesi. yatak. hemen arkadan. yazarlar. su yolu. akağ aç * Gürgengillerin. ini ş i fazla olan yer. akabinde * Arkası ndan. akaçlatma * Akaçlatmak iş i. * Bataklı kları akaç yoluyla kurutmak. çay. akait akaju * Bir dinin öğ renilmesi gereken inançları nı n ve tapı nma kurallar ı nı n tümü veya bunları toplayan kitap. küçük akarsu. akademici * Kurallara bağ lı resim ve heykel çalı ş ması yapan kiş i veya sanatçı . akak . * Yüksek okul.

akarsu * Yeryüzünde ve yer altı nda belirli bir yatak içinde. Meryem ana asması (Clematis vitalba). sokucu veya emici örümce ğ imsiler takı mı . motorin gibi yakı tları n satı ldı ğ ı yer. * Kesintisi olmayan. sı cak iklimlerde birçok çeş itleri yetiş en ve tanen. * Küçük akarsu. * Baklagillerden. * Özellikle amber balı ğ ı nı n ba ğ ı rsakları ndan çı karı lan. a ğ ı z yapı lar ı ı sı rı cı . bağ gibi mülk. bahçelerde süs çiçeğ i olarak yetiş tirilen sarı lı cı bir bitki. bükülgen ve misk gibi kokulu olan bir ta ş . . dükkân gibi mülk. ş ahap. akan y ı ld ı z * Güneş sistemine ba ğ lı . akaret akarlar * Tı knaz yapı lı . ağ ma. fistül. akaryakı t * Benzin. yurdumuzda yetiş en bir süs ve gölge a ğ acı . * Kiraya verilerek gelir getiren ev. kesin yörüngesi bulunmayan ve bu sebeple atmosferin üst katmanları na girince ate ş külçesi durumuna dönü ş en küçük gök cismi. * Tek sı ra elmastan veya inciden gerdanlı k. söyleyeceğ i söze yer kalmamak. gövdeleri halkası z. güzel kokulu reçine. akaryakı t istasyonu * Benzin. yaban asması . verimsizlik. beyaz çiçek veren. akar amber * Asya ve Amerika'da yetiş en. akar * Kiraya verilerek gelir getiren ev. meteor.akala akamber * Amerikan tohumundan yurdumuzda üretilen bir pamuk türü. * Kaplı ca. akamete u ğ ramak * baş ar ı sı z. tarla. baş lar ı göğ üsle birleş ik. dükkân. gaz yağ ı . mazot gibi s ı vı durumunda olan yakacak. odunu ceviz ağ acı nı nkine benzeyen. akan sular durmak * itiraza. akasya * Baklagillerden. sonuçsuzluk. akarca * Kemik veremi. salkı m ağ acı (Robinia pseudoacacia). * Sürekli iş leyen ç ı ban. sonuçsuz kalmak. * Ba ş ar ı sı zlı k. gaz. akasma * Düğ ün çiçe ğ igillerden. zamk. * Sı cak üİ kelerde yetiş en bir ağ açtan (Hymenea) elde edilen kat ı . akamet * Kı sı rl ı k. güzel kokulu öz suyu olan büyük bir ağ aç (Liquidambar orientalis). boya gibi maddelerinden yararlan ı lan bir ağ aç (Acacia). aralı ks ı z. kül renginde. yapı ş kan. eğ im boyunca sürekli veya zaman zaman akan su.

burçağ a yakı n bir bitki cinsi (Lathyrus sativus). akbaş * Yazı n kutup bölgelerinde yaş ayan. iç yan yüzünün hemen arkası nda bronş . akbalı kçı l * Leyleksilerden. bronş çuklar ı n son bölümü. kı ş ı nı lı k kı yı lara göçen. akçe. kı sa ve ince gagalı . hava borucukları nı n sonunu oluş turan kesecik. akci ğ er zar ı * Göğ üs boş luğ unun içini ve bu boş luğ un içinde bulunan akciğ erin d ı ş ı nı kaplayan ince zar. akça armudu *İ nce kabuklu. akbakla akbalı k * Kuru fasulye. akbu ğ day * Kurak iklime dayanı klı . sağ lı sollu iki parçalı * Baklagillerden. etli ve sulu bir tür armut. akci ğ er lopçu ğ u * Birçok akci ğ er keseci ğ inin birle ş erek oluş turduğ u parça. plevra. kanatları geniş ve büyük olan. deniz kazı (Bemicla). ak renkli bir ku ş türü (Egretta alba). siyah bacaklı yabanî bir tür ku ş . beyazca. * Sazangillerden. dağ lı k yerlerde ya ş ayan. akci ğ er kesecikleri * Akciğ er lopçuğ unun parçaları . * Akya balı ğ ı . akbabagiller * Gündüz yı rtı cı lar ı alt takı mı nı n. sarı . eti kı lç ı klı . iyi uçan büyük kuş ları içine alan bir familyas ı . beyaz kabuklu. baş ı ve boynu çı plak olan. akci ğ er göbeğ i * Akciğ erin. çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen. * İ htiyar.akbaba * Akbabagillerden. yumurtas ı ile tarama yapı lan bir bal ı k (Leuciscus). ı rmak ve göl k ı yı lar ı nda yaş ayan. le ş le beslenen. ekmeklik bu ğ day. bataklı k. akça pakça . akci ğ erliler * Karı ndan bacakl ı yumu ş akçaları n tek ciğ erle soluk alan bir takı mı . akci ğ er peteğ i * Akciğ erlerde solunumda gaz alı ş veri ş ini sağ layan. * Göğ üs kafesinin büyük bir bölümünü dolduran ve solunum organı nı n temeli olan. akça akça * Oldukça beyaz. oldukça büyük. sinir ve damarları n girip ç ı kt ı ğ ı yer. akburçak akci ğ er organ. * Bkz. iri ve y ı rt ı cı bir kuş (Vultur monachus).

akdedilme * Akdedilmek durumu. parayla ilgili.* Beyaz tenli. akdar ı * Buğ daygillerden. ağ arm ı ş . akçöpleme * Zambakgillerden. akdetme * Akdetmek iş i. yaprakları nı n uzun. * Rengini atmı ş . rengini atmak veya atmı ş gibi olmak. içinde ak renk bulunan. akçı llaş mak * Akçı l duruma gelmiş olmak. keş iş leme. akça yel * Güneydoğ udan esen yel. akçaağ açgiller *İ ki çeneklilerden. akçal ı * Paraya bağ lı . geni ş olması . malî. akdetmek . isfendan (Acer). güzel (kadı n). Akdeniz humması * Malta hummas ı . akçı llanmak * Akçı l duruma gelmek. * Her tür madenî para. Akdeniz mavisi * Parlak ve canlı görünümde mavi rengin bir türü. bir yı llı k veya daha uzun yaş ayabilen otsu bir bitki türü (Panicum miliaceum). akçı llı k * Akçı l olan ı n durumu. akdedilmek * Akdetmek iş i yapı lmak. akçı l akçı llanma * Akçı llanmak iş i. akçe * Küçük gümüş para. akçakavak * Akkavak. akçı llaş ma * Akçı llaş mak iş i veya durumu. akçaağ aç * Akçaağ açgillerden süs ağ acı olarak da dikilen tahtası hafif ve sa ğ lam bir ağ aç. örneğ i akçaağ aç olan bir bitki familyası . çiçeklerinin güzelliğ i dolay ı sı yla bahçe çiçekleri arası na giren zehirli bir bitki cinsi (Veratrum album).

akı cı ünsüz * Ciğ erlerden gelen havanı n. . akı karası geçitte belli olur * bir iddiadaki doğ rulu ğ un ancak deney veya s ı nav sonunda belli olacağ ı nı anlatmak için söylenir. muahede. ağ ı z boş luğ undaki yarı kapalı bir engele çarpmas ı yla oluş an bol sesli ünsüz (r. yazı ve anlatı mı n akı cı olma özelliğ i. *İ ki elemanlı mermer yapı ş tı rı cı sı . y). akı cı lı k ölçeğ i * Bir sı vı nı n belli sı caklı ktaki akı cı lı ğ ı nı ölçmekte kullanı lan alet. * Düş ünce. salı k verilen yol. selis. * Öğ üt. gel çengele takı l * bir sorunun nası l çözümleneceğ ini düş ünememe durumu. akı betine uğ ramak * birinin içinde bulunduğ u kötü duruma düş mek. * Beyaz renkte olan dut.* (mukavele. kanı . akı ak karası kara * beyaz tenli. okunabilen. ğ . * Herhangi bir kuvvet alanı nda. * Söz. aksungur. l. güvem eriğ i. akdut akemi akgünlük akhardal * Hekimlikte iç sürdürücü olarak kullanı lan hardal türlerinden biri (Sinapis alba). * Kolay söylenebilen. akdoğ an * Kartalgillerden bir doğ an türü. kara gözlü. anlama ve kavrama gücü. anlamca açı k (anlat ı m). hekimlikte ve boyacı lı kta kullanı lan bir bitki cinsi. akı cı * Akma özelliğ i olan. selâset. * Hafı za. sonuç. * Tütsü olarak yakı lan bir tür ağ aç sakı zı . akı bet * (bir iş veya durum için) Son. eninde sonunda. ittifak gibi karş ı lı klı ba ğ lanma anlamı taş ı yan Arapça sözlerle) Yapmak. bellek. akı cı lı k * Akı cı olma durumu. kara saçlı . akı l * Düş ünme. geyik dikeni (Rhamnus cathartica). akı seyelân. belli bir düzlemin belli bir bölümünden geçtiğ i var sayı lan güç çizgileri. akı l ak ı l. * Sonunda. us. akdiken * Hünnapgillerden.

vaktinde hatı rlamak. akı l durdurmak * bir ş ey çok ş aş ı rtı cı nitelikte olmak. muhtı ra defteri. * Herkese akı l öğ retmeye meraklı kimse. akı l hocası * Birine yol gösterip akı l öğ reten kimse. gayriaklî. . akı l danı ş mak * bir konuda birinin görüş ünü sormak. en içeride çı kan azı diş i. akı l doktoru * Psikiyatrist. akla uygun gelmemek. deli.akı l ak ı ldan üstündür * bir kimsenin aklı na gelmeyen bir çare. irrasyonalizm. akı l hastası * Ruh hastası . ajanda. us d ı ş ı cı lı k. akı l almaz * inanı lacak gibi olmayan. gerçeğ e. akı l almamak * inanı lacak gibi olmamak. akı l erdirememek (veya ermemek) * ne olduğ unu anlayamamak. yirmi ya ş diş i. akı l için yol (veya tarik) birdir * iyi düş ünülünce ayr ı ayrı kimselerce varı lacak sonuç hep aynı dı r. uygun olmayan. insanı ş aş ı rtmak. akı l etmek * herhangi bir önlem veya çareyi zamanı nda düş ünmek. akı l havsala almamak * akla mantı ğ a sı ğ mamak. herhangi birinin aklı na gelebilir. doğ ru değ il. sı rr ı nı çözmek. * Us dı ş ı . akı l hastahanesi * Akı l hastaları nı n yatı rı ldı ğ ı hastahane. inanı lmaz. akı l defteri * Hatı rlanı p yapı lması gereken ş eylerin yazı ld ı ğ ı küçük defter. akı l dı ş ı cı lı k * Akı l dı ş ı davranma yanlı sı görüş . akı l almak * danı ş mak. akı l dı ş ı * Akla. not defteri. akı l diş i * Yirmi yaş sı raları nda altlı üstlü ve sağ lı sollu. irrasyonel. akı l iş i değ il * akla uygun değ il. akı l erdirmek * anlamak. görü ş almak. sı rr ı nı çözememek.

akı l sı r ermemek * bir iş in niteliğ ini. zeki kimse. akliye. yak ı n var (veya ak ı l var. akı l kutusu * Çok akı ll ı . umudunu kesmek. rasyonalizm.akı l kârı olmamak * akı ll ı bir kiş inin yapacağ ı iş olmamak. akı lc ı lı k * Akla dayanan. rasyonalizm. * Akı lc ı lı ktan yana olan kimse. unutmak. akı l yürütmek * herhangi bir konuda fikir vermek. unutulmamak. * Bilginin evrensellik ve zorunlulu ğ unun deneyden ve deneye dayanan genellemeden değ il. akı l öğ retmek. usçu. akı l öğ retmek * nası l davranaca ğ ı nı göstermek. kendisinden ciddî bir düş ünce. akı ldan ç ı karmak * düş ünmemek. akı l zay ı flı ğ ı * Deliliğ e kadar varmayan akı l bozukluğ u. akı l yaş ta de ğ il. akı l vermek * bir konuda yol göstermek. zihnini zorlamak. akı l kethüdas ı * Herkese akı l öğ retme merakı nda olan kimse. akla aykı rı veya akı l dı ş ı hiçbir ş eyi tanı mama davranı ş ı ve tutumu. akı lda tutmak * unutmamak. * Akla ve akı l yolu ile varı lan yargı ya inanma. akı lc ı * Akı lc ı lı kla ilgili. akı ldan ç ı kmak * unutulmak. bazı küçükler büyüklerden daha ak ı ll ı olabilir. izan var) * kafa yormaya gerek yok. akı l yormak * hatı rlamaya çalı ş mak. akı l var. rasyonalist. . yalnı zca akı ldan çı kartı labilece ğ ini savunan öğ reti. yol göstermek. akı l kumkuması * Çok bilmiş kimse. ba ş tadı r * akı ll ı olma ile yaş lı olma arası nda ilgi yoktur. usçuluk. davranı ş beklenmeyen (kimse). gizli yönlerini anlayamamak. rasyonalizm. akı lda kalmak * akı lda yer etmek. akliye. akı l vermek. akı l terelelli * pek deliş men. düş ünmede ve tümden gelimli çı karmalarda bulan öğ retilerin genel adı . doğ rulu ğ un ölçütünü duyularda değ il.

. akı ll ı uslu * Akı ll ı olarak. akı ll ı ca * Akla yakı n. doğ ru. herkes kendininkini beğ enmiş ) * "insan kendi aklı nı baş kası nı nkinden üstün görür" anlamı nda kullanı lı r. akı llanma * Akı llanmak iş i. herkes yine kendi akı lı nı almı ş (veya akı llar gelin olmuş . akı lland ı rma * Akı llandı rmak i ş i. * Uslanmak. yaramazlı k etmeyerek. akı ll ı geçinmek * kendini çok akı ll ı sanmak. akı ll ı köprü arayı ncaya dek deli suyu geçer * atak kiş i tehlikeyi göze alarak iş e giriş ir ve çabuk sonuç alı r. * Karş ı sı ndakinin düş üncesizliğ ini belirtmek için söylenilen uyarma sözü. tasarlamak. dengeli. akı llanmak * Karş ı la ş ı lan olaylar ı n sonuçları ndan yararlanarak davranmak. aptal. * Akla yakı n. akı ldan geçirmek * bir ş ey yapmayı düş ünmek. doğ ru olarak. * (alay yollu) Düş üncesiz. akı ll ı lı k akı ll ı lı k etmek * yerinde ve uygun davranmak. akı lsal * Düş ünceyi ve gerçeğ i somut değ erlerle birbirine bağ layan hakikati içine alan ş ey.akı ldan ç ı kmak * unutmak. akı lland ı rmak * Aklı nı kullanması nı sa ğ lamak. * Akı ll ı olma durumu. durumu. akı llara durgunluk vermek * çok ş aş ı lacak bir sey olmak. uyanı klı k. akı lları pazara ç ı karmı ş lar. makul. akı ll ı olmak * gerçeklere uygun davranmak. akı ll ı düş ününceye kadar deli çocu ğ unu (veya oğ lunu) everir * kendini akı llı sananlar çok kez akı lsı z diye tanı nanlardan daha az baş arı gösterir. akl ı nı baş ı na getirmek. akı ll ı * Gerçeğ i iyi gören ve ona göre davranan. akı ldan ç ı kmamak * unutamamak.

akı n akı nc ı lı k . forvet. üş üş mek. akı m derken bokum demek * sözünü yolunca söyleyememek. düş ünce hayatı nda ortaya çı kan yeni bir görü ş . yer değ iş tirmesi. akı m ölçümü * Bir akarsuyun veya kanalı n su yolunda bir saniyede akan su hacmini ölçme. y ı ld ı rma. * Bilinç dı ş ı olayları n mantı k ve akla dayalı olarak açı klanmas ı . * Hava. akı n ak ı n * Arkası kesilmeyen kalabalı k öbekler durumunda. akı lsı zlı k etmek * düş üncesiz ve yersiz davranmak. akümülâtör. hareket. akı lsalla ş tı rmak * Bir ş eyi akı lsa duruma getirmek. akı mölçer * Bir elektrik akı mı nı nş iddetini ölçmeye yarayan araç. akı n * Kalabalı k bir ş eyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olmas ı . * Debi. yöntem. akı lsı zlı k * Akı lsı z olma durumu. akı mcı * Belli bir akı ma ba ğ lı kiş i. akı n etmek * toplu olarak gitmek. çapul gibi amaçlarla toplu olarak yapı lan bask ı n. * düş man ülkesine sald ı rmak. su gibi akı ş kan maddelerin veya elektrik yüklerinin belli bir yönde akı ş ı . cereyan. akı lsı z * Aklı .akı lsalla ş tı rma * Akı lsalla ş tı rmak durumu. * Düş man toprakları na tedirgin etme. akı mtoplar * Akü. baskı n yapmak. * Sanatta. * Futbolda sayı yapmak amacı yla karş ı takı m kalesine doğ ru genellikle topluca giri ş ilen saldı rı . akı lsı z baş ı n cezası nı ayak çeker (veya akı lsı z iti veya köpeğ i yol kocatı r) * düş üncesizlik veya tedbirsizlik yüzünden. * Akı ncı olma durumu. düzensiz ş eyler söylemek. anlayı ş ı kı t. cereyan tarz. * Kazak-Kı rgı z Türklerinin saz ş airlerine verdiğ i ad. gereksiz yere gidip gelme zahmetine katlanı lı r. * Akı lsı zca yap ı lan iş veya davranı ş . akı m * Akmak iş i. gerçe ğ i görüp ona göre davranmaya elveriş li olmayan. siyasette. amperölçer. hücum. akı nc ı * Düş man ülkesine akı n yapan savaş çı . * Görevi karş ı tarafa top sürmek ve sayı yapmak olan ön sı radaki oyuncu.

çam sakı zı . akı ş kanlaş ma * Akı ş kan duruma gelme. akı p gitmek * (zaman için) çabuk geçmek. akma. cereyan. meyil. akı ş kanlaş tı rı cı * Akı ş kan duruma getirme özelliğ i olan. tedirgin etmek. sürüp gitme. akı nkayası * Kaya balı ğ ı giller familyası ndan derin ve uzaklarda yaş ayan ince. akı m. * Hastalı k sebebiyle vücudun bir yerinden sulu madde akması . * Vücudunda göze çarpacak bir çarpı klı k bulunan kimseler için kullanı lı r. akı ntı ölçer * Bir akarsuyun ve kanal ı n akı ntı hı zı nı ve düzeyini ölçmeye yarayan alet. akı ntı çağ anozu * Akı ntı ya kap ı lmı ş yengeç. uzun bir balı k türü. * Akı n. akı ntı ile birlikte sürüklenmek. akı ntı ya kapı lmak * bir akı ntı nı n etki alan ı na girmek. akı ntı * Akmak iş i. akı ntı lı * Akı ntı sı olan. * Geçip gitme. meyilli. eğ ik. akı ndı rı k * Reçine. . e ğ im. seyyal. akı ş kan * Kendilerine özgü bir biçimleri olmayı p içinde bulundukları kabı n biçimini alan ve yı ğ ı n oluş turmayan (sı vı veya gaz). * Eğ iklik. * Sı vı yapı ş tı rı cı lar ı n ağ aç yüzeylerine gereğ inden çok sürülmesi ile oluş an durum. akı ntı ya kürek çekmek * olmayacak bir iş uğ runda boş una çabalamak. akı ş * Akmak iş i veya biçimi. akı ş kanlaş mak * Akı ş kan duruma gelmek.akı nc ı lı k etmek * düş man ülkesinde karş ı güçleri yı ld ı rmak. akı ş kanlaş tı rı cı lı k * Akı ş kan duruma getirme özelliğ i olma. * Çam türü ağ açlarda bulunan reçinenin eriyerek akmas ı olayı . akı ntı bilimi * Deniz akı ntı ları nı inceleme konusu edinen bilim dalı . * etki altı nda kalarak bir topluluğ un davranı ş ı na katı lmak. * Havanı n veya suyun herhangi bir yöne doğ ru yer değ iş tirmesi.

akik * Yüzük taş ı . * Enli bilezik. ş eker veya pekmezle yoğ rularak c ı vı k bir duruma getirilen hamurun k ı zg ı n saç üzerinde piş irilmesiyle yapı lan bir çeş it tatlı . akı ş kanlaş tı rmak * Akı ş kan duruma getirmek. akı ş malı * Akı ş ma özelli ğ i olan. akide. akı tma * Akı tmak iş i. din inancı . yağ . süt. yar ı saydam. * Bir ş eye inanarak ba ğ lan ı ş . akı ş kanlı k * Akı ş kan olma durumu. * Akı ş kanları n niteliğ ini düzeltmek için yoğ unlaş an akı mı içinde parçac ı kları n as ı ltı sı nı sa ğ layan yöntem. akması na yol açmak. akı tmalı * Alnı nda akı tması olan (hayvan). parlak ve değ erli bir ta ş . daha çok akide ş ekeri yerine kullanı lı r. akı ş maz * Dı ş etkenlerin tesiriyle akı ş mazlı ğ ı değ iş meyen. akı ş mazlı k * Akı ş maz veya durağ an maddenin durumu. yumurta. akideyi bozmak * doğ ru bilinen bir inanı ş veya gidiş ten ayrı lmak. dökmek. akı ş ma * Kulağ a hoş gelen veya kolayca söylenen seslerin özelli ğ i. türlü renklerde. * Hayvanları n. akil * Akı ll ı . akil bali ğ olmak . akil bali ğ * Döl verebilecek duruma gelmiş olan. erin. ağ ı zda güç eriyen ş eker. dura ğ an. inanç. mühür gibi ş eyler yapmakta kullanı lan.akı ş kanlaş tı rma * Akı ş kanlaş tı rmak iş i. akide akide *Ş ekerin kaynatı larak ağ da durumuna getirilmesi yolu ile yap ı lmı ş renkli ve kokulu. kalseduan kuvarsı nı n bir türüdür. akidesi bozuk *İ nancı zay ı f olan (kimse). * Un. akı tmak * Akması nı sa ğ lamak. akide ş ekeri * Bkz. özellikle atlar ı n alı nları nda bulunan ve burunları na doğ ru uzanan beyaz leke.

sözleş me veya mukavele yapan. baş arı sa ğ layamamak. verimsiz. * Akı ll ı ca. Hollanda kavağ ı (Populus alba). baş arı sı z. sözleş me. mukavele. . akit vaadi * Ön sözleş me. akkirpani * Ak. Orta Anadolu ve Do ğ u Anadolu'nun batı kesimlerinde yaygı n olarak yetiş tirlen yerli bir tür koyun. akkor akkorluk * Iş ı k saçacak beyazlı ğ a var ı ncaya de ğ in ı sı tı lmı ş olan. ilgi veya tepki yaratmak. tartı ş ı lması na yol açmak. ağ ı z. yaprakları nı n altı beyaz olan bir kavak türü. kara damarlı bir kelebek (Aporia crataegi). termit (Termes). * Sonuçsuz. kaba kar ı ş ı k yapağ ı lı . termitler. akkavak akkefal * Söğ ütgillerden. sı cak veya ı lı man ülkelerde yaş ayan.* döl verebilecek eriş kin duruma gelmiş olmak. akkarı nca * Düz kanatlı lardan. kulak ve ayaklarda siyah lekeler bulunabilen. âkit * Bir iş i karş ı lı klı olarak kararlaş tı rı p üstlerine alan taraflardan her biri. * Bir cismin. * rüş tünü ispat etme ya ş ı na gelmiş olmak. akçakavak. akkaraman * Vücudu beyaz. yansı ma. akilâne akim * Kı sı r. göz etrafı . döl veremeyen. kontrat. * Nikâh. yankı . parlak bir yüzeyde görünmesi. evirtim. akim kalmak * sonuca ulaş amamak. * Akkor olma durumu. akit * Hukukî sonuç doğ urmak amacı ile iki veya daha çok kimsenin veya kuruluş un karş ı lı klı ve birbirine uygun irade beyanları ile gerçekle ş en iş lem. * Bir ş eyin ba ş ka bir ş ey üzerinde yaratt ı ğ ı etki. * Sazangillerden bir cins tatlı su bal ı ğ ı (Alburnus). iri ak kanatlar ı kalı n. * Evirme. akkelebek * Hemen bütün meyve ağ açları nda tomurcuk düş manı sayı lan.ı sı rı cı böcekler topluluğ u. akkarı ncalar * Ağ ı z parçaları iyi geliş miş . bitkilere çok zarar veren bir böcek cinsi. iri baş lı . burun. akis * Iş ı k veya ses dalgaları nı n yans ı tı cı bir yüzeye çarparak geri dönmesi. fakat kirli. akis uyand ı rmak * bir konunun üzerinde düş ünülmesine.

aklan aklanma aklanmak * Ak olmak. akla yak ı n * aklı n benimseyebileceğ i. * Baş arı lı gösterilmek. akla s ı ğ mak (veya sı ğ mamak) * inanı lacak gibi olmamak. akla gelmeyen ba ş a gelir * insan ummadı ğ ı . ibra etmek. tebriye etmek. makul. * Suları nı bir denize veya göle gönderen bölge. it-ekle. -akla / -ekle * Bazı fiillerin sı klı k çatı lar ı nı türeten ek: tart-akla. akla gelmez * hatı rlanamaz.. güçlüklerle kar ş ı laş mak. aklı n kabul edebileceğ i. düş ünülemez. ibraname. maile. makul. akla yatk ı n * uygun. zı vanadan çı kmak. * Aklanmak iş i. akla fenal ı k vermek * çok ş aş ı rmak. değ erli olarak nitelendirilmek. * Bir dağ sı rası nı n yamaçlar ı ndan her biri. aklama * Aklamak iş i. . akla zarar (veya ziyan) * çok ş aş ı lacak. temizlenmek. akla s ı ğ ar gibi * aklı n kabul edebileceğ i biçimde. ş aş kı nlı ğ a uğ ratacak (ş ey). aklama belgesi * Alacak verecek kalmadı ğ ı nı gösteren belge. akla karayı seçmek * (bir iş i baş arı ncaya değ in) çok sı kı ntı çekmek. akla hayale gelmez * inanı lmaz. yı rtı cı bir kuş . akla gelmedik * düş ünülemeyen.vb. ibra. akı llı ca. ç ı ldı racak gibi olmak. aklamak * Suçsuz veya borçsuz olduğ u yarg ı sı na vararak birini temize çı karmak. düş ünmediğ iş eylerle daima karş ı laş abilir.akku ş akkuyruk * Atmaca. * Tadı nı artı rmak için çay harmanı na katı lan beyaz bir çay türü.

aklevrek aklı * Tatlı su levreğ i. aklı baş ı nda olmamak * iyi düş ünebilir durumda olmamak. ağ armak. aklı baş ı ndan bir karı ş yukarı (veya yukarı da) * düş ünmeden akl ı na geleni yapan. sorun üzerinde toplayamamak. aklı bir yerde olmak * düş ünülmesi gerekenden baş ka bir ş ey düş ünmek. aklaş tı rmak * Aklaş ması nı sağ lamak. aklı durmak * düş ünemez bir duruma gelmek. * Akı bulunan. aklı baş ı ndan gitmek * çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağ ı nı ş aş ı rmak. temize çı kmak. ş aş ı rmak. aklı baş ı nda * sürekli akı ll ı davranan.* Bir dava sonunda temiz ve iliş iksiz çı kmak. * ayı lmak. aklı dağ ı lmak * düş ünceyi belli bir konu. aklaş mak * Ak duruma gelmek. kendine gelmek. çok korku geçirmek. çok korkmak. aklaş ma * Aklaş mak iş i. beyazlaş mak. * uygun bulmamak. akı l gereğ ince. kusursuz. aklı çı kmak * titizlikle üzerinde durmak. aklaş tı rma * Aklaş tı rmak i ş i. aklı baş ı na gelmek * davranı ş ları nı n yanlı ş lı ğ ı nı sezerek do ğ ru yolu bulmak. aklı almamak * anlayamamak. beraat etmek. aklı baş ka yerde olmak * baş ka ş eyler dü ş ünmek. aklı bokuna kar ı ş mak * korkudan ş aş ı rı p ne yapacağ ı nı bilememek. aklen * Akı l icab ı . beyazlaş tı rmak. . kavrayamamak. * doğ ru dürüst. ak renkli. * bir ş eyin olabileceğ ine inanmamak.

ş aş ı rmak. aklı sı ra * Aklı nca. aklı karal ı * Akı ve karası olan. aklı karı ş mak * ne yapacağ ı nı bilememek. umduğ una göre. * Ak olma durumu. aklı k aklı ma gelen baş ı ma geldi * olması ndan korktuğ um ş ey oldu. bayı lmak. sandı ğ ı na göre. aklı kesmemek * sonucu tahmin edememek. korkmak. bocalamak. olacağ ı na inanmak. aklı evvel * Densiz. * Kendisini en akı ll ı sanan. aklı sı ra * aklı nca. aklı yatmak * anlamaya baş lamak. aklı sonradan gelmek * verdiğ i karar ı n yanlı ş olduğ unu anlay ı p vazgeçmek. düzgün. ilerisini görememek. aklı zı vanadan çı kmak * delirmek. aklı kesmek * bir ş eyin olabileceğ ine inanmak. düş ünüş üne göre. aklı gitmek *ş aş ı rmak. sağ duyu sahibi olmayan. * Kadı nları n makyaj için yüzlerine sürdükleri beyaz bir sı vı . tatmin olmak. aklı tam ayar * aklı yerinde. aklı evvel * Akı ll ı geçinen. * akı lca olgunla ş mak. * çok beğ enmek. münasebetsiz. . beyazlı siyahlı . aklı fikri bir ş eyde olmak * bütün düş ündüğ ü bir konuda yoğ unla ş mak. aklı kalmak * beğ enilen bir ş eyi düş ünmekten kendini alamamak.aklı ermek * anlayabilmek. aklı nı oynatmak. aklı tak ı lmak * zihni bir ş eyle uğ raş mak.

aklı na geleni yapmak * her istediğ ini düş ünmeden yapmak istemek. * kafası nda bir düş ünce doğ mak. aklı na ş aş ayı m (veya ş aş ar ı m) * adı geçen kimsenin ak ı lsı zca bir davranı ş ta bulundu ğ unu anlatı r. aklı na sı ğ mamak * anlayamamak. davranmak. * lâdes oyununa katı lanlardan biri ötekine bir ş ey verirken karş ı dakinin "unutmad ı m" anlam ı nda söylediğ i aklı na birş ey gelmek *ş üphelenmek. anı msamak. * düş ünmek. aklı na takmak (veya aklı nı takmak) * sürekli olarak bir ş eyi düş ünmek. aklı na uymak * birinin uygun olmayan görüş üne göre iş yapmak. aklı na esmek * daha önce düş ünmemiş olduğ uş eyi birden yapmaya karar vermek. kavrayamamak. . * bir ş eyi yapmay ı düş ünmek. aklı na yelken etmek * düş üncesizce davranmak veya aklı na geleni hemen yapmak. aklı na sı ğ dı rmak * bir ş eyin olabileceğ ine inanmak. aklı na koymak * bir kimse birine. aklı na turp sı kayı m * birinin düş üncesini ve yaptı ğ ı nı beğ enmemek. bir ş ey telkin etmek. aklı na düş mek * hatı rlamak. kı namak. bir düş ünceye saplanı p kalmak. aklı na geleni söylemek * rastgele konuş mak. aklı na gelmek * hatı rlamak. aklı na vurmak * birden düş ünüvermek. tasarlamak.aklı mda! söz. * kararlaş tı rmak. * olabileceğ ine inanmamak. aklı na koymak * bir ş ey yapmaya kesin olarak karar vermek. aklı almak. aklı na getirmek * hatı rlatmak. aklı na tükürmek * birinin düş üncesini beğ enmemek. çok istemek.

aklı nca * (küçümseme yollu) Düş üncesine göre. aklı ndan çı kmak * unutmak. * unutmamak. * ayartmak. aklı nı kaçı rmak * delirmek. aklı nı çalmak * ilgisini aş ı rı derecede çekmek. aklı nda kalmak * unutmamak. bellemek. çok ş aş ı rtmak. devş irmek) * akı lsı zca davranı ş larda bulunmaktan kendini kurtarmak. aklı nı peynir ekmekle yemek *ş aş kı nca ve akı lsı zca i ş ler yapmak. aklı ndan geçirmek * bir ş ey yapmayı düş ünmek. * hatı rlamak. aklı nda tutmak * öğ renmek. aklı sı ra. aklı ndan zoru olmak * arada bir durum ve ş artları n gerektirdi ğ i gibi davranmamak. aklı nı ba ş ı na almak (veya toplamak. aklı nı çelmek * niyetinden. yersiz iş yapmak. aklı ndan geçmek * düş ünmek. * akı l dı ş ı iş ler yapmak. aklı nı oynatmak * çı ldı rmak. aklı nı ba ş ka yere vermek * konuş ulan konudan baş ka bir ş ey düş ünür olmak. tasarlamak. aklı ndan tutmak * bir ş ey düş ünmek. aklı nı (bir ş eyle) bozmak * bir ş ey üzerine dü ş erek hep onunla u ğ raş ı p durmak. aklı nı ba ş ı ndan almak * düş ünemeyecek bir duruma getirmek. kararı ndan cayd ı rmak. aklı ndan çı karmamak * devamlı hatı rlamak. aklı nda olsun! * unutma!. baş tan çı karmak. * gereksiz. hiç unutmamak. .

* Karı ş mak. akliyeci akma hançer * Ortası oluklu hançer. * (kumaş için) Yı pran ı p iplikleri erimeye ba ş lamak. * (bir kap veya bir yer) İ çindeki veya üstündeki sı vı yı sı zdı rmak. usçuluk. akma * Akmak iş i. * (sı vı bir madde için) Bir yerden çı kmak. akma s ı nı rı * Malzemenin belirli bir gerilme uygulanması yla sı nı rlı ve kal ı cı deformasyona uğ raması veya belirlenen toplam uzamaya maruz kalmas ı durumundaki mukavemeti. yersiz düş ünmek. * Sürüp gitmek. keçi mantar ı (Agaricus campestris). aklı nı takmak * sürekli olarak aklı bir ş eyle uğ raş mak. yere düş mek. rasyonalizm. . akmantar akmasa da damlar * çok değ ilse bile. * Çabucak savuş mak. katı lmak. * (bu gibi maddeler) Aş ağ ı ya. çam sakı zı . ortadan kaybolmak. * Reçine. akliye * Akı l hastalı klar ı ile ilgili hekimlik kolu. * Akı l hastalı klar ı uzman ı . aklı nla bin yaş a * akla yakı n görülmeyen bir dü ş ünce ileri sürene söylenir. * (zaman için) Çabuk geçmek. * Sağ duyu. aklı nı n terazisi bozulmak * akı ll ı ca olmayan davranı ş larda bulunacak bir duruma düş mek. * Akı l hastalı klar ı ile ilgili hastahane bölümü. akla dayanan. * Akı lc ı lı k. az çok bir gelir veya kazanç sağ lar. aklı selim aklî akliyat * Akı l yolu ile kazanı lan bilgiler. * Tadı güzel ve besleyici bir tür mantar. akı ndı rı k.aklı nı ş aş ı rmak * yerinde olmayan bir iş yapmak. akmak * (sı vı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler için) Bir yerden baş ka bir yere doğ ru gitmek. aklı nı n köş esinden geçmemek * hiçbir zaman düş ünmemek. * Art arda ve toplu olarak gitmek. * Akı lla ilgili. * (boya için) Birbirine karı ş mak.

akonitin akont * Bir borca karş ı lı k. eş lik eden. akort etmek * çalgı ları n seslerini ayarlamak. akordiyoncu * Bkz. akortlu * Akordu olan. akordeon. akortsuz . * Boğ an otundan ç ı karı lan ve hekimlikte kullan ı lan zehirli bir madde. akordeoncu * Akordeon çalan kimse. akortsuz. akort * Bir çalgı yı doğ ru ses vermesi için ayarlama. akordu bozuk * Birbirini tutmayan. akordeon * Üstündeki düğ melere veya tuş lara basarak. ses veren araçları nı ayarlamak. gölet. akort yapmak * çalgı ları n tellerini. hesabı daha sonra görülmek üzere yapı lan kı smî ödeme. akortlanmak * Akortlanmak iş i yapı lmak. düzenlemek. akordeoncu. uyumsuz. akortçu * Piyano ve org gibi müzik aletlerini ayarlamayı meslek edinmi ş kimse.akmaz * Durgun su. akortlatma * Akortlatmak iş i. akompanyatör * Bir parça çalı ndı ğ ı zaman ses veya bir âletle ona katı lan kimse. elde ta ş ı nabilir bir çalg ı . metal dilcikleri titretme yolu ile çalı nan körüklü. akortlama * Akortlamak iş i. akortlatmak * Akortlamak iş ini yapt ı rmak. * Kumaş larda makine ile yap ı lmı ş kı rma. akort edilmiş . * Armoniyi sağ layan seslerin birleş mesi. akordiyon * Bkz. akortlanma * Akortlanmak iş i.

akrep gibi * her fı rsatta sözleriyle baş kalar ı nı incitme veya onlara kötülük etme durumunda olan. akraba çı kmak * önceden tanı ş madan veya bilmeden konu ş arak akraba oldukları nı anlamak. akrobatl ı k * Cambazlı k. * Oluş ma yönünden aynı kaynağ a dayanan ş eyler. kı vrı k ve kalk ı k kuyruğ unda zehirli bir iğ nesi olan böcek (Scorpio). yaş ı t. akraba olmak * evlilik yoluyla yakı nl ı k kurmak. * Birbirini tutmayan. akraba diller * Aynı ana dilden gelen diller. * Biri. Zodyak. akraba * Kan veya evlilik yoluyla birbirine bağ lı olan kimseler. * Radyoda gerçek ayar frekansı ile do ğ ru değ eri arası ndaki sapma. * Yaş ça denk. bir bankanı n yükümlülüğ ü altı nda. akort edilmemiş . akreditif * Belirli bir nicelikteki para için. uyumsuz. Akrep * Zodyak üzerinde Terazi ile Yay burçları arası nda yer alan burç. öğ ür. akrepler akrobasi akrobat * Örümceğ imsilerin. akromatik . akran akranl ı k * Akran olma durumu. boydaş . * Saatin iki ibresinden küçüğ ü. üçüncü bir kiş i yararı na bir baş ka bankada veya aracı sı nda açtı rı lan kredi.* Akordu olmayan. * Cambaz. * Kredi mektubu. * Cambazlı k. diğ erinin sonucu olan ş eyler. sı cak ve nemli yerlerde ya ş ayan. hı sı m. yaş ı tlı k. akrobatlı k. akortsuzla ş tı rmak * Radyoda bir ayar frekansı nda sapma meydana getirmek. akortsuzluk * Ses düzensizliğ i veya ayarsı zl ı ğ ı . akrep * Akreplerden. örneğ i akrep olan takı mı . akrabal ı k * Akraba olma durumu.

* Hücrede boyayı kabul etmeyen (bölüm). renksemez. aks aksak * Dingil. renk körlüğ ü. aksak eş ekle yüksek dağ a çı kı lmaz * eksik araçlarla sağ lı klı iş yapı lmaz. muvaş ş ah. * Aksamak iş i. * Ermiş . aksakal * Köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. * Türk müzi ğ inde oldukça kı vrak bir usul. büyümesi veya uzamas ı . burun gibi vücudun sivri kı sı mlar ı ndaki kemiklerin kalı nlaş ması . aksata aksakl ı k aksam aksama aksamak . hafifçe topallayan. akropol * Eski Yunan ş ehirlerinde. akromegali * Genel geliş me bittikten sonra el. akrostiş * Her dizenin ilk harfi yukarı dan aş ağ ı ya doğ ru okununca ortaya bir söz çı kacak biçimde düzenlenmiş manzume. * Aksayan. * Kı sı mlar. kromatin ile boyanmamı ş olan kromozomları olu ş turan bölüm. * Vurgu. kelime vurgusu. akromatin * Hücre çekirdeğ i içindeki ince iplikçiklerden yap ı lmı ş . * Eski Yunan ve Lâtin ş iir ölçüsünde. aksan ı bozuk * Bir dildeki kelimeleri doğ ru söyleyemeyen. aksan * Bir ülkenin insanları na veya bir çevreye özgü söyleyiş özelliğ i. geri kalmak. akromatik i ğ iplik * Mitozun ilk evresi sonunda bütün hücrelerde beliren ve hücre boyaları yla pek boyanamayan iğ biçimindeki olu ş um. * (bir iş ) Gereğ i gibi yürümemek. en önemli yapı ları n ve tapı nakları n bulunduğ u iç kale. evliya. tev ş ih.* Beyaz ı ş ı ğ ı çözümlemeden geçiren. sondan bir önceki hecesi kı sa olacak yerde uzun olan dize. * Hafif topallamak. akromatopsi * Bkz. grup vurgusu. *İ yi gitmeyen. * Aksak olma durumu. çene. iyi iş lemeyen.

* Ulaş mak. * (bir ı ş ı k veya bir ş ekil) Düz ve parlak bir yüzeye çarp ı p orada aynen görünmek. kriz. * Aksamak iş i veya biçimi. aksesuarc ı * Aksesuarı haz ı rlayan kimse. araç veya * Konunun gerektirdiğ i ölçüde kullanı lan. yansı lanmak. aksat ı ş * Aksatmak iş i veya biçimi. aksesuar nesne. bir makinenin iş levine katı lmayan. akseptans * Yabancı ülkelerde okuyacak öğ renciler için gönderilen kabul belgesi. * Aksesuar kullanması nı seven. akselerometre *İ vmeölçer. mücevher gibi eş ya. aksetme aksetmek * Aksetmek iş i. çanta. yaymak. * Bir aletin. duyulmak. yankı lanmak. * (ı ş ı k) Bir yere vurmak. * Poliçelerin üzerine "kabulümdür" biçiminde yazı larak altı imzalanan açı klama. eldiven. hapş ı rı k. aksı rma. tersine çevirmek. ancak kendine özgü ayrı bir yararı bulunan alet. hapş ı rma. kemer. * Aksatmak iş i.* "alma ve verme" Alı ş veriş . durumu. * Haberi. aks ı rı k * Herhangi bir sebeple burun zarı nı n gı cı klanmas ı sonucu solunum kasları nı n birdenbire kası lması yla ağ ı z ve burundan hı zlı . aksettirme * Aksettirme iş i. akselerograf *İ vmeyazar. ş apka. aksedir * Kaplaması mobilyacı lı kta kullan ı lan. * Kadı n giyiminde giysiyi bütünleyen ayakkabı . aksettirmek * (sesi) Yankı lamak. açı k kahve rengi öz odunlu olan bir ağ aç (Thuya occidentalist). * (ses) Bir yere çarpı p geri dönmek. bir sahne içinde yer alan veya oyuncunun dekor gere ğ i kullandı ğ ı çe ş itli e ş ya. gürültülü soluk bo ş alması olay ı . duyurmak. bir i ş i gere ğ i gibi yürütmemek. yay ı lmak. . * (ı ş ı ğ ı ) Yansı tmak. ulaş tı rmak. aksatma aksatmak aksay ı ş akse * Hastalı k nöbeti. * Aksaması na yol açmak. * Evirmek. yankı vermek.

aksi aksi aksi gibi aksi hâlde * yoksa. menfi. aks ı rı klı tı ksı rı klı * Yaş lı . aks ı rmak * Burun zarları nı n gı cı klanmas ı ile solunum kasları nı n birdenbire kası lması üzerine. * Uygun olmayan. aksi * Ters. aks ı rtma * Aksı rtmak iş i. olumsuz. hapş ı rtmak.aks ı rı klı * Aksı rı ğ a tutulmuş . öyle olmazsa. aksilik olarak. aksilenmek * Aksileş mek. hap ş ı rı klı . aksileş mek * Huysuzlanmak. hastalı klı . aks ı rtmak * Birinin aksı rması na sebep olmak. aksi tesadüf * "ş anss ı zlı ğ a bak" anlamı nda kullanı lı r. hapş ı rmak. ters ve kı zg ı n olarak. aksili ğ i üstünde . hı rçı n. aksı rma biçimi. inatçı lı k etmek. aks ı rı ş aks ı rma * Aksı rmak iş i. aksili ğ i tutmak * güçlük çı karmak. huysuzluk etmek. aksilenme * Aksilenmek iş i. ağ ı z ve burundan hı zl ı . huysuzlanmak. aksi ş eytan * iş ler yolunda gitmedi ğ i zaman "ne kadar ilgisiz. aksi takdirde * yoksa. sı k sı k aks ı ran. inad ı nda direnmek. ters davranmak. aksi hâlde. kar ş ı t. * Aksı rma. gürültülü soluk bo ş altmak. münasebetsiz" anlamı nda kullanı lı r. huysuz. *İ natçı . zı t. aksı rı ğ ı olan. aksileş me * Aksileş mek i ş i. * istenmediğ i hâlde. * Olumsuz bir biçimde.

* Gece. perde. * Tersine. aksine aksiseda aksiyom * Kendiliğ inden apaç ı k olan ve böyle olduğ u için öteki önermelerin ön dayanağ ı olan temel önerme. * Gözdeki billûr cismin saydamlı ğ ı nı yitirerek ağ arması ndan ileri gelen körlük. maddî bir etkenin. iş . * Ada soğ anı . inatçı lı k etmek. akş am akş am . ak basma. * Hareket. sinir hücrelerinin uzantı lar ı ndan en belirli ve uzun olanı . belit. reaksiyon. hikâye. katarakt. bu hareketten ortaya çı kan geliş im. aksiyon * Bir kuvvetin. akso ğ an akson * Sinir uyarmaları nı sinir hücresinden ileriye uzatmaya yarayan. * Oyunun teması nı geliş tiren ba ş lı ca olay. huysuzluk. * Bir iş in yolunda gitmemesi durumu. uygunsuzluk. * Akş am vakti k ı lı nan namaz. huysuzluk etmek. elveriş sizlik. aksö ğ üt aksu aksungur * Söğ ütgillerden. bir düş üncenin ortaya ç ı kmas ı . pay senedi. aksilik ç ı kmak * engel ortaya çı kmak. ters davranmak. * Akdoğ an. akş am * Gündüzün son ve gecenin ilk saatleri. aksona * Vurgun hastalı ğ ı na karş ı uygulanan emniyet durakları .* olumsuz davranı ş lı . uyuş maya yanaş mamak. aksülâmel * Tepki. aksilik etmek * güçlük çı karmak. aksilik * Terslik. inatçı lı k. * Yankı . * Sermayenin belirli bir bölümü. *İ nsan etkinliğ inin veya iradesinin açı ğ a çı kması . geli ş im. akş am ahı ra sabah çayı ra * hayatta yiyip içip yatmaktan baş ka kayg ı sı olmayanlar için söylenir. * Hisse senedi. mütearife. kabukları eczacı lı kta kullan ı lan bir söğ üt türü (Salix alba). * Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi.

akş amcı lı k etmek * akş amcı lar içki içmek amacı yla bir araya gelmek. . bitmemek. akş ama sabaha * Neredeyse. akş am karanlı ğ ı * Alaca karanlı k. * Çalı ş ması akş ama rastlayan. * Çalı ş malar ı nı daha yoğ un olarak ak ş am saatlerinde yapan. k ı sa bir zaman içinde. akş am gazetesi * Baskı sı öğ leden sonra.* Akş amı n olduğ uş u dar zamanda. akş am pazarı * Pazarlarda. akş am azadı * Ders çı kı ş ı . pek yakı nda. ak ş amleyin. akş ama kalmak * (iş ) gecikmek. akş am güneş i * Etkisi azalmı ş gün ı ş ı ğ ı . akş am piyasası * Akş am üzerleri belli bir yerde yapı lan gezinti. akş amcı lı k * Akş amcı olma durumu. Ak ş am Yı ld ı zı * Venüs. * Yaş lı lı k dönemi. akş am saati * Akş am vakti. akş am ezanı * Günün dördüncü namaz vaktini bildiren ezan. akş am simidi *İ kindi üzeri ç ı karı lan s ı cak. özellikle akş ama doğ ru yapı lan gazete. iş portalarda ak ş ama do ğ ru tezgâhta kalmı ş malları n ucuz fiyatla satı lı ş ı . susamlı simit. akş amcı * Akş amlar ı içki içme alı ş kanlı ğ ı nda olan kimse. akş ama kadar * bütün gün. ara vermeden. akş am yeli * Akş amlar ı esen serin rüzgâr. akş ama doğ ru * Gündüzün akş ama yak ı n bir zamanı nda. Çulpan. ders paydosu. güneş in battı ğ ı sı ralar. akş am namazı *İ kindi ile yatsı namazı arası nda kı lı nan namaz.

* Her akş am. akş amlama * Akş amlamak durumu. akş amları * Akş am vakti. ak ş am vakti. akş amdan kavur. sabaha savur * kazandı ğ ı nı günü gününe harcayan tutumsuz kimselerin durumunu anlatmak için kullanı lı r. akş ama do ğ ru. iş i. akş am oldu ğ unda. olan olduktan sonra gösterilen ilgi için söylenir. akş amı bulmak (veya ak ş amı etmek) * akş amlamak. akş amı buldurmak veya ettirmek. akş amlı sabahlı * Her akş am ve her sabah. akş amlatmak * Akş amı yaptı rmak. akş amsefası * Gecesefası . . akş amdan kalmı ş (veya kalma) * geceki sarhoş luğ un mahmurlu ğ unu ta ş ı yan. akş amdan sonra merhaba (veya sabahlar hayrolsun) * iş iş ten geçtikten. ak ş am yapı lan. akş amı n iş ini sabaha (veya yarı na) b ı rakma * bu gün yapı lması gereken bir iş i ertesi güne bı rakmak sak ı ncal ı dı r. kaçı nı lmaz sonuç pek yak ı n. akş amlı k sabahlı k * Nerede ise. ak ş am için. akş amüstü * Güneş in battı ğ ı sı ralarda. akş amdan akş ama * Her akş am üst üste. akş amlamak * Bütün günü bir yerde veya bir iş te geçirerek akş ama eriş mek. akş am yaklaş ı rken. akş amlatma * Akş amlatmak i ş i. akş ama doğ ru. akş amlı k * Akş ama özgü olan. günü bitirmek. akş amki * Akş am olan. iyi akş amlar!. * Akş amı bir yerde geçirmek.akş amdan * akş am olmak üzere iken. akş amlar (veya akş am ş erifler) hayrolsun! * akş am vakti kullanı lan esenleme sözü. * (ay) Dolun ay durumundan sonra geç doğ mak. akş amı bulmak. akş amleyin * Akş am saatlerinde.

* Baharat. aktarma yapmak * bir taş ı ttan ötekine geçmek. kâğ ı t. akş ı n * Kı lları nda ve gözlerinde. gereçleri satan kimse veya dükkân. iplik. * Sürülmemiş tarlayı ilk veya ikinci kez sürme. aktarı ş aktariye aktarl ı k aktarma * Aktarmak iş i. zarf. aktarı m * Aktarma iş i. * Voleybolda öbür oyuncuları n vurması için topu. * Aktarı n yaptı ğ ı iş . iktibas. * Aktarmak iş i veya biçimi. * Bir oyuncunun topu kendi takı mı ndan bir baş ka oyuncuya göndermesi. aktarı lmak * Aktarmak iş ine konu olmak. akş ı nlı k aktar * Akş ı n olma durumu.ak ş amüzeri * Bkz. ev ilâçları . akş amüstü. tütün vb. * Alı ntı . * bütçede bir bölümden baş ka bir bölüme ödenek geçirmek. aktarmak * Bir yerden. aktarma etmek * aktarmak. bir kaptan baş ka bir yere veya kaba geçirmek. bazen de derisinde do ğ uş tan boya maddesi bulunmadı ğ ı için her yanı ak olan (hayvan veya insan) çapar. * Anadolu'da iğ ne. * Görüntüyü bir bölgeden baş ka bir bölgeye ileten araç. * Aktarı n sattı ğ ı ş eyler. * Dam kiremitlerini aktarı p kı rı klar ı yenileyen kimse. . * Bir hesaptan baş ka bir hesaba para havale etme. albino. * Arı lar ı bir kovandan ötekine geçirme. virman. ağ ı n üzerine yükselten oyuncu. aktarmacı * Aktarma iş ini yapan kimse. aktarmacı lı k * Aktarma iş i. baharat. aktarma iş iyle uğ ra ş ma. * Bir taş ı ttan baş ka bir taş ı ta geçme. nakil. satan kimse veya dükkân. aktarı cı aktarı lma * Aktarı lmak i ş i.

* Etkin. etkili olmak. kiş isel çal ı ş maları nı ve i ş yapma yeteneklerini geliş tirmeyi sağ layan bilimsel yöntem. amerikyum. aktiflik * Etkinlik. * Etkili. * Etken. * Bir dilden baş ka bir dile çevirmek. * Sürülmemiş tarlayı ilk ve ikinci kez sürmek. hareketli. canlı . etken. aktinit * Aktinyum. * Bir tekniğ e göre biçimlendirmek. tulyum. protaktinyum. aktifle ş tirme * Aktifleş tirmek iş i. ortaklı ğ ı n para ile değ erlendirilebilen mal ve haklar ı nı n tümü. daha çok Kur'an'ı baş ı ndan sonuna kadar okumak. aktarmas ı z * (taş ı tlar için) Belli bir süre sonra inilip ba ş ka bir taş ı ta binilmesini gerektirmeyen. aktarmalı * (taş ı tlar için) Belli bir süre sonra inilip ba ş ka bir taş ı ta binilmesini gerektiren. * Bir kitabı . plûtonyum. bildirmek. iktibas etmek. uyarlamak. aktartmak * Aktarmak iş i yaptı rtmak. * Bir ticarethanenin.* Bir ş eyin yolunu. yönünü de ğ iş tirmek. *İ letmek. çalı ş kan. aktav ş an aktif * Bir cins iri çöl sı çanı (Jaculus). aktifle ş tirmek * Aktifleş mesini sa ğ lamak. aktif duruma gelmek. aktif ta ş ı ma * Bir maddenin hücre zarı ndan enerji harcanarak hücre içine veya dı ş ı na taş ı nmas ı . * Etken fiil. tercüme etmek. aktif rol oynamak * etkili olmak. aktartma * Aktartmak iş i yaptı rmak. aktifle ş mek * Canlı hareketli. * Çatı kiremitlerini gözden geçirerek kı rı k ve bozuk olanları nı n yerlerine sağ lamları nı koymak. aktif duruma getirmek. küryum ve berkelyum radyoaktif elementlerinin ortak ad ı . aktif metot * Öğ rencilerin. toryum. aktinoloji aktif fiil . aktifle ş me * Aktif duruma gelme. * Bir kitaptan veya bir yazı dan bir bölümü almak.

* Güncellik. yank ı lan ı m. * Günün olayı veya konusu. edimselcilik. aktüel * Güncel. aktivite aktivizm aktör * Erkek oyuncu. * Kuvveden fiile geçmiş olan hâl (Aristo felsefesi). acil (hastalı k). aktinyum * Atom numarası 89. * Etkinlik. akı mtoplar. * Fizik biliminin konusu ses olan kolu. aktüalizm * Geçmiş jeolojik olaylar ı n bugünkülere bakarak açı klanabilece ğ ini ileri süren öğ reti. * Edimsel. radyoaktif bir element. * Akümülâtörün kı saltı lmı ş adı . atom ağ ı rl ı ğ ı 227 olan. aktinyumlu * Özünde aktinyum bulunduran.Kı saltması Ac. k ı zgı n (hayvan). aktörün yaptı ğ ı iş . yank ı bilimi. * Kapalı bir yerde seslerin dağ ı lı m biçimi. ses da ğ ı lı mı . * Etkincilik. ş imdiki. * Azgı n. . aktöre * Ahlâk. * Kadı n oyuncu. aktris aktüalite aktüalitesini kaybetmek * güncelliğ ini yitirmek. * Olduğ undan baş ka türlü görünen kimse. kendini baş ka türlü gösterme.ş iddetli.* Güneş ı ş ı nları nı n hem insan hem de bütün canlı lar üzerinde etkisini inceleyen bilim dal ı . akuzatif akü * Yükleme durumu. akur akustik akümülâtör * Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depo eden. aktörlük * Aktörün görevi. akut *İ lerlemiş . * Olduğ undan baş ka türlü görünme. istenildiğ inde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz.

akya balı ğ ı * Uskumrugillerden. lökosit. akvaryumcu * Akvaryum iş iyle u ğ raş an kimse. ufak pullu. 10-15 bazen de 50-60 kg gelen bir balı k. al al * Aldatma. * Sulu boya resim. akbal ı k (Lichia amia). düzen. -al / -el *İ simden sı fat türeten ek: gen-el. do ğ -al. Al * Alüminyum'un kı saltması . kı rmı zı . çiçeğ i di ş ve yüz ş iş lerinin tedavisinde kullan ı lan bir bitki (Lilium candidum). su bitkilerinin yapay bir ortamda beslendiğ i cam su kabı . * Yüze sürülen pembe düzgün. * Kanı n rengi.aküpunktür * Vücudun belirli noktaları na genellikle altı n iğ ne batı rarak yapı lan Çin'de yayı lmı ş olan tedavi. akvaryumculuk * Akvaryumcunun mesleğ i. * Süs balı ğ ı beslemecili ğ i. k ı zı l. süs bitkisi olarak yeti ş tirilen./ -el*İ simden fiil türeten ek. al (veya kanl ı ) gömlek gizlenemez * gizli tutulması elde olmayan ş eyler için söylenir. yuvarlak hücre. al (veya alı n) * iş te. * Bu renkte olan. * Bir tür sı rmal ı ve köstekli bı çak. akvam akvarel akvaryum * Tatlı veya tuzlu su hayvanları nı n. kı zı la çalan. al basmak * loğ usa albastı hastalı ğ ı na tutulmak. -al. gövel (< gök-el). * (at donu için) Dorunun açı ğ ı . akyuvar * Kan ve lenf gibi vücut sı vı ları nda bulunan çekirdekli. * Kavimler. sağ lam. güz-el (<gözel). tuzak. akzambak * Zambakgillerden. öz-el vb. akva * Kuvvetli. hile. allı k. al bayrak (veya sancak) .

al benden de o kadar * ben de aynı durumdayı m veya ben de aynı düş üncedeyim./ -ele* Fiilden sı klı k (tekerrür) çatı sı türeten ek: çalk-ala-. al takke ver külâh * uzun bir çekiş meden sonra. kov-ala. * Yazı n güneş bulut arkası nda kald ı ğ ı nda oluş an gölgeli durum. elâ (göz).* Türk bayrağ ı . it-ele-. al giymedim ki alı nayı m * "bu iş le hiçbir ilgim olmadı ğ ı için söylenen sözleri kendi üzerime almad ı m" anlamı nda kullanı lı r. kak-ala-. ala ala * Toplu olarak yapı lan iş lerde ba ğ rı ş arak söylenen ala ala hey! ünleminde geçer. * Alabalı ğ ı n kı saltı lmı ş adı . beklenilmeyen ş eylerin de olabileceğ ini anlatı r. al kanlara boyanmak * yaralanmak. al karı sı * Loğ usalara musallat olarak onları boğ duğ u sanı lan görüntü. suluca (yemek). *İ yi. * bir kimseye yapı lan hizmetin hemen karş ı lı ğ ı nı bekleme durumu. * Kekliğ in boynundaki siyah halka. al gülüm ver gülüm * iki sevgilinin birbirine sevgi gösterisinde bulunmaları .vb. ş aş -ala-. hepsi bir ayarda. ş ehit olmak. * araları ndaki senli benli iliş kiyi sürdürerek. parajin. vur ötekine (veya birine) * hiçbiri iş e yaramaz. alaca. al kan * Doymuş alifatik hidrokarbonları n genel adı . *İ yi piş memiş . ala gün ala sulu * Yeni olgunlaş maya ba ş lamı ş (meyve). . al kiraz üstüne kar yağ mı ş * düş ünülmeyen. al sana bir daha * yeni bir aksilik olunca bezginlik bildirmek için "i ş te" anlamı nda söylenir. ala * Karı ş ı k renkli. âlâ -ala. çok renkli. ala alaya kalkmak * bağ rı ş arak gürültü etmeye kalkmak. silk-ele-. al birini. vurularak ölmek. pek iyi. çekiş e çekiş e. * Açı k kestane renginde olan. al elmaya taş atan çok olur * değ erli kimselere sataş an çok olur.

sandal vb. * Selâmlamak için filika küreklerinin yukarı ya kaldı rı lması . alabalı kgiller * Omurgalı hayvanlardan. alabanda etmek * dümeni sağ a veya sola. yar ı ya ş yarı kuru olan (toprak). * iş ler alt üst olmak. dönek. deniz araçları devrilip ters dönmek. borda karş ı tı . sonuna kadar çevirme komutu. Ala Yuntlu * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. alaba ş * Turpgillerden. alabanda iskele * Dümeni sol yana doğ ru sonuna kadar çevirme komutu. gereğ inden çok. haş lamak. . ş algama benzeyen bir bitki. alabros * Fı rça gibi dik kesilmi ş (erkek saçı ). * Ara bozucu. alabanda vermek * azarlamak. alabora * Geminin devrilecek kadar yan yatması . * Aş ı rı derecede. sonuna kadar çevirmek. paylamak. alabandayı yemek * adamakı ll ı azarlanmak. alabanda * Deniz teknelerinin iç yanlar ı . kemikli balı kları n bir familyası . alabildi ğ ine * Sı nı rsı z. alabanda sancak * Dümeni sağ yana do ğ ru. uğ ursuz (kimse). alabalı k * Ala balı kgillerden. uçsuz bucaksı z. alabanda ate ş * Geminin bir yanı nda bulunan toplarla birden ateş edilmesi komutu. alabacak * Ayağ ı sekili (at). soğ uk ve duru sularda yaş ayan. * Olanca hı zı ile. * Bir serenin yatay durumdan düş ey duruma getirilmesi. ala tavlı * Bitkinin çimlenmesi için yeterli tavı bulmam ı ş (toprak). eti turuncu ve lezzetli. * Balı ğ ı toplamak için dalyan a ğ ı nı n yukarı ya alı nmas ı . *İ yice piş memiş (yemek).ala tav * Az tavlı . 250 gr dan 2 kg a kadar gelen bir tatlı su bal ı ğ ı (Trutta faris). alabora olmak * tekne.

* Para verilerek alı nacak ş ey. alacakl ı çı kmak * alacağ ı vereceğ inden çok olmak. sazl ı klarda ya ş ayan bir ku ş türü (Ardeola ralloides). alaca ğ ı na ş ahin. alacakl ı * Birinden alacağ ı olan. alaca a ş alaca bulaca * Çok karı ş ı k renkli. * Kötü huy. yarı karanl ı k. * Keklik. alaca karanlı k * Güneş doğ madan önce veya battı ktan hemen sonraki aydı nlı k. alaca ğ ı olsun! * "günün birinde ondan öcümü alı rı m" anlamı nda göz korkutma sözü. verirken de güçlük çı karan kimse. . alacak * Bir hesap gereğ ince daha alı nmamı ş olan para. * Birkaç renkli iplikten yapı lmı ş dokuma. borçlu karş ı tı . * Aş ure. * Ağ açta ilk olgunlaş an meyve. * Birinden alacağ ı olan kimse. alacakarga * Saksağ an. alaca dü ş mek * (meyve) olgunlaş maya ba ş lamak. vereceğ ine karga (veya kuzgun) * alı rken kolaylı k gösteren. *İ ki veya daha çok renkli. alacabalı kçı l * Balı kçı lgiller familyası ndan. akla kara karı ş ı k. alacak verecek * alı ş veri ş iliş kisi. kül rengi. mal veya ba ş ka ş ey. matlûp. bı ldı rcı n gibi kuş lar ı avlamak için kullanı lan iki renkli bez. alacakl ı olmak * birinden alacağ ı bir ş ey bulunmak. alaca ğ ı m olsun da ala kargada olsun * alacaklı olmak iyi bir ş eydir. * Meyvelere.alaca * Birkaç rengin karı ş ı mı ndan oluş an renk. daha çok üzüme düş en ben. alaca ğ ı na tutmak * bir ş eyi vereceğ e veya borca karş ı lı k saymak. uzunluğ u 50 cm. * vakit darlı ğ ı ndan bir öneriyi kibarca geri çevirmek. alaca ğ ı olmak * birinden alı nacak parası olmak.

alacalama * Alacalamak iş i. Frenklerle ilgili. rengârenk. benek benek boyamak. alacalanmak * Alaca bir duruma gelmek. * Avrupa uygarlı ğ ı nı benimsemiş . alacalanma * Alacalanmak iş i. alafranga tuvalet * Batı tarz ı nda kapakl ı . çardak. * Keçeden yapı lan çadı r. * Alafranga saat. * Üzeri dal ve hası rla örtülmü ş kulübe. * Frenklerin töre. alafranga saat * Günü 24 saat sayarak. alacalandı rma * Alacalandı rmak iş i. * Herhangi bir heyecan dolayı sı yla benzi kı zar ı p bozarmak. alacalı k * Alacalı olma durumu. renkten renge girmek. alaçam alaç ı k * Rengi kı zı la yakı n bir çam türü (Picea excelsa). alacalı * Alaca. alafranga alafranga müzik * Batı tarz ı nda ve ölçülerinde yap ı lmı ş müzik. alaturka karş ı tı . alacalandı rmak * Alaca duruma getirmek. alaca bulaca. alacalı bulacalı * Çok karı ş ı k ve çiğ renkli. alacasansar * Benekli sansar türü. âdet ve hayatı na uygun. günün baş lay ı ş ı nı gece yarı sı 01 olarak kabul eden saat sistemi. alacalamak * Renk renk. alafrangacı lı k . üzerine oturulabilen klozetli tuvalet. alacamenek ş e * Hercaî menekş e. Avrupa eğ itimiyle yeti ş miş (kimse). * Renkli ve renksiz kı lları n bütün vücutta düzenli ş ekilde da ğ ı lmayarak büyük ve küçük parçalar hâlinde birleş mesiyle meydana gelen bir at donu. alafrangacı * Alafranga hayatı benimsemi ş olan. * Eriyen karlar arası ndan yer yer toprak görünmek.

* Oğ lan saçı biçiminde kesilmi ş (kadı n saç ı ). Güney Avrupa ve Kuzey Afrika'da yaş ayan bir cins geyik. alafrangalaş tı rmak * Alafrangalaş ması na sebep olmak. alâkaland ı rma * Alâkalandı rmak i ş i. alafranga olma. alafranga davranmak. alâimisema * Gök kuş ağ ı . alâkaland ı rmak *İ lgilendirmek. alafrangalaş ma * Alafranga usulleri benimseme. alageyik * Geyikgillerden. ilgili bulunulan. alafrangalaş mak * Alafranga olmak.* Alafrangacı olma durumu. alâkadar etmek * ilgilendirmek. . ilginç. alâgarson * Kı sa kesilmiş saç. alâkadar *İ lgili. erkeklerinin boynuzları uca doğ ru kürek biçiminde geni ş leyen. alâkadar olmak * ilgilenmek. alâka duymak * ilgi duymak. alâkabah ş *İ lgilendirici. ilgi çeken. sı ğ ı n (Dama dama). alafrangalı k * Alafranga olma durumu. alâka *İ lgi. çök-elek vb. alâkalanma * Alâkalanmak iş i. as-alak. * Gönül bağ ı . alafrangalaş tı rma * Alafrangalaş tı rmak i ş i. alâka çekmek (toplamak veya uyandı rmak) * ilgi çekmek. -alak / -elek * Fiilden sı fat türeten ek: yat-alak. postu benekli.

ilgisini kesmek. alâkay ı (veya alâkası nı ) kesmek * ilgiyi. niş an. irilik bakı mı ndan ş aş ı lacak durumda olan ş ey. açı k ve geni ş yer. * Alalamak iş i. iri gövdeli. marka. harf gibi özel iş aret. * Gönül bağ lamak. iz. iş aret. kamufle * Balı k avlamakta veya yük taş ı makta kullanı lan büyük kayı k. meydan. alâmet * Belirti. alâkal ı alakarga *İ lgili. anı nda. çizgilerle veya renklerle bezeyerek bir ş eyi bulunduğ u çevreye uydurmak. *İ lgisiz. alâmetifarikal ı * Alâmetifarikası olan. alan * Düz. fiyatları ayr ı ayrı hesaplanan (yemek). * Yemek listesinden seçilen. alâkok alalama alalamak etmek. alâmetifarika * Bazı ticaret eş yası üzerine konulan. ay ı rı cı özellik. alâminüt * Çarçabuk. yakı nl ı k duymak. geniş li ğ i 7 ile 25 kulaç olan büyük ağ . * Büyüklük. tabldot karş ı tı .alâkalanmak *İ lgilenmek. * Bir ş ey çekici gelmek. alâkart alâkası z alâkası zl ı k *İ lgisizlik. . tüyleri alacalı bir kuş türü. zevk almak. iliş kisi kalmamak. * Beneklerle. saha. o eş yayı üreten veya satanı tanı tan resim. hemen. ilgisi olmayan. * Ayı rı cı nitelik. ş ipş ak. alamana ağ ı * Kı yı lardan uzak sularda avlanmak için iki alamana kayı ğ ı tarafı ndan kullanı lan. ötücü. * Kargagillerden. ayrı lmak. düzlük. * Yemek listesinden yemek seçerek. alâminüt yemek * Kolayca hazı rlanı p tüketilebilen yemek. kayran. * Orman içinde düz ve ağ açsı z yer. uzunluğ u 200 ile 250. alamana * Rafadan. kamuflâj. maskelemek. * Saksağ an. kestane kargası (Garrulus glandarius).

* Açı k deniz. agorafobi. alt üst etmek. * kapı p yere vurmak. darmada ğ ı nı k. *İ çinde birtak ı m kuvvet çizgilerinin yayı lmı ş bulundu ğ u var sayı lan uzay parçası . karş ı laş maları n ve oyunları n yapı ldı ğ ı yer. engine açı lmak. * Uzaktan. park. duran bir noktaya birleş tiren do ğ ru parçası nı n birim zamanda taradı ğ ı alan. kovmak. * Eski Roma'da açı k hava gösterisi yapı lan geniş yer. * geri çekilmek. dayanabilecek duruma gelmek. ya ğ ma etmek. Te gibi elementlerden olu ş an metal görünümünde katı veya sı vı karı ş ı m. allak bullak.* Bir konu veya çalı ş ma çevresi. alârm * Bir tehlike olduğ unda bunu herkesin haber alması için verilen i ş aret. ala ş ı mlama * Alaş ı mlamak iş i. alarga * Açı ktan geç. alarga durmak * uzak durmak. uzaklaş mak. P. * Bir alı cı merce ğ inin net bir görüntü sağ layabildiğ i derinlik ve geniş li ğ in bütünü. * Yüz ölçümü. yaklaş ma. karı ş mak istememek. alan topu * Tenis. saha. alan talan olmak * her biri bir yana dağ ı lmak. alarga etmek * açı k denize çı kmak. . C. alargada durmak * uzakta durmak. dağ ı tmak. alan talan * Karmakarı ş ı k. alan hı zı * Hareket eden bir cismi. açı ktan. yetkilerini elinden alı p yerinden uzaklaş tı rmak. bazı durumlarda metallerle. alargadan seyretmek * Uzaktan bakmak. alârma geçmek * beliren tehlikeye karş ı direnebilecek. ala ş ı m *İ ki veya daha çok metalden. ala ş ağ ı etmek * birini. ala ş ağ ı vur yukarı * çekiş e çekiş e (pazarl ı k). alan talan etmek * allak bullak etmek. ilgisiz davranmak. sokak gibi yerlerde duydukları ürkeklik hastal ı ğ ı . alan korkusu * Bazı kiş ilerin alan. engin. atmak. * Yarı ş malar ı n.

abra ş . alaturkala ş tı rma * Alaturkalaş tı rmak iş i. söyleyen. töre ve hayatı na uygun. * Alaturka saat. * Eski Türk gelenek. alavere * Bir ş eyin elden ele geçmesi.ala ş ı mlamak * Çözen metale. ezanî saat. alaturkac ı * Alaturka bilen. alafranga karş ı tı . alaturkala ş tı rmak * Alaturkalaş mas ı nı sa ğ lamak. alaturkala ş ma * Alaturkalaş mak durumu. * Bu tür müziğ i seslendiren veya çalan. andavallı . alaturkac ı lı k * Alaturkac ı olma durumu. alaten alaturka * Cüzamlı . alaturka müzik * Türk müziğ i. alaturka saat * Güneş in batı ş ı nda 12'yi gösterecek biçimde ayarlanmı ş saat. * Vapurlarda bu biçimde taş ı ma i ş i için bordalarda kurulan basamaklı iskele. * Kargaş al ı k. alaturkala ş mak * Alaturka olmak. alavereci . alaturka tuvalet * Tuvalet ihtiyacı nı gidermek amac ı yla çömelme usulüne göre yapı lan tuvalet. yalanla dolanla iş görmek. alavere tulumbası * Emme basma tulumbası . alaturkal ı k * Alaturka olma durumu. * Türk müziğ inden yana olan. düzenli bir iş yapmak. * Bu töre ve hayatı benimsemi ş (kimse). alaturka eser veren kimse. yöntemsiz. görenek. alaş ı m elementlerini eriterek katmak. * Bir ş eyi elden ele vererek aktarma. alavandal ı * Bkz. alavere dalavere yapmak (veya çevirmek) * hileli. * Düzensiz.

alaycı lı k alay ı nda olmak * iş i önem vermeyerek yapmak. bir ş eyin. birlikte. * Çok kalabal ı k. * Genel olarak üç tabur (süvarilerde dört veya beş bölük) ve bunlara bağ lı birliklerden oluş an asker toplulu ğ u. müstehzi. alaybozan * Bir çe ş it fitilli tüfek. alaya ç ı kmak * askerî bir okulda baş arı gösteremeyerek k ı taya gönderilmek. eğ lenmek. yönlerini küçümseyerek e ğ lence konusu yapmak. alay beyi * Albay rütbesinde jandarma alay komutanı . * Bütünü. gülünç. alay etmek * bir kimsenin. kusurlu. alâyiş * Gösteriş . * Alay etmeyi huy edinmiş olma durumu. vurguncu. * Ses tonu. alaya almak * alay etmek. * Alay eden. alaya bozmak * alay niteliğ i vermek. küçümseyerek eğ lenen. bir durumun. pek çok. alay geçmek * alay etmek. i ş iş aka konusu yapmak. alay malay * hep birden. âlây ı vâlâ ile * bütün gösteri ş i ile. göz kama ş tı rma. eksik vb. spekülâtör. fazla sayı da. alay gibi gelmek * inanı lacak gibi olmamak. alay * Herhangi bir törende veya gösteride yer alan topluluk.* Piyasada fiyatı düş ünce yükselir umuduyla mal alan ve fiyat yükselince malı satan toptanc ı . * Çok miktarda. onu küçümseme. bir ş eyle eğ lenme. alaycı * Alay etme huyu olan. hepsi. alay alay alay * Kalabalı k olarak. davranı ş gibi yollarla biriyle. küçümseyen. söz. alâyiş li .

* Vücutta kı zı ll ı k veya k ı zı l lekeler belirmesi durumu. yalaz. 1 m uzunluğ unda. alazlanmak * Alazlamak iş ine konu olmak. albay albaylı k * Albay rütbesi veya albayı n görevi. loğ usa humması . ilgi toplamak. görkemli. alaz alaz alaz alaza alazlama * Alazlamak iş i. * Alev. yakmak. miralay. küçümseyici. Atlantik Okyanusu'nda yaş ayan iri bir kuş türü (Diomedea * Rütbesi yarbay ile tuğ general arası nda bulunan ve ası l görevi alay komutanlı ğ ı olan üstsubay. müstehzi. hoş ve güzel göstermek. albasma albastı * Albastı . aleve tutmak. * Sı zlatmak. soğ an vb. su mermeri. alaylı * Erlikten yetiş miş subay. cazibe. mektepli karş ı tı . alazlanma * Alazlanmak iş i. albeni * Alı m. çekicilik. * Alev alev. albasma. alazlamak * Bir ş eyin yüzünü alevden geçirmek. acı vermek. * Kaymak taş ı . * Gerekli okul eğ itimini görmeden kendini yetiş tirmiş olan (kimse). *İ nsan derisi için. . * Doğ um sı rası nda temizli ğ e dikkat edilmemesi yüzünden loğ usanı n tutulduğ u ateş li hastalı k. albatr albatros exulans).* Gösteriş li. alaylı alays ı * Alaya benzer. * Gösteriş li. üstünde kı zı llı k veya kı zı l lekeler belirmek. ciddî olmayan. albeni vermek * çekiciliğ ini art ı rmak. * Dökülen tohumlarla ertesi yı l kendiliğ inden çı kan tah ı l. * Alay edici. debdebeli. * Fı rt ı na kuş ugillerden.

* Değ eri ve gücü az olan elektrik potansiyeli. albinos albüm * Resim. alçak gönüllü * (makam. yüzeyden ç ı kı ntı sı az olan kabartma. * Akş ı n. yüksek karş ı tı . * (boy için) Kı sa. birleş imi karbon. en ahlâksı zca davran ı ş larda bulunan. cazibeli. alçak kabartma * Heykel sanatı nda. alçak * Yerden uzaklı ğ ı az olan. oksijen. * Bir sanatçı nı n eserlerinin bir bölümünün yer ald ı ğ ı kaset. albümin * Bitkilerin. alçak bas ı nç * Barometrede 760 mm altı nda bulunan. albüminli *İ çinde albümin bulunan. namert. yapı ş kan madde. * Aş ağ ı . * Herhangi bir konu ile ilgili kı sa aç ı klamalar verilerek resimler bası lmı ş olan kitap. para vb. alçak gönüllülük * Alçak gönüllü olma durumu. hidrojen ve kükürt olan. tekerçalar. albümin iş eme * Birçok hastalı klarda. yüksek olmayan (yer).albenili * Alı mlı . kendini çok beğ enmek. ak tutma. mütevazı . hayvanları n doku ve sı vı lar ı nda bulunan. alçak kavu ş um * Kavuş umda gezegenin güne ş le yer aras ı nda bulunması . aş ağ ı lı k. kötü havaya iş aret olan hava durumu. albenisi olmak * çekiciliğ i bulunmak. alçak yaylak . soysuz. fotoğ raf. suda eriyen. alçacı k da ğ lar ı ben yarattı m demek * çok kurumlu olmak. çekici. uzunçalar. * Kalı n ses. alçak ses * Hafif ses. * Bile bile en kötü. durumlarda) A ş ağ ı olanları kendisiyle eş it tutan veya kendi değ erini olduğ undan a ş ağ ı gösteren (kimse). azot. alçacı k * Çok alçak. özellikle böbrek hastalı kları nda idrarda albümin bulunması durumu. alçak gerilim * Düş ük voltajlı elektrik hattı . pul gibi ş eyleri dizip saklamaya yarayan bir tür defter. rezil hain. beyaza yak ı n renkte.

* Küçük düş ürme. zül. alçakça * Oldukça alçak. inme. alçalı ş alçalma alçaltı alçaltı cı * Küçük düş ürücü.* Devamlı oturma bölgesinde. * Alçak. * Kabarma alçalma olayı nda suları n indiğ i dönem. * Toprağ ı n çöküp oturması . alçakl ı k * Alçak olma durumu. hor görme. alçakla ş ma * Bayağ ı laş mak durumu. alç ı taş ı . alç ı kalı p * Bir ş eyin üzerine alç ı dökülerek alı nan kalı p. * Aş ağ ı laş ma. aş ağ ı lı k kimselere yaraş ı rcası na. bayağ ı la ş ma. * (insan için) Değ eri azalmak. zillet. normal tahı l ziraatı yap ı lan alanları n bitiş iğ inde genellikle deniz seviyesinden 900-1200 metre yükseklikteki yaylak. mezellet. alçaltmak * Alçak duruma getirmek. * Alçakça davranı ş . * Değ erini azaltmak. alçalmak * Alçak duruma gelmek. alçakla ş tı rmak * Alçaklaş mas ı na sebep olmak. cezir. alçaltı ş * Alçaltmak iş i veya biçimi. yüksekten aş ağ ı doğ ru inmek. alçarak alç ı * Az alçak. * Alçı taş ı nı n piş irilip toz durumuna getirilmesinden elde edilen madde. alçakla ş mak * Bayağ ı laş mak. alçakla ş tı rma * Alçaklaş tı rmak durumu.ş enaat. * Alçalmak iş i. alçaltma * Alçaltmak iş i. * Düş künlük.

tuzak. jips. * Avunmak. * Bir hileye. . * Düş kı rı klı ğ ı na uğ ramak. * Alçı kar ı ş tı rmak. aldanç aldangı ç aldan ı ş * Aldanmak iş i veya biçimi. * Üzeri ot veya kumla örtülmüş çukur. alç ı lı *İ çinde alçı bulunan. aldat ı lmak * Aldatma niteliğ i olan. alç ı lanmak * Alçı lamak i ş ine konu olmak. alç ı latma * Alçı latmak iş i. * Alçı lamak i ş i. alç ı ya almak (veya koymak) * kı rı lan bir kemiğ i gereğ i gibi kaynaması için alçı ya batı rı lmı ş sarg ı ile sarmak. * Alçı ile sar ı lmı ş olan. * (bitkiler için) Havanı n birden ı sı nmas ı yla zamansı z açan çiçek. aldanmak * Görünü ş e kap ı larak yanl ı ş bir yargı ya varmak. so ğ uk sebebiyle donmak. aldat ı cı aldat ı lma * Aldatı lmak iş i. * Alçı ile sı vamak. alç ı pan * Tavan süslemelerinde kullanı lan ve çe ş itli desenleri olan alç ı dan yapı lmı ş kalı p. yanı lmak. alç ı cı * Alçı taş ı nı çı karan kimse. sı vatmak. alç ı lanma * Alçı lanmak i ş i. kanma. oyalanmak. alç ı lama alç ı lamak alç ı latmak * Alçı ile kapattı rmak. * Tavan ve duvarları n alç ı ile kaplanması nda çal ı ş an iş çi.* Toprak içinde katman olarak bulunan ve piş irilip toz durumuna getirilerek alç ı yapmaya yarayan hidratlı kalsiyum sülfat. aldanma * Aldanmak iş i. kandı rı cı . bir yalana kanmak. yan ı ltı cı . * Çabuk ve kolay aldatı lan kimse.

ald ı rtmak * Aldı rmak iş ini baş kası na yaptı rmak. i ğ fal etmek. umursamamak. kayı tsı z. o ş eyin niteliğ i bakı mı ndan yanlı ş bir kanı vermek.* Aldatmak iş ine konu olmak. avutmak. aldatı cı oyun. ilgisizli ğ inden. kay ı tsı zlı k. aldehit ald ı * Alkolleri oksitlendirme veya asitleri indirgeme yolu ile elde edilen uçucu bir s ı vı . * Karş ı sı ndakinin dikkatsizli ğ inden. * (halk edebiyatı nda) söylemeye baş ladı . gere ğ i gibi uyanı k olmay ı ş ı ndan yararlanarak onun zararı na kazanç sağ lamak. soru veya ş art biçimlerinde kullanı lı r). * Elindekini baş kası na kapt ı rmak. verdi ğ i zararı karş ı lamamak. aldatma * Aldatmak iş i. ilgilenmemek. * (karı veya koca) E ş ine sadakatsizlik etmek. * Vücuttan herhangi bir parçayı veya organı sa ğ lı k sebebiyle operasyonla ç ı kartmak. * Bir ş eyin görünürdeki durumu. * Aldı rmak iş i. * Birine verilen sözü tutmamak. aldatmaca * Aldatmaya dayanan davranı ş . değ er vermek (bu fiil. ald ı rmazl ı k * Aldı rmaz olma durumu. ald ı rı ş * Aldı rmak iş i veya biçimi. ihanet etmek. umursamayan. tasası zl ı k. . aldı rmamak. * Sı ğ dı rmak. ald ı ğ ı abdest ürküttüğ ü kurbağ aya değ memek * sağ ladı ğ ı yarar. aldatmak * Beklenmedik bir davranı ş la yanı ltmak. baş tan çı karmak. ald ı rmaz * Bir ş eye önem vermeyen. bu anlamı ile ancak olumsuz. yalan söylemek. * Oyalamak. lâkaydî. ilgi göstermemek. * Getirtmek. * Önem vermek. ald ı rı ş etmemek * önem vermemek. ilgisiz kalmak. ald ı rı ş sı z * Aldı rmaz. lâkayt. kötü yola sürüklemek. aldat ı ş * Aldatma iş i veya biçimi. umursamayan. * Ayartmak. ald ı rma ald ı rmak * Almak iş ini yapt ı rmak. ald ı rtma * Aldı rtmak iş i.

* Okuma yitimi. * Her zaman görülen. alelâdelik alelhesap alelhusus alelumum * Genel olarak. alegorik aleksi * Alegori ile ilgili. * Herkes. * Aynı konu ile ilgili kimseler veya bu kimselerin uğ raş ları nı n bütünü. * Durum ve ş artlar. düş ünce. * Minare. cihan. * Duygu. genellikle. * Kendine özgü birçok niteliğ i bulunan ş ey veya farkl ı davran ı ş içinde bulunan kimse. bambaş ka. âlem yapmak * sazlı sözlü eğ lenmek. düş gücü. evren. özellikle. baş kalar ı . âlem * Yeryüzü ve gökyüzündeki nesnelerin oluş turduğ u bütün.alegori * Bir görüntü. alemci . * Eğ lence. * Ortam. sı radan. garip. * Hayvan veya bitkilerin bütünü. alelusul alem * Bayrak. * Dünya. * Alelâde olma durumu. olağ an. bir yaş antı veya bir davranı ş ı n daha iyi kavranması nı sağ lamak için göz önünde canlandı rı p dile getirme. çevre. sancak direğ i gibi yüksek ş eylerin tepesinde bulunan. alelâcayip * Acayip üstü çok acayip. tuhaf. çarçabuk. ivedilikle. kubbe. * Hesaba sayarak. * Bayağ ı . en çok. alem olmak * sembol olmak. * (yöntem gereğ i. madenden yap ı lmı ş ay yı ldı z veya lâle biçiminde süs. * Hele. alelâcele alelâde * Çok acele ederek. yöntem üzere) Yol yordam gereğ ince. kurala uygun bir biçimde. alelı tlak * Genel olarak.

ortada. alenîle ş me * Alenîleş mek i ş i veya durumu. herkesin gözü önünde. alerjik * Alerji ile ilgili olan. toz. alesta * Harekete hazı r. alet . âleme dalmak * çevre ile ilgisini kesip iç dünyası na kapanmak. bayraktar. alerji * Bazı canlı ları n birtakı m yiyeceklere. * Önder. alenî * Açı k. alesta tutmak * hemen kullanı labilecek durumda bulundurmak. * Herhangi bir maddeye veya kimseye karş ı olumsuz duyguları olan. üniversel. alesta beklemek * hazı r durumda beklemek. * Bir kimseye veya bir ş eye karş ı olumsuz yönde duyulan aş ı rı duyarlı k. gizlemeden. açı kça. * eğ lenceye. evrensel. elin ağ zı torba değ il ki büzesin. * Açı ktan açı ğ a. sancaktar. herkesin içinde. alesta durmak * tetikte beklemek. âlem ş ümul * Dünya ölçüsünde. uygun olur mu?. âlemi var m ı ? * yakı ş ı k alı r mı . yakı ş ı klı . tetikte. alemdar * Bayrağ ı veya sancağ ı taş ı yan.* Camilerin kubbelerine. koku gibi nesnelere karş ı hastalı k derecesinde gösterdikleri aş ı rı tepki. açı klı k. alenen alengirli * Gösteriş li. âlemin ağ zı torba değ il ki büzesin * Bkz. minarelerine alem yapan veya takan kimse. alessabah * Sabah erkenden. ilâçlara. herkesin içinde yapı lan. alenîle ş mek * Herkesçe bilinir duruma gelmek. alerjisi bulunan. zevkusefaya kapı lmak. meydanda. aleniyet * Açı k olma durumu.

alaz. * coş mak. heyecana gelmek. kı vı lc ı m.ı ş ı lı ş ı l olmak. telâş lanmak. * Hoş görülmeyen bir i ş e yard ı mcı veya aracı olmayı kabul eden kimse. * Halife Ali yanlı sı olma durumu. tehlikeli bir duruma gelmek. uygulamaya yarayan özel araç. vası ta olmak. alev lâmbas ı * Gaz veya benzinle çalı ş an.* Bir el iş ini veya mekanik bir iş i gerçekleş tirmek için özel olarak yapı lmı ş nesne. alevlendirmek . * Bir makineyi oluş turan ve iş lemesine yardı m eden parçalardan her biri. flâma. yalaz. * Alevli olarak. aletli * Aleti olan veya aletle yapı lan. aletli jimnastik * Birtakı m aletler kullanı larak yapı lan jimnastik. önüne geçilemez. ayg ı t. alet olmak * bilerek bir çı kar karş ı lı ğ ı veya bilmeyerek kötü bir iş te aracı lı k etmek. * Aş k ateş i. öfkelenmek. heyecanlanmak. yalı m. alev almak * tutuş mak. yanmaya baş lamak. Alevî Alevîlik * Alevîliğ e bağ lı (kimse). alev k ı rmı zı sı * Alev rengi. * Mı zrak uçlar ı na takı lan küçük bayrak. * Bir sanatı yapmaya. alev saçağ ı sarmak * bir olay. alet etmek * bir iş te birini uygun olmayan bir biçimde kullanmak. alet edevat * Bu el iş ini veya mekanik bir iş i gerçekleş tirmek için kullanı lan araçlar. * Vücut ı sı sı herhangi bir sebeple artm ı ş ve bu sebeple k ı zarm ı ş olarak. alev bacay ı (veya saça ğ ı ) sarmak * ateş bacayı sarmak. alev makinesi * Düş man üzerine alevli sı vı lar püskürten taş ı nabilir alet. * Ateş . sı caklı k. alev alev alevlendirme * Alevlendirmek iş i. ateş bacay ı sarmak. maş a. alev gibi parlamak * canlı . alev * Yanan maddelerin veya gazları n türlü biçimlerde uzanan ı ş ı klı dili. ucundan bir alev püskürterek yanan ve kurş un boru i ş lerinde kullanı lan bir araç.

aleyhine dönmek * destek vermekten vazgeçip karş ı duruma geçmek. harekete veya düş ünceye karş ı olma. alfabe * Bir dilin seslerini gösteren. aleykümselâm * Arapça selâmünaleyküm selâmlama sözüne verilen "esenlik. birinin zararı na olmak. öfkeli veya heyecanlı bir durum almak. aleyhinde olmak * birine karş ı olumsuz duygu ve davranı ş içinde bulunmak. halı yapı mı nda kullanı lan bir bitki. belirli bir sı raya göre dizilmiş belli sayı da harflerin bütününe verilen ad. zı t. alfabe d ı ş ı * Bir milletin alfabesinde bulunmayan harf. aleyhine olmak * bir iş . * Bir dilin harflerini tanı tarak okuma öğ renmeyi sa ğ layan kitap. Türk alfabesinde bulunmayan x. hararetli. aleyhte olmak * karş ı durum almak. alfa ı ş ı nları * Radyoaktif maddelerin yaydı klar ı üç ı ş ı ndan biri. * Zorlu. . * Bir iş in baş langı cı . alevli * Alevi olan. karş ı tçı lı k. *Ş iddetli. * Etkisini. alevlenmiş . q harfleri gibi. karş ı tçı . * Kuzey Afrika'da ve İ spanya'da yetiş en ve kâğ ı t. aleyh aleyhe dönmek * karş ı durum almak.* Alevlenmesini sağ lamak. aleyhtar * Karş ı olan. alevlenmek * Alev çı karmaya baş lamak. aleyhinde (veya aleyhine) söylemek (veya bulunmak) * çekiş tirmek. alevlenme * Alevlenmek iş i. yermek. onun için iyi olmamak. karş ı t. * Parlamak. karş ı duruma geçmek. * Karş ı . ş iddetini artı rmak. selâmet üzerinize olsun" anlamı nda karş ı lı k. tutuş turmak. çoğ altmak. ip. w. aleyhtarl ı k * Bir iş e. alfa alfa * Yunan alfabesinin birinci harfi.

algı n . * Bazı gemilerin baş veya k ı ç tarafı ndan eğ ik olarak uzat ı lmı ş bulunan makaralı . *İ çinde bakı r. * Rüş vet. algı algı * Bir ş eye dikkati yönelterek. alfaterapi alfenit alg algarina * Ağ ı r bir ş eyi denizden çı karmak veya denize indirmek iş inde kullanı lan büyük vinçli deniz teknesi. algı lama algı lamak * Algı lamak iş i. idrak ettirmek. kı sa ve kal ı n dikme. algı latmak * Algı lamak iş ini birine yapt ı rmak. algı latma * Algı latmak i ş i veya durumu. algı * Kazanç. alfabetik katalog * Eserleri yazarları n soy adları na veya adları na göre sı raya sokan katalog.alfabe sı rası * Harflerin alfabedeki belirli düzene göre diziliş i. * Vergi. algı lanmak * Algı lamak iş ine konu olmak. algı lay ı cı * Algı yetkisi olan. çinko. nikel bulunan ve çatal b ı çak takı mı yapmakta kullan ı lan gümüş lü bir ala ş ı m. idrak. algı bı ça ğ ı * Haş haş kozası nı çizmeye yarayan alet. alfabetik * Alfabe sı rası na göre dizilmiş . alacak. o ş eyin bilincine varma. algı lanma * Algı lanmak iş i veya durumu. alfabe sı rası . * Eş itlik ilkesini sağ lamak için uyulan düzen. * Su yosunu. idrak edilmek. * Bir olayı veya bir nesnenin varl ı ğ ı nı duyum yolu ile yal ı n bir biçimde bilinç alanı na almak. * Alfa ı ş ı nları nı n tedavide kullan ı lmas ı na verilen ad. idrak etme. idrak etmek. alfabetik sı ralama * Bkz. * Haş haş sütünü toplamakta kullan ı lan ka ş ı k.

sersem. canl ı kanlı . al ı cı bulmak * müş teri bulmak. * Bu ağ acı n mayho ş yemiş i. algler * Su yosunları .* Cı lı z. algoritma * IX. * sağ lı klı . Harezmli yolu. görüntülerin filme al ı nması nı sağ layan kimse. al ı cı * Satı n almak isteyen kimse. * istemek.-den beri" anlam ı nda zarf-fiil eki: al-alı . mü ş teri. * Ahize. al ı cı kı lı ğ ı na girmek * müş teri gibi davranmak. görme-y-eli vb. Orta Ça ğ da ondalı k sayı sistemine göre yapı lan ve son zamanlarda belirli herhangi bir kurala ba ğ lı bulunan her türlü hesap iş lemine verilen ad. * Eskimiş giyecek.. yüzyı lı n ba ş ı nda yaş amı ş olan Türk matematikçilerinden Musaoğ lu Harezmli Mehmed'e Arapları n unvan olarak verdiğ i Elharezmî adı ndan batı da yapı lan bir terim. al ı k * Akı lsı z. tutkun. moru mor * telâş veya yorgunluktan yüzü k ı pkı rm ı zı kesilmiş (olarak). * Birine gönül vermiş . vurgun. al ı al. al ı cı ku ş * Atmaca. k ı rlarda yetiş en yabanî bir ağ aç (Crataegus). talip olmak. budala. * Televizyon alı cı sı nı doğ rudan çalı ş tı ran kimse. ebleh. kameraman. al ı k al ı k . hastalı klı . almaç. kamera. al ı ç * Gülgillerden. zayı f. al ı cı gözüyle bakmak * inceden inceye gözden geçirmek. al ı cı çı kmak * müş teri bulunmak. al ı cı yönetmeni * Alı cı yı doğ rudan doğ ruya çal ı ş tı ran ve yöneten. al ı cı verici * Bağ ı ş ladı ğ ı nı geri alan. * Kendisine bir ş ey gönderilen kimse. kameraman. * Görüntüleri alan cihaz. gid-eli. -al ı / -eli * ". * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren cihaz.. alı cı hareketlerini gerçekleş tiren. * Azrail. al ı k * Hayvan çulu.

kiş i eki: al-alı m. bir ş ey karş ı sı nda aptalla ş ı pş aş ı rmak. al ı m * Almak iş i. * Alı klaş mak i ş i. al ı m satı m bürosu * Alı ş veriş iş lerinin yap ı ld ı ğ ı veya düzenlendiğ iş ube. al ı klaş tı rmak * Alı k duruma getirmek. al ı koyma * Alı koymak iş i. * Gözü. gurur. al ı klaş ma al ı klaş mak * Alı k duruma gelmek. * Aptalca. ş aş kı nş aş kı n. al ı koymak * Bir süre için bir yerde tutmak. al ı konulmak * Alı koymak iş ine konu olmak. ş aş kı nş aş kı n. çekici hareket. bekle-y-elim vb. al ı m satı m * Satı n alma ve satma iş i. aptallaş mak. yer. al ı m çalı m * Gösteriş . çalı m. al ı k al ı k bakmak * aptalca. al ı klı k * Alı k olma durumu veya alı kça bir iş .* Aptalca. cazibe. -al ı m / -elim *İ stek kipinin çokluk 1. gid-elim. gönlü çeken durum. * Kurum. * Mani olmak. * Birini. tatil edilmek. al ı klaş tı rma * Alı klaş tı rmak iş i. * Ayı rı p saklamak. engel olmak. al ı k salı k * Aptal. yapmakta olduğ u veya yapmak istediğ i iş ten geri tutmak. alı ş veriş . * Mahrum etmek. baş la-y-al ı m. ş aş kı nlaş mak. al ı konulma * Alı konulmak iş i. al ı m satı m ofisi * Alı m satı m bürosu. menedilmek. al ı mcı * Baş kas ı nı n hesab ı na alacak toplayan veya kabul eden kimse. .

zahmetli bir iş görmek. * Alı mı olmayan. kuyu ve yolun ilerletilmekte olan yüzeyi. al ı n çatı sı *İ ki kaş ı n arası . emek vererek kazanmak. al ı msı zlı k * Alı msı z olma durumu. çabuk gücenen. ön yüz. al ı n yazı sı * Yazgı . baca. al ı n teri * Emek. çekici. al ı ndı al ı ndı lı * Para veya baş ka bir ş eyin teslim al ı ndı ğ ı nı gösteren belge. al ı ngan * Aş ı rı duygulu. çalı ş arak. al ı nma * Alı nmak iş i. talih. * Kurumlu. al ı n * Yüzün. ar damarı çatlamı ş . * Yerine gitmesini sağ lamak için gönderenin ek bir ücret ödeyerek postaya alı ndı karş ı lı ğ ı nda verilen (mektup. al ı nganlı k * Alı ngan olma durumu. al ı nmak . al ı n damarı çatlamak * Bkz. al ı n teri ile kazanmak * hak ederek. galeri. al ı mlı çalı mlı * Gösteriş li.al ı mlı * Alı mı olan. makbuz. * Bir ocakta her türlü ayak. k ı rı lan. güzel. al ı n teri dökmek * çok emek vermek. cazibeli. cazibesiz. mukadderat. ka ş larla saçlar arası ndaki bölümü. alnı n ortası . * Yapı larda cephe süsü. al ı nlı k * Kadı nları n alı nları na taktı klar ı alt ı n veya gümüş ten süs eş yası . * (bazı ş eylerde) Ön.). * Karş ı . kader. paket vb. al ı mlı lı k al ı msı z * Alı mlı olma durumu. çalı mlı . gururlu.

al ı p vermek * yürek çarpı ntı sı geçirmek. derhal. al ı r almaz * hemen. alı ntı yapmak. * Baş ka bir dilden alı nmı ş kelime. artmak. al ı p yürümek * az zamanda çok ilerlemek. al ı ş fiyatı * Bir mal için alı m kar ş ı lı ğ ı ödenen para ve üretim gereçleri fiyatı . al ı ntı lamak * Bir yazı ya baş ka bir yazarı n yazı sı ndan cümle veya cümleler almak. al ı p satmaz görünmek * ilgisiz görünmek veya davranmak.* Almak iş i yap ı lmak. geçinememek. iktibas. al ı ş veri ş * Alı m satı m iş i. * Elde edilmek. al ı p verememek * anlaş amamak. adapte olunmak. *İ li ş ki. çekememek. kı rı lmak veya öfkelenmek. aktarma. al ı ş veri ş e çı kmak * alı m satı m iş i için çarş ı ya gitmek. al ı ntı * Bir yazı ya baş ka bir yazarı n yazı sı ndan alı nmı ş parça. yayı lmak. * Bir sözün. münasebet. iktibas etmek. idrak kabiliyeti. al ı ş veri ş i kesmek * biriyle ilgisi kalmamak. al ı ntı lama * Alı ntı lamak i ş i. al ı p vereceğ i olmamak * bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak. al ı ş ı k olmak . al ı ş veri ş yapmak * alı m satı m iş ini gerçekleş tirmek. ço ğ almak. aktarmak. * Almak iş i veya biçimi. al ı ş ı k * Herhangi bir duruma alı ş mı ş olan. al ı rl ı k al ı ş * Duygusal uyarı mları alabilme yeteneğ i. al ı p sattı ğ ı olmamak * hiç ilgisi bulunmamak. * Uyarlanmak. bir davranı ş ı n kendisine karş ı oldu ğ unu sanarak incinmek.

al ı ş kanlı k * Bir ş eye al ı ş mı ş olma durumu. * Bir ş eye al ı ş mı ş duruma gelinmek. al ı ş kanlı ktan kopamamak * belli bir huydan vazgeçememek. al ı ş ma al ı ş mak * Bir iş i tekrarlayarak kolaylı kla yapabilmek. al ı ş kanlı ğ ı nda olmak * iyice alı ş ı k bulunmak. itiyat edinmek. ünsiyet. al ı ş ı lmamı ş * Nadir.* alı ş kanlı k durumuna gelmek. al ı ş ı lma al ı ş ı lmak * Alı ş ı lmak iş i. al ı ş ı klı ğ ı bı rakamamak. * Evcilleş mek. al ı ş kı nlı k * Alı ş kı n olma durumu. uygun gelmek. bilinmeyen. ı sı nmak. * Etkisini yitirmek. * Sürekli ister olmak. intibak etmek. al ı ş kanlı k edinmek * bir ş eyi sürekli yapar olmak. * Tutuş mak. al ı ş ı klı k * Alı ş ı k olma durumu. al ı ş kan * Alı ş kı n. ehlîleş mek. * Yapı lmaya al ı ş ı lmı ş davran ı ş . al ı ş ı lmı ş * Her zamanki. al ı ş kı al ı ş kı n * Bir ş eye veya bir ş ey yapmaya alı ş mı ş olan. ş artlanm ı ş davran ı ş . * Yadı rgamaz duruma gelmek. itiyat. hiç yabancı lı k çekmemek. hep aynı biçimde gerçekleş mesi sonucu beliren. * Uyar duruma gelmek. al ı ş mı ş kudurmuş tan beterdir * alı ş ı lan bir ş eyden kolayca vazgeçilmez. * Bağ lanmak. huy. arkadaş lı k. * Yakı nlı k. mutat. al ı ş kanl ı k. *İ ç ve dı ş etkilerle davran ı ş ları n tekrarlanması . . huy hâline getirmek. az rastlanan. al ı ş kı n olmak * iyice alı ş mak. yanmaya baş lamak. * Alı ş mak i ş i.

sarı msaklı yoğ urt ve kı yma ile yapı lan bir çe ş it yemek. * Bilgin. yüksek. bilgiyi kazanmak için yapı lan tekrar. idman. * Hastalı klı . * Allah "Allah bilir" anlamı na gelen bu söz. Ali * Kiş i adı olarak a ş ağ ı daki deyimlerde geçer. Ali'nin külâhı nı Veli'ye. * Uyar duruma getirmek. âlicenapl ı k * Âlicenap olma durumu. bilici. âlimin yaptı ğ ı gibi. ş erefli. al ı ş tı rmak * Alı ş mas ı na yol açmak. * Âlime yakı ş an. sakat. alifatik alil alim * Bilen. Veli'nin külâhı nı Ali'ye giydirmek * birinden aldı ğ ı nı öbürüne. Ali k ı ran baş kesen * zorba. * Açı k zincirli (organik madde). bir baş kası ndan aldı ğ ı nı da ona vererek i ş ini yürütmek. * Onurlu. temrin. âlim alimallah âlimane âlimlik * Bilginlik. egzersiz. âlicenap * Cömert. Ali k ı ran baş kesen * çok zorba. * Vücudun biyolojik yönden geliş imini sağ layan çalı ş ma. . Ali'nin külâhı nı Veli'ye.al ı ş tı rma * Alı ş tı rmak iş i. * Bir beceriyi. Ali Cengiz oyunu * "kurnazca ve haince düzen" anlamı nda kullanı lı r. söylenen bir sözün do ğ rulu ğ una inandı rmak için kullanı lı r. âli * Yüce. alinazik * Közlenmiş patlı can. Veli'nin külâhı nı Ali'ye giydirmek * (bir kimse) birinden aldı ğ ı nı ötekine. ötekinden aldı ğ ı n bir baş kası na vererek i ş ini yürütmek.

sezyum elementlerinin sağ ladı ğ ı metaller. kalevî. rubidyum. da ğ ı tma. onaylandı ğ ı nı anlatmak için el çı rpma. alkı ş kopmak * birdenbire güçlü bir biçimde el çı rpı lmak. potasyum.aliterasyon *Ş iir ve nesirde uyum sağ lamak için söz baş ları nda ve ortaları nda aynı ünsüzün veya aynı hecelerin tekrarlanmas ı . alivre * Ürün daha tarladayken. mükemmel. lityum. * En güzel. yetiş tiğ i zaman teslim edilmek üzere. alkali metaller * Oksitlenmelerini sodyum. alkalölçer. alkı ş lama. alkı ş * Bir ş eyin be ğ enildiğ ini. asitlerin kı rmı zı ya çevirmi ş olduğ u bitkisel mavi rengi eski durumuna döndürme özelliğ i vardı r. * Dağ ı tı m. antiasit. alkarna *İ stiridye. alkı ş almak * çok beğ enilmek. ağ ı z kı smı demirden bir a ğ . midye. alkalik * Alkali ile ilgili olan veya içinde alkali bulunan. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. alkı ş toplamak . en iyi. alize Alka Evli alkali * Tropikal bölgelerdeki denizlerde bütün yı l süresince düzenli esen birtakı m rüzgârlar. alkı ş ağ ası * Padiş ahı alkı ş lamakla görevli kimse. alkaloit * Özellikleri ile alkalileri andı ran organik madde. alkalimetre * Bkz. alkı m * Gök kuş ağ ı . kök k ı rmı zı sı . alkalölçer * Alkalilerin saflı k derecesini belirtmeye yarayan cihaz. önceden pey verilerek yap ı lan (satı ş ). Bu maddelerde. alkalimetre. aliyyülâlâ alizarin * Kök boyası . alivre satı ş * Vadeli satı ş . tarak gibi kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanı lan. * Alkali metallerin hidroksitleriyle amonyum hidroksitin genel adı .

etanol. alkı ş tufanı kopmak * sürekli ve coş kun alkı ş baş lamak. alkı ş lanma * Alkı ş lanmak i ş i. Mevlâ. alkolik * Alkollü içkilere aş ı rı derecede dü ş kün olan (kimse). Allah Allah! *ş aş ma veya can sı kı ntı sı anlatan bir ünlem. en usta. patates ni ş astas ı nı nş ekere dönüş türülmesi sonucu ortaya ç ı kan glikoz çözeltilerin mayalaş mı ş özlerinin dam ı tı lmas ı yla elde edilen. *Ş akş akç ı . "var ol" gibi sözler ile birini alkı ş lamak. * Her türlü alkollü içki. * Alkı ş çı olma durumu. alkolizm alkollü * Alkollü içkilere hastalı k derecesinde düş kün olma durumu. koruyucusu olduğ una ve tek oldu ğ una inanı lan yüce ve üstün varlı k. ispirto. dalkavuk. alkı ş lanmak * Alkı ş lamak i ş ine konu olmak. ş arap gibi sı vı lar ı n veya pancar. * Bira. Allah * Kâinatta var olan her ş eyin yaratı cı sı . * Türk askerinin hücum narası . Tanr ı . C2H5OH. * Alkolden yapı lmı ş veya içinde alkol bulunan. * Alkı ş lamak i ş i. * Beğ enmek. Rab. renksiz sı vı . Allah (bin bir) bereket versin . alkı ş çı lı k alkı ş lama alkı ş lamak * Bir ş eyin be ğ enildiğ ini. yüze gülücü. onaylandı ğ ı nı anlatmak için el çı rpmak. yağ cı . alkı ş çı * Alkı ş layan (kimse). etil alkol. alkil alkol * Alkol kökü.* çok alkı ş lanmak. yüksek sesle "yaş a". Yaradan. yanı cı . alkı ş tutmak * el çı rparak veya topluca. * En büyük. kokulu. takdir etmek. *İ çkili. alkolölçer * Sı vı lardaki alkol oranı nı ölçmeye yarayan cihaz. uçucu. * Allah adı baz ı isim tamlamaları nda tamlanan kelimeyi güçlendirir. * taraftar olmak belli bir görüş ten yana olmak.

esirgesin. Allah büyüktür * günün birinde hakkı nı alaca ğ ı na. Allah bilir * belli değ il. Allah bana. ben de sana *ş imdi sana borcumu ödeyecek param yok. Allah belâsı nı versin * ilenme sözü. Allah ac ı sı nı unutturması n * Tanrı bu acı yı unutturacak daha büyük bir acı göstermesin. Allah bir * yemin yerine kullanı lı r. . Allah bir yastı kta kocatsı n * yeni evlenenlere "bir arada yaş lanı n" anlamı nda söylenen bir iyi dilek sözü. kendine yapı lmı ş olan haks ı zl ı kları n düzeleceğ ine inanmak gerektiğ ini anlat ı r. bazen de gerçek öfke ile söylenen ilenme sözü. sevdiğ ini) Tanrı kazadan. Allah bahtı ndan güldürsün * (evlenecek kı z için) mutluluk dileğ ini belirtir. Allah aş kı na * birlikte söylendiğ i sözün anlam ı na göre ant vermek veya yalvarmak için "Allah'ı nı seversen" anlamı nda. * bana öyle geliyor ki. ş aş ma. Allah can ı nı alsı n * ilenme sözü. yar ı ş aş ma yollu. Allah (seni) inandı rsı n * inanı lmas ı pek kolay olmayan bir ş ey anlatı lı rken yemin yerine söylenir. usanç bildirir. Allah (veya Allahı m) * bir ş ey karş ı sı nda hayranlı k veya yakarma bildirir. belâdan korusun. Allah beterinden saklası n (veya esirgesin) * Tanrı daha kötü duruma düş ürmesin. Allah art ı rsı n * (gerçek veya alay anlamı nda) Tanrı daha çoğ unu versin. Allah bağ ı ş lası n * (çocuğ unu. kazan ı rsam öderim. Allah ak ı l fikir versin (veya Allah akı llar versin) * akı lsı zca bir davranı ş ta bulunanlar için kullanı lı r. Allah aratması n * yakı nı lacak bir durumda "Tanrı daha kötüsünü göstermesin" anlam ı nda kullanı lı r. Allah bir dedi ğ inden ba ş ka sözüne inan ı lmaz * birinin çok yalancı olduğ unu anlatmak için söylenir.* bir kazanç karş ı sı nda durumundan ho ş nut olmayı belirtir. Allah cezas ı nı vermesin (veya Allah cezası nı versin) * yarı ş aka.

Allah emeklerini eline vermesin * Tanrı emeklerini boş a çı karmas ı n. böyle de olsa onun varl ı ğ ı na ş ükredildiğ ini anlatı r. çocuğ u yetim veya öksüz bı rakmas ı n" anlamı nda bir iyi dilek sözü. Allah hay ı rlı etsin * genellikle bir olay baş langı cı nda "Tanrı uğ urlu etsin" anlamı nda söylenir. Allah eksik etmesin * Tanrı yokluğ unu göstermesin. Allah dört gözden ay ı rması n * "Tanrı .Allah dağ ı na göre kar verir * Tanrı herkese dayanabileceğ i ölçüde sı kı ntı verir. * birinin yaptı ğ ı bir hizmet an ı lı rken onun için teş ekkür yollu söylenir. Allah göstermesin * Tanrı kötü bir durumla karş ı laş maktan korusun. Allah etmesin * olması istenilmeyen bir durumdan veya bir olaydan söz edilirken söylenir. Allah Halil İ brahim bereketi versin * Tanrı çok versin. Allah hakk ı için * ant içmek veya ant vermek için kullanı lı r. Allah eksikliğ ini göstermesin * pek gerekli olan bir ş eyin kusuru anlatı lı rken. Allah dokuzda verdiğ ini sekizde almaz * alı n yazı sı ne ise o olur. Allah derim * pek bozuk bir iş için sorulan "ne dersin?" sorusuna karş ı "söyleyecek baş ka söz bulamı yorum" anlamı nda kullan ı lı r. Allah gecinden versin * "çok yaş ayası n"' anlam ı nda kullanı lan bir iyi dilek sözü. Allah için * gerçekten. Allah dirlik düzenlik versin * Tanrı aile huzuru versin. bereket versin. Allah esirgesin (veya saklas ı n) * Tanrı korusun! Tanrı kötü durumla karş ı laş tı rması n!. doğ rusu. Allah herkesin gönlüne göre versin * Tanrı herkesin dileğ ini yerine getirsin. Allah düş manı ma vermesin * anlatı lan bir kötülüğ ün büyüklüğ ünü belirtmek için söylenir. kendisine iyiliğ i dokunan biri için kulland ı ğ ı bir iyi dilek sözü. Allah ecir sab ı r versin * baş sağ lı ğ ı dileğ i olarak söylenir. Allah hoş nut olsun * bir kimsenin. .

Allah müstahakı nı versin * (gerçek veya alay anlamı nda) çı kı ş ma anlatan bir söz. Allah sa ğ gözü (veya eli) sol göze (veya ele) muhtaç etmesin * Tanrı kimseyi kimseye. Allah ne verdiyse * yemek olarak evde ne varsa. Allah manda ş ifalı ğ ı versin * çok veya ağ ı r yemek yiyenler için ş aka yollu söylenir. Allah kavu ş tursun * birinin yakı nı . Allah övmü ş de yaratmı ş * çok güzel olanlar için söylenir. Allah iyili ğ ini (veya lâyı ğ ı nı ) versin * hoş a gitmeyen bir davran ı ş karş ı sı nda hoş görü ile söylenir. ya iyi olsun. * karş ı lı k beklemeksizin. * onaylanmayan bir durumda alay yollu kullanı lı r. * ne olursun. Allah kahretsin * "Tanrı cezası nı versin" anlamı nda bir ilenme sözü. Tanrı 'ya güvenmeli. Allah kabul etsin * sevap sayı lan bir iş yap ı ldı ğ ı nda söylenir. Allah k ı smet ederse * Tanrı izin verirse. . bulunduğ u yerden ayr ı lı nca kalanlara kavuş ma dileğ inde bulunmak için söylenen söz.Allah iki iyilikten birisini versin * (ağ ı r hasta için) ya ölsün kurtulsun. Allah kazadan belâdan saklas ı n * Tanrı 'nı n insanı türlü kötülüklerden koruması dileğ iyle söylenen bir iyi dilek sözü. kötü duruma düş ürmesin!. Allah ömürler versin * saygı gösterilen bir kimseye selâm veya teş ekkür olarak söylenir. Allah r ı zas ı için * dilencilerin para isterken söyledikleri yalvarma sözü. Allah mübarek etsin * kutlu olsun. Allah kerim * Tanrı büyüktür. Allah kuru iftiradan saklas ı n * bir suçlama karş ı sı nda bunun sı rf iftira olduğ unu anlatmak için söylenir. Allah korusun (veya saklası n) * Tanr ı tehlikeye. Allah rahmet eylesin * ölüleri hayı rla anmak için söylenir. Allah rahatl ı k versin * genellikle yatmaya gidilirken söylenen bir iyi dilek sözü. en yakı nları na bile muhtaç etmesin.

Allah sonunu hay ı r etsin * bir iş in sonucu için kaygı duyuldu ğ unda söylenen bir iyi dilek sözü. yaradı lı ş tan olan yetenek veya özellik. Allah taksimi * Eş itlik gözetilmeden yapı lan payla ş tı rma kul taksimi karş ı tı . * uzaktaki tanı dı klar an ı lı rken kullan ı lı r. Allah yaratt ı dememek * kı yası ya dövmek. Allah vere de * iyi dilek anlatı r. iyiliğ ini senden esirgemesin" anlam ı nda teş ekkür olarak kullan ı lı r. Allah son gürlüğ ü versin * Tanrı . * yolda güçlük içinde bulunanlara iyi dilek sözü olarak kullanı lı r. Allah senden raz ı olsun * yapı lan bir iyilik karş ı sı nda "Tanrı seninle birlik olsun. bazen de takı lma ve ş aka için söylenir. Allah vergisi * Tanrı vergisi. Allah utandı rması n * bir iş e giriş enlere söylenen baş ar ı dileğ i. yaş lı lı kta sı kı ntı göstermesin. Allah var (veya Allah' ı var) * doğ rusunu söylemek gerekirse. gidersen git" anlamı nda kullanı lı r. Allah taksimi * eş itlik gözetilmeden yap ı lan payla ş tı rma. * birinden pek yana olmayan bir söz söyleneceğ i zaman onun adı ndan önce getirilen giri ş sözü. Allah vermesin * bir ş eyin olmaması dileğ ini anlatı r. Tanrı tanı ktı r. çok hı rpalamak. * "keyfin bilir. Allah yap ı sı *İ nsanlar tarafı ndan değ il de tabiatta olduğ u gibi. Allah seni (veya sizi) inandı rsı n * doğ ru söylüyorum.Allah selâmet versin * yola ç ı kanlara "Tanrı kazadan belâdan korusun" anlamı nda söylenen bir u ğ urlama sözü. Allah taksiratı nı affetsin * (ölüler için) Tanrı kusurları nı bağ ı ş lası n. Allah yazd ı ise bozsun . Allah tekrar ı na erdirsin * tekrar bu günleri görün. Allah versin * iyi bir ş ey ele geçirenlere memnunluk bildirmek için. * dilenciyi savmak için söylenir. Allah tamam ı na eri ş tirsin * herhangi bir iş veya olayı n iyi sonuçlanması dileğ iyle söylenir. kul taksimi kar ş ı tı .

Allah' ı n belâsı * varlı ğ ı üzüntü veren. "bereket versin" gibi durumdan memnun olundu ğ unu anlatı r. Allah'a emanet * "Tanrı esirgesin" anlamı nda birini överken söylenir. Allah' ı n evi * cami. . Allah' ı n binası nı yı kmak * kendini veya baş kası nı öldürmek. Allah ziyade etsin * (kahve ve yemekten sonra) "Tanrı artı rsı n" anlamı nda kullanı lan bir iyi dilek sözü. Allah' ı n (veya Tanrı 'nı n) günü * (bı kkı nl ı k duygusu ile) hemen hemen her gün. saf. ş aş ma veya usanç gibi duygular da anlat ı r. Allah' ı n adamı * garip. Allah' ı m! *ş iddetli bir duygulanma anlatan ünlem. Allah' ı n gazabı * çok sı kı ntı veren ş ey.* gerçekleş mesi istenmeyen bir olay veya durum için kullanı lı r. Allah' ı çok. yalvarma için kullanı lmakla birlikte. Allah'a emanet olun * ayrı lan ı n kalana söylediğ i bir esenleme sözü. Allah yürü ya kulum demiş * az zamanda çok para kazananlar veya iş inde çok ilerleyenler için söylenir. Allah' ı (veya Allah'ı nı ) seversen * "Allah aş kı na" gibi. * insan gönlü. Allah'a bir can borcu var * Allah'a vereceğ i canı ndan baş ka hiç kimseye bir borcu yok. insanı az bir yer * pek ı ssı z ve kuytu bir yer. Allah' ı n emri * kader. yerine göre ant verme. mescit. benden bir ş ey umma" anlamı nda söylenir. Allah'a (bin) ş ükür * "hamdolsun". zavallı (kimse). Allaha ı smarladı k * Ayrı lanı n kalan veya kalanlara söylediğ i bir iyi dilek sözü. ş irret. Allah' ı n cezası * pek yaramaz. Allah'a yalvar * kendi kusuru yüzünden güç bir duruma düş üp yak ı nan kimseye "ben sana yardı m edemem.

* Kendisine güvenilmesi doğ ru olmayan (kimse). * (aklı nı . karmakarı ş ı k. aldatı cı . ulu Allah. sebebi anlaş ı lmayan veya ş aş ı lan ş eyler için kullanı lı r. yapt ı ğ ı kötülüğ ün cezası nı Tanrı versin. Allah'tan kork! * "yapma. .Allah' ı n hikmeti * beklenmeyen. allak * Sözünde durmaz. allak bullak olmak * çok karı ş ı k duruma gelmek. * Acı ması z. zihin) ş aş kı na dönmek. allak bullak * Alt üst. bir olayı n) beklenmedik. allahlı k allahs ı z * Tanrı 'yı tanı mayan. Allahütealâ * Yüce Tanrı . yazı ktı r!". Allahüâlem * Tanrı daha iyisini bilir anlamı nda kullanı lı r. ş aş ı lacak bir durum alması nda kullanı lı r. kiş i. ş aş ı rmak. allahs ı zl ı k * Tanrı sı zl ı k. * Kendisinden hiçbir iş te yararlı k umulmayan saf ve zararsı z (kimse). Allah'tan korkmaz * can yakı cı . * yaradı lı ş tan. Allah' ı n iş ine bak * (bir iş in. insafs ı z. utan. kar ı ş mak. Allah' ı n kulu * insan. dönek. Allah'tan * iyi ki. Allah' ı ndan bulsun * ben kendisine bir ş ey yapmayaca ğ ı m. zihnini) dü ş ünemez duruma getirmek. Allah'tan umut kesilmez * daha çok ağ ı r hastalar için söylenilen "iyile ş ebilir" anlam ı nda bir iyi dilek sözü. insafsı z. Tanr ı sı z. dilek ve yalvarma amac ı yla kullan ı lı r. Tanr ı 'nı n varlı ğ ı na inanmayan. allak bullak etmek * karmakarı ş ı k bir duruma getirmek. vicdansı z. kimse. altı üstüne gelmek. * (akı l. düzeni bozulmak. karmakarı ş ı k olmak. Allah' ı nı seversen * istek. allama * Allamak i ş i. düzeni bozmak. acı mas ı z.

all ı all ı pullu all ı k * Üzerinde al renk bulunan. * Bir parçanı n allegrodan biraz daha ağ ı r çalı nacağ ı nı anlatı r. allanma allanmak * Süslenmek. neş eli ve hı zlı çal ı naca ğ ı nı anlat ı r. * Al duruma gelmek. kaldı rmak. * Kadı nları n süs için yanaklar ı na sürdükleri al boya. allâme kesilmek * her ş eyi bilir görünmek. * Derin ve çok bilgisi olan. çok bilgili. allem * Bir iş i istediğ i duruma getirmek için "her türlü kurnazca çareye ba ş vurmak" anlam ı yla allem etmek kallem etmek deyiminde geçer. * Yanı nda bulundurmak.allamak allâme * "Süslemek. * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren cihaz. * Bir ş eyi veya kimseyi bulundu ğ u yerden ayı rmak. alla ş ma alla ş mak allegretto allegro * Bir parçan ı n canlı . fethetmek. * Göz alı cı renkler ve ş eylerle süslenmiş . * Birlikte götürmek. alı cı . * Satı n almak. * Ele geçirmek. ahize. allâmelik * Allâme olma durumu. * Allaş mak iş i veya durumu. * Almak iş i. allâmelik taslamak * bilgisiz olduğ u hâlde her ş eyi bilir görünmek. donatmak" anlamı na gelen allamak pullamak deyiminde geçer. * Allanmak iş i. * Bir ş eyi elle veya ba ş ka bir araçla tutarak bulundu ğ u yerden ayı rmak. * Alı ntı . alma almaç almak . reseptör. *İ çine sı ğ mak. iktibas. * Al olma durumu.

* Yutmak. kullanmak. * Zararlı . kadı n için) . * Bu dile özgü olan.. ile evlenmek. * Yolmak. * Sürükleyip götürmek. yı l dönümü gibi belli günleri ve birtakı m astronomi. * (erkek. * Göreve. Alman * Cermen soyundan olan halk ve bu halktan olan kimse. * Baş lamak. * Temizlemek. * Örtmek. (mesafe) katetmek. Almancı * Almanya yanlı sı olan (kimse). mayş or. * (motor) Çalı ş ması için gerekli olan elektrik veya yakı ttan yararlanı r duruma gelmek. Alman papatyas ı * Orta Avrupa'da yetiş en bir papatya türü (Anfhemis mobilis). * (süre için) Değ iş tirmek. * Kendine ulaş tı rmak. * (tat veya koku için) Duymak. tehlikeli bir ş eye uğ ramak. * Hint-Avrupa dillerinin Cermence kolundan.. içine çekmek. * Kazanmak. * Kı saltmak. Almanca dil. * Yerini değ iş tirmek. Almanya. kaplamak. * Soldurmak. * Kazanç sağ lamak. * (içeri) Götürmek. * Gidermek. * Alman halkı na. iş ten çekmek. * (yol için) Gitmek. * (duş . bayram.. ay gibi bölümlerinden baş ka. çekmek. * Davranı ş veya makam değ iş tirmek. meteoroloji. * Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çı karmak. yı kanmak. elde etmek. yok etmek. * Görevden. istatistik bilgilerini gösteren kitap biçiminde takvim. * (içecek veya sigara için) İ çmek. * Bir yeri savaş la ele geçirmek. eksiltmek. koparmak. iletilmek. * Çalmak. koymak. Almanya'ya özgü olan ş ey. . Avusturya ile İ sviçre'nin bir bölümünde kullanı lan * Almanları n kullandı ğ ı dil.. hafta. * (ölüm sebebiyle) Ayrı lmak. banyo için) Yapmak. * Bürümek. almamazl ı k * Kabul etmeme durumu. Alman usulü * Bir topluluk için yapı lan harcamada giderlerin herkese e ş it olarak bölüş türülmesi yöntemi. iş e baş latmak.* Kabul etmek. bakı r ve nikelden yapı lan. * . sarmak. gümüş ü andı rı r bir ala ş ı m. *İ çeri sı zmak. almanak * Yı lı n gün. Alman gümü ş ü * Çinko. gibi anlamak.

almaş ı klı k * Dönüş ümlü ve düzenli sı ralanma. bir solda bitmiş yapraklar. Almanla ş tı rma * Almanlaş tı rmak i ş i. * Almaş lı olarak iş leyen. almaş ı k yapraklar * Sapı n iki yanı nda karş ı lı klı değ il de aral ı klı olarak bir sağ da. Almancı lı k * Almancı gibi davranma. aln ı nı n kara yazı sı * kötü kaderi. almaş ı k *İ ki veya daha çok ş eyin sı ralanmaları nda değ iş iklik olan. Almanla ş ma * Almanlaş mak i ş i veya durumu. aln ı nı karı ş lamak * küçümseyerek meydan okumak. münavebe. Almanla ş tı rmak * Almanlara özgü yaş ayı ş tarz ı kazandı rmak. mütenavip. alo * Telefon konuş ması nda kullanı lan seslenme sözü. baş ar ı göstermiş olarak. ön yüzü. aln ı ndan öpmek * beğ enmek. aln ı nı n ak ı ile * ayı planacak bir duruma dü ş meden. * Bir ş eyin ön taraf ı . almaş lı alnaç * Almaş niteliğ i olan. aln ı açı k yüzü ak * çekinecek hiçbir durumu veya ayı bı olmayan. . almaş *İ ki veya daha çok ş eyin sı ra ile değ iş tirilerek kullanı lmas ı veya kendiliğ inden değ iş erek çal ı ş ması . tertemiz. takdir etmek. ke ş ikleme. kiş inin baş ı na gelmesini Allah' ı n buyurmuş olduğ una inanmak. alternatif.* Almanya'da çalı ş an Türk iş çisi. * Birinin doğ ru olmas ı ötekinin yanlı ş lı ğ ı nı gerektiren iki önermenin oluş turduğ u sistem. ş erefiyle. aln ı nda yazı lmı ş olmak * bir olayı n. Almanla ş mak * Alman yaş ayı ş tarz ı nı benimsemek. kötü talihi. aln ı na kara sürmek * bir kimsenin haksı z yere kötü tanı nması na yol açmak.

* Kolayca bükülebilen alüminyum ve silisyum karı ş ı mı . simyacı . * Karbon. ayr ı m. * Bir ş eyin yere yak ı n bölümü.. alpaka * Çifte parmaklı lar takı mı nı n devegiller s ı nı fı ndan. * Dağ cı lı k. uzun tüylü. alpaks alpinist alpinizm alpl ı k * Alp olma durumu. altı nda" biçiminde kullan ı ld ı ğ ı nda "bir ş eyin etkisinde" anlamı nı verir. yiğ itlik. kahramanl ı k.. * Mücahit. üst karş ı tı . Alp yı ld ı zı * Dağ ları n çok yüksek yamaçları nda yetiş en bir çiçek (Paradisia liliastrum). alt cins * Bir cins içinden ayrı lan ikinci derecede bir cins. alt bölüm * Yazı larda bölümlerin ayrı ldı ğ ı parçalardan her biri. fiziksel bakı mdan ayrı özellikler gösterebilmesi durumu. alt alta üst üste * birbirleriyle itiş ir kalkı ş ı r durumda. * Yiğ it. Alp eren * Derviş . ocak alevi. Güney Amerika'da yaş ayan. simya. fosfor gibi maddelerin. al ş imi al ş imist alt * Elementleri altı na çevirmek isteyen bir iş alan ı . * Bu hayvanı n yünü veya bu yünden dokunan kumaş . * Oturulurken uyluk kemiklerinin yere gelen bölümü. * Alt kelimesi ". memeli bir hayvan (Lama glama pacos). alt alta * Birbirinin altı nda olarak. * (birkaç ş eyden) Yere yakı n olan. * Bir nesnenin tabanı . * Alş imi ile uğ raş an kimse. * Alt bir isimle tamlama kelime oluş turduğ unda a) önceki ismin kavramı na etki veya yer anlamı katar: Ayak alt ı . * Bir ş eyin yere bakan yan ı . * Birkaç ş eyin içinden bize göre uzak olanı . kahraman. b) (sı nı flamalarda) ikinci derecede olan. * (kaynatma veya piş irmede) Yanan ocak. . * Dağ cı .alogami alotropi alp * Bir çiçek tepeciğ inin baş ka bir çiçek tozu ile tozlanmas ı .

alt deri * Üst derinin altı nda bulunan ikinci tabaka. çoğ u kez hücre zarlar ı kalı nlaş mı ş özel doku. * Belli bir konuyu ele almak amacı yla bir kurul içinden birkaç ki ş i seçilerek oluş turulan kurul. alt etmek * üstünlük sağ lamak. alt geçit * Trafik akı mı nı kesmemek için bir yolun altı ndan geçirilen yol. içmek. alt ı rk * Aynı ı rk içinde yeti ş tirme amacı na ve çevreye ba ğ lı kalı narak değ iş me uğ ratı lmı ş ve bu yolla ı rk içinde özellikle fizyolojik nitelikleri bak ı mı ndan kalı tsal sapma gösteren hayvan topluluğ u. yenmek. * Alt çene üzerinde sı ralanmı ş diş lerin biri. alt çene oynamak * yemek. hipoderm. alt kat alt kurul alt olmak alt s ı nı f * Bir sı nı f içinden ayrı lan ikinci derecedeki sı nı f. * Bazı gövde ve yaprakları n üst derilerinin altı nda bulunan. sı rtı nı yere getirmek. alt ş ube * Bir ş ube içinde kurulan ikinci derecedeki ş ube. karş ı karş ı ya konmu ş iki önermeden her biri: Bazı insanlar bilgindirler" ile "Bazı insanlar bilgin değ ildirler" gibi.alt çene *İ nsan ve hayvanlarda yiyecekleri çiğ nemeye yarayan. . hipoderm. alt familya * Bir familyanı n içinden ayrı lan ikinci derecede bir familya. alt damak * Damaklardan altta olanı . alt diş alt dudak * Dudaklardan altta bulunanı . * Böceklerin ağ ı z sisteminde bulunan alt parça. * yenilmek. alt güverte * Gemilerde güvertelerden altta bulunanı . alt tabaka * Tabakalardan altta bulunan. biri tikel olumlu. alt karş ı t * Konusu ile yüklemi aynı olan. oynayabilen çene. alt hava yuvar ı * Dünyamı zı ku ş atan atmosferin 10 km kalı nl ı ğ ı nda olan alt katmanı . öbürü tikel olumsuz. * Bir yapı nı n veya aracı n katları ndan altta bulunan bölümü.

* huzursuz etmek. * Toplumun ekonomik yapı sı nı oluş turan ve insan bilincinden bağ ı ms ı z olarak biçimlenen üretim iliş kilerinin hepsi. * Altayistik ile uğ raş an kimse.alt tak ı m * Bir takı m içinde kurulan ikinci derecedeki takı m. Moğ ol. * değ eri. rahatsı zlı k vermek. su. dergi gibi yayı nlarda çı kan resim ve foto ğ rafları açı klayan yaz ı . alt tür alt üst * Bir tür içinde ayrı lan ikinci derecedeki tür. alt yaz ı layı cı * Alt yazı lamak iş ini yapan (kimse). * iş in daha sonras ı . * zarar vermek. * heyecanlanmak. kanalizasyon. üst yapı karş ı tı . Altayist Altayistik . olup olacağ ı . alt yaz ı lı * Alt yazı sı bulunan (film. * rahatsı zlanmak. alt yaz ı lama * Alt yazı lmak iş i. Kore ve Japon dillerinin kendisinden türediğ i varsayı lan ana dil. üzülmek. Altayca * Altay Türkçesi. sonuç alı namayan iş ler için söylenir. * Çok karı ş ı k ve da ğ ı nı k. alt üst olmak * çok karı ş ı k duruma gelmek. elektrik gibi tesisatları n hepsi. * Türk. sonra çevrilerek öbür yüzü kı zartı larak pi ş irilen börek. yı kmak. görüntü). Mançu-Tunguz. * çok karı ş ı k duruma getirmek. alt yaz ı lamak * Alt yazı ları haz ı rlamak ve gerçekleş tirmek. alt yaz ı * Gazete. yı kı lmak. * Yabancı dildeki bir filmin konuş maları nı çeviri olarak görüntünün altı nda veren yaz ı . alt yapı * Bir yapı için gerekli olan yol. düzenini bozmak. alt yanı çı kmaz sokak * sonu gelmeyen. alt üst böre ğ i * Önce bir yüzü. tedirgin olmak. alt üst etmek * alt yüzünü üst yüzüne getirmek. alt taraf ı (veya yanı ) * geriye kalanı .

alt ı ya ş olmak * iş e birtakı m oyunlar karı ş mak. alt ı yol * Altı yolun birleş tiğ i yer. mütedahil: "Kimi insanlar fanidir" önermesi "Bütün insanlar fanidir" önermesinin alt ı ğ ı olur. Büyük Ayı 'nı n karş ı sı nda bulunan tak ı m yı ldı z. biri tikel olumlu. alt ı karı ş beberuhi * kı sa boylu olanlar için alay yollu söylenir. alternatör * Dalgalı elektrik akı mı veren üreteç. altı tane alabilen. üstü ş iş hane * (giyim için) altı . * Dalgalı (ak ı m). altes * Prens ve prenseslere verilen ş eref unvanı . alt ı kaval üstü ş iş hane * Bkz. *İ skambil. alt ı okka etmek * birini kolları ndan ve bacakları ndan tutup yukarı kaldı rarak sallamak veya götürmek. domino gibi oyunlarda üzerinde altı iş areti bulunan kâğ ı t veya pul. * Almaş ı k. müseddes. Moğ ol. alt ı alt ı alay üstü kalay * içi dı ş ı gibi özenilmiş olmayan ş eyler için söylenir. Altı Kardeş * Kuzey kutup yönünde. alt ı gen * Altı kenarl ı çokgen. kendinde herhangi bir ş eyden alt ı tane bulunan. alt ı kaval. Vl. kültür ve tarihleriyle uğ raş an bilim dalı . biri tikel olumsuz iki önerme arası ndaki bağ lantı durumu. alt ı dan yemek * hastahanelerde hiç perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek. alt ı lı k * Altı sı bir arada. yöntem. Mançu-Tunguz. biri tümel olumsuz. * Divan edebiyatı nda her bendi altı mı sradan oluş an nazı m biçimi. * Bu unvanı taş ı yan kimse. edebiyat. * Beş ten sonra gelen sayı nı n ad ı ve bu sayı yı gösteren rakam. alternatif * Seçilebilecek bir baş ka yol. altı taneden oluş muş . böyle bir iş e giriş mekte sakı ncalar bulunduğ u anlaş ı lmak. Japon ve Korelilerin dil. biri tümel olumlu. alt ı k * Konusu ile yüklemi aynı olan.* Altay grubuna giren Türk. üstüne uymaz. * Beş ten bir art ı k. altı kaval üstü ş iş hane. 6. seçenek. alt ı lı * Altı parçadan olu ş an. .

* Para getiren sanat veya meslek. alt ı n çağ * En parlak ve mutlu çağ . * Altı ndan yapı lmı ş . alt ı n saat *İ zlenme oran ı nı n en çok olduğ u vakit. kolay iş lenen. yüksek de ğ erli. alt ı n eli bı çak kesmez * varlı klı veya değ erli ki ş ilerin elini kimse bükemez. öteki elleriyle karş ı lı klı olarak birbirlerinin bileklerini tutmaları . alt ı n ad ı nı bakı r etmek * kötü iş ler yaparak temiz ve parlak ününü karartmak. ipeka (Cephaelis ipeca cuanha). alt ı n suyu . * Niteliğ i iyi olan. parası çok olan kimse. k ı z adı dul oldu * uygunsuz davranı ş lar ı yüzünden temiz tanı nan kiş iliğ i lekelendi. alt ı n beş ik * Bir elleriyle kendi bileklerini kavrayan iki kiş inin. alt ı n ad ı pul oldu. parası çok olan. alt ı n gibi * altı na benzeyen. alt ı n sarı sı * Altı n rengini andı ran. alt ı n babası * Çok zengin. alt ı n kökü * Güney Amerika'da yeti ş en. prime time. alt ı n küpü * Altı n para biriktiren. alt ı n leğ ene kan kusmak * varlı k içinde hastalı k veya s ı kı ntı çekerek yaş amak. * Altı ndan yapı lmı ş sikke. alt ı n kaplama * Herhangi bir metal altı n suyuna batı rı larak ince bir altı n tabaka ile sar ı larak altı na benzetilmek.9 olan. paslanmaz element. de ğ erli. kusturucu niteliğ i olan bir kök. alt ı n kesmek * çok para kazanı r olmak. sarı . 10640 C de eriyen. kı saltmas ı Au. üstün nitelikte olan. alt ı n bilezik * Altı ndan yapı lmı ş kola takı lan ve pek çok türü olan süs eş yası . atom ağ ı rl ı ğ ı 196.alt ı n * Atom sayı sı 79. alt ı n anahtar her kapı yı açar * para olunca her güçlük yenilebilir. alt ı n keseğ i * Yerden temiz külçe durumunda çı kan altı n.

kalı nca kabuklu güzel bir kavun türü. alt ı nda kalmak * ezilmek. altı ncı duygu. alt ı nda kalmamak * karş ı lı ğ ı nı vermek. * turist. alt ı ndan çapanoğ lu çı kmak * bir i ş te baş a dert olacak bir durumla. üzerine dikkati çekmek. gördüğ ü iyilik veya kötülü ğ ü kar ş ı lı ksı z bı rakmamak. * Altı sayı sı nı n sı ra s ı fatı . parası olan. gelirli kimse. evlilik y ı lı . alt ı na etmek (veya kaçı rmak) * yatağ ı na veya donuna abdest etmek. alt ı n yürekli olmak * çok iyi niyetli olmak. sı rada beş inciden sonra gelen. alt ı ndan kalkmak * bir güçlüğ ü yenmek.* Bir kı sı m konsantre nitrik asit ile üç veya dört kı sı m konsantre hidroklorik asitten olu ş mu ş . alt ı n yağ murcun * Bir tür ku ş . yuvarlak. alt ı nbaş alt ı ncı * Daha çok Ege bölgesinde yetiş en. toprak olur (veya altı na yapı ş sa elinde bak ı r kesilir) * giriş ti ğ i iş lerde büyük talihsizliklere uğ rayan kimsenin durumunu anlatı r. baş armak. alt ı n yı l * Eş lerin birlikte ulaş tı kları 50. üstesinden gelememek. vurgulamak. alt ı ndan girip üstünden çı kmak * malı . alt ı n yumurtlayan tavuk * mesleğ i. özellikle plâtin ve alt ı n gibi metalleri çözmekte kullanı lan bir karı ş ı m. yumuş ak huylu görünmek. parayı düş üncesizce harcayı p tüketmek. alt ı n topu * güzel ve tombul olan kucak çocukları için bir benzetme sözü olarak kullanı lı r. becerememek. alt ı ncı his * Bkz. * kendini savunamamak. alt ı ndan kalkamamak * bir iş i baş aramamak. alt ı ncı duygu * Ön sezi. yağ mur kuş u. alt ı ndan Çapanoğ lu çı kmak * giriş ilen iş te baş a dert olacak bir durumla kar ş ı laş mak. alt ı nı çizmek * (bir sözün) önemini belirtmek. bir sorunla kar ş ı laş mak. sanatı . . alt ı n tutsa.

alt ı patlar alt ı ş ar alt ı z * Bir do ğ umda dünyaya gelen altı (kardeş ). altimetre altlama altlamak altl ı * Altı olan. * Bu kumaş tan yapı lan gelin giysisi. * Alt ve üst katta olmak üzere. altl ı üstlü * Altı ve üstü birlikte. sı cak bölgelerde yetiş en bir meyve ağ acı . alt ı nlaş mak * Altı n durumu veya görünümü almak. alt ı ntop * Turunçgillerden. * Yükseklikölçer. * Tabak veya bardak altı . revolver. alt ı ntop alt ı parmak * Ellerinde veya ayakları nda altı ş ar parmağ ı olan (kimse). kı z memesi. * Bu ağ acı n kanarya sar ı sı renginde. altl ı k . * Arabaya koş ulan atları n yolları kirletmemesi için kuyru ğ unun altı na yerleş tirilen torba. * Altı tane fiş ek alan toplu tabanca. * Altı sayı sı nı n üleş tirme biçimi. * Sarı kları n üstüne sarı lan sı rma ş erit. genel bir kavramı n altı nda yer vermek. dikenli ve kürecikler hâlinde sapları olan bir kaktüs türü (Trollius ranunculoides). *İ ri bir tür palamut bal ı ğ ı . karmakar ı ş ı k etmek. greyfrut. * bir ş ey bulmak için aramadı k yer b ı rakmamak. uzun.alt ı nı ı slatmak * yatağ ı na veya donuna küçük abdestini etmek. greyfrut (Citrus decumana). * Özel diye alı nan bir ş eye. * Ayrı renkte altı yolu olan kuma ş . alt ı nlaş ma * Altı nlaş mak iş i veya durumu. * Altlamak iş i. her seferinde altı sı bir arada olan. * Altı n sı rma veya kı laptanla i ş lenmiş çizgili ipek kumaş ve bu cins kumaş lar ı n üstünde bulunan sı rma iş lemeli yollar. her birine altı . alt ı noluk *İ ş lemeli kadı nş alvar ı . *İ ki çeneklilerden. tadı acı msı meyvesi. birlikte. alt ı nı üstüne getirmek * söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düş ürmek. * Hayvanları n altı na yayı lan ot veya saman.

* Kemanla viyolonsel arası büyük keman.altmı ş * Elli dokuzdan sonra gelen sayı nı n ad ı ve bu sayı yı gösteren rakam. altmı ş dörtlük * Bir notanı n altm ı ş dörtte biri değ erinde olan nota. * Altmı ş yaş ı nda olan veya görünen. sı rada elli dokuzuncudan sonra gelen. 20500 C de eriyen. alttan güre ş mek * gizli gizli yenme yollar ı nı kollamak. alttan (veya a ş ağ ı dan) almak * sert konuş an birine kar ş ı yumu ş ak. altmı ş ı ncı * Altmı ş sı fat ı nı n sı ra bildiren biçimi. 60. alümina * Bkz. çekiş mede yenilmek. altmı ş lı k *İ çinde altmı ş tane bulunan. olumlu davranmak. * Alüfte olma durumu. alto altta kalanı n canı çı ksı n * "herkes baş ı nı n çaresine baksı n. altta kalmak * herhangi bir çatı ş mada. viyola. beyaz bir toz olan alüminyum oksit (Al2O3). * Altı n renginde olan. her defası nda altm ı ş ı bir arada olan. fakir. elli dokuzdan bir art ı k. altta yok üstte yok * yoksul. altunî alüfte alüftelik alümin * Suda çözünmeyen. altmı ş ar * Altmı ş sı fat ı nı n üleş tirme biçimi. altmı ş altı * Altmı ş altı sayı almakla kazanı lan bir çeş it iskambil oyunu. oynak. alüminyum . *İ ffetsiz. LX. her birine altmı ş . gücü yetmeyen ne olursa olsun" anlamı nda kullanı lı r. el altı ndan. alttan alta * gizlice. altmı ş altı ya bağ lamak * temelli olmayan bir çözümle durumu kurtarmı ş görünmek. alümin. * Kontralto. cilveli (kad ı n). * Altı kere on.

-am / -em * Fiilden isim türeten ek: tut-am. * Uyarma veya ş artlı bir ifade niteli ğ inde olan bir cümleyi. * Torba biçiminde küçük boş luk veya geniş lemiş kı sı m. kil gibi çok ince taneli ş eylerin kum ve çakı lla karı ş ması yla olu ş an yı ğ ı n. hedeflenen amacı n dı ş ı nda. maksat. 6600 C de eriyen hafif bir element. baş ka bir cümleye bağ lamaya yarar. eritrosit. * Gaye.98 olan. * Alüminyumdan yapı lmı ş . * Hedef. ama ne * ne hoş . kör. atom ağ ı rl ı ğ ı 26. beyaz. * Bazen dikkati çekmek için cümlenin sonuna getirilir. * Bir yargı yı veya bir buyruğ u pekiş tirmek için de kullanı lı r. alvere tulumbası * Emme basma tulumba. amaç edinmek * bir amaca ulaş ma isteğ inde bulunmak. * Görmez. amma. * Para babası . alveol * Akarsuları n taş ı yı p yı ğ dı kları balçı k. ferç. *ş aş ı lacak niteliğ i olan. âmâ amabile amaç amaç d ı ş ı * Gaye dı ş ı . K ı saltması Al. alüminyum ta ş ı * Boksit. * Bir parçanı n sevimli ve cana yakı n çalı nacağ ı nı anlatı r. am * Diş ilik organı . . çekirdeksiz. * Beklenmeyen bir sonucu anlatan iki cümleyi onun sebebi durumunda olan cümleye bağ lar. alüvyon lı ğ . küçük hücre. dön-em vb. gümü ş parlaklı ğ ı nda. ama * Çeliş kili ve tutarsı z iki cümleyi birbirine bağ lamaya yarar. alyans alyon alyuvar Am * Amerikyum'un kı saltmas ı . yuvarlak. * Kana al rengini veren.* Atom numarası 13. * Niş an yüzüğ ü. * Eriş ilmek istenilen sonuç.

kaç-amak vb. *Ş aş ma anlat ı r. zor durumda bı rakmak. gayesiz. gayeli. * Çok beğ enmeyi anlatı r: Aman ne güzel ş ey! Bu anlamda kullanı ldı ğ ı nda buna da edatı da getirilebilir. aman * Yardı m istendiğ ini anlatı r. beğ enme veya be ğ enmeme. iş lemler. istihdaf etmek. hedef alma. * Rica anlatı r. * Fiilden isim türeten ek: bas-amak. * Bir suçun bağ ı ş lanması nı n istenildi ğ ini anlat ı r. istihdaf. amaçl ı lı k * Amaçlı olma durumu. * Usanç ve öfke anlatı r. *İ ş ler.amaç gütmek * bir amacı gerçekle ş tirmeye çalı ş mak. amaçlamak * Bir amaca ulaş mayı istemek. amaçl ı * Amacı olan. korku gibi duyguları belirtmek için kullanı lı r. . tutamak. * Bir amaca yönelik. aman Allah (Allahı m) *ş aş ma. aman dedirtmek (veya amana getirmek) * karş ı koyan birini boyun e ğ mek zorunda bı rakmak. * (bir iş i) Yapmaya hazı r. amaçs ı zl ı k * Amaçsı z olma durumu. amade -amak amal âmâlı k * Âmâ olma durumu. * Dikkat uyandı rmak için kullanı lı r. amaçlama * Amaçlamak iş i. amaçs ı z * Amacı olmayan. aman bulmak * kurtulmak. amaçlanma * Amaçlanmak i ş i. amaçlanmak * Amaçlamak iş ine konu olmak. amalierbaa * Matematikte dört iş lem terimine verilen ad.

acı ması z olarak. Amasya'n ı n bardağ ı . biri olmazsa biri daha * ele geçirilmeyen veya kaçan bir ş eye üzülmek bo ş tur.aman derim! * sakı n ha. hiç acı mayan. amans ı z * Aman vermez. amas ı var * herkesin bilmediğ i sakı ncası veya kusurları var. kâğ ı t. ambalâj * Eş yayı sarmaya yarayan mukavva. * Ata binen kadı n. aman vermemek * rahat bı rakmamak. amanı n * Korkma ve ş aş ma sözü. aman dilemek * önce direnirken zor karş ı sı nda boyun eğ ip canı nı n bağ ı ş lanması nı dilemek. amans ı z hastal ı k * Kanser. yalnı z zevki için yapan kimse. . profesyonel karş ı tı . amanname *İ slâm devletlerinde düş mana güvenlik içinde olduğ unu bildirmek üzere verilen belge. amazon * (eski çağ lar ı n Amazonlar ı na benzetilerek) Erkek gibi. * acı mayı p öldürmek. öldürmemek. sand ı klamak. ambalâj yapmak * (bir ş eyi) bu gibi maddelerle paketlemek. hevesli. aman zaman * Karş ı sı ndakini yumuş atmak için söylenen sözleri anlatı r. plâstik madde gibi malzeme. amatörlük * Amatör olma durumu. göz açtı rmamak. tahta. amana gelmek * önce direnirken zor karş ı sı nda boyun eğ mek. çünkü her zaman benzeri sağ lanabilir. ambalâjc ı * Ambalâj yapan kimse. * Hoş görüsüz olarak. böyle bir iş yapayı m deme. amatör * Bir iş i para kazanmak için değ il. savaş safları nda yer alan kad ı n. amas ı maması yok! * hiçbir özrün geçerli olamayacağ ı nı anlatı r. aman vermek * canı nı bağ ı ş lamak. cana k ı yı cı . amans ı zca * Öldürücü bir durumda.

* Bir malı n serbest sürümünü engellemek için konulan yasak. düş ünemez duruma gelmek. ambar memuru. * Yiyecek ve bazı eş yanı n sakland ı ğ ı yer. gemilerin kendi limanları ndan ayrı lmas ı nı yasaklama buyru ğ u. * Eş ya taş ı ma i ş leri yapan kurum veya ortaklı k. * Güzel kokulu bazı maddelerin ortak adı . çakı l gibi yapı malzemesini ölçmekte kullanı lan ve her yanı çoğ unlukla 75 cm olan küp ölçek. ambarlama * Ambar durumuna gelmek. ambargo koymak * gemilerin limanlardan hareketini yasaklamak.ambalâjc ı lı k * Ambalâjcı olma durumu veya iş i. sosyal alanlarda caydı rma amac ı yla yaptı rı m uygulamak. ambar * Genellikle tahı l saklanan yer. ambargoyu kald ı rmak * ambargo ile ilgili yasaklamayı kaldı rmak. * Otomobili fazla gaz vermekten çalı ş maz hâle sokmak. * bir mala el koymak. ambarda kurutma * Kapalı bir yerde. ambalâjlama * Ambalâjlamak iş i. * siyasî. * Geminin yük koymaya ayrı lmı ş yeri. amber bal ı ğ ı . ambarc ı * Ambara bakan görevli. amber ağ acı * Baklagillerden bir cins mimoza (Geum urbonum). ambale olmak * Çok yorulup iş göremez. amber * Amber balı ğ ı ndan ç ı karı lan güzel kokulu. ambalâjlamak * Ambalâj yapmak. ambarlamak * Ambar iş i yapmak. güçlü bir vantilâtör kullanı larak sa ğ lanan hava ak ı mı ile yeş il ve sulu yemlerin kurutulması . * Genellikle tahı lı n çok üretildiğ i yer. ambargo * Bir devletin. müsadere etmek. çok yormak. bölge. ambale etmek * Birini düş ünemez duruma getirmek. ambarc ı lı k * Ambarcı nı n gördü ğ ü iş . kül renginde bir madde. ekonomik. * Kum. * bir malı n serbest sürümünü engellemek.

* Hareketle ilgili olan. iş üstünde. amcal ı k amcal ı k etmek * birine amca gibi yakı nlı k göstermek. ameliyat . ötürük. diş li. kolay. belirtke. kestirme. amber çiçeğ i * Amber ağ acı nı n toparlak. * Soyut bir ş eyin. fiil. İ ran'da yeti ş en. ambülâns * Hasta arabası . bir kavramı n sembolü olan varl ı k veya eş ya. edim.* Balinagillerden. *İ ş bakı mı ndan. yalnı z dü ş ünce alan ı nda kalmay ı p iş e dönüş en uygulamalı . ada bal ı ğ ı (Catodon macrocephalus). ishal. altı n sarı sı renginde güzel kokulu çiçeğ i. tatbikî. * Yaş lı erkeklere saygı için kullanı lan seslenme. amel * Yapı lan i ş . *İ ş e dayanan. amcazade * Amcanı n oğ lu veya kı zı . amberbu amblem amboli * Hindistan'da. emekçi. amberbaris * Sarı çal ı . amelimanda *İ ş yapamaz durumda olan. f ı ndı k büyüklüğ ünde. piş ince güzel bir koku veren. * Elveriş li. amele taburu * Genellikle yol yapı m iş lerinde görevli amelelerden oluş an birlik. cankurtaran. amele *İ ş çi. tatbikî. çok yı rtı cı bir balı k. pratik. uygun. cankurtaran (arabası ). hepsinden aldı m payı m * yakı nları ndan beklediğ i ilgi ve yardı mı görmeyen bir kimsenin art ı k yeni bir dilekte bulunmaya niyetli olmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. * Sürgün. iş çe. * Amca olma durumu. boyu 25 m'ye kadar çı kan. ba ş ı büyük. amelelik amelî * Amele olma durumu. * Bir kimsenin dinin buyrukları nı yerine getirmek için yapt ı klar ı . amca * Babanı n erkek karde ş i. amcamla dayı m. * Atardamarda kanı n pı htı laş ması veya yağ parçacı kları nı n oluş mas ı sonucunda meydana gelen tı kanma. iri ve uzun taneli bir tür pirinç.

Amerika bademi * Aselbent ve zamk gibi maddeler veren bir sı cak iklim ağ ac ı (Styrax americana). Amentü * Kur'an surelerinden birinin adı . arka ayakları çok uzun. bilader ağ ac ı (Anacardium occidentale). amenna *İ nandı k anlamı ile "öyledir". Amerikal ı laş ma * Amerikalı laş mak iş i veya durumu. faaliyetler. Amerika armudu * Defnegillerden. ameliyat geçirmek * ameliyat edilmiş olmak. Amerika'da yetiş en bir ağ aç (Persea gratissima). "doğ ru". Amerikal ı laş mak * Amerikalı lar ı n yaş ay ı ş tarz ı nı benimsemek. ameliye * Yapı lan i ş . "diyecek yok" gibi tasdik etme anlatı r. armuda benzer yemiş i. Amerika üzümü *Ş ekerci boyas ı . ameliyathane * Hastaları n ameliyat edildiğ i yer. * Bu ağ acı n armuda benzer yemiş i. ameliyatlı * Ameliyat edilmiş . kaput bezi. Amerika tavş anı * Kemiricilerden. iş lem. Amerikan * Amerika Birleş ik Devletleri halkı ndan olan kimse. Amerika ile ilgili olan. Amerikal ı * Amerika Birleş ik Devletleri halkı ndan olan kimse. * ç. amenajman * Devlete ve kiş ilere ait ormanlar ı n. önceden hazı rlanı p kabul edilmiş esaslara uygun olarak iş letilmesi. amerikan * Pamuktan düz dokuma. * Amerika'ya özgü. İ ş ler. ameliyat masas ı * Üzerinde ameliyat yapı lan özel donan ı mlı masa. Amerika'da yetiş en bir a ğ aç. Amerikan bar .* Operatörün. Amerikan bezi biçiminde de kullanı lı r. operasyon. küçük bir memeli kürk hayvanı (Eriomys chincilla). Amerika elmas ı * Antep fı st ı ğ ı gillerden. hasta üzerinde kesme ve dikme yoluyla yaptı ğ ı müdahale. * Tabiî kaynakları n iş letilmesi. * Bu ağ acı n badem biçiminde çekirdekli.

amfibi harekât * Kara ve deniz araçları yla yap ı lan manevra. yapay olarak elde edilen aktinitlerden bir element. * Toprak parçası . amfizem amfor *İ ki kulplu. Kı saltması Am. * Vücut organları ndan bir bölümünün hava ile ş iş mesi. otel veya evlerde içki için ayrı lmı ş köş e. amfibi *İ ki yaş ay ı ş lı . dar boyunlu. * Hem karada hem de suda hareket eden (taş ı t). * Amigonun yaptı ğ ı iş . amfiteatr * Dinleyicilerin oturduğ u.* Lokanta. ye ş il renkli bir silikat grubu. * Süs taş ı olarak kullanı lan mor renkte bir tür kuvars. * Çoğ unlukla spor yarı ş malar ı nda seyircileri coş turan kimse. yüzergezer. sı raları arkaya doğ ru basamaklı olarak yükselen salon. amfibol * Piroksenlere yakı n siyah. . Amerikanist * Amerikan tarihi ve kültürü ile uğ raş an bilimci. Amerikalı gibi. amfibyumlar * Kurbağ a ve semenderleri içine alan iki yaş ayı ş lı omurgalı lar sı nı fı . karnı geniş testi. * Yunan ve Roma'da açı k hava tiyatrosu. Amerikanca * Amerika Birliş ik Devletlerinde kullanı lan İ ngilizce. ametal ametist amfi * Amfiteatr kelimesinin kı saltı lmı ş ı . amerikan. amfor. Amerikanvarî * Amerikalı ya yakı ş an biçimde. amerikyum * Atom numarası 95. dibi sivri. amfora amigo amigoluk * Bkz. Amerikan salatası * Rus salatası . Amerikan bezi * Bkz. esmer. * Metal olmayan elementler.

* Amiralin makamı . amir gibi. ordudaki general rütbesine eş it rütbedeki subay. faktör. âmin * "Allah kabul etsin" anlamı nda. * Amir olma durumu. * Amir gibi. amirallik * Amiral olma durumu. ita amiri. vücudunun biçim değ iş tirmesiyle olu ş an geçici kollar veya ayaklar üzerinde sürünerek yer de ğ iş tiren. aminoasit * Bir amino grubu ile bir karboksil grubu taş ı yan. amiral * Deniz kuvvetlerinde. * Amip. * Kibarca olmayan. üst. amire yakı ş an biçimde. * Amire yakı ş ı r biçimde. amir * Buyuran. * Amonyaktaki hidrojen yerine. amip * Amipler takı mı ndan. * Amiplerin yol açtı ğ ı . amit amitoz amiyane * Amonyağ ı n hidrojeni yerine bir asit kökünün geçmesiyle oluş an birleş iklerin s ı nı f adı . etmen. * Bir iş te emir verme yetkisi olan kimse. etken.amil amilâz amin * Yapan. sebep. akyuvar ve bazı bakterilerde hücre bölünmesi yoluyla olan çoğ alma. tatl ı ve tuzlu sularda ya ş ayan bir hücreli canl ı (Amoibe). bayağ ı . * Niş astayı parçalayarak ş ekere çeviren bir enzim. * Sı radan. amipler amipli *İ çinde amip bulunan. halk deyiş iyle. proteinlerin temel taş ı olan organik bileş ik. * Bkz. amirane amirce amiriita amirlik amiyane tabiriyle * halk ağ zı ile. dualar ı n arası nda ve sonunda kullan ı lı r. emreden. . * Bir hücreli hayvanları n kök bacaklı lar sı nı fı na giren bir takı mı . tek değ erli hidrokarbonlu köklerin geçmesiyle oluş an ürünlerin genel ad ı .

amonyaklamak * Bazı yemlerin amonyak veya bir amonyum bileş iğ i ile karı ş tı rmak veya doyurmak. amme menfaati * Kamu yararı . amme * Halkı n bütünü. bellek yitimi. amonyaklama * Amonyaklamak iş i. * Döl kesesi. amonyum karbonat * Hamur kabartmada maya olarak kullanı lan karbonik asidin amonyum tuzu. amonyum * Amonyaklı tuzlarda maden rolü oynayan bir birleş im kökü (NH4). amme hukuku * Kamu hukuku. . nı ş adı r ruhu. ammada yapt ı n ha! * söylenen bir söze pek inanı lmadı ğ ı nı ve ş aş ı ldı ğ ı nı anlatı r. azotlu gübrelerin en çok kullanı lanı dı r. * Yanı na getirildi ğ i kelimenin anlamı na a ş ı rı lı k katarak ş aş ma veya hayranlı k anlatı r. amnezi amnios * Hafı za kaybı . bununla beraber. amoralizm * Ahlâk dı ş ı cı lı k. amonyum sülfat * Sanayide sentez yolu ile elde edilen amonyum nötr sülfat. Ama. n ı ş adı r kayma ğ ı . amor * Bir çe ş it kumaş . kamu. amme idaresi * Kamu yönetimi. amme davas ı * Kamu davası . keskin kokulu bir gaz (NH3). amonyak * Azot ve hidrojen birleş imi olan. töre d ı ş ı cı lı k.amma * Bkz. çağ nak. amnios suyu * Döl kesesini dolduran ve cenini içinde bulunduran sı vı . *İ çinde bu gaz ı n eritilmiş bulunduğ u su. amme efkâr ı * Kamuoyu. amma velâkin * Ancak.

*İ çinde. ş iddetini veya gücünü art ı rmaya yarayan araç. ampul ş iş e. amudî * Dikey. yumuş atmalı k. amplifikatör * Alçak veya yüksek frekanslı akı mları n gerilimini. * Piyangoda ödenen para kadar ödenen karş ı lı k. giyim vb. amper saat * Bir amper ş iddetinde akı m geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektrik miktarı . * Herhangi bir bütünden bir parça kesme veya koparma. üslûbu. sı vı durumda ilâç bulunan küçük veya büyük cam tüp. Kı saltmas ı A. ampirizm * Deneycilik. amudufı karî . yayları n gereksiz hareketlerini gidermeye yarayan düzen. ampirist * Deneyci. elektrik akı mı ile akkor durumuna gelerek ı ş ı k verebilen bir iletkeni bulunan. * Napoleon döneminde Fransa'da ve Avrupa'da yayı lmı ş olan yapı . y ı llı k kârdan ayrı lan belirli pay. akı mölçer. gözleme dayanan. * Bu düzeni kuran öge. ampütasyon * Bir organı kesip ç ı karma. mobilya. dikine. amper * Elektrik akı mı nda ş iddet birimi. * Birden ödenerek faizinin iş lemesine son verilen tahvil. amorti etmek * bir giriş imde yatı rı lan parayı zamanla yeniden kazanmak. ampir ampirik * Bir kurama değ il de yaln ı zca deneye. sallantı gibi hareketleri en aza indiren. amortisör * Motorlu araçlarda sarsı ntı . yükselteç. amortisman * Taş ı nmaz malları n aş ı nmaları na karş ı lı k olarak. havası boş altı lmı ş cam *İ çinde çoğ u kez zerk edilecek. dik. amperölçer * Bir elektrik akı mı nı nş iddetini ölçmeye yarayan ayg ı t. amuda kalkmak * iki eli üstüne dayanarak bacakları nı havada dikey tutmak. * Faizin iş lemesine son vermek için bir tahvilin birden ödenmesi. ampermetre * Amperölçer.amorf amorti * Biçimsiz. cihaz.

* Velinimet. tehlikeli zaman. ana baba eline bakmak * ana ve babanı n verdiğ i para ile geçinmek. babalar ı ayr ı olan (kardeş ler). * Kolayca bükülen ve ateş e dayanan liflerden oluş mu ş . -an / -en -an / -en ana *İ simden isim türeten ek: oğ ul-an > oğ lan. esas. ana baba günü * Çok kalabalı k. * Çocuğ u olan kad ı n. * Yaş lı kadı nlara sayg ı lı bir seslenme sözü olarak kullanı lı r. * Çizgilerden herhangi birini anlatan kelimeye s ı fat olarak geldiğ inde. küfretmek. ana baba yavrusu * nazlı büyütülmüş çocuk. . * Zamanı n bölünemeyecek kadar k ı sa bir parçası . ana arı * Arı beyi.* Omurga kemiğ i. o çizginin. telâş lı . amyant an an an * Zihin. dik durumda. bir tür ak asbest. ana baba bir * aynı ana ve babadan olan (kardeş ler). ana baba * Ana ile babanı n oluş turdu ğ u birlik. lâhza. ana bir. * Dince aziz tanı nan bazı kadı nlara verilen sayg ı unvanı . kı z-an. *İ ki tarla arası ndaki sı nı r. ana avrat düz (veya dümdüz) gitmek * sövmek. ana bilim dal ı * Üniversite veya fakültelerde bölümlerin alt bilim veya uzmanlı k dalları . baba ayr ı * anaları bir. amut * Dikme. anne. * Temel. ası l. belirli bir kural altı nda hareket ederek bir yüzey olu ş turmaya yaradı ğ ı nı anlatı r. * Yavrusu olan diş i hayvan. bel kemiğ i. * Sı kı nt ı lı kalabalı k. * Fiilden sı fat türeten ek. yer veya durum. * Alacağ ı n veya borcun. kök-en vb. faizin dı ş ı nda olan bölümü.

ana k ı zı na taht kurar. ana kitap * Bir bilim alanı nda yazı lmı ş temel kitap. ana çizgi ana dal * Ağ aç. k ı ta. ana deniz bilimi * Oş inografi. aylı k ve bilânço hesapları nı gösteren defter. okyanus. * Bir ülkede büyük kentlerden herhangi biri. dört bir yönünü çevreleyen kalı n dı ş duvar. Bağ dad gibi diyar olmaz * insanlar içinde bize ana kadar candan bağ lı dost yoktur. ana kad ı n * Bir ailede veya bir toplulukta en çok sayı lan kad ı n. büyük ön kapı sı . ana dü ş ünce * Temel fikir. ana doğ rusu * Dönen silindirin yan yüzünü oluş turan dikdörtgenin bir kenarı . mutlu olamaz. ana kara ana kent * Yeryüzündeki beş büyük kara parçası ndan her biri. * Gemilerde. defterikebir. ana kap ı * Bir yapı nı n süslü. metropol. ağ açç ı k veya çalı larda gövdeden ilk çı kan ve bitkinin çatı sı nı olu ş turan dal. ana dil * Baş ka diller veya lehçeler türetmiş olan dil. kendi ne kadar zengin olursa olsun. metropol. ana fikir * Belirli bir konuda bir yazı nı n temeli olan düş ünce. * Belli bir kurala göre yürütülerek bir biçimin oluş ması na yarayan çizgi. büyük ş ehir. kı z bahtı kocadan arar (veya ana k ı zı na taht kurmu ş . . * Dönen koninin yan yüzünü oluş turan dik üçgenin hipotenüsüne verilen ad. ana deniz * Kı talar ı birbirinden ayı ran engin deniz. ekleme direklerde dipteki temel parça. ana gibi yâr olmaz. umman. ana duvar * Bir yapı nı n. * Bir ülkenin veya bir bölgenin çevresindeki yerleş im yerlerine ekonomik ve toplumsal yönlerden egemen olan ve genellikle ülkenin baş ka ülkelerle olan her türlü iliş kilerinin sağ landı ğ ı en önemli kenti. ana defter * Ticarî bir kuruluş un. evindekilerden ve soyca bağ lı olduğ u topluluktan öğ rendiğ i dil. baht kuramamı ş ) * kocası iyi olmayan bir kadı n. ana dili ana direk *İ nsanı n çocukken anası ndan.ana cadde *Ş ehirde ara sokaklar ı n açı ldı ğ ı geniş yol. büyük ş ehir. büyük defter.

ana toplardamar * Kirli kanı kalbin sa ğ kulakçı ğ ı na boş altan iki büyük toplardamardan her biri. holding. ana motif * Bir sanat eserinde sı k sı k tekrarlanarak ona özellik kazand ı ran motif. * Bir gözlem evi veya kurumda. ana saat saat. ana kraliçe * Kralı n annesi. güç iş lere alı ş mamı ş . ana ş ehir * Ana kent. ana mektebi * Bkz. ana rahmine düş mek * döl yatağ ı nda cenin olu ş mak. ana kubbe * Camilerde ayaklar veya ana duvar üzerindeki kasnağ a oturtulmu ş kubbe. ana kuyu * bir ocakta ana çı kı ş ve havalandı rmada kullanı lan kuyu. ana s ı nı fı * Genellikle beş ya ş ı nı bitirmiş çocukları ilkokul öğ renimine haz ı rlayan sı nı f. * Sı kı nt ı ya. anaokulu.ana kök * Tohumun çimlenmesinden sonra kökçü ğ ün toprağ a dalarak geliş mesi sonucu oluş an ilk kök. ana sav ana sayaç *İ leri sürülerek savunulan düş üncelerin en belli ba ş lı olanı . ana sözleş me * Taraflar arası düzenlenen ilk ve temel sözleş me. ana sanlı * Soyadı nı ana yönünden alan. laytmotif. ana ortaklı k * Birçok ortaklı ğ ı n pay senetlerini elinde bulundurarak onları denetimi altı nda tutan sermaye yatı rı m ortakl ı ğ ı . ana dağ ı tı m boru hattı baş langı cı na tesis edilen sayaç sistemi. * Arı beyi. ana kuzusu * Pek küçük kucak çocuğ u. saatler içinde en doğ ru giden ve öbür saatlerin ayarlanması nda kullanı lan * Belirli bir yerleş im birimine veya bir ş ehre verilen toplam gazı n ölçülmesi amac ı yla. . nazlı büyütülmüş çocuk veya genç. ana muhalefet *İ ktidarı n dı ş ı nda say ı ca en üstün olan parti. ana kuca ğ ı * Ananı n sevgi ve sevecenlikle dolu çevresi.

anaçl ı k * Anaç olma durumu. ana yön ana yurt anaçlaş ma * Anaçlaş mak iş i. anabolizma * Özümleme. anadan görme * annesinde gördüğ ü gibi. . baş ı na buyruk. bilgili. * doğ uş tan olan. * Ana olarak. anac ı l * Anası na dü ş kün (çocuk). anaca anac ı k * Küçük anne. anadan doğ ma * çı rı lçı plak. ana yol * Küçük yolları n kendisine açı ldı ğ ı büyük yol. ana sevecenliğ i. anadan (yeni) doğ muş a dönmek (veya anadan yeni doğ mu ş gibi olmak) * dertsiz. ana yüre ğ i * Annelik duygusu. * Sevimli. önemli bölüm. tasası z. * Bir ş eyin ilk kez yetiş tigi. * Cadde. güney. sempatik anne. * Kurnaz. göründü ğ ü yer. sa ğ lı klı bir duruma gelmek. ana yapı * Bir yapı bütünü içinde yükseklik ve biçim bakı mı ndan göze çarpan.ana vatan * Ana yurt. doğ u ve batı yönlerinden her biri. *İ ri. * geleneksel. * Kuzey. anaç * Yavru yetiş tirecek duruma gelmiş olan hayvan veya yemiş verecek durumdaki a ğ aç. *İ lk yurt edinilen yer. deneyli. ana vatan. ana yar ı sı * Teyze. kart. anaçlaş mak * Anaç duruma gelmek.

* Somunları veya vidaları çevirerek sı kı ş tı rı p gevş etmek için kullanı lan çelik saplı araç. anafor * Bir engelle karş ı laş an su veya hava akı ntı sı nı n dönerek ve çukurla ş arak yaptı ğ ı çevrinti.Anadolu * Ön Asya'nı n bir parçası olarak Türkiye'nin Asya kı tas ı nda bulunan toprağ ı na verilen ad. güç durum. . * Akı ntı lı . anaerkillik * Kadı nı n üstünlüğ üne dayal ı toplumsal örgütlenme düzeni. yeti ş ebilen. dirgen. anadut * Ekin veya ot demetlerini arabaya yüklemeye veya harmanı aktarmaya yarayan. komütatör. * Yolsuz veya emeksiz elde edilen ş ey. anaforlama * Anaforlamak iş i. kurgu. anaerobik * Oksijensiz yerde yaş ayabilen. açk ı . matriarkal. * Karmakarı ş ı k. karş ı lı ksı z olarak baş kası nı n yararlanması na imkân vermek. cereyanlı . anaforculuk * Anaforcu olma durumu. açar. anaforlu anagram * Bir kelimedeki harflerin yerini değ iş tirerek elde edilen kelime. anaforcu * Yolsuz veya emeksiz kazanç peş inde olan (kimse). anaerki * Soyda temel olarak anayı alan ve ailede çocuklar ı ana klânı na mal eden ilkel bir toplum düzeni. yaba. çevri. Anadolulu * Anadolu halkı ndan olan (kimse). girdap. * Bir ş eyin zembere ğ ini kurmak için kullanı lan araç. anaforlamak * Yolsuz veya emeksiz olarak kazanç elde etmek. iste ğ e göre elektrik akı mı nı n geçmesini sağ lamak için kullanı lan düzen. * Ananı n egemen olduğ u aile hayatı . anafora kaptı rmak * emeksiz. sinirli. anahtar * Bir kilidi açı p kapamak için kullanı lan araç. eğ rim. mader ş ahîlik. ters akı ntı lar ı n olu ş turduğ u dönme. *Ş ifre yazmak ve çözmek için kararlaş tı rı lmı ş olan yol. * Notaları n müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunması nı sağ lamak için portenin ba ş ı na konulan i ş aret. uzun saplı araç. burgaç. *İ stenilen yere veya aygı ta. maderş ahî. anaerkil * Anaerki temeline dayanan. anafordan * yolsuz veya emeksiz olarak.

-anak / -enek * Fiil köklerinden isim türeten ek. anal ı * Anası olan. anahtar bitkiler * Mera üzerinde çok bulunan ve bunları n do ğ ru bir ş ekilde otlat ı lmaları ile tüm meran ı n do ğ ru bir ş ekilde otlanmı ş olaca ğ ı kabul edilen bitki türleri. anahtar taş ı * (yapı cı lı kta) Kemerlerin en üstündeki taş . anakronizm * Tarihe aykı rı lı k. anahtarcı * Anahtar yapan. anakronik * Çağ ı geçmiş . anala ş tı rmak * Annedeki özellikleri kazandı rmak. delikli metal ve plâstik gereç. anahtar kelime * Bir kompozisyonda kullanı lan temanı n ifade edildiğ i baş lı ca kelimelerden biri. anahtar vermek * (tulûat tiyatrosunda) komiğ e nükte yapma kolaylı ğ ı vermek.* Konserve kutular ı nı n kapa ğ ı nı keserek açmaya yarayan alet. . anakonda * Boğ agillerden tropikal Güney Amerika'da yaş ayan. araç. çağ a uymaz. * Kapı . vası ta. kolayca kullan ı lmas ı nı sa ğ lamak için takı ldı ğ ı maden. kasa gibi yerlere anahtar uydurarak hı rsı zlı k yapan kimse. anahtarlı k * Anahtarları n kaybolması nı önlemek. * Vesile. kilit ta ş ı . anala ş tı rma * Analaş tı rmak iş i. anal ı kuzu kı nalı kuzu * Bkz. anahtarcı lı k * Anahtarcı nı n yaptı ğ ı iş . açacak. eskimiş . anahtar uydurmak * bir kilidi açmak için kendi anahtarı ndan baş ka bir anahtar kullanmak. anahtar ağ ı zl ı ğ ı * Mobilya kapakları nı n ve çekmecelerin yüzlerine aç ı lan anahtar deliklerinin üzerine çivilenen paslanmaz çelik veya dökümden yap ı lmı ş ortası anahtara uygun. satan veya onaran kimse. deri ve benzerinden yap ı lan halka veya kı lı f. * Çağ a uymama. analı . anahtar ı beline takmak * evde yönetimi ele almak. avı nı sararak ve s ı karak öldüren yı lan (Eunectes murinus).

* Sermaye. acı . aygı t veya organ. anal ı k * Ana olanı n durumu. tahlil etmek. * Ana duygusu. analizör analjezi analjezik analoji * Benzeş im. anamal . * Çözümleme. büyük küçük herkese kar ş ı kullanı lan teklifsiz bir seslenmek. andı rı ş ma. * Andı rı ş . analitik analiz * Çözümlemeli. benzeş meye dayanan. * Analiz yapan cihaz. * Üvey ana. anal ı kı zl ı * Salça. * Ana yerini tutan veya ana kadar yakı nl ı k gösteren kadı n.anal ı kuzu. analiz yapan kimse. analojik * Analoji ile ilgili. bulgur ve kı ymanı n yoğ rularak küçük köfteler hâline getirilmesi ve bu malzemenin et suyu ve nohut ile piş irilmesiyle haz ı rlanan yemek. üzüntü gibi duygular anlatı r. anal ı k etmek * analı k görevini yapmak veya ana gibi yak ı nlı k göstermek. * Sese verilen tona göre ş aş ma. tahlil. tuz. çözümleyici. * Ağ rı yı dindirme. * Örnekseme. kapital. acı yitimi. * Bkz. analiz etmek * Çözümlemek. beğ enme. analizci * Analizle uğ raş an veya analiz yapan kimse. anam! * Kadı n erkek. kı nalı kuzu * annesi sağ olan çocukları n mutlulu ğ unu anlatı r. anam avrad ı m olsun * birini kesin olarak inandı rmak için söylenen çok kaba bir ant. ağ rı kesen. su. benzeş me. acı duyumunu yok etme. * Anaca davranı ş . anam babam * teklifsiz bir seslenme. analist * Tahlil.

sı cak ülkelerde yeti ş en bir ağ aç (Ananas sativus). * Anamalcı lı k düzenini benimsemiş .sermaye. an'ane an'aneci * Gelenek. anan ı n ak sütü gibi (helâl olsun) * anamı n sütü bana nası l helâl ise. ananet an'anevi * Erkekte cinsel güçsüzlük. * Bu ağ acı n tad ı . bu da sana öyle helâl olsun. anamal sahibi. anamalc ı * Üretim araçları nı özel mülkiyetinde bulunduran. anar ş ik . * Bir ticaret iş inin kurulması . gelenekçi. anamal birikimi * Anamalcı nı n elde ettiğ i artı k de ğ erin bir bölümünü kendi kullanı rken büyük bölümünü anamalı na ekleyerek onu büyütmesi. puluçluk. ananas * Ananasgillerden. kokusu çok beğ enilen meyvesi. anamalc ı lı k * Anamala dayanan ve kâr amacı güden üretim düzeni. an'anesiz * Geleneğ e sahip bulunmayan. anaokulu * Öğ renim çağ ı na henüz gelmemiş iki ile alt ı yaş arası ndaki çocuklar ı okul düzenine hazı rlayan eğ itim kuruluş u. yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir malları n bütünü. anapara anar ş i *İ ş letilen paranı n faiz kat ı lmamı ş bütünü. * Kargaş a. geleneksel. * Geleneğ e dayanan. kapitalist. sermayedar. anan ı n örekesi * saçma bir söze karş ı verilen karş ı lı k. baban yahş i * birini. baş sı zlı k. * Siyasî ve idarî kurumlardaki çözülme sonucu olarak devlet denetiminin kalmaması durumu. sı cak ülkelerde yeti ş en ve örneğ i ananas olan bitki familyası . bir iş e razı etmek için gereğ inden çok överek yumuş atmak amacı güdüldü ğ ünü ba ş kas ı na anlatı rken kullan ı lı r. * Ananeye bağ lı olan. * Anarş i niteliğ inde olan. kapitalizm. ananasgiller * Bir çeneklilerden. anan yahş i. baş ı bo ş luk. an'anecilik * Gelenekçilik.

anası yerinde * bir gencin anası kadar yaş lı (kadı n). . anar ş istle ş mek * Anarş ist özelli ğ i taş ı mak. ası l olarak. anası nı bellemek * bir kimseye en büyük kötülüğ ü yapmak. * canı ndan bezmiş . anası ağ lamak * çok sı kı ntı çekmek. anası ndan emdiğ i sütü burnundan getirmek anası nı ağ latmak * bir kimseye çok eziyet etmek. çok üzmek. anası danası * soyu sopu. babası ş algam (veya soğ an) * ne olduğ u belirsiz kimselerin çocuğ u. * Anarş izm yanl ı sı olan kimse. anası na avradı na sövmek * birinin anası nı ve kar ı sı nı amaçlayarak çirkin söz söylemek. eziyet çekmek. esaslı bir biçimde. bezdirmek. anası na bak. anası ndan doğ duğ una piş man etmek * çok eziyet etmek. bakı mı ndan anası na benzeyen. iş i. anası turp (veya sarı msak). kı zı nı al. anarş izm * Tarihî ş artlar ne olursa olsun devletin ortadan kaldı rı lması na çalı ş an öğ reti. huy vb. çok sı kı ntı çektirmek. anar ş istlik * Anarş ist olma durumu. anar ş istle ş me * Anarş istle ş mek i ş i veya durumu. anartri * Dil tutukluğ u. anası ndan doğ duğ una piş man * çok tembel.anar ş ist * Anarş i ile ilgili olan. kenarı na bak. bezini al * bir kı zı n karakterini öğ renmek isteyenler. davranı ş . anası kı lı klı * görüş . üş engeç. anası nı n hâlini göz önüne alı rlarsa aldanmamı ş olurlar. bütün aile. anası l * Kökten. bitkin duruma gelmek. anası ndan emdiğ i süt burnundan (fitil fitil) gelmek * bir iş i yaparken çok sı kı ntı çekmek.

anatomici * Anatomi uzmanı . aldı rma. katavaş ya. yasama. hinoğ luhin. anatomik * Anatomi ile ilgili. yürütme. * Bir ş eyin olu ş umunda göze çarpan özel yapı . yurdumuzda ekimi yap ı lan bitki (Pimpinella anisum). * Anatomi dersi veren öğ retim üyesi. bunun için gam yeme (yemem)!. * Anayasa konusunda yetkili olan. anayasa okutan (kimse). teş kilâtı esasiye kanunu. anayasa * Bir devletin yönetim biçimini belirten. kokulu tohumu hamur iş lerinde ve rak ı yap ı mı nda kullanı lan. *İ nsan vücudunun anatomisi ile ilgili. * Beden yapı sı . anası nı n kı zı * anası nı n huylar ı kendisinde de görülen kı z. ögeler. anası nı sat! (veya satay ı m) * önem verme. dikkate almama ve umursamama anlat ı r. anası nı n ipini satmı ş (veya pazara çı karmı ş ) * ipsiz. anası nı n gözü * çok kurnaz. yurtta ş lar ı n kamu hakları nı bildiren temel yasa. anayasadan yana olan. anatomist * Anatomiyle uğ raş an bilimci. umursama. kanunuesasî. gövde yapı sı . * Unsurlar. * Anası olmayan. * Anas ı z olma durumu. anası nı n körpe kuzusu * pek küçük kucak çocuğ u. anayasac ı * Anayasayı savunan. hayvan ve bitkilerin yapı sı nı ve organları nı n birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim. anası nı n nikâhı nı istemek * bir ş eye de ğ erinden çok para istemek. çok açı k göz. teş rih. anayasal . kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen (kimse). anavaş ya * Göçücü balı kları n Akdeniz'den Karadeniz'e çı kması . anası r anası z anası zl ı k anason * Maydanozgillerden. anatomi *İ nsan. dalavereci. yargı lama güçlerinin nası l kullan ı laca ğ ı nı gösteren.anası nı eş ek kovalası n! * sözü edilen kimse veya iş için b ı kkı nlı k.

analoji. * (çoğ ul durumunda) Anı lar. andaval * Ahmak. bazen de çaça. * Genellikle hamsi. yadigâr. "daha çok". * Yarı yavaş . . * Anı . birbirinden ayr ı lmamalar ı gerektiğ ini anlatı r. ancak * "Yalnı z. anca beraber. sardalye veya tirsi balı klar ı ndan yapı lan tuzlu ve ya ğ lı ezme. ançüez andaç andante andantino * Andante'den daha canlı . *İ ki ş ey arası nda bazı noktalardaki uygunluk. * Ajanda. ilerisinin olmadı ğ ı nı gösterir. "güçlükle" gibi.* Anayasa ile ilgili. * "Lâkin". andavall ı * Bön ve görgüsüz. "en çok". andemi andemik andezit andı k * Sı rtlan. bir ş eyin daha çoğ unun. hat ı rat. bön. her an. beceriksiz. * Belli bir bölgede sı k sı k görülen hastalı k. adagio ile andantino arası . saş kı n. anbean * Dakikadan dakikaya. * Plâjiyoklâzlı bir yanardağ kültesi. temsil. sadece" gibi sı nı rlama anlat ı r. kanca beraber * bir iş te iki veya daha çok kimsenin. analoji. o iş kötü de gitse. andı rı ş ma * Andı rı ş mak iş i. andı rma * Andı rmak iş i. andı rı ş * Andı rmak iş i veya biçimi. * "Olsa olsa". gittikçe. anca * Ancak. "yalnı z" gibi bir düş ünceye karş ı t ikinci bir düş ünceyi anlatı r. andı rı ş mak * (bir ş ey) Baş ka bir ş eyi andı rmak. * Belli bir bölgede sı k sı k görülen. aptal. * En erken. beceriksiz (kimse). "ama". daha hı zlı . benzerlik durumu. *İ ltibas.

* Cı va yerine bir maden kutu kullanmak temeline dayanan kadranlı barometre. duyum yitimi. anekdot * Kı sa veya özlü anlatı mı olan güldürücü hikâye. ça ğ rı ş tı rmak. endoskop. * Kansı zlı k. acı ve kokulu bir ot (İ nula). andoskop * Bkz. anesteziyoloji * Duyum yitimi bilimi. nemli yerlerde yeti ş en. anele anemi anemik * Gemilerde türlü iş lerde kullanı lan bir tür demir halka. anestezist * Anestezi uzmanı . anemometre * Yelölçer. taahhüt etmek. fı kra. andı z otu * Birleş ikgillerden. endoskopi. andoskopi * Bkz. andı z * Yaprakları dikenli olan bir çeş it ard ı ç. sarı çiçekli. angaje * Sözle veya yazı lı olarak bağ lanan. angaje olmak . * Benzer yanları bulunmak. anemon aneroit anestezi * Dağ lâlesi. * Servi ağ acı .andı rmak * Anmak iş ini yapt ı rmak. andropoz * Erkeklerde yaş dönümü. anevrizma * Bir atardamarı n bir noktası nda oluş an ur biçimindeki gevş eme ş iş kinli ğ i. * Kı rlarda yetiş en yabanî bir otun kökü. * Kansı z. * Uyuş turucu bir ilâçla vücudun bütününde veya belirli bir bölgesinde duyuları n yok olması . angaje etmek * birini söz veya yazı ile bağ lamak.

. Anglikanizm *İ ngiliz kilisesinin tuttuğ u inanç yolu. angajman * Yüklenme. * Olağ anüstü durumlarda veya sı kı yönetimde devletin vatandaş lara ait ta ş ı tlara el koymas ı . angarya çekmek * bir iş i isteksizce. taahhüdü olmayan. evcilleş tirilebilen bir yaban kuş u (Casarca ferruginea). ang ı ç ang ı n * Ünlü. bağ lantı . angström * Metrenin on milyarda biri değ erine eş it olan ı ş ı k dalgaları nı ölçme birimi. üstlenme. hatı r için yapmaya mecbur olmak. ve VI. Anglikan *İ ngiliz kilisesine bağ lı olan (kimse). * Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptı ğ ı zorunlu ücretsiz hizmeti. Anglofil *İ ngiliz yanlı sı . Kı saltması A. angaryac ı * Baş kas ı na ücretsiz iş yapt ı ran kimse. yüzyı lda Büyük Britanya'yı ele geçiren Cermen ı rkı ndan oymaklara verilen ad. angajmanlı * Bağ lantı sı . Angolalı * Angola'da yaş ayan (kimse). ücret vermeden yaptı rı lan iş . * Savaş durumundaki bir devletin. * Harman zamanı fazla sap yüklemek için öküz ve at arabaları nı n iki tarafı na takı lan parmakl ı k. taahhüdü olan. angajmans ı z * Bağ lantı sı . angajmans ı zl ı k * Angajmanı olmama durumu. bı ktı rı cı . kendi suları ndaki yabanc ı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanmas ı . * Usandı rı cı . zorla yapı lan iş . anı lmı ş . tüyleri kiremit renginde.* sözle veya yaz ı lı olarak bir ş eye bağ lanmak. angudî angut * Angut kuş unun renginde. meş hur. angarya * Bir kimseye veya bir topluluğ a zorla. * Ana dili İ ngilizce olan kimse. angaryaya koş mak * birini zorunlu olmadı ğ ı hâlde bir iş te çalı ş maya zorlamak. *İ ngilizlere has olan. taahhüt. Anglosakson * V. * Ördekgillerden.

* Anmak iş ine konu olmak. hatı ra. * Yaş anmı ş olayları n anlatı ldı ğ ı yazı türü. anı laş mak * Anı niteliğ i kazanmak. * Anı klamak iş i. anı msatmak * Hatı rlatmak. anhidrit anı * Genellikle kaya tuzu ve alçı taş ı yla birlikte bulunan doğ al. anı k anı klama anı klamak * Hazı rlamak. kaba saba. anı msatma * Hatı rlatma. * Hazı rlı k. susuz kalsiyum sülfat. anı msanma * Hatı rlanma. anha minha * Aş ağ ı yukarı . anı klaş mak * Hazı r olma durumu. * Hatı ra. anı klaş ma * Anı klaş mak iş i. anı msamak * Hatı rlamak. anı msama * Hatı rlama. anı klı k anı laş ma * Anı laş mak iş i. .* Ahmak. hatı rlamak. anı rı ş * Anı rma i ş i veya biçimi. * Hazı r. anı lma anı lmak * Anı lmak iş i. anı msanmak * Hatı rlanmak. an ı durumuna girme.

anı z . abidevî. anı ta benzeyen. * Anı ş tı rmak i ş i. sembol niteliğ inde yapı . * (eş ek) Ba ğ ı rmak. anı rtmak anı ş tı rma * Anı rması nı sağ lamak. anı tlaş tı rmak * Anı t durumuna getirmek. anı t de ğ eri kazanmak. abideleş tirmek. anı ş tı rmak * Bir ş eyi aç ı kça söylemeyip üstü kapalı anlatmak. anı tlaş ma * Anı tlaş mak i ş i. anı t mezar * Görkemli.anı rma anı rmak anı rtı anı rtma * Anı rmak iş i. * Anı rtmak i ş i. abide. anı tlaş tı rı lmak * Anı tlaş tı rmak durumuna getirmek. görünüş ü ve güzelliğ iyle görenleri etkileyen. bir atasözünü anlatma veya çağ rı ş tı rma sanatı . * Büyüklüğ ü. anı t * Önemli bir olayı veya büyük bir kiş inin gelecek kuş aklarca tarih boyunca anı lması için yap ı lan. telmih. * (küçük a ile) Tarih değ eri olan kiş ilerin mezarı olarak yap ı lan anı t de ğ erindeki yapı . * Saygı ve sevgi ile anı lı r duruma gelmek. Anı tkabir * Atatürk'ün mezarı . * Eş eğ in anı rı rken çı kard ı ğ ı ses. anı tlaş tı rma * Anı tlaş tı rmak iş i. * Önemi ve değ eri çok olan eser. anı tsal * Anı t niteliğ inde olan. abidele ş mek. anı tsal mezar. göze çarpacak büyüklükte. dolaylı anlatmak. * Bir yazı da veya ş iirde bilinen bir olay ı . anı tsı * Anı ta benzer. anı tlaş mak * Anı t durumuna gelmek. anı tlaş tı rı lma * Anı tlaş tı rı lmak durumu. ima etmek ihsas etmek. görkemli.

hunnak. apansı z. bir anda. anjiyografi * Damar içine x ı ş ı nları nı geçirmeyen bir madde ş ı rı nga edildikten sonra damarları n filminin alı nması . birdenbire. * Ekin biçildikten sonra sürülmemiş tarla. farenjit. anîden anif anilin * Ansı zı n. birdenbire. bo ğ ak. * Bir andaki hı z. * Bir anda gerçekleş tirilen hücum. anı zlı k anî * Anı zı sökülmemiş tarla. anjiyoloji * Dola ş ı m organları nı inceleyen anatomi bölümü. birden. . kaba. * Boğ az mukozası nı nş iş mesi. anı z biçmek * anı zı ve tarla kenarı ndaki otları biçmek. animato animizm anjin anjiyo * Anjiyografinin kı saltmas ı . anjiyo olmak * anjiyografi çektirmek veya yaptı rmak. yutak iltihabı . * Hemencecik. * Bir anda oluveren. * Canlı cı lı k. anî ak ı n anî hı z anîde anilin boyalar * Taş kömürü eterinden elde edilen. * Benzenden türeyen bir amin. boya sanayiinde kullanı lan organik boya cevheri.* Ekin biçildikten sonra tarlada kalan köklü sap. anı z bozmak * anı zı alt üst etmek için topra ğ ı yüzden sürmek. * Sert. fotoğ rafçı lı kta. bası m iş lerinde. animasyon * Canlandı rma. * Ansı zı n. * Bir parçanı n canlı çalı nacağ ı nı anlatı r.

semantik. anlak anlakl ı anlam * Bir kelimeden. anket yapmak * bir konuda soruş turma. bir düş üncenin veya eserin anlatmak istediğ iş ey. bir davranı ş veya olgudan anla ş ı lan ş ey. Zümrüdüanka. araş tı rma yapmak. tiftik keçisi. mana.Anka * Masallarda adı geçen ve gerçekte var olmayan büyük bir kuş . Ankara keçisi * Uzun. bir sözden. anlam ayk ı rı lı ğ ı * Karş ı t anlamlı kelimelerin. semantik. Ankara kedisi * Uzun tüylü ve Ankara yöresinde yetiş en kedi ı rkı . kı vı rc ı k ve ipek gibi yumu ş ak kı lları olan ve Ankara yöresinde yetiş tirilen evcil keçi türü. . anlam bilimi * Dili anlam açı sı ndan inceleyen bilim dalı . anket * Soruş turma. bunları n hatı rlatt ı ğ ı düş ünce veya nesne. * Zeki. ankastre * Bir oyuğ a. yuvaya yerle ş tirilmiş (tesisat). anketör ankiloz * Oynar eklemlerde oynaklı ğ ı n kalmaması yla eklemin iş lemez duruma gelmesi. anlam çı karmak * bir cümlede veya bir metinden yeni ve değ iş ik bir anlam yakalamak veya bulup çı karmak. anketçi * Soruş turmacı . anketçilik * Soruş turmacı lı k. * Bir önermenin. sormaca. fehva. * Zekâ. sözlerin bir araya gelmesi. anlad ı msa arap olay ı m * hiçbir ş ey anlamadı m. * Anket yapan uzman. eklem kayna ş ması . anlam bayağ ı laş mas ı * Anlam kötüleş mesi. anlam bilimsel * Anlam bilimi ile ilgili. ankesörlü telefon * Kutulu telefon. bir tasarı nı n.

sinonim. geniş lemesi. * Sorup öğ renmek. anlam daralması * Geniş kavramları olan bir kelimenin. müteradif. bir söze. anlam kayması * Yeni bir anlam vermek üzere kelimelerin gerçek anlamları ndan kayarak kal ı pla ş malar ı . yorumlamak. dileğ inin yerine getirilmesini istemek. anlama * Anlamak iş i. yanl ı ş de ğ erlendirmek. * (olumsuz veya soru biçiminde) İ yilik görmek. * Birinin duyguları nı . * Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğ unu görme. anlam geni ş lemesi * Dar bir anlamda kullanı lan bazı kelimelerdeki anlamı n ilgili kavramlara yayı lmas ı . anlam iyileş mesi * Kötü ve olumsuz bir anlamı olan bir kelimenin zamanla iyi bir anlam kazanmas ı . anlam kötüleş mesi * Anlamı iyi ve olumlu olan bir kelimenin zamanla kötü veya kötüye doğ ru giden bir anlam kazanması . dü ş üncelerini sezebilmek. anlam vermek * kendince bir yargı ya varmak. isimden türeme fiil. anlamamak * hoş lanmamak.* yersiz ve gereksiz bir yargı ya varmak. isteklerini. anlamak * Bir ş eyin ne demek oldu ğ unu. anlamı na gelmek (veya manaya gelmek) * (bir anlam) bildirmek. farkı na varmamı ş gibi davranmak. bu kavramlar içinden tek bir anlam bildirmesi durumu. * Sahip olmayı istemek. yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteli ğ inde baş ka bir bilgi edinmek. * Bir ş ey üzerinde bilgisi bulunmak. ilgilenmemek. anlamda ş * Eş anlaml ı . kavrayamam ı ş gibi davranmak. müradif. vukuf. genel bir anlamdan özel bir anlama geçi ş . yararlanmak. anlamamazl ı k * Anlamazlı k. anlamda ş lı k * Eş anlaml ı lı k. kayması veya bayağ ı laş ması . anlamazlı ktan gelmek * bir ş eyi anlad ı ğ ı hâlde anlamam ı ş . söyleyenin aklı ndan geçmeyen bir anlam vermek. * Doğ ru ve yerinde bulmak. * Bkz. neye iş aret ettiğ ini kavramak. anlam değ iş mesi * Anlamı n daralması . anlamland ı rma . anlamazlı k * Bir ş eyi anlamamı ş .

ortaya çı kmak. muğ lâk. anlaml ı lı k * Anlamlı olma durumu. anla ş ı lmak * Anlamak iş ine konu olmak. manas ı zl ı k. anlamsı z * Anlamı olmayan. bir ş ey demek isteyen. düş ündürücü.* Anlamlandı rmak i ş i. uyuş ma. anlam kazandı rmak. anlamsı zla ş ma * Anlamsı zla ş mak durumu. anla ş ma * Anlaş mak i ş i. bir anlam verilemeyen. belli olmak. anla ş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi * Bkz. . kar ı ş ı k. önemli bir ş ey anlatmayan. semantik. anlamsı zl ı k * Anlamsı z olma durumu. gerçe ğ i öğ renildi. anla ş ı lmaz * Anlaş ı lması güç olan. anlaş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi. kimselerden biri. manidar. itilâf. anlamsal * Anlamla ilgili. anlamsı zla ş tı rmak * Anlamsı z duruma getirmek. anlamland ı rmak * Anlamı nı aç ı klamak. anlars ı n ya! * açı klanmaması gereken bir olay ı dolaylı yoldan anlatmak için kullanı lı r. manas ı z. anlamsı zla ş mak * Anlamsı z duruma gelmek. anlaml ı anlamlı * Anlamlı olarak. anlamsı zla ş tı rma * Anlamsı zla ş tı rmak durumu. anlam vermek. anlaml ı * Anlamı olan. anla ş ı lma * Anlaş ı lmak iş i. anla ş ı lan * anlaş ı ldı ğ ı na göre. anla ş ı k * Araları nda anlaş ma bulunan taraflardan. manalı . anla ş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi * iş in iç yüzü. galiba.

bir konuyu söz veya yazı ile bildirme. anlat ı m tonu * Anlatı mda mantı k ve dü ş ünce özelli ğ ine göre olu ş an ton. anla ş malı * Anlaş maya dayanan. kültürel vb. anlat ı lmak * Anlatmak iş ine konu olmak. itilâf. uyu ş mazlı k. anlat ı m * Anlatmak iş i. anla ş tı rma * Anlaş tı rmak i ş i. övmek.* Devletler arası siyasî. ekonomik. anla ş ma yapmak * anlaş ma belgesi düzenleyip imzalamak. . ihtilâf. stilistik. anla ş mak * Düş ünce. anlat ı m bilimi * Üslûp yöntemlerini inceleyen edebî araş tı rma. bir düş ünceyi. anla ş maya varmak * bir konuda birisiyle anlaş mak. ifade. anlat ı cı anlat ı lma * Hikâye. anlata anlata bitirememek * bir ş eyden çok söz etmek. alanlarda yap ı lan uzlaş ma ve bu uzlaş manı n tespit edildi ğ i belge. uyuş ma. * Eserlerinde hikâye etmeye. tahkiyeye ağ ı rl ı k veren (yazar). fı kra gibi ş eyleri anlatan kimse. uyuş mayı sağ lamak. anlat ı mcı * Yalnı zca hikâye etmeye ağ ı rl ı k veren (eser). anla ş tı rmak * Anlaş mayı . duygu. tahkiye. amaç bakı mı ndan birleş mek. anlat ı mcı lı k * Bkz. * Bir duyguyu. uzlaş mayı . anla ş mazl ı k *İ ki veya daha çok tarafı n kar ş ı laş an düş ünce ve amaçları arası nda ayrı lı k. antant. anlat ı * Hikâye etme. inceleme. anla ş mazl ı k çı kmak * bir konuda uyuş mazlı k söz konusu olmak. anlat ı mlı * Düş ünce ve duyguyu güçlü ve canlı bir biçimde anlatan. ekspresyonizm. * Anlatı lmak iş i.

hâlden anlama. vurdumduymaz. oysa anlay ı ş sı z kimselere ne söylense yararsı zdı r. bir an içinde olan. kalı n kafalı lı k. telâkki. ferasetli. * Bir konu üzerinde açı klamada bulunmak. zekâ. usa vurma. * Duyu ve iradeden ayrı olarak düş ünülen bilme melekesi. izanlı . anlamayana davul zurna az * anlayı ş lı kimseleri en küçük bir söz bile etkiler. anl ı ş anl ı * Güzel. anlayana sivri sinek saz. zihniyet. * Anlama yeteneğ i. izans ı zl ı k. *İ nandı rmak. müdrike. zeki. * Ölmüş bir insan ı hatı rlamak için yapı lan tören. kafası z. anlatt ı rma * Anlattı rmak iş i. anlay ı ş sı z * Anlayı ş ı kı t olan. feraset. * Ayı rı cı bir nitelik olmak bak ı mı ndan görü ş . anma * Birini veya bir ş eyi akla getirerek sözünü etme. * Söylemek. * Hoş görülü. bilgi vermek. kavrayı ş sı z. zihniyet. izansı z. anlama gücü. ünlü. izan. anlay ı ş lı * Anlayı ş ı olan. * Hoş görüsüzlük. * Hoş görme. * Hoş görüsüz. takrir. anlay ı ş * Anlamak iş i veya biçimi. anlay ı ş sı zlı k * Anlayı ş kı tlı ğ ı . entelektüalizm. gabi. izah etmek. * Kı sa süren. anl ı k entelekt. anl ı kçı lı k * Duyu ve irade karş ı sı nda anlı ğ ı n üstünlüğ ünü ileri süren doktrin. anlatt ı rmak * Bir konu üzerinde bilgisini ölçmek. gabavet. açı klama yaptı rmak.anlat ı ş anlatma anlatmak * Anlatmak iş i veya biçimi. gösteriş li. ferasetsiz. anlay ı ş göstermek * istenilen veya söylenilen bir ş eyi hoş görüyle karş ı lamak. kafası zl ı k. . zihniye. nakletmek. belirtmek. yargı lama. kalı n kafalı . ihtifal. vurdumduymazlı k. anlay ı p dinlemek * (bir olayla ilgili olarak) iyice anlamak. * Anlatmak iş i. anlay ı ş lı lı k * Anlayı ş lı olma durumu.

. anonim ortaklı k. duyurma. hatı ra. bergüzar. * Bir sözü ağ zı na almak. * Yaratı cı sı nı n ad ı bilinmeyen (eser). * Bir armağ anla gönlünü almak. * Sı tma mikrobunu aş ı layan bir tür sivrisinek (Anopheles maculipennis). sermayesi hisselere bölünmü ş ve her ortağ ı n sorumlulu ğ u sermayedeki hissesi ile sı nı rlı ortakl ı k. * Bkz. zikretmek. anorganik *İ norganik. anmak * Birini veya bir ş eyi akla getirerek sözünü etmek veya onu düş ünmek. anons * Duyuru. bir haberi halka bildirmek. anneanne * Annenin annesi. yadigâr. su geçirmeyen spor ceket. aykı rı lı k. anonim ş irket. anonsör anorak * Baş lı klı . * Çocuğ unu dünyaya getiren kad ı n. anofel anomali * Sapaklı k. anonim * Adı sanı bilinmeyen.anma töreni * Bir kiş iyi veya bir olayı hatı rlamak için yap ı lan tören. gayritabiî. anmalı k anne anne olmak * (kadı n) çocuk sahibi olmak. anons etmek * sözle veya yazı yla bir durumu. annelik etmek * annelik görevini yapmak veya anne gibi ilgi ve yakı nl ı k göstermek. sunucu. alı ş ı lmı ş a ve kurala aykı rı olan. düzgün olmayan. anonim ortaklı k * Sermayesi paylara bölünmüş olan ve her ortağ ı n sorumluluğ u sermayedeki pay ı yla sı nı rl ı bulunan ortaklı k. * Adlandı rmak. anormal * Genel olan örneğ e. annelik * Anne olma niteliğ i veya durumu. anonim ş irket * En az beş kiş inin kurdu ğ u. hatı rlamak. * Anı lmak için verilen ş ey.

birdenbire. ansiklopedik * Ansiklopedi ile ilgili. bilgilik. yemin. anormalleş me * Anormalleş mek iş i. * Bkz. * Değ iş ik alanlardaki bilgileri sistemli bir yöntemle bir araya getirme veya toplama iş i. bir ş eyi tanı k göstererek bir olay ı doğ rulama. ant * Tanrı 'yı veya kutsal bilinen bir kiş iyi. ansı zı n * Hiç hatı ra gelmedik bir sı rada. ant içmek (veya etmek) * bir ş eyi yapmaya veya yapmamaya ant ile söz vermek. anormallik * Anormal olma durumu. artı uç. ansiklopedicilik * Ansiklopedicinin yaptı ğ ı iş . ansiklopedi * Bütün bilim. . * Bir elektrolitte elektrik akı mı nı n gelip bağ landı ğ ı ve içeri girdi ğ i uç. ansiklopedici * Ansiklopedi hazı rlayan veya satan (kimse). anîden. anı msama. ant kardeş i * Bkz. * Beynin irinsiz iltihaplı hastalı ğ ı . özel adları da içine alan sözlük türü. * Birdenbire. anormalleş mek * Anormal duruma gelmek. * Kendi kendine söz verme. anı msamak. yemin etmek. ansiklopedik sözlük * Alfabetik sı raya göre kelimelerin karş ı lı kları nı geniş bir biçimde veren. * Bkz. deli. * Her konuda biraz bilgi sahibi olan. akı lsı z. anot ansefal * Kafatası içindeki beyin ve yardı mcı organlar ı n hepsi. kan kardeş i. ant verdirmek * bir ş eyi yapması için bir kimseye ant içirmek. ansefalit ansı ma ansı mak ansı z * Anlayı ş sı z. habersiz. sanat dalları nı tek veya bir arada belli bir yönteme göre inceleyen eser.* Dengesi bozuk. anî olarak.

* Duyarga. anterit *İ nce bağ ı rsak iltihabı . Antep f ı st ı ğ ı * Antep fı st ı ğ ı gillerin örnek bitkisi. antagonizma * Tezat. anterostomi * Bağ ı rsak dü ğ ümlenmesinin kesilip alı nması . antenli * Anteni olan. * Olta ş amandı rası nı n alt ve üst kı sm ı nda bulunan ince uçlar. anten yükselteci * Anten ile alı cı arası nda yer alarak elektromanyetik dalgaları n genliğ ini yükselten cihaz. anten * Boş lukta yayı lan elektromanyetik dalgaları toplayarak bu dalgaları n transmisyon hatları içerisinde yay ı lmas ı nı sa ğ layan cihaz. mutabakat. antarktik kara * Güney kutuptaki kara bölgesi. antenli balı k * Göğ üs yüzgeçleri saplı . güney kutup yakı nı nda olan. ya ğ lı yemi ş i. Antep i ş i * Gazi Antep yöresine özgü. uzlaş mak. antant * Anlaş ma. yurdumuzda Gazi Antep ve Siirt bölgelerinde yetiş en.ant vermek * "Allah aş kı na. itilâf. yanlı ş olarak Ş am fı stı ğ ı da denilen bir ağ aç (Pistacia vera). tipik örneğ i Antep fı stı ğ ı ağ acı olan bir familya. anterograf * Bağ ı rsak kas ı lmaları nı ölçmeye yarayan alet. iskeleti kemikle ş miş . uyu ş ma. antarktik * Güney kutupla ilgili. * Bu ağ acı n. Antep baklavası * Antep yöresinde yapı lan özel bir tatl ı türü. anterosel *İ nce bağ ı rsak fı tı ğ ı . ince ve sert kabuklu. antet . "çocuklar ı nı n baş ı için" gibi sözlerle karş ı sı ndakini bir ş eye zorlamak. sı rt yüzgeçleri uzam ı ş kemikli balı k türü. iplikleri çı karı lmı ş ve kafes ş eklini almı ş kuma ş üzerine aynı renk iplikle verevine sar ı larak yapı lan bir çe ş it el iş lemesi. antant kalmak * anlaş mak. Antep f ı st ı ğ ı giller * Ayrı taç yapraklı lardan.

baş lı k. olağ ana. antika * Eski çağ lardan kalma eser veya tarihî değ eri olan eski eş ya. antiemperyalist * Emperyalizme karş ı olan. antihijyenik * Sağ lı k kurallar ı na aykı rı olma. antetli * Baş lı klı . antika mobilya * En az yüz sene evvel imal edilmiş olan. kalevî. antiemperyalizm * Emperyalizme karş ı tutum. * Mendil. antik *İ lk Çağ daki uygarlı klarla. virüs. özellikle küf mantarları nda bulunan veya sentezle elde edilen. * Antik. antifriz * Bir sı vı ya katı ld ı ğ ı nda o sı vı nı n donma derecesini düş ürerek donması nı önleyen madde. örtü. ana hatlarda herhangi bir değ iş iklik yapı lmamı ş ve belli bir ekole göre isimlendirilen mobilya. antialerjik * Alerjilerin önlenmesinde veya tedavisinde kullanı lan ilâçları n özelliğ i. antik çağ * Eski Yunan ve Roma uygarlı kları nı n geliş ip yay ı ldı ğ ı çağ . panzehir. parazit gibi protein yap ı sı nda madde. antidemokratik * Demokrasiye aykı rı olan. * Bu çağ a özgü olan. antikac ı . antiasit * Alkalik. antibiyotik tedavisi * Bir veya birçok antibiyotiğ in durdurucu veya öldürücü etkisinden faydalan ı larak yapı lan tedavi. sı çan diş i. birçok mikroba karş ı kullanı lan. acayip. yatak çarş afı gibi bezlerin kenarları na paralel ipliklerden bir bölümü çekilip dikey olanları n ikisi. davran ı ş veya öğ reti. streptomisin gibi maddelerin ortak adı . antetsiz * Ba ş lı ksı z. üçü bir arada tire ile sar ı larak yapı lan diş diş süs. * Genele. antijen *İ çerisine girdiğ i organizma arac ı lı ğ ı yla antikor olu ş umunu sa ğ layan bakteri. antibiyotik * Bitkilerde. penisilin. tuhaf. geleneğ e ayk ı rı . antidot * Bkz.* Kâğ ı t veya zarf üstüne bası lmı ş ad ve adres. özellikle eski Yunan ve Roma uygarl ı kları ile ilgili olan. ajur.

sevimsiz. mavimtı rak beyaz renkte bir element. katot ı ş ı nları nı alan elektronik lâmbadaki genellikle metal antipatik antipatik bulmak * sevimsiz bulmak. * Tuhaflı k. soğ uk. * Bu hayvanı n derisinden yap ı lmı ş . antikomünizm * Komünizm aleyhtarlı ğ ı . 6300 C de eriyen. antikas ı nı bilmek * en iyisini bilmek. haddede veya çekiç altı nda iş lenemeyen. antiloplar * Geviş getiren memeli hayvanları n bir familyası . antikapitalizm * Kapitalizme karş ı olma. soğ ukluk. antikor antilop * Antiloplardan. antimon * Atom numarası 51. kanı kaynamamak. sı cak ülkelerde ya ş ayan. antikite * Tarihte İ lk Çağ . antikapitalist * Kapitalist rejime karş ı olan kimse. * Antipati uyandı ran. antikatot yaprak. * Bası ncı azaltı lmı ş bir elektrik boş alma tüpünde. antik devir. atom ağ ı rl ı ğ ı 121. antikal ı k * Antika olma durumu. Kı saltması Sb. antinomi antipati * Çatı ş kı . çok h ı zl ı koş an. antikac ı lı k * Antika eş ya veya eserlerle uğ ra ş ma i ş i. * Karş ı t duygu. antikomünist * Komünizme karş ı . * Hastalı k etkenlerini zararsı z duruma getirmek için vücudun çı kardı ğ ı madde.* Antika eş ya veya eser satan veya toplayan kimse.76 olan. ço ğ unlukla bası m harfleri alaş ı mı nda kullanı lan. * Sevimsizlik. antipropaganda * Karş ı propaganda. antisemit . boynuzlu bir hayvan (Anthilopus).

seçki. antrakt antrasit antre * Ara. ahitle ş mek. alı ş tı rma yapmak. havanı n sarmal biçimli hareketi için kullanı lı r. methal. antrenman yapmak * spor amacı yla çal ı ş mak. egzersiz. antitoksin *İ çine giren toksinleri zararsı z hâle getirmek için vücudun çı kardı ğ ı madde. antitoksik * Antitoksin. antla ş ma *İ ki veya daha çok devletin saldı rmazlı k. . antla ş mak * Antlaş ma yapmak. antisemitist * Yahudilere karş ı düş manca duygular besleyen ve Yahudilere karş ı ayı rt edici tedbirler al ı nmas ı nı isteyen görüş e bağ lı olan (kimse). antisiklon * Yüksek bası nçlı atmosfer kütlesi. antitez * Karş ı sav. koku. * Güçlükle tutuş an. antl ı antoloji *Ş airlerin. duman ç ı karmadan.* Yahudilik aleyhtarlı ğ ı . * Baş langı ç yemeğ i. yazarları n. antrenmanl ı *İ dmanlı . savaş ta ittifak gibi konularda üstlenmelerini belirttikleri belge ve belgede belirtilen durum. antiseptik * Antisepsi yapmak için kullanı lan veya antisepsi özelli ğ i olan (madde). * Bir yapı da girip geçilen yer. pakt. antrenmansı z * Antrenmanı olmayan. muahede. idmansı z. büyük bir ı sı vererek yanan bir tür taş kömürü. antisepsi * Mikropları ilâçla öldürme yolları . antisemitizm * Yahudilere karş ı düş manca duygular besleyen ve Yahudilere karş ı ayı rt edici tedbirler al ı nmas ı nı isteyenlerin görüş ü veya tutumu. bestecilerin eserlerinden alı nmı ş seçme parçalardan olu ş an kitap. idman. * Ant içmiş veya ant içirilmiş . güldeste. antrenman * Bir spor dalı nda yapı lan al ı ş tı rma veya hazı rlı k çalı ş mas ı .

anut *İ natçı . antroponim * Kiş i adları nı inceleyen bilim dalı . antropoitler * Bkz. antrepoculuk * Antrepocunun yaptı ğ ı iş . evrimini. korundu ğ u yer. ayak direyici. antrenörlük * Antrenörün iş i veya mesleğ i. antropozoik devir * Antropozoik. antroposantrizm *İ nsanı tabiatı n merkezi sayan. yetiş tiren ve çalı ş tı ran kiş i. ardiye. toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim. derisi dikenlilerden. insan bilimsel. . antropolog *İ nsan bilimi uzmanı . istitrat. insaniçincilik. antropozoik *İ nsanı n belirmesi ve yayı lmas ı nı niteleyen antropozoik devir teriminde geçer. antropomorfizm *İ nsan biçimcilik. insansı . biyolojik özelliklerini. çalı ş tı rı cı lı k. antrparantez * Söz arası nda. * Antrepoya bakan kimse. sı rası gelmiş ken.antrenör * Bir spor dalı nda sporcuyu e ğ iten. antrepo * Gümrüklere gelmiş ticarî eş yanı n konuldu ğ u. antropoloji *İ nsanı n kökenini. antropolojik *İ nsan bilimiyle ilgili. bütün öbür yarat ı kları n insan için yaratı lmı ş oldukları nı söyleyen dinî nitelikli öğ reti. * Triyas devri katmanları nda bulunan. antrkot antrok * Sı ğ ı rı n iki kürek arası ndan ve pirzolalı k yerinden çı kartı lan kemiğ inden sı yr ı lmı ş et dilimi. insan bilimi. antropoit * Bkz. deniz lâlelerinin sapları nı olu ş turan kalsiyum karbonat birleş imli fosil. insansı lar. çalı ş tı rı cı . antrepocu * Antrepo iş leten kimse.

çok anî olarak. anüs yüzgeci * Balı klarda anüs bölgesinde tek olarak bulunan yüzgeç. * Kalbin sol karı ncı ğ ı ndan çı kan ve vücuda kı rmı zı kan dağ ı tan büyük atardamar. * Sindirim kanalı nı n doğ ru bağ ı rsak denilen son bölümündeki çı kı ş deliğ i. * (bebekler ve küçük çocuklar için) Tombul. açı k bir biçimde görünmesi. yaka paça. aparey * Çeş itli parçalardan meydana gelen alet. ş erç. aort apac ı apaç ı k apaç ı klı k * Apaçı k olma durumu. * Çok acı . * Rakı . apansı z * Hiç beklenmedik bir sı rada. eksin. * Sı cak ülkelerde yetiş en bodur bir ağ aç (Sarcocolla). pek ansı zı n. aparkat aparma * Boksta bükük kolla aş ağ ı dan yukarı ya doğ ru atı lan yumruk. apar topar * Telâş ve acele ile. * Bir ş eyin. . cihaz. * Abla. gürbüz. anyon anzarot * Negatif elektrikle yüklü iyon. * Aparmak iş i.anüri anüs *İ drarı nı yapamama ş eklinde ağ ı r bir böbrek rahatsı zlı ğ ı belirtisi. apansı zı n * Birdenbire. makat. apala apalak apandis apandisit * Apandisin iltihaplanması . * Bu ağ acı n yara tedavisinde kullanı lan reçinesi. apak * Çok ak. * Çok açı k. iri. hiçbir kuş kuya yer bı rakmaksı zı n aydı nlı k. çok belirgin. * Kör bağ ı rsağ ı n ince bir parmak gibi olan son bölümü.

kemik dokusunda bulunan. * Yelken rüzgârla dolup ş iş mek. * Böyle esen bir rüzgârla. kabadayı . apazlamak * Avuçlamak. * Apazlamak iş i. * Bacakları aça aça yürüme. hayta. * Çok az. apart otel * Müş terilerin kendi yeme ve içme ihtiyacı nı karş ı layabilmek için gerekli malzemeler ile donatı lmı ş bağ ı msı z apartman veya villâ tipinde in ş a edilmi ş ancak otel gibi iş letilen konaklama tesisi. * Külhan beyi.aparmak * Almak. alı p kaçmak. apel aperitif apı ş * Butları n iç taraf ı . apa ş apatit apayd ı n * Çok aydı nlı k. apayrı apaz * Büsbütün ayrı . * Pupa ile orsa arası nda geminin omurgası na 450 açı ile esen (rüzgâr). güçsüz. * (gemi) Apazlama rüzgârla gitmek. * Doğ ada. içinde flüor veya klor olan doğ al kalsiyum fosfat. apayd ı nlı k * Apaydı n olma durumu. apı ş ak * Bacakları nı açarak yürüyen. çalmak. alı p götürmek. ayrı k bacaklı . bamba ş ka. açar. * Anonim ortaklı klarda sermaye artı rı mı için yap ı lan ödeme çağ rı sı . iki bacak arası . *İ ş tahı açmak için yemekten önce içilen içki. apartman * Birkaç katlı ve her kat ı nda bir veya birkaç daire bulunan yapı . * Gizlice almak. apı ş arası *İ ki bacağ ı n arası nda kalan yer. ş aş kı n. apaz apazlama apı ş ı k . * Yorgun. * Avuç. * Bir avuç dolusu.

apokrif * Doğ ruluğ una güvenilmez söz veya yazı . torbaya benzer. telden yapı lma. * Derli toplu. aport * Avı n veya kendisine gösterilen ş eyin üzerine atı lı p getirmesi için köpeğ e verilen buyruk. * Çifte demir atarak döndükçe geminin bir alan içinde kalması nı sa ğ lamak. zinciri toplayı p demirini kaldı rmaya haz ı r bulunması . apoş i * Çember biçiminde.* Kuyruğ unu apı ş arası na alarak yı lgı n yı lgı n giden (hayvan). aposteriori * Deney sonucu ortaya çı kan (bilgi). * Giysilerin omuzları na süs olarak takı lan parça. * Oturmak. * Apı ş tı rmak i ş i. duvar lâmbas ı . aplike * Düz veya desenli bir kumaş tan kesilmiş motiflerin bir baş ka kumaş a iş lenmi ş durumu. kapalı . büyük gözlü a ğ . ş aş ı rmak. apokaliptik * Anlaş ı lmaz. bacakları ayı rarak çömelmek. apotr . apolet * Subaylarda rütbeyi göstermek için üniformaları n omuzları na tak ı lan iş aretli parça. omuzluk. * Bir kumaş üzerine baş ka bir kumaş parçası nı veya bir danteli dikme yolu ile uygulayarak yapı lan süs. ş ı k. karanlı k (söz veya yazı ). aplik aplikasyon * Uygulama. süslü. tetik. * Apı ş mak iş i. apiko * Geminin. apoletleri sökülmek * bir suç sebebiyle rütbesi indirilmek veya askerlikten atı lmak. * Hayvan yorgunluktan bacaklar ı nı birbirinden ayı rarak çöküvermek. * Eldeki haritaya göre arazi üzerinde bir parseli kazı klarla belirtme. * Hazı r. apı ş ı p kalmak *ş aş ı rmak. * Duvar ş amdanı . apı ş lı k apı ş ma apı ş mak * Ağ . * Ne yapacağ ı nı kestirememek. apı ş tı rma apı ş tı rmak * Hayvanı çok yorarak yürüyecek gücünü bı rakmamak. sonsal.

apse *İ rin birikimi. aptalca. ahmak. * Dokumacı lı kta. * Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanı n. * Apresi yapı lmamı ş . koordinat. çı ban. * Zekâsı pek geli ş memiş . apsele ş mek * Yara irin ba ğ lamak. apreli apresiz april apriori * Hiçbir denemeye dayanmayan ve akı l yordam ı yla bulunup ortaya konan. azarlama. perdahlanması . baş langı ç noktası na olan uzaklı ğ ı nı n cebirsel de ğ eri. aptal olmak * aptal durumda bulunmak. * Kumaş veya derinin cilâlanması .* Yardı mcı . . boyacı lı kta cilâ olarak kullanı lan madde. perdahlanmamı ş veya cilâlanmam ı ş . alı k. iş lev yitimi. apsele ş me * Apseleş mek durumu. aval aval. aptal aptal aptal * Aptal gibi. apreci apreleme aprelemek * Kumaş veya deriyi cilâlamak. abril. havari. apse yapmak. appassionato * Bir parçanı n coş kunca çalı nacağ ı nı anlatı r. apraksi apre * Bkz. zekâ yoksunu. * Apre yapan kimse. * Bir noktanı n uzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olan ı . * Küçümseme belirten seslenme. apse yapmak * bir doku içinde iltihap oluş mak. koruyucu. apsent apsis * Pelinle kokulandı rı lmı ş sert bir içki. * Aprelemek iş i. * Nisan ayı . önsel. perdahlamak. * Apresi olan.

abdestli. aptalca * Biraz aptal. kivi. aptalla ş tı rma * Aptallaş tı rmak iş i veya durumu. alı klaş mak. aptalcas ı na * Aptala yakı ş ı r biçimde. * Et kesimi yortusu. aptalla ş mak * Zekâsı nı iş letemez olmak. ahmakça. aptesli * Bkz. bilmez sanmak (san ı lmak). Ar * Bkz.aptal yerine koymak (veya koyulmak) * anlamaz. . * (apta'lca) Aptala yaraş ı r nitelikte. apteriks aptes * Bkz. apteslik aptessiz apukurya apul apul * Tombul çocukları n bacaklar ı nı açarak salı na sal ı na yürüyüş lerini anlatı r. aptesbozan * Bkz. abdesthane. aptesbozan otu * Bkz. aptal gibi. aptalla ş tı rmak * Aptallaş ması na sebep olmak. abdestbozan. apteshane * Bkz. abdestsiz. * Bkz. aptal gibi. aptall ı ğ a vurmak * bir ş eyi bilmez. aptal duruma getirmek. abdest. * Bkz. ahmakla ş tı rmak. anlamaz gibi görünmek. abdestlik. aptall ı k * Aptal olma durumu veya aptalca iş . aptalla ş ma * Aptallaş mak iş i veya durumu. aptall ı k etmek * aptalca davranmak veya aptalca iş görmek. abdestbozan otu. ahmaklaş mak.

ara baş lı k * Esas bölümün alt baş lı kları nı anlatmak için kullanı lı r. kâr yı lı * birinin sı kı lmay ı bir yana b ı rakarak yalnı z çı karı na bakt ı ğ ı anlat ı lı rken söylenir. -ar. haftayı m. boş luk./ -er*İ simden geçi ş siz fiil türeten ek. antrakt. mola. anlaş mazlı ğ a yol açmak.* Argon'un kı saltması . yüzsüzlük etmek. yat-ar. fası la. iki olayı birbirinden ayı ran zaman. ç ı k-ar. utanmaz. bat-ar. utanç duyma./ -er* Fiilden ettirgen çatı türeten ek: çı k-ar-mak. suv-ar-mak vb. * Futbol oyununun kı rk beş er dakikalı k iki devresi arası nda oyunculara verilen on beş dakikal ı k dinlenme süresi. ar belâsı * namus ve onuru için baş kası söz eder korkusu. kalk-ar. sı radakilerin birbirlerinden yanlamas ı na olan uzaklı kları . geç-er. * Bir oyunda. mesafe. biç-er. aralı k. ölç-er vb. utanç duymamak. ara bozucu ./ -er* Belirli fiillere gelen geniş zaman eki: aç-ar. -ar. açar "anahtar". Bu ekle yap ı lmı ş isimler de vard ı r: keser./ -er*İ simden geçi ş li fiil türeten ek: baş -ar-mak. * (basketbol ve voleybol için) Takı mlar ı n oyun sı rası nda ald ı kları birer dakikalı k dinlenme ve talimat alma süresi. ar ve hayâ perdesi y ı rtı lmak * utanmamak. * Aralı k. ara *İ ki ş eyi birbirinden ayı ran uzakl ı k. ar etmek * utanmak. ar * Utanma. * Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi. ara bono * Arada ödenen olağ an dı ş ı bono. * Toplu jimnastik dizilmelerinde. ar damar ı çatlamı ş * utanç duyulacak ş eyleri hiç sı kı lmadan yapan. ara açmak * dostluğ u bozmak. ar namus tertemiz * utanması olmayan. çı kar "menfaat" vb. gid-er-mek vb. ar yı lı değ il. -ar. * Kiş ilerin veya toplulukları n birbirine kar ş ı olan durumu veya ilgisi. aç ı klı k. -ar. bir filmde dinlenme süresi. ar * Tarı m alanlar ı için yüz metre kare de ğ erinde yüzey ölçü birimi. *İ ki olguyu.

ara konakçı * Asalağ ı n. ara mal * Üretimde gerekli malı elde etmek için kullanı lan yarı iş lenmiş mal.* Ara bozan (kimse). ara bozuculuk * Ara bozucu olma durumu. fitçilik. fitçi. ara nağ mesi * Bkz. kolayca geçmek için aç ı lan kapı . sonuna da gelebilen. yüzeylerin. uzla ş tı rı cı . münafı klı k. ara nağ me. fesatçı . * Sı k sı k söylenen söz veya açı lan sorun. ara bulucu * Uzlaş tı ran kimse. ara kazanç * Malı bütünüyle devretmeden arada elde edilen kazanç. münafı k. ara bulma * Anlaş mazl ı k durumunda bulunan kimseleri uzlaş tı rma iş i. güftenin iki kı tası arası na. arada önlem niteliğ inde verilen karar. ara buluculuk * Uzlaş tı rı cı lı k. ara kapı *İ ki yapı veya oda arası nda. ara bulmak * anlaş amayanları uzla ş tı rmak. ara s ı cak * Soğ uk ve sı cak yemek servisi aras ı nda ikram edilen hafif sı cak yiyecekler. katı cisimlerin birbirlerine rastladı kları ve kesiş tikleri yer. karaları n arası na sokulmuş deniz. fesat. köçekçe gibi küçük güfteli bestelerde. ara cümle * Birleş ik veya yalı n cümlelerde anlam ı biraz daha aç ı klamak için araya giren iki virgül veya iki kı sa çizgi içinde verilen cümle. ara seçim * Genel seçimler d ı ş ı nda yapı lan ara dönem seçimleri. ara karar ı * Bir davanı n bakı lması nı kolaylaş tı rmak için yargı dan önce. . geliş me evreleri sı rası nda beslenip bar ı ndı ğ ı konakçı lardan her biri. türkü. ara deniz * Okyanuslardan dar ve az derin boğ azlarla ayr ı lan. baş ı na. müfsit. ara buluculuk etmek * ara bulmada yardı mcı olmak. ara kesit * Çizgilerin. ara nağ me *Ş arkı . ara s ı navı * Üniversite ve yüksek okullarda yarı yı l içinde yap ı lan sı nav. sözsüz çalı nan parça.

ara cümle. arabalı k * Araba konulan yer. arada. * Araba yapma veya satma iş i. okun dibinde ve iki yanı nda bulunan uçlar ı na koş um kayı ş lar ı bağ lanan ağ aç bölüm. * Araba vapuru. durmak. vapur. araba vapuru. ara vermek * yeniden baş lamak için. istitrat. motorlu veya motorsuz her türlü kara taş ı tı . zaman zaman. ara yerde ara yön * Dört ana yönden ikisi arası nda olan yönlerden her biri. araba devrilince yol gösteren çok olur * iş iş ten geçtikten sonra verilen öğ üdün değ eri yoktur. ara söz * Doğ rudan doğ ruya konuş ulan veya yazı lan konuyu ilgilendirmeyen dolaylı söz. * Araba dolduracak miktar. garaj. araba mezarlı ğ ı * Kullanı lmaz hâle gelmiş veya eski arabaları n bı rakı ldı ğ ı yer. * Araba ile taş ı nmı ş veya taş ı nacak miktar. araba falakas ı * Çift atlı arabalarda. ara sokak * Ana yola açı lan ikinci derecedeki yol. araba vapuru * Arabalı vapur. arabacı * Arabayı süren kimse. ara tümce * Bkz. * Araba yapan veya satan kimse. araba * Tekerlekli. arabalı vapur * Arabaya taş ı yan vapur. * arası nda. arabacı lı k * Araba sürme iş i. birçok arabalarla. arabalı * Arabası olan.ara s ı ra * Seyrek olarak. araba araba * Arabalar dolusu. bir iş i bir süre bı rakmak. araba kullanmak * araba sürmek. .

müzevirlik. anlaş ma sağ layan kimse. uzlaş ma sağ lamak için görevlendirmek. * Piş miş ve dondurulmu ş hamur yanı nda yenen tavuklu veya hindili çorba. arabizasyon * Araplaş tı rma. arac ı * Uzlaş tı ran. mutavass ı t. Araplara özgü olan. arabeskçi * Arabesk müzik sanatçı sı . * Giriş ik bezeme. .araban * Klâsik Türk müziğ inde bir makam. arabeskle ş me * Arabesk durumuna gelme. arabozanl ı k *İ ki kiş inin arası ndaki dostluk veya geçimi bozma iş i. kabukları hekimlikte kullanı lan bir ağ aççı k (Daphne gnidium). büyüklerin yaş ayı ş ı na uyarlar. arabanı n tekerine taş koymak * güçlük çı karmak. arabas ı nı düze çı karmak * karş ı la ş tı ğ ı güçlükleri yenip i ş ini kolay yürür hâle getirmek. arabeskle ş mek * Arabesk özelli ğ i kazanmak veya arabesk durumuna gelmek. * Arap dili ve edebiyatı yla uğ raş an kimse. * Üretici ile tüketici arası nda alı m satı m konusunda ba ğ lantı kuran ve bundan kazanç sağ layan kimse. arabankürdî * Klâsik Türk müziğ inde az kullan ı lmı ş birle ş ik bir makam. Arabistik * Arap dili ve kültürü araş tı rmaları . araba ş ı arabesk * Arap üslûbunda olan (ş ey). arabanı n ön tekerleğ i nereden geçerse art tekerleğ i de oradan geçer * çocuklar. münafı klı k. * Arapça. Arabî * Araplarla ilgili. arac ı koymak * bir kimseyi. müzevir. münaf ı k. Arabist Arabistan defnesi * Dulaptal otugillerden. fesatçı . arabozan *İ ki kiş inin arası ndaki dostluğ u veya geçimi bozan (kimse). Asya ve Afrika'nı n sı cak bölgelerinde yetiş en.

* Bir sonuca ulaş mak için kullanı lan ş ey. aradan kald ı rmak * iş yapma imkânı nı yok etmek. . araçlı jimnastik * Bkz. bilâvası ta. * Taş ı t. tavassut etmek. tavassut. aletli jimnastik. arada kaynamak * karı ş ı k bir durumda gereken ilgiyi görmemek. bağ lant ı kurarak. araçs ı z * Araç kullanı lmadan. aradan çekilmek * iliş iğ ini kesmek. bir ş eyi elde etmek için yararlan ı lan kimse veya ş ey. vas ı ta. yoluyla. vası ta. hacı lar ı n. arada bir * seyrek olarak. aradan * o zamandan bu zamana dek. doğ rudan doğ ruya yapı lan veya olan. gücünden yararlanı lan nesne. * Mekke'nin doğ usunda. araçs ı zlı k * Araçsı z olma durumu. bilvas ı ta. arac ı lı k etmek * bir iş in çözümünde araya girerek yardı m etmek. araçlı * Araçla yapı lan veya olan. Araf Arafat * Cennet ile cehennem arası nda bir yer. * Kiş iler veya nesneler arası nda ba ğ lantı sa ğ layan ş ey. araç * Bir iş yapmakta veya sonuçland ı rmakta. arac ı lı k * Aracı nı n gördü ğ ü iş . vası tas ı z. vası talı . arada kalmak * iki tarafı uzlaş tı rmak üzere araya girme dolayı sı yla güç duruma dü ş mek. kurban bayramı nı n arife günü topland ı klar ı tepe. mantı k ve ahlâk biçimlerinin yaln ı zca hayat ı n değ iş ik ş artları na uyma araçlar ı olduğ unu savunan dünya görüş ü. araççı lı k * Düş ünme biçimlerinin. vası tas ı yla. kuramları n.arac ı lı ğ ı yla * Aracı olarak. aradan ç ı karmak * birçok i ş ten birini yapı p bitirivermek. arada ç ı karmak * baş ka i ş ler aras ı nda bir iş i de yapı vermek. * Bir ş eye ula ş mak. enstrümantalizm.

* Seyrelmek. çalma. aralar ı iyi * dostlukları düzenli. aş ı rmak. aralar ı nda dağ lar kadar fark olmak * araları nda her yönden büyük ayrı lı klar bulunmak. * Gitmek. araka arakç ı arakç ı lı k arak ı ye * Derviş lerin giydikleri. * Bitkilerin fazla dal ve çubukları nı kesmek. * Aralı klı duruma getirmek. * Bir tür küçük zurna. a ş ı rma. aralı k olmak. benzer nitelikler çok az olmak. seyrekle ş tirmek. aragonit arak * Ter. *İ ri taneli bezelye. * Pirinç ve ş eker kamı ş ı ndan elde edilen bir tür rak ı . aralar ı nı açmak * iki kiş i arası ndaki dostluğ u. iki dostun arası na so ğ ukluk girmek. yan ı ndan ayr ı lmak. * Hı rsı zlı k. aralar ı ndan su sı zmamak * birbirleriyle çok yakı n. araklama * Araklamak iş i. . aralar ı ndan kara kedi geçmek (veya araları na kara kedi girmek) * iki dost birbirine gücenmek. yeş il. çaresiz kalmak. *İ ki ş ey arası nda açı klı k oluş turmak. mavimsi gri renkte billûrlaş mı ş bir tür kalsiyum karbonat. seyrekleş tirmek. tiftikten yapı lmı ş ince külâh. hı rsı z. uzaklaş mak. aralanma aralanmak * Biraz açı lmak. * Araklayan. * Aralanmak iş i. iliş kiyi bozmak. araklamak * Çalmak. aralama aralamak * Aralamak iş i. sı kı fı kı arkadaş lı k kurmak.Arafatta soyulmu ş hacı ya dönmek * her ş eyini kaybedip çı rı lçı plak kalmak. çalan. -arak / -erek * Fiillerden zarf yapan ek. yarı açmak. * Beyaz.

aralar ı nı bozmak * iki kiş i arası ndaki ili ş kiyi bozmak. * harfler arası nda veya satı rlar aras ı nda boş luk b ı rakmak. espaslı . * Evin iki bölümü veya iki oda arası ndaki dar geçit. geçenek. tam kapanmamı ş . monolog gibi eğ lendirici oyun. aralı k *İ ki ş ey arası ndaki açı klı k. barı ş tı rmak. * Saklanan sanı ğ ı n ve suç belgelerinin elde edilmesi için bir kimsenin ev. biraz açt ı rmak. taharri. * Bir sesi bir baş ka sesten. * Birbirine bitiş ik olan. * Dizgide kelimeler. esrar gibi yasak ş eyler araması . vakit. yarı açmak. aralı klı * Birbirine bitiş ik olmayan. * Sı ra. * Uygun. bale. iş yeri gibi yerlerde. mesafe. arama karar ı * Arama yapı labilmesi için hâkim tarafı ndan verilmi ş karar. aralı k vermeden. fı rsat. silâh. arama * Aramak iş i. * (bası mcı lı kta) Harfler veya satı rlar arası ndaki açı klı k. * Yı lı n 31 gün süren son ay ı . aralı kta * Öbür ş eyler arası nda. aralatmak * Aralı k duruma getirtmek. * Ayakyolu. espas. arama tarama * Polisin kuş kulu gördü ğ ü kimseler üzerinde bı çak. koridor. aralı k oyunu * Tiyatroda iki perde arası nda yapı lan koro. * Kesik kesik. arama emri * Yapı lacak ara ş tı rma iş lemi için yetkili organdan al ı nan buyruk. aralatma * Aralatmak iş i. * Toplu beden eğ itiminde art arda dizilenleri ay ı ran açı klı k. aralı ks ı z . * Yarı açı k. harfler veya satı rlar arası nda açı klı ğ ı olan. * Portenin paralel çizgileri arası ndaki boş luk. ilk kânun. aralar ı nı bulmak * birbirleriyle anlaş amayan iki ki ş iyi uzlaş tı rmak. * Sürekli. araları nda açı klı k bulunmayan. üzerinde ve eş yası nda yapı lan araş tı rma iş lemi. araları nda açı klı k bulunan. aralı k etmek * aralamak. aralı k vermek * yeniden baş lamak için bir iş i kı sa süre ile b ı rakmak. * Borsada hisse senetlerinin alı m satı m emirlerinin verildiğ i süre. kal ı na veya inceye doğ ru ayı ran uzaklı k. elveriş li durum.

* Bu söz "düzenlemek" anlam ı nda "aranje etmek" biçiminde kullan ı lı r. * Kendi üstünü aramak veya ortalı kta kendi kendine bir ş eyler aramak. aramakla bulunmaz * çok değ erli. * Araş tı rmak. * Bir ş eyin yoklu ğ unu duyarak geri gelmesini istemek. * (küçük a ile) Zenci. * Aranı lan çözüm. * Olumsuz. aranje aranjman aranjör aranma * Aranmak iş i. * Önem verip istemek. özlemek. *Ş art ko ş ulmak. *Ş art ko ş ulmak. yoklamak. * Eksikliğ i duyulmak. * Arap halkı na özgü olan ş ey. ancak rastlantı ile ele geçer. arant ı Arap . *İ steklisi bulunmak. Aramca Aramîce aran ı lma * Aranı lmak i ş i veya durumu.* Denizdeki mayı nları toplama veya yok etme i ş lemi. aramak taramak (veya arayı p taramak) * dikkatle aramak. aramak * Birini veya bir ş eyi bulmaya çalı ş mak. kötü davranı ş larda bulunarak cezayı gerektirmek. * Düzenleme. * Orta Doğ u ile Kuzey Afrika'n ı n büyük bir bölümünde yaş ayan halk ve bu halkı n soyundan olan (kimse). * Bkz. * Samî dillerinin batı lehçelerini içine alan ve milâttan önceki dönemlerde kullan ı lmı ş bulunan ölü bir dil. çok aramak. aranmak * Aramak iş ine konu olmak. fellâh. aran ı lmak * Aramak iş ine konu olmak. arama yapmak * birini veya bir ş eyi bulmaya çalı ş mak. * Söz konusu olmak. hatı r sormaya gitmek. * Koyu esmer veya kara. * Ziyarete. Aramîce. * Bir yöntem bulmaya çalı ş mak. * Düzenleyici. taharri etmek.

Arap tav ş an ı * Kemirgen memelilerden bir hayvan (Daculus daculus). * Bu dile özgü olan. Arapçalaş tı rmak * Arapçaya çevirmek. yumuş ak. arap saçı gibi * karmakarı ş ı k. Arap rakamlar ı * Bugün kullandı ğ ı mı z say ı lar ı gösteren rakamlar. Arap zamk ı * Akasyadan elde edilen bir zamk. Arapl ı k * Arap olma durumu.arap * Negatif fotoğ raf. Arapla ş mak * Arap olmak. Araplı ğ ı benimsemek. Arap sabunu * Potasla yapı lan. zamkı arabî. Arapsaçı * Çözümlenemeyecek kadar karı ş ı k durum. Arapla ş tı rma * Araplaş tı rmak iş i. kararmak. yuvarlak ve çok sı k yeş il yaprakları olan uzadı kça a ş ağ ı doğ ru sarkan bir tür süs bitkisi. esmer bir sabun. Arapsaçı * Küçük. Arap uyandı (veya Arabı n gözü açı ldı ) * geçen bir olaydan ders alı ndı ğ ı nı anlatı r. Arapçalaş tı rma * Arapçalaş tı rmak i ş i. Arapla ş ma * Araplaş mak durumu. . * Arap dili özelliğ i kazandı rmak. Arapça * Samî dilleri ailesine giren ve Arap ülkelerinde kullanı lan dil. Arap gibi olmak * simsiyah olmak. arap saçı na dönmek * iş ler çok karı ş ı p çözümlenmesi güç bir duruma gelmek. Arapla ş tı rmak * Arap kimliğ ini kazandı rmak. Arap olay ı m * (ş aka yollu) söylenen bir ş eyin doğ rulu ğ una inandı rmak için kullanı lı r.

geçimsizlik olmak. ararot kamı ş ı * Maranta. sı cağ ı sı cağ ı na. taharri. arkası kesilmeden. Arasat * Müslüman inanı ş ı na göre. kı yamet günü bütün ölülerin toplanacakları yer. arası na (veya araları na) kar ı ş mak * büyüyüp yetiş mek. ara ş tı rı * Araş tı rma.ararot * Sı cak iklimlerde yetiş en maranta adlı kamı ş tan ve baş ka bitkilerin kökünden çı karı lan. birbirine darı lmak. ara ş tı rma filmi * Herhangi bir bilimsel araş tı rmada alı cı nı n salt bir kayı t aracı olarak kullan ı lmas ı yla elde edilen film. mütecessis. ara ş tı rma görevlisi . ara ş tı rı lma * Araş tı rı lmak i ş i. arası z arasta ara ş it * Yer fı stı ğ ı . geçirilmek. vira. arası hoş (veya iyi) olmamak *oş eyden hoş lanmamak. arası (veya araları ) aç ı lmak (aç ı k olmak veya bozulmak) * arkadaş lı kları sars ı lmak. müstemirren. inceleyen. arası geçmeden * vakit geçmeden. * Sürekli olarak. ara ş tı rı cı lı k * Araş tı rı cı nı n yaptı ğ ı iş . arkada ş lı k bağ ları kopmak. araları nda gerginlik. arası so ğ umak * aradan zaman geçerek önemini yitirmek. ara ş tı rı cı * Araş tı ran. ara ş tı rmac ı (kimse). * Bilim ve sanatla ilgili olarak yapı lan yöntemli çalı ş ma. * Çarş ı larda veya al ı ş veriş bölgelerinde aynı iş i yapan esnafı n bir arada bulunduğ u bölüm. çocuk maması yapmaya yarayan un. ara ş tı rma * Araş tı rmak i ş i. ara ş tı rı lmak * Araş tı rma yapı lmak. gözden. * Meraklı . ara vermeden. araş tı rman. arası olmamak * geçinememek.

istetmek. yokluğ unu duyurmamak. ara ş tı rmacı lı k * Araş tı rmac ı olma durumu. . aray ı yapmak * araları aç ı lmı ş iki kiş iyi barı ş tı rmak. arat ı ş aratma aratmak * Aratmak iş i veya biçimi. karı ş ı klı ğ a kurban olmak. araya gitmek * harcanmak. * Arzu ettirmek.* Yüksek öğ retim kurumları nda yapı lan araş tı rma. araş tı rman. soruş turmak. dostluk kalmamak. * bir iş yapı lı rken ona engel olacak ba ş ka bir ş ey ç ı kmak. araya soğ ukluk girmek * dostluk bağ ı gevş emek. aratmamak * yenisi. kaybolmak. asistan. eskisinin yerini doldurabilmek. araya koymak * bir iş te sözü geçer bir kimsenin aracı lı ğ ı na baş vurmak. * Bilimde ve sanatta yöntemli çalı ş malar yapmak. aray ı açmak * aradaki uzaklı k artmak. aray ı soğ utmak * zaman geçmek. araya vermek * yararsı z bir i ş e harcamak. * Aramak iş ini bir ba ş kası na yaptı rmak. eski yakı nlı k. * Aratmak iş i. ara ş tı rman * Araş tı rı cı . ara ş tı rmak * Birini veya bir ş eyi bulmak için bir yeri gözden geçirmek. sormak. aray ı cı * Bir ş eyi aramay ı iş edinen kimse. * iki kiş iyi uzlaş tı rmaya çal ı ş mak. araya girmek * iki kiş inin arası ndaki bir iş e karı ş mak. ara ş tı rmacı * Bilim ve sanat alanlar ı nda araş tı rma yapan kimse. araya almak * bir çevreye kabul etmek. * Bir gerçeğ i ortaya çı karmak için aramalarda bulunmak. inceleme ve deneylerde yard ı mcı olan ve yetkili organlarca verilen görevleri yapan öğ retim yardı mcı sı . * arası aç ı lmı ş kimse ile bar ı ş mak.

* Maden üzerine kazı ma yapmak ve çı krı kta çevrilen ş eyleri yontmak için kullanı lan çelik kalem. tetikli yay. ardak ardaklanma * Ardaklanma iş i. aray ı ş araz * Aramak iş i veya biçimi. aray ı p da bulamamak * beklenmedik iyi bir durumla karş ı laş mak. arazbar arazbarbuselik * Türk müziğ inde bir birleş ik makam. koruluk. * Ardı l. arda *İ ş aret olarak yere dikilen çubuk. tahvil. aray ı p sormak * biri hakkı nda haber sormak veya birinin ziyaretine giderek ona karş ı ilgi göstermek. *İ linek. arbitraj * Hisse senedi. arazi * Yer yüzü parçası . toprak. * Hastalı k belirtileri. arbalet arbede * Gürültülü kavga. sazl ı k yerleri temizleyerek tarı ma elveriş li duruma getirme. aray ı p soranı bulunmamak (veya olmamak) * kimsesi olmamak. yabancı para gibi değ erli kâ ğ ı tlar ı daha kârlı görülen baş ka kâğ ı tlarla de ğ iş tirme iş i. durumu. arboretum * Botanik bahçesinde ağ aç ve benzeri bitkilerin dikimine ayr ı lmı ş bölüm. görü ş alan ı geniş olan küçük teleskop. yerey. patı rtı . araziye uymak * ortama. semptom. * Belirtiler. * Türk müziğ inde bir birleş ik makam. *İ çten çürümeye yüz tutmuş ağ aç. yer. *İ stenilen yı ldı zı teleskop içine getirebilmek için büyük teleskoplara paralel olarak bağ lı . . görünmemeye çal ı ş mak.* Arama iş iyle görevlendirilmiş kimse. aray ı cı fi ş eğ i * Bir tür donanma fiş eğ i. * Kundaklı . çevreye uymak. arazi açma * fundalı k.

öncel karş ı tı . ard ı nda yüz köpek havlamayan kurt. * Sataş mak. ard ı ç rakı sı * Cin. ard ı ç otu * Ardı ç ağ acı nı n küçük bitkisi. ard ı nca * Hemen arkası ndan. halef. takı lmak. arkası sı ra. ard ı ç kuş u * Kara tavukgillerden. . * Servigillerden. ard ı kesilmek * arkası gelmemek. ard ı arası kesilmemek * aralı ksı z olarak gelmek. peş ini bı rakmamak. ard ı ardı na * Birbirlerini kovalayarak. tükenmek. aralı ksı z. * Birisinin sı rt ı na ası lmak. ard ı sı ra ard ı ç * Peş inden. hemen ardı ndan. kuyru ğ u kara bir kuş türü (Turdus pilaris). kurt sayı lmaz * önemli kimseleri çekemeyip onlara dil uzatanları n çok olduğ unu anlatı r. ard ı ndan (veya arkası ndan) atlı kovalamak * bir iş i gereksiz bir telâş la yapanlar için söylenir. ası lmak. güzel kokulu yaprakları nı kı ş ı n da dökmeyen. ardı sı ra. karnı ak. ard ı na (veya arkası na) dü ş mek * arkası ndan gitmek. ard ı na kadar aç ı k * (kapı . ard ı n ardı n * Geri geri. ardı sı ra. ard ı l görüntü * Bir duyunun kaybolması ndan sonra geriye kalan görüntü. * Bir çı karı mda varı lan sonuç. yuvarlak kara yemiş leri ilâç olarak kullanı lan bir a ğ açç ı k (Juniperus). pencere için) sonuna kadar aç ı k. ara vermeden. çatmak. ard ı l * Birinin ardı ndan gelip onun yerine geçen kimse.ardaklanmak * (ağ açlarda) Mantarları n sebep oldu ğ u çürümeye u ğ ramak. ard ı lma ard ı lmak * Ardı lma iş i. arkası ndan. Avrupa ve Asya ormanları nda yaş ayan. * Musallat olmak. sı rtı kahverengi.

iki. peş ini bı rakmamak. Kuzeydoğ u Asya'da yaş ayan. durdurmak. arefe günü * Bkz. ard ı ş ı klı k * Ardı ş ı k olma durumu. ard ı ş ı k olgular * Bir hastalı ktan sonra görülebilen fakat hastalı ğ ı n kesin sonucu olmayan olgular. * Siyasî çekiş melerin geçti ğ i yer. * Ardiyeye bakan kimse. kayrak. ard ı ş ı k sayı lar * Bir. argaçlama * Argaçlamak iş i. * Bkz. atkı . argaç * Dokuma tezgâhları nda enine atı lan iplik. arife günü. ardiye * Genellikle ticaret eş yası nı saklamaya yarar yer. ard ı ş ı k * Birbiri ardı ndan gelen. arife. önlemek. * Böyle bir yerde saklanı lan eş ya için ödenen ücret. argali * Boynuzlugillerden. tamamlamak. boğ a güreş i. * Kayağ an taş . argaçlamak * Dokumada argaç atmak. yarı ş . ardiyeci arduaz arefe areometre * Sı vı ölçer. ard ı nı almak (veya getirmek) * bitirmek. ard ı nı kesmek * arkası gelmemek. ard ı ş ı k görüntü * Bir duyunun kaybolması ndan sonra da devam eden görüntü. * Ardiye iş leten kimse. . ard ı nı bı rakmamak * Bkz.ard ı ndan sapan taş ı yetiş mez * bir kimsenin çok hı zl ı gittiğ ini anlatmak için kullanı lı r. antrepo. üç gibi birbiri ardı ndan gelen sayı lar. son vermek. mütevali. büyük boynuzlar ı olan yaban koyunu (Ovis ammon). depo. oyun gibi türlü gösteriler yap ı lan alan. arena * Amfiteatrı n ortası nda.

halis. atom ağ ı rl ı ğ ı 39. tahtadan kapanları n yan tarafları na bağ lanan ağ aç parça. bitkin. ar ı gibi sokmak * iğ nelemek. dağ boğ azı . bal ve bal mumu yapan. kı zı lca renkli küçük sinek (Braula caeca). * Serserilerin. havada %1 oran ı nda bulunan. * Geçit. argonot * Kafadan bacaklı lardan. rengi. kanatsı z. külhan beylerinin kullandı ğ ı söz veya deyim. ar ı gibi * çok çalı ş kan. * Söz argo durumuna gelmek. argon * Atom numarası 18. ar ı kil . ar ı beyi * Her kovanda bir tane bulunan ana arı . * Argı n olma durumu. argı nl ı k argı t argo * Kullanı lan ortak dilden ayrı olarak ayn ı meslek veya topluluktaki insanları n kullandı ğ ı özel dil veya söz dağ arc ı ğ ı . ar ı ar ı bal alacak çiçeğ i bilir * iş ini bilen kimse nereye ba ş vuraca ğ ı nı bilir. * Temiz. kokusu ve tad ı olmayan bir element. zayı f. * Yabancı ş eylerden arı nmı ş . Kı saltmas ı Ar. * Beceriksiz. münezzeh. iğ nesiyle sokan böcek (Apis mellifica). derbent.argı n * Yorgun. ar ı biti * Kör. argola ş mak * Karş ı lı klı argo konuş mak. argüman ar ı * Bir çı kı ş kümesinin de ğ iş kenine verilen ad.9 olan. acı söz söylemek. * Günahs ı z. ar ı dalağ ı * Bal peteğ i. kat ı ş ı ksı z. * Keklik tutmakta kullanı lan. * Zar kanatlı lardan. salyangoz kabuğ u biçiminde kabuğ u olan ve ahtapota benzeyen bir hayvan (Argonauta argo). boğ az. saf. argolaş ma * Argolaş mak özelliğ i gösterme.

kaolin. sı rtı sarı . cı lı z. * Bal almak için arı yeti ş tiren kimse. karnı mavimsi yeş il. aç ı k yerlerde yaş ayan bir ku ş (Merops apiaster). ar ı kuş u * Arı ku ş ugillerden. * Bal almak için arı yeti ş tirme i ş i. Kuzey Afrika. ar ı klamak * Arı k (II) duruma gelmek. ar ı k emek *İ ş çinin. * Genç iş çi arı nı n baş ı ndaki bezlerden salgı lad ı ğ ı azotu çok madde.* Porselen yapmakta kullanı lan bir çe ş it ak ve gevrek kil. ar ı klatma * Arı klatmak durumu. kuru. ar ı kuş ugiller * Omurgalı hayvanlardan kuş lar sı nı fı na giren bir familya. ar ı kçı ar ı klama * Arı klamak iş i. ar ı k çekmek * tı kanan. ar ı klaş mak * Arı k (II) olmak. Arı Kovanı * Yengeç takı m yı ld ı zı yöresinde bir yı ldı z kümesi. ar ı sütü ar ı cı ar ı cı lı k ar ı k * Ark. ar ı klaş ma * Arı klaş mak i ş i. yağ ı erimiş zay ı f. karş ı lı ğ ı ödenmeyen emek. ar ı kovanı * Arı lar ı n içinde bal yaptı klar ı çeş itli maddelerden yapı lmı ş yuva. . ek süre içinde harcadı ğ ı ve sonucunda artı k de ğ er yaratt ı ğ ı . Orta Asya'da az a ğ açl ı klı . ar ı sili * Tertemiz. * Fide veya fidan dikilen yer. ar ı k * Eti. ar ı klatmak * Su yolu yapan kimse. Güney Avrupa. ar ı kovanı gibi iş lemek * (bir yerin) gireni çı kanı çok olmak. sı ska. bozulan arkları temizleyip açmak.

sı skalı k. ar ı lı k ar ı nmak . * Ruhun tutkulardan temizlenmesi. * Arı lanmak durumu. * Temizlenme. * Günahsı zl ı k. ar ı laş ma * Arı laş mak durumu. ar ı laş mak * Arı duruma gelmek. ar ı lama ar ı lamak ar ı lanma * Arı lamak iş i. özellikle karı nları ve arka ayakları kı llarla örtülü zar kanatl ı lar familyası . arı la ş ma. özleş mek. ar ı na dokunmak * utanç duymak. kovanlı k. ar ı klı k * Zayı fl ı k. arı duruma gelme.* Arı k (II) duruma getirmek. saflaş mak. * Sanat yoluyla duyguları n arı nmas ı . özleş me. özle ş tirmek. * Katı ş ı ksı zlı k. * Bir ş eyde herhangi bir ay ı p veya kusur bulunmad ı ğ ı nı bildirmek. ar ı nı n yuvası na kazı k (veya çöp) dürtmek * tehlikeli kiş iyi kı ş kı rtmak. tenzih. vücutlar ı . ar ı laş tı rma * Arı laş tı rmak iş i. ar ı laş tı rmak * Arı duruma getirmek. * Kovanları n konulduğ u yer. ar ı nı ş ar ı nma * Arı nmak iş i veya biçimi. ar ı lı k * Temizlik. özleş tirme. ar ı ndı rma * Arı ndı rmak i ş i. ar ı lanmak * Arı laş mak. ar ı lar * Tek tek veya bir topluluk düzeni içinde yaş ayan. ar ı ndı rmak * Arı nması nı sağ lamak. tenzih etmek.

tasfiye etmek. * Rahatlamak. ar ı tma ünitesi * Doğ al gaz üretim kuyuları ndan toplama hatlar ı yla gelen gazı n içerisindeki hidrojen sülfür. sürekli görünür durumda olmak. * sonradan ortaya çı kmak. ar ı tı cı * Arı tma özelliğ i olan. ar ı tı cı lı k ar ı tı m ar ı tı m evi *Ş eker. rafineri. ar ı tmak * Temizlemek. ar ı za yapmak * Bozulmak. . ar ı tma * Arı tmak iş i. * Bulaş mı ş . arı duruma gelmek. ar ı z ar ı z olmak * bulaş mak. rafinaj. için) Arı tma i ş i. petrol gibi maddelerin ar ı tı ldı ğ ı yer. * (petrol. * Katı ş ı ksı z duruma getirmek. tasfiyehane. bemol ve bekâr i ş aretlerinin ortak adı . aksaklı k göstermek. * Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü. ar ı tı ş * Arı tmak iş i veya biçimi. ar ı ş ar ı ş ar ı ş * Araba oku. * Arı tma iş i.* Temizlenmek. * Deterjan. * Çözgü. alçaltmak veya eski durumuna getirmek için notanı n soluna konulan diyez. * Katı ş ı ksı z. ar ı za * Engebe. karbondioksit ve su buharo gibi hidrokarbon bile ş iğ i olmayan gazlarla. aksaklı k. musallat olmuş . ar ı zalanmak * Arı za. yağ vb. hidrokarbon kondanstları nı n tabiî gazdan ayrı ld ı ğ ı birim. * Sonradan ortaya çı kan. iş lemez duruma gelmek. * Aksama. ar ı zalanma * Arı zalanmak iş i. * Bir notanı n sesini yarı m ton yükseltmek.

arife * Belirli bir günün. biçimde. arifane * Arif olana yak ı ş acak yolda. * Operalarda solistlerden birinin orkestra e ş li ğ inde söylediğ iş arkı . varı ş lı . mutlu. aristokrasi * Ekonomik. * Yiyeceğ i ortakla ş a sa ğ lanan (toplant ı ). Ari arî Ari dil aria arif * Çok anlayı ş lı ve sezgili (kimse). aristokrat . bozulmuş . * Aksamayan. arifane ile * ortaklaş a. arioso Aristocu * Dramatik ve lirik bakı mdan yüksek bir anlatı m gücü olan ağ ı r baş lı hava. bu halka özgü. *İ ran'dan geçerek Kuzey Hindistan'a yerle ş en halk veya bu halktan olan kimse. * (Araç vb. arife günü * Dinî bayramlardan önceki gün. bozulmadan iş leyen. düz. * Özgür. Aristoculuk * Aristotelesçilik. * Geçici. olayı n bir önceki günü veya ona yakı n günler. * Aristotelesçi. * Soylular sı nı fı . arif olan anlas ı n (veya anlar) * herkesin anlayacağ ı kadar açı k söylenmeyen bir sözün gerçek anlamı nıkavrayanlar için söylenir. eğ reti. arya. için) Aksayan. * Çı plak. iş lemeyen. * Engebesiz. * Huzurlu. rahat. * Bu halkla ilgili. * Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İ ran grubuna verilen ad. * Yarı m yamalak.ar ı zal ı * Engebeli. ön gün. hür. toplumsal ve siyasî gücün soylular sı nı fı nı n elinde bulundu ğ u tarihî yönetim biçimi. dı ş tan gelen. ar ı zası z ar ı zî * Sonradan olan. idare edecek biçimde.

* Ritimli olmayan. düzensiz. * Belli bir taş ı nı r malı n kullanı lması nı n geri verilmek ş art ı yla bedelsiz olarak bir kimseye bı rakı lması . dizinin terim sayı sı na bölünmesiyle elde edilen sayı . ark . * Yüksek bir makama sunulan mektup veya dilekçe. * Kalp atı ş ları ndaki düzensizlik ve eş itsizlik. konusu sayı lar. aristokratl ı k * Aristokrat olma durumu. gezimcilik. Aristotelesçi * Aristotelesçilik yanlı sı olan kimse. ariz amik ariza arjantin * Enine boyuna. aristokratik * Aristokratlı kla ilgili. ödünç. * Bu felsefeyi benimsemiş olma durumu. Arjantinli * Arjantin halkı ndan olan.* Aristokrasi yanlı sı .. aritmetik orta * Bir diziyi oluş turan say ı lar ı n toplam ı nı n. * Sancağ ı .7. aritmetik dizi * Ardı ş ı k terimleri arası ndaki ayr ı m değ iş meyen dizi: 1. * Büyük bira bardağ ı . her yönü ile. aritmetik * Matematiğ in. dizisi aritmetik bir dizi olup ortak çarpan denilen değ iş mez oran ı 2 sayı sı dı r..9. * Soylu. bunlar ı n özellikleri ve iş lemler olan kolu. Aristotelesçilik * Yunan filozofları ndan Aristoteles'in felsefesi. ariyeten * Eğ reti olarak. * Bu bilimle ilgili. yelkeni veya sereni direkten a ş ağ ı alma. aritmetik iş lem * Aritmetik yoluyla yapı lan çözüm. aritmetiksel * Aritmetik ile ilgili. ödünç olarak.5.3. aritmi aritmik ariya ariyet * Eğ reti.

kanal. art arda. * Bir ş eyin sı rt durumunda olan yüzeyi. arka müziğ i * Bir oyunda hareket ve sözlerin yanı sı ra etkiyi artı rmak için hafifçe çalı nan müzik. arka plânda * Geride. hark. arka arkaya vermek * birbirini korumak için birleş mek. * Arkada olan. manevî yönden destek olmak. dayan ı ş mak. iltimasçı . arka olmak * maddî. yabancı gibi davranmak. . kayı rı cı . * Geçmiş . arka * Bir ş eyin temel tutulan yüzünün tam ters yan ı . * Önemsiz. cetvel. * Dağ sı rtları nda davarlar ı n yatı rı ldı ğ ı düz. * Ağ ı l. peş .*İ çinden su akı tmak için toprağ ı kazarak yapı lan açı k oluk. kayı rmak. * Geri kalan bölüm. arka arka * Geriye doğ ru. * Otururken sı rtı n dayandı ğ ı yer. arka çı kmak * bir kimseyi baş kaları na karş ı korumak. destek olmak. * (insan için) Vücut. rüzgâr almayan kuytu yer. arka (veya sı rt) çevirmek * eski ilgiyi göstermez olmak. piston. arka teker * Araçları n arka düzeninde yer alan tekerlek. arka sokak * Ana yola açı lan ikinci derecedeki sokak. * Koruyucu. arka kap ı dan çı kmak * okuldan baş arı sı zl ı kla ayr ı lmak. arka vermek * desteklemek. arka yüz arkaç * Bir ş eyin arkada kalan yüzü. arka ayak * Hayvanlarda vücudun gerisinde bulunan ayaklardan biri. dayamak. kayı rı cı bulmak. arka arkaya * Hemen birbirinin arkası ndan. arka bulmak * bir koruyucu. beden. arı k. geride kalm ı ş zaman. * Art. arkada bulunan.

arkada ş canlı sı * arkadaş lı ğ a değ er veren. arkaizm arkalama arkalamak * Arkası na almak. refik. * Bir kimseye güven vererek yardı m etmek. * değ erce ileride olanlar ı n arkası nda kalmak. yüklenmek. arkada ş ça * Arkadaş olarak. hempa. kullanı mdan düş müş olan eski söz ve deyim. omuzda ş lı k. arkada bı rakmak * bir ş eyden epey uzakla ş mı ş bulunmak. geride kalmak. gizlice. el altı ndan. geride kalmak. arkada ş lı k * Arkadaş olma durumu. * bir süre beraber bulunmak. * (ölen kimseye göre) dünyada bı rakmak. arkaik * Arkaizmle ilgili. arkada kalmak * geriden gelmek. ünsiyet. . arkada ş olmak * bir kimseyle dostluk kurmak. arkada ş değ il. * Kullanı ldı ğ ı çağ dan daha eski bir ça ğ dan kalma bir biçimin. eş lik etmek. arkadan arkaya * Gizli gizli. ileri gidememek. içten olmak. dedikodusunu yapmak. * Birbirlerine karş ı sevgi ve anlayı ş gösteren kimselerden her biri. * Konuş ulan ve yazı lan dilde. huyu ve düş ünceleri birbirine uymak. arkada ş * Bir iş te birlikte bulunanlardan her biri. bir yapı nı n özelliğ i. belli etmeden. arkada ş lı k etmek * bir iş te birlikte bulunmak.arkada bı rakmak * birinden daha ileri gitmek. yâren. müzaheret etmek. * Güzel sanatlarda klâsik çağ öncesinden kalan. korumak. arkadan söylemek * kendisi bulunmadı ğ ı bir yerde kimseyi çekiş tirmek. içtenlikle. arkadaş ları na çok düş kün olan kimse. refakat etmek. * Arkalamak iş i. arkadaş a yak ı ş ı r davranı ş . destek olmak. arkadan vurmak * bir kimse kendisine güvenen ve inanan birine gizlice kötülük etmek. arka taş ı * zarar veren arkadaş lar için söylenir. eskimiş (söz veya eser). * zaman bakı mı ndan geçmi ş te bı rakmak. birlikte gitmek. dostça. yard ı m. arkada kalanlar (veya arkadakiler) * bir kimsenin öldüğ ünde veya bir yere gittiğ inde geride bı raktı ğ ı yakı nları . müzaheret.

arkası sı ra * arkası ndan. yerinden düş ürülememek. sürekli olmak. son bulmak. arkalı k. arkası yufka * Sevilen bir yemeğ in arkas ı ndan baş ka bir yemeğ in bulunmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. * Soğ uğ a karş ı gereğ i gibi giyinmemi ş olma durumu. sı rt dayayacak yeri olan. arkal ı k * Ev içinde giyilen kolsuz. * Sı rtı nda yük taş ı yan hamallar ı n. semer. arkası sı ra * Ardı ndan. * desteğ ini sağ lamak. arkalanmak * Kendisine yardı m edilmek. destek olunmak. * Sı rt dayamaya yarar yer. bir yerde durdurulmak. arkası kesilmek * tükenmek. . peş inden. taş ı mak.arkalanma * Arkalanmak iş i. arkal ı arkal ı ç * Arkalı k. arkası na dü ş mek (veya takı lmak) * bir iş i sona erdirmek için sı kı çalı ş mak. sı rt dayayacak yeri olmayan. * (birini) gözden ayı rmayarak arkası ndan gitmek. arkası alı nmak * sona erdirilmek. güçlü olmak. arkal ı klı * Arkalı ğ ı . kalı nca bir tür kı sa hı rka. arkası gelmek * devamlı olmak. arkası olmamak * kayı racak kimsesi olmamak. koruyucusu. yük taş ı rken kullandı klar ı arka yast ı ğ ı . arkası na almak * sı rt ı na yüklemek. dayanağ ı olan. arkal ı ksı z * Arkalı ğ ı . arkası (veya sı rt ı ) yere gelmemek * sarsı lmamak. bitirilmek. arkası pek * Güçlü birine veya sağ lam bir ş eye güvenen. * Koruyanı . arkası na bakmadan gitmek * arkada kalanlarla hiç ilgilenmeden bir yerden ayrı lmak.

koruyucusu. arkası nı almak * bir iş i tamamlamak. geriden gelmek. *İ lk ana madde. övmek. arkası ndan * birinin orada hazı r bulunmamas ı durumunda. arkası ndan ko ş mak * iş yaptı rmak için birinin arzusunu kollamak. dayanağ ı olmayan. sonraya kalmak.arkası nda (veya sı rtı nda) yumurta küfesi yok ya! * eski düş üncesini de ğ iş tirmekte. sözünden caymakta sakı nca görmeyenler için kullanı lı r. arkası ndan sürüklemek * arkası ndan gelmesini sağ lamak. arkası z * Arkalı ğ ı olmayan. arkası nı (veya peş ini) bı rakmak * vazgeçmek. . görüş me fı rsatı aramak. arkası nı (birine) vermek * birinin koruyuculuğ una güvenmek. yüzyı lda Fransa'da kullanı lmaya baş lanan. arke arkebüz * XV. arkaüstü * Arkası yere gelecek biçimde. ertelemek. arkası nı (bir ş eye) vermek * dönmek. taş ı nabilir ateş li silâh. arkaya kalmak * geride kalmak. arkası nı sı vamak * okş amak. * Koruyanı olmayan. arkası nı dayamak * birinin koruyuculuğ una güvenmek. arkası nı getirememek * baş lad ı ğ ı bir i ş i sürdürüp sona erdirememek. baş ka zamana veya iş in sonuna bı rakmak. arkeen arkegon * Kambriyumlardan önce oluş an en eski yer katı . * birine çok ilgi duymak. iltifat etmek. arkası nda dola ş mak (veya gezmek) * bir iş i yaptı rmak için ilgili veya yetkili bir kimsenin uğ radı ğ ı yerlere giderek görüş me f ı rsatı aramak. arkaya bı rakmak (veya koymak) * sonraya.

* (olumsuz olarak veya olumsuz anlamlı cümlelerde kullanı lı r) Utanmak. limanda kı ş lamak. arktik arlanma arlanmak arlanmaz * Utanmaz. * Arlanmak iş i.organı . yelken ve ip gibi donanı mı nı düzenleyen usta. arkeoloji uzman ı veya bilgini. yağ mur ve kardan korumak amac ı yla bir süre için sökmek. * Geminin direk. arlı * Namuslu. * Tarih öncesi ve eski çağ lardan kalma eserleri tarih ve sanat bak ı mı ndan inceleyen bilim. arma uçurmak (veya arma budatmak) * armayı rüzgâra kaptı rmak. ip. arkeopteriks * Hem kuş hem sürüngen özellikleri gösteren bir hayvan fosili. ongun. kum taş ı türünden bir tortul kayaç. arma * Bir devletin. arma donatmak * armayı yerli yerine koymak. * Kuzey kutupla ilgili. sı kı lgan. seren. armada armador * Donanma. utangaç. seren. huysuz huyundan vazgeçmez * herkes kendi karakterine göre davranı ş ta bulunur. * Köy evlerinde kapı ları n arkası na konulan kal ı n kuş ak. halat ve yelken takı mı . sı kı lmaz. arlı arı ndan. arkı t arkoz * Birleş iminde feldspat bulunan. bir hanedanı n veya bir ş ehrin sembolü olarak kabul edilmi ş resim. kuzey kutup yakı nı nda olan. arkeolog arkeoloji * Eğ relti otlar ı nda. * Geminin yürümesine hizmet eden direk. bütün kara yosunları nda ve bazı açı k tohumlularda görülen diş ilik * Kazı bilimci. kazı bilimi. arma soymak * hareketli olan armayı . arkeolojik * Arkeoloji ile ilgili. bazı su yosunlar ı nda. harf veya ş ekil. armadura * Gemide direklere tak ı lı halatları bağ lamak için küpe ş tenin iç tarafı nda bulunan delikli ve çubuklu levha. arma ğ an .

hediye etmek. arma ğ an etmek * birine bir ş eyi armağ an olarak vermek. yurdumuzun her yerinde yetiş en. * Ticaret gemisi sahibi. armatür * Bir aletin ana bölümünü oluş turan k ı sı m. * Armut biçiminde olan. armoni * Türlü sesler arası nda sağ lanan uyum. armatörlük * Armatör olma durumu. yumuş ak. armudî armudiye * Armut biçiminde nazarlı k olarak takı lan altı n. * Akordeon. * Bağ ı ş . hediye.* Birini sevindirmek. Ahlatı n iyisini (dağ da) ayı lar yer. mutlu etmek için verilen ş ey. armoni orkestrası * Yalnı z üflemeli çalgı lardan oluş an orkestra. mı zı ka. * Bir kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri. armonik * Armoni ile ilgili olan. * Gemi iş letme iş i. sulu. çiçekleri beyaz. * Bir bilim adamı nı n emek verdi ğ i dalda onu anmak için hazı rlanan bilimsel eser. armoniler * Frekansı . ayr ı notada sesler çı karan küçük ağ ı z çalgı sı . ana sesin frekansı ndan tam katı olan sesler. armonika * Yan yana sı ralanm ı ş deliklerden her biri üflenince. armudun iyisini (dağ da) ayı lar yer * Bkz. * Ödül. kuvvet akı mı nı toplu bir duruma getirmek için bu kutuplar arası na yerle ş tirilen demir parçası . ihsan. armut gibi . gemi i ş letmecili ğ i. * Bu ağ acı n rengi sar ı dan yeş ile kadar de ğ iş ebilen tatl ı . armal ı armatör * Arması bulunan. armut * Gülgillerden. * Fazla bön. * Bir mı knatı sı n iki kutbu arası nda. * Armonika. armonyum * Taş ı nabilir küçük org. ufak çekirdekli meyvesi. armonize * Tamamlayı cı sesler eklenmiş (müzik parças ı ). bir a ğ aç (Pirus communis).

arnika aroma * Bitki özlerinden veya yağ lar ı ndan elde edilen ho ş koku. armutun sapı var. Arnavutlaş tı rma * Arnavutlaş tı rmak durumu. bön. armut piş ağ zı ma dü ş ! * bir iş e hiç emek harcamaksı zı n onun kendiliğ inden olması nı bekleyenlerin durumunu anlatı r. Arnavutluk * Arnavut olma durumu. Arnavutlar ı n kullandı ğ ı dil. * Arnavut halkı nı n bütünü. armut top * Boksörün çalı ş malar ı nda kullandı ğ ı içi havalı . armuz Arnavut * Gemilerde güverte ve borda kaplama tahtaları nı n yan yana gelmeleri sonucu aralar ı nda oluş turduklar ı çizgi. .* çok anlayı ş sı z. Arnavut biberi * Acı kı rmı zı biber. Arnavut bacas ı * Çatı penceresi. * Arnavutluk ve çevresinde yaş ayan bir halk. Arnavutlaş ma * Arnavutlaş mak. Arnavutça * Hint-Avrupa dilleri ailesine giren. armut biçiminde olan bir süs kabağ ı . armut kaba ğ ı * Ürünü. Arnavutlaş tı rmak * Arnavut kimliğ ini kazand ı rmak. armut kurusu * Daha sonraki mevsimlerde yenmek üzere kurutulmuş armut. üzümün (veya kiraz ı n) çöpü var demek * her ş eye kusur bulmak. mastı çiçeğ i. Arnavutlaş mak * Arnavut dilini ve kültürünü benimsemek. Arnavut kald ı rı mı * Yollarda irili ufaklı taş larla geliş igüzel yapı lan kaldı rı m. sı ğ ı r gözü. armut biçiminde top. hiçbir ş eyi be ğ enmemek. Arnavut ci ğ eri * Ciğ er tavası . aromatik * Öküz gözü. * Bu halka özgü olan (ş ey). dı ş ı deri.

arpa ş ehriye * Arpa biçiminde dökülmüş ş ehriye. darı çı ktı * ters sonuç veren iş ler için söylenir. arozöz * Kamyon. * Tüfek. * Arpa biçiminde ş ehriye. * Müftü ve kazasker gibi din görevlilerine aylı k yerine verilen giyecek. doldurma ve boş altma düzeni olan. bir su deposu eklenmesiyle olu ş turulan. arpacı kumrusu gibi düş ünmek * ne yapacağ ı nı bilmeyerek derin derin dü ş ünmek. . arpacı lı k arpa ğ an arpalama * Atları n ayakları nda görülen ve rahat yürümelerini önleyen bir hastalı k. * Bu bitkinin taneleri. arpa güvesi * Tahı llara dadanan bir güve türü. yiyecek gibi ş eyler veya para. araba gibi bir taş ı t aracı na. sulamaya yarar araç. arpalı k * Arpa ekilen yer. arpa * Buğ daygillerden. hayvanlara yem olarak verilen. arpa tarlası . aromalı . * Arpa yetiş tirme veya alı p satma iş i. * Çok arpa yemekten ileri gelen bir hayvan hastalı ğ ı . arp * Bkz.* Hoş kokulu. arpacı k soğ anı * Tohumdan yetiş tirilen ve tohumluk olarak kullanı lan küçük so ğ an. arpa ektim. taneleri ekmek ve bira yapı mı nda kullanı lan. arpa suyu * Bira. * Hayvanı n diş inde bulunan ve hayvan yaş landı kça silindiğ i için ya ş ı nı belli eden bir ni ş an. yurdumuzda çok yetiş tirilen bir bitki (Hordeum vulgare). * Karş ı lı ksı z yarar sağ lanı lan yer veya kimse. it dirseğ i. * Arpa konulan yer. tabanca gibi ateş li silâhlarda namlunun en ileri bölümünde bulunan ve niş an alı rken gezle birlikte göz ile hedef arası nda ayn ı çizgi üzerine getirilen küçük ç ı kı ntı . arpacı k * Göz kapağ ı nı n kenarı nda çı kan küçük çı ban. arpacı * Arpa alan ve satan kimse. * Baş maklı k. * Yabanî arpa. arpa boyu kadar gitmek (veya yol almak) * pek az ilerlemek. harp (II).

* Kolayca üreyebilen (bitki). zı rnı k. arpç ı arpej arsa arsenik * Atom numarası 33. * Aç gözlü davranan (kimse). arsı zlı k etmek * utanmadan. arsı z * Utanması . * Bir akort oluş turan seslerin birbiri arkası ndan çalı nmas ı . aç gözlü davranmak. sı kı lmas ı olmayan. maden filizlerinde çok yaygı n bulunan. arslan ı n ad ı çı kmı ş . Kı saltması As.arpalı k etmek * arpalı k yapmak. arsı z arsı z * Utanmaz bir biçimde. arsı zca * Arsı z gibi. yı lı ş ı k. metal görünümünde basit element.91. * Üzerine yapı yap ı lmak için ayrı lmı ş yer. çakallar ba ş keser * haksı zl ı ğ ı veya kötülü ğ ü esas yapanı n yerine bu konuda ad ı ön plâna çı kan kiş iler anlamı nda kullanı lı r. arsı ulusal * Uluslar arası . sı kı lmadan. arpası çok gelmek * coş mak. yüzsüz (kimse). arsı zlaş mak * Arsı z duruma gelmek. arsı zlanma * Arsı zlanmak iş i. azmak. yı lı ş arak. yoğ unluğ u 5. arsı za yakı ş an biçimde. arpalı k yapmak * bir kaynaktan sürekli olarak çı kar sa ğ lamak. sı rna ş ı klı k. arslanlı . arslan * Aslan. arsı zlı k * Arsı z olanı n durumu veya ars ı za yakı ş acak davranı ş . * Arp çalan kimse. sı çan otu. arsı zlaş ma * Arsı zlaş mak iş i. s ı rna ş arak. atmosfer bas ı ncı altı nda 4500 C de süblimle ş en. atom ağ ı rl ı ğ ı 74. yı lı ş ı klı k.7 olan. yüzsüzce davranmak. kudurmak. arsı zlanmak * Arsı zlı k etmek.

troleybüs. ar ş ar ş e * Askerlikte "yürü" komutu. * Dokuzuncu kat gök. art * Arka. geri. * Yaklaş ı k olarak 68 cm ye eş it olan uzunluk ölçüsü.* Osmanlı devletinde kullanı lan arslan baskı lı gümüş sikke. art arda * Birbirinin arkası ndan. ar ş ı nlamak * Arş ı nla ölçmek. ar ş etip ar ş ı âlâ ar ş ı n *İ lk örnek. ar ş ı nlı k ar ş idük ar ş idü ş es * Arş ı n ölçüsünde. * Amaçsı z. ar ş ivcilik * Arş ivcinin yapt ı ğ ı iş veya görevi. tramvay gibi elektrikle iş leyen taş ı tlarda telden elektrik akı mı almaya yarayan. ar ş iv ar ş ivci ar ş ivleme * Arş ivlemek iş i. ar ş ı nlama * Arş ı nlamak iş i. art avurt . * Keman yayı . ar ş ivlemek * Arş ive kald ı rmak. * Belgelik görevlisi veya uzmanı . * Arş idükün kar ı sı veya k ı zı . * Avusturya'da imparator ailesi prenslerine verilen unvan. * Avusturya hanedanı nda prenses. geniş adı mlarla dolaş mak. arş ivde saklamak. arş ı n kadar. yukarı ya doğ ru uzanmı ş demir yay. * Bir ş eyin öbür yüzü. * Belgelik. * Tren. ar ş *İ slâm dinî inanı ş ı na göre göğ ün en yüksek katı .

arta ğ an * Alı ş ı landan veya beklenilenden artı k verimi olan.* Avurdun arka bölümü. artç ı lı k * Artçı nı n görevi. fazlala ş an. geriye kalmak. . arta ğ anl ı k * Alı ş ı landan veya beklenilenden artı k ürün verme durumu. fazla bulunmak. art ı mlı . bereket. art damak * Damağ ı n arka bölümü. art düş ünce * Bir düş üncenin arkası nda gizli tutulan ası l düş ünce. hinterland. art zamanl ı dil bilimi * Dil olayları nı değ iş ik zaman ve evrim aç ı sı ndan ele alan dil bilimi. artakalmak * Artmak. art elden * birini oyalayı p. artakalma * Artakalmak iş i veya durumu. g. ğ . art zamanl ı lı k * Değ iş ik zaman ve evrim açı sı ndan incelenen dil olayları nı n özelliğ i. dümdar. art avurt ünsüzü * Dil ucunun art damağ a çarpmas ı ndan oluş an ve dilin yanları ndan akan ses. art damak ünsüzü * Ciğ erlerden gelen havanı n dil sı rt ı yard ı mı yla art damağ ı n çeş itli noktaları nda bazen patlayarak. artç ı * Yürüyüş durumunda bulunan bir askerî birli ğ in güvenliğ ini sağ lamak için arkadan gelmek üzere bı rak ı lan kı ta. art niyet art oda art teker *İ tici gücü sağ layarak bisikleti yürüten teker. ondan gizli olarak. art zamanl ı * Evrim açı sı ndan ele alı nan süre içinde birbirini izleyen. art eteğ inde namaz kı l * çok temiz huylu kimseler için söylenir. art bölge * Deniz kı yı sı nda bulunan bir yerin gerisindeki bölge. * Art düş ünce. * Geçmiş bir sanat veya edebiyat çı ğ ı rı nı sürdüren (sanatç ı . hareket). bazen de sı zarak oluş turduğ u ünsüz: k. diyakroni. bereketli. * Çoğ alan. * Gözde iris ile billûr cismin arası ndaki boş luk. diyakronik.

* Sı fı rdan büyük. *İ çildikten. sonra. sı fı rdan büyük sayı . metal uçlardan artı yüklü olanı . pozitif. art ı k emek *İ ş çinin. artağ an. anot. art ı uç art ı k * Elektrikli çözümlemede. yenildikten veya kullanı ld ı ktan sonra geriye kalan. çoğ alma. art ı k yı l art ı klama * Dört yı lda bir gelen 366 günlük y ı l. art ı m * Artma. karş ı lı ğ ı ödenmeyen emek. art ı k değ er *İ ş çinin. * Trafiğ i yoğ un olan ana yol. art ı k gün * Artı k yı llarda ş ubat ayı na eklenen. * Kalan veya artan bölüm. yeter. kar ş ı lı ğ ı nı ödemeksizin sahip olduğ u ek değ er. artı ş . seneikebire. * Artı klamak iş i. * Toprağ ı burgu ile delinerek aç ı lan ve suyu yükseğ e fı ş kı ran kuyu. önünde art ı iş areti bulunan (sayı ). * Bir ş ey harcandı ktan sonra onun artan bölümü. art ı klamak * Yemekte artı k bı rakmak. . ek süre içinde harcadı ğ ı ve sonucunda artı k de ğ er yaratt ı ğ ı . art ı mlı art ı n art ı rı lma * Piş ince ş iş tiğ i için miktar ı artm ı ş gibi görünen. * Daha çok. pozitif sayı . arterit artezyen artezyen kuyusu * Artezyen. * Atardamar bozukluğ u. art ı * Toplama iş leminde + iş aretinin adı . eksi karş ı tı .arter * Atardamar. dört yı lda bir gelen 29. * Katyon. gün. * Artı rı lmak i ş i. sı vı ya batı rı lı p akı mı n geçmesini ağ layan. * Bundan böyle. daha fazla. ödenen değ erin üzerinde ürettiğ i ve iş verenin. zait. daha. art ı sayı * Kendisinden önce + iş areti bulunan. iş gücünün karş ı lı ğ ı olarak.

artist gibi. * Eskisinden daha çok çoğ almak. art ı ş artist gibi artistçe artistik artistlik artrit artroz artt ı rma artt ı rmak . * Yükseltmek. güzel ve alı mlı (kimse). artmak artmak * Büyük heybe. art ı rma * Artı rmak iş i. artma. * boylu poslu. * Artı rmak iş i yapı lmak. sanatçı . * Artistin görevi. artı m. artma * Artmak iş i. * Eğ lence yerlerinde gösteri yapan kimse. sanatkâr.art ı rı lmak * Artı rmak iş ine konu olmak. tasarruf etmek. artist * Güzel sanatlardan birini meslek edinen kimse. sanatlı . süreğ en eklem hastal ı ğ ı . * Eklem romatizması . art ı rmak * Artması nı sa ğ lamak. * Gereğ ince harcandı ktan sonra bir miktar geri kalmak. * Müzayedede artı rma. müzayede. * Genellikle ş ekil bozucu. fazlalaş mak. * Artmak iş i veya biçimi. çoğ altı lmak. * Arttı rmak iş i. art ı rı m * Bir ş eyi idareli harcayarak onun bir bölümünü art ı rma iş i. * Artist olma durumu. * Değ eri yükselmek. tezyit edilmek. iltihapsı z. * Güzel sanatları n gerektirdiğ i niteliğ e uygun. * Artiste benzer biçimde. * Herhangi bir davranı ş ta ileri gitmek. * Alı cı lar aras ı ndaki yarı ş maya dayanan ve en yüksek fiyatı sürene malı n verilmesiyle biten yöntem. çoğ alı ş . tasarruf. * Tutumlu davranı p biriktirmek. çoğ altmak. * Bir malı baş ka al ı cı ları n verdiğ i fiyattan daha yüksek bir fiyatla almak istemek.

arya * Operalarda solistlerden birinin orkestra eş li ğ inde söylediğ i. arz arz arzuhâl gibi (veya kadar) * bir mektubun çok uzun olduğ unu anlatmak için söylenir. Aryanizm * IV. istida. genellikle kendi içinde bütünlüğ ü olan parça. arz * Sunma. bildirme. arz talep kanunu * Belirli bir piyasada sunu ve talep dengesini düzenli tutma sistemi. arz dairesi * Bkz. arzuhâl * Dilekçe. kapalı lı k veya açı klı k değ erlerine göre türlü ses kalı pları ndan olu ş an Divan Edebiyat ı naz ı m ölçüsü. * Heves. yüzyı lda Arius adlı bir papazı n kurduğ u ve Hristiyan inanı ş ı nı n tersine olarak İ sa'nı n tanrı lı ğ ı nı inkâr eden mezhep. geniş lik. * Yer bilimi. * saygı ile bildirmek. arz odası * Mevkii olan insanları n. jeoloji. arz derecesi * Bkz. . yeryüzü. * (büyük bir makama) Anlatma. * En. * Yer. arzanî arziyat arzu *İ stek.aruz * Hecelerin uzunluk ve kı salı k. halkla görüş tüğ ü oda. enlem dairesi. arz ve talep * Üreticinin piyasaya mal çı karması ve tüketicinin piyasadan mal çekmesi olayları . arz etmek * sunmak. * Enine olan. sunu ve istem. dilek. arzu etmek * yürekten istemek. enlem. arzu duymak * birine veya bir ş eye karş ı istek duymak.

arzuhâlcilik * Arzuhâl yazma iş i. asabî * Sinirli. özlemek. arzulu *İ stekli. asabîle ş me * Asabîleş mek i ş i. eklendi ğ i kelimenin daha aş ağ ı derecelisini anlatan yeni kelimeler türetmeye yarar. istemek. * Bir iş te baş ta gelen (kimse veya ş ey). öfkelenmek. As * Arsenik'in kı saltması . asabîle ş mek * Kı zmak. mektup vb. * Sinir hastalı kları ile ilgili hekimlik kolu. asas kat as yön asabiyeci . sinirlenmek. asa * Bazı ülkelerde. hevesli. as as * Kakı m. asabîlik asabiye * Asabî olma durumu. arzusu kalmak * isteğ i yerine gelmemek. * Sinir hastalı kları ile ilgili hastahane bölümü. arzulamak *İ stek duymak. yazan kimse. din adamlar ı nı n güç sembolü olarak. * Ast sı fatı nı n kı saltı lmı ş ı . * Eskiden ihtiyarları n baston yerine kullandı kları uzun sopa. * Sinir hastalı kları uzmanı .arzuhâlci * Para ile dilekçe. mareş allerin. * Ara yön. sinirlilik belirtileri göstermek. * Sinirle ilgili. *İ skambil kâğ ı tları nda birli. törenlerde ta ş ı dı kları bir tür ağ aç veya metalden değ nek. arzulama * Arzulamak iş i. sinirsel. hükümdarları n. * Herhangi bir ölçü biriminin bölündüğ ü eş it parçalardan her biri. hevesini alamamak.

tufeyli. ası l olarak. asabî yapı lı olma. asamble asansör araç. kripton. asalaklaş mak * Asalak duruma gelmek. temel niteliğ inde olan. vekâleten kar ş ı tı .asabiyet asal * Sinirlilik. * Baş lı ca. asansörcü * Asansörün bakı m ve onarı mı nı yapan kimse. soy gazlar. neon. * Yazı da veya sözde bayağ ı söz ve deyim bulunmaması durumu. * Bir canlı nı n içinde veya üzerinde sürekli veya geçici olarak. * Yapı lar. asalaklı k asalet * Asalak olanı n durumu. konakçı yla iliş kisini ve yapt ı ğ ı hastalı klarla bu hastalı klara karş ı giri ş ilecek sava ş ı konu alan bilim dalı . asalak parazit. asillik. onun zararı na yaş ayan baş ka canlı . * Bir görevde temelli olarak. * Soyluluk. * Kendi adı na hareket ederek. *İ nsanlar ı veya yükleri bir yap ı nı n bir katı ndan ötekine veya yüksek yerlere ç ı karı p indiren elektrikle iş ler * Kurul. yaş ayı ş ı nı . * Bir görevi yüklenmiş olan. asaleten asaleten atama * Sürekli görev yapmak üzere bir göreve atama. asalak bilimi * Asalakları n yapı sı nı . o görevin sahibi olan kimse. asal gazlar * Atomları nı n dı ş elektron halkalar ı tamam ı yla veya geçici olarak elektrona doymuş olan gazlar (helyum. ekti. asal say ı (lar) * Bölenlerinin kümesi iki elemanl ı olan elemanlardan biri 1. asalaklaş ma * Asalaklaş mak durumu. eserler. argon. * Otel ve hastahane gibi büyük kuruluş larda asansörün düzenli çalı ş ması nı sa ğ layan kimse. asansör bo ş luğ u * Binalarda asansörün iş lemesi için bı rakı lan boş luk. esasî. ksenon). * Baş kalar ı nı n sı rtı ndan geçinen (kimse). vekillik karş ı tı . . asap asar * Sinirler. parazitoloji. öbürü sayı nı n kendisi olan doğ al sayı (lar).

asetik asit * Sirkeye tadı nı ve özelliklerinden birçoğ unu veren asit. * Sirkeyle ilgili. taş pamu ğ u. ba ş lama ve bitme anlar ı baş ka olan (olaylar).asarı atika asayi ş * Eski yapı lar. *İ lâç kullanmadan. ases * Gece bekçisi. k ı rı lmadan bükülebilen ve ateş te niteli ğ i değ iş meyen bir mineral. * Ana maddesi katran olan ve yolları n kaplanması nda kullanı lan karı ş ı m. baş ş ehrin düzenini korumakla da yükümlü olan 28. aselbent * Hekimlikte ve koku yapı mı nda kullanı lan. asbest * Tremolitin bozulması ndan oluş an lifli. * Eş zamanl ı olmayan. asenkron asepsi aseptik asesba ş ı * Yeniçeri ocağ ı ndaki askerî görevinin yan ı sı ra. güçlü ve beyaz bir ı ş ı k vererek yanan hidrokarbonlu bir gaz. yadı n kurun. sirkeyle aynı özellikleri taş ı yan. * Bu reçinenin elde edildiğ i ağ aç (Styrax officinalis). kaya lifi. eter kokusunda bir sı vı . saydam. kolayca alev alı r. * Birçok organik maddeyi eritmekte kullanı lan uçucu. yalnı zı sı yardı mı ile aygı t ve pansuman gereçleri gibi ş eyleri mikropsuzla ş tı rma iş i. asbest yünü * Asbestin iş lenerek yün biçimine sokulmuş u. * Her türlü mikroptan arı nmı ş . * Birleş imine asetat kar ı ş tı rı lmı ş . asetilen aseton asfalt * Renksiz. . eski eserler. e ş zaman karş ı tı . aselbent ağ acı nı n kabukları çizilerek elde edilen bir reçine. senkron. asetat asetatlı asetik * Asetik asidin tuzu veya esteri. ortanı n çorbacı baş ı sı na verilen ad. güvenlik. sarı msak kokulu. asbaş kan *İ kinci baş kan. asayi ş berkemal * Güvenliğ in yerinde olduğ unu anlatı r. düzenlilik. * Bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunması durumu. * Osmanlı İ mparatorluğ unda yeniçeri ocağ ı nı n kald ı rı lması ndan önceki güvenlik görevlisi. * Siyah renkte ş ekilsiz bir cins bitüm.

kaynak. en aş ağ ı . * Bir ş eyin temelini oluş turan. * Gerçeklik.* Asfaltlanmı ş . asgarî * En az. en azı ndan. nesep. hakikat. asgarî ücret *İ ş çilere bir çalı ş ma günü karş ı lı ğ ı olarak ödenen ve iş çinin gı da. asfaltla kaplanmak. ası l say ı lar . asfaltit * Petrolün ayrı ş ması ile olu ş an ve çoklukta tortul kayaçlar ı n gözeneklerinde bulunan doğ al bitüm. * Soy. asfaltlanma * Asfaltlanmak iş i. esas. * (a'sı l) Baş lı ca. üzerinde anla ş maya varı lan husus. * Kök. ası l nüsha * Bir yazma eserin veya belgenin kopyaları nı n dayandı ğ ı özgün biçimi. kı zgı nlı ğ ı nı yüzüne sert bir anlam vererek belirten" öfkeli görünü ş lü yüzü olan. ashap * Sahipler. Muhammed'in meclislerinde ve konuş maları nda bulunanlar. * Aranı lan nitelikleri en çok kendinde toplam ı ş olan. uyuş ulan konu. asgar ı mü ş terek * Herkes tarafı ndan kabul edilen nokta. asfaltlanmak * Asfalt dökülmek. en dü ş ük. * Asmak iş i. baş ta gelen. asfaltlamak * Asfaltla kaplamak. sağ lı k. ortak payda. kopya karş ı tı . gerçek olarak. * Minimum. ası k * Somurtkan. sahabeler. ası l * Bir ş eyin kendisi. ası da olmak (veya ası da kalmak) * bir iş e son verilmeyip öylece bı rakı lmı ş olmak veya kalmak. konut giyim. ulaş ı m ve kültür gibi ihtiyaçlar ı nı günün fiyatları üzerinden en az düzeyde karş ı lamaya yetecek ücret. * Ası lı . ası k suratl ı * Hoş nutsuzluğ unu. * Hz. örnek. ası -ası / -esi * Fiilden sı fat yapan ek. ana. köken. asfaltlama * Asfaltlamak iş i. * Gerçek.

çiçekleri ası lmı ş bir insana benzeyen ve köklerinden salep ç ı karı lan bir bitki. * Ası lmı ş olan. * Asmak iş i yapı lmak veya asmak iş ine konu olmak. ası lanma * Ası lanmak iş i. * Sı rnaş an. * Bir ş ey isterken karş ı sı ndakini tedirgin edecek derecede ileri gitmek üstelemek. * Boynuna ip geçirip sallandı rı larak öldürülmek. ası ntı * Bir iş i hemen yapmayı p bekleterek geri bı rakma. ı srar etmek. ası r * Yüzyı l. * Hı zla eline almak. süspansiyon. tehir. ası lsı z ası ltı * Doğ ru olmayan.* Sı ra veya üleş tirme eki almamı ş yalı n sayı lar. temelsiz. süspansiyon. tavik. ası lanmak * Bir ş eyden yarar sa ğ lamak. . * Bir yere tutunup sarkmak. * Ası lmak i ş i. ası ntı olmak * tebelleş olmak. sı rna ş mak. ası lı ası lı ş * Ası lmak i ş i veya biçimi. ası lmı ş adam * Salepgillerden. kökenli. * Çözünemeyen madde parçacı kları nı n dibe çökmeden bir sı vı ortamda kalmı ş durumu. sonuna kadar mücadele etmek. köksüz (haber). * Asma iş i. * Birini tedirgin edecek kadar üzerine düş me. ası l vurgu * Kelimenin aslı ndaki vurgu. ası m ası m takı m * Kadı nları n tak ı ndı klar ı süs eş yası . ası ll ı ası lma ası lmak * Bir kökene dayanan. * Israrla üzerine gitmek. dayanaksı z. * Böyle bir sı vı karı ş ı mı . idam edilmek. * Tutup çekmek. intifa. intifa etmek. ası p kesmek * (genellikle iş baş ı nda bulunan bir kimse için) yasay ı çiğ neyerek sert davranmak. * Karş ı cinsin ilgisini çekmek için çarpı cı davran ı ş larda bulunmak. tebelleş olan kimse.

* Simetrik olmayan. aside asidimetre * Asitölçer. * Baş kaldı ran. et ve bamya ile yapı lan bir Arap yemeğ i. * Bir görevde temelli olan. asil * Soylu. dik baş lı . * Soylu. "kendine uydurmak" anlamı nda "asimile etmek" biçiminde kullanı lı r. asimile asimptot * Bir eğ riye giderek yakla ş an. vekil karş ı tı . kendine uydurma. ası rlarca * Yüzlerce yı l. * Hayı rsı z. asimilâsyon * Benzer hâle getirme. asilzade asilzadelik * Soyluluk. isyan etme. ama sonuna kadar uzat ı lsa bile yaklaş tı ğ ı hâlde e ğ riyi kesmeyen doğ ru. * Bu söz "benzeş mek". baş kaldı rmak. asilik * Asi olma durumu. * Yüksek duygu ile yapı lan. asile ş me * Asileş mek i ş i. baş kaldı rmak. isyan etmek. ası rl ı k asi * Yüzyı llı k. isyan eden. * Soylu olma durumu. asimetri asimetrik * Simetrisi olmayan. asalet. bakı ş ı msı zl ı k. soyluluk. kendine benzetme. isyankârlı k. özümleme. . bakı ş ı ms ı z.* Çağ . asile ş mek * Karş ı gelmek. asilik etmek * karş ı gelmek. * Un. asillik * Asil olma durumu. * Benzeş me. sonu ş maz.

* Ordunun yalnı z er rütbesinde olan bölümü. asker tay ı nı * Erlere verilen azı k. hamı z. asker gibi * disiplinli. asker * Erden mareş ale kadar orduda görevli bulunan herkes. asit fenik asitölçer ask askarit * Bağ ı rsak solucan ı . asit alkol asit borik * Bkz. fenol. asker ç ı karmak * (bir devlet) belli kanunlara bağ lı olarak asker toplamak. * Araş tı rma görevlisi. * Askerlik görevi veya ödevi. borik asit. disiplinli. * Bkz. askercilik * Askere yakı ş ı r biçimde. asker ocağ ı * Askerlik ödevinin yapı ldı ğ ı kı ş la. konsantrasyon derecesini ölçmeye yarayan cihaz. ordugâh. gemi.asistan * Yardı mcı . * Bir asidin özelliğ ini. asklı . asker olmak * askerlik ödevine baş lamak. düzgün. . * Bkz. asidimetre. * Yurdun korunması yolunda iyi dövüş mesini baş aran. araş tı rma görevlisi olma durumu asistanı n görevi. asit * Turnusolün mavi rengini kı rmı zı ya çevirmek özelliğ inde olan ve birle ş imindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluş turan hidrojenli birleş ik. * Aynı zamanda asit ve alkol grupları nı içeren birleş iklere verilen ad. asistanlı k * Asistan. * kı yı lara ve en çok düş man kı yı lar ı na asker indirme. tahkimli bölge. tersane gibi hizmet yerlerine verilen ad. askerce askerci * Asker yanlı sı . asker kaça ğ ı * Askerlik ödevini yapmamak için asker ocağ ı ndan ayrı lan veya oraya gitmekten kaçan kimse. * Topluluk düzenine saygı sı olan.

askerî rüş tiye * Askerî ortaokul. askerlik yoklamas ı * Askerlik ş ubelerine kayı tlı kimselerin belirli zamanlarda yapı lan durum yoklaması . askerîle ş mek * Bir yer askerlikle iliş kili duruma gelmek. askerî ataş e * Bir ulusun yabancı ülkelerdeki elçiliklerinde görevli askerî uzman. kanunlar ı yürütmekle görevli sı nı f ve bu sı nı ftan olan asker. askerîle ş tirme * Askerîleş tirmek iş i. askeriye * Askerlik. .* Askerci olma durumu. askere çağ rı lmak * askerlik ödevini yapmak için ş ubece istenmek. askerî * Askerlikle ilgili. askerlik niteli ğ i kazanmak. askerî kaput * Askerlerin giydiğ i kalı n kumaş tan üstlük. askerlik ödevi ordu hizmeti. askerlik dairesi * Yurttaş ları askere alma i ş leriyle görevli olan askerlik ş ubelerinin bağ lı bulundukları bölge dairesi. askerîle ş me * Askerîleş mek i ş i. * Bir tür çocuk oyunu. askerîle ş tirmek * Asker yönetimine geçirmek. askerî inzibat * Askerî birlikler arası nda düzeni. askerlik yapmak * kanunlara göre yurttaş lar ı n yükümlü oldukları ordu ödevinde bulunmak. askerlik hizmeti * Orduda belirli bir sürede yapı lan yurt ödevi. askere gitmek * askerlik ödevini yapmak için orduya katı lmak. askerlik etmek * askerlik yapmak. askere özgü. (bir ş eye) askerlik niteliğ i kazandı rmak. askere alı nmak * askerlik ödevini yapmak için er eğ itim merkezine gönderilmek. askerlik * Asker olma durumu. askerî ambargo * Bir ülkeyi cezalandı rmak amac ı yla askerî alanda yaptı rı m uygulama. disiplini.

Zodyak. çok koyu sarı renkli güçlü bir memeli türü. kuyru ğ u 70 cm ve ucu püsküllü. * oturmuş veya batm ı ş bir gemiyi yüzdürmek için baş ka teknelere asarak kaldı rmak. * Gelinin oturacağ ı yerin üstüne ası lan süsler. ev sahibi tarafı ndan usta için veya düğ ün arabaları na düğ ün sahibi taraf ı ndan arabac ı için armağ an olarak ası lan kumaş . ask ı lı ask ı lı k * Avcı lar ı n sı rtları na taktı kları askı tak ı mı . * Vestiyer. askospor asla Aslan aslan * Kedigillerden. * Gürbüz ve yiğ it adam. * Pantolon veya giysilerin düş mesini önlemek için omuzdan aş ı rı lan bağ . ask ı ntı * Baş kalar ı nı n sı rtı ndan geçinen. ask ı ya çı kmak * ipek böceğ i koza sarmak üzere dallara ç ı kmak. erkekleri yeleli. * bir iş i zamanı nda yapmayı p belirsiz bir zamana b ı rakmak. hiçbir biçimde. . arslan. ask ı ya çı karmak (veya çı karı lmak) * evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayı tlar ı nı n bulunduğ u yerde askı yoluyla ilân etmek.ask ı * Üzerine herhangi bir ş ey asmaya yarar nesne. ask ı da kalmak * (bir iş ) bir engel dolayı sı yla sonuca varamamak. * Saz ş airleri arası nda yapı lan deyiş yar ı ş ı nda üstün gelene verilmek için duvara ası lan kumaş . tabanca gibi ödül. * Karş ı cinsi rahatsı z eden kimse. meyve. * Zodyak üzerinde. askl ı * Sporları ask denen torbalar içinde olu ş an (mantar). Yengeç ile Baş ak burçları arası nda yer alan burcun adı . * Düğ ünlerde geline yak ı nları tarafı ndan takı lan hediye. kahve taş ı maya yarar kahveci tepsisi. * Çay. ask ı da bı rakmak * sonuca vardı rmamak. yı rt ı cı . uzunluğ u 160 cm. * Artı rma. fener. eksiltme gibi resmî iş ilânları nı n ilgili daire duvarı nda belli bir zaman süresince ası lı durması . * Saklanmak için tavana ası lmı ş dizi veya hevenk. * Yeni yapı lan yapı lar ı n çatı sı na. * Hastahanelerde kı rı k kol veya bacakları n ası larak tutturulduğ u araç. * Ası lı p saklanacak sebze. Afrika'da yaş ayan. * Askı sı olan. ask ı ya almak * altı bo ş al ı p deste ğ i kalmayan yapı yı dikmelerle boş lukta tutarak yı kı lmaktan kurtarmak. savsaklamak. * Asklı mantarları n sporuna verilen ad. * Kadı nları n kullandı ğ ı altı n dizisi veya zincirli mücevherat. *İ pek böceğ inin kozası nı sarması için yan ı na konulan çalı çı rpı . * Hiçbir zaman.

sarı . aslen * Kök veya soy bakı mı ndan. delikanlı lar için kullanı lan bir seslenme sözü. güçlü ve yakı ş ı klı . aslı astarı (veya aslı aslı ) olmamak * yalan. aslan payı * Hak edilenden daha çok alı nan pay. * sağ lı ğ ı yerinde. geçerliliğ i. doğ ruluğ u. eskiden hekimlikte terletici olarak kullanı lan bir bitki. aslangiller * Kedi cinsinden olan bütün et oburları içine alan hayvan familyası . aslan sütü * Rakı . yer pı rasası (Leonurus).aslan a ğ zı * Havuz kenarları na konulan ve ağ zı ndan su akan aslan biçiminde süs taş ı . aslanl ı k * Yiğ itlik. aslanpençesi * Gülgillerden. *Ş irpençe. türlü renkte. yiğ itçe. aslanı n ağ zı nda * elde edilmesi çok güç. aslanı m! * gençler. aslan gibi. aslan yürekli * Çok yiğ it. güzel. aslanağ zı * Sı raca otugillerden. aslanca * Aslana yakı ş ı r yolda. aslı astarı * iç yüzü. aslankuyruğ u * Ballı babagillerden. hiçbir ş eyden korkmayan. gerçek ş ekli. aslan gibi * boylu boslu. aslı astarı * Esası . cesaretlilik. . kokusuz çiçekleri olan bir bitki. ası lsı z olmak. aslan yatağ ı ndan belli olur * bir kimsenin oturduğ u yerin durumu. beyaz çiçekli bir yabanî bitki (Alchemilla). aslan kesilmek * aslan gibi güçlü ve cesur duruma gelmek. uygun bir durumda olması gerekir. aslankulağ ı * Bir sap üzerinde dizili sarı veya kı rmı zı çiçekli otsu bir bitki. onun kiş iliğ ini belli eder.

sülük. dalları çardak üzerine yayı lan bitkilere genel olarak verilen ad. asma asma bahçe * Ayak ve kemerler üzerine kurulan teraslardan yapı lmı ş bahçe. asma yapra ğ ı . asma köprü *İ ki ba ş ı ndaki ayaklardan baş ka dayanağ ı olmayan. asma kat * Yapı larda genellikle tabanla birinci kat aras ı na yapı lan. * As ı lmı ş . asma merdiven * Yukarı ucundan bir yere ası larak kullanı lan ip merdiven. aslı nesli aslı k * Kı sı r olan (kad ı n veya di ş i hayvan). * Bu türün ince uzun. gerçek olduğ u ortaya çı kmak. altı boş kat. * Asmagillerden. asma kilit * Kilitlenecek ş eyin üstündeki halkalara geçirilip kapatı lacak biçimde yap ı lmı ş kilit. esas olan. aslı faslı yok * yalan. sar ı msı renkte bir böcek. esas. ço ğ unlukla uzun ve yüksek köprü. * Belirli bir tür üzüm veren bitki (Vitis). asmalara zarar veren. asma bı yı ğ ı * Asma dalları nı n çevresine tutunması na yarayan ye ş il uzant ı lar. * Soyu sopu. asma kabağ ı * Kabakgillerden sürüngen veya sarı lgan. asliye asma * Temel. asma biti * Eş kanatlı lardan. aslî maa ş * Devlet dairelerinde çalı ş an memurlara verilen aylı ğ ı n.aslı çı kmak * gerçek olduğ u anlaş ı lmak. aslî dü ş ünce * Ana fikir. aslî * Temel olarak alı nan. mevsimlik bir kabak türü (Lageneria vulgaris). sebze olarak kullanı lan ürünü. filoksera (Phylloxera vestatrix). aslî nüsha * Bir yazı nı n çoğ altı lması na örneklik eden ilk nüsha. bası k tavanl ı . ası lı . * Asmak iş i. yükselmeye temel olan her aş aması . uydurma.

aynı aksanı veren ünlünün ondan sonra veya önce gelen ünsüzü hiç dikkate almadan tekrarlama ş eklinde uyak. asrî asrîleş me * Çağ cı llaş ma. * Bir kimseyi boğ azı ndan ip geçirip sarkı tarak öldürmek. yabancı maddeleri emerek dı ş arı atan cihaz. asmak * Bir ş eyi a ş ağ ı ya sarkacak biçimde bir yere iliş tirip sarkı tmak. çağ cı l. yaprakları doğ rudan doğ ruya topraktan çı kan bir süs bitkisi. * Havadaki duman. aspiratör aspirin * Ağ rı kesici ve ateş düş ürücü olarak kullanı lan beyaz renkli. * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. ek ş imtı rak ilâç. * Modern. * Gitmek zorunda olunan bir yere özürsüz gitmemek veya görevi olan bir iş i özürsüz yapmamak. genellikle saksı da yetiş tirilen. asorti asortik asosyal * Sosyal olmayan. asparagas * Uydurma. aspidistra * Zambakgillerden. idam etmek. ça ğ daş laş ma.* Zeytinyağ lı ve etli dolma yapmakta kullanı lan körpe asma yapra ğ ı . putrel nervürler arası na konulan delikli tu ğ la. gerçekmiş gibi gösteren haber. asrîleş mek * Çağ cı llaş mak. çağ daş laş mak. asmalı asmalı k * Yarı m kafiye. . asrı saadet * Hz. * Asması olan. cüruf ve beton kar ı ş ı mı ndan yapı lan kiri ş . * Üzerine takı nmak. asmolen asonans * Piş miş toprak. Muhammed'in yaş adı ğ ı zaman. toz vb. belli baş lı türü asma olan bitki familyası . kuş anmak. birbirini tutar renk ve yap ı da olan. emmeç. aspur * Yalancı safran. gerçek olmayan. * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. asrîlik * Çağ cı llı k. * Asma için ayrı lmı ş yer veya toprak. her dizenin sonunda gelen. birbirini tutar renk ve yapı da olan. asmagiller *İ ki çeneklilerden.

masrafl ı olmak. astarl ı zarf *İ ç yüzüne ince bir kâğ ı t geçirilmiş zarf. . * Sı va veya boyadan önce vurulan kat. alanı nda tanı nmı ş ve çok ünlü olan sanatç ı . perde. çekmek) * astar boyası ile boyamak. elde edilen sonucun de ğ erini aş mak. * (birine göre) Rütbe veya k ı demce küçük olan asker. astarlatma * Astarlatmak i ş i. astarlanma * Astarlanmak iş i. astarlatmak * Astar yaptı rmak veya geçirtmek. * Bir müzik programı nda daha çok en son olarak sahneye çı kan. * Alt. kiri kapatmak ve sürülecek boyan ı n dayanı klı lı ğ ı nı artı rmak için kullan ı lan boya. * Giyecek. resim yapı lmadan önce sürülen boya. astarlanmak * Astar geçirilmek. astar vurmak. ayakkabı gibi ş eylerde. * Birinin buyruğ u altı nda olan görevli. * Boyacı lı kta. astar sürmek. astarı yüzünden pahal ı olmak * bir iş in ayrı ntı ları na harcanı lan para veya emek. * Bir gemiye yükleme veya boş altma için tanı nan süre. astar kaplama * Kontratablalarda kör ağ ac ı n biçim değ iş tirmesini önlemek amacı yla iki yüzüne yap ı ş tı rı lan kaplama katı . astarl ı * Astar geçirilmiş . astar sürmek (veya vurmak. çok ağ ı r. astarlanmı ş . a ğ aç vb. kumaş ı n veya derinin iç taraf ı na geçirilen ince kat.assai assolist ast * Birlikte kullanı ldı ğ ı terimin anlamı na aş ı rı lı k kazand ı rı r: Adagio assai çok yavaş . astarl ı k astarya * Astar olmaya elveriş li (kuma ş vb.). astarlama * Astarlamak iş i. astar astar boyas ı * Boyacı lı kta ası l boyadan önce sürülen. çanta. * Gemicilikte bir ş eyi sağ lamlaş tı rmak için kullanı lan bez. * Üzerine resim yapı lacak bezin veya duvarı n yağ lı boyay ı emmesi için. madun. halat. astarlamak * Astar geçirmek.

asteğ men * Orduda en küçük rütbeli subay. astrofizik astrolog astroloji astronom * Astronomi bilgini. gök bilimci. * Bronş ları n daralması ndan ileri gelen nefes darlı ğ ı . asteğ menlik * Asteğ men rütbesi veya asteğ menin görevi. ast ı rma ast ı rmak astigmat * Astı rmak i ş i. astronomik * Gök bilimiyle ilgili olan. ast ı ğ ı ast ı k. müneccim. bizmutun alfa ı ş ı nları yla bombard ı manı sonucu elde edilen yapay element. astronomi * Gök bilimi. astigmatizm * Gözün saydam tabakası nda meridyenlerin e ş itsizliğ i yüzünden net görememe durumu. astragan * Karakul kuzusunun kı vı rc ı k ve parlak postu. * Net görmeyen. * Atom numarası 85 olan. astı m hastalı ğ ı na tutulmuş olan. çok sert veya istediğ i gibi davranan kimseler için kullanı lı r. kestiğ i kestik * acı ması z. astigmatizme tutulmuş (göz). * Gök fiziğ i. astatin * Astat. müneccimlik. * Aş ı rı çok yüksek. * Yı ld ı z falı yla uğ raş an kimse.astas ı m astat * Öncüllerinden biri önceki tası mı n vargı sı durumunda olan bir ek tası m. Kı saltması At. * Asmak iş ini yaptı rmak. * Bu posttan yapı lmı ş olan. astronomik fiyat * Çok yüksek fiyat. ast ı m ast ı mlı * Astı mı olan. felekiyat. . * Yı ld ı z falcı lı ğ ı .

astronomik rakam *İ nsana ş aş kı nlı k verecek derecede büyük rakam. sakin. asudelik asuman Asurca Asyalı * Asya'da yaş ayan kimse. . rahat. astsubay k ı demli baş çavuş * Astsubaylı ğ ı n altı ncı ve son basama ğ ı . aş damı * Bazı bölgelerde yemek piş irilen yer. * Samî dilleri ailesine giren ve Milâttan önceki dönemlerde Ön Asya'da kullanı lmı ş olan ölü bir dil. mutluluk. astronot * Uzay adamı . * Asya'ya özgü olan. aş * Piş irilerek hazı rlanan yemek. astsubayl ı k * Astsubay olma durumu veya astsubayı n görevi. fakat daha yüksek bir enlemde olan. * Huzur içinde olma. * Gök. astsubay * Silâhlı Kuvvetler yasas ı na göre astsubay okulları nda yetiş erek Silâhlı Kuvvetlere katı lan astsubay çavuş tan astsubay kı demli baş çavuş a kadar rütbesi olan asker. astronotluk * Uzay adamı olma durumu veya uzay adam ı nı n görevi. astsubay üstçavu ş * Astsubaylı ğ ı n üçüncü basamağ ı . asude * Sessiz. gökyüzü. astsubay k ı demli çavuş * Astsubaylı ğ ı n ikinci basamağ ı . Asya ile ilgili (olan). astsubay baş çavuş * Astsubaylı ğ ı n beş inci basamağ ı . astsubay çavuş * Astsubaylı ğ ı n ilk basamağ ı . astsubay k ı demli üstçavuş * Astsubaylı ğ ı n dördüncü basamağ ı . mutfak. Asyalı lı k * Asyalı olma durumu. astropikal * Tropikal bölgelere yakı n.

* Para ile yemek yenilen yer. yere doğ ru. aş ağ ı * Bir ş eyin alt bölümü. adî. * Daha küçük. tiksinmek. * daha aş ağ ı bir durumu kendine lâyı k görmez. adî. aş çı . değ er yönünden daha az. aş ağ ı kalmamak * herhangi bir nitelik bakı mı ndan ondan geri olmamak. * Yoksullara parası z yemek yedirilen veya da ğ ı tı lan yer. * Aş ağ ı ya. aş ağ ı kurtarmaz * bundan daha ucuza olmaz. aş ağ ı kalı r yeri (veya yanı ) yok * nitelikleri bakı mı ndan baş kalar ı yla kar ş ı la ş tı rı ldı ğ ı nda eksi ğ i olmayan. * Niteliğ i düş ük. aş ağ ı mahalle * Yüksek bir yerleş im bölgesine göre alçakta kalan yer. yı kmak. aş ağ ı almak * devirmek. denk olan. * Bayağ ı . * Genel ev. onun pek gözde oldu ğ unu anlatı r. aş ağ ı bitkiler * Su yosunları . beğ enmemek. aş yermek * Bkz. aş hane. aş ağ ı (falan) yukar ı * bir kimsenin adı nı n dilden düş ürmedi ğ ini. aş ermek. aş ağ ı düş mek * düzeyi. aş ağ ı görmek * küçük görmek. yak ı nma olarak kullan ı lı r. yerleş im bölgesi. niteliğ i alçalmak. * bir hizmette çok kullanı lan kiş ice.aş erme aş ermek aş evi * Aş ermek durumu. * hamilelikte bazı yiyeceklere kar ş ı aş ı rı düş künlük göstermek. lokanta. * Düğ ün ve benzeri toplant ı larda. daha az. mantarlar ve kara yosunlar ı gibi su d ı ş ı nda fazla boy atmayan damarsı z bitkiler. kötü. yer. verilecek yemekleri hazı rlamak için geçici olarak mutfak gibi kullanı lan * Tekkelerde yemek piş irilen yer. aş taş ı nca kepçeye paha olmaz * sı kı ş ı k zamanlarda önemsiz ş eylerin de ğ eri çoktur. miktarı . aş ocağ ı * Yemek piş irilip yoksullara da ğ ı tı lan yer. . hor görmek. * Bir yere göre daha alçak yerde bulunan. çok arzulamak veya nefret etmek. * Eğ imli bir yerin daha alçak olan yeri.

aş ağ ı yukar ı * Tama yakı n. benliğ ini yetersiz ve küçük görmesi. * Küçültücü davranı ş larda bulunmak. rütbe. aş ağ ı sama * Aş ağ ı samak iş i. aş ağ ı lı yukarı lı * Aş ağ ı sı ve yukar ı sı olan. tenzil etmek. paye. a ş ağ ı sı yukarı sı birlikte. hafifsemek. aş ağ ı laş mak * Aş ağ ı lı k duruma dü ş mek. aş ağ ı latma * Aş ağ ı latmak iş i. aş ağ ı samak * Bir kimseyi veya bir ş eyi aş ağ ı lı k ve değ ersiz göstermek. evre. aş ağ ı sı aş ama * Aş ağ ı taraftaki. merhale. yeteneksiz ve güçsüz görme duygusu. . alttan almak. adî.aş ağ ı tükürsem sakal ı m. aş ağ ı lı k duygusu * Kiş inin gerçeklere uyan veya uymayan sebeplerle. adilik. tezyif etmek. mertebe. * Varı lmas ı istenen bir amaca doğ ru geçilmesi gerekli dönemlerden her biri. * Önem veya değ er bakı mı ndan gitgide yükselen bir s ı ra basamakları n her biri. aş ağ ı lamak * Değ erinden düş ük göstermek. aş ağ ı lanma * Aş ağ ı lanmak durumu. aş ağ ı yukar ı (yürümek) * bir baş tan bir baş a (yürümek). aş ağ ı lanmak * Aş ağ ı duruma dü ş ürülmek. mezellet. aş ağ ı laş ma * Aş ağ ı duruma dü ş me. hor görmek. yaklaş ı k olarak. aş ağ ı latmak * Aş ağ ı lamak iş ine uğ ratmak. hafife almak. * Niteliğ i düş ük. aş ağ ı lama * Aş ağ ı lamak iş i. basamak. aş ağ ı lı k kompleksi * Kendini olduğ undan yetersiz. yukar ı tükürsem bı yı ğ ı m * iki karş ı t ve aynı derecede sakı ncal ı durum karş ı sı nda karar verme zorluğ unu anlatı r. aş ağ ı dan almak * sert konuş an bir kimseye yumuş ak bir dil kullanmak. aş ağ ı lı k * Aş ağ ı olma durumu.

* Koyuca kı rmı zı . aş ı olmak * aş ı yapı lmak. aş erat aş hane . * Otoritenin en geniş ölçüde en üst mertebede olarak değ iş ik önem sı raları arası nda katı ve kesin bir biçimde dağ ı ldı ğ ı toplumsal te ş kilâtlanı ş biçimi. aş ı boyalı * Aş ı boyası renginde boyanm ı ş . * Bu eriyiğ in uygulanması . aş evi. * Yemek piş irme zanaat ı veya bilgisi. * Tarı m ürünlerinden alı nan onda bir nisbetindeki vergiler. aş çı lı k * Aş çı olma durumu veya aş çı nı n görevi. o hastalı ğ ı n mikrobuyla haz ı rlanm ı ş eriyik. aş ı * Organizmada belli birtakı m hastal ı klara karş ı bağ ı ş ı klı k sağ lamak için vücuda verilen. aş çı ba ş ı * Birkaç aş çı nı n birlikte çalı ş tı ğ ı yerde bulunanlar ı n ba ş ı . ahçı . lokanta. * Ondalı k. aş amalı * Aş aması olan. aş çı baş ı nı n görevi. * Yemek piş iren kimse. * Bir ağ ac ı n dalı veya gövdesi üzerine. aş ar * Ondalı k. hiyerarş i. aş çı ba ş ı lı k * Aş çı baş ı olma durumu. hiyerarş i. * Yemek piş irip satan kimse. * Aş ı lı (kimse veya bitki).aş ama sı rası * Önem ve değ er bakı mı ndan gitgide yükselen basamaklar dizisi. * Onluklar. aynı familyanı n daha iyi bir türünden alı nan dal. aş ı kâğ ı dı * Aş ı olanlara verilen resmî belge. kiremit rengi. * Aş evi. kı zı l veya koyu esmer renk almı ş gevrek kil. * Mutfak. * Yemek yenilen dükkân. kademeli. göz. * Bir lokanta veya evde yemek piş irmekle görevli kimse. aş ı boyası *İ çine karı ş an demir hidroksit miktar ı na göre pas sar ı sı . tomurcuk gibi parçalar ı kaynaş tı rma iş i veya böylece eklenen parça. aş arî aş çı aş çı baltası * Kemikli et kesmeye yarar küçük balta.

düş künü. sevgilisinin kusurlar ı nı görmediğ i gibi. aş ı ğ ı cuk oturmak * iş i çok olumlu bir biçim almak.aş ı taş ı * Taş durumundaki aş ı boyası . aş ı k * Baldı r kemiğ i ile eklemle ş erek bileğ in belli baş lı oynak merkezini olu ş turan. deyi ş lerini sazla söyleyen. * Ahbap. . arkadaş gibi bir seslenme. * Seviş en bir çiftten kadı na oranla genellikle erkeğ e verilen ad. aş ı k atmak (veya aş ı k oynamak) * aş ı k kemiğ iyle oyun oynamak. aş ı vurmak * bağ ı ş ı klı k veya tedavi amacı yla vücuda a ş ı vermek. ayak bileğ inde bulunan küçük kemiklerden biri. âş ı kane * Âş ı ğ a yaraş ı r biçimde (olan). * Dalgı n. aş ı cı aş ı cı lı k * Aş ı cı nı n yaptı ğ ı iş . uzun mertek. * çok seveni. âş ı ğ ı kesilmek * tutku hâline getirmek. tutulmak. a ş ı rma. aş ı k atmak * yarı ş etmek. âş ı ğ a Bağ dad sorulmaz * bir ş eye çok istekli olan kimsenin. * Yapı çatı lar ı nda. âş ı k olmak * sevmek. âş ı ğ ı n gözü kördür * kendisini aş ka kaptı ran kimse. kalender (kimse). âş ı k * Bir kimseye veya bir ş eye karş ı aş ı rı sevgi ve bağ lı lı k duyan. âş ı klı k âş ı klı sı âş ı kta ş * Âş ı k olanı n durumu. çevresinde olup bitenlerle de ilgilenmez. aş ı k kemiğ i * Aş ı k. * Halk içinde yetiş en. tutkun (kimse). vurgun. sözlü ş iir geleneğ ine bağ lı halk ş airi. a ş ı yapmak. * Birbirleriyle seviş en erkek ve kadı ndan her biri. o ş eyi elde etmedeki zorluklar ı hiçe saydı ğ ı nı anlatı r. yarı ş mak. * Aş ı yapan kimse.

* Bitkilerin aş ı yoluyla üretilmesi. aş ı lama * Aş ı lamak iş i. aş ı yapmak. aş ı lma * Aş ı lmak durumu. muaş aka. aş ı ndı rma * Aş ı ndı rmak iş i. aş ı ndı rmak * Aş ı nmak iş ine uğ ratmak. aş ı latma aş ı latmak aş ı lı * Herhangi bir hastalı ğ a kar ş ı aş ı lanmı ş olan (kimse). * Aş ı nmak iş i. * Aş ı lanmı ş (ağ aç). aş ı nı m * Aş ı nmak iş i. aş ı lanmak * Aş ı lamak iş ine konu olmak. âş ı kta ş lı k etmek * karş ı lı klı seviş mek. * Dokunduğ u cisimleri eriterek aş ı nması na yol açmak. sı cağ a soğ uk su katma. * Soğ uğ a sı cak. * Baş kas ı na hastalı k geçirmek. * Elde edilmesi istenilen herhangi bir ağ ac ı n bir parçası nı anaç üzerine kayna ş tı rarak üretmek. aş ı lanma * Aş ı lanmak iş i. etkilemek. * Kendisine aş ı yapı lmı ş (bitki). * Soğ uğ a sı cak. * Erkek hayvanı n diş isiyle çiftle ş mesi. * Erozyon. * Aş ı lamak iş ini yapt ı rmak. * Aş ı latmak i ş i. aş ı lmak aş ı m * Aş mak iş ine konu olmak. telkin etmek. sı cağ a soğ uk su katmak. * Birtakı m düş ünce veya duygular ı baş kası na benimsetmek. aş ı nma .âş ı kta ş lı k * Karş ı lı klı seviş me. * Bu yolla elde edilmiş . aş ı lamak * Organizmada bağ ı ş ı klı k yaratmak veya yerle ş miş bir hastal ı ğ a karş ı koyabilmek için hazı rlanm ı ş bir a ş ı yı vücuda vermek. ilkah. * (bir yere) Pek çok gidip gelmek. * Yeni aş ı lanmı ş ağ aç.

aş ı rı duyu * Herhangi bir duyu organı yla ve özellikle dokunma duyusuyla sağ lanan her tür uyarana kar ş ı ola ğ an d ı ş ı bir duyarlı k gösterme durumu. * Gereğ inden fazla. * Bir ş eyin gere ğ inden çok olanı . yı pranmak. baş ta akarsular olmak üzere türlü dı ş etmenlerle yı pratı lı p. aş ı rı lmak * Politika alanı nda sağ veya sol görüş lerin en ate ş li ve y ı kı cı kanadı . yerinden kopar ı lmaları veya eritilmeleri. ötesinde. taş kı n. * Aş ı rı olma durumu. itikal. usandı rmak. çok. aş ı rı uç aş ı rı cı lı k aş ı rı lı k aş ı rı lma * Aş ı rı lmak iş i. sı caklı ğ ı n dü ş mesine karş ı n bir s ı nı ra kadar erimi ş olarak kalması durumu. aş ı nmak * Birbirine sürtünerek incelmek. düzleş mek. aş ı rı erime * Erime noktası ndan daha aş ağ ı bir ı sı derecesine düş mesine rağ men birtakı mş artlar altı nda bir s ı vı nı n kat ı la ş maması durumu. aş ı ntı aş ı r aş ı ramento * Çalma. * Bir ş eye gere ğ inden çok fazla bağ lanan. aş ı rı * Alı ş ı lan veya dayanı labilen dereceden çok daha fazla.* Yer kabuğ unu oluş turan kayaçları n. aş ı rı doyma * Belli sı caklı ktaki bir sı vı içinde. fazla miktarda. * Aş ı nmı ş yer. önem veren. * On sayı sı . * Eskimek. * Bir dinî tören sı rası nda veya cemaatle namaz kı lı ndı ktan sonra Kur'an'dan okunan on ayetlik bölüm. . müfrit. aş ı rı taş ı rı * Çok aş ı rı . aş ı rı besi * Olağ anüstü nicelikte yemek yeme veya yedirme. aş ı rı gitmek * ölçüyü kaçı rmak. * Ötede. * Çı kı ntı lar ı silinmek. aş ı rı bellem * Belleme yetisinin olağ anüstü bir durumda geliş miş olması . erozyon. aş ı rma. * Beklenenin üstünde aş ı rı davranma eğ ilimi. eriyebildiğ i kadar eriyen bir maddenin.

* Baş kalar ı nı n yazı ları ndan bölümler. aş ı rt ı aş ı rtma aş ı rtmak * Aş ı rma iş i. arkadaş . aş ı rma kay ı ş * Bir çarkı döndürmek için kasnaktan kasnağ a geçirilen kuş ak biçimindeki kayı ş çember. * Küçük kazan. aş ikâr olmak * belli olmak. aş ı rmasyon * Çalma. mı sralar al ı p kendininmiş gibi gösterme veya baş kaları nı n konuları nı benimseyip de ğ iş ik biçimde anlatma. kova. belirginle ş mek. * Yapı çatı lar ı nda uzun mertek. bakraç. * Herhangi bir hastalı ğ a kar ş ı aş ı lanmamı ş olan (kimse). * Aş ı lacak yer. . * Aş ı rı lmı ş . apaçı k. aş ı rı ntı * Aş ı rı lmı ş olan (ş ey). aş ı rmak * Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden öte yanı na geçirmek. aş ı sı z aş ı t aş ikâr aş ikâr etmek * açı klamak. belli etmek. * Siper. meydanda olan. * Aş ı rmak. dost. aş ı rmac ı lı k * Baş kas ı na ait olan bir ş eyi izinsiz alma. * Bildik. saklamadan. * Aş ı rmak i ş ini yapt ı rmak. * Aş ı rtmak i ş i. kuytu yer. aş ı rma. aş ı rma * Aş ı rmak i ş i. * Açı k. aş ikâre aş ina * Açı kça. belli ederek. * Bir yazarı n ba ş ka bir yazar ı n eserinden konu veya biçim alması . a ş ı k. * Baş kas ı nı n eserinden parçalar al ı p kendininmiş gibi göstermek. * Dağ geçidi. * Çalı p götürmek. ortaya çı kmak. intihal.* Aş ı rmak i ş ine konu olmak. * Tehlike içinde bulunan bir ş eyi acele kaç ı rmak. * Kendisine aş ı yapı lmamı ş (bitki). belli. tanı dı k.

aş mak * Bkz.* Bilinen. aş iret aş iyan * Oymak. aş lı k * Aş yapmak için hazı rlanan ve saklanan ş eyler. aş ka gelmek * bir ş eyi yapmak için büyük bir istek duymak. tanı ş ı klı k. aş inal ı k göstermek * ilgilenmek. sitem bildirir. seviş mek. aş lama aş lamak * Bkz. aş ma . * Sı rası gelince kullan ı lmak için saklanan yemeklik ş eyler. fazla. coş mak. * Kuş yuvası . Aş ı lama. sevi. oturulan yer. aş k olmayı nca meş k olmaz * güçlü bir istek olmayı nca hiçbir ş ey elde edilemez. * Aş ı rı sevgi ve ba ğ lı lı k duygusu. ötesine geçmiş . zahire. Aş ı lamak. * Dövüldükten sonra savrularak temizlenen ve kurutulan buğ day. * Beğ enilmeyecek bir davranı ş . aş inal ı k * Birbirini bilme. aş kı ncı lı k * Birey ve evrenseli birleş tirmeye çal ı ş an ahlâkî nitelikli Amerikan felsefesi. aş kı n * Belli bir süreyi aş mı ş . * Çok. aş ka düş mek * âş ı k olmak. tanı dı k olan. aş k yapmak * cinsel iliş kide bulunmak. coş kunluk göstermek. aş k aş k etmek * hı zla vurmak. mesken. * Ev. * Tanı ş ı klı ğ ı gösterir davran ı ş . tanı dı ğ ı nı belli etmek. bir tutumun çok beğ enildi ğ ini bildirir. aş k olsun * "Aferin" sözünden daha güçlü olarak bir davranı ş ı n. tanı ma. bir tutum karş ı sı nda kı nama. * Derviş ler aras ı nda selâm sözü olarak kullanı lı r. * Aş mak iş i. * Benzerlerinden üstün.

*İ simden isim türeten ek (Arapça çokluk eki): gidiş -at. açı k saç ı k kadı n. at ba ş ı (beraber) gitmek * eş it durumda olmak. onun tutumuna göre davrandı klar ı nı anlatı r. aş üfte aş üftelik -at at anas ı * Bkz. * Aş ure dağ ı tmaya yarayan süslü kap. * Aş üfte olma durumu.* Yüksek. * (süre) Geçmek. aş tı rma aş tı rmak aş ure * Buğ day. * Oynak. aş na fiş ne * Gizli dost. * Aş mak iş ini yaptı rmak. baş lar ı nda bulunan kiş inin etkisi altı nda kalarak. atlar anası . * Görünmeden kaçmak. k ı lı ç kuş ananı n * her ş ey. nohut gibi taneleri. sona ermek. * Aş tı rmak i ş i. kuru yemiş leri ş ekerle kaynatarak yapı lan bir tür tatlı . her yönde siyahtan beyaza ve beyazdan siyaha bir hane atlayarak L biçiminde hareket eden taş . binme. yük çekme veya taş ı ma gibi hizmetlerde kullanı lan memeli hayvan. * (erkek hayvan) Diş isiyle çiftle ş mek. sivri köş eli yuva. at binicisine göre kiş ner * insanları n. uzak veya geçilmesi güç bir yerin öte yanı na geçmek. gelir-at vb. kokot. aş na * Aş ina. bitmek. . * Satrançta. aş urelik * Aş ure yapmada kullanı lan. * Atgillerden. onu gereğ i gibi kullanmas ı nı bilene yakı ş ı r. aş oz * Ahş ap gemilerin omurgaları nı n uzunluğ unca ve iki yan ı nda borda kaplamaları nı n en dar yüzünü yerle ş tirmek için açı lan keskin. aş ure ayı * Muharrem ayı . At at * Astatin'in kı saltması . * Gizli dostluk. aş ure günü * Aş urenin piş irildi ğ i Muharrem ay ı nı n onuncu günü. at binenin (veya iş bilenin).

at kestanesigiller *İ ki çeneklilerden. at çalı ndı ktan sonra ahı rı n kapı sı nı kapamak * iş iş ten geçtikten sonra önlem almaya kalkı ş mak. . at oynatmak * atla hüner göstermek. elmas. at olmaz (bulunmaz) * gerekli ş artlar her zaman bir arada bulunmaz. göz hizas ı nda bulunan korumal ı k. at kestanesi * At kestanesigillerden. at donu at gibi * vücudu iri yarı olan (kad ı n). * yarı ş mak. meydan olur (bulunur). * Sirklerde veya eğ lence yerlerinde. at çevirmek * geri döndürmek. değ erlendirememe. meydan olmaz (bulunmaz). at gözlü ğ ü * Atları n koş um takı mı nda. at meydanı * At veya at arabaları koş ular ı nı n yapı ldı ğ ı yer. at izi it izine kar ı ş mak * iyiyi kötüden ayı ramayacak kadar bir karı ş ı klı k ortaya ç ı kmak. alabildiğ ine rahat hareket edilebilecek yer ve ortam yaratmak. sabit fikirlilik. at üstünde hünerlerini gösteren kimse. at meydanı * at koş ular ı nı n yapı ldı ğ ı meydan. plâka gibi gö ğ se takı lan ş eyler için) pek büyük. at ko ş turmak * çok geniş . * bildiğ i ve istediğ i gibi davranmak. at ko ş turacak kadar * pek geniş . at h ı rsı zı gibi * kı lı k kı yafeti ve tutumu güven vermeyen (adam). * Çevresinde olup bitenleri iyi algı layamama. * Bu ağ acı n kestaneye benzeyen yemiş i. at pazar ı nda eş ek osurtmuyoruz! * söyleneni dinlemeyene söylenen bir uyarma sözü. geniş yapraklı .at cambazı * At alı p satan kimse. madalya. örneğ i at kestanesi olan bir bitki familyası . at olur. at nalı kadar * (niş an. çiçekleri kokulu bir ağ aç (Aesculus hippocastanum). veya bulmak. 15 ile 30 m yükseklikte. at sine ğ i * Atı n tüyünün rengi.

atac ı lı k * Uzaklarda bulunan ve birçok kuş aktan beri görünmeyen birtakı m özelliklerin yeni bir kuş akta birden ortaya ç ı kması . atabey. cür'et. meydan yok * yapacak güç var. * Atamak iş i. atak * Düş üncesizce her iş e atı lan. * Saldı rı . uzunluğ u 8 mm kadar olan. * Atı lı m. cür'etkâr. yalancı . yapmak. ama kullanma imkânı yok. pederş ahî. hücum. tayin. atak atak yapmak * akı n yapmak. * Tembellik. sı ğ ı r ve domuzları n bacak ve kuyruk aralar ı nda yaş ayan. babalı k. atavizm. davranı ş . at. kanatları büyük ve küt. * Dedelerden ve büyük babalardan her biri. atabek atabey * Bkz.* Çift kanatlı lardan. * Ataya yakı ş ı r davranı ş . ataerki ataerkil * Ataerki temeline dayanan. hamle. at var. ataklı k atalet * Atak olanı n durumu veya atakça i ş . patriarkal. ataya çekme. * Eski Türk devletlerinde. ite ot vermek * bir iş i ters yapmak. *İ ş sizlik. ata et. iş lemezlik. atadan babadan görmek * gelenek hâlinde eskiden beri bilmek. * Geveze. uygulamak. atal ı k atama . akı n. pederş ahîlik. ata * Baba. * Soyda temel olarak babayı alan ve ailede çocuklar ı baba soyuna mal eden topluluk düzeni. * Eskiden Rus Kazakları n ba ş buğ una verilen unvan. saldı rı ş . atı lı m yapmak. eklem bacaklı bir sinek türü (Hippobosca equina). iş siz kalma. atamak ataman * Birini bir göreve getirmek. tayin etmek. özellikle Selçuklularda ş ehzadelerin e ğ itimi veya ba ğ ı msı z olarak bir eyaletin yönetimi ile görevli vezir.

ataş elik * Ataş e olma durumu veya makamı . atari atarkanal atasözü * Bilgisayarlarda basit programlarla düzenlenmiş bir oyun türü. . * Bu ilkeye bağ lı lı k. * Uzun deneme ve gözlemlere dayanı larak söylenmiş ve halka mal olmu ş söz. * Soy at yetiş tiricisi. * Ataş enin görev yaptı ğ ı yer. atanmak * Bir göreve getirilmek. Atsan at ı lmaz.atanma * Bir göreve getirilme. tayin edilme. kiş i özgürlüğ ünü. ataş ataş e * Bir elçiliğ e bağ lı uzman. satsan satı lmaz vb. elçilik uzman ı . atavizm atbal ı ğ ı atçı atçı lı k * Soy at yetiş tiriciliğ inde yapı lan at koş uları . atanma yapmak * tayin etmek. Türk Devleti'nin bağ ı msı zlı k ve bütünlü ğ ünü. bilime ve gerçeğ e dayanan. atavik * Atacı lı kla ilgili. ate * Atacı lı k. uygulamalar ve ilkeler bütünü. çağ daş olmayı amaçlayan. tayin edilmek. * Tutacak. darbı mesel: Ayağ ı nı yorganı na göre uzat. akla. Kemalist. at sergileri gibi çalı ş malar. ataraksiya * Hiçbir heyecan veya zihin etkisiyle uyarı lmayan ruh dinginli ğ i. sol karı ncı ğ ı ndan vücudun di ğ er bölümlerine kan taş ı yan damar. Atatürkçü * Atatürkçülük yanlı sı olan (kimse). millî egemenli ğ i. ş iryan. Atatürkçülük * Atatürk'ün düş ünce ve uygulamaları ndan kaynaklanan. birbiri ile uyumlu amaçlar. evrensel ağ ı rl ı klı . * Spermayı idrar yoluna salan iki kanal. atardamar * Kalbin sağ karı nc ı ğ ı ndan akciğ erlere. acı ya olduğ u kadar kı vanca kar ş ı da ilgisizlik. geleceğ e yönelik. * Su aygı rı .

felâket. acele davranmak. tehlikeli bir durum almak. tutuş mak. * Gümüş balı ğ ı . ateş bacayı (veya saça ğ ı ) sarmak * bir olay. ateş basmak * kı zarmak. bunaklı k. ateist ateizm * Tanrı tanı mazlı k. ateş açmak * ate ş li silâhla mermi atmaya ba ş lamak. ihtiyarlı k yüzünden alı k duruma gelme. * telâş lanmak. * Tanrı tanı maz. alev renginde olan. acele etmek. * Patlayı cı silâhları n at ı lması . * Tehlike.* Ateist. atefleksiyon * Döl yatağ ı nı n biçiminin bozulmas ı . * Kı rmı zı . * Yanı cı cisimlerin tutu ş mas ı yla beliren ı sı ve ı ş ı k. * Öfke. co ş mak. * Büyük üzüntü. ateş böceğ i * Kı n kanatl ı lardan. heyecanlanmak. öfkelenmek. * (ateş li silâh) patlamak. od. * Tutuş muş olan cisim. hı rs. önüne geçilemez. hı nç. ateş almak * yanmak. s ı kı lı p baş ı na kan yürümek. * Coş kunluk. * Isı tma veya piş irme için kullanı lan yer veya araç. karanlı kta ı ş ı ldama özelliğ i olan böcek (Lampyris noctiluca). ateh getirmek * bunamak. ateş balı ğ ı * Sardalye. atelye aterina ateş * Bkz. ateh * Bunama. * Vücut ı sı sı . ateş böcekleri * Kı n kanatl ı lardan. ateş çı kmak . atölye. ateş almaya mı geldin? * uğ radı ğ ı yerden hemen gitmeye kalkan kimseye sitem olarak söylenir. örneğ i ateş böceğ i olan böcekler takı mı . acı .

ateş kayı ğ ı * Ateş bal ı ğ ı avlamak için kullanı lan ve içinde ate ş yakı lan kayı k. becerikli. çalı ş kan. içi yakı cı maddelerle dolu gemi. * çok öfkeli olmak. * zeki. ateş kesilmek * çok kı zgı n davranı ş larda bulunmak. ateş püskürmek. * kı pk ı rmı zı . hareketli. ateş gecesi * Hristiyanlarda 24 Hazirana rastlayan Yahya yortusunun. ateş pahası * Çok pahalı . bu ateş in üstünden atlamak ve çevresinde oynamak yolu ile kutlanan bir önceki gecesi. ateş saçmak . ateş parçası * Ateş in bir bölümü. * Çok canlı . ateş kı rmı zı sı * Yanan ateş in rengi. ateş gibi yanmak * ateş i yükselmek. ateş çiçeğ i * Ballı babagillerden. ateş olmayan yerden duman çı kmaz * küçük de olsa birtakı m belirtilerin önemli olaylara i ş aret olduğ unu anlatı r. * Yangı n söndürmede kullanı lan tulumbayı taş ı mak için kullanı lan büyük ve geniş kayı k.* Bkz. öfkeli konu ş mak. ateş etmek * ateş li silâhlarla mermi atmak. ateş püskürmek *ş iddetli. ateş gemisi * Eski çağ larda düş man gemilerini yakmak için özel bir biçimde yapı lmı ş . meydanlarda ateş yakmak. ateş düş tüğ ü yeri yakar * bir acı yı onu çekenden baş kası tam anlayamaz veya aynı ölçüde üzülemez. hareketli ve becerikli olmak. * Çok yaramaz (çocuk). ateş hattı * Savaş ta en ilerideki birliklerin ellerindeki silâhlarla ateş açabilecekleri hat. ateş olsa cirmi kadar yer yakar * hasmı n pek önemsenmediğ ini anlat ı r. * (sonradan) çok çalı ş kan. ateş gibi * çok sı cak. ateş kesmek * ateş li silâhlarla yap ı lan atı ş a son vermek. çalı ş kan ve becerikli. ateş kı rmı zı sı renginde çiçekler açan bir süs bitkisi (Salvia splendens). yangı n çı kmak.

sinirlenmek. ateş in * Ateş li. coş mak. . ateş yağ dı rmak * ateş li silâhlarla aralı ks ı z mermi atmak. * aş ı rı telâş a ve sı kı ntı ya düş ürmek. ateş çilik * Ateş çinin iş i. ateş e vermek * ateş içine sokmak. ateş i düş mek * (hasta için) ateş i geçmek veya azalmak. ateş e atmak * bile bile çok tehlikeli bir iş e giri ş mek. soba gibi yerlerde kullanı lan. * çevresindekilere ağ ı r sözler söylemek. ateş i çı kmak (veya yükselmek) * (hasta için) vücut ı sı sı olağ andan çok artmak. * bir yeri kasten yakmak. çok öfkelenmek.* çok kı zmak. vapur. * Osmanlı larda ş enlikler için donanma fi ş eklerini hazı rlayan kimse. ateş e dayanı klı * aş ı rı ı sı dan zarar görmeyen. * Ateş le hüner gösteren oyuncu. kundak sokmak. ateş i uyandı rmak * sönmek üzere olan ateş i canland ı rmak. lokomotif gibi ateş le iş leyen yerlerde ocaklara kömür atı p ateş in sürekli yanmas ı nı sağ layan ateş çi kimse. coş kun. ateş vermek * tutuş turmak. ateş e vurmak * bir yemeğ i piş mek üzere ocağ a koymak. ateş i baş ı na vurmak * çok öfkelenmek. ateş ! ateş baz * ateş etmek için verilen komut. * üzerine ateş li silâhla mermi atmak. * bir ülkeyi savaş a sokarak veya kargaş a ve karı ş ı klı k yaratarak sı kı ntı ve yı kı ma uğ ratmak. ateş e tutmak * az ı sı tmak. * Fabrika. ateş e vursa duman vermez * pek cimri olanlar için söylenir. ateş e dayan ı klı tuğ la. ateş tuğ lası * Ocak.

ateş lendirme * Ateş lendirmek i ş i. ş iddetlendirmek. * Cinsel istekleri güçlü olan. kı ş kı rtmak.ateş ine (veya nârı na) yanmak * bir kimse yüzünden zarara uğ ramak. ateş leyici * Ateş leme niteliğ i olan. yanmayı azaltmak. heveslendirmek. * Coş kun. * Patlayı cı maddeleri ate ş lemekte kullanı lan cihaz. ateş lemek * Tutuş turmak. * Top. bı rakı ş ma. ateş li ateş li * Yoğ un ve heyecanlı bir biçimde. ş iddetlenmek. ateş le oynamak * pek tehlikeli bir iş le uğ ra ş mak. ateş ini almak * yüksek vücut ı sı sı nı düş ürmek. tüfek gibi patlayı cı maddeleri patlatmak. . ateş kes * Savaş an iki kuvvetin karş ı lı klı olarak savaş ı durdurması . hararetli hararetli. ateş ler içinde * (hasta) çok ateş li bir durumda. coş kulu. mütareke. coş turucu. * derece ile ateş i ölçmek. ateş letmek * Ateş lemek iş ini yapt ı rmak. biri erkek iki gencin bir yerde yalnı z baş ları na kalmaları nı n sakı ncalı olduğ unu anlatmak için söylenir. kı zı ş mak. ateş le barut bir yerde durmaz * biri kı z. * Coş mak. * Vücut ı sı sı artmak. ateş leme * Ateş lemek iş i. yakmak. ateş lenmek * Ateş lemek iş ine konu olmak. ateş letme * Ateş letmek iş i. * acı yı . ateş lendirmek * Coş turmak. * Kı ş kı rtmak. ateş li * Ateş i olan. ateş lenme * Ateş lenmek iş i.

ası lsı zş eyler uydurup söyleyen. isnat etmek. * Süt veya yoğ urt çalkamaya yarar küçük yayı k. uydurmacı lı k. atfen atfetme * Atfetmek iş i. * Bazı ateş li silâhlar kullanarak yap ı lan spor. at ı lan. atı k su * Evlerde. atı l . * Mal ederek. yüklemek. atı cı *İ yi niş an alan. ateş lik ateş lilik * Ateş li olma durumu. *İ yilik. kayra. çevirme. ba ğ ı ş . ateş ten gömlek * acı . * Yalancı lı k. inayet. atı cı lı k atı f atı fet atı k atı k atı k kâğ ı t * Kâğ ı t. dayanı lmaz. * Karş ı lı k beklemeden gösterilen sevgi. isnat. lütuf. * Atı cı olma durumu. iş yerlerinde kullanı mdan dolayı kirlenen ve bina dı ş ı na sevkedilen pis su. tüfek gibi silâh. iş leme sürecinden veya kullanı mdan sonra arta kalan ve kâğ ı t veya karton üretiminde ve kâğ ı t hamuru yapı mı nda tekrar kullanı lan kâğ ı t veya karton parçaları . üzüntü veren.ateş li silâh * Patlayı cı madde aracı ile mermi atan top. atgiller atı alan Üsküdar' ı geçti * fı rsatı n kaç ı rı lı p artı k yap ı lacak bir ş ey kalmadı ğ ı nı anlat ı r. * Ateş yakı lan veya konulan yer. ihsan. * Atları . yükleyerek. attı ğ ı nı vuran kimse. * Atı lmı ş . * Yalancı . s ı kı ntı lı durum. *İ li ş kili bulma. tek parmaklı memeliler familyası . atfetmek * Bir iş i veya bir sözü bir kimseye mal etmek. çevirmek. * Yöneltmek. * Yöneltme. eş ekleri ve zebraları içine alan. ateş perest * Ateş e tapan.

atı lgan * Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan. * Silâhı doldurmaya yetecek veya en az bir atı m yapabilecek barut miktarı . * abartmalı konuş mak. atı lganlı k * Atı lgan olma durumu. atı lma. çarp ı ş . atı mcı * Pamuğ u. savlet. atı ş * Atmak iş i veya biçimi. * Sayı kazanmak amacı yla yapı lan atı lı ş . hücum etmek. yazacak söz veya bilgi. atı mcı lı k atı mlı k * At ı mcı nı n iş i. hallaçl ı k. atı lı m *İ leri at ı lma. at ı lı m yapan. ba ş lamak. atı lma iş i. * Konuş acak. * Bir iş e giriş mek. * Atmak iş ine konu olmak. * Atmak iş i. aylak. nabı z için) Vuruş . atı p (veya atmak) tutmak * bir kimse veya bir ş ey için kötü konuş mak. * Atı lmak i ş i. * Bir silâhı n mermisini amaca ulaş tı rmak için gereken iş ve bilgi. * Durumunu geliş tirme gücü gösteren. * Saldı rmak. * Bir ş eye do ğ ru birden gitmek. hallaç. * Giriş ken. * Etkisiz. * Patlamak. . * Herhangi bir konuda ilerleme çabası . hamle. süreduran. * Bkz. hamle. * (kalp. atı lı mcı atı m atı n ölümü arpadan olsun * çok sevilen bir ş ey yapı lı rken veya sevilen bir yiyecek yenilirken sonuç kötü de olsa katlanı lacağ ı nı anlatı r. hücum. hamleci. ditme iş ini yapan kimse. iş e yaramaz. birden bir davranı ş ta bulunmak. yünü yay veya tokmak gibi bir araçla kabartma. *İ ş siz. atı lı ş atı lma atı lmak * Atı lmak i ş i veya biçimi.* Tembel. atı nı sa ğ lam kazı ğ a ba ğ lamak * eş eğ ini sağ lam kaz ı ğ a bağ lamak. * Atı lan bir ş eyin gidebildiğ i uzaklı k. * Hı zla ilerleme.

poligon. * Saz ş airlerinin deyiş le tartı ş maları . atı ş mak atı ş tı rma atı ş tı rma yeri * Ayaküstü yemek yenilen yer. çeviklik. argaç. s ı rta veya boyna alı nan örtü. * Atkı lamak iş i. atik atik atik tetik atiklik * Çabukluk. * Ağ ı z kavgası etmek. * Dokumacı lı kta mekikle enine atı lan iplik kumaş ı n en ipli ğ i. * Kapı ve pencerelerin yapı mı nda üst tarafa konan ağ aç. çevik. * Büyük yaba. * Saz ş airleri. atk ı * Soğ uğ a kar ş ı omuzlara. atk ı iplik atk ı lama atk ı lamak * Dokuma tezgâhları nda mekikle atkı atmak. * (yağ mur veya kar) Serpiş tirmek. * Kendisine dargı n olan bir kimseye barı ş ı km ı ş gibi söz söylemek. yandan iliklenen ince uzun parça. taş veya beton destek. * Atı ş tı rmak i ş i. üst eş ik. * Çabuk hareket edebilen. ba ş a. * Bazı kadı n ayakkabı lar ı nda ve çocuk patiklerinde ayağ ı n üstünden geçen. * Çabuk davranan. * Dokuma tezgâhları nda mekikle enine at ı lan iplik.atı ş yeri atı ş ma * Silâh atma alı ş tı rmaları yapı lan yer. atı ş tı rmal ı k * Atı ş tı rmaya yarayan. ati * Gelecek. * Eski. atkuyruğ u . atı ş tı rmak * Acele olarak yemek veya içmek. eski zamanla ilgili. atk ı lı * Atkı sı olan. * Atı ş mak iş i. çevik. argaçlamak. belli bir ayak üzerine birbirlerini küçük düş ürmek amacı yla karş ı lı klı deyiş söylemek.

atlambaç atland ı rma * Atlandı rmak iş i. . örneğ i atkuyruğ u olan bir bitki familyası . * Belirli bir yerden gerilip hı z alarak yapı lan sı çrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma veya belli bir yükseklikten a ş ı rma. daha çok nemli yerlerde yetiş en ve ilâç olarak kullanı lan bir bitki (Equisetum arvense). atlama ta ş ı * Suyu geçerken üzerine bası p atlamak için konulan büyük taş . * Çocukları n atlama oyunu. sayı sayma gibi iş lerde bazı bölümleri bı rakı p geçmek. aldanmak. atlama tahtası * Daha iyi bir duruma geçmek için araç olarak kullanı lan yer veya kimse. * Çı kmak. * (bası nda) Haberi zamanı nda verememek veya diğ er gazetelerden ö ğ renmek. ara bozanl ı k etmek. yazı yazma. * Yanı lmak. atlan ı lma * Atlanı lmak iş i. * Okuma. atlanma * Atlanmak iş i. atlan ı lmak * Atlanmak. * Yüksek bir yerden alçak bir yere. atlama beygiri * Yüksekliğ i 1. atlad ı geçti Genç Osman! * bir iş in bittiğ ini veya tehlikenin atlatı ld ı ğ ı nı anlatı r.70'e ayarlanabilen ve atlamalar için kullan ı lan beden eğ itimi aracı . atlama taş ı . * Genç kı zları n saçlar ı nı baş lar ı nı n arkası na toplayarak uç bölümünü kaldı rı p serbest bı raktı klar ı saç biçimi. atlamak * Bir engeli sı çrayarak veya fı rlayarak a ş mak. * Bu biçimde en uzağ a atlamak veya en yükseğ i aş mak amacı yla yarı ş ı lan atletizm dalı . atla arpay ı dövüş türmek (veya dalaş tı rmak) * fesat karı ş tı rmak. atkuyruğ ugiller * Eğ relti otugillerden. ayaküstü gelecek biçimde kendini b ı rakmak. * Binmek. atlama ta ş ı yapmak * daha iyi bir yere geçmek için bir durumu veya bir kimseyi araç olarak kullanmak. * Sı nı fı okumadan geçmek. atland ı rmak * Ata bindirmek veya binecek at vermek. atlang ı ç. atlama * Atlamak iş i.* Atkuyruğ ugillerden. inmek. kök sapı ömürlü olan. atlangı ç * Suyu geçerken üzerine bası p atlamak için konulan büyük taş .

atlas atlas * Dünyanı n. atlas kemi ğ i * Boyun omurları nı n üstten birincisi. sı k dokunmuş bir tür ipekli kuma ş . atlaya z ı playa * atlayarak. biçimli. parlak kı rmı zı çiçekler açan kaktüs. arada eş ekler ezilir * büyüklerin çatı ş ması ndan küçükler zarar görür. * Aldatmak. * Kötü bir durumu geçiş tirmek. atlet fanilâs ı * Kolsuz erkek fanilâsı . * istekle. isteyerek. atlet gibi. * Bir konuyu açı klamak için hazı rlanmı ş resim veya levhalardan oluş mu ş kitap. * Savsaklamak. atlas çiçe ğ i * Uzun ve sarkı k yapraklı . bir ülkenin. * (bası nda) Baş ka ilgililerden önce bir haberin yayı mlanmas ı nı sağ lamak. atlas çiçe ğ igiller * Kaktüsgiller. bir bölgenin fiziksel ve siyasî coğ rafyas ı ile ekonomi. erkeksi kadı n. atlatmak * Atlamak iş ini yapt ı rmak. * Yüzü parlak. atlatma * Atlatmak iş i. atlar anası *İ ri yarı . atlat ı lmak * Atlatmak iş i yapı lmak veya bu iş e konu olmak. atletik * Atletleri ilgilendiren. * Vücudu geliş miş . * Savmak. . atlat ı lma * Atlatı lmak iş i.atlanmak atlanmak * Ata binmek veya at edinmek. atlar nallanı rken kurbağ alar ayak uzatmaz * küçükler büyüklerin yanı nda hadlerini bilmelidir. tarih gibi konularda toplu bilgi vermek için bir araya getirilmiş co ğ rafya haritaları derlemesi. * Atlamak iş i yapı lmak. atlet * Atletizmle uğ raş an kimse. atlar tepi ş ir.

* Koymak. * Uzatmak. * (sille. * Ata binmiş kimse. * Çı karmak. * (bir kimseyi) Uzaklaş tı rmak. bir kenara koymak. nabı z gibi kan dolaş ı mı ile ilgili organlar için) Vurmak. kı lı ç) Vurmak. atl ı kovalarcası na * gereksiz yere acele ederek. * (kurş un. * Bir cismi bir yöne doğ ru fı rlatmak. * (top. * (kalp. * (zaman bildiren tümleçlerle) Geri bı rakmak. ilgisini kesmek. atma Recep. göndermek. atmaca * Kartalgillerden. * Binek atı kullanan asker veya asker sı nı fı .den oluş an bir eğ lence aracı . * Sözle sataş mak. * Kovmak. tokat. dı ş arı ya çı karmak. ava alı ş tı rı labilen küçük bir yı rtı cı kuş (Accipiter nisus).atletizm * Beden gücünü. * Örtmek. atl ı * Atı olan. atlama. çarpmak. * (yapı lmı ş kötü bir i ş i birine) Yüklemek. uçaklar vb. atma * Atmak iş i. * Yalan veya abartmalı söz söylemek. * Çatlamak. *İ çki içmek. * Bir yerden baş ka bir yere taş ı mak. * Bilmeden. gülle. kabartmak. din kardeş iyiz * söylediklerin hep yalan (veya abartma). süvari. * Yerleş tirmek. atl ı karı nca *İ ri bir karı nca türü (Ponera grandis). tüfek gibi silâhlar için) Patlatmak. * Yay ve tokmakla ditmek. ağ ı rl ı k kaldı rma ve atma gibi. yetenekleri geliş tirmeye yarayan koş u. *İ stenilmeyen bir ş eyi kendi malı olmaktan çı karmak. atmak . ilgisini kesip uzaklaş tı rmak. tek baş ı na yapı lan vücut çalı ş malar ı . * Bir ş eyi yere doğ ru bı rakmak. farkı ndayı z. * (sı kı ntı dolay ı sı yla) Giyilen bir ş eyi ç ı karmak. çevikliğ i. ok gibi ş eyleri) Hedefe iletmek. atl ı karı nca * Yere dikilmiş bir eksen çerçevesinde döndürülen ask ı lara takı lı oyuncak atlar. * Kullanı lması gelenek hâline gelmiş bir ş eyi kullanmaktan vazgeçmek. yı rtı lmak veya yapı ş ı k olduğ u yerden ayrı lmak. * Sapan. * Değ erini eksiltmek. atl ı spor * At üzerinde yapı lan bütün sporları n genel adı . * Yazı lı veya banda alı nmı ş bir metinden baz ı bölümleri çı karmak. dı ş ar ı ya vermek. * Patlayı cı maddelerle havaya uçurup yı kmak. kestirerek söylemek.

er suyu. * Birkaç türü birleş ince çe ş itli kimyasal birleş ikleri (molekülleri). * Bası nç birimi olarak kullanı lan. . gaz yuvarı . atom numarası * Bir atom çekirdeğ inin içinde bulunan protonları n sayı sı . atom bombası * Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucu enerji olu ş mas ı temeline dayanan bomba. artı k bölünemez. alı ş mak. bir tek türü ise bir kimyasal ögeyi oluş turan * (eski Yunan filozofları na göre) Gerçeğ in son. atom reaktörü * Nükleer parçalanma sonucu oluş an enerjiyi kontrol etmekte kullan ı lan düzen. atom enerjisi * Atom çekirdeklerinin parçalanması ndan veya hafif atomları n kaynaş ması ndan olu ş an büyük enerji. *İ çinde yaş anı lan ve etkisinde kal ı nan ortam. * Yeri veya herhangi bir gök cismini saran gaz tabakası . 150 C de deniz yüzeyinde. atmosfer bas ı ncı * Atmosferin yeryüzünde bulunan her cisim üzerine yaptı ğ ı bası nç. sahiplenmek. * Haykı rmak. atmasyoncu * Uydurmacı . * Söylemek. atom ağ ı rl ı ğ ı * Herhangi bir atomun 16 sayı sı ile gösterilen oksijen atomuna göre ağ ı rlı ğ ı . ba ğ ı rmak. bı rakmak. * Hava yuvarı . atom çekirdeğ i * Atomun çekim kuvvetinin etkisiyle. hava. bozulamaz diye tasarlanan temel ögeleri. atm ı k atmosfer * Erkeklerin cinsel organı ndan salgı lanan madde. çevresinde elektronlar dolaş an. atom ça ğ ı * Atom enerjisinin insanlı ğ ı n hizmetine girdi ğ i çağ . * Etkisi kaybolmak. mercan ada. * Göndermek. sperma. 76 cm uzunlu ğ unda ve tabanı l cm 2 olan cı va sütununun ağ ı rl ı ğ ı (l kg 33 gr). atol atom parçacı k. palavra. yollamak. bel. meni. cevvî. halka biçiminde adacı k. palavrac ı (kimse). proton ve nötronlardan olu ş an pozitif elektron yüklü merkez bölümü. atmasyon * Uydurma. atmosferik * Atmosferle ilgili. * Mercanları n bir araya toplanması ile olu ş muş . * Götürmek. atmasyonculuk * Atmasyoncu olma durumu.* (renk için) Solmak.

* Yeni bir bestecilik çı ğ ı rı na göre. atomcu * Atomculuk yanlı sı (kimse). bölünmez parçaları n kümelenmesinden olu ş tuğ unu ileri süren öğ reti. iş lik. heykel sanatları yla uğ raş anları n çalı ş tı ğ ı yer. ton ve makam temeline ba ğ lı kalmadan oluş turulan (beste). atomculuk * Evrenin. mü ş terileri oyalay ı cı . atom sayı sı * Bir atom çekirde ğ inin içerisinde bulunan protonlar ı n say ı sı . aktar. ilgi çekici gösteri. satsan satı lmaz * iş e yaramad ı ğ ı veya sı kı ntı verdi ğ i hâlde vazgeçilemeyen ş eyler ve kimseler için söylenir. attar * Bkz. atölye resmi * Bir iş in ayrı ntı ları nı gösteren ve atölyede yapı m sı rası nda kullanı lan 1/1 ölçüdeki teknik resim.atom santrali * Atomdan yararlanarak enerji elde eden fabrika. denizde. * Bir hayvanı n bir baş ka hayvanı yemek için yakalamas ı . attı ğ ı tı rnak kadar olamamak * bir kimsenin sözü edilenden daha değ ersiz olduğ unu anlatmak için kullanı lı r. gölde veya akarsularda evcil olmayan hayvanları vurma veya yakalama iş i. av * Atmak iş ini yaptı rmak. * Top oyunları nda topun kar ş ı takı m oyuncular ı nı n vuru ş uyla oyun alan ı nı n veya kale çizgisinin arkası na * Karada. * Atomla ilgili olan. * Atomla ilgili. * Altı n'ı n kı saltmas ı . atsan atı lmaz. atraksiyon * Gazino gibi yerlerde yapı lan. eğ lendirici. attı rma * Attı rmak i ş i. attı rmak Au aut geçmesi. attan inip eş eğ e binmek * bulunduğ u önemli görevden daha aş ağ ı bir göreve alı nmak. atropin * Güzelavrat otundan çı kar ı lı p hekimlikte kullanı lan zehirli bir ilâç. atomal * Atomlarla ilgili olan. . atomik atonal atölye * Zanaatçı ları n veya resim.

. aptal. avanağ a uygun düş en biçimde. avadanc ı * Eski Osmanlı sarayı nda bir s ı nı f hademe. bön. aval * Saflı ğ ı sersemlik derecesine varan (kimse). iş le-v. * Halk. av avlanmı ş . -av / -ev * Fiilden isim türeten ek: sı na-v. kopoy. av köpe ğ i * Tazı . ödemeden sorumlu olanları n ödememesi hâlinde üçüncü bir kiş inin alacaklı lara senet bedelini ödeyeceğ ine iliş kin verdiğ i güvence. türe-v vb. avanaklı k etmek * aptallı k etmek. * Halkı n aş ağ ı tabakas ı . av kuş u * Avlanı lan kuş . avadanl ı k * Bir iş i yapmak. av yasa ğ ı * Yı lı n av dönemi d ı ş ı nda kalan zamanda konulan yasak. av dönemi * Av hayvanları nı n avlanması veya bu amaçla kullanı lan av araçları nı n kullanı lması nı n serbest oldu ğ u yı lı n belirli bölümü. avanak avanakça avanaklı k * Avanak olma durumu. * Avanak gibi. gör-ev. avanak gibi davranmak. zağ ar gibi ava yard ı mcı lı k etmeye al ı ş tı rı lmı ş köpek.* Bu yollarla yakalanan hayvan. bir aracı onarmak için kullanı lan alet tak ı mı . aval aval avam * Aptal bir biçimde. aptal aptal. tav tavlanm ı ş * olan olmuş . ava ç ı kmak * avlanmak için gitmek. av mevsimi * Av dönemi. iş iş ten geçmi ş . avanakça davranı ş . artı k yapacak bir ş ey yok. avangart * Öncü. * Tuzağ a dü ş ürülen. * Kolaylı kla kandı rı labilen veya aldatı labilen. aval * Ticarî senetlerde. öd-ev. kendisinden yararlanı lan kimse.

avanta * Bir kimsenin. * III. avantacı * Çı karcı . maceracı . avantür * Serüven. Avarca * Avarları n kullandı ğ ı dil. kâr. beleş çi. bedavac ı lı k. yararsı z. yüzyı llar aras ı nda Orta Avrupa'da yaş amı ş halk. * Bir geminin ba ş ka bir gemiden veya kı yı dan açı lmas ı . avara avara avara kasnak iş lemek (veya dönmek) * hiçbir iş e yaramadan boş una. * Üzerinde döndüğ ü ve kendisini taş ı yan milden bağ ı ms ı z olarak çal ı ş an mekanizma. avantacı lı k * Çı karcı lı k. avans almak * öndelik almak. * Kı yı ya dayanı larak sandalı n açı lması için kürekçilere verilen komut. avantajsı z * Yarar sağ lamayan. avare . peş inat.VI. beleş çilik. öndelik. *İ ş e yaramaz. avantüriyer * Serüvene atı lan. kötü. avantadan * bedavadan.avans * Alacağ ı na sayı lmak üzere önceden yap ı lan ödeme. beleş ten. avaraya almak * o bölümün çalı ş ması nı durdurmak. yüzy ı llar aras ı nda Moğ olistan'da VI. yarar. bedavacı . . avans vermek * öndelik vermek. emek vermeden sağ ladı ğ ı kazanç. yararlı (durum veya ş ey). avans çekmek * öndelik çekmek. avantaj * Üstünlük sağ layan ş ey. avantajl ı * Yarar sağ layan.IX. . macera. Avar * Kuzeydoğ u Kafkasya'da Dağ ı stan Federe Cumhuriyeti'nde yaş ayan halk.

* Kazalar. sonralar ı ise sürekli olarak halktan toplanan vergi. baş ı boş luk. avcı * Avlanmayı seven veya av ı kendine iş edinen kimse. iş siz güçsüz. tümsekler. avare etmek * bir kimseyi iş inden al ı koymak. * Baş ka hayvanları yakalamakta usta olan (hayvan). engeller. parlak zehirli bir bitki (Adonis). avare dola ş mak * iş siz. avcı lı k etmek * avlanma ile uğ raş mak. baş ı boş luk. avcı eri * Piyade mangası nda her ere verilen ad. * Yüksek ses. nara. avcı hattı * Savaş ta düş mana doğ ru dağ ı larak ön safta ilerleyen asker toplulu ğ u. * Bir deniz yolculuğ unda geminin veya yükünün gördüğ ü zarar. aylaklı k. avcı lı k * Avcı olma durumu veya iş i. * Avcı lara özgü olan. aylak. avazı çı ktı ğ ı kadar * çok yüksek sesle. . avareleş mek * Aylaklı k etmek. avareleş me * Avareleş mek durumu. * Çeş itli sebeplerle dayanı klı lı ğ ı nı ve esnekli ğ ini kaybetmiş yapa ğ ı ve yün. tanı tan kimse. avare olmak * iş siz güçsüz dolaş mak. avarelik avar ı z *İ ş sizlik. * Engebeler. avcı otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. i ş siz güçsüz. avcı uçağ ı * Düş man uçakları nı düş ürmek için kullanı lan uçak. belâlar.*İ ş siz. avarya avaz avaz avaz (bağ ı rmak) * var gücüyle bağ ı rmak. baş ı boş . baş ı bo ş . kokusuz. yüzey biçimleri. aylak dolaş mak. * Osmanlı larda önceleri yalnı z olağ anüstü durumlarda. * Bir ş eyi büyük bir istekle izleyen ve bulup ortaya çı karan.

ş amdanlı .avcu kaş ı nmak * halk inanı ş ı na göre eline bir yerden para geçeceğ i anla ş ı lmak. avcuna saymak * peş in olarak ödemek. avize ağ acı * Zambakgillerden. * Sayı fark ı . avlak avlama * Avlamak iş i. . avlanma * Avlanmak iş i. avcunun içinde tutmak * ona istediğ ini yaptı racak güçte olmak. * Yardakçı lar. avcunu yalamak * umduğ unu ele geçirememek. * (genellikle Musevîler için) İ slâm dinine dönmüş olan. cam veya metal süslü aydı nlatma aracı . * Tavana ası lan. * Tuzağ a dü ş ürmek. bir ş eyi) çok iyi ve ayrı ntı lı olarak bilmek. avisto avize * Ödenmesi gereken poliçelere yazı lan ve "görüldüğ ünde" anlamı na gelen bir terim. iri ve beyaz çiçekli bir süs a ğ ac ı (Yucca glosiosa). lâmbal ı . avize biçiminde sarkı k. billûr. avlanmak * Avı çok olan yer. av yeri. avcunun içi gibi bilmek * (bir yeri. avcunun içine almak * bir kimseyi bask ı ve etkisi altı na almak. geri gelme. avlamak * Bir avı diri veya ölü olarak ele geçirmek. * Voleybolda karş ı oyuncuları n boş bı raktı ğ ı ve yetiş emeyeceğ i yere topu yavaş ça indirip sayı alma. geri gelmek. avdet * Dönüş . avdetî avene averaj * Ortalama. kurnazlı kla kandı rmak. avdet etmek * dönmek. Amerika'dan dünyanı n her yanı na yayı lmı ş olan. avg ı n * Duvarda suyun geçmesi için bı rakı lan delik veya üstü kapal ı su yolu.

* Elin iç tarafı . düş ünce ve davranı ş ta bat ı ölçülerinde bulunma. duvarla çevrili alan. Avrupalı lara benzer. * Avrupa'ya özgü olan. * (para için) Bol bol. * Amerikan armudu (Persea americana). Av ş ar avuç * Bkz. Avrupa kay ı nı * Avrupa'da yetiş en bir kayı n türü. Avrupalı lar gibi. Avrupalı lı k * Çağ daş olma. avuç avuç * Her defası nda bir avuç. eş . * Kadı nları n öteberi satt ı klar ı pazar yeri. * Elin yarı yumulmuş durumu. Avrupa ile ilgili (olan). davranı ş ve yaş antı lar ı nı benimsemek. Avrupalı laş ma * Avrupalı laş mak. avuç (veya el) açmak * dilenmek. Avrupalı * Avrupa'da yaş ayan. Avrupaî * Avrupalı lara vergi. ava çı kmak. avlu avokado avrat * Bir yapı nı n veya yapı grubunun ortası nda kalan üstü açı k. * Avuçlayarak. * Ava gitmek. avlatma avlatmak * Avlanmak iş ini yapt ı rmak. Afş ar. avrat pazar ı * Cariyelerin satı ld ı ğ ı pazar. avuç dolusu . * Kadı n. yardı m istemek. av için dolaş mak. pek çok. para istemek. * Karı . * Avlatmak iş ini yaptı rma. Avrupa halkı ndan olan kimse. Avrupalı laş mak * Avrupalı lar ı n düş ünce. avret * Ut yeri. * Yarı yumulmu ş elin alacağ ı miktar.* Avlamak iş ine konu olmak.

acı sı nı unutturmak. müteselli olmak. avuntu. * Acı sı nı hafifletmek. mahkemelerde. * Oyalanmak. avunma avunmak * Avunmak iş i. avurt satmak (veya avurt zavurt etmek) * beceremeyeceğ iş eyleri becerebilecekmiş gibi konuş mak. avuç içi * Elin parmak dipleri ile bilek arası ndaki iç bölümü. * korkutucu büyük sözler söylemek. avuç içi kadar * pek küçük. devlet dairelerinde baş kaları nı n hakkı nı aramay ı . avuntu avurdu avurduna geçmek * çok zayı flamak. * Avukatı n yaptı ğ ı iş . yetinmek. korumay ı meslek edinen ve bunun için yasanı n gerektirdi ğ iş artları taş ı yan kimse. teselli.* (para için) Pek çok. avukatl ı k * Avukat mesleğ i. * Bir ş eyle u ğ ra ş arak acı sı nı unutmak. avundurma * Avundurmak iş i. teselli. * Gerekmediğ i hâlde baş kası nı n savunması nı üstlenen kimse. avurt ş iş irmek * yanağ ı n iç tarafı ndaki boş lu ğ u su veya havayla doldurup ş iş kin duruma getirmek. avuçlama * Avuçlamak iş i. * (hayvan) Gebe kalmak. dar (yer). boş savunma. teselli. teselli etmek. * Gereksiz. avuçlamak * Avuçla kavramak. avuçla almak. avukat tutmak * adlî i ş lemleri gereğ ince yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu görevli kı lmak. s ı kı ntı lardan uzakla ş mak. avundurmak * Oyalanması nı sağ lamak. teselli bulmak. *İ nsanı avutan ş ey. avurt * Yanağ ı n ağ ı z boş luğ u hizası na gelen bölümü. avunç * Acı nı n hafiflemesi veya unutulması . avurt ünsüzü . avukat * Hak ve yasa iş lerinde isteyenlere yol göstermeyi.

hesap ortada. avutma avutmak * Avutmak iş i. teselli. * Yı lı n on iki bölümünden her biri. gün-ey. dene-y. avurtlu * Çalı m satan. Avustralyalı * Avustralya kökenli olan (kimse). * Art arda gelen iki yeni ay arası nda geçen süre. ay ağ ı lı * Ayı n aylası . bal. hale. avutucu avutulma avutulmak * Avutmak iş ine konu olmak. teselli etmek. yüz-ey vb. al kelimelerindeki l ünsüzü gibi. ürkme veya sevinç anlat ı r. * (bir kimsenin acı sı nı veya s ı kı ntı sı nı ) Yatı ş tı rmak. teselli eden. Avusturyal ı * Avusturya kökenli olan (kimse). avurtlama * Avurtlamak iş i. kamer. * Oyalamak. el. Ay * Yer yuvarlağ ı nı n uydusu olan gök cismi. -ay / -ey.* Dil ucunun ön damağ a veya art damağ a çarpmas ı ndan oluş an ve dilin yanları ndan akan ses: Dil. * Bir ayı n herhangi bir gününden ertesi ay ı n aynı gününe kadar geçen veya yaklaş ı k 30 gün olarak kabul edilen süre. bel. dal. hesap belli * anlaş ı lmayacak bir ş ey yok. . * Çalı m satmak. düz-ey. yüksekten atan. erkeğ inin kuyruğ u lir biçiminde ve çok süslü bir Avustralya ku ş u (Maenura superba). ağ rı veya ş aş ı rma. y * Fiilden isim ve sı fat türeten ek: ol-ay. avurtlamak * Büyülenmek. * Avutan. avurtlar ı çökmek (veya avurtları birbirine geçmek) * çok zayı fladı ğ ı yüzünden belli olmak. Avustralya kara tavu ğ u * Serçegillerden. ay aydı n. * Avutulmak iş i. *İ simden isim türeten ek: kol-ay. yüksekten atmak. açı k. ay -ay / -ey * Birdenbire duyulan acı . yapa-y vb.

geceyi açı kta geçirmek. ay parçası . ay çekirde ğ i * Ay çiçeğ inin tohumu. ay evi ay gibi * Ayla.ay bal ı ğ ı * Ay balı ğ ı gillerden. ay yı ldı z ay yı lı * Ayı n on iki kez yeni aydan yeni aya gelmesi için geçen süre (354 gün 8 saat). * Genellikle vakit geçirmek için içi yenen kuru yemiş çe ş idi. ay takvimi * Ayı n gökyüzündeki görünen hareketine ve evrelerine göre düzenlenen takvim. ay dede * (çocuk dilinde) Ay. 3 m boyunda. ay dedeye misafir olmak * gece açı kta yatmak. husuf. ay balta * Ağ zı yarı m daire biçiminde olan balta. Ay tutulması * Yer yuvarlağ ı nı n Güneş ile Ay arası na girmesiyle. ay dönümü * Aybaş ı . * Bkz. ay ı ş ı ğ ı * Ayı n yeryüzüne verdiğ iı ş ı k. ay modülü * Gözlem araçları nı içinde taş ı yan. . ay parçası (gibi) * (kadı n veya kı z için) çok güzel. ay araş tı rmaları için kullanı lan ve ay yüzüne yumuş ak iniş yapan araç. ay bal ı ğ ı giller * Kemikli balı klar tak ı mı nı n çengel çeneliler alt takı mı na giren bir familya. kuyruk yüzgeci hilâl biçiminde olan. teber. * Ayı n dolunay durumundaki parlak durumu. kamer takvimi. Akdeniz'de yaş ayan bir balı k türü. kemer balı ğ ı (Mola mola). mehtap. aya * Türk bayrağ ı ndaki ayça ve beş ı ş ı nlı yı ldı zdan olu ş mu ş simge. ay harmanlanmak * ayı n çevresinde ayla oluş mak. görünü ş ü balı k ba ş ı na benzeyen. pervane balı ğ ı . ay örümce ğ i * Ay modülü. ay karanl ı ğ ı * Bulutlar arkası nda kalan ay ı n yaydı ğ ı hafif ayd ı nl ı k. Ay' ı n yer yuvarla ğ ı gölgesinde kalması .

aya ğ ı na bağ olmak * (biri) bulunduğ u yerden ayr ı lmas ı na veya yapt ı ğ ı iş i sürdürmesine engel olmak. * (hasta) iyi olmak. avuç içi. * bağ ı ş lanmak için yalvarmak. aya ğ ı üzengide * hemen yola çı kmak üzere olan. yolu düş mek. aya ğ ı yerden kesilmek * ayağ ı yere de ğ mez olmak. aya ğ ı na (veya ayakları na) kapanmak * alçalı rcası na yalvarmak. * Yaprakları n düz ve parlak bölümü. * saygı göstermek için oturma durumundan ayak üzeri durumuna geçmek. ayak tabanı . heyecanlanmak.* Elin parmak dipleriyle bilek arası ndaki iç bölümü. aya ğ ı düze basmak * güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek. aya ğ ı uğ urlu * geldiğ i yere uğ ur getirdiğ ine inan ı lan (kiş i). aya ğ ı na (veya baca ğ ı na) geçirmek * aceleyle bir ş eyi giymek. dikilmek. * telâş lanmak. aya ğ ı alı ş mak (veya alı ş mamak) * bir yere sürekli gitmek (veya gitmemek). aya ğ ı ile (veya kendi ayağ ı ile) gelmek * kendi isteğ iyle gelmek veya emek çekilmeden elde edilmek. . aya ğ a fı rlamak * hı zla ayağ a kalkmak. * bir taş ı ta binip yaya yürümekten kurtulmak. aya ğ ı (veya ayakları ) dolaş mak * yürürken telâş tan ayakları birbirine takı lmak. aya ğ ı düş mek * Bkz. telâ ş a kap ı lmak. aya ğ ı na bağ vurmak * önüne bir engel çı karmak. aya ğ a kald ı rmak * telâş ve heyecana düş ürmek. aya ğ a kalkmak * ayakları üzerinde durmak. aya ğ a dü ş mek * iş e ilgisiz ve yetkisiz kimseler karı ş mak. aya ğ ı (veya ayakları ) suya ermek * bir gerçeğ i anlayarak akl ı baş ı na gelmek. iyileş mek. aya ğ ı yürüten baş tı r * halkı n düzen içinde çal ı ş mas ı nı baş takiler sağ lar.

aya ğ ı na kira istemek * gelmeye nazlanmak. aya ğ ı nda donu yok. aya ğ ı nı (veya ayaklar ı nı ) alt ı na almak * tek bacağ ı nı (veya bacakları nı ) kı vı rı p üzerine oturmak. fesle ğ en ister (veya takar) baş ı na * yoksulluğ una bakmayarak süs ve gösteriş yapmak ister. aya ğ ı na s ı cak su mu. aya ğ ı na getirmek * sı ra. aya ğ ı na dü ş mek * çok yalvarmak. aya ğ ı nı (veya ayaklar ı nı ) öpeyim * yalvarı rı m. yarı sevinçle söylenen söz. * (birinin) iş inde yükselmesine engel olmak. ilgiyi kesmek. aya ğ ı na çelme takmak * biri yürürken ayakları arası na ayak uzatı p düş ürmek. aya ğ ı na gitmek * alçak gönüllülük ederek veya saygı göstererek birinin yanı na varmak. aya ğ ı nı denk almak * baş kalar ı nı n kendisine yapmas ı ihtimali bulunan kötülüklere karş ı uyan ı k davranmak. yürümesine engel olmak. soğ uk su mu dökelim? * ender gelen bir konuğ a yarı sitem. yorulmadan yapmak. aya ğ ı na ip takmak * bir kimseyi çekiş tirmek. ayak iş lerini bı kmadan.aya ğ ı na çabuk * bir yere alı ş ı landan daha kı sa sürede gidip gelen. . aya ğ ı nı çekmek * sı k sı k gitti ğ i bir yere artı k uğ ramaz olmak. * alı ş ı lan bir yere gitmekten kendini alamamak. aya ğ ı na ü ş enmemek * hamarat olmak. aya ğ ı na gelmek * alçak gönüllülük göstererek birinin yanı na gelmek. aya ğ ı na çağ ı rmak * yanı na gelmesini istemek. sayg ı gözetmeksizin birinin yan ı na gelmesini sağ lamak. aya ğ ı nı bağ lamak * engel olmak. aya ğ ı nı alamamak * ağ rı veya uyu ş ma dolayı sı yla ayağ ı nı oynatamamak. * iş yapmakta olan birine engel olmak. gitmeye üş enmek. * emek çekilmeden elde edilmek. * dikkat. aya ğ ı na dolanmak (veya dolaş mak) * baş kas ı na yapmayı tasarladı ğ ı kötülük kendi baş ı na gelmek.

aya ğ ı nı kaydı rmak * bir yolunu bulup birini iş inden veya görevinden uzaklaş tı rmak. aya ğ ı nı n tozu ile * yoldan gelir gelmez. aya ğ ı nı vurmak * ayakkabı ayağ ı nı yara etmek. aya ğ ı nı n tozunu silmeden * henüz yoldan gelmiş ken. * bir yerden uzaklaş mak üzere bulunmak. aya ğ ı nı n (veya ayaklar) altı nda * (yüksek bir yerden) geniş bir alanı görür durumda. * ölmek üzere olmak. aya ğ ı nı n (veya ayakları nı n) altı nı öpeyim * "pek çok yalvarı rı m" anlamı nda kullanı lı r. aya ğ ı nı sürümek * verilen bir iş i ağ ı rdan almak. aya ğ ı nı n pabucu olamamak * değ erce ondan çok aş ağ ı olmak. * serbest davranması nı engelleyen iliş kilere son vermek. aya ğ ı nı n altı na almak * tekme ile dövmek. * baş kas ı nı bir yere artı k uğ ramaz duruma getirmek.aya ğ ı nı denk basmak * dikkatli ve uyanı k davranmak. aya ğ ı nı n bağ ı nı çözmek * kar ı sı nı boş amak. . * değ ersiz bir kimseyi üstün bir yere geçirmek. aya ğ ı nı n pabucunu baş ı na giymek * dengi olmayan bir kimseyle evlenmek. aya ğ ı nı tek almak * bir iş te iyi düş ünüp dikkatli davranmak. aya ğ ı nı n türabı olmak * bir kimse baş ka bir kimseye kul gibi bağ lanı p onun her emrini yerine getirmek. aya ğ ı nı yorganı na göre uzatmak * giderini gelirine uydurmak. aya ğ ı nı kesmek * bir yere gitmez olmak. aya ğ ı nı n bastı ğ ı yerde ot bitmez * uğ radı ğ ı yere bereketsizlik. aya ğ ı nı n altı na karpuz kabuğ u koymak * bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle iş inden uzakla ş tı rmak. henüz dinlenmeden. uğ ursuzluk getirir. * halk inanı ş ı na göre bir kimsenin gelmesi. aya ğ ı nı giymek * ayakkabı sı nı giymek. ardı ndan baş kaları nı n da gelmesine yol açmak. uğ ramamak.

gelmek. ayak divanı * Olağ anüstü durumlarda o anda bulunulan yerde padi ş ahı n katı lmas ı yla bir konuyu görü ş mek ve karara bağ lamak için yapı lan toplant ı . ayak atmak * girmek. * (buzdolabı ölçülerinde) İ ngiliz ölçüsü fut'un kübü alı narak hesaplanan değ er. * Vücudun belden aş ağ ı bölümü. * Halk edebiyatı nda uyak. ayak ayak üstüne atmak * otururken bir bacağ ı nı ötekinin üstüne almak. * ilk kez gitmek. sı radan. ayak iş i ayak izi * Birtakı m getir götür i ş leri. * Halk edebiyatı nda koş uklarda kı sa yedekli dizelere verilen ad. * Bacak. . * Göl ayağ ı . ayakta toplanan meclis. fut. ayak basmak * bir yere varmak. * Aş ağ ı düzeyde. destek veya bunlardan her biri. avutmak. ayak değ iş tirmek * talim yürüyüş ünde k ı sa bir adı m atmak yolu ile adı mları nı baş kaları nı nkine uydurmak. ayak atmamak * bir yere hiç gitmemek. ayak bile ğ i * Baldı r kemikleriyle tarak kemikleri aras ı nda bulunan ve yedi kemikten oluş an ayağ ı n arka bölümü.4 cm değ erinde İ ngiliz uzunluk ölçüsü birimi. * Birtakı mş eylerin yerden yüksekçe durması nı sa ğ layan dayak.ayak * Bacakları n bilekten aş ağ ı da bulunan ve yere basan bölümü. ayak basmamak * bir yere hiç uğ ramamak. ayak diremek * bir düş ünceyi. * Büyük bir ı rmağ a kar ı ş an ikinci derecedeki akarsular ı n her biri. bayağ ı . * (bir yere veya mesleğ e) girmek. bağ lanmak. bir davranı ş ı sonuna kadar sürdürmek. ayak çekmek * kandı rmaya çalı ş mak.5 cm uzunlu ğ undaki ölçü birimi. * girmek. * Yarı m arş ı n veya 30. * Yürüyüş ün ağ ı rl ı k veya çabukluk derecesi. * 30. uğ ramak. ayak ba ğ ı * Bir yere veya bir iş e gidilmesine engel olan ş ey. kadem. * Herhangi bir zemin üzerinde ayağ ı n bı raktı ğ ı iz. ulaş mak. * Bir doğ runun baş ka bir doğ ruyu veya bir düzlemi kestiğ i nokta. * Ayakta yapı lan sohbet. kendi tutumundan ş aş mamak. * Basamak. uğ ramamak.

ayak yapmak * birini aldatmak. * gönderilen yere isteğ i ile gitmemek. ayak tak ı mı * Görgüsüzlükleri veya bilgisizlikleri dolayı sı yla toplum içinde aş ağ ı durumda olan ki ş iler. ayak tarağ ı * Bkz. * Hizmet için bir yere gönderilen kimseye verilen ücret. ayak satı cı sı * Gezgin satı cı . ayak uydurmak * yürüyüş te adı m atı ş ı nı baş kalar ı nı nkine uydurmak. tarak. ayak vermek * âş ı k at ı ş maları nda dinleyicilerden biri uyak belirtmek. ayak tutmak * mani yarı ş maları nda karş ı sı ndakine uyması gereken uyağ ı vermek. ayak yalı n * Yalı n ayak. ayak makinesi * Ayak yardı mı ile i ş letilen makine. * Ayak parmak uçları nı n oluş turduğ u dar dayanak yüzeyi. ayak ucu * Yatanı n veya yat ı lan bir yerin ayak uzatı lan yönü.ayak keseri * Ayakta durarak ağ aç yontmaya elveri ş li uzun sapl ı keser. * kendi gidiş ve davranı ş ı nı baş kası nı nkine benzetmek. * Ayakta tedavi. ayak kirası . . ayak teri. gözden çı karı lmak. ayakalt ı * Gelip geçenlerin çok olduğ u yer. ayak sürümek * verilen bir iş i ağ ı rdan almak. ayak tedavisi * Ayakta oluş an bir hastalı ğ ı n veya rahatsı zl ı ğ ı n tedavisi. ayak kiras ı * Bir haber veya eş ya getirene emeğ ine karş ı lı k verilen para. ayak topu * Futbol. ayakalt ı na almak * hakir görülmek. yeri. ayak teri * Ayak parmakları arası ndan çı kan pis kokulu salgı . ayak oyunu * Hile. kandı rmak için dalavere çevirmek.

ayakland ı rmak * Ayaklanmak iş ini yapt ı rmak. ayakalt ı nda dolaş mak * bir iş e yaramadı ğ ı hâlde herkesin i ş ine engel olacak biçimde ortalı kta dola ş mak. cambazları n ayakları na tak ı p yürüdükleri çifte sı rı k. * Dokuma tezgâhı ayaklı ğ ı . toprakbastı . ayakkabı dolabı . ayakland ı rma * Ayaklandı rmak iş i. ayaklanmak * (çocuk için) Yürümeye baş lamak. * Çocukları n. ayakkabı cı lı k * Ayakkab ı cı nı n iş i. * Bir iş süresince tutulan hizmetçi. ayaklanma * Ayaklanmak iş i. * Ayakkabı yapmaya elveriş li olan (deri. ba ş kaldı rma. yok olması na göz yummak. pabuççu. çerçi. ayakç ı n * Dokuma tezgâhları nda atkı ipliklerini hareket ettirmek için ayakla bası lan tahta ayaklı k. * Gezici satı cı . ayakkabı vurmak * (ayakkabı ) ayağ ı zedelemek. * bazı davranı ş larla konuğ u gitmeye zorlamak. k ı yam. isyan. ayakkabı lar ı nı çevirmek * konuk ayakkabı ları nı gidiş yönüne doğ ru düzgün biçimde sı ralamak. ayakkabı lı k * Ayakkabı konulan yer. korumamak. merdiven basamağ ı . . lâstik gibi dayanı klı maddelerden yapı lan ayak giyece ğ i. pabuççuluk. pabuç.ayakalt ı nda bı rakmak * ezilmesine. ayakçak * Merdiven. * Birçok kimsenin cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine kar ş ı gelmesi. * Ayak iş lerinde kullanı lan kimse. kösele gibi ş eyler). ayakbast ı * Bir yere dı ş ar ı dan gelen insan ve eş yadan alı nan vergi. ayağ ı rahatsı z etmek. ayaklama * Ayaklamak iş i. ayakç ı ayakkabı * Özellikle sokakta ayağ ı korumak için giyilen ve altı kösele. * Ayakkabı satı lan yer. ayaklamak * Ayakla ölçmek. ayakkabı cı * Ayakkabı yapan veya satan kimse.

gürültü yapmamaya özen göstererek yürümek. ayağ ı nı sürümek.* (hasta için) Yürüyebilir duruma gelmek. çok ş ey okumuş ve öğ renmiş olan. ayakl ı k * Ayakla iş letilen makinelerde ayağ ı n bastı ğ ı yer. * Uyanmak. ayaklı * Ayağ ı olan. ayakları nı n (veya ayağ ı nı n) ucuna basmak * çok yavaş . ayakl ı mani * Cinaslı ayaklarla söylenen bir mani türü. ayakl ı canavar * Çok hareketli. yaramaz. ayakları na (veya aya ğ ı na) kara su (veya sular) inmek * uzun süre ayakta kalmak veya yürümekten çok yorulmak. ayakları nısürümek * güçlükle yürümek. sessiz. ayakları yere değ memek * çok sevinmek. pedal. ayaklar ba ş . baş kaldı rmak. cin gibi çocuk. ayaklar alt ı na almak * önem verilmesi gereken ş eyleri hiçe saymak. ayakları geri geri gitmek * bir yere gönülsüz. * Bir destekle yere dayanan. * Ayakla iş letilen. * Taban. ayakl ı koş ma * Halk ş iirinde müstezat tarz ı nda söylenen deyi ş . * Ayağ ı olmayan. çi ğ nemek. * Ayakçak. uyanı p kalkmak. istemeye istemeye gitmek. * Ayak basacak yer. ayakta . * (birçok kimse) Cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine karş ı gelmek. ayakları nı yerden kesmek * bir taş ı ta binerek yürümekten kurtulmak. ayaks ı z ayaks ı zlar * Omurgalı hayvanlarda amfibyumlar sı nı fı nı n en ilkel yapı lı türlerini içine alan bir tak ı m. baş lar ayak olmak * değ ersiz kimseler baş a geçip. * Ayağ a kalkı p gitmeye davranmak. ayakları dolaş mak * yürürken ayakları birbirine takı lmak. sorulan her soruya cevap verebilen kimse. ayakl ı kütüphane * Pek çok konuda bilgisi olan. isyan etmek. değ erli kimseler ise en geride bı rakı lmak.

ayakta tutmak * oturtmak gerekirken oturtmamak. ayakta tutmak *oş eyin sürekliliğ ini sağ lamak. * bir kuruluş un yaş aması nı sa ğ lamak. ayan olmak * belli olmak. kenef. abdesthane. * Hazı r yemek. * Telâş lı .* Ayağ a kalkmı ş durumda. ayandon * 18 Ocak'ta baş layan bir f ı rtı na. ayaktan * (kesim hayvanları için) canlı olarak. çökmemek. * bozulması na. ayar . ayaküzeri * Ayaküstü. *İ nsanı n besin artı klar ı yla idrarı nı boş alttı ğ ı yer. ş aş kı n veya yorgun olmak. ayan âyan * Belli. * Yeryüzünde bir noktada çekülün gösterdiğ i doğ rultudaki alt yön. hempa. * Acele olarak. ayakta tedavi * hastanı n yatağ a yatı rı lması gerekli görülmeyerek kendisine ayakta yapı lan tedavi. ayakyolu ayal * Karı . * yı kı lmamak. ayan beyan * Besbelli. kı sa sürede. eş . helâ. festfut. *İ leri gelenler. kademhane. * Oturmadan. ayaktaş ayakucu ayaküstü * Arkadaş . memiş hane. ayakta durarak. çökmesine engel olmak. * Senato üyeleri. yı kı lması na. apaçı k. ayakta kalmak * oturacak yer bulamamak. yoldaş . aç ı k seçik. önemini korumak. ayakta uyumak * aş ı rı dalgı n. tuvalet. bilinir olmak. heyecanlı . açı k. * değ erini yitirmemek.

* Altı n. düzensiz. birbirine uygun duruma getirilmek. ayarlamak * Bir ölçünün doğ rulu ğ unu belli bir örneğ e göre düzeltmek. do ğ ru. doğ rulamak. ayarlatma * Ayarlatmak iş i. düzenli iş ler duruma getirmek. ayarlı pense * Vida. * Değ er derecesi. * (altı n ve gümüş için) Belirli bir ayar ı olan. * Bir iş veya bir davranı ş ta gereken ölçü. ayarlanma * Ayarlanmak iş i. doğ ru yoldan saptı ran.* Bir aygı tı n gereken iş i yapabilmesi durumu. * Ahlâk. * Ölçüsüzlük. ayartan. düzenli. * Bir aygı tı belli bir i ş yapabilecek duruma getirmek. ayars ı z * Ayarı yapı lmamı ş . . ayarcı * Esnafı n kullandı ğ ı ölçü aletlerini denetleyen görevli. * (altı n ve gümüş için) Belli bir ayarı olmayan. ayarlatmak * Ayar ettirmek. ağ ı z açı klı ğ ı ayarlanabilen özel alet. ayarlı * (saat ve makine için) Ayarlanmı ş . ayar etmek * (bir aygı tı n) çalı ş ması nı düzeltmek. gümü ş gibi madenlerden yapı lmı ş ş eylerin saflı k derecesi. * Davranı ş lar ı ölçüsüz. düzeltilmiş . ayarı bozuk. ayart ı cı lı k * Ayartı cı nı n yaptı ğ ı iş . ayar ı bozuk * Belli bir ayarı olmayan. ayarlama * Ayarlamak iş i. doğ ru çal ı ş ması sa ğ lanmı ş . * Kandı rmak. cı vata ve musluk aksamı nı sı kı ş tı rmak amacı yla kullanı lan. * Saatler için belli bir yere göre kabul edilmiş olan ölçü. düzensizlik. ayars ı zlı k * Ayarsı z olma durumu. ayarlanmak * Ayar edilmek. *İ ş leri birbiriyle çatı ş mayacak veya zamanı nda bitirecek biçimde düzenlemek. * Baş tan çı karan. ayart ı ayart ı cı * Baş tan çı karma. karakter veya aklı yerinde olmayan.

ayaz vurmak * (sebze ve meyveler için) donmak. ayazlandı rı lma * Ayazlandı rı lmak durumu. ayart ı lmak * Ayartmak iş ine konu olmak. * Birini. * Boş yere beklemek. ayazda kalmak * soğ ukta kalmak. * Ayazda kalı p üş ümek. ayazlama * Ayazlamak iş i. eline bir ş ey geçmemek. ayaza çekmek * kı ş ı n kuru so ğ uk artmak. * Kandı rmak. ayazlandı rma * Ayazlandı rmak durumu. eline bir ş ey geçmemek.ayart ı lma * Ayartı lmak iş i. * Duru. ayazlanma * Ayazlanmak iş i. sakin havada çı kan kuru so ğ uk. * boş yere beklemek. ayaz kesmek * uzun süre soğ ukta kalı p üş ümek. ayazlandı rı lmak * Ayazlanması sa ğ lanmak. ayaz pa ş a kol geziyor * dı ş ar ı da çok soğ uk var. çalı ş tı ğ ı yerden ayı rı p ba ş kas ı nı n yanı nda çalı ş maya kandı rmak. ayazlamak * (hava) Ayaza çevirmek. ayazlandı rı lmı ş rakı * Halk inanı ş ı na göre sı tma tedavisinde kullanı lmak üzere rakı nı n açı larak balkonda veya dı ş arı da bekletilmiş hâli. ayazlandı rmak * Ayazlanması nı sağ lamak. ayartmak * Baş tan çı karmak. * (hava ve gece için) Soğ uk. ayartma * Ayartmak iş i. do ğ ru yoldan sapt ı rmak. ayazlanmak ayaz .

* Ayazda soğ utmak. tenevvür. * Bu bitkinin yağ çı karı lan tohumu. aydemir ayd ı n * Iş ı k alan. ayazlatma * Ayazlatmak iş i. vazı h. ayda yı lda bir * çok seyrek olarak. okumuş . * Bir yüzeyin. * Rumları n kutsal sayd ı klar ı kaynak veya pı nar.* Ayazda bı rakı lı p soğ umak. * Ayı n ilk günü. . ayba ş ı olmak * (kadı nı n) ayda bir döl yata ğ ı ndan kan gelmek. görgülü. balkon. ayd ı nlanmak * Aydı nlı k olmak. ay dönümü. mimarlı kta çizim için kullanı lan özel bir kâ ğ ı t. * Ayı n ilk günü. * Bayrak ve sancak direklerinin tepesindeki pirinçten yapı lmı ş ay yı ldı zlı süs. * Yüzü yay biçiminde bir çeş it keser. münevver. gündöndü (Helianthus annuus). ayçiçeğ i * Birleş ikgillerden. ceviz konularak ay biçiminde yapı lmı ş çörek. hilâl. ay ay olarak. günebakan. ayça * Ayı n ilk günlerinde aldı ğ ı yay biçimi. * Bir sorun üzerine gereğ i kadar bilgi edinmek. alem. * Bir sorun üzerine gereğ i kadar bilgi edinme. karş ı sı na konulan e ş it ı ş ı k kaynakları nı n sayı sı ile orantı lı olarak ayd ı nlı k görünmesi. tahtaboş . ayd ı nger * Parlak yüzeyli. saydam. sarı renkli çiçeğ i çok iri olan. * Kolayca anlaş ı lacak kadar açı k (söz veya yazı ). ayd ı nlanma * Aydı nlanmak iş i. ileri düş ünceli (kimse). gün çiçeğ i. aybeay * Aydan aya. ayçöreğ i *İ çine tarçı n. aydı nlı k. ayazlatmak * Soğ ukta bekletmek. * Kültürlü. ı ş ı kl ı . ayazlı k ayazma ayba ş ı * Evlerde serinlemek için kullanı lan önü açı k yer. tenevvür etmek. ayçiçeğ i yağ ı * Ay çiçeğ inden ç ı karı lan yağ . âdet görmek. taraça. yurdumuzda çok yetiş tirilen bir bitki.

ayd ı nlatmak * Karanlı ğ ı giderip görünür duruma getirmek. * Bir sorunla ilgili gerekli bilgileri veren. cihaz. * Bir yapı nı n ortası na gelen oda ve öbür bölümlerin ı ş ı k alması için. saf. * Iş ı k alan. ayd ı nlı kölçer * Aydı nlı klar ı ölçmeye yarayan ayg ı t. aygı r gibi aygı t * Birçok parçadan yapı lmı ş alet. ay-gün takvimi * Güneş in görünen hareketlerine göre düzenlenen takvim. * iri yarı cüsseli. bitkin. ay-gün yı lı * Hem ay evreleri değ iş imi hem de güneş in gökyüzündeki görünen hareketi göz önüne alı narak düzenlenmiş olan takvim yı lı . * Duyguda ölçüyü kaçı rmı ş . temiz. * Kendinden geçercesine âş ı k. ayd ı nlatma * Aydı nlatmak iş i. aygı n bayg ı n * Güçsüz. lüksmetre. * Kötülükten uzak. cihaz. ayd ı nlı k * Bir yeri aydı nlatan güç. ayd ı nlatı lmak * Aydı nlatmak iş ine konu olmak. aygı n * Bitkin. * Bir sorun üzerine bilgi vermek. * Vücutta belirli bir görevin sağ lanması na yarayan organları n hepsi.ayd ı nlatı cı * Aydı nlı k verici. aygı r deposu * Aygı rları n bak ı ld ı ğ ı büyük ahı r. aygı r * Damı zl ı k erkek at. ayet * Kur'an surelerini oluş turan cümlelerden her biri. * Birkaç aletin uygun biçimde eklenmesinden olu ş turulan ve bazı belli deneylerin yapı lmas ı na yarayan takı m. ı ş ı k. güçlü (kimse). * Kolay anlaş ı lacak derecede açı k olan. ayd ı nlatı lma * Aydı nlatı lmak i ş i. * Sahnelerin ı ş ı klandı rı lması iş i. vurgun. vaz ı h. çok yorgun. . damı n ortas ı ndan zemine kadar açı lan boş luk.

kaba ve hoyrat (kimse). ay ı klama * Ayı klamak iş i. * Memeli et oburlardan. ay ı bacağ ı * Çift yan yelkenlerden birini sağ dan. ayı lar ı içine alan bir familya. * Ayı oynatmayı iş edinen kimse. tabanlar ı na basarak yürüyen. ay ı gibi * iri yarı . bir çocu ğ a el ş akas ı yapması veya gücünü onda denemesi karş ı sı nda ay ı plama yollu söylenir. ay ı gördüm. * Anlayı ş lı . ay ı görmeden bayram etme * bir iş gerçekle ş meden ona oldu gözüyle bakı lı p sevinilmemelidir. beş parmaklı . * Sarhoş lu ğ u veya baygı nl ı ğ ı geçmiş olan. uyanı k. mesleğ i. kaba ve anlayı ş sı z (kimse).ay ı * Memelilerin et obur takı mı ndan. ay ı bı nı yüzüne vurmak * birinin kusurunu yüzüne söylemek. * kaba. * Ayı cı nı n iş i. ay ı boğ an ay ı cı *İ ri yarı . tüylü bir bitki (Arbutus uva ursi). ay ı yürüyü ş ü * Gergin kol ve bacaklarla dört ayak yürüme. birini soldan kullanma biçimi. ay ı gülü *İ ki çenekliler sı nı fı nı n düğ ün çiçeğ igiller familyası ndan bir ş akayı k türü (Peconia corollina). y ı ldı za itibarı m (veya minnetim) yok * bir ş eyin en iyisine alı ş tı ktan sonra ondan aş ağ ı olanlar beni doyuramaz. ay ı yavrusu ile oynuyor * iri ve yetiş kin birinin ufak tefek birine. ay ı klamak ay ı cı lı k ay ı giller ay ı k . küçük taneli yemiş ler veren. ay ı kla pirincin taş ı nı ! * bir iş in pek karı ş ı k ve içinden ç ı kı lmaz durumda oldu ğ unu anlatmak için kullanı lı r. * Kaba saba. iri gövdeli hayvan (Ursus arctos). anlay ı ş sı z (kimse). * Sert. * Sarhoş lu ğ u geçmiş bir biçimde. ay ı bal ı ğ ı * Fok. ay ı üzümü * Fundagillerden. yurdumuzda boz türü bulunan.

* Sarhoş luk. . uyamayanlar ı n yok olması . ay ı klı k * Ayı k olma durumu. uyanmak. ay ı klatma * Ayı klatmak iş i. kaba davranı ş . temizlemek. çiz-eyim. kendine gelmek. ay ı lı p bayı lmak * birini kendinden geçercesine sevmek. ay ı ltı ay ı ltma ay ı ltmak ay ı n on dördü * Dolunay. ay ı lma ay ı lmak * Ayı lmak iş i. -ay ı m / -eyim *İ stek kipi tekil 1. kendine gelmek. *İ çki içmiş bir kimsenin duyduğ u ba ş ağ rı sı ve sersemlik. * Bir görevde gereksiz görülenleri iş inden ayı rmak. * Ayı ltmak iş i. * Ayı lması nı sağ lamak. ay ı lı k * Kabalı k. * aş ı rı ölçüde sinir bunalı mları geçirmek. ay ı lı k etmek * kaba davranmak. bekle-y-eyim vb. bayg ı nl ı k gibi bir durumdan kurtulmak. akl ı baş ı na gelmek. ay ı klanmak * Ayı klamak iş ine konu olmak. ay ı klanma * Ayı klanmak iş i.* Bir ş eyin içinden. ay ı kulağ ı * Çuha çiçeğ inin bir türü (Primula auricula). * Aklı baş ı na gelip gerçeğ i görmek. mahmurluk. gereksiz veya istenmeyen taneleri veya maddeleri ay ı rı p çı karmak. ay ı kmak * Ayı lmak. ay ı klatmak * Ayı klamak iş ini yaptı rmak. oku-y-ayı m. i ş e yaramayan. ay ı n * Arap alfabesinde on sekizinci.ı stı fa. Osmanlı alfabesinde yirmi birinci harf. * Yaş ayan varlı klarda ortamı nş artları na en iyi uyan türlerin veya bireylerin üreyip kalmas ı . kiş i eki: yaz-ayı m.

* övünmek gibi olması n ama. takbih. tütün. ay ı planmak * Ayı plamak iş ine konu olmak. kusuru olan. ay ı nga * Kaçak tütün. kusuru olmayan. ay ı plama * Ayı plamak iş i. ay ı ngacı * Tütün kaçakçı sı . ay ı nları çatlatmak * bu harfin gösterdiğ i Arapçaya özgü sesi gı rtlakta boğ umlamaya çalı ş mak. ay ı ptı r söylemesi * "bunu söylemek size karş ı saygı sı zl ı k olacak.ay ı n on dördü gibi * yüzü çok güzel (kadı n veya kı z). ay ı planma * Ayı planmak iş i. * Ayı bı . * Kusur. ay ı ngacı lı k * Tütün kaçakçı lı ğ ı . birleş ime veya ayrı ş ı ma u ğ ratarak niteliklerini belirtmede kullanı lan madde. ay ı p yerler * vücutta örtülü tutulması gereken yerler. utanı lacak durum veya davranı ş . miyar. * Iş ı ğ ı yal ı n ögelerine ay ı rma özelliğ i olan. eksiklik. takbih etmek. kı rkı da Ahlat üstüne * bir kimsenin hep aynı ş eyi veya hikâyeyi anlatması karş ı sı nda söylenir. ay ı rı m * Cisimleri. ay ı plı ay ı ps ı z * Ayı bı . ay ı raç ay ı ran ay ı rı cı * Ayı rma özelliğ i veya gücü olan. ay ı nı n kı rk türküsü var. ama söylemek zorundayı m" anlamı nda özür dilemek için kullan ı lı r. * Utanç veren. ay ı p * Toplumun ahlâk kuralları na ayk ı rı olan. . ay ı plamak * Kı namak. ay ı p etmek (veya yapmak) * yakı ş ı ksı zca davranmak.

ay ı rı mlama * Ayı rı m yapmak iş i. * (bir ş ey veya yeri) Bir ş ey veya kimse için kullanmayı belirlemek. mavi.* Ayı rmak iş i. beyaz veya menek ş e renginde çiçekler açan. * Ayı rtmak iş i. ay ı yı vurmadan postunu satmak * henüz ele geçmemiş bir ş ey üzerinde hesap yapmak. * Birbirinden uzaklaş tı rmak. * Farklı davranmak. ay ı rt etmek * Birkaç ş eyi birbirinden ayı ran niteliğ i anlamak. fark gözetmek. ay ı rı m yaratmak * farklı lı k çı karmak. ay ı ya kaval çalmak * anlayı ş sı z bir kimseye bir ş ey anlatmaya çal ı ş mak. fark gözetmek. * Ayı rmak iş ini yaptı rmak. Akdeniz çevresinde yeti ş en. * Seçmek. * Nitelik değ iş ikliğ ini anlamak. ay ı rma * Ayı rmak iş i. ay ı rtı ay ı rtma ay ı rtmak ay ı rtman * Sı navlarda. ay ı rmaç ay ı rmak * Bir ş eyi benzerlerinden ay ı rt etmeye yarayan durum veya öge. hayı t (Vitex agnus-castus). uzlaş mayı bozmak. mümeyyizlik. 1-2 m boyunda bir ağ aççı k. ay ı rtmanlı k * Ayı rtmanı n görevi. soruları n hazı rlanması ndan notları n verilmesine kadar bütün de ğ erlendirme çal ı ş maları na kat ı lan görevli. ay ı t * Mine çiçeğ igillerden. * Bölmek. temyiz etmek. mümeyyiz. tahsis etmek. * Aynı cinsten olan ş eyler arası ndaki ince fark. ay ı rt edilmek * Ayı rt etmek iş ine konu olmak. ay ı rı mlamak * Ayı rı m yapmak. ay ı rı m yapmak * eş it davranı ş ta bulunmamak. . nüans. * Bir yeri bir engelle bölmek. saklamak. *İ ki veya daha çok kimse arası ndaki anlaş mayı . farika. * Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak. tefrik etmek. ikilik ortaya atmak.

mugayeret. ay ağ ı lı . düz yoldan ayrı lmak. ters. aykı rı olmak * ters olmak. ayinicem aykı rı aykı rı doğ rular * Aynı düzlemde bulunmayan doğ rular. aylakç ı lı k * Temelli iş sahibi olmama durumu. .ayin * Dinî tören. * Mevlevî ve Bektaş î tekkelerinde kadı n ve erkeğ in birlikte katı ld ı ğ ı . ters. ayla * Ayı n ve bazı yı ld ı zları n dolayı ndaki ı ş ı k çevresi. avarelik. aykı rı la ş ma * Aykı rı laş mak iş i. mugayir. * Mevlevî tekkelerinde okunan ağ ı r bestelerin biçimi. bo ş oturmak. kestirmeden gitmek. aykı rı lama * Aykı rı lamak i ş i. * Çapraz. *İ ş siz. boş gezen. ters gelmek. zı t olmak. * Bütün noktaları ayn ı düzlemde bulunmayan. *İ ş siz. * Alı ş ı lmı ş a. aylakl ı k * Aylak olma durumu. avarelik. * Bazı kutsal kiş ilerin baş ı etrafı nda gösterilen ı ş ı k çevresi. aykı rı la ş mak * Aykı rı duruma gelmek. aylak aylak olmak * boş ta olmak. ibadet. ters düş mek. * Gidilen yol üzerinde olmayı p gidi ş yönüne ters düş en. aykı rı lamak * Dikey olarak gelmek. avare. iş sizlik. hale. dinî müzikli sohbet töreni. yapacak bir i ş i olmamak. aykı rı lı k * Aykı rı olma durumu. *İ ş sizlik. doğ ru diye bellenmiş e uygun olmayan. aylakç ı * Temelli iş i olmayan iş çi. bir ş ey yapmayarak. karş ı t. aykı rı düş mek * uygun gelmemek. aykı rı katmanlaş ma * Katmanları düzenli bir biçimde olmayan katmanlaş ma. muhalefet.

. aylarca kalmak. aklı baş ı na gelmek. aydan beri var olan. * Gerçeğ i anlamak. * Ayda bir kez yapı lan veya çı kan.aylakl ı k etmek * boş durmak. ayl ı kçı * Aylı kla çalı ş an kimse. Avrupa'ya Çin'den getirilmiş . * gündelikten veya ücretten kadroya geçmek. ayland ı z * Sedef otugillerden. devam etmek. mehtapl ı . aylama aylamak * Beklemek. maaş . * Baş ka geliri olmayı p yaln ı z aldı ğ ı aylı kla geçinen kimse. * Aylı k alan (kimse). * Sürmek. maaş lı . çalı ş mamak. * Karş ı lı ğ ı ayl ı kla ödenen. görevi karş ı lı ğ ı olarak veya geçimi için her ay ödenen para. * Ay ı ş ı ğ ı olan. * Ayı dolduran bir süre geçirmek. ayl ı ğ a geçmek * çalı ş ması karş ı lı ğ ı olarak her ay belirli bir para alı nacak bir iş e baş lamak. * Kendine gelmek. * Çevresinde olup bitenlerin farkı na varmayan. ayl ı k almak * bir aylı k çalı ş ma kar ş ı lı ğ ı nda para almak. * Aylamak iş i. * Bir ay içinde olan veya bir ay süren. gafil. kı sa zamanda yetiş ip boy attı ğ ı için bir gölge ağ ac ı olarak dikilen. iş siz güçsüz dolaş mak. ayl ı klı ayma aymak aymaz . aylanma * Aylanmak iş i. ay ı lmak. kötü kokan bir ağ aç.. * . ayl ı k * Birine. ayl ı k bağ lamak * emekli olan veya baş ka sebeplerle çalı ş mayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek. kokar ağ aç (Ailanthus glandulosa). boş oturmak. bir ay için. aylanmak * Bir yerin çevresinde dolanmak. ayl ı * Üzerinde ay biçimi bulunan. ayl ı k vermek * aylı k olarak üstlenilen paray ı ödemek. * Ay olarak. * Aymak iş i.

ters. * Hileci. * Hoş a gitmeyen. ş ey. * (deniz için) kı mı ltı sı z. çirkin. durum. aynası z * Aynası olmayan. * Aynası olan. aynabakar * Büyük. düz veya az yuvarlak kı ç bölüm. ayna taş ı * Yapı .aymazl ı k * Çevresinde olup bitenlerin farkı na varamama durumu. yakı ş ı ks ı z. ayn ayna * Göz. aynal ı sazan * Üzerinde az sayı da büyük pullar bulunan bir tür sazan balı ğ ı . aynac ı * Ayna yapan veya satan kimse. * Doğ ramacı lı k ve yapı cı lı kta çerçeve içine geçirilen tahta veya taş levha. anı t ve çeş me gibi yerlere konan yazı lı veya yazı sı z süslü ta ş levha. yakı ş ı klı . yolunda. varl ı kları n görüntüsünü veren. kötü. * Parlak yüzlü. * (atlarda) Diz kapağ ı . aynaz * Bataklı k. ayna tı rna ğ ı * Aynayı duvara tutturmak için kullanı lan nikel veya kromla kaplanmı ş metal parçası . bir durumu yansı tan. cilâlı ve sı rl ı cam. * dümdüz ve parlak. * (Karagöz oyununda) Perde. * Gemilerde iş aretçi erlerin kullandı ğ ı dürbün. iş ine hile karı ş tı ran. * Küreğ in yassı uç bölümü. * Akı ntı ve anaforun birle ş tiğ i yerde olu ş an su burgac ı . göz önünde canlandı ran olay. * Polis. güzel. ayna gibi aynac ı lı k aynal ı aynal ı k tahtası * Sandalları n kı ç tarafları nda oturanı n sı rt ı nı dayaması na yarayan tahta. aymaza yakı ş acak durum. yumurtamsı . durgun. aynal ı k * Geminin ve bağ lı bulundu ğ u limanı n ad ı yazı lan. *İ yi bir durumda. aynası zlı k * Aynası z olma durumu. biçimsiz. * Iş ı ğ ı yansı tan. * Bir olayı . * Aynacı nı n yaptı ğ ı iş veya aynacı olma durumu. gaflet. kı rmı zı ms ı mavi renkli bir erik türü. .

çiçekleri sarı renkli bir kı r bitkisi (Calendula arvensis). * Değ iş meyen. taş ı nmas ı kolay eş ya. ayniyat ayniyet * Para olarak değ il. araları nda ayrı m olmayan. aynı düş ünceyi ileri sürmek. ayniyet. ayol ayraç * Daha çok kadı nları n kullandı ğ ı bir seslenme sözü. einsteiniyum. ayn ı potada erimek * benzer konuları ve sorunları birlikte dü ş ünmek veya değ erlendirmek. ayn ı kapı ya çı kmak * sonuç bakı mı ndan fark etmemek. tı pkı sı . değ iş tirmeden. * Olduğ u gibi. * Baş kas ı de ğ il. . * Ayı rt edilemeyecek kadar benzeri özdeş i. özde ş lik. aynî aynî hak haklar. ayn ı telden çalmak * aynı ş eyi söylemek. bununla birlikte. ayn ı ağ zı kullanmak * aynı ş eyi söylemek. madde olarak verilen. * Hiçbir değ iş iklik olmadan. * Birleş ikgillerden. * Kullanı lmaya veya harcamaya elveriş li. özdeş lik.aynaz aynen ayn ı * Köy oyunları nı yöneten kimse. ayn ı yolun yolcusu * kötü sonları birbirine e ş olan. ayn ş tayniyum * Bkz. ayn ı zamanda * Hem de. aynı sonuca varmak. olduğ u gibi. aynı yla. * Yay ayraç. yine o. * Aynı lı k. ayn ı lı k ayn ı sefa ayn ı yla aynî * Gözle ilgili. * Taş ı nı r veya taş ı nmaz üzerinde do ğ rudan doğ ruya egemenlik yetkisi veren ve herkese karş ı ileri sürülebilen * Aynı olma durumu.

ayranlaş mak * Ayran durumuna gelmek. ayr ı * Yerleri bir olmayan. coş mak. * Baş ka. * aş ı rı bir cinsel arzu duymak. sersem. değ iş ik. ayranı yok içmeye. ayran a ğ ı zl ı * Aptal. safdil. ayr ı cinsten * Farklı yap ı da olan. yarı sı sudur * yapı lan bir i ş in yar ı m yamalak olduğ u bildirilmek için kullanı lı r. * Her biri için. ayrancı * Ayran yapan veya satan kimse. heterojen. * (her biri) Ayrı olarak. ayran gönüllü * Çabuk âş ı k olan. ası l konu ile ilgisi az olan bir bölüm sı kı ş tı rmak. budala. * Yalnı z. atla (veya tahtı revanla) gider s ı çmaya * yoksulluğ una bakmadan gösteriş yapmaya kalkanları n gülünçlüğ ünü anlatmak için kullanı lı r. ayr ı ayrı * Birbirinden ayrı olan.ayraç açmak * söz veya yazı içine. ayranlaş ma * Ayranlaş mak özelliğ i veya durumu. ayrancı lı k * Ayran yapı p satma iş i. ayranı kabarmak * öfkelenmek. sersem. ba ş ka türlü. ayranı m budur. ayran delisi * Bön. ayran budalas ı * Aptal. tek baş ı na olan. ayr ı bası m * Genellikle bir dergide yayı mlanm ı ş bilimsel bir yazı nı n ayrı bir broş ür olarak bas ı mı . ayr ı baş çekmek * topluluktan ayrı lı p kendi baş ı na iş yapmak. ayran * Süt veya yoğ urt yayı kta çalkalanarak yağ ı al ı ndı ktan sonra kalan sulu bölüm. ayr ı çanak yapraklı lar . * Yoğ urdu sulandı rarak yapı lan içecek.

* Çanak yaprakları birbirine bitiş miş olmayan bitkiler. iki yolun ayr ı ld ı ğ ı yer. . * uyuş mamak. * Ayrı klı olma durumu. ayr ı ç ayr ı k * Yol kavş ağ ı . baş kalar ı na benzemeyen. müstesna. istisna. ayr ı seçi yapmak * birkaç ş ey arası nda fark gözetmek. ayrı tutma. kural dı ş ı olan. çarpı k. ayr ı cası z * Ayrı tutulmadan. kökü hekimlikte idrar söktürücu olarak kullanı lan yabanî bir bitki (Agropyrum repens). benzerlerine uymayan. ayr ı taç yapraklı lar * Taç yaprakları birbirine bitiş ik olmayı p yan yana yer alm ı ş bulunan bitkiler. imtiyazlı . müstesna. * Baş kalar ı na benzemeyen. ayr ı k otu * Buğ daygillerden. * Ayrı k otu. ayr ı ca * Ayrı olarak. istisnası z. * Bundan baş ka. ayr ı cal ı k tanı nmayan. imtiyazsı z. ayr ı cal ı ayr ı cal ı k * Baş kalar ı ndan ayrı ve üstün tutulma durumu. istisnaî. ayrı tutulma. * Ayrı tutulan. ayr ı k küme * Ortak elemanları olmayan küme. * Düzgün ve uygun olmayan. ayr ı gayrı bilmemek (veya ayrı sı gayrı sı olmamak) * birbirinden hiçbir ş ey esirgemeyecek durumda olmak. ayrı tutulan. müstesna. * Kur'a dı ş ı . ayrı cal ı k tanı nan. * Ayrı bir önem verilerek. ayr ı düş mek * birbirinden uzakta kalmak. ayr ı cal ı klı * Ayrı cal ı ğ ı olan. ayrı cal ı . ayr ı klı ayr ı klı k * Ayrı tutulmuş . * Ayrı lmı ş . ayr ı cal ı ksı z * Ayrı cal ı ğ ı olmayan. imtiyaz. ayr ı tutmak * farklı davranmak. ayr ı cal ı k tanı nmak (veya göstermek) * baş kalar ı ndan ayrı ve üstün tutmak.

* Ayrı olma durumu. daire. ya ve ya da ile gösterilen ili ş ki. ayr ı lmak ayr ı lmazl ı k * Özelliklerin. * Bir yerden. eksantrik. odağ a veya merkeze birleş tiren doğ runun büyük eksen ile yaptı ğ ı aç ı .. . ayr ı la ş mak * Benzerleri arası nda ayrı bir yeri ve önemi olmak.. * Birinden uzak düş me. ayr ı lanmak * Ayrı duruma gelmek. munfası l. ayr ı ks ı lı k * Ayrı ksı olma durumu. * Kaplamları birbirinden ayrı olmakla birlikte aynı yakı n cinsin kaplam ı na giren kavramlar arası ndaki bağ lantı . istisnas ı z. bilâistisna. ayr ı lma * Ayr ı lmak i ş i. * Bir biçmeden geçen beyaz ı ş ı ğ ı n türlü renklerde görünmesi. * (karı ve koca için) Evlilik birliğ ini bozmak. ayr ı lı ayr ı lı k * Ayrı lmı ş olan. * Evlilik birliğ inin yargı ç karar ı ile geçici bir süre için kald ı rı lması . ayr ı ks ı ay * Ayı n yörüngesindeki en beri noktası ndan art arda iki geçi ş i arası ndaki süre fark ı . ayr ı lı ş ayr ı lı ş mak * Birbirinden ayrı lmak. ayrı duran. ayr ı ks ı z * Hiçbir ayrı ğ ı olmadan veya hiçbirini ayrı k tutmaksı zı n. bir kimseden. ayr ı lanma * Ayrı lanmak durumu. teferrüt. * Ayrı lmak i ş i veya biçimi. kendilerini taş ı yan nesnelerle. bir ş eyden uzaklaş mak. ilineklerin tözle bağ lantı sı .* Bir konik (elips. mubayenet. ayr ı la ş ma * Ayrı laş mak iş i. kalı cı lı k kar ş ı tı . teferrüt etmek. * Önermelerin birbirine bağ lanması iş leminde ya . ayr ı lı ş ma * Ayrı lı ş mak i ş i veya durumu. * Düş ünce. görü ş veya duygu arası ndaki uymazlı k. * Ayı rmak iş ine konu olmak. parabol. ayr ı ks ı yı l * Yerin kendi yörüngesindeki günberi noktası ndan art arda iki geçiş i arası ndaki süre fark ı . hiperbol) üzerinde hareket eden bir cismi. ayr ı ks ı * Alı ş ı lagelmiş töre ve davranı ş lara aykı rı olan.

tafsilât. * Cinsleri ve türleri birbirinden ayı ran ana karakter. fark. ayr ı ntı * Bir bütünün önemce ikinci derecede olan ögelerinden her biri. farksı z. mufassal. farkl ı . tefrik. değ iş ik. ayr ı mlaş mak * Ayrı mlı duruma gelmek. konuş malar ı n son biçimini aldı ğ ı aş ama. * Hücrelerin veya canlı organizmaları n iş levlerine veya yaş ayı ş türlerine iliş kin yapı sal nitelik kazanması . aynı . ayr ı mlama * Senaryonun hazı rlanmas ı nda geliş tirim ile çevrim senaryosu arası nda yer alan. ayr ı mlı * Ayrı mı olan. ayr ı msama * Ayrı msamak i ş i veya durumu. ayr ı ms ı z * Ayrı mlı olmayan. * Ayrı lma noktası . * Bir iç kayanı n katı laş ması sürecinde yer ve zamana göre ayrı mları n ortaya çı kması . ayr ı ş ı k * Ayrı ş mı ş olan. farklı lı k. muhtelif. olayı n tamamlanmı ş bir parças ı nı veren film bölüğ ü. teferruat. bir ş eyi görmek. detay. * Edebiyat veya sanat eserlerinde bir bütünün ögelerinden her biri. teferruatlı . ayr ı ntı lı * Ayrı ntı sı olan. farks ı zlı k. fark. . detayl ı . * Ayrı türden. baş lı ca karakterlerin ayrı ntı ları yla çizildiğ i. * Alt bölüm. farkl ı la ş ma. ayr ı ş ı klı k * Ayrı ş ı k olma durumu. baş kalı k. ayr ı mlaş ma * Ayrı mlaş mak iş i. benzer ş eyleri birbirinden ayı ran özellik. farklı la ş mak. ayr ı ntı lara inmek * bir konuyu en küçük noktası na kadar inceleyip ara ş tı rmak. farklı laş ma.ayr ı m * Ayı rmak iş i. fark etmek. ayr ı msamak * Bir ş eyi anlamak. farklı la ş ma. aralar ı nda ayr ı m bulunan. cümle veya eş ya. * Bir tiyatro eserinde ana düş ünceye yardı mcı olan kelime. * Bir veya daha çok sahne içinde geliş tirilip. senaryonun sahne ve ayr ı mlar ı nı n belirlendi ğ i. çeş it çeş it. ayr ı ms ı zlı k * Ayrı msı z olma durumu. ayr ı ş ı m * Ayrı ş mak iş i. ayr ı mlı lı k * Ayrı mlı olma durumu. * Bir kimse veya nesnenin bir baş kası yla karı ş tı rı lmamas ı nı sağ layan ayrı lı k. tafsilâtlı .

*İ ki düzlemin ara kesiti. * Değ iş ken huylu. lezzetli bir tür taze fasulye. * Bu ağ acı n büyük. çiçekleri iri ve pembe. sarı renkte. ufak çekirdekli meyvesi. gece). * Birbirinden ayrı lmak. ayva reçeli * Ayva ve ş ekerden yapı lan kokulu reçel. sarı tüyler. aytı ş ma * Aytı ş mak iş i. bankiz. tartı ş mak. .ayr ı ş ma * Ayrı ş mak iş i. * Moleküller. ay ş ekadı n * Kı lç ı ksı z. ayva marmelâdı * Ayva ve ş ekerden yapı lan ezme. tahallül. türlü etkenlerle geçici olarak daha yalı n atom ve moleküllere bölünmesi. yaprakları nı n altı tüylü. dokusu sertçe. aysfild aysı z * Buzla. aytı ş mak * Atı ş mak. mayhoş . * Ay ı ş ı ğ ı olmayan (gökyüzü. ayr ı t aysar * Ayı n etkisiyle huyunun değ iş tiğ i san ı lan (kimse). ayr ı ş tı rmak * Bütünün bozulması na sebep olmak. tüylü. orta yükseklikte bir ağ aç (Cydonia vulgaris). ayva ho ş afı * Ayvadan yapı lan ho ş af. ayva ayva göbekli * göbeğ i çukur olan (kimse). aysberg * Buz dağ ı . münaka ş a etmek. türlü etkenler sebebiyle geçici olarak daha yalı n atom veya moleküllere bölünmek. ayva tüyü * Vücuttaki ince. * Ayrı ş ması nı sa ğ lamak. * Moleküllerin. ayr ı ş mak ayr ı ş tı rma * Ayrı ş tı rmak iş i. birli ğ i bozmak. kararsı z (kimse). * Gülgillerden. * Halk ş airleri belli bir ayak çerçevesinde kar ş ı lı klı atı ş mak. ayva kompostosu * Ayvadan yapı lan komposto.

* (dedikodu için) herkesçe duyulmak. * Ayvazı n görevi. erkek. * Bir parça. nitelik. ayya ş lı k ayyuk * Ayyaş olma durumu. Bu gaz N kı saltması ile de gösterilir. hilekâr. ayvaz * Büyük konaklarda mutfak ve yemek hizmetlerinde çalı ş tı rı lan uş ak. içken. yavaş yavaş . Az az * Azot'un kı saltı lması . umulandan veya gerekenden eksik.ayvadana ayval ı k ayvan * Yüksekliğ i 15-70 cm . içkici. çok karş ı tı . ayvay ı yemek * kötü duruma düş mek. * Teras. ayyuka çı kmak * (ses için) yükselmek. * Göğ ün en yüksek yeri. az saymak. süre bakı mı ndan eksiklik bildirir. iş i bozulmak. biraz. * Dolandı rı cı . ayvaz kasap hep bir hesap * ha öyle ha böyle. az buz olmamak . bekri. * Bir tarafı dı ş ar ı ya açı k olan oda. * Koca. güç. * Alı ş ı lmı ş olandan. az az az buçuk az bulmak * yeterli görmemek. s ı k tüylü. * Dolandı rı cı lı k. soluk sar ı çiçekli. çok y ı ll ı k ve otsu bir bitki (Achillea nobilis). * Göğ ün kuzey yarı m küresinde bulunan bir takı m yı ldı zı n en parlak yı ldı zı . azı msamak. ayvazl ı k ayyar ayyarl ı k ayya ş *İ çkiye düş kün. ikisi de bir. eş . * Ayva ağ açları nı n çok bulunduğ u yer. * Nicelik. * Uzun süreli. * Küçük ölçülerle. sundurma. yayı lmak.

* Vücut parçası . * Azaltmak iş i. az çok * Bir parça. azadelik * Azade olma durumu. aza sormu ş lar: "nereye?" "çoğ un yanı na" demiş * küçük kazançları n bile hep varlı klı kimselere düş tüğ ü inancı nı belirtir. * Etkisini yitirmek. organ. az günün adam ı olmamak * çok yaş amı ş . gerçekleş mesi. az tamah çok ziyan getirir * hı rslı ve pinti insan her zaman zararlı çı kar. vücut parçaları . hafiflemek. * birinin herhangi bir karakter bakı mı ndan göründüğ ü gibi olmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. çok görmü ş bulunmak. aza * Organlar.* (bir ş ey) azı msanacak kadar olmak. * azı msamak. az geliş miş * geliş mesi gecikmiş olan. daha çok istemek. * Baş ı boş . az kaldı (veya az kalsı n) * bir iş in olması . bitmesi çok yak ı nken olmad ı ğ ı nı anlatı r. * eğ itim düzeyi düş ük kalmı ş . eksilme. tenakus. azalma azalmak * Azalmak iş i. az daha az değ il! * az kalsı n. az gelmek * yetmemek. do ğ al kaynaklar ı nı gereğ ince de ğ erlendiremeyen (ülke). uzak. az görmek * umduğ undan eksik bulmak. erkin. azade * Baş ı boş . serbest olarak gürültüden azade ya ş amak. üretimi daha çok ilkel tar ı ma dayanan. neredeyse. erkin. azade azade * bir ş eyden kurtulmuş . * Üye. * Az denecek bir miktara inmek veya eskisinden az bir duruma gelmek. azaltma . aza çoğ a bakmamak * olanla yetinmek. serbest. serbestlik. oldukça.

paylanmak. hafifletmek. * Süreyi uzatarak. tekdir etmek. * Gururlu. * Çalı m. * En büyük. en yüksek. azarlanma * Azarlanmak iş i. * Organik veya ruhî büyük sı kı ntı . azap * (Müslümanlı kta) Dünyada günah iş lemi ş olanlara ahrette verilecek ceza. azap vermek * acı çektirmek. azarlamak * Paylamak. k ı rmak. kurumlu. * Çalı mlı . * Debdebeli. kötü sözle karş ı laş mak. heybetli. azarlanmak * Azarlamak i ş ine konu olmak. tekebbür. * Gurur. * çok büyük sı kı ntı ya u ğ ramak. çalı m satmak. * Anadolu beyliklerinde donanmadaki görevlerde kullanı lan asker. üzmek. yavaş yavaş . * (Anadolu'nun birçok bölgesinde) Çiftlik uş ağ ı . azar azar azar * Paylama. ezinç. paylanma. böbürlenmek. azametli * Ulu. maksimum. azarlama * Azarlamak i ş i. heybet. az az. * Debdebe. en çok.azaltmak * Az denecek bir miktara indirmek veya eskisinden az bir duruma getirmek. * Etkisini yitirmesine sebep olmak. çok büyük. azamî azap azap çekmek * ahrette ceza görmek. büyüklük. kurum. * Küçük ölçülerle. * Görkem. * Ululuk. * Görkemli. azar i ş itmek * azarlanmak. paylama. azamet azamet satmak * büyüklük taslamak. .

* Azgı n duruma getirmek. * Kötü davranı ş veya alı ş kanlı klara sürüklemek. köle). azatsı z azca azd ı rı lma * Azdı rı lmak i ş i. Azerî halk ı ile ilgili (olan). * Azat edilemez. * Azması na sebep olmak. * Okullarda paydos. * Açalya. * Azerî halkı na özgü olan. azatl ı * Azat edilmiş (cariye veya köle). azarlatmak * Azarlamak i ş ini yapt ı rmak veya azarlanması na yol açmak. Azerîce azgı n * Azerbaycan Türkçesi.azarlatma * Azarlatmak iş i. salı vermek. yoldan ç ı karmak. Azerî * Azerbaycan Cumhuriye'tinde ve güney Azerbaycan'da (İ ran'da) yaş ayan Türk soylu halk veya bu halktan olan kimse. azd ı rma azd ı rmak * Azdı rmak iş i. Azerbaycanl ı * Azerbaycan halkı ndan olan kimse. serbestlik. * Serbest bı rakı lmı ş olan. azat * Serbest bı rakma. azatl ı k * Azat olma durumu. * (köle ve cariyeler için) özgürlüğ ünü geri vermek. azelya . * Oldukça az. * Azmı ş olan. *Ş ı martmak. azat eylemek * azat etmek. azat etmek * serbest bı rakmak. * Azat edilme vakti gelmiş olan (cariye. azd ı rı lmak * Azması na yol açmak.

* Yoksulları doyuran. çoğ unluk * Bir ülkede egemen ulusa göre ayrı soydan ve sayı ca az olan topluluk. * Cinsel istekleri aş ı rı olan. az ı k az ı klı * Yiyecek. azgı nla ş ma * Azgı nla ş mak i ş i. harman zamanı ndan önce biçilip savrulan ekin. biraz. azgı nla ş mak * Azgı n duruma gelmek. az ı nlı k karş ı tı . öğ ütücü diş . az bulmak. az görmek. * (çocuk için) Çok yaramaz. * Cinsel istekleri aş ı rı laş mak. az ı di ş i * Azı . azgı n. daha fazlası nı istemek. * Azı k koymaya yarayan kap veya torba. * (süre ve miktar için) Az olarak. alt ve üst çenenin iki yanı nda beş er tane bulunan ve yiyecekleri öğ ütmeye yarayan diş lerin ortak adı . az ı cı k aş ı m kaygı sı z baş ı m * derdim olması n da baş ka bir ş ey istemem. az ı msamak * Bir ş eyin umulduğ undan az olduğ u yarg ı sı na varmak. azgı nl ı k az ı * Köpek diş lerinden sonra içeriye doğ ru. ekalliyet. *Ş iddetli. az ı nlı k hükûmeti * Mecliste çoğ unluğ u olmayan bir partinin kurdu ğ u hükûmet. az ı klı k az ı lı az ı msama * Azı msamak iş i. * Gözü bir ş eyden yı lmayan. çok etkili. * Bir toplulukta herhangi bir nitelik bakı mı ndan ayrı ve ötekilerden sayı ca az olanlar. az ı cı k * Çok az. * Öküz arabaları nda ön ve arka yastı kları dingile bağ layan ağ aç çivi. gı da. biraz. * Azgı n olma durumu. azı di ş i. az ı ço ğ a saymak (veya tutmak) * verilen küçük bir armağ anı çok ve değ erli kabul etmek. ekalliyet.* (ten için) Çabuk iltihaplanan. . besin. yarası hemen kapanmayan. korkunç. * Azı ğ ı olan. * Azı k olarak ayrı lan veya hazı rlanan yiyecekler. * Hemen yemek üzere.

eren. * Azı ş mak i ş i.az ı nlı kta kalmak * bir toplulukta belli bir sorun üzerine oy verenler. * Azı tmak iş i. azimet etmek * gitmek. azimkârane * Kararlı . * Muziplik. azil * Görevden alma. * Çı ğ ı rı ndan çı karmak. kararlı olarak. * Aziz olma durumu. az ı ş tı rmak * Azı ş mas ı na yol açmak. azledilme azize aziziye azizlik . muazzez. yola çı kmak. kararlı . azizlik etmek * muziplik etmek. * Gidiş . az ı ş tı rma * Azı ş tı rmak iş i. azim azimet * Bir iş teki engelleri yenme kararı . ş iddetlenmek. * Ermiş kadı n. tutumunda direnen. * Ermiş . azit aziz * Azothidrik asit HN3 deki hidrojenin yerine bir kökün geçmesi ile türeyen birleş iklere verilen ad. * Sultan Abdülaziz'in ve devlet adamları nı n giydiğ i fes. * Kararlı lı kla. azimli * Kararı nda. * Sevgide üstün tutulan. az ı ş ma az ı ş mak * Gittikçe kı zı ş mak. az ı tma az ı tmak * Azgı n duruma getirmek. karş ı düş ünceye oy verenlerden daha az olmak.

* Bataklı k. kocaman duruma gelmek. azlolunma * Azlolunmak iş i. azmetme * Azmetmek iş i. azledilmek * Görevden alı nmak. görevden almak.* Azledilmek iş i. * (deniz. . görevinden ç ı karı lmak. *İ ki ayrı ı rkı n kar ı ş ması ndan doğ an. gölcük. melez. * (çamaş ı r) Artı k ağ artı lamaz duruma gelmek. * (yara. * Taş kı nl ı kta ileri gitmek. * Bir görevliyi iş inden ayı rı p açı kta b ı rakmak. * Azı nlı k. hastalı k vb. için) Kabarmak. kı rma. azmettirmek * Bir suçu veya herhangi bir iş i kesinlikle yapması na karar verdirmek. * Az olma durumu. azmettirme * Azmettirmek iş i. * (hayvanlar için) İ ki ayr ı ı rktan doğ mak. ı rmak vb. azlolunmak * Görevinden alı nmak. * Kerestelik tomruk. * Cinsel duyguları artmak. azletme azletmek azl ı k * Azletmek iş i. azmak azmak azman azman kaya * Kaya balı ğ ı nı n bir çe ş idi. azmanla ş ma * Azmanlaş mak i ş i. kötülüğ ünü artı rmak. * Azma. azmanla ş mak *İ rileş mek. azma * Azmak iş i. çı karmak. * Çok geliş miş . metis. taş mak. azmetmek * Bir iş teki engelleri yenmeye karar vermiş olmak. için) Etkili. * Küçük su birikintisi. tehlikeli duruma gelmek.

ası k yüzlü. * En eski jeolojik (sistem). azotlanm ı ş * Azotlama iş lemi yapı lmı ş . sert kimse. * Heterosiklik birleş iklerin önemli bir sı nı fı na verilen ad. iri "yarı " "kı rı cı " sinirli. tadı olmayan element. azotlu *İ çinde azot bulunan. azvay * Sar ı sabı r. Azrail'le burun buruna gelmek * ölümle karş ı karş ı ya gelmek. aznavur gibi * zalimce davranan. azotlama * Azotlamak iş i. . Azrail'in elinden kurtulmak * ölümden kurtulmak. kokusu. aznif * Bir tür domino oyunu. azol azonal azot * Atom numarası 7. azotlamak * Azotla karı ş tı rmak veya birleş tirmek. * Yeryüzünün herhangi bir noktası nda enleme bağ lı olmaksı zı n meydana gelen olay. aznavur * Gürcüce. azotölçer Azrail * Tanrı buyruğ u ile insanları n canı nı almakla görevli olduğ una inanı lan melek. havada beş te dört oranı nda bulunan.azmı ş kudurmuş tan beterdir * "coş kun ve heyecana kapı lmı ş kimseyi zaptetmek zordur" anlam ı nda kullanı lı r. azotometre * Bir organik maddede bulunan azotun gaz hacmini ayarlamaya yarayan aygı t.008 olan. Azrail'e bir can borcu olmak (veya kalmak) * nası l olsa ölece ğ ini kabul etmek. * hiç kimseye borcu kalmamak. azoik *İ çinde fosil bulunmayan (toprak). bütün borçları ndan kurtulmak. * Azotometre. atom ağ ı rl ı ğ ı 14. rengi. * Azotlu besin almayan bitki veya hayvanları n dokuları ndaki serbest azotu tespit etme iş i. K ı saltması N.

ses bilimi bakı mı ndan ötümlü. baba bucağ ı . baba nasihati * Bir babanı n verdi ğ i öğ üt. baba evi. oğ ul babaya bir salkı m üzüm vermemiş * babalar çocukları için büyük fedakârl ı klara katlanı rlar. baba evi * Babadan. baba oğ luna bir bağ bağ ı ş lam ı ş . baba yurdu. * Yaratı cı . B gösterir. yaş adı ğ ı ev. baba mirası * Babanı n yaş adı ğ ı dönemden kalan değ erli mal veya dost. dededen kalma ev.kara para aklama ve uyu ş turucu madde ticareti gibi kirli ve gizli i ş ler yapan çetenin baş ı . dededen kalma mülk veya bir kimsenin içinde doğ up büyüdüğ ü. * Türk alfabesinin ikinci harfi. * Çatı merteğ i. Almanlar ise "si bemol"ü gösterirler. * Basso kı saltmas ı .B * Bor'un kı saltmas ı . * Gemi veya iskelede halatı n takı ldı ğ ı yuvarlak baş lı . * Silâh kaçakçı lı ğ ı . Be adı verilen bu harf. iri demir. oğ lunun diş i kama ş ı r * babanı n yaptı ğ ı kötü iş in sı kı nt ı sı nı çocuğ u çeker. * Koruyucu. * Bu gibi kimselere verilen unvan. * Tarikatları n bazı sı nda tekke büyüğ ü. ama çocuklar babaları için fedakârlı kta bulunmazlar. baba bucağ ı * \343 baba ocağ ı . olgun adam. * Çocuğ u olmu ş erkek. yurt. . * Kazı larda ç ı karı lan toprağ ı n miktarı nı hesaplayabilmek için yer yer bı rakı lan toprak dikme. baba baba adam * Yaş lı . ağ ı rbaş lı . Ba * Baryum'un kı saltması . babalı k duyguları ile dolu kimse. bir ülkeye veya bir toplulu ğ a yararlı olmuş kimse. toprak. toprak ya da yurt. kurucu kimse. baba * Çocuğ un dünyaya gelmesinde etken olan erkek. baba hindi *İ ri ve iyi beslenmiş erkek hindi. çift dudak patlayı cı sı nı b. baba ocağ ı * Babadan. iyi yürekli. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde İ ngilizler b harfiyle "si" yi. baba olmak * (erkek için) çocuk sahibi olmak. * Ata. ağ aç veya beton dikme. baba koruk (veya erik) yer. tı rabzan babas ı * babalı k görevlerini yapmayan babalar için söylenir. baba değ il.

babası na çok düş kün olan. . Babaî Babaîlik * Babaîlik mezhebinden olan kimse. hoş . * ataları ndan beri. babacanlaş ma * Babacanlaş mak iş i veya durumu. baba yurdu * Baba evi. babadan oğ ula * torunlara doğ ru zincirleme. babaya yakı n. babac ı l * Babası nı çok seven. * Cana yakı n. baba ocağ ı . yüzyı lda Baba İ shak'ı n kurdu ğ u mezhep.baba tatlı sı * Bir çeş it hamur tatlı sı . babaanne * (çocuğ a göre) Baban ı n annesi. babanı n hat ı rası nı taş ı yan. babaca babacan * Baba gibi. paternalizm. iri yarı .ş ambaba. olgun. sempatik baba. cana yakı n olarak. * Sevimli. babaç babaçko * Erkek kümes hayvanları nı n en iri ve yaş lı olanı . * (kadı n için) Güçlü ve gösteri ş li. baba döneminde yapı lmı ş . cana yakı nlı k. babafingo * Yelkenli gemilerde direklerin ve gabyanı n üstünde bulunan en yüksek bölüm. * XIII. baba yadigâr ı * Babadan kalan. babacanlaş mak * Babacan duruma gelmek. iyi kalpli. hoş görülü. babac ı lı k * Devletin türlü sı nı flar üzerinde babalı k ederek bu s ı nı flar arası nda denge kurmaya çalı ş mas ı iş lemi. güvenilir (erkek). babacanlı k * Babacan olma durumu. babadan babaya * dedelere doğ ru zincirleme. babacanca * Sevgi ve sevecenlikle. babac ı k * Küçük baba.

babası nı n (veya babaları nı n) çiftliğ i * bir malı veya kuruluş u yalnı zca kendi çı karları na araç yapmak. babası nı n oğ lu * her yönüyle babası na benzeyen erkek çocuk. yetim. babası nı n hayrı na * hiçbir çı kar gözetmeksizin. öfkesi her hâliyle belli olmak" anlamı nda geçer. * Diklenmek. babal ı k fı rı n has i ş ler * babası nı n parası ile geçinenlere sitem olarak kullanı lı r. solucanla beslenen bir tür kertenkele (Anguis fragilis). babana rahmet * yapı lan bir i ş . elimden gelen budur * gücüm ancak bu kadarı nı yapmaya yeter. bir davranı ş karş ı sı nda "Allah senden razı olsun. * Baba olma durumu. kay ı n peder. * Kayı n baba. . kabadayı ca davranmak. babal ı babal ı k * Zaman zaman sinir nöbeti geçiren. babası na rahmet okumak * hakkı nda iyilik düş ünmemek. bizim kuş aktan öncekiler. babalanmak * Babaları tutmak. babalanma * Babalanmak iş i. babamı n (veya ustamı n) ad ı Hı dı r. babası na çekmek * her yönü ile tamamen babaya benzemek. babası z * Babası ölmüş çocuk." anlamı nda kullanı lan bir söz. * Yaş lı veya küçümsenen adamlara seslenme olarak kullanı lı r. * tekrarlanan iki emir kipi arası na getirilerek i ş in sürekliliğ ini anlatmaya yarar. babal ı * Babası olan.babaköş * Ayaksı z olduğ u için yı lan sanı lan. babası tutmak (veya babaları üstünde olmak) * gibi deyimlerde "çok öfkelenmek. babaları mı z * bizden. * Üvey baba. babal ı k etmek * baba gibi davranmak. babam! * teklifsiz bir seslenme sözü. öfkelenmek.

ayak. babı nda. lâğ ı m. babı nda * Konusunda. * Mert. bacak kadar * ufacı k. bacak bacak üstüne atmak * otururken bir bacağ ı nı ötekinin üstüne koyarak oturmak. ama değ iş ik. vale. baca kulağ ı * Ocağ ı n iki yan ı nda ta ş tan yapı lmı ş ufak raf. bacak kadar boyu var. babayiğ it * Güçlü kuvvetli. destek veya bunlardan her biri. maden ocağ ı gibi yer alt ı yap ı lar ı nı n hava deliğ i. babı ndan * Bkz. babayiğ itçe davranı ş . oğ lan. bacak kalemi . *İ stanbul'da bu çevredeki bası n. Babî Babîlik * XIX. kabadayı lı k. * Bir giriş imde kendine güvenebilecek durumda olan. yüzyı lda. baca * Dumanı ocaktan çekip havaya vermeye yarayan maden veya kâgir yol. * Su yolu. türlü türlü huyu var * daha küçük. herkesten farklı alı ş kanlı klar.babayani * Gösteriş i ve özentisi olmayan. korkusuz adam. bacak * Vücudun kası ktan tabana kadar olan bölümü. kabadayı . babayanilik * Babayani olma durumu. dahiliye ve hariciye nezaretleri (İ ç iş leri ve Dı ş iş leri bakanlı klar ı ) ile Ş ûrayı Devlet (Danı ş tay) dairelerinin bulundu ğ u yapı . huylar edinmi ş . baca tomruğ u * Bacanı n damdan yukar ı bölümü. * Bazı ş eylerin yerden yüksekçe durmas ı nı sağ layan dayak. baca baş ı * Ocağ ı n üstündeki ta ş raf. * Hayvanlarda yürümeye veya atlamaya yarayan organ. * Osmanlı hükûmeti. * "Bâb'a ait" Babîlik yanlı sı . * Oyun kâğ ı tlar ı nda. İ ran'da Ali Muhammed Bab'ı n kurdu ğ u dinî ö ğ reti. babayiğ itlik * Babayiğ it olma durumu. Bab ı âli * Osmanlı imparatorluğ u döneminde İ stanbul'da sadaret (Baş bakanl ı k).

bacakl ı k bacaksı z * Bacağ ı olmayan. * Bacakları kı sa olan. * Dost. baçç ı baçç ı lı k bad * Baç alan kimse. * Bir evde uzun zaman çalı ş mı ş ya ş lı kadı nlara (daha çok ya ş lı zenci kadı nlara) verilen unvan. * Özellikle hokey oyuncuları nı n giydikleri deriden yapı lmı ş koruyucu. uzun boylu. bacanakl ı k * Bacanak olma durumu. bacakl ı * Bacağ ı olan. bacakl ı yaz ı *İ ri ve okunaklı yazı . * Bacakları uzun olan. bacası tütmek * (aile için) yaş aması sürüp gitmek. rüzgâr. haraç. * Felemenk altı nı na verilen ad. bacası tütmez olmak * (aile için) da ğ ı lmak veya iş i bozulmak. bacakkı ran * Nemli bölgelerde yetiş en yeş ilimsi sarı çiçekli bir bitki (Narthecium). * Yaş ı ndan büyük iş lere kalkı ş an çocuklar için söylenir.* Kaval kemiğ i. abla. -baç * Fiilden isim türeten -maç/-meç ekinin türü. * Osmanlı İ mparatorluğ unda gümrük vergisi. arkadaş . bacakları kopmak * çok yorulmak. * Tarikat ş eyhlerinin kar ı sı . bacanak * Karı lar ı kardeş olan erkeklerden her biri. * Kı z kardeş . * Zorla alı nan para. bacakları tutmamak * ayakları nı n üzerine bası p yürüyemeyecek duruma gelmek. * Yel. bac ı * Büyük kı z kardeş . kı sa boylu. bodur. * Baç alma iş i veya görevi. baç .

badana yapmak. içki. badas * Harman kaldı rı ldı ktan sonra yerde kalan toprak. * Birleş ikgillerden. badem * Gülgillerden. badanac ı * Geçimini badana yapmakla kazanan kimse. * Ondan sonra. çöp ve samanla karı ş ı k tah ı l taneleri. * Bu ağ acı n yaş veya kuru yenilen yemiş i. bir tür yer elması . * Badanası bozulmu ş . badeli â ş ı k * Düş ünde bir pirin elinden aş k badesi içerek saz çal ı p söyleyen halk ş airi. badanası z * Badana edilmemiş . harman döküntüsü. badanac ı lı k * Badanacı nı n yaptı ğ ı iş . badem a ğ ac ı . badanalanma * Badanalanmak iş i. badanal ı * Badana edilmiş olan. badana etmek (veya vurmak) * badanalamak. *Ş arap. badat bade badehu badeli * Aş k badesi içmiş kimse. ş ekeri çok.badana * Duvarları boyamak için kullanı lan sulandı rı lmı ş kireç veya boya. * Yüzüne çok pudra ve boya sürmüş olan (kad ı n). yurdumuzun her yerinde yetiş en ağ aç (Amygdalus communis). badanalanmak * Badana yapı lmak. badanalatma * Badanalatmak iş i. badanalamak * Duvarları boyamak için sulandı rı lmı ş kireç veya plâstik boya sürmek. badanalatmak * Badanalamak iş ini yapt ı rmak. badanalama * Badanalamak iş i.

* Ördek. bundan böyle. * Halatı n aş ı nabilecek yerine sar ı lan bez. badem b ı yı k * Badem içi biçiminde üst dudağ ı n her iki yanı nda yer alan bı yı k. badema bademci * Bundan sonra. bademcik * Boğ azı n iki yanı nda birer tane bulunan. badem içi * Bademin dı ş kabu ğ u alı ndı ktan sonra kalan içi. badı saba badi * Sabah vakti esen ve ruhu okş ayan. badem bahçesi. gönle ferahlı k veren hafif rüzgâr. bademlik bademsi baderna badı ç * Bakla. badem (Amygdalus communis ve Prunus amygdalus). badem yağ ı * Bademden çı karı lan ve deri. badem ş ekeri *İ nce bir ş eker tabakası yla kaplanmı ş iç badem. badem ezmesi * Ezilmiş bademle yapı lan ş ekerleme. kösele gibi ş eyleri yumuş atmak için kullan ı lan yağ . badem t ı rnak * Badem biçiminde uzunca tı rnak. * Badem satan kimse. . * Badem ağ açları çok olan yer.* Gülgillerden ilkbaharda beyaz ve pembe renkli çiçekler açan yüksekçe bir bitki. badem gözlü * Badem içi biçiminde iri göz. badem biçimindeki organ. * Badem biçiminde olan. içinde tohumları n sı ralanmı ş bulunduğ u kabuk. badem parmak * Baş parmak. fasulye. bademli *İ çinde badem bulunan yiyecek. bezelye gibi taze sebzelerde. badem gibi * (salatalı k için) taze ve gevrek. halat sargı sı . badem kürk * Tilki postunun yalnı z bacak kesiminden yapı lan kürk.

sicim. * Tren. ş erit. * Otomobillerin yük konulabilen. bagaj memuru * Toplu taş ı m yerlerinde ve araçlar ı nda bagaj i ş lerini yürütmekle görevli kimse. bagaj kilidi * Bagaj kapağ ı nı kilitlemeye yarayan alet. tel gibi düğ ümlenebilir nesne. demet. badire badiye * Birdenbire ortaya çı kan tehlikeli durum. rabı ta. büyükçe su kabı . bagetli bağ * Bir ş eyi ba ş ka bir ş eye veya birçok ş eyi topluca birbirine tutturmak için kullanı lan ip. badik * Ördek. badya bagaj * Ağ zı geniş . vapur gibi taş ı tlarda yolcular ı n yüklerinin konulduğ u yer.badi badi yürümek (veya gitmek. ko ş mak) * ördek gibi iki yana sallanarak yürümek (gitmek). badikleme * Badiklemek iş i. *İ lgi. badiklemek * Ördek gibi iki yana sallana sallana yürümek. * Kı sa boylu. * Sargı . badikle ş mek * Ördek gibi sağ a sol yalpa vurarak yürüme eğ ilimi göstermek. palaz. deste. dikdörtgen biçiminde değ erli taş . ili ş ki. . * Bağ lam. * Yolcu yükü. * Bageti olan. baget *İ nce. iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. * Tı raş lanmı ş . yayvan. * Çöl. badminton * Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun. * Düş ük gramajlı küçük boy ekmek. kı sa de ğ nek. bagaj kapa ğ ı * Otomobillerde içine yük konulabilen bagajları kapatmaya veya kilitlemeye yarayan bölüm. genellikle arkada olan bölümleri. badikle ş me * Badikleş mek durumu. * Kemikleri birbirine bağ lamaya.

bağ fiil bağ a * Fiillerin zarf olarak kullanı lan ş ekilleri. bağ bozmak * bağ ı n üzümlerini toplamak. bağ cı ks ı z * Bağ ı olmayan. * Ur. bulunan. karş ı lı k beklediğ i iş ten istediğ ini alabilmek için gereken harcamaları yapmalı dı r. otur-up vb. bağ çubuğ u * Asma fidesi. üzüm olsun. ko ş -arak. * Bağ lama iş inde kullanı lan ş erit biçiminde bağ . bağ budamak * bağ daki üzüm kütüklerini budamak. bağ bahçe * Bahçe gibi taş ı nmaz mal. bağ sı z. bağ cı lı k . * Bu iş in yapı ld ı ğ ı mevsim. * Deniz kaplumbağ ası nı n kabu ğ u. bağ an * Vakti gelmeden ölü doğ an yavru. bağ boğ an * Küsküt. düş ük. bağ bı çağ ı * Bağ ve bahçelerde yetiş en meyve fidanlar ı nı . * Meyve bahçesi. ulaç. bağ bozumu * Bağ da ürünün toplanması .bağ * Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğ u toprak parças ı . hücre arası maddesi çok ve genel olarak diğ er dokuları birbirine bağ layarak destek görevi yapan doku. güz. bağ doku * Hücre sayı sı az. bağ cı * Bağ yetiş tirip ürününü satan kimse. * Bağ layan veya so ğ uk haddehaneden çı kan metal ş erit bobinlere bant yapı ş tı ran (kimse). zarf fiil: gül-e gül-e. bitki ve özellikle üzüm kütüklerini budamaya yarayan kesici alet. yemeye yüzün olsun * kiş i. * Ölü doğ an kuzunun derisi. ş eytansaçı . * Kaplumbağ a. * Kaplumbağ a kabu ğ u. * Kaplumbağ a kabu ğ undan yapı lmı ş veya bu kabuğ u and ı rı r biçimde olan. sonbahar. bağ cı k bağ cı klı * Bağ ı olan. bağ a bak.

homojenleş tirmek. * Yapı larda kullan ı lan çı ta. bağ daş ı lmak * Bağ daş mak iş ine konu olmak. bağ daş ma * Bağ daş mak iş i. insicam. bağ daş ı klaş mak * Aynı özelli ğ i göstermek. homojenlik. kör düğ üm etmek. bağ dalamak * Düş ürmek için ayağ ı nı birinin ayakları na takmak. bağ daş ı k * Her yeri aynı özelliğ i gösteren. * Bağ daş kurup oturmak. mütecanis. bağ damak * Birkaç ş eyi birbirine geçirerek bağ lamak. bağ daş * Sağ aya ğ ı sol uyluğ un. imtizaç. bağ daş ı lma * Bağ daş ı lmak i ş i. bağ dadî * Ağ aç direkler üzerine çak ı lmı ş çı talara sı va vurularak yap ı lan (duvar veya tavan). bağ daş ı klaş tı rma * Bağ daş ı klaş tı rmak i ş i. . bağ dama * Bağ damak iş i. tutarlı lı k. bağ dalama * Bağ dalamak iş i. bağ daş mak * Anlaş mak. homojen duruma gelmek. * Çocuk oyunları nda arkadaş olmak. uymak. bağ daş ı klı k * Bağ daş ı k olma durumu. bağ daş kurmak * bu biçimde oturmak.* Bağ yetiş tirme ve ürününü satma iş i. homojen. çelme atmak. *İ çinden çı kı lmayacak bir duruma getirmek. Ba ğ dad'ı tamir etmek * karnı nı doyurmak. imtizaç etmek. uzla ş mak. bağ daş ı klaş tı rmak * Bağ daş ı k duruma getirmek. bağ daş ı m * Tutarlı k. bağ daş ı klaş ma * Bağ daş ı klaş mak durumu. sol aya ğ ı sa ğ uyluğ un altı na alarak oturma biçimi.

aynı ş artlardaki havan ı n doymu ş su buharı nı n ağ ı rl ı ğ ı na oranı . geçimsizlik. * Bir sayı nı n rakamları ndan her birinin bulunduğ u basamağ a göre aldı ğ ı değ er. bağ ı mlamak * Bir ş eyi ba ğ ı m alt ı na sokmak. bağ ı mlaş ma * Bağ ı mla ş mak iş i. rölâtivite. bağ ı l değ er * Bir aritmetik sayı sı nı n. * Bir ş eyin veya bir kimsenin gücü ve etkisi altı nda bulunma durumu. bağ ı mlama * Bağ ı mlamak i ş i. izafî. bağ daş tı rmak * Bağ daş ması nı sa ğ lamak. izafiyet. bağ ı l * Görece. izafî değ er. aynı zamanda kendine özgü bir kı mı ldan ı ş ı da bulunan bir cismin görünürdeki bu kı mı ldanı ş ı nı n niteliğ i. önüne + ve . etkisi altı nda tutmak. * Baş ka bir cisme uyarak sürüklenen. bağ daş tı rma * Bağ daş tı rmak i ş i. bağ daş mazlı k * Uyuş mazlı k. * Görece olma durumu. bağ daş tı rmacı lı k * Pek çok değ iş ik ö ğ retiyi birleş tirmeyi amaçlayan felsefî veya dinî öğ reti. tutars ı z.bağ daş maz * Uyuş maz. * Kadı nları n âdet zaman ı nda bağ lad ı kları bez. sihir. izafî. kumaş tan yapı lmı ş enli bağ . bağ ı ll ı k bağ ı m . bağ daş tı rı cı * Bağ daş ma sağ layan. bağ daş tı rmacı * Bağ daş tı rmacı lı k yanlı sı kimse. * Baş tan çı karı cı .iş aretleri yazı ldı ktan sonraki değ eri. bağ ı bağ ı cı * Büyücü. * Farklı kökenlere sahip değ iş ik kültür özelliklerini birleş tirme veya kaynaş tı rma iş i. * Büyü. bağ ı ldak * Beş ikteki çocuğ un düş memesi için beş iğ e sarı lı p bağ lanan. bağ ı l nem * Bir metre küp hava içinde bulunan su buharı ağ ı rlı ğ ı nı n. tâbiiyet.

bağ ı ms ı z * Davranı ş lar ı nı . izafiye. kavramları veya tasar ı mları birlik. tâbiiyet.bağ ı mlaş mak * Bir ş eye veya bir kimseye tamamen ba ğ ı mlı olmak. bağ ı ntı lı * Varlı ğ ı ba ş ka bir ş eyin varl ı ğ ı na bağ lı bulunan. istiklâl. bağ ı ms ı zlaş ma * Bağ ı ms ı zla ş mak i ş i. izafet. bağ ı msı z. bağ ı ms ı zlaş mak * Bağ ı ms ı z duruma gelmek. bağ ı mlı lı k * Bağ ı mlı olma durumu. özgür. tutumunu. bağ ı mlı sı ralı cümle * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı olan ve özneleri. tümleçleri veya yüklemleri ortak olan cümle. gücüne veya yardı mı na bağ lı olan. özgürlüğ ü. özerkliğ i olmayan. bağ ı mlı * Baş ka bir ş eyin istemine. bağ ı ms ı zlaş tı rmak * Bağ ı ms ı z duruma getirmek. müstakil. görelik. bağ ı ms ı zlaş tı rma * Bağ ı ms ı zla ş tı rmak i ş i. bağ ı ntı cı * Bağ ı ntı cı lı k yanlı sı olan kimse. * Herhangi bir kuruluş a. bağ ı n vurmak * kazı duvarları nı n çökmemesi için bağ ı nlarla desteklemek. göreci. tâbi. mutlak olmayan. bağ ı ll ı k. bağ ı n *İ nş aatta veya kazı sı rası nda toprağ ı n çökmesini önlemek için yerle ş tirilen parça veya dayak. hür. göreli. bağ ı ntı cı lı k * Bağ ı ntı lı lı k öğ retisi. *İ ki veya daha çok nitelik aras ı nda matematik iş lemleri yard ı mı ile kurulan bağ lı lı k veya e ş itlik. bağ ı ms ı z sı ralı cümle * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı olduğ u hâlde özneleri. bağ ı ntı * Bir nesneyi baş ka bir nesne ile uyarlı kı lan bağ . görecilik. rölâtif. bağ ı ms ı zlı k * Bağ ı ms ı z olma durumu veya niteliğ i. giriş imlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen. bağ ı ntı lı lı k . nispî. yüklemleri ayrı olan cümle. özellikle bilginin ba ğ ı ntı lı olduğ unu ileri süren her türlü felsefe öğ retisi. rölâtivite. partiye bağ lı olmayan kimse. tümleçleri. rölâtivizm. * Eş yayı . bağ ı ms ı z milletvekili * Herhangi bir partinin adayı olmadan seçilen veya herhangi bir partiye bağ lı olmayan milletvekili. rölâtivist. izafî. birliktelik gibi durumlarda toplayan görünüş veya nitelik. ba ğ lı lı k.

bağ ı rı ş ma * Bkz. bağ ı rı p çağ ı rmak * öfkeyle bağ ı rmak. bağ ı r yeleğ i * Eskiden zı rh altı na giyilen. rölâtivite. bağ ı rma bağ ı rmak * Bağ ı rmak i ş i. ince bağ ı rsak ve kalı n ba ğ ı rsaktan oluş an bölümü. ş amata ederek. ahş a. bağ rı ş ma. bağ ı rdak bağ ı rgan * Bağ ı rı p çağ ı ran. bağ ı rsak iltihabı * Sindirim organı nda oluş an iltihabî durum ve buna bağ lı hastalı k. bağ ı rsak kazı ntı sı * Kalı n bağ ı rsak hastalı kları nda çı kar ı lan sümüksü madde. bağ ı rı ş çağ ı rı ş * Gürültü. bağ ı rsak kurdu * Omurgalı lar ı n ve de özellikle insanlar ı n ba ğ ı rsağ ı nda yaş ayan asalak solucan. * çok susamı ş olmak. izafiyet. bağ ı rsak gibi vücut boş lukları nda bulunan organlar ı n ortak adı . çok acı duymak. görelilik. * Yüksek sesle azarlamak. bağ ı rı ş mak * Bkz. * Bağ ı ldak. * Sindirim organı nı n mideden anüse kadar olan. * Kendini belli etmek.* Var olabilmek veya belirlenebilmek için. bağ ı rı ş * Bağ ı rmak i ş i veya biçimi. bağ ı r * Göğ üs. bağ ı rı yanmak * üzüntü çekmek. . * (ok yayı ve dağ için) Orta bölüm. * (insan) Yüksek ve gür ses çı karmak. * Gürültüyle. bağ rı ş mak. * Ciğ er. bağ ı rsak ingini * Çoğ unlukla sürgün ve karı n ağ rı sı ile beliren bağ ı rsak iltihabı . ş amata. bağ ı rsak bağ ı rsak ask ı sı *İ nce bağ ı rsağ ı karnı n arka bölümüne bağ layan ve kar ı n zarı nı n bir bölümünden oluş an askı . köseleden yap ı lmı ş yelek. bağ ı ntı yolu ile baş ka bir ş eye bağ lı bulunma durumu. tepkisini hemen ve sert bir ş ekilde d ı ş a vuran kimse.

kusurundan do ğ acak fı rsatlar ı kaçı rmamak. hibe.bağ ı rsak otu * Farekulağ ı . teberru etmek. insanları n. bağ ı ş ı klı k * Bir ödevin veya yükümlülüğ ün d ı ş ı nda kalma durumu. eti sevilen bir cins göçebe ördek (Querquedula). almak. askarit. affetmek. * Bağ ı ş lanan ş ey. affetme. affedilme. bağ ı ş lama * Bağ ı ş lamak iş i. muafiyet. bağ ı ş lamak * Bir mal veya hakkı karş ı lı k beklemeden birine vermek. ayı rması n" gibi anlamlarda kullanı lı r. bağ ı rsak solucan ı * Ortalama 25 cm boyunda. * Görevden çekmek. immünoloji. bağ ı ş lanma * Bağ ı ş lanmak iş i. bağ ı rtı * Bağ ı rma sesi. geliş imini. * Bazı mikroplara karş ı aş ı veya doğ al yolla direnç kazanm ı ş olan. acı madan değ erlendirmek. * Deyimlerde "Tanrı esirgesin. bağ ı ş lamamak * karş ı sı ndakinin yanl ı ş ı ndan. bağ ı rtlak bağ ı rtma * Orta büyüklükte. bağ ı rtmak * Bağ ı rması na yol açmak. * Herhangi bir kötü davranı ş için ceza vermekten vazgeçmek. muaf. * Bağ ı ş yapan kimse. birinin aracı lı ğ ı yla duyurmak. bağ ı ş * Bağ ı ş lamak iş i veya biçimi. öldürürüm" anlamı nda korkutmak. bağ ı ş ı klı k bilimi * Bağ ı ş ı klı k olayları nı n ortaya çı kma ş artları nı . * Hibe etme. bir isteğ i. teberru. alı nabilecek önlemleri ve yapı labilecek tedaviyi inceleyen tı p dalı . * Bir haberi. özellikle çocukları n bağ ı rsaklar ı nda asalak olarak yaş ayan yuvarlak solucan. af. bağ ı ş çı bağ ı ş ı k . bağ ı rsaklar ı nı deş erim * "canı na kı yarı m. gözdağ ı vermek üzere kullanı lı r. * Herhangi bir ödevin veya yükümlülüğ ün d ı ş ı nda kalan. bağ ı rtkan * Çok bağ ı rı p çağ ı rmak huyunda olan (kimse). * Bağ ı rtmak i ş i. * Bazı mikroplara karş ı aş ı veya doğ al yolla kazan ı lmı ş direnç durumu.

bağ ı ş latmak * Bağ ı ş lamak iş ini yapt ı rmak. bağ laçlı yan cümle * Birleş ik cümlelerde ki bağ lacı yla temel cümleye bağ lanan yan cümle. bağ ı tlanmak * Bağ ı t ile sonuçlanmak. * Eş görevli kelimeleri veya önermeleri birbirine bağ layan kelime türü. bağ laçlı * Bağ lac ı olan. bağ ı tlanma * Bağ ı tlanmak i ş i veya durumu. * Bağ ı t yapanlardan her biri. âkit. bağ ı tlaş mak * Araları nda bağ ı t yapmak. bağ laçlı tamlama *İ simleri. bağ lam * Cinsleri aynı veya birbirine yak ı n olan ş eylerin bir arada ba ğ lanmı ş ı . bı raktı ğ ı m (bı raktı ğ ı ) ba ğ lad ı ğ ı m (bağ lad ı ğ ı ) yerde (çayı rda) otluyorsun (otluyor). bent. bağ laç grubu * Bağ laç öbeğ i. . bağ ı tlı * Bağ ı tla. sözle ş me ile bağ lanmı ş olan. affa uğ ramak. akit. bağ ı ş latma * Bağ ı ş latmak i ş i. affolunmak. bağ ı t bağ ı tçı * Sözleş me. durumlar. aynı nitelikte iki veya daha çok kelimeden oluş an öbek. bağ ı ş layı cı * Bağ ı ş layan. demet. iliş kiler örgüsü veya bağ lantı sı . bağ kesen bağ laç * Makaslı böcek. rabı t: Ve.bağ ı ş lanmak * Bağ ı ş lamak iş ine konu olmak. bağ ı tlaş ma * Bağ ı tla ş mak i ş i veya durumu. deste. kontekst. ya da birer bağ laçtı r. ya. mukavele. bağ laç öbeğ i * Bağ laçla veya bağ laçsı z birbirine ba ğ lanmı ş olan. * (herhangi bir olguda) Olaylar. kontrat. sı fatları arası na bağ laç alan isim veya sı fat tamlaması . veya. affedilmek. bağ ladı ğ ı yerde otlamak * Bkz. * Bir ş iirdeki dörtlüklerin her biri.

yakı nlı k duyması nı sağ lamak. kendinden sonraki çekimli fiile veya fiilimsiye zaman ve ki ş i bakı mlar ı ndan uyan -ı p ekini almı ş fiil: Gelip gitti (Geldi ve gitti) Gülüp geçti (Güldü ve geçti) gibi. bitirmek. ondan önce veya sonra gelen. bağ lantı . tutmak. bağ lamak * Bağ veya baş ka bir araçla tutturmak. * Bütün ilgisini bir yerde yoğ unla ş tı rmak. bağ lamalı k * Bağ lama yapmaya yarayan. bağ lama zarf fiili * Ve bağ lac ı görevinde kullanı larak. * Bağ lama çalan kimse. putrel vb. * Yalnı zca belli bir iş le uğ raş mak. değ erini belirleyen birim veya birimler bütünü. * (yara için) İ lâç koyup bezle sarmak. * Denk yapmak. istek uyandı rarak o ş eye ilgi. bağ lanı ş * Bağ lanmak iş i veya biçimi. * (siyasî veya sosyal konularda) Yan tutma. * Geçiş i engellemek. * Oluş mak. bağ lamacı lı k * Bağ lamacı nı n iş i veya mesleğ i. birçok durumda söz konusu birimi etkileyen. * Beklenen ş ey elde edilmez olmak. * Birinde bir ş eye karş ı ilgi. bağ lanak bağ lanı m * Bağ lanı lacak ş ey. * Gönlünü kazanmak. irtibat. . bağ lamsal * Bağ lam ile ilgili. * Bir iş veya kimse için ayı rmak. bağ lanma * Bağ lanmak i ş i. * Sevmek. * Yapı larda duvarlar ı birbirine ba ğ layan kiriş . * Sona erdirmek. bağ lamsal anlam * Bir sözün kullan ı lan veya amaçlanan bağ lama göre anlam kazanmas ı . meydana gelmek. * Baş ka bir iş le uğ raş amaz durumda olmak.* Bir dil birimini çevreleyen. tahsis etmek. onun anlamı nı . tamamlamak. bağ lama * Bağ lamak i ş i. * (bir iş için) Anlaş ma yapmak. bağ lanmak * Bağ lamak i ş ine konu olmak. * Uyulması zorunlu olmak. * Bağ lanmak iş i veya biçimi. içten bağ lı olmak. bağ lamacı * Bağ lama yapan veya satan kimse. paket yapmak. kontekst. * Üç çift telli olan ve mı zrapla çalı nan bir saz. * Düğ ümlemek.

bağ lantı lı * Araları nda bağ lantı bulunan. bağ lantı yapmak * iliş ki kurmak. siyasî yönden hiçbir bloka bağ lı olmayan (ülke). bağ lantı kurmak * irtibat sağ lamak. * Sonuç. bağ laş ma * Bağ laş mak iş i. bağ laş ı klı k * Bağ laş ı k olma durumu. bağ laş ı mlı * Araları nda karş ı lı klı destek ve bağ ı mlı lı k bulunan. bağ lantı ünsüzü * Bkz. bağ lantı sı zlı k politikas ı * Askerî. terim). * haberleş me sağ lamak. bağ laş mak * Bir ş ey yapmak için birbirine antla ş ma veya sözle ş me ile bağ lanmak. ili ş ik veya ilgili bulunmas ı . bağ laş ı k * Araları nda anlaş ma veya sözle ş me sağ lanmı ş olan (kimse veya topluluk). ittifak. kolona ileten boru. tahsis edilmek. irtibat. *İ ki ş ey arası nda ili ş ki sa ğ layan ba ğ . bloksuz ülkeler. bağ lantı *İ ki veya daha çok ş eyin birbiriyle bağ lı . bağ layı cı ünlü. * Askerî. irtibatlı . bağ laş ı m * Eş leme. anlaş ma. sözleş me yapmak. bağ lantı sı z ülkeler * Bağ lantı sı zlı k siyaseti izleyen ülkeler.* Bir ş ey bir kimseye ayrı lmak. bağ lantı sı zlı k siyaseti * Bağ lantı sı z ülkelerin izlediğ i siyaset. ittifak etmek. siyasî yönden hiçbir bloka girmeme siyaseti. sebep gibi birbiriyle sı kı sı kı ya bağ lı ve kar ş ı lı klı bağ ı mlı olan (nesne. bloksuz. bağ layı cı ünsüz. rabı talı . bağ lantı sı zlı k * Bağ lantı sı z olma durumu. bağ lantı sı z * Araları nda bağ lantı bulunmayan. müttefik. bağ lantı borusu * Katlardaki pis ve kirli suları toplayan. bağ latma . bağ lantı ünlüsü * Bkz. * Araları nda ortak çı kar bulunan devletler iliş kisi.

bir hat ı raya saygı veya aş k gibi duygularla bağ lanan. tâbi.-ğ i * Bağ ı . bu iliş ki yönünden durumu. koruyucu ünsüz: okul-da-y-ı m. bağ lı * Bir bağ ile tutturulmuş olan. bağ lı su bağ lı k * Ağ açta hücre zarı nı n emdiğ i ve taş ı dı ğ ı su. * Bağ lamaya ve birle ş tirmeye yarayan: "Ve" ba ğ lay ı cı bir edattı r.* Bağ latmak i ş i. * Gerçekleş mesi bir ş artı gerektiren. bağ lı k bahçelik. bağ layı cı ünsüz * Ünlü ile biten kelime kök ve gövdelerine ünlü ile baş layan bir ek eklendiğ inde araya giren y ünsüzü. * Birine karş ı . * Sı nı rlanmı ş . * Organizmanı n değ iş ik yapı . kapalı . bağ lı kalmak * uymak. bağ latmak * Bağ lamak i ş ini yapt ı rmak. bağ lı la ş ma * Bağ lı laş mak iş i. aç-ı -l-mak. büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmi ş (erkek). bağ lı lı k * Bağ lı olma durumu. bağ lı olmak * tâbi bulunmak. gec-i-k-mek vb. tâbi olmak. bahçesi zengin ve bol olan (yer). biri olmadan öteki düş ünülemeyen iki ş eyin. saygı ile yakı nlı k duyma ve gösterme. korelâsyon. * Bir halk inanı ş ı na göre. * Uyulması zorunlu. bağ lı la ş ı k * Biri ötekine bağ lı olarak var olan. bağ lı la ş ı m *İ ki veya daha fazla değ iş ken arası ndaki bağ ı ntı . bağ layı cı * Bağ lama niteliğ i olan. * Bir kuruluş un yetkisi alt ı nda bulunan. sevgi. . bir düş ünceye. bağ lı la ş mak *İ ki ş ey arası nda karş ı lı klı ba ğ ı ntı olmak veya bağ lı lı k kurmak. sı nı rl ı . bağ layı cı ünlü * Ünsüzle biten kelime kök ve gövdelerine ünsüz ile baş layan eklerin getirilmesi s ı rası nda ve kök ile eki birbirine ba ğ layan ünlü: al-ı -r. eski-y-ince vb. merbutiyet. özellik ve olayları nda görülen karş ı lı klı ilgi. * Bağ yeri. vabeste. * Bir kimseye. * Sadı k. bağ lı kredi * Kredi açan ülkeden mal veya hizmet satı n alı nmas ı ş artı ile sağ lanan kredi. sadakat. tutkun. * Kapatı lmı ş olan. üzüm bağ lar ı çok olan (yer).

bağ rı ş ma * Bağ rı ş mak i ş i. bağ rı yanı k * Çok dert. bağ rı yufka * Yufka yürekli. sı kı ntı çekmiş . Bağ lı la ş ı m. bağ rı ş tı rmak * Bağ ı rması na yol açmak. bağ nazlaş mak * Bağ naz duruma gelmek. bağ rı nı ezmek * üzülmek. dertlenmek. hep birden bağ ı rtmak. bağ rı ş çağ rı ş * Gürültü.* Bkz. bağ rı ş mak * Birlikte veya karş ı lı klı bağ ı rmak. bağ rı kara *İ skete ku ş unun bir türü (Saxicola torquata). bağ rı ş tı rma * Bağ rı ş tı rmak iş i veya durumu. ş amata. * Bir düş ünceye. bağ nazlı k * Bağ naz olma durumu. yetiş tirmek. ş amata ederek. bağ rı na taş basmak * sesini çı karmaksı zı n her türlü acı ya katlanmak. içine iş lemek. birlikte ba ğ ı rma. * Gürültüyle. bağ nazca davranı ş . taassup. . bağ rı na basmak * kucaklamak. bağ ı rarak çağ ı rarak. bir inanı ş a aş ı rı ölçüde bağ lanı p ondan baş kası nı düş ünmeme durumu. mutaassı p. merhametli. taassup. bağ rı ş a çağ rı ş a * Büyük gürültü ederek. bağ sı z * Bağ ı bulunmayan. bağ naz * Bir düş ünceye. bağ rı nı delmek * çok dokunmak. * biriyle ilgilenerek onu koruyup kayı rmak. bağ rı ş * Bağ ı rmak i ş i veya biçimi. bir inanı ş a aş ı rı ölçüde bağ lanı p ondan baş ka bir düş ünce ve inanı ş ı kabul etmeyen. bağ nazlaş ma * Bağ nazlaş mak durumu. acı .

* XIX. bahar * Kuzey yarı m küre için. yüzyı lda Babîlikten do ğ mu ş olan. bahar * Yiyecek ve içeceklere hoş koku ve tat vermek için kullan ı lan tarçı n. baha biçmek * değ erini belirlemek. zencefil. * Bir ş eyin gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen sözde sebep. bahaneli * Bahanesi olan. kı ş ve yaz aras ı ndaki mevsim. bahad ı rl ı k * Bahadı r olma özelliğ i. 21 Martta gündüz gece eş itliğ iyle baş layarak 22 Haziranda gün dönümü ile biten. * Bu mevsimde ağ açlarda açan çiçekler ve yapraklar. karanfil. bahanesiz * Bahanesi olmayan. bahane aramak * bir iş i yapmamak için sebep aramak. bahane etmek * herhangi bir ş eyi sebep olarak ileri sürmek. Bahaî Bahaîlik bahane * Bahaîlik yanlı sı kimse. bahar noktas ı *İ lkbaharda gündüz gece eş itliğ i anı nda güneş in gök ekvatoru çizgisi üzerinde bulunduğ u nokta.baha * Paha. bahane bulmak * bir iş i yapmak veya yapmamak için sözde sebep göstermek. baharat * Tarçı n. çarpı ş malarda gücü ve yı lmazlı ğ ı yla üstünlük kazanan veya yiğ itlik gösteren (kimse). İ ran'dan baş ka Avrupa ve Amerika'da da yayı lmı ş bir din. karabiber gibi maddeler. ilkyaz. karanfil. ilkbahar. durumu. bahar dönemi * Yı lı n kı ş tan sonra gelen ilk aylar ı . zencefil. * Gençlik çağ ı . . bahar nezlesi * Bkz. bahar bayram ı * Genellikle mayı s ay ı nı n ilk günlerinde kutlanan bayram. karabiber gibi maddelerin toplu ad ı . saman nezlesi. bahad ı r * Savaş larda.

bahçesiz * Bahçesi olmayan. ağ aç ve sebze yeti ş tirme i ş iyle u ğ ra ş an kimse. bahçecilik * Bahçecinin iş i. bahçeleri olan (yer). . bahçemsi * Bahçeye benzeyen. lezzetlendirmek veya baharat ekmek. tarçı n gibi bahar bulunan. baharatçı lı k * Baharat satma iş i. bahçe kekiğ i * Bahçelerde özel yöntemlerle yetiş tirilen kekik. bahçeci * Çiçek. * Sebze yeti ş tirilen yer. baharcı * Baharat alı m satı mı yla uğ raş an (kimse). *İ çinde karabiber. bahariye baharlı bahçe * Divan edebiyatı nda. bostan. bahçe makas ı * Çeş itli ot ve bitkileri düzgün kesmek ve budamak amacı yla yapı lan bir makas türü. baharatlandı rmak * Baharat ile süslemek. bahçe nanesi * Bahçelerde yetiş tirilen bir nane türü. doğ al olarak yeti ş tirilen domates türü. * Çiçek ve ağ aç yetiş tirilen yer. bahçeli * Bahçesi olan. bahçe domatesi * Tarla ve bahçelerde sun'î gübre kullanmadan. bahçe gibi düzenlenmiş yer. bahçelik * Bağ lar ı . baharatlı * Baharatı olan. bahar ı baş ı na vurmak * (alay yollu) gençliğ in verdi ğ i coş kuyla gereksiz veya aş ı rı davranı ş ta bulunmak. karanfil. * Bahçe yapma iş i. baharatsı z * Baharatı olmayan.baharatçı * Baharat satan kimse. bahar tasviri ile baş layan kaside.

konu. bahis mevzuu olmak * üzerinde konu ş ulmak. bahriyeli * Deniz Kuvvetlerine bağ lı asker. *İ çinde cinsel konularla ilgili açı k saçı k yazı lar ı n.bahç ı van * Geçimini bahçe ürünlerini yetiş tirip satmakla sağ layan kimse. bahis açmak (veya aç ı lmak) * belli bir konuda konuş maya baş lamak (ba ş lan ı lmak). söz konusu olmak. bahç ı vanlı k * Bahçı vanı n yaptı ğ ı iş . bahis tutu ş mak * karş ı lı klı bahse girmek. bahname bahrî bahrî bahriye * Bir devletin deniz güçlerinin ve kuruluş lar ı nı n bütünü. bahir * Deniz. * Mevlid'in bölümlerinden her biri. * Görüş ünde veya iddiası nda haklı çı kacak tarafa bir ş ey verilmesini kabul eden sözlü anlaş ma. * Söz. bahis * Konuş ulan ş ey. mü ş terek bahisçi. * Yalı çapkı nı . * Bir bahçenin düzenlenmesi ve bakı mı yla görevli kimse. bahis konusu * Söz konusu. * Aruzdaki vezin takı mlar ı ndan her biri. resimlerin bulunduğ u eser. * Bir kitabı n bölümlerinden her biri. * Deniz Harp Okulu öğ rencisi. bahç ı vanlı * Bahçı vanı bulunan. bahisçi * Oyunlarda veya at yarı ş lar ı nda yar ı ş ı n sonuçları nı tahmin ederek bahis oynayan veya oynatan kimse. bahsetme * Bahsetmek iş i. bahriye çifte tellisi * Hareketli bir halk oyunu ve ezgisi. * Denizle ilgili. bahse girmek * görüş ünde veya iddiası nda haklı çı kacak tarafa bir ş ey verilmesini kabul eden sözlü anlaş ma yapmak. .

talih yüzüne gülmek. konuş mak. bahsi kapamak * bir konu üzerindeki konuş mayı kesmek. bahtı açı k * Talihli. . bahş etmek * Bağ ı ş lamak. bahş iş * Bir hizmet görene hakkı ndan ayr ı olarak verilen para. bahsi kazanmak * ileri sürülen. kader. bahtı açı k olmak * bir konuda ş ansı yaver gitmek. bahş etme * Bahş etmek i ş i.bahsetmek * Bir konu üzerinde söz söylemek. bahtı açı lmak * talihi dönüp uygun duruma veya arzulanan sonuca gelmek. savunulan görüş ün do ğ ru olduğ u belli olmak. bahtı bağ lı olmak * talihi kapalı olmak. * (kı zlar için) evlenecek istekli çı kmamak. bahsi tazelemek * konuş mayı aynı konu üzerine getirmek. baht iş i * Talihe bı rakı lmı ş . bahtı kapanmak * talihsizliğ e uğ ramak. bahş iş (veya beleş ) at ı n diş ine bakı lmaz * para verilmeden sa ğ lanan bir ş eyin ufak tefek kusurlar ı nı hoş görmelidir. *Ş ans. talih. istenen sonuca ula ş mamak. mutsuz olmak. talihe bağ lı iş . sunmak. bahtı kara * Mutsuz. baht * Olacakları n. bahtı kara olmak * sürekli olarak talihi yaver gitmemek. mutluluk. savunulan görüş ün yanlı ş olduğ u ortaya çı kmak. kaçı nı lmaz olduğ unu belirleyen ilâhî iradenin insan için veya bir toplum için çizdiğ i hayat tarzı . talihsiz. bahtı na küsmek * talihsizliğ inden yakı nmak. bahsi kaybetmek * ileri sürülen. bahsi geçmek * bir konu üzerinde konu ş ulmuş olmak. sözünü etmek.

üstelik. bakaç * Dürbün. mutsuz. mutluluk. * Formaldehit ile bir fenolün yoğ unla ş mas ı sonucu elde edilen yapay reçine. * Bakmak iş ini yapan (kimse). kemik çı kı ntı sı .bahtiyar * Bahtı olan. bahtl ı bahtsı z * Bahtı kötü olan. bakalit bakalitli * Bakalit bulunduran. *ş aş ma anlatı r. bahusus bak bak! bak! * iş te. odunundan kı rmı zı boya çı karı lan bir a ğ aç. uyarma gibi anlamları nı peki ş tirir. * Bahtı iyi olan. * Hükûmet iş lerinden birini yönetmek için. nazı r. bakakalmak *Ş aş kı nlı ğ a uğ ray ı p ne yapacağ ı nı bilmez durumda kalmak. * Hele. genellikle milletvekilleri aras ı ndan. bakalı m (veya bakayı m) * içinde yer aldı ğ ı cümlenin güvensizlik. . *ş aş ma bildirir. bakanlar kurulu * Baş bakan ve bakanlardan olu ş an kurul. baş bakan tarafı ndan seçilerek cumhurba ş kanı nca onayland ı ktan sonra i ş baş ı na getirilen yetkili. vekil. merak. talihli. bakanak * Geviş getiren hayvanları n ayakları nı n arkas ı ndaki körelmiş tı rnak. özellikle. talihsiz. bahtsı zl ı k * Bahtsı z olma durumu. bahtlı . bakkam (Haematoxylon campechianum). bahtiyarl ı k * Bahtlı olma durumu. bakam bakan * Baklagillerden. hükûmet. mutlu. kuş ku. bakakalma * Bakakalmak iş i veya durumu. * küçümseme bildirir. bakalit kaplamalı . talihli. mutlu. mutsuzluk. bakalorya * (eskiden üniversite ve yüksek okullara girebilmek için lise ö ğ reniminden sonra verilen) Olgunluk s ı navı .

iyi bir durumda kalması için verilen emek veya emek verme biçimi. bakı m * Bir ş eyin iyi geliş mesi. vekâlet. * Bakı lmak iş i. * Bakmak iş ine konu olmak veya bakmak i ş i yapı lmak. * Falcı lı k. bakı m yapmak * araç ve gereçlerin düzenli çalı ş ması için onarı mı nı yapmak. * Kalı ntı lar. bakı * Özellikle dağ lı k yörelerde bir yamacı n güneş ı ş ı nları na. barı ndı klar ı kurulu ş . * Falcı . * Çok dikkatsiz (kimse). * Kademe. * Bir ş eyi satı n almayı düş ünmeden yalnı zca bakarak ilgilenen (kimse). nezaret. * Askerlik çağ ı na girenlerden son yoklamada bulunarak askere alı nmı ş oldukları hâlde ça ğ rı ldı klar ı nda gelmeyen veya gelip de k ı talar ı na gitmeden topland ı kları yerlerden veya yollardan savuş anlar. * Ait olduğ u yı l içinde toplanamayı p ertesi yı la kalan vergiler. sı ğ ı r. bakar m ı sı nı z? * seslenme ünlemi. darülâceze. bakarak bakarsı n bakaya * göre. bakara *İ skambil kâğ ı dı ile oynanan bir kumar. bakı lma bakı lmak bakı m evi * Bakı ma ihtiyacı olan kimselerin bakı ldı kları . bakı m yurdu * Yoksul veya kimsesiz yaş lı ve sakatları n barı ndı rı lı p bakı ld ı kları yurt.bakanl ı k * Bakan olanı n durumu ve görevi. * Bakanı n yönetimi altı ndaki kuruluş ları n bütünü veya bu kuruluş lar ı n bulundu ğ u yer. vekillik. * Öküz. bakı cı lı k * Bakmak iş i. bakı cı * Bakmak iş iyle görevlendirilen kimse. bunun sonucu olarak da do ğ al ş artları nı tespit eden durumu. * Fal. * Kurum ve kuruluş larda motorlu araçlar ı n onarı ld ı ğ ı ve korundu ğ u yer veya birim. * olur ki. . güneye veya kuzeye karş ı konumunu belirleyen. bakar bakar kör * Gözleri sa ğ lam göründü ğ ü hâlde göremeyen.

bakı ndı bakı nma * Bak hele. niş angâh. bakı r ala ş ı mı * %1'in üzerinde çözünmüş elementlerin olu ş turduğ u bakı r ala ş ı mlar ı nı n genel adı . bakı r oksit * Kimyasal formülü CuO veya Cu2O olan bakı rı n oksit biçimi. olacak ş ey mi? gibi ş aş ma anlatı r. * Muayene olmak. * Bakı nmak iş i. bak ı lmamı ş . bakı r çalmak * (bakı r kaptaki yemek) bak ı r tuzlar ı ile zehirli duruma gelmek. bakı r çal ı ğ ı * Bakı r tuzları ile zehirli duruma gelmiş . * Bakı rdan yapı lmı ş kap. terk edilme. üzerinde iyi çalı ş ı lmı ş . bakı r * Atom numarası 29. değ erlendirme aç ı sı . yoğ unluğ u 8. kolay dövülür ve iş lenir olduğ undan eski çağ lardan beri türlü iş lerde kullanı lan. bakı mlı bakı mlı k * Filmin kartpostal büyüklüğ ünde cam bir perde üzerinde görünmesini sa ğ layan cihaz. doğ ada serbest veya birleş ik olarak bulunan. yakı nlı ğ ı na göre ayar edilecek biçimde yap ı lmı ş iner kalkar gez. yüzüstü bı rakı lma durumu. * Bakı rdan yapı lmı ş . -e göre. *İ yi bakı lmı ş . * Yeş ile çalar mavi renk.bakı mcı * Bakı m iş ini yapan kimse. bakı r kaplama * Demir benzeri madenlerin yüzeyinde bakı r katman oluş turma iş lemi. bakı ms ı z * Özen gösterilmemiş . araş tı rmak. çevreye göz gezdirmek. bakı nmak * Bakmak iş i yapı lmak. ı sı ve elektriğ i iyi ileten. 10840 C ye doğ ru eriyen. Kı saltması Cu. bakı ms ı zl ı k * Bakı msı z olma. bakı mı ndan * Bakı ş veya görüş aç ı sı . bakı mlı lı k * Bakı mlı olma durumu.95 olan. kı zı l renkli element. bakı ncak * Tüfeklerde hedefin uzaklı ğ ı na. bakı r rengi . yönü. bakı r pas ı * Bakı r üzerinde nemli havalarda oluş an bak ı r hidrokarbonat.

mütenazı r. bakı ş ı mlı . konuyu. asimetrik. bakı ş açı sı * Bir olayda. bakı r taş ı * Malakit. bakı rl ı bakı ş * Bakı r içeren maddeler. asimetri. * Bakmak iş i veya biçimi. bakı ş mak *İ ki veya daha çok kimse birbirine bakmak. tenazur. bakı r tuzu * Bakı r sülfat. bakı ş ı ms ı zl ı k * Bakı ş ı ms ı z olma durumu. bakı ş ma * Bakı ş mak i ş i. düş ünceyi belirli bir yönden inceleme. bakı ş ı ks ı z * Bkz. bakı ş ı m *İ ki veya daha çok ş ey arası nda konum. (rengi) bakı rı n rengine benzemek. * Eksen olarak alı nan bir doğ rudan. biçim ve belirli bir eksene göre ölçü uygunlu ğ u. bakı rc ı lı k * Bakı r kap yapma veya satma iş i. benzer noktalar ı kar ş ı lı klı olarak aynı uzaklı kta bulunan iki benzer parçanı n birbirine göre olan durumu. simetri. göz taş ı . bakı ş ı mlı * Bakı ş ı mı bulunan. * Kaçamak ve gizli olarak birbirine bakmak. bakı ş ı ms ı z * Araları nda bakı ş ı m bulunmayan (iki ş ey) veya iki yanı arası nda bak ı ş ı m olmayan (bir ş ey). bakı ş atmak * kı sa bir sürede bakı p geçmek. simetrik. bakı ş ı k * Bkz. bakı r sülfat * Göz taş ı .* Kı zı la yakı n kahverengi. görü ş açı sı . bakı rla ş mak * Bakı r rengini almak. . bakı ş ı ms ı z. bakı rla ş ma * Bakı rlaş mak durumu. bakı rc ı * Bakı r iş leyen veya bakı r kap kacak satan kimse. * Bu renkte olan.

* bir ş eyden artmak. bakkal bakkal çakkal * Bakkal ve benzeri iş lerle uğ ra ş an esnaf için küçümseme sözü. * Kalı ntı . bakkam bakla * Bkz. baki kalmak * sürekli. * Yiyecek. bakiye * Artı k. erdenlik. * Büyük bakkal dükkânı . bozulmamı ş lı k. . * Eskimemiş . k ı z oğ lan k ı z. bakkal kâğ ı dı * Kalı n ve kaba kâğ ı t.baki * Sürekli. bakkallı k * Bakkalı n iş i. kalan. bakir * Cinsel iliş kide bulunmam ı ş (erkek). yeni. içecek ve baş ka ihtiyaç maddelerini perakende olarak satan kimse. yurdumuzun her yerinde yetiş tirilen. * Cinsel iliş kide bulunmam ı ş diş i. * Baklagillerden. * Bu bitkinin yeş il ürünü veya kuru tanesi. el değ memiş lik. k ı z. kullanı lmamı ş . * Bakire olma durumu. bakkaliye * Bakkal dükkânı nda satı lan ş eyler. * (toprak için) İ ş lenmemi ş . taneleri badı ç içinde bulunan bir bitki (Vicia faba). bakla çiçe ğ i * Sarı mt ı rak eflâtuna çalan beyaz renkte olan bitki. kalı cı . geri kalan. * Bir ş eyden artan (miktar). düzensiz yazı larla dolu defter. öteki. bakkal defteri * Karı ş ı k. bakam. * Bir zinciri oluş turan halka veya parçalardan her biri. daimî. artan. * Bu gibi ş eylerin sat ı ld ı ğ ı dükkân. geride kalan. yı pranmamı ş . bakkala b ı rakma! * bir iş i "bakalı m!" diyerek savsaklamak isteyenlere söylenir. kalı mlı olmak. * artakalan. * El değ memiş . bakire bakirelik bakirlik * Bakir olma durumu.

baklan baklava * Anguta benzeyen kı rmı zı renkli bir çeş it yaban kazı (Otis tarda). akasya. * Eş kenar dörtgen biçiminde olan nesne. baklava dilimi * Eş kenar dörtgen biçiminde olan. baklams ı meyve * Bkz. baklams ı * Bakla biçiminde olan. * çok tokluk durumunda "baklava börek olsa yemem" biçiminde kullanı lı r. bakla kadar * (bit. pire gibi küçük böcekler için) çok iri. . bakliye. baklavacı lı k * Baklava yapma veya satma iş i. fasulye. ağ zı nda bakla ı slanmamak. bakla fal ı * Bakla taneleri ile bakı lan bir fal türü. ceviz. * At donları ndan koyu ve iri lekeli kı r.* Bu renkte olan. baklava börek * (bir baş ka ş eyle kar ş ı laş tı rı ld ı ğ ı nda) çok kolay ve zevkli (iş ). * Bakla tarlası . baklavacı * Baklava yapan veya satan kimse. bakla oda nohut sofa * Bkz. badı ç. keçiboynuzu gibi. bakla dökmek (veya atmak) * bakla ile fala bakmak. baklagiller * Bakla. * Çok ince yufkadan yapı larak arası na kaymak. badı çlı pek çok sebze ve ağ açları içine alan. baklaval ı *İ çinde baklava bulunan. iki çenekli ayr ı taç yapraklı lardan büyük bir bitki familyası . baklal ı baklal ı k * Baklası olan. fı st ı k. bakla ı slanmamak * Bkz. badem gibi ş eyler konulan tatl ı . beyazlamaya yüz tutmuş renk. baklava açmak * baklava yapmak için gerekli olan ince yufkaları haz ı rlamak. nohut oda. bakla k ı rı * Beyazı çoğ almı ş .

* Aramak. bölünerek çoğ alan. klorofilsiz. * Beslemek. * Renklerde. kı vrı k biçimde olan. * Bir bakracı n alabildiğ i miktar. kimyasal etkiyle öldüren (etken). * dikkat çekmek sözü. ilgilenmek. bakteri * Toprakta. baklaval ı k * Baklava yapı mı nda kullanı lan veya baklava yapmaya elveriş li olan. andı rmak. tek hücre canl ı . * Önem vermek. * Anlamak. bakterisit * Canlı lar ı n vücudunda veya laboratuar deneylerinde bakterileri fiziksel. canlı larda bulunan. küresel. * Bir iş i yapmak. baksana! baksanı za! * seslenme için kullanı lı r. bakraç * Çoğ unlukla bak ı rdan yap ı lan küçük kova. önem vererek üzerinde durmak. * (yer için) Yüzü bir yöne doğ ru olmak. suda. bakteridi *Ş arbon hücresi gibi hareketsiz bakteri. * Baklagillerden elde edilen ürün. * Gözetmek. bakteriyel * Bakterilerle ilgili. denemek. silindirimsi. bakteriyoloji alanı nda çalı ş an kimse. * (bir iş ) Birinden beklenmek. geçindirmek. bakteriyolog * Bakterilerle ilgili. * (hasta için) Muayene etmek. tedavi etmek. çürüme. * Yapı labilmesi bir ş eye bağ lı bulunmak. bakliyat bakliye bakma bakmak * Bakı ş ı bir ş ey üzerine çevirmek. * açı k söylemekten kaç ı ndı ğ ı bir sorunu sonunda açı klamak. * Bir ş eyin geli ş mesi veya iyi bir durumda kalmas ı için emek vermek. incelemek. * Bkz.*İ çinde baklava desenleri olan. . * Bakmak iş i. mayalanma veya hastalı klara yol açan. bir iş i yapmakla görevli olmak. baklagiller. bakterigiller * Bakterilere verilen ad. bakterileri içine alan canlı lar. Benzemek. * Baş ka bir ş eyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki iş le uğ raş ı r olmak. baklay ı ağ zı ndan çı karmak * sabrı tükenip o zamana kadar söylemediğ iş eyleri söylemeye ba ş lamak. * Yoklamak. farkı na varmak.

rengi beyazdan esmere kadar değ iş en tatlı . bal dudak * Bkz.bakteriyoloji * Bakterilerin ve genel olarak mikropları n biçimlerini. bakması nı sağ lamak. baktı kça alı r * güzelliğ i birdenbire göze çarpmayan. sı vı madde. beyinsiz kimse. bal dudaklı * Tatlı dilli. bal dök de yala * bir yerin çok temiz olduğ unu anlatı r. bal * Özellikle bal arı lar ı nı n bitki ve çiçeklerden topladı kları bal özünden yapı p. bal kabağ ı *İ çi turuncu. kı rmı zı veya k ı rmı zı ya çalar sarı renkli çiçekli ağ açç ı k. bal dudaklı . bal bal demekle a ğ ı z tatlı lanmaz * sözde kalan dilek ve tasarı ları n iş bitirmede hiçbir etkisi olmaz. bal baş ı * En temiz bal. dı ş ı na sı zan tatlı sı . * Aptal. koyu. iri ve tatlı bir kabak çeş idi (Cucurbita moschata). . bakteriyolojik * Bakteri bilimi ile ilgili. bal ar ı sı * Zar kanatlı lardan. baktı rmak * Bakması na yol açmak. bakt ı rma * Baktı rmak i ş i. kovanları ndaki petek gözlerine doldurdukları . * Olgunlaş mı ş incirin. * Bu maddenin sanayide kullanı lmak için yapay olarak hazı rlanm ı ş ı . çok iyi. bal yapan eklem bacaklı türü (Apis mellifica). niteliklerini inceleyen bilim. bal kelebe ğ i * Bal kovanları na çok zarar veren bir böcek (Galleria mellonella). *ş üpheye yer b ı rakmadan. * Ağ açları n kabuğ undan sı zarak pı htı laş an besi suyu. bal alacak çiçe ğ i bilmek (veya bulmak) * çı kar sağ lanabilecek yeri veya ş eyi bilmek veya bulmak. bal çiçeğ i * Almaş ı k yapraklı . bal gibi * pek tatlı . bakteriyoskopi * Bakterilerin mikroskopla incelenmesi iş lemi. adamakı ll ı . bal mumu * Arı lar ı n peteklerini yapmak için karı n halkalar ı arası ndan salgı ladı klar ı yumuş ak ve sar ı msı madde.

bal özü * Bazı çiçeklerin içinde bulunan. balı kçı la benzer. bal mumu yapı ş tı rmak * unutulmaması için iş aret edip dikkati çekmek. toprak boya ile renklendirilmiş bal mumu. irileş mek. * Yavru. bal tutan parma ğ ı nı yalar * imkânları geniş bir iş in baş ı nda bulunan kimse bu imkânlardan az da olsa yararlanı r. balak balalayka * Bkz. * Bu renkte olan. eti yağ lı ve a ğ ı r. bal özülük * Çiçeklerde bal özünü çı karan bezlerin bulunduğ u organ. bal rengi * Kahverengine çalan sarı renk. balabanlı k * Balaban olma durumu. balaban * Atmaca veya doğ an gibi yı rtı cı bir kuş . gürbüz (kimse. üç telli Rus halk sazı . nektar. çocuk. . balabanlaş ma * Balabanlaş mak durumu. iri bir ku ş (Botaurus). bala balaban *İ ri. balabanlaş mak * Balaban duruma gelmek. çocuk). yumurtalı k ve erkek organları nı n dibinde bulunan ve bal özü çı karan bez. bal pete ğ i * Arı lar ı n içine bal doldurduğ u bal mumu levha.bal mumu gibi erimek * çok zayı flamak. balaban kuş u * Bataklı klarda yaş ayan. bal mumu macunu * Mobilyadaki kusurları n onarı mı nda kullanı lan. büyük. bal sa ğ mak * kovandan bal ürünü almak. bal özü bezi * Bitkilerin yaprak. arı lar ı n bal yapmak için emdikleri tatlı sı vı . bal özlü * Bal özü bulunduran. malak. *Ş iş man. * Üç köş eli.

balast direnç * Gerilimin büyük değ iş imlerinde. üç bentten olu ş an bir Batı ş iiri türü. * Motorlu araçlarda fren yapmayı sa ğ layan. balans balans ayar ı * Otomobilin sarsı lması nı önlemek için. müzik araçları yla çalı nan veya ş arkı olarak okunan eser. koyu toprak. belirli danslara eş lik eden bir tür ş arkı . yağ lı . * Karagöz. balbal balc ı balc ı lı k balçak * Kabza. balans pensi * Arabaları n tekerleklerindeki dengeli dönmeyi sağ lamak için cant ile lâstik kenarı na s ı kı ş tı rı lan kurş un parças ı . mil. tekerleklere gereğ i kadar balans pensi denen kurş un parçası takarak denge sağ lama iş i. balata . * Denge. * Kabzanı n demir siperi. devredeki akı mı sabit tutmak için konulan direnç. muvazene. *İ çindeki kil oranı yüksek. romantik. * Safra. * Demir yolları nda traverslerin altı na. tekerlek mili üzerine yerle ş tirilmiş yarı m ay biçimindeki alet.balama * Orta oyununda Rum tipi. su geçirmez. balast yem * Çok büyük miktarda ham selüloz ihtiva eden ve dolayı sı yla yo ğ un yemlerden çok daha dü ş ük sindirilebilir besin maddeleri ihtiva eden ve hayvanlara tokluk hissi vermek amacı yla kullan ı lan yem. * Arı yeti ş tirip bal alan veya satan kimse. * Batı da. balay ı * Evlilik hayatı nı n ilk ay ı veya ilk günleri. * Güçlük çı kartan. matiz ve külhan beyi tipleri tarafı ndan yabancı ülkelerin tiplerine hitap ederken kullanı lan söz. ş oselerde düzeltilmi ş toprak üzerine döş enen taş kı rı kları . yava ş aş ı nan madde. * Soğ uk ve sı cakta büyük bir sürtünme kat sayı sı na sahip olan suya ve ya ğ a dayanı klı . * Serbest biçimli. * Arı yeti ş tirme veya bal alı p satma iş i. pedavra. koyu. balç ı k *İ çinde çe ş itli organik maddeler bulunan. yapı ş kan çamur. balast gemi * Ambarları nda yük bulunmayan gemi. balar balast * Çatı kiriş i olarak kullanı lan ve kiremitlerin altı na döş enen ince tahta. balat * Orta Çağ da. * Eski Türklerde kiş inin an ı lması için mezarı nı n veya baz ı kurganlar ı n etrafı na dikilen taş . daha çok killi.

çoğ unlukla sahne düzenine ve müziğ e dayalı gösteri türü. yüz suyu dökerek elde edilen kazanç. kan emen. bald ı ran bald ı ran ş erbeti * Acı çekerek. sinekgiller familyas ı ndan. * Balçı ğ ı olan. bald ı ranlı k * Çok baldı ran yetiş en yer. hayvan sa ğ lı ğ ı yönünden zararl ı bir sinek türü (Stomaxys calcitrans). balç ı k inciri * Kurutulmuş incir. *Ş eytan otu. bald ı r kemiğ i * Baldı rda bulunan iki kemikten ince olan ı . bald ı rgan * Baldı ran. * Bu tür gösteri yapan sanatçı topluluğ u. * Bu bitkiden çı kar ı lan zehir. nemli yerlerde yetiş en zehirli bitkilerin ortak ad ı . hastalı k bula ş tı ran. balerin . ş eytan tersi otu (Ferula assa-foetida). (Conium maculatum). pilâvlı k pirinç. balç ı klı bald ı r * Bacağ ı n dizden ayak bileğ ine kadar olan bölümü. bald ı rak * Don ve pantolon gibi giysilerin dizden aş ağ ı olan bölümü. bald ı rı çı plak * Ayak takı mı ndan. bald ı rpatlatan * Güreş te hasmı n bir ayağ ı nı tutarak diz kapa ğ ı na kadar büküp üzerine yüklenme oyunu. * Bu bölümün yumuş ak ve ş iş kin olan arka tarafı . bald ı z baldo *İ ri ve dolgun taneli.balç ı k hurması * Sandı klara bası larak kurutulan hurma (veya kuru incir). bald ı rı kara * Nemli yerlerde yetiş en birçok e ğ relti otu türünün ortak adı . bald ı r bacak * Açı k saçı k görülen kadı n bacağ ı . ad ı m atı ş lara. * Kı lı ç kayı ş ı nı n aş ağ ı uzanan parçası . serseri. * Maydanozgillerden. incik. bald ı rsokan * Çift kanatlı lar ı n. bale * Belli hafif figürlere. balçı k hurması . karabaldı r. * Erkeğ e göre karı sı nı n kı z kardeş i. iş siz. karasineğ e çok benzeyen. ağ u otu.

ne zayı f olan. patetes ve domatesten haz ı rlanan bir çorba türü. bal ı k çorbas ı * Beyaz etli balı klardan yapı lan bir tür çorba. Hac ı bektaş taş ı . suda yaş ayan. bal ı k bal ı k * Omurgalı lardan. incecik kı yı lmı ş balı k ile soğ an. balgam taş ı * Damarlı ve yarı saydam bir tür Kad ı köy taş ı . ağ ı zdan dı ş ar ı atı lan sümüksü madde. bal ı k adam * Deniz dibine inilebilecek donanı mla su altı nda çalı ş mayı iş edinen kimse. bal ı ğ a çı kmak * balı k avlamaya gitmek. kurbağ a adam. * Solunum organları nı n salgı ladı ğ ı . Kova ile Koç burçları arası nda yer alan burcun adı . bal ı k bilimi * Su ürünleri araş tı rmaları nda özellikle balı klar s ı nı fı nı inceleyen bilim. mühresenk. suda yaş ayan hayvanları n yumuş ak ve açı k renkli eti. yağ . havuç. bal ı k baş tan kokar * bir iş te aksaklı ğ ı n baş ta olanlardan ba ş lad ı ğ ı nı anlatı r. * Suda piş irilip kı lçı klar ı ayı klanmı ş . bal ı k eti * Omurgalı lardan. balgümeci * Bal peteğ ini and ı ran bir tür dikiş büzgüsü. Zodyak. bal ı k istifi * Çok sı kı ş ı k olarak bir yere dolmuş (insanlar). balgamlı * Balgamı olan. dalgı ç. balhane * Bal süzme ve paketleme iş lemlerinin yapı ld ı ğ ı yer. biçimli tombul. balet balgam * Bale yapan erkek sanatçı .* Bale yapan kı z veya kadı n sanatç ı . * Zodyak üzerinde. balgam atmak * yapı lmakta olan bir iş veya bir konu üzerine kuş ku uyandı racak bir söz söylemek. bal ı k etinde * Ne ş iş man. bal ı k bilimci * Balı klar s ı nı fı nı inceleyen bilim adamı . solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanları n genel adı . bal ı k kartal ı . balerinlik * Ası l mesleğ i balerin olan kimse.

bal ı k kava ğ a çı kı nca * hiçbir zaman olmayacak iş ler için söylenir. bal ı kçı yaka * Kazaklarda boynu saran ve katlanabilen yaka. boğ azl ı k. zehirli meyvesiyle bal ı klar ı sersemleterek avlamaya yarayan bir bitki (Anamirta). bal ı k tutmak * balı ğ ı avlamak.* Kartallardan. bal ı k yağ ı *İ ri balı k ve deniz hayvanları nı n sanayide kullanı lan ya ğ ı . bal ı k sütü * Yumurtlama sı rası nda erkek balı kları n çı kard ı ğ ı beyaz madde. beyaz. bal ı kçı lgiller * Leyleksiler takı mı nı n balı kçı llar alt takı mı na giren bir familya. bal ı k otu * Cava ve Malabar'da yetiş en. * Balı kçı lara özgü. bal ı k yemi * Balı k avlamada oltanı n ucuna takı lan genellikle yiyecek türü madde. havyar. bal ı k yumurtası * Balı klar ı n daha çok sı ğ yerlere bı raktı klar ı . bal ı k unu * Kurutulmuş balı ktan özel iş lemlerle elde edilen un. bal ı kçı l * Balı kla beslenen. vitaminli ya ğ . fakat ba ğ lama gücü yüksek yapı ş tı rı cı . bal ı k yiyerek beslenen büyük bir kuş (Ardea cinerea). * Yayvan servis tabağ ı . * Çoğ unlukla mersin balı ğ ı nı n. yavaş kuruyan. bal ı kçı lı k . yı rtı cı kuş (Pandion haliaetus). üremelerini sa ğ layan yumurta. bal ı k pazarı * Balı kçı lar ı n avlad ı ğ ı balı klar ı n günlük ve taze olarak satı ş a sunuldu ğ u yer. su kı yı lar ı nda yaş ayan. eritilmiş bal mumuna batı rı larak hazı rlanan yumurtas ı . bal ı kçı kazağ ı * Balı kçı lar ı n so ğ uk ve nemli havalarda giydiğ i boğ azl ı ve yünlü kal ı n kazak. ticarî merkez. bal ı kla beslenen. * Morina balı ğ ı nı n karaciğ erinden çı karı lan ve hekimlikte zayı fl ı ğ a karş ı kullanı lan iyotlu. * Uzun bacaklı lardan. kahverengi çizgili. su kı yı ları nda yaş ayan. bal ı k tabağ ı * Balı k koymaya yarayan kap. boynu ve gagası uzun. bal ı k tutkalı * Balı k endüstrisi artı kları ndan üretilen. bal ı kçı * Balı k tutan veya satan kimse. bal ı k yiyen. bal ı kçı düğ ümü *İ ş leme baş langı cı nda yapı lan ve sonra kolayca çözülerek iş in tersine de tutturulan düğ üm ş ekli.

* Balı k tutma. bal ı klama * (suya dalmada. bal ı klandı rma * Balı klandı rmak iş i. bal ı khane * Balı klar ı n toptan satı ş a çı karı ld ı ğ ı . süslemek. erinleş mek. bal ı ksı z bali ğ * Döl verme çağ ı na eren. esnek. * Balı ğ ı olmayan. bal ı klı * Balı ğ ı olan. bal ı klava * Deniz. bal ı klamak * Bal ı klama tarzı suya atlamak. * Yollarda suları n ortada toplanmayarak iki yana akmas ı için yapı lan ş iş kinlik. balina * Balinalardan. kemik gibi ş eylerden yapı lmı ş halka. deniz kı rlangı cı (Sterna hirundo). falyanos (Balaena mistycetus). * Balı k üretme. bal ı ktan yararlanma ve satma iş i. bir duruma. dar. deniz kı yı lar ı nda yaş ayan bir ku ş cinsi. uzun gagalı balı kçı l cinsinden kuş lar familyası . uzunluğ u 20 m. yassı . atlamada) Balı k gibi gergin. bal ı kgözü * Ayakkabı lar ı n bağ geçirilen deliklerine ve kemer deliklerine takı lan maden. ak ı l baliğ olmak. avlama iş i. eriş mek. buluğ çağ ı na ermiş olan. soğ uk hava deposu olan yer. * erinlik çağ ı na ermek. uzun ve çatal kuyruklu. bal ı kçı n * Perde ayaklı lardan. kad ı rga bal ı ğ ı . * Giysilerin dik ve düzgün durması için bazı yerlerine özellikle yakalar ı na konulan sert. . bal ı kçı llar * Çoğ unlukla uzun bacaklı . bali ğ olmak * bulmak. uzunca gagalı . düz ve baş aş ağ ı bir biçimde. göl ve ı rmaklarda balı k yatağ ı olan yer. bal ı kgözü objektif * Normal objektiflerden çok daha geniş açı yı alan ve görüntüyü dı ş bükey ayna görüntüsü biçiminde veren objektif türü. ya ğ ı ve çubukları için avlanan memeli hayvan. bal ı klandı rmak * Balı k ile doldurmak. * Bir iş e. bulu ğ a ermek. ağ ı rl ı ğ ı 200 ton olan. bal ı ksı rtı * Balı k kı lç ı ğ ı biçiminde birbirine paralel ve çapraz çizgili kumaş deseni. uzun çubuk. bal ı knefesi * Balinagillerin baş ı ndan çı kar ı lan ve kozmetik maddeler ve süslü mumlar yapı mı nda kullanı lan bir ya ğ . bir harekete sonucunun ne olacağ ı nı düş ünmeden giriş erek.

çevresi duvar veya parmaklı kla çevrili bölümü. S ı rbistan. Bosna-Hersek. * Balkı mak iş i. Arnavutluk. Balkanolog * Balkanoloji uzmanı . balinalar balinalı balistik * Ateş li silâhlarda barut gazı nı n bası ncı ile fı rlayı p hedefe varı ncaya kadar merminin havadaki hareketini inceleyen bilim. balkan * Sarp ve ormanlı k sı ra da ğ lar. dalgalanmak.balina çubu ğ u * Balinanı n ağ zı na aldı ğ ı suyu dı ş ar ı ya süzüp içindeki deniz hayvanlar ı nı tutması na yarayan ve üst çenesinin iki yanı nda tarak diş leri gibi sı ralanmı ş . Balkanl ı lı k * Balkanlı olma durumu. parlak. * Bir yapı nı n genellikle üst katları nda d ı ş arı ya doğ ru çı km ı ş . * Su halkalanmak. Balkanlar * Hı rvatistan. * Bkz. boynuz dokusunda. *Ş imş ek çakmak. *Ş imş ek. sancı mak. tarihi ve kültürü ile uğ raş an bilim dalı . * Parlamak. Balkanoloji * Balkan ulusları nı n dili. balina geçirilmiş olan (giysi). parı ldamak. Slovenya. Kosova. balkı ma balkı mak balkon . sanc ı . Malkar. Balkar Balkarca balkı * Bkz. * Balina takı lmı ş olan. Balkanl ı * Balkan devletlerinden olan. Yunanistan ve Trakya'y ı içine alan bölge. esnek kemiksi bölümlerin ad ı . kutup denizlerinde ya ş ayan memeli hayvanlar familyas ı . Bulgaristan. * Örnek hayvanı balina olan. balina ya ğ ı *İ spermeçet balinası nı n kafa sinüslerinde bulunan yağ . Makedonya. Balkanlarla ilgili. balkı r * Parı ltı . Romanya. Malkarca. Karadağ . * Ağ rı . * Kesik kesik ağ rı mak. * Güzel süslü.

ballandı rma * Ballandı rmak iş i. balon * Isı tı lmı ş hava veya havadan daha hafif bir gazla doldurulan. . tatlanmak.* Tiyatro ve sinema gibi büyük salonlarda asma kat. ball ı börek * Çok lezzetli. ball ı baba * Ballı babagillerden. * Bağ larda görülen külleme hastalı ğ ı . lâvanta çiçeğ i. ball ı k * Bal konulan kap. ballanma * Ballanmak iş i. ball ı babagiller * Nane. ball ı *İ çinde bal bulunan. atmosferde uçabilen. ballandı ra ballandı ra * Ballandı rarak. ball ı dar ı *İ ncir. balkonumsu * Balkona benzer. ballanmak * Bal bulaş mak. ball ı börekli olmak * çok iyi anlaş mak. olgunlaş mak. ball ı klı balo * Danslı ve resmî giyimli gece toplantı sı . balköpü ğ ü * Açı k sarı renk. ball ı pasta * Bal ile yapı lmı ş veya içine bal konmuş pasta. bal sürülmek. ballandı rmak *İ mrendirecek biçimde övmek. kekik gibi kokulu bitkileri içine alan ve iki çenekli bitiş ik taç yaprakl ı lardan oluş an bir familya. düzenlemek. küre biçiminde araç. beyaz çiçekli ve çok y ı llı k otsu bir bitki (Lamiumalbum). * Tatlı laş mak. balo vermek * baloyu hazı rlamak. * Ballı baba. * Ballı k hastal ı ğ ı olan.

balta balta değ memiş (girmemiş veya görmemiş ) * içinden hiç ağ aç kesilmemiş . baltaba ş * Baş bodoslaması omurga hattı na dikey olarak çelik lâmadan yapı lmı ş (gemi). yarmak. gerekli oyu sağ layamaması dolay ı sı yla seçimin sonuçsuz kalması . belsem. iş çi gibi kimselerin eğ lenmek için gittikleri içkili. parfüm ve ilâçlar ı n yapı mı nda kullanı lan reçine. balonculuk * Balon yapmak veya satmak iş i. sonraları kı zlar a ğ ası na bağ lı olarak sarayı korumak ve sarayı n dı ş hizmetlerini yapmakla görevli kimse. çadı rları kurup kaldı rmak. * Gemici. ası lmak. boynu dar cam kap. demir araç. . parçalamak. baltac ı * Balta yapan veya satan kimse. kauçuktan yapı lan çocuk oyuncağ ı . * Baz ı ağ açlardan elde edilen. balonvari * Balona benzer. balon gibi. baltac ı k * Küçük el baltası . balsı ra * Yaprakları n üzerinde olu ş an bir tür küf. antiseptik ve besleyici özelliğ i olan (ilâç. baloncu baloncuk * Balon satan kimse. musallat olmak. yükleri bindirip indirmekle. balon lâstik * Bisikletlerde kullan ı lan bir lâstik türü. danslı yer. vakitli vakitsiz tedirgin etmek. merhem vb. balta olmak * direnerek bir ş ey istemek. sı k ve gür (orman. * Yangı n söndürme kuruluş ları nda balta kullanan er. koru). balta vurmak * balta ile kesmek. yol açmak. * Karnı yuvarlak ve ş iş kin. * Kesmek.). * Küçük balon. balotaj baloz balsam * Bir seçimde adaylardan hiçbirinin.* Hava veya gazla doldurulmuş . balon uçurmak * ilgililerin ne diyeceklerini ve nası l davranacakları nı anlamak amacı yla aslı olmayan bir haber yaymak. * Odun kı rı cı . balsamlı * Balsam içeren. * Bir tür kudret helvası . * Önceleri sefer sı rası nda çalı lı k ve ormanlı k yerleri temizlemek. yontmak gibi iş lerde kullanı lan ağ aç saplı .

baltalayı cı lı k * Baltalama iş ini yapan kimse.* Değ irmen taş ı nı n ortas ı nda bulunan haç biçimindeki alet. balyalama * Balyalamak iş i. * Bir iş i. baltal ı * Baltası olan. baltalama * Baltalamak iş i. balyalanma * Balyalanmak iş i. baltay ı taş a vurmak * farkı nda olmayarak birine dokunacak sözler söylemek. bilinçli ve kası tlı olarak bozacak veya yı kacak davran ı ş ta bulunmak. sabote etme. baltrap balya * Çember ve demir tellerle bağ lanmı ş ticaret e ş yası . * Atı cı lı kta hedef vazifesi gören plâkalar ı havaya fı rlatan yaylı alet. baltadan kurtulmak * kesilmemek. * Bilinçli ve kası tlı olarak. baltalamak * Balta ile kesmek. balyalanmak * Balyalamak iş i yap ı lmak. Balt ı k * Baltı k denizine kı yı sı olan ülkeler ve bu ülkelerin halkı . . Balt ı k dilleri * Baltı k ülkelerinde konuş ulan Hint-Avrupa dil grubu. bir sı kı ntı dan kurtulmak. baltalayı cı * Baltalama hareketini yapan kimse. sabote etmek. * Sı k sı k kesimi yapı lan orman. balyalamak * Balya yapmak. bir i ş i veya bir durumu bozarak zarara yol açan harekette bulunma. denk yapmak. sabotaj. * Yolları açma ve düzenlemede balta ile donatı lmı ş asker sı nı fı . pot kı rmak. * Bir köyün odun ihtiyacı nı sa ğ laması na izin verilen koruluk veya orman bölgesi. balya makinesi * Değ iş ik tarı m ürünlerini ip ya da çember ile balyalama veya denkleme iş ini yapan alet. baltal ı k baltası kütükten çı kmak * bir engelden. balya yapmak * balyalamak.

ban ağ acı . balyoz gibi * çok ağ ı r. k ı n kanatl ı böcek (Anisoplia austriaca). değ iş ik. balyozlanma * Balyozlanmak iş i veya durumu. bambu * Buğ daygillerden.balyemez balyos balyoz * Eskiden kara ve deniz savaş lar ı nda kullanı lan. balyozlama * Balyozlamak iş i. bamya tarlası * Mezarlı k. * Bu kamı ş tan yapı lmı ş olan. orta çapta. merdiven. kazı k çakmak gibi i ş lerde kullanı lan. bamya * Ebegümecigillerden bir bitki (Hibiscus esculentus). boyu 25 m kadar olabilen. * Bu bitkinin hem taze. uzun menzilli tunçtan top. hem kurutularak yenilen ürünü. balyozlanmak * Balyoz ile dövülmek. bambaş kalı k * Bamba ş ka olma durumu. bam teline basmak (veya dokunmak) * en çok kı zacağ ı ş eyi yapmak veya sözü söylemek. * Sakalı n. bambul * Kurtçuk evresinde ekinlerin kökünü. apayr ı . hezaren (Bambusa vulgaris). kahverengi. ban * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde Macaristan ve Hı rvatistan'da sancak beylerine ve küçük prenslere verilen unvan. alt dudağ ı n hemen alt ı ndaki bölümü. sı cak ülkelerde yeti ş en. bambul otu * Sı cak ve ı lı man bölgelerde yeti ş en otsu veya çalı türü bir bitki (Heliotropium). varyos. mobilya. farklı . baston gibi birçok eş yanı n yapı mı nda kullanı lan bir tür kam ı ş . Hint kam ı ş ı . ergin evrede baş akları kemiren. balyozlamak * Balyozla vurmak. ezici (kol veya yumruk). * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde Frenk ve özellikle Venedik elçilerine verilen ad. bambaş ka * Büsbütün baş ka. * Taş lar ı kı rmak. balyozla dövmek. çok iri ve a ğ ı r çekiç. bam teli * Bazı sazlarda kalı n ses veren tel veya kiriş .

* Sepetçi söğ üdü. ban yağ ı * Hint yağ ı . bana * Ben zamirinin yönelme hâli ekli biçimi. Kuzey Afrika ve Avrupa'nı n sı cak bölgelerinde yetiş en zehirli ve otsu bir bitki (Hyoscyamus). banak banal * Ekmek parçası . bandajlama * Bandajlamak iş i... lokma. banda almak * bir sesi. bandajlatma * Bandajlatmak iş i. * Banal olma durumu. bandaj * Sargı ile sarma. bançolaş mak * Banço durumuna gelmek. bançolaş ma * Bançolaş mak durumu. bana m ı sı n dememek * hiçbir ş ey etkili olmamak. bana bak! * "beni dinle" anlamı nda teklifsiz bir seslenme ve gözdağ ı sözü. bandajlamak * Sargı ile sarmak. ses cihazı ile bant üzerine kaydetmek. madenî gövdesi olan beş veya daha çok teli olan bir müzik banallik banço aleti. yaprakları telek damarlı .* Asya'nı n tropik bölgelerinde ve Afrika'nı n kuzeyinde yetiş en. sorgun. sı radan. bandajlatmak . kendilerine kötülüğ ü dokunmayan kiş iye dokunmak istemezler. meyvesinden kokusuz bir ya ğ elde edilen ağ aç (Moringa oleifera). ban otu * Asya. * Bağ . * Amerika zencilerinin çaldı ğ ı gitar biçiminde. sargı . * Herkesin kullandı ğ ı . aldı rı ş etmemek. demesinler * bir iş in kesinlikle yapı laca ğ ı nı belirtmek için söylenir. * Bayağ ı . çiçekleri salk ı m durumunda. bana dokunmayan (veya beni sokmayan) yı lan bin yaş ası n * birçok kimseler. bana da . herkesin anlad ı ğ ı .

bani * Kurucu. h ı çr ı karak ağ lamak.* Sargı ile sardı rmak. bando * Türlü üfleme ve vurgulu çalgı lardan olu ş an ve daha çok geçit törenlerinde kullan ı lan m ı zı kacı lar toplulu ğ u veya tak ı mı . * Devletçe verginin kesildiğ ini gösteren etiket. band ı ra * Geminin hangi devlete ait olduğ unu gösteren bayrak. * Yapan. bank . * Etibank. band ı rmak * Banmak. bang ı r bang ı r ağ lamak * yüksek sesle. bandocu * Bandoda görevi olan kimse. * Bayrak direğ inin tepesine süs olarak konulan uzun. Banglade ş li * Bangladeş halkı ndan olan kimse. kuran. bandrollü * Bandrolü bulunan. * Kurutulacak üzümün güneş e serilmeden önce içine batı rı ldı ğ ı potaslı suyun konuldu ğ u kap. niş asta ile kaynatı lmı ş üzüm suyuna veya baş ka bir tatlı ya batı rı lmas ı yla yap ı lan sucuk. bang ı r bang ı r bağ ı rmak * yüksek sesle. band ı ralı * Bandı rası olan. band ı rma * Bandı rmak i ş i. avazı çı kt ı ğ ı kadar bağ ı rmak. * Yabancı devlet bayra ğ ı . badem ve benzerlerinin. mı zı kacı . Sümerbank gibi belirtme grupları nda banka sözünün yerine kullanı lı r. bandrol * Paket veya ş iş elerin ağ ı zları na konulan ş erit veya etiket. *İ pe dizilmiş ceviz. mı zı ka. bang ı r bang ı r * Yüksek sesle. bang ı rdamak * Öfkelenerek yüksek sesle bağ ı rı p çağ ı rmak. bangı r bangı r bağ ı rmak. * Çabuk kuruması ve renginin parlak sarı olması için üzüm salk ı mları nı veya inciri küllü veya potaslı ı lı k suya dald ı rı p çı karmak. bang ı rdama * Bangı rdamak iş i. bandoculuk * Bandocu olma iş i veya durumu. bandaj yaptı rmak. kumaş ş erit. gürültüyle.

. banka cüzdanı * Banka hesabı olanları n sahip oldukları küçük defter. banka cüzdanı . banket *Ş ehirler aras ı yollar ı n iki tarafı nda yayaları n yürümesine ve ta ş ı tlar ı n trafiğ i aksatmadan durabilmesine yarayan çak ı l veya toprak yol. * Para. banknot banko * Devlet bankası taraf ı ndan piyasaya çı karı lan kâ ğ ı t para. biriktirmek. bankacı * Bankacı lı k iş lemleri ile uğ raş an veya bankada görevli kimse. bankacı lı k * Banka iş lemleri yapma i ş i. bankiz * Buzla. parklarda oturulacak s ı ra. * Bankacı lı k iş leminin yapı ldı ğ ı yer. * Faizle para alı p veren. kasaları nda para. * Bankacı . altı n gibi taş ı nı r değ erlerin ticaretiyle uğ raş an kimse. * Bankerin yaptı ğ ı iş . e ş ya saklayan ve daha ba ş ka ekonomik etkinliklerde bulunan kurulu ş . banker * Banka sahibi. * Çok zengin (kimse).bank banka * Çoğ unlukla bahçelerde. *İ ş yerlerinde üzerine e ş ya koymaya elveriş li. bankaya yatı rmak * bankadaki hesabı na para koymak. kredi. bankadan çekmek (veya almak) * bankadaki hesabı ndan para almak.iskonto. banka cüzdan ı . banka gibi * çok zengin (kimse). kambiyo iş lemleri yapan. bankerlik bankerzede * Banker ile olan iş iliş kilerinde zarara uğ rayan kimse. banka kart ı * Banka iş lemleri için otomatik makinede kullanı lan özel ş ifreli kart. de ğ erli belge. i ş takibi için gelenle görevli arası na konulmu ş tezgâh. banka defteri * Bkz. bankamatik * Bankaları n para iş lemlerini günün her saatinde otomatik olarak yapan makine. * Bankacı nı n mesle ğ i. * Banker olma durumu.

banliyö * Genellikle oturma alanı niteliğ inde olan. banlama * Banlamak iş i. garanti olarak çı kacağ ı tahmin edilen sayı . * Su altı tepeliğ i. bantlama * Bantlamak iş i. * Yara üzerine yapı ş tı rı lan özel olarak hazı rlanmı ş ilâçlı küçük ş erit. bant doldurmak * bir bandı ses kaydederek kullanmak. . * Talih oyunları nda oyunu yöneten kimse. loto gibi oyunlarda. banko at * Yarı ş larda dereceye gireceğ i kesin olarak tahmin edilen at. banko say ı * Sayı sal loto oyununda.* Talih oyunları nda. banliyö treni *Ş ehirle banliyö aras ı nda iş leyen tren. uzun kâğ ı t veya bezden üretilmiş .ş erit. banlamak * Horoz ötmek. * Bağ ı rmak. bant yapı ş tı rmak. ensiz. bantlamak * Bantla iki ş eyi birbirine tutturmak. * Ses alma cihazları nda seslerin kaydı için kullanı lan manyetik oksitli plâstik veya selüloz ş erit. banko geçme * Banko geçmek durumu. banma banmak bant * Düz. biber gibi toz durumundaki maddelerin içine bat ı rı p çı karmak. yassı ba ğ . * Banmak iş i. * Talih oyunları nda ortada toplanan paran ı n hepsine oynandı ğ ı nı anlatı r. banko geçmek * Yarı ş larda veya toto. ş ehir merkezinden uzakta veya sı nı rları na yak ı n yerlerde bulunan ş ehir yöresi. bant çözmek * manyetik bir bant üzerine alı nmı ş sesleri yazı ya aktarmak. bant zı mpara * Çekmeye dayanı klı . oyunu yönetenin ortaya koyduğ u para. de ş ifre etmek. genellikle zı mparalama makinelerinde kullanı lan aş ı ndı rma gereci. * Katı bir ş eyi sulu veya tuz. bantlay ı cı * Bant yapan kimse. çevre. bir atı n veya sayı nı n kesin olarak tutturulaca ğ ı nı tahmin edip iş aretlemek. dolay. * Bantlama makinesi.

fiziksel veya kimyasal bir etki altı nda bir süre bulundurma i ş lemi.banttan vermek * genellikle radyo ve televizyonda banttan yararlanarak daha önceden alı nmı ş bir sesi veya görüntüyü yay ı nlamak. hamam. banyo * Yapı larda. sı cak ülkelerde yetiş en. * Tedavi amacı ile haz ı rlanan ilâçl ı su. banyo bataryası * Sı cak ve soğ uk su ile du ş bağ lantı sı nı n bir arada bulunduğ u musluk takı mı . baobap * Ebegümecigillerden. * Banyodan henüz çı kmı ş bir kimsenin durumu. banyo sabunu * Banyo yaparken vücudu yı kamak için kullan ı lan sabun. * Duyarlı yüzeylerin iş lenmesinde belirli bir iş lemin gerektirdiğ i maddeyi erimiş olarak içinde bulunduran sı vı . bar . banyo küveti * Genellikle içine su doldurulup yı kanmaya elveriş li tekne. banyosuz * Banyosu olmayan. * Konu. çok yüksek olmamakla birlikte. ba ş lı k. husus. banyo dolab ı * Banyo için gereken bütün malzemenin içinde bulundurulduğ u dolap. bap * Kapı . banyo kabini * Duş kabini. banyo tak ı mı * Banyo odaları nda ı slak zemine serilen altı plâstik. gövdesinin çevresi 20 m yi aş abilen bir a ğ aç (Adansonia digitata). banyolu *İ çinde banyo bölümü olan. * Arap gramerinde mastar çeş itlerinden her biri. içinde yı kanı lan bölüm. banyo yapmak * yı kanmak. * (kitaplarda) Bölüm. * Banyo küvetinde yı kanma. banyo kazanı * Banyoyu ve suyu ı sı tmak için yap ı lan özel kazan veya ı sı tma aleti. banyo almak * banyo yapmak. banyo havlusu * Banyo sonrası kullanı lan ve özel olarak yapı lan havlu. * Vücudun bir bölümünü veya bütününü. üstü havlu benzeri dokuma olan paspas.

* Apaçı k görünmek. * Halterde kaldı rı lması gereken alet. * Ayaküstü içki içilen meyhane. bar bar bar bar bağ lamak * kir bağ lamak. ortada olmak. içkili eğ lence yeri. baraj * Suyu toplamak. * Futbol veya hentbolda serbest atı ş ı yapacak oyuncunun önünde karş ı tak ı m oyuncuları nı n yanyana dizilip olu ş turduklar ı duvar. kebe. * Tahta. temelsiz eğ reti yapı . bar bar * Bağ ı rmak fiili ile kullanı larak ba ğ ı rı ş ı n öfkeli ve yüksek sesle oldu ğ unu anlatı r. atı ş noktası ndan kaleye doğ ru ve olu ş turulan baraja kadar belirlenen nizamî ara aç ı klı ğ ı . kı llı çuha. baraj yapmak (veya kurmak) * (futbol veya hentbolda kaleye yapı lan vuruş lar ı önlemek için) oyuncular kale önünü kapatacak biçimde sı ralanmak. bar havas ı * Bar oyunları nda tek veya toplu olarak söylenen ezgi. baraj mesafesi * Serbest atı ş sı rası nda.* Anadolu'nun doğ u ve kuzey bölgesinde. * Hava bası nc ı birimi. bar ateş i * Yoğ un yaylı m ateş i. bar * Danslı . barak * Tüylü. baraka barakac ı k * Küçük baraka. büğ et. . barajı aş mak * herhangi bir sebeple konulmuş olan ş art ı yerine getirip baş ar ı sa ğ lamak. çinko gibi hafif ş eylerden yapı lmı ş . baraj ate ş i * Yoğ un yaylı m ateş i. gücünden yararlanmak amacı yla akarsu üzerinde yap ı lan bent. * Bir cins tüylü av köpeğ i. paslanmak. * Herhangi bir alanda baş ar ı yı tespit etmek için gerekli olan ş art. bar tutmak * bar oynamak için hazı rlanmak ve oyuna ba ş lamak. * Cam kaplarda oluş an pas. en çok Artvin ve Erzurum yörelerinde el ele tutuş ularak oynanan. * Bir salonda içki içmek için hazı rlanmı ş köş e. duvar yapmak. ağ ı r ritmli bir halk oyunu.

barbarl ı k * Barbar olma durumu. . topluluk. kı rmı zı pullu. * Kaptanı n. * Osmanlı sarayı nda genel olarak bostanc ı lar ı n. tayfaları n. vücutları iri pullarla kaplı . baltac ı ve kap ı cı lar ı n giydikleri. barbekü barbunya * Barbunyagillerden. kı rmı zı benekli. * Kaba ve k ı rı cı bir davran ı ş la. barbarizm * Bir sözün fonetik veya morfolojik yapı sı nda yapı lan büyük yanlı ş lı k. barba ş ı barbata * Bar oyunları nda sı ran ı n sağ ba ş ı nda yer alan ve oyunun düzenini sa ğ layan kimse. armatöre veya sigorta ortaklı ğ ı na bilerek verdikleri zarar. * Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin oluş turdu ğ u girintili çı kı ntı lı dı ş duvarları n üst bölümü. * Uygarlaş mamı ş kavim. * Kaba ve kı rı cı . * Taneleri yuvarlak.baran barata * Yağ mur. * Bilim doktorları nı n ve kardinallerin giydikleri dört kö ş e külâh veya baş lı k. bir tür fasulye. * Kale duvarları nda dü ş mana ok atmak için açı lmı ş delik. *İ htiyar Rum meyhanecilerine seslenmek için kullanı lı r. barbarla ş mak * Barbar gibi davranmak. beyaz etli. kale korkuluğ u. * Kaba saba. barbarla ş ma * Barbarlaş mak i ş i. oval veya yassı . ucu k ı vrı k. uzunca ba ş lı k. barbunya ve tekir türleri iyi bilinen bir familya. kemikli bir bal ı k (Mullus barbahı s). barc ı * Özellikle balkonlarda ı zgara et piş irmekte kullanı lan ve duvar içerisine gömülmüş ocak. baratarya barba barbakan barbar * Uygarlaş mamı ş . gemi sahibine. barbarca * Barbara yakı ş an bir biçimde. barbunyagiller * Dikenli yüzgeçliler alt takı mı na giren. barbut * Zarla oynanan bir çeş it kumar. ilkel. kı rmı zı çuhadan yapı lmı ş .

öbür ucu keskin çekiç. bardacı k bardacı k eriğ i * Bardak eriğ i. bardan bardan * Yük taş ı mak için kullan ı lan çanta veya çuval. bardakç ı * Bardak veya çömlek yapan veya satan kimse. * Çok beyaz. bardan bardan * Beyaz beyaz. * (bazı bölgelerde) Toprak testi. * Bir bardağ ı n alacağ ı miktar. barda ğ ı taş ı ran damla * sabı r tüketen a ş ı rı davranı ş veya durum. barda ğ ı taş ı rmak * sabrı nı tüketmek.* Bar iş leten kimse. barc ı lı k * Barcı olma durumu. bardo barem * Ayg ı r ile di ş i eş ek çiftleş mesinden üretilen her yaş taki hayvan. bardakalt ı * Bardağ ı n konulduğ u yeri kirletmemesi için kullanı lan. . * Bir tür küçük ve tatlı yaş incir. barda * Dam ustaları nı n kullandı ğ ı . * Kalyon türünden küçük savaş gemisi. barça * Orta Çağ da kullanı lan kürekli ve yelkenli taş ı ma gemisi. bardak eri ğ i *İ ri ve tatl ı bir tür erik. kâğ ı t veya plâstik örtü. genellikle camdan yapı lan kap. baş ı nı n bir ucu çember parçası biçiminde eğ ri. * Fı çı cı keseri. * Yemek öncesi yenilen bardak altı büyüklüğ ünde bir tür lâhmacun. bardak * Su ve benzeri ş eyleri içmek için kullanı lan. genellikle örgü. bardaktan boş anı rcas ı na yağ mak * (yağ mur) çok ş iddetli yağ mak. * Devlet memurları nı n maaş lar ı nı n derece ve tutarlar ı nı düzenleyen sistem ve çizelge. * Barcı nı n iş i veya mesle ğ i. barçak * Kı lı ç kabzası nı n siperi.

bar ı ş çı * Barı ş ı seven. papaz takkesi. karş ı lı klı anlay ı ş ve ho ş görü ile oluş turulan ortam. küçük kervan. * Bahçe duvarı . . bar ı ş görüş olmak * her türlü dargı nlı ğ ı unutarak bar ı ş mak. * Çevresiyle uyumlu. barı ş ı öngören.baret baret *İ ş çilerin baş ları na giydikleri. barfiks bargâh bargam barhana * Levreğ e benzer bir balı k. bar ı ş çı l bar ı ş çı lı k * Barı ş çı olma durumu. * Böyle bir antlaş madan sonra insanl ı k tarihindeki süreç. sulh. * Bkz. * Kafile. sulhçu. geliş ecek ortamı bulmak. *İ çine izinle girilen yer. * Küçük takke. * Uyum. bar ı bar ı nak bar ı ndı rma * Barı ndı rmak iş i. sulhsever. yaş amak için uygun ş artlar bularak oturmak. iki ayak üzerine tutturulmuş çubuklu jimnastik arac ı . dirlik içinde yaş amak. otağ . göç. bar ı ş yapmak * barı ş antla ş mas ı nı imzalamak. * Barı nı lacak yer. * Bir tür süs iğ nesi. sulhperver. bar ı nma * Barı nmak i ş i. ev eş yası . * (soyut kavramlar için) Bir yerde etkili olmak. barı ş çı . * Barı ş ı amaçlayan. * Savaş ı n bittiğ inin bir antlaş mayla belirtilmesinden sonraki durum. * Yerleş mek. * Çeş itli beden hareketleri yapmaya elveriş li yükseklikte. metal veya plâstikten yapı lmı ş ş apka. bar ı ndı rmak * Barı nmas ı nı sa ğ lamak. bar ı ş * Barı ş mak iş i. barı ş sever. çit. kavga etmeme eğ ilimi. yüksek divan. * Göç eş yası . bar ı nmak * Doğ a etkilerinden korunmak için kapalı bir yere sı ğ ı nmak. melce.

bar ı ş tı rma * Barı ş tı rmak i ş i. zevk almak. sulhsever. bar ı ş sever * Barı ş çı . bar ı ş ma * Barı ş mak durumu. bar ı ş ı k olmak * sevecen ve hoş görülü davranmak. bar ı ş mak *İ ki taraf. ara bulmak. * Sevmek. araları ndaki darg ı nlı ğ ı kaldı rmak. barikatlamak * Barikat ile çevirmek. barisfer barit baritin * Doğ al baryum sülfat (BaSO4). uzlaş ma. bar ı ş ı klı k * Barı ş ı k olma durumu. baritli yı kama * Kalı nbağ ı rsa ğ ı n ve rektumun radyolojik i ş lemde baryum sülfatla doldurulması ve yı kanması . o hâlde.bar ı ş ı k * Baş kas ı ile barı ş durumunda bulunan. anlaş ma. ağ ı r küre. * Baryum oksit (BaO) veya baryum hidroksit Ba(OH)2. bari * Hiç olmazsa. * Keş ke. baritli *İ çinde barit bulunduran. anla ş mak. barikat yapmak. sulhçu. barikatlama * Barikatlamak iş i. bar ı ş severlik * Barı ş sever olma durumu. bar ı ş çı l. sevecen. dargı n veya dü ş man olmayan. barikat yapmak * çeş itli araçlarla bir engel olu ş turmak. sulhperver. hiç değ ilse. öyle ise. bar ı ş tı rmak * Barı ş maları nı sağ lamak. barikat barikat kurmak * engel oluş turmak. ho ş görülü. * Bir yolu veya geçidi kapamak için her türlü araçtan yararlanı larak yap ı lan engel. * Bkz. uzlaş mak. .

bark barka barkarol * Venedik gondolcülerinin söz ve müziğ i önceden yazı lmadan. barkot barlam barmen * Bar tezgâhtarı . mimarlı k üslûbu.bariton * Tenor ve bas arası ndaki erkek sesi. barlam. * Bkz. barograf * Bir hava taş ı tı nı n uçarken izlediğ i yolun yüksekliklerini çizgi hâlinde göstermeye veya iş aretlemeye yarayan alet. * Basso ile alto arası nda ses veren.S 1600 ile 1750 yı lları arası ndaki klâsik sanatı izleyen resim. . baro * Bir ş ehir veya bir bölge avukatları nı n bağ lı olduklar ı meslek kuruluş u. * Herhangi bir yolu kapamak için yapı lan engel. pistonlu bir tür a ğ ı z çalgı sı . göze çarpan. baro baş kanı * Baro genel kurulunca en az on beş yı ll ı k kı demi olan avukatlar aras ı ndan seçilen ve baroyu temsil eden baro üyesi. evlenmek. * Açı k. * Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenli ğ ini sağ lamak için kullanı lan açı lı r kapanı r engel. barok * M. * Kara yolları nı n kenarları na yapı lan korkuluk. engel. barklanma * Barklanmak iş i veya durumu. * Bkz. yükseklikölçer. içlerinden geldiğ i gibi söyledikleri ş arkı . * Çizgi im. * Büyük sandal. barklanmak * Ev sahibi olmak. * Ritmi üç zamanlı müzik eseri. barmenlik * Bar tezgâhtarlı ğ ı . belirgin. * Engelli at yarı ş lar ı nda üzerinden atlanması gereken yapay engel. ev bark. barizle ş mek * Bariz duruma gelmek. bariyer bariz barizle ş me * Barizleş mek iş i.

düş ünceden çok duyuma. barokçu * Barokçuluk yanlı sı olan kimse. barsam barsama barudî barut * Ateş li silâhla bir merminin atı lması na veya herhangi bir aracı n fı rlatı lması na yarayan.* Batı edebiyatlar ı nda dengeden çok harekete. barsak * Bağ ı rsak. yüzyı llar arası ndaki müzik reformunu olu ş turan müzik. . nane ve yaban keki ğ inin ortak adı . barparalel * Düş ey direkler üzerine paralel olarak tutturulmuş iki tahta çubuktan oluş mu ş jimnastik aracı . biçimlerin serbestçe yarat ı lmas ı ndan duyulan coş kuya önem veren. * pek ekş i veya acı . huysuz. barut esmeri * Koyu esmer renkte olan (kimse). doldurmaya ve muhafaza etmeye yarayan kutu. patlayı cı . * Koyu gri renkte olan. barut fı çı sı gibi * çok kı zgı n. abartmalı . barometre * Bası nçölçer. baroskop * Havanı n içinde bulundu ğ u cisimlerin ağ ı rl ı ğ ı üzerine yaptı ğ ı hafifletici etkiyi gösteren ve havası boş altı labilen bir fanus içinde terazisi bulunan fizik cihazı . sinirli ve kinle dolu kimse. çeliş kiden çekinmeyen edebiyat akı mı . barut hakk ı * Mermiyi istenilen uzaklı ğ a atabilmek için gerekli barut gazı bası ncı nı sa ğ lamaya yetecek miktarda barut. kat ı madde. sert. * Baron olma durumu veya baronun görevi. barokçuluk * Barok sanat ve edebiyat görüş ve ilkelerini benimseyen ak ı m. fı çı . barut fı çı sı * Barut koymaya. barut gibi * öfkeli. aksi (kimse). * Güzel kokulu yaprakları yemeklere konulan. * Yüzgeçleri dikenli ve zehirli bir çeş it çarpan balı ğ ı (Trachinus vipera). barok müzik * Çalgı lar arası nda veya çalgı larla sesler aras ı nda karş ı tl ı klar kuran XVl-XVlll. * Gösterge. etkileyici. * her an olay çı kacak yer veya kavgaya yol açacak durum. baron baronluk * Batı ülkelerinde vikont ile ş övalye aras ı nda soyluluk unvanı .

barutluk baryum * Barut saklanan kap veya yer. bas * En kalı n erkek sesi. baryum karbonat * Karbondioksidin. katı ve basit bir element. barut kokusu gelmek * savaş tehlikesi sezilmek. bas tutmak * ince sesli çalgı lara tek perdeden e ş lik etmek. * Sesi böyle olan sanatçı .78 olan. basak basaklı basaksı z * Merdiveni olmayan. baryum sülfat * Baritin.barut kesilmek (veya olmak) * çok öfkelenmek. * En kalı n sesli orkestra çalgı sı . basamak * Merdiven. * Atom sayı sı 56. git. yoğ unluğ u 3. havada çabuk oksitlenen. gümüş renginde. barit üzerine etkisiyle elde edilen beyaz bir katı . . do ğ ada en çok baryum sülfat ve baryum karbonat olarak bulunan. * Merdiveni olan. bas bariton * Bası n çı kamadı ğ ı ince tonlara çı kabilen. buna rağ men bası n indi ğ i kalı n ve tok tonlara inemeyen sesi olan sanatçı . barutçu * Barut yapan kimse. bas bas * Bağ ı rmak fiili ile kullanı larak ba ğ ı rı ş ı n yüksek sesle olduğ unu anlatı r. bas (veya bas git) * çekil. defol!. barutçuluk * Barut yapma veya alı p satma i ş i. barut rengi * Koyu giri. barutla oynamak * tehlikeli iş lerle uğ ra ş mak. Kı saltmas ı Ba. yürü. baruthane * Barut yapı lan veya saklanan yer.

basamak yapmak * bir durumu daha yükseğ ine eriş mek için araç olarak kullanmak. * Derece. durum veya yer. basar * Göz. * Çok yüksek olmayan. * Dalyanı n kapak yeri. basar basarî basarna basbayağ ı * Alı ş ı landan. * (aritmetikte) On kuralı na göre yazı lmı ş bir sayı nı n. birbirinden belirli aralı klarla yükselen düz yüzeylerden her biri. * (cebirde) Bir tam denklemde bulunan bilinmeyenin en yüksek kuvveti. dergi gibi ş eyleri basan kimse. aş ama. taş kalı p kullanarak makine yardı mı ile kâğ ı da ve bez gibi ş eylere yazı . bası klaş tı rma * Bası klaş tı rmak i ş i. * Görme ile ilgili. * Kı tasal uzantı dan okyanus ortası sı rtları na kadar devam eden ve 4000-5000 m derinliğ i olan deniz dibi. *İ leriyi görme. basamakl ı * Basamağ ı olan. kerte. tâbi. bası klaş tı rmak * Bası k durumuna getirmek. dökme harf. bası cı lı k bası k * Bası cı olma durumu veya bası cı nı n iş i. * Kı sı k. * Bir amaca ulaş mak için yararlan ı lan kiş i. bilinenden hiçbir değ iş ikliğ i olmayan. * Bir cismin bir yanı nı kaldı raçla yükseltme iş i.* Bir yere çı karken veya bir yerden inerken bası lan ve art arda gelen. algı lama yetisi. her rakamı nı n bulunduğ u sı ra. bası cı * Kitap. * Derece derece. * Bir elipsin büyük ve küçük eksenleri arası ndaki farkı n büyük eksene oranı . . resim çı karmak iş i. basamak basamak * Yavaş yavaş (yükselme veya inme). alçak. * Merdivenin ayakla bası lan yüzeyi. basen * Omurganı n bel ile kalça arası ndaki bölümü. bası * Resim kliş esi. * Bası lmı ş . hane. basamak basamak olan. tabı . yass ı laş mı ş . bası klı k * Bası k olma durumu.

kitap basma iş i. bası mcı lı k * Bası m evi iş letme iş i. bası n kart ı * Mesleğ i bas ı n iş leri olan kimselerin taş ı dı ğ ı kimlik belgesi. matbuat. * Bası lmak iş i.bası la * Bası mcı lı kta. bası lmak bası m * Basmak iş ine konu olmak veya basmak iş i yapı lmak. bası lı * Bası larak yerleş tirilmiş . matbu. * Bası lmak iş i veya durumu. bası lsı n" anlamlar ı nda kullanı lan terim. matbaacı lı k. bası n dünyas ı * Görsel ve yazı lı bası n organlar ı ile burada görevlilerin tümü. tipografya. matbaa. bası lı ş bası lma bası m evi * Bası iş i yapı lan yer. * Bası sanatı . * Bası m evinde bası lmı ş . bası n yasa ğ ı * Bası n yayı n organları nı n bir konu hakkı nda yay ı n yapması nı kı sı tlay ı p engelleme. bası n özgürlüğ ü * Görüş ve düş ünceleri bası n ve yayı n yoluyla aç ı klayabilme ve yayabilme hakk ı . matbaac ı . bası lma dayanı mı * Dokusunu basarak ezmeye çalı ş an d ı ş etkilere a ğ acı n gösterdiğ i direnç. bası n bildirisi * Bası n yayı n organları na bilgi vermek amacı yla yetkili kurum veya kiş iler tarafı ndan hazı rlanmı ş yazı lı aç ı klama. tabaat. * Bası iş i. dergi gibi belirli zamanlarda çı kan yayı nları n bütünü. tabı . bası mcı * Bası m evi iş leten kimse. yabancı temsilciliklerde bası n ile ilgili konular ı düzenleyen yetkili ve sorumlu kimse. . bası n * Gazete. bası la vermek * prova hâlindeki bir kitabı n veya herhangi bir yazı nı n bası ma uygun olduğ unu bildirmek. bir konu veya çe ş itli konular üzerinde aç ı klamada bulunmak için gazetecilerle yapt ı ğ ı toplant ı . bası n ata ş esi * Resmî veya özel kurum ve kuruluş larda. provalarda "bası nı z. bası n toplantı sı * Yetkili veya ilgili bir kimsenin.

* Akı ş kanları n bası nc ı nı ölçen araç. bası nçlama * Bası nçlamak iş i. bası ş * Basmak iş i. dikkat. tazyikli su. aklı na koyduğ uş eyi yapmak üzere bulunduğ u yerden uzaklaş mak. çekip gitmek. bası nçl ı su * Bası nç yüklenerek fı ş kı rtı lma düzeyine getirilmiş su. insan organizmas ı için yeterli bası nç düzeyini sağ lamak veya ayarlamak. uyanı klı k. basil basiret * Bakterilerin çomak biçiminde ince uzun olan türü. bası nçlamak * Hava taş ı t araçları nda. tazyik. * Doğ ru görüş . * önem vermeyerek uğ ramamak. basiretsiz . bası p gitmek * birdenbire gitmek. bası rgamak * Ağ ı rl ı k çökmek veya basmak. barometre. bası ölçer * Buharı n veya herhangi bir gaz ı n bulundu ğ u kabı n yüzeyine yaptı ğ ı bası ncı belirleyen alet. * Kâbus çökmek. uzağ ı görebilen. bası p geçmek * önde gideni geçmek. bası nçölçer * Hava bası nc ı nı ölçerek yer yükseltilerini ve hava de ğ iş imlerini tespit etmek için kullanı lan alet. basiretli * Gerçeğ i görebilen. basireti ba ğ lanmak * iyi düş ünemez. basireti olan. bası nçölçüm * Hava bası nc ı ölçümlerini inceleyen birim. sa ğ görü. sezi ş . bası rganmak * Üzerine ağ ı rl ı k basmak. uzağ ı görüş . kavrayı ş . sağ görülü. bası rgama * Bası rgamak iş i. anlayı ş .bası nç * Bir yüzey üzerine etkide bulunan gücün yüz ölçümü birimine dü ş en miktar ı . gerçe ğ i göremez bir duruma düş mek. bası rganma * Bası rganmak durumu. kâbus çökmek. bası nçl ı * Bası nç yüklenmiş olan.

basit renk * Biçmeden geçen beyaz ı ş ı ğ ı n ayrı ldı ğ ı renklerden her biri. basit faiz * Faizleri üzerine eklenmemiş ana paraya belli bir dönem sonunda verilen faiz. basiretsizlik * Gerçekleri. * Süssüz. basit kelime * Anlamlı olarak daha küçük parçaya bölünemeyen.* Gerçekleri görebilmekten uzak. basitlik Baskça basket * Basketbolda kazanı lan sayı . * Bilgi ve görgüsü sı nı rl ı olan. * Kolay. sade bir biçime döndürmek. kolay tarafı ndan. basit * Yapı lmas ı veya anlaş ı lması kolay olan. ileri ve uzak görüş lü olmayan. basit cümle * Tek yargı bildiren cümle. sağ görüden yoksun olma. basitle ş mek * Basit duruma gelmek. olağ an. basitle ş me * Basitleş mek iş i. basitçe * Basit olarak. basit cisim * Maddesi tek elementten oluş mu ş cisim. görgüsüz. ileriyi ve uzağ ı görememe. gösteriş siz.basite irca etmek. kök durumundaki kelime. basketbol * Basit olma durumu. basitle ş tirmek * Gereksiz ayrı ntı lardan arı tarak sade duruma getirmek. bayağ ı . * Her zaman rastlanan. yalı n kelime. özelliğ i olmayan. basit kesir * Payı paydası ndan küçük olan kesir. basite indirgemek * basitleş tirmek. . basitle ş tirme * Basitleş tirmek iş i. *İ spanya'nı n Bask bölgesinde kullanı lan dil. kar ı ş ı k olmayan. bayağ ı . sa ğ görüsüz. basket yapmak * basketbolda sayı kazanmak.

* Matbaacı lı kta bask ı iş lerini yapan kimse. * Hak ve özgürlükleri kı sı tlayarak zor alt ı nda bulundurma durumu. bask ı lı * Baskı sı olan. zor kullanmak. zorluk bakı mı ndan) Üstün. * Bası sayı sı . bask ı cı lı k * Baskı cı nı n iş i. * Kı sa süreli. beklenmedik sald ı rı . basketbolcu. * Suç iş lediğ i veya suçluları n bulundu ğ u sanı lan bir yere ansı zı n girme. kiş inin isteğ i dı ş ı nda bilinçaltı na itmesi veya bu itilenlerin bilince çı kması nı önleme durumu. pres. * Giysinin içine kı vrı lı p dikilen kenarı . basketçi bask ı * Basketbol oyuncusu. bask ı lı k bask ı n * Bir masadaki kâğ ı tlar ı n uçmaması için üzerlerine konulan özel biçimdeki ağ ı rl ı k. bask ı yapmak * bir kimseyi bir iş i yapmaya zorlamak. gerçekleş tirilmesinde veya tamamlanmas ı nda baskı oluş turan güç. * (sertlik. bask ı kalı bı * Kitap kapları na süslemeler basmak için kullanı lan kalı p. * Belirli ruhî etkinlik ve süreçleri. kı sı tlamak. basketbolculuk * Basketbol oynama veya oynatmak iş i. basketbolcu * Basketbol oyuncusu. * Bir maddeyi sı kı p ezen alet. bask ı da kalmak * yağ mur yağ dı ktan sonra toprağ ı n üst kı sm ı sertleş erek tohumlar fidelenip toprak üstüne çı kmak. * Karş ı takı m oyuncusunun hareketini ve sonuç alması nı engellemek amacı yla uygulanan yakı n savunma durumu. bask ı cı *İ ş lenecek kumaş lar üzerine kalı plara resim basan kimse. tazyik. bask ı grubu * Bir iş in yapı lmas ı nda. bask ı resim * Gravür tekniğ i ile yapı lan resim. * Bir eserin bası lı ş biçimi veya durumu. * Bir eserin bası larak tekrarlanan her bir kezi. bask ı altı nda tutmak * özgürlüğ ünü engellemek. kazı ma resim.* Beş er kiş ilik iki takı m arası nda topu 3 m yükseklikteki kar ş ı lı klı duran ağ geçirilmiş iki sepetten birine sokup sayı kazanmak esası na dayanan bir oyun. * Kı sı tlayı cı . bask ı n basan ı ndı r .

* Bu kumaş tan yapı lmı ş olan. * beklenmedik bir zamanda konuklar gelmek. kitap gibi bası ile hazı rlanm ı ş yaz ı lı ş eyler. basmahane * Basma yapı lan iş yeri. * ansı zı n konuk gelmek. * Gübre. * Disiplinsiz. tülbent vb. bask ı sı z büyümek * serbest bir eğ itimle yetiş mek. basklârnet * Kalı n sesli klârnet. * Bası lmı ş . ortası ndan veya uçlar ı ndan birine az çok yakı n değ iş mez bir noktaya dayanan kaldı raç. baskül * Çoğ unlukla bir kütleyi çok daha küçük bir kütle yardı mı yla tartmaya yarayan alet. matbua. üzerine kalı pla desen basan kimse. basma kalı bı * Kitap. ahlâksı z. üzerine kalı pla desen basma i ş i. bask ı na u ğ ramak * düş manı n beklenmedik bir sald ı rı sı yla karş ı laş mak. bask ı n yapmak * suç iş lendiğ i veya suçluları n bulunduğ u sanı lan bir yere ansı zı n girmek. *İ skambil kâğ ı dı ile oynanan bir oyun. * Gazete. * Bohça ile köylerde eş ya satan kad ı n. dergi. basmac ı * Basma yapan veya satan kimse. bask ı n vermek * anî ve habersiz girmek.* düş manı gafil avlayı p sald ı ran taraf sava ş ı kazanı r. bask ı ncı * Baskı n yapan kimse. * Terbiyesiz. * Üzerinde bası ile yapı lmı ş renkli biçimler bulunan pamuklu kumaş . tülbent vb. * Matbaacı lı k. matbu. . bask ı n çı kmak (veya gelmek) * (karş ı la ş tı rma konusu olan kimseyi) geçmek. * Pamuklu. basmac ı lı k * Basma alı m satı mı . * bir yerde suç üstü yakalanmak. tezek. saldı rı da bulunmak. * Pamuklu. bohçac ı . kumaş gibi ş eylerin baskı sı için hazı rlanan kalı p. üstünlüğ ünü göstermek. * düş mana ansı zı n sald ı rmak. bask ı sı z * Hak ve özgürlükleri kı sı tlanmamı ş . basma * Basmak iş i. *İ ki kolu s ı ra ile kalkı p inebilen.

bast ı bacak * Bacakları kı sa veya çarp ı k (kimse). aş ı rı lı k anlamları nda yardı mcı fiil olarak kullanı lı r. çökmek.basmak * Vücudun ağ ı rlı ğ ı nı verecek biçimde ayak tabanı nı bir yere veya bir ş eyin üzerine koymak. basmalı k * Üzerine bası lacak ş ey. değ iş iklik göstermeyen. *ş aş kı nlı ktan nerede oldu ğ unu seçememek. bast ı ğ ı yeri bilmemek * çok sevinmek. yük. * Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak. * En kalı n sesli orkestra çalgı sı . * Bkz. * Kapı yı arkadan bast ı rmak için kullanı lan ağ aç dayak. * Ağ ı rl ı k. bast ı ğ ı yerde ot bitmez * gittiğ i yere uğ ursuzluk götürür. * Sı kı ş tı rarak yerle ş tirmek. * Bastı rma. * (küçük çocuklar için) Ayakta durabilmek. basso * En kalı n erkek sesi. * Bası iş i yapmak. bast ı k bast ı rak bast ı rı k * Pestil. * Bası nç yaparak sı vı ve gazları itmek. curuf gibi maddeleri ezmeye ve sı kı ş tı rmaya yarayan alet. * Bazı isimlerle birlikte sertlik. * Çevreyi kaplamak. * (çocuk için) Yaramaz. mühür gibi bir araçla iz yapmak. bürümek. * Yol yapı mı nda çakı l. kaplamak. maydanoz. * Bir ş ey üzerinde kalı p. kum. harc ı âlem. bastarda bast ı * Kı yma ile piş irilmiş sebze. üzerine kuvvet vererek itmek. * Bir kimse bir yaş a girmek. baskı . gittiğ i yerin bereketini kurutur. ye ş ilbiber. * Baskı n yapmak. basmalı * Basma özelliğ i olan. bastana salatası * Domates. tabetmek. * Örtmek. * Bir ş eyin etkisinde kalı p eziklik. kliş e. baş tarda. * Bir ş eyi. üzüntü ve ağ ı rl ı k duymak. . durumunu kontrol edememek. basmakal ı pla ş mak * Basmakalı p durumuna gelmek. bilineni tekrarlayan. basmakal ı p * Özgünlüğ ü olmayan. nane ve limon suyu kullan ı larak yapı lan bir salata türü. taze soğ an.

bast ı rı lmak * Bastı rmak i ş ine konu olmak. * Zararlı bir olayı önlemek. * Birdenbire ve pek çok etkisini göstermek. * (cevap için) Hemen yetiş tirmek. bastonlu * Bastonu olan. hemoroit. * Bir kumaş ı n kenarı nı kı vı rı p dikmek. * Ansı zı n birinin yanı na gitmek. * Ruh dünyası nda oluş an tepkimelerin bilinç dı ş ı na yans ı mas ı . sarı çiçek açan küçük bir bitki (Ranunculus ficaria). basur memesi * Anüste geniş leyip meme gibi uzamı ş damar yı ğ ı nı . * Üstünlüğ ünü göstermek. üzerine iyice düş mek. nemli ormanlarda biten.bast ı rı lma * Bastı rı lmak i ş i. baston * Yürürken dayanmaya yarayan ağ aç veya metalden yapı lan araç. köklerinde basur memelerine iyi gelen bir madde bulunan. bast ı rmak * Basmak iş ini yapt ı rmak. * Bastı . bastoncu * Baston yapan veya satan kimse. uzun ekmek. basur * Kalı n bağ ı rsağ ı n alt bölümünde ve anüste toplardamarları n geniş lemesiyle olu ş an varis. baston gibi (veya baston yutmu ş gibi) * dimdik duran veya yürüyen (kimse). bastonculuk * Baston yapma veya satma iş i. * Kümes hayvanları nı kuluçkaya yatı rmak. baston francala *İ nce. * Baskı yapmak. basur otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. basurlu . bastika * Bir yelken serenine veya herhangi bir ağ aca açı lan delik. bast ı rı m bast ı rma * Bastı rmak i ş i. * Gidermek. * Geminin baş tarafı ndaki yatı k direğ in (cı vadran ı n) dı ş ar ı ya doğ ru uzanan parçası . bastonsuz * Bastonu olmayan.

a ğ ı z gibi organlar ı kapsayan. göz.* Basuru olan.. baş aş ağ ı düş mek * kiş iliğ inden kaybederek toplum içindeki durumu sars ı lmak. baş ı na" adlardan sonra ve nicelik anlatan kelimeden önce gelerek üleş tirme anlamı verir. baş alamamak * çok uğ ra ş tı ran bir konu yüzünden vakit ve f ı rsat bulamamak. kendisi" anlam ı nı taş ı yan bir zamir niteliğ indedir. * Bir ş eyin genellikle toparlakça ucu. * Sürekli sı kı ntı yaratan durum veya kimse. baş aş ağ ı gelmek * tepesi üstü düş mek. en üstün anlamı nda birleş ik kelimeler yapar. * Temel. baş aş ağ ı gitmek . * Önem veya yönetim bakı mı ndan ileride olan. bı kk ı nlı k vermek. esas. burun. * Bir ş eyin yak ı nı veya çevresi. baş ağ rı sı * Baş ı n ağ rı mas ı . * Arazide en yüksek nokta. baş aş ağ ı * Baş ı aş ağ ı gelmek üzere. * Kasaplı k hayvanlarda ve baz ı yiyeceklerde tane. basübadelmevt * Ölümden sonra dirilme. *İ nsan ve hayvanlarda beyin. * Bir topluluğ u yöneten kimse. * Güreş te pehlivanları n ayrı ldı kları beş derecenin en yükse ğ i.. yüksek nokta veya en ön. baş aş ağ ı etmek * tersine çevirmek. * Baş langı ç. basya baş * Sapotgillerden. baş ağ ı rl ı k * Ağ ı r sı klet. * En uç. sarrafiye. kafa. ser. can sı kmak. baş * Çı ban. Asya'da yetiş en bir ağ aç (Basia). * "Baş " kelimesi birçok deyimde "öz varlı k. baş ağ rı tmak * tedirgin etmek. * Deniz teknelerinde ön taraf. * Bir ş eyin uçları ndan biri. en önemli. baş ağ rı sı olmak * sı kı ntı vermek. hemoroitli. u ğ raş tı rmak. baş ta oluş an rahatsı zl ı k. tohumları ndan sabunculukta kullanı lan bir yağ elde edilen. vücudun üst veya önünde bulunan bölüm. baş almak * fı rsat bulmak. kulak. * Para değ iş tirirken verilen veya alı nan üstelik. * ".

baş belâsı * Sı kı nt ı . sürekli zarar etmek. beraber yaş amak. baş bağ lamak * baş ı na bir örtü örtmek. baş biti * Bkz. baş çanağ ı * Kafa tası . baş bı çağ ı * Ustura. baş aş ağ ı gitmek * iş leri ters gitmek. baş baş a kalmak * biriyle veya bir ş eyle yalnı z kalmak. baş döndürücü . baş çevirtmek * baş ı arkaya doğ ru döndürtmek. baş baş a (veya kafa kafaya) vermek * iki veya daha çok kimse bir kenara çekilip konuş mak. baş baş a bı rakmak * birinin. bit. beraberce. aş ı rı heyecanlandı rmak. * baygı nl ı k verici. baş baş a * Birlikte. baş bezi * Mendil. sevinçten çok mutlu duruma getirmek. baş döndürmek * baş ar ı dan. * dayanı ş mak. a ş ı rı . baş baş * çocukları n "Allaha ı smarlad ı k" anlamı nda ellerini baş lar ı na götürmelerini sağ lamak için söylenir. * baş ak vermek. baş çekmek * ön ayak olmak. intisap etmek. bir ş eyle veya bir kimseyle yaln ı z kalması nı sağ lamak. * birinin arkası ndan hayranlı kla bakmak. baş baş a olmak * birlikte bulunmak. baş bulmak * (alı ş veri ş te) kazanç b ı rakmak. baş döndürücü * (çabuklukta) olağ anüstü. * birine veya bir ş eye bağ lanmak.* sürekli zarar görmek veya kötüleş mek. üzüntü veren. gururdan.

baş göz etmek * evlendirmek. baş ı nı kaldı rmamak. baş gelmek * yenmek. baş komak (koymak) * bir ş ey uğ runa ölümü göze almak. baş arı kazanmak (kazanmamak). gücü yetmek. her iş te onlar ı örnek tutarlar. serseme çevirici. kabarmak. zuhur etmek. baş kı ç vurmak * baş tan gelen dalgalarla gemi. baş dönmesi * Göz kararı p düş ecek gibi olma. baş etmek (veya edememek) * gücü yetmek (yetmemek). kol kı rı lı r yen içinde * aile içindeki. istersen soğ an baş ı ol * küçük bir iş te de olsa. ortaya çı kmak. * iyice coş mak. yönetime karş ı gelmek. arkadaş lar aras ı ndaki uyu ş mazl ı klar yabancı lara duyurulmamalı dı r. inkı yat etmek. ba ş ta olmak önemlidir. baş kesmek * selâm için baş eğ mek. ba ş ı ve kı çı üzerinde inip kalkmak. baş elde iken * ölmeden. baş göstermek * belirmek. baş nereye giderse. baş kaldı rmak * ayaklanmak. baş ol da. baş koş mak * bir i ş i baş armak için çalı ş mak. isyan etmek. baş kaldı rma * baş kaldı rmak i ş i. baş edebilmek * bir kimseyi yola getirmeye veya bir ş eyi yapmaya gücü yetmek. ayak da oraya gider * küçükler büyüklerin izinde gider. isyan.*Ş aş kı na. yaş arken sağ iken. vuku bulmak. baş kı rı lı r fes içinde. * direnmekten vazgeçip buyruk altı na girmek. baş kaldı rmamak * Bkz. baş eğ mek * saygı göstermek için baş eğ erek selâmlamak. baş göz olmak * evlenmek. baş olan boş olmaz .

baş vermek * (çı ban) olgunlaş mak. baş ucu kitabı * Sı k sı k yararlanı lan. baş ucu * Yatı lan bir yerin baş konulan yönü veya yakı nı . baş yakmak * kötü duruma düş ürmek. baş sallamak * karş ı sı ndakinin her sözünü uygun bulur görünmek. * (gemi. yapı lı ş ı ndaki veya yükseliş indeki bir bozukluk sebebiyle gemi dümene uymamak. baş örtü. değ erini hiç yitirmeyen eser. el üstünde tutmak. baş tacı etmek baş tacı etmek * çok sevmek ve saymak. baş yarı lı r (kı rı lı r) börk (fes) içinde. baş yarma * Vida yapı mı nda kullanı lacak olan perçinlerin baş lar ı na tornavida yerleri açmak iş i. . rotadan ç ı kmak. baş tutamamak * rüzgâr. kol kı rı lı r kürk (yen) içinde * aile içindeki kiş ilerin anlaş mazlı kları aile içinde kalmalı dı r. kayı k) döndürmek. fı rtı na yüzünden. ana bilgileri veren. baş örtüsü * Bkz. çok yüksek tutulan (kimse veya ş ey). ba ş ak olu ş mak. * (buğ day vb. * iş baş ı ndaki ki ş inin i ş i çoktur.* bir yerde baş olan kimse taş ı dı ğ ı değ er dolayı sı yla o yere gelmiş tir. baş üstünde yeri var * büyük bir saygı ve ilgi ile kar ş ı lanı r veya a ğ ı rlanı r. baş tacı * Çok sevilen. baş tutmak * elebaş ı olmak. baş üstüne * bir dileğ in yerine getirileceğ ini içtenlikle belirtmek için "peki" anlam ı nda kullanı lan söz. baş sağ lı ğ ı dilemek * ölen bir kimsenin yakı nları na ilgi ve yakı nlı k anlatan söz söylemek. baş üstünde tutmak * çok iyi ağ ı rlamak. baş sağ lı ğ ı * Ölen bir kimsenin yakı nları na söylenen ilgi ve yakı nlı k anlatan söz. bitkiler) baş ak ba ğ lamaya baş lamak. çevirmek. baş yapmak * (kuaför) saç bakı m ve tuvaleti yapmak.

baş a güre ş mek * yağ lı güreş te. baş yemek (baş ı nı yemek) * birinin ölümüne veya yok olması na sebep olmak. denk olmak. baş akçı k . kendi istedi ğ i yolda sonuçland ı rabilmek. en usta pehlivanlar baş pehlivanlı k için yar ı ş mak. baş a ba ş gelmek * eş it olmak. * en üstün sonucu elde etmek için mücadele vermek. buğ day. baş akçı * Tarlalarda kalmı ş baş akları veya bağ larda dökülmüş meyveleri toplayan kimse. baş a gelmek * (kötü bir duruma) uğ ramak. yulaf gibi ekinlerde baş ak oluş mak. baş a çı kmak * bir ş eye gücü yetmek. * Arpa. baş a geçmek * en üstün yeri almak. yulaf gibi ekinlerin taneleri taş ı yan k ı lç ı klı baş ı . dengeli olarak. baş a vermek * değ iş tokuş yaparken üste baz ı ş eyler vermek. baş a gelen çekilir * çaresiz durumlara düş üldüğ ünde insanı n kendini üzüntüye kapt ı rmayı p bu durumlara katlanması nı n olağ an ve do ğ ru bulunduğ unu anlatı r.baş yastı ğ ı * Yatakta baş ı n altı na konulan yast ı k. baş a çı kmak * güçlükler çı karan biriyle olan iş ini. baş a ba ş noktası * bir yabancı paranı n veya değ erli kâ ğ ı dı n piyasa değ eri ile üstünde yazı lı de ğ erin aynı olması durumu. * Tarlalarda. bağ larda dökülmüş veya tek tük kalm ı ş olan ürün. baş ak toplamak * tarlalarda kalmı ş baş aklar ı veya bağ larda dökülmüş meyveleri toplamak. baş ak bağ lamak (veya tutmak) * arpa. buğ day. Ba ş ak baş ak * Zodyak üzerinde Aslan ile Terazi burçları arası nda bulunan burcun adı . baş a ba ş * birinden üstün olmadan. Zodyak. baş a ba ş * Eş it durumda. * birinin güç duruma düş mesine yol açmak. baş ağ aç * Boyuna dikey yönden kesilmiş olan ve yı l halkalar ı çember biçiminde görüntü veren ağ aç.

* Bir sporcunun yapabileceğ i en iyi derece. muvaffak ı yetsiz. muvaffak ı yet. üstesinden gelinmiş . takat sı nı rı . muvaffakı yetsiz. * Baş ar ı lı bir biçimde. baş aklı * Baş ağ ı olan (ekin). muvaffak ı yetli. * Gemilerde tayfa ve erlerin baş taraftaki koğ uş lar ı . tutmak. baş aklamak * Tarlalarda. baş arı göstermek (veya kazanmak) * baş armak. . baş aktris * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli kad ı n oyuncu. baş arı lı * Baş ar ı gösteren. baş ar ı göstererek. performans.* Çiçeklerde baş ağ ı oluş turan çiçek demeti veya topluluğ u. * Baş ar ı lmı ş . baş arı sı z baş arı sı z olmak * baş ar ı sa ğ layamamak. * Arka ucu baş ka biçimde olan (ok). * Baş ar ı göstermeyerek. baş aktör * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli erkek oyuncu. baş arı gösterememek. baş aktörlük * Baş aktörün iş i veya mesleğ i. baş arı m * Elde edilen bir baş ar ı . baş arı lma * Baş ar ı lmak iş i. * Baş ar ı göstermeyen. baş aklama * Baş aklamak i ş i. baş aktrislik * Baş aktrisin iş i veya mesleğ i. bağ larda kalm ı ş döküntüleri toplamak. baş aklanmak * Baş ak ba ğ lamak. baş aklanma * Baş aklanmak durumu. * Baş ar ı lamayan. baş arı lmak * Baş ar ı ile sona ermek. baş arı * Baş armak i ş i veya baş arı lan i ş . baş altı * Yağ lı güreş te pehlivanları n ayrı ldı ğ ı beş derecenin ikincisi.

baş çı *İ ş çi baş ı . kuzu. * Baş bakanı n makamı . ha ş efe. baş bayi baş buğ * Bir dağ ı tı m iş inde bütün bayilerin bağ lı bulundu ğ u ana bayi. sı ğ ı r baş ı satan kimse. baş asistan * En üst derecedeki asistan. * Baş bakan ve görevlilerinin çalı ş tı ğ ı daire. dominant. * Yeniçeri ocağ ı nı n çavu ş u. muvaffak olmak. baş at * Benzerleri arası nda güç ve önem bakı mı ndan baş ta gelen. * Çiğ veya piş miş koyun. bakanlar kurulunun baş ı . * Eski Türklerde baş . muvaffakı yetsizlik. komutan. baş bakan * Hükûmet baş kanı . hâkim. baş at karakter * Bir melezde her zaman ortaya çı kan karakter. hâkimiyet. baş kan. baş çavuş luk * Astsubay baş çavuş rütbesi. baş arma * Baş armak i ş i. * Osmanlı İ mparatorluğ unda savaş zamanı baş ka birliklerden ayrı lı p bir araya getirilerek oluş turulan birliğ in veya milis güçlerinin komutan ı . baş atlı k * Baş at olma durumu. baş asistanlı k * Baş asistan olma durumu. baş arı sı zlı k * Baş ar ı sı z olma durumu. kabinenin ba ş ı . baş çı k . baş atlı k yasası * Irk karı ş mas ı nda güçlü öz yapı nı n sonraki soylardan üstün geldiğ ini kanı tlayan yasa. baş vekil. baş armak * Bir iş i istenilen biçimde bitirmek. baş çavuş * Astsubay baş çavuş .baş arı sı zlı ğ a uğ ramak * baş ar ı sı z olmak. * Çiçeklerin erkek organları nda çiçek tozunu ta ş ı yan torbacı k. baş bakanlı k * Baş bakan olma durumu ve baş bakanı n görevi. * Baş asistanı n görevi.

baş fiyat baş gardiyan * Gardiyanları n ba ş ı . baş kâtip. baş garson * Garsonları n ba ş ı . baş hakem * Yarı ş mayı veya oyunu yöneten hakemlerin baş ı . * Baş hekimin makamı . baş dekorcu * Dekorcuları n baş ı . baş dümenci * Dümencilerin baş ı . baş dizgici * Bir bası m evindeki dizgicilerin baş ı . * En iyi ürün için tespit edilen fiyat. baş yap ı t. baş danı ş manlı k * Baş danı ş manı n iş i veya görevi. * Baş garsonun i ş i. baş eksper * Eksperlerin baş ı . metrdotel. baş efendi * Devlet dairelerinde kı demli memur. baş eski * En kı demli kimse. dekor hazı rlamada en üst sorumlu.baş danı ş man * Danı ş manlar ı n ba ş ı . baş hekimlik * Baş hekimin görevi. * Yeniçeri bölüklerinin en kı demsiz subayı ve erlerinin en k ı demlisi. baş mürettip. . baş dekorculuk * Baş dekorcunun iş i veya mesle ğ i. baş dizgicilik * Dizgicilerin baş ı . metrdotellik. baş gedikli * En yüksek rütbeli astsubay. baş tabip. ş aheser. baş hekim * Bir hastahaneyi yönetmekle görevlendirilen hekim. baş dümeni * Gemi veya teknelerin baş ı na yerleş tirilen ve iyi bir manevra sağ layan dümen. sermürettip. baş eser * Kendi türünde en mükemmel eser. sertabip. baş garsonluk * Baş garson olma durumu.

baş ı çekmek * herhangi bir konuda önde gitmek. * birini yandaş olarak kazanmak. baş ı darda kalmak * parası zlı ktan dolayı sı kı ntı da olmak. baş ı çatlamak * baş ı çok ağ rı mak. baş ı belâda * çözülmesi güç. * Evli. baş ı ağ rı mak * bir iş ten dolayı sorumlu duruma düş mek. baş ı belâya girmek (veya uğ ramak) * sı kı cı . baş ı derde girmek * sı kı ntı lı bir duruma düş mek. baş hemş irelik * Baş hemş ire olma durumu. sı kı ntı lı bir durumda. baş ı bağ lı * Serbest olmayan. baş ı dara düş mek * sı kı ntı ya girmek. . baş ı açı k * Örtü veya ş apka ile baş ı örtülmemi ş . darlı ğ a dü ş mek. baş ı bağ lanmak * biri evlendirilmek. baş ı daralmak * (para yönünden) sı kı ntı ya. sı kı ntı lı durumda. baş ı dertte * çözülmesi güç. baş ı devletli * Talihli. bahtı açı k. ön ayak olmak. kendi yanı nda tutmak. baş hostes * Hava yolları nda hosteslerin en deneyimlisi ve yapı lan sefer boyunca hizmetten sorumlu kimse. gururlu. üzücü bir durumla karş ı laş mak. baş ı dimdik * Onurlu. baş ı dinç * Kaygı sı z ve tasası olmayan. baş ı bütün * eş i hayatta olan (kar ı veya koca).baş hemş ire * Bir klinik veya hastahanede hemş ireleri yönetmekle görevlendirilmiş hemş ire.

baş ı yastı ğ a dü ş mek * yorgunluktan veya güçsüzlükten uykuya dalmak. baş ı yerde * utançla. baş ı kazan gibi olmak * baş ı nda çok ağ rı ve uğ ultulu bir sersemlik olmak. baş ı hoş olmamak * bir ş eyden ho ş lanmamak. baş ı dumanlı * Doruğ unu sis bürümüş (dağ ). * bir düş ünce veya davranı ş ı uygun bulmak. * para veya mevki sebebiyle ş aş ı rı pş ı marmak. baş ı tutmak * gürültüden veya üzüntüden baş ı ağ rı mak. baş ı taş a değ mek * ağ ı r bir durum kendisine ders olmak. baş ı yastı k yüzü görmemek * yatağ a yatı p uyumamı ş olmak. baş ı havada * sevinçli. üzüntüyle. "annenizin baş ı için" gibi sözlerde değ erli bir kiş i ortaya konarak kullanı lan ant veya yalvarma sözü. baş ı nâra yanmak * baş kas ı uğ runa büyük bir zarara uğ ramak. baş ı göğ e ermek (veya değ mek) * beklenmeyen bir mutluluğ a ermek. ayağ ı nı n altı ndan yerin çekilmesi gibi bir duygu gelmek. baş ı sı kı ya gelmek * herhangi bir güçlük kar ş ı sı nda bunalmak. çevrede gözü olmayan.baş ı dönmek * insana. eş yanı n dönmesi. a ğ ı rlanmak. zor durumda kalmak. baş ı önünde * uslu. kı rgı nlı kla. * sı kı ntı yaratan bir durum karş ı sı nda bunalmak. baş ı üstünde yeri olmak * her zaman iyi karş ı lanmak. bunalmak. * görkemli bir ş ey karş ı sı nda ş aş ı rmak. baş ı kalabalı k * yanı nda bir iş i konuş amayacak kadar çok kimse var. baş ı için * "çocuğ umuzun ba ş ı için". * Sevdadan veya içkiden sarhoş . baş ı sı kı lmak (veya sı kı ş mak) * herhangi bir güçlük karş ı sı nda kalmak. baş ı yerine gelmek .

baş ı na belâ açmak * kötü bir olay dolayı sı yla dert sahibi olmak. serbest bı rakı lmı ş . baş ı bozukluk * Baş ı bozuk olma durumu. baş ı na belâ almak * bir sorunla karş ı laş mak. baskı sı z. içinden çı kı lamayan. disiplinsizlik. baş ı bo ş luk * Baş ı boş olma durumu. düzensizlik. * ölüm ihtimalini bildirmek için kullanı lı r. * Baş ı nı örtmeden. baş ı bozuk * Askerlerin arası na katı lmı ş sivil savaş çı . karı ş ı k. kibirli. karı ş anı . kendi havası na bı rakmak. denetimsiz. baş ı zapt olunmamak * binicisini alı p götürmek. * Kargaş al ı . baş ı bo ş kalmak * baskı altı nda bulunmamak. * Düzensiz davranı ş . söz dinler (kimse). baş ı yumu ş ak * Uysal. baş ı na bir hâl gelmek * kötü bir duruma uğ ramak. * Düzensiz topluluk. musallat olmak. seve seve. baş ı m gözüm üstüne * belirtilen istekleri içtenlikle yapmayı kabul etmeyi anlatı r. görüş eni olmamak. kötü bir duruma düş mek. baş ı na belâ olmak (veya kesilmek) * sı kı ntı vermek. * Yönetimsiz. * Bağ lanmamı ş . ı srar etmek. tedirgin etmek. baş ı na balta kesilmek (veya olmak) * sürekli istemek. kendini be ğ enmiş . baş ı bo ş bı rakmak * üstünde hiçbir baskı veya denetim bulundurmamak. baş ı n sa ğ olsun * yakı nları ndan birini toprağ a vermiş bir kimseye söylenen ilgi ve yakı nlı k anlatan söz. baş ı bo ş * Bir ş eye veya kimseye ba ğ lı olmayan. baş ı mla beraber * memnunlukla. baş ı yukarda * onurlu.* zihin yorgunluğ u geçmiş olmak. inat etmek. baş ı kabak * Saçı dökülmü ş veya dibinden kesilmiş . .

baş ı na çı karmak *ş ı martmak. baş ı na ek ş imek * ağ ı r yük olmak. baş ı na iş çı karmak * istenilmeyen veya uğ raş tı rı cı bir iş e yol açmak. nefretle geri vermek. baş ı na dert etmek (veya açmak) * bir ş eyi üzüntü konusu yapmak. * beklenmedik. baş ı na güne ş geçmek * güneş çarpmak. baş ı na geçirmek * baş ı na giymek.baş ı na buyruk * kimseden izin almaksı zı n dilediğ i gibi davranan. * bir iş i yapmaya baş lamak. . baş ı na devlet kuş u konmak * beklemediğ i büyük bir nimeti ele geçirmek. haberi olmadan kötü duruma düş ürücü davranı ş ta bulunmak. * üstüne kalmak. baş ı na iş açmak * uğ raş tı rı cı ve üzücü bir iş in çı kması na yol açmak. baş ı na geçmek * görevi altı nda bulundurmak. * kötü bir durumla karş ı laş mak. baş ı na çalsı n * birine verilmek istenilen bir ş eyin öfke ve nefretle geri çevrildi ğ ini anlatmak için söylenir. baş ı na gelmek * bir görevin baş ı na gelmek. baş ı na dünyanı n belâsı nı sarmak * büyük felâket getirmek. * bir iş in yönetimini ele almak. ş aş ı rtı cı bir olay veya durumla karş ı la ş mak. çok yüz vermek. baş ı na çorap örmek * birine. * bir ş eyi öfke ile birisinin baş ı na vurmak. * bir içeceğ i kab ı yukarı kaldı rarak sonuna dek içmek. baş ı na dikmek * birini veya bir ş eyi korumak için bir kimseyi görevlendirmek. baş ı na dolamak * musallat etmek. baş ı na çalmak * bir ş eyi öfkeyle. baş ı na çı kmak * birinden yüz bulup ona karş ı pek ş ı marı kça davranmak.

baş ı na kakı nç etmek * yapı lan bir iyili ğ i sürekli olarak söyleyerek bı ktı rmak. baş ı na oturmak * Bir iş i yapmaya baş lamak. baş ı nda beklemek (veya durmak) * yanı nda durup gözetlemek. baş ı nda olmak * yöneticisi olmak. hiddete kapı lmak. baş ı na vurmak * (içtiğ i içki) ne yaptı ğ ı nı bilemez bir duruma düş ürmek. baş ı nda değ irmen çevirmek * gürültü ile tedirgin etmek. * gerçekleş meyecek ş eyler dü ş ünerek vakit geçirme. iş e koyulmak. baş ı na kan ç ı kmak * öfkelenmek. baş ı na ta ş düş mek (veya yağ mak) * felâkete uğ ramak. baş ı na kakmak * yapı lan bir iyili ğ i yüzüne vurarak birini üzmek. baş ı na karalar ba ğ lamak * çok kederlenmek. baş ı na taç etmek * çok de ğ er vermek. baş ı nda paralans ı n * yapı lan bir iyilik çok söylendiğ inde o iyiliğ in artı k istenmedi ğ ini belirten bir söz. kontrolünü yitirmek. a ğ zı ndan lokması nı al * uysal ve sessiz kimseler için kullanı lı r. zevk. baş ı nda olmak * aynı sı kı ntı lı durumda bulunmak. baş ı na kalmak * istemediğ i hâlde bir iş i yapmak veya bir kimseye bakmak zorunluğ u ile karş ı la ş mak. baş ı na vur.baş ı na iş çı kmak * boş a gitmeyen ve beklenmedik bir iş veya olayla kar ş ı la ş mak. . baş ı nda kavak yeli esmek * (genç için) sorumluluk duygusundan uzak. baş ı na yı kmak * harap etmek. * (gaz veya sı caktan) ba ş ı ağ rı mak. eğ lence peş inde koş mak. önde geleni. baş ı na sarmak * birine musallat etmek. zor durumda bı rakmak. ilgi göstermek. baş ı nda * (bir ş eyin) sı rada önde olan ı .

baş ı ndan kesmek * yapı lmas ı istenmeyen bir i ş i baş tan engellemek. baş ı nı bağ lamak * birini niş anlamak veya evlendirmek. bir iliş kiye son vermek. baş ı ndan savmak * bir istekte bulunanı sözde bir sebeple uzaklaş tı rmak. baş ı nı ağ rı tmamak (veya ba ş ı nı zı ağ rı tmayayı m) * uzun uzun anlatı lan bir sorunu sonuca ba ğ larken sözün uzadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. baş ı nı al ı p gitmek * izin almadan ve gideceğ i yeri bildirmeden gitmek. baş ı ndan geçmek * daha önce aynı duruma u ğ ramı ş olmak. baş ı ndan korkmak * hayatı ndan kaygı duymak. baş ı ndan almak * kurtulmak. iş sizlikten. . baş ı ndan atmak * yapı lmas ı güç bir i ş i yapmaktan kendini kurtarmak. * sürdürülmesi gereksiz görülen bir bağ lı lı ğ a. * bir iş için birini tedirgin etmek. cezalandı rı lmaktan korkmak.baş ı nda torbası eksik * eş ek gibi bir adam. baş ı nı belâya sokmak * birini. baş ı ndan büyük i ş lere giriş mek (veya kalkı ş mak) * gücünün üstünde olan iş lere kalkı ş mak. savuş mak. kötü sonuçlar verecek bir duruma itmek. baş ı boş luktan kurtarmak. baş ı nı bir yere bağ lamak * birini bir iş e yerleş tirmek. baş ı nı ateş lere yakmak * baş ı na büyük bir dert almak. baş ı nı boş bı rakmak * yalnı z veya serbest bı rakmak. baş ı nı beklemek * gözetlemek. sorumluluğ u atmak. baş ı ndan aş ağ ı kaynar sular dökülmek * üzüntülü veya kötü bir olay karş ı sı nda birdenbire büyük bir sı kı ntı duymak. baş ı nı alamamak * bir ş eyden kurtulamamak. baş ı nı ağ rı tmak * gereksiz sözlerle birini bunaltmak. baş ı ndan aş kı n olmak * iş i pek çok olmak. u ğ ra ş tı rmak.

baş ı nı uçurmak * Bkz. baş ı nı dik tutmak * onurunu korumak. baş ı nı duman almak * sis kaplamak. baş ı nı derde sokmak * sı kı ntı lı bir duruma girmek veya getirilmek. baş ı nı ortaya koymak * bir iş e giriş irken ölümü göze almak. yataktan çı kamamak. baş ı nı koltuğ unun altı na almak * ölümü göze alarak bir iş e giri ş mek. bir iş i istenildiğ i gibi yapmamak. * geçimini sağ layacak bir duruma gelmek. baş ı nı sokmak * barı nacak bir yer bulmak. baş ı nı çı karmak * (bitki için) filizlenmeye baş lamak. baş ı nı kaldı rmamak (veya kaldı ramamak) * bir iş i aralı ks ı z sürdürmek.baş ı nı çatmak * baş ağ rı sı nı önlemek için alnı n üstünden arkaya doğ ru eş arp ve benzeri ş eyleri çepeçevre bağ lamak. baş ı nı gözünü yarmak * bir iş i kötü yapmak. baş ı nı toplamak * (kadı n) saç ı nı toplay ı p baş ı na bir çeki düzen vermek. . baş ı nı istemek * öldürülmesini istemek. sis bürümek. sakin kalmak. * kendine hayran bı rakmak. baş ı nı ezmek * bir daha kötülük edemeyecek duruma getirmek. baş ı nı dinlemek * sessiz. baş ı nı taş tan taş a vurmak * çaresiz kalarak çok piş man olmak. baş ı nı döndürmek * mutluluktan yarı sarhoş duruma getirmek. baş ı nı kaş ı maya vakti olmamak (veya baş ı nı kaş ı yacak vakti olmamak) * arada en ufak baş ka bir iş yapamayacak kadar s ı kı ş ı k durumda bulunmak. baş ı nı kurtarmak * canı nı korumak. * iyileş ememek. baş ı nı nâra yakmak * birini ağ ı r bir zarara u ğ ratmak. kellesini uçurmak.

de ğ iş ik görünmek. baş kafiye * Dize ba ş lar ı nda aynı kelime olmamak kaydı yla ayn ı sesleri veren kelimelerden olu ş an kafiye. metamorfizm. baş ı nı n etini yemek * karş ı sı ndakini bezdirinceye. uyar ı sı nı dinlememek. baş ı nı n dikine gitmek * kendi düş ünce ve görüş ünün en iyi olduğ una inanarak kimsenin öğ üdünü. baş kalar ı biçiminde kullan ı lı r.baş ı nı vermek * kendini feda etmek. farklı . * "Ayrı ca üstelik bir yana" anlamları nda -dan / -den baş ka biçiminde kullanı lı r. baş ı nı n gözünün sadakası * baş a gelecek bir belâyı savmak veya önlemek için yap ı lan bağ ı ş . baş ı nı n çaresine bakmak * kimseden yardı m görmeden kendi iş ini kendi yapmak. özveri. . özge. baş kahraman * Bir eserde baş rolü oynayan kiş i. istihale. baş kaca * Ayrı ca. değ iş ik. baş ı nı n altı nda * yastı ğ ı nı n altı nda. * Konu edilen. bı ktı rı ncaya kadar sürekli konu ş mak veya söylemek. baş ka biri * di ğ er bir kimse. baş kiş i. * Birden çok imam bulunan camilerde yönetici durumundaki imam. baş ka olmak * farklı olmak. baş ı nı yemek * yok olması na sebep olmak. baş kalaş ı m * Bir kütlenin fizikçe ve kimyaca değ iş mesi. baş imam baş ka * Bilinenden ayrı . baş ka i ş i yok mu? * Bu iş e ne diye karı ş ı yor? Bu iş onu ilgilendirmez. baş ı nı n altı ndan çı kmak * birinin hilesiyle yapı lmak. * Nitelik yönünden al ı ş ı lmı ş ı n dı ş ı nda bir üstünlü ğ ü olan. baş ı nı n derdine düş mek * baş ka bir ş eyle ilgilenmeyecek kadar sı kı ntı lı durumda bulunmak. bilinenden ayrı nesne ve kimse için teklik veya çokluk olarak baş kas ı . baş ı nı yakmak * güç bir duruma sokmak.

baş kentlik . baş kâtiplik * Bir resmî dairede veya kuruluş ta çalı ş an kâtiplerin ba ş ı . baş kalaş tı rma * Baş kalaş tı rmak i ş i.baş kalaş ma * Baş kalaş mak iş i. değ iş mek. riyaset. değ iş ik olma durumu. baş kanlı k etmek * bir toplantı veya topluluğ u. * Bazı ülkelerde devletin ve hükûmetin baş ı . baş kanlı k sistemi * Devlet yönetiminde tek bir kiş inin baş kanlı ğ ı nda hükûmet etme ve devleti yönetme esası na bağ lı siyasî sistem. istihale. * Bir resmî dairede veya kuruluş ta çalı ş an kâtiplerin ba ş ı . * Embriyon evresinden ergin olana değ in bir hayvanı n geçirdiğ i biçim ve yapı değ iş imleri. metamorfoz. bir toplantı nı n veya bir derneğ in baş ı nda bulunan kimse. değ iş iklik. niteliğ e dönüş mek. bozulmak. * Alı ş ı lana benzememe. baş kası baş kâtip * Diğ er bir ş ahı s. * Kötüleş mek. baş kanlı k * Baş kan olma durumu. baş kaldı rı * Ayaklanma. farklı lı k kazanmak. reislik. baş kent * Baş ş ehir. baş kalaş tı rmak * Baş ka bir duruma getirmek. baş kalaş mak * Baş ka bir varlı ğ a. * Baş kanı n görevi veya makam ı . istihale etmek. baş kan yardı mcı sı * Baş kana yardı m eden sorumlu ve yetkili kimse. reis. baş kanlı k makam ı * Baş kanı n odas ı nı n bulunduğ u veya oturduğ u yer. baş yazman. * Biçim değ iş tirmek. aslî tipi. isyan. baş kalı k baş kan * Bir topluluğ un. baş karakter * Oyunun önde gelen aslî karakteri . herhangi bir kimse. diğ eri. baş kan olarak yönetmek. baş yazman. baş kan vekili * Baş kanı n iş ini görmesi için yerine b ı raktı ğ ı veya yetki verdiğ i kimse. ötekisi.

katedral. baş konsolos * En yüksek derecedeki konsolos. deniz ve hava kuvvetlerine komuta eden en büyük komutan. baş konsolosluk * Baş konsolosun görevi. baş kesit * Ağ acı n boyuna dikey yönde kesilmesi sonunda y ı l halkalar ı nı n çember biçiminde görüntü verdiğ i yüzey. Ba ş kurtça * Baş kurt Türkçesi. baş kumandan. baş lama * Baş lamak i ş i. baş komutanlı k * Baş komutan ı n görevi. baş kumandanlı k * Baş komutanlı k. baş lama! * (hoş olmayan bir söz veya davranı ş la ilgili olarak) "tekrarlama" anlamı nda emir. baş lâhana * Yaprakları sı kı . baş köş e * Bir yerde en saygı n kiş inin veya büyüklerin oturması için ayrı lan yer. yuvarlak baş lı lâhana (Brassica oleracea). baş komutan * Savaş ta bir devletin bütün kara. baş lama vuru ş u * Futbolda oyuna ilk baş lamada veya her golden sonra topu santrada yeniden oyuna sokmada yap ı lan vuruş .* Baş kent olma durumu. baş kumandan * Baş komutan. dolay ı sı yla en çok yararlandı ğ ı ve ya ş amaktan hoş land ı ğ ı konakçı . * Bir eserin veya bir oyunun en önemli kiş isi. Ba ş kurt * Rusya'daki Baş kurdistan Federe Cumhuriyeti'nde yaş ayan Türk halkı veya bu halkı n soyundan olan kimse. * Baş konsolosun makam ı . serdar. * Baş komutanı n makamı . baş kilise baş kiş i * Piskoposluk makamı olan büyük kilise. . baş köş eye kurulmak * saygı n ki ş ilere ayr ı lan yere oturmak. baş konakçı * Asalağ ı n en iyi geliş tiğ i. baş kahraman. baş lama meridyeni * Boylamları n hesabı nda baş langı ç olarak kabul edilen meridyen. bu halkla ilgili. * Bu halka özgü olan.

bir hayatı n vb. baş lanı lma * Baş lan ı lmak i ş i. baş lanmak * Baş lamak i ş ine konu olmak. baş latı lma * Baş latı lmak iş i. baş lı * Baş ı olan. baş lanı lmak * Baş lanmak. baş lı baş ı na * Baş ka ş eylerden ayr ı olarak kendi baş ı na. * Çalı ş ı r. * Olmak. baş lay ı cı * Bir ş ey öğ renmeye yeni baş layan (kimse). * Baş oluş mak. say ı doğ rusundaki yeri. oluş mak. * Hoş olmayan bir davran ı ş a koyulmak.nin ilk bölümü. * Parametrelenmiş bir yayı n uçlar ı ndan biri. baş langı ç * Bir iş in. baş latı lmak * Baş latmak i ş i yap ı lmak. tek ba ş ı na. müptedi. doğ mak. baş latma * Baş latmak i ş i. * Sı fı r sayı sı nı n. harekete geçmek. * Görünmek. baş ta gelen. mukaddime. baş langı ç tutmak * bir iş i. ortaya çı kmak. baş ladı ğ ı nokta veya tarih olarak kabul etmek. bir dönemin. yürür duruma girmek. . * Ön söz veya giriş . belirtmek. baş lay ı ş * Baş lamak i ş i veya biçimi. i ş ler. bir dönemin. baş langı ç noktası * Bir iş in veya ş eyin baş ladı ğ ı yer. baş lanma * Baş lanmak iş i. baş latmak * Baş laması na yol açmak. * (birinin) Kötü konuş mas ı na yol açmak. baş lı ca * En önemli.baş lamak * Bir iş e giriş mek. * Etkisini gösterme.

külâh. baş muallimlik * Baş öğ retmenlik. paş makç ı . baş makç ı lı k * Baş makç ı nı n iş i. bir direğ in tepeliğ i. baş makç ı * Ayakkabı yapan. * Bir sütunun. anteti olan. giri ş bölümünde. paş mak. baş lı k atmak (veya koymak) * bir yazı ya baş lı k olarak ad bulmak. serlevha. baş mubassı r * Gözetmenlerin baş ı olan kimse.baş lı k * Genellikle baş ı korumak için giyilen nesne. baş mabeyinci * Osmanlı sarayı nda mabeyincilerin ba ş ı . damadı n kaynatas ı na ödemesi görenek olan para. baş muharrir * Baş yazar. bir kitabı n bölümlerinin baş ı na konulan ve konuyu kı saca tan ı tan yazı . baş makale * Baş yaz ı . sermaye. satan kimse. baş mal * Anamal. * Bir yazı nı n. kapital. baş misafir * En değ erli konuk. evlenirken. arpalı k. antet. top. * Bazı bölgelerde. * Antetli. * Tekerlek parmakları nı n çakı lı olduğ u kı sı m. baş mak * Ayakkabı . k ı z kardeş . has. kı z ve hasekilerine bağ lanan ödenek. * Baş lı k yapan veya satan (kimse). baş lı kçı baş lı klı * Baş lı ğ ı olan. baş maklı k * Padiş ahı n anne. * (camide) Ayakkabı konulan yer. . serpuş . sermuharrir. takke. baş muallim * Baş öğ retmen. * Camilerde. baş lı ksı z * Baş lı ğ ı olmayan. * Hayvan koş umunun baş a geçirilen bölümü. * Tablaları n veya i ş parçaları nı n düzgün kalması nı sa ğ lamak amac ı ile baş tarafları na tak ı lan parça. baş lı k vermek * bazı bölgelerde. çı karı lan ayakkabı lara bekçilik eden kimse. evlenirken damat kaynatası na para veya mal vermek.

sermürettip. . baş mühendis * En üst düzeydeki mühendis. baş müfettiş * En üst düzeydeki müfettiş . baş örtü * Kadı nları n saçları nı örtmek için kullandı kları örtü. baş öğ retmenlik * Baş öğ retmen olma durumu. baş oyunculuk * Baş oyuncu olma durumu. * Baş müdürün çalı ş tı ğ ı daire. baş müdürlük * Baş müdürle yönetilen kurulu ş . baş müsevvit * Yazı müsveddeleri hazı rlayan ve adı na müsevvit denen memurlar ı n ba ş kanı . baş oda * Geleneksel Türk evinde özellikle konukları n ağ ı rlandı ğ ı büyük ve özenli döş enmiş oda. baş nokta * Baş langı ç noktas ı . baş mühendislik * Baş mühendisin yaptı ğ ı iş veya görev. eş arp. baş mürettip * Baş dizgici. müdür. baş öğ retmen * (ilkokullarda) Yönetimden sorumlu olan öğ retmen. baş oyuncu * Bir filmde veya tiyatro eserinde baş rolü canlandı ran oyuncu. baş müfettiş lik * Baş müfettiş olma durumu. baş murakı p * En üst düzeydeki denetçi. baş örtülü * Baş ı nı ba ş örtü ile örtmüş olan (kad ı n).baş muharrirlik * Baş yazar olma durumu. baş müdür * En üst düzeydeki müdür. baş mürettiplik * Baş mürettibin yapt ı ğ ı iş . baş murakı plı k * Baş murakı bı n yaptı ğ ı iş .

* Baş savc ı nı n görevi veya makamı . baş papazlı k * Baş papaz ı n görevi ve makamı . baş pehlivanlı k * Baş pehlivan olma durumu. öteki papazlara göre bir üstünlük veren unvan. baş kent. * Bir filmin veya bir tiyatro eserinin baş kiş isini canlandı rma iş i. * Baş papaz ı n sorumlulu ğ unda olan bölge. . baş sı z * Baş ı olmayan. baş savc ı lı k * Baş savc ı olma durumu. baş rahiplik * Baş rahibin görevi. baş piskopos * Katoliklerde piskoposları n baş ı olan din adamı . anar ş i. baş sı zl ı k baş ş ehir baş ta (veya baş ı nda) bulunmak * bir iş in yöneticisi olmak. * Yasası ve hükûmeti olmayan topluluk. baş piskoposluk * Baş piskoposun görevi ve makam ı . baş pehlivan * Birçok pehlivanı yenerek gücünü kabul ettirmi ş pehlivan. * Baş ı veya baş kanı bulunmama durumu.baş papaz * Bazı kiliselerin papazları na. * Yöneticisi. baş rejisörlük * Baş yönetmenlik. üstün durumda olmak. baş ta gelmek * önde olmak. baş rahip * Manastı rlarda en kı demli ve yönetimden sorumlu rahip. * Bir devletin yönetim merkezi olan ş ehir. baş rol * Baş oyuncunun rolü. baş parmak * El ve ayakta bulunan en kalı n parmak. baş kanı olmayan. erksizlik. devlet merkezi. baş rejisör * Baş yönetmen. baş savc ı * En üst düzeydeki savcı .

özen göstermeden. uzun taş kiri ş lerin oluş turdu ğ u bölüm. bir uçtan öbür uca kadar. baş tan savmacı lı k * Bir iş i yapmamak için bahane bulma iş i. baş tan savma * üstünkörü. sütunları n üstüne oturan ve iki sütun arası ndaki uzaklı ğ ı n üstünü örten büyük. pek çoğ almak. baş ta taş ı mak * çok saygı göstermek. baş tan savmacı * Bir iş i yapmamak veya savsaklamak için bahane bulma. hepsi bir arada.baş ta gitmek * en ileri durumda bulunmak. düzen bozucu. baş tan ç ı karmak * ayartmak. baş tabiplik * Baş hekimlik. baş tan kalmı ş (veya kalma) * baş kas ı taraf ı ndan kullanı lmı ş . baş ı ndan savma veya atma. bir kez daha. baş tanı maz * Asi. baş taban * Yunan ve Roma mimarlı klar ı nda. gemi baş ı nı karaya vurup oturmak. baş tan ç ı kmak * ahlâkı bozulmak. yeniden. * Baş ı ndan sonuna kadar. batarcası na yaş amak. baş tan * baş ı ndan alarak. baş tanı mazl ı k * Anarş izm. baş tan kara etmek * batma tehlikesi karş ı sı nda. . her zaman. doğ ru yoldan sapt ı rmak. baş tabip * Baş hekim. baş tan baş a * Tamamen. baş tan kara gitmek (veya etmek) * sonunu düş ünmeyerek hesaps ı z. bütünü. kötü yola sürüklemek. baş tan a ş ağ ı * Hepsi. baş tan sona * Daima. bütünüyle. isyancı . baş tan a ş mak * pek çok olmak.

müracaat etmek. baş tarda * Osmanlı donanması nda yer alan kad ı rga cinsinden bir tür savaş gemisi. baş ucu * Bir yerin düş eyinin gök küreyi kestiğ i nokta. semtürreis. müracaat. baş tankaragiller familyası ndan. ötücü kuş lar takı mı ndan yüz kadar kuş türünü içine alan geniş bir familya. Avrupa ve Asya'da ya ş ayan. * Geminin ön bölümünde çapanı n bulunduğ u yer. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağ ı kullanmak. baş vurdurma * Baş vurdurmak i ş i veya durumu. baş vurma * Baş vurmak iş i. baş vekillik * Baş vekil olma durumu. * Baş uzmanı n görevi. ufkun üstünde olan ı . müracaat etmesini sağ lamak. baş ucu uzaklı ğ ı * Gökyüzünde verilen bir nokta veya yı ldı zı n ba ş ucu noktası ndan aç ı sal uzaklı ğ ı . baş ucu noktası * Yeryüzündeki bir gözlem noktası ndan geçen düş ey doğ rultusunun gökyüzünü deldi ğ i iki noktadan. baş vekâlet * Baş bakanl ı k. müracaat ettirmek. Kuzey Afrika. . çesitli renklerde olabilen bir ku ş türü (Parus maior).baş tankara * Ötücü kuş lar takı mı nı n. baş teknisyen * En yüksek düzeyde bulunan teknisyen. baş vekil * Baş bakan. baş vurmak * Bir iş in yapı lmas ı için bir kimsenin aracı lı ğ ı nı istemek veya bir iş te bir ş eyden yararlanmak amac ı yla ona el atmak. baş uzman * En yüksek düzeyde bulunan uzman. baş ülke baş üstü * Sömürge imparatorlukları nda sömürgelere egemen olan ülke. baş vurdurmak * Baş vuru i ş i yaptı rmak. baş teknisyenlik * Baş teknisyenin görevi. baş uzmanlı k * Baş uzman olma durumu. baş tankaragiller * Omurgalı hayvanları n.

baş yukarı * Bir yer altı kuyusunun üst kı smı na geçmeyi sağ layan geçit. müracaat edilmek. baş vurulmak * Baş vuru yapı lmak. baş yönetmenlik * Baş yönetmenin i ş i veya mesle ğ i. bat . baş kâtip. müracaatç ı . baş yard ı mcı * Bir kurum veya kuruluş ta görevli amirin yardı mcı lar ı ndan en üst düzeyde olanı . baş hakem. baş vurucu * Bir iş için ba ş vuran kimse. * Baş yazman ı n görevi veya makamı . baş yı ldı z * Çift yı ld ı zlarda büyük olan yı ldı z.baş vuru * Baş vurmak iş i. baş yemek * Geleneksel Türk mutfağ ı nda çorbadan sonra gelen en önemli yemek. baş yaz ı * Gazete ve dergilerde ilk sütuna veya birinci sayfaya konulan önemli yazı . sermuharrir. anlaş mazlı k durumunda. baş yönetmen * Bir filmde veya tiyatro oyununda en üst düzeyde yönetmenlik yapan kimse. baş yargı cı * Oyunu yöneten yargı cı lardan. bilgiye ulaş ma. kararda yetki üstünlüğ ü olanı . * Baş yaverin görevi veya makamı . * Baş yazarı n görevi. baş yapı t *Ş aheser. referans. baş yaver * Yaverlerin baş ı olan kimse. baş rejisör. baş vurulma * Baş vurulmak durumu. baş yaverlik * Baş yaver olma durumu. müracaat. baş yazarlı k * Baş yazar olma durumu. baş yazar * Bir gazete veya derginin baş yazı ları nı yazan kimse. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağ ı kullanma. baş makale. baş muharrir. baş kâtiplik. baş yazman * Bir dairedeki yazmanları n baş ı . baş yazmanl ı k * Baş yazman olma durumu.

batakhane * Gidenlerin dolandı rı ldı ğ ı veya kötü bir durumda bı rak ı ldı ğ ı yer. uçarken deniz kı rlangı cı nı andı ran bir tür ku ş (Glareda). bataklı k kuş lar ı * Omurgalı hayvanlardan hem tavuksulardan. hayvan). batağ a saplanmak * içinden çı kı lmas ı güç bir durumda olmak. bataklı klarda ya ş ayan bir ku ş türü. 30 cm uzunlu ğ unda bir çulluk türü (Gallinago gallinago). * Bataklı ğ ı olan (yer). * Hayı r gelmez. yarar sağ lamaz. bataklı k baykuş u * Baykuş giller familyası ndan. bataklı k nergisi * Avrupa ve Kuzey Amerika'da güneş li su kı yı ları nda yetiş en çok yı ll ı k bir bitki (Caltha palustris). ahlâk dı ş ı durum. bataklı k keteni * Papirüs familyası ndan. bataklı klarda yaş ayan. uzun kanatlı .* Kurş un boruları n ağ zı nı açmakta kullan ı lan. batakçı l batakçı lı k * Batakçı olma durumu. batak * Üzerine bası nca çöken çamurla ş mı ş toprak. batmı ş . bataklı k kı rlangı cı * Kı sa gagal ı . * Uygunsuz ve kötü. batakl ı klarda yaş ayan (bitki. bataklı bataklı k * Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge. batakçı * Borcunu ödememeyi alı ş kanlı k hâline getirmiş olan (kimse). * Kötü durum. pamuk otu (Eriophorum). * Bataklı kları seven. batak çulluğ u * Çullukgillerden. ş imş irden yapı lmı ş . bataklı k gazı * Metan. * Eline geçen parayı batı ran. s ı rt tüyleri pas rengi olan. bataklı klarda yeti ş en bir bitki. . bata çı ka * Güçlükle zorlukla. içinden çı kı lmaz iş . *İ ş lerin zamanı nda ve gereğ ince yapı lmadı ğ ı yer. hem ya ğ mur kuş lar ı nı içine alan kuş lar sı nı fı . rengi kahverengiye çalan siyah. batar * Zatürree. ishak ku ş u (Asio flammeus). ucu sivri bir çe ş it takoz. bataklı k ardı cı * Bataklı k ve sı k bitki örtülü yerlerde ya ş ayan küçük ve ötücü ku ş (Acrocephahus palustris).

* Bulunulan yere göre güneş in battı ğ ı yönde olan bölge. telefon vb. davulcu. garpl ı laş ma. gizli ve ak ı l dı ş ı güçlere. garp. * Çürük. * Güneş in 22 Martta ve 23 Eylülde battı ğ ı nokta. * Batarya ile çalı ş an (radyo. batı l inanç * Doğ a üstü olaylara. bateri baterist batı * Yeryüzündeki baş lı ca dört yönden güneş in battı ğ ı yön. gün indi. batı l itikat * Boş inanç. batı l itikat. bataryalı * Batarya ile güçlendirilmiş veya desteklenmi ş . batarya ate ş i * Bir bataryada bulunan topları n hep birden ateş düzenine geçmesi. Batı Türkçesi * Hazar Denizinin batı sı ndaki Türk dünyas ı nda XIII. garp. yüzyı ldan beri kullanı lan ve O ğ uzcaya dayanan Türk dili. davul. * Bateri çalan kimse. batarya kutusu * Bataryanı n bütün olarak ta ş ı nması nı sa ğ layan sandı k. * Batı yanl ı sı olan kimse. kehanetlere aş ı rı derecede bağ lı boş inanç. * Orkestrada vurma çalgı lar takı mı . garpçı lı k. * Batı yanl ı sı olma durumu. * Batı uygarl ı ğ ı nı benimsemiş bulunan (kimse). temelsiz.batarya * En küçük topçu birliğ i. * Savaş gemilerinde borda topları ve bunları n bulundu ğ u güverte parçası . garpl ı . batı l * Doğ ru ve haklı olmayan. batı lı la ş ma * Batı lı la ş mak i ş i.). bu yönle ilgili. * Birkaç aygı tı n bir araya getirilerek belirli biçimde eklenmesinden oluş an takı m. batı bloku * Batı Avrupa ülkeleri ile Kuzey Amerika ülkelerinin olu ş turdu ğ u blok. garpçı . batı lı * Batı ülkeleri veya bat ı bölgesi halkı ndan olan (kimse). garbî. * Bu yönde olan. * (siyasî anlamda) Avrupa ve Kuzey Amerika. batı cı batı cı lı k batı k * (gemi için) Batmı ş . .

* Sı vı nı n veya yumuş ak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak. Batı nîye * Görünürdeki olayları n ardı nda gizli gerçeklerin bulundu ğ unu kabul eden tarikatlara verilen ad. domates. batı rı k * Köftelik bulgur. batı n * Karı n. negatif yüzebilirliğ i bulunan dalı ş küresi. * Kumaş . batması nı sağ lamak. Batı nî * Batı niye mezhebinden olan kimse. * Su üstü araçları na çelik kablo ile bağ lanmı ş . *İ çrek. batı lı la ş tı rmak * Batı lı la ş mas ı nı sa ğ lamak. * Bir iş te sermayeyi yitirmek. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan (giysi). batı rma batı rmak * Batı rmak iş i. * Mahvetmek. kuş ak. soğ an. taze asma yaprağ ı veya lahanaya sarı larak tüketilen bir salata tütü.batı lı la ş mak * Özellikle Avrupa ülkelerinin düş üncede. batı rı lma * Batı rı lmak i ş i. ağ ı r. tahin ve limon suyu kullan ı larak yap ı lan. * Yok edilmek. * Batmak iş i veya biçimi. * Bu yöntemle hazı rlanmı ş kumaş . batı lı la ş tı rma * Batı lı la ş tı rmak iş i. bati batik * Yavaş . çalı ş mada. garplı lı k. batı rı lmak * Batı rmak iş ine konu olmak. garplı la ş tı rmak. * Göbek. * Batı uygarl ı ğ ı nı benimseme. deri veya kâ ğ ı t süslemede kullanı lan bir yöntem. * Deniz diplerinde inceleme yapmak için kullanı lan araç. batı ş batisfer batiskaf . dövülmemiş ceviz içi. görüş ve anlayı ş ta izledikleri temel ilkeleri benimsemiş olmak. garplı la ş tı rma. batı lı lı k * Batı lı olma durumu. maydanoz. * Bir kimseyi çekiş tirip iyice kötülemek. * Kirletmek. garpl ı la ş mak. nane.

yı ldı z için) Dünyanı n dönüş ü dolayı sı yla ufkun alt ı na inmek. incitmek. * Harman makinesi. battal *İ ş e yaramaz. battal olmak * kullanı lamaz. batma * Batmak iş i. * Alı ş ı lmı ş olandan büyük. batman batonsale * Tuzlu hamurdan yapı lan ince uzun çubuk. * Dokunmak. battaniye * Yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanı lan. *İ flâs etmek. yok olma. Ay. iflâs. battal edilmek * kullanı lamaz duruma getirilmek. battal etmek * kullanı lamaz bir duruma getirmek. kullanı lmaz. Güneş . batöz batsat * Ara sı ra. * Miktarı bölgelere ve tartı lacak ş eylere göre değ iş en eski bir ağ ı rl ı k ölçüsü. Yı ldı z vb. batk ı nl ı k * Borçları nı ödeyemediğ i mahkeme karar ı ile tespit ve ilân olunan tüccarı n durumu. çökme. ço ğ u yünden dokunmuş kalı nca örtü. * (Güneş .) ufkun altı na inmesi. harman dövme makinesi. battaniyeli * Battaniyesi olan. * Saplanmak. müflis. * Daha kötü bir duruma uğ ramak. tuzlu çubuk. batmak * Bir sı vı nı n üstünde iken içine gömülmek. * Çökmek. battı balı k yan gider * iş ler kötü gitti ğ ine göre artı k istenildi ğ i gibi davranı labilir. * Borçları nı ödeyemez duruma düş en. iş e yaramaz duruma gelmek. iflâs etmiş (kimse). iflâs. * Yok olmak. bozulmak. * Yı kı lma. * Kirlenmek. * Yı kı lmak egemenli ğ i sona ermek. * Bir gök cisminin (Ay. * (tedirgin etmemesi gereken ş eyler için) Tedirgin etmek. seyrek olarak tek tük. * Hoş a gitmeyen bir duruma uğ ramak.batk ı batk ı n * Batkı nlı k. inkı raz. .

bavul veya çantalarla yolcu beraberinde sı nı rdan geçirerek iç piyasada değ erlendirmek iş i. banal. baya ğ ı * Aş ağ ı lı k. * Yolculukta. * Avcı lar ı n. çok. *Ş ahin ve köpek gibi hayvanlar ı avcı lı ğ a alı ş tı ran kimse. bavullu * Bavulu olan. basit adî. âdeta. oldukça. sı radan. baya ğ ı kaçmak * (söz. bavlı ma bavlı mak bavul bavul ticareti * Gümrüksüz ve vergisiz ithaline izin verilen eş yayı yabancı ülkelerden sat ı n alı p. * Hayvanı avcı lı ğ a alı ş tı rma iş i. * 200 ile 2000 m arası nda derinliğ i olan (deniz). köpeklerini ava alı ş tı rmak için kullandı kları yapay ku ş vb. baya ğ ı kesir * Ondalı k olmayan kesir. pespaye. * Bavlı mak iş i. içine eş ya konulan büyük çanta. * Hemen hemen. * Her zamanki gibi olan. *Ş ahin ve köpe ğ i ava al ı ş tı rmak. . epey. pekâlâ. giyini ş için) yakı ş mamak. davranı ş . bavulcu * Bavul yapan veya satan kimse. hiçbir özelliğ i bulunmayan. uygunsuz olmak. baya ğ ı la ş ma * Bayağ ı laş mak durumu. * Parası . malı çok olan. amiyane.batur batyal bav bavcı * Bahadı r. bay bay * Bey yerine kullanı lan bir unvan. Bavyeralı * Bavyera halkı ndan olan (kimse). * Gerçekten. * Erkek özel adlar ı yerine kullanı lı r. * Çok iyi. zengin (kimse). bavlı * Ava alı ş tı rı lm ı ş (hayvan). * Kibar olmayan.

bayatlatmak * Tazeyken kullanmayı p bayatlaması için bekletmek. bayatlama * Bayatlamak durumu. bayan * Hanı m yerine kullanı lan bir unvan. kendinden geçmi ş . baya ğ ı bir duruma girmek. bayatlamak * Bayat duruma gelmek. çok söylenmi ş . * Bayatlamaya baş lamı ş . * Klâsik Türk müziğ inde u ş ş ak dörtlüsüne buselik beş lisi kat ı lması yla yap ı lmı ş eski bir makam. * Taze olmayan. . bayatlatma * Bayatlatmak iş i. * Süzgün. baya ğ ı la ş tı rma * Bayağ ı laş tı rmak iş i.baya ğ ı la ş mak * Bayağ ı bir durum almak. bayatl ı k bayatsı * Bayat olma durumu. Bayat * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. * Güncelliğ ini. bayat ı bayatî * Azerî ve Türkmen halk ş iirinde mani türüne verilen ad. baygı n * Bayı lmı ş . bayatsı mak * Bayatlamaya yüz tutmak. bayatîbuselik * Bayatî makamı nı n buselik beş lisi veya dörtlüsü ile sona ermesinden oluş an bir birleş ik makam. özelliğ ini yitirmi ş . baya ğ ı lı k * Bayağ ı olma durumu veya bayağ ı ca davranı ş . * Kadı n özel adları yerine kullanı lı r. önemini. tazeliğ ini yitirmek. * Gönül vermiş . baya ğ ı la ş tı rmak * Bayağ ı laş ması na sebep olmak. karı . bayat bayatîaraban * Araban ve bayatî makamları ndan oluş turulan bir birleş ik makam. * Eş .

çok isteyerek. telâş lanmak. baygı nla ş mak * Baygı n duruma gelmek. bay ı lmak * Baygı n duruma girmek. bu sebeple koza yapamama durumu. . * Yı ğ ı lmı ş . * hayranlı kla seyretmek. susuzluk. baygı n dü ş mek * çok yorulmak. * Duyumları n durması . kan dola ş ı mı nı n ve solunum görevlerinin duraklaması . bay ı ltma * Bayı ltmak i ş i. baygı nl ı k * Baygı n olma durumu. kendini kaybetmek. bay ı lma * Baygı n duruma girme. açlı k. yorgunluk gibi etkenlerle dayanma gücünü yitirmek. ödemek. baygı nl ı k geçirmek * bayı lmak. bay ı lttı rmak * Bayı lmas ı na yol açmak. * çok heyecanlanmak. kendinden geçmek. baygı ntı * Baygı nlı k. baygı nla ş ma * Baygı nlaş mak iş i. dökülmüş . istekle. bay ı ltı cı * Bayı ltan. baygı n bayg ı n bakmak * kendinden geçmiş bir ş ekilde. kendinden geçme. *İ pek böceklerinin sindirim organlar ı nda görülen ve yemden kesilmelerine yol açan bir hastal ı k. hayat ş artları nı n uygun duruma getirilmesi için üzerinde çalı ş ı lmı ş olan. uyur gibi olmak. bay ı ltmak * Bayı lmas ı nı sa ğ lamak. bay ı lttı rma * Bayı lttı rmak i ş i veya durumu. * Sı cak. * Çok hoş lanmak. * Vermek. vücudun k ı mı ldanamamas ı gibi fizyolojik aksamalarla beliren kendinden geçme durumu. * Bayı ltacak gibi etkide bulunan. severek. çevreye göz gezdirmek. bay ı ndı r mamur. * (yer için) Geliş ip güzelleş mesi. bayı lması na yol açmak. bay ı lması nı sağ lamak.*İ nsanı kendinden geçirir gibi olan. çok sevmek. * (göz için) Süzülmek. bay ı la bayı la *İ steyerek.

kulak yerinde iki sorgucu bulunan. imar etmek. * Bu iş in yapı ld ı ğ ı yer. bay ı ndı rc ı * Bayı ndı r duruma getirici. ümran. * Bir maddeyi sürekli satma iş i. bay ı ndı rl ı k * Bayı ndı r olma durumu. bay ı ndı rla ş tı rma * Bayı ndı rla ş tı rmak i ş i. dükkân veya kuruluş . yokuş baş ı na yönelerek. Bay ı ndur bay ı r * Küçük yokuş . bay ı rla ş ma * Bayı rla ş mak durumu. yı rtı cı gece kuş lar ı nı n genel ad ı . * Kaba. bay ı r aş ağ ı * Tepeden düze doğ ru.Bay ı ndı r * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. bay ı rla ş mak * (yer ve yol için) Dikleş mek. baykuş baykuş gibi * uğ ursuzluk getirdiğ ine inan ı lan kimseler için söylenir. terbiyesiz erkek. baykuş giller . * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. imar. bay ı r turpu *İ ri bir turp türü (Cochlearia armoracia). * Baş ı nda. bayi bayilik * Bazı maddeleri satma izni olan kimse. bay ı r kuş u * Çalı bülbülü. bay ı ndı rla ş ma * Bayı ndı rla ş mak durumu. bay ı ndı rla ş tı rmak * Bir yeri bayı ndı r duruma getirmek. bay ı ndı rla ş mak * Bayı ndı r duruma gelmek. imar etme. * Bayı ndı r duruma getirme i ş i. bay ı r yukarı * Tepeye doğ ru.

bayrak töreni. * Simge. baypas ameliyat ı * Kalpte tı kanm ı ş bir damarı n beslediğ i bölgeye kan akı ş ı nı art ı rmak için o bölgeye eklemek için yapı lan damar ameliyat ı . naz. bayrak dikmek * bayraklı bir sopayı bir yere saplamak. bayma baymak * (yiyecek) Baygı nlı k vermek. midede ezinti yapmak. genellikle dik dörtgen biçiminde kumaş . puhu gibi yı rtı cı ku ş ları içine alan kuş lar familyası . *Ş ı marı klı k. etki altı nda bı rakmak. belli bir topluluğ un veya bir kurulu ş un simgesi olarak kullan ı lan. * Öncü. * Aldatmak. . bayrak direğ i * Bayrak asmak için hazı rlanm ı ş uzun direk. bayrak merasimi * Bkz. * Gerektiğ inde indirilip kald ı rı lan. * Baymak iş i. baypas * Damar aktarma.ş ı marı k (biçimde). bayrağ ı yar ı ya indirmek * millî yas ilân etmek için bayrağ ı direğ in yar ı sı na kadar indirmek. baylanmak * Nazlanmak. bayrak çekmek (veya asmak) * bayrağ ı bir dire ğ e veya ipe takmak. mideyi buland ı rmak. baylan * Nazlı .* Büyüklükleri çeş itli olan kukumav. bayrak gibi * kendini belli edecek bir biçimde. baylanma * Baylanmak iş i. sembol. açı lı p kapatı lan kol. ş ı marmak. renk ve biçimle özelle ş tirilmiş . * Gemilerde güvertenin en yüksek direğ i. * Devre dı ş ı bı rakma. bayrak * Bir milletin. iş ve. * Baklagil çiçeklerinde diğ erlerinden daha üstte bulunan. kandı rmak. daha büyük olan ve çoğ unlukla baş ka bir renkte ve yuvarlakça olan taç yapra ğ ı . baylanlı k * Zenginlik. bayrak açmak * gönüllü asker toplamaya giri ş mek. * bir ülkü yolunda toplanmaya çağ ı rmak.

bu yakı nl ı ğ ı n bir sebebi olacak. bayram de ğ il.bayrak töreni * Bayrak karş ı sı ndaki saygı duruş u. bayraklaş ma * Bayraklaş mak iş i veya durumu. bayraklı k * Bayrak olmaya uygun kumaş . bayraklaş mak * Bayrak değ eri kazanmak. neş e. * Sevinç. bayram etmek (veya yapmak) . * Bayrak yapan. * Özel olarak kutlanan gün. bayrakaltı * Ordu hizmeti. yol göstermek. bayraktarlı k etmek * öncülük etmek. ş evval. bayraktarlı ğ ı nı yapmak * bir akı mı n. bayram çocu ğ u * Bayram dolayı sı yla süslenmi ş . bayrakç ı * Bayrak çeken kimse. * Bayrak asmaya uygun direk. bayraktar * Bayrağ ı taş ı yan kimse. bayram ay ı * (Hicrî takvime göre) Ramazandan sonra gelen ay. bayra ğ ı düş ürmeden yaptı kları koş u. donatı lmı ş . hı rç ı nlı k etmek. bayraktarlı k * Bayraktarı n görevi. * Bkz. eli bayraklı . sevinçli çocuk. bayram * Millî veya dinî bakı mdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler. eniş tem beni niye öptü * gösterilen bu ilginin. bayraklı * Bayrağ ı olan. bayrak yar ı ş ı * Atletizmde dört sporcudan oluş an ekibin araları nda payla ş tı kları mesafelere ba ş larken elden ele geçirmek yoluyla bir sopay ı . diken veya satan kimse. bir görüş ün yayı lması nda öncü olarak çalı ş mak. bayrakları açmak * bağ ı rı p çağ ı rarak. üzerine bayrak çekilmiş bulunan (yer). bayram alay ı * Bayram günlerinde padiş ahları n camiye gidiş ve geli ş sı rası nda yapı lan tören. seyran değ il. * Bayram günü doğ muş çocuk. askerlik.

Bayramî * Hacı Bayram Veli'nin tarikat ı na girmi ş olan kimse. * Bayramî tarikatı ndan olma durumu. nadiren. bayram tebriğ i * Bayramı kutlamak için yazı lı p gönderilen kart veya birine yap ı lan ziyaret. bayram hediyesi * Bayram günleri karş ı lı klı veya tek yanlı verilen armağ an. bayram günü * Bayrama rastlayan. konu ile hiçbir ilgisi olmayacak biçimde ters anlamak. bayram ziyareti * Dinî bayram günlerinde. sevinçli bir ortam. bayramlı k ağ ı z . bayram ş ekeri * Özellikle dinî bayramlarda konuklara ikram edilen ş eker veya çikolata. bayramlaş mak * Birbirinin bayramı nı kutlamak. bayramlaş ma * Bayramlaş mak iş i. Bayramîlik * Bayramî tarikatı . bayramlı k * Bayramda kullanı lan. bayram topu * Dinî bayramları n baş ladı ğ ı nı duyurmak için atı lan top. nadir olarak. bayramı n kutland ı ğ ı gün. bayram koçu gibi * gösteriş li ve zevksiz bir biçimde süslenmiş olan.* çok sevinmek. bayramı kutlamak için yapı lan kı sa ziyaret. bayramda seyranda * seyrek olarak. bayramdan bayrama * çok seyrek olarak. bayrama özgü olan. arada sı rada. bayramlı k ad * Birisi tarafı ndan hakaret yollu kullanı lan sözün kendisine ait oldu ğ unu bildirmek için kullan ı lı r. bayram namazı * Dinî bayramları n ilk gününde sabah namazı ndan sonra kı lı nan özel namaz. * Bayramlarda verilen armağ an. bayram haftası nı mangal tahtası anlamak * sözü. bayram yeri * Bayram günlerinde çocuklar için kurulan açı k eğ lence yeri. bayram havas ı * Neş eli.

kadim. baza * Mobilyanı n uzunluğ unca konulan dar ayak. esas. baytarlı k baz * Baytarı n mesle ğ i. yı rt ı cı bir kuş . baysungur *Ş ahin cinsinden. veteriner. arada bir. arada bir. bayramüzeri * Bkz. baz losyon * Cildin esnek ve sağ lı klı görünmesini sa ğ lamak ve özellikle yağ lı ciltlerin parlak görüntüsünü gidermek için kullan ı lan bir tür losyon. * Çarş ı . * Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan. * Huzur ve refah içinde bulunma durumu. bir çeş it yanarda ğ kültesi. bayramlı k ağ zı nı açmak * kaba konuş mak. Bayramüstü. kimi vakit. alı ş veri ş .* küfür. bayr ı bayr ı lı k * Bayrı olma durumu. sert. * Bazı çok olan (tuz) veya bazı n özelliklerini taş ı yan (madde). kimi vakit. * Koyu renkli. küfretmek. bayramüstü * Bayrama yakı n. baysal baysall ı k * Huzur ve refah içinde olan. esas. * Pazarlı k. * Ara sı ra. * Temel. kimi. * Taban. bazal bazalt bazar bazen baz ı . * Ara sı ra. pazar. baytar * Hayvan hastalı kları hekimi. esasî. * Bir asitle birleş ince bir tuz olu ş turan madde. * Birtakı m. kı dem. * Dolap gövdesinin zemine düzgün oturması na yarayan çerçeve ş eklindeki kaide.

baz ı dingil döner baz ı teker * karş ı lı klı iliş kilerde her iki tarafa da zaman zaman söz söyleme hakk ı do ğ ar anlamı nda kullanı lı r. * Birleş iminde asit ve baz ağ ı rlı ğ ı oran ı normal tuza göre az. arada bir. * Dikdörtgen biçiminde. bazidiyospor * Bazitli mantarları n sporlar ı na verilen ad. bazilika * Kral sarayı . yahu. hey. yanlardakiler daha alçak olmak üzere içi. * Tatlı sı bol. bazit * Bazit mantarları n üreme organı . Be be be bebe * Bebek. baz ı lar ı (veya bazı sı ) * birtakı mı . iki sı ra sütunla. bazik (tuz). bazlama * Sacda piş irilmiş yuvarlak pide. üç salona ayr ı lmı ş . * Ortadaki yüksek. fakat baz oran ı normal tuza göre yüksek olan bazik oksitler * Çoğ u oksijen bakı mı ndan zayı f olan. asitlerle birleş ince tuzları veren oksitler. dikdörtgen biçiminde kilise. bazlamaç bazlaş ma bazuka . * Türk alfabesinin ikinci harfinin adı . baziçe * Oyun.baz ı baz ı * Ara sı ra. uç kı smı nda yarı m çembere benzeyen bir ç ı kı ntı sı olan Roma mahkemesi. * Baz niteliğ i gösteren. * Roketatar. kimisi. su ile birle ş ince baz etkisi gösteren. bazitli mantarlar * Sporları bazitlerin içinde bulunan mantarlar grubu. bebe aspirini * Berilyum'un kı saltması . * (teklifsiz konuş mada) Ey. küçük çocuk. * Bir maddenin baz durumuna gelmesi. * Bazlama. kalı n gözleme.

* Plâstik. tahta. bebek beklemek * (kadı n) gebe durumda bulunmak. * Yer değ iş me. bebek gibi * çok güzel (kadı n). karş ı lı klı yer de ğ iş tirme. 0-2 ya ş grubunda bulunanları n ölümü. * Yaş ı na yak ı ş mayacak davranı ş larda bulunan kimse. * Bebek gibi davranı ş larda bulunma. Beberuhi * Karagöz oyunundaki kambur cücenin adı . bebekle ş mek *Ş ı marı kça davranı ş larda bulunmak. * Vücudun. bebek ölümü * Çeş itli hastalı klardan. maharet. bebekle ş me * Bebekleş mek iş i. ustalı k. bebeklik etmek * bebek gibi davranı ş larda bulunmak. bebeklik * Bebek olma durumu. becerikli . * Kiş inin yatkı nlı k ve ö ğ renime bağ lı olarak bir i ş i baş arma ve bir iş lemi amaca uygun olarak sonuçlandı rma yetene ğ i. bebekçe * Bebek gibi. * Yeni doğ an yavrunun yetiş kinlerin bakı mı na sürekli olarak bağ ı mlı oldu ğ u dönem. * Sevgi sesleni ş i olarak kullanı lı r. beceri * Elinden iş gelme durumu. becayiş becayiş etmek * değ iş ik yerdeki görevliler. karş ı lı klı yer de ğ iş tirmek. * Göz bebeğ i.* Küçük çocuklara içirilmek üzere. becelle ş me * Becelleş mek iş i. yapı lmas ı güç alı ş tı rmalara yatk ı n olması durumu. ilâcı özel olarak yap ı lmı ş aspirin. bebe ğ e yak ı ş ı r biçimde. bücür erkek.den yapı lan insan biçiminde oyuncak. * (küçük b ile) Sevimsiz. bez vb. * bebeğ e yak ı ş ı r biçimde. maharet. becelle ş mek * Cebelleş mek. budala. bebecik * Küçük veya acı nacak durumda olan bebek. bebek * Meme veya kucak çocuğ u.

üstesinden gelmek. beceriksiz * Becerisi olmayan. usta olmayan. elinden iş gelen. . apaçı k olma durumu. parası z. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. küçük bir kuş (Passer). beceriklilik * Becerikli olma durumu. kirletmek. Beç tavu ğ u * Tavukgillerden. bedava * Karş ı lı ksı z. *İ vedi. Beçene bedahet * Besbelli. * Bir ş eyi kullan ı lmaz duruma getirmek. emeksiz. bedavadan ucuz * çok ucuz. tavuk büyüklüğ ünde. becermek * Güç görünen bir iş veya duruma çözüm bulmak. bedavac ı lı k * Bedavacı olma durumu. tüyü mavimt ı rak kül renginde. becerme * Becermek iş i. evcil bir hayvan (Numida meleagris). * Bir konuda hazı rlı ksı z konu ş abilme yeteneğ i. bozmak. maharet. * Gerekli. beceriksizlik * Beceriksiz olma durumu.* Becerisi olan. usta. düş ünmeksizin. bedavala ş ma * Bedavalaş mak durumu. maharetli. kirletmek. ansı zı n. bedaheten * Birdenbire. acele. becet becit * Serçegillerden. * Birini öldürmek. bedava sirke baldan tatl ı dı r * masrafsı z veya emeksiz elde edilen ş eylere herkes istek gösterir. mahir. baş ı küçük ve ç ı plak. bedavadan * Bedava olarak. bedavac ı * Her ş eyi bedavadan sağ lamaya çalı ş an (kimse). * Irzı na geçmek. lüzumlu. ustalı k.

bedbin etmek * üzmek. karamsar duruma getirmek. karamsar olmak. bedbin olmak * ümitsizliğ e dü ş mek. bedbinleş tirmek * Kötümser. ilenç. talihsiz. bedbinlik bedçehre * Kötümserlik. bedbin * Kötümser. birinin i ş i sürekli ters gitmek. karamsar.bedavala ş mak * Bedava duruma gelmek. beddua sinmek * ilencin tutması yüzünden. intizar etmek. bedbinleş tirme * Bedbinleş tirmek iş i. bedavası na * Bkz. bedayi bedbaht * Estetik yönü ağ ı r basan güzellikler. bedbinleş mek * Kötümserleş mek. karamsarlı ğ a sokmak. bahtsı z. beddua beddua etmek * ilenmek. kötümser olmak. pesimist. *İ lenme. bedavadan. bedbahtl ı k * Mutsuzluk. ümitsizliğ e dü ş ürmek. * Kötü yüzlü. bahtsı zl ı k. bedavaya * Çok ucuza. bedbinleş me * Bedbinleş mek i ş i. bedduası tutmak . suratsı z. bedbaht olmak * üzülmek. pesimizm. kötümserliğ e kapı lmak. karamsarlı k. * Ası k suratlı . lânetlenmiş . * Mutsuz. bedbaht etmek * üzmek.

bedel * Değ er. bedelci bedelli * Bedeli olan. beden terbiyesi * Spor iş lerinden sorumlu makam. * Uş ak. bedel ödenilmeyen. bedel tutmak * kendi yerine askerlik yapması için birini para ile tutmak. bedeli belirlenemeyen. * Kale duvarı . * Vücudun. vücuduyla. bedelsiz * Bedeli olmayan.* ilenci yerine gelmek. denk. kol ve bacak dı ş ı nda kalan bölümü. beden eğ itimi. * Eş it. beden cezas ı *İ nsan vücudu üzerine uygulanan ceza. bedel vermek * askerlik yapmamak veya kı sa süre yapmak için devlete para ödemek. bedel ödenilen. beden * Canlı varlı kları n maddî bölümü. bedelsiz ithalât * Yurt dı ş ı ndaki iş çilerin veya geçici görevle yurt d ı ş ı na giden kamu görevlilerinin dönü ş lerinde kendi mesleklerinin icrası veya ki ş isel kullanı m için getirdikleri mallar için yapı lan düzenleme. bedduası nı almak * biri tarafı ndan kendisine ilenilmek. vücut. fiilen. beden e ğ itimi * Vücudu güçlendirmek ve sağ lı ğ ı korumak amacı yla araçlı veya araçsı z hareketler yapma. bedence bedenci bedenen * Bedeniyle. bedelli askerlik * Askerlik çağ ı na gelmiş gençlerin belirlenen miktardaki parayı ödeyerek yaptı kları kı sa süreli vatanî görev. * Beden eğ itimi öğ retmeni. * Bedelci. baş . fiyat. * Çok değ erli. çoban. * Baş kas ı nı n ad ı na ve onun parası ile hacca giden kimse. hizmetçi. * Bedel verdiğ i için kı sa süre hizmet gören asker. kı ymet. * Bir ş eyin yerini tutabilen kar ş ı lı k. * Askerlik yapmamak veya yapı lacak süreyi kı saltmak isteyenlerin devlete ödedikleri para. gövde. bedenî * Beden bakı mı ndan. . * Bkz.

* Çölde. güzel sanatlar. bedenli * Bedeni olan. *İ çinde değ erli eş ya alı nı p satı lan kapal ı çarş ı . bediîle ş mek * Bediî duruma gelmek. * (büyük b ile) XIII. kötü yürekli. apaçı k. bedensel bedesten bedevî * Bedenle ilgili. bedensel. * Bedevî olma durumu. bedirle ş mek * Ay bedir durumunu almak. bedirlenmek. bedirlenmek * Dolunay biçimini almak. ayı n on dördü. bedevîlik bedhah bedihî bediî bedirlenme * Bedirlenmek durumu. * Estetik. * Estetik bilimi. bedirik * Temizlenip taranmı ş ve e ğ rilmeye hazı r duruma getirilmiş yün veya pamuk topağ ı . gözü gönlü okş ayan. yüzyı lda kurulan bir Sünnî tarikatı . * Kötülük isteyen. * (büyük b ile) Bedevîlik tarikatı ndan olan derviş . * Besbelli. bedenî. * Böyle bir hayat sürdüren kimse. çadı rda yaş ayan göçebe.* Bedenle ilgili. * Kazak Türklerinde bir hastalı ğ ı n iyileş mesi için yapı lan tören. bedirle ş me * Bedirleş mek durumu. beğ enilen. bediiyat bedik bedir * Dolunay. bednam . bediîle ş me * Bediîleş mek i ş i. * Parlak ve sağ lı klı görünmek. * Güzellik ölçülerine uyan. yumağ ı .

. be ğ enilmek *İ yi ve güzel bulunmak. pek çok çeş itleri bulunan sı cak ülke bitkisi (Begonia). * Beğ enmek i ş i. * Övücü tanı tma yazı sı . begayet Begdili begonvil begonya * Begonyagillerden. takriz. hoş görünmesini sa ğ lamak. * Bey. be ğ enilir be ğ enilme * Beğ enilmek iş i veya durumu. bedük * Çam sakı zı . be ğ enilir olma durumu. be ğ eni ş be ğ enme * Beğ enme. zevk. pek çok. dekoratif yaprakları ve renkli çiçekleri olan. hoş a gitmek.* Kötü ün kazanan. * Hint prenseslerine verilen unvan. be ğ enirlik * Beğ enme durumu. be ğ enilen. zevk. * Güzeli çirkinden ayı rma yetisi. begüm be ğ be ğ ence be ğ endi * Bkz. be ğ endirmek * Beğ enilmesini. * Akdeniz bölgesinde yaygı n bir çiçek. örneğ i begonya olan bir bitki familyası . begonyagiller *İ ki çeneklilerden. * Sevilmek. gusto. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. * Beğ enme duygusu veren. * Son derece. aş ı rı . hünkârbeğ endi. kötülüğ ü ile dillere düş en. be ğ endirme * Beğ endirmek iş i. be ğ eni * Güzel veya çirkin yargı sı nı verdiren duygu. reçine.

* Küçümsemek. nasibi. bîbehre. önemi yok. behavyorizm * Davranı ş çı lı k. be ğ enmemek *İ yi veya güzel bulmamak. beğ enmeyenin umursanmadı ğ ı nı anlat ı r. * Kuş ku duymak. beher * Her bir. * Pay. zarar. hor görmek. be ğ lik * Beylik. kabul etmek. uymazlı k. * Benzerleri arası ndan birini seçip ayı rma. mutlaka. * Onaylamak. ne olursa olsun. zarar görmemek. . hayvana yakı ş ı r biçimde olan. beis görmemek * sakı nca. be ğ enmezlik * Beğ enmeme. ne yapı p yapı p. iyi veya güzel bulmama. be ğ enmeyen kı zı nı (veya küçük k ı zı nı ) vermesin * bir durumun beğ enilmemesi karş ı sı nda. hisse. tasvip etmek. * Onaylamamak. * Dört ayaklı hayvan. kuş ku ile karş ı lamak. * Sarı ya çalan açı k kahverengi. * Kötülük.be ğ enmek *İ yi veya güzel bulmak. nasip. behi ş t behre behresiz beis * Engel. behemehal * Her hâlde. * (duygular için) Hayvanca. hissesi olmayan. beis yok bej * zararı yok. behey behime behimî behimîlik * Behimî olma durumu. uçmak. * Payı . * Çı kı ş ma bildirmek için kullanı lan bir ünlem. * Cennet.

bekârl ı k * Bekâr olma durumu. ölümsüzleş mek. denetleyici olarak beklemek. * Evli olduğ u hâlde ailesinden ayrı . ta ş radan gelmiş iş çilerin kalaca ğ ı oda. bekçilik * Bekçinin yaptı ğ ı iş . * Çulluk. * Kalı cı lı k. bekâr odas ı * Bekârları n. * Evlenmemiş kimse. temizlik. ölmezlik. gözcü. * Saflı k. masumluk. yenilik. * Doğ allı k. bekas bekçi * Bir ş eyi veya bir yeri bekleyip korumakla görevli kimse. bekçi kalmak * koruyucu. . * Bekârları n yaş adı ğ ı müstakil ev. * Hava gazı lâmbası nı n ucu. gereğ ince değ erlendirememesi tâbiîdir. * ölüm veya boş anma dolayı sı yla eş ini yitirmek.* Bu renkte olan. bekârhane * Bekârları n kalması için ayrı lmı ş veya düzenlenmi ş oda. bekâret * Kı z oğ lan k ı z olma durumu. bekârl ı k sultanl ı k * evlenmeden tek baş ı na yaş amanı n daha iyi olduğ unu anlatı r. yalnı z yaş ayan kimse. bek * Sert. tazelik. sa ğ lam. k ı zl ı k. erdenlik. evlenmemiş olmak. bek bek beka * Savunucu. * Sanat ve düş üncede özgünlük. katı . bekâra karı boş aması kolayd ı r * bilgi ve tecrübesi olmayan bir kimsenin iş i hafife alması . bekar bekâr * Diyezli veya bemollü bir sesin eski durumuna getirilmesini gösteren nota iş areti. beka bulmak * ölmezlik erdemine ulaş mak. önemsememesi. bekâr kalmak (veya ya ş amak) * evlenmemek.

* Vakit öldürme. bekleme odas ı * Bir kimseyi veya bir taş ı tı beklemek için gelenlerin oturdukları yer. beklenmedik * Birdenbire. ile görüş me öncesinde oturulan yer. bir kimseyi gözetmek.bekçilik etmek * (bir ş eyi) bekleyip korumak. bekinme * Bekinmek iş i. istemek. ansı zı n. direnmek. bekleme salonu * Doktor. bekleme * Beklemek iş i. . bekinmek *İ nat etmek. muhafaza etmek. bekleme salonu. beklemek * Bir iş oluncaya. * Bir ş eyi. avukat vb. * Süre tanı mak. * Bekitmek iş i. beklenme * Beklenmek durumu. bekle yârin köş esini! * yakı nda gerçekleş eceğ i sanı lmayan umutlar kar ş ı sı nda söylenir. bekleme yeri * Bir kimseyi veya taş ı tı beklemek için ayr ı lan bölme. bekitme bekitmek * Kapamak. * Ummak. * Aramak. beklenilme * Beklenilmek iş i veya durumu. beklenmek * Beklemek iş ine konu olmak. beklemeli * Sı nı fta kalı p derslere devam etmeyen (öğ renci). * Kapanmak. tı kanmak. durmak. * Karş ı la ş ı lmas ı ihtimali bulunmak. biri gelinceye değ in bir yerde kalmak. bekleme odas ı . beklenmez * Beklenmeyecek durumda olan. beklenilmek * Beklenmek. acele etmemek. tı kamak. korumak.

bekri bekrilik Bektaş î * Hacı Bektaş Veli'nin tarikat ı na girmiş olan kimse. içkici. * Bu çalı nı n mayhoş . ayyaş . Bektaş îlik * Bektaş î tarikat ı . bekleyiş * Beklemek iş i veya biçimi. Bektaş î dedesi * Bektaş î tarikatı nda daha üst makamlarda bulunan ve yönetimde sorumluluk ta ş ı yan derviş .beklenmezlik * Beklenmeme durumu. * Bireyin belli ş art ve durumları n alacağ ı biçimler veya kendisinden beklenenler konusundaki ön görüş ü. bekletme * Bekletmek iş i. bekle ş me bekle ş mek * Birlikte veya karş ı lı klı beklemek. nohut büyüklü ğ ünde. beklenmeden oldu ğ unu anlatan birle ş ik fiil. * Bekleş mek iş i veya durumu. *İ çkiye düş künlük. beklenmezlik fiili * -acağ ı /-eceğ i biçimindeki sı fat-fiil ekine tutmak fiili getirilerek yap ı lan ve iş in istenmeden. * Bektaş î tarikatı ndan olma durumu. bel *İ çkiye düş kün. Bektaş î sı rrı * Çok gizli tutulan sı r. bekletmek * Beklemek iş ini birine yaptı rmak. beklenti * Bir olgunun sonunda gerçekleş mesi beklenen ş ey. Bektaş î babası * Bektaş î tarikatı ndan olan derviş . ı lı k iklimlerde yeti ş en bir kaktüs (Echinocactus). bektaş îkavuğ u * Büyük ve güzel çiçekler veren. Bektaş î üzümü * Taş kı rangillerden bir çalı (Ribes grossularia). ak veya kara yemiş i. bekletilmek * Bekletmek iş ine konu olmak veya bekletmek iş i yap ı lmak. ayyaş lı k. . bekletilme * Bekletilmek iş i veya durumu.

* Geminin orta bölümü. bel etmek * iş aret koymak. * Toprağ ı kazmaya veya kirizma yapmaya yarayan. bel bağ ı * Bel kemeri. * Bu bölümün. bel kemiğ i * Omurga. bel bellemek * toprağ ı belle kazmak. bel kı ra k ı ra * kı rı ta kı rı ta. uzun saplı . * Dağ sı rtları nda geçit veren çukur yer. temel. sperm. * Bir ş eyin varl ı ğ ı ile ilgili en önemli bölümü. ucu sivri kürek veya çatal biçiminde bir tarı m aracı . bel f ı tı ğ ı * Bel bölgesinde fı tı k. bel *İ nsan bedeninde gö ğ üsle karı n arası nda daralmı ş bölüm. ayakla bas ı lacak yeri tahta. bel bağ lamak * birisinin kendisine yardı mcı olacağ ı na inanmak. bel ağ rı sı * Bel çevresinde oluş an ve duyulan ağ rı . bel kemeri * Elbise üzerinden bele dolayarak bir toka ile tutturulan. bel evlâd ı * (bir kimsenin) Öz çocuğ ı . anlamsı z bakmayı anlatan bel bel bakmak deyiminde geçer. meni. bel kündesi * (güreş te) Ellerin arkadan gelip hasmı n göbe ğ i üzerinde kilitlenmesi yolundaki kündeleme. belden sağ a sola bükmek. i ş aret vermek. bel bel * Atmı k. esas. güvenmek. . bel gev ş ekli ğ i * Cinsel gücü yitirme. bel * Ses ş iddetiyle ilgili birim.*İ ş aret. sal ı na sal ı na. * Hayvanlarda omuz baş ı ile sa ğ rı arası . bel bel * Durgun. kumaş veya metalden yapı lan özel ba ğ . bel kı rmak * gövdeyi. deri. sı rtı n altı na rastlayan bölgesi.

* destek olmak. * Bir ş eyde gizli olan derin anlam. * -den dolayı . belâgatsiz * Belâgati olmayan. belâya çatmak (girmek veya uğ ramak) * beklenmedik bir belâ ile karş ı laş mak. -den sebebiyle. belâhat * Alı klı k. yorum gerektirmeyen. üzücü. bel soğ ukluğ una uğ ratmak * bir iş e veya bir söze gereksiz yere karı ş arak onun akı ş ı nı sektirmek. musallat olmak. hiçbir yanlı ş ve eksik anlayı ş a yer bı rakmayan. düzgün anlatma sanatı . retorik. can sı kı cı . sak ı ncalı durum. * Büyük zarar ve sı kı ntı ya yol açan olay veya kimse. * (istenmedik bir davranı ş a zorlayan) Etki.ş irret. belâgatli * Belâgati olan. belâ aramak * kavga çı karmak için f ı rsat aramak. belâgat *İ yi konuş ma. * Hak edilen ceza. belâlar mübareğ i * istenilmeyen. * Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak. belâ kesilmek * birisine sı kı ntı ve eziyet vermek. * Kavgacı . kaçı nı lan bir durumun gerçekleş ti ğ i bildirilirken alay yollu söylenir. * Yolsuz kadı nları n zorba dostu. bel vermek * (duvar gibi dik ş eyler) dı ş ar ı ya veya (tavan gibi yatay ş eyler) aş ağ ı ya doğ ru kamburlaş mak. * Söz sanatları nı inceleyen bilgi dalı . sözle inandı rma yeteneğ i. belâ ç ı karmak * kavga çı karmak. belâs ı belâs ı nı bulmak * hak ettiğ i cezayı görmek.bel soğ ukluğ u * Üreme organları nı n akı nt ı lı ve bula ş ı cı bir hastal ı ğ ı . belâlı * Yorucu. yapmac ı ktan uzak. belâ okumak * birine beddua etmek. belâ *İ çinden çı kı lması güç. belâya u ğ ramak .

beldeitayyibe * Medine ş ehri. kalı n kumaş . belediye reisi * Belediye baş kanı . Belçikalı * Belçika halkı ndan olan (kimse). belâyı satı n almak * göz göre göre belâyı üstüne çekmek. belediye encümeni * Belediye kanununda belirtilmi ş görevleri yerine getiren. * Bu teş kilâtı n bulundu ğ u bina. ayd ı nlatma. belediye meclisi * Belediye tüzel kiş iliğ ine tanı nan yetkileri kendinde toplayan organ. belediye meclisi toplu bulunmad ı ğ ı zaman. * Bir tür pamuklu. özel kanunlarla belediye meclisince verilen görevleri. yer. belediye çavuş u * Zabı ta iş lerinde üst görevli.* çok kötü bir durumla karş ı laş mak. * Yerleş ik. belediye suçları * Belediye buyrukları na ve yasakları na ayk ı rı davranı ş lar. belediye baş kanı * Belediye teş kilâtı nı yöneten kimse. belediye polisi * Zabı ta görevlisi. belediye saray ı * Belediyeye ait bütün iş lerin yapı ldı ğ ı ve büroları n bir arada bulunduğ u büyük yapı . ilçe. belde *Ş ehir. çevre. tüzel kiş iliğ i olan teş kilât. belediye teş kilâtı * Nüfusu iki binden fazla olan yerleş im yerlerinde hükûmet kararı yla kurulan. belediye meclisi. * Mekân. belediye nikâhı * Medenî kanuna göre kı yı lan resmî nikâh. belediye *İ l. su ve esnafı n denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan. belediyeci * Belediye iş leri görevlisi. belediye baş kanı . belediye encümeni ve belediye memurları ndan oluş an kuruluş . beledî *Ş ehirle ilgili. bucak gibi yerleş im merkezlerinde temizlik. belce *İ ki kaş arası . tetkik eden ve karara ba ğ layan organ. . üyeleri halk tarafı ndan seçilen.

peygamber çiçeğ i. emeksiz. * Dağ üzerindeki yüksek geçit. yüksek yer. bulaş mak. belemek * (çocuğ u) Kundaklamak. belek * Kundak. bayı r. . * Beş iğ e yatı rı p ba ğ lamak. bele ş (veya bahş iş ) at ı n diş ine (veya yaş ı na) bakı lmaz * bedava gelen ş eyde kusur aranmaz. * Bulanmak. bedavacı . çocuk bezi. parası z elde edilen. * Beleş çi olma durumu. belenmek * Kundaklanmak. lüpçü. belermek belertme * (göz için) Akı iyice belirecek biçimde açı lmak. bulaş tı rmak. dik dağ yolu. bele ş çi bele ş çilik * Parası z geçinmeyi seven. mavi kantaron (Cephalaria syriaca). * Beş iğ e konulan yatak. belemir * Orta Anadolu'da tarlalarda yetiş en. * Belertmek iş i. çiçekleri mavimsi renkte bir yı ll ı k bir bitki. belediyelik olmak * belediye ile ilgili bir iş i olmak.belediyecilik * Belediye iş leri. belertmek * Gözlerini. bele ş * Karş ı lı ksı z. * Tepe. * Bulamak. belen * Bel. beleme * Belemek iş i. belerme * Belermek iş i. akı çok görünecek biçimde açmak. örtülmek. belediyelik * Belediyeyle ilgili. belenme * Belenmek iş i.

kendi tabiî çevresi ve akı ş ı içinde veya gerçeğ e en yakı n biçimde haz ı rlanmı ş yapay bir yerde iş leyen. * Belge niteliğ i taş ı yan film veya televizyon program ı . belgeselci * Belgesel. *İ ki y ı l üst üste aynı sı nı fta kalan ö ğ renci okuldan ç ı karı lmak. bilgi ve belgelerin telefon sistemi vası tas ı yla bir yerden bir yere iletilmesini an ı nda sağ layan araç. belgelemek * Bir olgunun doğ ru olduğ unu belge ile göstermek. belirli bir amacı yansı tan film. belgelendirmek * Belge göstererek belirtmek. arş iv. tevsik. belgelendirme * Belgelendirmek iş i. resim. belgelenmek * Belgelemek iş ine konu olmak.bele ş e konmak * emek. doküman. * Emek vermeden. vesika. faks. film çeken veya bunun üzerinde çalı ş an (kimse). belgeci * Belgesel filmler yapan. film vb. tevsik etmek. belge almak * (iki yı l aynı sı nı fta üst üste kalan öğ renci) okuldan uzaklaş tı rı lmak. karş ı lı ksı z. . *İ ki y ı l üst üste sı nı fta kaldı ğ ı için okula devam etme hakkı nı yitirerek belge alan. belgegeçer * Yazı lı . * Belgesel niteliğ indeki eserleri seven veya bunlarla ilgilenen (kimse). dokümanter. beletmek belge * Kundaklatmak. fotoğ raf. para vermeden elde etmek. ortaya ç ı karmak. okuldan çı karı lmak. * Belge niteliğ i bulunan (ş ey). belgelenme * Belgelenmek iş i. * Belge ve yazı lar ı n sakland ı ğ ı yer. belgeleme * Belgelemek iş i. yöneten sinemacı . belgeli * Belgesi olan. * Bir gerçeğ e tanı klı k eden yazı . bele ş ten beletme * Beletmek iş i. belgelik belgesel belgesel film * Hayattan alı nan herhangi bir olguyu.

belgisizlik * Belgisiz olma durumu. * Belgin olma durumu.belgeselcilik * Belgeselcinin yaptı ğ ı iş . beli * Senet. hüccet. alâmet. ş iar. belirsizlik sı fatı . belgileme * Belgilemek iş i. sarahat. belgin belginlik belgisiz * Tam ve kesin olarak belirlenmiş olan. belgilemek * Belgi ile göstermek. beli bükük * Beli bükülmüş . belâgatli. belgit burhan. zavallı . belgisiz s ı fat * Bkz. belgili * Belgiye dayanan. güçsüz. beli bükülmek * yaş lı lı k yüzünden güçsüz kalmak. * Evet. ş iar. beli çökmek * kamburlaş mak. gayrimuayyen. beliğ * Belâgati olan. iş aret edilemeyen. bir iş yapamayacak duruma düş mek. * Duyuş . düş ünüş ve inanı ş taki ayı rı cı özellik. sarih. belik . beli gelmek * cinsel birleş me sı rası nda salgı boş almak. beli aç ı lmak * küçük aptesini tutamaz olmak. belgisiz zamir * Bkz. belirsizlik zamiri. * Belirli olmayan. niş an. * Bir önermeyi tanı tlamak için gösterilen ve daha önce doğ ru diye kabul edilen baş ka önerme. belirli olan. belgi * Bir ş eyi benzerlerinden ay ı ran özellik.

* Yeni bir kavramı . genellemek kar ş ı tı . tayin. * Bir kavramı . belinlemek * Birden uyanarak çevresine korku ile ş aş kı nş aş kı n bakmak. ayı rı cı bir öge ekleyerek s ı nı rlamak. belirgin * Belirmi ş durumda olan. irkilmek. belikleme * Beliklemek iş i. belirginle ş tirme * Belirgin duruma getirme.* Saç örgüsü. gerektirim. tayin etmek. belirginlik * Belirgin olma durumu. belirlemek * Belirli duruma getirmek. belirginle ş mek * Belirgin duruma gelmek. kapsam bakı mı ndan daraltmak. . sarih. içeriğ inin. belirli kı lmak. belirginle ş me * Belirgin duruma gelme. belinden gelmek * birinin dölü olmak. belirginle ş tirmek * Belirgin duruma getirmek. belik belik * Örgü örgü. beliklemek * Saçları örmek. belini doğ rultmak (veya do ğ rultamamak) * yeniden durumunu düzeltmek. besbelli. * Bir kavramı n anlamı nı n. örgü hâlinde. belini k ı rmak * birini bir ş eyi yapamaz duruma getirmek. belini vermek * dayamak. belinleme * Belinlemek iş i. özünü olu ş turan ögeleri açı klayarak tanı mlamak. yapı sı nı n veya sı nı rları nı n tam olarak belirlenmesi iş i. sı nı rlamak. belirlenim * Belirli duruma gelme iş i. belirleme * Belirlemek iş i. determinasyon. bariz. açı k.yaslanmak. belini bükmek * çaresizlik içinde bı rakmak.

indeterminizm. belirli * Açı k ve kesin olarak sı nı rlanmı ş veya kararlaş tı rı lmı ş olan. belirlenimcilik * Her olayı n ba ş ka olaylar ı n gerekli ve kaçı nı lmaz bir sonucu olduğ unu ileri süren öğ reti. belirlenme * Belirlenmek iş i. içinde bulunan zamandan önce olup bitti ğ ini kesinlikle bildiren kip. . kesin bir biçim almak. indeterminist. görülen geçmi ş . bir sebebe bağ lanmayan olay ve durumları n da bulunduğ unu öne süren görü ş . insan ı n özgür iradesinin nedensellik yasas ı na bağ lı olmadı ğ ı nı savunan görüş . uçtu vb. tebellür etme. * Bilinmeyen. belirli geçmiş * Fiilin belirttiğ i kavramı n. belirlenmezcilik * Nedensellik yasası na bağ lı olmayan. -di'li geçmiş . belirli belirsiz * Yarı belirgin durumda. belirme belirmek * Belirmek iş i. tezahür etmek. içinde bulunulan zamandan önce olup bittiğ ini ba ş kas ı ndan duyarak veya belirsiz olarak bildiren kip. tebellür etmek. * Belirli olmayan.Ald ı . *İ yice görünür ve anlaş ı lı r bir durum almak. belirsiz belirsiz geçmi ş * Fiilin belirttiğ i kavramı n. determinizm. belirlilik * Belirli olma durumu. gerekirci. belirle ş me * Belirleş mek iş i veya durumu. geçiş li fiil durumunda olan yüklemle ilgili kelime veya kelime grubu. görülmeyen geçmi ş . belirlenmezci * Belirlenmezcilik yanlı sı olan (kimse). az çok belli olan. içinde bulunduğ uş artlarla belirlenmediğ ini. belirli nesne * Belirtme durumu ekini almı ş . gayrimuayyen. *İ nsan iradesinin hiçbir ş arta bağ lı olmadı ğ ı nı . gülmü ş . belirle ş mek * Belirgin duruma girmek. -miş 'li geçmiş . tebarüz etmek. gerekircilik. müphem. * (önce belli veya görünür olmayan bir ş ey için) Ortaya çı kmak. Bu zaman Türkçede -dı (-di) / -tı (-ti) ekiyle karş ı lanı r. * Bir düş ünce veya durum için. muayyen. Türkçede bu zaman -m ı ş / -miş ekiyle kurulur: Gelmi ş . ağ lamı ş gibi. belirlenmek * Belirli duruma getirilmek. indeterminizm.belirlenimci * Belirlenimcilik yanlı sı olan (kimse). biçti. meçhul. * Niteliğ i hakk ı nda tam bir bilgi edinilemeyen. determinist.

belirtili nesne * Belirtme durumundaki nesne. belirtili tamlama * Tamlayanı -in (-nin) takı sı . * Açı k. Tuz Gölü gibi. niş ane. * Bir olayı n veya durumun anlaş ı lması na yardı m eden ş ey. belirsizlik zamiri *İ smin yerini belirsiz. belirten belirti belirtik belirtilen * Tamlanan. her. tamlananı üçüncü ki ş i iyelik eki alan ve belirli bir kavram taş ı yan tamlama: Doğ an'ı n kalemi. birkaçı . belli. biri vb. belirtili * Belirtisi olan. alâmet. müphemiyet. filan vb. * Soyut bir ş eyin. kabataslak tutan zamir: bazı sı . belirtisiz * Belirtisi olmayan. * Belirtilmiş olan. sarih meful. amblem. tasrih. birkaç. belirtme durumu belirtme . kabataslak belirten sı fat: bazı .belirsizlik * Belirsiz olma durumu. belirtilmek * Belirtmek iş ine konu olmak. * Tamlayan. * Belirtilmemiş olan. bir kavramı n sembolü olan varl ı k veya eş ya. belirli kı lı nan. niş an. görüş bildirme. herkes. belirteç * Zarf. * Belirli kı lma. belirsizlik sı fat ı *İ simleri yakla ş ı k. belirtken * Bir özlü sözle birlikte kullanı lan iş aret. azı . birçoğ u. tamlananı genellikle üçüncü kiş i iyelik eki alan ve çoğ u kez tür kavramı veren isim tamlaması : Ankara kedisi. belirtisiz tamlama * Tamlayanı yalı n durumda olan. sarih. belirtilme * Belirtilmek iş i. belirtisiz nesne * Yalı n durumdaki nesne. * Gösterge. birtak ı m. çiçeğ in kokusu gibi.

* Doğ ru olabileceğ i gibi. belkili * Olası lı . ihtimalî. muhtemel. beliye belki * Muhtemel olarak. tebarüz ettirmek. belitlemek * Belgeye dayanarak ortaya koymak. * Felâket. soru. Yazı yı okudum. parçalar ı n her birinden büyüktür" sözü bir belittir. bellek * Yaş ananları . belirtme sı fatı * Bir ismi gösterme. * Olsa olsa. tasa. haf ı za. belladonna * Güzelavrat otu. akı l.* Yüklemi geçiş li bir fiil olan cümlede fiilin doğ rudan etkilediğ i -i (-ı . yapı lacak i ş için gerekli olan ara sonuçları toplayan bölüm. bunları n geçmiş le iliş kisini bilinçli olarak zihinde saklama gücü. olası lı . belirtme grubu * Tamlamalardan daha geniş kelime dizisi: Kalı n bir kitabı n süslü cilt kapa ğ ı bir belirtme grubudur. -ü) ekini almı ş isim. * Belitleme kuramı nı ortaya koymak. öğ renilen konular ı . belki de *ş u da olabilir. i hâli. keder. * Belitlemek iş i. bellek kar ı ş ı klı ğ ı * Kelimelerin doğ ru anlamı nı hatı rlayamamak veya ilk olarak görülen bir ş eyi önce gördüğ ünü sanma duygusuna kap ı lmak biçiminde beliren bir ruh hastal ı ğ ı . dağ arcı k. -u. olabilir ki. Evi gördüm. belirtmek * Açı klamak.. . * Tümden geliş imci bir bilime esas olacak belit sistemi. ya. yanlı ş da olabilen. belli ve kesin olmayan. ihtimal. programı değ iş meyen verileri. sayı veya belirsizlik bakı mları ndan belirten s ı fat: Bu kapı . ya . mütearife. aksiyom: "Tüm. belleğ ini yitirmek * bellek kaybı na uğ ramak. yükleme durumu. akuzatif. belit * Kendiliğ inden apaç ı k ve bundan dolayı öteki önermelerin ön dayanağ ı sayı lan temel önerme. Birinci dönem. belitlenebilirlik * Belitlenebilen kuram. bellek kayb ı * Bellek yitimi. * Bir bilgisayarda. belitken belitleme * Belitler sistemi. Kaç öğ renci? Hangi ev? Üç çocuk gibi..

öğ retici. muayyen. belletmen * Orta öğ retimde etütleri denetleyen kimse. * Bellemek iş i. belli ba ş lı * Belirli. belli olmak . ö ğ retmek. me ş in veya kal ı n kumaş parçası . * sezdirmek. * Bilim kurumları nı n çalı ş maları ile ilgili yazı ve haberlerin yayı mland ı ğ ı dergi. haş a. belletmek * Bellemesini sağ lamak. belletici. bellenmek * Bellenmek (II) iş ine konu olmak. yarı belli. * At ve benzeri hayvanları n sı rtı na vurulan keçe. belleten belletici * Çalı ş tı rı cı . * Bellemek yetisi. * Belleğ in kı sa bir süre durup iş lememesi. belli etmek * açı klamak.bellek yitimi * Büyük sarsı ntı veya humma yüzünden belleğ in bozulması veya kaybolması biçiminde beliren ruh hastalı ğ ı . bedihî. bellemek * Bel denilen araçla toprağ ı iş lemek. çok az belli olan. muayyen. bellenmek * Bellenmek (I) iş ine konu olmak. * Sanmak. öğ renilmek. iyice görünür anlaş ı lı r duruma getirmek. belli * Bilinmedik bir yanı olmayan. belli * Beli olan. * Belirli. belli belirsiz * Zorlukla seçilebilen. yapı k. duyulabilen. ortada olan. aş ikâr. müzakereci. belletme * Belletmek iş i. malûm. hissettirmek. zahir. bellem belleme belleme bellemek * Öğ renip akı lda tutmak. * Gizli olmayan. anlaş ı lan. yarı bellisiz. * Önemli.

ben ben bu i ş te yokum * ben bu iş e karı ş mam. * Bencillik öğ retisine inanan. * Kuş un yavrusuna taş ı dı ğ ı yem. bemol * Bir sesin yarı m ton kalı nla ş tı rı laca ğ ı nı gösteren nota i ş areti. ben hanc ı . hodbin. * Kiş iyi öbür varlı klardan ayı ran bilinç. * En çok üzümde görülen olgunlaş ma belirtisi. hodpesent. ben * Çoğ u do ğ uş tan. bence benci * Kendini beğ enen. bencil olmak . * Bir kimsenin kiş iliğ ini olu ş turan temel öge. bembeyaz * Çok beyaz veya her yanı beyaz. ben ş ahı mı (veya ş eyhimi) bu kadar severim * ben bundan daha çok özveride bulunamam. tende bulunan ufak. benbencilik * Benbenci olma durumu. sakalda beliren beyazlı k. koyu renkli leke veya kabartı .* anlaş ı lmak. benbenci * Kendini çok öven. bellilik bellisiz belsem * Belli olma durumu. muayyeniyet. kibirli. apaçı k. kendi çı karları nı herkesinkinden üstün tutan. * Böylece kalı nlaş tı rı lmı ş (ses). düş ündüğ üm gibi. bilinemeyen. gururlu. * Tekil birinci kiş iyi gösteren zamir. * Saçta. sen yolcu oldukça * özel iliş kilerimiz sürüp gittikçe (senin bana i ş in düş er). hep kendinden söz eden. ego. * Pı rı l pı rı l. hodkâm. açı klanmak. megaloman. * Bkz. apak. marka. bencil * Yalnı z kendini düş ünen. balsam. bellik *İ ş aret. * Bana göre. bedahet. * Belli olmayan. kendini her konuda üstün gören. egoist. ben * Olta veya tuzağ a konulan yem.

benden de al o kadar * Bkz. * Köle ile ilgili. bencileyin * Benim gibi. köle. buna göre ahlâklı lı ğ ı n da yalnı zca kendini koruma içgüdüsünün bir biçimi olduğ unu ileri süren öğ reti. hodpesentlik. . köleler. bencillik * Bencil olma durumu. bendezade * Bendenin oğ lu. * Menekş e. * Kendi benini ve çı karı nı hayat ı n mutlak ilkesi yapan anlayı ş .* bencilce davranı ş ta bulunmak. egoizm. *İ nsanı n bütün eylemlerinin ben sevgisiyle belirlenmiş olduğ unu. bendir benefş e * Alaturka çalg ı aleti. bencilik * Benci olma durumu. kölelik. bendegî * Kulluk. bendehane * Bendenin. bende * Kul. benden söylemesi. bendeniz * alçak gönüllülükle ben yerine ve "köleniz'" anlamı nda kullanı lı r. egoistlik. bencilce * Bencile yakı ş ı r biçimde. bendegân * Kullar. bencillik etmek * bencil davranmak. benden günah gitti * Bkz. köleye ait. benden söylemesi * ben üzerime borç saydı ğ ı mş eyi söyledim. hodbinlik. bencille ş me * Bencilleş mek iş i. bencille ş mek * Bencil duruma gelmek. egoizm. kendimi suçlu saymam. bendeniz cennet ku ş u * kendini tanı tı rken kullanı lan bir deyim. kölenin evi. al benden de o kadar.

sonsuz yaş ama niteliğ i kazandı rmak. benekli köpek balı ğ ı * Kara benekli. ama kimseye kötülüğ ü dokunmayan kiş iyle u ğ raş mamalı dı r. bengilemek * Bengi kı lmak. ebedîleş tirmek. benekle ş mek * Benek benek durum almak. ebedîlik. bengile ş mek * Sonsuz yaş ama niteliğ i kazanmak. bengi su *İ çene sonsuz hayat verdi ğ ine inan ı lan ve efsanelerde geçen su. bengi bengi * Ege ve Güney Marmara bölgesinin halk oyunları ndan biri. bengileme * Bengilemek iş i. ebedîleş mek. baş langı cı ve sonu olmayan varlı k. beniçincilik . parlak taneciklerden ve parlak damarlardan olu ş muş bölüm. * Güneş lekeleri yöresinde görülen. beniâdem * Âdemoğ ulları . bengilik * Zamanla ilgisi. ölümsüz. * Ölmezlik. benibeş er *İ nsan. ebedî. benekli * Ufak lekeleri bulunan. küçük boyda bir cins köpek balı ğ ı (Scylliorhinus canicula). fekül. abı hayat. beneklenme * Beneklenmek iş i. beneklenmek * Benek oluş mak.benek * Herhangi bir ş ey üzerindeki ufak leke. * Sonu olmayan. * Sonsuz ve ölçülmez zaman. ölümsüzle ş mek. puan. hep kalacak olan. ölümsüzleş tirmek. beni sokmayan y ı lan bin (yı l) yaş ası n * zararlı olduğ u bilinen. insanlar. benmerkezci. nokta. bengile ş me * Bengileş mek iş i. benekle ş me * Benekleş mek iş i veya durumu. beniçinci * Kiş inin benliğ ini merkez sayma görüş ü.

benlenmek * Ben oluş mak. benimsetmek * Birinin benimsemesini sağ lamak. birine bağ lanmak. benliğ inden çı kmak . benildeme * Benildemek iş i. güçlü olduğ una inanan. egosantrizm. benim diyen * kendine güvenen. sahip çı kma. sahip çı kmak. benliğ i yoğ urmak * kiş iliğ i oluş turmak. tesahup etmek. benli benli * Teninde ben bulunan. benlenme * Benlenmek iş i. benimsemek * Bir ş eyi kendine mal etmek. kabullenmek. * Bir ş eye.* Dünyada kiş inin benliğ ini merkez sayan felsefe görüş ü. * Bkz. benildemek * Belinlemek. benmerkezcilik. benizli * Benzi bulunan. benze sahip olan. benimsenmek * Benimsenmek iş ine konu olmak. ı sı nmak. benimsetme * Benimsetmek iş i. beniz * Yüz rengi. benimseyi ş * Benimsemek iş i veya durumu. tesahup. senli benli. beniz geçmek * benzi solmak. döner döner yine okur * "çok çalı ş mas ı na karş ı lı k verimli ve yararl ı olmuyor" anlam ı nda kı nama veya eleş tiri belirtmek için kullan ı lı r. benimsenme * Benimsenmek iş i. benimseme * Benimsemek iş i. benim oğ lum bina okur.

bütün davran ı ş lar ı nı n ilkesi yapan kiş inin niteliğ i. hep kendinden söz etme durumu. * Kanun maddesi. benlikçilik * Her konuda hep kendini ileri sürme. benmerkezcilik * Beniçincilik. egotizm. kibir. * Kendi kiş iliğ ine önem verme. benlikçi * Her konuda hep kendini ileri süren. kitaplarda kendi içinde bütünlük oluş turan bölüm.* kendine benzemez olmak. gibi görünmek. ki ş iliğ i. benlik yitimi * Kiş ilik duygusunun ve benlik bilincinin yitirilmesi ile beliren ruh hastalı ğ ı . benmerkezci * Beniçinci. * Kendi benliğ inin geli ş imini. * Bağ lam. * Suyu biriktirmek için önüne yapı lan set. * Benlikçilik yanlı sı olan (kimse). benlik * Bir kimsenin öz varlı ğ ı . bent etmek * kendine bağ lamak. * Sanı sı nı uyand ı rmak. benmari * Bir kabı kaynar suya oturtmak yolu ile içindekini ı sı tmak veya eritmek yöntemi. kiş iliğ ini üstün görme. * Gazete yazı sı . onu kendisi yapan ş ey. bent olmak * bağ lanmak. gurur. benzemeklik * Benzer olma durumu. rabı t. and ı rmak. tutulmak. . benlik çat ı ş mas ı * Benliğ in ön plâna çı kması ile baş gösteren çat ı ş mas ı . benlik ikileş mesi * Öznenin kiş iliğ ini iki veya daha çok bilinç merkezine bölen ve tek kiş ide çe ş itli kiş ilikler durumunda beliren bir ruh hastalı ğ ı . benzeme * Benzemek iş i. bent * Bağ . hep kendinden söz eden (kimse). benzemez *İ skambil veya okey oyununda farklı kâğ ı tlar ı n veya taş lar ı n bir araya gelmesi. kendilik. benzemek *İ ki kiş i veya nesne arası nda birbirini andı racak kadar ortak nitelikler bulunmak. benlik davas ı * Her ş eyi kendi düş üncesine uydurmak ve her ş eyde söz sahibi olmak çabası . büğ et. ş ahsiyet.

eş siz. benze ş lik * Benzeş olma durumu. benze ş me * Benzeş mek iş i.benzen benzer * Maden kömürü katranı ndan çı kar ı lan C6H6 formülündeki hidrokarbonun bilimsel adı . çar ş anba > çar ş amba. benzer. benze ş im oranı *İ ki ş eklin kenarları nı n arası ndaki oran. *İ ki ş eklin kenarları nı n uzunlukları arası ndaki oran değ iş memekle birlikte. * Nitelik. * Bir kelimede bir sesin baş ka bir sesi kendisine benzetme etkisi: yurt-daş > yurtta ş . -dan eklerindeki ünsüz veya ünlüler gibi. yapı ve yüz bakı mı ndan bu oyuncuyu andı ran kimse. -ten. görünüş ve yapı bakı mı ndan bir baş kası na benzeyen veya ona eş olan (ş ey). odalardan (oda-lar-dan) kelimelerinde bulunan -çü. *İ ki üçgende köş elerinin e ş lenmesine göre karş ı lı klı aç ı lar ı n eş ve kar ş ı lı klı kenarları n orantı sı ndan doğ an benzersiz * Benzeri olmayan. benze ş im * Bazı ortak yönleri olan iki ş ey arası ndaki benzeş me. mü ş abehet. disimilâsyon: Kı nnap > kı rnap. karş ı lı klı aç ı lar ı nı n eş it bulunması durumu. teş bih. benze ş en * Ünlü veya ünsüz benzeş melerinde etki altı nda kalan ünsüz veya ünlü: Sütçü (süt-çü). * Benzerlik gösteren. müş abih olmak. mümasil. * Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde ası l oyuncunun yerine ç ı kan. benze ş mek * Birbirine benzemek. kehribar > kehlibar gibi. aslı ndan kopya edilmiş . benzeş im. benze ş ik * Benzeş me özelliğ i gösteren. benzer ş ekiller * Kenarları nı n uzunlukları arası ndaki oran değ iş memekle birlikte karş ı lı klı açı ları eş it olan ş ekiller. araları nda benzerlik bulunan. o + bir < öbür gibi. benzeti * Benzetme. * Benzer olma durumu. mü ş abih. benzersizlik * Benzersiz olma durumu. benzeri benzerlik durum. . benze ş mezlik * Bir kelimede bulunan aynı veya benzeri seslerden birinin değ iş ikliğ e uğ raması . mü ş abih. ekmekten (ekmekten). nazir. attar > aktar. benze ş * Birbirine benzeyen. * Bkz. dublör.

solmak. özgül ağ ı rl ı ğ ı yaklaş ı k 0. yolculara dinlenme ve alı ş veriş imkânı veren tesis. benzetilmek * Benzetmek iş ine konu olmak. * Bir ş eyin neteliğ ini anlatmak için.benzeti ressamı * Büyük sanatçı lar ı n yaptı kları nı . benzi sararmak * yüzünün rengi solmak.65 olan. benzinlik. yapt ı ğ ı iş leri orijinal eser diye satan sahteci ressam. * Dövmek. sahteci. o niteliğ i eksiksiz taş ı yan bir ş eyi örnek olarak gösterme iş i. benzi atmak (veya uçmak) * ansı zı n yüzünün rengi sararmak. benzetmek * Benzer duruma getirmek. benzi kül gibi olmak * yüzünden kan çekilmek. yüzü sararmak. bozmak. teş bih. benzetici * Benzeterek yapan. * Benzen. benzetilme * Benzetilmek iş i. kendine özgü kokusu bulunan bir sı vı . yağ gibi ihtiyaçlar ı nı karş ı layan. benzin pompası * Benzinlikte araç depoları na benzin koyma ve verilen benzin tutarı nı gösterme aracı . * Kötü bir duruma getirmek. benzi uçmak * yüzü sararmak. benzetici ressam * Büyük sanatçı lar ı n üslûbunda çal ı ş arak. benzeyiş sizlik * Benzeş memek durumu. benzetiş * Bir ş eyi ba ş ka bir ş eye benzetmek i ş i veya biçimi. kopyacı . uçucu. . benzin * Petrolün damı tı lması ile elde edilen. benzin istasyonu * Araçları n benzin. orijinaline bakarak yapan ve benzeti olduğ unu belirten ressam. renksiz. benzetme * Benzetmek i ş i. benzetmek gibi olması n * kötü bir sona uğ ramı ş birinden veya bir ş eyden söz ederken. * Bir ş eyde ba ş ka ş eye benzeyen yönler bulmak. ona benzetilen kimse veya ş ey için kötü bir duygu beslenilmediğ ini anlat ı r. benzeyiş * Bir ş eyin ba ş ka bir ş eye benzemesi durumu.

benzin istasyonu. beraber olarak. benzine kan gelmek (veya benzi kanlanmak) * sağ lı klı duruma gelmek. berabere bitmek * (oyun. borçsuzluk. benzinli benzinlik * Benzin sat ı lan yer. baş a baş gelmek. benzinlemek * Benzin dökerek yakmak. beraat ı zimmet ası kdı r * tersi ispatlanmadı kça insanları n suçsuz sayı lmaları ilkesini anlatı r. beraberlik müziğ i . makine vb. beraberinde * yanı nda. temize çı kmak. berabere kalmak * (oyun. benzinde kan kalmamak * kansı zl ı k sebebiyle yüzü sararmak. benzinleme * Benzinlemek iş i veya durumu. baş a ba ş kalmak. * Aklanma. beraat etmek * aklanmak. -e karş ı n. beraberlik * Birlikte olma durumu. * -e rağ men. beraat ı zimmet * Borcu. benzol beraat * Benzin ve tolüen karı ş ı mı bir akaryak ı t. * Bir nesneyi benzine bulamak.). vereceğ i olmama durumu. * Benzinle çalı ş an (motor. yarı ş ma) takı mları n aynı sayı yı alması yla sonuçlanmak. canlanmak. * Aynı düzeyde. beraber * Birlikte. bir arada. yarı ş ma için) takı mlar ayn ı sayı yı almak veya denk gelmek. * Baş baş a kalma durumu.benzinci * Benzin satı lan yer veya benzin satan kimse. benzincilik * Benzincinin iş i veya mesleğ i. beraberce * Birlikte.

* Bozuk. * Osmanlı İ mparatorluğ unda bir göreve atanan. beğ enilmeyen. berber çı rağ ı * Berber ustası nı n yanı nda yeti ş tirilmek üzere çalı ş an çocuk.* Orkestra. Muhammed'e peygamberliğ in Cebrail aracı lı ğ ı yla bildirildiğ iş aban ayı nı n 15. * bozmak. bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge. san. berbat olmak * kötü duruma gelmek. * Çirkin. Berberî berberlik * Berberin yaptı ğ ı iş . Akdeniz'de yaş ayan. viran. * Kuzey Afrika'daki Cezayir bölgesinde Berberistan halkı ndan veya bu halkı n soyundan olan kimse. berat * Bir buluş tan. Berat Gecesi. kuyruğ unun çatalı çok uzun olan. berber balı ğ ı * Hanigillerden. gecesine rastlayan kandil gecesi. berber bataryası * Berber dükkânları nda lâvaboya su akması nı sağ layan deve boynu biçimindeki musluk takı mı . eti yenilen bir balı k (Serranus anthias). patent. * Darmadağ ı n. berber koltu ğ u * Berberler için yapı lan hareketli. Berat Gecesi * Hz. Berat Kandili * Bkz. * Seçilmiş . aylı k bağ lanan. berbat * Kötü. niş an veya ayrı calı k verilen kimseler için çı karı lan padi ş ah buyruğ u. periş an. * bozulmak. oynar baş lı klı özel koltuk. berceste * Sağ lam ve lâtif. . berber * Saç ve sakalı n kesilmesi. bak ı msı z. seçme. taranması ve yapı lmas ı iş iyle uğ ra ş an veya bunu meslek edinen kimse. berber dükkânı * Berber. koro veya oda müziğ inde olduğ u gibi birçok sesin oluş turduğ u müzik. * Sanat değ eri yüksek anlamlar taş ı yan dize. * Bu iş in yapı ld ı ğ ı dükkân. berbat etmek (veya eylemek) * kötü duruma getirmek. kirlenmek. berber salonu * Büyük berber dükkânı .

* Yağ mur. * Herhangi bir ş eyde görülen çizik. bereketlenme * Bereketlenmek iş i veya durumu. bereleme * Berelemek iş i. iyi bir rastlantı olarak. sürüp giden. ezik. 9-18 Mart arası nda görülen kocakarı so ğ uğ u. bere * Yuvarlak. bereketsiz * Kendinden beklenen yararlı ğ ı sa ğ layamayan ( ş ey). serseri.berdelacuz * Halk tahminine göre. berelenmek * Bereli duruma gelmek. gürlük. feyezan. bozuk. Tanrı 'ya ş ükür ki. bereketlenmek * Çoğ almak. bereket versin * para alan kimsenin söyledi ğ i iyi dilek sözü. bereketsizlik * Bereketsiz olma durumu. verimli. berelemek * Bereli duruma getirmek. yassı ve sipersiz baş lı k. teselli bulması . bereket ki (veya bereket versin ki) * iyi ki. * bir kimsenin bir durumdan hoş nutluğ unu anlatmas ı . . bereket * Bolluk. ongunluk. berdevam * Sürmekte olan. bereketli ola! (veya olsun!) * yemek yemekte olanlara veya ürünlerini dev ş irenlere söylenen iyi dilek sözü. neyse ki. bereketlilik * Bereketli olma durumu. bere * Vurma ve incitme sonucu vücudun herhangi bir yerinde oluş an çürük. berelenme * Berelenmek iş i veya durumu. bereketli * Bol. feyz. bakı msı z. berdu ş * Baş ı boş . artmak. * Pis. *İ yi ki.

* Beresi olan. * bitirmek. berenar ı *Ş öyle böyle. beriberi * Genellikle Uzak Doğ u ülkelerinde B vitamini eksikliğ inden ileri gelen bir hastalı k. harap. boş . berhane gibi * gereğ inden çok büyük (ev). biraz. bergamodî * Sarı msı pembe renginde olan. yaş ayan. bergüzar berhane * Anmak için verilen hatı ra. * Bu uzaklı kta bulunan. az çok. beriki * Beride olan. berhayat berhudar * Hayatta olan. * Beride olan ş ey veya kimse. yok etmek. berhava * Havaya verilmiş . oldukça. beri * Konuş an ı n önündeki iki uzaklı ktan kendisine daha yakı n olanı . * boş a gitmek. yadigâr. alelâde. kabukları ndan reçel yapı lan ve esans ç ı karı lan meyvesi. * Mutlu. * Çı kma durumundaki kelimelerden sonra getirilerek bir iş in baş langı cı nı gösterir. kullanı ş sı z ev. * Yararsı z. beril . berhava etmek * havaya uçurmak. bergamot * Turunçgillerden bir ağ aç (Citrus bergamia). uçurulmuş . berhava olmak * patlama yolu ile havaya uçmak. canlı . arma ğ an. berhudar ol! * "iyi günler göresin" anlamı nda dilek olarak kullanı lı r. * Büyük. beribenzer * Sı radan bayağ ı .bereli bereli * Beresi olan. * Bu ağ acı n.

zümrüt gibi baz ı taş lar ı n birleş iminde bulunan.84. tahkim. berlam *İ nce pullu. berilyum * Atom numarası 4. katı lı k. * Sertlik. * Berkimek iş i. berkitme * Sağ lamlaş tı rma. berkinmek * Berkimek. berraklaş mak * Berrak duruma gelmek. * Dizlere kadar inen dar ve kı sa pantolon. Kı saltması Be. berkinme * Berkinmek iş i veya durumu. takviye etmek. havanı n etkisine kar ş ı ince bir oksit tabakası yla kaplı element. .* Doğ ada altı gen billûrlar durumunda bulunan. katı . ortalama 30-40 cm boyunda. saydam. yoğ unluğ u 1. 29700C de eriyen. berjer * Arkası kabarı k ve yüksek oturacak yeri geni ş koltuk. berraklaş ma * Berraklaş mak iş i veya durumu. atom ağ ı rl ı ğ ı 294 olan. açı k. bermuda bermutat * Alı ş ı lagelen biçimde. sı rtı açı k kahverengi.013 olan. berk * Sert. temiz. pekiş mek. takviye. atom ağ ı rl ı ğ ı 9. amerikyum veya küryumdan elde edilen yapay element. Kı saltması Bk. Marmara ve Ege deniziyle Akdeniz'de bol bulunan bir bal ı k türü (Merluccius merluccius). her zaman olduğ u gibi. durulaş mak. berkimek * Sağ lamlaş mak. çoğ u yeş il renkli berilyum ve aliminyum silikat. berkelyum * Atom numarası 97. aydı nlı k. tahkim etmek. berrak * Duru. pek iyi. berkemal berkime * Mükemmel. yanları ve karn ı beyaz. berkitmek * Sağ lamlaş tı rmak. * Sağ lam. berklik * Sağ lamlı k. güç kazanmak. * Pekiş tirilmek.

besbelli * Açı k. * Yiğ itlik. * Morarmak. *İ ncinmi ş .berraklaş tı rma * Berraklaş tı rmak i ş i. çürük. * Çok kötü. anlaş ı lı yor ki. ş öyle dursun. yararlı lı k. bertaraf olmak * ortadan kalkmak. yok edilmek. bertmek berzah besalet * Bertilmek. durulaş tı rmak. çürümek. * Açı k. dar dil. bertilmek *İ ncinmek. * Berelenmek yaralanmak. çok belli. açı k olarak. bertaraf etmek * ortadan kaldı rmak. * Bir yana. gidermek. karasal. bertme * Bertmek iş i. burkulmak. bertafsil bertaraf * Açı klamalı . berri * Kara ile (toprakla) ilgili. * Anlaş ı ldı ğ ı na göre. duruluk. bertik * Yara. apaçı k. burkulmu ş . bertilme besbedava * Pek ucuz. * Kı stak. * Deride mor leke. berraklaş tı rmak * Berrak duruma getirmek. * Bertilmek iş i veya durumu. berraklı k * Berrak olma durumu. uzun uzad ı ya. bere. besbeter beselemek * Bkz. eselemek beselemek. . net ve kolay anlaş ı lı r duruma getirmek.

* Besini olmayan. azı k. * Besini olan. * Yumurta akı maddesi. * Sı ğ ı r. besi dokusuz * Besi dokusu olmayan. besi dokusu * Besi doku. besinli besinsiz . besinsizlik * Bitkilerin damarları nda dolaş an besleyici su. * Bir ş eyi istenilen durumda tutmak ve oturtmak için kullanı lan takoz gibi ş eyler. * Semiz. yeterli besin almayan. gı dası z. * Yenilebilir. besi suyu besici besicilik * Besicinin yaptı ğ ı iş . semirtilmiş . besi örü * Tohum çimlenirken yeni çı kan bitkiyi beslemeye yarayan ve embriyonun çevresine yay ı lmı ş bulunan besleyici maddelerin bütünü. besi doku * Tohumları n içinde embriyonu çevreleyen bölüm. gı da. * Yaş amak. besi hayvanı * Beslenmek amacı yla yavru iken alı nan veya besiye çekilen hayvan. besi * Yaş atmak ve geliş tirmek için gereken besinleri yedirip içirmek iş i. esermek besermek. beslenmeye elveriş li her tür madde. varlı ğ ı nı sürdürmek için gerekli ş ey. besihane besili besin * Besi yapı lan yer. besi meras ı * Besleme değ eri oldukça yüksek mera bitkileri ile kaplı olan ve gerektiğ inde ilâve yemler de verilerek özellikle kesime gönderilecek hayvanlar ı n fazla canl ı ağ ı rlı k kazanmaları için otlat ı ldı klar ı doğ al veya sun'î verimli mera.beserek * Tüylü ve damı zlı k erkek deve. satan kimse. besermek * Bkz. besi dokulu * Besi dokusu olan. gı dalı . davar gibi hayvanları besleyerek semirten.

besle kargay ı . besiye çekmek * hayvanı semirtmek için çalı ş tı rmadan beslemek. beslek besleme * Besleme. bir veya birkaç beslenme görevinin bozulması . beslenilme * Beslenilmek iş i veya durumu.* Besinsiz olma durumu. beslemelik * Besleme. oysun gözünü * nankörlük edenler için söylenir. besleme gibi * giydiğ ini kendine yakı ş tı ramayan (k ı z). evlâtlı k. desteklemek. besleme k ı z * Besleme. ahretlik. beslemek * Yiyecek ve içeceğ ini sağ lamak. * Semirtmek. onun maddî yard ı mları dolay ı sı yla körü körüne destekleyen. * Maddî yardı m yapmak. * Bir duyguyu gönülde yaş atmak. peki ş tirmek. herhangi bir kurulu ş un veya iktidardaki güçlerin görüş lerini savunan bası n. gı dası zl ı k. besleme bas ı n * Çı kar u ğ runa. * Vücut için gerekli besin maddelerinin alı mı . * Evlâtlı k olarak alı nan. * Yetiş tirmek. * Hizmetçi. çevresini veya altı nı desteklemek. beslenilmek * Beslenmek iş ine konu olmak. doldurmak. beslenme * Beslenmek iş i. besleme. * Yedirmek. * Herhangi bir kuruluş u. * Besleme olarak. katı lmak. * Eklenmek. * Bir ş eyi korumak veya sa ğ lamca durmas ı nı sa ğ lamak için. hizmetçi. beslenme bozukluğ u * Bazı organ ve dokularda veya organizmanı n bütününde ş ekil veya çalı ş ma düzensizliğ i meydana getiren. beslenen beslengi * Sönümsüz. . * Beslemek iş i. ço ğ altmak. beslenme çantas ı * Anaokulu ve ilköğ retim okulları nı n öğ rencilerinin beslenme saatinde yiyeceklerini içinde bulunduran çanta. ev i ş lerinde çalı ş tı rı lan kı z.

besmelesiz * Çocuklar için "piç" anlamı nda kullanı lan bir sövgü. beslenmek * Kendini beslemek. besleyici * Besleyen. * Bkz. * Besteci. bestekâr. besletmek * Beslemek iş ini baş kası na yaptı rmak. beslenme eğ itimi * Besin maddelerinin özellikleri. beste ba ğ lamak * bestelemek. ilköğ retim okulu gibi eğ itim kurumları nda yemek yenilen yer. beslemeye yarayan.beslenme eğ itimcisi * Beslenme eğ itimi ile uğ raş an uzman. beslenme odas ı * Anaokulu. ucuz ve dengeli beslenmenin yollar ı gibi konuları iş leyen bilim dalı . * Yüz ve boyunda güneş lekelerini azaltı p ölü hücreleri atan krem türü. besmele çekmek * bismillahirrahmanirrahim sözünü söylemek. yiyecek seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar. besletme * Besletmek iş i veya durumu. besili. iyi beslenmenin sa ğ lı k yönünden önemi. beste * Bir müzik eserini oluş turan ezgilerin bütünü. . inceleyen yetkili. ilköğ retim okulu gibi eğ itim kurumları nda yemek yeme zamanı . * Besmele çekmeden. beste yapmak * bir müzik eseri yaratmak. kompozitör. insan vücudunun geliş mesinde yiyeceklerin etkisi ve görevi. * Beslemek iş ine konu olmak. besin değ eri yüksek. besli besmele * "Acı yan ve esirgeyen Tanr ı 'nı n ad ı ile" anlamı na gelen ve bir i ş e baş larken söylenilen Arapça bismillahirrahmanirrahim sözünün k ı saltması . beslenme uzmanı * Beslenmenin genel özelliklerini kitle çapı nda ele alan. mugaddi. besteci bestekâr * Beste yapan kimse. beslenme saati * Anaokulu.

bestesiz bestseller be ş * Bestesi olmayan. bestenigâr * Klâsik Türk müziğ inde en eski birle ş ik makamlardan biri. iş itme. * Dörtten sonra gelen sayı nı n adı ve bu sayı yı gösteren rakam. koklama. bestelenme * Bestelemek iş i. bestelemek * Beste yapmak. * Çoksatar. pencüdü. 5. bir parça. * Bkz. bestelenmek * Bestelemek iş ine konu olmak. tokat. pencüyek. * Beş sı nı fl ı ilkokul. * Oyunda. V. birkaç. atı lan zarlardan birinin be ş . tat alma duyuları . be ş beter * Besbeter. be ş iki * Bkz. * Dörtten bir fazla. öbürünün dört benekli yüzünün üste gelmesi. be ş binlik * Beş bin liralı k bütün kâ ğ ı t para. be ş altı be ş aş ağ ı beş yukarı * Bkz. * Biraz. bestelenmiş . besteli bestelik * Bestesi olan. üç aş ağ ı . be ş kardeş *Ş amar. beş yukar ı . . be ş milyonluk * Beş milyon liralı k bütün kâğ ı t para. bestesi yapı lmak. * Beste olma durumu. be ş bir be ş dört be ş duyu * Dokunma.besteleme * Bestelemek iş i. görme.

insan. muş tu. be ş parası z * parası z. be ş bı yı k be ş er be ş er *İ ri muş mula. be ş paralı k * Değ ersiz. * Beş sayı sı nı n üleş tirme biçimi. * Beş ve on santim ölçülerinde biçilmiş kereste. her birine be ş . be ş para almamak * hiç para almamak. * Bedensel. * Günün belirli beş vaktinde kı lı nan namaz. be ş aret *İ yi haber.be ş on * Az sayı da. be ş er ş aş ar * insan her zaman yanı labilir. *İ nsanoğ lu. yoksul. pencüse. her defası nda beş i bir arada. *İ çinde beş yüz tane bulunan. be ş eriyet . on paralı k etmek. be ş paralı k olmak * alçalmak. be ş üç be ş vakit * Bkz. be ş erî *İ nsanoğ lu ile ilgili. be ş paralı k etmek * Bkz. erim. aş ağ ı lı k. be ş erî co ğ rafya *İ nsanlar ı n yerleş ik bulundu ğ u yöre ile ilgisini ve o yörenin veya yerin türlü olaylar ı nı inceleyen coğ rafya kolu. iş e yaramaz. be ş parmak bir olmaz * ana ve babalar ı bir oldu ğ u hâlde kardeş ler arası nda çeş itli farklı lı klar bulunur. bayağ ı . biraz. kusurları aç ı ğ a çı kmak. be ş yüzlük * Beş yüz liralı k bütün kâ ğ ı t para. be ş yüzlü * Beş yüzü olan cisim. müjde. be ş para etmez * hiçbir değ eri yok. bedenle ilgili.

ölünceye kadar. be ş inci kol * Bir ülkede gizli olarak. hümanist. * Beş ik olmaya uygun. be ş ikten mezara kadar * bütün hayatı boyunca. tahta veya demirden yapı lmı ş sallanı r bir çeş it küçük karyola. be ş ik * Süt çocukları nı yat ı rmaya ve sallayarak uyutmaya yarayan.*İ nsanlı k. * Yüz üstü yatı ş ta. be ş ikçi be ş iklik * Beş ik yapan veya satan kimse. be ş ikörtüsü *İ ki yana akı ntı sı olan çatı . be ş ibiryerde * Bkz. be ş inci * Beş sayı sı nı n sı ra sı fatı . düş man için çal ı ş an örgüt. be ş eriyetçi * Beş eriyet yanl ı sı (kimse). sı rada dördüncüden sonra gelen. be ş erli be ş gen be ş ibirlik * Kadı nları n süs için takı ndı klar ı . * Bir ş eyin do ğ up geliş ti ğ i yer. * Ambalâjlanacak malı n biçimine uygun olarak alta konulan parça veya parçaları n tümü. be ş iğ ini sallamak * çocukluğ undan veya çok eskiden tanı mak. be ş eriyetçilik * Beş eriyetçi olma iş i veya durumu. insanoğ ulları . be ş iklik etmek * beş ik vazifesini. * Beş kenarl ı çokgen. insancı ll ı k. geriye bükülü ayak bileklerini ellerle kavrayarak karı n üzerinde ba ş ve ayak yönünde sallanma. be ş ik sal ı ncak * Bayram yerinde kurulan bir tür salı ncak. fonksiyonunu yapmak. beş altı n lira de ğ erinde olan altı n. be ş ik kertme * Daha beş ikte iken anası babası tarafı ndan ni ş anlanma. beş ibirlik. * Beş er be ş er sı ralanm ı ş . be ş iz . hümanizm. be ş ik kertiğ i * Daha beş ikte iken anası babası tarafı ndan ni ş anlanmı ş kimse. insancı l. büyümesine hizmet etmek.

kurt pençesi (Potentilla reptans). domino gibi oyunlarda üzerinde be ş iş areti bulunan kâğ ı t veya pul. be ş pençe be ş taş be ş uş * Güler yüzlü. beti benzi sararmak gibi deyimlerde beniz kelimesi ile birlikte. kendinde herhangi bir ş eyden beş tane bulunan. beti bereketi gelmek. *İ skambil. bet * Kötü. bet * Beti benzi atmak. be ş me * Her çubuğ u ayrı ayr ı beş renkte olan.* Beş i bir arada do ğ an (kardeş ler). konu ile ilgili aynı ölçüde bir çift dizenin ba ğ lanması yla olu ş an manzume. * Beş taş la oynanan bir tür çocuk oyunu. * Tabaklanmamı ş ham deri. beş ı ş ı nlı yı ld ı z biçiminde bir deniz hayvanı . gülümser. yollu bir çeş it kumaş . * Halk edebiyatı nda üçlemeli bir bende. be ş li * Beş parçadan olu ş an. be ş lik simit gibi kurulmak * kendine değ er vererek bir yere yayı lı p oturmak. * Bet bereket kalmamak. sürgüne karş ı kullanı lan bir bitki. * Bir ş eyin sayı sı nı beş e çı karmak. çirkin. * Çı krı kçı tezgâhı nı n kütüğ ü. * Beş renkte dokunmuş çubuklu kumaş . beti bereketi kaçmak gibi deyimlerde bereket kelimesi ile birlikte "bolluk" anlamı nda ikileme oluş turur. * Divan edebiyatı nda beş dizeli bölümlerden oluş mu ş manzume. . be ş leme * Beş lemek iş i. * Beş i bir arada olan. güleç. beti benzi uçmak. kentet. muhammes. * Bkz. "çehre" anlamı nda ikileme oluş turur. beş kuruş veya beş lira değ erinde olan akçe. beş parmak. beş pençe (Uraster). tuhaf. be ş lemek * Bir iş i beş kez yapmak. be ş lik * Beş para. * Beş müzisyenin çald ı ğ ı caz orkestrası . * Beş ses veya beş müzik aracı için yazı lan müzik eseri. * Tahmis. be ş izli * Beş tanesi bir arada olan. yol kı yı ları nda ve çayı rlarda yetiş en. be ş parmak otu * Gülgillerden. be ş tane alabilen. be ş me be ş parmak * Derisi dikenlilerden.

korkmak. *İ çinde insan. beta ı ş ı nları * Radyoaktif cisimlerin yaydı klar ı üç ı ş ı ndan biri. bir kimseyi. beti benzi kireç kesilmek (beti benzi atmak. solmak veya beti benzi uçmak) * herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak. betimleme. tezkere. beter *İ yice kötü. kı tla ş mak. mektup. beti * Resim ve heykel sanatları nda varlı kları n biçimi. beti bereketi kalmamak (veya kaçmak) * azalmak. beta * Yunan alfabesinin ikinci harfi -B. etelemek betelemek. kafa tutmak. . betik betili * Yazı lı olan ş ey. betatron * Elektronları hı zland ı ran elektromanyetik bir araç. kitap. beterleş mek * Beter duruma girmek veya o durumda bulunmak. betelenmek * Karş ı gelmek. figüratif. betili sanat * Doğ anı n görünen biçimlerini iş leyen sanat. betelemek * Bkz. bet bet bakmak * kötü kötü bakmak. beter etmek * daha kötü duruma getirmek. bir kötülük yapacakmı ş gibi durmak. bundan daha kötü durumları n da bulunduğ unu dü ş ünerek teselli bulmal ı dı r. hayvan ve doğ a ögeleri bulunan (resim veya heykel). beterleş me * Beterleş mek i ş i veya durumu. bir olay veya duyguyu betimleyen söz veya yazı .bet beniz kalmamak * yüzü sararı p solmak. betim * Betimlemek iş i. tasvir. dikleş mek. çabuk tükenmek. bet suratlı * Yüreğ inin kötülüğ ü yüzünden belli olan. figüratif sanat. beterin beteri var * çok kötü bir duruma düş en kimse. pusula. * Bir ş eyi.

betimleme * Betimlemek iş i. bevliye *İ drar yollar ı hastalı kları . üroloji. tasvirî dil bilgisi. betimlemeci * Betimlemeye ağ ı rlı k veren. betonla ş mak * Beton duruma gelmek. . nonfigüratif. betimleyici * Betimleme yanlı sı . betine gitmek * gücüne gitmek. tasvir. kendine özgü belirtilerini tam ve açı k biçimde söz veya yazı ile anlatmak. betimsel dil bilgisi * Bir dilin belirli çağ ı nı inceleyen dil bilgisi. bağ lay ı cı yapay y ı ğ ı ş ı m. betimlemek * Bir nesnenin. betimlenme * Betimlenmek durumu. tasvirî. * güçlü. dayanı klı . çakı l gibi maddelerle karı ş ması sonucu olu ş an sert. beton gibi * çok sağ lam. betonkarar * Beton karma makinesi. betonarme * Yapı da gücü. tasvirci. demirli beton. betimlenmek * Betimlemek iş i yapı lmak. sert. dayanı kl ı . hayvan ve doğ a ögeleri bulunmayan (resim veya heykel). beton * Çimentonun su yardı mı yla kum. tasvir etmek. esnekli ğ i artı rmak için metal ve çimentodan yararlanma yöntemi. betoniyer * Beton karma makinesi. betimlemeli dil bilgisi. betisiz *İ çinde insan. betisiz sanat * Beti kullanmayan nonfigüratif sanat. kendine yedirememek. betoncu * Yapı larda beton dökme iş leriyle uğ ra ş an usta veya i ş çi. betimsel * Betimle ilgili. betonla ş ma * Betonlaş mak durumu.

ileri sürmek. * Mahalle okulları nda hademe. * Bu renkte olan. * Zengin. * Komutan. bey mi yaman. bunları n anlatı mı nda tutulacak yolları konu edinen bir edebiyat bilgisi dal ı . hayallerin doğ uş ve değ erlerini. el mi yaman * Bkz. * Boy gibi küçük bir toplumun veya küçük bir devletin baş kanı . düş üncelerin. bey (veya pa ş a) gibi yaş amak * bolluk içinde yaş amak. beyaz adam . plutokrasi. * (baskı da) Normal karal ı kta görünen harf çe ş idi. beyanat * Demeç. bey mi yaman. * Çöl. * Eş . beyanname * Bildirge. * Erkek sı fatları nı n hemen arkası na eklenir. bey armudu *İ ri.bevliyeci *İ drar yolu hastalı klar ı hekimi. *İ skambil kâğ ı tları nda birli. * Beyaz ı rktan olan kimse. bey karde ş * erkekler için seslenme sözü. beyanat vermek (veya beyanatta bulunmak) * demeç vermek. ürolog. as. * Bir eserde. ileri gelen kimse. koca. kokulu ve tatlı bir armut türü. beyan etmek * bildirmek. bildiri. bay. kara karş ı tı . bevliyecilik * Bevliyecinin iş i veya mesleğ i. söylemek. anlatmak. beyaz * Ak. bevvap * Kapı cı . bey * Günümüzde erkek adları ndan sonra kullan ı lan sayg ı sözü. duyguları n. beyaban beyan * Söyleme. el mi yaman. * Erkek özel adları yerine kullanı lı r. bey erki * Zengin erki. bildirme.

beyaz perde * Göstericiden çı kan görüntülerin üzerinde yans ı dı ğ ı . beyaz dizi * Genellikle sevgi konuları nı basit bir biçimde iş leyen romanlardan oluş an dizi. beyaz cam * Televizyon ekranı . * Sinema. beyaz ı rk * Avrupa. Güney ve Batı Asya ile Kuzey Afrika'da yaş ayan ve teninin rengi aç ı k olan ı rk. beyazı ms ı * Beyaza çalan. kokain gibi sı vı olmayan uyuş turucu madde. beyaz sabun * Beyaz renkli bir tür sabun. beyaz ş arap * Sadece beyaz üzüm ş ı rası ndan yapı lan ş arap. * Beyaz Rusya halkı ndan olan kimse. beyaz oy * Onaylayı cı oy. * Avrupalı . beyaz e ş ya * Buzdolabı . . beyaz kömür * Akarsulardan elde edilen elektrik gücü. beyaz zehir * Eroin. çamaş ı r makinesi. sinema filminin oynatı ldı ğ ı yüzey. beyaz iş * Beyaz pamuklu veya keten kumaş lar üzerine beyaz veya renkli ipliklerle yapı lan sarma i ş . balı k vb. beyaz kitap * Bir sorunu aydı nlatmak ve savunmak için bir kurum veya hükûmetçe yayı mlanan kitap. beyaz etmek (veya beyaza çekmek) * yazı yı temize çekmek. Beyaz Rus * Ekim ihtilâlinde komünist kı zı l yönetimden kaçan Rusyalı kimse. beyaz peynir * Beyaz renkli bir tür peynir. etlere verilen genel ad. beyazı mt ı rak * Beyaza çalar renk. Kuzey Amerika. beyaz et * Tavuk. beyaz baston * Görme özürlülerin yürürken kulland ı klar ı madenî çubuk.* Beyaz ı rka mensup olan ki ş i. bulaş ı k makinesi gibi ev aletlerine toplu olarak verilen ad.

* Ağ artı . beyazlı * Beyazı bulunan. beygir gücü * Saniyede 75 kilogrammetrelik iş yapan bir motorun gücü. beyazlatmak * Beyaz duruma getirmek. beyaztilki * Tilkinin kı ş lı k tüyünden yap ı lan kürk. ağ artma. * Atlama beygiri. beyazlaş mak * Beyaz duruma getirmek. beyazlaş ma * Beyazlaş mak iş i veya durumu. ağ arma. beybaba * Yaş lı erkeklere teklifsizce sesleniş biçimi. beyazsinek * Özellikle pamukları n üzerinde üreyerek bitkinin öz suyunu emen ve kuruması na sebep olan bir sinek türü. ağ artmak. beygirci * Beygir besleyen veya kiraya veren kimse. * Çocukları n babaları için kulland ı ğ ı sayg ı sözü. araba çeken. ağ artı lmak. esmerin tad ı * esmerleri övmek için söylenir. beygir * At. beyazlatı cı * Daha beyaz duruma getiren kimyasal madde. ağ armak. * (kâğ ı tçı lı kta) Parlaklı ğ ı n iyileş tirilmesi için hamur bileş enlerinin renginin az veya çok oranda değ iş tirilmesi veya giderilmesi. beyazlanma * Beyaz duruma gelme. beygirli . beyazlanmak * Beyaz duruma gelmek.beyazı n ad ı . * Dokunan kumaş ları n renk tonları nı açan veya beyazlatan ve kumaş lar üzerindeki lekeleri gideren (kimse). beyefendi * Saygı belirtmek için erkek adları nı n sonuna getirilen veya bu adlar ı n yerine kullan ı lan san. beyazlı k * Beyaz olma durumu. beyazlatma * Beyazlatmak iş i. beyazlatı lmak * Beyaz duruma getirilmek. * Yük taş ı yan. üstüne binilen at.

beyhudelik * Beyhude olma durumu. beyin kanamas ı * Beyni besleyen damarlardan bir veya birkaçı ndan dı ş ar ı kan sı zması sonucu. eğ itimi. dört boş luğ undan her biri. beygirlik * Beygire ait. * Muhakeme. beyhude yere * boş yere. beyin gücü * Bir ülkede ileri düzeyde iyi yetiş miş olan meslek ve bilim adamları ile uzmanları n fikir gücü. beyin kar ı ncı kları *İ çinde beyin-omurilik s ı vı sı bulunan. duyum ve bilinç merkezlerinin bulundu ğ u organ. beslenen bölgenin çal ı ş maz duruma gelmesi. beygir için. boş u bo ş una. iki yarı m yuvar biçiminde sinir kütlesinden oluş an. zihin jimnastiğ i. * Bilgisi. * Yararsı z. beygirsiz * Beygiri olmayan. beyin * Kafatası nı n üst bölümünde beyin zar ı ile örtülü. dimağ . beyhude * Boş una. * Bir ş eyi yönetmede önemli görevi olan kimse. beyin cerrah ı * Beyin konusunda uzmanlı k yapm ı ş cerrah. beyin jimnasti ğ i * Bkz. beyin takı mı * Bir kurum veya kuruluş un yönetiminde etkin rol oynayan kimseler. * Beygir gücünde. düş üncesi yüksek düzeyde olan kimse.* Beygiri olan. gereğ i yokken. usa vurma. kafa içinin. beyin göçü *İ leri düzeydeki meslek ve bilim adamları ile uzmanları n bir baş ka geliş miş ülkede yerleş ip çalı ş mak amacı ile kendi ülkelerinden ayr ı lmas ı . beyin cerrahîsi * Hastahanelerde beyin konusunda ameliyat yapabilen bölüm. beyin üçgeni * Beynin alt tarafı ndaki üç kı vrı mlı yuvarlak çı kı ntı . anlamsı z. beyin omurilik sı vı sı * Örümceksi zarla ince zar arası ndaki boş lukta bulunan beyinle omuriliğ i çepeçevre saran sı vı . beyin y ı kamak . beyin orağ ı * Beynin iki lopu arası ndaki zar.

dimağ çe.* insanı . . * Beyne benzeyen. dü ş ünceli. * Beyni olmayan. * Beyinle ilgili. * Akı ll ı . * Akı lsı z. emirlik. uluslar arası . basmakal ı p. beynelmilel * Milletler arası . mirî. beyit * Ev. pis (kimse). namaz k ı lmayan. satı mlı k. devlet malı olan. baş ka yönde düş ünür ve davranı r duruma getirmek amacı yla çe ş itli yollarla etkilemek. devlete özgü olan. beyitli * Beyti bulunan. * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı iki dizeden olu ş mu ş ş iir parçası . enternasyonal. * Hükûmet. korteks. beylik söz * Herkesin kullandı ğ ı . içinde beyit olan. etkisi kalmamı ş söz. hareket dengesi merkezi olan organ. emaret. beyinsel beyinsi beyinsiz beylerbeyi * Sancak beylerinin ba ş ı . beynamaz * Namazsı z. * Herkesin kullandı ğ ı . herkesin bildiğ i. * Beyni olan. kendine özgü düş ünce ve dünya görüş üne yabancı laş tı rmak. beylik * Bey olma durumu. çok bilinen. beylikçi * Divanı kaleminin baş ı . beyin zarı * Beyni üst üste saran zar. * Merkeze tam bağ lı olmayarak bir beyin yönetimi altı ndaki ülke. * Rahat yaş ama. * Devletle ilgili. beyiye * Bkz. beyin zarlar ı * Beyni üst üste saran üç zar. beylik f ı rı n has çı karı r * devlet görevlisi olmanı n insana birçok kazançlar sağ ladı ğ ı nı ş aka yollu anlatmak için söylenir. düş üncesiz. * Bir çeş it küçük ve ince asker battaniyesi. beyincik beyinli * Kafatası nı n art bölümünde ve beynin alt ı nda.

uluslar arası cı . beyni atmak * Bkz. sarsı lmak. delil.beynelmilelci * Bkz. beyni bulanmak * sersemlemek. beyyine * Bir olayı n doğ ruluğ unu ortaya koyabilen yöntem. kanı t. bunamak. beyninde ş imş ekler çakmak * çok üzülmek. ikna etmek. beynini kemirmek * rahatsı zlı k vermek. tepesi atmak. beynine girmek * herhangi bir konuda birisini yönlendirmek. beysbolcu * Beysbol oynayan ve oynatan (kimse). beyni kaynamak * aş ı rı sı caktan sersemlemek. beyni kar ı ncalanmak * zihin yorgunluğ undan düş ünemez olmak. Amerika Birleş ik Devletlerinde yaygı n bir çe ş it oyun. beynine vurmak * (içki etkisiyle) ne yaptı ğ ı nı bilemez duruma gelmek. beyni sulanmak * düzgün düş ünemez olmak. beysbol * Dokuzar kiş ilik iki takı m aras ı nda bir top ve sopayla oynanan. uluslar arası cı lı k. beytülmal * Devlet hazinesi. * zihninde birden bir düş ünce doğ mak. beyni sı çramak * aklı baş ı ndan gitmek. beyninden vurulmu ş a dönmek * beklenmedik bir durum karş ı sı nda olağ anüstü bir üzüntü ve ş aş kı nlı ğ a uğ ramak. huzurunu kaçı rmak. bunalmak. beynelmilelcilik * Milletlerin sosyal sı nı fları arası nda uygunluk olmas ı ve birlikte davran ı lmas ı gerekti ğ ini savunan görüş . * kötü bir ş ey sezinlemek. beyzade . enternasyonalizm. beyninde * Arası nda. tutamak. milletler arası cı lı k. * Duruş ma sı rası nda bir düş ünceyi gerçekleş tirmek için baş vurulan belge. düş ünemez olmak. * Bey oğ lu.

ziynet. bez tüyler * Bitkilerde salgı çı karan tüyler. bezmesine yol açmak. çaput. beyzî * Yumurta biçiminde. *İ çinden geçen kandan veya öz sudan bazı maddeler ay ı rarak salg ı olu ş turan organ. nazl ı kimse. beze beze bezekçi . paz ı . düz dokuma. bez bez bağ lamak * bebeklere altları nı kirletmesinler diye bez koymak. bezdirilme * Bezdirilmek iş i veya durumu. bezdirilmek * Bezmesine sebep olmak. beyzadelik * Soyluluk. beze * Yara veya çı ban sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluş an ş iş kinlik. bezci * Bez yapan veya alı p satan (kimse). bez * Pamuk veya keten ipliğ inden yap ı lan dokuma. * Bezden yapı lmı ş . bezdirmek * Bı ktı rmak. * Usanç veren. * Herhangi bir i ş için kullanı lan dokuma. * Geliş igüzel kuma ş parçası . * Özenle büyütülmüş . usandı rmak. * Hamur topağ ı . * Bez (I). gudde. b ı kkı nlı k vermek. bezdirme * Bezdirmek iş i. * Bir eseri süslemeye yarayan motiflerin her biri. * Herhangi bir cins kumaş . bezcilik bezdirici * Bezcinin iş i veya mesle ğ i. * Pamuktan. bezek * Süs. * Yumurta akı ve pudra ş ekeri ile yapı lan bir çeş it kuru pasta. söbe.* Soylu kimse. oval.

bezen bezeniş bezenme * Bezek. bezekli bezeleme * Bezeğ i olan. * Bezenmek iş i veya durumu. nakkaş . bezeli * Bezeğ i olan. bezekli. * Bu bitkinin yuvarlak tanesi. süsletmek. bezelemek * Hamur topağ ı yapmak. bezeyici * Bezekleme yapan ressam. * Süslemek. donatmak. süsleyen ş ey. dekoratör. bezetmek * Bezeme yaptı rmak. süs. bezetme * Bezetmek iş i. * Süsleme.* Duvar ve tavanları boyay ı p birtakı m resim veya ş ekillerle süsleyen kimse. tezyin. bezeme bezemeci * Bezeme yapan oymacı veya nakkaş . * Bezenme iş i veya biçimi. bezemek. süslenmek. tı rmanı cı bir bitki (Pisum sativum). * Bezelemek iş i. bezenmek * Bezemek iş ine konu olmak. * Kendini bezemek. dekoratif. süslenmek. bezemek bezemeli * Süslü. bezeklemek * Süslemek. bezekleme * Bezeklemek iş i. * Süs. süslü. bezemecilik * Bezemecinin yaptı ğ ı iş . tezyin etmek. bezelye * Baklagillerden. * Gelinleri süsleyen kadı n. . yurdumuzun her yanı nda yetiş tirilen. süslenmiş .

bezirgânbaş ı * Padiş ahı n kullanaca ğ ı çuha. bezir yağ ı . bezir yağ ı * Keten tohumundan çı karı lan ve ya ğ lı boya yapmak için içine renkli maddeler kat ı lan. * Alı ş veriş te çok kâr amac ı nı güden kimse. bezirgân * Tüccar. yorgunluk. * Süs. bezleme * Bezlemek iş i. tülbent gibi eş yaları sa ğ lamak ve bunlar ı korumakla görevli kimse. usanç.bezeyiş bezgi bezgin * Bezeme iş i veya biçimi. bezmek durumuna gelinmek. çabuk kurur bir yağ . bezi herkesin ar ş ı nı na göre vermezler * genel kurallar kiş ilerin isteklerine göre bozulmaz. * Bezmek iş ine konu olmak. bezek. * Keten tohumu. * Bir çocuk oyunu. bezir yağ ı sürmek. * Mesleğ ini sadece kazanç için kullanan kimse. bezirgânlı k * Bezirgâna yakı ş ı r davranı ş . bezlemek * Bez veya kumaş ile örtmek veya kaplamak. bezginlik * Bezgin olma durumu. * Yaş ama veya iş görme isteğ ini yitirmiş . bez. bezik *İ ki. bezginleş mek * Bezgin duruma gelmek. bezirlemek * Bezir yağ ı ile yağ lamak. bezilme bezilmek bezir * Bezilmek iş i. * Bkz. * Yahudilere verilen ad. bezirleme * Bezirlemek iş i. bezginleş me * Bezginleş mek iş i. . üç veya dört kiş i arası nda 96 kâ ğ ı tla oynanan bir çeş it iskambil kâğ ı dı oyunu.

bı çak atmak * bir hedefe bı çak fı rlatmak. manifaturacı lı k. bı cı bı cı * (çocuk dilinde) Y ı kanma. çocuğ u belemek. bezm *İ çki meclisi. bı çak çekmek * üzerindeki bı ça ğ ı birden ele alarak birine saplamaya hazı rlanmak. bı çak bı ça ğ a gelmek * bı çakla birbirine saldı racak kadar zorlu kavga etmek.manifaturac ı . dost toplantı sı . * Bezmek iş i. * Bir sap ve çelik bölümden oluş an kesici araç. bı cı rgan bı çak * Boru biçimindeki maden parçaları n içini düzleş tirip parlatmakta kullanı lan alet. * Jilet. bı cı bı cı yapmak * yı kanmak. * Çeş itli kesme iş lerinde kullanı lan keskin ağ ı zl ı araç. bı cı lgan bı cı r bı cı r * Sürekli ve çok konuş ma için kullanı lı r. bı kı p usanmak.* Çocuğ un altı na bez koymak. bı çak gibi * ince. bı cı l * Aş ı k kemiğ inin altı nda bulunan küçük bir kemik. bezi andı ran. bı çak altı na yatmak * (insan için) ameliyat olmak. bezzazl ı k * Kumaş satma iş i. * Bez dokusunda olan. * Genellikle benzinliklerde bulunan otomobil yı kama aleti ve yeri. bezginlik getirmek. * Bkz. * Bu kemikle oynanan bir oyun. . bezme bezmek bezsi bezzaz * Kumaş alı p satan kimse. * bı çaklamak. bı çı lgan. * Bezgin duruma gelmek. keskin. * ameliyat etmek.

bı çakçı * Bı çak ve daha baş ka kesici araçlar yapan veya satan kimse. bı çak sı rtı * Bı çağ ı n keskin olmayan ters yanı . sohbet) birden bitmek. konuş ma. * Çok az (fark). bı çak kı nı nı kesmez * kötüler yararlandı klar ı kimselere kötülük etmekten çekinirler. bı çaklı * Bı çağ ı olan. bı çak yarası onulur. bı çak gibi saplanmak * (sancı . bı çaklı k . bı çaklatmak * Bı çakla saldı rı yı tahrik etmek. bı çak silmek * bir iş i bitirmek. bı çak vurmak * bı çakla kesmek. bı çak yemek * bı çaklanmak. duruvermek. bı çaklanma * Bı çaklanmak iş i. çok yakı n (aral ı k). bı çak gibi kesmek * çok keskin olmak. bı çaklamak * Bı çakla kesmek. ağ rı ) birden ve güçlü olarak gelmek. * birdenbire ve tamamen ortadan kaldı rmak. bı çakçı lı k * Bı çak ve benzeri ş eyleri yapma veya satma i ş i. * bı çaklamak. bı çak kemiğ e dayanmak * çekilen sı kı ntı artı k katlanı lamayacak bir duruma gelmek. ağ ı r söz gibi gönül kı rı cı davran ı ş ları n hiçbir zaman unutulmayacağ ı nı anlatı r.bı çak gibi kesilmek * (söz. bı çakla saldı rtmak ve yaralatmak. bı çaklanmak * Bı çaklamak iş ine konu olmak. dil yarası onulmaz * hakaret. bı çaklama * Bı çaklamak iş i. * Bı çakla yaralamak. bı çaklatma * Bı çaklatmak iş i.

* Bı çak yapmaya elveriş li (maden). bı çkı tozu * Doğ ramacı lı kta bı çkı dan çı kan ve çoklukla yakacak olarak kullanı lan toz ve tala ş . bı kı ş bı kı ş ma * Bı kı ş mak iş i. gözü pek. yürekli. kar ş ı lı klı iki sapı olan ve iki ki ş i taraf ı ndan kullanı lan büyük testere. * Kı sa ve t ı knaz. * Motorla çalı ş an bir çe ş it güçlü testere. * Sel veya dere yatağ ı . bı çkı nlı k bı dı k bı kı lma * Bı kı lmak iş i. bı kı ş mak * Bı kma iş i veya biçimi. bı çkı nlaş mak * Kabadayı lı k taslamak. * Bağ budamaya yarayan diş li bı çak. kalaslardan daha ince tahtalar kesen. . * Saraç bı çağ ı . * Bı çkı n olma durumu. bı kı p usanmak * çok bezmek. bı kı lmak * Usanı lmak. bı çkı nlaş ma * Bı çkı nlaş mak iş i. * Bı çkı yapı p satan kimse. yayı lmı ş (yara). bı çkı cı * Bı çkı ile ağ aç ve tahta kesen kimse.* Bı çak koyacak yer. bı çkı n * Külhanbeyi. * Korkusuz. boyları nı ve kenarlar ı nı düzgün ve eş it olarak düzelten i ş yeri. bı çkı hane * Bı çkı evi. kabadayı . bı çı k bı çı lgan * Azmı ş . * Hayvanları n tı rnak kökünde oluş an yara. bı çkı evi * Tomruklardan kalas. bı çkı * Tahta veya ağ aç biçmekte kullanı lan. cesur.

al ı mlı (kadı n). bı kkı nl ı k vermek. bı ngı ldama . bı ngı l bı ngı l * Dolgun ve pelte gibi titrek. bezmiş . usand ı rmak. bı ldı rc ı n * Tavukgillerden. bı kkı ntı * Bı kma duygusu. bı ldı rc ı n gibi * kı sa boylu. usanmak. usanmak. bunalmak. bı kma bı kmak * Bı kmak iş i. usanmı ş . bı lkı mak * Bozulmak. bı ktı rma * Bı ktı rmak iş i. bir yı l önce.* Karş ı lı klı olarak birbirinden bı kmak. erimek. bı ktı rı cı * Bı kkı nlı k verici. bı lkı ma * Bı lkı mak iş i veya durumu. yurdumuzda en çok güzün. * Dayanamaz duruma gelmek. boz renkli. bı kkı n * Çok bı km ı ş . * Tekrarlanması . bı ktı rmak * Bı kması na yol açmak. yumuş amak. bı kkı nl ı k vermek * bir ş eyi sürekli tekrarlayarak karş ı sı ndakini usandı rmak. sürüp gitmesi yüzünden bir ş eyden doygunluk veya yorgunluk duyarak onu istemez duruma gelmek. bı kkı nl ı k gelmek * bı kmak. dolgunca. bı kkı nl ı k * Çok bı km ı ş olma durumu. bı llı k bı ll ı k * Çok tombul. etli butlu. bı ldı r * Geçen yı l. bı ngı ldak * Kafatası kemikleş meden önce kemiklerin birleş me yerlerinde bulunan kı kı rdak bölümü. zedelenmek. bı ldı rc ı n eti * Bı ldı rc ı n kuş unun saka ve avcı larca beğ enilen k ı rmı zı eti. eti için avlanan göçebe kuş (Coturnix). benekli.

* Bakı lmak. terk edilmek. bı rak ki * saymasak. bı rakı lma * Bı rakı lmak i ş i veya durumu. bı rakmak * Elde bulunan bir ş eyi tutmaz olmak. * Bı rakma i ş i veya biçimi. belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. * Bir iş i baş ka bir zamana ertelemek. * Ayrı lmak. yükümlülüğ ünü baş kas ı na vermek. hürriyetine kavuş mas ı nı sa ğ lamak. * Bı rakmak iş i. * Unutmak. * Bir alı ş kanlı ktan veya bir i ş ten vazgeçmek. ayrı lan birinden iş . artı rmak. terk. * Bir pazarlı kta. ateş kes yapmak.) Kalmak. * Bir iş in sorumluluğ unu. * Özgürlük vermek. * (bulunduğ u veya dokunduğ u yerde) Olu ş turmak. * Koymak. bı rakı m bı rakı ş * Bı rakmak iş i. * Boş amak. bı rakı ş mak * Savaş ma. * Sarkı tmak. * Yapı ş ı k olan bir ş ey yap ı ş ı klı ktan kurtulmak. * Saklamak. . * Sal ı verme. yan ı nda götürmemek. görevlendirmek. bı rak Allah'ı nı seversen * bir kimse veya nesnenin değ ersizliğ ini belirtmek için kullanı lı r. * Eski bulunduğ u yerini veya durumunu değ iş tirmemek. * Yanı na almamak. * Uğ raş maz olmak. nesne vb. mütareke. bı ngı ldamak * (et ve sı vı için) Yumuş aklı k veya ş iş manlı k sebebiyle oynamak. meydana getirmek. ki ş i. bı rakı lmak * Bı rakmak iş ine konu olmak. * Sı nı f geçirmemek. döndürmek. ateş kes. * Kötü bir durumda terk etmek. bı rakı ş ma * Karş ı lı klı bı rakmak iş i. * Sahiplik hakkı nı baş kası na vermek. artı k uğ ra ş mamak. hesaba katmasak da. titremek. * (bı yı k veya sakal) Uzatmak. mütareke yapmak. terk etmek. * (ölen. korunmak için vermek. çarpı ş ma gibi durumları karş ı lı klı bı rakmak. * Engel olmamak.* Bı ngı ldamak iş i. bı rakı t bı rakma * Tereke.

. bı yı ğ ı nı silmek * bir iş i olmuş bitmiş sayarak onunla uğ raş maktan vazgeçmek. bı yı k burmak (veya bükmek) * çalı m yapmak amac ı yla bı yı kları nı kı vı rmak. bı yı klı balı k * Sazangillerden. bı yı ğ ı nı balta kesmez olmak * kimseden korkusu olmamak. ba ğ ladı ğ ı m (bağ ladı ğ ı ) yerde (çayı rda) otluyorsun (otluyor) * uzun süredir hiçbir ilerleme ve değ iş iklik göstermiyor (veya göstermiyorsun). bı rakması na yol açmak. bı raktı rma * Bı raktı rmak i ş i. bı tı rak * Kı rlarda yetiş en yabanî bir otun dı ş ı dikenli tohumu. * Balı klarda deri uzant ı sı . klitoris. bı yı k bı rakmak * bı yı k uzatmak. sar ı lı p tutunmaya yarayan sürgün. bı yı ğ ı nı tı ra ş etmiş olan. bı yı klı * Bı yı ğ ı olan.bı raktı ğ ı m (bı raktı ğ ı ). bı yı klanma * Bı yı klanmak i ş i. * Asma gibi bitkilerde. bı yı klanmak * Bı yı ğ ı çı kmak. * Ufak çocuk. * Kadı nlı k organı nı n üst yanı nda cinsel zevk duyumu noktası olan bölüm. bı zbı z bı zdı k bı zı r * Davula sol elle vurulan ince değ nek. bı raktı rmak * Bı rakması nı sağ lamak. bı yı ğ ı terlemek * bı yı ğ ı yeni yeni çı kmaya ba ş lamak. eti sevilen bir balı k (Barbus fluviatilis). bı yı ksı z * Bı yı ğ ı olmayan. bı yı k * Üst dudak üzerinde çı kan kı llar. bı yı klar ı ele almak * delikanlı lı k ça ğ ı na girmek. büyüklerinin boyu 2 m yi bulan. bı yı ğ ı nı tı ra ş etmemiş olan. bı yı k alt ı ndan gülmek * birinin durumuna belli etmemeye çalı ş arak gülümsemek. bı yı klı duruma gelmek.

tazeyken sebze olarak yenilen veya kurutulup baharat olarak yararlanı lan ürünü. çiçekleri soluk mavi renkli. biber salças ı * Kı rmı zı biberden yap ı lmı ş salça.) çok acı mak. * Hoş görüsüz. Akdeniz çevresinde çok yeti ş en. biberlik biberon . * Osmanlı İ mparatorluğ unda padiş ah ölünce tahta geçecek oğ lunun devlet yönetimindeki etkili gruplarca kabul ve tasdik edilmesi. * Biber yetiş tirilen yer. biat edilmek * birinin egemenliğ i tanı nmak. * Bu bitkinin. biber gibi yanmak * (deri. kadersiz. * Patlı cangillerden. * Biber konulan küçük kap. * Acı . biber atmak * içine biber koymak. * Genellikle süt çocukları na süt ve sulu yiyecekleri içirmekte kullanı lan emzikli ş iş e. çok y ı ll ı k bir bitki (Rosmarinus officinalis). biber tur ş usu * Yalnı zca uzun yeş il biberden yap ı lmı ş turş u.Bi bîaman biat * Bizmut'un kı saltması . biber katmak. pay almamı ş . amansı z. biat etmek * birinin egemenliğ ini tan ı mak. güzel kokulu yaprakları nı dökmeyen. zalim. göz vb. * Bir kimsenin egemenliğ ini tanı ma. biberleme * Biberlemek iş i. biber gibi * çok acı . kabul etmek. * Payı olmayan. biberlemek * Biber serpmek. bîbaht bîbehre biber * Bahtsı z. biberli *İ çine biber katı lmı ş . kötü talihli. gaddar. yurdumuzda çok yetiş en bir bitki (Capsicum annuum). biberiye * Ballı babagillerden.

bibliyografik * Kaynakla ilgili. hala. kaynakları bilen uzman. kaynakça. bibliyotekçi * Kütüphaneci. * Bkz. bibliyografya * Kaynaklar. bibliyoman * Bibliyomanisi olan (kimse). vazo gibi zarif küçük süs eş yası . çaresizlik. bibliyografi * Bibliyografya. cici bici. bibliyotek * Kitaplı k. biblo gibi * ufak tefek. cicili bicili. . * Babanı n kı z kardeş i. zavallı (kimse). zavallı lı k. * Kitapsever. * Bkz. kütüphane. * Acı sı z. zarif (kı z). * Üslûp.bibersiz *İ çine biber katı lmamı ş . * Meme. kitap dü ş künlüğ ü. bibliyomani * Hastalı k derecesine varan kitap sevgisi. bici bicik bicili bîçare * Çaresiz. bîçare olmak * çaresiz kalmak. bibi bibliyofil bibliyograf * Bibliyografya uzmanı . meme baş ı . bîçarelik biçem * Biçare olma durumu. biblo * Çeş itli maddelerden yapı lan heykel.

biçimlendirilme . çoğ u ek durumunda olan öge. * Biçicinin iş i veya mesleğ i. biçerdöver * Ekin biçen. * Yakı ş ı k alan ş ekil. tutum. * Tarz. döven. fı rsatı nı bulmak. biçime sokmak (veya biçim vermek) * bir ş eyi biçimlendirmek. uygun ş ekil. içeriğ i yeterince önemsemeden. biçerba ğ lar * Ekini hem biçen. * Biçmek iş ini yapan (kimse). * Herhangi bir ş eyin benzeri. * Sanat ve edebiyat eserlerinde dı ş görünü ş . punduna getirmek. * Biçmek iş i. biçilmiş kaftan * bütünü ile uygun. ş ekilci. * Özü. biçimine getirmek * sı rası nı . * Biçilmek iş i. davranı ş veya belli biçimin dı ş ı na çı kmayan (kimse). biçimleme * Çeş itli maddelerin biçimsel imkânları ile birbirleri arası ndaki düzen iliş kilerini araş tı rma iş i.biçenek * Her yı l belirli bir süre otlatı ldı ktan sonra yeniden geliş en bitkilerin biçilerek değ erlendirildi ğ i tabiî çay ı r. elveriş li (iş ). morfoloji. biçimci * Biçimcilik yanlı sı olan (kimse). biçim * Dı ş görünüş . formaliteci. biçime ağ ı rl ı k veren görüş . biçim biçim almak * biçimlenmek. biçici biçicilik biçilme biçilmek * Biçmek iş ine konu olmak. biçimcilik * Biçime sı kı sı kı ya bağ lı lı k. yalnı z biçim üzerinde duran. * Alı ş ı lmı ş kural. saman ı bağ lam veya balya durumuna getiren makine. ş ekillenmek. form. biçim birimi * Kelimelere gramer bakı mı ndan biçim veren. morfem. hem de bağ durumuna getiren makine. biçim bilimi * Yapı bilimi. formalist. belli bir biçime girmek. taneleri ayı ran. ş ekil. en uygun durumunu yakalamak. * Manzumelerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dı ş görünüş ü.ş ekil.

ş ekillendirme. biçimselleş tirmek * Biçimsel duruma getirmek. * Ortamı na uygun düş en. biçimsizleş mek * Biçimsiz duruma gelmek. biçimi bozulmak. * Biçime dayanan. * Dikilecek kumaş ı belli bir modele ve ölçüye göre kesme sanatı . formel. yakı ş ı ksı zl ı k. ş ekillendirmek. biçimsizleş me * Biçimsizleş mek i ş i. amorf. biçki diki ş kursu * Terzilik mesleğ ini öğ retmek amacı yla verilen kurs.* Biçimlendirilmek iş i. biçiş biçki * Biçmek iş i veya biçimi. ş ekillenmek. biçimlenmek * Bir ş ey belli bir biçim kazanmak. yakı ş ı ksı z. * Bir kuramı biçimsel bir kurama dönüş türmek. yakı ş ı k alan. biçki diki ş yurdu * Halka açı k terzilik mesleğ ini ö ğ retme ve uygulama yeri. biçimlenme * Biçimlenmek iş i. * Çirkinlik. biçki yapmak . * Kendine özgü billûrla ş mı ş bir biçimi olmayan (madde). biçimsel biçimselleş tirme * Biçimselleş tirmek iş i. biçimlendirilmek * Bir ş eye biçim verilmek. hoş olmayan. ş ekillenme. biçimlendirmek * Bir ş eye belirli bir biçim vermek. biçimle ilgili. biçimsellik * Biçime uygun olma durumu. biçimi bozuk. ş eklî. biçimsiz * Kendine özgü bir biçimi olmayan. biçimsizlik * Biçimsiz olma durumu. * Kötü. ş ekilsiz. biçimli * Biçimi güzel olan. ş ekle ait. biçimlendirme * Biçimlendirmek iş i. mevzun.

bîdar bid'at *İ slâm dininde Hz. biçki yurdu * Biçki ve dikiş okulu. boru biçiminde küçük araç. tı rpanla. biçtirme * Biçtirmek iş i. iki yı lda bir olan.* dikilecek kumaş ı belli bir modele ve ölçüye göre kesmek. biçkici biçme * Kumaş ı belli bir modele göre biçen (kimse). çoğ unlukla silindir biçiminde kap. * Uyanı k. * Biçmek iş i. paha. plâstik veya çinkodan yapı lmı ş . * Yaylı m ateş iyle öldürmek. * Bedenin belden aş ağ ı bölümlerini y ı kamakta kullanı lan tuvalet aracı . bîgânelik bigudi . makine ile kesmek. * Bidon satan kimse. otu orakla. Muhammed zamanı ndan sonra ortaya çı kan de ğ iş ik yarg ı lar ve ilkeler. biçmek * Belli bir biçim vererek kesmek. * Kadı nları n saçları nı kı vı rmak için kullandı kları . * Bîgâne olma durumu. biftek bîgâne * Izgara veya tavada piş irilen dana eti dilimi. * Yabancı . uyumayan. bidayet * Baş lama. baş langı ç. fiyat) Koymak. *İ lgisiz. sac. * (değ er. *İ çine sı vı maddeler konulan. * Alt ve üst tabanları birbirine paralel ve eş it iki çokgenden. bide bidon bidoncu bienal * Yı l aş ı rı . * Ekini. * Dikilecek kumaş ı belli bir ölçüye ve modele uygun olarak makasla kesmek. * Sonradan türeyen ş ey. prizma. * Yontulmuş yapı taş ı . metal veya plâstikten. men ş ur. biçtirmek * Biçmek iş ini yaptı rmak. yanal ayrı tı lar ı da eş it ve paralel doğ rulardan olu ş an çok düzlemli cisim.

tereddütlü. bikarbonat * Hidrojen karbonatları n genel ad ı . çaresiz. belirli bir süre sonunda elde edilen iyi ve kötü sonuçlar ı n kar ş ı lı klı durumu. bilâistisna *İ stisnası z. deli. bilâkaydü ş art * Kayı ts ı z ve ş artsı z olarak. . bikir * Kı zl ı k. sonraları . bilgisiz. * Kimsesiz. hakkı olarak. aklı baş ı nda olmayan. süs eş yası . tersine. herhangi bir kı sı tlama olmaksı zı n. ayr ı m yapı lmadan. daha sonra. bîkarar * Kararsı z. * Bir kuruluş un veya bir ticarethanenin belirli bir dönem sonundaki veya belirli bir gündeki taş ı nı r ve taş ı nmaz varlı klar ı ile bunları sa ğ lamak için kullanı lan öz ve yabancı kaynakları dengeli olarak gösteren çizelge. *İ lâçsı z. bîkes bîkeslik bikini *İ ki parçalı kadı n mayosu. bijuteri * Kuyumcunun yaptı ğ ı değ erli takı lar ı n tamamı . bîhu ş bîilâç *Ş aş kı n. * Hakkı ile. * Değ erli olmayan maden veya taş lardan yapı lmı ş tak ı . bijon anahtarı * Araba tekerleklerinin somunları nı sökmek için kullanı lan alet. bilâkis bilânço * Tersine olarak. bilâder ağ acı * Amerika elması . * Bîkes olma durumu. erdenlik. umutsuz. * Habersiz. günahsı z.bîgünah bîhaber bihakkı n * Suçsuz. gerçekten. bilâhare * Sonra. bilâr * Katranl ı kı ldan yap ı lan ve kalafat iş lerinde kullanı lan bir tür macun. ayrı ks ı z. aksine. sersem. * Giriş ilen herhangi bir iş te. tam tersine. sonradan.

eskiden beri. doğ rudan do ğ ruya. fil diş i toplarla ve isteka ile oynanan bir oyun. tebli ğ . bildiğ ini okumak * herkes ne derse desin bildiğ i. bildim bileli (veya bildik bileli) * öteden beri. bilârdocu * Bilârdo oynayan veya oynatan kimse.. ihbar tazminatı . * Bu açı klamanı n yapı ldı ğ ı kâğ ı t. bildiri ş . dolays ı z. istediğ i gibi davranmak. bildirim ödencesi * Süresi belli olmayan sürekli iş sözleş melerinin daha önce bildirim yapı lmaks ı zı n yürürlükten kaldı rı lmas ı sebebiyle yükümlü olanlarca karş ı tarafa verilmesi zorunlu olan ödence.-in hepsi. bağ lı oldukları vergi dairelerine verdikleri gelir bildirme belgesi. tebliğ . tebliğ . bilârdoculuk * Bilârdo salonunu iş letme veya oynama iş i. bilâvası ta * Vası tas ı z. bildirilme * Bildirilmek iş i veya durumu. hep . * Bilimsel bir konu üzerine yaz ı lan açı klama. beyanname.. kurum veya bir topluluk tarafı ndan herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazı lan yaz ı . haber verilmek. bilcümle * Bütün. bildiğ inden ş aş mamak (veya kalmamak) * hiçbir etkiye aldı rı ş etmeyerek doğ ru bildiğ i davranı ş ı sürdürmek. ihbarname.bilârdo * Yeş il çuha kaplı bir masa üzerinde. çok bilmiş olduğ unu anlatı r. tebligat. bildirilmek * Bildirmek iş ine konu olmak. bildiğ ini yedi mahalle bilmez * bir kimsenin çok kurnaz. bildik * Tanı dı k. bildik ç ı kmak * birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanı ş tı klar ı nı anlamak. bildiğ ini yapmak * verilen öğ ütleri dinlemeyerek tutumunu sürdürmek. beyanname. duyurulmak. aracı sı z. bildiri * Resmî bir makam. * Vergi yükümlülerinin belli zamanlarda. araçsı z. bildirge * Bir kimsenin resmî bir kuruluş a herhangi bir durumu bildirmek için verdiğ i çizelge. bildirim * Yazı lı olarak yapı lan aç ı klama.

bileğ inin hakkı ile * kendi gücü ve kendi çalı ş ması ile. bileğ i taş ı * Bı çak. bile bile * Bilerek. kolunda altı n bileziğ i olmak. * Herhangi bir konuda bilgi vermek. da. makas gibi kesici araçları bilemekte kullanı lan ince taneli sar ı ş ist. bilerek aldanm ı ş görünme. dahi.ş imdiki zaman. bildirmek * Herhangi bir ş eyi haber vermek. düş ünülerek. bile * Birlikte. kar için) ayaklar ı içine gömülecek biçimde. beyan. gel-ecek gibi. * (giysi eteğ i için) yalnı z ayaklar görünecek kadar (uzun). bilecenlik * Bilecen olma durumu. gelmiş . gel-iyor. belirli geçmi ş . * Anlatmak. bildiri ş im *İ leti ş im. bileğ ine kadar (veya bileklerine kadar) * (çamur. komünikasyon. geniş zaman. gelecek zaman kipleri: Gel-di. bileğ i * Kesici araçları bilemek için kullan ı lan alet. bildiri ş me * Bildiriş mek iş i veya durumu. kasten. ifade etmek. çakı . * Üstelik. bildirme kipleri * Belli zaman kavramı veren. bilecen * Her ş eyi bilen.* Bildirmek iş i veya biçimi. . belirsiz geçmiş . * Bilgiçlik taslayan. bildirme cümlesi * Yüklemi bildirme kiplerinden biriyle kurulan cümle. önceden tasarlayarak. bileğ ine güvenmek * gücüne veya hünerine güvenmek. bileğ inde altı n bileziğ i olmak * Bkz. bile bile lâdes * Kötü bir durumu öyle gerekti ğ i için kabullenmiş görünme. bildiri ş mek * Bir duygu veya düş ünceyi i ş aretle veya sesler dizgesiyle bildirerek anla ş mak. de. bildirme * Bildirmek iş i. isteyerek. * Aynı zamanda. ukalâ. her ş eyden anlayan. gel-ir. haberleş me.

bileş ik kap * Birleş ik kap. * Güçlendirmek. * Oyunlarda bileğ in incinmesini önlemek için bile ğ e takı lan meş in sargı . * Bilenmek iş i. mürekkep. basit olmayan. mürekkep faiz. * Kimyasal tepkimeler sonucu iki veya daha çok elementten oluş an ve bunlardan bağ ı ms ı z fiziksel. bileklik bileme * Bilemek iş i. bilemedin (veya bilemediniz) * en çok. kalı n. keskin duruma getirmek. bilek kuvveti * Beden kuvveti. kol kuvveti. kuvvet. bilenme bilenmek bilerek bileş en bileş ik * Birleş erek oluş mu ş . * Hı rslanmak. * isteyerek.bilek * Elle kolun. . bileş ik faiz * Süre tarihine dek birikmiş faizlerin ana paraya eklenmesiyle elde edilen toplam üstünden ödenen faiz. etkisini artı rmak. keskinle ş tirmek. ayakla bacağ ı n birleş ti ğ i bölüm. konsantre olmak. * Bir bileş ke olu ş turan kuvvetlerin her biri. kasten. * Bir iş e yoğ un bir biçimde hazı rlanmak. * Güç. bilemek * Kesici aletleri zı mpara veya bile ğ i taş ı nda keskinle ş tirmek. a ş ı rı derecede istemek. bilek gücü * Kol kuvveti. bilek güreş i * Karş ı lı klı iki kiş i dirseklerini dayayarak birbirlerinin bileğ ini bükmek. bilek saati * Bileğ e takı lan küçük saat. * Bilemek iş ine konu olmak. keskin duruma getirilmek. kimyasal nitelikler gösteren (madde). bilek damar ı * Nabı z. en fazla. bilek gibi * (saç veya akarsu için) gür. * Ses ve görüntünün birlikte yer aldı ğ ı film parçası .

bileş tirici * Bileş tirmek iş ini yöneten kimse. çiçekleri kömeç durumunda toplu olarak bulunan. bileş ikgiller * Bitiş ik yapraklı iki çeneklilerden. bileş im *İ ki veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş turma. terekküp etmek. * Bir cisme uygulanan birkaç kuvvetin toplam etkisine eş it olan tek kuvvet. * Bilemek iş ini yapt ı rmak. terkip. paralel kenar kuralı na uygun olarak geometrik toplamı nı almak. geometrik toplam. bazı cinsleri uçucu yağ veya süt ta ş ı yan bir familya. tiyatro gibi eğ lence yerlerine girme. * Bir maddenin hangi kimyasal türlerden oluş tuğ unu belirleyen verilerin tamamı . bilet kesmek * bileti koparı p alı cı ya vermek. bilet * Para ile alı nan. terekküp. bileş ke bileş me bileş mek *İ ki veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş turmak. biletli biletme biletmek * Bileti olan. *İ ki veya daha çok vektörün. bileş ik önerme * En az iki önermeden oluş an yeni önerme. ulaş ı m araçları na binme veya bir talih oyununa kat ı lma imkânı nı veren belge.bileş ik kaplar * Birleş ik kaplar. bileş ik kesir * Payı paydası na eş it veya pay ı paydası ndan büyük olan kesir. * Bilet satan görevli. biletçi biletçilik * Bilet satma iş i. bileş tirmek * Bileş mesini sağ lamak. . * Bileş mek iş i. bilet satmak. * Bileş me sonucu oluş an cisim. sinema. bileş tirme * Bileş tirmek iş i. * Bileş mek iş i veya durumu. muhassala. konser. * Biletmek iş i.

zağ cı . * Bilgi. iki ucu delik gereç. * Bilim. *İ ş olarak. bilezikli * Bileziğ i olan. sı nı r ve güvenilirlik bakı mı ndan inceleyip araş tı ran felsefe dalı . bilgi ş öleni * Belli bir konunun tartı ş ı ldı ğ ı bilimsel toplantı . gerçek ve ilkelerin bütününe verilen ad. bilezik * Bileğ e süs için takı lan halka. özellikle sı zı ntı yı önleme gibi amaçlarla yerleş tirilmiş . sempozyum. bilim alanı nda uygulanan yöntemleri. malûmat.biletsiz bileyici bileyicilik * Bileti olmayan. malûmat. genel olarak dökme demirden yapı lmı ş . bilgi almak. yağ lama. epistemoloji. bilgi kuram ı * Bilginin temelini. hikmet. vukuf. zağ cı lı k. * Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradı ğ ı temel dü ş ünceler. silindir. vukuf. gerçekten. bilfiil bilge bilgece bilgelik * Bilge olma durumu ve niteliğ i. olgun ve örnek (kimse). bilgi edinmek * öğ renmek. araş tı rma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek. *İ nsan zekâsı nı n çalı ş ması sonucu ortaya çı kan dü ş ünce ürünü. diyelim ki. *İ ki borunun ucunu birleş tirmeye yarayan halkaya benzer parça. iyi ahlâklı . bilgi *İ nsan aklı nı n erebilece ğ i olgu. * (İ lk Çağ felsefesinde) Kendini tanı manı n bilgisi. bilfarz * Tutalı m ki. * Motor pistonları na. pirinç veya nikel kaplı demirden yapı lmı ş . dikdörtgen. * Bir durumu öğ renmek. sayalı m ki. * Kesici aletleri bilemeyi iş edinmi ş olan kimse. * (biliş imde) Kurallardan yararlanarak kiş inin veriye yönelttiğ i anlam. * Bilgeye yaraş ı r (biçimde). * Bileyicinin yaptı ğ ı iş . kesik koni ve benzeri ş ekilli. * Bilezik takmı ş olan. malûmat. so ğ utma. * Kelepçe. i ş edinerek. * Mobilyaları n ayak altları na tak ı lan kare. vukuf. hâkimane. malûmat. * Öğ renme. * Bilgili. makinelerle yapı lan i ş lemlerin düzenli biçimde yürütülmesi. bilgi iş lem * Özellikle bilgisayar vb. bilgi toplamak . uçlar ı açı k ve esnek halka. hakim. söz geli ş i.

âlim. bilgili * Bilgi sahibi olan. öğ renmek. bilgisayarlamak * Bilimsel bir konuda çok bilgisi olan (kimse). bilgisayarcı * Bilgisayar alı m satı mcı sı . bilgilenme * Bilgilenmek iş i veya durumu. bilgisayarcı lı k * Bilgisayar ticareti veya uzmanlı ğ ı . bilgilendirmek * Bir konuda bilgi sahibi olması nı sa ğ lamak. * Bilerek. * Bilgili kimse. kompüter. bilgilenmek * Bilgi sahibi olmak. bilgin gibi. bilgilik * Ansiklopedi. bilgiç bilgiç bilgiç * Bilgisi olduğ unu göstererek. bilgili geçinen kimse. * Bilgin olma durumu. * Baş kas ı nı yanı ltmak için do ğ ru olmadı ğ ı bilinerek yapı lan uslamlama ve çı karsama. malûmatlı .* değ iş ik yer ve kaynaklardan sağ lanan bilgileri bir araya getirmek. bilgin bilgince bilginlik bilgisayar * Çok sayı da aritmetiksel veya mantı ksal i ş lemlerden oluş an bir i ş i. yapı mcı sı veya mühendisi. bilgilendirme * Bilgilendirmek iş i veya durumu. bildirerek. bilgici * Sofist. . sofizm. bilgin geçinmek. safsatacı lı k. haberli. * Bilgine yakı ş ı r. bilgiçlik satmak (veya taslamak) * bilmediğ i hâlde bilir görünmek. bilgicilik * Antik Yunan felsefesinde eleş tiri ak ı mı . bilgiçlik * Bilgiç olma durumu. * Bilgisiz olduğ u hâlde bilgili görünmek isteyen. elektronik beyin. * Bilgisayar programcı sı . önceden verilmiş bir programa göre yap ı p sonuçlandı ran elektronik araç. haberdar etmek. bilgin tavrı nda.

en çok. varsayı mları nı ara ş tı ran felsefe dalı . roman vb. bilim adamı * Bilimsel çalı ş malarla u ğ raş an kimse. bilgiyazar * Elektronik sistemle dizgi yapan alet. ba ş ta. malûmatsı z. bilime uymaz. * Belli bir konuyu bilme isteğ inden yola ç ı kan. âlim. gayriilmî. deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak yasalar ç ı karmaya çalı ş an düzenli bilgi. ilkelerini. bilgisayarlaş mak * Bilgisayar düzeniyle donatı lmak. belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araş tı rma süreci. her ş eyden önce. bilim dı ş ı * Bilime aykı rı . bilim kadı nı * Bkz. * Bilen. bilgin. bilgisiz bilgisizlik * Bilgi sahibi olmayan. bilim adamı . bilerek ve isteyerek. * Tavuk gibi kümes hayvanları nı çağ ı rmak için çı karı lan ses.* Bilgisayara geçirmek. bilim kurgusal * Biyoloji ve elektrikle ilgili olan. özellikle. bilimci bilimcilik * Bilginin. * Bilgisiz olma veya bilgi yokluğ u durumu. cehalet. bilimsel * Bilgin. mahsus. malûmat. bilim kurgu * Çağ daş bilim verileriyle düş gücünden oluş an film. . biyonik. * Bilgi. cahil. bilhassa * Hele. ilimcilik. bili bili bili bilici bililtizam * Bile bile. bilim kuramı * Bilimlerin koydukları düş ünsel sorunları inceleyen ve tek tek bilimlerin yöntemlerini. * Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi. ilim. temeli olarak yalnı z bilim yöntemine önem verme. bilim * Evrenin veya olayları n bir bölümünü konu olarak seçen.

bilimselleş tirmek * Bilimin metotları na uygun duruma getirmek. bilincine varmak * anlamak. bilimsel deneycilik * Her bilginin deneyle veya gözlemle doğ rulanabileceğ ini. * Bir toplumdaki ruhî etkinliklerin veya ruhî durumları n bütünü. * Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydı nlı k olarak izlenme süreci. bilim yöntemlerine uygun olmayan gayriilmî. bilimsel düş ünce * Bilim temeline dayanan özgür eleş tirici. bilinçalt ı * Bilinç dı ş ı olmakla birlikte. bilinçlendirme * Bilinçlendirmek iş i. bilinç *İ nsanı n kendisini ve çevresini tan ı ma yeteneğ i. bilinç kayb ı * Hafı za yitimi. ş uur.* Bilimle ilgili. bilimsizlik * Bilimsiz olma durumu bilimsizce iş . bilimsiz * Bilime. temel görüş . ş uuraltı tahteş ş uur. bilinçlendirmek . bilimselleş tirme * Bilimselleş tirmek iş i. bilimsel toplant ı * Uzmanları n katı lı mı ile gündemi bilimsel konuları n oluş turduğ u toplantı . baskı altı nda tutulan isteklerle bunlara bağ lı düş üncelerden oluş an ve bilince ula ş amayan bölümü. bilimsellik * Bilimsel olma durumu. dilendi ğ i zaman kapsam ı ndakilerin bilince çağ rı labildiğ i zihin bölgesi. bilime dayanan. araş tı rı cı ve bağ ı msı z düş ünce. bilimsel sosyalizim *İ htilâlci sosyalizm. bilinç d ı ş ı * Bilinçsizce yapı lan i ş ve etkinliklerin bütünü gayriş uur. Marxçı lı k. sı nanabileceğ ini savunan felsefe akı mı . ilmî. bilincini yitirmek * bilincini herhangi bir sebeple yitirmek. ş uur. bilinç ak ı ş ı * Düş üncelerin arka arkaya birbirini izlemesi. * Dimağ . * Kiş inin aklı ndan geçenlerin birinci ki ş i ağ zı ndan yansı tı lması . * Temel bilgi. kavramak. *İ nsan ruhunun.

bilindik. * Tanrı 'nı n ve evrenin nereden türediğ inin bilinmediğ ini ve bilinemeyece ğ ini ileri süren öğ retiyi benimseyen (kimse). ö ğ renilmek. kuş kulu.* Bilinçli duruma getirmek. * Tanrı 'nı n ve evrenin nereden türediğ inin bilinmediğ ini ve bilinemeyece ğ ini ileri süren öğ reti. bilinmez * Anlamı gizli ve anlaş ı lması güç olan. meçhul. * Bilinci olmayan. bilinmedik * Bilinmeyen. bilinen bilinme * Değ eri belli olan nicelik. olay ve edimlere uyanı k bulunma durumu. olay ve iş lere kar ş ı uyan ı k bulunmama durumu. ş uursuzluk. * Nesne. . bilinmedik. agnostik. bilinmek * Bilmek iş ine konu olmak. * Nesne. agnostisizm. ş uursuz. lâedriye. ş uurluluk. kendi etkinli ğ inin fark ı nda olan. * Bilinçli olma durumu ş uurluluk. ş uurlu. bilindik * Bilinen. bilinmeyen (nicelik). anla ş ı lmak. ş uursuz. * Eleş tirmeli bir biçimde. * Kendi etkinli ğ ini eleş tirmeli bir biçimde sezmeyen. * Belli olmaz. bilinçli * Bilinci olan. * Bilinmek iş i. ş uursuzluk. lâedri. muğ lâk. bilinmezlik * Bilinmez olma durumu. bilinçlenme * Bilinçlenmek iş i. bilinemez *İ nsan aklı yla bilinemeyen ş ey. bilinçlilik bilinçsiz bilinçsizlik * Biliçsiz olma durumu. ş uurlanmak. bilinçlenmek * Bilinçli duruma gelmek. bilinemezcilik * Bilginin bağ ı ntı lı oldu ğ una ve bundan dolayı salt olmadı ğ ı na inanan öğ reti. malûm. bilinemezci * Bilginin bağ ı ntı lı oldu ğ una inanan (kimse). meçhul. bilinmeyen * Değ eri belli olmayan. bilinçle yapı lmayan. ş uurlu. bilinçle yapı lan.

biliş im teknolojisi * Biliş imde kullanı lan bütün araç ve gereçlerin olu ş turduğ u sistem. * Öğ renmek. * Duru ve temiz kesme cam. bilip bilmediğ ini göz önüne almadan. "sayar". ehlivukuf. muarefesi olmak. ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş im sistemi. * Bildik. vukuf. ehlivukuf. * Billûrdan yap ı lmı ş . . bilisiz * Öğ renim görmemiş . sibernitik. bilisizlik * Bilisiz olma durumu. eksper. cahil. * Biliş im alanı nda uzman ki ş i. ehlihibre. bilistifade * Yararlanarak. biliş çı kmak * tanı mak. biliş * Canlı nı n. "yapar" anlamları ile isimlerle birleş erek birleş ik s ı fat kurar. tanı dı k. cahillik. önceden tanı ş olmak. bilirki ş i raporu * Bilirkiş inin hazı rlam ı ş oldu ğ u rapor. biliş im ağ ı * Teknik. bir nesne veya olayı n varlı ğ ı na ili ş kin bilgili ve bilinçli duruma gelmesi. * Çözümlenmesi özel veya bilimsel bilgiye dayanan konularda oyuna veya düş üncesine ba ş vurulan kimse.bilir * "Anlar". dost. bilirki ş i * Belirli bir konudan iyi anlayan ve bir anlaş mazlı ğ ı çözümlemek için kendisine ba ş vurulan kimse. * Biliş mek iş i. informatik. biliş imci biliş me biliş mek * Karş ı lı klı olarak birbirini tanı mak. billâhi * Tanrı 'ya ant içerim" anlamı nda bir ant. * "İ nan olsun" anlam ı nda kullanı lı r. ehlihibre. biliş im * Teknik. uzman. bilir bilmez * yarı m bilgi ile. billûr * Bazı cisimlerin aldı klar ı geometrik biçim. ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş imde kullanı lan ve özellikle elektronik aletler aracı lı ğ ı ile düzenli bir biçimde i ş lenmeyi ön gören bilim. kristal. bilirki ş ilik * Bilirkiş inin yapt ı ğ ı iş .

billûriye * Billûrdan yapı lmı ş veya billûrla ilgili. göğ üs). * Bilmek iş i. billûr cisim * Gözde. billûr durumunda yoğ unlaş mak. * Billûra benzeyen. anlaş ı lı r biçimde konuş mamak. mercimek biçim ve büyüklüğ ündeki saydam cisim. niteliklerini üstü kapalı söyleyerek o ş eyin ne olduğ unu bulmayı dinleyene veya okuyana b ı rakan oyun. . mercek görevini yapan. gerdan. * Bir ş eyin ne oldu ğ unun bilincine varma. billûrla ş mak * Billûr durumuna gelmek. irisin arkası nda. * sonucun ne olacağ ı nı kestiremeden. * Diyalize uğ rayarak çözümlenen madde. * Bilgi edinmenin gaye ve sonucu. * çok beyaz ve pürüzsüz (kol. billûrlu *İ çinde billûr bulunan. anlamı nda bir söz. muamma. kristalleş mek. kristaloit. * Bol ı ş ı klı . billûrsu bilme bilmece * Bir ş eyin ad ı nı anmadan. * Herhangi bir cisim moleküllerinin bazı fizik ve kimya de ğ iş meleriyle geometrik biçim alması . billûrla ş tı rmak * Billûr durumuna getirmek. billûru andı ran. * Belirgin duruma gelmek.* Koç yumurtası . bilmece gibi konuş mak * açı k. billûr gibi * çok duru. netlik kazanmak. kristalle ş me. bilmece çözmek * bilmecenin cevabı nı bulmak. bilmeden * bilmeyerek. billûrla ş ma * Billûr durumuna gelme. billûrla ş tı rma * Billûrlaş tı rmak i ş i. bilmediğ i beş vakit namaz * her ş eyi pek iyi bilir. * Genellikle billûrdan yapı lmı ş eş ya satan dükkân. billûr gibi. * (ses için) pürüzsüz. billûrî * Billûra benzer. çok temiz (su). muamma. pı rı l pı rı l parlayan (yer). koloit karş ı tı . * Bilinmeyen ş ey.

ş aş ma. . bilmez * Anlamaz. bilmezlenme * Bilmezlenmek iş i. bilmezlik. bencmarking. bir ş ey bilmez göstermek. bilmezlikten gelmek. hatı rbilmez. ne) * önemli veya anlatı lmas ı gerekli görülmeyen ş eyler için kullanı lı r.bilmek * Bir ş eyi anlam ı ş veya öğ renmi ş bulunmak. bilmi ş * Her ş eyi bilir geçinen. bilmezlikten gelmek * bilmiyor görünmek. * Bir bilim veya sanat dalı nda yeterli olmak. sı rası düş ünce. "edemez" anlamlar ı nda kullanı lı r. bilmemek * birlikte kullanı ldı ğ ı fiilin bir türlü gerçekle ş emediğ ini anlat ı r. ş irketler aras ı nda bilgi satma. karş ı lı k olarak. * Saymak. * (davranı ş töresinde) Ben de. tereddüt anlam ı nı verir. bilmünasebe * Sı rası gelince. * Bkz. kim. nas ı l. çok bilmiş . * Anlamak. farz etmek. bilmukabele * Karş ı lı klı olarak. bilsat * Kuruluş lar. * Geniş zamanı n olumsuz birinci tekil kiş isi olarak bilmem biçiminde kullanı lı nca duraksama. teçhil. * Sorumlu tutmak. bilmezlenmek * Bilmiyor gibi görünmek. bilgiçlik taslayan. cehalet. tecahül etmek. var saymak. elinden gelmek. bilmezlik * Bilmez olma durumu. bilmezlemek * Bir kimseyi. * Sanmak. "uygun bulmak" anlamı nda da kullan ı lı r. * Bazen "iş ine gelmek". teçhil etmek. kavramaz. sizlere de. bilgileş im. bilmemezlik * Bilememe durumu. hatı rlamak. * Tanı mak. bildiğ i belli olan bir ş eyi bilmez veya baş ka türlü bilir görünecek yolda bir anlatı ş sanatı . *İ nanmak. bilmezleme * Bilmezlemek iş i. * -a/-e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleş ik fiiller oluş turur. bilmezlikten gelme * yazarı n. * Bir iş yapmaya alı ş mı ş olmak. kadirbilmez gibi sözlerle "yapamaz". tecahülüarifane. size de. bilmem hangi (veya bilmem kaç.

gene de onu kendisinden daha iyi bilen bulunabilir. gönülden. * Milyar. bin bilsen de bir bilene danı ş * bir insan bir ş eyi ne kadar iyi bilirse bilsin. bin kalı ba girmek * birbirine benzeyen birçok iş yapmak. kamu. bin bir * Pek çok. dokuz yüz doksan dokuzdan bir artı k. 1000. -in hepsi. toprak. aş ı nmayı ve enerji yitimini önlemek için. öğ ütlerden çok daha etkilidir. araçla. bin dereden su getirmek * birini kandı rmak için birçok sebep ileri sürmek. bin derde deva * pek çok iş e yarayan. . bin kat * Pek çok.bilumum bilvası ta bilye * Bütün. kı yaslanmayacak ölçüde. hep. yaprak ve çiçek iş lenmiş giysi veya örtü. cam gibi ş eylerden yap ı lmı ş küçük yuvarlak. * (birinin) Aracı lı ğ ı ile. bin iş çi.. maden. her sı kı ntı yı gideren.. dil dökmek. bin nasihatten bir musibet ye ğ dir * yaş anmı ş olaylar. M. bilyeli yatak * Bisiklet. misket. * Bir isimden önce geldiğ inde aş ı rı lı k ve çokluk bildirir. bilyeli * Bilyesi olan. * Taş . bin pi ş man olmak * çok piş man olmak. küçük yuvarlak. dolaylı . * Bu sayı nı n adı ve bu sayı yı gösteren rakam. * Motorlu taş ı tlarda dönme veya sürtünme etkilerini azaltmak. bin can ile * çok isteyerek. çoğ unlukla çelikten. bin dall ı * Çoğ unlukla mor kadife üzerine sı rma ile kabartma dal. bilyon bin * On kere yüz. çok sayı da. otomobil gibi taş ı tlar ı n tekerleklerinde sürtünmeyi azaltmak amacı yla içine çelik bilye yerleş tirilmiş bölüm. sürekli olarak dü ş ünce değ iş tirmek. bir ba ş çı * her iş e. doğ rudan doğ ruya olmayarak. göbeklerdeki yataklara yerle ş tirilen. bin bir ayak bir ayak üstüne * herkesin ayakta olduğ u kalabalı k. . baş olacak bir kimse gerekir.

bin zahmetle * çok zor. büyük zorlukla. bin türlü bin yaş a! * Birbirinden çok farklı . -den ötürü. bunun için. beynamaz. * (bir düş ünce sistemine göre) kurmak. bunun üzerine. binaen * -den dolayı . * Rütbesi yüzbaş ı ile yarbay arası nda bulunan ve ası l görevi tabur komutanlı ğ ı olan subay. * Arapça fiil çatı sı nı konu edinen bilim ve kitap. zamlı . bindirilmi ş kuvvetler * Motorlu taş ı tlara bindirilmiş asker birlikleri. -diğ i için. binaenaleyh * Bundan dolayı . * Çatı . * (memnunluk bildirmek için kullanı lan söz) çok yaş a!.bin tarakta bezi olmak * birçok iş le uğ raş mak. zam. inş a etmek. bînamaz binba ş ı * Bkz. dayamak. hamil. çok de ğ iş ik. bindirilmek * Bindirmek iş i yapı lmak. bindi * Destek. binba ş ı lı k * Binbaş ı rütbesi veya binbaş ı nı n görevi. * Dayanarak. bindirilme * Bindirilmek iş i veya durumu. kurmak. bindirimli * Fiyatı art ı rı lmı ş . bina * Yapı . bina etmek * yapmak. bindi ğ i dal ı kesmek * (kendisine gerekli ve yararlı olan ş eyi) fark ı nda olmadan yararsı z duruma getirmek. bundan ötürü. binde bir * çok seyrek olarak. . yapmak. kendi eliyle yok etmek. bindirim * Fiyat artı rma.

pek çok olan. biner bingi her biri. * Binilmek iş i. bindirme kilit * Gövdesi kutu biçiminde olan. * Üzerine binilen. * Ata binilerek yapı lan spor. kiremit. * Bin sayı sı nı n üleş tirme biçimi.bindirme * Bindirmek iş i. çı karma yerine gitmek için kendilerine ayrı lan deniz araçlar ı na binmeleri. sı rada dokuz yüz doksan dokuzuncudan sonra gelen. kanatlar ı kapanı nca kalan aralı ğ ı örtebilmek için bu kanatlar ı n kenarı na çak ı lan bini a ş mak * çok fazla olmak. binicilik binilme binilmek . gezmek veya binicilik sporu için yetiş tirilen at. * Birbiri üzerine gelerek eklenen levha. bindirmek * Bir kimseyi bir ş eyin üzerine çı kartmak. * Ata binme ustalı ğ ı . oturtmak veya içine yerleş tirmek. * Ata iyi binen kimse. * Binmek iş i yapı lmak. binin yarı sı beş yüz (o da bizde yok) * çok düş ünceli görünen birine ş aka yollu "aldı rma!" anlamı nda söylenir. binek ta ş ı * At veya arabaya binmek için üstüne çı kı lan yüksekçe taş . binek atı * Sadece binmek. bini bir paraya * pek çok ve ucuz. * pek çok yapı lan. kapak veya kapı nı n arkası na doğ rudan vidalanan. katmak. basit mekanizmalı kilit. * Çı karma harekâtı na katı lacak birliklerin. * Kemerler üzerine oturtulmuş kubbe ile kemerlerin aras ı nı kapatan üçgen biçimindeki kubbe parçaları ndan * Binme iş i. bininci * Bin sayı sı nı n sı ra s ı fatı . dolap gibi ş eylerin. * (taş ı t) Ba ş taraf ı ndan baş ka bir ta ş ı ta çarpmak veya bir yere vurmak. ahş ap parçalar ı nı n durumu. binmesini sağ lamak. her defası nda bini bir arada olarak. * Kapı . her birine bin. * Eklemek. bini çı ta. binmeye yarayan. binici * Binen. binek * Binmeye ayrı lmı ş ş ey ve daha çok at.

* Fiyat artmak. otomobil gibi bir taş ı tta yer almak. bîperva * Çekinmez. * Binmek iş i. gözü pek. vapur. binek atı . binek hayvanı için) Kullanmak. * Yüksek aş amalı bilginlerin ve yeniçeri subaylar ı nı n giydikleri cübbe. katı lmak. biomikroskop * Kendine özgü bir ı ş ı k ile kullanı lan çift göz mercekli mikroskop. * Bir ş ey s ı kı ş arak yanı ndakinin üstüne ç ı kmak. * Hamur durumundaki ekmeklerin. * Birçok bin. sakı nmaz. nihayet. * (bisiklet motosiklet. *İ ş istenilmeyen veya beklenilmeyen bir biçim almak. *İ ki parçadan biri. fı rı na at ı lmadan önce. binnetice biny ı l biokütle * Bin yı lı içine alan zaman dilimi. * Kı rı k bir kemiğ in iki parças ı birbiri üstüne gelmek. * Kas kiriş leri birbiri üstüne binmek. binme binmek * Yüksek bir ş eyin veya bir hayvan ı n üstüne çı kı p ayakları nı sallandı rarak oturmak. * Bir yere gitmek için tren. biomedikal * Hem biyoloji hem de tı pla ilgili olan. uçak. öbürünün üstünde olmak. . * Sonuç olarak. fizyoloji ve tı p konuları nı mekanik kanunlar yöntemiyle irdeleme. bini ş me bini ş mek binit binit binlerce binlik * Bin liralı k kâğ ı t para. * Yaklaş ı k olarak üç litrelik büyük ş iş e. * Bin tanesi bir arada olan. * Atlı alayda giyilen giysi.bini ş * Binmek iş i veya biçimi. * Üniversite öğ retim üyelerinin giydikleri cübbe. korkusuz. * Üstüne binilen hayvan. * Eklenmek. içine konuldu ğ u oyuk gözlü tahta. * Atlı alay. * Biniş mek durumu. * Belirli zamanda sı nı rları belirli bir biyotopta bulunan canlı organizmaları n toplam kütlesi. pek çok. biomekanik * Biyoloji.

bir boyda. * Birleş ik.. bir araba bir arada . * Tek. yalnı z. * Toplu bir durumda. bir (veya tek baş ı na) * yalnı z olarak. * Bu sayı yı gösteren rakam 1. müş terek. korkmadan. * Sadece. * (tekrarlanarak) Bir kez.. onunla övünülmemelidir. birlikte. bir (veya bir de) * hem . toplu olarak. * Bu sayı kadar olan. hep birden. önem bakı mları ndan birbirinden farks ı z. yan ı nda kimse bulunmadan. hem. * Birçok. fazla. bir an önce * Bir ara. bir alay bir âlem * Kendine özgü bir niteliğ i olan... bir . * Eş . bir fincan kahvenin kı rk yı l hatı rı vardı r. bir ara * Kı sa bir süre. * Geçmiş te bir zaman. * Odun. birbirine e ş it. bir ac ı kahvenin kı rk yı l hatı rı vard ı r * Bkz. * Sı fat veya zarf durumunda baş ı na geldiğ i kelimelere kuvvet. aynı . bir (veya sa ğ ) elinin verdi ğ ini öbür (veya sol) elin duyması n * yapı lan bir iyilik gizli tutulmalı .. * Ortaklaş a olan. I. bir sürü. bir abam var atar ı m. pek çok. istek veya kesin olmayan anlamlar katar. kömür gibi bazı ş eylerin ölçü birimi.* Çekinmeden. bir * Sayı lar ı n ilki. beraberce. olabildiğ i kadar tez.. * baş ka birinin yardı mı olmaksı zı n. * Değ er. * Ancak. * Pek çok. * Herhangi bir varlı ğ ı belirsiz olarak gösterir. birbirine benzer. bir a ğ ı zdan çı kı p bin dile yayı lı r * ortaya atı lan bir söz çok çabuk yayı lı r. bir an * Çok kı sa bir süre için kullanı lı r. nerede olsam yatar ı m * tek baş ı na bulunan kimsenin istediğ i yerde barı nı p rahat edebileceğ ini anlatı r. bir a ğ ı zdan * hep birlikte.

bir araya getirmek * toplamak. bir de Allah bilir * sı kı ntı lı durumlarda söylenilen bir deyim. bir bakı ma * Ba ş ka bir görü ş le. bir biçimine getirmek * çözüm yolu bulmak.bir aralı k * Bir ara. ayrı ayrı . dokuz evlât bir babayı beslemez * çok çocuğ u olan baba. bir a ş ağ ı bir yukarı * amaçsı z olarak gidip gelmeyi anlat ı r. çok yaş lanmı ş olmak. * Bkz. bir ba ş ı na * Tek baş ı na. bir atı mlı k barutu olmak (veya kalmak) * bir konuda yapabileceğ i çok az ş eyi bulunmak. bir baltaya sap olmak * belirli bir iş sahibi olmak. . * Az. bir ba ş tan (veya uçtan) bir baş a (veya uca) * bir yerin bir sı nı rdan öbür sı nı rı na kadar. eksiksiz. bir bardak suda f ı rtı na koparmak * önemsiz. buluş mak. küçük bir sorunu büyütmek. bir baba dokuz evlâdı besler. hepyek. bir araya gelmek * bir yerde toplanmak. bir ayak önce (evvel) * bir an önce. bir arpa boyu (gitmek veya yol almak) * çok az. çok az. * Olduğ u gibi. bir bir bir bir * Birer birer. bir aya ğ ı çukurda olmak * yaş ayacak çok az zamanı kalmı ş olmak. bir ben. bir ayak üstünde bin yalan söylemek (veya bir ayak üstünde kı rk yalanı n belini bükmek) * çok kı sa sürede pek çok yalan söylemek. tam tamı na. bir avuç * Bir avuç dolduracak kadar. her çocuk babası na bakı lmas ı nı ötekinden beklediğ i için sı kı ntı da kal ı r. baş ka bir dü ş ünüş le.

güzel bir belirti ile doyurucu sonuca ulaş ı lmaz. baş tan ba ş a. bir daha * bir kez daha. bir boydan bir boya * Bir yerin bir ucundan öbür ucuna kadar. bir çokları * çok sayı da olan (kimse veya ş ey). bir çift sözü olmak * söyleyecek bir ş eyleri bulunmak. yanlı ş davran ı ş larla bozmak.bir boy * Bir kez. * Hele. * Biraz. çabucak. bir çiçekle bahar (veya yaz) olmaz * küçük. ele alı r almaz. bir çöplükte iki horoz ötmez * bir yerde iki kiş i baş olmaz. bir çift söz * Bir iki söz. bir daha yüzüne bakmamak * darı lı p ilgiyi kesmek. bir bu eksikti * sı kı ntı lı bir durum varken bir yenisinin çı kması üzerine söylenir. bir çenetli * Kapsüllü yemiş lerin tek parçalı olanları . kapalı tohumlulardan bir bitki sı nı fı . bir çenekliler * Oğ ulcuğ u bir çenekten oluş mu ş . * hiçbir zaman. bir çat ı alt ı nda (olmak veya bulunmak) * aynı yapı içinde. * çapkı n kimseler için kullanı lı r. bir çuval inciri berbat etmek * düzelmekte olan bir durumu yersiz. bir boyda * Boyları eş it. bir çekirdek geri kalmamak * bütünüyle denk olmak. bir iki. bir dalda durmamak * sı k sı k iş veya dü ş ünce değ iş tirmek. bir çift * Bir takı m. bir damla . bir ç ı rpı da * bir ele alı ş ta.

bir dediğ i bir dediğ ini tutmamak * söyledikleri birbirine uymamak. bir don bir gömlek * yarı çı plak. bir duda ğ ı yerde bir dudağ ı gökte * masallardaki dev gibi korkunç ve çirkin. bir dediğ i iki olmamak * her istediğ i yapı lmak. * umulanı n veya beklenilenin dı ş ı nda bir durumu anlatan cümlelerin ba ş ı na gelir. bir defada * ara vermeksizin. fazladan. bir dirhem bal için bir çeki keçiboynuzu çi ğ nemek * verimi az. bir dediğ ini iki etmemek * her istediğ ini hemen yapmak. . bir dostluk kald ı ! * az bir mal kalı nca sat ı cı ları n kullandı ğ ı bir özendirme deyimi. * "ilk önce". bir kereye özgü olarak. birçok kimse tarafı ndan düzeltilemez. * (çocuk için) Çok küçük. bir dokun bin ah i ş it (dinle) kaseifağ furdan * insanları konuş turmak için biraz dertlerini deş mek yeter. zahmeti çok olan bir iş le uğ raş mak. bir deli kuyuya bir taş atar. bir dirhem * Çok az. bir dikili a ğ ac ı olmamak * evi veya mülkü olmamak. kı rk ak ı ll ı çı karamazmı ş * bazen bir kimsenin yaptı ğ ı yersiz bir iş . "hele" anlamı nda da kullan ı lı r. bir de * ve olana katarak. bir defalı k * Bir kere yapmaya yetecek kadar. bir dolu * Birçok. tutarsı z konuş mak. bir deri bir kemik (kalmak) * çok zayı flamak. bir defa * Olup bitti anlatan cümlelere katı lı r. bir derece (veya bir dereceye kadar) * biraz. bir dirhem et bin ayı p örter * biraz kilo almak bazen insanı güzelle ş tirir. birazcı k. * Bir kereye özgü olan.* Çok az.

bir gece içinde olup biten.bir düziye * Sürekli olarak. akrabalar eğ lenmemelidir. bir elin sesi çı kmaz * bir davanı n bir kiş i taraf ı ndan savunulması etkili ve yeterli değ ildir. iki el bir yüzü y ı kar * bazı durumlarda yardı mcı sı z iş yapı lmayacağ ı nı anlatı r. bir el * (ateş li silâh için) bir kez atı m. sağ ladı ğ ı bir ç ı karla ödetmek. ancak aynı kök üzerinde bulunan (bitki). bir elden * aynı kimse tarafı ndan. bir elle verdi ğ ini öbür elle almak * yapar göründüğ ü bir iyiliğ i. bir gömlek fazla eskitmiş olmak * birinden daha yaş lı ve daha görmü ş geçirmiş olmak. yarı sı bu * birbirlerine çok benzeyen kimseler için kullanı lı r. bir eli yağ da bir eli balda (olmak) * varlı k ve bolluk içinde olmak. bir göz gülmek * hem gülüp hem ağ lamak. bir elman ı n yarı sı o. bir gözeliler * Yapı sı tek bir hücreden oluş an hayvanlar veya bitkiler. bir fincan (veya bir ac ı ) kahvenin kı rk yı l hatı rı vardı r * iyilik küçük de olsa unutulmaz. bir gün evvel * olabildiğ i kadar çabuk. * yardı mlaş arak iş ler daha kolay baş ar ı lı r. bir elini bı rak ı p ötekini öpmek * aş ı rı saygı göstermek. tek hücreli. bir gözeli * Yapı sı tek bir hücreden oluş an (hayvan veya bitki). bir fende kaz ı k kakmak * bir bilgi veya bilim dalı nda saplanm ı ş kalmak. f ı ndı k gibi erkek ve diş i organları ayr ı çiçeklerde. . ceviz. bir evcikli * Mı sı r. bir göz a ğ larken öbür göz gülmez * keder veya sı kı ntı varken dostlar. bir geceye ait. * bir merkezden. bir el bir eli yı kar. bir gecelik * Bir gece için. bir gömlek aş ağ ı * bir derece daha düş ük (birinden).

bir i ş aretine bakmak * bir iş i yapmak için hazı r beklemek. iğ ne ipliğ e dönmek. bir günlük beylik beyliktir * hoş a giden bir durum. bir atı lı ş ta. kötü bir durum karş ı sı nda söylenir. bir gözeli. bir i ş tir oldu * istenmeyen. bir ho ş * Tuhaf bir ş ekilde. benzer. biraz. bir kalem * Bir an için. bir neş esizliğ i olmak. bir hamlede * Çabucak. çok az say ı da.bir günden bir güne * hiç. çok. karş ı sı ndakine vakit bı rakmadan. usanmak. ölmek. bir ho ş olmak *ş aş ı rmak. bazı . iyice. garip. bir iki demeden (demeye kalmadan) (veya bir iki derken) * duraksamadan. bir kafada * aynı düş üncede. bir ho ş eylemek * hüzünlendirmek. * hüzünlenmek. bir hücreli * Bkz. bir güzel * Çok iyi. * Aynı . duraksamadan. bir i ğ ne bir iplik olmak * Bkz. bir ho ş lu ğ u olmak * bir rahatsı zl ı ğ ı . fenalı k gelmek. k ı sa da sürse çekici ve güzeldir. * huyu değ iş mek. birkaç kez. bir iki * Birtakı m. bir hâl olmak * bir ş eyin çok tekrarlanması yüzünden bitkin duruma gelmek. . bir hayli * Epey. bir parça. bezmek. hiçbir zaman. bir içim su (gibi) * (kadı n için) çok güzel. * kazaya uğ ramak. tek tür.

anlamsı z konu ş ur. ancak bir kiş iye kı smet olur. bir kı zı bin kiş i ister. bir kalemde * birden ve toptan. bir defa. bir kiş i alı r * güzel ş eyi herkes ister. bir Ayvaz * bir karı kocanı n çocukları nı n. ama o. koş a koş a. yakı nları nı n yanlar ı nda bulunmadı ğ ı nı veya hiç çocukları olmadı ğ ı nı anlat ı r. telâş olmak. bir kaş ı k suda bo ğ mak * bir kimseye çok kı zmak veya çok öfkelenmek. çabucak. d ı rd ı r eder her gece * sı kı ntı veya yalnı zlı k yüzünden iki dost (bile) birbiriyle dalaş ı r. bir kere * Aslı nda. gücünün yetmediğ i bir özveriyi beklememek gerekir. bir kar ı yla bir koca. bir kı yamettir gitmek (veya kopmak) * çok fazla gürültü. bir karar * Aynı durumunu koruyarak. bir kararda bir Allah * insan talihinin her an değ iş ebilece ğ ini ve bunun ola ğ an karş ı lanması nı öğ ütler. bir koyundan iki post çı kmaz * birinden. bir koş u * Koş arak. bir koltuğ a iki karpuz sı ğ maz * aynı zamanda birden çok iş le ilgilenmek baş arı için sakı ncal ı dı r. bir kapı ya çı kmak * aynı sonuca varmak. bir kenarda durmak * gerektiğ i zaman kullanmak üzere haz ı rda tutmak. . * Bir kez. bir kerecik * Bir defaya mahsus olarak.bir kalem geçmek * boş vermek. * Çok az. bir Köroğ lu. patı rtı . bir kar ı ş beberuhi * çok kı sa boylu kimse. bir kol çengi (olmak) *ş en sözler ve davranı ş larla çevresine neş e saçanlar için söylenir. bir kazanda kaynamak * anlaş mak. bir an için göz ardı etmek. ba ğ daş mak. uyuş mak. bir kar ı ş * Çok kı sa. belli durumunu de ğ iş tirmeden.

bir o kadar * Ne kadar varsa o kadar daha. bir nebze * Çok az. birçok yerlere. derviş çe geçinmeyi anlat ı r. iş birliğ i yapmak. bir olmak * bir araya gelmek. bir ölçüde * Biraz. bir bu yana * rastgele. yeknesak. iş e yaramaz bir duruma dü ş ürmek. * Çok küçük (çocuk). bir katı . az ı cı k. bir paralı k etmek * çok utanacak. bir kulağ ı ndan girip öbür kula ğ ı ndan çı kmak * söylenen söze önem vermemek. bir kurş un at ı mı * kurş unun gidebilece ğ i uzaklı k. bir parmak * Parmak ucuyla alı nan miktar veya parmak ucuyla alarak. belli oranda. çeş itli yönlere. bir parça * Biraz. bir mum al da derdine yan * baş kalar ı yla uğ ra ş aca ğ ı na kendi durumunu dü ş ün. bir postum var atarı m. baş ta gelen. çok az. bir köş eye koymak * saklamak. bir nefeste * (söz ve içecekler için) Ara vermeden. biriktirmek. bir parça.bir köş eye atmak * gerektiğ inde kullanı lmak için bir yere koymak. bir lokma bir hı rka * hayatta azla yetinmeyi. nerede olsa yatarı m . bir numara * Tek. bir misli. bir o yana. birçok. birinci. değ eri olmamak. bir örnek * Aynı biçimde olan. bir papel etmemek * hiç bir iş e yaramamak. bir numaral ı * Birinci. bir nice * Bir hayli.

pek çok. bir sı çrars ı n çekirge. bir solukta * Çabucak. bir sı kı mlı k canı olmak * çok cı lı z ve güçsüz olmak. bir tane . k ı sa kesmek gerektiğ inde söylenir. bir ş eyi. bir ş eyler. bir ş eyler * daha fazla açı klamamak. yekten. istediğ im biçimde davranı rı m. olduğ undan baş ka türlü düş ünerek hayal kı rı klı ğ ı na uğ ramak. * ölmek. tutumu değ iş mek. bir ş eyin ş uyuu vukuundan beterdir * söylenti veya dedikodu olayı n gerçekleş mesinden daha kötüdür. yeni huylar edinmek. sonunda yakalan ı rsı n çekirge (veya üçüncüsünde avucuma dü ş ersin çekirge) * birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çı karak yapanı kötü bir duruma düş ürür. anlatmak. bir sürü * Çok sayı da. bir pula satmak * bir kimseyi bir çı kar uğ runa harcamak. çok kı sa bir sürede.* istediğ im yere gider. bir pul etmemek * hiç değ eri olmamak. de ğ erlendirmede yan ı lmak. suçlu cezası z kalmaz. bir ş eye benzememek * iş e yarar durumda olmamak. bir söyledi pir söyledi * uzatmadan. bir ş ey sanmak * (bir kimseyi. birden fenalı k gelmek. * bayı lı r gibi olmak. ifade etmek. bir tahtası eksik * akı lca eksik. bir söyle on dinle * az konuş up çok dinlemek yaralı olur. bir ş ey söylemek * konuş mak. çarçabuk. gereğ i gibi söyledi. * belirtmek. iki sı çrarsı n çekirge. bir ş eyler (veya bir ş ey) olmak * huyu. yarı m akı llı . hemen. bir tahtada * bir defada. bir sözünü iki etmemek * birinin her istediğ ini hemen yerine getirmek. ardı ard ı na. durumu. bir yeri) gerçeğ inden. bir sı ra * Üst üste.

kök alma iş lemleri yapı lacak olan (nicelikleri gösteren terim).* Biricik. eş it görmek. bir temiz * Adamakı ll ı . bir yakadan baş çı karmak * bir çatı altı nda dirlik düzenlik içinde yaş amak.. bir ya ş ı na daha girmek *ş imdiye değ in görmediğ iş aş ı lacak yeni bir ş eyle karş ı laş mak. bir taş la iki kuş vurmak * bir davranı ş la birden çok yararlı sonuca ulaş mak. bir türlü * (tekrarlı kullanı ldı ğ ı nda) iş in yap ı lmas ı nı n da. hem . hariç tutulursa. sayı lmazsa. bir yandan (yanda) * bir taraftan (tarafta). bir terimli * Araları nda yalnı z çarpma. * masal gibi geçip gitmiş . bir yana dünya bir yana * bir varlı ğ a çok değ er verildi ğ ini anlatmak için kullanı r. * hiçbir biçimde. yegâne. artı k hayal olmuş . bir torba kemik * çok zayı f. bir tek atmak * bir kadeh içki içmek. bir tarafa b ı rakmak (veya koymak) * önemsememek. ertelemek. kuvvete yükseltme. bir yana * -den baş ka. bir tuhafl ı ğ ı olmak * kendini iyi hissetmemek. benimsememek. bir tutmak (veya bir görmek) * eş it saymak. bir yastı ğ a ba ş koymak * (karı koca) evli bulunmak. bir tanem * Sevgi sözü. bölme. bir yastı kta kocamak * (karı koca birlikte) uzun bir ömür sürmek. hiçbir yolla. yapı lmamas ı nı n da aynı derecede kötü olduğ unu belirtir. hem. . bir varmı ş bir yokmu ş * bir masala baş larken.. "eskiden" anlamı nda söylenen bir tekerleme. bir vakitler * Geçmiş zamanda. eskiden. vaktiyle.

bir tutum biçimi belirlemek. birahane * Genel olarak sadece bira içilen. birahaneci * Birahane iş leten kimse. * Erkek kardeş . yeter ölçüde değ il. pek çok. biraz. çok az. * Az miktarda. * Masonları n birbirlerine verdikleri ad. * Çok bira içen (kimse).bir y ı ğ ı n * birçok. aynı zamanda da çabuk haz ı rlanan bazı sı cak veya soğ uk yemeklerin yenildi ğ i yer. biralı k * Bira yapmakta kullanı lan. arpa suyu. bir yol tutturmak * bir davranı ş . bir yiyip bin ş ükretmek * kötü durumda olanlara bakarak kendi durumunun değ erini bilmek. * Bira yapma ve satma iş i. vaktiyle. bira bardağ ı * Bira içmek için yapı lmı ş özel bardak. bir sürü. * Belirli bir süre. eskiden. bir zaman * Geçmiş zamanda. * Pek az. bir yol * Bir kez. * "Yahu. bira mayası * Mayalanmı ş durumdaki biranı n yüzünden alı nan bir tür mantar. biraz * Kı sa bir süre için. birazdan biracı lı k birader birazcı k . bir yolunu bulmak * bir iş i sonuçlandı rmak için çare bulmak. arkadaş " anlamı nda seslenme olarak kullanı lı r. eskiden. biracı * Bira yapı p satan kimse. bir zamanlar * Zamanı nda. çok değ il. bira * Arpa ile ş erbetçi otunu mayaland ı rarak yapı lan bir içki. * Yeterince değ il. dost. vaktiyle.

birbiri için yaratı lmı ş olmak * birbiriyle çok iyi anlaş mak. çözülmeyecek duruma gelmek.* Az sonra. * Tekçi. monizm. tutarsı z. ağ ı z birliğ i yapmak. öteki de onu. birbirini yemek * iki veya daha çok kimse birbiriyle uğ ra ş mak. sayı sı belirsiz. * Biri diğ erinin yanı sı ra. birazı * Bir parça. bir hayli. birbirinin a ğ zı na tükürmek * bir sorunda. için) dolaş mak. hepsi bir arada. araları nı bozmak. * Ansı zı n. beraberce. birbirine katmak * araları nı açmak. birbirinin a ğ zı na girmek * birbirine çok düş kün olmak. birçok birden * Oldukça çok. hemencecik. * Tekçilik. birbiri üstüne gelmek * arkası arkası na. birbirine kötülük etmek. birbirinin gözünü çı karmak * kı yası ya dövüş mek. birci bircilik birçoğ u * Çok sayı da olan kimse veya ş ey. monist. * (iplik vb. dövüş mek. birbirinin gözünü oymak * araları nda aş ı rı geçimsizlik olmak. * Birlikte. birbirini tutmaz * birbiriyle ilgisi olmayan. ara vermeden. birbiri * Karş ı lı klı olarak biri ötekini. * Bir defada. aralar ı nda anlaş mazlı k çı kmak. * karı ş mak. bir olayda sözleş miş gibi. birdenbire . birbirine dü ş mek * araları aç ı lmak. birbirine girmek * kavga etmek. müteaddit. olay çı karmak.

birer * Bir sayı sı nı n üleş tirme sayı sı fat ı . genel yasadan bireysel duruma. birebir gelmek * etkisini hemen ve kesin olarak göstermek. * Doğ a bilgisinde türü oluş turan tek varlı klardan her biri. duygusal. fert. * Bir türün kapsamı içine giren somut varl ı k. *İ stenildiğ i gibi. arpa. bire bin katmak * çok abartmak. birebir * Etkisi kesin olan. ontogenez. bir elemana kar ş ı . iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanları n her biri. sentez. nohut. birer birer * Her biri ayrı olarak. bire bir * Verilen ölçüdeki karş ı lı k. küllîden cüz'îye. bireş imli birey * Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varl ı k. kendine özgü ay ı rı cı özellikleri de bulunan tek can. her birine bir. hemencecik. birer ikiş er * Tek veya birkaçı birlikte olarak. bire bir eş leme *İ ki kümenin elemanları arası nda. zorunludan olas ı ya.. * Bireş im yolu ile elde edilen. * Toplumları oluş turan ve düş ünsel. ilkeden onun uygulanması na. bireylerin bilincinden ba ğ ı ms ı z olan. bireş im * Parçalar ı n veya ögelerin bir araya getirilip bir bütün olarak birleş tirilmesi. bire be ş katmak * eklemek. sentez. birdirbir * Oyuncuları n birbirinin üstünden atlayarak oynadı kları bir oyun. . miktar. öncülden varı lan sonuca giden düş ünme biçimi. beklenmedik bir sı rada. birey oluş * Yumurtanı n döllenmesinden bireyin yetkin duruma gelmesine kadar geçirdi ğ i geliş im evrelerinin bütünü. vermek * (buğ day. fert.. * Element veya baş ka maddeleri bir araya getirerek. *İ nsan toplulukları nı olu ş turan. * Genellikle fertlerin çevresini aş an. kullanı lan tohumun belli bir katı kadar ürün vermek.* Ansı zı n. sun'î olarak bile ş ik cisimler oluş turma. birey üstü * Tek bir bireyi aş an. * Bu biçimde oluş an bütün. fert. bire bin katmak. sentetik. * Yalı ndan karmaş ı k olana. fasulye gibi ürünler için) toprak. bire . nedenden etkiye. terkip. abartmak. uygun. soy olu ş karş ı tı . bir eleman alı narak yapı lan e ş leme. insanları n benzer yanları nı kendinde taş ı makla birlikte.

ferdiyet. * Bağ ı ms ı z ki ş iliğ e varan geliş me süreci. bireysel bireyselle ş tirme * Bireysel duruma getirme.bireyci * Kiş i hakları nı savunan. bireysellik * Birey olma olgusu. * Bireycilikten yana olan. toplumsal ve tarihî geli ş mesinden. bireye. biri yer biri bakar. bireylik * Bir kimseyi dı ş gözlemciler gözünde benzersiz. bireyle ş tirmek * Bireye özgü kı lmak. * Ancak ortaklaş a ve genel olarak var olan ş eyi bireylere uygulama ve yayma. tek. biri * Bir tanesi. bireyle ş tirme * Bireye özgü kı lma. individüalizm. ikincisi olmayan ve çok sevilen. ferdiyet. bireysel olarak göz önüne almak. tek kı lan özellikler veya bunları n tek biçimi. ferdiyetçi. ferdiyetçilik. . * Bilinmeyen bir kimse. tek. ba ş kaları ndan ayı rmak. kendine özgü olan ş eylerin. kı yamet ondan kopar * bir ş eyden yalnı z bir veya birkaç kiş i yararlanı r da ba ş kalar ı na yararlanma imkânı verilmezse bundan büyük sorunlar ç ı kar. *İ nsanlar ı n do ğ al. bireycilik * Bireylerin yararları nı toplumsal yararlardan daha üstün veya daha önemli sayan ö ğ reti. birice biricik * En fazla. genele değ il de. hor görüldü ğ ünü anlatı r. * Bireyle ilgili olan. * Yüklem durumunda olan bir isim takı mı nı n belirtileni olarak kullanı ldı ğ ı nda. * Tamlanan olarak kullanı lan baz ı isim tamlamaları nda tamlayanı n küçümsendiğ ini. * Bir kiş iyi benzerlerinden ay ı ran özelliklerin bütünü. ferdî. özelliklerin. yegâne. bireyselle ş tirmek * Bir ş eyi ayrı olarak. bireyle ş me * Türle ilgili bir örneğ in bireyde gerçekleş mesi. * Eş i. benzeri. * Bireyi benzerlerinden ayı ran niteliklerin bütünü. tek olana üstünlük tanı yan görüş . * Bütüne. bireysel olan ı n çekilip ç ı karı lması . tutum veya politikalar ı n genel adı . individüalizm. ferdiyetçilik. bireye özgü olan. belirtenin hor görüldüğ ünü anlat ı r. biri e ş ikte biri beş ikte * ufak cocuğ u çok olan kimseler için söylenir. biri çok olmak * haddini aş arak karş ı sı ndakini usandı rmak.

birikiş mek * Bir yere toplanmak. tasarruf etmek. tasarruf. parayı ölçülü kullanarak art ı rmak. belli bir düzlemde yer alan öbür ögelerle kurduğ u ba ğ ı ntı larla tanı mlanan ayr ı nitelikli öge. birikme havzası * Kar ve yağ mur sular ı nı n birikti ğ i bölge. oluş turduğ u yapı içinde. * Dilin. * Herhangi bir kuruluş taki alt bölümlerden her biri. * Bir ş eyi. bir yerde toplanı p yı ğ ı lma. birimci ekonomi * Birime bağ lı ekonomi. birikiş birikiş me * Birikiş mek i ş i. * Öğ renme.birikim * Birikme. * Bir kümenin her elemanı veya bir çokluğ u olu ş turan varlı kları n her biri. koleksiyon yapmak. * Birikme iş i veya biçimi. biriktirim * Biriktirme. * Bir niceliğ i ölçmek için kendi cinsinden örnek seçilen de ğ iş mez parça. ünite. biriktirme * Biriktirmek iş i. birikme * Toplanı p yı ğ ı lma. birikmek * Toplanı p yı ğ ı lmak. yarar sağ lama gibi sebeplerle bazı nesneleri bir araya getirmek. * Gözlemler. birileri birim * Bazı kimseler. birimler bölü ğ ü * Birden dokuz yüz doksan dokuza kadar olan sayı lar bölüğ ü. * Birbirine eklenip çoğ almak. * Herhangi bir aş ı nma sürecinde veya ta ş ı ma iş i yapı lı rken alüvyonlu maddelerin bı rak ı lmas ı . birincası f . bir araya gelmek. vahit. birikinti birikinti konisi * Dağ lı k bölgelerden veya yamaçlardan sular ı n getirdiğ i kum veya ta ş parçaları nı n bir düzlükte oluş turduğ u yelpaze biçimindeki y ı ğ ı n. * Toplumları n kültürel varlı kları nı n geliş ip geniş lemesi ve uygarlı k düzeyinin yükselmesi süreci. biriktirmek * Toplayı p yı ğ mak. deneyler sonucu elde edilmiş ş eylerin bütünü. * Mal ve paranı n toplanı p çoğ alma süreci. * Bir yerde kendi kendine birikmiş olan ş ey. ünite.

* Zaman. az sayı da. az. samimî. birinin baş ı na dikilmek * birinin yanı ndan uzaklaş mamak. yüz yüze iliş kilere dayanan iki veya daha çok insandan meydana gelen topluluk. tevhit. esas. * Az sayı da olan kimse veya ş ey. * Tanrı 'nı n birliğ ini dile getirme. birincilik * Birinci olma durumu. tek duruma getirme. * bir iş i yaptı rmak için yanı nda ayakta durmak. birisi * Bilinmeyen bir kimse. hekimlikte kullanı lan bir bitki. birincil grup *İ çten. birincil * Sı rada. sı ra bakı mı ndan baş kalar ı ndan önce gelen. birinci orun * (tren. * (ulaş ı m araçlar ı nda) Mevki.) Birinci mevki. vapur. birinci zar * Yemiş lerin derisi. * Bir etme. onu denetim altı nda bulundurmak. önde gelmek. uçak vb. önem sı rası nda en üstün olan kimse. birisinden biri * içlerinden biri. birkaç kiş iden herhangi biri. birinci olmak * baş ta gelmek. * bir ş eyin yan ı nda ve ayakta beklemek. yer. temel. paleozoik. * (çoğ ul durumda) Ş ampiyonluk için yapı lan yarı ş malar. birincivası f * Birleş ikgillerden. dı ş kabuk. birinci ça ğ * Yeryüzünün yaklaş ı k üç yüz milyon yı llı k çağ ı . sı nı f. * Sı rada. birinci gelmek (veya çı kmak) * birçokları arası nda en iyi olarak seçilmek. kötülük edemeyecek bir duruma getirmek (getirilmek). meyve d ı ş ı . birinci * Bir sayı sı nı n sı ra sı fat ı . birkaç birkaç ı birleme * Çok olmayan. önemde ilk yeri alan. birinden) buz gibi soğ umak * birinden tiksinmek.* Birleş ikgillerden hekimlikte kullanı lan bir bitki. birinin çan ı na ot tı kmak (t ı kamak veya tı kanmak) * sesini çı karamayacak. orun. ana. . susturmak.

birleş ik kaplar * Alt tarafları ndan değ iş ik boyut ve kesitlerde borularla birleş tirilmiş sistem. delikanl ı (<deli kanlı ). birleş me de ğ eri birleş me . birleş ik oy pusulası * Seçime katı lan bütün partilerin adayları nı ayr ı ayrı gösteren oy pusulas ı . birleş ilmek * Birle ş mek i ş i yapı lmak. -miş (i-miş . * Bir meclisin bir gün içindeki toplanmaları . * Birbirini kesen. ses türemesi. kaptı kaçtı . tedavi etmek gibi. birleş ik fiil *İ sim soyundan bir kelime ile biçim veya anlam bakı mı ndan kaynaş ı p bütünleş en fiil: Reddetmek. * Birleş mek i ş i. * Tanrı 'nı n birliğ ini dile getirmek. kaybolmak. * Bir araya gelmiş . üzerindeki ekin görevini kaybetmesi veya anlam kaymas ı dolay ı sı yla aralar ı na ek girmeyerek kalı pla ş mı ş iki veya daha çok sözden olu ş an kelime: pazartesi (< pazar ertesi). yay). birleş ik kap * Alt tarafı ndan birleş tirilmi ş kaplardan her biri. birleş ik kelime * Ses düş mesi. bir araya gelinmek. birler birleş en birleş ik birleş ik cümle * Birkaç yan cümle veya ara cümle ile bir temel cümleden kurulan cümle. birleş ik oturum * Bir arada yapı lan oturum. kelime türünün değ iş mesi. ayakkab ı (< ayak kab ı ). bakakalmak. birleş miş olan. hissetmek (< hiss etmek).). * Ondalı k sayı sistemine göre yazı lan bir tam sayı da sa ğ dan sola doğ ru ilk sayı nı n bulunduğ u basamak. inikat. gecekondu gibi. hissetmek. sevecekmi ş (sev-ecek-miş < sev-ecek + i-miş ) sev-er-se (sev-erse < sev-er + ise) gibi. birleş ilme * Birleş ilmek iş i veya durumu. birleş ik zaman * Yalı n zamanlı ve çekimli bir fiilin -di (i-di). zikretmek. * Döllenmek için erkekle diş i hayvanı n bir araya gelmesi. birleş im * Birleş mek i ş i. kaptı kaçtı (< kaptı kaçtı ) gibi. müttehit.birlemek * Bir etmek. baş ş ehir. tek duruma getirmek. bir noktada kesiş en (doğ ru. buluş ulmak. -se (i-se) gibi ek fiil eklerinden birini alarak bildirdi ğ i zaman: Sevdiydi (sevdi-y-di <sevdi+i-di). hasta olmak. birleş ik isim * Birleş ik kelime biçiminde belirli kurallar içinde kal ı plaş mı ş isim: Aslana ğ zı .

beraberce. * Bölünmezliğ i içeren yalı n bütün. vahdaniyet. dört dörtlük. * Uyuş mak. vahdet. * Yanı nda. * Cinsel ili ş kide bulunmak. bazı . bir arada olma durumu. birleş tirme * Birleş tirmek iş i veya durumu. *İ ki veya daha çok nesnenin birle ş mesini sa ğ layan. birleş tirmek * Bir araya getirmek. * Sanrı . * Kaynaş mak. * Konunun bir ana düş ünce çevresinde toplanması . biryan pilâvı * Biryan yağ ı ile piş irilen pilâv. biryan * Tandı rda susuz piş irilen kebap. kimi. * En büyük değ erdeki nota. birli birlik *İ skambil. birleş mek * Ayrı iken tek bir bütün durumuna gelmek. as. tabur. * Uzlaş mayı sağ layan. . alay gibi bir bütün sayı lan topluluk. * Askerlikte bölük. * Birleş miş . * Bağ lı lı k. * Tek. birleş tirici * Birliğ i sa ğ layan. vahdet. * Bir taneden oluş muş . birlik olmak * bir iş i yapmak için anla ş mak. benzerlik. birliktelik * Birlikte olma durumu. bir tane alabilen. beraberinde. halüsinasyon. domino gibi oyunlarda bir iş aretini taş ı yan kâ ğ ı t veya pul. birsam birtak ı m birun * Osmanlı sarayı nda Harem dairesinin ve Enderun'un d ı ş ı nda kalan bölüm. bir olma durumu. birlikten kuvvet do ğ ar * toplu veya beraber davranmak daha büyük güç sağ lar. ba ğ lant ı . * Buluş mak.* Basit bir cismin bir atomu ile birle ş ebilecek olan hidrojen atomları nı n en yüksek miktarı . ayn ı görüş te olmak. * Belli bir topluluğ un yararlar ı nı korumak için kurulmu ş dernek. * Aynı amaç çevresinde toplanmak. * Belirsiz olarak çokluğ u anlat ı r (nitelediğ i isim çokluk biçimde olur). bir araya gelmek. birlikte * Bir arada.

kehle (Pediculus). bisülfat bisülfür bi ş ek bi ş i * Çörek. bisiklet * Tekerleğ in ayakla çevrilmesiyle hareket eden iki tekerlekli ta ş ı t. bismillah demek * bir iş e uğ urlu olması dileğ i ile ba ş lamak. bisikletli * Bisikleti olan. * Bisiklet satma. çifttekercilik. bismillâh * "Allah'ı n ad ı ile" anlamı nda. bisiklet yolu * Trafikte bisikletlerin geçmesine ayrı lmı ş dar yol. * Hidrojenli sülfatlara verilen ad. bisküvi * Un. * Molekülünde iki kükürt atomu bulunduran birleş ik. insan ve memeli hayvanları n vücudunda asalak olarak ya ş ayan böcek. süt. *İ çkili kahve. tatlı bir ekmek türü. bisikletçi * Bisikletle spor yapan kimse. korku gibi duyguları belirten söz. bisikletsiz * Bisikleti olmayan. çiftteker. bistro bisturi * Neş ter. küçük lokanta. biryanc ı * Biryan yapan veya satan kimse. çifttekerci. * Yayı k dövmede kullanı lan araç. * Sı racagillerden. gevrek kuru pasta türü. çok küçük. bisikletçilik * Bisikletle yapı lan spor. .biryan yağ ı * Tandı rda susuz pi ş irilerek yapı lan kebaptan çı kan yağ . bit kadar bit otu * en küçük. bir i ş e baş larken söylenen veya ş aş ı rma. en ufak. bit * Yarı m kanatlı lar alt tak ı mı na giren. onarma iş i. birçok çeş itleri bulunan ve kuzey yar ı m kürede yetiş en bir bitki. ş eker veya tuzla yapı lan ince.

bitek bitelge bitevi biteviye * Aynı biçimde. sı nı rlandı rı lı p belirlenmeyen. münteha. * Yapı ş ı k. dolaş ı k. kuş kulu bir nokta. bitiklik bitim * Bitmek iş i. nihayet.ekli. bîtap düş mek * çok yorulmak.* Bitlere karş ı kullanı lan bir madde. sonlu. fena. bîtarafl ı k * Yansı z olma durumu. mümbit. bit yeni ğ i * Bir iş in gizli kalmı ş kötü ve aksak yanı . bitik * Yorgunluk veya hastalı ktan gücü kalmamı ş . biteviyelik * Aynı biçimde sürüp gitme durumu. bitey * Bitki örtüsü. * Toprağ ı n bitki yetiş tirme gücü. * Son. . * Bkz. sürekli olarak. yorgun düş mek. bitimli * Sonu olan. yansı zca davran ı ş . biti kanlanmak * sı kı ntı içinde yaş ayan bir kiş i para ve varlı k yönünden güçlenmek. * Bitik olma durumu. yorgun. tarafsı z. flora. * Bitirilmek durumu. bitirilmek * Bitirmek iş ine konu olmak. * Bol ve iyi bitki yetiş tiren. bitimsiz bitirilme * Sonu olmayan. * Durumu kötü. bîtaraf * Yansı z. biteviye. namütenahi. verimli (toprak). bîtap * Bitkin.

iltisakî. yardı mcı fiilin i ş aret etti ğ i zamandan önce olup bitti ğ ini anlatan birleş ik fiil. bitirimhane * Kumar oynanan yer. komş u. çok beğ enilen. yer). açı kgöz. bitirimci * Barbut kahvesi iş leten. biti ş * Bitmek iş i veya biçimi. . * Bilgili. yandaki. bitirme * Bitirmek iş i. biti ş ken dil * Kelime kökleri değ iş meyen. bitiriş yemi * Et üretimi için beslenen hayvanlara belirli bir devreden itibaren besi sonuna kadar yedirilen ve enerji değ eri daha yüksek olan karma yem. eklerle türetilen dil.bitirim * Çok hoş a giden (kimse. * Yan. biti ş iklik biti ş imli biti ş ken * Kelime üretim ve çekiminde ekler getirilirken kökü veya gövdesi değ iş ikli ğ e uğ ramayan (dil). mezuniyet. biti ş ik * Birbirine dokunacak kadar yakı nla ş mı ş veya yan yana olan. * Onulmaz duruma getirmek. bitirmek * Bitmesini sağ lamak. bitirme fiili * Etmiş biçimindeki sı fat-fiille ve olmak yardı mcı sı yla yapı lan ve fiilin. * Bir bilim dalı nda veya ba ş ka bir alanda bilginin doruğ una ulaş mı ş (kimse). * Bitiş ken. * Yaman. * Barbut oynatı lan yer. sonuçlandı rmak. kumarhane. bitirmiş biti ş ik çanak yapraklı lar * Çanak yaprakları birbirine bitiş miş bulunan bitkiler. bitirim yeri * Kumarhane. biti ş ik taç yapraklı lar * Taç yaprakları birbirleriyle yandan bitiş ik olan bitkiler. bitme. kumarhane. tamamlamak. barbut oynatan kimse.sona erdirmek. sona erme. bitkin duruma getirmek. tüketmek. * Yandaki ev. mahvetmek. itmam. * Güçsüz düş ürmek. * Bitiş ik olma durumu. biti ş kenlik * Bitiş ken olma durumu. kahve. zeki. yormak.

ot. sünger gibi bitki görünümünde olan hayvanlar. bitki bilimi uzmanı . belirli bir görünüş almı ş bitkilerin bir araya gelmi ş durumu. bitey. biti ş tirme * Bitiş tirmek iş i. flora. ağ aç gibi canlı lar ı n genel ad ı . botanik. bitki * Bulunduğ u yere kökleriyle tutunup geliş en. çiçek veya fidan biti gibi böceklerin ortak ad ı . bitki bitleri * Bitkiler üzerinde yaş ayan. bitkile ş mek * Bitki durumuna gelmek. bitki bilimi * Bitkileri inceleyen bilim kolu. nebat.* Yeni bir kelime türetmek için köklere ek getirme özelliğ i. biti ş me * Bitiş mek iş i. botanikçi. ağ aç biti. * Bitki yetiş tiren kimse. bitki coğ rafyası * Yeryüzünün bitki örtüsünü ve bu örtünün çevreyle ilgisini inceleyen coğ rafya bilimi. biti ş tirmek * Bitiş mesini sağ lamak. bitki topluluğ u * Benzer doğ al olaylara ve yaş ama koş ulları na uymuş . yosun. döl veren ve hayatı nı tamamladı ktan sonra kuruyarak varl ı ğ ı sona eren. bitki örtüsü * Bir bölgede yetiş en bitkilerin topu. bitkici bitkicilik * Bitki yetiş tirme i ş i. bitkiyi andı rı r. ittisal. bitki patalojisi * Bitki hastalı kları nı inceleyen bilim dalı . bitkin . kı rmı z böceğ i. bitki sütü * Süt görünüş ünde bitki öz suyu. bitkimsi hayvanlar * Mercan. bitkile ş me * Bitkileş mek iş i veya durumu. bitkimsi * Bitkiye benzer. bitki bilimci * Bitki bilimiyle uğ raş an. biti ş mek * Birbirine dokunacak kadar yanaş mak.

* Sona ermek. * Tükenmek. be ğ enmek. çok yorgun. yumurta ve baharat kullanı larak haz ı rlanan ceviz büyüklüğ ünde bir yemek. bitmek bitmek tükenmek bilmemek . bitlenmek * Üzerinde bit üremek. bitki cinsinden olan. çı kı p yetiş mek. * Kendi bitlerini ayı klamak. bitli koku ş * üstü baş ı kirli. bitkiden elde edilen. nar. güçsüz kalmak. her ş eyin isteklisi bulundu ğ unu anlatı r. ya ğ . * Çok yorulmak. saç gibi ş eyler için.* Gücü tükenmiş olan. bitkisel hayat * Hastalı k veya kaza sebebiyle bilinçsiz ve hareketsiz duruma gelen ki ş inin hayat ı . vücut temizliğ ine bakmayan (kadı n). bitli * Üstünde bit bulunan. pirinç. Bitlis köftesi * Yağ sı z kı yma. * Cimri. * Bitki. * Çok sevmek. bitme bitmek * Bitmek iş i. * Bitlenmek iş i. bitkisel yağ * Bitkilerden değ iş ik yöntemler kullanı larak elde edilen yağ . çok zayı flamak. tüy. bayı lmak. a ğ ı z yapı lar ı sokup emmeye elveriş li. bitli (veya kurtlu) baklan ı n da kör alı cı sı olur * iş e yaramaz da olsa. * Beklenmedik zamanda ortaya çı kmak. memelilerde yaş ayan ve kanla beslenen bir böcek tak ı mı . köftelik bulgur. bitkisel * Bitki ile ilgili. * Birinin bitlerini ayı klamak. bitkinlik * Bitkin olma durumu. bitleme bitlemek bitlenme * Bitlemek iş i. bitkisel kazein * Küspe ve sı vı yağ artı klar ı ndan elde edilen azotlu madde. bitler * Kanatlı lar alt sı nı fı na giren. nebatî.

tabiî ı sı da katı . bitpazarı * Eski eş yanı n alı nı p satı ldı ğ ı pazar. vefası z. kömür tozundan briket yap ı mı nda vb.* bir türlü sonu gelmemek. bitüm * Keskin bir koku. bitümlü bîvefa * Sevgisine bağ lı olmayan. biyeli biyesiz * Biye geçirilmiş . öbür ucu volanı çeviren kaldı raca geçirilmiş bulunan hareketli çubuk. küçük hareketli çubuk. bitmi ş i bitnik * pazarlı kta bir ş eyin son fiyatı . biyoelektrik * Canlı varlı kları n ürettiğ i elektrik. biye geçirilmemiş olan. biyaprak biye biyel biyelcik * Küçük biyel. bitümlemek * Belirli bir kalı nl ı kta bitüm ile örtmek. yer sakı zı . * Genel davranı ş ları ve hı rpanî giysileri ile toplum hayatı ndan kopma eğ ilimi gösteren ve toplum d ı ş ı nda bir ya ş antı sı olan genç. . bitmez tükenmez (veya bitip tükenmez) * hiç bitmeyen. yoğ unluğ u bire yakı n. kâğ ı t ve çatı lar ı n su geçirmez duruma getirilmesinde. daha çok akvaryumlarda bulundurulan su bitkisi. tabiatı ile. etek çevresine kendi kumaş ı ndan veya ba ş ka kuma ş tan geçirilen ince ş erit. *İ çinde bitüm bulunan veya bitümün bütün özelliklerini gösteren. * Doğ al olarak. * Genellikle giysinin yaka. elbette. biyesi olan. alev ve koyu duman çı kararak yanan. uçsuz bucaksı z. koyu kestane renginde madde. kol. tabiî. * Makinelerde. kullanı lan. karbon ve hidrojen bakı mı ndan çok zengin tabiî yakı t maddelerinin genel adı . sonu gelmeyen. * Yol kaplaması nda. * Yaprakları halka diziliş li. bitümleme * Bitümlemek iş i. bittabi bitter * Bir çeş it acı bira. * Bir çeş it ardı ç rakı sı . bir ucu pistona. * Biyesi olmayan. * Acı çikolata. eksilmemek.

biyoloji biyolojici biyolojik * Bitki ve hayvanları n doğ ma.biyoelektronik * Moleküler biyolojinin hücrelerin yapı sı na giren moleküller arası nda geçerli elektrostatik güçlerini inceleyen bölümü. biyojeografi * Bitki ve hayvanları n yeryüzü üzerindeki dağ ı lı mı nı ve bunun sebeplerini inceleyen bilim. dirim bilimsel. biyoenerji * Biyokütlenin kimyasal dönüş ümüyle elde edilen enerji. biyokimya * Hücreden en geliş miş organa kadar canlı dokuları inceleyen ve bunları oluş turan maddeleri araş tı ran bilim dal ı . üreme gibi ya ş ayı ş evrelerini inceleyen bilim. gübre gazı . biyonik * Biyoloji ve elektronikle ilgili olan. biyopsi biyopsi yapmak * parça almak. biyograf biyografi * Hayat hikâyesi yazarı . biyoloji co ğ rafyas ı . hâl tercümesi. biyokatalizör * Canlı dokuları n hepsinde çok az bulunan ve hayat için gerekli kimyasal tepkimeleri uyandı ran veya kolayla ş tı ran madde. * Dirim kurgu. tercüme-i hâl. geliş me. * Fizyolojide geçen fiziksel olayları n bilimi. biyofizik biyogaz * Ahı r gübresinden elde edilen yanı cı gaz. biyolog * Biyoloji ile uğ ra ş an kimse. dirimsel. dirim bilimi. biyometeoroloji * Canlı lar üzerinde hava olaylar ı nı n etkisini inceleyen bilim. * Okulda biyoloji dersini veren öğ retmen. * Hayat hikâyesi. * Mikroskopta yapı sı nı incelemek amacı yla canl ı dan bir doku parças ı alma. biyosfer * Üzerinde hayat olan yeryüzü bölgesi. . biyoloji uzmanı . biyografik * Biyografi ile ilgili. biyolojik fizik. * Biyoloji ile ilgili.

usandı rmak. biz araç. biz bize * Yalnı z biz. bı kmak. el kaptı ilik diye * bizim iş e yaramaz diye vazgeçti ğ imizi baş kalar ı de ğ erli buldu. * Katı bir ş eyi dikerken i ğ ne geçirecek yeri delmek için kullan ı lan. yardı m eder. kendinden. bizdenlik * Bizden olma durumu. ince sivri uçlu bir tür çuvald ı z. sivri uçlu ve a ğ aç saplı * Maraş iş inde kalı n karton parçaları nı n iğ neyi kı rmaması nı sa ğ lamak ve delik delmek iş leminde kullanı lmak üzere hazı rlanm ı ş tahta sapl ı . . onun öyle bir üstün durumu olmadı ğ ı nı biliriz. akrabamı z baş kaları na rahatça içtenlikle. bizar olmak * usanmak. bazen teklik birinci ki ş i zamiri ben yerine kullan ı lı r. bizar etmek * tedirgin etmek. biz kı rk ki ş iyiz. * Çoğ ul birinci kiş i zamiri. kendisi. biz bize benzeriz * aramı zda fark yok. * Bize göre. özünden. bezmi ş . * Resmî konuş mada. usanmı ş . biz * Ülkemiz suları nda yaş ayan bir mersin balı ğ ı türü. * (bazı yazarlar için) Ben zamirinin yerine kullanı lı r. bizden * Bizim tarafı mı zda olan (kimse). birbirimizi biliriz * birbirimizi çok yakı ndan tanı rı z. dostumuz. * Bir çeş it kara renkli mika. ş ip (Acipenser nudiventris). bîzar * Tedirgin.biyo ş imi biyotit biz * Organ dokuları ndaki kimyasal olayları inceleyen kimya kolu. bizcileyin * Bizim gibi. özelliklerimiz veya tutum ve davranı ş lar ı mı z aynı dı r. biz attı k kemik diye. bizatihi bizce * Kendiliğ inden. aramı zda yabanc ı bir kimse olmaksı zı n. bezginlik getirmiş . tutar ellere ba ş ı nı açar * bize yabancı duran yakı nı mı z. bizim gelin bizden kaçar. çelikten yapı lmı ş . t ı ğ . bize de mi lolo? * iş in içinde bir iş oldu ğ unu bilmez miyiz sanı yorsunuz?.

* Bankacı lı kta bir varlı ğ ı n yetkili otoritelerin izni olmadan sahibi taraf ı ndan kullanı lamamas ı durumu. morulâ. *İ çine resim veya yazı kâğ ı tlar ı konulan karton kap. üzerine beton dökülmesiyle yapı lan dolgu. blok inş aat * Birbirine bitiş ik yapı lan yap ı lar. blâstulâ blender blok * Yumurta hücresi embriyon olurken morulânı n geliş erek içi bo ş yuvarlak biçime girmesi durumu. yoğ unluğ u 9. * Voleybolda.8 olan. bloke etmek * kullanı lması nı önlemek amac ı yla el koymak. önünde iki veya üç ki ş inin elleri ile olu ş turduklar ı perde. file üstünde karş ı oyuncunun topu sert vururken. * (futbolda kaleci) topu yakalamak. Kı saltmas ı Bi. blokaj * Bloke etmek iş i. * Sivri taş lar ı n toprak zemine dikine çakı larak. * Ucu çivili değ nekle hayvanı dürtmek. ş ahsen. bizleme bizlemek bizlengiç bizmut * Atom sayı sı 83. * Kullanı lması önlenmi ş . * Amerika'da yaş ayan bir cins hörgüçlü yaban öküzü. * savaş durumundaki bir ülkenin dı ş ülkelerle iliş kisini engellemek. el konulmuş . bizimle ilgili olan. * Birden çok bölümü bir araya getirilmiş olan. * Hareketine engel olma. bizon bizzat * Kendi.3° C de eriyen. * Politik çı karları sebebiyle birlik kuran devletler toplulu ğ u. * Ucu çivili değ nek. bir bütün oluş turan. * Kadı nları n kocalar ı ndan. * Bizlemek iş i. kı rı lgan ve katı bir element. bloke bloke çek * Keş ideci tarafı ndan anlaş mazlı ğ ı n çözümüne kadar ödemenin durdurulduğ u çek türü. atom ağ ı rl ı ğ ı 209 olan. * Kocaman ve ağ ı r kitle. hareketini durdurma. * Birbirine bitiş ik büyük yapı lar. * Piş irmeden önce malzemeyi kesip karı ş tı ran elektrikli alet. 271. * Yakı n çevremizde olan bir kimseden söz ederken kullan ı lı r. kocalar ı n kar ı lar ı ndan söz ederken kulland ı kları söz. blokla ş ma . durdurmak. k ı zı lı ms ı beyaz renkli. kendisi. * kapatmak.bizimki * Bizim olan. *İ lâç olarak kullanı lan ve ası l maddesi bizmut olan karı ş ı m.

bobin kı rı cı * Dağ ı nı k iplik bobinlerini düzelten ve boyamaya elveri ş li biçime getiren makinede çalı ş an (kimse). blöf yapmak * karş ı sı ndakini yan ı ltarak veya yı ldı rarak bir iş ten caydı rmak için asl ı olmayan söz söylemek veya aldatı cı tav ı r tak ı nmak. * (kâğ ı t ve karton için) Tampon silindiri veya mihver boru etrafı na sarı lmı ş kâğ ı t veya kartonun sürekli uzunlu ğ u. boca . blokla ş mak * Blok durumuna gelmek. * Fotoğ raf filmi rulosu. * Karş ı sı ndakini yanı ltarak veya yı ldı rarak bir i ş ten caydı rmak için söylenen ası lsı z söz veya takı nı lan aldatı cı tav ı r. * Blöf yapan (kimse). bloksuzluk * Bloksuz davranma. * Makara. kuru sı kı . yı lanlar takı mı nı n bir bölümü. *İ çinden elektrik akı mı geçebilen yalı tı lmı ş tel ile bu telin. blûm * Bir tür iskambil oyunu. bağ lantı sı z. çok iri. * Kadı nları n boyunlar ı na aldı kları yı lan biçiminde dar ve uzun kürk.* Bloklaş mak iş i. boyun kürkü. * Boagillerden. blûz boa * Vücudun üst bölümüne giyilen. bloknot bloksuz * Yaprakları kolayca çı kartı labilecek biçimde yapı lmı ş not defteri. kaba pamuklu kumaş . yalnı z Güney Amerika'da yaş ayan. boagiller * Avları nı yutmadan önce uzun gövdeleriyle sarı p sı karak bo ğ an ve ezen sar ı lgan y ı lanları kapsayan zehirsiz yı lanlar familyası . güçlü bir yı lan (Boa constrictor). boalar bobin * Sürüngenler sı nı fı nı n. blöfçü blûcin * Giysi yapı lan bir tür mavi. * Bu kumaş tan yapı lan (giysi). makara tiresi gibi sarı lı bulunduğ u silindirden olu ş an ayg ı t. genellikle ince kumaş tan yapı lan veya iplikten örülen kadı n giysisi. blöf *İ skambil oyunları nda elindeki kâğ ı tlar ı olduğ undan baş ka gösterme davranı ş ı . * Hiçbir bloka girmemiş olan. zehirsiz. bobinaj * Bir filmi veya mı knatı slı ku ş ağ ı bir makaradan baş ka bir makaraya sarma. bağ lant ı sı zlı k.

bodrum * Bir yapı nı n yol düzeyinden aş ağ ı da kalan bölümü. dökmek. çekilecek ş eyin bağ lı bulunduğ u urganı kendi üzerine saran çı krı k. bodoslamadan * Ön taraftan. boci * Ağ ı r yük taş ı maya yarayan. orsa veya rüzgâr üstü karş ı tı . ne yapaca ğ ı nı bilememek. * (birden çevirip) boş altmak. iki kalı n ve küçük tekerle ğ i olan el arabası . bocalamak * (gemi) Rüzgâra karş ı gidemeyerek sürüklenmek.* Geminin rüzgâr almayan yanı . bodrum kat ı * Bir yapı nı n zemin katı nı n altı nda olan ve oturulabilen en alt katı . bodrum gibi * bası k tavanl ı . bodoslama * Gemi omurgası nı n baş ve kı ç tarafı ndan yukarı ya uzanan ağ aç veya demir direklerden her biri. * Enine göre boyu kı sa ve t ı knaz. rüzgâr üstü. bodoslama * Bodoslamak iş i. kararsı z olmak. bocalatmak * Bocalaması na yol açmak. * Bir iş te tutulması gereken yolu kestirememek. boca alabanda * Boca etme komutu. bocuk * (Ortodokslarca kutlanan) İ sa'n ı n do ğ um yortusu. bocuk domuzuna dönmek * çok semiz ve besili olmak. boca etmek * geminin baş ı nı bocaya rüzgâr almayan tarafa çevirmek. genellikle güneş görmeyen (oda). baş taraftan. ileri sürmek. poca. bocalatma * Bocalatmak iş i. boduç bodur * Ağ aç veya topraktan yapı lmı ş küçük testi. * Domuz. bocalama * Bocalamak iş i. bocurgat * Ağ ı r yükleri çekmek için manivelâ ile döndürülen ve döndürüldükçe. bodoslamak * Açı klamak. . belirtmek.

bodurluk * Bodur olma durumu. boğ ası *İ nce bez. vücudu iyi geliş miş (delikanlı ). astar. boğ a güreş i * Daha çok İ spanya ve Meksika'da.bodur kalmak * boyu uzamamak. * çok güçlü görünen. * geliş memek. * Yı kanmak üzere haz ı rlanm ı ş çamaş ı rı n üzerine sı cak kül suyu süzme iş i. bora. boğ anak boğ asak * Boğ aya gelmiş veya boğ a isteyen inek. * Sağ anak. bodur pas * Arpa yaprakları na yerleş en ve seyrek olarak yurdumuzda da görülen ilkel mantar (Puccinia hordei). . boğ asama * (inek) Boğ asamak iş i veya durumu. boğ ak boğ alı k boğ an otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. Koç ile İ kizler burçları arası nda yer alan burcun adı . özel olarak yetiş tirilmiş boğ ayı yenmek amacı yla yapı lan gösteri. özellikle kökünde akonitin ad ı nda bir zehir bulunan bitki. \343 Zodyak. * Anjin. * Boğ a olarak kullanı lmak için ayr ı lan bir yaş ı ndan yukarı erkek sı ğ ı r. bodurlaş ma * Bodurlaş mak iş i veya durumu. bodurlaş mak * Bodur duruma gelmek. * Damı zl ı k erkek sı ğ ı r. bodur tavuk her gün (veya her dem) piliç * kı sa boylular olduklar ı ndan daha genç görünürler. Boğ a boğ a boğ a gibi * Zodyak üzerinde. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı hastalı k. boğ asamak * (inek) Boğ a istemek veya boğ aya gelmek. boğ ada * Küllü veya sodalı su ile çama ş ı r yı kama. kurtboğ an otu (Acunitum napellus).

boğ az kavgası * Geçim için yapı lan didinme. boğ az açmak * ağ açları n dibini kazarak topra ğ ı kabartmak. boğ az ola * "afiyet olsun. . * Yiyeceğ i içeceğ i sağ lanan kimse. boğ az olmak * boğ azı ağ rı mak. keleye çekmek. * yemek piş irme. güğ üm gibi kaplarda ağ za yakı n dar bölüm. * Yeme içme. boğ azı düğ ümlenmek * üzüntüden boğ azı tı kanmak. hazı rlama sı kı ntı lar ı . derbent. bereketli olsun" anlamı na. boğ azı açı lmak * iş tahı artmak.boğ aya çekmek * (inek) boğ a ile cinsel iliş kide bulundurmak. boğ az * Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluş turan organlar. boğ az tokluğ una * ayrı ca ücret verilmeden yalnı z karnı nı doyurarak. boğ azı iş lemek * durmadan bir ş eyler yemek. boğ azı kurumak * çok susamak. *İ ki da ğ aras ı nda dar geçit. boğ az içinde kavga var * aş ı rı bir biçimde açlı ğ ı nı gidermeye çalı ş anlar için söylenir. boğ az meselesi * Geçim derdi. boğ azı inmek * bademcikleri ş iş mek. boğ az derdi * geçim için uğ ra ş ma. imik. boğ az dokuz boğ umdur * bir söz iyice düş ünmeden söylenmemelidir. * imrenmekten boğ azı ş iş mek. iltihaplanmak. yarası n. iaş e. yemek yiyenlere söylenir. * Yedirip içirme yükümü. boğ az durmaz * yeme içme ihtiyacı nı n baş ka ihtiyaçlar gibi geri bı rakı lamayacağ ı nı anlatı r. boğ az boğ aza (veya gı rtlak gı rtla ğ a) gelmek * zorlu kavga etmek. *İ ki kara arası ndaki dar deniz. *Ş iş e.

sesi çı kmamak. boğ azı nı sı kmak * bunaltmak. boğ azı nı yı rtmak * olanca gücüyle bağ ı rmak. aş ı rı ölçüde. boğ azı ndan geçmemek * sevdiğ i bir kimsenin yokluğ u veya yoksulluğ u dolayı sı yla bir yiyeceğ i yalnı z baş ı na yemekten üzüntü duymak. boğ azı na sarı lmak * üstüne yürümek. boğ azkesen * Bir boğ az ı savunmak için deniz kı yı sı nda yapı lan hisar. * Gaddarca. boğ azı na dizilmek * (üzüntü. boğ azı na dikkat etmek * yiyeceğ ine. boğ azlama * Boğ azlamak iş i. boğ azlamak * Hayvan veya insanı boğ azı ndan keserek öldürmek. kaygı gibi sebeplerle) isteksiz yemek.boğ azı na bir yumruk tı kanmak (veya gelip oturmak) * konuş amaz olmak. . boğ azı ndan artı rmak * yiyeceğ inden kı sı p parası nı art ı rmak. iş tahı kesilmek. boğ azı nı doyurmak * karnı nı doyurmak. boğ azı nda kalmak * ağ zı ndaki lokmayı üzüntü dolayı sı yla yutamaz duruma gelmek. lüzumundan fazla. boğ azı na düş kün * yiyip içmeyi çok seven (kimse). boğ azı nda düğ ümlenmek * söylemek istediğ ini heyecan veya üzüntü yüzünden diyememek. boğ azı na kadar * pek çok. sı kı ntı vermek. kan dökerek öldürmek. boğ azı na durmak * yediğ iş eyi yutamamak. içeceğ ine özen göstermek. boğ azı na indirmek * fazla ve geliş igüzel yemek. boğ azı nı sevmek * yiyip içmeye düş kün olmak. boğ azı ndan kesmek * yiyip içmede çok tutumlu davranmak.

i ş tahl ı . boğ azl ı * Boğ azı olan. * (motorlu taş ı tlarda) Fazla yakı t. boğ maca * Çoğ unlukla çocuklarda nöbet nöbet öksürüklerle görülen bulaş ı cı bir hastal ı k. alkol derecesi düş ük bir tür rakı . *İ ncir. bir kimseyi bir ş eyin fazlası na eriş tirmek veya uğ ratmak. bastı rmak. * Peş peş e yapmak.boğ azlanma * Boğ azlanmak iş i. yemek isteğ i çok olan. * El. * Silik bir duruma getirmek. boğ durulma * Boğ durulmak iş i. * Çok az yemek yiyen. boğ mak * Bir canlı yı . soluk almas ı na engel olarak öldürmek. * Tamamı yla kaplamak. dut. iş tahsı z. boğ azlanmak * Boğ azlamak iş ine konu olmak veya boğ azlamak iş i yapı lmak. boğ azlaş ma * Boğ azla ş mak iş i. ip veya benzeri ile bir ş eyi çepeçevre s ı kmak. boğ azlatma * Boğ azlatmak iş i. * Çok yemek yiyen. boğ azsı z * Boğ azı olmayan. boğ durtma * Boğ durtmak i ş i. boğ ma * Boğ mak iş i. kuru üzümün mayalandı ktan sonra ilkel araçlarla dam ı tı lmas ı yla elde edilen. motoru çal ı ş maz duruma getirmek. boğ durmak * Boğ mak iş ini yaptı rmak. . boğ durtmak * Boğ durmak i ş ini birine yaptı rmak. sarmak. boğ azlatmak * Boğ azlamak iş ini yaptı rmak. boğ azlaş mak * Birbirini boğ azlamak veya kı yası ya dövü ş mek. boğ macalı * Boğ macaya tutulmuş olan (kimse). boğ durma * Boğ durmak i ş i. boğ durulmak * Boğ durmak i ş i yapı lmak.

boğ uk boğ ulmak * Boğ mak iş ine konu olmak. boğ ucu * Boğ ma özelli ğ i olan. boğ um * Boğ ulmuş . boğ mak boğ mak * boğ um boğ um. * Bunalmak. k ı sı k kı sı k. sı kı lmı ş yer. boğ ula boğ ula * Boğ ulacakmı ş gibi. * Parmak veya kamı ş . boğ um boğ um * Çok boğ umlu. boğ umlama * Boğ ulmak i ş i. * Geliş mesine engel olmak.* Bir durumu baş ka bir durum yaratarak örtmeye çalı ş mak. * (renkler için) Uygun düş memek. * Kı sı lmı ş (ses). k ı sı klaş mak. saz gibi bitkilerin ş iş kince bölümü. * Bunaltmak. boğ umlanma * Boğ umlanmak i ş i. boğ uk boğ uk * Boğ uk bir biçimde. boğ maklı * Boğ makları olan. boğ uklaş ma * Boğ uklaş mak iş i. boğ uklaş mak * (Ses) Boğ uk duruma gelmek. *İ nce damarları n veya sinirlerin yumak gibi toplandı ğ ı yer. boğ ulma * Boğ ulmak i ş i. * Solunumu güçleş tiren. . bo ğ uk bir biçimde. sı kı ntı veren. * Çok sı cak. boğ mak * Boğ um yeri. * Havası zlı ktan ölmek. boğ maklı ku ş * Toygar kuş unun bir türü. boğ umlamak * Boğ um durumuna getirmek.

kapalı . telâffuz. boğ uş ulma * Boğ uş ulmak iş i veya durumu. *İ tiş ip kakı ş mak. vurgunculuk. bohça *İ çine çamaş ı r. bohçac ı * Bohça içinde dokuma eş ya gezdirip satan kadı n. bohça böre ğ i * Bohça biçiminde sarı lan bir çe ş it börek. * Ufak ve seçme tütün dengi. * Boğ uş mak iş i. boğ uş ma boğ uş mak * Birbirinin boğ azı na sarı lmak. boğ umlanma noktası * Ağ ı z boş luğ unda seslerin oluş tuğ u noktaları n her biri. * Zor soluk alma. boğ uş ulmak * Boğ uş mak iş i yapı lmak. mahreç. * Bir ş eyi de ğ erinden çok yükse ğ e satma iş i. bo ğ uk. bohçalama * Bohçalamak iş i. bo ğ um boğ um olmak. boğ untuya getirmek * birini bunaltı pş aş ı rtmak yolu ile kendisinden. * Sı kı nt ı . bohçalamak * Bir ş eyi bohça içine koyup sarmak. boğ unuk * Kı sı k. bohçası nı koltuğ una almak . donuk. ihtikar. boğ umlanma bölgesi * Ağ ı z boş luğ unda seslerin oluş tuğ u çeş itli bölgelerden her biri. boğ umlu boğ untu * Boğ umu olan. * Sı kı nt ı lı . bir iş veya mal karş ı lı ğ ı olarak çok miktarda para çekmek. * Güreş te rakibin kol ve ayaklar ı nı üst üste getirerek kı mı ldayamaz hâlde alttan kavrayı p kucaklamak. boğ umlanmak * Boğ um olu ş mak. bohçac ı lı k * Bohçacı nı n iş i. elbise gibi ş eyler koyup sarmaya yarayan dört köş e kumaş .* Ciğ erlerden gelen havanı n. ağ ı z ve burundaki çe ş itli nokta ve bölgelerde engellemeye uğ rayarak ses olarak çı kması . * Bir ses çı karmak için ses yolunun herhangi bir yerinde daralma veya kapanma olmak. ç ı kak. dövüş mek.

kötülüğ ü görülen ş eylere karş ı bir sövgü sözü olarak söylenir. derbeder bir yaş ayı ş ı olan edebiyat ve sanat çevresinden (kimse veya topluluk). burnunu sokmaması gerekir. ondan daha az kötü olanı güzel görünür. . bok böceğ i * Kı n kanatl ı lardan. bok etmek * (bir iş i. bok yoluna gitmek * yararsı z. tiksinilen. gereksiz bir ş ey uğ runa yok olmak. bok * Dı ş kı . bok atmak * (birine) leke sürmek. boka nispetle tezek amberdir * çok kötü bir ş eyin yanı nda. can sı kan ş ey ve onun ayr ı ntı ve pürüzleri. bok üstün bok * çok kötü. boklama * Boklamak iş i. genellikle otçul memeli hayvanlar ı n gübrelerinde ya ş ayan ve bokla beslenen böcek (Geotrupes stercorarius). * Güç durum. bir ş eyi) bozmak. bok kar ı ş tı rmak * bir iş i bozacak biçimde davranmak. * (kaba konuş mada) Hor görülen. berbat etmek. her i ş e karı ş an. bohçası nı koltuğ una vermek * kovmak. bok yedi ba ş ı * burnunu her iş e sokan.* kendi isteğ iyle ayrı lmak. bok yemenin Arapças ı * yakı ş ı ksı zl ı ğ ı n büyüğ ü. bohem * Yarı nı nı düş ünmeden günü gününe tasası z. bok yemek * yakı ş ı ksı z bir iş yapmak. bok yemek dü ş mek * birinin bir iş e karı ş maması . bok can ı na olsun * bı kı lan. iş ine son vermek. kara çalmak. bohçası nı toplamak * eş yası nı toplamak. çok berbat. bohem hayatı * Baş ı boş yaş ayı ş . bok püsür * hoş a gitmeyen.

* Korindon.boklamak * (bir yeri veya bir iş i) Kötü bir duruma getirmek. bokuyla kavga etmek * çok sinirli ve geçimsiz olmak. k ı t kar ş ı tı . * Kötü durum. yararsı z. ş arap. yumruk oyunu. derme çatma. her ş eye öfkelenir olmak. dar karş ı tı . meyve ve maden suyu karı ş tı rı larak haz ı rlanan içki. bol . * (nicelik bakı mı ndan) Olağ andan veya alı ş ı landan çok. boklanma * Boklanmak durumu. boktan * temelsiz. boklanmak * Kötü bir duruma gelmek. * Pislik. pislenmek. yok yere. boklu bokluk * Boku olan. boku ç ı kmak * bir iş veya durum tats ı zlaş mak. boksör * Boks oynayan kimse. * Belirli kurallara uyularak yapı lan yumruk dövü ş ü. boklaş ma * Boklaş mak durumu. boklaş mak * Kötü bir duruma girmek. bokunu ç ı karmak * bok etmek. boks boksit boksörlük * Boksörün iş i veya mesleğ i. bokun soyu (veya bok soyu) * kı zı lan veya tiksinilen bir ş eye karş ı sövgü olarak söylenir. bol *İ çine girecek ş eyin boyutları ndan daha büyük veya geni ş olan. pis. bokunda boncuk bulmak * birine hak etmediğ i hâlde çok de ğ er vermek. * Özel bir cam içinde likör. yumruk oyuncusu. boku bokuna * boş u bo ş una.

bol bolamat * Refah. geniş lemek. çokça. bol paça * Geniş paçal ı .bol bol * Fazla. * Bolalmak iş i veya durumu. * Cömert. saçı . bol keseden * bol bol. büyük miktarda.ş apş al. eli açı k. bol bulamaç * Bol bol. bolla ş ma * Bollaş mak iş i veya durumu. bollanmak * Bol duruma gelmek. . * Kı sa ve kolsuz kad ı n ceketi. zenginlik. zengin gönüllü. bollanma * Bol duruma gelme. bolalma bolalmak bolarma bolero boliçe Bolivyalı * Bolivya halkı ndan olan. bol doğ ramak * (parası nı ) saçı p savurmak. bolla ş mak * Bol durumda olmak. sı kı ntı ya düş meden. bol kepçe * Servis sı rası nda yiyeceğ i bol bol dağ ı tma. bolarmak * Bol duruma gelmek. * Bolarmak iş i veya durumu. * Oldukça geniş . * Yahudi kadı nı . ölçüsüz. * Ağ ı r ritmli bir İ spanyol dansı . pek çok. bolluk. * Bollaş mak. * Dökük. çok. * Bu dansı n müziğ i. bolca * Oldukça çok.

bolluk * Bol olma durumu. gösteri ş li. Bol ş evik * Bolş eviklik yanlı sı kimse. * Her ş eyin bol olduğ u (yer). bombalama * Bombalamak iş i. Bol ş eviklik * Rusya'da XX. birdenbire ve yüksek sesle bağ ı rı p çağ ı rmak. ateş li silâh. bomba gibi patlamak * öfkelenerek. bolla ş tı rmak * Bol duruma getirmek. bombac ı lı k * Bombacı nı n iş i veya mesleğ i. * Büyük fı çı veya varil. bombac ı * Bomba kullanan veya yapan kimse. bombalamak . bomba gibi * iyi. kalı n demirden kap.bolla ş tı rma * Bollaş tı rmak i ş i veya durumu. * Fazlalı k. bomba * Yan yelkenlerin alt yakası nı gerip açmak için kullanı lan yatay seren. bolometre * Iş ı nı mölçer. sağ lam. türlü büyüklükte patlay ı cı . * Bolş eviklikle ilgili olan. bollatma * Bol duruma getirme. göz al ı cı . Bol ş evizm * Bolş eviklik. * Her ş eyin bol olduğ u zaman. * iyi hazı rlanm ı ş . çok çalı ş mı ş (öğ renci). * Canlı veya cans ı z hedeflere atı lan. yüzyı l baş lar ı nda doğ an ve Lenin taraf ı ndan geliş tirilen komünist hareket. bollatmak * Bol duruma getirmek. komünistlik. * bir olay birdenbire ortaya çı karak herkesi ş aş ı rtmak. bom bomba * Bir çeş it kumar. geniş letmek. içi yakı cı ve yı kı cı maddelerle doldurulmuş . * Bomba biçiminde.

bombeli *Ş iş kinli ğ i. kabar ı klı ğ ı olan. çok berbat. bir veya iki yı llı k otsu bir bitki (Hyoscyamus * Çok boz. pistonlu. bombard ı man * Topa tutma.* Belli bir hedefe. bombardon * Bandoda en kalı n sesi veren. uyuş turucu ve zehirli. kabarı klı k. *Ş iş kinlik. bombard ı man etmek * top ateş i veya bomba ile bir yere saldı rmak. . bombe bezi * Ayakkabı sayaları nı n burun bölümlerine içten dikilen bir kuma ş türü. bomboş * Büsbütün. bonbon. * bir kimseyi ağ ı r sözlerle paylamak. bombalatma * Bombalatmak iş i. * Patlı cangillerden. bombalanma * Bombalanmak iş i. hekimlikte kullanı lan. tümsekli. bombe *Ş iş kin. bonbon ş ekeri * Bkz. bomboz bon otu niger). tamamen boş . bombalatmak * Bombalamak iş ini yaptı rmak. bombalanmak * Bombalanmak iş ine konu olmak. bonbon *Ş eker ş erbeti içinde kaynatı lı p üzeri ş ekerle kaplanm ı ş meyve. çoğ unlukla havadan. bomba atmak. bombesiz * Bombesi olmayan. * Bombalama. bonboncu * Bonbon yapan veya satan kimse. nefesli çalg ı . kabarı k. bombok * Çok kötü. bombard ı man uça ğ ı * Bombalama iş inde kullan ı lan uçak.

boncuksuz * Boncuğ u olmayan. ter boncuk biçiminde yuvarlak taneler oluş mak. boncuklu * Boncuğ u olan. bonfilelik * Bonfile yapmaya elveriş li (et). tahta. bone bonfile * Düz veya kı vrı mlı her çe ş it yumuş ak kumaş vb. boncukçu * Boncuk yapan veya satan kimse. boncukla süslenmi ş . boncuklanma * Boncuklanmak iş i. maddeden yap ı lan baş lı k. boncuk mavisi * Yeş ile çalan bir mavi. * Kasaplı k hayvanlarda karnı n içinde. boncukçuluk * Boncukçunun iş i veya mesleğ i. plâstik gibi maddelerden yapı lan. boncuk gibi * küçücük (göz). sedef. boncukla ş mak * Boncuk biçimini almak. çoğ u yuvarlak ve renkli süs tanesi. boncukluk * Boncuk olmaya elveriş li (nesne). boncuk boncuk * boncuk gibi yuvarlak taneler durumunda. boncuklan ı ş * Boncuklanmak iş i veya durumu. bel kemi ğ inin iki yanı ndan aş ağ ı ya doğ ru uzanan ve yumuş aklı ğ ı dolay ı sı yla beğ enilen et bölümü. . boncuklanmak * Gözyaş ı . çiy.bonbonculuk * Bonbon yapma veya satma iş i. boncuk * Cam. boncukla ş ma * Boncuklaş mak iş i. taş . ortası delik. boncuk tutkal ı * Boncuk biçiminde glüten tutkalı . boncuk fasulye * Bir tür iri taneli fasulye.

8 olan. süs e ş yası oyuncak vb. cömertlik. sert. bono k ı rdı rmak * bir bonoyu. borani * Bor (I). borak boraks boralı boran * Rüzgâr ş imş ek ve gök gürültüsü ile ortaya çı kan sağ nak ya ğ ı ş lı hava olayı . taş lı k.45 olan basit element. * Genellikle arkası ndan yağ mur getiren sert ve geçici yel. * Uzun siyah ceketle. cömert. . öfkeli. bop * Poker oyununda.bonjur * Günaydı n. bono * Belirli bir sürenin sonunda. * Züppece giyiniş biçimi. atom ağ ı rl ı ğ ı 10. bonmar ş e *İ çinde her türlü giyim. bono vermek * borç alı ndı ğ ı nı gösteren vadeli senedi imzalay ı p teslim etmek. * Eli açı k. süresi dolmadan. eksiğ ine paraya çevirmek. bor bor * Atom sayı sı 5. belirli bir kimseye ödenece ğ ini belirten senet. * Yağ murlu. Kı saltması B. sert rüzgârlı ve soğ uk havalı . *İ ş lenmemiş . belirli bir paranı n. *İ yi yürekli. ekilmemiş (toprak). oyuna girmek için ortaya konması gereken en az miktar. * Bu biçimde giyinen kimse. eli açı klı k. ş iddetli. bonkör bonkörlük *İ yi yüreklilik. sat ı lan büyük mağ aza. bonservis * Çalı ş tı ğ ı yerden ayrı lı rken görevini iyi yaptı ğ ı nı belirtmek amacı yla birine verilen belge. bopluk bopstil * Bop tutarı nda olma. * Yoğ unlaş mı ş bir borik asitten türeyen sodyum tuzu. yoğ unluğ u 2. tabiatta bor asidi veya boratlar durumunda bulunan. temiz i ş kâğ ı dı . çizgili pantolondan oluş an erkek giysisi. bora bora gibi * çok sert.

borç harç . borç g ı rtla ğ ı na çı kmak * Bkz. borcunu bilmek * borcunu zamanı nda öder olmak. * Bu boruyu çalan kimse. borat borazan * Bor asidi ile bir oksidin birleş mesinden oluş an tuz. borca girmek * borçlanmak. borç bini a ş mak * (borç) pek çok olmak. borca batmak. * Üfleyerek çalı nan. borcunu bilmek (veya saymak) * bir ş ey yapmayı yerine getirilmesi gereken bir iş olarak de ğ erlendirmek. vecibe. altı ndan kalk ı lamayacak duruma gelmek. yumurtalı ve yoğ urtlu ı spanak veya benzeri sebze yemeğ i. borasit * Sert billûr veya yumuş ak beyaz kütle durumunda bulunan magnezyum boratı . boru. borazancı baş ı * Birçok borazancı nı n baş ı olan borazancı . borç * Ödenmesi gerekli para veya baş ka bir ş ey. borcunu kapatmak (veya borçtan kurtulmak) * borcunu ödeyip bitirmek. * Birine karş ı bir ş eyi yerine getirme. lâhana ve et veya krema konularak yapı lan sebze çorbası . perdesiz çalg ı . borç para almak. borca almak * veresiye almak.* Pirinçli. borazancı lı k * Borazancı nı n iş i. borç alt ı na girmek * borç para almak. yükümlülük. * Pancar. borç etmek * borçlandı rmak. borazancı * Borazan çalan kimse. gerekliğ i. borca batmak * çok borçlu olmak. borç borç almak * daha sonra ödemek üzere birinden para veya bir ş ey almak.

borçlu ç ı kmak * görülen hesapta verece ğ i kalmak.* Borçlanarak veya benzeri yollara baş vurarak. . borçlu ölmez. * Manevî bir yükümlülük altı na girmek. ancak hasta edecek kadar üzer. borçlu * Borcu olan. borçlu bulunmak (veya olmak) * borçlu duruma düş mek. istikraz. * Bir ş eyi birinin yardı mı yla elde etmi ş olan. borçlandı rı lmak * Borçlanması na yol açı lmak. borç almı ş olan. borç ödemekle (veya vermekle). borçlanma * Borçlanmak iş i. borç yiyen kesesinden yer * borçla alı ş veriş yapan. benzi sarar ı r * borç kiş iyi öldürmez. borçlanı lmak * Borca girilmek. ald ı klar ı nı n parası nı hemen vermez. borç yemek * borçla geçinmek. borçlanmak * Karş ı lı ğ ı nı sonra vermek ş artı yla birinden para veya bir ş ey almak. borçlanı lma * Borçlanı lmak iş i veya durumu. borçlandı rı lma * Borçlandı rı lmak iş i veya durumu. borçlandı rmak * Borçlanması na yol açmak. ama ald ı kları nı n kar ş ı lı ğ ı kesesinden çı kacaktı r. borçlandı rma * Borçlandı rmak iş i. * Bir yüküm altı nda bulunan. yol yürümekle tükenir * birden ödenmeyen bir borç azar azar verilerek ödenebilir. kiş iyi daha çok çalı ş maya zorlar. borç yapmak * borç olarak almak. borç edilmek. medyun. borçluluk dengesi * Bir ülkenin belli bir tarihe kadar birikmiş dı ş borç ve alacakları nı gösteren durum veya belge. borçluluk * Borçlu olma durumu. borç yi ğ idin kamçı sı dı r * borç. borçlu duruma getirmek. verecekli.

borda hattı * Donanma gemilerinin bir sı rada ve paralel olarak gitmek için aldı kları durum. kı sa kollu bir üstlük. borikli borina *İ çinde borik asit bulunan. tuvalet ve mutfak gibi ı slak zeminlerde duvar döş emeleri arası na konan motifli bir tür fayans. beyaz. asit borik. bordür * Kaldı rı mları n kenarları nda bulunan taş lar. * (genellikle giyim kuş am malzemesindeki) Kenar süsü. borda etmek * yandan yanaş mak. * Kuzey Afrika'da Berberîlerin giydikleri baş lı klı . bordro * Bir hesabı n ayrı ntı ları nı gösteren çizelge. alt tarafa doğ ru bağ lanan halat. borda fenerleri * Gemilerde biri (solda) kı rmı zı . havludan yapı lmı ş giyecek. * Bu renkte olan. bornoz * Banyodan çı karken kurulanmak için kullan ı lan. borda bordaya * yan yana. önden açı k. geni ş . sedef görünümde bir madde. bordo * Mora çalan kı rmı zı renk. . borçsuz harçs ı z * Hiç borç yapmadan. * Etkisi az. ş arap tortusu rengi. * Cilt kapağ ı ndaki kal ı n çizgiler. bordalama * Bordalamak iş i. * Banyo. borçsuzluk * Borçsuz olma durumu. borik borik asit Bornova misketi * Bir çeş it üzüm. * Dört köş e yelkenlerin yan yakalar ı na. * Bordan türeyen bir asit ve anhidrite verilen ad. borda * Geminin veya kayı ğ ı n yanı . bordalamak * Gemiyle bir baş ka gemiye borda bordaya gelmek veya kazayla ona çarpmak.borçsuz * Borcu olmayan. biri (sağ da) yeş il olarak iki yanda yakı lan fenerler.

borsa * Bazı tüccarları n ve özellikle sarraflarla de ğ erli kâ ğ ı t ve tahvil alı ş veriş iyle uğ raş anları n alı m satı m ve de ğ iş im amacı yla devlet denetimi altı nda iş yaptı kları yer. borazan. borsa simsar ı * Müş teri ile borsa acenteleri aras ı nda aracı lı k yapan kimse. boru çiçeğ i * Çan çiçeğ i. boru hattı * Borç (II). boru çiçeğ igiller * Çan çiçeğ igiller. borsa acentesi * Müş teriden aldı klar ı alı ş ve satı ş emirlerini borsada yerine getirip karş ı lı ğ ı nda komisyon alan kimse. borsa oyunu * Borsada oynanan hava oyunu. borsac ı * Değ erli kâğ ı t. borsac ı lı k * Borsacı nı n iş i veya mesle ğ i. para ve tahvil üzerine borsa oyunu yapan kimse. boru çalmak * borazan öttürmek. uzun ve dar silindir. içi bo ş . borsa tahtas ı * Borsada alı m satı m fiyatlar ı nı n ilân edildiğ i pano. boru değ il (veya boru mu bu?) * azı msanacak. uçlar ı açı k. borsa değ eri * Borsada arz ve talebe göre oluş an fiyat. lâma demiri veya çelik çemberlerden yapı lan askı . boru bilezi ğ i * Soba boruları nı n ek yerine geçirilen süslü çember. * Nefesle çalı nan perdesiz madenî çalgı . küçümsenecek. boru ağ ı * Tesisatı oluş turan boruları n bütünü. alı nı p satı lan hisse senedi. bor ş boru * Bir yerden baş ka bir yere s ı vı veya gaz aktarmaya yarayan. boru ask ı sı * Her tür borunun ası lması nda kullanı lan. borsa cetveli * Borsada belirlenen fiyatları gösteren günlük bülten. * Tatula. önem verilmeyecek ş ey değ il. . borsa kâ ğ ı dı * Borsada kayı tlı .

çı ktı ğ ı yerden ba ş ka yere ak ı tan boru tesisatı . borusunu çalmak * çı kar sağ ladı ğ ı kimsenin davası nı gütmek. bos boslu bostan * Bkz. çok öfkelenerek etrafa sald ı rmak. * Borusu olan. bostan dolabı * Sebze bahçesini sulamak için bir at bağ lanarak diklemesine dönen kovalarla kuyudan su çı karmaya yarayan dolap. boruk borulu borusu ötmek * sözü geçmek. * Kavun. * Bkz. bostan bekçisi * Bostanı koruyan ve kollayan kimse. süpürge ve yakacak olarak kullan ı lan bir ot türü. kokulu. bostan bozuntusu * Korkak. yüreksiz. payplayn. * Kavun ve karpuza verilen ortak ad. boru yolu * Petrolü. boylu boslu. borumsu * Boru biçiminde olan. boru mengenesi * Kesme. diş açma gibi iş lemler için borunun sı kı ca bağ landı ğ ı alet. boy bos. * Sebze bahçesi. karpuz tarlası . yetkisi olmak. bostan kebab ı * Patlı can ve yeş illikler ile kuğ u inceli ğ inin toprak tencerede pi ş irilmesiyle yap ı lan kebap. iş e yaramaz adam. borucu * Boru yapı p satan kimse. boru kabağ ı * Boğ umsuz. boru kelepçesi * Boruyu duvara tespit etmekte kullanı lan gereç. * Boru montajı nda çalı ş an kimse. * Dağ larda yetiş en. bostan korkulu ğ u . borusu tutmak (veya üstünde) * (zenciler için) ağ zı köpürerek kriz geçirmek.* Doğ al gaz arı tma ünitesinden alı nan gazı n. bir veya daha fazla dağ ı tı m merkezlerine veya tüketim merkezlerine do ğ al gaz taş ı nmas ı amacı yla tesis edilen boru ş ebekesi. boru gibi uzun su kaba ğ ı .

* iş siz bı rakmamak. bostancı lı k * Bostan iş leriyle uğ raş ma. boş böğ ür * Bkz. * Yapı lacak i ş i olmayan. * Anlamsı z. yiyecek gibi ş eylerle) yard ı m etmek. boş bulunmak * dikkatsiz ve dalgı n bulunmak. boş bı rakmamak * (para. *İ ş siz. anlamsı z ve bilinçsizce bakmak. boş çı kmamak * bir iş ten az da olsa. sonuç vermemek. bostan patlı can ı * Az çekirdekli. * Osmanlı tarihinde sarayı n korunması na ve ş ehrin güvenli ğ ine bakmakla görevli olan erlerden her biri. münhal. * Görevlisi olmayan (iş . boş atı p dolu tutmak (vurmak) * umutsuz olarak giriş ilen bir iş . görev). iyi sonuç vermek. bir kazançla çı kmak.* Kuş lar ı ürkütüp yaklaş tı rmamak için tarlaya dikilen kukla. boş kalmak. * Kendisinden beklenilen görevi yapmayan veya kendisinden çekinilmeyen güçsüz kimse. bostancı * Bostan iş leriyle uğ raş an kimse. boş *İ çinde. * söylenmesi sakı ncal ı olan bir ş eyi söyleyivermek. iri ve yuvarlak bir patlı can türü. üstünde hiç kimse veya hiçbir ş ey bulunmayan. . * Bilgisiz. * Bir iş e yaramayan. boş çı kmak * umduğ u gerçekleş memek. böğ ür. boş boş bakmak * amaçsı z. boş (veya boş ta) gezmek veya gezinmek * iş siz güçsüz dolaş mak. boş baş ak dik durur * bilgisiz olan üstün görünmek için kası lı r. * Bostancı nı n görevi. bostancı ocağ ı * Bostancı lar ı n bağ lı olduklar ı ocak. bostanlı k * Bostan olmaya elveriş li yer. * Verimsiz. boş bı rakmak * bir yerde kimse oturmamak.

çal ı ş mamak. boş gözlerle bakmak * anlamsı z bakmak. boş kile dipsiz ambar * Bkz. boş kalmak * kimse oturmamak.boş dönmek * hiçbir ş ey elde edemeden geri gelmek. bo ş anmak. mahrum etmek. . ayrı lmak isteyen kocanı n. uğ ra ş ı olmamak. * birinin yaptı ğ ı na karş ı lı k olarak bir harekette bulunmak. boş söz * Bir düş ünce anlatmayan. boş durmak * iş siz kalmak. boş gezmekten bedava çalı ş mak yeğ dir * çalı ş mak insanı tembellikten kurtarı r. iş e yaramayan ş ekilde konuş ma. boş kâğ ı dı * Eski ş eriat hükümlerine göre. boş gezenin boş kalfası * iş siz güçsüz dolaş an kimse. boş olmak * evlilik birliğ i sona ermek. boş küme * Hiçbir ögesi olmayan küme. batı l itikat. lâf olsun diye söylenmiş söz. dipsiz kile boş ambar. boş kafalı * akı lsı z veya bilgisiz. karı sı na gönderdiğ i boş anma kâğ ı dı . bilgisine dayanarak anlatmak. boş düş mek * (kadı n) ş eriat hükümlerine göre kocası ndan ayrı lmak. boş konuş mamak * gerçekleri söylemek. biçimci inanma. verimsiz. boş durmamak * her zaman bir iş le uğ raş mak. * iş siz kalmak. dar. boş inanç * Kaynakları bilimsel ve dinî temele dayanmayan. boş oturmak * hiçbir iş i. boş ol (veya olsun) * erkeğ in karı sı nı bo ş amak için söylediğ i söz. boş lâf * Gereksiz. boş koymak * yoksun bı rakmak.

rölântiye almak. açı lmak. * (hayvan) Bağ ı ndan kurtulmak. boş a almak * askı ya almak. boş yere * Boş una. de ş arj olmak. boş alı m * Boş almak i ş i. içinde bir ş ey kalmamak. boş altı lma * Boş alt ı lmak iş i veya durumu. boş a gitmek * (harcanan emek. * Derdini. olumlu bir sonuca ulaş amamak. boş altaç boş altı * Bir kabı n içindeki havayı boş altmaya yarayan araç. * Derdini birine açarak ferahlama. rahatlama. düş ünce gibi ş eyler) sonuç vermemek.boş torba ile at tutulmaz * çı kar veya karş ı lı k gösterilmeden bir kimse bir yere bağ lanmaz. boş zaman * Çalı ş arak geçirilen saatler d ı ş ı nda kalan süre. boş a vermek * boş geçirmek. sı kı ntı sı nı birine anlatarak ferahlamak. boş a koysan dolmaz. * (motorlu araçlarda) vites kolunu vitesten kurtarmak. * Elektrik yükünün baş ka bir iletkene geçiş i veya s ı fı ra düş mesi. boş vermek * aldı rmamak. inhilâl etmek. doluya koysan almaz * içinden çı kı lamayan güç bir durum karş ı sı nda kalı ndı ğ ı nda söylenir. deş arj. boş a çı karmak * olumlu bir sonuç alı nmas ı nı engellemek. * Boş alt ı m. boş almak * Boş duruma gelmek. dökülmek. * Dı ş arı ya akmak. boş yerine vurmak * böğ ürlerine vurmak. boş altı lmak * Boş altmak i ş ine konu olmak. boş a çı kmak * (umut. gerçekleş memek. boş altı m . hava boş altma makinesi. boş alma * Boş almak i ş i. para) hiçbir iş e yaramamak. * Gevş emek. inhilâl.

* (kapalı bir yerde bulunan insanlar) Birden d ı ş arı çı kmak. * Birdenbire ve bol bol akmak. * Kusmak. boş amak * Kanunlara göre iki eş . boş andı rma * Boş andı rmak iş i veya durumu. * Dökmek. * Sı yrı lmak kurtulmak. * (karı ile kocay ı )İ stekleri üzerine kanunlara uyarak ayı rmak. * Dertlerini. boş altı m organı * Vücuttan dı ş arı atı lması gereken maddeleri toplayı p boş altan organ. * Bir silâhta ne kadar mermi varsa hepsini arka arkaya patlatmak. boş atma * Boş atmak i ş i. * (hayvan) Baş lı ğ ı ndan. tükürük. koş um takı mı ndan veya bağ ı ndan kurtulmak. ifra ğ . * Sindirimden sonra bağ ı rsaklarda kalan posanı n. boş anma davası * Eş lerden birinin evlilik birliğ ine son verecek kararı elde etmek için açt ı ğ ı dava. * Karı sı ile arası ndaki nikâh bağ ı nı bozmak. * Sistemlerin çalı ş abilmesi için sürekli olarak gereken boş altma iş lemleri. sümük gibi salg ı lar ı n vücuttan d ı ş arı atı lması . . * Derdini dökmek. boş altmak * Boş duruma getirmek. boş altma * Boş altmak i ş i. boş anma ilâmı * Mahkemenin boş anmay ı kesin hükme ba ğ lad ı ğ ı nı belirterek verdiğ i resmî belge. * Çok ağ lamak. boş andı rmak * Boş anmas ı nı sağ lamak. yakı nmaları nı anlatmak. * (baskı altı nda gergin duran bir ş ey) Birden ve hı zla kurtulmak. boca etmek. * Eş lerden birinin boş anma ilâmı alması yla evlilik birliğ inin son bulması .* Boş altmak i ş i. aile iliş kisini kesmek. * Gevş etmek. boş anmak * (karı ve koca) Mahkeme kararı ile birbirinden ayrı lmak. boş ama * Boş amak i ş i. idrar torbası ndaki idrarı n ve ter. boş atmak * Boş amak i ş ini yapt ı rmak. boş altma havzası * Suları nı ı rmağ a veya göle veren yerlerin bütünü. boş anma * Boş anmak i ş i. açmak.

* Eksiklik. al yanaklı . * Kesinti. Boş naklarla ilgili olan. boş attı rmak * Boş atma i ş ini yapt ı rtmak. ihmal. boş luk * Oyuk. boş boğ azlı k * Boş bo ğ az olma durumu. düş üncesiz konuş mak. çukur. nafile. boş luklu serpme * Zı mpara üretiminde tanecikler arası nda %50 boş luk kalacak biçimde düzenlenen tane yapı ş tı rma iş lemi. sı r saklayamayan. geveze. vakum. boş boğ azlı k etmek * gereksiz. Boş nakça * Çoğ unlukla Bosna-Hersek Cumhuriyet'inde yaş ayan Bosna Müslümanları nı n kullandı ğ ı dil. ihmal etmek. boş u bo ş una * Gereksiz yere.boş attı rma * Boş atma i ş ini yapt ı rtma. yoksunluk duygusu. Boş nak güzeli * Sarı saçl ı . * Boş naklara özgü olan. boş ta gezmek * iş siz olmak. boş lamak * Bı rakmak. * Yetersizlik. bo ş yere. boş boğ az * Saklanması gereken ş eyleri söyleyiveren. *İ lgi göstermemek. boş una. yersiz. ablak yüzlü güzel. Boş nak * Bosna halkı ndan veya bu halk ı n soyundan olan kimse. kopukluk. boş ta kalmak * iş siz kalmak. Boş naklı k * Boş nak olma durumu. *İ çinde hiçbir cisim bulunmayan uzay. yararsı z yere. . * Boş geçen süre. boş altaç. boş una * gereksiz. boş lama * Boş lamak i ş i. beyhude. boş luk tulumbası * Bkz. kapanmamı ş yer. * Yerli yersiz konuş an (kimse).

plâstik veya kauçuktan yapı lmı ş küçük sandal. yararsı z yere. * Yol. kabile. birbirleriyle kan akrabalı ğ ı bulunduğ una inanarak evlenmeyen. boy aynası *İ nsanı bütünüyle gösteren büyük ayna. en kar ş ı tı . boy abdesti *İ slâm dininin gerekli bulduğ u durumlarda ve biçimde y ı kanı p abdest alma. ataerkil anlayı ş ı uygulayan geleneksel topluluk. kapalı ayakkabı . bot botanik botanik bahçesi * Otsu veya çalı türü bitkilerin yetiş tirildiğ i ve incelemelerinin yapı ldı ğ ı halka açı k bahçe. tevekkeli. deniz k ı yı sı . boy * Ortak bir atadan türediklerine. * Bitki bilimi. * Süre. * Uzunluk. gusül. * Bir yüzeyde. gereksiz. beyhude. * Kumaş için ölçü. * Geçerlilik. değ er. klân. botanikçi boy * Bitki bilimci. nebatat. boy atmak * boyu uzamak. en sayı lan iki kenar arası ndaki uzaklı k. boy almak (veya sürmek) * boyu uzamak. * Ağ aç. * Bir ş eyin taban ı ile en yüksek noktası arası ndaki uzaklı k. boylanmak. . botanik parkı * Otsu ve çalı türü bitkiler ve de ğ iş ik ağ aç türleri ile düzenlenmiş . boy bos yerinde * uzun ve biçimli. dinlenme ve gezme amacı yla halka açı k geniş alan. * Uzaklı k. * Küçük gemi. nafile. boylanmak.boş una bot * Boş yere. boy beyi boy bos * Boyun en saygı n ve lider kimliğ ine sahip ki ş isi. geliş mek. toplumsal ve ekonomik iliş kilerini anaerkil. * Vücudun yapı sı bakı mı ndan biçimi. boy boy * Çeş itli büyüklük ve nitelikte. ı rmak. * Destan. * Uzun konçlu.

boy menteş e * Düz yaprak menteş e benzeri 1.boy göstermek * görünmek. çiçekleri mavi. dı ş etkilerden korumak için eş yanı n üzerine sürülen veya içine katı lan renkli madde. boya tabakas ı *Ş ablonlar ı n sulu kenar kapatı cı sı ile kaplanması . boya vurmak (veya çekmek.50 cm uzunlu ğ unda mente ş e. boya kökü * Bitki köklerinden elde edilen tabiî boya. * Aldatı cı görünü ş . boya kullanmak * boyanmak. * Yazmak için kullanı lan mürekkep. kurutulan tohumları çemen yapı mı nda kullan ı lan bir bitki (Trigonella faenum-graecum). * gösteriş yapmak. boy bos. boya tabancası * Sı vı boyay ı püskürtmek için kullan ı lan alet. boya kalemi * Resim yapmak için kullanı lan de ğ iş ik renkli kalem. sarı veya beyaz renkli. boy ölçü ş mek * yarı ş mak. * suya dalarak boyu ile suyun derinliğ ini ölçmek. makyaj yapmak. boyac ı . boya tutmak * (boyanan nesne) iyi boyanı r olmak. uzamak. boy vermek * (su) insan boyunu aş acak kadar derin olmak. boya fı rçası * Boya sürmek veya resim yapmak için kullanı lan değ iş ik tür ve ölçülerde fı rça. boya çekmek * boyuna büyümek. boy pos * Bkz. * büyümek. boya kutusu *İ çine çe ş itli renkli kalemleri ve fı rçalar ı koymaya yarayan kutu.75-3. boy vermemek * sı ğ olmak. * Renk. boy otu * Baklagillerden. sürmek) * boyamak. boya * Renk vermek. (su) insan boyunu geçmemek.

boyamak * Boya sürerek veya boyaya batı rarak renk vermek. boyac ı sandı ğ ı * Ayakkabı boyacı ları nı n boya. boyanma . boyac ı küpü * Bir iş in kolayca ve çabucak yapı lamayaca ğ ı nı anlatmak için boyacı küpü mü bu? boyacı küpü de ğ il ki (hemen daldı rı p çı karası n) gibi deyimlerde kullan ı lı r. boyalamak * Geliş igüzel boya sürmek. * Boya satı lan dükkân. boyac ı küpüne girmiş gibi * çok boyalı kadı n. boyahane * Boya iş leri yapı lan yer. boyana * Boyna. * Ağ ı r söz söylemek. boyama kazanı * Örgü yünlerinin veya ipliklerin boyanma iş leminin yapı ld ı ğ ı büyük tekne. boyalanma * Boyalanmak durumu. makyajl ı . boyac ı lı k * Boya yapma veya satma iş i. omuza ası larak taş ı nabilir bir çeş it küçük sandı k. boyalanmak * Boya sürülmek. fı rça. * Boyama iş ini. boyanmı ş veya boyaya batı rı lmı ş .* Boya satan kimse. * Renkli yazma veya mendil. boyalama * Boyalamak iş i. boyal ı * Boya sürülmüş . boyal ı bası n * Okuyucunun ilgisini çekmek için renkli fotoğ rafa yazı ve haberden çok yer veren. boyacı lı ğ ı meslek edinen kimse. cilâ gibi gereçlerini koydukları ve müş terinin ayağ ı nı bası p ayakkab ı sı nı boyattı ğ ı . * Boyacı nı n yaptı ğ ı iş . * Renkli. boyama * Boyamak iş i. aş ağ ı lamak. kupon veya çekiliş lerle arma ğ an dağ ı tan bas ı n. boyama kitab ı * Küçükleri eğ itici nitelikte içinde boyanacak resimler bulunan kitap. * (kadı n için) Yüzünü çok boyam ı ş olan. * Rengi boya ile sonradan verilmiş olan.

boyat ı lma * Boyatı lma iş i. * (kadı n için) Yüzünü boyamamı ş olan. serbest. makyajsı z. boya sürdürmek.* Boyanmak iş i. * Boy bakı mı ndan. boyası atmak * boyası solmak. yalnı z. * Akran. * Hücre öz suyu içinde eriyik durumunda bulunan renkli madde. * Renksiz. boyay ı cı * Boyama özelliğ i olan. boyda ş * Aynı boyda olan. boyda ş lı k * Boydaş olma durumu. boyar madde. boyası z * Boya sürülmemiş . makyaj yapmak. boyası zlı k * Boyası z olma durumu. * Boya veya renkli bir ş ey sürülmek. * Kendi kendini boyamak. boyatmak * Boyamak iş ini yaptı rmak. boya sürdürülmek. bir davranı ş ı yapmama kararı alma. boyat ı lmak * Boyamak iş i yaptı rı lmak. . * Bekâr. * Tuna bölgesinde. boyanmak * Boyamak iş i yapı lmak. boyar boyar * Boyama özelliğ i olan madde. boyatma * Boyatmak iş i. boykot * Bir iş i. Transilvanya'da. boyar madde * Bazı ortamlarda çözünerek ortama belli renk veren doğ al veya yapay renkli madde. Rusya'da soylulara verilen unvan. boydan boya * Bir uçtan öbür uca kadar. boyca boydak * Yükü olmayan yaya. yüzüne boya sürmek.

tul. boylanı ş * Boylanmak iş i veya biçimi. boyluca boyna * Uzun boylu gibi olan. * Düş mek. bir davranı ş ı yapmama kararı almak. * Boyu benzerlerinden uzun olan. boylam * Yeryüzündeki herhangi bir noktanı n meridyen dairesiyle baş langı ç olarak alı nan Greenwich gözlem evinin meridyen dairesi arası ndaki açı değ eri. içindeki suyun ı sı tı lması sağ lanan depo. boylu boslu * Uzun boylu. gösteri ş li. bir topluluk veya bir ülkeyle amaca ula ş mak için her türlü ili ş kiyi kesme. boykotaj * Boykot etmek iş i. * Yükselmek. boykot etmek * bir iş i. boyler boylu * Kalorifer kazanı nı n sı cakl ı ğ ı ndan yararlanarak. çı kmak. * Destan söylemek. boylu boslu. * Batmak. boylu poslu * Bkz. boylanmak * Boyu uzamak. * Boyu olan. * Sandalı kı çtan yürüten kı sa kürek. boylu boyunca * Boyu uzanabildiğ i kadar. boykotçuluk * Boykot yapma iş i. boylaması na * Boyu doğ rultusunda. boykotçu * Boykot yapan veya boykota katı lan kimse. yakı ş ı klı . boyu uzunluğ unca.* Bir kimse. . boylamak *İ stemeyerek bir yere gitme durumunda kalmak. anlatmak. boylanma * Boylanmak iş i. boylama * Boylamak iş i.

gebersin. boynu eğ ri * Asmaları n yeni sürgünlerini yiyen veya kemiren bağ zararlı sı . çaresiz bir durumda kalmak. kimsesiz. uzun. kı vrı k veya çatallı korunma organı . boynuz isterken kulaktan olmak . tı rnaksı bir maddeden. zimmetine geçirmek. boynunu uzatmak * her ş eye. boynuz dikmek * (kadı n) ba ş ka erkekle iliş ki kurarak kocası nı aldatmak. zavall ı . ac ı nacak ve yard ı m bekler durumda. boynu k ı ldan ince olmak * haksı z olduğ u anlaş ı ldı ğ ı nda verilecek her cezaya razı olmak. * Bu organdan yapı lmı ş . boynunu k ı rmak * çekip gitmek.boyna etmek * sandalı kı çtan tek kürekle yürütmek. boynuz * Bazı hayvanları n ba ş ı nda bulunan. her cezaya razı olmak. boynuz e ğ mek * istemeyerek uymak. boynuna * üstüne. hacamat etmek. boynunu vurmak * baş ı nı keserek öldürmek. boynu altı nda kalsı n! * ölsün. * (bitki için) canlı lı ğ ı nı yitirmek. * bir durumu. karş ı taraf ı n gücünü kabul etmek. boynu eğ ri * herhangi bir sebeple birine karş ı direnecek veya söz söyleyecek durumda olmayan. boynuz çekmek * boynuz kullanarak kan çekmek. bir iş i ister istemez kabul etmek. * Kurş un borudan kol alma iş leminde kullan ı lan demirden yap ı lmı ş alet. kı rı lmı ş . boynuna geçirmek * bir ş eyi kendine mal etmek. boynu armut sapı na dönmek * çok zayı flamak. boynuna almak * bir ş eyi borç veya ödev olarak üzerine almak. boynunu bükmek * acı ndı rı cı . boynu bükük * Üzgün. boynunda kalmak * bir sözü iletmediğ i veya birine ödenecek paray ı ödemedi ğ i için üzerinde borç kalmak.

boynuz gibi. koyun. boynuzlaş mak * Boynuz durumuna girmek. boynuzlamak * (hayvan) Boynuzu ile vurmak. kurtçu ğ u meş e ağ açları nda yaş ayan bir böcek (Carambyx). boynuzlatma * Boynuzlatmak iş i. sı ğ ı r ve antilopları içine alan. boynuzsuz * Boynuzu olmayan. boynuzlama * Boynuzlamak iş i. * (kadı n için) Kocas ı nı baş ka bir erkekle aldatmak. boyu (bosu) devrilsin (veya devrilesi) * "ölsün" anlamı nda ilenç sözü. . Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan boynuz kulağ ı geçmek * bir konuda daha sonra yetiş enler yetenek bakı mı ndan eskileri geçmek. boynuzlanma * Boynuzlanmak iş i veya biçimi.olmak. içi boş olan boynuzlar ı sürekli kalan ve dallı olmayan. kar ı sı veya bir kad ı n yak ı nı taraf ı ndan aldatı lmak. boynuzluteke * Kı n kanatl ı lardan. * (erkek için) Karı sı veya bir kadı n yakı nı taraf ı ndan aldatı lmak. boynuz takmak (veya takı nmak. boynuzlugiller * Keçi. * Boynuz batı rı lmak. boynuzlaş ma * Boynuzlaş mak iş i veya durumu. süsmek. * Troleybüs. boysuz * Boyu benzerleri arası nda k ı sa olan. omurgalı lar ı n memeliler sı nı fı . boynuzlanmak * Boynuzu çı kmak. * Karı sı nı n veya kadı n yak ı nları ndan birinin iffetsizliğ ine göz yuman (erkek). boynuzsu * Boynuza benzer. * daha iyisini. boynuzlu * Boynuzu olan (hayvan). boynuzlatmak * Erkek. boynuz yarası almak. mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek. taktı rmak) * (koca) karı sı baş ka bir erkekle ili ş ki kurarak aldat ı lmak. boyu * (bir isim tamlaması nda tamlanan olduğ unda) süresince. boyunca.

boyun eğ mek * isteyerek veya istemeyerek uymak. cı vata gibi araçları n dar olan üst bölümü. boyuna bosuna bakmadan * fizik yapı sı nı n gereğ ince geliş memiş olması nı göz önünde bulundurmadan. boyunca çocu ğ u olmak * yetiş kin çocuğ u olmak. * Dağ sı rtları nda geçmeye elveriş li alçak yer. uzunlaması na. * (bo'yuna) Ara vermeden. boyunduru ğ a atmak (veya almak) * (güreş te) hasmı n ba ş ı nı koltuk altı na alı p boynuna kol dolamak. kravat. boyun bağ ı * Gömlek yakası nı n altı ndan geçirilip süs olarak ba ğ lanan uzun. boyun k ı rmak * saygı duyulan bir kimse karş ı sı nda. boyun olmak * kefil olmak. boyun borcu * Yapı lmas ı gereken ödev. ayakta iken baş ı öne bükmek. boyuna * Ene dik olarak.boyu (veya boyuna. boynunu bükmek. * Sorumluluk. boyun kesmek * baş ı nı eğ mek. boyun vermek * buyruk altı na girmek. güğ üm gibi kapları n veya vida. boyun * Gövdenin baş la omuz arası nda kalan bölgesi. boyun bükmek * Bkz. boyu bacadan m ı aş tı ? * daha evlenecek yaş ta de ğ il. enlice kumaş parças ı . boyunca) beraber * kendi boyu kadar. boyun bir kar ı ş uzadı * gereğ i olmayan o i ş i yapmakla sanki yükseldin anlamı nda söylenir. *Ş iş e. katlanmak. vecibe. . tulânî. boyunca * Boyu veya uzunluğ u kadar. huyu huyuna * karı koca veya arkada ş lar aras ı nda her bakı mdan uygunluk olması gerekir. süresince. boyunduru ğ a vurmak * baskı altı na almak. durmaksı zı n. boyu boyuna. * Sürdüğ ü zaman kadar. boyunca.

kapsam. boz yel * Boyutu olan. * Bu renkte olan. boz madde * Sinir hücrelerinden oluş an. gelinin ayr ı ldı ğ ı yerin delikanlı ları na verdi ğ i bahş iş . boyunlandı rmak * Kapsam kazandı rmak. lento. boyunduruk altı na girmek * baş kas ı nı n baskı sı altı nda kalmak. boyutland ı rma * Boyutlandı rmak i ş i. * Boyutu olamayan. geni ş lik ve derinlikten her biri. geniş lik. boyunluk * Boyuna sarı lan ş ey. boyun sarg ı sı . boyut * Bir cismin herhangi bir yöndeki uzanı mı . boyutlu boyutsuz boz * Açı k toprak rengi. * Kapı veya pencere gibi açı klı kları n üzerine konulan ağ aç. * Doğ ruları n. beceriksizliğ ini anlamak. kapsam kazanmak. * Açı lmamı ş . boyunlu * Boynu olan. * Zulüm ve zorbalı k baskı sı . . * Durum. beyinde d ı ş . yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alı nan üç doğ rultudan uzunluk. * Güreş te hasmı n baş ı nı koltuk altı na alı p boynuna kol dolama oyunu. içerik. omurilikte iç tabaka. boyunun ölçüsünü almak * kendi yetersizliğ ini. boyut katmak * baş ka veya yeni bir görüş aç ı sı vermek. * Nitelik. beklediğ i yakı nlı ğ ı görememek. geniş lik. kaynatan ı n. geniş lik. boz bulan ı k * Çok bulanı k. boyunduruk parası * Bir mahalleden veya köyden baş ka yere gelin götürülürken.boyunduruk * Çift süren veya arabaya koş ulan hayvanları n birlikte yürümelerini sağ lamak için boyunlar ı na geçirilen bir tür ağ aç çember. boyut kazanmak * yeni bir durum. esaret. kapsam ve içerik kazandı rmak. * Mengenenin üst yanı ndaki kemer biçimli bölüm. buut. sürülmemi ş (toprak). taş veya beton kiriş .

ham tarla. * Bozarmak iş i veya durumu. bozca * Rengi boza çalan.* Lodos. renk değ iş tirmek. bozac ı lı k * Boza yapma veya satma iş i. boz renkli ardı ç ku ş u (Turdus pil ris). bozbakkal * Karatavukgillerden. mı sı r. bozdurulmak . bozdurma * Bozdurmak iş i. bozdurmak * Bozmak iş ini yaptı rmak. bozdur bozdur harca * çok az olan ş eyler için alay olarak kullan ı lı r. darı . bozac ı * Boza yapan veya satan kimse. tatlı veya mayhoş içecek. bozdurtmak * Bozdurmak. bozay ı * Tehlikeli bir cins ayı . çalı lı k toprak. buğ day gibi tah ı lları n hamurunun ekş itilmesiyle yapı lan koyuca. bozarı k bozarma * Bozarmı ş olan. bozum olmak. boza olmak * utanmak. bozdurtma * Bozdurtmak iş i veya durumu. bozarmak * Rengi boz olmak. boza * Arpa. *İ ş lenmemiş . rengini atmak. boza gibi * (sı vı lar için) koyu ve bulanı k. bozdurulma * Bozdurulmak iş i veya durumu. * Yeniçeriler tarafı ndan kullanı lan ve atları n eyerlerinde ası lı duran altı toplu gürz. bozdo ğ an * Bir doğ an türü (Falco aesalon). bozahane * Boza yapı lan yer.

bozguna u ğ ramak (veya vermek) * yenilip periş an olmak. * Morali bozulmuş . bozlama bozlamak * (deve) Bağ ı rmak. bozkı rlaş mak * Bozkı r durumuna gelmek. bozkı r koyunu * Asya koyunu (Ovis vignei). * Çı ğ lı k koparmak. yı lgı n. bozgunculuk * Bozguncuya yakı ş ı r davran ı ş . * Bozlamak eylemi. bozlak * Orta ve Güney Anadolu'nun birçok bölgelerinde bir türkü ezgisi. * Bu ezgiyle söylenen. * Biçimi ve kullanı lı ş ı değ iş tirilmi ş . bozgunluk * Bozgun. düzen bağ ı nı yitirerek asker onurunun gerektirdiğ i bütün bağ lar ı bozması . bozma * Bozmak iş i. ağ açsı z doğ al bölge. bozkı r kedisi * Genellikle bozkı rlarda yaş ayan yabanî kedi (Otocolobus manul). * Bozgun olanı n durumu. dağ ı lmak. hezimete u ğ ramak. bozkı rlaş ma * Bozkı rla ş mak i ş i veya durumu. bozguncu * Bozgunluk yaratan (kimse. . bozmac ı * Eski ş eyleri alı p bozarak parça parça satan kimse. konusu acı klı türküler.). bozkı r tavuğ u * Bağ ı rtlak. bozgun * Bir toplulukta karş ı lı klı güvenin bozulması ile beliren karı ş ı klı k. hezimet. bozgeven * Yurdumuzda Erciyes dağ ı nda yeti ş en bir geven türü (Astragalus microcephalus). güç vb. * Bu durumda bulunan.* Bozmak iş i yaptı rı lmak. bozkurt * Birçok Türk destanı nda yer alan kutsal hayvan. step. * Yenilen bir ordunun. çökmü ş . sı cak ve ı lı man iklimlerde geniş alanlara yayı lan. bozkı r * Kurakçı l otsu bitkilerden oluş an.

bir ş eyin düzenini karı ş tı rmak. * Bir kimseyi beklemediğ i bir davranı ş karş ı sı nda bı rakarak veya sözünü yalana çı kararak küçük dü ş ürmek. * Sağ lı ğ ı nı yitirip zayı flamak. ufaklı k. * Bı rakmak. karı ş ı k. bozukça bozukluk * Biraz. * Altı nı paraya çevirmek. bozuk düzen * Düzensiz. * Geçersiz bir duruma getirmek. * Bir yerin. s ı kı ntı lı . *İ yi ve de ğ erli niteli ğ ini yitirmek. bozguna uğ ramak. * Kötümser. düzeni bozuk olan.bozmak * Bir ş eyi kendisinden beklenilen i ş i yapamayacak duruma getirmek. gergin. * Bir ş eye kı zmak. bozuk çalmak * canı sı kı lmı ş . bozuk. yenmek. bozuk para. bozdurmak. * Madenî. zarar vermek. . mağ lûp etmek. * Dağ ı lmak. * (bir organ) Görevini yapamaz duruma gelmiş . bozuk para * Ufak birimlere ayrı lmı ş para. * Bozulmuş olan. bozuk para gibi harcamak * değ erini dü ş ürecek biçimde bir kimseden yararlanmaya kalkı ş mak. * (yiyecek için) Kokmak. ba ğ lamadan biraz büyük ve meydan sazı ndan küçük dokuz telli bir saz. bozrak bozuk * Rengi boza çalan. bozördek * Tatlı sularda bulunan bir tür ördek. * Kötü duruma getirmek. * Kı zl ı ğ ı na zarar vermek. * Bir paranı n ufak birimlere ayrı lmı ş durumu. * Kı zg ı n. * Bozguna uğ ratmak. ufaklı k. bozuk bozulma bozulmak * Bozmak iş ine konu olmak. * Aklı nı yitirecek derecede bir ş eye düş kün olmak. * Bağ veya bostanı n son ürününü toplamak. küçük değ erli para. * Büyük parayı ufak birimlere ayı rmak. içerlemek. * Bozuk olma durumu. * Dokunmak. bozuk gibi. bozuk. yenilemeyecek duruma gelmek. * Türk halk müziğ inde. * Biçimini ve kullanı lı ş ı nı değ iş tirmek. yüzü ası lmı ş olmak. dağ ı tmak. ek ş imek. * Bozulmak iş i. huzursuz.

bozum olmak * utanmak. böbrek üstü bezi * Böbreklerin üstünde bulunan. idrar salan. bozu ş ukluk * Bozuk durumda. böbrek biri. yenilmiş lik. kuyruğ u kalı n ve k ı sa. zehirsiz ve zarars ı z bir yı lan (Eryx). böbreksi * Böbrek biçiminde olan. bozum * Bozulmak iş i. bozu ş uk * Araları açı lmı ş . baş ı küçük. mahcup olmak. döküntü. utanacak duruma düş mek. * Kendinde bulunmas ı gereken nitelikleri taş ı mayan kimse veya ş ey. bozu ş ma * Bozuş mak i ş i. utangaçlı k. karş ı lı klı bozulma içinde. mahçupluk.bozulu ş * Bozulmak iş i veya biçimi. bozum havası * Utangaçlı k. bozum etmek * utandı rmak. hormon niteliğ inde salg ı sı olan bez (II). bozu ş mak * Araları açı lmak. omurganı n sa ğ ve sol yanı nda bulunan çift organlardan her . bozumca bozuntu * Kurş un renginde iri bir kertenkele. böbür * Kandaki zararlı maddeleri süzen. bozuntuya vermemek * bir kimsenin hoş a gitmeyen bir durumunda fark etmemi ş gibi davranmak. böbrek taş ı * Böbreklerde oluş an ta ş . bozuntuya uğ ramak *ş aş kı nlı ğ a kapı lmak. * Bozulmuş bir ş eyin kalan bölümleri. bozyürük * Üstü hafif benekli. *Ş aş kı nlı ğ a dü ş me. mahcupluk. böbrek ya ğ ı * Kasaplı k hayvanları n böbreklerinin çevresinde oluş an yağ . mahcup etmek. bozulmuş olan.

yaş ayı ş ı nı ve hastal ı k yap ı cı niteliklerini inceleyen bilim dalı . böcek kabu ğ u * Mor ile yeş il arası nda ve metal parlakl ı ğ ı nda olan renk. altı bacaklı . sarı renkli. böcekle beslenen (hayvan veya bitki). *İ stakoza benzer. kibir. uzunluğ u 30-40 cm kadar olan. karada yaş ayan hayvanlar takı mı . böcek bilimi * Böceklerin yapı sı nı . sı cak ülkelerde yaş ayan. böcekkapan * Örnek bitkisi drosera olan ve baz ı organları böcek yakalamaya. * Bu renkte olan. böbürlenmek * çok böbürlenmek.* Memelilerden. entomolojist. yı rtı cı hayvan (Hyrax syriensis). kurt ve tı rtı lı n dı ş ı nda kalan küçük hayvanc ı klara verilen ad. * Kelebek. haş ere. çoğ u kanatlı ve vücutlar ı baş . böcek yiyen. kar ı n olarak eklemlerden oluş mu ş hayvan s ı nı fı . * Böbürlenme. . böcekçil * Böcek yiyen. böbürlenme * Böbürlenmek iş i. kı sa kı skaçlı . böcek gibi * ufak tefek ve esmer (çocuk). böceklenme * Böceklenmek iş i. sindirmeye elveriş li olan bitkilerin ortak adı . derisi benekli. yenilen bir deniz hayvanı . böceklenmek *İ çinde veya üstünde böcek üremek. entomoloji. kurulmak. böcek bilimci * Böcek bilimi uzmanı . böcekçiller * Omurgalı hayvanlardan memeliler sı nı fı na giren. böcek çı karmak * ipek böceğ i yeti ş tirmek. böbürtü böce böcek * Eklem bacaklı lar ı n. * Böbürlenme. böcekba ş ı * Osmanl ı İ mparatorluğ unda zabı ta görevlisi. gö ğ üs. böcekhane * Böceklik. * Böcü. böbürlenmek * Övünerek kabarmak.

yol kenarları nda kendili ğ inden yetiş en dikenli ve çok y ı llı k bir çalı . deve) Bağ ı rmak. * Bu bitkinin önce kı rmı zı iken olgunlaş ı nca kararan mayhoş yemiş i. böğ ürtü . *İ pek böceğ i yeti ş tirilen yer. manda. * (insan) Anlaş ı lmaz bir biçimde yüksek sesle bağ ı rmak. duyargaları birer. böcelenmek * (tahı l) Böceklenmek. böğ ürme * Böğ ürmek i ş i. böcekhane. böcü * Kurt. hortlak vb.böcekler * Vücutları baş . * Yan taraf. ayakları yla ağ ı z parçalar ı üçer çift olan eklem bacaklı lar sı nı fı . böğ ürmek * (öküz. gö ğ üs ve kar ı n olarak üç bölgeye ayr ı lan. böceksavar * Evdeki zararlı böcekleri savı p öldürmekte kullan ı lan ve ilâç püskürten sprey. böcelenme * Böcelenmek iş i veya durumu. diken dutu (Rubus caesus). böceksiz *İ çinde böcek bulunmayan. gibi hayalî bir varlı ğ a verilen ad. böceklenmiş . böğ ür *İ nsan ve hayvan vücudunun kaburga ile kalça arası ndaki bölümü. bo ş böğ ür. böğ ürtlen * Gülgillerden. böcül böcül * Gözlerini iki yana oynatarak (bakmak). böğ * Eklem bacaklı lardan. böcekli böceklik *İ çinde veya üstünde böcek bulunan. * Böcek. böğ ürtlenlik * Böğ ürtlen çalı lar ı nı n çok olduğ u yer. böğ üre böğ üre * Bağ ı rarak. bahçe çitlerinde. soluk sarı renkli. kanatları ikiş er. zehirli bir örümcek türü. böğ ürtme * Böğ ürtmek i ş i. * Çocukları korkutmak için söylenen ve hayalet. böğ ürtmek * Böğ ürtmek i ş ini yapt ı rmak.

* Gemilerin içinde. taksim. parçalama. taksim. güçlü kimse. "a bölü b" diye okunur. * Salon. böke * Kahraman. bölen * Bir bölme iş leminde bölünen say ı nı n kaç eş it parçaya ayrı ldı ğ ı nı gösteren sayı . taksim etmek. bölgesel bölme * Bölge ile ilgili veya bir bölgeye özgü olan. bökelik böldürme * Böldürmek i ş i. * Bir bütünü iki veya daha çok parçaya ayı rmak. iklim ve bitki özelliklerinin benzerli ğ ine veya üzerinde yaş ayan insanları n aynı soydan gelmi ş olmaları na göre belirlenen toprak parçası .* Böğ ürme sesi. nahiye. bölgeci * Belli bir bölgenin çı karları için çalı ş an (kimse). taksim. ş ampiyon. su baskı nı . bölmeç bölmek * Ambalâj içinde bulunan malları birbirinden ayı rmaya yarayan koruyucu parça. ayı rma. birinci olan (kimse). bölmeli bölü . ş ampiyonluk. böldürmek * Bölmek iş i yaptı rı lmak. bölge * Sı nı rları idarî veya ekonomik birliğ e. * Büyük bir yeri. * Vücut yüzeyinde sı nı rları belli herhangi bir bölüm. ara kapı lar kapan ı nca arı zan ı n veya hasar ı n yay ı lmas ı nı önlemek için kullanı lan birbirlerinden ayrı lmı ş yerler. mı ntı ka. alt tür kavramları na ayı rmak iş i. alanı küçük oda veya kı sı mlara ayı ran ince duvar veya tahta perde. * Bölmek iş i. * Bölme iş lemini gösteren iş aretin "/" okunu ş u. bölme iş areti * Bölme iş leminin yapı laca ğ ı nı ifade eden bölü "/" iş areti. yangı n gibi durumlarda. * Birliğ in bozulması na yol açmak. * Böke olma durumu. * Bölmek iş lemi. böğ ürüş * Böğ ürmek i ş i veya biçimi. * Ulusal veya uluslar arası bir yarı ş mada ilk dereceyi alan. * Kalı n ağ aç gövdesinden odun veya tekne yapmak için ayrı lan tomruk. * Bir niceliğ i iki veya daha çok e ş it parçaya ayı rmak. oda veya sofa gibi büyük bir yerden ayrı lmı ş daha küçük yer. ş ampiyona. parçalamak. * Cins kavramları nı tür. bölgecilik * Belli bir bölgenin çı karları için çalı ş ma durumu. toprak. * Bölme ile ayrı lmı ş olan. "a/b" anlatı mı .

bölük bölük * Parçalara ayrı lmı ş . tasnif etmek. sağ dan sola doğ ru üçer üçer ayrı lan basamakları ndan her bir üçlü tak ı mı . bölünebilme . * On kuralı na göre yazı lan bir tam say ı nı n. bölümsel * Bölünme ile ilgili. bölüm * Bir bütünü oluş turan parçaları n her biri. bölümlendirme * Bölümlendirmek iş i. parça parça. bölümlenme * Bölümlenmek iş i veya durumu. devir. departman. * Bölme iş lemi sonunda elde edilen sayı . bölümlenmek * Bölümlemek iş ine konu olmak. * Saç örgüsü. * Çağ . üçü veya dördü bir tabur oluş turan ve öbür birliklerin temeli say ı lan birlik. tasnif. * Takı mlardan olu ş an.* Bir bayağ ı kesrin gösterili ş inde pay ile payda aras ı na konulan yatay çizginin okunuş u. bölme amacı nda olan. sı nı flamak. bölümleme * Bölümlemek iş i. bölen. bölümleniş * Bölümlenmek iş i veya biçimi. kı sı m. * Canlı lar ı n bölümlenmesinde filumlar ı n bir araya gelmesiyle oluş an birlik. s ı nı flanmak. * Bir kuruluş un yönetim birimlerinden her biri. * Bir topluluğ u. kı sı m. fesatç ı . bölücü * Bölme iş ini yapan. sı nı fland ı rma. bölük * Bir bütünden ayrı lmı ş olan parça. birbirine eş it veya benzer olanları kümelere ayı rmak. ara bozuculuk. * Hizip. münafı k. bölücülük * Bölücünün yaptı ğ ı iş . sı nı fland ı rmak. * Bir siyasî partinin birliğ ini parçalamayı . kı smî. "a/b" kesri "a bölü b" diye okunur. bölükba ş ı * Yeniçeri ordusunda üst rütbeli bir görevli. birliğ i parçalama. s ı nı flama. kı sı m kı sı m. bozmayı amaç edinen kimse. seksiyon. bölümlendirmek * Bir ş eyi bölümlere ayı rmak. bölük pörçük * Bütünlüğ ü sağ lanamamı ş durumda. departman. * Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanl ı k dalı nda eğ itim sağ layan birimlerinden her biri. bölümlemek * Birçok ş ey arası nda.

bölütlü bön * Bölütlere. * Bölüş mek iş i. * Budala. bölü ş türme * Bölüş türmek iş i. bölünen * Bölme iş lemine uğ ratı lan sayı . eş it bölümlere ayrı lmas ı gereken miktar veya sayı . bölüngü bölünme * Fraksiyon. parçalara ayrı lmak. bölütlenme * Döllenmiş yumurtanı n blâstulayı oluş turuncaya dek art arda bölünmesi. paylaş ma. bölünmezlik * Bölünmez olma durumu. * Bölünmek iş i. bölü ş üm bölüt * Eklem bacaklı lar ı n vücudunu oluş turan yan yana dizili parçaları n her biri. * Hücrelerin. * Bölüş me. bölüntü * Bölünmüş parça. bölüntüler * Bir bütünün ayrı lmı ş oldu ğ u bölümler. belirli bölümlere. . halkalara ayrı lmı ş olan. belli bir büyüklüğ e varı nca eş it bölümlere ayrı lı p çoğ alması . bölünü ş * Bölünmek iş i veya biçimi. bölü ş mek *İ ki veya daha çok kimse araları nda herhangi bir ş eyi paylaş mak. * Yarı ş ta toplu olarak koş arken birbirinden ayrı lma. bölü ş bölü ş me * Bölmek iş i veya biçimi. taksimat. * Zigotun bölünmesinden sonra embriyonda ortaya çı kan ve az çok birbirine benzeyen parçalar ı n her biri. taksim etmek. bölü ş türmek * Bölüş mek iş ini yapt ı rmak. ayrı lamaz. pay ı nı almak. üleş mek. bölünmek * Bir bütün. saf. bölünmez * Parçalanamaz. * Fraksiyon.* Kalansı z bölünür olma durumu. halka.

börtük börtülme * Haş lanarak veya ateş te biraz kı zart ı larak pi ş miş olan (ş ey). saf (bir biçimde). * Açı lmı ş hamurun veya yufkan ı n arası na. börek için ayrı lmı ş olan. ş aş kı nş aş kı n bakmak. * Genellikle hayvan postundan yapı lan baş lı k. saflı k. bönlük börek * Bön olma durumu. börtme * Börtmek iş i. börtmek * Az piş irmek.bön bön * Budala ve safca bakarak. bönle ş me * Bönleş mek iş i. böreklik börk * Börek yapmaya elveriş li olan. bön bön bakmak * anlamayarak. . börtü böcek * Çeş itli böcekler. börttürme * Börttürme iş i. börttürmek * Börtmek iş i yaptı rı lmak. ı spanak gibi ş eyler konularak piş irilen çe ş itli biçimlerde hamur iş i. sersemlik. safça. börekçilik * Börek yapma veya satma iş i. * Börtülmek i ş i. budalalı k. börkenek * Geviş getiren hayvanları n midelerinin ikinci bölümü. bönle ş mek * Bön duruma gelmek. börekçi * Börek yapan veya satan kimse. aptallaş mak. külâh. * Yağ murdan veya soğ uktan korunmak için giyilen ucu sivri boş luk. peynir. bönce * Budala. börek açmak * börek yapmak için hamurdan ince yufkalar hazı rlamak. haş lamak. kı yma. aptallı k.

* Hint kastlar ı nda ilk kast. . börülce * Fasulyeye benzer bir bitki ve bunun göbeğ i koyu benekli tohumu (Vigna sinensis). * Bunun gibisi. * Bu yolda. bu biçimde olanı . böyle gelmiş böyle gider * her zaman böyle olmuş . * Bir madde birdenbire gaz durumuna gelerek patlamak. * Bu bitkinin sebze olarak yararlanı lan yeş il ürünü. bu biçimde. böylecene * Böylece. paçalı bir tavuk ı rkı . *İ ri yapı lı . bu biçimde. * Bösmek iş i. bu yolda. böylelikle. böyle ba ş a. böylelikle. böyle böyle * Böylelikle. gene de böyle olacak. Br brahma Brahman * Brom elementinin kı saltması . * Bu derece. buna benzer. *İ çinde "ne". böyle tı raş * kiş ilere yara ş an iş lemler uygulanı r. infilâk etmek. böylesi böylesine * Aş ı rı bir biçimde. bacaklar ı tüylü. "nası l" gibi sorular bulunan cümlelerin sonuna geldi ğ inde.börtülmek * Börtmek iş ine konu olmak. Brahmanizm * Brahmanlı k. böylelikle * Bu yolda yürüyerek. o cümlede anlatı lan ş eyin hoş karş ı lanmad ı ğ ı nı veya ona ş aş ı ld ı ğ ı nı anlatı r. * Bu kasttan olan kimse. böylemesine * Bu biçimde. sonunda. * Sonunda. bösme bösmek böyle * Bunun gibi. böylece * Tam böyle.

braket * Dikiş ten çı kan kitapları n sı rtı na makine ile bez geçirme. kemikli kı rı ntı ları n kaynaş ması yla oluş muş kütle. astarlanmı ş bezden yapı lan. tuğ la biçimli yapı malzemesi. * Üstü kapalı . *İ ki direkli. * Tekrarlanan iki emir kipi arası na getirilerek i ş in sürekliliğ ini anlatı r. briket * Linyit ve kömür tozundan bası nçla elde edilen yakı t. * (bilim için) Dal. * Briket yapan veya satan kimse. * Dört kiş i arası nda oynanan bir iskambil oyunu. * "Vay" gibi ş aş ma anlat ı r. briketçi . bran ş bravo bre * "Ey. Brehmen bre ş * Bkz. hey" anlamı nda kullanı lı r. * Doğ al çimento ile lâvlı . brakisefal * Kafatası nı n ön alt eksenine göre k ı sa olan (kimse). kı ş ı n kı zak olarak kullanı lan tek atl ı . kabuklu. kı sa kafal ı . kol. *Ş aş kı nlı k. * Bir tür yapay mermer. seren yelkenli. Brahman. birkaç top ta ş ı yan gemi. branda bezi * Keten ve pamuk ipliğ inden sı k ve sağ lam dokunmuş bez. coş ku anlatı r. yayl ı at arabası . halatlarla bir yere tutturulan as ı lı yatak. brifing brik brik * Bir konuda özet olarak verilen bilgi veya açı klama. arkada da boylaması na yerleş tirilmiş oturacak yerleri bulunan dört tekerlekli.Brahmanl ı k * Kalı tı m yoluyla geçen bir kast bölünmesine dayalı toplumsal bir kuruluş u içeren Hint dini. * Baklagillerden bazı ağ açları n kı rmı zı boya çı karı lan odunu. kömür tozu ve katran tortusundan bası nçla elde edilen. brezil br ı çka briç * Önde çok yüksek bir oturma yeri. * Linyit. yaş a!. yayl ı hafif araba. Brahmanizm. kavkı lı . * "Be" yerine kullanı lı r. branda * Gemilerde tayfa ve erlerin yattı ğ ı dikdörtgen biçiminde. * Aferin.

bromhidrik * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an. briketlemek * Briket hâline getirmek. briyantin * Saçı parlatmak ve yat ı rmak için kullanı lan güzel kokulu bir madde. Kı saltmas ı Br. * Atom numarası 35. atom ağ ı rl ı ğ ı 79. tunç renginde olan. briyantin sürünmüş . zehirli s ı vı bir element. haş lanarak yemeğ i hazı rlanan bir tür sebze. * Pencerelerin çerçevesine. bron ş * Soluk borusunun akciğ erlere giden iki kolundan her biri ve bunları n dallar ı . bromür * Bromhidrik asidin tuzu veya eteri. bronz * Tunç. bronz gibi * tunca benzeyen.97 olan kı rmı zı renkli. bronzlaş ma * Bronzlaş mak i ş i. bron ş çuk * Bronş ları n uç dalları ndan her biri. deniz suları nda az. bron ş it * Bronş ve bronş çukları n iltihaplanması . bazı göllerde çok miktarda bulunan. yeş il yumrular hâlinde olan. pis kokulu. yo ğ unluğ u 2. brokkoli brom * Küçük. bromürlü * Yapı sı nda bromür bulunan. bronzlaş mak * Bronz rengini almak. bro ş . içeriden tutturulan ince perde.briketçilik * Briketçinin iş i veya mesle ğ i. briketleme * Briketlemek iş i.909 olan. briyantinli * Briyantinle süslenmiş . brizbiz brokar * Sı rma veya gümüş iş lemeli bir tür ipekli kumaş . bromhidrik asit * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an HBr aside verilen ad.

bu gözle * bu anlayı ş la. yakmaç. bu türlü. bro ş ür * Sayfa sayı sı az.65 mm lik otomatik tabanca. bu kabil * bu gibi. bundan. Brüksel lâhanası . * Diploma. beraber. bu abdestle daha çok namaz kı lı nı r * bir tutum veya davranı ş ı n etkisinin sürekli olacağ ı nı anlat ı r. çeş idinden. bu * Yerde. bu (veya ş u) kadar * bir sayı dan sonra gelerek o sayı dan artı k miktarı bildirir. bu günlerde * içinde bulunduğ umuz zamanda. . risale. * Kabı ile darası çı karı lmadan tartı lan (ağ ı rlı k). biçimlerine girer. kesintisiz (para). brülör brüt * Sı vı yakı tı kolayca yanabilecek taneciklere ayı rarak püskürten araç. * Kesintisi yapı lmamı ş . buna. bu haysiyetle * bu bakı mdan. * En yakı nda bulunan bir varlı ğ ı veya biraz önce anı lan bir ş eyi i ş aret yolu ile belirtmek için kullanı lı r (Çekim sı rası nda bunu. bu kabilden * gibi. bu cümleden * bunlar arası nda. bunda. Frenk lâhanas ı (Brassica oleracea gemmifera). bu kadar * bu denli. ş ahadetname. Bruxelles lâhanas ı * Bkz.* Kadı nları n tak ı ndı klar ı süs iğ nesi. Çokluk biçimi bunlar). küçük kitap. bunlar gibi. * Birlikte. zamanda veya söz zincirinde en yakı n olanı gösterir. bu arada * Bu süre içinde. bu birkaç gün içinde. bu gidi ş le * bu biçimde. Brüksel lâhanası * Ceviz büyüklüğ ünde bir lâhana türü. bu tarzda. brovning bröve * 7.

. bu türlü * böyle. bu sı cağ a kar mı dayan ı r? * aş ı rı harcamalarla eldeki imkânları n tükeneceğ ini anlatı r. budak özü * Taze sürgün. her yanda. bu meyanda * Bu arada. * Kesirli. her tarafta. bu sefer * Bu defa. * Kenar. kutu. bu arada. bunun için. bucak bucak * Her yerde.. bir müdürle yönetilen bölümlerinden her biri. bucak bucak kaçmak * bir olay. çeliş iyor. nahiye. * Ağ acı n dal olacak sürgünü. ve yarı m. bu kez. bu meyanda * Bkz. bu ne perhiz bu ne lâhana tur ş usu! * sözleri ve davranı ş ları birbirini tutmuyor.bu kadar kusur kadı kı zı nda da bulunur * üzerinde durulmaya değ meyecek kadar küçük bir kusurdur. buat * Elektrik akı mı devrelerinde birle ş tirme yapmak veya ak ı mı bir veya daha fazla kollara ay ı rmak için kullan ı lan araç. bu biçimde. tek ba ş ı na kullanı lmaz) .. bir durum veya bir kimseyle karş ı laş mamaya çalı ş mak. yer. köş e. * Dalı n gövde içindeki baş langı ç yeri olan ve tahtalarda görülen yuvarlak koyuca renkte sert bölüm. kamufle edilmiş bombadan oluş an bubi tuzağ ı teriminde geçer. buçuk buçuklu budak * (sayı ve üleş tirme s ı fatları ndan sonra gelir. bucak bucak aramak * her yerde aramak. *İ lçelerin. bu yüzden * bundan dolayı . budak deliğ i * Tahtalardaki budak yerinin çı karı lmas ı ndan sonra açı lan boş luk. bubi bucak * Küçük bir dokunma ile patlayan. * Dal.

budatma * Budatmak iş i. * Budalaca yapı lan i ş . . azaltmak. budalalaş mak * Budala duruma gelmek. budaklı * Budağ ı olan. budalacas ı na budalalaş ma * Budalalaş mak iş i. budalalı k * Budala olma durumu.budaklanma * Budaklanmak iş i. Buddhist * Buddhizm dininden olan kimse. * Bir ş eye a ş ı rı ölçüde düş kün. budanı ş * Budanmak iş i veya biçimi. budalalı k etmek * akı lsı zca davranmak. * Zekâca geri olan kimse. budatmak * Budamak iş ini yapt ı rmak. dallanmak. budanmak * Budamak iş ine konu olmak. budaklanmak * Budak sürmek. budama budamak * Daha çok ürün almak veya düzgün bir biçim vermek amacı yla ağ aç. dalları nı kı saltmak. budala * Zekâca geri. asma gibi bitkilerin dalları nı kesmek. * Budamak iş i. * Yeni filiz sürmesi için bir bitkinin dalları nı kesmek. * (güreş te) Rakibinin ayakları nı bir ayak oyunu veya vuruş u ile yerden kesmek. budala gibi davranmak. budanma * Budanmak iş i. budala budala * budala gibi. budalaca * Budalaya yakı ş ı r (biçimde). * Bir ş eyi eksiltmek. budalaca.

millet. bugün yapı lan. etnik. * Araları nda töre. budunsal bugün * Kavmî. bugünkü * Bugüne özgü. budun bilimi * Etnoloji. bugüne bugün * "unutma ki". boy ve soy bak ı mı ndan da birbirine bağ lı insan topluluğ u. * bugüne değ in. bugünden yarı na * az zaman sonra. bugün bana ise yarı n sana * bugün birinin baş ı na gelen kötü bir durumun. budun kavim. Budist * Bkz. bugünkü günde *ş imdi. Buddha'nı n ileri sürdüğ ü mistik dünya görüş ü ve din. içinde bulundu ğ umuz zamanda. *İ çinde bulunduğ umuz günde. budun betimci * Etnograf. ş imdiki ş artlarda. Hindistan ve Çin'de yaygı n olan. budun betimi * Etnografya. dil ve kültür ortaklı ğ ı bulunan. zaman.Buddhizm * Tabiatüstü kiş ileş miş bir tanr ı düş üncesi yerine. ı rkiyat. *İ çinde bulunduğ umuz çağ . etnolog. "ş unu iyi bil ki" anlam ı nda kullanı lı r. nerede ise. Buddhist. derhal. salt varl ı ğ ı koyarak onun insanda arzu biçiminde belirdi ğ ini. kavmiyat. budun bilimci * Budun bilimi uzmanı . ı st ı raptan kurtulmak için var olmaktan vazgeçmek gerekti ğ ini ileri süren. bugünden tezi yok * hemen ş imdi. bundan da ı st ı rabı n doğ duğ unu. * Ulus. budun bilimsel * Etnolojik. daha sonra baş kası nı n da ba ş ı na gelebileceğ ini hatı rlatmak için söylenir. * bugün yaş ayanlardan gelecek kuş aklara. bugün yar ı n * çok yakı nda. bugünkü tavuk yarı nki kazdan iyidir . bugün olan. *İ çinde bulunduğ umuz gün.

patates. buğ ra * Erkek deve. pancar tarlaları nda yaş ayan göçücü bir kuş (Luscinia svecica cyanecula). buğ day pası * Pas mantarı gillerden asalak bir mantar (Puccinia graminisi). buğ daysı * Buğ dayı andı ran. ekin biti (Sitophilus granarius). buğ day baş ak verince orak pahaya çı kar * ihtiyaç duyulan ş ey değ er kazanı r. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı hastalı k. vücudu yeş il. arpa. * Bu bitkinin baş aktan ayrı lmı ş tanesi. buğ day * Buğ daygillerin örnek bitkisi (Triticum). ekinlere zararlı bir böcek. zarı ndan ayr ı lmayacak derecede kaynaş mı ş olan tohum izlenimi veren bir kuru meyve. buğ day güvesi * Tahı la zarar veren küçük bir kelebek (Tinea granella). çavdar. ayr ı k ve çayı r otlar ı . buğ daygiller * Bir çeneklilerden. buğ daysı tohum * Bkz. buğ day rengi * (ten için) Açı k esmer. buğ daysı meyve. kamı ş . örneğ i buğ day. buğ day sürmesi * Buğ day baş aklar ı ndan oluş an ilkel mantar (Tilletia tritici). yulaf. buğ day unu * Yabancı maddelerinden temizlenmiş ve tavlanmı ş buğ dayları n tekniğ ine uygun olarak öğ ütülmesiyle elde edilen bir ürün.* sağ lanmı ş bir kazanc ı n umulan daha büyük bir kazanca feda edilmemesini ö ğ ütler. buğ day benizli * Açı k esmer. buğ daysı meyve * Çok ince olan kabuğ u. baş ı siyah. bugünlük * Bugün için. bugünlük yar ı nlı k * çok yakı nda olması beklenen ş eyler için söylenir. buğ day biti * Yarı m kanatlı lardan. iki hörgüçlü deve. pirinç. bambu olan. buğ daysı meyve. mı sı r. buğ daycı l * Bataklı k yerlerde. * Bu mantarı n buğ day ve benzeri bitkilerin yapraklar ı nda oluş turdu ğ u hastal ı k. . buğ daysı tane * Bkz. çiçekleri ba ş ak durumunda büyük bir bitki familyası .

* Bazı yemekleri buğ u ile piş irmek. buğ ulu buğ ulu * Nemli. tephirhane. buğ ulamak * Buğ udan geçirmek. buğ usu üstünde * sı cak sı cak. buharla ş mak. buğ ulanı ş * Buğ ulanmak i ş i veya biçimi. buğ ulanmı ş . buğ u ile kaplanmak. buğ ulu * Üzerinde buğ u bulunan. buğ u evi buğ u kebabı * Et. buğ ulanmak * Üzerinde buğ u olu ş mak. buharlaş ma. dalgı n bakı ş lı olan (göz). arpacı k soğ anı . buğ ulanma * Buğ ulanmak i ş i. dolu dolu. * Soğ uk bir cisim üzerinde ince bir tabaka durumunda yoğ unla ş mı ş sı vı . domates. buğ ur * Buğ ra. . * Buğ uda piş miş (yemek). * Süzgün. buğ ulama * Buğ ulamak iş i.buğ u * Isı etkisiyle gaz durumuna geçen sı vı . buğ ul buğ ul * Buğ u çı kararak. buğ uya tutmak. buğ ulaş tı rı cı * Suyu buğ u durumuna getirmek için kullan ı lan (araç). sı caklı ğ ı azalmamı ş durumda. buğ ulandı rmak * Buğ ulanması na yol açmak. buğ ulandı rma * Buğ ulandı rmak iş i. buhar * Isı etkisiyle sı vı lar ı n ve baz ı katı ları n dönüş tükleri gaz durumu. sar ı msak. yaş lı . * Hastalı k dolayı sı yla mikroplu sayı lan e ş yan ı n sı cak bu ğ u ile temizlendiğ i yer. buğ ulaş ma * Buğ ulaş mak iş i. kekik ve baharat kullanı larak hiç su konmadan hazı rlanan bir et yeme ğ i. buğ ulaş mak * Buğ u durumuna gelmek.

buharlı ütü * Çı kardı ğ ı buharla kuru çamaş ı rları ütülemeye hazı r duruma getiren ütü. * Buhar gücü ile çalı ş an. buharlaş tı rmak * Bir sı vı yı kaynatarak buhar durumuna getirmek. buharlaş ma noktası * Bir sı vı nı n kaynat ı lma sonucunda buhar durumuna geçme derecesi. buharlı makine * Buharla çalı ş an makine. buharlaş tı rı cı * Buharlaş ma iş lemini gerçekleş tiren alet. buharlaş ma * Buharlaş mak iş i. * Bir sı vı yı ince damlacı klar durumunda dam ı tmak. kalorifer dairelerinde buhar ak ı ş ı nı kesmeye ve dengelemeye yarayan alet. buhar valf ı * Buharlı ı sı nma sisteminde. . buharlayı cı * Buhar hâline getiren (makine vb.). buğ ula ş mak. bunluk. hayaller içinde kalmak. buhar olmak * yok olmak. buğ ula ş ma. buharlı tren * Buhar gücüyle çalı ş an tren. buharlaş mak * Buhar durumuna dönüş mek. kaybolmak. buharlı * Buharı olan. buhran * Bunalı m. tebahhur. tebahhur etmek. buhar kurutucusu * Buhar içerisindeki su damlacı klar ı nı ayı ran ve kuru buhar elde edilmesini sağ layan araç. * Dalgı nla ş mak. kriz. buharlı gemi * Buhar gücüyle çalı ş an gemi. buharlı ı sı tma * Buharı n ta ş ı dı ğ ı ı sı dan yararlanarak yap ı lan ı sı tma. buhran geçirmek * bunalı m geçirmek. buhar makinesi * Buhar bası ncı yla iş leyen makine. buharlaş tı rma * Buharlaş tı rmak i ş i.buhar kazanı * Buhar elde etmekte kullanı lan kazan.

buhurdan * Buhurluk. * Çı karı na göre davran ı ş ı nı . . * Kaçmaması için hayvanları n ayağ ı na tak ı lan zincir. buka ğ ı vurmak * bukağ ı takmak. buka ğ ı * Ağ ı r cezalı lar ı n ayakları na takı lı p ucuna pranga bağ lanan demir halka. buhurluk *İ çinde tütsü için kullanı lan maddeler yakı lan kap. maddeler. bukalemun gibi renkten renge girmek * sürekli düş ünce değ iş tirmek.buhrana tutulmak * buhran geçirmek. buji * Patlamalı motorlarda gazı tutu ş turmaya yarayan elektrikli araç. hareketleri yava ş . renk değ iş tirmesiyle ünlü sürüngen türü. buhur * Dinî törenlerde yakı lan kokulu ağ aç vb. kaya keleri (Chamaeleo chamaeleon). * Bilekleri beyaz olan (hayvan). demir köstek. bilek. görüş ünü değ iş tiren kimse. bukalemun * Bukalemungillerden. 20-30 cm boyunda. buka ğ ı lamak * (hayvan için) Ayağ a bukağ ı takmak. bukanak buke * Ayak. siklâmen. buhurumeryem * Tavş ankulağ ı . bukalemungiller * Sürüngenler sı nı fı nı n renklerini bulundukları yerin rengine uyduran. * Güzel koku. buka ğ ı lı k * Hayvanları n ayağ ı na bukağ ı takı lacak yer. buka ğ ı lama * Bukağ ı lamak i ş i. tütsü. buhurdanlı k * Buhur yapmak için kullanı lan araç. bukalemun türlerini içine alan bir familyası . buhranlı * Bunalı mlı . buka ğ ı lı * Ayağ ı nda buka ğ ı bulunan. rayiha.

pı nar. bukle bukle * Kı vrı m kı vrı m. nefret uyandı ran. bukleli * Kı vrı mlar ı olan (saç). * Bükülmüş iplik.buket bukle * Çiçek demeti. bula bula bunu (onu. buklesiz buklet * Kı vrı mlar ı olmayan (saç). * Kaynak. bulanması nı sağ lamak. oradan buradan toplanmı ş . . bukran bul bula bulamaç bulamak * Bir nesnenin her yanı nı bir ş eye de ğ direrek üstünü onunla kaplamak. bir ş eyi. * Yenge. * Bu koyulukta yapı lan çeş itli hamur yemekleri. buland ı rmak * Bulanması na yol açmak. * Küçük lüle durumunda. amca veya dayı karı sı . * Karı ş ı k. kı vrı mlı saç. * Tiksindirici. buland ı rı lmak * Bulandı rmak i ş i yap ı lmak. bir nesneyi baş ka bir maddeye batı rmak. buland ı rı cı * Bulantı veren. bulada bulak bulama * Büyük piliç. * Yalnı z iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta. bir kimseyi) bulmak * var olanları n en değ ersizini seçmek. * Sulu. * kötü bir raslantı yı anlatmak için kullanı lı r. cı vı k hamur. * Saraçları n kullandı ğ ı yün k ı rpı ntı sı . * Bulamak iş i. bukleli (saç). * Bu iplikten dokunmuş (giyecek). * Genellikle üzüm ş ı rası nı n kaynat ı lmas ı ile yapı lan koyu pekmez. * Kirletmek.

* (iç. bulaş an. etki. Donuk. bulanmak * Bulamak iş ine konu olmak.*İ ki veya daha çok ş eyi birbirlerinden fark edilmeyecek biçimde karı ş tı rmak. mide içi) Bulantı sı olmak. kapalı . * Karı ş mak. bulan ı klaş ma * Bulanı klaş mak iş i veya durumu. bula ş ı cı hastalı k * Mikrop yolu ile yayı lan hastalı k. bula ş ı k deniz . bula ş ı k * Yiyecek veya içecekte kullanı lan yı kanmamı ş mutfak eş yası veya kap kacak. bula ş ı k adam * Yolsuz. her yanı bir ş eyle kaplanmak. sataş ma al ı ş kanlı ğ ı olan kimse. * Duruluğ unu yitirmek. bulant ı vermek * (içini. * Bulaş mı ş olan. * Bulutlu. bulan ı klaş mak * Bulanı k olmak. *İ z. bulan ı ş bulanma * Bulanmak iş i veya biçimi. bulaş ı cı * Birinden ba ş kas ı na geçen. midesini) bulandı rmak. * (bakı ş ) için. çok duru olmayan. sulu. sri. bulan ı klı k * Bulanı k olma durumu. bulan ı k * Bulanmı ş olan. bulan ı kça * Biraz bulanı k olan. bulant ı * Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum. * Yapı ş kan. bulan ı klaş tı rmak * Bulanı k duruma getirmek. fersiz. * Niteliğ i tam anla ş ı lmayan. kal ı ntı . bula ş ı k bezi * Bulaş ı kları yı kamak için kullan ı lan bez. * Parlaklı ğ ı nı ve açı klı ğ ı nı yitirmek. anlamsı z. * Açı k seçik görünmeyen. uygunsuz iş ler yapan. duru olmayan. net olmayan. * Bulanmak iş i.

sirayet etmek. bula ş ı k iş * Yolsuz. kirli iş .* Mayı n tehlikesi olan deniz. uygunsuz. bula ş ı k tozu * Bulaş ı kları yı karken kullanı lan. *İ stenilmeyen bir madde bir ş eye sürülmek. bula ş ı k makinesi tuzu * Bulaş ı k makinelerinde suyun içinde veya yı kananları n üzerinde kireç kalı ntı lar ı nı yok eden kimyasal bileş im. * (hastalı k) Geçmek. bula ş ı lmak * Bulaş mak i ş ine konu olmak. bula ş mak * Bir nesne. otel gibi yerlerde bulaş ı k yı kamaya ayrı lan özel bölüm. bula ş ı k deterjanı * Bulaş ı k tozu. bula ş ı lma * Bulaş ı lmak iş i veya durumu. bula ş kan * Bulaş tı ğ ı yerden kolay temizlenemeyen. bula ş kanlı k * Bulaş kan olma durumu. bula ş ı k gemi * Tayfaları nda veya içindeki yolcular arası nda bulaş ı cı hastalı k bulunan gemi. tadı tuzu olmayan. okul. bula ş ı k eldiveni * Bulaş ı k yı karken kullanı lan plâstikten yapı lmı şgeçirimsiz eldiven. yapı ş kan. . bula ş ı kçı *İ ş i kirli kapları yı kamak olan kimse. * Sataş ma. temizleme ve arı tma özelli ğ i bulunan toz. bula ş ı k suyu * Bulaş ı k yı karken kullanı lan su. üzerine sürülen bir ş ey yüzünden kirlenmek. bula ş ı khane * Kı ş la. bula ş ı klı k * Bulaş ı k olma durumu. bula ş ı kçı lı k * Bulaş ı kçı nı n iş i. bula ş ı k makinesi * Bulaş ı k yı kamaya yarayan alet. kavga etme alı ş kanlı ğ ı olan. bula ş ma * Bulaş mak i ş i. bula ş ı k suyu gibi * (sulu yiyecek ve içecekler için) kötü hazı rlanm ı ş .

bulatmak buldok * Köpekgillerden. iri ve güçlü bir köpek türü (Canis familiaris molosus hibernicus). buldumcuk olmak * bir ş eye sonradan ulaş ı nca ş ı marmak. Bulgarca * Bulgar dili. buldurtmak * Bulması nı veya buldurmas ı nı sa ğ lamak. sataş mak. tedirgin etmek. * Bulgaristan'a özgü olan. buldukça bunar (veya bulmuş da bunuyor) * bulduğ uyla yetinmiyor da daha çoğ unu istiyor. buldurmak * Bulmak iş ini yaptı rmak. alt çenesi üsttekinden uzun. bula ş tı rı lma * Bulaş tı rı lmak i ş i veya durumu. buldumcuk * Sonradan görme. buldurtma * Buldurtmak iş i. * Araş tı rma verilerinin çözümlenmesinden çı kar ı lan bilimsel sonuç. netice. bula ş tı rmak * Bulaş mas ı na yol açmak. Bulgaristanl ı * Bulgaristan halkı ndan olan ( kimse). Bulgar * Slâvları n güney kolundan olan bir halk veya bu halkı n soyundan olan kimse.* Çatmak. Bulgaristanla ilgili olan. bula ş tı rı lmak * Bulaş tı rmak iş ine konu olmak. bula ş tı rma * Bulaş tı rmak iş i veya durumu. *İ stemeden veya rastlantı sonucu bir iş e karı ş mak. buldurma * Buldurmak iş i. tekerlekli veya tı rtı ll ı bir yol makinesi. bulgu * Var olduğ u hâlde bilinmeyeni bulup ortaya çı karma i ş i ve bu iş in sonunda elde edilen ş ey. . * Bulaş tı rmak. burnu bası k. buldozer * Önündeki geniş bı çakla topra ğ ı sı yı rı p engebeleri kald ı ran. bulgari * Dört telli bağ lama.

bulgur. bulgulama * Bulgulamak iş i. bulgurculuk * Bulgurcunun iş i veya mesleğ i. bulgur çorbası * Domates. Bulgurlu'ya gelin mi gidecek? * gereğ i yokken ivedi ve sürekli olarak dikiş . * Bulmak iş i. bulgurlu pilâv * Bulgurla piş irilen pilâv. bulgusal yöntem * Öğ retilmek istenen ş eyi. bulgurlama * Bulgurlamak iş i. * Yeni olayları ve bilgileri bulma yöntemi ve öğ retisi. * Güneş yüzeyinde bulgurcuk denilen taneciklerin kaynaş ması olay ı . tereyağ ı ve salça kullanı larak hazı rlanan bir çorba türü. bulgusal * Bulguyla ilgili. hastalı ğ ı n belirlenmesine yarayan olgu veya olay. * Sert ve ufak taneler durumunda yağ an kar. bulgulamak * Yeni olayları ve bilgileri bulmak. nak ı ş gibi iş lerle uğ ra ş anlara ş aka yollu söylenir. araz. bulgurlamak * Bulgur tanaleri gibi küçük parçalara ayı rmak.* Vücuttaki iş levsel bir bozuklu ğ un. bulgurcu * Bulgur yapan ve satan kimse. bulgur * Kaynatı lı p kurutulduktan ve kabuğ u çı karı ldı ktan sonra k ı rı lan buğ day. ebe bulguru. taze biber. . bulgur bulgur * Bulgur tanesi gibi. semptom. bulgurlu köfte *İ nce bulgurla yoğ rulmu ş köfte. dairesel görünü ş lü parçac ı klardan her biri. allak bullak. bulgurlanma * Bulgur taneleri gibi küçük parçalara ayrı lma. bulgurluk * Bulgur yapmaya elveriş li. bulgurcuk * Güneş yüzeyinde teleskopla seçilebilen küçük. ö ğ rencilerin kendilerinin bulmas ı nı sa ğ layan ö ğ retim yöntemi. bullak bulma * Bkz. soğ an. bulguya ait.

bulucu bulûğ * Erin olma. * (kabahat. bulûğ ça ğ ı * Ergenlik çağ ı . erinlik. * Bulunmaz. * Kaybedilen bir ş eyi yeniden ele geçirmek. manyetik dalgaları bulmaya yarayan araç. nail olmak. *İ lk kez yeni bir ş ey yaratmak. * (bir yerde) Olmak. bir noktaya eriş mek. duygu. *İ lk defa yeni bir ş ey yaratma. bir bulu ş yapan kimse. radyoaktif mineralleri. kusur için) Yüklemek. * Varlı ğ ı bilinmeyen bir ş eyi ortaya ç ı karmak.bulmaca bulmak * Çeş itli biçimlerde düzenlenen ve düş ündürerek. bir kimse ile karş ı laş mak. * Arayarak veya aramadan. bulundurmak * Var olması nı . * Bir yer. bulunmaz Hint kuma ş ı * çok az bulunduğ u ve çok de ğ erli olduğ u sanı lan ş ey. kâş if. icat. * Sağ lamak. * Gazları . hazı r bulunması nı sağ lamak. keş fetmek. yaratmak. buluntu * Kazı veya araş tı rmalarla ortaya çı karı lmı ş olan. temin etmek. *İ stenilen ş eye kavuş mak. * Herhangi bir görüş e. * Sokakta bulunup alı nan çocuk. benzersiz. * Bir ş eyi bulan. aratarak buldurmayı amaç edinen oyun. bir ş eyle. bulunma * Bulunmak iş i. buluş * Bulmak iş i veya biçimi. . bulup buluş turmak * çaba göstererek sağ lamak. * Seçmek. suç. icat. bulundurma * Bulundurmak iş i. ula ş mak. * Konu. bunları n iş leniş inde yeni bir yol tutma. * Eksik etmemek. * Cezaya uğ ramak. * Eriş mek. icat etmek. * Herhangi bir durumda olmak. baliğ olma. güç bulunan. eş siz. bazen de rast gelinerek bulunan eski çağ lardan kalma eş ya. uygun saymak. * Hatı rlamak. may ı nları . düş ünce ve hayalde baş kaları nı n etkisinden sı yr ı larak. bulûğ a ermek * erinleş mek. bir yargı ya varmak. bir ş eyi elde etmek. detektör. * Bilinen bilgilerden yararlanarak daha önce bilinmeyen yeni bir bulguya ulaş ma veya yöntem geliş tirme. bulunmak * Bulmak iş ine konu olmak.

bulutlu * Bulutlarla kaplanmı ş . buluş mak * Bir araya gelmek. * Üzerinde bulut varmı ş gibi bulanı k görünen. bulut * Atmosferdeki su damlacı kları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğ unluk kazanması yla olu ş an. * Kederlenmek. buluş ulmak * Buluş mak i ş i yapı lmak.buluş hakkı * Bir buluş un veya o buluş u uygulama alanı nda kullanma hakkı nı n bir kimseye ait olduğ unu gösteren belgeye karş ı lı k kazanı lan hak. buluş ma * Buluş mak i ş i. buluş ma yeri * Buluş ulacak yer. bulut gibi * çok sarhoş . hüzünlenmek. çok alı ngan olmak. yükseklikleri ve yol açtı klar ı hava olayları yla birbirinden ayr ı lan yı ğ ı nlar. endiş e. * Uzayda ekseni çevresinde yavaş ça dönen. bulutsu bulutsuz buluttan nem kapmak * en küçük bir ş eyden alı nmak. * Bulutu bulunmayan. buluş ulma * Buluş ulmak i ş i. * Keder. * (bellek için) Karı ş ı k. * Herhangi bir ş eyden oluş an yoğ un y ı ğ ı n. buluş turma * Buluş turmak i ş i. karş ı la ş mak. bulvar . * Önceden belirlenmiş bir yer ve zamanda bir araya gelmek. bulutlanmı ş . berrak. buluş turmak * Bir araya gelmelerini sağ lamak. bulutlanma * Bulutlanmak iş i. biçimleri. net olmayan. bir araya getirmek. * Kavuş mak. açı k. bulutlanmak * Bulutlarla kaplanmak. bulutçuk * Küçük bulut. k ı zgı n gaz ve tozlardan oluş muş gök varl ı ğ ı . nebülöz.

bumbuz * Çok soğ uk. çalı ş ma gücünün azalmas ı gibi sebeplerle ortaya ç ı kan iktisadî durum. kriz. bunal ı m geçirmek * herhangi sebeple oluş an bunalı mı yaş amak. bunal ı ma düş mek * ruhî bakı mdan gerginlik veya s ı kı ntı içine girmek. matuh. buhran. ateh getirmiş olan (kimse). bumlamak * Lâstik tı rnakları nı n janta iyi oturmaması ndan dolayı jantı n iç lâstik üzerine basması sonucu lâstik patlamak. buhran. * Bunağ a yak ı ş ı r (bir biçimde). uzun bez kı lı f. bunaklı k bunal ı m * Doğ al bir süreçte birdenbire oluş an aykı rı lı k. * Bunak olma durumu. birdenbire olan fizyolojik değ iş iklik. bunal ı ş * Bunalmak iş i veya biçimi. bunak gibi. satı ş değ erlerinin dü ş mesi. buna değ di (idi) buna değ medi (idi) diyerek * birçok ş ey arası ndan. sı kı ntı veren. * Bunağ a benzer. bunak bunakça * Bunamı ş olan (kimse). kriz. * Bir hastalı kta iyileş me veya ölümle sonuçlanan. bumerang * Kı vrı k bir sopaya benzeyen ve f ı rlat ı ldı ğ ı nda geri dönen. bumlama * Bumlamak iş i. * Ruhî yönden sonucu tehlikeli olabilecek durum. pirinç veya bulgur doldurularak yapı lan yemek. bumburuş uk * Çok. * Çoğ unlu ğ a iliş kin satı n alma gücünün durması . yeniden seçip alarak. gerginli ğ i olan. * Bu bağ ı rsağ a ciğ er. bumbar * Büyükbaş ve küçükbaş hayvanları n kalı n bağ ı rsağ ı . . bunal ı mlı * Gerginlik. kı yma. biraz bunak. geniş cadde. buna * Bu zamirinin yönelme eki almı ş durumu.*Ş ehir içinde ağ açlı . kriz. a ğ açtan yap ı lma bir av aracı . iyice buruş muş olan. * Tehlikeli sonuç doğ urabilecek gerginlik. içi pamuk dolu. * Soğ uğ un girmesini önlemek için kapı ve pencere aralı klar ı na takı lan. bun * Sı kı nt ı . iyilerini seçmeye ba ş lamı ş ken önce beğ enmeyip bı raktı kları nı da sonradan. bunluk.

* Genellikle tahtadan yapı lmı ş . damar tı kanması gibi iç sebeplerden ileri gelen. bunalt ı * Sı kı nt ı .bunalma * Bunalmak iş i. bunamak * Frengi. zihnî bağ ı ntı nı n kopması . bundan iyisi can sa ğ lı ğ ı * bu en iyisidir. durumun gizli bir yönü var. bunay ı ş bunca * Bunamak iş i veya biçimi. bu denli. damar tı kanması gibi iç sebeplerle zihnî bağ ı ntı kopmak. çok tedirgin olmak. bunalt ı lmak * Bunalması na yol açı lmak. bunaltmak * Bunalması na yol açmak. ateh. sı kı cı . bunca ğ ı z * Bunun gibi. bunaltma * Bunaltmak iş i. alkolizm gibi dı ş sebeplerden veya yaş lı lı k. daha iyisi olamaz. veranda ile çevrili ev. * Epey. bunama * Frengi. bungalov * Hindistan'da tek katlı . bunda bir iş var * olayı n bir iç yüzü. bunda * Bu zamirinin kalma durumu. tek katlı ev. bunalmak * Soluk alması güçleş mek. sı kı ntı veren. . genellikle tahtadan yapı lmı ş . iç sı kı ntı sı . bunalt ı lma * Bunaltı lmak i ş i veya durumu. * Çok sı kı lmak. alkolizm gibi dı ş sebeplerden veya yaş lı lı k. * Bu kadar. bundan * Bu zamirinin çı kma eki alm ı ş durumu. çok. bundan böyle * bundan sonra. ateh getirmek. bunalt ı cı * Boğ ucu.

. bura. küçümsemek. buradan * Buradan. bura * (bu ve ara kelimelerinden) Bu yer. bunlar * Bu zamirinin çoğ ul eki almı ş durumu. * Çok yakı n ve belirli bir yeri gösterir. * Güçlü esen rüzgâr. * Bu yerde. * Beğ enmemek. bununla birlikte * Buna ek olarak. * Bunun böyle olduğ una bakmayarak. bunlu bunluk bunmak bunu * Bu zamirinin belirtme eki almı ş durumu.bungun * Sı kı nt ı lı . * Sı kı nt ı lı . burası * Bu yer. burac ı kta burada buraday ı m diye ba ğ ı rmak * göze çarpacak bir yerde bulunmak. bunun * Bu zamirinin tamlayan durumu. bungunlaş tı rmak * Bungun hâle getirmek. sı kı ntı . * Kalma ve çı kma durumlar ı nda orta hecenin düş tüğ ü ve burda. burdan biçimlerinin kullan ı ldı ğ ı da görülür. bura ğ an buralar * bu yerler. bural ı * Bu memleketli. bu yerin halkı ndan. * Bunalı m. koku gibi havada yayı lan ş eyler için) Pek çok. azı msamak. buram buram * (duman. bunun burası * dikkati çekmek için "burası " anlamı nda kullanı lı r.

burgu makarna * Burgu biçiminde dökülmüş ve f ı rı nlanmı ş makarna. burcumak * Güzel koku yaymak. Yengeç. burgulama * Burgulamak iş i. burcu burcu * (koku için) Güzel güzel. * Baklagillerden. tirbuş on. * Yerin orta ve derin katmanları na inebilmeyi sağ layan delici alet. taneleri hayvan yemi olarak kullanı lan y ı llı k bir yem bitkisi (Vicia ervilia). Terazi. yivli.54 cm) olarak çevresini belirten birim. Kova. keskin. O ğ lak. dört köş e veya çok kö ş eli kale çı kı ntı sı . burdurmak * Burmak iş ini yaptı rmak. * Telli sazlarda.burcu * Güzel koku. çelik alet. Aslan. * Zodyak üzerinde yer alan on iki takı m yı ldı za verilen ortak ad. burgulamak * Burgu ile delmek. Akrep. burgaç burgata burgu * Anafor. Yay. Boğ a. Balı k) e ş it aral ı klarla da ğ ı tı ld ı ğ ı ku ş ak. * Tahtada belirli delik açmaya yarayan delgiye takı lı sarma. burgulu * Burgusu olan. pek güzel. Ba ş ak. girdap. * Tel ve bitkisel halatları n pus (2. * Bu bitkinin mercimeğ e benzeyen tanesi. burgulanmak * Burgulamak iş ine konu olmak. burgacı k * Bkz. yuvarlak. delik açmak. . kargacı k burgac ı k. burdurma * Burdurmak iş i. telleri germeye yarayan mandal. ı tı r. burgulanma * Burgulanmak iş i. ucu sivri ve helis biçiminde demir alet. İ kizler. burgu ile delinmek. * Tı pa çekmeye yarayan. \343 Zodyak. * Ökse otu. burç burçak burçlar ku ş ağ ı * Gök küresinde tutulma çemberinin geçtiğ i ve üzerinde on iki burçun (Koç. burç * Kale duvarlar ı ndan daha yüksek.

* Musluk. burgusuz * Burgusu olmayan. * Burularak yapı lmı ş bilezik. * Vücuttaki organlardan biri birdenbire kendi eklemi üzerinde dönmek. burkmak * Burarak çevirmek. * Hadı m etme. burjuva edebiyatı * Orta s ı nı f halk kesimine hitap eden edebiyat. * Eğ rilmek için bükülmüş yün. burjuval ı k * Burjuva olma durumu. kent soylu. * Kuru incir. * Orta sı nı ftan olan kimse. burma * Burmak iş i. * Üzüntü duymak. burlesk * Sanat alanı nda ve özellikle edebiyatta rastlanan. burhan * Kanı t. * Burulmuş . burkucu burmak . kent soyluluk. * Burjuva sı nı fı . burjuvaca * Burjuva gibi. burkulmak * Burkmak iş ine konu olmak. * Bir ş eyi iki ucundan tutup ekseni çevresinde çevirerek bükmek. burularak yapı lmı ş . komikliğ e dayanan bir tür. * Acı vermek. * Sarı ğ ı burma tatlı sı nı n bir adı . burjuvaya yakı ş an biçimde. kı vrı lmı ş . * Belgit. burjuvazi burkma * Burkmak iş i. * Üzücü. burkulma * Burkulmak iş i. burjuva *Ş ehirlerde yaş ayan. * Burkulmak. * Yaş iken burularak kurutulan ot. * Burgulanmamı ş olan. özel imtiyazlardan yararlanan ş ehirli. * Burkma iş ini yapan. üzmek. i ğ diş etme.* Burgulanmı ş olan.

burnu havada (veya kaf da ğ ı nda) (olmak) * çok kibirli (olmak). burnundan düş en bin parça olmak * çok ası k suratlı olmak. burnunda (veya gözünde) tütmek * çok özlemek. burnaz *İ ri ve uzun burunlu. uzaklaş mamak. burnundan yakalamak * birini yönetimi altı na almak. * Ağ za kekre tat vermek. kibirli. burnu havada * kendini çok beğ enmiş (olmak). * Üzmek.* Hadı m etmek. iğ diş etmek. burnuna girmek * birine çok sokulmak. * (mide. * umduğ unu bulamamak. sonradan gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak. bağ ı rsak) Sancı mak. burnu bile kanamamak * tehlikeli bir durumdan yara bere almadan kurtulmak. burnu yere dü ş se almaz * kendini beğ enmi ş . burnunu çekmek * sümüğ ünü çekmek. burnu büyük * kibirli. büyüklenmek. burnunu k ı rmak * birini güç durumda bı rakarak büyüklenmesini veya direni ş ini yok etmek. burnundan solumak * çok öfkelenmiş olmak. amac ı na ulaş amamak. burnu k ı rı lmak * büyüklenemez duruma gelmek. burnundan k ı l aldı rmamak * kendisine hiç söz söyletmemek. gururundan vazgeçmek. sı kı ntı vermek. burnu sürtülmek (veya burnu sürtmek) * sı kı ntı çektikten sonra daha önce be ğ enmediğ i bir durumu kabul etmek. kaçamak bulamayacağ ı duruma getirmek. . burnundan (fitil fitil) gelmek * elde ettiğ i güzel ş ey. burnu büyümek * kibirlenmek. burnundan ayr ı lmamak * yanı ndan gitmemek. çok huysuz olmak.

* Burs almayan. * çok öfkelenmek. burnunun yeli harman savurmak * büyüklenmek. burnunun ucunu görmemek * çok sarhoş olmak. buruk * Burulmuş olan. burnunun dire ğ i kı rı lmak * çok pis bir koku duyarak tedirgin olmak. burnunun dibine sokulmak * çok yaklaş mak. burs * Bir öğ rencinin öğ renimini yapması veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü art ı rması için belli bir süre devlet veya özel kuruluş larca. * Taş lı k. burnunun ucundan ötesini (veya ilerisini) görmemek * kı t dü ş ünceli olmak. * Burs alan. * Uygun olmayan ş artlar sonucu dönerek büyüyen ağ acı n kerestesi. burukça * Tadı biraz buruk olan.burnunu s ı ksan canı çı kacak * çok zayı f ve güçsüz kimseler için kullanı lı r. * Alı narak küskünlük gösteren. iyice yaklaş mak. bursu olan. burnunun dibi * çok yakı nı . * Bu amaçla vakfedilmiş paran ı n veya mal ı n geliri. burslu burssuz burtlak buru * Sancı . ödenen aylı k para. burnunu sokmak * gerekmediğ i hâlde her iş e karı ş mak. bursu olmayan. buruntu. çalı lı k yer. çok üzülmek. kibirlenmek. buruk buruk * Buruk bir biçimde. gücenmiş (kimse). burnunun dikine (veya do ğ rusuna) gitmek * öğ üt dinlemeyerek kendi bildiğ i gibi davranmak. * Tadı kekre olan. burukla ş ma . burnunun dire ğ i sı zlamak * (maddî veya manevî) çok acı duymak.

küçümsemek. ağ rı mak. burun * Alı nla üst dudak arası nda bulunan. türlü biçimlerde denize uzanmı ş bölümü. burun ş iş irmek * kibirlenmek. burun buruna gelmek * beklenmedik bir anda karş ı la ş mak. burun buruna * Birbirine çok yakı n ve yüz yüze. kekrelik. burun perdesi * Burun boş luğ unu ikiye ayı ran bölme. gücenmiş lik. gücenmek. buruk gibi. * karş ı sı nda hissetmek. buruksu burulma burulma dayan ı mı * Elyafı nı bükerek kı rmaya çalı ş an kuvvete karş ı ağ acı n gösterdiğ i direnç. burun otu * Burna çekilen tütün. burun k ı vı rmak * önem vermemek. burun deli ğ i * Burnun iki boş luğ undan her biri. * Karanı n. * Küskünlük.* Buruklaş mak i ş i veya durumu. iki delikli koklama ve solunum organ ı . * Buruğ a benzer. beğ enmemek. burukla ş mak * Buruk durum almak. burun bükmek * beğ enmemek. birbirlerine çok yaklaş mak. burun kanad ı * Burun deliğ inin yan tarafı ndaki kabarı k bölüm. * Sancı mak. * Kibir. büyüklenme. enfiye. önem vermemek. burukluk * Buruk olma durumu. burun boş luklar ı * Burun deliklerinden yukarı doğ ru açı lan. * Burulmak iş i. özellikle yüksek ve dağ lı k kı yı larda. * Bazı ş eylerin ön ve sivri bölümü. . * Alı narak küskünlük göstermek. mukozayla kaplı boş luklar. burulmak * Ekseni çevresinde döndürülmek. çı kı nt ı lı . burum burum * Burulmak fiili ile birlikte "çok fazla burulmak" anlamı nda kullanı lı r.

düzgünlüğ ü kalmamı ş buruş mu ş olan. * Ciltte oluş muş kı rı ş ı k.burun yapmak * üstünlük taslamak. burunsak * Hayvan yavrusunun anası ndan süt emmesini önlemek için burnuna geçirilen baş lı k. burunduruk * Hayvanları nallarken ı sı rmaması için dudakları nı kı stı rmaya yarayan k ı skaç. üzerinde kı rı ş ı k ve katlamalar olmak. * Tiksinmek. * Kendini beğ enmiş . * Hayvanları n burunlar ı na geçirilen ip. * Burunsak. Burundili * Burindi halkı ndan olan (kimse). buru ş mak * Düzgünlüğ ü bozulmak. yavaş a. burunluk burunsal ı k * Burunsak. buru ş ukça * Biraz buruş uk olan. burunlu * Herhangi bir biçimde burnu olan. buru ş uk * Gerginliğ i. buru ş buruş * Çok buruş mu ş . pek düzgün olmayan. * Çı kı ntı sı olan. buru ş uksuz * Buruş uğ u olmayan. kibirli. sancı . buru ş ma * Buruş mak i ş i. hoş lanmamak. buru ş ukluk * Buruş uk olma durumu. buru ş turmak * Buruş uk duruma getirmek. buru ş turma * Buruş turmak i ş i. buruntu * Buru. busbulanı k . onurlu. * (ağ ı zda) Kekrelik duymak. bağ ı rsak bozuklu ğ u. a ş ağ ı lamak. burunlamak * Dı ş lamak.

butaforcu * Oyun için gerekli sahne eş yası nı yapan uzman. busines klas *İ ş lik orun. butlan * Batı l olma durumu. bacaklar ı nı n gövdeye biti ş ik olan dolgun. haksı zl ı k. but * Vücudun kalça ile diz arası ndaki bölümü. butik butikçi butikçilik * Butik iş letme iş i. öpüş . buyma buymak * Buymak iş i. etli bölümü. öpme. buse * Öpücük. * Çok üş ümek. * Uzunluk. * Geçersizlik. * Çalı ş tı rmaya yarayan dü ğ me. * Giyim ve süs eş yası satı lan dükkân. buselik * Klâsik Türk müzi ğ inde on üç basit makamdan biri. buut * Boyut. buton buydurmak * Dondurmak. çok üş ütmek. buyruk . * Hayvanları n. * Yatakta ı sı nmak için kullanı lan s ı cak su torbas ı . * Yanlı ş lı k. * Butik iş leten kimse. buyot buyru ğ u altı na girmek * bir kimse baş ka bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak. hükümsüzlük.* Çok bulanı k. buselikaş iran * Klâsik Türk müziğ inde birle ş ik bir makam. butafor * Oyun için gerekli sahne eş yası . * Soğ uktan donarak ölmek.

vezir. eylemek' anlamı nda yardı mcı fiil olarak kullanı lı r. sözünüzü tekrarlar mı sı nı z?. * söyleyiniz. * Çok soğ uk bir etki uyandı ran ş ey veya kimseleri anlatmak için kullan ı lı r. demek. buyrulmak * Buyurmak iş i yapı lmak. buyruk kulu * Emir kulu. * 'Etmek. ferman. buyurma * Buyurmak iş i. emir veren. *İ rade. * Egemenlik. emir. ş aka yollu üzüntü anlat ı r. girmek. buz bağ lamak . * Söylemek. emrediniz. buyruk verir gibi konuş an. buyurmak * Bir ş eyin yap ı lmas ı nı veya yapı lmamas ı nı kesin olarak söylemek.* Belirli bir davranı ş ta bulunmaya zorlay ı cı söz. * Almak. buyrukçu * Buyuran. buyuru * Buyruk. buz alanı * Buzla. buyrultu * Sadrazam. beylerbeyi gibi yüksek devlet görevlilerince yazı lan buyruk. buyrulma * Buyrulmak iş i. geçmek. buyurganl ı k * Buyurgan olma durumu. düş üncesini bildirmek. buyur buyur etmek * "buyurun" diyerek konuğ u saygı ile içeri almak veya sofraya çağ ı rmak. buz * Donarak katı duruma gelmi ş su. buyurucu * Buyruk. emretmek. emreden (kimse). buyurgan * Sı k sı k buyruk veren. gitmek. * Buyurun anlamı nda bir hitap sözü. buyur? * anlamadı m. * Gelmek. buyurun cenaze namaz ı na! * hiç beklenmedik kötü bir durum karş ı sı nda. emir.

buza ğ ı la ş ma * Buzağ ı la ş mak iş i. aysberg. önü aç ı k. buz kesilmek * buz gibi soğ umak. buz tutmak * (sı vı için) üstünde buz oluş mak. etkisi çok az olacak bir iş yapmak. buza ğ ı sı z * Buzağ ı sı olmayan. buza ğ ı * Sütten kesilmemiş sı ğ ı r yavrusu. çember biçimli çukurluk. donmak. buz yala ğ ı * Yüksek dağ larda kalı cı kar ve buzulun birlikte oluş turduğ u. * (et için) temiz ve yağ lı . buz torbası * Tedavi amacı yla kullanı lan ve içinde buz parçaları bulunan plâstik bir torba. buz kesmek * çok üş ümek. buzla kaplanmak. üzülecek bir durum karş ı sı nda donakalmak. * çok üş ümek. buz üstüne yaz ı yazmak * süresi. *ş aş ı lacak. buz kalı bı * Suyun belli biçimlerde donması nı sa ğ layan özel kap. buz gibi * çok soğ uk. buz durumuna gelmek. . arada soğ ukluk yaratan durum. buza ğ ı lı * Buzağ ı sı olan.* (sı vı lar için) yüzeyi donmak. buza ğ ı la ş mak * Buzağ ı durumuna gelmek. * (kötü nitelikler için) kesin bir gerçeğ i belirtir. buz dağ ı * Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akı nt ı larla yer değ iş tiren büyük buz parças ı . arzu edilmeyen. buza ğ ı lamak * (sı ğ ı r için) Yavrulamak. arkası ve yanları dik. buz duvarı * Samimî olmamaktan ortaya çı kan. buza ğ ı lama * Buzağ ı lamak iş i. buzcu * Buz satan kimse. * bir kimseye etki yapmayan sözler söylemek.

motorla çalı ş an dolap. buzları kı rarak yol açmak için yapı lmı ş gemi. buzla soğ utulan kap veya dolap. * Buğ ulanmı ş gibi olan. buzlanma * Buzlanmak iş i. buzhane * Buz yapı lan yer. * Televizyon ekranı . buzuki buzul * Kutup bölgelerinde veya dağ baş ları nda aş ağ ı ya doğ ru ağ ı r ağ ı r yer de ğ iş tiren büyük kar ve buz kütlesi. * Buzdolabı nı n içinde buz yapan bölme. * Bağ lamaya benzer. cumudiye. buzdolabı * Yiyecek ve içecek gibi ş eyleri soğ uk olarak saklamaya yarayan. buzla ş mak * Buz durumuna gelmek. buzlar çözülmek * buzlar erimeye ve kı rı lmaya baş lamak. buzul bilimci * Buzul bilimi uzmanı . buzlanmak * Buzla kaplanmak. * aradaki soğ ukluk. aysfild. buzla ş ma * Buzlaş mak iş i. buz tutmak. göl veya ı rmaklarda ulaş ı mı öteki gemilere kolaylaş tı rmakta kullanı lan. buzla * Deniz suyunun donması yla kutup bölgelerinde oluş an buz alanı . içine buz katı larak soğ utulmu ş . bankiz. * Buzu çözen. defroster. donmayı önleyen alet.buzculuk buzçözer * Buzcunun iş i veya mesle ğ i. buzlu * Buz tutmuş . buzkı ran * Donmuş deniz. glâsyolojist. bozuk düzen çalı nan bir Yunan çalgı sı . * Soğ uk hava deposu. dargı nlı k. * Buz içinde tutularak. . buz ba ğ lamı ş olan. buzlu cam * Saydamlı ğ ı giderilmiş cam. buzlu ğ an buzluk * Üzerinde buz eksik olmayan yüksek dağ tepesi. * Yiyecek ve içecekleri soğ utarak saklamak için kullanı lan. saydam olmayan. gerginlik ortadan kalkmak.

* Toplantı larda yiyecek ve içeceklerin konuldu ğ u masa. bücürleş mek * Bücür duruma gelmek. yeryüzünün bugünkünden daha büyük bölgelerinin buzullarla örtülü bulunduğ u dönemi. glâsyoloji. bücürleş me * Bücürleş mek iş i. * Geçmiş çağ larda ve ş imdi geniş veya dar bir bölgenin buzullarla örtülmesi olayı . bodur (kimse). *İ çki. Edi ile Büdü. üzerleri çok kez parı ltı lı veya çizikli ta ş lar.buzul bilimi * Fizikî coğ rafyanı n buzulları ve yeryüzündeki iş levlerini konu alan bölümü. buzul masası * Çevresindeki buzlar erirken. buzul kaynağ ı * Buzulun eriyerek topra ğ ı n altı na inen suyunu dı ş arı ya veren kaynak. * Bücür olma durumu. buzul çağ ı * Dördüncü zamanı n. buzulla ş mak * Buzul durumuna gelmek. buzul dönemi * Buzulları n yayı ld ı ğ ı dördüncü zaman. büfeci * Büfe iş leten kimse. buzul kar * Bir buzulun oluş ması nda temel olan katı laş mı ş kar kümesi. bücürlük Büdü büfe *İ çine sofra tak ı mları nı n kondu ğ u dolap. yiyecek türü ş eylerin sat ı lı p tüketildiğ i yer. moren. buzullu buzulsuz bücür * Buzulu olan. altı na rastlayan bölümü erimekten koruyan ve böylece buzdan bir ayak üzerinde kalan kütle. * Buzulu olmayan. pleistosen. buzul seli * Buzulun erimesiyle oluş an sel. buzulla ş ma * Buzul durumuna gelme. * Bkz. . buzul taş * Buzulları n ta ş ı yı p biriktirdikleri. * Ufak tefek ve kı sa boylu.

iftira etmek. bariton büğ lü olarak dört türü bulunan. * Sertçe çevirmek. * Büve. viraj. bakı rdan. büklüm büklüm * Çok büklümlü. * Su birikintisi. bük * Ovada veya dere kı yı sı nda çalı ve diken topluluğ u.büfecilik Bügdüz büğ e * Büfe iş letme iş i. bük. açan kar ş ı tı . * Büğ emek iş i. * Oynak kemikleri arası ndaki açı ları daraltan kasları n genel adı . büken büklük büklüm * Bükülmüş . * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. * Böğ ürtlen. kı vı rmak. iftira. * Bükülmüş kaytan veya iplik. * Dönemeç. kı vrı lmı ş ş eylerin oluş turduğ u kat. kı vrı m kı vrı m. * Akarsu kı yı ları ndaki verimli tarlalar. alto büğ lü. bükme * Bükmek iş i. * Eğ mek. * Akarsu kı yı ları ndaki verimli tarlalar. büğ rü bühtan * Bkz. perdeli veya pistonlu müzik araçları nı n ad ı . * Suyu önüne bent yaparak toplamak. bühtan etmek * kara çalmak. * Birkaç tel ipliğ i burarak sarmak. * Dönemeç. * Vücudun bir bölümünü yanı ndaki bölüm üzerine k ı vı rma. * Kara çalma. büğ lü * Küçük büğ lü. soprano büğ lü. gölcük. büğ elek büğ eme büğ emek büğ et * Büve. eğ ri büğ rü. bükmek .

* Eğ ilmek. katlanmak. bükük bükülgen * Kolay eğ ilip bükülen. insiraf. bükülmek * Bükmek iş ine konu olmak. * Bükülmüş . bükülme * Bükülmek iş i. kat. için) Bir defada eğ rilmiş ip miktarı . bükülü * Bükülmüş olan. bükücü * Ağ aç veya kontraplâkları kalı pla veya elle bükerek ş ekil veren kimse. ş iir gibi.* Katlamak. bükün * Gramer görevleri ve yapı bakı mı ndan. bükünlü * Türetmede ve çekimde kelime kökleri değ iş ikliğ e uğ rayan (dil). fiil. bükülgenlik * Bükülgen olma durumu. bükümlü bükümsüz * Bükülmemiş olan. ş air. içinde veya sonunda türlü değ iş ikliklerin olması . * Yönelmek. kelime köklerinin ba ş ı nda. büküm * Bükmek iş i. insirafî. kı vrı m. kı vı rtmak. bükülüş * Bükülmek iş i veya biçimi. yün vb. büktürmek * Bükmek iş ini yapt ı rmak. bükümü olan. bükünme . büktürme * Büktürmek iş i. * Döndürmek. bükümü olmayan. * Bir ş eyin bükülmüş yeri. * (iplik için) Eğ rilmek. bükünlü dil * Gramer görevleri ve yapı bakı mı ndan kelime köklerini değ iş tiren dil: Arapça fail. * Bükülmüş olan. bükücülük * Bükücünün iş i veya mesleğ i. * Bükünlü. * (iplik. eğ ilmi ş olan.

viraj. bülten * Özel veya resmî kurum ve kuruluş lar veya yetkili kiş ilerce herhangi bir durumla ilgili olarak süreli veya süresiz yayı mlanan duyuru. bülbül kesilmek * bir etki veya baskı altı nda çokça konuş mak. . ortası çukur ve bu çukur yere piş tikten sonra dövülmüş Antep fı stı ğ ı konulan bir tür hamur tatlı sı . bülbül çana ğ ı * Çok ufak (kâse). bülbül gibi konu ş mak (veya okumak) * kolaylı kla konu ş mak. bülbülleş mek * Bülbül gibi ötmek veya ş akı mak. büküntü * Bükme sonucu oluş an biçim veya iz. neş eyle konuş mak. sesinin güzelli ğ i ile tanı nmı ş olan ötücü kuş (Luscinia megarhynchos). bülbül gibi söylemek * hiçbir ş ey saklamadan bildiklerini söylemek. yine de yurdunu özler. * Bükmek iş i veya biçimi. bülbül gibi bilmek * çok iyi öğ renmiş olmak. * Dönemeç. bülbülkona ğ ı * Bir tür hamur tatlı sı . bülbülün çektiğ i dili belâsı * ilerisi düş ünülmeden söylenen söz insanı n baş ı na dert açabilir. * Sesi çok güzel olan kimse. yurdu dı ş ı nda ne kadar zengin olursa olsun. okumak. * Ağ rı dan. bülbülü altı n kafese koymuş lar. bülbül gibi ş akı mak * güzel sesle. itiraf etmek. * Dergi. "ah vatanı m" demi ş * kiş i. sancı dan k ı vranmak. bükü ş bülbül * Karatavukgillerden. * Bağ ı rsakta olan a ğ rı .* Bükünmek iş i. bükülmek. bülbülleş me * Bülbülleş mek i ş i. bülbülyuvası * Daire biçiminde. bülbül gibi konuş turmak (veya söyletmek) * itiraf ettirmek. bükünmek * Kı vrı lmak.

* Yapı . dürülmüş . bürümek * Sarmak. * Bölüm. * Bürgüsü olan. * Bünye olarak. katlanmı ş olan ş ey. ş ube. * Çok. * Danı ş ma ve yazı iş lerinin yürütüldü ğ ü iş yeri. * Baş örtüsü. istilâ etmek. * Soğ ukluk. basmak. * Kı rtasiyeci. bürülü bürüm * Bürünmüş . bürokrasi * Kı rtasiyecilik. * Bürülmüş . bürümcük * Ham ipekten dokunmuş giysi kumaş ı . * Ham ipekten dokunan bir tür iç çamaş ı rı kumaş ı . kaplamak. kuruluş . örtmek. bürokrat * Devlet dairesinde çalı ş an görevli. güçlü etkilemek. * Kamu yönetimi. * Yazı masası . bünyece bürgü bürgülü büro * Çalı ş ma odası . bürokratik * Kı rtasiyecilikle ilgili. bürüme * Bürümek iş i. * Atkı . * Çarş af. bünye bakı mı ndan. bürudet bürük * Duvak. *İ nce perde. yaz ı hane. bürünme . bürümcek * Koza gibi yumaklanmı ş ş ey. * Kamu yönetimi ile ilgili.bünye * Vücut yapı sı .

tamlı k. büst * Vücudun. * Çok sayı daki varlı k ve nesnelerin hepsi. bütün bütün * Büsbütün. * Bir görünü ş e girmek. * Devlet ve öteki kuruluş veya topluluklar ı n belirli bir dönem içindeki gelir ve giderlerinin oranlama niceliklerini önceden belirleyen. iyice. büsbütün *İ yiden iyiye. bütçeleme * Bütçelemek iş i. bütçe * Devletin. bütçe açı ğ ı * Bütçede belirlenen giderlerin gelirlerden çok olması durumu. bazen de omuzları içine alan sanat ürünü. * Ufaklı k. temelli. bütünü. biryan. bütan * Metal bidonlar içinde az bir bası nç altı nda s ı vı laş an. omuzlarla birlikte göğ üsten yukar ı bölümü. büryancı * Bkz. örtünmek. bir aile veya bir kimsenin gelecekteki belirli bir süre için tasarladı ğ ı gelir ve giderlerini tür ve ayrı ntı ları yla gösteren çizelge. tam. soğ an. bütçe yı lı * Bir bütçenin uygulanmaya ba ş lad ı ğ ı günden ertesi y ı l aynı güne kadar geçen süre. * Eksiksiz. bütüncü ekonomi . tamamen. bozukluk olmayan (para). büryan pilâv ı * Kemiksiz koyun eti. tamamı yla. domates. bütün bütüne * Bütün olarak. onaylayan ve bu iş lemlerin yapı lmas ı na izin veren kanun veya karar. bir kuruluş un. bürünmek * Bürümek iş ine konu olmak. baharat ve yağ karı ş ı mı yla fı rı nda piş irilen bir pilâv türü. * Parçalanmamı ş . bütçelemek * Bütçe yapmak veya hazı rlamak. pirinç. göğ sü. * Birlik.* Bürünmek iş i. tamamı yla. * Sarı nmak. büten bütün * Olefin grubundan C4H8 formülünde iki hidrokarbonun adı . yakı t olarak yararlanı lan HC formülündeki hidrokarbür gaz ı . büryan * Bkz. biryancı . * Heykeltı raş lı kta ba ş ı .

bütünlemek * Eksiksiz duruma getirmek. bütüncüllük * Bütüncül olma durumu. ikmal imtihan ı . bütünlemeye kalmak * bir öğ renci yarı yı l veya öğ retim yı lı sonunda bir veya birden çok dersten bir kez daha sı nava girmek üzere baş arı sı zlı ğ a uğ ramak. bütünler aç ı * Ölçülerinin toplamı nı 180° ye ç ı karan açı lardan her biri. bütüncül * Totaliter. * Bütünleme sı navı . bütünlemeli * Bütünleme sı navı na girmesi gereken (öğ renci). makro ekonomi. bütünleme s ı navı *İ lk ve orta dereceli okullarla üniversite ve yüksek okullarda bütünlemeye kalan öğ renciler için genellikle yaz tatili veya dönem sonunda açı lan sı nav. * Ufak. tek parça durumuna getirme. bütünletmek * Bütün durumuna getirmek. mütemmim. bütünleyici * Bütünleme iş ini yapan. bütünle ş me * Bütünleş mek iş i. tamamlatmak. tamamlamak. bütünlenmek * Bütünlemek iş ine konu olmak. mütemmim. tamamlanmak. bütünle ilgili. ikmal. bütünler * Bütün durumuna getiren veya bütün durumuna getirmek için eklenen. bütünlük bütünsel * Bütün olma durumu. ikmale kalmak. * Bütün niteliğ inde olan. total. bütün. bozuk paraları büyük para durumuna getirmek. bütünlenme * Bütünlenmek iş i veya durumu.* Ekonominin bütün alanları nı kapsayan yapı ve olu ş um. tamamlama. ikmal edilmek. . bütünletme * Bütünletmek iş i. bütünleme * Bütünlemek iş i. bütünle ş mek * Bütün duruma gelmek. bütünleyen * Bütün durumuna getiren.

* Çevresindekileri çabuk ve güçlü olarak etkileyen kimse. füsun. büvelek büvet büvet * (istasyon.bütünsellik * Bütün olma durumu. kaka. * (soyut kavramlar için) Çok. büyüklere özgü. sihirbaz. * Yetiş kin. * Niceliğ i çok olan. onları n kan ı nı emen. * Önemli. büyü bozmak * yapı lmı ş bir büyüyü etkisiz duruma getirmek. büyük abdest * Dı ş kı . küçük karş ı tı . büyü bozulmak * yapı lmı ş bir büyü etkisiz duruma getirilmek. * Daha çok sı ğ ı rlara sald ı ran. sihir. sinema gibi yerlerde) Yiyecek ve içecek sat ı lan küçük büfe. büyü * Tabiat kanunları na ayk ı rı sonuçlar elde etmek iddiası nda olanları n baş vurdukları gizli iş lem ve davranı ş lara verilen genel ad. * Biraz büyük. büyük * (somut nesneler için) Boyutları . belli bir yaş a gelmi ş . * Bkz. büyük abdesti gelmek * göden bağ ı rsağ ı nı bo ş altma gerekliğ ini duymak. vı zı ltı ları yla tedirginlik yaratan sokucu sinek (Hypoderma * Büve. büyük gibi. büve bovis). afsun. büyücek büyücü * Büyü yapan kimse. Büğ et. * Üstün niteliğ i olan. sihirbazlı k. tiyatro. benzerlerinden daha fazla olan. büyük aile . * Karş ı durulmaz güçlü etki. büyü yapmak * büyü yolu ile etki altı na almaya veya ald ı rmaya çal ı ş mak. büyük (söz) söylemek * yapacağ ı bir ş ey hakk ı nda kesin konuş arak övünmek. büyücülük * Büyücünün yaptı ğ ı iş . büyüğ ümsü * Büyüğ e yak ı ş ı r. ortalamayı aş an. büyüğ e yak ı n. ba ğ ı .

büyük kalori * 1 atmosfer bası nç altı nda 1 kg suyun sı cakl ı ğ ı nı 14. özel biçimli harf. büyük harf * Özel adlarla cümle baş ları gibi yerlerde kullanı lan ve büyük yazı lan. büyük elçilik * Büyük elçi olma durumu. yüceltmek. büyük baba * Annenin veya baban ı n babası . kilokalori. .* Büyük baba. büyük amiral * Bazı ülkelerde kara ordusunda mareş ale denk say ı lan donanma subaylar ı nı n en yüksek aş aması ndaki amiral. büyük ana * Büyük anne.50 C den 15. büyük ba ş ı n derdi büyük olur * büyük iş lerin baş ı nda bulunanları n karş ı la ş aca ğ ı güçlükler de çoktur. büyük söz söylemek. gelinlerinden ve çocuklar ı ndan oluş an aile. büyük anne ile bunları n evli o ğ ulları ndan. nine. büyük görmek (bilmek veya tutmak) * kendini veya baş kası nı olduğ undan üstün saymak.50 C ye ç ı karmak için gereken ı sı miktarı . büyük anne * Annenin veya babanı n annesi. büyük bal ı k küçük bal ı ğ ı yutar * güçlüler. büyük han ı m * Yaş lı kadı n. büyük çember * Bir kürenin merkezinden geçen bir düzlemde ara kesiti olan çember. büyük atardamar * Kalbin kası lması ile kar ı ncı klardaki kanı bütün vücuda ta ş ı yan ana atardamar. dede. büyük elçi * Üstün aş amalı elçi. büyük kan dolaş ı mı * Kalbin sürekli kası lı p gevş emesiyle kan ve lenfin vücudun büyük bölümünü dolaş mas ı . * Büyük elçinin makamı . büyük boy * Normal ölçülerden daha büyük. büyük defter * Ticarî bir kuruluş un aylı k ve bilânço hesapları nı gösteren defter. büyük lâf etmek * Bkz. büyük dalga * (radyo yayı nı için) Uzun dalga. majüskül. güçsüzleri ezer.

büyük mevlit ayı * Ay takviminin üçüncü ayı . denizcilik gibi. büyükçe * Biraz büyük. büyük yemin etmek * bir ş eyi yapmamak konusunda en kutsal ş eyler üzerine ant içmek. ince bir ünlü varsa sonraki hecelerin de ince ünlülerle sürüp gitmesi kuralı : Çocuklaş mak. büyük para * Çok para. büyükbaş * Sı ğ ı r. büyük oynamak * çok para koyarak kumar oynamak. büyük tansiyon * Kan bası ncı nı n yüksek olması . sonuçlandı ramayacağ ı n bir konuda kesin sözler söyleme. büyük sözüme tövbe! * bir konuda çok kesin konuş uldu ğ unda. tersi bir durumun baş a gelmemesi dileğ ini belirtir. büyük ünlü uyumu * Türkçe bir kelimenin ilk hecesinde kalı n bir ünlü varsa. rebiyülevvel. büyük mağ aza * Her türlü tüketim maddesinin bol miktarda satı ş a sunulduğ u yer. u) sonra kalı n. ü) sonra ince ünlülerin gelmesi kural ı . büyük ünlü uyumu. ö. büyüklenme . majör. Büyükayı * Kuzey yarı m kürede yedi yı ld ı zdan oluş muş tak ı m yı ldı z. o. ince ünlülerden (e. büyük ş ehir * Ana kent. büyükle büyük. i. manda gibi hayvanları n niteliğ ini belirtmek için kullanı lı r. küçükle küçük olmak * her yaş ve durumdaki kiş ilere kar ş ı dostça. dede. ondan sonra gelen bütün hecelerin kalı n ünlülerle. büyük önerme * Tası mı n öncüllerinden büyük olanı . cemaziyülevvel. arkadaş ça davranmak. büyük peder * Büyük baba. Yedigir. büyük tövbe ayı * Ay takvimin beş inci ay ı . * büyük bir tehlikeyi göze alarak bir iş e giriş mek. ı . * Oldukça önemli. büyük terim * Kapsamı daha geniş olan son uç önermesinin yüklemi görevini taş ı yan terim. Dübbüekber. büyük sesli uyumu * Kelimede kalı n ünlülerden (a.büyük lokma ye büyük söyleme * baş aramayacağ ı n.

o ölünce kalanları n en büyüğ üne geçmesi kuralı . büyüleyiş . büyüklük göstermek * gönül ululuğ u göstermek. büyümüş e benzer. büyüleme * Büyülemek iş i. büyüklerin ellerinden. büyüleniş * Büyülenmek iş i veya biçimi. çekici niteliğ i olan. teshir etmek. * Büyüklere yaraş ı r bağ ı ş layı cı davran ı ş . büyüklük satmak * gururlanı p üstünlük taslamak. böbürlenmek. büyüklük * Büyük olma durumu. büyüksemek * Büyük olduğ unu kabul etmek. büyüklük hastalı ğ ı * Kendini olduğ undan daha büyük ve önemli görme. ululuk. büyülenme * Büyülenmek iş i. * Etkisi alt ı na almak. küçüklerin gözlerinden öpmek * sevgi ve saygı göstermek. büyüklük taslamak * kendini üstün görmeye çalı ş mak. büyükten büyü ğ e * mirası n önce büyüğ e. büyüleyici özellik * Sürekli büyüleyici ve etkileyici olma. büyüklü küçüklü * Büyük küçük hepsi bir arada. ekber evlât hakkı . megalomani. büyükseme * Büyüksemek iş i. gösterme hastalı ğ ı . büyüklük taslamak. büyüleyici * Etkileyen. büyüksü * Büyük gibi. kibir. büyüklenmek * Kendini büyük göstermek.* Kendini büyük gösterme. büyülemek * Büyü ile etki altı na almak. kibirlenmek. büyülenmek * Büyülemek iş ine konu olmak. birini kendine bağ lamak.

büyülü * Kendisine büyü yapı lmı ş (kimse). büyütken doku * Sürgen doku. * Fotoğ raf ve resimlere boyut kazandı rma iş lemi. sihirli. * Uzakta duran cisimlere dürbün veya benzeri bir araçla bakı ldı ğ ı nda cismi gören açı nı n çı plak gözle bakı ld ı ğ ı zamanki açı ya oran ı . irileş mek. büyütülmek * Büyütmek iş i yap ı lmak. * Birisi tarafı ndan yetiş tirilmiş kimse. büyülteç * Fotoğ raf ve resim büyültmeye. * Geniş lemek. güçlenmek. agrandisman. * Abartmak. büyüsel büyüteç * Odak boyutu birkaç santimetre olan yaklaş tı rı cı mercek. büyültüp basmaya yarayan aygı t. * Büyü gücü olan. büyüme * Büyümek iş i. * Sayı ca artmak. * Yetiş mek. büyütülme * Büyütülmek iş i. büyültmek * Bir ş eyi büyük duruma getirmek. büyümü ş de küçülmüş * (çocuk için) konuş ması ve davranı ş lar ı yaş ı na uymayan.* Büyülemek iş i veya biçimi. büyültme * Büyültmek iş i. büyütmek. yaş lanmak. büyütmek * Büyük duruma getirmek. pertavs ı z. mübalâğ a etmek. boyutlar artmak. * Yetiş tirmek. bakmak. büyütürlük * Büyü ile ilgili olan. * Yaş ı artmak. agrandisor. büyüklerinki gibi olan. * Abartmak. * Organizmanı n bütününde veya bu bütünün bir bölümünde boyutlar ı n artması . harita gibi ş eyler için) Daha büyük örneğ ini yapmak. geniş letmek. * Artmak. * Önem ve değ er kazanmak. * (resim. büyütme * Büyütmek iş i. ş iddeti artmak. büyümek * Organizmanı n bütününde veya bu bütünün bir bölümünde. eskisinden büyük duruma gelmek. .

büyütüş * Büyütmek iş i veya biçimi. büzgülü * Büzgüsü olan.). s ı kı ş tı rarak veya kı vrı m yaparak bir ş eyin alan ı nı ve hacmini küçültmek.* Aş ı rı laş tı rma. büyüye kapı lmak (veya tutulmak) * yapı lan büyünün etkisinde kalmak. * Kalı n bağ ı rsağ ı n sona erdiğ i yer. * Yüreklilik. bir ş eyin o kimsenin çekiciliğ inden kurtulamamak. dedikodu yapı lmas ı na engel olmak. * Toplanarak büzülmüş . büzme * Büzmek iş i. anüs. büzgüsüz * Büzgüsü olmayan. büzgüleme * Büzgülemek iş ini yapmak. cesaret. kuma ş ı n bollu ğ unu azaltan s ı k. büzgülemek * Büzgü ş eklini vermek. büzülmek * Büzmek i ş i yapı lmak. * Buruş turarak. * Korku. ş aş kı nlı k. * Ağ zı büzülerek kapatı lan (kese. büzmek büzük büzükta ş * Kafa dengi arkadaş . büzgen büzgü * Kası larak vücuttaki herhangi bir deliğ i açan veya kapayan çember biçimindeki kasları n genel adı . küçük kı vrı m. büzülerek dikilmiş olan. soğ uk gibi etkenlerle bir kenara sinmek. . büzdürme * Büzdürmek iş i. bir kenara çekilmek. büzdürmek * Büzmek. torba vb. * Kapatmak. büz * Künk. büyüyü ş * Büyümek iş i veya biçimi. büzülme * Büzülmek iş i. * Dikiş te kumaş ı n bir ucundan istenilen yere kadar geçirilen bir ipliğ in çekilmesi ile olu ş an. kafadar. * Büzmek iş ini birine yaptı rmak.

-ca / -ce. karş ı lı ksı z. Ca * Kalsiyum'un kı saltması . "tarafı ndan" anlamı na zarf türetir: Bakanlı k-ça. kocakarı ). cac ı k cac ı k * Yoğ urt. aylar-ca. bedava. * Bkz. mert-çe vb. büzüş mü ş . baypas.. cabadan * Bedava olarak.diş eti ünsüzünü gösterir. iyi-ce.büzülüp oturmak (kalmak) * bir kenarda çekingen bir tavı rla oturmak. * Fazla olarak. günler-ce. Türkçe vb. "kadar" anlam ı na zarf türetir: Bun-ca. fazladan. usul-cac ı k vb. huysuz ve ş irret (kadı n. * Bir tür ot. "bak ı mı ndan" anlamı na zarf türetir: Para-ca. cadaloz * Çok konuş an. soluk-ça. kı rı ş mak. açı k-ça. topluluk beraberlik anlatan zarflar türetir: Aile-ce. C * Türk alfabesinin üçüncü harfi. -ça / -çe * Vurgusuz zarf eki: K ı sa-ca. ev-ce. yaş -ca vb. üstelik. büzüş ük by-pass C * Büzülerek yüzey veya hacmi küçülmüş olan. Rus-ça. caba * Bir ş ey ödemeden. sen-ce vb. ayran içine hı yar veya marul doğ ranarak yapı lan. c. onca vb. esmer-ce. para vermeden al ı nan ş ey. * Karbon'un kı saltması . ço ğ u kez sarı msaklı . Ce adı verilen bu harf ses bilimi bak ı mı ndan ötümlü kat ı ş ı k diş . * Romen rakamları nda 100 sayı sı nı gösterir. iş tah açı cı yiyecek. büzüş mek * Büzülerek alan hacmini küçültmek. köy-ce vb. binler-ce vb. ben-ce. hükümet-çe vb. -ça / -çe * Sı fatlardan küçültme sı fatları türeten ek: Sarı ş ı n-ca. dil adlar ı türetir: Alman-ca. -cac ı k / -cecik * Zarf türeten ek (vurgusuz): hemen-cecik. büzüş me * Büzüş mek i ş i. yavaş -çacı k. biz-ce. sayı ca eş itlik bildiren zarflar türetir: Yüzy ı llar-ca. * Elektrik kapasitesinin kı saltı lması . kı rı ş ı k. sert-çe vb. "-a göre" anlam ı na zarf türetir: Onlar-ca. cadalozla ş ma . -ca / -ce. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde do sesini gösterir. İ ngiliz-ce. büzülü ş * Büzülmek iş i veya biçimi.

cad ı * Geceleri dolaş arak insanlara kötülük etti ğ ine inan ı lan hortlak. * (korkulu bir durumda) baş ı nı al ı p gitmek. kapamak. uzaklaş mak. * Büyük bez veya deri torba. cad ı gibi cad ı kazan ı * dedikodunun. cad ı laş mak * (kadı n) Çirkinleş ip huysuzlaş mak.ş atafat.* Cadalozlaş mak iş i. ş irret. tehlikeli. * Parmaklı k. cadalozla ş mak * Cadaloz gibi davranmak. dolay ı sı yla meyve verimine engel olan asklı mantar (Taphrina cerasi). * Gösteriş li. ihtiyar kadı n. cadalozluk * Cadaloz olma durumu. cad ı laş ma * Cadı la ş mak iş i. cafcaf * Gösteriş . * saçı baş ı dağ ı nı k. gürültülü patı rtı lı . cav. fesadı n çok olduğ u yer. * Çok güzel göz. huysuzluk. cad ı lı k etmek * huysuzluk etmek. * Bitki bakı ms ı zl ı ktan yabanîleş mek. cadde *Ş ehir içinde ana yol. * Ağ ı z kalabalı ğ ı ile bir ş eyi elde eden. çirkin. * Karı ş ı k. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı bitki hastalı ğ ı . *Ş iîliğ in bir kolu ve bu koldan olan kimse. fazla ş ı k. korkuluk. caddeyi tutmak * herhangi bir sebeple bir yoldan geçiş i engellemek. * çok becerikli. ş atafatlı . tı rnakları uzun ve pis kadı nlar için kullanı lı r. * Huysuz. cad ı lı k * Cadı ya yakı ş ı r davranı ş . cad ı süpürgesi * Emeçleri özellikle dal uçları ndaki kabuk altı nda sı kı bir ağ örerek çekirdekli yemiş ağ açları nı n çiçeklenmesine. cadı gibi davranmak. cafcafl ı Caferî cağ ca ğ .

* Cahil gibi. * Hamam. caka yapmak * gösteriş li davranmak. cahil * Öğ renim görmemiş . deneysizlik ve bu yüzden iş lenen kusur. bilgisizlik. -cak / -cek. deneysizlik yüzünden kusur iş leme. cahile yak ı ş ı r (biçimde). bilgisiz. toy (delikanlı veya kı z). çalı m satmak. yap ı lı p iş lenmesine izin verilen. * Yazı da bir sözün olduğ u gibi tekrarlandı ğ ı nı göstermek için alt hizası na konulan t ı rnak biçimindeki noktalama i ş areti. yasa. cakac ı * Caka yapmayı seven. cahiliyet cahillik * Cahillik. banyo. duş . banyo vb. kabadayı lı k. cahillik etmek * bilgisizliğ ini göstermek. cahil kalmak * bilgi edinememek. * Yol yiyeceğ i. * Gençlik. töre veya baş ka bakı mdan iş lenmesinde. * Cahil olma durumu. toyluk. fiyakalı durumda olmak. cakac ı lı k . yerinde say ı lan. * Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan. yakı ş ı k olan. yerlerde atı k suyun akmas ı nı sa ğ layan zemindeki delik. * Cahilce. caka satmak * gösteriş yapmak. toyluk. bilgisi olmamak. caize *Ş airlerin kasidelerle övdükleri büyükler tarafı ndan kendilerine verilen bah ş iş .ca ğ * Lavabo. -çak / -çek * Küçültme isimleri türeten ek: Yavru-cak. * Dokumacı lı kta. azı k. * Deneysiz. çözgü makinesinde çözgü ipliğ i bobinlerinin desen ve renk sı rası na göre yerleş tirildiğ i ca ğ lı k sehpa. çalı m. yapı lmas ı nda sakı nca olmayan. cahile yakı ş ı r (biçimde). kuzu-cak vb. genç. * gençlik. caka * Gösteriş . okumamı ş . bilgisizlik. cahilâne cahilce cahiliye * Araplarda Müslümanlı ktan önceki ça ğ . fiyaka. caiz * Din. uygun.

düzme. * Aç gözlü. * Kadeh. cam resim * Renkli camları n kesilip birbirlerine kurş un çubuklarla bağ lanması ile yapı lan süs veya resim. * arkası görünen. içki. saydam. * (göz için) donuk. kavak. sı rça. meş e ve gürgen ağ açları na zarar veren. cansı z. cam * Soda veya potas katı lmı ş silisli kumun ateş te eritilmesiyle yapı lan sert. elma. Kalvenci. gösteriş li. Calvincilik * Bkz. çeken.5-2.5 cm arası nda değ iş en ince ve ba ş sı z tel çivi.* Cakacı olma durumu veya cakalı davranı ş . * Cakası olmayan. cam macunu * Camı yuvas ı na tutturmak ve yal ı tkanlı k sağ lamak amac ı ile kullanı lan bezir yağ ı ve üstübeç karı ş ı mı . camcı . boyları 1. calip Calvinci * Celp eden. cam evi * Cam takma iş leri yapı lan dükkân. cam gibi cam göz cam kanatl ı lar * Kurtçukları . * Cakası olan. Kalvencilik. sahte. cakalanmak * Caka satmak. ş effaf. kayı n. hortumlar ı körelmi ş kelebekler familyası . cam suyu . * Pencere. kanatları cams ı . saydam ve çabuk k ı rı lı r cisim. * Tümü veya bir bölümü bu maddeden yapı lmı ş . * Gözü takma olan. çekici. caka ile yapı lan. tamahkâr. cakalanma * Caka satma. cam mozaik * Renkli taş parçaları yerine cam parçalar ı ndan yapı lan mozaik. cakal ı cakas ı z calî * Yapmacı klı . * Bkz. cam çivisi * Yaklaş ı k çapları 1 mm. * Çerçevelerde camı n yerleş tirilmesi için açı lan yiv.

camcı lı k * Cam alı p satma veya takma iş i. * Kurnazlı k. sergen. suyu bol. heyecan verici gösterileri yapan kimse. bisiklet vb. * Evin içini pencereden gözetleme. bükülebilir cam liflerinin oluş turduğ uı sı ve ses yalı tı mı nda kullanı lan madde. akrobasi. cambaz akrobat. * Kurnaz. * Ser (II). * Evin içini pencereden gözetleyen kimse. * Dört köş e yelkenleri boğ arak yüzeylerini küçültme iş i. a ğ acı n böceklere ve ateş e direncini artı ran renksiz cam yuvası * Cam evi. * At alı p satan veya yetiş tiren kimse. satı lı kş eylerin sergilendiğ i camlı bölme veya yer. camadan vurmak * fazla rüzgâra karş ı yelkeni kasmak. ipek veya s ı rma iş lemeli bir tür kı sa yelek. camlı k. camadan ı fora etmek * bağ lar ı koyuverip kı sı lmı ş yelkeni açmak. camadan * Çapraz düğ meli. * Göstermelik.sı vı . hilecilik. dönebilen elmas parças ı ile camı çizerek kesmeye yarayan araç. * At alı p satma veya yetiş tirme iş i. becerikli kimse. vitrin. camekân . cam yünü * Çok ince. camcı * Cam ticaretini veya cam takmayı meslek edinmiş kimse. * Osmanlı Devletinde atlı olan ve savaş larda padiş ahı n önünde dü ş mana kar ş ı ilk saldı rı ya geçen birlik. * Yerde ve tel. camcı elması * Ucundaki küçük. at. * Hamamlarda soyunulan camlı yer. * Bir yeri. cambazhane * Cambazları n oyunları nı gösterdikleri yer. cambul cumbul * (yemek için) Çok sulu. hileci. cambazl ı k * Cambazı n iş i veya mesleğ i. * Gözlük. camadanl ı * Camadan giymiş olan. akrobatlı k. * Potas veya sodanı n kuvars ile eritilmesinden elde edilen. camcı macunu * Cam ile çerçeve arası ndaki aral ı kları kapatmakta kullanı lan ve kaba üstübeçle bezir ya ğ ı ndan yap ı lan hamur. * Usta. tehlikeli. bir veya daha çok bölüme ayı ran cam bölme. üzerinde dengeye dayanan.

zümre. bir araya getiren. * Cansı z. camlanmak * Cam takı lmak. camlanma * Camlanmak iş i. k ı rmı zı çiçekler açan bir tür k ı na çiçe ğ i (Impatiens sultan ı ). * Manda. camgöbe ğ i * Yeş ile çalar mavi renk. pembe. camı çerçeveyi indirmek * etrafı kı rı p dökmek. cami yı kı lmı ş . * Müslümanları n hep birlikte namaz k ı lmak için toplandı kları yer. ama mihrab ı yerinde * yaş land ı ğ ı hâlde güzelliğ i bozulmamı ş (kad ı n). *İ çine alan. * Camlamak iş i. camia camit * Topluluk. camla ş ma * Camlaş mak iş i. kömüş . camekânl ı kutu * Televizyon. camlama camlamak * Cam geçirmek. her ş eyi parçalay ı p dağ ı tmak. . cam takmak. boyu bir buçuk metre kadar olan. camı z cami cami * Toplayan. camgöz canis). * Donmuş . içinde bulunduran. camekâns ı z * Camekânı olmayan. eti lezzetli bir tür köpek balı ğ ı (Galeius camgüzeli * Evlerde süs olarak yetiş tirilen. su sı ğ ı rı .camekânl ı * Camekanı olan (yer). * Bu renkte olan. * Deniz kı yı sı na yakı n yaş ayan. camla ş mak * Cama benzer duruma gelmek.

can acı sı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan ş iddetli acı . ş irin. * Yerin içinden yüze çı kan erimi ş sı cak maddelerin. camı olan. *İ nsanı n kendi varlı ğ ı . en çarpı cı . can dostu. can al ı cı * En önemli. * Gönül. birey. can bayı lmak * iç geçmek. caml ı köş k * Saraylarda veya bahçelerde soğ uktan korunmak için camla örtülmü ş oda.camlatma * Camlatmak iş i. * Yakı nlı k duygusu belirten bir seslenme sözü. can al ı p can vermek * ölüm sı kı ntı sı ve acı sı içinde bunalmak. * Güç. * Kiş i. sevilen. * Bektaş îlik ve Mevlevîlikte tarikat kardeş i. cam geçirilmiş . * Çok içten. *İ nsan ve hayvanlarda yaş amayı sa ğ ladı ğ ı na ve ölümle vücuttan ayrı ldı ğ ı na inanı lan madde d ı ş ı varlı k. . dirlik. * Çiçek. cams ı z can * Camı olmayan. hayat. camsı * Cam gibi saydam. camlatmak * Cam taktı rmak. salon. can arkadaş ı * Bkz. takatsizlik göstermek. caml ı * Cam takı lmı ş . soğ uma sı rası nda billûrlaş mayı p biçimsiz olarak kat ı la ş mı ş durumu. caml ı k * Camlı çerçeve ile bölünmüş yer. * Azrail. sebze gibi bitkileri dı ş etkenlerden korumak için yapı lmı ş küçük limonluk. cama benzer. sevimli. özü. * Yaş ama. camekân. can alacak nokta (veya yer) * bir ş eyin en önemli yeri. can baş ı na sı çramak * çok korkmak. can atmak can baş üstüne * istenilen ş eyin büyük bir memnunlukla yap ı laca ğ ı nı anlat ı r.

can dayanmamak * bir ş ey karş ı sı nda insanı n dayanı klı lı ğ ı elden gitmek. * baş kas ı nı n yiyeceğ ini. pek içten (arkada ş ). bir ş eyin ya ş aması için en önemli araç. can derdine dü ş mek * ölüm korkusuna kapı lmak. pek içten. kendi ba ş ı nı n kaygı sı na dü ş tüğ ü bir tehlike anı nı anlatı r. tükenmek. içeceğ ini sağ lamak. can ci ğ er * Çok yakı n. can çabası * varlı ğ ı nı kanı tlama amacı yla aş ı rı gayret. huyları ndan vazgeçirmek mümkün değ ildir. can çeki ş mektense ölmek yeğ dir * bir iş te çeş itli sı kı ntı ve üzüntülerle kar ş ı la ş ı p olağ anüstü gayret harcamaktansa o iş ten vazgeçmek daha iyidir. * sona ermek. can borcunu ödemek * ölmek. can damarı na basmak * bir iş in en önemli yönü üzerinde durmak. can ci ğ er kuzu sarmas ı * içli dı ş lı . can boğ azdan gelir (veya geçer) * insan yiyeceğ ine önem vererek güçlenebilir veya yemeden yaş amak mümkün de ğ ildir. can derdinde olmak * zor bir durumdan kurtulmaya çalı ş mak. baş ba ş a * herkesin kendi canı nı n. s ı kı fı kı . * birbirini seven iki kiş i bir arada yalnı z olarak. can damarı * En önemli veya hassas nokta. can beslemek * kaygı sı zca yiyip içip rahatı na bakmak. can çeki ş mek * ölmek üzere bulunmak. can bunaltı sı * Aş ı rı üzüntü sebebiyle canı n sı kı lma. candan. can dire ğ i . bunalma hâli. can ci ğ er olmak * birbiriyle çok yakı n arkadaş olmak. bitmek.can beraber * Çok sevgili. can çı kmayı nca (veya çı kmadan) huy çı kmaz * insanı al ı ş kanlı klar ı ndan. can cana. can cümleden aziz * insanı n kendisi herkesten önce gelir.

can havli ile. can eri ğ i can evi * Genellikle yeş ilken yenen sert. gücü tükenmek. vurgulanması gereken yer. hoş görünmek. can kayg ı sı na düş mek * her ş eyden vazgeçip sadece kendi hayatı nı koruma veya kurtarma çabas ı nda olmak. can noktas ı * En önemli husus.* Kemanı n içinde. alt ve üst kapakları arası nda dikili duran çubuk. can gelmek * canlanmak. güçlenmek. can evinden vurmak * en etkileyici yönünden saldı rmak. can ku ş u * Ruh.. can düş manı * Aş ı rı düş manlı k güden kimse. can korkusu * Ölüm korkusu. sulu bir tür erik. can kurban. . can gözdesi * Sevgili. öldürmeyi bile dü ş ünen dü ş man. can olmak * sevimli. yürek. can kurban * Can feda. can kalmamak * bitkin bir duruma gelmek. can havli. * En duyarlı yer. can feda * Çok imrenilen iyi veya güzel ş eyler. s ı rdaş . can kulağ ı * çok yakı n dost. can dostu * Pek içten dost. can kulağ ı ile dinlemek * büyük bir dikkatle dinlemek. can korkusu * Bkz. * Yüreğ in altı ndaki bölge.. davranı ş lar karş ı sı nda söylenir. * ölüm korkusundan doğ an güçlü bir tepki ile. can havli * ölüm korkusu.

can yakmak * zulmetmek. cana yakı n * Sevimli.). bunal ı m. * bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak. acı vermek. cana can katmak * yaş ama gücünü art ı rmak. cana minnet saymak (veya bilmek) * bir lütuf olarak kabul etmek. can tahtas ı * Göğ üs kemiğ i. eziyet etmek. üzücü. cana yakı nl ı k . * bir ş eyi çok istemek. can s ı kı ntı sı * yapı lacak bir iş olmamaktan ve hiçbir ş eyle oyalanma imkân ı bulunamadı ğ ı için duyulan tedirginlik. can sohbeti *İ çtenlikle konuş an çok yakı n dostlar bir arada söyleş ip dertleş me. can pazar ı * Herkesin kendi canı nı n kaygı sı na dü ş tüğ ü ve kendini kurtarmaya çal ı ş tı ğ ı bir durum. can vermek * ölmek. cana * Sevgiliye hitap sözü. * ruha güç vermek. * canlanması na yol açmak. cankurtaran yeleğ i.can pahası na * canı nı vererek veya tehlikeye koyarak. can sevecek bir ş ey * hoş a gidecek bir ş ey. can sa ğ lı ğ ı *İ nsanı n sağ ve sağ lı klı olması . can s ı kı cı * Üzüntü yaratan. can s ı kmak * bı kkı nlı k vermek. cana k ı ymak * öldürmek. * üzmek. can yele ğ i * Bkz. can yolda ş ı * Yalnı zlı ktan kurtulmak için birlikte yaş anı lan (kimse vb.

ilgiyle. candanlı k * Candan olma durumu. . *İ çten. tiz ses çı karan alet. domuz gibi cana kı yan yaban hayvanı . ürkütücü bir durum almak. * Acı acı ses çı karan ve uzaklara kadar tehlike iş areti vermek için kullanı lan düdük. canavar * Masallarda sözü geçen yabanî. saldı rgan. gönül verilmiş olan kadı n. canavarlaş mak * Canavar gibi davranmak. * Kurt. yı rtı cı hayvan. *İ çtenlikle. yürekten. * Acı ması z. canavar kesilmek * hı rçı nlaş mak. yaramaz çocuk. canavarca * Canavar gibi. canavar otugiller * Bitiş ik taç yapraklı iki çeneklilerden. gönülden. canca ğ ı z candan * Cancağ ı zı m sözünde sevgi ve teklifsizlik. candan yürekten * içtenlikle. kötü ruhlu. zalim (kimse). canan * Gönülden sevilen. sevgili. canavar düdüğ ü * Taş ı tlarda bulunan. canavar otu * Canavar otugiller familyası nı n örnek türlerinden olan ve kenevirle tütün köklerinin asalaklar ı ndan biri sayı lan çiçekli bitki (Orobanche ramosa). canavar gibi olmak. * çok fazla. tarı m bitkilerine zarar veren asalak bir bitki familyas ı . candan candan *İ çtenlikli bir biçimde.* Cana yakı n olma durumu. canavarlaş ma * Canavarlaş mak iş i. canavara uygun düş en biçimde. * Haş arı . istekle. canavar gibi * iri yarı . * Korkunç. * Köpek balı ğ ı . candan geçmek * ölmek. * (tasavvufta) Tanrı . canavarlı k * Canavar gibi davranma. samimî. cancağ ı zı isterse deyiminde ise önemsemezlik anlatı r.

can ı cebinde * zayı f ahlâklı kimse.candarma * Jandarma. ipekli kumaş . rahatsı z olmak. ölsün" anlamları nda kullanı lan bir ilenme sözü. can ı burnuna (veya burnundan) gelmek * bir ş ey yaparken çok zorluk çekmek. canfes * Üzerinde desen bulunmayan. canfes gibi yaprak * (asma ve dut yaprakları için) ince. * içi ezilmek. periş an olsun. tahammül etmemek. cangı l cungul * Hayvanlara takı lan çanları n veya baş ka maden eş yan ı n çı kardı ğ ı kaba sesleri anlatı r. * Bu kumaş tan yapı lmı ş . tüyler ürpertici. * aş ı rı duygulanmak. parlak. canh ı raş * Yürek paralayan. can ı ac ı mak * çarpma. cengel. can ı can ı na (veya içine) sı ğ mamak * sabı rs ı zlı k göstermek. . acı . can ı burnunda olmak * çok yorgun ve bezgin olmak. taze ve sinirsiz yaprak. can ı çı kmak * Türk müziğ inde çok az kullanı lmı ş bir birle ş ik makam. sonucu acı duymak. can ı çı kası ca! * "büyük zarara veya kötülüğ e uğ rası n. * üzülmek. kulak tı rmalayan. ince dokunmuş . * Bu biçimdeki gürültü. canfeza cangı l * Bkz. can ı cehenneme * sevilmeyen bir kimse için duyulan öfke ve nefreti bildirir. can ı cana ölçmek * baş kas ı na yapı lacak ş eyi kendine yapı lacak gibi düş ünmek. tok. istek duymak. can ı çekmek * bir ş eyi istemek. can ı çekilmek * (vücudun herhangi bir organı için) canl ı lı ğ ı azalı r gibi olmak. * Karı ş ı klı k. can ı ağ zı na (veya bo ğ az ı na) gelmek * büyük bir tehlike karş ı sı nda ölecekmiş gibi bir korkuya kap ı lmak. vurma vb. çok heyecanlanmak. arzulamak. kargaş a.

* yarı üzülmek. * ümit ve ümitsizlik arası nda kalı p heyecanlanmak. çok isteyerek. canı yerine gelmek. can ı sı kk ı n * keyfi kaçmı ş . can ı yanan e ş ek attan yüğ rük olur * zarara veya kötülüğ e uğ rayan kimse acı sı nı çı karmak için aş ı rı çaba harcar. can ı gitmek * özen gösterilen. yapacak bir iş i olmamaktan tedirginlik duymak. gebersin" anlamı nda bir ilenme sözü. can ı gelmek * yeniden canlanmak. can ı tez * Beklemeye dayanamayan. can ı istemek * heves duymak.* çok yorulmak veya çok zorluk çekmek. can ı isterse * (olumsuz bir cevap karş ı sı nda) "kabul etmezse etmesin!" anlamı nda kullanı lı r. ölüm dö ş eğ inde can çekiş mek. can ı pek * Acı ya. * ölmek. can ı gelip gitmek * ayı lı p bayı lmak. sı kı ntı ya karş ı dayan ı klı . * büyük sı kı ntı ya düş mek. sabı rsı z. can ı sa ğ olsun! * üzülmeye gerek olmadı ğ ı nı karş ı tarafa bildirmek için kullanı lı r. yarı öfkelenmek. can ı tatl ı * Sı kı nt ı ya ve acı ya katlanmak istemeyen. can ı ile u ğ ra ş mak * ağ ı r hasta olmak. bir iş te zarar görmek. can ı sı kı lmak * içi sı kı lmak. * ac ı bir deneme geçirmek. * keyfi kaçmak. can ı gibi sevmek * çok güçlü bir sevgiyle bağ lanmak. can ı gönülden (veya can ı yürekten) * içtenlikle. * çok yı pranmak. can ı yanmak * çok acı duymak. can ı çı ksı n! * "ölsün. can ı ile oynamak * tehlikeli iş lerle uğ ra ş mak. çok sevilen bir ş eye zarar gelecek diye kaygı lanmak. .

öldürmek. can ı m dese. can ı na kı ymak * acı madan öldürmek. can ı na rahmet . kendine bakmadan ya ş amak. canı m çı ksı n diyor sanmak * birinin en gönül okş ayı cı sözleri bile kendisine dokunmak. can ı na ezan okumak * bir kimsenin hakkı ndan gelmek. * ruhu ş ad olmak. can ı yok mu? * birinin katlandı ğ ı sı kı ntı yı ba ş kalar ı na örnek göstermek için söylenir. bana göre hava hoş " anlamı nda kullanı lı r. sağ lı ğ ı nı . * gücünden fazla iş görerek aş ı rı derecede kendini yormak. * birini öldürmeye hazı rlanmak. can ı na geçmek. * (ca:nı m) çok güzel. can ı mı sokakta bulmad ı m * tehlikeye veya herhangi bir sı kı ntı ya katlanmaya hiç niyetim yok. batmak. * sevgi sesleniş i olarak kullanı lı r. canı na iş lemek (veya canı na kâr etmek) * çok etkilemek. can ı mı n içi *ş efkat veya sevgi sesleniş i. can ı na kasdetmek * intihara kalkı ş mak.can ı yerine gelmek * yorgunluğ u geçmek. can ı m! * hoş nutsuzluk anlat ı r. çok değ er verilen. can ı na acı mamak * kendini düş ünmeden. gücünü kazanmak. * kendini öldürmek. canı gönülden. can ı na minnet * beklenilmeyen iyi bir durumla karş ı laş ı nca duyulan memnunlu ğ u anlatmak için söylenir. sen bilirsin. kendini koruyan. can ı na okumak * berbat ve periş an etmek. can ı m ci ğ erim * içten bir sevgi sesleniş i. can ı na değ mek * çok hoş lanmak. can ı yürekten * Bkz. can ı n isterse! * "dilediğ in gibi olsun. can ı na dü ş kün * kendine iyi bakan.

can ı nı çı karmak * hı rpalamak. can ı ndan geçmek * ölmek için hazı r olmak. can ı nı vermek * kendini feda etmek. can ı nı bağ ı ş lamak * öldürülmesi gerekirken vazgeçmek. can ı nı acı tmak * birine acı vermek. can ı nı burnundan getirmek * çok yormak. can ı nı sokakta bulmak * sağ lı ğ ı korumak gerektiğ ini anlatan bir söz. çok yormak. can ı na tükürdüğ ümün (veya üfürdüğ ümün) * kı zgı nl ı k ve öfke belirtir. fazla çalı ş tı rmak. can ı ndan bezmek (veya bı kmak. can ı na susamak * ölmek istemek. neş esini kaçı rmak. can ı nı (bir yere) dar atmak * bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sı ğ ı nmak. can ı nı sı kmak * keyfini bozmak.* "Alllah rahmetini esirgemesin" anlamı nda kullanı lı r. * hiçbir ş ey esirgememek. * bir ş eye çok dü ş kün olmak. can ı nı almak * (Tanrı ) öldürmek. can ı nı yakmak . can ı na yandı ğ ı m (veya yandı ğ ı mı n) * sevgi. * birini öldürmeyi istemek. can ı na yetmek * katlanamayacak duruma gelmek. bı kmak. hayranlı k veya öfke gibi türlü duygular anlatı r. can ı na tak demek (veya etmek) * dayanamaz duruma gelmek. * sı kı ntı ya sokmak. can ı nı cehenneme göndermek (veya yollamak) * öldürmek. usanmak) * ölümü göze alacak kadar sı kı ntı içinde olmak. sabrı kalmamak. bezmek. yı prand ı rmak. * canı nı verdirecek kadar memnun etmek. çok sevmek. can ı nı diş ine almak (veya takmak) * her tehlikeyi göze alarak iş e giriş mek.

cankurtaran yeleğ i * Yelek biçiminde yapı lmı ş cankurtaran arac ı . taraf. yanan veya batma tehlikesi ile karş ı karş ı ya kalan gemileri kurtarmaya yarayan gemi. cani canice canilik canip * Yan. cankurtaran kulübesi * Dağ geçitlerinde tipiden veya so ğ uktan korunmak icin sı ğ ı nak olarak yapı lmı ş kulübe. cankurtaran çan ı * Tipili veya sisli havalarda sı ğ ı nacak veya yönelecek yeri yolculara. caniye yakı ş ı r (biçimde). gemilere belli etmek için kullanı lan çan (veya düdük). filika. çok sevmek. çok sı kı ntı ve zarara sokmak. * bir kimseyi. kürekli sandal. cankurtaran yok mu! * ölüm tehlikesi karş ı sı nda yardı m isteme sözü. caniyane * Cani gibi. * Cani olma durumu. cankurtaran sandal ı * Deniz kazaları nda veya gemi batmak üzere iken insanları kurtarmaya yarayan motorlu. cankurtaran düdüğ ü * Cankurtaran çanı .* acı verecek biçimde cezalandı rmak. fosforlu ş amandı ra. cankurtaran ş amandı rası * Denize düş enlerin kolayca belirlenip kurtar ı lmaları için denize bı rakı lan ve kazaya uğ rayanları n bulup kendilerini göstermeleri için kullanı lan. büyük simit veya yelek biçiminde yap ı lmı ş araç. * Cani gibi. ambülâns. canice. can ı nı n derdine düş mek * canı ndan baş ka bir ş ey düş ünemeyecek kadar s ı kı ntı da olmak. tehlikeden koruyan ve onları kurtaran kimse. . can ı nı n içine sokacağ ı gelmek * çok hoş lanmak. parlak renkli. cankurtaran simidi * Suda boğ ulma tehlikesine karş ı kullanı lan ve sudan hafif maddelerden. cankurtaran sal ı * Deniz kazaları nda kullanı lmak üzere gemilerde bulundurulan sal. cankurtaran gemisi * Karaya oturan. kı yacı . * Cinayet iş lemiş olan kimse. cankurtaran * Hastahane veya kliniklere hasta veya yaralı taş ı maya özgü araç. * Havuz veya plâjda yüzme bilmeyenleri uyaran.

canla ba ş la * Seve seve her türlü yorgunluğ u göze alarak. canland ı rı lmak * Canlandı rmak iş ine konu olmak. canl ı müzik * Gazino. hareketlilik kazanmak. * Yoğ unluk. canland ı rı lma * Canlandı rı lmak i ş i. * Geçmiş te yaş anan bir olay veya durum yeniden hatı rlanmak. * Heyecanla. * Bir canlı resim veya ş ema filmi için hareketlili ğ i sa ğ layan tek tek resimleri yapan sanatç ı . (birinin) kı lı ğ ı na girmek. * Etkinliğ i artmak. * Depreş mek. canland ı rmak * Canlanması nı sa ğ lamak. hayat dolu. * Yaş ayı p yer değ iş tirebilen yaratı k. canl ı cenaze * Çok zayı f. . dirilik getirmek. * Geçmiş bir olayı n geliş mesini ve sonucunu aynı biçimde yansı tarak sunma. etkili. * Yaş atmak. henüz ölmemi ş . * Canlı lı k. canl ı * Canı olan. canl ı model * Figürlerle süslü veya heykeltı ra ş lı kta yararlanı lan kadı n veya erkek. canlanma * Canlanmak iş i. canlı lı k kazandı ran. var gücüyle. * Kiş ileş tirme. canland ı rı cı lı k * Canlandı rı cı olma durumu. bir deri bir kemik kalmı ş kimse. canland ı rma * Canlandı rmak iş i.cankurtaranlı k * Cankurtaran olma durumu. canlandı rı m * Ortada kalan kalı ntı lar ı na göre bir eserin ana tasar ı sı na uygun olarak yeniden çizimi. yerlerde yemek sı rası nda bir veya birkaç müzisyenin çalgı ve sesleri ile parçalar ı seslendirmesi. yaş ayan. etkinlik kazandı rmak. * Tek tek resimleri veya hareketsiz cisimleri gösterim sı rası nda hareket duygusu verebilecek biçimde düzenleme ve filme aktarma i ş i. canlanmak * Gücü artmak. * Güçlü. diri duruma gelmek. tazelik. canl ı canlı * Diri diri. canland ı rı cı * Canlı lı k veren. diri. hareketli. canlanması na yol açmak. hayvan. lokal vb.

alı cı yla tespit edildi ğ i anda yapı lan yayı n. mecalsiz. cansı zlaş tı rmak * Cansı z duruma getirmek. * Bağ ı ms ı z bir ruhî varl ı ğ ı n insanda ve doğ a nesnelerinde yerleş ik olduğ una inanan ilkel dinî görüş . * Bir diş in canlı dokusunu yok etmek. cansı z * Canı nı yitirmiş . sönük. cansiparane * Canı nı verircesine. * Güçsüz. * Canlı olmayan (varlı k). ölmüş .canl ı özdekçilik * Evrenin temeli olarak düş ünülen maddenin canlı olduğ unu savunan doktrin. hareketlilik. hilozoizm. cansı zlaş tı rma * Cansı zlaş tı rmak i ş i. * Hareketsizlik. * Neş elilik. capcanlı . cansı z gibi. camit. canl ı cı lı k * Olup bitenin ruhlar alanı nı n gizli güçlerince yönetildi ğ ine inanan ilkel anlay ı ş . cansı z hedef *İ nsan ve hayvan dı ş ı nda kalan hedef. özveriyle. canl ı yayı n * (televizyon ve radyo için) Daha önceden herhangi bir gereç üzerine tespit edilmemi ş . cansı zlaş mak * Cansı z duruma gelmek. canl ı resim * Bir hareketi parçaları na ayı rı p bunları n elle yapı lan resimlerinin alı cı yla tek tek çevrilmesine dayanan ve gösterimde sürekli bir hareketi ortaya koyan film tekni ğ i. cansı z cansı z * Cansı z olarak. cantiyane * Kantiyane. cansı z düş mek * hastalı k veya yorgunluk yüzünden bitkin bir duruma gelmek. * Durgun. *İ lgi uyandı rmayan. cansı zlaş ma * Cansı zlaş mak iş i. * Tek ve aynı ruhun fikrî ve organik hayat ı n ilkesi olduğ unu ileri süren öğ reti. animizm. cansı zlı k * Cansı z olma durumu. canl ı lı k * Canlı olma durumu. * Çocukta bir düş ünce biçimi olarak bütün cisimlerin canlı olduğ una inanma.

geçen. söz söylenen kimseye aş ı rı bir sayg ı göstermiş olmak için kadı nlar tarafı ndan "ben" zamiri yerine kullan ı lı rd ı . * Yabancı ülkelerden kaç ı rı lı p özgürlükten yoksun edilen. * aynı maksatla genç kadı nlardan söz edilirken onlar ı anlatan kelimelere bir unvan gibi getirilirdi. cari hesap *İ ki taraf arası nda sürüp giden alacak verecek iş lemlerinin tutulan hesab ı . arz ve talebe göre belirlenen fiyatı . carlamak . car etmek * nara atmak. cari masraf * Belirli bir dönemde yapı lan harcamalar. * Olagelen. yürürlükte bulunan para. yardı m. * Tehlike durumu. zar. car * Bazı yerlerde kadı nları n kolları na örttükleri veya boydan boya örtündükleri çarş af. carcur carcur cari * "Geli ş igüzel konuş mak" anlamı na gelen carcur etmek deyiminde geçer. *İ ş gücü piyasası nda iş gücünün. carlama * Carlamak iş i. her konuda efendisinin isteklerine ba ğ lı bulunan genç kadı n. ilân. imdat. halayı k. yürürlükte olan. yaygaracı . carcar carcur * Bkz. ilân etmek. cariyelik * Cariye olma durumu. * Akan. * Geveze. ş arjör.* Çok canlı (bir biçimde). gürültülü bir biçimde (konuş ma). cariyeniz (veya cariyeleri) * eskiden. al ı nı p sat ı labilen. cariyelik etmek * cariye gibi hizmet etmek. car car * Çok ve yüksek sesle. tellâl ile duyurma. * Fermuar. cari para cari ücret cariye * Geçerli olan. haykı rmak. car * Çağ rı .

nara atmak. derme çatma. abartı lı söz. cav * Bkz. hayk ı rmak. casus casusluk * Casus olma durumu. çok tüysüz. cascavlak * (ba ş için) Çok saçsı z. cavla ğ ı çekmek * ölmek. carlı cars ı z * Carı (II) olmayan. casusluk etmek * casus olarak çalı ş mak. çağ (II). cart cart ötmek * kendini beğ enmi ş bir davranı ş la ve buyururcası na söz söylemek. çaş ı tlı k. çaş ı t. * Bir devletin veya bir kimsenin sı rları nı baş kası nı n hesab ı na öğ renmeyi üstüne alan kimse. * Birdenbire ve gürültü ile. önemsiz. çok söylemek. cavlak . * Çı rı lçı plak. cart * Sert bir ş ey yı rt ı lı rken çı kan ses. *İ lân etmek.* Bağ ı rarak konuş mak. cart kaba kâ ğ ı t * yüksekten atana veya çalı mlı bir tavı r takı nana karş ı söylenen hafifseme ünlemi. cartayı çekmek * ölmek. hiç tüyü olmayan. carta cartadak cartadan * Cartadak. * Yellenme. cascavlak kalmak * bütün imkânları elinden alı nmı ş olarak ortada kalmak. cavalacoz * Değ ersiz. * Carı (II) olan. örtüsüz. cart curt * Gerekli gereksiz yerde söylenen. cart curt etmek * göz korkutmak veya övünmek amacı yla abart ı lı konu ş mak. duyurmak.

cayd ı rmak * Cayması nı sağ lamak. tüyünü dökmek. tüysüz. uzun. cavlakl ı k * Cavlak olma durumu. cay ı rdatmak * (nesneler için) Sert. cay ı ş * Caymak iş i veya biçimi. cavlama cavlamak cavlamak * Cavlamak iş i. cayd ı rı ş cayd ı rma * Caydı rmak i ş i. * Ölmek. etkili olarak. çı plaklı k.* Çı plak. *Ş iddetli. gürültü. cay ı r cayı r * Bir cismin çabuk ve ş iddetle yandı ğ ı nı . cayd ı rı lmak * Cayması sa ğ lanmak. y ı rtı lma sesi. kararı ndan döndürmek. yı rtı ldı ğ ı nı anlatmak için kullanı lı r. caygı n * Vazgeçip iş in ard ı nı bı rakan. cayd ı rı cı * Kararı ndan. cay ı rtı yı basmak (veya cayı rtı koparmak) * birdenbire bağ ı rı p çağ ı rmaya baş lamak. cayd ı rı cı lı k * Caydı rı cı olma durumu. cay ı rdamak * (nesneler için) Ses çı kararak yanmak veya yı rtı lmak. sözünden döndürücü. . cay ı rdama * Cayı rdamak iş i. * Caydı rmak i ş i veya biçimi. cay ı rtı vermek * gürültü ile gözdağ ı vermek. gürültülü ses çı kartmak. cay ı rdatma * Cayı rdatmak i ş i. vazgeçirilmek. * Kavlamak. vazgeçirmek. karar ı ndan döndürülmek. cay ı rtı *Ş iddetli yanma. dönek. çı plak kalmak.

çekicilik. * Cazgı r olma durumu.cayma caymak caz * Caymak iş i. * Güreş ecek olan pehlivanları yüksek sesle izleyicilere tanı tan ve duaları nı okuyarak onları alana süren kimse. * Alı m. cazibele ş me * Cazibeleş mek durumu. vazgeçmek. caz ı rtı cazibe * Cazı rdama sesi. cazibele ş mek . albeni. caz ı rdama * Cazı rdamak iş i. alı mlı . alı mlı lı k. cazibe kanunu * Yer çekimini belirten kurallar bütünü. * Çekim. * Fitneci. * Baş langı çta Kuzey Amerika zencilerinin müzi ğ i iken sonraları bütün dünyada benimsenen bir müzik türü. caz ı rdamak * Caz diye ses çı karmak. caz ı rdatmak * Cazı rdaması na yol açmak. kararı ndan dönmek. cazc ı cazc ı lı k cazgı r * Caz müziğ i çalan veya besteleyen kimse. * Caz müziğ i çalan orkestra. * Cazcı nı n iş i veya mesle ğ i. * Sözünden. caz ı rdatma * Cazı rdatmak i ş i. cazbant * Caz müziğ i çalan orkestra. cazgı rlı k caz ı r cazı r * (bir cismin kaynama ve yanması nı belirtirken) Güçlü ve sesli olarak. caz tak ı mı * Caz müziğ i çalan orkestranı n bütün çalgı lar ı . cazibedar * Çekiciliğ i olma.

* Kucak çocukları nı .* Çekici. bebekleri eğ lendirmek için çı karı lan ses. * Cazı olmayan. Cb * Kolombiyum'un kı saltmas ı . * Kadmiyum'un kı saltması . caziple ş tirme * Cazipleş tirmek durumu. cazlı cazsı z * Cazı olan. alı mlı . çekici. cazı r cazı r. caziple ş mek * Cazip duruma gelmek. alı mlı duruma getirmek. cazibesiz cazip caziple ş me * Caziple ş mek durumu. albenili. ağ ı rl ı ğ ı olan. cc Cd CD Ce * Seryum'un kı saltması . elveri ş li. alı mlı . cazibeli * Çekici. alı mlı duruma gelmek. albenili. cazipli caziplik * Cazip olma durumu. . * Kemanı n sı rt ve göğ üs tahtası nı iki yanı ndan C harfi biçiminde çenten oyuklar. * Çekici. cazur cazur * Bkz. * Çekici olmayan. * Önemli. caziple ş tirmek * Cazip duruma getirmek. ce ce * Türk alfabesinin üçüncü harfinin adı . *İ lgi uyandı ran. * Yabancı devlet elçiliklerine ait arabaları n plâkaları nda kullanı lan kı saltma. alı msı z. cazibele ş tirmek * Çekici.

* Silâh. cebi delik * Tutumlu olmayan (kimse). boş toprak. -ca / -ce (I). cebellezi etmek * cebine indirmek. * Becerikli. açı k göz (kadı n). cebel * Dağ .-ce -ce * Bkz. ce demeye mi geldin? * "Bu kadar az oturmaya mı geldin?" anlam ı nda kullanı lı r. * ("büyük kudret" anlamı ndan kayarak) Merhametsizlik. merhametsiz. * Aynı dönemde illerdeki atlı inzibat kuvveti. savaş sı rası nda t ı mar. zorbalı k. savurgan. ceberut * Tanrı 'nı n her ş eyin üstünde olan kudreti. * Sahipsiz. zeamet sahiplerinin dirlikleri oranı na göre yanları nda götürmekle yükümlü bulundukları atlı asker. ekime elveriş li olmayan yer. cebi delik (kimse) * para tutmayan. onaran ve bakı mı ile görevli bulunan. cebellezi * Hakkı olmayan bir ş eyi kendisine mal edip cebine koyma. * Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yı ld ı z kümesi. tart ı ş mak. savaş ta ordunun silâh ve cephanesini ulaş tı ran yaya kapı kulu ocakları ndan bir sı nı f asker. zorba. cebelle ş me * Cebelleş mek iş i. cebin . cebi para görmek * parası yokken para kazanmaya ba ş lamak. zorba. cebelle ş mek * Uğ raş mak. parası z. * Ekilmemiş tarla. çekiş mek. * Acı ması z. cebe * Zı rh. cebbar * Zorlayı cı . züğ ürt. * Bkz. Tanrı . cebeci * Yeniçeri ordusunda silâh yapan. cebine indirme. münakaş a etmek. * Kudret sahibi. cebeli * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde. -ca / -ce (II). * (tasavvufta) Allah'a varmanı n üçüncü basamağ ı .

yüz. zoraki. cebinden çı karmak * ondan çok üstün olmak. cebirsel formül * Cebirsel deyim. . * Artı ve eksi gerçek sayı larla. kadercilik. cebine indirmek (veya atmak) * (para için) hakkı olmadı ğ ı hâlde kendine mal etmek. kendini tutma. bunlara bağ lı bir büyüklük ölçüsünü çı karmak için gerekli i ş lemleri gösteren ve birbirine cebirsel iş aretlerle bağ lanan harf ve sayı lar bütünü. cebirsel * Cebirle ilgili. cebini doldurmak * karş ı la ş tı ğ ı elveriş li durumlardan yararlanarak bol para kazanmak. cebir cebir * Zor. üzeri bezle kaplanan levha. cebire * Kı rı k kemikleri yerinde tutmak için kullanı lan tahta. cebrî * Zorla yapı lan. ceddine lânet (veya yedi ceddine lânet!) * "soyun sopunla birlikte Tanrı cezanı zı versin!" anlamı nda ilenme bildiren söz. zor kullan ı larak yaptı rı lan. cebrinefs * Kendini zorlama. cebretmek * Zorlamak. cebriye * Yazgı cı lı k. zor kullanarak. cebir kullanmak * bir iş i yaptı rmak için zora baş vurmak. * Alı n. fatalizm. koaptör. cebirsel ifade * Cebirsel deyim. cebren cebretme * Cebretmek iş i. zorlayı ş . cebrî yürüyüş * Bir yere kuvvet yetiş tirmek veya düş mandan önce varmak için yapı lan s ı kı yürüyü ş . * Zorla. süyek. bunları n yerini tutan harfler yard ı mı yla nicelikler aras ı nda genel bağ lantı lar kuran matematik kolu. mukavva veya tenekeden yapı lmı ş . cebirsel deyim * Bilinen veya bilinmeyen büyüklük ölçüleri üzerinde.* Korkak.

* Çok sı kı ntı lı yer. * Oğ lak burcu. bravo" veya "Tanrı senden raz ı olsun" anlamı nda kullanı lı r. cefake ş cefalı * Cefa çeken. kötülük yapanlar ı n öldükten sonra ceza görecekleri yer. . cehennem gibi * çok sı cak. cefa * Büyük sı kı ntı . eziyete katlanmı ş veya katlanan. bilmezlik. eziyet. ceffelkalem * Hiç düş ünüp taş ı nmadan. cefa etmek * üzmek. bir çı rp ı da. * Sı kı nt ı ya.ceddine rahmet! * "aferin. Cedî cedit cedre * Guatr. eziyet. cehdetme * Cehdetmek iş i. * Yeni. cehennem kütü ğ ü * Cehennemde yanmaya yaraş ı r kimse. * Çok büyük sı kı ntı . üzgü. cehennem hayat ı * Büyük sı kı ntı ve üzüntülerle dolu ya ş ay ı ş . cehennem * Dinî inanı ş lara göre. cefa çekmek (veya görmek) * üzüntü. tamu. cehalet * Bilgisizlik. guş a. sı kı ntı ya katlanan. cefaya katlanmak * sı kı ntı veya üzüntüyü sabı rla kar ş ı layı p tahammül etmek. cefakâr * Cefalı . cehennem azab ı * Cehennemde uğ ran ı laca ğ ı na inan ı lan ceza. cefalı . sı kı ntı çekmek. eziyet etmek. cehdetmek * Çalı ş ı p çabalamak.

cehenneme kadar yolu var * "defolsun.ı ş ı kta bozulmayan beyaz kristal. kalçayı örten. çabalama. kollu giysi. havaya dayanı klı . . * Üzücü. * Kök boyası gillerden. * Pamuk. * Aş ı rı üzüntü ve s ı kı ntı çekilen yer hâlini almak. yakı cı . cehenneme lâyı k (kimse). cehennemleş me * Cehennemleş mek durumu. meyve. genellikle önden dü ğ meli. cehennem gibi. iğ . cehennemlik * Öldükten sonra yerinin cehennem olacağ ı sanı lan. Jaketatay. cehennemleş mek * Cehenneme dönmek.cehennem ol * defol!. * Modern ekmek fı rı nları nda ateş in bulunduğ u en sı cak bölüm. cehennemi boylamak * (sevilmeyen kimse için) ölmek. cehennem taş ı * Gümüş ün nitrik asitte ergitilmesiyle elde edilen. cehennem zebanisi * Zalim. kabuk veya odunundan güzel kı rmı zı renk elde edilen bir kök (Rhamnus infectorius). cehennemin dibine gitmek * (kı zı lan kimse için) defolup gitmek. cehennemin bucağ ı (veya dibi) * çok uzak yer. cehennem olmak * defolmak. * Bkz. * Hamamı n ocağ ı . istediğ i yere kadar gitsin. yün. cehil cehre cehri * Bilgisizlik. -cak / -cek. ceket ceketatay * Erkeklerin ve kadı nları n giydiğ i. ipek gibi ş eyleri eğ irip iplik durumuna getirmeye yarar araç. bilmezlik. cehennemî * Cehennemle ilgili. ceht -cek * Bkz. * Çaba. acı ması z kimse. külhan. korkum yoktur" anlamı nda sövme.

* Büyüklük. celî yazı * (Arap harfleriyle) Uzaktan okunacak biçimde istif edilmiş iri sülüs levha yazı sı . cellâtl ı k * Cellâdı n görevi. keçi. coş kun. ululuk. Celâlî *İ lk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde ortaya çı kı p devlete isyan eden Bozoklu Derviş Celâl'in adamları na ve ondan yana olanlara. * Parlak. celâllenmek * Öfkelenmek. celâlliye benzer. cellât * Ölüm cezası na çarptı rı lanlar ı öldürmekle görevli olan kimse. Celâlîlik * Celâlî olma durumu. kat ı yürekli. kı zg ı nlı k. cellât gibi * acı ması z. ulu. * Açı k. * Öfke. * Avcı çantası .celâdet celâl * Yiğ itlik. aş ikâr. celâlli * Sert ve öfkeli (kimse). kı zmak. İ brahim Pa ş a ve Edirne sarayları na alı nı p türlü devlet hizmetleri için aday olarak yeti ş tirilen genç. * Celâlli gibi. * Acı ması z. sı ğ ı r gibi kesilecek hayvanlar ı n ticaretini yapan kimse. sonralar ı da türeyen bütün eş kı yaya verilen ad. Galata. celil * Çok büyük. celâllenme * Celâllenmek iş i. kolaylı kla suç iş leyen. zalim. zalimlik. kahramanlı k. keçi. * Katı yüreklilik. celâllice celbe celep * Koyun. * Hı rç ı n. sı ğ ı r gibi kesilecek hayvanlar ı n ticaretini yapma iş i. * Topkapı . cilâlı . celeplik celî * Koyun. celp . * Tanrı 'nı n sı fatları ndan biri.

cemaatle ş me * Cemaatleş mek iş i veya durumu. cemaatle ş mek * Cemaat hâline gelmek. * Askerlik ödevini yapmaya çağ ı rma. celpname * Celp kâğ ı dı . celpname. kendi üzerine çekme. edilene veya tanı klara gönderilen ça ğ rı belgesi. cemaate uymak * içinde bulunulan bir topluluğ a uyarak davranmak. cemaatle namaz k ı lmak * imama uyarak namaz kı lmak. cemaatsizlik * Cemaatsiz olma durumu. celse * Oturum. cemaatimüslimin * Müslüman halk. çevresindekilerin düş üncesi ne olursa olsun kendi istediğ ini yapmaya çalı ş ı r. çağ rı belgesi. celseyi tatil etmek * oturuma ara vermek. *İ nsan kalabalı ğ ı .* Getirtme. celseyi açmak * oturumu açmak. . çağ rı belgesi. celp kâğ ı dı * Çağ rı kâğ ı dı . cemaatsiz * Cemaati olmayan. cemaat ne kadar çok olsa (veya cami ne kadar büyük olsa) imam gene bildiğ ini okur * bir yetkili kimse. cemaat * Bir imama uyup namaz kı lan kiş iler. cem'an * Cansı zlar. * Mahkeme tarafı ndan dava edene. * getirmek. cemadat cemal * Yüz güzelliğ i. cemaatli * Cemaati olan. * Bir dinden veya bir soydan olanları n topluluğ u. celp etmek * kendine çekmek. cansı z varlı klar.

çokluk hâline getirmek. hançer. (bir ş eyin) hepsi. * Topluluk. cemiyet * Dernek. büyük tövbe ay ı . * Toplama. cembiyeli * Cembiyesi olan. cembiyesiz * Cembiyesi olmayan. cemetmek * Toplamak. hepsinin tamamı . * Toplama. cemilenmek * Çoğ ullanmak. cemil cemile cemilendirme * Çoğ ulland ı rma iş i. cemetme * Cemetmek iş i. . (bir ş eyin) tümü. * Çoğ ul. cem'an yekûn * Toplam olarak. cemaziyülevvel * Ay takviminin beş inci ay ı . * (kadı n için) Güzel. cemaziyülevvelini bilmek * bir kimsenin herkesçe bilinmeyen. geçmiş teki kötü bir yönünü veya kötü durumunu bilmek. cemilendirmek * Çoğ ulland ı rmak. küçük tövbe ayı . * Gönül alı cı davranı ş . hep. cembiye * Bir çeş it eğ ri kama. bir araya getirmek. hepsi. * Birbirine uygun veya zı t anlamlı keli