Büyük Türkçe Sözlük

Sürüm No: 1.0 Açı klama Farabi

(veya a ğ zı nı n içine) bakmak * ne söyleyeceğ ini beklemek. * onun sözüne göre davranmak. ... (bir) hâl almak * bir duruma gelmek. ... canl ı sı * düş künü. ... damgası nı vurmak * (biri için) kötü bir yargı ya varmak. ... -e kuvvet * herhangi bir ş eye a ğ ı rl ı k verildi ğ inde kullanı lı r. ... f ı rı n ekmek yemesi lâzı m * bir duruma eriş mek için pek çok emek vermesi, çalı ş mas ı gerekir. ... gözüyle bakmak * yerine koymak. ... ile beraber * ile birlikte. ... kim ... kim * yakı ş tı rı lan ş eyin uygunsuzlu ğ unu belirtmeye yarar. ... olsun, ... olsun, * sözü geçen her ş ey. ... süsü vermek * gerçeğ e ayk ı rı olarak, kendisinde veya herhangi bir ş eyde üstün bir nitelik veya değ er varm ı ş gibi göstermek. ... ziyafeti çekmek * herhangi bir ş eyi en iyi biçimde baş armak, herhangi bir yönüyle doyurmak. ...-a veya ...-e gelince * sı ra gelince anlam ı na gelerek bir konu bittikten sonra sözü baş ka bir konuya geçirmeye yarar. * ayrı cal ı k gösteren bir dü ş ünceye geçildi ğ ini anlatı r. ...-a, ...-ya getirmek * birini bir duruma getirerek istediğ i gibi davranmak. ...-den eylemek * yoksun bı rakmak. ...-ı nda / ...-inde değ il * bir ş eyin söylenen niteli ğ ine önem vermeyi anlatı r. ...i tutmak * bir iş i yapacağ ı ve göreceğ i o zamana rastlamak. ...ikinci plâna düş mek * bir kimsenin veya topluluğ un gözünde eski önemini, değ erini yitirmek.

...ile beraber * -dı ğ ı / -diğ i anda. * -dan / -den baş ka. * -dı ğ ı / -diğ i hâlde. ...-ması yla, ...-mesi bir olmak * aynı anda, çabucacı k, birden. ...maya veya ...meye görsün (veya gör) * söz konusu fiilin doğ uraca ğ ı sonuca kesinlik kazand ı rmak için kullanı lı r. ...n ı n resmidir... * bir durumun olacağ ı kesin ve bellidir. 19 May ı s 30 A ğ ustos * Zafer Bayram ı . a a * (a:) Ş aş ma, hat ı rlama, sevinme, acı ma, üzülme, kı zma gibi duyguları güçlendirir, cümlenin baş ı nda veya sonunda kullanı lı r. a/e * Çekimli fiilin sonuna gelerek anlamı pekiş tirir. -a- / -e-a / -e -a / -e *İ simden fiil türeten ek. * Yönelme durumu eki: dağ a, eve, yola, öne. Ünlü ile biten isimlerden sonra araya y sesi girer. * Seslenme bildirir.

* Fiilden zarf türeten ek: yaza yaza, gide gide, koş a ko ş a, dü ş e kalka, güle oynaya. Ünlü ile biten fiillerden sonra araya y sesi girer: ya ş aya yaş aya, bekleye bekleye, okuya okuya, yürüye yürüye. Bu ek göre, kala, geçe, sapa örneklerinde kal ı plaş mı ş tı r. a, A

* Türk alfabesinin birinci harfi, ses bilimi bakı mı ndan kalı n ünlülerin düz ve geni ş olanı nı gösterir. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde lâ sesini bildirir. * Su. * Yünden, dövülerek yapı lan kalı n ve kaba kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş yakası z ve uzun üstlük. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan. * Eskiden derviş lerin giydiğ i abadan yapı lmı ş , önü aç ı k hı rka. * Abla. * Anne.

ab aba

aba altı ndan değ nek (sopa) göstermek * yumuş ak görünmekle birlikte yine de gözünü korkutmak. aba gibi * (kumaş için) kaba ve kalı n.

aba güre ş i * Aba giyilerek ve bele kuş ak bağ lanarak yapı lan bir tür güreş . aba vakti yaba, yaba vakti aba * kiş i, ihtiyaçları nı vaktinden önce ve ucuz olduğ u zaman karş ı lamal ı dı r. abac ı * Aba yapan veya satan kimse. * Abadan giyecek yapan veya satan kimse. * Bedavacı , asalak. abac ı kebeci, ara yerde sen neci? * "anlamadı ğ ı n bu iş e ne karı ş ı yorsun?" anlamı nda kullanı lan bir söz. abac ı lı k * Aba yapma veya satma iş i. * Abadan giyecek yapma veya satma iş i. abadî * Kalı nca ve açı k saman renginde, yar ı mat bir yazı kâğ ı dı türü. abajur * Iş ı ğ ı bir yere toplamak, doğ rudan doğ ruya gözlere vurmas ı nı önlemek için kullan ı lan lâmba siperi. * Genellikle üzeri siperli masa lâmbası veya ayaklı lâmba. * Abajur yapan veya satan kimse.

abajurcu

abajurculuk * Abajurcunun iş i veya mesle ğ i. abajurlu abaküs * Sayı boncu ğ u, çörkü. abal ı * Abas ı olan, aba giymiş olan. * Abajuru olan.

aband ı rma * Abandı rmak iş i. aband ı rmak * Bir kimsenin bir yere abanması nı sağ lamak. * Bir hayvanı yere çöktürmek. abandone * Dövüş emeyecek duruma gelen (boksör). abandone etmek * dövüş emeyecek duruma getirmek. abandone olmak * dövüş emeyecek duruma gelmek. abanî * Sarı mt ı rak dallı nakı ş larla iş lenmi ş bir tür beyaz, ipek kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş . * Abanmak iş i.

abanma

abanmak

* Eğ ilerek bir ş eyin, bir kimsenin üzerine kapanmak. * Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. * Bir ş eyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. * Birine yük olarak onun sı rtı ndan geçinmeye bakmak. * Abanozgillerin ağ ı r, sert ve siyah renkli tahtası .

abanoz

abanoz gibi * çok sert. abanoz kesilmek * sertleş erek dayanı klı lı ğ ı artmak. * kirden matlaş mak, rengini kaybetmek. abanozgiller *İ ki çeneklilerden, sı cak ülkelerde yetiş en ve kerestesine abanoz denilen bir bitki familyası . abanozlaş ma * Abanozlaş mak durumu alma. abanozlaş mak * Ağ aç ve benzeri maddeler uzun süre suda kalarak kararmak. * (insan) uzun süre güneş te kalarak kararmak, yanmak. abart ı abart ı cı * Bir ş eyi oldu ğ undan büyük veya çok gösterme huyunda olan (kimse), abartmacı , mübalâğ acı . abart ı cı lı k * Abartı cı olma durumu, abartmacı lı k, mübalâ ğ acı lı k. abart ı lı * Olduğ undan fazla gösterilen, mübalâğ alı . * Abartma, mübalâğ a.

abart ı lma * Abartı lmak iş i. abart ı lmak * Abartmak iş ine konu olmak, mübalâ ğ a edilmek. abart ı sı z abart ı ş abartma * Olduğ undan fazla gösterilmeyen, mübalâğ ası z. * Abartmak iş i veya biçimi. * Abartmak iş i, mübalâ ğ a.

abartmac ı * Abartı cı , mübalâğ acı . abartmac ı lı k * Abartı cı lı k, mübalâğ acı lı k. abartmak * Bir ş eyi oldu ğ undan büyük veya çok göstererek anlatmak, mübalâğ a etmek.

abartmal ı * Abartı lmı ş , mübalâğ alı . abartması z * Abartı lmamı ş , abartmadan, mübalâğ ası z. abası z aba ş o * Alt, alttaki, aş ağ ı . * Gemiyi baş tan veya kı çtan halatla karaya bağ lama. abat * Bayı ndı r, mamur. *Ş en, rahat. abat etmek * mamur etmek, rahata kavuş turmak, zenginleş tirmek, gönendirmek. abat eylemek * abat etmek. abat olmak * mutlu olmak, rahata kavuş mak, gönenmek. abay ı sermek * bir yere teklifsizce yerleş mek. abay ı yakmak * gönül vermek, tutulmak, âş ı k olmak. Abaza Abazaca abazan * Kuzeybatı Kafkasya'da ya ş ayan bir halk ve bu halka mensup olan kimse. * Abazalar tarafı ndan kullanı lan dil. * Karnı aç olan (kimse). * Uzun süre kadı ns ı z kalan (erkek). * Abası olmayan, aba giymemiş olan.

abazan kalmak * uzun süre cinsel iliş kide bulunmamak, kad ı ns ı z kalmak. abazanlı k * Abazan olma durumu. Abbas yolcu * yola çı kacak kimse. Abbasî * Abbas bin Abdülmuttalib soyundan gelen, Bağ dat merkez olmak üzere Ön Asya ve Kuzey Afrika'da 7501258 tarihleri aras ı nda hüküm süren sülâle. abd * Kul. * Köle. * Safevîler devrinde İ ran'da yaş ayan Türk oymakları ndan biri.

Abdal

* Anadolu'da yaş ayan birtakı m oymaklara verilen ad. abdal * Eskiden bazı gezgin derviş lere verilen ad. * Dilenci kı lı klı , üstü baş ı periş an kimse. * Bkz. aptal. abdala malûm olur * bir ş eyin olacağ ı nı önceden sezen kimseler için ş aka yollu söylenir. abdallı k * Abdal olma durumu. abdest * Müslümanları n, baz ı ibadetleri yapabilmek için el, ağ ı z, burun, yüz, kol, ayak yı kama ve baş a, enseye ı slak el gezdirme, kulağ ı temizleme biçiminde yaptı kları ar ı nma. *İ drar yapma ve kalı n bağ ı rsağ ı boş altma. abdest almak * abdest yoluyla arı nmak. * namaz kı lmak için gerekli y ı kama kuralları nı yerine getirmek. abdest bozmak * ayak yoluna gitmek. abdest bozulmak * yeniden abdest alma gereğ i ortaya çı kmak. abdest tazelemek * yeniden abdest almak. abdestbozan *Ş eritgillerden, vücudu yassı , birbirine kenetlenmiş boğ umları bulunan ve bazı sı metrelerce boyda olan bir bağ ı rsak asala ğ ı , tenya, ş erit. abdestbozan otu * Gülgillerden, siyah ve yeş il boya ç ı karı lan bir bitki (Poterium spinosum). abdesthane * Abdest bozacak yer, ayak yolu, tuvalet. abdesti gelmek (veya olmak) * abdest bozmaya ihtiyaç duymak. abdesti kaçmak * abdest bozma ihtiyacı varken yok olmak. abdestinde namazı nda * dindar. abdestinden ş üphesi olmamak * yaptı ğ ı iş te kusuru olmad ı ğ ı nı kesin olarak bilmek. abdestini vermek * azarlamak. abdestli abdestlik * Abdest almı ş bulunan veya abdesti bozulmamı ş olan. * Abdest alı nacak yer. * Abdest alı nı rken giyilen ve kolsuz hı rkaya benzeyen bir tür giyecek.

* Abdest almaya yarayan. abdestsiz * Abdest almamı ş veya abdesti bozulmuş olan. abdestsiz yere basmamak * din buyrukları na titizlikle uymak. abdiâciz * Alçak gönüllülük bildirmek üzere "ben" yerine kullanı lı r.

abdülleziz * Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yeti ş en çok yı ll ı k ve otsu bir bitki (Cyperus esculentus). * Bu bitkinin yemiş gibi yenilen, tatlı ve ya ğ lı ürünü. abece * Bkz. alfabe.

abece sı rası * Bkz. alfabe sı rası . abecesel * Bkz. alfabetik.

aberasyon * Sapı nç. abes * Akla ve gerçeğ e ayk ı rı . * Gereksiz, lüzumsuz, yersiz, boş .

abes bulmak * gereksiz, saçma saymak. abes kaçmak * uygunsuz düş mek. abesle uğ raş mak (veya abesle iş tigal etmek) * yersiz, yararsı zş eylerle vakit öldürmek. abeslik abı hayat * Abes olma durumu. * Efsanelere göre içen kimseye ölümsüzlük sağ layan bir su, bengi su.

abı hayat içmiş * yaş ı çok ilerlemiş oldu ğ u hâlde genç görünen (kimse). abı kevser * Cennette bulunduğ una inan ı lan Kevser ı rmağ ı nı n ad ı . abı ru * Yüz suyu. * Irz, namus, ş eref, haysiyet. * Anı t.

abide

abideleş me * Anı tlaş ma.

abideleş mek * Anı tlaş mak. abideleş tirme * Anı tlaş tı rmak iş i. abideleş tirmek * Anı tlaş tı rmak. abidemsi abidevî abis abiye * Bayanları n özel gecelerde giydiğ iş ı k giysi veya tuvalet. abla * Bir kimsenin kendinden büyük olan kı z kardeş i. * Büyük kı z kardeş gibi saygı ve sevgi gösterilen k ı z veya kadı n. * Genel ev veya randevu evi iş letmecisi kadı n, çaça, mama. * Yayvan ve dolgun yüz veya yüzü böyle olan (kimse). ablakça ablakl ı k ablalı k * Ablak gibi, ablak tarzı nda. * Ablak olma durumu. * Abla olma durumu. * Anı t benzeri. * Anı tla ilgili, anı tsal, anı ta benzer, an ı t gibi. * Okyanusları n çok derin yeri ve daha özel olarak, güneş ı ş ı ğ ı nı n eriş emediğ i kesim.

ablak

ablalı k etmek * abla gibi yak ı n ve koruyucu davranı ş ta bulunmak. ablâtif ablatya abli * Çı kma durumu. * Uzunluğ u 150, geni ş li ğ i 4-10 kulaç olan bir balı k ağ ı . * Yarı m serenleri sağ a, sola veya ortaya çevirmek için bunları n ucuna ba ğ lı bulunan donanı m.

abliyi kaç ı rmak (veya bı rakmak) *ş aş ı rmak, soğ uk kanlı lı ğ ı nı yitirmek, ipin ucunu kaçı rmak. abluka * Bir ülkenin veya bir yerin dı ş dünya ile olan her türlü bağ lantı sı nı kuvvet kullanarak kesme, kuş atma, ihata.

abluka altı nda tutmak * ablukayı devam ettirmek. abluka etmek * genellikle denizden kuş atmak. * etrafı nı çevirmek, bulunduğ u yerden ayı rmak.

ablukaya almak * Bkz. abluka etmek. ablukay ı kaldı rmak * abluka kararı ndan ve uygulaması ndan vazgeçmek. ablukay ı yarmak * abluka bölgesini zor kullanarak yarı p geçmek. abone * Önceden ödemede bulunarak süreli yayı nlara alı cı olma iş i. * Peş in para ile bir ş eye belli bir süre için alı cı olan kimse. * Bir yere gitmeyi alı ş kanlı k hâline getirmek. abone etmek * peş in para ile belli bir süre için bir ş eyi sürekli olarak almay ı sa ğ lamak. abone olmak * peş in para ile belli bir süre için bir ş eyi sürekli olarak almay ı önceden üstlenmek. abone yapmak * abone olmayı sağ lamak.. abonelik * Abone veya aboneler için kullanı labilecek kadar olan.

abonman * Bir satı cı veya kamu kuruluş u ile alı cı lar arası nda yapı lan anla ş ma. aborda * Bir deniz teknesinin baş ka bir tekneye, bir iskeleye veya bir rı htı ma yan ı nı vererek yana ş mas ı . aborda etmek * (gemi için) yanlaması na yanaş mak. abra * Bozuk teraziyi dengelemek için hafif gelen kefeye konulan taş , demir, çivi gibi a ğ ı rlı k, dara. * Bir değ iş tokuş ta üste verilen ş ey.

abrakadabra * Eski çağ larda bazı hastalı klara iyi geldiğ ine inanı lan büyülü söz. * Sihirbazları n sı kça kullandı ğ ı büyülü söz. abrama abramak abra ş * Alaca benekli. * (bitki yaprakları nda) Klorofil azlı ğ ı ndan dolay ı açı k renkte lekeleri olan. * Çilli, çopur yüzlü, açı k renk gözlü, çapar. * Deseni ve atkı sı bozuk halı . * Çarpı k, eğ ri, düzgün olmayan. * Ters, kaba, görgüsüz. abril * Nisan, april. abstraksiyonizm * Abramak iş i, idare. * (deniz taş ı tları için) Yönetmek, idare etmek.

* Bkz. soyutçuluk. abstre * Soyut, somut karş ı tı , mücerret. abstre say ı * Bkz. soyut sayı . absürt * Saçma.

absürt tiyatro * Bkz. saçma tiyatro. abu *Ş aş ma ve korku bildirir. abuhava *İ klim.

abuk sabuk * Akla, mantı ğ a uymayan, dü ş ünmeden söylenen, saçma sapan (söz). abuk sabuk konuş mak * saçma sapan söz söylemek. abuk sabukluk * Ciddiyetsizlik, saçmalı k. abuli abullabut *İ stenç yitimi, irade kaybı . * Hantal, kaba ve anlayı ş sı z (kimse). * Biçimsiz ve kötü giyinen, giyimine özen göstermeyen (kimse).

abullabutluk * Abullabut gibi davranma, abullabut olma durumu. abur cubur * Sı rası , tad ı , yararı gözetilmeksizin rastgele yenilen ş eyler. *İ ş e yaramayan, boş . abus * Ası k suratlı , somurtkan (kimse). * Somurtkan, çatı k, ası k (yüz). * Niteliğ i bilinmeyen, garip, acayip. * Aktinyum'un kı saltmas ı . * Merak, kararsı zl ı k veya kuş ku anlatı r.

Ac acaba

-acak / -ecek * Fiil çekim eki (gelecek zaman eki). * Fiilden isim ve sı fat yapma eki. Acar * Güneybatı Kafkasya'n ı n Türkiye sı nı rı na yakı n bölgesinde yaş ayan bir halk. acar

* Atı lgan, gözü pek, yiğ it, kabadayı , yı lmaz, kabı na s ı ğ maz. * Güçlü ve becerikli, çevik, enerjik. * Yeni. Acara * Bkz. Acar.

acarlaş ma * Acarlaş mak iş i. acarlaş mak * Acar duruma gelmek. acarlı k * Acar olma durumu.

acayibine gitmek * yadı rgamak, tuhafı na gitmek. acayip * Sağ duyuya, göreneğ e, olağ ana aykı rı ,ş aş ı lacak, ş aş maya değ er, garip, tuhaf, yadı rganan, yabansı . *Ş aş ma anlat ı r.

acayip olmak * yadı rganacak bir duruma girmek. acayiple ş me * Acayipleş mek durumu. acayiple ş mek * Baş kalaş mak, yad ı rganacak bir duruma girmek. acayiple ş tirme * Acayipleş tirmek iş i. acayiple ş tirmek * Acayip, yadı rganacak bir duruma getirmek. acayiplik * Acayip olma durumu, yabansı lı k, gariplik, tuhaflı k. accelerando * Parçanı n çalı nı rken gittikçe hı zlanacağ ı nı anlat ı r. acele * Çabuk davranma zorunluluğ u, ivedi, ivecenlik. * Vakit geçirmeden, tez olarak.

acele acele * Çabuk çabuk, hı zl ı olarak, büyük bir çabuklukla. acele etmek * çabuk davranmak, ivmek. * telâş etmek, sabı rsı zlanmak. acele iş eş eytan karı ş ı r * düş ünüp taş ı nmadan, ivedi olarak yap ı lan iş ten iyi sonuç beklenmemesi gerektiğ ini anlat ı r. aceleci * Tez iş gören, çabuk davranan, telâş lı , ivecen. acelecilik

* Aceleci olma durumu, ivecenlik. acelele ş tirme * Aceleleş tirmek iş i. acelele ş tirmek * Çabuklaş tı rmak. aceleye gelmek * çabuk yapı ld ı ğ ı için gereken özen gösterilmemi ş olmak. aceleye getirmek * zaman darlı ğ ı ndan yararlanarak birini aldatmak veya bir iş i üstünkörü yapmak. Acem *İ ranlı . *İ ran'a özgü. *İ ran ülkesi. acem * Türk müziğ inde mi notası na yakı n bir perde.

Acem halayı * Güney Anadolu yöresinde oynanan bir halk oyunu. Acem kı lı cı gibi * hem birinden yana, hem ona karş ı olabilen. Acem lâlesi * Taş kı rangillerden, turuncu ve sar ı renkte çiçekli, yı llı k ve çok yı ll ı k türleri olan, tohumla saksı da ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi, güneş topu. Acem pilâv ı * Safran ve zencefil ile yapı lan İ ran usulü bir pilâv çeş idi. acema ş iran * Klâsik Türk müziğ inde kullan ı lan ş et makamları ndan biri. acemborusu * Canlı kı rmı zı çiçekler açan bir süs bitkisi (Bigonia radicams). acembuselik * Klâsik Türk müziğ inde kullan ı lan birleş ik bir makam. Acemce acemi * Farsça. * Bir iş in yabancı sı olan, eli iş e alı ş mam ı ş , bir iş i beceremeyen. *İ ş inde, mesleğ inde ilerlememi ş . * Bir yerin, bir ş eyin yabancı sı . * Saraya yeni alı nmı ş cariyelere verilen ad.

acemi ağ ası * Hareme yeni al ı nan cariyelerin a ğ ası . acemi çaylak * Tecrübesiz, toy, beceriksiz. acemi er * Askere yeni alı nan ve eğ itim dönemini henüz tamamlamam ı ş er.

acemi oca ğ ı * Osmanlı ordusuna kapı kulu eri yetiş tirmek için kurulan okul. acemi oğ lanı * Yeniçeri ocağ ı nda yetiş tirilmek üzere tutsaklardan veya devş irme yoluyla Hristiyanlardan toplanan çocuk. acemice * Toyca, beceriksizce. acemileş me * Acemileş mek durumu. acemileş mek * Beceriksizlik göstermek, bocalamak. acemilik * Acemi olma durumu, aceminin çekingenliğ i ve ürkekliğ i, acemice davranı ş , toyluk.

acemilik çekmek * henüz alı ş madı ğ ı bir i ş te zorluk çekmek, bocalamak. acemilik etmek * düş üncesizce hareket etmek, acemice davranmak. acemkürdi * Klâsik Türk müziğ inde birle ş ik bir makam. acemle ş me * Acemle ş mek durumuna gelmek. acemle ş mek * Kültür ve medeniyet bakı mı ndan İ ran'ı veya İ ran halkı nı örnek almak. * Kendini İ ranlı gibi hissetmek veya İ ranlı gibi davranmak. acemle ş tirme * Acemleş tirmek iş i. acemle ş tirmek * Kültür veya medeniyet bakı mı ndan İ ran'ı veya İ ran halkı nı örnek ald ı rmak, Acem kültürünü yaygı nlaş tı rmak. acente * Bir kuruluş un malî veya ticarî iş lerini kazanç karş ı lı ğ ı nda yürüten ticarethane. * Vapur ortaklı ğ ı veya banka ş ubesi. * Bir kurumun veya ş ubelerinin baş ı nda bulunan kimse. * Bir kuruluş a ba ğ lı olmaksı zı n sözleş meye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya iş letmeyi ilgilendiren iş lerde arac ı lı k eden, bunları o iş letme adı na yapan kimse. acentelik * Acentenin yaptı ğ ı iş . * Acente kuruluş u. * Acaba. * Acizler, güçsüzler, eli ermezler, düş künler. * Tat alma organı nda bazı maddelerin bı raktı ğ ı yakı cı durum, tatlı karş ı tı . * Tadı bu nitelikte olan. * Keskin, hoş a gitmeyen, ş iddetli.

acep aceze ac ı

* Renk için, koyu. * Ağ rı , sancı . * Dı ş arı dan gelen bir etki ile dı ş organlarda birdenbire oluş an ve o etkilerin kalkmas ı ile duyulan rahatsı zl ı k, ı stı rap. * Kı rı cı , üzücü, incitici, dokunakl ı , korkunç. * Ölüm, yangı n, deprem gibi olayları n yarattı ğ ı üzüntü, keder, elem. * Acı olarak, ac ı vererek, ac ı duyurarak, üzüntü içinde. * Dokunaklı , kı rı cı , üzücü olarak, üzüntü içinde.

ac ı ac ı

ac ı ağ aç

* Sedef otugillerden, sı cak ülkelerde yeti ş en, kabu ğ u ve odunu hekimlikte kullan ı lan küçük bir ağ aç, kavasya (Quassia amara). ac ı badem * Gülgillerden bir meyve ağ acı (Amygdalus amara). * Bu ağ acı n acı mt ı rak, keskin kokulu meyvesi. ac ı badem kurabiyesi *İ rmik ve ş ekerle yoğ rularak üzerine acı badem konduktan sonra fı rı nda piş irilen bir çeş it kurabiye. ac ı bakla * Baklagillerden, acı olan taneleri suda tatlı laş tı rı larak yenilen otsu bir bitki, Yahudi baklası (Lupinus termis). ac ı bal ac ı bal ı k amarus). ac ı ceviz * Deli bal. * Sazangillerden, Avrupa'da ve ülkemiz göllerinde yaş ayan, 8-10 cm uzunlu ğ unda bir bal ı k, gördek (Rhodeus

* Genellikle Kuzey Amerika'da yetiş en, güzel görünüş lü bir ceviz türü.

ac ı çekmek (veya duymak) * ağ rı , sı zı duymak. * üzülmek, üzüntü içinde kalmak. ac ı çi ğ dem * Zambakgillerden, 10-30 cm boyunda, ş erit yapraklı ve açı k renk çiçekli, tohumları romatizma tedavisinde kullan ı lan zehirli bir çiğ dem türü, güz çiğ demi (Colchicum autumnale). ac ı elma * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac ı gelmek * dokunaklı , kı rı cı , üzücü gelmek. ac ı görmü ş * kötü günler yaş amı ş . ac ı hı yar * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac ı karpuz * Bkz. ebucehil karpuzu. ac ı kavak * Dağ kava ğ ı veya titrek kavak (Populus tremula). ac ı kavun

* Bkz. eş ek hı yarı . ac ı kök * Loğ usa otu köklerinin kurutularak dövülmesiyle elde edilen acı bir toz. ac ı kuvvet * Sert, etkili, zorlu kuvvet. ac ı marul * Birleş ikgillerden, tad ı acı , diş li yapraklı , sürgününden çı kan sütü uyu ş turucu ve yatı ş tı rı cı olarak kullanı lan iki yı llı k bir bitki (Lactuca virosa). ac ı meyan * Bkz. dikenli meyan. ac ı ot * Kuzey Anadolu dağ lar ı nı n ormanlar ı nda yeti ş en, toprak altı nda bilek kalı nlı ğ ı nda kökü bulunan çok yı ll ı k ve otsu bir bitki (Tamus communis). ac ı patl ı canı kı rağ ı çalmaz * kötü durumda olan bir kimseyi yeni kötü durumlar etkilemez. ac ı sak ı z * Çam sakı zı . ac ı söylemek * olumsuz bir davranı ş a kar ş ı gerçe ğ i olduğ u gibi söylemek. ac ı söz ac ı su ac ı tatl ı *İ yi kötü. ac ı vermek * üzüntüye sebep olmak, incitmek. ac ı yavş an * Tüylü dalak otu. ac ı yitimi * Sinir bozukluğ u, çok ilâç alma, donma gibi sebeplerle ac ı duyumunun birazı nı n veya tamamı nı n yok olması , analjezi. ac ı yonca * Kı zı l kantarongillerden, bataklı k yerlerde yetiş en, kötü kokulu ve çok acı olan yaprakları hekimlikte kullan ı lan bir bitki (Menyanthes trifoliata). ac ı ca ac ı kı lma * Acı kı lmak i ş i veya durumu. ac ı kı lmak * Acı kmak iş ine konu olmak. ac ı klı * Acı ndı racak, acı verecek nitelikte olan, dokunaklı , koygun. * Oldukça acı . * Kiş inin onuruna dokunan gönlünü inciten söz. *İ çindeki minerallerin etkisiyle tadı sert olan kuyu veya pı nar suyu.

* Acı görmü ş , yaslı , kederli. ac ı klı komedi * Eğ lendirici olmayı amaçlamayan, dramatik yönü ağ ı r basan, duygusal bir oyun türü, trajikomik. ac ı kma ac ı kmak düş ünür. ac ı ktı rma * Acı kt ı rmak i ş i. ac ı ktı rmak * Açlı k duyması na sebep olmak. * Aç bı rakmak, yeterince doyurmamak. ac ı lanma * Acı lanmak iş i. * Acı kmak iş i. * Açlı k duymak, yemek yeme ihtiyac ı duymak. * Uzun süre bir ş eyin yokluğ unu çeken kimse, o ş eyden ne kadar çok elde etse, yine kendisine yetmeyece ğ ini

ac ı lanmak * Tadı ac ı olmak, acı laş mak. * Acı lı durumda olmak, üzüntüye kapı lmak, üzülmek. ac ı laş ma * Acı laş mak iş i.

ac ı laş mak * Tadı bozulmak, acı olmak. * Dokunaklı duruma gelmek. * (konuş ma) Kı rı cı , sert bir durum almak. * Yemlerde genellikle yağ asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek. ac ı laş tı rma * Acı laş tı rmak iş i. ac ı laş tı rmak * Acı bir duruma getirmek. ac ı lı * Acı kat ı lmı ş olan. * Acı sı olan, kederli. * Acı olma durumu. * Dokunaklı lı k, kederlilik, yaslı lı k. * Acı lı olma durumu. * Acı mak iş i. * Baş ka bir kimsenin veya canl ı nı n mutsuzluğ una karş ı duyulan üzüntü, merhamet. ac ı mak * Tadı ac ı duruma gelmek, acı laş mak. * Acı lı , ağ rı lı olmak. * Baş kas ı nı n acı sı na ortak olmak veya durumundan üzüntü duymak.

ac ı lı k

ac ı lı lı k ac ı ma

* Baş kas ı nı n uğ rad ı ğ ı veya u ğ rayacağ ı kötü bir duruma üzülmek, merhamet etmek. * Bir ş eyi vermeye kı yamamak veya verdiğ ine, elden ç ı kardı ğ ı na üzülmek. ac ı ması z * Acı maz, katı yürekli, merhametsiz.

ac ı ması zca * Acı ması z olarak, ac ı ması z bir biçimde, zalimce, zalimane. ac ı ması zlı k * Acı maz olma durumu, merhametsizlik, zulüm. ac ı mı k ac ı msı * Buğ day tarlaları nda yeti ş en, tohumu zehirli, yabanî bir bitki, belemir. * Acı ya yakı n tadı olan, tadı az acı olan, acı mtı rak. * Dokunaklı .

ac ı mtı rak * Acı msı . ac ı nacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek. ac ı ndan ölmek * açlı ktan ölmek. * çok acı kmak. ac ı ndı rma * Acı ndı rmak i ş i. ac ı ndı rmak * Bir kimsenin acı ması na yol açmak, merhamete getirmek. ac ı nı lacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek durumda bulunan. ac ı nı lma * Acı nı lmak i ş i. ac ı nı lmak * Acı nmak iş ine konu olmak. ac ı nma ac ı nmak * Acı nmak iş i. * Acı mak iş ine konu olmak. * Baş kas ı nı n hesab ı na üzülmek, yazı klanmak, yerinmek, eseflenmek, esef etmek, teessüf etmek. * Az acı , acı mtı rak. * Yaban turpu. ac ı sı çı kmak * olumsuz, kötü sonucu ortaya çı kmak. ac ı sı içine (veya yüre ğ ine) çökmek (veya iş lemek) * bir ş eyin ac ı sı nı pek çok duymak.

ac ı rak ac ı rga

* olmadan olacağ ı düş ünerek çok üzülmek. ac ı sı na dayanamamak * bir kimse bir yakı nı nı n ölümünden büyük üzüntü duymak. ac ı sı nı almak * acı lı ğ ı nı gidermek. * sı zı yı dindirmek. * kederini azaltmak. ac ı sı nı bağ rı na basmak *ş ikâyet etmeden üzüntüye katlanmak. ac ı sı nı çekmek * yapı lan yanl ı ş bir i ş in kötü sonucunu görmek. ac ı sı nı çı karmak * (tat için) acı lı ğ ı nı yok etmek. * uğ radı ğ ı maddî veya manevî zararı kar ş ı layacak bir i ş yapmak. * öç almak, intikam almak. ac ı sı nı görmek * bir yakı nı nı n ölümünü görmek. ac ı sı z * Tadı ac ı olmayan. * Ağ rı , sı zı duyulmayan. * Üzüntü, sı kı ntı olmayan, kedersiz. * Acı tmak iş i veya biçimi. * Acı tmak iş i. * Acı lı k vermek. * Ağ rı ve sı zı duymas ı na sebep olmak. * Acı ma duygusu olan (kimse). * Acı mak iş i veya biçimi. acibe acil * Hiç görülmemiş , alı ş ı lmamı ş ,ş aş ı lacak veya yadı rganacak ş ey. *İ vedi, ivedili.

ac ı tı ş ac ı tma ac ı tmak

ac ı yı cı ac ı yı ş

acil servis * (hastanelerde) Vakit yitirilmeden bakı lmas ı gereken hastaları n ilk tedavilerinin yapı ld ı ğ ı yer. acil ş ifalar dilemek * hastanı n kı sa sürede iyileş mesi dileğ inde bulunmak. acilen aciyo * Hemen, hiç zaman yitirmeden, tez elden, gecikmeden, ivedilikle. * Bkz. acyo.

aciz

* Gücü bir iş e yetmez olanı n durumu, güçsüzlük. * Beceriksizlik. * Birinin borcunu vaktinde ödeyememesi durumu. * Gücü bir iş e yetmez olan, güçsüz. * Beceriksiz.

âciz

âciz kalmak * çok uğ ra ş maya rağ men o iş i yapamamak. âcizane * Söz söyleyen kimsenin kendi yaptı klar ı nı abartmamak için kullandı ğ ı "acizlere yak ı ş acak biçimde" anlamı nda bir nezaket sözü. âcizleri âcizlik acube acul * Tez canlı , içi tez, ivecen. * Hı zlı , çabuk. acun * Dünya. acur acur * Bkz. ajur. * Alçak gönüllülük göstermek için "ben" zamiri yerine kullanı lan bir söz. * Beceriksizlik, güçsüzlük. * Tuhaf kimse.

* Kabakgillerden, kabuğ u çizgili ve tüylü, sarı mt ı rak, ye ş il veya sar ı , üzeri ye ş il lekeli, irice bir çeş it hı yar (Cucumis flexuosus). acurlu acuze acyo * Herhangi bir paranı n gerçek de ğ eriyle sürüm değ eri arası nda veya bir ticaret senedinin üzerinde yaz ı lı miktar ile indirimden sonraki tutarı aras ı nda doğ an fark. * Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alı nan komisyon. * Senetli kredi iş lemlerinde bankaları n yaptı kları tahsilât. acyocu * Borsa veya piyasada tahvil için çeş itli hileler uygulayan, dolaplar çeviren kimse. * Bkz. ajurlu. * Huysuz, çirkin, yaş lı kadı n, cadı karı .

acz içinde olmak * gücü yetmemek, becerememek. acze düş mek * çaresiz kalmak, elinden birş ey gelmemek. aç

* Yemek yeme ihtiyacı olan veya yemesi gereken, tok karş ı tı . * Yiyecek bulamayan, yoksul kimse. * Gözü doymaz, haris. * Çok istekli, çok hevesli. * Karnı doymamı ş olarak. -aç / -eç *İ simden isim ve sı fat yapma eki: bakr-aç, top-aç, kı r-aç vb. * Fiilden sı fat yapma eki: gül-eç vb. * Fiilden isim yapma eki: tı ka-ç, say-aç, sür-eç vb. aç acı na * aç olarak, bir ş ey yemeden.

aç açı k kalmak * yoksulluk içinde, evsiz barksı z kalmak. aç ayı oynamaz * kendisinden iş beklenilen kimseden emeğ inin karş ı lı ğ ı esirgenmemelidir. aç bı rakmak * yiyecek vermemek veya karnı nı doyurması na engel olmak. aç bîilâç * Sürekli olarak aç ve bakı msı z. * Sürekli olarak aç ve bakı msı z.

aç doymam, tok ac ı kmam san ı r * aç insan elde ettiğ inden çoğ unu ister, varlı klı insan ise var olanla yetinir gibi görünür. aç doyurmak * yoksulları beslemek. aç gezmektense tok ölmek ye ğ dir * yoksulluk ölümden de beterdir. aç göz aç gözlü aç gözlü * karş ı tı . aç gözlülük * Aç gözlü olma durumu veya aç gözlüye yakı ş acak davranı ş , doymazlı k, tamahkârlı k, tamah. aç gözlülük * karş ı tı . aç gözlülük etmek * bir ş eye karş ı aş ı rı istek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkârlı k etmek. aç gözünü, açarlar gözünü * "uğ raş ı larda uyan ı k bulunmak gerekir, yoksa umulmadı k bir anda büyük zararlarla yüz yüze gelirsin" anlamı nda kullanı lı r. aç kalmak * karnı nı doyuramamak. * yoksulluğ a düş mek. * Gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris. * Mala veya yiyecek içecek ş eylere doymak bilmeyen, gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris, camgöz.

aç karnı na * mide boş ken henüz birş ey yiyip içmemiş ken. aç kurt gibi (yemek, üş üş mek veya saldı rmak) * büyük bir istekle. aç susuz kalmak * yoksulluktan yaş ayamayacak bir duruma gelmek, yoksul bir duruma düş mek. aç tavuk kendini arpa ambarı nda sanı r * insanlar, yokluğ unu, yoksulluğ unu çektikleri ş eyler için olmayacak hayaller, düş ler kurar. açacak * Açmaya yarayan araç. * Anahtar. * Kokusuz, güzel renkli çiçekler açan bir bitki, açelya, azelya. * Açmak iş ini yapan. * Oynak kemiklerin arası ndaki açı ları geniş letmeye yarayan kasları n genel adı , büken kar ş ı tı . * Anahtar. *İ ş tah açmak için yemekten önce içilen alkollü içki, aperitif. * Bkz. açalya. * Birbirini kesen iki yüzeyin veya iki doğ runun oluş turdu ğ u çı kı ntı . * Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan ç ı kan iki yar ı m doğ runun oluş turduğ u geometrik biçim, * Görüş , bak ı m, yön.

açalya açan

açar

açelya aç ı zaviye.

aç ı ölçüm * Açı ölçmede söz konusu olan yöntem ve teknik. aç ı cı * Açmak iş ini yapan.

aç ı ğ a alı nmak * görevine son verilmek. aç ı ğ a alma * bir görevliyi geçici bir süre iş ten alma. aç ı ğ a almak * görevine son vermek. aç ı ğ a çı karmak * iş inden ç ı karmak. aç ı ğ a çı kmak * belli olmak, anla ş ı lmak. * iş inden ç ı karı lmak. aç ı ğ a vurmak * belli etmek, ortaya çı karmak. * gizli bir durumu ortaya çı karmak.

aç ı ğ ı çı kmak * saklamakla görevli bulunduğ u paranı n veya mal ı n eksik olduğ u anlaş ı lmak. aç ı ğ ı nı kapatmak * eksiğ ini tamamlamak. aç ı k * Açı lmı ş , kapalı olmayan, kapal ı karş ı tı . * Engelsiz. * Örtüsüz, çı plak. * Boş . * Görevlisi olmayan, boş (iş , görev), münhal. * Aralı ğ ı çok. *İ ş ler durumda olan. * Kolay anlaş ı lı r, vazı h. * Gizliliğ i olmayan, oldu ğ u gibi görünen. * Her türlü düş ünceyi hoş görüyle karş ı layabilen, etkisinde kalabilen. * (renk için) Koyu olmayan. * (kitap, resim, film için) Seviş me sahnelerini bütün çı plaklı ğ ı yla anlatan. * Kapalı olmayan (hava, iş yeri). * Belli bir yerin biraz uzağ ı . * Denizin kı yı dan uzakça olan yeri. * Doğ ru olarak, açı kça. * Bir ihtiyacı n kar ş ı lanamaması durumu. aç ı k açı k * Saklamaksı zı n, gizli yer bı rakmaksı zı n, içtenlikle.

aç ı k ağ ı l * Koyunları n ve keçilerin bar ı ndı rı ldı kları üstü açı k, etrafı taş duvar veya ölü çitlerle çevrili basit barı nak. aç ı k ağ ı zlı * Aptal, sersem, ahmak. aç ı k alı nla * baş ar ı ve övünç ile. aç ı k artı rma * Bir malı n satı ş ı nda alı cı lar aras ı nda fiyat artı rma yar ı ş ı na dayanan satı ş . aç ı k bilet * Yolculuklarda dönüş tarihi kararlaş tı rı lmamı ş , belirli bir dönem için geçerli, gidiş dönüş bileti.

aç ı k bono * Para hanesi boş bı rakı larak imza edilen bono. aç ı k bono vermek * sı nı rsı z yetki tan ı mak. aç ı k bölge * Gümrük sı nı rlamalar ı nı n olmadı ğ ı bölge, serbest bölge, serbest mı ntı ka. aç ı k celse * Açı k duruş ma. aç ı k ciro aç ı k çek * Üzerine para miktarı yaz ı lmamı ş , çek. aç ı k deniz * Senet veya çek arkası na kime ödeneceğ i belirtilmeden imzalanma yoluyla yapı lan ciro.

* Denizin, kara suları nı n dı ş ı nda kalan bölümü. * Yakı n karalarla çevrili olmayan deniz, engin. aç ı k devre *İ çinden sürekli akı m geçmeyecek bir yalı tkanla kesilmi ş elektrik devresi. aç ı k dola ş ı m sistemi * Genellikle bütün eklem bacaklı larda ve birçok yumuş akçada bulunan atardamar ve kan boş luğ undan olu ş mu ş açı k bir dolaş ı m sistemi. aç ı k duruş ma * Mahkemede herkesin duruş mayı dinleyebileceğ i oturum. aç ı k düş me * Yağ lı güreş te pehlivan ı n kı ç üstü dü ş erek yenilmiş sayı lması . aç ı k eksiltme * Yaptı rı lacak bir iş in veya satı n alı nacak bir malı n ucuza sağ lanması için i ş i yapacak veya malı satacak kiş iler arası nda fiyat düş ürme yarı ş ı na dayanan iş lem. aç ı k elli * Cömert.

aç ı k ellilik * Cömertlik. aç ı k fikirli * Olayları ve özellikle yenilikleri iyi anlayı p gereğ i gibi karş ı layabilen, düş ündüğ ünü olduğ u gibi söyleyebilen (kimse). aç ı k fikirlilik * Açı k fikirli olma durumu. aç ı k hava * Bulutsuz hava. * Bahçe, park gibi yapı dı ş ı olan yer. aç ı k hava sineması * Yazı n veya iklimi elveriş li yerlerde sürekli olarak çalı ş an, üstü açı k, yanlar ı kapal ı sinema. aç ı k hava tiyatrosu * Yazı n veya iklimi elveriş li yerlerde sürekli olarak çalı ş an, üstü açı k, yanlar ı kapal ı tiyatro. aç ı k hece * Ünlü ile biten hece.

aç ı k hesap * Peş in para veya bono vermeden yap ı lan alı ş veri ş . aç ı k imza * Üzeri boş bı rakı lan bir kâğ ı dı n altı na, dolduracak olana güvenilerek atı lan imza. aç ı k iş letme * Maden yatağ ı nı örten verimsiz topraklar kaldı rı ldı ktan sonra açı k havada yapı lan i ş letme. aç ı k kahverengi * Kahverenginin bir veya birkaç ton açı ğ ı . aç ı k kalp ameliyatı * Kalbin içi açı lmadan önce dolaş ı m sun'î kalp denilen bir ayg ı ta devredildikten sonra yapı lan kalp ameliyat ı . aç ı k kalpli

* Bkz. açı k yürekli. aç ı k kalplilik * Bkz. açı k yüreklilik. aç ı k kapamak * (bütçe) gider fazlası nı para sağ layarak gidermek. aç ı k kapı bı rakmak * gereğ inde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bı rakmak, kesip atmamak. aç ı k kapı politikası * Yabancı malları bir ülkeye serbestçe sokma politikası . aç ı k kapı siyaseti * Açı k kapı politikas ı . aç ı k konuş mak * gerçeğ i çekinmeden söylemek. aç ı k kredi * Bankaları n güvendikleri mü ş terilere rehin, ipotek veya kefil istemeksizin verdikleri borç para. aç ı k liman * Bütün gemilerin formalite yönünden kolayca girip çı kt ı klar ı liman. * Hava ş artları ndan kolayca etkilenen liman. aç ı k maaş ı * Görevinden alı nan birine yasaca tan ı nan, belirli bir süre içinde ödenen aylı k. aç ı k mavi * Mavinin bir ton açı ğ ı . aç ı k mektup * Zarfı yap ı ş tı rı lmamı ş mektup. * Yazı ldı ğ ı kimseye gönderilmeyip bası n yoluyla açı klanan mektup. aç ı k olmak * (o yerde) kendisi her zaman iyi karş ı lanmak. aç ı k ordugâh * Kı rda kurulan ordugâh. aç ı k oturum * Güncel, siyasî, sosyal ve bilimsel konuları n veya sorunları n herkesin izleyebilece ğ i bir biçimde aç ı k olarak tart ı ş ı ldı ğ ı toplantı . aç ı k oy * Verenin adı nı gösteren ve konu ş ulan sorun üzerindeki düş üncesini belli edecek yolda verilen oy.

aç ı k öğ retim * Ders konuları radyo ve televizyon gibi araçlarla yay ı mlanan veya posta ile ilgililere ulaş tı rı lan öğ retim yöntemi. aç ı k önerme *İ çerisinde değ iş ken bulunan ve bu de ğ iş kenin alaca ğ ı değ erle doğ ruluğ u veya yanlı ş lı ğ ı kesinleş en önerme. aç ı k pazar * Gümrük kaydı olmayan, her devletin malı nı serbestçe satabileceğ iş ehir veya ülke. aç ı k pembe * Pembenin bir ton açı ğ ı .

aç ı k poliçe * Eksik bilgileri sonradan tamamlanmak üzere düzenlenen poliçe. aç ı k rejim * Parlâmenter rejim. aç ı k saçı k * Göreneğ e ayk ı rı derecede çı plak veya örtüsüz. aç ı k saçı k konuş mak * cinsî konularla ilgili sözler söylemek. aç ı k sarı * Sarı nı n bir ton açı ğ ı . aç ı k sayı m * Bir seçim sonunda verilen oyları n açı k olarak sayı lmas ı , aleni tadat. aç ı k seçik * Çok açı k, çok belirgin. aç ı k senet * Bkz. açı k bono. aç ı k söylemek * anlaş ı lmamı ş yönünü bı rakmadan anlatmak veya çekinmeden söylemek. aç ı k sözlü * Her ş eyi olduğ u gibi söyleyen, sözünü esirgemeyen. aç ı k sözlülük * Açı k sözlü olma durumu. aç ı kş ehir * Düş man saldı rı sı na karş ı savunma önlemleri alı nmam ı ş , içinde herhangi bir askerî hedef bulunmayan ve bu durumu önceden ilân edilmi ş olan ş ehir. aç ı k taş ı t * Üstü örtülmemiş taş ı t (araba, otomobil vb.). aç ı k teş ekkür * Herhangi birine bası n yoluyla edilen teş ekkür. aç ı k tohumlular * Tohumları kozalak pullar ı üzerinde açı k olarak bulunan çiçekli bitkilerin ayrı ld ı ğ ı iki büyük daldan biri. aç ı k tribün * Açı k havadaki spor müsabakaları nda seyircilerin oturduğ u ve üstü kapalı olmayan bölüm. aç ı k tutmak * bir iş yerinin çal ı ş ı r durumunu sürdürmek. aç ı k vermek * gelir, gideri karş ı lamamak. * gizlenmek istenen bir olayı , bir düş ünceyi veya durumu elde olmayarak ortaya koymak, açı klamak. aç ı k yara aç ı k yeş il * Kapanmamı ş , sürekli iş leyen yara. * Yeş ilin bir ton açı ğ ı .

aç ı k yürekle * özü sözü bir olarak, hiçbir ş ey saklamaksı zı n. aç ı k yürekli * Düş ündüğ ünü olduğ u gibi söyleyen, içi temiz, gizli yönü olmayan (kimse), samimî, aç ı k kalpli. aç ı k yüreklilik * Açı k yürekli olma durumu, samimiyet, açı k kalplilik. aç ı k zaman * Tutkalı n yüzeye sürüldüğ ü an ile pres edilip, s ı kı lmas ı gereken an aras ı nda geçen süre. aç ı kağ ı z aç ı kça * Turpgillerden bir bitki (Hesperis acris). * Gizli bir yönü kalmaksı zı n, kolay anlaş ı lı r bir biçimde.

aç ı kçası * Doğ rusu, açı k olanı , anlaş ı lı r biçimi, gizli kapakl ı olmayan yanı . * Açı k olarak. aç ı kçı aç ı kgöz * Uyanı k davranarak ç ı karı nı sağ layan, imkânlardan kurnazca yararlanmas ı nı bilen. aç ı kgözlük * Açı kgözlülük. aç ı kgözlülük * Açı kgöz olanı n durumu, açı kgöze yakı ş acak davranı ş . aç ı klama * Açı klamak iş i, izah. * Borsada fiyat dalgalanmaları ndan yararlanarak açı ktan para kazanan (kimse).

aç ı klama cümlesi * Bir önceki cümleyle bağ lantı kuran yani, demek ki, öyle ki gibi bağ layı cı larla ba ş layan, söz konusu duygu veya dü ş ünceyi bütünleyen cümle. aç ı klama yapmak * herhangi bir konuyu aydı nlı ğ a kavuş turmak amac ı yla konuş mak veya yazmak. aç ı klamak * Bir konuyla ilgili olarak gerekli bilgileri vermek, izah etmek. * Bir sorunla ilgili olarak aydı nlatı cı bilgi vermek, tavzih etmek. * Bir sözün, bir yazı nı n ne anlatmak istediğ ini belirtmek, yorumlamak. * Açı kça söylemek, ifş a etmek. * Belirtmek, göstermek, açı ğ a vurmak, izhar etmek. aç ı klamalı * Birtakı m aç ı klamalarla anlaş ı lması , öğ renilmesi kolaylaş tı rı lmı ş , izahlı . aç ı klanan * Açı klamalar sonunda ortaya çı kması beklenen kavram. aç ı klanma * Açı klanmak iş i. aç ı klanmak

* Açı klamak iş i yapı lmak, izah edilmek, ifş a edilmek. aç ı klar livası *İ ş i gücü olmayan, boş ta kalan kimse. aç ı klar livası * iş i gücü olmayan, bo ş ta kalan kimse. aç ı klar livası olmak * iş bulamayarak iş siz ve kazançsı z kalmak. aç ı klaş ma * Açı klaş mak durumu almak. aç ı klaş mak * Açı k duruma gelmek. * Rengi açı lmak. aç ı klaş tı rma * Açı klaş tı rmak iş i. aç ı klaş tı rmak * Açı k duruma getirmek. * Rengini açtı rmak. aç ı klatma * Açı klatmak iş i. aç ı klatmak * Açı klaması nı sa ğ lamak. aç ı klayan * Açı klamalar sonucunda elde edilen kavram.

aç ı klayı cı * Bir sorunu gerekli açı klı ğ a kavuş turan. * Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açı klayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk yeni Türkiye'nin kurucusu, daima sayg ı ile an ı lacaktı r" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk ad ı nı n açı klayı cı sı dı r. aç ı klayı ş * Açı klamak iş i veya biçimi. aç ı klı ğ a kavuş turmak * (bir konu veya sorunu) aydı nlatmak, kapal ı lı ktan kurtarmak, anlaş ı lı r duruma getirmek. aç ı klı k * Açı k olma durumu. * Uzaklı k, mesafe. * Örtüsüz, çı plak yer. * Boş ve geniş yer. * Bir yerin uzaklara kadar bakı labilecek ve bakanı n içinde ferahlı k doğ uracak durumda olması . * Gerçeğ i olduğ u gibi yansı tma durumu. * Bir söz veya yazı da maksadı n açı k olması özelliğ i, vuzuh. * Dürbün, fotoğ raf makinesi gibi optik araçlarda ağ ı z çapı ,ı ş ı ğ ı n girebildiğ i delik.

aç ı klı k getirmek (veya kazandı rmak) * (bir konu veya sorunu) anlaş ı lı r duruma getirmek. aç ı klı kölçer * Bir mikroskobun açı klı ğ ı nı ölçmeye yarayan alet. aç ı kta bı rakmak

* iş ve görev vermemek, yersiz yurtsuz bı rakmak veya birkaç kiş iye birlikte sağ lanan bir iyilikten birini yararland ı rmamak. aç ı kta kalmak (veya olmak) * iş ve görev bulamamak, yersiz yurtsuz kalmak veya birkaç kiş inin birlikte eri ş tiğ i bir iyilikten yararlanamamak. aç ı ktan * Bir yerin uzağ ı ndan. * Sı ra ve aş ama gözetilmeden, dı ş ar ı dan atayarak. * Emek ve para harcamadan.

aç ı ktan (para) kazanmak * emek ve sermaye olmadan para kazanmak. aç ı ktan açı ğ a * Belirgin olarak, göz göre göre. aç ı ktan kazanmak * emek ve sermaye koymadan kazanç sağ lamak. aç ı ktan para almak * bir iş veya mal için, kararlaş tı rı lmı ş ücret veya değ er dı ş ı nda para almak. aç ı ktan tayin * Derece ve belli bir sı ra gözetilmeksizin yapı lan atama. aç ı lama aç ı lı m ölçülür. * Açı lma. * Bir yı ld ı zla gök ekvatoru arası ndaki uzaklı k; kuzeye doğ ru olan ı art ı , güneye doğ ru olanı da eksi iş aretiyle *İ leride, içlerinde en uygununun seçilebilmesi için, güç bir sahnenin çeş itli açı lardan çekiminin yapı lması .

aç ı lı p saç ı lmak * (kadı n için) çok aç ı k saçı k giyinmeye baş lamak. * (kadı n için) eskisine göre ölçüsüz davranı ş larda bulunmaya ba ş lamak. aç ı lı ş * Açı lmak iş i veya biçimi. * Yeni bir yapı nı n, yerin veya yeni bir kurulu ş un çalı ş maya ba ş laması , küş at.

aç ı lı ş konuş ması * Herhangi bir toplantı nı n açı lması sı rası nda yapı lan ilk konuş ma. aç ı lı ş töreni * Bir açı lı ş ı kutlamak için yapı lan toplantı , resmiküş at. aç ı lma * Açı lmak iş i. * Bir film çekiminde karanlı kta baş layı p gittikçe ayd ı nlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. * Bir grupta, sı raları n jimnastik alı ş tı rmaları için dağ ı nı k düzene girmesi. * Çatlama. * Açmak iş i yapı lmak veya açmak iş ine konu olmak. * (renk için) Koyuluğ unu yitirmek. * Kendine gelmek, biraz iyileş mek, ferahlamak. * (gemi) Gitmek, uzaklaş mak. * Sı kı lmas ı , çekinmesi, tutukluğ u kalmamak. * (kuruluş lar için) İ lk kez veya yeniden iş e baş lamak.

aç ı lmak

*İ ş ini gereğ inden veya götürebileceğ inden geniş tutmak. * Geniş lemek, bolla ş mak. * Delinmek, yı rtı lmak. * (sis, karanlı k, duman için) Da ğ ı lmak, yo ğ unluğ unu yitirmek. * Gereken güce ulaş mak. * Sı rrı nı , üzüntüsünü, sorunları nı birine söylemek. * (pencere, kapı , yol için) Geçit vermek. * Ayrı ntı ya girmek. * (yüzerken) Kı yı dan uzaklaş mak. aç ı m * Açma, açı lı ş , küş at. aç ı mlama * Açı mlamak iş i, teş rih, ş erh. aç ı mlamak * Bir sorunu veya konuyu ele alı p en ince noktaları na kadar gözden geçirerek anlatmak, ş erh etmek, teş rih etmek. aç ı mlanma * Açı mlanmak iş i. aç ı mlanmak * Açı mlamak iş ine konu olmak. aç ı ndı rma * Açı ndı rmak i ş i. aç ı ndı rmak * Açı nması nı sa ğ lamak. * Bir cismin yüzeyini açarak bir düzlem üzerine yaymak. aç ı nı m * Açı nmak iş i, inkiş af. * Bir cismin yüzeylerinin açı lı p bir düzlem üzerine yayı lmas ı . * Açı nmak iş i. * Geliş mek. * (tohum, hastalı k için) İ çindeki yetenekler uyanarak amacı na varmak, geliş mek, inki ş af etmek. * Açı nsamak iş i, istikş af.

aç ı nma aç ı nmak

aç ı nsama

aç ı nsamak * Bir yerin özelliklerini ortaya çı karmak için araş tı rma ve inceleme yapmak, istikş af etmek. aç ı ortay * Bir açı sal bölgeyi, ölçüleri birbirine e ş it olan iki açı sal bölgeye ayı ran do ğ ru. aç ı ortay düzlemi *İ ki düzlemli bir açı yı iki komş u ve eş it açı ya bölen düzlem. aç ı ölçer aç ı sal * Bkz. iletki. * Açı ile ilgili.

aç ı sal bölge * Açı ile iç bölgesinin birle ş iminden olu ş an düzlem parçası . aç ı sal çap * Ay ve Güneş gibi gök cisimlerinin iki do ğ rusu arası ndaki açı . aç ı sal hı z * Hareket eden bir cismi duran bir noktaya birleş tiren do ğ ru parçası nı n birim zamanda taradı ğ ı açı . aç ı sal ivme * Açı sal hı zı n birim zamanda değ iş en niceliğ i. aç ı sal sapma * Belli bir açı düzeyinde gerçekleş en sapma. aç ı sal uzakl ı k * Gök cisimlerinin (yı ldı z veya gezegen) birbirlerinin karş ı laş ma düzlemine göre uzaklı ğ ı . aç ı sal yol * Hareket eden cismin birim zamanda gözlemciye göre aldı ğ ı yol. aç ı ş * Açmak iş i veya biçimi. * Bir kuruluş u çalı ş maya ba ş latma.

aç ı ş konu ş mas ı * Herhangi bir toplantı yı baş latmak için yapı lan ilk konu ş ma. aç ı t açkı * Bir duvarda açı k bı rakı lmı ş bulunan kap ı , pencere, kemerleme benzeri aç ı klı k. * Bir cismin yüzeyi üzerinde sert bir madde veya bir araç sürterek onu düzleş tirip parlatma, perdah. * Demircilikte delik büyütmekte kullanı lan araç. * Anahtar ve her türlü açma aracı . * Açkı yapan (kimse), perdahçı . * Anahtarcı . * Açkı lamak i ş i.

açkı cı

açkı lama

açkı lamak * Açkı ile parlatmak. açkı lanma * Açkı lanmak i ş i. açkı lanmak * Açkı yapı lmak, perdahlanmak. açkı latma * Açkı latmak i ş i. açkı latmak * Açkı iş i yaptı rmak, perdahlatmak. açkı lı * Açkı yapı lmı ş , perdahlanm ı ş , perdahlı . açkı sı z

* Açkı yapı lmamı ş , perdahlanmam ı ş , perdahsı z. açl ı ğ ı öldürmek * açlı k hissini geçiş tirmek, yatı ş tı rmak. açl ı k * Aç olma durumu. * Kı tlı k. * Yoksulluk. * Aş ı rı istek içinde bulunmak.

açl ı k çekmek * yoksulluk içinde bulunmak. açl ı k grevi * Kendisine veya baş kalar ı na yapı lan bir haks ı zlı ğ ı protesto için bir kimsenin aç durarak gösterdiğ i tepki. açl ı ktan gözü (veya gözleri) kararmak (veya dönmek) * çok acı kmak. açl ı ktan imanı gevremek * çok acı kmak. açl ı ktan nefesi kokmak * yoksulluk içinde bulunmak. açl ı ktan ölmek * dayanı lmaz derecede acı kmak, çok ac ı kmak. açl ı ktan ölmeyecek kadar * (yiyecek, içecek için) pek az (yemek, içmek). * gereğ inden az. açma * Açmak iş i. * Orman içinde ağ aç kesme veya yakma yoluyla tarı ma elveriş li bir duruma getirilen arazi. * Bir çeş it susamsı z, kalı nca yağ lı simit. * Açma yapan veya satan kimse. açmak * Bir ş eyi kapalı durumdan kurtarmak. * Bir ş eyin kapağ ı nı veya örtüsünü kaldı rmak. * Engeli kaldı rmak. * Sarı lmı ş , katlanmı ş , örtülmüş veya iliklenmi ş olan ş eyleri bu durumdan kurtarmak. * Oyarak veya kazarak çukur, delik oluş turmak. * Tı kalı bir ş eyi, bu durumdan kurtarmak. * Çevresini geniş letmek. * Birbirinden uzaklaş tı rmak. * Yarmak. * Düğ ümü veya dola ş mı ş bir ş eyi çözmek. * Bir kuruluş u, bir iş yerini, bir yeri iş ler veya ilk defa kullanı lı r duruma getirmek. * Bir aygı tı , bir düzeni vb.lerini çalı ş ı r duruma getirmek. * Alı ş veriş i baş latmak. * Rengin koyuluğ unu azaltmak. * Yakı ş mak, güzel göstermek. * Ferahlı k vermek. * Bir konu ile ilgili konuş mak. * Savaş la almak, fethetmek. * Avunmak veya danı ş mak için söylemek. * Yapmak, düzenlemek.

açmac ı

* Ayı rmak, tahsis etmek. * Sı kı lganl ı ğ ı nı , utangaçl ı ğ ı nı gidermek. * Görünür duruma getirmek. * (hava için) Bulutları n da ğ ı lması yla gök yüzü aydı nlanmak. * Geçit vermek. *İ çini dökmek. açmal ı k açmaz * Satranç oyununda ş ahı koruyan taş lardan birinin yerinden oynat ı lmamas ı durumu. *İ çinden zor çı kı lı r durum. * (tulûatta) Karş ı sı ndakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolayl ı ğ ı nı veren söz. açmaz halatı * Gemilerin limana bağ lanması ve sahilden esecek rüzgârla r ı htı mdan uzaklaş maması için kı yı ya dikine bağ lanan halat. açmaza düş mek * içinden çı kı lmas ı güç durumda kalmak. açmaza getirmek (veya dü ş ürmek) * düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak. açmazl ı k * Açmaz olma durumu. * Ağ zı pek sı kı olma durumu, ketumiyet. açtı ağ zı nı , yumdu gözünü * öfkelenerek veya kı zarak ağ ı r sözler söyledi. açtı rma * Açtı rmak iş i. * Kiri çı karmak veya eş yay ı iyice temizlemek için kullanı lan her türlü madde.

açtı rma kutuyu, söyletme kötüyü * kötü konuş abilecek birine, bildiklerini açı klama fı rsatı verilmemesi gerektiğ ini öğ ütler. açtı rmak * Açmak iş ini yapt ı rmak. ad * Bir kimseyi, bir ş eyi anlatmaya, tan ı mlamaya, açı klamaya, bildirmeye yarayan söz, isim: Çocuk, kedi, ağ aç, düş ünce, iyilik, Ahmet, Ertu ğ rul birer addı r. * Herkesçe tanı nmı ş veya iş itilmiş olma durumu, ün, nam, ş öhret. * Anı lacak değ er, önem. *İ sim. ad ad almak * Sayma, sayı lma. * kendisine ad verilmek. * ün kazanma.

ad bilimi

* Özel adlar üzerinde duran ve özel adları köken bilgisi, tarihî geliş me, dil ve kültür sorunlar ı aç ı sı ndan inceleyen bilim dal ı . ad cümlesi * Bkz. isim cümlesi.

ad çekilmek * ad çekmek iş i yapı lmak. ad çekilmek * ad çekmek iş i yapı lmak. ad çekimi * Bkz. isim çekimi. ad çekme * Ad çekmek iş i, kur'a. ad çekmek * raslantı ya ve talihe bağ lı bir ay ı rma yapmak için, her birinde birer ad yazı lmı ş kâğ ı tlardan birini çekmek, kur'a çekmek. ad çekmeye girmek * kur'aya tâbi olmak. * oyunun baş langı cı nda, oyuncular arası nda alan seçimi, baş lama at ı ş ı veya karş ı lama hakkı için öncelik sa ğ layan i ş . ad çektirmek * ad çekmek iş ini yaptı rmak. ad değ iş imi * Bkz. mecazimürsel. ad durumu * Bkz. isim hâli. ad gövdesi * Bkz. isim gövdesi. ad koymak * çağ ı rmak veya anmak için bir canl ı ya, bir yere, bir ş eye ad vermek, adlandı rmak, isim koymak, tesmiye etmek. ad kökü * Bkz. isim kökü.

ad takmak * adlandı rmak, ad koymak. ad tamlaması * Bkz. isim tamlaması . ad vermek * ad koymak, adlandı rmak, tesmiye etmek. * bir iş i kimin yaptı ğ ı nı söylemek. ad yapmak * isim yapmak. ada * Her yanı su ile çevrilmiş kara parçası . * Trafiğ e açı k bir yol üzerinde sola dönüş leri sağ layan, sa ğ tarafta veya yol ortası nda yer alan kaldı rı m taş ı yla ayr ı lmı ş alan. * Çevresi yollarla belirlenmiş olan arsa ve böyle bir arsayı kaplayan yap ı lar toplulu ğ u. ada balı ğ ı * Bkz. amber balı ğ ı .

ada çayı * Ballı babagillerden, yurdumuzda çok yetiş en tüylü ve beyazı mtı rak yaprakları olan ı tı rl ı bir bitki (Salvia oflicinalis). * Bu bitkiden yapı lan sı cak içecek. ada gibi gemi * pek büyük (gemi). ada so ğ anı * Zambakgillerden, soğ anı ndan ilâç olarak yararlan ı lan birtakı m maddeler elde edilen çok yı llı k bir bitki (Urginea maritima). ada tav ş anı * Evcil cinsleri de olan tavş ana yakı n bir kemirici memeli (Oryetolagus cuniculus). adab ı mua ş eret * Terbiyeli, ince davranmak için tutulması gereken yollar, davranı ş töresi, davran ı ş bilgisi, topluluk töresi, görgü. adac ı k adac ı lı k * Kavramları n gerçek varlı klar oldu ğ unu kabul eden, kavram gerekli ğ ine karş ı t olarak, tümel kavramlar ı n yaln ı zca nesnelerin adları olduğ unu ileri süren görü ş , nominalizm. adagio * Yavaş , ağ ı r olarak. * Bu biçimde çalı nan beste. adak * Adamak iş i veya adanı lan ş ey, nezir. adak adamak * bir dileğ in gerçekleş mesi amacı yla kurban kesip yoksullara dağ ı tmak veya kutsal bir güce yönelik bir niyette bulunmak. adaklama * Adaklamak durumu. * Küçük ada.

adaklamak * Küçük çocuk yürümeye baş lamak. adaklanma * Adaklanmak iş i veya durumu. adaklanmak * Niş anl ı duruma gelmek, niş anlanmak. adaklı * Adağ ı olan, adak adamı ş olan. * Niş anl ı , yavuklu, sözlü. * Adak olarak ayrı lmı ş (hayvan). * Adak adanan yer. * Adağ ı olmayan, adak adamamı ş olan. * Niş anl ı olmayan.

adaklı k

adaks ı z

adale

* Kas. adaleli * Kaslı , kasları sı kı , geliş miş . adalesiz adalet * Kassı z. * Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, do ğ ruluk, türe. * Bu iş i uygulayan, yerine getiren devlet kuruluş ları . * Herkese kendine uygun düş eni, kendi hakk ı olanı verme.

adalet da ğ ı tmak * kanunları n sayd ı ğ ı haklar ı sahiplerine vermek, tanı nmak. adalet divan ı * Devletler arası ndaki birtakı m hukuk anla ş mazlı klar ı na bakan ve merkezi La Haye'de bulunan uluslar arası mahkeme. adalet kapı sı * Hak ve hukukun aranması için ba ş vurulan merci, mahkeme. adalet mahkemesi * Bkz. adliye mahkemesi. adalet örgütü * Adliye teş kilât ı . adalet saray ı * Mahkemelerin bulunduğ u büyük yapı . adalete teslim etmek * sanı ğ ı , adalet iş leriyle uğ raş an kuruluş a götürmek. adalete teslim olmak * sanı k, adalet iş leriyle uğ raş an kuruluş a gidip hakk ı nda gerekli iş lemin yap ı lması nı istemek. adaletine s ı ğ ı nmak * (birinden) anlayı ş , hoş görü, yak ı nlı k beklemek. adaletli * Adalete uygun düş en veya adaletli olan, adil.

adaletlilik * Adaletli olma durumu. adaletsiz * Adalete aykı rı düş en veya adaleti olmayan.

adaletsizlik * Adalete aykı rı davranı ş . adal ı adalî * Ada halkı ndan olan (kimse). * Kas niteliğ inde olan; kasla ilgili olan, kas ı l. * Kasları iyi geliş miş , adaleli, kaslı . *İ nsan.

adam

* Erkek kiş i. *İ yi yetiş miş , değ erli kimse. * Birinin yanı nda ve iş inde bulunan kimse. * Birinin yararlandı ğ ı , kullandı ğ ı kimse. * Birinin sözünü dinleyen, nazı nı çeken kimse, kayı rı cı . *İ yi huylu, güvenilir kimse. * (belirsizlik zamiri yerine), Herkes, kim olursa olsun. * Görevli kimse. * (isim tamlamaları nda) Bir alanda derin bilgisi olan veya bir alanı benimseyen. * Eş , koca. adam adama (savunma) * futbolda, basketbolda karş ı takı m oyuncusunu kollama, rahat hareket etmesini, sayı yapması nı engelleme. adam akı llı * Bkz. adamakı ll ı . adam almamak * son derece kalabalı k olmak. adam azmanı * Çok iri yapı lı kimse. adam ba ş ı na * her kiş iye, her birine. adam be ğ enmemek * herkesi değ ersiz görmek. adam boyu * Yaklaş ı k olarak normal bir adam boyunda. *İ nsan boyunca. adam de ğ ilim * herhangi bir durumun gerçekleş memesi hâlinde, kendisinin insan say ı lamayaca ğ ı anlamı nda kullanı lan ant, göz da ğ ı sözü. adam etmek * eğ itmek, yetiş tirmek, topluma yararlı duruma getirmek. * bir yeri düzene sokmak veya bir ş eyi i ş e yarar duruma getirmek. adam evlâd ı *İ yi bir ailenin iyi yetiş miş çocu ğ u. adam gibi * terbiyeli, akı llı uslu. * adamlı ğ a, insanl ı ğ a yara ş ı r yolda. * iyice. adam hesab ı na koymak * birine değ er vermek, saygı göstermek. adam içine çı kmak * topluluğ a kar ı ş mak, değ erli insanları n bulunduğ u yerlere gitmek, e ş e dosta gitmek. adam içine karı ş mak * değ erli bir topluluğ a girmek, kendisine değ er verilir olmak. adam kı tlı ğ ı nda (veya yokluğ unda) * iş e yarar kimselerin bulunmad ı ğ ı durumda. adam kullanmak

* iyi çalı ş tı rması nı bilmek. adam olmak * geliş mek, büyümek, ş iş manlamak. * iyi yetiş mek, iyi bir duruma gelmek. adam sarrafı *İ nsanlar ı n karakterini çabuk anlayacak duruma gelmiş kimse, insan sarraf ı . adam sen de! (veya yalnı z adam) * bir iş in önemsenmediğ ini anlatmak için söylenir. adam sı rası na geçmek (veya girmek) * daha önce toplumda önemli bir yeri veya özel bir de ğ eri yokken artı k kendisine önem ve de ğ er verilmek. adam yerine koymak * adamdan saymak, varlı ğ ı nı kabul etmek. adama * Adamak iş i. adama dönmek (veya benzemek) * düzelmek. adamak * Bir dileğ in gerçekleş mesi amacı yla kurban kesip yoksullara dağ ı tmak veya kutsal bir güce yönelik bir niyette bulunmak, nezretmek. * Kutsal saydı ğ ı bir ş ey uğ runa kendini feda etmek, ant niteliğ inde söz vermek. * Ayı rmak. adamak ı ll ı * Gereğ inden çok, iyice. adamakla mal tükenmez * büyük vaatlerde bulunanlar için alay yollu söylenir. adamca *İ nsana yaraş ı r biçimde. *İ nsan sayı sı olarak.

adamcağ ı z * Kendisine karş ı sevgi veya acı ma duyulan adam. adamcası na * Adamca. adamcı k * Yerilen, küçümsenen; acı nan (kimse). adamcı l *İ nsandan ürkmeyen, insana al ı ş mı ş olan, insana sokulan, sı cakkanlı , munis.

adamcı llı k * Adamcı l olma durumu. adamdan saymak * bir kimseye değ eri olmadı ğ ı hâlde değ er vermek, saygı duymak. adamı * (bir iş i) ustalı kla yapan. adamı n adı çı kacağ ı na canı çı ks ı n

* Bkz. insanı n adı çı kacağ ı na canı çı ksı n. adamı n alacası içinde, hayvanı n alacası dı ş ı nda * Bkz. insanı n alacası içinde, hayvanı n alacası dı ş ı nda. adamı n iyisi al ı ş veriş te (veya i ş baş ı nda) belli olur * bir kiş iyi iyi bir insan olarak de ğ erlendirebilmek için al ı ş veri ş te veya i ş baş ı nda ahlâk dı ş ı davranı ş larda bulunmamas ı gerekir. adamı na çatmak * Bkz. tam adamı na çatmak. adamı na dü ş mek * (yapı lacak bir iş ) güzel bir rastlantı sonunda anlayanı na, uzmanı na verilmiş olmak. adamı na göre * kiş iler arası nda ayrı calı k gözeterek. * herkesin yeteneğ ine uygun olarak. adamı nı bulmak * Bkz. tam adamı nı bulmak (veya adamı na dü ş mek). adamkökü * Bkz. adamotu. adamlı k *İ nsana yakı ş acak durum, tutum ve davran ı ş . * Yabanlı k.

adamlı k sende kalsı n * iyilik bilmese de sen yine iyilik et. * bu iş i nası l olsa sana yaptı racaklar, bari kendiliğ inden yap da onurunu koru. adamotu adams ı z * Patlı cangillerden, geniş yapraklı , kötü kokulu bir bitki, kankurutan, adamkökü (Mandragora autumnalis). * Yardı mcı sı z, hizmetçisiz. * Erkeksiz, kocası z.

adams ı zl ı k * Adamsı z olma durumu. a'dan z'ye kadar * baş tan a ş ağ ı , bütünüyle. Adana kebab ı * Kı ymas ı na bolca acı biber katı larak haz ı rlanan ş iş köfte. adanma adanmak adap * Adanmak iş i. * Adamak i ş ine konu olmak. * Töre. * Yol yordam, yol yöntem.

adap erkân * Yol yöntem.

adaptasyon * Uyarlama. * Bir eseri çevrildiğ i dilin, konuş uldu ğ u toplumun yaş ayı ş ı na, inançlar ı na uyarlama. * Uyma. adapte * Uyarlanmı ş .

adapte etmek * uyarlamak. adapte olmak * uymak. adaptör * Bir âletin çapları birbirinden farklı olan parçaları ndan birini ötekine geçirebilmek için yararlanı lan bağ lay ı cı . ada ş ada ş lı k adatepe * Adları aynı olanlardan her biri. * Adaş olma, ayn ı ad ı taş ı ma durumu.

* Genellikle tropikal bölgelerde görülen ve çevresindeki alçak alanlar üzerinde dik yamaçlarla bir ada gibi yükselen, aş ı nı mdan dolayı ortaya ç ı kmı ş tepe. adatma adatmak * Adamak iş ini yapt ı rmak. adavet aday * Düş manlı k, ya ğ ı lı k. * Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya baş kalar ı tarafı ndan ileri sürülen kimse. * Bir iş için yetiş tirilmekte olan kimse, namzet. * Adatmak iş ini yaptı rmak.

aday aday ı * Herhangi bir iş i yapmak, bir görevi yüklenmek için adayl ı k aş aması nı kazanmak amac ı yla baş vuran kimse. * Milletvekili ve senatör seçimlerinde, partinin adayı olmak için, partisinde yapı lan ön seçimlere adaylı ğ ı nı koyan kimse. aday göstermek * bir iş veya bir görev için birini aday olarak belirlemek: Anayasa. aday olmak * herhangi bir iş e alı nmak veya seçilmek için istekli olmak. adayavrusu *İ ki veya üç çifte kürekli küçük balı kçı teknesi. adayl ı ğ ı nı koymak * bir iş veya göreve seçilmek için kendini ileri sürmek. adayl ı k * Herhangi bir iş , bir görev için kendini ileri sürme veya baş kaları tarafı ndan ileri sürülme, namzetlik. * Bir görevde yetiş tirilme.

adc ı

* Adcı lı k öğ retisiyle ilgili olan. * Bu öğ retiye bağ lı kimse. adc ı lı k * Kavramları n gerçek varlı klar oldu ğ unu kabul eden, kavram gerçekliğ ine kar ş ı t olarak, tümel kavramlar ı n yaln ı zca nesnelerin adlar ı olduğ unu ileri süren görü ş , isimcilik, nominalizm. addan türeme fiil * Bkz. isimden türeme fiil. addedilme * Addedilmek iş i. addedilmek * Sayı lmak. addetme * Addetmek iş i.

addetmek * Saymak. addolunma * Addolunmak i ş i veya durumu. addolunmak * Sayı lmak. adedî adem * Adetçe, sayı ca. * Yokluk, hiçlik, ölüm. * Osmanlı ca sözlerle birleş erek "-siz, -lik" anlamı nda kullanı lı r. * Dinî inançlara göre ilk yaratı lan insan ve ilk peygamber. *İ nsan, insanoğ lu, adam. *İ nsanda bulunması gereken olumlu özelliklere sahip olan.

Âdem

Âdem baba *İ nsanlı ğ ı n babas ı , Hz. Âdem. * Hapishanede çevresindeki mahkûmları haraca ba ğ layan kimse. * Afyonkeş . Âdem elması * Gı rtlak çı kı ntı sı . Âdem evlâd ı * Bkz. âdemoğ lu. Âdemci * Âdemcilik yanlı sı olan kimse.

Âdemcilik * XX. yüzyı lı n baş ı nda simgeciliğ e karş ı bir tepki olarak Rusya'da ortaya ç ı kan bir edebiyat akı mı . ademimerkeziyet * Yerinden yönetim. ademimerkeziyetçi * Yerinden yönetimci.

ademimerkeziyetçilik * Yerinden yönetimcilik. ademiyet âdemiyet * Yokluk. *İ nsanlı k. * Doğ ru dürüst insana yakı ş ı r durum, adamlı k.

âdemoğ lu *İ nsan denilen yarat ı kları n hepsi. âdemotu * Bkz. adamotu. adenit adese * Lenf düğ ümleri iltihabı . * Mercek. * Kovucuk. * Görüş derecesi, inceliğ i. * Sayı . * Herhangi bir sayı da olan ( ş ey), tane. * Bir kimsenin yapmaya alı ş mı ş oldu ğ uş ey, al ı ş kı . * Topluluk içinde eskiden beri uyulan kural, töre. * Ay baş ı .

adet

âdet

âdet edinmek * bir ş eyi al ı ş kanlı k ve huy durumuna getirmek. âdet görmek * (kadı n) ay ba ş ı olmak. âdet olmak * öteden beri yapı lı r olmak. * bir ş ey gelenek durumuna gelmiş olmak. âdet yerini bulsun diye * gerekli görüldüğ ü için değ il, yalnı z alı ş ı lmı ş oldu ğ u için. âdeta * Bayağ ı , basbayağ ı , hemen hemen, sanki. * Bayağ ı yürüyü ş le. * Sayı bakı mı ndan, sayı ca.

adetçe

adetimürettep * Bkz. tam sayı . adezyon kuvveti * Yan yana duran veya sürtünen iki cismin molekülleri arası ndaki çekiş kuvveti. adı (veya ismi) gibi bilmek * çok iyi bilmek.

adı batası (veya adı batası ca) * "yok olası " anlamı nda bir ilenme. adı batmak * (sevilmeyen bir ş ey veya kimse için) unutulmak, adı anı lmaz olmak, art ı k sözü edilmemek. adı belirsiz * ünü olmayan, tanı nmayan, kim ve ne oldu ğ u bilinmeyen. adı bile okunmamak * birine hiç önem verilmemek. adı çı kmak * kötü bir ün kazanmak. * hakkı olmayan bir ün kazanma. adı çı kmı ş dokuza, inmez sekize * birinin bir kere adı çı kt ı ktan sonra onun hakkı ndaki yayg ı n inanç artı k kolay kolay düzelemez. adı deliye çı kmak * deli olmadı ğ ı hâlde deli olarak tan ı nmak. adı duyulmak * tanı nmak, ünlenmek. adı geçmek * anı lmak, söz konusu olmak, ismi geçmek. * adı yaz ı lmak. adı kaldı rı lmak * anı lmaz olmak, silinip gitmek. adı kalmak * bir kimse veya bir ş ey ortadan çekildikten, öldükten sonra dillerde yalnı z adı dolaş mak. adı karı ş mak * (kötü) bir iş le birinin ilgisi bulundu ğ u söylenilmek. adı kötüye ç ı kmak * ünü kötü olarak yayı lmak. adı olmak * gereksiz, yersiz ünü olmak. adı sanı * bir kimsenin kimliğ i. adı üstünde * adı ndan belli olduğ u gibi. adı var * yaş amayan, yaln ı zca hayalde var olan.

adı verilmek * ad takı lmak. adı l adı m * Zamir. * Yürümek için yapı lan ayak at ı ş ları nı n her biri.

* Bir adı mda al ı nan yol (bu uzunluk 75 cm sayı lı r). * Giriş im, hamle. * Bir gösterge ucunun eş olarak ayr ı lmı ş yaylardan biri boyunca aldı ğ ı yol. * Ayakta temel duruş tan, bir ayağ ı n türlü yönlerde iki ayak boyu kadar ara ile yer de ğ iş tirmesi. * Teknolojide iki diş li arası ndaki aral ı k. adı m adı m * Ağ ı r ağ ı r, yavaş yavaş . adı m adı m gezmek * her yerini dolaş ı p görmek. adı m adı m izlemek * arkası ndan izlemek. * gizlice takip etmek. adı m atmak * yürümek için ayağ ı nı öne doğ ru uzatı p basmak. * bir iş e ilk kez giriş mek. adı m atmamak * gitmemek, uğ ramamak, aramamak. adı m baş ı * Birbirine yakı n yerlerde, s ı k sı k. adı mı nı attı rmamak * bir yere girmesine engel olmak. adı mı nı geri almak * baş lad ı ğ ı bir i ş ten geri dönmek. adı mlama * Adı mlamak i ş i. adı mlamak * Adı mla ölçmek. * Bir yerde ileriye geriye doğ ru giderek dolaş mak. adı mları nı açmak * yürürken hı zlanmak. adı mları nı seyrekle ş tirmek * hı zlı yürürken adı mları nı yavaş latmak. adı mları nı sı klaş tı rmak * daha küçük ve çabuk adı mlar atarak h ı zl ı yurümek, ivmek, acele etmek. adı mlı k * Adı m uzunlu ğ unda olan. * Bir yerin çok uzak olmadı ğ ı nı belirtmek için kullanı lı r.

adı msayar * Yürüme sı rası nda gerçek sonuçlara varabilmek için geçilen yerin uzunluğ unu anlayabilmek amacı yla aya ğ a tak ı lan alet, pedometre. adı na *oş eyin veya o kimsenin yerinde olarak, namı na, onun hesabı na.

adı nı ağ zı na almamak * dargı nlı k, kı rgı nlı k, kı zgı nlı k gibi bir sebeple bir kimseden hiç söz etmemek.

adı nı almak * ad takı lmak, ad verilmek. adı nı anmak (veya anmamak) * birinden söz etmek (veya etmemek). adı nı bağ ı ş lamak * bir baş kası ndan adı nı söylemesini istemek. adı nı bozmak * andı na uymamak, andı na ayk ı rı davranmak. adı nı kirletmek (veya lekelemek) * adı nı n kötüye çı kması na yol açmak. adı nı koymak * karş ı lı ğ ı nı veya fiyatı nı kararlaş tı rmak. adı nı taş ı mak * birinin adı yla anı lmak, sahip oldu ğ u ad ı n sorumlulu ğ unu yüklenmi ş olmak. adı nı vermek * birinin adı nı bildirmek. * biri tarafı ndan sal ı k verildiğ ini söylemek. adı yla sanı yla * bilinen ün ve niteliğ iyle. adî * Sı radan, hiçbir özelliğ i olmayan. * Aş ağ ı lı k, bayağ ı , alçak. * Adı mda uygunluk, beraberlik gerektirmeyen ve grup olarak yap ı lan bir tür yürüyü ş .

adî adı m

adî defter * Bir iş letmenin veya ticarethanenin yaptı ğ ı iş lemlerinin muhasebe kay ı tlar ı nı n geçirildiğ i ticarî defter. adî kesir * Bayağ ı kesir. adî suçlu adil * Basit suçları iş leyen kimse. * Adaletle iş gören, adaletten, haktan ayrı lmayan, hakkı yerine getiren, adaletli. * Hakka uygun, haklı . * Adalete uygun olarak, hakça. * Adîleş mek durumu.

adilâne adîleş me

adîleş mek * Adî bir duruma girmek, bayağ ı la ş mak. adîleş tirme * Adîleş tirmek iş i. adîleş tirmek * Adîleş mesine yol açmak.

adîlik adisyon

* Bayağ ı lı k, dü ş üklük, aş ağ ı lı k. * (lokanta, otel gibi yerlerde) Hesap.

adland ı rı lma * Adlandı rı lmak iş i. adland ı rı lmak * Ad vermek iş i yapı lmak. adland ı rma * Adlandı rmak i ş i. adland ı rmak * Bir kimseyi veya bir ş eyi kullanarak belli etmek, ad vermek, ad koymak, tesmiye etmek. * Ad koyma, ad vermeyi sağ lamak, tesmiye etmek. adlanma * Adlanmak iş i.

adlanmak * Kendisine ad verilmek. * Kötü ün kazanmak. adla ş ma adla ş mak * Ad durumuna gelmek. adla ş tı rma * Adlaş tı rmak i ş i. adla ş tı rmak * Ad durumuna getirmek. adl ı * Adı olan. * Ünlü. * Adlaş mak durumu.

adl ı adı yla * herkesin bilip tanı dı ğ ı biçimde. adl ı sanlı * Ünlü. adlî * Adaletle ilgili.

adlî makam * Adalet iş lerinin görüldüğ ü ve sonuca bağ land ı ğ ı kamuya ait yönetim yeri. adlî merci * Adaletle ilgili sorunları n çözümü için ba ş vurulan resmî daireler. adlî polis * Adliye içerisinde güvenliğ i sağ lay ı p adlî iş lere yard ı mcı olan kolluk gücü. adlî sicil

* Bir kimsenin mahkûmiyetinin olup olmadı ğ ı nı n anlaş ı lması için konulmuş olan kayı t yöntemi. adlî tabip * Adlî tı pta görevli doktor. adlî tatil * Her yı l 20 Temmuz ile 5 Eylül tarihleri arası nda, kanunda yazı lı durumları n dı ş ı nda, hiçbir adlî iş lemin yap ı lmadı ğ ı süre. adlî tı p adlî y ı l * Tı bbı n adalete yard ı m eden kolu; adaletin bu iş le uğ raş an kuruluş u. * Mahkemelerin bir yı l içindeki çalı ş ma süresi.

adlî zab ı ta * Bir suç sonrası sanı ğ ı ve suç delillerini adlî yetkililere sunan kolluk kuvveti. adliye * Hukuk ve adalet iş lerini gören devlet kurulu ş lar ı . * Hukuk ve âdalet iş lerinin görüldüğ ü resmî yapı . adliye encümeni * Adalet komisyonu. adliye mahkemesi * Anayasa mahkemesi, genel mahkemeler, askerî ve idarî mahkemeler dı ş ı nda kalan ve denetim mahkemesi olan Yarg ı tay ile hüküm mahkemeleri. adliye nezareti * Osmanlı İ mparatorluğ unda adliye teş kilâtı nı n ba ğ lı olduğ u en üst makam. adliye te ş kilâtı * Yargı organları ve bu organlar ı n birbirleriyle olan iliş kilerini, derecelerini, görev ve yetkilerini düzenleyen ve yürüten mekanizman ı n bütünü. adliye vekâleti * Adalet bakanlı ğ ı . adliyeci adrenalin * Böbrek üstü bezlerinin etkili bir maddesi; hekimlikte damarları daraltma, bronş ları açma, kanamaları kesme gibi amaçlarla kullan ı lı r. adres * Bir kimsenin arandı ğ ı nda bulunabileceğ i yer, oturdu ğ u yer. * Gönderilen ş eyin üzerine, alı cı nı n ad ı nı ve bulundu ğ u yeri bildirmek için yazı lan yazı . adres bı rakmak (göstermek veya vermek) * arandı ğ ı nda bulunabileceğ i, oturduğ u yeri bildirmek. adres defteri * Kiş ilerin kendilerine lâzı m olan adresleri topladı kları defter. adres kartı * Adres defteri. adres kitabı * Genellikle belli bir iş veya meslekte olanları n iş ve ev adreslerini toplu olarak gösteren kitap. * Adliye kuruluş unda meslek görevlisi.

adres makinesi * Posta gönderilerinin üzerine kâğ ı t, plâstik veya madenden, adres basan alet. adres rehberi * Adres defteri. adsı z * Adı olmayan, isimsiz. * Türklerde, ailesinden ayrı ldı ğ ı için art ı k onun adı nı taş ı mak, onun adı ile an ı lmak hakkı nı yitirmiş olan ve ancak bir yararlı k gösterince ad kazanabilen delikanlı . adsı z parmak * Orta parmak ve serçe parmak arası ndaki parmak, yüzük parmağ ı . aerobik * Hı zl ı müzik temposu eş liğ inde yapı lan, vücudun çevikliğ ine ve hareketliliğ ine dayanan bir tür jimnastik. aerobik solunum * Hücrede yalnı z moleküler oksijenin kullan ı ldı ğ ı bir solunum ş ekli. aerodinamik * Hareket hâlinde olan bir cisim üzerinde havanı n yarattı ğ ı etkiyi inceleyen bilim. * Aerodinamik bilim alanı yla ilgili. * Fizik biliminin gazları n hareketini inceleyen dalı . af * Bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağ ı ş lama. * Mazur görme veya görülme. * (görevden) çı karı lma.

af buyurun! * "affedersiniz" veya "affı nı zı rica ederim" anlamı nda bir söz. af çı karı lmak * bir suçun bağ ı ş lanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çı karmak. af dilemek * bağ ı ş lanması nı istemek. af kapsamı na alı nmak * af kanununa girmek. afacan * Zeki ve yaramaz (çocuk). afacanlaş ma * Afacanlaş mak iş i. afacanlaş mak * Yaramazlaş mak, yaramaz, ele avuca sı ğ maz duruma gelmek. afacanlı k * Afacan olma durumu, yaramazlı k. afak * Ufuklar, dört bir taraf. afakan afakî * Bkz. hafakan. * Belli bir konu üzerine olmayan (konuş ma), dereden tepeden.

* Nesnel, objektif. afakîlik * Bkz. objektiflik. afal afal afallama *Ş aş kı n bir biçimde. * Afallamak iş i.

afallamak *Ş aş kı nlı ktan sersemleş mek. afallaş ma * Afallaş mak iş i. afallaş mak *Ş aş kı nlı k içinde kalmak, ş aş ı rı p bir ş ey yapamaz olmak. afallaş tı rma * Afallaş tı rmak i ş i. afallaş tı rmak *Ş aş kı nlı k içinde bı rakmak, birini ş aş ı rı p bir ş ey yapamaz duruma sokmak. afallatma * Afallatmak iş i. afallatmak *Ş aş kı nlı ğ a dü ş ürerek sersemleş tirmek. afat afazi aferin * Okş ama, alkı ş lama, beğ enme gibi duyguları belirtmek için söylenir, bravo. * Eskiden öğ rencilere verilen beğ enme ve takdir kâ ğ ı dı . aferin almak * değ erli görülüp be ğ enilmek. aferist afet * Vurguncu, dalavereci, çı karı nı bilen, ç ı karc ı . * Doğ anı n sebep oldu ğ u yı kı m. * Kı ran. * Çok kötü. * Güzelliğ i ile insanı ş aş kı na çeviren, akl ı nı baş ı ndan alan kadı n. * Hastalı klar ı n dokularda yaptı ğ ı bozukluk. * Afete uğ ramı ş , afet görmüş . * Afetler, belâlar, kı ranlar. * Bkz. söz yitimi.

afetzede

affa uğ ramak * bağ ı ş lanmak, affedilmek. affedersin veya affedersiniz

* özür dilemek için söylenir. * karş ı çı kmak için söylenir. affedilme * Bağ ı ş lanma. affedilmek * Bağ ı ş lanmak. affetme affetmek * Bağ ı ş lama. * Bağ ı ş lamak. * Hoş görü ile karş ı lamak, mazur görmek. * Görev veya iş ten çı karmak.

affetmemek * bağ ı ş lamamak, hoş görmemek. affetmi ş sin * "hiç de öyle değ il", yan ı lı yorsun" anlamı nda kullanı lı r. affettirme * Affettirmek iş i. affettirmek * Bağ ı ş lanması nı sa ğ lamak. affettuoso * Bir parçanı n yumuş ak ve duygulu bir biçimde çalı nacağ ı nı anlatı r. affeyleme * Affeylemek iş i. affeylemek * Affetmek. aff ı nı dilemek (veya istemek) * bir iş veya görevi yerine getiremeyeceğ ini nezaketle bildirmek. aff ı nı za s ı ğ ı narak * "bağ ı ş layacağ ı nı za güvenerek" anlamı nda bir nezaket sözü. affolunma * Affolunmak iş i. affolunmak * Bağ ı ş lanmak, affedilmek. Afgan * Afganistan halkı ndan veya bu halkı n soyundan olan kimse. * Afganistan'a ve Afganistan halkı na özgü olan. Afganlı * Afgan. afi * Gösteriş , çalı m, caka.

afi kesmek (satmak veya yapmak) * birine karş ı gösteriş yapmak, kabadayı lı k etmek.

afif afife afili afis

*İ ffetli. * Namuslu, iffetli, saygı değ er (kad ı n). * Gösteriş li, çalı mlı . * Gümüş balı ğ ı nı n küçüğ ü.

afi ş

* Bir ş eyi duyurmak, tanı tmak için haz ı rlanan, çoğ u resimli duvar ilân ı .

afi ş asmak * duvarlara ilân yapı ş tı rmak. afi ş yutmak * yalana dolana kanmak. afi ş çi * Afiş yapan sanatçı . afi ş çilik afi ş e * Afiş yapma sanatı . * Açı ğ a çı km ı ş , duyulmuş .

afi ş e etmek * açı ğ a vurmak, belirtmek, duyurmak, dile düş ürmek, reklâm etmek. afi ş e olmak * (bir kimse) bilinmeyen bir yönüyle tanı nmak. afi ş leme * Afiş asma iş i, afiş lemek iş i.

afi ş lemek * Afiş ası p duyurmak. * Nitelemek, göstermek. afi ş te kalmak * (oyun için) ilgi görerek günlerce oynanmak. afiyet * Hasta olmama durumu, sağ lı k, esenlik.

afiyet bulmak * iyileş mek, sağ lı ğ ı nı kazanmak. afiyet olsun * bir ş ey yiyip içenlere "yarası n" anlamı nda söylenen iyi dilek sözü. afiyet ş eker olsun * "yarası n, ağ ı z tadı yla yensin'" anlamı nda söylenir. afiyet üzere olmak * sağ lı klı , rahat yaş amak.

afiyetle afoni aforizm

* ağ ı z tad ı yla, keyifle. * Bkz. Ses yitimi. * Özlü söz, özdeyiş .

aforoz

* Hristiyanlı kta kilise taraf ı ndan verilen "cemaatten kovma" cezas ı .

aforoz etmek * kilise birliğ inden çı karmak. * darı lı p biriyle konuş mamak, yakı nı olmaktan ç ı karmak, ilgiyi kesip uzaklaş tı rmak, ad ı nı duymak bile istememek. aforozlama * Aforozlamak iş i. aforozlamak * Aforoz etmek, kovmak. aforozlu afra tafra * Çalı m. * Çalı mlı . afralı tafralı * Çalı mlı . Afrika çekirgesi * Değ iş ik boyda ve renkte genellikle kuzey Afrika'da ekilmemiş arazilerde rastlanan zararsı z bir çekirge (Locusta migratona). Afrika domuzu * Çift parmaklı lardan, kal ı n derili, Afrika'da yaş ayan ve yaban domuzuna benzer bir hayvan (Phacochoerus aethiopicus). Afrika menek ş esi *İ ki çeneklilerden, tüylü yaprakl ı , mor, pembe, beyaz renkli çiçekleri olan, evlerde saksı da yetiş tirilen çok yı llı k bir süs bitkisi (Saintpaulia ionantha). Afrikal ı * Afrika kökenli olan kimse. * Afrikalı oyuncu. Afrikal ı lı k * Afrikalı olma. afsun afsuncu * Büyü, füsun. * Büyücü, üfürükçü. * Aforoz edilmiş , kovulmuş , uzaklaş tı rı lmı ş .

afsunculuk * Afsuncunun yaptı ğ ı iş . afsunlama

* Afsunlamak iş i. afsunlamak * Büyülemek. afsunlanma * Afsunlanmak i ş i. afsunlanmak * Büyülenmek. afsunlu Afş ar * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. aft aftos * Pamukçuk. * Oynaş , metres. * Büyülü, sihirli, füsunkâr.

afur tafur * Çalı m. afur tafura gelmemek * çalı m satmadan ho ş lanmamak; böyle bir davran ı ş a karş ı tepki göstermek. afyon * Olgunlaş mamı ş haş haş kapsüllerine yapı lan çizintilerden s ı zan, sonradan katı laş an süt; içinde morfin ve kodein gibi çok uyuş turucu maddeler bulunan, güçlü bir zehir olmakla birlikte, hekimlikte kullanı lan değ erli bir ilâç. afyon çekmek * keyif için afyon yutmak. afyon ruhu * Yatı ş tı rı cı olarak kullanı lan afyon tentürü. afyonke ş * Keyif için afyon yutan veya çeken (kimse), afyon tiryakisi. afyonke ş lik * Afyon çekmeye düş künlük. afyonlama * Afyonlamak iş i. afyonlamak * Afyon vererek uyuş turmak, uyutmak. * Telkin yoluyla doğ ru düş ünmeyi önleyerek zararlı bir yola sürüklemek. afyonlanma * Afyonlanmak iş i. afyonlanmak * Afyonlamak iş i yapı lmak. afyonlu *İ çinde afyon bulunan. * Afyon yutmuş . * Dalgı n, uyuş muş , uyuş uk (kimse).

afyonu baş ı na vurmak * aş ı rı davranı ş larda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptı ğ ı nı bilememek. afyonunu patlatmak * kendi keyfine dalmı ş olan birini öfkelendirmek. Ag aga * Ağ a. agâh * Bilir, bilgili, haberli, uyanı k. * Gümüş 'ün kı saltmas ı .

agâh olmak * bilgi edinmiş olmak. agami aganta emir. agaragar * Deniz yosunları ndan çı karı lan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanı lan bir tür jelâtin, jeloz. agel * Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağ lad ı kları , yünden örülmüş kalı n çember bağ . agitato * Bir parçanı n canlı ve coş kulu çalı naca ğ ı nı anlat ı r. * Yı sa veya lâçka edilmekte olan bir halatı n ve zincirin kı sa bir süre elde tutulup bı rakı lmamas ı için verilen * Güney Amerika'da yaş ayan, mavi ve yeş il metalik yans ı malı bir kuş .

aglütinasyon * Kümeleş im. aglütinin agnosi * Tanı sı zlı k. agnostik * Bilinemezci. * Bilinemezcilikle ilgili. * Serumda meydana gelen antikor.

agnostisizm * Bilinemezcilik. agnozi * Duyularda herhangi bir bozukluk olmamas ı na rağ men sı nav sisteminin belirli bir yerindeki doku bozuklu ğ undan ileri gelen algı kaybı veya yokluğ u. Agop'un kaz ı gibi bakmak * aptal aptal bakmak. agora * Yunan klâsik devrinde, sitenin yönetim, politika ve ticaret iş lerini konuş mak için halkı n topland ı ğ ı alan, halk meydanı .

agorafobi * Bkz. alan korkusu. agraf agrafi * Kanca, kopça. * Bkz. yazma yitimi.

agrandisman * Büyültme. agrandisör * (fotoğ rafçı lı kta) Büyülteç. agreje agreman agu * Süt çocukları nı n neş elendikleri zaman ç ı kardı klar ı ses. agu bebek * Büyüdüğ ü hâlde bebekliğ e özenen çocuklara alay yollu söylenir. agucuk * Süt çocu ğ u. * Süt çocuğ unu sevmek için söylenir. * Agulamak iş i. * Yeni doğ muş bebeklerin çı kardı ğ ı ses. * (yabancı ülkelerde) Doçent olmak için sı nav vermi ş kimse, doçent. * Bir elçinin bir ülkeye atanması ndan önce o ülkeden istenen uygun görme yazı sı .

agulama

agulamak * (bebek) Agu agu diye ses çı karmak. agu ş ağ *İ plik, sicim, tel gibi ince ş eylerden kafes biçiminde yapı lmı ş örgü. * Örümcek gibi birtakı m hayvanları n salgı ları yla oluş turdukları örgü. * Ülke yüzeyine yaygı nla ş tı rı lmı ş örgü, ş ebeke. * Tuzak. * Oyun alanı nı ortadan ikiye bölen iple yapı lmı ş örgü. * Çaprazlama örgü ile yapı lan ve kale direkleri arkası na gerilen örgü, file. ağ * Donun veya pantolonun apı ş aras ı na gelen yeri, apı ş lı k. ağ atmak (veya b ı rakmak) * balı k avlamak için denize ağ salmak. ağ benek * Açı klı koyulu kahverengi a ğ görünüş ünde olan, arpa yaprakları na yerleş erek oldukça önemli zararlara yol açan askl ı mantar. * Bu mantarı n ortaya çı kardı ğ ı ekin hastal ı ğ ı . ağ çekmek * Kucak.

* yakalanan balı klar ı toplamak için ağ ı sudan çı karmak. ağ iğ nesi * Ağ ı n örülmesinde kullanı lan i ğ biçiminde tahtadan veya plâstikten yapı lmı ş alet. ağ ipliğ i * Keten, kenevir, naylon gibi maddelerden ağ yapı mı nda kullanı lan iplik.

ağ kayı ğ ı * Balı k ağ lar ı nı taş ı yan kayı k. ağ kepçe ağ kurdu * En çok elma ve erik gibi yemiş ağ açları na zarar veren bir kurt. ağ kurş unu * Balı k ağ lar ı nı suda tutmaya yarayan zeytin çekirdeğ i biçiminde delikli kurş un madde. ağ mantarlar *İ nsan ve hayvanlarda hastalı ğ a yol açan ve birçok türü içine alan ilkel bitkiler topluluğ u. ağ tabaka ağ tonos * Gotik mimaride kullanı lmı ş , ağ biçiminde parçal ı tonos. ağ torba * 25 cm geniş li ğ inde ve 50 cm uzunluğ unda a ğ dan yapı lmı ş kı rmı zı yosunlar ı n suya dalı narak avlamada kullan ı lan, bir ip ve kayı ktaki makara yardı mı ile suyun yüzeyine çı kı p inebilen bir torba. ağ yatak ağ a * Hamak. * Kı rl ı k kesimde geniş toprakları olan, sözü geçen, varlı klı kimse. * Halk arası nda say ı lan ve sözü geçen erkeklere verilen san. * Büyük kardeş , ağ abey. * Okur yazar olmayan yaş lı ca kiş ilerin adları yla birlikte kullanı lan san. * Osmanlı İ mparatorluğ unda bazı kurulu ş lar ı n ba ş ı nda bulunanlara verilen resmî san. * Göz yuvarları nı n iç yüzeyinde görme sinirinin yayı lması ile beliren, ı ş ı ğ a duyarl ı , ağ ı msı bölüm, retina. * Balı kçı lı kta kullanı lan, ağ dan örülerek yapı lan uzun sapl ı sepet.

ağ a borç eder, uş ak harç * ağ a para sı kı nt ı sı içinde olup borç etse de, uş ak, hâlden anlamaz ve bol harcamay ı sürdürür. ağ a kapı sı * Yeniçeri ağ ası nı n dairesi. ağ a yamağ ı * Yeniçeri ağ ası na bağ lı emir çavuş u. ağ ababa * Dede, ata. * Sanı "ağ a" olan babaya çocuğ unun sesleni ş i. * Bir yerde, bir topluluk içinde etkili olan, sözü geçen, ileri gelen (kimse). * Bir kimsenin kendinden yaş ça büyük olan erkek kardeş i. * Kardeş olmayanlar arası nda da genellikle yaş ça büyük olanlara bir sayg ı sesleni ş i olarak kullanı lı r.

ağ abey

ağ abeylik

* Ağ abey olma durumu. ağ abeylik etmek (veya yapmak) * Birini ağ abey gibi korumak, gözetmek. ağ aca çı kan keçinin dala bakan oğ lağ ı olur * çocuklar ana ve babaları ndan öğ rendiklerini yapmaya özenirler. ağ aca çı ksa pabucu yerde kalmaz * davranı ş ları na engel olacak hiçbir takı ntı sı yok. ağ aca dayanma kurur, adama (insana) dayanma ölür * insan yapacağ ı iş te ba ş kalar ı na değ il, kendine güvenmelidir. ağ acı kurt, insanı dert yer * kurt ağ ac ı nası l içten içe kemirirse dert de insanı içten içe yer bitirir. ağ aç * Gövdesi odun veya kereste olmaya elveriş li bulunan ve uzun yı llar yaş ayabilen bitki. * Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dalları ndan yapı lan. * Direk.

ağ aç arı sı * Düzgün kanatlı , kuyruğ unda yumurtlama hortumu olan, 3-4 cm boyunda ağ aç zararlı sı . ağ aç balı * Erik, kayı sı gibi ağ açlardan sı zan zamk. ağ aç biti * Yarı m kanatlı lardan, bitkiler üzerinde ya ş ayan, sı çrayı cı bir böcek türü (Psylla).

ağ aç çileğ i * Ahududu. ağ aç ebegümeci * Ebegümecigillerden, boyu yüksek bir ot (Fr. lavatere). ağ aç kaplama * Konut duvarları nı yal ı tma ve güzelleş tirme amacı yla ağ aç veya ağ aç ürünlerinden yararlan ı larak yapı lan kaplama. ağ aç kavunu * Turunçgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetiş en, taç yaprakları mavimsi pembe, küçük bir ağ aç (Citrus medica). * Bu ağ acı n iri bir limon görünüş ündeki buruş uk kabuklu yemi ş i. ağ aç kurbağ ası * Kurbağ agillerden, boyu 3-5 cm olan, s ı rtı yaprak yeş ili, ağ açlara tı rmanan bir kurbağ a türü (Hyla arborea). ağ aç kurdu * Ağ açları kemirerek beslenen birtak ı m sinek kurtçukları na verilen ad. ağ aç küpesi * Hatmi. ağ aç mantarı * Ağ açta biten bazitli mantarlara verilen ad. ağ aç minesi * Mine çiçeğ igillerden, bahçelerde süs bitkisi olarak yetiş tirilen, kı rmı zı , mor çiçekli bir ağ aççı k (Lantana). ağ aç mobilya

* Oturma, yemek yeme, çalı ş ma, yatma vb. iş lerin yapı lması nda kolayl ı k ve rahatlı k sağ layan, parçaları nı n büyük ço ğ unluğ u masif, lifli, yangalı ve tabakalı ağ aç malzemeden yapı lan, taş ı nabilir veya sabit olarak kullan ı lan eş ya. ağ aç nemi * Ağ açta bulunan su miktarı nı n, aynı ağ acı n mutlak kuru ağ ı rl ı ğ ı na oranı . ağ aç olmak * bir yerde ve ayakta çok beklemek. ağ aç oyma * Oyma baskı sanatları ndan düz bir baskı tekniğ i. ağ aç sakı zı * Reçine. ağ aç sansarı * Sansargillerden, sı rtı koyu esmer, karnı daha açı k, iyi tı rmanan, postu de ğ erli bir memeli türü (Martes martes). ağ aç yaş iken eğ ilir * çocuklar küçük yaş ta kolay eğ itilir, büyük insan kolay kolay eğ itilemez. ağ aççı k * Taflan gibi, dalları dibinden baş layarak çatallanan küçük ağ aç. ağ aççı lı k * Ağ aç yetiş tirme iş i.

ağ açdelen * Yuva yapmak için ağ açları oyan böcek. ağ açkakan * Serçegillerden, ağ aç kurtları ile geçinen bir kuş (Picus). ağ açkesen * Zar kanatlı lardan, kurtçukları en çok gül fidanları üzerinde yaş ayarak yapraklara zarar veren, kara renkli bir böcek (Hylotoma). ağ açlama * Ağ açlamak iş i. ağ açlamak * Ağ açlandı rmak. ağ açland ı rı lma * Ağ açlandı rı lmak i ş i. ağ açland ı rı lmak * Ağ açlı duruma getirilmek. ağ açland ı rma * Ağ açlandı rmak iş i. ağ açland ı rmak * Bir yeri ağ açlı duruma getirmek. ağ açlanma * Ağ açlanmak iş i. ağ açlanmak * Ağ açlı duruma gelmek.

ağ açlaş ma * Ağ açlaş mak durumu. * Bitki ş ekilleri gösteren ve akiklerde olduğ u gibi maden filizlerinin gerek yüzeyinde gerek içlerinde rastlanan tabiî desen. ağ açlaş mak * Ağ aç durumuna gelmek. ağ açlı ağ açlı k * Ağ acı olan. * Ağ aç öbeğ i. * Ağ acı bol olan (yer).

ağ açlı klı * Ağ açları bol olan (yer). ağ açsı * Ağ aca benzeyen, ağ acı andı ran. ağ açsı z * Ağ acı olmayan.

ağ alanma * Ağ alanmak iş i. ağ alanmak * Ağ a tavrı tak ı narak çalı m yapmak. ağ alı k * Ağ a olma durumu. * Kibar ve cömertçe davranı ş . -a ğ an / -eğ en * Fiilden sı fat ve isim yapma eki: yat-ağ an, gez-eğ en, ol-a ğ an, dur-ağ an, piş -eğ en vb. ağ anı n alnı terlemezse ı rgadı n burnu kanamaz * iş veren iş çisi ile birlikte çalı ş mazsa iş çi iş e var gücüyle sarı lmaz. ağ anı n eli tutulmaz * cömertliğ i, elinin açı klı ğ ı , tartı ş ı lmaz. ağ arı k ağ arma * Ağ armak iş i. * Tan atma, ş afak sökme. ağ armak * Ak olmak, ak duruma gelmek, beyazlanmak, solmak. * Aydı nlanmak. ağ artı * Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklı k. * Süt, yoğ urt, peynir, ayran gibi yiyecek ve içecekler. ağ artı lma * Ağ artı lmak i ş i. ağ artı lmak * Aklaş mı ş , rengi solmu ş .

* Temizlenmek, beyazlatı lmak. ağ artma * Ağ artmak iş i. * Kuyumculukta gümüş ü temizleme iş i. ağ artmak * Ak duruma getirmek, beyazlatmak. ağ beneklilik * Arpa bitkisinde görülen mantar hastalı ğ ı (Pyrenophora). ağ cı ağ cı k ağ cı lı k * Ağ ile bal ı k tutma. ağ da * Kaynatı larak çok koyu ve yap ı ş kan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu ş eker eriyiğ i. * Ağ ile bal ı k tutarak geçinen kimse. * Palmiyelerde çiçeklerin dibinin çevresindeki telli kı n.

ağ da yapmak * vücuttaki fazla tüyleri ağ da ile almak, temizlemek. ağ dacı *Ş eker, tatlı ve helva yap ı mı nda ağ da hazı rlayan iş çi. * Ağ da ile vücuttaki fazla tüyleri veya kı lları temizlemeyi meslek edinmiş kimse.

ağ dalanma * Ağ dalanmak iş i. ağ dalanmak * Ağ da durumuna gelmek, ağ dala ş maya ba ş lamak. * Ağ da bulaş mak. ağ dalaş ma * Ağ dalaş mak durumu. ağ dalaş mak * Ağ da durumuna gelmek, ağ dalanmak. * (sohbet) Tam tadı na varı lı r durum almak, koyula ş mak. ağ dalaş tı rma * Ağ dalaş tı rmak i ş i. ağ dalaş tı rmak * Ağ da durumuna getirmek. ağ dalı * Ağ dalanmı ş . * (deyiş için) Bilinmeyen kelimelerle, anlaş ı lmas ı güç, dolambaçl ı cümlelerden oluş an. * Karmaş ı k. * Pekmez yapmaktan baş ka iş e yaramayan üzüm. * Ağ dı rmak i ş i.

ağ dalı k ağ dı rma

ağ dı rmak

* Ağ ması na sebep olmak. * Aş ağ ı inmek, yük veya terazide denge bozularak bir yan ı ağ ı r gelmek.

ağ ı

* Organizmaya girince kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarı na göre canlı yı öldürebilen madde, zehir. ağ ı ağ acı * Zakkum. ağ ı çiçeğ i * Zakkum. ağ ı gibi * acı veren, çok etkileyen. * çok sert, keskin. ağ ı otu * Baldı ran. ağ ı l * Koyun ve keçi sürülerinin gecelediğ i, çit veya duvarla çevrili yer. * Bazı yı ldı zları n, özellikle ayı n çevresinde görülen geniş ve ayd ı nl ı k teker, ayla, hale. * Bazı görüntülerdeki çok ı ş ı klı cisimleri çevreleyen ı ş ı klı teker. * Ağ ı verme, zehirleme. ağ ı lamak * Ağ ı vermek, zehirlemek. * (bir ş eye), Ağ ı katmak.

ağ ı lama

ağ ı land ı rma * Ağ ı landı rmak iş i. ağ ı land ı rmak * Ağ ı lı duruma getirmek. ağ ı lanma * Ağ ı lanmak iş i.

ağ ı lanmak * Bilmeden veya farkı nda olmadan zehirli bir ş ey yemek veya içmekle zehirlenmek. ağ ı laş ma * Ağ ı laş mak durumu.

ağ ı laş mak * Ağ ı lı duruma gelmek. ağ ı lda oğ lak doğ sa ovada otu biter * Tanrı her yarattı ğ ı nı n rı zkı nı verir. ağ ı lı *İ çinde ağ ı bulunan, zehirli. ağ ı lı böcek * Kı n kanatl ı lardan, baş ka böcekleri yemesi bak ı mı ndan yararlı bir böcek. (Carabus). ağ ı llanma * Ağ ı llanmak durumu.

ağ ı llanmak * Toplanı p bir arada durmak. * Çevresinde ağ ı l denen hale oluş mak, halelenmek. ağ ı m ağ ı mlı * Ayağ ı n üstündeki tümsek yer. * Üstü aş ı rı tümsek olan (ayak).

ağ ı na dü ş ürmek * tuzağ ı na dü ş ürmek. ağ ı nma * Ağ ı nmak iş i. ağ ı nmak ağ ı r * (hayvan) Yere yatı p yuvarlanmak. * Tart ı da çok çeken, hafif kar ş ı tı . * Davranı ş lar ı yavaş olan. * Değ eri çok olan, gösteriş li. * Çapı , boyutlar ı büyük. * Çetin, güç. * Tehlikeli, korkulu, vahim. * Sı kı nt ı veren, bunalt ı cı . * Dokunaklı , insanı n gücüne giden, k ı rı cı . * Yavaş . * Ağ ı rbaş lı , ciddî. * (koku için) Keskin, boğ ucu. * (yiyecek için) Sindirimi güç. * Yoğ un. * (uyku için) Uyanı lmas ı güç, derin. * Kı sı k, alçak. * Güç iş iten, sağ ı r. * Ağ ı r siklet. * Acele etmeden. * Fazlası yla.

ağ ı r ağ ı r

ağ ı r aksak yürümek (veya gitmek) * pek yavaş olarak. ağ ı r almak * bir iş te yavaş davranmak. ağ ı r araç ağ ı r ayak * Ağ ı r vası ta. * Doğ urması yakı n (gebe kad ı n).

ağ ı r basmak * ağ ı rl ı ğ ı fazla gelmek. * bir iş te gücü ve etkisi üstün gelmek. ağ ı r basmak * gücü, etkisi veya özelliğ i daha üstün ve belirgin olmak. * bir iş te gücü ve etkisi üstün gelmek.

ağ ı r basmak * bir kimse kâbusa uğ ramak. ağ ı r canl ı * Çok yavaş iş yapan, çevik olmayan. * Varlı ğ ı sı kı ntı veren sevimsiz. * Tembel. * Gebe (kadı n). ağ ı r canl ı lı k * Hareketlerin yavaş olması , hı mbı ll ı k, tembelce davranı ş biçimi. ağ ı r ceza * Ağ ı r hapis ve beş yı ldan yukarı olan hapis cezaları .

ağ ı r çekmek * tartı da a ğ ı r gelmek. ağ ı r durmak * ciddî, ağ ı rbaş lı , oturaklı , soğ ukkanlı hareket etmek. ağ ı r elli * Bkz. eli ağ ı r. ağ ı r ellilik * Eli ağ ı r olma durumu. ağ ı r ezgi * Çok ağ ı r, yavaş yavaş , ahenkli.

ağ ı r gelmek * gücüne gitmek, onuruna dokunmak. * yapı lmas ı güç gelmek. ağ ı r hapis cezası * 2-24 yı l veya ömür boyu hapis cezası . ağ ı r hastalı k * Ölümle sona erebilecek gibi olan hastalı k. ağ ı r hidrojen * Döteryum. ağ ı r iş * Büyük tehlikeler yaratan ve fazla güç isteyen her türlü iş .

ağ ı r iş itmek (veya duymak) * kulakları iyi iş itmemek, kulakları az iş itmek. ağ ı r kaçmak * gücendirici olmak. ağ ı r kayba u ğ ramak * maddî ve manevî büyük zarar görmek. ağ ı r kayı p * (savaş , deprem, sel gibi do ğ al afetlerde) Büyük kayı p. * Maddî zarar. ağ ı r küre * Yer yuvarlağ ı nı n, yoğ unluğ u ve katı lı ğ ı çok olan bölümü, barisfer.

ağ ı r ol!

* ciddî, ağ ı rbaş lı , so ğ ukkanl ı , sab ı rl ı ol!. * acele etme, yavaş ol!.

ağ ı r oturmak * uslu durmak. ağ ı r para cezası * Bazı suçlara göre takdir edilen para cezası . ağ ı r sanayi * Üretim araçları yapan sanayi. ağ ı r satmak * nazlanmak, gönülsüz davranmak. ağ ı r sı klet * Bazı spor dalları nda yarı ş macı lar ı n ağ ı rlı ğ ı ile sı nı rlandı rı lan kategori, baş ağ ı rl ı k. ağ ı r söylemek * acı , dokunaklı , sözler söylemek. ağ ı r söz ağ ı r su * Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaş latı cı sı olarak kullan ı lan, içinde hidrojen atomları yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluş an su (DO). ağ ı r top * Güçlü, ünlü, tanı nmı ş kimse. ağ ı r uyku * Uyanı lmas ı güç, derin uyku. * Kiş inin onuruna dokunan, dayanı lmas ı güç söz.

ağ ı r vası ta * Motoru, ağ ı r yük veya birden fazla römork taş ı mak amacı yla güçlendirilmiş kamyon ve benzeri araç. ağ ı r vası ta ehliyeti * Ağ ı r vası ta sürücülerine verilen kullanma belgesi. ağ ı r yağ * Kalı n yağ . ağ ı rba ş lı * Davranı ş lar ı ölçülü, olgun (kimse), vakur, ciddî. ağ ı rba ş lı lı k * Ağ ı rbaş lı olma durumu, vakar, ciddiyet. ağ ı rca ağ ı rdan * Ağ ı r olarak. ağ ı rdan almak * bir iş i gereken süre içinde bitirmemek. * bir iş i gönülsüz, isteksiz yapmak, geciktirmek. ağ ı rkanl ı * Oldukça ağ ı r.

* Hippokrates'in ortaya attı ğ ı ağ ı r canlı lı k, soğ ukluk, kolayca duygulanmayı ş gibi nitelikleri kendinde toplayan kiş ilik tipi. * Bkz. ağ ı r canl ı . ağ ı rkanl ı lı k * Ağ ı rkanlı olma durumu. ağ ı rlama * Ağ ı rlamak iş i, ikram, izaz. * Gelin veya güvey karş ı lanı rken çalı nan k ı vrak bir hava.

ağ ı rlamak * Konuğ a saygı göstererek onun her türlü rahat ı nı , ihtiyacı nı sa ğ lamak, ikram etmek, izaz etmek. ağ ı rlanma * Ağ ı rlanmak iş i. ağ ı rlanmak * Ağ ı rlamak iş ine konu olmak. ağ ı rla ş ma * Ağ ı rla ş mak durumu.

ağ ı rla ş mak * (hava) Sı kı cı ve bunaltı cı bir durum almak, bozulmak. * (hasta için) Tehlikeli duruma gelmek, fenalaş mak. * Yavaş lamak. * (gebe kadı n için) Do ğ urmas ı yaklaş mak. * Ağ ı rbaş lı olmak. * (yiyecek) Bozulmaya yüz tutmak. * Güçleş mek, zorla ş mak. * (organ için) Görevini yapamaz duruma gelmek. ağ ı rla ş tı rma * Ağ ı rla ş tı rmak i ş i. ağ ı rla ş tı rmak * Bir ş eyin a ğ ı rla ş ması na yol açmak. ağ ı rlatma * Ağ ı rlatmak iş i.

ağ ı rlatmak * Ağ ı rlamak iş ini yaptı rmak. ağ ı rl ı ğ ı nca altı n değ mek * çok değ erli olmak. ağ ı rl ı ğ ı nı (ortaya) koymak * kimliğ ini ve ki ş iliğ ini kabul ettirmek. ağ ı rl ı k * Ağ ı r olma durumu. * Değ erli olma durumu. * Ağ ı rbaş lı lı k. * Tehlikeli olma durumu. * Sı kı nt ı lı , bunaltı cı durum. * Orduda bir birliğ in cephane, yiyecek ve eş ya yükleri. * Çeyizini düzmek için güveyin geline verdiğ i para, kalı n. * Uyuş ukluk ve gevş eklik durumu. * Uykuda iken gelen ve insana boğ ulur gibi bir duygu veren durum. * Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluş turduğ u bile ş ke.

* Takı . * Yük, külfet. * Sorumluluk. * Etki, yetki, baskı , güçlük. * Dikkati ve önemi bir ş ey üzerinde yoğ unlaş tı rmak. * Terazilerde tartma iş i yapı lı rken bir kefeye konulan nesne. * Değ erlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağ an ı n üzerinde ve belli oranda, fazladan bir değ er tanı nması . ağ ı rl ı k basmak (veya çökmek) * gevş eklik ve uyku gelmek. * (uykuda) sı kı ntı lı duruma girmek. * Ağ ı r bir hava kaplamak, sessizlik olu ş mak. ağ ı rl ı k merkezi * Bir cismin bütün noktaları na ayrı ayrı etki yapan yer çekimi kuvvetlerinden oluş mu ş tek kuvvet durumundaki bile ş kenin uygulama noktas ı . * Bir iş in en önemli bölümü. ağ ı rl ı k olmak * birine yük olmak, kendi masrafı nı baş kası na çektirmek, s ı kı ntı vermek. ağ ı rl ı klı (değ er). ağ ı rsama * Ağ ı rsamak hareketi. ağ ı rsamak * Birine karş ı soğ uk davranarak sı kı ntı verdiğ ini anlatmak. * Bir iş i yavaş yapmak, önemsememek, ilgilenmemek. * Bir iş i ağ ı r bulmak, yük saymak, yüksünmek. ağ ı rş ak * Yün, iplik eğ irilen i ğ i ağ ı rla ş tı rmak için alt ucuna geçirilen yar ı m küre biçiminde, ortas ı delik a ğ aç veya kemik parça. * Teker biçiminde yassı nesne, kurs. ağ ı rş aklanma * Ağ ı rş aklanmak iş i veya durumu. ağ ı rş aklanmak * Çı banda veya (ergenlik sı rası nda) memede ağ ı rş ak biçiminde bir tümsek oluş mak. ağ ı ş * Ağ mak iş i veya biçimi. * (su buharı nı n ve baş ka gazlar ı n) Yerden havaya doğ ru çı kı ş ı , yağ ı ş karş ı tı . * Değ erlendirmelerde, herhangi bir konu veya evreye olağ an ı n üzerinde ve belli bir oranda, fazladan tanı nan

ağ ı t

* Ölen bir kimsenin gençliğ ini, güzelliğ ini, iyiliklerini, değ erlerini, arkada bı raktı kları nı n acı lar ı nı veya büyük felâketlerin ac ı lı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazı lan yaz ı , sa ğ u, mersiye. * Ağ lama, gelin olan bir kı zı n arkas ı ndan meziyetlerini sayı p dökerek a ğ lama. ağ ı t yakmak (veya tutturmak) * ağ ı t söylemek, ağ ı t düzmek. ağ ı tçı ağ ı tçı lı k * Ölüye ağ ı t söylemek için para ile getirilen kimse, sağ ucu. * Ağ ı tçı nı n iş i veya mesle ğ i.

ağ ı tlama ağ ı z boş luk.

* Ölmüş leri anmak için düzenlenen törende okunan övgü. * Yüzde, avurtlarla iki çene arası nda, ses çı karmaya, soluk alı p vermeye ve besinleri içine almaya yarayan * Bu boş luğ un dudakları çevreledi ğ i bölümü. * Kapları n veya içi bo ş ş eylerin aç ı k yan ı . * Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğ ü yer, munsap. * Koy, körfez, liman, yol gibi yerlerin açı k yan ı . * Birkaç yolun birbirine kavuş tuğ u yer, kavş ak. * Kesici aletlerin keskin yanı . * Bir dilin sı nı rlar ı içinde, bölgelere ve s ı nı flara göre de ğ iş en söyleyi ş özelliğ i. * Birini yanı ltmak, kandı rmak amac ı yla dolambaçlı birtakı m sözler söyleme özelli ğ i. * Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. * Bazen "kez" anlam ı na gelir. * Üslûp, ifade özelliğ i. * (tehlikeli ş eyler için) Pek yakı n yer.

ağ ı z

* Yeni doğ urmuş memelilerin ilk sütü.

ağ ı z açmak * söz söylemek, konuş mak. * azarlamak, paylamak. ağ ı z açmamak * tek bir söz olsun söylememek, susup kalmak. ağ ı z açtı rmamak * çok konuş arak baş kaları nı n söz söylemesine, konuş ması na engel olmak. ağ ı z ağ ı za * ağ zı na kadar, tamamen. ağ ı z ağ ı za vermek (veya konuş mak) * iki kiş i birbirine pek yakı n durarak baş kalar ı iş itmeyecek biçimde konuş mak. ağ ı z alı ş kanlı ğ ı * Çok söylendi ğ i için bir sözü s ı k sı k kullanma durumu. ağ ı z aramak (veya yoklamak) * öğ renmek istenilen ş eyi söyletecek yolda dil kullanmak. ağ ı z birliğ i * Bir konuda anlaş arak aynı biçimde konuş ma, söz birliğ i. ağ ı z birliğ i etmek * bir konuda anlaş arak aynı ş ekilde konuş mak, söz birliğ i etmek. ağ ı z birliğ i etmek * bir konuda anlaş arak aynı biçimde konuş mak, söz birliğ i etmek. ağ ı z burun birbirine karı ş mak * dayak yeme sonunda yüzü, yara bere içinde kalmak. * yüzde aş ı rı öfke, üzüntü, yorgunluk gibi durumlar ı n izleri görünmek. ağ ı z dalaş ı * Ağ ı z kavgası , karş ı lı klı atı ş ma, bağ rı ş ma, dil dalaş ı . ağ ı z değ iş ikli ğ i

* Yemeğ in çe ş idinde de ğ iş iklik. ağ ı z değ iş tirmek * önce söylediğ ini baş ka türlü anlatmak. ağ ı z dil vermemek * hiç konuş mamak, susmak. ağ ı z dolusu * Ağ zı n alabilece ğ i kadar. * (küfür için) Birbiri ardı nca, birçok. ağ ı z kâhyas ı * Birinin söyleyeceğ i sözlere karı ş an kimse. ağ ı z kalabalı ğ ı * Birbirini tutmayan gereksiz sözler. ağ ı z kalabalı ğ ı na getirmek * birini gereksiz sözler söylemek yolu ile ş aş ı rtmak. * söz söyleme becerisine sahip olma. ağ ı z kavaf ı * Karş ı sı ndakini kandı rmak için gerekli gereksiz çok söz söyleyen. ağ ı z kavgası * Karş ı lı klı ağ ı r sözler söyleyerek yapı lan çekiş me, at ı ş ma, dil kavgası . ağ ı z kokusu * Bir kimsenin çekilmez davranı ş ları , istekleri, sözleri. ağ ı z kullanmak * duruma, ortama göre söz söylemek, sözünü amacı na göre de ğ iş tirmek. ağ ı z niş anı * Yalnı z sözle yapı lan niş anlanma. ağ ı z satmak * yüksekten atarak kendini övmek. ağ ı zş akas ı * Sözle yapı lan ş aka. ağ ı z tad ı * (ailede veya toplumda) Dirlik düzenlik, iyi geçinme veya rahatlı k. ağ ı z tad ı yla * huzurla, rahatlı k içinde, içine sine sine, lezzetini duyarak. ağ ı z tamburas ı çalmak * sözle avutmaya, oyalamaya çalı ş mak. ağ ı z tatsı zlı ğ ı * Bir topluluk içindeki geçimsizlik, huzursuzluk. ağ ı z tı kamak * konuş ma imkânı vermemek. ağ ı z tüfeğ i * Mermileri ş iddetle üflenerek f ı rlat ı lan bir çeş it tüfek taslağ ı . ağ ı z tütünü

* Keyif için ağ ı zda çi ğ nenen bir tür tütün. ağ ı z ünlüsü * Geniz yoluna kaymadan çı kan ünlü, a ğ ı zsı l ünlü. ağ ı z yapmak * birini kandı rma, yan ı ltma amacı yla duyguları nı , düş üncelerini olduğ undan baş ka türlü gösterecek biçimde konu ş mak. ağ ı z yaymak * açı k ve dürüst konu ş maktan kaçı nmak. ağ ı z yer, yüz utanı r * armağ an alan, armağ anı verenin isteğ ini yerine getirmeye çal ı ş ı r. ağ ı z yoklamak * Bkz. ağ ı z aramak. ağ ı zda dağ ı lmak * (genellikle hamur iş i için) iyi piş miş ve lezzetli olmak. ağ ı zda sakı z gibi çiğ nemek * bir söz veya düş ünceyi sı k sı k tekrarlayı p durmak. ağ ı zdan * Yazı lı olmayarak, sözle, sözlü, ş ifahî.

ağ ı zdan ağ ı za * Herkes birbirine söyleyerek. ağ ı zdan ağ za dolaş mak (veya geçmek) * herkes birbirine söylemek. ağ ı zdan burun yak ı n, kardeş ten karı n yakı n * "insanı n kendi yararı her ş eyden önemlidir" anlamı nda kullanı lı r. ağ ı zdan dolma * (top veya tüfek için) Namlusu ağ zı ndan doldurulan. ağ ı zdan kapmak * baş kalar ı ndan dinlemek yolu ile yar ı m yamalak birtakı m bilgiler edinmek. ağ ı zlama * Ağ ı zlamak iş i. ağ ı zlamak * Bir iş i kolaylamak. * Bir parçayı yuvas ı na geçirmek için önce yuvan ı n ağ zı nı ayarlamak. * Bir boğ az ı n veya bir limanı n ağ zı nı ortalamak. ağ ı zlara sakı z olmak * herkesin diline düş mek. ağ ı zla ş ma * Ağ ı zlaş mak iş i veya durumu. ağ ı zla ş mak *İ ki kan damarı , birbiri içine açı lmak. ağ ı zl ı * Ağ zı herhangi bir biçimde olan.

ağ ı zl ı k

* Bir ucuna sigara takı lan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. * Nefesli çalgı larda ağ za gelen yer. * Yemiş küfelerinin üzerine yaprakl ı dallarla yapı lan kapak. * Kuyu bileziğ i. * Su tesisatı nda su alı p vermeye yarayan vanalı uç. * Hayvanı nı sı rması na, zararlı bir ş ey yemesine engel olmak için ağ zı na tak ı lan tel, deri gibi kafes. * (dokumacı lı kta) Çözgünün açı lı p kapandı ğ ı ve içinde mekiğ in geçtiğ i yer. * Telefon ve benzeri cihazlarda ağ za yaklaş tı rı lan bölüm. * Bir ş eyin ba ş lad ı ğ ı yer. * Huni.

ağ ı zl ı kçı * Ağ ı zlı k yapan veya satan kimse. ağ ı zotu ağ ı zsı l * Ağ ı zla ilgili. ağ ı zsı l ünlü * Bkz. ağ ı z ünlüsü. ağ ı zsı z * Ağ zı olmayan. * Yumuş ak huylu, sessiz. * Topları ateş lemek için falyaya konulan ve barutun patlaması na sebep olan madde.

ağ ladı ağ layacak * ağ lamak üzere olan. ağ lama ağ lamak * Üzüntü, acı , sevinç, pi ş manlı k aldanma vb.nin etkisiyle göz yaş ı dökmek. * Ağ aç budandı ğ ı nda kesilen yerlerden besi suyu veya öz su akmak. * Sı zlanmak, yakı nmak. * Bir duruma karş ı üzüntü duymak. ağ lamak para etmez * üzülmenin yararı olmaz. ağ lamaklı * Ağ lar gibi olan, üzüntülü. ağ lamaklı olmak * ağ layacak duruma gelmek. ağ lamalı * Ağ lar gibi olan, ağ layacak gibi. * Acı ma duygusu uyandı racak hâlde, sı zlamal ı . ağ lamayan çocuğ a meme vermezler * hakkı nı araması nı bilmeyen kimsenin i ş i görülmez. ağ lamsı ağ lanma * Ağ layacak gibi, ağ lamalı . * Ağ lanmak iş i. * Ağ lamak iş i.

ağ lanmak * Ağ lamak iş i yapı lmak. ağ lantı * Hafif hafif ağ lama.

ağ lar gözden, sahte sözden kendini sakı n * "kendini acı ndı ranlardan kork" anlamı nda kullanı lı r. ağ laş ma ağ laş mak * Ağ laş mak iş i. * Birlikte ağ lamak. * Sı zlanmak.

ağ lata ağ lata * Sürekli ağ latarak, devamlı eziyet ederek, üzerek. ağ latı ağ latı cı * Ağ lamaya yol açan. ağ latı ş ağ latma ağ latmak * Ağ latmak iş i veya biçimi. * Ağ latmak iş i. * Ağ laması na yol açmak. * Trajedi.

ağ laya ağ laya * Ağ layarak. ağ layanı n malı gülene hayretmez * birinden haksı z olarak alı nan malı n onu alana yararı olmaz. ağ layı cı ağ layı ş ağ lı * Ağ ı bulunan. ağ ma * Ağ mak iş i. * Akan yı ldı z, ş ahap. * Sarkmak, aş ağ ı ya inmek, e ğ ilmek, meyletmek. * Yükselmek, yukarı çı kmak. * Koyun ve keçi baş ı na alı nan vergi, sayı m vergisi. * Ağ namak i ş i. * Ölünün ardı ndan ağ lamak için para ile tutulan kimse, ağ ı tçı , yasçı . * Ağ lamak iş i veya biçimi.

ağ mak

ağ nam ağ nama

ağ namak

* (hayvan) Yere yatı p yuvarlanmak.

ağ namcı * Ağ nam vergisi toplayan kimse. ağ raz ağ rı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan sürekli ve ş iddetli acı . ağ rı kesici * Acı yı , sı zı yı dindirici (ilâç). ağ rı kesimi * Ağ rı duyusunun kendiliğ inden veya tedavi sonucu yok olması , analjezi. ağ rı sı zı * Rahatsı zlı k veren acı , sanc ı . ağ rı kesen * Ağ rı duyusunu ortadan kald ı ran, dindiren (ilâç vb.), analjezik. ağ rı larda göz a ğ rı sı , her kiş inin öz ağ rı sı * herkesi en çok ilgilendiren ş ey kendi derdidir. ağ rı lı ağ rı ma * Ağ rı yan, ağ rı sı olan. * Ağ rı mak i ş i. * Memeli hayvanlarda görülen ara konakçı kenelerin bulaş tı rdı ğ ı ağ rı ma asalakları ndan ileri gelen hastalı k. * Kötü niyet ve düş manlı klar.

ağ rı ma asalakları * Omurgalı lardan alyuvar asala ğ ı olarak yaş ayan türlü biçimlerdeki sporlular toplulu ğ u. ağ rı mak * (vücudun bir yeri) Ağ rı lı olmak. ağ rı na gitmek * onuruna dokunmak veya gücüne gitmek. ağ rı sı tutmak * (gebe kadı n için) doğ um sancı ları baş lamak. * (hasta bir organ) ağ rı maya ba ş lamak. ağ rı sı z * Ağ rı sı olmayan. * Ağ rı vermeden. * Dertsiz, tasası z.

ağ rı sı z baş ı na ka ş bast ı bağ lamak * kendine gereksiz yere iş çı karmak. ağ rı tma ağ rı tmak * Ağ rı tmak iş i. * Ağ rı mas ı na yol açmak.

ağ sı ağ u

* Ağ görünüş ünde olan, ağ gibi örülmüş olan. * Ağ ı .

ağ ulamak * Ağ ulamak. ağ ustos * Yı lı n 31 gün süren sekizinci ayı .

ağ ustos böceğ i * Eş kanatlı lardan, erkeğ i yazı n karnı nı n altı ndaki özel bir organdan kesik ve sürekli ses çı karan bir böcek, orak böceğ i (Cicada plebeja). ağ ustos böcekleri * Genç sürgünlerden öz su emerek tarı m ve orman bitkilerine zarar veren birçok türün bulunduğ u eş kanatlı lar familyası . ağ yar * Baş kalar ı , yabancı lar, eller.

ağ za alı nmaz (veya a ğ za alı nmayacak) * söylenmesi ayı p, çirkin (söz, küfür). ağ za almamak * anmamak, sözünü etmemek. ağ za düş mek * dedikodu konusu olmak. ağ za koyacak bir ş ey * yiyecek bir ş ey. ağ za tat, boğ aza feryat * (yiyecek için) miktarı çok az olan. ağ zı açı k *Ş aş kı n, alı k, bön. * Hayranlı kla, büyülenmiş olarak. ağ zı açı k (veya ağ zı bir karı ş aç ı k) kalmak * çok ş aş ı rmak, ş aş akalmak. ağ zı açı k ayran delisi (veya budalas ı ) * yeni gördüğ ü her ş eye ş aş kı nl ı kla bakan, ş aş ı ran. * saf, bön. ağ zı bir * Söz birliğ i etmiş .

ağ zı bozuk * Sövmeyi alı ş kanlı k edinmiş olan, küfürbaz. ağ zı burnu yerinde * oldukça güzel, yakı ş ı klı . ağ zı çiriş çanağ ı na dönmek * ağ zı kuruyup acı laş mak. ağ zı dili bağ lanmak

* herhangi bir sebeple konuş amaz olmak. ağ zı dili kurumak * herhangi bir sebeple tükürük az olmak. ağ zı dili tutulmak * beklenmedik bir durum karş ı sı nda heyecanlanmak, hayranl ı k duymak. ağ zı dolu dolu konuş mak * heyecanlı söz söylemek. ağ zı gevş ek * Sı r saklamaz, sı r tutmaz. ağ zı havada * çevresindekilerden habersiz, alı k, ş aş kı n. ağ zı kalabalı k * Birbirini tutmayan sözler söyleyen, yerli yersiz çok konuş an, boş boğ az. ağ zı kara * Kara haber vermekten hoş lanan, ş om a ğ ı zl ı . * Bir yerde konuş ulanı veya yapı lanı duyup görmesi istenilmeyen (kimse).

ağ zı kenetli * Sı r tutan, sı r saklayan (kimse). ağ zı kilitli * Dudakları beyaz (at). * Sı r saklayan. ağ zı kulakları na varmak * çok sevinmek. ağ zı kulakları nda * çok sevinçli, mutlu. ağ zı kurumak * bir konuyu çok söylemek sebebiyle, ondan b ı kmak. * içecek ihtiyacı duymak. ağ zı kurusun * felâket dileğ inde bulunanlara karş ı kullanı lan bir ilenme. ağ zı lâf (veya lâk ı rdı ) yapmak * kolay konuş ma yeteneğ i olmak. * inandı rı cı söz söyleme yeteneğ i olmak. ağ zı oynamak * bir ş eyler yemek. * konuş mak. ağ zı pek ağ zı pis * Sı r vermeyen, ketum. * Sövmeyi huy edinmiş olan.

ağ zı sı kı * Bkz. ağ zı pek. ağ zı sulanmak

* imrenmek. ağ zı süt kokmak * çok genç ve toy olmak. ağ zı teneke kaplı (olmak) * çok sı cak veya çok acı ş eyleri kolayl ı kla içebilen veya yiyebilenler için ş aka yollu söylenir. ağ zı torba değ il ki büzesin * herkesin dedikodu yapması nı n önüne geçilemeyeceğ ini anlatı r. ağ zı var, dili yok * pek sessiz, kendi hâlinde. * konuş mayan, derdini anlatamayan. ağ zı varmamak * söylemeye, açı klamaya gönlü elvermemek. ağ zı yanmak *oş eyden büyük zarar görmek. ağ zı na (veya diline) kira istemek * söylemesi beklenen ş eyi söylemekte nazlı davranmak. ağ zı na (veya diline) sa ğ lı k * bir sözü yerinde söyleyen kiş ilere söylenir. ağ zı na (veya önüne) bir kemik atmak * birini küçük bir çı kar göstererek susturmak. ağ zı na abdestle almak * o kiş iyi anarken çok saygı lı davranmak. ağ zı na almak * söylemek. ağ zı na almamak * adı nı ağ zı na almamak. ağ zı na almamak * söz konusu etmemek, anmamak, söylememek. ağ zı na atmak * yemek için ağ za koymak. ağ zı na bakakalmak * sözlerine hayran olmak. ağ zı na bakt ı rmak * kendini zevk ile dinletmek. ağ zı na bir parmak bal çalmak * birini tatlı sözlerle veya çeş itli hediyelerle bir süre için kandı rmak, oyalamak. ağ zı na bir ş ey (veya bir çöp) koymamak * hiçbir ş ey yememek. ağ zı na bir zeytin verir, altı na (veya ardı na) tulum tutar. * yaptı ğ ı küçük iyiliklere kar ş ı lı k büyük ç ı kar bekler. ağ zı na burnuna bulaş tı rmak * bir iş i beceremeyip berbat etmek, bozmak.

ağ zı na dü ş mek * çok yaygı n olarak bilinip konuş ulmak. ağ zı na etmek * haddini bildirmek. ağ zı na geldiğ i gibi * önünü sonunu düş ünmeden. ağ zı na geleni söylemek * nezaket dı ş ı na çı karak ağ ı r ve kı rı cı sözler söylemek. * çok ve düş üncesizce konuş mak. ağ zı na gem vurmak * susturmak, söyletmemek. ağ zı na kadar * boş yeri kalmayacak biçimde. ağ zı na kilit takmak (veya vurmak) * susturmak. ağ zı na koymamak * yememek veya içmemek. ağ zı na lây ı k * bir yiyeceğ in tadı anlatı lı rken "sen de yesen, beğ enirsin" anlam ı ile söylenir. ağ zı na sakı z olmak * dedikodusuna konu olmak. ağ zı na sürmemek * bir ş eyden hiç yememek. ağ zı na ta ş almı ş * söze karı ş mayı p susanlar için kullanı lı r. ağ zı na t ı kamak * susturmak, fazla konuş ması na engel olmak. ağ zı na tükürmek * birini küçültmek üzere küfür olarak kullanı lan uygunsuz sözler sarf etmek. * birine benzemek. ağ zı na verilmesini beklemek (veya istemek) * çalı ş mayı p, iş lerinin baş kaları taraf ı ndan yapı lmas ı nı beklemek. ağ zı na vur, lokması nı al * yumuş ak huylu kimseye her istenileni kolaylı kla yaptı rabilme anlamı nda bir atasözüdür. ağ zı na yak ı ş mamak * söylemesi ayı p kaçmak, uygun düş memek, yakı ş ı k almamak. ağ zı nda bakla ı slanmamak * hiç sı r saklamamak. ağ zı nda bı rakmak * Bkz. lâf ağ zı nda kalmak. ağ zı nda büyümek * sevmediğ inden veya içi almadı ğ ı ndan yutamamak.

ağ zı nda gevelemek * açı kça söylememek. ağ zı nda yaş kalmamak * bir düş üncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak. ağ zı ndan * birisinden dinleyerek. * adı na.

ağ zı ndan baklay ı çı karmak * Bkz. baklayı ağ zı ndan çı karmak. ağ zı ndan bal akmak * çok tatlı konuş mak. ağ zı ndan çı kanı (veya çı kan sözü) kula ğ ı duymamak (iş itmemek) * sözlerini tartmadan söylemek. ağ zı ndan çı kmak * bir sözü istemeden, farkı na varmadan söylemek, söylemi ş bulunmak. ağ zı ndan çı t çı kmamak * hiçbir ş ey söylememek. ağ zı ndan dirhemle ç ı kmak * çok az konuş mak. ağ zı ndan dökülmek * açı kça söylemekten çekindiğ iş ey, konuş ması ndan belli olmak. ağ zı ndan dü ş memek (veya düş ürmemek) * her zaman sözünü etmek. ağ zı ndan girip burnundan çı kmak * türlü yollara baş vurarak birini bir ş eye razı etmek, kandı rmak. ağ zı ndan hayı r çı kmazsa bari ş er söyleme * "lehte konuş muyorsun, bari aleyhte de konuş ma" anlam ı nda kullanı lı r. ağ zı ndan kaç ı rmak * istemediğ i hâlde boş bulunup söyleyivermek. ağ zı ndan kapmak * birinin bildiğ iş eyleri, ustalı klı konu ş malarla ona sezdirmeden öğ renmek. * birinin konuş ması nı keserek kendi söze ba ş lamak. ağ zı ndan lâkı rd ı (veya lâf) almak (veya çekmek) * karş ı sı ndakini konuş turarak birtakı m gizli ş eyleri öğ renmek. ağ zı ndan lokmas ı nı almak * birinin hakkı olan ş eyi ondan almak. ağ zı ndan yel alsı n * ağ zı nı hayra aç. ağ zı nı (veya çenesini) tutmak * boş boğ azl ı k etmemek. * kötü söz söylememe. * bir konuda arzu edilmeyen düş üncelerin aç ı ğ a çı kması nı bir ş ekilde önlemek.

ağ zı nı açaca ğ ı na gözünü aç * dikkatsiz kiş ileri uyarmak için "dikkatli ol uyan ı k ol!" anlam ı nda kullanı lı r. ağ zı nı açı p gözünü yummak * öfke ile, sonunu düş ünmeden ağ zı na gelen bütün ağ ı r sözleri söylemek. ağ zı nı açmak * konuş maya ba ş lamak. * ağ ı r sözler söylemeye ba ş lamak. * alı k al ı k bakmak. ağ zı nı açmamak * hiçbir söz söylememek, ses çı karmamak. ağ zı nı aramak (veya yoklamak) * Bkz. ağ ı z aramak. ağ zı nı bı çak açmamak * üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak. ağ zı nı bozmak * kaba sözler söylemek, küfretmek. ağ zı nı burnunu çar ş amba çanağ ı na (veya pazarı na) çevirmek * kı rı p parçalamak, dövmek. ağ zı nı burnunu dağ ı tmak * birinin yüzüne ş iddetle tokat, yumruk indirmek. ağ zı nı dilini bağ lamak * birini konuş amaz duruma getirmek. ağ zı nı havaya (veya poyraza) açmak * umduğ unu elde edememek. ağ zı nı hayra aç! * kötü ihtimaller söz konusu edildiğ inde gerçekle ş memesi dileğ i ile söylenir. ağ zı nı hayra açmak * Bkz. ağ zı nı hayra aç!. ağ zı nı kapamak * kendisine ç ı kar sağ layarak bir kimseyi susturmak. ağ zı nı kapamak (veya kilitlemek) * susmak, bir ş ey söylemek istememek. ağ zı nı kiraya vermek * kendini de ilgilendiren bir konuda düş üncesini söylememek. ağ zı nı koklamak * niyetini ve durumunu öğ renmek. ağ zı nı kullanmak (veya satmak) * birinin söylediklerini kendi düş üncesi gibi göstermeye çal ı ş mak. ağ zı nı mühürlemek * konuş mamak, susmak. ağ zı nı öpeyim (veya seveyim) * sevindirici bir söz söyleyene "ne güzel söyledin" anlamı nda kullanı lı r.

ağ zı nı sı kı (veya pek) tutmak * sı r vermemek. ağ zı nı tı kamak * sözünü kesmek susturmak. ağ zı nı toplamak * söylemekte olduğ u kötü söz veya küfürleri kesmek. ağ zı nı yoklamak * birinin bir ş ey hakk ı nda bildi ğ ini kendisine sezdirmeden söyletmeye çalı ş mak. ağ zı nı n içi yangı n yerine dönmek * ağ zı nı n tad ı bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek. ağ zı nı n içine baktı rmak * sözlerini seve seve ve dikkatli dinletmek. ağ zı nı n içine girmek * çok yanaş mak, iyice sokulmak. * hayranlı kla, büyük bir zevkle seyredip dinlemek. ağ zı nı n kaş ı ğ ı (kalı bı veya lokmas ı ) olmamak * bir ş ey bir kimsenin u ğ ra ş abilece ğ i konulardan olmamak. * bir ş ey, bir kimsenin sözünü edemeyece ğ i kadar de ğ erli olmak. ağ zı nı n kokusunu çekmek * bir kimsenin çekilmez davranı ş ları na katlanmak. ağ zı nı n mührü ile * oruçlu olarak. ağ zı nı n payı nı (veya ölçüsünü) vermek * verilen karş ı lı kla bir kimseyi söylediğ ine veya yaptı ğ ı na piş man etmek. ağ zı nı n perhizi yok * ağ zı na geleni söyler. ağ zı nı n suyu akmak * çok beğ enip istemek, imrenmek. ağ zı nı n tadı bozulmak (veya kaçmak) * bir kimsenin kurulu düzeni dirliğ i bozulmak. ağ zı nı n tadı nı almak *oş eyin acı tecrübesini geçirmiş bulunmak. ağ zı nı n tadı nı bilmek * güzel yemeklerden anlamak. * her ş eyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak. ağ zı nı n tadı nı bilmek * güzel yemeklerden anlamak. * her ş eyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak. ağ zı nı n tadı nı kaçı rmak * bir kimsenin kurulu düzenini bozmak; neş esini, keyfini bozmak. ağ zı yla ku ş tutsa... * ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalı k gösterse. ah

* Sesin tonuna göre piş manlı k, öfke, özlem, beğ enme, sevgi gibi duygular anlatı r. * (a:h) Ağ rı , acı duyulduğ unda söylenir. * (â:h) İ lenme, beddua. ah alan onmaz * "kötülük ettiğ i için beddua alan iflâh olmaz" anlam ı nda kullanı lı r. ah almak * birinin ilenmesini üstüne çekmek.

ah çekmek * derin bir keder veya özlemle içten gelerek ah demek. ah etmek * acı ile içini çekmek. * ilenmek.

ah vah etmek * piş manlı ğ ı nı , üzüntüsünü dile getirmek. ah yerde kalmaz * "kötülük cezası z kalmaz" anlam ı nda kullanı lı r. aha ahac ı k * Dikkati çok yakı n bir noktaya çekmek için kullanı lı r. ahali * Araları nda aynı yerde bulunmaktan baş ka hiçbir ortak nitelik düş ünülmeksizin bir ülkede, ş ehirde veya semtte oturanları n tamamı . * Bir yerde toplanan kalabal ı k, halk. ahar * Hattatları n kâğ ı t cilâlamak için kullandı kları niş asta ve yumurta akı ndan yapı lan özel bir kar ı ş ı m. aharlama * Aharlamak iş i. *İ ş te burada.

aharlamak * Ahar sürmek. aharlı ahbap * Kendisiyle yakı n iliş ki kurulup sevilen, sayı lan kimse. * Seslenme sözü olarak da kullanı lı r. ahbap çavu ş lar * her vakit birlikte görülen ve birbirine çok bağ lı olan arkada ş lar için söylenir. ahbap çı kmak * önceden tanı ş mı ş olmak. ahbap kusuruna bakan ahbaps ı z kalı r * "dostları n ufak tefek kusurları na bakmamak gerekir" anlam ı nda kullanı lı r. ahbap olmak * arkadaş olmak, dostluk kurmak, yakı nlı k kurmak. * Aharı olan, üzerine ahar sürülmüş olan.

ahbapça

* Dostça, içten, teklifsizce.

ahbapl ı ğ a dökmek * yerli yersiz yakı nlı k göstermek. ahbapl ı k * Ahbap olma durumu, ünsiyet. ahbapl ı k etmek * arkadaş lı k etmek, arkadaş ça konu ş mak. ahcar ahç ı * Taş lar. * Aş çı .

ahç ı baş ı * Aş çı baş ı . ahç ı lı k * Aş çı lı k.

ahde vefa (etmek) * (devletler hukukunda) devletlerin, katı ldı klar ı milletler arası antla ş malara uyma zorunluluğ unda olduklar ı nı belirten kural. * sözünde durma. ahdetme * Ahdetmek iş i.

ahdetmek * Bir ş eyi yapmak için kendi kendine söz vermek. * Yemin etmek. ahdî Ahdiatik * Antlaş maya göre olan, antlaş ma gereğ i olan. * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan önceki kutsal kitaplar.

Ahdicedit * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan sonraki kutsal kitaplar. ahengi bozulmak * dirliğ i, düzeni bozulmak. ahenk * Uyum. * Uyuş ma, anlaş ma. * Çalgı lı eğ lence.

ahenk almak * uyumlu hâle gelmek. ahenk kaidesi * Bkz. ünlü uyumu. ahenk kurmak * uyuş ma sağ lamak, anla ş ma sağ lamak.

birliğ i sağ lamak. ahenk yapmak * çalgı lı eğ lence düzenlemek. uyumu sağ lamak. düzensizlik. aheste aheste * Yavaş yavaş . ağ ı r. ahenklilik * Ahenkli olma durumu. ahı mş ahı m * Beğ enilecek. ahenksizlik * Uyumsuzluk. ahfat * Torunlar. ağ ı r ağ ı r. ahenk tahtas ı * Telli çalgı lardan üzerine teller gerilmi ş bulunan kapak tahtası . aheste beste * Yavaş yavaş . ağ ı r ağ ı r. ahı yerde kalmamak * yaptı ğ ı ilenme er geç etkisini göstermek. uyumluluk. soy.ahenk sa ğ lamak * düzene sokmak. ahenkle ş tirme * Ahenkleş tirmek iş i. * Eğ lencesiz. Ahfe ş 'in keçisi gibi baş ı nı sallamak * söylenen sözü anlamadan kafa sallayarak onaylamak. usul usul. ahenk vermek * düzeni. ahenktar aheste * Ahenkli. ahenkli * Uyumlu. * Yavaş . değ er verilecek bir ş ey değ il. . düzenli. ahı tutmak * birinin ilenmeleri gerçekleş mek. düzensiz. ahenksiz * Uyumsuz. ahı çı kmak * yaptı ğ ı ilenme etkisini göstermek. ahenkle ş tirmek * Ahenk sağ lamak. * Eğ lenceli.

cömertlik. ant. eli açı k. ahir vakit ahir zaman * Son zaman. kı yametin kopmak üzere bulunduğ u günler veya yı llar. bir hayvan ı ahı ra bağ lamak. yakı nlarda. ahı rlamak * (hayvan) Ahı rda uzun süre kalı p hamlaş mak. * Antlaş ma. * Son zamanlarda. hayvan damı . ahir zaman peygamberi * Müslümanlarca son peygamber olduğ una inanı lan Hz. son olarak. ahretlik. . ahı rlama * Ahı rlamak i ş i. * Sonra. zaman. * Kökü eski Türk töresinde olan ve Anadolu'da yüksek bir geliş im gösteren esnaf. ahilik ahir * Eli açı k olma durumu. Ahi * Ahilik ocağ ı ndan olan kimse. sonraki. * (halk inanı ş ı na göre) Dünyanı n son günleri. ahiren ahiret ahiretlik ahit * Kendi kendine söz vererek bir iş i üzerine alma. çiftçi gibi bütün çal ı ş ma kolları nı içine alan ocak. ahi Ahilik * Cömert.ahı mş ahı m bir ş ey değ il * beğ enilecek. en sonra. ancak 2. harap duruma getirmek. dağ ı nı k. * Son. * Bkz. değ er verilecek bir ş ey değ il. zanaatçı . Muhammed. ahret. son günlerde. * Devir. ahı r * Evcil büyük baş hayvanları n barı ndı ğ ı kapalı yer. ahı ra çekmek * bir sürüyü ahı ra kapamak. sonunda. *İ nsan ömrünün son y ı lları . Dünya Savaş ı sonlar ı nda Sovyetler Birli ğ inin de ğ iş ik bölgelerine sürülen Türkler. * Bkz. Ahı ska Türkleri * Gürcistan'ı n Türkiye sı nı rları na yakı n bölgelerinde yaş amı ş olan. ahı ra çevirmek * bir yeri pis. ahı r. bakı msı z.

ahlâk değ erlerine bağ lı lı kla. uymak zorunda bulundukları davranı ş biçimleri ve kuralları . ş ehir düzeni için çalı ş an te ş kilât. bilir bilmez konu ş mak. ahlâk zabı tası * Büyük ş ehir halk ı nı n sosyal ve sağ lı k durumunu koruyan. ahkâm yürütmek * (bir sözden) kendi anlayı ş ı na göre sonuçlar ç ı karmak. kötü gibi sorunları inceleyen. * Antlaş ma belgesi. * Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davran ı ş kuralları nı tespit eden ve inceleyen *İ yi nitelikler. etik. . ahkâm kesmek * çekinmeden kesin yargı larda bulunmak. hangi davran ı ş ı n iyi ve hangisinin kötü olduğ u gibi sorunları kendine konu edinen bilim. ahlâk d ı ş ı cı lı k * Ahlâk bilimine aykı rı davranma. ahitname ahiz * Alma. kendine uyulması ahlâk açı sı ndan gerekli olan genel ve geçer kural. eslâf kar ş ı tı . ahlâkça ahlâkç ı * Ahlâk anlayı ş ı na göre. * Bir toplum içinde kiş ilerin benimsedikleri. ahlâk bilimi * Yarar. antla ş ma. ahize * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren âlet. ahkâm ç ı karmak * kendi düş üncelerine dayanarak birtakı m yargı lara varmak. ahlâk d ı ş ı * Töre dı ş ı . hükümler. ahlâf ahlâk bilim.ahitleş me * Ahitleş mek iş i. * Birinin yerine geçenler. ahlâk yasas ı * Ahlâk iş lerini belirleyen. iyi. alı cı . kuş aklar. anlaş ma. * Ahlâk konuları nı inceleyen filozof veya bu konularla uğ ra ş an kimse. * Her ş eyi ahlâk açı sı ndan değ erlendiren kimse. neyin hayata anlam kazandı rdı ğ ı . halefler. reseptör. törelere dayanan bir davranı ş yasası geliş tiren. ahitleş mek * Antlaş mak. güzel huylar. * Kabul etme. neyin uğ runda sava ş ı lmaya de ğ er. ahkâm * Yargı lar.

* Bu ağ acı n. yaban armudu (Pirus piraster). * Kaba adam. * Gülgillerden. * Ahlâka uygunlukla. * Ahlâk kuralları . armuda benzeyen ve ancak iyice olgunlaş tı ktan sonra yenilebilen yemiş i. ahlâksı zl ı k etmek * ahlâksı zca davranmak. kendi kendine yetiş en. ögeler. ahlâken ahlâkı yat ahlâkî * Ahlâka uygun. ahlat ı n (veya armudun) iyisini (dağ da) ayı lar yer * kendilerine yakı ş mayan güzel bir ş eyi eline geçirenler için kullan ı lı r. * Ahlâk bilimi. abdala söz vermeye gelmez * ahmağ a gereğ inden çok ilgi gösterirseniz sizi sı k sı k uğ ra ş tı rı r. bunlara uygun davranan (kimse). ah etmek. ahmak . törecilik. ahlâkl ı lı k * Bir insanı n veya bir insan grubunun iyi ve kötü aç ı sı ndan davranı ş biçimi ve ahlâkî dü ş ünüş ü. moralizm. ahlâkl ı * Ahlâk kuralları na bağ lı . ahlâksı z * Ahlâk kuralları na uymayan. ahmağ a yüz. doğ ru bilindi ğ i için yapı lması gereken iş ler. *İ ç çekmek. ahlât ahlât ı erbaa * Bedende bulunduğ u var sayı lan dört öge. ahlâksı zca * Ahlâksı z biçimde veya tarzda. ah çeker gibi ses çı karmak. yol iz bilmez kimse. * Ahlâk kuralları na uymama. ahlâksı zca davranı ş . kötü huylu. ahlâksı zl ı k * Ahlâksı z olma durumu. * Beden yapı sı nı n temelini oluş turan ögeler. üzerine armut aş ı lanan ağ aç. * Dürüst davranmayan. ahlâkî vazife * Kanunun zorlaması olmaksı zı n. bir amaç sayan ö ğ reti.ahlâkç ı lı k * Ahlâkı bir araç de ğ il. ahlâkla ilgili. yasaları ile uyum içinde olma. terbiyesiz. * Bir karı ş ı m içindeki parçalar. ahlama ahlamak ahlat * Ahlamak iş i.

aptallaş mak. ahmaklaş tı rma * Ahmaklaş tı rmak i ş i. ahmaklaş mak * Ahmak duruma gelmek.* Aklı nı gere ğ i gibi kullanamayan. budalalı k. * Ahret kardeş i olan kad ı nlardan her biri. ahmaklaş tı rmak * Ahmaklaş ması na sebep olmak. ahreti (veya öbür dünyay ı ) boylamak * ölmek. ahmak ı slatan * Yavaş yavaş ve ince ince yağ an yağ mur. * Dinî inanı ş a göre. sağ ı r ve dilsiz. ahraz ahret dünya. insanı n öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağ ı ve Tanrı 'ya hesap vereceğ i yer. ahret suali * Gereksiz ve usandı rı cı soru. ahretini yapmak (veya zenginle ş tirmek) * hayı r iş leri yaparak sevap kazanmak. çisenti. ahmakça * Biraz ahmak. budala. ahmaklı k * Zekâsı az geliş miş olma durumu. öbür ahret adamı * Dünya iş lerinden el çekip sürekli ibadetle uğ raş an kimse. ahret yolculuğ u * Ölüm. * (ahmak'ça) Ahmağ a yak ı ş ı r nitelikte. * Dilsiz. aptalca. ahret karde ş i *İ nanç ve ibadette birbirinden ayrı lmayan ve bu ili ş kiyi ahrette de sürdüreceklerini düş ünen kadı nlara verilen ad. aptal. ahrette on parmağ ı yakası nda olmak * kendisine karş ı sorumlu olan kimseden ahrette davacı olmak. * Bir an için ş aş alay ı p bocalamak. ahmak yerine koymak * bir kimseye aptalmı ş . aptalla ş tı rmak. bön. anlayı ş sı zl ı k. ahretlik * Besleme kı z. anlamazmı ş gibi davranmak. ahş a . akı lsı zlı k. ahmaklaş ma * Ahmaklaş mak durumu.

çekici. * çok güzel. ince. hâller. aidiyet aile * Evlilik ve kan bağ ı na dayanan. aidat * Ödenti. koca. . vaziyetler. yayı lan. kı rmı zı renkli. * Ait olma durumu. * Eş . dikenli bir bitki (Rubus idaeus). çekici. ahş ap * Ağ açtan. kabul etmek. * Birlikte oturan hı sı m ve yak ı nları n tümü. ahtapot * Kafadan bacaklı lardan. ahzetme * Ahzetmek iş i. alı m satı m. karaca. ciğ er gibi ş eyler. kardeş ler arası ndaki ili ş kilerin oluş turduğ u toplum içindeki en küçük birlik. zarif kadı n. * Araları nda kandaş lı k veya hı sı mlı k bulunan kimselerin tümü. * Olaylar. tahtadan yapı lmı ş . * Genellikle burun zarı üzerinde çı kan bir çeş it ur. ahtapot gibi * sı rna ş ı k. koca ve çocuklardan olu ş an topluluk. aksata. * Karı . karı . * Davranı ş lar. ahzükabz * Kendine mal etme. * Güzel. bağ ı rsak. konuya el atan. ahval * Durumlar. ahzetmek * Almak. ahu gibi ahu gözlü * Güzel gözleri olan. * Kesenek. ahu parçası * Çok güzel. yapı ş kan kimse. iliş kinlik. karı .*İ nsanı n veya hayvan ı n göğ sü ve karnı içindeki organlar. dokunaçlı bir mürekkep balı ğ ı türü (Octopus). ahududu * Gülgillerden. sulu ve kokulu yemiş i. ağ aç çileğ i. * sömürmek amacı yla birçok iş e. * Aynı soydan gelen kimseler zinciri. polip. * Bu bitkinin duta benzeyen. ahu * Ceylan. ahzüita * Alı ş veriş . çocuklar.

birine düş mek. için. aile gazinosu * Sadece evlilerin girebildiğ i ve birlikte eğ lendikleri yer. ilgili. aile bahçesi * Ailelerin rahatlı kla gidebileceğ i. aile oca ğ ı * Ailenin kurduğ u. yak ı n. ailesiz ailevî ait ait olmak * ilgilendirmek. aile plânlamas ı * Ailede çocuk edinmeyi sı nı rlama. aile meclisi * Aile makamı nı n görevini yerine getiren kan veya soy h ı sı mlar ı ndan en az üç kiş iden olu ş an heyet. aile saadeti * Genellikle karı . hayvan veya bitki topluluğ u. birinin olmak. anlaş ma. genellikle içkisiz yer. iliş ik. ailece ailecek ailelik * Aile sayı sı nı n bütünü.* Aynı gaye üzerinde anla ş an ve birlikte çal ı ş an kimselerin bütünü. koca bazen de büyükler ve çocuklar arası ndaki uyum. * Aile ile ilgili. geliş tirdiğ i ev. -e dü ş en. . yerleş tiğ i. * Bütün aile birlikte. *İ lgilendiren. * Temel niteliğ i bir olan dil. aile hayat ı * Aile bireylerinin bütün iş lerini düzenli olarak ev içinde yapma durumu. aile dostu * Ailece tanı ş ı lan ve evlerine gidilip gelinen ahbap. iliş kin. aile reisi * Kanunlara göre aile yükümlülüğ ünü ta ş ı yan kimse. aile hukuku * Aileyi oluş turan kiş ilerin karş ı lı klı hak ve görevlerini düzenleyen hukuk dalı . ajan * Ailesi olmayan. * Ailece. aile ad ı * Soyadı . doğ um kontrolu. aile bütçesi * Kı sa bir süre içinde bir iş çinin veya iş çi ailesinin hayat seviyesinde meydana gelen değ iş meleri belirlemek amacı yla yapı lan istatistik çal ı ş ması . sevgi ve hoş görü.

* Kar. * Ajanı n görevi. casus. b ı ç-ak. küre-k vb. * Ruhsal gerginliğ in dı ş a vurması . * Bu renkte olan. ajans * Haber toplama ve yayma iş iyle uğ raş an kurulu ş . yat-ak vb. perde. ajitasyon ajur * Delikli örgü. temsilci. bir ortaklı ğ ı n veya bir devletin bazı iş lerini gören kimse. ak demir * Dövme demir. kara ve siyah kar ş ı tı . iş görevlisi. -ak / -ek -ak / -ek -ak / -ek * Arap sözcüğ ü "zenci" anlamı na da geldi ğ inden ası l Araplar ı n söz konusu oldu ğ u anlatı lmak istenirken kullan ı lı r. gözenekli.* Bir devlet veya kuruluş un gizli amaçları için çalı ş an kimse. * Unutulmaması için gerekli notları yazmaya yarayan takvimli defter. ak don kara don geçitte belli olur * Gözün saydam tabakası nda bir yara veya çı ban sonucunda olu ş mu ş . süt gibi ş eylerin rengi. ak a ğ a ak Arap * Saraylarda hizmet gören hadı m ağ aları nı n beyaz ı rktan olan ı . * Bazı ş eylerde beyaz bölüm. ajanda ajanlı k * Ajan olma durumu. tara-k. ben-ek vb. rahat. ele-k. * Bu iş kollar ı nı n çalı ş tı ğ ı büro. görmeyi derece derece azaltan beyaz . ajurlu ak * Ajuru olan veya her yanı ajur biçiminde iş lenmiş bulunan. beyaz. * Beyaz leke. ak basmak * Göze beyaz leke inerek görme yetisini yitirmek. onunla ilgili bilgi aktaran ve bu yolla kazanç sağ layan iş kolu. * Fiilden yer isimleri türeten ek: dur-ak. ak benek benek. * Sı kı nt ı sı z. * Bir kimsenin. gözenek. * Bir ticarî kuruluş u tanı tan. ak basma * Ak su. * Fiilden alet isimleri türeten ek: or-ak. andaç. *İ simden isim türeten ek (küçültme eki): baş -ak. * Temiz namuslu. katarakt.

ak pak ak pas * Lâhana. karnabahar gibi bitkilerin kök dı ş ı ndaki bütün bölgelerine yerle ş ebilen.ş anslı . ak gözlü * Gözlerinin rengi pek açı k olan ve nazar ı nı n hemen değ diğ ine inan ı lan (kimse). ağ abey. ak kan yang ı sı * Adenit. sülümen. çok zehirli. ak yel ak yem ak y ı ldı z aka * Büyük kardeş . ak dü ş mek * (saç ve sakal) tek tük ağ armaya baş lamak. ak yazı lı * Bahtlı . ak sülümen * Cı va ile klorun birle ş imi olan. ak madde * Demet durumundaki sinir liflerinden oluş an beynin iç. lodos. istavrit. * Çoban yı ldı zı . ak pak * tertemiz. ak sakaldan yok sakala gelmek * çok yaş lanı p iyice kuvvetten düş mek. temiz. * Bembeyaz. sonuç belli olduğ u zaman anlars ı n. omuriliğ in dı ş tabakası . turp. mutsuz bir ya ş ayı ş ise yı prat ı r. akabe * Güneyden esen rüzgâr. ak köpek kara köpek geçit baş ı nda belli olur * kimin ne olduğ u deney veya sı nav sonunda anlaş ı lı r.* Bkz. akı karası geçitte belli olur. uskumru gibi balı klar ı n beyaz etinden yapı lan ve oltada kullan ı lan yem. kara gün karartı r * mutlu bir yaş ayı ş kiş iyi dinç kı lar. ak kan * Lenf. süblime. * saçı sakalı ağ armı ş . özellikle semiz otugillerde karş ı la ş ı lan yosunumsu mantar (Albugo candida). ak gün a ğ artı r. parlak. ak mı kara mı önüne dü ş ünce görürsün *ş imdiden boş una düş ünme. beyaz bir toz. *İ zmarit. . ş algam. ak koyunun kara kuzusu da olur * iyi bir aileden kötü bir çocuk da çı kabilir.

* Maundan yapı lmı ş . * Yer altı suları nı toplayan tesisat. akademicilik * Resim veya heykel çalı ş mas ı nda kurallara bağ lı lı k. akaçlatma * Akaçlatmak iş i. su yolu. akaçlama * Akaçlamak iş i. * Eğ imi. * Bilimsel niteliğ i olan. akait akaju * Bir dinin öğ renilmesi gereken inançları nı n ve tapı nma kurallar ı nı n tümü veya bunları toplayan kitap. kerestesinden yararlanı lan beyaz kabuklu bir türü (Betula alba). drenaj. küçük akarsu. akaçlatmak * Akaçlama iş ini yaptı rmak. * Maun. bir i ş lem sonunda geriye kalan artı kları . çay. sarp ve zor geçit. ini ş i fazla olan yer. oluk veya ba ş ka araç. hemen ardı ndan. akabinde * Arkası ndan. akak . akademi * Bilginler. akacak kan damarda durmaz * herhangi bir zarar karş ı sı nda bunun kaçı nı lmaz olduğ unu anlatarak avundurmak için söylenir. * Yüksek okul. akaçlamak * Bir yerde birikmiş suları akı tmak. dere. * Yer altı su oluğ u. * Bataklı kları akaç yoluyla kurutmak. * Kanal. * Akarsu yatağ ı . ark. yatak. yazarlar. * (su için) İ vinti yeri. akademisyen * Akademi üyesi. akağ aç * Gürgengillerin. gereksiz nesneleri dı ş ar ı ya ak ı tmak için kullan ı lan boru. mecra. akademik * Akademi ile ilgili. * Irmak. * Çı plak modelden yapı lmı ş insan resmi. sanatç ı lar kurulu. tefcir. akaç * Bir yerde birikip kalan sı vı lar ı . ardı ndan.* Tehlikeli. akademici * Kurallara bağ lı resim ve heykel çalı ş ması yapan kiş i veya sanatçı . hemen arkadan.

akasma * Düğ ün çiçe ğ igillerden. aralı ks ı z. gaz yağ ı . * Özellikle amber balı ğ ı nı n ba ğ ı rsakları ndan çı karı lan. a ğ ı z yapı lar ı ı sı rı cı . akaret akarlar * Tı knaz yapı lı . yurdumuzda yetiş en bir süs ve gölge a ğ acı . fistül. * Kesintisi olmayan. * Sürekli iş leyen ç ı ban. güzel kokulu öz suyu olan büyük bir ağ aç (Liquidambar orientalis). sonuçsuz kalmak. akasya * Baklagillerden. yapı ş kan. akarca * Kemik veremi. sı cak iklimlerde birçok çeş itleri yetiş en ve tanen. beyaz çiçek veren. sonuçsuzluk. bükülgen ve misk gibi kokulu olan bir ta ş . eğ im boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. akamet * Kı sı rl ı k. gövdeleri halkası z. salkı m ağ acı (Robinia pseudoacacia). tarla. akan sular durmak * itiraza. Meryem ana asması (Clematis vitalba). * Baklagillerden. kül renginde. akaryakı t * Benzin. * Küçük akarsu. motorin gibi yakı tları n satı ldı ğ ı yer. söyleyeceğ i söze yer kalmamak. * Kaplı ca. bağ gibi mülk. mazot gibi s ı vı durumunda olan yakacak. akan y ı ld ı z * Güneş sistemine ba ğ lı . akamete u ğ ramak * baş ar ı sı z. verimsizlik. sokucu veya emici örümce ğ imsiler takı mı . bahçelerde süs çiçeğ i olarak yetiş tirilen sarı lı cı bir bitki. akaryakı t istasyonu * Benzin. yaban asması . * Tek sı ra elmastan veya inciden gerdanlı k. zamk. boya gibi maddelerinden yararlan ı lan bir ağ aç (Acacia). akar amber * Asya ve Amerika'da yetiş en. kesin yörüngesi bulunmayan ve bu sebeple atmosferin üst katmanları na girince ate ş külçesi durumuna dönü ş en küçük gök cismi. * Kiraya verilerek gelir getiren ev. dükkân. ş ahap. akarsu * Yeryüzünde ve yer altı nda belirli bir yatak içinde. * Ba ş ar ı sı zlı k. gaz. baş lar ı göğ üsle birleş ik. odunu ceviz ağ acı nı nkine benzeyen. . * Sı cak üİ kelerde yetiş en bir ağ açtan (Hymenea) elde edilen kat ı . güzel kokulu reçine. dükkân gibi mülk. ağ ma. meteor.akala akamber * Amerikan tohumundan yurdumuzda üretilen bir pamuk türü. akar * Kiraya verilerek gelir getiren ev.

oldukça büyük. iri ve y ı rt ı cı bir kuş (Vultur monachus). akbabagiller * Gündüz yı rtı cı lar ı alt takı mı nı n. akça armudu *İ nce kabuklu. eti kı lç ı klı . yumurtas ı ile tarama yapı lan bir bal ı k (Leuciscus). kı sa ve ince gagalı . akci ğ er lopçu ğ u * Birçok akci ğ er keseci ğ inin birle ş erek oluş turduğ u parça. sinir ve damarları n girip ç ı kt ı ğ ı yer. akci ğ er zar ı * Göğ üs boş luğ unun içini ve bu boş luğ un içinde bulunan akciğ erin d ı ş ı nı kaplayan ince zar. beyaz kabuklu. kı ş ı nı lı k kı yı lara göçen. * Bkz. akci ğ er peteğ i * Akciğ erlerde solunumda gaz alı ş veri ş ini sağ layan. * Göğ üs kafesinin büyük bir bölümünü dolduran ve solunum organı nı n temeli olan. siyah bacaklı yabanî bir tür ku ş . bronş çuklar ı n son bölümü. sağ lı sollu iki parçalı * Baklagillerden. * İ htiyar. çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen. beyazca. akbu ğ day * Kurak iklime dayanı klı . akça pakça . akburçak akci ğ er organ. burçağ a yakı n bir bitki cinsi (Lathyrus sativus). akbakla akbalı k * Kuru fasulye. akci ğ er göbeğ i * Akciğ erin. akbalı kçı l * Leyleksilerden. etli ve sulu bir tür armut. ekmeklik bu ğ day. ak renkli bir ku ş türü (Egretta alba). iç yan yüzünün hemen arkası nda bronş . ı rmak ve göl k ı yı lar ı nda yaş ayan. baş ı ve boynu çı plak olan. dağ lı k yerlerde ya ş ayan. le ş le beslenen. kanatları geniş ve büyük olan. sarı . akçe. plevra. akça akça * Oldukça beyaz. deniz kazı (Bemicla). akci ğ erliler * Karı ndan bacakl ı yumu ş akçaları n tek ciğ erle soluk alan bir takı mı . * Akya balı ğ ı . iyi uçan büyük kuş ları içine alan bir familyas ı . * Sazangillerden. bataklı k. hava borucukları nı n sonunu oluş turan kesecik. akbaş * Yazı n kutup bölgelerinde yaş ayan.akbaba * Akbabagillerden. akci ğ er kesecikleri * Akciğ er lopçuğ unun parçaları .

akçı llanmak * Akçı l duruma gelmek. rengini atmak veya atmı ş gibi olmak. isfendan (Acer). yaprakları nı n uzun. bir yı llı k veya daha uzun yaş ayabilen otsu bir bitki türü (Panicum miliaceum). akçakavak * Akkavak. akçaağ aç * Akçaağ açgillerden süs ağ acı olarak da dikilen tahtası hafif ve sa ğ lam bir ağ aç. akçı llaş ma * Akçı llaş mak iş i veya durumu. akçı llı k * Akçı l olan ı n durumu. akdedilme * Akdedilmek durumu. akça yel * Güneydoğ udan esen yel. Akdeniz humması * Malta hummas ı . akçöpleme * Zambakgillerden. çiçeklerinin güzelliğ i dolay ı sı yla bahçe çiçekleri arası na giren zehirli bir bitki cinsi (Veratrum album). parayla ilgili. örneğ i akçaağ aç olan bir bitki familyası . geni ş olması . * Rengini atmı ş . Akdeniz mavisi * Parlak ve canlı görünümde mavi rengin bir türü. güzel (kadı n). içinde ak renk bulunan. akçal ı * Paraya bağ lı . akçe * Küçük gümüş para. akçı llaş mak * Akçı l duruma gelmiş olmak. akdar ı * Buğ daygillerden. akdetme * Akdetmek iş i. akçaağ açgiller *İ ki çeneklilerden. akdetmek . malî.* Beyaz tenli. * Her tür madenî para. ağ arm ı ş . akçı l akçı llanma * Akçı llanmak iş i. keş iş leme. akdedilmek * Akdetmek iş i yapı lmak.

belli bir düzlemin belli bir bölümünden geçtiğ i var sayı lan güç çizgileri. anlamca açı k (anlat ı m). akı ak karası kara * beyaz tenli. akı cı ünsüz * Ciğ erlerden gelen havanı n. akı karası geçitte belli olur * bir iddiadaki doğ rulu ğ un ancak deney veya s ı nav sonunda belli olacağ ı nı anlatmak için söylenir. selis. ittifak gibi karş ı lı klı ba ğ lanma anlamı taş ı yan Arapça sözlerle) Yapmak. y). kara gözlü. okunabilen. kara saçlı . gel çengele takı l * bir sorunun nası l çözümleneceğ ini düş ünememe durumu. akı betine uğ ramak * birinin içinde bulunduğ u kötü duruma düş mek. l. eninde sonunda. sonuç. akdut akemi akgünlük akhardal * Hekimlikte iç sürdürücü olarak kullanı lan hardal türlerinden biri (Sinapis alba). * Herhangi bir kuvvet alanı nda. akdiken * Hünnapgillerden. anlama ve kavrama gücü. * Hafı za. aksungur. akı l ak ı l. * Kolay söylenebilen. us. hekimlikte ve boyacı lı kta kullanı lan bir bitki cinsi. * Beyaz renkte olan dut. akı l * Düş ünme. akı cı lı k ölçeğ i * Bir sı vı nı n belli sı caklı ktaki akı cı lı ğ ı nı ölçmekte kullanı lan alet. * Söz. . * Öğ üt. geyik dikeni (Rhamnus cathartica). yazı ve anlatı mı n akı cı olma özelliğ i. salı k verilen yol. * Düş ünce. akı cı lı k * Akı cı olma durumu. selâset. *İ ki elemanlı mermer yapı ş tı rı cı sı . ğ . * Tütsü olarak yakı lan bir tür ağ aç sakı zı . akı cı * Akma özelliğ i olan. akı bet * (bir iş veya durum için) Son. * Sonunda.* (mukavele. bellek. muahede. kanı . akı seyelân. akdoğ an * Kartalgillerden bir doğ an türü. güvem eriğ i. ağ ı z boş luğ undaki yarı kapalı bir engele çarpmas ı yla oluş an bol sesli ünsüz (r.

akı l almamak * inanı lacak gibi olmamak. muhtı ra defteri. akı l almaz * inanı lacak gibi olmayan. gerçeğ e. akı l doktoru * Psikiyatrist. en içeride çı kan azı diş i. * Herkese akı l öğ retmeye meraklı kimse. görü ş almak.akı l ak ı ldan üstündür * bir kimsenin aklı na gelmeyen bir çare. uygun olmayan. gayriaklî. akı l erdirmek * anlamak. akı l durdurmak * bir ş ey çok ş aş ı rtı cı nitelikte olmak. ajanda. akı l dı ş ı cı lı k * Akı l dı ş ı davranma yanlı sı görüş . irrasyonalizm. akı l danı ş mak * bir konuda birinin görüş ünü sormak. sı rr ı nı çözmek. akı l iş i değ il * akla uygun değ il. akı l etmek * herhangi bir önlem veya çareyi zamanı nda düş ünmek. . akı l hocası * Birine yol gösterip akı l öğ reten kimse. yirmi ya ş diş i. akı l erdirememek (veya ermemek) * ne olduğ unu anlayamamak. not defteri. akı l defteri * Hatı rlanı p yapı lması gereken ş eylerin yazı ld ı ğ ı küçük defter. akı l dı ş ı * Akla. inanı lmaz. insanı ş aş ı rtmak. akla uygun gelmemek. us d ı ş ı cı lı k. deli. sı rr ı nı çözememek. vaktinde hatı rlamak. * Us dı ş ı . herhangi birinin aklı na gelebilir. akı l havsala almamak * akla mantı ğ a sı ğ mamak. akı l hastası * Ruh hastası . akı l için yol (veya tarik) birdir * iyi düş ünülünce ayr ı ayrı kimselerce varı lacak sonuç hep aynı dı r. akı l diş i * Yirmi yaş sı raları nda altlı üstlü ve sağ lı sollu. akı l almak * danı ş mak. irrasyonel. doğ ru değ il. akı l hastahanesi * Akı l hastaları nı n yatı rı ldı ğ ı hastahane.

akı lda kalmak * akı lda yer etmek. akı l öğ retmek * nası l davranaca ğ ı nı göstermek. akı l yormak * hatı rlamaya çalı ş mak. davranı ş beklenmeyen (kimse). akı ldan ç ı karmak * düş ünmemek. bazı küçükler büyüklerden daha ak ı ll ı olabilir. akı l öğ retmek. akı l vermek. akı l kethüdas ı * Herkese akı l öğ retme merakı nda olan kimse. rasyonalizm. zeki kimse. ba ş tadı r * akı ll ı olma ile yaş lı olma arası nda ilgi yoktur. akı lc ı * Akı lc ı lı kla ilgili. * Akla ve akı l yolu ile varı lan yargı ya inanma. akı l terelelli * pek deliş men. akı l kutusu * Çok akı ll ı . düş ünmede ve tümden gelimli çı karmalarda bulan öğ retilerin genel adı . rasyonalizm. yak ı n var (veya ak ı l var. akliye. akı l yürütmek * herhangi bir konuda fikir vermek. unutmak. rasyonalist. akı lc ı lı k * Akla dayanan. akı lda tutmak * unutmamak. usçuluk. akı l vermek * bir konuda yol göstermek. yalnı zca akı ldan çı kartı labilece ğ ini savunan öğ reti. kendisinden ciddî bir düş ünce. * Bilginin evrensellik ve zorunlulu ğ unun deneyden ve deneye dayanan genellemeden değ il. * Akı lc ı lı ktan yana olan kimse. akı l sı r ermemek * bir iş in niteliğ ini. umudunu kesmek. izan var) * kafa yormaya gerek yok. akliye. usçu. akı l kumkuması * Çok bilmiş kimse. akla aykı rı veya akı l dı ş ı hiçbir ş eyi tanı mama davranı ş ı ve tutumu. rasyonalizm. akı l yaş ta de ğ il. doğ rulu ğ un ölçütünü duyularda değ il. akı l zay ı flı ğ ı * Deliliğ e kadar varmayan akı l bozukluğ u. unutulmamak. akı l var.akı l kârı olmamak * akı ll ı bir kiş inin yapacağ ı iş olmamak. yol göstermek. gizli yönlerini anlayamamak. akı ldan ç ı kmak * unutulmak. zihnini zorlamak. .

akı llanma * Akı llanmak iş i. akı llanmak * Karş ı la ş ı lan olaylar ı n sonuçları ndan yararlanarak davranmak. dengeli. doğ ru olarak. durumu. akl ı nı baş ı na getirmek. akı ldan geçirmek * bir ş ey yapmayı düş ünmek. akı ll ı ca * Akla yakı n. herkes yine kendi akı lı nı almı ş (veya akı llar gelin olmuş . akı lland ı rmak * Aklı nı kullanması nı sa ğ lamak. herkes kendininkini beğ enmiş ) * "insan kendi aklı nı baş kası nı nkinden üstün görür" anlamı nda kullanı lı r. * (alay yollu) Düş üncesiz. * Uslanmak. makul. * Akı ll ı olma durumu. tasarlamak. akı lsal * Düş ünceyi ve gerçeğ i somut değ erlerle birbirine bağ layan hakikati içine alan ş ey. uyanı klı k. yaramazlı k etmeyerek. akı ll ı düş ününceye kadar deli çocu ğ unu (veya oğ lunu) everir * kendini akı llı sananlar çok kez akı lsı z diye tanı nanlardan daha az baş arı gösterir. akı llara durgunluk vermek * çok ş aş ı lacak bir sey olmak. akı ll ı * Gerçeğ i iyi gören ve ona göre davranan. akı lları pazara ç ı karmı ş lar. akı ll ı köprü arayı ncaya dek deli suyu geçer * atak kiş i tehlikeyi göze alarak iş e giriş ir ve çabuk sonuç alı r. . akı lland ı rma * Akı llandı rmak i ş i.akı ldan ç ı kmak * unutmak. akı ll ı uslu * Akı ll ı olarak. akı ll ı lı k akı ll ı lı k etmek * yerinde ve uygun davranmak. akı ll ı geçinmek * kendini çok akı ll ı sanmak. * Akla yakı n. akı ll ı olmak * gerçeklere uygun davranmak. aptal. doğ ru. * Karş ı sı ndakinin düş üncesizliğ ini belirtmek için söylenilen uyarma sözü. akı ldan ç ı kmamak * unutamamak.

düzensiz ş eyler söylemek. cereyan tarz. forvet. akı n * Kalabalı k bir ş eyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olmas ı . akı m derken bokum demek * sözünü yolunca söyleyememek. * Bilinç dı ş ı olayları n mantı k ve akla dayalı olarak açı klanmas ı . * Görevi karş ı tarafa top sürmek ve sayı yapmak olan ön sı radaki oyuncu. * Düş man toprakları na tedirgin etme. gereksiz yere gidip gelme zahmetine katlanı lı r. çapul gibi amaçlarla toplu olarak yapı lan bask ı n.akı lsalla ş tı rma * Akı lsalla ş tı rmak durumu. yöntem. su gibi akı ş kan maddelerin veya elektrik yüklerinin belli bir yönde akı ş ı . * Sanatta. cereyan. akı mcı * Belli bir akı ma ba ğ lı kiş i. * düş man ülkesine sald ı rmak. * Hava. akı m ölçümü * Bir akarsuyun veya kanalı n su yolunda bir saniyede akan su hacmini ölçme. akı mölçer * Bir elektrik akı mı nı nş iddetini ölçmeye yarayan araç. akı lsı zlı k etmek * düş üncesiz ve yersiz davranmak. üş üş mek. akı mtoplar * Akü. düş ünce hayatı nda ortaya çı kan yeni bir görü ş . akı lsı zlı k * Akı lsı z olma durumu. akı lsı z baş ı n cezası nı ayak çeker (veya akı lsı z iti veya köpeğ i yol kocatı r) * düş üncesizlik veya tedbirsizlik yüzünden. akı n etmek * toplu olarak gitmek. akı lsalla ş tı rmak * Bir ş eyi akı lsa duruma getirmek. hücum. * Debi. yer değ iş tirmesi. * Futbolda sayı yapmak amacı yla karş ı takı m kalesine doğ ru genellikle topluca giri ş ilen saldı rı . akı nc ı * Düş man ülkesine akı n yapan savaş çı . anlayı ş ı kı t. amperölçer. * Kazak-Kı rgı z Türklerinin saz ş airlerine verdiğ i ad. hareket. gerçe ğ i görüp ona göre davranmaya elveriş li olmayan. y ı ld ı rma. * Akı lsı zca yap ı lan iş veya davranı ş . baskı n yapmak. siyasette. akı lsı z * Aklı . akı n akı nc ı lı k . akı n ak ı n * Arkası kesilmeyen kalabalı k öbekler durumunda. akümülâtör. akı m * Akmak iş i. * Akı ncı olma durumu.

akı ntı ile birlikte sürüklenmek. akı ş kan * Kendilerine özgü bir biçimleri olmayı p içinde bulundukları kabı n biçimini alan ve yı ğ ı n oluş turmayan (sı vı veya gaz). akı ş * Akmak iş i veya biçimi. e ğ im. akma. akı ntı çağ anozu * Akı ntı ya kap ı lmı ş yengeç. akı nkayası * Kaya balı ğ ı giller familyası ndan derin ve uzaklarda yaş ayan ince. * Çam türü ağ açlarda bulunan reçinenin eriyerek akmas ı olayı . * Eğ iklik. cereyan. * Geçip gitme. akı m. akı ntı ya kapı lmak * bir akı ntı nı n etki alan ı na girmek. * Vücudunda göze çarpacak bir çarpı klı k bulunan kimseler için kullanı lı r. meyilli. * etki altı nda kalarak bir topluluğ un davranı ş ı na katı lmak. sürüp gitme. tedirgin etmek. eğ ik. akı ş kanlaş tı rı cı * Akı ş kan duruma getirme özelliğ i olan. akı ş kanlaş tı rı cı lı k * Akı ş kan duruma getirme özelliğ i olma. akı ndı rı k * Reçine.akı nc ı lı k etmek * düş man ülkesinde karş ı güçleri yı ld ı rmak. seyyal. akı ntı bilimi * Deniz akı ntı ları nı inceleme konusu edinen bilim dalı . uzun bir balı k türü. * Hastalı k sebebiyle vücudun bir yerinden sulu madde akması . akı ntı lı * Akı ntı sı olan. akı ntı ya kürek çekmek * olmayacak bir iş uğ runda boş una çabalamak. * Sı vı yapı ş tı rı cı lar ı n ağ aç yüzeylerine gereğ inden çok sürülmesi ile oluş an durum. . * Akı n. akı ntı ölçer * Bir akarsuyun ve kanal ı n akı ntı hı zı nı ve düzeyini ölçmeye yarayan alet. akı ş kanlaş ma * Akı ş kan duruma gelme. * Havanı n veya suyun herhangi bir yöne doğ ru yer değ iş tirmesi. akı ntı * Akmak iş i. meyil. akı p gitmek * (zaman için) çabuk geçmek. akı ş kanlaş mak * Akı ş kan duruma gelmek. çam sakı zı .

süt. türlü renklerde. akı ş mazlı k * Akı ş maz veya durağ an maddenin durumu. özellikle atlar ı n alı nları nda bulunan ve burunları na doğ ru uzanan beyaz leke. ş eker veya pekmezle yoğ rularak c ı vı k bir duruma getirilen hamurun k ı zg ı n saç üzerinde piş irilmesiyle yapı lan bir çeş it tatlı . akması na yol açmak. akil bali ğ olmak . dura ğ an. akik * Yüzük taş ı . akideyi bozmak * doğ ru bilinen bir inanı ş veya gidiş ten ayrı lmak. akı ş kanlı k * Akı ş kan olma durumu. akı tmalı * Alnı nda akı tması olan (hayvan). * Hayvanları n. akı ş malı * Akı ş ma özelli ğ i olan. mühür gibi ş eyler yapmakta kullanı lan. akı tma * Akı tmak iş i. akil bali ğ * Döl verebilecek duruma gelmiş olan. akı ş maz * Dı ş etkenlerin tesiriyle akı ş mazlı ğ ı değ iş meyen. akı tmak * Akması nı sa ğ lamak. kalseduan kuvarsı nı n bir türüdür. yumurta. * Enli bilezik. akidesi bozuk *İ nancı zay ı f olan (kimse). ağ ı zda güç eriyen ş eker. yar ı saydam.akı ş kanlaş tı rma * Akı ş kanlaş tı rmak iş i. akide. * Akı ş kanları n niteliğ ini düzeltmek için yoğ unlaş an akı mı içinde parçac ı kları n as ı ltı sı nı sa ğ layan yöntem. din inancı . dökmek. yağ . akı ş ma * Kulağ a hoş gelen veya kolayca söylenen seslerin özelli ğ i. erin. akil * Akı ll ı . akide ş ekeri * Bkz. daha çok akide ş ekeri yerine kullanı lı r. akide akide *Ş ekerin kaynatı larak ağ da durumuna getirilmesi yolu ile yap ı lmı ş renkli ve kokulu. parlak ve değ erli bir ta ş . akı ş kanlaş tı rmak * Akı ş kan duruma getirmek. * Un. inanç. * Bir ş eye inanarak ba ğ lan ı ş .

akkelebek * Hemen bütün meyve ağ açları nda tomurcuk düş manı sayı lan. fakat kirli. Orta Anadolu ve Do ğ u Anadolu'nun batı kesimlerinde yaygı n olarak yetiş tirlen yerli bir tür koyun. evirtim. termitler. sözleş me veya mukavele yapan. * Bir ş eyin ba ş ka bir ş ey üzerinde yaratt ı ğ ı etki. * Bir cismin. akilâne akim * Kı sı r. mukavele. baş arı sa ğ layamamak. * Evirme. kara damarlı bir kelebek (Aporia crataegi). ilgi veya tepki yaratmak.ı sı rı cı böcekler topluluğ u. âkit * Bir iş i karş ı lı klı olarak kararlaş tı rı p üstlerine alan taraflardan her biri. akkaraman * Vücudu beyaz. akkor akkorluk * Iş ı k saçacak beyazlı ğ a var ı ncaya de ğ in ı sı tı lmı ş olan. * Akı ll ı ca. sı cak veya ı lı man ülkelerde yaş ayan. iri ak kanatlar ı kalı n. * rüş tünü ispat etme ya ş ı na gelmiş olmak. akis uyand ı rmak * bir konunun üzerinde düş ünülmesine. ağ ı z. parlak bir yüzeyde görünmesi. yansı ma. Hollanda kavağ ı (Populus alba). döl veremeyen. termit (Termes). akkarı nca * Düz kanatlı lardan. akkirpani * Ak. tartı ş ı lması na yol açmak. akçakavak. akit vaadi * Ön sözleş me. * Sazangillerden bir cins tatlı su bal ı ğ ı (Alburnus). bitkilere çok zarar veren bir böcek cinsi. * Nikâh. burun. kaba kar ı ş ı k yapağ ı lı . * Akkor olma durumu. akkavak akkefal * Söğ ütgillerden. yaprakları nı n altı beyaz olan bir kavak türü. kontrat. baş arı sı z. akis * Iş ı k veya ses dalgaları nı n yans ı tı cı bir yüzeye çarparak geri dönmesi. . kulak ve ayaklarda siyah lekeler bulunabilen. verimsiz. * Sonuçsuz. iri baş lı . sözleş me. göz etrafı . akkarı ncalar * Ağ ı z parçaları iyi geliş miş . akim kalmak * sonuca ulaş amamak. yankı .* döl verebilecek eriş kin duruma gelmiş olmak. akit * Hukukî sonuç doğ urmak amacı ile iki veya daha çok kimsenin veya kuruluş un karş ı lı klı ve birbirine uygun irade beyanları ile gerçekle ş en iş lem.

aklamak * Suçsuz veya borçsuz olduğ u yarg ı sı na vararak birini temize çı karmak. . * Baş arı lı gösterilmek. * Aklanmak iş i. aklan aklanma aklanmak * Ak olmak. aklama * Aklamak iş i.. akla yatk ı n * uygun. ş aş kı nlı ğ a uğ ratacak (ş ey). temizlenmek. güçlüklerle kar ş ı laş mak. akla hayale gelmez * inanı lmaz. ibraname. tebriye etmek. akla gelmeyen ba ş a gelir * insan ummadı ğ ı .vb. zı vanadan çı kmak. akla fenal ı k vermek * çok ş aş ı rmak. it-ekle.akku ş akkuyruk * Atmaca. akla s ı ğ ar gibi * aklı n kabul edebileceğ i biçimde. düş ünülemez. akla karayı seçmek * (bir iş i baş arı ncaya değ in) çok sı kı ntı çekmek. * Bir dağ sı rası nı n yamaçlar ı ndan her biri. yı rtı cı bir kuş . aklama belgesi * Alacak verecek kalmadı ğ ı nı gösteren belge. ibra. aklı n kabul edebileceğ i. akla gelmez * hatı rlanamaz. makul. * Tadı nı artı rmak için çay harmanı na katı lan beyaz bir çay türü. * Suları nı bir denize veya göle gönderen bölge. -akla / -ekle * Bazı fiillerin sı klı k çatı lar ı nı türeten ek: tart-akla. akla s ı ğ mak (veya sı ğ mamak) * inanı lacak gibi olmamak. maile. akla gelmedik * düş ünülemeyen. düş ünmediğ iş eylerle daima karş ı laş abilir. akla yak ı n * aklı n benimseyebileceğ i. akı llı ca. ibra etmek. ç ı ldı racak gibi olmak. değ erli olarak nitelendirilmek. makul. akla zarar (veya ziyan) * çok ş aş ı lacak.

kendine gelmek.* Bir dava sonunda temiz ve iliş iksiz çı kmak. aklı baş ı ndan bir karı ş yukarı (veya yukarı da) * düş ünmeden akl ı na geleni yapan. akı l gereğ ince. aklaş tı rmak * Aklaş ması nı sağ lamak. aklı almamak * anlayamamak. ağ armak. kusursuz. aklı durmak * düş ünemez bir duruma gelmek. * uygun bulmamak. aklı bokuna kar ı ş mak * korkudan ş aş ı rı p ne yapacağ ı nı bilememek. aklı bir yerde olmak * düş ünülmesi gerekenden baş ka bir ş ey düş ünmek. beyazlaş mak. * doğ ru dürüst. çok korkmak. aklen * Akı l icab ı . * bir ş eyin olabileceğ ine inanmamak. aklaş ma * Aklaş mak iş i. beyazlaş tı rmak. kavrayamamak. aklı baş ı nda olmamak * iyi düş ünebilir durumda olmamak. * ayı lmak. beraat etmek. aklı baş ka yerde olmak * baş ka ş eyler dü ş ünmek. aklı baş ı nda * sürekli akı ll ı davranan. ş aş ı rmak. * Akı bulunan. aklı baş ı na gelmek * davranı ş ları nı n yanlı ş lı ğ ı nı sezerek do ğ ru yolu bulmak. . aklevrek aklı * Tatlı su levreğ i. aklı baş ı ndan gitmek * çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağ ı nı ş aş ı rmak. aklı dağ ı lmak * düş ünceyi belli bir konu. sorun üzerinde toplayamamak. temize çı kmak. aklaş tı rma * Aklaş tı rmak i ş i. aklı çı kmak * titizlikle üzerinde durmak. çok korku geçirmek. aklaş mak * Ak duruma gelmek. ak renkli.

aklı tam ayar * aklı yerinde. sağ duyu sahibi olmayan. * Kadı nları n makyaj için yüzlerine sürdükleri beyaz bir sı vı . aklı kesmemek * sonucu tahmin edememek. aklı k aklı ma gelen baş ı ma geldi * olması ndan korktuğ um ş ey oldu. aklı evvel * Akı ll ı geçinen. ş aş ı rmak. aklı evvel * Densiz. aklı kalmak * beğ enilen bir ş eyi düş ünmekten kendini alamamak. aklı yatmak * anlamaya baş lamak. aklı sonradan gelmek * verdiğ i karar ı n yanlı ş olduğ unu anlay ı p vazgeçmek. aklı nı oynatmak. olacağ ı na inanmak. aklı sı ra * aklı nca. aklı tak ı lmak * zihni bir ş eyle uğ raş mak.aklı ermek * anlayabilmek. aklı kesmek * bir ş eyin olabileceğ ine inanmak. ilerisini görememek. * çok beğ enmek. bocalamak. düş ünüş üne göre. . aklı fikri bir ş eyde olmak * bütün düş ündüğ ü bir konuda yoğ unla ş mak. aklı karı ş mak * ne yapacağ ı nı bilememek. beyazlı siyahlı . aklı karal ı * Akı ve karası olan. * akı lca olgunla ş mak. sandı ğ ı na göre. tatmin olmak. aklı gitmek *ş aş ı rmak. düzgün. korkmak. umduğ una göre. bayı lmak. * Kendisini en akı ll ı sanan. münasebetsiz. aklı sı ra * Aklı nca. aklı zı vanadan çı kmak * delirmek. * Ak olma durumu.

aklı almak. * olabileceğ ine inanmamak. aklı na getirmek * hatı rlatmak. kavrayamamak. * lâdes oyununa katı lanlardan biri ötekine bir ş ey verirken karş ı dakinin "unutmad ı m" anlam ı nda söylediğ i aklı na birş ey gelmek *ş üphelenmek. aklı na uymak * birinin uygun olmayan görüş üne göre iş yapmak. * kararlaş tı rmak. aklı na sı ğ mamak * anlayamamak. aklı na takmak (veya aklı nı takmak) * sürekli olarak bir ş eyi düş ünmek. çok istemek. anı msamak. aklı na ş aş ayı m (veya ş aş ar ı m) * adı geçen kimsenin ak ı lsı zca bir davranı ş ta bulundu ğ unu anlatı r. aklı na turp sı kayı m * birinin düş üncesini ve yaptı ğ ı nı beğ enmemek. aklı na düş mek * hatı rlamak. aklı na yelken etmek * düş üncesizce davranmak veya aklı na geleni hemen yapmak. * bir ş eyi yapmay ı düş ünmek. aklı na esmek * daha önce düş ünmemiş olduğ uş eyi birden yapmaya karar vermek. davranmak. aklı na geleni söylemek * rastgele konuş mak. bir ş ey telkin etmek. * kafası nda bir düş ünce doğ mak. aklı na vurmak * birden düş ünüvermek. aklı na geleni yapmak * her istediğ ini düş ünmeden yapmak istemek. aklı na sı ğ dı rmak * bir ş eyin olabileceğ ine inanmak. aklı na gelmek * hatı rlamak. aklı na koymak * bir kimse birine. tasarlamak. * düş ünmek. . kı namak. aklı na tükürmek * birinin düş üncesini beğ enmemek. aklı na koymak * bir ş ey yapmaya kesin olarak karar vermek. bir düş ünceye saplanı p kalmak.aklı mda! söz.

* ayartmak. devş irmek) * akı lsı zca davranı ş larda bulunmaktan kendini kurtarmak. aklı nı oynatmak * çı ldı rmak. aklı ndan zoru olmak * arada bir durum ve ş artları n gerektirdi ğ i gibi davranmamak. aklı nı çelmek * niyetinden. hiç unutmamak. aklı sı ra. * unutmamak. aklı ndan geçmek * düş ünmek. aklı nı çalmak * ilgisini aş ı rı derecede çekmek. çok ş aş ı rtmak. yersiz iş yapmak. aklı nı ba ş ka yere vermek * konuş ulan konudan baş ka bir ş ey düş ünür olmak. * hatı rlamak. aklı nı (bir ş eyle) bozmak * bir ş ey üzerine dü ş erek hep onunla u ğ raş ı p durmak. aklı nda kalmak * unutmamak. aklı nı kaçı rmak * delirmek. aklı nda tutmak * öğ renmek. aklı nda olsun! * unutma!. baş tan çı karmak. aklı ndan geçirmek * bir ş ey yapmayı düş ünmek. aklı nı peynir ekmekle yemek *ş aş kı nca ve akı lsı zca i ş ler yapmak. aklı nı ba ş ı ndan almak * düş ünemeyecek bir duruma getirmek. aklı ndan çı kmak * unutmak.aklı nca * (küçümseme yollu) Düş üncesine göre. kararı ndan cayd ı rmak. bellemek. aklı ndan tutmak * bir ş ey düş ünmek. * akı l dı ş ı iş ler yapmak. . * gereksiz. tasarlamak. aklı ndan çı karmamak * devamlı hatı rlamak. aklı nı ba ş ı na almak (veya toplamak.

* Sağ duyu. ortadan kaybolmak. * (bu gibi maddeler) Aş ağ ı ya. * Çabucak savuş mak. * Akı lla ilgili. * (sı vı bir madde için) Bir yerden çı kmak. yersiz düş ünmek. akı ndı rı k. aklı nı n terazisi bozulmak * akı ll ı ca olmayan davranı ş larda bulunacak bir duruma düş mek. * Karı ş mak. * Akı l hastalı klar ı uzman ı . * Tadı güzel ve besleyici bir tür mantar. aklı nı n köş esinden geçmemek * hiçbir zaman düş ünmemek. * (zaman için) Çabuk geçmek. aklı nla bin yaş a * akla yakı n görülmeyen bir dü ş ünce ileri sürene söylenir. akmantar akmasa da damlar * çok değ ilse bile. * (boya için) Birbirine karı ş mak. çam sakı zı . usçuluk. aklı nı takmak * sürekli olarak aklı bir ş eyle uğ raş mak. az çok bir gelir veya kazanç sağ lar. katı lmak. akla dayanan. * Art arda ve toplu olarak gitmek. . yere düş mek. keçi mantar ı (Agaricus campestris). akma * Akmak iş i. * Akı l hastalı klar ı ile ilgili hastahane bölümü. * Akı lc ı lı k.aklı nı ş aş ı rmak * yerinde olmayan bir iş yapmak. akliyeci akma hançer * Ortası oluklu hançer. * Reçine. akliye * Akı l hastalı klar ı ile ilgili hekimlik kolu. * (kumaş için) Yı pran ı p iplikleri erimeye ba ş lamak. aklı selim aklî akliyat * Akı l yolu ile kazanı lan bilgiler. * Sürüp gitmek. * (bir kap veya bir yer) İ çindeki veya üstündeki sı vı yı sı zdı rmak. akmak * (sı vı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler için) Bir yerden baş ka bir yere doğ ru gitmek. akma s ı nı rı * Malzemenin belirli bir gerilme uygulanması yla sı nı rlı ve kal ı cı deformasyona uğ raması veya belirlenen toplam uzamaya maruz kalmas ı durumundaki mukavemeti. rasyonalizm.

metal dilcikleri titretme yolu ile çalı nan körüklü. * Kumaş larda makine ile yap ı lmı ş kı rma. akortlu * Akordu olan. ses veren araçları nı ayarlamak. düzenlemek. akortsuz. akortlatma * Akortlatmak iş i. * Armoniyi sağ layan seslerin birleş mesi. akort yapmak * çalgı ları n tellerini. akonitin akont * Bir borca karş ı lı k. gölet. hesabı daha sonra görülmek üzere yapı lan kı smî ödeme. akortlanmak * Akortlanmak iş i yapı lmak. akortlatmak * Akortlamak iş ini yapt ı rmak. uyumsuz. akordeoncu * Akordeon çalan kimse. akortlama * Akortlamak iş i. akortsuz . akordu bozuk * Birbirini tutmayan. akort * Bir çalgı yı doğ ru ses vermesi için ayarlama. eş lik eden. akordeoncu. akordeon. * Boğ an otundan ç ı karı lan ve hekimlikte kullan ı lan zehirli bir madde. akordiyon * Bkz. akordeon * Üstündeki düğ melere veya tuş lara basarak.akmaz * Durgun su. akort edilmiş . elde ta ş ı nabilir bir çalg ı . akortlanma * Akortlanmak iş i. akompanyatör * Bir parça çalı ndı ğ ı zaman ses veya bir âletle ona katı lan kimse. akort etmek * çalgı ları n seslerini ayarlamak. akortçu * Piyano ve org gibi müzik aletlerini ayarlamayı meslek edinmi ş kimse. akordiyoncu * Bkz.

* Birbirini tutmayan. öğ ür.* Akordu olmayan. * Saatin iki ibresinden küçüğ ü. kı vrı k ve kalk ı k kuyruğ unda zehirli bir iğ nesi olan böcek (Scorpio). * Radyoda gerçek ayar frekansı ile do ğ ru değ eri arası ndaki sapma. akort edilmemiş . akrep * Akreplerden. akraba olmak * evlilik yoluyla yakı nl ı k kurmak. * Yaş ça denk. hı sı m. Zodyak. Akrep * Zodyak üzerinde Terazi ile Yay burçları arası nda yer alan burç. uyumsuz. akraba diller * Aynı ana dilden gelen diller. akrabal ı k * Akraba olma durumu. örneğ i akrep olan takı mı . akran akranl ı k * Akran olma durumu. * Cambaz. akrobatlı k. * Cambazlı k. yaş ı tlı k. diğ erinin sonucu olan ş eyler. akreditif * Belirli bir nicelikteki para için. boydaş . * Kredi mektubu. akromatik . akortsuzluk * Ses düzensizliğ i veya ayarsı zl ı ğ ı . akraba çı kmak * önceden tanı ş madan veya bilmeden konu ş arak akraba oldukları nı anlamak. yaş ı t. bir bankanı n yükümlülüğ ü altı nda. * Biri. üçüncü bir kiş i yararı na bir baş ka bankada veya aracı sı nda açtı rı lan kredi. * Oluş ma yönünden aynı kaynağ a dayanan ş eyler. akrepler akrobasi akrobat * Örümceğ imsilerin. akrep gibi * her fı rsatta sözleriyle baş kalar ı nı incitme veya onlara kötülük etme durumunda olan. akrobatl ı k * Cambazlı k. sı cak ve nemli yerlerde ya ş ayan. akraba * Kan veya evlilik yoluyla birbirine bağ lı olan kimseler. akortsuzla ş tı rmak * Radyoda bir ayar frekansı nda sapma meydana getirmek.

aksan * Bir ülkenin insanları na veya bir çevreye özgü söyleyiş özelliğ i. akromatin * Hücre çekirdeğ i içindeki ince iplikçiklerden yap ı lmı ş . akromatopsi * Bkz. büyümesi veya uzamas ı . * Türk müzi ğ inde oldukça kı vrak bir usul. aksan ı bozuk * Bir dildeki kelimeleri doğ ru söyleyemeyen. * Aksak olma durumu. * Vurgu. * Hafif topallamak. * Aksamak iş i. burun gibi vücudun sivri kı sı mlar ı ndaki kemiklerin kalı nlaş ması . * Kı sı mlar. renksemez. tev ş ih. aks aksak * Dingil. * Hücrede boyayı kabul etmeyen (bölüm). aksak eş ekle yüksek dağ a çı kı lmaz * eksik araçlarla sağ lı klı iş yapı lmaz.* Beyaz ı ş ı ğ ı çözümlemeden geçiren. akromatik i ğ iplik * Mitozun ilk evresi sonunda bütün hücrelerde beliren ve hücre boyaları yla pek boyanamayan iğ biçimindeki olu ş um. akrostiş * Her dizenin ilk harfi yukarı dan aş ağ ı ya doğ ru okununca ortaya bir söz çı kacak biçimde düzenlenmiş manzume. çene. akropol * Eski Yunan ş ehirlerinde. geri kalmak. kromatin ile boyanmamı ş olan kromozomları olu ş turan bölüm. sondan bir önceki hecesi kı sa olacak yerde uzun olan dize. muvaş ş ah. * Eski Yunan ve Lâtin ş iir ölçüsünde. aksata aksakl ı k aksam aksama aksamak . *İ yi gitmeyen. akromegali * Genel geliş me bittikten sonra el. renk körlüğ ü. hafifçe topallayan. evliya. iyi iş lemeyen. * Ermiş . aksakal * Köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. * (bir iş ) Gereğ i gibi yürümemek. kelime vurgusu. en önemli yapı ları n ve tapı nakları n bulunduğ u iç kale. * Aksayan. grup vurgusu.

aksatma aksatmak aksay ı ş akse * Hastalı k nöbeti. aksedir * Kaplaması mobilyacı lı kta kullan ı lan. aksesuarc ı * Aksesuarı haz ı rlayan kimse. duyurmak. aksat ı ş * Aksatmak iş i veya biçimi. * Ulaş mak. aks ı rı k * Herhangi bir sebeple burun zarı nı n gı cı klanmas ı sonucu solunum kasları nı n birdenbire kası lması yla ağ ı z ve burundan hı zlı . yansı lanmak. aksı rma. yaymak. yay ı lmak. * (ı ş ı ğ ı ) Yansı tmak. * (ses) Bir yere çarpı p geri dönmek. bir makinenin iş levine katı lmayan. gürültülü soluk bo ş alması olay ı . * Aksatmak iş i. * Evirmek. * Poliçelerin üzerine "kabulümdür" biçiminde yazı larak altı imzalanan açı klama. yankı vermek. * Bir aletin. * Aksaması na yol açmak. * (bir ı ş ı k veya bir ş ekil) Düz ve parlak bir yüzeye çarp ı p orada aynen görünmek. bir sahne içinde yer alan veya oyuncunun dekor gere ğ i kullandı ğ ı çe ş itli e ş ya. eldiven. * Haberi. aksettirme * Aksettirme iş i. çanta. kemer. . ş apka. akselerometre *İ vmeölçer. açı k kahve rengi öz odunlu olan bir ağ aç (Thuya occidentalist). * Aksesuar kullanması nı seven. tersine çevirmek. durumu. aksetme aksetmek * Aksetmek iş i. * (ı ş ı k) Bir yere vurmak. * Aksamak iş i veya biçimi. ulaş tı rmak. hapş ı rı k. kriz. bir i ş i gere ğ i gibi yürütmemek. mücevher gibi eş ya. ancak kendine özgü ayrı bir yararı bulunan alet. araç veya * Konunun gerektirdiğ i ölçüde kullanı lan. akselerograf *İ vmeyazar. * Kadı n giyiminde giysiyi bütünleyen ayakkabı . yankı lanmak. hapş ı rma. duyulmak. akseptans * Yabancı ülkelerde okuyacak öğ renciler için gönderilen kabul belgesi. aksesuar nesne. aksettirmek * (sesi) Yankı lamak.* "alma ve verme" Alı ş veriş .

münasebetsiz" anlamı nda kullanı lı r. aksı rma biçimi. aksı rı ğ ı olan. hap ş ı rı klı . aksileş me * Aksileş mek i ş i. huysuzlanmak. olumsuz. aksi takdirde * yoksa. aks ı rtmak * Birinin aksı rması na sebep olmak. huysuz. * Olumsuz bir biçimde. sı k sı k aks ı ran. aksilenmek * Aksileş mek. zı t. ters ve kı zg ı n olarak. aksi ş eytan * iş ler yolunda gitmedi ğ i zaman "ne kadar ilgisiz. *İ natçı . aksilik olarak. inatçı lı k etmek. aksi hâlde. hı rçı n. aksi * Ters. huysuzluk etmek. aks ı rı klı tı ksı rı klı * Yaş lı . * Aksı rma. inad ı nda direnmek. * istenmediğ i hâlde. gürültülü soluk bo ş altmak. aksili ğ i üstünde . aksileş mek * Huysuzlanmak. menfi. ters davranmak. aksilenme * Aksilenmek iş i. aks ı rı ş aks ı rma * Aksı rmak iş i. hapş ı rmak. * Uygun olmayan. hapş ı rtmak. aksi aksi aksi gibi aksi hâlde * yoksa. kar ş ı t. aks ı rmak * Burun zarları nı n gı cı klanmas ı ile solunum kasları nı n birdenbire kası lması üzerine. hastalı klı . aks ı rtma * Aksı rtmak iş i. ağ ı z ve burundan hı zl ı .aks ı rı klı * Aksı rı ğ a tutulmuş . öyle olmazsa. aksi tesadüf * "ş anss ı zlı ğ a bak" anlamı nda kullanı lı r. aksili ğ i tutmak * güçlük çı karmak.

* Sermayenin belirli bir bölümü. * Hisse senedi. aksona * Vurgun hastalı ğ ı na karş ı uygulanan emniyet durakları . kabukları eczacı lı kta kullan ı lan bir söğ üt türü (Salix alba). * Bir iş in yolunda gitmemesi durumu. iş . aksine aksiseda aksiyom * Kendiliğ inden apaç ı k olan ve böyle olduğ u için öteki önermelerin ön dayanağ ı olan temel önerme. aksilik * Terslik. elveriş sizlik. * Oyunun teması nı geliş tiren ba ş lı ca olay. mütearife. hikâye. bu hareketten ortaya çı kan geliş im. aksilik etmek * güçlük çı karmak. * Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi. inatçı lı k etmek. aksilik ç ı kmak * engel ortaya çı kmak. geli ş im. ak basma. reaksiyon. * Ada soğ anı . maddî bir etkenin. katarakt. huysuzluk. * Gece. * Akş am vakti k ı lı nan namaz. inatçı lı k. *İ nsan etkinliğ inin veya iradesinin açı ğ a çı kması . akso ğ an akson * Sinir uyarmaları nı sinir hücresinden ileriye uzatmaya yarayan. belit. akş am ahı ra sabah çayı ra * hayatta yiyip içip yatmaktan baş ka kayg ı sı olmayanlar için söylenir. bir düş üncenin ortaya ç ı kmas ı . perde. * Yankı . ters davranmak.* olumsuz davranı ş lı . sinir hücrelerinin uzantı lar ı ndan en belirli ve uzun olanı . * Akdoğ an. huysuzluk etmek. akş am * Gündüzün son ve gecenin ilk saatleri. aksö ğ üt aksu aksungur * Söğ ütgillerden. * Hareket. uygunsuzluk. aksülâmel * Tepki. aksiyon * Bir kuvvetin. pay senedi. uyuş maya yanaş mamak. * Gözdeki billûr cismin saydamlı ğ ı nı yitirerek ağ arması ndan ileri gelen körlük. * Tersine. akş am akş am .

Ak ş am Yı ld ı zı * Venüs. güneş in battı ğ ı sı ralar. akş am pazarı * Pazarlarda. . * Yaş lı lı k dönemi. akş ama kadar * bütün gün. * Çalı ş malar ı nı daha yoğ un olarak ak ş am saatlerinde yapan. bitmemek. akş am ezanı * Günün dördüncü namaz vaktini bildiren ezan.* Akş amı n olduğ uş u dar zamanda. akş am gazetesi * Baskı sı öğ leden sonra. pek yakı nda. akş amcı lı k etmek * akş amcı lar içki içmek amacı yla bir araya gelmek. k ı sa bir zaman içinde. akş am güneş i * Etkisi azalmı ş gün ı ş ı ğ ı . susamlı simit. akş am namazı *İ kindi ile yatsı namazı arası nda kı lı nan namaz. özellikle akş ama doğ ru yapı lan gazete. ders paydosu. akş am simidi *İ kindi üzeri ç ı karı lan s ı cak. akş amcı lı k * Akş amcı olma durumu. akş am karanlı ğ ı * Alaca karanlı k. akş ama sabaha * Neredeyse. akş amcı * Akş amlar ı içki içme alı ş kanlı ğ ı nda olan kimse. akş am piyasası * Akş am üzerleri belli bir yerde yapı lan gezinti. * Çalı ş ması akş ama rastlayan. akş am yeli * Akş amlar ı esen serin rüzgâr. iş portalarda ak ş ama do ğ ru tezgâhta kalmı ş malları n ucuz fiyatla satı lı ş ı . akş ama doğ ru * Gündüzün akş ama yak ı n bir zamanı nda. ara vermeden. akş am saati * Akş am vakti. ak ş amleyin. Çulpan. akş ama kalmak * (iş ) gecikmek. akş am azadı * Ders çı kı ş ı .

akş amlatma * Akş amlatmak i ş i. akş amdan kavur. . akş amki * Akş am olan. ak ş am yapı lan. akş am oldu ğ unda. akş amlatmak * Akş amı yaptı rmak. akş amdan sonra merhaba (veya sabahlar hayrolsun) * iş iş ten geçtikten. akş amı buldurmak veya ettirmek. akş ama doğ ru. akş amlı k sabahlı k * Nerede ise. akş amdan kalmı ş (veya kalma) * geceki sarhoş luğ un mahmurlu ğ unu ta ş ı yan. * Her akş am. akş amı bulmak. akş amı n iş ini sabaha (veya yarı na) b ı rakma * bu gün yapı lması gereken bir iş i ertesi güne bı rakmak sak ı ncal ı dı r.akş amdan * akş am olmak üzere iken. * Akş amı bir yerde geçirmek. akş amüstü * Güneş in battı ğ ı sı ralarda. iş i. kaçı nı lmaz sonuç pek yak ı n. akş ama do ğ ru. akş amlar (veya akş am ş erifler) hayrolsun! * akş am vakti kullanı lan esenleme sözü. akş amlama * Akş amlamak durumu. akş amlı sabahlı * Her akş am ve her sabah. akş amleyin * Akş am saatlerinde. * (ay) Dolun ay durumundan sonra geç doğ mak. akş amsefası * Gecesefası . sabaha savur * kazandı ğ ı nı günü gününe harcayan tutumsuz kimselerin durumunu anlatmak için kullanı lı r. akş amları * Akş am vakti. akş amı bulmak (veya ak ş amı etmek) * akş amlamak. ak ş am için. ak ş am vakti. akş amdan akş ama * Her akş am üst üste. iyi akş amlar!. akş amlı k * Akş ama özgü olan. günü bitirmek. akş am yaklaş ı rken. akş amlamak * Bütün günü bir yerde veya bir iş te geçirerek akş ama eriş mek. olan olduktan sonra gösterilen ilgi için söylenir.

* Voleybolda öbür oyuncuları n vurması için topu. * Bir taş ı ttan baş ka bir taş ı ta geçme. akş amüstü. iplik. ev ilâçları . * Dam kiremitlerini aktarı p kı rı klar ı yenileyen kimse. tütün vb. * Aktarı n yaptı ğ ı iş . * Görüntüyü bir bölgeden baş ka bir bölgeye ileten araç. aktarma etmek * aktarmak. kâğ ı t. ağ ı n üzerine yükselten oyuncu. nakil. virman. * Aktarmak iş i veya biçimi. * Baharat. * Arı lar ı bir kovandan ötekine geçirme. baharat. aktarı cı aktarı lma * Aktarı lmak i ş i. aktarma iş iyle uğ ra ş ma. gereçleri satan kimse veya dükkân. bir kaptan baş ka bir yere veya kaba geçirmek. * bütçede bir bölümden baş ka bir bölüme ödenek geçirmek. aktarma yapmak * bir taş ı ttan ötekine geçmek. zarf. aktarmacı lı k * Aktarma iş i. * Sürülmemiş tarlayı ilk veya ikinci kez sürme. . * Alı ntı . aktarmak * Bir yerden. akş ı nlı k aktar * Akş ı n olma durumu. albino. aktarı lmak * Aktarmak iş ine konu olmak. aktarı m * Aktarma iş i.ak ş amüzeri * Bkz. iktibas. bazen de derisinde do ğ uş tan boya maddesi bulunmadı ğ ı için her yanı ak olan (hayvan veya insan) çapar. * Aktarı n sattı ğ ı ş eyler. aktarmacı * Aktarma iş ini yapan kimse. * Bir oyuncunun topu kendi takı mı ndan bir baş ka oyuncuya göndermesi. aktarı ş aktariye aktarl ı k aktarma * Aktarmak iş i. * Bir hesaptan baş ka bir hesaba para havale etme. satan kimse veya dükkân. * Anadolu'da iğ ne. akş ı n * Kı lları nda ve gözlerinde.

aktifle ş tirme * Aktifleş tirmek iş i. canlı . aktif duruma gelmek. * Bir ticarethanenin. aktiflik * Etkinlik. hareketli. etken. * Çatı kiremitlerini gözden geçirerek kı rı k ve bozuk olanları nı n yerlerine sağ lamları nı koymak. aktif duruma getirmek. * Sürülmemiş tarlayı ilk ve ikinci kez sürmek. * Bir dilden baş ka bir dile çevirmek. aktifle ş mek * Canlı hareketli. ortaklı ğ ı n para ile değ erlendirilebilen mal ve haklar ı nı n tümü. tercüme etmek. yönünü de ğ iş tirmek. aktif metot * Öğ rencilerin. aktinoloji aktif fiil . * Bir kitabı . aktinit * Aktinyum. aktarmas ı z * (taş ı tlar için) Belli bir süre sonra inilip ba ş ka bir taş ı ta binilmesini gerektirmeyen. bildirmek. küryum ve berkelyum radyoaktif elementlerinin ortak ad ı . aktartma * Aktartmak iş i yaptı rmak. aktartmak * Aktarmak iş i yaptı rtmak. çalı ş kan. aktav ş an aktif * Bir cins iri çöl sı çanı (Jaculus). * Etkin. *İ letmek. kiş isel çal ı ş maları nı ve i ş yapma yeteneklerini geliş tirmeyi sağ layan bilimsel yöntem. toryum. uyarlamak. * Bir tekniğ e göre biçimlendirmek. etkili olmak. amerikyum. tulyum. aktif rol oynamak * etkili olmak. * Etken fiil.* Bir ş eyin yolunu. * Bir kitaptan veya bir yazı dan bir bölümü almak. * Etkili. aktifle ş tirmek * Aktifleş mesini sa ğ lamak. aktarmalı * (taş ı tlar için) Belli bir süre sonra inilip ba ş ka bir taş ı ta binilmesini gerektiren. plûtonyum. protaktinyum. * Etken. daha çok Kur'an'ı baş ı ndan sonuna kadar okumak. iktibas etmek. aktif ta ş ı ma * Bir maddenin hücre zarı ndan enerji harcanarak hücre içine veya dı ş ı na taş ı nmas ı . aktifle ş me * Aktif duruma gelme.

akur akustik akümülâtör * Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depo eden. yank ı bilimi. * Kadı n oyuncu. aktinyumlu * Özünde aktinyum bulunduran. kendini baş ka türlü gösterme.Kı saltması Ac. akuzatif akü * Yükleme durumu. * Etkincilik. aktöre * Ahlâk. aktris aktüalite aktüalitesini kaybetmek * güncelliğ ini yitirmek. akut *İ lerlemiş . acil (hastalı k).* Güneş ı ş ı nları nı n hem insan hem de bütün canlı lar üzerinde etkisini inceleyen bilim dal ı . yank ı lan ı m. aktivite aktivizm aktör * Erkek oyuncu. * Edimsel. aktörün yaptı ğ ı iş . aktüel * Güncel. * Fizik biliminin konusu ses olan kolu. aktüalizm * Geçmiş jeolojik olaylar ı n bugünkülere bakarak açı klanabilece ğ ini ileri süren öğ reti. * Olduğ undan baş ka türlü görünen kimse. * Akümülâtörün kı saltı lmı ş adı . akı mtoplar. edimselcilik. ses da ğ ı lı mı . radyoaktif bir element. * Azgı n. istenildiğ inde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz. . * Olduğ undan baş ka türlü görünme. aktörlük * Aktörün görevi. ş imdiki. * Günün olayı veya konusu.ş iddetli. * Kapalı bir yerde seslerin dağ ı lı m biçimi. k ı zgı n (hayvan). * Kuvveden fiile geçmiş olan hâl (Aristo felsefesi). atom ağ ı rl ı ğ ı 227 olan. * Etkinlik. aktinyum * Atom numarası 89. * Güncellik.

lökosit. * Kavimler. akva * Kuvvetli. gövel (< gök-el). tuzak. akya balı ğ ı * Uskumrugillerden. akvaryumcu * Akvaryum iş iyle u ğ raş an kimse. ufak pullu. al bayrak (veya sancak) . al (veya alı n) * iş te. * Kanı n rengi.aküpunktür * Vücudun belirli noktaları na genellikle altı n iğ ne batı rarak yapı lan Çin'de yayı lmı ş olan tedavi. su bitkilerinin yapay bir ortamda beslendiğ i cam su kabı . k ı zı l. hile. * Yüze sürülen pembe düzgün. al (veya kanl ı ) gömlek gizlenemez * gizli tutulması elde olmayan ş eyler için söylenir. * Bir tür sı rmal ı ve köstekli bı çak. do ğ -al. sağ lam. * Süs balı ğ ı beslemecili ğ i. Al * Alüminyum'un kı saltması . akyuvar * Kan ve lenf gibi vücut sı vı ları nda bulunan çekirdekli. allı k. çiçeğ i di ş ve yüz ş iş lerinin tedavisinde kullan ı lan bir bitki (Lilium candidum). kı rmı zı . yuvarlak hücre. -al. * Sulu boya resim. akvam akvarel akvaryum * Tatlı veya tuzlu su hayvanları nı n. -al / -el *İ simden sı fat türeten ek: gen-el. düzen. akzambak * Zambakgillerden. akvaryumculuk * Akvaryumcunun mesleğ i. akbal ı k (Lichia amia). al basmak * loğ usa albastı hastalı ğ ı na tutulmak./ -el*İ simden fiil türeten ek. güz-el (<gözel). süs bitkisi olarak yeti ş tirilen. öz-el vb. 10-15 bazen de 50-60 kg gelen bir balı k. * Bu renkte olan. * (at donu için) Dorunun açı ğ ı . al al * Aldatma. kı zı la çalan.

* Yazı n güneş bulut arkası nda kald ı ğ ı nda oluş an gölgeli durum. suluca (yemek). ş aş -ala-. al birini. * Açı k kestane renginde olan. al giymedim ki alı nayı m * "bu iş le hiçbir ilgim olmadı ğ ı için söylenen sözleri kendi üzerime almad ı m" anlamı nda kullanı lı r. silk-ele-. ş ehit olmak. ala alaya kalkmak * bağ rı ş arak gürültü etmeye kalkmak. it-ele-. ala ala * Toplu olarak yapı lan iş lerde ba ğ rı ş arak söylenen ala ala hey! ünleminde geçer. vur ötekine (veya birine) * hiçbiri iş e yaramaz. al gülüm ver gülüm * iki sevgilinin birbirine sevgi gösterisinde bulunmaları . * Alabalı ğ ı n kı saltı lmı ş adı . kov-ala. *İ yi piş memiş . beklenilmeyen ş eylerin de olabileceğ ini anlatı r. alaca. * bir kimseye yapı lan hizmetin hemen karş ı lı ğ ı nı bekleme durumu. kak-ala-. al karı sı * Loğ usalara musallat olarak onları boğ duğ u sanı lan görüntü. al sana bir daha * yeni bir aksilik olunca bezginlik bildirmek için "i ş te" anlamı nda söylenir. *İ yi. pek iyi. . al takke ver külâh * uzun bir çekiş meden sonra. * araları ndaki senli benli iliş kiyi sürdürerek. al elmaya taş atan çok olur * değ erli kimselere sataş an çok olur. al kan * Doymuş alifatik hidrokarbonları n genel adı .vb.* Türk bayrağ ı . al kanlara boyanmak * yaralanmak. ala * Karı ş ı k renkli. âlâ -ala. al benden de o kadar * ben de aynı durumdayı m veya ben de aynı düş üncedeyim. parajin. vurularak ölmek. çekiş e çekiş e. al kiraz üstüne kar yağ mı ş * düş ünülmeyen. elâ (göz). çok renkli. * Kekliğ in boynundaki siyah halka./ -ele* Fiilden sı klı k (tekerrür) çatı sı türeten ek: çalk-ala-. hepsi bir ayarda. ala gün ala sulu * Yeni olgunlaş maya ba ş lamı ş (meyve).

alabandayı yemek * adamakı ll ı azarlanmak. alaba ş * Turpgillerden. alabora * Geminin devrilecek kadar yan yatması . borda karş ı tı . alabacak * Ayağ ı sekili (at). alabalı k * Ala balı kgillerden. uğ ursuz (kimse). haş lamak. alabora olmak * tekne. * Olanca hı zı ile. alabros * Fı rça gibi dik kesilmi ş (erkek saçı ). alabanda sancak * Dümeni sağ yana do ğ ru. Ala Yuntlu * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. uçsuz bucaksı z. gereğ inden çok. * Selâmlamak için filika küreklerinin yukarı ya kaldı rı lması . deniz araçları devrilip ters dönmek. alabanda vermek * azarlamak. sandal vb. * Bir serenin yatay durumdan düş ey duruma getirilmesi. dönek. alabanda * Deniz teknelerinin iç yanlar ı . * Ara bozucu. alabildi ğ ine * Sı nı rsı z. ş algama benzeyen bir bitki. alabanda etmek * dümeni sağ a veya sola. . alabanda iskele * Dümeni sol yana doğ ru sonuna kadar çevirme komutu.ala tav * Az tavlı . * Balı ğ ı toplamak için dalyan a ğ ı nı n yukarı ya alı nmas ı . alabalı kgiller * Omurgalı hayvanlardan. eti turuncu ve lezzetli. ala tavlı * Bitkinin çimlenmesi için yeterli tavı bulmam ı ş (toprak). yar ı ya ş yarı kuru olan (toprak). * Aş ı rı derecede. kemikli balı kları n bir familyası . * iş ler alt üst olmak. sonuna kadar çevirmek. sonuna kadar çevirme komutu. soğ uk ve duru sularda yaş ayan. alabanda ate ş * Geminin bir yanı nda bulunan toplarla birden ateş edilmesi komutu. paylamak. *İ yice piş memiş (yemek). 250 gr dan 2 kg a kadar gelen bir tatlı su bal ı ğ ı (Trutta faris).

* Keklik. alacakl ı * Birinden alacağ ı olan. * vakit darlı ğ ı ndan bir öneriyi kibarca geri çevirmek. alaca a ş alaca bulaca * Çok karı ş ı k renkli. matlûp. alacakarga * Saksağ an. alacakl ı çı kmak * alacağ ı vereceğ inden çok olmak. alaca ğ ı na tutmak * bir ş eyi vereceğ e veya borca karş ı lı k saymak. daha çok üzüme düş en ben. * Aş ure.alaca * Birkaç rengin karı ş ı mı ndan oluş an renk. *İ ki veya daha çok renkli. sazl ı klarda ya ş ayan bir ku ş türü (Ardeola ralloides). alaca ğ ı olsun! * "günün birinde ondan öcümü alı rı m" anlamı nda göz korkutma sözü. mal veya ba ş ka ş ey. alacakl ı olmak * birinden alacağ ı bir ş ey bulunmak. bı ldı rcı n gibi kuş lar ı avlamak için kullanı lan iki renkli bez. alacak * Bir hesap gereğ ince daha alı nmamı ş olan para. * Ağ açta ilk olgunlaş an meyve. * Kötü huy. alacabalı kçı l * Balı kçı lgiller familyası ndan. yarı karanl ı k. alaca ğ ı m olsun da ala kargada olsun * alacaklı olmak iyi bir ş eydir. * Birinden alacağ ı olan kimse. akla kara karı ş ı k. kül rengi. uzunluğ u 50 cm. * Meyvelere. alaca ğ ı olmak * birinden alı nacak parası olmak. vereceğ ine karga (veya kuzgun) * alı rken kolaylı k gösteren. alaca karanlı k * Güneş doğ madan önce veya battı ktan hemen sonraki aydı nlı k. borçlu karş ı tı . alacak verecek * alı ş veri ş iliş kisi. . alaca dü ş mek * (meyve) olgunlaş maya ba ş lamak. * Birkaç renkli iplikten yapı lmı ş dokuma. verirken de güçlük çı karan kimse. * Para verilerek alı nacak ş ey. alaca ğ ı na ş ahin.

alafrangacı lı k . * Renkli ve renksiz kı lları n bütün vücutta düzenli ş ekilde da ğ ı lmayarak büyük ve küçük parçalar hâlinde birleş mesiyle meydana gelen bir at donu.alacalama * Alacalamak iş i. rengârenk. alaturka karş ı tı . * Üzeri dal ve hası rla örtülmü ş kulübe. Frenklerle ilgili. âdet ve hayatı na uygun. alacasansar * Benekli sansar türü. benek benek boyamak. alafranga tuvalet * Batı tarz ı nda kapakl ı . * Frenklerin töre. alacalamak * Renk renk. alafrangacı * Alafranga hayatı benimsemi ş olan. alacalı * Alaca. alacalı k * Alacalı olma durumu. alacamenek ş e * Hercaî menekş e. çardak. alacalandı rma * Alacalandı rmak iş i. alacalı bulacalı * Çok karı ş ı k ve çiğ renkli. alacalanma * Alacalanmak iş i. * Alafranga saat. alacalandı rmak * Alaca duruma getirmek. alaçam alaç ı k * Rengi kı zı la yakı n bir çam türü (Picea excelsa). Avrupa eğ itimiyle yeti ş miş (kimse). alafranga alafranga müzik * Batı tarz ı nda ve ölçülerinde yap ı lmı ş müzik. alacalanmak * Alaca bir duruma gelmek. * Keçeden yapı lan çadı r. üzerine oturulabilen klozetli tuvalet. * Herhangi bir heyecan dolayı sı yla benzi kı zar ı p bozarmak. * Avrupa uygarlı ğ ı nı benimsemiş . günün baş lay ı ş ı nı gece yarı sı 01 olarak kabul eden saat sistemi. alaca bulaca. renkten renge girmek. alafranga saat * Günü 24 saat sayarak. * Eriyen karlar arası ndan yer yer toprak görünmek.

alâkabah ş *İ lgilendirici. alâkaland ı rmak *İ lgilendirmek. alâkadar olmak * ilgilenmek. -alak / -elek * Fiilden sı fat türeten ek: yat-alak. alâkadar *İ lgili. alafranga davranmak. alafrangalaş mak * Alafranga olmak. * Oğ lan saçı biçiminde kesilmi ş (kadı n saç ı ). alâkalanma * Alâkalanmak iş i. alâka çekmek (toplamak veya uyandı rmak) * ilgi çekmek. postu benekli. alageyik * Geyikgillerden. alafrangalaş tı rmak * Alafrangalaş ması na sebep olmak. erkeklerinin boynuzları uca doğ ru kürek biçiminde geni ş leyen. alafrangalaş ma * Alafranga usulleri benimseme. sı ğ ı n (Dama dama). alâgarson * Kı sa kesilmiş saç. alâka *İ lgi. alafrangalaş tı rma * Alafrangalaş tı rmak i ş i. alafrangalı k * Alafranga olma durumu. alâimisema * Gök kuş ağ ı . alâkadar etmek * ilgilendirmek. alâka duymak * ilgi duymak. ilgili bulunulan.* Alafrangacı olma durumu. ilginç. alâkaland ı rma * Alâkalandı rmak i ş i. alafranga olma. . * Gönül bağ ı . ilgi çeken. çök-elek vb. Güney Avrupa ve Kuzey Afrika'da yaş ayan bir cins geyik. as-alak.

alâmet * Belirti. * Bir ş ey çekici gelmek. kayran. * Saksağ an. alamana ağ ı * Kı yı lardan uzak sularda avlanmak için iki alamana kayı ğ ı tarafı ndan kullanı lan. düzlük. . geniş li ğ i 7 ile 25 kulaç olan büyük ağ . iş aret. alâminüt * Çarçabuk. alamana * Rafadan. iz. meydan.alâkalanmak *İ lgilenmek. saha. o eş yayı üreten veya satanı tanı tan resim. *İ lgisiz. harf gibi özel iş aret. maskelemek. ilgisi olmayan. alâkay ı (veya alâkası nı ) kesmek * ilgiyi. ilgisini kesmek. * Kargagillerden. kamuflâj. kamufle * Balı k avlamakta veya yük taş ı makta kullanı lan büyük kayı k. marka. alâkart alâkası z alâkası zl ı k *İ lgisizlik. niş an. * Orman içinde düz ve ağ açsı z yer. alâkal ı alakarga *İ lgili. * Yemek listesinden yemek seçerek. * Yemek listesinden seçilen. uzunluğ u 200 ile 250. alâkok alalama alalamak etmek. zevk almak. ötücü. tüyleri alacalı bir kuş türü. anı nda. çizgilerle veya renklerle bezeyerek bir ş eyi bulunduğ u çevreye uydurmak. * Ayı rı cı nitelik. kestane kargası (Garrulus glandarius). alan * Düz. ay ı rı cı özellik. alâmetifarika * Bazı ticaret eş yası üzerine konulan. alâmetifarikal ı * Alâmetifarikası olan. hemen. alâminüt yemek * Kolayca hazı rlanı p tüketilebilen yemek. * Gönül bağ lamak. ş ipş ak. iri gövdeli. tabldot karş ı tı . açı k ve geni ş yer. irilik bakı mı ndan ş aş ı lacak durumda olan ş ey. * Büyüklük. fiyatları ayr ı ayrı hesaplanan (yemek). ayrı lmak. iliş kisi kalmamak. * Alalamak iş i. yakı nl ı k duymak. * Beneklerle.

ala ş ı m *İ ki veya daha çok metalden. agorafobi. park. * Yarı ş malar ı n. * Eski Roma'da açı k hava gösterisi yapı lan geniş yer. alan hı zı * Hareket eden bir cismi. ilgisiz davranmak. alarga etmek * açı k denize çı kmak.* Bir konu veya çalı ş ma çevresi. allak bullak. engin. * Uzaktan. ala ş ağ ı etmek * birini. alârma geçmek * beliren tehlikeye karş ı direnebilecek. * geri çekilmek. alan talan * Karmakarı ş ı k. ala ş ı mlama * Alaş ı mlamak iş i. açı ktan. alan korkusu * Bazı kiş ilerin alan. dağ ı tmak. bazı durumlarda metallerle. dayanabilecek duruma gelmek. saha. P. alan talan olmak * her biri bir yana dağ ı lmak. darmada ğ ı nı k. alarga durmak * uzak durmak. alan talan etmek * allak bullak etmek. uzaklaş mak. alargadan seyretmek * Uzaktan bakmak. Te gibi elementlerden olu ş an metal görünümünde katı veya sı vı karı ş ı m. alt üst etmek. * Bir alı cı merce ğ inin net bir görüntü sağ layabildiğ i derinlik ve geniş li ğ in bütünü. duran bir noktaya birleş tiren do ğ ru parçası nı n birim zamanda taradı ğ ı alan. sokak gibi yerlerde duydukları ürkeklik hastal ı ğ ı . ala ş ağ ı vur yukarı * çekiş e çekiş e (pazarl ı k). yaklaş ma. * Açı k deniz. karı ş mak istememek. * kapı p yere vurmak. *İ çinde birtak ı m kuvvet çizgilerinin yayı lmı ş bulundu ğ u var sayı lan uzay parçası . yetkilerini elinden alı p yerinden uzaklaş tı rmak. C. engine açı lmak. alan topu * Tenis. ya ğ ma etmek. atmak. alargada durmak * uzakta durmak. * Yüz ölçümü. kovmak. . alarga * Açı ktan geç. karş ı laş maları n ve oyunları n yapı ldı ğ ı yer. alârm * Bir tehlike olduğ unda bunu herkesin haber alması için verilen i ş aret.

alaturka eser veren kimse. * Bu tür müziğ i seslendiren veya çalan. alafranga karş ı tı . * Eski Türk gelenek. alaturkac ı lı k * Alaturkac ı olma durumu. alaturkal ı k * Alaturka olma durumu. * Alaturka saat. alaturkala ş tı rmak * Alaturkalaş mas ı nı sa ğ lamak. alaturkac ı * Alaturka bilen. alaten alaturka * Cüzamlı . alavereci . alaturka müzik * Türk müziğ i. andavallı . alavere * Bir ş eyin elden ele geçmesi. yalanla dolanla iş görmek. alaş ı m elementlerini eriterek katmak. * Kargaş al ı k. abra ş . * Bir ş eyi elden ele vererek aktarma. * Türk müziğ inden yana olan. alavere tulumbası * Emme basma tulumbası . * Bu töre ve hayatı benimsemi ş (kimse). * Vapurlarda bu biçimde taş ı ma i ş i için bordalarda kurulan basamaklı iskele. görenek. alavere dalavere yapmak (veya çevirmek) * hileli. yöntemsiz. alavandal ı * Bkz. söyleyen. töre ve hayatı na uygun. ezanî saat.ala ş ı mlamak * Çözen metale. * Düzensiz. alaturka saat * Güneş in batı ş ı nda 12'yi gösterecek biçimde ayarlanmı ş saat. alaturkala ş tı rma * Alaturkalaş tı rmak iş i. alaturkala ş ma * Alaturkalaş mak durumu. alaturka tuvalet * Tuvalet ihtiyacı nı gidermek amac ı yla çömelme usulüne göre yapı lan tuvalet. düzenli bir iş yapmak. alaturkala ş mak * Alaturka olmak.

bir ş eyin. alay etmek * bir kimsenin. * Çok miktarda. alaycı * Alay etme huyu olan. alaycı lı k alay ı nda olmak * iş i önem vermeyerek yapmak. * Bütünü. onu küçümseme. söz. küçümseyen. * Alay eden. i ş iş aka konusu yapmak. göz kama ş tı rma. * Genel olarak üç tabur (süvarilerde dört veya beş bölük) ve bunlara bağ lı birliklerden oluş an asker toplulu ğ u. alaya ç ı kmak * askerî bir okulda baş arı gösteremeyerek k ı taya gönderilmek. alaybozan * Bir çe ş it fitilli tüfek. alaya almak * alay etmek. bir durumun. küçümseyerek eğ lenen. * Alay etmeyi huy edinmiş olma durumu. birlikte. eğ lenmek. vurguncu. bir ş eyle eğ lenme. alâyiş li . alay alay alay * Kalabalı k olarak. eksik vb. kusurlu. alay malay * hep birden. hepsi. fazla sayı da. alay * Herhangi bir törende veya gösteride yer alan topluluk. davranı ş gibi yollarla biriyle. alay geçmek * alay etmek.* Piyasada fiyatı düş ünce yükselir umuduyla mal alan ve fiyat yükselince malı satan toptanc ı . alaya bozmak * alay niteliğ i vermek. alay beyi * Albay rütbesinde jandarma alay komutanı . spekülâtör. pek çok. alâyiş * Gösteriş . alay gibi gelmek * inanı lacak gibi olmamak. yönlerini küçümseyerek e ğ lence konusu yapmak. * Çok kalabal ı k. * Ses tonu. gülünç. âlây ı vâlâ ile * bütün gösteri ş i ile. müstehzi.

* Dökülen tohumlarla ertesi yı l kendiliğ inden çı kan tah ı l. * Kaymak taş ı . küçümseyici. alaylı alays ı * Alaya benzer. aleve tutmak. * Gerekli okul eğ itimini görmeden kendini yetiş tirmiş olan (kimse). ciddî olmayan. *İ nsan derisi için. * Doğ um sı rası nda temizli ğ e dikkat edilmemesi yüzünden loğ usanı n tutulduğ u ateş li hastalı k. albeni * Alı m. debdebeli. * Alay edici. cazibe. hoş ve güzel göstermek. görkemli. yakmak. soğ an vb. su mermeri. albeni vermek * çekiciliğ ini art ı rmak. loğ usa humması . * Alev. albay albaylı k * Albay rütbesi veya albayı n görevi. miralay. * Vücutta kı zı ll ı k veya k ı zı l lekeler belirmesi durumu. 1 m uzunluğ unda. * Sı zlatmak. albatr albatros exulans). albasma.* Gösteriş li. acı vermek. Atlantik Okyanusu'nda yaş ayan iri bir kuş türü (Diomedea * Rütbesi yarbay ile tuğ general arası nda bulunan ve ası l görevi alay komutanlı ğ ı olan üstsubay. * Alev alev. üstünde kı zı llı k veya kı zı l lekeler belirmek. mektepli karş ı tı . * Gösteriş li. * Fı rt ı na kuş ugillerden. alazlanma * Alazlanmak iş i. müstehzi. alazlanmak * Alazlamak iş ine konu olmak. alaylı * Erlikten yetiş miş subay. albasma albastı * Albastı . ilgi toplamak. çekicilik. yalaz. . alazlamak * Bir ş eyin yüzünü alevden geçirmek. alaz alaz alaz alaza alazlama * Alazlamak iş i.

birleş imi karbon. albinos albüm * Resim. beyaza yak ı n renkte. yapı ş kan madde. alçak gerilim * Düş ük voltajlı elektrik hattı . * Akş ı n. * Kalı n ses. albüminli *İ çinde albümin bulunan. albümin iş eme * Birçok hastalı klarda. alçak gönüllü * (makam.albenili * Alı mlı . yüksek olmayan (yer). namert. alçak bas ı nç * Barometrede 760 mm altı nda bulunan. * (boy için) Kı sa. pul gibi ş eyleri dizip saklamaya yarayan bir tür defter. * Bile bile en kötü. tekerçalar. alçak kabartma * Heykel sanatı nda. en ahlâksı zca davran ı ş larda bulunan. uzunçalar. albenisi olmak * çekiciliğ i bulunmak. mütevazı . durumlarda) A ş ağ ı olanları kendisiyle eş it tutan veya kendi değ erini olduğ undan a ş ağ ı gösteren (kimse). cazibeli. kötü havaya iş aret olan hava durumu. özellikle böbrek hastalı kları nda idrarda albümin bulunması durumu. alçacı k * Çok alçak. kendini çok beğ enmek. para vb. suda eriyen. hidrojen ve kükürt olan. * Herhangi bir konu ile ilgili kı sa aç ı klamalar verilerek resimler bası lmı ş olan kitap. alçacı k da ğ lar ı ben yarattı m demek * çok kurumlu olmak. çekici. hayvanları n doku ve sı vı lar ı nda bulunan. alçak kavu ş um * Kavuş umda gezegenin güne ş le yer aras ı nda bulunması . alçak ses * Hafif ses. albümin * Bitkilerin. yüzeyden ç ı kı ntı sı az olan kabartma. * Aş ağ ı . alçak gönüllülük * Alçak gönüllü olma durumu. * Değ eri ve gücü az olan elektrik potansiyeli. azot. ak tutma. aş ağ ı lı k. fotoğ raf. * Bir sanatçı nı n eserlerinin bir bölümünün yer ald ı ğ ı kaset. yüksek karş ı tı . rezil hain. alçak * Yerden uzaklı ğ ı az olan. soysuz. alçak yaylak . oksijen.

alçarak alç ı * Az alçak. * Kabarma alçalma olayı nda suları n indiğ i dönem. * Alçakça davranı ş . * Değ erini azaltmak. alçakla ş tı rma * Alçaklaş tı rmak durumu. yüksekten aş ağ ı doğ ru inmek.ş enaat. alçakla ş mak * Bayağ ı laş mak. bayağ ı la ş ma. * Aş ağ ı laş ma. mezellet. zillet.* Devamlı oturma bölgesinde. zül. alç ı kalı p * Bir ş eyin üzerine alç ı dökülerek alı nan kalı p. alçaltı ş * Alçaltmak iş i veya biçimi. alçaltma * Alçaltmak iş i. alçalmak * Alçak duruma gelmek. normal tahı l ziraatı yap ı lan alanları n bitiş iğ inde genellikle deniz seviyesinden 900-1200 metre yükseklikteki yaylak. * (insan için) Değ eri azalmak. alç ı taş ı . * Alçalmak iş i. * Toprağ ı n çöküp oturması . inme. alçalı ş alçalma alçaltı alçaltı cı * Küçük düş ürücü. aş ağ ı lı k kimselere yaraş ı rcası na. alçakl ı k * Alçak olma durumu. * Alçı taş ı nı n piş irilip toz durumuna getirilmesinden elde edilen madde. hor görme. cezir. alçaltmak * Alçak duruma getirmek. * Alçak. * Küçük düş ürme. alçakla ş tı rmak * Alçaklaş mas ı na sebep olmak. alçakça * Oldukça alçak. alçakla ş ma * Bayağ ı laş mak durumu. * Düş künlük.

aldanç aldangı ç aldan ı ş * Aldanmak iş i veya biçimi. * Alçı ile sı vamak. jips. * Bir hileye. . aldanmak * Görünü ş e kap ı larak yanl ı ş bir yargı ya varmak. alç ı cı * Alçı taş ı nı çı karan kimse. * Tavan ve duvarları n alç ı ile kaplanması nda çal ı ş an iş çi. kandı rı cı . * Üzeri ot veya kumla örtülmüş çukur. * Düş kı rı klı ğ ı na uğ ramak. alç ı lanma * Alçı lanmak i ş i. aldanma * Aldanmak iş i. alç ı lama alç ı lamak alç ı latmak * Alçı ile kapattı rmak. yanı lmak. alç ı lı *İ çinde alçı bulunan. * (bitkiler için) Havanı n birden ı sı nmas ı yla zamansı z açan çiçek. tuzak. * Alçı ile sar ı lmı ş olan. * Alçı lamak i ş i. sı vatmak. * Alçı kar ı ş tı rmak. aldat ı lmak * Aldatma niteliğ i olan. alç ı lanmak * Alçı lamak i ş ine konu olmak. aldat ı cı aldat ı lma * Aldatı lmak iş i. * Çabuk ve kolay aldatı lan kimse. * Avunmak. yan ı ltı cı . bir yalana kanmak. alç ı latma * Alçı latmak iş i. alç ı ya almak (veya koymak) * kı rı lan bir kemiğ i gereğ i gibi kaynaması için alçı ya batı rı lmı ş sarg ı ile sarmak. oyalanmak. alç ı pan * Tavan süslemelerinde kullanı lan ve çe ş itli desenleri olan alç ı dan yapı lmı ş kalı p. so ğ uk sebebiyle donmak.* Toprak içinde katman olarak bulunan ve piş irilip toz durumuna getirilerek alç ı yapmaya yarayan hidratlı kalsiyum sülfat. kanma.

ald ı rı ş etmemek * önem vermemek. ilgilenmemek. lâkaydî. aldatma * Aldatmak iş i. umursamayan. kötü yola sürüklemek. ald ı rma ald ı rmak * Almak iş ini yapt ı rmak. kayı tsı z. * Aldı rmak iş i. avutmak. * (karı veya koca) E ş ine sadakatsizlik etmek. lâkayt. umursamayan. umursamamak. ald ı ğ ı abdest ürküttüğ ü kurbağ aya değ memek * sağ ladı ğ ı yarar. gere ğ i gibi uyanı k olmay ı ş ı ndan yararlanarak onun zararı na kazanç sağ lamak. * Sı ğ dı rmak. ald ı rmaz * Bir ş eye önem vermeyen. ald ı rtmak * Aldı rmak iş ini baş kası na yaptı rmak. aldehit ald ı * Alkolleri oksitlendirme veya asitleri indirgeme yolu ile elde edilen uçucu bir s ı vı . ilgi göstermemek. * Getirtmek. aldatmaca * Aldatmaya dayanan davranı ş . ald ı rı ş * Aldı rmak iş i veya biçimi.* Aldatmak iş ine konu olmak. ald ı rtma * Aldı rtmak iş i. ald ı rı ş sı z * Aldı rmaz. ihanet etmek. aldatmak * Beklenmedik bir davranı ş la yanı ltmak. verdi ğ i zararı karş ı lamamak. * (halk edebiyatı nda) söylemeye baş ladı . * Elindekini baş kası na kapt ı rmak. soru veya ş art biçimlerinde kullanı lı r). * Ayartmak. aldat ı ş * Aldatma iş i veya biçimi. yalan söylemek. bu anlamı ile ancak olumsuz. baş tan çı karmak. ilgisizli ğ inden. ilgisiz kalmak. * Bir ş eyin görünürdeki durumu. * Vücuttan herhangi bir parçayı veya organı sa ğ lı k sebebiyle operasyonla ç ı kartmak. aldı rmamak. * Birine verilen sözü tutmamak. i ğ fal etmek. * Karş ı sı ndakinin dikkatsizli ğ inden. o ş eyin niteliğ i bakı mı ndan yanlı ş bir kanı vermek. aldatı cı oyun. kay ı tsı zlı k. değ er vermek (bu fiil. . tasası zl ı k. * Önem vermek. ald ı rmazl ı k * Aldı rmaz olma durumu. * Oyalamak.

alelâcayip * Acayip üstü çok acayip. bambaş ka. * Ortam. bir yaş antı veya bir davranı ş ı n daha iyi kavranması nı sağ lamak için göz önünde canlandı rı p dile getirme. çevre. kurala uygun bir biçimde. * Herkes. tuhaf. kubbe. sancak direğ i gibi yüksek ş eylerin tepesinde bulunan. ivedilikle. baş kalar ı . * Dünya. düş ünce.alegori * Bir görüntü. * Hayvan veya bitkilerin bütünü. cihan. yöntem üzere) Yol yordam gereğ ince. * Alelâde olma durumu. en çok. garip. * Durum ve ş artlar. evren. âlem yapmak * sazlı sözlü eğ lenmek. * Duygu. sı radan. alelâcele alelâde * Çok acele ederek. olağ an. * Kendine özgü birçok niteliğ i bulunan ş ey veya farkl ı davran ı ş içinde bulunan kimse. * Bayağ ı . * Her zaman görülen. * Hesaba sayarak. * Okuma yitimi. alegorik aleksi * Alegori ile ilgili. * Minare. özellikle. alelusul alem * Bayrak. alem olmak * sembol olmak. * (yöntem gereğ i. * Hele. * Eğ lence. alemci . âlem * Yeryüzü ve gökyüzündeki nesnelerin oluş turduğ u bütün. * Aynı konu ile ilgili kimseler veya bu kimselerin uğ raş ları nı n bütünü. düş gücü. alelâdelik alelhesap alelhusus alelumum * Genel olarak. çarçabuk. alelı tlak * Genel olarak. madenden yap ı lmı ş ay yı ldı z veya lâle biçiminde süs. genellikle.

herkesin içinde. tetikte. alenîle ş me * Alenîleş mek i ş i veya durumu. * Bir kimseye veya bir ş eye karş ı olumsuz yönde duyulan aş ı rı duyarlı k. alet . meydanda.* Camilerin kubbelerine. alerjik * Alerji ile ilgili olan. uygun olur mu?. elin ağ zı torba değ il ki büzesin. âlemin ağ zı torba değ il ki büzesin * Bkz. alenîle ş mek * Herkesçe bilinir duruma gelmek. alesta beklemek * hazı r durumda beklemek. alerji * Bazı canlı ları n birtakı m yiyeceklere. toz. herkesin içinde yapı lan. sancaktar. * Herhangi bir maddeye veya kimseye karş ı olumsuz duyguları olan. evrensel. üniversel. alerjisi bulunan. * Açı ktan açı ğ a. alessabah * Sabah erkenden. bayraktar. koku gibi nesnelere karş ı hastalı k derecesinde gösterdikleri aş ı rı tepki. yakı ş ı klı . alenen alengirli * Gösteriş li. ortada. herkesin gözü önünde. açı klı k. alenî * Açı k. * Önder. gizlemeden. âlemi var m ı ? * yakı ş ı k alı r mı . * eğ lenceye. minarelerine alem yapan veya takan kimse. aleniyet * Açı k olma durumu. zevkusefaya kapı lmak. âlem ş ümul * Dünya ölçüsünde. âleme dalmak * çevre ile ilgisini kesip iç dünyası na kapanmak. alesta tutmak * hemen kullanı labilecek durumda bulundurmak. ilâçlara. alesta * Harekete hazı r. alemdar * Bayrağ ı veya sancağ ı taş ı yan. alesta durmak * tetikte beklemek. açı kça.

yalı m.ı ş ı lı ş ı l olmak. ucundan bir alev püskürterek yanan ve kurş un boru i ş lerinde kullanı lan bir araç. uygulamaya yarayan özel araç. aletli * Aleti olan veya aletle yapı lan. yanmaya baş lamak. * Vücut ı sı sı herhangi bir sebeple artm ı ş ve bu sebeple k ı zarm ı ş olarak. alet etmek * bir iş te birini uygun olmayan bir biçimde kullanmak. vası ta olmak. * Hoş görülmeyen bir i ş e yard ı mcı veya aracı olmayı kabul eden kimse. telâş lanmak. alev bacay ı (veya saça ğ ı ) sarmak * ateş bacayı sarmak. alevlendirmek . * Mı zrak uçlar ı na takı lan küçük bayrak. maş a. alev saçağ ı sarmak * bir olay. Alevî Alevîlik * Alevîliğ e bağ lı (kimse). alev alev alevlendirme * Alevlendirmek iş i. * Alevli olarak. alev makinesi * Düş man üzerine alevli sı vı lar püskürten taş ı nabilir alet. kı vı lc ı m. * Aş k ateş i. * Halife Ali yanlı sı olma durumu. yalaz. alev gibi parlamak * canlı . alev lâmbas ı * Gaz veya benzinle çalı ş an. ayg ı t. heyecana gelmek. alev almak * tutuş mak. * Bir makineyi oluş turan ve iş lemesine yardı m eden parçalardan her biri. ateş bacay ı sarmak. alaz. sı caklı k. alet olmak * bilerek bir çı kar karş ı lı ğ ı veya bilmeyerek kötü bir iş te aracı lı k etmek. alev k ı rmı zı sı * Alev rengi. * coş mak. heyecanlanmak. öfkelenmek. * Bir sanatı yapmaya. alev * Yanan maddelerin veya gazları n türlü biçimlerde uzanan ı ş ı klı dili. tehlikeli bir duruma gelmek. flâma. * Ateş . alet edevat * Bu el iş ini veya mekanik bir iş i gerçekleş tirmek için kullanı lan araçlar.* Bir el iş ini veya mekanik bir iş i gerçekleş tirmek için özel olarak yapı lmı ş nesne. önüne geçilemez. aletli jimnastik * Birtakı m aletler kullanı larak yapı lan jimnastik.

alevlenmek * Alev çı karmaya baş lamak. w. alfabe * Bir dilin seslerini gösteren. aleyhtar * Karş ı olan. alfa alfa * Yunan alfabesinin birinci harfi. aleyhinde (veya aleyhine) söylemek (veya bulunmak) * çekiş tirmek. selâmet üzerinize olsun" anlamı nda karş ı lı k. q harfleri gibi. harekete veya düş ünceye karş ı olma. * Karş ı . yermek. * Zorlu. zı t. * Etkisini. alevlenme * Alevlenmek iş i.* Alevlenmesini sağ lamak. ip. halı yapı mı nda kullanı lan bir bitki. Türk alfabesinde bulunmayan x. öfkeli veya heyecanlı bir durum almak. karş ı duruma geçmek. aleyhine dönmek * destek vermekten vazgeçip karş ı duruma geçmek. belirli bir sı raya göre dizilmiş belli sayı da harflerin bütününe verilen ad. hararetli. alfabe d ı ş ı * Bir milletin alfabesinde bulunmayan harf. aleyh aleyhe dönmek * karş ı durum almak. alevli * Alevi olan. alfa ı ş ı nları * Radyoaktif maddelerin yaydı klar ı üç ı ş ı ndan biri. onun için iyi olmamak. aleyhine olmak * bir iş . aleyhte olmak * karş ı durum almak. alevlenmiş . * Bir dilin harflerini tanı tarak okuma öğ renmeyi sa ğ layan kitap. karş ı t. aleykümselâm * Arapça selâmünaleyküm selâmlama sözüne verilen "esenlik. aleyhinde olmak * birine karş ı olumsuz duygu ve davranı ş içinde bulunmak. * Bir iş in baş langı cı . * Kuzey Afrika'da ve İ spanya'da yetiş en ve kâğ ı t. tutuş turmak. * Parlamak. . çoğ altmak. birinin zararı na olmak. aleyhtarl ı k * Bir iş e. ş iddetini artı rmak. *Ş iddetli. karş ı tçı lı k. karş ı tçı .

* Vergi. algı lanma * Algı lanmak iş i veya durumu. kı sa ve kal ı n dikme. alfabetik katalog * Eserleri yazarları n soy adları na veya adları na göre sı raya sokan katalog. alfabetik * Alfabe sı rası na göre dizilmiş . * Bazı gemilerin baş veya k ı ç tarafı ndan eğ ik olarak uzat ı lmı ş bulunan makaralı . algı lay ı cı * Algı yetkisi olan. algı latma * Algı latmak i ş i veya durumu. * Haş haş sütünü toplamakta kullan ı lan ka ş ı k. o ş eyin bilincine varma. * Rüş vet. algı lanmak * Algı lamak iş ine konu olmak. algı lama algı lamak * Algı lamak iş i. algı latmak * Algı lamak iş ini birine yapt ı rmak. idrak. alacak. algı bı ça ğ ı * Haş haş kozası nı çizmeye yarayan alet. * Bir olayı veya bir nesnenin varl ı ğ ı nı duyum yolu ile yal ı n bir biçimde bilinç alanı na almak. alfabetik sı ralama * Bkz. nikel bulunan ve çatal b ı çak takı mı yapmakta kullan ı lan gümüş lü bir ala ş ı m. * Alfa ı ş ı nları nı n tedavide kullan ı lmas ı na verilen ad. idrak etme. idrak etmek. çinko. alfaterapi alfenit alg algarina * Ağ ı r bir ş eyi denizden çı karmak veya denize indirmek iş inde kullanı lan büyük vinçli deniz teknesi. idrak edilmek. *İ çinde bakı r. idrak ettirmek. algı n . algı * Kazanç. * Eş itlik ilkesini sağ lamak için uyulan düzen. * Su yosunu. alfabe sı rası .alfabe sı rası * Harflerin alfabedeki belirli düzene göre diziliş i. algı algı * Bir ş eye dikkati yönelterek.

yüzyı lı n ba ş ı nda yaş amı ş olan Türk matematikçilerinden Musaoğ lu Harezmli Mehmed'e Arapları n unvan olarak verdiğ i Elharezmî adı ndan batı da yapı lan bir terim. Orta Ça ğ da ondalı k sayı sistemine göre yapı lan ve son zamanlarda belirli herhangi bir kurala ba ğ lı bulunan her türlü hesap iş lemine verilen ad. al ı cı yönetmeni * Alı cı yı doğ rudan doğ ruya çal ı ş tı ran ve yöneten. * Ahize. -al ı / -eli * ". görme-y-eli vb. * sağ lı klı . vurgun. hastalı klı . kamera. * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren cihaz. al ı al.* Cı lı z. * Görüntüleri alan cihaz. * Azrail. * Bu ağ acı n mayho ş yemiş i. gid-eli.-den beri" anlam ı nda zarf-fiil eki: al-alı . * Televizyon alı cı sı nı doğ rudan çalı ş tı ran kimse. moru mor * telâş veya yorgunluktan yüzü k ı pkı rm ı zı kesilmiş (olarak). ebleh. mü ş teri. al ı k * Akı lsı z. tutkun. al ı ç * Gülgillerden. algoritma * IX. * Eskimiş giyecek. al ı k * Hayvan çulu. kameraman. algler * Su yosunları . al ı cı ku ş * Atmaca. zayı f. al ı cı gözüyle bakmak * inceden inceye gözden geçirmek. * Birine gönül vermiş . al ı cı çı kmak * müş teri bulunmak.. alı cı hareketlerini gerçekleş tiren. al ı cı bulmak * müş teri bulmak. budala. canl ı kanlı . k ı rlarda yetiş en yabanî bir ağ aç (Crataegus). al ı cı verici * Bağ ı ş ladı ğ ı nı geri alan.. al ı cı * Satı n almak isteyen kimse. * istemek. al ı k al ı k . kameraman. al ı cı kı lı ğ ı na girmek * müş teri gibi davranmak. sersem. Harezmli yolu. almaç. talip olmak. görüntülerin filme al ı nması nı sağ layan kimse. * Kendisine bir ş ey gönderilen kimse.

al ı koyma * Alı koymak iş i. * Mahrum etmek. al ı klaş tı rmak * Alı k duruma getirmek. al ı konulma * Alı konulmak iş i. tatil edilmek. menedilmek. cazibe. çalı m. al ı m satı m ofisi * Alı m satı m bürosu.* Aptalca. al ı mcı * Baş kas ı nı n hesab ı na alacak toplayan veya kabul eden kimse. al ı klaş ma al ı klaş mak * Alı k duruma gelmek. baş la-y-al ı m. * Ayı rı p saklamak. al ı koymak * Bir süre için bir yerde tutmak. çekici hareket. bekle-y-elim vb. yapmakta olduğ u veya yapmak istediğ i iş ten geri tutmak. ş aş kı nlaş mak. al ı m çalı m * Gösteriş . -al ı m / -elim *İ stek kipinin çokluk 1. gid-elim. * Gözü. ş aş kı nş aş kı n. * Aptalca. al ı klaş tı rma * Alı klaş tı rmak iş i. alı ş veriş . al ı m * Almak iş i. yer. al ı m satı m bürosu * Alı ş veriş iş lerinin yap ı ld ı ğ ı veya düzenlendiğ iş ube. gönlü çeken durum. engel olmak. kiş i eki: al-alı m. al ı m satı m * Satı n alma ve satma iş i. al ı k salı k * Aptal. aptallaş mak. gurur. * Alı klaş mak i ş i. ş aş kı nş aş kı n. * Birini. * Kurum. bir ş ey karş ı sı nda aptalla ş ı pş aş ı rmak. * Mani olmak. al ı k al ı k bakmak * aptalca. al ı konulmak * Alı koymak iş ine konu olmak. al ı klı k * Alı k olma durumu veya alı kça bir iş . .

* Kurumlu. cazibeli. al ı nlı k * Kadı nları n alı nları na taktı klar ı alt ı n veya gümüş ten süs eş yası . paket vb. al ı ndı al ı ndı lı * Para veya baş ka bir ş eyin teslim al ı ndı ğ ı nı gösteren belge.). güzel. k ı rı lan. çalı mlı . al ı mlı lı k al ı msı z * Alı mlı olma durumu. al ı msı zlı k * Alı msı z olma durumu. ka ş larla saçlar arası ndaki bölümü. talih. çekici. çalı ş arak. ar damarı çatlamı ş .al ı mlı * Alı mı olan. al ı n teri ile kazanmak * hak ederek. al ı nganlı k * Alı ngan olma durumu. baca. cazibesiz. al ı n yazı sı * Yazgı . * (bazı ş eylerde) Ön. * Karş ı . kuyu ve yolun ilerletilmekte olan yüzeyi. al ı n * Yüzün. al ı n damarı çatlamak * Bkz. gururlu. al ı n çatı sı *İ ki kaş ı n arası . emek vererek kazanmak. ön yüz. al ı n teri dökmek * çok emek vermek. al ı mlı çalı mlı * Gösteriş li. zahmetli bir iş görmek. * Yapı larda cephe süsü. mukadderat. makbuz. al ı nma * Alı nmak iş i. çabuk gücenen. kader. al ı nmak . * Bir ocakta her türlü ayak. al ı n teri * Emek. galeri. al ı ngan * Aş ı rı duygulu. * Alı mı olmayan. * Yerine gitmesini sağ lamak için gönderenin ek bir ücret ödeyerek postaya alı ndı karş ı lı ğ ı nda verilen (mektup. alnı n ortası .

al ı ş veri ş * Alı m satı m iş i. al ı ş veri ş yapmak * alı m satı m iş ini gerçekleş tirmek. idrak kabiliyeti. yayı lmak. * Baş ka bir dilden alı nmı ş kelime. al ı ş veri ş i kesmek * biriyle ilgisi kalmamak. al ı ş ı k * Herhangi bir duruma alı ş mı ş olan. iktibas etmek. * Bir sözün. kı rı lmak veya öfkelenmek. münasebet. al ı ntı lamak * Bir yazı ya baş ka bir yazarı n yazı sı ndan cümle veya cümleler almak. al ı p verememek * anlaş amamak. çekememek. ço ğ almak.* Almak iş i yap ı lmak. al ı p yürümek * az zamanda çok ilerlemek. al ı p vermek * yürek çarpı ntı sı geçirmek. al ı ş veri ş e çı kmak * alı m satı m iş i için çarş ı ya gitmek. al ı ntı lama * Alı ntı lamak i ş i. iktibas. alı ntı yapmak. aktarmak. bir davranı ş ı n kendisine karş ı oldu ğ unu sanarak incinmek. aktarma. al ı p vereceğ i olmamak * bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak. derhal. *İ li ş ki. al ı ş fiyatı * Bir mal için alı m kar ş ı lı ğ ı ödenen para ve üretim gereçleri fiyatı . al ı p sattı ğ ı olmamak * hiç ilgisi bulunmamak. al ı p satmaz görünmek * ilgisiz görünmek veya davranmak. adapte olunmak. geçinememek. al ı r almaz * hemen. * Almak iş i veya biçimi. al ı rl ı k al ı ş * Duygusal uyarı mları alabilme yeteneğ i. * Uyarlanmak. artmak. al ı ntı * Bir yazı ya baş ka bir yazarı n yazı sı ndan alı nmı ş parça. * Elde edilmek. al ı ş ı k olmak .

al ı ş kan * Alı ş kı n. al ı ş kı al ı ş kı n * Bir ş eye veya bir ş ey yapmaya alı ş mı ş olan. al ı ş kanlı ktan kopamamak * belli bir huydan vazgeçememek. al ı ş kanlı k * Bir ş eye al ı ş mı ş olma durumu. al ı ş mı ş kudurmuş tan beterdir * alı ş ı lan bir ş eyden kolayca vazgeçilmez. uygun gelmek. * Etkisini yitirmek. mutat. az rastlanan. * Bağ lanmak. ş artlanm ı ş davran ı ş . al ı ş kanlı k edinmek * bir ş eyi sürekli yapar olmak. * Bir ş eye al ı ş mı ş duruma gelinmek. arkadaş lı k. al ı ş ı klı k * Alı ş ı k olma durumu. * Sürekli ister olmak. ehlîleş mek. al ı ş ı lma al ı ş ı lmak * Alı ş ı lmak iş i. * Alı ş mak i ş i. al ı ş kı nlı k * Alı ş kı n olma durumu. huy. al ı ş kanl ı k. * Yakı nlı k. al ı ş ı klı ğ ı bı rakamamak. al ı ş kı n olmak * iyice alı ş mak. * Yapı lmaya al ı ş ı lmı ş davran ı ş . . bilinmeyen. huy hâline getirmek.* alı ş kanlı k durumuna gelmek. itiyat edinmek. * Evcilleş mek. ı sı nmak. yanmaya baş lamak. *İ ç ve dı ş etkilerle davran ı ş ları n tekrarlanması . * Uyar duruma gelmek. itiyat. hiç yabancı lı k çekmemek. * Tutuş mak. al ı ş ı lmamı ş * Nadir. al ı ş kanlı ğ ı nda olmak * iyice alı ş ı k bulunmak. intibak etmek. al ı ş ma al ı ş mak * Bir iş i tekrarlayarak kolaylı kla yapabilmek. ünsiyet. hep aynı biçimde gerçekleş mesi sonucu beliren. * Yadı rgamaz duruma gelmek. al ı ş ı lmı ş * Her zamanki.

Veli'nin külâhı nı Ali'ye giydirmek * birinden aldı ğ ı nı öbürüne. alifatik alil alim * Bilen. * Âlime yakı ş an. âlim alimallah âlimane âlimlik * Bilginlik. Ali k ı ran baş kesen * çok zorba. bilici. * Hastalı klı . âlimin yaptı ğ ı gibi. Ali Cengiz oyunu * "kurnazca ve haince düzen" anlamı nda kullanı lı r. âli * Yüce. bilgiyi kazanmak için yapı lan tekrar. Veli'nin külâhı nı Ali'ye giydirmek * (bir kimse) birinden aldı ğ ı nı ötekine.al ı ş tı rma * Alı ş tı rmak iş i. * Uyar duruma getirmek. * Allah "Allah bilir" anlamı na gelen bu söz. ötekinden aldı ğ ı n bir baş kası na vererek i ş ini yürütmek. Ali k ı ran baş kesen * zorba. . Ali'nin külâhı nı Veli'ye. Ali'nin külâhı nı Veli'ye. * Onurlu. ş erefli. * Bilgin. idman. Ali * Kiş i adı olarak a ş ağ ı daki deyimlerde geçer. * Vücudun biyolojik yönden geliş imini sağ layan çalı ş ma. sarı msaklı yoğ urt ve kı yma ile yapı lan bir çe ş it yemek. yüksek. egzersiz. temrin. al ı ş tı rmak * Alı ş mas ı na yol açmak. bir baş kası ndan aldı ğ ı nı da ona vererek i ş ini yürütmek. sakat. alinazik * Közlenmiş patlı can. âlicenap * Cömert. * Bir beceriyi. * Açı k zincirli (organik madde). söylenen bir sözün do ğ rulu ğ una inandı rmak için kullanı lı r. âlicenapl ı k * Âlicenap olma durumu.

alkı ş kopmak * birdenbire güçlü bir biçimde el çı rpı lmak. lityum. alivre satı ş * Vadeli satı ş . alkalölçer * Alkalilerin saflı k derecesini belirtmeye yarayan cihaz. alkı m * Gök kuş ağ ı . rubidyum. alkalimetre * Bkz. Bu maddelerde. onaylandı ğ ı nı anlatmak için el çı rpma. alkı ş toplamak . yetiş tiğ i zaman teslim edilmek üzere. alkı ş lama. tarak gibi kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanı lan. alkı ş ağ ası * Padiş ahı alkı ş lamakla görevli kimse. midye. alkalik * Alkali ile ilgili olan veya içinde alkali bulunan. mükemmel. sezyum elementlerinin sağ ladı ğ ı metaller. ağ ı z kı smı demirden bir a ğ . alize Alka Evli alkali * Tropikal bölgelerdeki denizlerde bütün yı l süresince düzenli esen birtakı m rüzgârlar. kalevî. alivre * Ürün daha tarladayken. * Alkali metallerin hidroksitleriyle amonyum hidroksitin genel adı . da ğ ı tma.aliterasyon *Ş iir ve nesirde uyum sağ lamak için söz baş ları nda ve ortaları nda aynı ünsüzün veya aynı hecelerin tekrarlanmas ı . alkali metaller * Oksitlenmelerini sodyum. alkalimetre. potasyum. önceden pey verilerek yap ı lan (satı ş ). * Dağ ı tı m. alkarna *İ stiridye. asitlerin kı rmı zı ya çevirmi ş olduğ u bitkisel mavi rengi eski durumuna döndürme özelliğ i vardı r. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. aliyyülâlâ alizarin * Kök boyası . alkı ş almak * çok beğ enilmek. en iyi. alkaloit * Özellikleri ile alkalileri andı ran organik madde. kök k ı rmı zı sı . alkalölçer. alkı ş * Bir ş eyin be ğ enildiğ ini. * En güzel. antiasit.

alkı ş çı * Alkı ş layan (kimse). * Alkı ş çı olma durumu. yüksek sesle "yaş a". alkolik * Alkollü içkilere aş ı rı derecede dü ş kün olan (kimse). yağ cı . * Bira. * Beğ enmek. en usta. alkı ş tufanı kopmak * sürekli ve coş kun alkı ş baş lamak. Tanr ı . C2H5OH. Mevlâ. takdir etmek. * taraftar olmak belli bir görüş ten yana olmak. alkolizm alkollü * Alkollü içkilere hastalı k derecesinde düş kün olma durumu. Rab. Allah * Kâinatta var olan her ş eyin yaratı cı sı . alkil alkol * Alkol kökü. *Ş akş akç ı . alkı ş tutmak * el çı rparak veya topluca.* çok alkı ş lanmak. dalkavuk. yanı cı . Allah Allah! *ş aş ma veya can sı kı ntı sı anlatan bir ünlem. * Her türlü alkollü içki. "var ol" gibi sözler ile birini alkı ş lamak. uçucu. renksiz sı vı . kokulu. alkolölçer * Sı vı lardaki alkol oranı nı ölçmeye yarayan cihaz. * Türk askerinin hücum narası . *İ çkili. ş arap gibi sı vı lar ı n veya pancar. Allah (bin bir) bereket versin . etil alkol. * Alkolden yapı lmı ş veya içinde alkol bulunan. * Allah adı baz ı isim tamlamaları nda tamlanan kelimeyi güçlendirir. ispirto. alkı ş çı lı k alkı ş lama alkı ş lamak * Bir ş eyin be ğ enildiğ ini. alkı ş lanmak * Alkı ş lamak i ş ine konu olmak. etanol. Yaradan. koruyucusu olduğ una ve tek oldu ğ una inanı lan yüce ve üstün varlı k. alkı ş lanma * Alkı ş lanmak i ş i. patates ni ş astas ı nı nş ekere dönüş türülmesi sonucu ortaya ç ı kan glikoz çözeltilerin mayalaş mı ş özlerinin dam ı tı lmas ı yla elde edilen. * Alkı ş lamak i ş i. onaylandı ğ ı nı anlatmak için el çı rpmak. yüze gülücü. * En büyük.

Allah can ı nı alsı n * ilenme sözü. Allah bilir * belli değ il. Allah bana. yar ı ş aş ma yollu. kendine yapı lmı ş olan haks ı zl ı kları n düzeleceğ ine inanmak gerektiğ ini anlat ı r. esirgesin. kazan ı rsam öderim. Allah bir * yemin yerine kullanı lı r. Allah bağ ı ş lası n * (çocuğ unu. Allah bir yastı kta kocatsı n * yeni evlenenlere "bir arada yaş lanı n" anlamı nda söylenen bir iyi dilek sözü. sevdiğ ini) Tanrı kazadan. Allah aş kı na * birlikte söylendiğ i sözün anlam ı na göre ant vermek veya yalvarmak için "Allah'ı nı seversen" anlamı nda. ş aş ma. Allah (veya Allahı m) * bir ş ey karş ı sı nda hayranlı k veya yakarma bildirir. . Allah cezas ı nı vermesin (veya Allah cezası nı versin) * yarı ş aka. Allah (seni) inandı rsı n * inanı lmas ı pek kolay olmayan bir ş ey anlatı lı rken yemin yerine söylenir. Allah belâsı nı versin * ilenme sözü. Allah beterinden saklası n (veya esirgesin) * Tanrı daha kötü duruma düş ürmesin. usanç bildirir. Allah ac ı sı nı unutturması n * Tanrı bu acı yı unutturacak daha büyük bir acı göstermesin. Allah bahtı ndan güldürsün * (evlenecek kı z için) mutluluk dileğ ini belirtir. Allah art ı rsı n * (gerçek veya alay anlamı nda) Tanrı daha çoğ unu versin. * bana öyle geliyor ki.* bir kazanç karş ı sı nda durumundan ho ş nut olmayı belirtir. Allah aratması n * yakı nı lacak bir durumda "Tanrı daha kötüsünü göstermesin" anlam ı nda kullanı lı r. Allah bir dedi ğ inden ba ş ka sözüne inan ı lmaz * birinin çok yalancı olduğ unu anlatmak için söylenir. Allah ak ı l fikir versin (veya Allah akı llar versin) * akı lsı zca bir davranı ş ta bulunanlar için kullanı lı r. ben de sana *ş imdi sana borcumu ödeyecek param yok. Allah büyüktür * günün birinde hakkı nı alaca ğ ı na. belâdan korusun. bazen de gerçek öfke ile söylenen ilenme sözü.

Allah emeklerini eline vermesin * Tanrı emeklerini boş a çı karmas ı n. Allah göstermesin * Tanrı kötü bir durumla karş ı laş maktan korusun. çocuğ u yetim veya öksüz bı rakmas ı n" anlamı nda bir iyi dilek sözü. Allah için * gerçekten. Allah esirgesin (veya saklas ı n) * Tanrı korusun! Tanrı kötü durumla karş ı laş tı rması n!. * birinin yaptı ğ ı bir hizmet an ı lı rken onun için teş ekkür yollu söylenir. . Allah hakk ı için * ant içmek veya ant vermek için kullanı lı r. Allah eksikliğ ini göstermesin * pek gerekli olan bir ş eyin kusuru anlatı lı rken. Allah eksik etmesin * Tanrı yokluğ unu göstermesin. Allah hay ı rlı etsin * genellikle bir olay baş langı cı nda "Tanrı uğ urlu etsin" anlamı nda söylenir. Allah dirlik düzenlik versin * Tanrı aile huzuru versin. Allah dört gözden ay ı rması n * "Tanrı . Allah Halil İ brahim bereketi versin * Tanrı çok versin. doğ rusu. Allah ecir sab ı r versin * baş sağ lı ğ ı dileğ i olarak söylenir. kendisine iyiliğ i dokunan biri için kulland ı ğ ı bir iyi dilek sözü. Allah hoş nut olsun * bir kimsenin. bereket versin. Allah etmesin * olması istenilmeyen bir durumdan veya bir olaydan söz edilirken söylenir. Allah düş manı ma vermesin * anlatı lan bir kötülüğ ün büyüklüğ ünü belirtmek için söylenir. Allah derim * pek bozuk bir iş için sorulan "ne dersin?" sorusuna karş ı "söyleyecek baş ka söz bulamı yorum" anlamı nda kullan ı lı r. Allah herkesin gönlüne göre versin * Tanrı herkesin dileğ ini yerine getirsin. Allah gecinden versin * "çok yaş ayası n"' anlam ı nda kullanı lan bir iyi dilek sözü.Allah dağ ı na göre kar verir * Tanrı herkese dayanabileceğ i ölçüde sı kı ntı verir. böyle de olsa onun varl ı ğ ı na ş ükredildiğ ini anlatı r. Allah dokuzda verdiğ ini sekizde almaz * alı n yazı sı ne ise o olur.

Allah iyili ğ ini (veya lâyı ğ ı nı ) versin * hoş a gitmeyen bir davran ı ş karş ı sı nda hoş görü ile söylenir. Allah ömürler versin * saygı gösterilen bir kimseye selâm veya teş ekkür olarak söylenir. * karş ı lı k beklemeksizin. Allah rahmet eylesin * ölüleri hayı rla anmak için söylenir. Allah r ı zas ı için * dilencilerin para isterken söyledikleri yalvarma sözü. Allah kavu ş tursun * birinin yakı nı .Allah iki iyilikten birisini versin * (ağ ı r hasta için) ya ölsün kurtulsun. en yakı nları na bile muhtaç etmesin. Allah övmü ş de yaratmı ş * çok güzel olanlar için söylenir. Allah müstahakı nı versin * (gerçek veya alay anlamı nda) çı kı ş ma anlatan bir söz. Allah korusun (veya saklası n) * Tanr ı tehlikeye. Allah rahatl ı k versin * genellikle yatmaya gidilirken söylenen bir iyi dilek sözü. . Allah kerim * Tanrı büyüktür. Allah sa ğ gözü (veya eli) sol göze (veya ele) muhtaç etmesin * Tanrı kimseyi kimseye. Allah kuru iftiradan saklas ı n * bir suçlama karş ı sı nda bunun sı rf iftira olduğ unu anlatmak için söylenir. Allah kahretsin * "Tanrı cezası nı versin" anlamı nda bir ilenme sözü. bulunduğ u yerden ayr ı lı nca kalanlara kavuş ma dileğ inde bulunmak için söylenen söz. * onaylanmayan bir durumda alay yollu kullanı lı r. Tanrı 'ya güvenmeli. Allah ne verdiyse * yemek olarak evde ne varsa. Allah manda ş ifalı ğ ı versin * çok veya ağ ı r yemek yiyenler için ş aka yollu söylenir. Allah kazadan belâdan saklas ı n * Tanrı 'nı n insanı türlü kötülüklerden koruması dileğ iyle söylenen bir iyi dilek sözü. Allah mübarek etsin * kutlu olsun. * ne olursun. ya iyi olsun. Allah kabul etsin * sevap sayı lan bir iş yap ı ldı ğ ı nda söylenir. Allah k ı smet ederse * Tanrı izin verirse. kötü duruma düş ürmesin!.

* "keyfin bilir. Tanrı tanı ktı r. gidersen git" anlamı nda kullanı lı r. Allah son gürlüğ ü versin * Tanrı . Allah taksimi * eş itlik gözetilmeden yap ı lan payla ş tı rma. bazen de takı lma ve ş aka için söylenir. Allah vere de * iyi dilek anlatı r. iyiliğ ini senden esirgemesin" anlam ı nda teş ekkür olarak kullan ı lı r.Allah selâmet versin * yola ç ı kanlara "Tanrı kazadan belâdan korusun" anlamı nda söylenen bir u ğ urlama sözü. kul taksimi kar ş ı tı . çok hı rpalamak. Allah yaratt ı dememek * kı yası ya dövmek. Allah yap ı sı *İ nsanlar tarafı ndan değ il de tabiatta olduğ u gibi. Allah var (veya Allah' ı var) * doğ rusunu söylemek gerekirse. * birinden pek yana olmayan bir söz söyleneceğ i zaman onun adı ndan önce getirilen giri ş sözü. Allah vermesin * bir ş eyin olmaması dileğ ini anlatı r. yaş lı lı kta sı kı ntı göstermesin. Allah sonunu hay ı r etsin * bir iş in sonucu için kaygı duyuldu ğ unda söylenen bir iyi dilek sözü. Allah taksimi * Eş itlik gözetilmeden yapı lan payla ş tı rma kul taksimi karş ı tı . yaradı lı ş tan olan yetenek veya özellik. Allah versin * iyi bir ş ey ele geçirenlere memnunluk bildirmek için. Allah utandı rması n * bir iş e giriş enlere söylenen baş ar ı dileğ i. * dilenciyi savmak için söylenir. * yolda güçlük içinde bulunanlara iyi dilek sözü olarak kullanı lı r. Allah taksiratı nı affetsin * (ölüler için) Tanrı kusurları nı bağ ı ş lası n. * uzaktaki tanı dı klar an ı lı rken kullan ı lı r. Allah vergisi * Tanrı vergisi. Allah yazd ı ise bozsun . Allah seni (veya sizi) inandı rsı n * doğ ru söylüyorum. Allah tekrar ı na erdirsin * tekrar bu günleri görün. Allah tamam ı na eri ş tirsin * herhangi bir iş veya olayı n iyi sonuçlanması dileğ iyle söylenir. Allah senden raz ı olsun * yapı lan bir iyilik karş ı sı nda "Tanrı seninle birlik olsun.

* gerçekleş mesi istenmeyen bir olay veya durum için kullanı lı r. insanı az bir yer * pek ı ssı z ve kuytu bir yer. Allah' ı n binası nı yı kmak * kendini veya baş kası nı öldürmek. Allah' ı m! *ş iddetli bir duygulanma anlatan ünlem. Allah' ı çok. Allah' ı n (veya Tanrı 'nı n) günü * (bı kkı nl ı k duygusu ile) hemen hemen her gün. Allah yürü ya kulum demiş * az zamanda çok para kazananlar veya iş inde çok ilerleyenler için söylenir. yerine göre ant verme. yalvarma için kullanı lmakla birlikte. . zavallı (kimse). ş aş ma veya usanç gibi duygular da anlat ı r. Allah'a emanet olun * ayrı lan ı n kalana söylediğ i bir esenleme sözü. Allah' ı n emri * kader. "bereket versin" gibi durumdan memnun olundu ğ unu anlatı r. Allah'a bir can borcu var * Allah'a vereceğ i canı ndan baş ka hiç kimseye bir borcu yok. ş irret. Allah'a yalvar * kendi kusuru yüzünden güç bir duruma düş üp yak ı nan kimseye "ben sana yardı m edemem. saf. Allah' ı (veya Allah'ı nı ) seversen * "Allah aş kı na" gibi. Allah ziyade etsin * (kahve ve yemekten sonra) "Tanrı artı rsı n" anlamı nda kullanı lan bir iyi dilek sözü. * insan gönlü. Allaha ı smarladı k * Ayrı lanı n kalan veya kalanlara söylediğ i bir iyi dilek sözü. Allah' ı n evi * cami. Allah' ı n adamı * garip. Allah'a (bin) ş ükür * "hamdolsun". Allah'a emanet * "Tanrı esirgesin" anlamı nda birini överken söylenir. Allah' ı n belâsı * varlı ğ ı üzüntü veren. Allah' ı n gazabı * çok sı kı ntı veren ş ey. benden bir ş ey umma" anlamı nda söylenir. mescit. Allah' ı n cezası * pek yaramaz.

Allah' ı n hikmeti * beklenmeyen. kimse. * Kendisinden hiçbir iş te yararlı k umulmayan saf ve zararsı z (kimse). insafs ı z. kar ı ş mak. insafsı z. Allah'tan * iyi ki. allak * Sözünde durmaz. dönek. Allah' ı ndan bulsun * ben kendisine bir ş ey yapmayaca ğ ı m. utan. Allah' ı n iş ine bak * (bir iş in. Tanr ı 'nı n varlı ğ ı na inanmayan. düzeni bozmak. allak bullak olmak * çok karı ş ı k duruma gelmek. ulu Allah. Allah' ı n kulu * insan. bir olayı n) beklenmedik. Allah'tan kork! * "yapma. vicdansı z. * yaradı lı ş tan. * (akı l. allak bullak etmek * karmakarı ş ı k bir duruma getirmek. dilek ve yalvarma amac ı yla kullan ı lı r. . Tanr ı sı z. allahlı k allahs ı z * Tanrı 'yı tanı mayan. altı üstüne gelmek. * Kendisine güvenilmesi doğ ru olmayan (kimse). düzeni bozulmak. sebebi anlaş ı lmayan veya ş aş ı lan ş eyler için kullanı lı r. * (aklı nı . allama * Allamak i ş i. Allahütealâ * Yüce Tanrı . yapt ı ğ ı kötülüğ ün cezası nı Tanrı versin. yazı ktı r!". allahs ı zl ı k * Tanrı sı zl ı k. zihnini) dü ş ünemez duruma getirmek. Allah'tan korkmaz * can yakı cı . Allahüâlem * Tanrı daha iyisini bilir anlamı nda kullanı lı r. karmakarı ş ı k. zihin) ş aş kı na dönmek. Allah' ı nı seversen * istek. aldatı cı . acı mas ı z. kiş i. ş aş ı rmak. * Acı ması z. karmakarı ş ı k olmak. ş aş ı lacak bir durum alması nda kullanı lı r. Allah'tan umut kesilmez * daha çok ağ ı r hastalar için söylenilen "iyile ş ebilir" anlam ı nda bir iyi dilek sözü. allak bullak * Alt üst.

all ı all ı pullu all ı k * Üzerinde al renk bulunan. allâme kesilmek * her ş eyi bilir görünmek. fethetmek. * Bir ş eyi veya kimseyi bulundu ğ u yerden ayı rmak. * Birlikte götürmek. allem * Bir iş i istediğ i duruma getirmek için "her türlü kurnazca çareye ba ş vurmak" anlam ı yla allem etmek kallem etmek deyiminde geçer. alı cı . kaldı rmak. donatmak" anlamı na gelen allamak pullamak deyiminde geçer. * Al olma durumu. alma almaç almak . * Göz alı cı renkler ve ş eylerle süslenmiş . allâmelik * Allâme olma durumu. * Kadı nları n süs için yanaklar ı na sürdükleri al boya. * Satı n almak. * Yanı nda bulundurmak. * Bir parçanı n allegrodan biraz daha ağ ı r çalı nacağ ı nı anlatı r.allamak allâme * "Süslemek. iktibas. * Alı ntı . alla ş ma alla ş mak allegretto allegro * Bir parçan ı n canlı . neş eli ve hı zlı çal ı naca ğ ı nı anlat ı r. reseptör. * Allanmak iş i. allanma allanmak * Süslenmek. * Ele geçirmek. * Allaş mak iş i veya durumu. * Al duruma gelmek. * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren cihaz. allâmelik taslamak * bilgisiz olduğ u hâlde her ş eyi bilir görünmek. * Derin ve çok bilgisi olan. * Bir ş eyi elle veya ba ş ka bir araçla tutarak bulundu ğ u yerden ayı rmak. çok bilgili. *İ çine sı ğ mak. * Almak iş i. ahize.

yı kanmak. * Gidermek. * (duş .. * Örtmek. istatistik bilgilerini gösteren kitap biçiminde takvim. gümüş ü andı rı r bir ala ş ı m. sarmak. gibi anlamak. iş ten çekmek. içine çekmek. tehlikeli bir ş eye uğ ramak. * Yolmak. Avusturya ile İ sviçre'nin bir bölümünde kullanı lan * Almanları n kullandı ğ ı dil. * Yerini değ iş tirmek. bakı r ve nikelden yapı lan. Alman gümü ş ü * Çinko.* Kabul etmek. yı l dönümü gibi belli günleri ve birtakı m astronomi. * Temizlemek. almamazl ı k * Kabul etmeme durumu. Alman usulü * Bir topluluk için yapı lan harcamada giderlerin herkese e ş it olarak bölüş türülmesi yöntemi. banyo için) Yapmak. hafta. * Davranı ş veya makam değ iş tirmek. * Sürükleyip götürmek. ile evlenmek. * Baş lamak. bayram. * Kı saltmak. elde etmek. * (erkek. * Hint-Avrupa dillerinin Cermence kolundan. mayş or. * (süre için) Değ iş tirmek. kadı n için) . kaplamak. * . eksiltmek. Almanya'ya özgü olan ş ey. * Bir yeri savaş la ele geçirmek. * (ölüm sebebiyle) Ayrı lmak. kullanmak. Alman * Cermen soyundan olan halk ve bu halktan olan kimse. koymak. (mesafe) katetmek. * Zararlı . * (içecek veya sigara için) İ çmek. Almanca dil. * Kendine ulaş tı rmak. yok etmek. * Bürümek. * Kazanç sağ lamak. * Yutmak. * Soldurmak. * Kazanmak. *İ çeri sı zmak. Alman papatyas ı * Orta Avrupa'da yetiş en bir papatya türü (Anfhemis mobilis). almanak * Yı lı n gün. * (içeri) Götürmek. * Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çı karmak... Almanya. Almancı * Almanya yanlı sı olan (kimse). ay gibi bölümlerinden baş ka. . meteoroloji. * Çalmak. iş e baş latmak. iletilmek. * (tat veya koku için) Duymak. * Bu dile özgü olan. * (yol için) Gitmek. * Göreve. çekmek. * Alman halkı na. * (motor) Çalı ş ması için gerekli olan elektrik veya yakı ttan yararlanı r duruma gelmek. koparmak.. * Görevden.

aln ı ndan öpmek * beğ enmek. almaş ı k yapraklar * Sapı n iki yanı nda karş ı lı klı değ il de aral ı klı olarak bir sağ da. aln ı açı k yüzü ak * çekinecek hiçbir durumu veya ayı bı olmayan. Almanla ş tı rma * Almanlaş tı rmak i ş i. Almanla ş tı rmak * Almanlara özgü yaş ayı ş tarz ı kazandı rmak. tertemiz. Almanla ş ma * Almanlaş mak i ş i veya durumu. Almanla ş mak * Alman yaş ayı ş tarz ı nı benimsemek. almaş ı klı k * Dönüş ümlü ve düzenli sı ralanma. mütenavip. aln ı nı n ak ı ile * ayı planacak bir duruma dü ş meden. baş ar ı göstermiş olarak. alternatif. * Bir ş eyin ön taraf ı . kiş inin baş ı na gelmesini Allah' ı n buyurmuş olduğ una inanmak. kötü talihi. bir solda bitmiş yapraklar.* Almanya'da çalı ş an Türk iş çisi. aln ı nı karı ş lamak * küçümseyerek meydan okumak. alo * Telefon konuş ması nda kullanı lan seslenme sözü. ön yüzü. almaş *İ ki veya daha çok ş eyin sı ra ile değ iş tirilerek kullanı lmas ı veya kendiliğ inden değ iş erek çal ı ş ması . aln ı na kara sürmek * bir kimsenin haksı z yere kötü tanı nması na yol açmak. * Birinin doğ ru olmas ı ötekinin yanlı ş lı ğ ı nı gerektiren iki önermenin oluş turduğ u sistem. münavebe. ke ş ikleme. Almancı lı k * Almancı gibi davranma. aln ı nı n kara yazı sı * kötü kaderi. . * Almaş lı olarak iş leyen. almaş ı k *İ ki veya daha çok ş eyin sı ralanmaları nda değ iş iklik olan. almaş lı alnaç * Almaş niteliğ i olan. aln ı nda yazı lmı ş olmak * bir olayı n. ş erefiyle. takdir etmek.

fiziksel bakı mdan ayrı özellikler gösterebilmesi durumu.. üst karş ı tı . * (birkaç ş eyden) Yere yakı n olan. * Bir ş eyin yere yak ı n bölümü. * Oturulurken uyluk kemiklerinin yere gelen bölümü. kahraman. * Kolayca bükülebilen alüminyum ve silisyum karı ş ı mı . alpaks alpinist alpinizm alpl ı k * Alp olma durumu. Güney Amerika'da yaş ayan. al ş imi al ş imist alt * Elementleri altı na çevirmek isteyen bir iş alan ı . alt cins * Bir cins içinden ayrı lan ikinci derecede bir cins. * Bir ş eyin yere bakan yan ı . * Alt bir isimle tamlama kelime oluş turduğ unda a) önceki ismin kavramı na etki veya yer anlamı katar: Ayak alt ı . altı nda" biçiminde kullan ı ld ı ğ ı nda "bir ş eyin etkisinde" anlamı nı verir. . * Bir nesnenin tabanı . * Alş imi ile uğ raş an kimse. * Mücahit. alt bölüm * Yazı larda bölümlerin ayrı ldı ğ ı parçalardan her biri. memeli bir hayvan (Lama glama pacos). ocak alevi. alt alta üst üste * birbirleriyle itiş ir kalkı ş ı r durumda. * Dağ cı . * Karbon. uzun tüylü. kahramanl ı k. simya. ayr ı m. * Dağ cı lı k.. * Yiğ it. * Bu hayvanı n yünü veya bu yünden dokunan kumaş . * Alt kelimesi ". alpaka * Çifte parmaklı lar takı mı nı n devegiller s ı nı fı ndan. yiğ itlik. simyacı . alt alta * Birbirinin altı nda olarak. * Birkaç ş eyin içinden bize göre uzak olanı . Alp yı ld ı zı * Dağ ları n çok yüksek yamaçları nda yetiş en bir çiçek (Paradisia liliastrum). fosfor gibi maddelerin. Alp eren * Derviş . b) (sı nı flamalarda) ikinci derecede olan. * (kaynatma veya piş irmede) Yanan ocak.alogami alotropi alp * Bir çiçek tepeciğ inin baş ka bir çiçek tozu ile tozlanmas ı .

oynayabilen çene. alt deri * Üst derinin altı nda bulunan ikinci tabaka. alt tabaka * Tabakalardan altta bulunan. hipoderm. alt hava yuvar ı * Dünyamı zı ku ş atan atmosferin 10 km kalı nl ı ğ ı nda olan alt katmanı . yenmek. alt familya * Bir familyanı n içinden ayrı lan ikinci derecede bir familya. alt ı rk * Aynı ı rk içinde yeti ş tirme amacı na ve çevreye ba ğ lı kalı narak değ iş me uğ ratı lmı ş ve bu yolla ı rk içinde özellikle fizyolojik nitelikleri bak ı mı ndan kalı tsal sapma gösteren hayvan topluluğ u. alt karş ı t * Konusu ile yüklemi aynı olan. alt güverte * Gemilerde güvertelerden altta bulunanı . hipoderm. * Böceklerin ağ ı z sisteminde bulunan alt parça. alt ş ube * Bir ş ube içinde kurulan ikinci derecedeki ş ube. * yenilmek. alt geçit * Trafik akı mı nı kesmemek için bir yolun altı ndan geçirilen yol. alt damak * Damaklardan altta olanı . alt etmek * üstünlük sağ lamak. * Bir yapı nı n veya aracı n katları ndan altta bulunan bölümü. sı rtı nı yere getirmek. alt kat alt kurul alt olmak alt s ı nı f * Bir sı nı f içinden ayrı lan ikinci derecedeki sı nı f. alt çene oynamak * yemek. * Alt çene üzerinde sı ralanmı ş diş lerin biri. * Bazı gövde ve yaprakları n üst derilerinin altı nda bulunan. karş ı karş ı ya konmu ş iki önermeden her biri: Bazı insanlar bilgindirler" ile "Bazı insanlar bilgin değ ildirler" gibi. çoğ u kez hücre zarlar ı kalı nlaş mı ş özel doku. biri tikel olumlu. öbürü tikel olumsuz.alt çene *İ nsan ve hayvanlarda yiyecekleri çiğ nemeye yarayan. içmek. alt diş alt dudak * Dudaklardan altta bulunanı . . * Belli bir konuyu ele almak amacı yla bir kurul içinden birkaç ki ş i seçilerek oluş turulan kurul.

olup olacağ ı . yı kmak. sonuç alı namayan iş ler için söylenir. alt yaz ı layı cı * Alt yazı lamak iş ini yapan (kimse). Altayca * Altay Türkçesi. Altayist Altayistik . alt üst olmak * çok karı ş ı k duruma gelmek. * Toplumun ekonomik yapı sı nı oluş turan ve insan bilincinden bağ ı ms ı z olarak biçimlenen üretim iliş kilerinin hepsi. kanalizasyon. rahatsı zlı k vermek. alt yaz ı lamak * Alt yazı ları haz ı rlamak ve gerçekleş tirmek. * heyecanlanmak. düzenini bozmak. görüntü). * değ eri. Kore ve Japon dillerinin kendisinden türediğ i varsayı lan ana dil. * huzursuz etmek. dergi gibi yayı nlarda çı kan resim ve foto ğ rafları açı klayan yaz ı . * zarar vermek. * rahatsı zlanmak. * iş in daha sonras ı . alt yanı çı kmaz sokak * sonu gelmeyen. sonra çevrilerek öbür yüzü kı zartı larak pi ş irilen börek. * Türk. Mançu-Tunguz. alt taraf ı (veya yanı ) * geriye kalanı . * Yabancı dildeki bir filmin konuş maları nı çeviri olarak görüntünün altı nda veren yaz ı . su.alt tak ı m * Bir takı m içinde kurulan ikinci derecedeki takı m. tedirgin olmak. üst yapı karş ı tı . alt tür alt üst * Bir tür içinde ayrı lan ikinci derecedeki tür. alt yaz ı * Gazete. alt üst etmek * alt yüzünü üst yüzüne getirmek. alt yaz ı lı * Alt yazı sı bulunan (film. * Çok karı ş ı k ve da ğ ı nı k. alt üst böre ğ i * Önce bir yüzü. * Altayistik ile uğ raş an kimse. elektrik gibi tesisatları n hepsi. Moğ ol. üzülmek. alt yapı * Bir yapı için gerekli olan yol. * çok karı ş ı k duruma getirmek. yı kı lmak. alt yaz ı lama * Alt yazı lmak iş i.

. * Dalgalı (ak ı m). Altı Kardeş * Kuzey kutup yönünde. alt ı gen * Altı kenarl ı çokgen. Japon ve Korelilerin dil. Mançu-Tunguz. domino gibi oyunlarda üzerinde altı iş areti bulunan kâğ ı t veya pul. altı taneden oluş muş . yöntem. alt ı kaval. mütedahil: "Kimi insanlar fanidir" önermesi "Bütün insanlar fanidir" önermesinin alt ı ğ ı olur. * Beş ten bir art ı k. alt ı k * Konusu ile yüklemi aynı olan. biri tikel olumsuz iki önerme arası ndaki bağ lantı durumu. alt ı lı k * Altı sı bir arada. alt ı alt ı alay üstü kalay * içi dı ş ı gibi özenilmiş olmayan ş eyler için söylenir. altı tane alabilen. alternatif * Seçilebilecek bir baş ka yol. * Divan edebiyatı nda her bendi altı mı sradan oluş an nazı m biçimi. alternatör * Dalgalı elektrik akı mı veren üreteç. kendinde herhangi bir ş eyden alt ı tane bulunan. kültür ve tarihleriyle uğ raş an bilim dalı . alt ı karı ş beberuhi * kı sa boylu olanlar için alay yollu söylenir. alt ı lı * Altı parçadan olu ş an. * Almaş ı k. alt ı yol * Altı yolun birleş tiğ i yer. alt ı kaval üstü ş iş hane * Bkz. üstüne uymaz. Büyük Ayı 'nı n karş ı sı nda bulunan tak ı m yı ldı z. Moğ ol. 6. biri tümel olumsuz. edebiyat. * Beş ten sonra gelen sayı nı n ad ı ve bu sayı yı gösteren rakam. biri tikel olumlu. seçenek. *İ skambil. müseddes. altı kaval üstü ş iş hane. * Bu unvanı taş ı yan kimse. alt ı dan yemek * hastahanelerde hiç perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek. alt ı okka etmek * birini kolları ndan ve bacakları ndan tutup yukarı kaldı rarak sallamak veya götürmek.* Altay grubuna giren Türk. Vl. alt ı ya ş olmak * iş e birtakı m oyunlar karı ş mak. böyle bir iş e giriş mekte sakı ncalar bulunduğ u anlaş ı lmak. altes * Prens ve prenseslere verilen ş eref unvanı . biri tümel olumlu. üstü ş iş hane * (giyim için) altı .

paslanmaz element. üstün nitelikte olan. alt ı n leğ ene kan kusmak * varlı k içinde hastalı k veya s ı kı ntı çekerek yaş amak. atom ağ ı rl ı ğ ı 196. alt ı n eli bı çak kesmez * varlı klı veya değ erli ki ş ilerin elini kimse bükemez. kı saltmas ı Au. yüksek de ğ erli. alt ı n saat *İ zlenme oran ı nı n en çok olduğ u vakit. alt ı n kesmek * çok para kazanı r olmak. alt ı n sarı sı * Altı n rengini andı ran.9 olan. * Para getiren sanat veya meslek. de ğ erli. alt ı n suyu . parası çok olan.alt ı n * Atom sayı sı 79. öteki elleriyle karş ı lı klı olarak birbirlerinin bileklerini tutmaları . alt ı n ad ı nı bakı r etmek * kötü iş ler yaparak temiz ve parlak ününü karartmak. alt ı n ad ı pul oldu. alt ı n keseğ i * Yerden temiz külçe durumunda çı kan altı n. kolay iş lenen. alt ı n kaplama * Herhangi bir metal altı n suyuna batı rı larak ince bir altı n tabaka ile sar ı larak altı na benzetilmek. alt ı n anahtar her kapı yı açar * para olunca her güçlük yenilebilir. alt ı n gibi * altı na benzeyen. alt ı n çağ * En parlak ve mutlu çağ . k ı z adı dul oldu * uygunsuz davranı ş lar ı yüzünden temiz tanı nan kiş iliğ i lekelendi. ipeka (Cephaelis ipeca cuanha). alt ı n beş ik * Bir elleriyle kendi bileklerini kavrayan iki kiş inin. alt ı n küpü * Altı n para biriktiren. alt ı n babası * Çok zengin. 10640 C de eriyen. * Altı ndan yapı lmı ş . * Niteliğ i iyi olan. prime time. * Altı ndan yapı lmı ş sikke. alt ı n kökü * Güney Amerika'da yeti ş en. alt ı n bilezik * Altı ndan yapı lmı ş kola takı lan ve pek çok türü olan süs eş yası . kusturucu niteliğ i olan bir kök. parası çok olan kimse. sarı .

alt ı nbaş alt ı ncı * Daha çok Ege bölgesinde yetiş en. . yumuş ak huylu görünmek. alt ı na etmek (veya kaçı rmak) * yatağ ı na veya donuna abdest etmek. gelirli kimse. sanatı . parayı düş üncesizce harcayı p tüketmek. alt ı n yağ murcun * Bir tür ku ş . * turist. alt ı ndan kalkamamak * bir iş i baş aramamak. alt ı ndan girip üstünden çı kmak * malı . özellikle plâtin ve alt ı n gibi metalleri çözmekte kullanı lan bir karı ş ı m. alt ı nda kalmak * ezilmek. üzerine dikkati çekmek. alt ı nda kalmamak * karş ı lı ğ ı nı vermek. sı rada beş inciden sonra gelen. vurgulamak. alt ı n topu * güzel ve tombul olan kucak çocukları için bir benzetme sözü olarak kullanı lı r. alt ı ndan çapanoğ lu çı kmak * bir i ş te baş a dert olacak bir durumla. yuvarlak. alt ı n yumurtlayan tavuk * mesleğ i. alt ı ncı his * Bkz. becerememek. altı ncı duygu. gördüğ ü iyilik veya kötülü ğ ü kar ş ı lı ksı z bı rakmamak. alt ı n yı l * Eş lerin birlikte ulaş tı kları 50. evlilik y ı lı . bir sorunla kar ş ı laş mak. * kendini savunamamak. parası olan. alt ı n tutsa. baş armak. alt ı n yürekli olmak * çok iyi niyetli olmak. alt ı ndan kalkmak * bir güçlüğ ü yenmek. alt ı nı çizmek * (bir sözün) önemini belirtmek. alt ı ncı duygu * Ön sezi. yağ mur kuş u. kalı nca kabuklu güzel bir kavun türü. toprak olur (veya altı na yapı ş sa elinde bak ı r kesilir) * giriş ti ğ i iş lerde büyük talihsizliklere uğ rayan kimsenin durumunu anlatı r. * Altı sayı sı nı n sı ra s ı fatı .* Bir kı sı m konsantre nitrik asit ile üç veya dört kı sı m konsantre hidroklorik asitten olu ş mu ş . alt ı ndan Çapanoğ lu çı kmak * giriş ilen iş te baş a dert olacak bir durumla kar ş ı laş mak. üstesinden gelememek.

alt ı ntop alt ı parmak * Ellerinde veya ayakları nda altı ş ar parmağ ı olan (kimse). alt ı nı üstüne getirmek * söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düş ürmek. * Altı sayı sı nı n üleş tirme biçimi. altl ı k . *İ ki çeneklilerden. * Arabaya koş ulan atları n yolları kirletmemesi için kuyru ğ unun altı na yerleş tirilen torba. tadı acı msı meyvesi. altl ı üstlü * Altı ve üstü birlikte. * bir ş ey bulmak için aramadı k yer b ı rakmamak. alt ı ntop * Turunçgillerden. uzun. alt ı nlaş mak * Altı n durumu veya görünümü almak. greyfrut. * Yükseklikölçer. * Hayvanları n altı na yayı lan ot veya saman. kı z memesi. * Ayrı renkte altı yolu olan kuma ş . *İ ri bir tür palamut bal ı ğ ı .alt ı nı ı slatmak * yatağ ı na veya donuna küçük abdestini etmek. * Altı tane fiş ek alan toplu tabanca. * Sarı kları n üstüne sarı lan sı rma ş erit. * Tabak veya bardak altı . * Alt ve üst katta olmak üzere. alt ı noluk *İ ş lemeli kadı nş alvar ı . * Altı n sı rma veya kı laptanla i ş lenmiş çizgili ipek kumaş ve bu cins kumaş lar ı n üstünde bulunan sı rma iş lemeli yollar. sı cak bölgelerde yetiş en bir meyve ağ acı . birlikte. * Bu kumaş tan yapı lan gelin giysisi. revolver. genel bir kavramı n altı nda yer vermek. * Altlamak iş i. alt ı patlar alt ı ş ar alt ı z * Bir do ğ umda dünyaya gelen altı (kardeş ). dikenli ve kürecikler hâlinde sapları olan bir kaktüs türü (Trollius ranunculoides). greyfrut (Citrus decumana). her birine altı . karmakar ı ş ı k etmek. altimetre altlama altlamak altl ı * Altı olan. her seferinde altı sı bir arada olan. * Bu ağ acı n kanarya sar ı sı renginde. alt ı nlaş ma * Altı nlaş mak iş i veya durumu. * Özel diye alı nan bir ş eye.

altmı ş * Elli dokuzdan sonra gelen sayı nı n ad ı ve bu sayı yı gösteren rakam. viyola. alttan alta * gizlice. 20500 C de eriyen. alttan (veya a ş ağ ı dan) almak * sert konuş an birine kar ş ı yumu ş ak. *İ ffetsiz. fakir. çekiş mede yenilmek. olumlu davranmak. altunî alüfte alüftelik alümin * Suda çözünmeyen. alttan güre ş mek * gizli gizli yenme yollar ı nı kollamak. altmı ş dörtlük * Bir notanı n altm ı ş dörtte biri değ erinde olan nota. alümin. altta kalmak * herhangi bir çatı ş mada. altmı ş altı * Altmı ş altı sayı almakla kazanı lan bir çeş it iskambil oyunu. alto altta kalanı n canı çı ksı n * "herkes baş ı nı n çaresine baksı n. * Kontralto. altmı ş altı ya bağ lamak * temelli olmayan bir çözümle durumu kurtarmı ş görünmek. * Alüfte olma durumu. elli dokuzdan bir art ı k. alüminyum . her birine altmı ş . sı rada elli dokuzuncudan sonra gelen. * Altı kere on. altmı ş ı ncı * Altmı ş sı fat ı nı n sı ra bildiren biçimi. her defası nda altm ı ş ı bir arada olan. beyaz bir toz olan alüminyum oksit (Al2O3). oynak. gücü yetmeyen ne olursa olsun" anlamı nda kullanı lı r. * Altı n renginde olan. * Altmı ş yaş ı nda olan veya görünen. LX. altta yok üstte yok * yoksul. altmı ş ar * Altmı ş sı fat ı nı n üleş tirme biçimi. cilveli (kad ı n). el altı ndan. * Kemanla viyolonsel arası büyük keman. altmı ş lı k *İ çinde altmı ş tane bulunan. alümina * Bkz. 60.

kil gibi çok ince taneli ş eylerin kum ve çakı lla karı ş ması yla olu ş an yı ğ ı n. alüvyon lı ğ . * Bir yargı yı veya bir buyruğ u pekiş tirmek için de kullanı lı r. ama ne * ne hoş . * Niş an yüzüğ ü. * Gaye. çekirdeksiz. * Eriş ilmek istenilen sonuç. eritrosit. maksat. alvere tulumbası * Emme basma tulumba. * Bazen dikkati çekmek için cümlenin sonuna getirilir. * Torba biçiminde küçük boş luk veya geniş lemiş kı sı m. ama * Çeliş kili ve tutarsı z iki cümleyi birbirine bağ lamaya yarar. * Uyarma veya ş artlı bir ifade niteli ğ inde olan bir cümleyi.98 olan. alyans alyon alyuvar Am * Amerikyum'un kı saltmas ı . -am / -em * Fiilden isim türeten ek: tut-am. am * Diş ilik organı . amaç edinmek * bir amaca ulaş ma isteğ inde bulunmak. baş ka bir cümleye bağ lamaya yarar. amma. * Para babası . atom ağ ı rl ı ğ ı 26. yuvarlak. beyaz. gümü ş parlaklı ğ ı nda. K ı saltması Al. kör. * Kana al rengini veren. . *ş aş ı lacak niteliğ i olan. 6600 C de eriyen hafif bir element. * Görmez. âmâ amabile amaç amaç d ı ş ı * Gaye dı ş ı . * Hedef. alveol * Akarsuları n taş ı yı p yı ğ dı kları balçı k. * Beklenmeyen bir sonucu anlatan iki cümleyi onun sebebi durumunda olan cümleye bağ lar. dön-em vb. ferç. küçük hücre. * Bir parçanı n sevimli ve cana yakı n çalı nacağ ı nı anlatı r.* Atom numarası 13. alüminyum ta ş ı * Boksit. hedeflenen amacı n dı ş ı nda. * Alüminyumdan yapı lmı ş .

aman Allah (Allahı m) *ş aş ma. * Bir amaca yönelik. aman bulmak * kurtulmak. . gayeli. gayesiz. amaçlanma * Amaçlanmak i ş i. * Dikkat uyandı rmak için kullanı lı r. amalierbaa * Matematikte dört iş lem terimine verilen ad. amaçl ı lı k * Amaçlı olma durumu. amaçlanmak * Amaçlamak iş ine konu olmak. zor durumda bı rakmak. hedef alma. * (bir iş i) Yapmaya hazı r. * Usanç ve öfke anlatı r. amaçlamak * Bir amaca ulaş mayı istemek. * Rica anlatı r. amaçs ı zl ı k * Amaçsı z olma durumu. amaçs ı z * Amacı olmayan. * Çok beğ enmeyi anlatı r: Aman ne güzel ş ey! Bu anlamda kullanı ldı ğ ı nda buna da edatı da getirilebilir. * Fiilden isim türeten ek: bas-amak. beğ enme veya be ğ enmeme. istihdaf etmek. amaçl ı * Amacı olan. iş lemler. amaçlama * Amaçlamak iş i.amaç gütmek * bir amacı gerçekle ş tirmeye çalı ş mak. korku gibi duyguları belirtmek için kullanı lı r. tutamak. *İ ş ler. *Ş aş ma anlat ı r. amade -amak amal âmâlı k * Âmâ olma durumu. istihdaf. * Bir suçun bağ ı ş lanması nı n istenildi ğ ini anlat ı r. kaç-amak vb. aman dedirtmek (veya amana getirmek) * karş ı koyan birini boyun e ğ mek zorunda bı rakmak. aman * Yardı m istendiğ ini anlatı r.

amatör * Bir iş i para kazanmak için değ il. göz açtı rmamak. profesyonel karş ı tı . amas ı maması yok! * hiçbir özrün geçerli olamayacağ ı nı anlatı r. amatörlük * Amatör olma durumu. hiç acı mayan. * Hoş görüsüz olarak. ambalâj * Eş yayı sarmaya yarayan mukavva. aman vermek * canı nı bağ ı ş lamak. Amasya'n ı n bardağ ı . aman vermemek * rahat bı rakmamak. acı ması z olarak. amanı n * Korkma ve ş aş ma sözü. hevesli. sand ı klamak. böyle bir iş yapayı m deme. biri olmazsa biri daha * ele geçirilmeyen veya kaçan bir ş eye üzülmek bo ş tur. aman dilemek * önce direnirken zor karş ı sı nda boyun eğ ip canı nı n bağ ı ş lanması nı dilemek. amans ı z * Aman vermez. amazon * (eski çağ lar ı n Amazonlar ı na benzetilerek) Erkek gibi. öldürmemek. amanname *İ slâm devletlerinde düş mana güvenlik içinde olduğ unu bildirmek üzere verilen belge.aman derim! * sakı n ha. tahta. amana gelmek * önce direnirken zor karş ı sı nda boyun eğ mek. amans ı zca * Öldürücü bir durumda. amans ı z hastal ı k * Kanser. çünkü her zaman benzeri sağ lanabilir. plâstik madde gibi malzeme. * Ata binen kadı n. aman zaman * Karş ı sı ndakini yumuş atmak için söylenen sözleri anlatı r. ambalâj yapmak * (bir ş eyi) bu gibi maddelerle paketlemek. kâğ ı t. . yalnı z zevki için yapan kimse. amas ı var * herkesin bilmediğ i sakı ncası veya kusurları var. savaş safları nda yer alan kad ı n. cana k ı yı cı . * acı mayı p öldürmek. ambalâjc ı * Ambalâj yapan kimse.

ambargo koymak * gemilerin limanlardan hareketini yasaklamak. ambarlamak * Ambar iş i yapmak. * Bir malı n serbest sürümünü engellemek için konulan yasak. ambargoyu kald ı rmak * ambargo ile ilgili yasaklamayı kaldı rmak. * Otomobili fazla gaz vermekten çalı ş maz hâle sokmak. sosyal alanlarda caydı rma amac ı yla yaptı rı m uygulamak. amber bal ı ğ ı . ambargo * Bir devletin. güçlü bir vantilâtör kullanı larak sa ğ lanan hava ak ı mı ile yeş il ve sulu yemlerin kurutulması . amber ağ acı * Baklagillerden bir cins mimoza (Geum urbonum). * Güzel kokulu bazı maddelerin ortak adı . ambarda kurutma * Kapalı bir yerde. * Eş ya taş ı ma i ş leri yapan kurum veya ortaklı k. kül renginde bir madde. çakı l gibi yapı malzemesini ölçmekte kullanı lan ve her yanı çoğ unlukla 75 cm olan küp ölçek. * Kum. ambar memuru. * Yiyecek ve bazı eş yanı n sakland ı ğ ı yer.ambalâjc ı lı k * Ambalâjcı olma durumu veya iş i. ambalâjlama * Ambalâjlamak iş i. ekonomik. * bir malı n serbest sürümünü engellemek. * Genellikle tahı lı n çok üretildiğ i yer. ambale olmak * Çok yorulup iş göremez. ambarlama * Ambar durumuna gelmek. ambalâjlamak * Ambalâj yapmak. bölge. gemilerin kendi limanları ndan ayrı lmas ı nı yasaklama buyru ğ u. ambarc ı lı k * Ambarcı nı n gördü ğ ü iş . * Geminin yük koymaya ayrı lmı ş yeri. ambale etmek * Birini düş ünemez duruma getirmek. çok yormak. * siyasî. amber * Amber balı ğ ı ndan ç ı karı lan güzel kokulu. müsadere etmek. ambarc ı * Ambara bakan görevli. düş ünemez duruma gelmek. ambar * Genellikle tahı l saklanan yer. * bir mala el koymak.

tatbikî. piş ince güzel bir koku veren. amca * Babanı n erkek karde ş i. bir kavramı n sembolü olan varl ı k veya eş ya. * Yaş lı erkeklere saygı için kullanı lan seslenme. * Atardamarda kanı n pı htı laş ması veya yağ parçacı kları nı n oluş mas ı sonucunda meydana gelen tı kanma. yalnı z dü ş ünce alan ı nda kalmay ı p iş e dönüş en uygulamalı . kolay. amcamla dayı m. çok yı rtı cı bir balı k. fiil. amel * Yapı lan i ş . amcazade * Amcanı n oğ lu veya kı zı . amberbu amblem amboli * Hindistan'da.* Balinagillerden. ötürük. ameliyat . hepsinden aldı m payı m * yakı nları ndan beklediğ i ilgi ve yardı mı görmeyen bir kimsenin art ı k yeni bir dilekte bulunmaya niyetli olmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. iri ve uzun taneli bir tür pirinç. * Elveriş li. amcal ı k amcal ı k etmek * birine amca gibi yakı nlı k göstermek. kestirme. diş li. iş çe. ishal. amelimanda *İ ş yapamaz durumda olan. tatbikî. ada bal ı ğ ı (Catodon macrocephalus). iş üstünde. pratik. * Bir kimsenin dinin buyrukları nı yerine getirmek için yapt ı klar ı . *İ ş bakı mı ndan. edim. f ı ndı k büyüklüğ ünde. amele *İ ş çi. amele taburu * Genellikle yol yapı m iş lerinde görevli amelelerden oluş an birlik. cankurtaran. amber çiçeğ i * Amber ağ acı nı n toparlak. * Amca olma durumu. altı n sarı sı renginde güzel kokulu çiçeğ i. belirtke. ba ş ı büyük. * Hareketle ilgili olan. emekçi. * Sürgün. İ ran'da yeti ş en. boyu 25 m'ye kadar çı kan. amberbaris * Sarı çal ı . ambülâns * Hasta arabası . *İ ş e dayanan. amelelik amelî * Amele olma durumu. cankurtaran (arabası ). * Soyut bir ş eyin. uygun.

Amerika bademi * Aselbent ve zamk gibi maddeler veren bir sı cak iklim ağ ac ı (Styrax americana). faaliyetler. önceden hazı rlanı p kabul edilmiş esaslara uygun olarak iş letilmesi. Amerika üzümü *Ş ekerci boyas ı . armuda benzer yemiş i. amenajman * Devlete ve kiş ilere ait ormanlar ı n. kaput bezi. iş lem. operasyon. Amerika ile ilgili olan. ameliyathane * Hastaları n ameliyat edildiğ i yer.* Operatörün. ameliyat geçirmek * ameliyat edilmiş olmak. hasta üzerinde kesme ve dikme yoluyla yaptı ğ ı müdahale. küçük bir memeli kürk hayvanı (Eriomys chincilla). Amerika elmas ı * Antep fı st ı ğ ı gillerden. * Amerika'ya özgü. Amerikal ı laş mak * Amerikalı lar ı n yaş ay ı ş tarz ı nı benimsemek. amenna *İ nandı k anlamı ile "öyledir". ameliyat masas ı * Üzerinde ameliyat yapı lan özel donan ı mlı masa. Amerika'da yetiş en bir a ğ aç. ameliyatlı * Ameliyat edilmiş . ameliye * Yapı lan i ş . Amerikan * Amerika Birleş ik Devletleri halkı ndan olan kimse. Amentü * Kur'an surelerinden birinin adı . Amerikal ı laş ma * Amerikalı laş mak iş i veya durumu. Amerikal ı * Amerika Birleş ik Devletleri halkı ndan olan kimse. Amerika'da yetiş en bir ağ aç (Persea gratissima). "diyecek yok" gibi tasdik etme anlatı r. * Bu ağ acı n badem biçiminde çekirdekli. Amerika armudu * Defnegillerden. "doğ ru". arka ayakları çok uzun. Amerikan bezi biçiminde de kullanı lı r. amerikan * Pamuktan düz dokuma. bilader ağ ac ı (Anacardium occidentale). İ ş ler. * Bu ağ acı n armuda benzer yemiş i. * ç. Amerika tavş anı * Kemiricilerden. Amerikan bar . * Tabiî kaynakları n iş letilmesi.

ametal ametist amfi * Amfiteatr kelimesinin kı saltı lmı ş ı . ye ş il renkli bir silikat grubu.* Lokanta. Amerikan salatası * Rus salatası . esmer. Kı saltması Am. Amerikanca * Amerika Birliş ik Devletlerinde kullanı lan İ ngilizce. dibi sivri. amfor. * Süs taş ı olarak kullanı lan mor renkte bir tür kuvars. * Hem karada hem de suda hareket eden (taş ı t). Amerikanist * Amerikan tarihi ve kültürü ile uğ raş an bilimci. * Toprak parçası . yüzergezer. . * Metal olmayan elementler. * Amigonun yaptı ğ ı iş . amfibol * Piroksenlere yakı n siyah. karnı geniş testi. * Vücut organları ndan bir bölümünün hava ile ş iş mesi. sı raları arkaya doğ ru basamaklı olarak yükselen salon. * Yunan ve Roma'da açı k hava tiyatrosu. amerikan. amfora amigo amigoluk * Bkz. yapay olarak elde edilen aktinitlerden bir element. amfibi *İ ki yaş ay ı ş lı . otel veya evlerde içki için ayrı lmı ş köş e. Amerikanvarî * Amerikalı ya yakı ş an biçimde. amerikyum * Atom numarası 95. * Çoğ unlukla spor yarı ş malar ı nda seyircileri coş turan kimse. amfibyumlar * Kurbağ a ve semenderleri içine alan iki yaş ayı ş lı omurgalı lar sı nı fı . Amerikalı gibi. dar boyunlu. amfibi harekât * Kara ve deniz araçları yla yap ı lan manevra. Amerikan bezi * Bkz. amfiteatr * Dinleyicilerin oturduğ u. amfizem amfor *İ ki kulplu.

akyuvar ve bazı bakterilerde hücre bölünmesi yoluyla olan çoğ alma. aminoasit * Bir amino grubu ile bir karboksil grubu taş ı yan. tatl ı ve tuzlu sularda ya ş ayan bir hücreli canl ı (Amoibe). ordudaki general rütbesine eş it rütbedeki subay. faktör. halk deyiş iyle. * Sı radan. sebep. * Kibarca olmayan. * Amire yakı ş ı r biçimde. amire yakı ş an biçimde. * Amonyaktaki hidrojen yerine. * Amiralin makamı . dualar ı n arası nda ve sonunda kullan ı lı r. etken. tek değ erli hidrokarbonlu köklerin geçmesiyle oluş an ürünlerin genel ad ı . amip * Amipler takı mı ndan. amiral * Deniz kuvvetlerinde. * Amip. âmin * "Allah kabul etsin" anlamı nda. * Amiplerin yol açtı ğ ı . * Bir hücreli hayvanları n kök bacaklı lar sı nı fı na giren bir takı mı . * Niş astayı parçalayarak ş ekere çeviren bir enzim. üst. etmen. * Bir iş te emir verme yetkisi olan kimse. vücudunun biçim değ iş tirmesiyle olu ş an geçici kollar veya ayaklar üzerinde sürünerek yer de ğ iş tiren. proteinlerin temel taş ı olan organik bileş ik. emreden. * Bkz. * Amir olma durumu. ita amiri. amirallik * Amiral olma durumu. * Amir gibi. amit amitoz amiyane * Amonyağ ı n hidrojeni yerine bir asit kökünün geçmesiyle oluş an birleş iklerin s ı nı f adı . amir * Buyuran. amipler amipli *İ çinde amip bulunan. amir gibi. bayağ ı . amirane amirce amiriita amirlik amiyane tabiriyle * halk ağ zı ile. .amil amilâz amin * Yapan.

Ama. keskin kokulu bir gaz (NH3). amor * Bir çe ş it kumaş . amonyum sülfat * Sanayide sentez yolu ile elde edilen amonyum nötr sülfat. töre d ı ş ı cı lı k. amme davas ı * Kamu davası . bununla beraber. n ı ş adı r kayma ğ ı . nı ş adı r ruhu. amoralizm * Ahlâk dı ş ı cı lı k. amnezi amnios * Hafı za kaybı . * Döl kesesi. amonyaklama * Amonyaklamak iş i. amme hukuku * Kamu hukuku. amme menfaati * Kamu yararı . * Yanı na getirildi ğ i kelimenin anlamı na a ş ı rı lı k katarak ş aş ma veya hayranlı k anlatı r. amme * Halkı n bütünü.amma * Bkz. azotlu gübrelerin en çok kullanı lanı dı r. amonyum karbonat * Hamur kabartmada maya olarak kullanı lan karbonik asidin amonyum tuzu. amnios suyu * Döl kesesini dolduran ve cenini içinde bulunduran sı vı . kamu. ammada yapt ı n ha! * söylenen bir söze pek inanı lmadı ğ ı nı ve ş aş ı ldı ğ ı nı anlatı r. amme efkâr ı * Kamuoyu. amonyum * Amonyaklı tuzlarda maden rolü oynayan bir birleş im kökü (NH4). *İ çinde bu gaz ı n eritilmiş bulunduğ u su. amonyaklamak * Bazı yemlerin amonyak veya bir amonyum bileş iğ i ile karı ş tı rmak veya doyurmak. amme idaresi * Kamu yönetimi. amonyak * Azot ve hidrojen birleş imi olan. bellek yitimi. amma velâkin * Ancak. çağ nak. .

ampermetre * Amperölçer. gözleme dayanan. amuda kalkmak * iki eli üstüne dayanarak bacakları nı havada dikey tutmak. üslûbu. * Herhangi bir bütünden bir parça kesme veya koparma. amplifikatör * Alçak veya yüksek frekanslı akı mları n gerilimini. amper saat * Bir amper ş iddetinde akı m geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektrik miktarı . Kı saltmas ı A. amudî * Dikey. dik. ampul ş iş e. * Faizin iş lemesine son vermek için bir tahvilin birden ödenmesi. ş iddetini veya gücünü art ı rmaya yarayan araç. sı vı durumda ilâç bulunan küçük veya büyük cam tüp. * Piyangoda ödenen para kadar ödenen karş ı lı k. amudufı karî . y ı llı k kârdan ayrı lan belirli pay. ampirizm * Deneycilik. akı mölçer. * Bu düzeni kuran öge. dikine. sallantı gibi hareketleri en aza indiren. amper * Elektrik akı mı nda ş iddet birimi.amorf amorti * Biçimsiz. *İ çinde. yumuş atmalı k. yükselteç. amortisör * Motorlu araçlarda sarsı ntı . * Napoleon döneminde Fransa'da ve Avrupa'da yayı lmı ş olan yapı . ampir ampirik * Bir kurama değ il de yaln ı zca deneye. elektrik akı mı ile akkor durumuna gelerek ı ş ı k verebilen bir iletkeni bulunan. cihaz. havası boş altı lmı ş cam *İ çinde çoğ u kez zerk edilecek. giyim vb. amortisman * Taş ı nmaz malları n aş ı nmaları na karş ı lı k olarak. * Birden ödenerek faizinin iş lemesine son verilen tahvil. ampirist * Deneyci. ampütasyon * Bir organı kesip ç ı karma. mobilya. yayları n gereksiz hareketlerini gidermeye yarayan düzen. amorti etmek * bir giriş imde yatı rı lan parayı zamanla yeniden kazanmak. amperölçer * Bir elektrik akı mı nı nş iddetini ölçmeye yarayan ayg ı t.

dik durumda. baba ayr ı * anaları bir. -an / -en -an / -en ana *İ simden isim türeten ek: oğ ul-an > oğ lan. o çizginin. esas. bir tür ak asbest. * Velinimet. bel kemiğ i. ana baba bir * aynı ana ve babadan olan (kardeş ler). telâş lı . ana bir. ana baba * Ana ile babanı n oluş turdu ğ u birlik. . ana baba günü * Çok kalabalı k. anne. faizin dı ş ı nda olan bölümü. küfretmek. yer veya durum. ana baba yavrusu * nazlı büyütülmüş çocuk. amut * Dikme. * Yavrusu olan diş i hayvan. kı z-an. * Dince aziz tanı nan bazı kadı nlara verilen sayg ı unvanı . * Çizgilerden herhangi birini anlatan kelimeye s ı fat olarak geldiğ inde. belirli bir kural altı nda hareket ederek bir yüzey olu ş turmaya yaradı ğ ı nı anlatı r. ana avrat düz (veya dümdüz) gitmek * sövmek. ana bilim dal ı * Üniversite veya fakültelerde bölümlerin alt bilim veya uzmanlı k dalları . ana arı * Arı beyi. lâhza. * Yaş lı kadı nlara sayg ı lı bir seslenme sözü olarak kullanı lı r. * Zamanı n bölünemeyecek kadar k ı sa bir parçası . * Alacağ ı n veya borcun. * Kolayca bükülen ve ateş e dayanan liflerden oluş mu ş . * Çocuğ u olan kad ı n. * Temel. * Fiilden sı fat türeten ek. babalar ı ayr ı olan (kardeş ler).* Omurga kemiğ i. kök-en vb. ası l. *İ ki tarla arası ndaki sı nı r. amyant an an an * Zihin. * Sı kı nt ı lı kalabalı k. tehlikeli zaman. ana baba eline bakmak * ana ve babanı n verdiğ i para ile geçinmek.

ana kara ana kent * Yeryüzündeki beş büyük kara parçası ndan her biri. ana kad ı n * Bir ailede veya bir toplulukta en çok sayı lan kad ı n. ekleme direklerde dipteki temel parça. * Belli bir kurala göre yürütülerek bir biçimin oluş ması na yarayan çizgi. büyük ş ehir. * Bir ülkenin veya bir bölgenin çevresindeki yerleş im yerlerine ekonomik ve toplumsal yönlerden egemen olan ve genellikle ülkenin baş ka ülkelerle olan her türlü iliş kilerinin sağ landı ğ ı en önemli kenti. * Gemilerde. büyük ş ehir.ana cadde *Ş ehirde ara sokaklar ı n açı ldı ğ ı geniş yol. okyanus. ana duvar * Bir yapı nı n. * Dönen koninin yan yüzünü oluş turan dik üçgenin hipotenüsüne verilen ad. baht kuramamı ş ) * kocası iyi olmayan bir kadı n. . ana dil * Baş ka diller veya lehçeler türetmiş olan dil. ana defter * Ticarî bir kuruluş un. * Bir ülkede büyük kentlerden herhangi biri. evindekilerden ve soyca bağ lı olduğ u topluluktan öğ rendiğ i dil. ana gibi yâr olmaz. büyük ön kapı sı . dört bir yönünü çevreleyen kalı n dı ş duvar. k ı ta. metropol. defterikebir. ana fikir * Belirli bir konuda bir yazı nı n temeli olan düş ünce. ana k ı zı na taht kurar. mutlu olamaz. ana kap ı * Bir yapı nı n süslü. ana deniz bilimi * Oş inografi. büyük defter. kı z bahtı kocadan arar (veya ana k ı zı na taht kurmu ş . ağ açç ı k veya çalı larda gövdeden ilk çı kan ve bitkinin çatı sı nı olu ş turan dal. ana kitap * Bir bilim alanı nda yazı lmı ş temel kitap. ana dili ana direk *İ nsanı n çocukken anası ndan. ana çizgi ana dal * Ağ aç. ana dü ş ünce * Temel fikir. ana deniz * Kı talar ı birbirinden ayı ran engin deniz. umman. ana doğ rusu * Dönen silindirin yan yüzünü oluş turan dikdörtgenin bir kenarı . Bağ dad gibi diyar olmaz * insanlar içinde bize ana kadar candan bağ lı dost yoktur. aylı k ve bilânço hesapları nı gösteren defter. kendi ne kadar zengin olursa olsun. metropol.

ana muhalefet *İ ktidarı n dı ş ı nda say ı ca en üstün olan parti. . ana kubbe * Camilerde ayaklar veya ana duvar üzerindeki kasnağ a oturtulmu ş kubbe. ana saat saat. saatler içinde en doğ ru giden ve öbür saatlerin ayarlanması nda kullanı lan * Belirli bir yerleş im birimine veya bir ş ehre verilen toplam gazı n ölçülmesi amac ı yla. ana kuca ğ ı * Ananı n sevgi ve sevecenlikle dolu çevresi. * Arı beyi. güç iş lere alı ş mamı ş .ana kök * Tohumun çimlenmesinden sonra kökçü ğ ün toprağ a dalarak geliş mesi sonucu oluş an ilk kök. ana s ı nı fı * Genellikle beş ya ş ı nı bitirmiş çocukları ilkokul öğ renimine haz ı rlayan sı nı f. * Bir gözlem evi veya kurumda. ana sanlı * Soyadı nı ana yönünden alan. ana ş ehir * Ana kent. ana mektebi * Bkz. laytmotif. ana kraliçe * Kralı n annesi. holding. * Sı kı nt ı ya. ana kuyu * bir ocakta ana çı kı ş ve havalandı rmada kullanı lan kuyu. ana motif * Bir sanat eserinde sı k sı k tekrarlanarak ona özellik kazand ı ran motif. ana rahmine düş mek * döl yatağ ı nda cenin olu ş mak. nazlı büyütülmüş çocuk veya genç. anaokulu. ana sözleş me * Taraflar arası düzenlenen ilk ve temel sözleş me. ana sav ana sayaç *İ leri sürülerek savunulan düş üncelerin en belli ba ş lı olanı . ana toplardamar * Kirli kanı kalbin sa ğ kulakçı ğ ı na boş altan iki büyük toplardamardan her biri. ana dağ ı tı m boru hattı baş langı cı na tesis edilen sayaç sistemi. ana kuzusu * Pek küçük kucak çocuğ u. ana ortaklı k * Birçok ortaklı ğ ı n pay senetlerini elinde bulundurarak onları denetimi altı nda tutan sermaye yatı rı m ortakl ı ğ ı .

bilgili. güney. baş ı na buyruk. deneyli. * doğ uş tan olan. *İ lk yurt edinilen yer. * Sevimli. anaca anac ı k * Küçük anne. *İ ri. ana yol * Küçük yolları n kendisine açı ldı ğ ı büyük yol. tasası z. anabolizma * Özümleme. anadan görme * annesinde gördüğ ü gibi. anadan (yeni) doğ muş a dönmek (veya anadan yeni doğ mu ş gibi olmak) * dertsiz. sa ğ lı klı bir duruma gelmek. ana yön ana yurt anaçlaş ma * Anaçlaş mak iş i. anadan doğ ma * çı rı lçı plak. * Kuzey. ana yar ı sı * Teyze. * Bir ş eyin ilk kez yetiş tigi. * geleneksel. sempatik anne. * Kurnaz. anaç * Yavru yetiş tirecek duruma gelmiş olan hayvan veya yemiş verecek durumdaki a ğ aç. ana yapı * Bir yapı bütünü içinde yükseklik ve biçim bakı mı ndan göze çarpan. * Ana olarak. önemli bölüm. * Cadde. anaçl ı k * Anaç olma durumu. göründü ğ ü yer. . ana vatan. doğ u ve batı yönlerinden her biri. ana yüre ğ i * Annelik duygusu. kart. anac ı l * Anası na dü ş kün (çocuk). ana sevecenliğ i.ana vatan * Ana yurt. anaçlaş mak * Anaç duruma gelmek.

anaerki * Soyda temel olarak anayı alan ve ailede çocuklar ı ana klânı na mal eden ilkel bir toplum düzeni. Anadolulu * Anadolu halkı ndan olan (kimse). * Ananı n egemen olduğ u aile hayatı . kurgu. girdap. anaforlamak * Yolsuz veya emeksiz olarak kazanç elde etmek. eğ rim. anaforlama * Anaforlamak iş i. anaforlu anagram * Bir kelimedeki harflerin yerini değ iş tirerek elde edilen kelime. mader ş ahîlik. uzun saplı araç. * Karmakarı ş ı k. açar. yeti ş ebilen. * Notaları n müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunması nı sağ lamak için portenin ba ş ı na konulan i ş aret. iste ğ e göre elektrik akı mı nı n geçmesini sağ lamak için kullanı lan düzen. *Ş ifre yazmak ve çözmek için kararlaş tı rı lmı ş olan yol. karş ı lı ksı z olarak baş kası nı n yararlanması na imkân vermek. dirgen. çevri. burgaç. anadut * Ekin veya ot demetlerini arabaya yüklemeye veya harmanı aktarmaya yarayan. matriarkal. komütatör. anaerobik * Oksijensiz yerde yaş ayabilen. güç durum. açk ı . maderş ahî. * Somunları veya vidaları çevirerek sı kı ş tı rı p gevş etmek için kullanı lan çelik saplı araç. cereyanlı . * Bir ş eyin zembere ğ ini kurmak için kullanı lan araç. anafordan * yolsuz veya emeksiz olarak. * Akı ntı lı . ters akı ntı lar ı n olu ş turduğ u dönme.Anadolu * Ön Asya'nı n bir parçası olarak Türkiye'nin Asya kı tas ı nda bulunan toprağ ı na verilen ad. anaforcu * Yolsuz veya emeksiz kazanç peş inde olan (kimse). anafora kaptı rmak * emeksiz. sinirli. anahtar * Bir kilidi açı p kapamak için kullanı lan araç. *İ stenilen yere veya aygı ta. . anaforculuk * Anaforcu olma durumu. anaerkillik * Kadı nı n üstünlüğ üne dayal ı toplumsal örgütlenme düzeni. anafor * Bir engelle karş ı laş an su veya hava akı ntı sı nı n dönerek ve çukurla ş arak yaptı ğ ı çevrinti. yaba. * Yolsuz veya emeksiz elde edilen ş ey. anaerkil * Anaerki temeline dayanan.

anakronizm * Tarihe aykı rı lı k. * Kapı . delikli metal ve plâstik gereç. anahtar kelime * Bir kompozisyonda kullanı lan temanı n ifade edildiğ i baş lı ca kelimelerden biri. deri ve benzerinden yap ı lan halka veya kı lı f. kolayca kullan ı lmas ı nı sa ğ lamak için takı ldı ğ ı maden. anahtar bitkiler * Mera üzerinde çok bulunan ve bunları n do ğ ru bir ş ekilde otlat ı lmaları ile tüm meran ı n do ğ ru bir ş ekilde otlanmı ş olaca ğ ı kabul edilen bitki türleri. anahtarcı * Anahtar yapan. anahtarcı lı k * Anahtarcı nı n yaptı ğ ı iş .* Konserve kutular ı nı n kapa ğ ı nı keserek açmaya yarayan alet. * Vesile. anal ı * Anası olan. kilit ta ş ı . -anak / -enek * Fiil köklerinden isim türeten ek. anala ş tı rmak * Annedeki özellikleri kazandı rmak. anahtar ı beline takmak * evde yönetimi ele almak. analı . anahtarlı k * Anahtarları n kaybolması nı önlemek. anakonda * Boğ agillerden tropikal Güney Amerika'da yaş ayan. eskimiş . satan veya onaran kimse. vası ta. açacak. araç. anakronik * Çağ ı geçmiş . çağ a uymaz. anahtar vermek * (tulûat tiyatrosunda) komiğ e nükte yapma kolaylı ğ ı vermek. kasa gibi yerlere anahtar uydurarak hı rsı zlı k yapan kimse. * Çağ a uymama. avı nı sararak ve s ı karak öldüren yı lan (Eunectes murinus). anala ş tı rma * Analaş tı rmak iş i. anahtar ağ ı zl ı ğ ı * Mobilya kapakları nı n ve çekmecelerin yüzlerine aç ı lan anahtar deliklerinin üzerine çivilenen paslanmaz çelik veya dökümden yap ı lmı ş ortası anahtara uygun. . anahtar uydurmak * bir kilidi açmak için kendi anahtarı ndan baş ka bir anahtar kullanmak. anal ı kuzu kı nalı kuzu * Bkz. anahtar taş ı * (yapı cı lı kta) Kemerlerin en üstündeki taş .

bulgur ve kı ymanı n yoğ rularak küçük köfteler hâline getirilmesi ve bu malzemenin et suyu ve nohut ile piş irilmesiyle haz ı rlanan yemek. analizör analjezi analjezik analoji * Benzeş im. analist * Tahlil. anam avrad ı m olsun * birini kesin olarak inandı rmak için söylenen çok kaba bir ant. tahlil etmek. büyük küçük herkese kar ş ı kullanı lan teklifsiz bir seslenmek.anal ı kuzu. tahlil. analitik analiz * Çözümlemeli. * Analiz yapan cihaz. * Ana duygusu. anal ı kı zl ı * Salça. acı duyumunu yok etme. * Anaca davranı ş . su. * Çözümleme. kı nalı kuzu * annesi sağ olan çocukları n mutlulu ğ unu anlatı r. ağ rı kesen. anam! * Kadı n erkek. analizci * Analizle uğ raş an veya analiz yapan kimse. tuz. benzeş me. analiz etmek * Çözümlemek. anam babam * teklifsiz bir seslenme. * Andı rı ş . anal ı k * Ana olanı n durumu. çözümleyici. analiz yapan kimse. * Sermaye. andı rı ş ma. kapital. * Sese verilen tona göre ş aş ma. analojik * Analoji ile ilgili. * Ağ rı yı dindirme. acı yitimi. * Ana yerini tutan veya ana kadar yakı nl ı k gösteren kadı n. acı . beğ enme. üzüntü gibi duygular anlatı r. * Bkz. anamal . * Örnekseme. * Üvey ana. aygı t veya organ. anal ı k etmek * analı k görevini yapmak veya ana gibi yak ı nlı k göstermek. benzeş meye dayanan.

bir iş e razı etmek için gereğ inden çok överek yumuş atmak amacı güdüldü ğ ünü ba ş kas ı na anlatı rken kullan ı lı r. kapitalist. an'anesiz * Geleneğ e sahip bulunmayan. anapara anar ş i *İ ş letilen paranı n faiz kat ı lmamı ş bütünü. puluçluk. * Geleneğ e dayanan. baban yahş i * birini. bu da sana öyle helâl olsun. an'anecilik * Gelenekçilik. * Siyasî ve idarî kurumlardaki çözülme sonucu olarak devlet denetiminin kalmaması durumu. ananasgiller * Bir çeneklilerden. anan yahş i. kapitalizm. ananet an'anevi * Erkekte cinsel güçsüzlük. sı cak ülkelerde yeti ş en bir ağ aç (Ananas sativus). anan ı n ak sütü gibi (helâl olsun) * anamı n sütü bana nası l helâl ise. sermayedar. * Anarş i niteliğ inde olan. anaokulu * Öğ renim çağ ı na henüz gelmemiş iki ile alt ı yaş arası ndaki çocuklar ı okul düzenine hazı rlayan eğ itim kuruluş u. * Anamalcı lı k düzenini benimsemiş . an'ane an'aneci * Gelenek. anamalc ı lı k * Anamala dayanan ve kâr amacı güden üretim düzeni. yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir malları n bütünü. anamal birikimi * Anamalcı nı n elde ettiğ i artı k de ğ erin bir bölümünü kendi kullanı rken büyük bölümünü anamalı na ekleyerek onu büyütmesi. anamal sahibi. anan ı n örekesi * saçma bir söze karş ı verilen karş ı lı k. ananas * Ananasgillerden. * Bu ağ acı n tad ı .sermaye. geleneksel. * Bir ticaret iş inin kurulması . baş ı bo ş luk. gelenekçi. * Kargaş a. sı cak ülkelerde yeti ş en ve örneğ i ananas olan bitki familyası . anamalc ı * Üretim araçları nı özel mülkiyetinde bulunduran. anar ş ik . * Ananeye bağ lı olan. kokusu çok beğ enilen meyvesi. baş sı zlı k.

anar ş ist * Anarş i ile ilgili olan. anar ş istle ş mek * Anarş ist özelli ğ i taş ı mak. anası ndan doğ duğ una piş man * çok tembel. bitkin duruma gelmek. anası turp (veya sarı msak). huy vb. anar ş istlik * Anarş ist olma durumu. anartri * Dil tutukluğ u. esaslı bir biçimde. anası na avradı na sövmek * birinin anası nı ve kar ı sı nı amaçlayarak çirkin söz söylemek. anası danası * soyu sopu. anası nı n hâlini göz önüne alı rlarsa aldanmamı ş olurlar. kenarı na bak. anar ş istle ş me * Anarş istle ş mek i ş i veya durumu. anarş izm * Tarihî ş artlar ne olursa olsun devletin ortadan kaldı rı lması na çalı ş an öğ reti. üş engeç. anası l * Kökten. bakı mı ndan anası na benzeyen. ası l olarak. davranı ş . eziyet çekmek. anası nı bellemek * bir kimseye en büyük kötülüğ ü yapmak. anası na bak. anası ağ lamak * çok sı kı ntı çekmek. bezdirmek. anası yerinde * bir gencin anası kadar yaş lı (kadı n). çok üzmek. bezini al * bir kı zı n karakterini öğ renmek isteyenler. * canı ndan bezmiş . anası ndan emdiğ i sütü burnundan getirmek anası nı ağ latmak * bir kimseye çok eziyet etmek. kı zı nı al. * Anarş izm yanl ı sı olan kimse. iş i. bütün aile. babası ş algam (veya soğ an) * ne olduğ u belirsiz kimselerin çocuğ u. anası ndan doğ duğ una piş man etmek * çok eziyet etmek. anası kı lı klı * görüş . . çok sı kı ntı çektirmek. anası ndan emdiğ i süt burnundan (fitil fitil) gelmek * bir iş i yaparken çok sı kı ntı çekmek.

yurdumuzda ekimi yap ı lan bitki (Pimpinella anisum). yargı lama güçlerinin nası l kullan ı laca ğ ı nı gösteren. anatomi *İ nsan. * Bir ş eyin olu ş umunda göze çarpan özel yapı . * Anas ı z olma durumu. yurtta ş lar ı n kamu hakları nı bildiren temel yasa. anası nı n ipini satmı ş (veya pazara çı karmı ş ) * ipsiz. anası nı sat! (veya satay ı m) * önem verme. aldı rma. teş rih. yasama. anayasa okutan (kimse). yürütme. * Anatomi dersi veren öğ retim üyesi. ögeler. anası r anası z anası zl ı k anason * Maydanozgillerden. anayasac ı * Anayasayı savunan. * Anayasa konusunda yetkili olan. anayasa * Bir devletin yönetim biçimini belirten. hinoğ luhin. anatomist * Anatomiyle uğ raş an bilimci. * Beden yapı sı . kokulu tohumu hamur iş lerinde ve rak ı yap ı mı nda kullanı lan. dikkate almama ve umursamama anlat ı r. anayasadan yana olan. dalavereci. * Anası olmayan. umursama. anatomik * Anatomi ile ilgili. teş kilâtı esasiye kanunu. anası nı n gözü * çok kurnaz. anatomici * Anatomi uzmanı . katavaş ya. bunun için gam yeme (yemem)!.anası nı eş ek kovalası n! * sözü edilen kimse veya iş için b ı kkı nlı k. anası nı n nikâhı nı istemek * bir ş eye de ğ erinden çok para istemek. kanunuesasî. kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen (kimse). anası nı n körpe kuzusu * pek küçük kucak çocuğ u. *İ nsan vücudunun anatomisi ile ilgili. * Unsurlar. çok açı k göz. hayvan ve bitkilerin yapı sı nı ve organları nı n birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim. anavaş ya * Göçücü balı kları n Akdeniz'den Karadeniz'e çı kması . anayasal . anası nı n kı zı * anası nı n huylar ı kendisinde de görülen kı z. gövde yapı sı .

adagio ile andantino arası . andaval * Ahmak. gittikçe. andavall ı * Bön ve görgüsüz. "ama". andemi andemik andezit andı k * Sı rtlan. * En erken. ilerisinin olmadı ğ ı nı gösterir. * "Lâkin". *İ ki ş ey arası nda bazı noktalardaki uygunluk. bir ş eyin daha çoğ unun. analoji. . temsil. daha hı zlı . her an. * Yarı yavaş . * (çoğ ul durumunda) Anı lar. anca * Ancak. * Anı . "yalnı z" gibi bir düş ünceye karş ı t ikinci bir düş ünceyi anlatı r. "daha çok". benzerlik durumu. andı rı ş ma * Andı rı ş mak iş i. beceriksiz. "en çok". birbirinden ayr ı lmamalar ı gerektiğ ini anlatı r. hat ı rat. sardalye veya tirsi balı klar ı ndan yapı lan tuzlu ve ya ğ lı ezme. "güçlükle" gibi. * Ajanda. ançüez andaç andante andantino * Andante'den daha canlı . yadigâr. aptal. bazen de çaça. andı rı ş * Andı rmak iş i veya biçimi. analoji. anbean * Dakikadan dakikaya. *İ ltibas. kanca beraber * bir iş te iki veya daha çok kimsenin. * "Olsa olsa". andı rı ş mak * (bir ş ey) Baş ka bir ş eyi andı rmak. beceriksiz (kimse). sadece" gibi sı nı rlama anlat ı r. bön. * Genellikle hamsi. * Belli bir bölgede sı k sı k görülen hastalı k. ancak * "Yalnı z.* Anayasa ile ilgili. andı rma * Andı rmak iş i. * Plâjiyoklâzlı bir yanardağ kültesi. o iş kötü de gitse. saş kı n. anca beraber. * Belli bir bölgede sı k sı k görülen.

taahhüt etmek. * Kansı z. * Cı va yerine bir maden kutu kullanmak temeline dayanan kadranlı barometre. * Servi ağ acı .andı rmak * Anmak iş ini yapt ı rmak. anevrizma * Bir atardamarı n bir noktası nda oluş an ur biçimindeki gevş eme ş iş kinli ğ i. andoskop * Bkz. fı kra. andropoz * Erkeklerde yaş dönümü. endoskopi. andı z otu * Birleş ikgillerden. * Benzer yanları bulunmak. andı z * Yaprakları dikenli olan bir çeş it ard ı ç. anesteziyoloji * Duyum yitimi bilimi. ça ğ rı ş tı rmak. anele anemi anemik * Gemilerde türlü iş lerde kullanı lan bir tür demir halka. endoskop. angaje etmek * birini söz veya yazı ile bağ lamak. angaje olmak . nemli yerlerde yeti ş en. andoskopi * Bkz. * Uyuş turucu bir ilâçla vücudun bütününde veya belirli bir bölgesinde duyuları n yok olması . anekdot * Kı sa veya özlü anlatı mı olan güldürücü hikâye. duyum yitimi. * Kansı zlı k. anemon aneroit anestezi * Dağ lâlesi. anestezist * Anestezi uzmanı . sarı çiçekli. anemometre * Yelölçer. acı ve kokulu bir ot (İ nula). angaje * Sözle veya yazı lı olarak bağ lanan. * Kı rlarda yetiş en yabanî bir otun kökü.

zorla yapı lan iş . taahhüdü olmayan. . * Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptı ğ ı zorunlu ücretsiz hizmeti. angajman * Yüklenme. * Olağ anüstü durumlarda veya sı kı yönetimde devletin vatandaş lara ait ta ş ı tlara el koymas ı . * Ördekgillerden. Anglikan *İ ngiliz kilisesine bağ lı olan (kimse). tüyleri kiremit renginde. Kı saltması A. * Ana dili İ ngilizce olan kimse. ang ı ç ang ı n * Ünlü. bı ktı rı cı . yüzyı lda Büyük Britanya'yı ele geçiren Cermen ı rkı ndan oymaklara verilen ad. anı lmı ş . Anglikanizm *İ ngiliz kilisesinin tuttuğ u inanç yolu.* sözle veya yaz ı lı olarak bir ş eye bağ lanmak. * Savaş durumundaki bir devletin. angaryac ı * Baş kas ı na ücretsiz iş yapt ı ran kimse. ve VI. * Usandı rı cı . angarya * Bir kimseye veya bir topluluğ a zorla. angaryaya koş mak * birini zorunlu olmadı ğ ı hâlde bir iş te çalı ş maya zorlamak. taahhüdü olan. Anglosakson * V. meş hur. *İ ngilizlere has olan. ücret vermeden yaptı rı lan iş . taahhüt. angajmans ı zl ı k * Angajmanı olmama durumu. üstlenme. kendi suları ndaki yabanc ı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanmas ı . angström * Metrenin on milyarda biri değ erine eş it olan ı ş ı k dalgaları nı ölçme birimi. angarya çekmek * bir iş i isteksizce. angajmans ı z * Bağ lantı sı . * Harman zamanı fazla sap yüklemek için öküz ve at arabaları nı n iki tarafı na takı lan parmakl ı k. evcilleş tirilebilen bir yaban kuş u (Casarca ferruginea). angudî angut * Angut kuş unun renginde. angajmanlı * Bağ lantı sı . bağ lantı . hatı r için yapmaya mecbur olmak. Anglofil *İ ngiliz yanlı sı . Angolalı * Angola'da yaş ayan (kimse).

an ı durumuna girme. anha minha * Aş ağ ı yukarı . anı rı ş * Anı rma i ş i veya biçimi. anı msama * Hatı rlama. anı msanmak * Hatı rlanmak. anı klaş mak * Hazı r olma durumu. anı lma anı lmak * Anı lmak iş i. * Yaş anmı ş olayları n anlatı ldı ğ ı yazı türü. * Anmak iş ine konu olmak. hatı rlamak. kaba saba. anı k anı klama anı klamak * Hazı rlamak. . susuz kalsiyum sülfat. anı msamak * Hatı rlamak. hatı ra. anı laş mak * Anı niteliğ i kazanmak.* Ahmak. anı msanma * Hatı rlanma. anı klaş ma * Anı klaş mak iş i. anı msatmak * Hatı rlatmak. * Hazı rlı k. * Hazı r. anı msatma * Hatı rlatma. anhidrit anı * Genellikle kaya tuzu ve alçı taş ı yla birlikte bulunan doğ al. * Hatı ra. * Anı klamak iş i. anı klı k anı laş ma * Anı laş mak iş i.

abide. anı tsal mezar. anı z . * Önemi ve değ eri çok olan eser. anı tlaş mak * Anı t durumuna gelmek. abidele ş mek. telmih. anı rtmak anı ş tı rma * Anı rması nı sağ lamak. * Büyüklüğ ü. anı t * Önemli bir olayı veya büyük bir kiş inin gelecek kuş aklarca tarih boyunca anı lması için yap ı lan.anı rma anı rmak anı rtı anı rtma * Anı rmak iş i. anı t de ğ eri kazanmak. görkemli. anı tlaş tı rma * Anı tlaş tı rmak iş i. * (eş ek) Ba ğ ı rmak. anı tlaş tı rı lmak * Anı tlaş tı rmak durumuna getirmek. göze çarpacak büyüklükte. abideleş tirmek. Anı tkabir * Atatürk'ün mezarı . * Anı rtmak i ş i. görünüş ü ve güzelliğ iyle görenleri etkileyen. anı t mezar * Görkemli. anı tsal * Anı t niteliğ inde olan. * Eş eğ in anı rı rken çı kard ı ğ ı ses. dolaylı anlatmak. anı tsı * Anı ta benzer. anı ta benzeyen. anı tlaş tı rı lma * Anı tlaş tı rı lmak durumu. sembol niteliğ inde yapı . anı tlaş ma * Anı tlaş mak i ş i. bir atasözünü anlatma veya çağ rı ş tı rma sanatı . ima etmek ihsas etmek. anı ş tı rmak * Bir ş eyi aç ı kça söylemeyip üstü kapalı anlatmak. * Anı ş tı rmak i ş i. anı tlaş tı rmak * Anı t durumuna getirmek. * Bir yazı da veya ş iirde bilinen bir olay ı . abidevî. * Saygı ve sevgi ile anı lı r duruma gelmek. * (küçük a ile) Tarih değ eri olan kiş ilerin mezarı olarak yap ı lan anı t de ğ erindeki yapı .

. * Bir parçanı n canlı çalı nacağ ı nı anlatı r. fotoğ rafçı lı kta. anı z bozmak * anı zı alt üst etmek için topra ğ ı yüzden sürmek. birdenbire. anî ak ı n anî hı z anîde anilin boyalar * Taş kömürü eterinden elde edilen. * Benzenden türeyen bir amin. boya sanayiinde kullanı lan organik boya cevheri. anîden anif anilin * Ansı zı n. * Canlı cı lı k. * Ekin biçildikten sonra sürülmemiş tarla. bir anda. * Ansı zı n. anı z biçmek * anı zı ve tarla kenarı ndaki otları biçmek. birdenbire. bası m iş lerinde. * Bir anda oluveren. * Bir andaki hı z. * Hemencecik. kaba. birden. anjiyografi * Damar içine x ı ş ı nları nı geçirmeyen bir madde ş ı rı nga edildikten sonra damarları n filminin alı nması . animato animizm anjin anjiyo * Anjiyografinin kı saltmas ı . animasyon * Canlandı rma. anjiyoloji * Dola ş ı m organları nı inceleyen anatomi bölümü. * Sert. yutak iltihabı . bo ğ ak. * Bir anda gerçekleş tirilen hücum. * Boğ az mukozası nı nş iş mesi. farenjit.* Ekin biçildikten sonra tarlada kalan köklü sap. apansı z. anı zlı k anî * Anı zı sökülmemiş tarla. anjiyo olmak * anjiyografi çektirmek veya yaptı rmak. hunnak.

araş tı rma yapmak. ankesörlü telefon * Kutulu telefon. ankastre * Bir oyuğ a. tiftik keçisi. fehva. bir düş üncenin veya eserin anlatmak istediğ iş ey. anlam çı karmak * bir cümlede veya bir metinden yeni ve değ iş ik bir anlam yakalamak veya bulup çı karmak. sormaca. anket yapmak * bir konuda soruş turma. mana. bir sözden. * Bir önermenin. anlak anlakl ı anlam * Bir kelimeden. anketçilik * Soruş turmacı lı k. anlad ı msa arap olay ı m * hiçbir ş ey anlamadı m. bunları n hatı rlatt ı ğ ı düş ünce veya nesne. anlam bayağ ı laş mas ı * Anlam kötüleş mesi. anketçi * Soruş turmacı . . * Zekâ. * Anket yapan uzman. eklem kayna ş ması . anketör ankiloz * Oynar eklemlerde oynaklı ğ ı n kalmaması yla eklemin iş lemez duruma gelmesi. yuvaya yerle ş tirilmiş (tesisat). sözlerin bir araya gelmesi. semantik. anlam ayk ı rı lı ğ ı * Karş ı t anlamlı kelimelerin. bir tasarı nı n. * Zeki. Ankara kedisi * Uzun tüylü ve Ankara yöresinde yetiş en kedi ı rkı . Ankara keçisi * Uzun. Zümrüdüanka. anlam bilimsel * Anlam bilimi ile ilgili. anket * Soruş turma. semantik. anlam bilimi * Dili anlam açı sı ndan inceleyen bilim dalı . kı vı rc ı k ve ipek gibi yumu ş ak kı lları olan ve Ankara yöresinde yetiş tirilen evcil keçi türü.Anka * Masallarda adı geçen ve gerçekte var olmayan büyük bir kuş . bir davranı ş veya olgudan anla ş ı lan ş ey.

anlamamak * hoş lanmamak. anlam vermek * kendince bir yargı ya varmak. sinonim. * Sorup öğ renmek. yanl ı ş de ğ erlendirmek. geniş lemesi. müradif. müteradif. anlamı na gelmek (veya manaya gelmek) * (bir anlam) bildirmek. yorumlamak. söyleyenin aklı ndan geçmeyen bir anlam vermek. kayması veya bayağ ı laş ması . * Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğ unu görme. * Doğ ru ve yerinde bulmak. farkı na varmamı ş gibi davranmak. anlamda ş lı k * Eş anlaml ı lı k. kavrayamam ı ş gibi davranmak. * Sahip olmayı istemek. vukuf. anlamazlı ktan gelmek * bir ş eyi anlad ı ğ ı hâlde anlamam ı ş . neye iş aret ettiğ ini kavramak. isimden türeme fiil. anlamak * Bir ş eyin ne demek oldu ğ unu. isteklerini. anlam değ iş mesi * Anlamı n daralması . bu kavramlar içinden tek bir anlam bildirmesi durumu. anlamland ı rma . anlam kayması * Yeni bir anlam vermek üzere kelimelerin gerçek anlamları ndan kayarak kal ı pla ş malar ı . yararlanmak. dileğ inin yerine getirilmesini istemek. anlamazlı k * Bir ş eyi anlamamı ş . anlam geni ş lemesi * Dar bir anlamda kullanı lan bazı kelimelerdeki anlamı n ilgili kavramlara yayı lmas ı . anlam daralması * Geniş kavramları olan bir kelimenin. anlamda ş * Eş anlaml ı . * Bkz. anlam iyileş mesi * Kötü ve olumsuz bir anlamı olan bir kelimenin zamanla iyi bir anlam kazanmas ı . ilgilenmemek.* yersiz ve gereksiz bir yargı ya varmak. * Birinin duyguları nı . * Bir ş ey üzerinde bilgisi bulunmak. bir söze. anlamamazl ı k * Anlamazlı k. genel bir anlamdan özel bir anlama geçi ş . anlam kötüleş mesi * Anlamı iyi ve olumlu olan bir kelimenin zamanla kötü veya kötüye doğ ru giden bir anlam kazanması . yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteli ğ inde baş ka bir bilgi edinmek. anlama * Anlamak iş i. * (olumsuz veya soru biçiminde) İ yilik görmek. dü ş üncelerini sezebilmek.

bir ş ey demek isteyen. manas ı zl ı k. anlamsı zla ş tı rma * Anlamsı zla ş tı rmak durumu. anlamsı zl ı k * Anlamsı z olma durumu. . anla ş ma * Anlaş mak i ş i. anlaş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi. anla ş ı lmaz * Anlaş ı lması güç olan. uyuş ma. bir anlam verilemeyen. kar ı ş ı k. anlaml ı * Anlamı olan. muğ lâk. anlaml ı lı k * Anlamlı olma durumu. anlamland ı rmak * Anlamı nı aç ı klamak. gerçe ğ i öğ renildi. manidar. anlamsı zla ş mak * Anlamsı z duruma gelmek.* Anlamlandı rmak i ş i. manas ı z. semantik. anlars ı n ya! * açı klanmaması gereken bir olay ı dolaylı yoldan anlatmak için kullanı lı r. ortaya çı kmak. anla ş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi * iş in iç yüzü. anlamsı zla ş tı rmak * Anlamsı z duruma getirmek. kimselerden biri. anla ş ı lmak * Anlamak iş ine konu olmak. manalı . anla ş ı lma * Anlaş ı lmak iş i. itilâf. anlamsal * Anlamla ilgili. düş ündürücü. anlam kazandı rmak. anla ş ı k * Araları nda anlaş ma bulunan taraflardan. anlamsı zla ş ma * Anlamsı zla ş mak durumu. anlaml ı anlamlı * Anlamlı olarak. önemli bir ş ey anlatmayan. anlamsı z * Anlamı olmayan. belli olmak. galiba. anlam vermek. anla ş ı lan * anlaş ı ldı ğ ı na göre. anla ş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi * Bkz.

ekonomik. ekspresyonizm. ihtilâf. uyuş ma. övmek. kültürel vb. * Eserlerinde hikâye etmeye. anla ş tı rma * Anlaş tı rmak i ş i. amaç bakı mı ndan birleş mek. anlat ı m * Anlatmak iş i. fı kra gibi ş eyleri anlatan kimse. uzlaş mayı . tahkiye. anla ş mazl ı k çı kmak * bir konuda uyuş mazlı k söz konusu olmak. duygu. anlata anlata bitirememek * bir ş eyden çok söz etmek. anlat ı mcı lı k * Bkz. anlat ı mlı * Düş ünce ve duyguyu güçlü ve canlı bir biçimde anlatan. anlat ı lmak * Anlatmak iş ine konu olmak. anlat ı * Hikâye etme.* Devletler arası siyasî. antant. . stilistik. anla ş malı * Anlaş maya dayanan. anla ş mak * Düş ünce. anla ş mazl ı k *İ ki veya daha çok tarafı n kar ş ı laş an düş ünce ve amaçları arası nda ayrı lı k. anla ş ma yapmak * anlaş ma belgesi düzenleyip imzalamak. itilâf. tahkiyeye ağ ı rl ı k veren (yazar). ifade. * Anlatı lmak iş i. bir düş ünceyi. * Bir duyguyu. anlat ı mcı * Yalnı zca hikâye etmeye ağ ı rl ı k veren (eser). bir konuyu söz veya yazı ile bildirme. anlat ı cı anlat ı lma * Hikâye. alanlarda yap ı lan uzlaş ma ve bu uzlaş manı n tespit edildi ğ i belge. uyu ş mazlı k. anla ş tı rmak * Anlaş mayı . anlat ı m bilimi * Üslûp yöntemlerini inceleyen edebî araş tı rma. anla ş maya varmak * bir konuda birisiyle anlaş mak. inceleme. uyuş mayı sağ lamak. anlat ı m tonu * Anlatı mda mantı k ve dü ş ünce özelli ğ ine göre olu ş an ton.

anl ı kçı lı k * Duyu ve irade karş ı sı nda anlı ğ ı n üstünlüğ ünü ileri süren doktrin. zekâ. * Söylemek. ihtifal. vurdumduymaz. anl ı ş anl ı * Güzel. izanlı . takrir. * Anlama yeteneğ i.anlat ı ş anlatma anlatmak * Anlatmak iş i veya biçimi. anlay ı ş sı zlı k * Anlayı ş kı tlı ğ ı . anma * Birini veya bir ş eyi akla getirerek sözünü etme. * Hoş görme. hâlden anlama. * Ölmüş bir insan ı hatı rlamak için yapı lan tören. gabi. anlama gücü. anlay ı ş lı lı k * Anlayı ş lı olma durumu. kafası zl ı k. telâkki. kalı n kafalı . anl ı k entelekt. nakletmek. izans ı zl ı k. ferasetli. açı klama yaptı rmak. usa vurma. * Hoş görülü. izah etmek. vurdumduymazlı k. gabavet. anlatt ı rmak * Bir konu üzerinde bilgisini ölçmek. * Bir konu üzerinde açı klamada bulunmak. anlay ı p dinlemek * (bir olayla ilgili olarak) iyice anlamak. zeki. müdrike. oysa anlay ı ş sı z kimselere ne söylense yararsı zdı r. ferasetsiz. anlay ı ş * Anlamak iş i veya biçimi. anlay ı ş lı * Anlayı ş ı olan. anlay ı ş göstermek * istenilen veya söylenilen bir ş eyi hoş görüyle karş ı lamak. zihniyet. belirtmek. gösteriş li. ünlü. * Duyu ve iradeden ayrı olarak düş ünülen bilme melekesi. anlamayana davul zurna az * anlayı ş lı kimseleri en küçük bir söz bile etkiler. bir an içinde olan. * Hoş görüsüz. anlatt ı rma * Anlattı rmak iş i. *İ nandı rmak. * Anlatmak iş i. bilgi vermek. kalı n kafalı lı k. kafası z. entelektüalizm. izan. yargı lama. zihniye. zihniyet. feraset. kavrayı ş sı z. * Hoş görüsüzlük. anlay ı ş sı z * Anlayı ş ı kı t olan. . izansı z. anlayana sivri sinek saz. * Ayı rı cı bir nitelik olmak bak ı mı ndan görü ş . * Kı sa süren.

bir haberi halka bildirmek. . hatı rlamak. duyurma. düzgün olmayan. anneanne * Annenin annesi. * Çocuğ unu dünyaya getiren kad ı n. * Bir sözü ağ zı na almak. sunucu. anons * Duyuru. hatı ra. su geçirmeyen spor ceket. anmalı k anne anne olmak * (kadı n) çocuk sahibi olmak. annelik * Anne olma niteliğ i veya durumu. anonim ortaklı k. anonim ortaklı k * Sermayesi paylara bölünmüş olan ve her ortağ ı n sorumluluğ u sermayedeki pay ı yla sı nı rl ı bulunan ortaklı k. * Bir armağ anla gönlünü almak. anons etmek * sözle veya yazı yla bir durumu. anmak * Birini veya bir ş eyi akla getirerek sözünü etmek veya onu düş ünmek.anma töreni * Bir kiş iyi veya bir olayı hatı rlamak için yap ı lan tören. aykı rı lı k. alı ş ı lmı ş a ve kurala aykı rı olan. * Bkz. anonim ş irket * En az beş kiş inin kurdu ğ u. annelik etmek * annelik görevini yapmak veya anne gibi ilgi ve yakı nl ı k göstermek. anofel anomali * Sapaklı k. zikretmek. anonim ş irket. yadigâr. * Adlandı rmak. anonim * Adı sanı bilinmeyen. anorganik *İ norganik. * Sı tma mikrobunu aş ı layan bir tür sivrisinek (Anopheles maculipennis). anonsör anorak * Baş lı klı . * Yaratı cı sı nı n ad ı bilinmeyen (eser). * Anı lmak için verilen ş ey. gayritabiî. anormal * Genel olan örneğ e. bergüzar. sermayesi hisselere bölünmü ş ve her ortağ ı n sorumlulu ğ u sermayedeki hissesi ile sı nı rlı ortakl ı k.

ansiklopedik * Ansiklopedi ile ilgili. * Değ iş ik alanlardaki bilgileri sistemli bir yöntemle bir araya getirme veya toplama iş i. . anormallik * Anormal olma durumu. ansiklopedik sözlük * Alfabetik sı raya göre kelimelerin karş ı lı kları nı geniş bir biçimde veren. ant kardeş i * Bkz. anormalleş me * Anormalleş mek iş i. anormalleş mek * Anormal duruma gelmek.* Dengesi bozuk. özel adları da içine alan sözlük türü. yemin. bir ş eyi tanı k göstererek bir olay ı doğ rulama. * Bkz. ant içmek (veya etmek) * bir ş eyi yapmaya veya yapmamaya ant ile söz vermek. * Her konuda biraz bilgi sahibi olan. ansiklopedi * Bütün bilim. yemin etmek. anot ansefal * Kafatası içindeki beyin ve yardı mcı organlar ı n hepsi. birdenbire. anîden. habersiz. anı msama. ansiklopedicilik * Ansiklopedicinin yaptı ğ ı iş . * Beynin irinsiz iltihaplı hastalı ğ ı . ansiklopedici * Ansiklopedi hazı rlayan veya satan (kimse). artı uç. deli. ansefalit ansı ma ansı mak ansı z * Anlayı ş sı z. ant * Tanrı 'yı veya kutsal bilinen bir kiş iyi. akı lsı z. kan kardeş i. ant verdirmek * bir ş eyi yapması için bir kimseye ant içirmek. ansı zı n * Hiç hatı ra gelmedik bir sı rada. anî olarak. * Bir elektrolitte elektrik akı mı nı n gelip bağ landı ğ ı ve içeri girdi ğ i uç. bilgilik. * Birdenbire. * Kendi kendine söz verme. sanat dalları nı tek veya bir arada belli bir yönteme göre inceleyen eser. anı msamak. * Bkz.

mutabakat. anterit *İ nce bağ ı rsak iltihabı . güney kutup yakı nı nda olan. uzlaş mak. Antep f ı st ı ğ ı * Antep fı st ı ğ ı gillerin örnek bitkisi. antenli balı k * Göğ üs yüzgeçleri saplı . iskeleti kemikle ş miş . Antep baklavası * Antep yöresinde yapı lan özel bir tatl ı türü. Antep f ı st ı ğ ı giller * Ayrı taç yapraklı lardan. iplikleri çı karı lmı ş ve kafes ş eklini almı ş kuma ş üzerine aynı renk iplikle verevine sar ı larak yapı lan bir çe ş it el iş lemesi. anten yükselteci * Anten ile alı cı arası nda yer alarak elektromanyetik dalgaları n genliğ ini yükselten cihaz. * Duyarga. antet . antarktik * Güney kutupla ilgili.ant vermek * "Allah aş kı na. antarktik kara * Güney kutuptaki kara bölgesi. tipik örneğ i Antep fı stı ğ ı ağ acı olan bir familya. antant kalmak * anlaş mak. antant * Anlaş ma. * Bu ağ acı n. Antep i ş i * Gazi Antep yöresine özgü. antagonizma * Tezat. itilâf. "çocuklar ı nı n baş ı için" gibi sözlerle karş ı sı ndakini bir ş eye zorlamak. ya ğ lı yemi ş i. antenli * Anteni olan. sı rt yüzgeçleri uzam ı ş kemikli balı k türü. anterosel *İ nce bağ ı rsak fı tı ğ ı . * Olta ş amandı rası nı n alt ve üst kı sm ı nda bulunan ince uçlar. yanlı ş olarak Ş am fı stı ğ ı da denilen bir ağ aç (Pistacia vera). ince ve sert kabuklu. anterostomi * Bağ ı rsak dü ğ ümlenmesinin kesilip alı nması . uyu ş ma. yurdumuzda Gazi Antep ve Siirt bölgelerinde yetiş en. anterograf * Bağ ı rsak kas ı lmaları nı ölçmeye yarayan alet. anten * Boş lukta yayı lan elektromanyetik dalgaları toplayarak bu dalgaları n transmisyon hatları içerisinde yay ı lmas ı nı sa ğ layan cihaz.

panzehir. kalevî. tuhaf. geleneğ e ayk ı rı . antibiyotik tedavisi * Bir veya birçok antibiyotiğ in durdurucu veya öldürücü etkisinden faydalan ı larak yapı lan tedavi. antetsiz * Ba ş lı ksı z. * Mendil. penisilin. * Genele. antijen *İ çerisine girdiğ i organizma arac ı lı ğ ı yla antikor olu ş umunu sa ğ layan bakteri. antika mobilya * En az yüz sene evvel imal edilmiş olan. olağ ana. virüs. * Antik. birçok mikroba karş ı kullanı lan. antialerjik * Alerjilerin önlenmesinde veya tedavisinde kullanı lan ilâçları n özelliğ i. ajur. * Bu çağ a özgü olan. antikac ı . antetli * Baş lı klı . örtü. baş lı k. antiemperyalizm * Emperyalizme karş ı tutum. antiemperyalist * Emperyalizme karş ı olan. streptomisin gibi maddelerin ortak adı . antibiyotik * Bitkilerde. sı çan diş i. parazit gibi protein yap ı sı nda madde. yatak çarş afı gibi bezlerin kenarları na paralel ipliklerden bir bölümü çekilip dikey olanları n ikisi. antiasit * Alkalik. ana hatlarda herhangi bir değ iş iklik yapı lmamı ş ve belli bir ekole göre isimlendirilen mobilya. antik çağ * Eski Yunan ve Roma uygarlı kları nı n geliş ip yay ı ldı ğ ı çağ . özellikle eski Yunan ve Roma uygarl ı kları ile ilgili olan.* Kâğ ı t veya zarf üstüne bası lmı ş ad ve adres. antihijyenik * Sağ lı k kurallar ı na aykı rı olma. özellikle küf mantarları nda bulunan veya sentezle elde edilen. antifriz * Bir sı vı ya katı ld ı ğ ı nda o sı vı nı n donma derecesini düş ürerek donması nı önleyen madde. antidemokratik * Demokrasiye aykı rı olan. antik *İ lk Çağ daki uygarlı klarla. davran ı ş veya öğ reti. antidot * Bkz. üçü bir arada tire ile sar ı larak yapı lan diş diş süs. acayip. antika * Eski çağ lardan kalma eser veya tarihî değ eri olan eski eş ya.

* Bu hayvanı n derisinden yap ı lmı ş . soğ ukluk. soğ uk. antipropaganda * Karş ı propaganda. antimon * Atom numarası 51. antinomi antipati * Çatı ş kı . antikal ı k * Antika olma durumu. antikomünizm * Komünizm aleyhtarlı ğ ı . sevimsiz. * Sevimsizlik. * Antipati uyandı ran. antiloplar * Geviş getiren memeli hayvanları n bir familyası .76 olan. antikapitalist * Kapitalist rejime karş ı olan kimse. çok h ı zl ı koş an.* Antika eş ya veya eser satan veya toplayan kimse. 6300 C de eriyen. antikite * Tarihte İ lk Çağ . antisemit . boynuzlu bir hayvan (Anthilopus). antikomünist * Komünizme karş ı . Kı saltması Sb. ço ğ unlukla bası m harfleri alaş ı mı nda kullanı lan. antikor antilop * Antiloplardan. sı cak ülkelerde ya ş ayan. * Bası ncı azaltı lmı ş bir elektrik boş alma tüpünde. haddede veya çekiç altı nda iş lenemeyen. antik devir. katot ı ş ı nları nı alan elektronik lâmbadaki genellikle metal antipatik antipatik bulmak * sevimsiz bulmak. * Hastalı k etkenlerini zararsı z duruma getirmek için vücudun çı kardı ğ ı madde. * Tuhaflı k. kanı kaynamamak. antikac ı lı k * Antika eş ya veya eserlerle uğ ra ş ma i ş i. antikas ı nı bilmek * en iyisini bilmek. antikatot yaprak. mavimtı rak beyaz renkte bir element. * Karş ı t duygu. atom ağ ı rl ı ğ ı 121. antikapitalizm * Kapitalizme karş ı olma.

antrenman yapmak * spor amacı yla çal ı ş mak. * Bir yapı da girip geçilen yer. idmansı z. antisemitist * Yahudilere karş ı düş manca duygular besleyen ve Yahudilere karş ı ayı rt edici tedbirler al ı nmas ı nı isteyen görüş e bağ lı olan (kimse). koku. pakt. antisiklon * Yüksek bası nçlı atmosfer kütlesi. egzersiz. * Baş langı ç yemeğ i. . antla ş ma *İ ki veya daha çok devletin saldı rmazlı k. methal. antisepsi * Mikropları ilâçla öldürme yolları . antrenmansı z * Antrenmanı olmayan.* Yahudilik aleyhtarlı ğ ı . antisemitizm * Yahudilere karş ı düş manca duygular besleyen ve Yahudilere karş ı ayı rt edici tedbirler al ı nmas ı nı isteyenlerin görüş ü veya tutumu. antla ş mak * Antlaş ma yapmak. * Güçlükle tutuş an. güldeste. idman. bestecilerin eserlerinden alı nmı ş seçme parçalardan olu ş an kitap. alı ş tı rma yapmak. * Ant içmiş veya ant içirilmiş . antitez * Karş ı sav. duman ç ı karmadan. ahitle ş mek. yazarları n. havanı n sarmal biçimli hareketi için kullanı lı r. antrenman * Bir spor dalı nda yapı lan al ı ş tı rma veya hazı rlı k çalı ş mas ı . antrenmanl ı *İ dmanlı . antl ı antoloji *Ş airlerin. büyük bir ı sı vererek yanan bir tür taş kömürü. antrakt antrasit antre * Ara. seçki. antitoksik * Antitoksin. antiseptik * Antisepsi yapmak için kullanı lan veya antisepsi özelli ğ i olan (madde). antitoksin *İ çine giren toksinleri zararsı z hâle getirmek için vücudun çı kardı ğ ı madde. savaş ta ittifak gibi konularda üstlenmelerini belirttikleri belge ve belgede belirtilen durum. muahede.

antroponim * Kiş i adları nı inceleyen bilim dalı . yetiş tiren ve çalı ş tı ran kiş i. insansı lar. çalı ş tı rı cı . ayak direyici. antropolog *İ nsan bilimi uzmanı . sı rası gelmiş ken. * Triyas devri katmanları nda bulunan. korundu ğ u yer. bütün öbür yarat ı kları n insan için yaratı lmı ş oldukları nı söyleyen dinî nitelikli öğ reti.antrenör * Bir spor dalı nda sporcuyu e ğ iten. . antrepocu * Antrepo iş leten kimse. ardiye. antrparantez * Söz arası nda. evrimini. * Antrepoya bakan kimse. derisi dikenlilerden. toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim. deniz lâlelerinin sapları nı olu ş turan kalsiyum karbonat birleş imli fosil. antroposantrizm *İ nsanı tabiatı n merkezi sayan. insaniçincilik. antropoitler * Bkz. istitrat. antrepoculuk * Antrepocunun yaptı ğ ı iş . insan bilimi. antropomorfizm *İ nsan biçimcilik. antrenörlük * Antrenörün iş i veya mesleğ i. antropozoik devir * Antropozoik. antropolojik *İ nsan bilimiyle ilgili. antropoit * Bkz. insansı . antropoloji *İ nsanı n kökenini. çalı ş tı rı cı lı k. antrkot antrok * Sı ğ ı rı n iki kürek arası ndan ve pirzolalı k yerinden çı kartı lan kemiğ inden sı yr ı lmı ş et dilimi. insan bilimsel. anut *İ natçı . antropozoik *İ nsanı n belirmesi ve yayı lmas ı nı niteleyen antropozoik devir teriminde geçer. antrepo * Gümrüklere gelmiş ticarî eş yanı n konuldu ğ u. biyolojik özelliklerini.

çok belirgin. * Bir ş eyin. * Kör bağ ı rsağ ı n ince bir parmak gibi olan son bölümü. çok anî olarak. apansı zı n * Birdenbire. aparey * Çeş itli parçalardan meydana gelen alet. eksin. * Sı cak ülkelerde yetiş en bodur bir ağ aç (Sarcocolla). aparkat aparma * Boksta bükük kolla aş ağ ı dan yukarı ya doğ ru atı lan yumruk. aort apac ı apaç ı k apaç ı klı k * Apaçı k olma durumu. * Bu ağ acı n yara tedavisinde kullanı lan reçinesi. iri. apak * Çok ak. apala apalak apandis apandisit * Apandisin iltihaplanması . açı k bir biçimde görünmesi. yaka paça. anyon anzarot * Negatif elektrikle yüklü iyon. * Çok açı k. * Aparmak iş i. * Çok acı . * Rakı . cihaz. makat. apansı z * Hiç beklenmedik bir sı rada. hiçbir kuş kuya yer bı rakmaksı zı n aydı nlı k. gürbüz. pek ansı zı n. * Abla. anüs yüzgeci * Balı klarda anüs bölgesinde tek olarak bulunan yüzgeç. ş erç. * (bebekler ve küçük çocuklar için) Tombul. * Sindirim kanalı nı n doğ ru bağ ı rsak denilen son bölümündeki çı kı ş deliğ i.anüri anüs *İ drarı nı yapamama ş eklinde ağ ı r bir böbrek rahatsı zlı ğ ı belirtisi. * Kalbin sol karı ncı ğ ı ndan çı kan ve vücuda kı rmı zı kan dağ ı tan büyük atardamar. apar topar * Telâş ve acele ile. .

alı p kaçmak. apartman * Birkaç katlı ve her kat ı nda bir veya birkaç daire bulunan yapı . apaz apazlama apı ş ı k . apı ş arası *İ ki bacağ ı n arası nda kalan yer. * Yorgun. * Yelken rüzgârla dolup ş iş mek. * Çok az. * Bir avuç dolusu. * Apazlamak iş i. * Bacakları aça aça yürüme. açar. * Doğ ada. apart otel * Müş terilerin kendi yeme ve içme ihtiyacı nı karş ı layabilmek için gerekli malzemeler ile donatı lmı ş bağ ı msı z apartman veya villâ tipinde in ş a edilmi ş ancak otel gibi iş letilen konaklama tesisi.aparmak * Almak. *İ ş tahı açmak için yemekten önce içilen içki. * Pupa ile orsa arası nda geminin omurgası na 450 açı ile esen (rüzgâr). * Gizlice almak. iki bacak arası . alı p götürmek. ayrı k bacaklı . apazlamak * Avuçlamak. kemik dokusunda bulunan. * Anonim ortaklı klarda sermaye artı rı mı için yap ı lan ödeme çağ rı sı . hayta. * (gemi) Apazlama rüzgârla gitmek. ş aş kı n. içinde flüor veya klor olan doğ al kalsiyum fosfat. apel aperitif apı ş * Butları n iç taraf ı . güçsüz. kabadayı . apı ş ak * Bacakları nı açarak yürüyen. bamba ş ka. * Avuç. * Külhan beyi. çalmak. apayd ı nlı k * Apaydı n olma durumu. * Böyle esen bir rüzgârla. apa ş apatit apayd ı n * Çok aydı nlı k. apayrı apaz * Büsbütün ayrı .

* Bir kumaş üzerine baş ka bir kumaş parçası nı veya bir danteli dikme yolu ile uygulayarak yapı lan süs. * Apı ş tı rmak i ş i. * Hayvan yorgunluktan bacaklar ı nı birbirinden ayı rarak çöküvermek. apoletleri sökülmek * bir suç sebebiyle rütbesi indirilmek veya askerlikten atı lmak. kapalı . * Derli toplu. büyük gözlü a ğ . ş aş ı rmak. zinciri toplayı p demirini kaldı rmaya haz ı r bulunması . omuzluk. apı ş lı k apı ş ma apı ş mak * Ağ . * Eldeki haritaya göre arazi üzerinde bir parseli kazı klarla belirtme. apokaliptik * Anlaş ı lmaz. duvar lâmbas ı . aport * Avı n veya kendisine gösterilen ş eyin üzerine atı lı p getirmesi için köpeğ e verilen buyruk. telden yapı lma. bacakları ayı rarak çömelmek. torbaya benzer. * Hazı r. apı ş tı rma apı ş tı rmak * Hayvanı çok yorarak yürüyecek gücünü bı rakmamak. * Giysilerin omuzları na süs olarak takı lan parça. apiko * Geminin. * Duvar ş amdanı . * Oturmak. aplik aplikasyon * Uygulama. * Ne yapacağ ı nı kestirememek. apotr . sonsal. süslü. ş ı k. aposteriori * Deney sonucu ortaya çı kan (bilgi). apoş i * Çember biçiminde.* Kuyruğ unu apı ş arası na alarak yı lgı n yı lgı n giden (hayvan). apı ş ı p kalmak *ş aş ı rmak. tetik. apolet * Subaylarda rütbeyi göstermek için üniformaları n omuzları na tak ı lan iş aretli parça. * Çifte demir atarak döndükçe geminin bir alan içinde kalması nı sa ğ lamak. apokrif * Doğ ruluğ una güvenilmez söz veya yazı . aplike * Düz veya desenli bir kumaş tan kesilmiş motiflerin bir baş ka kumaş a iş lenmi ş durumu. karanlı k (söz veya yazı ). * Apı ş mak iş i.

apse yapmak. perdahlamak. havari. apsele ş me * Apseleş mek durumu. perdahlanması . aptal aptal aptal * Aptal gibi. apsent apsis * Pelinle kokulandı rı lmı ş sert bir içki. * Apre yapan kimse. zekâ yoksunu. aptalca. apreci apreleme aprelemek * Kumaş veya deriyi cilâlamak. * Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanı n. koruyucu. iş lev yitimi. aval aval. apsele ş mek * Yara irin ba ğ lamak. * Küçümseme belirten seslenme. önsel. baş langı ç noktası na olan uzaklı ğ ı nı n cebirsel de ğ eri. çı ban. * Dokumacı lı kta. * Bir noktanı n uzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olan ı . apse yapmak * bir doku içinde iltihap oluş mak. boyacı lı kta cilâ olarak kullanı lan madde. apreli apresiz april apriori * Hiçbir denemeye dayanmayan ve akı l yordam ı yla bulunup ortaya konan. . perdahlanmamı ş veya cilâlanmam ı ş . * Apresi yapı lmamı ş . aptal olmak * aptal durumda bulunmak. * Kumaş veya derinin cilâlanması . alı k. apraksi apre * Bkz.* Yardı mcı . ahmak. abril. koordinat. * Nisan ayı . * Zekâsı pek geli ş memiş . * Apresi olan. appassionato * Bir parçanı n coş kunca çalı nacağ ı nı anlatı r. apse *İ rin birikimi. azarlama. * Aprelemek iş i.

aptesbozan otu * Bkz. * Bkz. aptalla ş mak * Zekâsı nı iş letemez olmak. Ar * Bkz. aptal gibi. ahmakça. abdest. bilmez sanmak (san ı lmak). aptall ı k * Aptal olma durumu veya aptalca iş . apteshane * Bkz. kivi.aptal yerine koymak (veya koyulmak) * anlamaz. * (apta'lca) Aptala yaraş ı r nitelikte. abdestlik. aptalla ş tı rmak * Aptallaş ması na sebep olmak. abdestsiz. aptalla ş ma * Aptallaş mak iş i veya durumu. ahmakla ş tı rmak. abdesthane. apteslik aptessiz apukurya apul apul * Tombul çocukları n bacaklar ı nı açarak salı na sal ı na yürüyüş lerini anlatı r. aptall ı k etmek * aptalca davranmak veya aptalca iş görmek. aptalca * Biraz aptal. abdestbozan. apteriks aptes * Bkz. aptalla ş tı rma * Aptallaş tı rmak iş i veya durumu. ahmaklaş mak. * Bkz. alı klaş mak. . aptesbozan * Bkz. anlamaz gibi görünmek. aptall ı ğ a vurmak * bir ş eyi bilmez. aptalcas ı na * Aptala yakı ş ı r biçimde. * Et kesimi yortusu. aptesli * Bkz. abdestli. aptal gibi. aptal duruma getirmek. abdestbozan otu.

ara *İ ki ş eyi birbirinden ayı ran uzakl ı k. ar ve hayâ perdesi y ı rtı lmak * utanmamak. bat-ar. anlaş mazlı ğ a yol açmak. ar belâsı * namus ve onuru için baş kası söz eder korkusu. utanç duymamak. suv-ar-mak vb./ -er* Belirli fiillere gelen geniş zaman eki: aç-ar. ara baş lı k * Esas bölümün alt baş lı kları nı anlatmak için kullanı lı r. aç ı klı k. ara bozucu ./ -er*İ simden geçi ş li fiil türeten ek: baş -ar-mak. ara açmak * dostluğ u bozmak. ç ı k-ar. * Futbol oyununun kı rk beş er dakikalı k iki devresi arası nda oyunculara verilen on beş dakikal ı k dinlenme süresi. gid-er-mek vb. mesafe. ar damar ı çatlamı ş * utanç duyulacak ş eyleri hiç sı kı lmadan yapan. çı kar "menfaat" vb. -ar. antrakt. *İ ki olguyu. haftayı m. * Kiş ilerin veya toplulukları n birbirine kar ş ı olan durumu veya ilgisi. -ar. bir filmde dinlenme süresi. Bu ekle yap ı lmı ş isimler de vard ı r: keser. utanç duyma. * Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi. * Toplu jimnastik dizilmelerinde. ar * Utanma. kalk-ar. aralı k. biç-er. -ar. ar etmek * utanmak. * (basketbol ve voleybol için) Takı mlar ı n oyun sı rası nda ald ı kları birer dakikalı k dinlenme ve talimat alma süresi. geç-er. açar "anahtar". ar namus tertemiz * utanması olmayan. ölç-er vb. mola. sı radakilerin birbirlerinden yanlamas ı na olan uzaklı kları . ara bono * Arada ödenen olağ an dı ş ı bono.* Argon'un kı saltması . iki olayı birbirinden ayı ran zaman. yüzsüzlük etmek. * Bir oyunda. ar yı lı değ il./ -er*İ simden geçi ş siz fiil türeten ek./ -er* Fiilden ettirgen çatı türeten ek: çı k-ar-mak. kâr yı lı * birinin sı kı lmay ı bir yana b ı rakarak yalnı z çı karı na bakt ı ğ ı anlat ı lı rken söylenir. utanmaz. yat-ar. fası la. -ar. * Aralı k. ar * Tarı m alanlar ı için yüz metre kare de ğ erinde yüzey ölçü birimi. boş luk.

ara nağ mesi * Bkz. ara bozuculuk * Ara bozucu olma durumu. türkü. sözsüz çalı nan parça. ara deniz * Okyanuslardan dar ve az derin boğ azlarla ayr ı lan. ara seçim * Genel seçimler d ı ş ı nda yapı lan ara dönem seçimleri. ara kesit * Çizgilerin. . ara kapı *İ ki yapı veya oda arası nda. uzla ş tı rı cı . ara bulucu * Uzlaş tı ran kimse. * Sı k sı k söylenen söz veya açı lan sorun. karaları n arası na sokulmuş deniz. ara bulmak * anlaş amayanları uzla ş tı rmak. müfsit. kolayca geçmek için aç ı lan kapı . köçekçe gibi küçük güfteli bestelerde. münafı k.* Ara bozan (kimse). ara mal * Üretimde gerekli malı elde etmek için kullanı lan yarı iş lenmiş mal. ara s ı navı * Üniversite ve yüksek okullarda yarı yı l içinde yap ı lan sı nav. ara nağ me. yüzeylerin. fesatçı . ara konakçı * Asalağ ı n. fitçilik. ara bulma * Anlaş mazl ı k durumunda bulunan kimseleri uzlaş tı rma iş i. katı cisimlerin birbirlerine rastladı kları ve kesiş tikleri yer. güftenin iki kı tası arası na. ara cümle * Birleş ik veya yalı n cümlelerde anlam ı biraz daha aç ı klamak için araya giren iki virgül veya iki kı sa çizgi içinde verilen cümle. ara buluculuk * Uzlaş tı rı cı lı k. fitçi. fesat. arada önlem niteliğ inde verilen karar. münafı klı k. sonuna da gelebilen. ara nağ me *Ş arkı . ara s ı cak * Soğ uk ve sı cak yemek servisi aras ı nda ikram edilen hafif sı cak yiyecekler. ara buluculuk etmek * ara bulmada yardı mcı olmak. baş ı na. ara karar ı * Bir davanı n bakı lması nı kolaylaş tı rmak için yargı dan önce. ara kazanç * Malı bütünüyle devretmeden arada elde edilen kazanç. geliş me evreleri sı rası nda beslenip bar ı ndı ğ ı konakçı lardan her biri.

motorlu veya motorsuz her türlü kara taş ı tı . araba kullanmak * araba sürmek. araba * Tekerlekli. ara söz * Doğ rudan doğ ruya konuş ulan veya yazı lan konuyu ilgilendirmeyen dolaylı söz. okun dibinde ve iki yanı nda bulunan uçlar ı na koş um kayı ş lar ı bağ lanan ağ aç bölüm. * Araba vapuru. birçok arabalarla. * Araba dolduracak miktar. durmak. arabacı * Arabayı süren kimse. * Araba yapan veya satan kimse. arada. ara yerde ara yön * Dört ana yönden ikisi arası nda olan yönlerden her biri. arabalı k * Araba konulan yer. arabalı * Arabası olan. ara vermek * yeniden baş lamak için. araba devrilince yol gösteren çok olur * iş iş ten geçtikten sonra verilen öğ üdün değ eri yoktur. araba araba * Arabalar dolusu. istitrat. araba vapuru * Arabalı vapur. araba mezarlı ğ ı * Kullanı lmaz hâle gelmiş veya eski arabaları n bı rakı ldı ğ ı yer. zaman zaman. bir iş i bir süre bı rakmak. * arası nda. araba vapuru. garaj. ara cümle. ara tümce * Bkz. . araba falakas ı * Çift atlı arabalarda. * Araba ile taş ı nmı ş veya taş ı nacak miktar. arabalı vapur * Arabaya taş ı yan vapur. * Araba yapma veya satma iş i. arabacı lı k * Araba sürme iş i. ara sokak * Ana yola açı lan ikinci derecedeki yol.ara s ı ra * Seyrek olarak. vapur.

Arabî * Araplarla ilgili. arac ı koymak * bir kimseyi. arac ı * Uzlaş tı ran. Araplara özgü olan. arabozan *İ ki kiş inin arası ndaki dostluğ u veya geçimi bozan (kimse). münaf ı k. büyüklerin yaş ayı ş ı na uyarlar. kabukları hekimlikte kullanı lan bir ağ aççı k (Daphne gnidium). müzevirlik. müzevir. arabankürdî * Klâsik Türk müziğ inde az kullan ı lmı ş birle ş ik bir makam. araba ş ı arabesk * Arap üslûbunda olan (ş ey). münafı klı k. arabeskle ş mek * Arabesk özelli ğ i kazanmak veya arabesk durumuna gelmek. anlaş ma sağ layan kimse. arabanı n tekerine taş koymak * güçlük çı karmak. * Giriş ik bezeme. arabozanl ı k *İ ki kiş inin arası ndaki dostluk veya geçimi bozma iş i. Arabist Arabistan defnesi * Dulaptal otugillerden. . arabeskle ş me * Arabesk durumuna gelme. * Arapça. Arabistik * Arap dili ve kültürü araş tı rmaları . * Üretici ile tüketici arası nda alı m satı m konusunda ba ğ lantı kuran ve bundan kazanç sağ layan kimse. arabeskçi * Arabesk müzik sanatçı sı . arabanı n ön tekerleğ i nereden geçerse art tekerleğ i de oradan geçer * çocuklar. Asya ve Afrika'nı n sı cak bölgelerinde yetiş en. * Arap dili ve edebiyatı yla uğ raş an kimse. arabizasyon * Araplaş tı rma. uzlaş ma sağ lamak için görevlendirmek. mutavass ı t. arabas ı nı düze çı karmak * karş ı la ş tı ğ ı güçlükleri yenip i ş ini kolay yürür hâle getirmek. fesatçı . * Piş miş ve dondurulmu ş hamur yanı nda yenen tavuklu veya hindili çorba.araban * Klâsik Türk müziğ inde bir makam.

* Mekke'nin doğ usunda. bilâvası ta. arada bir * seyrek olarak. araççı lı k * Düş ünme biçimlerinin. aradan * o zamandan bu zamana dek. bilvas ı ta. arac ı lı k etmek * bir iş in çözümünde araya girerek yardı m etmek. tavassut etmek. aradan ç ı karmak * birçok i ş ten birini yapı p bitirivermek. Araf Arafat * Cennet ile cehennem arası nda bir yer. enstrümantalizm. gücünden yararlanı lan nesne. kuramları n. vası tas ı yla. vası ta. doğ rudan doğ ruya yapı lan veya olan. aradan çekilmek * iliş iğ ini kesmek. * Bir sonuca ulaş mak için kullanı lan ş ey. araçlı jimnastik * Bkz. * Bir ş eye ula ş mak. arada kalmak * iki tarafı uzlaş tı rmak üzere araya girme dolayı sı yla güç duruma dü ş mek. * Kiş iler veya nesneler arası nda ba ğ lantı sa ğ layan ş ey. arada ç ı karmak * baş ka i ş ler aras ı nda bir iş i de yapı vermek. vası tas ı z. arada kaynamak * karı ş ı k bir durumda gereken ilgiyi görmemek. aletli jimnastik. araçs ı z * Araç kullanı lmadan. bağ lant ı kurarak. yoluyla. aradan kald ı rmak * iş yapma imkânı nı yok etmek. araçs ı zlı k * Araçsı z olma durumu. arac ı lı k * Aracı nı n gördü ğ ü iş . vas ı ta. mantı k ve ahlâk biçimlerinin yaln ı zca hayat ı n değ iş ik ş artları na uyma araçlar ı olduğ unu savunan dünya görüş ü. kurban bayramı nı n arife günü topland ı klar ı tepe. hacı lar ı n. araçlı * Araçla yapı lan veya olan. vası talı . tavassut.arac ı lı ğ ı yla * Aracı olarak. * Taş ı t. araç * Bir iş yapmakta veya sonuçland ı rmakta. bir ş eyi elde etmek için yararlan ı lan kimse veya ş ey. .

-arak / -erek * Fiillerden zarf yapan ek. çalma. araklamak * Çalmak. * Bir tür küçük zurna. aralar ı iyi * dostlukları düzenli. * Hı rsı zlı k. * Seyrelmek. yan ı ndan ayr ı lmak. araklama * Araklamak iş i. sı kı fı kı arkadaş lı k kurmak. hı rsı z. benzer nitelikler çok az olmak. aralar ı ndan su sı zmamak * birbirleriyle çok yakı n. aralar ı nı açmak * iki kiş i arası ndaki dostluğ u. *İ ki ş ey arası nda açı klı k oluş turmak. yarı açmak. . seyrekleş tirmek. * Beyaz. yeş il. seyrekle ş tirmek. * Araklayan. çaresiz kalmak. aralar ı ndan kara kedi geçmek (veya araları na kara kedi girmek) * iki dost birbirine gücenmek. çalan. a ş ı rma. mavimsi gri renkte billûrlaş mı ş bir tür kalsiyum karbonat. araka arakç ı arakç ı lı k arak ı ye * Derviş lerin giydikleri. iliş kiyi bozmak. aş ı rmak. aralar ı nda dağ lar kadar fark olmak * araları nda her yönden büyük ayrı lı klar bulunmak. aragonit arak * Ter. * Gitmek. * Aralanmak iş i. aralanma aralanmak * Biraz açı lmak. aralama aralamak * Aralamak iş i.Arafatta soyulmu ş hacı ya dönmek * her ş eyini kaybedip çı rı lçı plak kalmak. iki dostun arası na so ğ ukluk girmek. * Aralı klı duruma getirmek. *İ ri taneli bezelye. aralı k olmak. * Pirinç ve ş eker kamı ş ı ndan elde edilen bir tür rak ı . tiftikten yapı lmı ş ince külâh. * Bitkilerin fazla dal ve çubukları nı kesmek. uzaklaş mak.

* Bir sesi bir baş ka sesten. biraz açt ı rmak. üzerinde ve eş yası nda yapı lan araş tı rma iş lemi. vakit. araları nda açı klı k bulunan. * Portenin paralel çizgileri arası ndaki boş luk. * Sı ra. kal ı na veya inceye doğ ru ayı ran uzaklı k. * (bası mcı lı kta) Harfler veya satı rlar arası ndaki açı klı k. esrar gibi yasak ş eyler araması . silâh. aralar ı nı bulmak * birbirleriyle anlaş amayan iki ki ş iyi uzlaş tı rmak. yarı açmak. espaslı . geçenek. * Ayakyolu. aralı k oyunu * Tiyatroda iki perde arası nda yapı lan koro. arama tarama * Polisin kuş kulu gördü ğ ü kimseler üzerinde bı çak. elveriş li durum. aralatma * Aralatmak iş i. * Yarı açı k. * Evin iki bölümü veya iki oda arası ndaki dar geçit. * Uygun. tam kapanmamı ş . * Kesik kesik. espas. fı rsat. monolog gibi eğ lendirici oyun. araları nda açı klı k bulunmayan. * Dizgide kelimeler.aralar ı nı bozmak * iki kiş i arası ndaki ili ş kiyi bozmak. barı ş tı rmak. * Borsada hisse senetlerinin alı m satı m emirlerinin verildiğ i süre. * harfler arası nda veya satı rlar aras ı nda boş luk b ı rakmak. aralı kta * Öbür ş eyler arası nda. * Birbirine bitiş ik olan. aralı k vermeden. * Yı lı n 31 gün süren son ay ı . ilk kânun. aralı k vermek * yeniden baş lamak için bir iş i kı sa süre ile b ı rakmak. aralı klı * Birbirine bitiş ik olmayan. harfler veya satı rlar arası nda açı klı ğ ı olan. aralatmak * Aralı k duruma getirtmek. koridor. taharri. * Sürekli. bale. * Toplu beden eğ itiminde art arda dizilenleri ay ı ran açı klı k. mesafe. aralı ks ı z . iş yeri gibi yerlerde. aralı k *İ ki ş ey arası ndaki açı klı k. aralı k etmek * aralamak. arama emri * Yapı lacak ara ş tı rma iş lemi için yetkili organdan al ı nan buyruk. arama * Aramak iş i. arama karar ı * Arama yapı labilmesi için hâkim tarafı ndan verilmi ş karar. * Saklanan sanı ğ ı n ve suç belgelerinin elde edilmesi için bir kimsenin ev.

çok aramak. * Samî dillerinin batı lehçelerini içine alan ve milâttan önceki dönemlerde kullan ı lmı ş bulunan ölü bir dil. *Ş art ko ş ulmak. Aramca Aramîce aran ı lma * Aranı lmak i ş i veya durumu. * Önem verip istemek. aramakla bulunmaz * çok değ erli. * Ziyarete. aramak * Birini veya bir ş eyi bulmaya çalı ş mak. arama yapmak * birini veya bir ş eyi bulmaya çalı ş mak. * Bu söz "düzenlemek" anlam ı nda "aranje etmek" biçiminde kullan ı lı r. * (küçük a ile) Zenci. * Bir ş eyin yoklu ğ unu duyarak geri gelmesini istemek. * Bkz. aramak taramak (veya arayı p taramak) * dikkatle aramak. *Ş art ko ş ulmak. * Koyu esmer veya kara. hatı r sormaya gitmek. * Eksikliğ i duyulmak. * Araş tı rmak. aran ı lmak * Aramak iş ine konu olmak. * Düzenleme.* Denizdeki mayı nları toplama veya yok etme i ş lemi. * Aranı lan çözüm. arant ı Arap . özlemek. * Bir yöntem bulmaya çalı ş mak. fellâh. * Düzenleyici. * Söz konusu olmak. aranmak * Aramak iş ine konu olmak. taharri etmek. *İ steklisi bulunmak. aranje aranjman aranjör aranma * Aranmak iş i. * Arap halkı na özgü olan ş ey. kötü davranı ş larda bulunarak cezayı gerektirmek. * Kendi üstünü aramak veya ortalı kta kendi kendine bir ş eyler aramak. Aramîce. ancak rastlantı ile ele geçer. * Olumsuz. yoklamak. * Orta Doğ u ile Kuzey Afrika'n ı n büyük bir bölümünde yaş ayan halk ve bu halkı n soyundan olan (kimse).

Arapça * Samî dilleri ailesine giren ve Arap ülkelerinde kullanı lan dil.arap * Negatif fotoğ raf. Arap olay ı m * (ş aka yollu) söylenen bir ş eyin doğ rulu ğ una inandı rmak için kullanı lı r. Arap tav ş an ı * Kemirgen memelilerden bir hayvan (Daculus daculus). Arapla ş ma * Araplaş mak durumu. . Arapçalaş tı rmak * Arapçaya çevirmek. Arap uyandı (veya Arabı n gözü açı ldı ) * geçen bir olaydan ders alı ndı ğ ı nı anlatı r. zamkı arabî. Arap rakamlar ı * Bugün kullandı ğ ı mı z say ı lar ı gösteren rakamlar. Arap zamk ı * Akasyadan elde edilen bir zamk. arap saçı gibi * karmakarı ş ı k. yumuş ak. * Arap dili özelliğ i kazandı rmak. Arapl ı k * Arap olma durumu. arap saçı na dönmek * iş ler çok karı ş ı p çözümlenmesi güç bir duruma gelmek. yuvarlak ve çok sı k yeş il yaprakları olan uzadı kça a ş ağ ı doğ ru sarkan bir tür süs bitkisi. * Bu dile özgü olan. Araplı ğ ı benimsemek. Arapsaçı * Küçük. Arapla ş tı rma * Araplaş tı rmak iş i. Arap gibi olmak * simsiyah olmak. esmer bir sabun. Arapsaçı * Çözümlenemeyecek kadar karı ş ı k durum. Arapla ş mak * Arap olmak. kararmak. Arap sabunu * Potasla yapı lan. Arapla ş tı rmak * Arap kimliğ ini kazandı rmak. Arapçalaş tı rma * Arapçalaş tı rmak i ş i.

arası (veya araları ) aç ı lmak (aç ı k olmak veya bozulmak) * arkadaş lı kları sars ı lmak. kı yamet günü bütün ölülerin toplanacakları yer. ara ş tı rmac ı (kimse). ara ş tı rma görevlisi . müstemirren. birbirine darı lmak. arkası kesilmeden. arkada ş lı k bağ ları kopmak. geçirilmek. gözden. arası so ğ umak * aradan zaman geçerek önemini yitirmek. Arasat * Müslüman inanı ş ı na göre. * Çarş ı larda veya al ı ş veriş bölgelerinde aynı iş i yapan esnafı n bir arada bulunduğ u bölüm. * Meraklı . inceleyen. ara ş tı rma * Araş tı rmak i ş i. * Sürekli olarak. ara ş tı rı cı lı k * Araş tı rı cı nı n yaptı ğ ı iş . çocuk maması yapmaya yarayan un. arası z arasta ara ş it * Yer fı stı ğ ı . ara ş tı rı lmak * Araş tı rma yapı lmak. arası geçmeden * vakit geçmeden. * Bilim ve sanatla ilgili olarak yapı lan yöntemli çalı ş ma. ara vermeden. vira. geçimsizlik olmak. arası na (veya araları na) kar ı ş mak * büyüyüp yetiş mek. ara ş tı rı lma * Araş tı rı lmak i ş i. arası hoş (veya iyi) olmamak *oş eyden hoş lanmamak. ara ş tı rı * Araş tı rma.ararot * Sı cak iklimlerde yetiş en maranta adlı kamı ş tan ve baş ka bitkilerin kökünden çı karı lan. taharri. arası olmamak * geçinememek. ararot kamı ş ı * Maranta. ara ş tı rı cı * Araş tı ran. sı cağ ı sı cağ ı na. mütecessis. ara ş tı rma filmi * Herhangi bir bilimsel araş tı rmada alı cı nı n salt bir kayı t aracı olarak kullan ı lmas ı yla elde edilen film. araş tı rman. araları nda gerginlik.

eskisinin yerini doldurabilmek. * Arzu ettirmek. araya girmek * iki kiş inin arası ndaki bir iş e karı ş mak. ara ş tı rmacı * Bilim ve sanat alanlar ı nda araş tı rma yapan kimse.* Yüksek öğ retim kurumları nda yapı lan araş tı rma. yokluğ unu duyurmamak. * iki kiş iyi uzlaş tı rmaya çal ı ş mak. araya gitmek * harcanmak. * Aramak iş ini bir ba ş kası na yaptı rmak. dostluk kalmamak. . aray ı soğ utmak * zaman geçmek. arat ı ş aratma aratmak * Aratmak iş i veya biçimi. eski yakı nlı k. ara ş tı rmak * Birini veya bir ş eyi bulmak için bir yeri gözden geçirmek. asistan. ara ş tı rman * Araş tı rı cı . inceleme ve deneylerde yard ı mcı olan ve yetkili organlarca verilen görevleri yapan öğ retim yardı mcı sı . araya soğ ukluk girmek * dostluk bağ ı gevş emek. kaybolmak. * Bir gerçeğ i ortaya çı karmak için aramalarda bulunmak. araş tı rman. istetmek. * Bilimde ve sanatta yöntemli çalı ş malar yapmak. aray ı cı * Bir ş eyi aramay ı iş edinen kimse. * bir iş yapı lı rken ona engel olacak ba ş ka bir ş ey ç ı kmak. araya koymak * bir iş te sözü geçer bir kimsenin aracı lı ğ ı na baş vurmak. karı ş ı klı ğ a kurban olmak. sormak. soruş turmak. * Aratmak iş i. ara ş tı rmacı lı k * Araş tı rmac ı olma durumu. * arası aç ı lmı ş kimse ile bar ı ş mak. aratmamak * yenisi. aray ı yapmak * araları aç ı lmı ş iki kiş iyi barı ş tı rmak. araya vermek * yararsı z bir i ş e harcamak. aray ı açmak * aradaki uzaklı k artmak. araya almak * bir çevreye kabul etmek.

aray ı p soranı bulunmamak (veya olmamak) * kimsesi olmamak. aray ı p da bulamamak * beklenmedik iyi bir durumla karş ı laş mak. *İ stenilen yı ldı zı teleskop içine getirebilmek için büyük teleskoplara paralel olarak bağ lı . * Ardı l. yabancı para gibi değ erli kâ ğ ı tlar ı daha kârlı görülen baş ka kâğ ı tlarla de ğ iş tirme iş i. arbitraj * Hisse senedi. arazbar arazbarbuselik * Türk müziğ inde bir birleş ik makam. tetikli yay. aray ı cı fi ş eğ i * Bir tür donanma fiş eğ i. semptom. yer. * Türk müziğ inde bir birleş ik makam. aray ı p sormak * biri hakkı nda haber sormak veya birinin ziyaretine giderek ona karş ı ilgi göstermek. . arazi açma * fundalı k. toprak. *İ linek. arazi * Yer yüzü parçası . arboretum * Botanik bahçesinde ağ aç ve benzeri bitkilerin dikimine ayr ı lmı ş bölüm. tahvil. *İ çten çürümeye yüz tutmuş ağ aç. görü ş alan ı geniş olan küçük teleskop. * Hastalı k belirtileri. görünmemeye çal ı ş mak. * Belirtiler. aray ı ş araz * Aramak iş i veya biçimi. koruluk. çevreye uymak. * Maden üzerine kazı ma yapmak ve çı krı kta çevrilen ş eyleri yontmak için kullanı lan çelik kalem. araziye uymak * ortama. * Kundaklı . ardak ardaklanma * Ardaklanma iş i.* Arama iş iyle görevlendirilmiş kimse. patı rtı . durumu. arbalet arbede * Gürültülü kavga. yerey. sazl ı k yerleri temizleyerek tarı ma elveriş li duruma getirme. arda *İ ş aret olarak yere dikilen çubuk.

ard ı l * Birinin ardı ndan gelip onun yerine geçen kimse. ard ı arası kesilmemek * aralı ksı z olarak gelmek. ard ı ardı na * Birbirlerini kovalayarak. . ara vermeden. ard ı na (veya arkası na) dü ş mek * arkası ndan gitmek. ardı sı ra. Avrupa ve Asya ormanları nda yaş ayan. * Birisinin sı rt ı na ası lmak. kurt sayı lmaz * önemli kimseleri çekemeyip onlara dil uzatanları n çok olduğ unu anlatı r. ard ı sı ra ard ı ç * Peş inden. çatmak. arkası ndan. ardı sı ra. ard ı nca * Hemen arkası ndan. ard ı n ardı n * Geri geri. güzel kokulu yaprakları nı kı ş ı n da dökmeyen. ard ı ç rakı sı * Cin. sı rtı kahverengi. öncel karş ı tı . * Bir çı karı mda varı lan sonuç. ard ı l görüntü * Bir duyunun kaybolması ndan sonra geriye kalan görüntü. yuvarlak kara yemiş leri ilâç olarak kullanı lan bir a ğ açç ı k (Juniperus). ard ı na kadar aç ı k * (kapı . ard ı lma ard ı lmak * Ardı lma iş i. ası lmak. ard ı ç kuş u * Kara tavukgillerden. peş ini bı rakmamak. * Servigillerden. pencere için) sonuna kadar aç ı k. kuyru ğ u kara bir kuş türü (Turdus pilaris). ard ı ndan (veya arkası ndan) atlı kovalamak * bir iş i gereksiz bir telâş la yapanlar için söylenir. * Musallat olmak. ard ı ç otu * Ardı ç ağ acı nı n küçük bitkisi. karnı ak. halef. hemen ardı ndan. takı lmak. ard ı kesilmek * arkası gelmemek. * Sataş mak.ardaklanmak * (ağ açlarda) Mantarları n sebep oldu ğ u çürümeye u ğ ramak. tükenmek. ard ı nda yüz köpek havlamayan kurt. arkası sı ra. aralı ksı z.

durdurmak. . * Kayağ an taş . argaçlamak * Dokumada argaç atmak.ard ı ndan sapan taş ı yetiş mez * bir kimsenin çok hı zl ı gittiğ ini anlatmak için kullanı lı r. antrepo. ard ı ş ı k * Birbiri ardı ndan gelen. * Siyasî çekiş melerin geçti ğ i yer. boğ a güreş i. önlemek. * Ardiyeye bakan kimse. ard ı ş ı k olgular * Bir hastalı ktan sonra görülebilen fakat hastalı ğ ı n kesin sonucu olmayan olgular. peş ini bı rakmamak. arena * Amfiteatrı n ortası nda. son vermek. arefe günü * Bkz. yarı ş . ard ı nı almak (veya getirmek) * bitirmek. kayrak. * Ardiye iş leten kimse. ard ı ş ı k sayı lar * Bir. depo. iki. atkı . üç gibi birbiri ardı ndan gelen sayı lar. mütevali. ard ı ş ı k görüntü * Bir duyunun kaybolması ndan sonra da devam eden görüntü. ard ı ş ı klı k * Ardı ş ı k olma durumu. ardiye * Genellikle ticaret eş yası nı saklamaya yarar yer. argaç * Dokuma tezgâhları nda enine atı lan iplik. ard ı nı bı rakmamak * Bkz. argali * Boynuzlugillerden. arife. ard ı nı kesmek * arkası gelmemek. ardiyeci arduaz arefe areometre * Sı vı ölçer. tamamlamak. Kuzeydoğ u Asya'da yaş ayan. oyun gibi türlü gösteriler yap ı lan alan. * Bkz. argaçlama * Argaçlamak iş i. büyük boynuzlar ı olan yaban koyunu (Ovis ammon). arife günü. * Böyle bir yerde saklanı lan eş ya için ödenen ücret.

kanatsı z. zayı f. bitkin. argola ş mak * Karş ı lı klı argo konuş mak. ar ı dalağ ı * Bal peteğ i. * Serserilerin. halis. kı zı lca renkli küçük sinek (Braula caeca). * Beceriksiz. derbent. argon * Atom numarası 18. atom ağ ı rl ı ğ ı 39. * Keklik tutmakta kullanı lan. Kı saltmas ı Ar. külhan beylerinin kullandı ğ ı söz veya deyim. ar ı kil . argolaş ma * Argolaş mak özelliğ i gösterme. * Söz argo durumuna gelmek. rengi. * Geçit. münezzeh. iğ nesiyle sokan böcek (Apis mellifica). dağ boğ azı . * Yabancı ş eylerden arı nmı ş . * Temiz. bal ve bal mumu yapan. ar ı biti * Kör. argüman ar ı * Bir çı kı ş kümesinin de ğ iş kenine verilen ad. tahtadan kapanları n yan tarafları na bağ lanan ağ aç parça. ar ı beyi * Her kovanda bir tane bulunan ana arı . ar ı ar ı bal alacak çiçeğ i bilir * iş ini bilen kimse nereye ba ş vuraca ğ ı nı bilir. saf. kokusu ve tad ı olmayan bir element. salyangoz kabuğ u biçiminde kabuğ u olan ve ahtapota benzeyen bir hayvan (Argonauta argo). * Günahs ı z. * Zar kanatlı lardan. boğ az. havada %1 oran ı nda bulunan. * Argı n olma durumu. ar ı gibi sokmak * iğ nelemek.9 olan.argı n * Yorgun. argı nl ı k argı t argo * Kullanı lan ortak dilden ayrı olarak ayn ı meslek veya topluluktaki insanları n kullandı ğ ı özel dil veya söz dağ arc ı ğ ı . argonot * Kafadan bacaklı lardan. acı söz söylemek. ar ı gibi * çok çalı ş kan. kat ı ş ı ksı z.

* Porselen yapmakta kullanı lan bir çe ş it ak ve gevrek kil. karş ı lı ğ ı ödenmeyen emek. ar ı klaş ma * Arı klaş mak i ş i. ar ı kovanı * Arı lar ı n içinde bal yaptı klar ı çeş itli maddelerden yapı lmı ş yuva. cı lı z. sı ska. * Bal almak için arı yeti ş tiren kimse. kuru. * Genç iş çi arı nı n baş ı ndaki bezlerden salgı lad ı ğ ı azotu çok madde. ar ı sili * Tertemiz. . ar ı sütü ar ı cı ar ı cı lı k ar ı k * Ark. ek süre içinde harcadı ğ ı ve sonucunda artı k de ğ er yaratt ı ğ ı . ar ı kuş u * Arı ku ş ugillerden. kaolin. sı rtı sarı . Güney Avrupa. ar ı k * Eti. ar ı klatmak * Su yolu yapan kimse. ar ı kovanı gibi iş lemek * (bir yerin) gireni çı kanı çok olmak. ar ı k emek *İ ş çinin. ar ı klatma * Arı klatmak durumu. ar ı klamak * Arı k (II) duruma gelmek. Arı Kovanı * Yengeç takı m yı ld ı zı yöresinde bir yı ldı z kümesi. bozulan arkları temizleyip açmak. ar ı k çekmek * tı kanan. ar ı kçı ar ı klama * Arı klamak iş i. ar ı klaş mak * Arı k (II) olmak. * Bal almak için arı yeti ş tirme i ş i. * Fide veya fidan dikilen yer. ar ı kuş ugiller * Omurgalı hayvanlardan kuş lar sı nı fı na giren bir familya. yağ ı erimiş zay ı f. aç ı k yerlerde yaş ayan bir ku ş (Merops apiaster). karnı mavimsi yeş il. Orta Asya'da az a ğ açl ı klı . Kuzey Afrika.

özleş mek. ar ı na dokunmak * utanç duymak. tenzih. ar ı lama ar ı lamak ar ı lanma * Arı lamak iş i. özleş me. * Ruhun tutkulardan temizlenmesi. ar ı laş tı rma * Arı laş tı rmak iş i. ar ı lanmak * Arı laş mak. ar ı nı n yuvası na kazı k (veya çöp) dürtmek * tehlikeli kiş iyi kı ş kı rtmak. * Arı lanmak durumu. ar ı nı ş ar ı nma * Arı nmak iş i veya biçimi. * Bir ş eyde herhangi bir ay ı p veya kusur bulunmad ı ğ ı nı bildirmek. ar ı lı k * Temizlik. saflaş mak. ar ı laş ma * Arı laş mak durumu. ar ı ndı rmak * Arı nması nı sağ lamak. ar ı lar * Tek tek veya bir topluluk düzeni içinde yaş ayan. sı skalı k. kovanlı k. ar ı klı k * Zayı fl ı k.* Arı k (II) duruma getirmek. * Temizlenme. özleş tirme. arı duruma gelme. vücutlar ı . tenzih etmek. * Sanat yoluyla duyguları n arı nmas ı . arı la ş ma. özellikle karı nları ve arka ayakları kı llarla örtülü zar kanatl ı lar familyası . özle ş tirmek. ar ı ndı rma * Arı ndı rmak i ş i. ar ı lı k ar ı nmak . * Günahsı zl ı k. ar ı laş mak * Arı duruma gelmek. ar ı laş tı rmak * Arı duruma getirmek. * Katı ş ı ksı zlı k. * Kovanları n konulduğ u yer.

ar ı tı cı * Arı tma özelliğ i olan. arı duruma gelmek. * Katı ş ı ksı z duruma getirmek. ar ı ş ar ı ş ar ı ş * Araba oku. * Sonradan ortaya çı kan. * Rahatlamak. petrol gibi maddelerin ar ı tı ldı ğ ı yer. * sonradan ortaya çı kmak. iş lemez duruma gelmek. . * Çözgü. ar ı tmak * Temizlemek. aksaklı k. yağ vb. ar ı tı cı lı k ar ı tı m ar ı tı m evi *Ş eker. aksaklı k göstermek. * Bir notanı n sesini yarı m ton yükseltmek. karbondioksit ve su buharo gibi hidrokarbon bile ş iğ i olmayan gazlarla. için) Arı tma i ş i.* Temizlenmek. * Deterjan. ar ı za * Engebe. ar ı tma * Arı tmak iş i. ar ı tı ş * Arı tmak iş i veya biçimi. tasfiye etmek. musallat olmuş . ar ı z ar ı z olmak * bulaş mak. tasfiyehane. ar ı zalanmak * Arı za. rafineri. ar ı zalanma * Arı zalanmak iş i. alçaltmak veya eski durumuna getirmek için notanı n soluna konulan diyez. ar ı za yapmak * Bozulmak. * Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü. * Arı tma iş i. * Bulaş mı ş . * (petrol. sürekli görünür durumda olmak. * Aksama. hidrokarbon kondanstları nı n tabiî gazdan ayrı ld ı ğ ı birim. ar ı tma ünitesi * Doğ al gaz üretim kuyuları ndan toplama hatlar ı yla gelen gazı n içerisindeki hidrojen sülfür. rafinaj. * Katı ş ı ksı z. bemol ve bekâr i ş aretlerinin ortak adı .

düz. mutlu. * Soylular sı nı fı . biçimde. aristokrat . rahat. ön gün. hür. aristokrasi * Ekonomik. ar ı zası z ar ı zî * Sonradan olan. * Aristotelesçi. arifane * Arif olana yak ı ş acak yolda. arif olan anlas ı n (veya anlar) * herkesin anlayacağ ı kadar açı k söylenmeyen bir sözün gerçek anlamı nıkavrayanlar için söylenir. * (Araç vb. arifane ile * ortaklaş a. * Çı plak. * Bu halkla ilgili. olayı n bir önceki günü veya ona yakı n günler. arife günü * Dinî bayramlardan önceki gün. * Engebesiz. dı ş tan gelen. *İ ran'dan geçerek Kuzey Hindistan'a yerle ş en halk veya bu halktan olan kimse. * Geçici. Ari arî Ari dil aria arif * Çok anlayı ş lı ve sezgili (kimse). * Operalarda solistlerden birinin orkestra e ş li ğ inde söylediğ iş arkı . * Özgür. * Aksamayan. iş lemeyen. bozulmadan iş leyen. toplumsal ve siyasî gücün soylular sı nı fı nı n elinde bulundu ğ u tarihî yönetim biçimi. eğ reti. arya. bu halka özgü.ar ı zal ı * Engebeli. bozulmuş . arioso Aristocu * Dramatik ve lirik bakı mdan yüksek bir anlatı m gücü olan ağ ı r baş lı hava. * Huzurlu. * Yiyeceğ i ortakla ş a sa ğ lanan (toplant ı ). için) Aksayan. Aristoculuk * Aristotelesçilik. * Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İ ran grubuna verilen ad. * Yarı m yamalak. varı ş lı . arife * Belirli bir günün. idare edecek biçimde.

* Aristokrasi yanlı sı . ödünç. aritmetik * Matematiğ in. ariyeten * Eğ reti olarak.. aritmetik dizi * Ardı ş ı k terimleri arası ndaki ayr ı m değ iş meyen dizi: 1. * Ritimli olmayan. aritmi aritmik ariya ariyet * Eğ reti. * Bu bilimle ilgili. dizinin terim sayı sı na bölünmesiyle elde edilen sayı . ödünç olarak.5. düzensiz. Aristotelesçilik * Yunan filozofları ndan Aristoteles'in felsefesi.7. aritmetik orta * Bir diziyi oluş turan say ı lar ı n toplam ı nı n. aristokratik * Aristokratlı kla ilgili. aritmetiksel * Aritmetik ile ilgili. * Kalp atı ş ları ndaki düzensizlik ve eş itsizlik. konusu sayı lar. Aristotelesçi * Aristotelesçilik yanlı sı olan kimse.3. ark . ariz amik ariza arjantin * Enine boyuna. her yönü ile.9. * Yüksek bir makama sunulan mektup veya dilekçe. * Bu felsefeyi benimsemiş olma durumu. gezimcilik. dizisi aritmetik bir dizi olup ortak çarpan denilen değ iş mez oran ı 2 sayı sı dı r. * Sancağ ı .. * Belli bir taş ı nı r malı n kullanı lması nı n geri verilmek ş art ı yla bedelsiz olarak bir kimseye bı rakı lması . Arjantinli * Arjantin halkı ndan olan. * Büyük bira bardağ ı . * Soylu. yelkeni veya sereni direkten a ş ağ ı alma. aritmetik iş lem * Aritmetik yoluyla yapı lan çözüm. bunlar ı n özellikleri ve iş lemler olan kolu. aristokratl ı k * Aristokrat olma durumu.

geride kalm ı ş zaman. * (insan için) Vücut. arka * Bir ş eyin temel tutulan yüzünün tam ters yan ı . * Geçmiş . arka plânda * Geride. * Koruyucu. arka yüz arkaç * Bir ş eyin arkada kalan yüzü. dayan ı ş mak. arı k. * Arkada olan. arka olmak * maddî. dayamak. * Bir ş eyin sı rt durumunda olan yüzeyi. arka vermek * desteklemek. arkada bulunan. arka arkaya * Hemen birbirinin arkası ndan. yabancı gibi davranmak. arka müziğ i * Bir oyunda hareket ve sözlerin yanı sı ra etkiyi artı rmak için hafifçe çalı nan müzik. arka bulmak * bir koruyucu. * Önemsiz. beden. * Geri kalan bölüm. kanal. art arda. hark. manevî yönden destek olmak. kayı rı cı . rüzgâr almayan kuytu yer. * Ağ ı l. arka teker * Araçları n arka düzeninde yer alan tekerlek. arka ayak * Hayvanlarda vücudun gerisinde bulunan ayaklardan biri. iltimasçı . arka arka * Geriye doğ ru. arka (veya sı rt) çevirmek * eski ilgiyi göstermez olmak. . peş . * Dağ sı rtları nda davarlar ı n yatı rı ldı ğ ı düz. arka sokak * Ana yola açı lan ikinci derecedeki sokak. * Art. cetvel. arka arkaya vermek * birbirini korumak için birleş mek. * Otururken sı rtı n dayandı ğ ı yer. piston. destek olmak. arka kap ı dan çı kmak * okuldan baş arı sı zl ı kla ayr ı lmak. kayı rı cı bulmak. arka çı kmak * bir kimseyi baş kaları na karş ı korumak.*İ çinden su akı tmak için toprağ ı kazarak yapı lan açı k oluk. kayı rmak.

ünsiyet. . arkadaş a yak ı ş ı r davranı ş . el altı ndan. arkadan arkaya * Gizli gizli. geride kalmak. arkada kalmak * geriden gelmek. * Bir kimseye güven vererek yardı m etmek. yard ı m. arkaik * Arkaizmle ilgili. arkada ş lı k etmek * bir iş te birlikte bulunmak. arkada ş olmak * bir kimseyle dostluk kurmak. arkada ş * Bir iş te birlikte bulunanlardan her biri. korumak. kullanı mdan düş müş olan eski söz ve deyim. arkaizm arkalama arkalamak * Arkası na almak. dostça. * Güzel sanatlarda klâsik çağ öncesinden kalan. dedikodusunu yapmak. belli etmeden.arkada bı rakmak * birinden daha ileri gitmek. eskimiş (söz veya eser). arkadan söylemek * kendisi bulunmadı ğ ı bir yerde kimseyi çekiş tirmek. refakat etmek. müzaheret etmek. gizlice. müzaheret. arkada ş ça * Arkadaş olarak. içten olmak. arkada ş lı k * Arkadaş olma durumu. * Arkalamak iş i. arkadan vurmak * bir kimse kendisine güvenen ve inanan birine gizlice kötülük etmek. * değ erce ileride olanlar ı n arkası nda kalmak. * (ölen kimseye göre) dünyada bı rakmak. refik. yâren. arkada kalanlar (veya arkadakiler) * bir kimsenin öldüğ ünde veya bir yere gittiğ inde geride bı raktı ğ ı yakı nları . arkada ş canlı sı * arkadaş lı ğ a değ er veren. arkada bı rakmak * bir ş eyden epey uzakla ş mı ş bulunmak. * Birbirlerine karş ı sevgi ve anlayı ş gösteren kimselerden her biri. bir yapı nı n özelliğ i. * zaman bakı mı ndan geçmi ş te bı rakmak. arkada ş değ il. * bir süre beraber bulunmak. arka taş ı * zarar veren arkadaş lar için söylenir. hempa. geride kalmak. huyu ve düş ünceleri birbirine uymak. içtenlikle. omuzda ş lı k. eş lik etmek. destek olmak. * Kullanı ldı ğ ı çağ dan daha eski bir ça ğ dan kalma bir biçimin. ileri gidememek. birlikte gitmek. yüklenmek. * Konuş ulan ve yazı lan dilde. arkadaş ları na çok düş kün olan kimse.

.arkalanma * Arkalanmak iş i. arkal ı arkal ı ç * Arkalı k. arkası na almak * sı rt ı na yüklemek. sürekli olmak. arkası yufka * Sevilen bir yemeğ in arkas ı ndan baş ka bir yemeğ in bulunmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. arkası pek * Güçlü birine veya sağ lam bir ş eye güvenen. sı rt dayayacak yeri olan. sı rt dayayacak yeri olmayan. bir yerde durdurulmak. taş ı mak. yük taş ı rken kullandı klar ı arka yast ı ğ ı . * Koruyanı . koruyucusu. arkal ı k * Ev içinde giyilen kolsuz. arkalı k. arkası alı nmak * sona erdirilmek. güçlü olmak. arkal ı ksı z * Arkalı ğ ı . peş inden. arkası gelmek * devamlı olmak. dayanağ ı olan. * Soğ uğ a karş ı gereğ i gibi giyinmemi ş olma durumu. arkası na dü ş mek (veya takı lmak) * bir iş i sona erdirmek için sı kı çalı ş mak. yerinden düş ürülememek. arkal ı klı * Arkalı ğ ı . arkalanmak * Kendisine yardı m edilmek. * Sı rtı nda yük taş ı yan hamallar ı n. destek olunmak. * Sı rt dayamaya yarar yer. arkası olmamak * kayı racak kimsesi olmamak. * (birini) gözden ayı rmayarak arkası ndan gitmek. kalı nca bir tür kı sa hı rka. bitirilmek. arkası sı ra * arkası ndan. arkası na bakmadan gitmek * arkada kalanlarla hiç ilgilenmeden bir yerden ayrı lmak. son bulmak. * desteğ ini sağ lamak. arkası kesilmek * tükenmek. arkası (veya sı rt ı ) yere gelmemek * sarsı lmamak. arkası sı ra * Ardı ndan. semer.

arkası ndan sürüklemek * arkası ndan gelmesini sağ lamak. baş ka zamana veya iş in sonuna bı rakmak. arkası nda dola ş mak (veya gezmek) * bir iş i yaptı rmak için ilgili veya yetkili bir kimsenin uğ radı ğ ı yerlere giderek görüş me f ı rsatı aramak. arkası nı dayamak * birinin koruyuculuğ una güvenmek. görüş me fı rsatı aramak. arkaüstü * Arkası yere gelecek biçimde. arkaya kalmak * geride kalmak. arkası z * Arkalı ğ ı olmayan. arkaya bı rakmak (veya koymak) * sonraya. *İ lk ana madde. arkası ndan ko ş mak * iş yaptı rmak için birinin arzusunu kollamak. ertelemek. arkası nı (veya peş ini) bı rakmak * vazgeçmek. geriden gelmek. övmek. koruyucusu. * Koruyanı olmayan. . arkası nı almak * bir iş i tamamlamak. sonraya kalmak. * birine çok ilgi duymak. arkeen arkegon * Kambriyumlardan önce oluş an en eski yer katı . arkası ndan * birinin orada hazı r bulunmamas ı durumunda. iltifat etmek. arkası nı sı vamak * okş amak. arkası nı (birine) vermek * birinin koruyuculuğ una güvenmek. sözünden caymakta sakı nca görmeyenler için kullanı lı r. dayanağ ı olmayan. arkası nı getirememek * baş lad ı ğ ı bir i ş i sürdürüp sona erdirememek. arke arkebüz * XV. yüzyı lda Fransa'da kullanı lmaya baş lanan. arkası nı (bir ş eye) vermek * dönmek. taş ı nabilir ateş li silâh.arkası nda (veya sı rtı nda) yumurta küfesi yok ya! * eski düş üncesini de ğ iş tirmekte.

utangaç. arkeopteriks * Hem kuş hem sürüngen özellikleri gösteren bir hayvan fosili. arlı * Namuslu. arkeoloji uzman ı veya bilgini. arma uçurmak (veya arma budatmak) * armayı rüzgâra kaptı rmak. arkeolojik * Arkeoloji ile ilgili. bir hanedanı n veya bir ş ehrin sembolü olarak kabul edilmi ş resim. kum taş ı türünden bir tortul kayaç. * (olumsuz olarak veya olumsuz anlamlı cümlelerde kullanı lı r) Utanmak. harf veya ş ekil. arma ğ an . * Geminin direk. bazı su yosunlar ı nda. * Köy evlerinde kapı ları n arkası na konulan kal ı n kuş ak. ongun. halat ve yelken takı mı . arlı arı ndan. yağ mur ve kardan korumak amac ı yla bir süre için sökmek. armada armador * Donanma. kazı bilimi. * Tarih öncesi ve eski çağ lardan kalma eserleri tarih ve sanat bak ı mı ndan inceleyen bilim. seren. huysuz huyundan vazgeçmez * herkes kendi karakterine göre davranı ş ta bulunur. arktik arlanma arlanmak arlanmaz * Utanmaz. arkeolog arkeoloji * Eğ relti otlar ı nda. bütün kara yosunları nda ve bazı açı k tohumlularda görülen diş ilik * Kazı bilimci. seren. sı kı lgan. sı kı lmaz. arma donatmak * armayı yerli yerine koymak. yelken ve ip gibi donanı mı nı düzenleyen usta. ip. kuzey kutup yakı nı nda olan. * Geminin yürümesine hizmet eden direk.organı . armadura * Gemide direklere tak ı lı halatları bağ lamak için küpe ş tenin iç tarafı nda bulunan delikli ve çubuklu levha. arma soymak * hareketli olan armayı . * Kuzey kutupla ilgili. arma * Bir devletin. limanda kı ş lamak. arkı t arkoz * Birleş iminde feldspat bulunan. * Arlanmak iş i.

kuvvet akı mı nı toplu bir duruma getirmek için bu kutuplar arası na yerle ş tirilen demir parçası . armudun iyisini (dağ da) ayı lar yer * Bkz.* Birini sevindirmek. mı zı ka. ana sesin frekansı ndan tam katı olan sesler. armatür * Bir aletin ana bölümünü oluş turan k ı sı m. armoni * Türlü sesler arası nda sağ lanan uyum. * Bağ ı ş . armonize * Tamamlayı cı sesler eklenmiş (müzik parças ı ). çiçekleri beyaz. * Akordeon. * Gemi iş letme iş i. * Armonika. * Ödül. * Bir kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri. ayr ı notada sesler çı karan küçük ağ ı z çalgı sı . armonik * Armoni ile ilgili olan. ihsan. armoniler * Frekansı . armatörlük * Armatör olma durumu. armudî armudiye * Armut biçiminde nazarlı k olarak takı lan altı n. yumuş ak. arma ğ an etmek * birine bir ş eyi armağ an olarak vermek. gemi i ş letmecili ğ i. armut * Gülgillerden. * Bu ağ acı n rengi sar ı dan yeş ile kadar de ğ iş ebilen tatl ı . * Fazla bön. ufak çekirdekli meyvesi. hediye. armonika * Yan yana sı ralanm ı ş deliklerden her biri üflenince. armonyum * Taş ı nabilir küçük org. yurdumuzun her yerinde yetiş en. * Armut biçiminde olan. Ahlatı n iyisini (dağ da) ayı lar yer. armal ı armatör * Arması bulunan. armoni orkestrası * Yalnı z üflemeli çalgı lardan oluş an orkestra. * Bir bilim adamı nı n emek verdi ğ i dalda onu anmak için hazı rlanan bilimsel eser. * Ticaret gemisi sahibi. hediye etmek. sulu. armut gibi . mutlu etmek için verilen ş ey. * Bir mı knatı sı n iki kutbu arası nda. bir a ğ aç (Pirus communis).

sı ğ ı r gözü. mastı çiçeğ i. bön. Arnavutlaş mak * Arnavut dilini ve kültürünü benimsemek. arnika aroma * Bitki özlerinden veya yağ lar ı ndan elde edilen ho ş koku.* çok anlayı ş sı z. aromatik * Öküz gözü. armut kurusu * Daha sonraki mevsimlerde yenmek üzere kurutulmuş armut. . Arnavutça * Hint-Avrupa dilleri ailesine giren. armut top * Boksörün çalı ş malar ı nda kullandı ğ ı içi havalı . dı ş ı deri. armut piş ağ zı ma dü ş ! * bir iş e hiç emek harcamaksı zı n onun kendiliğ inden olması nı bekleyenlerin durumunu anlatı r. Arnavutlar ı n kullandı ğ ı dil. Arnavut ci ğ eri * Ciğ er tavası . * Arnavutluk ve çevresinde yaş ayan bir halk. Arnavut bacas ı * Çatı penceresi. armut kaba ğ ı * Ürünü. armuz Arnavut * Gemilerde güverte ve borda kaplama tahtaları nı n yan yana gelmeleri sonucu aralar ı nda oluş turduklar ı çizgi. üzümün (veya kiraz ı n) çöpü var demek * her ş eye kusur bulmak. Arnavutlaş tı rmak * Arnavut kimliğ ini kazand ı rmak. armut biçiminde top. Arnavut kald ı rı mı * Yollarda irili ufaklı taş larla geliş igüzel yapı lan kaldı rı m. Arnavut biberi * Acı kı rmı zı biber. armutun sapı var. Arnavutlaş ma * Arnavutlaş mak. Arnavutluk * Arnavut olma durumu. hiçbir ş eyi be ğ enmemek. * Arnavut halkı nı n bütünü. armut biçiminde olan bir süs kabağ ı . * Bu halka özgü olan (ş ey). Arnavutlaş tı rma * Arnavutlaş tı rmak durumu.

arpacı kumrusu gibi düş ünmek * ne yapacağ ı nı bilmeyerek derin derin dü ş ünmek. * Arpa biçiminde ş ehriye. darı çı ktı * ters sonuç veren iş ler için söylenir. arpa suyu * Bira. * Baş maklı k. * Karş ı lı ksı z yarar sağ lanı lan yer veya kimse. taneleri ekmek ve bira yapı mı nda kullanı lan. arpa ektim. * Yabanî arpa.* Hoş kokulu. arpacı k * Göz kapağ ı nı n kenarı nda çı kan küçük çı ban. aromalı . yiyecek gibi ş eyler veya para. arpacı k soğ anı * Tohumdan yetiş tirilen ve tohumluk olarak kullanı lan küçük so ğ an. arp * Bkz. * Müftü ve kazasker gibi din görevlilerine aylı k yerine verilen giyecek. it dirseğ i. * Arpa yetiş tirme veya alı p satma iş i. yurdumuzda çok yetiş tirilen bir bitki (Hordeum vulgare). doldurma ve boş altma düzeni olan. arpa güvesi * Tahı llara dadanan bir güve türü. arpacı * Arpa alan ve satan kimse. * Arpa konulan yer. arpalı k * Arpa ekilen yer. . araba gibi bir taş ı t aracı na. arpa * Buğ daygillerden. hayvanlara yem olarak verilen. tabanca gibi ateş li silâhlarda namlunun en ileri bölümünde bulunan ve niş an alı rken gezle birlikte göz ile hedef arası nda ayn ı çizgi üzerine getirilen küçük ç ı kı ntı . bir su deposu eklenmesiyle olu ş turulan. * Çok arpa yemekten ileri gelen bir hayvan hastalı ğ ı . harp (II). arozöz * Kamyon. * Tüfek. arpa boyu kadar gitmek (veya yol almak) * pek az ilerlemek. arpacı lı k arpa ğ an arpalama * Atları n ayakları nda görülen ve rahat yürümelerini önleyen bir hastalı k. sulamaya yarar araç. * Hayvanı n diş inde bulunan ve hayvan yaş landı kça silindiğ i için ya ş ı nı belli eden bir ni ş an. arpa tarlası . * Bu bitkinin taneleri. arpa ş ehriye * Arpa biçiminde dökülmüş ş ehriye.

arsı zlanma * Arsı zlanmak iş i. * Arp çalan kimse. arpç ı arpej arsa arsenik * Atom numarası 33. arsı za yakı ş an biçimde. arsı zlı k etmek * utanmadan. yüzsüz (kimse). maden filizlerinde çok yaygı n bulunan. * Kolayca üreyebilen (bitki). arsı zlaş mak * Arsı z duruma gelmek. arpası çok gelmek * coş mak.91. arsı ulusal * Uluslar arası . atom ağ ı rl ı ğ ı 74. arsı z * Utanması . atmosfer bas ı ncı altı nda 4500 C de süblimle ş en. metal görünümünde basit element. yüzsüzce davranmak. yı lı ş ı k. azmak. sı kı lmas ı olmayan. arsı zca * Arsı z gibi. s ı rna ş arak. * Üzerine yapı yap ı lmak için ayrı lmı ş yer. arpalı k yapmak * bir kaynaktan sürekli olarak çı kar sa ğ lamak. arsı z arsı z * Utanmaz bir biçimde. * Aç gözlü davranan (kimse).7 olan. yı lı ş ı klı k. yoğ unluğ u 5. arslan ı n ad ı çı kmı ş . kudurmak. çakallar ba ş keser * haksı zl ı ğ ı veya kötülü ğ ü esas yapanı n yerine bu konuda ad ı ön plâna çı kan kiş iler anlamı nda kullanı lı r. arslanlı . zı rnı k. * Bir akort oluş turan seslerin birbiri arkası ndan çalı nmas ı . sı rna ş ı klı k. arsı zlı k * Arsı z olanı n durumu veya ars ı za yakı ş acak davranı ş . yı lı ş arak. arsı zlaş ma * Arsı zlaş mak iş i. Kı saltması As. sı çan otu. arslan * Aslan. arsı zlanmak * Arsı zlı k etmek.arpalı k etmek * arpalı k yapmak. sı kı lmadan. aç gözlü davranmak.

ar ş ar ş e * Askerlikte "yürü" komutu. ar ş ivlemek * Arş ive kald ı rmak. ar ş iv ar ş ivci ar ş ivleme * Arş ivlemek iş i. art arda * Birbirinin arkası ndan. tramvay gibi elektrikle iş leyen taş ı tlarda telden elektrik akı mı almaya yarayan. * Belgelik görevlisi veya uzmanı . arş ı n kadar. * Avusturya hanedanı nda prenses. * Belgelik. ar ş ivcilik * Arş ivcinin yapt ı ğ ı iş veya görevi. * Arş idükün kar ı sı veya k ı zı . ar ş ı nlama * Arş ı nlamak iş i. ar ş ı nlı k ar ş idük ar ş idü ş es * Arş ı n ölçüsünde. * Keman yayı . art * Arka. geri. yukarı ya doğ ru uzanmı ş demir yay. geniş adı mlarla dolaş mak. ar ş ı nlamak * Arş ı nla ölçmek. ar ş *İ slâm dinî inanı ş ı na göre göğ ün en yüksek katı . troleybüs. * Amaçsı z. arş ivde saklamak. * Avusturya'da imparator ailesi prenslerine verilen unvan. * Yaklaş ı k olarak 68 cm ye eş it olan uzunluk ölçüsü. * Tren.* Osmanlı devletinde kullanı lan arslan baskı lı gümüş sikke. ar ş etip ar ş ı âlâ ar ş ı n *İ lk örnek. * Bir ş eyin öbür yüzü. art avurt . * Dokuzuncu kat gök.

bereketli. art damak ünsüzü * Ciğ erlerden gelen havanı n dil sı rt ı yard ı mı yla art damağ ı n çeş itli noktaları nda bazen patlayarak. art elden * birini oyalayı p. artç ı * Yürüyüş durumunda bulunan bir askerî birli ğ in güvenliğ ini sağ lamak için arkadan gelmek üzere bı rak ı lan kı ta. diyakronik. geriye kalmak. art düş ünce * Bir düş üncenin arkası nda gizli tutulan ası l düş ünce. ğ . * Çoğ alan. art eteğ inde namaz kı l * çok temiz huylu kimseler için söylenir. hareket). hinterland. art avurt ünsüzü * Dil ucunun art damağ a çarpmas ı ndan oluş an ve dilin yanları ndan akan ses. art damak * Damağ ı n arka bölümü. fazlala ş an. ondan gizli olarak. art zamanl ı * Evrim açı sı ndan ele alı nan süre içinde birbirini izleyen. art zamanl ı lı k * Değ iş ik zaman ve evrim açı sı ndan incelenen dil olayları nı n özelliğ i. fazla bulunmak. art niyet art oda art teker *İ tici gücü sağ layarak bisikleti yürüten teker. . artç ı lı k * Artçı nı n görevi. artakalmak * Artmak. artakalma * Artakalmak iş i veya durumu. art bölge * Deniz kı yı sı nda bulunan bir yerin gerisindeki bölge. g. bereket. art zamanl ı dil bilimi * Dil olayları nı değ iş ik zaman ve evrim aç ı sı ndan ele alan dil bilimi. dümdar. arta ğ an * Alı ş ı landan veya beklenilenden artı k verimi olan. diyakroni. * Art düş ünce. art ı mlı . arta ğ anl ı k * Alı ş ı landan veya beklenilenden artı k ürün verme durumu. * Geçmiş bir sanat veya edebiyat çı ğ ı rı nı sürdüren (sanatç ı . bazen de sı zarak oluş turduğ u ünsüz: k.* Avurdun arka bölümü. * Gözde iris ile billûr cismin arası ndaki boş luk.

sı fı rdan büyük sayı . eksi karş ı tı . art ı k gün * Artı k yı llarda ş ubat ayı na eklenen. * Trafiğ i yoğ un olan ana yol. art ı klamak * Yemekte artı k bı rakmak. *İ çildikten. sı vı ya batı rı lı p akı mı n geçmesini ağ layan. sonra. karş ı lı ğ ı ödenmeyen emek. * Daha çok. art ı * Toplama iş leminde + iş aretinin adı . * Sı fı rdan büyük. çoğ alma. kar ş ı lı ğ ı nı ödemeksizin sahip olduğ u ek değ er. * Kalan veya artan bölüm. art ı uç art ı k * Elektrikli çözümlemede. önünde art ı iş areti bulunan (sayı ). art ı mlı art ı n art ı rı lma * Piş ince ş iş tiğ i için miktar ı artm ı ş gibi görünen. pozitif. iş gücünün karş ı lı ğ ı olarak. . * Artı klamak iş i. artı ş . anot. * Artı rı lmak i ş i. ödenen değ erin üzerinde ürettiğ i ve iş verenin. metal uçlardan artı yüklü olanı . zait. * Bundan böyle. arterit artezyen artezyen kuyusu * Artezyen. dört yı lda bir gelen 29. ek süre içinde harcadı ğ ı ve sonucunda artı k de ğ er yaratt ı ğ ı . pozitif sayı . art ı k değ er *İ ş çinin. yeter. art ı sayı * Kendisinden önce + iş areti bulunan. * Katyon. * Atardamar bozukluğ u. gün. * Toprağ ı burgu ile delinerek aç ı lan ve suyu yükseğ e fı ş kı ran kuyu. art ı k emek *İ ş çinin. daha fazla. art ı k yı l art ı klama * Dört yı lda bir gelen 366 günlük y ı l. daha. artağ an. * Bir ş ey harcandı ktan sonra onun artan bölümü. yenildikten veya kullanı ld ı ktan sonra geriye kalan. art ı m * Artma. seneikebire.arter * Atardamar.

* Artiste benzer biçimde. art ı ş artist gibi artistçe artistik artistlik artrit artroz artt ı rma artt ı rmak . * Bir malı baş ka al ı cı ları n verdiğ i fiyattan daha yüksek bir fiyatla almak istemek. * Tutumlu davranı p biriktirmek. sanatlı . çoğ altı lmak. sanatkâr. art ı rmak * Artması nı sa ğ lamak. * Artı rmak iş i yapı lmak. çoğ alı ş . art ı rma * Artı rmak iş i. iltihapsı z. tasarruf. * Eskisinden daha çok çoğ almak. * Genellikle ş ekil bozucu. * boylu poslu. * Artmak iş i veya biçimi. * Değ eri yükselmek. * Güzel sanatları n gerektirdiğ i niteliğ e uygun. * Artist olma durumu. * Müzayedede artı rma. fazlalaş mak. * Yükseltmek. sanatçı . güzel ve alı mlı (kimse). art ı rı m * Bir ş eyi idareli harcayarak onun bir bölümünü art ı rma iş i.art ı rı lmak * Artı rmak iş ine konu olmak. * Eklem romatizması . artist * Güzel sanatlardan birini meslek edinen kimse. * Arttı rmak iş i. * Gereğ ince harcandı ktan sonra bir miktar geri kalmak. artma. * Eğ lence yerlerinde gösteri yapan kimse. * Artistin görevi. artı m. tasarruf etmek. tezyit edilmek. * Alı cı lar aras ı ndaki yarı ş maya dayanan ve en yüksek fiyatı sürene malı n verilmesiyle biten yöntem. artmak artmak * Büyük heybe. * Herhangi bir davranı ş ta ileri gitmek. süreğ en eklem hastal ı ğ ı . artma * Artmak iş i. artist gibi. çoğ altmak. müzayede.

istida. arz odası * Mevkii olan insanları n. arzuhâl * Dilekçe. halkla görüş tüğ ü oda. . bildirme. arz ve talep * Üreticinin piyasaya mal çı karması ve tüketicinin piyasadan mal çekmesi olayları . sunu ve istem. arz talep kanunu * Belirli bir piyasada sunu ve talep dengesini düzenli tutma sistemi. enlem dairesi. arz * Sunma. jeoloji. arz arz arzuhâl gibi (veya kadar) * bir mektubun çok uzun olduğ unu anlatmak için söylenir. * Heves. geniş lik. enlem.aruz * Hecelerin uzunluk ve kı salı k. kapalı lı k veya açı klı k değ erlerine göre türlü ses kalı pları ndan olu ş an Divan Edebiyat ı naz ı m ölçüsü. arz dairesi * Bkz. * En. yüzyı lda Arius adlı bir papazı n kurduğ u ve Hristiyan inanı ş ı nı n tersine olarak İ sa'nı n tanrı lı ğ ı nı inkâr eden mezhep. arzanî arziyat arzu *İ stek. * Yer bilimi. arzu duymak * birine veya bir ş eye karş ı istek duymak. arz derecesi * Bkz. arya * Operalarda solistlerden birinin orkestra eş li ğ inde söylediğ i. * Enine olan. genellikle kendi içinde bütünlüğ ü olan parça. * (büyük bir makama) Anlatma. arz etmek * sunmak. * saygı ile bildirmek. * Yer. Aryanizm * IV. arzu etmek * yürekten istemek. yeryüzü. dilek.

arzuhâlci * Para ile dilekçe. as as * Kakı m. istemek. asabîlik asabiye * Asabî olma durumu. mareş allerin. din adamlar ı nı n güç sembolü olarak. arzulu *İ stekli. törenlerde ta ş ı dı kları bir tür ağ aç veya metalden değ nek. As * Arsenik'in kı saltması . * Sinirle ilgili. asabî * Sinirli. hükümdarları n. özlemek. eklendi ğ i kelimenin daha aş ağ ı derecelisini anlatan yeni kelimeler türetmeye yarar. asabîle ş mek * Kı zmak. asa * Bazı ülkelerde. hevesini alamamak. *İ skambil kâğ ı tları nda birli. * Herhangi bir ölçü biriminin bölündüğ ü eş it parçalardan her biri. arzusu kalmak * isteğ i yerine gelmemek. sinirlenmek. * Ast sı fatı nı n kı saltı lmı ş ı . * Sinir hastalı kları ile ilgili hekimlik kolu. * Bir iş te baş ta gelen (kimse veya ş ey). sinirlilik belirtileri göstermek. * Sinir hastalı kları uzmanı . asas kat as yön asabiyeci . öfkelenmek. yazan kimse. mektup vb. * Ara yön. sinirsel. arzuhâlcilik * Arzuhâl yazma iş i. arzulama * Arzulamak iş i. arzulamak *İ stek duymak. asabîle ş me * Asabîleş mek i ş i. hevesli. * Eskiden ihtiyarları n baston yerine kullandı kları uzun sopa. * Sinir hastalı kları ile ilgili hastahane bölümü.

onun zararı na yaş ayan baş ka canlı . argon. ası l olarak. asillik. asap asar * Sinirler. asabî yapı lı olma. asalaklaş ma * Asalaklaş mak durumu. * Bir canlı nı n içinde veya üzerinde sürekli veya geçici olarak. asal gazlar * Atomları nı n dı ş elektron halkalar ı tamam ı yla veya geçici olarak elektrona doymuş olan gazlar (helyum. * Bir görevi yüklenmiş olan. konakçı yla iliş kisini ve yapt ı ğ ı hastalı klarla bu hastalı klara karş ı giri ş ilecek sava ş ı konu alan bilim dalı . * Kendi adı na hareket ederek. asaleten asaleten atama * Sürekli görev yapmak üzere bir göreve atama. * Baş lı ca. asamble asansör araç. * Soyluluk. ekti.asabiyet asal * Sinirlilik. eserler. soy gazlar. vekâleten kar ş ı tı . * Yazı da veya sözde bayağ ı söz ve deyim bulunmaması durumu. * Baş kalar ı nı n sı rtı ndan geçinen (kimse). kripton. ksenon). * Bir görevde temelli olarak. asalaklı k asalet * Asalak olanı n durumu. vekillik karş ı tı . asalak parazit. asalak bilimi * Asalakları n yapı sı nı . parazitoloji. esasî. . asal say ı (lar) * Bölenlerinin kümesi iki elemanl ı olan elemanlardan biri 1. asansör bo ş luğ u * Binalarda asansörün iş lemesi için bı rakı lan boş luk. * Yapı lar. *İ nsanlar ı veya yükleri bir yap ı nı n bir katı ndan ötekine veya yüksek yerlere ç ı karı p indiren elektrikle iş ler * Kurul. öbürü sayı nı n kendisi olan doğ al sayı (lar). tufeyli. temel niteliğ inde olan. asansörcü * Asansörün bakı m ve onarı mı nı yapan kimse. yaş ayı ş ı nı . o görevin sahibi olan kimse. asalaklaş mak * Asalak duruma gelmek. * Otel ve hastahane gibi büyük kuruluş larda asansörün düzenli çalı ş ması nı sa ğ layan kimse. neon.

* Eş zamanl ı olmayan. * Sirkeyle ilgili. * Bu reçinenin elde edildiğ i ağ aç (Styrax officinalis). aselbent ağ acı nı n kabukları çizilerek elde edilen bir reçine. sarı msak kokulu. e ş zaman karş ı tı . senkron. k ı rı lmadan bükülebilen ve ateş te niteli ğ i değ iş meyen bir mineral. aselbent * Hekimlikte ve koku yapı mı nda kullanı lan. eski eserler. * Osmanlı İ mparatorluğ unda yeniçeri ocağ ı nı n kald ı rı lması ndan önceki güvenlik görevlisi. kolayca alev alı r. asbest * Tremolitin bozulması ndan oluş an lifli. asetat asetatlı asetik * Asetik asidin tuzu veya esteri. güvenlik.asarı atika asayi ş * Eski yapı lar. asetik asit * Sirkeye tadı nı ve özelliklerinden birçoğ unu veren asit. taş pamu ğ u. kaya lifi. * Siyah renkte ş ekilsiz bir cins bitüm. düzenlilik. asbaş kan *İ kinci baş kan. sirkeyle aynı özellikleri taş ı yan. yadı n kurun. * Birçok organik maddeyi eritmekte kullanı lan uçucu. . ortanı n çorbacı baş ı sı na verilen ad. * Bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunması durumu. saydam. * Her türlü mikroptan arı nmı ş . asenkron asepsi aseptik asesba ş ı * Yeniçeri ocağ ı ndaki askerî görevinin yan ı sı ra. *İ lâç kullanmadan. asetilen aseton asfalt * Renksiz. yalnı zı sı yardı mı ile aygı t ve pansuman gereçleri gibi ş eyleri mikropsuzla ş tı rma iş i. ases * Gece bekçisi. asayi ş berkemal * Güvenliğ in yerinde olduğ unu anlatı r. ba ş lama ve bitme anlar ı baş ka olan (olaylar). eter kokusunda bir sı vı . * Birleş imine asetat kar ı ş tı rı lmı ş . güçlü ve beyaz bir ı ş ı k vererek yanan hidrokarbonlu bir gaz. * Ana maddesi katran olan ve yolları n kaplanması nda kullanı lan karı ş ı m. baş ş ehrin düzenini korumakla da yükümlü olan 28. asbest yünü * Asbestin iş lenerek yün biçimine sokulmuş u.

asfaltit * Petrolün ayrı ş ması ile olu ş an ve çoklukta tortul kayaçlar ı n gözeneklerinde bulunan doğ al bitüm. en dü ş ük. asgar ı mü ş terek * Herkes tarafı ndan kabul edilen nokta. * Aranı lan nitelikleri en çok kendinde toplam ı ş olan. köken. ana. * Gerçek.* Asfaltlanmı ş . * Ası lı . * Kök. asfaltlamak * Asfaltla kaplamak. kı zgı nlı ğ ı nı yüzüne sert bir anlam vererek belirten" öfkeli görünü ş lü yüzü olan. örnek. ası k * Somurtkan. en azı ndan. * Soy. ası l nüsha * Bir yazma eserin veya belgenin kopyaları nı n dayandı ğ ı özgün biçimi. ortak payda. konut giyim. hakikat. asgarî ücret *İ ş çilere bir çalı ş ma günü karş ı lı ğ ı olarak ödenen ve iş çinin gı da. * Gerçeklik. ası l * Bir ş eyin kendisi. üzerinde anla ş maya varı lan husus. asfaltla kaplanmak. asfaltlama * Asfaltlamak iş i. nesep. ulaş ı m ve kültür gibi ihtiyaçlar ı nı günün fiyatları üzerinden en az düzeyde karş ı lamaya yetecek ücret. ashap * Sahipler. * Bir ş eyin temelini oluş turan. esas. * Asmak iş i. sahabeler. kaynak. gerçek olarak. asgarî * En az. ası da olmak (veya ası da kalmak) * bir iş e son verilmeyip öylece bı rakı lmı ş olmak veya kalmak. asfaltlanmak * Asfalt dökülmek. ası k suratl ı * Hoş nutsuzluğ unu. * (a'sı l) Baş lı ca. en aş ağ ı . asfaltlanma * Asfaltlanmak iş i. Muhammed'in meclislerinde ve konuş maları nda bulunanlar. ası l say ı lar . ası -ası / -esi * Fiilden sı fat yapan ek. kopya karş ı tı . * Minimum. sağ lı k. baş ta gelen. * Hz. uyuş ulan konu.

* Birini tedirgin edecek kadar üzerine düş me. ası l vurgu * Kelimenin aslı ndaki vurgu. ası lanmak * Bir ş eyden yarar sa ğ lamak. * Sı rnaş an. dayanaksı z. tebelleş olan kimse. idam edilmek. kökenli. * Böyle bir sı vı karı ş ı mı . * Israrla üzerine gitmek. * Çözünemeyen madde parçacı kları nı n dibe çökmeden bir sı vı ortamda kalmı ş durumu. ası ntı * Bir iş i hemen yapmayı p bekleterek geri bı rakma. * Bir yere tutunup sarkmak. * Hı zla eline almak. ası lanma * Ası lanmak iş i. * Asmak iş i yapı lmak veya asmak iş ine konu olmak. * Karş ı cinsin ilgisini çekmek için çarpı cı davran ı ş larda bulunmak. ası p kesmek * (genellikle iş baş ı nda bulunan bir kimse için) yasay ı çiğ neyerek sert davranmak. ası ntı olmak * tebelleş olmak. süspansiyon. köksüz (haber). çiçekleri ası lmı ş bir insana benzeyen ve köklerinden salep ç ı karı lan bir bitki. ası lsı z ası ltı * Doğ ru olmayan. temelsiz.* Sı ra veya üleş tirme eki almamı ş yalı n sayı lar. intifa etmek. ası lmı ş adam * Salepgillerden. süspansiyon. * Bir ş ey isterken karş ı sı ndakini tedirgin edecek derecede ileri gitmek üstelemek. ası ll ı ası lma ası lmak * Bir kökene dayanan. ı srar etmek. * Asma iş i. ası r * Yüzyı l. tehir. sı rna ş mak. sonuna kadar mücadele etmek. ası lı ası lı ş * Ası lmak i ş i veya biçimi. tavik. ası m ası m takı m * Kadı nları n tak ı ndı klar ı süs eş yası . * Tutup çekmek. * Ası lmı ş olan. * Boynuna ip geçirip sallandı rı larak öldürülmek. intifa. * Ası lmak i ş i. .

özümleme. * Bu söz "benzeş mek". asilik etmek * karş ı gelmek. isyan etme. kendine uydurma. asile ş me * Asileş mek i ş i. asimilâsyon * Benzer hâle getirme. sonu ş maz. asile ş mek * Karş ı gelmek. isyan etmek. * Simetrik olmayan. * Soylu. et ve bamya ile yapı lan bir Arap yemeğ i. "kendine uydurmak" anlamı nda "asimile etmek" biçiminde kullanı lı r. * Un. asillik * Asil olma durumu. asalet. asilik * Asi olma durumu. asilzade asilzadelik * Soyluluk. * Bir görevde temelli olan. * Benzeş me. * Soylu olma durumu. bakı ş ı msı zl ı k.* Çağ . asimetri asimetrik * Simetrisi olmayan. . baş kaldı rmak. kendine benzetme. asil * Soylu. * Yüksek duygu ile yapı lan. * Baş kaldı ran. dik baş lı . isyan eden. ası rlarca * Yüzlerce yı l. * Hayı rsı z. baş kaldı rmak. bakı ş ı ms ı z. ama sonuna kadar uzat ı lsa bile yaklaş tı ğ ı hâlde e ğ riyi kesmeyen doğ ru. asimile asimptot * Bir eğ riye giderek yakla ş an. ası rl ı k asi * Yüzyı llı k. soyluluk. vekil karş ı tı . isyankârlı k. aside asidimetre * Asitölçer.

hamı z. * Topluluk düzenine saygı sı olan. fenol. tersane gibi hizmet yerlerine verilen ad. * Bir asidin özelliğ ini. asker kaça ğ ı * Askerlik ödevini yapmamak için asker ocağ ı ndan ayrı lan veya oraya gitmekten kaçan kimse. asidimetre. . araş tı rma görevlisi olma durumu asistanı n görevi. * kı yı lara ve en çok düş man kı yı lar ı na asker indirme. askercilik * Askere yakı ş ı r biçimde. asit * Turnusolün mavi rengini kı rmı zı ya çevirmek özelliğ inde olan ve birle ş imindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluş turan hidrojenli birleş ik. asit fenik asitölçer ask askarit * Bağ ı rsak solucan ı . asker ç ı karmak * (bir devlet) belli kanunlara bağ lı olarak asker toplamak. asker ocağ ı * Askerlik ödevinin yapı ldı ğ ı kı ş la. disiplinli. * Araş tı rma görevlisi. * Bkz. * Yurdun korunması yolunda iyi dövüş mesini baş aran. asit alkol asit borik * Bkz. asker tay ı nı * Erlere verilen azı k. asker olmak * askerlik ödevine baş lamak. * Ordunun yalnı z er rütbesinde olan bölümü. düzgün. asker gibi * disiplinli. asklı . asker * Erden mareş ale kadar orduda görevli bulunan herkes. konsantrasyon derecesini ölçmeye yarayan cihaz. ordugâh.asistan * Yardı mcı . askerce askerci * Asker yanlı sı . gemi. * Askerlik görevi veya ödevi. asistanlı k * Asistan. borik asit. * Aynı zamanda asit ve alkol grupları nı içeren birleş iklere verilen ad. * Bkz. tahkimli bölge.

askerlik * Asker olma durumu. askerîle ş tirmek * Asker yönetimine geçirmek. askerî kaput * Askerlerin giydiğ i kalı n kumaş tan üstlük. disiplini. askerlik dairesi * Yurttaş ları askere alma i ş leriyle görevli olan askerlik ş ubelerinin bağ lı bulundukları bölge dairesi. askere alı nmak * askerlik ödevini yapmak için er eğ itim merkezine gönderilmek. askerîle ş mek * Bir yer askerlikle iliş kili duruma gelmek. askeriye * Askerlik. askerî * Askerlikle ilgili. askerîle ş tirme * Askerîleş tirmek iş i. * Bir tür çocuk oyunu. askerî ataş e * Bir ulusun yabancı ülkelerdeki elçiliklerinde görevli askerî uzman. askerlik yapmak * kanunlara göre yurttaş lar ı n yükümlü oldukları ordu ödevinde bulunmak. (bir ş eye) askerlik niteliğ i kazandı rmak. askerî rüş tiye * Askerî ortaokul. askerlik ödevi ordu hizmeti. askere gitmek * askerlik ödevini yapmak için orduya katı lmak.* Askerci olma durumu. askere özgü. askere çağ rı lmak * askerlik ödevini yapmak için ş ubece istenmek. askerî inzibat * Askerî birlikler arası nda düzeni. . askerlik niteli ğ i kazanmak. askerlik yoklamas ı * Askerlik ş ubelerine kayı tlı kimselerin belirli zamanlarda yapı lan durum yoklaması . askerlik hizmeti * Orduda belirli bir sürede yapı lan yurt ödevi. askerîle ş me * Askerîleş mek i ş i. askerlik etmek * askerlik yapmak. kanunlar ı yürütmekle görevli sı nı f ve bu sı nı ftan olan asker. askerî ambargo * Bir ülkeyi cezalandı rmak amac ı yla askerî alanda yaptı rı m uygulama.

* Zodyak üzerinde. tabanca gibi ödül. * oturmuş veya batm ı ş bir gemiyi yüzdürmek için baş ka teknelere asarak kaldı rmak. Afrika'da yaş ayan. fener. askospor asla Aslan aslan * Kedigillerden. Zodyak. ask ı ya çı kmak * ipek böceğ i koza sarmak üzere dallara ç ı kmak. * Yeni yapı lan yapı lar ı n çatı sı na. ev sahibi tarafı ndan usta için veya düğ ün arabaları na düğ ün sahibi taraf ı ndan arabac ı için armağ an olarak ası lan kumaş . * Ası lı p saklanacak sebze. askl ı * Sporları ask denen torbalar içinde olu ş an (mantar). çok koyu sarı renkli güçlü bir memeli türü. * Saz ş airleri arası nda yapı lan deyiş yar ı ş ı nda üstün gelene verilmek için duvara ası lan kumaş . ask ı ntı * Baş kalar ı nı n sı rtı ndan geçinen. ask ı da bı rakmak * sonuca vardı rmamak. uzunluğ u 160 cm. * Asklı mantarları n sporuna verilen ad. * Gelinin oturacağ ı yerin üstüne ası lan süsler. Yengeç ile Baş ak burçları arası nda yer alan burcun adı . kuyru ğ u 70 cm ve ucu püsküllü. ask ı da kalmak * (bir iş ) bir engel dolayı sı yla sonuca varamamak. yı rt ı cı . * Pantolon veya giysilerin düş mesini önlemek için omuzdan aş ı rı lan bağ . kahve taş ı maya yarar kahveci tepsisi. arslan. erkekleri yeleli. eksiltme gibi resmî iş ilânları nı n ilgili daire duvarı nda belli bir zaman süresince ası lı durması . ask ı ya almak * altı bo ş al ı p deste ğ i kalmayan yapı yı dikmelerle boş lukta tutarak yı kı lmaktan kurtarmak. * Hastahanelerde kı rı k kol veya bacakları n ası larak tutturulduğ u araç. * Vestiyer. * bir iş i zamanı nda yapmayı p belirsiz bir zamana b ı rakmak. savsaklamak. ask ı lı ask ı lı k * Avcı lar ı n sı rtları na taktı kları askı tak ı mı . * Saklanmak için tavana ası lmı ş dizi veya hevenk. *İ pek böceğ inin kozası nı sarması için yan ı na konulan çalı çı rpı . * Karş ı cinsi rahatsı z eden kimse. * Artı rma. ask ı ya çı karmak (veya çı karı lmak) * evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayı tlar ı nı n bulunduğ u yerde askı yoluyla ilân etmek. * Gürbüz ve yiğ it adam. * Çay. * Askı sı olan. * Kadı nları n kullandı ğ ı altı n dizisi veya zincirli mücevherat. . * Düğ ünlerde geline yak ı nları tarafı ndan takı lan hediye. * Hiçbir zaman. hiçbir biçimde. meyve.ask ı * Üzerine herhangi bir ş ey asmaya yarar nesne.

aslangiller * Kedi cinsinden olan bütün et oburları içine alan hayvan familyası . uygun bir durumda olması gerekir. yer pı rasası (Leonurus). kokusuz çiçekleri olan bir bitki. delikanlı lar için kullanı lan bir seslenme sözü. sarı . aslı astarı * Esası . yiğ itçe. güzel. hiçbir ş eyden korkmayan. aslan yürekli * Çok yiğ it. türlü renkte. aslanağ zı * Sı raca otugillerden. cesaretlilik. * sağ lı ğ ı yerinde. aslanı n ağ zı nda * elde edilmesi çok güç. aslanpençesi * Gülgillerden. aslanca * Aslana yakı ş ı r yolda. aslı astarı (veya aslı aslı ) olmamak * yalan. aslan sütü * Rakı . aslankuyruğ u * Ballı babagillerden. doğ ruluğ u. aslanı m! * gençler. aslan kesilmek * aslan gibi güçlü ve cesur duruma gelmek. . aslankulağ ı * Bir sap üzerinde dizili sarı veya kı rmı zı çiçekli otsu bir bitki. güçlü ve yakı ş ı klı . eskiden hekimlikte terletici olarak kullanı lan bir bitki. beyaz çiçekli bir yabanî bitki (Alchemilla). onun kiş iliğ ini belli eder. aslı astarı * iç yüzü. aslen * Kök veya soy bakı mı ndan. ası lsı z olmak. gerçek ş ekli. aslan payı * Hak edilenden daha çok alı nan pay. aslan yatağ ı ndan belli olur * bir kimsenin oturduğ u yerin durumu. aslan gibi * boylu boslu.aslan a ğ zı * Havuz kenarları na konulan ve ağ zı ndan su akan aslan biçiminde süs taş ı . aslan gibi. geçerliliğ i. aslanl ı k * Yiğ itlik. *Ş irpençe.

asma asma bahçe * Ayak ve kemerler üzerine kurulan teraslardan yapı lmı ş bahçe. * Bu türün ince uzun. aslı nesli aslı k * Kı sı r olan (kad ı n veya di ş i hayvan). aslî maa ş * Devlet dairelerinde çalı ş an memurlara verilen aylı ğ ı n. * Belirli bir tür üzüm veren bitki (Vitis). sülük. sar ı msı renkte bir böcek. aslî dü ş ünce * Ana fikir. filoksera (Phylloxera vestatrix). * Asmak iş i. asma biti * Eş kanatlı lardan. uydurma. aslî * Temel olarak alı nan. * Asmagillerden. yükselmeye temel olan her aş aması . asma kilit * Kilitlenecek ş eyin üstündeki halkalara geçirilip kapatı lacak biçimde yap ı lmı ş kilit. asma merdiven * Yukarı ucundan bir yere ası larak kullanı lan ip merdiven. asliye asma * Temel. asma bı yı ğ ı * Asma dalları nı n çevresine tutunması na yarayan ye ş il uzant ı lar. ço ğ unlukla uzun ve yüksek köprü. aslı faslı yok * yalan. aslî nüsha * Bir yazı nı n çoğ altı lması na örneklik eden ilk nüsha. altı boş kat. esas olan. esas. ası lı . bası k tavanl ı . asma kat * Yapı larda genellikle tabanla birinci kat aras ı na yapı lan. dalları çardak üzerine yayı lan bitkilere genel olarak verilen ad.aslı çı kmak * gerçek olduğ u anlaş ı lmak. gerçek olduğ u ortaya çı kmak. asma yapra ğ ı . asma kabağ ı * Kabakgillerden sürüngen veya sarı lgan. asma köprü *İ ki ba ş ı ndaki ayaklardan baş ka dayanağ ı olmayan. * Soyu sopu. mevsimlik bir kabak türü (Lageneria vulgaris). asmalara zarar veren. * As ı lmı ş . sebze olarak kullanı lan ürünü.

her dizenin sonunda gelen. * Havadaki duman. genellikle saksı da yetiş tirilen. ek ş imtı rak ilâç. * Asma için ayrı lmı ş yer veya toprak. * Üzerine takı nmak. * Asması olan. emmeç. ça ğ daş laş ma. * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. çağ daş laş mak. asmak * Bir ş eyi a ş ağ ı ya sarkacak biçimde bir yere iliş tirip sarkı tmak. çağ cı l. * Bir kimseyi boğ azı ndan ip geçirip sarkı tarak öldürmek. toz vb. idam etmek. aspiratör aspirin * Ağ rı kesici ve ateş düş ürücü olarak kullanı lan beyaz renkli. cüruf ve beton kar ı ş ı mı ndan yapı lan kiri ş . belli baş lı türü asma olan bitki familyası . * Modern. asrî asrîleş me * Çağ cı llaş ma. aspidistra * Zambakgillerden. asmolen asonans * Piş miş toprak. birbirini tutar renk ve yapı da olan. asmagiller *İ ki çeneklilerden. kuş anmak. yaprakları doğ rudan doğ ruya topraktan çı kan bir süs bitkisi. putrel nervürler arası na konulan delikli tu ğ la. asparagas * Uydurma. asrîleş mek * Çağ cı llaş mak. * Gitmek zorunda olunan bir yere özürsüz gitmemek veya görevi olan bir iş i özürsüz yapmamak. . aynı aksanı veren ünlünün ondan sonra veya önce gelen ünsüzü hiç dikkate almadan tekrarlama ş eklinde uyak. asrîlik * Çağ cı llı k. birbirini tutar renk ve yap ı da olan. gerçek olmayan. aspur * Yalancı safran. yabancı maddeleri emerek dı ş arı atan cihaz. asrı saadet * Hz. asmalı asmalı k * Yarı m kafiye. * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. asorti asortik asosyal * Sosyal olmayan. gerçekmiş gibi gösteren haber. Muhammed'in yaş adı ğ ı zaman.* Zeytinyağ lı ve etli dolma yapmakta kullanı lan körpe asma yapra ğ ı .

astarl ı * Astar geçirilmiş . * Bir gemiye yükleme veya boş altma için tanı nan süre. a ğ aç vb. astar astar boyas ı * Boyacı lı kta ası l boyadan önce sürülen. * (birine göre) Rütbe veya k ı demce küçük olan asker. * Üzerine resim yapı lacak bezin veya duvarı n yağ lı boyay ı emmesi için. astarlanmak * Astar geçirilmek. resim yapı lmadan önce sürülen boya. * Boyacı lı kta. astar kaplama * Kontratablalarda kör ağ ac ı n biçim değ iş tirmesini önlemek amacı yla iki yüzüne yap ı ş tı rı lan kaplama katı . elde edilen sonucun de ğ erini aş mak. astar vurmak. * Giyecek. madun. astarlatma * Astarlatmak i ş i. çekmek) * astar boyası ile boyamak. halat. astarl ı zarf *İ ç yüzüne ince bir kâğ ı t geçirilmiş zarf. çanta. astarlamak * Astar geçirmek. astar sürmek. astarı yüzünden pahal ı olmak * bir iş in ayrı ntı ları na harcanı lan para veya emek. * Sı va veya boyadan önce vurulan kat. astarlanmı ş . * Gemicilikte bir ş eyi sağ lamlaş tı rmak için kullanı lan bez. astarl ı k astarya * Astar olmaya elveriş li (kuma ş vb. masrafl ı olmak. alanı nda tanı nmı ş ve çok ünlü olan sanatç ı . astarlama * Astarlamak iş i.assai assolist ast * Birlikte kullanı ldı ğ ı terimin anlamı na aş ı rı lı k kazand ı rı r: Adagio assai çok yavaş . astarlanma * Astarlanmak iş i. ayakkabı gibi ş eylerde. çok ağ ı r. astar sürmek (veya vurmak. kiri kapatmak ve sürülecek boyan ı n dayanı klı lı ğ ı nı artı rmak için kullan ı lan boya.). . * Alt. kumaş ı n veya derinin iç taraf ı na geçirilen ince kat. astarlatmak * Astar yaptı rmak veya geçirtmek. * Birinin buyruğ u altı nda olan görevli. * Bir müzik programı nda daha çok en son olarak sahneye çı kan. perde.

* Bu posttan yapı lmı ş olan. * Net görmeyen. . müneccimlik. ast ı m ast ı mlı * Astı mı olan. astronomik fiyat * Çok yüksek fiyat. * Yı ld ı z falcı lı ğ ı . * Gök fiziğ i. * Yı ld ı z falı yla uğ raş an kimse. astrofizik astrolog astroloji astronom * Astronomi bilgini. astigmatizm * Gözün saydam tabakası nda meridyenlerin e ş itsizliğ i yüzünden net görememe durumu. * Atom numarası 85 olan. astronomik * Gök bilimiyle ilgili olan. ast ı ğ ı ast ı k. kestiğ i kestik * acı ması z. felekiyat.astas ı m astat * Öncüllerinden biri önceki tası mı n vargı sı durumunda olan bir ek tası m. astı m hastalı ğ ı na tutulmuş olan. astatin * Astat. * Asmak iş ini yaptı rmak. Kı saltması At. astigmatizme tutulmuş (göz). gök bilimci. bizmutun alfa ı ş ı nları yla bombard ı manı sonucu elde edilen yapay element. çok sert veya istediğ i gibi davranan kimseler için kullanı lı r. * Bronş ları n daralması ndan ileri gelen nefes darlı ğ ı . ast ı rma ast ı rmak astigmat * Astı rmak i ş i. astragan * Karakul kuzusunun kı vı rc ı k ve parlak postu. astronomi * Gök bilimi. * Aş ı rı çok yüksek. müneccim. asteğ men * Orduda en küçük rütbeli subay. asteğ menlik * Asteğ men rütbesi veya asteğ menin görevi.

astronot * Uzay adamı . fakat daha yüksek bir enlemde olan. aş * Piş irilerek hazı rlanan yemek. astsubay k ı demli çavuş * Astsubaylı ğ ı n ikinci basamağ ı . * Samî dilleri ailesine giren ve Milâttan önceki dönemlerde Ön Asya'da kullanı lmı ş olan ölü bir dil. astropikal * Tropikal bölgelere yakı n. * Huzur içinde olma. Asyalı lı k * Asyalı olma durumu. Asya ile ilgili (olan). astsubay * Silâhlı Kuvvetler yasas ı na göre astsubay okulları nda yetiş erek Silâhlı Kuvvetlere katı lan astsubay çavuş tan astsubay kı demli baş çavuş a kadar rütbesi olan asker. astronotluk * Uzay adamı olma durumu veya uzay adam ı nı n görevi. asudelik asuman Asurca Asyalı * Asya'da yaş ayan kimse. aş damı * Bazı bölgelerde yemek piş irilen yer. * Asya'ya özgü olan. astsubay çavuş * Astsubaylı ğ ı n ilk basamağ ı . astsubay baş çavuş * Astsubaylı ğ ı n beş inci basamağ ı .astronomik rakam *İ nsana ş aş kı nlı k verecek derecede büyük rakam. astsubay üstçavu ş * Astsubaylı ğ ı n üçüncü basamağ ı . gökyüzü. rahat. mutfak. . astsubayl ı k * Astsubay olma durumu veya astsubayı n görevi. asude * Sessiz. sakin. * Gök. mutluluk. astsubay k ı demli üstçavuş * Astsubaylı ğ ı n dördüncü basamağ ı . astsubay k ı demli baş çavuş * Astsubaylı ğ ı n altı ncı ve son basama ğ ı .

değ er yönünden daha az. verilecek yemekleri hazı rlamak için geçici olarak mutfak gibi kullanı lan * Tekkelerde yemek piş irilen yer. onun pek gözde oldu ğ unu anlatı r. aş ağ ı * Bir ş eyin alt bölümü. * bir hizmette çok kullanı lan kiş ice. yak ı nma olarak kullan ı lı r. beğ enmemek.aş erme aş ermek aş evi * Aş ermek durumu. daha az. * Yoksullara parası z yemek yedirilen veya da ğ ı tı lan yer. * Aş ağ ı ya. . aş ağ ı mahalle * Yüksek bir yerleş im bölgesine göre alçakta kalan yer. yı kmak. * Bayağ ı . adî. aş çı . miktarı . * Genel ev. aş ağ ı bitkiler * Su yosunları . aş ağ ı kurtarmaz * bundan daha ucuza olmaz. mantarlar ve kara yosunlar ı gibi su d ı ş ı nda fazla boy atmayan damarsı z bitkiler. tiksinmek. yerleş im bölgesi. aş ağ ı görmek * küçük görmek. aş ağ ı kalı r yeri (veya yanı ) yok * nitelikleri bakı mı ndan baş kalar ı yla kar ş ı la ş tı rı ldı ğ ı nda eksi ğ i olmayan. * daha aş ağ ı bir durumu kendine lâyı k görmez. aş ağ ı kalmamak * herhangi bir nitelik bakı mı ndan ondan geri olmamak. * Para ile yemek yenilen yer. * Eğ imli bir yerin daha alçak olan yeri. * Daha küçük. yere doğ ru. çok arzulamak veya nefret etmek. lokanta. aş ağ ı almak * devirmek. aş taş ı nca kepçeye paha olmaz * sı kı ş ı k zamanlarda önemsiz ş eylerin de ğ eri çoktur. hor görmek. kötü. aş ocağ ı * Yemek piş irilip yoksullara da ğ ı tı lan yer. aş yermek * Bkz. aş ermek. yer. * Düğ ün ve benzeri toplant ı larda. aş ağ ı (falan) yukar ı * bir kimsenin adı nı n dilden düş ürmedi ğ ini. aş ağ ı düş mek * düzeyi. denk olan. * Bir yere göre daha alçak yerde bulunan. niteliğ i alçalmak. aş hane. adî. * Niteliğ i düş ük. * hamilelikte bazı yiyeceklere kar ş ı aş ı rı düş künlük göstermek.

aş ağ ı sı aş ama * Aş ağ ı taraftaki. yaklaş ı k olarak. alttan almak. adilik. aş ağ ı yukar ı (yürümek) * bir baş tan bir baş a (yürümek). aş ağ ı samak * Bir kimseyi veya bir ş eyi aş ağ ı lı k ve değ ersiz göstermek. a ş ağ ı sı yukarı sı birlikte. hor görmek. yukar ı tükürsem bı yı ğ ı m * iki karş ı t ve aynı derecede sakı ncal ı durum karş ı sı nda karar verme zorluğ unu anlatı r. tezyif etmek. merhale. aş ağ ı yukar ı * Tama yakı n. aş ağ ı dan almak * sert konuş an bir kimseye yumuş ak bir dil kullanmak. evre. * Varı lmas ı istenen bir amaca doğ ru geçilmesi gerekli dönemlerden her biri. aş ağ ı laş mak * Aş ağ ı lı k duruma dü ş mek. aş ağ ı lanma * Aş ağ ı lanmak durumu. * Küçültücü davranı ş larda bulunmak. tenzil etmek. yeteneksiz ve güçsüz görme duygusu. mertebe. aş ağ ı lama * Aş ağ ı lamak iş i. benliğ ini yetersiz ve küçük görmesi. adî. * Önem veya değ er bakı mı ndan gitgide yükselen bir s ı ra basamakları n her biri. aş ağ ı lamak * Değ erinden düş ük göstermek. aş ağ ı lanmak * Aş ağ ı duruma dü ş ürülmek. basamak. rütbe. hafife almak. aş ağ ı latma * Aş ağ ı latmak iş i. aş ağ ı lı k * Aş ağ ı olma durumu. aş ağ ı lı k kompleksi * Kendini olduğ undan yetersiz. . aş ağ ı lı yukarı lı * Aş ağ ı sı ve yukar ı sı olan. aş ağ ı sama * Aş ağ ı samak iş i. hafifsemek. * Niteliğ i düş ük. aş ağ ı latmak * Aş ağ ı lamak iş ine uğ ratmak.aş ağ ı tükürsem sakal ı m. paye. aş ağ ı lı k duygusu * Kiş inin gerçeklere uyan veya uymayan sebeplerle. mezellet. aş ağ ı laş ma * Aş ağ ı duruma dü ş me.

kı zı l veya koyu esmer renk almı ş gevrek kil. * Ondalı k. hiyerarş i. aynı familyanı n daha iyi bir türünden alı nan dal. * Aş evi. aş çı ba ş ı * Birkaç aş çı nı n birlikte çalı ş tı ğ ı yerde bulunanlar ı n ba ş ı . aş ı * Organizmada belli birtakı m hastal ı klara karş ı bağ ı ş ı klı k sağ lamak için vücuda verilen. * Mutfak. * Aş ı lı (kimse veya bitki). aş amalı * Aş aması olan. hiyerarş i. aş ı kâğ ı dı * Aş ı olanlara verilen resmî belge. aş evi. aş çı ba ş ı lı k * Aş çı baş ı olma durumu. * Bir lokanta veya evde yemek piş irmekle görevli kimse. aş ı olmak * aş ı yapı lmak. tomurcuk gibi parçalar ı kaynaş tı rma iş i veya böylece eklenen parça. aş erat aş hane . * Tarı m ürünlerinden alı nan onda bir nisbetindeki vergiler. * Onluklar. kademeli. * Bir ağ ac ı n dalı veya gövdesi üzerine. * Yemek piş irme zanaat ı veya bilgisi. aş ı boyası *İ çine karı ş an demir hidroksit miktar ı na göre pas sar ı sı . * Otoritenin en geniş ölçüde en üst mertebede olarak değ iş ik önem sı raları arası nda katı ve kesin bir biçimde dağ ı ldı ğ ı toplumsal te ş kilâtlanı ş biçimi. * Yemek piş iren kimse. aş çı lı k * Aş çı olma durumu veya aş çı nı n görevi. * Yemek yenilen dükkân. o hastalı ğ ı n mikrobuyla haz ı rlanm ı ş eriyik. ahçı . lokanta. aş ar * Ondalı k. aş çı baş ı nı n görevi. göz. aş arî aş çı aş çı baltası * Kemikli et kesmeye yarar küçük balta. * Yemek piş irip satan kimse. * Bu eriyiğ in uygulanması . * Koyuca kı rmı zı .aş ama sı rası * Önem ve değ er bakı mı ndan gitgide yükselen basamaklar dizisi. kiremit rengi. aş ı boyalı * Aş ı boyası renginde boyanm ı ş .

âş ı ğ ı kesilmek * tutku hâline getirmek. âş ı k * Bir kimseye veya bir ş eye karş ı aş ı rı sevgi ve bağ lı lı k duyan. arkadaş gibi bir seslenme. âş ı k olmak * sevmek. a ş ı yapmak. sözlü ş iir geleneğ ine bağ lı halk ş airi. aş ı k atmak (veya aş ı k oynamak) * aş ı k kemiğ iyle oyun oynamak. aş ı k * Baldı r kemiğ i ile eklemle ş erek bileğ in belli baş lı oynak merkezini olu ş turan. * Birbirleriyle seviş en erkek ve kadı ndan her biri. . aş ı k kemiğ i * Aş ı k. kalender (kimse). sevgilisinin kusurlar ı nı görmediğ i gibi. * Aş ı yapan kimse. âş ı ğ ı n gözü kördür * kendisini aş ka kaptı ran kimse. * Halk içinde yetiş en. * Dalgı n. * çok seveni. * Seviş en bir çiftten kadı na oranla genellikle erkeğ e verilen ad. tutulmak. a ş ı rma. ayak bileğ inde bulunan küçük kemiklerden biri. vurgun. uzun mertek. tutkun (kimse).aş ı taş ı * Taş durumundaki aş ı boyası . aş ı k atmak * yarı ş etmek. aş ı cı aş ı cı lı k * Aş ı cı nı n yaptı ğ ı iş . âş ı ğ a Bağ dad sorulmaz * bir ş eye çok istekli olan kimsenin. düş künü. o ş eyi elde etmedeki zorluklar ı hiçe saydı ğ ı nı anlatı r. * Yapı çatı lar ı nda. çevresinde olup bitenlerle de ilgilenmez. âş ı kane * Âş ı ğ a yaraş ı r biçimde (olan). âş ı klı k âş ı klı sı âş ı kta ş * Âş ı k olanı n durumu. deyi ş lerini sazla söyleyen. aş ı ğ ı cuk oturmak * iş i çok olumlu bir biçim almak. * Ahbap. aş ı vurmak * bağ ı ş ı klı k veya tedavi amacı yla vücuda a ş ı vermek. yarı ş mak.

* Baş kas ı na hastalı k geçirmek. aş ı lmak aş ı m * Aş mak iş ine konu olmak. * Erozyon. aş ı lma * Aş ı lmak durumu. * Bitkilerin aş ı yoluyla üretilmesi. * Soğ uğ a sı cak. * Dokunduğ u cisimleri eriterek aş ı nması na yol açmak. aş ı ndı rmak * Aş ı nmak iş ine uğ ratmak. * Aş ı latmak i ş i. etkilemek. * Aş ı nmak iş i. aş ı lamak * Organizmada bağ ı ş ı klı k yaratmak veya yerle ş miş bir hastal ı ğ a karş ı koyabilmek için hazı rlanm ı ş bir a ş ı yı vücuda vermek. âş ı kta ş lı k etmek * karş ı lı klı seviş mek. * Birtakı m düş ünce veya duygular ı baş kası na benimsetmek. * Erkek hayvanı n diş isiyle çiftle ş mesi. aş ı nı m * Aş ı nmak iş i.âş ı kta ş lı k * Karş ı lı klı seviş me. * Soğ uğ a sı cak. aş ı yapmak. * Aş ı lanmı ş (ağ aç). aş ı nma . aş ı ndı rma * Aş ı ndı rmak iş i. * Yeni aş ı lanmı ş ağ aç. aş ı lanma * Aş ı lanmak iş i. * Bu yolla elde edilmiş . * Aş ı lamak iş ini yapt ı rmak. aş ı lama * Aş ı lamak iş i. * Elde edilmesi istenilen herhangi bir ağ ac ı n bir parçası nı anaç üzerine kayna ş tı rarak üretmek. muaş aka. aş ı latma aş ı latmak aş ı lı * Herhangi bir hastalı ğ a kar ş ı aş ı lanmı ş olan (kimse). sı cağ a soğ uk su katmak. ilkah. sı cağ a soğ uk su katma. * (bir yere) Pek çok gidip gelmek. aş ı lanmak * Aş ı lamak iş ine konu olmak. * Kendisine aş ı yapı lmı ş (bitki). telkin etmek.

ötesinde. aş ı rı lmak * Politika alanı nda sağ veya sol görüş lerin en ate ş li ve y ı kı cı kanadı . * On sayı sı . * Eskimek. * Bir dinî tören sı rası nda veya cemaatle namaz kı lı ndı ktan sonra Kur'an'dan okunan on ayetlik bölüm. . * Bir ş eye gere ğ inden çok fazla bağ lanan. müfrit. aş ı rı gitmek * ölçüyü kaçı rmak. baş ta akarsular olmak üzere türlü dı ş etmenlerle yı pratı lı p. * Aş ı nmı ş yer. eriyebildiğ i kadar eriyen bir maddenin. aş ı ntı aş ı r aş ı ramento * Çalma. aş ı rı erime * Erime noktası ndan daha aş ağ ı bir ı sı derecesine düş mesine rağ men birtakı mş artlar altı nda bir s ı vı nı n kat ı la ş maması durumu. aş ı rı uç aş ı rı cı lı k aş ı rı lı k aş ı rı lma * Aş ı rı lmak iş i. sı caklı ğ ı n dü ş mesine karş ı n bir s ı nı ra kadar erimi ş olarak kalması durumu. erozyon. taş kı n. usandı rmak. aş ı rı besi * Olağ anüstü nicelikte yemek yeme veya yedirme. aş ı rı * Alı ş ı lan veya dayanı labilen dereceden çok daha fazla.* Yer kabuğ unu oluş turan kayaçları n. * Bir ş eyin gere ğ inden çok olanı . aş ı rı taş ı rı * Çok aş ı rı . aş ı nmak * Birbirine sürtünerek incelmek. aş ı rma. düzleş mek. aş ı rı duyu * Herhangi bir duyu organı yla ve özellikle dokunma duyusuyla sağ lanan her tür uyarana kar ş ı ola ğ an d ı ş ı bir duyarlı k gösterme durumu. * Çı kı ntı lar ı silinmek. * Aş ı rı olma durumu. yerinden kopar ı lmaları veya eritilmeleri. * Ötede. yı pranmak. aş ı rı doyma * Belli sı caklı ktaki bir sı vı içinde. * Beklenenin üstünde aş ı rı davranma eğ ilimi. fazla miktarda. itikal. * Gereğ inden fazla. çok. önem veren. aş ı rı bellem * Belleme yetisinin olağ anüstü bir durumda geliş miş olması .

* Aş ı rı lmı ş . belli. aş ı rmak * Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden öte yanı na geçirmek. bakraç.* Aş ı rmak i ş ine konu olmak. * Tehlike içinde bulunan bir ş eyi acele kaç ı rmak. * Baş kas ı nı n eserinden parçalar al ı p kendininmiş gibi göstermek. * Bildik. intihal. * Açı k. mı sralar al ı p kendininmiş gibi gösterme veya baş kaları nı n konuları nı benimseyip de ğ iş ik biçimde anlatma. * Siper. tanı dı k. aş ı rı ntı * Aş ı rı lmı ş olan (ş ey). * Herhangi bir hastalı ğ a kar ş ı aş ı lanmamı ş olan (kimse). aş ı rmasyon * Çalma. saklamadan. * Aş ı rtmak i ş i. * Aş ı lacak yer. arkadaş . kova. belli etmek. aş ikâr olmak * belli olmak. aş ı rma kay ı ş * Bir çarkı döndürmek için kasnaktan kasnağ a geçirilen kuş ak biçimindeki kayı ş çember. a ş ı k. * Çalı p götürmek. * Kendisine aş ı yapı lmamı ş (bitki). . * Küçük kazan. belirginle ş mek. meydanda olan. * Yapı çatı lar ı nda uzun mertek. aş ı rma. dost. belli ederek. * Aş ı rmak i ş ini yapt ı rmak. aş ı rt ı aş ı rtma aş ı rtmak * Aş ı rma iş i. aş ı sı z aş ı t aş ikâr aş ikâr etmek * açı klamak. * Dağ geçidi. * Aş ı rmak. * Baş kalar ı nı n yazı ları ndan bölümler. ortaya çı kmak. aş ı rmac ı lı k * Baş kas ı na ait olan bir ş eyi izinsiz alma. kuytu yer. apaçı k. * Bir yazarı n ba ş ka bir yazar ı n eserinden konu veya biçim alması . aş ikâre aş ina * Açı kça. aş ı rma * Aş ı rmak i ş i.

* Ev. aş iret aş iyan * Oymak. Aş ı lamak. Aş ı lama. aş kı ncı lı k * Birey ve evrenseli birleş tirmeye çal ı ş an ahlâkî nitelikli Amerikan felsefesi. * Sı rası gelince kullan ı lmak için saklanan yemeklik ş eyler. tanı dı k olan. seviş mek. aş ma . aş ka gelmek * bir ş eyi yapmak için büyük bir istek duymak. * Beğ enilmeyecek bir davranı ş . aş lama aş lamak * Bkz.* Bilinen. aş ka düş mek * âş ı k olmak. sevi. * Tanı ş ı klı ğ ı gösterir davran ı ş . aş k aş k etmek * hı zla vurmak. fazla. aş k yapmak * cinsel iliş kide bulunmak. * Aş ı rı sevgi ve ba ğ lı lı k duygusu. bir tutum karş ı sı nda kı nama. oturulan yer. * Kuş yuvası . mesken. aş k olmayı nca meş k olmaz * güçlü bir istek olmayı nca hiçbir ş ey elde edilemez. zahire. sitem bildirir. aş lı k * Aş yapmak için hazı rlanan ve saklanan ş eyler. aş inal ı k * Birbirini bilme. bir tutumun çok beğ enildi ğ ini bildirir. * Aş mak iş i. * Derviş ler aras ı nda selâm sözü olarak kullanı lı r. coş mak. aş kı n * Belli bir süreyi aş mı ş . coş kunluk göstermek. * Çok. * Benzerlerinden üstün. tanı dı ğ ı nı belli etmek. ötesine geçmiş . tanı ma. aş mak * Bkz. tanı ş ı klı k. aş inal ı k göstermek * ilgilenmek. aş k olsun * "Aferin" sözünden daha güçlü olarak bir davranı ş ı n. * Dövüldükten sonra savrularak temizlenen ve kurutulan buğ day.

bitmek. at binenin (veya iş bilenin). *İ simden isim türeten ek (Arapça çokluk eki): gidiş -at. * (erkek hayvan) Diş isiyle çiftle ş mek. aş na * Aş ina. her yönde siyahtan beyaza ve beyazdan siyaha bir hane atlayarak L biçiminde hareket eden taş . * Atgillerden. aş ure ayı * Muharrem ayı . sivri köş eli yuva. açı k saç ı k kadı n. at binicisine göre kiş ner * insanları n. kuru yemiş leri ş ekerle kaynatarak yapı lan bir tür tatlı . onun tutumuna göre davrandı klar ı nı anlatı r. * Aş mak iş ini yaptı rmak. nohut gibi taneleri. sona ermek. aş oz * Ahş ap gemilerin omurgaları nı n uzunluğ unca ve iki yan ı nda borda kaplamaları nı n en dar yüzünü yerle ş tirmek için açı lan keskin. * Aş üfte olma durumu. baş lar ı nda bulunan kiş inin etkisi altı nda kalarak. * Satrançta. * Görünmeden kaçmak. onu gereğ i gibi kullanmas ı nı bilene yakı ş ı r. * Oynak. At at * Astatin'in kı saltması . yük çekme veya taş ı ma gibi hizmetlerde kullanı lan memeli hayvan. binme. aş tı rma aş tı rmak aş ure * Buğ day. gelir-at vb. aş na fiş ne * Gizli dost. at ba ş ı (beraber) gitmek * eş it durumda olmak. k ı lı ç kuş ananı n * her ş ey. aş ure günü * Aş urenin piş irildi ğ i Muharrem ay ı nı n onuncu günü. * Aş ure dağ ı tmaya yarayan süslü kap. * (süre) Geçmek. atlar anası . * Aş tı rmak i ş i. uzak veya geçilmesi güç bir yerin öte yanı na geçmek.* Yüksek. . aş urelik * Aş ure yapmada kullanı lan. * Gizli dostluk. aş üfte aş üftelik -at at anas ı * Bkz. kokot.

at kestanesigiller *İ ki çeneklilerden. alabildiğ ine rahat hareket edilebilecek yer ve ortam yaratmak. göz hizas ı nda bulunan korumal ı k. çiçekleri kokulu bir ağ aç (Aesculus hippocastanum). at çalı ndı ktan sonra ahı rı n kapı sı nı kapamak * iş iş ten geçtikten sonra önlem almaya kalkı ş mak. at h ı rsı zı gibi * kı lı k kı yafeti ve tutumu güven vermeyen (adam). sabit fikirlilik. örneğ i at kestanesi olan bir bitki familyası . 15 ile 30 m yükseklikte. meydan olmaz (bulunmaz). at nalı kadar * (niş an. at meydanı * At veya at arabaları koş ular ı nı n yapı ldı ğ ı yer. * yarı ş mak. at gözlü ğ ü * Atları n koş um takı mı nda. at ko ş turacak kadar * pek geniş . * Çevresinde olup bitenleri iyi algı layamama. elmas. at ko ş turmak * çok geniş . meydan olur (bulunur). at olur. . değ erlendirememe. * Sirklerde veya eğ lence yerlerinde. at izi it izine kar ı ş mak * iyiyi kötüden ayı ramayacak kadar bir karı ş ı klı k ortaya ç ı kmak. at meydanı * at koş ular ı nı n yapı ldı ğ ı meydan. madalya. at kestanesi * At kestanesigillerden. at donu at gibi * vücudu iri yarı olan (kad ı n). at sine ğ i * Atı n tüyünün rengi. at olmaz (bulunmaz) * gerekli ş artlar her zaman bir arada bulunmaz. * bildiğ i ve istediğ i gibi davranmak. veya bulmak. at çevirmek * geri döndürmek. at pazar ı nda eş ek osurtmuyoruz! * söyleneni dinlemeyene söylenen bir uyarma sözü. * Bu ağ acı n kestaneye benzeyen yemiş i.at cambazı * At alı p satan kimse. geniş yapraklı . at oynatmak * atla hüner göstermek. at üstünde hünerlerini gösteren kimse. plâka gibi gö ğ se takı lan ş eyler için) pek büyük.

akı n. hamle. cür'et. yalancı . atak atak yapmak * akı n yapmak.* Çift kanatlı lardan. sı ğ ı r ve domuzları n bacak ve kuyruk aralar ı nda yaş ayan. eklem bacaklı bir sinek türü (Hippobosca equina). at. * Ataya yakı ş ı r davranı ş . atabek atabey * Bkz. davranı ş . ata * Baba. * Eski Türk devletlerinde. pederş ahî. at var. atak * Düş üncesizce her iş e atı lan. *İ ş sizlik. babalı k. ite ot vermek * bir iş i ters yapmak. ataklı k atalet * Atak olanı n durumu veya atakça i ş . yapmak. iş lemezlik. tayin etmek. * Soyda temel olarak babayı alan ve ailede çocuklar ı baba soyuna mal eden topluluk düzeni. iş siz kalma. atal ı k atama . meydan yok * yapacak güç var. * Atamak iş i. uygulamak. ama kullanma imkânı yok. atamak ataman * Birini bir göreve getirmek. * Dedelerden ve büyük babalardan her biri. atabey. atavizm. kanatları büyük ve küt. ataerki ataerkil * Ataerki temeline dayanan. cür'etkâr. tayin. ata et. atac ı lı k * Uzaklarda bulunan ve birçok kuş aktan beri görünmeyen birtakı m özelliklerin yeni bir kuş akta birden ortaya ç ı kması . atı lı m yapmak. * Tembellik. * Geveze. pederş ahîlik. özellikle Selçuklularda ş ehzadelerin e ğ itimi veya ba ğ ı msı z olarak bir eyaletin yönetimi ile görevli vezir. atadan babadan görmek * gelenek hâlinde eskiden beri bilmek. patriarkal. hücum. * Eskiden Rus Kazakları n ba ş buğ una verilen unvan. uzunluğ u 8 mm kadar olan. ataya çekme. saldı rı ş . * Atı lı m. * Saldı rı .

ataş elik * Ataş e olma durumu veya makamı . Atatürkçü * Atatürkçülük yanlı sı olan (kimse). birbiri ile uyumlu amaçlar. satsan satı lmaz vb. uygulamalar ve ilkeler bütünü. atari atarkanal atasözü * Bilgisayarlarda basit programlarla düzenlenmiş bir oyun türü. * Ataş enin görev yaptı ğ ı yer. Atatürkçülük * Atatürk'ün düş ünce ve uygulamaları ndan kaynaklanan. Kemalist. akla. * Uzun deneme ve gözlemlere dayanı larak söylenmiş ve halka mal olmu ş söz. evrensel ağ ı rl ı klı . * Spermayı idrar yoluna salan iki kanal. tayin edilmek. ş iryan. ataş ataş e * Bir elçiliğ e bağ lı uzman. atanmak * Bir göreve getirilmek. * Bu ilkeye bağ lı lı k. elçilik uzman ı . ataraksiya * Hiçbir heyecan veya zihin etkisiyle uyarı lmayan ruh dinginli ğ i. acı ya olduğ u kadar kı vanca kar ş ı da ilgisizlik. ate * Atacı lı k. atavik * Atacı lı kla ilgili. geleceğ e yönelik.atanma * Bir göreve getirilme. * Su aygı rı . at sergileri gibi çalı ş malar. Atsan at ı lmaz. atavizm atbal ı ğ ı atçı atçı lı k * Soy at yetiş tiriciliğ inde yapı lan at koş uları . atardamar * Kalbin sağ karı nc ı ğ ı ndan akciğ erlere. kiş i özgürlüğ ünü. bilime ve gerçeğ e dayanan. darbı mesel: Ayağ ı nı yorganı na göre uzat. . * Tutacak. sol karı ncı ğ ı ndan vücudun di ğ er bölümlerine kan taş ı yan damar. * Soy at yetiş tiricisi. çağ daş olmayı amaçlayan. Türk Devleti'nin bağ ı msı zlı k ve bütünlü ğ ünü. tayin edilme. atanma yapmak * tayin etmek. millî egemenli ğ i.

alev renginde olan. atefleksiyon * Döl yatağ ı nı n biçiminin bozulmas ı . öfkelenmek. felâket. ateş çı kmak . * Yanı cı cisimlerin tutu ş mas ı yla beliren ı sı ve ı ş ı k. * Tutuş muş olan cisim. bunaklı k. s ı kı lı p baş ı na kan yürümek. acı . * Isı tma veya piş irme için kullanı lan yer veya araç. * (ateş li silâh) patlamak. ateş almak * yanmak. * Coş kunluk. * telâş lanmak. örneğ i ateş böceğ i olan böcekler takı mı . ateh * Bunama. tehlikeli bir durum almak. tutuş mak. ihtiyarlı k yüzünden alı k duruma gelme. * Öfke. ateş almaya mı geldin? * uğ radı ğ ı yerden hemen gitmeye kalkan kimseye sitem olarak söylenir. * Büyük üzüntü. * Kı rmı zı . co ş mak. ateş böcekleri * Kı n kanatl ı lardan. karanlı kta ı ş ı ldama özelliğ i olan böcek (Lampyris noctiluca). heyecanlanmak. ateş balı ğ ı * Sardalye. * Tanrı tanı maz. atölye. * Gümüş balı ğ ı . acele etmek. ateş basmak * kı zarmak. * Vücut ı sı sı . hı rs. ateş açmak * ate ş li silâhla mermi atmaya ba ş lamak. ateist ateizm * Tanrı tanı mazlı k. atelye aterina ateş * Bkz. ateh getirmek * bunamak. ateş bacayı (veya saça ğ ı ) sarmak * bir olay. önüne geçilemez. od. ateş böceğ i * Kı n kanatl ı lardan.* Ateist. * Patlayı cı silâhları n at ı lması . acele davranmak. hı nç. * Tehlike.

* Yangı n söndürmede kullanı lan tulumbayı taş ı mak için kullanı lan büyük ve geniş kayı k. ateş kı rmı zı sı * Yanan ateş in rengi. ateş gecesi * Hristiyanlarda 24 Hazirana rastlayan Yahya yortusunun. becerikli. * zeki. çalı ş kan. ateş gibi * çok sı cak. ateş çiçeğ i * Ballı babagillerden. ateş kesilmek * çok kı zgı n davranı ş larda bulunmak. ateş püskürmek. hareketli ve becerikli olmak. ateş hattı * Savaş ta en ilerideki birliklerin ellerindeki silâhlarla ateş açabilecekleri hat. ateş pahası * Çok pahalı . meydanlarda ateş yakmak. ateş kayı ğ ı * Ateş bal ı ğ ı avlamak için kullanı lan ve içinde ate ş yakı lan kayı k. ateş düş tüğ ü yeri yakar * bir acı yı onu çekenden baş kası tam anlayamaz veya aynı ölçüde üzülemez. ateş etmek * ateş li silâhlarla mermi atmak. hareketli. ateş kesmek * ateş li silâhlarla yap ı lan atı ş a son vermek. ateş gemisi * Eski çağ larda düş man gemilerini yakmak için özel bir biçimde yapı lmı ş . öfkeli konu ş mak. bu ateş in üstünden atlamak ve çevresinde oynamak yolu ile kutlanan bir önceki gecesi. ateş olmayan yerden duman çı kmaz * küçük de olsa birtakı m belirtilerin önemli olaylara i ş aret olduğ unu anlatı r. * çok öfkeli olmak.* Bkz. * Çok canlı . yangı n çı kmak. ateş saçmak . * Çok yaramaz (çocuk). ateş parçası * Ateş in bir bölümü. * (sonradan) çok çalı ş kan. ateş püskürmek *ş iddetli. * kı pk ı rmı zı . ateş kı rmı zı sı renginde çiçekler açan bir süs bitkisi (Salvia splendens). çalı ş kan ve becerikli. içi yakı cı maddelerle dolu gemi. ateş gibi yanmak * ateş i yükselmek. ateş olsa cirmi kadar yer yakar * hasmı n pek önemsenmediğ ini anlat ı r.

ateş e atmak * bile bile çok tehlikeli bir iş e giri ş mek. ateş tuğ lası * Ocak. coş kun. ateş i düş mek * (hasta için) ateş i geçmek veya azalmak. ateş e vermek * ateş içine sokmak. * bir ülkeyi savaş a sokarak veya kargaş a ve karı ş ı klı k yaratarak sı kı ntı ve yı kı ma uğ ratmak. * Osmanlı larda ş enlikler için donanma fi ş eklerini hazı rlayan kimse. çok öfkelenmek. kundak sokmak. ateş i çı kmak (veya yükselmek) * (hasta için) vücut ı sı sı olağ andan çok artmak. ateş çilik * Ateş çinin iş i. ateş e tutmak * az ı sı tmak. * üzerine ateş li silâhla mermi atmak. ateş i uyandı rmak * sönmek üzere olan ateş i canland ı rmak. ateş vermek * tutuş turmak. ateş i baş ı na vurmak * çok öfkelenmek. * çevresindekilere ağ ı r sözler söylemek. * bir yeri kasten yakmak. * Fabrika. soba gibi yerlerde kullanı lan. ateş e vurmak * bir yemeğ i piş mek üzere ocağ a koymak. lokomotif gibi ateş le iş leyen yerlerde ocaklara kömür atı p ateş in sürekli yanmas ı nı sağ layan ateş çi kimse. ateş e dayanı klı * aş ı rı ı sı dan zarar görmeyen. coş mak. . ateş ! ateş baz * ateş etmek için verilen komut. ateş e vursa duman vermez * pek cimri olanlar için söylenir.* çok kı zmak. * Ateş le hüner gösteren oyuncu. * aş ı rı telâş a ve sı kı ntı ya düş ürmek. ateş yağ dı rmak * ateş li silâhlarla aralı ks ı z mermi atmak. sinirlenmek. ateş in * Ateş li. vapur. ateş e dayan ı klı tuğ la.

* Coş kun. coş turucu. ateş kes * Savaş an iki kuvvetin karş ı lı klı olarak savaş ı durdurması . coş kulu. ş iddetlenmek. . heveslendirmek. * acı yı . ateş le barut bir yerde durmaz * biri kı z. ş iddetlendirmek. * Vücut ı sı sı artmak. ateş ler içinde * (hasta) çok ateş li bir durumda. ateş letme * Ateş letmek iş i. * Coş mak. mütareke. ateş lendirme * Ateş lendirmek i ş i. ateş letmek * Ateş lemek iş ini yapt ı rmak. * Kı ş kı rtmak. * derece ile ateş i ölçmek. bı rakı ş ma. ateş leme * Ateş lemek iş i. ateş li * Ateş i olan. yanmayı azaltmak.ateş ine (veya nârı na) yanmak * bir kimse yüzünden zarara uğ ramak. ateş ini almak * yüksek vücut ı sı sı nı düş ürmek. ateş lenme * Ateş lenmek iş i. hararetli hararetli. * Top. ateş lemek * Tutuş turmak. kı zı ş mak. * Patlayı cı maddeleri ate ş lemekte kullanı lan cihaz. kı ş kı rtmak. ateş le oynamak * pek tehlikeli bir iş le uğ ra ş mak. ateş leyici * Ateş leme niteliğ i olan. ateş lenmek * Ateş lemek iş ine konu olmak. yakmak. tüfek gibi patlayı cı maddeleri patlatmak. biri erkek iki gencin bir yerde yalnı z baş ları na kalmaları nı n sakı ncalı olduğ unu anlatmak için söylenir. ateş lendirmek * Coş turmak. * Cinsel istekleri güçlü olan. ateş li ateş li * Yoğ un ve heyecanlı bir biçimde.

atgiller atı alan Üsküdar' ı geçti * fı rsatı n kaç ı rı lı p artı k yap ı lacak bir ş ey kalmadı ğ ı nı anlat ı r.ateş li silâh * Patlayı cı madde aracı ile mermi atan top. çevirmek. inayet. lütuf. * Atı lmı ş . tüfek gibi silâh. s ı kı ntı lı durum. dayanı lmaz. tek parmaklı memeliler familyası . *İ yilik. isnat etmek. ateş lik ateş lilik * Ateş li olma durumu. * Bazı ateş li silâhlar kullanarak yap ı lan spor. isnat. * Yöneltme. ateş perest * Ateş e tapan. ateş ten gömlek * acı . attı ğ ı nı vuran kimse. * Yalancı . at ı lan. atı cı lı k atı f atı fet atı k atı k atı k kâğ ı t * Kâğ ı t. atfen atfetme * Atfetmek iş i. * Karş ı lı k beklemeden gösterilen sevgi. * Yöneltmek. ası lsı zş eyler uydurup söyleyen. ihsan. uydurmacı lı k. atı cı *İ yi niş an alan. atfetmek * Bir iş i veya bir sözü bir kimseye mal etmek. * Mal ederek. üzüntü veren. * Ateş yakı lan veya konulan yer. kayra. eş ekleri ve zebraları içine alan. * Süt veya yoğ urt çalkamaya yarar küçük yayı k. * Yalancı lı k. atı k su * Evlerde. atı l . iş yerlerinde kullanı mdan dolayı kirlenen ve bina dı ş ı na sevkedilen pis su. yüklemek. * Atı cı olma durumu. * Atları . yükleyerek. çevirme. iş leme sürecinden veya kullanı mdan sonra arta kalan ve kâğ ı t veya karton üretiminde ve kâğ ı t hamuru yapı mı nda tekrar kullanı lan kâğ ı t veya karton parçaları . *İ li ş kili bulma. ba ğ ı ş .

atı ş * Atmak iş i veya biçimi. atı lı ş atı lma atı lmak * Atı lmak i ş i veya biçimi. * Etkisiz. hamle. hallaçl ı k. savlet. * Durumunu geliş tirme gücü gösteren. yünü yay veya tokmak gibi bir araçla kabartma. * (kalp. atı mcı lı k atı mlı k * At ı mcı nı n iş i. hamle. * Saldı rmak. * Atmak iş ine konu olmak. birden bir davranı ş ta bulunmak. * Konuş acak. hücum etmek. atı lma. * Hı zla ilerleme. hallaç. * Bir iş e giriş mek. iş e yaramaz. * Giriş ken. * Silâhı doldurmaya yetecek veya en az bir atı m yapabilecek barut miktarı . aylak. atı mcı * Pamuğ u. atı lı m *İ leri at ı lma. * Bir silâhı n mermisini amaca ulaş tı rmak için gereken iş ve bilgi. ditme iş ini yapan kimse. hücum. atı lgan * Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan. atı nı sa ğ lam kazı ğ a ba ğ lamak * eş eğ ini sağ lam kaz ı ğ a bağ lamak. at ı lı m yapan. atı p (veya atmak) tutmak * bir kimse veya bir ş ey için kötü konuş mak. yazacak söz veya bilgi. ba ş lamak.* Tembel. süreduran. hamleci. * Atmak iş i. * Herhangi bir konuda ilerleme çabası . * Atı lan bir ş eyin gidebildiğ i uzaklı k. atı lma iş i. çarp ı ş . atı lganlı k * Atı lgan olma durumu. atı lı mcı atı m atı n ölümü arpadan olsun * çok sevilen bir ş ey yapı lı rken veya sevilen bir yiyecek yenilirken sonuç kötü de olsa katlanı lacağ ı nı anlatı r. * Bir ş eye do ğ ru birden gitmek. * Patlamak. * Atı lmak i ş i. * abartmalı konuş mak. *İ ş siz. nabı z için) Vuruş . . * Bkz. * Sayı kazanmak amacı yla yapı lan atı lı ş .

* Kendisine dargı n olan bir kimseye barı ş ı km ı ş gibi söz söylemek. * Saz ş airlerinin deyiş le tartı ş maları . * (yağ mur veya kar) Serpiş tirmek. argaç. * Çabuk davranan. çevik. * Büyük yaba. çeviklik. argaçlamak. taş veya beton destek. atk ı * Soğ uğ a kar ş ı omuzlara. * Atı ş tı rmak i ş i. atı ş tı rmak * Acele olarak yemek veya içmek. * Atkı lamak iş i. * Saz ş airleri. çevik. eski zamanla ilgili. * Dokuma tezgâhları nda mekikle enine at ı lan iplik. atı ş mak atı ş tı rma atı ş tı rma yeri * Ayaküstü yemek yenilen yer. * Bazı kadı n ayakkabı lar ı nda ve çocuk patiklerinde ayağ ı n üstünden geçen. belli bir ayak üzerine birbirlerini küçük düş ürmek amacı yla karş ı lı klı deyiş söylemek. atı ş tı rmal ı k * Atı ş tı rmaya yarayan. atk ı iplik atk ı lama atk ı lamak * Dokuma tezgâhları nda mekikle atkı atmak. * Ağ ı z kavgası etmek. * Eski. * Çabuk hareket edebilen. atkuyruğ u . poligon. * Atı ş mak iş i. atik atik atik tetik atiklik * Çabukluk.atı ş yeri atı ş ma * Silâh atma alı ş tı rmaları yapı lan yer. üst eş ik. yandan iliklenen ince uzun parça. ba ş a. ati * Gelecek. * Dokumacı lı kta mekikle enine atı lan iplik kumaş ı n en ipli ğ i. s ı rta veya boyna alı nan örtü. atk ı lı * Atkı sı olan. * Kapı ve pencerelerin yapı mı nda üst tarafa konan ağ aç.

atland ı rmak * Ata bindirmek veya binecek at vermek. atlama taş ı .70'e ayarlanabilen ve atlamalar için kullan ı lan beden eğ itimi aracı . atlangı ç * Suyu geçerken üzerine bası p atlamak için konulan büyük taş . * Belirli bir yerden gerilip hı z alarak yapı lan sı çrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma veya belli bir yükseklikten a ş ı rma.* Atkuyruğ ugillerden. . * Sı nı fı okumadan geçmek. * Okuma. atlambaç atland ı rma * Atlandı rmak iş i. atlama ta ş ı * Suyu geçerken üzerine bası p atlamak için konulan büyük taş . inmek. atlan ı lma * Atlanı lmak iş i. atlama tahtası * Daha iyi bir duruma geçmek için araç olarak kullanı lan yer veya kimse. * Binmek. atla arpay ı dövüş türmek (veya dalaş tı rmak) * fesat karı ş tı rmak. kök sapı ömürlü olan. atkuyruğ ugiller * Eğ relti otugillerden. * Çocukları n atlama oyunu. daha çok nemli yerlerde yetiş en ve ilâç olarak kullanı lan bir bitki (Equisetum arvense). aldanmak. atlamak * Bir engeli sı çrayarak veya fı rlayarak a ş mak. ara bozanl ı k etmek. örneğ i atkuyruğ u olan bir bitki familyası . * (bası nda) Haberi zamanı nda verememek veya diğ er gazetelerden ö ğ renmek. atlan ı lmak * Atlanmak. atlama beygiri * Yüksekliğ i 1. atlang ı ç. atlad ı geçti Genç Osman! * bir iş in bittiğ ini veya tehlikenin atlatı ld ı ğ ı nı anlatı r. yazı yazma. * Bu biçimde en uzağ a atlamak veya en yükseğ i aş mak amacı yla yarı ş ı lan atletizm dalı . * Çı kmak. atlama ta ş ı yapmak * daha iyi bir yere geçmek için bir durumu veya bir kimseyi araç olarak kullanmak. * Yüksek bir yerden alçak bir yere. sayı sayma gibi iş lerde bazı bölümleri bı rakı p geçmek. ayaküstü gelecek biçimde kendini b ı rakmak. * Genç kı zları n saçlar ı nı baş lar ı nı n arkası na toplayarak uç bölümünü kaldı rı p serbest bı raktı klar ı saç biçimi. * Yanı lmak. atlama * Atlamak iş i. atlanma * Atlanmak iş i.

atlar anası *İ ri yarı . atlet * Atletizmle uğ raş an kimse. * Bir konuyu açı klamak için hazı rlanmı ş resim veya levhalardan oluş mu ş kitap. atlaya z ı playa * atlayarak. * Aldatmak. atlet gibi. * Savmak. atlat ı lmak * Atlatmak iş i yapı lmak veya bu iş e konu olmak. . * Savsaklamak. * (bası nda) Baş ka ilgililerden önce bir haberin yayı mlanmas ı nı sağ lamak. atlas çiçe ğ i * Uzun ve sarkı k yapraklı . atlas atlas * Dünyanı n. bir ülkenin. atlet fanilâs ı * Kolsuz erkek fanilâsı . sı k dokunmuş bir tür ipekli kuma ş . * Kötü bir durumu geçiş tirmek. atlat ı lma * Atlatı lmak iş i. arada eş ekler ezilir * büyüklerin çatı ş ması ndan küçükler zarar görür. atlas çiçe ğ igiller * Kaktüsgiller. parlak kı rmı zı çiçekler açan kaktüs. * istekle. atletik * Atletleri ilgilendiren. * Atlamak iş i yapı lmak. isteyerek. atlar nallanı rken kurbağ alar ayak uzatmaz * küçükler büyüklerin yanı nda hadlerini bilmelidir. biçimli. bir bölgenin fiziksel ve siyasî coğ rafyas ı ile ekonomi.atlanmak atlanmak * Ata binmek veya at edinmek. atlar tepi ş ir. atlatmak * Atlamak iş ini yapt ı rmak. atlatma * Atlatmak iş i. atlas kemi ğ i * Boyun omurları nı n üstten birincisi. * Vücudu geliş miş . erkeksi kadı n. tarih gibi konularda toplu bilgi vermek için bir araya getirilmiş co ğ rafya haritaları derlemesi. * Yüzü parlak.

çevikliğ i. ağ ı rl ı k kaldı rma ve atma gibi. yı rtı lmak veya yapı ş ı k olduğ u yerden ayrı lmak. tek baş ı na yapı lan vücut çalı ş malar ı . * (top. dı ş ar ı ya vermek. gülle. bir kenara koymak. yetenekleri geliş tirmeye yarayan koş u.atletizm * Beden gücünü. * Çatlamak. * Ata binmiş kimse. atl ı karı nca *İ ri bir karı nca türü (Ponera grandis). * Uzatmak. kabartmak. çarpmak. *İ stenilmeyen bir ş eyi kendi malı olmaktan çı karmak. * Örtmek. tüfek gibi silâhlar için) Patlatmak. * Bilmeden. * (bir kimseyi) Uzaklaş tı rmak. * (yapı lmı ş kötü bir i ş i birine) Yüklemek. din kardeş iyiz * söylediklerin hep yalan (veya abartma). * (sille. * Yay ve tokmakla ditmek. ilgisini kesmek. ava alı ş tı rı labilen küçük bir yı rtı cı kuş (Accipiter nisus). * Yalan veya abartmalı söz söylemek. * Bir yerden baş ka bir yere taş ı mak. * Çı karmak. * (kurş un. ok gibi ş eyleri) Hedefe iletmek. atl ı karı nca * Yere dikilmiş bir eksen çerçevesinde döndürülen ask ı lara takı lı oyuncak atlar. * Değ erini eksiltmek. nabı z gibi kan dolaş ı mı ile ilgili organlar için) Vurmak.den oluş an bir eğ lence aracı . uçaklar vb. * Sözle sataş mak. * Yazı lı veya banda alı nmı ş bir metinden baz ı bölümleri çı karmak. * Kovmak. süvari. ilgisini kesip uzaklaş tı rmak. atma Recep. * (sı kı ntı dolay ı sı yla) Giyilen bir ş eyi ç ı karmak. dı ş arı ya çı karmak. * Patlayı cı maddelerle havaya uçurup yı kmak. atmaca * Kartalgillerden. farkı ndayı z. göndermek. * Sapan. * Kullanı lması gelenek hâline gelmiş bir ş eyi kullanmaktan vazgeçmek. kı lı ç) Vurmak. * Binek atı kullanan asker veya asker sı nı fı . *İ çki içmek. atl ı * Atı olan. kestirerek söylemek. atl ı spor * At üzerinde yapı lan bütün sporları n genel adı . atlama. * (kalp. * Yerleş tirmek. * Bir cismi bir yöne doğ ru fı rlatmak. * Bir ş eyi yere doğ ru bı rakmak. atl ı kovalarcası na * gereksiz yere acele ederek. * Koymak. tokat. atmak . atma * Atmak iş i. * (zaman bildiren tümleçlerle) Geri bı rakmak.

atmasyonculuk * Atmasyoncu olma durumu. bı rakmak. atom çekirdeğ i * Atomun çekim kuvvetinin etkisiyle. halka biçiminde adacı k. hava. * Göndermek. meni. atmasyon * Uydurma. proton ve nötronlardan olu ş an pozitif elektron yüklü merkez bölümü. * Yeri veya herhangi bir gök cismini saran gaz tabakası . ba ğ ı rmak. 76 cm uzunlu ğ unda ve tabanı l cm 2 olan cı va sütununun ağ ı rl ı ğ ı (l kg 33 gr). bozulamaz diye tasarlanan temel ögeleri. palavrac ı (kimse). atom bombası * Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucu enerji olu ş mas ı temeline dayanan bomba. bel. er suyu. atol atom parçacı k. sahiplenmek. cevvî. * Mercanları n bir araya toplanması ile olu ş muş . sperma. atom numarası * Bir atom çekirdeğ inin içinde bulunan protonları n sayı sı . atmosfer bas ı ncı * Atmosferin yeryüzünde bulunan her cisim üzerine yaptı ğ ı bası nç. alı ş mak. * Haykı rmak. palavra. gaz yuvarı . atom reaktörü * Nükleer parçalanma sonucu oluş an enerjiyi kontrol etmekte kullan ı lan düzen. atmasyoncu * Uydurmacı . * Söylemek. atm ı k atmosfer * Erkeklerin cinsel organı ndan salgı lanan madde. . * Etkisi kaybolmak. * Hava yuvarı . *İ çinde yaş anı lan ve etkisinde kal ı nan ortam. çevresinde elektronlar dolaş an. * Bası nç birimi olarak kullanı lan. mercan ada. 150 C de deniz yüzeyinde. atom enerjisi * Atom çekirdeklerinin parçalanması ndan veya hafif atomları n kaynaş ması ndan olu ş an büyük enerji. atom ağ ı rl ı ğ ı * Herhangi bir atomun 16 sayı sı ile gösterilen oksijen atomuna göre ağ ı rlı ğ ı .* (renk için) Solmak. yollamak. * Götürmek. atom ça ğ ı * Atom enerjisinin insanlı ğ ı n hizmetine girdi ğ i çağ . bir tek türü ise bir kimyasal ögeyi oluş turan * (eski Yunan filozofları na göre) Gerçeğ in son. * Birkaç türü birleş ince çe ş itli kimyasal birleş ikleri (molekülleri). atmosferik * Atmosferle ilgili. artı k bölünemez.

atomculuk * Evrenin. ilgi çekici gösteri. * Atomla ilgili olan. atropin * Güzelavrat otundan çı kar ı lı p hekimlikte kullanı lan zehirli bir ilâç. satsan satı lmaz * iş e yaramad ı ğ ı veya sı kı ntı verdi ğ i hâlde vazgeçilemeyen ş eyler ve kimseler için söylenir. attan inip eş eğ e binmek * bulunduğ u önemli görevden daha aş ağ ı bir göreve alı nmak. ton ve makam temeline ba ğ lı kalmadan oluş turulan (beste). attı rmak Au aut geçmesi. atraksiyon * Gazino gibi yerlerde yapı lan. * Top oyunları nda topun kar ş ı takı m oyuncular ı nı n vuru ş uyla oyun alan ı nı n veya kale çizgisinin arkası na * Karada. attı rma * Attı rmak i ş i. aktar. gölde veya akarsularda evcil olmayan hayvanları vurma veya yakalama iş i. atomik atonal atölye * Zanaatçı ları n veya resim. . iş lik. * Altı n'ı n kı saltmas ı . atsan atı lmaz. * Bir hayvanı n bir baş ka hayvanı yemek için yakalamas ı .atom santrali * Atomdan yararlanarak enerji elde eden fabrika. atomcu * Atomculuk yanlı sı (kimse). bölünmez parçaları n kümelenmesinden olu ş tuğ unu ileri süren öğ reti. * Atomla ilgili. eğ lendirici. atom sayı sı * Bir atom çekirde ğ inin içerisinde bulunan protonlar ı n say ı sı . av * Atmak iş ini yaptı rmak. atölye resmi * Bir iş in ayrı ntı ları nı gösteren ve atölyede yapı m sı rası nda kullanı lan 1/1 ölçüdeki teknik resim. denizde. attar * Bkz. attı ğ ı tı rnak kadar olamamak * bir kimsenin sözü edilenden daha değ ersiz olduğ unu anlatmak için kullanı lı r. heykel sanatları yla uğ raş anları n çalı ş tı ğ ı yer. atomal * Atomlarla ilgili olan. mü ş terileri oyalay ı cı . * Yeni bir bestecilik çı ğ ı rı na göre.

aval * Saflı ğ ı sersemlik derecesine varan (kimse). bön. av avlanmı ş . artı k yapacak bir ş ey yok. * Halk. * Kolaylı kla kandı rı labilen veya aldatı labilen. * Avanak gibi. av köpe ğ i * Tazı . aptal aptal. av kuş u * Avlanı lan kuş . . ödemeden sorumlu olanları n ödememesi hâlinde üçüncü bir kiş inin alacaklı lara senet bedelini ödeyeceğ ine iliş kin verdiğ i güvence. av dönemi * Av hayvanları nı n avlanması veya bu amaçla kullanı lan av araçları nı n kullanı lması nı n serbest oldu ğ u yı lı n belirli bölümü. av yasa ğ ı * Yı lı n av dönemi d ı ş ı nda kalan zamanda konulan yasak. gör-ev. kopoy. aval aval avam * Aptal bir biçimde. zağ ar gibi ava yard ı mcı lı k etmeye al ı ş tı rı lmı ş köpek. bir aracı onarmak için kullanı lan alet tak ı mı . avadanc ı * Eski Osmanlı sarayı nda bir s ı nı f hademe. kendisinden yararlanı lan kimse. * Halkı n aş ağ ı tabakas ı . avangart * Öncü. türe-v vb. öd-ev. tav tavlanm ı ş * olan olmuş . aptal. avanağ a uygun düş en biçimde. * Tuzağ a dü ş ürülen. avanak gibi davranmak. avanak avanakça avanaklı k * Avanak olma durumu. avadanl ı k * Bir iş i yapmak. iş le-v. -av / -ev * Fiilden isim türeten ek: sı na-v. avanakça davranı ş . avanaklı k etmek * aptallı k etmek. iş iş ten geçmi ş . aval * Ticarî senetlerde. av mevsimi * Av dönemi. ava ç ı kmak * avlanmak için gitmek.* Bu yollarla yakalanan hayvan.

avare . avantajl ı * Yarar sağ layan. avantür * Serüven. yararlı (durum veya ş ey). avans vermek * öndelik vermek. avantüriyer * Serüvene atı lan. avara avara avara kasnak iş lemek (veya dönmek) * hiçbir iş e yaramadan boş una.avans * Alacağ ı na sayı lmak üzere önceden yap ı lan ödeme. yüzy ı llar aras ı nda Moğ olistan'da VI. avantacı lı k * Çı karcı lı k. macera. * III. avans almak * öndelik almak. * Üzerinde döndüğ ü ve kendisini taş ı yan milden bağ ı ms ı z olarak çal ı ş an mekanizma. Avar * Kuzeydoğ u Kafkasya'da Dağ ı stan Federe Cumhuriyeti'nde yaş ayan halk. . avanta * Bir kimsenin. kötü. avantadan * bedavadan. maceracı . yarar. bedavac ı lı k. beleş çi. peş inat. avantacı * Çı karcı . avaraya almak * o bölümün çalı ş ması nı durdurmak.VI. . * Bir geminin ba ş ka bir gemiden veya kı yı dan açı lmas ı . bedavacı . beleş çilik. * Kı yı ya dayanı larak sandalı n açı lması için kürekçilere verilen komut. emek vermeden sağ ladı ğ ı kazanç. *İ ş e yaramaz. öndelik. Avarca * Avarları n kullandı ğ ı dil. avantaj * Üstünlük sağ layan ş ey.IX. yararsı z. kâr. yüzyı llar aras ı nda Orta Avrupa'da yaş amı ş halk. avantajsı z * Yarar sağ lamayan. beleş ten. avans çekmek * öndelik çekmek.

* Engebeler. engeller. * Kazalar.*İ ş siz. aylak dolaş mak. avarelik avar ı z *İ ş sizlik. avareleş mek * Aylaklı k etmek. avareleş me * Avareleş mek durumu. i ş siz güçsüz. iş siz güçsüz. avcı hattı * Savaş ta düş mana doğ ru dağ ı larak ön safta ilerleyen asker toplulu ğ u. * Bir deniz yolculuğ unda geminin veya yükünün gördüğ ü zarar. tümsekler. avare etmek * bir kimseyi iş inden al ı koymak. avcı lı k etmek * avlanma ile uğ raş mak. * Baş ka hayvanları yakalamakta usta olan (hayvan). sonralar ı ise sürekli olarak halktan toplanan vergi. * Çeş itli sebeplerle dayanı klı lı ğ ı nı ve esnekli ğ ini kaybetmiş yapa ğ ı ve yün. parlak zehirli bir bitki (Adonis). yüzey biçimleri. * Yüksek ses. belâlar. avcı otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. avcı uçağ ı * Düş man uçakları nı düş ürmek için kullanı lan uçak. kokusuz. avazı çı ktı ğ ı kadar * çok yüksek sesle. avarya avaz avaz avaz (bağ ı rmak) * var gücüyle bağ ı rmak. nara. avare dola ş mak * iş siz. avcı eri * Piyade mangası nda her ere verilen ad. baş ı boş luk. avare olmak * iş siz güçsüz dolaş mak. baş ı boş . * Osmanlı larda önceleri yalnı z olağ anüstü durumlarda. aylak. avcı lı k * Avcı olma durumu veya iş i. baş ı boş luk. * Avcı lara özgü olan. baş ı bo ş . avcı * Avlanmayı seven veya av ı kendine iş edinen kimse. aylaklı k. tanı tan kimse. . * Bir ş eyi büyük bir istekle izleyen ve bulup ortaya çı karan.

avlak avlama * Avlamak iş i. avg ı n * Duvarda suyun geçmesi için bı rakı lan delik veya üstü kapal ı su yolu. avize ağ acı * Zambakgillerden. geri gelmek. avlamak * Bir avı diri veya ölü olarak ele geçirmek. Amerika'dan dünyanı n her yanı na yayı lmı ş olan. avcunu yalamak * umduğ unu ele geçirememek. avlanmak * Avı çok olan yer. * Sayı fark ı . av yeri. lâmbal ı . kurnazlı kla kandı rmak. * Tuzağ a dü ş ürmek. avdetî avene averaj * Ortalama. * Yardakçı lar. iri ve beyaz çiçekli bir süs a ğ ac ı (Yucca glosiosa). * Tavana ası lan. avlanma * Avlanmak iş i. avize biçiminde sarkı k. avcunun içine almak * bir kimseyi bask ı ve etkisi altı na almak. avdet etmek * dönmek. ş amdanlı . avisto avize * Ödenmesi gereken poliçelere yazı lan ve "görüldüğ ünde" anlamı na gelen bir terim. cam veya metal süslü aydı nlatma aracı . avcuna saymak * peş in olarak ödemek. bir ş eyi) çok iyi ve ayrı ntı lı olarak bilmek. * Voleybolda karş ı oyuncuları n boş bı raktı ğ ı ve yetiş emeyeceğ i yere topu yavaş ça indirip sayı alma. * (genellikle Musevîler için) İ slâm dinine dönmüş olan. avcunun içinde tutmak * ona istediğ ini yaptı racak güçte olmak. avdet * Dönüş . geri gelme. billûr.avcu kaş ı nmak * halk inanı ş ı na göre eline bir yerden para geçeceğ i anla ş ı lmak. . avcunun içi gibi bilmek * (bir yeri.

* Avlatmak iş ini yaptı rma. Avrupalı lı k * Çağ daş olma. * Elin yarı yumulmuş durumu. avuç (veya el) açmak * dilenmek. Avrupa kay ı nı * Avrupa'da yetiş en bir kayı n türü. Avrupalı lara benzer. Avrupalı laş ma * Avrupalı laş mak. Av ş ar avuç * Bkz. Avrupa ile ilgili (olan). avuç dolusu . eş .* Avlamak iş ine konu olmak. Avrupalı lar gibi. * Kadı n. * (para için) Bol bol. * Ava gitmek. avrat pazar ı * Cariyelerin satı ld ı ğ ı pazar. avlatma avlatmak * Avlanmak iş ini yapt ı rmak. düş ünce ve davranı ş ta bat ı ölçülerinde bulunma. avuç avuç * Her defası nda bir avuç. * Elin iç tarafı . Avrupalı laş mak * Avrupalı lar ı n düş ünce. avret * Ut yeri. Avrupalı * Avrupa'da yaş ayan. para istemek. * Avuçlayarak. * Yarı yumulmu ş elin alacağ ı miktar. * Amerikan armudu (Persea americana). avlu avokado avrat * Bir yapı nı n veya yapı grubunun ortası nda kalan üstü açı k. Avrupaî * Avrupalı lara vergi. av için dolaş mak. * Kadı nları n öteberi satt ı klar ı pazar yeri. Avrupa halkı ndan olan kimse. yardı m istemek. * Karı . * Avrupa'ya özgü olan. davranı ş ve yaş antı lar ı nı benimsemek. ava çı kmak. Afş ar. duvarla çevrili alan. pek çok.

avukat * Hak ve yasa iş lerinde isteyenlere yol göstermeyi. korumay ı meslek edinen ve bunun için yasanı n gerektirdi ğ iş artları taş ı yan kimse. avundurmak * Oyalanması nı sağ lamak. * korkutucu büyük sözler söylemek. avuç içi kadar * pek küçük. avuçlamak * Avuçla kavramak. avuçlama * Avuçlamak iş i. müteselli olmak. yetinmek. * (hayvan) Gebe kalmak. avunç * Acı nı n hafiflemesi veya unutulması . * Gerekmediğ i hâlde baş kası nı n savunması nı üstlenen kimse. teselli. avurt ş iş irmek * yanağ ı n iç tarafı ndaki boş lu ğ u su veya havayla doldurup ş iş kin duruma getirmek. avurt * Yanağ ı n ağ ı z boş luğ u hizası na gelen bölümü. dar (yer). teselli. avukatl ı k * Avukat mesleğ i. * Gereksiz. * Oyalanmak. avurt ünsüzü . * Bir ş eyle u ğ ra ş arak acı sı nı unutmak. boş savunma. acı sı nı unutturmak. * Acı sı nı hafifletmek. teselli etmek. avuç içi * Elin parmak dipleri ile bilek arası ndaki iç bölümü. avuntu. avundurma * Avundurmak iş i.* (para için) Pek çok. devlet dairelerinde baş kaları nı n hakkı nı aramay ı . teselli. avukat tutmak * adlî i ş lemleri gereğ ince yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu görevli kı lmak. avuntu avurdu avurduna geçmek * çok zayı flamak. teselli bulmak. s ı kı ntı lardan uzakla ş mak. *İ nsanı avutan ş ey. avurt satmak (veya avurt zavurt etmek) * beceremeyeceğ iş eyleri becerebilecekmiş gibi konuş mak. avuçla almak. * Avukatı n yaptı ğ ı iş . mahkemelerde. avunma avunmak * Avunmak iş i.

* Çalı m satmak. avutma avutmak * Avutmak iş i. ay aydı n. dal. * Art arda gelen iki yeni ay arası nda geçen süre. teselli etmek. * Yı lı n on iki bölümünden her biri. kamer. avurtlama * Avurtlamak iş i. al kelimelerindeki l ünsüzü gibi. hale. . * Avutan. * (bir kimsenin acı sı nı veya s ı kı ntı sı nı ) Yatı ş tı rmak. yüksekten atan. ay -ay / -ey * Birdenbire duyulan acı . dene-y. teselli. * Bir ayı n herhangi bir gününden ertesi ay ı n aynı gününe kadar geçen veya yaklaş ı k 30 gün olarak kabul edilen süre. Avusturyal ı * Avusturya kökenli olan (kimse). y * Fiilden isim ve sı fat türeten ek: ol-ay. hesap ortada. * Avutulmak iş i. Ay * Yer yuvarlağ ı nı n uydusu olan gök cismi. erkeğ inin kuyruğ u lir biçiminde ve çok süslü bir Avustralya ku ş u (Maenura superba). Avustralyalı * Avustralya kökenli olan (kimse). -ay / -ey. avutucu avutulma avutulmak * Avutmak iş ine konu olmak. yüksekten atmak. gün-ey. yapa-y vb. ürkme veya sevinç anlat ı r. avurtlar ı çökmek (veya avurtları birbirine geçmek) * çok zayı fladı ğ ı yüzünden belli olmak. ay ağ ı lı * Ayı n aylası . el. hesap belli * anlaş ı lmayacak bir ş ey yok. düz-ey. *İ simden isim türeten ek: kol-ay. bel. * Oyalamak.* Dil ucunun ön damağ a veya art damağ a çarpmas ı ndan oluş an ve dilin yanları ndan akan ses: Dil. ağ rı veya ş aş ı rma. yüz-ey vb. Avustralya kara tavu ğ u * Serçegillerden. bal. avurtlu * Çalı m satan. açı k. teselli eden. avurtlamak * Büyülenmek.

geceyi açı kta geçirmek. mehtap. aya * Türk bayrağ ı ndaki ayça ve beş ı ş ı nlı yı ldı zdan olu ş mu ş simge. ay parçası . ay karanl ı ğ ı * Bulutlar arkası nda kalan ay ı n yaydı ğ ı hafif ayd ı nl ı k. . Ay tutulması * Yer yuvarlağ ı nı n Güneş ile Ay arası na girmesiyle. * Bkz. ay çekirde ğ i * Ay çiçeğ inin tohumu. ay parçası (gibi) * (kadı n veya kı z için) çok güzel. * Genellikle vakit geçirmek için içi yenen kuru yemiş çe ş idi. ay bal ı ğ ı giller * Kemikli balı klar tak ı mı nı n çengel çeneliler alt takı mı na giren bir familya. ay balta * Ağ zı yarı m daire biçiminde olan balta. Ay' ı n yer yuvarla ğ ı gölgesinde kalması . 3 m boyunda. ay modülü * Gözlem araçları nı içinde taş ı yan. ay harmanlanmak * ayı n çevresinde ayla oluş mak. ay dedeye misafir olmak * gece açı kta yatmak. husuf. ay örümce ğ i * Ay modülü. ay dede * (çocuk dilinde) Ay.ay bal ı ğ ı * Ay balı ğ ı gillerden. kuyruk yüzgeci hilâl biçiminde olan. * Ayı n dolunay durumundaki parlak durumu. ay takvimi * Ayı n gökyüzündeki görünen hareketine ve evrelerine göre düzenlenen takvim. görünü ş ü balı k ba ş ı na benzeyen. ay dönümü * Aybaş ı . Akdeniz'de yaş ayan bir balı k türü. kamer takvimi. teber. ay yı ldı z ay yı lı * Ayı n on iki kez yeni aydan yeni aya gelmesi için geçen süre (354 gün 8 saat). ay ı ş ı ğ ı * Ayı n yeryüzüne verdiğ iı ş ı k. ay evi ay gibi * Ayla. ay araş tı rmaları için kullanı lan ve ay yüzüne yumuş ak iniş yapan araç. pervane balı ğ ı . kemer balı ğ ı (Mola mola).

* (hasta) iyi olmak. avuç içi. dikilmek. * Yaprakları n düz ve parlak bölümü.* Elin parmak dipleriyle bilek arası ndaki iç bölümü. aya ğ ı düze basmak * güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek. aya ğ a kalkmak * ayakları üzerinde durmak. heyecanlanmak. aya ğ ı üzengide * hemen yola çı kmak üzere olan. * telâş lanmak. aya ğ ı na (veya ayakları na) kapanmak * alçalı rcası na yalvarmak. * bağ ı ş lanmak için yalvarmak. aya ğ ı na bağ vurmak * önüne bir engel çı karmak. * saygı göstermek için oturma durumundan ayak üzeri durumuna geçmek. aya ğ ı alı ş mak (veya alı ş mamak) * bir yere sürekli gitmek (veya gitmemek). aya ğ a kald ı rmak * telâş ve heyecana düş ürmek. aya ğ ı (veya ayakları ) suya ermek * bir gerçeğ i anlayarak akl ı baş ı na gelmek. aya ğ a dü ş mek * iş e ilgisiz ve yetkisiz kimseler karı ş mak. aya ğ ı na (veya baca ğ ı na) geçirmek * aceleyle bir ş eyi giymek. ayak tabanı . aya ğ ı ile (veya kendi ayağ ı ile) gelmek * kendi isteğ iyle gelmek veya emek çekilmeden elde edilmek. yolu düş mek. aya ğ ı yerden kesilmek * ayağ ı yere de ğ mez olmak. aya ğ ı uğ urlu * geldiğ i yere uğ ur getirdiğ ine inan ı lan (kiş i). telâ ş a kap ı lmak. aya ğ a fı rlamak * hı zla ayağ a kalkmak. . aya ğ ı (veya ayakları ) dolaş mak * yürürken telâş tan ayakları birbirine takı lmak. * bir taş ı ta binip yaya yürümekten kurtulmak. aya ğ ı düş mek * Bkz. aya ğ ı na bağ olmak * (biri) bulunduğ u yerden ayr ı lmas ı na veya yapt ı ğ ı iş i sürdürmesine engel olmak. iyileş mek. aya ğ ı yürüten baş tı r * halkı n düzen içinde çal ı ş mas ı nı baş takiler sağ lar.

fesle ğ en ister (veya takar) baş ı na * yoksulluğ una bakmayarak süs ve gösteriş yapmak ister. sayg ı gözetmeksizin birinin yan ı na gelmesini sağ lamak. aya ğ ı na gitmek * alçak gönüllülük ederek veya saygı göstererek birinin yanı na varmak. aya ğ ı nı denk almak * baş kalar ı nı n kendisine yapmas ı ihtimali bulunan kötülüklere karş ı uyan ı k davranmak. aya ğ ı na s ı cak su mu. aya ğ ı na getirmek * sı ra. yürümesine engel olmak. aya ğ ı na gelmek * alçak gönüllülük göstererek birinin yanı na gelmek. aya ğ ı nda donu yok. * alı ş ı lan bir yere gitmekten kendini alamamak. ilgiyi kesmek. * dikkat. ayak iş lerini bı kmadan. aya ğ ı na çağ ı rmak * yanı na gelmesini istemek. * iş yapmakta olan birine engel olmak. soğ uk su mu dökelim? * ender gelen bir konuğ a yarı sitem. . aya ğ ı nı (veya ayaklar ı nı ) öpeyim * yalvarı rı m.aya ğ ı na çabuk * bir yere alı ş ı landan daha kı sa sürede gidip gelen. aya ğ ı nı alamamak * ağ rı veya uyu ş ma dolayı sı yla ayağ ı nı oynatamamak. * (birinin) iş inde yükselmesine engel olmak. aya ğ ı nı bağ lamak * engel olmak. aya ğ ı nı çekmek * sı k sı k gitti ğ i bir yere artı k uğ ramaz olmak. aya ğ ı na ip takmak * bir kimseyi çekiş tirmek. aya ğ ı na çelme takmak * biri yürürken ayakları arası na ayak uzatı p düş ürmek. aya ğ ı na kira istemek * gelmeye nazlanmak. aya ğ ı na dü ş mek * çok yalvarmak. aya ğ ı na dolanmak (veya dolaş mak) * baş kas ı na yapmayı tasarladı ğ ı kötülük kendi baş ı na gelmek. * emek çekilmeden elde edilmek. yorulmadan yapmak. aya ğ ı na ü ş enmemek * hamarat olmak. aya ğ ı nı (veya ayaklar ı nı ) alt ı na almak * tek bacağ ı nı (veya bacakları nı ) kı vı rı p üzerine oturmak. yarı sevinçle söylenen söz. gitmeye üş enmek.

henüz dinlenmeden. ardı ndan baş kaları nı n da gelmesine yol açmak. aya ğ ı nı n tozu ile * yoldan gelir gelmez.aya ğ ı nı denk basmak * dikkatli ve uyanı k davranmak. aya ğ ı nı n tozunu silmeden * henüz yoldan gelmiş ken. uğ ramamak. * halk inanı ş ı na göre bir kimsenin gelmesi. * değ ersiz bir kimseyi üstün bir yere geçirmek. . aya ğ ı nı n bastı ğ ı yerde ot bitmez * uğ radı ğ ı yere bereketsizlik. * bir yerden uzaklaş mak üzere bulunmak. aya ğ ı nı vurmak * ayakkabı ayağ ı nı yara etmek. aya ğ ı nı n (veya ayakları nı n) altı nı öpeyim * "pek çok yalvarı rı m" anlamı nda kullanı lı r. aya ğ ı nı sürümek * verilen bir iş i ağ ı rdan almak. aya ğ ı nı tek almak * bir iş te iyi düş ünüp dikkatli davranmak. aya ğ ı nı n altı na karpuz kabuğ u koymak * bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle iş inden uzakla ş tı rmak. aya ğ ı nı kesmek * bir yere gitmez olmak. uğ ursuzluk getirir. aya ğ ı nı n pabucu olamamak * değ erce ondan çok aş ağ ı olmak. aya ğ ı nı giymek * ayakkabı sı nı giymek. aya ğ ı nı kaydı rmak * bir yolunu bulup birini iş inden veya görevinden uzaklaş tı rmak. aya ğ ı nı n bağ ı nı çözmek * kar ı sı nı boş amak. aya ğ ı nı yorganı na göre uzatmak * giderini gelirine uydurmak. aya ğ ı nı n pabucunu baş ı na giymek * dengi olmayan bir kimseyle evlenmek. aya ğ ı nı n altı na almak * tekme ile dövmek. * serbest davranması nı engelleyen iliş kilere son vermek. * ölmek üzere olmak. aya ğ ı nı n (veya ayaklar) altı nda * (yüksek bir yerden) geniş bir alanı görür durumda. aya ğ ı nı n türabı olmak * bir kimse baş ka bir kimseye kul gibi bağ lanı p onun her emrini yerine getirmek. * baş kas ı nı bir yere artı k uğ ramaz duruma getirmek.

ayak diremek * bir düş ünceyi. ayak iş i ayak izi * Birtakı m getir götür i ş leri. * 30. * Aş ağ ı düzeyde. ayak atmak * girmek. * Bir doğ runun baş ka bir doğ ruyu veya bir düzlemi kestiğ i nokta. * Göl ayağ ı . ayak divanı * Olağ anüstü durumlarda o anda bulunulan yerde padi ş ahı n katı lmas ı yla bir konuyu görü ş mek ve karara bağ lamak için yapı lan toplant ı . * Basamak. fut. uğ ramamak. . ayak basmamak * bir yere hiç uğ ramamak.5 cm uzunlu ğ undaki ölçü birimi.ayak * Bacakları n bilekten aş ağ ı da bulunan ve yere basan bölümü. uğ ramak. kadem. bir davranı ş ı sonuna kadar sürdürmek. ayak çekmek * kandı rmaya çalı ş mak. bayağ ı . * Yürüyüş ün ağ ı rl ı k veya çabukluk derecesi. ulaş mak. * Halk edebiyatı nda uyak. * Bacak. ayak atmamak * bir yere hiç gitmemek.4 cm değ erinde İ ngiliz uzunluk ölçüsü birimi. * Birtakı mş eylerin yerden yüksekçe durması nı sa ğ layan dayak. * girmek. avutmak. * Halk edebiyatı nda koş uklarda kı sa yedekli dizelere verilen ad. * (buzdolabı ölçülerinde) İ ngiliz ölçüsü fut'un kübü alı narak hesaplanan değ er. sı radan. * (bir yere veya mesleğ e) girmek. ayakta toplanan meclis. kendi tutumundan ş aş mamak. * Ayakta yapı lan sohbet. * Yarı m arş ı n veya 30. gelmek. * Vücudun belden aş ağ ı bölümü. * ilk kez gitmek. ayak ayak üstüne atmak * otururken bir bacağ ı nı ötekinin üstüne almak. ayak ba ğ ı * Bir yere veya bir iş e gidilmesine engel olan ş ey. * Herhangi bir zemin üzerinde ayağ ı n bı raktı ğ ı iz. * Büyük bir ı rmağ a kar ı ş an ikinci derecedeki akarsular ı n her biri. ayak değ iş tirmek * talim yürüyüş ünde k ı sa bir adı m atmak yolu ile adı mları nı baş kaları nı nkine uydurmak. bağ lanmak. ayak bile ğ i * Baldı r kemikleriyle tarak kemikleri aras ı nda bulunan ve yedi kemikten oluş an ayağ ı n arka bölümü. destek veya bunlardan her biri. ayak basmak * bir yere varmak.

* Ayak parmak uçları nı n oluş turduğ u dar dayanak yüzeyi. ayak topu * Futbol. kandı rmak için dalavere çevirmek. ayak oyunu * Hile.ayak keseri * Ayakta durarak ağ aç yontmaya elveri ş li uzun sapl ı keser. tarak. ayak tutmak * mani yarı ş maları nda karş ı sı ndakine uyması gereken uyağ ı vermek. ayakalt ı na almak * hakir görülmek. ayak ucu * Yatanı n veya yat ı lan bir yerin ayak uzatı lan yönü. ayak tak ı mı * Görgüsüzlükleri veya bilgisizlikleri dolayı sı yla toplum içinde aş ağ ı durumda olan ki ş iler. ayak kiras ı * Bir haber veya eş ya getirene emeğ ine karş ı lı k verilen para. * Ayakta tedavi. ayak uydurmak * yürüyüş te adı m atı ş ı nı baş kalar ı nı nkine uydurmak. * Hizmet için bir yere gönderilen kimseye verilen ücret. ayak tarağ ı * Bkz. ayak yapmak * birini aldatmak. ayak teri. * kendi gidiş ve davranı ş ı nı baş kası nı nkine benzetmek. . ayak kirası . yeri. * gönderilen yere isteğ i ile gitmemek. ayak vermek * âş ı k at ı ş maları nda dinleyicilerden biri uyak belirtmek. ayak sürümek * verilen bir iş i ağ ı rdan almak. ayak teri * Ayak parmakları arası ndan çı kan pis kokulu salgı . ayak yalı n * Yalı n ayak. ayak makinesi * Ayak yardı mı ile i ş letilen makine. gözden çı karı lmak. ayak tedavisi * Ayakta oluş an bir hastalı ğ ı n veya rahatsı zl ı ğ ı n tedavisi. ayak satı cı sı * Gezgin satı cı . ayakalt ı * Gelip geçenlerin çok olduğ u yer.

* Birçok kimsenin cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine kar ş ı gelmesi. ayakbast ı * Bir yere dı ş ar ı dan gelen insan ve eş yadan alı nan vergi. * Ayakkabı satı lan yer. ayaklamak * Ayakla ölçmek. * Gezici satı cı . ayakkabı vurmak * (ayakkabı ) ayağ ı zedelemek. ayakalt ı nda dolaş mak * bir iş e yaramadı ğ ı hâlde herkesin i ş ine engel olacak biçimde ortalı kta dola ş mak. yok olması na göz yummak. ayakkabı dolabı . ayaklanma * Ayaklanmak iş i. * Ayak iş lerinde kullanı lan kimse. cambazları n ayakları na tak ı p yürüdükleri çifte sı rı k. * Ayakkabı yapmaya elveriş li olan (deri. ayakkabı cı lı k * Ayakkab ı cı nı n iş i. ayağ ı rahatsı z etmek. k ı yam. merdiven basamağ ı . ayakçak * Merdiven. ayakç ı ayakkabı * Özellikle sokakta ayağ ı korumak için giyilen ve altı kösele. ayakkabı cı * Ayakkabı yapan veya satan kimse. çerçi. isyan. * bazı davranı ş larla konuğ u gitmeye zorlamak. lâstik gibi dayanı klı maddelerden yapı lan ayak giyece ğ i. toprakbastı . pabuççu. ayaklama * Ayaklamak iş i. . ayakkabı lı k * Ayakkabı konulan yer. ba ş kaldı rma. pabuç. kösele gibi ş eyler). ayaklanmak * (çocuk için) Yürümeye baş lamak. * Dokuma tezgâhı ayaklı ğ ı . ayakland ı rma * Ayaklandı rmak iş i. ayakland ı rmak * Ayaklanmak iş ini yapt ı rmak.ayakalt ı nda bı rakmak * ezilmesine. ayakkabı lar ı nı çevirmek * konuk ayakkabı ları nı gidiş yönüne doğ ru düzgün biçimde sı ralamak. ayakç ı n * Dokuma tezgâhları nda atkı ipliklerini hareket ettirmek için ayakla bası lan tahta ayaklı k. * Bir iş süresince tutulan hizmetçi. * Çocukları n. pabuççuluk. korumamak.

* Ayak basacak yer. ayakl ı canavar * Çok hareketli. pedal. gürültü yapmamaya özen göstererek yürümek. ayakta . ayakları dolaş mak * yürürken ayakları birbirine takı lmak. ayakl ı kütüphane * Pek çok konuda bilgisi olan. * Bir destekle yere dayanan. yaramaz. ayakl ı k * Ayakla iş letilen makinelerde ayağ ı n bastı ğ ı yer. * Ayağ ı olmayan. * Uyanmak. ayağ ı nı sürümek. * Taban. baş lar ayak olmak * değ ersiz kimseler baş a geçip. ayakları nı yerden kesmek * bir taş ı ta binerek yürümekten kurtulmak. ayaklar alt ı na almak * önem verilmesi gereken ş eyleri hiçe saymak. ayakları geri geri gitmek * bir yere gönülsüz. ayakları nısürümek * güçlükle yürümek. uyanı p kalkmak. ayakl ı mani * Cinaslı ayaklarla söylenen bir mani türü.* (hasta için) Yürüyebilir duruma gelmek. sessiz. * Ayakla iş letilen. istemeye istemeye gitmek. * Ayağ a kalkı p gitmeye davranmak. ayakları yere değ memek * çok sevinmek. ayaklı * Ayağ ı olan. çok ş ey okumuş ve öğ renmiş olan. ayakları na (veya aya ğ ı na) kara su (veya sular) inmek * uzun süre ayakta kalmak veya yürümekten çok yorulmak. baş kaldı rmak. çi ğ nemek. değ erli kimseler ise en geride bı rakı lmak. ayakl ı koş ma * Halk ş iirinde müstezat tarz ı nda söylenen deyi ş . * (birçok kimse) Cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine karş ı gelmek. ayaklar ba ş . sorulan her soruya cevap verebilen kimse. * Ayakçak. ayakları nı n (veya ayağ ı nı n) ucuna basmak * çok yavaş . cin gibi çocuk. ayaks ı z ayaks ı zlar * Omurgalı hayvanlarda amfibyumlar sı nı fı nı n en ilkel yapı lı türlerini içine alan bir tak ı m. isyan etmek.

hempa.* Ayağ a kalkmı ş durumda. kı sa sürede. çökmesine engel olmak. ayar . ayan olmak * belli olmak. *İ leri gelenler. * bir kuruluş un yaş aması nı sa ğ lamak. * Telâş lı . * yı kı lmamak. heyecanlı . ayaküzeri * Ayaküstü. * Acele olarak. aç ı k seçik. * Oturmadan. ayakta tutmak * oturtmak gerekirken oturtmamak. kademhane. apaçı k. * Senato üyeleri. * Hazı r yemek. ayakta kalmak * oturacak yer bulamamak. *İ nsanı n besin artı klar ı yla idrarı nı boş alttı ğ ı yer. helâ. * değ erini yitirmemek. * bozulması na. ayan beyan * Besbelli. kenef. önemini korumak. abdesthane. festfut. yoldaş . ayakta uyumak * aş ı rı dalgı n. ayaktan * (kesim hayvanları için) canlı olarak. ayandon * 18 Ocak'ta baş layan bir f ı rtı na. eş . yı kı lması na. * Yeryüzünde bir noktada çekülün gösterdiğ i doğ rultudaki alt yön. ayaktaş ayakucu ayaküstü * Arkadaş . bilinir olmak. memiş hane. ayakta durarak. ayan âyan * Belli. çökmemek. tuvalet. ayakta tutmak *oş eyin sürekliliğ ini sağ lamak. açı k. ayakta tedavi * hastanı n yatağ a yatı rı lması gerekli görülmeyerek kendisine ayakta yapı lan tedavi. ayakyolu ayal * Karı . ş aş kı n veya yorgun olmak.

do ğ ru. ayarlanmak * Ayar edilmek. * Bir aygı tı belli bir i ş yapabilecek duruma getirmek. cı vata ve musluk aksamı nı sı kı ş tı rmak amacı yla kullanı lan. * Ahlâk. ayart ı ayart ı cı * Baş tan çı karma. düzeltilmiş . düzensizlik. ayarlama * Ayarlamak iş i. düzenli iş ler duruma getirmek. ayarlatma * Ayarlatmak iş i. ayarlı * (saat ve makine için) Ayarlanmı ş . * Değ er derecesi. birbirine uygun duruma getirilmek. ayars ı z * Ayarı yapı lmamı ş . karakter veya aklı yerinde olmayan. ayarı bozuk. doğ rulamak. * Bir iş veya bir davranı ş ta gereken ölçü. * Ölçüsüzlük. ayarlatmak * Ayar ettirmek. * (altı n ve gümüş için) Belirli bir ayar ı olan. ağ ı z açı klı ğ ı ayarlanabilen özel alet. . * Baş tan çı karan. * Kandı rmak.* Bir aygı tı n gereken iş i yapabilmesi durumu. * Saatler için belli bir yere göre kabul edilmiş olan ölçü. ayarlı pense * Vida. düzenli. doğ ru yoldan saptı ran. düzensiz. ayart ı cı lı k * Ayartı cı nı n yaptı ğ ı iş . doğ ru çal ı ş ması sa ğ lanmı ş . ayarcı * Esnafı n kullandı ğ ı ölçü aletlerini denetleyen görevli. ayar ı bozuk * Belli bir ayarı olmayan. * Altı n. ayar etmek * (bir aygı tı n) çalı ş ması nı düzeltmek. ayartan. gümü ş gibi madenlerden yapı lmı ş ş eylerin saflı k derecesi. * Davranı ş lar ı ölçüsüz. ayarlamak * Bir ölçünün doğ rulu ğ unu belli bir örneğ e göre düzeltmek. * (altı n ve gümüş için) Belli bir ayarı olmayan. *İ ş leri birbiriyle çatı ş mayacak veya zamanı nda bitirecek biçimde düzenlemek. ayarlanma * Ayarlanmak iş i. ayars ı zlı k * Ayarsı z olma durumu.

* Ayazda kalı p üş ümek. ayazlandı rma * Ayazlandı rmak durumu. ayazlandı rı lmak * Ayazlanması sa ğ lanmak. ayart ı lmak * Ayartmak iş ine konu olmak. ayartma * Ayartmak iş i. ayartmak * Baş tan çı karmak. ayaz pa ş a kol geziyor * dı ş ar ı da çok soğ uk var. * Boş yere beklemek. * Birini. ayazlandı rı lmı ş rakı * Halk inanı ş ı na göre sı tma tedavisinde kullanı lmak üzere rakı nı n açı larak balkonda veya dı ş arı da bekletilmiş hâli. do ğ ru yoldan sapt ı rmak. ayaz vurmak * (sebze ve meyveler için) donmak. çalı ş tı ğ ı yerden ayı rı p ba ş kas ı nı n yanı nda çalı ş maya kandı rmak. ayazda kalmak * soğ ukta kalmak. * Duru. ayazlanmak ayaz . ayaz kesmek * uzun süre soğ ukta kalı p üş ümek. ayazlandı rı lma * Ayazlandı rı lmak durumu. eline bir ş ey geçmemek. ayaza çekmek * kı ş ı n kuru so ğ uk artmak. ayazlamak * (hava) Ayaza çevirmek. * (hava ve gece için) Soğ uk. ayazlama * Ayazlamak iş i. eline bir ş ey geçmemek.ayart ı lma * Ayartı lmak iş i. ayazlandı rmak * Ayazlanması nı sağ lamak. ayazlanma * Ayazlanmak iş i. * boş yere beklemek. sakin havada çı kan kuru so ğ uk. * Kandı rmak.

* Yüzü yay biçiminde bir çeş it keser. günebakan. * Kültürlü. karş ı sı na konulan e ş it ı ş ı k kaynakları nı n sayı sı ile orantı lı olarak ayd ı nlı k görünmesi. balkon. vazı h. aydemir ayd ı n * Iş ı k alan. * Bayrak ve sancak direklerinin tepesindeki pirinçten yapı lmı ş ay yı ldı zlı süs. tahtaboş . ayazlatmak * Soğ ukta bekletmek. ı ş ı kl ı . alem. mimarlı kta çizim için kullanı lan özel bir kâ ğ ı t. ayça * Ayı n ilk günlerinde aldı ğ ı yay biçimi. tenevvür etmek. * Bir yüzeyin.* Ayazda bı rakı lı p soğ umak. ay ay olarak. ayba ş ı olmak * (kadı nı n) ayda bir döl yata ğ ı ndan kan gelmek. ceviz konularak ay biçiminde yapı lmı ş çörek. aydı nlı k. gündöndü (Helianthus annuus). * Bu bitkinin yağ çı karı lan tohumu. yurdumuzda çok yetiş tirilen bir bitki. * Bir sorun üzerine gereğ i kadar bilgi edinmek. * Ayı n ilk günü. * Ayazda soğ utmak. âdet görmek. * Ayı n ilk günü. * Rumları n kutsal sayd ı klar ı kaynak veya pı nar. görgülü. * Bir sorun üzerine gereğ i kadar bilgi edinme. saydam. münevver. ayçiçeğ i yağ ı * Ay çiçeğ inden ç ı karı lan yağ . ayd ı nger * Parlak yüzeyli. * Kolayca anlaş ı lacak kadar açı k (söz veya yazı ). ayda yı lda bir * çok seyrek olarak. ayd ı nlanmak * Aydı nlı k olmak. taraça. gün çiçeğ i. ileri düş ünceli (kimse). ayçöreğ i *İ çine tarçı n. ayazlatma * Ayazlatmak iş i. hilâl. aybeay * Aydan aya. ayd ı nlanma * Aydı nlanmak iş i. ayazlı k ayazma ayba ş ı * Evlerde serinlemek için kullanı lan önü açı k yer. ayçiçeğ i * Birleş ikgillerden. tenevvür. okumuş . ay dönümü. . sarı renkli çiçeğ i çok iri olan.

vurgun. * Iş ı k alan. ay-gün takvimi * Güneş in görünen hareketlerine göre düzenlenen takvim. saf. * Bir sorun üzerine bilgi vermek. ayd ı nlatmak * Karanlı ğ ı giderip görünür duruma getirmek. lüksmetre. . ı ş ı k. * Kolay anlaş ı lacak derecede açı k olan. * Kendinden geçercesine âş ı k. ayd ı nlı k * Bir yeri aydı nlatan güç. * Bir yapı nı n ortası na gelen oda ve öbür bölümlerin ı ş ı k alması için. cihaz. çok yorgun. aygı r deposu * Aygı rları n bak ı ld ı ğ ı büyük ahı r. ayet * Kur'an surelerini oluş turan cümlelerden her biri. damı n ortas ı ndan zemine kadar açı lan boş luk.ayd ı nlatı cı * Aydı nlı k verici. aygı n bayg ı n * Güçsüz. güçlü (kimse). ayd ı nlatı lmak * Aydı nlatmak iş ine konu olmak. ayd ı nlatı lma * Aydı nlatı lmak i ş i. * Vücutta belirli bir görevin sağ lanması na yarayan organları n hepsi. cihaz. bitkin. aygı n * Bitkin. ay-gün yı lı * Hem ay evreleri değ iş imi hem de güneş in gökyüzündeki görünen hareketi göz önüne alı narak düzenlenmiş olan takvim yı lı . * Birkaç aletin uygun biçimde eklenmesinden olu ş turulan ve bazı belli deneylerin yapı lmas ı na yarayan takı m. aygı r gibi aygı t * Birçok parçadan yapı lmı ş alet. * Sahnelerin ı ş ı klandı rı lması iş i. aygı r * Damı zl ı k erkek at. ayd ı nlı kölçer * Aydı nlı klar ı ölçmeye yarayan ayg ı t. vaz ı h. * iri yarı cüsseli. * Kötülükten uzak. * Bir sorunla ilgili gerekli bilgileri veren. * Duyguda ölçüyü kaçı rmı ş . ayd ı nlatma * Aydı nlatmak iş i. temiz.

ay ı * Memelilerin et obur takı mı ndan. tabanlar ı na basarak yürüyen. ay ı gördüm. ay ı bal ı ğ ı * Fok. birini soldan kullanma biçimi. beş parmaklı . ay ı yavrusu ile oynuyor * iri ve yetiş kin birinin ufak tefek birine. * Memeli et oburlardan. * kaba. ay ı klamak ay ı cı lı k ay ı giller ay ı k . * Sarhoş lu ğ u geçmiş bir biçimde. ay ı bacağ ı * Çift yan yelkenlerden birini sağ dan. ay ı gülü *İ ki çenekliler sı nı fı nı n düğ ün çiçeğ igiller familyası ndan bir ş akayı k türü (Peconia corollina). ay ı kla pirincin taş ı nı ! * bir iş in pek karı ş ı k ve içinden ç ı kı lmaz durumda oldu ğ unu anlatmak için kullanı lı r. ay ı görmeden bayram etme * bir iş gerçekle ş meden ona oldu gözüyle bakı lı p sevinilmemelidir. * Sarhoş lu ğ u veya baygı nl ı ğ ı geçmiş olan. ay ı bı nı yüzüne vurmak * birinin kusurunu yüzüne söylemek. ayı lar ı içine alan bir familya. anlay ı ş sı z (kimse). ay ı klama * Ayı klamak iş i. * Kaba saba. y ı ldı za itibarı m (veya minnetim) yok * bir ş eyin en iyisine alı ş tı ktan sonra ondan aş ağ ı olanlar beni doyuramaz. uyanı k. * Ayı cı nı n iş i. ay ı gibi * iri yarı . tüylü bir bitki (Arbutus uva ursi). küçük taneli yemiş ler veren. mesleğ i. ay ı boğ an ay ı cı *İ ri yarı . bir çocu ğ a el ş akas ı yapması veya gücünü onda denemesi karş ı sı nda ay ı plama yollu söylenir. ay ı yürüyü ş ü * Gergin kol ve bacaklarla dört ayak yürüme. iri gövdeli hayvan (Ursus arctos). * Anlayı ş lı . kaba ve anlayı ş sı z (kimse). ay ı üzümü * Fundagillerden. * Sert. kaba ve hoyrat (kimse). yurdumuzda boz türü bulunan. * Ayı oynatmayı iş edinen kimse.

akl ı baş ı na gelmek. ay ı klanmak * Ayı klamak iş ine konu olmak. uyamayanlar ı n yok olması . . temizlemek. ay ı ltı ay ı ltma ay ı ltmak ay ı n on dördü * Dolunay. çiz-eyim. ay ı kmak * Ayı lmak. * Ayı lması nı sağ lamak. ay ı lı k * Kabalı k. * Yaş ayan varlı klarda ortamı nş artları na en iyi uyan türlerin veya bireylerin üreyip kalmas ı . ay ı n * Arap alfabesinde on sekizinci. ay ı lma ay ı lmak * Ayı lmak iş i. uyanmak. * Aklı baş ı na gelip gerçeğ i görmek. bekle-y-eyim vb. bayg ı nl ı k gibi bir durumdan kurtulmak.* Bir ş eyin içinden. ay ı lı k etmek * kaba davranmak. i ş e yaramayan. ay ı klı k * Ayı k olma durumu. *İ çki içmiş bir kimsenin duyduğ u ba ş ağ rı sı ve sersemlik. kiş i eki: yaz-ayı m. * Sarhoş luk. kaba davranı ş .ı stı fa. Osmanlı alfabesinde yirmi birinci harf. * Ayı ltmak iş i. kendine gelmek. oku-y-ayı m. * aş ı rı ölçüde sinir bunalı mları geçirmek. kendine gelmek. ay ı klanma * Ayı klanmak iş i. ay ı kulağ ı * Çuha çiçeğ inin bir türü (Primula auricula). -ay ı m / -eyim *İ stek kipi tekil 1. * Bir görevde gereksiz görülenleri iş inden ayı rmak. ay ı klatma * Ayı klatmak iş i. ay ı lı p bayı lmak * birini kendinden geçercesine sevmek. ay ı klatmak * Ayı klamak iş ini yaptı rmak. mahmurluk. gereksiz veya istenmeyen taneleri veya maddeleri ay ı rı p çı karmak.

ay ı p * Toplumun ahlâk kuralları na ayk ı rı olan. ay ı plı ay ı ps ı z * Ayı bı . birleş ime veya ayrı ş ı ma u ğ ratarak niteliklerini belirtmede kullanı lan madde. ay ı plamak * Kı namak. tütün. kusuru olmayan. ay ı rı m * Cisimleri. ay ı nları çatlatmak * bu harfin gösterdiğ i Arapçaya özgü sesi gı rtlakta boğ umlamaya çalı ş mak. ay ı planma * Ayı planmak iş i. utanı lacak durum veya davranı ş . * Kusur. eksiklik. * Iş ı ğ ı yal ı n ögelerine ay ı rma özelliğ i olan. ay ı plama * Ayı plamak iş i. takbih. . ay ı planmak * Ayı plamak iş ine konu olmak. ay ı nga * Kaçak tütün. kı rkı da Ahlat üstüne * bir kimsenin hep aynı ş eyi veya hikâyeyi anlatması karş ı sı nda söylenir. * Ayı bı . ay ı nı n kı rk türküsü var.ay ı n on dördü gibi * yüzü çok güzel (kadı n veya kı z). ay ı ptı r söylemesi * "bunu söylemek size karş ı saygı sı zl ı k olacak. * Utanç veren. ama söylemek zorundayı m" anlamı nda özür dilemek için kullan ı lı r. ay ı ngacı lı k * Tütün kaçakçı lı ğ ı . takbih etmek. ay ı ngacı * Tütün kaçakçı sı . * övünmek gibi olması n ama. ay ı p yerler * vücutta örtülü tutulması gereken yerler. ay ı raç ay ı ran ay ı rı cı * Ayı rma özelliğ i veya gücü olan. ay ı p etmek (veya yapmak) * yakı ş ı ksı zca davranmak. kusuru olan. miyar.

ay ı rt edilmek * Ayı rt etmek iş ine konu olmak. mavi. Akdeniz çevresinde yeti ş en. ay ı rı mlama * Ayı rı m yapmak iş i. ay ı yı vurmadan postunu satmak * henüz ele geçmemiş bir ş ey üzerinde hesap yapmak. ay ı rma * Ayı rmak iş i. tahsis etmek. * (bir ş ey veya yeri) Bir ş ey veya kimse için kullanmayı belirlemek. * Farklı davranmak. * Seçmek. *İ ki veya daha çok kimse arası ndaki anlaş mayı . ay ı rmaç ay ı rmak * Bir ş eyi benzerlerinden ay ı rt etmeye yarayan durum veya öge. . mümeyyizlik. * Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak. ay ı t * Mine çiçeğ igillerden. fark gözetmek. * Birbirinden uzaklaş tı rmak. ikilik ortaya atmak. ay ı rtmanlı k * Ayı rtmanı n görevi. uzlaş mayı bozmak. temyiz etmek. * Ayı rmak iş ini yaptı rmak. farika. * Aynı cinsten olan ş eyler arası ndaki ince fark. nüans. ay ı rı m yapmak * eş it davranı ş ta bulunmamak. beyaz veya menek ş e renginde çiçekler açan. * Bir yeri bir engelle bölmek. ay ı ya kaval çalmak * anlayı ş sı z bir kimseye bir ş ey anlatmaya çal ı ş mak. * Bölmek. ay ı rt etmek * Birkaç ş eyi birbirinden ayı ran niteliğ i anlamak. hayı t (Vitex agnus-castus). soruları n hazı rlanması ndan notları n verilmesine kadar bütün de ğ erlendirme çal ı ş maları na kat ı lan görevli. * Ayı rtmak iş i. tefrik etmek. ay ı rı m yaratmak * farklı lı k çı karmak.* Ayı rmak iş i. ay ı rı mlamak * Ayı rı m yapmak. * Nitelik değ iş ikliğ ini anlamak. fark gözetmek. mümeyyiz. saklamak. ay ı rtı ay ı rtma ay ı rtmak ay ı rtman * Sı navlarda. 1-2 m boyunda bir ağ aççı k.

* Bütün noktaları ayn ı düzlemde bulunmayan. bo ş oturmak. iş sizlik. aylakç ı lı k * Temelli iş sahibi olmama durumu. ayla * Ayı n ve bazı yı ld ı zları n dolayı ndaki ı ş ı k çevresi. * Mevlevî tekkelerinde okunan ağ ı r bestelerin biçimi. * Çapraz. aykı rı lı k * Aykı rı olma durumu. * Alı ş ı lmı ş a. aykı rı la ş ma * Aykı rı laş mak iş i. düz yoldan ayrı lmak. ayinicem aykı rı aykı rı doğ rular * Aynı düzlemde bulunmayan doğ rular. aykı rı lamak * Dikey olarak gelmek. aylak aylak olmak * boş ta olmak. aylakç ı * Temelli iş i olmayan iş çi. * Mevlevî ve Bektaş î tekkelerinde kadı n ve erkeğ in birlikte katı ld ı ğ ı . * Bazı kutsal kiş ilerin baş ı etrafı nda gösterilen ı ş ı k çevresi. aykı rı olmak * ters olmak. * Gidilen yol üzerinde olmayı p gidi ş yönüne ters düş en.ayin * Dinî tören. yapacak bir i ş i olmamak. avare. avarelik. *İ ş sizlik. ters. dinî müzikli sohbet töreni. hale. . ters. zı t olmak. mugayeret. muhalefet. aykı rı düş mek * uygun gelmemek. doğ ru diye bellenmiş e uygun olmayan. aykı rı lama * Aykı rı lamak i ş i. boş gezen. aylakl ı k * Aylak olma durumu. ay ağ ı lı . kestirmeden gitmek. bir ş ey yapmayarak. karş ı t. aykı rı katmanlaş ma * Katmanları düzenli bir biçimde olmayan katmanlaş ma. ters düş mek. ibadet. *İ ş siz. ters gelmek. aykı rı la ş mak * Aykı rı duruma gelmek. avarelik. mugayir. *İ ş siz.

ayl ı ğ a geçmek * çalı ş ması karş ı lı ğ ı olarak her ay belirli bir para alı nacak bir iş e baş lamak.. ayl ı klı ayma aymak aymaz . aklı baş ı na gelmek. gafil.. * Karş ı lı ğ ı ayl ı kla ödenen. * Aymak iş i. ayl ı * Üzerinde ay biçimi bulunan. maaş . ayland ı z * Sedef otugillerden. * gündelikten veya ücretten kadroya geçmek. devam etmek. görevi karş ı lı ğ ı olarak veya geçimi için her ay ödenen para. aylarca kalmak. mehtapl ı . kı sa zamanda yetiş ip boy attı ğ ı için bir gölge ağ ac ı olarak dikilen. * Ayda bir kez yapı lan veya çı kan. * Ayı dolduran bir süre geçirmek. aylama aylamak * Beklemek. aydan beri var olan. * Aylamak iş i. * Sürmek. * Baş ka geliri olmayı p yaln ı z aldı ğ ı aylı kla geçinen kimse. boş oturmak. * Aylı k alan (kimse). ayl ı k * Birine. * Ay olarak. * Çevresinde olup bitenlerin farkı na varmayan. kokar ağ aç (Ailanthus glandulosa). * Gerçeğ i anlamak. * Ay ı ş ı ğ ı olan. maaş lı . ay ı lmak. aylanma * Aylanmak iş i. ayl ı k almak * bir aylı k çalı ş ma kar ş ı lı ğ ı nda para almak. * . aylanmak * Bir yerin çevresinde dolanmak. ayl ı kçı * Aylı kla çalı ş an kimse. iş siz güçsüz dolaş mak. * Kendine gelmek. çalı ş mamak. kötü kokan bir ağ aç. bir ay için. * Bir ay içinde olan veya bir ay süren.aylakl ı k etmek * boş durmak. ayl ı k bağ lamak * emekli olan veya baş ka sebeplerle çalı ş mayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek. ayl ı k vermek * aylı k olarak üstlenilen paray ı ödemek. Avrupa'ya Çin'den getirilmiş .

güzel. cilâlı ve sı rl ı cam. * Gemilerde iş aretçi erlerin kullandı ğ ı dürbün. * Akı ntı ve anaforun birle ş tiğ i yerde olu ş an su burgac ı . kötü. ayna tı rna ğ ı * Aynayı duvara tutturmak için kullanı lan nikel veya kromla kaplanmı ş metal parçası . * Parlak yüzlü. düz veya az yuvarlak kı ç bölüm. * Bir olayı . ayna taş ı * Yapı . göz önünde canlandı ran olay. aynası z * Aynası olmayan. kı rmı zı ms ı mavi renkli bir erik türü. * (Karagöz oyununda) Perde. yakı ş ı ks ı z. çirkin. * Doğ ramacı lı k ve yapı cı lı kta çerçeve içine geçirilen tahta veya taş levha. anı t ve çeş me gibi yerlere konan yazı lı veya yazı sı z süslü ta ş levha. * Küreğ in yassı uç bölümü. ters. * Hileci. * dümdüz ve parlak. biçimsiz. * Aynası olan. aynac ı * Ayna yapan veya satan kimse. ayna gibi aynac ı lı k aynal ı aynal ı k tahtası * Sandalları n kı ç tarafları nda oturanı n sı rt ı nı dayaması na yarayan tahta. yakı ş ı klı .aymazl ı k * Çevresinde olup bitenlerin farkı na varamama durumu. yumurtamsı . durgun. * Hoş a gitmeyen. yolunda. * Polis. aynaz * Bataklı k. varl ı kları n görüntüsünü veren. * (deniz için) kı mı ltı sı z. * Aynacı nı n yaptı ğ ı iş veya aynacı olma durumu. * Iş ı ğ ı yansı tan. durum. ayn ayna * Göz. aynabakar * Büyük. iş ine hile karı ş tı ran. aymaza yakı ş acak durum. gaflet. aynal ı k * Geminin ve bağ lı bulundu ğ u limanı n ad ı yazı lan. *İ yi bir durumda. * (atlarda) Diz kapağ ı . ş ey. bir durumu yansı tan. aynası zlı k * Aynası z olma durumu. aynal ı sazan * Üzerinde az sayı da büyük pullar bulunan bir tür sazan balı ğ ı . .

* Ayı rt edilemeyecek kadar benzeri özdeş i. araları nda ayrı m olmayan. ayn ı telden çalmak * aynı ş eyi söylemek. * Baş kas ı de ğ il. * Taş ı nı r veya taş ı nmaz üzerinde do ğ rudan doğ ruya egemenlik yetkisi veren ve herkese karş ı ileri sürülebilen * Aynı olma durumu. değ iş tirmeden. aynı yla. * Birleş ikgillerden. ayn ı lı k ayn ı sefa ayn ı yla aynî * Gözle ilgili. aynî aynî hak haklar. bununla birlikte. ayn ı yolun yolcusu * kötü sonları birbirine e ş olan. özdeş lik. yine o. einsteiniyum. ayniyat ayniyet * Para olarak değ il. * Yay ayraç. tı pkı sı . ayn ı ağ zı kullanmak * aynı ş eyi söylemek. ayn ş tayniyum * Bkz. çiçekleri sarı renkli bir kı r bitkisi (Calendula arvensis).aynaz aynen ayn ı * Köy oyunları nı yöneten kimse. özde ş lik. aynı düş ünceyi ileri sürmek. * Kullanı lmaya veya harcamaya elveriş li. * Olduğ u gibi. aynı sonuca varmak. * Aynı lı k. * Hiçbir değ iş iklik olmadan. ayn ı potada erimek * benzer konuları ve sorunları birlikte dü ş ünmek veya değ erlendirmek. . ayn ı kapı ya çı kmak * sonuç bakı mı ndan fark etmemek. * Değ iş meyen. ayn ı zamanda * Hem de. taş ı nmas ı kolay eş ya. ayniyet. olduğ u gibi. madde olarak verilen. ayol ayraç * Daha çok kadı nları n kullandı ğ ı bir seslenme sözü.

ayr ı baş çekmek * topluluktan ayrı lı p kendi baş ı na iş yapmak. ayranlaş mak * Ayran durumuna gelmek. atla (veya tahtı revanla) gider s ı çmaya * yoksulluğ una bakmadan gösteriş yapmaya kalkanları n gülünçlüğ ünü anlatmak için kullanı lı r. ayrancı lı k * Ayran yapı p satma iş i. ayr ı çanak yapraklı lar . ayr ı cinsten * Farklı yap ı da olan. ayran budalas ı * Aptal. ayr ı bası m * Genellikle bir dergide yayı mlanm ı ş bilimsel bir yazı nı n ayrı bir broş ür olarak bas ı mı . ayr ı * Yerleri bir olmayan. ayran delisi * Bön. sersem. sersem. heterojen. ayranı kabarmak * öfkelenmek. * Yoğ urdu sulandı rarak yapı lan içecek. değ iş ik. ayran * Süt veya yoğ urt yayı kta çalkalanarak yağ ı al ı ndı ktan sonra kalan sulu bölüm. safdil. ayr ı ayrı * Birbirinden ayrı olan. * Baş ka.ayraç açmak * söz veya yazı içine. ba ş ka türlü. ayran a ğ ı zl ı * Aptal. ayran gönüllü * Çabuk âş ı k olan. ayranlaş ma * Ayranlaş mak özelliğ i veya durumu. tek baş ı na olan. budala. * aş ı rı bir cinsel arzu duymak. * (her biri) Ayrı olarak. yarı sı sudur * yapı lan bir i ş in yar ı m yamalak olduğ u bildirilmek için kullanı lı r. * Yalnı z. ayranı m budur. ayrancı * Ayran yapan veya satan kimse. * Her biri için. coş mak. ayranı yok içmeye. ası l konu ile ilgisi az olan bir bölüm sı kı ş tı rmak.

ayr ı seçi yapmak * birkaç ş ey arası nda fark gözetmek. ayrı tutulma. * Ayrı klı olma durumu. ayr ı k otu * Buğ daygillerden. * Baş kalar ı na benzemeyen. * Kur'a dı ş ı . ayr ı k küme * Ortak elemanları olmayan küme. * Bundan baş ka. * Ayrı lmı ş . ayrı cal ı k tanı nan. ayr ı cal ı ksı z * Ayrı cal ı ğ ı olmayan. müstesna. ayr ı cası z * Ayrı tutulmadan. ayr ı ca * Ayrı olarak. istisna. ayr ı cal ı k tanı nmak (veya göstermek) * baş kalar ı ndan ayrı ve üstün tutmak.* Çanak yaprakları birbirine bitiş miş olmayan bitkiler. ayrı tutma. kökü hekimlikte idrar söktürücu olarak kullanı lan yabanî bir bitki (Agropyrum repens). baş kalar ı na benzemeyen. ayr ı tutmak * farklı davranmak. çarpı k. ayrı cal ı . müstesna. ayr ı cal ı klı * Ayrı cal ı ğ ı olan. ayr ı düş mek * birbirinden uzakta kalmak. * Düzgün ve uygun olmayan. imtiyazsı z. ayr ı cal ı k tanı nmayan. istisnaî. * Ayrı bir önem verilerek. ayr ı ç ayr ı k * Yol kavş ağ ı . istisnası z. imtiyazlı . ayrı tutulan. ayr ı klı ayr ı klı k * Ayrı tutulmuş . . * uyuş mamak. müstesna. ayr ı gayrı bilmemek (veya ayrı sı gayrı sı olmamak) * birbirinden hiçbir ş ey esirgemeyecek durumda olmak. * Ayrı k otu. benzerlerine uymayan. kural dı ş ı olan. ayr ı taç yapraklı lar * Taç yaprakları birbirine bitiş ik olmayı p yan yana yer alm ı ş bulunan bitkiler. imtiyaz. ayr ı cal ı ayr ı cal ı k * Baş kalar ı ndan ayrı ve üstün tutulma durumu. * Ayrı tutulan. iki yolun ayr ı ld ı ğ ı yer.

* Bir biçmeden geçen beyaz ı ş ı ğ ı n türlü renklerde görünmesi. ayr ı ks ı z * Hiçbir ayrı ğ ı olmadan veya hiçbirini ayrı k tutmaksı zı n. ayr ı ks ı yı l * Yerin kendi yörüngesindeki günberi noktası ndan art arda iki geçiş i arası ndaki süre fark ı . kalı cı lı k kar ş ı tı . * (karı ve koca için) Evlilik birliğ ini bozmak. * Düş ünce. ya ve ya da ile gösterilen ili ş ki. ayr ı la ş mak * Benzerleri arası nda ayrı bir yeri ve önemi olmak. odağ a veya merkeze birleş tiren doğ runun büyük eksen ile yaptı ğ ı aç ı . . * Ayı rmak iş ine konu olmak. teferrüt. * Ayrı lmak i ş i veya biçimi. * Evlilik birliğ inin yargı ç karar ı ile geçici bir süre için kald ı rı lması .. eksantrik. ayr ı lı ş ma * Ayrı lı ş mak i ş i veya durumu. kendilerini taş ı yan nesnelerle. bir ş eyden uzaklaş mak. ayr ı ks ı lı k * Ayrı ksı olma durumu. bir kimseden. ayr ı lanma * Ayrı lanmak durumu. munfası l. ayr ı ks ı * Alı ş ı lagelmiş töre ve davranı ş lara aykı rı olan. ayr ı ks ı ay * Ayı n yörüngesindeki en beri noktası ndan art arda iki geçi ş i arası ndaki süre fark ı . ayr ı lmak ayr ı lmazl ı k * Özelliklerin. * Bir yerden. parabol. ayrı duran. bilâistisna.* Bir konik (elips. istisnas ı z. ayr ı lanmak * Ayrı duruma gelmek. * Kaplamları birbirinden ayrı olmakla birlikte aynı yakı n cinsin kaplam ı na giren kavramlar arası ndaki bağ lantı . ilineklerin tözle bağ lantı sı . ayr ı lma * Ayr ı lmak i ş i. * Ayrı olma durumu. ayr ı la ş ma * Ayrı laş mak iş i. teferrüt etmek. ayr ı lı ayr ı lı k * Ayrı lmı ş olan. * Önermelerin birbirine bağ lanması iş leminde ya . hiperbol) üzerinde hareket eden bir cismi.. ayr ı lı ş ayr ı lı ş mak * Birbirinden ayrı lmak. görü ş veya duygu arası ndaki uymazlı k. daire. mubayenet. * Birinden uzak düş me.

teferruat. konuş malar ı n son biçimini aldı ğ ı aş ama. ayr ı ntı lı * Ayrı ntı sı olan. farklı la ş mak. değ iş ik. farklı laş ma. aralar ı nda ayr ı m bulunan. bir ş eyi görmek. muhtelif. * Cinsleri ve türleri birbirinden ayı ran ana karakter. tefrik. ayr ı msamak * Bir ş eyi anlamak. tafsilâtlı . ayr ı mlı * Ayrı mı olan. * Hücrelerin veya canlı organizmaları n iş levlerine veya yaş ayı ş türlerine iliş kin yapı sal nitelik kazanması . farks ı zlı k. ayr ı ms ı zlı k * Ayrı msı z olma durumu. * Ayrı türden. baş kalı k. ayr ı ms ı z * Ayrı mlı olmayan. olayı n tamamlanmı ş bir parças ı nı veren film bölüğ ü. çeş it çeş it. senaryonun sahne ve ayr ı mlar ı nı n belirlendi ğ i. baş lı ca karakterlerin ayrı ntı ları yla çizildiğ i. ayr ı ş ı m * Ayrı ş mak iş i. detayl ı . . * Ayrı lma noktası . detay. cümle veya eş ya. farklı lı k. farklı la ş ma. * Alt bölüm. fark. ayr ı mlama * Senaryonun hazı rlanmas ı nda geliş tirim ile çevrim senaryosu arası nda yer alan. ayr ı ş ı klı k * Ayrı ş ı k olma durumu. ayr ı ntı * Bir bütünün önemce ikinci derecede olan ögelerinden her biri. farkl ı la ş ma. ayr ı ntı lara inmek * bir konuyu en küçük noktası na kadar inceleyip ara ş tı rmak. tafsilât. farkl ı . * Edebiyat veya sanat eserlerinde bir bütünün ögelerinden her biri. * Bir iç kayanı n katı laş ması sürecinde yer ve zamana göre ayrı mları n ortaya çı kması . ayr ı mlaş ma * Ayrı mlaş mak iş i. ayr ı msama * Ayrı msamak i ş i veya durumu.ayr ı m * Ayı rmak iş i. mufassal. * Bir veya daha çok sahne içinde geliş tirilip. ayr ı mlaş mak * Ayrı mlı duruma gelmek. fark. aynı . * Bir kimse veya nesnenin bir baş kası yla karı ş tı rı lmamas ı nı sağ layan ayrı lı k. benzer ş eyleri birbirinden ayı ran özellik. farksı z. ayr ı ş ı k * Ayrı ş mı ş olan. fark etmek. * Bir tiyatro eserinde ana düş ünceye yardı mcı olan kelime. ayr ı mlı lı k * Ayrı mlı olma durumu. teferruatlı .

sarı tüyler. gece). aysfild aysı z * Buzla. türlü etkenlerle geçici olarak daha yalı n atom ve moleküllere bölünmesi. tahallül.ayr ı ş ma * Ayrı ş mak iş i. * Bu ağ acı n büyük. * Halk ş airleri belli bir ayak çerçevesinde kar ş ı lı klı atı ş mak. ayva tüyü * Vücuttaki ince. lezzetli bir tür taze fasulye. . tüylü. yaprakları nı n altı tüylü. ufak çekirdekli meyvesi. *İ ki düzlemin ara kesiti. * Değ iş ken huylu. dokusu sertçe. sarı renkte. ayr ı ş mak ayr ı ş tı rma * Ayrı ş tı rmak iş i. birli ğ i bozmak. ayva reçeli * Ayva ve ş ekerden yapı lan kokulu reçel. bankiz. tartı ş mak. aytı ş mak * Atı ş mak. * Gülgillerden. kararsı z (kimse). türlü etkenler sebebiyle geçici olarak daha yalı n atom veya moleküllere bölünmek. ayva ho ş afı * Ayvadan yapı lan ho ş af. ayva ayva göbekli * göbeğ i çukur olan (kimse). ayva kompostosu * Ayvadan yapı lan komposto. * Ayrı ş ması nı sa ğ lamak. çiçekleri iri ve pembe. aytı ş ma * Aytı ş mak iş i. * Ay ı ş ı ğ ı olmayan (gökyüzü. ayr ı ş tı rmak * Bütünün bozulması na sebep olmak. münaka ş a etmek. ayva marmelâdı * Ayva ve ş ekerden yapı lan ezme. * Moleküller. ay ş ekadı n * Kı lç ı ksı z. orta yükseklikte bir ağ aç (Cydonia vulgaris). aysberg * Buz dağ ı . * Moleküllerin. mayhoş . * Birbirinden ayrı lmak. ayr ı t aysar * Ayı n etkisiyle huyunun değ iş tiğ i san ı lan (kimse).

* Ayvazı n görevi. * Ayva ağ açları nı n çok bulunduğ u yer. ayvaz kasap hep bir hesap * ha öyle ha böyle. hilekâr. çok y ı ll ı k ve otsu bir bitki (Achillea nobilis). * Alı ş ı lmı ş olandan. ayvay ı yemek * kötü duruma düş mek. içkici. güç. umulandan veya gerekenden eksik. ikisi de bir. yayı lmak. soluk sar ı çiçekli. az az az buçuk az bulmak * yeterli görmemek. biraz. * Koca. * Teras. s ı k tüylü. * Küçük ölçülerle. * Göğ ün en yüksek yeri. * Göğ ün kuzey yarı m küresinde bulunan bir takı m yı ldı zı n en parlak yı ldı zı . içken. Az az * Azot'un kı saltı lması . * Dolandı rı cı lı k. ayvaz * Büyük konaklarda mutfak ve yemek hizmetlerinde çalı ş tı rı lan uş ak. çok karş ı tı .ayvadana ayval ı k ayvan * Yüksekliğ i 15-70 cm . ayya ş lı k ayyuk * Ayyaş olma durumu. bekri. yavaş yavaş . eş . * Dolandı rı cı . süre bakı mı ndan eksiklik bildirir. * Nicelik. ayyuka çı kmak * (ses için) yükselmek. * Bir tarafı dı ş ar ı ya açı k olan oda. erkek. * (dedikodu için) herkesçe duyulmak. iş i bozulmak. nitelik. Bu gaz N kı saltması ile de gösterilir. * Bir parça. ayvazl ı k ayyar ayyarl ı k ayya ş *İ çkiye düş kün. az buz olmamak . sundurma. az saymak. * Uzun süreli. azı msamak.

azaltma . * Etkisini yitirmek. azalma azalmak * Azalmak iş i. daha çok istemek. azade azade * bir ş eyden kurtulmuş . * Azaltmak iş i. az tamah çok ziyan getirir * hı rslı ve pinti insan her zaman zararlı çı kar. hafiflemek. * eğ itim düzeyi düş ük kalmı ş . aza * Organlar. üretimi daha çok ilkel tar ı ma dayanan. serbestlik. aza çoğ a bakmamak * olanla yetinmek. serbest olarak gürültüden azade ya ş amak. az gelmek * yetmemek. do ğ al kaynaklar ı nı gereğ ince de ğ erlendiremeyen (ülke). vücut parçaları . * Baş ı boş . az görmek * umduğ undan eksik bulmak. * Üye. * Az denecek bir miktara inmek veya eskisinden az bir duruma gelmek. * Vücut parçası . az daha az değ il! * az kalsı n. çok görmü ş bulunmak. az geliş miş * geliş mesi gecikmiş olan. erkin.* (bir ş ey) azı msanacak kadar olmak. az günün adam ı olmamak * çok yaş amı ş . aza sormu ş lar: "nereye?" "çoğ un yanı na" demiş * küçük kazançları n bile hep varlı klı kimselere düş tüğ ü inancı nı belirtir. erkin. azadelik * Azade olma durumu. az çok * Bir parça. azade * Baş ı boş . gerçekleş mesi. bitmesi çok yak ı nken olmad ı ğ ı nı anlatı r. organ. tenakus. uzak. * azı msamak. serbest. eksilme. az kaldı (veya az kalsı n) * bir iş in olması . * birinin herhangi bir karakter bakı mı ndan göründüğ ü gibi olmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. oldukça. neredeyse.

üzmek. * Gururlu. paylanma. ezinç. * Çalı m. * Küçük ölçülerle. tekdir etmek. heybet. * Görkemli. * Görkem. * Anadolu beyliklerinde donanmadaki görevlerde kullanı lan asker. en yüksek. en çok.azaltmak * Az denecek bir miktara indirmek veya eskisinden az bir duruma getirmek. azarlanmak * Azarlamak i ş ine konu olmak. hafifletmek. azarlamak * Paylamak. tekebbür. * En büyük. kurumlu. maksimum. * Süreyi uzatarak. * (Anadolu'nun birçok bölgesinde) Çiftlik uş ağ ı . paylama. * Etkisini yitirmesine sebep olmak. azar azar azar * Paylama. azap vermek * acı çektirmek. * Debdebeli. * Gurur. * Organik veya ruhî büyük sı kı ntı . azametli * Ulu. kötü sözle karş ı laş mak. * Ululuk. azar i ş itmek * azarlanmak. çalı m satmak. azamet azamet satmak * büyüklük taslamak. yavaş yavaş . * Çalı mlı . . azarlama * Azarlamak i ş i. * çok büyük sı kı ntı ya u ğ ramak. böbürlenmek. azap * (Müslümanlı kta) Dünyada günah iş lemi ş olanlara ahrette verilecek ceza. * Debdebe. k ı rmak. büyüklük. heybetli. azarlanma * Azarlanmak iş i. az az. çok büyük. kurum. azamî azap azap çekmek * ahrette ceza görmek. paylanmak.

Azerî * Azerbaycan Cumhuriye'tinde ve güney Azerbaycan'da (İ ran'da) yaş ayan Türk soylu halk veya bu halktan olan kimse. * Azgı n duruma getirmek. azatl ı k * Azat olma durumu. * Azerî halkı na özgü olan. *Ş ı martmak.azarlatma * Azarlatmak iş i. Azerîce azgı n * Azerbaycan Türkçesi. Azerbaycanl ı * Azerbaycan halkı ndan olan kimse. * Kötü davranı ş veya alı ş kanlı klara sürüklemek. serbestlik. azat eylemek * azat etmek. yoldan ç ı karmak. azelya . * Azat edilme vakti gelmiş olan (cariye. köle). Azerî halk ı ile ilgili (olan). * Okullarda paydos. * Azat edilemez. azatsı z azca azd ı rı lma * Azdı rı lmak i ş i. salı vermek. azd ı rı lmak * Azması na yol açmak. * Azmı ş olan. * Açalya. azatl ı * Azat edilmiş (cariye veya köle). azd ı rma azd ı rmak * Azdı rmak iş i. * Serbest bı rakı lmı ş olan. * (köle ve cariyeler için) özgürlüğ ünü geri vermek. * Oldukça az. azat etmek * serbest bı rakmak. azat * Serbest bı rakma. * Azması na sebep olmak. azarlatmak * Azarlamak i ş ini yapt ı rmak veya azarlanması na yol açmak.

az ı cı k * Çok az. * (çocuk için) Çok yaramaz. azı di ş i. besin. biraz. az ı msamak * Bir ş eyin umulduğ undan az olduğ u yarg ı sı na varmak. korkunç. azgı nla ş ma * Azgı nla ş mak i ş i. . ekalliyet. * Yoksulları doyuran. azgı nla ş mak * Azgı n duruma gelmek. harman zamanı ndan önce biçilip savrulan ekin. az ı ço ğ a saymak (veya tutmak) * verilen küçük bir armağ anı çok ve değ erli kabul etmek. * Bir toplulukta herhangi bir nitelik bakı mı ndan ayrı ve ötekilerden sayı ca az olanlar. az ı di ş i * Azı . * Cinsel istekleri aş ı rı olan. * Azı k koymaya yarayan kap veya torba. öğ ütücü diş . gı da. az ı klı k az ı lı az ı msama * Azı msamak iş i.* (ten için) Çabuk iltihaplanan. az ı nlı k karş ı tı . ekalliyet. azgı n. çok etkili. *Ş iddetli. * Öküz arabaları nda ön ve arka yastı kları dingile bağ layan ağ aç çivi. az görmek. * Azgı n olma durumu. azgı nl ı k az ı * Köpek diş lerinden sonra içeriye doğ ru. alt ve üst çenenin iki yanı nda beş er tane bulunan ve yiyecekleri öğ ütmeye yarayan diş lerin ortak adı . * Cinsel istekleri aş ı rı laş mak. * Gözü bir ş eyden yı lmayan. çoğ unluk * Bir ülkede egemen ulusa göre ayrı soydan ve sayı ca az olan topluluk. * Azı ğ ı olan. daha fazlası nı istemek. * (süre ve miktar için) Az olarak. yarası hemen kapanmayan. az bulmak. az ı nlı k hükûmeti * Mecliste çoğ unluğ u olmayan bir partinin kurdu ğ u hükûmet. * Hemen yemek üzere. biraz. az ı cı k aş ı m kaygı sı z baş ı m * derdim olması n da baş ka bir ş ey istemem. * Azı k olarak ayrı lan veya hazı rlanan yiyecekler. az ı k az ı klı * Yiyecek.

* Ermiş . azimli * Kararı nda. * Aziz olma durumu. az ı tma az ı tmak * Azgı n duruma getirmek. az ı ş ma az ı ş mak * Gittikçe kı zı ş mak. eren. * Azı ş mak i ş i. az ı ş tı rma * Azı ş tı rmak iş i. azit aziz * Azothidrik asit HN3 deki hidrojenin yerine bir kökün geçmesi ile türeyen birleş iklere verilen ad. * Azı tmak iş i. azimet etmek * gitmek. * Ermiş kadı n. azim azimet * Bir iş teki engelleri yenme kararı . * Sultan Abdülaziz'in ve devlet adamları nı n giydiğ i fes. azizlik etmek * muziplik etmek.az ı nlı kta kalmak * bir toplulukta belli bir sorun üzerine oy verenler. kararlı . az ı ş tı rmak * Azı ş mas ı na yol açmak. * Muziplik. azil * Görevden alma. * Gidiş . * Çı ğ ı rı ndan çı karmak. ş iddetlenmek. * Kararlı lı kla. muazzez. azimkârane * Kararlı . tutumunda direnen. * Sevgide üstün tutulan. karş ı düş ünceye oy verenlerden daha az olmak. azledilme azize aziziye azizlik . kararlı olarak. yola çı kmak.

* Bir görevliyi iş inden ayı rı p açı kta b ı rakmak. görevinden ç ı karı lmak. azmetmek * Bir iş teki engelleri yenmeye karar vermiş olmak. azma * Azmak iş i. azledilmek * Görevden alı nmak. * Kerestelik tomruk.* Azledilmek iş i. * (yara. azlolunma * Azlolunmak iş i. * Azma. * Cinsel duyguları artmak. taş mak. kı rma. * Çok geliş miş . çı karmak. . azmetme * Azmetmek iş i. azletme azletmek azl ı k * Azletmek iş i. hastalı k vb. * Bataklı k. * (çamaş ı r) Artı k ağ artı lamaz duruma gelmek. azmanla ş ma * Azmanlaş mak i ş i. *İ ki ayrı ı rkı n kar ı ş ması ndan doğ an. * Taş kı nl ı kta ileri gitmek. * Azı nlı k. * (hayvanlar için) İ ki ayr ı ı rktan doğ mak. melez. kötülüğ ünü artı rmak. tehlikeli duruma gelmek. azmak azmak azman azman kaya * Kaya balı ğ ı nı n bir çe ş idi. * (deniz. ı rmak vb. için) Kabarmak. için) Etkili. gölcük. * Az olma durumu. * Küçük su birikintisi. azmanla ş mak *İ rileş mek. metis. görevden almak. kocaman duruma gelmek. azlolunmak * Görevinden alı nmak. azmettirme * Azmettirmek iş i. azmettirmek * Bir suçu veya herhangi bir iş i kesinlikle yapması na karar verdirmek.

azmı ş kudurmuş tan beterdir * "coş kun ve heyecana kapı lmı ş kimseyi zaptetmek zordur" anlam ı nda kullanı lı r. * Yeryüzünün herhangi bir noktası nda enleme bağ lı olmaksı zı n meydana gelen olay. aznavur * Gürcüce. Azrail'le burun buruna gelmek * ölümle karş ı karş ı ya gelmek. aznavur gibi * zalimce davranan. ası k yüzlü. azol azonal azot * Atom numarası 7. rengi. * En eski jeolojik (sistem). kokusu. * Azotometre. azotlanm ı ş * Azotlama iş lemi yapı lmı ş . Azrail'e bir can borcu olmak (veya kalmak) * nası l olsa ölece ğ ini kabul etmek. azotometre * Bir organik maddede bulunan azotun gaz hacmini ayarlamaya yarayan aygı t. sert kimse. tadı olmayan element. * Heterosiklik birleş iklerin önemli bir sı nı fı na verilen ad. iri "yarı " "kı rı cı " sinirli. * hiç kimseye borcu kalmamak. azvay * Sar ı sabı r. azotölçer Azrail * Tanrı buyruğ u ile insanları n canı nı almakla görevli olduğ una inanı lan melek. Azrail'in elinden kurtulmak * ölümden kurtulmak. aznif * Bir tür domino oyunu. azoik *İ çinde fosil bulunmayan (toprak). . K ı saltması N. atom ağ ı rl ı ğ ı 14. havada beş te dört oranı nda bulunan.008 olan. azotlamak * Azotla karı ş tı rmak veya birleş tirmek. azotlama * Azotlamak iş i. * Azotlu besin almayan bitki veya hayvanları n dokuları ndaki serbest azotu tespit etme iş i. azotlu *İ çinde azot bulunan. bütün borçları ndan kurtulmak.

toprak. babalı k duyguları ile dolu kimse. * Bu gibi kimselere verilen unvan. yurt. ağ aç veya beton dikme. * Basso kı saltmas ı . * Çatı merteğ i. ama çocuklar babaları için fedakârlı kta bulunmazlar. kurucu kimse. . * Koruyucu. baba yurdu. baba koruk (veya erik) yer. bir ülkeye veya bir toplulu ğ a yararlı olmuş kimse. Be adı verilen bu harf. baba nasihati * Bir babanı n verdi ğ i öğ üt. Ba * Baryum'un kı saltması . baba evi. dededen kalma ev. olgun adam. baba mirası * Babanı n yaş adı ğ ı dönemden kalan değ erli mal veya dost. baba hindi *İ ri ve iyi beslenmiş erkek hindi. * Tarikatları n bazı sı nda tekke büyüğ ü. * Kazı larda ç ı karı lan toprağ ı n miktarı nı hesaplayabilmek için yer yer bı rakı lan toprak dikme.B * Bor'un kı saltmas ı . dededen kalma mülk veya bir kimsenin içinde doğ up büyüdüğ ü. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde İ ngilizler b harfiyle "si" yi. baba bucağ ı . oğ lunun diş i kama ş ı r * babanı n yaptı ğ ı kötü iş in sı kı nt ı sı nı çocuğ u çeker. B gösterir. * Türk alfabesinin ikinci harfi. baba evi * Babadan. çift dudak patlayı cı sı nı b. baba değ il. iri demir. oğ ul babaya bir salkı m üzüm vermemiş * babalar çocukları için büyük fedakârl ı klara katlanı rlar. yaş adı ğ ı ev. baba baba adam * Yaş lı . baba * Çocuğ un dünyaya gelmesinde etken olan erkek. iyi yürekli. baba bucağ ı * \343 baba ocağ ı . baba oğ luna bir bağ bağ ı ş lam ı ş . ses bilimi bakı mı ndan ötümlü. ağ ı rbaş lı . * Silâh kaçakçı lı ğ ı . baba ocağ ı * Babadan. Almanlar ise "si bemol"ü gösterirler. baba olmak * (erkek için) çocuk sahibi olmak. * Ata. * Gemi veya iskelede halatı n takı ldı ğ ı yuvarlak baş lı . tı rabzan babas ı * babalı k görevlerini yapmayan babalar için söylenir.kara para aklama ve uyu ş turucu madde ticareti gibi kirli ve gizli i ş ler yapan çetenin baş ı . toprak ya da yurt. * Çocuğ u olmu ş erkek. * Yaratı cı .

babac ı k * Küçük baba. * ataları ndan beri.ş ambaba. iyi kalpli. baba yurdu * Baba evi. babacanca * Sevgi ve sevecenlikle. babaanne * (çocuğ a göre) Baban ı n annesi. güvenilir (erkek). baba yadigâr ı * Babadan kalan. babaç babaçko * Erkek kümes hayvanları nı n en iri ve yaş lı olanı . yüzyı lda Baba İ shak'ı n kurdu ğ u mezhep. sempatik baba. hoş görülü. . baba ocağ ı . * (kadı n için) Güçlü ve gösteri ş li. olgun. * XIII. babacanlaş mak * Babacan duruma gelmek. babac ı lı k * Devletin türlü sı nı flar üzerinde babalı k ederek bu s ı nı flar arası nda denge kurmaya çalı ş mas ı iş lemi. baba döneminde yapı lmı ş . paternalizm. cana yakı nlı k. * Sevimli. babadan oğ ula * torunlara doğ ru zincirleme. cana yakı n olarak. babası na çok düş kün olan. Babaî Babaîlik * Babaîlik mezhebinden olan kimse. babafingo * Yelkenli gemilerde direklerin ve gabyanı n üstünde bulunan en yüksek bölüm. iri yarı . * Cana yakı n. babacanlı k * Babacan olma durumu. babaya yakı n. babacanlaş ma * Babacanlaş mak iş i veya durumu. babadan babaya * dedelere doğ ru zincirleme. hoş . babanı n hat ı rası nı taş ı yan. babac ı l * Babası nı çok seven. babaca babacan * Baba gibi.baba tatlı sı * Bir çeş it hamur tatlı sı .

babana rahmet * yapı lan bir i ş . babası z * Babası ölmüş çocuk. öfkelenmek. kay ı n peder. babası nı n oğ lu * her yönüyle babası na benzeyen erkek çocuk. yetim. * Üvey baba. babası na çekmek * her yönü ile tamamen babaya benzemek. babası nı n (veya babaları nı n) çiftliğ i * bir malı veya kuruluş u yalnı zca kendi çı karları na araç yapmak. * Baba olma durumu. babalanma * Babalanmak iş i. öfkesi her hâliyle belli olmak" anlamı nda geçer. babaları mı z * bizden. bizim kuş aktan öncekiler. babal ı babal ı k * Zaman zaman sinir nöbeti geçiren. babamı n (veya ustamı n) ad ı Hı dı r. babal ı k etmek * baba gibi davranmak. babası na rahmet okumak * hakkı nda iyilik düş ünmemek. babası tutmak (veya babaları üstünde olmak) * gibi deyimlerde "çok öfkelenmek. babası nı n hayrı na * hiçbir çı kar gözetmeksizin. * Diklenmek. elimden gelen budur * gücüm ancak bu kadarı nı yapmaya yeter. * tekrarlanan iki emir kipi arası na getirilerek i ş in sürekliliğ ini anlatmaya yarar. * Kayı n baba. ." anlamı nda kullanı lan bir söz. babal ı * Babası olan. babam! * teklifsiz bir seslenme sözü. solucanla beslenen bir tür kertenkele (Anguis fragilis). babal ı k fı rı n has i ş ler * babası nı n parası ile geçinenlere sitem olarak kullanı lı r. babalanmak * Babaları tutmak. kabadayı ca davranmak.babaköş * Ayaksı z olduğ u için yı lan sanı lan. * Yaş lı veya küçümsenen adamlara seslenme olarak kullanı lı r. bir davranı ş karş ı sı nda "Allah senden razı olsun.

* "Bâb'a ait" Babîlik yanlı sı . korkusuz adam. * Bir giriş imde kendine güvenebilecek durumda olan. babayiğ itlik * Babayiğ it olma durumu. babayiğ it * Güçlü kuvvetli. * Bazı ş eylerin yerden yüksekçe durmas ı nı sağ layan dayak. ayak. baca * Dumanı ocaktan çekip havaya vermeye yarayan maden veya kâgir yol. babı ndan * Bkz. babayanilik * Babayani olma durumu. * Oyun kâğ ı tlar ı nda. yüzyı lda. huylar edinmi ş . * Hayvanlarda yürümeye veya atlamaya yarayan organ. lâğ ı m. babı nda. baca baş ı * Ocağ ı n üstündeki ta ş raf. Babî Babîlik * XIX. bacak kadar * ufacı k. Bab ı âli * Osmanlı imparatorluğ u döneminde İ stanbul'da sadaret (Baş bakanl ı k). babayiğ itçe davranı ş . kabadayı . bacak * Vücudun kası ktan tabana kadar olan bölümü. türlü türlü huyu var * daha küçük. babı nda * Konusunda. İ ran'da Ali Muhammed Bab'ı n kurdu ğ u dinî ö ğ reti. bacak kadar boyu var. ama değ iş ik. *İ stanbul'da bu çevredeki bası n. * Mert.babayani * Gösteriş i ve özentisi olmayan. bacak bacak üstüne atmak * otururken bir bacağ ı nı ötekinin üstüne koyarak oturmak. vale. kabadayı lı k. baca tomruğ u * Bacanı n damdan yukar ı bölümü. * Su yolu. * Osmanlı hükûmeti. maden ocağ ı gibi yer alt ı yap ı lar ı nı n hava deliğ i. bacak kalemi . herkesten farklı alı ş kanlı klar. oğ lan. baca kulağ ı * Ocağ ı n iki yan ı nda ta ş tan yapı lmı ş ufak raf. dahiliye ve hariciye nezaretleri (İ ç iş leri ve Dı ş iş leri bakanlı klar ı ) ile Ş ûrayı Devlet (Danı ş tay) dairelerinin bulundu ğ u yapı . destek veya bunlardan her biri.

* Bacakları uzun olan. bacakl ı k bacaksı z * Bacağ ı olmayan. * Tarikat ş eyhlerinin kar ı sı . * Bir evde uzun zaman çalı ş mı ş ya ş lı kadı nlara (daha çok ya ş lı zenci kadı nlara) verilen unvan. * Kı z kardeş . * Yel. baçç ı baçç ı lı k bad * Baç alan kimse. bacası tütmez olmak * (aile için) da ğ ı lmak veya iş i bozulmak. * Bacakları kı sa olan. bac ı * Büyük kı z kardeş . baç . haraç.* Kaval kemiğ i. bodur. abla. bacanakl ı k * Bacanak olma durumu. bacakl ı * Bacağ ı olan. arkadaş . * Özellikle hokey oyuncuları nı n giydikleri deriden yapı lmı ş koruyucu. -baç * Fiilden isim türeten -maç/-meç ekinin türü. * Baç alma iş i veya görevi. kı sa boylu. bacakkı ran * Nemli bölgelerde yetiş en yeş ilimsi sarı çiçekli bir bitki (Narthecium). * Dost. * Yaş ı ndan büyük iş lere kalkı ş an çocuklar için söylenir. uzun boylu. rüzgâr. bacakları tutmamak * ayakları nı n üzerine bası p yürüyemeyecek duruma gelmek. * Felemenk altı nı na verilen ad. bacakl ı yaz ı *İ ri ve okunaklı yazı . bacanak * Karı lar ı kardeş olan erkeklerden her biri. bacası tütmek * (aile için) yaş aması sürüp gitmek. bacakları kopmak * çok yorulmak. * Zorla alı nan para. * Osmanlı İ mparatorluğ unda gümrük vergisi.

*Ş arap. * Badanası bozulmu ş . badat bade badehu badeli * Aş k badesi içmiş kimse.badana * Duvarları boyamak için kullanı lan sulandı rı lmı ş kireç veya boya. badanası z * Badana edilmemiş . bir tür yer elması . badanac ı * Geçimini badana yapmakla kazanan kimse. badana yapmak. badem * Gülgillerden. badas * Harman kaldı rı ldı ktan sonra yerde kalan toprak. badanalama * Badanalamak iş i. badanalanma * Badanalanmak iş i. badanalatma * Badanalatmak iş i. * Yüzüne çok pudra ve boya sürmüş olan (kad ı n). * Birleş ikgillerden. badanalatmak * Badanalamak iş ini yapt ı rmak. badem a ğ ac ı . * Bu ağ acı n yaş veya kuru yenilen yemiş i. badanac ı lı k * Badanacı nı n yaptı ğ ı iş . ş ekeri çok. içki. badanalanmak * Badana yapı lmak. badeli â ş ı k * Düş ünde bir pirin elinden aş k badesi içerek saz çal ı p söyleyen halk ş airi. * Ondan sonra. badanalamak * Duvarları boyamak için sulandı rı lmı ş kireç veya plâstik boya sürmek. çöp ve samanla karı ş ı k tah ı l taneleri. badana etmek (veya vurmak) * badanalamak. badanal ı * Badana edilmiş olan. harman döküntüsü. yurdumuzun her yerinde yetiş en ağ aç (Amygdalus communis).

* Badem satan kimse. * Badem biçiminde olan. bademcik * Boğ azı n iki yanı nda birer tane bulunan. * Halatı n aş ı nabilecek yerine sar ı lan bez. badem biçimindeki organ. gönle ferahlı k veren hafif rüzgâr. badem gibi * (salatalı k için) taze ve gevrek. bademlik bademsi baderna badı ç * Bakla. . bademli *İ çinde badem bulunan yiyecek. bezelye gibi taze sebzelerde. badı saba badi * Sabah vakti esen ve ruhu okş ayan. badem kürk * Tilki postunun yalnı z bacak kesiminden yapı lan kürk. * Badem ağ açları çok olan yer. badem (Amygdalus communis ve Prunus amygdalus). halat sargı sı . badem gözlü * Badem içi biçiminde iri göz. badem t ı rnak * Badem biçiminde uzunca tı rnak. badem bahçesi. * Ördek. içinde tohumları n sı ralanmı ş bulunduğ u kabuk. badem ezmesi * Ezilmiş bademle yapı lan ş ekerleme. badem ş ekeri *İ nce bir ş eker tabakası yla kaplanmı ş iç badem. badem b ı yı k * Badem içi biçiminde üst dudağ ı n her iki yanı nda yer alan bı yı k.* Gülgillerden ilkbaharda beyaz ve pembe renkli çiçekler açan yüksekçe bir bitki. badema bademci * Bundan sonra. badem içi * Bademin dı ş kabu ğ u alı ndı ktan sonra kalan içi. bundan böyle. badem yağ ı * Bademden çı karı lan ve deri. badem parmak * Baş parmak. fasulye. kösele gibi ş eyleri yumuş atmak için kullan ı lan yağ .

ili ş ki. bagaj memuru * Toplu taş ı m yerlerinde ve araçlar ı nda bagaj i ş lerini yürütmekle görevli kimse. * Sargı . tel gibi düğ ümlenebilir nesne. palaz. dikdörtgen biçiminde değ erli taş . iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. * Tren. genellikle arkada olan bölümleri. * Kemikleri birbirine bağ lamaya. badik * Ördek. * Tı raş lanmı ş . demet. *İ lgi. ş erit. vapur gibi taş ı tlarda yolcular ı n yüklerinin konulduğ u yer. bagetli bağ * Bir ş eyi ba ş ka bir ş eye veya birçok ş eyi topluca birbirine tutturmak için kullanı lan ip. badire badiye * Birdenbire ortaya çı kan tehlikeli durum. badikle ş mek * Ördek gibi sağ a sol yalpa vurarak yürüme eğ ilimi göstermek. badikleme * Badiklemek iş i. * Yolcu yükü. büyükçe su kabı . * Çöl. badiklemek * Ördek gibi iki yana sallana sallana yürümek. baget *İ nce. bagaj kapa ğ ı * Otomobillerde içine yük konulabilen bagajları kapatmaya veya kilitlemeye yarayan bölüm. * Otomobillerin yük konulabilen. deste. * Kı sa boylu. badya bagaj * Ağ zı geniş . badminton * Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun. * Bağ lam. bagaj kilidi * Bagaj kapağ ı nı kilitlemeye yarayan alet. kı sa de ğ nek. . ko ş mak) * ördek gibi iki yana sallanarak yürümek (gitmek).badi badi yürümek (veya gitmek. sicim. rabı ta. * Bageti olan. yayvan. * Düş ük gramajlı küçük boy ekmek. badikle ş me * Badikleş mek durumu.

zarf fiil: gül-e gül-e. yemeye yüzün olsun * kiş i. * Kaplumbağ a. bağ cı ks ı z * Bağ ı olmayan. düş ük. bağ bı çağ ı * Bağ ve bahçelerde yetiş en meyve fidanlar ı nı . * Deniz kaplumbağ ası nı n kabu ğ u. bağ cı lı k . bağ an * Vakti gelmeden ölü doğ an yavru.bağ * Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğ u toprak parças ı . bağ bahçe * Bahçe gibi taş ı nmaz mal. bağ bozumu * Bağ da ürünün toplanması . * Bu iş in yapı ld ı ğ ı mevsim. hücre arası maddesi çok ve genel olarak diğ er dokuları birbirine bağ layarak destek görevi yapan doku. bağ budamak * bağ daki üzüm kütüklerini budamak. bağ bozmak * bağ ı n üzümlerini toplamak. üzüm olsun. otur-up vb. karş ı lı k beklediğ i iş ten istediğ ini alabilmek için gereken harcamaları yapmalı dı r. * Kaplumbağ a kabu ğ undan yapı lmı ş veya bu kabuğ u and ı rı r biçimde olan. bağ çubuğ u * Asma fidesi. bağ boğ an * Küsküt. bağ a bak. * Ölü doğ an kuzunun derisi. bağ doku * Hücre sayı sı az. ş eytansaçı . * Kaplumbağ a kabu ğ u. bulunan. bağ sı z. bağ cı * Bağ yetiş tirip ürününü satan kimse. * Meyve bahçesi. bağ fiil bağ a * Fiillerin zarf olarak kullanı lan ş ekilleri. güz. sonbahar. ulaç. * Ur. bitki ve özellikle üzüm kütüklerini budamaya yarayan kesici alet. bağ cı k bağ cı klı * Bağ ı olan. * Bağ lama iş inde kullanı lan ş erit biçiminde bağ . * Bağ layan veya so ğ uk haddehaneden çı kan metal ş erit bobinlere bant yapı ş tı ran (kimse). ko ş -arak.

bağ damak * Birkaç ş eyi birbirine geçirerek bağ lamak. Ba ğ dad'ı tamir etmek * karnı nı doyurmak. insicam. bağ daş mak * Anlaş mak. bağ daş ı m * Tutarlı k. bağ daş ı klaş mak * Aynı özelli ğ i göstermek. kör düğ üm etmek. * Yapı larda kullan ı lan çı ta. homojen duruma gelmek. uymak. bağ daş * Sağ aya ğ ı sol uyluğ un. mütecanis. bağ daş ı klaş tı rmak * Bağ daş ı k duruma getirmek. bağ daş ı lma * Bağ daş ı lmak i ş i. çelme atmak. homojenlik. tutarlı lı k. sol aya ğ ı sa ğ uyluğ un altı na alarak oturma biçimi. homojen. homojenleş tirmek. bağ daş ma * Bağ daş mak iş i. bağ daş ı lmak * Bağ daş mak iş ine konu olmak. bağ dama * Bağ damak iş i. bağ daş ı klaş ma * Bağ daş ı klaş mak durumu. *İ çinden çı kı lmayacak bir duruma getirmek. bağ dalama * Bağ dalamak iş i. * Çocuk oyunları nda arkadaş olmak.* Bağ yetiş tirme ve ürününü satma iş i. * Bağ daş kurup oturmak. bağ daş kurmak * bu biçimde oturmak. bağ daş ı klaş tı rma * Bağ daş ı klaş tı rmak i ş i. bağ daş ı k * Her yeri aynı özelliğ i gösteren. . bağ dalamak * Düş ürmek için ayağ ı nı birinin ayakları na takmak. bağ dadî * Ağ aç direkler üzerine çak ı lmı ş çı talara sı va vurularak yap ı lan (duvar veya tavan). bağ daş ı klı k * Bağ daş ı k olma durumu. uzla ş mak. imtizaç. imtizaç etmek.

bağ ı ldak * Beş ikteki çocuğ un düş memesi için beş iğ e sarı lı p bağ lanan. önüne + ve . bağ ı l * Görece. * Görece olma durumu. * Baş ka bir cisme uyarak sürüklenen. tutars ı z. * Farklı kökenlere sahip değ iş ik kültür özelliklerini birleş tirme veya kaynaş tı rma iş i. bağ daş mazlı k * Uyuş mazlı k. * Büyü. * Bir ş eyin veya bir kimsenin gücü ve etkisi altı nda bulunma durumu. * Baş tan çı karı cı . sihir. rölâtivite.iş aretleri yazı ldı ktan sonraki değ eri. bağ ı mlama * Bağ ı mlamak i ş i. izafî. etkisi altı nda tutmak. bağ ı l değ er * Bir aritmetik sayı sı nı n. bağ daş tı rmacı lı k * Pek çok değ iş ik ö ğ retiyi birleş tirmeyi amaçlayan felsefî veya dinî öğ reti. tâbiiyet. bağ ı ll ı k bağ ı m . bağ ı bağ ı cı * Büyücü. bağ daş tı rmak * Bağ daş ması nı sa ğ lamak.bağ daş maz * Uyuş maz. bağ ı l nem * Bir metre küp hava içinde bulunan su buharı ağ ı rlı ğ ı nı n. kumaş tan yapı lmı ş enli bağ . izafiyet. * Bir sayı nı n rakamları ndan her birinin bulunduğ u basamağ a göre aldı ğ ı değ er. geçimsizlik. aynı ş artlardaki havan ı n doymu ş su buharı nı n ağ ı rl ı ğ ı na oranı . bağ ı mlamak * Bir ş eyi ba ğ ı m alt ı na sokmak. bağ daş tı rma * Bağ daş tı rmak i ş i. aynı zamanda kendine özgü bir kı mı ldan ı ş ı da bulunan bir cismin görünürdeki bu kı mı ldanı ş ı nı n niteliğ i. izafî değ er. * Kadı nları n âdet zaman ı nda bağ lad ı kları bez. bağ daş tı rı cı * Bağ daş ma sağ layan. izafî. bağ daş tı rmacı * Bağ daş tı rmacı lı k yanlı sı kimse. bağ ı mlaş ma * Bağ ı mla ş mak iş i.

bağ ı mlı * Baş ka bir ş eyin istemine. tâbiiyet. giriş imlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen. bağ ı ntı lı * Varlı ğ ı ba ş ka bir ş eyin varl ı ğ ı na bağ lı bulunan. *İ ki veya daha çok nitelik aras ı nda matematik iş lemleri yard ı mı ile kurulan bağ lı lı k veya e ş itlik. rölâtivizm. bağ ı ms ı z milletvekili * Herhangi bir partinin adayı olmadan seçilen veya herhangi bir partiye bağ lı olmayan milletvekili. bağ ı ll ı k. istiklâl. görecilik. özgür. bağ ı ms ı z * Davranı ş lar ı nı . rölâtivist. göreci. bağ ı ms ı z sı ralı cümle * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı olduğ u hâlde özneleri. özgürlüğ ü. bağ ı ms ı zlı k * Bağ ı ms ı z olma durumu veya niteliğ i. * Eş yayı . özerkliğ i olmayan. bağ ı msı z. bağ ı ms ı zlaş mak * Bağ ı ms ı z duruma gelmek. izafiye. bağ ı mlı sı ralı cümle * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı olan ve özneleri. mutlak olmayan. gücüne veya yardı mı na bağ lı olan. rölâtif. tümleçleri. müstakil. bağ ı n *İ nş aatta veya kazı sı rası nda toprağ ı n çökmesini önlemek için yerle ş tirilen parça veya dayak. hür. bağ ı ntı cı lı k * Bağ ı ntı lı lı k öğ retisi. bağ ı n vurmak * kazı duvarları nı n çökmemesi için bağ ı nlarla desteklemek. özellikle bilginin ba ğ ı ntı lı olduğ unu ileri süren her türlü felsefe öğ retisi. bağ ı ntı * Bir nesneyi baş ka bir nesne ile uyarlı kı lan bağ . kavramları veya tasar ı mları birlik. nispî. bağ ı mlı lı k * Bağ ı mlı olma durumu. göreli. bağ ı ms ı zlaş tı rmak * Bağ ı ms ı z duruma getirmek. bağ ı ntı cı * Bağ ı ntı cı lı k yanlı sı olan kimse. bağ ı ntı lı lı k . izafet. birliktelik gibi durumlarda toplayan görünüş veya nitelik. izafî. bağ ı ms ı zlaş tı rma * Bağ ı ms ı zla ş tı rmak i ş i. ba ğ lı lı k. * Herhangi bir kuruluş a. bağ ı ms ı zlaş ma * Bağ ı ms ı zla ş mak i ş i.bağ ı mlaş mak * Bir ş eye veya bir kimseye tamamen ba ğ ı mlı olmak. tutumunu. görelik. partiye bağ lı olmayan kimse. rölâtivite. yüklemleri ayrı olan cümle. tümleçleri veya yüklemleri ortak olan cümle. tâbi.

bağ ı rsak kurdu * Omurgalı lar ı n ve de özellikle insanlar ı n ba ğ ı rsağ ı nda yaş ayan asalak solucan. tepkisini hemen ve sert bir ş ekilde d ı ş a vuran kimse. bağ ı rsak iltihabı * Sindirim organı nda oluş an iltihabî durum ve buna bağ lı hastalı k. bağ ı rsak gibi vücut boş lukları nda bulunan organlar ı n ortak adı . * (ok yayı ve dağ için) Orta bölüm. * Gürültüyle. bağ ı rı ş * Bağ ı rmak i ş i veya biçimi. * Bağ ı ldak. bağ ı rsak ingini * Çoğ unlukla sürgün ve karı n ağ rı sı ile beliren bağ ı rsak iltihabı . bağ ı rma bağ ı rmak * Bağ ı rmak i ş i. * (insan) Yüksek ve gür ses çı karmak.* Var olabilmek veya belirlenebilmek için. rölâtivite. bağ ı rı ş mak * Bkz. * Yüksek sesle azarlamak. görelilik. * Sindirim organı nı n mideden anüse kadar olan. bağ ı r * Göğ üs. * Kendini belli etmek. bağ ı rsak kazı ntı sı * Kalı n bağ ı rsak hastalı kları nda çı kar ı lan sümüksü madde. ahş a. bağ ı r yeleğ i * Eskiden zı rh altı na giyilen. bağ ı rdak bağ ı rgan * Bağ ı rı p çağ ı ran. bağ ı rı ş ma * Bkz. köseleden yap ı lmı ş yelek. ş amata. bağ rı ş mak. ince bağ ı rsak ve kalı n ba ğ ı rsaktan oluş an bölümü. bağ ı rsak bağ ı rsak ask ı sı *İ nce bağ ı rsağ ı karnı n arka bölümüne bağ layan ve kar ı n zarı nı n bir bölümünden oluş an askı . bağ ı rı p çağ ı rmak * öfkeyle bağ ı rmak. * Ciğ er. bağ ı rı yanmak * üzüntü çekmek. izafiyet. * çok susamı ş olmak. bağ rı ş ma. ş amata ederek. bağ ı ntı yolu ile baş ka bir ş eye bağ lı bulunma durumu. çok acı duymak. bağ ı rı ş çağ ı rı ş * Gürültü. .

* Hibe etme. bir isteğ i. bağ ı rtı * Bağ ı rma sesi. hibe. bağ ı ş * Bağ ı ş lamak iş i veya biçimi. özellikle çocukları n bağ ı rsaklar ı nda asalak olarak yaş ayan yuvarlak solucan. bağ ı rtmak * Bağ ı rması na yol açmak. geliş imini. askarit. af. bağ ı rtkan * Çok bağ ı rı p çağ ı rmak huyunda olan (kimse). insanları n. bağ ı rsaklar ı nı deş erim * "canı na kı yarı m. bağ ı rsak solucan ı * Ortalama 25 cm boyunda. almak. affetmek. muafiyet. bağ ı ş çı bağ ı ş ı k . immünoloji. * Görevden çekmek. * Bir haberi. acı madan değ erlendirmek. teberru. bağ ı ş ı klı k bilimi * Bağ ı ş ı klı k olayları nı n ortaya çı kma ş artları nı . ayı rması n" gibi anlamlarda kullanı lı r.bağ ı rsak otu * Farekulağ ı . * Bazı mikroplara karş ı aş ı veya doğ al yolla kazan ı lmı ş direnç durumu. * Herhangi bir kötü davranı ş için ceza vermekten vazgeçmek. * Deyimlerde "Tanrı esirgesin. bağ ı rtlak bağ ı rtma * Orta büyüklükte. eti sevilen bir cins göçebe ördek (Querquedula). bağ ı ş lama * Bağ ı ş lamak iş i. bağ ı ş lanma * Bağ ı ş lanmak iş i. kusurundan do ğ acak fı rsatlar ı kaçı rmamak. birinin aracı lı ğ ı yla duyurmak. affedilme. teberru etmek. bağ ı ş lamamak * karş ı sı ndakinin yanl ı ş ı ndan. alı nabilecek önlemleri ve yapı labilecek tedaviyi inceleyen tı p dalı . * Bazı mikroplara karş ı aş ı veya doğ al yolla direnç kazanm ı ş olan. bağ ı ş lamak * Bir mal veya hakkı karş ı lı k beklemeden birine vermek. * Bağ ı ş yapan kimse. gözdağ ı vermek üzere kullanı lı r. öldürürüm" anlamı nda korkutmak. * Bağ ı rtmak i ş i. muaf. bağ ı ş ı klı k * Bir ödevin veya yükümlülüğ ün d ı ş ı nda kalma durumu. * Bağ ı ş lanan ş ey. affetme. * Herhangi bir ödevin veya yükümlülüğ ün d ı ş ı nda kalan.

* Bir ş iirdeki dörtlüklerin her biri. akit. bağ ı ş latma * Bağ ı ş latmak i ş i. * (herhangi bir olguda) Olaylar. * Eş görevli kelimeleri veya önermeleri birbirine bağ layan kelime türü. âkit. rabı t: Ve. bağ ı tlanma * Bağ ı tlanmak i ş i veya durumu.bağ ı ş lanmak * Bağ ı ş lamak iş ine konu olmak. ya da birer bağ laçtı r. bı raktı ğ ı m (bı raktı ğ ı ) ba ğ lad ı ğ ı m (bağ lad ı ğ ı ) yerde (çayı rda) otluyorsun (otluyor). affolunmak. bağ ı tlanmak * Bağ ı t ile sonuçlanmak. iliş kiler örgüsü veya bağ lantı sı . bağ ı tlı * Bağ ı tla. affedilmek. deste. * Bağ ı t yapanlardan her biri. bağ laçlı * Bağ lac ı olan. sözle ş me ile bağ lanmı ş olan. bağ lam * Cinsleri aynı veya birbirine yak ı n olan ş eylerin bir arada ba ğ lanmı ş ı . bağ laç öbeğ i * Bağ laçla veya bağ laçsı z birbirine ba ğ lanmı ş olan. aynı nitelikte iki veya daha çok kelimeden oluş an öbek. demet. bent. durumlar. mukavele. bağ laçlı yan cümle * Birleş ik cümlelerde ki bağ lacı yla temel cümleye bağ lanan yan cümle. . bağ ladı ğ ı yerde otlamak * Bkz. bağ laçlı tamlama *İ simleri. bağ laç grubu * Bağ laç öbeğ i. ya. bağ ı t bağ ı tçı * Sözleş me. kontrat. bağ kesen bağ laç * Makaslı böcek. bağ ı ş latmak * Bağ ı ş lamak iş ini yapt ı rmak. bağ ı ş layı cı * Bağ ı ş layan. veya. sı fatları arası na bağ laç alan isim veya sı fat tamlaması . kontekst. affa uğ ramak. bağ ı tlaş ma * Bağ ı tla ş mak i ş i veya durumu. bağ ı tlaş mak * Araları nda bağ ı t yapmak.

* Yalnı zca belli bir iş le uğ raş mak. * Bir iş veya kimse için ayı rmak. . irtibat. bağ lanmak * Bağ lamak i ş ine konu olmak. meydana gelmek. bitirmek. istek uyandı rarak o ş eye ilgi. * Yapı larda duvarlar ı birbirine ba ğ layan kiriş . bağ lanma * Bağ lanmak i ş i. kendinden sonraki çekimli fiile veya fiilimsiye zaman ve ki ş i bakı mlar ı ndan uyan -ı p ekini almı ş fiil: Gelip gitti (Geldi ve gitti) Gülüp geçti (Güldü ve geçti) gibi. * (yara için) İ lâç koyup bezle sarmak. değ erini belirleyen birim veya birimler bütünü. * Sevmek. bağ lamalı k * Bağ lama yapmaya yarayan. tamamlamak. paket yapmak. bağ lantı . * (bir iş için) Anlaş ma yapmak. * Bağ lanmak iş i veya biçimi. * Geçiş i engellemek. bağ lamsal anlam * Bir sözün kullan ı lan veya amaçlanan bağ lama göre anlam kazanmas ı . bağ lanı ş * Bağ lanmak iş i veya biçimi. * Birinde bir ş eye karş ı ilgi. kontekst. tutmak. * Denk yapmak.* Bir dil birimini çevreleyen. yakı nlı k duyması nı sağ lamak. bağ lamak * Bağ veya baş ka bir araçla tutturmak. içten bağ lı olmak. * Oluş mak. bağ lamacı lı k * Bağ lamacı nı n iş i veya mesleğ i. bağ lamacı * Bağ lama yapan veya satan kimse. bağ lama zarf fiili * Ve bağ lac ı görevinde kullanı larak. * Baş ka bir iş le uğ raş amaz durumda olmak. bağ lamsal * Bağ lam ile ilgili. * Bütün ilgisini bir yerde yoğ unla ş tı rmak. ondan önce veya sonra gelen. putrel vb. birçok durumda söz konusu birimi etkileyen. * Üç çift telli olan ve mı zrapla çalı nan bir saz. tahsis etmek. * (siyasî veya sosyal konularda) Yan tutma. bağ lanak bağ lanı m * Bağ lanı lacak ş ey. * Düğ ümlemek. * Beklenen ş ey elde edilmez olmak. bağ lama * Bağ lamak i ş i. * Bağ lama çalan kimse. * Sona erdirmek. onun anlamı nı . * Gönlünü kazanmak. * Uyulması zorunlu olmak.

* Bir ş ey bir kimseye ayrı lmak. bağ laş ı mlı * Araları nda karş ı lı klı destek ve bağ ı mlı lı k bulunan. müttefik. * Askerî. irtibatlı . bağ lantı sı z * Araları nda bağ lantı bulunmayan. bağ laş ma * Bağ laş mak iş i. bağ lantı sı zlı k politikas ı * Askerî. * Sonuç. ittifak. sebep gibi birbiriyle sı kı sı kı ya bağ lı ve kar ş ı lı klı bağ ı mlı olan (nesne. irtibat. bağ lantı borusu * Katlardaki pis ve kirli suları toplayan. bağ laş mak * Bir ş ey yapmak için birbirine antla ş ma veya sözle ş me ile bağ lanmak. terim). bağ layı cı ünlü. bağ layı cı ünsüz. bağ lantı ünlüsü * Bkz. siyasî yönden hiçbir bloka girmeme siyaseti. bağ lantı sı zlı k siyaseti * Bağ lantı sı z ülkelerin izlediğ i siyaset. bağ latma . bağ laş ı m * Eş leme. siyasî yönden hiçbir bloka bağ lı olmayan (ülke). bağ lantı ünsüzü * Bkz. bloksuz ülkeler. *İ ki ş ey arası nda ili ş ki sa ğ layan ba ğ . ili ş ik veya ilgili bulunmas ı . anlaş ma. bağ lantı sı z ülkeler * Bağ lantı sı zlı k siyaseti izleyen ülkeler. bağ laş ı k * Araları nda anlaş ma veya sözle ş me sağ lanmı ş olan (kimse veya topluluk). bağ lantı kurmak * irtibat sağ lamak. kolona ileten boru. bağ lantı sı zlı k * Bağ lantı sı z olma durumu. * Araları nda ortak çı kar bulunan devletler iliş kisi. bağ lantı lı * Araları nda bağ lantı bulunan. * haberleş me sağ lamak. bağ lantı yapmak * iliş ki kurmak. bağ laş ı klı k * Bağ laş ı k olma durumu. rabı talı . tahsis edilmek. bağ lantı *İ ki veya daha çok ş eyin birbiriyle bağ lı . bloksuz. ittifak etmek. sözleş me yapmak.

* Bir halk inanı ş ı na göre. sadakat. bağ lı k bahçelik. * Birine karş ı . sı nı rl ı . kapalı . merbutiyet. * Organizmanı n değ iş ik yapı . bağ lı kalmak * uymak. bir düş ünceye. koruyucu ünsüz: okul-da-y-ı m. * Uyulması zorunlu. bağ lı la ş ı k * Biri ötekine bağ lı olarak var olan. bağ latmak * Bağ lamak i ş ini yapt ı rmak. bahçesi zengin ve bol olan (yer). bağ layı cı ünlü * Ünsüzle biten kelime kök ve gövdelerine ünsüz ile baş layan eklerin getirilmesi s ı rası nda ve kök ile eki birbirine ba ğ layan ünlü: al-ı -r. * Bir kimseye. bağ lı lı k * Bağ lı olma durumu. bağ lı olmak * tâbi bulunmak. bu iliş ki yönünden durumu. tâbi. aç-ı -l-mak. büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmi ş (erkek). saygı ile yakı nlı k duyma ve gösterme. korelâsyon.-ğ i * Bağ ı . * Bağ lamaya ve birle ş tirmeye yarayan: "Ve" ba ğ lay ı cı bir edattı r. bağ layı cı ünsüz * Ünlü ile biten kelime kök ve gövdelerine ünlü ile baş layan bir ek eklendiğ inde araya giren y ünsüzü. bir hat ı raya saygı veya aş k gibi duygularla bağ lanan. biri olmadan öteki düş ünülemeyen iki ş eyin. gec-i-k-mek vb. * Gerçekleş mesi bir ş artı gerektiren. * Bağ yeri. bağ lı la ş mak *İ ki ş ey arası nda karş ı lı klı ba ğ ı ntı olmak veya bağ lı lı k kurmak. tâbi olmak.* Bağ latmak i ş i. * Sadı k. bağ lı la ş ma * Bağ lı laş mak iş i. eski-y-ince vb. bağ lı la ş ı m *İ ki veya daha fazla değ iş ken arası ndaki bağ ı ntı . özellik ve olayları nda görülen karş ı lı klı ilgi. sevgi. tutkun. vabeste. . bağ layı cı * Bağ lama niteliğ i olan. bağ lı kredi * Kredi açan ülkeden mal veya hizmet satı n alı nmas ı ş artı ile sağ lanan kredi. * Sı nı rlanmı ş . bağ lı su bağ lı k * Ağ açta hücre zarı nı n emdiğ i ve taş ı dı ğ ı su. * Kapatı lmı ş olan. * Bir kuruluş un yetkisi alt ı nda bulunan. üzüm bağ lar ı çok olan (yer). bağ lı * Bir bağ ile tutturulmuş olan.

* biriyle ilgilenerek onu koruyup kayı rmak. içine iş lemek. taassup. bağ rı nı delmek * çok dokunmak. dertlenmek. bağ rı na basmak * kucaklamak. * Gürültüyle. bağ rı ş tı rmak * Bağ ı rması na yol açmak. sı kı ntı çekmiş . mutaassı p. * Bir düş ünceye. bağ rı ş a çağ rı ş a * Büyük gürültü ederek. bağ rı nı ezmek * üzülmek. bağ nazlaş ma * Bağ nazlaş mak durumu. taassup.* Bkz. bağ nazlı k * Bağ naz olma durumu. birlikte ba ğ ı rma. bağ naz * Bir düş ünceye. acı . bağ rı na taş basmak * sesini çı karmaksı zı n her türlü acı ya katlanmak. bağ rı ş çağ rı ş * Gürültü. bağ ı rarak çağ ı rarak. bağ sı z * Bağ ı bulunmayan. hep birden bağ ı rtmak. bağ rı yufka * Yufka yürekli. . bağ rı ş mak * Birlikte veya karş ı lı klı bağ ı rmak. ş amata ederek. bağ nazlaş mak * Bağ naz duruma gelmek. merhametli. bağ rı ş ma * Bağ rı ş mak i ş i. bağ rı kara *İ skete ku ş unun bir türü (Saxicola torquata). bir inanı ş a aş ı rı ölçüde bağ lanı p ondan baş kası nı düş ünmeme durumu. Bağ lı la ş ı m. bir inanı ş a aş ı rı ölçüde bağ lanı p ondan baş ka bir düş ünce ve inanı ş ı kabul etmeyen. bağ rı ş * Bağ ı rmak i ş i veya biçimi. yetiş tirmek. bağ nazca davranı ş . ş amata. bağ rı ş tı rma * Bağ rı ş tı rmak iş i veya durumu. bağ rı yanı k * Çok dert.

baharat * Tarçı n. bahane etmek * herhangi bir ş eyi sebep olarak ileri sürmek. * Bu mevsimde ağ açlarda açan çiçekler ve yapraklar. durumu.baha * Paha. bahane bulmak * bir iş i yapmak veya yapmamak için sözde sebep göstermek. * Gençlik çağ ı . karabiber gibi maddelerin toplu ad ı . bahad ı r * Savaş larda. Bahaî Bahaîlik bahane * Bahaîlik yanlı sı kimse. bahaneli * Bahanesi olan. yüzyı lda Babîlikten do ğ mu ş olan. zencefil. karanfil. karanfil. bahar * Yiyecek ve içeceklere hoş koku ve tat vermek için kullan ı lan tarçı n. bahanesiz * Bahanesi olmayan. ilkbahar. saman nezlesi. * Bir ş eyin gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen sözde sebep. baha biçmek * değ erini belirlemek. bahad ı rl ı k * Bahadı r olma özelliğ i. bahar dönemi * Yı lı n kı ş tan sonra gelen ilk aylar ı . karabiber gibi maddeler. bahar noktas ı *İ lkbaharda gündüz gece eş itliğ i anı nda güneş in gök ekvatoru çizgisi üzerinde bulunduğ u nokta. bahar bayram ı * Genellikle mayı s ay ı nı n ilk günlerinde kutlanan bayram. zencefil. bahar * Kuzey yarı m küre için. ilkyaz. bahar nezlesi * Bkz. 21 Martta gündüz gece eş itliğ iyle baş layarak 22 Haziranda gün dönümü ile biten. * XIX. bahane aramak * bir iş i yapmamak için sebep aramak. . çarpı ş malarda gücü ve yı lmazlı ğ ı yla üstünlük kazanan veya yiğ itlik gösteren (kimse). İ ran'dan baş ka Avrupa ve Amerika'da da yayı lmı ş bir din. kı ş ve yaz aras ı ndaki mevsim.

bahçe domatesi * Tarla ve bahçelerde sun'î gübre kullanmadan.baharatçı * Baharat satan kimse. bahar ı baş ı na vurmak * (alay yollu) gençliğ in verdi ğ i coş kuyla gereksiz veya aş ı rı davranı ş ta bulunmak. bahçe makas ı * Çeş itli ot ve bitkileri düzgün kesmek ve budamak amacı yla yapı lan bir makas türü. bahçecilik * Bahçecinin iş i. tarçı n gibi bahar bulunan. * Sebze yeti ş tirilen yer. lezzetlendirmek veya baharat ekmek. baharatlı * Baharatı olan. bahçeci * Çiçek. ağ aç ve sebze yeti ş tirme i ş iyle u ğ ra ş an kimse. baharcı * Baharat alı m satı mı yla uğ raş an (kimse). bahçemsi * Bahçeye benzeyen. baharatlandı rmak * Baharat ile süslemek. baharatçı lı k * Baharat satma iş i. bostan. . karanfil. * Bahçe yapma iş i. bahar tasviri ile baş layan kaside. doğ al olarak yeti ş tirilen domates türü. bahçe kekiğ i * Bahçelerde özel yöntemlerle yetiş tirilen kekik. bahçesiz * Bahçesi olmayan. *İ çinde karabiber. bahçe nanesi * Bahçelerde yetiş tirilen bir nane türü. bahçe gibi düzenlenmiş yer. bahçeleri olan (yer). bahçeli * Bahçesi olan. bahariye baharlı bahçe * Divan edebiyatı nda. baharatsı z * Baharatı olmayan. * Çiçek ve ağ aç yetiş tirilen yer. bahçelik * Bağ lar ı .

* Bir kitabı n bölümlerinden her biri. mü ş terek bahisçi. bahis * Konuş ulan ş ey. konu. resimlerin bulunduğ u eser. * Deniz Harp Okulu öğ rencisi. bahç ı vanlı * Bahçı vanı bulunan. bahse girmek * görüş ünde veya iddiası nda haklı çı kacak tarafa bir ş ey verilmesini kabul eden sözlü anlaş ma yapmak. * Yalı çapkı nı . * Bir bahçenin düzenlenmesi ve bakı mı yla görevli kimse. . bahriyeli * Deniz Kuvvetlerine bağ lı asker. bahis açmak (veya aç ı lmak) * belli bir konuda konuş maya baş lamak (ba ş lan ı lmak). bahç ı vanlı k * Bahçı vanı n yaptı ğ ı iş . * Mevlid'in bölümlerinden her biri. bahisçi * Oyunlarda veya at yarı ş lar ı nda yar ı ş ı n sonuçları nı tahmin ederek bahis oynayan veya oynatan kimse. bahis tutu ş mak * karş ı lı klı bahse girmek. * Denizle ilgili. bahis konusu * Söz konusu. bahname bahrî bahrî bahriye * Bir devletin deniz güçlerinin ve kuruluş lar ı nı n bütünü.bahç ı van * Geçimini bahçe ürünlerini yetiş tirip satmakla sağ layan kimse. * Görüş ünde veya iddiası nda haklı çı kacak tarafa bir ş ey verilmesini kabul eden sözlü anlaş ma. söz konusu olmak. * Aruzdaki vezin takı mlar ı ndan her biri. bahis mevzuu olmak * üzerinde konu ş ulmak. bahir * Deniz. bahriye çifte tellisi * Hareketli bir halk oyunu ve ezgisi. *İ çinde cinsel konularla ilgili açı k saçı k yazı lar ı n. bahsetme * Bahsetmek iş i. * Söz.

bahtı bağ lı olmak * talihi kapalı olmak. bahş iş * Bir hizmet görene hakkı ndan ayr ı olarak verilen para. savunulan görüş ün do ğ ru olduğ u belli olmak. bahsi kazanmak * ileri sürülen. baht iş i * Talihe bı rakı lmı ş .bahsetmek * Bir konu üzerinde söz söylemek. sunmak. baht * Olacakları n. sözünü etmek. bahtı kara * Mutsuz. bahtı açı k olmak * bir konuda ş ansı yaver gitmek. bahsi tazelemek * konuş mayı aynı konu üzerine getirmek. istenen sonuca ula ş mamak. bahtı na küsmek * talihsizliğ inden yakı nmak. talih. bahsi kapamak * bir konu üzerindeki konuş mayı kesmek. talihsiz. bahtı kapanmak * talihsizliğ e uğ ramak. bahş etmek * Bağ ı ş lamak. bahsi geçmek * bir konu üzerinde konu ş ulmuş olmak. talihe bağ lı iş . bahsi kaybetmek * ileri sürülen. bahtı kara olmak * sürekli olarak talihi yaver gitmemek. konuş mak. bahş iş (veya beleş ) at ı n diş ine bakı lmaz * para verilmeden sa ğ lanan bir ş eyin ufak tefek kusurlar ı nı hoş görmelidir. mutsuz olmak. bahtı açı lmak * talihi dönüp uygun duruma veya arzulanan sonuca gelmek. bahtı açı k * Talihli. savunulan görüş ün yanlı ş olduğ u ortaya çı kmak. *Ş ans. . mutluluk. kaçı nı lmaz olduğ unu belirleyen ilâhî iradenin insan için veya bir toplum için çizdiğ i hayat tarzı . bahş etme * Bahş etmek i ş i. talih yüzüne gülmek. kader. * (kı zlar için) evlenecek istekli çı kmamak.

talihsiz. *ş aş ma bildirir. bakanak * Geviş getiren hayvanları n ayakları nı n arkas ı ndaki körelmiş tı rnak. üstelik. bahtiyarl ı k * Bahtlı olma durumu. mutlu. odunundan kı rmı zı boya çı karı lan bir a ğ aç. uyarma gibi anlamları nı peki ş tirir. kuş ku. nazı r. * Formaldehit ile bir fenolün yoğ unla ş mas ı sonucu elde edilen yapay reçine. bakalit bakalitli * Bakalit bulunduran.bahtiyar * Bahtı olan. bahusus bak bak! bak! * iş te. bakalı m (veya bakayı m) * içinde yer aldı ğ ı cümlenin güvensizlik. bakakalma * Bakakalmak iş i veya durumu. mutlu. vekil. hükûmet. bakalit kaplamalı . talihli. bakkam (Haematoxylon campechianum). * küçümseme bildirir. bakakalmak *Ş aş kı nlı ğ a uğ ray ı p ne yapacağ ı nı bilmez durumda kalmak. bahtsı zl ı k * Bahtsı z olma durumu. baş bakan tarafı ndan seçilerek cumhurba ş kanı nca onayland ı ktan sonra i ş baş ı na getirilen yetkili. * Hele. mutluluk. talihli. mutsuz. genellikle milletvekilleri aras ı ndan. kemik çı kı ntı sı . *ş aş ma anlatı r. mutsuzluk. bakaç * Dürbün. bakalorya * (eskiden üniversite ve yüksek okullara girebilmek için lise ö ğ reniminden sonra verilen) Olgunluk s ı navı . . merak. * Bahtı iyi olan. * Bakmak iş ini yapan (kimse). bahtlı . bahtl ı bahtsı z * Bahtı kötü olan. bakanlar kurulu * Baş bakan ve bakanlardan olu ş an kurul. * Hükûmet iş lerinden birini yönetmek için. özellikle. bakam bakan * Baklagillerden.

* Çok dikkatsiz (kimse). bakı m * Bir ş eyin iyi geliş mesi. * Askerlik çağ ı na girenlerden son yoklamada bulunarak askere alı nmı ş oldukları hâlde ça ğ rı ldı klar ı nda gelmeyen veya gelip de k ı talar ı na gitmeden topland ı kları yerlerden veya yollardan savuş anlar. sı ğ ı r. . * Ait olduğ u yı l içinde toplanamayı p ertesi yı la kalan vergiler. bunun sonucu olarak da do ğ al ş artları nı tespit eden durumu. barı ndı klar ı kurulu ş . darülâceze. vekâlet. bakı cı * Bakmak iş iyle görevlendirilen kimse. bakarak bakarsı n bakaya * göre. * Kurum ve kuruluş larda motorlu araçlar ı n onarı ld ı ğ ı ve korundu ğ u yer veya birim. * Falcı . bakara *İ skambil kâğ ı dı ile oynanan bir kumar. bakı lma bakı lmak bakı m evi * Bakı ma ihtiyacı olan kimselerin bakı ldı kları . * Bir ş eyi satı n almayı düş ünmeden yalnı zca bakarak ilgilenen (kimse). * Falcı lı k. * Öküz. vekillik.bakanl ı k * Bakan olanı n durumu ve görevi. * Kademe. bakı m yapmak * araç ve gereçlerin düzenli çalı ş ması için onarı mı nı yapmak. bakı * Özellikle dağ lı k yörelerde bir yamacı n güneş ı ş ı nları na. * olur ki. iyi bir durumda kalması için verilen emek veya emek verme biçimi. * Kalı ntı lar. * Bakmak iş ine konu olmak veya bakmak i ş i yapı lmak. güneye veya kuzeye karş ı konumunu belirleyen. bakar m ı sı nı z? * seslenme ünlemi. bakı m yurdu * Yoksul veya kimsesiz yaş lı ve sakatları n barı ndı rı lı p bakı ld ı kları yurt. * Bakı lmak iş i. bakı cı lı k * Bakmak iş i. nezaret. * Bakanı n yönetimi altı ndaki kuruluş ları n bütünü veya bu kuruluş lar ı n bulundu ğ u yer. bakar bakar kör * Gözleri sa ğ lam göründü ğ ü hâlde göremeyen. * Fal.

yüzüstü bı rakı lma durumu. * Bakı nmak iş i. 10840 C ye doğ ru eriyen. çevreye göz gezdirmek.95 olan. yönü. bakı ncak * Tüfeklerde hedefin uzaklı ğ ı na. bakı r çal ı ğ ı * Bakı r tuzları ile zehirli duruma gelmiş . * Yeş ile çalar mavi renk. araş tı rmak. -e göre. bakı r oksit * Kimyasal formülü CuO veya Cu2O olan bakı rı n oksit biçimi. Kı saltması Cu. bakı r kaplama * Demir benzeri madenlerin yüzeyinde bakı r katman oluş turma iş lemi. doğ ada serbest veya birleş ik olarak bulunan. bakı r pas ı * Bakı r üzerinde nemli havalarda oluş an bak ı r hidrokarbonat. olacak ş ey mi? gibi ş aş ma anlatı r. kolay dövülür ve iş lenir olduğ undan eski çağ lardan beri türlü iş lerde kullanı lan. bakı ms ı z * Özen gösterilmemiş . bakı ndı bakı nma * Bak hele. * Bakı rdan yapı lmı ş . yoğ unluğ u 8. üzerinde iyi çalı ş ı lmı ş . değ erlendirme aç ı sı . ı sı ve elektriğ i iyi ileten. terk edilme. niş angâh.bakı mcı * Bakı m iş ini yapan kimse. bakı mlı bakı mlı k * Filmin kartpostal büyüklüğ ünde cam bir perde üzerinde görünmesini sa ğ layan cihaz. bak ı lmamı ş . *İ yi bakı lmı ş . * Muayene olmak. bakı ms ı zl ı k * Bakı msı z olma. bakı r ala ş ı mı * %1'in üzerinde çözünmüş elementlerin olu ş turduğ u bakı r ala ş ı mlar ı nı n genel adı . * Bakı rdan yapı lmı ş kap. bakı r rengi . yakı nlı ğ ı na göre ayar edilecek biçimde yap ı lmı ş iner kalkar gez. bakı r çalmak * (bakı r kaptaki yemek) bak ı r tuzlar ı ile zehirli duruma gelmek. kı zı l renkli element. bakı r * Atom numarası 29. bakı mlı lı k * Bakı mlı olma durumu. bakı nmak * Bakmak iş i yapı lmak. bakı mı ndan * Bakı ş veya görüş aç ı sı .

düş ünceyi belirli bir yönden inceleme. bakı ş ı mlı . * Kaçamak ve gizli olarak birbirine bakmak. . bakı rla ş mak * Bakı r rengini almak. asimetri. tenazur.* Kı zı la yakı n kahverengi. bakı ş ı k * Bkz. göz taş ı . bakı r sülfat * Göz taş ı . benzer noktalar ı kar ş ı lı klı olarak aynı uzaklı kta bulunan iki benzer parçanı n birbirine göre olan durumu. bakı ş ı ms ı z * Araları nda bakı ş ı m bulunmayan (iki ş ey) veya iki yanı arası nda bak ı ş ı m olmayan (bir ş ey). * Eksen olarak alı nan bir doğ rudan. bakı ş ma * Bakı ş mak i ş i. bakı rc ı * Bakı r iş leyen veya bakı r kap kacak satan kimse. bakı ş ı ks ı z * Bkz. bakı rl ı bakı ş * Bakı r içeren maddeler. asimetrik. * Bu renkte olan. (rengi) bakı rı n rengine benzemek. bakı rla ş ma * Bakı rlaş mak durumu. bakı ş ı ms ı zl ı k * Bakı ş ı ms ı z olma durumu. konuyu. biçim ve belirli bir eksene göre ölçü uygunlu ğ u. simetrik. bakı r tuzu * Bakı r sülfat. bakı ş atmak * kı sa bir sürede bakı p geçmek. bakı ş açı sı * Bir olayda. bakı ş ı ms ı z. bakı ş ı m *İ ki veya daha çok ş ey arası nda konum. mütenazı r. bakı ş ı mlı * Bakı ş ı mı bulunan. simetri. bakı ş mak *İ ki veya daha çok kimse birbirine bakmak. görü ş açı sı . bakı r taş ı * Malakit. bakı rc ı lı k * Bakı r kap yapma veya satma iş i. * Bakmak iş i veya biçimi.

bakkal bakkal çakkal * Bakkal ve benzeri iş lerle uğ ra ş an esnaf için küçümseme sözü. bakam. daimî. * (toprak için) İ ş lenmemi ş . . bakla çiçe ğ i * Sarı mt ı rak eflâtuna çalan beyaz renkte olan bitki. düzensiz yazı larla dolu defter. * Bu bitkinin yeş il ürünü veya kuru tanesi. kullanı lmamı ş . bakiye * Artı k. kalan. bozulmamı ş lı k. kalı mlı olmak. * bir ş eyden artmak. * El değ memiş . el değ memiş lik. bakkallı k * Bakkalı n iş i. yeni. taneleri badı ç içinde bulunan bir bitki (Vicia faba). * Bir ş eyden artan (miktar). bakir * Cinsel iliş kide bulunmam ı ş (erkek). artan.baki * Sürekli. bakkal defteri * Karı ş ı k. öteki. kalı cı . * Bakire olma durumu. * Baklagillerden. baki kalmak * sürekli. * Eskimemiş . yurdumuzun her yerinde yetiş tirilen. yı pranmamı ş . bakkala b ı rakma! * bir iş i "bakalı m!" diyerek savsaklamak isteyenlere söylenir. erdenlik. k ı z. bakire bakirelik bakirlik * Bakir olma durumu. * Büyük bakkal dükkânı . bakkal kâğ ı dı * Kalı n ve kaba kâğ ı t. k ı z oğ lan k ı z. içecek ve baş ka ihtiyaç maddelerini perakende olarak satan kimse. * artakalan. * Bir zinciri oluş turan halka veya parçalardan her biri. * Bu gibi ş eylerin sat ı ld ı ğ ı dükkân. geride kalan. * Yiyecek. * Kalı ntı . bakkam bakla * Bkz. geri kalan. bakkaliye * Bakkal dükkânı nda satı lan ş eyler. * Cinsel iliş kide bulunmam ı ş diş i.

baklava börek * (bir baş ka ş eyle kar ş ı laş tı rı ld ı ğ ı nda) çok kolay ve zevkli (iş ). akasya. bakla fal ı * Bakla taneleri ile bakı lan bir fal türü. pire gibi küçük böcekler için) çok iri. fı st ı k. ceviz.* Bu renkte olan. * Eş kenar dörtgen biçiminde olan nesne. fasulye. ağ zı nda bakla ı slanmamak. beyazlamaya yüz tutmuş renk. baklal ı baklal ı k * Baklası olan. bakla oda nohut sofa * Bkz. * Çok ince yufkadan yapı larak arası na kaymak. iki çenekli ayr ı taç yapraklı lardan büyük bir bitki familyası . baklagiller * Bakla. keçiboynuzu gibi. baklavacı lı k * Baklava yapma veya satma iş i. baklams ı meyve * Bkz. * çok tokluk durumunda "baklava börek olsa yemem" biçiminde kullanı lı r. baklavacı * Baklava yapan veya satan kimse. baklaval ı *İ çinde baklava bulunan. . * At donları ndan koyu ve iri lekeli kı r. nohut oda. bakla dökmek (veya atmak) * bakla ile fala bakmak. bakla k ı rı * Beyazı çoğ almı ş . baklava açmak * baklava yapmak için gerekli olan ince yufkaları haz ı rlamak. baklava dilimi * Eş kenar dörtgen biçiminde olan. baklan baklava * Anguta benzeyen kı rmı zı renkli bir çeş it yaban kazı (Otis tarda). badı ç. baklams ı * Bakla biçiminde olan. * Bakla tarlası . badı çlı pek çok sebze ve ağ açları içine alan. bakliye. bakla kadar * (bit. bakla ı slanmamak * Bkz. badem gibi ş eyler konulan tatl ı .

bakteriyel * Bakterilerle ilgili. * Önem vermek. * Bakmak iş i. bakraç * Çoğ unlukla bak ı rdan yap ı lan küçük kova. * Aramak. farkı na varmak. bakliyat bakliye bakma bakmak * Bakı ş ı bir ş ey üzerine çevirmek. baksana! baksanı za! * seslenme için kullanı lı r. * Yoklamak. bakteriyolog * Bakterilerle ilgili. * Gözetmek. * (yer için) Yüzü bir yöne doğ ru olmak. * (hasta için) Muayene etmek.*İ çinde baklava desenleri olan. ilgilenmek. bakterisit * Canlı lar ı n vücudunda veya laboratuar deneylerinde bakterileri fiziksel. baklaval ı k * Baklava yapı mı nda kullanı lan veya baklava yapmaya elveriş li olan. * Beslemek. bakteri * Toprakta. * Baklagillerden elde edilen ürün. bakteriyoloji alanı nda çalı ş an kimse. bir iş i yapmakla görevli olmak. klorofilsiz. baklay ı ağ zı ndan çı karmak * sabrı tükenip o zamana kadar söylemediğ iş eyleri söylemeye ba ş lamak. * Baş ka bir ş eyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki iş le uğ raş ı r olmak. * Bir bakracı n alabildiğ i miktar. * (bir iş ) Birinden beklenmek. . * Anlamak. geçindirmek. silindirimsi. * Bir ş eyin geli ş mesi veya iyi bir durumda kalmas ı için emek vermek. canlı larda bulunan. * açı k söylemekten kaç ı ndı ğ ı bir sorunu sonunda açı klamak. * Bkz. * Yapı labilmesi bir ş eye bağ lı bulunmak. baklagiller. * Bir iş i yapmak. * dikkat çekmek sözü. kı vrı k biçimde olan. incelemek. bölünerek çoğ alan. andı rmak. bakterigiller * Bakterilere verilen ad. bakterileri içine alan canlı lar. çürüme. küresel. kimyasal etkiyle öldüren (etken). suda. * Renklerde. tek hücre canl ı . tedavi etmek. bakteridi *Ş arbon hücresi gibi hareketsiz bakteri. denemek. Benzemek. mayalanma veya hastalı klara yol açan. önem vererek üzerinde durmak.

* Olgunlaş mı ş incirin. bal dudak * Bkz. niteliklerini inceleyen bilim. bal alacak çiçe ğ i bilmek (veya bulmak) * çı kar sağ lanabilecek yeri veya ş eyi bilmek veya bulmak. kovanları ndaki petek gözlerine doldurdukları . bal yapan eklem bacaklı türü (Apis mellifica). baktı kça alı r * güzelliğ i birdenbire göze çarpmayan. bakteriyoskopi * Bakterilerin mikroskopla incelenmesi iş lemi. adamakı ll ı . bal mumu * Arı lar ı n peteklerini yapmak için karı n halkalar ı arası ndan salgı ladı klar ı yumuş ak ve sar ı msı madde. * Bu maddenin sanayide kullanı lmak için yapay olarak hazı rlanm ı ş ı . çok iyi. * Ağ açları n kabuğ undan sı zarak pı htı laş an besi suyu. bal bal demekle a ğ ı z tatlı lanmaz * sözde kalan dilek ve tasarı ları n iş bitirmede hiçbir etkisi olmaz. baktı rmak * Bakması na yol açmak. bakt ı rma * Baktı rmak i ş i. bal dudaklı * Tatlı dilli. bal baş ı * En temiz bal. iri ve tatlı bir kabak çeş idi (Cucurbita moschata). . beyinsiz kimse. bal kelebe ğ i * Bal kovanları na çok zarar veren bir böcek (Galleria mellonella). bakması nı sağ lamak. sı vı madde. kı rmı zı veya k ı rmı zı ya çalar sarı renkli çiçekli ağ açç ı k. rengi beyazdan esmere kadar değ iş en tatlı . bakteriyolojik * Bakteri bilimi ile ilgili. koyu. bal * Özellikle bal arı lar ı nı n bitki ve çiçeklerden topladı kları bal özünden yapı p. bal dudaklı . bal kabağ ı *İ çi turuncu. bal ar ı sı * Zar kanatlı lardan. *ş üpheye yer b ı rakmadan.bakteriyoloji * Bakterilerin ve genel olarak mikropları n biçimlerini. bal çiçeğ i * Almaş ı k yapraklı . dı ş ı na sı zan tatlı sı . bal gibi * pek tatlı . * Aptal. bal dök de yala * bir yerin çok temiz olduğ unu anlatı r.

balabanlı k * Balaban olma durumu. balı kçı la benzer. çocuk). balabanlaş mak * Balaban duruma gelmek. bal mumu macunu * Mobilyadaki kusurları n onarı mı nda kullanı lan. iri bir ku ş (Botaurus). malak. büyük. bal özü bezi * Bitkilerin yaprak. toprak boya ile renklendirilmiş bal mumu. balabanlaş ma * Balabanlaş mak durumu. * Bu renkte olan.bal mumu gibi erimek * çok zayı flamak. gürbüz (kimse. bal pete ğ i * Arı lar ı n içine bal doldurduğ u bal mumu levha. bal mumu yapı ş tı rmak * unutulmaması için iş aret edip dikkati çekmek. * Üç köş eli. çocuk. bal özülük * Çiçeklerde bal özünü çı karan bezlerin bulunduğ u organ. yumurtalı k ve erkek organları nı n dibinde bulunan ve bal özü çı karan bez. * Yavru. balaban kuş u * Bataklı klarda yaş ayan. bal sa ğ mak * kovandan bal ürünü almak. balak balalayka * Bkz. bal tutan parma ğ ı nı yalar * imkânları geniş bir iş in baş ı nda bulunan kimse bu imkânlardan az da olsa yararlanı r. irileş mek. bal özlü * Bal özü bulunduran. bala balaban *İ ri. nektar. bal rengi * Kahverengine çalan sarı renk. *Ş iş man. arı lar ı n bal yapmak için emdikleri tatlı sı vı . üç telli Rus halk sazı . . bal özü * Bazı çiçeklerin içinde bulunan. balaban * Atmaca veya doğ an gibi yı rtı cı bir kuş . eti yağ lı ve a ğ ı r.

* Eski Türklerde kiş inin an ı lması için mezarı nı n veya baz ı kurganlar ı n etrafı na dikilen taş . tekerleklere gereğ i kadar balans pensi denen kurş un parçası takarak denge sağ lama iş i. balans pensi * Arabaları n tekerleklerindeki dengeli dönmeyi sağ lamak için cant ile lâstik kenarı na s ı kı ş tı rı lan kurş un parças ı . balast direnç * Gerilimin büyük değ iş imlerinde. romantik. yağ lı . daha çok killi. balast gemi * Ambarları nda yük bulunmayan gemi. * Denge. * Arı yeti ş tirme veya bal alı p satma iş i. balbal balc ı balc ı lı k balçak * Kabza. * Safra. koyu toprak. yapı ş kan çamur. * Serbest biçimli. * Batı da. * Demir yolları nda traverslerin altı na. balata . pedavra. balar balast * Çatı kiriş i olarak kullanı lan ve kiremitlerin altı na döş enen ince tahta. mil. *İ çindeki kil oranı yüksek. balç ı k *İ çinde çe ş itli organik maddeler bulunan. balans balans ayar ı * Otomobilin sarsı lması nı önlemek için. * Soğ uk ve sı cakta büyük bir sürtünme kat sayı sı na sahip olan suya ve ya ğ a dayanı klı . muvazene. matiz ve külhan beyi tipleri tarafı ndan yabancı ülkelerin tiplerine hitap ederken kullanı lan söz. * Arı yeti ş tirip bal alan veya satan kimse. ş oselerde düzeltilmi ş toprak üzerine döş enen taş kı rı kları . * Kabzanı n demir siperi. yava ş aş ı nan madde. belirli danslara eş lik eden bir tür ş arkı . müzik araçları yla çalı nan veya ş arkı olarak okunan eser.balama * Orta oyununda Rum tipi. üç bentten olu ş an bir Batı ş iiri türü. balat * Orta Çağ da. tekerlek mili üzerine yerle ş tirilmiş yarı m ay biçimindeki alet. koyu. devredeki akı mı sabit tutmak için konulan direnç. balast yem * Çok büyük miktarda ham selüloz ihtiva eden ve dolayı sı yla yo ğ un yemlerden çok daha dü ş ük sindirilebilir besin maddeleri ihtiva eden ve hayvanlara tokluk hissi vermek amacı yla kullan ı lan yem. su geçirmez. * Karagöz. balay ı * Evlilik hayatı nı n ilk ay ı veya ilk günleri. * Motorlu araçlarda fren yapmayı sa ğ layan. * Güçlük çı kartan.

(Conium maculatum). balçı k hurması . balç ı klı bald ı r * Bacağ ı n dizden ayak bileğ ine kadar olan bölümü. ağ u otu. bald ı rak * Don ve pantolon gibi giysilerin dizden aş ağ ı olan bölümü. bald ı ran bald ı ran ş erbeti * Acı çekerek. bald ı rpatlatan * Güreş te hasmı n bir ayağ ı nı tutarak diz kapa ğ ı na kadar büküp üzerine yüklenme oyunu. nemli yerlerde yetiş en zehirli bitkilerin ortak ad ı . karasineğ e çok benzeyen. hastalı k bula ş tı ran. * Maydanozgillerden. bald ı z baldo *İ ri ve dolgun taneli. bald ı rgan * Baldı ran. çoğ unlukla sahne düzenine ve müziğ e dayalı gösteri türü. iş siz. bald ı rı çı plak * Ayak takı mı ndan. hayvan sa ğ lı ğ ı yönünden zararl ı bir sinek türü (Stomaxys calcitrans). *Ş eytan otu. bald ı r kemiğ i * Baldı rda bulunan iki kemikten ince olan ı . balç ı k inciri * Kurutulmuş incir.balç ı k hurması * Sandı klara bası larak kurutulan hurma (veya kuru incir). * Bu tür gösteri yapan sanatçı topluluğ u. karabaldı r. bald ı rsokan * Çift kanatlı lar ı n. * Bu bölümün yumuş ak ve ş iş kin olan arka tarafı . * Erkeğ e göre karı sı nı n kı z kardeş i. serseri. ad ı m atı ş lara. bale * Belli hafif figürlere. ş eytan tersi otu (Ferula assa-foetida). * Balçı ğ ı olan. yüz suyu dökerek elde edilen kazanç. * Kı lı ç kayı ş ı nı n aş ağ ı uzanan parçası . * Bu bitkiden çı kar ı lan zehir. incik. bald ı ranlı k * Çok baldı ran yetiş en yer. pilâvlı k pirinç. kan emen. sinekgiller familyas ı ndan. balerin . bald ı rı kara * Nemli yerlerde yetiş en birçok e ğ relti otu türünün ortak adı . bald ı r bacak * Açı k saçı k görülen kadı n bacağ ı .

mühresenk. bal ı k kartal ı . Kova ile Koç burçları arası nda yer alan burcun adı . kurbağ a adam. bal ı k bal ı k * Omurgalı lardan. havuç. bal ı k bilimci * Balı klar s ı nı fı nı inceleyen bilim adamı . * Suda piş irilip kı lçı klar ı ayı klanmı ş . incecik kı yı lmı ş balı k ile soğ an. balgam taş ı * Damarlı ve yarı saydam bir tür Kad ı köy taş ı . balgamlı * Balgamı olan. balgam atmak * yapı lmakta olan bir iş veya bir konu üzerine kuş ku uyandı racak bir söz söylemek. dalgı ç. bal ı ğ a çı kmak * balı k avlamaya gitmek. biçimli tombul. Zodyak. solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanları n genel adı . bal ı k eti * Omurgalı lardan. bal ı k etinde * Ne ş iş man. * Solunum organları nı n salgı ladı ğ ı . patetes ve domatesten haz ı rlanan bir çorba türü. bal ı k adam * Deniz dibine inilebilecek donanı mla su altı nda çalı ş mayı iş edinen kimse. yağ . bal ı k bilimi * Su ürünleri araş tı rmaları nda özellikle balı klar s ı nı fı nı inceleyen bilim. bal ı k çorbas ı * Beyaz etli balı klardan yapı lan bir tür çorba. balgümeci * Bal peteğ ini and ı ran bir tür dikiş büzgüsü. balhane * Bal süzme ve paketleme iş lemlerinin yapı ld ı ğ ı yer. ne zayı f olan. balet balgam * Bale yapan erkek sanatçı . balerinlik * Ası l mesleğ i balerin olan kimse. ağ ı zdan dı ş ar ı atı lan sümüksü madde. bal ı k baş tan kokar * bir iş te aksaklı ğ ı n baş ta olanlardan ba ş lad ı ğ ı nı anlatı r. * Zodyak üzerinde.* Bale yapan kı z veya kadı n sanatç ı . suda yaş ayan hayvanları n yumuş ak ve açı k renkli eti. suda yaş ayan. Hac ı bektaş taş ı . bal ı k istifi * Çok sı kı ş ı k olarak bir yere dolmuş (insanlar).

boğ azl ı k. bal ı k yiyen. boynu ve gagası uzun. su kı yı lar ı nda yaş ayan. bal ı k yiyerek beslenen büyük bir kuş (Ardea cinerea). bal ı k pazarı * Balı kçı lar ı n avlad ı ğ ı balı klar ı n günlük ve taze olarak satı ş a sunuldu ğ u yer. üremelerini sa ğ layan yumurta. ticarî merkez. bal ı kla beslenen. bal ı k otu * Cava ve Malabar'da yetiş en. bal ı k yemi * Balı k avlamada oltanı n ucuna takı lan genellikle yiyecek türü madde. * Çoğ unlukla mersin balı ğ ı nı n. yı rtı cı kuş (Pandion haliaetus). eritilmiş bal mumuna batı rı larak hazı rlanan yumurtas ı . havyar. bal ı k tabağ ı * Balı k koymaya yarayan kap. * Yayvan servis tabağ ı . bal ı kçı düğ ümü *İ ş leme baş langı cı nda yapı lan ve sonra kolayca çözülerek iş in tersine de tutturulan düğ üm ş ekli. * Morina balı ğ ı nı n karaciğ erinden çı karı lan ve hekimlikte zayı fl ı ğ a karş ı kullanı lan iyotlu. bal ı kçı yaka * Kazaklarda boynu saran ve katlanabilen yaka. bal ı k sütü * Yumurtlama sı rası nda erkek balı kları n çı kard ı ğ ı beyaz madde. bal ı k yağ ı *İ ri balı k ve deniz hayvanları nı n sanayide kullanı lan ya ğ ı . * Uzun bacaklı lardan. beyaz. yavaş kuruyan. bal ı kçı kazağ ı * Balı kçı lar ı n so ğ uk ve nemli havalarda giydiğ i boğ azl ı ve yünlü kal ı n kazak. bal ı kçı lı k .* Kartallardan. bal ı k kava ğ a çı kı nca * hiçbir zaman olmayacak iş ler için söylenir. bal ı k yumurtası * Balı klar ı n daha çok sı ğ yerlere bı raktı klar ı . * Balı kçı lara özgü. bal ı k tutkalı * Balı k endüstrisi artı kları ndan üretilen. bal ı kçı lgiller * Leyleksiler takı mı nı n balı kçı llar alt takı mı na giren bir familya. bal ı kçı * Balı k tutan veya satan kimse. zehirli meyvesiyle bal ı klar ı sersemleterek avlamaya yarayan bir bitki (Anamirta). su kı yı ları nda yaş ayan. bal ı kçı l * Balı kla beslenen. fakat ba ğ lama gücü yüksek yapı ş tı rı cı . bal ı k tutmak * balı ğ ı avlamak. vitaminli ya ğ . bal ı k unu * Kurutulmuş balı ktan özel iş lemlerle elde edilen un. kahverengi çizgili.

bir harekete sonucunun ne olacağ ı nı düş ünmeden giriş erek. bal ı kgözü objektif * Normal objektiflerden çok daha geniş açı yı alan ve görüntüyü dı ş bükey ayna görüntüsü biçiminde veren objektif türü. bal ı klamak * Bal ı klama tarzı suya atlamak. bal ı klandı rmak * Balı k ile doldurmak. bal ı kçı llar * Çoğ unlukla uzun bacaklı . uzun çubuk. kemik gibi ş eylerden yapı lmı ş halka. süslemek. esnek. deniz kı yı lar ı nda yaş ayan bir ku ş cinsi. bal ı kçı n * Perde ayaklı lardan. * Balı ğ ı olmayan. bulu ğ a ermek. buluğ çağ ı na ermiş olan. bal ı knefesi * Balinagillerin baş ı ndan çı kar ı lan ve kozmetik maddeler ve süslü mumlar yapı mı nda kullanı lan bir ya ğ . bir duruma. * Giysilerin dik ve düzgün durması için bazı yerlerine özellikle yakalar ı na konulan sert. * erinlik çağ ı na ermek. * Balı k üretme. avlama iş i. göl ve ı rmaklarda balı k yatağ ı olan yer. ağ ı rl ı ğ ı 200 ton olan. bal ı ktan yararlanma ve satma iş i. bal ı ksı z bali ğ * Döl verme çağ ı na eren. kad ı rga bal ı ğ ı . ya ğ ı ve çubukları için avlanan memeli hayvan. balina * Balinalardan. bali ğ olmak * bulmak. . uzunluğ u 20 m. düz ve baş aş ağ ı bir biçimde. eriş mek. bal ı ksı rtı * Balı k kı lç ı ğ ı biçiminde birbirine paralel ve çapraz çizgili kumaş deseni. bal ı kgözü * Ayakkabı lar ı n bağ geçirilen deliklerine ve kemer deliklerine takı lan maden. bal ı klava * Deniz. deniz kı rlangı cı (Sterna hirundo). dar. soğ uk hava deposu olan yer. bal ı klama * (suya dalmada. bal ı klandı rma * Balı klandı rmak iş i. falyanos (Balaena mistycetus). * Yollarda suları n ortada toplanmayarak iki yana akmas ı için yapı lan ş iş kinlik. bal ı klı * Balı ğ ı olan. yassı . erinleş mek. bal ı khane * Balı klar ı n toptan satı ş a çı karı ld ı ğ ı . uzun ve çatal kuyruklu. ak ı l baliğ olmak. * Bir iş e. uzun gagalı balı kçı l cinsinden kuş lar familyası . atlamada) Balı k gibi gergin.* Balı k tutma. uzunca gagalı .

dalgalanmak. * Balkı mak iş i. * Güzel süslü. Balkanolog * Balkanoloji uzmanı . Balkanlarla ilgili. S ı rbistan. Karadağ . Balkar Balkarca balkı * Bkz. *Ş imş ek çakmak. Bosna-Hersek. balina geçirilmiş olan (giysi). Arnavutluk.balina çubu ğ u * Balinanı n ağ zı na aldı ğ ı suyu dı ş ar ı ya süzüp içindeki deniz hayvanlar ı nı tutması na yarayan ve üst çenesinin iki yanı nda tarak diş leri gibi sı ralanmı ş . Slovenya. balkı ma balkı mak balkon . * Balina takı lmı ş olan. Romanya. parı ldamak. tarihi ve kültürü ile uğ raş an bilim dalı . sancı mak. * Bkz. balkan * Sarp ve ormanlı k sı ra da ğ lar. Balkanlar * Hı rvatistan. Malkar. Yunanistan ve Trakya'y ı içine alan bölge. sanc ı . esnek kemiksi bölümlerin ad ı . Makedonya. * Parlamak. Balkanl ı lı k * Balkanlı olma durumu. * Ağ rı . *Ş imş ek. * Kesik kesik ağ rı mak. parlak. balkı r * Parı ltı . Malkarca. * Örnek hayvanı balina olan. * Bir yapı nı n genellikle üst katları nda d ı ş arı ya doğ ru çı km ı ş . Balkanl ı * Balkan devletlerinden olan. boynuz dokusunda. Kosova. balina ya ğ ı *İ spermeçet balinası nı n kafa sinüslerinde bulunan yağ . * Su halkalanmak. balinalar balinalı balistik * Ateş li silâhlarda barut gazı nı n bası ncı ile fı rlayı p hedefe varı ncaya kadar merminin havadaki hareketini inceleyen bilim. Bulgaristan. Balkanoloji * Balkan ulusları nı n dili. çevresi duvar veya parmaklı kla çevrili bölümü. kutup denizlerinde ya ş ayan memeli hayvanlar familyas ı .

* Bağ larda görülen külleme hastalı ğ ı . düzenlemek. ballandı ra ballandı ra * Ballandı rarak. beyaz çiçekli ve çok y ı llı k otsu bir bitki (Lamiumalbum). ball ı klı balo * Danslı ve resmî giyimli gece toplantı sı . ball ı babagiller * Nane. * Ballı k hastal ı ğ ı olan. balköpü ğ ü * Açı k sarı renk. ballanmak * Bal bulaş mak. atmosferde uçabilen. ball ı *İ çinde bal bulunan. kekik gibi kokulu bitkileri içine alan ve iki çenekli bitiş ik taç yaprakl ı lardan oluş an bir familya. ball ı k * Bal konulan kap. . tatlanmak. ball ı börek * Çok lezzetli. küre biçiminde araç. ball ı börekli olmak * çok iyi anlaş mak. ballandı rma * Ballandı rmak iş i. * Ballı baba. balo vermek * baloyu hazı rlamak.* Tiyatro ve sinema gibi büyük salonlarda asma kat. balon * Isı tı lmı ş hava veya havadan daha hafif bir gazla doldurulan. lâvanta çiçeğ i. bal sürülmek. ball ı baba * Ballı babagillerden. balkonumsu * Balkona benzer. ball ı dar ı *İ ncir. ballanma * Ballanmak iş i. ballandı rmak *İ mrendirecek biçimde övmek. ball ı pasta * Bal ile yapı lmı ş veya içine bal konmuş pasta. olgunlaş mak. * Tatlı laş mak.

çadı rları kurup kaldı rmak. parfüm ve ilâçlar ı n yapı mı nda kullanı lan reçine. gerekli oyu sağ layamaması dolay ı sı yla seçimin sonuçsuz kalması . yol açmak. balsı ra * Yaprakları n üzerinde olu ş an bir tür küf. * Gemici. balon lâstik * Bisikletlerde kullan ı lan bir lâstik türü.* Hava veya gazla doldurulmuş . * Odun kı rı cı . sı k ve gür (orman. antiseptik ve besleyici özelliğ i olan (ilâç. musallat olmak. baltaba ş * Baş bodoslaması omurga hattı na dikey olarak çelik lâmadan yapı lmı ş (gemi). koru). merhem vb. baltac ı * Balta yapan veya satan kimse. balon gibi. vakitli vakitsiz tedirgin etmek. balsamlı * Balsam içeren. yontmak gibi iş lerde kullanı lan ağ aç saplı . ası lmak. * Küçük balon. danslı yer. iş çi gibi kimselerin eğ lenmek için gittikleri içkili. * Karnı yuvarlak ve ş iş kin. . balta balta değ memiş (girmemiş veya görmemiş ) * içinden hiç ağ aç kesilmemiş . * Önceleri sefer sı rası nda çalı lı k ve ormanlı k yerleri temizlemek. * Baz ı ağ açlardan elde edilen.). sonraları kı zlar a ğ ası na bağ lı olarak sarayı korumak ve sarayı n dı ş hizmetlerini yapmakla görevli kimse. kauçuktan yapı lan çocuk oyuncağ ı . balta olmak * direnerek bir ş ey istemek. balon uçurmak * ilgililerin ne diyeceklerini ve nası l davranacakları nı anlamak amacı yla aslı olmayan bir haber yaymak. * Bir tür kudret helvası . boynu dar cam kap. yarmak. balonculuk * Balon yapmak veya satmak iş i. demir araç. parçalamak. * Yangı n söndürme kuruluş ları nda balta kullanan er. balta vurmak * balta ile kesmek. baloncu baloncuk * Balon satan kimse. balonvari * Balona benzer. baltac ı k * Küçük el baltası . * Kesmek. belsem. yükleri bindirip indirmekle. balotaj baloz balsam * Bir seçimde adaylardan hiçbirinin.

baltalayı cı lı k * Baltalama iş ini yapan kimse. baltay ı taş a vurmak * farkı nda olmayarak birine dokunacak sözler söylemek. denk yapmak. baltalayı cı * Baltalama hareketini yapan kimse. pot kı rmak. balya makinesi * Değ iş ik tarı m ürünlerini ip ya da çember ile balyalama veya denkleme iş ini yapan alet. * Yolları açma ve düzenlemede balta ile donatı lmı ş asker sı nı fı . * Bilinçli ve kası tlı olarak. * Bir iş i. bir sı kı ntı dan kurtulmak. * Sı k sı k kesimi yapı lan orman.* Değ irmen taş ı nı n ortas ı nda bulunan haç biçimindeki alet. Balt ı k dilleri * Baltı k ülkelerinde konuş ulan Hint-Avrupa dil grubu. sabotaj. sabote etmek. baltal ı k baltası kütükten çı kmak * bir engelden. . baltalama * Baltalamak iş i. baltrap balya * Çember ve demir tellerle bağ lanmı ş ticaret e ş yası . balyalanma * Balyalanmak iş i. sabote etme. balyalama * Balyalamak iş i. baltadan kurtulmak * kesilmemek. balyalanmak * Balyalamak iş i yap ı lmak. baltalamak * Balta ile kesmek. Balt ı k * Baltı k denizine kı yı sı olan ülkeler ve bu ülkelerin halkı . bilinçli ve kası tlı olarak bozacak veya yı kacak davran ı ş ta bulunmak. balya yapmak * balyalamak. balyalamak * Balya yapmak. baltal ı * Baltası olan. * Atı cı lı kta hedef vazifesi gören plâkalar ı havaya fı rlatan yaylı alet. * Bir köyün odun ihtiyacı nı sa ğ laması na izin verilen koruluk veya orman bölgesi. bir i ş i veya bir durumu bozarak zarara yol açan harekette bulunma.

değ iş ik. Hint kam ı ş ı . baston gibi birçok eş yanı n yapı mı nda kullanı lan bir tür kam ı ş . hem kurutularak yenilen ürünü. bamya tarlası * Mezarlı k. bam teli * Bazı sazlarda kalı n ses veren tel veya kiriş . kazı k çakmak gibi i ş lerde kullanı lan. bambaş kalı k * Bamba ş ka olma durumu. sı cak ülkelerde yeti ş en. orta çapta. farklı . boyu 25 m kadar olabilen. apayr ı . mobilya. ergin evrede baş akları kemiren. * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde Frenk ve özellikle Venedik elçilerine verilen ad. * Taş lar ı kı rmak. ban ağ acı . kahverengi. ezici (kol veya yumruk).balyemez balyos balyoz * Eskiden kara ve deniz savaş lar ı nda kullanı lan. uzun menzilli tunçtan top. balyoz gibi * çok ağ ı r. balyozlamak * Balyozla vurmak. bambaş ka * Büsbütün baş ka. alt dudağ ı n hemen alt ı ndaki bölümü. k ı n kanatl ı böcek (Anisoplia austriaca). bambul otu * Sı cak ve ı lı man bölgelerde yeti ş en otsu veya çalı türü bir bitki (Heliotropium). balyozlama * Balyozlamak iş i. merdiven. balyozla dövmek. bam teline basmak (veya dokunmak) * en çok kı zacağ ı ş eyi yapmak veya sözü söylemek. balyozlanma * Balyozlanmak iş i veya durumu. balyozlanmak * Balyoz ile dövülmek. ban * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde Macaristan ve Hı rvatistan'da sancak beylerine ve küçük prenslere verilen unvan. varyos. çok iri ve a ğ ı r çekiç. bamya * Ebegümecigillerden bir bitki (Hibiscus esculentus). * Bu kamı ş tan yapı lmı ş olan. * Bu bitkinin hem taze. * Sakalı n. bambul * Kurtçuk evresinde ekinlerin kökünü. bambu * Buğ daygillerden. hezaren (Bambusa vulgaris).

banda almak * bir sesi. bandajlatma * Bandajlatmak iş i. sorgun. * Banal olma durumu. herkesin anlad ı ğ ı . bana * Ben zamirinin yönelme hâli ekli biçimi. * Amerika zencilerinin çaldı ğ ı gitar biçiminde. bançolaş ma * Bançolaş mak durumu. sı radan. bandaj * Sargı ile sarma.* Asya'nı n tropik bölgelerinde ve Afrika'nı n kuzeyinde yetiş en. madenî gövdesi olan beş veya daha çok teli olan bir müzik banallik banço aleti. bandajlamak * Sargı ile sarmak.. bandajlatmak . bançolaş mak * Banço durumuna gelmek. ban otu * Asya. kendilerine kötülüğ ü dokunmayan kiş iye dokunmak istemezler. yaprakları telek damarlı . * Bayağ ı . sargı . banak banal * Ekmek parçası . bana da . demesinler * bir iş in kesinlikle yapı laca ğ ı nı belirtmek için söylenir. meyvesinden kokusuz bir ya ğ elde edilen ağ aç (Moringa oleifera). * Herkesin kullandı ğ ı . lokma. çiçekleri salk ı m durumunda.. * Sepetçi söğ üdü. aldı rı ş etmemek. bana m ı sı n dememek * hiçbir ş ey etkili olmamak. Kuzey Afrika ve Avrupa'nı n sı cak bölgelerinde yetiş en zehirli ve otsu bir bitki (Hyoscyamus). bana bak! * "beni dinle" anlamı nda teklifsiz bir seslenme ve gözdağ ı sözü. bandajlama * Bandajlamak iş i. * Bağ . ban yağ ı * Hint yağ ı . bana dokunmayan (veya beni sokmayan) yı lan bin yaş ası n * birçok kimseler. ses cihazı ile bant üzerine kaydetmek.

bando * Türlü üfleme ve vurgulu çalgı lardan olu ş an ve daha çok geçit törenlerinde kullan ı lan m ı zı kacı lar toplulu ğ u veya tak ı mı . bangı r bangı r bağ ı rmak. bandocu * Bandoda görevi olan kimse. * Devletçe verginin kesildiğ ini gösteren etiket. band ı rmak * Banmak.* Sargı ile sardı rmak. bang ı r bang ı r ağ lamak * yüksek sesle. Banglade ş li * Bangladeş halkı ndan olan kimse. niş asta ile kaynatı lmı ş üzüm suyuna veya baş ka bir tatlı ya batı rı lmas ı yla yap ı lan sucuk. bank . bang ı rdamak * Öfkelenerek yüksek sesle bağ ı rı p çağ ı rmak. kumaş ş erit. bandoculuk * Bandocu olma iş i veya durumu. bani * Kurucu. bandrol * Paket veya ş iş elerin ağ ı zları na konulan ş erit veya etiket. * Yabancı devlet bayra ğ ı . bang ı rdama * Bangı rdamak iş i. mı zı ka. * Etibank. mı zı kacı . *İ pe dizilmiş ceviz. bandaj yaptı rmak. Sümerbank gibi belirtme grupları nda banka sözünün yerine kullanı lı r. h ı çr ı karak ağ lamak. * Çabuk kuruması ve renginin parlak sarı olması için üzüm salk ı mları nı veya inciri küllü veya potaslı ı lı k suya dald ı rı p çı karmak. bandrollü * Bandrolü bulunan. * Yapan. bang ı r bang ı r * Yüksek sesle. * Kurutulacak üzümün güneş e serilmeden önce içine batı rı ldı ğ ı potaslı suyun konuldu ğ u kap. band ı ra * Geminin hangi devlete ait olduğ unu gösteren bayrak. kuran. gürültüyle. avazı çı kt ı ğ ı kadar bağ ı rmak. * Bayrak direğ inin tepesine süs olarak konulan uzun. bang ı r bang ı r bağ ı rmak * yüksek sesle. badem ve benzerlerinin. band ı ralı * Bandı rası olan. band ı rma * Bandı rmak i ş i.

* Bankacı . bankacı lı k * Banka iş lemleri yapma i ş i. de ğ erli belge. bankamatik * Bankaları n para iş lemlerini günün her saatinde otomatik olarak yapan makine. * Para. kredi. * Faizle para alı p veren. . * Banker olma durumu. kambiyo iş lemleri yapan. kasaları nda para. banka defteri * Bkz. bankadan çekmek (veya almak) * bankadaki hesabı ndan para almak. banket *Ş ehirler aras ı yollar ı n iki tarafı nda yayaları n yürümesine ve ta ş ı tlar ı n trafiğ i aksatmadan durabilmesine yarayan çak ı l veya toprak yol. bankerlik bankerzede * Banker ile olan iş iliş kilerinde zarara uğ rayan kimse. banka cüzdan ı . parklarda oturulacak s ı ra.bank banka * Çoğ unlukla bahçelerde. banka cüzdanı * Banka hesabı olanları n sahip oldukları küçük defter. banker * Banka sahibi. banka gibi * çok zengin (kimse). banknot banko * Devlet bankası taraf ı ndan piyasaya çı karı lan kâ ğ ı t para. banka cüzdanı . * Bankacı lı k iş leminin yapı ldı ğ ı yer. bankaya yatı rmak * bankadaki hesabı na para koymak. i ş takibi için gelenle görevli arası na konulmu ş tezgâh. e ş ya saklayan ve daha ba ş ka ekonomik etkinliklerde bulunan kurulu ş . * Bankacı nı n mesle ğ i.iskonto. banka kart ı * Banka iş lemleri için otomatik makinede kullanı lan özel ş ifreli kart. * Çok zengin (kimse). bankiz * Buzla. altı n gibi taş ı nı r değ erlerin ticaretiyle uğ raş an kimse. *İ ş yerlerinde üzerine e ş ya koymaya elveriş li. * Bankerin yaptı ğ ı iş . bankacı * Bankacı lı k iş lemleri ile uğ raş an veya bankada görevli kimse. biriktirmek.

banlamak * Horoz ötmek. * Talih oyunları nda oyunu yöneten kimse. ensiz. garanti olarak çı kacağ ı tahmin edilen sayı . bantlama * Bantlamak iş i. bant yapı ş tı rmak. bir atı n veya sayı nı n kesin olarak tutturulaca ğ ı nı tahmin edip iş aretlemek. banma banmak bant * Düz. banko at * Yarı ş larda dereceye gireceğ i kesin olarak tahmin edilen at. biber gibi toz durumundaki maddelerin içine bat ı rı p çı karmak. ş ehir merkezinden uzakta veya sı nı rları na yak ı n yerlerde bulunan ş ehir yöresi. . bant çözmek * manyetik bir bant üzerine alı nmı ş sesleri yazı ya aktarmak. oyunu yönetenin ortaya koyduğ u para.ş erit. banko geçmek * Yarı ş larda veya toto. bant doldurmak * bir bandı ses kaydederek kullanmak. dolay. banko geçme * Banko geçmek durumu. * Talih oyunları nda ortada toplanan paran ı n hepsine oynandı ğ ı nı anlatı r. banko say ı * Sayı sal loto oyununda. banliyö * Genellikle oturma alanı niteliğ inde olan. * Banmak iş i. uzun kâğ ı t veya bezden üretilmiş .* Talih oyunları nda. genellikle zı mparalama makinelerinde kullanı lan aş ı ndı rma gereci. loto gibi oyunlarda. * Bağ ı rmak. * Katı bir ş eyi sulu veya tuz. * Ses alma cihazları nda seslerin kaydı için kullanı lan manyetik oksitli plâstik veya selüloz ş erit. * Bantlama makinesi. * Yara üzerine yapı ş tı rı lan özel olarak hazı rlanmı ş ilâçlı küçük ş erit. çevre. bantlamak * Bantla iki ş eyi birbirine tutturmak. yassı ba ğ . banlama * Banlamak iş i. bant zı mpara * Çekmeye dayanı klı . de ş ifre etmek. bantlay ı cı * Bant yapan kimse. banliyö treni *Ş ehirle banliyö aras ı nda iş leyen tren. * Su altı tepeliğ i.

baobap * Ebegümecigillerden. ba ş lı k. banyo bataryası * Sı cak ve soğ uk su ile du ş bağ lantı sı nı n bir arada bulunduğ u musluk takı mı . husus. içinde yı kanı lan bölüm. bar . banyo havlusu * Banyo sonrası kullanı lan ve özel olarak yapı lan havlu. * Banyodan henüz çı kmı ş bir kimsenin durumu. banyo kazanı * Banyoyu ve suyu ı sı tmak için yap ı lan özel kazan veya ı sı tma aleti. * (kitaplarda) Bölüm. banyo dolab ı * Banyo için gereken bütün malzemenin içinde bulundurulduğ u dolap. * Vücudun bir bölümünü veya bütününü. * Arap gramerinde mastar çeş itlerinden her biri. bap * Kapı . banyo yapmak * yı kanmak. banyo * Yapı larda. banyo sabunu * Banyo yaparken vücudu yı kamak için kullan ı lan sabun. hamam. * Duyarlı yüzeylerin iş lenmesinde belirli bir iş lemin gerektirdiğ i maddeyi erimiş olarak içinde bulunduran sı vı . * Tedavi amacı ile haz ı rlanan ilâçl ı su. gövdesinin çevresi 20 m yi aş abilen bir a ğ aç (Adansonia digitata). fiziksel veya kimyasal bir etki altı nda bir süre bulundurma i ş lemi. * Konu. banyo kabini * Duş kabini. banyolu *İ çinde banyo bölümü olan.banttan vermek * genellikle radyo ve televizyonda banttan yararlanarak daha önceden alı nmı ş bir sesi veya görüntüyü yay ı nlamak. çok yüksek olmamakla birlikte. banyo almak * banyo yapmak. * Banyo küvetinde yı kanma. sı cak ülkelerde yetiş en. banyo küveti * Genellikle içine su doldurulup yı kanmaya elveriş li tekne. üstü havlu benzeri dokuma olan paspas. banyo tak ı mı * Banyo odaları nda ı slak zemine serilen altı plâstik. banyosuz * Banyosu olmayan.

içkili eğ lence yeri. bar havas ı * Bar oyunları nda tek veya toplu olarak söylenen ezgi. * Ayaküstü içki içilen meyhane. temelsiz eğ reti yapı . . * Bir salonda içki içmek için hazı rlanmı ş köş e. çinko gibi hafif ş eylerden yapı lmı ş . baraka barakac ı k * Küçük baraka. bar bar bar bar bağ lamak * kir bağ lamak. bar tutmak * bar oynamak için hazı rlanmak ve oyuna ba ş lamak. * Apaçı k görünmek. bar ateş i * Yoğ un yaylı m ateş i. * Tahta.* Anadolu'nun doğ u ve kuzey bölgesinde. baraj * Suyu toplamak. baraj yapmak (veya kurmak) * (futbol veya hentbolda kaleye yapı lan vuruş lar ı önlemek için) oyuncular kale önünü kapatacak biçimde sı ralanmak. * Futbol veya hentbolda serbest atı ş ı yapacak oyuncunun önünde karş ı tak ı m oyuncuları nı n yanyana dizilip olu ş turduklar ı duvar. atı ş noktası ndan kaleye doğ ru ve olu ş turulan baraja kadar belirlenen nizamî ara aç ı klı ğ ı . kebe. bar bar * Bağ ı rmak fiili ile kullanı larak ba ğ ı rı ş ı n öfkeli ve yüksek sesle oldu ğ unu anlatı r. barak * Tüylü. baraj ate ş i * Yoğ un yaylı m ateş i. ortada olmak. * Cam kaplarda oluş an pas. gücünden yararlanmak amacı yla akarsu üzerinde yap ı lan bent. * Hava bası nc ı birimi. kı llı çuha. barajı aş mak * herhangi bir sebeple konulmuş olan ş art ı yerine getirip baş ar ı sa ğ lamak. * Halterde kaldı rı lması gereken alet. ağ ı r ritmli bir halk oyunu. * Herhangi bir alanda baş ar ı yı tespit etmek için gerekli olan ş art. paslanmak. * Bir cins tüylü av köpeğ i. en çok Artvin ve Erzurum yörelerinde el ele tutuş ularak oynanan. bar * Danslı . büğ et. baraj mesafesi * Serbest atı ş sı rası nda. duvar yapmak.

kı rmı zı çuhadan yapı lmı ş . * Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin oluş turdu ğ u girintili çı kı ntı lı dı ş duvarları n üst bölümü. kı rmı zı pullu. * Bilim doktorları nı n ve kardinallerin giydikleri dört kö ş e külâh veya baş lı k. barbunya ve tekir türleri iyi bilinen bir familya. kale korkuluğ u. * Kaba saba. kı rmı zı benekli. armatöre veya sigorta ortaklı ğ ı na bilerek verdikleri zarar. beyaz etli. * Kaba ve kı rı cı . * Kaba ve k ı rı cı bir davran ı ş la. * Taneleri yuvarlak. gemi sahibine. oval veya yassı . barc ı * Özellikle balkonlarda ı zgara et piş irmekte kullanı lan ve duvar içerisine gömülmüş ocak. barbekü barbunya * Barbunyagillerden. * Osmanlı sarayı nda genel olarak bostanc ı lar ı n. barbarla ş ma * Barbarlaş mak i ş i. bir tür fasulye. tayfaları n. * Kale duvarları nda dü ş mana ok atmak için açı lmı ş delik. barbarla ş mak * Barbar gibi davranmak. .baran barata * Yağ mur. vücutları iri pullarla kaplı . *İ htiyar Rum meyhanecilerine seslenmek için kullanı lı r. baratarya barba barbakan barbar * Uygarlaş mamı ş . * Uygarlaş mamı ş kavim. ucu k ı vrı k. barba ş ı barbata * Bar oyunları nda sı ran ı n sağ ba ş ı nda yer alan ve oyunun düzenini sa ğ layan kimse. barbarizm * Bir sözün fonetik veya morfolojik yapı sı nda yapı lan büyük yanlı ş lı k. barbunyagiller * Dikenli yüzgeçliler alt takı mı na giren. uzunca ba ş lı k. ilkel. baltac ı ve kap ı cı lar ı n giydikleri. barbarl ı k * Barbar olma durumu. kemikli bir bal ı k (Mullus barbahı s). barbarca * Barbara yakı ş an bir biçimde. barbut * Zarla oynanan bir çeş it kumar. topluluk. * Kaptanı n.

bardan bardan * Yük taş ı mak için kullan ı lan çanta veya çuval. genellikle camdan yapı lan kap. * (bazı bölgelerde) Toprak testi. bardakç ı * Bardak veya çömlek yapan veya satan kimse. barc ı lı k * Barcı olma durumu. * Çok beyaz. bardan bardan * Beyaz beyaz. barda * Dam ustaları nı n kullandı ğ ı . * Yemek öncesi yenilen bardak altı büyüklüğ ünde bir tür lâhmacun. barda ğ ı taş ı rmak * sabrı nı tüketmek. * Devlet memurları nı n maaş lar ı nı n derece ve tutarlar ı nı düzenleyen sistem ve çizelge. öbür ucu keskin çekiç. bardo barem * Ayg ı r ile di ş i eş ek çiftleş mesinden üretilen her yaş taki hayvan. bardacı k bardacı k eriğ i * Bardak eriğ i. * Kalyon türünden küçük savaş gemisi. * Barcı nı n iş i veya mesle ğ i. bardakalt ı * Bardağ ı n konulduğ u yeri kirletmemesi için kullanı lan. kâğ ı t veya plâstik örtü. * Fı çı cı keseri. bardak eri ğ i *İ ri ve tatl ı bir tür erik. . barça * Orta Çağ da kullanı lan kürekli ve yelkenli taş ı ma gemisi. barçak * Kı lı ç kabzası nı n siperi.* Bar iş leten kimse. barda ğ ı taş ı ran damla * sabı r tüketen a ş ı rı davranı ş veya durum. genellikle örgü. bardak * Su ve benzeri ş eyleri içmek için kullanı lan. * Bir tür küçük ve tatlı yaş incir. * Bir bardağ ı n alacağ ı miktar. bardaktan boş anı rcas ı na yağ mak * (yağ mur) çok ş iddetli yağ mak. baş ı nı n bir ucu çember parçası biçiminde eğ ri.

* Barı ş ı amaçlayan. iki ayak üzerine tutturulmuş çubuklu jimnastik arac ı . küçük kervan. *İ çine izinle girilen yer. * Çevresiyle uyumlu. bar ı ş çı * Barı ş ı seven. göç. * Uyum. * Bahçe duvarı . * Göç eş yası . sulhsever. * (soyut kavramlar için) Bir yerde etkili olmak. sulhperver. bar ı bar ı nak bar ı ndı rma * Barı ndı rmak iş i. otağ . yaş amak için uygun ş artlar bularak oturmak. bar ı ş çı l bar ı ş çı lı k * Barı ş çı olma durumu. barı ş ı öngören. yüksek divan. sulhçu. karş ı lı klı anlay ı ş ve ho ş görü ile oluş turulan ortam. çit.baret baret *İ ş çilerin baş ları na giydikleri. * Barı nı lacak yer. bar ı nmak * Doğ a etkilerinden korunmak için kapalı bir yere sı ğ ı nmak. bar ı ş görüş olmak * her türlü dargı nlı ğ ı unutarak bar ı ş mak. . * Bir tür süs iğ nesi. * Böyle bir antlaş madan sonra insanl ı k tarihindeki süreç. dirlik içinde yaş amak. papaz takkesi. metal veya plâstikten yapı lmı ş ş apka. kavga etmeme eğ ilimi. sulh. ev eş yası . * Yerleş mek. bar ı nma * Barı nmak i ş i. geliş ecek ortamı bulmak. * Savaş ı n bittiğ inin bir antlaş mayla belirtilmesinden sonraki durum. * Küçük takke. bar ı ş * Barı ş mak iş i. * Bkz. barı ş çı . bar ı ş yapmak * barı ş antla ş mas ı nı imzalamak. * Kafile. barfiks bargâh bargam barhana * Levreğ e benzer bir balı k. melce. barı ş sever. * Çeş itli beden hareketleri yapmaya elveriş li yükseklikte. bar ı ndı rmak * Barı nmas ı nı sa ğ lamak.

bar ı ş sever * Barı ş çı . barikatlama * Barikatlamak iş i. sulhsever. barikat barikat kurmak * engel oluş turmak. zevk almak. bar ı ş ma * Barı ş mak durumu. uzlaş ma. araları ndaki darg ı nlı ğ ı kaldı rmak. barikat yapmak. * Bir yolu veya geçidi kapamak için her türlü araçtan yararlanı larak yap ı lan engel. uzlaş mak. ho ş görülü. öyle ise. anla ş mak. bar ı ş ı klı k * Barı ş ı k olma durumu. * Sevmek. bar ı ş tı rma * Barı ş tı rmak i ş i. barisfer barit baritin * Doğ al baryum sülfat (BaSO4). sulhçu. bar ı ş ı k olmak * sevecen ve hoş görülü davranmak.bar ı ş ı k * Baş kas ı ile barı ş durumunda bulunan. * Bkz. . sevecen. dargı n veya dü ş man olmayan. barikat yapmak * çeş itli araçlarla bir engel olu ş turmak. ara bulmak. anlaş ma. bari * Hiç olmazsa. hiç değ ilse. o hâlde. bar ı ş mak *İ ki taraf. * Baryum oksit (BaO) veya baryum hidroksit Ba(OH)2. bar ı ş tı rmak * Barı ş maları nı sağ lamak. baritli yı kama * Kalı nbağ ı rsa ğ ı n ve rektumun radyolojik i ş lemde baryum sülfatla doldurulması ve yı kanması . ağ ı r küre. sulhperver. * Keş ke. bar ı ş çı l. bar ı ş severlik * Barı ş sever olma durumu. baritli *İ çinde barit bulunduran. barikatlamak * Barikat ile çevirmek.

* Açı k. barmenlik * Bar tezgâhtarlı ğ ı . göze çarpan. * Büyük sandal. * Herhangi bir yolu kapamak için yapı lan engel. evlenmek. ev bark. mimarlı k üslûbu. barok * M. barograf * Bir hava taş ı tı nı n uçarken izlediğ i yolun yüksekliklerini çizgi hâlinde göstermeye veya iş aretlemeye yarayan alet. baro baş kanı * Baro genel kurulunca en az on beş yı ll ı k kı demi olan avukatlar aras ı ndan seçilen ve baroyu temsil eden baro üyesi. bariyer bariz barizle ş me * Barizleş mek iş i. engel. * Basso ile alto arası nda ses veren. * Ritmi üç zamanlı müzik eseri.S 1600 ile 1750 yı lları arası ndaki klâsik sanatı izleyen resim. * Bkz. belirgin. * Engelli at yarı ş lar ı nda üzerinden atlanması gereken yapay engel.bariton * Tenor ve bas arası ndaki erkek sesi. bark barka barkarol * Venedik gondolcülerinin söz ve müziğ i önceden yazı lmadan. * Kara yolları nı n kenarları na yapı lan korkuluk. * Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenli ğ ini sağ lamak için kullanı lan açı lı r kapanı r engel. içlerinden geldiğ i gibi söyledikleri ş arkı . barlam. barizle ş mek * Bariz duruma gelmek. barklanmak * Ev sahibi olmak. barklanma * Barklanmak iş i veya durumu. . * Bkz. baro * Bir ş ehir veya bir bölge avukatları nı n bağ lı olduklar ı meslek kuruluş u. yükseklikölçer. barkot barlam barmen * Bar tezgâhtarı . pistonlu bir tür a ğ ı z çalgı sı . * Çizgi im.

düş ünceden çok duyuma. biçimlerin serbestçe yarat ı lmas ı ndan duyulan coş kuya önem veren. barut fı çı sı gibi * çok kı zgı n. sert. * pek ekş i veya acı . barometre * Bası nçölçer. baroskop * Havanı n içinde bulundu ğ u cisimlerin ağ ı rl ı ğ ı üzerine yaptı ğ ı hafifletici etkiyi gösteren ve havası boş altı labilen bir fanus içinde terazisi bulunan fizik cihazı . fı çı . . sinirli ve kinle dolu kimse. barokçuluk * Barok sanat ve edebiyat görüş ve ilkelerini benimseyen ak ı m. * Yüzgeçleri dikenli ve zehirli bir çeş it çarpan balı ğ ı (Trachinus vipera). barut esmeri * Koyu esmer renkte olan (kimse). aksi (kimse). kat ı madde. barut fı çı sı * Barut koymaya. baron baronluk * Batı ülkelerinde vikont ile ş övalye aras ı nda soyluluk unvanı . huysuz. barsak * Bağ ı rsak.* Batı edebiyatlar ı nda dengeden çok harekete. yüzyı llar arası ndaki müzik reformunu olu ş turan müzik. etkileyici. barok müzik * Çalgı lar arası nda veya çalgı larla sesler aras ı nda karş ı tl ı klar kuran XVl-XVlll. barut gibi * öfkeli. çeliş kiden çekinmeyen edebiyat akı mı . barut hakk ı * Mermiyi istenilen uzaklı ğ a atabilmek için gerekli barut gazı bası ncı nı sa ğ lamaya yetecek miktarda barut. * Güzel kokulu yaprakları yemeklere konulan. nane ve yaban keki ğ inin ortak adı . barsam barsama barudî barut * Ateş li silâhla bir merminin atı lması na veya herhangi bir aracı n fı rlatı lması na yarayan. * Gösterge. doldurmaya ve muhafaza etmeye yarayan kutu. barokçu * Barokçuluk yanlı sı olan kimse. barparalel * Düş ey direkler üzerine paralel olarak tutturulmuş iki tahta çubuktan oluş mu ş jimnastik aracı . patlayı cı . * Baron olma durumu veya baronun görevi. abartmalı . * Koyu gri renkte olan. * her an olay çı kacak yer veya kavgaya yol açacak durum.

barut kokusu gelmek * savaş tehlikesi sezilmek. gümüş renginde. katı ve basit bir element. baryum sülfat * Baritin. barut rengi * Koyu giri. barutluk baryum * Barut saklanan kap veya yer. bas * En kalı n erkek sesi. basamak * Merdiven. * Atom sayı sı 56.barut kesilmek (veya olmak) * çok öfkelenmek.78 olan. * En kalı n sesli orkestra çalgı sı . yoğ unluğ u 3. defol!. git. do ğ ada en çok baryum sülfat ve baryum karbonat olarak bulunan. Kı saltmas ı Ba. yürü. * Sesi böyle olan sanatçı . baruthane * Barut yapı lan veya saklanan yer. barit üzerine etkisiyle elde edilen beyaz bir katı . barutçu * Barut yapan kimse. baryum karbonat * Karbondioksidin. . bas bas * Bağ ı rmak fiili ile kullanı larak ba ğ ı rı ş ı n yüksek sesle olduğ unu anlatı r. bas tutmak * ince sesli çalgı lara tek perdeden e ş lik etmek. bas bariton * Bası n çı kamadı ğ ı ince tonlara çı kabilen. barutçuluk * Barut yapma veya alı p satma i ş i. barutla oynamak * tehlikeli iş lerle uğ ra ş mak. * Merdiveni olan. basak basaklı basaksı z * Merdiveni olmayan. bas (veya bas git) * çekil. havada çabuk oksitlenen. buna rağ men bası n indi ğ i kalı n ve tok tonlara inemeyen sesi olan sanatçı .

tâbi. dökme harf. bası cı * Kitap. durum veya yer. bası * Resim kliş esi. basamakl ı * Basamağ ı olan. hane. bilinenden hiçbir değ iş ikliğ i olmayan. basamak basamak olan. *İ leriyi görme. . basen * Omurganı n bel ile kalça arası ndaki bölümü. alçak. * Bir amaca ulaş mak için yararlan ı lan kiş i. basamak yapmak * bir durumu daha yükseğ ine eriş mek için araç olarak kullanmak. aş ama. bası klı k * Bası k olma durumu. * Derece derece. birbirinden belirli aralı klarla yükselen düz yüzeylerden her biri. * Kı sı k. kerte. bası klaş tı rma * Bası klaş tı rmak i ş i. * Merdivenin ayakla bası lan yüzeyi. taş kalı p kullanarak makine yardı mı ile kâğ ı da ve bez gibi ş eylere yazı . * Dalyanı n kapak yeri. algı lama yetisi. * Görme ile ilgili. resim çı karmak iş i. basamak basamak * Yavaş yavaş (yükselme veya inme). * Kı tasal uzantı dan okyanus ortası sı rtları na kadar devam eden ve 4000-5000 m derinliğ i olan deniz dibi. * Bası lmı ş . * Çok yüksek olmayan. her rakamı nı n bulunduğ u sı ra. * Bir elipsin büyük ve küçük eksenleri arası ndaki farkı n büyük eksene oranı . bası cı lı k bası k * Bası cı olma durumu veya bası cı nı n iş i. * (aritmetikte) On kuralı na göre yazı lmı ş bir sayı nı n. yass ı laş mı ş .* Bir yere çı karken veya bir yerden inerken bası lan ve art arda gelen. * Bir cismin bir yanı nı kaldı raçla yükseltme iş i. dergi gibi ş eyleri basan kimse. bası klaş tı rmak * Bası k durumuna getirmek. basar basarî basarna basbayağ ı * Alı ş ı landan. * Derece. * (cebirde) Bir tam denklemde bulunan bilinmeyenin en yüksek kuvveti. tabı . basar * Göz.

tipografya. bası n * Gazete. tabı . bası lmak bası m * Basmak iş ine konu olmak veya basmak iş i yapı lmak. matbaac ı . . bası n dünyas ı * Görsel ve yazı lı bası n organlar ı ile burada görevlilerin tümü. * Bası m evinde bası lmı ş . bası n bildirisi * Bası n yayı n organları na bilgi vermek amacı yla yetkili kurum veya kiş iler tarafı ndan hazı rlanmı ş yazı lı aç ı klama. yabancı temsilciliklerde bası n ile ilgili konular ı düzenleyen yetkili ve sorumlu kimse. matbaacı lı k. bası n toplantı sı * Yetkili veya ilgili bir kimsenin. kitap basma iş i. matbuat. bası n yasa ğ ı * Bası n yayı n organları nı n bir konu hakkı nda yay ı n yapması nı kı sı tlay ı p engelleme. bası lsı n" anlamlar ı nda kullanı lan terim. dergi gibi belirli zamanlarda çı kan yayı nları n bütünü. bası mcı lı k * Bası m evi iş letme iş i. bası mcı * Bası m evi iş leten kimse. tabaat. provalarda "bası nı z. bası n kart ı * Mesleğ i bas ı n iş leri olan kimselerin taş ı dı ğ ı kimlik belgesi. * Bası iş i. matbu. * Bası sanatı . matbaa. bası n özgürlüğ ü * Görüş ve düş ünceleri bası n ve yayı n yoluyla aç ı klayabilme ve yayabilme hakk ı . bası lma dayanı mı * Dokusunu basarak ezmeye çalı ş an d ı ş etkilere a ğ acı n gösterdiğ i direnç. bası lı * Bası larak yerleş tirilmiş . bası lı ş bası lma bası m evi * Bası iş i yapı lan yer. * Bası lmak iş i veya durumu. bası n ata ş esi * Resmî veya özel kurum ve kuruluş larda. * Bası lmak iş i. bir konu veya çe ş itli konular üzerinde aç ı klamada bulunmak için gazetecilerle yapt ı ğ ı toplant ı . bası la vermek * prova hâlindeki bir kitabı n veya herhangi bir yazı nı n bası ma uygun olduğ unu bildirmek.bası la * Bası mcı lı kta.

anlayı ş . kâbus çökmek. uyanı klı k. tazyik. * Kâbus çökmek. bası nçölçer * Hava bası nc ı nı ölçerek yer yükseltilerini ve hava de ğ iş imlerini tespit etmek için kullanı lan alet. * önem vermeyerek uğ ramamak. dikkat.bası nç * Bir yüzey üzerine etkide bulunan gücün yüz ölçümü birimine dü ş en miktar ı . basireti olan. bası ş * Basmak iş i. basireti ba ğ lanmak * iyi düş ünemez. bası rgama * Bası rgamak iş i. basiretsiz . bası nçlama * Bası nçlamak iş i. bası rganmak * Üzerine ağ ı rl ı k basmak. uzağ ı görebilen. kavrayı ş . bası nçlamak * Hava taş ı t araçları nda. bası nçölçüm * Hava bası nc ı ölçümlerini inceleyen birim. basiretli * Gerçeğ i görebilen. tazyikli su. basil basiret * Bakterilerin çomak biçiminde ince uzun olan türü. sezi ş . * Doğ ru görüş . bası p gitmek * birdenbire gitmek. sa ğ görü. barometre. * Akı ş kanları n bası nc ı nı ölçen araç. çekip gitmek. bası rgamak * Ağ ı rl ı k çökmek veya basmak. bası rganma * Bası rganmak durumu. insan organizmas ı için yeterli bası nç düzeyini sağ lamak veya ayarlamak. uzağ ı görüş . bası nçl ı su * Bası nç yüklenerek fı ş kı rtı lma düzeyine getirilmiş su. sağ görülü. aklı na koyduğ uş eyi yapmak üzere bulunduğ u yerden uzaklaş mak. bası p geçmek * önde gideni geçmek. bası ölçer * Buharı n veya herhangi bir gaz ı n bulundu ğ u kabı n yüzeyine yaptı ğ ı bası ncı belirleyen alet. gerçe ğ i göremez bir duruma düş mek. bası nçl ı * Bası nç yüklenmiş olan.

* Her zaman rastlanan. . basketbol * Basit olma durumu. basiretsizlik * Gerçekleri. bayağ ı . basit kelime * Anlamlı olarak daha küçük parçaya bölünemeyen. basitle ş me * Basitleş mek iş i. özelliğ i olmayan.basite irca etmek. basit * Yapı lmas ı veya anlaş ı lması kolay olan. sade bir biçime döndürmek. kar ı ş ı k olmayan.* Gerçekleri görebilmekten uzak. basit cisim * Maddesi tek elementten oluş mu ş cisim. sağ görüden yoksun olma. * Süssüz. ileri ve uzak görüş lü olmayan. bayağ ı . kök durumundaki kelime. sa ğ görüsüz. basket yapmak * basketbolda sayı kazanmak. yalı n kelime. basit faiz * Faizleri üzerine eklenmemiş ana paraya belli bir dönem sonunda verilen faiz. basit renk * Biçmeden geçen beyaz ı ş ı ğ ı n ayrı ldı ğ ı renklerden her biri. basite indirgemek * basitleş tirmek. basit kesir * Payı paydası ndan küçük olan kesir. basitçe * Basit olarak. basit cümle * Tek yargı bildiren cümle. basitle ş mek * Basit duruma gelmek. ileriyi ve uzağ ı görememe. *İ spanya'nı n Bask bölgesinde kullanı lan dil. basitle ş tirme * Basitleş tirmek iş i. basitlik Baskça basket * Basketbolda kazanı lan sayı . * Bilgi ve görgüsü sı nı rl ı olan. kolay tarafı ndan. olağ an. * Kolay. gösteriş siz. görgüsüz. basitle ş tirmek * Gereksiz ayrı ntı lardan arı tarak sade duruma getirmek.

bask ı lı k bask ı n * Bir masadaki kâğ ı tlar ı n uçmaması için üzerlerine konulan özel biçimdeki ağ ı rl ı k. zor kullanmak. * (sertlik. * Hak ve özgürlükleri kı sı tlayarak zor alt ı nda bulundurma durumu. basketbolculuk * Basketbol oynama veya oynatmak iş i. basketçi bask ı * Basketbol oyuncusu. * Matbaacı lı kta bask ı iş lerini yapan kimse. zorluk bakı mı ndan) Üstün. * Suç iş lediğ i veya suçluları n bulundu ğ u sanı lan bir yere ansı zı n girme. bask ı yapmak * bir kimseyi bir iş i yapmaya zorlamak. * Karş ı takı m oyuncusunun hareketini ve sonuç alması nı engellemek amacı yla uygulanan yakı n savunma durumu. * Bir eserin bası lı ş biçimi veya durumu. pres. beklenmedik sald ı rı . kı sı tlamak. bask ı resim * Gravür tekniğ i ile yapı lan resim. * Bası sayı sı . bask ı cı *İ ş lenecek kumaş lar üzerine kalı plara resim basan kimse. * Kı sı tlayı cı . bask ı n basan ı ndı r . bask ı cı lı k * Baskı cı nı n iş i. * Kı sa süreli. bask ı kalı bı * Kitap kapları na süslemeler basmak için kullanı lan kalı p. basketbolcu * Basketbol oyuncusu. bask ı grubu * Bir iş in yapı lmas ı nda. kiş inin isteğ i dı ş ı nda bilinçaltı na itmesi veya bu itilenlerin bilince çı kması nı önleme durumu. bask ı da kalmak * yağ mur yağ dı ktan sonra toprağ ı n üst kı sm ı sertleş erek tohumlar fidelenip toprak üstüne çı kmak.* Beş er kiş ilik iki takı m arası nda topu 3 m yükseklikteki kar ş ı lı klı duran ağ geçirilmiş iki sepetten birine sokup sayı kazanmak esası na dayanan bir oyun. * Bir maddeyi sı kı p ezen alet. * Giysinin içine kı vrı lı p dikilen kenarı . * Belirli ruhî etkinlik ve süreçleri. gerçekleş tirilmesinde veya tamamlanmas ı nda baskı oluş turan güç. bask ı altı nda tutmak * özgürlüğ ünü engellemek. bask ı lı * Baskı sı olan. tazyik. * Bir eserin bası larak tekrarlanan her bir kezi. kazı ma resim. basketbolcu.

basklârnet * Kalı n sesli klârnet. matbua. *İ skambil kâğ ı dı ile oynanan bir oyun. bask ı sı z * Hak ve özgürlükleri kı sı tlanmamı ş . basma * Basmak iş i. * Matbaacı lı k. bask ı n vermek * anî ve habersiz girmek. * Gazete. üstünlüğ ünü göstermek. * ansı zı n konuk gelmek. *İ ki kolu s ı ra ile kalkı p inebilen. * Bohça ile köylerde eş ya satan kad ı n. . * Üzerinde bası ile yapı lmı ş renkli biçimler bulunan pamuklu kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan. üzerine kalı pla desen basma i ş i. bask ı n çı kmak (veya gelmek) * (karş ı la ş tı rma konusu olan kimseyi) geçmek. tülbent vb. * beklenmedik bir zamanda konuklar gelmek. tülbent vb. tezek. baskül * Çoğ unlukla bir kütleyi çok daha küçük bir kütle yardı mı yla tartmaya yarayan alet. ortası ndan veya uçlar ı ndan birine az çok yakı n değ iş mez bir noktaya dayanan kaldı raç. saldı rı da bulunmak. bask ı na u ğ ramak * düş manı n beklenmedik bir sald ı rı sı yla karş ı laş mak. kitap gibi bası ile hazı rlanm ı ş yaz ı lı ş eyler. basmac ı lı k * Basma alı m satı mı . basma kalı bı * Kitap. ahlâksı z. bask ı sı z büyümek * serbest bir eğ itimle yetiş mek. kumaş gibi ş eylerin baskı sı için hazı rlanan kalı p. * Disiplinsiz. * Pamuklu. basmahane * Basma yapı lan iş yeri. bohçac ı . üzerine kalı pla desen basan kimse. * bir yerde suç üstü yakalanmak. bask ı n yapmak * suç iş lendiğ i veya suçluları n bulunduğ u sanı lan bir yere ansı zı n girmek. * Gübre. bask ı ncı * Baskı n yapan kimse.* düş manı gafil avlayı p sald ı ran taraf sava ş ı kazanı r. matbu. basmac ı * Basma yapan veya satan kimse. dergi. * Pamuklu. * Terbiyesiz. * Bası lmı ş . * düş mana ansı zı n sald ı rmak.

* Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak. bast ı bacak * Bacakları kı sa veya çarp ı k (kimse). bastarda bast ı * Kı yma ile piş irilmiş sebze. * Örtmek. ye ş ilbiber. baskı . nane ve limon suyu kullan ı larak yapı lan bir salata türü. * Bir kimse bir yaş a girmek. * En kalı n sesli orkestra çalgı sı . * (küçük çocuklar için) Ayakta durabilmek. yük. kliş e. * Bastı rma. bürümek. gittiğ i yerin bereketini kurutur. * Bkz. değ iş iklik göstermeyen. * (çocuk için) Yaramaz. üzüntü ve ağ ı rl ı k duymak. kum. * Ağ ı rl ı k. mühür gibi bir araçla iz yapmak. bastana salatası * Domates. basmakal ı p * Özgünlüğ ü olmayan. bast ı k bast ı rak bast ı rı k * Pestil. * Bası nç yaparak sı vı ve gazları itmek. aş ı rı lı k anlamları nda yardı mcı fiil olarak kullanı lı r. kaplamak. çökmek. basso * En kalı n erkek sesi. tabetmek.basmak * Vücudun ağ ı rlı ğ ı nı verecek biçimde ayak tabanı nı bir yere veya bir ş eyin üzerine koymak. * Kapı yı arkadan bast ı rmak için kullanı lan ağ aç dayak. baş tarda. * Yol yapı mı nda çakı l. *ş aş kı nlı ktan nerede oldu ğ unu seçememek. * Çevreyi kaplamak. . curuf gibi maddeleri ezmeye ve sı kı ş tı rmaya yarayan alet. harc ı âlem. * Sı kı ş tı rarak yerle ş tirmek. basmalı * Basma özelliğ i olan. basmakal ı pla ş mak * Basmakalı p durumuna gelmek. * Bir ş eyi. * Bir ş eyin etkisinde kalı p eziklik. maydanoz. üzerine kuvvet vererek itmek. bast ı ğ ı yerde ot bitmez * gittiğ i yere uğ ursuzluk götürür. basmalı k * Üzerine bası lacak ş ey. durumunu kontrol edememek. bilineni tekrarlayan. * Bazı isimlerle birlikte sertlik. * Baskı n yapmak. bast ı ğ ı yeri bilmemek * çok sevinmek. * Bası iş i yapmak. * Bir ş ey üzerinde kalı p. taze soğ an.

* Ansı zı n birinin yanı na gitmek. bastika * Bir yelken serenine veya herhangi bir ağ aca açı lan delik. bastonlu * Bastonu olan. * Zararlı bir olayı önlemek. köklerinde basur memelerine iyi gelen bir madde bulunan. bastonsuz * Bastonu olmayan. basurlu .bast ı rı lma * Bastı rı lmak i ş i. * Kümes hayvanları nı kuluçkaya yatı rmak. bast ı rmak * Basmak iş ini yapt ı rmak. basur memesi * Anüste geniş leyip meme gibi uzamı ş damar yı ğ ı nı . * (cevap için) Hemen yetiş tirmek. uzun ekmek. * Gidermek. * Üstünlüğ ünü göstermek. üzerine iyice düş mek. * Ruh dünyası nda oluş an tepkimelerin bilinç dı ş ı na yans ı mas ı . basur * Kalı n bağ ı rsağ ı n alt bölümünde ve anüste toplardamarları n geniş lemesiyle olu ş an varis. hemoroit. * Geminin baş tarafı ndaki yatı k direğ in (cı vadran ı n) dı ş ar ı ya doğ ru uzanan parçası . nemli ormanlarda biten. baston * Yürürken dayanmaya yarayan ağ aç veya metalden yapı lan araç. * Birdenbire ve pek çok etkisini göstermek. bastoncu * Baston yapan veya satan kimse. baston gibi (veya baston yutmu ş gibi) * dimdik duran veya yürüyen (kimse). basur otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. * Bastı . * Baskı yapmak. sarı çiçek açan küçük bir bitki (Ranunculus ficaria). baston francala *İ nce. bast ı rı lmak * Bastı rmak i ş ine konu olmak. bast ı rı m bast ı rma * Bastı rmak i ş i. * Bir kumaş ı n kenarı nı kı vı rı p dikmek. bastonculuk * Baston yapma veya satma iş i.

* Bir ş eyin yak ı nı veya çevresi. * ". * Güreş te pehlivanları n ayrı ldı kları beş derecenin en yükse ğ i. burun. baş aş ağ ı * Baş ı aş ağ ı gelmek üzere. baş ağ rı sı olmak * sı kı ntı vermek. en üstün anlamı nda birleş ik kelimeler yapar. * "Baş " kelimesi birçok deyimde "öz varlı k. a ğ ı z gibi organlar ı kapsayan. baş * Çı ban.. kendisi" anlam ı nı taş ı yan bir zamir niteliğ indedir. baş ağ rı tmak * tedirgin etmek. * Önem veya yönetim bakı mı ndan ileride olan. * Temel. baş aş ağ ı düş mek * kiş iliğ inden kaybederek toplum içindeki durumu sars ı lmak. tohumları ndan sabunculukta kullanı lan bir yağ elde edilen. * Para değ iş tirirken verilen veya alı nan üstelik. basya baş * Sapotgillerden. kafa. * Bir ş eyin genellikle toparlakça ucu. baş aş ağ ı etmek * tersine çevirmek. baş ağ rı sı * Baş ı n ağ rı mas ı . esas. baş ağ ı rl ı k * Ağ ı r sı klet. vücudun üst veya önünde bulunan bölüm. * Kasaplı k hayvanlarda ve baz ı yiyeceklerde tane.. kulak. basübadelmevt * Ölümden sonra dirilme. * Bir topluluğ u yöneten kimse. * Sürekli sı kı ntı yaratan durum veya kimse. baş aş ağ ı gitmek .* Basuru olan. sarrafiye. * Bir ş eyin uçları ndan biri. * Deniz teknelerinde ön taraf. hemoroitli. * Baş langı ç. baş almak * fı rsat bulmak. * Arazide en yüksek nokta. can sı kmak. bı kk ı nlı k vermek. en önemli. baş ta oluş an rahatsı zl ı k. ser. yüksek nokta veya en ön. baş alamamak * çok uğ ra ş tı ran bir konu yüzünden vakit ve f ı rsat bulamamak. *İ nsan ve hayvanlarda beyin. göz. * En uç. u ğ raş tı rmak. baş aş ağ ı gelmek * tepesi üstü düş mek. baş ı na" adlardan sonra ve nicelik anlatan kelimeden önce gelerek üleş tirme anlamı verir. Asya'da yetiş en bir ağ aç (Basia).

bit. baş döndürücü * (çabuklukta) olağ anüstü. baş çekmek * ön ayak olmak. baş baş a bı rakmak * birinin. * dayanı ş mak. sevinçten çok mutlu duruma getirmek. baş baş a kalmak * biriyle veya bir ş eyle yalnı z kalmak. gururdan. * birine veya bir ş eye bağ lanmak. intisap etmek. baş döndürücü . * baygı nl ı k verici. baş baş a * Birlikte.* sürekli zarar görmek veya kötüleş mek. baş baş * çocukları n "Allaha ı smarlad ı k" anlamı nda ellerini baş lar ı na götürmelerini sağ lamak için söylenir. baş çevirtmek * baş ı arkaya doğ ru döndürtmek. baş baş a (veya kafa kafaya) vermek * iki veya daha çok kimse bir kenara çekilip konuş mak. * baş ak vermek. baş döndürmek * baş ar ı dan. baş bezi * Mendil. baş çanağ ı * Kafa tası . beraberce. baş biti * Bkz. baş bağ lamak * baş ı na bir örtü örtmek. aş ı rı heyecanlandı rmak. baş bulmak * (alı ş veri ş te) kazanç b ı rakmak. baş aş ağ ı gitmek * iş leri ters gitmek. sürekli zarar etmek. baş baş a olmak * birlikte bulunmak. bir ş eyle veya bir kimseyle yaln ı z kalması nı sağ lamak. baş belâsı * Sı kı nt ı . üzüntü veren. baş bı çağ ı * Ustura. a ş ı rı . * birinin arkası ndan hayranlı kla bakmak. beraber yaş amak.

baş kaldı rmamak * Bkz. ayak da oraya gider * küçükler büyüklerin izinde gider. arkadaş lar aras ı ndaki uyu ş mazl ı klar yabancı lara duyurulmamalı dı r. baş kaldı rmak * ayaklanmak. baş kesmek * selâm için baş eğ mek. yaş arken sağ iken. baş olan boş olmaz . her iş te onlar ı örnek tutarlar. gücü yetmek. isyan. baş ı nı kaldı rmamak. baş edebilmek * bir kimseyi yola getirmeye veya bir ş eyi yapmaya gücü yetmek. baş eğ mek * saygı göstermek için baş eğ erek selâmlamak. vuku bulmak. baş nereye giderse. kol kı rı lı r yen içinde * aile içindeki. serseme çevirici. * direnmekten vazgeçip buyruk altı na girmek. istersen soğ an baş ı ol * küçük bir iş te de olsa. baş göz etmek * evlendirmek. baş elde iken * ölmeden. baş arı kazanmak (kazanmamak). baş göz olmak * evlenmek. baş koş mak * bir i ş i baş armak için çalı ş mak.*Ş aş kı na. baş etmek (veya edememek) * gücü yetmek (yetmemek). kabarmak. yönetime karş ı gelmek. ortaya çı kmak. baş kı ç vurmak * baş tan gelen dalgalarla gemi. baş dönmesi * Göz kararı p düş ecek gibi olma. ba ş ı ve kı çı üzerinde inip kalkmak. baş kı rı lı r fes içinde. inkı yat etmek. baş göstermek * belirmek. baş gelmek * yenmek. ba ş ta olmak önemlidir. baş kaldı rma * baş kaldı rmak i ş i. isyan etmek. zuhur etmek. baş ol da. * iyice coş mak. baş komak (koymak) * bir ş ey uğ runa ölümü göze almak.

baş sallamak * karş ı sı ndakinin her sözünü uygun bulur görünmek. baş örtüsü * Bkz. baş tutmak * elebaş ı olmak. değ erini hiç yitirmeyen eser. çok yüksek tutulan (kimse veya ş ey). baş tacı etmek baş tacı etmek * çok sevmek ve saymak. baş örtü. baş yapmak * (kuaför) saç bakı m ve tuvaleti yapmak. baş üstüne * bir dileğ in yerine getirileceğ ini içtenlikle belirtmek için "peki" anlam ı nda kullanı lan söz. baş üstünde yeri var * büyük bir saygı ve ilgi ile kar ş ı lanı r veya a ğ ı rlanı r. çevirmek. * iş baş ı ndaki ki ş inin i ş i çoktur. baş yarma * Vida yapı mı nda kullanı lacak olan perçinlerin baş lar ı na tornavida yerleri açmak iş i. baş tacı * Çok sevilen. el üstünde tutmak. fı rtı na yüzünden. ana bilgileri veren. * (gemi. bitkiler) baş ak ba ğ lamaya baş lamak. baş sağ lı ğ ı dilemek * ölen bir kimsenin yakı nları na ilgi ve yakı nlı k anlatan söz söylemek. ba ş ak olu ş mak. baş ucu kitabı * Sı k sı k yararlanı lan. baş ucu * Yatı lan bir yerin baş konulan yönü veya yakı nı . baş tutamamak * rüzgâr. yapı lı ş ı ndaki veya yükseliş indeki bir bozukluk sebebiyle gemi dümene uymamak. baş yakmak * kötü duruma düş ürmek.* bir yerde baş olan kimse taş ı dı ğ ı değ er dolayı sı yla o yere gelmiş tir. baş sağ lı ğ ı * Ölen bir kimsenin yakı nları na söylenen ilgi ve yakı nlı k anlatan söz. baş yarı lı r (kı rı lı r) börk (fes) içinde. kol kı rı lı r kürk (yen) içinde * aile içindeki kiş ilerin anlaş mazlı kları aile içinde kalmalı dı r. * (buğ day vb. baş vermek * (çı ban) olgunlaş mak. . baş üstünde tutmak * çok iyi ağ ı rlamak. kayı k) döndürmek. rotadan ç ı kmak.

dengeli olarak. * Arpa. baş a ba ş * birinden üstün olmadan. baş a gelmek * (kötü bir duruma) uğ ramak. baş a ba ş * Eş it durumda. baş a gelen çekilir * çaresiz durumlara düş üldüğ ünde insanı n kendini üzüntüye kapt ı rmayı p bu durumlara katlanması nı n olağ an ve do ğ ru bulunduğ unu anlatı r. baş yemek (baş ı nı yemek) * birinin ölümüne veya yok olması na sebep olmak. Zodyak. baş akçı k . denk olmak. kendi istedi ğ i yolda sonuçland ı rabilmek.baş yastı ğ ı * Yatakta baş ı n altı na konulan yast ı k. buğ day. baş a çı kmak * bir ş eye gücü yetmek. * Tarlalarda. yulaf gibi ekinlerde baş ak oluş mak. en usta pehlivanlar baş pehlivanlı k için yar ı ş mak. baş a çı kmak * güçlükler çı karan biriyle olan iş ini. baş a geçmek * en üstün yeri almak. yulaf gibi ekinlerin taneleri taş ı yan k ı lç ı klı baş ı . baş ak bağ lamak (veya tutmak) * arpa. * en üstün sonucu elde etmek için mücadele vermek. baş a ba ş noktası * bir yabancı paranı n veya değ erli kâ ğ ı dı n piyasa değ eri ile üstünde yazı lı de ğ erin aynı olması durumu. baş a ba ş gelmek * eş it olmak. bağ larda dökülmüş veya tek tük kalm ı ş olan ürün. baş ağ aç * Boyuna dikey yönden kesilmiş olan ve yı l halkalar ı çember biçiminde görüntü veren ağ aç. baş a vermek * değ iş tokuş yaparken üste baz ı ş eyler vermek. baş ak toplamak * tarlalarda kalmı ş baş aklar ı veya bağ larda dökülmüş meyveleri toplamak. * birinin güç duruma düş mesine yol açmak. Ba ş ak baş ak * Zodyak üzerinde Aslan ile Terazi burçları arası nda bulunan burcun adı . baş a güre ş mek * yağ lı güreş te. buğ day. baş akçı * Tarlalarda kalmı ş baş akları veya bağ larda dökülmüş meyveleri toplayan kimse.

performans. baş arı * Baş armak i ş i veya baş arı lan i ş . baş aklı * Baş ağ ı olan (ekin). baş aktör * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli erkek oyuncu. baş ar ı göstererek. baş aktörlük * Baş aktörün iş i veya mesleğ i. baş aklama * Baş aklamak i ş i. üstesinden gelinmiş . baş aklamak * Tarlalarda. baş arı lı * Baş ar ı gösteren. takat sı nı rı . baş altı * Yağ lı güreş te pehlivanları n ayrı ldı ğ ı beş derecenin ikincisi. baş aklanma * Baş aklanmak durumu. baş aktris * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli kad ı n oyuncu. baş aktrislik * Baş aktrisin iş i veya mesleğ i. * Baş ar ı göstermeyen. muvaffak ı yetsiz. * Baş ar ı göstermeyerek. muvaffak ı yet. baş aklanmak * Baş ak ba ğ lamak. muvaffakı yetsiz. bağ larda kalm ı ş döküntüleri toplamak. baş arı m * Elde edilen bir baş ar ı . baş arı lma * Baş ar ı lmak iş i. baş arı sı z baş arı sı z olmak * baş ar ı sa ğ layamamak. * Arka ucu baş ka biçimde olan (ok). baş arı lmak * Baş ar ı ile sona ermek. muvaffak ı yetli. tutmak. * Baş ar ı lmı ş . baş arı göstermek (veya kazanmak) * baş armak. * Baş ar ı lamayan. * Baş ar ı lı bir biçimde. baş arı gösterememek.* Çiçeklerde baş ağ ı oluş turan çiçek demeti veya topluluğ u. * Bir sporcunun yapabileceğ i en iyi derece. . * Gemilerde tayfa ve erlerin baş taraftaki koğ uş lar ı .

* Baş bakanı n makamı . * Çiğ veya piş miş koyun. baş at * Benzerleri arası nda güç ve önem bakı mı ndan baş ta gelen. sı ğ ı r baş ı satan kimse. hâkim. baş bakanlı k * Baş bakan olma durumu ve baş bakanı n görevi. baş çavuş luk * Astsubay baş çavuş rütbesi. baş arı sı zlı k * Baş ar ı sı z olma durumu. baş arma * Baş armak i ş i. * Baş bakan ve görevlilerinin çalı ş tı ğ ı daire. muvaffakı yetsizlik. hâkimiyet. baş kan. dominant. * Osmanlı İ mparatorluğ unda savaş zamanı baş ka birliklerden ayrı lı p bir araya getirilerek oluş turulan birliğ in veya milis güçlerinin komutan ı . * Çiçeklerin erkek organları nda çiçek tozunu ta ş ı yan torbacı k. baş bayi baş buğ * Bir dağ ı tı m iş inde bütün bayilerin bağ lı bulundu ğ u ana bayi. * Yeniçeri ocağ ı nı n çavu ş u. baş çı *İ ş çi baş ı . bakanlar kurulunun baş ı . baş asistanlı k * Baş asistan olma durumu. ha ş efe. muvaffak olmak. baş asistan * En üst derecedeki asistan. baş çı k . baş vekil. * Eski Türklerde baş . baş çavuş * Astsubay baş çavuş . kuzu. baş at karakter * Bir melezde her zaman ortaya çı kan karakter.baş arı sı zlı ğ a uğ ramak * baş ar ı sı z olmak. baş armak * Bir iş i istenilen biçimde bitirmek. baş bakan * Hükûmet baş kanı . baş atlı k yasası * Irk karı ş mas ı nda güçlü öz yapı nı n sonraki soylardan üstün geldiğ ini kanı tlayan yasa. komutan. baş atlı k * Baş at olma durumu. * Baş asistanı n görevi. kabinenin ba ş ı .

* Yeniçeri bölüklerinin en kı demsiz subayı ve erlerinin en k ı demlisi. baş hakem * Yarı ş mayı veya oyunu yöneten hakemlerin baş ı . baş eski * En kı demli kimse. baş garsonluk * Baş garson olma durumu. baş eksper * Eksperlerin baş ı . baş dekorcu * Dekorcuları n baş ı . metrdotel. baş fiyat baş gardiyan * Gardiyanları n ba ş ı . baş efendi * Devlet dairelerinde kı demli memur. baş mürettip. baş eser * Kendi türünde en mükemmel eser. baş danı ş manlı k * Baş danı ş manı n iş i veya görevi. sertabip. baş kâtip. metrdotellik. baş gedikli * En yüksek rütbeli astsubay. baş dizgici * Bir bası m evindeki dizgicilerin baş ı . baş hekim * Bir hastahaneyi yönetmekle görevlendirilen hekim.baş danı ş man * Danı ş manlar ı n ba ş ı . baş dümeni * Gemi veya teknelerin baş ı na yerleş tirilen ve iyi bir manevra sağ layan dümen. baş garson * Garsonları n ba ş ı . baş dekorculuk * Baş dekorcunun iş i veya mesle ğ i. baş hekimlik * Baş hekimin görevi. . baş dümenci * Dümencilerin baş ı . baş dizgicilik * Dizgicilerin baş ı . baş tabip. ş aheser. * Baş garsonun i ş i. * En iyi ürün için tespit edilen fiyat. baş yap ı t. * Baş hekimin makamı . sermürettip. dekor hazı rlamada en üst sorumlu.

baş ı dinç * Kaygı sı z ve tasası olmayan. bahtı açı k. . ön ayak olmak.baş hemş ire * Bir klinik veya hastahanede hemş ireleri yönetmekle görevlendirilmiş hemş ire. darlı ğ a dü ş mek. baş ı darda kalmak * parası zlı ktan dolayı sı kı ntı da olmak. baş ı bağ lanmak * biri evlendirilmek. baş ı daralmak * (para yönünden) sı kı ntı ya. baş hostes * Hava yolları nda hosteslerin en deneyimlisi ve yapı lan sefer boyunca hizmetten sorumlu kimse. üzücü bir durumla karş ı laş mak. baş ı devletli * Talihli. baş ı dara düş mek * sı kı ntı ya girmek. baş ı açı k * Örtü veya ş apka ile baş ı örtülmemi ş . baş ı derde girmek * sı kı ntı lı bir duruma düş mek. baş ı ağ rı mak * bir iş ten dolayı sorumlu duruma düş mek. baş ı çekmek * herhangi bir konuda önde gitmek. baş ı belâya girmek (veya uğ ramak) * sı kı cı . baş hemş irelik * Baş hemş ire olma durumu. sı kı ntı lı durumda. baş ı dertte * çözülmesi güç. sı kı ntı lı bir durumda. baş ı dimdik * Onurlu. kendi yanı nda tutmak. gururlu. baş ı çatlamak * baş ı çok ağ rı mak. baş ı bütün * eş i hayatta olan (kar ı veya koca). * Evli. baş ı bağ lı * Serbest olmayan. baş ı belâda * çözülmesi güç. * birini yandaş olarak kazanmak.

baş ı nâra yanmak * baş kas ı uğ runa büyük bir zarara uğ ramak. a ğ ı rlanmak. baş ı üstünde yeri olmak * her zaman iyi karş ı lanmak. üzüntüyle. * para veya mevki sebebiyle ş aş ı rı pş ı marmak. baş ı yastı ğ a dü ş mek * yorgunluktan veya güçsüzlükten uykuya dalmak. bunalmak. baş ı taş a değ mek * ağ ı r bir durum kendisine ders olmak. baş ı yerine gelmek . baş ı tutmak * gürültüden veya üzüntüden baş ı ağ rı mak. baş ı kazan gibi olmak * baş ı nda çok ağ rı ve uğ ultulu bir sersemlik olmak. baş ı sı kı lmak (veya sı kı ş mak) * herhangi bir güçlük karş ı sı nda kalmak. * Sevdadan veya içkiden sarhoş . baş ı için * "çocuğ umuzun ba ş ı için". "annenizin baş ı için" gibi sözlerde değ erli bir kiş i ortaya konarak kullanı lan ant veya yalvarma sözü. baş ı kalabalı k * yanı nda bir iş i konuş amayacak kadar çok kimse var. baş ı sı kı ya gelmek * herhangi bir güçlük kar ş ı sı nda bunalmak. baş ı göğ e ermek (veya değ mek) * beklenmeyen bir mutluluğ a ermek. ayağ ı nı n altı ndan yerin çekilmesi gibi bir duygu gelmek. baş ı dumanlı * Doruğ unu sis bürümüş (dağ ). baş ı hoş olmamak * bir ş eyden ho ş lanmamak. baş ı yastı k yüzü görmemek * yatağ a yatı p uyumamı ş olmak. zor durumda kalmak. * bir düş ünce veya davranı ş ı uygun bulmak.baş ı dönmek * insana. baş ı yerde * utançla. çevrede gözü olmayan. kı rgı nlı kla. baş ı havada * sevinçli. * görkemli bir ş ey karş ı sı nda ş aş ı rmak. eş yanı n dönmesi. baş ı önünde * uslu. * sı kı ntı yaratan bir durum karş ı sı nda bunalmak.

inat etmek. * ölüm ihtimalini bildirmek için kullanı lı r. * Yönetimsiz. baş ı m gözüm üstüne * belirtilen istekleri içtenlikle yapmayı kabul etmeyi anlatı r. baş ı na bir hâl gelmek * kötü bir duruma uğ ramak. seve seve. baş ı na belâ almak * bir sorunla karş ı laş mak. * Bağ lanmamı ş . musallat olmak. karı ş anı . * Düzensiz topluluk. baş ı yukarda * onurlu. karı ş ı k. tedirgin etmek. baş ı bozuk * Askerlerin arası na katı lmı ş sivil savaş çı . kendi havası na bı rakmak. . baş ı n sa ğ olsun * yakı nları ndan birini toprağ a vermiş bir kimseye söylenen ilgi ve yakı nlı k anlatan söz. baş ı bo ş * Bir ş eye veya kimseye ba ğ lı olmayan. kendini be ğ enmiş . baş ı mla beraber * memnunlukla. düzensizlik. kibirli. kötü bir duruma düş mek. serbest bı rakı lmı ş . baş ı na balta kesilmek (veya olmak) * sürekli istemek. baş ı bo ş kalmak * baskı altı nda bulunmamak. ı srar etmek. baş ı zapt olunmamak * binicisini alı p götürmek. disiplinsizlik. baş ı bozukluk * Baş ı bozuk olma durumu. içinden çı kı lamayan. baş ı bo ş luk * Baş ı boş olma durumu. * Kargaş al ı . söz dinler (kimse). baş ı bo ş bı rakmak * üstünde hiçbir baskı veya denetim bulundurmamak. baş ı na belâ olmak (veya kesilmek) * sı kı ntı vermek. denetimsiz.* zihin yorgunluğ u geçmiş olmak. görüş eni olmamak. * Baş ı nı örtmeden. * Düzensiz davranı ş . baş ı yumu ş ak * Uysal. baş ı na belâ açmak * kötü bir olay dolayı sı yla dert sahibi olmak. baskı sı z. baş ı kabak * Saçı dökülmü ş veya dibinden kesilmiş .

. * beklenmedik. baş ı na güne ş geçmek * güneş çarpmak. baş ı na çorap örmek * birine. nefretle geri vermek.baş ı na buyruk * kimseden izin almaksı zı n dilediğ i gibi davranan. baş ı na ek ş imek * ağ ı r yük olmak. ş aş ı rtı cı bir olay veya durumla karş ı la ş mak. çok yüz vermek. baş ı na gelmek * bir görevin baş ı na gelmek. * kötü bir durumla karş ı laş mak. baş ı na devlet kuş u konmak * beklemediğ i büyük bir nimeti ele geçirmek. * bir iş i yapmaya baş lamak. baş ı na dolamak * musallat etmek. baş ı na dünyanı n belâsı nı sarmak * büyük felâket getirmek. baş ı na dert etmek (veya açmak) * bir ş eyi üzüntü konusu yapmak. * bir içeceğ i kab ı yukarı kaldı rarak sonuna dek içmek. baş ı na çı kmak * birinden yüz bulup ona karş ı pek ş ı marı kça davranmak. baş ı na iş açmak * uğ raş tı rı cı ve üzücü bir iş in çı kması na yol açmak. haberi olmadan kötü duruma düş ürücü davranı ş ta bulunmak. baş ı na çı karmak *ş ı martmak. * üstüne kalmak. baş ı na dikmek * birini veya bir ş eyi korumak için bir kimseyi görevlendirmek. baş ı na geçirmek * baş ı na giymek. baş ı na geçmek * görevi altı nda bulundurmak. baş ı na çalsı n * birine verilmek istenilen bir ş eyin öfke ve nefretle geri çevrildi ğ ini anlatmak için söylenir. baş ı na iş çı karmak * istenilmeyen veya uğ raş tı rı cı bir iş e yol açmak. * bir iş in yönetimini ele almak. baş ı na çalmak * bir ş eyi öfkeyle. * bir ş eyi öfke ile birisinin baş ı na vurmak.

ilgi göstermek. baş ı na vurmak * (içtiğ i içki) ne yaptı ğ ı nı bilemez bir duruma düş ürmek. baş ı na ta ş düş mek (veya yağ mak) * felâkete uğ ramak. önde geleni. baş ı nda * (bir ş eyin) sı rada önde olan ı . baş ı nda beklemek (veya durmak) * yanı nda durup gözetlemek.baş ı na iş çı kmak * boş a gitmeyen ve beklenmedik bir iş veya olayla kar ş ı la ş mak. baş ı na kakı nç etmek * yapı lan bir iyili ğ i sürekli olarak söyleyerek bı ktı rmak. baş ı nda paralans ı n * yapı lan bir iyilik çok söylendiğ inde o iyiliğ in artı k istenmedi ğ ini belirten bir söz. baş ı na taç etmek * çok de ğ er vermek. eğ lence peş inde koş mak. baş ı na kakmak * yapı lan bir iyili ğ i yüzüne vurarak birini üzmek. baş ı nda olmak * yöneticisi olmak. * (gaz veya sı caktan) ba ş ı ağ rı mak. kontrolünü yitirmek. . baş ı na karalar ba ğ lamak * çok kederlenmek. * gerçekleş meyecek ş eyler dü ş ünerek vakit geçirme. baş ı na oturmak * Bir iş i yapmaya baş lamak. a ğ zı ndan lokması nı al * uysal ve sessiz kimseler için kullanı lı r. baş ı nda değ irmen çevirmek * gürültü ile tedirgin etmek. baş ı na vur. iş e koyulmak. baş ı nda kavak yeli esmek * (genç için) sorumluluk duygusundan uzak. baş ı na yı kmak * harap etmek. baş ı nda olmak * aynı sı kı ntı lı durumda bulunmak. hiddete kapı lmak. baş ı na kan ç ı kmak * öfkelenmek. baş ı na kalmak * istemediğ i hâlde bir iş i yapmak veya bir kimseye bakmak zorunluğ u ile karş ı la ş mak. baş ı na sarmak * birine musallat etmek. zevk. zor durumda bı rakmak.

baş ı ndan aş ağ ı kaynar sular dökülmek * üzüntülü veya kötü bir olay karş ı sı nda birdenbire büyük bir sı kı ntı duymak. baş ı nı beklemek * gözetlemek. baş ı ndan almak * kurtulmak. baş ı nı alamamak * bir ş eyden kurtulamamak. baş ı ndan kesmek * yapı lmas ı istenmeyen bir i ş i baş tan engellemek. baş ı ndan korkmak * hayatı ndan kaygı duymak. baş ı nı belâya sokmak * birini. baş ı ndan atmak * yapı lmas ı güç bir i ş i yapmaktan kendini kurtarmak. * bir iş için birini tedirgin etmek. baş ı nı ağ rı tmak * gereksiz sözlerle birini bunaltmak. baş ı nı bir yere bağ lamak * birini bir iş e yerleş tirmek. baş ı nı bağ lamak * birini niş anlamak veya evlendirmek. baş ı ndan geçmek * daha önce aynı duruma u ğ ramı ş olmak. .baş ı nda torbası eksik * eş ek gibi bir adam. baş ı ndan aş kı n olmak * iş i pek çok olmak. kötü sonuçlar verecek bir duruma itmek. * sürdürülmesi gereksiz görülen bir bağ lı lı ğ a. savuş mak. baş ı ndan büyük i ş lere giriş mek (veya kalkı ş mak) * gücünün üstünde olan iş lere kalkı ş mak. baş ı nı ateş lere yakmak * baş ı na büyük bir dert almak. u ğ ra ş tı rmak. iş sizlikten. baş ı nı boş bı rakmak * yalnı z veya serbest bı rakmak. baş ı boş luktan kurtarmak. baş ı ndan savmak * bir istekte bulunanı sözde bir sebeple uzaklaş tı rmak. cezalandı rı lmaktan korkmak. baş ı nı ağ rı tmamak (veya ba ş ı nı zı ağ rı tmayayı m) * uzun uzun anlatı lan bir sorunu sonuca ba ğ larken sözün uzadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. sorumluluğ u atmak. bir iliş kiye son vermek. baş ı nı al ı p gitmek * izin almadan ve gideceğ i yeri bildirmeden gitmek.

yataktan çı kamamak. baş ı nı döndürmek * mutluluktan yarı sarhoş duruma getirmek. kellesini uçurmak. baş ı nı koltuğ unun altı na almak * ölümü göze alarak bir iş e giri ş mek. * iyileş ememek. baş ı nı kurtarmak * canı nı korumak. bir iş i istenildiğ i gibi yapmamak. baş ı nı gözünü yarmak * bir iş i kötü yapmak. baş ı nı istemek * öldürülmesini istemek. sis bürümek. baş ı nı ortaya koymak * bir iş e giriş irken ölümü göze almak. baş ı nı dinlemek * sessiz. * geçimini sağ layacak bir duruma gelmek. baş ı nı duman almak * sis kaplamak. . baş ı nı kaldı rmamak (veya kaldı ramamak) * bir iş i aralı ks ı z sürdürmek. baş ı nı kaş ı maya vakti olmamak (veya baş ı nı kaş ı yacak vakti olmamak) * arada en ufak baş ka bir iş yapamayacak kadar s ı kı ş ı k durumda bulunmak. baş ı nı toplamak * (kadı n) saç ı nı toplay ı p baş ı na bir çeki düzen vermek. baş ı nı ezmek * bir daha kötülük edemeyecek duruma getirmek. baş ı nı sokmak * barı nacak bir yer bulmak. baş ı nı uçurmak * Bkz. baş ı nı derde sokmak * sı kı ntı lı bir duruma girmek veya getirilmek. sakin kalmak. baş ı nı dik tutmak * onurunu korumak. baş ı nı çı karmak * (bitki için) filizlenmeye baş lamak. * kendine hayran bı rakmak.baş ı nı çatmak * baş ağ rı sı nı önlemek için alnı n üstünden arkaya doğ ru eş arp ve benzeri ş eyleri çepeçevre bağ lamak. baş ı nı taş tan taş a vurmak * çaresiz kalarak çok piş man olmak. baş ı nı nâra yakmak * birini ağ ı r bir zarara u ğ ratmak.

baş kalar ı biçiminde kullan ı lı r. baş kaca * Ayrı ca. baş kiş i. baş ka olmak * farklı olmak. değ iş ik.baş ı nı vermek * kendini feda etmek. metamorfizm. baş ı nı n altı nda * yastı ğ ı nı n altı nda. baş ı nı yakmak * güç bir duruma sokmak. baş kahraman * Bir eserde baş rolü oynayan kiş i. . baş ı nı n dikine gitmek * kendi düş ünce ve görüş ünün en iyi olduğ una inanarak kimsenin öğ üdünü. farklı . * Nitelik yönünden al ı ş ı lmı ş ı n dı ş ı nda bir üstünlü ğ ü olan. baş ı nı yemek * yok olması na sebep olmak. baş ı nı n gözünün sadakası * baş a gelecek bir belâyı savmak veya önlemek için yap ı lan bağ ı ş . * "Ayrı ca üstelik bir yana" anlamları nda -dan / -den baş ka biçiminde kullanı lı r. * Konu edilen. özge. baş ı nı n altı ndan çı kmak * birinin hilesiyle yapı lmak. baş ka biri * di ğ er bir kimse. özveri. baş imam baş ka * Bilinenden ayrı . bı ktı rı ncaya kadar sürekli konu ş mak veya söylemek. baş ı nı n çaresine bakmak * kimseden yardı m görmeden kendi iş ini kendi yapmak. baş kalaş ı m * Bir kütlenin fizikçe ve kimyaca değ iş mesi. baş kafiye * Dize ba ş lar ı nda aynı kelime olmamak kaydı yla ayn ı sesleri veren kelimelerden olu ş an kafiye. de ğ iş ik görünmek. uyar ı sı nı dinlememek. baş ka i ş i yok mu? * Bu iş e ne diye karı ş ı yor? Bu iş onu ilgilendirmez. istihale. baş ı nı n derdine düş mek * baş ka bir ş eyle ilgilenmeyecek kadar sı kı ntı lı durumda bulunmak. baş ı nı n etini yemek * karş ı sı ndakini bezdirinceye. bilinenden ayrı nesne ve kimse için teklik veya çokluk olarak baş kas ı . * Birden çok imam bulunan camilerde yönetici durumundaki imam.

reis. baş kalı k baş kan * Bir topluluğ un. * Alı ş ı lana benzememe. * Bir resmî dairede veya kuruluş ta çalı ş an kâtiplerin ba ş ı . isyan. değ iş mek. değ iş iklik. baş kalaş tı rmak * Baş ka bir duruma getirmek. niteliğ e dönüş mek. baş kalaş tı rma * Baş kalaş tı rmak i ş i. aslî tipi. farklı lı k kazanmak. baş kent * Baş ş ehir. * Embriyon evresinden ergin olana değ in bir hayvanı n geçirdiğ i biçim ve yapı değ iş imleri. baş kan olarak yönetmek. baş kan vekili * Baş kanı n iş ini görmesi için yerine b ı raktı ğ ı veya yetki verdiğ i kimse. baş karakter * Oyunun önde gelen aslî karakteri . bozulmak. * Baş kanı n görevi veya makam ı . baş kanlı k etmek * bir toplantı veya topluluğ u. baş yazman. * Kötüleş mek. * Bazı ülkelerde devletin ve hükûmetin baş ı . baş kası baş kâtip * Diğ er bir ş ahı s. metamorfoz. baş kentlik . değ iş ik olma durumu.baş kalaş ma * Baş kalaş mak iş i. * Biçim değ iş tirmek. ötekisi. baş kanlı k * Baş kan olma durumu. baş kâtiplik * Bir resmî dairede veya kuruluş ta çalı ş an kâtiplerin ba ş ı . diğ eri. baş yazman. istihale. baş kalaş mak * Baş ka bir varlı ğ a. istihale etmek. baş kanlı k sistemi * Devlet yönetiminde tek bir kiş inin baş kanlı ğ ı nda hükûmet etme ve devleti yönetme esası na bağ lı siyasî sistem. riyaset. herhangi bir kimse. baş kaldı rı * Ayaklanma. reislik. bir toplantı nı n veya bir derneğ in baş ı nda bulunan kimse. baş kanlı k makam ı * Baş kanı n odas ı nı n bulunduğ u veya oturduğ u yer. baş kan yardı mcı sı * Baş kana yardı m eden sorumlu ve yetkili kimse.

katedral. yuvarlak baş lı lâhana (Brassica oleracea). baş konakçı * Asalağ ı n en iyi geliş tiğ i. baş konsolos * En yüksek derecedeki konsolos. baş kumandanlı k * Baş komutanlı k. serdar. * Bir eserin veya bir oyunun en önemli kiş isi. baş komutanlı k * Baş komutan ı n görevi. baş lama! * (hoş olmayan bir söz veya davranı ş la ilgili olarak) "tekrarlama" anlamı nda emir. baş lâhana * Yaprakları sı kı . baş kesit * Ağ acı n boyuna dikey yönde kesilmesi sonunda y ı l halkalar ı nı n çember biçiminde görüntü verdiğ i yüzey. baş kumandan * Baş komutan. deniz ve hava kuvvetlerine komuta eden en büyük komutan. baş kilise baş kiş i * Piskoposluk makamı olan büyük kilise. bu halkla ilgili. baş köş eye kurulmak * saygı n ki ş ilere ayr ı lan yere oturmak. baş konsolosluk * Baş konsolosun görevi. Ba ş kurtça * Baş kurt Türkçesi. . baş kumandan. * Baş komutanı n makamı . * Bu halka özgü olan. dolay ı sı yla en çok yararlandı ğ ı ve ya ş amaktan hoş land ı ğ ı konakçı . baş lama meridyeni * Boylamları n hesabı nda baş langı ç olarak kabul edilen meridyen. baş lama vuru ş u * Futbolda oyuna ilk baş lamada veya her golden sonra topu santrada yeniden oyuna sokmada yap ı lan vuruş . baş köş e * Bir yerde en saygı n kiş inin veya büyüklerin oturması için ayrı lan yer. baş lama * Baş lamak i ş i. * Baş konsolosun makam ı . Ba ş kurt * Rusya'daki Baş kurdistan Federe Cumhuriyeti'nde yaş ayan Türk halkı veya bu halkı n soyundan olan kimse. baş kahraman. baş komutan * Savaş ta bir devletin bütün kara.* Baş kent olma durumu.

* Görünmek. baş lanmak * Baş lamak i ş ine konu olmak. baş ladı ğ ı nokta veya tarih olarak kabul etmek. baş lı baş ı na * Baş ka ş eylerden ayr ı olarak kendi baş ı na. belirtmek. baş lay ı cı * Bir ş ey öğ renmeye yeni baş layan (kimse). baş lanı lmak * Baş lanmak. baş latı lmak * Baş latmak i ş i yap ı lmak. baş langı ç * Bir iş in. * Etkisini gösterme. * Çalı ş ı r. tek ba ş ı na. baş latma * Baş latmak i ş i. bir dönemin.nin ilk bölümü. * Sı fı r sayı sı nı n. * Hoş olmayan bir davran ı ş a koyulmak. baş lanma * Baş lanmak iş i. i ş ler. baş latı lma * Baş latı lmak iş i. * Olmak. baş lay ı ş * Baş lamak i ş i veya biçimi. baş latmak * Baş laması na yol açmak. mukaddime. baş lı ca * En önemli. * Baş oluş mak. bir hayatı n vb. oluş mak. ortaya çı kmak. harekete geçmek. baş langı ç tutmak * bir iş i. baş lanı lma * Baş lan ı lmak i ş i. * Ön söz veya giriş . * (birinin) Kötü konuş mas ı na yol açmak. say ı doğ rusundaki yeri.baş lamak * Bir iş e giriş mek. yürür duruma girmek. müptedi. * Parametrelenmiş bir yayı n uçlar ı ndan biri. bir dönemin. doğ mak. baş langı ç noktası * Bir iş in veya ş eyin baş ladı ğ ı yer. baş ta gelen. baş lı * Baş ı olan. .

damadı n kaynatas ı na ödemesi görenek olan para. serlevha. baş makç ı lı k * Baş makç ı nı n iş i. * Tekerlek parmakları nı n çakı lı olduğ u kı sı m. * Hayvan koş umunun baş a geçirilen bölümü. arpalı k. * Tablaları n veya i ş parçaları nı n düzgün kalması nı sa ğ lamak amac ı ile baş tarafları na tak ı lan parça. serpuş . paş makç ı . anteti olan. evlenirken damat kaynatası na para veya mal vermek. baş lı kçı baş lı klı * Baş lı ğ ı olan. antet. baş mabeyinci * Osmanlı sarayı nda mabeyincilerin ba ş ı . baş lı k atmak (veya koymak) * bir yazı ya baş lı k olarak ad bulmak. baş mubassı r * Gözetmenlerin baş ı olan kimse. * Bazı bölgelerde. baş mal * Anamal. * Bir sütunun. * Camilerde. kı z ve hasekilerine bağ lanan ödenek. * Antetli. bir direğ in tepeliğ i. top. evlenirken. k ı z kardeş . . * Baş lı k yapan veya satan (kimse). sermuharrir. kapital. satan kimse. baş makale * Baş yaz ı . * (camide) Ayakkabı konulan yer. baş misafir * En değ erli konuk. * Bir yazı nı n. baş muallimlik * Baş öğ retmenlik. baş makç ı * Ayakkabı yapan. takke. baş mak * Ayakkabı . sermaye. baş muharrir * Baş yazar. çı karı lan ayakkabı lara bekçilik eden kimse.baş lı k * Genellikle baş ı korumak için giyilen nesne. has. baş lı k vermek * bazı bölgelerde. paş mak. baş lı ksı z * Baş lı ğ ı olmayan. giri ş bölümünde. külâh. bir kitabı n bölümlerinin baş ı na konulan ve konuyu kı saca tan ı tan yazı . baş maklı k * Padiş ahı n anne. baş muallim * Baş öğ retmen.

baş müdürlük * Baş müdürle yönetilen kurulu ş . baş örtülü * Baş ı nı ba ş örtü ile örtmüş olan (kad ı n). baş öğ retmenlik * Baş öğ retmen olma durumu. baş mühendislik * Baş mühendisin yaptı ğ ı iş veya görev. müdür. . baş murakı plı k * Baş murakı bı n yaptı ğ ı iş . baş oyuncu * Bir filmde veya tiyatro eserinde baş rolü canlandı ran oyuncu. baş mürettip * Baş dizgici. baş müsevvit * Yazı müsveddeleri hazı rlayan ve adı na müsevvit denen memurlar ı n ba ş kanı . baş oda * Geleneksel Türk evinde özellikle konukları n ağ ı rlandı ğ ı büyük ve özenli döş enmiş oda. baş mürettiplik * Baş mürettibin yapt ı ğ ı iş . baş öğ retmen * (ilkokullarda) Yönetimden sorumlu olan öğ retmen. eş arp. baş müfettiş * En üst düzeydeki müfettiş . baş örtü * Kadı nları n saçları nı örtmek için kullandı kları örtü. baş müfettiş lik * Baş müfettiş olma durumu. baş müdür * En üst düzeydeki müdür. baş oyunculuk * Baş oyuncu olma durumu. * Baş müdürün çalı ş tı ğ ı daire. baş nokta * Baş langı ç noktas ı . sermürettip. baş murakı p * En üst düzeydeki denetçi.baş muharrirlik * Baş yazar olma durumu. baş mühendis * En üst düzeydeki mühendis.

baş kanı olmayan. * Bir filmin veya bir tiyatro eserinin baş kiş isini canlandı rma iş i. baş parmak * El ve ayakta bulunan en kalı n parmak. devlet merkezi. baş ta gelmek * önde olmak. baş rol * Baş oyuncunun rolü. baş piskoposluk * Baş piskoposun görevi ve makam ı . baş piskopos * Katoliklerde piskoposları n baş ı olan din adamı . baş rahip * Manastı rlarda en kı demli ve yönetimden sorumlu rahip. baş rejisörlük * Baş yönetmenlik. baş pehlivan * Birçok pehlivanı yenerek gücünü kabul ettirmi ş pehlivan. baş kent. . baş savc ı lı k * Baş savc ı olma durumu. * Baş savc ı nı n görevi veya makamı . * Yasası ve hükûmeti olmayan topluluk.baş papaz * Bazı kiliselerin papazları na. * Yöneticisi. anar ş i. * Baş papaz ı n sorumlulu ğ unda olan bölge. öteki papazlara göre bir üstünlük veren unvan. * Bir devletin yönetim merkezi olan ş ehir. üstün durumda olmak. baş papazlı k * Baş papaz ı n görevi ve makamı . baş sı zl ı k baş ş ehir baş ta (veya baş ı nda) bulunmak * bir iş in yöneticisi olmak. baş savc ı * En üst düzeydeki savcı . baş rahiplik * Baş rahibin görevi. baş rejisör * Baş yönetmen. erksizlik. * Baş ı veya baş kanı bulunmama durumu. baş sı z * Baş ı olmayan. baş pehlivanlı k * Baş pehlivan olma durumu.

özen göstermeden. sütunları n üstüne oturan ve iki sütun arası ndaki uzaklı ğ ı n üstünü örten büyük. doğ ru yoldan sapt ı rmak. bir uçtan öbür uca kadar. isyancı . baş tan savmacı lı k * Bir iş i yapmamak için bahane bulma iş i. baş tan kara etmek * batma tehlikesi karş ı sı nda. baş tan baş a * Tamamen. hepsi bir arada. baş ı ndan savma veya atma. baş tan a ş mak * pek çok olmak. baş tan savma * üstünkörü. pek çoğ almak. . bir kez daha. yeniden. her zaman. baş tan kara gitmek (veya etmek) * sonunu düş ünmeyerek hesaps ı z. baş tabip * Baş hekim. baş ta taş ı mak * çok saygı göstermek. baş tabiplik * Baş hekimlik. baş tan sona * Daima. baş tan savmacı * Bir iş i yapmamak veya savsaklamak için bahane bulma. baş tan * baş ı ndan alarak. baş tan kalmı ş (veya kalma) * baş kas ı taraf ı ndan kullanı lmı ş . * Baş ı ndan sonuna kadar. baş tanı maz * Asi. bütünüyle. baş tan ç ı kmak * ahlâkı bozulmak. bütünü. baş tan ç ı karmak * ayartmak. gemi baş ı nı karaya vurup oturmak. baş tanı mazl ı k * Anarş izm. baş taban * Yunan ve Roma mimarlı klar ı nda. kötü yola sürüklemek. baş tan a ş ağ ı * Hepsi. düzen bozucu. uzun taş kiri ş lerin oluş turdu ğ u bölüm. batarcası na yaş amak.baş ta gitmek * en ileri durumda bulunmak.

* Geminin ön bölümünde çapanı n bulunduğ u yer. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağ ı kullanmak.baş tankara * Ötücü kuş lar takı mı nı n. * Baş uzmanı n görevi. Kuzey Afrika. baş vurmak * Bir iş in yapı lmas ı için bir kimsenin aracı lı ğ ı nı istemek veya bir iş te bir ş eyden yararlanmak amac ı yla ona el atmak. baş uzman * En yüksek düzeyde bulunan uzman. baş uzmanlı k * Baş uzman olma durumu. semtürreis. baş tankaragiller familyası ndan. baş vurdurmak * Baş vuru i ş i yaptı rmak. müracaat etmek. çesitli renklerde olabilen bir ku ş türü (Parus maior). ufkun üstünde olan ı . baş vekâlet * Baş bakanl ı k. baş tankaragiller * Omurgalı hayvanları n. müracaat ettirmek. baş ucu uzaklı ğ ı * Gökyüzünde verilen bir nokta veya yı ldı zı n ba ş ucu noktası ndan aç ı sal uzaklı ğ ı . baş tarda * Osmanlı donanması nda yer alan kad ı rga cinsinden bir tür savaş gemisi. müracaat. baş ucu * Bir yerin düş eyinin gök küreyi kestiğ i nokta. . baş vekil * Baş bakan. ötücü kuş lar takı mı ndan yüz kadar kuş türünü içine alan geniş bir familya. baş vurma * Baş vurmak iş i. baş ülke baş üstü * Sömürge imparatorlukları nda sömürgelere egemen olan ülke. baş vurdurma * Baş vurdurmak i ş i veya durumu. Avrupa ve Asya'da ya ş ayan. baş vekillik * Baş vekil olma durumu. baş ucu noktası * Yeryüzündeki bir gözlem noktası ndan geçen düş ey doğ rultusunun gökyüzünü deldi ğ i iki noktadan. baş teknisyenlik * Baş teknisyenin görevi. baş teknisyen * En yüksek düzeyde bulunan teknisyen. müracaat etmesini sağ lamak.

kararda yetki üstünlüğ ü olanı . müracaat edilmek. müracaatç ı . müracaat. baş vurulmak * Baş vuru yapı lmak. baş yapı t *Ş aheser. baş yazman * Bir dairedeki yazmanları n baş ı . baş muharrir. baş yaz ı * Gazete ve dergilerde ilk sütuna veya birinci sayfaya konulan önemli yazı . bilgiye ulaş ma. baş makale. referans. baş yemek * Geleneksel Türk mutfağ ı nda çorbadan sonra gelen en önemli yemek. baş kâtip. baş yaverlik * Baş yaver olma durumu. bat . baş yazarlı k * Baş yazar olma durumu. baş kâtiplik. baş yargı cı * Oyunu yöneten yargı cı lardan. sermuharrir.baş vuru * Baş vurmak iş i. baş yazar * Bir gazete veya derginin baş yazı ları nı yazan kimse. baş yukarı * Bir yer altı kuyusunun üst kı smı na geçmeyi sağ layan geçit. baş yazmanl ı k * Baş yazman olma durumu. anlaş mazlı k durumunda. * Baş yazman ı n görevi veya makamı . baş yönetmen * Bir filmde veya tiyatro oyununda en üst düzeyde yönetmenlik yapan kimse. baş yard ı mcı * Bir kurum veya kuruluş ta görevli amirin yardı mcı lar ı ndan en üst düzeyde olanı . baş yı ldı z * Çift yı ld ı zlarda büyük olan yı ldı z. baş yaver * Yaverlerin baş ı olan kimse. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağ ı kullanma. * Baş yazarı n görevi. baş rejisör. baş vurucu * Bir iş için ba ş vuran kimse. baş yönetmenlik * Baş yönetmenin i ş i veya mesle ğ i. baş vurulma * Baş vurulmak durumu. * Baş yaverin görevi veya makamı . baş hakem.

bataklı k baykuş u * Baykuş giller familyası ndan. batakçı l batakçı lı k * Batakçı olma durumu. yarar sağ lamaz. batakhane * Gidenlerin dolandı rı ldı ğ ı veya kötü bir durumda bı rak ı ldı ğ ı yer. batakçı * Borcunu ödememeyi alı ş kanlı k hâline getirmiş olan (kimse). * Bataklı ğ ı olan (yer). * Eline geçen parayı batı ran. bataklı k ardı cı * Bataklı k ve sı k bitki örtülü yerlerde ya ş ayan küçük ve ötücü ku ş (Acrocephahus palustris). hayvan). s ı rt tüyleri pas rengi olan. batak çulluğ u * Çullukgillerden. ishak ku ş u (Asio flammeus). . rengi kahverengiye çalan siyah. * Bataklı kları seven. batak * Üzerine bası nca çöken çamurla ş mı ş toprak. bataklı klarda yeti ş en bir bitki. ucu sivri bir çe ş it takoz. içinden çı kı lmaz iş . pamuk otu (Eriophorum). * Kötü durum. bataklı klarda yaş ayan. bata çı ka * Güçlükle zorlukla. batakl ı klarda yaş ayan (bitki. bataklı k gazı * Metan. bataklı k kuş lar ı * Omurgalı hayvanlardan hem tavuksulardan. ahlâk dı ş ı durum. bataklı k nergisi * Avrupa ve Kuzey Amerika'da güneş li su kı yı ları nda yetiş en çok yı ll ı k bir bitki (Caltha palustris). 30 cm uzunlu ğ unda bir çulluk türü (Gallinago gallinago). bataklı k kı rlangı cı * Kı sa gagal ı . * Hayı r gelmez. batar * Zatürree. * Uygunsuz ve kötü. batmı ş .* Kurş un boruları n ağ zı nı açmakta kullan ı lan. bataklı k keteni * Papirüs familyası ndan. *İ ş lerin zamanı nda ve gereğ ince yapı lmadı ğ ı yer. ş imş irden yapı lmı ş . uçarken deniz kı rlangı cı nı andı ran bir tür ku ş (Glareda). bataklı bataklı k * Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge. uzun kanatlı . batağ a saplanmak * içinden çı kı lmas ı güç bir durumda olmak. hem ya ğ mur kuş lar ı nı içine alan kuş lar sı nı fı . bataklı klarda ya ş ayan bir ku ş türü.

* Batarya ile çalı ş an (radyo. * Bateri çalan kimse. batı l itikat * Boş inanç. gizli ve ak ı l dı ş ı güçlere. gün indi. batı lı * Batı ülkeleri veya bat ı bölgesi halkı ndan olan (kimse). * Batı yanl ı sı olan kimse. * Batı yanl ı sı olma durumu. bataryalı * Batarya ile güçlendirilmiş veya desteklenmi ş . temelsiz. garp. garp. * Bulunulan yere göre güneş in battı ğ ı yönde olan bölge. batı l inanç * Doğ a üstü olaylara. * Orkestrada vurma çalgı lar takı mı . telefon vb. garbî.batarya * En küçük topçu birliğ i.). garpçı . batarya kutusu * Bataryanı n bütün olarak ta ş ı nması nı sa ğ layan sandı k. batı l * Doğ ru ve haklı olmayan. garpl ı laş ma. batı cı batı cı lı k batı k * (gemi için) Batmı ş . bateri baterist batı * Yeryüzündeki baş lı ca dört yönden güneş in battı ğ ı yön. kehanetlere aş ı rı derecede bağ lı boş inanç. * Birkaç aygı tı n bir araya getirilerek belirli biçimde eklenmesinden oluş an takı m. davul. davulcu. * Savaş gemilerinde borda topları ve bunları n bulundu ğ u güverte parçası . bu yönle ilgili. * (siyasî anlamda) Avrupa ve Kuzey Amerika. * Bu yönde olan. batı bloku * Batı Avrupa ülkeleri ile Kuzey Amerika ülkelerinin olu ş turdu ğ u blok. * Güneş in 22 Martta ve 23 Eylülde battı ğ ı nokta. . batı lı la ş ma * Batı lı la ş mak i ş i. yüzyı ldan beri kullanı lan ve O ğ uzcaya dayanan Türk dili. batı l itikat. * Batı uygarl ı ğ ı nı benimsemiş bulunan (kimse). garpçı lı k. * Çürük. Batı Türkçesi * Hazar Denizinin batı sı ndaki Türk dünyas ı nda XIII. batarya ate ş i * Bir bataryada bulunan topları n hep birden ateş düzenine geçmesi. garpl ı .

* Yok edilmek. Batı nîye * Görünürdeki olayları n ardı nda gizli gerçeklerin bulundu ğ unu kabul eden tarikatlara verilen ad.batı lı la ş mak * Özellikle Avrupa ülkelerinin düş üncede. soğ an. garpl ı la ş mak. * Deniz diplerinde inceleme yapmak için kullanı lan araç. * Batı uygarl ı ğ ı nı benimseme. batı lı la ş tı rma * Batı lı la ş tı rmak iş i. garplı la ş tı rmak. batı rı k * Köftelik bulgur. nane. ağ ı r. * Mahvetmek. batı rı lma * Batı rı lmak i ş i. batması nı sağ lamak. domates. batı rma batı rmak * Batı rmak iş i. * Su üstü araçları na çelik kablo ile bağ lanmı ş . * Sı vı nı n veya yumuş ak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak. * Göbek. batı rı lmak * Batı rmak iş ine konu olmak. batı ş batisfer batiskaf . * Kumaş . kuş ak. maydanoz. garplı la ş tı rma. Batı nî * Batı niye mezhebinden olan kimse. dövülmemiş ceviz içi. garplı lı k. * Bir iş te sermayeyi yitirmek. görüş ve anlayı ş ta izledikleri temel ilkeleri benimsemiş olmak. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan (giysi). * Batmak iş i veya biçimi. çalı ş mada. * Bir kimseyi çekiş tirip iyice kötülemek. taze asma yaprağ ı veya lahanaya sarı larak tüketilen bir salata tütü. * Kirletmek. negatif yüzebilirliğ i bulunan dalı ş küresi. batı n * Karı n. * Bu yöntemle hazı rlanmı ş kumaş . batı lı la ş tı rmak * Batı lı la ş mas ı nı sa ğ lamak. bati batik * Yavaş . deri veya kâ ğ ı t süslemede kullanı lan bir yöntem. batı lı lı k * Batı lı olma durumu. *İ çrek. tahin ve limon suyu kullan ı larak yap ı lan.

* Saplanmak. * Borçları nı ödeyemez duruma düş en. battı balı k yan gider * iş ler kötü gitti ğ ine göre artı k istenildi ğ i gibi davranı labilir. * Harman makinesi. * Bir gök cisminin (Ay. seyrek olarak tek tük. kullanı lmaz. batma * Batmak iş i. * Yok olmak. batman batonsale * Tuzlu hamurdan yapı lan ince uzun çubuk. * Daha kötü bir duruma uğ ramak. iflâs. iflâs etmiş (kimse). battal edilmek * kullanı lamaz duruma getirilmek. * Yı kı lma. * (Güneş .batk ı batk ı n * Batkı nlı k. Güneş . battal olmak * kullanı lamaz. *İ flâs etmek. * (tedirgin etmemesi gereken ş eyler için) Tedirgin etmek. ço ğ u yünden dokunmuş kalı nca örtü. batmak * Bir sı vı nı n üstünde iken içine gömülmek. Yı ldı z vb. iflâs. * Yı kı lmak egemenli ğ i sona ermek. battal *İ ş e yaramaz. yı ldı z için) Dünyanı n dönüş ü dolayı sı yla ufkun alt ı na inmek. incitmek. battaniyeli * Battaniyesi olan. bozulmak. Ay. * Miktarı bölgelere ve tartı lacak ş eylere göre değ iş en eski bir ağ ı rl ı k ölçüsü. çökme. * Kirlenmek. yok olma. iş e yaramaz duruma gelmek. batk ı nl ı k * Borçları nı ödeyemediğ i mahkeme karar ı ile tespit ve ilân olunan tüccarı n durumu. battal etmek * kullanı lamaz bir duruma getirmek. * Hoş a gitmeyen bir duruma uğ ramak. battaniye * Yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanı lan. . harman dövme makinesi.) ufkun altı na inmesi. batöz batsat * Ara sı ra. tuzlu çubuk. müflis. * Alı ş ı lmı ş olandan büyük. inkı raz. * Dokunmak. * Çökmek.

bavulcu * Bavul yapan veya satan kimse. sı radan. * 200 ile 2000 m arası nda derinliğ i olan (deniz). pekâlâ. hiçbir özelliğ i bulunmayan. *Ş ahin ve köpek gibi hayvanlar ı avcı lı ğ a alı ş tı ran kimse. * Hayvanı avcı lı ğ a alı ş tı rma iş i. *Ş ahin ve köpe ğ i ava al ı ş tı rmak. uygunsuz olmak. epey. davranı ş . pespaye. * Yolculukta. * Her zamanki gibi olan. oldukça. baya ğ ı kaçmak * (söz. bay bay * Bey yerine kullanı lan bir unvan. banal.batur batyal bav bavcı * Bahadı r. Bavyeralı * Bavyera halkı ndan olan (kimse). âdeta. . çok. bavullu * Bavulu olan. * Çok iyi. basit adî. * Bavlı mak iş i. * Gerçekten. içine eş ya konulan büyük çanta. bavlı ma bavlı mak bavul bavul ticareti * Gümrüksüz ve vergisiz ithaline izin verilen eş yayı yabancı ülkelerden sat ı n alı p. baya ğ ı kesir * Ondalı k olmayan kesir. bavul veya çantalarla yolcu beraberinde sı nı rdan geçirerek iç piyasada değ erlendirmek iş i. * Erkek özel adlar ı yerine kullanı lı r. amiyane. * Avcı lar ı n. giyini ş için) yakı ş mamak. * Parası . zengin (kimse). malı çok olan. köpeklerini ava alı ş tı rmak için kullandı kları yapay ku ş vb. * Hemen hemen. baya ğ ı * Aş ağ ı lı k. * Kibar olmayan. bavlı * Ava alı ş tı rı lm ı ş (hayvan). baya ğ ı la ş ma * Bayağ ı laş mak durumu.

baya ğ ı la ş mak * Bayağ ı bir durum almak. * Eş . bayatl ı k bayatsı * Bayat olma durumu. bayatlamak * Bayat duruma gelmek. Bayat * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. * Gönül vermiş . * Taze olmayan. tazeliğ ini yitirmek. baygı n * Bayı lmı ş . * Kadı n özel adları yerine kullanı lı r. özelliğ ini yitirmi ş . . çok söylenmi ş . * Süzgün. baya ğ ı la ş tı rma * Bayağ ı laş tı rmak iş i. baya ğ ı la ş tı rmak * Bayağ ı laş ması na sebep olmak. baya ğ ı lı k * Bayağ ı olma durumu veya bayağ ı ca davranı ş . kendinden geçmi ş . bayan * Hanı m yerine kullanı lan bir unvan. bayat ı bayatî * Azerî ve Türkmen halk ş iirinde mani türüne verilen ad. * Güncelliğ ini. * Bayatlamaya baş lamı ş . bayatlatmak * Tazeyken kullanmayı p bayatlaması için bekletmek. bayat bayatîaraban * Araban ve bayatî makamları ndan oluş turulan bir birleş ik makam. bayatlama * Bayatlamak durumu. bayatsı mak * Bayatlamaya yüz tutmak. bayatîbuselik * Bayatî makamı nı n buselik beş lisi veya dörtlüsü ile sona ermesinden oluş an bir birleş ik makam. bayatlatma * Bayatlatmak iş i. * Klâsik Türk müziğ inde u ş ş ak dörtlüsüne buselik beş lisi kat ı lması yla yap ı lmı ş eski bir makam. önemini. baya ğ ı bir duruma girmek. karı .

baygı nla ş mak * Baygı n duruma gelmek. * çok heyecanlanmak. bay ı lma * Baygı n duruma girme. * hayranlı kla seyretmek. baygı ntı * Baygı nlı k. baygı nl ı k geçirmek * bayı lmak. hayat ş artları nı n uygun duruma getirilmesi için üzerinde çalı ş ı lmı ş olan. kendinden geçmek.*İ nsanı kendinden geçirir gibi olan. * Yı ğ ı lmı ş . çevreye göz gezdirmek. çok sevmek. baygı nl ı k * Baygı n olma durumu. yorgunluk gibi etkenlerle dayanma gücünü yitirmek. baygı nla ş ma * Baygı nlaş mak iş i. çok isteyerek. bay ı ndı r mamur. kendinden geçme. bay ı ltmak * Bayı lmas ı nı sa ğ lamak. * Vermek. dökülmüş . baygı n bayg ı n bakmak * kendinden geçmiş bir ş ekilde. * (yer için) Geliş ip güzelleş mesi. * Bayı ltacak gibi etkide bulunan. * (göz için) Süzülmek. . bay ı lmak * Baygı n duruma girmek. kendini kaybetmek. bay ı ltı cı * Bayı ltan. bay ı la bayı la *İ steyerek. bay ı ltma * Bayı ltmak i ş i. açlı k. istekle. *İ pek böceklerinin sindirim organlar ı nda görülen ve yemden kesilmelerine yol açan bir hastal ı k. bay ı lttı rmak * Bayı lmas ı na yol açmak. * Duyumları n durması . ödemek. bayı lması na yol açmak. uyur gibi olmak. bay ı lttı rma * Bayı lttı rmak i ş i veya durumu. bay ı lması nı sağ lamak. * Çok hoş lanmak. kan dola ş ı mı nı n ve solunum görevlerinin duraklaması . telâş lanmak. susuzluk. bu sebeple koza yapamama durumu. baygı n dü ş mek * çok yorulmak. * Sı cak. vücudun k ı mı ldanamamas ı gibi fizyolojik aksamalarla beliren kendinden geçme durumu. severek.

imar etme. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. Bay ı ndur bay ı r * Küçük yokuş . bay ı ndı rl ı k * Bayı ndı r olma durumu. ümran. * Bayı ndı r duruma getirme i ş i. yokuş baş ı na yönelerek. bay ı ndı rla ş tı rmak * Bir yeri bayı ndı r duruma getirmek. bay ı ndı rc ı * Bayı ndı r duruma getirici. imar. bay ı r kuş u * Çalı bülbülü. bay ı r turpu *İ ri bir turp türü (Cochlearia armoracia). bay ı ndı rla ş mak * Bayı ndı r duruma gelmek. yı rtı cı gece kuş lar ı nı n genel ad ı .Bay ı ndı r * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. bayi bayilik * Bazı maddeleri satma izni olan kimse. baykuş giller . * Baş ı nda. imar etmek. * Kaba. bay ı rla ş ma * Bayı rla ş mak durumu. terbiyesiz erkek. * Bir maddeyi sürekli satma iş i. dükkân veya kuruluş . * Bu iş in yapı ld ı ğ ı yer. baykuş baykuş gibi * uğ ursuzluk getirdiğ ine inan ı lan kimseler için söylenir. bay ı r aş ağ ı * Tepeden düze doğ ru. bay ı ndı rla ş tı rma * Bayı ndı rla ş tı rmak i ş i. bay ı rla ş mak * (yer ve yol için) Dikleş mek. bay ı ndı rla ş ma * Bayı ndı rla ş mak durumu. kulak yerinde iki sorgucu bulunan. bay ı r yukarı * Tepeye doğ ru.

açı lı p kapatı lan kol. * Baymak iş i. bayrak direğ i * Bayrak asmak için hazı rlanm ı ş uzun direk. etki altı nda bı rakmak. bayrak çekmek (veya asmak) * bayrağ ı bir dire ğ e veya ipe takmak. baypas * Damar aktarma. bayrak gibi * kendini belli edecek bir biçimde. kandı rmak. daha büyük olan ve çoğ unlukla baş ka bir renkte ve yuvarlakça olan taç yapra ğ ı . bayrağ ı yar ı ya indirmek * millî yas ilân etmek için bayrağ ı direğ in yar ı sı na kadar indirmek. * Gerektiğ inde indirilip kald ı rı lan. bayrak merasimi * Bkz.* Büyüklükleri çeş itli olan kukumav. * Simge. *Ş ı marı klı k. genellikle dik dörtgen biçiminde kumaş . . baylanma * Baylanmak iş i. * Öncü. baylan * Nazlı . baylanmak * Nazlanmak. ş ı marmak. bayrak açmak * gönüllü asker toplamaya giri ş mek. baylanlı k * Zenginlik. naz. * Aldatmak. bayrak * Bir milletin. mideyi buland ı rmak. bayrak töreni. bayrak dikmek * bayraklı bir sopayı bir yere saplamak. * Gemilerde güvertenin en yüksek direğ i. renk ve biçimle özelle ş tirilmiş . * Baklagil çiçeklerinde diğ erlerinden daha üstte bulunan. puhu gibi yı rtı cı ku ş ları içine alan kuş lar familyası . midede ezinti yapmak.ş ı marı k (biçimde). bayma baymak * (yiyecek) Baygı nlı k vermek. iş ve. baypas ameliyat ı * Kalpte tı kanm ı ş bir damarı n beslediğ i bölgeye kan akı ş ı nı art ı rmak için o bölgeye eklemek için yapı lan damar ameliyat ı . * Devre dı ş ı bı rakma. belli bir topluluğ un veya bir kurulu ş un simgesi olarak kullan ı lan. * bir ülkü yolunda toplanmaya çağ ı rmak. sembol.

hı rç ı nlı k etmek. bu yakı nl ı ğ ı n bir sebebi olacak. donatı lmı ş . bayrakları açmak * bağ ı rı p çağ ı rarak. bayraklaş ma * Bayraklaş mak iş i veya durumu. askerlik. * Bkz.bayrak töreni * Bayrak karş ı sı ndaki saygı duruş u. bayraktarlı ğ ı nı yapmak * bir akı mı n. bayram alay ı * Bayram günlerinde padiş ahları n camiye gidiş ve geli ş sı rası nda yapı lan tören. yol göstermek. bayraktarlı k etmek * öncülük etmek. bir görüş ün yayı lması nda öncü olarak çalı ş mak. bayraktarlı k * Bayraktarı n görevi. neş e. * Bayrak yapan. bayrakaltı * Ordu hizmeti. seyran değ il. üzerine bayrak çekilmiş bulunan (yer). bayraklı * Bayrağ ı olan. sevinçli çocuk. bayraktar * Bayrağ ı taş ı yan kimse. eniş tem beni niye öptü * gösterilen bu ilginin. bayram çocu ğ u * Bayram dolayı sı yla süslenmi ş . bayram * Millî veya dinî bakı mdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler. bayrak yar ı ş ı * Atletizmde dört sporcudan oluş an ekibin araları nda payla ş tı kları mesafelere ba ş larken elden ele geçirmek yoluyla bir sopay ı . * Özel olarak kutlanan gün. diken veya satan kimse. bayram de ğ il. * Sevinç. bayram ay ı * (Hicrî takvime göre) Ramazandan sonra gelen ay. ş evval. bayrakç ı * Bayrak çeken kimse. * Bayram günü doğ muş çocuk. eli bayraklı . bayraklaş mak * Bayrak değ eri kazanmak. bayra ğ ı düş ürmeden yaptı kları koş u. bayram etmek (veya yapmak) . * Bayrak asmaya uygun direk. bayraklı k * Bayrak olmaya uygun kumaş .

bayram hediyesi * Bayram günleri karş ı lı klı veya tek yanlı verilen armağ an. nadiren. bayramlı k * Bayramda kullanı lan. nadir olarak. bayram havas ı * Neş eli. Bayramî * Hacı Bayram Veli'nin tarikat ı na girmi ş olan kimse. bayramlı k ağ ı z . bayramda seyranda * seyrek olarak. bayram yeri * Bayram günlerinde çocuklar için kurulan açı k eğ lence yeri. bayram koçu gibi * gösteriş li ve zevksiz bir biçimde süslenmiş olan. bayramlaş mak * Birbirinin bayramı nı kutlamak.* çok sevinmek. * Bayramî tarikatı ndan olma durumu. bayram ziyareti * Dinî bayram günlerinde. konu ile hiçbir ilgisi olmayacak biçimde ters anlamak. sevinçli bir ortam. bayram namazı * Dinî bayramları n ilk gününde sabah namazı ndan sonra kı lı nan özel namaz. arada sı rada. bayramlaş ma * Bayramlaş mak iş i. bayramdan bayrama * çok seyrek olarak. bayrama özgü olan. bayram haftası nı mangal tahtası anlamak * sözü. bayramlı k ad * Birisi tarafı ndan hakaret yollu kullanı lan sözün kendisine ait oldu ğ unu bildirmek için kullan ı lı r. Bayramîlik * Bayramî tarikatı . bayram günü * Bayrama rastlayan. bayramı kutlamak için yapı lan kı sa ziyaret. bayram ş ekeri * Özellikle dinî bayramlarda konuklara ikram edilen ş eker veya çikolata. bayram tebriğ i * Bayramı kutlamak için yazı lı p gönderilen kart veya birine yap ı lan ziyaret. bayram topu * Dinî bayramları n baş ladı ğ ı nı duyurmak için atı lan top. * Bayramlarda verilen armağ an. bayramı n kutland ı ğ ı gün.

bayramüstü * Bayrama yakı n. * Ara sı ra. yı rt ı cı bir kuş . esasî. baytarlı k baz * Baytarı n mesle ğ i. * Pazarlı k. bayramüzeri * Bkz. veteriner. * Huzur ve refah içinde bulunma durumu. * Bazı çok olan (tuz) veya bazı n özelliklerini taş ı yan (madde). * Temel. bayr ı bayr ı lı k * Bayrı olma durumu. bazal bazalt bazar bazen baz ı . baytar * Hayvan hastalı kları hekimi. baysal baysall ı k * Huzur ve refah içinde olan. kadim.* küfür. * Koyu renkli. arada bir. küfretmek. pazar. * Dolap gövdesinin zemine düzgün oturması na yarayan çerçeve ş eklindeki kaide. kimi vakit. arada bir. bir çeş it yanarda ğ kültesi. kimi. baza * Mobilyanı n uzunluğ unca konulan dar ayak. * Birtakı m. esas. Bayramüstü. baysungur *Ş ahin cinsinden. * Ara sı ra. baz losyon * Cildin esnek ve sağ lı klı görünmesini sa ğ lamak ve özellikle yağ lı ciltlerin parlak görüntüsünü gidermek için kullan ı lan bir tür losyon. * Çarş ı . bayramlı k ağ zı nı açmak * kaba konuş mak. sert. * Taban. kı dem. kimi vakit. esas. * Bir asitle birleş ince bir tuz olu ş turan madde. alı ş veri ş . * Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan.

bazlama * Sacda piş irilmiş yuvarlak pide. Be be be bebe * Bebek. hey. yanlardakiler daha alçak olmak üzere içi. su ile birle ş ince baz etkisi gösteren. küçük çocuk. baz ı dingil döner baz ı teker * karş ı lı klı iliş kilerde her iki tarafa da zaman zaman söz söyleme hakk ı do ğ ar anlamı nda kullanı lı r. üç salona ayr ı lmı ş . asitlerle birleş ince tuzları veren oksitler. * Bir maddenin baz durumuna gelmesi. yahu. arada bir. * Bazlama. bazilika * Kral sarayı . * Tatlı sı bol. * Birleş iminde asit ve baz ağ ı rlı ğ ı oran ı normal tuza göre az. * Ortadaki yüksek. bebe aspirini * Berilyum'un kı saltması . bazlamaç bazlaş ma bazuka . * Türk alfabesinin ikinci harfinin adı . kimisi. * Baz niteliğ i gösteren. fakat baz oran ı normal tuza göre yüksek olan bazik oksitler * Çoğ u oksijen bakı mı ndan zayı f olan. iki sı ra sütunla. baziçe * Oyun. bazitli mantarlar * Sporları bazitlerin içinde bulunan mantarlar grubu. baz ı lar ı (veya bazı sı ) * birtakı mı . bazit * Bazit mantarları n üreme organı . bazidiyospor * Bazitli mantarları n sporlar ı na verilen ad. uç kı smı nda yarı m çembere benzeyen bir ç ı kı ntı sı olan Roma mahkemesi. kalı n gözleme. * Roketatar. * (teklifsiz konuş mada) Ey.baz ı baz ı * Ara sı ra. dikdörtgen biçiminde kilise. bazik (tuz). * Dikdörtgen biçiminde.

beceri * Elinden iş gelme durumu. bebek gibi * çok güzel (kadı n). yapı lmas ı güç alı ş tı rmalara yatk ı n olması durumu. becelle ş me * Becelleş mek iş i. becelle ş mek * Cebelleş mek. bez vb. budala. bebeklik etmek * bebek gibi davranı ş larda bulunmak. bebekle ş mek *Ş ı marı kça davranı ş larda bulunmak. * Yer değ iş me. bebekçe * Bebek gibi. bebeklik * Bebek olma durumu. * Göz bebeğ i. becayiş becayiş etmek * değ iş ik yerdeki görevliler.den yapı lan insan biçiminde oyuncak. ilâcı özel olarak yap ı lmı ş aspirin. bebek ölümü * Çeş itli hastalı klardan. Beberuhi * Karagöz oyunundaki kambur cücenin adı . maharet. karş ı lı klı yer de ğ iş tirme. * Yaş ı na yak ı ş mayacak davranı ş larda bulunan kimse. bebekle ş me * Bebekleş mek iş i. bebecik * Küçük veya acı nacak durumda olan bebek. * Kiş inin yatkı nlı k ve ö ğ renime bağ lı olarak bir i ş i baş arma ve bir iş lemi amaca uygun olarak sonuçlandı rma yetene ğ i. bebek beklemek * (kadı n) gebe durumda bulunmak. 0-2 ya ş grubunda bulunanları n ölümü. karş ı lı klı yer de ğ iş tirmek.* Küçük çocuklara içirilmek üzere. maharet. * Sevgi sesleni ş i olarak kullanı lı r. * Bebek gibi davranı ş larda bulunma. * Vücudun. becerikli . * Yeni doğ an yavrunun yetiş kinlerin bakı mı na sürekli olarak bağ ı mlı oldu ğ u dönem. ustalı k. * (küçük b ile) Sevimsiz. tahta. bücür erkek. bebe ğ e yak ı ş ı r biçimde. bebek * Meme veya kucak çocuğ u. * Plâstik. * bebeğ e yak ı ş ı r biçimde.

Beç tavu ğ u * Tavukgillerden. bedaheten * Birdenbire. kirletmek. usta. *İ vedi. tüyü mavimt ı rak kül renginde. acele. * Gerekli. mahir. beceriksiz * Becerisi olmayan. bedava sirke baldan tatl ı dı r * masrafsı z veya emeksiz elde edilen ş eylere herkes istek gösterir. bedavala ş ma * Bedavalaş mak durumu. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. lüzumlu. ansı zı n. * Bir ş eyi kullan ı lmaz duruma getirmek. tavuk büyüklüğ ünde. bedavac ı lı k * Bedavacı olma durumu. baş ı küçük ve ç ı plak. beceriklilik * Becerikli olma durumu. maharetli. bedavac ı * Her ş eyi bedavadan sağ lamaya çalı ş an (kimse). bedava * Karş ı lı ksı z. . beceriksizlik * Beceriksiz olma durumu. kirletmek. ustalı k. * Bir konuda hazı rlı ksı z konu ş abilme yeteneğ i. düş ünmeksizin. usta olmayan. maharet. becermek * Güç görünen bir iş veya duruma çözüm bulmak. bedavadan ucuz * çok ucuz. küçük bir kuş (Passer). * Birini öldürmek. bedavadan * Bedava olarak. üstesinden gelmek. bozmak. parası z. becet becit * Serçegillerden. * Irzı na geçmek.* Becerisi olan. emeksiz. elinden iş gelen. Beçene bedahet * Besbelli. apaçı k olma durumu. becerme * Becermek iş i. evcil bir hayvan (Numida meleagris).

bedavaya * Çok ucuza. karamsar olmak. bedbinlik bedçehre * Kötümserlik. lânetlenmiş . bedbaht olmak * üzülmek. ümitsizliğ e dü ş ürmek. bedayi bedbaht * Estetik yönü ağ ı r basan güzellikler. beddua sinmek * ilencin tutması yüzünden. * Ası k suratlı . bedbin olmak * ümitsizliğ e dü ş mek. bedbin etmek * üzmek. bedbinleş mek * Kötümserleş mek. bedbinleş tirmek * Kötümser. ilenç. bedbin * Kötümser. karamsar. karamsarlı ğ a sokmak.bedavala ş mak * Bedava duruma gelmek. bahtsı z. kötümserliğ e kapı lmak. beddua beddua etmek * ilenmek. intizar etmek. karamsar duruma getirmek. * Kötü yüzlü. bedbinleş me * Bedbinleş mek i ş i. bedbahtl ı k * Mutsuzluk. birinin i ş i sürekli ters gitmek. bedavadan. *İ lenme. pesimist. talihsiz. pesimizm. karamsarlı k. suratsı z. bahtsı zl ı k. bedbaht etmek * üzmek. bedduası tutmak . kötümser olmak. bedavası na * Bkz. * Mutsuz. bedbinleş tirme * Bedbinleş tirmek iş i.

gövde. baş . bedence bedenci bedenen * Bedeniyle. * Vücudun. bedelli askerlik * Askerlik çağ ı na gelmiş gençlerin belirlenen miktardaki parayı ödeyerek yaptı kları kı sa süreli vatanî görev. beden cezas ı *İ nsan vücudu üzerine uygulanan ceza. bedenî * Beden bakı mı ndan. hizmetçi. kol ve bacak dı ş ı nda kalan bölümü. beden terbiyesi * Spor iş lerinden sorumlu makam. bedel ödenilmeyen. beden eğ itimi. * Baş kas ı nı n ad ı na ve onun parası ile hacca giden kimse. kı ymet. bedelsiz ithalât * Yurt dı ş ı ndaki iş çilerin veya geçici görevle yurt d ı ş ı na giden kamu görevlilerinin dönü ş lerinde kendi mesleklerinin icrası veya ki ş isel kullanı m için getirdikleri mallar için yapı lan düzenleme. denk. bedel * Değ er. * Eş it. * Bedel verdiğ i için kı sa süre hizmet gören asker. bedel ödenilen. bedel vermek * askerlik yapmamak veya kı sa süre yapmak için devlete para ödemek.* ilenci yerine gelmek. * Bedelci. * Uş ak. beden e ğ itimi * Vücudu güçlendirmek ve sağ lı ğ ı korumak amacı yla araçlı veya araçsı z hareketler yapma. fiyat. bedduası nı almak * biri tarafı ndan kendisine ilenilmek. * Çok değ erli. vücuduyla. * Bir ş eyin yerini tutabilen kar ş ı lı k. * Beden eğ itimi öğ retmeni. fiilen. bedel tutmak * kendi yerine askerlik yapması için birini para ile tutmak. bedelci bedelli * Bedeli olan. . çoban. bedelsiz * Bedeli olmayan. * Kale duvarı . bedeli belirlenemeyen. vücut. * Bkz. beden * Canlı varlı kları n maddî bölümü. * Askerlik yapmamak veya yapı lacak süreyi kı saltmak isteyenlerin devlete ödedikleri para.

* Estetik. gözü gönlü okş ayan.* Bedenle ilgili. * Bedevî olma durumu. * Kötülük isteyen. * Estetik bilimi. * Kazak Türklerinde bir hastalı ğ ı n iyileş mesi için yapı lan tören. bednam . * Besbelli. bediîle ş mek * Bediî duruma gelmek. bedirle ş mek * Ay bedir durumunu almak. bedensel bedesten bedevî * Bedenle ilgili. bedirlenmek * Dolunay biçimini almak. beğ enilen. çadı rda yaş ayan göçebe. * (büyük b ile) XIII. kötü yürekli. bedirle ş me * Bedirleş mek durumu. bediiyat bedik bedir * Dolunay. bedenî. * (büyük b ile) Bedevîlik tarikatı ndan olan derviş . * Çölde. * Böyle bir hayat sürdüren kimse. bediîle ş me * Bediîleş mek i ş i. güzel sanatlar. bedensel. bedirik * Temizlenip taranmı ş ve e ğ rilmeye hazı r duruma getirilmiş yün veya pamuk topağ ı . * Güzellik ölçülerine uyan. yüzyı lda kurulan bir Sünnî tarikatı . yumağ ı . *İ çinde değ erli eş ya alı nı p satı lan kapal ı çarş ı . * Parlak ve sağ lı klı görünmek. bedevîlik bedhah bedihî bediî bedirlenme * Bedirlenmek durumu. ayı n on dördü. bedenli * Bedeni olan. apaçı k. bedirlenmek.

pek çok çeş itleri bulunan sı cak ülke bitkisi (Begonia). begüm be ğ be ğ ence be ğ endi * Bkz. * Güzeli çirkinden ayı rma yetisi. zevk. pek çok. dekoratif yaprakları ve renkli çiçekleri olan. * Beğ enme duygusu veren. . begonyagiller *İ ki çeneklilerden. * Sevilmek. reçine. hoş görünmesini sa ğ lamak. zevk. gusto. be ğ enilir be ğ enilme * Beğ enilmek iş i veya durumu. * Beğ enmek i ş i. be ğ endirme * Beğ endirmek iş i. be ğ enilen. be ğ eni * Güzel veya çirkin yargı sı nı verdiren duygu. * Övücü tanı tma yazı sı . be ğ enilir olma durumu. kötülüğ ü ile dillere düş en.* Kötü ün kazanan. begayet Begdili begonvil begonya * Begonyagillerden. * Hint prenseslerine verilen unvan. * Son derece. be ğ enilmek *İ yi ve güzel bulunmak. be ğ enirlik * Beğ enme durumu. * Akdeniz bölgesinde yaygı n bir çiçek. hünkârbeğ endi. takriz. be ğ endirmek * Beğ enilmesini. hoş a gitmek. aş ı rı . örneğ i begonya olan bir bitki familyası . * Bey. bedük * Çam sakı zı . * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. be ğ eni ş be ğ enme * Beğ enme.

* Onaylamamak. * (duygular için) Hayvanca. nasibi. be ğ lik * Beylik. * Payı . önemi yok. kuş ku ile karş ı lamak. * Kötülük. bîbehre. * Çı kı ş ma bildirmek için kullanı lan bir ünlem. mutlaka. * Kuş ku duymak. ne olursa olsun. behey behime behimî behimîlik * Behimî olma durumu. beğ enmeyenin umursanmadı ğ ı nı anlat ı r. be ğ enmeyen kı zı nı (veya küçük k ı zı nı ) vermesin * bir durumun beğ enilmemesi karş ı sı nda. ne yapı p yapı p. hor görmek. * Benzerleri arası ndan birini seçip ayı rma. be ğ enmemek *İ yi veya güzel bulmamak. * Pay. * Dört ayaklı hayvan. behi ş t behre behresiz beis * Engel. * Sarı ya çalan açı k kahverengi. hissesi olmayan. * Cennet. be ğ enmezlik * Beğ enmeme. zarar görmemek. kabul etmek. behemehal * Her hâlde. nasip. beis görmemek * sakı nca. . hayvana yakı ş ı r biçimde olan. beis yok bej * zararı yok. * Onaylamak. beher * Her bir. uçmak. uymazlı k. zarar. * Küçümsemek. behavyorizm * Davranı ş çı lı k. tasvip etmek.be ğ enmek *İ yi veya güzel bulmak. hisse. iyi veya güzel bulmama.

bekâr kalmak (veya ya ş amak) * evlenmemek. erdenlik. * Evli olduğ u hâlde ailesinden ayrı . gözcü. bekçi kalmak * koruyucu. * Kalı cı lı k. bekâra karı boş aması kolayd ı r * bilgi ve tecrübesi olmayan bir kimsenin iş i hafife alması . k ı zl ı k. yenilik. evlenmemiş olmak. masumluk. sa ğ lam. * ölüm veya boş anma dolayı sı yla eş ini yitirmek. ta ş radan gelmiş iş çilerin kalaca ğ ı oda. bekâr odas ı * Bekârları n. bekârhane * Bekârları n kalması için ayrı lmı ş veya düzenlenmi ş oda. gereğ ince değ erlendirememesi tâbiîdir. bekas bekçi * Bir ş eyi veya bir yeri bekleyip korumakla görevli kimse. * Hava gazı lâmbası nı n ucu. katı . * Doğ allı k. bekârl ı k sultanl ı k * evlenmeden tek baş ı na yaş amanı n daha iyi olduğ unu anlatı r. . bekârl ı k * Bekâr olma durumu. bekar bekâr * Diyezli veya bemollü bir sesin eski durumuna getirilmesini gösteren nota iş areti. bek * Sert. * Saflı k. ölmezlik. beka bulmak * ölmezlik erdemine ulaş mak. * Evlenmemiş kimse. bek bek beka * Savunucu. bekâret * Kı z oğ lan k ı z olma durumu. ölümsüzleş mek. önemsememesi.* Bu renkte olan. denetleyici olarak beklemek. bekçilik * Bekçinin yaptı ğ ı iş . * Çulluk. yalnı z yaş ayan kimse. * Sanat ve düş üncede özgünlük. temizlik. * Bekârları n yaş adı ğ ı müstakil ev. tazelik.

bekle yârin köş esini! * yakı nda gerçekleş eceğ i sanı lmayan umutlar kar ş ı sı nda söylenir. * Ummak. bir kimseyi gözetmek. biri gelinceye değ in bir yerde kalmak. beklemeli * Sı nı fta kalı p derslere devam etmeyen (öğ renci). bekitme bekitmek * Kapamak. ile görüş me öncesinde oturulan yer. avukat vb. beklenmedik * Birdenbire. acele etmemek. beklenilme * Beklenilmek iş i veya durumu. tı kanmak. bekleme odas ı * Bir kimseyi veya bir taş ı tı beklemek için gelenlerin oturdukları yer. istemek. durmak. * Kapanmak. bekinmek *İ nat etmek. * Bekitmek iş i. beklenilmek * Beklenmek. beklenmez * Beklenmeyecek durumda olan. bekleme * Beklemek iş i. bekinme * Bekinmek iş i. direnmek. bekleme salonu * Doktor. bekleme salonu. * Karş ı la ş ı lmas ı ihtimali bulunmak. * Vakit öldürme.bekçilik etmek * (bir ş eyi) bekleyip korumak. korumak. . tı kamak. bekleme yeri * Bir kimseyi veya taş ı tı beklemek için ayr ı lan bölme. * Süre tanı mak. beklenme * Beklenmek durumu. * Bir ş eyi. beklenmek * Beklemek iş ine konu olmak. muhafaza etmek. ansı zı n. bekleme odas ı . * Aramak. beklemek * Bir iş oluncaya.

beklenmezlik fiili * -acağ ı /-eceğ i biçimindeki sı fat-fiil ekine tutmak fiili getirilerek yap ı lan ve iş in istenmeden. bekleyiş * Beklemek iş i veya biçimi. beklenti * Bir olgunun sonunda gerçekleş mesi beklenen ş ey. *İ çkiye düş künlük.beklenmezlik * Beklenmeme durumu. bekle ş me bekle ş mek * Birlikte veya karş ı lı klı beklemek. bekletilme * Bekletilmek iş i veya durumu. bel *İ çkiye düş kün. * Bektaş î tarikatı ndan olma durumu. Bektaş î dedesi * Bektaş î tarikatı nda daha üst makamlarda bulunan ve yönetimde sorumluluk ta ş ı yan derviş . bekletmek * Beklemek iş ini birine yaptı rmak. Bektaş îlik * Bektaş î tarikat ı . nohut büyüklü ğ ünde. Bektaş î üzümü * Taş kı rangillerden bir çalı (Ribes grossularia). Bektaş î babası * Bektaş î tarikatı ndan olan derviş . . * Bireyin belli ş art ve durumları n alacağ ı biçimler veya kendisinden beklenenler konusundaki ön görüş ü. ayyaş . ayyaş lı k. bekletilmek * Bekletmek iş ine konu olmak veya bekletmek iş i yap ı lmak. * Bekleş mek iş i veya durumu. * Bu çalı nı n mayhoş . içkici. ak veya kara yemiş i. bektaş îkavuğ u * Büyük ve güzel çiçekler veren. bekletme * Bekletmek iş i. ı lı k iklimlerde yeti ş en bir kaktüs (Echinocactus). Bektaş î sı rrı * Çok gizli tutulan sı r. bekri bekrilik Bektaş î * Hacı Bektaş Veli'nin tarikat ı na girmiş olan kimse. beklenmeden oldu ğ unu anlatan birle ş ik fiil.

belden sağ a sola bükmek. bel kı ra k ı ra * kı rı ta kı rı ta. bel bağ ı * Bel kemeri. güvenmek. bel * Ses ş iddetiyle ilgili birim. i ş aret vermek. esas. bel gev ş ekli ğ i * Cinsel gücü yitirme. bel bağ lamak * birisinin kendisine yardı mcı olacağ ı na inanmak. * Geminin orta bölümü. ayakla bas ı lacak yeri tahta. deri. bel bel * Durgun. . anlamsı z bakmayı anlatan bel bel bakmak deyiminde geçer. * Bu bölümün. bel etmek * iş aret koymak. bel *İ nsan bedeninde gö ğ üsle karı n arası nda daralmı ş bölüm. kumaş veya metalden yapı lan özel ba ğ . sperm. bel kı rmak * gövdeyi. sal ı na sal ı na. * Hayvanlarda omuz baş ı ile sa ğ rı arası . temel.*İ ş aret. bel evlâd ı * (bir kimsenin) Öz çocuğ ı . sı rtı n altı na rastlayan bölgesi. bel f ı tı ğ ı * Bel bölgesinde fı tı k. bel kemeri * Elbise üzerinden bele dolayarak bir toka ile tutturulan. bel ağ rı sı * Bel çevresinde oluş an ve duyulan ağ rı . uzun saplı . bel bellemek * toprağ ı belle kazmak. bel kündesi * (güreş te) Ellerin arkadan gelip hasmı n göbe ğ i üzerinde kilitlenmesi yolundaki kündeleme. meni. * Dağ sı rtları nda geçit veren çukur yer. * Bir ş eyin varl ı ğ ı ile ilgili en önemli bölümü. bel kemiğ i * Omurga. bel bel * Atmı k. * Toprağ ı kazmaya veya kirizma yapmaya yarayan. ucu sivri kürek veya çatal biçiminde bir tarı m aracı .

* Kavgacı . hiçbir yanlı ş ve eksik anlayı ş a yer bı rakmayan. * (istenmedik bir davranı ş a zorlayan) Etki. * -den dolayı . belâ aramak * kavga çı karmak için f ı rsat aramak. belâ ç ı karmak * kavga çı karmak. belâs ı belâs ı nı bulmak * hak ettiğ i cezayı görmek. retorik. * Söz sanatları nı inceleyen bilgi dalı . * Yolsuz kadı nları n zorba dostu. sözle inandı rma yeteneğ i. üzücü. belâya çatmak (girmek veya uğ ramak) * beklenmedik bir belâ ile karş ı laş mak. düzgün anlatma sanatı . belâlı * Yorucu. belâgatli * Belâgati olan. belâgat *İ yi konuş ma. * Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak. * destek olmak. yorum gerektirmeyen. * Hak edilen ceza. yapmac ı ktan uzak. belâya u ğ ramak . -den sebebiyle. bel vermek * (duvar gibi dik ş eyler) dı ş ar ı ya veya (tavan gibi yatay ş eyler) aş ağ ı ya doğ ru kamburlaş mak. * Büyük zarar ve sı kı ntı ya yol açan olay veya kimse.bel soğ ukluğ u * Üreme organları nı n akı nt ı lı ve bula ş ı cı bir hastal ı ğ ı . belâlar mübareğ i * istenilmeyen. belâgatsiz * Belâgati olmayan. * Bir ş eyde gizli olan derin anlam. belâ okumak * birine beddua etmek. belâ *İ çinden çı kı lması güç. belâhat * Alı klı k.ş irret. musallat olmak. can sı kı cı . bel soğ ukluğ una uğ ratmak * bir iş e veya bir söze gereksiz yere karı ş arak onun akı ş ı nı sektirmek. kaçı nı lan bir durumun gerçekleş ti ğ i bildirilirken alay yollu söylenir. sak ı ncalı durum. belâ kesilmek * birisine sı kı ntı ve eziyet vermek.

belediyeci * Belediye iş leri görevlisi. belediye teş kilâtı * Nüfusu iki binden fazla olan yerleş im yerlerinde hükûmet kararı yla kurulan. bucak gibi yerleş im merkezlerinde temizlik. * Mekân. ilçe. tetkik eden ve karara ba ğ layan organ. üyeleri halk tarafı ndan seçilen. . belediye baş kanı . belâyı satı n almak * göz göre göre belâyı üstüne çekmek. ayd ı nlatma. * Yerleş ik. belediye polisi * Zabı ta görevlisi. yer. belediye suçları * Belediye buyrukları na ve yasakları na ayk ı rı davranı ş lar. * Bir tür pamuklu. belediye meclisi. belediye encümeni * Belediye kanununda belirtilmi ş görevleri yerine getiren. belediye reisi * Belediye baş kanı . * Bu teş kilâtı n bulundu ğ u bina. su ve esnafı n denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan. belediye *İ l. çevre. Belçikalı * Belçika halkı ndan olan (kimse). beldeitayyibe * Medine ş ehri. belediye meclisi * Belediye tüzel kiş iliğ ine tanı nan yetkileri kendinde toplayan organ. belediye encümeni ve belediye memurları ndan oluş an kuruluş . özel kanunlarla belediye meclisince verilen görevleri. belediye nikâhı * Medenî kanuna göre kı yı lan resmî nikâh.* çok kötü bir durumla karş ı laş mak. belediye meclisi toplu bulunmad ı ğ ı zaman. belde *Ş ehir. tüzel kiş iliğ i olan teş kilât. belediye baş kanı * Belediye teş kilâtı nı yöneten kimse. belce *İ ki kaş arası . belediye saray ı * Belediyeye ait bütün iş lerin yapı ldı ğ ı ve büroları n bir arada bulunduğ u büyük yapı . beledî *Ş ehirle ilgili. belediye çavuş u * Zabı ta iş lerinde üst görevli. kalı n kumaş .

bedavacı . dik dağ yolu. belek * Kundak. bulaş mak. . belemir * Orta Anadolu'da tarlalarda yetiş en. çocuk bezi. lüpçü. * Bulanmak. akı çok görünecek biçimde açmak. bele ş * Karş ı lı ksı z. bele ş çi bele ş çilik * Parası z geçinmeyi seven. emeksiz. beleme * Belemek iş i. bulaş tı rmak. * Belertmek iş i. yüksek yer. belediyelik olmak * belediye ile ilgili bir iş i olmak. * Tepe. belemek * (çocuğ u) Kundaklamak. belermek belertme * (göz için) Akı iyice belirecek biçimde açı lmak. mavi kantaron (Cephalaria syriaca). belertmek * Gözlerini. belen * Bel. belenme * Belenmek iş i. * Beleş çi olma durumu. belenmek * Kundaklanmak. örtülmek. belerme * Belermek iş i. * Beş iğ e yatı rı p ba ğ lamak. belediyelik * Belediyeyle ilgili.belediyecilik * Belediye iş leri. parası z elde edilen. bayı r. * Bulamak. çiçekleri mavimsi renkte bir yı ll ı k bir bitki. bele ş (veya bahş iş ) at ı n diş ine (veya yaş ı na) bakı lmaz * bedava gelen ş eyde kusur aranmaz. * Beş iğ e konulan yatak. peygamber çiçeğ i. * Dağ üzerindeki yüksek geçit.

arş iv. doküman. dokümanter. * Belgesel niteliğ indeki eserleri seven veya bunlarla ilgilenen (kimse). . yöneten sinemacı . belgelemek * Bir olgunun doğ ru olduğ unu belge ile göstermek.bele ş e konmak * emek. film çeken veya bunun üzerinde çalı ş an (kimse). para vermeden elde etmek. belgelenmek * Belgelemek iş ine konu olmak. okuldan çı karı lmak. fotoğ raf. belgelendirmek * Belge göstererek belirtmek. vesika. belgeselci * Belgesel. faks. belgeleme * Belgelemek iş i. kendi tabiî çevresi ve akı ş ı içinde veya gerçeğ e en yakı n biçimde haz ı rlanmı ş yapay bir yerde iş leyen. belgelik belgesel belgesel film * Hayattan alı nan herhangi bir olguyu. *İ ki y ı l üst üste aynı sı nı fta kalan ö ğ renci okuldan ç ı karı lmak. bilgi ve belgelerin telefon sistemi vası tas ı yla bir yerden bir yere iletilmesini an ı nda sağ layan araç. *İ ki y ı l üst üste sı nı fta kaldı ğ ı için okula devam etme hakkı nı yitirerek belge alan. belge almak * (iki yı l aynı sı nı fta üst üste kalan öğ renci) okuldan uzaklaş tı rı lmak. ortaya ç ı karmak. bele ş ten beletme * Beletmek iş i. karş ı lı ksı z. * Bir gerçeğ e tanı klı k eden yazı . * Emek vermeden. * Belge ve yazı lar ı n sakland ı ğ ı yer. * Belge niteliğ i bulunan (ş ey). tevsik. beletmek belge * Kundaklatmak. belirli bir amacı yansı tan film. film vb. tevsik etmek. belgeli * Belgesi olan. resim. belgeci * Belgesel filmler yapan. * Belge niteliğ i taş ı yan film veya televizyon program ı . belgegeçer * Yazı lı . belgelendirme * Belgelendirmek iş i. belgelenme * Belgelenmek iş i.

* Belgin olma durumu. belirli olan. niş an. sarih. belgilemek * Belgi ile göstermek. belgisiz s ı fat * Bkz. beli bükük * Beli bükülmüş . belâgatli. gayrimuayyen. belgi * Bir ş eyi benzerlerinden ay ı ran özellik.belgeselcilik * Belgeselcinin yaptı ğ ı iş . hüccet. belgili * Belgiye dayanan. iş aret edilemeyen. beli bükülmek * yaş lı lı k yüzünden güçsüz kalmak. beli * Senet. alâmet. belgin belginlik belgisiz * Tam ve kesin olarak belirlenmiş olan. belgit burhan. beli aç ı lmak * küçük aptesini tutamaz olmak. * Belirli olmayan. * Bir önermeyi tanı tlamak için gösterilen ve daha önce doğ ru diye kabul edilen baş ka önerme. zavallı . sarahat. ş iar. ş iar. belgisizlik * Belgisiz olma durumu. bir iş yapamayacak duruma düş mek. * Duyuş . beli gelmek * cinsel birleş me sı rası nda salgı boş almak. belirsizlik sı fatı . belik . * Evet. güçsüz. beliğ * Belâgati olan. belgileme * Belgilemek iş i. belirsizlik zamiri. beli çökmek * kamburlaş mak. düş ünüş ve inanı ş taki ayı rı cı özellik. belgisiz zamir * Bkz.

* Yeni bir kavramı . belirleme * Belirlemek iş i. içeriğ inin. * Bir kavramı . belirginle ş tirmek * Belirgin duruma getirmek. beliklemek * Saçları örmek. sı nı rlamak. gerektirim. sarih. belini bükmek * çaresizlik içinde bı rakmak. belini doğ rultmak (veya do ğ rultamamak) * yeniden durumunu düzeltmek. determinasyon. belirlenim * Belirli duruma gelme iş i. belinden gelmek * birinin dölü olmak.* Saç örgüsü. * Bir kavramı n anlamı nı n. tayin etmek. belini k ı rmak * birini bir ş eyi yapamaz duruma getirmek. örgü hâlinde. tayin. besbelli. belikleme * Beliklemek iş i. açı k. . kapsam bakı mı ndan daraltmak. genellemek kar ş ı tı .yaslanmak. belini vermek * dayamak. özünü olu ş turan ögeleri açı klayarak tanı mlamak. belinlemek * Birden uyanarak çevresine korku ile ş aş kı nş aş kı n bakmak. yapı sı nı n veya sı nı rları nı n tam olarak belirlenmesi iş i. belirginlik * Belirgin olma durumu. bariz. belirginle ş me * Belirgin duruma gelme. belirgin * Belirmi ş durumda olan. irkilmek. ayı rı cı bir öge ekleyerek s ı nı rlamak. belik belik * Örgü örgü. belirli kı lmak. belirginle ş mek * Belirgin duruma gelmek. belinleme * Belinlemek iş i. belirginle ş tirme * Belirgin duruma getirme. belirlemek * Belirli duruma getirmek.

meçhul. görülmeyen geçmi ş . kesin bir biçim almak. içinde bulunduğ uş artlarla belirlenmediğ ini. gerekirci. belirlenme * Belirlenmek iş i. * (önce belli veya görünür olmayan bir ş ey için) Ortaya çı kmak. muayyen. Türkçede bu zaman -m ı ş / -miş ekiyle kurulur: Gelmi ş . içinde bulunulan zamandan önce olup bittiğ ini ba ş kas ı ndan duyarak veya belirsiz olarak bildiren kip. indeterminizm. -di'li geçmiş . belirli geçmiş * Fiilin belirttiğ i kavramı n. gerekircilik. belirlilik * Belirli olma durumu.belirlenimci * Belirlenimcilik yanlı sı olan (kimse). görülen geçmi ş . *İ yice görünür ve anlaş ı lı r bir durum almak. uçtu vb. belirle ş mek * Belirgin duruma girmek. * Niteliğ i hakk ı nda tam bir bilgi edinilemeyen. müphem. indeterminist. tebellür etme. belirlenmezci * Belirlenmezcilik yanlı sı olan (kimse). indeterminizm. geçiş li fiil durumunda olan yüklemle ilgili kelime veya kelime grubu. biçti. tezahür etmek. determinizm. belirli belirsiz * Yarı belirgin durumda. * Bir düş ünce veya durum için. tebarüz etmek. tebellür etmek. * Bilinmeyen. gayrimuayyen. az çok belli olan. . gülmü ş . determinist. belirlenmek * Belirli duruma getirilmek. * Belirli olmayan. belirlenmezcilik * Nedensellik yasası na bağ lı olmayan. belirle ş me * Belirleş mek iş i veya durumu. *İ nsan iradesinin hiçbir ş arta bağ lı olmadı ğ ı nı . belirli * Açı k ve kesin olarak sı nı rlanmı ş veya kararlaş tı rı lmı ş olan. belirlenimcilik * Her olayı n ba ş ka olaylar ı n gerekli ve kaçı nı lmaz bir sonucu olduğ unu ileri süren öğ reti. insan ı n özgür iradesinin nedensellik yasas ı na bağ lı olmadı ğ ı nı savunan görüş . bir sebebe bağ lanmayan olay ve durumları n da bulunduğ unu öne süren görü ş . -miş 'li geçmiş . belirme belirmek * Belirmek iş i. ağ lamı ş gibi. belirsiz belirsiz geçmi ş * Fiilin belirttiğ i kavramı n. belirli nesne * Belirtme durumu ekini almı ş . Bu zaman Türkçede -dı (-di) / -tı (-ti) ekiyle karş ı lanı r. içinde bulunan zamandan önce olup bitti ğ ini kesinlikle bildiren kip.Ald ı .

herkes. filan vb. tasrih. birkaçı . belirsizlik zamiri *İ smin yerini belirsiz. niş ane. kabataslak belirten sı fat: bazı . belirli kı lı nan. biri vb. * Tamlayan. birtak ı m.belirsizlik * Belirsiz olma durumu. azı . niş an. belirtili tamlama * Tamlayanı -in (-nin) takı sı . * Gösterge. çiçeğ in kokusu gibi. belirtilme * Belirtilmek iş i. * Belirtilmiş olan. * Belirli kı lma. belirtili * Belirtisi olan. bir kavramı n sembolü olan varl ı k veya eş ya. belirten belirti belirtik belirtilen * Tamlanan. her. kabataslak tutan zamir: bazı sı . belirtme durumu belirtme . sarih meful. belirtken * Bir özlü sözle birlikte kullanı lan iş aret. belirtisiz * Belirtisi olmayan. belli. tamlananı üçüncü ki ş i iyelik eki alan ve belirli bir kavram taş ı yan tamlama: Doğ an'ı n kalemi. birkaç. * Belirtilmemiş olan. alâmet. belirtili nesne * Belirtme durumundaki nesne. * Soyut bir ş eyin. belirtisiz tamlama * Tamlayanı yalı n durumda olan. Tuz Gölü gibi. belirteç * Zarf. belirtilmek * Belirtmek iş ine konu olmak. * Açı k. müphemiyet. belirsizlik sı fat ı *İ simleri yakla ş ı k. tamlananı genellikle üçüncü kiş i iyelik eki alan ve çoğ u kez tür kavramı veren isim tamlaması : Ankara kedisi. birçoğ u. sarih. * Bir olayı n veya durumun anlaş ı lması na yardı m eden ş ey. amblem. görüş bildirme. belirtisiz nesne * Yalı n durumdaki nesne.

* Belitleme kuramı nı ortaya koymak. bellek * Yaş ananları . belit * Kendiliğ inden apaç ı k ve bundan dolayı öteki önermelerin ön dayanağ ı sayı lan temel önerme. yükleme durumu. . mütearife. belitlenebilirlik * Belitlenebilen kuram. haf ı za. -ü) ekini almı ş isim.. i hâli. * Belitlemek iş i. Evi gördüm. belki de *ş u da olabilir. belirtmek * Açı klamak. aksiyom: "Tüm. belirtme grubu * Tamlamalardan daha geniş kelime dizisi: Kalı n bir kitabı n süslü cilt kapa ğ ı bir belirtme grubudur.. ya . keder. belirtme sı fatı * Bir ismi gösterme. bellek kayb ı * Bellek yitimi. yapı lacak i ş için gerekli olan ara sonuçları toplayan bölüm. Birinci dönem. * Olsa olsa. bunları n geçmiş le iliş kisini bilinçli olarak zihinde saklama gücü. programı değ iş meyen verileri. olası lı . olabilir ki. parçalar ı n her birinden büyüktür" sözü bir belittir. muhtemel. belitlemek * Belgeye dayanarak ortaya koymak. * Bir bilgisayarda. dağ arcı k. belitken belitleme * Belitler sistemi. * Doğ ru olabileceğ i gibi. -u. belleğ ini yitirmek * bellek kaybı na uğ ramak. akı l. akuzatif. beliye belki * Muhtemel olarak. Kaç öğ renci? Hangi ev? Üç çocuk gibi. * Tümden geliş imci bir bilime esas olacak belit sistemi.* Yüklemi geçiş li bir fiil olan cümlede fiilin doğ rudan etkilediğ i -i (-ı . tasa. sayı veya belirsizlik bakı mları ndan belirten s ı fat: Bu kapı . ihtimalî. ya. belli ve kesin olmayan. soru. Yazı yı okudum. bellek kar ı ş ı klı ğ ı * Kelimelerin doğ ru anlamı nı hatı rlayamamak veya ilk olarak görülen bir ş eyi önce gördüğ ünü sanma duygusuna kap ı lmak biçiminde beliren bir ruh hastal ı ğ ı . * Felâket. ihtimal. öğ renilen konular ı . yanlı ş da olabilen. belkili * Olası lı . belladonna * Güzelavrat otu. tebarüz ettirmek.

* Gizli olmayan. * Bilim kurumları nı n çalı ş maları ile ilgili yazı ve haberlerin yayı mland ı ğ ı dergi. belleten belletici * Çalı ş tı rı cı . belli ba ş lı * Belirli. belletmen * Orta öğ retimde etütleri denetleyen kimse. muayyen. belletme * Belletmek iş i. * Bellemek iş i. belli etmek * açı klamak. yarı bellisiz. haş a. belli * Beli olan. belletmek * Bellemesini sağ lamak. malûm. ö ğ retmek. iyice görünür anlaş ı lı r duruma getirmek. bellenmek * Bellenmek (I) iş ine konu olmak. zahir. belli * Bilinmedik bir yanı olmayan. bellemek * Bel denilen araçla toprağ ı iş lemek. bellem belleme belleme bellemek * Öğ renip akı lda tutmak. hissettirmek. * Bellemek yetisi. * Önemli. öğ renilmek. bellenmek * Bellenmek (II) iş ine konu olmak. * At ve benzeri hayvanları n sı rtı na vurulan keçe. aş ikâr. çok az belli olan. anlaş ı lan. ortada olan. me ş in veya kal ı n kumaş parçası . bedihî. * Belirli. müzakereci. yarı belli.bellek yitimi * Büyük sarsı ntı veya humma yüzünden belleğ in bozulması veya kaybolması biçiminde beliren ruh hastalı ğ ı . öğ retici. muayyen. belli olmak . * sezdirmek. belli belirsiz * Zorlukla seçilebilen. belletici. yapı k. * Sanmak. duyulabilen. * Belleğ in kı sa bir süre durup iş lememesi.

kendini her konuda üstün gören. bedahet. balsam. * Tekil birinci kiş iyi gösteren zamir. bencil * Yalnı z kendini düş ünen. bembeyaz * Çok beyaz veya her yanı beyaz. * En çok üzümde görülen olgunlaş ma belirtisi. megaloman. bilinemeyen. ben hanc ı . ego.* anlaş ı lmak. bence benci * Kendini beğ enen. düş ündüğ üm gibi. ben ş ahı mı (veya ş eyhimi) bu kadar severim * ben bundan daha çok özveride bulunamam. bellik *İ ş aret. gururlu. * Böylece kalı nlaş tı rı lmı ş (ses). * Saçta. * Pı rı l pı rı l. hodkâm. hodbin. egoist. bencil olmak . hep kendinden söz eden. kendi çı karları nı herkesinkinden üstün tutan. hodpesent. * Belli olmayan. * Bencillik öğ retisine inanan. açı klanmak. ben * Olta veya tuzağ a konulan yem. * Kiş iyi öbür varlı klardan ayı ran bilinç. * Bana göre. sen yolcu oldukça * özel iliş kilerimiz sürüp gittikçe (senin bana i ş in düş er). koyu renkli leke veya kabartı . benbenci * Kendini çok öven. tende bulunan ufak. bemol * Bir sesin yarı m ton kalı nla ş tı rı laca ğ ı nı gösteren nota i ş areti. bellilik bellisiz belsem * Belli olma durumu. apak. marka. * Bir kimsenin kiş iliğ ini olu ş turan temel öge. * Kuş un yavrusuna taş ı dı ğ ı yem. benbencilik * Benbenci olma durumu. muayyeniyet. apaçı k. * Bkz. sakalda beliren beyazlı k. kibirli. ben ben bu i ş te yokum * ben bu iş e karı ş mam. ben * Çoğ u do ğ uş tan.

bendehane * Bendenin. hodbinlik. * Köle ile ilgili. köleler. bendegân * Kullar. bencileyin * Benim gibi. bencillik etmek * bencil davranmak. bendezade * Bendenin oğ lu. köleye ait. bendeniz cennet ku ş u * kendini tanı tı rken kullanı lan bir deyim. egoizm. benden günah gitti * Bkz. bendeniz * alçak gönüllülükle ben yerine ve "köleniz'" anlamı nda kullanı lı r. bencilik * Benci olma durumu. bencille ş mek * Bencil duruma gelmek.* bencilce davranı ş ta bulunmak. * Kendi benini ve çı karı nı hayat ı n mutlak ilkesi yapan anlayı ş . . al benden de o kadar. egoizm. köle. *İ nsanı n bütün eylemlerinin ben sevgisiyle belirlenmiş olduğ unu. egoistlik. buna göre ahlâklı lı ğ ı n da yalnı zca kendini koruma içgüdüsünün bir biçimi olduğ unu ileri süren öğ reti. * Menekş e. bencilce * Bencile yakı ş ı r biçimde. bendir benefş e * Alaturka çalg ı aleti. bende * Kul. kölenin evi. benden de al o kadar * Bkz. kendimi suçlu saymam. bencillik * Bencil olma durumu. benden söylemesi * ben üzerime borç saydı ğ ı mş eyi söyledim. benden söylemesi. bendegî * Kulluk. kölelik. hodpesentlik. bencille ş me * Bencilleş mek iş i.

ama kimseye kötülüğ ü dokunmayan kiş iyle u ğ raş mamalı dı r. beniçincilik .benek * Herhangi bir ş ey üzerindeki ufak leke. beniâdem * Âdemoğ ulları . bengilik * Zamanla ilgisi. ölümsüzleş tirmek. * Sonu olmayan. parlak taneciklerden ve parlak damarlardan olu ş muş bölüm. * Ölmezlik. ölümsüz. bengi su *İ çene sonsuz hayat verdi ğ ine inan ı lan ve efsanelerde geçen su. beneklenmek * Benek oluş mak. beni sokmayan y ı lan bin (yı l) yaş ası n * zararlı olduğ u bilinen. benekli köpek balı ğ ı * Kara benekli. hep kalacak olan. * Güneş lekeleri yöresinde görülen. ebedîleş mek. bengile ş me * Bengileş mek iş i. bengileme * Bengilemek iş i. benekle ş me * Benekleş mek iş i veya durumu. benibeş er *İ nsan. * Sonsuz ve ölçülmez zaman. abı hayat. fekül. küçük boyda bir cins köpek balı ğ ı (Scylliorhinus canicula). ebedîleş tirmek. baş langı cı ve sonu olmayan varlı k. bengilemek * Bengi kı lmak. beniçinci * Kiş inin benliğ ini merkez sayma görüş ü. ölümsüzle ş mek. insanlar. puan. benekle ş mek * Benek benek durum almak. sonsuz yaş ama niteliğ i kazandı rmak. benekli * Ufak lekeleri bulunan. beneklenme * Beneklenmek iş i. bengi bengi * Ege ve Güney Marmara bölgesinin halk oyunları ndan biri. nokta. ebedî. ebedîlik. bengile ş mek * Sonsuz yaş ama niteliğ i kazanmak. benmerkezci.

benlenme * Benlenmek iş i. beniz * Yüz rengi. benizli * Benzi bulunan. senli benli. benimseme * Benimsemek iş i. benze sahip olan. benildeme * Benildemek iş i. birine bağ lanmak.* Dünyada kiş inin benliğ ini merkez sayan felsefe görüş ü. benildemek * Belinlemek. sahip çı kmak. sahip çı kma. tesahup etmek. güçlü olduğ una inanan. benliğ inden çı kmak . benim oğ lum bina okur. benimsenme * Benimsenmek iş i. benimsetme * Benimsetmek iş i. * Bkz. benmerkezcilik. beniz geçmek * benzi solmak. ı sı nmak. benimsemek * Bir ş eyi kendine mal etmek. benimsenmek * Benimsenmek iş ine konu olmak. benli benli * Teninde ben bulunan. egosantrizm. tesahup. benimseyi ş * Benimsemek iş i veya durumu. * Bir ş eye. benimsetmek * Birinin benimsemesini sağ lamak. kabullenmek. benlenmek * Ben oluş mak. döner döner yine okur * "çok çalı ş mas ı na karş ı lı k verimli ve yararl ı olmuyor" anlam ı nda kı nama veya eleş tiri belirtmek için kullan ı lı r. benliğ i yoğ urmak * kiş iliğ i oluş turmak. benim diyen * kendine güvenen.

benlik çat ı ş mas ı * Benliğ in ön plâna çı kması ile baş gösteren çat ı ş mas ı . * Kendi benliğ inin geli ş imini. kiş iliğ ini üstün görme. * Suyu biriktirmek için önüne yapı lan set. gurur. egotizm. benlikçi * Her konuda hep kendini ileri süren. kendilik. * Kanun maddesi. tutulmak. * Sanı sı nı uyand ı rmak. benzemez *İ skambil veya okey oyununda farklı kâğ ı tlar ı n veya taş lar ı n bir araya gelmesi. * Gazete yazı sı . * Bağ lam. benzemeklik * Benzer olma durumu. benlikçilik * Her konuda hep kendini ileri sürme. and ı rmak. benmerkezci * Beniçinci. benlik davas ı * Her ş eyi kendi düş üncesine uydurmak ve her ş eyde söz sahibi olmak çabası . gibi görünmek. büğ et.* kendine benzemez olmak. ş ahsiyet. kitaplarda kendi içinde bütünlük oluş turan bölüm. benlik ikileş mesi * Öznenin kiş iliğ ini iki veya daha çok bilinç merkezine bölen ve tek kiş ide çe ş itli kiş ilikler durumunda beliren bir ruh hastalı ğ ı . benmari * Bir kabı kaynar suya oturtmak yolu ile içindekini ı sı tmak veya eritmek yöntemi. kibir. benzemek *İ ki kiş i veya nesne arası nda birbirini andı racak kadar ortak nitelikler bulunmak. bent * Bağ . hep kendinden söz eden (kimse). benzeme * Benzemek iş i. . * Kendi kiş iliğ ine önem verme. ki ş iliğ i. * Benlikçilik yanlı sı olan (kimse). rabı t. hep kendinden söz etme durumu. bent olmak * bağ lanmak. onu kendisi yapan ş ey. bütün davran ı ş lar ı nı n ilkesi yapan kiş inin niteliğ i. benlik * Bir kimsenin öz varlı ğ ı . benlik yitimi * Kiş ilik duygusunun ve benlik bilincinin yitirilmesi ile beliren ruh hastalı ğ ı . bent etmek * kendine bağ lamak. benmerkezcilik * Beniçincilik.

benze ş me * Benzeş mek iş i. benze ş ik * Benzeş me özelliğ i gösteren. nazir.benzen benzer * Maden kömürü katranı ndan çı kar ı lan C6H6 formülündeki hidrokarbonun bilimsel adı . görünüş ve yapı bakı mı ndan bir baş kası na benzeyen veya ona eş olan (ş ey). o + bir < öbür gibi. mü ş abih. -dan eklerindeki ünsüz veya ünlüler gibi. dublör. benzer ş ekiller * Kenarları nı n uzunlukları arası ndaki oran değ iş memekle birlikte karş ı lı klı açı ları eş it olan ş ekiller. benzersizlik * Benzersiz olma durumu. attar > aktar. araları nda benzerlik bulunan. karş ı lı klı aç ı lar ı nı n eş it bulunması durumu. benze ş en * Ünlü veya ünsüz benzeş melerinde etki altı nda kalan ünsüz veya ünlü: Sütçü (süt-çü). benze ş mezlik * Bir kelimede bulunan aynı veya benzeri seslerden birinin değ iş ikliğ e uğ raması . benzer. teş bih. kehribar > kehlibar gibi. benze ş * Birbirine benzeyen. ekmekten (ekmekten). benzeş im. *İ ki ş eklin kenarları nı n uzunlukları arası ndaki oran değ iş memekle birlikte. . benzeti * Benzetme. aslı ndan kopya edilmiş . *İ ki üçgende köş elerinin e ş lenmesine göre karş ı lı klı aç ı lar ı n eş ve kar ş ı lı klı kenarları n orantı sı ndan doğ an benzersiz * Benzeri olmayan. mü ş abih. -ten. * Bkz. disimilâsyon: Kı nnap > kı rnap. benze ş im oranı *İ ki ş eklin kenarları nı n arası ndaki oran. benze ş im * Bazı ortak yönleri olan iki ş ey arası ndaki benzeş me. * Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde ası l oyuncunun yerine ç ı kan. müş abih olmak. çar ş anba > çar ş amba. benzeri benzerlik durum. yapı ve yüz bakı mı ndan bu oyuncuyu andı ran kimse. * Nitelik. eş siz. * Benzer olma durumu. mümasil. odalardan (oda-lar-dan) kelimelerinde bulunan -çü. * Benzerlik gösteren. benze ş mek * Birbirine benzemek. benze ş lik * Benzeş olma durumu. mü ş abehet. * Bir kelimede bir sesin baş ka bir sesi kendisine benzetme etkisi: yurt-daş > yurtta ş .

yolculara dinlenme ve alı ş veriş imkânı veren tesis.65 olan. renksiz. benzetmek gibi olması n * kötü bir sona uğ ramı ş birinden veya bir ş eyden söz ederken. benzetilme * Benzetilmek iş i. kendine özgü kokusu bulunan bir sı vı . benzi atmak (veya uçmak) * ansı zı n yüzünün rengi sararmak. orijinaline bakarak yapan ve benzeti olduğ unu belirten ressam. benzinlik. benzetici ressam * Büyük sanatçı lar ı n üslûbunda çal ı ş arak. benzin * Petrolün damı tı lması ile elde edilen. teş bih. özgül ağ ı rl ı ğ ı yaklaş ı k 0. benzetici * Benzeterek yapan. * Benzen. benzin pompası * Benzinlikte araç depoları na benzin koyma ve verilen benzin tutarı nı gösterme aracı . * Dövmek. benzetilmek * Benzetmek iş ine konu olmak.benzeti ressamı * Büyük sanatçı lar ı n yaptı kları nı . benzeyiş sizlik * Benzeş memek durumu. yapt ı ğ ı iş leri orijinal eser diye satan sahteci ressam. bozmak. * Kötü bir duruma getirmek. * Bir ş eyin neteliğ ini anlatmak için. benzetmek * Benzer duruma getirmek. benzeyiş * Bir ş eyin ba ş ka bir ş eye benzemesi durumu. solmak. o niteliğ i eksiksiz taş ı yan bir ş eyi örnek olarak gösterme iş i. * Bir ş eyde ba ş ka ş eye benzeyen yönler bulmak. benzetme * Benzetmek i ş i. benzi uçmak * yüzü sararmak. ona benzetilen kimse veya ş ey için kötü bir duygu beslenilmediğ ini anlat ı r. benzetiş * Bir ş eyi ba ş ka bir ş eye benzetmek i ş i veya biçimi. yağ gibi ihtiyaçlar ı nı karş ı layan. yüzü sararmak. benzi kül gibi olmak * yüzünden kan çekilmek. sahteci. benzin istasyonu * Araçları n benzin. uçucu. . kopyacı . benzi sararmak * yüzünün rengi solmak.

beraberlik * Birlikte olma durumu. benzinde kan kalmamak * kansı zl ı k sebebiyle yüzü sararmak. benzinleme * Benzinlemek iş i veya durumu. beraberinde * yanı nda. beraat ı zimmet ası kdı r * tersi ispatlanmadı kça insanları n suçsuz sayı lmaları ilkesini anlatı r. yarı ş ma için) takı mlar ayn ı sayı yı almak veya denk gelmek. vereceğ i olmama durumu. benzine kan gelmek (veya benzi kanlanmak) * sağ lı klı duruma gelmek. beraberce * Birlikte. * Bir nesneyi benzine bulamak. borçsuzluk. yarı ş ma) takı mları n aynı sayı yı alması yla sonuçlanmak. bir arada. canlanmak. temize çı kmak.). * Aynı düzeyde. benzinlemek * Benzin dökerek yakmak. beraber * Birlikte.benzinci * Benzin satı lan yer veya benzin satan kimse. berabere bitmek * (oyun. * Aklanma. baş a baş gelmek. benzol beraat * Benzin ve tolüen karı ş ı mı bir akaryak ı t. * Baş baş a kalma durumu. berabere kalmak * (oyun. * -e rağ men. benzin istasyonu. beraber olarak. baş a ba ş kalmak. makine vb. benzinli benzinlik * Benzin sat ı lan yer. beraberlik müziğ i . -e karş ı n. benzincilik * Benzincinin iş i veya mesleğ i. * Benzinle çalı ş an (motor. beraat etmek * aklanmak. beraat ı zimmet * Borcu.

Berberî berberlik * Berberin yaptı ğ ı iş . niş an veya ayrı calı k verilen kimseler için çı karı lan padi ş ah buyruğ u. patent. seçme. berber * Saç ve sakalı n kesilmesi. * Darmadağ ı n. berbat * Kötü. berbat olmak * kötü duruma gelmek. berber çı rağ ı * Berber ustası nı n yanı nda yeti ş tirilmek üzere çalı ş an çocuk. * Kuzey Afrika'daki Cezayir bölgesinde Berberistan halkı ndan veya bu halkı n soyundan olan kimse. Akdeniz'de yaş ayan. berber dükkânı * Berber. beğ enilmeyen. . san. berceste * Sağ lam ve lâtif. Berat Gecesi * Hz. * bozmak. Berat Gecesi. kuyruğ unun çatalı çok uzun olan. * Bozuk. berber balı ğ ı * Hanigillerden. Muhammed'e peygamberliğ in Cebrail aracı lı ğ ı yla bildirildiğ iş aban ayı nı n 15. taranması ve yapı lmas ı iş iyle uğ ra ş an veya bunu meslek edinen kimse.* Orkestra. * bozulmak. * Bu iş in yapı ld ı ğ ı dükkân. * Seçilmiş . bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge. kirlenmek. bak ı msı z. oynar baş lı klı özel koltuk. berber koltu ğ u * Berberler için yapı lan hareketli. berber salonu * Büyük berber dükkânı . koro veya oda müziğ inde olduğ u gibi birçok sesin oluş turduğ u müzik. aylı k bağ lanan. * Çirkin. viran. * Sanat değ eri yüksek anlamlar taş ı yan dize. gecesine rastlayan kandil gecesi. Berat Kandili * Bkz. eti yenilen bir balı k (Serranus anthias). periş an. berber bataryası * Berber dükkânları nda lâvaboya su akması nı sağ layan deve boynu biçimindeki musluk takı mı . berbat etmek (veya eylemek) * kötü duruma getirmek. berat * Bir buluş tan. * Osmanlı İ mparatorluğ unda bir göreve atanan.

*İ yi ki. * bir kimsenin bir durumdan hoş nutluğ unu anlatmas ı . verimli. berelenmek * Bereli duruma gelmek. feyezan. bereketlilik * Bereketli olma durumu. * Herhangi bir ş eyde görülen çizik. * Yağ mur. sürüp giden. berdevam * Sürmekte olan. gürlük. bereketli * Bol. bereketli ola! (veya olsun!) * yemek yemekte olanlara veya ürünlerini dev ş irenlere söylenen iyi dilek sözü. bereketsiz * Kendinden beklenen yararlı ğ ı sa ğ layamayan ( ş ey). iyi bir rastlantı olarak. ezik. bere * Yuvarlak. neyse ki. berelenme * Berelenmek iş i veya durumu. 9-18 Mart arası nda görülen kocakarı so ğ uğ u. Tanrı 'ya ş ükür ki. ongunluk. bereketsizlik * Bereketsiz olma durumu. bereket ki (veya bereket versin ki) * iyi ki. yassı ve sipersiz baş lı k. bereket versin * para alan kimsenin söyledi ğ i iyi dilek sözü. feyz.berdelacuz * Halk tahminine göre. serseri. . bakı msı z. bereket * Bolluk. bereketlenme * Bereketlenmek iş i veya durumu. berelemek * Bereli duruma getirmek. teselli bulması . * Pis. artmak. bere * Vurma ve incitme sonucu vücudun herhangi bir yerinde oluş an çürük. bereketlenmek * Çoğ almak. bozuk. bereleme * Berelemek iş i. berdu ş * Baş ı boş .

* Beresi olan. * Bu ağ acı n. * bitirmek. berhava etmek * havaya uçurmak. yaş ayan. * Büyük. * Bu uzaklı kta bulunan. az çok. berenar ı *Ş öyle böyle. * Çı kma durumundaki kelimelerden sonra getirilerek bir iş in baş langı cı nı gösterir. beriki * Beride olan. beriberi * Genellikle Uzak Doğ u ülkelerinde B vitamini eksikliğ inden ileri gelen bir hastalı k. beri * Konuş an ı n önündeki iki uzaklı ktan kendisine daha yakı n olanı . berhava * Havaya verilmiş . canlı . bergamodî * Sarı msı pembe renginde olan. arma ğ an. yadigâr. beribenzer * Sı radan bayağ ı . bergüzar berhane * Anmak için verilen hatı ra.bereli bereli * Beresi olan. boş . uçurulmuş . * Mutlu. berhudar ol! * "iyi günler göresin" anlamı nda dilek olarak kullanı lı r. berhava olmak * patlama yolu ile havaya uçmak. bergamot * Turunçgillerden bir ağ aç (Citrus bergamia). alelâde. biraz. berhayat berhudar * Hayatta olan. yok etmek. berhane gibi * gereğ inden çok büyük (ev). harap. * boş a gitmek. beril . oldukça. * Yararsı z. kabukları ndan reçel yapı lan ve esans ç ı karı lan meyvesi. kullanı ş sı z ev. * Beride olan ş ey veya kimse.

29700C de eriyen. berkitme * Sağ lamlaş tı rma. takviye. berraklaş ma * Berraklaş mak iş i veya durumu. berk * Sert. bermuda bermutat * Alı ş ı lagelen biçimde. berkimek * Sağ lamlaş mak. temiz. berrak * Duru. ortalama 30-40 cm boyunda. pekiş mek. berkitmek * Sağ lamlaş tı rmak.84. her zaman olduğ u gibi. tahkim. katı . * Berkimek iş i. açı k. sı rtı açı k kahverengi. havanı n etkisine kar ş ı ince bir oksit tabakası yla kaplı element. berkelyum * Atom numarası 97. berlam *İ nce pullu. saydam. pek iyi. Kı saltması Be. * Sertlik. berjer * Arkası kabarı k ve yüksek oturacak yeri geni ş koltuk. Marmara ve Ege deniziyle Akdeniz'de bol bulunan bir bal ı k türü (Merluccius merluccius). berilyum * Atom numarası 4. yanları ve karn ı beyaz. berkinme * Berkinmek iş i veya durumu. durulaş mak. berklik * Sağ lamlı k. atom ağ ı rl ı ğ ı 294 olan. berraklaş mak * Berrak duruma gelmek. . aydı nlı k. yoğ unluğ u 1. berkinmek * Berkimek. * Dizlere kadar inen dar ve kı sa pantolon. Kı saltması Bk. zümrüt gibi baz ı taş lar ı n birleş iminde bulunan. tahkim etmek.013 olan. çoğ u yeş il renkli berilyum ve aliminyum silikat.* Doğ ada altı gen billûrlar durumunda bulunan. * Sağ lam. * Pekiş tirilmek. amerikyum veya küryumdan elde edilen yapay element. atom ağ ı rl ı ğ ı 9. takviye etmek. güç kazanmak. katı lı k. berkemal berkime * Mükemmel.

çürümek. gidermek. bertmek berzah besalet * Bertilmek. besbelli * Açı k. *İ ncinmi ş . burkulmu ş . apaçı k. bertilme besbedava * Pek ucuz. * Bir yana. * Deride mor leke. bertilmek *İ ncinmek. yok edilmek. duruluk. besbeter beselemek * Bkz. . karasal. çürük. bertafsil bertaraf * Açı klamalı . dar dil. * Açı k. bertaraf olmak * ortadan kalkmak. anlaş ı lı yor ki. berri * Kara ile (toprakla) ilgili. yararlı lı k. * Bertilmek iş i veya durumu.berraklaş tı rma * Berraklaş tı rmak i ş i. uzun uzad ı ya. çok belli. * Berelenmek yaralanmak. * Çok kötü. durulaş tı rmak. net ve kolay anlaş ı lı r duruma getirmek. * Anlaş ı ldı ğ ı na göre. açı k olarak. bertme * Bertmek iş i. burkulmak. * Morarmak. * Kı stak. bertaraf etmek * ortadan kaldı rmak. berraklı k * Berrak olma durumu. bertik * Yara. berraklaş tı rmak * Berrak duruma getirmek. bere. ş öyle dursun. eselemek beselemek. * Yiğ itlik.

besi dokulu * Besi dokusu olan. besi suyu besici besicilik * Besicinin yaptı ğ ı iş . varlı ğ ı nı sürdürmek için gerekli ş ey. azı k. * Sı ğ ı r. besi hayvanı * Beslenmek amacı yla yavru iken alı nan veya besiye çekilen hayvan. besihane besili besin * Besi yapı lan yer. * Besini olmayan. esermek besermek. besermek * Bkz. besi dokusu * Besi doku. gı dalı .beserek * Tüylü ve damı zlı k erkek deve. * Yaş amak. satan kimse. * Bir ş eyi istenilen durumda tutmak ve oturtmak için kullanı lan takoz gibi ş eyler. besi dokusuz * Besi dokusu olmayan. * Yenilebilir. besi meras ı * Besleme değ eri oldukça yüksek mera bitkileri ile kaplı olan ve gerektiğ inde ilâve yemler de verilerek özellikle kesime gönderilecek hayvanlar ı n fazla canl ı ağ ı rlı k kazanmaları için otlat ı ldı klar ı doğ al veya sun'î verimli mera. * Yumurta akı maddesi. semirtilmiş . yeterli besin almayan. besi * Yaş atmak ve geliş tirmek için gereken besinleri yedirip içirmek iş i. gı dası z. besinli besinsiz . * Semiz. * Besini olan. besinsizlik * Bitkilerin damarları nda dolaş an besleyici su. gı da. beslenmeye elveriş li her tür madde. besi doku * Tohumları n içinde embriyonu çevreleyen bölüm. davar gibi hayvanları besleyerek semirten. besi örü * Tohum çimlenirken yeni çı kan bitkiyi beslemeye yarayan ve embriyonun çevresine yay ı lmı ş bulunan besleyici maddelerin bütünü.

beslenilme * Beslenilmek iş i veya durumu. evlâtlı k. * Besleme olarak. beslenme çantas ı * Anaokulu ve ilköğ retim okulları nı n öğ rencilerinin beslenme saatinde yiyeceklerini içinde bulunduran çanta. onun maddî yard ı mları dolay ı sı yla körü körüne destekleyen. * Beslemek iş i. beslenme * Beslenmek iş i. * Herhangi bir kuruluş u. oysun gözünü * nankörlük edenler için söylenir. besleme bas ı n * Çı kar u ğ runa. ahretlik. katı lmak. besleme gibi * giydiğ ini kendine yakı ş tı ramayan (k ı z). * Bir duyguyu gönülde yaş atmak. desteklemek. beslenme bozukluğ u * Bazı organ ve dokularda veya organizmanı n bütününde ş ekil veya çalı ş ma düzensizliğ i meydana getiren. * Hizmetçi. .* Besinsiz olma durumu. peki ş tirmek. besle kargay ı . * Evlâtlı k olarak alı nan. * Semirtmek. doldurmak. besleme. * Eklenmek. beslenilmek * Beslenmek iş ine konu olmak. besleme k ı z * Besleme. ço ğ altmak. * Vücut için gerekli besin maddelerinin alı mı . gı dası zl ı k. besiye çekmek * hayvanı semirtmek için çalı ş tı rmadan beslemek. herhangi bir kurulu ş un veya iktidardaki güçlerin görüş lerini savunan bası n. * Yedirmek. hizmetçi. çevresini veya altı nı desteklemek. * Bir ş eyi korumak veya sa ğ lamca durmas ı nı sa ğ lamak için. beslemelik * Besleme. beslek besleme * Besleme. bir veya birkaç beslenme görevinin bozulması . beslenen beslengi * Sönümsüz. beslemek * Yiyecek ve içeceğ ini sağ lamak. ev i ş lerinde çalı ş tı rı lan kı z. * Yetiş tirmek. * Maddî yardı m yapmak.

. beste ba ğ lamak * bestelemek. iyi beslenmenin sa ğ lı k yönünden önemi. * Beslemek iş ine konu olmak. besmele çekmek * bismillahirrahmanirrahim sözünü söylemek. beslemeye yarayan. kompozitör. beslenme eğ itimi * Besin maddelerinin özellikleri. besteci bestekâr * Beste yapan kimse. besin değ eri yüksek. beste * Bir müzik eserini oluş turan ezgilerin bütünü. * Yüz ve boyunda güneş lekelerini azaltı p ölü hücreleri atan krem türü. ucuz ve dengeli beslenmenin yollar ı gibi konuları iş leyen bilim dalı . yiyecek seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar. besli besmele * "Acı yan ve esirgeyen Tanr ı 'nı n ad ı ile" anlamı na gelen ve bir i ş e baş larken söylenilen Arapça bismillahirrahmanirrahim sözünün k ı saltması .beslenme eğ itimcisi * Beslenme eğ itimi ile uğ raş an uzman. besleyici * Besleyen. besletme * Besletmek iş i veya durumu. beste yapmak * bir müzik eseri yaratmak. beslenme odas ı * Anaokulu. beslenme uzmanı * Beslenmenin genel özelliklerini kitle çapı nda ele alan. besletmek * Beslemek iş ini baş kası na yaptı rmak. besili. bestekâr. * Besteci. beslenme saati * Anaokulu. insan vücudunun geliş mesinde yiyeceklerin etkisi ve görevi. * Bkz. ilköğ retim okulu gibi eğ itim kurumları nda yemek yenilen yer. besmelesiz * Çocuklar için "piç" anlamı nda kullanı lan bir sövgü. ilköğ retim okulu gibi eğ itim kurumları nda yemek yeme zamanı . * Besmele çekmeden. inceleyen yetkili. beslenmek * Kendini beslemek. mugaddi.

* Beş sı nı fl ı ilkokul. * Çoksatar. beş yukar ı . * Oyunda. bir parça. V. pencüdü. koklama. be ş altı be ş aş ağ ı beş yukarı * Bkz. bestelemek * Beste yapmak. * Dörtten sonra gelen sayı nı n adı ve bu sayı yı gösteren rakam. üç aş ağ ı . besteli bestelik * Bestesi olan. * Biraz. bestelenmiş . bestesi yapı lmak. atı lan zarlardan birinin be ş . . be ş bir be ş dört be ş duyu * Dokunma. birkaç. bestelenmek * Bestelemek iş ine konu olmak. öbürünün dört benekli yüzünün üste gelmesi. * Bkz. * Dörtten bir fazla. bestenigâr * Klâsik Türk müziğ inde en eski birle ş ik makamlardan biri. be ş milyonluk * Beş milyon liralı k bütün kâğ ı t para.besteleme * Bestelemek iş i. görme. be ş binlik * Beş bin liralı k bütün kâ ğ ı t para. pencüyek. bestelenme * Bestelemek iş i. bestesiz bestseller be ş * Bestesi olmayan. 5. be ş iki * Bkz. iş itme. be ş kardeş *Ş amar. be ş beter * Besbeter. tat alma duyuları . tokat. * Beste olma durumu.

pencüse. be ş yüzlü * Beş yüzü olan cisim. be ş paralı k etmek * Bkz. kusurları aç ı ğ a çı kmak. bedenle ilgili. be ş parmak bir olmaz * ana ve babalar ı bir oldu ğ u hâlde kardeş ler arası nda çeş itli farklı lı klar bulunur. yoksul.be ş on * Az sayı da. aş ağ ı lı k. muş tu. be ş para almamak * hiç para almamak. be ş üç be ş vakit * Bkz. * Bedensel. her defası nda beş i bir arada. *İ nsanoğ lu. be ş erî co ğ rafya *İ nsanlar ı n yerleş ik bulundu ğ u yöre ile ilgisini ve o yörenin veya yerin türlü olaylar ı nı inceleyen coğ rafya kolu. * Beş ve on santim ölçülerinde biçilmiş kereste. be ş parası z * parası z. be ş paralı k olmak * alçalmak. iş e yaramaz. her birine be ş . be ş para etmez * hiçbir değ eri yok. be ş bı yı k be ş er be ş er *İ ri muş mula. * Beş sayı sı nı n üleş tirme biçimi. be ş aret *İ yi haber. * Günün belirli beş vaktinde kı lı nan namaz. be ş yüzlük * Beş yüz liralı k bütün kâ ğ ı t para. insan. *İ çinde beş yüz tane bulunan. be ş eriyet . be ş er ş aş ar * insan her zaman yanı labilir. erim. be ş erî *İ nsanoğ lu ile ilgili. on paralı k etmek. müjde. be ş paralı k * Değ ersiz. biraz. bayağ ı .

be ş eriyetçi * Beş eriyet yanl ı sı (kimse). insancı l. düş man için çal ı ş an örgüt. insanoğ ulları . tahta veya demirden yapı lmı ş sallanı r bir çeş it küçük karyola. be ş inci kol * Bir ülkede gizli olarak. be ş ibiryerde * Bkz. hümanist. * Bir ş eyin do ğ up geliş ti ğ i yer. be ş ik kertiğ i * Daha beş ikte iken anası babası tarafı ndan ni ş anlanmı ş kimse. fonksiyonunu yapmak. * Ambalâjlanacak malı n biçimine uygun olarak alta konulan parça veya parçaları n tümü. be ş iğ ini sallamak * çocukluğ undan veya çok eskiden tanı mak. be ş ikten mezara kadar * bütün hayatı boyunca. * Beş er be ş er sı ralanm ı ş . beş altı n lira de ğ erinde olan altı n. hümanizm. be ş eriyetçilik * Beş eriyetçi olma iş i veya durumu. sı rada dördüncüden sonra gelen. ölünceye kadar. be ş ik sal ı ncak * Bayram yerinde kurulan bir tür salı ncak. be ş ik * Süt çocukları nı yat ı rmaya ve sallayarak uyutmaya yarayan. be ş ikçi be ş iklik * Beş ik yapan veya satan kimse. be ş iklik etmek * beş ik vazifesini. be ş ikörtüsü *İ ki yana akı ntı sı olan çatı . geriye bükülü ayak bileklerini ellerle kavrayarak karı n üzerinde ba ş ve ayak yönünde sallanma. * Beş ik olmaya uygun. * Beş kenarl ı çokgen. büyümesine hizmet etmek. be ş inci * Beş sayı sı nı n sı ra sı fatı . * Yüz üstü yatı ş ta.*İ nsanlı k. be ş iz . be ş ik kertme * Daha beş ikte iken anası babası tarafı ndan ni ş anlanma. be ş erli be ş gen be ş ibirlik * Kadı nları n süs için takı ndı klar ı . beş ibirlik. insancı ll ı k.

be ş parmak otu * Gülgillerden. be ş me be ş parmak * Derisi dikenlilerden. "çehre" anlamı nda ikileme oluş turur. * Halk edebiyatı nda üçlemeli bir bende. be ş tane alabilen. * Bet bereket kalmamak. domino gibi oyunlarda üzerinde be ş iş areti bulunan kâğ ı t veya pul. * Divan edebiyatı nda beş dizeli bölümlerden oluş mu ş manzume. * Beş müzisyenin çald ı ğ ı caz orkestrası . beş ı ş ı nlı yı ld ı z biçiminde bir deniz hayvanı . beti bereketi kaçmak gibi deyimlerde bereket kelimesi ile birlikte "bolluk" anlamı nda ikileme oluş turur. beş pençe (Uraster). be ş izli * Beş tanesi bir arada olan. sürgüne karş ı kullanı lan bir bitki. beti benzi uçmak. muhammes. be ş lik simit gibi kurulmak * kendine değ er vererek bir yere yayı lı p oturmak. bet * Kötü. kendinde herhangi bir ş eyden beş tane bulunan. gülümser. be ş lemek * Bir iş i beş kez yapmak. kentet. yollu bir çeş it kumaş . beş kuruş veya beş lira değ erinde olan akçe. be ş lik * Beş para. * Bkz. çirkin. beti benzi sararmak gibi deyimlerde beniz kelimesi ile birlikte. * Çı krı kçı tezgâhı nı n kütüğ ü. * Beş i bir arada olan. be ş pençe be ş taş be ş uş * Güler yüzlü. yol kı yı ları nda ve çayı rlarda yetiş en. * Tahmis.* Beş i bir arada do ğ an (kardeş ler). . * Beş ses veya beş müzik aracı için yazı lan müzik eseri. * Tabaklanmamı ş ham deri. beş parmak. *İ skambil. * Bir ş eyin sayı sı nı beş e çı karmak. be ş leme * Beş lemek iş i. tuhaf. konu ile ilgili aynı ölçüde bir çift dizenin ba ğ lanması yla olu ş an manzume. güleç. kurt pençesi (Potentilla reptans). be ş me * Her çubuğ u ayrı ayr ı beş renkte olan. be ş li * Beş parçadan olu ş an. bet * Beti benzi atmak. * Beş taş la oynanan bir tür çocuk oyunu. beti bereketi gelmek. * Beş renkte dokunmuş çubuklu kumaş .

beti benzi kireç kesilmek (beti benzi atmak. betim * Betimlemek iş i. betik betili * Yazı lı olan ş ey. bir olay veya duyguyu betimleyen söz veya yazı . bet suratlı * Yüreğ inin kötülüğ ü yüzünden belli olan. dikleş mek.bet beniz kalmamak * yüzü sararı p solmak. beterin beteri var * çok kötü bir duruma düş en kimse. figüratif sanat. bir kötülük yapacakmı ş gibi durmak. beta * Yunan alfabesinin ikinci harfi -B. solmak veya beti benzi uçmak) * herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak. betatron * Elektronları hı zland ı ran elektromanyetik bir araç. bet bet bakmak * kötü kötü bakmak. kafa tutmak. korkmak. pusula. tasvir. betelenmek * Karş ı gelmek. hayvan ve doğ a ögeleri bulunan (resim veya heykel). kitap. beter etmek * daha kötü duruma getirmek. beterleş me * Beterleş mek i ş i veya durumu. kı tla ş mak. beta ı ş ı nları * Radyoaktif cisimlerin yaydı klar ı üç ı ş ı ndan biri. beterleş mek * Beter duruma girmek veya o durumda bulunmak. çabuk tükenmek. mektup. . betimleme. beti * Resim ve heykel sanatları nda varlı kları n biçimi. bir kimseyi. bundan daha kötü durumları n da bulunduğ unu dü ş ünerek teselli bulmal ı dı r. tezkere. betelemek * Bkz. beti bereketi kalmamak (veya kaçmak) * azalmak. beter *İ yice kötü. * Bir ş eyi. figüratif. etelemek betelemek. *İ çinde insan. betili sanat * Doğ anı n görünen biçimlerini iş leyen sanat.

betonarme * Yapı da gücü. bağ lay ı cı yapay y ı ğ ı ş ı m.betimleme * Betimlemek iş i. * güçlü. tasvirî dil bilgisi. tasvir. betimlenme * Betimlenmek durumu. betimlenmek * Betimlemek iş i yapı lmak. betimlemeci * Betimlemeye ağ ı rlı k veren. betimsel dil bilgisi * Bir dilin belirli çağ ı nı inceleyen dil bilgisi. nonfigüratif. tasvir etmek. dayanı kl ı . esnekli ğ i artı rmak için metal ve çimentodan yararlanma yöntemi. betonla ş ma * Betonlaş mak durumu. . dayanı klı . sert. betonkarar * Beton karma makinesi. beton * Çimentonun su yardı mı yla kum. beton gibi * çok sağ lam. kendine özgü belirtilerini tam ve açı k biçimde söz veya yazı ile anlatmak. betoniyer * Beton karma makinesi. betine gitmek * gücüne gitmek. betimlemeli dil bilgisi. demirli beton. betisiz sanat * Beti kullanmayan nonfigüratif sanat. betimleyici * Betimleme yanlı sı . hayvan ve doğ a ögeleri bulunmayan (resim veya heykel). betisiz *İ çinde insan. betoncu * Yapı larda beton dökme iş leriyle uğ ra ş an usta veya i ş çi. çakı l gibi maddelerle karı ş ması sonucu olu ş an sert. üroloji. betimlemek * Bir nesnenin. betonla ş mak * Beton duruma gelmek. kendine yedirememek. betimsel * Betimle ilgili. tasvirî. bevliye *İ drar yollar ı hastalı kları . tasvirci.

* (baskı da) Normal karal ı kta görünen harf çe ş idi. bey erki * Zengin erki. bey mi yaman. beyanat vermek (veya beyanatta bulunmak) * demeç vermek. anlatmak. beyanat * Demeç. * Bu renkte olan. bevvap * Kapı cı . bevliyecilik * Bevliyecinin iş i veya mesleğ i. koca. *İ skambil kâğ ı tları nda birli. beyanname * Bildirge. beyaban beyan * Söyleme. plutokrasi. ileri sürmek. hayallerin doğ uş ve değ erlerini. bunları n anlatı mı nda tutulacak yolları konu edinen bir edebiyat bilgisi dal ı . kara karş ı tı . el mi yaman. * Beyaz ı rktan olan kimse. ürolog. * Bir eserde. * Zengin. bay. duyguları n. düş üncelerin. beyaz adam . söylemek. * Çöl. * Erkek sı fatları nı n hemen arkası na eklenir. beyan etmek * bildirmek. kokulu ve tatlı bir armut türü. bildirme. el mi yaman * Bkz.bevliyeci *İ drar yolu hastalı klar ı hekimi. * Boy gibi küçük bir toplumun veya küçük bir devletin baş kanı . ileri gelen kimse. * Komutan. as. bey * Günümüzde erkek adları ndan sonra kullan ı lan sayg ı sözü. * Eş . beyaz * Ak. bey (veya pa ş a) gibi yaş amak * bolluk içinde yaş amak. bey armudu *İ ri. bey mi yaman. * Erkek özel adları yerine kullanı lı r. bildiri. * Mahalle okulları nda hademe. bey karde ş * erkekler için seslenme sözü.

çamaş ı r makinesi.* Beyaz ı rka mensup olan ki ş i. sinema filminin oynatı ldı ğ ı yüzey. Kuzey Amerika. beyaz ş arap * Sadece beyaz üzüm ş ı rası ndan yapı lan ş arap. Güney ve Batı Asya ile Kuzey Afrika'da yaş ayan ve teninin rengi aç ı k olan ı rk. * Avrupalı . beyazı mt ı rak * Beyaza çalar renk. beyaz etmek (veya beyaza çekmek) * yazı yı temize çekmek. beyaz kömür * Akarsulardan elde edilen elektrik gücü. beyaz sabun * Beyaz renkli bir tür sabun. etlere verilen genel ad. beyaz cam * Televizyon ekranı . beyaz zehir * Eroin. beyaz e ş ya * Buzdolabı . beyaz baston * Görme özürlülerin yürürken kulland ı klar ı madenî çubuk. beyazı ms ı * Beyaza çalan. beyaz kitap * Bir sorunu aydı nlatmak ve savunmak için bir kurum veya hükûmetçe yayı mlanan kitap. beyaz peynir * Beyaz renkli bir tür peynir. beyaz iş * Beyaz pamuklu veya keten kumaş lar üzerine beyaz veya renkli ipliklerle yapı lan sarma i ş . beyaz oy * Onaylayı cı oy. Beyaz Rus * Ekim ihtilâlinde komünist kı zı l yönetimden kaçan Rusyalı kimse. beyaz ı rk * Avrupa. beyaz et * Tavuk. * Sinema. * Beyaz Rusya halkı ndan olan kimse. beyaz dizi * Genellikle sevgi konuları nı basit bir biçimde iş leyen romanlardan oluş an dizi. kokain gibi sı vı olmayan uyuş turucu madde. bulaş ı k makinesi gibi ev aletlerine toplu olarak verilen ad. beyaz perde * Göstericiden çı kan görüntülerin üzerinde yans ı dı ğ ı . balı k vb. .

araba çeken. beygir * At. beyazlatı lmak * Beyaz duruma getirilmek. beyefendi * Saygı belirtmek için erkek adları nı n sonuna getirilen veya bu adlar ı n yerine kullan ı lan san. beybaba * Yaş lı erkeklere teklifsizce sesleniş biçimi. beyazlanma * Beyaz duruma gelme. beyazlı k * Beyaz olma durumu. beyazlı * Beyazı bulunan. beygir gücü * Saniyede 75 kilogrammetrelik iş yapan bir motorun gücü. * (kâğ ı tçı lı kta) Parlaklı ğ ı n iyileş tirilmesi için hamur bileş enlerinin renginin az veya çok oranda değ iş tirilmesi veya giderilmesi. * Dokunan kumaş ları n renk tonları nı açan veya beyazlatan ve kumaş lar üzerindeki lekeleri gideren (kimse). beyazlatma * Beyazlatmak iş i. ağ artma. beygirli . beyazlaş ma * Beyazlaş mak iş i veya durumu. beyazlaş mak * Beyaz duruma getirmek. * Yük taş ı yan. * Çocukları n babaları için kulland ı ğ ı sayg ı sözü. ağ armak. beygirci * Beygir besleyen veya kiraya veren kimse. * Atlama beygiri.beyazı n ad ı . üstüne binilen at. esmerin tad ı * esmerleri övmek için söylenir. beyazlatı cı * Daha beyaz duruma getiren kimyasal madde. ağ artı lmak. beyaztilki * Tilkinin kı ş lı k tüyünden yap ı lan kürk. beyazlatmak * Beyaz duruma getirmek. beyazlanmak * Beyaz duruma gelmek. ağ artmak. ağ arma. * Ağ artı . beyazsinek * Özellikle pamukları n üzerinde üreyerek bitkinin öz suyunu emen ve kuruması na sebep olan bir sinek türü.

beyin göçü *İ leri düzeydeki meslek ve bilim adamları ile uzmanları n bir baş ka geliş miş ülkede yerleş ip çalı ş mak amacı ile kendi ülkelerinden ayr ı lmas ı . beyin üçgeni * Beynin alt tarafı ndaki üç kı vrı mlı yuvarlak çı kı ntı . beyin * Kafatası nı n üst bölümünde beyin zar ı ile örtülü. dimağ . anlamsı z. * Bir ş eyi yönetmede önemli görevi olan kimse. beslenen bölgenin çal ı ş maz duruma gelmesi. düş üncesi yüksek düzeyde olan kimse. * Beygir gücünde. beyhude * Boş una. boş u bo ş una. * Bilgisi. * Muhakeme. kafa içinin. beygirlik * Beygire ait. beyin jimnasti ğ i * Bkz. beygir için. beygirsiz * Beygiri olmayan. beyin kar ı ncı kları *İ çinde beyin-omurilik s ı vı sı bulunan. iki yarı m yuvar biçiminde sinir kütlesinden oluş an. usa vurma. zihin jimnastiğ i. gereğ i yokken. * Yararsı z. beyin orağ ı * Beynin iki lopu arası ndaki zar. beyin cerrahîsi * Hastahanelerde beyin konusunda ameliyat yapabilen bölüm. beyin y ı kamak . beyin gücü * Bir ülkede ileri düzeyde iyi yetiş miş olan meslek ve bilim adamları ile uzmanları n fikir gücü. dört boş luğ undan her biri. beyin omurilik sı vı sı * Örümceksi zarla ince zar arası ndaki boş lukta bulunan beyinle omuriliğ i çepeçevre saran sı vı . beyhudelik * Beyhude olma durumu. eğ itimi. beyin kanamas ı * Beyni besleyen damarlardan bir veya birkaçı ndan dı ş ar ı kan sı zması sonucu.* Beygiri olan. beyin cerrah ı * Beyin konusunda uzmanlı k yapm ı ş cerrah. beyhude yere * boş yere. beyin takı mı * Bir kurum veya kuruluş un yönetiminde etkin rol oynayan kimseler. duyum ve bilinç merkezlerinin bulundu ğ u organ.

beynelmilel * Milletler arası . enternasyonal. * Merkeze tam bağ lı olmayarak bir beyin yönetimi altı ndaki ülke. pis (kimse). devlet malı olan. basmakal ı p. düş üncesiz. beylik söz * Herkesin kullandı ğ ı . kendine özgü düş ünce ve dünya görüş üne yabancı laş tı rmak. beyin zarı * Beyni üst üste saran zar. * Herkesin kullandı ğ ı . içinde beyit olan. * Akı ll ı . beyinsel beyinsi beyinsiz beylerbeyi * Sancak beylerinin ba ş ı . dimağ çe. * Hükûmet. hareket dengesi merkezi olan organ. uluslar arası . * Bir çeş it küçük ve ince asker battaniyesi. namaz k ı lmayan. satı mlı k. * Beyni olan. beyiye * Bkz. herkesin bildiğ i. emirlik. devlete özgü olan. çok bilinen. * Akı lsı z. . beyin zarlar ı * Beyni üst üste saran üç zar. etkisi kalmamı ş söz. * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı iki dizeden olu ş mu ş ş iir parçası . beynamaz * Namazsı z. * Rahat yaş ama. mirî. * Beyne benzeyen. beylik f ı rı n has çı karı r * devlet görevlisi olmanı n insana birçok kazançlar sağ ladı ğ ı nı ş aka yollu anlatmak için söylenir. baş ka yönde düş ünür ve davranı r duruma getirmek amacı yla çe ş itli yollarla etkilemek. beyincik beyinli * Kafatası nı n art bölümünde ve beynin alt ı nda. beyitli * Beyti bulunan. * Beyni olmayan. beylik * Bey olma durumu.* insanı . dü ş ünceli. beylikçi * Divanı kaleminin baş ı . * Beyinle ilgili. emaret. beyit * Ev. * Devletle ilgili. korteks.

tepesi atmak. * kötü bir ş ey sezinlemek. beyni sı çramak * aklı baş ı ndan gitmek. sarsı lmak. beynine girmek * herhangi bir konuda birisini yönlendirmek. bunamak. bunalmak. enternasyonalizm. beytülmal * Devlet hazinesi. beysbol * Dokuzar kiş ilik iki takı m aras ı nda bir top ve sopayla oynanan. beynine vurmak * (içki etkisiyle) ne yaptı ğ ı nı bilemez duruma gelmek. düş ünemez olmak. beysbolcu * Beysbol oynayan ve oynatan (kimse). beynelmilelcilik * Milletlerin sosyal sı nı fları arası nda uygunluk olmas ı ve birlikte davran ı lmas ı gerekti ğ ini savunan görüş . kanı t. tutamak. beyni kaynamak * aş ı rı sı caktan sersemlemek. beynini kemirmek * rahatsı zlı k vermek. huzurunu kaçı rmak. beyyine * Bir olayı n doğ ruluğ unu ortaya koyabilen yöntem. * Bey oğ lu. uluslar arası cı lı k. beyninden vurulmu ş a dönmek * beklenmedik bir durum karş ı sı nda olağ anüstü bir üzüntü ve ş aş kı nlı ğ a uğ ramak. beyzade . * Duruş ma sı rası nda bir düş ünceyi gerçekleş tirmek için baş vurulan belge. uluslar arası cı . beyninde ş imş ekler çakmak * çok üzülmek. delil.beynelmilelci * Bkz. beyni bulanmak * sersemlemek. * zihninde birden bir düş ünce doğ mak. beyni atmak * Bkz. ikna etmek. beyninde * Arası nda. milletler arası cı lı k. beyni kar ı ncalanmak * zihin yorgunluğ undan düş ünemez olmak. beyni sulanmak * düzgün düş ünemez olmak. Amerika Birleş ik Devletlerinde yaygı n bir çe ş it oyun.

* Geliş igüzel kuma ş parçası . bezdirilmek * Bezmesine sebep olmak. * Bezden yapı lmı ş . * Pamuktan. gudde. bezdirilme * Bezdirilmek iş i veya durumu. bezdirmek * Bı ktı rmak. bez tüyler * Bitkilerde salgı çı karan tüyler. oval. * Yumurta akı ve pudra ş ekeri ile yapı lan bir çeş it kuru pasta. bezci * Bez yapan veya alı p satan (kimse). * Özenle büyütülmüş . * Usanç veren. bezek * Süs. b ı kkı nlı k vermek. bez bez bağ lamak * bebeklere altları nı kirletmesinler diye bez koymak. * Herhangi bir i ş için kullanı lan dokuma. paz ı . * Bir eseri süslemeye yarayan motiflerin her biri. usandı rmak. beyzî * Yumurta biçiminde. düz dokuma. *İ çinden geçen kandan veya öz sudan bazı maddeler ay ı rarak salg ı olu ş turan organ. beze * Yara veya çı ban sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluş an ş iş kinlik. çaput. bezdirme * Bezdirmek iş i. bezcilik bezdirici * Bezcinin iş i veya mesle ğ i. * Hamur topağ ı . bez * Pamuk veya keten ipliğ inden yap ı lan dokuma.* Soylu kimse. beze beze bezekçi . * Bez (I). söbe. nazl ı kimse. ziynet. * Herhangi bir cins kumaş . bezmesine yol açmak. beyzadelik * Soyluluk.

* Gelinleri süsleyen kadı n. süsleyen ş ey. * Süslemek. * Süsleme. süslenmek. bezemek bezemeli * Süslü. süslenmiş . bezekli. bezenmek * Bezemek iş ine konu olmak. bezeklemek * Süslemek.* Duvar ve tavanları boyay ı p birtakı m resim veya ş ekillerle süsleyen kimse. * Bezenme iş i veya biçimi. bezetme * Bezetmek iş i. nakkaş . bezelye * Baklagillerden. bezeyici * Bezekleme yapan ressam. süslü. bezekli bezeleme * Bezeğ i olan. süslenmek. bezemecilik * Bezemecinin yaptı ğ ı iş . tı rmanı cı bir bitki (Pisum sativum). bezeme bezemeci * Bezeme yapan oymacı veya nakkaş . tezyin etmek. * Kendini bezemek. * Bu bitkinin yuvarlak tanesi. . bezetmek * Bezeme yaptı rmak. dekoratör. bezekleme * Bezeklemek iş i. bezeli * Bezeğ i olan. dekoratif. süsletmek. süs. * Süs. * Bezelemek iş i. tezyin. donatmak. bezemek. bezen bezeniş bezenme * Bezek. * Bezenmek iş i veya durumu. bezelemek * Hamur topağ ı yapmak. yurdumuzun her yanı nda yetiş tirilen.

* Keten tohumu. bez. bezir yağ ı . bezik *İ ki. bezirgânbaş ı * Padiş ahı n kullanaca ğ ı çuha. bezginlik * Bezgin olma durumu. bezi herkesin ar ş ı nı na göre vermezler * genel kurallar kiş ilerin isteklerine göre bozulmaz. bezir yağ ı * Keten tohumundan çı karı lan ve ya ğ lı boya yapmak için içine renkli maddeler kat ı lan. bezginleş mek * Bezgin duruma gelmek. bezirgânlı k * Bezirgâna yakı ş ı r davranı ş . bezmek durumuna gelinmek.bezeyiş bezgi bezgin * Bezeme iş i veya biçimi. bezlemek * Bez veya kumaş ile örtmek veya kaplamak. * Bezmek iş ine konu olmak. çabuk kurur bir yağ . yorgunluk. bezir yağ ı sürmek. * Mesleğ ini sadece kazanç için kullanan kimse. üç veya dört kiş i arası nda 96 kâ ğ ı tla oynanan bir çeş it iskambil kâğ ı dı oyunu. usanç. bezek. * Yahudilere verilen ad. . bezilme bezilmek bezir * Bezilmek iş i. * Yaş ama veya iş görme isteğ ini yitirmiş . bezleme * Bezlemek iş i. * Bkz. bezirleme * Bezirlemek iş i. tülbent gibi eş yaları sa ğ lamak ve bunlar ı korumakla görevli kimse. bezginleş me * Bezginleş mek iş i. * Alı ş veriş te çok kâr amac ı nı güden kimse. * Bir çocuk oyunu. bezirlemek * Bezir yağ ı ile yağ lamak. * Süs. bezirgân * Tüccar.

bezme bezmek bezsi bezzaz * Kumaş alı p satan kimse. * ameliyat etmek. bı çı lgan. * Bu kemikle oynanan bir oyun.manifaturac ı . bezzazl ı k * Kumaş satma iş i. bı çak atmak * bir hedefe bı çak fı rlatmak. * Bez dokusunda olan. bezginlik getirmek. bı cı l * Aş ı k kemiğ inin altı nda bulunan küçük bir kemik. * bı çaklamak. bı cı lgan bı cı r bı cı r * Sürekli ve çok konuş ma için kullanı lı r. bı çak altı na yatmak * (insan için) ameliyat olmak. * Çeş itli kesme iş lerinde kullanı lan keskin ağ ı zl ı araç. * Bir sap ve çelik bölümden oluş an kesici araç. keskin. bı cı rgan bı çak * Boru biçimindeki maden parçaları n içini düzleş tirip parlatmakta kullanı lan alet. bezi andı ran. * Bkz. bı cı bı cı yapmak * yı kanmak. dost toplantı sı . manifaturacı lı k.* Çocuğ un altı na bez koymak. * Genellikle benzinliklerde bulunan otomobil yı kama aleti ve yeri. * Bezgin duruma gelmek. bı çak gibi * ince. çocuğ u belemek. bı kı p usanmak. * Bezmek iş i. bı cı bı cı * (çocuk dilinde) Y ı kanma. bı çak bı ça ğ a gelmek * bı çakla birbirine saldı racak kadar zorlu kavga etmek. * Jilet. bezm *İ çki meclisi. bı çak çekmek * üzerindeki bı ça ğ ı birden ele alarak birine saplamaya hazı rlanmak. .

çok yakı n (aral ı k). bı çaklı * Bı çağ ı olan. sohbet) birden bitmek. konuş ma. bı çak yemek * bı çaklanmak. bı çak kemiğ e dayanmak * çekilen sı kı ntı artı k katlanı lamayacak bir duruma gelmek. * birdenbire ve tamamen ortadan kaldı rmak. bı çaklama * Bı çaklamak iş i. ağ ı r söz gibi gönül kı rı cı davran ı ş ları n hiçbir zaman unutulmayacağ ı nı anlatı r. bı çak kı nı nı kesmez * kötüler yararlandı klar ı kimselere kötülük etmekten çekinirler. * Bı çakla yaralamak. bı çakla saldı rtmak ve yaralatmak.bı çak gibi kesilmek * (söz. dil yarası onulmaz * hakaret. bı çak silmek * bir iş i bitirmek. bı çak yarası onulur. duruvermek. bı çaklamak * Bı çakla kesmek. bı çaklanmak * Bı çaklamak iş ine konu olmak. * bı çaklamak. ağ rı ) birden ve güçlü olarak gelmek. bı çaklatma * Bı çaklatmak iş i. bı çaklı k . bı çak gibi saplanmak * (sancı . bı çak gibi kesmek * çok keskin olmak. bı çaklatmak * Bı çakla saldı rı yı tahrik etmek. * Çok az (fark). bı çak sı rtı * Bı çağ ı n keskin olmayan ters yanı . bı çakçı lı k * Bı çak ve benzeri ş eyleri yapma veya satma i ş i. bı çaklanma * Bı çaklanmak iş i. bı çakçı * Bı çak ve daha baş ka kesici araçlar yapan veya satan kimse. bı çak vurmak * bı çakla kesmek.

* Kı sa ve t ı knaz. kar ş ı lı klı iki sapı olan ve iki ki ş i taraf ı ndan kullanı lan büyük testere. bı çkı nlaş mak * Kabadayı lı k taslamak. * Motorla çalı ş an bir çe ş it güçlü testere. bı çkı n * Külhanbeyi. bı çkı nlı k bı dı k bı kı lma * Bı kı lmak iş i. bı çı k bı çı lgan * Azmı ş . * Bı çak yapmaya elveriş li (maden). gözü pek. bı çkı * Tahta veya ağ aç biçmekte kullanı lan. bı çkı hane * Bı çkı evi. * Bağ budamaya yarayan diş li bı çak. boyları nı ve kenarlar ı nı düzgün ve eş it olarak düzelten i ş yeri. bı çkı nlaş ma * Bı çkı nlaş mak iş i. bı kı p usanmak * çok bezmek. bı kı ş bı kı ş ma * Bı kı ş mak iş i. yayı lmı ş (yara). * Saraç bı çağ ı . * Bı çkı yapı p satan kimse. bı çkı tozu * Doğ ramacı lı kta bı çkı dan çı kan ve çoklukla yakacak olarak kullanı lan toz ve tala ş . * Korkusuz. cesur. yürekli. bı çkı evi * Tomruklardan kalas. bı çkı cı * Bı çkı ile ağ aç ve tahta kesen kimse. * Hayvanları n tı rnak kökünde oluş an yara. bı kı ş mak * Bı kma iş i veya biçimi. * Sel veya dere yatağ ı . * Bı çkı n olma durumu. . kabadayı . bı kı lmak * Usanı lmak.* Bı çak koyacak yer. kalaslardan daha ince tahtalar kesen.

usand ı rmak. bı ngı l bı ngı l * Dolgun ve pelte gibi titrek. usanmak. yumuş amak. usanmak. zedelenmek. bı ldı rc ı n gibi * kı sa boylu. bı ldı rc ı n * Tavukgillerden. bı ktı rı cı * Bı kkı nlı k verici. bı llı k bı ll ı k * Çok tombul. bezmiş . bı kkı nl ı k gelmek * bı kmak. bı ngı ldak * Kafatası kemikleş meden önce kemiklerin birleş me yerlerinde bulunan kı kı rdak bölümü. bı kkı nl ı k * Çok bı km ı ş olma durumu. bunalmak. benekli. bı ktı rma * Bı ktı rmak iş i. yurdumuzda en çok güzün. bı kma bı kmak * Bı kmak iş i. * Tekrarlanması . bı kkı nl ı k vermek. eti için avlanan göçebe kuş (Coturnix). boz renkli. etli butlu. bı lkı mak * Bozulmak. erimek. al ı mlı (kadı n). bı ldı r * Geçen yı l.* Karş ı lı klı olarak birbirinden bı kmak. * Dayanamaz duruma gelmek. bı lkı ma * Bı lkı mak iş i veya durumu. dolgunca. bı kkı nl ı k vermek * bir ş eyi sürekli tekrarlayarak karş ı sı ndakini usandı rmak. usanmı ş . bı ktı rmak * Bı kması na yol açmak. bir yı l önce. bı kkı n * Çok bı km ı ş . bı kkı ntı * Bı kma duygusu. sürüp gitmesi yüzünden bir ş eyden doygunluk veya yorgunluk duyarak onu istemez duruma gelmek. bı ldı rc ı n eti * Bı ldı rc ı n kuş unun saka ve avcı larca beğ enilen k ı rmı zı eti. bı ngı ldama .

nesne vb. bı ngı ldamak * (et ve sı vı için) Yumuş aklı k veya ş iş manlı k sebebiyle oynamak. * Engel olmamak. * Bir iş i baş ka bir zamana ertelemek. * Özgürlük vermek. terk etmek. * Bakı lmak. artı rmak. * Yapı ş ı k olan bir ş ey yap ı ş ı klı ktan kurtulmak. * Uğ raş maz olmak. * (bulunduğ u veya dokunduğ u yerde) Olu ş turmak. ki ş i. bı rakmak * Elde bulunan bir ş eyi tutmaz olmak. mütareke. bı rak ki * saymasak. * Eski bulunduğ u yerini veya durumunu değ iş tirmemek. terk. * Boş amak. bı rak Allah'ı nı seversen * bir kimse veya nesnenin değ ersizliğ ini belirtmek için kullanı lı r. terk edilmek. bı rakı m bı rakı ş * Bı rakmak iş i. yükümlülüğ ünü baş kas ı na vermek. * Sı nı f geçirmemek. bı rakı lmak * Bı rakmak iş ine konu olmak. hesaba katmasak da. * Koymak. belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. * Unutmak. meydana getirmek.) Kalmak. bı rakı ş mak * Savaş ma. * Bı rakma i ş i veya biçimi. bı rakı ş ma * Karş ı lı klı bı rakmak iş i. * Sahiplik hakkı nı baş kası na vermek. yan ı nda götürmemek. * (bı yı k veya sakal) Uzatmak. . hürriyetine kavuş mas ı nı sa ğ lamak. mütareke yapmak. bı rakı t bı rakma * Tereke. * Yanı na almamak. * Bı rakmak iş i. ayrı lan birinden iş . döndürmek. * Bir iş in sorumluluğ unu. * Sarkı tmak. * Saklamak. * (ölen. artı k uğ ra ş mamak. * Kötü bir durumda terk etmek. * Bir alı ş kanlı ktan veya bir i ş ten vazgeçmek. * Bir pazarlı kta. * Ayrı lmak. titremek. görevlendirmek. bı rakı lma * Bı rakı lmak i ş i veya durumu. ateş kes yapmak. ateş kes.* Bı ngı ldamak iş i. * Sal ı verme. çarpı ş ma gibi durumları karş ı lı klı bı rakmak. korunmak için vermek.

bı yı ğ ı nı tı ra ş etmemiş olan. büyüklerinin boyu 2 m yi bulan. eti sevilen bir balı k (Barbus fluviatilis). bı zbı z bı zdı k bı zı r * Davula sol elle vurulan ince değ nek. * Kadı nlı k organı nı n üst yanı nda cinsel zevk duyumu noktası olan bölüm. bı tı rak * Kı rlarda yetiş en yabanî bir otun dı ş ı dikenli tohumu.bı raktı ğ ı m (bı raktı ğ ı ). bı yı k * Üst dudak üzerinde çı kan kı llar. klitoris. bı yı ğ ı nı balta kesmez olmak * kimseden korkusu olmamak. bı yı klar ı ele almak * delikanlı lı k ça ğ ı na girmek. bı yı ksı z * Bı yı ğ ı olmayan. * Ufak çocuk. * Asma gibi bitkilerde. bı yı ğ ı terlemek * bı yı ğ ı yeni yeni çı kmaya ba ş lamak. * Balı klarda deri uzant ı sı . . bı yı klanmak * Bı yı ğ ı çı kmak. bı yı k bı rakmak * bı yı k uzatmak. ba ğ ladı ğ ı m (bağ ladı ğ ı ) yerde (çayı rda) otluyorsun (otluyor) * uzun süredir hiçbir ilerleme ve değ iş iklik göstermiyor (veya göstermiyorsun). bı yı klı duruma gelmek. bı raktı rmak * Bı rakması nı sağ lamak. bı yı klı * Bı yı ğ ı olan. bı yı klı balı k * Sazangillerden. bı yı ğ ı nı tı ra ş etmiş olan. bı yı k alt ı ndan gülmek * birinin durumuna belli etmemeye çalı ş arak gülümsemek. bı yı klanma * Bı yı klanmak i ş i. bı raktı rma * Bı raktı rmak i ş i. bı yı ğ ı nı silmek * bir iş i olmuş bitmiş sayarak onunla uğ raş maktan vazgeçmek. bı rakması na yol açmak. sar ı lı p tutunmaya yarayan sürgün. bı yı k burmak (veya bükmek) * çalı m yapmak amac ı yla bı yı kları nı kı vı rmak.

çok y ı ll ı k bir bitki (Rosmarinus officinalis). biat edilmek * birinin egemenliğ i tanı nmak. biberiye * Ballı babagillerden. biber atmak * içine biber koymak. pay almamı ş . amansı z. gaddar. biberlemek * Biber serpmek. * Acı . * Bir kimsenin egemenliğ ini tanı ma. biberli *İ çine biber katı lmı ş . kötü talihli. * Patlı cangillerden. * Biber konulan küçük kap. * Genellikle süt çocukları na süt ve sulu yiyecekleri içirmekte kullanı lan emzikli ş iş e. kabul etmek. biber tur ş usu * Yalnı zca uzun yeş il biberden yap ı lmı ş turş u. biber gibi * çok acı . göz vb. * Osmanlı İ mparatorluğ unda padiş ah ölünce tahta geçecek oğ lunun devlet yönetimindeki etkili gruplarca kabul ve tasdik edilmesi. zalim. biber gibi yanmak * (deri. * Payı olmayan. biber katmak. biber salças ı * Kı rmı zı biberden yap ı lmı ş salça.) çok acı mak. kadersiz. * Biber yetiş tirilen yer. güzel kokulu yaprakları nı dökmeyen. biberleme * Biberlemek iş i. tazeyken sebze olarak yenilen veya kurutulup baharat olarak yararlanı lan ürünü. bîbaht bîbehre biber * Bahtsı z. çiçekleri soluk mavi renkli. biat etmek * birinin egemenliğ ini tan ı mak. * Hoş görüsüz.Bi bîaman biat * Bizmut'un kı saltması . * Bu bitkinin. yurdumuzda çok yetiş en bir bitki (Capsicum annuum). Akdeniz çevresinde çok yeti ş en. biberlik biberon .

bîçarelik biçem * Biçare olma durumu. bibliyotek * Kitaplı k. bîçare olmak * çaresiz kalmak. kaynakça. * Üslûp. zavallı (kimse). * Babanı n kı z kardeş i. bibliyomani * Hastalı k derecesine varan kitap sevgisi. zavallı lı k. * Bkz. kütüphane. hala. bibliyotekçi * Kütüphaneci. . bibliyografi * Bibliyografya. bici bicik bicili bîçare * Çaresiz. bibliyoman * Bibliyomanisi olan (kimse). * Bkz. biblo * Çeş itli maddelerden yapı lan heykel. cici bici. kaynakları bilen uzman. bibliyografik * Kaynakla ilgili.bibersiz *İ çine biber katı lmamı ş . biblo gibi * ufak tefek. çaresizlik. * Kitapsever. cicili bicili. * Acı sı z. bibi bibliyofil bibliyograf * Bibliyografya uzmanı . bibliyografya * Kaynaklar. vazo gibi zarif küçük süs eş yası . kitap dü ş künlüğ ü. * Meme. meme baş ı . zarif (kı z).

morfoloji. biçim birimi * Kelimelere gramer bakı mı ndan biçim veren. saman ı bağ lam veya balya durumuna getiren makine. biçerba ğ lar * Ekini hem biçen. hem de bağ durumuna getiren makine. * Biçilmek iş i. formaliteci. davranı ş veya belli biçimin dı ş ı na çı kmayan (kimse). * Yakı ş ı k alan ş ekil. * Tarz. yalnı z biçim üzerinde duran. biçime ağ ı rl ı k veren görüş .biçenek * Her yı l belirli bir süre otlatı ldı ktan sonra yeniden geliş en bitkilerin biçilerek değ erlendirildi ğ i tabiî çay ı r. * Biçmek iş i. en uygun durumunu yakalamak. biçimci * Biçimcilik yanlı sı olan (kimse). * Herhangi bir ş eyin benzeri. biçim bilimi * Yapı bilimi. * Özü. punduna getirmek.ş ekil. biçime sokmak (veya biçim vermek) * bir ş eyi biçimlendirmek. ş ekilci. * Manzumelerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dı ş görünüş ü. biçerdöver * Ekin biçen. biçici biçicilik biçilme biçilmek * Biçmek iş ine konu olmak. formalist. biçimleme * Çeş itli maddelerin biçimsel imkânları ile birbirleri arası ndaki düzen iliş kilerini araş tı rma iş i. belli bir biçime girmek. * Alı ş ı lmı ş kural. fı rsatı nı bulmak. içeriğ i yeterince önemsemeden. biçim * Dı ş görünüş . biçimine getirmek * sı rası nı . morfem. ş ekillenmek. uygun ş ekil. * Biçmek iş ini yapan (kimse). tutum. biçimcilik * Biçime sı kı sı kı ya bağ lı lı k. taneleri ayı ran. çoğ u ek durumunda olan öge. * Sanat ve edebiyat eserlerinde dı ş görünü ş . biçim biçim almak * biçimlenmek. biçimlendirilme . form. döven. elveriş li (iş ). * Biçicinin iş i veya mesleğ i. ş ekil. biçilmiş kaftan * bütünü ile uygun.

biçimsellik * Biçime uygun olma durumu. biçki yapmak . biçimlendirilmek * Bir ş eye biçim verilmek. * Bir kuramı biçimsel bir kurama dönüş türmek. biçki diki ş yurdu * Halka açı k terzilik mesleğ ini ö ğ retme ve uygulama yeri. ş ekle ait. biçimlenmek * Bir ş ey belli bir biçim kazanmak. biçimi bozulmak. yakı ş ı ksı zl ı k. yakı ş ı ksı z. biçimsizleş me * Biçimsizleş mek i ş i. biçimlendirme * Biçimlendirmek iş i. biçimlenme * Biçimlenmek iş i. biçki diki ş kursu * Terzilik mesleğ ini öğ retmek amacı yla verilen kurs. biçimi bozuk. formel. * Biçime dayanan. hoş olmayan. biçimle ilgili. * Kötü. * Dikilecek kumaş ı belli bir modele ve ölçüye göre kesme sanatı . biçimsiz * Kendine özgü bir biçimi olmayan. biçimli * Biçimi güzel olan. ş ekillendirme. biçiş biçki * Biçmek iş i veya biçimi.* Biçimlendirilmek iş i. biçimsizleş mek * Biçimsiz duruma gelmek. ş ekillenme. ş ekilsiz. * Çirkinlik. amorf. biçimsizlik * Biçimsiz olma durumu. ş ekillendirmek. * Kendine özgü billûrla ş mı ş bir biçimi olmayan (madde). * Ortamı na uygun düş en. ş eklî. biçimselleş tirmek * Biçimsel duruma getirmek. biçimlendirmek * Bir ş eye belirli bir biçim vermek. biçimsel biçimselleş tirme * Biçimselleş tirmek iş i. ş ekillenmek. yakı ş ı k alan. mevzun.

* Yontulmuş yapı taş ı . * Dikilecek kumaş ı belli bir ölçüye ve modele uygun olarak makasla kesmek. Muhammed zamanı ndan sonra ortaya çı kan de ğ iş ik yarg ı lar ve ilkeler. * Alt ve üst tabanları birbirine paralel ve eş it iki çokgenden. bide bidon bidoncu bienal * Yı l aş ı rı . çoğ unlukla silindir biçiminde kap. * Uyanı k. biçki yurdu * Biçki ve dikiş okulu. * (değ er. iki yı lda bir olan. biftek bîgâne * Izgara veya tavada piş irilen dana eti dilimi. paha. *İ çine sı vı maddeler konulan. makine ile kesmek. * Bîgâne olma durumu. sac. bîdar bid'at *İ slâm dininde Hz. * Kadı nları n saçları nı kı vı rmak için kullandı kları .* dikilecek kumaş ı belli bir modele ve ölçüye göre kesmek. metal veya plâstikten. bidayet * Baş lama. fiyat) Koymak. men ş ur. prizma. *İ lgisiz. * Sonradan türeyen ş ey. * Ekini. yanal ayrı tı lar ı da eş it ve paralel doğ rulardan olu ş an çok düzlemli cisim. * Yaylı m ateş iyle öldürmek. biçmek * Belli bir biçim vererek kesmek. baş langı ç. tı rpanla. biçkici biçme * Kumaş ı belli bir modele göre biçen (kimse). biçtirmek * Biçmek iş ini yaptı rmak. * Yabancı . bîgânelik bigudi . plâstik veya çinkodan yapı lmı ş . boru biçiminde küçük araç. biçtirme * Biçtirmek iş i. * Biçmek iş i. * Bidon satan kimse. * Bedenin belden aş ağ ı bölümlerini y ı kamakta kullanı lan tuvalet aracı . otu orakla. uyumayan.

. bilâistisna *İ stisnası z. sersem. bikir * Kı zl ı k. * Habersiz. deli. bîhu ş bîilâç *Ş aş kı n. günahsı z. * Giriş ilen herhangi bir iş te. umutsuz. daha sonra. bilâkaydü ş art * Kayı ts ı z ve ş artsı z olarak. tereddütlü. bijuteri * Kuyumcunun yaptı ğ ı değ erli takı lar ı n tamamı . herhangi bir kı sı tlama olmaksı zı n. * Bîkes olma durumu. sonradan. aksine. hakkı olarak. bilgisiz. tam tersine. *İ lâçsı z. ayr ı m yapı lmadan. bijon anahtarı * Araba tekerleklerinin somunları nı sökmek için kullanı lan alet. tersine. bilâr * Katranl ı kı ldan yap ı lan ve kalafat iş lerinde kullanı lan bir tür macun. bilâder ağ acı * Amerika elması . süs eş yası . bikarbonat * Hidrojen karbonatları n genel ad ı . bilâhare * Sonra. * Kimsesiz. ayrı ks ı z. erdenlik. * Hakkı ile. aklı baş ı nda olmayan. * Bir kuruluş un veya bir ticarethanenin belirli bir dönem sonundaki veya belirli bir gündeki taş ı nı r ve taş ı nmaz varlı klar ı ile bunları sa ğ lamak için kullanı lan öz ve yabancı kaynakları dengeli olarak gösteren çizelge. bîkes bîkeslik bikini *İ ki parçalı kadı n mayosu. bilâkis bilânço * Tersine olarak. gerçekten. * Değ erli olmayan maden veya taş lardan yapı lmı ş tak ı . sonraları .bîgünah bîhaber bihakkı n * Suçsuz. çaresiz. belirli bir süre sonunda elde edilen iyi ve kötü sonuçlar ı n kar ş ı lı klı durumu. bîkarar * Kararsı z.

bilârdo * Yeş il çuha kaplı bir masa üzerinde. bildiri ş . araçsı z. bildiğ inden ş aş mamak (veya kalmamak) * hiçbir etkiye aldı rı ş etmeyerek doğ ru bildiğ i davranı ş ı sürdürmek. bilâvası ta * Vası tas ı z. ihbarname. eskiden beri. çok bilmiş olduğ unu anlatı r. bildirim ödencesi * Süresi belli olmayan sürekli iş sözleş melerinin daha önce bildirim yapı lmaks ı zı n yürürlükten kaldı rı lmas ı sebebiyle yükümlü olanlarca karş ı tarafa verilmesi zorunlu olan ödence. * Vergi yükümlülerinin belli zamanlarda. bildiğ ini yedi mahalle bilmez * bir kimsenin çok kurnaz. bildirilmek * Bildirmek iş ine konu olmak. tebliğ . bildiri * Resmî bir makam. bilârdocu * Bilârdo oynayan veya oynatan kimse.-in hepsi. bildirim * Yazı lı olarak yapı lan aç ı klama. tebli ğ . duyurulmak. bağ lı oldukları vergi dairelerine verdikleri gelir bildirme belgesi. dolays ı z. fil diş i toplarla ve isteka ile oynanan bir oyun. ihbar tazminatı . bildirilme * Bildirilmek iş i veya durumu. bildim bileli (veya bildik bileli) * öteden beri. * Bu açı klamanı n yapı ldı ğ ı kâğ ı t. * Bilimsel bir konu üzerine yaz ı lan açı klama. tebligat. doğ rudan do ğ ruya. tebliğ . haber verilmek. bilârdoculuk * Bilârdo salonunu iş letme veya oynama iş i. beyanname. bildiğ ini okumak * herkes ne derse desin bildiğ i. istediğ i gibi davranmak. hep .. bildik ç ı kmak * birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanı ş tı klar ı nı anlamak. aracı sı z. beyanname. bilcümle * Bütün. bildik * Tanı dı k.. bildiğ ini yapmak * verilen öğ ütleri dinlemeyerek tutumunu sürdürmek. kurum veya bir topluluk tarafı ndan herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazı lan yaz ı . bildirge * Bir kimsenin resmî bir kuruluş a herhangi bir durumu bildirmek için verdiğ i çizelge.

bileğ ine kadar (veya bileklerine kadar) * (çamur.* Bildirmek iş i veya biçimi. * Anlatmak. bilerek aldanm ı ş görünme. * (giysi eteğ i için) yalnı z ayaklar görünecek kadar (uzun). kar için) ayaklar ı içine gömülecek biçimde. beyan. haberleş me. çakı . bileğ i taş ı * Bı çak. bildirme * Bildirmek iş i. bileğ inin hakkı ile * kendi gücü ve kendi çalı ş ması ile. bilecen * Her ş eyi bilen. gelecek zaman kipleri: Gel-di. belirsiz geçmiş . bile bile * Bilerek. makas gibi kesici araçları bilemekte kullanı lan ince taneli sar ı ş ist. gel-ecek gibi. bile bile lâdes * Kötü bir durumu öyle gerekti ğ i için kabullenmiş görünme. önceden tasarlayarak. de. kasten. düş ünülerek. her ş eyden anlayan. isteyerek. bildiri ş mek * Bir duygu veya düş ünceyi i ş aretle veya sesler dizgesiyle bildirerek anla ş mak. ifade etmek. * Aynı zamanda. kolunda altı n bileziğ i olmak. bileğ i * Kesici araçları bilemek için kullan ı lan alet. ukalâ. gelmiş . bileğ inde altı n bileziğ i olmak * Bkz. gel-iyor. komünikasyon. bildiri ş me * Bildiriş mek iş i veya durumu. * Üstelik. belirli geçmi ş . bile * Birlikte. . bildiri ş im *İ leti ş im. * Herhangi bir konuda bilgi vermek. bildirme kipleri * Belli zaman kavramı veren. dahi. bildirme cümlesi * Yüklemi bildirme kiplerinden biriyle kurulan cümle. bilecenlik * Bilecen olma durumu. geniş zaman.ş imdiki zaman. bildirmek * Herhangi bir ş eyi haber vermek. da. gel-ir. bileğ ine güvenmek * gücüne veya hünerine güvenmek. * Bilgiçlik taslayan.

bilek gibi * (saç veya akarsu için) gür. * Güçlendirmek. keskin duruma getirilmek. bileş ik faiz * Süre tarihine dek birikmiş faizlerin ana paraya eklenmesiyle elde edilen toplam üstünden ödenen faiz. mürekkep faiz. * Hı rslanmak. kol kuvveti. * Bilenmek iş i. kuvvet. bilek saati * Bileğ e takı lan küçük saat. kimyasal nitelikler gösteren (madde). bilek kuvveti * Beden kuvveti. keskinle ş tirmek. bilenme bilenmek bilerek bileş en bileş ik * Birleş erek oluş mu ş . bilemedin (veya bilemediniz) * en çok. bileş ik kap * Birleş ik kap. basit olmayan. mürekkep. kasten. * Bir bileş ke olu ş turan kuvvetlerin her biri. * Güç. keskin duruma getirmek. . en fazla. bilek gücü * Kol kuvveti. * Kimyasal tepkimeler sonucu iki veya daha çok elementten oluş an ve bunlardan bağ ı ms ı z fiziksel. bilek güreş i * Karş ı lı klı iki kiş i dirseklerini dayayarak birbirlerinin bileğ ini bükmek.bilek * Elle kolun. a ş ı rı derecede istemek. ayakla bacağ ı n birleş ti ğ i bölüm. bileklik bileme * Bilemek iş i. * Oyunlarda bileğ in incinmesini önlemek için bile ğ e takı lan meş in sargı . * Ses ve görüntünün birlikte yer aldı ğ ı film parçası . bilemek * Kesici aletleri zı mpara veya bile ğ i taş ı nda keskinle ş tirmek. * isteyerek. kalı n. konsantre olmak. etkisini artı rmak. * Bir iş e yoğ un bir biçimde hazı rlanmak. * Bilemek iş ine konu olmak. bilek damar ı * Nabı z.

* Bilet satan görevli. ulaş ı m araçları na binme veya bir talih oyununa kat ı lma imkânı nı veren belge. * Biletmek iş i. bileş im *İ ki veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş turma. bileş tirici * Bileş tirmek iş ini yöneten kimse. bileş ik önerme * En az iki önermeden oluş an yeni önerme. . * Bileş mek iş i veya durumu. biletçi biletçilik * Bilet satma iş i. bilet * Para ile alı nan.bileş ik kaplar * Birleş ik kaplar. bileş ik kesir * Payı paydası na eş it veya pay ı paydası ndan büyük olan kesir. bileş tirme * Bileş tirmek iş i. * Bilemek iş ini yapt ı rmak. biletli biletme biletmek * Bileti olan. bileş tirmek * Bileş mesini sağ lamak. geometrik toplam. konser. * Bileş me sonucu oluş an cisim. * Bir maddenin hangi kimyasal türlerden oluş tuğ unu belirleyen verilerin tamamı . paralel kenar kuralı na uygun olarak geometrik toplamı nı almak. bazı cinsleri uçucu yağ veya süt ta ş ı yan bir familya. * Bir cisme uygulanan birkaç kuvvetin toplam etkisine eş it olan tek kuvvet. *İ ki veya daha çok vektörün. tiyatro gibi eğ lence yerlerine girme. çiçekleri kömeç durumunda toplu olarak bulunan. muhassala. terekküp. bileş ke bileş me bileş mek *İ ki veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş turmak. bilet kesmek * bileti koparı p alı cı ya vermek. bileş ikgiller * Bitiş ik yapraklı iki çeneklilerden. sinema. terkip. terekküp etmek. bilet satmak. * Bileş mek iş i.

pirinç veya nikel kaplı demirden yapı lmı ş . vukuf. bilezik * Bileğ e süs için takı lan halka. bilgi almak. araş tı rma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek. malûmat. * Motor pistonları na. *İ nsan zekâsı nı n çalı ş ması sonucu ortaya çı kan dü ş ünce ürünü. * Bir durumu öğ renmek. bilfiil bilge bilgece bilgelik * Bilge olma durumu ve niteliğ i. *İ ki borunun ucunu birleş tirmeye yarayan halkaya benzer parça. * Kelepçe. genel olarak dökme demirden yapı lmı ş .biletsiz bileyici bileyicilik * Bileti olmayan. * Bilezik takmı ş olan. yağ lama. bilgi kuram ı * Bilginin temelini. * Bilgili. * Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradı ğ ı temel dü ş ünceler. zağ cı . sayalı m ki. söz geli ş i. hâkimane. bilgi edinmek * öğ renmek. gerçek ve ilkelerin bütününe verilen ad. iki ucu delik gereç. malûmat. kesik koni ve benzeri ş ekilli. silindir. makinelerle yapı lan i ş lemlerin düzenli biçimde yürütülmesi. i ş edinerek. malûmat. bilim alanı nda uygulanan yöntemleri. * (İ lk Çağ felsefesinde) Kendini tanı manı n bilgisi. dikdörtgen. hikmet. özellikle sı zı ntı yı önleme gibi amaçlarla yerleş tirilmiş . so ğ utma. * Bilgeye yaraş ı r (biçimde). bilezikli * Bileziğ i olan. bilgi *İ nsan aklı nı n erebilece ğ i olgu. *İ ş olarak. malûmat. uçlar ı açı k ve esnek halka. bilgi toplamak . gerçekten. sı nı r ve güvenilirlik bakı mı ndan inceleyip araş tı ran felsefe dalı . vukuf. vukuf. * Kesici aletleri bilemeyi iş edinmi ş olan kimse. diyelim ki. olgun ve örnek (kimse). * Öğ renme. zağ cı lı k. epistemoloji. hakim. * Bilim. * Bileyicinin yaptı ğ ı iş . * Bilgi. bilgi iş lem * Özellikle bilgisayar vb. bilfarz * Tutalı m ki. sempozyum. * Mobilyaları n ayak altları na tak ı lan kare. * (biliş imde) Kurallardan yararlanarak kiş inin veriye yönelttiğ i anlam. bilgi ş öleni * Belli bir konunun tartı ş ı ldı ğ ı bilimsel toplantı . iyi ahlâklı .

sofizm. önceden verilmiş bir programa göre yap ı p sonuçlandı ran elektronik araç. kompüter. bilgili geçinen kimse. bilgin gibi. * Bilgisiz olduğ u hâlde bilgili görünmek isteyen. âlim. bilgisayarcı * Bilgisayar alı m satı mcı sı . . * Bilgin olma durumu. * Bilgine yakı ş ı r. elektronik beyin. bilgilenme * Bilgilenmek iş i veya durumu. bilgici * Sofist. bilgilendirme * Bilgilendirmek iş i veya durumu. * Bilgili kimse. malûmatlı . bilgilenmek * Bilgi sahibi olmak. * Bilgisayar programcı sı . bilgisayarcı lı k * Bilgisayar ticareti veya uzmanlı ğ ı . * Baş kas ı nı yanı ltmak için do ğ ru olmadı ğ ı bilinerek yapı lan uslamlama ve çı karsama. bilgiç bilgiç bilgiç * Bilgisi olduğ unu göstererek. bilgilendirmek * Bir konuda bilgi sahibi olması nı sa ğ lamak. bilgilik * Ansiklopedi. bilgiçlik satmak (veya taslamak) * bilmediğ i hâlde bilir görünmek. bilgiçlik * Bilgiç olma durumu. safsatacı lı k. bildirerek. bilgili * Bilgi sahibi olan. bilgicilik * Antik Yunan felsefesinde eleş tiri ak ı mı . öğ renmek. bilgin geçinmek. haberdar etmek. bilgin tavrı nda.* değ iş ik yer ve kaynaklardan sağ lanan bilgileri bir araya getirmek. * Bilerek. haberli. bilgin bilgince bilginlik bilgisayar * Çok sayı da aritmetiksel veya mantı ksal i ş lemlerden oluş an bir i ş i. bilgisayarlamak * Bilimsel bir konuda çok bilgisi olan (kimse). yapı mcı sı veya mühendisi.

bilerek ve isteyerek. en çok. * Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi. * Bilgisiz olma veya bilgi yokluğ u durumu. * Belli bir konuyu bilme isteğ inden yola ç ı kan. bilim kadı nı * Bkz. bili bili bili bilici bililtizam * Bile bile. temeli olarak yalnı z bilim yöntemine önem verme. mahsus. malûmat. her ş eyden önce. bilim kuramı * Bilimlerin koydukları düş ünsel sorunları inceleyen ve tek tek bilimlerin yöntemlerini. deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak yasalar ç ı karmaya çalı ş an düzenli bilgi. özellikle. bilim dı ş ı * Bilime aykı rı . bilhassa * Hele. bilgiyazar * Elektronik sistemle dizgi yapan alet. bilim kurgu * Çağ daş bilim verileriyle düş gücünden oluş an film. bilim adamı . ilim. * Bilen. gayriilmî. ilimcilik. bilgin. bilim adamı * Bilimsel çalı ş malarla u ğ raş an kimse. cehalet. ba ş ta. bilgisayarlaş mak * Bilgisayar düzeniyle donatı lmak. biyonik. bilim kurgusal * Biyoloji ve elektrikle ilgili olan. roman vb. âlim. bilime uymaz. * Tavuk gibi kümes hayvanları nı çağ ı rmak için çı karı lan ses.* Bilgisayara geçirmek. belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araş tı rma süreci. bilgisiz bilgisizlik * Bilgi sahibi olmayan. * Bilgi. . cahil. malûmatsı z. ilkelerini. bilimsel * Bilgin. bilimci bilimcilik * Bilginin. varsayı mları nı ara ş tı ran felsefe dalı . bilim * Evrenin veya olayları n bir bölümünü konu olarak seçen.

* Bilimle ilgili. * Kiş inin aklı ndan geçenlerin birinci ki ş i ağ zı ndan yansı tı lması . araş tı rı cı ve bağ ı msı z düş ünce. ş uur. bilinçalt ı * Bilinç dı ş ı olmakla birlikte. Marxçı lı k. bilimsizlik * Bilimsiz olma durumu bilimsizce iş . bilimsel sosyalizim *İ htilâlci sosyalizm. bilincini yitirmek * bilincini herhangi bir sebeple yitirmek. * Bir toplumdaki ruhî etkinliklerin veya ruhî durumları n bütünü. sı nanabileceğ ini savunan felsefe akı mı . bilinç ak ı ş ı * Düş üncelerin arka arkaya birbirini izlemesi. bilimsiz * Bilime. bilimselleş tirmek * Bilimin metotları na uygun duruma getirmek. bilimsel deneycilik * Her bilginin deneyle veya gözlemle doğ rulanabileceğ ini. bilinçlendirmek . bilinç kayb ı * Hafı za yitimi. ilmî. bilinç *İ nsanı n kendisini ve çevresini tan ı ma yeteneğ i. baskı altı nda tutulan isteklerle bunlara bağ lı düş üncelerden oluş an ve bilince ula ş amayan bölümü. * Temel bilgi. * Dimağ . bilimselleş tirme * Bilimselleş tirmek iş i. kavramak. bilinç d ı ş ı * Bilinçsizce yapı lan i ş ve etkinliklerin bütünü gayriş uur. bilim yöntemlerine uygun olmayan gayriilmî. dilendi ğ i zaman kapsam ı ndakilerin bilince çağ rı labildiğ i zihin bölgesi. ş uur. bilimsel düş ünce * Bilim temeline dayanan özgür eleş tirici. * Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydı nlı k olarak izlenme süreci. bilime dayanan. temel görüş . *İ nsan ruhunun. bilinçlendirme * Bilinçlendirmek iş i. ş uuraltı tahteş ş uur. bilimsel toplant ı * Uzmanları n katı lı mı ile gündemi bilimsel konuları n oluş turduğ u toplantı . bilincine varmak * anlamak. bilimsellik * Bilimsel olma durumu.

bilinmedik * Bilinmeyen. meçhul. * Nesne. * Bilinçli olma durumu ş uurluluk. bilinemez *İ nsan aklı yla bilinemeyen ş ey. * Bilinci olmayan. agnostisizm. bilinçle yapı lan. bilinçlenme * Bilinçlenmek iş i. bilinmek * Bilmek iş ine konu olmak. lâedri. bilinmedik. bilinçli * Bilinci olan. ş uurluluk. kendi etkinli ğ inin fark ı nda olan. bilinçle yapı lmayan. lâedriye. bilindik. muğ lâk. ş uurlu. * Tanrı 'nı n ve evrenin nereden türediğ inin bilinmediğ ini ve bilinemeyece ğ ini ileri süren öğ retiyi benimseyen (kimse). agnostik.* Bilinçli duruma getirmek. * Kendi etkinli ğ ini eleş tirmeli bir biçimde sezmeyen. bilinçlilik bilinçsiz bilinçsizlik * Biliçsiz olma durumu. * Nesne. ö ğ renilmek. ş uursuz. anla ş ı lmak. bilinemezci * Bilginin bağ ı ntı lı oldu ğ una inanan (kimse). olay ve iş lere kar ş ı uyan ı k bulunmama durumu. bilinmeyen * Değ eri belli olmayan. bilindik * Bilinen. ş uursuzluk. bilinmez * Anlamı gizli ve anlaş ı lması güç olan. malûm. bilinemezcilik * Bilginin bağ ı ntı lı oldu ğ una ve bundan dolayı salt olmadı ğ ı na inanan öğ reti. . meçhul. bilinmeyen (nicelik). olay ve edimlere uyanı k bulunma durumu. ş uurlanmak. * Bilinmek iş i. ş uursuzluk. ş uursuz. kuş kulu. bilinen bilinme * Değ eri belli olan nicelik. ş uurlu. bilinçlenmek * Bilinçli duruma gelmek. * Eleş tirmeli bir biçimde. * Tanrı 'nı n ve evrenin nereden türediğ inin bilinmediğ ini ve bilinemeyece ğ ini ileri süren öğ reti. bilinmezlik * Bilinmez olma durumu. * Belli olmaz.

cahil. cahillik. ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş im sistemi. "sayar". bilirki ş i * Belirli bir konudan iyi anlayan ve bir anlaş mazlı ğ ı çözümlemek için kendisine ba ş vurulan kimse. vukuf. bilip bilmediğ ini göz önüne almadan. bilirki ş ilik * Bilirkiş inin yapt ı ğ ı iş . sibernitik. bilisiz * Öğ renim görmemiş . informatik. ehlihibre. * "İ nan olsun" anlam ı nda kullanı lı r. biliş im ağ ı * Teknik. "yapar" anlamları ile isimlerle birleş erek birleş ik s ı fat kurar. muarefesi olmak. * Bildik. bilisizlik * Bilisiz olma durumu. ehlivukuf. * Biliş mek iş i. * Billûrdan yap ı lmı ş . billâhi * Tanrı 'ya ant içerim" anlamı nda bir ant.bilir * "Anlar". billûr * Bazı cisimlerin aldı klar ı geometrik biçim. ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş imde kullanı lan ve özellikle elektronik aletler aracı lı ğ ı ile düzenli bir biçimde i ş lenmeyi ön gören bilim. ehlivukuf. eksper. bilistifade * Yararlanarak. bilirki ş i raporu * Bilirkiş inin hazı rlam ı ş oldu ğ u rapor. bilir bilmez * yarı m bilgi ile. * Öğ renmek. dost. biliş imci biliş me biliş mek * Karş ı lı klı olarak birbirini tanı mak. * Biliş im alanı nda uzman ki ş i. . * Çözümlenmesi özel veya bilimsel bilgiye dayanan konularda oyuna veya düş üncesine ba ş vurulan kimse. biliş im * Teknik. önceden tanı ş olmak. biliş çı kmak * tanı mak. biliş im teknolojisi * Biliş imde kullanı lan bütün araç ve gereçlerin olu ş turduğ u sistem. * Duru ve temiz kesme cam. biliş * Canlı nı n. kristal. ehlihibre. tanı dı k. bir nesne veya olayı n varlı ğ ı na ili ş kin bilgili ve bilinçli duruma gelmesi. uzman.

anlamı nda bir söz. kristaloit. pı rı l pı rı l parlayan (yer). çok temiz (su). muamma. billûrsu bilme bilmece * Bir ş eyin ad ı nı anmadan. bilmeden * bilmeyerek. billûr cisim * Gözde. netlik kazanmak. billûrla ş mak * Billûr durumuna gelmek. billûr durumunda yoğ unlaş mak. mercek görevini yapan. koloit karş ı tı . gerdan. * Bol ı ş ı klı . * Bir ş eyin ne oldu ğ unun bilincine varma. * Herhangi bir cisim moleküllerinin bazı fizik ve kimya de ğ iş meleriyle geometrik biçim alması . irisin arkası nda. bilmece çözmek * bilmecenin cevabı nı bulmak. muamma. billûrla ş tı rmak * Billûr durumuna getirmek. billûrla ş ma * Billûr durumuna gelme. billûr gibi. billûrlu *İ çinde billûr bulunan. mercimek biçim ve büyüklüğ ündeki saydam cisim. * Diyalize uğ rayarak çözümlenen madde. billûrî * Billûra benzer. * Genellikle billûrdan yapı lmı ş eş ya satan dükkân. * Bilgi edinmenin gaye ve sonucu. billûr gibi * çok duru. göğ üs). billûriye * Billûrdan yapı lmı ş veya billûrla ilgili. niteliklerini üstü kapalı söyleyerek o ş eyin ne olduğ unu bulmayı dinleyene veya okuyana b ı rakan oyun. * sonucun ne olacağ ı nı kestiremeden. billûru andı ran. * Bilinmeyen ş ey. . kristalle ş me. bilmediğ i beş vakit namaz * her ş eyi pek iyi bilir. kristalleş mek. bilmece gibi konuş mak * açı k.* Koç yumurtası . * Bilmek iş i. * Belirgin duruma gelmek. billûrla ş tı rma * Billûrlaş tı rmak i ş i. anlaş ı lı r biçimde konuş mamak. * (ses için) pürüzsüz. * çok beyaz ve pürüzsüz (kol. * Billûra benzeyen.

bilmemek * birlikte kullanı ldı ğ ı fiilin bir türlü gerçekle ş emediğ ini anlat ı r. bilmezlikten gelmek * bilmiyor görünmek. * (davranı ş töresinde) Ben de. * Sanmak. * -a/-e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleş ik fiiller oluş turur. bencmarking. nas ı l. sı rası düş ünce. kim. ş aş ma. karş ı lı k olarak. bilmezlemek * Bir kimseyi. * Sorumlu tutmak. "edemez" anlamlar ı nda kullanı lı r. bilmem hangi (veya bilmem kaç.bilmek * Bir ş eyi anlam ı ş veya öğ renmi ş bulunmak. size de. ş irketler aras ı nda bilgi satma. bilmezlenmek * Bilmiyor gibi görünmek. * Bkz. bilmukabele * Karş ı lı klı olarak. farz etmek. hatı rbilmez. bilmemezlik * Bilememe durumu. bilsat * Kuruluş lar. * Bazen "iş ine gelmek". bilmünasebe * Sı rası gelince. teçhil. hatı rlamak. *İ nanmak. tereddüt anlam ı nı verir. bildiğ i belli olan bir ş eyi bilmez veya baş ka türlü bilir görünecek yolda bir anlatı ş sanatı . bilmezlik. teçhil etmek. elinden gelmek. * Bir iş yapmaya alı ş mı ş olmak. ne) * önemli veya anlatı lmas ı gerekli görülmeyen ş eyler için kullanı lı r. bilmez * Anlamaz. bir ş ey bilmez göstermek. * Geniş zamanı n olumsuz birinci tekil kiş isi olarak bilmem biçiminde kullanı lı nca duraksama. çok bilmiş . bilmezlikten gelmek. bilmezlikten gelme * yazarı n. kadirbilmez gibi sözlerle "yapamaz". tecahül etmek. * Anlamak. bilmezleme * Bilmezlemek iş i. * Tanı mak. "uygun bulmak" anlamı nda da kullan ı lı r. bilmezlik * Bilmez olma durumu. bilgiçlik taslayan. . kavramaz. bilmezlenme * Bilmezlenmek iş i. var saymak. sizlere de. bilmi ş * Her ş eyi bilir geçinen. bilgileş im. tecahülüarifane. * Saymak. cehalet. * Bir bilim veya sanat dalı nda yeterli olmak.

bin can ile * çok isteyerek.. bin kat * Pek çok. her sı kı ntı yı gideren. M. yaprak ve çiçek iş lenmiş giysi veya örtü. bir ba ş çı * her iş e. bin dereden su getirmek * birini kandı rmak için birçok sebep ileri sürmek. * Taş . . bin nasihatten bir musibet ye ğ dir * yaş anmı ş olaylar. göbeklerdeki yataklara yerle ş tirilen. maden. dolaylı . bin bir ayak bir ayak üstüne * herkesin ayakta olduğ u kalabalı k. * (birinin) Aracı lı ğ ı ile. misket. bin derde deva * pek çok iş e yarayan.. bin pi ş man olmak * çok piş man olmak. dil dökmek. çok sayı da. bin bilsen de bir bilene danı ş * bir insan bir ş eyi ne kadar iyi bilirse bilsin. gene de onu kendisinden daha iyi bilen bulunabilir. kamu. bilyeli * Bilyesi olan. -in hepsi. bilyeli yatak * Bisiklet. küçük yuvarlak. 1000. gönülden. toprak. * Bu sayı nı n adı ve bu sayı yı gösteren rakam. baş olacak bir kimse gerekir. bin iş çi. bin bir * Pek çok. dokuz yüz doksan dokuzdan bir artı k. * Milyar. öğ ütlerden çok daha etkilidir. sürekli olarak dü ş ünce değ iş tirmek.bilumum bilvası ta bilye * Bütün. doğ rudan doğ ruya olmayarak. çoğ unlukla çelikten. * Motorlu taş ı tlarda dönme veya sürtünme etkilerini azaltmak. cam gibi ş eylerden yap ı lmı ş küçük yuvarlak. araçla. aş ı nmayı ve enerji yitimini önlemek için. bin kalı ba girmek * birbirine benzeyen birçok iş yapmak. bilyon bin * On kere yüz. bin dall ı * Çoğ unlukla mor kadife üzerine sı rma ile kabartma dal. . otomobil gibi taş ı tlar ı n tekerleklerinde sürtünmeyi azaltmak amacı yla içine çelik bilye yerleş tirilmiş bölüm. * Bir isimden önce geldiğ inde aş ı rı lı k ve çokluk bildirir. hep. kı yaslanmayacak ölçüde.

binde bir * çok seyrek olarak. kurmak. bundan ötürü. yapmak. bindirilmek * Bindirmek iş i yapı lmak. bindirimli * Fiyatı art ı rı lmı ş . bînamaz binba ş ı * Bkz. dayamak. bina etmek * yapmak. bin türlü bin yaş a! * Birbirinden çok farklı . * (bir düş ünce sistemine göre) kurmak. binaenaleyh * Bundan dolayı . bindirim * Fiyat artı rma.bin tarakta bezi olmak * birçok iş le uğ raş mak. hamil. bindirilme * Bindirilmek iş i veya durumu. zamlı . beynamaz. bin zahmetle * çok zor. bindi ğ i dal ı kesmek * (kendisine gerekli ve yararlı olan ş eyi) fark ı nda olmadan yararsı z duruma getirmek. bindi * Destek. * Arapça fiil çatı sı nı konu edinen bilim ve kitap. bunun için. kendi eliyle yok etmek. inş a etmek. * (memnunluk bildirmek için kullanı lan söz) çok yaş a!. büyük zorlukla. -den ötürü. bina * Yapı . bindirilmi ş kuvvetler * Motorlu taş ı tlara bindirilmiş asker birlikleri. * Çatı . . -diğ i için. * Dayanarak. zam. binba ş ı lı k * Binbaş ı rütbesi veya binbaş ı nı n görevi. çok de ğ iş ik. binaen * -den dolayı . bunun üzerine. * Rütbesi yüzbaş ı ile yarbay arası nda bulunan ve ası l görevi tabur komutanlı ğ ı olan subay.

kiremit. * Kemerler üzerine oturtulmuş kubbe ile kemerlerin aras ı nı kapatan üçgen biçimindeki kubbe parçaları ndan * Binme iş i. her defası nda bini bir arada olarak. çı karma yerine gitmek için kendilerine ayrı lan deniz araçlar ı na binmeleri. * (taş ı t) Ba ş taraf ı ndan baş ka bir ta ş ı ta çarpmak veya bir yere vurmak. binicilik binilme binilmek . * Ata iyi binen kimse. her birine bin. gezmek veya binicilik sporu için yetiş tirilen at. dolap gibi ş eylerin. basit mekanizmalı kilit. kapak veya kapı nı n arkası na doğ rudan vidalanan. oturtmak veya içine yerleş tirmek. * Eklemek. * Ata binme ustalı ğ ı . pek çok olan. binici * Binen. * Binmek iş i yapı lmak. * pek çok yapı lan.bindirme * Bindirmek iş i. binin yarı sı beş yüz (o da bizde yok) * çok düş ünceli görünen birine ş aka yollu "aldı rma!" anlamı nda söylenir. * Ata binilerek yapı lan spor. * Birbiri üzerine gelerek eklenen levha. bindirme kilit * Gövdesi kutu biçiminde olan. bininci * Bin sayı sı nı n sı ra s ı fatı . sı rada dokuz yüz doksan dokuzuncudan sonra gelen. katmak. bindirmek * Bir kimseyi bir ş eyin üzerine çı kartmak. binek * Binmeye ayrı lmı ş ş ey ve daha çok at. * Bin sayı sı nı n üleş tirme biçimi. bini bir paraya * pek çok ve ucuz. binek atı * Sadece binmek. * Çı karma harekâtı na katı lacak birliklerin. * Üzerine binilen. * Binilmek iş i. binmesini sağ lamak. ahş ap parçalar ı nı n durumu. binmeye yarayan. * Kapı . binek ta ş ı * At veya arabaya binmek için üstüne çı kı lan yüksekçe taş . biner bingi her biri. kanatlar ı kapanı nca kalan aralı ğ ı örtebilmek için bu kanatlar ı n kenarı na çak ı lan bini a ş mak * çok fazla olmak. bini çı ta.

katı lmak. korkusuz. bini ş me bini ş mek binit binit binlerce binlik * Bin liralı k kâğ ı t para. * Belirli zamanda sı nı rları belirli bir biyotopta bulunan canlı organizmaları n toplam kütlesi. gözü pek. pek çok. * Binmek iş i. * Üniversite öğ retim üyelerinin giydikleri cübbe. * Üstüne binilen hayvan. * Atlı alayda giyilen giysi. * Bir ş ey s ı kı ş arak yanı ndakinin üstüne ç ı kmak. *İ ş istenilmeyen veya beklenilmeyen bir biçim almak. * Birçok bin. * Hamur durumundaki ekmeklerin. * (bisiklet motosiklet.bini ş * Binmek iş i veya biçimi. öbürünün üstünde olmak. biomedikal * Hem biyoloji hem de tı pla ilgili olan. sakı nmaz. vapur. * Sonuç olarak. * Biniş mek durumu. * Kı rı k bir kemiğ in iki parças ı birbiri üstüne gelmek. *İ ki parçadan biri. bîperva * Çekinmez. biomikroskop * Kendine özgü bir ı ş ı k ile kullanı lan çift göz mercekli mikroskop. fı rı na at ı lmadan önce. içine konuldu ğ u oyuk gözlü tahta. . * Fiyat artmak. binme binmek * Yüksek bir ş eyin veya bir hayvan ı n üstüne çı kı p ayakları nı sallandı rarak oturmak. * Bin tanesi bir arada olan. * Eklenmek. * Yaklaş ı k olarak üç litrelik büyük ş iş e. binek atı . * Atlı alay. otomobil gibi bir taş ı tta yer almak. uçak. * Yüksek aş amalı bilginlerin ve yeniçeri subaylar ı nı n giydikleri cübbe. * Bir yere gitmek için tren. * Kas kiriş leri birbiri üstüne binmek. fizyoloji ve tı p konuları nı mekanik kanunlar yöntemiyle irdeleme. nihayet. biomekanik * Biyoloji. binek hayvanı için) Kullanmak. binnetice biny ı l biokütle * Bin yı lı içine alan zaman dilimi.

beraberce. * Değ er. aynı . birbirine benzer. bir ac ı kahvenin kı rk yı l hatı rı vard ı r * Bkz. * Tek. * Bu sayı yı gösteren rakam 1. I. kömür gibi bazı ş eylerin ölçü birimi... bir araba bir arada . hep birden. * Odun. bir * Sayı lar ı n ilki. * (tekrarlanarak) Bir kez. bir . bir an önce * Bir ara. * Pek çok. yan ı nda kimse bulunmadan. * Birçok. * Birleş ik. onunla övünülmemelidir. bir boyda.. bir (veya sa ğ ) elinin verdi ğ ini öbür (veya sol) elin duyması n * yapı lan bir iyilik gizli tutulmalı . bir an * Çok kı sa bir süre için kullanı lı r. istek veya kesin olmayan anlamlar katar. nerede olsam yatar ı m * tek baş ı na bulunan kimsenin istediğ i yerde barı nı p rahat edebileceğ ini anlatı r.. bir (veya bir de) * hem . * Herhangi bir varlı ğ ı belirsiz olarak gösterir. * Ortaklaş a olan. bir ara * Kı sa bir süre. olabildiğ i kadar tez. birbirine e ş it. fazla. * baş ka birinin yardı mı olmaksı zı n. * Eş . * Sadece. pek çok. bir a ğ ı zdan çı kı p bin dile yayı lı r * ortaya atı lan bir söz çok çabuk yayı lı r. müş terek. toplu olarak. * Geçmiş te bir zaman. bir fincan kahvenin kı rk yı l hatı rı vardı r. korkmadan. bir abam var atar ı m.. yalnı z. * Sı fat veya zarf durumunda baş ı na geldiğ i kelimelere kuvvet. bir alay bir âlem * Kendine özgü bir niteliğ i olan. * Ancak. * Bu sayı kadar olan. bir (veya tek baş ı na) * yalnı z olarak. * Toplu bir durumda. bir a ğ ı zdan * hep birlikte. hem.. önem bakı mları ndan birbirinden farks ı z.* Çekinmeden. bir sürü. birlikte.

bir de Allah bilir * sı kı ntı lı durumlarda söylenilen bir deyim. bir bakı ma * Ba ş ka bir görü ş le. çok yaş lanmı ş olmak. bir a ş ağ ı bir yukarı * amaçsı z olarak gidip gelmeyi anlat ı r. * Az.bir aralı k * Bir ara. * Bkz. * Olduğ u gibi. bir avuç * Bir avuç dolduracak kadar. bir aya ğ ı çukurda olmak * yaş ayacak çok az zamanı kalmı ş olmak. bir atı mlı k barutu olmak (veya kalmak) * bir konuda yapabileceğ i çok az ş eyi bulunmak. bir arpa boyu (gitmek veya yol almak) * çok az. bir araya gelmek * bir yerde toplanmak. tam tamı na. küçük bir sorunu büyütmek. bir ba ş tan (veya uçtan) bir baş a (veya uca) * bir yerin bir sı nı rdan öbür sı nı rı na kadar. buluş mak. her çocuk babası na bakı lmas ı nı ötekinden beklediğ i için sı kı ntı da kal ı r. bir araya getirmek * toplamak. bir ba ş ı na * Tek baş ı na. bir ben. hepyek. eksiksiz. bir baba dokuz evlâdı besler. . bir ayak üstünde bin yalan söylemek (veya bir ayak üstünde kı rk yalanı n belini bükmek) * çok kı sa sürede pek çok yalan söylemek. bir baltaya sap olmak * belirli bir iş sahibi olmak. baş ka bir dü ş ünüş le. bir bardak suda f ı rtı na koparmak * önemsiz. çok az. bir biçimine getirmek * çözüm yolu bulmak. bir ayak önce (evvel) * bir an önce. bir bir bir bir * Birer birer. dokuz evlât bir babayı beslemez * çok çocuğ u olan baba. ayrı ayrı .

bir dalda durmamak * sı k sı k iş veya dü ş ünce değ iş tirmek. bir ç ı rpı da * bir ele alı ş ta. bir çekirdek geri kalmamak * bütünüyle denk olmak. çabucak. * hiçbir zaman. bir boydan bir boya * Bir yerin bir ucundan öbür ucuna kadar. bir çokları * çok sayı da olan (kimse veya ş ey). bir daha yüzüne bakmamak * darı lı p ilgiyi kesmek. bir çuval inciri berbat etmek * düzelmekte olan bir durumu yersiz. * Biraz. bir bu eksikti * sı kı ntı lı bir durum varken bir yenisinin çı kması üzerine söylenir. bir boyda * Boyları eş it.bir boy * Bir kez. bir çift söz * Bir iki söz. * çapkı n kimseler için kullanı lı r. bir çenekliler * Oğ ulcuğ u bir çenekten oluş mu ş . bir çenetli * Kapsüllü yemiş lerin tek parçalı olanları . bir çiçekle bahar (veya yaz) olmaz * küçük. güzel bir belirti ile doyurucu sonuca ulaş ı lmaz. kapalı tohumlulardan bir bitki sı nı fı . bir damla . yanlı ş davran ı ş larla bozmak. bir iki. bir çift * Bir takı m. bir çift sözü olmak * söyleyecek bir ş eyleri bulunmak. baş tan ba ş a. bir çat ı alt ı nda (olmak veya bulunmak) * aynı yapı içinde. * Hele. bir daha * bir kez daha. ele alı r almaz. bir çöplükte iki horoz ötmez * bir yerde iki kiş i baş olmaz.

* (çocuk için) Çok küçük.* Çok az. zahmeti çok olan bir iş le uğ raş mak. bir deli kuyuya bir taş atar. bir don bir gömlek * yarı çı plak. . bir derece (veya bir dereceye kadar) * biraz. birazcı k. * umulanı n veya beklenilenin dı ş ı nda bir durumu anlatan cümlelerin ba ş ı na gelir. bir kereye özgü olarak. bir deri bir kemik (kalmak) * çok zayı flamak. bir dostluk kald ı ! * az bir mal kalı nca sat ı cı ları n kullandı ğ ı bir özendirme deyimi. bir defa * Olup bitti anlatan cümlelere katı lı r. bir defada * ara vermeksizin. kı rk ak ı ll ı çı karamazmı ş * bazen bir kimsenin yaptı ğ ı yersiz bir iş . bir duda ğ ı yerde bir dudağ ı gökte * masallardaki dev gibi korkunç ve çirkin. bir dirhem bal için bir çeki keçiboynuzu çi ğ nemek * verimi az. bir dikili a ğ ac ı olmamak * evi veya mülkü olmamak. fazladan. bir dolu * Birçok. * Bir kereye özgü olan. "hele" anlamı nda da kullan ı lı r. bir dediğ i iki olmamak * her istediğ i yapı lmak. bir dediğ ini iki etmemek * her istediğ ini hemen yapmak. bir dokun bin ah i ş it (dinle) kaseifağ furdan * insanları konuş turmak için biraz dertlerini deş mek yeter. bir dirhem * Çok az. tutarsı z konuş mak. bir defalı k * Bir kere yapmaya yetecek kadar. * "ilk önce". bir dediğ i bir dediğ ini tutmamak * söyledikleri birbirine uymamak. bir dirhem et bin ayı p örter * biraz kilo almak bazen insanı güzelle ş tirir. bir de * ve olana katarak. birçok kimse tarafı ndan düzeltilemez.

ancak aynı kök üzerinde bulunan (bitki). f ı ndı k gibi erkek ve diş i organları ayr ı çiçeklerde. ceviz. * yardı mlaş arak iş ler daha kolay baş ar ı lı r. bir fincan (veya bir ac ı ) kahvenin kı rk yı l hatı rı vardı r * iyilik küçük de olsa unutulmaz. bir göz gülmek * hem gülüp hem ağ lamak.bir düziye * Sürekli olarak. bir gün evvel * olabildiğ i kadar çabuk. bir elden * aynı kimse tarafı ndan. bir gözeli * Yapı sı tek bir hücreden oluş an (hayvan veya bitki). bir geceye ait. akrabalar eğ lenmemelidir. bir elin sesi çı kmaz * bir davanı n bir kiş i taraf ı ndan savunulması etkili ve yeterli değ ildir. sağ ladı ğ ı bir ç ı karla ödetmek. bir elle verdi ğ ini öbür elle almak * yapar göründüğ ü bir iyiliğ i. bir gömlek aş ağ ı * bir derece daha düş ük (birinden). bir eli yağ da bir eli balda (olmak) * varlı k ve bolluk içinde olmak. bir gözeliler * Yapı sı tek bir hücreden oluş an hayvanlar veya bitkiler. bir evcikli * Mı sı r. bir el * (ateş li silâh için) bir kez atı m. bir gece içinde olup biten. tek hücreli. bir göz a ğ larken öbür göz gülmez * keder veya sı kı ntı varken dostlar. yarı sı bu * birbirlerine çok benzeyen kimseler için kullanı lı r. bir elini bı rak ı p ötekini öpmek * aş ı rı saygı göstermek. bir fende kaz ı k kakmak * bir bilgi veya bilim dalı nda saplanm ı ş kalmak. bir gömlek fazla eskitmiş olmak * birinden daha yaş lı ve daha görmü ş geçirmiş olmak. . iki el bir yüzü y ı kar * bazı durumlarda yardı mcı sı z iş yapı lmayacağ ı nı anlatı r. bir el bir eli yı kar. bir elman ı n yarı sı o. bir gecelik * Bir gece için. * bir merkezden.

bir gözeli. bir ho ş olmak *ş aş ı rmak. karş ı sı ndakine vakit bı rakmadan. tek tür. bezmek. k ı sa da sürse çekici ve güzeldir. bir güzel * Çok iyi. . fenalı k gelmek.bir günden bir güne * hiç. bir kalem * Bir an için. hiçbir zaman. * kazaya uğ ramak. bir iki * Birtakı m. bir hâl olmak * bir ş eyin çok tekrarlanması yüzünden bitkin duruma gelmek. biraz. bir hücreli * Bkz. bir ho ş lu ğ u olmak * bir rahatsı zl ı ğ ı . duraksamadan. çok az say ı da. garip. usanmak. bir parça. benzer. bazı . bir iki demeden (demeye kalmadan) (veya bir iki derken) * duraksamadan. * hüzünlenmek. çok. bir hamlede * Çabucak. * Aynı . bir günlük beylik beyliktir * hoş a giden bir durum. bir i ş tir oldu * istenmeyen. bir içim su (gibi) * (kadı n için) çok güzel. bir neş esizliğ i olmak. bir ho ş eylemek * hüzünlendirmek. bir atı lı ş ta. bir i ş aretine bakmak * bir iş i yapmak için hazı r beklemek. bir hayli * Epey. iğ ne ipliğ e dönmek. bir kafada * aynı düş üncede. ölmek. iyice. * huyu değ iş mek. birkaç kez. bir i ğ ne bir iplik olmak * Bkz. bir ho ş * Tuhaf bir ş ekilde. kötü bir durum karş ı sı nda söylenir.

* Bir kez. bir kalemde * birden ve toptan. bir Köroğ lu. . bir kar ı yla bir koca.bir kalem geçmek * boş vermek. koş a koş a. bir koltuğ a iki karpuz sı ğ maz * aynı zamanda birden çok iş le ilgilenmek baş arı için sakı ncal ı dı r. ama o. * Çok az. ba ğ daş mak. bir an için göz ardı etmek. bir kı zı bin kiş i ister. bir kar ı ş beberuhi * çok kı sa boylu kimse. yakı nları nı n yanlar ı nda bulunmadı ğ ı nı veya hiç çocukları olmadı ğ ı nı anlat ı r. telâş olmak. bir kiş i alı r * güzel ş eyi herkes ister. bir kerecik * Bir defaya mahsus olarak. anlamsı z konu ş ur. bir koyundan iki post çı kmaz * birinden. bir kaş ı k suda bo ğ mak * bir kimseye çok kı zmak veya çok öfkelenmek. bir kar ı ş * Çok kı sa. bir koş u * Koş arak. bir defa. gücünün yetmediğ i bir özveriyi beklememek gerekir. bir kere * Aslı nda. uyuş mak. belli durumunu de ğ iş tirmeden. ancak bir kiş iye kı smet olur. bir kı yamettir gitmek (veya kopmak) * çok fazla gürültü. bir kenarda durmak * gerektiğ i zaman kullanmak üzere haz ı rda tutmak. bir kol çengi (olmak) *ş en sözler ve davranı ş larla çevresine neş e saçanlar için söylenir. d ı rd ı r eder her gece * sı kı ntı veya yalnı zlı k yüzünden iki dost (bile) birbiriyle dalaş ı r. bir kararda bir Allah * insan talihinin her an değ iş ebilece ğ ini ve bunun ola ğ an karş ı lanması nı öğ ütler. çabucak. bir kazanda kaynamak * anlaş mak. bir Ayvaz * bir karı kocanı n çocukları nı n. bir kapı ya çı kmak * aynı sonuca varmak. patı rtı . bir karar * Aynı durumunu koruyarak.

bir lokma bir hı rka * hayatta azla yetinmeyi. bir katı . bir parça. bir nice * Bir hayli. birçok yerlere. bir parça * Biraz. bir nebze * Çok az. bir mum al da derdine yan * baş kalar ı yla uğ ra ş aca ğ ı na kendi durumunu dü ş ün. bir olmak * bir araya gelmek. bir köş eye koymak * saklamak. birçok. bir numaral ı * Birinci. çok az. biriktirmek. bir o kadar * Ne kadar varsa o kadar daha. baş ta gelen. bir bu yana * rastgele. bir ölçüde * Biraz. bir kulağ ı ndan girip öbür kula ğ ı ndan çı kmak * söylenen söze önem vermemek. çeş itli yönlere. yeknesak.bir köş eye atmak * gerektiğ inde kullanı lmak için bir yere koymak. bir parmak * Parmak ucuyla alı nan miktar veya parmak ucuyla alarak. bir o yana. değ eri olmamak. bir misli. * Çok küçük (çocuk). iş e yaramaz bir duruma dü ş ürmek. iş birliğ i yapmak. bir örnek * Aynı biçimde olan. bir kurş un at ı mı * kurş unun gidebilece ğ i uzaklı k. bir papel etmemek * hiç bir iş e yaramamak. birinci. az ı cı k. derviş çe geçinmeyi anlat ı r. belli oranda. bir paralı k etmek * çok utanacak. bir numara * Tek. bir postum var atarı m. nerede olsa yatarı m . bir nefeste * (söz ve içecekler için) Ara vermeden.

gereğ i gibi söyledi. iki sı çrarsı n çekirge. bir tane . istediğ im biçimde davranı rı m. suçlu cezası z kalmaz. ardı ard ı na. bir söyle on dinle * az konuş up çok dinlemek yaralı olur. olduğ undan baş ka türlü düş ünerek hayal kı rı klı ğ ı na uğ ramak. * ölmek. k ı sa kesmek gerektiğ inde söylenir. bir tahtada * bir defada. * bayı lı r gibi olmak.* istediğ im yere gider. bir pula satmak * bir kimseyi bir çı kar uğ runa harcamak. bir ş eye benzememek * iş e yarar durumda olmamak. yekten. bir sözünü iki etmemek * birinin her istediğ ini hemen yerine getirmek. bir ş eyler (veya bir ş ey) olmak * huyu. bir solukta * Çabucak. sonunda yakalan ı rsı n çekirge (veya üçüncüsünde avucuma dü ş ersin çekirge) * birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çı karak yapanı kötü bir duruma düş ürür. bir yeri) gerçeğ inden. yeni huylar edinmek. anlatmak. bir sürü * Çok sayı da. bir pul etmemek * hiç değ eri olmamak. bir ş ey söylemek * konuş mak. bir sı kı mlı k canı olmak * çok cı lı z ve güçsüz olmak. ifade etmek. bir ş eyler. pek çok. bir sı ra * Üst üste. hemen. bir ş ey sanmak * (bir kimseyi. bir söyledi pir söyledi * uzatmadan. bir ş eyler * daha fazla açı klamamak. bir ş eyin ş uyuu vukuundan beterdir * söylenti veya dedikodu olayı n gerçekleş mesinden daha kötüdür. bir sı çrars ı n çekirge. çok kı sa bir sürede. bir ş eyi. bir tahtası eksik * akı lca eksik. çarçabuk. yarı m akı llı . birden fenalı k gelmek. * belirtmek. tutumu değ iş mek. de ğ erlendirmede yan ı lmak. durumu.

bir tek atmak * bir kadeh içki içmek. * masal gibi geçip gitmiş . yegâne. sayı lmazsa. hiçbir yolla. bir yana * -den baş ka. bir temiz * Adamakı ll ı . eskiden. * hiçbir biçimde. hariç tutulursa. bir tutmak (veya bir görmek) * eş it saymak. kök alma iş lemleri yapı lacak olan (nicelikleri gösteren terim).. bir varmı ş bir yokmu ş * bir masala baş larken. bir türlü * (tekrarlı kullanı ldı ğ ı nda) iş in yap ı lmas ı nı n da. artı k hayal olmuş . bir yandan (yanda) * bir taraftan (tarafta). bir tuhafl ı ğ ı olmak * kendini iyi hissetmemek. bir tarafa b ı rakmak (veya koymak) * önemsememek.. yapı lmamas ı nı n da aynı derecede kötü olduğ unu belirtir. kuvvete yükseltme. bir tanem * Sevgi sözü. hem . bölme. bir yana dünya bir yana * bir varlı ğ a çok değ er verildi ğ ini anlatmak için kullanı r. hem. bir taş la iki kuş vurmak * bir davranı ş la birden çok yararlı sonuca ulaş mak. benimsememek. bir torba kemik * çok zayı f. bir yastı ğ a ba ş koymak * (karı koca) evli bulunmak. bir ya ş ı na daha girmek *ş imdiye değ in görmediğ iş aş ı lacak yeni bir ş eyle karş ı laş mak. eş it görmek.* Biricik. "eskiden" anlamı nda söylenen bir tekerleme. bir yakadan baş çı karmak * bir çatı altı nda dirlik düzenlik içinde yaş amak. bir terimli * Araları nda yalnı z çarpma. bir vakitler * Geçmiş zamanda. . vaktiyle. ertelemek. bir yastı kta kocamak * (karı koca birlikte) uzun bir ömür sürmek.

bir yolunu bulmak * bir iş i sonuçlandı rmak için çare bulmak. çok değ il. biracı * Bira yapı p satan kimse. * Erkek kardeş . * Az miktarda. biralı k * Bira yapmakta kullanı lan. eskiden. bira bardağ ı * Bira içmek için yapı lmı ş özel bardak. biraz * Kı sa bir süre için. bir yol tutturmak * bir davranı ş . yeter ölçüde değ il. bir sürü. arkadaş " anlamı nda seslenme olarak kullanı lı r. bira * Arpa ile ş erbetçi otunu mayaland ı rarak yapı lan bir içki. dost. bir yiyip bin ş ükretmek * kötü durumda olanlara bakarak kendi durumunun değ erini bilmek. vaktiyle. bir tutum biçimi belirlemek. pek çok. bira mayası * Mayalanmı ş durumdaki biranı n yüzünden alı nan bir tür mantar. * Bira yapma ve satma iş i. * Masonları n birbirlerine verdikleri ad. çok az. birahane * Genel olarak sadece bira içilen.bir y ı ğ ı n * birçok. * Belirli bir süre. * "Yahu. arpa suyu. * Yeterince değ il. aynı zamanda da çabuk haz ı rlanan bazı sı cak veya soğ uk yemeklerin yenildi ğ i yer. bir zaman * Geçmiş zamanda. bir yol * Bir kez. biraz. birahaneci * Birahane iş leten kimse. eskiden. vaktiyle. * Pek az. birazdan biracı lı k birader birazcı k . * Çok bira içen (kimse). bir zamanlar * Zamanı nda.

* Ansı zı n. araları nı bozmak. * Bir defada. tutarsı z. birbirinin a ğ zı na tükürmek * bir sorunda. müteaddit. çözülmeyecek duruma gelmek. * (iplik vb. ara vermeden. monist. birbirini tutmaz * birbiriyle ilgisi olmayan. birazı * Bir parça. birci bircilik birçoğ u * Çok sayı da olan kimse veya ş ey. birçok birden * Oldukça çok. monizm. hemencecik. ağ ı z birliğ i yapmak. birbirine kötülük etmek. * Biri diğ erinin yanı sı ra. * karı ş mak. öteki de onu. aralar ı nda anlaş mazlı k çı kmak. birbiri için yaratı lmı ş olmak * birbiriyle çok iyi anlaş mak. birbirinin gözünü çı karmak * kı yası ya dövüş mek. beraberce. dövüş mek. hepsi bir arada. için) dolaş mak. * Tekçilik. bir olayda sözleş miş gibi. birbirine katmak * araları nı açmak. birbirine girmek * kavga etmek. birdenbire . birbiri üstüne gelmek * arkası arkası na. birbirini yemek * iki veya daha çok kimse birbiriyle uğ ra ş mak. bir hayli. birbirinin a ğ zı na girmek * birbirine çok düş kün olmak. birbiri * Karş ı lı klı olarak biri ötekini. birbirinin gözünü oymak * araları nda aş ı rı geçimsizlik olmak.* Az sonra. birbirine dü ş mek * araları aç ı lmak. sayı sı belirsiz. * Birlikte. * Tekçi. olay çı karmak.

öncülden varı lan sonuca giden düş ünme biçimi. ontogenez. bire be ş katmak * eklemek. iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanları n her biri. birebir * Etkisi kesin olan. kullanı lan tohumun belli bir katı kadar ürün vermek. ilkeden onun uygulanması na. * Bu biçimde oluş an bütün. vermek * (buğ day. birer ikiş er * Tek veya birkaçı birlikte olarak. zorunludan olas ı ya. her birine bir. birer birer * Her biri ayrı olarak.. birey üstü * Tek bir bireyi aş an. sentez. sentez. beklenmedik bir sı rada. bireş imli birey * Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varl ı k. sun'î olarak bile ş ik cisimler oluş turma. soy olu ş karş ı tı . * Bireş im yolu ile elde edilen. abartmak. bir elemana kar ş ı . * Yalı ndan karmaş ı k olana. fert.* Ansı zı n. hemencecik. birebir gelmek * etkisini hemen ve kesin olarak göstermek. *İ stenildiğ i gibi. bireylerin bilincinden ba ğ ı ms ı z olan. fasulye gibi ürünler için) toprak. . bir eleman alı narak yapı lan e ş leme. bire bin katmak * çok abartmak. * Genellikle fertlerin çevresini aş an. terkip. bireş im * Parçalar ı n veya ögelerin bir araya getirilip bir bütün olarak birleş tirilmesi. bire . * Bir türün kapsamı içine giren somut varl ı k. insanları n benzer yanları nı kendinde taş ı makla birlikte. küllîden cüz'îye. miktar. genel yasadan bireysel duruma. kendine özgü ay ı rı cı özellikleri de bulunan tek can. birey oluş * Yumurtanı n döllenmesinden bireyin yetkin duruma gelmesine kadar geçirdi ğ i geliş im evrelerinin bütünü. sentetik. nedenden etkiye. * Toplumları oluş turan ve düş ünsel. birdirbir * Oyuncuları n birbirinin üstünden atlayarak oynadı kları bir oyun. fert. * Doğ a bilgisinde türü oluş turan tek varlı klardan her biri. *İ nsan toplulukları nı olu ş turan. * Element veya baş ka maddeleri bir araya getirerek. arpa. bire bir * Verilen ölçüdeki karş ı lı k. nohut. duygusal. fert. bire bir eş leme *İ ki kümenin elemanları arası nda. birer * Bir sayı sı nı n üleş tirme sayı sı fat ı . uygun. bire bin katmak..

kendine özgü olan ş eylerin. tutum veya politikalar ı n genel adı . bireyle ş tirme * Bireye özgü kı lma. özelliklerin. genele değ il de. yegâne. * Tamlanan olarak kullanı lan baz ı isim tamlamaları nda tamlayanı n küçümsendiğ ini. biri * Bir tanesi. biri e ş ikte biri beş ikte * ufak cocuğ u çok olan kimseler için söylenir. bireye özgü olan. ferdiyet. tek. bireye. bireylik * Bir kimseyi dı ş gözlemciler gözünde benzersiz. * Bireycilikten yana olan. *İ nsanlar ı n do ğ al. ferdî. biri yer biri bakar. ferdiyet. bireycilik * Bireylerin yararları nı toplumsal yararlardan daha üstün veya daha önemli sayan ö ğ reti. ferdiyetçi. * Eş i. birice biricik * En fazla. bireysellik * Birey olma olgusu. individüalizm. bireysel olarak göz önüne almak. ba ş kaları ndan ayı rmak. bireysel olan ı n çekilip ç ı karı lması . toplumsal ve tarihî geli ş mesinden. tek kı lan özellikler veya bunları n tek biçimi. ikincisi olmayan ve çok sevilen. * Bilinmeyen bir kimse. * Ancak ortaklaş a ve genel olarak var olan ş eyi bireylere uygulama ve yayma. * Yüklem durumunda olan bir isim takı mı nı n belirtileni olarak kullanı ldı ğ ı nda. * Bireyle ilgili olan. kı yamet ondan kopar * bir ş eyden yalnı z bir veya birkaç kiş i yararlanı r da ba ş kalar ı na yararlanma imkânı verilmezse bundan büyük sorunlar ç ı kar. tek olana üstünlük tanı yan görüş . biri çok olmak * haddini aş arak karş ı sı ndakini usandı rmak. hor görüldü ğ ünü anlatı r. * Bütüne.bireyci * Kiş i hakları nı savunan. ferdiyetçilik. benzeri. bireysel bireyselle ş tirme * Bireysel duruma getirme. * Bağ ı ms ı z ki ş iliğ e varan geliş me süreci. tek. ferdiyetçilik. bireyle ş tirmek * Bireye özgü kı lmak. * Bir kiş iyi benzerlerinden ay ı ran özelliklerin bütünü. bireyle ş me * Türle ilgili bir örneğ in bireyde gerçekleş mesi. . * Bireyi benzerlerinden ayı ran niteliklerin bütünü. belirtenin hor görüldüğ ünü anlat ı r. individüalizm. bireyselle ş tirmek * Bir ş eyi ayrı olarak.

biriktirim * Biriktirme. yarar sağ lama gibi sebeplerle bazı nesneleri bir araya getirmek. birileri birim * Bazı kimseler. birikme havzası * Kar ve yağ mur sular ı nı n birikti ğ i bölge. * Bir ş eyi. biriktirme * Biriktirmek iş i. belli bir düzlemde yer alan öbür ögelerle kurduğ u ba ğ ı ntı larla tanı mlanan ayr ı nitelikli öge. * Bir yerde kendi kendine birikmiş olan ş ey. birimler bölü ğ ü * Birden dokuz yüz doksan dokuza kadar olan sayı lar bölüğ ü. * Gözlemler. birikinti birikinti konisi * Dağ lı k bölgelerden veya yamaçlardan sular ı n getirdiğ i kum veya ta ş parçaları nı n bir düzlükte oluş turduğ u yelpaze biçimindeki y ı ğ ı n. deneyler sonucu elde edilmiş ş eylerin bütünü. * Herhangi bir kuruluş taki alt bölümlerden her biri.birikim * Birikme. birikmek * Toplanı p yı ğ ı lmak. parayı ölçülü kullanarak art ı rmak. vahit. ünite. birincası f . * Öğ renme. bir araya gelmek. birikiş mek * Bir yere toplanmak. tasarruf etmek. birimci ekonomi * Birime bağ lı ekonomi. * Herhangi bir aş ı nma sürecinde veya ta ş ı ma iş i yapı lı rken alüvyonlu maddelerin bı rak ı lmas ı . birikme * Toplanı p yı ğ ı lma. tasarruf. koleksiyon yapmak. * Toplumları n kültürel varlı kları nı n geliş ip geniş lemesi ve uygarlı k düzeyinin yükselmesi süreci. ünite. * Birikme iş i veya biçimi. bir yerde toplanı p yı ğ ı lma. oluş turduğ u yapı içinde. birikiş birikiş me * Birikiş mek i ş i. * Birbirine eklenip çoğ almak. * Dilin. * Bir kümenin her elemanı veya bir çokluğ u olu ş turan varlı kları n her biri. * Mal ve paranı n toplanı p çoğ alma süreci. * Bir niceliğ i ölçmek için kendi cinsinden örnek seçilen de ğ iş mez parça. biriktirmek * Toplayı p yı ğ mak.

birkaç birkaç ı birleme * Çok olmayan. orun. birinci zar * Yemiş lerin derisi. birinci gelmek (veya çı kmak) * birçokları arası nda en iyi olarak seçilmek. temel. tek duruma getirme. birincil * Sı rada. birinci orun * (tren. * (çoğ ul durumda) Ş ampiyonluk için yapı lan yarı ş malar. tevhit. yer. esas. birisinden biri * içlerinden biri. birinci * Bir sayı sı nı n sı ra sı fat ı . dı ş kabuk. * Zaman. birinden) buz gibi soğ umak * birinden tiksinmek. samimî. birinin çan ı na ot tı kmak (t ı kamak veya tı kanmak) * sesini çı karamayacak. * Az sayı da olan kimse veya ş ey. susturmak. hekimlikte kullanı lan bir bitki. uçak vb. birkaç kiş iden herhangi biri. sı nı f. * Sı rada. sı ra bakı mı ndan baş kalar ı ndan önce gelen. birincilik * Birinci olma durumu. onu denetim altı nda bulundurmak. önem sı rası nda en üstün olan kimse. vapur. meyve d ı ş ı .* Birleş ikgillerden hekimlikte kullanı lan bir bitki.) Birinci mevki. önde gelmek. birincil grup *İ çten. * Bir etme. ana. * Tanrı 'nı n birliğ ini dile getirme. birinci olmak * baş ta gelmek. birincivası f * Birleş ikgillerden. yüz yüze iliş kilere dayanan iki veya daha çok insandan meydana gelen topluluk. önemde ilk yeri alan. kötülük edemeyecek bir duruma getirmek (getirilmek). * bir iş i yaptı rmak için yanı nda ayakta durmak. * bir ş eyin yan ı nda ve ayakta beklemek. . birinin baş ı na dikilmek * birinin yanı ndan uzaklaş mamak. birisi * Bilinmeyen bir kimse. birinci ça ğ * Yeryüzünün yaklaş ı k üç yüz milyon yı llı k çağ ı . az. paleozoik. * (ulaş ı m araçlar ı nda) Mevki. az sayı da.

birleş ik kap * Alt tarafı ndan birleş tirilmi ş kaplardan her biri. ses türemesi. bir araya gelinmek. zikretmek. * Bir araya gelmiş . birleş ik isim * Birleş ik kelime biçiminde belirli kurallar içinde kal ı plaş mı ş isim: Aslana ğ zı . -miş (i-miş . * Bir meclisin bir gün içindeki toplanmaları . -se (i-se) gibi ek fiil eklerinden birini alarak bildirdi ğ i zaman: Sevdiydi (sevdi-y-di <sevdi+i-di). birleş ik zaman * Yalı n zamanlı ve çekimli bir fiilin -di (i-di). tedavi etmek gibi. ayakkab ı (< ayak kab ı ). birleş miş olan. kaptı kaçtı (< kaptı kaçtı ) gibi. delikanl ı (<deli kanlı ). birleş ik kaplar * Alt tarafları ndan değ iş ik boyut ve kesitlerde borularla birleş tirilmiş sistem. birleş ilmek * Birle ş mek i ş i yapı lmak. kelime türünün değ iş mesi. birleş ik oturum * Bir arada yapı lan oturum. kaybolmak. birleş ilme * Birleş ilmek iş i veya durumu. yay). * Tanrı 'nı n birliğ ini dile getirmek. hissetmek. birler birleş en birleş ik birleş ik cümle * Birkaç yan cümle veya ara cümle ile bir temel cümleden kurulan cümle. bir noktada kesiş en (doğ ru. inikat.). buluş ulmak. birleş ik fiil *İ sim soyundan bir kelime ile biçim veya anlam bakı mı ndan kaynaş ı p bütünleş en fiil: Reddetmek.birlemek * Bir etmek. bakakalmak. hissetmek (< hiss etmek). üzerindeki ekin görevini kaybetmesi veya anlam kaymas ı dolay ı sı yla aralar ı na ek girmeyerek kalı pla ş mı ş iki veya daha çok sözden olu ş an kelime: pazartesi (< pazar ertesi). * Birleş mek i ş i. * Ondalı k sayı sistemine göre yazı lan bir tam sayı da sa ğ dan sola doğ ru ilk sayı nı n bulunduğ u basamak. sevecekmi ş (sev-ecek-miş < sev-ecek + i-miş ) sev-er-se (sev-erse < sev-er + ise) gibi. birleş im * Birleş mek i ş i. birleş ik oy pusulası * Seçime katı lan bütün partilerin adayları nı ayr ı ayrı gösteren oy pusulas ı . * Döllenmek için erkekle diş i hayvanı n bir araya gelmesi. müttehit. birleş me de ğ eri birleş me . baş ş ehir. tek duruma getirmek. hasta olmak. * Birbirini kesen. kaptı kaçtı . gecekondu gibi. birleş ik kelime * Ses düş mesi.

* Uzlaş mayı sağ layan. as. benzerlik. alay gibi bir bütün sayı lan topluluk. birlikten kuvvet do ğ ar * toplu veya beraber davranmak daha büyük güç sağ lar. bir araya gelmek. * Buluş mak. birleş tirme * Birleş tirmek iş i veya durumu. bazı . * Bağ lı lı k. birleş mek * Ayrı iken tek bir bütün durumuna gelmek. * Birleş miş . bir arada olma durumu. ba ğ lant ı . bir tane alabilen. . birli birlik *İ skambil. tabur. ayn ı görüş te olmak. *İ ki veya daha çok nesnenin birle ş mesini sa ğ layan. * Yanı nda. * Bir taneden oluş muş . * Askerlikte bölük. * Belli bir topluluğ un yararlar ı nı korumak için kurulmu ş dernek. beraberinde. dört dörtlük. kimi. birlikte * Bir arada. * Bölünmezliğ i içeren yalı n bütün.* Basit bir cismin bir atomu ile birle ş ebilecek olan hidrojen atomları nı n en yüksek miktarı . * Belirsiz olarak çokluğ u anlat ı r (nitelediğ i isim çokluk biçimde olur). * Uyuş mak. vahdaniyet. biryan pilâvı * Biryan yağ ı ile piş irilen pilâv. birleş tirici * Birliğ i sa ğ layan. * Kaynaş mak. * Konunun bir ana düş ünce çevresinde toplanması . * Tek. * Cinsel ili ş kide bulunmak. * Aynı amaç çevresinde toplanmak. beraberce. birlik olmak * bir iş i yapmak için anla ş mak. * Sanrı . birliktelik * Birlikte olma durumu. halüsinasyon. domino gibi oyunlarda bir iş aretini taş ı yan kâ ğ ı t veya pul. vahdet. birleş tirmek * Bir araya getirmek. biryan * Tandı rda susuz piş irilen kebap. vahdet. * En büyük değ erdeki nota. birsam birtak ı m birun * Osmanlı sarayı nda Harem dairesinin ve Enderun'un d ı ş ı nda kalan bölüm. bir olma durumu.

süt. çifttekerci. en ufak. çiftteker. kehle (Pediculus). bisikletçilik * Bisikletle yapı lan spor. * Yayı k dövmede kullanı lan araç.biryan yağ ı * Tandı rda susuz pi ş irilerek yapı lan kebaptan çı kan yağ . bisikletçi * Bisikletle spor yapan kimse. korku gibi duyguları belirten söz. bisikletli * Bisikleti olan. çifttekercilik. bismillah demek * bir iş e uğ urlu olması dileğ i ile ba ş lamak. . * Molekülünde iki kükürt atomu bulunduran birleş ik. biryanc ı * Biryan yapan veya satan kimse. bisikletsiz * Bisikleti olmayan. bit * Yarı m kanatlı lar alt tak ı mı na giren. * Bisiklet satma. tatlı bir ekmek türü. * Sı racagillerden. küçük lokanta. ş eker veya tuzla yapı lan ince. bisülfat bisülfür bi ş ek bi ş i * Çörek. bit kadar bit otu * en küçük. birçok çeş itleri bulunan ve kuzey yar ı m kürede yetiş en bir bitki. gevrek kuru pasta türü. insan ve memeli hayvanları n vücudunda asalak olarak ya ş ayan böcek. * Hidrojenli sülfatlara verilen ad. bisiklet * Tekerleğ in ayakla çevrilmesiyle hareket eden iki tekerlekli ta ş ı t. onarma iş i. bisiklet yolu * Trafikte bisikletlerin geçmesine ayrı lmı ş dar yol. *İ çkili kahve. bisküvi * Un. bismillâh * "Allah'ı n ad ı ile" anlamı nda. çok küçük. bistro bisturi * Neş ter. bir i ş e baş larken söylenen veya ş aş ı rma.

* Bkz. bitey * Bitki örtüsü. * Bitik olma durumu. nihayet. biti kanlanmak * sı kı ntı içinde yaş ayan bir kiş i para ve varlı k yönünden güçlenmek. * Son. sürekli olarak. verimli (toprak). bitirilmek * Bitirmek iş ine konu olmak. bitek bitelge bitevi biteviye * Aynı biçimde. bitik * Yorgunluk veya hastalı ktan gücü kalmamı ş . yorgun düş mek. bîtap düş mek * çok yorulmak. bit yeni ğ i * Bir iş in gizli kalmı ş kötü ve aksak yanı .* Bitlere karş ı kullanı lan bir madde. yorgun. bîtarafl ı k * Yansı z olma durumu. * Durumu kötü.ekli. * Bol ve iyi bitki yetiş tiren. biteviye. bîtaraf * Yansı z. . dolaş ı k. sonlu. mümbit. namütenahi. * Yapı ş ı k. fena. tarafsı z. yansı zca davran ı ş . bitimli * Sonu olan. bîtap * Bitkin. biteviyelik * Aynı biçimde sürüp gitme durumu. sı nı rlandı rı lı p belirlenmeyen. kuş kulu bir nokta. bitimsiz bitirilme * Sonu olmayan. münteha. bitiklik bitim * Bitmek iş i. flora. * Toprağ ı n bitki yetiş tirme gücü. * Bitirilmek durumu.

* Yan. barbut oynatan kimse. bitiriş yemi * Et üretimi için beslenen hayvanlara belirli bir devreden itibaren besi sonuna kadar yedirilen ve enerji değ eri daha yüksek olan karma yem. biti ş ken dil * Kelime kökleri değ iş meyen. eklerle türetilen dil. açı kgöz. mahvetmek. * Güçsüz düş ürmek. biti ş iklik biti ş imli biti ş ken * Kelime üretim ve çekiminde ekler getirilirken kökü veya gövdesi değ iş ikli ğ e uğ ramayan (dil).bitirim * Çok hoş a giden (kimse. biti ş ik taç yapraklı lar * Taç yaprakları birbirleriyle yandan bitiş ik olan bitkiler. bitme. mezuniyet. bitirim yeri * Kumarhane. sonuçlandı rmak. kumarhane. tüketmek. biti ş kenlik * Bitiş ken olma durumu. * Barbut oynatı lan yer. kahve. bitirme * Bitirmek iş i. komş u.sona erdirmek. sona erme. yer). çok beğ enilen. * Yaman. biti ş * Bitmek iş i veya biçimi. bitkin duruma getirmek. yandaki. zeki. iltisakî. * Onulmaz duruma getirmek. bitirmiş biti ş ik çanak yapraklı lar * Çanak yaprakları birbirine bitiş miş bulunan bitkiler. * Yandaki ev. * Bir bilim dalı nda veya ba ş ka bir alanda bilginin doruğ una ulaş mı ş (kimse). tamamlamak. * Bitiş ken. * Bilgili. kumarhane. itmam. . biti ş ik * Birbirine dokunacak kadar yakı nla ş mı ş veya yan yana olan. * Bitiş ik olma durumu. bitirme fiili * Etmiş biçimindeki sı fat-fiille ve olmak yardı mcı sı yla yapı lan ve fiilin. bitirimhane * Kumar oynanan yer. bitirimci * Barbut kahvesi iş leten. bitirmek * Bitmesini sağ lamak. yardı mcı fiilin i ş aret etti ğ i zamandan önce olup bitti ğ ini anlatan birleş ik fiil. yormak.

bitki * Bulunduğ u yere kökleriyle tutunup geliş en. ağ aç gibi canlı lar ı n genel ad ı .* Yeni bir kelime türetmek için köklere ek getirme özelliğ i. bitki sütü * Süt görünüş ünde bitki öz suyu. bitkici bitkicilik * Bitki yetiş tirme i ş i. bitkile ş me * Bitkileş mek iş i veya durumu. nebat. bitki örtüsü * Bir bölgede yetiş en bitkilerin topu. ot. bitkimsi * Bitkiye benzer. çiçek veya fidan biti gibi böceklerin ortak ad ı . bitkiyi andı rı r. biti ş tirmek * Bitiş mesini sağ lamak. biti ş mek * Birbirine dokunacak kadar yanaş mak. ittisal. bitki bilimci * Bitki bilimiyle uğ raş an. biti ş me * Bitiş mek iş i. bitkile ş mek * Bitki durumuna gelmek. flora. botanik. * Bitki yetiş tiren kimse. bitki bitleri * Bitkiler üzerinde yaş ayan. bitki topluluğ u * Benzer doğ al olaylara ve yaş ama koş ulları na uymuş . ağ aç biti. döl veren ve hayatı nı tamamladı ktan sonra kuruyarak varl ı ğ ı sona eren. bitkin . botanikçi. bitey. bitki patalojisi * Bitki hastalı kları nı inceleyen bilim dalı . kı rmı z böceğ i. bitki bilimi * Bitkileri inceleyen bilim kolu. bitkimsi hayvanlar * Mercan. belirli bir görünüş almı ş bitkilerin bir araya gelmi ş durumu. bitki bilimi uzmanı . biti ş tirme * Bitiş tirmek iş i. bitki coğ rafyası * Yeryüzünün bitki örtüsünü ve bu örtünün çevreyle ilgisini inceleyen coğ rafya bilimi. yosun. sünger gibi bitki görünümünde olan hayvanlar.

be ğ enmek. bitkinlik * Bitkin olma durumu.* Gücü tükenmiş olan. bitli (veya kurtlu) baklan ı n da kör alı cı sı olur * iş e yaramaz da olsa. bitler * Kanatlı lar alt sı nı fı na giren. güçsüz kalmak. bitleme bitlemek bitlenme * Bitlemek iş i. bitkisel * Bitki ile ilgili. çok zayı flamak. * Kendi bitlerini ayı klamak. * Bitki. * Beklenmedik zamanda ortaya çı kmak. memelilerde yaş ayan ve kanla beslenen bir böcek tak ı mı . çı kı p yetiş mek. vücut temizliğ ine bakmayan (kadı n). * Birinin bitlerini ayı klamak. pirinç. bitkiden elde edilen. yumurta ve baharat kullanı larak haz ı rlanan ceviz büyüklüğ ünde bir yemek. bitki cinsinden olan. * Cimri. köftelik bulgur. * Bitlenmek iş i. bitli * Üstünde bit bulunan. nebatî. * Çok yorulmak. * Sona ermek. her ş eyin isteklisi bulundu ğ unu anlatı r. bitlenmek * Üzerinde bit üremek. bitme bitmek * Bitmek iş i. nar. çok yorgun. * Çok sevmek. Bitlis köftesi * Yağ sı z kı yma. bitkisel yağ * Bitkilerden değ iş ik yöntemler kullanı larak elde edilen yağ . bayı lmak. ya ğ . * Tükenmek. bitkisel hayat * Hastalı k veya kaza sebebiyle bilinçsiz ve hareketsiz duruma gelen ki ş inin hayat ı . a ğ ı z yapı lar ı sokup emmeye elveriş li. saç gibi ş eyler için. bitkisel kazein * Küspe ve sı vı yağ artı klar ı ndan elde edilen azotlu madde. bitli koku ş * üstü baş ı kirli. tüy. bitmek bitmek tükenmek bilmemek .

bir ucu pistona. bitümlemek * Belirli bir kalı nl ı kta bitüm ile örtmek. tabiî ı sı da katı . *İ çinde bitüm bulunan veya bitümün bütün özelliklerini gösteren. bitmez tükenmez (veya bitip tükenmez) * hiç bitmeyen. kâğ ı t ve çatı lar ı n su geçirmez duruma getirilmesinde. biyoelektrik * Canlı varlı kları n ürettiğ i elektrik. * Makinelerde. * Acı çikolata. kullanı lan. kol. biyesi olan. daha çok akvaryumlarda bulundurulan su bitkisi. * Genellikle giysinin yaka. biye geçirilmemiş olan. koyu kestane renginde madde. sonu gelmeyen. bittabi bitter * Bir çeş it acı bira. uçsuz bucaksı z. * Yol kaplaması nda. tabiî. * Bir çeş it ardı ç rakı sı . elbette. biyaprak biye biyel biyelcik * Küçük biyel. * Yaprakları halka diziliş li. bitümleme * Bitümlemek iş i. bitmi ş i bitnik * pazarlı kta bir ş eyin son fiyatı . * Genel davranı ş ları ve hı rpanî giysileri ile toplum hayatı ndan kopma eğ ilimi gösteren ve toplum d ı ş ı nda bir ya ş antı sı olan genç. etek çevresine kendi kumaş ı ndan veya ba ş ka kuma ş tan geçirilen ince ş erit. bitpazarı * Eski eş yanı n alı nı p satı ldı ğ ı pazar. öbür ucu volanı çeviren kaldı raca geçirilmiş bulunan hareketli çubuk. tabiatı ile. * Biyesi olmayan. yoğ unluğ u bire yakı n. biyeli biyesiz * Biye geçirilmiş . vefası z. .* bir türlü sonu gelmemek. yer sakı zı . küçük hareketli çubuk. eksilmemek. bitüm * Keskin bir koku. * Doğ al olarak. bitümlü bîvefa * Sevgisine bağ lı olmayan. alev ve koyu duman çı kararak yanan. karbon ve hidrojen bakı mı ndan çok zengin tabiî yakı t maddelerinin genel adı . kömür tozundan briket yap ı mı nda vb.

biyometeoroloji * Canlı lar üzerinde hava olaylar ı nı n etkisini inceleyen bilim. * Biyoloji ile ilgili. * Mikroskopta yapı sı nı incelemek amacı yla canl ı dan bir doku parças ı alma. tercüme-i hâl. . biyofizik biyogaz * Ahı r gübresinden elde edilen yanı cı gaz. * Dirim kurgu. biyosfer * Üzerinde hayat olan yeryüzü bölgesi. biyograf biyografi * Hayat hikâyesi yazarı . biyolojik fizik. biyoloji co ğ rafyas ı . hâl tercümesi. * Hayat hikâyesi. biyokatalizör * Canlı dokuları n hepsinde çok az bulunan ve hayat için gerekli kimyasal tepkimeleri uyandı ran veya kolayla ş tı ran madde. biyoloji biyolojici biyolojik * Bitki ve hayvanları n doğ ma. biyojeografi * Bitki ve hayvanları n yeryüzü üzerindeki dağ ı lı mı nı ve bunun sebeplerini inceleyen bilim.biyoelektronik * Moleküler biyolojinin hücrelerin yapı sı na giren moleküller arası nda geçerli elektrostatik güçlerini inceleyen bölümü. dirimsel. üreme gibi ya ş ayı ş evrelerini inceleyen bilim. biyoenerji * Biyokütlenin kimyasal dönüş ümüyle elde edilen enerji. dirim bilimsel. biyolog * Biyoloji ile uğ ra ş an kimse. biyoloji uzmanı . geliş me. * Okulda biyoloji dersini veren öğ retmen. * Fizyolojide geçen fiziksel olayları n bilimi. biyopsi biyopsi yapmak * parça almak. biyokimya * Hücreden en geliş miş organa kadar canlı dokuları inceleyen ve bunları oluş turan maddeleri araş tı ran bilim dal ı . dirim bilimi. gübre gazı . biyografik * Biyografi ile ilgili. biyonik * Biyoloji ve elektronikle ilgili olan.

kendisi. el kaptı ilik diye * bizim iş e yaramaz diye vazgeçti ğ imizi baş kalar ı de ğ erli buldu. onun öyle bir üstün durumu olmadı ğ ı nı biliriz. bezmi ş . yardı m eder. bazen teklik birinci ki ş i zamiri ben yerine kullan ı lı r. * Bir çeş it kara renkli mika.biyo ş imi biyotit biz * Organ dokuları ndaki kimyasal olayları inceleyen kimya kolu. biz bize * Yalnı z biz. bizar olmak * usanmak. * Resmî konuş mada. bizim gelin bizden kaçar. bizar etmek * tedirgin etmek. bizdenlik * Bizden olma durumu. bizden * Bizim tarafı mı zda olan (kimse). bizcileyin * Bizim gibi. * Bize göre. * Katı bir ş eyi dikerken i ğ ne geçirecek yeri delmek için kullan ı lan. bize de mi lolo? * iş in içinde bir iş oldu ğ unu bilmez miyiz sanı yorsunuz?. . sivri uçlu ve a ğ aç saplı * Maraş iş inde kalı n karton parçaları nı n iğ neyi kı rmaması nı sa ğ lamak ve delik delmek iş leminde kullanı lmak üzere hazı rlanm ı ş tahta sapl ı . tutar ellere ba ş ı nı açar * bize yabancı duran yakı nı mı z. biz attı k kemik diye. usanmı ş . ince sivri uçlu bir tür çuvald ı z. biz araç. ş ip (Acipenser nudiventris). özelliklerimiz veya tutum ve davranı ş lar ı mı z aynı dı r. çelikten yapı lmı ş . bı kmak. dostumuz. * Çoğ ul birinci kiş i zamiri. * (bazı yazarlar için) Ben zamirinin yerine kullanı lı r. bizatihi bizce * Kendiliğ inden. bezginlik getirmiş . özünden. biz kı rk ki ş iyiz. usandı rmak. biz bize benzeriz * aramı zda fark yok. biz * Ülkemiz suları nda yaş ayan bir mersin balı ğ ı türü. birbirimizi biliriz * birbirimizi çok yakı ndan tanı rı z. t ı ğ . kendinden. akrabamı z baş kaları na rahatça içtenlikle. aramı zda yabanc ı bir kimse olmaksı zı n. bîzar * Tedirgin.

* Bankacı lı kta bir varlı ğ ı n yetkili otoritelerin izni olmadan sahibi taraf ı ndan kullanı lamamas ı durumu. blâstulâ blender blok * Yumurta hücresi embriyon olurken morulânı n geliş erek içi bo ş yuvarlak biçime girmesi durumu. *İ lâç olarak kullanı lan ve ası l maddesi bizmut olan karı ş ı m. morulâ. *İ çine resim veya yazı kâğ ı tlar ı konulan karton kap. * Hareketine engel olma. k ı zı lı ms ı beyaz renkli. bloke bloke çek * Keş ideci tarafı ndan anlaş mazlı ğ ı n çözümüne kadar ödemenin durdurulduğ u çek türü. * Sivri taş lar ı n toprak zemine dikine çakı larak. * Yakı n çevremizde olan bir kimseden söz ederken kullan ı lı r. kı rı lgan ve katı bir element. * (futbolda kaleci) topu yakalamak. blokaj * Bloke etmek iş i. bizleme bizlemek bizlengiç bizmut * Atom sayı sı 83. * Kullanı lması önlenmi ş . * Ucu çivili değ nek. yoğ unluğ u 9. hareketini durdurma. blokla ş ma . bir bütün oluş turan. * savaş durumundaki bir ülkenin dı ş ülkelerle iliş kisini engellemek.3° C de eriyen. bizimle ilgili olan.8 olan. bloke etmek * kullanı lması nı önlemek amac ı yla el koymak. * Voleybolda. önünde iki veya üç ki ş inin elleri ile olu ş turduklar ı perde. el konulmuş . 271. üzerine beton dökülmesiyle yapı lan dolgu. * Kadı nları n kocalar ı ndan. bizon bizzat * Kendi. atom ağ ı rl ı ğ ı 209 olan. Kı saltmas ı Bi. * Bizlemek iş i. * Politik çı karları sebebiyle birlik kuran devletler toplulu ğ u. * Birden çok bölümü bir araya getirilmiş olan. * Kocaman ve ağ ı r kitle. kocalar ı n kar ı lar ı ndan söz ederken kulland ı kları söz. durdurmak. file üstünde karş ı oyuncunun topu sert vururken. * Birbirine bitiş ik büyük yapı lar. blok inş aat * Birbirine bitiş ik yapı lan yap ı lar. * Ucu çivili değ nekle hayvanı dürtmek. * Amerika'da yaş ayan bir cins hörgüçlü yaban öküzü. ş ahsen. * kapatmak. * Piş irmeden önce malzemeyi kesip karı ş tı ran elektrikli alet. kendisi.bizimki * Bizim olan.

bobinaj * Bir filmi veya mı knatı slı ku ş ağ ı bir makaradan baş ka bir makaraya sarma. * Blöf yapan (kimse). * Fotoğ raf filmi rulosu. kaba pamuklu kumaş . blûm * Bir tür iskambil oyunu. blokla ş mak * Blok durumuna gelmek. kuru sı kı . bloknot bloksuz * Yaprakları kolayca çı kartı labilecek biçimde yapı lmı ş not defteri. güçlü bir yı lan (Boa constrictor). boca .* Bloklaş mak iş i. blöf *İ skambil oyunları nda elindeki kâğ ı tlar ı olduğ undan baş ka gösterme davranı ş ı . yı lanlar takı mı nı n bir bölümü. * Karş ı sı ndakini yanı ltarak veya yı ldı rarak bir i ş ten caydı rmak için söylenen ası lsı z söz veya takı nı lan aldatı cı tav ı r. zehirsiz. boagiller * Avları nı yutmadan önce uzun gövdeleriyle sarı p sı karak bo ğ an ve ezen sar ı lgan y ı lanları kapsayan zehirsiz yı lanlar familyası . * Kadı nları n boyunlar ı na aldı kları yı lan biçiminde dar ve uzun kürk. boyun kürkü. blöf yapmak * karş ı sı ndakini yan ı ltarak veya yı ldı rarak bir iş ten caydı rmak için asl ı olmayan söz söylemek veya aldatı cı tav ı r tak ı nmak. makara tiresi gibi sarı lı bulunduğ u silindirden olu ş an ayg ı t. * Makara. genellikle ince kumaş tan yapı lan veya iplikten örülen kadı n giysisi. bağ lant ı sı zlı k. bobin kı rı cı * Dağ ı nı k iplik bobinlerini düzelten ve boyamaya elveri ş li biçime getiren makinede çalı ş an (kimse). yalnı z Güney Amerika'da yaş ayan. blöfçü blûcin * Giysi yapı lan bir tür mavi. bağ lantı sı z. * Bu kumaş tan yapı lan (giysi). * Hiçbir bloka girmemiş olan. *İ çinden elektrik akı mı geçebilen yalı tı lmı ş tel ile bu telin. boalar bobin * Sürüngenler sı nı fı nı n. * (kâğ ı t ve karton için) Tampon silindiri veya mihver boru etrafı na sarı lmı ş kâğ ı t veya kartonun sürekli uzunlu ğ u. bloksuzluk * Bloksuz davranma. çok iri. blûz boa * Vücudun üst bölümüne giyilen. * Boagillerden.

çekilecek ş eyin bağ lı bulunduğ u urganı kendi üzerine saran çı krı k. * (birden çevirip) boş altmak.* Geminin rüzgâr almayan yanı . bodrum gibi * bası k tavanl ı . boca etmek * geminin baş ı nı bocaya rüzgâr almayan tarafa çevirmek. bocuk * (Ortodokslarca kutlanan) İ sa'n ı n do ğ um yortusu. poca. bodrum * Bir yapı nı n yol düzeyinden aş ağ ı da kalan bölümü. genellikle güneş görmeyen (oda). bocalatma * Bocalatmak iş i. ileri sürmek. ne yapaca ğ ı nı bilememek. rüzgâr üstü. boci * Ağ ı r yük taş ı maya yarayan. bocuk domuzuna dönmek * çok semiz ve besili olmak. . dökmek. baş taraftan. bodoslamak * Açı klamak. bocalatmak * Bocalaması na yol açmak. bodoslama * Gemi omurgası nı n baş ve kı ç tarafı ndan yukarı ya uzanan ağ aç veya demir direklerden her biri. * Domuz. boduç bodur * Ağ aç veya topraktan yapı lmı ş küçük testi. belirtmek. bocalamak * (gemi) Rüzgâra karş ı gidemeyerek sürüklenmek. bodoslama * Bodoslamak iş i. bodrum kat ı * Bir yapı nı n zemin katı nı n altı nda olan ve oturulabilen en alt katı . orsa veya rüzgâr üstü karş ı tı . * Enine göre boyu kı sa ve t ı knaz. kararsı z olmak. * Bir iş te tutulması gereken yolu kestirememek. bocalama * Bocalamak iş i. iki kalı n ve küçük tekerle ğ i olan el arabası . bocurgat * Ağ ı r yükleri çekmek için manivelâ ile döndürülen ve döndürüldükçe. boca alabanda * Boca etme komutu. bodoslamadan * Ön taraftan.

bora. Koç ile İ kizler burçları arası nda yer alan burcun adı . * Yı kanmak üzere haz ı rlanm ı ş çamaş ı rı n üzerine sı cak kül suyu süzme iş i. boğ ak boğ alı k boğ an otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. kurtboğ an otu (Acunitum napellus). * Bu mantarı n yol açtı ğ ı hastalı k. * çok güçlü görünen. * Sağ anak. * Damı zl ı k erkek sı ğ ı r. boğ asama * (inek) Boğ asamak iş i veya durumu. bodur tavuk her gün (veya her dem) piliç * kı sa boylular olduklar ı ndan daha genç görünürler. bodurluk * Bodur olma durumu. vücudu iyi geliş miş (delikanlı ). boğ anak boğ asak * Boğ aya gelmiş veya boğ a isteyen inek. boğ ası *İ nce bez. \343 Zodyak. boğ asamak * (inek) Boğ a istemek veya boğ aya gelmek. özel olarak yetiş tirilmiş boğ ayı yenmek amacı yla yapı lan gösteri. * Anjin. bodurlaş ma * Bodurlaş mak iş i veya durumu. boğ ada * Küllü veya sodalı su ile çama ş ı r yı kama. astar. özellikle kökünde akonitin ad ı nda bir zehir bulunan bitki. * Boğ a olarak kullanı lmak için ayr ı lan bir yaş ı ndan yukarı erkek sı ğ ı r. bodurlaş mak * Bodur duruma gelmek. . bodur pas * Arpa yaprakları na yerleş en ve seyrek olarak yurdumuzda da görülen ilkel mantar (Puccinia hordei). boğ a güreş i * Daha çok İ spanya ve Meksika'da.bodur kalmak * boyu uzamamak. * geliş memek. Boğ a boğ a boğ a gibi * Zodyak üzerinde.

*İ ki da ğ aras ı nda dar geçit. boğ az kavgası * Geçim için yapı lan didinme. * yemek piş irme. * Yiyeceğ i içeceğ i sağ lanan kimse. boğ azı inmek * bademcikleri ş iş mek. boğ azı düğ ümlenmek * üzüntüden boğ azı tı kanmak. boğ az içinde kavga var * aş ı rı bir biçimde açlı ğ ı nı gidermeye çalı ş anlar için söylenir. derbent. güğ üm gibi kaplarda ağ za yakı n dar bölüm. bereketli olsun" anlamı na. boğ az meselesi * Geçim derdi. boğ azı kurumak * çok susamak. yarası n. . imik. boğ az ola * "afiyet olsun. boğ az boğ aza (veya gı rtlak gı rtla ğ a) gelmek * zorlu kavga etmek. *Ş iş e. boğ az derdi * geçim için uğ ra ş ma. * Yeme içme. keleye çekmek. iltihaplanmak. hazı rlama sı kı ntı lar ı . boğ az açmak * ağ açları n dibini kazarak topra ğ ı kabartmak. * imrenmekten boğ azı ş iş mek. iaş e. boğ az durmaz * yeme içme ihtiyacı nı n baş ka ihtiyaçlar gibi geri bı rakı lamayacağ ı nı anlatı r. boğ az * Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluş turan organlar. * Yedirip içirme yükümü. boğ az tokluğ una * ayrı ca ücret verilmeden yalnı z karnı nı doyurarak. yemek yiyenlere söylenir. boğ azı açı lmak * iş tahı artmak.boğ aya çekmek * (inek) boğ a ile cinsel iliş kide bulundurmak. boğ az olmak * boğ azı ağ rı mak. *İ ki kara arası ndaki dar deniz. boğ azı iş lemek * durmadan bir ş eyler yemek. boğ az dokuz boğ umdur * bir söz iyice düş ünmeden söylenmemelidir.

boğ azı ndan artı rmak * yiyeceğ inden kı sı p parası nı art ı rmak. aş ı rı ölçüde. boğ azı na dikkat etmek * yiyeceğ ine. boğ azı nda kalmak * ağ zı ndaki lokmayı üzüntü dolayı sı yla yutamaz duruma gelmek. boğ azı nı yı rtmak * olanca gücüyle bağ ı rmak. boğ azı ndan kesmek * yiyip içmede çok tutumlu davranmak. boğ azı na dizilmek * (üzüntü. boğ azı na sarı lmak * üstüne yürümek. boğ azı nı sevmek * yiyip içmeye düş kün olmak. kan dökerek öldürmek. boğ azı ndan geçmemek * sevdiğ i bir kimsenin yokluğ u veya yoksulluğ u dolayı sı yla bir yiyeceğ i yalnı z baş ı na yemekten üzüntü duymak. * Gaddarca. boğ azı nda düğ ümlenmek * söylemek istediğ ini heyecan veya üzüntü yüzünden diyememek. boğ azı na indirmek * fazla ve geliş igüzel yemek. boğ azlamak * Hayvan veya insanı boğ azı ndan keserek öldürmek. boğ azı na durmak * yediğ iş eyi yutamamak. lüzumundan fazla. boğ azlama * Boğ azlamak iş i. boğ azı nı doyurmak * karnı nı doyurmak. sesi çı kmamak. sı kı ntı vermek. boğ azı na kadar * pek çok.boğ azı na bir yumruk tı kanmak (veya gelip oturmak) * konuş amaz olmak. . kaygı gibi sebeplerle) isteksiz yemek. boğ azkesen * Bir boğ az ı savunmak için deniz kı yı sı nda yapı lan hisar. boğ azı nı sı kmak * bunaltmak. iş tahı kesilmek. boğ azı na düş kün * yiyip içmeyi çok seven (kimse). içeceğ ine özen göstermek.

i ş tahl ı . boğ azl ı * Boğ azı olan. iş tahsı z. soluk almas ı na engel olarak öldürmek. alkol derecesi düş ük bir tür rakı . boğ azlatma * Boğ azlatmak iş i. boğ mak * Bir canlı yı . . boğ durmak * Boğ mak iş ini yaptı rmak. * Silik bir duruma getirmek. boğ ma * Boğ mak iş i. boğ macalı * Boğ macaya tutulmuş olan (kimse). * Peş peş e yapmak. boğ maca * Çoğ unlukla çocuklarda nöbet nöbet öksürüklerle görülen bulaş ı cı bir hastal ı k. boğ azlatmak * Boğ azlamak iş ini yaptı rmak. boğ azlaş ma * Boğ azla ş mak iş i. * Tamamı yla kaplamak. * Çok yemek yiyen. * (motorlu taş ı tlarda) Fazla yakı t. kuru üzümün mayalandı ktan sonra ilkel araçlarla dam ı tı lmas ı yla elde edilen. boğ azlanmak * Boğ azlamak iş ine konu olmak veya boğ azlamak iş i yapı lmak. dut. bir kimseyi bir ş eyin fazlası na eriş tirmek veya uğ ratmak. boğ azlaş mak * Birbirini boğ azlamak veya kı yası ya dövü ş mek. boğ durulmak * Boğ durmak i ş i yapı lmak. boğ durtma * Boğ durtmak i ş i. boğ durtmak * Boğ durmak i ş ini birine yaptı rmak. ip veya benzeri ile bir ş eyi çepeçevre s ı kmak. * Çok az yemek yiyen. boğ durma * Boğ durmak i ş i. yemek isteğ i çok olan. boğ azsı z * Boğ azı olmayan. motoru çal ı ş maz duruma getirmek. sarmak. boğ durulma * Boğ durulmak iş i.boğ azlanma * Boğ azlanmak iş i. * El. *İ ncir. bastı rmak.

boğ maklı ku ş * Toygar kuş unun bir türü. boğ ulma * Boğ ulmak i ş i. * Bunalmak. boğ um boğ um * Çok boğ umlu. boğ maklı * Boğ makları olan. saz gibi bitkilerin ş iş kince bölümü. boğ mak * Boğ um yeri. boğ mak boğ mak * boğ um boğ um. boğ uk boğ uk * Boğ uk bir biçimde. * Çok sı cak. boğ um * Boğ ulmuş . * Bunaltmak. bo ğ uk bir biçimde. boğ ucu * Boğ ma özelli ğ i olan. boğ umlamak * Boğ um durumuna getirmek. boğ uklaş ma * Boğ uklaş mak iş i.* Bir durumu baş ka bir durum yaratarak örtmeye çalı ş mak. boğ ula boğ ula * Boğ ulacakmı ş gibi. boğ umlanma * Boğ umlanmak i ş i. sı kı lmı ş yer. * Solunumu güçleş tiren. boğ uk boğ ulmak * Boğ mak iş ine konu olmak. * Parmak veya kamı ş . * (renkler için) Uygun düş memek. *İ nce damarları n veya sinirlerin yumak gibi toplandı ğ ı yer. k ı sı k kı sı k. boğ umlama * Boğ ulmak i ş i. . * Kı sı lmı ş (ses). * Havası zlı ktan ölmek. boğ uklaş mak * (Ses) Boğ uk duruma gelmek. k ı sı klaş mak. * Geliş mesine engel olmak. sı kı ntı veren.

vurgunculuk. bo ğ uk. * Zor soluk alma. ağ ı z ve burundaki çe ş itli nokta ve bölgelerde engellemeye uğ rayarak ses olarak çı kması . * Ufak ve seçme tütün dengi. ç ı kak. ihtikar. bohçalama * Bohçalamak iş i. bohçac ı lı k * Bohçacı nı n iş i. boğ untuya getirmek * birini bunaltı pş aş ı rtmak yolu ile kendisinden. bir iş veya mal karş ı lı ğ ı olarak çok miktarda para çekmek. * Bir ses çı karmak için ses yolunun herhangi bir yerinde daralma veya kapanma olmak. bohçası nı koltuğ una almak . dövüş mek. boğ uş ma boğ uş mak * Birbirinin boğ azı na sarı lmak. bohça *İ çine çamaş ı r. * Güreş te rakibin kol ve ayaklar ı nı üst üste getirerek kı mı ldayamaz hâlde alttan kavrayı p kucaklamak. * Sı kı nt ı lı . * Boğ uş mak iş i. bohça böre ğ i * Bohça biçiminde sarı lan bir çe ş it börek. elbise gibi ş eyler koyup sarmaya yarayan dört köş e kumaş . boğ umlu boğ untu * Boğ umu olan. mahreç. donuk. *İ tiş ip kakı ş mak. bo ğ um boğ um olmak. bohçac ı * Bohça içinde dokuma eş ya gezdirip satan kadı n. boğ umlanma bölgesi * Ağ ı z boş luğ unda seslerin oluş tuğ u çeş itli bölgelerden her biri. boğ uş ulma * Boğ uş ulmak iş i veya durumu. boğ umlanmak * Boğ um olu ş mak. bohçalamak * Bir ş eyi bohça içine koyup sarmak. * Sı kı nt ı . kapalı . boğ umlanma noktası * Ağ ı z boş luğ unda seslerin oluş tuğ u noktaları n her biri. telâffuz. * Bir ş eyi de ğ erinden çok yükse ğ e satma iş i.* Ciğ erlerden gelen havanı n. boğ unuk * Kı sı k. boğ uş ulmak * Boğ uş mak iş i yapı lmak.

berbat etmek.* kendi isteğ iyle ayrı lmak. bok can ı na olsun * bı kı lan. iş ine son vermek. bok atmak * (birine) leke sürmek. gereksiz bir ş ey uğ runa yok olmak. can sı kan ş ey ve onun ayr ı ntı ve pürüzleri. bok yemek * yakı ş ı ksı z bir iş yapmak. bok yemek dü ş mek * birinin bir iş e karı ş maması . her i ş e karı ş an. bohçası nı koltuğ una vermek * kovmak. bok püsür * hoş a gitmeyen. bok kar ı ş tı rmak * bir iş i bozacak biçimde davranmak. boka nispetle tezek amberdir * çok kötü bir ş eyin yanı nda. bok yemenin Arapças ı * yakı ş ı ksı zl ı ğ ı n büyüğ ü. boklama * Boklamak iş i. bir ş eyi) bozmak. bok * Dı ş kı . tiksinilen. * (kaba konuş mada) Hor görülen. bok yedi ba ş ı * burnunu her iş e sokan. bohem * Yarı nı nı düş ünmeden günü gününe tasası z. bok yoluna gitmek * yararsı z. bok böceğ i * Kı n kanatl ı lardan. derbeder bir yaş ayı ş ı olan edebiyat ve sanat çevresinden (kimse veya topluluk). burnunu sokmaması gerekir. . bohçası nı toplamak * eş yası nı toplamak. kötülüğ ü görülen ş eylere karş ı bir sövgü sözü olarak söylenir. kara çalmak. ondan daha az kötü olanı güzel görünür. * Güç durum. genellikle otçul memeli hayvanlar ı n gübrelerinde ya ş ayan ve bokla beslenen böcek (Geotrupes stercorarius). çok berbat. bok üstün bok * çok kötü. bohem hayatı * Baş ı boş yaş ayı ş . bok etmek * (bir iş i.

bokunda boncuk bulmak * birine hak etmediğ i hâlde çok de ğ er vermek. yararsı z. boku bokuna * boş u bo ş una. bol *İ çine girecek ş eyin boyutları ndan daha büyük veya geni ş olan. boks boksit boksörlük * Boksörün iş i veya mesleğ i. boklanma * Boklanmak durumu. yok yere. yumruk oyuncusu. * Pislik. bol . yumruk oyunu. boksör * Boks oynayan kimse. boktan * temelsiz. boklaş ma * Boklaş mak durumu. dar karş ı tı . * (nicelik bakı mı ndan) Olağ andan veya alı ş ı landan çok. pis. derme çatma. * Belirli kurallara uyularak yapı lan yumruk dövü ş ü. meyve ve maden suyu karı ş tı rı larak haz ı rlanan içki. * Özel bir cam içinde likör. bokun soyu (veya bok soyu) * kı zı lan veya tiksinilen bir ş eye karş ı sövgü olarak söylenir. her ş eye öfkelenir olmak. k ı t kar ş ı tı . pislenmek. * Kötü durum. boklaş mak * Kötü bir duruma girmek. boku ç ı kmak * bir iş veya durum tats ı zlaş mak. bokuyla kavga etmek * çok sinirli ve geçimsiz olmak.boklamak * (bir yeri veya bir iş i) Kötü bir duruma getirmek. boklanmak * Kötü bir duruma gelmek. * Korindon. boklu bokluk * Boku olan. bokunu ç ı karmak * bok etmek. ş arap.

bolarmak * Bol duruma gelmek. bol kepçe * Servis sı rası nda yiyeceğ i bol bol dağ ı tma. geniş lemek. pek çok. * Bolalmak iş i veya durumu.ş apş al. bolca * Oldukça çok. * Oldukça geniş . ölçüsüz. sı kı ntı ya düş meden. büyük miktarda. bolla ş ma * Bollaş mak iş i veya durumu. * Dökük. bolla ş mak * Bol durumda olmak. * Bu dansı n müziğ i. zengin gönüllü. bol paça * Geniş paçal ı . bol keseden * bol bol. bol bulamaç * Bol bol. bol bolamat * Refah. bollanma * Bol duruma gelme. bollanmak * Bol duruma gelmek. bolalma bolalmak bolarma bolero boliçe Bolivyalı * Bolivya halkı ndan olan.bol bol * Fazla. çokça. * Kı sa ve kolsuz kad ı n ceketi. . saçı . * Bolarmak iş i veya durumu. * Cömert. bolluk. eli açı k. * Ağ ı r ritmli bir İ spanyol dansı . * Bollaş mak. * Yahudi kadı nı . zenginlik. bol doğ ramak * (parası nı ) saçı p savurmak. çok.

Bol ş evik * Bolş eviklik yanlı sı kimse. bollatma * Bol duruma getirme. bomba gibi patlamak * öfkelenerek. bombalamak . içi yakı cı ve yı kı cı maddelerle doldurulmuş . bombac ı lı k * Bombacı nı n iş i veya mesleğ i. bombac ı * Bomba kullanan veya yapan kimse. bolometre * Iş ı nı mölçer. kalı n demirden kap. * Bomba biçiminde. bollatmak * Bol duruma getirmek. * Bolş eviklikle ilgili olan. komünistlik. sağ lam. yüzyı l baş lar ı nda doğ an ve Lenin taraf ı ndan geliş tirilen komünist hareket. birdenbire ve yüksek sesle bağ ı rı p çağ ı rmak. * iyi hazı rlanm ı ş . bolla ş tı rmak * Bol duruma getirmek. * Büyük fı çı veya varil. çok çalı ş mı ş (öğ renci). Bol ş evizm * Bolş eviklik. bombalama * Bombalamak iş i. bolluk * Bol olma durumu. * Fazlalı k. gösteri ş li. * bir olay birdenbire ortaya çı karak herkesi ş aş ı rtmak. * Her ş eyin bol olduğ u (yer). bomba * Yan yelkenlerin alt yakası nı gerip açmak için kullanı lan yatay seren. bomba gibi * iyi. göz al ı cı . ateş li silâh. * Her ş eyin bol olduğ u zaman. Bol ş eviklik * Rusya'da XX. bom bomba * Bir çeş it kumar. geniş letmek. * Canlı veya cans ı z hedeflere atı lan.bolla ş tı rma * Bollaş tı rmak i ş i veya durumu. türlü büyüklükte patlay ı cı .

bombalatmak * Bombalamak iş ini yaptı rmak. bombard ı man * Topa tutma. bomba atmak. bombalatma * Bombalatmak iş i. bomboş * Büsbütün. bonbon ş ekeri * Bkz. bombard ı man etmek * top ateş i veya bomba ile bir yere saldı rmak. bombeli *Ş iş kinli ğ i. hekimlikte kullanı lan. bombesiz * Bombesi olmayan. * Bombalama. * Patlı cangillerden. bombard ı man uça ğ ı * Bombalama iş inde kullan ı lan uçak. bombe bezi * Ayakkabı sayaları nı n burun bölümlerine içten dikilen bir kuma ş türü. bombardon * Bandoda en kalı n sesi veren. bonbon. tamamen boş . kabarı k. uyuş turucu ve zehirli. bombe *Ş iş kin. bombalanma * Bombalanmak iş i. . *Ş iş kinlik. nefesli çalg ı . kabarı klı k. çok berbat. bomboz bon otu niger). pistonlu. * bir kimseyi ağ ı r sözlerle paylamak. bombalanmak * Bombalanmak iş ine konu olmak. tümsekli. bir veya iki yı llı k otsu bir bitki (Hyoscyamus * Çok boz. bonbon *Ş eker ş erbeti içinde kaynatı lı p üzeri ş ekerle kaplanm ı ş meyve. bombok * Çok kötü. çoğ unlukla havadan.* Belli bir hedefe. bonboncu * Bonbon yapan veya satan kimse. kabar ı klı ğ ı olan.

boncuk fasulye * Bir tür iri taneli fasulye. boncuk tutkal ı * Boncuk biçiminde glüten tutkalı . boncuk gibi * küçücük (göz). plâstik gibi maddelerden yapı lan. bonfilelik * Bonfile yapmaya elveriş li (et). * Kasaplı k hayvanlarda karnı n içinde. sedef. boncukçu * Boncuk yapan veya satan kimse. boncuk * Cam. ortası delik. boncuklu * Boncuğ u olan. taş . tahta. . bone bonfile * Düz veya kı vrı mlı her çe ş it yumuş ak kumaş vb. boncuklanma * Boncuklanmak iş i. boncukla süslenmi ş . boncukla ş mak * Boncuk biçimini almak. ter boncuk biçiminde yuvarlak taneler oluş mak. çoğ u yuvarlak ve renkli süs tanesi. çiy. maddeden yap ı lan baş lı k. boncuk boncuk * boncuk gibi yuvarlak taneler durumunda. boncuklan ı ş * Boncuklanmak iş i veya durumu.bonbonculuk * Bonbon yapma veya satma iş i. boncukluk * Boncuk olmaya elveriş li (nesne). boncuk mavisi * Yeş ile çalan bir mavi. boncuklanmak * Gözyaş ı . boncukçuluk * Boncukçunun iş i veya mesleğ i. boncuksuz * Boncuğ u olmayan. boncukla ş ma * Boncuklaş mak iş i. bel kemi ğ inin iki yanı ndan aş ağ ı ya doğ ru uzanan ve yumuş aklı ğ ı dolay ı sı yla beğ enilen et bölümü.

borani * Bor (I). * Bu biçimde giyinen kimse. cömert. borak boraks boralı boran * Rüzgâr ş imş ek ve gök gürültüsü ile ortaya çı kan sağ nak ya ğ ı ş lı hava olayı . * Yağ murlu. temiz i ş kâğ ı dı . bor bor * Atom sayı sı 5. . belirli bir paranı n. *İ yi yürekli. eli açı klı k. ekilmemiş (toprak). * Yoğ unlaş mı ş bir borik asitten türeyen sodyum tuzu. bora bora gibi * çok sert. atom ağ ı rl ı ğ ı 10. *İ ş lenmemiş . çizgili pantolondan oluş an erkek giysisi. eksiğ ine paraya çevirmek. * Eli açı k. * Uzun siyah ceketle. sat ı lan büyük mağ aza. ş iddetli. bonkör bonkörlük *İ yi yüreklilik. bono vermek * borç alı ndı ğ ı nı gösteren vadeli senedi imzalay ı p teslim etmek. oyuna girmek için ortaya konması gereken en az miktar. * Züppece giyiniş biçimi. yoğ unluğ u 2. Kı saltması B. bonmar ş e *İ çinde her türlü giyim.bonjur * Günaydı n. bono * Belirli bir sürenin sonunda. süresi dolmadan. belirli bir kimseye ödenece ğ ini belirten senet. süs e ş yası oyuncak vb. öfkeli.45 olan basit element. sert. sert rüzgârlı ve soğ uk havalı . taş lı k. bono k ı rdı rmak * bir bonoyu. * Genellikle arkası ndan yağ mur getiren sert ve geçici yel. bop * Poker oyununda. tabiatta bor asidi veya boratlar durumunda bulunan. bonservis * Çalı ş tı ğ ı yerden ayrı lı rken görevini iyi yaptı ğ ı nı belirtmek amacı yla birine verilen belge. bopluk bopstil * Bop tutarı nda olma. cömertlik.8 olan.

borca batmak. lâhana ve et veya krema konularak yapı lan sebze çorbası . * Birine karş ı bir ş eyi yerine getirme. borcunu bilmek * borcunu zamanı nda öder olmak. borat borazan * Bor asidi ile bir oksidin birleş mesinden oluş an tuz. borç alt ı na girmek * borç para almak. * Bu boruyu çalan kimse. borca girmek * borçlanmak. * Pancar. yükümlülük. yumurtalı ve yoğ urtlu ı spanak veya benzeri sebze yemeğ i. altı ndan kalk ı lamayacak duruma gelmek. borcunu bilmek (veya saymak) * bir ş ey yapmayı yerine getirilmesi gereken bir iş olarak de ğ erlendirmek. borca batmak * çok borçlu olmak. * Üfleyerek çalı nan. borasit * Sert billûr veya yumuş ak beyaz kütle durumunda bulunan magnezyum boratı . borç harç . perdesiz çalg ı . borç borç almak * daha sonra ödemek üzere birinden para veya bir ş ey almak. borcunu kapatmak (veya borçtan kurtulmak) * borcunu ödeyip bitirmek. borç * Ödenmesi gerekli para veya baş ka bir ş ey. borç g ı rtla ğ ı na çı kmak * Bkz. borazancı lı k * Borazancı nı n iş i. vecibe. borç bini a ş mak * (borç) pek çok olmak.* Pirinçli. borazancı baş ı * Birçok borazancı nı n baş ı olan borazancı . borç para almak. gerekliğ i. borç etmek * borçlandı rmak. borca almak * veresiye almak. boru. borazancı * Borazan çalan kimse.

borçlandı rı lmak * Borçlanması na yol açı lmak. borçlu * Borcu olan. * Bir ş eyi birinin yardı mı yla elde etmi ş olan. * Bir yüküm altı nda bulunan. ancak hasta edecek kadar üzer. borç almı ş olan. borçlanma * Borçlanmak iş i. borçluluk * Borçlu olma durumu. borçlandı rma * Borçlandı rmak iş i. borçluluk dengesi * Bir ülkenin belli bir tarihe kadar birikmiş dı ş borç ve alacakları nı gösteren durum veya belge. borç ödemekle (veya vermekle). borçlanmak * Karş ı lı ğ ı nı sonra vermek ş artı yla birinden para veya bir ş ey almak. borçlu ölmez. borçlandı rı lma * Borçlandı rı lmak iş i veya durumu. kiş iyi daha çok çalı ş maya zorlar. borç yapmak * borç olarak almak.* Borçlanarak veya benzeri yollara baş vurarak. medyun. borç yiyen kesesinden yer * borçla alı ş veriş yapan. ald ı klar ı nı n parası nı hemen vermez. borçlu duruma getirmek. . borç edilmek. * Manevî bir yükümlülük altı na girmek. borç yemek * borçla geçinmek. verecekli. borç yi ğ idin kamçı sı dı r * borç. borçlanı lmak * Borca girilmek. istikraz. ama ald ı kları nı n kar ş ı lı ğ ı kesesinden çı kacaktı r. borçlandı rmak * Borçlanması na yol açmak. borçlu bulunmak (veya olmak) * borçlu duruma düş mek. benzi sarar ı r * borç kiş iyi öldürmez. borçlu ç ı kmak * görülen hesapta verece ğ i kalmak. yol yürümekle tükenir * birden ödenmeyen bir borç azar azar verilerek ödenebilir. borçlanı lma * Borçlanı lmak iş i veya durumu.

önden açı k. sedef görünümde bir madde. biri (sağ da) yeş il olarak iki yanda yakı lan fenerler. borda bordaya * yan yana. bornoz * Banyodan çı karken kurulanmak için kullan ı lan. havludan yapı lmı ş giyecek. borda etmek * yandan yanaş mak. kı sa kollu bir üstlük. asit borik. borda * Geminin veya kayı ğ ı n yanı . bordo * Mora çalan kı rmı zı renk. borçsuz harçs ı z * Hiç borç yapmadan. * Etkisi az.borçsuz * Borcu olmayan. * Banyo. borda fenerleri * Gemilerde biri (solda) kı rmı zı . . * Cilt kapağ ı ndaki kal ı n çizgiler. geni ş . * (genellikle giyim kuş am malzemesindeki) Kenar süsü. * Dört köş e yelkenlerin yan yakalar ı na. borikli borina *İ çinde borik asit bulunan. bordalama * Bordalamak iş i. borik borik asit Bornova misketi * Bir çeş it üzüm. * Bu renkte olan. bordür * Kaldı rı mları n kenarları nda bulunan taş lar. ş arap tortusu rengi. * Bordan türeyen bir asit ve anhidrite verilen ad. bordalamak * Gemiyle bir baş ka gemiye borda bordaya gelmek veya kazayla ona çarpmak. beyaz. borda hattı * Donanma gemilerinin bir sı rada ve paralel olarak gitmek için aldı kları durum. * Kuzey Afrika'da Berberîlerin giydikleri baş lı klı . bordro * Bir hesabı n ayrı ntı ları nı gösteren çizelge. borçsuzluk * Borçsuz olma durumu. alt tarafa doğ ru bağ lanan halat. tuvalet ve mutfak gibi ı slak zeminlerde duvar döş emeleri arası na konan motifli bir tür fayans.

para ve tahvil üzerine borsa oyunu yapan kimse. boru bilezi ğ i * Soba boruları nı n ek yerine geçirilen süslü çember. * Tatula. alı nı p satı lan hisse senedi. borsa simsar ı * Müş teri ile borsa acenteleri aras ı nda aracı lı k yapan kimse. borsa değ eri * Borsada arz ve talebe göre oluş an fiyat. lâma demiri veya çelik çemberlerden yapı lan askı . borsac ı * Değ erli kâğ ı t. borsa oyunu * Borsada oynanan hava oyunu. boru hattı * Borç (II). bor ş boru * Bir yerden baş ka bir yere s ı vı veya gaz aktarmaya yarayan. * Nefesle çalı nan perdesiz madenî çalgı . borsa acentesi * Müş teriden aldı klar ı alı ş ve satı ş emirlerini borsada yerine getirip karş ı lı ğ ı nda komisyon alan kimse. borazan. borsa kâ ğ ı dı * Borsada kayı tlı . uzun ve dar silindir. boru çiçeğ igiller * Çan çiçeğ igiller. uçlar ı açı k. boru çalmak * borazan öttürmek. küçümsenecek. içi bo ş . boru ask ı sı * Her tür borunun ası lması nda kullanı lan. borsa cetveli * Borsada belirlenen fiyatları gösteren günlük bülten. boru ağ ı * Tesisatı oluş turan boruları n bütünü. . boru çiçeğ i * Çan çiçeğ i. boru değ il (veya boru mu bu?) * azı msanacak. borsa tahtas ı * Borsada alı m satı m fiyatlar ı nı n ilân edildiğ i pano. önem verilmeyecek ş ey değ il. borsac ı lı k * Borsacı nı n iş i veya mesle ğ i.borsa * Bazı tüccarları n ve özellikle sarraflarla de ğ erli kâ ğ ı t ve tahvil alı ş veriş iyle uğ raş anları n alı m satı m ve de ğ iş im amacı yla devlet denetimi altı nda iş yaptı kları yer.

boru kabağ ı * Boğ umsuz. borumsu * Boru biçiminde olan. çok öfkelenerek etrafa sald ı rmak. * Kavun ve karpuza verilen ortak ad. boru yolu * Petrolü. * Borusu olan. * Kavun. çı ktı ğ ı yerden ba ş ka yere ak ı tan boru tesisatı . * Sebze bahçesi. * Bkz. boru kelepçesi * Boruyu duvara tespit etmekte kullanı lan gereç.* Doğ al gaz arı tma ünitesinden alı nan gazı n. boruk borulu borusu ötmek * sözü geçmek. diş açma gibi iş lemler için borunun sı kı ca bağ landı ğ ı alet. bostan bozuntusu * Korkak. borusunu çalmak * çı kar sağ ladı ğ ı kimsenin davası nı gütmek. payplayn. yetkisi olmak. bos boslu bostan * Bkz. iş e yaramaz adam. bostan bekçisi * Bostanı koruyan ve kollayan kimse. borucu * Boru yapı p satan kimse. boru gibi uzun su kaba ğ ı . bostan korkulu ğ u . boru mengenesi * Kesme. süpürge ve yakacak olarak kullan ı lan bir ot türü. yüreksiz. borusu tutmak (veya üstünde) * (zenciler için) ağ zı köpürerek kriz geçirmek. kokulu. boy bos. bostan kebab ı * Patlı can ve yeş illikler ile kuğ u inceli ğ inin toprak tencerede pi ş irilmesiyle yap ı lan kebap. bir veya daha fazla dağ ı tı m merkezlerine veya tüketim merkezlerine do ğ al gaz taş ı nmas ı amacı yla tesis edilen boru ş ebekesi. bostan dolabı * Sebze bahçesini sulamak için bir at bağ lanarak diklemesine dönen kovalarla kuyudan su çı karmaya yarayan dolap. karpuz tarlası . * Boru montajı nda çalı ş an kimse. boylu boslu. * Dağ larda yetiş en.

boş *İ çinde. boş bulunmak * dikkatsiz ve dalgı n bulunmak. bostancı ocağ ı * Bostancı lar ı n bağ lı olduklar ı ocak. görev). boş çı kmak * umduğ u gerçekleş memek. * Yapı lacak i ş i olmayan. * Verimsiz. münhal. * iş siz bı rakmamak. * Görevlisi olmayan (iş . bostancı lı k * Bostan iş leriyle uğ raş ma. boş atı p dolu tutmak (vurmak) * umutsuz olarak giriş ilen bir iş . * Kendisinden beklenilen görevi yapmayan veya kendisinden çekinilmeyen güçsüz kimse. iri ve yuvarlak bir patlı can türü. * Bostancı nı n görevi. * söylenmesi sakı ncal ı olan bir ş eyi söyleyivermek. sonuç vermemek. anlamsı z ve bilinçsizce bakmak. yiyecek gibi ş eylerle) yard ı m etmek.* Kuş lar ı ürkütüp yaklaş tı rmamak için tarlaya dikilen kukla. boş (veya boş ta) gezmek veya gezinmek * iş siz güçsüz dolaş mak. boş boş bakmak * amaçsı z. * Osmanlı tarihinde sarayı n korunması na ve ş ehrin güvenli ğ ine bakmakla görevli olan erlerden her biri. böğ ür. *İ ş siz. bostan patlı can ı * Az çekirdekli. boş bı rakmamak * (para. bir kazançla çı kmak. boş baş ak dik durur * bilgisiz olan üstün görünmek için kası lı r. * Bir iş e yaramayan. boş bı rakmak * bir yerde kimse oturmamak. * Anlamsı z. boş böğ ür * Bkz. boş çı kmamak * bir iş ten az da olsa. bostanlı k * Bostan olmaya elveriş li yer. * Bilgisiz. üstünde hiç kimse veya hiçbir ş ey bulunmayan. iyi sonuç vermek. boş kalmak. bostancı * Bostan iş leriyle uğ raş an kimse. .

boş kafalı * akı lsı z veya bilgisiz. bo ş anmak. bilgisine dayanarak anlatmak. boş gezmekten bedava çalı ş mak yeğ dir * çalı ş mak insanı tembellikten kurtarı r. çal ı ş mamak. boş kile dipsiz ambar * Bkz. boş ol (veya olsun) * erkeğ in karı sı nı bo ş amak için söylediğ i söz. karı sı na gönderdiğ i boş anma kâğ ı dı . . mahrum etmek. boş oturmak * hiçbir iş i. ayrı lmak isteyen kocanı n. boş lâf * Gereksiz. boş konuş mamak * gerçekleri söylemek. uğ ra ş ı olmamak.boş dönmek * hiçbir ş ey elde edemeden geri gelmek. boş koymak * yoksun bı rakmak. boş kâğ ı dı * Eski ş eriat hükümlerine göre. boş durmamak * her zaman bir iş le uğ raş mak. batı l itikat. boş inanç * Kaynakları bilimsel ve dinî temele dayanmayan. verimsiz. boş söz * Bir düş ünce anlatmayan. * birinin yaptı ğ ı na karş ı lı k olarak bir harekette bulunmak. boş düş mek * (kadı n) ş eriat hükümlerine göre kocası ndan ayrı lmak. * iş siz kalmak. dipsiz kile boş ambar. boş gözlerle bakmak * anlamsı z bakmak. biçimci inanma. dar. iş e yaramayan ş ekilde konuş ma. lâf olsun diye söylenmiş söz. boş küme * Hiçbir ögesi olmayan küme. boş gezenin boş kalfası * iş siz güçsüz dolaş an kimse. boş durmak * iş siz kalmak. boş olmak * evlilik birliğ i sona ermek. boş kalmak * kimse oturmamak.

boş a vermek * boş geçirmek. * Dı ş arı ya akmak. boş almak * Boş duruma gelmek. * Boş alt ı m. boş alma * Boş almak i ş i. * Elektrik yükünün baş ka bir iletkene geçiş i veya s ı fı ra düş mesi. hava boş altma makinesi.boş torba ile at tutulmaz * çı kar veya karş ı lı k gösterilmeden bir kimse bir yere bağ lanmaz. boş yerine vurmak * böğ ürlerine vurmak. boş altı lmak * Boş altmak i ş ine konu olmak. boş a gitmek * (harcanan emek. inhilâl etmek. boş altı m . boş alı m * Boş almak i ş i. gerçekleş memek. açı lmak. * Derdini. boş yere * Boş una. * Derdini birine açarak ferahlama. boş a çı kmak * (umut. dökülmek. * (motorlu araçlarda) vites kolunu vitesten kurtarmak. boş vermek * aldı rmamak. içinde bir ş ey kalmamak. boş a koysan dolmaz. inhilâl. doluya koysan almaz * içinden çı kı lamayan güç bir durum karş ı sı nda kalı ndı ğ ı nda söylenir. boş altaç boş altı * Bir kabı n içindeki havayı boş altmaya yarayan araç. boş a çı karmak * olumlu bir sonuç alı nmas ı nı engellemek. para) hiçbir iş e yaramamak. boş zaman * Çalı ş arak geçirilen saatler d ı ş ı nda kalan süre. de ş arj olmak. boş a almak * askı ya almak. düş ünce gibi ş eyler) sonuç vermemek. * Gevş emek. rahatlama. deş arj. boş altı lma * Boş alt ı lmak iş i veya durumu. * (hayvan) Bağ ı ndan kurtulmak. olumlu bir sonuca ulaş amamak. sı kı ntı sı nı birine anlatarak ferahlamak. rölântiye almak.

aile iliş kisini kesmek. boş altma * Boş altmak i ş i. * Dökmek. . * (baskı altı nda gergin duran bir ş ey) Birden ve hı zla kurtulmak. boş anma * Boş anmak i ş i. * Sindirimden sonra bağ ı rsaklarda kalan posanı n. sümük gibi salg ı lar ı n vücuttan d ı ş arı atı lması . * Kusmak. * Bir silâhta ne kadar mermi varsa hepsini arka arkaya patlatmak. boca etmek. boş atmak * Boş amak i ş ini yapt ı rmak. boş andı rmak * Boş anmas ı nı sağ lamak. boş amak * Kanunlara göre iki eş . boş atma * Boş atmak i ş i. boş altı m organı * Vücuttan dı ş arı atı lması gereken maddeleri toplayı p boş altan organ. * Dertlerini. * (kapalı bir yerde bulunan insanlar) Birden d ı ş arı çı kmak. * Sistemlerin çalı ş abilmesi için sürekli olarak gereken boş altma iş lemleri. boş andı rma * Boş andı rmak iş i veya durumu. * Karı sı ile arası ndaki nikâh bağ ı nı bozmak. koş um takı mı ndan veya bağ ı ndan kurtulmak. * (hayvan) Baş lı ğ ı ndan. boş ama * Boş amak i ş i. * Birdenbire ve bol bol akmak. * Derdini dökmek. idrar torbası ndaki idrarı n ve ter. boş anma ilâmı * Mahkemenin boş anmay ı kesin hükme ba ğ lad ı ğ ı nı belirterek verdiğ i resmî belge. * Eş lerden birinin boş anma ilâmı alması yla evlilik birliğ inin son bulması . boş anma davası * Eş lerden birinin evlilik birliğ ine son verecek kararı elde etmek için açt ı ğ ı dava. boş altmak * Boş duruma getirmek.* Boş altmak i ş i. * Gevş etmek. açmak. * Sı yrı lmak kurtulmak. boş altma havzası * Suları nı ı rmağ a veya göle veren yerlerin bütünü. * (karı ile kocay ı )İ stekleri üzerine kanunlara uyarak ayı rmak. yakı nmaları nı anlatmak. boş anmak * (karı ve koca) Mahkeme kararı ile birbirinden ayrı lmak. * Çok ağ lamak. tükürük. ifra ğ .

ihmal etmek. *İ çinde hiçbir cisim bulunmayan uzay. boş ta gezmek * iş siz olmak. geveze. sı r saklayamayan. boş u bo ş una * Gereksiz yere. al yanaklı . Boş naklarla ilgili olan. bo ş yere. beyhude. kapanmamı ş yer. boş luk * Oyuk. . Boş nak * Bosna halkı ndan veya bu halk ı n soyundan olan kimse. yararsı z yere. Boş nakça * Çoğ unlukla Bosna-Hersek Cumhuriyet'inde yaş ayan Bosna Müslümanları nı n kullandı ğ ı dil. boş luk tulumbası * Bkz. boş luklu serpme * Zı mpara üretiminde tanecikler arası nda %50 boş luk kalacak biçimde düzenlenen tane yapı ş tı rma iş lemi. düş üncesiz konuş mak. nafile. * Yetersizlik. * Yerli yersiz konuş an (kimse). *İ lgi göstermemek. vakum. * Boş geçen süre. boş boğ azlı k etmek * gereksiz. boş attı rmak * Boş atma i ş ini yapt ı rtmak. boş lamak * Bı rakmak. boş una * gereksiz. boş lama * Boş lamak i ş i. ihmal. kopukluk. boş boğ az * Saklanması gereken ş eyleri söyleyiveren. boş altaç. yersiz. Boş naklı k * Boş nak olma durumu. çukur. * Kesinti. boş ta kalmak * iş siz kalmak. yoksunluk duygusu.boş attı rma * Boş atma i ş ini yapt ı rtma. Boş nak güzeli * Sarı saçl ı . ablak yüzlü güzel. boş boğ azlı k * Boş bo ğ az olma durumu. boş una. * Eksiklik. * Boş naklara özgü olan.

* Uzun konçlu. kapalı ayakkabı . deniz k ı yı sı . birbirleriyle kan akrabalı ğ ı bulunduğ una inanarak evlenmeyen. boylanmak. bot botanik botanik bahçesi * Otsu veya çalı türü bitkilerin yetiş tirildiğ i ve incelemelerinin yapı ldı ğ ı halka açı k bahçe. * Yol. boy * Ortak bir atadan türediklerine. botanikçi boy * Bitki bilimci. dinlenme ve gezme amacı yla halka açı k geniş alan. * Uzaklı k. boy beyi boy bos * Boyun en saygı n ve lider kimliğ ine sahip ki ş isi. yararsı z yere. boylanmak. botanik parkı * Otsu ve çalı türü bitkiler ve de ğ iş ik ağ aç türleri ile düzenlenmiş . geliş mek. * Kumaş için ölçü. kabile. gereksiz. nebatat. boy almak (veya sürmek) * boyu uzamak. * Bitki bilimi. * Küçük gemi. tevekkeli. boy bos yerinde * uzun ve biçimli. . en kar ş ı tı . ı rmak. boy atmak * boyu uzamak. toplumsal ve ekonomik iliş kilerini anaerkil. boy boy * Çeş itli büyüklük ve nitelikte. ataerkil anlayı ş ı uygulayan geleneksel topluluk. * Uzunluk. en sayı lan iki kenar arası ndaki uzaklı k. * Bir yüzeyde. beyhude. değ er. plâstik veya kauçuktan yapı lmı ş küçük sandal. boy aynası *İ nsanı bütünüyle gösteren büyük ayna. * Destan.boş una bot * Boş yere. * Geçerlilik. boy abdesti *İ slâm dininin gerekli bulduğ u durumlarda ve biçimde y ı kanı p abdest alma. klân. * Bir ş eyin taban ı ile en yüksek noktası arası ndaki uzaklı k. * Ağ aç. gusül. * Süre. * Vücudun yapı sı bakı mı ndan biçimi. nafile.

uzamak. * suya dalarak boyu ile suyun derinliğ ini ölçmek. boya kullanmak * boyanmak. boya vurmak (veya çekmek. boy bos. sürmek) * boyamak. çiçekleri mavi. kurutulan tohumları çemen yapı mı nda kullan ı lan bir bitki (Trigonella faenum-graecum). * Renk. boy menteş e * Düz yaprak menteş e benzeri 1. makyaj yapmak. boy ölçü ş mek * yarı ş mak. boy vermemek * sı ğ olmak. boya kutusu *İ çine çe ş itli renkli kalemleri ve fı rçalar ı koymaya yarayan kutu. dı ş etkilerden korumak için eş yanı n üzerine sürülen veya içine katı lan renkli madde. boya * Renk vermek. boyac ı . * Yazmak için kullanı lan mürekkep. * gösteriş yapmak.50 cm uzunlu ğ unda mente ş e. boya tabakas ı *Ş ablonlar ı n sulu kenar kapatı cı sı ile kaplanması . * Aldatı cı görünü ş . boya kökü * Bitki köklerinden elde edilen tabiî boya. * büyümek. boya çekmek * boyuna büyümek. boya kalemi * Resim yapmak için kullanı lan de ğ iş ik renkli kalem. boya tutmak * (boyanan nesne) iyi boyanı r olmak. (su) insan boyunu geçmemek. boy otu * Baklagillerden. boya fı rçası * Boya sürmek veya resim yapmak için kullanı lan değ iş ik tür ve ölçülerde fı rça. boy pos * Bkz. boya tabancası * Sı vı boyay ı püskürtmek için kullan ı lan alet.75-3.boy göstermek * görünmek. boy vermek * (su) insan boyunu aş acak kadar derin olmak. sarı veya beyaz renkli.

boyanmı ş veya boyaya batı rı lmı ş . * (kadı n için) Yüzünü çok boyam ı ş olan. boyac ı sandı ğ ı * Ayakkabı boyacı ları nı n boya. * Ağ ı r söz söylemek. boyal ı * Boya sürülmüş . boyahane * Boya iş leri yapı lan yer. boyac ı lı k * Boya yapma veya satma iş i. omuza ası larak taş ı nabilir bir çeş it küçük sandı k. boyalamak * Geliş igüzel boya sürmek. boyalanma * Boyalanmak durumu. boyanma . boyalama * Boyalamak iş i. fı rça. * Boyacı nı n yaptı ğ ı iş . aş ağ ı lamak. kupon veya çekiliş lerle arma ğ an dağ ı tan bas ı n. * Boya satı lan dükkân. boyac ı küpüne girmiş gibi * çok boyalı kadı n. boyama * Boyamak iş i. boyana * Boyna. * Renkli yazma veya mendil. cilâ gibi gereçlerini koydukları ve müş terinin ayağ ı nı bası p ayakkab ı sı nı boyattı ğ ı . boyama kitab ı * Küçükleri eğ itici nitelikte içinde boyanacak resimler bulunan kitap. * Renkli. boyama kazanı * Örgü yünlerinin veya ipliklerin boyanma iş leminin yapı ld ı ğ ı büyük tekne. * Boyama iş ini. boyal ı bası n * Okuyucunun ilgisini çekmek için renkli fotoğ rafa yazı ve haberden çok yer veren. boyalanmak * Boya sürülmek. * Rengi boya ile sonradan verilmiş olan. makyajl ı .* Boya satan kimse. boyacı lı ğ ı meslek edinen kimse. boyamak * Boya sürerek veya boyaya batı rarak renk vermek. boyac ı küpü * Bir iş in kolayca ve çabucak yapı lamayaca ğ ı nı anlatmak için boyacı küpü mü bu? boyacı küpü de ğ il ki (hemen daldı rı p çı karası n) gibi deyimlerde kullan ı lı r.

. * Bekâr. boyar madde. Transilvanya'da.* Boyanmak iş i. bir davranı ş ı yapmama kararı alma. boyar boyar * Boyama özelliğ i olan madde. yüzüne boya sürmek. * Boya veya renkli bir ş ey sürülmek. boyatma * Boyatmak iş i. boyası atmak * boyası solmak. serbest. boydan boya * Bir uçtan öbür uca kadar. * Kendi kendini boyamak. boyda ş * Aynı boyda olan. * Boy bakı mı ndan. boykot * Bir iş i. boyay ı cı * Boyama özelliğ i olan. boyası zlı k * Boyası z olma durumu. makyaj yapmak. boyatmak * Boyamak iş ini yaptı rmak. boya sürdürülmek. boyanmak * Boyamak iş i yapı lmak. * Akran. boyar madde * Bazı ortamlarda çözünerek ortama belli renk veren doğ al veya yapay renkli madde. makyajsı z. * (kadı n için) Yüzünü boyamamı ş olan. boyca boydak * Yükü olmayan yaya. yalnı z. boyası z * Boya sürülmemiş . boya sürdürmek. * Renksiz. boyda ş lı k * Boydaş olma durumu. * Tuna bölgesinde. boyat ı lmak * Boyamak iş i yaptı rı lmak. * Hücre öz suyu içinde eriyik durumunda bulunan renkli madde. Rusya'da soylulara verilen unvan. boyat ı lma * Boyatı lma iş i.

tul. boylam * Yeryüzündeki herhangi bir noktanı n meridyen dairesiyle baş langı ç olarak alı nan Greenwich gözlem evinin meridyen dairesi arası ndaki açı değ eri. boyu uzunluğ unca. boylu boslu. . boykotaj * Boykot etmek iş i. bir davranı ş ı yapmama kararı almak. boylaması na * Boyu doğ rultusunda. boylanma * Boylanmak iş i. boykotçu * Boykot yapan veya boykota katı lan kimse. * Sandalı kı çtan yürüten kı sa kürek. boyluca boyna * Uzun boylu gibi olan. boylu poslu * Bkz.* Bir kimse. * Batmak. * Boyu olan. boylama * Boylamak iş i. boyler boylu * Kalorifer kazanı nı n sı cakl ı ğ ı ndan yararlanarak. * Boyu benzerlerinden uzun olan. bir topluluk veya bir ülkeyle amaca ula ş mak için her türlü ili ş kiyi kesme. boylanmak * Boyu uzamak. boylanı ş * Boylanmak iş i veya biçimi. anlatmak. çı kmak. * Destan söylemek. gösteri ş li. boykotçuluk * Boykot yapma iş i. yakı ş ı klı . boylamak *İ stemeyerek bir yere gitme durumunda kalmak. boylu boyunca * Boyu uzanabildiğ i kadar. * Yükselmek. boylu boslu * Uzun boylu. * Düş mek. boykot etmek * bir iş i. içindeki suyun ı sı tı lması sağ lanan depo.

* (bitki için) canlı lı ğ ı nı yitirmek. boynu armut sapı na dönmek * çok zayı flamak. uzun. bir iş i ister istemez kabul etmek. boynuz dikmek * (kadı n) ba ş ka erkekle iliş ki kurarak kocası nı aldatmak. boynunu uzatmak * her ş eye. zavall ı . boynunda kalmak * bir sözü iletmediğ i veya birine ödenecek paray ı ödemedi ğ i için üzerinde borç kalmak. * bir durumu. boynuz çekmek * boynuz kullanarak kan çekmek. çaresiz bir durumda kalmak. boynuz * Bazı hayvanları n ba ş ı nda bulunan. zimmetine geçirmek. boynunu vurmak * baş ı nı keserek öldürmek.boyna etmek * sandalı kı çtan tek kürekle yürütmek. boynu bükük * Üzgün. karş ı taraf ı n gücünü kabul etmek. kimsesiz. boynuz e ğ mek * istemeyerek uymak. boynunu bükmek * acı ndı rı cı . gebersin. boynu eğ ri * herhangi bir sebeple birine karş ı direnecek veya söz söyleyecek durumda olmayan. * Bu organdan yapı lmı ş . boynunu k ı rmak * çekip gitmek. boynu eğ ri * Asmaları n yeni sürgünlerini yiyen veya kemiren bağ zararlı sı . boynuna * üstüne. hacamat etmek. boynu k ı ldan ince olmak * haksı z olduğ u anlaş ı ldı ğ ı nda verilecek her cezaya razı olmak. her cezaya razı olmak. boynu altı nda kalsı n! * ölsün. boynuna almak * bir ş eyi borç veya ödev olarak üzerine almak. kı vrı k veya çatallı korunma organı . * Kurş un borudan kol alma iş leminde kullan ı lan demirden yap ı lmı ş alet. boynuz isterken kulaktan olmak . ac ı nacak ve yard ı m bekler durumda. kı rı lmı ş . tı rnaksı bir maddeden. boynuna geçirmek * bir ş eyi kendine mal etmek.

* (kadı n için) Kocas ı nı baş ka bir erkekle aldatmak. boynuzlugiller * Keçi. * Karı sı nı n veya kadı n yak ı nları ndan birinin iffetsizliğ ine göz yuman (erkek). taktı rmak) * (koca) karı sı baş ka bir erkekle ili ş ki kurarak aldat ı lmak. boynuzlu * Boynuzu olan (hayvan). * (erkek için) Karı sı veya bir kadı n yakı nı taraf ı ndan aldatı lmak. boynuzlatma * Boynuzlatmak iş i. boynuzlanma * Boynuzlanmak iş i veya biçimi. kar ı sı veya bir kad ı n yak ı nı taraf ı ndan aldatı lmak. boynuz takmak (veya takı nmak. boynuz gibi. boynuzlama * Boynuzlamak iş i. boynuzlaş ma * Boynuzlaş mak iş i veya durumu. boynuz yarası almak. boynuzlanmak * Boynuzu çı kmak. . süsmek. boynuzlatmak * Erkek. * Troleybüs. boysuz * Boyu benzerleri arası nda k ı sa olan. boynuzsuz * Boynuzu olmayan.olmak. koyun. sı ğ ı r ve antilopları içine alan. boyunca. boynuzluteke * Kı n kanatl ı lardan. boyu (bosu) devrilsin (veya devrilesi) * "ölsün" anlamı nda ilenç sözü. boynuzlamak * (hayvan) Boynuzu ile vurmak. boynuzlaş mak * Boynuz durumuna girmek. Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan boynuz kulağ ı geçmek * bir konuda daha sonra yetiş enler yetenek bakı mı ndan eskileri geçmek. boyu * (bir isim tamlaması nda tamlanan olduğ unda) süresince. kurtçu ğ u meş e ağ açları nda yaş ayan bir böcek (Carambyx). * Boynuz batı rı lmak. boynuzsu * Boynuza benzer. mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek. içi boş olan boynuzlar ı sürekli kalan ve dallı olmayan. * daha iyisini. omurgalı lar ı n memeliler sı nı fı .

boyunduru ğ a atmak (veya almak) * (güreş te) hasmı n ba ş ı nı koltuk altı na alı p boynuna kol dolamak. boyun * Gövdenin baş la omuz arası nda kalan bölgesi. boyun eğ mek * isteyerek veya istemeyerek uymak. uzunlaması na. cı vata gibi araçları n dar olan üst bölümü. kravat. boyun bağ ı * Gömlek yakası nı n altı ndan geçirilip süs olarak ba ğ lanan uzun. * (bo'yuna) Ara vermeden. *Ş iş e. boyun vermek * buyruk altı na girmek. güğ üm gibi kapları n veya vida. boyun k ı rmak * saygı duyulan bir kimse karş ı sı nda. tulânî. süresince. boyunca) beraber * kendi boyu kadar. boyuna * Ene dik olarak. boyun bir kar ı ş uzadı * gereğ i olmayan o i ş i yapmakla sanki yükseldin anlamı nda söylenir. boyun olmak * kefil olmak. boynunu bükmek.boyu (veya boyuna. vecibe. . boyun kesmek * baş ı nı eğ mek. durmaksı zı n. boyunca çocu ğ u olmak * yetiş kin çocuğ u olmak. boyunca * Boyu veya uzunluğ u kadar. ayakta iken baş ı öne bükmek. boyu boyuna. katlanmak. * Sürdüğ ü zaman kadar. boyun bükmek * Bkz. * Dağ sı rtları nda geçmeye elveriş li alçak yer. boyunca. boyunduru ğ a vurmak * baskı altı na almak. enlice kumaş parças ı . * Sorumluluk. huyu huyuna * karı koca veya arkada ş lar aras ı nda her bakı mdan uygunluk olması gerekir. boyun borcu * Yapı lmas ı gereken ödev. boyuna bosuna bakmadan * fizik yapı sı nı n gereğ ince geliş memiş olması nı göz önünde bulundurmadan. boyu bacadan m ı aş tı ? * daha evlenecek yaş ta de ğ il.

geniş lik. kapsam ve içerik kazandı rmak. beceriksizliğ ini anlamak.boyunduruk * Çift süren veya arabaya koş ulan hayvanları n birlikte yürümelerini sağ lamak için boyunlar ı na geçirilen bir tür ağ aç çember. boyutlu boyutsuz boz * Açı k toprak rengi. gelinin ayr ı ldı ğ ı yerin delikanlı ları na verdi ğ i bahş iş . taş veya beton kiriş . * Boyutu olamayan. boz yel * Boyutu olan. kaynatan ı n. * Bu renkte olan. . * Doğ ruları n. boyunun ölçüsünü almak * kendi yetersizliğ ini. geniş lik. beklediğ i yakı nlı ğ ı görememek. omurilikte iç tabaka. boz madde * Sinir hücrelerinden oluş an. boyunduruk altı na girmek * baş kas ı nı n baskı sı altı nda kalmak. * Durum. kapsam. * Güreş te hasmı n baş ı nı koltuk altı na alı p boynuna kol dolama oyunu. * Mengenenin üst yanı ndaki kemer biçimli bölüm. beyinde d ı ş . kapsam kazanmak. lento. boyutland ı rma * Boyutlandı rmak i ş i. içerik. * Açı lmamı ş . boyunduruk parası * Bir mahalleden veya köyden baş ka yere gelin götürülürken. boz bulan ı k * Çok bulanı k. * Zulüm ve zorbalı k baskı sı . * Kapı veya pencere gibi açı klı kları n üzerine konulan ağ aç. sürülmemi ş (toprak). boyut * Bir cismin herhangi bir yöndeki uzanı mı . boyunlu * Boynu olan. boyunlandı rmak * Kapsam kazandı rmak. geniş lik. yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alı nan üç doğ rultudan uzunluk. boyunluk * Boyuna sarı lan ş ey. geni ş lik ve derinlikten her biri. * Nitelik. boyut kazanmak * yeni bir durum. esaret. boyut katmak * baş ka veya yeni bir görüş aç ı sı vermek. buut. boyun sarg ı sı .

*İ ş lenmemiş . boz renkli ardı ç ku ş u (Turdus pil ris). bozarmak * Rengi boz olmak. bozbakkal * Karatavukgillerden. bozdo ğ an * Bir doğ an türü (Falco aesalon). bozac ı * Boza yapan veya satan kimse. bozdurmak * Bozmak iş ini yaptı rmak. bozdurtma * Bozdurtmak iş i veya durumu. bozay ı * Tehlikeli bir cins ayı . çalı lı k toprak. bozum olmak. bozca * Rengi boza çalan. renk değ iş tirmek. bozdur bozdur harca * çok az olan ş eyler için alay olarak kullan ı lı r. bozdurma * Bozdurmak iş i. * Bozarmak iş i veya durumu. rengini atmak. bozdurulma * Bozdurulmak iş i veya durumu. * Yeniçeriler tarafı ndan kullanı lan ve atları n eyerlerinde ası lı duran altı toplu gürz. bozdurulmak . darı . bozdurtmak * Bozdurmak. boza olmak * utanmak. bozac ı lı k * Boza yapma veya satma iş i.* Lodos. boza * Arpa. ham tarla. mı sı r. tatlı veya mayhoş içecek. boza gibi * (sı vı lar için) koyu ve bulanı k. bozarı k bozarma * Bozarmı ş olan. bozahane * Boza yapı lan yer. buğ day gibi tah ı lları n hamurunun ekş itilmesiyle yapı lan koyuca.

* Bu durumda bulunan. . güç vb. bozguncu * Bozgunluk yaratan (kimse. * Çı ğ lı k koparmak. yı lgı n. bozgun * Bir toplulukta karş ı lı klı güvenin bozulması ile beliren karı ş ı klı k. bozma * Bozmak iş i.* Bozmak iş i yaptı rı lmak. bozlak * Orta ve Güney Anadolu'nun birçok bölgelerinde bir türkü ezgisi. * Yenilen bir ordunun. step. bozgeven * Yurdumuzda Erciyes dağ ı nda yeti ş en bir geven türü (Astragalus microcephalus). ağ açsı z doğ al bölge. * Biçimi ve kullanı lı ş ı değ iş tirilmi ş . sı cak ve ı lı man iklimlerde geniş alanlara yayı lan. * Morali bozulmuş . bozkı r * Kurakçı l otsu bitkilerden oluş an. hezimete u ğ ramak. düzen bağ ı nı yitirerek asker onurunun gerektirdiğ i bütün bağ lar ı bozması . bozguna u ğ ramak (veya vermek) * yenilip periş an olmak. hezimet. çökmü ş . * Bu ezgiyle söylenen. bozkı rlaş ma * Bozkı rla ş mak i ş i veya durumu. bozkı r koyunu * Asya koyunu (Ovis vignei). bozkı r tavuğ u * Bağ ı rtlak. konusu acı klı türküler. bozkı rlaş mak * Bozkı r durumuna gelmek. bozkı r kedisi * Genellikle bozkı rlarda yaş ayan yabanî kedi (Otocolobus manul). * Bozgun olanı n durumu. bozkurt * Birçok Türk destanı nda yer alan kutsal hayvan. bozmac ı * Eski ş eyleri alı p bozarak parça parça satan kimse. bozlama bozlamak * (deve) Bağ ı rmak. bozgunculuk * Bozguncuya yakı ş ı r davran ı ş . bozgunluk * Bozgun. dağ ı lmak.). * Bozlamak eylemi.

* (bir organ) Görevini yapamaz duruma gelmiş . * Kı zl ı ğ ı na zarar vermek. * Dokunmak. * Kı zg ı n. * Türk halk müziğ inde. karı ş ı k. * Bağ veya bostanı n son ürününü toplamak. * Büyük parayı ufak birimlere ayı rmak. * Bir yerin. bozördek * Tatlı sularda bulunan bir tür ördek. bozuk çalmak * canı sı kı lmı ş . bozuk para. bozuk. gergin. ufaklı k. dağ ı tmak. * Bir paranı n ufak birimlere ayrı lmı ş durumu. *İ yi ve de ğ erli niteli ğ ini yitirmek. bozrak bozuk * Rengi boza çalan. * Bir ş eye kı zmak. * (yiyecek için) Kokmak. huzursuz. bozuk düzen * Düzensiz. bozuk para gibi harcamak * değ erini dü ş ürecek biçimde bir kimseden yararlanmaya kalkı ş mak. yüzü ası lmı ş olmak. * Bı rakmak. * Madenî. yenmek. * Sağ lı ğ ı nı yitirip zayı flamak. mağ lûp etmek. * Biçimini ve kullanı lı ş ı nı değ iş tirmek. içerlemek. * Altı nı paraya çevirmek. ek ş imek. ba ğ lamadan biraz büyük ve meydan sazı ndan küçük dokuz telli bir saz. * Bozguna uğ ratmak. ufaklı k. * Aklı nı yitirecek derecede bir ş eye düş kün olmak. bozdurmak. s ı kı ntı lı . * Kötümser. * Bozuk olma durumu. * Geçersiz bir duruma getirmek. bozuk gibi. bozukça bozukluk * Biraz. * Kötü duruma getirmek. zarar vermek. yenilemeyecek duruma gelmek. küçük değ erli para. düzeni bozuk olan. .bozmak * Bir ş eyi kendisinden beklenilen i ş i yapamayacak duruma getirmek. bozuk para * Ufak birimlere ayrı lmı ş para. bozuk. bir ş eyin düzenini karı ş tı rmak. * Bir kimseyi beklemediğ i bir davranı ş karş ı sı nda bı rakarak veya sözünü yalana çı kararak küçük dü ş ürmek. * Bozulmuş olan. * Dağ ı lmak. bozguna uğ ramak. bozuk bozulma bozulmak * Bozmak iş ine konu olmak. * Bozulmak iş i.

bozuntuya uğ ramak *ş aş kı nlı ğ a kapı lmak. böbrek biri. idrar salan. bozu ş ukluk * Bozuk durumda.bozulu ş * Bozulmak iş i veya biçimi. mahcup olmak. utanacak duruma düş mek. bozyürük * Üstü hafif benekli. kuyruğ u kalı n ve k ı sa. mahcup etmek. böbrek ya ğ ı * Kasaplı k hayvanları n böbreklerinin çevresinde oluş an yağ . böbrek üstü bezi * Böbreklerin üstünde bulunan. bozumca bozuntu * Kurş un renginde iri bir kertenkele. utangaçlı k. bozum etmek * utandı rmak. baş ı küçük. zehirsiz ve zarars ı z bir yı lan (Eryx). bozuntuya vermemek * bir kimsenin hoş a gitmeyen bir durumunda fark etmemi ş gibi davranmak. * Bozulmuş bir ş eyin kalan bölümleri. bozum olmak * utanmak. * Kendinde bulunmas ı gereken nitelikleri taş ı mayan kimse veya ş ey. karş ı lı klı bozulma içinde. *Ş aş kı nlı ğ a dü ş me. bozum havası * Utangaçlı k. böbreksi * Böbrek biçiminde olan. mahçupluk. bozu ş mak * Araları açı lmak. bozum * Bozulmak iş i. yenilmiş lik. böbrek taş ı * Böbreklerde oluş an ta ş . bozu ş ma * Bozuş mak i ş i. omurganı n sa ğ ve sol yanı nda bulunan çift organlardan her . böbür * Kandaki zararlı maddeleri süzen. bozu ş uk * Araları açı lmı ş . mahcupluk. döküntü. hormon niteliğ inde salg ı sı olan bez (II). bozulmuş olan.

böcekçil * Böcek yiyen. haş ere. kı sa kı skaçlı . entomoloji. böbürlenmek * çok böbürlenmek. çoğ u kanatlı ve vücutlar ı baş . sarı renkli. yı rtı cı hayvan (Hyrax syriensis). böcek yiyen. böcekhane * Böceklik. sindirmeye elveriş li olan bitkilerin ortak adı . * Bu renkte olan. sı cak ülkelerde yaş ayan. kurulmak. böcek gibi * ufak tefek ve esmer (çocuk). kar ı n olarak eklemlerden oluş mu ş hayvan s ı nı fı . * Böbürlenme. böbürtü böce böcek * Eklem bacaklı lar ı n. böceklenmek *İ çinde veya üstünde böcek üremek. derisi benekli. böcekkapan * Örnek bitkisi drosera olan ve baz ı organları böcek yakalamaya.* Memelilerden. altı bacaklı . böceklenme * Böceklenmek iş i. karada yaş ayan hayvanlar takı mı . böbürlenmek * Övünerek kabarmak. böcek kabu ğ u * Mor ile yeş il arası nda ve metal parlakl ı ğ ı nda olan renk. uzunluğ u 30-40 cm kadar olan. kibir. böcek çı karmak * ipek böceğ i yeti ş tirmek. kurt ve tı rtı lı n dı ş ı nda kalan küçük hayvanc ı klara verilen ad. gö ğ üs. * Kelebek. . böbürlenme * Böbürlenmek iş i. *İ stakoza benzer. böcekle beslenen (hayvan veya bitki). böcekçiller * Omurgalı hayvanlardan memeliler sı nı fı na giren. böcekba ş ı * Osmanl ı İ mparatorluğ unda zabı ta görevlisi. entomolojist. * Böbürlenme. yaş ayı ş ı nı ve hastal ı k yap ı cı niteliklerini inceleyen bilim dalı . böcek bilimci * Böcek bilimi uzmanı . * Böcü. yenilen bir deniz hayvanı . böcek bilimi * Böceklerin yapı sı nı .

bahçe çitlerinde. soluk sarı renkli. hortlak vb. böcelenmek * (tahı l) Böceklenmek. * (insan) Anlaş ı lmaz bir biçimde yüksek sesle bağ ı rmak. manda. deve) Bağ ı rmak. zehirli bir örümcek türü. gibi hayalî bir varlı ğ a verilen ad. bo ş böğ ür. böğ ürme * Böğ ürmek i ş i. diken dutu (Rubus caesus). böğ ürtlen * Gülgillerden. böceklenmiş . ayakları yla ağ ı z parçalar ı üçer çift olan eklem bacaklı lar sı nı fı . yol kenarları nda kendili ğ inden yetiş en dikenli ve çok y ı llı k bir çalı . böğ ürtme * Böğ ürtmek i ş i. böcekhane. böğ ürtü . böğ ürtlenlik * Böğ ürtlen çalı lar ı nı n çok olduğ u yer. gö ğ üs ve kar ı n olarak üç bölgeye ayr ı lan. duyargaları birer. böğ üre böğ üre * Bağ ı rarak. * Yan taraf. böceksiz *İ çinde böcek bulunmayan. böcül böcül * Gözlerini iki yana oynatarak (bakmak). böcü * Kurt. kanatları ikiş er.böcekler * Vücutları baş . *İ pek böceğ i yeti ş tirilen yer. böğ ürmek * (öküz. böceksavar * Evdeki zararlı böcekleri savı p öldürmekte kullan ı lan ve ilâç püskürten sprey. böcekli böceklik *İ çinde veya üstünde böcek bulunan. * Çocukları korkutmak için söylenen ve hayalet. böcelenme * Böcelenmek iş i veya durumu. * Bu bitkinin önce kı rmı zı iken olgunlaş ı nca kararan mayhoş yemiş i. böğ * Eklem bacaklı lardan. * Böcek. böğ ür *İ nsan ve hayvan vücudunun kaburga ile kalça arası ndaki bölümü. böğ ürtmek * Böğ ürtmek i ş ini yapt ı rmak.

böke * Kahraman. bölme iş areti * Bölme iş leminin yapı laca ğ ı nı ifade eden bölü "/" iş areti. * Bir bütünü iki veya daha çok parçaya ayı rmak. "a bölü b" diye okunur. alanı küçük oda veya kı sı mlara ayı ran ince duvar veya tahta perde. alt tür kavramları na ayı rmak iş i. oda veya sofa gibi büyük bir yerden ayrı lmı ş daha küçük yer. * Cins kavramları nı tür. bökelik böldürme * Böldürmek i ş i. * Bölme ile ayrı lmı ş olan. ş ampiyon. ara kapı lar kapan ı nca arı zan ı n veya hasar ı n yay ı lmas ı nı önlemek için kullanı lan birbirlerinden ayrı lmı ş yerler. ş ampiyona. * Ulusal veya uluslar arası bir yarı ş mada ilk dereceyi alan. parçalama. su baskı nı . * Vücut yüzeyinde sı nı rları belli herhangi bir bölüm. bölen * Bir bölme iş leminde bölünen say ı nı n kaç eş it parçaya ayrı ldı ğ ı nı gösteren sayı . * Bir niceliğ i iki veya daha çok e ş it parçaya ayı rmak. iklim ve bitki özelliklerinin benzerli ğ ine veya üzerinde yaş ayan insanları n aynı soydan gelmi ş olmaları na göre belirlenen toprak parçası . toprak. parçalamak. yangı n gibi durumlarda. bölmeli bölü . birinci olan (kimse). böğ ürüş * Böğ ürmek i ş i veya biçimi. taksim. bölgeci * Belli bir bölgenin çı karları için çalı ş an (kimse). bölgesel bölme * Bölge ile ilgili veya bir bölgeye özgü olan. * Birliğ in bozulması na yol açmak. ayı rma. bölge * Sı nı rları idarî veya ekonomik birliğ e. nahiye. taksim etmek. * Bölmek iş lemi. taksim. güçlü kimse. * Bölmek iş i. * Kalı n ağ aç gövdesinden odun veya tekne yapmak için ayrı lan tomruk. "a/b" anlatı mı . * Salon. mı ntı ka. * Büyük bir yeri. * Bölme iş lemini gösteren iş aretin "/" okunu ş u.* Böğ ürme sesi. taksim. bölmeç bölmek * Ambalâj içinde bulunan malları birbirinden ayı rmaya yarayan koruyucu parça. * Gemilerin içinde. bölgecilik * Belli bir bölgenin çı karları için çalı ş ma durumu. böldürmek * Bölmek iş i yaptı rı lmak. ş ampiyonluk. * Böke olma durumu.

* Bir siyasî partinin birliğ ini parçalamayı . birliğ i parçalama. tasnif etmek. bölük bölük * Parçalara ayrı lmı ş . departman. fesatç ı . bölümlenme * Bölümlenmek iş i veya durumu. * Canlı lar ı n bölümlenmesinde filumlar ı n bir araya gelmesiyle oluş an birlik. bölümlendirmek * Bir ş eyi bölümlere ayı rmak. * Çağ . üçü veya dördü bir tabur oluş turan ve öbür birliklerin temeli say ı lan birlik. bölüm * Bir bütünü oluş turan parçaları n her biri. * Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanl ı k dalı nda eğ itim sağ layan birimlerinden her biri. * Bir kuruluş un yönetim birimlerinden her biri. bozmayı amaç edinen kimse. bölümleme * Bölümlemek iş i. parça parça. münafı k. birbirine eş it veya benzer olanları kümelere ayı rmak. s ı nı flanmak. bölümlemek * Birçok ş ey arası nda. * Saç örgüsü. * Hizip. bölen. sı nı fland ı rmak. departman. bölük pörçük * Bütünlüğ ü sağ lanamamı ş durumda. bölümleniş * Bölümlenmek iş i veya biçimi. ara bozuculuk. kı sı m. "a/b" kesri "a bölü b" diye okunur. seksiyon. devir. bölümlendirme * Bölümlendirmek iş i. sı nı flamak. kı smî. bölümlenmek * Bölümlemek iş ine konu olmak. sı nı fland ı rma. * Bölme iş lemi sonunda elde edilen sayı . * On kuralı na göre yazı lan bir tam say ı nı n. sağ dan sola doğ ru üçer üçer ayrı lan basamakları ndan her bir üçlü tak ı mı . kı sı m kı sı m. bölme amacı nda olan. s ı nı flama. bölünebilme . tasnif. * Bir topluluğ u. bölük * Bir bütünden ayrı lmı ş olan parça. bölücü * Bölme iş ini yapan.* Bir bayağ ı kesrin gösterili ş inde pay ile payda aras ı na konulan yatay çizginin okunuş u. bölücülük * Bölücünün yaptı ğ ı iş . kı sı m. bölükba ş ı * Yeniçeri ordusunda üst rütbeli bir görevli. bölümsel * Bölünme ile ilgili. * Takı mlardan olu ş an.

* Bölünmek iş i. paylaş ma. * Yarı ş ta toplu olarak koş arken birbirinden ayrı lma. taksim etmek. * Hücrelerin. saf. bölünmek * Bir bütün. bölütlenme * Döllenmiş yumurtanı n blâstulayı oluş turuncaya dek art arda bölünmesi. bölünmez * Parçalanamaz. taksimat. halkalara ayrı lmı ş olan. bölütlü bön * Bölütlere. * Fraksiyon. bölüntüler * Bir bütünün ayrı lmı ş oldu ğ u bölümler. bölüntü * Bölünmüş parça. * Zigotun bölünmesinden sonra embriyonda ortaya çı kan ve az çok birbirine benzeyen parçalar ı n her biri. bölü ş üm bölüt * Eklem bacaklı lar ı n vücudunu oluş turan yan yana dizili parçaları n her biri. halka. bölü ş bölü ş me * Bölmek iş i veya biçimi. bölünü ş * Bölünmek iş i veya biçimi. bölü ş mek *İ ki veya daha çok kimse araları nda herhangi bir ş eyi paylaş mak. bölü ş türmek * Bölüş mek iş ini yapt ı rmak. parçalara ayrı lmak. ayrı lamaz. bölü ş türme * Bölüş türmek iş i. belirli bölümlere.* Kalansı z bölünür olma durumu. * Bölüş me. bölünen * Bölme iş lemine uğ ratı lan sayı . pay ı nı almak. . eş it bölümlere ayrı lmas ı gereken miktar veya sayı . üleş mek. bölüngü bölünme * Fraksiyon. belli bir büyüklüğ e varı nca eş it bölümlere ayrı lı p çoğ alması . bölünmezlik * Bölünmez olma durumu. * Budala. * Bölüş mek iş i.

börtük börtülme * Haş lanarak veya ateş te biraz kı zart ı larak pi ş miş olan (ş ey). börttürme * Börttürme iş i. . sersemlik. kı yma. * Genellikle hayvan postundan yapı lan baş lı k. * Yağ murdan veya soğ uktan korunmak için giyilen ucu sivri boş luk. börtmek * Az piş irmek. * Börtülmek i ş i. börekçi * Börek yapan veya satan kimse. böreklik börk * Börek yapmaya elveriş li olan. budalalı k. ı spanak gibi ş eyler konularak piş irilen çe ş itli biçimlerde hamur iş i. börtme * Börtmek iş i. peynir. külâh.bön bön * Budala ve safca bakarak. saf (bir biçimde). haş lamak. aptallaş mak. bönlük börek * Bön olma durumu. * Açı lmı ş hamurun veya yufkan ı n arası na. bönce * Budala. börtü böcek * Çeş itli böcekler. börek için ayrı lmı ş olan. börek açmak * börek yapmak için hamurdan ince yufkalar hazı rlamak. ş aş kı nş aş kı n bakmak. börkenek * Geviş getiren hayvanları n midelerinin ikinci bölümü. aptallı k. bön bön bakmak * anlamayarak. safça. saflı k. börttürmek * Börtmek iş i yaptı rı lmak. bönle ş mek * Bön duruma gelmek. börekçilik * Börek yapma veya satma iş i. bönle ş me * Bönleş mek iş i.

* Bunun gibisi. bu biçimde. böyle gelmiş böyle gider * her zaman böyle olmuş . gene de böyle olacak. paçalı bir tavuk ı rkı . bösme bösmek böyle * Bunun gibi. bacaklar ı tüylü. o cümlede anlatı lan ş eyin hoş karş ı lanmad ı ğ ı nı veya ona ş aş ı ld ı ğ ı nı anlatı r. * Bu yolda. bu biçimde. böyle böyle * Böylelikle. böylece * Tam böyle. bu biçimde olanı . * Sonunda. * Bu kasttan olan kimse. *İ çinde "ne". * Hint kastlar ı nda ilk kast. böylemesine * Bu biçimde. böylelikle. bu yolda.börtülmek * Börtmek iş ine konu olmak. böylecene * Böylece. infilâk etmek. böylelikle * Bu yolda yürüyerek. Br brahma Brahman * Brom elementinin kı saltması . * Bu derece. . börülce * Fasulyeye benzer bir bitki ve bunun göbeğ i koyu benekli tohumu (Vigna sinensis). böylesi böylesine * Aş ı rı bir biçimde. *İ ri yapı lı . buna benzer. * Bir madde birdenbire gaz durumuna gelerek patlamak. * Bu bitkinin sebze olarak yararlanı lan yeş il ürünü. böyle tı raş * kiş ilere yara ş an iş lemler uygulanı r. "nası l" gibi sorular bulunan cümlelerin sonuna geldi ğ inde. böylelikle. sonunda. böyle ba ş a. Brahmanizm * Brahmanlı k. * Bösmek iş i.

* "Vay" gibi ş aş ma anlat ı r. * Baklagillerden bazı ağ açları n kı rmı zı boya çı karı lan odunu. halatlarla bir yere tutturulan as ı lı yatak. brifing brik brik * Bir konuda özet olarak verilen bilgi veya açı klama.Brahmanl ı k * Kalı tı m yoluyla geçen bir kast bölünmesine dayalı toplumsal bir kuruluş u içeren Hint dini. * Bir tür yapay mermer. * Üstü kapalı . kabuklu. * Tekrarlanan iki emir kipi arası na getirilerek i ş in sürekliliğ ini anlatı r. coş ku anlatı r. astarlanmı ş bezden yapı lan. braket * Dikiş ten çı kan kitapları n sı rtı na makine ile bez geçirme. yayl ı hafif araba. briketçi . branda bezi * Keten ve pamuk ipliğ inden sı k ve sağ lam dokunmuş bez. yaş a!. brakisefal * Kafatası nı n ön alt eksenine göre k ı sa olan (kimse). kemikli kı rı ntı ları n kaynaş ması yla oluş muş kütle. kömür tozu ve katran tortusundan bası nçla elde edilen. arkada da boylaması na yerleş tirilmiş oturacak yerleri bulunan dört tekerlekli. Brahman. kı ş ı n kı zak olarak kullanı lan tek atl ı . *Ş aş kı nlı k. * "Be" yerine kullanı lı r. * Dört kiş i arası nda oynanan bir iskambil oyunu. kol. *İ ki direkli. kı sa kafal ı . * Aferin. * (bilim için) Dal. Brehmen bre ş * Bkz. yayl ı at arabası . brezil br ı çka briç * Önde çok yüksek bir oturma yeri. * Linyit. * Doğ al çimento ile lâvlı . * Briket yapan veya satan kimse. Brahmanizm. seren yelkenli. branda * Gemilerde tayfa ve erlerin yattı ğ ı dikdörtgen biçiminde. briket * Linyit ve kömür tozundan bası nçla elde edilen yakı t. birkaç top ta ş ı yan gemi. bran ş bravo bre * "Ey. kavkı lı . tuğ la biçimli yapı malzemesi. hey" anlamı nda kullanı lı r.

deniz suları nda az. pis kokulu. bromürlü * Yapı sı nda bromür bulunan. içeriden tutturulan ince perde. * Atom numarası 35. atom ağ ı rl ı ğ ı 79. bron ş it * Bronş ve bronş çukları n iltihaplanması . yo ğ unluğ u 2. bromhidrik * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an. bazı göllerde çok miktarda bulunan. bronz gibi * tunca benzeyen. briyantin * Saçı parlatmak ve yat ı rmak için kullanı lan güzel kokulu bir madde. bronzlaş mak * Bronz rengini almak. bronzlaş ma * Bronzlaş mak i ş i.97 olan kı rmı zı renkli. bronz * Tunç. haş lanarak yemeğ i hazı rlanan bir tür sebze. brizbiz brokar * Sı rma veya gümüş iş lemeli bir tür ipekli kumaş . yeş il yumrular hâlinde olan. briyantinli * Briyantinle süslenmiş .909 olan. brokkoli brom * Küçük. * Pencerelerin çerçevesine. briketleme * Briketlemek iş i. tunç renginde olan. briyantin sürünmüş . briketlemek * Briket hâline getirmek. bro ş . zehirli s ı vı bir element. Kı saltmas ı Br. bromhidrik asit * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an HBr aside verilen ad. bron ş çuk * Bronş ları n uç dalları ndan her biri.briketçilik * Briketçinin iş i veya mesle ğ i. bromür * Bromhidrik asidin tuzu veya eteri. bron ş * Soluk borusunun akciğ erlere giden iki kolundan her biri ve bunları n dallar ı .

Çokluk biçimi bunlar). bu birkaç gün içinde. bu kabil * bu gibi. yakmaç. kesintisiz (para). bunda. bu türlü. zamanda veya söz zincirinde en yakı n olanı gösterir. buna. bu * Yerde. * Kabı ile darası çı karı lmadan tartı lan (ağ ı rlı k). bu gözle * bu anlayı ş la. bu günlerde * içinde bulunduğ umuz zamanda. bu abdestle daha çok namaz kı lı nı r * bir tutum veya davranı ş ı n etkisinin sürekli olacağ ı nı anlat ı r. Brüksel lâhanası . bu cümleden * bunlar arası nda. bunlar gibi. * Diploma. bu kabilden * gibi. bro ş ür * Sayfa sayı sı az. risale. bu tarzda. bu (veya ş u) kadar * bir sayı dan sonra gelerek o sayı dan artı k miktarı bildirir. beraber. bu haysiyetle * bu bakı mdan. * Kesintisi yapı lmamı ş . Brüksel lâhanası * Ceviz büyüklüğ ünde bir lâhana türü. bu gidi ş le * bu biçimde. brovning bröve * 7. * Birlikte.65 mm lik otomatik tabanca. .* Kadı nları n tak ı ndı klar ı süs iğ nesi. bu kadar * bu denli. çeş idinden. bu arada * Bu süre içinde. * En yakı nda bulunan bir varlı ğ ı veya biraz önce anı lan bir ş eyi i ş aret yolu ile belirtmek için kullanı lı r (Çekim sı rası nda bunu. küçük kitap. ş ahadetname. Bruxelles lâhanas ı * Bkz. bundan. biçimlerine girer. brülör brüt * Sı vı yakı tı kolayca yanabilecek taneciklere ayı rarak püskürten araç. Frenk lâhanas ı (Brassica oleracea gemmifera).

bu kadar kusur kadı kı zı nda da bulunur * üzerinde durulmaya değ meyecek kadar küçük bir kusurdur. bu ne perhiz bu ne lâhana tur ş usu! * sözleri ve davranı ş ları birbirini tutmuyor. budak özü * Taze sürgün. budak deliğ i * Tahtalardaki budak yerinin çı karı lmas ı ndan sonra açı lan boş luk. her tarafta. ve yarı m. buçuk buçuklu budak * (sayı ve üleş tirme s ı fatları ndan sonra gelir. nahiye. bu meyanda * Bkz. bir durum veya bir kimseyle karş ı laş mamaya çalı ş mak. buat * Elektrik akı mı devrelerinde birle ş tirme yapmak veya ak ı mı bir veya daha fazla kollara ay ı rmak için kullan ı lan araç. yer. bubi bucak * Küçük bir dokunma ile patlayan. köş e. bir müdürle yönetilen bölümlerinden her biri. . bu kez. bucak bucak kaçmak * bir olay. * Kesirli. *İ lçelerin. * Ağ acı n dal olacak sürgünü. bu arada. bucak bucak * Her yerde. bu yüzden * bundan dolayı . bu biçimde. bu sı cağ a kar mı dayan ı r? * aş ı rı harcamalarla eldeki imkânları n tükeneceğ ini anlatı r. * Dalı n gövde içindeki baş langı ç yeri olan ve tahtalarda görülen yuvarlak koyuca renkte sert bölüm. * Dal. kutu.. bu türlü * böyle.. bucak bucak aramak * her yerde aramak. bu sefer * Bu defa. çeliş iyor. * Kenar. her yanda. bu meyanda * Bu arada. kamufle edilmiş bombadan oluş an bubi tuzağ ı teriminde geçer. tek ba ş ı na kullanı lmaz) . bunun için.

* (güreş te) Rakibinin ayakları nı bir ayak oyunu veya vuruş u ile yerden kesmek. budala budala * budala gibi. budatma * Budatmak iş i. budanmak * Budamak iş ine konu olmak.budaklanma * Budaklanmak iş i. * Yeni filiz sürmesi için bir bitkinin dalları nı kesmek. azaltmak. budalalı k * Budala olma durumu. * Bir ş eye a ş ı rı ölçüde düş kün. budaklanmak * Budak sürmek. * Zekâca geri olan kimse. * Bir ş eyi eksiltmek. budalacas ı na budalalaş ma * Budalalaş mak iş i. budala gibi davranmak. budaklı * Budağ ı olan. asma gibi bitkilerin dalları nı kesmek. budalaca. budala * Zekâca geri. budalalaş mak * Budala duruma gelmek. budanma * Budanmak iş i. * Budamak iş i. budatmak * Budamak iş ini yapt ı rmak. budalalı k etmek * akı lsı zca davranmak. * Budalaca yapı lan i ş . Buddhist * Buddhizm dininden olan kimse. budanı ş * Budanmak iş i veya biçimi. budama budamak * Daha çok ürün almak veya düzgün bir biçim vermek amacı yla ağ aç. budalaca * Budalaya yakı ş ı r (biçimde). dallanmak. . dalları nı kı saltmak.

daha sonra baş kası nı n da ba ş ı na gelebileceğ ini hatı rlatmak için söylenir. kavmiyat. * Araları nda töre. ı rkiyat. budun bilimi * Etnoloji. bugün yar ı n * çok yakı nda. budun bilimci * Budun bilimi uzmanı . budunsal bugün * Kavmî. budun bilimsel * Etnolojik. Buddhist. etnik. Buddha'nı n ileri sürdüğ ü mistik dünya görüş ü ve din. nerede ise. millet. içinde bulundu ğ umuz zamanda. budun kavim.Buddhizm * Tabiatüstü kiş ileş miş bir tanr ı düş üncesi yerine. budun betimi * Etnografya. bugüne bugün * "unutma ki". bugünkü * Bugüne özgü. bugünden tezi yok * hemen ş imdi. * Ulus. ş imdiki ş artlarda. *İ çinde bulunduğ umuz gün. boy ve soy bak ı mı ndan da birbirine bağ lı insan topluluğ u. Budist * Bkz. salt varl ı ğ ı koyarak onun insanda arzu biçiminde belirdi ğ ini. "ş unu iyi bil ki" anlam ı nda kullanı lı r. bugünkü tavuk yarı nki kazdan iyidir . budun betimci * Etnograf. bugünkü günde *ş imdi. bugün olan. bugün bana ise yarı n sana * bugün birinin baş ı na gelen kötü bir durumun. *İ çinde bulunduğ umuz günde. *İ çinde bulunduğ umuz çağ . bugün yapı lan. * bugüne değ in. ı st ı raptan kurtulmak için var olmaktan vazgeçmek gerekti ğ ini ileri süren. zaman. * bugün yaş ayanlardan gelecek kuş aklara. derhal. etnolog. bugünden yarı na * az zaman sonra. bundan da ı st ı rabı n doğ duğ unu. dil ve kültür ortaklı ğ ı bulunan. Hindistan ve Çin'de yaygı n olan.

bugünlük * Bugün için. buğ day * Buğ daygillerin örnek bitkisi (Triticum). pirinç. buğ day pası * Pas mantarı gillerden asalak bir mantar (Puccinia graminisi). buğ daysı meyve * Çok ince olan kabuğ u. * Bu bitkinin baş aktan ayrı lmı ş tanesi. mı sı r.* sağ lanmı ş bir kazanc ı n umulan daha büyük bir kazanca feda edilmemesini ö ğ ütler. . zarı ndan ayr ı lmayacak derecede kaynaş mı ş olan tohum izlenimi veren bir kuru meyve. buğ daygiller * Bir çeneklilerden. vücudu yeş il. buğ day baş ak verince orak pahaya çı kar * ihtiyaç duyulan ş ey değ er kazanı r. buğ day benizli * Açı k esmer. kamı ş . baş ı siyah. yulaf. buğ day biti * Yarı m kanatlı lardan. buğ day güvesi * Tahı la zarar veren küçük bir kelebek (Tinea granella). * Bu mantarı n yol açtı ğ ı hastalı k. buğ daysı tohum * Bkz. örneğ i buğ day. çavdar. bugünlük yar ı nlı k * çok yakı nda olması beklenen ş eyler için söylenir. iki hörgüçlü deve. buğ day unu * Yabancı maddelerinden temizlenmiş ve tavlanmı ş buğ dayları n tekniğ ine uygun olarak öğ ütülmesiyle elde edilen bir ürün. arpa. ekinlere zararlı bir böcek. buğ day rengi * (ten için) Açı k esmer. buğ daysı meyve. buğ daysı meyve. buğ day sürmesi * Buğ day baş aklar ı ndan oluş an ilkel mantar (Tilletia tritici). * Bu mantarı n buğ day ve benzeri bitkilerin yapraklar ı nda oluş turdu ğ u hastal ı k. buğ ra * Erkek deve. ayr ı k ve çayı r otlar ı . patates. buğ daysı * Buğ dayı andı ran. bambu olan. buğ daysı tane * Bkz. ekin biti (Sitophilus granarius). çiçekleri ba ş ak durumunda büyük bir bitki familyası . pancar tarlaları nda yaş ayan göçücü bir kuş (Luscinia svecica cyanecula). buğ daycı l * Bataklı k yerlerde.

buğ ulandı rma * Buğ ulandı rmak iş i. buğ ulanma * Buğ ulanmak i ş i. buhar * Isı etkisiyle sı vı lar ı n ve baz ı katı ları n dönüş tükleri gaz durumu. buğ ulu buğ ulu * Nemli. sı caklı ğ ı azalmamı ş durumda. . buğ ulaş tı rı cı * Suyu buğ u durumuna getirmek için kullan ı lan (araç). dolu dolu. buğ ulanı ş * Buğ ulanmak i ş i veya biçimi. * Soğ uk bir cisim üzerinde ince bir tabaka durumunda yoğ unla ş mı ş sı vı . buharlaş ma. buğ usu üstünde * sı cak sı cak. * Süzgün.buğ u * Isı etkisiyle gaz durumuna geçen sı vı . yaş lı . buğ ul buğ ul * Buğ u çı kararak. buğ ulanmı ş . buğ ulamak * Buğ udan geçirmek. tephirhane. sar ı msak. buğ ulaş ma * Buğ ulaş mak iş i. arpacı k soğ anı . buğ u ile kaplanmak. buğ uya tutmak. buharla ş mak. * Hastalı k dolayı sı yla mikroplu sayı lan e ş yan ı n sı cak bu ğ u ile temizlendiğ i yer. buğ ulanmak * Üzerinde buğ u olu ş mak. buğ ulu * Üzerinde buğ u bulunan. buğ ulaş mak * Buğ u durumuna gelmek. buğ u evi buğ u kebabı * Et. buğ ulandı rmak * Buğ ulanması na yol açmak. buğ ulama * Buğ ulamak iş i. buğ ur * Buğ ra. * Bazı yemekleri buğ u ile piş irmek. dalgı n bakı ş lı olan (göz). domates. kekik ve baharat kullanı larak hiç su konmadan hazı rlanan bir et yeme ğ i. * Buğ uda piş miş (yemek).

kaybolmak. . buhar valf ı * Buharlı ı sı nma sisteminde. buharlı gemi * Buhar gücüyle çalı ş an gemi. kriz. buharlı * Buharı olan. buharlaş ma * Buharlaş mak iş i. buharlaş mak * Buhar durumuna dönüş mek.). buhar makinesi * Buhar bası ncı yla iş leyen makine. buharlaş tı rma * Buharlaş tı rmak i ş i. buhran geçirmek * bunalı m geçirmek. buharlı ı sı tma * Buharı n ta ş ı dı ğ ı ı sı dan yararlanarak yap ı lan ı sı tma. buğ ula ş mak. buhran * Bunalı m. buharlı ütü * Çı kardı ğ ı buharla kuru çamaş ı rları ütülemeye hazı r duruma getiren ütü. * Bir sı vı yı ince damlacı klar durumunda dam ı tmak. tebahhur. kalorifer dairelerinde buhar ak ı ş ı nı kesmeye ve dengelemeye yarayan alet. buharlı tren * Buhar gücüyle çalı ş an tren. buhar kurutucusu * Buhar içerisindeki su damlacı klar ı nı ayı ran ve kuru buhar elde edilmesini sağ layan araç. hayaller içinde kalmak.buhar kazanı * Buhar elde etmekte kullanı lan kazan. buharlayı cı * Buhar hâline getiren (makine vb. buhar olmak * yok olmak. buharlaş ma noktası * Bir sı vı nı n kaynat ı lma sonucunda buhar durumuna geçme derecesi. * Dalgı nla ş mak. buharlaş tı rmak * Bir sı vı yı kaynatarak buhar durumuna getirmek. tebahhur etmek. buğ ula ş ma. buharlı makine * Buharla çalı ş an makine. * Buhar gücü ile çalı ş an. bunluk. buharlaş tı rı cı * Buharlaş ma iş lemini gerçekleş tiren alet.

maddeler. bukalemungiller * Sürüngenler sı nı fı nı n renklerini bulundukları yerin rengine uyduran.buhrana tutulmak * buhran geçirmek. bukanak buke * Ayak. 20-30 cm boyunda. hareketleri yava ş . buka ğ ı lama * Bukağ ı lamak i ş i. * Kaçmaması için hayvanları n ayağ ı na tak ı lan zincir. buka ğ ı * Ağ ı r cezalı lar ı n ayakları na takı lı p ucuna pranga bağ lanan demir halka. buhranlı * Bunalı mlı . kaya keleri (Chamaeleo chamaeleon). * Çı karı na göre davran ı ş ı nı . renk değ iş tirmesiyle ünlü sürüngen türü. buka ğ ı lı k * Hayvanları n ayağ ı na bukağ ı takı lacak yer. buhurdanlı k * Buhur yapmak için kullanı lan araç. tütsü. buka ğ ı lamak * (hayvan için) Ayağ a bukağ ı takmak. siklâmen. buji * Patlamalı motorlarda gazı tutu ş turmaya yarayan elektrikli araç. görüş ünü değ iş tiren kimse. bukalemun gibi renkten renge girmek * sürekli düş ünce değ iş tirmek. rayiha. demir köstek. buhur * Dinî törenlerde yakı lan kokulu ağ aç vb. buhurdan * Buhurluk. buka ğ ı lı * Ayağ ı nda buka ğ ı bulunan. . bilek. buhurluk *İ çinde tütsü için kullanı lan maddeler yakı lan kap. buka ğ ı vurmak * bukağ ı takmak. * Güzel koku. * Bilekleri beyaz olan (hayvan). bukalemun türlerini içine alan bir familyası . buhurumeryem * Tavş ankulağ ı . bukalemun * Bukalemungillerden.

bukle bukle * Kı vrı m kı vrı m. * Kaynak. buland ı rı cı * Bulantı veren. bula bula bunu (onu. kı vrı mlı saç. bir ş eyi. bukleli (saç). * Yalnı z iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta. bukleli * Kı vrı mlar ı olan (saç). buland ı rmak * Bulanması na yol açmak. cı vı k hamur. * Bükülmüş iplik.buket bukle * Çiçek demeti. bukran bul bula bulamaç bulamak * Bir nesnenin her yanı nı bir ş eye de ğ direrek üstünü onunla kaplamak. * Karı ş ı k. amca veya dayı karı sı . nefret uyandı ran. bir nesneyi baş ka bir maddeye batı rmak. * Sulu. * Bulamak iş i. bulada bulak bulama * Büyük piliç. * Tiksindirici. bulanması nı sağ lamak. * Bu iplikten dokunmuş (giyecek). buland ı rı lmak * Bulandı rmak i ş i yap ı lmak. * Bu koyulukta yapı lan çeş itli hamur yemekleri. * Saraçları n kullandı ğ ı yün k ı rpı ntı sı . bir kimseyi) bulmak * var olanları n en değ ersizini seçmek. oradan buradan toplanmı ş . * Kirletmek. buklesiz buklet * Kı vrı mlar ı olmayan (saç). * Küçük lüle durumunda. . pı nar. * Yenge. * kötü bir raslantı yı anlatmak için kullanı lı r. * Genellikle üzüm ş ı rası nı n kaynat ı lmas ı ile yapı lan koyu pekmez.

Donuk. etki. * Açı k seçik görünmeyen. bulaş an. uygunsuz iş ler yapan. * Karı ş mak. sri. * Niteliğ i tam anla ş ı lmayan. * Bulutlu. net olmayan. bulan ı k * Bulanmı ş olan. duru olmayan. sulu. fersiz. bulan ı klaş ma * Bulanı klaş mak iş i veya durumu.*İ ki veya daha çok ş eyi birbirlerinden fark edilmeyecek biçimde karı ş tı rmak. * Bulanmak iş i. bula ş ı k bezi * Bulaş ı kları yı kamak için kullan ı lan bez. * Duruluğ unu yitirmek. midesini) bulandı rmak. * Yapı ş kan. * Bulaş mı ş olan. bulant ı vermek * (içini. bulan ı klı k * Bulanı k olma durumu. bulaş ı cı * Birinden ba ş kas ı na geçen. kapalı . sataş ma al ı ş kanlı ğ ı olan kimse. bula ş ı k deniz . *İ z. bulant ı * Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum. * Parlaklı ğ ı nı ve açı klı ğ ı nı yitirmek. bula ş ı cı hastalı k * Mikrop yolu ile yayı lan hastalı k. mide içi) Bulantı sı olmak. * (iç. kal ı ntı . * (bakı ş ) için. bula ş ı k adam * Yolsuz. çok duru olmayan. bulan ı klaş tı rmak * Bulanı k duruma getirmek. bulan ı ş bulanma * Bulanmak iş i veya biçimi. bulan ı klaş mak * Bulanı k olmak. bulanmak * Bulamak iş ine konu olmak. bula ş ı k * Yiyecek veya içecekte kullanı lan yı kanmamı ş mutfak eş yası veya kap kacak. anlamsı z. her yanı bir ş eyle kaplanmak. bulan ı kça * Biraz bulanı k olan.

bula ş ı k suyu * Bulaş ı k yı karken kullanı lan su. bula ş ı kçı lı k * Bulaş ı kçı nı n iş i. *İ stenilmeyen bir madde bir ş eye sürülmek. * Sataş ma. bula ş ı k makinesi * Bulaş ı k yı kamaya yarayan alet. otel gibi yerlerde bulaş ı k yı kamaya ayrı lan özel bölüm. . uygunsuz. sirayet etmek. bula ş kan * Bulaş tı ğ ı yerden kolay temizlenemeyen. kirli iş . bula ş ı k tozu * Bulaş ı kları yı karken kullanı lan. üzerine sürülen bir ş ey yüzünden kirlenmek. bula ş ı lma * Bulaş ı lmak iş i veya durumu. bula ş ı khane * Kı ş la. bula ş mak * Bir nesne. tadı tuzu olmayan. okul. yapı ş kan. bula ş kanlı k * Bulaş kan olma durumu. bula ş ı k eldiveni * Bulaş ı k yı karken kullanı lan plâstikten yapı lmı şgeçirimsiz eldiven. bula ş ı kçı *İ ş i kirli kapları yı kamak olan kimse. kavga etme alı ş kanlı ğ ı olan. bula ş ı k suyu gibi * (sulu yiyecek ve içecekler için) kötü hazı rlanm ı ş .* Mayı n tehlikesi olan deniz. bula ş ı lmak * Bulaş mak i ş ine konu olmak. * (hastalı k) Geçmek. bula ş ı k deterjanı * Bulaş ı k tozu. bula ş ı k makinesi tuzu * Bulaş ı k makinelerinde suyun içinde veya yı kananları n üzerinde kireç kalı ntı lar ı nı yok eden kimyasal bileş im. bula ş ı k iş * Yolsuz. temizleme ve arı tma özelli ğ i bulunan toz. bula ş ı k gemi * Tayfaları nda veya içindeki yolcular arası nda bulaş ı cı hastalı k bulunan gemi. bula ş ı klı k * Bulaş ı k olma durumu. bula ş ma * Bulaş mak i ş i.

bulgu * Var olduğ u hâlde bilinmeyeni bulup ortaya çı karma i ş i ve bu iş in sonunda elde edilen ş ey. bula ş tı rma * Bulaş tı rmak iş i veya durumu. Bulgaristanla ilgili olan. buldumcuk * Sonradan görme. buldurtma * Buldurtmak iş i. * Araş tı rma verilerinin çözümlenmesinden çı kar ı lan bilimsel sonuç. bula ş tı rmak * Bulaş mas ı na yol açmak. bula ş tı rı lmak * Bulaş tı rmak iş ine konu olmak. Bulgaristanl ı * Bulgaristan halkı ndan olan ( kimse). bula ş tı rı lma * Bulaş tı rı lmak i ş i veya durumu. bulatmak buldok * Köpekgillerden. Bulgarca * Bulgar dili. *İ stemeden veya rastlantı sonucu bir iş e karı ş mak. tedirgin etmek. buldozer * Önündeki geniş bı çakla topra ğ ı sı yı rı p engebeleri kald ı ran. Bulgar * Slâvları n güney kolundan olan bir halk veya bu halkı n soyundan olan kimse. netice. . buldurtmak * Bulması nı veya buldurmas ı nı sa ğ lamak.* Çatmak. alt çenesi üsttekinden uzun. * Bulaş tı rmak. buldumcuk olmak * bir ş eye sonradan ulaş ı nca ş ı marmak. buldurma * Buldurmak iş i. buldukça bunar (veya bulmuş da bunuyor) * bulduğ uyla yetinmiyor da daha çoğ unu istiyor. sataş mak. tekerlekli veya tı rtı ll ı bir yol makinesi. buldurmak * Bulmak iş ini yaptı rmak. iri ve güçlü bir köpek türü (Canis familiaris molosus hibernicus). * Bulgaristan'a özgü olan. burnu bası k. bulgari * Dört telli bağ lama.

bulgusal * Bulguyla ilgili. bulgurculuk * Bulgurcunun iş i veya mesleğ i. bulgulama * Bulgulamak iş i. bulgurlamak * Bulgur tanaleri gibi küçük parçalara ayı rmak. bulgurluk * Bulgur yapmaya elveriş li. bulguya ait. dairesel görünü ş lü parçac ı klardan her biri. hastalı ğ ı n belirlenmesine yarayan olgu veya olay. tereyağ ı ve salça kullanı larak hazı rlanan bir çorba türü. bulgurcuk * Güneş yüzeyinde teleskopla seçilebilen küçük. bulgur çorbası * Domates. soğ an. nak ı ş gibi iş lerle uğ ra ş anlara ş aka yollu söylenir. * Yeni olayları ve bilgileri bulma yöntemi ve öğ retisi. bulgusal yöntem * Öğ retilmek istenen ş eyi. bulgurlama * Bulgurlamak iş i. taze biber. bulgur bulgur * Bulgur tanesi gibi. semptom. bulgurlu köfte *İ nce bulgurla yoğ rulmu ş köfte. bulgurlu pilâv * Bulgurla piş irilen pilâv. ebe bulguru. Bulgurlu'ya gelin mi gidecek? * gereğ i yokken ivedi ve sürekli olarak dikiş .* Vücuttaki iş levsel bir bozuklu ğ un. * Güneş yüzeyinde bulgurcuk denilen taneciklerin kaynaş ması olay ı . bulgulamak * Yeni olayları ve bilgileri bulmak. bulgurlanma * Bulgur taneleri gibi küçük parçalara ayrı lma. bulgur * Kaynatı lı p kurutulduktan ve kabuğ u çı karı ldı ktan sonra k ı rı lan buğ day. araz. bulgur. * Sert ve ufak taneler durumunda yağ an kar. bulgurcu * Bulgur yapan ve satan kimse. ö ğ rencilerin kendilerinin bulmas ı nı sa ğ layan ö ğ retim yöntemi. bullak bulma * Bkz. . allak bullak. * Bulmak iş i.

benzersiz. bulup buluş turmak * çaba göstererek sağ lamak. keş fetmek. * Sokakta bulunup alı nan çocuk. icat. bulundurma * Bulundurmak iş i. kusur için) Yüklemek. radyoaktif mineralleri. *İ lk kez yeni bir ş ey yaratmak. * Herhangi bir durumda olmak. * Cezaya uğ ramak. bir yargı ya varmak. baliğ olma. buluş * Bulmak iş i veya biçimi. * (bir yerde) Olmak. * Konu. icat etmek. * Kaybedilen bir ş eyi yeniden ele geçirmek. * Varlı ğ ı bilinmeyen bir ş eyi ortaya ç ı karmak. manyetik dalgaları bulmaya yarayan araç. * Sağ lamak. * Gazları . * Eriş mek. * Bilinen bilgilerden yararlanarak daha önce bilinmeyen yeni bir bulguya ulaş ma veya yöntem geliş tirme. . buluntu * Kazı veya araş tı rmalarla ortaya çı karı lmı ş olan. nail olmak. bulunmak * Bulmak iş ine konu olmak. aratarak buldurmayı amaç edinen oyun. bir ş eyi elde etmek. bir noktaya eriş mek. * Hatı rlamak.bulmaca bulmak * Çeş itli biçimlerde düzenlenen ve düş ündürerek. detektör. * Bulunmaz. yaratmak. kâş if. * Bir yer. bulunma * Bulunmak iş i. *İ stenilen ş eye kavuş mak. bulundurmak * Var olması nı . eş siz. erinlik. * (kabahat. icat. * Arayarak veya aramadan. duygu. uygun saymak. may ı nları . * Herhangi bir görüş e. bulucu bulûğ * Erin olma. bir kimse ile karş ı laş mak. * Eksik etmemek. bir bulu ş yapan kimse. düş ünce ve hayalde baş kaları nı n etkisinden sı yr ı larak. bazen de rast gelinerek bulunan eski çağ lardan kalma eş ya. güç bulunan. bulunmaz Hint kuma ş ı * çok az bulunduğ u ve çok de ğ erli olduğ u sanı lan ş ey. bir ş eyle. bulûğ ça ğ ı * Ergenlik çağ ı . bunları n iş leniş inde yeni bir yol tutma. * Bir ş eyi bulan. bulûğ a ermek * erinleş mek. hazı r bulunması nı sağ lamak. ula ş mak. *İ lk defa yeni bir ş ey yaratma. * Seçmek. temin etmek. suç.

net olmayan. * Üzerinde bulut varmı ş gibi bulanı k görünen. k ı zgı n gaz ve tozlardan oluş muş gök varl ı ğ ı . biçimleri. * Uzayda ekseni çevresinde yavaş ça dönen. bulutlu * Bulutlarla kaplanmı ş . bulutlanma * Bulutlanmak iş i. * Kavuş mak. berrak. buluş ma yeri * Buluş ulacak yer. bulutçuk * Küçük bulut.buluş hakkı * Bir buluş un veya o buluş u uygulama alanı nda kullanma hakkı nı n bir kimseye ait olduğ unu gösteren belgeye karş ı lı k kazanı lan hak. hüzünlenmek. * (bellek için) Karı ş ı k. çok alı ngan olmak. bulut * Atmosferdeki su damlacı kları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğ unluk kazanması yla olu ş an. bulutlanmak * Bulutlarla kaplanmak. * Önceden belirlenmiş bir yer ve zamanda bir araya gelmek. buluş mak * Bir araya gelmek. karş ı la ş mak. bulutsu bulutsuz buluttan nem kapmak * en küçük bir ş eyden alı nmak. bulut gibi * çok sarhoş . endiş e. buluş turmak * Bir araya gelmelerini sağ lamak. * Keder. * Bulutu bulunmayan. bulvar . açı k. buluş ma * Buluş mak i ş i. nebülöz. * Herhangi bir ş eyden oluş an yoğ un y ı ğ ı n. buluş turma * Buluş turmak i ş i. buluş ulma * Buluş ulmak i ş i. yükseklikleri ve yol açtı klar ı hava olayları yla birbirinden ayr ı lan yı ğ ı nlar. * Kederlenmek. bir araya getirmek. bulutlanmı ş . buluş ulmak * Buluş mak i ş i yapı lmak.

* Soğ uğ un girmesini önlemek için kapı ve pencere aralı klar ı na takı lan. bun * Sı kı nt ı . a ğ açtan yap ı lma bir av aracı . bunak gibi. kriz. buna * Bu zamirinin yönelme eki almı ş durumu. * Çoğ unlu ğ a iliş kin satı n alma gücünün durması . birdenbire olan fizyolojik değ iş iklik. bunal ı ş * Bunalmak iş i veya biçimi. gerginli ğ i olan. * Tehlikeli sonuç doğ urabilecek gerginlik. uzun bez kı lı f. . buhran. iyilerini seçmeye ba ş lamı ş ken önce beğ enmeyip bı raktı kları nı da sonradan. kı yma. matuh. bumlamak * Lâstik tı rnakları nı n janta iyi oturmaması ndan dolayı jantı n iç lâstik üzerine basması sonucu lâstik patlamak. sı kı ntı veren. bumburuş uk * Çok. * Ruhî yönden sonucu tehlikeli olabilecek durum. * Bir hastalı kta iyileş me veya ölümle sonuçlanan. bunal ı mlı * Gerginlik. satı ş değ erlerinin dü ş mesi. iyice buruş muş olan. buna değ di (idi) buna değ medi (idi) diyerek * birçok ş ey arası ndan. yeniden seçip alarak. bunluk. bunak bunakça * Bunamı ş olan (kimse). geniş cadde. * Bu bağ ı rsağ a ciğ er. içi pamuk dolu. pirinç veya bulgur doldurularak yapı lan yemek. kriz.*Ş ehir içinde ağ açlı . biraz bunak. bunal ı ma düş mek * ruhî bakı mdan gerginlik veya s ı kı ntı içine girmek. bunaklı k bunal ı m * Doğ al bir süreçte birdenbire oluş an aykı rı lı k. bumbar * Büyükbaş ve küçükbaş hayvanları n kalı n bağ ı rsağ ı . * Bunağ a yak ı ş ı r (bir biçimde). kriz. bumlama * Bumlamak iş i. ateh getirmiş olan (kimse). bunal ı m geçirmek * herhangi sebeple oluş an bunalı mı yaş amak. buhran. * Bunak olma durumu. bumbuz * Çok soğ uk. * Bunağ a benzer. bumerang * Kı vrı k bir sopaya benzeyen ve f ı rlat ı ldı ğ ı nda geri dönen. çalı ş ma gücünün azalmas ı gibi sebeplerle ortaya ç ı kan iktisadî durum.

bunalt ı lma * Bunaltı lmak i ş i veya durumu. iç sı kı ntı sı . bunaltmak * Bunalması na yol açmak. bunalmak * Soluk alması güçleş mek. çok. bunalt ı lmak * Bunalması na yol açı lmak. bunay ı ş bunca * Bunamak iş i veya biçimi. . sı kı cı . damar tı kanması gibi iç sebeplerden ileri gelen. bunalt ı cı * Boğ ucu. durumun gizli bir yönü var. zihnî bağ ı ntı nı n kopması . alkolizm gibi dı ş sebeplerden veya yaş lı lı k. tek katlı ev. ateh. * Genellikle tahtadan yapı lmı ş . bungalov * Hindistan'da tek katlı . sı kı ntı veren. bunamak * Frengi. veranda ile çevrili ev. * Epey. damar tı kanması gibi iç sebeplerle zihnî bağ ı ntı kopmak. bunaltma * Bunaltmak iş i. bunama * Frengi. bu denli. bunca ğ ı z * Bunun gibi. * Bu kadar. çok tedirgin olmak. daha iyisi olamaz. bundan böyle * bundan sonra. genellikle tahtadan yapı lmı ş . bunda bir iş var * olayı n bir iç yüzü. bundan iyisi can sa ğ lı ğ ı * bu en iyisidir. alkolizm gibi dı ş sebeplerden veya yaş lı lı k. bundan * Bu zamirinin çı kma eki alm ı ş durumu. * Çok sı kı lmak.bunalma * Bunalmak iş i. bunda * Bu zamirinin kalma durumu. bunalt ı * Sı kı nt ı . ateh getirmek.

bu yerin halkı ndan. bura ğ an buralar * bu yerler. * Bunalı m. bunlar * Bu zamirinin çoğ ul eki almı ş durumu. bunlu bunluk bunmak bunu * Bu zamirinin belirtme eki almı ş durumu. * Bu yerde. bura. koku gibi havada yayı lan ş eyler için) Pek çok. bura * (bu ve ara kelimelerinden) Bu yer. burac ı kta burada buraday ı m diye ba ğ ı rmak * göze çarpacak bir yerde bulunmak. burdan biçimlerinin kullan ı ldı ğ ı da görülür. küçümsemek. bununla birlikte * Buna ek olarak. buram buram * (duman. bural ı * Bu memleketli. * Kalma ve çı kma durumlar ı nda orta hecenin düş tüğ ü ve burda. * Çok yakı n ve belirli bir yeri gösterir. sı kı ntı .bungun * Sı kı nt ı lı . azı msamak. . bunun burası * dikkati çekmek için "burası " anlamı nda kullanı lı r. * Beğ enmemek. * Sı kı nt ı lı . * Bunun böyle olduğ una bakmayarak. bungunlaş tı rmak * Bungun hâle getirmek. bunun * Bu zamirinin tamlayan durumu. * Güçlü esen rüzgâr. burası * Bu yer. buradan * Buradan.

yivli. burgulanma * Burgulanmak iş i. burcumak * Güzel koku yaymak. çelik alet. burgulama * Burgulamak iş i. burgacı k * Bkz. \343 Zodyak. pek güzel. * Yerin orta ve derin katmanları na inebilmeyi sağ layan delici alet. yuvarlak. * Ökse otu. * Baklagillerden. Akrep. burgu ile delinmek. Ba ş ak. telleri germeye yarayan mandal. burgulu * Burgusu olan. * Zodyak üzerinde yer alan on iki takı m yı ldı za verilen ortak ad. girdap. dört köş e veya çok kö ş eli kale çı kı ntı sı . * Telli sazlarda. kargacı k burgac ı k. burgaç burgata burgu * Anafor. burgu makarna * Burgu biçiminde dökülmüş ve f ı rı nlanmı ş makarna. delik açmak. * Tahtada belirli delik açmaya yarayan delgiye takı lı sarma. Terazi. O ğ lak. burgulamak * Burgu ile delmek. Balı k) e ş it aral ı klarla da ğ ı tı ld ı ğ ı ku ş ak.burcu * Güzel koku. burdurma * Burdurmak iş i. taneleri hayvan yemi olarak kullanı lan y ı llı k bir yem bitkisi (Vicia ervilia). İ kizler. . tirbuş on. Aslan. burcu burcu * (koku için) Güzel güzel. burgulanmak * Burgulamak iş ine konu olmak. ı tı r. Boğ a. * Bu bitkinin mercimeğ e benzeyen tanesi. burdurmak * Burmak iş ini yaptı rmak. Yengeç.54 cm) olarak çevresini belirten birim. burç * Kale duvarlar ı ndan daha yüksek. * Tı pa çekmeye yarayan. keskin. Kova. * Tel ve bitkisel halatları n pus (2. ucu sivri ve helis biçiminde demir alet. Yay. burç burçak burçlar ku ş ağ ı * Gök küresinde tutulma çemberinin geçtiğ i ve üzerinde on iki burçun (Koç.

burma * Burmak iş i. * Belgit. * Burjuva sı nı fı . * Burulmuş .* Burgulanmı ş olan. * Sarı ğ ı burma tatlı sı nı n bir adı . kent soyluluk. üzmek. burlesk * Sanat alanı nda ve özellikle edebiyatta rastlanan. komikliğ e dayanan bir tür. * Üzüntü duymak. * Bir ş eyi iki ucundan tutup ekseni çevresinde çevirerek bükmek. burkulma * Burkulmak iş i. burkulmak * Burkmak iş ine konu olmak. özel imtiyazlardan yararlanan ş ehirli. * Eğ rilmek için bükülmüş yün. * Vücuttaki organlardan biri birdenbire kendi eklemi üzerinde dönmek. i ğ diş etme. burkucu burmak . burjuvazi burkma * Burkmak iş i. burkmak * Burarak çevirmek. * Burularak yapı lmı ş bilezik. burjuvaca * Burjuva gibi. kı vrı lmı ş . burjuval ı k * Burjuva olma durumu. * Acı vermek. burjuvaya yakı ş an biçimde. burjuva *Ş ehirlerde yaş ayan. * Burgulanmamı ş olan. * Hadı m etme. * Üzücü. burularak yapı lmı ş . * Orta sı nı ftan olan kimse. burgusuz * Burgusu olmayan. burhan * Kanı t. * Kuru incir. * Yaş iken burularak kurutulan ot. * Burkma iş ini yapan. burjuva edebiyatı * Orta s ı nı f halk kesimine hitap eden edebiyat. * Burkulmak. * Musluk. kent soylu.

burnu bile kanamamak * tehlikeli bir durumdan yara bere almadan kurtulmak. * Ağ za kekre tat vermek. burnu havada (veya kaf da ğ ı nda) (olmak) * çok kibirli (olmak). . burnunu k ı rmak * birini güç durumda bı rakarak büyüklenmesini veya direni ş ini yok etmek. burnundan solumak * çok öfkelenmiş olmak. burnu sürtülmek (veya burnu sürtmek) * sı kı ntı çektikten sonra daha önce be ğ enmediğ i bir durumu kabul etmek. burnunu çekmek * sümüğ ünü çekmek. kaçamak bulamayacağ ı duruma getirmek.* Hadı m etmek. burnaz *İ ri ve uzun burunlu. kibirli. gururundan vazgeçmek. sı kı ntı vermek. sonradan gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak. burnu büyük * kibirli. uzaklaş mamak. burnu büyümek * kibirlenmek. burnundan (fitil fitil) gelmek * elde ettiğ i güzel ş ey. çok huysuz olmak. burnu k ı rı lmak * büyüklenemez duruma gelmek. burnundan yakalamak * birini yönetimi altı na almak. burnu yere dü ş se almaz * kendini beğ enmi ş . burnundan ayr ı lmamak * yanı ndan gitmemek. burnunda (veya gözünde) tütmek * çok özlemek. * (mide. iğ diş etmek. burnu havada * kendini çok beğ enmiş (olmak). amac ı na ulaş amamak. büyüklenmek. burnundan düş en bin parça olmak * çok ası k suratlı olmak. burnuna girmek * birine çok sokulmak. * Üzmek. burnundan k ı l aldı rmamak * kendisine hiç söz söyletmemek. bağ ı rsak) Sancı mak. * umduğ unu bulamamak.

burnunu sokmak * gerekmediğ i hâlde her iş e karı ş mak. çalı lı k yer. * Burs almayan. burnunun yeli harman savurmak * büyüklenmek. burnunun ucunu görmemek * çok sarhoş olmak. burs * Bir öğ rencinin öğ renimini yapması veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü art ı rması için belli bir süre devlet veya özel kuruluş larca. buruk buruk * Buruk bir biçimde. burslu burssuz burtlak buru * Sancı . bursu olmayan. * Taş lı k. bursu olan. * Uygun olmayan ş artlar sonucu dönerek büyüyen ağ acı n kerestesi. buruntu. * Bu amaçla vakfedilmiş paran ı n veya mal ı n geliri. * Tadı kekre olan. ödenen aylı k para. * Burs alan. burnunun dire ğ i sı zlamak * (maddî veya manevî) çok acı duymak. çok üzülmek. buruk * Burulmuş olan. iyice yaklaş mak. kibirlenmek. gücenmiş (kimse). burnunun dikine (veya do ğ rusuna) gitmek * öğ üt dinlemeyerek kendi bildiğ i gibi davranmak. burnunun ucundan ötesini (veya ilerisini) görmemek * kı t dü ş ünceli olmak. * Alı narak küskünlük gösteren. burukla ş ma . burnunun dibine sokulmak * çok yaklaş mak. * çok öfkelenmek. burnunun dire ğ i kı rı lmak * çok pis bir koku duyarak tedirgin olmak.burnunu s ı ksan canı çı kacak * çok zayı f ve güçsüz kimseler için kullanı lı r. burnunun dibi * çok yakı nı . burukça * Tadı biraz buruk olan.

* Bazı ş eylerin ön ve sivri bölümü. burukla ş mak * Buruk durum almak. . gücenmiş lik. * karş ı sı nda hissetmek. büyüklenme. burukluk * Buruk olma durumu. birbirlerine çok yaklaş mak. * Burulmak iş i. özellikle yüksek ve dağ lı k kı yı larda. burulmak * Ekseni çevresinde döndürülmek. buruksu burulma burulma dayan ı mı * Elyafı nı bükerek kı rmaya çalı ş an kuvvete karş ı ağ acı n gösterdiğ i direnç. * Buruğ a benzer. gücenmek. * Küskünlük. iki delikli koklama ve solunum organ ı . burun bükmek * beğ enmemek. burun ş iş irmek * kibirlenmek. burun k ı vı rmak * önem vermemek. türlü biçimlerde denize uzanmı ş bölümü. burun buruna gelmek * beklenmedik bir anda karş ı la ş mak. önem vermemek. * Kibir. burun perdesi * Burun boş luğ unu ikiye ayı ran bölme. * Sancı mak. buruk gibi. burun otu * Burna çekilen tütün. burun kanad ı * Burun deliğ inin yan tarafı ndaki kabarı k bölüm. çı kı nt ı lı . enfiye. kekrelik. * Alı narak küskünlük göstermek. mukozayla kaplı boş luklar. burun deli ğ i * Burnun iki boş luğ undan her biri. burun * Alı nla üst dudak arası nda bulunan. burum burum * Burulmak fiili ile birlikte "çok fazla burulmak" anlamı nda kullanı lı r. küçümsemek. * Karanı n. beğ enmemek.* Buruklaş mak i ş i veya durumu. burun buruna * Birbirine çok yakı n ve yüz yüze. ağ rı mak. burun boş luklar ı * Burun deliklerinden yukarı doğ ru açı lan.

kibirli. buru ş ukça * Biraz buruş uk olan. buru ş ma * Buruş mak i ş i. sancı . yavaş a. burunluk burunsal ı k * Burunsak. a ş ağ ı lamak. * Tiksinmek. burunlu * Herhangi bir biçimde burnu olan. onurlu. buru ş uksuz * Buruş uğ u olmayan. buru ş mak * Düzgünlüğ ü bozulmak. buru ş ukluk * Buruş uk olma durumu. buru ş uk * Gerginliğ i. buru ş turmak * Buruş uk duruma getirmek. * (ağ ı zda) Kekrelik duymak. düzgünlüğ ü kalmamı ş buruş mu ş olan. burunduruk * Hayvanları nallarken ı sı rmaması için dudakları nı kı stı rmaya yarayan k ı skaç. üzerinde kı rı ş ı k ve katlamalar olmak. buru ş turma * Buruş turmak i ş i. Burundili * Burindi halkı ndan olan (kimse). * Ciltte oluş muş kı rı ş ı k. pek düzgün olmayan. * Çı kı ntı sı olan. buru ş buruş * Çok buruş mu ş . bağ ı rsak bozuklu ğ u. * Hayvanları n burunlar ı na geçirilen ip. * Burunsak. * Kendini beğ enmiş . burunlamak * Dı ş lamak.burun yapmak * üstünlük taslamak. burunsak * Hayvan yavrusunun anası ndan süt emmesini önlemek için burnuna geçirilen baş lı k. hoş lanmamak. buruntu * Buru. busbulanı k .

buyruk . butlan * Batı l olma durumu. * Hayvanları n. öpme. * Uzunluk. butafor * Oyun için gerekli sahne eş yası . butik butikçi butikçilik * Butik iş letme iş i. buut * Boyut.* Çok bulanı k. * Giyim ve süs eş yası satı lan dükkân. çok üş ütmek. buyma buymak * Buymak iş i. * Soğ uktan donarak ölmek. buyot buyru ğ u altı na girmek * bir kimse baş ka bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak. etli bölümü. * Çalı ş tı rmaya yarayan dü ğ me. busines klas *İ ş lik orun. bacaklar ı nı n gövdeye biti ş ik olan dolgun. buselik * Klâsik Türk müzi ğ inde on üç basit makamdan biri. hükümsüzlük. öpüş . * Yanlı ş lı k. * Yatakta ı sı nmak için kullanı lan s ı cak su torbas ı . but * Vücudun kalça ile diz arası ndaki bölümü. buse * Öpücük. * Geçersizlik. * Butik iş leten kimse. butaforcu * Oyun için gerekli sahne eş yası nı yapan uzman. buselikaş iran * Klâsik Türk müziğ inde birle ş ik bir makam. * Çok üş ümek. haksı zl ı k. buton buydurmak * Dondurmak.

buyurgan * Sı k sı k buyruk veren. emreden (kimse).* Belirli bir davranı ş ta bulunmaya zorlay ı cı söz. emir veren. buyrultu * Sadrazam. buyruk kulu * Emir kulu. buyurucu * Buyruk. buyrulma * Buyrulmak iş i. buyur? * anlamadı m. düş üncesini bildirmek. * 'Etmek. * söyleyiniz. vezir. * Gelmek. sözünüzü tekrarlar mı sı nı z?. emretmek. buyuru * Buyruk. ferman. emir. * Almak. demek. * Söylemek. *İ rade. ş aka yollu üzüntü anlat ı r. buz * Donarak katı duruma gelmi ş su. buyruk verir gibi konuş an. buyur buyur etmek * "buyurun" diyerek konuğ u saygı ile içeri almak veya sofraya çağ ı rmak. gitmek. buyurun cenaze namaz ı na! * hiç beklenmedik kötü bir durum karş ı sı nda. buyrulmak * Buyurmak iş i yapı lmak. buz bağ lamak . buz alanı * Buzla. * Egemenlik. geçmek. buyurma * Buyurmak iş i. girmek. buyurmak * Bir ş eyin yap ı lmas ı nı veya yapı lmamas ı nı kesin olarak söylemek. * Çok soğ uk bir etki uyandı ran ş ey veya kimseleri anlatmak için kullan ı lı r. * Buyurun anlamı nda bir hitap sözü. emrediniz. buyurganl ı k * Buyurgan olma durumu. beylerbeyi gibi yüksek devlet görevlilerince yazı lan buyruk. eylemek' anlamı nda yardı mcı fiil olarak kullanı lı r. emir. buyrukçu * Buyuran.

arkası ve yanları dik. buz duvarı * Samimî olmamaktan ortaya çı kan. donmak. etkisi çok az olacak bir iş yapmak. buz kesmek * çok üş ümek. aysberg. buz üstüne yaz ı yazmak * süresi. üzülecek bir durum karş ı sı nda donakalmak. * (kötü nitelikler için) kesin bir gerçeğ i belirtir. buz kalı bı * Suyun belli biçimlerde donması nı sa ğ layan özel kap. buzla kaplanmak. * (et için) temiz ve yağ lı . * çok üş ümek. arada soğ ukluk yaratan durum. buza ğ ı sı z * Buzağ ı sı olmayan. . buz durumuna gelmek.* (sı vı lar için) yüzeyi donmak. buza ğ ı la ş mak * Buzağ ı durumuna gelmek. * bir kimseye etki yapmayan sözler söylemek. buz tutmak * (sı vı için) üstünde buz oluş mak. buz torbası * Tedavi amacı yla kullanı lan ve içinde buz parçaları bulunan plâstik bir torba. buza ğ ı lamak * (sı ğ ı r için) Yavrulamak. buza ğ ı la ş ma * Buzağ ı la ş mak iş i. *ş aş ı lacak. buz gibi * çok soğ uk. buzcu * Buz satan kimse. çember biçimli çukurluk. buza ğ ı lama * Buzağ ı lamak iş i. buz kesilmek * buz gibi soğ umak. buza ğ ı lı * Buzağ ı sı olan. önü aç ı k. arzu edilmeyen. buz dağ ı * Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akı nt ı larla yer değ iş tiren büyük buz parças ı . buz yala ğ ı * Yüksek dağ larda kalı cı kar ve buzulun birlikte oluş turduğ u. buza ğ ı * Sütten kesilmemiş sı ğ ı r yavrusu.

buzlu * Buz tutmuş . aysfild. * Bağ lamaya benzer. buzlanmak * Buzla kaplanmak. * Buzdolabı nı n içinde buz yapan bölme. * Buz içinde tutularak. glâsyolojist. buzuki buzul * Kutup bölgelerinde veya dağ baş ları nda aş ağ ı ya doğ ru ağ ı r ağ ı r yer de ğ iş tiren büyük kar ve buz kütlesi. bozuk düzen çalı nan bir Yunan çalgı sı . * Televizyon ekranı . motorla çalı ş an dolap.buzculuk buzçözer * Buzcunun iş i veya mesle ğ i. buzla ş mak * Buz durumuna gelmek. donmayı önleyen alet. cumudiye. * aradaki soğ ukluk. * Buğ ulanmı ş gibi olan. buzla soğ utulan kap veya dolap. buz tutmak. defroster. buzları kı rarak yol açmak için yapı lmı ş gemi. buzlar çözülmek * buzlar erimeye ve kı rı lmaya baş lamak. buzul bilimci * Buzul bilimi uzmanı . buzdolabı * Yiyecek ve içecek gibi ş eyleri soğ uk olarak saklamaya yarayan. buzlanma * Buzlanmak iş i. saydam olmayan. gerginlik ortadan kalkmak. dargı nlı k. buzhane * Buz yapı lan yer. içine buz katı larak soğ utulmu ş . * Soğ uk hava deposu. buzkı ran * Donmuş deniz. buzla ş ma * Buzlaş mak iş i. buzlu ğ an buzluk * Üzerinde buz eksik olmayan yüksek dağ tepesi. * Yiyecek ve içecekleri soğ utarak saklamak için kullanı lan. buzla * Deniz suyunun donması yla kutup bölgelerinde oluş an buz alanı . * Buzu çözen. buzlu cam * Saydamlı ğ ı giderilmiş cam. bankiz. göl veya ı rmaklarda ulaş ı mı öteki gemilere kolaylaş tı rmakta kullanı lan. buz ba ğ lamı ş olan. .

*İ çki. bücürlük Büdü büfe *İ çine sofra tak ı mları nı n kondu ğ u dolap. Edi ile Büdü. * Bkz. altı na rastlayan bölümü erimekten koruyan ve böylece buzdan bir ayak üzerinde kalan kütle. pleistosen. buzul kar * Bir buzulun oluş ması nda temel olan katı laş mı ş kar kümesi. . buzulla ş ma * Buzul durumuna gelme. * Buzulu olmayan. yeryüzünün bugünkünden daha büyük bölgelerinin buzullarla örtülü bulunduğ u dönemi. bodur (kimse). buzul dönemi * Buzulları n yayı ld ı ğ ı dördüncü zaman.buzul bilimi * Fizikî coğ rafyanı n buzulları ve yeryüzündeki iş levlerini konu alan bölümü. * Geçmiş çağ larda ve ş imdi geniş veya dar bir bölgenin buzullarla örtülmesi olayı . glâsyoloji. buzul çağ ı * Dördüncü zamanı n. bücürleş mek * Bücür duruma gelmek. * Toplantı larda yiyecek ve içeceklerin konuldu ğ u masa. yiyecek türü ş eylerin sat ı lı p tüketildiğ i yer. * Bücür olma durumu. buzullu buzulsuz bücür * Buzulu olan. bücürleş me * Bücürleş mek iş i. buzulla ş mak * Buzul durumuna gelmek. * Ufak tefek ve kı sa boylu. buzul taş * Buzulları n ta ş ı yı p biriktirdikleri. üzerleri çok kez parı ltı lı veya çizikli ta ş lar. moren. buzul seli * Buzulun erimesiyle oluş an sel. büfeci * Büfe iş leten kimse. buzul masası * Çevresindeki buzlar erirken. buzul kaynağ ı * Buzulun eriyerek topra ğ ı n altı na inen suyunu dı ş arı ya veren kaynak.

büfecilik Bügdüz büğ e * Büfe iş letme iş i. * Kara çalma. * Büve. bühtan etmek * kara çalmak. gölcük. * Su birikintisi. bükme * Bükmek iş i. * Akarsu kı yı ları ndaki verimli tarlalar. perdeli veya pistonlu müzik araçları nı n ad ı . büğ lü * Küçük büğ lü. bükmek . * Eğ mek. açan kar ş ı tı . viraj. büken büklük büklüm * Bükülmüş . büklüm büklüm * Çok büklümlü. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. bük * Ovada veya dere kı yı sı nda çalı ve diken topluluğ u. bakı rdan. bariton büğ lü olarak dört türü bulunan. büğ elek büğ eme büğ emek büğ et * Büve. * Büğ emek iş i. * Birkaç tel ipliğ i burarak sarmak. * Dönemeç. kı vrı m kı vrı m. * Böğ ürtlen. eğ ri büğ rü. kı vı rmak. kı vrı lmı ş ş eylerin oluş turduğ u kat. * Vücudun bir bölümünü yanı ndaki bölüm üzerine k ı vı rma. * Oynak kemikleri arası ndaki açı ları daraltan kasları n genel adı . * Sertçe çevirmek. * Bükülmüş kaytan veya iplik. * Dönemeç. büğ rü bühtan * Bkz. * Suyu önüne bent yaparak toplamak. bük. soprano büğ lü. iftira. alto büğ lü. * Akarsu kı yı ları ndaki verimli tarlalar. iftira etmek.

bükülüş * Bükülmek iş i veya biçimi. * Bükülmüş . bükülgenlik * Bükülgen olma durumu. bükücü * Ağ aç veya kontraplâkları kalı pla veya elle bükerek ş ekil veren kimse. için) Bir defada eğ rilmiş ip miktarı . bükünme . * Döndürmek. bükümü olmayan. içinde veya sonunda türlü değ iş ikliklerin olması . fiil. büktürmek * Bükmek iş ini yapt ı rmak. bükünlü * Türetmede ve çekimde kelime kökleri değ iş ikliğ e uğ rayan (dil). bükülü * Bükülmüş olan. * (iplik. bükümlü bükümsüz * Bükülmemiş olan. bükümü olan. kat. insirafî. katlanmak. * (iplik için) Eğ rilmek. * Yönelmek. * Bir ş eyin bükülmüş yeri. ş iir gibi. * Bükünlü. * Eğ ilmek. büküm * Bükmek iş i. bükünlü dil * Gramer görevleri ve yapı bakı mı ndan kelime köklerini değ iş tiren dil: Arapça fail. * Bükülmüş olan. büktürme * Büktürmek iş i. bükülme * Bükülmek iş i. insiraf. bükük bükülgen * Kolay eğ ilip bükülen. eğ ilmi ş olan. ş air. yün vb. bükün * Gramer görevleri ve yapı bakı mı ndan. kı vı rtmak. bükülmek * Bükmek iş ine konu olmak. bükücülük * Bükücünün iş i veya mesleğ i. kı vrı m. kelime köklerinin ba ş ı nda.* Katlamak.

itiraf etmek. bülbül kesilmek * bir etki veya baskı altı nda çokça konuş mak. bükülmek. bülbülün çektiğ i dili belâsı * ilerisi düş ünülmeden söylenen söz insanı n baş ı na dert açabilir. bülbül çana ğ ı * Çok ufak (kâse). . bülbül gibi konu ş mak (veya okumak) * kolaylı kla konu ş mak. bülbülyuvası * Daire biçiminde. * Sesi çok güzel olan kimse. bükünmek * Kı vrı lmak. sancı dan k ı vranmak. okumak. bülbül gibi söylemek * hiçbir ş ey saklamadan bildiklerini söylemek. büküntü * Bükme sonucu oluş an biçim veya iz. neş eyle konuş mak. bülbül gibi bilmek * çok iyi öğ renmiş olmak. "ah vatanı m" demi ş * kiş i. bülbül gibi ş akı mak * güzel sesle. * Bağ ı rsakta olan a ğ rı . * Dönemeç. bükü ş bülbül * Karatavukgillerden. bülbülü altı n kafese koymuş lar. bülten * Özel veya resmî kurum ve kuruluş lar veya yetkili kiş ilerce herhangi bir durumla ilgili olarak süreli veya süresiz yayı mlanan duyuru.* Bükünmek iş i. yurdu dı ş ı nda ne kadar zengin olursa olsun. * Ağ rı dan. bülbülleş me * Bülbülleş mek i ş i. bülbül gibi konuş turmak (veya söyletmek) * itiraf ettirmek. bülbülkona ğ ı * Bir tür hamur tatlı sı . viraj. ortası çukur ve bu çukur yere piş tikten sonra dövülmüş Antep fı stı ğ ı konulan bir tür hamur tatlı sı . * Bükmek iş i veya biçimi. yine de yurdunu özler. sesinin güzelli ğ i ile tanı nmı ş olan ötücü kuş (Luscinia megarhynchos). bülbülleş mek * Bülbül gibi ötmek veya ş akı mak. * Dergi.

istilâ etmek. basmak. örtmek. * Danı ş ma ve yazı iş lerinin yürütüldü ğ ü iş yeri.bünye * Vücut yapı sı . * Yapı . bürudet bürük * Duvak. katlanmı ş olan ş ey. * Kı rtasiyeci. bünye bakı mı ndan. * Ham ipekten dokunan bir tür iç çamaş ı rı kumaş ı . bünyece bürgü bürgülü büro * Çalı ş ma odası . bürülü bürüm * Bürünmüş . * Bürgüsü olan. yaz ı hane. güçlü etkilemek. bürüme * Bürümek iş i. * Çok. * Bürülmüş . kaplamak. kuruluş . *İ nce perde. bürokrat * Devlet dairesinde çalı ş an görevli. * Baş örtüsü. bürokrasi * Kı rtasiyecilik. bürünme . * Çarş af. bürümcük * Ham ipekten dokunmuş giysi kumaş ı . ş ube. * Atkı . * Yazı masası . * Kamu yönetimi ile ilgili. bürümek * Sarmak. bürümcek * Koza gibi yumaklanmı ş ş ey. * Soğ ukluk. * Bünye olarak. bürokratik * Kı rtasiyecilikle ilgili. dürülmüş . * Kamu yönetimi. * Bölüm.

büst * Vücudun. bütçelemek * Bütçe yapmak veya hazı rlamak. bütünü. bütüncü ekonomi . tamamı yla. soğ an. pirinç. büryan pilâv ı * Kemiksiz koyun eti.* Bürünmek iş i. büten bütün * Olefin grubundan C4H8 formülünde iki hidrokarbonun adı . biryancı . tamlı k. büryancı * Bkz. bütün bütün * Büsbütün. * Ufaklı k. bütçe yı lı * Bir bütçenin uygulanmaya ba ş lad ı ğ ı günden ertesi y ı l aynı güne kadar geçen süre. iyice. bir aile veya bir kimsenin gelecekteki belirli bir süre için tasarladı ğ ı gelir ve giderlerini tür ve ayrı ntı ları yla gösteren çizelge. tamamen. temelli. * Sarı nmak. bazen de omuzları içine alan sanat ürünü. domates. bütçe açı ğ ı * Bütçede belirlenen giderlerin gelirlerden çok olması durumu. * Heykeltı raş lı kta ba ş ı . * Çok sayı daki varlı k ve nesnelerin hepsi. baharat ve yağ karı ş ı mı yla fı rı nda piş irilen bir pilâv türü. bürünmek * Bürümek iş ine konu olmak. göğ sü. bütün bütüne * Bütün olarak. omuzlarla birlikte göğ üsten yukar ı bölümü. örtünmek. yakı t olarak yararlanı lan HC formülündeki hidrokarbür gaz ı . * Parçalanmamı ş . * Eksiksiz. büsbütün *İ yiden iyiye. bütan * Metal bidonlar içinde az bir bası nç altı nda s ı vı laş an. bütçeleme * Bütçelemek iş i. bozukluk olmayan (para). bir kuruluş un. onaylayan ve bu iş lemlerin yapı lmas ı na izin veren kanun veya karar. * Bir görünü ş e girmek. * Birlik. büryan * Bkz. tamamı yla. biryan. bütçe * Devletin. * Devlet ve öteki kuruluş veya topluluklar ı n belirli bir dönem içindeki gelir ve giderlerinin oranlama niceliklerini önceden belirleyen. tam.

bütünleme * Bütünlemek iş i. bütünleme s ı navı *İ lk ve orta dereceli okullarla üniversite ve yüksek okullarda bütünlemeye kalan öğ renciler için genellikle yaz tatili veya dönem sonunda açı lan sı nav. tamamlanmak. total. bütünler aç ı * Ölçülerinin toplamı nı 180° ye ç ı karan açı lardan her biri. bütünlemek * Eksiksiz duruma getirmek. * Bütünleme sı navı . bütünleyen * Bütün durumuna getiren. tamamlatmak. ikmal imtihan ı . mütemmim. * Ufak. bütünle ilgili. bütünlenmek * Bütünlemek iş ine konu olmak. bütünlemeye kalmak * bir öğ renci yarı yı l veya öğ retim yı lı sonunda bir veya birden çok dersten bir kez daha sı nava girmek üzere baş arı sı zlı ğ a uğ ramak. makro ekonomi. bütünletmek * Bütün durumuna getirmek.* Ekonominin bütün alanları nı kapsayan yapı ve olu ş um. bütünle ş me * Bütünleş mek iş i. bütüncüllük * Bütüncül olma durumu. ikmale kalmak. bütün. bütünleyici * Bütünleme iş ini yapan. * Bütün niteliğ inde olan. mütemmim. bütünlük bütünsel * Bütün olma durumu. bozuk paraları büyük para durumuna getirmek. ikmal. bütünler * Bütün durumuna getiren veya bütün durumuna getirmek için eklenen. bütünletme * Bütünletmek iş i. tamamlama. tamamlamak. bütünle ş mek * Bütün duruma gelmek. bütüncül * Totaliter. . tek parça durumuna getirme. ikmal edilmek. bütünlenme * Bütünlenmek iş i veya durumu. bütünlemeli * Bütünleme sı navı na girmesi gereken (öğ renci).

sinema gibi yerlerde) Yiyecek ve içecek sat ı lan küçük büfe. sihirbaz. vı zı ltı ları yla tedirginlik yaratan sokucu sinek (Hypoderma * Büve. benzerlerinden daha fazla olan. afsun. büyüklere özgü. büyük gibi. büyü * Tabiat kanunları na ayk ı rı sonuçlar elde etmek iddiası nda olanları n baş vurdukları gizli iş lem ve davranı ş lara verilen genel ad. büyük aile . büvelek büvet büvet * (istasyon. tiyatro. büyücülük * Büyücünün yaptı ğ ı iş . büve bovis). füsun. büyük abdesti gelmek * göden bağ ı rsağ ı nı bo ş altma gerekliğ ini duymak.bütünsellik * Bütün olma durumu. * (soyut kavramlar için) Çok. büyük * (somut nesneler için) Boyutları . * Üstün niteliğ i olan. * Niceliğ i çok olan. kaka. büyü yapmak * büyü yolu ile etki altı na almaya veya ald ı rmaya çal ı ş mak. büyü bozmak * yapı lmı ş bir büyüyü etkisiz duruma getirmek. büyü bozulmak * yapı lmı ş bir büyü etkisiz duruma getirilmek. * Biraz büyük. * Karş ı durulmaz güçlü etki. * Önemli. büyüğ e yak ı n. sihirbazlı k. * Yetiş kin. büyücek büyücü * Büyü yapan kimse. büyük abdest * Dı ş kı . * Daha çok sı ğ ı rlara sald ı ran. ba ğ ı . onları n kan ı nı emen. * Çevresindekileri çabuk ve güçlü olarak etkileyen kimse. küçük karş ı tı . büyüğ ümsü * Büyüğ e yak ı ş ı r. * Bkz. büyük (söz) söylemek * yapacağ ı bir ş ey hakk ı nda kesin konuş arak övünmek. ortalamayı aş an. Büğ et. sihir. belli bir yaş a gelmi ş .

büyük amiral * Bazı ülkelerde kara ordusunda mareş ale denk say ı lan donanma subaylar ı nı n en yüksek aş aması ndaki amiral. büyük defter * Ticarî bir kuruluş un aylı k ve bilânço hesapları nı gösteren defter. büyük ba ş ı n derdi büyük olur * büyük iş lerin baş ı nda bulunanları n karş ı la ş aca ğ ı güçlükler de çoktur. büyük ana * Büyük anne.50 C den 15. . büyük bal ı k küçük bal ı ğ ı yutar * güçlüler. büyük han ı m * Yaş lı kadı n. yüceltmek. majüskül. güçsüzleri ezer. * Büyük elçinin makamı . büyük çember * Bir kürenin merkezinden geçen bir düzlemde ara kesiti olan çember. büyük lâf etmek * Bkz. büyük söz söylemek. nine. büyük kalori * 1 atmosfer bası nç altı nda 1 kg suyun sı cakl ı ğ ı nı 14. özel biçimli harf. büyük kan dolaş ı mı * Kalbin sürekli kası lı p gevş emesiyle kan ve lenfin vücudun büyük bölümünü dolaş mas ı . büyük görmek (bilmek veya tutmak) * kendini veya baş kası nı olduğ undan üstün saymak. dede.* Büyük baba. büyük atardamar * Kalbin kası lması ile kar ı ncı klardaki kanı bütün vücuda ta ş ı yan ana atardamar. büyük baba * Annenin veya baban ı n babası . kilokalori. büyük anne * Annenin veya babanı n annesi. büyük elçilik * Büyük elçi olma durumu. büyük elçi * Üstün aş amalı elçi.50 C ye ç ı karmak için gereken ı sı miktarı . gelinlerinden ve çocuklar ı ndan oluş an aile. büyük dalga * (radyo yayı nı için) Uzun dalga. büyük anne ile bunları n evli o ğ ulları ndan. büyük boy * Normal ölçülerden daha büyük. büyük harf * Özel adlarla cümle baş ları gibi yerlerde kullanı lan ve büyük yazı lan.

ö. büyük peder * Büyük baba.büyük lokma ye büyük söyleme * baş aramayacağ ı n. büyük mağ aza * Her türlü tüketim maddesinin bol miktarda satı ş a sunulduğ u yer. u) sonra kalı n. ince ünlülerden (e. Dübbüekber. büyüklenme . cemaziyülevvel. büyük ünlü uyumu * Türkçe bir kelimenin ilk hecesinde kalı n bir ünlü varsa. Büyükayı * Kuzey yarı m kürede yedi yı ld ı zdan oluş muş tak ı m yı ldı z. dede. büyük yemin etmek * bir ş eyi yapmamak konusunda en kutsal ş eyler üzerine ant içmek. denizcilik gibi. ı . ü) sonra ince ünlülerin gelmesi kural ı . büyük oynamak * çok para koyarak kumar oynamak. sonuçlandı ramayacağ ı n bir konuda kesin sözler söyleme. i. rebiyülevvel. manda gibi hayvanları n niteliğ ini belirtmek için kullanı lı r. büyük sesli uyumu * Kelimede kalı n ünlülerden (a. * Oldukça önemli. küçükle küçük olmak * her yaş ve durumdaki kiş ilere kar ş ı dostça. büyükbaş * Sı ğ ı r. büyük sözüme tövbe! * bir konuda çok kesin konuş uldu ğ unda. büyük ş ehir * Ana kent. büyükle büyük. ondan sonra gelen bütün hecelerin kalı n ünlülerle. arkadaş ça davranmak. o. büyük mevlit ayı * Ay takviminin üçüncü ayı . ince bir ünlü varsa sonraki hecelerin de ince ünlülerle sürüp gitmesi kuralı : Çocuklaş mak. büyük terim * Kapsamı daha geniş olan son uç önermesinin yüklemi görevini taş ı yan terim. büyük ünlü uyumu. Yedigir. * büyük bir tehlikeyi göze alarak bir iş e giriş mek. büyük para * Çok para. tersi bir durumun baş a gelmemesi dileğ ini belirtir. büyük tövbe ayı * Ay takvimin beş inci ay ı . majör. büyük tansiyon * Kan bası ncı nı n yüksek olması . büyük önerme * Tası mı n öncüllerinden büyük olanı . büyükçe * Biraz büyük.

büyüklük taslamak * kendini üstün görmeye çalı ş mak. megalomani. büyüksü * Büyük gibi. büyülenmek * Büyülemek iş ine konu olmak. büyüksemek * Büyük olduğ unu kabul etmek.* Kendini büyük gösterme. büyüklük * Büyük olma durumu. büyülenme * Büyülenmek iş i. büyüleniş * Büyülenmek iş i veya biçimi. kibir. büyükten büyü ğ e * mirası n önce büyüğ e. ekber evlât hakkı . ululuk. böbürlenmek. büyüleyiş . büyümüş e benzer. büyülemek * Büyü ile etki altı na almak. büyüklü küçüklü * Büyük küçük hepsi bir arada. büyüklük hastalı ğ ı * Kendini olduğ undan daha büyük ve önemli görme. büyüleyici özellik * Sürekli büyüleyici ve etkileyici olma. büyüleyici * Etkileyen. * Büyüklere yaraş ı r bağ ı ş layı cı davran ı ş . birini kendine bağ lamak. kibirlenmek. çekici niteliğ i olan. büyüklenmek * Kendini büyük göstermek. büyüklük taslamak. * Etkisi alt ı na almak. büyüklük satmak * gururlanı p üstünlük taslamak. büyükseme * Büyüksemek iş i. teshir etmek. o ölünce kalanları n en büyüğ üne geçmesi kuralı . büyüklük göstermek * gönül ululuğ u göstermek. büyüklerin ellerinden. gösterme hastalı ğ ı . küçüklerin gözlerinden öpmek * sevgi ve saygı göstermek. büyüleme * Büyülemek iş i.

* Fotoğ raf ve resimlere boyut kazandı rma iş lemi. büyümü ş de küçülmüş * (çocuk için) konuş ması ve davranı ş lar ı yaş ı na uymayan. * Önem ve değ er kazanmak. mübalâğ a etmek. büyülü * Kendisine büyü yapı lmı ş (kimse). sihirli. * Geniş lemek. agrandisman. . büyüklerinki gibi olan. bakmak. büyülteç * Fotoğ raf ve resim büyültmeye. * Sayı ca artmak. büyümek * Organizmanı n bütününde veya bu bütünün bir bölümünde. büyütmek. * Birisi tarafı ndan yetiş tirilmiş kimse. * Artmak. güçlenmek. harita gibi ş eyler için) Daha büyük örneğ ini yapmak. * Büyü gücü olan. büyültmek * Bir ş eyi büyük duruma getirmek. * Yaş ı artmak. büyütmek * Büyük duruma getirmek. pertavs ı z. agrandisor. * (resim. büyüme * Büyümek iş i. büyültüp basmaya yarayan aygı t. geniş letmek. eskisinden büyük duruma gelmek. * Uzakta duran cisimlere dürbün veya benzeri bir araçla bakı ldı ğ ı nda cismi gören açı nı n çı plak gözle bakı ld ı ğ ı zamanki açı ya oran ı . büyütürlük * Büyü ile ilgili olan. büyütken doku * Sürgen doku. büyüsel büyüteç * Odak boyutu birkaç santimetre olan yaklaş tı rı cı mercek. * Organizmanı n bütününde veya bu bütünün bir bölümünde boyutlar ı n artması . büyültme * Büyültmek iş i. yaş lanmak. ş iddeti artmak. * Yetiş tirmek. * Abartmak. büyütme * Büyütmek iş i. büyütülmek * Büyütmek iş i yap ı lmak. * Abartmak. * Yetiş mek. büyütülme * Büyütülmek iş i. irileş mek. boyutlar artmak.* Büyülemek iş i veya biçimi.

bir ş eyin o kimsenin çekiciliğ inden kurtulamamak. büzgüleme * Büzgülemek iş ini yapmak. büzülme * Büzülmek iş i. büz * Künk. büzülmek * Büzmek i ş i yapı lmak. büzgülemek * Büzgü ş eklini vermek. ş aş kı nlı k. bir kenara çekilmek. * Ağ zı büzülerek kapatı lan (kese. * Kalı n bağ ı rsağ ı n sona erdiğ i yer. * Kapatmak. * Buruş turarak. cesaret. büyüyü ş * Büyümek iş i veya biçimi. torba vb. soğ uk gibi etkenlerle bir kenara sinmek. kafadar. büzdürme * Büzdürmek iş i. dedikodu yapı lmas ı na engel olmak. büzdürmek * Büzmek. büzmek büzük büzükta ş * Kafa dengi arkadaş . anüs. * Yüreklilik. . büzgen büzgü * Kası larak vücuttaki herhangi bir deliğ i açan veya kapayan çember biçimindeki kasları n genel adı . * Toplanarak büzülmüş .). kuma ş ı n bollu ğ unu azaltan s ı k. * Dikiş te kumaş ı n bir ucundan istenilen yere kadar geçirilen bir ipliğ in çekilmesi ile olu ş an. s ı kı ş tı rarak veya kı vrı m yaparak bir ş eyin alan ı nı ve hacmini küçültmek. büzgülü * Büzgüsü olan. büyütüş * Büyütmek iş i veya biçimi. büzgüsüz * Büzgüsü olmayan.* Aş ı rı laş tı rma. * Büzmek iş ini birine yaptı rmak. büyüye kapı lmak (veya tutulmak) * yapı lan büyünün etkisinde kalmak. büzülerek dikilmiş olan. büzme * Büzmek iş i. * Korku. küçük kı vrı m.

karş ı lı ksı z. yaş -ca vb.diş eti ünsüzünü gösterir. para vermeden al ı nan ş ey. cabadan * Bedava olarak. huysuz ve ş irret (kadı n. fazladan. soluk-ça. C * Türk alfabesinin üçüncü harfi. Ca * Kalsiyum'un kı saltması . biz-ce. Ce adı verilen bu harf ses bilimi bak ı mı ndan ötümlü kat ı ş ı k diş . sen-ce vb. -ca / -ce. ayran içine hı yar veya marul doğ ranarak yapı lan. c. iş tah açı cı yiyecek. "kadar" anlam ı na zarf türetir: Bun-ca. cadalozla ş ma . ço ğ u kez sarı msaklı . büzüş mek * Büzülerek alan hacmini küçültmek. büzüş mü ş . * Elektrik kapasitesinin kı saltı lması . usul-cac ı k vb. * Bkz. büzüş me * Büzüş mek i ş i. * Karbon'un kı saltması . iyi-ce. cadaloz * Çok konuş an. günler-ce. onca vb. ben-ce. -ça / -çe * Sı fatlardan küçültme sı fatları türeten ek: Sarı ş ı n-ca. İ ngiliz-ce. binler-ce vb. -ça / -çe * Vurgusuz zarf eki: K ı sa-ca. açı k-ça. -ca / -ce.büzülüp oturmak (kalmak) * bir kenarda çekingen bir tavı rla oturmak. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde do sesini gösterir. üstelik. * Bir tür ot. sayı ca eş itlik bildiren zarflar türetir: Yüzy ı llar-ca. mert-çe vb. dil adlar ı türetir: Alman-ca. ev-ce. * Romen rakamları nda 100 sayı sı nı gösterir. bedava. kocakarı ). Rus-ça. aylar-ca. yavaş -çacı k. topluluk beraberlik anlatan zarflar türetir: Aile-ce. "tarafı ndan" anlamı na zarf türetir: Bakanlı k-ça. kı rı ş mak. hükümet-çe vb. Türkçe vb. "-a göre" anlam ı na zarf türetir: Onlar-ca.. sert-çe vb. baypas. esmer-ce. -cac ı k / -cecik * Zarf türeten ek (vurgusuz): hemen-cecik. köy-ce vb. "bak ı mı ndan" anlamı na zarf türetir: Para-ca. caba * Bir ş ey ödemeden. büzüş ük by-pass C * Büzülerek yüzey veya hacmi küçülmüş olan. cac ı k cac ı k * Yoğ urt. kı rı ş ı k. * Fazla olarak. büzülü ş * Büzülmek iş i veya biçimi.

cafcafl ı Caferî cağ ca ğ . cadı gibi davranmak. *Ş iîliğ in bir kolu ve bu koldan olan kimse. dolay ı sı yla meyve verimine engel olan asklı mantar (Taphrina cerasi). cav. çirkin. * Çok güzel göz. * saçı baş ı dağ ı nı k. * (korkulu bir durumda) baş ı nı al ı p gitmek. cad ı gibi cad ı kazan ı * dedikodunun. korkuluk. cadalozla ş mak * Cadaloz gibi davranmak.* Cadalozlaş mak iş i. huysuzluk. ihtiyar kadı n. * Ağ ı z kalabalı ğ ı ile bir ş eyi elde eden. kapamak. uzaklaş mak. cad ı * Geceleri dolaş arak insanlara kötülük etti ğ ine inan ı lan hortlak. * Gösteriş li. * Parmaklı k. cadde *Ş ehir içinde ana yol. caddeyi tutmak * herhangi bir sebeple bir yoldan geçiş i engellemek. fesadı n çok olduğ u yer. cad ı lı k * Cadı ya yakı ş ı r davranı ş . tı rnakları uzun ve pis kadı nlar için kullanı lı r. cad ı lı k etmek * huysuzluk etmek. * Huysuz.ş atafat. cad ı laş mak * (kadı n) Çirkinleş ip huysuzlaş mak. gürültülü patı rtı lı . cadalozluk * Cadaloz olma durumu. ş atafatlı . * Büyük bez veya deri torba. cafcaf * Gösteriş . fazla ş ı k. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı bitki hastalı ğ ı . * Bitki bakı ms ı zl ı ktan yabanîleş mek. ş irret. tehlikeli. * çok becerikli. cad ı laş ma * Cadı la ş mak iş i. cad ı süpürgesi * Emeçleri özellikle dal uçları ndaki kabuk altı nda sı kı bir ağ örerek çekirdekli yemiş ağ açları nı n çiçeklenmesine. * Karı ş ı k.

* Cahil olma durumu. -cak / -cek. caiz * Din. kabadayı lı k. deneysizlik yüzünden kusur iş leme. yap ı lı p iş lenmesine izin verilen. kuzu-cak vb. yerinde say ı lan. caka yapmak * gösteriş li davranmak. * Cahilce. cakac ı lı k . cahil * Öğ renim görmemiş . toyluk. * Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan. -çak / -çek * Küçültme isimleri türeten ek: Yavru-cak. bilgisizlik. duş . banyo vb. bilgisi olmamak. * Yazı da bir sözün olduğ u gibi tekrarlandı ğ ı nı göstermek için alt hizası na konulan t ı rnak biçimindeki noktalama i ş areti. caize *Ş airlerin kasidelerle övdükleri büyükler tarafı ndan kendilerine verilen bah ş iş . toyluk. azı k. fiyakalı durumda olmak. * Hamam. deneysizlik ve bu yüzden iş lenen kusur. töre veya baş ka bakı mdan iş lenmesinde. * gençlik. fiyaka. cahilâne cahilce cahiliye * Araplarda Müslümanlı ktan önceki ça ğ . cakac ı * Caka yapmayı seven. cahillik etmek * bilgisizliğ ini göstermek. cahiliyet cahillik * Cahillik. cahil kalmak * bilgi edinememek. okumamı ş . bilgisiz. toy (delikanlı veya kı z). çözgü makinesinde çözgü ipliğ i bobinlerinin desen ve renk sı rası na göre yerleş tirildiğ i ca ğ lı k sehpa. yakı ş ı k olan. * Cahil gibi. çalı m satmak. cahile yakı ş ı r (biçimde). yerlerde atı k suyun akmas ı nı sa ğ layan zemindeki delik. * Yol yiyeceğ i. uygun. caka satmak * gösteriş yapmak. * Gençlik. yapı lmas ı nda sakı nca olmayan. genç. yasa. * Dokumacı lı kta. banyo. çalı m. caka * Gösteriş . cahile yak ı ş ı r (biçimde). bilgisizlik.ca ğ * Lavabo. * Deneysiz.

cakalanmak * Caka satmak. calip Calvinci * Celp eden. * Çerçevelerde camı n yerleş tirilmesi için açı lan yiv. cam çivisi * Yaklaş ı k çapları 1 mm. * Kadeh. çekici. Calvincilik * Bkz. düzme. cam macunu * Camı yuvas ı na tutturmak ve yal ı tkanlı k sağ lamak amac ı ile kullanı lan bezir yağ ı ve üstübeç karı ş ı mı . * Cakası olmayan. cansı z. * Pencere. Kalvenci. elma. cakalanma * Caka satma. * arkası görünen. cakal ı cakas ı z calî * Yapmacı klı . ş effaf. hortumlar ı körelmi ş kelebekler familyası .5 cm arası nda değ iş en ince ve ba ş sı z tel çivi. boyları 1. cam * Soda veya potas katı lmı ş silisli kumun ateş te eritilmesiyle yapı lan sert. sahte. kayı n. cam resim * Renkli camları n kesilip birbirlerine kurş un çubuklarla bağ lanması ile yapı lan süs veya resim. * Bkz. meş e ve gürgen ağ açları na zarar veren. saydam. cam mozaik * Renkli taş parçaları yerine cam parçalar ı ndan yapı lan mozaik. cam evi * Cam takma iş leri yapı lan dükkân. çeken. kanatları cams ı . saydam ve çabuk k ı rı lı r cisim. caka ile yapı lan. cam gibi cam göz cam kanatl ı lar * Kurtçukları .5-2. * Cakası olan. tamahkâr. cam suyu . gösteriş li. içki. * Gözü takma olan. * Aç gözlü. * Tümü veya bir bölümü bu maddeden yapı lmı ş . Kalvencilik.* Cakacı olma durumu veya cakalı davranı ş . kavak. * (göz için) donuk. camcı . sı rça.

* Evin içini pencereden gözetleyen kimse. * Bir yeri. akrobasi. * At alı p satma veya yetiş tirme iş i. cambazl ı k * Cambazı n iş i veya mesleğ i. * Potas veya sodanı n kuvars ile eritilmesinden elde edilen. camadan * Çapraz düğ meli. at. * Dört köş e yelkenleri boğ arak yüzeylerini küçültme iş i. tehlikeli. akrobatlı k. * Yerde ve tel. camcı macunu * Cam ile çerçeve arası ndaki aral ı kları kapatmakta kullanı lan ve kaba üstübeçle bezir ya ğ ı ndan yap ı lan hamur. camcı * Cam ticaretini veya cam takmayı meslek edinmiş kimse.sı vı . * Hamamlarda soyunulan camlı yer. cambazhane * Cambazları n oyunları nı gösterdikleri yer. hileci. suyu bol. * Usta. becerikli kimse. cambaz akrobat. * Gözlük. üzerinde dengeye dayanan. camcı elması * Ucundaki küçük. heyecan verici gösterileri yapan kimse. dönebilen elmas parças ı ile camı çizerek kesmeye yarayan araç. vitrin. camadan ı fora etmek * bağ lar ı koyuverip kı sı lmı ş yelkeni açmak. * At alı p satan veya yetiş tiren kimse. cambul cumbul * (yemek için) Çok sulu. cam yünü * Çok ince. a ğ acı n böceklere ve ateş e direncini artı ran renksiz cam yuvası * Cam evi. * Kurnaz. hilecilik. * Osmanlı Devletinde atlı olan ve savaş larda padiş ahı n önünde dü ş mana kar ş ı ilk saldı rı ya geçen birlik. camadan vurmak * fazla rüzgâra karş ı yelkeni kasmak. satı lı kş eylerin sergilendiğ i camlı bölme veya yer. camadanl ı * Camadan giymiş olan. bükülebilir cam liflerinin oluş turduğ uı sı ve ses yalı tı mı nda kullanı lan madde. camekân . * Kurnazlı k. sergen. * Göstermelik. * Evin içini pencereden gözetleme. bir veya daha çok bölüme ayı ran cam bölme. camcı lı k * Cam alı p satma veya takma iş i. camlı k. * Ser (II). bisiklet vb. ipek veya s ı rma iş lemeli bir tür kı sa yelek.

* Camlamak iş i. boyu bir buçuk metre kadar olan. ama mihrab ı yerinde * yaş land ı ğ ı hâlde güzelliğ i bozulmamı ş (kad ı n). * Manda. * Deniz kı yı sı na yakı n yaş ayan. camı z cami cami * Toplayan. bir araya getiren. su sı ğ ı rı . k ı rmı zı çiçekler açan bir tür k ı na çiçe ğ i (Impatiens sultan ı ). camlanma * Camlanmak iş i. camia camit * Topluluk. * Cansı z. kömüş . . camlama camlamak * Cam geçirmek. * Müslümanları n hep birlikte namaz k ı lmak için toplandı kları yer. * Donmuş . cam takmak. camlanmak * Cam takı lmak. eti lezzetli bir tür köpek balı ğ ı (Galeius camgüzeli * Evlerde süs olarak yetiş tirilen. camla ş mak * Cama benzer duruma gelmek. camgöz canis). camekânl ı kutu * Televizyon. camekâns ı z * Camekânı olmayan. içinde bulunduran.camekânl ı * Camekanı olan (yer). zümre. camgöbe ğ i * Yeş ile çalar mavi renk. her ş eyi parçalay ı p dağ ı tmak. camla ş ma * Camlaş mak iş i. cami yı kı lmı ş . * Bu renkte olan. camı çerçeveyi indirmek * etrafı kı rı p dökmek. pembe. *İ çine alan.

* Güç. caml ı köş k * Saraylarda veya bahçelerde soğ uktan korunmak için camla örtülmü ş oda. özü. camsı * Cam gibi saydam. * Bektaş îlik ve Mevlevîlikte tarikat kardeş i. caml ı * Cam takı lmı ş . cams ı z can * Camı olmayan.camlatma * Camlatmak iş i. cama benzer. takatsizlik göstermek. * Çok içten. camlatmak * Cam taktı rmak. can dostu. camekân. can baş ı na sı çramak * çok korkmak. * Gönül. sevimli. camı olan. soğ uma sı rası nda billûrlaş mayı p biçimsiz olarak kat ı la ş mı ş durumu. caml ı k * Camlı çerçeve ile bölünmüş yer. salon. birey. *İ nsanı n kendi varlı ğ ı . can arkadaş ı * Bkz. can bayı lmak * iç geçmek. can al ı p can vermek * ölüm sı kı ntı sı ve acı sı içinde bunalmak. sebze gibi bitkileri dı ş etkenlerden korumak için yapı lmı ş küçük limonluk. can alacak nokta (veya yer) * bir ş eyin en önemli yeri. * Çiçek. ş irin. * Kiş i. hayat. sevilen. *İ nsan ve hayvanlarda yaş amayı sa ğ ladı ğ ı na ve ölümle vücuttan ayrı ldı ğ ı na inanı lan madde d ı ş ı varlı k. dirlik. * Yerin içinden yüze çı kan erimi ş sı cak maddelerin. can atmak can baş üstüne * istenilen ş eyin büyük bir memnunlukla yap ı laca ğ ı nı anlat ı r. * Yaş ama. . * Azrail. can al ı cı * En önemli. cam geçirilmiş . en çarpı cı . can acı sı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan ş iddetli acı . * Yakı nlı k duygusu belirten bir seslenme sözü.

kendi ba ş ı nı n kaygı sı na dü ş tüğ ü bir tehlike anı nı anlatı r. can cümleden aziz * insanı n kendisi herkesten önce gelir. can ci ğ er olmak * birbiriyle çok yakı n arkadaş olmak. can derdinde olmak * zor bir durumdan kurtulmaya çalı ş mak. bir ş eyin ya ş aması için en önemli araç. baş ba ş a * herkesin kendi canı nı n. can beslemek * kaygı sı zca yiyip içip rahatı na bakmak. can çeki ş mek * ölmek üzere bulunmak. bitmek. can ci ğ er kuzu sarmas ı * içli dı ş lı . can dayanmamak * bir ş ey karş ı sı nda insanı n dayanı klı lı ğ ı elden gitmek. pek içten (arkada ş ). can cana. can damarı na basmak * bir iş in en önemli yönü üzerinde durmak. içeceğ ini sağ lamak. can bunaltı sı * Aş ı rı üzüntü sebebiyle canı n sı kı lma. * birbirini seven iki kiş i bir arada yalnı z olarak. huyları ndan vazgeçirmek mümkün değ ildir. can çı kmayı nca (veya çı kmadan) huy çı kmaz * insanı al ı ş kanlı klar ı ndan. tükenmek. can ci ğ er * Çok yakı n.can beraber * Çok sevgili. can boğ azdan gelir (veya geçer) * insan yiyeceğ ine önem vererek güçlenebilir veya yemeden yaş amak mümkün de ğ ildir. * sona ermek. pek içten. can çeki ş mektense ölmek yeğ dir * bir iş te çeş itli sı kı ntı ve üzüntülerle kar ş ı la ş ı p olağ anüstü gayret harcamaktansa o iş ten vazgeçmek daha iyidir. * baş kas ı nı n yiyeceğ ini. can borcunu ödemek * ölmek. can çabası * varlı ğ ı nı kanı tlama amacı yla aş ı rı gayret. s ı kı fı kı . can derdine dü ş mek * ölüm korkusuna kapı lmak. candan. bunalma hâli. can damarı * En önemli veya hassas nokta. can dire ğ i .

can noktas ı * En önemli husus. * En duyarlı yer. hoş görünmek. alt ve üst kapakları arası nda dikili duran çubuk. can havli * ölüm korkusu. can kurban * Can feda. can korkusu * Bkz. sulu bir tür erik. can dostu * Pek içten dost. can gözdesi * Sevgili. can evinden vurmak * en etkileyici yönünden saldı rmak. öldürmeyi bile dü ş ünen dü ş man.. davranı ş lar karş ı sı nda söylenir. can eri ğ i can evi * Genellikle yeş ilken yenen sert. can korkusu * Ölüm korkusu. yürek. can olmak * sevimli.. can düş manı * Aş ı rı düş manlı k güden kimse.* Kemanı n içinde. can havli ile. vurgulanması gereken yer. can ku ş u * Ruh. * ölüm korkusundan doğ an güçlü bir tepki ile. can havli. güçlenmek. can kurban. s ı rdaş . can kalmamak * bitkin bir duruma gelmek. can gelmek * canlanmak. * Yüreğ in altı ndaki bölge. can kulağ ı * çok yakı n dost. can kulağ ı ile dinlemek * büyük bir dikkatle dinlemek. can kayg ı sı na düş mek * her ş eyden vazgeçip sadece kendi hayatı nı koruma veya kurtarma çabas ı nda olmak. gücü tükenmek. . can feda * Çok imrenilen iyi veya güzel ş eyler.

can yele ğ i * Bkz. can s ı kmak * bı kkı nlı k vermek. cana minnet saymak (veya bilmek) * bir lütuf olarak kabul etmek. can sohbeti *İ çtenlikle konuş an çok yakı n dostlar bir arada söyleş ip dertleş me. bunal ı m. can tahtas ı * Göğ üs kemiğ i. can s ı kı ntı sı * yapı lacak bir iş olmamaktan ve hiçbir ş eyle oyalanma imkân ı bulunamadı ğ ı için duyulan tedirginlik. * ruha güç vermek. can vermek * ölmek. can yakmak * zulmetmek. can pazar ı * Herkesin kendi canı nı n kaygı sı na dü ş tüğ ü ve kendini kurtarmaya çal ı ş tı ğ ı bir durum. cana * Sevgiliye hitap sözü. can sa ğ lı ğ ı *İ nsanı n sağ ve sağ lı klı olması . can yolda ş ı * Yalnı zlı ktan kurtulmak için birlikte yaş anı lan (kimse vb. * üzmek. üzücü. acı vermek. can s ı kı cı * Üzüntü yaratan. cana yakı nl ı k . cana yakı n * Sevimli. * bir ş eyi çok istemek.). cana can katmak * yaş ama gücünü art ı rmak. eziyet etmek. cankurtaran yeleğ i. * bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak. can sevecek bir ş ey * hoş a gidecek bir ş ey.can pahası na * canı nı vererek veya tehlikeye koyarak. * canlanması na yol açmak. cana k ı ymak * öldürmek.

canavarlı k * Canavar gibi davranma. samimî. * Köpek balı ğ ı . canavarlaş mak * Canavar gibi davranmak. sevgili. candan candan *İ çtenlikli bir biçimde. domuz gibi cana kı yan yaban hayvanı . yaramaz çocuk. *İ çtenlikle. zalim (kimse). * çok fazla. canca ğ ı z candan * Cancağ ı zı m sözünde sevgi ve teklifsizlik. tarı m bitkilerine zarar veren asalak bir bitki familyas ı .* Cana yakı n olma durumu. canan * Gönülden sevilen. tiz ses çı karan alet. candanlı k * Candan olma durumu. gönül verilmiş olan kadı n. canavar gibi * iri yarı . canavar düdüğ ü * Taş ı tlarda bulunan. kötü ruhlu. canavarca * Canavar gibi. * Acı acı ses çı karan ve uzaklara kadar tehlike iş areti vermek için kullanı lan düdük. gönülden. * (tasavvufta) Tanrı . canavar gibi olmak. * Acı ması z. ürkütücü bir durum almak. * Korkunç. canavar otu * Canavar otugiller familyası nı n örnek türlerinden olan ve kenevirle tütün köklerinin asalaklar ı ndan biri sayı lan çiçekli bitki (Orobanche ramosa). yürekten. * Kurt. ilgiyle. yı rtı cı hayvan. . *İ çten. cancağ ı zı isterse deyiminde ise önemsemezlik anlatı r. canavarlaş ma * Canavarlaş mak iş i. candan yürekten * içtenlikle. canavar kesilmek * hı rçı nlaş mak. canavar otugiller * Bitiş ik taç yapraklı iki çeneklilerden. * Haş arı . candan geçmek * ölmek. saldı rgan. canavara uygun düş en biçimde. istekle. canavar * Masallarda sözü geçen yabanî.

can ı ac ı mak * çarpma. arzulamak. can ı çı kası ca! * "büyük zarara veya kötülüğ e uğ rası n. * Bu biçimdeki gürültü. ince dokunmuş . can ı çı kmak * Türk müziğ inde çok az kullanı lmı ş bir birle ş ik makam. acı . taze ve sinirsiz yaprak. tüyler ürpertici. periş an olsun. can ı cana ölçmek * baş kas ı na yapı lacak ş eyi kendine yapı lacak gibi düş ünmek. * Karı ş ı klı k. sonucu acı duymak. rahatsı z olmak. ipekli kumaş . canfeza cangı l * Bkz. . tahammül etmemek. can ı çekmek * bir ş eyi istemek.candarma * Jandarma. ölsün" anlamları nda kullanı lan bir ilenme sözü. cangı l cungul * Hayvanlara takı lan çanları n veya baş ka maden eş yan ı n çı kardı ğ ı kaba sesleri anlatı r. can ı burnuna (veya burnundan) gelmek * bir ş ey yaparken çok zorluk çekmek. vurma vb. canfes gibi yaprak * (asma ve dut yaprakları için) ince. can ı cehenneme * sevilmeyen bir kimse için duyulan öfke ve nefreti bildirir. * aş ı rı duygulanmak. can ı cebinde * zayı f ahlâklı kimse. * üzülmek. parlak. can ı burnunda olmak * çok yorgun ve bezgin olmak. can ı çekilmek * (vücudun herhangi bir organı için) canl ı lı ğ ı azalı r gibi olmak. çok heyecanlanmak. cengel. canfes * Üzerinde desen bulunmayan. kulak tı rmalayan. tok. * Bu kumaş tan yapı lmı ş . can ı can ı na (veya içine) sı ğ mamak * sabı rs ı zlı k göstermek. * içi ezilmek. kargaş a. istek duymak. canh ı raş * Yürek paralayan. can ı ağ zı na (veya bo ğ az ı na) gelmek * büyük bir tehlike karş ı sı nda ölecekmiş gibi bir korkuya kap ı lmak.

can ı ile oynamak * tehlikeli iş lerle uğ ra ş mak. sabı rsı z. * çok yı pranmak. * yarı üzülmek. canı yerine gelmek. * büyük sı kı ntı ya düş mek. can ı yanan e ş ek attan yüğ rük olur * zarara veya kötülüğ e uğ rayan kimse acı sı nı çı karmak için aş ı rı çaba harcar. yarı öfkelenmek. * ölmek. ölüm dö ş eğ inde can çekiş mek. çok sevilen bir ş eye zarar gelecek diye kaygı lanmak. can ı sı kı lmak * içi sı kı lmak. can ı gelip gitmek * ayı lı p bayı lmak. * keyfi kaçmak. can ı pek * Acı ya. çok isteyerek. yapacak bir iş i olmamaktan tedirginlik duymak. can ı tez * Beklemeye dayanamayan. can ı yanmak * çok acı duymak. can ı gelmek * yeniden canlanmak. can ı isterse * (olumsuz bir cevap karş ı sı nda) "kabul etmezse etmesin!" anlamı nda kullanı lı r. can ı tatl ı * Sı kı nt ı ya ve acı ya katlanmak istemeyen. can ı istemek * heves duymak. . bir iş te zarar görmek. can ı gibi sevmek * çok güçlü bir sevgiyle bağ lanmak. * ac ı bir deneme geçirmek. can ı çı ksı n! * "ölsün. can ı gönülden (veya can ı yürekten) * içtenlikle. can ı ile u ğ ra ş mak * ağ ı r hasta olmak. * ümit ve ümitsizlik arası nda kalı p heyecanlanmak. gebersin" anlamı nda bir ilenme sözü. sı kı ntı ya karş ı dayan ı klı .* çok yorulmak veya çok zorluk çekmek. can ı gitmek * özen gösterilen. can ı sı kk ı n * keyfi kaçmı ş . can ı sa ğ olsun! * üzülmeye gerek olmadı ğ ı nı karş ı tarafa bildirmek için kullanı lı r.

can ı m! * hoş nutsuzluk anlat ı r. sağ lı ğ ı nı . * sevgi sesleniş i olarak kullanı lı r. * gücünden fazla iş görerek aş ı rı derecede kendini yormak. canı gönülden. can ı na kasdetmek * intihara kalkı ş mak. can ı na dü ş kün * kendine iyi bakan. kendine bakmadan ya ş amak. can ı na acı mamak * kendini düş ünmeden. bana göre hava hoş " anlamı nda kullanı lı r. can ı na kı ymak * acı madan öldürmek. * (ca:nı m) çok güzel. * birini öldürmeye hazı rlanmak. gücünü kazanmak. kendini koruyan. can ı na rahmet . can ı mı n içi *ş efkat veya sevgi sesleniş i. can ı na minnet * beklenilmeyen iyi bir durumla karş ı laş ı nca duyulan memnunlu ğ u anlatmak için söylenir. öldürmek. çok değ er verilen. can ı na okumak * berbat ve periş an etmek. canı m çı ksı n diyor sanmak * birinin en gönül okş ayı cı sözleri bile kendisine dokunmak. can ı mı sokakta bulmad ı m * tehlikeye veya herhangi bir sı kı ntı ya katlanmaya hiç niyetim yok. can ı yürekten * Bkz. can ı yok mu? * birinin katlandı ğ ı sı kı ntı yı ba ş kalar ı na örnek göstermek için söylenir. * ruhu ş ad olmak. can ı na geçmek. batmak.can ı yerine gelmek * yorgunluğ u geçmek. can ı m dese. sen bilirsin. can ı na değ mek * çok hoş lanmak. can ı na ezan okumak * bir kimsenin hakkı ndan gelmek. can ı n isterse! * "dilediğ in gibi olsun. * kendini öldürmek. can ı m ci ğ erim * içten bir sevgi sesleniş i. canı na iş lemek (veya canı na kâr etmek) * çok etkilemek.

çok yormak. hayranlı k veya öfke gibi türlü duygular anlatı r. can ı nı almak * (Tanrı ) öldürmek. can ı na yetmek * katlanamayacak duruma gelmek. neş esini kaçı rmak. bezmek. can ı nı sı kmak * keyfini bozmak. can ı nı vermek * kendini feda etmek. yı prand ı rmak. can ı nı burnundan getirmek * çok yormak. fazla çalı ş tı rmak. bı kmak. can ı nı diş ine almak (veya takmak) * her tehlikeyi göze alarak iş e giriş mek. * canı nı verdirecek kadar memnun etmek. can ı na tak demek (veya etmek) * dayanamaz duruma gelmek.* "Alllah rahmetini esirgemesin" anlamı nda kullanı lı r. can ı nı sokakta bulmak * sağ lı ğ ı korumak gerektiğ ini anlatan bir söz. * birini öldürmeyi istemek. * sı kı ntı ya sokmak. can ı nı çı karmak * hı rpalamak. can ı nı bağ ı ş lamak * öldürülmesi gerekirken vazgeçmek. can ı nı yakmak . çok sevmek. can ı nı (bir yere) dar atmak * bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sı ğ ı nmak. usanmak) * ölümü göze alacak kadar sı kı ntı içinde olmak. can ı na tükürdüğ ümün (veya üfürdüğ ümün) * kı zgı nl ı k ve öfke belirtir. can ı na susamak * ölmek istemek. can ı ndan bezmek (veya bı kmak. can ı ndan geçmek * ölmek için hazı r olmak. * hiçbir ş ey esirgememek. can ı nı cehenneme göndermek (veya yollamak) * öldürmek. * bir ş eye çok dü ş kün olmak. can ı nı acı tmak * birine acı vermek. sabrı kalmamak. can ı na yandı ğ ı m (veya yandı ğ ı mı n) * sevgi.

cani canice canilik canip * Yan. yanan veya batma tehlikesi ile karş ı karş ı ya kalan gemileri kurtarmaya yarayan gemi. parlak renkli. cankurtaran yeleğ i * Yelek biçiminde yapı lmı ş cankurtaran arac ı . * Cani olma durumu. fosforlu ş amandı ra. can ı nı n içine sokacağ ı gelmek * çok hoş lanmak. * bir kimseyi. caniye yakı ş ı r (biçimde). filika. cankurtaran ş amandı rası * Denize düş enlerin kolayca belirlenip kurtar ı lmaları için denize bı rakı lan ve kazaya uğ rayanları n bulup kendilerini göstermeleri için kullanı lan. cankurtaran yok mu! * ölüm tehlikesi karş ı sı nda yardı m isteme sözü. canice. çok sı kı ntı ve zarara sokmak. tehlikeden koruyan ve onları kurtaran kimse.* acı verecek biçimde cezalandı rmak. caniyane * Cani gibi. taraf. . * Havuz veya plâjda yüzme bilmeyenleri uyaran. cankurtaran sal ı * Deniz kazaları nda kullanı lmak üzere gemilerde bulundurulan sal. cankurtaran düdüğ ü * Cankurtaran çanı . ambülâns. cankurtaran * Hastahane veya kliniklere hasta veya yaralı taş ı maya özgü araç. büyük simit veya yelek biçiminde yap ı lmı ş araç. * Cani gibi. kı yacı . cankurtaran gemisi * Karaya oturan. cankurtaran kulübesi * Dağ geçitlerinde tipiden veya so ğ uktan korunmak icin sı ğ ı nak olarak yapı lmı ş kulübe. can ı nı n derdine düş mek * canı ndan baş ka bir ş ey düş ünemeyecek kadar s ı kı ntı da olmak. cankurtaran sandal ı * Deniz kazaları nda veya gemi batmak üzere iken insanları kurtarmaya yarayan motorlu. cankurtaran simidi * Suda boğ ulma tehlikesine karş ı kullanı lan ve sudan hafif maddelerden. cankurtaran çan ı * Tipili veya sisli havalarda sı ğ ı nacak veya yönelecek yeri yolculara. çok sevmek. kürekli sandal. gemilere belli etmek için kullanı lan çan (veya düdük). * Cinayet iş lemiş olan kimse.

* Etkinliğ i artmak. canl ı müzik * Gazino. * Kiş ileş tirme. etkinlik kazandı rmak. hayvan. canland ı rı cı * Canlı lı k veren. bir deri bir kemik kalmı ş kimse. * Heyecanla. canlı lı k kazandı ran. * Geçmiş bir olayı n geliş mesini ve sonucunu aynı biçimde yansı tarak sunma. canl ı * Canı olan. canlanma * Canlanmak iş i. canlanması na yol açmak. henüz ölmemi ş . . canlandı rı m * Ortada kalan kalı ntı lar ı na göre bir eserin ana tasar ı sı na uygun olarak yeniden çizimi. lokal vb. (birinin) kı lı ğ ı na girmek. * Yaş atmak. canland ı rmak * Canlanması nı sa ğ lamak. * Yoğ unluk. etkili. * Güçlü. canlanmak * Gücü artmak. canl ı model * Figürlerle süslü veya heykeltı ra ş lı kta yararlanı lan kadı n veya erkek. canland ı rı lmak * Canlandı rmak iş ine konu olmak. * Yaş ayı p yer değ iş tirebilen yaratı k. * Canlı lı k. var gücüyle. diri. yerlerde yemek sı rası nda bir veya birkaç müzisyenin çalgı ve sesleri ile parçalar ı seslendirmesi.cankurtaranlı k * Cankurtaran olma durumu. canland ı rı cı lı k * Canlandı rı cı olma durumu. * Geçmiş te yaş anan bir olay veya durum yeniden hatı rlanmak. canland ı rı lma * Canlandı rı lmak i ş i. * Depreş mek. canland ı rma * Canlandı rmak iş i. canl ı cenaze * Çok zayı f. yaş ayan. tazelik. hareketli. * Bir canlı resim veya ş ema filmi için hareketlili ğ i sa ğ layan tek tek resimleri yapan sanatç ı . dirilik getirmek. hareketlilik kazanmak. canl ı canlı * Diri diri. canla ba ş la * Seve seve her türlü yorgunluğ u göze alarak. hayat dolu. diri duruma gelmek. * Tek tek resimleri veya hareketsiz cisimleri gösterim sı rası nda hareket duygusu verebilecek biçimde düzenleme ve filme aktarma i ş i.

hareketlilik. * Çocukta bir düş ünce biçimi olarak bütün cisimlerin canlı olduğ una inanma. * Bağ ı ms ı z bir ruhî varl ı ğ ı n insanda ve doğ a nesnelerinde yerleş ik olduğ una inanan ilkel dinî görüş .canl ı özdekçilik * Evrenin temeli olarak düş ünülen maddenin canlı olduğ unu savunan doktrin. * Güçsüz. camit. cansı zlaş tı rmak * Cansı z duruma getirmek. cansı zlaş mak * Cansı z duruma gelmek. cansiparane * Canı nı verircesine. cansı z hedef *İ nsan ve hayvan dı ş ı nda kalan hedef. canl ı resim * Bir hareketi parçaları na ayı rı p bunları n elle yapı lan resimlerinin alı cı yla tek tek çevrilmesine dayanan ve gösterimde sürekli bir hareketi ortaya koyan film tekni ğ i. cansı zlaş ma * Cansı zlaş mak iş i. * Neş elilik. ölmüş . * Hareketsizlik. sönük. * Durgun. cansı z cansı z * Cansı z olarak. cansı zlı k * Cansı z olma durumu. alı cı yla tespit edildi ğ i anda yapı lan yayı n. *İ lgi uyandı rmayan. canl ı lı k * Canlı olma durumu. * Tek ve aynı ruhun fikrî ve organik hayat ı n ilkesi olduğ unu ileri süren öğ reti. * Canlı olmayan (varlı k). cansı z düş mek * hastalı k veya yorgunluk yüzünden bitkin bir duruma gelmek. canl ı yayı n * (televizyon ve radyo için) Daha önceden herhangi bir gereç üzerine tespit edilmemi ş . hilozoizm. canl ı cı lı k * Olup bitenin ruhlar alanı nı n gizli güçlerince yönetildi ğ ine inanan ilkel anlay ı ş . cantiyane * Kantiyane. cansı z gibi. cansı z * Canı nı yitirmiş . cansı zlaş tı rma * Cansı zlaş tı rmak i ş i. mecalsiz. capcanlı . özveriyle. animizm. * Bir diş in canlı dokusunu yok etmek.

carcur carcur cari * "Geli ş igüzel konuş mak" anlamı na gelen carcur etmek deyiminde geçer. haykı rmak. carlamak . carlama * Carlamak iş i. *İ ş gücü piyasası nda iş gücünün. ş arjör. car * Çağ rı . halayı k. cariyelik etmek * cariye gibi hizmet etmek. * Tehlike durumu. zar. her konuda efendisinin isteklerine ba ğ lı bulunan genç kadı n. cari masraf * Belirli bir dönemde yapı lan harcamalar. * Akan. cari para cari ücret cariye * Geçerli olan. yürürlükte bulunan para. yaygaracı . * Yabancı ülkelerden kaç ı rı lı p özgürlükten yoksun edilen. car etmek * nara atmak. ilân etmek. * Fermuar.* Çok canlı (bir biçimde). imdat. gürültülü bir biçimde (konuş ma). car * Bazı yerlerde kadı nları n kolları na örttükleri veya boydan boya örtündükleri çarş af. al ı nı p sat ı labilen. cariyelik * Cariye olma durumu. cari hesap *İ ki taraf arası nda sürüp giden alacak verecek iş lemlerinin tutulan hesab ı . yardı m. arz ve talebe göre belirlenen fiyatı . cariyeniz (veya cariyeleri) * eskiden. ilân. * Olagelen. carcar carcur * Bkz. * Geveze. yürürlükte olan. geçen. * aynı maksatla genç kadı nlardan söz edilirken onlar ı anlatan kelimelere bir unvan gibi getirilirdi. söz söylenen kimseye aş ı rı bir sayg ı göstermiş olmak için kadı nlar tarafı ndan "ben" zamiri yerine kullan ı lı rd ı . tellâl ile duyurma. car car * Çok ve yüksek sesle.

cart kaba kâ ğ ı t * yüksekten atana veya çalı mlı bir tavı r takı nana karş ı söylenen hafifseme ünlemi. * Çı rı lçı plak. * Yellenme. * Birdenbire ve gürültü ile. cart curt * Gerekli gereksiz yerde söylenen. örtüsüz. cavlak . cascavlak kalmak * bütün imkânları elinden alı nmı ş olarak ortada kalmak. cart curt etmek * göz korkutmak veya övünmek amacı yla abart ı lı konu ş mak. casus casusluk * Casus olma durumu. cav * Bkz. cascavlak * (ba ş için) Çok saçsı z. cart * Sert bir ş ey yı rt ı lı rken çı kan ses. casusluk etmek * casus olarak çalı ş mak. hiç tüyü olmayan. çağ (II). derme çatma. cart cart ötmek * kendini beğ enmi ş bir davranı ş la ve buyururcası na söz söylemek. hayk ı rmak. çaş ı t. *İ lân etmek. çaş ı tlı k. * Bir devletin veya bir kimsenin sı rları nı baş kası nı n hesab ı na öğ renmeyi üstüne alan kimse. carlı cars ı z * Carı (II) olmayan. cartayı çekmek * ölmek. nara atmak. önemsiz. cavalacoz * Değ ersiz. çok söylemek. duyurmak.* Bağ ı rarak konuş mak. * Carı (II) olan. cavla ğ ı çekmek * ölmek. carta cartadak cartadan * Cartadak. abartı lı söz. çok tüysüz.

*Ş iddetli. * Caydı rmak i ş i veya biçimi. gürültü. vazgeçirmek. cay ı rdatmak * (nesneler için) Sert. cay ı ş * Caymak iş i veya biçimi. cayd ı rı cı lı k * Caydı rı cı olma durumu. cay ı rdama * Cayı rdamak iş i. etkili olarak. cayd ı rmak * Cayması nı sağ lamak. caygı n * Vazgeçip iş in ard ı nı bı rakan. * Kavlamak. cay ı r cayı r * Bir cismin çabuk ve ş iddetle yandı ğ ı nı . vazgeçirilmek. kararı ndan döndürmek. cayd ı rı lmak * Cayması sa ğ lanmak. cavlama cavlamak cavlamak * Cavlamak iş i. yı rtı ldı ğ ı nı anlatmak için kullanı lı r. tüyünü dökmek. tüysüz. cay ı rdatma * Cayı rdatmak i ş i. cayd ı rı cı * Kararı ndan. çı plaklı k. çı plak kalmak. cavlakl ı k * Cavlak olma durumu. cayd ı rı ş cayd ı rma * Caydı rmak i ş i. cay ı rtı yı basmak (veya cayı rtı koparmak) * birdenbire bağ ı rı p çağ ı rmaya baş lamak. cay ı rdamak * (nesneler için) Ses çı kararak yanmak veya yı rtı lmak. gürültülü ses çı kartmak. * Ölmek. karar ı ndan döndürülmek. y ı rtı lma sesi. uzun.* Çı plak. cay ı rtı *Ş iddetli yanma. . sözünden döndürücü. cay ı rtı vermek * gürültü ile gözdağ ı vermek. dönek.

caz ı rdatmak * Cazı rdaması na yol açmak. caz ı rdamak * Caz diye ses çı karmak. * Fitneci. * Caz müziğ i çalan orkestra. caz tak ı mı * Caz müziğ i çalan orkestranı n bütün çalgı lar ı .cayma caymak caz * Caymak iş i. alı mlı lı k. cazibedar * Çekiciliğ i olma. cazibe kanunu * Yer çekimini belirten kurallar bütünü. vazgeçmek. cazibele ş me * Cazibeleş mek durumu. alı mlı . cazc ı cazc ı lı k cazgı r * Caz müziğ i çalan veya besteleyen kimse. albeni. * Baş langı çta Kuzey Amerika zencilerinin müzi ğ i iken sonraları bütün dünyada benimsenen bir müzik türü. caz ı rdama * Cazı rdamak iş i. * Çekim. cazibele ş mek . * Alı m. kararı ndan dönmek. * Cazgı r olma durumu. cazbant * Caz müziğ i çalan orkestra. cazgı rlı k caz ı r cazı r * (bir cismin kaynama ve yanması nı belirtirken) Güçlü ve sesli olarak. * Güreş ecek olan pehlivanları yüksek sesle izleyicilere tanı tan ve duaları nı okuyarak onları alana süren kimse. caz ı rtı cazibe * Cazı rdama sesi. * Sözünden. caz ı rdatma * Cazı rdatmak i ş i. * Cazcı nı n iş i veya mesle ğ i. çekicilik.

caziple ş mek * Cazip duruma gelmek. * Kucak çocukları nı . çekici. elveri ş li. caziple ş tirme * Cazipleş tirmek durumu. cazibesiz cazip caziple ş me * Caziple ş mek durumu. cazibeli * Çekici. alı mlı . cazur cazur * Bkz. *İ lgi uyandı ran. cazı r cazı r. * Kadmiyum'un kı saltması . alı mlı duruma gelmek. albenili. alı mlı . ağ ı rl ı ğ ı olan. * Çekici. Cb * Kolombiyum'un kı saltmas ı . cazibele ş tirmek * Çekici. albenili. * Önemli. caziple ş tirmek * Cazip duruma getirmek. cazipli caziplik * Cazip olma durumu.* Çekici. * Çekici olmayan. cc Cd CD Ce * Seryum'un kı saltması . ce ce * Türk alfabesinin üçüncü harfinin adı . * Yabancı devlet elçiliklerine ait arabaları n plâkaları nda kullanı lan kı saltma. cazlı cazsı z * Cazı olan. alı msı z. * Cazı olmayan. alı mlı duruma getirmek. . bebekleri eğ lendirmek için çı karı lan ses. * Kemanı n sı rt ve göğ üs tahtası nı iki yanı ndan C harfi biçiminde çenten oyuklar.

zorbalı k. çekiş mek. cebbar * Zorlayı cı . * Becerikli. Tanrı . cebin . parası z. * Kudret sahibi. cebi delik (kimse) * para tutmayan. * Bkz. züğ ürt. ce demeye mi geldin? * "Bu kadar az oturmaya mı geldin?" anlam ı nda kullanı lı r. * (tasavvufta) Allah'a varmanı n üçüncü basamağ ı . -ca / -ce (II). * Silâh. zorba. ceberut * Tanrı 'nı n her ş eyin üstünde olan kudreti. * Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yı ld ı z kümesi. * ("büyük kudret" anlamı ndan kayarak) Merhametsizlik. tart ı ş mak. cebi para görmek * parası yokken para kazanmaya ba ş lamak. cebelle ş me * Cebelleş mek iş i. açı k göz (kadı n). savaş sı rası nda t ı mar. cebeci * Yeniçeri ordusunda silâh yapan. cebel * Dağ . ekime elveriş li olmayan yer.-ce -ce * Bkz. cebi delik * Tutumlu olmayan (kimse). cebeli * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde. cebine indirme. * Acı ması z. -ca / -ce (I). * Ekilmemiş tarla. cebellezi * Hakkı olmayan bir ş eyi kendisine mal edip cebine koyma. * Aynı dönemde illerdeki atlı inzibat kuvveti. onaran ve bakı mı ile görevli bulunan. savurgan. savaş ta ordunun silâh ve cephanesini ulaş tı ran yaya kapı kulu ocakları ndan bir sı nı f asker. cebelle ş mek * Uğ raş mak. münakaş a etmek. cebellezi etmek * cebine indirmek. zeamet sahiplerinin dirlikleri oranı na göre yanları nda götürmekle yükümlü bulundukları atlı asker. merhametsiz. cebe * Zı rh. boş toprak. zorba. * Sahipsiz.

cebirsel * Cebirle ilgili. fatalizm. cebir kullanmak * bir iş i yaptı rmak için zora baş vurmak. koaptör. cebir cebir * Zor. cebirsel formül * Cebirsel deyim. cebriye * Yazgı cı lı k. zorlayı ş . cebire * Kı rı k kemikleri yerinde tutmak için kullanı lan tahta. üzeri bezle kaplanan levha. cebretmek * Zorlamak. kadercilik. zoraki. cebrinefs * Kendini zorlama. zor kullan ı larak yaptı rı lan. cebrî * Zorla yapı lan. kendini tutma. süyek. cebren cebretme * Cebretmek iş i. cebirsel ifade * Cebirsel deyim. bunlara bağ lı bir büyüklük ölçüsünü çı karmak için gerekli i ş lemleri gösteren ve birbirine cebirsel iş aretlerle bağ lanan harf ve sayı lar bütünü. cebini doldurmak * karş ı la ş tı ğ ı elveriş li durumlardan yararlanarak bol para kazanmak. * Alı n. cebinden çı karmak * ondan çok üstün olmak. mukavva veya tenekeden yapı lmı ş . cebirsel deyim * Bilinen veya bilinmeyen büyüklük ölçüleri üzerinde. * Artı ve eksi gerçek sayı larla. bunları n yerini tutan harfler yard ı mı yla nicelikler aras ı nda genel bağ lantı lar kuran matematik kolu. yüz. cebrî yürüyüş * Bir yere kuvvet yetiş tirmek veya düş mandan önce varmak için yapı lan s ı kı yürüyü ş . ceddine lânet (veya yedi ceddine lânet!) * "soyun sopunla birlikte Tanrı cezanı zı versin!" anlamı nda ilenme bildiren söz. .* Korkak. zor kullanarak. cebine indirmek (veya atmak) * (para için) hakkı olmadı ğ ı hâlde kendine mal etmek. * Zorla.

bir çı rp ı da. * Yeni. * Çok sı kı ntı lı yer. bravo" veya "Tanrı senden raz ı olsun" anlamı nda kullanı lı r. eziyete katlanmı ş veya katlanan. eziyet. cehennem azab ı * Cehennemde uğ ran ı laca ğ ı na inan ı lan ceza. cehennem gibi * çok sı cak. cehennem * Dinî inanı ş lara göre. cehdetme * Cehdetmek iş i. kötülük yapanlar ı n öldükten sonra ceza görecekleri yer. cehennem hayat ı * Büyük sı kı ntı ve üzüntülerle dolu ya ş ay ı ş . eziyet. * Sı kı nt ı ya. cehdetmek * Çalı ş ı p çabalamak. cefa etmek * üzmek. . cehennem kütü ğ ü * Cehennemde yanmaya yaraş ı r kimse. cefalı . cefakâr * Cefalı . üzgü. Cedî cedit cedre * Guatr. sı kı ntı çekmek.ceddine rahmet! * "aferin. cefake ş cefalı * Cefa çeken. sı kı ntı ya katlanan. cehalet * Bilgisizlik. * Çok büyük sı kı ntı . cefaya katlanmak * sı kı ntı veya üzüntüyü sabı rla kar ş ı layı p tahammül etmek. ceffelkalem * Hiç düş ünüp taş ı nmadan. cefa * Büyük sı kı ntı . guş a. bilmezlik. cefa çekmek (veya görmek) * üzüntü. eziyet etmek. * Oğ lak burcu. tamu.

ipek gibi ş eyleri eğ irip iplik durumuna getirmeye yarar araç. genellikle önden dü ğ meli. cehennemin bucağ ı (veya dibi) * çok uzak yer. cehennem zebanisi * Zalim. cehennemi boylamak * (sevilmeyen kimse için) ölmek. çabalama. * Aş ı rı üzüntü ve s ı kı ntı çekilen yer hâlini almak. * Kök boyası gillerden. havaya dayanı klı . cehennemlik * Öldükten sonra yerinin cehennem olacağ ı sanı lan. iğ . kabuk veya odunundan güzel kı rmı zı renk elde edilen bir kök (Rhamnus infectorius).cehennem ol * defol!. cehennemî * Cehennemle ilgili. ceket ceketatay * Erkeklerin ve kadı nları n giydiğ i. cehennemin dibine gitmek * (kı zı lan kimse için) defolup gitmek. * Bkz. * Üzücü. meyve. bilmezlik. * Hamamı n ocağ ı . kollu giysi. cehil cehre cehri * Bilgisizlik. kalçayı örten. cehenneme lâyı k (kimse). -cak / -cek. ceht -cek * Bkz. cehennemleş mek * Cehenneme dönmek. cehenneme kadar yolu var * "defolsun. yün. yakı cı . * Pamuk. * Modern ekmek fı rı nları nda ateş in bulunduğ u en sı cak bölüm. cehennem gibi. cehennem taş ı * Gümüş ün nitrik asitte ergitilmesiyle elde edilen. . Jaketatay. istediğ i yere kadar gitsin. külhan. * Çaba. cehennem olmak * defolmak. cehennemleş me * Cehennemleş mek durumu. acı ması z kimse.ı ş ı kta bozulmayan beyaz kristal. korkum yoktur" anlamı nda sövme.

sı ğ ı r gibi kesilecek hayvanlar ı n ticaretini yapma iş i. aş ikâr. kı zmak. kı zg ı nlı k. kolaylı kla suç iş leyen. Celâlî *İ lk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde ortaya çı kı p devlete isyan eden Bozoklu Derviş Celâl'in adamları na ve ondan yana olanlara. cilâlı . * Açı k. * Parlak.celâdet celâl * Yiğ itlik. keçi. Celâlîlik * Celâlî olma durumu. celp . keçi. kahramanlı k. coş kun. sı ğ ı r gibi kesilecek hayvanlar ı n ticaretini yapan kimse. zalimlik. sonralar ı da türeyen bütün eş kı yaya verilen ad. * Avcı çantası . celeplik celî * Koyun. * Tanrı 'nı n sı fatları ndan biri. İ brahim Pa ş a ve Edirne sarayları na alı nı p türlü devlet hizmetleri için aday olarak yeti ş tirilen genç. * Acı ması z. celî yazı * (Arap harfleriyle) Uzaktan okunacak biçimde istif edilmiş iri sülüs levha yazı sı . * Katı yüreklilik. * Büyüklük. celâllice celbe celep * Koyun. kat ı yürekli. * Hı rç ı n. celâllenmek * Öfkelenmek. celâlli * Sert ve öfkeli (kimse). ululuk. celâlliye benzer. * Celâlli gibi. cellât gibi * acı ması z. ulu. * Öfke. Galata. celâllenme * Celâllenmek iş i. * Topkapı . cellâtl ı k * Cellâdı n görevi. celil * Çok büyük. cellât * Ölüm cezası na çarptı rı lanlar ı öldürmekle görevli olan kimse. zalim.

* Getirtme. çağ rı belgesi. celse * Oturum. cemaatle ş mek * Cemaat hâline gelmek. cemaate uymak * içinde bulunulan bir topluluğ a uyarak davranmak. cemaatle namaz k ı lmak * imama uyarak namaz kı lmak. cem'an * Cansı zlar. cemaat ne kadar çok olsa (veya cami ne kadar büyük olsa) imam gene bildiğ ini okur * bir yetkili kimse. çağ rı belgesi. cemaatimüslimin * Müslüman halk. * Askerlik ödevini yapmaya çağ ı rma. * Mahkeme tarafı ndan dava edene. celp etmek * kendine çekmek. cemaatli * Cemaati olan. celpname. edilene veya tanı klara gönderilen ça ğ rı belgesi. celseyi açmak * oturumu açmak. çevresindekilerin düş üncesi ne olursa olsun kendi istediğ ini yapmaya çalı ş ı r. cemaatsiz * Cemaati olmayan. * getirmek. celpname * Celp kâğ ı dı . kendi üzerine çekme. * Bir dinden veya bir soydan olanları n topluluğ u. celp kâğ ı dı * Çağ rı kâğ ı dı . cemaat * Bir imama uyup namaz kı lan kiş iler. celseyi tatil etmek * oturuma ara vermek. *İ nsan kalabalı ğ ı . . cemaatle ş me * Cemaatleş mek iş i veya durumu. cemaatsizlik * Cemaatsiz olma durumu. cemadat cemal * Yüz güzelliğ i. cansı z varlı klar.

* Topluluk. (bir ş eyin) hepsi. hançer. * Toplama. çokluk. * Bir olayı veya ki ş iyi kutlama amac ı yla bir araya gelen topluluk. hepsi. cem'an yekûn * Toplam olarak. * (kadı n için) Güzel. cembiyesiz * Cembiyesi olmayan. * Tanrı 'nı n sı fatları ndan biri. * Gönül alı cı davranı ş . toplam olarak. hep. çokluk hâline getirmek. bir araya getirmek. * Birbirine uygun veya zı t anlamlı kelimeleri tenasüp veya tezat sanatları yoluyla bir araya getirme. cemaziyülevvel * Ay takviminin beş inci ay ı . büyük tövbe ay ı . cemiyet * Dernek. geçmiş teki kötü bir yönünü veya kötü durumunu bilmek. * Düğ ün. cemaziyülâhı r * Ay takviminin altı ncı ayı . cembiye * Bir çeş it eğ ri kama. küçük tövbe ayı . . cemetmek * Toplamak. cemil cemile cemilendirme * Çoğ ulland ı rma iş i. cembiyeli * Cembiyesi olan. hepsinin tamamı . * (erkek için) Güzel.* Toplayarak. cemilenmek * Çoğ ullanmak. cemetme * Cemetmek iş i. cemi * Bütün. * Çoğ ul. cemilenme * Çoğ ullanma i ş i. * Toplama. cemilendirmek * Çoğ ulland ı rmak. cemaziyülevvelini bilmek * bir kimsenin herkesçe bilinmeyen. (bir ş eyin) tümü. toplum.

* Kol. cenaze duası * Cenaze defnedilirken okunan dua. * Savaş düzenindeki ordunun iki yan ı ndan her biri. cenaze namaz ı * Cenaze gömülmeden önce musalla taş ı nı n üstüne konan tabutun önünde kı lı nan namaz. cenaze levazı mat ı * Ölünün kefenlenmesi sı rası nda gerekli olan malzemeler. cenap cenaze cenderele ş me . pazı . Tanrı . cenaze töreni * Cenaze namazı ndan mezara kadar yapı lan dinî tören. cenbiye * Ağ zı eğ ri bir tür Arap bı çağ ı . cendere * Bir ş eyi sı kmak. cenazeyi kaldı rmak * ölüyü gömmek üzere götürmek. gömmek. ezmek gibi i ş lerde kullanı lan mekanizma. * Kefenlenip tabuta konmuş . derli toplu. * Cenaze töreni. * Yan. dağ ı nı k olmayan. cenaze alayı * Ölüyü kaldı rma töreni veya bu törende yer alan veya cenazeyi izleyen topluluk.cemiyetli cemre yükseliş i. Cenabı hak * Allah. *Ş ubat ay ı nda birer hafta aralı klarla önce havada. onur ve büyüklük anlam ı yla kullanı lı r. * Cemiyet içinde geçen. kötü. taraf. sonra suda ve en sonra toprakta oluş tuğ u sanı lan sı cakl ı k cemre düş mek * sı cakl ı k yükseliş i o hafta içindeki günde baş lamak. cenaze gibi * benzi sararmı ş . cenaze merasimi * Cenaze töreni. hoş lanı lmayan kimse veya ş ey. cenah * Kuş kanadı . cenabet * Cünüp. * Saygı . * Pis. pres. * Manevî baskı . gömülmeye hazı rlanm ı ş insan ölüsü.

cenkle ş me * Cenkleş mek iş i. çeki ş me. kavgacı . cenk * Savaş . cenkle ş mek * Savaş mak. mücadele etmek. cenkçi cenkçilik * Savaş çı . cendereye sokmak * manevî baskı altı na almak. uğ ra ş . * Büyük çaba. cennet bal ı ğ ı giller * Kemikli balı kla r takı mı nı n kefallar alt takı mı na giren bir familya. mavi ye ş il zemin üzerine bak ı r rengi çizgili tropikal balı k (Macropodus viridiauratus). öldükten sonra sonsuz bir mutluluğ a kavuş acakları yer. dövüş çülük. cengâver * Savaş çı . savaş kanlı k. * Atı ş mak. Cenevizli * Ceneviz (bugünkü Cenova ş ehri) Cumhuriyeti halkı ndan olan kimse. huzur veren yer. cenderele ş mek * Manevî baskı altı nda mücadele etmek. .* Cendereleş mek iş i. cengâverlik * Savaş çı lı k. dövü ş çü. çeki ş mek. kavga. kavga. * Ana rahminde doğ ma zamanı nı tamamlayamam ı ş veya vaktinden önce düş mü ş çocuk. iyilik yapanları n. cengel cenin * Otlarla ve s ı k ağ açlarla örtülü geniş Hindistan ormanları na verilen ad. cenk etmek * savaş mak. savaş kan. günahsı zları n. cennet * Dinî inanı ş lara göre. uçmak (II). *İ yi dövü ş en. cengâverce * Cengâvere yakı ş ı r biçimde. * Çok güzel. * Cenkçi olma durumu. münakaş a etmek. cennet bal ı ğ ı * Cennet balı ğ ı gillerden. ceninisak ı t * Düş ük. vuru ş kan.

bakı mlı (yer). görgülü. * (ölmüş kimse için) Yeri cennet olan. * Güneyli. centilmenlik * Centilmen olma durumu. cennet taamı * Tadı çok güzel olan yemek veya yiyecek. cennete dönmek * güzel. * Henüz pek küçükken ölen bebek. cennetmekân. güzel bir yer durumuna getirmek. cennet ku ş u * Cennet kuş ugillerden. cennet ku ş ugiller * Omurgalı hayvanlardan kuş lar sı nı fı nı n bir familyası . . rahat yaş anı lı r. cenubî cenup cenuplu * Güneyle ilgili. centilmence * Centilmene yakı ş ı r (bir biçimde). * Güney.cennet biberi * Zencefilgillerden karabiber tadı nda bir bitki. bakı mlı bir yer durumuna gelmek. güney. cennetleş me * Cennetleş mek durumu. * Cennetin güzellikleriyle donanmak. cennetmekân * Cennetlik. tüyleri güzel renkli bir kuş (Paradisea apoda). centilmen *İ yi arkadaş lı k eden. * Centilmene yakı ş ı r davran ı ş . ancak tarafları n kar ş ı lı klı güvenlerine dayanan sözlü antla ş ma. centilmenlik antlaş ması * Hukukî ve resmî olmayan. güneye özgü olan. cennetleş mek * Cennet durumuna girmek. cennet gibi * güzel. cennet öküzü * Yüreğ i temiz ama budala denecek kadar saf kimse. saygı lı . alı mlı kadı n. * Güzel. kibar (erkek). bakı mlı . cennetlik * Öldükten sonra yerinin cennet olacağ ı na inanı lan (kimse). cennete çevirmek * temiz.

cep sözlüğ ü * Cepte taş ı nabilecek ve günlük ihtiyaca hemen cevap verebilecek küçük sözlük. cephanelik * Cephanenin saklanması na yarar kapalı ve korunmuş yer. cep harçlı ğ ı * Bir kimseye ufak tefek gündelik harcamaları karş ı laması için verilen para. cep feneri * Pille çalı ş an ve cepte taş ı nan küçük fener. cep defteri * Cebe sı ğ abilecek büyüklükteki defter. cep harçlı ğ ı nı çı karmak * günlük masrafı nı karş ı layacak kadar kazanç sahibi olmak. çökertme. cep kitabı * Cepte taş ı nacak. * Ateş li silâhlarla atı lmak için hazı rlanan her türlü patlayı cı madde. cepçi * Yankesici. * Trafiğ i kolaylaş tı rmak için yaya kaldı rı mları nda veya yollarda yapı lan cep biçimindeki ta ş ı t yanaş ma yeri. cebe girecek biçimde küçük kitap. cephe açmak * savaş olmayan bir bölgede. cep televizyonu * Çok küçük boyutları olan veya cebe sı ğ abilecek küçüklükteki televizyon. taraf. * Kablosuz telefon. alnaç. cep telefonu * Cebe sı ğ abilecek küçüklükte olan. ta ş ı nabilir.cep * Genellikle bir ş ey koymaya yarar. giysinin belli bir yeri açı larak içine yerleş tirilen astardan yapı lmı ş tor