Büyük Türkçe Sözlük

Sürüm No: 1.0 Açı klama Farabi

(veya a ğ zı nı n içine) bakmak * ne söyleyeceğ ini beklemek. * onun sözüne göre davranmak. ... (bir) hâl almak * bir duruma gelmek. ... canl ı sı * düş künü. ... damgası nı vurmak * (biri için) kötü bir yargı ya varmak. ... -e kuvvet * herhangi bir ş eye a ğ ı rl ı k verildi ğ inde kullanı lı r. ... f ı rı n ekmek yemesi lâzı m * bir duruma eriş mek için pek çok emek vermesi, çalı ş mas ı gerekir. ... gözüyle bakmak * yerine koymak. ... ile beraber * ile birlikte. ... kim ... kim * yakı ş tı rı lan ş eyin uygunsuzlu ğ unu belirtmeye yarar. ... olsun, ... olsun, * sözü geçen her ş ey. ... süsü vermek * gerçeğ e ayk ı rı olarak, kendisinde veya herhangi bir ş eyde üstün bir nitelik veya değ er varm ı ş gibi göstermek. ... ziyafeti çekmek * herhangi bir ş eyi en iyi biçimde baş armak, herhangi bir yönüyle doyurmak. ...-a veya ...-e gelince * sı ra gelince anlam ı na gelerek bir konu bittikten sonra sözü baş ka bir konuya geçirmeye yarar. * ayrı cal ı k gösteren bir dü ş ünceye geçildi ğ ini anlatı r. ...-a, ...-ya getirmek * birini bir duruma getirerek istediğ i gibi davranmak. ...-den eylemek * yoksun bı rakmak. ...-ı nda / ...-inde değ il * bir ş eyin söylenen niteli ğ ine önem vermeyi anlatı r. ...i tutmak * bir iş i yapacağ ı ve göreceğ i o zamana rastlamak. ...ikinci plâna düş mek * bir kimsenin veya topluluğ un gözünde eski önemini, değ erini yitirmek.

...ile beraber * -dı ğ ı / -diğ i anda. * -dan / -den baş ka. * -dı ğ ı / -diğ i hâlde. ...-ması yla, ...-mesi bir olmak * aynı anda, çabucacı k, birden. ...maya veya ...meye görsün (veya gör) * söz konusu fiilin doğ uraca ğ ı sonuca kesinlik kazand ı rmak için kullanı lı r. ...n ı n resmidir... * bir durumun olacağ ı kesin ve bellidir. 19 May ı s 30 A ğ ustos * Zafer Bayram ı . a a * (a:) Ş aş ma, hat ı rlama, sevinme, acı ma, üzülme, kı zma gibi duyguları güçlendirir, cümlenin baş ı nda veya sonunda kullanı lı r. a/e * Çekimli fiilin sonuna gelerek anlamı pekiş tirir. -a- / -e-a / -e -a / -e *İ simden fiil türeten ek. * Yönelme durumu eki: dağ a, eve, yola, öne. Ünlü ile biten isimlerden sonra araya y sesi girer. * Seslenme bildirir.

* Fiilden zarf türeten ek: yaza yaza, gide gide, koş a ko ş a, dü ş e kalka, güle oynaya. Ünlü ile biten fiillerden sonra araya y sesi girer: ya ş aya yaş aya, bekleye bekleye, okuya okuya, yürüye yürüye. Bu ek göre, kala, geçe, sapa örneklerinde kal ı plaş mı ş tı r. a, A

* Türk alfabesinin birinci harfi, ses bilimi bakı mı ndan kalı n ünlülerin düz ve geni ş olanı nı gösterir. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde lâ sesini bildirir. * Su. * Yünden, dövülerek yapı lan kalı n ve kaba kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş yakası z ve uzun üstlük. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan. * Eskiden derviş lerin giydiğ i abadan yapı lmı ş , önü aç ı k hı rka. * Abla. * Anne.

ab aba

aba altı ndan değ nek (sopa) göstermek * yumuş ak görünmekle birlikte yine de gözünü korkutmak. aba gibi * (kumaş için) kaba ve kalı n.

aba güre ş i * Aba giyilerek ve bele kuş ak bağ lanarak yapı lan bir tür güreş . aba vakti yaba, yaba vakti aba * kiş i, ihtiyaçları nı vaktinden önce ve ucuz olduğ u zaman karş ı lamal ı dı r. abac ı * Aba yapan veya satan kimse. * Abadan giyecek yapan veya satan kimse. * Bedavacı , asalak. abac ı kebeci, ara yerde sen neci? * "anlamadı ğ ı n bu iş e ne karı ş ı yorsun?" anlamı nda kullanı lan bir söz. abac ı lı k * Aba yapma veya satma iş i. * Abadan giyecek yapma veya satma iş i. abadî * Kalı nca ve açı k saman renginde, yar ı mat bir yazı kâğ ı dı türü. abajur * Iş ı ğ ı bir yere toplamak, doğ rudan doğ ruya gözlere vurmas ı nı önlemek için kullan ı lan lâmba siperi. * Genellikle üzeri siperli masa lâmbası veya ayaklı lâmba. * Abajur yapan veya satan kimse.

abajurcu

abajurculuk * Abajurcunun iş i veya mesle ğ i. abajurlu abaküs * Sayı boncu ğ u, çörkü. abal ı * Abas ı olan, aba giymiş olan. * Abajuru olan.

aband ı rma * Abandı rmak iş i. aband ı rmak * Bir kimsenin bir yere abanması nı sağ lamak. * Bir hayvanı yere çöktürmek. abandone * Dövüş emeyecek duruma gelen (boksör). abandone etmek * dövüş emeyecek duruma getirmek. abandone olmak * dövüş emeyecek duruma gelmek. abanî * Sarı mt ı rak dallı nakı ş larla iş lenmi ş bir tür beyaz, ipek kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş . * Abanmak iş i.

abanma

abanmak

* Eğ ilerek bir ş eyin, bir kimsenin üzerine kapanmak. * Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. * Bir ş eyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. * Birine yük olarak onun sı rtı ndan geçinmeye bakmak. * Abanozgillerin ağ ı r, sert ve siyah renkli tahtası .

abanoz

abanoz gibi * çok sert. abanoz kesilmek * sertleş erek dayanı klı lı ğ ı artmak. * kirden matlaş mak, rengini kaybetmek. abanozgiller *İ ki çeneklilerden, sı cak ülkelerde yetiş en ve kerestesine abanoz denilen bir bitki familyası . abanozlaş ma * Abanozlaş mak durumu alma. abanozlaş mak * Ağ aç ve benzeri maddeler uzun süre suda kalarak kararmak. * (insan) uzun süre güneş te kalarak kararmak, yanmak. abart ı abart ı cı * Bir ş eyi oldu ğ undan büyük veya çok gösterme huyunda olan (kimse), abartmacı , mübalâğ acı . abart ı cı lı k * Abartı cı olma durumu, abartmacı lı k, mübalâ ğ acı lı k. abart ı lı * Olduğ undan fazla gösterilen, mübalâğ alı . * Abartma, mübalâğ a.

abart ı lma * Abartı lmak iş i. abart ı lmak * Abartmak iş ine konu olmak, mübalâ ğ a edilmek. abart ı sı z abart ı ş abartma * Olduğ undan fazla gösterilmeyen, mübalâğ ası z. * Abartmak iş i veya biçimi. * Abartmak iş i, mübalâ ğ a.

abartmac ı * Abartı cı , mübalâğ acı . abartmac ı lı k * Abartı cı lı k, mübalâğ acı lı k. abartmak * Bir ş eyi oldu ğ undan büyük veya çok göstererek anlatmak, mübalâğ a etmek.

abartmal ı * Abartı lmı ş , mübalâğ alı . abartması z * Abartı lmamı ş , abartmadan, mübalâğ ası z. abası z aba ş o * Alt, alttaki, aş ağ ı . * Gemiyi baş tan veya kı çtan halatla karaya bağ lama. abat * Bayı ndı r, mamur. *Ş en, rahat. abat etmek * mamur etmek, rahata kavuş turmak, zenginleş tirmek, gönendirmek. abat eylemek * abat etmek. abat olmak * mutlu olmak, rahata kavuş mak, gönenmek. abay ı sermek * bir yere teklifsizce yerleş mek. abay ı yakmak * gönül vermek, tutulmak, âş ı k olmak. Abaza Abazaca abazan * Kuzeybatı Kafkasya'da ya ş ayan bir halk ve bu halka mensup olan kimse. * Abazalar tarafı ndan kullanı lan dil. * Karnı aç olan (kimse). * Uzun süre kadı ns ı z kalan (erkek). * Abası olmayan, aba giymemiş olan.

abazan kalmak * uzun süre cinsel iliş kide bulunmamak, kad ı ns ı z kalmak. abazanlı k * Abazan olma durumu. Abbas yolcu * yola çı kacak kimse. Abbasî * Abbas bin Abdülmuttalib soyundan gelen, Bağ dat merkez olmak üzere Ön Asya ve Kuzey Afrika'da 7501258 tarihleri aras ı nda hüküm süren sülâle. abd * Kul. * Köle. * Safevîler devrinde İ ran'da yaş ayan Türk oymakları ndan biri.

Abdal

* Anadolu'da yaş ayan birtakı m oymaklara verilen ad. abdal * Eskiden bazı gezgin derviş lere verilen ad. * Dilenci kı lı klı , üstü baş ı periş an kimse. * Bkz. aptal. abdala malûm olur * bir ş eyin olacağ ı nı önceden sezen kimseler için ş aka yollu söylenir. abdallı k * Abdal olma durumu. abdest * Müslümanları n, baz ı ibadetleri yapabilmek için el, ağ ı z, burun, yüz, kol, ayak yı kama ve baş a, enseye ı slak el gezdirme, kulağ ı temizleme biçiminde yaptı kları ar ı nma. *İ drar yapma ve kalı n bağ ı rsağ ı boş altma. abdest almak * abdest yoluyla arı nmak. * namaz kı lmak için gerekli y ı kama kuralları nı yerine getirmek. abdest bozmak * ayak yoluna gitmek. abdest bozulmak * yeniden abdest alma gereğ i ortaya çı kmak. abdest tazelemek * yeniden abdest almak. abdestbozan *Ş eritgillerden, vücudu yassı , birbirine kenetlenmiş boğ umları bulunan ve bazı sı metrelerce boyda olan bir bağ ı rsak asala ğ ı , tenya, ş erit. abdestbozan otu * Gülgillerden, siyah ve yeş il boya ç ı karı lan bir bitki (Poterium spinosum). abdesthane * Abdest bozacak yer, ayak yolu, tuvalet. abdesti gelmek (veya olmak) * abdest bozmaya ihtiyaç duymak. abdesti kaçmak * abdest bozma ihtiyacı varken yok olmak. abdestinde namazı nda * dindar. abdestinden ş üphesi olmamak * yaptı ğ ı iş te kusuru olmad ı ğ ı nı kesin olarak bilmek. abdestini vermek * azarlamak. abdestli abdestlik * Abdest almı ş bulunan veya abdesti bozulmamı ş olan. * Abdest alı nacak yer. * Abdest alı nı rken giyilen ve kolsuz hı rkaya benzeyen bir tür giyecek.

* Abdest almaya yarayan. abdestsiz * Abdest almamı ş veya abdesti bozulmuş olan. abdestsiz yere basmamak * din buyrukları na titizlikle uymak. abdiâciz * Alçak gönüllülük bildirmek üzere "ben" yerine kullanı lı r.

abdülleziz * Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yeti ş en çok yı ll ı k ve otsu bir bitki (Cyperus esculentus). * Bu bitkinin yemiş gibi yenilen, tatlı ve ya ğ lı ürünü. abece * Bkz. alfabe.

abece sı rası * Bkz. alfabe sı rası . abecesel * Bkz. alfabetik.

aberasyon * Sapı nç. abes * Akla ve gerçeğ e ayk ı rı . * Gereksiz, lüzumsuz, yersiz, boş .

abes bulmak * gereksiz, saçma saymak. abes kaçmak * uygunsuz düş mek. abesle uğ raş mak (veya abesle iş tigal etmek) * yersiz, yararsı zş eylerle vakit öldürmek. abeslik abı hayat * Abes olma durumu. * Efsanelere göre içen kimseye ölümsüzlük sağ layan bir su, bengi su.

abı hayat içmiş * yaş ı çok ilerlemiş oldu ğ u hâlde genç görünen (kimse). abı kevser * Cennette bulunduğ una inan ı lan Kevser ı rmağ ı nı n ad ı . abı ru * Yüz suyu. * Irz, namus, ş eref, haysiyet. * Anı t.

abide

abideleş me * Anı tlaş ma.

abideleş mek * Anı tlaş mak. abideleş tirme * Anı tlaş tı rmak iş i. abideleş tirmek * Anı tlaş tı rmak. abidemsi abidevî abis abiye * Bayanları n özel gecelerde giydiğ iş ı k giysi veya tuvalet. abla * Bir kimsenin kendinden büyük olan kı z kardeş i. * Büyük kı z kardeş gibi saygı ve sevgi gösterilen k ı z veya kadı n. * Genel ev veya randevu evi iş letmecisi kadı n, çaça, mama. * Yayvan ve dolgun yüz veya yüzü böyle olan (kimse). ablakça ablakl ı k ablalı k * Ablak gibi, ablak tarzı nda. * Ablak olma durumu. * Abla olma durumu. * Anı t benzeri. * Anı tla ilgili, anı tsal, anı ta benzer, an ı t gibi. * Okyanusları n çok derin yeri ve daha özel olarak, güneş ı ş ı ğ ı nı n eriş emediğ i kesim.

ablak

ablalı k etmek * abla gibi yak ı n ve koruyucu davranı ş ta bulunmak. ablâtif ablatya abli * Çı kma durumu. * Uzunluğ u 150, geni ş li ğ i 4-10 kulaç olan bir balı k ağ ı . * Yarı m serenleri sağ a, sola veya ortaya çevirmek için bunları n ucuna ba ğ lı bulunan donanı m.

abliyi kaç ı rmak (veya bı rakmak) *ş aş ı rmak, soğ uk kanlı lı ğ ı nı yitirmek, ipin ucunu kaçı rmak. abluka * Bir ülkenin veya bir yerin dı ş dünya ile olan her türlü bağ lantı sı nı kuvvet kullanarak kesme, kuş atma, ihata.

abluka altı nda tutmak * ablukayı devam ettirmek. abluka etmek * genellikle denizden kuş atmak. * etrafı nı çevirmek, bulunduğ u yerden ayı rmak.

ablukaya almak * Bkz. abluka etmek. ablukay ı kaldı rmak * abluka kararı ndan ve uygulaması ndan vazgeçmek. ablukay ı yarmak * abluka bölgesini zor kullanarak yarı p geçmek. abone * Önceden ödemede bulunarak süreli yayı nlara alı cı olma iş i. * Peş in para ile bir ş eye belli bir süre için alı cı olan kimse. * Bir yere gitmeyi alı ş kanlı k hâline getirmek. abone etmek * peş in para ile belli bir süre için bir ş eyi sürekli olarak almay ı sa ğ lamak. abone olmak * peş in para ile belli bir süre için bir ş eyi sürekli olarak almay ı önceden üstlenmek. abone yapmak * abone olmayı sağ lamak.. abonelik * Abone veya aboneler için kullanı labilecek kadar olan.

abonman * Bir satı cı veya kamu kuruluş u ile alı cı lar arası nda yapı lan anla ş ma. aborda * Bir deniz teknesinin baş ka bir tekneye, bir iskeleye veya bir rı htı ma yan ı nı vererek yana ş mas ı . aborda etmek * (gemi için) yanlaması na yanaş mak. abra * Bozuk teraziyi dengelemek için hafif gelen kefeye konulan taş , demir, çivi gibi a ğ ı rlı k, dara. * Bir değ iş tokuş ta üste verilen ş ey.

abrakadabra * Eski çağ larda bazı hastalı klara iyi geldiğ ine inanı lan büyülü söz. * Sihirbazları n sı kça kullandı ğ ı büyülü söz. abrama abramak abra ş * Alaca benekli. * (bitki yaprakları nda) Klorofil azlı ğ ı ndan dolay ı açı k renkte lekeleri olan. * Çilli, çopur yüzlü, açı k renk gözlü, çapar. * Deseni ve atkı sı bozuk halı . * Çarpı k, eğ ri, düzgün olmayan. * Ters, kaba, görgüsüz. abril * Nisan, april. abstraksiyonizm * Abramak iş i, idare. * (deniz taş ı tları için) Yönetmek, idare etmek.

* Bkz. soyutçuluk. abstre * Soyut, somut karş ı tı , mücerret. abstre say ı * Bkz. soyut sayı . absürt * Saçma.

absürt tiyatro * Bkz. saçma tiyatro. abu *Ş aş ma ve korku bildirir. abuhava *İ klim.

abuk sabuk * Akla, mantı ğ a uymayan, dü ş ünmeden söylenen, saçma sapan (söz). abuk sabuk konuş mak * saçma sapan söz söylemek. abuk sabukluk * Ciddiyetsizlik, saçmalı k. abuli abullabut *İ stenç yitimi, irade kaybı . * Hantal, kaba ve anlayı ş sı z (kimse). * Biçimsiz ve kötü giyinen, giyimine özen göstermeyen (kimse).

abullabutluk * Abullabut gibi davranma, abullabut olma durumu. abur cubur * Sı rası , tad ı , yararı gözetilmeksizin rastgele yenilen ş eyler. *İ ş e yaramayan, boş . abus * Ası k suratlı , somurtkan (kimse). * Somurtkan, çatı k, ası k (yüz). * Niteliğ i bilinmeyen, garip, acayip. * Aktinyum'un kı saltmas ı . * Merak, kararsı zl ı k veya kuş ku anlatı r.

Ac acaba

-acak / -ecek * Fiil çekim eki (gelecek zaman eki). * Fiilden isim ve sı fat yapma eki. Acar * Güneybatı Kafkasya'n ı n Türkiye sı nı rı na yakı n bölgesinde yaş ayan bir halk. acar

* Atı lgan, gözü pek, yiğ it, kabadayı , yı lmaz, kabı na s ı ğ maz. * Güçlü ve becerikli, çevik, enerjik. * Yeni. Acara * Bkz. Acar.

acarlaş ma * Acarlaş mak iş i. acarlaş mak * Acar duruma gelmek. acarlı k * Acar olma durumu.

acayibine gitmek * yadı rgamak, tuhafı na gitmek. acayip * Sağ duyuya, göreneğ e, olağ ana aykı rı ,ş aş ı lacak, ş aş maya değ er, garip, tuhaf, yadı rganan, yabansı . *Ş aş ma anlat ı r.

acayip olmak * yadı rganacak bir duruma girmek. acayiple ş me * Acayipleş mek durumu. acayiple ş mek * Baş kalaş mak, yad ı rganacak bir duruma girmek. acayiple ş tirme * Acayipleş tirmek iş i. acayiple ş tirmek * Acayip, yadı rganacak bir duruma getirmek. acayiplik * Acayip olma durumu, yabansı lı k, gariplik, tuhaflı k. accelerando * Parçanı n çalı nı rken gittikçe hı zlanacağ ı nı anlat ı r. acele * Çabuk davranma zorunluluğ u, ivedi, ivecenlik. * Vakit geçirmeden, tez olarak.

acele acele * Çabuk çabuk, hı zl ı olarak, büyük bir çabuklukla. acele etmek * çabuk davranmak, ivmek. * telâş etmek, sabı rsı zlanmak. acele iş eş eytan karı ş ı r * düş ünüp taş ı nmadan, ivedi olarak yap ı lan iş ten iyi sonuç beklenmemesi gerektiğ ini anlat ı r. aceleci * Tez iş gören, çabuk davranan, telâş lı , ivecen. acelecilik

* Aceleci olma durumu, ivecenlik. acelele ş tirme * Aceleleş tirmek iş i. acelele ş tirmek * Çabuklaş tı rmak. aceleye gelmek * çabuk yapı ld ı ğ ı için gereken özen gösterilmemi ş olmak. aceleye getirmek * zaman darlı ğ ı ndan yararlanarak birini aldatmak veya bir iş i üstünkörü yapmak. Acem *İ ranlı . *İ ran'a özgü. *İ ran ülkesi. acem * Türk müziğ inde mi notası na yakı n bir perde.

Acem halayı * Güney Anadolu yöresinde oynanan bir halk oyunu. Acem kı lı cı gibi * hem birinden yana, hem ona karş ı olabilen. Acem lâlesi * Taş kı rangillerden, turuncu ve sar ı renkte çiçekli, yı llı k ve çok yı ll ı k türleri olan, tohumla saksı da ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi, güneş topu. Acem pilâv ı * Safran ve zencefil ile yapı lan İ ran usulü bir pilâv çeş idi. acema ş iran * Klâsik Türk müziğ inde kullan ı lan ş et makamları ndan biri. acemborusu * Canlı kı rmı zı çiçekler açan bir süs bitkisi (Bigonia radicams). acembuselik * Klâsik Türk müziğ inde kullan ı lan birleş ik bir makam. Acemce acemi * Farsça. * Bir iş in yabancı sı olan, eli iş e alı ş mam ı ş , bir iş i beceremeyen. *İ ş inde, mesleğ inde ilerlememi ş . * Bir yerin, bir ş eyin yabancı sı . * Saraya yeni alı nmı ş cariyelere verilen ad.

acemi ağ ası * Hareme yeni al ı nan cariyelerin a ğ ası . acemi çaylak * Tecrübesiz, toy, beceriksiz. acemi er * Askere yeni alı nan ve eğ itim dönemini henüz tamamlamam ı ş er.

acemi oca ğ ı * Osmanlı ordusuna kapı kulu eri yetiş tirmek için kurulan okul. acemi oğ lanı * Yeniçeri ocağ ı nda yetiş tirilmek üzere tutsaklardan veya devş irme yoluyla Hristiyanlardan toplanan çocuk. acemice * Toyca, beceriksizce. acemileş me * Acemileş mek durumu. acemileş mek * Beceriksizlik göstermek, bocalamak. acemilik * Acemi olma durumu, aceminin çekingenliğ i ve ürkekliğ i, acemice davranı ş , toyluk.

acemilik çekmek * henüz alı ş madı ğ ı bir i ş te zorluk çekmek, bocalamak. acemilik etmek * düş üncesizce hareket etmek, acemice davranmak. acemkürdi * Klâsik Türk müziğ inde birle ş ik bir makam. acemle ş me * Acemle ş mek durumuna gelmek. acemle ş mek * Kültür ve medeniyet bakı mı ndan İ ran'ı veya İ ran halkı nı örnek almak. * Kendini İ ranlı gibi hissetmek veya İ ranlı gibi davranmak. acemle ş tirme * Acemleş tirmek iş i. acemle ş tirmek * Kültür veya medeniyet bakı mı ndan İ ran'ı veya İ ran halkı nı örnek ald ı rmak, Acem kültürünü yaygı nlaş tı rmak. acente * Bir kuruluş un malî veya ticarî iş lerini kazanç karş ı lı ğ ı nda yürüten ticarethane. * Vapur ortaklı ğ ı veya banka ş ubesi. * Bir kurumun veya ş ubelerinin baş ı nda bulunan kimse. * Bir kuruluş a ba ğ lı olmaksı zı n sözleş meye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya iş letmeyi ilgilendiren iş lerde arac ı lı k eden, bunları o iş letme adı na yapan kimse. acentelik * Acentenin yaptı ğ ı iş . * Acente kuruluş u. * Acaba. * Acizler, güçsüzler, eli ermezler, düş künler. * Tat alma organı nda bazı maddelerin bı raktı ğ ı yakı cı durum, tatlı karş ı tı . * Tadı bu nitelikte olan. * Keskin, hoş a gitmeyen, ş iddetli.

acep aceze ac ı

* Renk için, koyu. * Ağ rı , sancı . * Dı ş arı dan gelen bir etki ile dı ş organlarda birdenbire oluş an ve o etkilerin kalkmas ı ile duyulan rahatsı zl ı k, ı stı rap. * Kı rı cı , üzücü, incitici, dokunakl ı , korkunç. * Ölüm, yangı n, deprem gibi olayları n yarattı ğ ı üzüntü, keder, elem. * Acı olarak, ac ı vererek, ac ı duyurarak, üzüntü içinde. * Dokunaklı , kı rı cı , üzücü olarak, üzüntü içinde.

ac ı ac ı

ac ı ağ aç

* Sedef otugillerden, sı cak ülkelerde yeti ş en, kabu ğ u ve odunu hekimlikte kullan ı lan küçük bir ağ aç, kavasya (Quassia amara). ac ı badem * Gülgillerden bir meyve ağ acı (Amygdalus amara). * Bu ağ acı n acı mt ı rak, keskin kokulu meyvesi. ac ı badem kurabiyesi *İ rmik ve ş ekerle yoğ rularak üzerine acı badem konduktan sonra fı rı nda piş irilen bir çeş it kurabiye. ac ı bakla * Baklagillerden, acı olan taneleri suda tatlı laş tı rı larak yenilen otsu bir bitki, Yahudi baklası (Lupinus termis). ac ı bal ac ı bal ı k amarus). ac ı ceviz * Deli bal. * Sazangillerden, Avrupa'da ve ülkemiz göllerinde yaş ayan, 8-10 cm uzunlu ğ unda bir bal ı k, gördek (Rhodeus

* Genellikle Kuzey Amerika'da yetiş en, güzel görünüş lü bir ceviz türü.

ac ı çekmek (veya duymak) * ağ rı , sı zı duymak. * üzülmek, üzüntü içinde kalmak. ac ı çi ğ dem * Zambakgillerden, 10-30 cm boyunda, ş erit yapraklı ve açı k renk çiçekli, tohumları romatizma tedavisinde kullan ı lan zehirli bir çiğ dem türü, güz çiğ demi (Colchicum autumnale). ac ı elma * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac ı gelmek * dokunaklı , kı rı cı , üzücü gelmek. ac ı görmü ş * kötü günler yaş amı ş . ac ı hı yar * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac ı karpuz * Bkz. ebucehil karpuzu. ac ı kavak * Dağ kava ğ ı veya titrek kavak (Populus tremula). ac ı kavun

* Bkz. eş ek hı yarı . ac ı kök * Loğ usa otu köklerinin kurutularak dövülmesiyle elde edilen acı bir toz. ac ı kuvvet * Sert, etkili, zorlu kuvvet. ac ı marul * Birleş ikgillerden, tad ı acı , diş li yapraklı , sürgününden çı kan sütü uyu ş turucu ve yatı ş tı rı cı olarak kullanı lan iki yı llı k bir bitki (Lactuca virosa). ac ı meyan * Bkz. dikenli meyan. ac ı ot * Kuzey Anadolu dağ lar ı nı n ormanlar ı nda yeti ş en, toprak altı nda bilek kalı nlı ğ ı nda kökü bulunan çok yı ll ı k ve otsu bir bitki (Tamus communis). ac ı patl ı canı kı rağ ı çalmaz * kötü durumda olan bir kimseyi yeni kötü durumlar etkilemez. ac ı sak ı z * Çam sakı zı . ac ı söylemek * olumsuz bir davranı ş a kar ş ı gerçe ğ i olduğ u gibi söylemek. ac ı söz ac ı su ac ı tatl ı *İ yi kötü. ac ı vermek * üzüntüye sebep olmak, incitmek. ac ı yavş an * Tüylü dalak otu. ac ı yitimi * Sinir bozukluğ u, çok ilâç alma, donma gibi sebeplerle ac ı duyumunun birazı nı n veya tamamı nı n yok olması , analjezi. ac ı yonca * Kı zı l kantarongillerden, bataklı k yerlerde yetiş en, kötü kokulu ve çok acı olan yaprakları hekimlikte kullan ı lan bir bitki (Menyanthes trifoliata). ac ı ca ac ı kı lma * Acı kı lmak i ş i veya durumu. ac ı kı lmak * Acı kmak iş ine konu olmak. ac ı klı * Acı ndı racak, acı verecek nitelikte olan, dokunaklı , koygun. * Oldukça acı . * Kiş inin onuruna dokunan gönlünü inciten söz. *İ çindeki minerallerin etkisiyle tadı sert olan kuyu veya pı nar suyu.

* Acı görmü ş , yaslı , kederli. ac ı klı komedi * Eğ lendirici olmayı amaçlamayan, dramatik yönü ağ ı r basan, duygusal bir oyun türü, trajikomik. ac ı kma ac ı kmak düş ünür. ac ı ktı rma * Acı kt ı rmak i ş i. ac ı ktı rmak * Açlı k duyması na sebep olmak. * Aç bı rakmak, yeterince doyurmamak. ac ı lanma * Acı lanmak iş i. * Acı kmak iş i. * Açlı k duymak, yemek yeme ihtiyac ı duymak. * Uzun süre bir ş eyin yokluğ unu çeken kimse, o ş eyden ne kadar çok elde etse, yine kendisine yetmeyece ğ ini

ac ı lanmak * Tadı ac ı olmak, acı laş mak. * Acı lı durumda olmak, üzüntüye kapı lmak, üzülmek. ac ı laş ma * Acı laş mak iş i.

ac ı laş mak * Tadı bozulmak, acı olmak. * Dokunaklı duruma gelmek. * (konuş ma) Kı rı cı , sert bir durum almak. * Yemlerde genellikle yağ asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek. ac ı laş tı rma * Acı laş tı rmak iş i. ac ı laş tı rmak * Acı bir duruma getirmek. ac ı lı * Acı kat ı lmı ş olan. * Acı sı olan, kederli. * Acı olma durumu. * Dokunaklı lı k, kederlilik, yaslı lı k. * Acı lı olma durumu. * Acı mak iş i. * Baş ka bir kimsenin veya canl ı nı n mutsuzluğ una karş ı duyulan üzüntü, merhamet. ac ı mak * Tadı ac ı duruma gelmek, acı laş mak. * Acı lı , ağ rı lı olmak. * Baş kas ı nı n acı sı na ortak olmak veya durumundan üzüntü duymak.

ac ı lı k

ac ı lı lı k ac ı ma

* Baş kas ı nı n uğ rad ı ğ ı veya u ğ rayacağ ı kötü bir duruma üzülmek, merhamet etmek. * Bir ş eyi vermeye kı yamamak veya verdiğ ine, elden ç ı kardı ğ ı na üzülmek. ac ı ması z * Acı maz, katı yürekli, merhametsiz.

ac ı ması zca * Acı ması z olarak, ac ı ması z bir biçimde, zalimce, zalimane. ac ı ması zlı k * Acı maz olma durumu, merhametsizlik, zulüm. ac ı mı k ac ı msı * Buğ day tarlaları nda yeti ş en, tohumu zehirli, yabanî bir bitki, belemir. * Acı ya yakı n tadı olan, tadı az acı olan, acı mtı rak. * Dokunaklı .

ac ı mtı rak * Acı msı . ac ı nacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek. ac ı ndan ölmek * açlı ktan ölmek. * çok acı kmak. ac ı ndı rma * Acı ndı rmak i ş i. ac ı ndı rmak * Bir kimsenin acı ması na yol açmak, merhamete getirmek. ac ı nı lacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek durumda bulunan. ac ı nı lma * Acı nı lmak i ş i. ac ı nı lmak * Acı nmak iş ine konu olmak. ac ı nma ac ı nmak * Acı nmak iş i. * Acı mak iş ine konu olmak. * Baş kas ı nı n hesab ı na üzülmek, yazı klanmak, yerinmek, eseflenmek, esef etmek, teessüf etmek. * Az acı , acı mtı rak. * Yaban turpu. ac ı sı çı kmak * olumsuz, kötü sonucu ortaya çı kmak. ac ı sı içine (veya yüre ğ ine) çökmek (veya iş lemek) * bir ş eyin ac ı sı nı pek çok duymak.

ac ı rak ac ı rga

* olmadan olacağ ı düş ünerek çok üzülmek. ac ı sı na dayanamamak * bir kimse bir yakı nı nı n ölümünden büyük üzüntü duymak. ac ı sı nı almak * acı lı ğ ı nı gidermek. * sı zı yı dindirmek. * kederini azaltmak. ac ı sı nı bağ rı na basmak *ş ikâyet etmeden üzüntüye katlanmak. ac ı sı nı çekmek * yapı lan yanl ı ş bir i ş in kötü sonucunu görmek. ac ı sı nı çı karmak * (tat için) acı lı ğ ı nı yok etmek. * uğ radı ğ ı maddî veya manevî zararı kar ş ı layacak bir i ş yapmak. * öç almak, intikam almak. ac ı sı nı görmek * bir yakı nı nı n ölümünü görmek. ac ı sı z * Tadı ac ı olmayan. * Ağ rı , sı zı duyulmayan. * Üzüntü, sı kı ntı olmayan, kedersiz. * Acı tmak iş i veya biçimi. * Acı tmak iş i. * Acı lı k vermek. * Ağ rı ve sı zı duymas ı na sebep olmak. * Acı ma duygusu olan (kimse). * Acı mak iş i veya biçimi. acibe acil * Hiç görülmemiş , alı ş ı lmamı ş ,ş aş ı lacak veya yadı rganacak ş ey. *İ vedi, ivedili.

ac ı tı ş ac ı tma ac ı tmak

ac ı yı cı ac ı yı ş

acil servis * (hastanelerde) Vakit yitirilmeden bakı lmas ı gereken hastaları n ilk tedavilerinin yapı ld ı ğ ı yer. acil ş ifalar dilemek * hastanı n kı sa sürede iyileş mesi dileğ inde bulunmak. acilen aciyo * Hemen, hiç zaman yitirmeden, tez elden, gecikmeden, ivedilikle. * Bkz. acyo.

aciz

* Gücü bir iş e yetmez olanı n durumu, güçsüzlük. * Beceriksizlik. * Birinin borcunu vaktinde ödeyememesi durumu. * Gücü bir iş e yetmez olan, güçsüz. * Beceriksiz.

âciz

âciz kalmak * çok uğ ra ş maya rağ men o iş i yapamamak. âcizane * Söz söyleyen kimsenin kendi yaptı klar ı nı abartmamak için kullandı ğ ı "acizlere yak ı ş acak biçimde" anlamı nda bir nezaket sözü. âcizleri âcizlik acube acul * Tez canlı , içi tez, ivecen. * Hı zlı , çabuk. acun * Dünya. acur acur * Bkz. ajur. * Alçak gönüllülük göstermek için "ben" zamiri yerine kullanı lan bir söz. * Beceriksizlik, güçsüzlük. * Tuhaf kimse.

* Kabakgillerden, kabuğ u çizgili ve tüylü, sarı mt ı rak, ye ş il veya sar ı , üzeri ye ş il lekeli, irice bir çeş it hı yar (Cucumis flexuosus). acurlu acuze acyo * Herhangi bir paranı n gerçek de ğ eriyle sürüm değ eri arası nda veya bir ticaret senedinin üzerinde yaz ı lı miktar ile indirimden sonraki tutarı aras ı nda doğ an fark. * Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alı nan komisyon. * Senetli kredi iş lemlerinde bankaları n yaptı kları tahsilât. acyocu * Borsa veya piyasada tahvil için çeş itli hileler uygulayan, dolaplar çeviren kimse. * Bkz. ajurlu. * Huysuz, çirkin, yaş lı kadı n, cadı karı .

acz içinde olmak * gücü yetmemek, becerememek. acze düş mek * çaresiz kalmak, elinden birş ey gelmemek. aç

* Yemek yeme ihtiyacı olan veya yemesi gereken, tok karş ı tı . * Yiyecek bulamayan, yoksul kimse. * Gözü doymaz, haris. * Çok istekli, çok hevesli. * Karnı doymamı ş olarak. -aç / -eç *İ simden isim ve sı fat yapma eki: bakr-aç, top-aç, kı r-aç vb. * Fiilden sı fat yapma eki: gül-eç vb. * Fiilden isim yapma eki: tı ka-ç, say-aç, sür-eç vb. aç acı na * aç olarak, bir ş ey yemeden.

aç açı k kalmak * yoksulluk içinde, evsiz barksı z kalmak. aç ayı oynamaz * kendisinden iş beklenilen kimseden emeğ inin karş ı lı ğ ı esirgenmemelidir. aç bı rakmak * yiyecek vermemek veya karnı nı doyurması na engel olmak. aç bîilâç * Sürekli olarak aç ve bakı msı z. * Sürekli olarak aç ve bakı msı z.

aç doymam, tok ac ı kmam san ı r * aç insan elde ettiğ inden çoğ unu ister, varlı klı insan ise var olanla yetinir gibi görünür. aç doyurmak * yoksulları beslemek. aç gezmektense tok ölmek ye ğ dir * yoksulluk ölümden de beterdir. aç göz aç gözlü aç gözlü * karş ı tı . aç gözlülük * Aç gözlü olma durumu veya aç gözlüye yakı ş acak davranı ş , doymazlı k, tamahkârlı k, tamah. aç gözlülük * karş ı tı . aç gözlülük etmek * bir ş eye karş ı aş ı rı istek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkârlı k etmek. aç gözünü, açarlar gözünü * "uğ raş ı larda uyan ı k bulunmak gerekir, yoksa umulmadı k bir anda büyük zararlarla yüz yüze gelirsin" anlamı nda kullanı lı r. aç kalmak * karnı nı doyuramamak. * yoksulluğ a düş mek. * Gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris. * Mala veya yiyecek içecek ş eylere doymak bilmeyen, gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris, camgöz.

aç karnı na * mide boş ken henüz birş ey yiyip içmemiş ken. aç kurt gibi (yemek, üş üş mek veya saldı rmak) * büyük bir istekle. aç susuz kalmak * yoksulluktan yaş ayamayacak bir duruma gelmek, yoksul bir duruma düş mek. aç tavuk kendini arpa ambarı nda sanı r * insanlar, yokluğ unu, yoksulluğ unu çektikleri ş eyler için olmayacak hayaller, düş ler kurar. açacak * Açmaya yarayan araç. * Anahtar. * Kokusuz, güzel renkli çiçekler açan bir bitki, açelya, azelya. * Açmak iş ini yapan. * Oynak kemiklerin arası ndaki açı ları geniş letmeye yarayan kasları n genel adı , büken kar ş ı tı . * Anahtar. *İ ş tah açmak için yemekten önce içilen alkollü içki, aperitif. * Bkz. açalya. * Birbirini kesen iki yüzeyin veya iki doğ runun oluş turdu ğ u çı kı ntı . * Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan ç ı kan iki yar ı m doğ runun oluş turduğ u geometrik biçim, * Görüş , bak ı m, yön.

açalya açan

açar

açelya aç ı zaviye.

aç ı ölçüm * Açı ölçmede söz konusu olan yöntem ve teknik. aç ı cı * Açmak iş ini yapan.

aç ı ğ a alı nmak * görevine son verilmek. aç ı ğ a alma * bir görevliyi geçici bir süre iş ten alma. aç ı ğ a almak * görevine son vermek. aç ı ğ a çı karmak * iş inden ç ı karmak. aç ı ğ a çı kmak * belli olmak, anla ş ı lmak. * iş inden ç ı karı lmak. aç ı ğ a vurmak * belli etmek, ortaya çı karmak. * gizli bir durumu ortaya çı karmak.

aç ı ğ ı çı kmak * saklamakla görevli bulunduğ u paranı n veya mal ı n eksik olduğ u anlaş ı lmak. aç ı ğ ı nı kapatmak * eksiğ ini tamamlamak. aç ı k * Açı lmı ş , kapalı olmayan, kapal ı karş ı tı . * Engelsiz. * Örtüsüz, çı plak. * Boş . * Görevlisi olmayan, boş (iş , görev), münhal. * Aralı ğ ı çok. *İ ş ler durumda olan. * Kolay anlaş ı lı r, vazı h. * Gizliliğ i olmayan, oldu ğ u gibi görünen. * Her türlü düş ünceyi hoş görüyle karş ı layabilen, etkisinde kalabilen. * (renk için) Koyu olmayan. * (kitap, resim, film için) Seviş me sahnelerini bütün çı plaklı ğ ı yla anlatan. * Kapalı olmayan (hava, iş yeri). * Belli bir yerin biraz uzağ ı . * Denizin kı yı dan uzakça olan yeri. * Doğ ru olarak, açı kça. * Bir ihtiyacı n kar ş ı lanamaması durumu. aç ı k açı k * Saklamaksı zı n, gizli yer bı rakmaksı zı n, içtenlikle.

aç ı k ağ ı l * Koyunları n ve keçilerin bar ı ndı rı ldı kları üstü açı k, etrafı taş duvar veya ölü çitlerle çevrili basit barı nak. aç ı k ağ ı zlı * Aptal, sersem, ahmak. aç ı k alı nla * baş ar ı ve övünç ile. aç ı k artı rma * Bir malı n satı ş ı nda alı cı lar aras ı nda fiyat artı rma yar ı ş ı na dayanan satı ş . aç ı k bilet * Yolculuklarda dönüş tarihi kararlaş tı rı lmamı ş , belirli bir dönem için geçerli, gidiş dönüş bileti.

aç ı k bono * Para hanesi boş bı rakı larak imza edilen bono. aç ı k bono vermek * sı nı rsı z yetki tan ı mak. aç ı k bölge * Gümrük sı nı rlamalar ı nı n olmadı ğ ı bölge, serbest bölge, serbest mı ntı ka. aç ı k celse * Açı k duruş ma. aç ı k ciro aç ı k çek * Üzerine para miktarı yaz ı lmamı ş , çek. aç ı k deniz * Senet veya çek arkası na kime ödeneceğ i belirtilmeden imzalanma yoluyla yapı lan ciro.

* Denizin, kara suları nı n dı ş ı nda kalan bölümü. * Yakı n karalarla çevrili olmayan deniz, engin. aç ı k devre *İ çinden sürekli akı m geçmeyecek bir yalı tkanla kesilmi ş elektrik devresi. aç ı k dola ş ı m sistemi * Genellikle bütün eklem bacaklı larda ve birçok yumuş akçada bulunan atardamar ve kan boş luğ undan olu ş mu ş açı k bir dolaş ı m sistemi. aç ı k duruş ma * Mahkemede herkesin duruş mayı dinleyebileceğ i oturum. aç ı k düş me * Yağ lı güreş te pehlivan ı n kı ç üstü dü ş erek yenilmiş sayı lması . aç ı k eksiltme * Yaptı rı lacak bir iş in veya satı n alı nacak bir malı n ucuza sağ lanması için i ş i yapacak veya malı satacak kiş iler arası nda fiyat düş ürme yarı ş ı na dayanan iş lem. aç ı k elli * Cömert.

aç ı k ellilik * Cömertlik. aç ı k fikirli * Olayları ve özellikle yenilikleri iyi anlayı p gereğ i gibi karş ı layabilen, düş ündüğ ünü olduğ u gibi söyleyebilen (kimse). aç ı k fikirlilik * Açı k fikirli olma durumu. aç ı k hava * Bulutsuz hava. * Bahçe, park gibi yapı dı ş ı olan yer. aç ı k hava sineması * Yazı n veya iklimi elveriş li yerlerde sürekli olarak çalı ş an, üstü açı k, yanlar ı kapal ı sinema. aç ı k hava tiyatrosu * Yazı n veya iklimi elveriş li yerlerde sürekli olarak çalı ş an, üstü açı k, yanlar ı kapal ı tiyatro. aç ı k hece * Ünlü ile biten hece.

aç ı k hesap * Peş in para veya bono vermeden yap ı lan alı ş veri ş . aç ı k imza * Üzeri boş bı rakı lan bir kâğ ı dı n altı na, dolduracak olana güvenilerek atı lan imza. aç ı k iş letme * Maden yatağ ı nı örten verimsiz topraklar kaldı rı ldı ktan sonra açı k havada yapı lan i ş letme. aç ı k kahverengi * Kahverenginin bir veya birkaç ton açı ğ ı . aç ı k kalp ameliyatı * Kalbin içi açı lmadan önce dolaş ı m sun'î kalp denilen bir ayg ı ta devredildikten sonra yapı lan kalp ameliyat ı . aç ı k kalpli

* Bkz. açı k yürekli. aç ı k kalplilik * Bkz. açı k yüreklilik. aç ı k kapamak * (bütçe) gider fazlası nı para sağ layarak gidermek. aç ı k kapı bı rakmak * gereğ inde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bı rakmak, kesip atmamak. aç ı k kapı politikası * Yabancı malları bir ülkeye serbestçe sokma politikası . aç ı k kapı siyaseti * Açı k kapı politikas ı . aç ı k konuş mak * gerçeğ i çekinmeden söylemek. aç ı k kredi * Bankaları n güvendikleri mü ş terilere rehin, ipotek veya kefil istemeksizin verdikleri borç para. aç ı k liman * Bütün gemilerin formalite yönünden kolayca girip çı kt ı klar ı liman. * Hava ş artları ndan kolayca etkilenen liman. aç ı k maaş ı * Görevinden alı nan birine yasaca tan ı nan, belirli bir süre içinde ödenen aylı k. aç ı k mavi * Mavinin bir ton açı ğ ı . aç ı k mektup * Zarfı yap ı ş tı rı lmamı ş mektup. * Yazı ldı ğ ı kimseye gönderilmeyip bası n yoluyla açı klanan mektup. aç ı k olmak * (o yerde) kendisi her zaman iyi karş ı lanmak. aç ı k ordugâh * Kı rda kurulan ordugâh. aç ı k oturum * Güncel, siyasî, sosyal ve bilimsel konuları n veya sorunları n herkesin izleyebilece ğ i bir biçimde aç ı k olarak tart ı ş ı ldı ğ ı toplantı . aç ı k oy * Verenin adı nı gösteren ve konu ş ulan sorun üzerindeki düş üncesini belli edecek yolda verilen oy.

aç ı k öğ retim * Ders konuları radyo ve televizyon gibi araçlarla yay ı mlanan veya posta ile ilgililere ulaş tı rı lan öğ retim yöntemi. aç ı k önerme *İ çerisinde değ iş ken bulunan ve bu de ğ iş kenin alaca ğ ı değ erle doğ ruluğ u veya yanlı ş lı ğ ı kesinleş en önerme. aç ı k pazar * Gümrük kaydı olmayan, her devletin malı nı serbestçe satabileceğ iş ehir veya ülke. aç ı k pembe * Pembenin bir ton açı ğ ı .

aç ı k poliçe * Eksik bilgileri sonradan tamamlanmak üzere düzenlenen poliçe. aç ı k rejim * Parlâmenter rejim. aç ı k saçı k * Göreneğ e ayk ı rı derecede çı plak veya örtüsüz. aç ı k saçı k konuş mak * cinsî konularla ilgili sözler söylemek. aç ı k sarı * Sarı nı n bir ton açı ğ ı . aç ı k sayı m * Bir seçim sonunda verilen oyları n açı k olarak sayı lmas ı , aleni tadat. aç ı k seçik * Çok açı k, çok belirgin. aç ı k senet * Bkz. açı k bono. aç ı k söylemek * anlaş ı lmamı ş yönünü bı rakmadan anlatmak veya çekinmeden söylemek. aç ı k sözlü * Her ş eyi olduğ u gibi söyleyen, sözünü esirgemeyen. aç ı k sözlülük * Açı k sözlü olma durumu. aç ı kş ehir * Düş man saldı rı sı na karş ı savunma önlemleri alı nmam ı ş , içinde herhangi bir askerî hedef bulunmayan ve bu durumu önceden ilân edilmi ş olan ş ehir. aç ı k taş ı t * Üstü örtülmemiş taş ı t (araba, otomobil vb.). aç ı k teş ekkür * Herhangi birine bası n yoluyla edilen teş ekkür. aç ı k tohumlular * Tohumları kozalak pullar ı üzerinde açı k olarak bulunan çiçekli bitkilerin ayrı ld ı ğ ı iki büyük daldan biri. aç ı k tribün * Açı k havadaki spor müsabakaları nda seyircilerin oturduğ u ve üstü kapalı olmayan bölüm. aç ı k tutmak * bir iş yerinin çal ı ş ı r durumunu sürdürmek. aç ı k vermek * gelir, gideri karş ı lamamak. * gizlenmek istenen bir olayı , bir düş ünceyi veya durumu elde olmayarak ortaya koymak, açı klamak. aç ı k yara aç ı k yeş il * Kapanmamı ş , sürekli iş leyen yara. * Yeş ilin bir ton açı ğ ı .

aç ı k yürekle * özü sözü bir olarak, hiçbir ş ey saklamaksı zı n. aç ı k yürekli * Düş ündüğ ünü olduğ u gibi söyleyen, içi temiz, gizli yönü olmayan (kimse), samimî, aç ı k kalpli. aç ı k yüreklilik * Açı k yürekli olma durumu, samimiyet, açı k kalplilik. aç ı k zaman * Tutkalı n yüzeye sürüldüğ ü an ile pres edilip, s ı kı lmas ı gereken an aras ı nda geçen süre. aç ı kağ ı z aç ı kça * Turpgillerden bir bitki (Hesperis acris). * Gizli bir yönü kalmaksı zı n, kolay anlaş ı lı r bir biçimde.

aç ı kçası * Doğ rusu, açı k olanı , anlaş ı lı r biçimi, gizli kapakl ı olmayan yanı . * Açı k olarak. aç ı kçı aç ı kgöz * Uyanı k davranarak ç ı karı nı sağ layan, imkânlardan kurnazca yararlanmas ı nı bilen. aç ı kgözlük * Açı kgözlülük. aç ı kgözlülük * Açı kgöz olanı n durumu, açı kgöze yakı ş acak davranı ş . aç ı klama * Açı klamak iş i, izah. * Borsada fiyat dalgalanmaları ndan yararlanarak açı ktan para kazanan (kimse).

aç ı klama cümlesi * Bir önceki cümleyle bağ lantı kuran yani, demek ki, öyle ki gibi bağ layı cı larla ba ş layan, söz konusu duygu veya dü ş ünceyi bütünleyen cümle. aç ı klama yapmak * herhangi bir konuyu aydı nlı ğ a kavuş turmak amac ı yla konuş mak veya yazmak. aç ı klamak * Bir konuyla ilgili olarak gerekli bilgileri vermek, izah etmek. * Bir sorunla ilgili olarak aydı nlatı cı bilgi vermek, tavzih etmek. * Bir sözün, bir yazı nı n ne anlatmak istediğ ini belirtmek, yorumlamak. * Açı kça söylemek, ifş a etmek. * Belirtmek, göstermek, açı ğ a vurmak, izhar etmek. aç ı klamalı * Birtakı m aç ı klamalarla anlaş ı lması , öğ renilmesi kolaylaş tı rı lmı ş , izahlı . aç ı klanan * Açı klamalar sonunda ortaya çı kması beklenen kavram. aç ı klanma * Açı klanmak iş i. aç ı klanmak

* Açı klamak iş i yapı lmak, izah edilmek, ifş a edilmek. aç ı klar livası *İ ş i gücü olmayan, boş ta kalan kimse. aç ı klar livası * iş i gücü olmayan, bo ş ta kalan kimse. aç ı klar livası olmak * iş bulamayarak iş siz ve kazançsı z kalmak. aç ı klaş ma * Açı klaş mak durumu almak. aç ı klaş mak * Açı k duruma gelmek. * Rengi açı lmak. aç ı klaş tı rma * Açı klaş tı rmak iş i. aç ı klaş tı rmak * Açı k duruma getirmek. * Rengini açtı rmak. aç ı klatma * Açı klatmak iş i. aç ı klatmak * Açı klaması nı sa ğ lamak. aç ı klayan * Açı klamalar sonucunda elde edilen kavram.

aç ı klayı cı * Bir sorunu gerekli açı klı ğ a kavuş turan. * Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açı klayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk yeni Türkiye'nin kurucusu, daima sayg ı ile an ı lacaktı r" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk ad ı nı n açı klayı cı sı dı r. aç ı klayı ş * Açı klamak iş i veya biçimi. aç ı klı ğ a kavuş turmak * (bir konu veya sorunu) aydı nlatmak, kapal ı lı ktan kurtarmak, anlaş ı lı r duruma getirmek. aç ı klı k * Açı k olma durumu. * Uzaklı k, mesafe. * Örtüsüz, çı plak yer. * Boş ve geniş yer. * Bir yerin uzaklara kadar bakı labilecek ve bakanı n içinde ferahlı k doğ uracak durumda olması . * Gerçeğ i olduğ u gibi yansı tma durumu. * Bir söz veya yazı da maksadı n açı k olması özelliğ i, vuzuh. * Dürbün, fotoğ raf makinesi gibi optik araçlarda ağ ı z çapı ,ı ş ı ğ ı n girebildiğ i delik.

aç ı klı k getirmek (veya kazandı rmak) * (bir konu veya sorunu) anlaş ı lı r duruma getirmek. aç ı klı kölçer * Bir mikroskobun açı klı ğ ı nı ölçmeye yarayan alet. aç ı kta bı rakmak

* iş ve görev vermemek, yersiz yurtsuz bı rakmak veya birkaç kiş iye birlikte sağ lanan bir iyilikten birini yararland ı rmamak. aç ı kta kalmak (veya olmak) * iş ve görev bulamamak, yersiz yurtsuz kalmak veya birkaç kiş inin birlikte eri ş tiğ i bir iyilikten yararlanamamak. aç ı ktan * Bir yerin uzağ ı ndan. * Sı ra ve aş ama gözetilmeden, dı ş ar ı dan atayarak. * Emek ve para harcamadan.

aç ı ktan (para) kazanmak * emek ve sermaye olmadan para kazanmak. aç ı ktan açı ğ a * Belirgin olarak, göz göre göre. aç ı ktan kazanmak * emek ve sermaye koymadan kazanç sağ lamak. aç ı ktan para almak * bir iş veya mal için, kararlaş tı rı lmı ş ücret veya değ er dı ş ı nda para almak. aç ı ktan tayin * Derece ve belli bir sı ra gözetilmeksizin yapı lan atama. aç ı lama aç ı lı m ölçülür. * Açı lma. * Bir yı ld ı zla gök ekvatoru arası ndaki uzaklı k; kuzeye doğ ru olan ı art ı , güneye doğ ru olanı da eksi iş aretiyle *İ leride, içlerinde en uygununun seçilebilmesi için, güç bir sahnenin çeş itli açı lardan çekiminin yapı lması .

aç ı lı p saç ı lmak * (kadı n için) çok aç ı k saçı k giyinmeye baş lamak. * (kadı n için) eskisine göre ölçüsüz davranı ş larda bulunmaya ba ş lamak. aç ı lı ş * Açı lmak iş i veya biçimi. * Yeni bir yapı nı n, yerin veya yeni bir kurulu ş un çalı ş maya ba ş laması , küş at.

aç ı lı ş konuş ması * Herhangi bir toplantı nı n açı lması sı rası nda yapı lan ilk konuş ma. aç ı lı ş töreni * Bir açı lı ş ı kutlamak için yapı lan toplantı , resmiküş at. aç ı lma * Açı lmak iş i. * Bir film çekiminde karanlı kta baş layı p gittikçe ayd ı nlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. * Bir grupta, sı raları n jimnastik alı ş tı rmaları için dağ ı nı k düzene girmesi. * Çatlama. * Açmak iş i yapı lmak veya açmak iş ine konu olmak. * (renk için) Koyuluğ unu yitirmek. * Kendine gelmek, biraz iyileş mek, ferahlamak. * (gemi) Gitmek, uzaklaş mak. * Sı kı lmas ı , çekinmesi, tutukluğ u kalmamak. * (kuruluş lar için) İ lk kez veya yeniden iş e baş lamak.

aç ı lmak

*İ ş ini gereğ inden veya götürebileceğ inden geniş tutmak. * Geniş lemek, bolla ş mak. * Delinmek, yı rtı lmak. * (sis, karanlı k, duman için) Da ğ ı lmak, yo ğ unluğ unu yitirmek. * Gereken güce ulaş mak. * Sı rrı nı , üzüntüsünü, sorunları nı birine söylemek. * (pencere, kapı , yol için) Geçit vermek. * Ayrı ntı ya girmek. * (yüzerken) Kı yı dan uzaklaş mak. aç ı m * Açma, açı lı ş , küş at. aç ı mlama * Açı mlamak iş i, teş rih, ş erh. aç ı mlamak * Bir sorunu veya konuyu ele alı p en ince noktaları na kadar gözden geçirerek anlatmak, ş erh etmek, teş rih etmek. aç ı mlanma * Açı mlanmak iş i. aç ı mlanmak * Açı mlamak iş ine konu olmak. aç ı ndı rma * Açı ndı rmak i ş i. aç ı ndı rmak * Açı nması nı sa ğ lamak. * Bir cismin yüzeyini açarak bir düzlem üzerine yaymak. aç ı nı m * Açı nmak iş i, inkiş af. * Bir cismin yüzeylerinin açı lı p bir düzlem üzerine yayı lmas ı . * Açı nmak iş i. * Geliş mek. * (tohum, hastalı k için) İ çindeki yetenekler uyanarak amacı na varmak, geliş mek, inki ş af etmek. * Açı nsamak iş i, istikş af.

aç ı nma aç ı nmak

aç ı nsama

aç ı nsamak * Bir yerin özelliklerini ortaya çı karmak için araş tı rma ve inceleme yapmak, istikş af etmek. aç ı ortay * Bir açı sal bölgeyi, ölçüleri birbirine e ş it olan iki açı sal bölgeye ayı ran do ğ ru. aç ı ortay düzlemi *İ ki düzlemli bir açı yı iki komş u ve eş it açı ya bölen düzlem. aç ı ölçer aç ı sal * Bkz. iletki. * Açı ile ilgili.

aç ı sal bölge * Açı ile iç bölgesinin birle ş iminden olu ş an düzlem parçası . aç ı sal çap * Ay ve Güneş gibi gök cisimlerinin iki do ğ rusu arası ndaki açı . aç ı sal hı z * Hareket eden bir cismi duran bir noktaya birleş tiren do ğ ru parçası nı n birim zamanda taradı ğ ı açı . aç ı sal ivme * Açı sal hı zı n birim zamanda değ iş en niceliğ i. aç ı sal sapma * Belli bir açı düzeyinde gerçekleş en sapma. aç ı sal uzakl ı k * Gök cisimlerinin (yı ldı z veya gezegen) birbirlerinin karş ı laş ma düzlemine göre uzaklı ğ ı . aç ı sal yol * Hareket eden cismin birim zamanda gözlemciye göre aldı ğ ı yol. aç ı ş * Açmak iş i veya biçimi. * Bir kuruluş u çalı ş maya ba ş latma.

aç ı ş konu ş mas ı * Herhangi bir toplantı yı baş latmak için yapı lan ilk konu ş ma. aç ı t açkı * Bir duvarda açı k bı rakı lmı ş bulunan kap ı , pencere, kemerleme benzeri aç ı klı k. * Bir cismin yüzeyi üzerinde sert bir madde veya bir araç sürterek onu düzleş tirip parlatma, perdah. * Demircilikte delik büyütmekte kullanı lan araç. * Anahtar ve her türlü açma aracı . * Açkı yapan (kimse), perdahçı . * Anahtarcı . * Açkı lamak i ş i.

açkı cı

açkı lama

açkı lamak * Açkı ile parlatmak. açkı lanma * Açkı lanmak i ş i. açkı lanmak * Açkı yapı lmak, perdahlanmak. açkı latma * Açkı latmak i ş i. açkı latmak * Açkı iş i yaptı rmak, perdahlatmak. açkı lı * Açkı yapı lmı ş , perdahlanm ı ş , perdahlı . açkı sı z

* Açkı yapı lmamı ş , perdahlanmam ı ş , perdahsı z. açl ı ğ ı öldürmek * açlı k hissini geçiş tirmek, yatı ş tı rmak. açl ı k * Aç olma durumu. * Kı tlı k. * Yoksulluk. * Aş ı rı istek içinde bulunmak.

açl ı k çekmek * yoksulluk içinde bulunmak. açl ı k grevi * Kendisine veya baş kalar ı na yapı lan bir haks ı zlı ğ ı protesto için bir kimsenin aç durarak gösterdiğ i tepki. açl ı ktan gözü (veya gözleri) kararmak (veya dönmek) * çok acı kmak. açl ı ktan imanı gevremek * çok acı kmak. açl ı ktan nefesi kokmak * yoksulluk içinde bulunmak. açl ı ktan ölmek * dayanı lmaz derecede acı kmak, çok ac ı kmak. açl ı ktan ölmeyecek kadar * (yiyecek, içecek için) pek az (yemek, içmek). * gereğ inden az. açma * Açmak iş i. * Orman içinde ağ aç kesme veya yakma yoluyla tarı ma elveriş li bir duruma getirilen arazi. * Bir çeş it susamsı z, kalı nca yağ lı simit. * Açma yapan veya satan kimse. açmak * Bir ş eyi kapalı durumdan kurtarmak. * Bir ş eyin kapağ ı nı veya örtüsünü kaldı rmak. * Engeli kaldı rmak. * Sarı lmı ş , katlanmı ş , örtülmüş veya iliklenmi ş olan ş eyleri bu durumdan kurtarmak. * Oyarak veya kazarak çukur, delik oluş turmak. * Tı kalı bir ş eyi, bu durumdan kurtarmak. * Çevresini geniş letmek. * Birbirinden uzaklaş tı rmak. * Yarmak. * Düğ ümü veya dola ş mı ş bir ş eyi çözmek. * Bir kuruluş u, bir iş yerini, bir yeri iş ler veya ilk defa kullanı lı r duruma getirmek. * Bir aygı tı , bir düzeni vb.lerini çalı ş ı r duruma getirmek. * Alı ş veriş i baş latmak. * Rengin koyuluğ unu azaltmak. * Yakı ş mak, güzel göstermek. * Ferahlı k vermek. * Bir konu ile ilgili konuş mak. * Savaş la almak, fethetmek. * Avunmak veya danı ş mak için söylemek. * Yapmak, düzenlemek.

açmac ı

* Ayı rmak, tahsis etmek. * Sı kı lganl ı ğ ı nı , utangaçl ı ğ ı nı gidermek. * Görünür duruma getirmek. * (hava için) Bulutları n da ğ ı lması yla gök yüzü aydı nlanmak. * Geçit vermek. *İ çini dökmek. açmal ı k açmaz * Satranç oyununda ş ahı koruyan taş lardan birinin yerinden oynat ı lmamas ı durumu. *İ çinden zor çı kı lı r durum. * (tulûatta) Karş ı sı ndakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolayl ı ğ ı nı veren söz. açmaz halatı * Gemilerin limana bağ lanması ve sahilden esecek rüzgârla r ı htı mdan uzaklaş maması için kı yı ya dikine bağ lanan halat. açmaza düş mek * içinden çı kı lmas ı güç durumda kalmak. açmaza getirmek (veya dü ş ürmek) * düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak. açmazl ı k * Açmaz olma durumu. * Ağ zı pek sı kı olma durumu, ketumiyet. açtı ağ zı nı , yumdu gözünü * öfkelenerek veya kı zarak ağ ı r sözler söyledi. açtı rma * Açtı rmak iş i. * Kiri çı karmak veya eş yay ı iyice temizlemek için kullanı lan her türlü madde.

açtı rma kutuyu, söyletme kötüyü * kötü konuş abilecek birine, bildiklerini açı klama fı rsatı verilmemesi gerektiğ ini öğ ütler. açtı rmak * Açmak iş ini yapt ı rmak. ad * Bir kimseyi, bir ş eyi anlatmaya, tan ı mlamaya, açı klamaya, bildirmeye yarayan söz, isim: Çocuk, kedi, ağ aç, düş ünce, iyilik, Ahmet, Ertu ğ rul birer addı r. * Herkesçe tanı nmı ş veya iş itilmiş olma durumu, ün, nam, ş öhret. * Anı lacak değ er, önem. *İ sim. ad ad almak * Sayma, sayı lma. * kendisine ad verilmek. * ün kazanma.

ad bilimi

* Özel adlar üzerinde duran ve özel adları köken bilgisi, tarihî geliş me, dil ve kültür sorunlar ı aç ı sı ndan inceleyen bilim dal ı . ad cümlesi * Bkz. isim cümlesi.

ad çekilmek * ad çekmek iş i yapı lmak. ad çekilmek * ad çekmek iş i yapı lmak. ad çekimi * Bkz. isim çekimi. ad çekme * Ad çekmek iş i, kur'a. ad çekmek * raslantı ya ve talihe bağ lı bir ay ı rma yapmak için, her birinde birer ad yazı lmı ş kâğ ı tlardan birini çekmek, kur'a çekmek. ad çekmeye girmek * kur'aya tâbi olmak. * oyunun baş langı cı nda, oyuncular arası nda alan seçimi, baş lama at ı ş ı veya karş ı lama hakkı için öncelik sa ğ layan i ş . ad çektirmek * ad çekmek iş ini yaptı rmak. ad değ iş imi * Bkz. mecazimürsel. ad durumu * Bkz. isim hâli. ad gövdesi * Bkz. isim gövdesi. ad koymak * çağ ı rmak veya anmak için bir canl ı ya, bir yere, bir ş eye ad vermek, adlandı rmak, isim koymak, tesmiye etmek. ad kökü * Bkz. isim kökü.

ad takmak * adlandı rmak, ad koymak. ad tamlaması * Bkz. isim tamlaması . ad vermek * ad koymak, adlandı rmak, tesmiye etmek. * bir iş i kimin yaptı ğ ı nı söylemek. ad yapmak * isim yapmak. ada * Her yanı su ile çevrilmiş kara parçası . * Trafiğ e açı k bir yol üzerinde sola dönüş leri sağ layan, sa ğ tarafta veya yol ortası nda yer alan kaldı rı m taş ı yla ayr ı lmı ş alan. * Çevresi yollarla belirlenmiş olan arsa ve böyle bir arsayı kaplayan yap ı lar toplulu ğ u. ada balı ğ ı * Bkz. amber balı ğ ı .

ada çayı * Ballı babagillerden, yurdumuzda çok yetiş en tüylü ve beyazı mtı rak yaprakları olan ı tı rl ı bir bitki (Salvia oflicinalis). * Bu bitkiden yapı lan sı cak içecek. ada gibi gemi * pek büyük (gemi). ada so ğ anı * Zambakgillerden, soğ anı ndan ilâç olarak yararlan ı lan birtakı m maddeler elde edilen çok yı llı k bir bitki (Urginea maritima). ada tav ş anı * Evcil cinsleri de olan tavş ana yakı n bir kemirici memeli (Oryetolagus cuniculus). adab ı mua ş eret * Terbiyeli, ince davranmak için tutulması gereken yollar, davranı ş töresi, davran ı ş bilgisi, topluluk töresi, görgü. adac ı k adac ı lı k * Kavramları n gerçek varlı klar oldu ğ unu kabul eden, kavram gerekli ğ ine karş ı t olarak, tümel kavramlar ı n yaln ı zca nesnelerin adları olduğ unu ileri süren görü ş , nominalizm. adagio * Yavaş , ağ ı r olarak. * Bu biçimde çalı nan beste. adak * Adamak iş i veya adanı lan ş ey, nezir. adak adamak * bir dileğ in gerçekleş mesi amacı yla kurban kesip yoksullara dağ ı tmak veya kutsal bir güce yönelik bir niyette bulunmak. adaklama * Adaklamak durumu. * Küçük ada.

adaklamak * Küçük çocuk yürümeye baş lamak. adaklanma * Adaklanmak iş i veya durumu. adaklanmak * Niş anl ı duruma gelmek, niş anlanmak. adaklı * Adağ ı olan, adak adamı ş olan. * Niş anl ı , yavuklu, sözlü. * Adak olarak ayrı lmı ş (hayvan). * Adak adanan yer. * Adağ ı olmayan, adak adamamı ş olan. * Niş anl ı olmayan.

adaklı k

adaks ı z

adale

* Kas. adaleli * Kaslı , kasları sı kı , geliş miş . adalesiz adalet * Kassı z. * Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, do ğ ruluk, türe. * Bu iş i uygulayan, yerine getiren devlet kuruluş ları . * Herkese kendine uygun düş eni, kendi hakk ı olanı verme.

adalet da ğ ı tmak * kanunları n sayd ı ğ ı haklar ı sahiplerine vermek, tanı nmak. adalet divan ı * Devletler arası ndaki birtakı m hukuk anla ş mazlı klar ı na bakan ve merkezi La Haye'de bulunan uluslar arası mahkeme. adalet kapı sı * Hak ve hukukun aranması için ba ş vurulan merci, mahkeme. adalet mahkemesi * Bkz. adliye mahkemesi. adalet örgütü * Adliye teş kilât ı . adalet saray ı * Mahkemelerin bulunduğ u büyük yapı . adalete teslim etmek * sanı ğ ı , adalet iş leriyle uğ raş an kuruluş a götürmek. adalete teslim olmak * sanı k, adalet iş leriyle uğ raş an kuruluş a gidip hakk ı nda gerekli iş lemin yap ı lması nı istemek. adaletine s ı ğ ı nmak * (birinden) anlayı ş , hoş görü, yak ı nlı k beklemek. adaletli * Adalete uygun düş en veya adaletli olan, adil.

adaletlilik * Adaletli olma durumu. adaletsiz * Adalete aykı rı düş en veya adaleti olmayan.

adaletsizlik * Adalete aykı rı davranı ş . adal ı adalî * Ada halkı ndan olan (kimse). * Kas niteliğ inde olan; kasla ilgili olan, kas ı l. * Kasları iyi geliş miş , adaleli, kaslı . *İ nsan.

adam

* Erkek kiş i. *İ yi yetiş miş , değ erli kimse. * Birinin yanı nda ve iş inde bulunan kimse. * Birinin yararlandı ğ ı , kullandı ğ ı kimse. * Birinin sözünü dinleyen, nazı nı çeken kimse, kayı rı cı . *İ yi huylu, güvenilir kimse. * (belirsizlik zamiri yerine), Herkes, kim olursa olsun. * Görevli kimse. * (isim tamlamaları nda) Bir alanda derin bilgisi olan veya bir alanı benimseyen. * Eş , koca. adam adama (savunma) * futbolda, basketbolda karş ı takı m oyuncusunu kollama, rahat hareket etmesini, sayı yapması nı engelleme. adam akı llı * Bkz. adamakı ll ı . adam almamak * son derece kalabalı k olmak. adam azmanı * Çok iri yapı lı kimse. adam ba ş ı na * her kiş iye, her birine. adam be ğ enmemek * herkesi değ ersiz görmek. adam boyu * Yaklaş ı k olarak normal bir adam boyunda. *İ nsan boyunca. adam de ğ ilim * herhangi bir durumun gerçekleş memesi hâlinde, kendisinin insan say ı lamayaca ğ ı anlamı nda kullanı lan ant, göz da ğ ı sözü. adam etmek * eğ itmek, yetiş tirmek, topluma yararlı duruma getirmek. * bir yeri düzene sokmak veya bir ş eyi i ş e yarar duruma getirmek. adam evlâd ı *İ yi bir ailenin iyi yetiş miş çocu ğ u. adam gibi * terbiyeli, akı llı uslu. * adamlı ğ a, insanl ı ğ a yara ş ı r yolda. * iyice. adam hesab ı na koymak * birine değ er vermek, saygı göstermek. adam içine çı kmak * topluluğ a kar ı ş mak, değ erli insanları n bulunduğ u yerlere gitmek, e ş e dosta gitmek. adam içine karı ş mak * değ erli bir topluluğ a girmek, kendisine değ er verilir olmak. adam kı tlı ğ ı nda (veya yokluğ unda) * iş e yarar kimselerin bulunmad ı ğ ı durumda. adam kullanmak

* iyi çalı ş tı rması nı bilmek. adam olmak * geliş mek, büyümek, ş iş manlamak. * iyi yetiş mek, iyi bir duruma gelmek. adam sarrafı *İ nsanlar ı n karakterini çabuk anlayacak duruma gelmiş kimse, insan sarraf ı . adam sen de! (veya yalnı z adam) * bir iş in önemsenmediğ ini anlatmak için söylenir. adam sı rası na geçmek (veya girmek) * daha önce toplumda önemli bir yeri veya özel bir de ğ eri yokken artı k kendisine önem ve de ğ er verilmek. adam yerine koymak * adamdan saymak, varlı ğ ı nı kabul etmek. adama * Adamak iş i. adama dönmek (veya benzemek) * düzelmek. adamak * Bir dileğ in gerçekleş mesi amacı yla kurban kesip yoksullara dağ ı tmak veya kutsal bir güce yönelik bir niyette bulunmak, nezretmek. * Kutsal saydı ğ ı bir ş ey uğ runa kendini feda etmek, ant niteliğ inde söz vermek. * Ayı rmak. adamak ı ll ı * Gereğ inden çok, iyice. adamakla mal tükenmez * büyük vaatlerde bulunanlar için alay yollu söylenir. adamca *İ nsana yaraş ı r biçimde. *İ nsan sayı sı olarak.

adamcağ ı z * Kendisine karş ı sevgi veya acı ma duyulan adam. adamcası na * Adamca. adamcı k * Yerilen, küçümsenen; acı nan (kimse). adamcı l *İ nsandan ürkmeyen, insana al ı ş mı ş olan, insana sokulan, sı cakkanlı , munis.

adamcı llı k * Adamcı l olma durumu. adamdan saymak * bir kimseye değ eri olmadı ğ ı hâlde değ er vermek, saygı duymak. adamı * (bir iş i) ustalı kla yapan. adamı n adı çı kacağ ı na canı çı ks ı n

* Bkz. insanı n adı çı kacağ ı na canı çı ksı n. adamı n alacası içinde, hayvanı n alacası dı ş ı nda * Bkz. insanı n alacası içinde, hayvanı n alacası dı ş ı nda. adamı n iyisi al ı ş veriş te (veya i ş baş ı nda) belli olur * bir kiş iyi iyi bir insan olarak de ğ erlendirebilmek için al ı ş veri ş te veya i ş baş ı nda ahlâk dı ş ı davranı ş larda bulunmamas ı gerekir. adamı na çatmak * Bkz. tam adamı na çatmak. adamı na dü ş mek * (yapı lacak bir iş ) güzel bir rastlantı sonunda anlayanı na, uzmanı na verilmiş olmak. adamı na göre * kiş iler arası nda ayrı calı k gözeterek. * herkesin yeteneğ ine uygun olarak. adamı nı bulmak * Bkz. tam adamı nı bulmak (veya adamı na dü ş mek). adamkökü * Bkz. adamotu. adamlı k *İ nsana yakı ş acak durum, tutum ve davran ı ş . * Yabanlı k.

adamlı k sende kalsı n * iyilik bilmese de sen yine iyilik et. * bu iş i nası l olsa sana yaptı racaklar, bari kendiliğ inden yap da onurunu koru. adamotu adams ı z * Patlı cangillerden, geniş yapraklı , kötü kokulu bir bitki, kankurutan, adamkökü (Mandragora autumnalis). * Yardı mcı sı z, hizmetçisiz. * Erkeksiz, kocası z.

adams ı zl ı k * Adamsı z olma durumu. a'dan z'ye kadar * baş tan a ş ağ ı , bütünüyle. Adana kebab ı * Kı ymas ı na bolca acı biber katı larak haz ı rlanan ş iş köfte. adanma adanmak adap * Adanmak iş i. * Adamak i ş ine konu olmak. * Töre. * Yol yordam, yol yöntem.

adap erkân * Yol yöntem.

adaptasyon * Uyarlama. * Bir eseri çevrildiğ i dilin, konuş uldu ğ u toplumun yaş ayı ş ı na, inançlar ı na uyarlama. * Uyma. adapte * Uyarlanmı ş .

adapte etmek * uyarlamak. adapte olmak * uymak. adaptör * Bir âletin çapları birbirinden farklı olan parçaları ndan birini ötekine geçirebilmek için yararlanı lan bağ lay ı cı . ada ş ada ş lı k adatepe * Adları aynı olanlardan her biri. * Adaş olma, ayn ı ad ı taş ı ma durumu.

* Genellikle tropikal bölgelerde görülen ve çevresindeki alçak alanlar üzerinde dik yamaçlarla bir ada gibi yükselen, aş ı nı mdan dolayı ortaya ç ı kmı ş tepe. adatma adatmak * Adamak iş ini yapt ı rmak. adavet aday * Düş manlı k, ya ğ ı lı k. * Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya baş kalar ı tarafı ndan ileri sürülen kimse. * Bir iş için yetiş tirilmekte olan kimse, namzet. * Adatmak iş ini yaptı rmak.

aday aday ı * Herhangi bir iş i yapmak, bir görevi yüklenmek için adayl ı k aş aması nı kazanmak amac ı yla baş vuran kimse. * Milletvekili ve senatör seçimlerinde, partinin adayı olmak için, partisinde yapı lan ön seçimlere adaylı ğ ı nı koyan kimse. aday göstermek * bir iş veya bir görev için birini aday olarak belirlemek: Anayasa. aday olmak * herhangi bir iş e alı nmak veya seçilmek için istekli olmak. adayavrusu *İ ki veya üç çifte kürekli küçük balı kçı teknesi. adayl ı ğ ı nı koymak * bir iş veya göreve seçilmek için kendini ileri sürmek. adayl ı k * Herhangi bir iş , bir görev için kendini ileri sürme veya baş kaları tarafı ndan ileri sürülme, namzetlik. * Bir görevde yetiş tirilme.

adc ı

* Adcı lı k öğ retisiyle ilgili olan. * Bu öğ retiye bağ lı kimse. adc ı lı k * Kavramları n gerçek varlı klar oldu ğ unu kabul eden, kavram gerçekliğ ine kar ş ı t olarak, tümel kavramlar ı n yaln ı zca nesnelerin adlar ı olduğ unu ileri süren görü ş , isimcilik, nominalizm. addan türeme fiil * Bkz. isimden türeme fiil. addedilme * Addedilmek iş i. addedilmek * Sayı lmak. addetme * Addetmek iş i.

addetmek * Saymak. addolunma * Addolunmak i ş i veya durumu. addolunmak * Sayı lmak. adedî adem * Adetçe, sayı ca. * Yokluk, hiçlik, ölüm. * Osmanlı ca sözlerle birleş erek "-siz, -lik" anlamı nda kullanı lı r. * Dinî inançlara göre ilk yaratı lan insan ve ilk peygamber. *İ nsan, insanoğ lu, adam. *İ nsanda bulunması gereken olumlu özelliklere sahip olan.

Âdem

Âdem baba *İ nsanlı ğ ı n babas ı , Hz. Âdem. * Hapishanede çevresindeki mahkûmları haraca ba ğ layan kimse. * Afyonkeş . Âdem elması * Gı rtlak çı kı ntı sı . Âdem evlâd ı * Bkz. âdemoğ lu. Âdemci * Âdemcilik yanlı sı olan kimse.

Âdemcilik * XX. yüzyı lı n baş ı nda simgeciliğ e karş ı bir tepki olarak Rusya'da ortaya ç ı kan bir edebiyat akı mı . ademimerkeziyet * Yerinden yönetim. ademimerkeziyetçi * Yerinden yönetimci.

ademimerkeziyetçilik * Yerinden yönetimcilik. ademiyet âdemiyet * Yokluk. *İ nsanlı k. * Doğ ru dürüst insana yakı ş ı r durum, adamlı k.

âdemoğ lu *İ nsan denilen yarat ı kları n hepsi. âdemotu * Bkz. adamotu. adenit adese * Lenf düğ ümleri iltihabı . * Mercek. * Kovucuk. * Görüş derecesi, inceliğ i. * Sayı . * Herhangi bir sayı da olan ( ş ey), tane. * Bir kimsenin yapmaya alı ş mı ş oldu ğ uş ey, al ı ş kı . * Topluluk içinde eskiden beri uyulan kural, töre. * Ay baş ı .

adet

âdet

âdet edinmek * bir ş eyi al ı ş kanlı k ve huy durumuna getirmek. âdet görmek * (kadı n) ay ba ş ı olmak. âdet olmak * öteden beri yapı lı r olmak. * bir ş ey gelenek durumuna gelmiş olmak. âdet yerini bulsun diye * gerekli görüldüğ ü için değ il, yalnı z alı ş ı lmı ş oldu ğ u için. âdeta * Bayağ ı , basbayağ ı , hemen hemen, sanki. * Bayağ ı yürüyü ş le. * Sayı bakı mı ndan, sayı ca.

adetçe

adetimürettep * Bkz. tam sayı . adezyon kuvveti * Yan yana duran veya sürtünen iki cismin molekülleri arası ndaki çekiş kuvveti. adı (veya ismi) gibi bilmek * çok iyi bilmek.

adı batası (veya adı batası ca) * "yok olası " anlamı nda bir ilenme. adı batmak * (sevilmeyen bir ş ey veya kimse için) unutulmak, adı anı lmaz olmak, art ı k sözü edilmemek. adı belirsiz * ünü olmayan, tanı nmayan, kim ve ne oldu ğ u bilinmeyen. adı bile okunmamak * birine hiç önem verilmemek. adı çı kmak * kötü bir ün kazanmak. * hakkı olmayan bir ün kazanma. adı çı kmı ş dokuza, inmez sekize * birinin bir kere adı çı kt ı ktan sonra onun hakkı ndaki yayg ı n inanç artı k kolay kolay düzelemez. adı deliye çı kmak * deli olmadı ğ ı hâlde deli olarak tan ı nmak. adı duyulmak * tanı nmak, ünlenmek. adı geçmek * anı lmak, söz konusu olmak, ismi geçmek. * adı yaz ı lmak. adı kaldı rı lmak * anı lmaz olmak, silinip gitmek. adı kalmak * bir kimse veya bir ş ey ortadan çekildikten, öldükten sonra dillerde yalnı z adı dolaş mak. adı karı ş mak * (kötü) bir iş le birinin ilgisi bulundu ğ u söylenilmek. adı kötüye ç ı kmak * ünü kötü olarak yayı lmak. adı olmak * gereksiz, yersiz ünü olmak. adı sanı * bir kimsenin kimliğ i. adı üstünde * adı ndan belli olduğ u gibi. adı var * yaş amayan, yaln ı zca hayalde var olan.

adı verilmek * ad takı lmak. adı l adı m * Zamir. * Yürümek için yapı lan ayak at ı ş ları nı n her biri.

* Bir adı mda al ı nan yol (bu uzunluk 75 cm sayı lı r). * Giriş im, hamle. * Bir gösterge ucunun eş olarak ayr ı lmı ş yaylardan biri boyunca aldı ğ ı yol. * Ayakta temel duruş tan, bir ayağ ı n türlü yönlerde iki ayak boyu kadar ara ile yer de ğ iş tirmesi. * Teknolojide iki diş li arası ndaki aral ı k. adı m adı m * Ağ ı r ağ ı r, yavaş yavaş . adı m adı m gezmek * her yerini dolaş ı p görmek. adı m adı m izlemek * arkası ndan izlemek. * gizlice takip etmek. adı m atmak * yürümek için ayağ ı nı öne doğ ru uzatı p basmak. * bir iş e ilk kez giriş mek. adı m atmamak * gitmemek, uğ ramamak, aramamak. adı m baş ı * Birbirine yakı n yerlerde, s ı k sı k. adı mı nı attı rmamak * bir yere girmesine engel olmak. adı mı nı geri almak * baş lad ı ğ ı bir i ş ten geri dönmek. adı mlama * Adı mlamak i ş i. adı mlamak * Adı mla ölçmek. * Bir yerde ileriye geriye doğ ru giderek dolaş mak. adı mları nı açmak * yürürken hı zlanmak. adı mları nı seyrekle ş tirmek * hı zlı yürürken adı mları nı yavaş latmak. adı mları nı sı klaş tı rmak * daha küçük ve çabuk adı mlar atarak h ı zl ı yurümek, ivmek, acele etmek. adı mlı k * Adı m uzunlu ğ unda olan. * Bir yerin çok uzak olmadı ğ ı nı belirtmek için kullanı lı r.

adı msayar * Yürüme sı rası nda gerçek sonuçlara varabilmek için geçilen yerin uzunluğ unu anlayabilmek amacı yla aya ğ a tak ı lan alet, pedometre. adı na *oş eyin veya o kimsenin yerinde olarak, namı na, onun hesabı na.

adı nı ağ zı na almamak * dargı nlı k, kı rgı nlı k, kı zgı nlı k gibi bir sebeple bir kimseden hiç söz etmemek.

adı nı almak * ad takı lmak, ad verilmek. adı nı anmak (veya anmamak) * birinden söz etmek (veya etmemek). adı nı bağ ı ş lamak * bir baş kası ndan adı nı söylemesini istemek. adı nı bozmak * andı na uymamak, andı na ayk ı rı davranmak. adı nı kirletmek (veya lekelemek) * adı nı n kötüye çı kması na yol açmak. adı nı koymak * karş ı lı ğ ı nı veya fiyatı nı kararlaş tı rmak. adı nı taş ı mak * birinin adı yla anı lmak, sahip oldu ğ u ad ı n sorumlulu ğ unu yüklenmi ş olmak. adı nı vermek * birinin adı nı bildirmek. * biri tarafı ndan sal ı k verildiğ ini söylemek. adı yla sanı yla * bilinen ün ve niteliğ iyle. adî * Sı radan, hiçbir özelliğ i olmayan. * Aş ağ ı lı k, bayağ ı , alçak. * Adı mda uygunluk, beraberlik gerektirmeyen ve grup olarak yap ı lan bir tür yürüyü ş .

adî adı m

adî defter * Bir iş letmenin veya ticarethanenin yaptı ğ ı iş lemlerinin muhasebe kay ı tlar ı nı n geçirildiğ i ticarî defter. adî kesir * Bayağ ı kesir. adî suçlu adil * Basit suçları iş leyen kimse. * Adaletle iş gören, adaletten, haktan ayrı lmayan, hakkı yerine getiren, adaletli. * Hakka uygun, haklı . * Adalete uygun olarak, hakça. * Adîleş mek durumu.

adilâne adîleş me

adîleş mek * Adî bir duruma girmek, bayağ ı la ş mak. adîleş tirme * Adîleş tirmek iş i. adîleş tirmek * Adîleş mesine yol açmak.

adîlik adisyon

* Bayağ ı lı k, dü ş üklük, aş ağ ı lı k. * (lokanta, otel gibi yerlerde) Hesap.

adland ı rı lma * Adlandı rı lmak iş i. adland ı rı lmak * Ad vermek iş i yapı lmak. adland ı rma * Adlandı rmak i ş i. adland ı rmak * Bir kimseyi veya bir ş eyi kullanarak belli etmek, ad vermek, ad koymak, tesmiye etmek. * Ad koyma, ad vermeyi sağ lamak, tesmiye etmek. adlanma * Adlanmak iş i.

adlanmak * Kendisine ad verilmek. * Kötü ün kazanmak. adla ş ma adla ş mak * Ad durumuna gelmek. adla ş tı rma * Adlaş tı rmak i ş i. adla ş tı rmak * Ad durumuna getirmek. adl ı * Adı olan. * Ünlü. * Adlaş mak durumu.

adl ı adı yla * herkesin bilip tanı dı ğ ı biçimde. adl ı sanlı * Ünlü. adlî * Adaletle ilgili.

adlî makam * Adalet iş lerinin görüldüğ ü ve sonuca bağ land ı ğ ı kamuya ait yönetim yeri. adlî merci * Adaletle ilgili sorunları n çözümü için ba ş vurulan resmî daireler. adlî polis * Adliye içerisinde güvenliğ i sağ lay ı p adlî iş lere yard ı mcı olan kolluk gücü. adlî sicil

* Bir kimsenin mahkûmiyetinin olup olmadı ğ ı nı n anlaş ı lması için konulmuş olan kayı t yöntemi. adlî tabip * Adlî tı pta görevli doktor. adlî tatil * Her yı l 20 Temmuz ile 5 Eylül tarihleri arası nda, kanunda yazı lı durumları n dı ş ı nda, hiçbir adlî iş lemin yap ı lmadı ğ ı süre. adlî tı p adlî y ı l * Tı bbı n adalete yard ı m eden kolu; adaletin bu iş le uğ raş an kuruluş u. * Mahkemelerin bir yı l içindeki çalı ş ma süresi.

adlî zab ı ta * Bir suç sonrası sanı ğ ı ve suç delillerini adlî yetkililere sunan kolluk kuvveti. adliye * Hukuk ve adalet iş lerini gören devlet kurulu ş lar ı . * Hukuk ve âdalet iş lerinin görüldüğ ü resmî yapı . adliye encümeni * Adalet komisyonu. adliye mahkemesi * Anayasa mahkemesi, genel mahkemeler, askerî ve idarî mahkemeler dı ş ı nda kalan ve denetim mahkemesi olan Yarg ı tay ile hüküm mahkemeleri. adliye nezareti * Osmanlı İ mparatorluğ unda adliye teş kilâtı nı n ba ğ lı olduğ u en üst makam. adliye te ş kilâtı * Yargı organları ve bu organlar ı n birbirleriyle olan iliş kilerini, derecelerini, görev ve yetkilerini düzenleyen ve yürüten mekanizman ı n bütünü. adliye vekâleti * Adalet bakanlı ğ ı . adliyeci adrenalin * Böbrek üstü bezlerinin etkili bir maddesi; hekimlikte damarları daraltma, bronş ları açma, kanamaları kesme gibi amaçlarla kullan ı lı r. adres * Bir kimsenin arandı ğ ı nda bulunabileceğ i yer, oturdu ğ u yer. * Gönderilen ş eyin üzerine, alı cı nı n ad ı nı ve bulundu ğ u yeri bildirmek için yazı lan yazı . adres bı rakmak (göstermek veya vermek) * arandı ğ ı nda bulunabileceğ i, oturduğ u yeri bildirmek. adres defteri * Kiş ilerin kendilerine lâzı m olan adresleri topladı kları defter. adres kartı * Adres defteri. adres kitabı * Genellikle belli bir iş veya meslekte olanları n iş ve ev adreslerini toplu olarak gösteren kitap. * Adliye kuruluş unda meslek görevlisi.

adres makinesi * Posta gönderilerinin üzerine kâğ ı t, plâstik veya madenden, adres basan alet. adres rehberi * Adres defteri. adsı z * Adı olmayan, isimsiz. * Türklerde, ailesinden ayrı ldı ğ ı için art ı k onun adı nı taş ı mak, onun adı ile an ı lmak hakkı nı yitirmiş olan ve ancak bir yararlı k gösterince ad kazanabilen delikanlı . adsı z parmak * Orta parmak ve serçe parmak arası ndaki parmak, yüzük parmağ ı . aerobik * Hı zl ı müzik temposu eş liğ inde yapı lan, vücudun çevikliğ ine ve hareketliliğ ine dayanan bir tür jimnastik. aerobik solunum * Hücrede yalnı z moleküler oksijenin kullan ı ldı ğ ı bir solunum ş ekli. aerodinamik * Hareket hâlinde olan bir cisim üzerinde havanı n yarattı ğ ı etkiyi inceleyen bilim. * Aerodinamik bilim alanı yla ilgili. * Fizik biliminin gazları n hareketini inceleyen dalı . af * Bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağ ı ş lama. * Mazur görme veya görülme. * (görevden) çı karı lma.

af buyurun! * "affedersiniz" veya "affı nı zı rica ederim" anlamı nda bir söz. af çı karı lmak * bir suçun bağ ı ş lanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çı karmak. af dilemek * bağ ı ş lanması nı istemek. af kapsamı na alı nmak * af kanununa girmek. afacan * Zeki ve yaramaz (çocuk). afacanlaş ma * Afacanlaş mak iş i. afacanlaş mak * Yaramazlaş mak, yaramaz, ele avuca sı ğ maz duruma gelmek. afacanlı k * Afacan olma durumu, yaramazlı k. afak * Ufuklar, dört bir taraf. afakan afakî * Bkz. hafakan. * Belli bir konu üzerine olmayan (konuş ma), dereden tepeden.

* Nesnel, objektif. afakîlik * Bkz. objektiflik. afal afal afallama *Ş aş kı n bir biçimde. * Afallamak iş i.

afallamak *Ş aş kı nlı ktan sersemleş mek. afallaş ma * Afallaş mak iş i. afallaş mak *Ş aş kı nlı k içinde kalmak, ş aş ı rı p bir ş ey yapamaz olmak. afallaş tı rma * Afallaş tı rmak i ş i. afallaş tı rmak *Ş aş kı nlı k içinde bı rakmak, birini ş aş ı rı p bir ş ey yapamaz duruma sokmak. afallatma * Afallatmak iş i. afallatmak *Ş aş kı nlı ğ a dü ş ürerek sersemleş tirmek. afat afazi aferin * Okş ama, alkı ş lama, beğ enme gibi duyguları belirtmek için söylenir, bravo. * Eskiden öğ rencilere verilen beğ enme ve takdir kâ ğ ı dı . aferin almak * değ erli görülüp be ğ enilmek. aferist afet * Vurguncu, dalavereci, çı karı nı bilen, ç ı karc ı . * Doğ anı n sebep oldu ğ u yı kı m. * Kı ran. * Çok kötü. * Güzelliğ i ile insanı ş aş kı na çeviren, akl ı nı baş ı ndan alan kadı n. * Hastalı klar ı n dokularda yaptı ğ ı bozukluk. * Afete uğ ramı ş , afet görmüş . * Afetler, belâlar, kı ranlar. * Bkz. söz yitimi.

afetzede

affa uğ ramak * bağ ı ş lanmak, affedilmek. affedersin veya affedersiniz

* özür dilemek için söylenir. * karş ı çı kmak için söylenir. affedilme * Bağ ı ş lanma. affedilmek * Bağ ı ş lanmak. affetme affetmek * Bağ ı ş lama. * Bağ ı ş lamak. * Hoş görü ile karş ı lamak, mazur görmek. * Görev veya iş ten çı karmak.

affetmemek * bağ ı ş lamamak, hoş görmemek. affetmi ş sin * "hiç de öyle değ il", yan ı lı yorsun" anlamı nda kullanı lı r. affettirme * Affettirmek iş i. affettirmek * Bağ ı ş lanması nı sa ğ lamak. affettuoso * Bir parçanı n yumuş ak ve duygulu bir biçimde çalı nacağ ı nı anlatı r. affeyleme * Affeylemek iş i. affeylemek * Affetmek. aff ı nı dilemek (veya istemek) * bir iş veya görevi yerine getiremeyeceğ ini nezaketle bildirmek. aff ı nı za s ı ğ ı narak * "bağ ı ş layacağ ı nı za güvenerek" anlamı nda bir nezaket sözü. affolunma * Affolunmak iş i. affolunmak * Bağ ı ş lanmak, affedilmek. Afgan * Afganistan halkı ndan veya bu halkı n soyundan olan kimse. * Afganistan'a ve Afganistan halkı na özgü olan. Afganlı * Afgan. afi * Gösteriş , çalı m, caka.

afi kesmek (satmak veya yapmak) * birine karş ı gösteriş yapmak, kabadayı lı k etmek.

afif afife afili afis

*İ ffetli. * Namuslu, iffetli, saygı değ er (kad ı n). * Gösteriş li, çalı mlı . * Gümüş balı ğ ı nı n küçüğ ü.

afi ş

* Bir ş eyi duyurmak, tanı tmak için haz ı rlanan, çoğ u resimli duvar ilân ı .

afi ş asmak * duvarlara ilân yapı ş tı rmak. afi ş yutmak * yalana dolana kanmak. afi ş çi * Afiş yapan sanatçı . afi ş çilik afi ş e * Afiş yapma sanatı . * Açı ğ a çı km ı ş , duyulmuş .

afi ş e etmek * açı ğ a vurmak, belirtmek, duyurmak, dile düş ürmek, reklâm etmek. afi ş e olmak * (bir kimse) bilinmeyen bir yönüyle tanı nmak. afi ş leme * Afiş asma iş i, afiş lemek iş i.

afi ş lemek * Afiş ası p duyurmak. * Nitelemek, göstermek. afi ş te kalmak * (oyun için) ilgi görerek günlerce oynanmak. afiyet * Hasta olmama durumu, sağ lı k, esenlik.

afiyet bulmak * iyileş mek, sağ lı ğ ı nı kazanmak. afiyet olsun * bir ş ey yiyip içenlere "yarası n" anlamı nda söylenen iyi dilek sözü. afiyet ş eker olsun * "yarası n, ağ ı z tadı yla yensin'" anlamı nda söylenir. afiyet üzere olmak * sağ lı klı , rahat yaş amak.

afiyetle afoni aforizm

* ağ ı z tad ı yla, keyifle. * Bkz. Ses yitimi. * Özlü söz, özdeyiş .

aforoz

* Hristiyanlı kta kilise taraf ı ndan verilen "cemaatten kovma" cezas ı .

aforoz etmek * kilise birliğ inden çı karmak. * darı lı p biriyle konuş mamak, yakı nı olmaktan ç ı karmak, ilgiyi kesip uzaklaş tı rmak, ad ı nı duymak bile istememek. aforozlama * Aforozlamak iş i. aforozlamak * Aforoz etmek, kovmak. aforozlu afra tafra * Çalı m. * Çalı mlı . afralı tafralı * Çalı mlı . Afrika çekirgesi * Değ iş ik boyda ve renkte genellikle kuzey Afrika'da ekilmemiş arazilerde rastlanan zararsı z bir çekirge (Locusta migratona). Afrika domuzu * Çift parmaklı lardan, kal ı n derili, Afrika'da yaş ayan ve yaban domuzuna benzer bir hayvan (Phacochoerus aethiopicus). Afrika menek ş esi *İ ki çeneklilerden, tüylü yaprakl ı , mor, pembe, beyaz renkli çiçekleri olan, evlerde saksı da yetiş tirilen çok yı llı k bir süs bitkisi (Saintpaulia ionantha). Afrikal ı * Afrika kökenli olan kimse. * Afrikalı oyuncu. Afrikal ı lı k * Afrikalı olma. afsun afsuncu * Büyü, füsun. * Büyücü, üfürükçü. * Aforoz edilmiş , kovulmuş , uzaklaş tı rı lmı ş .

afsunculuk * Afsuncunun yaptı ğ ı iş . afsunlama

* Afsunlamak iş i. afsunlamak * Büyülemek. afsunlanma * Afsunlanmak i ş i. afsunlanmak * Büyülenmek. afsunlu Afş ar * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. aft aftos * Pamukçuk. * Oynaş , metres. * Büyülü, sihirli, füsunkâr.

afur tafur * Çalı m. afur tafura gelmemek * çalı m satmadan ho ş lanmamak; böyle bir davran ı ş a karş ı tepki göstermek. afyon * Olgunlaş mamı ş haş haş kapsüllerine yapı lan çizintilerden s ı zan, sonradan katı laş an süt; içinde morfin ve kodein gibi çok uyuş turucu maddeler bulunan, güçlü bir zehir olmakla birlikte, hekimlikte kullanı lan değ erli bir ilâç. afyon çekmek * keyif için afyon yutmak. afyon ruhu * Yatı ş tı rı cı olarak kullanı lan afyon tentürü. afyonke ş * Keyif için afyon yutan veya çeken (kimse), afyon tiryakisi. afyonke ş lik * Afyon çekmeye düş künlük. afyonlama * Afyonlamak iş i. afyonlamak * Afyon vererek uyuş turmak, uyutmak. * Telkin yoluyla doğ ru düş ünmeyi önleyerek zararlı bir yola sürüklemek. afyonlanma * Afyonlanmak iş i. afyonlanmak * Afyonlamak iş i yapı lmak. afyonlu *İ çinde afyon bulunan. * Afyon yutmuş . * Dalgı n, uyuş muş , uyuş uk (kimse).

afyonu baş ı na vurmak * aş ı rı davranı ş larda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptı ğ ı nı bilememek. afyonunu patlatmak * kendi keyfine dalmı ş olan birini öfkelendirmek. Ag aga * Ağ a. agâh * Bilir, bilgili, haberli, uyanı k. * Gümüş 'ün kı saltmas ı .

agâh olmak * bilgi edinmiş olmak. agami aganta emir. agaragar * Deniz yosunları ndan çı karı lan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanı lan bir tür jelâtin, jeloz. agel * Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağ lad ı kları , yünden örülmüş kalı n çember bağ . agitato * Bir parçanı n canlı ve coş kulu çalı naca ğ ı nı anlat ı r. * Yı sa veya lâçka edilmekte olan bir halatı n ve zincirin kı sa bir süre elde tutulup bı rakı lmamas ı için verilen * Güney Amerika'da yaş ayan, mavi ve yeş il metalik yans ı malı bir kuş .

aglütinasyon * Kümeleş im. aglütinin agnosi * Tanı sı zlı k. agnostik * Bilinemezci. * Bilinemezcilikle ilgili. * Serumda meydana gelen antikor.

agnostisizm * Bilinemezcilik. agnozi * Duyularda herhangi bir bozukluk olmamas ı na rağ men sı nav sisteminin belirli bir yerindeki doku bozuklu ğ undan ileri gelen algı kaybı veya yokluğ u. Agop'un kaz ı gibi bakmak * aptal aptal bakmak. agora * Yunan klâsik devrinde, sitenin yönetim, politika ve ticaret iş lerini konuş mak için halkı n topland ı ğ ı alan, halk meydanı .

agorafobi * Bkz. alan korkusu. agraf agrafi * Kanca, kopça. * Bkz. yazma yitimi.

agrandisman * Büyültme. agrandisör * (fotoğ rafçı lı kta) Büyülteç. agreje agreman agu * Süt çocukları nı n neş elendikleri zaman ç ı kardı klar ı ses. agu bebek * Büyüdüğ ü hâlde bebekliğ e özenen çocuklara alay yollu söylenir. agucuk * Süt çocu ğ u. * Süt çocuğ unu sevmek için söylenir. * Agulamak iş i. * Yeni doğ muş bebeklerin çı kardı ğ ı ses. * (yabancı ülkelerde) Doçent olmak için sı nav vermi ş kimse, doçent. * Bir elçinin bir ülkeye atanması ndan önce o ülkeden istenen uygun görme yazı sı .

agulama

agulamak * (bebek) Agu agu diye ses çı karmak. agu ş ağ *İ plik, sicim, tel gibi ince ş eylerden kafes biçiminde yapı lmı ş örgü. * Örümcek gibi birtakı m hayvanları n salgı ları yla oluş turdukları örgü. * Ülke yüzeyine yaygı nla ş tı rı lmı ş örgü, ş ebeke. * Tuzak. * Oyun alanı nı ortadan ikiye bölen iple yapı lmı ş örgü. * Çaprazlama örgü ile yapı lan ve kale direkleri arkası na gerilen örgü, file. ağ * Donun veya pantolonun apı ş aras ı na gelen yeri, apı ş lı k. ağ atmak (veya b ı rakmak) * balı k avlamak için denize ağ salmak. ağ benek * Açı klı koyulu kahverengi a ğ görünüş ünde olan, arpa yaprakları na yerleş erek oldukça önemli zararlara yol açan askl ı mantar. * Bu mantarı n ortaya çı kardı ğ ı ekin hastal ı ğ ı . ağ çekmek * Kucak.

* yakalanan balı klar ı toplamak için ağ ı sudan çı karmak. ağ iğ nesi * Ağ ı n örülmesinde kullanı lan i ğ biçiminde tahtadan veya plâstikten yapı lmı ş alet. ağ ipliğ i * Keten, kenevir, naylon gibi maddelerden ağ yapı mı nda kullanı lan iplik.

ağ kayı ğ ı * Balı k ağ lar ı nı taş ı yan kayı k. ağ kepçe ağ kurdu * En çok elma ve erik gibi yemiş ağ açları na zarar veren bir kurt. ağ kurş unu * Balı k ağ lar ı nı suda tutmaya yarayan zeytin çekirdeğ i biçiminde delikli kurş un madde. ağ mantarlar *İ nsan ve hayvanlarda hastalı ğ a yol açan ve birçok türü içine alan ilkel bitkiler topluluğ u. ağ tabaka ağ tonos * Gotik mimaride kullanı lmı ş , ağ biçiminde parçal ı tonos. ağ torba * 25 cm geniş li ğ inde ve 50 cm uzunluğ unda a ğ dan yapı lmı ş kı rmı zı yosunlar ı n suya dalı narak avlamada kullan ı lan, bir ip ve kayı ktaki makara yardı mı ile suyun yüzeyine çı kı p inebilen bir torba. ağ yatak ağ a * Hamak. * Kı rl ı k kesimde geniş toprakları olan, sözü geçen, varlı klı kimse. * Halk arası nda say ı lan ve sözü geçen erkeklere verilen san. * Büyük kardeş , ağ abey. * Okur yazar olmayan yaş lı ca kiş ilerin adları yla birlikte kullanı lan san. * Osmanlı İ mparatorluğ unda bazı kurulu ş lar ı n ba ş ı nda bulunanlara verilen resmî san. * Göz yuvarları nı n iç yüzeyinde görme sinirinin yayı lması ile beliren, ı ş ı ğ a duyarl ı , ağ ı msı bölüm, retina. * Balı kçı lı kta kullanı lan, ağ dan örülerek yapı lan uzun sapl ı sepet.

ağ a borç eder, uş ak harç * ağ a para sı kı nt ı sı içinde olup borç etse de, uş ak, hâlden anlamaz ve bol harcamay ı sürdürür. ağ a kapı sı * Yeniçeri ağ ası nı n dairesi. ağ a yamağ ı * Yeniçeri ağ ası na bağ lı emir çavuş u. ağ ababa * Dede, ata. * Sanı "ağ a" olan babaya çocuğ unun sesleni ş i. * Bir yerde, bir topluluk içinde etkili olan, sözü geçen, ileri gelen (kimse). * Bir kimsenin kendinden yaş ça büyük olan erkek kardeş i. * Kardeş olmayanlar arası nda da genellikle yaş ça büyük olanlara bir sayg ı sesleni ş i olarak kullanı lı r.

ağ abey

ağ abeylik

* Ağ abey olma durumu. ağ abeylik etmek (veya yapmak) * Birini ağ abey gibi korumak, gözetmek. ağ aca çı kan keçinin dala bakan oğ lağ ı olur * çocuklar ana ve babaları ndan öğ rendiklerini yapmaya özenirler. ağ aca çı ksa pabucu yerde kalmaz * davranı ş ları na engel olacak hiçbir takı ntı sı yok. ağ aca dayanma kurur, adama (insana) dayanma ölür * insan yapacağ ı iş te ba ş kalar ı na değ il, kendine güvenmelidir. ağ acı kurt, insanı dert yer * kurt ağ ac ı nası l içten içe kemirirse dert de insanı içten içe yer bitirir. ağ aç * Gövdesi odun veya kereste olmaya elveriş li bulunan ve uzun yı llar yaş ayabilen bitki. * Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dalları ndan yapı lan. * Direk.

ağ aç arı sı * Düzgün kanatlı , kuyruğ unda yumurtlama hortumu olan, 3-4 cm boyunda ağ aç zararlı sı . ağ aç balı * Erik, kayı sı gibi ağ açlardan sı zan zamk. ağ aç biti * Yarı m kanatlı lardan, bitkiler üzerinde ya ş ayan, sı çrayı cı bir böcek türü (Psylla).

ağ aç çileğ i * Ahududu. ağ aç ebegümeci * Ebegümecigillerden, boyu yüksek bir ot (Fr. lavatere). ağ aç kaplama * Konut duvarları nı yal ı tma ve güzelleş tirme amacı yla ağ aç veya ağ aç ürünlerinden yararlan ı larak yapı lan kaplama. ağ aç kavunu * Turunçgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetiş en, taç yaprakları mavimsi pembe, küçük bir ağ aç (Citrus medica). * Bu ağ acı n iri bir limon görünüş ündeki buruş uk kabuklu yemi ş i. ağ aç kurbağ ası * Kurbağ agillerden, boyu 3-5 cm olan, s ı rtı yaprak yeş ili, ağ açlara tı rmanan bir kurbağ a türü (Hyla arborea). ağ aç kurdu * Ağ açları kemirerek beslenen birtak ı m sinek kurtçukları na verilen ad. ağ aç küpesi * Hatmi. ağ aç mantarı * Ağ açta biten bazitli mantarlara verilen ad. ağ aç minesi * Mine çiçeğ igillerden, bahçelerde süs bitkisi olarak yetiş tirilen, kı rmı zı , mor çiçekli bir ağ aççı k (Lantana). ağ aç mobilya

* Oturma, yemek yeme, çalı ş ma, yatma vb. iş lerin yapı lması nda kolayl ı k ve rahatlı k sağ layan, parçaları nı n büyük ço ğ unluğ u masif, lifli, yangalı ve tabakalı ağ aç malzemeden yapı lan, taş ı nabilir veya sabit olarak kullan ı lan eş ya. ağ aç nemi * Ağ açta bulunan su miktarı nı n, aynı ağ acı n mutlak kuru ağ ı rl ı ğ ı na oranı . ağ aç olmak * bir yerde ve ayakta çok beklemek. ağ aç oyma * Oyma baskı sanatları ndan düz bir baskı tekniğ i. ağ aç sakı zı * Reçine. ağ aç sansarı * Sansargillerden, sı rtı koyu esmer, karnı daha açı k, iyi tı rmanan, postu de ğ erli bir memeli türü (Martes martes). ağ aç yaş iken eğ ilir * çocuklar küçük yaş ta kolay eğ itilir, büyük insan kolay kolay eğ itilemez. ağ aççı k * Taflan gibi, dalları dibinden baş layarak çatallanan küçük ağ aç. ağ aççı lı k * Ağ aç yetiş tirme iş i.

ağ açdelen * Yuva yapmak için ağ açları oyan böcek. ağ açkakan * Serçegillerden, ağ aç kurtları ile geçinen bir kuş (Picus). ağ açkesen * Zar kanatlı lardan, kurtçukları en çok gül fidanları üzerinde yaş ayarak yapraklara zarar veren, kara renkli bir böcek (Hylotoma). ağ açlama * Ağ açlamak iş i. ağ açlamak * Ağ açlandı rmak. ağ açland ı rı lma * Ağ açlandı rı lmak i ş i. ağ açland ı rı lmak * Ağ açlı duruma getirilmek. ağ açland ı rma * Ağ açlandı rmak iş i. ağ açland ı rmak * Bir yeri ağ açlı duruma getirmek. ağ açlanma * Ağ açlanmak iş i. ağ açlanmak * Ağ açlı duruma gelmek.

ağ açlaş ma * Ağ açlaş mak durumu. * Bitki ş ekilleri gösteren ve akiklerde olduğ u gibi maden filizlerinin gerek yüzeyinde gerek içlerinde rastlanan tabiî desen. ağ açlaş mak * Ağ aç durumuna gelmek. ağ açlı ağ açlı k * Ağ acı olan. * Ağ aç öbeğ i. * Ağ acı bol olan (yer).

ağ açlı klı * Ağ açları bol olan (yer). ağ açsı * Ağ aca benzeyen, ağ acı andı ran. ağ açsı z * Ağ acı olmayan.

ağ alanma * Ağ alanmak iş i. ağ alanmak * Ağ a tavrı tak ı narak çalı m yapmak. ağ alı k * Ağ a olma durumu. * Kibar ve cömertçe davranı ş . -a ğ an / -eğ en * Fiilden sı fat ve isim yapma eki: yat-ağ an, gez-eğ en, ol-a ğ an, dur-ağ an, piş -eğ en vb. ağ anı n alnı terlemezse ı rgadı n burnu kanamaz * iş veren iş çisi ile birlikte çalı ş mazsa iş çi iş e var gücüyle sarı lmaz. ağ anı n eli tutulmaz * cömertliğ i, elinin açı klı ğ ı , tartı ş ı lmaz. ağ arı k ağ arma * Ağ armak iş i. * Tan atma, ş afak sökme. ağ armak * Ak olmak, ak duruma gelmek, beyazlanmak, solmak. * Aydı nlanmak. ağ artı * Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklı k. * Süt, yoğ urt, peynir, ayran gibi yiyecek ve içecekler. ağ artı lma * Ağ artı lmak i ş i. ağ artı lmak * Aklaş mı ş , rengi solmu ş .

* Temizlenmek, beyazlatı lmak. ağ artma * Ağ artmak iş i. * Kuyumculukta gümüş ü temizleme iş i. ağ artmak * Ak duruma getirmek, beyazlatmak. ağ beneklilik * Arpa bitkisinde görülen mantar hastalı ğ ı (Pyrenophora). ağ cı ağ cı k ağ cı lı k * Ağ ile bal ı k tutma. ağ da * Kaynatı larak çok koyu ve yap ı ş kan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu ş eker eriyiğ i. * Ağ ile bal ı k tutarak geçinen kimse. * Palmiyelerde çiçeklerin dibinin çevresindeki telli kı n.

ağ da yapmak * vücuttaki fazla tüyleri ağ da ile almak, temizlemek. ağ dacı *Ş eker, tatlı ve helva yap ı mı nda ağ da hazı rlayan iş çi. * Ağ da ile vücuttaki fazla tüyleri veya kı lları temizlemeyi meslek edinmiş kimse.

ağ dalanma * Ağ dalanmak iş i. ağ dalanmak * Ağ da durumuna gelmek, ağ dala ş maya ba ş lamak. * Ağ da bulaş mak. ağ dalaş ma * Ağ dalaş mak durumu. ağ dalaş mak * Ağ da durumuna gelmek, ağ dalanmak. * (sohbet) Tam tadı na varı lı r durum almak, koyula ş mak. ağ dalaş tı rma * Ağ dalaş tı rmak i ş i. ağ dalaş tı rmak * Ağ da durumuna getirmek. ağ dalı * Ağ dalanmı ş . * (deyiş için) Bilinmeyen kelimelerle, anlaş ı lmas ı güç, dolambaçl ı cümlelerden oluş an. * Karmaş ı k. * Pekmez yapmaktan baş ka iş e yaramayan üzüm. * Ağ dı rmak i ş i.

ağ dalı k ağ dı rma

ağ dı rmak

* Ağ ması na sebep olmak. * Aş ağ ı inmek, yük veya terazide denge bozularak bir yan ı ağ ı r gelmek.

ağ ı

* Organizmaya girince kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarı na göre canlı yı öldürebilen madde, zehir. ağ ı ağ acı * Zakkum. ağ ı çiçeğ i * Zakkum. ağ ı gibi * acı veren, çok etkileyen. * çok sert, keskin. ağ ı otu * Baldı ran. ağ ı l * Koyun ve keçi sürülerinin gecelediğ i, çit veya duvarla çevrili yer. * Bazı yı ldı zları n, özellikle ayı n çevresinde görülen geniş ve ayd ı nl ı k teker, ayla, hale. * Bazı görüntülerdeki çok ı ş ı klı cisimleri çevreleyen ı ş ı klı teker. * Ağ ı verme, zehirleme. ağ ı lamak * Ağ ı vermek, zehirlemek. * (bir ş eye), Ağ ı katmak.

ağ ı lama

ağ ı land ı rma * Ağ ı landı rmak iş i. ağ ı land ı rmak * Ağ ı lı duruma getirmek. ağ ı lanma * Ağ ı lanmak iş i.

ağ ı lanmak * Bilmeden veya farkı nda olmadan zehirli bir ş ey yemek veya içmekle zehirlenmek. ağ ı laş ma * Ağ ı laş mak durumu.

ağ ı laş mak * Ağ ı lı duruma gelmek. ağ ı lda oğ lak doğ sa ovada otu biter * Tanrı her yarattı ğ ı nı n rı zkı nı verir. ağ ı lı *İ çinde ağ ı bulunan, zehirli. ağ ı lı böcek * Kı n kanatl ı lardan, baş ka böcekleri yemesi bak ı mı ndan yararlı bir böcek. (Carabus). ağ ı llanma * Ağ ı llanmak durumu.

ağ ı llanmak * Toplanı p bir arada durmak. * Çevresinde ağ ı l denen hale oluş mak, halelenmek. ağ ı m ağ ı mlı * Ayağ ı n üstündeki tümsek yer. * Üstü aş ı rı tümsek olan (ayak).

ağ ı na dü ş ürmek * tuzağ ı na dü ş ürmek. ağ ı nma * Ağ ı nmak iş i. ağ ı nmak ağ ı r * (hayvan) Yere yatı p yuvarlanmak. * Tart ı da çok çeken, hafif kar ş ı tı . * Davranı ş lar ı yavaş olan. * Değ eri çok olan, gösteriş li. * Çapı , boyutlar ı büyük. * Çetin, güç. * Tehlikeli, korkulu, vahim. * Sı kı nt ı veren, bunalt ı cı . * Dokunaklı , insanı n gücüne giden, k ı rı cı . * Yavaş . * Ağ ı rbaş lı , ciddî. * (koku için) Keskin, boğ ucu. * (yiyecek için) Sindirimi güç. * Yoğ un. * (uyku için) Uyanı lmas ı güç, derin. * Kı sı k, alçak. * Güç iş iten, sağ ı r. * Ağ ı r siklet. * Acele etmeden. * Fazlası yla.

ağ ı r ağ ı r

ağ ı r aksak yürümek (veya gitmek) * pek yavaş olarak. ağ ı r almak * bir iş te yavaş davranmak. ağ ı r araç ağ ı r ayak * Ağ ı r vası ta. * Doğ urması yakı n (gebe kad ı n).

ağ ı r basmak * ağ ı rl ı ğ ı fazla gelmek. * bir iş te gücü ve etkisi üstün gelmek. ağ ı r basmak * gücü, etkisi veya özelliğ i daha üstün ve belirgin olmak. * bir iş te gücü ve etkisi üstün gelmek.

ağ ı r basmak * bir kimse kâbusa uğ ramak. ağ ı r canl ı * Çok yavaş iş yapan, çevik olmayan. * Varlı ğ ı sı kı ntı veren sevimsiz. * Tembel. * Gebe (kadı n). ağ ı r canl ı lı k * Hareketlerin yavaş olması , hı mbı ll ı k, tembelce davranı ş biçimi. ağ ı r ceza * Ağ ı r hapis ve beş yı ldan yukarı olan hapis cezaları .

ağ ı r çekmek * tartı da a ğ ı r gelmek. ağ ı r durmak * ciddî, ağ ı rbaş lı , oturaklı , soğ ukkanlı hareket etmek. ağ ı r elli * Bkz. eli ağ ı r. ağ ı r ellilik * Eli ağ ı r olma durumu. ağ ı r ezgi * Çok ağ ı r, yavaş yavaş , ahenkli.

ağ ı r gelmek * gücüne gitmek, onuruna dokunmak. * yapı lmas ı güç gelmek. ağ ı r hapis cezası * 2-24 yı l veya ömür boyu hapis cezası . ağ ı r hastalı k * Ölümle sona erebilecek gibi olan hastalı k. ağ ı r hidrojen * Döteryum. ağ ı r iş * Büyük tehlikeler yaratan ve fazla güç isteyen her türlü iş .

ağ ı r iş itmek (veya duymak) * kulakları iyi iş itmemek, kulakları az iş itmek. ağ ı r kaçmak * gücendirici olmak. ağ ı r kayba u ğ ramak * maddî ve manevî büyük zarar görmek. ağ ı r kayı p * (savaş , deprem, sel gibi do ğ al afetlerde) Büyük kayı p. * Maddî zarar. ağ ı r küre * Yer yuvarlağ ı nı n, yoğ unluğ u ve katı lı ğ ı çok olan bölümü, barisfer.

ağ ı r ol!

* ciddî, ağ ı rbaş lı , so ğ ukkanl ı , sab ı rl ı ol!. * acele etme, yavaş ol!.

ağ ı r oturmak * uslu durmak. ağ ı r para cezası * Bazı suçlara göre takdir edilen para cezası . ağ ı r sanayi * Üretim araçları yapan sanayi. ağ ı r satmak * nazlanmak, gönülsüz davranmak. ağ ı r sı klet * Bazı spor dalları nda yarı ş macı lar ı n ağ ı rlı ğ ı ile sı nı rlandı rı lan kategori, baş ağ ı rl ı k. ağ ı r söylemek * acı , dokunaklı , sözler söylemek. ağ ı r söz ağ ı r su * Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaş latı cı sı olarak kullan ı lan, içinde hidrojen atomları yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluş an su (DO). ağ ı r top * Güçlü, ünlü, tanı nmı ş kimse. ağ ı r uyku * Uyanı lmas ı güç, derin uyku. * Kiş inin onuruna dokunan, dayanı lmas ı güç söz.

ağ ı r vası ta * Motoru, ağ ı r yük veya birden fazla römork taş ı mak amacı yla güçlendirilmiş kamyon ve benzeri araç. ağ ı r vası ta ehliyeti * Ağ ı r vası ta sürücülerine verilen kullanma belgesi. ağ ı r yağ * Kalı n yağ . ağ ı rba ş lı * Davranı ş lar ı ölçülü, olgun (kimse), vakur, ciddî. ağ ı rba ş lı lı k * Ağ ı rbaş lı olma durumu, vakar, ciddiyet. ağ ı rca ağ ı rdan * Ağ ı r olarak. ağ ı rdan almak * bir iş i gereken süre içinde bitirmemek. * bir iş i gönülsüz, isteksiz yapmak, geciktirmek. ağ ı rkanl ı * Oldukça ağ ı r.

* Hippokrates'in ortaya attı ğ ı ağ ı r canlı lı k, soğ ukluk, kolayca duygulanmayı ş gibi nitelikleri kendinde toplayan kiş ilik tipi. * Bkz. ağ ı r canl ı . ağ ı rkanl ı lı k * Ağ ı rkanlı olma durumu. ağ ı rlama * Ağ ı rlamak iş i, ikram, izaz. * Gelin veya güvey karş ı lanı rken çalı nan k ı vrak bir hava.

ağ ı rlamak * Konuğ a saygı göstererek onun her türlü rahat ı nı , ihtiyacı nı sa ğ lamak, ikram etmek, izaz etmek. ağ ı rlanma * Ağ ı rlanmak iş i. ağ ı rlanmak * Ağ ı rlamak iş ine konu olmak. ağ ı rla ş ma * Ağ ı rla ş mak durumu.

ağ ı rla ş mak * (hava) Sı kı cı ve bunaltı cı bir durum almak, bozulmak. * (hasta için) Tehlikeli duruma gelmek, fenalaş mak. * Yavaş lamak. * (gebe kadı n için) Do ğ urmas ı yaklaş mak. * Ağ ı rbaş lı olmak. * (yiyecek) Bozulmaya yüz tutmak. * Güçleş mek, zorla ş mak. * (organ için) Görevini yapamaz duruma gelmek. ağ ı rla ş tı rma * Ağ ı rla ş tı rmak i ş i. ağ ı rla ş tı rmak * Bir ş eyin a ğ ı rla ş ması na yol açmak. ağ ı rlatma * Ağ ı rlatmak iş i.

ağ ı rlatmak * Ağ ı rlamak iş ini yaptı rmak. ağ ı rl ı ğ ı nca altı n değ mek * çok değ erli olmak. ağ ı rl ı ğ ı nı (ortaya) koymak * kimliğ ini ve ki ş iliğ ini kabul ettirmek. ağ ı rl ı k * Ağ ı r olma durumu. * Değ erli olma durumu. * Ağ ı rbaş lı lı k. * Tehlikeli olma durumu. * Sı kı nt ı lı , bunaltı cı durum. * Orduda bir birliğ in cephane, yiyecek ve eş ya yükleri. * Çeyizini düzmek için güveyin geline verdiğ i para, kalı n. * Uyuş ukluk ve gevş eklik durumu. * Uykuda iken gelen ve insana boğ ulur gibi bir duygu veren durum. * Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluş turduğ u bile ş ke.

* Takı . * Yük, külfet. * Sorumluluk. * Etki, yetki, baskı , güçlük. * Dikkati ve önemi bir ş ey üzerinde yoğ unlaş tı rmak. * Terazilerde tartma iş i yapı lı rken bir kefeye konulan nesne. * Değ erlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağ an ı n üzerinde ve belli oranda, fazladan bir değ er tanı nması . ağ ı rl ı k basmak (veya çökmek) * gevş eklik ve uyku gelmek. * (uykuda) sı kı ntı lı duruma girmek. * Ağ ı r bir hava kaplamak, sessizlik olu ş mak. ağ ı rl ı k merkezi * Bir cismin bütün noktaları na ayrı ayrı etki yapan yer çekimi kuvvetlerinden oluş mu ş tek kuvvet durumundaki bile ş kenin uygulama noktas ı . * Bir iş in en önemli bölümü. ağ ı rl ı k olmak * birine yük olmak, kendi masrafı nı baş kası na çektirmek, s ı kı ntı vermek. ağ ı rl ı klı (değ er). ağ ı rsama * Ağ ı rsamak hareketi. ağ ı rsamak * Birine karş ı soğ uk davranarak sı kı ntı verdiğ ini anlatmak. * Bir iş i yavaş yapmak, önemsememek, ilgilenmemek. * Bir iş i ağ ı r bulmak, yük saymak, yüksünmek. ağ ı rş ak * Yün, iplik eğ irilen i ğ i ağ ı rla ş tı rmak için alt ucuna geçirilen yar ı m küre biçiminde, ortas ı delik a ğ aç veya kemik parça. * Teker biçiminde yassı nesne, kurs. ağ ı rş aklanma * Ağ ı rş aklanmak iş i veya durumu. ağ ı rş aklanmak * Çı banda veya (ergenlik sı rası nda) memede ağ ı rş ak biçiminde bir tümsek oluş mak. ağ ı ş * Ağ mak iş i veya biçimi. * (su buharı nı n ve baş ka gazlar ı n) Yerden havaya doğ ru çı kı ş ı , yağ ı ş karş ı tı . * Değ erlendirmelerde, herhangi bir konu veya evreye olağ an ı n üzerinde ve belli bir oranda, fazladan tanı nan

ağ ı t

* Ölen bir kimsenin gençliğ ini, güzelliğ ini, iyiliklerini, değ erlerini, arkada bı raktı kları nı n acı lar ı nı veya büyük felâketlerin ac ı lı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazı lan yaz ı , sa ğ u, mersiye. * Ağ lama, gelin olan bir kı zı n arkas ı ndan meziyetlerini sayı p dökerek a ğ lama. ağ ı t yakmak (veya tutturmak) * ağ ı t söylemek, ağ ı t düzmek. ağ ı tçı ağ ı tçı lı k * Ölüye ağ ı t söylemek için para ile getirilen kimse, sağ ucu. * Ağ ı tçı nı n iş i veya mesle ğ i.

ağ ı tlama ağ ı z boş luk.

* Ölmüş leri anmak için düzenlenen törende okunan övgü. * Yüzde, avurtlarla iki çene arası nda, ses çı karmaya, soluk alı p vermeye ve besinleri içine almaya yarayan * Bu boş luğ un dudakları çevreledi ğ i bölümü. * Kapları n veya içi bo ş ş eylerin aç ı k yan ı . * Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğ ü yer, munsap. * Koy, körfez, liman, yol gibi yerlerin açı k yan ı . * Birkaç yolun birbirine kavuş tuğ u yer, kavş ak. * Kesici aletlerin keskin yanı . * Bir dilin sı nı rlar ı içinde, bölgelere ve s ı nı flara göre de ğ iş en söyleyi ş özelliğ i. * Birini yanı ltmak, kandı rmak amac ı yla dolambaçlı birtakı m sözler söyleme özelli ğ i. * Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. * Bazen "kez" anlam ı na gelir. * Üslûp, ifade özelliğ i. * (tehlikeli ş eyler için) Pek yakı n yer.

ağ ı z

* Yeni doğ urmuş memelilerin ilk sütü.

ağ ı z açmak * söz söylemek, konuş mak. * azarlamak, paylamak. ağ ı z açmamak * tek bir söz olsun söylememek, susup kalmak. ağ ı z açtı rmamak * çok konuş arak baş kaları nı n söz söylemesine, konuş ması na engel olmak. ağ ı z ağ ı za * ağ zı na kadar, tamamen. ağ ı z ağ ı za vermek (veya konuş mak) * iki kiş i birbirine pek yakı n durarak baş kalar ı iş itmeyecek biçimde konuş mak. ağ ı z alı ş kanlı ğ ı * Çok söylendi ğ i için bir sözü s ı k sı k kullanma durumu. ağ ı z aramak (veya yoklamak) * öğ renmek istenilen ş eyi söyletecek yolda dil kullanmak. ağ ı z birliğ i * Bir konuda anlaş arak aynı biçimde konuş ma, söz birliğ i. ağ ı z birliğ i etmek * bir konuda anlaş arak aynı ş ekilde konuş mak, söz birliğ i etmek. ağ ı z birliğ i etmek * bir konuda anlaş arak aynı biçimde konuş mak, söz birliğ i etmek. ağ ı z burun birbirine karı ş mak * dayak yeme sonunda yüzü, yara bere içinde kalmak. * yüzde aş ı rı öfke, üzüntü, yorgunluk gibi durumlar ı n izleri görünmek. ağ ı z dalaş ı * Ağ ı z kavgası , karş ı lı klı atı ş ma, bağ rı ş ma, dil dalaş ı . ağ ı z değ iş ikli ğ i

* Yemeğ in çe ş idinde de ğ iş iklik. ağ ı z değ iş tirmek * önce söylediğ ini baş ka türlü anlatmak. ağ ı z dil vermemek * hiç konuş mamak, susmak. ağ ı z dolusu * Ağ zı n alabilece ğ i kadar. * (küfür için) Birbiri ardı nca, birçok. ağ ı z kâhyas ı * Birinin söyleyeceğ i sözlere karı ş an kimse. ağ ı z kalabalı ğ ı * Birbirini tutmayan gereksiz sözler. ağ ı z kalabalı ğ ı na getirmek * birini gereksiz sözler söylemek yolu ile ş aş ı rtmak. * söz söyleme becerisine sahip olma. ağ ı z kavaf ı * Karş ı sı ndakini kandı rmak için gerekli gereksiz çok söz söyleyen. ağ ı z kavgası * Karş ı lı klı ağ ı r sözler söyleyerek yapı lan çekiş me, at ı ş ma, dil kavgası . ağ ı z kokusu * Bir kimsenin çekilmez davranı ş ları , istekleri, sözleri. ağ ı z kullanmak * duruma, ortama göre söz söylemek, sözünü amacı na göre de ğ iş tirmek. ağ ı z niş anı * Yalnı z sözle yapı lan niş anlanma. ağ ı z satmak * yüksekten atarak kendini övmek. ağ ı zş akas ı * Sözle yapı lan ş aka. ağ ı z tad ı * (ailede veya toplumda) Dirlik düzenlik, iyi geçinme veya rahatlı k. ağ ı z tad ı yla * huzurla, rahatlı k içinde, içine sine sine, lezzetini duyarak. ağ ı z tamburas ı çalmak * sözle avutmaya, oyalamaya çalı ş mak. ağ ı z tatsı zlı ğ ı * Bir topluluk içindeki geçimsizlik, huzursuzluk. ağ ı z tı kamak * konuş ma imkânı vermemek. ağ ı z tüfeğ i * Mermileri ş iddetle üflenerek f ı rlat ı lan bir çeş it tüfek taslağ ı . ağ ı z tütünü

* Keyif için ağ ı zda çi ğ nenen bir tür tütün. ağ ı z ünlüsü * Geniz yoluna kaymadan çı kan ünlü, a ğ ı zsı l ünlü. ağ ı z yapmak * birini kandı rma, yan ı ltma amacı yla duyguları nı , düş üncelerini olduğ undan baş ka türlü gösterecek biçimde konu ş mak. ağ ı z yaymak * açı k ve dürüst konu ş maktan kaçı nmak. ağ ı z yer, yüz utanı r * armağ an alan, armağ anı verenin isteğ ini yerine getirmeye çal ı ş ı r. ağ ı z yoklamak * Bkz. ağ ı z aramak. ağ ı zda dağ ı lmak * (genellikle hamur iş i için) iyi piş miş ve lezzetli olmak. ağ ı zda sakı z gibi çiğ nemek * bir söz veya düş ünceyi sı k sı k tekrarlayı p durmak. ağ ı zdan * Yazı lı olmayarak, sözle, sözlü, ş ifahî.

ağ ı zdan ağ ı za * Herkes birbirine söyleyerek. ağ ı zdan ağ za dolaş mak (veya geçmek) * herkes birbirine söylemek. ağ ı zdan burun yak ı n, kardeş ten karı n yakı n * "insanı n kendi yararı her ş eyden önemlidir" anlamı nda kullanı lı r. ağ ı zdan dolma * (top veya tüfek için) Namlusu ağ zı ndan doldurulan. ağ ı zdan kapmak * baş kalar ı ndan dinlemek yolu ile yar ı m yamalak birtakı m bilgiler edinmek. ağ ı zlama * Ağ ı zlamak iş i. ağ ı zlamak * Bir iş i kolaylamak. * Bir parçayı yuvas ı na geçirmek için önce yuvan ı n ağ zı nı ayarlamak. * Bir boğ az ı n veya bir limanı n ağ zı nı ortalamak. ağ ı zlara sakı z olmak * herkesin diline düş mek. ağ ı zla ş ma * Ağ ı zlaş mak iş i veya durumu. ağ ı zla ş mak *İ ki kan damarı , birbiri içine açı lmak. ağ ı zl ı * Ağ zı herhangi bir biçimde olan.

ağ ı zl ı k

* Bir ucuna sigara takı lan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. * Nefesli çalgı larda ağ za gelen yer. * Yemiş küfelerinin üzerine yaprakl ı dallarla yapı lan kapak. * Kuyu bileziğ i. * Su tesisatı nda su alı p vermeye yarayan vanalı uç. * Hayvanı nı sı rması na, zararlı bir ş ey yemesine engel olmak için ağ zı na tak ı lan tel, deri gibi kafes. * (dokumacı lı kta) Çözgünün açı lı p kapandı ğ ı ve içinde mekiğ in geçtiğ i yer. * Telefon ve benzeri cihazlarda ağ za yaklaş tı rı lan bölüm. * Bir ş eyin ba ş lad ı ğ ı yer. * Huni.

ağ ı zl ı kçı * Ağ ı zlı k yapan veya satan kimse. ağ ı zotu ağ ı zsı l * Ağ ı zla ilgili. ağ ı zsı l ünlü * Bkz. ağ ı z ünlüsü. ağ ı zsı z * Ağ zı olmayan. * Yumuş ak huylu, sessiz. * Topları ateş lemek için falyaya konulan ve barutun patlaması na sebep olan madde.

ağ ladı ağ layacak * ağ lamak üzere olan. ağ lama ağ lamak * Üzüntü, acı , sevinç, pi ş manlı k aldanma vb.nin etkisiyle göz yaş ı dökmek. * Ağ aç budandı ğ ı nda kesilen yerlerden besi suyu veya öz su akmak. * Sı zlanmak, yakı nmak. * Bir duruma karş ı üzüntü duymak. ağ lamak para etmez * üzülmenin yararı olmaz. ağ lamaklı * Ağ lar gibi olan, üzüntülü. ağ lamaklı olmak * ağ layacak duruma gelmek. ağ lamalı * Ağ lar gibi olan, ağ layacak gibi. * Acı ma duygusu uyandı racak hâlde, sı zlamal ı . ağ lamayan çocuğ a meme vermezler * hakkı nı araması nı bilmeyen kimsenin i ş i görülmez. ağ lamsı ağ lanma * Ağ layacak gibi, ağ lamalı . * Ağ lanmak iş i. * Ağ lamak iş i.

ağ lanmak * Ağ lamak iş i yapı lmak. ağ lantı * Hafif hafif ağ lama.

ağ lar gözden, sahte sözden kendini sakı n * "kendini acı ndı ranlardan kork" anlamı nda kullanı lı r. ağ laş ma ağ laş mak * Ağ laş mak iş i. * Birlikte ağ lamak. * Sı zlanmak.

ağ lata ağ lata * Sürekli ağ latarak, devamlı eziyet ederek, üzerek. ağ latı ağ latı cı * Ağ lamaya yol açan. ağ latı ş ağ latma ağ latmak * Ağ latmak iş i veya biçimi. * Ağ latmak iş i. * Ağ laması na yol açmak. * Trajedi.

ağ laya ağ laya * Ağ layarak. ağ layanı n malı gülene hayretmez * birinden haksı z olarak alı nan malı n onu alana yararı olmaz. ağ layı cı ağ layı ş ağ lı * Ağ ı bulunan. ağ ma * Ağ mak iş i. * Akan yı ldı z, ş ahap. * Sarkmak, aş ağ ı ya inmek, e ğ ilmek, meyletmek. * Yükselmek, yukarı çı kmak. * Koyun ve keçi baş ı na alı nan vergi, sayı m vergisi. * Ağ namak i ş i. * Ölünün ardı ndan ağ lamak için para ile tutulan kimse, ağ ı tçı , yasçı . * Ağ lamak iş i veya biçimi.

ağ mak

ağ nam ağ nama

ağ namak

* (hayvan) Yere yatı p yuvarlanmak.

ağ namcı * Ağ nam vergisi toplayan kimse. ağ raz ağ rı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan sürekli ve ş iddetli acı . ağ rı kesici * Acı yı , sı zı yı dindirici (ilâç). ağ rı kesimi * Ağ rı duyusunun kendiliğ inden veya tedavi sonucu yok olması , analjezi. ağ rı sı zı * Rahatsı zlı k veren acı , sanc ı . ağ rı kesen * Ağ rı duyusunu ortadan kald ı ran, dindiren (ilâç vb.), analjezik. ağ rı larda göz a ğ rı sı , her kiş inin öz ağ rı sı * herkesi en çok ilgilendiren ş ey kendi derdidir. ağ rı lı ağ rı ma * Ağ rı yan, ağ rı sı olan. * Ağ rı mak i ş i. * Memeli hayvanlarda görülen ara konakçı kenelerin bulaş tı rdı ğ ı ağ rı ma asalakları ndan ileri gelen hastalı k. * Kötü niyet ve düş manlı klar.

ağ rı ma asalakları * Omurgalı lardan alyuvar asala ğ ı olarak yaş ayan türlü biçimlerdeki sporlular toplulu ğ u. ağ rı mak * (vücudun bir yeri) Ağ rı lı olmak. ağ rı na gitmek * onuruna dokunmak veya gücüne gitmek. ağ rı sı tutmak * (gebe kadı n için) doğ um sancı ları baş lamak. * (hasta bir organ) ağ rı maya ba ş lamak. ağ rı sı z * Ağ rı sı olmayan. * Ağ rı vermeden. * Dertsiz, tasası z.

ağ rı sı z baş ı na ka ş bast ı bağ lamak * kendine gereksiz yere iş çı karmak. ağ rı tma ağ rı tmak * Ağ rı tmak iş i. * Ağ rı mas ı na yol açmak.

ağ sı ağ u

* Ağ görünüş ünde olan, ağ gibi örülmüş olan. * Ağ ı .

ağ ulamak * Ağ ulamak. ağ ustos * Yı lı n 31 gün süren sekizinci ayı .

ağ ustos böceğ i * Eş kanatlı lardan, erkeğ i yazı n karnı nı n altı ndaki özel bir organdan kesik ve sürekli ses çı karan bir böcek, orak böceğ i (Cicada plebeja). ağ ustos böcekleri * Genç sürgünlerden öz su emerek tarı m ve orman bitkilerine zarar veren birçok türün bulunduğ u eş kanatlı lar familyası . ağ yar * Baş kalar ı , yabancı lar, eller.

ağ za alı nmaz (veya a ğ za alı nmayacak) * söylenmesi ayı p, çirkin (söz, küfür). ağ za almamak * anmamak, sözünü etmemek. ağ za düş mek * dedikodu konusu olmak. ağ za koyacak bir ş ey * yiyecek bir ş ey. ağ za tat, boğ aza feryat * (yiyecek için) miktarı çok az olan. ağ zı açı k *Ş aş kı n, alı k, bön. * Hayranlı kla, büyülenmiş olarak. ağ zı açı k (veya ağ zı bir karı ş aç ı k) kalmak * çok ş aş ı rmak, ş aş akalmak. ağ zı açı k ayran delisi (veya budalas ı ) * yeni gördüğ ü her ş eye ş aş kı nl ı kla bakan, ş aş ı ran. * saf, bön. ağ zı bir * Söz birliğ i etmiş .

ağ zı bozuk * Sövmeyi alı ş kanlı k edinmiş olan, küfürbaz. ağ zı burnu yerinde * oldukça güzel, yakı ş ı klı . ağ zı çiriş çanağ ı na dönmek * ağ zı kuruyup acı laş mak. ağ zı dili bağ lanmak

* herhangi bir sebeple konuş amaz olmak. ağ zı dili kurumak * herhangi bir sebeple tükürük az olmak. ağ zı dili tutulmak * beklenmedik bir durum karş ı sı nda heyecanlanmak, hayranl ı k duymak. ağ zı dolu dolu konuş mak * heyecanlı söz söylemek. ağ zı gevş ek * Sı r saklamaz, sı r tutmaz. ağ zı havada * çevresindekilerden habersiz, alı k, ş aş kı n. ağ zı kalabalı k * Birbirini tutmayan sözler söyleyen, yerli yersiz çok konuş an, boş boğ az. ağ zı kara * Kara haber vermekten hoş lanan, ş om a ğ ı zl ı . * Bir yerde konuş ulanı veya yapı lanı duyup görmesi istenilmeyen (kimse).

ağ zı kenetli * Sı r tutan, sı r saklayan (kimse). ağ zı kilitli * Dudakları beyaz (at). * Sı r saklayan. ağ zı kulakları na varmak * çok sevinmek. ağ zı kulakları nda * çok sevinçli, mutlu. ağ zı kurumak * bir konuyu çok söylemek sebebiyle, ondan b ı kmak. * içecek ihtiyacı duymak. ağ zı kurusun * felâket dileğ inde bulunanlara karş ı kullanı lan bir ilenme. ağ zı lâf (veya lâk ı rdı ) yapmak * kolay konuş ma yeteneğ i olmak. * inandı rı cı söz söyleme yeteneğ i olmak. ağ zı oynamak * bir ş eyler yemek. * konuş mak. ağ zı pek ağ zı pis * Sı r vermeyen, ketum. * Sövmeyi huy edinmiş olan.

ağ zı sı kı * Bkz. ağ zı pek. ağ zı sulanmak

* imrenmek. ağ zı süt kokmak * çok genç ve toy olmak. ağ zı teneke kaplı (olmak) * çok sı cak veya çok acı ş eyleri kolayl ı kla içebilen veya yiyebilenler için ş aka yollu söylenir. ağ zı torba değ il ki büzesin * herkesin dedikodu yapması nı n önüne geçilemeyeceğ ini anlatı r. ağ zı var, dili yok * pek sessiz, kendi hâlinde. * konuş mayan, derdini anlatamayan. ağ zı varmamak * söylemeye, açı klamaya gönlü elvermemek. ağ zı yanmak *oş eyden büyük zarar görmek. ağ zı na (veya diline) kira istemek * söylemesi beklenen ş eyi söylemekte nazlı davranmak. ağ zı na (veya diline) sa ğ lı k * bir sözü yerinde söyleyen kiş ilere söylenir. ağ zı na (veya önüne) bir kemik atmak * birini küçük bir çı kar göstererek susturmak. ağ zı na abdestle almak * o kiş iyi anarken çok saygı lı davranmak. ağ zı na almak * söylemek. ağ zı na almamak * adı nı ağ zı na almamak. ağ zı na almamak * söz konusu etmemek, anmamak, söylememek. ağ zı na atmak * yemek için ağ za koymak. ağ zı na bakakalmak * sözlerine hayran olmak. ağ zı na bakt ı rmak * kendini zevk ile dinletmek. ağ zı na bir parmak bal çalmak * birini tatlı sözlerle veya çeş itli hediyelerle bir süre için kandı rmak, oyalamak. ağ zı na bir ş ey (veya bir çöp) koymamak * hiçbir ş ey yememek. ağ zı na bir zeytin verir, altı na (veya ardı na) tulum tutar. * yaptı ğ ı küçük iyiliklere kar ş ı lı k büyük ç ı kar bekler. ağ zı na burnuna bulaş tı rmak * bir iş i beceremeyip berbat etmek, bozmak.

ağ zı na dü ş mek * çok yaygı n olarak bilinip konuş ulmak. ağ zı na etmek * haddini bildirmek. ağ zı na geldiğ i gibi * önünü sonunu düş ünmeden. ağ zı na geleni söylemek * nezaket dı ş ı na çı karak ağ ı r ve kı rı cı sözler söylemek. * çok ve düş üncesizce konuş mak. ağ zı na gem vurmak * susturmak, söyletmemek. ağ zı na kadar * boş yeri kalmayacak biçimde. ağ zı na kilit takmak (veya vurmak) * susturmak. ağ zı na koymamak * yememek veya içmemek. ağ zı na lây ı k * bir yiyeceğ in tadı anlatı lı rken "sen de yesen, beğ enirsin" anlam ı ile söylenir. ağ zı na sakı z olmak * dedikodusuna konu olmak. ağ zı na sürmemek * bir ş eyden hiç yememek. ağ zı na ta ş almı ş * söze karı ş mayı p susanlar için kullanı lı r. ağ zı na t ı kamak * susturmak, fazla konuş ması na engel olmak. ağ zı na tükürmek * birini küçültmek üzere küfür olarak kullanı lan uygunsuz sözler sarf etmek. * birine benzemek. ağ zı na verilmesini beklemek (veya istemek) * çalı ş mayı p, iş lerinin baş kaları taraf ı ndan yapı lmas ı nı beklemek. ağ zı na vur, lokması nı al * yumuş ak huylu kimseye her istenileni kolaylı kla yaptı rabilme anlamı nda bir atasözüdür. ağ zı na yak ı ş mamak * söylemesi ayı p kaçmak, uygun düş memek, yakı ş ı k almamak. ağ zı nda bakla ı slanmamak * hiç sı r saklamamak. ağ zı nda bı rakmak * Bkz. lâf ağ zı nda kalmak. ağ zı nda büyümek * sevmediğ inden veya içi almadı ğ ı ndan yutamamak.

ağ zı nda gevelemek * açı kça söylememek. ağ zı nda yaş kalmamak * bir düş üncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak. ağ zı ndan * birisinden dinleyerek. * adı na.

ağ zı ndan baklay ı çı karmak * Bkz. baklayı ağ zı ndan çı karmak. ağ zı ndan bal akmak * çok tatlı konuş mak. ağ zı ndan çı kanı (veya çı kan sözü) kula ğ ı duymamak (iş itmemek) * sözlerini tartmadan söylemek. ağ zı ndan çı kmak * bir sözü istemeden, farkı na varmadan söylemek, söylemi ş bulunmak. ağ zı ndan çı t çı kmamak * hiçbir ş ey söylememek. ağ zı ndan dirhemle ç ı kmak * çok az konuş mak. ağ zı ndan dökülmek * açı kça söylemekten çekindiğ iş ey, konuş ması ndan belli olmak. ağ zı ndan dü ş memek (veya düş ürmemek) * her zaman sözünü etmek. ağ zı ndan girip burnundan çı kmak * türlü yollara baş vurarak birini bir ş eye razı etmek, kandı rmak. ağ zı ndan hayı r çı kmazsa bari ş er söyleme * "lehte konuş muyorsun, bari aleyhte de konuş ma" anlam ı nda kullanı lı r. ağ zı ndan kaç ı rmak * istemediğ i hâlde boş bulunup söyleyivermek. ağ zı ndan kapmak * birinin bildiğ iş eyleri, ustalı klı konu ş malarla ona sezdirmeden öğ renmek. * birinin konuş ması nı keserek kendi söze ba ş lamak. ağ zı ndan lâkı rd ı (veya lâf) almak (veya çekmek) * karş ı sı ndakini konuş turarak birtakı m gizli ş eyleri öğ renmek. ağ zı ndan lokmas ı nı almak * birinin hakkı olan ş eyi ondan almak. ağ zı ndan yel alsı n * ağ zı nı hayra aç. ağ zı nı (veya çenesini) tutmak * boş boğ azl ı k etmemek. * kötü söz söylememe. * bir konuda arzu edilmeyen düş üncelerin aç ı ğ a çı kması nı bir ş ekilde önlemek.

ağ zı nı açaca ğ ı na gözünü aç * dikkatsiz kiş ileri uyarmak için "dikkatli ol uyan ı k ol!" anlam ı nda kullanı lı r. ağ zı nı açı p gözünü yummak * öfke ile, sonunu düş ünmeden ağ zı na gelen bütün ağ ı r sözleri söylemek. ağ zı nı açmak * konuş maya ba ş lamak. * ağ ı r sözler söylemeye ba ş lamak. * alı k al ı k bakmak. ağ zı nı açmamak * hiçbir söz söylememek, ses çı karmamak. ağ zı nı aramak (veya yoklamak) * Bkz. ağ ı z aramak. ağ zı nı bı çak açmamak * üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak. ağ zı nı bozmak * kaba sözler söylemek, küfretmek. ağ zı nı burnunu çar ş amba çanağ ı na (veya pazarı na) çevirmek * kı rı p parçalamak, dövmek. ağ zı nı burnunu dağ ı tmak * birinin yüzüne ş iddetle tokat, yumruk indirmek. ağ zı nı dilini bağ lamak * birini konuş amaz duruma getirmek. ağ zı nı havaya (veya poyraza) açmak * umduğ unu elde edememek. ağ zı nı hayra aç! * kötü ihtimaller söz konusu edildiğ inde gerçekle ş memesi dileğ i ile söylenir. ağ zı nı hayra açmak * Bkz. ağ zı nı hayra aç!. ağ zı nı kapamak * kendisine ç ı kar sağ layarak bir kimseyi susturmak. ağ zı nı kapamak (veya kilitlemek) * susmak, bir ş ey söylemek istememek. ağ zı nı kiraya vermek * kendini de ilgilendiren bir konuda düş üncesini söylememek. ağ zı nı koklamak * niyetini ve durumunu öğ renmek. ağ zı nı kullanmak (veya satmak) * birinin söylediklerini kendi düş üncesi gibi göstermeye çal ı ş mak. ağ zı nı mühürlemek * konuş mamak, susmak. ağ zı nı öpeyim (veya seveyim) * sevindirici bir söz söyleyene "ne güzel söyledin" anlamı nda kullanı lı r.

ağ zı nı sı kı (veya pek) tutmak * sı r vermemek. ağ zı nı tı kamak * sözünü kesmek susturmak. ağ zı nı toplamak * söylemekte olduğ u kötü söz veya küfürleri kesmek. ağ zı nı yoklamak * birinin bir ş ey hakk ı nda bildi ğ ini kendisine sezdirmeden söyletmeye çalı ş mak. ağ zı nı n içi yangı n yerine dönmek * ağ zı nı n tad ı bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek. ağ zı nı n içine baktı rmak * sözlerini seve seve ve dikkatli dinletmek. ağ zı nı n içine girmek * çok yanaş mak, iyice sokulmak. * hayranlı kla, büyük bir zevkle seyredip dinlemek. ağ zı nı n kaş ı ğ ı (kalı bı veya lokmas ı ) olmamak * bir ş ey bir kimsenin u ğ ra ş abilece ğ i konulardan olmamak. * bir ş ey, bir kimsenin sözünü edemeyece ğ i kadar de ğ erli olmak. ağ zı nı n kokusunu çekmek * bir kimsenin çekilmez davranı ş ları na katlanmak. ağ zı nı n mührü ile * oruçlu olarak. ağ zı nı n payı nı (veya ölçüsünü) vermek * verilen karş ı lı kla bir kimseyi söylediğ ine veya yaptı ğ ı na piş man etmek. ağ zı nı n perhizi yok * ağ zı na geleni söyler. ağ zı nı n suyu akmak * çok beğ enip istemek, imrenmek. ağ zı nı n tadı bozulmak (veya kaçmak) * bir kimsenin kurulu düzeni dirliğ i bozulmak. ağ zı nı n tadı nı almak *oş eyin acı tecrübesini geçirmiş bulunmak. ağ zı nı n tadı nı bilmek * güzel yemeklerden anlamak. * her ş eyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak. ağ zı nı n tadı nı bilmek * güzel yemeklerden anlamak. * her ş eyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak. ağ zı nı n tadı nı kaçı rmak * bir kimsenin kurulu düzenini bozmak; neş esini, keyfini bozmak. ağ zı yla ku ş tutsa... * ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalı k gösterse. ah

* Sesin tonuna göre piş manlı k, öfke, özlem, beğ enme, sevgi gibi duygular anlatı r. * (a:h) Ağ rı , acı duyulduğ unda söylenir. * (â:h) İ lenme, beddua. ah alan onmaz * "kötülük ettiğ i için beddua alan iflâh olmaz" anlam ı nda kullanı lı r. ah almak * birinin ilenmesini üstüne çekmek.

ah çekmek * derin bir keder veya özlemle içten gelerek ah demek. ah etmek * acı ile içini çekmek. * ilenmek.

ah vah etmek * piş manlı ğ ı nı , üzüntüsünü dile getirmek. ah yerde kalmaz * "kötülük cezası z kalmaz" anlam ı nda kullanı lı r. aha ahac ı k * Dikkati çok yakı n bir noktaya çekmek için kullanı lı r. ahali * Araları nda aynı yerde bulunmaktan baş ka hiçbir ortak nitelik düş ünülmeksizin bir ülkede, ş ehirde veya semtte oturanları n tamamı . * Bir yerde toplanan kalabal ı k, halk. ahar * Hattatları n kâğ ı t cilâlamak için kullandı kları niş asta ve yumurta akı ndan yapı lan özel bir kar ı ş ı m. aharlama * Aharlamak iş i. *İ ş te burada.

aharlamak * Ahar sürmek. aharlı ahbap * Kendisiyle yakı n iliş ki kurulup sevilen, sayı lan kimse. * Seslenme sözü olarak da kullanı lı r. ahbap çavu ş lar * her vakit birlikte görülen ve birbirine çok bağ lı olan arkada ş lar için söylenir. ahbap çı kmak * önceden tanı ş mı ş olmak. ahbap kusuruna bakan ahbaps ı z kalı r * "dostları n ufak tefek kusurları na bakmamak gerekir" anlam ı nda kullanı lı r. ahbap olmak * arkadaş olmak, dostluk kurmak, yakı nlı k kurmak. * Aharı olan, üzerine ahar sürülmüş olan.

ahbapça

* Dostça, içten, teklifsizce.

ahbapl ı ğ a dökmek * yerli yersiz yakı nlı k göstermek. ahbapl ı k * Ahbap olma durumu, ünsiyet. ahbapl ı k etmek * arkadaş lı k etmek, arkadaş ça konu ş mak. ahcar ahç ı * Taş lar. * Aş çı .

ahç ı baş ı * Aş çı baş ı . ahç ı lı k * Aş çı lı k.

ahde vefa (etmek) * (devletler hukukunda) devletlerin, katı ldı klar ı milletler arası antla ş malara uyma zorunluluğ unda olduklar ı nı belirten kural. * sözünde durma. ahdetme * Ahdetmek iş i.

ahdetmek * Bir ş eyi yapmak için kendi kendine söz vermek. * Yemin etmek. ahdî Ahdiatik * Antlaş maya göre olan, antlaş ma gereğ i olan. * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan önceki kutsal kitaplar.

Ahdicedit * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan sonraki kutsal kitaplar. ahengi bozulmak * dirliğ i, düzeni bozulmak. ahenk * Uyum. * Uyuş ma, anlaş ma. * Çalgı lı eğ lence.

ahenk almak * uyumlu hâle gelmek. ahenk kaidesi * Bkz. ünlü uyumu. ahenk kurmak * uyuş ma sağ lamak, anla ş ma sağ lamak.

ahenkli * Uyumlu. ahenk yapmak * çalgı lı eğ lence düzenlemek. * Eğ lencesiz. ahı mş ahı m * Beğ enilecek. düzenli. ahenkle ş tirme * Ahenkleş tirmek iş i. * Eğ lenceli. ahfat * Torunlar. ahenksizlik * Uyumsuzluk. ağ ı r. usul usul. aheste aheste * Yavaş yavaş . ağ ı r ağ ı r. aheste beste * Yavaş yavaş . değ er verilecek bir ş ey değ il. Ahfe ş 'in keçisi gibi baş ı nı sallamak * söylenen sözü anlamadan kafa sallayarak onaylamak. soy. ağ ı r ağ ı r. ahenk tahtas ı * Telli çalgı lardan üzerine teller gerilmi ş bulunan kapak tahtası . * Yavaş . ahı tutmak * birinin ilenmeleri gerçekleş mek. . uyumluluk. ahenklilik * Ahenkli olma durumu. ahenktar aheste * Ahenkli. ahı yerde kalmamak * yaptı ğ ı ilenme er geç etkisini göstermek. birliğ i sağ lamak. ahenksiz * Uyumsuz.ahenk sa ğ lamak * düzene sokmak. ahenkle ş tirmek * Ahenk sağ lamak. düzensizlik. düzensiz. uyumu sağ lamak. ahenk vermek * düzeni. ahı çı kmak * yaptı ğ ı ilenme etkisini göstermek.

çiftçi gibi bütün çal ı ş ma kolları nı içine alan ocak. . harap duruma getirmek. ahiren ahiret ahiretlik ahit * Kendi kendine söz vererek bir iş i üzerine alma. ancak 2. * Antlaş ma. Ahi * Ahilik ocağ ı ndan olan kimse. kı yametin kopmak üzere bulunduğ u günler veya yı llar. zaman. eli açı k. sonunda. son günlerde.ahı mş ahı m bir ş ey değ il * beğ enilecek. ahretlik. yakı nlarda. * Bkz. * Kökü eski Türk töresinde olan ve Anadolu'da yüksek bir geliş im gösteren esnaf. Ahı ska Türkleri * Gürcistan'ı n Türkiye sı nı rları na yakı n bölgelerinde yaş amı ş olan. zanaatçı . dağ ı nı k. ahı r. * Son. ahir vakit ahir zaman * Son zaman. ahı rlamak * (hayvan) Ahı rda uzun süre kalı p hamlaş mak. *İ nsan ömrünün son y ı lları . ahı rlama * Ahı rlamak i ş i. * Son zamanlarda. * Sonra. Muhammed. * Bkz. ant. ahi Ahilik * Cömert. ahilik ahir * Eli açı k olma durumu. ahı ra çekmek * bir sürüyü ahı ra kapamak. * Devir. hayvan damı . en sonra. * (halk inanı ş ı na göre) Dünyanı n son günleri. ahı ra çevirmek * bir yeri pis. cömertlik. Dünya Savaş ı sonlar ı nda Sovyetler Birli ğ inin de ğ iş ik bölgelerine sürülen Türkler. ahir zaman peygamberi * Müslümanlarca son peygamber olduğ una inanı lan Hz. bir hayvan ı ahı ra bağ lamak. değ er verilecek bir ş ey değ il. ahı r * Evcil büyük baş hayvanları n barı ndı ğ ı kapalı yer. son olarak. sonraki. ahret. bakı msı z.

neyin uğ runda sava ş ı lmaya de ğ er. uymak zorunda bulundukları davranı ş biçimleri ve kuralları . ahitleş mek * Antlaş mak. ahlâk d ı ş ı * Töre dı ş ı . * Antlaş ma belgesi. ahlâk zabı tası * Büyük ş ehir halk ı nı n sosyal ve sağ lı k durumunu koruyan. antla ş ma. iyi. ş ehir düzeni için çalı ş an te ş kilât. hangi davran ı ş ı n iyi ve hangisinin kötü olduğ u gibi sorunları kendine konu edinen bilim. hükümler. ahlâk d ı ş ı cı lı k * Ahlâk bilimine aykı rı davranma. ahkâm * Yargı lar. * Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davran ı ş kuralları nı tespit eden ve inceleyen *İ yi nitelikler. * Kabul etme. ahlâk yasas ı * Ahlâk iş lerini belirleyen. ahlâf ahlâk bilim. kötü gibi sorunları inceleyen. neyin hayata anlam kazandı rdı ğ ı . ahize * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren âlet. kuş aklar. ahkâm kesmek * çekinmeden kesin yargı larda bulunmak. * Bir toplum içinde kiş ilerin benimsedikleri. etik. anlaş ma. * Ahlâk konuları nı inceleyen filozof veya bu konularla uğ ra ş an kimse. ahlâk bilimi * Yarar. ahkâm ç ı karmak * kendi düş üncelerine dayanarak birtakı m yargı lara varmak. * Her ş eyi ahlâk açı sı ndan değ erlendiren kimse. bilir bilmez konu ş mak.ahitleş me * Ahitleş mek iş i. * Birinin yerine geçenler. reseptör. halefler. ahlâkça ahlâkç ı * Ahlâk anlayı ş ı na göre. ahitname ahiz * Alma. törelere dayanan bir davranı ş yasası geliş tiren. güzel huylar. kendine uyulması ahlâk açı sı ndan gerekli olan genel ve geçer kural. ahlâk değ erlerine bağ lı lı kla. eslâf kar ş ı tı . . alı cı . ahkâm yürütmek * (bir sözden) kendi anlayı ş ı na göre sonuçlar ç ı karmak.

* Bu ağ acı n. ahlâksı zl ı k * Ahlâksı z olma durumu. terbiyesiz. * Ahlâk bilimi. ah etmek. * Kaba adam. abdala söz vermeye gelmez * ahmağ a gereğ inden çok ilgi gösterirseniz sizi sı k sı k uğ ra ş tı rı r. * Bir karı ş ı m içindeki parçalar. doğ ru bilindi ğ i için yapı lması gereken iş ler. yaban armudu (Pirus piraster). ahlâksı zca davranı ş . törecilik. * Beden yapı sı nı n temelini oluş turan ögeler. üzerine armut aş ı lanan ağ aç. armuda benzeyen ve ancak iyice olgunlaş tı ktan sonra yenilebilen yemiş i. ahlâksı zl ı k etmek * ahlâksı zca davranmak. moralizm. ahlâksı z * Ahlâk kuralları na uymayan. ahlâksı zca * Ahlâksı z biçimde veya tarzda. *İ ç çekmek. ahlâkl ı lı k * Bir insanı n veya bir insan grubunun iyi ve kötü aç ı sı ndan davranı ş biçimi ve ahlâkî dü ş ünüş ü. ahmağ a yüz.ahlâkç ı lı k * Ahlâkı bir araç de ğ il. * Ahlâka uygunlukla. * Ahlâk kuralları . ahlâkla ilgili. ahlat ı n (veya armudun) iyisini (dağ da) ayı lar yer * kendilerine yakı ş mayan güzel bir ş eyi eline geçirenler için kullan ı lı r. ahlâken ahlâkı yat ahlâkî * Ahlâka uygun. bunlara uygun davranan (kimse). * Dürüst davranmayan. ahlama ahlamak ahlat * Ahlamak iş i. kötü huylu. ahlât ahlât ı erbaa * Bedende bulunduğ u var sayı lan dört öge. ahmak . yol iz bilmez kimse. ögeler. * Ahlâk kuralları na uymama. ahlâkl ı * Ahlâk kuralları na bağ lı . yasaları ile uyum içinde olma. ah çeker gibi ses çı karmak. kendi kendine yetiş en. * Gülgillerden. bir amaç sayan ö ğ reti. ahlâkî vazife * Kanunun zorlaması olmaksı zı n.

anlamazmı ş gibi davranmak. aptalca. ahmaklaş mak * Ahmak duruma gelmek. sağ ı r ve dilsiz. anlayı ş sı zl ı k. ahreti (veya öbür dünyay ı ) boylamak * ölmek. ahrette on parmağ ı yakası nda olmak * kendisine karş ı sorumlu olan kimseden ahrette davacı olmak. ahret karde ş i *İ nanç ve ibadette birbirinden ayrı lmayan ve bu ili ş kiyi ahrette de sürdüreceklerini düş ünen kadı nlara verilen ad. * Bir an için ş aş alay ı p bocalamak. * Dilsiz. çisenti. insanı n öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağ ı ve Tanrı 'ya hesap vereceğ i yer. * Ahret kardeş i olan kad ı nlardan her biri. aptal. * (ahmak'ça) Ahmağ a yak ı ş ı r nitelikte. ahret yolculuğ u * Ölüm. bön. ahmakça * Biraz ahmak. ahret suali * Gereksiz ve usandı rı cı soru. ahraz ahret dünya. aptallaş mak. ahmak yerine koymak * bir kimseye aptalmı ş . ahretlik * Besleme kı z. budalalı k. * Dinî inanı ş a göre. ahmak ı slatan * Yavaş yavaş ve ince ince yağ an yağ mur. ahretini yapmak (veya zenginle ş tirmek) * hayı r iş leri yaparak sevap kazanmak. ahş a . aptalla ş tı rmak. ahmaklaş tı rma * Ahmaklaş tı rmak i ş i. ahmaklaş tı rmak * Ahmaklaş ması na sebep olmak. öbür ahret adamı * Dünya iş lerinden el çekip sürekli ibadetle uğ raş an kimse. budala. ahmaklı k * Zekâsı az geliş miş olma durumu. akı lsı zlı k. ahmaklaş ma * Ahmaklaş mak durumu.* Aklı nı gere ğ i gibi kullanamayan.

* Güzel. * Karı . bağ ı rsak. konuya el atan. ince. * Ait olma durumu. tahtadan yapı lmı ş . ahududu * Gülgillerden. ciğ er gibi ş eyler. alı m satı m. çocuklar. ahzetme * Ahzetmek iş i. ahu * Ceylan. * Araları nda kandaş lı k veya hı sı mlı k bulunan kimselerin tümü. aidat * Ödenti. koca. ahtapot * Kafadan bacaklı lardan. çekici. ağ aç çileğ i. * Eş . kı rmı zı renkli. zarif kadı n. hâller. * Birlikte oturan hı sı m ve yak ı nları n tümü. çekici. ahzetmek * Almak. vaziyetler. * Kesenek. * Olaylar. kabul etmek. iliş kinlik. * sömürmek amacı yla birçok iş e. ahzükabz * Kendine mal etme. ahval * Durumlar. . yapı ş kan kimse. ahu parçası * Çok güzel. ahtapot gibi * sı rna ş ı k. yayı lan.*İ nsanı n veya hayvan ı n göğ sü ve karnı içindeki organlar. ahu gibi ahu gözlü * Güzel gözleri olan. karaca. * Genellikle burun zarı üzerinde çı kan bir çeş it ur. kardeş ler arası ndaki ili ş kilerin oluş turduğ u toplum içindeki en küçük birlik. dokunaçlı bir mürekkep balı ğ ı türü (Octopus). * Aynı soydan gelen kimseler zinciri. aksata. * Davranı ş lar. aidiyet aile * Evlilik ve kan bağ ı na dayanan. ahzüita * Alı ş veriş . * çok güzel. karı . sulu ve kokulu yemiş i. karı . polip. ahş ap * Ağ açtan. koca ve çocuklardan olu ş an topluluk. dikenli bir bitki (Rubus idaeus). * Bu bitkinin duta benzeyen.

aile bahçesi * Ailelerin rahatlı kla gidebileceğ i. iliş kin. için. aile hayat ı * Aile bireylerinin bütün iş lerini düzenli olarak ev içinde yapma durumu. * Ailece. -e dü ş en. iliş ik. *İ lgilendiren. ailesiz ailevî ait ait olmak * ilgilendirmek. aile oca ğ ı * Ailenin kurduğ u. ilgili. aile meclisi * Aile makamı nı n görevini yerine getiren kan veya soy h ı sı mlar ı ndan en az üç kiş iden olu ş an heyet. aile dostu * Ailece tanı ş ı lan ve evlerine gidilip gelinen ahbap. ailece ailecek ailelik * Aile sayı sı nı n bütünü. hayvan veya bitki topluluğ u. yak ı n. aile bütçesi * Kı sa bir süre içinde bir iş çinin veya iş çi ailesinin hayat seviyesinde meydana gelen değ iş meleri belirlemek amacı yla yapı lan istatistik çal ı ş ması . koca bazen de büyükler ve çocuklar arası ndaki uyum. . * Bütün aile birlikte. aile reisi * Kanunlara göre aile yükümlülüğ ünü ta ş ı yan kimse. anlaş ma. genellikle içkisiz yer. doğ um kontrolu. sevgi ve hoş görü. aile saadeti * Genellikle karı . birinin olmak. ajan * Ailesi olmayan.* Aynı gaye üzerinde anla ş an ve birlikte çal ı ş an kimselerin bütünü. * Aile ile ilgili. aile gazinosu * Sadece evlilerin girebildiğ i ve birlikte eğ lendikleri yer. aile hukuku * Aileyi oluş turan kiş ilerin karş ı lı klı hak ve görevlerini düzenleyen hukuk dalı . aile plânlamas ı * Ailede çocuk edinmeyi sı nı rlama. birine düş mek. aile ad ı * Soyadı . * Temel niteliğ i bir olan dil. geliş tirdiğ i ev. yerleş tiğ i.

gözenekli. küre-k vb. ele-k. * Bir kimsenin. ajans * Haber toplama ve yayma iş iyle uğ raş an kurulu ş . ak a ğ a ak Arap * Saraylarda hizmet gören hadı m ağ aları nı n beyaz ı rktan olan ı . * Sı kı nt ı sı z. casus. katarakt. * Unutulmaması için gerekli notları yazmaya yarayan takvimli defter. ajitasyon ajur * Delikli örgü. bir ortaklı ğ ı n veya bir devletin bazı iş lerini gören kimse. * Bazı ş eylerde beyaz bölüm. * Temiz namuslu. * Ruhsal gerginliğ in dı ş a vurması . * Beyaz leke. * Bu renkte olan. * Fiilden alet isimleri türeten ek: or-ak. * Bu iş kollar ı nı n çalı ş tı ğ ı büro. b ı ç-ak. ak benek benek. görmeyi derece derece azaltan beyaz . tara-k. ak don kara don geçitte belli olur * Gözün saydam tabakası nda bir yara veya çı ban sonucunda olu ş mu ş .* Bir devlet veya kuruluş un gizli amaçları için çalı ş an kimse. perde. kara ve siyah kar ş ı tı . * Bir ticarî kuruluş u tanı tan. ak basma * Ak su. andaç. ak demir * Dövme demir. * Kar. * Ajanı n görevi. ak basmak * Göze beyaz leke inerek görme yetisini yitirmek. yat-ak vb. ajanda ajanlı k * Ajan olma durumu. süt gibi ş eylerin rengi. ben-ek vb. -ak / -ek -ak / -ek -ak / -ek * Arap sözcüğ ü "zenci" anlamı na da geldi ğ inden ası l Araplar ı n söz konusu oldu ğ u anlatı lmak istenirken kullan ı lı r. onunla ilgili bilgi aktaran ve bu yolla kazanç sağ layan iş kolu. * Fiilden yer isimleri türeten ek: dur-ak. rahat. temsilci. gözenek. *İ simden isim türeten ek (küçültme eki): baş -ak. iş görevlisi. beyaz. ajurlu ak * Ajuru olan veya her yanı ajur biçiminde iş lenmiş bulunan.

sülümen.ş anslı . * saçı sakalı ağ armı ş . ak koyunun kara kuzusu da olur * iyi bir aileden kötü bir çocuk da çı kabilir. çok zehirli. ak dü ş mek * (saç ve sakal) tek tük ağ armaya baş lamak. lodos.* Bkz. ak kan * Lenf. ak yazı lı * Bahtlı . ak köpek kara köpek geçit baş ı nda belli olur * kimin ne olduğ u deney veya sı nav sonunda anlaş ı lı r. beyaz bir toz. özellikle semiz otugillerde karş ı la ş ı lan yosunumsu mantar (Albugo candida). kara gün karartı r * mutlu bir yaş ayı ş kiş iyi dinç kı lar. turp. sonuç belli olduğ u zaman anlars ı n. akı karası geçitte belli olur. uskumru gibi balı klar ı n beyaz etinden yapı lan ve oltada kullan ı lan yem. süblime. parlak. ak pak * tertemiz. ak gün a ğ artı r. akabe * Güneyden esen rüzgâr. ağ abey. . ak kan yang ı sı * Adenit. *İ zmarit. ak yel ak yem ak y ı ldı z aka * Büyük kardeş . ak pak ak pas * Lâhana. ak madde * Demet durumundaki sinir liflerinden oluş an beynin iç. * Çoban yı ldı zı . temiz. ak gözlü * Gözlerinin rengi pek açı k olan ve nazar ı nı n hemen değ diğ ine inan ı lan (kimse). ak sakaldan yok sakala gelmek * çok yaş lanı p iyice kuvvetten düş mek. ş algam. omuriliğ in dı ş tabakası . istavrit. ak mı kara mı önüne dü ş ünce görürsün *ş imdiden boş una düş ünme. karnabahar gibi bitkilerin kök dı ş ı ndaki bütün bölgelerine yerle ş ebilen. ak sülümen * Cı va ile klorun birle ş imi olan. * Bembeyaz. mutsuz bir ya ş ayı ş ise yı prat ı r.

tefcir. * Akarsu yatağ ı . * Yer altı suları nı toplayan tesisat. * Maundan yapı lmı ş . * Yer altı su oluğ u. ark. küçük akarsu. * Bataklı kları akaç yoluyla kurutmak. ardı ndan. dere. * Kanal. akademicilik * Resim veya heykel çalı ş mas ı nda kurallara bağ lı lı k. drenaj. gereksiz nesneleri dı ş ar ı ya ak ı tmak için kullan ı lan boru. hemen ardı ndan. bir i ş lem sonunda geriye kalan artı kları . * Eğ imi. * (su için) İ vinti yeri. ini ş i fazla olan yer. akabinde * Arkası ndan. hemen arkadan. akaçlatmak * Akaçlama iş ini yaptı rmak. kerestesinden yararlanı lan beyaz kabuklu bir türü (Betula alba). akağ aç * Gürgengillerin. akaçlama * Akaçlamak iş i. akademisyen * Akademi üyesi. akaç * Bir yerde birikip kalan sı vı lar ı . akacak kan damarda durmaz * herhangi bir zarar karş ı sı nda bunun kaçı nı lmaz olduğ unu anlatarak avundurmak için söylenir. oluk veya ba ş ka araç. * Çı plak modelden yapı lmı ş insan resmi. çay.* Tehlikeli. * Bilimsel niteliğ i olan. akait akaju * Bir dinin öğ renilmesi gereken inançları nı n ve tapı nma kurallar ı nı n tümü veya bunları toplayan kitap. * Irmak. akademici * Kurallara bağ lı resim ve heykel çalı ş ması yapan kiş i veya sanatçı . * Yüksek okul. sarp ve zor geçit. * Maun. yazarlar. akaçlatma * Akaçlatmak iş i. akademik * Akademi ile ilgili. akak . yatak. su yolu. sanatç ı lar kurulu. akademi * Bilginler. akaçlamak * Bir yerde birikmiş suları akı tmak. mecra.

yapı ş kan. * Kiraya verilerek gelir getiren ev. akan sular durmak * itiraza. akan y ı ld ı z * Güneş sistemine ba ğ lı .akala akamber * Amerikan tohumundan yurdumuzda üretilen bir pamuk türü. akamet * Kı sı rl ı k. * Özellikle amber balı ğ ı nı n ba ğ ı rsakları ndan çı karı lan. yaban asması . fistül. yurdumuzda yetiş en bir süs ve gölge a ğ acı . söyleyeceğ i söze yer kalmamak. * Kesintisi olmayan. sı cak iklimlerde birçok çeş itleri yetiş en ve tanen. akar amber * Asya ve Amerika'da yetiş en. zamk. gövdeleri halkası z. bükülgen ve misk gibi kokulu olan bir ta ş . güzel kokulu öz suyu olan büyük bir ağ aç (Liquidambar orientalis). akasya * Baklagillerden. Meryem ana asması (Clematis vitalba). verimsizlik. güzel kokulu reçine. a ğ ı z yapı lar ı ı sı rı cı . boya gibi maddelerinden yararlan ı lan bir ağ aç (Acacia). * Küçük akarsu. dükkân. mazot gibi s ı vı durumunda olan yakacak. akar * Kiraya verilerek gelir getiren ev. salkı m ağ acı (Robinia pseudoacacia). bahçelerde süs çiçeğ i olarak yetiş tirilen sarı lı cı bir bitki. kül renginde. bağ gibi mülk. akasma * Düğ ün çiçe ğ igillerden. gaz yağ ı . sonuçsuzluk. ş ahap. * Tek sı ra elmastan veya inciden gerdanlı k. akaryakı t * Benzin. * Baklagillerden. aralı ks ı z. motorin gibi yakı tları n satı ldı ğ ı yer. dükkân gibi mülk. beyaz çiçek veren. odunu ceviz ağ acı nı nkine benzeyen. gaz. akaryakı t istasyonu * Benzin. akaret akarlar * Tı knaz yapı lı . akamete u ğ ramak * baş ar ı sı z. . akarca * Kemik veremi. baş lar ı göğ üsle birleş ik. ağ ma. * Sı cak üİ kelerde yetiş en bir ağ açtan (Hymenea) elde edilen kat ı . akarsu * Yeryüzünde ve yer altı nda belirli bir yatak içinde. tarla. * Kaplı ca. meteor. eğ im boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. * Ba ş ar ı sı zlı k. sokucu veya emici örümce ğ imsiler takı mı . * Sürekli iş leyen ç ı ban. kesin yörüngesi bulunmayan ve bu sebeple atmosferin üst katmanları na girince ate ş külçesi durumuna dönü ş en küçük gök cismi. sonuçsuz kalmak.

akburçak akci ğ er organ. * Akya balı ğ ı . akça pakça . ı rmak ve göl k ı yı lar ı nda yaş ayan. oldukça büyük. ak renkli bir ku ş türü (Egretta alba). akça armudu *İ nce kabuklu. sarı . akçe. deniz kazı (Bemicla). * Göğ üs kafesinin büyük bir bölümünü dolduran ve solunum organı nı n temeli olan. bataklı k. akci ğ er peteğ i * Akciğ erlerde solunumda gaz alı ş veri ş ini sağ layan. akci ğ er lopçu ğ u * Birçok akci ğ er keseci ğ inin birle ş erek oluş turduğ u parça. ekmeklik bu ğ day. akbabagiller * Gündüz yı rtı cı lar ı alt takı mı nı n. siyah bacaklı yabanî bir tür ku ş . * Sazangillerden. * İ htiyar. le ş le beslenen. burçağ a yakı n bir bitki cinsi (Lathyrus sativus). beyazca. akci ğ erliler * Karı ndan bacakl ı yumu ş akçaları n tek ciğ erle soluk alan bir takı mı . sinir ve damarları n girip ç ı kt ı ğ ı yer. beyaz kabuklu. akbaş * Yazı n kutup bölgelerinde yaş ayan. kı sa ve ince gagalı . iyi uçan büyük kuş ları içine alan bir familyas ı . yumurtas ı ile tarama yapı lan bir bal ı k (Leuciscus). sağ lı sollu iki parçalı * Baklagillerden.akbaba * Akbabagillerden. akbakla akbalı k * Kuru fasulye. iç yan yüzünün hemen arkası nda bronş . iri ve y ı rt ı cı bir kuş (Vultur monachus). kanatları geniş ve büyük olan. kı ş ı nı lı k kı yı lara göçen. akci ğ er göbeğ i * Akciğ erin. akbu ğ day * Kurak iklime dayanı klı . hava borucukları nı n sonunu oluş turan kesecik. baş ı ve boynu çı plak olan. akci ğ er kesecikleri * Akciğ er lopçuğ unun parçaları . plevra. eti kı lç ı klı . akci ğ er zar ı * Göğ üs boş luğ unun içini ve bu boş luğ un içinde bulunan akciğ erin d ı ş ı nı kaplayan ince zar. akbalı kçı l * Leyleksilerden. akça akça * Oldukça beyaz. * Bkz. dağ lı k yerlerde ya ş ayan. bronş çuklar ı n son bölümü. çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen. etli ve sulu bir tür armut.

malî. akçı llanmak * Akçı l duruma gelmek. rengini atmak veya atmı ş gibi olmak. ağ arm ı ş . akçaağ aç * Akçaağ açgillerden süs ağ acı olarak da dikilen tahtası hafif ve sa ğ lam bir ağ aç. akçı llaş ma * Akçı llaş mak iş i veya durumu. akdedilme * Akdedilmek durumu. akdedilmek * Akdetmek iş i yapı lmak. akçı l akçı llanma * Akçı llanmak iş i. akça yel * Güneydoğ udan esen yel. isfendan (Acer). * Her tür madenî para. akdetme * Akdetmek iş i. akçöpleme * Zambakgillerden. Akdeniz mavisi * Parlak ve canlı görünümde mavi rengin bir türü. * Rengini atmı ş . akçı llaş mak * Akçı l duruma gelmiş olmak. çiçeklerinin güzelliğ i dolay ı sı yla bahçe çiçekleri arası na giren zehirli bir bitki cinsi (Veratrum album). akçakavak * Akkavak. akçaağ açgiller *İ ki çeneklilerden. yaprakları nı n uzun. akdar ı * Buğ daygillerden. parayla ilgili. içinde ak renk bulunan. örneğ i akçaağ aç olan bir bitki familyası . akçe * Küçük gümüş para. geni ş olması .* Beyaz tenli. Akdeniz humması * Malta hummas ı . keş iş leme. akdetmek . bir yı llı k veya daha uzun yaş ayabilen otsu bir bitki türü (Panicum miliaceum). akçı llı k * Akçı l olan ı n durumu. güzel (kadı n). akçal ı * Paraya bağ lı .

* Beyaz renkte olan dut. y). anlama ve kavrama gücü. * Hafı za. akdoğ an * Kartalgillerden bir doğ an türü. us. selâset. * Kolay söylenebilen. * Sonunda. akdiken * Hünnapgillerden. * Tütsü olarak yakı lan bir tür ağ aç sakı zı . akı seyelân. * Herhangi bir kuvvet alanı nda. ğ . akı ak karası kara * beyaz tenli. akı bet * (bir iş veya durum için) Son. kanı . akı cı * Akma özelliğ i olan. akı betine uğ ramak * birinin içinde bulunduğ u kötü duruma düş mek. salı k verilen yol. gel çengele takı l * bir sorunun nası l çözümleneceğ ini düş ünememe durumu.* (mukavele. belli bir düzlemin belli bir bölümünden geçtiğ i var sayı lan güç çizgileri. akı l ak ı l. * Düş ünce. *İ ki elemanlı mermer yapı ş tı rı cı sı . geyik dikeni (Rhamnus cathartica). akı l * Düş ünme. eninde sonunda. * Öğ üt. hekimlikte ve boyacı lı kta kullanı lan bir bitki cinsi. ittifak gibi karş ı lı klı ba ğ lanma anlamı taş ı yan Arapça sözlerle) Yapmak. selis. muahede. akı cı lı k ölçeğ i * Bir sı vı nı n belli sı caklı ktaki akı cı lı ğ ı nı ölçmekte kullanı lan alet. sonuç. ağ ı z boş luğ undaki yarı kapalı bir engele çarpmas ı yla oluş an bol sesli ünsüz (r. * Söz. . l. kara saçlı . akı karası geçitte belli olur * bir iddiadaki doğ rulu ğ un ancak deney veya s ı nav sonunda belli olacağ ı nı anlatmak için söylenir. kara gözlü. aksungur. güvem eriğ i. akı cı ünsüz * Ciğ erlerden gelen havanı n. anlamca açı k (anlat ı m). akdut akemi akgünlük akhardal * Hekimlikte iç sürdürücü olarak kullanı lan hardal türlerinden biri (Sinapis alba). akı cı lı k * Akı cı olma durumu. okunabilen. yazı ve anlatı mı n akı cı olma özelliğ i. bellek.

akı l erdirememek (veya ermemek) * ne olduğ unu anlayamamak. . akı l iş i değ il * akla uygun değ il. akı l almamak * inanı lacak gibi olmamak. akı l havsala almamak * akla mantı ğ a sı ğ mamak. inanı lmaz. yirmi ya ş diş i. ajanda. akı l dı ş ı cı lı k * Akı l dı ş ı davranma yanlı sı görüş . akı l diş i * Yirmi yaş sı raları nda altlı üstlü ve sağ lı sollu. deli. akı l hastası * Ruh hastası . akı l dı ş ı * Akla. akı l almak * danı ş mak. gayriaklî. * Us dı ş ı . görü ş almak. not defteri. akı l durdurmak * bir ş ey çok ş aş ı rtı cı nitelikte olmak. akı l için yol (veya tarik) birdir * iyi düş ünülünce ayr ı ayrı kimselerce varı lacak sonuç hep aynı dı r. sı rr ı nı çözememek. muhtı ra defteri. irrasyonel. insanı ş aş ı rtmak. vaktinde hatı rlamak. uygun olmayan. irrasyonalizm. en içeride çı kan azı diş i. akı l defteri * Hatı rlanı p yapı lması gereken ş eylerin yazı ld ı ğ ı küçük defter. doğ ru değ il. akı l hocası * Birine yol gösterip akı l öğ reten kimse. akı l danı ş mak * bir konuda birinin görüş ünü sormak. * Herkese akı l öğ retmeye meraklı kimse. akla uygun gelmemek. sı rr ı nı çözmek.akı l ak ı ldan üstündür * bir kimsenin aklı na gelmeyen bir çare. akı l almaz * inanı lacak gibi olmayan. us d ı ş ı cı lı k. akı l etmek * herhangi bir önlem veya çareyi zamanı nda düş ünmek. akı l hastahanesi * Akı l hastaları nı n yatı rı ldı ğ ı hastahane. gerçeğ e. akı l doktoru * Psikiyatrist. herhangi birinin aklı na gelebilir. akı l erdirmek * anlamak.

unutulmamak. * Akı lc ı lı ktan yana olan kimse. yalnı zca akı ldan çı kartı labilece ğ ini savunan öğ reti. zihnini zorlamak. rasyonalist. akı l öğ retmek * nası l davranaca ğ ı nı göstermek. usçu. davranı ş beklenmeyen (kimse). akı l terelelli * pek deliş men. umudunu kesmek. akı lda kalmak * akı lda yer etmek. rasyonalizm. unutmak. akı lda tutmak * unutmamak. rasyonalizm. düş ünmede ve tümden gelimli çı karmalarda bulan öğ retilerin genel adı . akı l öğ retmek. doğ rulu ğ un ölçütünü duyularda değ il. akı l kethüdas ı * Herkese akı l öğ retme merakı nda olan kimse. izan var) * kafa yormaya gerek yok. akliye. akı ldan ç ı kmak * unutulmak. akı lc ı lı k * Akla dayanan. akla aykı rı veya akı l dı ş ı hiçbir ş eyi tanı mama davranı ş ı ve tutumu. usçuluk. zeki kimse. kendisinden ciddî bir düş ünce. akı l yormak * hatı rlamaya çalı ş mak. akı l vermek. akı l zay ı flı ğ ı * Deliliğ e kadar varmayan akı l bozukluğ u. akı l yürütmek * herhangi bir konuda fikir vermek.akı l kârı olmamak * akı ll ı bir kiş inin yapacağ ı iş olmamak. akı lc ı * Akı lc ı lı kla ilgili. akı l yaş ta de ğ il. gizli yönlerini anlayamamak. bazı küçükler büyüklerden daha ak ı ll ı olabilir. yak ı n var (veya ak ı l var. akliye. akı l var. rasyonalizm. ba ş tadı r * akı ll ı olma ile yaş lı olma arası nda ilgi yoktur. * Bilginin evrensellik ve zorunlulu ğ unun deneyden ve deneye dayanan genellemeden değ il. akı l vermek * bir konuda yol göstermek. akı l kutusu * Çok akı ll ı . akı l sı r ermemek * bir iş in niteliğ ini. . akı l kumkuması * Çok bilmiş kimse. yol göstermek. * Akla ve akı l yolu ile varı lan yargı ya inanma. akı ldan ç ı karmak * düş ünmemek.

akı ll ı geçinmek * kendini çok akı ll ı sanmak. * (alay yollu) Düş üncesiz. akı llanmak * Karş ı la ş ı lan olaylar ı n sonuçları ndan yararlanarak davranmak. akı ll ı * Gerçeğ i iyi gören ve ona göre davranan. akl ı nı baş ı na getirmek. * Karş ı sı ndakinin düş üncesizliğ ini belirtmek için söylenilen uyarma sözü. akı lsal * Düş ünceyi ve gerçeğ i somut değ erlerle birbirine bağ layan hakikati içine alan ş ey. . * Akı ll ı olma durumu. * Uslanmak. akı ll ı lı k akı ll ı lı k etmek * yerinde ve uygun davranmak. akı ll ı uslu * Akı ll ı olarak. herkes yine kendi akı lı nı almı ş (veya akı llar gelin olmuş . akı ll ı ca * Akla yakı n. aptal. akı ldan geçirmek * bir ş ey yapmayı düş ünmek. tasarlamak. akı llanma * Akı llanmak iş i. * Akla yakı n. akı lları pazara ç ı karmı ş lar. akı ldan ç ı kmamak * unutamamak. doğ ru. akı ll ı düş ününceye kadar deli çocu ğ unu (veya oğ lunu) everir * kendini akı llı sananlar çok kez akı lsı z diye tanı nanlardan daha az baş arı gösterir. doğ ru olarak.akı ldan ç ı kmak * unutmak. dengeli. makul. herkes kendininkini beğ enmiş ) * "insan kendi aklı nı baş kası nı nkinden üstün görür" anlamı nda kullanı lı r. uyanı klı k. akı ll ı olmak * gerçeklere uygun davranmak. akı ll ı köprü arayı ncaya dek deli suyu geçer * atak kiş i tehlikeyi göze alarak iş e giriş ir ve çabuk sonuç alı r. akı lland ı rmak * Aklı nı kullanması nı sa ğ lamak. yaramazlı k etmeyerek. durumu. akı lland ı rma * Akı llandı rmak i ş i. akı llara durgunluk vermek * çok ş aş ı lacak bir sey olmak.

akı n * Kalabalı k bir ş eyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olmas ı . akı m derken bokum demek * sözünü yolunca söyleyememek. gerçe ğ i görüp ona göre davranmaya elveriş li olmayan. * Sanatta. akı n akı nc ı lı k . gereksiz yere gidip gelme zahmetine katlanı lı r. siyasette. anlayı ş ı kı t. * Bilinç dı ş ı olayları n mantı k ve akla dayalı olarak açı klanmas ı . cereyan. baskı n yapmak. akı n ak ı n * Arkası kesilmeyen kalabalı k öbekler durumunda. akı mcı * Belli bir akı ma ba ğ lı kiş i. akı lsı z baş ı n cezası nı ayak çeker (veya akı lsı z iti veya köpeğ i yol kocatı r) * düş üncesizlik veya tedbirsizlik yüzünden. hareket. y ı ld ı rma. * Futbolda sayı yapmak amacı yla karş ı takı m kalesine doğ ru genellikle topluca giri ş ilen saldı rı . akı lsı zlı k * Akı lsı z olma durumu. üş üş mek.akı lsalla ş tı rma * Akı lsalla ş tı rmak durumu. * Hava. yöntem. * Düş man toprakları na tedirgin etme. düş ünce hayatı nda ortaya çı kan yeni bir görü ş . su gibi akı ş kan maddelerin veya elektrik yüklerinin belli bir yönde akı ş ı . * Debi. hücum. amperölçer. yer değ iş tirmesi. akı m ölçümü * Bir akarsuyun veya kanalı n su yolunda bir saniyede akan su hacmini ölçme. akı lsalla ş tı rmak * Bir ş eyi akı lsa duruma getirmek. akı lsı zlı k etmek * düş üncesiz ve yersiz davranmak. akı m * Akmak iş i. forvet. akümülâtör. * Kazak-Kı rgı z Türklerinin saz ş airlerine verdiğ i ad. * düş man ülkesine sald ı rmak. akı mölçer * Bir elektrik akı mı nı nş iddetini ölçmeye yarayan araç. akı mtoplar * Akü. cereyan tarz. akı nc ı * Düş man ülkesine akı n yapan savaş çı . * Görevi karş ı tarafa top sürmek ve sayı yapmak olan ön sı radaki oyuncu. * Akı lsı zca yap ı lan iş veya davranı ş . düzensiz ş eyler söylemek. * Akı ncı olma durumu. akı lsı z * Aklı . akı n etmek * toplu olarak gitmek. çapul gibi amaçlarla toplu olarak yapı lan bask ı n.

akı ş kanlaş ma * Akı ş kan duruma gelme. sürüp gitme. seyyal. * Akı n. e ğ im. akı ntı * Akmak iş i. . * Vücudunda göze çarpacak bir çarpı klı k bulunan kimseler için kullanı lı r. akı m.akı nc ı lı k etmek * düş man ülkesinde karş ı güçleri yı ld ı rmak. akı ş kan * Kendilerine özgü bir biçimleri olmayı p içinde bulundukları kabı n biçimini alan ve yı ğ ı n oluş turmayan (sı vı veya gaz). akı ndı rı k * Reçine. akı nkayası * Kaya balı ğ ı giller familyası ndan derin ve uzaklarda yaş ayan ince. akı ş kanlaş tı rı cı lı k * Akı ş kan duruma getirme özelliğ i olma. akı ş kanlaş tı rı cı * Akı ş kan duruma getirme özelliğ i olan. * Sı vı yapı ş tı rı cı lar ı n ağ aç yüzeylerine gereğ inden çok sürülmesi ile oluş an durum. tedirgin etmek. akı ntı ile birlikte sürüklenmek. * Hastalı k sebebiyle vücudun bir yerinden sulu madde akması . akı ntı ya kapı lmak * bir akı ntı nı n etki alan ı na girmek. akı ntı bilimi * Deniz akı ntı ları nı inceleme konusu edinen bilim dalı . meyilli. * Eğ iklik. çam sakı zı . akı ntı ya kürek çekmek * olmayacak bir iş uğ runda boş una çabalamak. akma. akı ntı çağ anozu * Akı ntı ya kap ı lmı ş yengeç. * Çam türü ağ açlarda bulunan reçinenin eriyerek akmas ı olayı . * etki altı nda kalarak bir topluluğ un davranı ş ı na katı lmak. akı ş kanlaş mak * Akı ş kan duruma gelmek. * Geçip gitme. uzun bir balı k türü. cereyan. akı ntı ölçer * Bir akarsuyun ve kanal ı n akı ntı hı zı nı ve düzeyini ölçmeye yarayan alet. akı ntı lı * Akı ntı sı olan. * Havanı n veya suyun herhangi bir yöne doğ ru yer değ iş tirmesi. akı p gitmek * (zaman için) çabuk geçmek. eğ ik. meyil. akı ş * Akmak iş i veya biçimi.

akı ş mazlı k * Akı ş maz veya durağ an maddenin durumu. ş eker veya pekmezle yoğ rularak c ı vı k bir duruma getirilen hamurun k ı zg ı n saç üzerinde piş irilmesiyle yapı lan bir çeş it tatlı . kalseduan kuvarsı nı n bir türüdür. dura ğ an. yumurta. süt.akı ş kanlaş tı rma * Akı ş kanlaş tı rmak iş i. akik * Yüzük taş ı . akı ş kanlaş tı rmak * Akı ş kan duruma getirmek. akı ş maz * Dı ş etkenlerin tesiriyle akı ş mazlı ğ ı değ iş meyen. özellikle atlar ı n alı nları nda bulunan ve burunları na doğ ru uzanan beyaz leke. yağ . akideyi bozmak * doğ ru bilinen bir inanı ş veya gidiş ten ayrı lmak. akı tma * Akı tmak iş i. erin. akı tmalı * Alnı nda akı tması olan (hayvan). ağ ı zda güç eriyen ş eker. akil bali ğ * Döl verebilecek duruma gelmiş olan. akide ş ekeri * Bkz. akı tmak * Akması nı sa ğ lamak. akide akide *Ş ekerin kaynatı larak ağ da durumuna getirilmesi yolu ile yap ı lmı ş renkli ve kokulu. * Akı ş kanları n niteliğ ini düzeltmek için yoğ unlaş an akı mı içinde parçac ı kları n as ı ltı sı nı sa ğ layan yöntem. mühür gibi ş eyler yapmakta kullanı lan. inanç. daha çok akide ş ekeri yerine kullanı lı r. * Enli bilezik. * Hayvanları n. akil * Akı ll ı . akması na yol açmak. * Bir ş eye inanarak ba ğ lan ı ş . din inancı . yar ı saydam. parlak ve değ erli bir ta ş . türlü renklerde. akı ş ma * Kulağ a hoş gelen veya kolayca söylenen seslerin özelli ğ i. akide. akil bali ğ olmak . akı ş kanlı k * Akı ş kan olma durumu. dökmek. * Un. akı ş malı * Akı ş ma özelli ğ i olan. akidesi bozuk *İ nancı zay ı f olan (kimse).

akkarı ncalar * Ağ ı z parçaları iyi geliş miş . kulak ve ayaklarda siyah lekeler bulunabilen. verimsiz. * Sonuçsuz. kara damarlı bir kelebek (Aporia crataegi). akit vaadi * Ön sözleş me. döl veremeyen. yaprakları nı n altı beyaz olan bir kavak türü. sözleş me. kaba kar ı ş ı k yapağ ı lı . yansı ma. . akilâne akim * Kı sı r. akçakavak. Orta Anadolu ve Do ğ u Anadolu'nun batı kesimlerinde yaygı n olarak yetiş tirlen yerli bir tür koyun. * rüş tünü ispat etme ya ş ı na gelmiş olmak. göz etrafı . termitler. yankı . akkirpani * Ak. sözleş me veya mukavele yapan. * Akı ll ı ca. * Nikâh. * Bir cismin. akim kalmak * sonuca ulaş amamak. akkaraman * Vücudu beyaz. baş arı sı z. âkit * Bir iş i karş ı lı klı olarak kararlaş tı rı p üstlerine alan taraflardan her biri. termit (Termes). bitkilere çok zarar veren bir böcek cinsi.* döl verebilecek eriş kin duruma gelmiş olmak. akkarı nca * Düz kanatlı lardan. akkelebek * Hemen bütün meyve ağ açları nda tomurcuk düş manı sayı lan. baş arı sa ğ layamamak. * Bir ş eyin ba ş ka bir ş ey üzerinde yaratt ı ğ ı etki. tartı ş ı lması na yol açmak. akkor akkorluk * Iş ı k saçacak beyazlı ğ a var ı ncaya de ğ in ı sı tı lmı ş olan. ağ ı z. sı cak veya ı lı man ülkelerde yaş ayan. kontrat. iri ak kanatlar ı kalı n. burun.ı sı rı cı böcekler topluluğ u. akit * Hukukî sonuç doğ urmak amacı ile iki veya daha çok kimsenin veya kuruluş un karş ı lı klı ve birbirine uygun irade beyanları ile gerçekle ş en iş lem. akkavak akkefal * Söğ ütgillerden. fakat kirli. * Akkor olma durumu. akis * Iş ı k veya ses dalgaları nı n yans ı tı cı bir yüzeye çarparak geri dönmesi. ilgi veya tepki yaratmak. iri baş lı . Hollanda kavağ ı (Populus alba). mukavele. evirtim. * Sazangillerden bir cins tatlı su bal ı ğ ı (Alburnus). * Evirme. akis uyand ı rmak * bir konunun üzerinde düş ünülmesine. parlak bir yüzeyde görünmesi.

düş ünmediğ iş eylerle daima karş ı laş abilir. aklama belgesi * Alacak verecek kalmadı ğ ı nı gösteren belge. düş ünülemez. akla yak ı n * aklı n benimseyebileceğ i. -akla / -ekle * Bazı fiillerin sı klı k çatı lar ı nı türeten ek: tart-akla. akla gelmez * hatı rlanamaz. akla zarar (veya ziyan) * çok ş aş ı lacak. temizlenmek. ibra etmek. akla yatk ı n * uygun. değ erli olarak nitelendirilmek. * Baş arı lı gösterilmek. tebriye etmek. it-ekle. akla s ı ğ ar gibi * aklı n kabul edebileceğ i biçimde. akla hayale gelmez * inanı lmaz. akla s ı ğ mak (veya sı ğ mamak) * inanı lacak gibi olmamak. * Tadı nı artı rmak için çay harmanı na katı lan beyaz bir çay türü.vb. * Bir dağ sı rası nı n yamaçlar ı ndan her biri. akla gelmeyen ba ş a gelir * insan ummadı ğ ı . akı llı ca. zı vanadan çı kmak. ç ı ldı racak gibi olmak. akla gelmedik * düş ünülemeyen. * Aklanmak iş i. makul. aklamak * Suçsuz veya borçsuz olduğ u yarg ı sı na vararak birini temize çı karmak. güçlüklerle kar ş ı laş mak. aklı n kabul edebileceğ i.. yı rtı cı bir kuş . ş aş kı nlı ğ a uğ ratacak (ş ey). ibra. akla fenal ı k vermek * çok ş aş ı rmak. makul. aklan aklanma aklanmak * Ak olmak. akla karayı seçmek * (bir iş i baş arı ncaya değ in) çok sı kı ntı çekmek.akku ş akkuyruk * Atmaca. ibraname. * Suları nı bir denize veya göle gönderen bölge. maile. aklama * Aklamak iş i. .

aklı bokuna kar ı ş mak * korkudan ş aş ı rı p ne yapacağ ı nı bilememek. kendine gelmek. çok korku geçirmek. aklen * Akı l icab ı . aklevrek aklı * Tatlı su levreğ i. aklı baş ı ndan gitmek * çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağ ı nı ş aş ı rmak. sorun üzerinde toplayamamak. aklı durmak * düş ünemez bir duruma gelmek. aklı dağ ı lmak * düş ünceyi belli bir konu. aklı baş ı ndan bir karı ş yukarı (veya yukarı da) * düş ünmeden akl ı na geleni yapan. * uygun bulmamak. aklaş mak * Ak duruma gelmek. aklaş tı rma * Aklaş tı rmak i ş i. kusursuz.* Bir dava sonunda temiz ve iliş iksiz çı kmak. * bir ş eyin olabileceğ ine inanmamak. * doğ ru dürüst. beyazlaş tı rmak. aklı çı kmak * titizlikle üzerinde durmak. * ayı lmak. ağ armak. beyazlaş mak. ak renkli. aklı baş ka yerde olmak * baş ka ş eyler dü ş ünmek. aklı bir yerde olmak * düş ünülmesi gerekenden baş ka bir ş ey düş ünmek. aklı baş ı nda * sürekli akı ll ı davranan. aklaş ma * Aklaş mak iş i. kavrayamamak. aklı baş ı nda olmamak * iyi düş ünebilir durumda olmamak. * Akı bulunan. beraat etmek. aklı almamak * anlayamamak. . akı l gereğ ince. aklı baş ı na gelmek * davranı ş ları nı n yanlı ş lı ğ ı nı sezerek do ğ ru yolu bulmak. çok korkmak. temize çı kmak. aklaş tı rmak * Aklaş ması nı sağ lamak. ş aş ı rmak.

aklı tak ı lmak * zihni bir ş eyle uğ raş mak. sağ duyu sahibi olmayan. * Kadı nları n makyaj için yüzlerine sürdükleri beyaz bir sı vı . düzgün. aklı karı ş mak * ne yapacağ ı nı bilememek. umduğ una göre. aklı karal ı * Akı ve karası olan. aklı sı ra * Aklı nca. aklı sı ra * aklı nca. * Kendisini en akı ll ı sanan. aklı evvel * Densiz. aklı kalmak * beğ enilen bir ş eyi düş ünmekten kendini alamamak. * Ak olma durumu. aklı kesmek * bir ş eyin olabileceğ ine inanmak. ş aş ı rmak. aklı kesmemek * sonucu tahmin edememek. ilerisini görememek. aklı evvel * Akı ll ı geçinen. aklı k aklı ma gelen baş ı ma geldi * olması ndan korktuğ um ş ey oldu. aklı tam ayar * aklı yerinde. münasebetsiz. aklı gitmek *ş aş ı rmak. aklı sonradan gelmek * verdiğ i karar ı n yanlı ş olduğ unu anlay ı p vazgeçmek. korkmak. düş ünüş üne göre. olacağ ı na inanmak. * çok beğ enmek. * akı lca olgunla ş mak. . bocalamak. tatmin olmak. aklı fikri bir ş eyde olmak * bütün düş ündüğ ü bir konuda yoğ unla ş mak. sandı ğ ı na göre. aklı yatmak * anlamaya baş lamak. bayı lmak. aklı nı oynatmak. beyazlı siyahlı . aklı zı vanadan çı kmak * delirmek.aklı ermek * anlayabilmek.

aklı na koymak * bir kimse birine. bir düş ünceye saplanı p kalmak. aklı na sı ğ mamak * anlayamamak. * olabileceğ ine inanmamak. aklı na getirmek * hatı rlatmak. kavrayamamak. aklı na ş aş ayı m (veya ş aş ar ı m) * adı geçen kimsenin ak ı lsı zca bir davranı ş ta bulundu ğ unu anlatı r. davranmak. aklı na vurmak * birden düş ünüvermek. aklı na takmak (veya aklı nı takmak) * sürekli olarak bir ş eyi düş ünmek. aklı na gelmek * hatı rlamak. aklı na sı ğ dı rmak * bir ş eyin olabileceğ ine inanmak. aklı na yelken etmek * düş üncesizce davranmak veya aklı na geleni hemen yapmak. aklı na geleni yapmak * her istediğ ini düş ünmeden yapmak istemek. kı namak. tasarlamak. aklı na uymak * birinin uygun olmayan görüş üne göre iş yapmak. aklı na geleni söylemek * rastgele konuş mak.aklı mda! söz. çok istemek. . * bir ş eyi yapmay ı düş ünmek. aklı na tükürmek * birinin düş üncesini beğ enmemek. aklı na düş mek * hatı rlamak. aklı na koymak * bir ş ey yapmaya kesin olarak karar vermek. aklı na esmek * daha önce düş ünmemiş olduğ uş eyi birden yapmaya karar vermek. * kararlaş tı rmak. * kafası nda bir düş ünce doğ mak. bir ş ey telkin etmek. * düş ünmek. anı msamak. aklı na turp sı kayı m * birinin düş üncesini ve yaptı ğ ı nı beğ enmemek. aklı almak. * lâdes oyununa katı lanlardan biri ötekine bir ş ey verirken karş ı dakinin "unutmad ı m" anlam ı nda söylediğ i aklı na birş ey gelmek *ş üphelenmek.

* unutmamak.aklı nca * (küçümseme yollu) Düş üncesine göre. aklı sı ra. aklı nı oynatmak * çı ldı rmak. devş irmek) * akı lsı zca davranı ş larda bulunmaktan kendini kurtarmak. çok ş aş ı rtmak. aklı nda tutmak * öğ renmek. aklı ndan zoru olmak * arada bir durum ve ş artları n gerektirdi ğ i gibi davranmamak. aklı nı peynir ekmekle yemek *ş aş kı nca ve akı lsı zca i ş ler yapmak. aklı ndan geçmek * düş ünmek. . * akı l dı ş ı iş ler yapmak. kararı ndan cayd ı rmak. aklı ndan çı karmamak * devamlı hatı rlamak. * ayartmak. aklı nı çalmak * ilgisini aş ı rı derecede çekmek. aklı nı (bir ş eyle) bozmak * bir ş ey üzerine dü ş erek hep onunla u ğ raş ı p durmak. aklı nda kalmak * unutmamak. aklı ndan tutmak * bir ş ey düş ünmek. aklı ndan çı kmak * unutmak. aklı nı kaçı rmak * delirmek. hiç unutmamak. aklı nı ba ş ı na almak (veya toplamak. yersiz iş yapmak. * hatı rlamak. aklı nda olsun! * unutma!. aklı nı ba ş ka yere vermek * konuş ulan konudan baş ka bir ş ey düş ünür olmak. aklı ndan geçirmek * bir ş ey yapmayı düş ünmek. bellemek. aklı nı ba ş ı ndan almak * düş ünemeyecek bir duruma getirmek. aklı nı çelmek * niyetinden. baş tan çı karmak. * gereksiz. tasarlamak.

ortadan kaybolmak. keçi mantar ı (Agaricus campestris). * Akı lla ilgili. * Akı l hastalı klar ı uzman ı . * (bir kap veya bir yer) İ çindeki veya üstündeki sı vı yı sı zdı rmak. usçuluk. * (bu gibi maddeler) Aş ağ ı ya. * (kumaş için) Yı pran ı p iplikleri erimeye ba ş lamak. * (boya için) Birbirine karı ş mak. aklı nı n terazisi bozulmak * akı ll ı ca olmayan davranı ş larda bulunacak bir duruma düş mek.aklı nı ş aş ı rmak * yerinde olmayan bir iş yapmak. akla dayanan. akma s ı nı rı * Malzemenin belirli bir gerilme uygulanması yla sı nı rlı ve kal ı cı deformasyona uğ raması veya belirlenen toplam uzamaya maruz kalmas ı durumundaki mukavemeti. * (sı vı bir madde için) Bir yerden çı kmak. çam sakı zı . aklı nı takmak * sürekli olarak aklı bir ş eyle uğ raş mak. aklı nla bin yaş a * akla yakı n görülmeyen bir dü ş ünce ileri sürene söylenir. * Reçine. * Karı ş mak. rasyonalizm. akliyeci akma hançer * Ortası oluklu hançer. * Akı lc ı lı k. . yere düş mek. akliye * Akı l hastalı klar ı ile ilgili hekimlik kolu. akmantar akmasa da damlar * çok değ ilse bile. * Sürüp gitmek. az çok bir gelir veya kazanç sağ lar. yersiz düş ünmek. * Akı l hastalı klar ı ile ilgili hastahane bölümü. aklı selim aklî akliyat * Akı l yolu ile kazanı lan bilgiler. * (zaman için) Çabuk geçmek. katı lmak. akma * Akmak iş i. * Çabucak savuş mak. aklı nı n köş esinden geçmemek * hiçbir zaman düş ünmemek. akı ndı rı k. akmak * (sı vı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler için) Bir yerden baş ka bir yere doğ ru gitmek. * Sağ duyu. * Tadı güzel ve besleyici bir tür mantar. * Art arda ve toplu olarak gitmek.

hesabı daha sonra görülmek üzere yapı lan kı smî ödeme. akonitin akont * Bir borca karş ı lı k. akordu bozuk * Birbirini tutmayan. uyumsuz. akortlu * Akordu olan. akortçu * Piyano ve org gibi müzik aletlerini ayarlamayı meslek edinmi ş kimse. elde ta ş ı nabilir bir çalg ı . akortsuz . akortlanmak * Akortlanmak iş i yapı lmak. * Kumaş larda makine ile yap ı lmı ş kı rma. ses veren araçları nı ayarlamak. akortlatmak * Akortlamak iş ini yapt ı rmak. * Boğ an otundan ç ı karı lan ve hekimlikte kullan ı lan zehirli bir madde. akortlanma * Akortlanmak iş i. akortsuz. akordiyoncu * Bkz. akordeoncu * Akordeon çalan kimse. eş lik eden. akortlatma * Akortlatmak iş i. akort edilmiş . * Armoniyi sağ layan seslerin birleş mesi. gölet. metal dilcikleri titretme yolu ile çalı nan körüklü. düzenlemek. akompanyatör * Bir parça çalı ndı ğ ı zaman ses veya bir âletle ona katı lan kimse. akort etmek * çalgı ları n seslerini ayarlamak. akordeon * Üstündeki düğ melere veya tuş lara basarak. akordeoncu. akort * Bir çalgı yı doğ ru ses vermesi için ayarlama. akortlama * Akortlamak iş i. akordeon.akmaz * Durgun su. akort yapmak * çalgı ları n tellerini. akordiyon * Bkz.

yaş ı t. kı vrı k ve kalk ı k kuyruğ unda zehirli bir iğ nesi olan böcek (Scorpio). * Birbirini tutmayan. akraba çı kmak * önceden tanı ş madan veya bilmeden konu ş arak akraba oldukları nı anlamak. akrepler akrobasi akrobat * Örümceğ imsilerin. * Saatin iki ibresinden küçüğ ü. diğ erinin sonucu olan ş eyler. * Kredi mektubu. akortsuzluk * Ses düzensizliğ i veya ayarsı zl ı ğ ı . hı sı m. * Cambazlı k. akreditif * Belirli bir nicelikteki para için. öğ ür. * Yaş ça denk. akrobatl ı k * Cambazlı k. boydaş . Akrep * Zodyak üzerinde Terazi ile Yay burçları arası nda yer alan burç. uyumsuz. örneğ i akrep olan takı mı . akraba diller * Aynı ana dilden gelen diller. akortsuzla ş tı rmak * Radyoda bir ayar frekansı nda sapma meydana getirmek. Zodyak. akrep * Akreplerden. * Biri. akran akranl ı k * Akran olma durumu. * Cambaz. * Oluş ma yönünden aynı kaynağ a dayanan ş eyler. akrep gibi * her fı rsatta sözleriyle baş kalar ı nı incitme veya onlara kötülük etme durumunda olan. akrabal ı k * Akraba olma durumu.* Akordu olmayan. üçüncü bir kiş i yararı na bir baş ka bankada veya aracı sı nda açtı rı lan kredi. bir bankanı n yükümlülüğ ü altı nda. akort edilmemiş . sı cak ve nemli yerlerde ya ş ayan. * Radyoda gerçek ayar frekansı ile do ğ ru değ eri arası ndaki sapma. akromatik . akrobatlı k. akraba * Kan veya evlilik yoluyla birbirine bağ lı olan kimseler. akraba olmak * evlilik yoluyla yakı nl ı k kurmak. yaş ı tlı k.

kromatin ile boyanmamı ş olan kromozomları olu ş turan bölüm. akromatin * Hücre çekirdeğ i içindeki ince iplikçiklerden yap ı lmı ş . akrostiş * Her dizenin ilk harfi yukarı dan aş ağ ı ya doğ ru okununca ortaya bir söz çı kacak biçimde düzenlenmiş manzume. * Vurgu. aksan * Bir ülkenin insanları na veya bir çevreye özgü söyleyiş özelliğ i. tev ş ih. akromegali * Genel geliş me bittikten sonra el. grup vurgusu. sondan bir önceki hecesi kı sa olacak yerde uzun olan dize. kelime vurgusu. * (bir iş ) Gereğ i gibi yürümemek. geri kalmak. * Kı sı mlar. en önemli yapı ları n ve tapı nakları n bulunduğ u iç kale. akromatik i ğ iplik * Mitozun ilk evresi sonunda bütün hücrelerde beliren ve hücre boyaları yla pek boyanamayan iğ biçimindeki olu ş um. akropol * Eski Yunan ş ehirlerinde. aksakal * Köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. * Aksak olma durumu. * Ermiş . aksan ı bozuk * Bir dildeki kelimeleri doğ ru söyleyemeyen. çene. * Hafif topallamak. renk körlüğ ü. akromatopsi * Bkz. burun gibi vücudun sivri kı sı mlar ı ndaki kemiklerin kalı nlaş ması . renksemez. evliya. *İ yi gitmeyen. iyi iş lemeyen. aks aksak * Dingil. * Eski Yunan ve Lâtin ş iir ölçüsünde. * Aksamak iş i. hafifçe topallayan. aksata aksakl ı k aksam aksama aksamak . * Aksayan. büyümesi veya uzamas ı . * Hücrede boyayı kabul etmeyen (bölüm). muvaş ş ah. aksak eş ekle yüksek dağ a çı kı lmaz * eksik araçlarla sağ lı klı iş yapı lmaz.* Beyaz ı ş ı ğ ı çözümlemeden geçiren. * Türk müzi ğ inde oldukça kı vrak bir usul.

yansı lanmak. akselerometre *İ vmeölçer. eldiven. aksesuarc ı * Aksesuarı haz ı rlayan kimse. durumu. * (bir ı ş ı k veya bir ş ekil) Düz ve parlak bir yüzeye çarp ı p orada aynen görünmek. * Bir aletin. duyurmak. * Kadı n giyiminde giysiyi bütünleyen ayakkabı . yankı vermek. araç veya * Konunun gerektirdiğ i ölçüde kullanı lan. aksetme aksetmek * Aksetmek iş i. * Aksamak iş i veya biçimi. aksatma aksatmak aksay ı ş akse * Hastalı k nöbeti. * Haberi.* "alma ve verme" Alı ş veriş . * (ı ş ı k) Bir yere vurmak. * Evirmek. * Poliçelerin üzerine "kabulümdür" biçiminde yazı larak altı imzalanan açı klama. . * Aksaması na yol açmak. açı k kahve rengi öz odunlu olan bir ağ aç (Thuya occidentalist). gürültülü soluk bo ş alması olay ı . ş apka. * Ulaş mak. hapş ı rı k. akseptans * Yabancı ülkelerde okuyacak öğ renciler için gönderilen kabul belgesi. * (ı ş ı ğ ı ) Yansı tmak. yay ı lmak. aksı rma. mücevher gibi eş ya. * Aksesuar kullanması nı seven. * Aksatmak iş i. ulaş tı rmak. çanta. aksettirme * Aksettirme iş i. akselerograf *İ vmeyazar. kriz. kemer. aksedir * Kaplaması mobilyacı lı kta kullan ı lan. bir sahne içinde yer alan veya oyuncunun dekor gere ğ i kullandı ğ ı çe ş itli e ş ya. hapş ı rma. yaymak. aksesuar nesne. aksettirmek * (sesi) Yankı lamak. yankı lanmak. bir i ş i gere ğ i gibi yürütmemek. tersine çevirmek. aksat ı ş * Aksatmak iş i veya biçimi. aks ı rı k * Herhangi bir sebeple burun zarı nı n gı cı klanmas ı sonucu solunum kasları nı n birdenbire kası lması yla ağ ı z ve burundan hı zlı . bir makinenin iş levine katı lmayan. ancak kendine özgü ayrı bir yararı bulunan alet. * (ses) Bir yere çarpı p geri dönmek. duyulmak.

aksi * Ters. * Uygun olmayan. huysuz. * Aksı rma. aksi hâlde. aksi takdirde * yoksa. huysuzlanmak. aks ı rtma * Aksı rtmak iş i. olumsuz. gürültülü soluk bo ş altmak. ters davranmak. aksili ğ i tutmak * güçlük çı karmak. aks ı rmak * Burun zarları nı n gı cı klanmas ı ile solunum kasları nı n birdenbire kası lması üzerine. aksi tesadüf * "ş anss ı zlı ğ a bak" anlamı nda kullanı lı r. aksileş me * Aksileş mek i ş i. sı k sı k aks ı ran. aksilenmek * Aksileş mek. hapş ı rmak. aksı rma biçimi. aks ı rı klı tı ksı rı klı * Yaş lı . hı rçı n. aksilik olarak. kar ş ı t. ters ve kı zg ı n olarak.aks ı rı klı * Aksı rı ğ a tutulmuş . aks ı rtmak * Birinin aksı rması na sebep olmak. hapş ı rtmak. * istenmediğ i hâlde. * Olumsuz bir biçimde. zı t. aksi aksi aksi gibi aksi hâlde * yoksa. ağ ı z ve burundan hı zl ı . münasebetsiz" anlamı nda kullanı lı r. aksileş mek * Huysuzlanmak. inad ı nda direnmek. aksi ş eytan * iş ler yolunda gitmedi ğ i zaman "ne kadar ilgisiz. huysuzluk etmek. menfi. hastalı klı . aksili ğ i üstünde . *İ natçı . aksilenme * Aksilenmek iş i. aksı rı ğ ı olan. inatçı lı k etmek. hap ş ı rı klı . öyle olmazsa. aks ı rı ş aks ı rma * Aksı rmak iş i.

* Oyunun teması nı geliş tiren ba ş lı ca olay. bir düş üncenin ortaya ç ı kmas ı .* olumsuz davranı ş lı . * Hareket. * Gözdeki billûr cismin saydamlı ğ ı nı yitirerek ağ arması ndan ileri gelen körlük. maddî bir etkenin. akş am * Gündüzün son ve gecenin ilk saatleri. mütearife. akş am akş am . aksilik ç ı kmak * engel ortaya çı kmak. iş . aksona * Vurgun hastalı ğ ı na karş ı uygulanan emniyet durakları . hikâye. belit. inatçı lı k. akş am ahı ra sabah çayı ra * hayatta yiyip içip yatmaktan baş ka kayg ı sı olmayanlar için söylenir. uyuş maya yanaş mamak. aksine aksiseda aksiyom * Kendiliğ inden apaç ı k olan ve böyle olduğ u için öteki önermelerin ön dayanağ ı olan temel önerme. kabukları eczacı lı kta kullan ı lan bir söğ üt türü (Salix alba). aksilik * Terslik. * Tersine. pay senedi. geli ş im. huysuzluk. * Bir iş in yolunda gitmemesi durumu. akso ğ an akson * Sinir uyarmaları nı sinir hücresinden ileriye uzatmaya yarayan. aksiyon * Bir kuvvetin. huysuzluk etmek. perde. uygunsuzluk. aksilik etmek * güçlük çı karmak. elveriş sizlik. aksö ğ üt aksu aksungur * Söğ ütgillerden. ak basma. * Sermayenin belirli bir bölümü. aksülâmel * Tepki. * Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi. * Yankı . * Hisse senedi. *İ nsan etkinliğ inin veya iradesinin açı ğ a çı kması . * Akş am vakti k ı lı nan namaz. * Gece. reaksiyon. katarakt. inatçı lı k etmek. ters davranmak. * Akdoğ an. sinir hücrelerinin uzantı lar ı ndan en belirli ve uzun olanı . * Ada soğ anı . bu hareketten ortaya çı kan geliş im.

akş am güneş i * Etkisi azalmı ş gün ı ş ı ğ ı . akş ama kalmak * (iş ) gecikmek. pek yakı nda. iş portalarda ak ş ama do ğ ru tezgâhta kalmı ş malları n ucuz fiyatla satı lı ş ı . ara vermeden. akş ama sabaha * Neredeyse. akş am azadı * Ders çı kı ş ı . güneş in battı ğ ı sı ralar. özellikle akş ama doğ ru yapı lan gazete. akş amcı lı k etmek * akş amcı lar içki içmek amacı yla bir araya gelmek. akş am ezanı * Günün dördüncü namaz vaktini bildiren ezan.* Akş amı n olduğ uş u dar zamanda. * Çalı ş ması akş ama rastlayan. akş am pazarı * Pazarlarda. Çulpan. . * Çalı ş malar ı nı daha yoğ un olarak ak ş am saatlerinde yapan. * Yaş lı lı k dönemi. akş am simidi *İ kindi üzeri ç ı karı lan s ı cak. akş am gazetesi * Baskı sı öğ leden sonra. akş amcı lı k * Akş amcı olma durumu. k ı sa bir zaman içinde. Ak ş am Yı ld ı zı * Venüs. akş am saati * Akş am vakti. akş am piyasası * Akş am üzerleri belli bir yerde yapı lan gezinti. ders paydosu. susamlı simit. akş am yeli * Akş amlar ı esen serin rüzgâr. akş amcı * Akş amlar ı içki içme alı ş kanlı ğ ı nda olan kimse. akş am namazı *İ kindi ile yatsı namazı arası nda kı lı nan namaz. akş ama kadar * bütün gün. akş am karanlı ğ ı * Alaca karanlı k. bitmemek. ak ş amleyin. akş ama doğ ru * Gündüzün akş ama yak ı n bir zamanı nda.

günü bitirmek. akş amı bulmak. akş amlatmak * Akş amı yaptı rmak. olan olduktan sonra gösterilen ilgi için söylenir. ak ş am yapı lan. akş amlamak * Bütün günü bir yerde veya bir iş te geçirerek akş ama eriş mek. akş amüstü * Güneş in battı ğ ı sı ralarda. * (ay) Dolun ay durumundan sonra geç doğ mak. akş am yaklaş ı rken. akş amdan akş ama * Her akş am üst üste. iyi akş amlar!.akş amdan * akş am olmak üzere iken. akş amdan kavur. iş i. akş amı buldurmak veya ettirmek. kaçı nı lmaz sonuç pek yak ı n. . akş amleyin * Akş am saatlerinde. akş amdan sonra merhaba (veya sabahlar hayrolsun) * iş iş ten geçtikten. * Her akş am. akş amı n iş ini sabaha (veya yarı na) b ı rakma * bu gün yapı lması gereken bir iş i ertesi güne bı rakmak sak ı ncal ı dı r. akş amlı k sabahlı k * Nerede ise. akş amlatma * Akş amlatmak i ş i. ak ş am için. sabaha savur * kazandı ğ ı nı günü gününe harcayan tutumsuz kimselerin durumunu anlatmak için kullanı lı r. akş amdan kalmı ş (veya kalma) * geceki sarhoş luğ un mahmurlu ğ unu ta ş ı yan. ak ş am vakti. akş amlama * Akş amlamak durumu. akş amki * Akş am olan. akş amlı k * Akş ama özgü olan. akş amsefası * Gecesefası . akş ama do ğ ru. * Akş amı bir yerde geçirmek. akş am oldu ğ unda. akş amlı sabahlı * Her akş am ve her sabah. akş amlar (veya akş am ş erifler) hayrolsun! * akş am vakti kullanı lan esenleme sözü. akş amı bulmak (veya ak ş amı etmek) * akş amlamak. akş ama doğ ru. akş amları * Akş am vakti.

akş amüstü. aktarmacı * Aktarma iş ini yapan kimse. iplik. * Anadolu'da iğ ne. satan kimse veya dükkân. aktarı m * Aktarma iş i. aktarma yapmak * bir taş ı ttan ötekine geçmek. * bütçede bir bölümden baş ka bir bölüme ödenek geçirmek. * Bir oyuncunun topu kendi takı mı ndan bir baş ka oyuncuya göndermesi. bazen de derisinde do ğ uş tan boya maddesi bulunmadı ğ ı için her yanı ak olan (hayvan veya insan) çapar. * Görüntüyü bir bölgeden baş ka bir bölgeye ileten araç. ev ilâçları . * Aktarı n sattı ğ ı ş eyler. * Baharat. albino. . tütün vb. virman.ak ş amüzeri * Bkz. aktarı lmak * Aktarmak iş ine konu olmak. * Aktarmak iş i veya biçimi. * Dam kiremitlerini aktarı p kı rı klar ı yenileyen kimse. aktarmak * Bir yerden. * Aktarı n yaptı ğ ı iş . iktibas. aktarma etmek * aktarmak. baharat. * Bir taş ı ttan baş ka bir taş ı ta geçme. zarf. kâğ ı t. akş ı nlı k aktar * Akş ı n olma durumu. aktarı ş aktariye aktarl ı k aktarma * Aktarmak iş i. * Arı lar ı bir kovandan ötekine geçirme. * Alı ntı . aktarı cı aktarı lma * Aktarı lmak i ş i. ağ ı n üzerine yükselten oyuncu. aktarmacı lı k * Aktarma iş i. * Sürülmemiş tarlayı ilk veya ikinci kez sürme. gereçleri satan kimse veya dükkân. akş ı n * Kı lları nda ve gözlerinde. * Bir hesaptan baş ka bir hesaba para havale etme. * Voleybolda öbür oyuncuları n vurması için topu. nakil. bir kaptan baş ka bir yere veya kaba geçirmek. aktarma iş iyle uğ ra ş ma.

iktibas etmek. tercüme etmek. etken. aktif duruma getirmek. ortaklı ğ ı n para ile değ erlendirilebilen mal ve haklar ı nı n tümü. canlı . aktifle ş me * Aktif duruma gelme. * Bir tekniğ e göre biçimlendirmek. * Etkin. aktif ta ş ı ma * Bir maddenin hücre zarı ndan enerji harcanarak hücre içine veya dı ş ı na taş ı nmas ı . aktifle ş tirme * Aktifleş tirmek iş i. * Etken fiil. çalı ş kan. aktav ş an aktif * Bir cins iri çöl sı çanı (Jaculus). aktiflik * Etkinlik. toryum. daha çok Kur'an'ı baş ı ndan sonuna kadar okumak. amerikyum. bildirmek. * Bir kitabı . aktifle ş tirmek * Aktifleş mesini sa ğ lamak. protaktinyum. * Bir dilden baş ka bir dile çevirmek. aktifle ş mek * Canlı hareketli. etkili olmak. tulyum. aktarmas ı z * (taş ı tlar için) Belli bir süre sonra inilip ba ş ka bir taş ı ta binilmesini gerektirmeyen. * Sürülmemiş tarlayı ilk ve ikinci kez sürmek. küryum ve berkelyum radyoaktif elementlerinin ortak ad ı . aktarmalı * (taş ı tlar için) Belli bir süre sonra inilip ba ş ka bir taş ı ta binilmesini gerektiren. aktif rol oynamak * etkili olmak.* Bir ş eyin yolunu. aktartma * Aktartmak iş i yaptı rmak. * Etken. plûtonyum. yönünü de ğ iş tirmek. aktif duruma gelmek. * Bir kitaptan veya bir yazı dan bir bölümü almak. kiş isel çal ı ş maları nı ve i ş yapma yeteneklerini geliş tirmeyi sağ layan bilimsel yöntem. aktif metot * Öğ rencilerin. uyarlamak. * Çatı kiremitlerini gözden geçirerek kı rı k ve bozuk olanları nı n yerlerine sağ lamları nı koymak. aktartmak * Aktarmak iş i yaptı rtmak. * Bir ticarethanenin. aktinoloji aktif fiil . *İ letmek. aktinit * Aktinyum. * Etkili. hareketli.

aktörün yaptı ğ ı iş . * Edimsel. * Etkincilik. radyoaktif bir element. ses da ğ ı lı mı . edimselcilik. aktivite aktivizm aktör * Erkek oyuncu. akut *İ lerlemiş . atom ağ ı rl ı ğ ı 227 olan.ş iddetli. aktöre * Ahlâk. * Güncellik. aktüel * Güncel. * Azgı n. acil (hastalı k). aktörlük * Aktörün görevi. * Olduğ undan baş ka türlü görünme. * Olduğ undan baş ka türlü görünen kimse. aktris aktüalite aktüalitesini kaybetmek * güncelliğ ini yitirmek. kendini baş ka türlü gösterme. aktüalizm * Geçmiş jeolojik olaylar ı n bugünkülere bakarak açı klanabilece ğ ini ileri süren öğ reti. aktinyumlu * Özünde aktinyum bulunduran. * Kadı n oyuncu. ş imdiki. * Etkinlik. k ı zgı n (hayvan). * Fizik biliminin konusu ses olan kolu. * Akümülâtörün kı saltı lmı ş adı . akur akustik akümülâtör * Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depo eden. akuzatif akü * Yükleme durumu. yank ı lan ı m. . * Kuvveden fiile geçmiş olan hâl (Aristo felsefesi). istenildiğ inde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz. aktinyum * Atom numarası 89. akı mtoplar. * Günün olayı veya konusu. * Kapalı bir yerde seslerin dağ ı lı m biçimi.Kı saltması Ac. yank ı bilimi.* Güneş ı ş ı nları nı n hem insan hem de bütün canlı lar üzerinde etkisini inceleyen bilim dal ı .

k ı zı l. akzambak * Zambakgillerden. kı rmı zı . çiçeğ i di ş ve yüz ş iş lerinin tedavisinde kullan ı lan bir bitki (Lilium candidum). akyuvar * Kan ve lenf gibi vücut sı vı ları nda bulunan çekirdekli. lökosit. allı k. ufak pullu. * Bir tür sı rmal ı ve köstekli bı çak. al (veya kanl ı ) gömlek gizlenemez * gizli tutulması elde olmayan ş eyler için söylenir./ -el*İ simden fiil türeten ek. gövel (< gök-el). su bitkilerinin yapay bir ortamda beslendiğ i cam su kabı .aküpunktür * Vücudun belirli noktaları na genellikle altı n iğ ne batı rarak yapı lan Çin'de yayı lmı ş olan tedavi. * Kanı n rengi. * (at donu için) Dorunun açı ğ ı . * Kavimler. do ğ -al. akya balı ğ ı * Uskumrugillerden. * Süs balı ğ ı beslemecili ğ i. -al. akvaryumculuk * Akvaryumcunun mesleğ i. kı zı la çalan. * Bu renkte olan. hile. 10-15 bazen de 50-60 kg gelen bir balı k. al al * Aldatma. akvaryumcu * Akvaryum iş iyle u ğ raş an kimse. * Sulu boya resim. -al / -el *İ simden sı fat türeten ek: gen-el. öz-el vb. sağ lam. düzen. akvam akvarel akvaryum * Tatlı veya tuzlu su hayvanları nı n. * Yüze sürülen pembe düzgün. güz-el (<gözel). al basmak * loğ usa albastı hastalı ğ ı na tutulmak. Al * Alüminyum'un kı saltması . al (veya alı n) * iş te. yuvarlak hücre. al bayrak (veya sancak) . akva * Kuvvetli. akbal ı k (Lichia amia). tuzak. süs bitkisi olarak yeti ş tirilen.

kov-ala./ -ele* Fiilden sı klı k (tekerrür) çatı sı türeten ek: çalk-ala-. vur ötekine (veya birine) * hiçbiri iş e yaramaz. al kiraz üstüne kar yağ mı ş * düş ünülmeyen. it-ele-. * Yazı n güneş bulut arkası nda kald ı ğ ı nda oluş an gölgeli durum. çekiş e çekiş e. alaca. beklenilmeyen ş eylerin de olabileceğ ini anlatı r. *İ yi piş memiş . vurularak ölmek. * Açı k kestane renginde olan. kak-ala-. pek iyi. hepsi bir ayarda. al sana bir daha * yeni bir aksilik olunca bezginlik bildirmek için "i ş te" anlamı nda söylenir. al birini. * Alabalı ğ ı n kı saltı lmı ş adı . al karı sı * Loğ usalara musallat olarak onları boğ duğ u sanı lan görüntü. parajin.vb. âlâ -ala. suluca (yemek). *İ yi. al kan * Doymuş alifatik hidrokarbonları n genel adı . ş ehit olmak. al gülüm ver gülüm * iki sevgilinin birbirine sevgi gösterisinde bulunmaları . * araları ndaki senli benli iliş kiyi sürdürerek. ala * Karı ş ı k renkli. silk-ele-. al elmaya taş atan çok olur * değ erli kimselere sataş an çok olur. al giymedim ki alı nayı m * "bu iş le hiçbir ilgim olmadı ğ ı için söylenen sözleri kendi üzerime almad ı m" anlamı nda kullanı lı r. çok renkli. * Kekliğ in boynundaki siyah halka. * bir kimseye yapı lan hizmetin hemen karş ı lı ğ ı nı bekleme durumu. .* Türk bayrağ ı . ala ala * Toplu olarak yapı lan iş lerde ba ğ rı ş arak söylenen ala ala hey! ünleminde geçer. elâ (göz). ala alaya kalkmak * bağ rı ş arak gürültü etmeye kalkmak. ala gün ala sulu * Yeni olgunlaş maya ba ş lamı ş (meyve). ş aş -ala-. al kanlara boyanmak * yaralanmak. al takke ver külâh * uzun bir çekiş meden sonra. al benden de o kadar * ben de aynı durumdayı m veya ben de aynı düş üncedeyim.

alaba ş * Turpgillerden. alabandayı yemek * adamakı ll ı azarlanmak. yar ı ya ş yarı kuru olan (toprak). alabanda ate ş * Geminin bir yanı nda bulunan toplarla birden ateş edilmesi komutu. paylamak. * Ara bozucu. deniz araçları devrilip ters dönmek. alabanda etmek * dümeni sağ a veya sola. alabanda sancak * Dümeni sağ yana do ğ ru. uçsuz bucaksı z. haş lamak. alabalı k * Ala balı kgillerden. alabanda * Deniz teknelerinin iç yanlar ı . * Selâmlamak için filika küreklerinin yukarı ya kaldı rı lması . borda karş ı tı . *İ yice piş memiş (yemek). alabacak * Ayağ ı sekili (at). * iş ler alt üst olmak. * Olanca hı zı ile. alabora * Geminin devrilecek kadar yan yatması . * Aş ı rı derecede.ala tav * Az tavlı . dönek. eti turuncu ve lezzetli. alabros * Fı rça gibi dik kesilmi ş (erkek saçı ). . alabanda vermek * azarlamak. gereğ inden çok. sonuna kadar çevirmek. alabora olmak * tekne. ala tavlı * Bitkinin çimlenmesi için yeterli tavı bulmam ı ş (toprak). Ala Yuntlu * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. * Balı ğ ı toplamak için dalyan a ğ ı nı n yukarı ya alı nmas ı . soğ uk ve duru sularda yaş ayan. uğ ursuz (kimse). kemikli balı kları n bir familyası . alabildi ğ ine * Sı nı rsı z. sonuna kadar çevirme komutu. ş algama benzeyen bir bitki. alabanda iskele * Dümeni sol yana doğ ru sonuna kadar çevirme komutu. * Bir serenin yatay durumdan düş ey duruma getirilmesi. 250 gr dan 2 kg a kadar gelen bir tatlı su bal ı ğ ı (Trutta faris). sandal vb. alabalı kgiller * Omurgalı hayvanlardan.

borçlu karş ı tı . alacak * Bir hesap gereğ ince daha alı nmamı ş olan para. . * Ağ açta ilk olgunlaş an meyve. alacakarga * Saksağ an. daha çok üzüme düş en ben. * Keklik. matlûp. alacabalı kçı l * Balı kçı lgiller familyası ndan. alacakl ı olmak * birinden alacağ ı bir ş ey bulunmak. * Meyvelere. yarı karanl ı k. alaca ğ ı olsun! * "günün birinde ondan öcümü alı rı m" anlamı nda göz korkutma sözü. kül rengi. * Aş ure. sazl ı klarda ya ş ayan bir ku ş türü (Ardeola ralloides). alaca dü ş mek * (meyve) olgunlaş maya ba ş lamak. uzunluğ u 50 cm. vereceğ ine karga (veya kuzgun) * alı rken kolaylı k gösteren. alacakl ı * Birinden alacağ ı olan. alaca a ş alaca bulaca * Çok karı ş ı k renkli. alacak verecek * alı ş veri ş iliş kisi. mal veya ba ş ka ş ey. alacakl ı çı kmak * alacağ ı vereceğ inden çok olmak. * Kötü huy. * vakit darlı ğ ı ndan bir öneriyi kibarca geri çevirmek. *İ ki veya daha çok renkli. alaca ğ ı na ş ahin. * Birkaç renkli iplikten yapı lmı ş dokuma. akla kara karı ş ı k. alaca ğ ı m olsun da ala kargada olsun * alacaklı olmak iyi bir ş eydir.alaca * Birkaç rengin karı ş ı mı ndan oluş an renk. bı ldı rcı n gibi kuş lar ı avlamak için kullanı lan iki renkli bez. * Para verilerek alı nacak ş ey. alaca ğ ı na tutmak * bir ş eyi vereceğ e veya borca karş ı lı k saymak. * Birinden alacağ ı olan kimse. alaca karanlı k * Güneş doğ madan önce veya battı ktan hemen sonraki aydı nlı k. verirken de güçlük çı karan kimse. alaca ğ ı olmak * birinden alı nacak parası olmak.

alacalanmak * Alaca bir duruma gelmek. Frenklerle ilgili. alafrangacı lı k . alacalamak * Renk renk. üzerine oturulabilen klozetli tuvalet. alacalandı rmak * Alaca duruma getirmek. alacalı k * Alacalı olma durumu. * Avrupa uygarlı ğ ı nı benimsemiş . renkten renge girmek. alacalandı rma * Alacalandı rmak iş i. * Eriyen karlar arası ndan yer yer toprak görünmek. alacalanma * Alacalanmak iş i. alacalı bulacalı * Çok karı ş ı k ve çiğ renkli. alafranga alafranga müzik * Batı tarz ı nda ve ölçülerinde yap ı lmı ş müzik. alaçam alaç ı k * Rengi kı zı la yakı n bir çam türü (Picea excelsa). alafranga tuvalet * Batı tarz ı nda kapakl ı . * Frenklerin töre. alafrangacı * Alafranga hayatı benimsemi ş olan. * Üzeri dal ve hası rla örtülmü ş kulübe. alacalı * Alaca. alacasansar * Benekli sansar türü. alafranga saat * Günü 24 saat sayarak. * Alafranga saat. * Renkli ve renksiz kı lları n bütün vücutta düzenli ş ekilde da ğ ı lmayarak büyük ve küçük parçalar hâlinde birleş mesiyle meydana gelen bir at donu. alacamenek ş e * Hercaî menekş e. âdet ve hayatı na uygun. rengârenk. * Keçeden yapı lan çadı r. benek benek boyamak. alaturka karş ı tı . günün baş lay ı ş ı nı gece yarı sı 01 olarak kabul eden saat sistemi. Avrupa eğ itimiyle yeti ş miş (kimse). alaca bulaca. çardak.alacalama * Alacalamak iş i. * Herhangi bir heyecan dolayı sı yla benzi kı zar ı p bozarmak.

alâgarson * Kı sa kesilmiş saç. alâka çekmek (toplamak veya uyandı rmak) * ilgi çekmek. postu benekli. * Gönül bağ ı . erkeklerinin boynuzları uca doğ ru kürek biçiminde geni ş leyen. -alak / -elek * Fiilden sı fat türeten ek: yat-alak. alafrangalaş tı rma * Alafrangalaş tı rmak i ş i. ilgili bulunulan. alâkabah ş *İ lgilendirici. alâka duymak * ilgi duymak. alâimisema * Gök kuş ağ ı . alâkadar *İ lgili. alageyik * Geyikgillerden. çök-elek vb. alâkadar olmak * ilgilenmek. alâkaland ı rmak *İ lgilendirmek.* Alafrangacı olma durumu. alâkalanma * Alâkalanmak iş i. as-alak. * Oğ lan saçı biçiminde kesilmi ş (kadı n saç ı ). alafrangalaş tı rmak * Alafrangalaş ması na sebep olmak. . alâka *İ lgi. Güney Avrupa ve Kuzey Afrika'da yaş ayan bir cins geyik. alafrangalaş mak * Alafranga olmak. alâkaland ı rma * Alâkalandı rmak i ş i. ilgi çeken. alafrangalı k * Alafranga olma durumu. ilginç. alafrangalaş ma * Alafranga usulleri benimseme. sı ğ ı n (Dama dama). alafranga olma. alâkadar etmek * ilgilendirmek. alafranga davranmak.

maskelemek. kamuflâj. iş aret. iri gövdeli. ilgisini kesmek. hemen. çizgilerle veya renklerle bezeyerek bir ş eyi bulunduğ u çevreye uydurmak. anı nda. ayrı lmak. düzlük. tüyleri alacalı bir kuş türü. alâkal ı alakarga *İ lgili. meydan. alamana ağ ı * Kı yı lardan uzak sularda avlanmak için iki alamana kayı ğ ı tarafı ndan kullanı lan. * Beneklerle. * Gönül bağ lamak. * Alalamak iş i. uzunluğ u 200 ile 250. * Yemek listesinden seçilen. niş an. alâmetifarika * Bazı ticaret eş yası üzerine konulan. geniş li ğ i 7 ile 25 kulaç olan büyük ağ . ötücü. alâkay ı (veya alâkası nı ) kesmek * ilgiyi. * Saksağ an. tabldot karş ı tı . kamufle * Balı k avlamakta veya yük taş ı makta kullanı lan büyük kayı k. alan * Düz. alâminüt * Çarçabuk. alâkok alalama alalamak etmek. ay ı rı cı özellik. * Yemek listesinden yemek seçerek. ş ipş ak. iz.alâkalanmak *İ lgilenmek. alamana * Rafadan. * Orman içinde düz ve ağ açsı z yer. o eş yayı üreten veya satanı tanı tan resim. saha. alâmetifarikal ı * Alâmetifarikası olan. alâmet * Belirti. marka. harf gibi özel iş aret. kestane kargası (Garrulus glandarius). * Kargagillerden. ilgisi olmayan. alâkart alâkası z alâkası zl ı k *İ lgisizlik. * Ayı rı cı nitelik. fiyatları ayr ı ayrı hesaplanan (yemek). yakı nl ı k duymak. . zevk almak. kayran. iliş kisi kalmamak. * Bir ş ey çekici gelmek. açı k ve geni ş yer. alâminüt yemek * Kolayca hazı rlanı p tüketilebilen yemek. *İ lgisiz. irilik bakı mı ndan ş aş ı lacak durumda olan ş ey. * Büyüklük.

alarga * Açı ktan geç. alan korkusu * Bazı kiş ilerin alan. Te gibi elementlerden olu ş an metal görünümünde katı veya sı vı karı ş ı m. kovmak. *İ çinde birtak ı m kuvvet çizgilerinin yayı lmı ş bulundu ğ u var sayı lan uzay parçası . allak bullak. ala ş ı m *İ ki veya daha çok metalden. ilgisiz davranmak. alarga etmek * açı k denize çı kmak. karı ş mak istememek. * Açı k deniz. karş ı laş maları n ve oyunları n yapı ldı ğ ı yer. * geri çekilmek. darmada ğ ı nı k. alargada durmak * uzakta durmak. saha. bazı durumlarda metallerle. agorafobi. sokak gibi yerlerde duydukları ürkeklik hastal ı ğ ı . engine açı lmak. atmak. * Yüz ölçümü. ala ş ağ ı etmek * birini. ala ş ağ ı vur yukarı * çekiş e çekiş e (pazarl ı k). dayanabilecek duruma gelmek. alan topu * Tenis.* Bir konu veya çalı ş ma çevresi. alan hı zı * Hareket eden bir cismi. alârma geçmek * beliren tehlikeye karş ı direnebilecek. * kapı p yere vurmak. C. * Yarı ş malar ı n. alan talan * Karmakarı ş ı k. alarga durmak * uzak durmak. * Eski Roma'da açı k hava gösterisi yapı lan geniş yer. * Bir alı cı merce ğ inin net bir görüntü sağ layabildiğ i derinlik ve geniş li ğ in bütünü. alan talan olmak * her biri bir yana dağ ı lmak. P. uzaklaş mak. ala ş ı mlama * Alaş ı mlamak iş i. duran bir noktaya birleş tiren do ğ ru parçası nı n birim zamanda taradı ğ ı alan. alan talan etmek * allak bullak etmek. alârm * Bir tehlike olduğ unda bunu herkesin haber alması için verilen i ş aret. yetkilerini elinden alı p yerinden uzaklaş tı rmak. engin. alargadan seyretmek * Uzaktan bakmak. park. * Uzaktan. . ya ğ ma etmek. dağ ı tmak. yaklaş ma. açı ktan. alt üst etmek.

alaş ı m elementlerini eriterek katmak. * Düzensiz. alaturka eser veren kimse. alaturka saat * Güneş in batı ş ı nda 12'yi gösterecek biçimde ayarlanmı ş saat. alafranga karş ı tı . alavere tulumbası * Emme basma tulumbası . alaturkac ı * Alaturka bilen. alaturka müzik * Türk müziğ i. * Bu töre ve hayatı benimsemi ş (kimse). yalanla dolanla iş görmek. görenek. alaten alaturka * Cüzamlı . alaturkala ş ma * Alaturkalaş mak durumu. söyleyen. alaturka tuvalet * Tuvalet ihtiyacı nı gidermek amac ı yla çömelme usulüne göre yapı lan tuvalet. * Bir ş eyi elden ele vererek aktarma. töre ve hayatı na uygun. * Alaturka saat. alavere dalavere yapmak (veya çevirmek) * hileli. alavandal ı * Bkz. alavere * Bir ş eyin elden ele geçmesi. alaturkal ı k * Alaturka olma durumu. alaturkala ş tı rmak * Alaturkalaş mas ı nı sa ğ lamak.ala ş ı mlamak * Çözen metale. alavereci . * Eski Türk gelenek. * Bu tür müziğ i seslendiren veya çalan. alaturkala ş tı rma * Alaturkalaş tı rmak iş i. andavallı . ezanî saat. * Vapurlarda bu biçimde taş ı ma i ş i için bordalarda kurulan basamaklı iskele. düzenli bir iş yapmak. * Türk müziğ inden yana olan. abra ş . * Kargaş al ı k. alaturkac ı lı k * Alaturkac ı olma durumu. yöntemsiz. alaturkala ş mak * Alaturka olmak.

* Çok miktarda. göz kama ş tı rma. alaycı lı k alay ı nda olmak * iş i önem vermeyerek yapmak. alay beyi * Albay rütbesinde jandarma alay komutanı . alay etmek * bir kimsenin. birlikte. pek çok. * Bütünü. müstehzi. küçümseyen. bir durumun. onu küçümseme. * Genel olarak üç tabur (süvarilerde dört veya beş bölük) ve bunlara bağ lı birliklerden oluş an asker toplulu ğ u. kusurlu. alaybozan * Bir çe ş it fitilli tüfek. alay gibi gelmek * inanı lacak gibi olmamak. alay * Herhangi bir törende veya gösteride yer alan topluluk. alâyiş li . alâyiş * Gösteriş . i ş iş aka konusu yapmak.* Piyasada fiyatı düş ünce yükselir umuduyla mal alan ve fiyat yükselince malı satan toptanc ı . alay malay * hep birden. alaycı * Alay etme huyu olan. söz. âlây ı vâlâ ile * bütün gösteri ş i ile. bir ş eyin. eksik vb. alay geçmek * alay etmek. davranı ş gibi yollarla biriyle. küçümseyerek eğ lenen. spekülâtör. * Çok kalabal ı k. alay alay alay * Kalabalı k olarak. fazla sayı da. alaya ç ı kmak * askerî bir okulda baş arı gösteremeyerek k ı taya gönderilmek. * Alay eden. * Ses tonu. yönlerini küçümseyerek e ğ lence konusu yapmak. eğ lenmek. alaya almak * alay etmek. * Alay etmeyi huy edinmiş olma durumu. vurguncu. gülünç. alaya bozmak * alay niteliğ i vermek. hepsi. bir ş eyle eğ lenme.

alaz alaz alaz alaza alazlama * Alazlamak iş i. * Alay edici. alazlanmak * Alazlamak iş ine konu olmak. yakmak. 1 m uzunluğ unda. alazlamak * Bir ş eyin yüzünü alevden geçirmek. * Sı zlatmak. hoş ve güzel göstermek. alazlanma * Alazlanmak iş i. loğ usa humması . * Gerekli okul eğ itimini görmeden kendini yetiş tirmiş olan (kimse). acı vermek. * Doğ um sı rası nda temizli ğ e dikkat edilmemesi yüzünden loğ usanı n tutulduğ u ateş li hastalı k. debdebeli. albasma. * Gösteriş li. * Kaymak taş ı . alaylı alays ı * Alaya benzer. * Alev alev. küçümseyici. ciddî olmayan. cazibe. çekicilik.* Gösteriş li. yalaz. * Vücutta kı zı ll ı k veya k ı zı l lekeler belirmesi durumu. su mermeri. albeni * Alı m. * Alev. albeni vermek * çekiciliğ ini art ı rmak. . soğ an vb. mektepli karş ı tı . görkemli. müstehzi. albay albaylı k * Albay rütbesi veya albayı n görevi. aleve tutmak. ilgi toplamak. *İ nsan derisi için. albatr albatros exulans). * Fı rt ı na kuş ugillerden. alaylı * Erlikten yetiş miş subay. albasma albastı * Albastı . * Dökülen tohumlarla ertesi yı l kendiliğ inden çı kan tah ı l. Atlantik Okyanusu'nda yaş ayan iri bir kuş türü (Diomedea * Rütbesi yarbay ile tuğ general arası nda bulunan ve ası l görevi alay komutanlı ğ ı olan üstsubay. miralay. üstünde kı zı llı k veya kı zı l lekeler belirmek.

albüminli *İ çinde albümin bulunan. * Kalı n ses. * Akş ı n. yüzeyden ç ı kı ntı sı az olan kabartma. durumlarda) A ş ağ ı olanları kendisiyle eş it tutan veya kendi değ erini olduğ undan a ş ağ ı gösteren (kimse). * Aş ağ ı . kendini çok beğ enmek. cazibeli. alçacı k * Çok alçak. * Herhangi bir konu ile ilgili kı sa aç ı klamalar verilerek resimler bası lmı ş olan kitap. para vb. mütevazı . albümin * Bitkilerin. * Değ eri ve gücü az olan elektrik potansiyeli. suda eriyen. çekici. * (boy için) Kı sa. alçak bas ı nç * Barometrede 760 mm altı nda bulunan. albümin iş eme * Birçok hastalı klarda. namert.albenili * Alı mlı . uzunçalar. albenisi olmak * çekiciliğ i bulunmak. alçak gönüllü * (makam. yüksek olmayan (yer). aş ağ ı lı k. alçak gerilim * Düş ük voltajlı elektrik hattı . alçak gönüllülük * Alçak gönüllü olma durumu. hayvanları n doku ve sı vı lar ı nda bulunan. albinos albüm * Resim. yüksek karş ı tı . en ahlâksı zca davran ı ş larda bulunan. beyaza yak ı n renkte. alçak ses * Hafif ses. rezil hain. alçak yaylak . * Bir sanatçı nı n eserlerinin bir bölümünün yer ald ı ğ ı kaset. alçak * Yerden uzaklı ğ ı az olan. alçacı k da ğ lar ı ben yarattı m demek * çok kurumlu olmak. tekerçalar. oksijen. fotoğ raf. yapı ş kan madde. alçak kabartma * Heykel sanatı nda. özellikle böbrek hastalı kları nda idrarda albümin bulunması durumu. ak tutma. * Bile bile en kötü. azot. alçak kavu ş um * Kavuş umda gezegenin güne ş le yer aras ı nda bulunması . birleş imi karbon. pul gibi ş eyleri dizip saklamaya yarayan bir tür defter. soysuz. hidrojen ve kükürt olan. kötü havaya iş aret olan hava durumu.

alçarak alç ı * Az alçak. * Alçı taş ı nı n piş irilip toz durumuna getirilmesinden elde edilen madde. alçaltı ş * Alçaltmak iş i veya biçimi. bayağ ı la ş ma. alçakla ş mak * Bayağ ı laş mak. alçakla ş ma * Bayağ ı laş mak durumu. * Kabarma alçalma olayı nda suları n indiğ i dönem. alçalmak * Alçak duruma gelmek. inme. cezir. * Düş künlük. * Alçalmak iş i. aş ağ ı lı k kimselere yaraş ı rcası na. alçaltmak * Alçak duruma getirmek. yüksekten aş ağ ı doğ ru inmek. * Alçak.* Devamlı oturma bölgesinde. normal tahı l ziraatı yap ı lan alanları n bitiş iğ inde genellikle deniz seviyesinden 900-1200 metre yükseklikteki yaylak. zül. * Alçakça davranı ş . zillet. alçakl ı k * Alçak olma durumu. hor görme. alçaltma * Alçaltmak iş i. * Küçük düş ürme. * Aş ağ ı laş ma. * Toprağ ı n çöküp oturması . alçalı ş alçalma alçaltı alçaltı cı * Küçük düş ürücü.ş enaat. alçakla ş tı rma * Alçaklaş tı rmak durumu. alçakça * Oldukça alçak. * Değ erini azaltmak. mezellet. alçakla ş tı rmak * Alçaklaş mas ı na sebep olmak. alç ı kalı p * Bir ş eyin üzerine alç ı dökülerek alı nan kalı p. alç ı taş ı . * (insan için) Değ eri azalmak.

* Çabuk ve kolay aldatı lan kimse. alç ı lama alç ı lamak alç ı latmak * Alçı ile kapattı rmak. tuzak. * Alçı kar ı ş tı rmak. so ğ uk sebebiyle donmak. * Alçı ile sar ı lmı ş olan. aldanç aldangı ç aldan ı ş * Aldanmak iş i veya biçimi. kanma. kandı rı cı . * Tavan ve duvarları n alç ı ile kaplanması nda çal ı ş an iş çi. * Üzeri ot veya kumla örtülmüş çukur. * Avunmak. alç ı latma * Alçı latmak iş i. * Bir hileye. bir yalana kanmak. alç ı lanmak * Alçı lamak i ş ine konu olmak. yan ı ltı cı . alç ı lanma * Alçı lanmak i ş i. alç ı pan * Tavan süslemelerinde kullanı lan ve çe ş itli desenleri olan alç ı dan yapı lmı ş kalı p. yanı lmak. aldanmak * Görünü ş e kap ı larak yanl ı ş bir yargı ya varmak. sı vatmak. alç ı cı * Alçı taş ı nı çı karan kimse. oyalanmak. . * Alçı lamak i ş i. aldat ı lmak * Aldatma niteliğ i olan. alç ı lı *İ çinde alçı bulunan. * (bitkiler için) Havanı n birden ı sı nmas ı yla zamansı z açan çiçek. aldat ı cı aldat ı lma * Aldatı lmak iş i. alç ı ya almak (veya koymak) * kı rı lan bir kemiğ i gereğ i gibi kaynaması için alçı ya batı rı lmı ş sarg ı ile sarmak. * Düş kı rı klı ğ ı na uğ ramak. aldanma * Aldanmak iş i. * Alçı ile sı vamak. jips.* Toprak içinde katman olarak bulunan ve piş irilip toz durumuna getirilerek alç ı yapmaya yarayan hidratlı kalsiyum sülfat.

o ş eyin niteliğ i bakı mı ndan yanlı ş bir kanı vermek. . i ğ fal etmek. * Oyalamak. * Önem vermek. aldatmaca * Aldatmaya dayanan davranı ş .* Aldatmak iş ine konu olmak. lâkaydî. gere ğ i gibi uyanı k olmay ı ş ı ndan yararlanarak onun zararı na kazanç sağ lamak. lâkayt. aldat ı ş * Aldatma iş i veya biçimi. ald ı rmaz * Bir ş eye önem vermeyen. aldatmak * Beklenmedik bir davranı ş la yanı ltmak. aldatma * Aldatmak iş i. ald ı rma ald ı rmak * Almak iş ini yapt ı rmak. kötü yola sürüklemek. umursamayan. avutmak. * Birine verilen sözü tutmamak. * Vücuttan herhangi bir parçayı veya organı sa ğ lı k sebebiyle operasyonla ç ı kartmak. kay ı tsı zlı k. * Sı ğ dı rmak. * Getirtmek. * (halk edebiyatı nda) söylemeye baş ladı . ald ı rmazl ı k * Aldı rmaz olma durumu. ald ı rtmak * Aldı rmak iş ini baş kası na yaptı rmak. bu anlamı ile ancak olumsuz. ilgisizli ğ inden. umursamayan. ilgi göstermemek. * Bir ş eyin görünürdeki durumu. tasası zl ı k. aldehit ald ı * Alkolleri oksitlendirme veya asitleri indirgeme yolu ile elde edilen uçucu bir s ı vı . ald ı ğ ı abdest ürküttüğ ü kurbağ aya değ memek * sağ ladı ğ ı yarar. * Karş ı sı ndakinin dikkatsizli ğ inden. aldatı cı oyun. kayı tsı z. ald ı rtma * Aldı rtmak iş i. ihanet etmek. ald ı rı ş sı z * Aldı rmaz. * Elindekini baş kası na kapt ı rmak. ilgisiz kalmak. ald ı rı ş * Aldı rmak iş i veya biçimi. aldı rmamak. soru veya ş art biçimlerinde kullanı lı r). umursamamak. ald ı rı ş etmemek * önem vermemek. * Aldı rmak iş i. baş tan çı karmak. değ er vermek (bu fiil. verdi ğ i zararı karş ı lamamak. ilgilenmemek. * Ayartmak. yalan söylemek. * (karı veya koca) E ş ine sadakatsizlik etmek.

* Duygu. düş gücü. * Hesaba sayarak. tuhaf. cihan. * Herkes. düş ünce. kubbe. baş kalar ı . * Her zaman görülen. çarçabuk. madenden yap ı lmı ş ay yı ldı z veya lâle biçiminde süs. * Ortam. * Durum ve ş artlar. kurala uygun bir biçimde. sancak direğ i gibi yüksek ş eylerin tepesinde bulunan. * Aynı konu ile ilgili kimseler veya bu kimselerin uğ raş ları nı n bütünü. * (yöntem gereğ i. en çok. özellikle. * Minare. alegorik aleksi * Alegori ile ilgili. * Okuma yitimi. genellikle. çevre. alelâdelik alelhesap alelhusus alelumum * Genel olarak. * Bayağ ı . âlem * Yeryüzü ve gökyüzündeki nesnelerin oluş turduğ u bütün. * Dünya. alemci . * Hele. alem olmak * sembol olmak. âlem yapmak * sazlı sözlü eğ lenmek. alelı tlak * Genel olarak. evren. * Alelâde olma durumu. bambaş ka. * Eğ lence. olağ an. alelâcayip * Acayip üstü çok acayip. sı radan. alelâcele alelâde * Çok acele ederek.alegori * Bir görüntü. * Kendine özgü birçok niteliğ i bulunan ş ey veya farkl ı davran ı ş içinde bulunan kimse. yöntem üzere) Yol yordam gereğ ince. * Hayvan veya bitkilerin bütünü. alelusul alem * Bayrak. ivedilikle. bir yaş antı veya bir davranı ş ı n daha iyi kavranması nı sağ lamak için göz önünde canlandı rı p dile getirme. garip.

elin ağ zı torba değ il ki büzesin. tetikte. uygun olur mu?. sancaktar. toz. koku gibi nesnelere karş ı hastalı k derecesinde gösterdikleri aş ı rı tepki. açı kça. * Herhangi bir maddeye veya kimseye karş ı olumsuz duyguları olan. açı klı k. * Açı ktan açı ğ a. yakı ş ı klı . herkesin içinde. ortada. alerji * Bazı canlı ları n birtakı m yiyeceklere. âlemi var m ı ? * yakı ş ı k alı r mı . alerjisi bulunan. zevkusefaya kapı lmak. alesta * Harekete hazı r. alemdar * Bayrağ ı veya sancağ ı taş ı yan. alesta tutmak * hemen kullanı labilecek durumda bulundurmak. alenîle ş me * Alenîleş mek i ş i veya durumu.* Camilerin kubbelerine. alerjik * Alerji ile ilgili olan. alesta durmak * tetikte beklemek. * Bir kimseye veya bir ş eye karş ı olumsuz yönde duyulan aş ı rı duyarlı k. alenen alengirli * Gösteriş li. âleme dalmak * çevre ile ilgisini kesip iç dünyası na kapanmak. * eğ lenceye. alenîle ş mek * Herkesçe bilinir duruma gelmek. evrensel. âlem ş ümul * Dünya ölçüsünde. minarelerine alem yapan veya takan kimse. alessabah * Sabah erkenden. gizlemeden. alenî * Açı k. alet . âlemin ağ zı torba değ il ki büzesin * Bkz. üniversel. * Önder. bayraktar. herkesin gözü önünde. herkesin içinde yapı lan. ilâçlara. aleniyet * Açı k olma durumu. alesta beklemek * hazı r durumda beklemek. meydanda.

* Alevli olarak. alev saçağ ı sarmak * bir olay. heyecana gelmek. maş a. alev alev alevlendirme * Alevlendirmek iş i. yalı m. * Bir makineyi oluş turan ve iş lemesine yardı m eden parçalardan her biri. öfkelenmek. alaz. alev * Yanan maddelerin veya gazları n türlü biçimlerde uzanan ı ş ı klı dili. * Bir sanatı yapmaya. alev k ı rmı zı sı * Alev rengi. tehlikeli bir duruma gelmek. * coş mak. alev gibi parlamak * canlı . heyecanlanmak. * Vücut ı sı sı herhangi bir sebeple artm ı ş ve bu sebeple k ı zarm ı ş olarak. * Hoş görülmeyen bir i ş e yard ı mcı veya aracı olmayı kabul eden kimse. sı caklı k. önüne geçilemez.ı ş ı lı ş ı l olmak. alev bacay ı (veya saça ğ ı ) sarmak * ateş bacayı sarmak. alet olmak * bilerek bir çı kar karş ı lı ğ ı veya bilmeyerek kötü bir iş te aracı lı k etmek. alet edevat * Bu el iş ini veya mekanik bir iş i gerçekleş tirmek için kullanı lan araçlar. * Mı zrak uçlar ı na takı lan küçük bayrak.* Bir el iş ini veya mekanik bir iş i gerçekleş tirmek için özel olarak yapı lmı ş nesne. alevlendirmek . ateş bacay ı sarmak. uygulamaya yarayan özel araç. alev makinesi * Düş man üzerine alevli sı vı lar püskürten taş ı nabilir alet. aletli jimnastik * Birtakı m aletler kullanı larak yapı lan jimnastik. alev lâmbas ı * Gaz veya benzinle çalı ş an. aletli * Aleti olan veya aletle yapı lan. telâş lanmak. ucundan bir alev püskürterek yanan ve kurş un boru i ş lerinde kullanı lan bir araç. vası ta olmak. kı vı lc ı m. * Ateş . * Halife Ali yanlı sı olma durumu. * Aş k ateş i. alev almak * tutuş mak. flâma. ayg ı t. yalaz. Alevî Alevîlik * Alevîliğ e bağ lı (kimse). alet etmek * bir iş te birini uygun olmayan bir biçimde kullanmak. yanmaya baş lamak.

karş ı duruma geçmek. aleyhine dönmek * destek vermekten vazgeçip karş ı duruma geçmek. öfkeli veya heyecanlı bir durum almak. ş iddetini artı rmak. yermek. aleykümselâm * Arapça selâmünaleyküm selâmlama sözüne verilen "esenlik. birinin zararı na olmak. aleyh aleyhe dönmek * karş ı durum almak. aleyhinde olmak * birine karş ı olumsuz duygu ve davranı ş içinde bulunmak. q harfleri gibi. onun için iyi olmamak. ip. belirli bir sı raya göre dizilmiş belli sayı da harflerin bütününe verilen ad. çoğ altmak.* Alevlenmesini sağ lamak. harekete veya düş ünceye karş ı olma. alevlenme * Alevlenmek iş i. * Bir dilin harflerini tanı tarak okuma öğ renmeyi sa ğ layan kitap. aleyhtar * Karş ı olan. * Karş ı . selâmet üzerinize olsun" anlamı nda karş ı lı k. alevlenmek * Alev çı karmaya baş lamak. halı yapı mı nda kullanı lan bir bitki. alevli * Alevi olan. * Zorlu. alfa ı ş ı nları * Radyoaktif maddelerin yaydı klar ı üç ı ş ı ndan biri. aleyhtarl ı k * Bir iş e. tutuş turmak. * Kuzey Afrika'da ve İ spanya'da yetiş en ve kâğ ı t. * Bir iş in baş langı cı . alfabe * Bir dilin seslerini gösteren. alfabe d ı ş ı * Bir milletin alfabesinde bulunmayan harf. karş ı tçı lı k. * Parlamak. *Ş iddetli. aleyhine olmak * bir iş . Türk alfabesinde bulunmayan x. zı t. karş ı tçı . * Etkisini. hararetli. aleyhinde (veya aleyhine) söylemek (veya bulunmak) * çekiş tirmek. w. alevlenmiş . aleyhte olmak * karş ı durum almak. . karş ı t. alfa alfa * Yunan alfabesinin birinci harfi.

alfabe sı rası * Harflerin alfabedeki belirli düzene göre diziliş i. * Haş haş sütünü toplamakta kullan ı lan ka ş ı k. alfabe sı rası . idrak edilmek. alacak. * Bazı gemilerin baş veya k ı ç tarafı ndan eğ ik olarak uzat ı lmı ş bulunan makaralı . idrak etme. * Bir olayı veya bir nesnenin varl ı ğ ı nı duyum yolu ile yal ı n bir biçimde bilinç alanı na almak. algı latmak * Algı lamak iş ini birine yapt ı rmak. algı * Kazanç. * Vergi. algı bı ça ğ ı * Haş haş kozası nı çizmeye yarayan alet. algı latma * Algı latmak i ş i veya durumu. çinko. alfabetik * Alfabe sı rası na göre dizilmiş . alfabetik sı ralama * Bkz. idrak etmek. * Rüş vet. * Su yosunu. * Alfa ı ş ı nları nı n tedavide kullan ı lmas ı na verilen ad. idrak ettirmek. algı lama algı lamak * Algı lamak iş i. algı lanma * Algı lanmak iş i veya durumu. o ş eyin bilincine varma. alfaterapi alfenit alg algarina * Ağ ı r bir ş eyi denizden çı karmak veya denize indirmek iş inde kullanı lan büyük vinçli deniz teknesi. algı lanmak * Algı lamak iş ine konu olmak. * Eş itlik ilkesini sağ lamak için uyulan düzen. algı lay ı cı * Algı yetkisi olan. algı n . nikel bulunan ve çatal b ı çak takı mı yapmakta kullan ı lan gümüş lü bir ala ş ı m. *İ çinde bakı r. idrak. algı algı * Bir ş eye dikkati yönelterek. kı sa ve kal ı n dikme. alfabetik katalog * Eserleri yazarları n soy adları na veya adları na göre sı raya sokan katalog.

görme-y-eli vb. al ı ç * Gülgillerden. alı cı hareketlerini gerçekleş tiren. algler * Su yosunları . kameraman. al ı cı çı kmak * müş teri bulunmak. * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren cihaz. gid-eli. al ı k * Hayvan çulu. vurgun. * Birine gönül vermiş . k ı rlarda yetiş en yabanî bir ağ aç (Crataegus). al ı cı gözüyle bakmak * inceden inceye gözden geçirmek. Orta Ça ğ da ondalı k sayı sistemine göre yapı lan ve son zamanlarda belirli herhangi bir kurala ba ğ lı bulunan her türlü hesap iş lemine verilen ad. * Ahize. al ı k * Akı lsı z. moru mor * telâş veya yorgunluktan yüzü k ı pkı rm ı zı kesilmiş (olarak). -al ı / -eli * ". * sağ lı klı .. tutkun. kamera.. yüzyı lı n ba ş ı nda yaş amı ş olan Türk matematikçilerinden Musaoğ lu Harezmli Mehmed'e Arapları n unvan olarak verdiğ i Elharezmî adı ndan batı da yapı lan bir terim. algoritma * IX. hastalı klı . ebleh. al ı al. mü ş teri. al ı k al ı k . * Bu ağ acı n mayho ş yemiş i. Harezmli yolu. talip olmak. * Eskimiş giyecek. kameraman. al ı cı ku ş * Atmaca. budala. al ı cı verici * Bağ ı ş ladı ğ ı nı geri alan.-den beri" anlam ı nda zarf-fiil eki: al-alı . * Televizyon alı cı sı nı doğ rudan çalı ş tı ran kimse. * Kendisine bir ş ey gönderilen kimse. * Görüntüleri alan cihaz. almaç. al ı cı yönetmeni * Alı cı yı doğ rudan doğ ruya çal ı ş tı ran ve yöneten. zayı f. al ı cı bulmak * müş teri bulmak. canl ı kanlı . al ı cı kı lı ğ ı na girmek * müş teri gibi davranmak. * Azrail. al ı cı * Satı n almak isteyen kimse. sersem. * istemek. görüntülerin filme al ı nması nı sağ layan kimse.* Cı lı z.

yapmakta olduğ u veya yapmak istediğ i iş ten geri tutmak. al ı koymak * Bir süre için bir yerde tutmak. ş aş kı nş aş kı n. bekle-y-elim vb. bir ş ey karş ı sı nda aptalla ş ı pş aş ı rmak. * Mahrum etmek. * Birini. al ı m satı m * Satı n alma ve satma iş i. al ı k al ı k bakmak * aptalca. al ı mcı * Baş kas ı nı n hesab ı na alacak toplayan veya kabul eden kimse.* Aptalca. * Mani olmak. ş aş kı nlaş mak. engel olmak. gurur. * Aptalca. al ı m çalı m * Gösteriş . çekici hareket. al ı konulma * Alı konulmak iş i. * Ayı rı p saklamak. menedilmek. al ı klı k * Alı k olma durumu veya alı kça bir iş . alı ş veriş . ş aş kı nş aş kı n. al ı konulmak * Alı koymak iş ine konu olmak. . gönlü çeken durum. al ı klaş tı rmak * Alı k duruma getirmek. al ı m satı m bürosu * Alı ş veriş iş lerinin yap ı ld ı ğ ı veya düzenlendiğ iş ube. al ı koyma * Alı koymak iş i. kiş i eki: al-alı m. çalı m. al ı k salı k * Aptal. al ı m * Almak iş i. al ı klaş ma al ı klaş mak * Alı k duruma gelmek. cazibe. -al ı m / -elim *İ stek kipinin çokluk 1. baş la-y-al ı m. tatil edilmek. * Gözü. al ı klaş tı rma * Alı klaş tı rmak iş i. yer. aptallaş mak. al ı m satı m ofisi * Alı m satı m bürosu. * Kurum. * Alı klaş mak i ş i. gid-elim.

talih. al ı n * Yüzün. al ı mlı lı k al ı msı z * Alı mlı olma durumu. al ı n damarı çatlamak * Bkz. * Alı mı olmayan. paket vb. baca. * Yerine gitmesini sağ lamak için gönderenin ek bir ücret ödeyerek postaya alı ndı karş ı lı ğ ı nda verilen (mektup. * (bazı ş eylerde) Ön. kader. al ı n teri ile kazanmak * hak ederek. al ı ndı al ı ndı lı * Para veya baş ka bir ş eyin teslim al ı ndı ğ ı nı gösteren belge. cazibeli. galeri. al ı ngan * Aş ı rı duygulu. al ı n yazı sı * Yazgı . mukadderat. * Kurumlu. emek vererek kazanmak. al ı msı zlı k * Alı msı z olma durumu. zahmetli bir iş görmek. makbuz. ar damarı çatlamı ş . çalı ş arak. al ı n teri * Emek. al ı nma * Alı nmak iş i. gururlu. al ı n çatı sı *İ ki kaş ı n arası . ön yüz. al ı nganlı k * Alı ngan olma durumu. çalı mlı . k ı rı lan. alnı n ortası . * Bir ocakta her türlü ayak. ka ş larla saçlar arası ndaki bölümü. cazibesiz. al ı mlı çalı mlı * Gösteriş li. * Yapı larda cephe süsü. kuyu ve yolun ilerletilmekte olan yüzeyi.). çabuk gücenen.al ı mlı * Alı mı olan. * Karş ı . çekici. al ı n teri dökmek * çok emek vermek. güzel. al ı nmak . al ı nlı k * Kadı nları n alı nları na taktı klar ı alt ı n veya gümüş ten süs eş yası .

geçinememek. al ı p verememek * anlaş amamak. *İ li ş ki. al ı p vermek * yürek çarpı ntı sı geçirmek. artmak. ço ğ almak. al ı p sattı ğ ı olmamak * hiç ilgisi bulunmamak. idrak kabiliyeti. bir davranı ş ı n kendisine karş ı oldu ğ unu sanarak incinmek. al ı ş veri ş e çı kmak * alı m satı m iş i için çarş ı ya gitmek. al ı ş veri ş * Alı m satı m iş i. aktarmak. al ı ntı lamak * Bir yazı ya baş ka bir yazarı n yazı sı ndan cümle veya cümleler almak. yayı lmak. iktibas etmek. * Elde edilmek. münasebet. çekememek. alı ntı yapmak. al ı ntı lama * Alı ntı lamak i ş i. al ı p yürümek * az zamanda çok ilerlemek. al ı ntı * Bir yazı ya baş ka bir yazarı n yazı sı ndan alı nmı ş parça. al ı ş ı k olmak . al ı ş ı k * Herhangi bir duruma alı ş mı ş olan. * Uyarlanmak. al ı ş fiyatı * Bir mal için alı m kar ş ı lı ğ ı ödenen para ve üretim gereçleri fiyatı .* Almak iş i yap ı lmak. al ı ş veri ş i kesmek * biriyle ilgisi kalmamak. al ı p vereceğ i olmamak * bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak. * Bir sözün. kı rı lmak veya öfkelenmek. al ı p satmaz görünmek * ilgisiz görünmek veya davranmak. al ı ş veri ş yapmak * alı m satı m iş ini gerçekleş tirmek. iktibas. * Almak iş i veya biçimi. * Baş ka bir dilden alı nmı ş kelime. al ı rl ı k al ı ş * Duygusal uyarı mları alabilme yeteneğ i. derhal. adapte olunmak. aktarma. al ı r almaz * hemen.

arkadaş lı k. * Tutuş mak. * Yapı lmaya al ı ş ı lmı ş davran ı ş . hep aynı biçimde gerçekleş mesi sonucu beliren. bilinmeyen. huy hâline getirmek. al ı ş kanlı ktan kopamamak * belli bir huydan vazgeçememek. * Alı ş mak i ş i. * Bağ lanmak. * Yadı rgamaz duruma gelmek. * Evcilleş mek. * Yakı nlı k.* alı ş kanlı k durumuna gelmek. al ı ş ı klı ğ ı bı rakamamak. ş artlanm ı ş davran ı ş . itiyat edinmek. az rastlanan. al ı ş kı n olmak * iyice alı ş mak. * Bir ş eye al ı ş mı ş duruma gelinmek. hiç yabancı lı k çekmemek. al ı ş mı ş kudurmuş tan beterdir * alı ş ı lan bir ş eyden kolayca vazgeçilmez. huy. * Sürekli ister olmak. al ı ş ı lmamı ş * Nadir. * Etkisini yitirmek. mutat. al ı ş ı klı k * Alı ş ı k olma durumu. al ı ş kanl ı k. al ı ş ı lma al ı ş ı lmak * Alı ş ı lmak iş i. al ı ş ı lmı ş * Her zamanki. ı sı nmak. * Uyar duruma gelmek. ünsiyet. al ı ş kan * Alı ş kı n. . al ı ş kı al ı ş kı n * Bir ş eye veya bir ş ey yapmaya alı ş mı ş olan. uygun gelmek. *İ ç ve dı ş etkilerle davran ı ş ları n tekrarlanması . al ı ş kanlı k edinmek * bir ş eyi sürekli yapar olmak. al ı ş ma al ı ş mak * Bir iş i tekrarlayarak kolaylı kla yapabilmek. intibak etmek. al ı ş kı nlı k * Alı ş kı n olma durumu. yanmaya baş lamak. itiyat. al ı ş kanlı k * Bir ş eye al ı ş mı ş olma durumu. ehlîleş mek. al ı ş kanlı ğ ı nda olmak * iyice alı ş ı k bulunmak.

bir baş kası ndan aldı ğ ı nı da ona vererek i ş ini yürütmek. ötekinden aldı ğ ı n bir baş kası na vererek i ş ini yürütmek. * Uyar duruma getirmek. * Hastalı klı . söylenen bir sözün do ğ rulu ğ una inandı rmak için kullanı lı r. * Onurlu. . sarı msaklı yoğ urt ve kı yma ile yapı lan bir çe ş it yemek. âlicenap * Cömert.al ı ş tı rma * Alı ş tı rmak iş i. ş erefli. bilici. âlimin yaptı ğ ı gibi. Ali'nin külâhı nı Veli'ye. Ali * Kiş i adı olarak a ş ağ ı daki deyimlerde geçer. * Allah "Allah bilir" anlamı na gelen bu söz. * Bir beceriyi. al ı ş tı rmak * Alı ş mas ı na yol açmak. idman. yüksek. temrin. âlim alimallah âlimane âlimlik * Bilginlik. bilgiyi kazanmak için yapı lan tekrar. Ali k ı ran baş kesen * zorba. alinazik * Közlenmiş patlı can. egzersiz. âlicenapl ı k * Âlicenap olma durumu. Veli'nin külâhı nı Ali'ye giydirmek * (bir kimse) birinden aldı ğ ı nı ötekine. * Açı k zincirli (organik madde). * Âlime yakı ş an. Veli'nin külâhı nı Ali'ye giydirmek * birinden aldı ğ ı nı öbürüne. alifatik alil alim * Bilen. Ali k ı ran baş kesen * çok zorba. âli * Yüce. sakat. Ali Cengiz oyunu * "kurnazca ve haince düzen" anlamı nda kullanı lı r. Ali'nin külâhı nı Veli'ye. * Bilgin. * Vücudun biyolojik yönden geliş imini sağ layan çalı ş ma.

lityum. alkı ş * Bir ş eyin be ğ enildiğ ini. rubidyum. alkalölçer * Alkalilerin saflı k derecesini belirtmeye yarayan cihaz. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. alkı m * Gök kuş ağ ı . antiasit. alkı ş lama. alkı ş almak * çok beğ enilmek. aliyyülâlâ alizarin * Kök boyası . mükemmel. alkalik * Alkali ile ilgili olan veya içinde alkali bulunan. * En güzel. yetiş tiğ i zaman teslim edilmek üzere. asitlerin kı rmı zı ya çevirmi ş olduğ u bitkisel mavi rengi eski durumuna döndürme özelliğ i vardı r. potasyum. Bu maddelerde.aliterasyon *Ş iir ve nesirde uyum sağ lamak için söz baş ları nda ve ortaları nda aynı ünsüzün veya aynı hecelerin tekrarlanmas ı . midye. * Alkali metallerin hidroksitleriyle amonyum hidroksitin genel adı . alkı ş toplamak . ağ ı z kı smı demirden bir a ğ . onaylandı ğ ı nı anlatmak için el çı rpma. kalevî. * Dağ ı tı m. alize Alka Evli alkali * Tropikal bölgelerdeki denizlerde bütün yı l süresince düzenli esen birtakı m rüzgârlar. alkarna *İ stiridye. da ğ ı tma. tarak gibi kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanı lan. alivre satı ş * Vadeli satı ş . alkali metaller * Oksitlenmelerini sodyum. alkı ş kopmak * birdenbire güçlü bir biçimde el çı rpı lmak. sezyum elementlerinin sağ ladı ğ ı metaller. alkalimetre * Bkz. alkı ş ağ ası * Padiş ahı alkı ş lamakla görevli kimse. önceden pey verilerek yap ı lan (satı ş ). alkalölçer. kök k ı rmı zı sı . en iyi. alkalimetre. alkaloit * Özellikleri ile alkalileri andı ran organik madde. alivre * Ürün daha tarladayken.

Rab. uçucu. Mevlâ. alkı ş tutmak * el çı rparak veya topluca. *İ çkili. * Alkı ş çı olma durumu. takdir etmek. * taraftar olmak belli bir görüş ten yana olmak. * Allah adı baz ı isim tamlamaları nda tamlanan kelimeyi güçlendirir. * Bira. * Beğ enmek. en usta. ş arap gibi sı vı lar ı n veya pancar. * En büyük. *Ş akş akç ı . * Türk askerinin hücum narası . onaylandı ğ ı nı anlatmak için el çı rpmak. alkı ş lanmak * Alkı ş lamak i ş ine konu olmak. yağ cı . alkolölçer * Sı vı lardaki alkol oranı nı ölçmeye yarayan cihaz. * Alkolden yapı lmı ş veya içinde alkol bulunan. alkolizm alkollü * Alkollü içkilere hastalı k derecesinde düş kün olma durumu.* çok alkı ş lanmak. yanı cı . ispirto. yüze gülücü. Tanr ı . * Her türlü alkollü içki. dalkavuk. kokulu. alkı ş lanma * Alkı ş lanmak i ş i. koruyucusu olduğ una ve tek oldu ğ una inanı lan yüce ve üstün varlı k. renksiz sı vı . Yaradan. etanol. alkı ş çı lı k alkı ş lama alkı ş lamak * Bir ş eyin be ğ enildiğ ini. yüksek sesle "yaş a". * Alkı ş lamak i ş i. "var ol" gibi sözler ile birini alkı ş lamak. patates ni ş astas ı nı nş ekere dönüş türülmesi sonucu ortaya ç ı kan glikoz çözeltilerin mayalaş mı ş özlerinin dam ı tı lmas ı yla elde edilen. etil alkol. Allah (bin bir) bereket versin . alkı ş tufanı kopmak * sürekli ve coş kun alkı ş baş lamak. Allah * Kâinatta var olan her ş eyin yaratı cı sı . C2H5OH. alkı ş çı * Alkı ş layan (kimse). alkolik * Alkollü içkilere aş ı rı derecede dü ş kün olan (kimse). alkil alkol * Alkol kökü. Allah Allah! *ş aş ma veya can sı kı ntı sı anlatan bir ünlem.

* bir kazanç karş ı sı nda durumundan ho ş nut olmayı belirtir. Allah art ı rsı n * (gerçek veya alay anlamı nda) Tanrı daha çoğ unu versin. Allah bir yastı kta kocatsı n * yeni evlenenlere "bir arada yaş lanı n" anlamı nda söylenen bir iyi dilek sözü. Allah beterinden saklası n (veya esirgesin) * Tanrı daha kötü duruma düş ürmesin. kendine yapı lmı ş olan haks ı zl ı kları n düzeleceğ ine inanmak gerektiğ ini anlat ı r. sevdiğ ini) Tanrı kazadan. Allah bana. ben de sana *ş imdi sana borcumu ödeyecek param yok. kazan ı rsam öderim. bazen de gerçek öfke ile söylenen ilenme sözü. Allah (seni) inandı rsı n * inanı lmas ı pek kolay olmayan bir ş ey anlatı lı rken yemin yerine söylenir. ş aş ma. Allah (veya Allahı m) * bir ş ey karş ı sı nda hayranlı k veya yakarma bildirir. Allah ak ı l fikir versin (veya Allah akı llar versin) * akı lsı zca bir davranı ş ta bulunanlar için kullanı lı r. Allah aratması n * yakı nı lacak bir durumda "Tanrı daha kötüsünü göstermesin" anlam ı nda kullanı lı r. Allah bağ ı ş lası n * (çocuğ unu. Allah bilir * belli değ il. Allah bir * yemin yerine kullanı lı r. Allah can ı nı alsı n * ilenme sözü. Allah belâsı nı versin * ilenme sözü. Allah büyüktür * günün birinde hakkı nı alaca ğ ı na. . Allah ac ı sı nı unutturması n * Tanrı bu acı yı unutturacak daha büyük bir acı göstermesin. Allah bir dedi ğ inden ba ş ka sözüne inan ı lmaz * birinin çok yalancı olduğ unu anlatmak için söylenir. belâdan korusun. Allah bahtı ndan güldürsün * (evlenecek kı z için) mutluluk dileğ ini belirtir. Allah cezas ı nı vermesin (veya Allah cezası nı versin) * yarı ş aka. Allah aş kı na * birlikte söylendiğ i sözün anlam ı na göre ant vermek veya yalvarmak için "Allah'ı nı seversen" anlamı nda. yar ı ş aş ma yollu. usanç bildirir. * bana öyle geliyor ki. esirgesin.

Allah ecir sab ı r versin * baş sağ lı ğ ı dileğ i olarak söylenir. bereket versin. kendisine iyiliğ i dokunan biri için kulland ı ğ ı bir iyi dilek sözü. Allah için * gerçekten. doğ rusu. Allah göstermesin * Tanrı kötü bir durumla karş ı laş maktan korusun. Allah herkesin gönlüne göre versin * Tanrı herkesin dileğ ini yerine getirsin. Allah hoş nut olsun * bir kimsenin. Allah eksikliğ ini göstermesin * pek gerekli olan bir ş eyin kusuru anlatı lı rken. Allah hakk ı için * ant içmek veya ant vermek için kullanı lı r. . * birinin yaptı ğ ı bir hizmet an ı lı rken onun için teş ekkür yollu söylenir. Allah gecinden versin * "çok yaş ayası n"' anlam ı nda kullanı lan bir iyi dilek sözü. Allah dirlik düzenlik versin * Tanrı aile huzuru versin. Allah dört gözden ay ı rması n * "Tanrı . Allah emeklerini eline vermesin * Tanrı emeklerini boş a çı karmas ı n. böyle de olsa onun varl ı ğ ı na ş ükredildiğ ini anlatı r. Allah etmesin * olması istenilmeyen bir durumdan veya bir olaydan söz edilirken söylenir.Allah dağ ı na göre kar verir * Tanrı herkese dayanabileceğ i ölçüde sı kı ntı verir. çocuğ u yetim veya öksüz bı rakmas ı n" anlamı nda bir iyi dilek sözü. Allah hay ı rlı etsin * genellikle bir olay baş langı cı nda "Tanrı uğ urlu etsin" anlamı nda söylenir. Allah Halil İ brahim bereketi versin * Tanrı çok versin. Allah esirgesin (veya saklas ı n) * Tanrı korusun! Tanrı kötü durumla karş ı laş tı rması n!. Allah dokuzda verdiğ ini sekizde almaz * alı n yazı sı ne ise o olur. Allah derim * pek bozuk bir iş için sorulan "ne dersin?" sorusuna karş ı "söyleyecek baş ka söz bulamı yorum" anlamı nda kullan ı lı r. Allah düş manı ma vermesin * anlatı lan bir kötülüğ ün büyüklüğ ünü belirtmek için söylenir. Allah eksik etmesin * Tanrı yokluğ unu göstermesin.

Allah ömürler versin * saygı gösterilen bir kimseye selâm veya teş ekkür olarak söylenir. Allah müstahakı nı versin * (gerçek veya alay anlamı nda) çı kı ş ma anlatan bir söz. Allah övmü ş de yaratmı ş * çok güzel olanlar için söylenir. Allah k ı smet ederse * Tanrı izin verirse. * ne olursun. Allah korusun (veya saklası n) * Tanr ı tehlikeye. kötü duruma düş ürmesin!. . Tanrı 'ya güvenmeli. bulunduğ u yerden ayr ı lı nca kalanlara kavuş ma dileğ inde bulunmak için söylenen söz. * onaylanmayan bir durumda alay yollu kullanı lı r. Allah ne verdiyse * yemek olarak evde ne varsa. * karş ı lı k beklemeksizin. Allah kavu ş tursun * birinin yakı nı . ya iyi olsun. Allah rahatl ı k versin * genellikle yatmaya gidilirken söylenen bir iyi dilek sözü.Allah iki iyilikten birisini versin * (ağ ı r hasta için) ya ölsün kurtulsun. Allah kuru iftiradan saklas ı n * bir suçlama karş ı sı nda bunun sı rf iftira olduğ unu anlatmak için söylenir. Allah sa ğ gözü (veya eli) sol göze (veya ele) muhtaç etmesin * Tanrı kimseyi kimseye. Allah kerim * Tanrı büyüktür. Allah r ı zas ı için * dilencilerin para isterken söyledikleri yalvarma sözü. Allah kabul etsin * sevap sayı lan bir iş yap ı ldı ğ ı nda söylenir. Allah rahmet eylesin * ölüleri hayı rla anmak için söylenir. Allah mübarek etsin * kutlu olsun. en yakı nları na bile muhtaç etmesin. Allah manda ş ifalı ğ ı versin * çok veya ağ ı r yemek yiyenler için ş aka yollu söylenir. Allah kahretsin * "Tanrı cezası nı versin" anlamı nda bir ilenme sözü. Allah kazadan belâdan saklas ı n * Tanrı 'nı n insanı türlü kötülüklerden koruması dileğ iyle söylenen bir iyi dilek sözü. Allah iyili ğ ini (veya lâyı ğ ı nı ) versin * hoş a gitmeyen bir davran ı ş karş ı sı nda hoş görü ile söylenir.

* uzaktaki tanı dı klar an ı lı rken kullan ı lı r. yaradı lı ş tan olan yetenek veya özellik. Allah taksiratı nı affetsin * (ölüler için) Tanrı kusurları nı bağ ı ş lası n. gidersen git" anlamı nda kullanı lı r. * birinden pek yana olmayan bir söz söyleneceğ i zaman onun adı ndan önce getirilen giri ş sözü. Allah yazd ı ise bozsun . Allah son gürlüğ ü versin * Tanrı . * dilenciyi savmak için söylenir. Allah senden raz ı olsun * yapı lan bir iyilik karş ı sı nda "Tanrı seninle birlik olsun. * "keyfin bilir. Allah versin * iyi bir ş ey ele geçirenlere memnunluk bildirmek için. Allah yaratt ı dememek * kı yası ya dövmek. Allah utandı rması n * bir iş e giriş enlere söylenen baş ar ı dileğ i. Allah var (veya Allah' ı var) * doğ rusunu söylemek gerekirse. Tanrı tanı ktı r. * yolda güçlük içinde bulunanlara iyi dilek sözü olarak kullanı lı r. Allah taksimi * Eş itlik gözetilmeden yapı lan payla ş tı rma kul taksimi karş ı tı .Allah selâmet versin * yola ç ı kanlara "Tanrı kazadan belâdan korusun" anlamı nda söylenen bir u ğ urlama sözü. Allah yap ı sı *İ nsanlar tarafı ndan değ il de tabiatta olduğ u gibi. Allah seni (veya sizi) inandı rsı n * doğ ru söylüyorum. Allah taksimi * eş itlik gözetilmeden yap ı lan payla ş tı rma. Allah vere de * iyi dilek anlatı r. bazen de takı lma ve ş aka için söylenir. Allah vermesin * bir ş eyin olmaması dileğ ini anlatı r. Allah vergisi * Tanrı vergisi. yaş lı lı kta sı kı ntı göstermesin. iyiliğ ini senden esirgemesin" anlam ı nda teş ekkür olarak kullan ı lı r. kul taksimi kar ş ı tı . Allah tekrar ı na erdirsin * tekrar bu günleri görün. çok hı rpalamak. Allah sonunu hay ı r etsin * bir iş in sonucu için kaygı duyuldu ğ unda söylenen bir iyi dilek sözü. Allah tamam ı na eri ş tirsin * herhangi bir iş veya olayı n iyi sonuçlanması dileğ iyle söylenir.

ş aş ma veya usanç gibi duygular da anlat ı r. Allah' ı n emri * kader. Allah'a bir can borcu var * Allah'a vereceğ i canı ndan baş ka hiç kimseye bir borcu yok. Allah'a emanet * "Tanrı esirgesin" anlamı nda birini överken söylenir. Allah' ı m! *ş iddetli bir duygulanma anlatan ünlem. ş irret. "bereket versin" gibi durumdan memnun olundu ğ unu anlatı r. benden bir ş ey umma" anlamı nda söylenir. Allah' ı çok.* gerçekleş mesi istenmeyen bir olay veya durum için kullanı lı r. zavallı (kimse). mescit. Allah' ı n adamı * garip. yalvarma için kullanı lmakla birlikte. Allah' ı n evi * cami. Allah'a emanet olun * ayrı lan ı n kalana söylediğ i bir esenleme sözü. saf. Allah' ı n belâsı * varlı ğ ı üzüntü veren. . Allaha ı smarladı k * Ayrı lanı n kalan veya kalanlara söylediğ i bir iyi dilek sözü. Allah' ı (veya Allah'ı nı ) seversen * "Allah aş kı na" gibi. yerine göre ant verme. Allah' ı n (veya Tanrı 'nı n) günü * (bı kkı nl ı k duygusu ile) hemen hemen her gün. Allah yürü ya kulum demiş * az zamanda çok para kazananlar veya iş inde çok ilerleyenler için söylenir. Allah'a (bin) ş ükür * "hamdolsun". Allah' ı n binası nı yı kmak * kendini veya baş kası nı öldürmek. Allah' ı n gazabı * çok sı kı ntı veren ş ey. insanı az bir yer * pek ı ssı z ve kuytu bir yer. Allah' ı n cezası * pek yaramaz. Allah ziyade etsin * (kahve ve yemekten sonra) "Tanrı artı rsı n" anlamı nda kullanı lan bir iyi dilek sözü. * insan gönlü. Allah'a yalvar * kendi kusuru yüzünden güç bir duruma düş üp yak ı nan kimseye "ben sana yardı m edemem.

ulu Allah. Allahüâlem * Tanrı daha iyisini bilir anlamı nda kullanı lı r. zihin) ş aş kı na dönmek. allak bullak olmak * çok karı ş ı k duruma gelmek. allama * Allamak i ş i. * (akı l. allak * Sözünde durmaz. karmakarı ş ı k olmak. allak bullak * Alt üst. aldatı cı . Tanr ı sı z. Tanr ı 'nı n varlı ğ ı na inanmayan. * (aklı nı . ş aş ı rmak. acı mas ı z. yapt ı ğ ı kötülüğ ün cezası nı Tanrı versin. Allah'tan umut kesilmez * daha çok ağ ı r hastalar için söylenilen "iyile ş ebilir" anlam ı nda bir iyi dilek sözü. Allah'tan korkmaz * can yakı cı . . yazı ktı r!".Allah' ı n hikmeti * beklenmeyen. Allah' ı ndan bulsun * ben kendisine bir ş ey yapmayaca ğ ı m. Allahütealâ * Yüce Tanrı . Allah'tan * iyi ki. vicdansı z. * yaradı lı ş tan. utan. altı üstüne gelmek. allahlı k allahs ı z * Tanrı 'yı tanı mayan. * Acı ması z. düzeni bozmak. bir olayı n) beklenmedik. allak bullak etmek * karmakarı ş ı k bir duruma getirmek. Allah' ı nı seversen * istek. kar ı ş mak. zihnini) dü ş ünemez duruma getirmek. * Kendisinden hiçbir iş te yararlı k umulmayan saf ve zararsı z (kimse). Allah' ı n kulu * insan. dönek. kimse. kiş i. sebebi anlaş ı lmayan veya ş aş ı lan ş eyler için kullanı lı r. karmakarı ş ı k. Allah' ı n iş ine bak * (bir iş in. insafsı z. düzeni bozulmak. insafs ı z. allahs ı zl ı k * Tanrı sı zl ı k. dilek ve yalvarma amac ı yla kullan ı lı r. Allah'tan kork! * "yapma. ş aş ı lacak bir durum alması nda kullanı lı r. * Kendisine güvenilmesi doğ ru olmayan (kimse).

*İ çine sı ğ mak. * Birlikte götürmek.allamak allâme * "Süslemek. allem * Bir iş i istediğ i duruma getirmek için "her türlü kurnazca çareye ba ş vurmak" anlam ı yla allem etmek kallem etmek deyiminde geçer. * Allaş mak iş i veya durumu. fethetmek. * Al duruma gelmek. * Satı n almak. * Ele geçirmek. * Bir ş eyi veya kimseyi bulundu ğ u yerden ayı rmak. * Bir parçanı n allegrodan biraz daha ağ ı r çalı nacağ ı nı anlatı r. * Derin ve çok bilgisi olan. * Allanmak iş i. reseptör. alla ş ma alla ş mak allegretto allegro * Bir parçan ı n canlı . allâmelik * Allâme olma durumu. all ı all ı pullu all ı k * Üzerinde al renk bulunan. neş eli ve hı zlı çal ı naca ğ ı nı anlat ı r. * Bir ş eyi elle veya ba ş ka bir araçla tutarak bulundu ğ u yerden ayı rmak. donatmak" anlamı na gelen allamak pullamak deyiminde geçer. allâmelik taslamak * bilgisiz olduğ u hâlde her ş eyi bilir görünmek. * Göz alı cı renkler ve ş eylerle süslenmiş . * Al olma durumu. iktibas. * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren cihaz. alma almaç almak . çok bilgili. ahize. alı cı . * Yanı nda bulundurmak. * Alı ntı . * Almak iş i. allâme kesilmek * her ş eyi bilir görünmek. * Kadı nları n süs için yanaklar ı na sürdükleri al boya. kaldı rmak. allanma allanmak * Süslenmek.

* Yutmak. * Örtmek. ay gibi bölümlerinden baş ka. * Bu dile özgü olan. .. * Kazanç sağ lamak. * Bir yeri savaş la ele geçirmek. * Baş lamak. Almancı * Almanya yanlı sı olan (kimse). * Zararlı . ile evlenmek. mayş or. Alman usulü * Bir topluluk için yapı lan harcamada giderlerin herkese e ş it olarak bölüş türülmesi yöntemi. * (içecek veya sigara için) İ çmek. Alman * Cermen soyundan olan halk ve bu halktan olan kimse.. * Temizlemek. *İ çeri sı zmak. kadı n için) . hafta. * Kendine ulaş tı rmak. * Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çı karmak. almanak * Yı lı n gün. * Yerini değ iş tirmek. * (duş . * Sürükleyip götürmek. sarmak. * (ölüm sebebiyle) Ayrı lmak. * Görevden. elde etmek. gibi anlamak. istatistik bilgilerini gösteren kitap biçiminde takvim.* Kabul etmek. almamazl ı k * Kabul etmeme durumu. Almanca dil. Alman papatyas ı * Orta Avrupa'da yetiş en bir papatya türü (Anfhemis mobilis). meteoroloji. * Alman halkı na. * Bürümek. bayram. * (içeri) Götürmek. çekmek. Avusturya ile İ sviçre'nin bir bölümünde kullanı lan * Almanları n kullandı ğ ı dil. eksiltmek. * (motor) Çalı ş ması için gerekli olan elektrik veya yakı ttan yararlanı r duruma gelmek. * . tehlikeli bir ş eye uğ ramak. iş e baş latmak.. koparmak. * Gidermek. (mesafe) katetmek. içine çekmek. gümüş ü andı rı r bir ala ş ı m. * (erkek. * Çalmak. * (tat veya koku için) Duymak. Alman gümü ş ü * Çinko. kaplamak. yı l dönümü gibi belli günleri ve birtakı m astronomi. kullanmak. koymak. * Davranı ş veya makam değ iş tirmek. Almanya'ya özgü olan ş ey. * Yolmak. yı kanmak. * Kazanmak. * (yol için) Gitmek. bakı r ve nikelden yapı lan. * Soldurmak. * (süre için) Değ iş tirmek. banyo için) Yapmak. iletilmek. iş ten çekmek. * Hint-Avrupa dillerinin Cermence kolundan. yok etmek.. * Kı saltmak. Almanya. * Göreve.

bir solda bitmiş yapraklar.* Almanya'da çalı ş an Türk iş çisi. ş erefiyle. aln ı nı karı ş lamak * küçümseyerek meydan okumak. münavebe. almaş *İ ki veya daha çok ş eyin sı ra ile değ iş tirilerek kullanı lmas ı veya kendiliğ inden değ iş erek çal ı ş ması . ke ş ikleme. Almancı lı k * Almancı gibi davranma. tertemiz. aln ı açı k yüzü ak * çekinecek hiçbir durumu veya ayı bı olmayan. baş ar ı göstermiş olarak. aln ı na kara sürmek * bir kimsenin haksı z yere kötü tanı nması na yol açmak. almaş ı klı k * Dönüş ümlü ve düzenli sı ralanma. Almanla ş ma * Almanlaş mak i ş i veya durumu. aln ı ndan öpmek * beğ enmek. almaş lı alnaç * Almaş niteliğ i olan. alo * Telefon konuş ması nda kullanı lan seslenme sözü. takdir etmek. mütenavip. * Bir ş eyin ön taraf ı . aln ı nı n kara yazı sı * kötü kaderi. Almanla ş mak * Alman yaş ayı ş tarz ı nı benimsemek. almaş ı k *İ ki veya daha çok ş eyin sı ralanmaları nda değ iş iklik olan. * Almaş lı olarak iş leyen. almaş ı k yapraklar * Sapı n iki yanı nda karş ı lı klı değ il de aral ı klı olarak bir sağ da. . Almanla ş tı rma * Almanlaş tı rmak i ş i. aln ı nı n ak ı ile * ayı planacak bir duruma dü ş meden. alternatif. ön yüzü. kötü talihi. kiş inin baş ı na gelmesini Allah' ı n buyurmuş olduğ una inanmak. aln ı nda yazı lmı ş olmak * bir olayı n. * Birinin doğ ru olmas ı ötekinin yanlı ş lı ğ ı nı gerektiren iki önermenin oluş turduğ u sistem. Almanla ş tı rmak * Almanlara özgü yaş ayı ş tarz ı kazandı rmak.

alpaks alpinist alpinizm alpl ı k * Alp olma durumu. alt cins * Bir cins içinden ayrı lan ikinci derecede bir cins.. alt bölüm * Yazı larda bölümlerin ayrı ldı ğ ı parçalardan her biri. alt alta üst üste * birbirleriyle itiş ir kalkı ş ı r durumda. * Alş imi ile uğ raş an kimse. * Kolayca bükülebilen alüminyum ve silisyum karı ş ı mı . * (kaynatma veya piş irmede) Yanan ocak. * Bir ş eyin yere bakan yan ı . ocak alevi. fiziksel bakı mdan ayrı özellikler gösterebilmesi durumu. * Bir nesnenin tabanı . * Alt bir isimle tamlama kelime oluş turduğ unda a) önceki ismin kavramı na etki veya yer anlamı katar: Ayak alt ı . . kahramanl ı k. * Bir ş eyin yere yak ı n bölümü. memeli bir hayvan (Lama glama pacos). * Karbon. * Alt kelimesi ". simyacı . alt alta * Birbirinin altı nda olarak. kahraman. simya. alpaka * Çifte parmaklı lar takı mı nı n devegiller s ı nı fı ndan.alogami alotropi alp * Bir çiçek tepeciğ inin baş ka bir çiçek tozu ile tozlanmas ı .. * Birkaç ş eyin içinden bize göre uzak olanı . * Yiğ it. * Mücahit. yiğ itlik. * Oturulurken uyluk kemiklerinin yere gelen bölümü. * (birkaç ş eyden) Yere yakı n olan. * Dağ cı . üst karş ı tı . Alp eren * Derviş . * Bu hayvanı n yünü veya bu yünden dokunan kumaş . ayr ı m. Alp yı ld ı zı * Dağ ları n çok yüksek yamaçları nda yetiş en bir çiçek (Paradisia liliastrum). al ş imi al ş imist alt * Elementleri altı na çevirmek isteyen bir iş alan ı . fosfor gibi maddelerin. Güney Amerika'da yaş ayan. b) (sı nı flamalarda) ikinci derecede olan. uzun tüylü. * Dağ cı lı k. altı nda" biçiminde kullan ı ld ı ğ ı nda "bir ş eyin etkisinde" anlamı nı verir.

alt kat alt kurul alt olmak alt s ı nı f * Bir sı nı f içinden ayrı lan ikinci derecedeki sı nı f. * Böceklerin ağ ı z sisteminde bulunan alt parça. hipoderm. alt etmek * üstünlük sağ lamak. * Bazı gövde ve yaprakları n üst derilerinin altı nda bulunan. içmek. alt damak * Damaklardan altta olanı . * Bir yapı nı n veya aracı n katları ndan altta bulunan bölümü. alt tabaka * Tabakalardan altta bulunan. * yenilmek. öbürü tikel olumsuz. alt geçit * Trafik akı mı nı kesmemek için bir yolun altı ndan geçirilen yol. biri tikel olumlu.alt çene *İ nsan ve hayvanlarda yiyecekleri çiğ nemeye yarayan. alt deri * Üst derinin altı nda bulunan ikinci tabaka. sı rtı nı yere getirmek. alt familya * Bir familyanı n içinden ayrı lan ikinci derecede bir familya. karş ı karş ı ya konmu ş iki önermeden her biri: Bazı insanlar bilgindirler" ile "Bazı insanlar bilgin değ ildirler" gibi. alt diş alt dudak * Dudaklardan altta bulunanı . alt çene oynamak * yemek. * Alt çene üzerinde sı ralanmı ş diş lerin biri. alt güverte * Gemilerde güvertelerden altta bulunanı . oynayabilen çene. yenmek. alt ı rk * Aynı ı rk içinde yeti ş tirme amacı na ve çevreye ba ğ lı kalı narak değ iş me uğ ratı lmı ş ve bu yolla ı rk içinde özellikle fizyolojik nitelikleri bak ı mı ndan kalı tsal sapma gösteren hayvan topluluğ u. * Belli bir konuyu ele almak amacı yla bir kurul içinden birkaç ki ş i seçilerek oluş turulan kurul. hipoderm. . çoğ u kez hücre zarlar ı kalı nlaş mı ş özel doku. alt karş ı t * Konusu ile yüklemi aynı olan. alt ş ube * Bir ş ube içinde kurulan ikinci derecedeki ş ube. alt hava yuvar ı * Dünyamı zı ku ş atan atmosferin 10 km kalı nl ı ğ ı nda olan alt katmanı .

* rahatsı zlanmak. alt yaz ı lı * Alt yazı sı bulunan (film. alt üst böre ğ i * Önce bir yüzü. alt yapı * Bir yapı için gerekli olan yol. alt tür alt üst * Bir tür içinde ayrı lan ikinci derecedeki tür. görüntü). * heyecanlanmak. alt üst etmek * alt yüzünü üst yüzüne getirmek. alt taraf ı (veya yanı ) * geriye kalanı . * zarar vermek. alt yaz ı lamak * Alt yazı ları haz ı rlamak ve gerçekleş tirmek. * Altayistik ile uğ raş an kimse. alt yanı çı kmaz sokak * sonu gelmeyen. düzenini bozmak. * değ eri. üst yapı karş ı tı . alt yaz ı layı cı * Alt yazı lamak iş ini yapan (kimse). elektrik gibi tesisatları n hepsi. alt yaz ı lama * Alt yazı lmak iş i. * Yabancı dildeki bir filmin konuş maları nı çeviri olarak görüntünün altı nda veren yaz ı . Moğ ol. dergi gibi yayı nlarda çı kan resim ve foto ğ rafları açı klayan yaz ı . * Türk. rahatsı zlı k vermek. alt yaz ı * Gazete. Kore ve Japon dillerinin kendisinden türediğ i varsayı lan ana dil.alt tak ı m * Bir takı m içinde kurulan ikinci derecedeki takı m. Altayist Altayistik . * Çok karı ş ı k ve da ğ ı nı k. sonra çevrilerek öbür yüzü kı zartı larak pi ş irilen börek. üzülmek. sonuç alı namayan iş ler için söylenir. * huzursuz etmek. alt üst olmak * çok karı ş ı k duruma gelmek. kanalizasyon. olup olacağ ı . yı kı lmak. tedirgin olmak. Mançu-Tunguz. * çok karı ş ı k duruma getirmek. su. * Toplumun ekonomik yapı sı nı oluş turan ve insan bilincinden bağ ı ms ı z olarak biçimlenen üretim iliş kilerinin hepsi. * iş in daha sonras ı . Altayca * Altay Türkçesi. yı kmak.

domino gibi oyunlarda üzerinde altı iş areti bulunan kâğ ı t veya pul. * Beş ten bir art ı k. kendinde herhangi bir ş eyden alt ı tane bulunan. * Bu unvanı taş ı yan kimse. alt ı kaval üstü ş iş hane * Bkz. üstü ş iş hane * (giyim için) altı . * Dalgalı (ak ı m). biri tümel olumsuz. altı taneden oluş muş . * Divan edebiyatı nda her bendi altı mı sradan oluş an nazı m biçimi. alt ı alt ı alay üstü kalay * içi dı ş ı gibi özenilmiş olmayan ş eyler için söylenir. alt ı kaval. alt ı yol * Altı yolun birleş tiğ i yer. alt ı ya ş olmak * iş e birtakı m oyunlar karı ş mak. kültür ve tarihleriyle uğ raş an bilim dalı . Büyük Ayı 'nı n karş ı sı nda bulunan tak ı m yı ldı z. * Beş ten sonra gelen sayı nı n ad ı ve bu sayı yı gösteren rakam.* Altay grubuna giren Türk. yöntem. mütedahil: "Kimi insanlar fanidir" önermesi "Bütün insanlar fanidir" önermesinin alt ı ğ ı olur. alternatör * Dalgalı elektrik akı mı veren üreteç. Moğ ol. Mançu-Tunguz. üstüne uymaz. alt ı k * Konusu ile yüklemi aynı olan. alternatif * Seçilebilecek bir baş ka yol. alt ı karı ş beberuhi * kı sa boylu olanlar için alay yollu söylenir. *İ skambil. Vl. müseddes. altı kaval üstü ş iş hane. alt ı gen * Altı kenarl ı çokgen. altes * Prens ve prenseslere verilen ş eref unvanı . seçenek. alt ı okka etmek * birini kolları ndan ve bacakları ndan tutup yukarı kaldı rarak sallamak veya götürmek. böyle bir iş e giriş mekte sakı ncalar bulunduğ u anlaş ı lmak. biri tümel olumlu. alt ı lı k * Altı sı bir arada. alt ı lı * Altı parçadan olu ş an. alt ı dan yemek * hastahanelerde hiç perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek. Japon ve Korelilerin dil. 6. altı tane alabilen. edebiyat. * Almaş ı k. Altı Kardeş * Kuzey kutup yönünde. . biri tikel olumlu. biri tikel olumsuz iki önerme arası ndaki bağ lantı durumu.

alt ı n beş ik * Bir elleriyle kendi bileklerini kavrayan iki kiş inin. öteki elleriyle karş ı lı klı olarak birbirlerinin bileklerini tutmaları . parası çok olan. * Niteliğ i iyi olan. atom ağ ı rl ı ğ ı 196. * Para getiren sanat veya meslek. alt ı n suyu . üstün nitelikte olan. alt ı n eli bı çak kesmez * varlı klı veya değ erli ki ş ilerin elini kimse bükemez. kı saltmas ı Au. yüksek de ğ erli. prime time. sarı . de ğ erli. alt ı n çağ * En parlak ve mutlu çağ . alt ı n babası * Çok zengin. ipeka (Cephaelis ipeca cuanha). k ı z adı dul oldu * uygunsuz davranı ş lar ı yüzünden temiz tanı nan kiş iliğ i lekelendi. alt ı n ad ı pul oldu. alt ı n bilezik * Altı ndan yapı lmı ş kola takı lan ve pek çok türü olan süs eş yası . alt ı n küpü * Altı n para biriktiren. * Altı ndan yapı lmı ş . alt ı n leğ ene kan kusmak * varlı k içinde hastalı k veya s ı kı ntı çekerek yaş amak. alt ı n kaplama * Herhangi bir metal altı n suyuna batı rı larak ince bir altı n tabaka ile sar ı larak altı na benzetilmek. parası çok olan kimse. alt ı n sarı sı * Altı n rengini andı ran. alt ı n anahtar her kapı yı açar * para olunca her güçlük yenilebilir. * Altı ndan yapı lmı ş sikke. 10640 C de eriyen. kusturucu niteliğ i olan bir kök. kolay iş lenen. alt ı n saat *İ zlenme oran ı nı n en çok olduğ u vakit.9 olan. alt ı n kesmek * çok para kazanı r olmak. alt ı n kökü * Güney Amerika'da yeti ş en. paslanmaz element.alt ı n * Atom sayı sı 79. alt ı n keseğ i * Yerden temiz külçe durumunda çı kan altı n. alt ı n gibi * altı na benzeyen. alt ı n ad ı nı bakı r etmek * kötü iş ler yaparak temiz ve parlak ününü karartmak.

becerememek. alt ı n yağ murcun * Bir tür ku ş . baş armak. alt ı ncı duygu * Ön sezi. * turist. alt ı nbaş alt ı ncı * Daha çok Ege bölgesinde yetiş en. * kendini savunamamak. alt ı ncı his * Bkz. alt ı nda kalmak * ezilmek.* Bir kı sı m konsantre nitrik asit ile üç veya dört kı sı m konsantre hidroklorik asitten olu ş mu ş . yuvarlak. gelirli kimse. sanatı . alt ı n topu * güzel ve tombul olan kucak çocukları için bir benzetme sözü olarak kullanı lı r. alt ı ndan çapanoğ lu çı kmak * bir i ş te baş a dert olacak bir durumla. alt ı ndan kalkamamak * bir iş i baş aramamak. alt ı n tutsa. alt ı n yı l * Eş lerin birlikte ulaş tı kları 50. parayı düş üncesizce harcayı p tüketmek. evlilik y ı lı . altı ncı duygu. bir sorunla kar ş ı laş mak. özellikle plâtin ve alt ı n gibi metalleri çözmekte kullanı lan bir karı ş ı m. üzerine dikkati çekmek. parası olan. vurgulamak. üstesinden gelememek. alt ı n yürekli olmak * çok iyi niyetli olmak. yumuş ak huylu görünmek. . sı rada beş inciden sonra gelen. alt ı ndan kalkmak * bir güçlüğ ü yenmek. alt ı ndan girip üstünden çı kmak * malı . alt ı nda kalmamak * karş ı lı ğ ı nı vermek. toprak olur (veya altı na yapı ş sa elinde bak ı r kesilir) * giriş ti ğ i iş lerde büyük talihsizliklere uğ rayan kimsenin durumunu anlatı r. alt ı nı çizmek * (bir sözün) önemini belirtmek. alt ı n yumurtlayan tavuk * mesleğ i. * Altı sayı sı nı n sı ra s ı fatı . alt ı na etmek (veya kaçı rmak) * yatağ ı na veya donuna abdest etmek. alt ı ndan Çapanoğ lu çı kmak * giriş ilen iş te baş a dert olacak bir durumla kar ş ı laş mak. yağ mur kuş u. kalı nca kabuklu güzel bir kavun türü. gördüğ ü iyilik veya kötülü ğ ü kar ş ı lı ksı z bı rakmamak.

* Tabak veya bardak altı . * bir ş ey bulmak için aramadı k yer b ı rakmamak. * Altı n sı rma veya kı laptanla i ş lenmiş çizgili ipek kumaş ve bu cins kumaş lar ı n üstünde bulunan sı rma iş lemeli yollar. * Bu kumaş tan yapı lan gelin giysisi. altimetre altlama altlamak altl ı * Altı olan. her birine altı . * Yükseklikölçer. greyfrut. altl ı k . birlikte. *İ ki çeneklilerden.alt ı nı ı slatmak * yatağ ı na veya donuna küçük abdestini etmek. * Ayrı renkte altı yolu olan kuma ş . alt ı noluk *İ ş lemeli kadı nş alvar ı . kı z memesi. altl ı üstlü * Altı ve üstü birlikte. * Altı sayı sı nı n üleş tirme biçimi. revolver. * Bu ağ acı n kanarya sar ı sı renginde. sı cak bölgelerde yetiş en bir meyve ağ acı . uzun. * Özel diye alı nan bir ş eye. * Arabaya koş ulan atları n yolları kirletmemesi için kuyru ğ unun altı na yerleş tirilen torba. dikenli ve kürecikler hâlinde sapları olan bir kaktüs türü (Trollius ranunculoides). alt ı patlar alt ı ş ar alt ı z * Bir do ğ umda dünyaya gelen altı (kardeş ). alt ı nı üstüne getirmek * söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düş ürmek. * Hayvanları n altı na yayı lan ot veya saman. karmakar ı ş ı k etmek. her seferinde altı sı bir arada olan. greyfrut (Citrus decumana). *İ ri bir tür palamut bal ı ğ ı . * Altı tane fiş ek alan toplu tabanca. * Sarı kları n üstüne sarı lan sı rma ş erit. tadı acı msı meyvesi. * Altlamak iş i. * Alt ve üst katta olmak üzere. alt ı nlaş mak * Altı n durumu veya görünümü almak. alt ı nlaş ma * Altı nlaş mak iş i veya durumu. alt ı ntop alt ı parmak * Ellerinde veya ayakları nda altı ş ar parmağ ı olan (kimse). genel bir kavramı n altı nda yer vermek. alt ı ntop * Turunçgillerden.

alümin. *İ ffetsiz. * Altı kere on. altmı ş ar * Altmı ş sı fat ı nı n üleş tirme biçimi. oynak. 60. sı rada elli dokuzuncudan sonra gelen. LX. her birine altmı ş . alüminyum . olumlu davranmak. fakir. alto altta kalanı n canı çı ksı n * "herkes baş ı nı n çaresine baksı n. cilveli (kad ı n). altmı ş lı k *İ çinde altmı ş tane bulunan. 20500 C de eriyen. her defası nda altm ı ş ı bir arada olan. altmı ş altı ya bağ lamak * temelli olmayan bir çözümle durumu kurtarmı ş görünmek. * Altmı ş yaş ı nda olan veya görünen. * Kontralto. * Altı n renginde olan. elli dokuzdan bir art ı k. * Kemanla viyolonsel arası büyük keman. gücü yetmeyen ne olursa olsun" anlamı nda kullanı lı r. altta yok üstte yok * yoksul. alümina * Bkz. viyola. altmı ş ı ncı * Altmı ş sı fat ı nı n sı ra bildiren biçimi. altmı ş dörtlük * Bir notanı n altm ı ş dörtte biri değ erinde olan nota. çekiş mede yenilmek. el altı ndan. altunî alüfte alüftelik alümin * Suda çözünmeyen.altmı ş * Elli dokuzdan sonra gelen sayı nı n ad ı ve bu sayı yı gösteren rakam. alttan güre ş mek * gizli gizli yenme yollar ı nı kollamak. altta kalmak * herhangi bir çatı ş mada. alttan alta * gizlice. * Alüfte olma durumu. beyaz bir toz olan alüminyum oksit (Al2O3). alttan (veya a ş ağ ı dan) almak * sert konuş an birine kar ş ı yumu ş ak. altmı ş altı * Altmı ş altı sayı almakla kazanı lan bir çeş it iskambil oyunu.

*ş aş ı lacak niteliğ i olan. gümü ş parlaklı ğ ı nda. * Niş an yüzüğ ü. kör. am * Diş ilik organı . * Uyarma veya ş artlı bir ifade niteli ğ inde olan bir cümleyi. * Beklenmeyen bir sonucu anlatan iki cümleyi onun sebebi durumunda olan cümleye bağ lar. yuvarlak. * Hedef.* Atom numarası 13. alveol * Akarsuları n taş ı yı p yı ğ dı kları balçı k. maksat. ama * Çeliş kili ve tutarsı z iki cümleyi birbirine bağ lamaya yarar. ama ne * ne hoş . alyans alyon alyuvar Am * Amerikyum'un kı saltmas ı . 6600 C de eriyen hafif bir element. * Alüminyumdan yapı lmı ş . alvere tulumbası * Emme basma tulumba. amaç edinmek * bir amaca ulaş ma isteğ inde bulunmak. * Kana al rengini veren. amma. * Gaye. * Eriş ilmek istenilen sonuç. K ı saltması Al. alüminyum ta ş ı * Boksit. âmâ amabile amaç amaç d ı ş ı * Gaye dı ş ı . beyaz. -am / -em * Fiilden isim türeten ek: tut-am. eritrosit. . * Bazen dikkati çekmek için cümlenin sonuna getirilir. * Para babası . hedeflenen amacı n dı ş ı nda. ferç.98 olan. dön-em vb. baş ka bir cümleye bağ lamaya yarar. * Torba biçiminde küçük boş luk veya geniş lemiş kı sı m. kil gibi çok ince taneli ş eylerin kum ve çakı lla karı ş ması yla olu ş an yı ğ ı n. küçük hücre. * Bir yargı yı veya bir buyruğ u pekiş tirmek için de kullanı lı r. alüvyon lı ğ . atom ağ ı rl ı ğ ı 26. * Bir parçanı n sevimli ve cana yakı n çalı nacağ ı nı anlatı r. çekirdeksiz. * Görmez.

hedef alma. zor durumda bı rakmak. korku gibi duyguları belirtmek için kullanı lı r. * Dikkat uyandı rmak için kullanı lı r. tutamak. * (bir iş i) Yapmaya hazı r. * Bir suçun bağ ı ş lanması nı n istenildi ğ ini anlat ı r. * Rica anlatı r. * Fiilden isim türeten ek: bas-amak. gayeli. * Çok beğ enmeyi anlatı r: Aman ne güzel ş ey! Bu anlamda kullanı ldı ğ ı nda buna da edatı da getirilebilir. amaçl ı * Amacı olan. * Bir amaca yönelik. amade -amak amal âmâlı k * Âmâ olma durumu. amaçlamak * Bir amaca ulaş mayı istemek. aman * Yardı m istendiğ ini anlatı r. aman Allah (Allahı m) *ş aş ma. istihdaf. * Usanç ve öfke anlatı r. iş lemler. amaçs ı zl ı k * Amaçsı z olma durumu. beğ enme veya be ğ enmeme. *İ ş ler. *Ş aş ma anlat ı r. istihdaf etmek. amaçl ı lı k * Amaçlı olma durumu. kaç-amak vb. amaçlanmak * Amaçlamak iş ine konu olmak. amalierbaa * Matematikte dört iş lem terimine verilen ad. amaçlama * Amaçlamak iş i. aman bulmak * kurtulmak. amaçs ı z * Amacı olmayan. gayesiz. . aman dedirtmek (veya amana getirmek) * karş ı koyan birini boyun e ğ mek zorunda bı rakmak.amaç gütmek * bir amacı gerçekle ş tirmeye çalı ş mak. amaçlanma * Amaçlanmak i ş i.

biri olmazsa biri daha * ele geçirilmeyen veya kaçan bir ş eye üzülmek bo ş tur. amazon * (eski çağ lar ı n Amazonlar ı na benzetilerek) Erkek gibi. . plâstik madde gibi malzeme. savaş safları nda yer alan kad ı n. acı ması z olarak. profesyonel karş ı tı . öldürmemek. amas ı maması yok! * hiçbir özrün geçerli olamayacağ ı nı anlatı r. hiç acı mayan. * acı mayı p öldürmek. amanname *İ slâm devletlerinde düş mana güvenlik içinde olduğ unu bildirmek üzere verilen belge. tahta. sand ı klamak. aman vermek * canı nı bağ ı ş lamak. ambalâjc ı * Ambalâj yapan kimse. amans ı z hastal ı k * Kanser. amans ı zca * Öldürücü bir durumda. kâğ ı t. amana gelmek * önce direnirken zor karş ı sı nda boyun eğ mek. çünkü her zaman benzeri sağ lanabilir. Amasya'n ı n bardağ ı .aman derim! * sakı n ha. * Ata binen kadı n. ambalâj * Eş yayı sarmaya yarayan mukavva. böyle bir iş yapayı m deme. amanı n * Korkma ve ş aş ma sözü. aman zaman * Karş ı sı ndakini yumuş atmak için söylenen sözleri anlatı r. aman vermemek * rahat bı rakmamak. hevesli. cana k ı yı cı . ambalâj yapmak * (bir ş eyi) bu gibi maddelerle paketlemek. yalnı z zevki için yapan kimse. amatörlük * Amatör olma durumu. amatör * Bir iş i para kazanmak için değ il. göz açtı rmamak. amas ı var * herkesin bilmediğ i sakı ncası veya kusurları var. amans ı z * Aman vermez. aman dilemek * önce direnirken zor karş ı sı nda boyun eğ ip canı nı n bağ ı ş lanması nı dilemek. * Hoş görüsüz olarak.

ambargo * Bir devletin. güçlü bir vantilâtör kullanı larak sa ğ lanan hava ak ı mı ile yeş il ve sulu yemlerin kurutulması . * Eş ya taş ı ma i ş leri yapan kurum veya ortaklı k. amber * Amber balı ğ ı ndan ç ı karı lan güzel kokulu. * bir malı n serbest sürümünü engellemek. * Genellikle tahı lı n çok üretildiğ i yer. ekonomik. ambarc ı * Ambara bakan görevli. * Otomobili fazla gaz vermekten çalı ş maz hâle sokmak. sosyal alanlarda caydı rma amac ı yla yaptı rı m uygulamak. çakı l gibi yapı malzemesini ölçmekte kullanı lan ve her yanı çoğ unlukla 75 cm olan küp ölçek. ambargo koymak * gemilerin limanlardan hareketini yasaklamak. amber bal ı ğ ı . ambar memuru. * bir mala el koymak. * Geminin yük koymaya ayrı lmı ş yeri. * Güzel kokulu bazı maddelerin ortak adı . * Kum. bölge. ambale etmek * Birini düş ünemez duruma getirmek. ambalâjlama * Ambalâjlamak iş i. ambale olmak * Çok yorulup iş göremez.ambalâjc ı lı k * Ambalâjcı olma durumu veya iş i. çok yormak. ambarlama * Ambar durumuna gelmek. ambar * Genellikle tahı l saklanan yer. kül renginde bir madde. müsadere etmek. ambarda kurutma * Kapalı bir yerde. * Yiyecek ve bazı eş yanı n sakland ı ğ ı yer. ambalâjlamak * Ambalâj yapmak. amber ağ acı * Baklagillerden bir cins mimoza (Geum urbonum). * siyasî. * Bir malı n serbest sürümünü engellemek için konulan yasak. gemilerin kendi limanları ndan ayrı lmas ı nı yasaklama buyru ğ u. düş ünemez duruma gelmek. ambarc ı lı k * Ambarcı nı n gördü ğ ü iş . ambarlamak * Ambar iş i yapmak. ambargoyu kald ı rmak * ambargo ile ilgili yasaklamayı kaldı rmak.

amele taburu * Genellikle yol yapı m iş lerinde görevli amelelerden oluş an birlik. kestirme. ada bal ı ğ ı (Catodon macrocephalus). * Hareketle ilgili olan. ambülâns * Hasta arabası . * Bir kimsenin dinin buyrukları nı yerine getirmek için yapt ı klar ı . amelelik amelî * Amele olma durumu. ishal. uygun. amberbaris * Sarı çal ı . amcal ı k amcal ı k etmek * birine amca gibi yakı nlı k göstermek. ba ş ı büyük. cankurtaran (arabası ). amelimanda *İ ş yapamaz durumda olan. edim. * Soyut bir ş eyin. iş çe. tatbikî. f ı ndı k büyüklüğ ünde. İ ran'da yeti ş en. * Atardamarda kanı n pı htı laş ması veya yağ parçacı kları nı n oluş mas ı sonucunda meydana gelen tı kanma. amcazade * Amcanı n oğ lu veya kı zı . * Elveriş li. *İ ş bakı mı ndan. pratik. fiil. *İ ş e dayanan.* Balinagillerden. amca * Babanı n erkek karde ş i. hepsinden aldı m payı m * yakı nları ndan beklediğ i ilgi ve yardı mı görmeyen bir kimsenin art ı k yeni bir dilekte bulunmaya niyetli olmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. emekçi. * Yaş lı erkeklere saygı için kullanı lan seslenme. amber çiçeğ i * Amber ağ acı nı n toparlak. piş ince güzel bir koku veren. tatbikî. * Sürgün. yalnı z dü ş ünce alan ı nda kalmay ı p iş e dönüş en uygulamalı . * Amca olma durumu. amcamla dayı m. iri ve uzun taneli bir tür pirinç. ameliyat . amele *İ ş çi. bir kavramı n sembolü olan varl ı k veya eş ya. cankurtaran. boyu 25 m'ye kadar çı kan. iş üstünde. belirtke. kolay. altı n sarı sı renginde güzel kokulu çiçeğ i. ötürük. diş li. amel * Yapı lan i ş . çok yı rtı cı bir balı k. amberbu amblem amboli * Hindistan'da.

Amerikal ı laş mak * Amerikalı lar ı n yaş ay ı ş tarz ı nı benimsemek.* Operatörün. operasyon. önceden hazı rlanı p kabul edilmiş esaslara uygun olarak iş letilmesi. hasta üzerinde kesme ve dikme yoluyla yaptı ğ ı müdahale. Amerika armudu * Defnegillerden. bilader ağ ac ı (Anacardium occidentale). arka ayakları çok uzun. Amerikal ı * Amerika Birleş ik Devletleri halkı ndan olan kimse. "diyecek yok" gibi tasdik etme anlatı r. ameliye * Yapı lan i ş . Amerika elmas ı * Antep fı st ı ğ ı gillerden. Amerikan bar . Amerikal ı laş ma * Amerikalı laş mak iş i veya durumu. kaput bezi. iş lem. ameliyat geçirmek * ameliyat edilmiş olmak. ameliyatlı * Ameliyat edilmiş . * Bu ağ acı n armuda benzer yemiş i. * Amerika'ya özgü. amenna *İ nandı k anlamı ile "öyledir". armuda benzer yemiş i. Amerika'da yetiş en bir a ğ aç. Amerikan bezi biçiminde de kullanı lı r. küçük bir memeli kürk hayvanı (Eriomys chincilla). * Tabiî kaynakları n iş letilmesi. "doğ ru". amerikan * Pamuktan düz dokuma. Amerikan * Amerika Birleş ik Devletleri halkı ndan olan kimse. Amerika'da yetiş en bir ağ aç (Persea gratissima). Amentü * Kur'an surelerinden birinin adı . * ç. Amerika tavş anı * Kemiricilerden. İ ş ler. ameliyat masas ı * Üzerinde ameliyat yapı lan özel donan ı mlı masa. amenajman * Devlete ve kiş ilere ait ormanlar ı n. faaliyetler. Amerika ile ilgili olan. Amerika üzümü *Ş ekerci boyas ı . * Bu ağ acı n badem biçiminde çekirdekli. Amerika bademi * Aselbent ve zamk gibi maddeler veren bir sı cak iklim ağ ac ı (Styrax americana). ameliyathane * Hastaları n ameliyat edildiğ i yer.

dar boyunlu. * Çoğ unlukla spor yarı ş malar ı nda seyircileri coş turan kimse. amfibi *İ ki yaş ay ı ş lı . sı raları arkaya doğ ru basamaklı olarak yükselen salon. yüzergezer. amfibyumlar * Kurbağ a ve semenderleri içine alan iki yaş ayı ş lı omurgalı lar sı nı fı . karnı geniş testi. amfor. Amerikan salatası * Rus salatası . * Amigonun yaptı ğ ı iş . amfizem amfor *İ ki kulplu. otel veya evlerde içki için ayrı lmı ş köş e. amfora amigo amigoluk * Bkz. Amerikanca * Amerika Birliş ik Devletlerinde kullanı lan İ ngilizce. amfibol * Piroksenlere yakı n siyah. * Hem karada hem de suda hareket eden (taş ı t). Amerikalı gibi. . amerikyum * Atom numarası 95. * Toprak parçası . ye ş il renkli bir silikat grubu. Amerikanvarî * Amerikalı ya yakı ş an biçimde.* Lokanta. esmer. * Metal olmayan elementler. amerikan. Amerikanist * Amerikan tarihi ve kültürü ile uğ raş an bilimci. * Yunan ve Roma'da açı k hava tiyatrosu. * Süs taş ı olarak kullanı lan mor renkte bir tür kuvars. Amerikan bezi * Bkz. dibi sivri. yapay olarak elde edilen aktinitlerden bir element. * Vücut organları ndan bir bölümünün hava ile ş iş mesi. ametal ametist amfi * Amfiteatr kelimesinin kı saltı lmı ş ı . amfiteatr * Dinleyicilerin oturduğ u. amfibi harekât * Kara ve deniz araçları yla yap ı lan manevra. Kı saltması Am.

ordudaki general rütbesine eş it rütbedeki subay. * Amonyaktaki hidrojen yerine. * Amiralin makamı . emreden. etmen. âmin * "Allah kabul etsin" anlamı nda. * Kibarca olmayan. amir * Buyuran. amirallik * Amiral olma durumu. amirane amirce amiriita amirlik amiyane tabiriyle * halk ağ zı ile. * Bir hücreli hayvanları n kök bacaklı lar sı nı fı na giren bir takı mı . * Amir olma durumu. vücudunun biçim değ iş tirmesiyle olu ş an geçici kollar veya ayaklar üzerinde sürünerek yer de ğ iş tiren. * Amiplerin yol açtı ğ ı . * Bir iş te emir verme yetkisi olan kimse. etken. amiral * Deniz kuvvetlerinde. tek değ erli hidrokarbonlu köklerin geçmesiyle oluş an ürünlerin genel ad ı . amipler amipli *İ çinde amip bulunan. aminoasit * Bir amino grubu ile bir karboksil grubu taş ı yan. amire yakı ş an biçimde. proteinlerin temel taş ı olan organik bileş ik. sebep. faktör. * Sı radan. üst. amir gibi. * Niş astayı parçalayarak ş ekere çeviren bir enzim.amil amilâz amin * Yapan. amit amitoz amiyane * Amonyağ ı n hidrojeni yerine bir asit kökünün geçmesiyle oluş an birleş iklerin s ı nı f adı . * Bkz. bayağ ı . halk deyiş iyle. amip * Amipler takı mı ndan. * Amire yakı ş ı r biçimde. tatl ı ve tuzlu sularda ya ş ayan bir hücreli canl ı (Amoibe). ita amiri. * Amip. akyuvar ve bazı bakterilerde hücre bölünmesi yoluyla olan çoğ alma. * Amir gibi. dualar ı n arası nda ve sonunda kullan ı lı r. .

. amme hukuku * Kamu hukuku. amme efkâr ı * Kamuoyu. amme menfaati * Kamu yararı . bununla beraber. amor * Bir çe ş it kumaş . Ama. amonyum karbonat * Hamur kabartmada maya olarak kullanı lan karbonik asidin amonyum tuzu. *İ çinde bu gaz ı n eritilmiş bulunduğ u su. amonyak * Azot ve hidrojen birleş imi olan. keskin kokulu bir gaz (NH3). amme * Halkı n bütünü. n ı ş adı r kayma ğ ı . bellek yitimi. amonyaklama * Amonyaklamak iş i. * Döl kesesi. amonyum sülfat * Sanayide sentez yolu ile elde edilen amonyum nötr sülfat. azotlu gübrelerin en çok kullanı lanı dı r. amme idaresi * Kamu yönetimi. çağ nak. amoralizm * Ahlâk dı ş ı cı lı k. amonyaklamak * Bazı yemlerin amonyak veya bir amonyum bileş iğ i ile karı ş tı rmak veya doyurmak. amme davas ı * Kamu davası . töre d ı ş ı cı lı k. amonyum * Amonyaklı tuzlarda maden rolü oynayan bir birleş im kökü (NH4). * Yanı na getirildi ğ i kelimenin anlamı na a ş ı rı lı k katarak ş aş ma veya hayranlı k anlatı r. ammada yapt ı n ha! * söylenen bir söze pek inanı lmadı ğ ı nı ve ş aş ı ldı ğ ı nı anlatı r. nı ş adı r ruhu. amma velâkin * Ancak. kamu. amnezi amnios * Hafı za kaybı . amnios suyu * Döl kesesini dolduran ve cenini içinde bulunduran sı vı .amma * Bkz.

Kı saltmas ı A. ampütasyon * Bir organı kesip ç ı karma. amudufı karî . havası boş altı lmı ş cam *İ çinde çoğ u kez zerk edilecek. dikine. ampir ampirik * Bir kurama değ il de yaln ı zca deneye. elektrik akı mı ile akkor durumuna gelerek ı ş ı k verebilen bir iletkeni bulunan. yükselteç. ampirizm * Deneycilik. * Herhangi bir bütünden bir parça kesme veya koparma.amorf amorti * Biçimsiz. sı vı durumda ilâç bulunan küçük veya büyük cam tüp. üslûbu. sallantı gibi hareketleri en aza indiren. gözleme dayanan. *İ çinde. dik. amper * Elektrik akı mı nda ş iddet birimi. * Bu düzeni kuran öge. amplifikatör * Alçak veya yüksek frekanslı akı mları n gerilimini. cihaz. amortisman * Taş ı nmaz malları n aş ı nmaları na karş ı lı k olarak. y ı llı k kârdan ayrı lan belirli pay. giyim vb. amortisör * Motorlu araçlarda sarsı ntı . amorti etmek * bir giriş imde yatı rı lan parayı zamanla yeniden kazanmak. amper saat * Bir amper ş iddetinde akı m geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektrik miktarı . ampirist * Deneyci. * Napoleon döneminde Fransa'da ve Avrupa'da yayı lmı ş olan yapı . akı mölçer. yumuş atmalı k. * Faizin iş lemesine son vermek için bir tahvilin birden ödenmesi. amperölçer * Bir elektrik akı mı nı nş iddetini ölçmeye yarayan ayg ı t. ampermetre * Amperölçer. mobilya. amuda kalkmak * iki eli üstüne dayanarak bacakları nı havada dikey tutmak. ampul ş iş e. * Birden ödenerek faizinin iş lemesine son verilen tahvil. ş iddetini veya gücünü art ı rmaya yarayan araç. * Piyangoda ödenen para kadar ödenen karş ı lı k. yayları n gereksiz hareketlerini gidermeye yarayan düzen. amudî * Dikey.

telâş lı .* Omurga kemiğ i. dik durumda. * Yaş lı kadı nlara sayg ı lı bir seslenme sözü olarak kullanı lı r. kök-en vb. * Fiilden sı fat türeten ek. anne. * Çizgilerden herhangi birini anlatan kelimeye s ı fat olarak geldiğ inde. bir tür ak asbest. babalar ı ayr ı olan (kardeş ler). * Velinimet. esas. * Çocuğ u olan kad ı n. * Yavrusu olan diş i hayvan. ana baba bir * aynı ana ve babadan olan (kardeş ler). ana baba eline bakmak * ana ve babanı n verdiğ i para ile geçinmek. ana baba * Ana ile babanı n oluş turdu ğ u birlik. baba ayr ı * anaları bir. * Zamanı n bölünemeyecek kadar k ı sa bir parçası . * Kolayca bükülen ve ateş e dayanan liflerden oluş mu ş . -an / -en -an / -en ana *İ simden isim türeten ek: oğ ul-an > oğ lan. ası l. * Sı kı nt ı lı kalabalı k. * Dince aziz tanı nan bazı kadı nlara verilen sayg ı unvanı . ana baba yavrusu * nazlı büyütülmüş çocuk. ana bilim dal ı * Üniversite veya fakültelerde bölümlerin alt bilim veya uzmanlı k dalları . bel kemiğ i. yer veya durum. amut * Dikme. lâhza. * Alacağ ı n veya borcun. * Temel. faizin dı ş ı nda olan bölümü. kı z-an. küfretmek. tehlikeli zaman. o çizginin. ana bir. ana baba günü * Çok kalabalı k. amyant an an an * Zihin. *İ ki tarla arası ndaki sı nı r. ana arı * Arı beyi. ana avrat düz (veya dümdüz) gitmek * sövmek. . belirli bir kural altı nda hareket ederek bir yüzey olu ş turmaya yaradı ğ ı nı anlatı r.

ana kap ı * Bir yapı nı n süslü. * Belli bir kurala göre yürütülerek bir biçimin oluş ması na yarayan çizgi. ana dil * Baş ka diller veya lehçeler türetmiş olan dil. umman. defterikebir. mutlu olamaz. ağ açç ı k veya çalı larda gövdeden ilk çı kan ve bitkinin çatı sı nı olu ş turan dal. dört bir yönünü çevreleyen kalı n dı ş duvar. büyük ş ehir. k ı ta. ana k ı zı na taht kurar. * Bir ülkede büyük kentlerden herhangi biri. ana kitap * Bir bilim alanı nda yazı lmı ş temel kitap. . ana dili ana direk *İ nsanı n çocukken anası ndan. büyük ş ehir. ekleme direklerde dipteki temel parça. baht kuramamı ş ) * kocası iyi olmayan bir kadı n. ana duvar * Bir yapı nı n. kı z bahtı kocadan arar (veya ana k ı zı na taht kurmu ş . büyük ön kapı sı . ana doğ rusu * Dönen silindirin yan yüzünü oluş turan dikdörtgenin bir kenarı . * Bir ülkenin veya bir bölgenin çevresindeki yerleş im yerlerine ekonomik ve toplumsal yönlerden egemen olan ve genellikle ülkenin baş ka ülkelerle olan her türlü iliş kilerinin sağ landı ğ ı en önemli kenti. ana çizgi ana dal * Ağ aç. ana kara ana kent * Yeryüzündeki beş büyük kara parçası ndan her biri.ana cadde *Ş ehirde ara sokaklar ı n açı ldı ğ ı geniş yol. evindekilerden ve soyca bağ lı olduğ u topluluktan öğ rendiğ i dil. okyanus. metropol. * Dönen koninin yan yüzünü oluş turan dik üçgenin hipotenüsüne verilen ad. metropol. ana fikir * Belirli bir konuda bir yazı nı n temeli olan düş ünce. ana dü ş ünce * Temel fikir. aylı k ve bilânço hesapları nı gösteren defter. ana kad ı n * Bir ailede veya bir toplulukta en çok sayı lan kad ı n. ana deniz bilimi * Oş inografi. ana gibi yâr olmaz. ana deniz * Kı talar ı birbirinden ayı ran engin deniz. büyük defter. Bağ dad gibi diyar olmaz * insanlar içinde bize ana kadar candan bağ lı dost yoktur. ana defter * Ticarî bir kuruluş un. * Gemilerde. kendi ne kadar zengin olursa olsun.

ana saat saat. ana dağ ı tı m boru hattı baş langı cı na tesis edilen sayaç sistemi. . saatler içinde en doğ ru giden ve öbür saatlerin ayarlanması nda kullanı lan * Belirli bir yerleş im birimine veya bir ş ehre verilen toplam gazı n ölçülmesi amac ı yla. ana kubbe * Camilerde ayaklar veya ana duvar üzerindeki kasnağ a oturtulmu ş kubbe. ana muhalefet *İ ktidarı n dı ş ı nda say ı ca en üstün olan parti. * Bir gözlem evi veya kurumda. ana toplardamar * Kirli kanı kalbin sa ğ kulakçı ğ ı na boş altan iki büyük toplardamardan her biri. * Arı beyi. ana mektebi * Bkz. nazlı büyütülmüş çocuk veya genç. ana sav ana sayaç *İ leri sürülerek savunulan düş üncelerin en belli ba ş lı olanı . ana kraliçe * Kralı n annesi. ana kuca ğ ı * Ananı n sevgi ve sevecenlikle dolu çevresi. ana kuyu * bir ocakta ana çı kı ş ve havalandı rmada kullanı lan kuyu. * Sı kı nt ı ya. güç iş lere alı ş mamı ş . ana kuzusu * Pek küçük kucak çocuğ u. ana sanlı * Soyadı nı ana yönünden alan. ana sözleş me * Taraflar arası düzenlenen ilk ve temel sözleş me. laytmotif.ana kök * Tohumun çimlenmesinden sonra kökçü ğ ün toprağ a dalarak geliş mesi sonucu oluş an ilk kök. ana s ı nı fı * Genellikle beş ya ş ı nı bitirmiş çocukları ilkokul öğ renimine haz ı rlayan sı nı f. holding. ana ortaklı k * Birçok ortaklı ğ ı n pay senetlerini elinde bulundurarak onları denetimi altı nda tutan sermaye yatı rı m ortakl ı ğ ı . ana rahmine düş mek * döl yatağ ı nda cenin olu ş mak. ana motif * Bir sanat eserinde sı k sı k tekrarlanarak ona özellik kazand ı ran motif. anaokulu. ana ş ehir * Ana kent.

ana yön ana yurt anaçlaş ma * Anaçlaş mak iş i. *İ lk yurt edinilen yer. ana sevecenliğ i. anaçl ı k * Anaç olma durumu. baş ı na buyruk. anadan görme * annesinde gördüğ ü gibi. önemli bölüm. deneyli. güney. sa ğ lı klı bir duruma gelmek. anabolizma * Özümleme. kart. anaca anac ı k * Küçük anne. * doğ uş tan olan. * Kurnaz. doğ u ve batı yönlerinden her biri. anac ı l * Anası na dü ş kün (çocuk). * geleneksel.ana vatan * Ana yurt. * Ana olarak. sempatik anne. ana yol * Küçük yolları n kendisine açı ldı ğ ı büyük yol. göründü ğ ü yer. * Cadde. anadan doğ ma * çı rı lçı plak. * Kuzey. ana yüre ğ i * Annelik duygusu. tasası z. anaç * Yavru yetiş tirecek duruma gelmiş olan hayvan veya yemiş verecek durumdaki a ğ aç. . ana vatan. ana yar ı sı * Teyze. anadan (yeni) doğ muş a dönmek (veya anadan yeni doğ mu ş gibi olmak) * dertsiz. bilgili. ana yapı * Bir yapı bütünü içinde yükseklik ve biçim bakı mı ndan göze çarpan. * Bir ş eyin ilk kez yetiş tigi. * Sevimli. anaçlaş mak * Anaç duruma gelmek. *İ ri.

komütatör. anaforlu anagram * Bir kelimedeki harflerin yerini değ iş tirerek elde edilen kelime. kurgu. matriarkal. * Karmakarı ş ı k. anaforlama * Anaforlamak iş i. ters akı ntı lar ı n olu ş turduğ u dönme. eğ rim. anaerkil * Anaerki temeline dayanan. anadut * Ekin veya ot demetlerini arabaya yüklemeye veya harmanı aktarmaya yarayan. yeti ş ebilen. anaerobik * Oksijensiz yerde yaş ayabilen. iste ğ e göre elektrik akı mı nı n geçmesini sağ lamak için kullanı lan düzen. anaforlamak * Yolsuz veya emeksiz olarak kazanç elde etmek. açk ı . * Yolsuz veya emeksiz elde edilen ş ey. anaerkillik * Kadı nı n üstünlüğ üne dayal ı toplumsal örgütlenme düzeni.Anadolu * Ön Asya'nı n bir parçası olarak Türkiye'nin Asya kı tas ı nda bulunan toprağ ı na verilen ad. * Akı ntı lı . *Ş ifre yazmak ve çözmek için kararlaş tı rı lmı ş olan yol. burgaç. çevri. mader ş ahîlik. uzun saplı araç. *İ stenilen yere veya aygı ta. maderş ahî. anafor * Bir engelle karş ı laş an su veya hava akı ntı sı nı n dönerek ve çukurla ş arak yaptı ğ ı çevrinti. sinirli. anafordan * yolsuz veya emeksiz olarak. Anadolulu * Anadolu halkı ndan olan (kimse). anaforcu * Yolsuz veya emeksiz kazanç peş inde olan (kimse). * Somunları veya vidaları çevirerek sı kı ş tı rı p gevş etmek için kullanı lan çelik saplı araç. karş ı lı ksı z olarak baş kası nı n yararlanması na imkân vermek. girdap. anaerki * Soyda temel olarak anayı alan ve ailede çocuklar ı ana klânı na mal eden ilkel bir toplum düzeni. anahtar * Bir kilidi açı p kapamak için kullanı lan araç. * Bir ş eyin zembere ğ ini kurmak için kullanı lan araç. * Ananı n egemen olduğ u aile hayatı . . güç durum. * Notaları n müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunması nı sağ lamak için portenin ba ş ı na konulan i ş aret. açar. anafora kaptı rmak * emeksiz. anaforculuk * Anaforcu olma durumu. cereyanlı . yaba. dirgen.

avı nı sararak ve s ı karak öldüren yı lan (Eunectes murinus). delikli metal ve plâstik gereç. çağ a uymaz. anahtar uydurmak * bir kilidi açmak için kendi anahtarı ndan baş ka bir anahtar kullanmak. -anak / -enek * Fiil köklerinden isim türeten ek. anahtar ağ ı zl ı ğ ı * Mobilya kapakları nı n ve çekmecelerin yüzlerine aç ı lan anahtar deliklerinin üzerine çivilenen paslanmaz çelik veya dökümden yap ı lmı ş ortası anahtara uygun. * Vesile. anahtar bitkiler * Mera üzerinde çok bulunan ve bunları n do ğ ru bir ş ekilde otlat ı lmaları ile tüm meran ı n do ğ ru bir ş ekilde otlanmı ş olaca ğ ı kabul edilen bitki türleri. anal ı * Anası olan. anakronizm * Tarihe aykı rı lı k. eskimiş . anakonda * Boğ agillerden tropikal Güney Amerika'da yaş ayan. kilit ta ş ı . * Çağ a uymama. anala ş tı rma * Analaş tı rmak iş i. anahtar kelime * Bir kompozisyonda kullanı lan temanı n ifade edildiğ i baş lı ca kelimelerden biri. . anahtarcı * Anahtar yapan. araç. anal ı kuzu kı nalı kuzu * Bkz. * Kapı . açacak. vası ta. anahtar ı beline takmak * evde yönetimi ele almak. kasa gibi yerlere anahtar uydurarak hı rsı zlı k yapan kimse. kolayca kullan ı lmas ı nı sa ğ lamak için takı ldı ğ ı maden. deri ve benzerinden yap ı lan halka veya kı lı f. anahtar vermek * (tulûat tiyatrosunda) komiğ e nükte yapma kolaylı ğ ı vermek. analı .* Konserve kutular ı nı n kapa ğ ı nı keserek açmaya yarayan alet. satan veya onaran kimse. anakronik * Çağ ı geçmiş . anahtarlı k * Anahtarları n kaybolması nı önlemek. anahtarcı lı k * Anahtarcı nı n yaptı ğ ı iş . anala ş tı rmak * Annedeki özellikleri kazandı rmak. anahtar taş ı * (yapı cı lı kta) Kemerlerin en üstündeki taş .

* Analiz yapan cihaz. analitik analiz * Çözümlemeli. anam babam * teklifsiz bir seslenme. acı yitimi. analist * Tahlil. ağ rı kesen. çözümleyici. tahlil etmek. acı . andı rı ş ma. * Sese verilen tona göre ş aş ma. kı nalı kuzu * annesi sağ olan çocukları n mutlulu ğ unu anlatı r. * Ana duygusu. üzüntü gibi duygular anlatı r. beğ enme. anam! * Kadı n erkek. benzeş meye dayanan. kapital. * Örnekseme. büyük küçük herkese kar ş ı kullanı lan teklifsiz bir seslenmek. analiz yapan kimse. tuz. anal ı k etmek * analı k görevini yapmak veya ana gibi yak ı nlı k göstermek. anam avrad ı m olsun * birini kesin olarak inandı rmak için söylenen çok kaba bir ant. analojik * Analoji ile ilgili. tahlil. anal ı k * Ana olanı n durumu. analizci * Analizle uğ raş an veya analiz yapan kimse. * Andı rı ş . * Üvey ana. benzeş me. bulgur ve kı ymanı n yoğ rularak küçük köfteler hâline getirilmesi ve bu malzemenin et suyu ve nohut ile piş irilmesiyle haz ı rlanan yemek. * Ağ rı yı dindirme. * Çözümleme. acı duyumunu yok etme. * Ana yerini tutan veya ana kadar yakı nl ı k gösteren kadı n. analiz etmek * Çözümlemek. su.anal ı kuzu. * Bkz. anal ı kı zl ı * Salça. aygı t veya organ. * Sermaye. * Anaca davranı ş . anamal . analizör analjezi analjezik analoji * Benzeş im.

* Kargaş a.sermaye. ananas * Ananasgillerden. an'anecilik * Gelenekçilik. * Anarş i niteliğ inde olan. * Siyasî ve idarî kurumlardaki çözülme sonucu olarak devlet denetiminin kalmaması durumu. anamal sahibi. anapara anar ş i *İ ş letilen paranı n faiz kat ı lmamı ş bütünü. * Ananeye bağ lı olan. anaokulu * Öğ renim çağ ı na henüz gelmemiş iki ile alt ı yaş arası ndaki çocuklar ı okul düzenine hazı rlayan eğ itim kuruluş u. * Geleneğ e dayanan. baş sı zlı k. puluçluk. geleneksel. sermayedar. anan ı n ak sütü gibi (helâl olsun) * anamı n sütü bana nası l helâl ise. kapitalizm. anar ş ik . * Anamalcı lı k düzenini benimsemiş . kokusu çok beğ enilen meyvesi. anamalc ı lı k * Anamala dayanan ve kâr amacı güden üretim düzeni. an'anesiz * Geleneğ e sahip bulunmayan. * Bir ticaret iş inin kurulması . * Bu ağ acı n tad ı . ananasgiller * Bir çeneklilerden. gelenekçi. baban yahş i * birini. sı cak ülkelerde yeti ş en ve örneğ i ananas olan bitki familyası . sı cak ülkelerde yeti ş en bir ağ aç (Ananas sativus). ananet an'anevi * Erkekte cinsel güçsüzlük. an'ane an'aneci * Gelenek. bu da sana öyle helâl olsun. kapitalist. bir iş e razı etmek için gereğ inden çok överek yumuş atmak amacı güdüldü ğ ünü ba ş kas ı na anlatı rken kullan ı lı r. anan ı n örekesi * saçma bir söze karş ı verilen karş ı lı k. baş ı bo ş luk. yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir malları n bütünü. anamalc ı * Üretim araçları nı özel mülkiyetinde bulunduran. anan yahş i. anamal birikimi * Anamalcı nı n elde ettiğ i artı k de ğ erin bir bölümünü kendi kullanı rken büyük bölümünü anamalı na ekleyerek onu büyütmesi.

üş engeç. anası l * Kökten. anası ndan doğ duğ una piş man * çok tembel. anası na bak. anartri * Dil tutukluğ u. huy vb. çok sı kı ntı çektirmek. anar ş istle ş me * Anarş istle ş mek i ş i veya durumu. esaslı bir biçimde. anası ndan doğ duğ una piş man etmek * çok eziyet etmek. anar ş istle ş mek * Anarş ist özelli ğ i taş ı mak. anası danası * soyu sopu. bütün aile. bezini al * bir kı zı n karakterini öğ renmek isteyenler. bitkin duruma gelmek. * canı ndan bezmiş . iş i. eziyet çekmek. anası na avradı na sövmek * birinin anası nı ve kar ı sı nı amaçlayarak çirkin söz söylemek. anası yerinde * bir gencin anası kadar yaş lı (kadı n). * Anarş izm yanl ı sı olan kimse. anarş izm * Tarihî ş artlar ne olursa olsun devletin ortadan kaldı rı lması na çalı ş an öğ reti. anası ndan emdiğ i sütü burnundan getirmek anası nı ağ latmak * bir kimseye çok eziyet etmek. anası turp (veya sarı msak). . anası ağ lamak * çok sı kı ntı çekmek. kı zı nı al. bezdirmek. anası nı bellemek * bir kimseye en büyük kötülüğ ü yapmak. anar ş istlik * Anarş ist olma durumu. anası nı n hâlini göz önüne alı rlarsa aldanmamı ş olurlar. ası l olarak. kenarı na bak. babası ş algam (veya soğ an) * ne olduğ u belirsiz kimselerin çocuğ u. davranı ş . bakı mı ndan anası na benzeyen. anası ndan emdiğ i süt burnundan (fitil fitil) gelmek * bir iş i yaparken çok sı kı ntı çekmek. anası kı lı klı * görüş .anar ş ist * Anarş i ile ilgili olan. çok üzmek.

anatomi *İ nsan. * Bir ş eyin olu ş umunda göze çarpan özel yapı . katavaş ya. anayasadan yana olan. ögeler. aldı rma. anatomik * Anatomi ile ilgili. umursama. teş kilâtı esasiye kanunu. anayasa * Bir devletin yönetim biçimini belirten. anatomici * Anatomi uzmanı . çok açı k göz. yürütme. kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen (kimse). * Unsurlar. hinoğ luhin. dalavereci. anası nı n nikâhı nı istemek * bir ş eye de ğ erinden çok para istemek. * Anayasa konusunda yetkili olan. anası nı n kı zı * anası nı n huylar ı kendisinde de görülen kı z. anavaş ya * Göçücü balı kları n Akdeniz'den Karadeniz'e çı kması . * Anası olmayan. bunun için gam yeme (yemem)!. anası nı n körpe kuzusu * pek küçük kucak çocuğ u. * Anatomi dersi veren öğ retim üyesi. yargı lama güçlerinin nası l kullan ı laca ğ ı nı gösteren. * Anas ı z olma durumu. anası nı sat! (veya satay ı m) * önem verme.anası nı eş ek kovalası n! * sözü edilen kimse veya iş için b ı kkı nlı k. anayasac ı * Anayasayı savunan. kanunuesasî. anatomist * Anatomiyle uğ raş an bilimci. yurtta ş lar ı n kamu hakları nı bildiren temel yasa. hayvan ve bitkilerin yapı sı nı ve organları nı n birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim. anası nı n gözü * çok kurnaz. anası nı n ipini satmı ş (veya pazara çı karmı ş ) * ipsiz. * Beden yapı sı . teş rih. anayasal . anası r anası z anası zl ı k anason * Maydanozgillerden. gövde yapı sı . anayasa okutan (kimse). dikkate almama ve umursamama anlat ı r. yurdumuzda ekimi yap ı lan bitki (Pimpinella anisum). yasama. *İ nsan vücudunun anatomisi ile ilgili. kokulu tohumu hamur iş lerinde ve rak ı yap ı mı nda kullanı lan.

* En erken. * "Olsa olsa". yadigâr. andemi andemik andezit andı k * Sı rtlan. andı rı ş mak * (bir ş ey) Baş ka bir ş eyi andı rmak. * Belli bir bölgede sı k sı k görülen hastalı k. andı rı ş * Andı rmak iş i veya biçimi. temsil. beceriksiz (kimse). "yalnı z" gibi bir düş ünceye karş ı t ikinci bir düş ünceyi anlatı r. gittikçe. * Yarı yavaş . *İ ki ş ey arası nda bazı noktalardaki uygunluk. * Plâjiyoklâzlı bir yanardağ kültesi. ilerisinin olmadı ğ ı nı gösterir. * "Lâkin". . andı rma * Andı rmak iş i. sadece" gibi sı nı rlama anlat ı r. * Belli bir bölgede sı k sı k görülen. andaval * Ahmak. ancak * "Yalnı z. * Genellikle hamsi. "daha çok". "en çok". * (çoğ ul durumunda) Anı lar. andavall ı * Bön ve görgüsüz. adagio ile andantino arası .* Anayasa ile ilgili. bazen de çaça. anbean * Dakikadan dakikaya. analoji. "güçlükle" gibi. her an. hat ı rat. * Anı . *İ ltibas. * Ajanda. anca * Ancak. aptal. ançüez andaç andante andantino * Andante'den daha canlı . saş kı n. beceriksiz. "ama". benzerlik durumu. birbirinden ayr ı lmamalar ı gerektiğ ini anlatı r. analoji. bön. anca beraber. sardalye veya tirsi balı klar ı ndan yapı lan tuzlu ve ya ğ lı ezme. kanca beraber * bir iş te iki veya daha çok kimsenin. andı rı ş ma * Andı rı ş mak iş i. bir ş eyin daha çoğ unun. o iş kötü de gitse. daha hı zlı .

* Uyuş turucu bir ilâçla vücudun bütününde veya belirli bir bölgesinde duyuları n yok olması . endoskopi. duyum yitimi. anestezist * Anestezi uzmanı . nemli yerlerde yeti ş en. fı kra. angaje olmak . endoskop. andı z * Yaprakları dikenli olan bir çeş it ard ı ç. anemometre * Yelölçer. * Benzer yanları bulunmak. anekdot * Kı sa veya özlü anlatı mı olan güldürücü hikâye. sarı çiçekli. * Kansı z. taahhüt etmek. * Kansı zlı k. andoskopi * Bkz. * Kı rlarda yetiş en yabanî bir otun kökü. anevrizma * Bir atardamarı n bir noktası nda oluş an ur biçimindeki gevş eme ş iş kinli ğ i. * Servi ağ acı . andoskop * Bkz. andı z otu * Birleş ikgillerden.andı rmak * Anmak iş ini yapt ı rmak. andropoz * Erkeklerde yaş dönümü. anemon aneroit anestezi * Dağ lâlesi. angaje etmek * birini söz veya yazı ile bağ lamak. anele anemi anemik * Gemilerde türlü iş lerde kullanı lan bir tür demir halka. * Cı va yerine bir maden kutu kullanmak temeline dayanan kadranlı barometre. acı ve kokulu bir ot (İ nula). anesteziyoloji * Duyum yitimi bilimi. ça ğ rı ş tı rmak. angaje * Sözle veya yazı lı olarak bağ lanan.

angajmans ı z * Bağ lantı sı . anı lmı ş . tüyleri kiremit renginde. Anglosakson * V. ve VI. angajman * Yüklenme. ang ı ç ang ı n * Ünlü. * Usandı rı cı . angajmans ı zl ı k * Angajmanı olmama durumu. Anglofil *İ ngiliz yanlı sı . meş hur. Angolalı * Angola'da yaş ayan (kimse). kendi suları ndaki yabanc ı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanmas ı . * Ana dili İ ngilizce olan kimse. taahhüt. Anglikan *İ ngiliz kilisesine bağ lı olan (kimse). bı ktı rı cı . bağ lantı . . * Savaş durumundaki bir devletin. * Harman zamanı fazla sap yüklemek için öküz ve at arabaları nı n iki tarafı na takı lan parmakl ı k. Kı saltması A. * Olağ anüstü durumlarda veya sı kı yönetimde devletin vatandaş lara ait ta ş ı tlara el koymas ı . angström * Metrenin on milyarda biri değ erine eş it olan ı ş ı k dalgaları nı ölçme birimi. angajmanlı * Bağ lantı sı . zorla yapı lan iş . * Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptı ğ ı zorunlu ücretsiz hizmeti. angarya * Bir kimseye veya bir topluluğ a zorla.* sözle veya yaz ı lı olarak bir ş eye bağ lanmak. angaryaya koş mak * birini zorunlu olmadı ğ ı hâlde bir iş te çalı ş maya zorlamak. *İ ngilizlere has olan. Anglikanizm *İ ngiliz kilisesinin tuttuğ u inanç yolu. angaryac ı * Baş kas ı na ücretsiz iş yapt ı ran kimse. angarya çekmek * bir iş i isteksizce. yüzyı lda Büyük Britanya'yı ele geçiren Cermen ı rkı ndan oymaklara verilen ad. * Ördekgillerden. taahhüdü olan. hatı r için yapmaya mecbur olmak. evcilleş tirilebilen bir yaban kuş u (Casarca ferruginea). ücret vermeden yaptı rı lan iş . üstlenme. angudî angut * Angut kuş unun renginde. taahhüdü olmayan.

hatı ra. * Hazı rlı k. anı msamak * Hatı rlamak. . anı k anı klama anı klamak * Hazı rlamak. anhidrit anı * Genellikle kaya tuzu ve alçı taş ı yla birlikte bulunan doğ al.* Ahmak. anha minha * Aş ağ ı yukarı . anı klaş ma * Anı klaş mak iş i. anı msatmak * Hatı rlatmak. anı msanmak * Hatı rlanmak. anı lma anı lmak * Anı lmak iş i. * Anı klamak iş i. anı msanma * Hatı rlanma. anı klaş mak * Hazı r olma durumu. * Hazı r. anı rı ş * Anı rma i ş i veya biçimi. anı msatma * Hatı rlatma. an ı durumuna girme. anı msama * Hatı rlama. susuz kalsiyum sülfat. * Hatı ra. anı klı k anı laş ma * Anı laş mak iş i. kaba saba. hatı rlamak. * Yaş anmı ş olayları n anlatı ldı ğ ı yazı türü. anı laş mak * Anı niteliğ i kazanmak. * Anmak iş ine konu olmak.

anı tlaş tı rı lma * Anı tlaş tı rı lmak durumu. abideleş tirmek. * Saygı ve sevgi ile anı lı r duruma gelmek. anı z . anı t de ğ eri kazanmak. anı tlaş mak * Anı t durumuna gelmek. * Eş eğ in anı rı rken çı kard ı ğ ı ses. anı tlaş tı rı lmak * Anı tlaş tı rmak durumuna getirmek. dolaylı anlatmak. * Büyüklüğ ü. * Anı ş tı rmak i ş i. anı tsı * Anı ta benzer. * Anı rtmak i ş i. anı rtmak anı ş tı rma * Anı rması nı sağ lamak. anı tlaş ma * Anı tlaş mak i ş i. bir atasözünü anlatma veya çağ rı ş tı rma sanatı . anı t mezar * Görkemli. anı tlaş tı rma * Anı tlaş tı rmak iş i. abidele ş mek. sembol niteliğ inde yapı . abide. Anı tkabir * Atatürk'ün mezarı . telmih. abidevî. görünüş ü ve güzelliğ iyle görenleri etkileyen. görkemli. göze çarpacak büyüklükte. anı tlaş tı rmak * Anı t durumuna getirmek. anı t * Önemli bir olayı veya büyük bir kiş inin gelecek kuş aklarca tarih boyunca anı lması için yap ı lan. anı tsal mezar. * (küçük a ile) Tarih değ eri olan kiş ilerin mezarı olarak yap ı lan anı t de ğ erindeki yapı . * (eş ek) Ba ğ ı rmak. anı tsal * Anı t niteliğ inde olan. anı ş tı rmak * Bir ş eyi aç ı kça söylemeyip üstü kapalı anlatmak. anı ta benzeyen. * Önemi ve değ eri çok olan eser.anı rma anı rmak anı rtı anı rtma * Anı rmak iş i. ima etmek ihsas etmek. * Bir yazı da veya ş iirde bilinen bir olay ı .

* Bir parçanı n canlı çalı nacağ ı nı anlatı r. * Canlı cı lı k. hunnak. . anjiyo olmak * anjiyografi çektirmek veya yaptı rmak. * Bir anda oluveren. * Benzenden türeyen bir amin. anjiyoloji * Dola ş ı m organları nı inceleyen anatomi bölümü. * Bir anda gerçekleş tirilen hücum. * Sert. yutak iltihabı . apansı z. farenjit.* Ekin biçildikten sonra tarlada kalan köklü sap. animato animizm anjin anjiyo * Anjiyografinin kı saltmas ı . * Ansı zı n. * Bir andaki hı z. bası m iş lerinde. fotoğ rafçı lı kta. * Boğ az mukozası nı nş iş mesi. birdenbire. anî ak ı n anî hı z anîde anilin boyalar * Taş kömürü eterinden elde edilen. anjiyografi * Damar içine x ı ş ı nları nı geçirmeyen bir madde ş ı rı nga edildikten sonra damarları n filminin alı nması . anı zlı k anî * Anı zı sökülmemiş tarla. * Ekin biçildikten sonra sürülmemiş tarla. kaba. birden. animasyon * Canlandı rma. anîden anif anilin * Ansı zı n. bir anda. anı z bozmak * anı zı alt üst etmek için topra ğ ı yüzden sürmek. bo ğ ak. * Hemencecik. boya sanayiinde kullanı lan organik boya cevheri. anı z biçmek * anı zı ve tarla kenarı ndaki otları biçmek. birdenbire.

bir sözden. sormaca. ankastre * Bir oyuğ a. anket yapmak * bir konuda soruş turma. sözlerin bir araya gelmesi. semantik. anlak anlakl ı anlam * Bir kelimeden. anketör ankiloz * Oynar eklemlerde oynaklı ğ ı n kalmaması yla eklemin iş lemez duruma gelmesi. anket * Soruş turma. Ankara kedisi * Uzun tüylü ve Ankara yöresinde yetiş en kedi ı rkı . anlam ayk ı rı lı ğ ı * Karş ı t anlamlı kelimelerin. Zümrüdüanka. bir tasarı nı n. eklem kayna ş ması . Ankara keçisi * Uzun. . anlam bayağ ı laş mas ı * Anlam kötüleş mesi. * Bir önermenin. anketçilik * Soruş turmacı lı k. yuvaya yerle ş tirilmiş (tesisat). * Anket yapan uzman. * Zeki. anlad ı msa arap olay ı m * hiçbir ş ey anlamadı m. kı vı rc ı k ve ipek gibi yumu ş ak kı lları olan ve Ankara yöresinde yetiş tirilen evcil keçi türü. anlam bilimsel * Anlam bilimi ile ilgili. ankesörlü telefon * Kutulu telefon. anketçi * Soruş turmacı . bir davranı ş veya olgudan anla ş ı lan ş ey.Anka * Masallarda adı geçen ve gerçekte var olmayan büyük bir kuş . semantik. bir düş üncenin veya eserin anlatmak istediğ iş ey. tiftik keçisi. mana. araş tı rma yapmak. * Zekâ. bunları n hatı rlatt ı ğ ı düş ünce veya nesne. fehva. anlam bilimi * Dili anlam açı sı ndan inceleyen bilim dalı . anlam çı karmak * bir cümlede veya bir metinden yeni ve değ iş ik bir anlam yakalamak veya bulup çı karmak.

kayması veya bayağ ı laş ması . * Birinin duyguları nı . * Sorup öğ renmek. anlamda ş lı k * Eş anlaml ı lı k. dileğ inin yerine getirilmesini istemek. * Sahip olmayı istemek. dü ş üncelerini sezebilmek. anlamamak * hoş lanmamak. anlamamazl ı k * Anlamazlı k. müteradif. anlam daralması * Geniş kavramları olan bir kelimenin. geniş lemesi. yararlanmak. anlama * Anlamak iş i. * Doğ ru ve yerinde bulmak. anlamazlı k * Bir ş eyi anlamamı ş .* yersiz ve gereksiz bir yargı ya varmak. anlamazlı ktan gelmek * bir ş eyi anlad ı ğ ı hâlde anlamam ı ş . sinonim. vukuf. * Bkz. anlam kayması * Yeni bir anlam vermek üzere kelimelerin gerçek anlamları ndan kayarak kal ı pla ş malar ı . yorumlamak. yanl ı ş de ğ erlendirmek. farkı na varmamı ş gibi davranmak. anlam geni ş lemesi * Dar bir anlamda kullanı lan bazı kelimelerdeki anlamı n ilgili kavramlara yayı lmas ı . neye iş aret ettiğ ini kavramak. anlamak * Bir ş eyin ne demek oldu ğ unu. anlamı na gelmek (veya manaya gelmek) * (bir anlam) bildirmek. anlamda ş * Eş anlaml ı . * Bir ş ey üzerinde bilgisi bulunmak. * Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğ unu görme. bu kavramlar içinden tek bir anlam bildirmesi durumu. isimden türeme fiil. anlam değ iş mesi * Anlamı n daralması . bir söze. * (olumsuz veya soru biçiminde) İ yilik görmek. anlamland ı rma . genel bir anlamdan özel bir anlama geçi ş . müradif. söyleyenin aklı ndan geçmeyen bir anlam vermek. anlam iyileş mesi * Kötü ve olumsuz bir anlamı olan bir kelimenin zamanla iyi bir anlam kazanmas ı . isteklerini. kavrayamam ı ş gibi davranmak. yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteli ğ inde baş ka bir bilgi edinmek. anlam vermek * kendince bir yargı ya varmak. anlam kötüleş mesi * Anlamı iyi ve olumlu olan bir kelimenin zamanla kötü veya kötüye doğ ru giden bir anlam kazanması . ilgilenmemek.

belli olmak. anlamsı zla ş tı rma * Anlamsı zla ş tı rmak durumu. anlamsı zla ş tı rmak * Anlamsı z duruma getirmek. gerçe ğ i öğ renildi. . anla ş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi * Bkz. kimselerden biri. anlamsı zl ı k * Anlamsı z olma durumu. anla ş ma * Anlaş mak i ş i. semantik. anlaş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi. manas ı z. uyuş ma. anlaml ı lı k * Anlamlı olma durumu. anlamsı zla ş mak * Anlamsı z duruma gelmek. anla ş ı lan * anlaş ı ldı ğ ı na göre. anlars ı n ya! * açı klanmaması gereken bir olay ı dolaylı yoldan anlatmak için kullanı lı r. anla ş ı lmaz * Anlaş ı lması güç olan. anla ş ı lmak * Anlamak iş ine konu olmak. anlaml ı anlamlı * Anlamlı olarak. anlamland ı rmak * Anlamı nı aç ı klamak. manidar. anlamsal * Anlamla ilgili. ortaya çı kmak. anlamsı z * Anlamı olmayan. bir anlam verilemeyen. kar ı ş ı k. manalı . manas ı zl ı k. itilâf. anlaml ı * Anlamı olan. anlam kazandı rmak. galiba. anla ş ı lma * Anlaş ı lmak iş i. anla ş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi * iş in iç yüzü. önemli bir ş ey anlatmayan. anlamsı zla ş ma * Anlamsı zla ş mak durumu. anla ş ı k * Araları nda anlaş ma bulunan taraflardan. anlam vermek.* Anlamlandı rmak i ş i. düş ündürücü. bir ş ey demek isteyen. muğ lâk.

tahkiyeye ağ ı rl ı k veren (yazar). anlat ı cı anlat ı lma * Hikâye. ihtilâf. uyu ş mazlı k. ifade. itilâf. anlat ı m * Anlatmak iş i. alanlarda yap ı lan uzlaş ma ve bu uzlaş manı n tespit edildi ğ i belge. anla ş malı * Anlaş maya dayanan. anlat ı lmak * Anlatmak iş ine konu olmak. övmek. anlat ı mcı * Yalnı zca hikâye etmeye ağ ı rl ı k veren (eser). bir konuyu söz veya yazı ile bildirme. uzlaş mayı . ekspresyonizm. anla ş mak * Düş ünce. amaç bakı mı ndan birleş mek. uyuş ma. tahkiye. anla ş mazl ı k çı kmak * bir konuda uyuş mazlı k söz konusu olmak. anlat ı mcı lı k * Bkz. ekonomik. kültürel vb. duygu. antant. anlat ı * Hikâye etme. . * Bir duyguyu. anla ş ma yapmak * anlaş ma belgesi düzenleyip imzalamak. stilistik. inceleme. anla ş maya varmak * bir konuda birisiyle anlaş mak. anlat ı m bilimi * Üslûp yöntemlerini inceleyen edebî araş tı rma. bir düş ünceyi. anla ş tı rma * Anlaş tı rmak i ş i. anlat ı mlı * Düş ünce ve duyguyu güçlü ve canlı bir biçimde anlatan. fı kra gibi ş eyleri anlatan kimse. anla ş tı rmak * Anlaş mayı . anlat ı m tonu * Anlatı mda mantı k ve dü ş ünce özelli ğ ine göre olu ş an ton. anla ş mazl ı k *İ ki veya daha çok tarafı n kar ş ı laş an düş ünce ve amaçları arası nda ayrı lı k. * Eserlerinde hikâye etmeye.* Devletler arası siyasî. uyuş mayı sağ lamak. * Anlatı lmak iş i. anlata anlata bitirememek * bir ş eyden çok söz etmek.

* Hoş görüsüzlük. anlay ı ş * Anlamak iş i veya biçimi. * Bir konu üzerinde açı klamada bulunmak. * Kı sa süren. izans ı zl ı k. zihniye. feraset. anlama gücü. izanlı . * Duyu ve iradeden ayrı olarak düş ünülen bilme melekesi. gabi. anlatt ı rmak * Bir konu üzerinde bilgisini ölçmek. açı klama yaptı rmak. izah etmek. vurdumduymaz. anl ı k entelekt. kalı n kafalı lı k. zihniyet. * Ayı rı cı bir nitelik olmak bak ı mı ndan görü ş . anlay ı ş sı zlı k * Anlayı ş kı tlı ğ ı . anl ı ş anl ı * Güzel. telâkki. ünlü. gösteriş li. anlamayana davul zurna az * anlayı ş lı kimseleri en küçük bir söz bile etkiler. gabavet. yargı lama. takrir. * Söylemek. * Hoş görüsüz. ihtifal. ferasetsiz. anlay ı p dinlemek * (bir olayla ilgili olarak) iyice anlamak. anlayana sivri sinek saz. * Ölmüş bir insan ı hatı rlamak için yapı lan tören. zihniyet. bilgi vermek. bir an içinde olan. zekâ. belirtmek. * Hoş görülü. * Anlama yeteneğ i. anl ı kçı lı k * Duyu ve irade karş ı sı nda anlı ğ ı n üstünlüğ ünü ileri süren doktrin. anma * Birini veya bir ş eyi akla getirerek sözünü etme. anlay ı ş lı * Anlayı ş ı olan. anlay ı ş lı lı k * Anlayı ş lı olma durumu. anlatt ı rma * Anlattı rmak iş i. izansı z. vurdumduymazlı k. kavrayı ş sı z. . anlay ı ş göstermek * istenilen veya söylenilen bir ş eyi hoş görüyle karş ı lamak. zeki. nakletmek. usa vurma. hâlden anlama. kalı n kafalı . müdrike. oysa anlay ı ş sı z kimselere ne söylense yararsı zdı r. kafası z. kafası zl ı k. * Hoş görme. anlay ı ş sı z * Anlayı ş ı kı t olan.anlat ı ş anlatma anlatmak * Anlatmak iş i veya biçimi. izan. entelektüalizm. * Anlatmak iş i. *İ nandı rmak. ferasetli.

anmalı k anne anne olmak * (kadı n) çocuk sahibi olmak. anofel anomali * Sapaklı k. anormal * Genel olan örneğ e. anons etmek * sözle veya yazı yla bir durumu. sermayesi hisselere bölünmü ş ve her ortağ ı n sorumlulu ğ u sermayedeki hissesi ile sı nı rlı ortakl ı k. düzgün olmayan. aykı rı lı k. anonim ortaklı k * Sermayesi paylara bölünmüş olan ve her ortağ ı n sorumluluğ u sermayedeki pay ı yla sı nı rl ı bulunan ortaklı k. * Adlandı rmak. anmak * Birini veya bir ş eyi akla getirerek sözünü etmek veya onu düş ünmek. . bir haberi halka bildirmek. anonim ortaklı k.anma töreni * Bir kiş iyi veya bir olayı hatı rlamak için yap ı lan tören. anonim ş irket * En az beş kiş inin kurdu ğ u. duyurma. * Bir armağ anla gönlünü almak. hatı rlamak. annelik * Anne olma niteliğ i veya durumu. annelik etmek * annelik görevini yapmak veya anne gibi ilgi ve yakı nl ı k göstermek. anonim ş irket. * Bir sözü ağ zı na almak. hatı ra. zikretmek. anonsör anorak * Baş lı klı . * Bkz. yadigâr. anonim * Adı sanı bilinmeyen. * Yaratı cı sı nı n ad ı bilinmeyen (eser). su geçirmeyen spor ceket. bergüzar. * Çocuğ unu dünyaya getiren kad ı n. sunucu. gayritabiî. * Sı tma mikrobunu aş ı layan bir tür sivrisinek (Anopheles maculipennis). anorganik *İ norganik. alı ş ı lmı ş a ve kurala aykı rı olan. anons * Duyuru. * Anı lmak için verilen ş ey. anneanne * Annenin annesi.

sanat dalları nı tek veya bir arada belli bir yönteme göre inceleyen eser. bir ş eyi tanı k göstererek bir olay ı doğ rulama. * Bkz. * Kendi kendine söz verme. anormalleş mek * Anormal duruma gelmek. bilgilik. . * Bkz. anı msama. habersiz. * Her konuda biraz bilgi sahibi olan. artı uç. ant kardeş i * Bkz. ant içmek (veya etmek) * bir ş eyi yapmaya veya yapmamaya ant ile söz vermek. ansefalit ansı ma ansı mak ansı z * Anlayı ş sı z. anormallik * Anormal olma durumu. anı msamak. yemin etmek. ansiklopedici * Ansiklopedi hazı rlayan veya satan (kimse). * Birdenbire. deli. ansiklopedik sözlük * Alfabetik sı raya göre kelimelerin karş ı lı kları nı geniş bir biçimde veren. ansiklopedi * Bütün bilim. özel adları da içine alan sözlük türü. * Bir elektrolitte elektrik akı mı nı n gelip bağ landı ğ ı ve içeri girdi ğ i uç. anî olarak. ansiklopedicilik * Ansiklopedicinin yaptı ğ ı iş . ansı zı n * Hiç hatı ra gelmedik bir sı rada. birdenbire. akı lsı z. yemin. * Beynin irinsiz iltihaplı hastalı ğ ı .* Dengesi bozuk. anormalleş me * Anormalleş mek iş i. * Değ iş ik alanlardaki bilgileri sistemli bir yöntemle bir araya getirme veya toplama iş i. ansiklopedik * Ansiklopedi ile ilgili. kan kardeş i. ant * Tanrı 'yı veya kutsal bilinen bir kiş iyi. ant verdirmek * bir ş eyi yapması için bir kimseye ant içirmek. anot ansefal * Kafatası içindeki beyin ve yardı mcı organlar ı n hepsi. anîden.

sı rt yüzgeçleri uzam ı ş kemikli balı k türü. ya ğ lı yemi ş i. anterograf * Bağ ı rsak kas ı lmaları nı ölçmeye yarayan alet. anten yükselteci * Anten ile alı cı arası nda yer alarak elektromanyetik dalgaları n genliğ ini yükselten cihaz. antet . anterit *İ nce bağ ı rsak iltihabı . yurdumuzda Gazi Antep ve Siirt bölgelerinde yetiş en. uyu ş ma. ince ve sert kabuklu. itilâf. * Bu ağ acı n.ant vermek * "Allah aş kı na. "çocuklar ı nı n baş ı için" gibi sözlerle karş ı sı ndakini bir ş eye zorlamak. Antep i ş i * Gazi Antep yöresine özgü. * Olta ş amandı rası nı n alt ve üst kı sm ı nda bulunan ince uçlar. antarktik * Güney kutupla ilgili. anterostomi * Bağ ı rsak dü ğ ümlenmesinin kesilip alı nması . anten * Boş lukta yayı lan elektromanyetik dalgaları toplayarak bu dalgaları n transmisyon hatları içerisinde yay ı lmas ı nı sa ğ layan cihaz. antagonizma * Tezat. anterosel *İ nce bağ ı rsak fı tı ğ ı . güney kutup yakı nı nda olan. uzlaş mak. Antep baklavası * Antep yöresinde yapı lan özel bir tatl ı türü. tipik örneğ i Antep fı stı ğ ı ağ acı olan bir familya. antenli * Anteni olan. antant * Anlaş ma. antenli balı k * Göğ üs yüzgeçleri saplı . iplikleri çı karı lmı ş ve kafes ş eklini almı ş kuma ş üzerine aynı renk iplikle verevine sar ı larak yapı lan bir çe ş it el iş lemesi. * Duyarga. mutabakat. Antep f ı st ı ğ ı * Antep fı st ı ğ ı gillerin örnek bitkisi. antant kalmak * anlaş mak. iskeleti kemikle ş miş . yanlı ş olarak Ş am fı stı ğ ı da denilen bir ağ aç (Pistacia vera). antarktik kara * Güney kutuptaki kara bölgesi. Antep f ı st ı ğ ı giller * Ayrı taç yapraklı lardan.

* Bu çağ a özgü olan. antetli * Baş lı klı . antibiyotik tedavisi * Bir veya birçok antibiyotiğ in durdurucu veya öldürücü etkisinden faydalan ı larak yapı lan tedavi. olağ ana. yatak çarş afı gibi bezlerin kenarları na paralel ipliklerden bir bölümü çekilip dikey olanları n ikisi. ana hatlarda herhangi bir değ iş iklik yapı lmamı ş ve belli bir ekole göre isimlendirilen mobilya. * Antik. antika mobilya * En az yüz sene evvel imal edilmiş olan. antifriz * Bir sı vı ya katı ld ı ğ ı nda o sı vı nı n donma derecesini düş ürerek donması nı önleyen madde. kalevî. streptomisin gibi maddelerin ortak adı . antidot * Bkz. parazit gibi protein yap ı sı nda madde. özellikle küf mantarları nda bulunan veya sentezle elde edilen. antika * Eski çağ lardan kalma eser veya tarihî değ eri olan eski eş ya. davran ı ş veya öğ reti. tuhaf. panzehir. baş lı k. sı çan diş i. antetsiz * Ba ş lı ksı z. geleneğ e ayk ı rı . antihijyenik * Sağ lı k kurallar ı na aykı rı olma.* Kâğ ı t veya zarf üstüne bası lmı ş ad ve adres. antialerjik * Alerjilerin önlenmesinde veya tedavisinde kullanı lan ilâçları n özelliğ i. * Genele. özellikle eski Yunan ve Roma uygarl ı kları ile ilgili olan. birçok mikroba karş ı kullanı lan. üçü bir arada tire ile sar ı larak yapı lan diş diş süs. * Mendil. antiemperyalizm * Emperyalizme karş ı tutum. penisilin. antiasit * Alkalik. antik *İ lk Çağ daki uygarlı klarla. örtü. ajur. antibiyotik * Bitkilerde. acayip. antik çağ * Eski Yunan ve Roma uygarlı kları nı n geliş ip yay ı ldı ğ ı çağ . antikac ı . antiemperyalist * Emperyalizme karş ı olan. virüs. antijen *İ çerisine girdiğ i organizma arac ı lı ğ ı yla antikor olu ş umunu sa ğ layan bakteri. antidemokratik * Demokrasiye aykı rı olan.

sı cak ülkelerde ya ş ayan. boynuzlu bir hayvan (Anthilopus). katot ı ş ı nları nı alan elektronik lâmbadaki genellikle metal antipatik antipatik bulmak * sevimsiz bulmak. antimon * Atom numarası 51. antisemit . * Bası ncı azaltı lmı ş bir elektrik boş alma tüpünde. antikomünizm * Komünizm aleyhtarlı ğ ı . antikatot yaprak. antikas ı nı bilmek * en iyisini bilmek. atom ağ ı rl ı ğ ı 121. haddede veya çekiç altı nda iş lenemeyen. * Tuhaflı k. antikapitalist * Kapitalist rejime karş ı olan kimse. kanı kaynamamak. antikac ı lı k * Antika eş ya veya eserlerle uğ ra ş ma i ş i.* Antika eş ya veya eser satan veya toplayan kimse. ço ğ unlukla bası m harfleri alaş ı mı nda kullanı lan. * Hastalı k etkenlerini zararsı z duruma getirmek için vücudun çı kardı ğ ı madde. antikomünist * Komünizme karş ı . 6300 C de eriyen. antik devir. * Bu hayvanı n derisinden yap ı lmı ş . soğ uk. antipropaganda * Karş ı propaganda. çok h ı zl ı koş an.76 olan. mavimtı rak beyaz renkte bir element. soğ ukluk. * Karş ı t duygu. * Antipati uyandı ran. antiloplar * Geviş getiren memeli hayvanları n bir familyası . Kı saltması Sb. antikal ı k * Antika olma durumu. antikapitalizm * Kapitalizme karş ı olma. antikor antilop * Antiloplardan. sevimsiz. * Sevimsizlik. antinomi antipati * Çatı ş kı . antikite * Tarihte İ lk Çağ .

egzersiz. . antla ş ma *İ ki veya daha çok devletin saldı rmazlı k. büyük bir ı sı vererek yanan bir tür taş kömürü. * Bir yapı da girip geçilen yer. antitoksik * Antitoksin. alı ş tı rma yapmak. * Güçlükle tutuş an. savaş ta ittifak gibi konularda üstlenmelerini belirttikleri belge ve belgede belirtilen durum. idman. koku. antisemitist * Yahudilere karş ı düş manca duygular besleyen ve Yahudilere karş ı ayı rt edici tedbirler al ı nmas ı nı isteyen görüş e bağ lı olan (kimse). ahitle ş mek. antitoksin *İ çine giren toksinleri zararsı z hâle getirmek için vücudun çı kardı ğ ı madde. antrenman yapmak * spor amacı yla çal ı ş mak. antisemitizm * Yahudilere karş ı düş manca duygular besleyen ve Yahudilere karş ı ayı rt edici tedbirler al ı nmas ı nı isteyenlerin görüş ü veya tutumu. antla ş mak * Antlaş ma yapmak. antl ı antoloji *Ş airlerin. pakt. havanı n sarmal biçimli hareketi için kullanı lı r. antisepsi * Mikropları ilâçla öldürme yolları . antrenmanl ı *İ dmanlı . * Baş langı ç yemeğ i. antitez * Karş ı sav. methal. seçki. antiseptik * Antisepsi yapmak için kullanı lan veya antisepsi özelli ğ i olan (madde).* Yahudilik aleyhtarlı ğ ı . antrakt antrasit antre * Ara. muahede. antrenman * Bir spor dalı nda yapı lan al ı ş tı rma veya hazı rlı k çalı ş mas ı . yazarları n. idmansı z. duman ç ı karmadan. * Ant içmiş veya ant içirilmiş . güldeste. antisiklon * Yüksek bası nçlı atmosfer kütlesi. antrenmansı z * Antrenmanı olmayan. bestecilerin eserlerinden alı nmı ş seçme parçalardan olu ş an kitap.

antrepo * Gümrüklere gelmiş ticarî eş yanı n konuldu ğ u. insansı . antropoitler * Bkz. . bütün öbür yarat ı kları n insan için yaratı lmı ş oldukları nı söyleyen dinî nitelikli öğ reti. antroposantrizm *İ nsanı tabiatı n merkezi sayan. antropozoik *İ nsanı n belirmesi ve yayı lmas ı nı niteleyen antropozoik devir teriminde geçer. deniz lâlelerinin sapları nı olu ş turan kalsiyum karbonat birleş imli fosil. antropozoik devir * Antropozoik. antropomorfizm *İ nsan biçimcilik. insan bilimsel. ayak direyici. sı rası gelmiş ken. toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim. yetiş tiren ve çalı ş tı ran kiş i. istitrat. antroponim * Kiş i adları nı inceleyen bilim dalı .antrenör * Bir spor dalı nda sporcuyu e ğ iten. derisi dikenlilerden. evrimini. * Triyas devri katmanları nda bulunan. antropoit * Bkz. antropolog *İ nsan bilimi uzmanı . insaniçincilik. anut *İ natçı . antrkot antrok * Sı ğ ı rı n iki kürek arası ndan ve pirzolalı k yerinden çı kartı lan kemiğ inden sı yr ı lmı ş et dilimi. antrparantez * Söz arası nda. antropoloji *İ nsanı n kökenini. çalı ş tı rı cı lı k. antrepocu * Antrepo iş leten kimse. korundu ğ u yer. insan bilimi. biyolojik özelliklerini. antropolojik *İ nsan bilimiyle ilgili. insansı lar. ardiye. * Antrepoya bakan kimse. antrenörlük * Antrenörün iş i veya mesleğ i. antrepoculuk * Antrepocunun yaptı ğ ı iş . çalı ş tı rı cı .

aparey * Çeş itli parçalardan meydana gelen alet.anüri anüs *İ drarı nı yapamama ş eklinde ağ ı r bir böbrek rahatsı zlı ğ ı belirtisi. apak * Çok ak. çok belirgin. * Sindirim kanalı nı n doğ ru bağ ı rsak denilen son bölümündeki çı kı ş deliğ i. . aort apac ı apaç ı k apaç ı klı k * Apaçı k olma durumu. pek ansı zı n. anyon anzarot * Negatif elektrikle yüklü iyon. * Kör bağ ı rsağ ı n ince bir parmak gibi olan son bölümü. açı k bir biçimde görünmesi. çok anî olarak. aparkat aparma * Boksta bükük kolla aş ağ ı dan yukarı ya doğ ru atı lan yumruk. * Abla. * Bu ağ acı n yara tedavisinde kullanı lan reçinesi. yaka paça. * Rakı . * Çok acı . makat. * Bir ş eyin. iri. hiçbir kuş kuya yer bı rakmaksı zı n aydı nlı k. * Çok açı k. * Kalbin sol karı ncı ğ ı ndan çı kan ve vücuda kı rmı zı kan dağ ı tan büyük atardamar. gürbüz. cihaz. apansı z * Hiç beklenmedik bir sı rada. ş erç. * (bebekler ve küçük çocuklar için) Tombul. apansı zı n * Birdenbire. * Aparmak iş i. apar topar * Telâş ve acele ile. apala apalak apandis apandisit * Apandisin iltihaplanması . eksin. * Sı cak ülkelerde yetiş en bodur bir ağ aç (Sarcocolla). anüs yüzgeci * Balı klarda anüs bölgesinde tek olarak bulunan yüzgeç.

* Yorgun. apartman * Birkaç katlı ve her kat ı nda bir veya birkaç daire bulunan yapı . * Böyle esen bir rüzgârla. apayd ı nlı k * Apaydı n olma durumu. ş aş kı n. * Gizlice almak. *İ ş tahı açmak için yemekten önce içilen içki. apel aperitif apı ş * Butları n iç taraf ı . apa ş apatit apayd ı n * Çok aydı nlı k. bamba ş ka. apayrı apaz * Büsbütün ayrı . çalmak. apı ş ak * Bacakları nı açarak yürüyen. kemik dokusunda bulunan. apı ş arası *İ ki bacağ ı n arası nda kalan yer. hayta. kabadayı . iki bacak arası . * Bacakları aça aça yürüme. içinde flüor veya klor olan doğ al kalsiyum fosfat. * Avuç. alı p götürmek. * Anonim ortaklı klarda sermaye artı rı mı için yap ı lan ödeme çağ rı sı . * Doğ ada. * (gemi) Apazlama rüzgârla gitmek. apaz apazlama apı ş ı k . ayrı k bacaklı . * Çok az. apart otel * Müş terilerin kendi yeme ve içme ihtiyacı nı karş ı layabilmek için gerekli malzemeler ile donatı lmı ş bağ ı msı z apartman veya villâ tipinde in ş a edilmi ş ancak otel gibi iş letilen konaklama tesisi. * Külhan beyi. açar. * Yelken rüzgârla dolup ş iş mek. * Bir avuç dolusu. alı p kaçmak. * Apazlamak iş i. apazlamak * Avuçlamak. güçsüz.aparmak * Almak. * Pupa ile orsa arası nda geminin omurgası na 450 açı ile esen (rüzgâr).

aposteriori * Deney sonucu ortaya çı kan (bilgi). * Apı ş mak iş i. * Bir kumaş üzerine baş ka bir kumaş parçası nı veya bir danteli dikme yolu ile uygulayarak yapı lan süs. torbaya benzer. * Eldeki haritaya göre arazi üzerinde bir parseli kazı klarla belirtme. kapalı . apı ş ı p kalmak *ş aş ı rmak. aplike * Düz veya desenli bir kumaş tan kesilmiş motiflerin bir baş ka kumaş a iş lenmi ş durumu. * Derli toplu. apolet * Subaylarda rütbeyi göstermek için üniformaları n omuzları na tak ı lan iş aretli parça. apoletleri sökülmek * bir suç sebebiyle rütbesi indirilmek veya askerlikten atı lmak. apı ş tı rma apı ş tı rmak * Hayvanı çok yorarak yürüyecek gücünü bı rakmamak. * Oturmak. duvar lâmbas ı . * Çifte demir atarak döndükçe geminin bir alan içinde kalması nı sa ğ lamak. omuzluk. apokrif * Doğ ruluğ una güvenilmez söz veya yazı . sonsal. apokaliptik * Anlaş ı lmaz. karanlı k (söz veya yazı ). ş aş ı rmak. * Apı ş tı rmak i ş i. bacakları ayı rarak çömelmek. * Giysilerin omuzları na süs olarak takı lan parça. apotr . apoş i * Çember biçiminde. zinciri toplayı p demirini kaldı rmaya haz ı r bulunması . aplik aplikasyon * Uygulama. büyük gözlü a ğ . * Hayvan yorgunluktan bacaklar ı nı birbirinden ayı rarak çöküvermek. süslü. tetik. apı ş lı k apı ş ma apı ş mak * Ağ . ş ı k. aport * Avı n veya kendisine gösterilen ş eyin üzerine atı lı p getirmesi için köpeğ e verilen buyruk. * Duvar ş amdanı .* Kuyruğ unu apı ş arası na alarak yı lgı n yı lgı n giden (hayvan). * Hazı r. telden yapı lma. * Ne yapacağ ı nı kestirememek. apiko * Geminin.

önsel. çı ban. baş langı ç noktası na olan uzaklı ğ ı nı n cebirsel de ğ eri. perdahlanması . apse *İ rin birikimi. * Bir noktanı n uzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olan ı . * Aprelemek iş i. perdahlamak. * Dokumacı lı kta. havari. * Küçümseme belirten seslenme. perdahlanmamı ş veya cilâlanmam ı ş . zekâ yoksunu. . aval aval. boyacı lı kta cilâ olarak kullanı lan madde. iş lev yitimi. apsele ş mek * Yara irin ba ğ lamak. aptal olmak * aptal durumda bulunmak. appassionato * Bir parçanı n coş kunca çalı nacağ ı nı anlatı r. apreli apresiz april apriori * Hiçbir denemeye dayanmayan ve akı l yordam ı yla bulunup ortaya konan. alı k. aptal aptal aptal * Aptal gibi. koruyucu. * Zekâsı pek geli ş memiş . abril. apraksi apre * Bkz. apreci apreleme aprelemek * Kumaş veya deriyi cilâlamak. * Apresi yapı lmamı ş . ahmak. apse yapmak * bir doku içinde iltihap oluş mak. apsent apsis * Pelinle kokulandı rı lmı ş sert bir içki. koordinat. azarlama. * Apresi olan.* Yardı mcı . * Apre yapan kimse. apse yapmak. * Kumaş veya derinin cilâlanması . aptalca. apsele ş me * Apseleş mek durumu. * Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanı n. * Nisan ayı .

aptalcas ı na * Aptala yakı ş ı r biçimde. aptalca * Biraz aptal. aptesbozan * Bkz. kivi. aptal gibi. aptalla ş tı rmak * Aptallaş ması na sebep olmak. aptall ı k * Aptal olma durumu veya aptalca iş . apteshane * Bkz. apteriks aptes * Bkz. aptal duruma getirmek. abdestbozan otu.aptal yerine koymak (veya koyulmak) * anlamaz. * Bkz. aptalla ş ma * Aptallaş mak iş i veya durumu. aptal gibi. aptalla ş tı rma * Aptallaş tı rmak iş i veya durumu. ahmakla ş tı rmak. apteslik aptessiz apukurya apul apul * Tombul çocukları n bacaklar ı nı açarak salı na sal ı na yürüyüş lerini anlatı r. aptesbozan otu * Bkz. Ar * Bkz. abdestsiz. abdestli. aptesli * Bkz. anlamaz gibi görünmek. abdesthane. aptall ı ğ a vurmak * bir ş eyi bilmez. . abdest. ahmakça. * Bkz. bilmez sanmak (san ı lmak). abdestbozan. * (apta'lca) Aptala yaraş ı r nitelikte. aptalla ş mak * Zekâsı nı iş letemez olmak. aptall ı k etmek * aptalca davranmak veya aptalca iş görmek. abdestlik. * Et kesimi yortusu. ahmaklaş mak. alı klaş mak.

ar damar ı çatlamı ş * utanç duyulacak ş eyleri hiç sı kı lmadan yapan. ar ve hayâ perdesi y ı rtı lmak * utanmamak. bat-ar. suv-ar-mak vb. iki olayı birbirinden ayı ran zaman.* Argon'un kı saltması . ar * Tarı m alanlar ı için yüz metre kare de ğ erinde yüzey ölçü birimi./ -er* Belirli fiillere gelen geniş zaman eki: aç-ar. * Kiş ilerin veya toplulukları n birbirine kar ş ı olan durumu veya ilgisi. biç-er. ara açmak * dostluğ u bozmak. * Futbol oyununun kı rk beş er dakikalı k iki devresi arası nda oyunculara verilen on beş dakikal ı k dinlenme süresi. kâr yı lı * birinin sı kı lmay ı bir yana b ı rakarak yalnı z çı karı na bakt ı ğ ı anlat ı lı rken söylenir. ar namus tertemiz * utanması olmayan. yüzsüzlük etmek. -ar. -ar. bir filmde dinlenme süresi. utanmaz. mesafe. açar "anahtar". * Toplu jimnastik dizilmelerinde. kalk-ar. * (basketbol ve voleybol için) Takı mlar ı n oyun sı rası nda ald ı kları birer dakikalı k dinlenme ve talimat alma süresi. ar belâsı * namus ve onuru için baş kası söz eder korkusu. haftayı m. geç-er. aralı k. -ar. ar * Utanma./ -er*İ simden geçi ş siz fiil türeten ek. utanç duyma. sı radakilerin birbirlerinden yanlamas ı na olan uzaklı kları ./ -er* Fiilden ettirgen çatı türeten ek: çı k-ar-mak. aç ı klı k. ara bono * Arada ödenen olağ an dı ş ı bono. * Bir oyunda. ar etmek * utanmak. ara baş lı k * Esas bölümün alt baş lı kları nı anlatmak için kullanı lı r. * Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi. Bu ekle yap ı lmı ş isimler de vard ı r: keser. ölç-er vb. yat-ar. fası la. ç ı k-ar. anlaş mazlı ğ a yol açmak. * Aralı k. mola. ar yı lı değ il. *İ ki olguyu. çı kar "menfaat" vb. gid-er-mek vb. utanç duymamak./ -er*İ simden geçi ş li fiil türeten ek: baş -ar-mak. ara *İ ki ş eyi birbirinden ayı ran uzakl ı k. -ar. boş luk. antrakt. ara bozucu .

sonuna da gelebilen. ara konakçı * Asalağ ı n. ara bozuculuk * Ara bozucu olma durumu. ara kesit * Çizgilerin. fitçi. yüzeylerin.* Ara bozan (kimse). fitçilik. ara mal * Üretimde gerekli malı elde etmek için kullanı lan yarı iş lenmiş mal. ara kazanç * Malı bütünüyle devretmeden arada elde edilen kazanç. köçekçe gibi küçük güfteli bestelerde. ara buluculuk * Uzlaş tı rı cı lı k. fesat. münafı k. ara karar ı * Bir davanı n bakı lması nı kolaylaş tı rmak için yargı dan önce. ara bulma * Anlaş mazl ı k durumunda bulunan kimseleri uzlaş tı rma iş i. uzla ş tı rı cı . müfsit. ara bulmak * anlaş amayanları uzla ş tı rmak. münafı klı k. ara deniz * Okyanuslardan dar ve az derin boğ azlarla ayr ı lan. ara nağ me. . fesatçı . ara buluculuk etmek * ara bulmada yardı mcı olmak. * Sı k sı k söylenen söz veya açı lan sorun. ara cümle * Birleş ik veya yalı n cümlelerde anlam ı biraz daha aç ı klamak için araya giren iki virgül veya iki kı sa çizgi içinde verilen cümle. ara nağ me *Ş arkı . ara s ı navı * Üniversite ve yüksek okullarda yarı yı l içinde yap ı lan sı nav. ara kapı *İ ki yapı veya oda arası nda. karaları n arası na sokulmuş deniz. katı cisimlerin birbirlerine rastladı kları ve kesiş tikleri yer. ara seçim * Genel seçimler d ı ş ı nda yapı lan ara dönem seçimleri. ara s ı cak * Soğ uk ve sı cak yemek servisi aras ı nda ikram edilen hafif sı cak yiyecekler. ara bulucu * Uzlaş tı ran kimse. baş ı na. güftenin iki kı tası arası na. sözsüz çalı nan parça. ara nağ mesi * Bkz. kolayca geçmek için aç ı lan kapı . türkü. geliş me evreleri sı rası nda beslenip bar ı ndı ğ ı konakçı lardan her biri. arada önlem niteliğ inde verilen karar.

arabalı k * Araba konulan yer. * arası nda. * Araba yapma veya satma iş i. garaj. araba devrilince yol gösteren çok olur * iş iş ten geçtikten sonra verilen öğ üdün değ eri yoktur. motorlu veya motorsuz her türlü kara taş ı tı . vapur. araba vapuru * Arabalı vapur. arabalı vapur * Arabaya taş ı yan vapur. ara vermek * yeniden baş lamak için. araba mezarlı ğ ı * Kullanı lmaz hâle gelmiş veya eski arabaları n bı rakı ldı ğ ı yer. okun dibinde ve iki yanı nda bulunan uçlar ı na koş um kayı ş lar ı bağ lanan ağ aç bölüm. arabacı lı k * Araba sürme iş i. * Araba yapan veya satan kimse. arabacı * Arabayı süren kimse. araba kullanmak * araba sürmek. bir iş i bir süre bı rakmak.ara s ı ra * Seyrek olarak. araba araba * Arabalar dolusu. ara söz * Doğ rudan doğ ruya konuş ulan veya yazı lan konuyu ilgilendirmeyen dolaylı söz. * Araba dolduracak miktar. durmak. birçok arabalarla. ara tümce * Bkz. ara yerde ara yön * Dört ana yönden ikisi arası nda olan yönlerden her biri. araba * Tekerlekli. ara sokak * Ana yola açı lan ikinci derecedeki yol. arada. araba vapuru. . arabalı * Arabası olan. zaman zaman. araba falakas ı * Çift atlı arabalarda. istitrat. ara cümle. * Araba vapuru. * Araba ile taş ı nmı ş veya taş ı nacak miktar.

arabeskçi * Arabesk müzik sanatçı sı . münaf ı k. * Piş miş ve dondurulmu ş hamur yanı nda yenen tavuklu veya hindili çorba. arabanı n tekerine taş koymak * güçlük çı karmak. Asya ve Afrika'nı n sı cak bölgelerinde yetiş en. münafı klı k. anlaş ma sağ layan kimse. uzlaş ma sağ lamak için görevlendirmek. arabeskle ş me * Arabesk durumuna gelme. Arabî * Araplarla ilgili. . Arabistik * Arap dili ve kültürü araş tı rmaları . * Giriş ik bezeme. araba ş ı arabesk * Arap üslûbunda olan (ş ey). arabozanl ı k *İ ki kiş inin arası ndaki dostluk veya geçimi bozma iş i. arabeskle ş mek * Arabesk özelli ğ i kazanmak veya arabesk durumuna gelmek. arabizasyon * Araplaş tı rma. müzevir. mutavass ı t. Arabist Arabistan defnesi * Dulaptal otugillerden.araban * Klâsik Türk müziğ inde bir makam. müzevirlik. * Arapça. arac ı koymak * bir kimseyi. fesatçı . arabas ı nı düze çı karmak * karş ı la ş tı ğ ı güçlükleri yenip i ş ini kolay yürür hâle getirmek. * Üretici ile tüketici arası nda alı m satı m konusunda ba ğ lantı kuran ve bundan kazanç sağ layan kimse. arac ı * Uzlaş tı ran. kabukları hekimlikte kullanı lan bir ağ aççı k (Daphne gnidium). arabankürdî * Klâsik Türk müziğ inde az kullan ı lmı ş birle ş ik bir makam. arabozan *İ ki kiş inin arası ndaki dostluğ u veya geçimi bozan (kimse). Araplara özgü olan. arabanı n ön tekerleğ i nereden geçerse art tekerleğ i de oradan geçer * çocuklar. büyüklerin yaş ayı ş ı na uyarlar. * Arap dili ve edebiyatı yla uğ raş an kimse.

* Kiş iler veya nesneler arası nda ba ğ lantı sa ğ layan ş ey. gücünden yararlanı lan nesne. aradan * o zamandan bu zamana dek. kuramları n.arac ı lı ğ ı yla * Aracı olarak. enstrümantalizm. araç * Bir iş yapmakta veya sonuçland ı rmakta. araçs ı z * Araç kullanı lmadan. aradan çekilmek * iliş iğ ini kesmek. kurban bayramı nı n arife günü topland ı klar ı tepe. yoluyla. tavassut. aradan ç ı karmak * birçok i ş ten birini yapı p bitirivermek. arada ç ı karmak * baş ka i ş ler aras ı nda bir iş i de yapı vermek. bilvas ı ta. araçs ı zlı k * Araçsı z olma durumu. * Bir sonuca ulaş mak için kullanı lan ş ey. * Mekke'nin doğ usunda. * Bir ş eye ula ş mak. bir ş eyi elde etmek için yararlan ı lan kimse veya ş ey. vası ta. bağ lant ı kurarak. bilâvası ta. arada kalmak * iki tarafı uzlaş tı rmak üzere araya girme dolayı sı yla güç duruma dü ş mek. * Taş ı t. hacı lar ı n. aradan kald ı rmak * iş yapma imkânı nı yok etmek. mantı k ve ahlâk biçimlerinin yaln ı zca hayat ı n değ iş ik ş artları na uyma araçlar ı olduğ unu savunan dünya görüş ü. arada kaynamak * karı ş ı k bir durumda gereken ilgiyi görmemek. araçlı * Araçla yapı lan veya olan. tavassut etmek. vas ı ta. . araççı lı k * Düş ünme biçimlerinin. arada bir * seyrek olarak. doğ rudan doğ ruya yapı lan veya olan. Araf Arafat * Cennet ile cehennem arası nda bir yer. vası talı . arac ı lı k * Aracı nı n gördü ğ ü iş . araçlı jimnastik * Bkz. vası tas ı yla. aletli jimnastik. arac ı lı k etmek * bir iş in çözümünde araya girerek yardı m etmek. vası tas ı z.

a ş ı rma. araklamak * Çalmak. mavimsi gri renkte billûrlaş mı ş bir tür kalsiyum karbonat. * Aralanmak iş i. iliş kiyi bozmak. yeş il. iki dostun arası na so ğ ukluk girmek. aragonit arak * Ter. hı rsı z. yarı açmak. * Bitkilerin fazla dal ve çubukları nı kesmek. * Bir tür küçük zurna. *İ ki ş ey arası nda açı klı k oluş turmak. aralama aralamak * Aralamak iş i. tiftikten yapı lmı ş ince külâh. aralar ı nda dağ lar kadar fark olmak * araları nda her yönden büyük ayrı lı klar bulunmak. * Gitmek.Arafatta soyulmu ş hacı ya dönmek * her ş eyini kaybedip çı rı lçı plak kalmak. * Aralı klı duruma getirmek. aş ı rmak. . araklama * Araklamak iş i. yan ı ndan ayr ı lmak. -arak / -erek * Fiillerden zarf yapan ek. aralar ı nı açmak * iki kiş i arası ndaki dostluğ u. uzaklaş mak. * Araklayan. aralar ı iyi * dostlukları düzenli. sı kı fı kı arkadaş lı k kurmak. * Pirinç ve ş eker kamı ş ı ndan elde edilen bir tür rak ı . aralanma aralanmak * Biraz açı lmak. aralar ı ndan su sı zmamak * birbirleriyle çok yakı n. * Beyaz. *İ ri taneli bezelye. * Hı rsı zlı k. seyrekleş tirmek. * Seyrelmek. araka arakç ı arakç ı lı k arak ı ye * Derviş lerin giydikleri. benzer nitelikler çok az olmak. aralar ı ndan kara kedi geçmek (veya araları na kara kedi girmek) * iki dost birbirine gücenmek. çalan. çalma. seyrekle ş tirmek. çaresiz kalmak. aralı k olmak.

biraz açt ı rmak. * (bası mcı lı kta) Harfler veya satı rlar arası ndaki açı klı k. yarı açmak. aralı ks ı z . * Sı ra. aralatma * Aralatmak iş i. * Ayakyolu. * Evin iki bölümü veya iki oda arası ndaki dar geçit. * Dizgide kelimeler. aralı k vermeden. ilk kânun. * Uygun. geçenek. arama tarama * Polisin kuş kulu gördü ğ ü kimseler üzerinde bı çak. barı ş tı rmak. taharri. vakit. koridor. aralı k oyunu * Tiyatroda iki perde arası nda yapı lan koro.aralar ı nı bozmak * iki kiş i arası ndaki ili ş kiyi bozmak. aralı kta * Öbür ş eyler arası nda. elveriş li durum. aralı klı * Birbirine bitiş ik olmayan. iş yeri gibi yerlerde. fı rsat. * Bir sesi bir baş ka sesten. * Sürekli. esrar gibi yasak ş eyler araması . espas. * harfler arası nda veya satı rlar aras ı nda boş luk b ı rakmak. * Toplu beden eğ itiminde art arda dizilenleri ay ı ran açı klı k. harfler veya satı rlar arası nda açı klı ğ ı olan. * Yı lı n 31 gün süren son ay ı . araları nda açı klı k bulunan. monolog gibi eğ lendirici oyun. aralatmak * Aralı k duruma getirtmek. tam kapanmamı ş . arama karar ı * Arama yapı labilmesi için hâkim tarafı ndan verilmi ş karar. silâh. arama * Aramak iş i. * Kesik kesik. aralı k *İ ki ş ey arası ndaki açı klı k. aralı k etmek * aralamak. aralar ı nı bulmak * birbirleriyle anlaş amayan iki ki ş iyi uzlaş tı rmak. arama emri * Yapı lacak ara ş tı rma iş lemi için yetkili organdan al ı nan buyruk. * Yarı açı k. aralı k vermek * yeniden baş lamak için bir iş i kı sa süre ile b ı rakmak. * Birbirine bitiş ik olan. bale. * Portenin paralel çizgileri arası ndaki boş luk. kal ı na veya inceye doğ ru ayı ran uzaklı k. mesafe. üzerinde ve eş yası nda yapı lan araş tı rma iş lemi. * Saklanan sanı ğ ı n ve suç belgelerinin elde edilmesi için bir kimsenin ev. * Borsada hisse senetlerinin alı m satı m emirlerinin verildiğ i süre. araları nda açı klı k bulunmayan. espaslı .

çok aramak. ancak rastlantı ile ele geçer. taharri etmek. aramakla bulunmaz * çok değ erli. * Samî dillerinin batı lehçelerini içine alan ve milâttan önceki dönemlerde kullan ı lmı ş bulunan ölü bir dil. * (küçük a ile) Zenci. * Söz konusu olmak. * Aranı lan çözüm. * Düzenleme. aramak * Birini veya bir ş eyi bulmaya çalı ş mak. *Ş art ko ş ulmak. Aramca Aramîce aran ı lma * Aranı lmak i ş i veya durumu. * Orta Doğ u ile Kuzey Afrika'n ı n büyük bir bölümünde yaş ayan halk ve bu halkı n soyundan olan (kimse). * Bir ş eyin yoklu ğ unu duyarak geri gelmesini istemek. aramak taramak (veya arayı p taramak) * dikkatle aramak. * Olumsuz. *Ş art ko ş ulmak. * Araş tı rmak. hatı r sormaya gitmek. * Bu söz "düzenlemek" anlam ı nda "aranje etmek" biçiminde kullan ı lı r. * Bir yöntem bulmaya çalı ş mak. * Düzenleyici. * Bkz. fellâh. * Kendi üstünü aramak veya ortalı kta kendi kendine bir ş eyler aramak. aran ı lmak * Aramak iş ine konu olmak. özlemek. * Önem verip istemek. * Ziyarete. * Koyu esmer veya kara. yoklamak. arama yapmak * birini veya bir ş eyi bulmaya çalı ş mak. * Eksikliğ i duyulmak. aranmak * Aramak iş ine konu olmak. *İ steklisi bulunmak.* Denizdeki mayı nları toplama veya yok etme i ş lemi. kötü davranı ş larda bulunarak cezayı gerektirmek. aranje aranjman aranjör aranma * Aranmak iş i. Aramîce. * Arap halkı na özgü olan ş ey. arant ı Arap .

Arap uyandı (veya Arabı n gözü açı ldı ) * geçen bir olaydan ders alı ndı ğ ı nı anlatı r. yuvarlak ve çok sı k yeş il yaprakları olan uzadı kça a ş ağ ı doğ ru sarkan bir tür süs bitkisi. Arap sabunu * Potasla yapı lan. Arapla ş tı rma * Araplaş tı rmak iş i. Arapçalaş tı rma * Arapçalaş tı rmak i ş i. Arapsaçı * Küçük. Arapça * Samî dilleri ailesine giren ve Arap ülkelerinde kullanı lan dil. Arapla ş mak * Arap olmak. kararmak. esmer bir sabun. Arapla ş tı rmak * Arap kimliğ ini kazandı rmak. Arap tav ş an ı * Kemirgen memelilerden bir hayvan (Daculus daculus). Arap rakamlar ı * Bugün kullandı ğ ı mı z say ı lar ı gösteren rakamlar. arap saçı na dönmek * iş ler çok karı ş ı p çözümlenmesi güç bir duruma gelmek.arap * Negatif fotoğ raf. . yumuş ak. Arap zamk ı * Akasyadan elde edilen bir zamk. Arapla ş ma * Araplaş mak durumu. * Bu dile özgü olan. Arapl ı k * Arap olma durumu. Arapçalaş tı rmak * Arapçaya çevirmek. Arap gibi olmak * simsiyah olmak. arap saçı gibi * karmakarı ş ı k. Araplı ğ ı benimsemek. zamkı arabî. Arapsaçı * Çözümlenemeyecek kadar karı ş ı k durum. * Arap dili özelliğ i kazandı rmak. Arap olay ı m * (ş aka yollu) söylenen bir ş eyin doğ rulu ğ una inandı rmak için kullanı lı r.

* Sürekli olarak. arkada ş lı k bağ ları kopmak. ara ş tı rı lma * Araş tı rı lmak i ş i. inceleyen. arası hoş (veya iyi) olmamak *oş eyden hoş lanmamak. arası geçmeden * vakit geçmeden. arası na (veya araları na) kar ı ş mak * büyüyüp yetiş mek. * Çarş ı larda veya al ı ş veriş bölgelerinde aynı iş i yapan esnafı n bir arada bulunduğ u bölüm. araş tı rman. ara ş tı rı * Araş tı rma. ara ş tı rma * Araş tı rmak i ş i. birbirine darı lmak. Arasat * Müslüman inanı ş ı na göre. geçirilmek. ara ş tı rma görevlisi . kı yamet günü bütün ölülerin toplanacakları yer. arası z arasta ara ş it * Yer fı stı ğ ı . ara ş tı rı cı lı k * Araş tı rı cı nı n yaptı ğ ı iş . arkası kesilmeden. ara vermeden. sı cağ ı sı cağ ı na. müstemirren. geçimsizlik olmak. ara ş tı rı lmak * Araş tı rma yapı lmak. ara ş tı rı cı * Araş tı ran. çocuk maması yapmaya yarayan un. gözden. * Meraklı . mütecessis. * Bilim ve sanatla ilgili olarak yapı lan yöntemli çalı ş ma. ara ş tı rma filmi * Herhangi bir bilimsel araş tı rmada alı cı nı n salt bir kayı t aracı olarak kullan ı lmas ı yla elde edilen film. araları nda gerginlik. ara ş tı rmac ı (kimse). ararot kamı ş ı * Maranta. arası so ğ umak * aradan zaman geçerek önemini yitirmek.ararot * Sı cak iklimlerde yetiş en maranta adlı kamı ş tan ve baş ka bitkilerin kökünden çı karı lan. arası olmamak * geçinememek. taharri. vira. arası (veya araları ) aç ı lmak (aç ı k olmak veya bozulmak) * arkadaş lı kları sars ı lmak.

araya koymak * bir iş te sözü geçer bir kimsenin aracı lı ğ ı na baş vurmak. araya girmek * iki kiş inin arası ndaki bir iş e karı ş mak. soruş turmak. * Arzu ettirmek. . aray ı soğ utmak * zaman geçmek. araya soğ ukluk girmek * dostluk bağ ı gevş emek. sormak. * bir iş yapı lı rken ona engel olacak ba ş ka bir ş ey ç ı kmak. * iki kiş iyi uzlaş tı rmaya çal ı ş mak. ara ş tı rmacı * Bilim ve sanat alanlar ı nda araş tı rma yapan kimse.* Yüksek öğ retim kurumları nda yapı lan araş tı rma. istetmek. * Bilimde ve sanatta yöntemli çalı ş malar yapmak. ara ş tı rman * Araş tı rı cı . eski yakı nlı k. karı ş ı klı ğ a kurban olmak. * arası aç ı lmı ş kimse ile bar ı ş mak. ara ş tı rmacı lı k * Araş tı rmac ı olma durumu. araş tı rman. ara ş tı rmak * Birini veya bir ş eyi bulmak için bir yeri gözden geçirmek. araya almak * bir çevreye kabul etmek. * Aramak iş ini bir ba ş kası na yaptı rmak. araya vermek * yararsı z bir i ş e harcamak. araya gitmek * harcanmak. aray ı cı * Bir ş eyi aramay ı iş edinen kimse. aray ı yapmak * araları aç ı lmı ş iki kiş iyi barı ş tı rmak. aratmamak * yenisi. aray ı açmak * aradaki uzaklı k artmak. dostluk kalmamak. inceleme ve deneylerde yard ı mcı olan ve yetkili organlarca verilen görevleri yapan öğ retim yardı mcı sı . eskisinin yerini doldurabilmek. yokluğ unu duyurmamak. arat ı ş aratma aratmak * Aratmak iş i veya biçimi. * Bir gerçeğ i ortaya çı karmak için aramalarda bulunmak. kaybolmak. asistan. * Aratmak iş i.

arazi açma * fundalı k. aray ı p soranı bulunmamak (veya olmamak) * kimsesi olmamak. görünmemeye çal ı ş mak.* Arama iş iyle görevlendirilmiş kimse. . *İ linek. aray ı ş araz * Aramak iş i veya biçimi. ardak ardaklanma * Ardaklanma iş i. arboretum * Botanik bahçesinde ağ aç ve benzeri bitkilerin dikimine ayr ı lmı ş bölüm. tetikli yay. * Belirtiler. sazl ı k yerleri temizleyerek tarı ma elveriş li duruma getirme. arda *İ ş aret olarak yere dikilen çubuk. yerey. durumu. semptom. koruluk. arbalet arbede * Gürültülü kavga. * Hastalı k belirtileri. görü ş alan ı geniş olan küçük teleskop. * Kundaklı . aray ı p sormak * biri hakkı nda haber sormak veya birinin ziyaretine giderek ona karş ı ilgi göstermek. * Ardı l. arazbar arazbarbuselik * Türk müziğ inde bir birleş ik makam. arazi * Yer yüzü parçası . tahvil. aray ı p da bulamamak * beklenmedik iyi bir durumla karş ı laş mak. arbitraj * Hisse senedi. toprak. *İ çten çürümeye yüz tutmuş ağ aç. *İ stenilen yı ldı zı teleskop içine getirebilmek için büyük teleskoplara paralel olarak bağ lı . aray ı cı fi ş eğ i * Bir tür donanma fiş eğ i. çevreye uymak. * Türk müziğ inde bir birleş ik makam. araziye uymak * ortama. yer. patı rtı . * Maden üzerine kazı ma yapmak ve çı krı kta çevrilen ş eyleri yontmak için kullanı lan çelik kalem. yabancı para gibi değ erli kâ ğ ı tlar ı daha kârlı görülen baş ka kâğ ı tlarla de ğ iş tirme iş i.

ard ı ç otu * Ardı ç ağ acı nı n küçük bitkisi. güzel kokulu yaprakları nı kı ş ı n da dökmeyen. pencere için) sonuna kadar aç ı k. ardı sı ra. ard ı ç kuş u * Kara tavukgillerden. ard ı l * Birinin ardı ndan gelip onun yerine geçen kimse. * Sataş mak. ard ı arası kesilmemek * aralı ksı z olarak gelmek. . ard ı na kadar aç ı k * (kapı . öncel karş ı tı . ard ı ardı na * Birbirlerini kovalayarak. kuyru ğ u kara bir kuş türü (Turdus pilaris). ası lmak. ard ı kesilmek * arkası gelmemek. karnı ak. * Bir çı karı mda varı lan sonuç. hemen ardı ndan. ara vermeden. ard ı nca * Hemen arkası ndan. halef. ard ı lma ard ı lmak * Ardı lma iş i. aralı ksı z. * Musallat olmak. ard ı na (veya arkası na) dü ş mek * arkası ndan gitmek. takı lmak. tükenmek. ard ı n ardı n * Geri geri. kurt sayı lmaz * önemli kimseleri çekemeyip onlara dil uzatanları n çok olduğ unu anlatı r. * Servigillerden. ard ı ç rakı sı * Cin. ard ı sı ra ard ı ç * Peş inden.ardaklanmak * (ağ açlarda) Mantarları n sebep oldu ğ u çürümeye u ğ ramak. ard ı ndan (veya arkası ndan) atlı kovalamak * bir iş i gereksiz bir telâş la yapanlar için söylenir. * Birisinin sı rt ı na ası lmak. arkası ndan. Avrupa ve Asya ormanları nda yaş ayan. yuvarlak kara yemiş leri ilâç olarak kullanı lan bir a ğ açç ı k (Juniperus). ard ı nda yüz köpek havlamayan kurt. arkası sı ra. ardı sı ra. ard ı l görüntü * Bir duyunun kaybolması ndan sonra geriye kalan görüntü. peş ini bı rakmamak. çatmak. sı rtı kahverengi.

* Böyle bir yerde saklanı lan eş ya için ödenen ücret. argaç * Dokuma tezgâhları nda enine atı lan iplik. ard ı ş ı k görüntü * Bir duyunun kaybolması ndan sonra da devam eden görüntü. üç gibi birbiri ardı ndan gelen sayı lar. son vermek. arife günü. arefe günü * Bkz. mütevali. * Siyasî çekiş melerin geçti ğ i yer. * Bkz. * Ardiye iş leten kimse. boğ a güreş i. antrepo. ard ı ş ı k * Birbiri ardı ndan gelen. durdurmak. büyük boynuzlar ı olan yaban koyunu (Ovis ammon). ard ı nı kesmek * arkası gelmemek. atkı . argali * Boynuzlugillerden. ard ı nı bı rakmamak * Bkz. tamamlamak. iki. depo. oyun gibi türlü gösteriler yap ı lan alan. argaçlama * Argaçlamak iş i. ard ı ş ı k olgular * Bir hastalı ktan sonra görülebilen fakat hastalı ğ ı n kesin sonucu olmayan olgular. ardiyeci arduaz arefe areometre * Sı vı ölçer. * Ardiyeye bakan kimse.ard ı ndan sapan taş ı yetiş mez * bir kimsenin çok hı zl ı gittiğ ini anlatmak için kullanı lı r. ard ı ş ı k sayı lar * Bir. ard ı nı almak (veya getirmek) * bitirmek. . önlemek. Kuzeydoğ u Asya'da yaş ayan. argaçlamak * Dokumada argaç atmak. yarı ş . ard ı ş ı klı k * Ardı ş ı k olma durumu. arife. ardiye * Genellikle ticaret eş yası nı saklamaya yarar yer. * Kayağ an taş . arena * Amfiteatrı n ortası nda. peş ini bı rakmamak. kayrak.

kı zı lca renkli küçük sinek (Braula caeca). havada %1 oran ı nda bulunan. atom ağ ı rl ı ğ ı 39. * Yabancı ş eylerden arı nmı ş . ar ı biti * Kör. ar ı gibi sokmak * iğ nelemek. iğ nesiyle sokan böcek (Apis mellifica). * Geçit. * Beceriksiz.9 olan. * Keklik tutmakta kullanı lan. rengi. * Argı n olma durumu. * Zar kanatlı lardan. kat ı ş ı ksı z.argı n * Yorgun. acı söz söylemek. kokusu ve tad ı olmayan bir element. ar ı beyi * Her kovanda bir tane bulunan ana arı . * Temiz. argola ş mak * Karş ı lı klı argo konuş mak. ar ı gibi * çok çalı ş kan. zayı f. saf. tahtadan kapanları n yan tarafları na bağ lanan ağ aç parça. dağ boğ azı . * Günahs ı z. münezzeh. argı nl ı k argı t argo * Kullanı lan ortak dilden ayrı olarak ayn ı meslek veya topluluktaki insanları n kullandı ğ ı özel dil veya söz dağ arc ı ğ ı . ar ı kil . boğ az. bal ve bal mumu yapan. salyangoz kabuğ u biçiminde kabuğ u olan ve ahtapota benzeyen bir hayvan (Argonauta argo). bitkin. Kı saltmas ı Ar. argonot * Kafadan bacaklı lardan. kanatsı z. argolaş ma * Argolaş mak özelliğ i gösterme. ar ı dalağ ı * Bal peteğ i. * Söz argo durumuna gelmek. halis. ar ı ar ı bal alacak çiçeğ i bilir * iş ini bilen kimse nereye ba ş vuraca ğ ı nı bilir. * Serserilerin. argüman ar ı * Bir çı kı ş kümesinin de ğ iş kenine verilen ad. külhan beylerinin kullandı ğ ı söz veya deyim. argon * Atom numarası 18. derbent.

sı rtı sarı . * Bal almak için arı yeti ş tirme i ş i. ar ı k çekmek * tı kanan. ar ı klaş mak * Arı k (II) olmak. ar ı kovanı gibi iş lemek * (bir yerin) gireni çı kanı çok olmak. Arı Kovanı * Yengeç takı m yı ld ı zı yöresinde bir yı ldı z kümesi. Kuzey Afrika. ar ı sütü ar ı cı ar ı cı lı k ar ı k * Ark. bozulan arkları temizleyip açmak. ar ı klatma * Arı klatmak durumu. ar ı klamak * Arı k (II) duruma gelmek. * Genç iş çi arı nı n baş ı ndaki bezlerden salgı lad ı ğ ı azotu çok madde. ek süre içinde harcadı ğ ı ve sonucunda artı k de ğ er yaratt ı ğ ı . karş ı lı ğ ı ödenmeyen emek. . ar ı k emek *İ ş çinin.* Porselen yapmakta kullanı lan bir çe ş it ak ve gevrek kil. kaolin. Güney Avrupa. yağ ı erimiş zay ı f. ar ı sili * Tertemiz. * Fide veya fidan dikilen yer. * Bal almak için arı yeti ş tiren kimse. karnı mavimsi yeş il. aç ı k yerlerde yaş ayan bir ku ş (Merops apiaster). ar ı kuş u * Arı ku ş ugillerden. ar ı klaş ma * Arı klaş mak i ş i. ar ı kovanı * Arı lar ı n içinde bal yaptı klar ı çeş itli maddelerden yapı lmı ş yuva. cı lı z. ar ı k * Eti. ar ı kuş ugiller * Omurgalı hayvanlardan kuş lar sı nı fı na giren bir familya. Orta Asya'da az a ğ açl ı klı . ar ı klatmak * Su yolu yapan kimse. sı ska. kuru. ar ı kçı ar ı klama * Arı klamak iş i.

ar ı laş tı rma * Arı laş tı rmak iş i. * Kovanları n konulduğ u yer. * Arı lanmak durumu. ar ı ndı rmak * Arı nması nı sağ lamak. arı la ş ma. vücutlar ı . özle ş tirmek. kovanlı k. ar ı lama ar ı lamak ar ı lanma * Arı lamak iş i. tenzih etmek. özleş mek.* Arı k (II) duruma getirmek. özleş me. ar ı laş ma * Arı laş mak durumu. arı duruma gelme. * Temizlenme. * Ruhun tutkulardan temizlenmesi. ar ı lı k * Temizlik. özleş tirme. ar ı laş tı rmak * Arı duruma getirmek. saflaş mak. sı skalı k. * Katı ş ı ksı zlı k. özellikle karı nları ve arka ayakları kı llarla örtülü zar kanatl ı lar familyası . ar ı lı k ar ı nmak . ar ı nı n yuvası na kazı k (veya çöp) dürtmek * tehlikeli kiş iyi kı ş kı rtmak. ar ı na dokunmak * utanç duymak. ar ı laş mak * Arı duruma gelmek. ar ı lanmak * Arı laş mak. * Bir ş eyde herhangi bir ay ı p veya kusur bulunmad ı ğ ı nı bildirmek. tenzih. ar ı klı k * Zayı fl ı k. ar ı lar * Tek tek veya bir topluluk düzeni içinde yaş ayan. ar ı nı ş ar ı nma * Arı nmak iş i veya biçimi. * Günahsı zl ı k. * Sanat yoluyla duyguları n arı nmas ı . ar ı ndı rma * Arı ndı rmak i ş i.

için) Arı tma i ş i.* Temizlenmek. * Deterjan. * Aksama. * Sonradan ortaya çı kan. * Arı tma iş i. ar ı tı cı * Arı tma özelliğ i olan. ar ı tma * Arı tmak iş i. ar ı zalanmak * Arı za. ar ı tı cı lı k ar ı tı m ar ı tı m evi *Ş eker. * Bir notanı n sesini yarı m ton yükseltmek. aksaklı k göstermek. petrol gibi maddelerin ar ı tı ldı ğ ı yer. ar ı z ar ı z olmak * bulaş mak. ar ı ş ar ı ş ar ı ş * Araba oku. . yağ vb. * (petrol. * Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü. ar ı tmak * Temizlemek. musallat olmuş . * Katı ş ı ksı z duruma getirmek. rafineri. alçaltmak veya eski durumuna getirmek için notanı n soluna konulan diyez. sürekli görünür durumda olmak. aksaklı k. bemol ve bekâr i ş aretlerinin ortak adı . ar ı tma ünitesi * Doğ al gaz üretim kuyuları ndan toplama hatlar ı yla gelen gazı n içerisindeki hidrojen sülfür. hidrokarbon kondanstları nı n tabiî gazdan ayrı ld ı ğ ı birim. rafinaj. ar ı zalanma * Arı zalanmak iş i. iş lemez duruma gelmek. karbondioksit ve su buharo gibi hidrokarbon bile ş iğ i olmayan gazlarla. tasfiyehane. * sonradan ortaya çı kmak. * Rahatlamak. * Çözgü. ar ı tı ş * Arı tmak iş i veya biçimi. ar ı za yapmak * Bozulmak. ar ı za * Engebe. * Bulaş mı ş . tasfiye etmek. arı duruma gelmek. * Katı ş ı ksı z.

arife * Belirli bir günün. * Geçici.ar ı zal ı * Engebeli. bu halka özgü. *İ ran'dan geçerek Kuzey Hindistan'a yerle ş en halk veya bu halktan olan kimse. için) Aksayan. bozulmuş . aristokrasi * Ekonomik. idare edecek biçimde. varı ş lı . olayı n bir önceki günü veya ona yakı n günler. toplumsal ve siyasî gücün soylular sı nı fı nı n elinde bulundu ğ u tarihî yönetim biçimi. düz. eğ reti. * Huzurlu. * Özgür. iş lemeyen. dı ş tan gelen. Aristoculuk * Aristotelesçilik. arife günü * Dinî bayramlardan önceki gün. * Çı plak. rahat. Ari arî Ari dil aria arif * Çok anlayı ş lı ve sezgili (kimse). arif olan anlas ı n (veya anlar) * herkesin anlayacağ ı kadar açı k söylenmeyen bir sözün gerçek anlamı nıkavrayanlar için söylenir. arifane ile * ortaklaş a. * Aristotelesçi. arya. * Operalarda solistlerden birinin orkestra e ş li ğ inde söylediğ iş arkı . ar ı zası z ar ı zî * Sonradan olan. ön gün. * Yiyeceğ i ortakla ş a sa ğ lanan (toplant ı ). mutlu. * Yarı m yamalak. arifane * Arif olana yak ı ş acak yolda. * (Araç vb. * Engebesiz. biçimde. * Bu halkla ilgili. arioso Aristocu * Dramatik ve lirik bakı mdan yüksek bir anlatı m gücü olan ağ ı r baş lı hava. * Aksamayan. * Soylular sı nı fı . hür. bozulmadan iş leyen. aristokrat . * Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İ ran grubuna verilen ad.

* Bu bilimle ilgili. gezimcilik. Aristotelesçilik * Yunan filozofları ndan Aristoteles'in felsefesi.. düzensiz. * Büyük bira bardağ ı . dizinin terim sayı sı na bölünmesiyle elde edilen sayı . Arjantinli * Arjantin halkı ndan olan. dizisi aritmetik bir dizi olup ortak çarpan denilen değ iş mez oran ı 2 sayı sı dı r. ödünç olarak. aritmetik iş lem * Aritmetik yoluyla yapı lan çözüm. * Kalp atı ş ları ndaki düzensizlik ve eş itsizlik. Aristotelesçi * Aristotelesçilik yanlı sı olan kimse. her yönü ile.5.* Aristokrasi yanlı sı . aritmi aritmik ariya ariyet * Eğ reti. ark . * Bu felsefeyi benimsemiş olma durumu. * Belli bir taş ı nı r malı n kullanı lması nı n geri verilmek ş art ı yla bedelsiz olarak bir kimseye bı rakı lması . yelkeni veya sereni direkten a ş ağ ı alma.7. aritmetik orta * Bir diziyi oluş turan say ı lar ı n toplam ı nı n.9. aristokratik * Aristokratlı kla ilgili. ariz amik ariza arjantin * Enine boyuna. bunlar ı n özellikleri ve iş lemler olan kolu.. aritmetiksel * Aritmetik ile ilgili. * Soylu. aristokratl ı k * Aristokrat olma durumu. ödünç. * Ritimli olmayan.3. konusu sayı lar. aritmetik dizi * Ardı ş ı k terimleri arası ndaki ayr ı m değ iş meyen dizi: 1. * Sancağ ı . * Yüksek bir makama sunulan mektup veya dilekçe. aritmetik * Matematiğ in. ariyeten * Eğ reti olarak.

arka arkaya * Hemen birbirinin arkası ndan. arka (veya sı rt) çevirmek * eski ilgiyi göstermez olmak. yabancı gibi davranmak. arka vermek * desteklemek. * Geçmiş . arka müziğ i * Bir oyunda hareket ve sözlerin yanı sı ra etkiyi artı rmak için hafifçe çalı nan müzik. * Dağ sı rtları nda davarlar ı n yatı rı ldı ğ ı düz. * Koruyucu. arka bulmak * bir koruyucu. * Geri kalan bölüm. cetvel. kayı rı cı bulmak. kayı rmak. arka ayak * Hayvanlarda vücudun gerisinde bulunan ayaklardan biri. * Art. kanal. * Ağ ı l. arka kap ı dan çı kmak * okuldan baş arı sı zl ı kla ayr ı lmak. arka olmak * maddî. art arda. beden. * Önemsiz. arka yüz arkaç * Bir ş eyin arkada kalan yüzü. geride kalm ı ş zaman. piston. . arı k. peş . dayamak. rüzgâr almayan kuytu yer. hark. manevî yönden destek olmak. arka çı kmak * bir kimseyi baş kaları na karş ı korumak. arka arkaya vermek * birbirini korumak için birleş mek. arka arka * Geriye doğ ru. kayı rı cı . dayan ı ş mak. arka * Bir ş eyin temel tutulan yüzünün tam ters yan ı . arka teker * Araçları n arka düzeninde yer alan tekerlek. arkada bulunan. * (insan için) Vücut. destek olmak. * Otururken sı rtı n dayandı ğ ı yer.*İ çinden su akı tmak için toprağ ı kazarak yapı lan açı k oluk. arka plânda * Geride. * Bir ş eyin sı rt durumunda olan yüzeyi. arka sokak * Ana yola açı lan ikinci derecedeki sokak. * Arkada olan. iltimasçı .

arkadaş ları na çok düş kün olan kimse. geride kalmak. hempa. arkada ş ça * Arkadaş olarak. arka taş ı * zarar veren arkadaş lar için söylenir. * Arkalamak iş i. birlikte gitmek. arkada kalanlar (veya arkadakiler) * bir kimsenin öldüğ ünde veya bir yere gittiğ inde geride bı raktı ğ ı yakı nları . * Kullanı ldı ğ ı çağ dan daha eski bir ça ğ dan kalma bir biçimin. belli etmeden. * değ erce ileride olanlar ı n arkası nda kalmak. bir yapı nı n özelliğ i. arkaizm arkalama arkalamak * Arkası na almak. refik. * (ölen kimseye göre) dünyada bı rakmak. arkada ş * Bir iş te birlikte bulunanlardan her biri. * Birbirlerine karş ı sevgi ve anlayı ş gösteren kimselerden her biri. arkaik * Arkaizmle ilgili. yard ı m. * Bir kimseye güven vererek yardı m etmek. arkada ş lı k * Arkadaş olma durumu. * bir süre beraber bulunmak. arkada ş olmak * bir kimseyle dostluk kurmak. korumak. arkadaş a yak ı ş ı r davranı ş . arkadan vurmak * bir kimse kendisine güvenen ve inanan birine gizlice kötülük etmek. kullanı mdan düş müş olan eski söz ve deyim. müzaheret. geride kalmak. omuzda ş lı k. dostça. arkada bı rakmak * bir ş eyden epey uzakla ş mı ş bulunmak.arkada bı rakmak * birinden daha ileri gitmek. . arkada ş lı k etmek * bir iş te birlikte bulunmak. ünsiyet. * Konuş ulan ve yazı lan dilde. destek olmak. yüklenmek. * zaman bakı mı ndan geçmi ş te bı rakmak. yâren. refakat etmek. arkadan söylemek * kendisi bulunmadı ğ ı bir yerde kimseyi çekiş tirmek. müzaheret etmek. gizlice. arkada ş değ il. huyu ve düş ünceleri birbirine uymak. el altı ndan. içten olmak. dedikodusunu yapmak. eskimiş (söz veya eser). arkada kalmak * geriden gelmek. arkadan arkaya * Gizli gizli. * Güzel sanatlarda klâsik çağ öncesinden kalan. ileri gidememek. eş lik etmek. arkada ş canlı sı * arkadaş lı ğ a değ er veren. içtenlikle.

arkası kesilmek * tükenmek. arkası olmamak * kayı racak kimsesi olmamak. yerinden düş ürülememek. arkal ı k * Ev içinde giyilen kolsuz. arkası na almak * sı rt ı na yüklemek. * Sı rtı nda yük taş ı yan hamallar ı n. * (birini) gözden ayı rmayarak arkası ndan gitmek. . arkası gelmek * devamlı olmak. taş ı mak. güçlü olmak. peş inden. dayanağ ı olan. arkası sı ra * Ardı ndan. yük taş ı rken kullandı klar ı arka yast ı ğ ı . sürekli olmak. sı rt dayayacak yeri olmayan. arkal ı klı * Arkalı ğ ı . arkası na bakmadan gitmek * arkada kalanlarla hiç ilgilenmeden bir yerden ayrı lmak. koruyucusu. * Soğ uğ a karş ı gereğ i gibi giyinmemi ş olma durumu. * Koruyanı . arkalı k. arkalanmak * Kendisine yardı m edilmek. arkal ı arkal ı ç * Arkalı k. son bulmak. arkası (veya sı rt ı ) yere gelmemek * sarsı lmamak. arkal ı ksı z * Arkalı ğ ı . bitirilmek. arkası na dü ş mek (veya takı lmak) * bir iş i sona erdirmek için sı kı çalı ş mak.arkalanma * Arkalanmak iş i. destek olunmak. * desteğ ini sağ lamak. bir yerde durdurulmak. semer. arkası pek * Güçlü birine veya sağ lam bir ş eye güvenen. arkası yufka * Sevilen bir yemeğ in arkas ı ndan baş ka bir yemeğ in bulunmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. sı rt dayayacak yeri olan. kalı nca bir tür kı sa hı rka. arkası sı ra * arkası ndan. arkası alı nmak * sona erdirilmek. * Sı rt dayamaya yarar yer.

dayanağ ı olmayan. övmek. iltifat etmek. * birine çok ilgi duymak. *İ lk ana madde. arkası nı (veya peş ini) bı rakmak * vazgeçmek. arkası ndan * birinin orada hazı r bulunmamas ı durumunda. arkası nı (bir ş eye) vermek * dönmek. arkası ndan ko ş mak * iş yaptı rmak için birinin arzusunu kollamak. arkası ndan sürüklemek * arkası ndan gelmesini sağ lamak. arkeen arkegon * Kambriyumlardan önce oluş an en eski yer katı . arkaya bı rakmak (veya koymak) * sonraya. arkası nda dola ş mak (veya gezmek) * bir iş i yaptı rmak için ilgili veya yetkili bir kimsenin uğ radı ğ ı yerlere giderek görüş me f ı rsatı aramak. arkası nı dayamak * birinin koruyuculuğ una güvenmek. arke arkebüz * XV. arkası nı getirememek * baş lad ı ğ ı bir i ş i sürdürüp sona erdirememek. baş ka zamana veya iş in sonuna bı rakmak. sözünden caymakta sakı nca görmeyenler için kullanı lı r. taş ı nabilir ateş li silâh. görüş me fı rsatı aramak. * Koruyanı olmayan. arkaüstü * Arkası yere gelecek biçimde. arkası nı (birine) vermek * birinin koruyuculuğ una güvenmek. . ertelemek. yüzyı lda Fransa'da kullanı lmaya baş lanan. arkası z * Arkalı ğ ı olmayan.arkası nda (veya sı rtı nda) yumurta küfesi yok ya! * eski düş üncesini de ğ iş tirmekte. arkası nı sı vamak * okş amak. geriden gelmek. koruyucusu. arkası nı almak * bir iş i tamamlamak. arkaya kalmak * geride kalmak. sonraya kalmak.

* Tarih öncesi ve eski çağ lardan kalma eserleri tarih ve sanat bak ı mı ndan inceleyen bilim. bazı su yosunlar ı nda.organı . kuzey kutup yakı nı nda olan. seren. bütün kara yosunları nda ve bazı açı k tohumlularda görülen diş ilik * Kazı bilimci. armadura * Gemide direklere tak ı lı halatları bağ lamak için küpe ş tenin iç tarafı nda bulunan delikli ve çubuklu levha. arma soymak * hareketli olan armayı . utangaç. bir hanedanı n veya bir ş ehrin sembolü olarak kabul edilmi ş resim. seren. arkeolojik * Arkeoloji ile ilgili. * Kuzey kutupla ilgili. arma ğ an . * Arlanmak iş i. arlı arı ndan. arktik arlanma arlanmak arlanmaz * Utanmaz. harf veya ş ekil. ongun. arma * Bir devletin. * Geminin direk. arma uçurmak (veya arma budatmak) * armayı rüzgâra kaptı rmak. armada armador * Donanma. sı kı lgan. yağ mur ve kardan korumak amac ı yla bir süre için sökmek. * Köy evlerinde kapı ları n arkası na konulan kal ı n kuş ak. * Geminin yürümesine hizmet eden direk. huysuz huyundan vazgeçmez * herkes kendi karakterine göre davranı ş ta bulunur. arkı t arkoz * Birleş iminde feldspat bulunan. ip. kum taş ı türünden bir tortul kayaç. yelken ve ip gibi donanı mı nı düzenleyen usta. sı kı lmaz. * (olumsuz olarak veya olumsuz anlamlı cümlelerde kullanı lı r) Utanmak. limanda kı ş lamak. arkeopteriks * Hem kuş hem sürüngen özellikleri gösteren bir hayvan fosili. arkeolog arkeoloji * Eğ relti otlar ı nda. arkeoloji uzman ı veya bilgini. arlı * Namuslu. arma donatmak * armayı yerli yerine koymak. halat ve yelken takı mı . kazı bilimi.

kuvvet akı mı nı toplu bir duruma getirmek için bu kutuplar arası na yerle ş tirilen demir parçası . ihsan.* Birini sevindirmek. armoniler * Frekansı . armatür * Bir aletin ana bölümünü oluş turan k ı sı m. armatörlük * Armatör olma durumu. mı zı ka. yumuş ak. * Armonika. * Gemi iş letme iş i. armonize * Tamamlayı cı sesler eklenmiş (müzik parças ı ). hediye etmek. armonyum * Taş ı nabilir küçük org. gemi i ş letmecili ğ i. * Fazla bön. * Bağ ı ş . çiçekleri beyaz. * Armut biçiminde olan. ana sesin frekansı ndan tam katı olan sesler. armut * Gülgillerden. * Ödül. * Bu ağ acı n rengi sar ı dan yeş ile kadar de ğ iş ebilen tatl ı . armudun iyisini (dağ da) ayı lar yer * Bkz. * Bir kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri. armudî armudiye * Armut biçiminde nazarlı k olarak takı lan altı n. armal ı armatör * Arması bulunan. armonik * Armoni ile ilgili olan. ufak çekirdekli meyvesi. * Akordeon. hediye. mutlu etmek için verilen ş ey. Ahlatı n iyisini (dağ da) ayı lar yer. * Bir mı knatı sı n iki kutbu arası nda. armoni * Türlü sesler arası nda sağ lanan uyum. arma ğ an etmek * birine bir ş eyi armağ an olarak vermek. ayr ı notada sesler çı karan küçük ağ ı z çalgı sı . bir a ğ aç (Pirus communis). sulu. armonika * Yan yana sı ralanm ı ş deliklerden her biri üflenince. yurdumuzun her yerinde yetiş en. armut gibi . armoni orkestrası * Yalnı z üflemeli çalgı lardan oluş an orkestra. * Bir bilim adamı nı n emek verdi ğ i dalda onu anmak için hazı rlanan bilimsel eser. * Ticaret gemisi sahibi.

* Arnavut halkı nı n bütünü. Arnavutça * Hint-Avrupa dilleri ailesine giren. * Bu halka özgü olan (ş ey). Arnavutlaş tı rma * Arnavutlaş tı rmak durumu. armuz Arnavut * Gemilerde güverte ve borda kaplama tahtaları nı n yan yana gelmeleri sonucu aralar ı nda oluş turduklar ı çizgi. mastı çiçeğ i. bön. Arnavut kald ı rı mı * Yollarda irili ufaklı taş larla geliş igüzel yapı lan kaldı rı m. aromatik * Öküz gözü. sı ğ ı r gözü. Arnavutlaş ma * Arnavutlaş mak. armutun sapı var. armut kaba ğ ı * Ürünü. armut kurusu * Daha sonraki mevsimlerde yenmek üzere kurutulmuş armut. Arnavut biberi * Acı kı rmı zı biber.* çok anlayı ş sı z. armut biçiminde top. armut biçiminde olan bir süs kabağ ı . armut top * Boksörün çalı ş malar ı nda kullandı ğ ı içi havalı . Arnavut bacas ı * Çatı penceresi. dı ş ı deri. üzümün (veya kiraz ı n) çöpü var demek * her ş eye kusur bulmak. Arnavut ci ğ eri * Ciğ er tavası . . Arnavutlaş tı rmak * Arnavut kimliğ ini kazand ı rmak. arnika aroma * Bitki özlerinden veya yağ lar ı ndan elde edilen ho ş koku. Arnavutluk * Arnavut olma durumu. Arnavutlar ı n kullandı ğ ı dil. hiçbir ş eyi be ğ enmemek. * Arnavutluk ve çevresinde yaş ayan bir halk. Arnavutlaş mak * Arnavut dilini ve kültürünü benimsemek. armut piş ağ zı ma dü ş ! * bir iş e hiç emek harcamaksı zı n onun kendiliğ inden olması nı bekleyenlerin durumunu anlatı r.

arpacı k * Göz kapağ ı nı n kenarı nda çı kan küçük çı ban. arpa suyu * Bira. * Tüfek. yurdumuzda çok yetiş tirilen bir bitki (Hordeum vulgare). * Bu bitkinin taneleri. it dirseğ i.* Hoş kokulu. arpacı kumrusu gibi düş ünmek * ne yapacağ ı nı bilmeyerek derin derin dü ş ünmek. . * Arpa yetiş tirme veya alı p satma iş i. arpacı k soğ anı * Tohumdan yetiş tirilen ve tohumluk olarak kullanı lan küçük so ğ an. arpalı k * Arpa ekilen yer. aromalı . * Baş maklı k. arpacı * Arpa alan ve satan kimse. arpa ektim. * Arpa biçiminde ş ehriye. * Arpa konulan yer. arpa boyu kadar gitmek (veya yol almak) * pek az ilerlemek. arpa güvesi * Tahı llara dadanan bir güve türü. arozöz * Kamyon. arpacı lı k arpa ğ an arpalama * Atları n ayakları nda görülen ve rahat yürümelerini önleyen bir hastalı k. yiyecek gibi ş eyler veya para. doldurma ve boş altma düzeni olan. arpa tarlası . arp * Bkz. * Müftü ve kazasker gibi din görevlilerine aylı k yerine verilen giyecek. darı çı ktı * ters sonuç veren iş ler için söylenir. arpa ş ehriye * Arpa biçiminde dökülmüş ş ehriye. * Karş ı lı ksı z yarar sağ lanı lan yer veya kimse. * Çok arpa yemekten ileri gelen bir hayvan hastalı ğ ı . bir su deposu eklenmesiyle olu ş turulan. tabanca gibi ateş li silâhlarda namlunun en ileri bölümünde bulunan ve niş an alı rken gezle birlikte göz ile hedef arası nda ayn ı çizgi üzerine getirilen küçük ç ı kı ntı . taneleri ekmek ve bira yapı mı nda kullanı lan. * Yabanî arpa. araba gibi bir taş ı t aracı na. sulamaya yarar araç. arpa * Buğ daygillerden. hayvanlara yem olarak verilen. harp (II). * Hayvanı n diş inde bulunan ve hayvan yaş landı kça silindiğ i için ya ş ı nı belli eden bir ni ş an.

arsı za yakı ş an biçimde. sı çan otu. arsı zlaş mak * Arsı z duruma gelmek. arpası çok gelmek * coş mak. yı lı ş ı k. çakallar ba ş keser * haksı zl ı ğ ı veya kötülü ğ ü esas yapanı n yerine bu konuda ad ı ön plâna çı kan kiş iler anlamı nda kullanı lı r.7 olan. maden filizlerinde çok yaygı n bulunan. arsı zlanmak * Arsı zlı k etmek. arsı z arsı z * Utanmaz bir biçimde. yı lı ş arak. * Bir akort oluş turan seslerin birbiri arkası ndan çalı nmas ı . yüzsüz (kimse).91. arpalı k yapmak * bir kaynaktan sürekli olarak çı kar sa ğ lamak. atom ağ ı rl ı ğ ı 74. arsı zca * Arsı z gibi. Kı saltması As. arsı z * Utanması . * Aç gözlü davranan (kimse). kudurmak. arsı zlı k * Arsı z olanı n durumu veya ars ı za yakı ş acak davranı ş . * Arp çalan kimse.arpalı k etmek * arpalı k yapmak. arslan ı n ad ı çı kmı ş . arsı ulusal * Uluslar arası . s ı rna ş arak. metal görünümünde basit element. azmak. * Kolayca üreyebilen (bitki). sı kı lmas ı olmayan. arsı zlanma * Arsı zlanmak iş i. atmosfer bas ı ncı altı nda 4500 C de süblimle ş en. yoğ unluğ u 5. yüzsüzce davranmak. arpç ı arpej arsa arsenik * Atom numarası 33. sı rna ş ı klı k. arslanlı . * Üzerine yapı yap ı lmak için ayrı lmı ş yer. arsı zlaş ma * Arsı zlaş mak iş i. arsı zlı k etmek * utanmadan. aç gözlü davranmak. yı lı ş ı klı k. zı rnı k. arslan * Aslan. sı kı lmadan.

ar ş ivcilik * Arş ivcinin yapt ı ğ ı iş veya görevi. * Belgelik. * Yaklaş ı k olarak 68 cm ye eş it olan uzunluk ölçüsü. art avurt . ar ş ı nlama * Arş ı nlamak iş i. ar ş etip ar ş ı âlâ ar ş ı n *İ lk örnek. * Bir ş eyin öbür yüzü. * Arş idükün kar ı sı veya k ı zı . art * Arka. * Dokuzuncu kat gök. * Belgelik görevlisi veya uzmanı . ar ş ivlemek * Arş ive kald ı rmak. tramvay gibi elektrikle iş leyen taş ı tlarda telden elektrik akı mı almaya yarayan. ar ş *İ slâm dinî inanı ş ı na göre göğ ün en yüksek katı .* Osmanlı devletinde kullanı lan arslan baskı lı gümüş sikke. ar ş ar ş e * Askerlikte "yürü" komutu. * Avusturya'da imparator ailesi prenslerine verilen unvan. ar ş ı nlamak * Arş ı nla ölçmek. ar ş ı nlı k ar ş idük ar ş idü ş es * Arş ı n ölçüsünde. ar ş iv ar ş ivci ar ş ivleme * Arş ivlemek iş i. arş ı n kadar. troleybüs. * Tren. * Amaçsı z. art arda * Birbirinin arkası ndan. * Keman yayı . geniş adı mlarla dolaş mak. * Avusturya hanedanı nda prenses. geri. arş ivde saklamak. yukarı ya doğ ru uzanmı ş demir yay.

* Art düş ünce. art düş ünce * Bir düş üncenin arkası nda gizli tutulan ası l düş ünce. bereket. art bölge * Deniz kı yı sı nda bulunan bir yerin gerisindeki bölge. art damak * Damağ ı n arka bölümü. diyakronik. artç ı lı k * Artçı nı n görevi. ondan gizli olarak. . art zamanl ı lı k * Değ iş ik zaman ve evrim açı sı ndan incelenen dil olayları nı n özelliğ i. hareket). artakalmak * Artmak. art avurt ünsüzü * Dil ucunun art damağ a çarpmas ı ndan oluş an ve dilin yanları ndan akan ses. arta ğ anl ı k * Alı ş ı landan veya beklenilenden artı k ürün verme durumu. art zamanl ı dil bilimi * Dil olayları nı değ iş ik zaman ve evrim aç ı sı ndan ele alan dil bilimi.* Avurdun arka bölümü. * Geçmiş bir sanat veya edebiyat çı ğ ı rı nı sürdüren (sanatç ı . bazen de sı zarak oluş turduğ u ünsüz: k. art elden * birini oyalayı p. * Gözde iris ile billûr cismin arası ndaki boş luk. art damak ünsüzü * Ciğ erlerden gelen havanı n dil sı rt ı yard ı mı yla art damağ ı n çeş itli noktaları nda bazen patlayarak. fazla bulunmak. art niyet art oda art teker *İ tici gücü sağ layarak bisikleti yürüten teker. geriye kalmak. g. dümdar. fazlala ş an. art zamanl ı * Evrim açı sı ndan ele alı nan süre içinde birbirini izleyen. bereketli. hinterland. artakalma * Artakalmak iş i veya durumu. * Çoğ alan. diyakroni. artç ı * Yürüyüş durumunda bulunan bir askerî birli ğ in güvenliğ ini sağ lamak için arkadan gelmek üzere bı rak ı lan kı ta. arta ğ an * Alı ş ı landan veya beklenilenden artı k verimi olan. art eteğ inde namaz kı l * çok temiz huylu kimseler için söylenir. ğ . art ı mlı .

çoğ alma. artı ş . . art ı k yı l art ı klama * Dört yı lda bir gelen 366 günlük y ı l. yeter. * Daha çok. sonra. art ı k değ er *İ ş çinin. * Atardamar bozukluğ u. daha fazla. * Toprağ ı burgu ile delinerek aç ı lan ve suyu yükseğ e fı ş kı ran kuyu. yenildikten veya kullanı ld ı ktan sonra geriye kalan. pozitif sayı . kar ş ı lı ğ ı nı ödemeksizin sahip olduğ u ek değ er. iş gücünün karş ı lı ğ ı olarak.arter * Atardamar. art ı * Toplama iş leminde + iş aretinin adı . dört yı lda bir gelen 29. metal uçlardan artı yüklü olanı . artağ an. * Kalan veya artan bölüm. önünde art ı iş areti bulunan (sayı ). zait. * Bundan böyle. * Bir ş ey harcandı ktan sonra onun artan bölümü. seneikebire. karş ı lı ğ ı ödenmeyen emek. * Artı klamak iş i. ek süre içinde harcadı ğ ı ve sonucunda artı k de ğ er yaratt ı ğ ı . gün. art ı klamak * Yemekte artı k bı rakmak. anot. *İ çildikten. * Trafiğ i yoğ un olan ana yol. art ı m * Artma. art ı uç art ı k * Elektrikli çözümlemede. * Sı fı rdan büyük. art ı mlı art ı n art ı rı lma * Piş ince ş iş tiğ i için miktar ı artm ı ş gibi görünen. daha. ödenen değ erin üzerinde ürettiğ i ve iş verenin. * Artı rı lmak i ş i. pozitif. art ı k gün * Artı k yı llarda ş ubat ayı na eklenen. * Katyon. sı fı rdan büyük sayı . art ı k emek *İ ş çinin. sı vı ya batı rı lı p akı mı n geçmesini ağ layan. art ı sayı * Kendisinden önce + iş areti bulunan. arterit artezyen artezyen kuyusu * Artezyen. eksi karş ı tı .

süreğ en eklem hastal ı ğ ı . * Artı rmak iş i yapı lmak. * Eskisinden daha çok çoğ almak. artmak artmak * Büyük heybe. * Tutumlu davranı p biriktirmek. * Artistin görevi. * Artiste benzer biçimde. * Herhangi bir davranı ş ta ileri gitmek. fazlalaş mak. art ı rma * Artı rmak iş i. tezyit edilmek. * Eklem romatizması . art ı ş artist gibi artistçe artistik artistlik artrit artroz artt ı rma artt ı rmak . * Yükseltmek. * Müzayedede artı rma. çoğ altmak. artma. tasarruf. * Güzel sanatları n gerektirdiğ i niteliğ e uygun. artma * Artmak iş i. sanatlı . * boylu poslu. sanatkâr. * Bir malı baş ka al ı cı ları n verdiğ i fiyattan daha yüksek bir fiyatla almak istemek. art ı rı m * Bir ş eyi idareli harcayarak onun bir bölümünü art ı rma iş i. güzel ve alı mlı (kimse). * Gereğ ince harcandı ktan sonra bir miktar geri kalmak. çoğ alı ş . * Genellikle ş ekil bozucu. artist gibi.art ı rı lmak * Artı rmak iş ine konu olmak. sanatçı . iltihapsı z. * Artmak iş i veya biçimi. müzayede. * Alı cı lar aras ı ndaki yarı ş maya dayanan ve en yüksek fiyatı sürene malı n verilmesiyle biten yöntem. * Değ eri yükselmek. * Arttı rmak iş i. tasarruf etmek. * Artist olma durumu. art ı rmak * Artması nı sa ğ lamak. * Eğ lence yerlerinde gösteri yapan kimse. çoğ altı lmak. artist * Güzel sanatlardan birini meslek edinen kimse. artı m.

arz etmek * sunmak. genellikle kendi içinde bütünlüğ ü olan parça. arz ve talep * Üreticinin piyasaya mal çı karması ve tüketicinin piyasadan mal çekmesi olayları . . * Yer. arya * Operalarda solistlerden birinin orkestra eş li ğ inde söylediğ i. arzu duymak * birine veya bir ş eye karş ı istek duymak. sunu ve istem. enlem dairesi. dilek. arzuhâl * Dilekçe.aruz * Hecelerin uzunluk ve kı salı k. * (büyük bir makama) Anlatma. yüzyı lda Arius adlı bir papazı n kurduğ u ve Hristiyan inanı ş ı nı n tersine olarak İ sa'nı n tanrı lı ğ ı nı inkâr eden mezhep. * Enine olan. * Yer bilimi. istida. arzu etmek * yürekten istemek. arz arz arzuhâl gibi (veya kadar) * bir mektubun çok uzun olduğ unu anlatmak için söylenir. * En. halkla görüş tüğ ü oda. jeoloji. arzanî arziyat arzu *İ stek. arz derecesi * Bkz. yeryüzü. arz odası * Mevkii olan insanları n. * saygı ile bildirmek. Aryanizm * IV. arz talep kanunu * Belirli bir piyasada sunu ve talep dengesini düzenli tutma sistemi. * Heves. arz * Sunma. arz dairesi * Bkz. kapalı lı k veya açı klı k değ erlerine göre türlü ses kalı pları ndan olu ş an Divan Edebiyat ı naz ı m ölçüsü. geniş lik. bildirme. enlem.

* Bir iş te baş ta gelen (kimse veya ş ey). sinirlenmek. arzuhâlcilik * Arzuhâl yazma iş i. sinirlilik belirtileri göstermek. mektup vb. asabîle ş me * Asabîleş mek i ş i. * Sinir hastalı kları ile ilgili hekimlik kolu. asabîlik asabiye * Asabî olma durumu. yazan kimse. arzulamak *İ stek duymak. asabî * Sinirli. arzulu *İ stekli. asas kat as yön asabiyeci . hevesini alamamak. törenlerde ta ş ı dı kları bir tür ağ aç veya metalden değ nek. * Ast sı fatı nı n kı saltı lmı ş ı . mareş allerin. As * Arsenik'in kı saltması . * Sinirle ilgili. * Ara yön. istemek. özlemek. arzulama * Arzulamak iş i. * Sinir hastalı kları ile ilgili hastahane bölümü. as as * Kakı m. * Sinir hastalı kları uzmanı . asa * Bazı ülkelerde. asabîle ş mek * Kı zmak. sinirsel. hükümdarları n. öfkelenmek. eklendi ğ i kelimenin daha aş ağ ı derecelisini anlatan yeni kelimeler türetmeye yarar. din adamlar ı nı n güç sembolü olarak. * Herhangi bir ölçü biriminin bölündüğ ü eş it parçalardan her biri.arzuhâlci * Para ile dilekçe. *İ skambil kâğ ı tları nda birli. * Eskiden ihtiyarları n baston yerine kullandı kları uzun sopa. hevesli. arzusu kalmak * isteğ i yerine gelmemek.

asalak parazit. vekâleten kar ş ı tı . ası l olarak. * Baş lı ca. argon. tufeyli. * Bir görevi yüklenmiş olan. asalak bilimi * Asalakları n yapı sı nı . asap asar * Sinirler. ekti. vekillik karş ı tı . asal gazlar * Atomları nı n dı ş elektron halkalar ı tamam ı yla veya geçici olarak elektrona doymuş olan gazlar (helyum. * Yazı da veya sözde bayağ ı söz ve deyim bulunmaması durumu. yaş ayı ş ı nı . * Baş kalar ı nı n sı rtı ndan geçinen (kimse). asaleten asaleten atama * Sürekli görev yapmak üzere bir göreve atama. * Yapı lar. soy gazlar. * Kendi adı na hareket ederek. asal say ı (lar) * Bölenlerinin kümesi iki elemanl ı olan elemanlardan biri 1. asalaklı k asalet * Asalak olanı n durumu. asansör bo ş luğ u * Binalarda asansörün iş lemesi için bı rakı lan boş luk. asalaklaş mak * Asalak duruma gelmek. onun zararı na yaş ayan baş ka canlı . asillik. *İ nsanlar ı veya yükleri bir yap ı nı n bir katı ndan ötekine veya yüksek yerlere ç ı karı p indiren elektrikle iş ler * Kurul. asabî yapı lı olma. asamble asansör araç. asalaklaş ma * Asalaklaş mak durumu. o görevin sahibi olan kimse.asabiyet asal * Sinirlilik. eserler. kripton. * Soyluluk. esasî. * Bir canlı nı n içinde veya üzerinde sürekli veya geçici olarak. asansörcü * Asansörün bakı m ve onarı mı nı yapan kimse. temel niteliğ inde olan. konakçı yla iliş kisini ve yapt ı ğ ı hastalı klarla bu hastalı klara karş ı giri ş ilecek sava ş ı konu alan bilim dalı . * Bir görevde temelli olarak. neon. * Otel ve hastahane gibi büyük kuruluş larda asansörün düzenli çalı ş ması nı sa ğ layan kimse. . parazitoloji. öbürü sayı nı n kendisi olan doğ al sayı (lar). ksenon).

eski eserler. eter kokusunda bir sı vı . güvenlik. * Her türlü mikroptan arı nmı ş . yalnı zı sı yardı mı ile aygı t ve pansuman gereçleri gibi ş eyleri mikropsuzla ş tı rma iş i. *İ lâç kullanmadan. aselbent ağ acı nı n kabukları çizilerek elde edilen bir reçine. * Siyah renkte ş ekilsiz bir cins bitüm. * Ana maddesi katran olan ve yolları n kaplanması nda kullanı lan karı ş ı m. kolayca alev alı r. sarı msak kokulu.asarı atika asayi ş * Eski yapı lar. * Birçok organik maddeyi eritmekte kullanı lan uçucu. asetilen aseton asfalt * Renksiz. * Bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunması durumu. güçlü ve beyaz bir ı ş ı k vererek yanan hidrokarbonlu bir gaz. * Bu reçinenin elde edildiğ i ağ aç (Styrax officinalis). asbest yünü * Asbestin iş lenerek yün biçimine sokulmuş u. * Eş zamanl ı olmayan. asayi ş berkemal * Güvenliğ in yerinde olduğ unu anlatı r. asetat asetatlı asetik * Asetik asidin tuzu veya esteri. taş pamu ğ u. * Birleş imine asetat kar ı ş tı rı lmı ş . asenkron asepsi aseptik asesba ş ı * Yeniçeri ocağ ı ndaki askerî görevinin yan ı sı ra. ba ş lama ve bitme anlar ı baş ka olan (olaylar). * Sirkeyle ilgili. asbaş kan *İ kinci baş kan. sirkeyle aynı özellikleri taş ı yan. aselbent * Hekimlikte ve koku yapı mı nda kullanı lan. k ı rı lmadan bükülebilen ve ateş te niteli ğ i değ iş meyen bir mineral. asbest * Tremolitin bozulması ndan oluş an lifli. kaya lifi. asetik asit * Sirkeye tadı nı ve özelliklerinden birçoğ unu veren asit. e ş zaman karş ı tı . ortanı n çorbacı baş ı sı na verilen ad. . baş ş ehrin düzenini korumakla da yükümlü olan 28. saydam. ases * Gece bekçisi. * Osmanlı İ mparatorluğ unda yeniçeri ocağ ı nı n kald ı rı lması ndan önceki güvenlik görevlisi. senkron. yadı n kurun. düzenlilik.

asgarî * En az. * Bir ş eyin temelini oluş turan. kı zgı nlı ğ ı nı yüzüne sert bir anlam vererek belirten" öfkeli görünü ş lü yüzü olan. üzerinde anla ş maya varı lan husus. konut giyim. asfaltlamak * Asfaltla kaplamak. asfaltit * Petrolün ayrı ş ması ile olu ş an ve çoklukta tortul kayaçlar ı n gözeneklerinde bulunan doğ al bitüm. hakikat. nesep. baş ta gelen. en aş ağ ı . ana. sahabeler. sağ lı k. * Soy. * Gerçeklik. kaynak. * Ası lı . ası k suratl ı * Hoş nutsuzluğ unu. * Kök. ashap * Sahipler. * Gerçek. * Asmak iş i.* Asfaltlanmı ş . köken. ası k * Somurtkan. asfaltlanmak * Asfalt dökülmek. * Minimum. en dü ş ük. asfaltlama * Asfaltlamak iş i. ortak payda. en azı ndan. uyuş ulan konu. ası da olmak (veya ası da kalmak) * bir iş e son verilmeyip öylece bı rakı lmı ş olmak veya kalmak. esas. ası -ası / -esi * Fiilden sı fat yapan ek. gerçek olarak. Muhammed'in meclislerinde ve konuş maları nda bulunanlar. asfaltla kaplanmak. ası l nüsha * Bir yazma eserin veya belgenin kopyaları nı n dayandı ğ ı özgün biçimi. ulaş ı m ve kültür gibi ihtiyaçlar ı nı günün fiyatları üzerinden en az düzeyde karş ı lamaya yetecek ücret. asgarî ücret *İ ş çilere bir çalı ş ma günü karş ı lı ğ ı olarak ödenen ve iş çinin gı da. * Aranı lan nitelikleri en çok kendinde toplam ı ş olan. * Hz. * (a'sı l) Baş lı ca. örnek. ası l * Bir ş eyin kendisi. asfaltlanma * Asfaltlanmak iş i. asgar ı mü ş terek * Herkes tarafı ndan kabul edilen nokta. ası l say ı lar . kopya karş ı tı .

* Ası lmı ş olan. ası lsı z ası ltı * Doğ ru olmayan. ası r * Yüzyı l. sonuna kadar mücadele etmek. ı srar etmek. tehir. * Tutup çekmek. * Hı zla eline almak. * Böyle bir sı vı karı ş ı mı . tebelleş olan kimse. çiçekleri ası lmı ş bir insana benzeyen ve köklerinden salep ç ı karı lan bir bitki. * Bir ş ey isterken karş ı sı ndakini tedirgin edecek derecede ileri gitmek üstelemek.* Sı ra veya üleş tirme eki almamı ş yalı n sayı lar. * Ası lmak i ş i. * Israrla üzerine gitmek. ası ntı * Bir iş i hemen yapmayı p bekleterek geri bı rakma. * Sı rnaş an. ası lanma * Ası lanmak iş i. süspansiyon. * Bir yere tutunup sarkmak. sı rna ş mak. ası lı ası lı ş * Ası lmak i ş i veya biçimi. ası ll ı ası lma ası lmak * Bir kökene dayanan. * Birini tedirgin edecek kadar üzerine düş me. idam edilmek. ası m ası m takı m * Kadı nları n tak ı ndı klar ı süs eş yası . * Çözünemeyen madde parçacı kları nı n dibe çökmeden bir sı vı ortamda kalmı ş durumu. tavik. ası l vurgu * Kelimenin aslı ndaki vurgu. * Karş ı cinsin ilgisini çekmek için çarpı cı davran ı ş larda bulunmak. ası ntı olmak * tebelleş olmak. ası p kesmek * (genellikle iş baş ı nda bulunan bir kimse için) yasay ı çiğ neyerek sert davranmak. dayanaksı z. intifa etmek. . intifa. süspansiyon. * Boynuna ip geçirip sallandı rı larak öldürülmek. kökenli. ası lanmak * Bir ş eyden yarar sa ğ lamak. * Asmak iş i yapı lmak veya asmak iş ine konu olmak. * Asma iş i. köksüz (haber). ası lmı ş adam * Salepgillerden. temelsiz.

et ve bamya ile yapı lan bir Arap yemeğ i. asile ş me * Asileş mek i ş i. bakı ş ı ms ı z. sonu ş maz. soyluluk. "kendine uydurmak" anlamı nda "asimile etmek" biçiminde kullanı lı r. bakı ş ı msı zl ı k. asilik * Asi olma durumu. asile ş mek * Karş ı gelmek. asimilâsyon * Benzer hâle getirme. * Bir görevde temelli olan. asalet. asillik * Asil olma durumu. asilzade asilzadelik * Soyluluk. kendine uydurma. isyan etme. * Bu söz "benzeş mek". kendine benzetme. asilik etmek * karş ı gelmek. ası rlarca * Yüzlerce yı l. * Yüksek duygu ile yapı lan. . baş kaldı rmak. dik baş lı . ama sonuna kadar uzat ı lsa bile yaklaş tı ğ ı hâlde e ğ riyi kesmeyen doğ ru. * Soylu. * Benzeş me. isyan etmek. baş kaldı rmak. isyan eden. * Simetrik olmayan. isyankârlı k. asil * Soylu. * Un. * Hayı rsı z. * Soylu olma durumu. asimetri asimetrik * Simetrisi olmayan. vekil karş ı tı .* Çağ . * Baş kaldı ran. özümleme. ası rl ı k asi * Yüzyı llı k. asimile asimptot * Bir eğ riye giderek yakla ş an. aside asidimetre * Asitölçer.

asistanlı k * Asistan. asit * Turnusolün mavi rengini kı rmı zı ya çevirmek özelliğ inde olan ve birle ş imindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluş turan hidrojenli birleş ik. düzgün.asistan * Yardı mcı . . fenol. tahkimli bölge. disiplinli. * Araş tı rma görevlisi. hamı z. * Topluluk düzenine saygı sı olan. asklı . asidimetre. asker kaça ğ ı * Askerlik ödevini yapmamak için asker ocağ ı ndan ayrı lan veya oraya gitmekten kaçan kimse. tersane gibi hizmet yerlerine verilen ad. ordugâh. * Bir asidin özelliğ ini. askercilik * Askere yakı ş ı r biçimde. asker ocağ ı * Askerlik ödevinin yapı ldı ğ ı kı ş la. * Yurdun korunması yolunda iyi dövüş mesini baş aran. * Bkz. * Askerlik görevi veya ödevi. * Ordunun yalnı z er rütbesinde olan bölümü. * kı yı lara ve en çok düş man kı yı lar ı na asker indirme. konsantrasyon derecesini ölçmeye yarayan cihaz. asker gibi * disiplinli. gemi. asker * Erden mareş ale kadar orduda görevli bulunan herkes. asker ç ı karmak * (bir devlet) belli kanunlara bağ lı olarak asker toplamak. askerce askerci * Asker yanlı sı . asit alkol asit borik * Bkz. borik asit. araş tı rma görevlisi olma durumu asistanı n görevi. * Bkz. * Aynı zamanda asit ve alkol grupları nı içeren birleş iklere verilen ad. asker tay ı nı * Erlere verilen azı k. asit fenik asitölçer ask askarit * Bağ ı rsak solucan ı . asker olmak * askerlik ödevine baş lamak.

* Askerci olma durumu. askerîle ş mek * Bir yer askerlikle iliş kili duruma gelmek. * Bir tür çocuk oyunu. askerlik dairesi * Yurttaş ları askere alma i ş leriyle görevli olan askerlik ş ubelerinin bağ lı bulundukları bölge dairesi. askerî kaput * Askerlerin giydiğ i kalı n kumaş tan üstlük. . askerlik yoklamas ı * Askerlik ş ubelerine kayı tlı kimselerin belirli zamanlarda yapı lan durum yoklaması . askere gitmek * askerlik ödevini yapmak için orduya katı lmak. askerlik hizmeti * Orduda belirli bir sürede yapı lan yurt ödevi. askerlik * Asker olma durumu. disiplini. askerî * Askerlikle ilgili. askerî ataş e * Bir ulusun yabancı ülkelerdeki elçiliklerinde görevli askerî uzman. askeriye * Askerlik. askerlik etmek * askerlik yapmak. askere özgü. askerlik yapmak * kanunlara göre yurttaş lar ı n yükümlü oldukları ordu ödevinde bulunmak. askerlik niteli ğ i kazanmak. askerî ambargo * Bir ülkeyi cezalandı rmak amac ı yla askerî alanda yaptı rı m uygulama. askerîle ş me * Askerîleş mek i ş i. askerî inzibat * Askerî birlikler arası nda düzeni. (bir ş eye) askerlik niteliğ i kazandı rmak. askerî rüş tiye * Askerî ortaokul. askerîle ş tirmek * Asker yönetimine geçirmek. askerlik ödevi ordu hizmeti. kanunlar ı yürütmekle görevli sı nı f ve bu sı nı ftan olan asker. askere çağ rı lmak * askerlik ödevini yapmak için ş ubece istenmek. askere alı nmak * askerlik ödevini yapmak için er eğ itim merkezine gönderilmek. askerîle ş tirme * Askerîleş tirmek iş i.

* Yeni yapı lan yapı lar ı n çatı sı na. ask ı ntı * Baş kalar ı nı n sı rtı ndan geçinen. yı rt ı cı . meyve. askospor asla Aslan aslan * Kedigillerden.ask ı * Üzerine herhangi bir ş ey asmaya yarar nesne. tabanca gibi ödül. ask ı ya çı karmak (veya çı karı lmak) * evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayı tlar ı nı n bulunduğ u yerde askı yoluyla ilân etmek. * Kadı nları n kullandı ğ ı altı n dizisi veya zincirli mücevherat. . * Saklanmak için tavana ası lmı ş dizi veya hevenk. * Ası lı p saklanacak sebze. * Gelinin oturacağ ı yerin üstüne ası lan süsler. ask ı ya çı kmak * ipek böceğ i koza sarmak üzere dallara ç ı kmak. Zodyak. * Hastahanelerde kı rı k kol veya bacakları n ası larak tutturulduğ u araç. askl ı * Sporları ask denen torbalar içinde olu ş an (mantar). * Saz ş airleri arası nda yapı lan deyiş yar ı ş ı nda üstün gelene verilmek için duvara ası lan kumaş . * Askı sı olan. eksiltme gibi resmî iş ilânları nı n ilgili daire duvarı nda belli bir zaman süresince ası lı durması . ev sahibi tarafı ndan usta için veya düğ ün arabaları na düğ ün sahibi taraf ı ndan arabac ı için armağ an olarak ası lan kumaş . savsaklamak. Afrika'da yaş ayan. hiçbir biçimde. çok koyu sarı renkli güçlü bir memeli türü. arslan. * Çay. kuyru ğ u 70 cm ve ucu püsküllü. * Asklı mantarları n sporuna verilen ad. *İ pek böceğ inin kozası nı sarması için yan ı na konulan çalı çı rpı . * oturmuş veya batm ı ş bir gemiyi yüzdürmek için baş ka teknelere asarak kaldı rmak. * Düğ ünlerde geline yak ı nları tarafı ndan takı lan hediye. uzunluğ u 160 cm. * bir iş i zamanı nda yapmayı p belirsiz bir zamana b ı rakmak. * Karş ı cinsi rahatsı z eden kimse. Yengeç ile Baş ak burçları arası nda yer alan burcun adı . fener. * Gürbüz ve yiğ it adam. * Zodyak üzerinde. ask ı da bı rakmak * sonuca vardı rmamak. erkekleri yeleli. * Artı rma. * Hiçbir zaman. ask ı lı ask ı lı k * Avcı lar ı n sı rtları na taktı kları askı tak ı mı . kahve taş ı maya yarar kahveci tepsisi. ask ı ya almak * altı bo ş al ı p deste ğ i kalmayan yapı yı dikmelerle boş lukta tutarak yı kı lmaktan kurtarmak. * Vestiyer. * Pantolon veya giysilerin düş mesini önlemek için omuzdan aş ı rı lan bağ . ask ı da kalmak * (bir iş ) bir engel dolayı sı yla sonuca varamamak.

gerçek ş ekli. aslanca * Aslana yakı ş ı r yolda. onun kiş iliğ ini belli eder. eskiden hekimlikte terletici olarak kullanı lan bir bitki. aslanl ı k * Yiğ itlik. geçerliliğ i. . aslan yürekli * Çok yiğ it. yer pı rasası (Leonurus). aslan gibi. aslan yatağ ı ndan belli olur * bir kimsenin oturduğ u yerin durumu. aslankulağ ı * Bir sap üzerinde dizili sarı veya kı rmı zı çiçekli otsu bir bitki. aslanpençesi * Gülgillerden. aslangiller * Kedi cinsinden olan bütün et oburları içine alan hayvan familyası . aslen * Kök veya soy bakı mı ndan. güzel. cesaretlilik. delikanlı lar için kullanı lan bir seslenme sözü. aslankuyruğ u * Ballı babagillerden. aslanı n ağ zı nda * elde edilmesi çok güç. güçlü ve yakı ş ı klı . ası lsı z olmak. aslı astarı (veya aslı aslı ) olmamak * yalan. uygun bir durumda olması gerekir. aslı astarı * Esası . * sağ lı ğ ı yerinde. türlü renkte. yiğ itçe. aslanağ zı * Sı raca otugillerden.aslan a ğ zı * Havuz kenarları na konulan ve ağ zı ndan su akan aslan biçiminde süs taş ı . aslı astarı * iç yüzü. aslanı m! * gençler. beyaz çiçekli bir yabanî bitki (Alchemilla). *Ş irpençe. aslan sütü * Rakı . sarı . kokusuz çiçekleri olan bir bitki. hiçbir ş eyden korkmayan. aslan payı * Hak edilenden daha çok alı nan pay. aslan kesilmek * aslan gibi güçlü ve cesur duruma gelmek. doğ ruluğ u. aslan gibi * boylu boslu.

asma kat * Yapı larda genellikle tabanla birinci kat aras ı na yapı lan.aslı çı kmak * gerçek olduğ u anlaş ı lmak. * Soyu sopu. esas. aslî nüsha * Bir yazı nı n çoğ altı lması na örneklik eden ilk nüsha. aslı nesli aslı k * Kı sı r olan (kad ı n veya di ş i hayvan). asma merdiven * Yukarı ucundan bir yere ası larak kullanı lan ip merdiven. asma asma bahçe * Ayak ve kemerler üzerine kurulan teraslardan yapı lmı ş bahçe. aslı faslı yok * yalan. asma yapra ğ ı . asma köprü *İ ki ba ş ı ndaki ayaklardan baş ka dayanağ ı olmayan. sülük. sar ı msı renkte bir böcek. asma bı yı ğ ı * Asma dalları nı n çevresine tutunması na yarayan ye ş il uzant ı lar. aslî * Temel olarak alı nan. aslî maa ş * Devlet dairelerinde çalı ş an memurlara verilen aylı ğ ı n. dalları çardak üzerine yayı lan bitkilere genel olarak verilen ad. asmalara zarar veren. asliye asma * Temel. ço ğ unlukla uzun ve yüksek köprü. asma kabağ ı * Kabakgillerden sürüngen veya sarı lgan. * Asmagillerden. gerçek olduğ u ortaya çı kmak. asma biti * Eş kanatlı lardan. * Belirli bir tür üzüm veren bitki (Vitis). bası k tavanl ı . asma kilit * Kilitlenecek ş eyin üstündeki halkalara geçirilip kapatı lacak biçimde yap ı lmı ş kilit. * Bu türün ince uzun. aslî dü ş ünce * Ana fikir. ası lı . * Asmak iş i. esas olan. filoksera (Phylloxera vestatrix). uydurma. mevsimlik bir kabak türü (Lageneria vulgaris). yükselmeye temel olan her aş aması . sebze olarak kullanı lan ürünü. altı boş kat. * As ı lmı ş .

asparagas * Uydurma. asrı saadet * Hz. kuş anmak. aspur * Yalancı safran. asorti asortik asosyal * Sosyal olmayan. * Asması olan. Muhammed'in yaş adı ğ ı zaman. aspidistra * Zambakgillerden. belli baş lı türü asma olan bitki familyası . asrî asrîleş me * Çağ cı llaş ma. asmalı asmalı k * Yarı m kafiye. * Bir kimseyi boğ azı ndan ip geçirip sarkı tarak öldürmek. çağ daş laş mak. asmolen asonans * Piş miş toprak. yaprakları doğ rudan doğ ruya topraktan çı kan bir süs bitkisi. birbirini tutar renk ve yapı da olan. * Havadaki duman. asmak * Bir ş eyi a ş ağ ı ya sarkacak biçimde bir yere iliş tirip sarkı tmak. . * Modern. idam etmek. ça ğ daş laş ma. asrîleş mek * Çağ cı llaş mak. aspiratör aspirin * Ağ rı kesici ve ateş düş ürücü olarak kullanı lan beyaz renkli. * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. gerçekmiş gibi gösteren haber. aynı aksanı veren ünlünün ondan sonra veya önce gelen ünsüzü hiç dikkate almadan tekrarlama ş eklinde uyak.* Zeytinyağ lı ve etli dolma yapmakta kullanı lan körpe asma yapra ğ ı . genellikle saksı da yetiş tirilen. putrel nervürler arası na konulan delikli tu ğ la. yabancı maddeleri emerek dı ş arı atan cihaz. çağ cı l. * Asma için ayrı lmı ş yer veya toprak. asmagiller *İ ki çeneklilerden. emmeç. toz vb. * Gitmek zorunda olunan bir yere özürsüz gitmemek veya görevi olan bir iş i özürsüz yapmamak. her dizenin sonunda gelen. * Üzerine takı nmak. birbirini tutar renk ve yap ı da olan. * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. cüruf ve beton kar ı ş ı mı ndan yapı lan kiri ş . ek ş imtı rak ilâç. asrîlik * Çağ cı llı k. gerçek olmayan.

). alanı nda tanı nmı ş ve çok ünlü olan sanatç ı . astarlama * Astarlamak iş i. kumaş ı n veya derinin iç taraf ı na geçirilen ince kat. * Sı va veya boyadan önce vurulan kat. * Alt. astarlatma * Astarlatmak i ş i. * Giyecek. astar vurmak. astarlamak * Astar geçirmek. astarlatmak * Astar yaptı rmak veya geçirtmek. * Birinin buyruğ u altı nda olan görevli.assai assolist ast * Birlikte kullanı ldı ğ ı terimin anlamı na aş ı rı lı k kazand ı rı r: Adagio assai çok yavaş . kiri kapatmak ve sürülecek boyan ı n dayanı klı lı ğ ı nı artı rmak için kullan ı lan boya. astar astar boyas ı * Boyacı lı kta ası l boyadan önce sürülen. . astarlanma * Astarlanmak iş i. * Bir gemiye yükleme veya boş altma için tanı nan süre. astarl ı zarf *İ ç yüzüne ince bir kâğ ı t geçirilmiş zarf. * Gemicilikte bir ş eyi sağ lamlaş tı rmak için kullanı lan bez. astar kaplama * Kontratablalarda kör ağ ac ı n biçim değ iş tirmesini önlemek amacı yla iki yüzüne yap ı ş tı rı lan kaplama katı . madun. * Boyacı lı kta. astarı yüzünden pahal ı olmak * bir iş in ayrı ntı ları na harcanı lan para veya emek. astarlanmak * Astar geçirilmek. a ğ aç vb. çanta. astar sürmek. astarl ı k astarya * Astar olmaya elveriş li (kuma ş vb. ayakkabı gibi ş eylerde. elde edilen sonucun de ğ erini aş mak. * Bir müzik programı nda daha çok en son olarak sahneye çı kan. astarlanmı ş . çok ağ ı r. * (birine göre) Rütbe veya k ı demce küçük olan asker. resim yapı lmadan önce sürülen boya. * Üzerine resim yapı lacak bezin veya duvarı n yağ lı boyay ı emmesi için. masrafl ı olmak. astar sürmek (veya vurmak. çekmek) * astar boyası ile boyamak. halat. astarl ı * Astar geçirilmiş . perde.

Kı saltması At. * Aş ı rı çok yüksek.astas ı m astat * Öncüllerinden biri önceki tası mı n vargı sı durumunda olan bir ek tası m. astigmatizm * Gözün saydam tabakası nda meridyenlerin e ş itsizliğ i yüzünden net görememe durumu. felekiyat. astatin * Astat. astragan * Karakul kuzusunun kı vı rc ı k ve parlak postu. astrofizik astrolog astroloji astronom * Astronomi bilgini. * Atom numarası 85 olan. * Bu posttan yapı lmı ş olan. * Yı ld ı z falcı lı ğ ı . * Bronş ları n daralması ndan ileri gelen nefes darlı ğ ı . kestiğ i kestik * acı ması z. * Net görmeyen. asteğ men * Orduda en küçük rütbeli subay. astronomik * Gök bilimiyle ilgili olan. * Asmak iş ini yaptı rmak. astronomik fiyat * Çok yüksek fiyat. ast ı ğ ı ast ı k. asteğ menlik * Asteğ men rütbesi veya asteğ menin görevi. ast ı m ast ı mlı * Astı mı olan. * Yı ld ı z falı yla uğ raş an kimse. * Gök fiziğ i. . astı m hastalı ğ ı na tutulmuş olan. astigmatizme tutulmuş (göz). bizmutun alfa ı ş ı nları yla bombard ı manı sonucu elde edilen yapay element. gök bilimci. müneccim. çok sert veya istediğ i gibi davranan kimseler için kullanı lı r. astronomi * Gök bilimi. ast ı rma ast ı rmak astigmat * Astı rmak i ş i. müneccimlik.

astsubay üstçavu ş * Astsubaylı ğ ı n üçüncü basamağ ı . astsubayl ı k * Astsubay olma durumu veya astsubayı n görevi. . asudelik asuman Asurca Asyalı * Asya'da yaş ayan kimse. astsubay * Silâhlı Kuvvetler yasas ı na göre astsubay okulları nda yetiş erek Silâhlı Kuvvetlere katı lan astsubay çavuş tan astsubay kı demli baş çavuş a kadar rütbesi olan asker. fakat daha yüksek bir enlemde olan. mutfak. * Gök. * Samî dilleri ailesine giren ve Milâttan önceki dönemlerde Ön Asya'da kullanı lmı ş olan ölü bir dil. Asya ile ilgili (olan). astsubay k ı demli üstçavuş * Astsubaylı ğ ı n dördüncü basamağ ı . astsubay baş çavuş * Astsubaylı ğ ı n beş inci basamağ ı . rahat. aş * Piş irilerek hazı rlanan yemek. aş damı * Bazı bölgelerde yemek piş irilen yer. asude * Sessiz. astronotluk * Uzay adamı olma durumu veya uzay adam ı nı n görevi. * Asya'ya özgü olan. astsubay çavuş * Astsubaylı ğ ı n ilk basamağ ı . sakin. mutluluk. astronot * Uzay adamı .astronomik rakam *İ nsana ş aş kı nlı k verecek derecede büyük rakam. astsubay k ı demli çavuş * Astsubaylı ğ ı n ikinci basamağ ı . astsubay k ı demli baş çavuş * Astsubaylı ğ ı n altı ncı ve son basama ğ ı . gökyüzü. Asyalı lı k * Asyalı olma durumu. * Huzur içinde olma. astropikal * Tropikal bölgelere yakı n.

aş taş ı nca kepçeye paha olmaz * sı kı ş ı k zamanlarda önemsiz ş eylerin de ğ eri çoktur. yer. * Genel ev. aş çı . değ er yönünden daha az. aş ağ ı (falan) yukar ı * bir kimsenin adı nı n dilden düş ürmedi ğ ini. aş hane. lokanta. mantarlar ve kara yosunlar ı gibi su d ı ş ı nda fazla boy atmayan damarsı z bitkiler. yerleş im bölgesi. denk olan. niteliğ i alçalmak. hor görmek. * Para ile yemek yenilen yer. çok arzulamak veya nefret etmek. tiksinmek. aş ağ ı almak * devirmek. miktarı . * Daha küçük. aş ağ ı * Bir ş eyin alt bölümü. * bir hizmette çok kullanı lan kiş ice. * Eğ imli bir yerin daha alçak olan yeri. yere doğ ru. * hamilelikte bazı yiyeceklere kar ş ı aş ı rı düş künlük göstermek. aş yermek * Bkz. * Bir yere göre daha alçak yerde bulunan. aş ağ ı bitkiler * Su yosunları . yı kmak. aş ağ ı kurtarmaz * bundan daha ucuza olmaz. beğ enmemek. yak ı nma olarak kullan ı lı r. aş ermek. * Bayağ ı . daha az. . aş ağ ı düş mek * düzeyi. * Niteliğ i düş ük. * Yoksullara parası z yemek yedirilen veya da ğ ı tı lan yer. aş ağ ı mahalle * Yüksek bir yerleş im bölgesine göre alçakta kalan yer. verilecek yemekleri hazı rlamak için geçici olarak mutfak gibi kullanı lan * Tekkelerde yemek piş irilen yer. onun pek gözde oldu ğ unu anlatı r. * daha aş ağ ı bir durumu kendine lâyı k görmez.aş erme aş ermek aş evi * Aş ermek durumu. * Aş ağ ı ya. aş ağ ı kalmamak * herhangi bir nitelik bakı mı ndan ondan geri olmamak. aş ağ ı kalı r yeri (veya yanı ) yok * nitelikleri bakı mı ndan baş kalar ı yla kar ş ı la ş tı rı ldı ğ ı nda eksi ğ i olmayan. aş ağ ı görmek * küçük görmek. adî. adî. * Düğ ün ve benzeri toplant ı larda. kötü. aş ocağ ı * Yemek piş irilip yoksullara da ğ ı tı lan yer.

tenzil etmek. yaklaş ı k olarak. evre. a ş ağ ı sı yukarı sı birlikte. alttan almak. yukar ı tükürsem bı yı ğ ı m * iki karş ı t ve aynı derecede sakı ncal ı durum karş ı sı nda karar verme zorluğ unu anlatı r. benliğ ini yetersiz ve küçük görmesi. aş ağ ı lanmak * Aş ağ ı duruma dü ş ürülmek. aş ağ ı latma * Aş ağ ı latmak iş i. basamak. aş ağ ı lı yukarı lı * Aş ağ ı sı ve yukar ı sı olan. merhale. aş ağ ı lı k kompleksi * Kendini olduğ undan yetersiz. adilik. aş ağ ı yukar ı (yürümek) * bir baş tan bir baş a (yürümek). aş ağ ı dan almak * sert konuş an bir kimseye yumuş ak bir dil kullanmak. rütbe.aş ağ ı tükürsem sakal ı m. aş ağ ı laş mak * Aş ağ ı lı k duruma dü ş mek. aş ağ ı latmak * Aş ağ ı lamak iş ine uğ ratmak. hafife almak. mertebe. mezellet. paye. * Niteliğ i düş ük. aş ağ ı laş ma * Aş ağ ı duruma dü ş me. tezyif etmek. hafifsemek. adî. * Küçültücü davranı ş larda bulunmak. hor görmek. * Önem veya değ er bakı mı ndan gitgide yükselen bir s ı ra basamakları n her biri. aş ağ ı lı k * Aş ağ ı olma durumu. aş ağ ı sı aş ama * Aş ağ ı taraftaki. * Varı lmas ı istenen bir amaca doğ ru geçilmesi gerekli dönemlerden her biri. aş ağ ı lı k duygusu * Kiş inin gerçeklere uyan veya uymayan sebeplerle. aş ağ ı lamak * Değ erinden düş ük göstermek. aş ağ ı sama * Aş ağ ı samak iş i. aş ağ ı yukar ı * Tama yakı n. . yeteneksiz ve güçsüz görme duygusu. aş ağ ı lama * Aş ağ ı lamak iş i. aş ağ ı lanma * Aş ağ ı lanmak durumu. aş ağ ı samak * Bir kimseyi veya bir ş eyi aş ağ ı lı k ve değ ersiz göstermek.

aş ı * Organizmada belli birtakı m hastal ı klara karş ı bağ ı ş ı klı k sağ lamak için vücuda verilen. aynı familyanı n daha iyi bir türünden alı nan dal. aş çı lı k * Aş çı olma durumu veya aş çı nı n görevi. aş ı olmak * aş ı yapı lmak. aş çı baş ı nı n görevi. aş erat aş hane . aş ı boyası *İ çine karı ş an demir hidroksit miktar ı na göre pas sar ı sı . aş çı ba ş ı * Birkaç aş çı nı n birlikte çalı ş tı ğ ı yerde bulunanlar ı n ba ş ı . aş ı kâğ ı dı * Aş ı olanlara verilen resmî belge. * Onluklar. * Yemek piş irip satan kimse.aş ama sı rası * Önem ve değ er bakı mı ndan gitgide yükselen basamaklar dizisi. kademeli. lokanta. * Otoritenin en geniş ölçüde en üst mertebede olarak değ iş ik önem sı raları arası nda katı ve kesin bir biçimde dağ ı ldı ğ ı toplumsal te ş kilâtlanı ş biçimi. * Ondalı k. ahçı . aş ı boyalı * Aş ı boyası renginde boyanm ı ş . kı zı l veya koyu esmer renk almı ş gevrek kil. aş çı ba ş ı lı k * Aş çı baş ı olma durumu. aş evi. * Bir ağ ac ı n dalı veya gövdesi üzerine. tomurcuk gibi parçalar ı kaynaş tı rma iş i veya böylece eklenen parça. * Koyuca kı rmı zı . aş ar * Ondalı k. kiremit rengi. o hastalı ğ ı n mikrobuyla haz ı rlanm ı ş eriyik. * Tarı m ürünlerinden alı nan onda bir nisbetindeki vergiler. hiyerarş i. * Aş ı lı (kimse veya bitki). * Yemek piş irme zanaat ı veya bilgisi. * Mutfak. * Bir lokanta veya evde yemek piş irmekle görevli kimse. aş arî aş çı aş çı baltası * Kemikli et kesmeye yarar küçük balta. * Yemek yenilen dükkân. hiyerarş i. aş amalı * Aş aması olan. göz. * Bu eriyiğ in uygulanması . * Aş evi. * Yemek piş iren kimse.

çevresinde olup bitenlerle de ilgilenmez. aş ı cı aş ı cı lı k * Aş ı cı nı n yaptı ğ ı iş . aş ı k * Baldı r kemiğ i ile eklemle ş erek bileğ in belli baş lı oynak merkezini olu ş turan. yarı ş mak. a ş ı rma. ayak bileğ inde bulunan küçük kemiklerden biri. âş ı kane * Âş ı ğ a yaraş ı r biçimde (olan). * çok seveni. âş ı klı k âş ı klı sı âş ı kta ş * Âş ı k olanı n durumu. sözlü ş iir geleneğ ine bağ lı halk ş airi. âş ı k olmak * sevmek. âş ı k * Bir kimseye veya bir ş eye karş ı aş ı rı sevgi ve bağ lı lı k duyan. * Seviş en bir çiftten kadı na oranla genellikle erkeğ e verilen ad. * Dalgı n.aş ı taş ı * Taş durumundaki aş ı boyası . âş ı ğ a Bağ dad sorulmaz * bir ş eye çok istekli olan kimsenin. aş ı k kemiğ i * Aş ı k. * Ahbap. tutkun (kimse). * Aş ı yapan kimse. kalender (kimse). sevgilisinin kusurlar ı nı görmediğ i gibi. * Yapı çatı lar ı nda. aş ı k atmak (veya aş ı k oynamak) * aş ı k kemiğ iyle oyun oynamak. a ş ı yapmak. düş künü. * Birbirleriyle seviş en erkek ve kadı ndan her biri. aş ı k atmak * yarı ş etmek. vurgun. * Halk içinde yetiş en. âş ı ğ ı n gözü kördür * kendisini aş ka kaptı ran kimse. aş ı ğ ı cuk oturmak * iş i çok olumlu bir biçim almak. deyi ş lerini sazla söyleyen. uzun mertek. o ş eyi elde etmedeki zorluklar ı hiçe saydı ğ ı nı anlatı r. . arkadaş gibi bir seslenme. âş ı ğ ı kesilmek * tutku hâline getirmek. tutulmak. aş ı vurmak * bağ ı ş ı klı k veya tedavi amacı yla vücuda a ş ı vermek.

* Aş ı nmak iş i. * Erkek hayvanı n diş isiyle çiftle ş mesi. * Elde edilmesi istenilen herhangi bir ağ ac ı n bir parçası nı anaç üzerine kayna ş tı rarak üretmek. * Aş ı lamak iş ini yapt ı rmak. * Kendisine aş ı yapı lmı ş (bitki). etkilemek. aş ı yapmak. * Soğ uğ a sı cak.âş ı kta ş lı k * Karş ı lı klı seviş me. aş ı lamak * Organizmada bağ ı ş ı klı k yaratmak veya yerle ş miş bir hastal ı ğ a karş ı koyabilmek için hazı rlanm ı ş bir a ş ı yı vücuda vermek. * Baş kas ı na hastalı k geçirmek. aş ı lma * Aş ı lmak durumu. * (bir yere) Pek çok gidip gelmek. * Bu yolla elde edilmiş . sı cağ a soğ uk su katma. telkin etmek. aş ı latma aş ı latmak aş ı lı * Herhangi bir hastalı ğ a kar ş ı aş ı lanmı ş olan (kimse). aş ı ndı rma * Aş ı ndı rmak iş i. muaş aka. âş ı kta ş lı k etmek * karş ı lı klı seviş mek. * Soğ uğ a sı cak. ilkah. aş ı nma . aş ı lama * Aş ı lamak iş i. aş ı nı m * Aş ı nmak iş i. aş ı lanmak * Aş ı lamak iş ine konu olmak. aş ı lmak aş ı m * Aş mak iş ine konu olmak. sı cağ a soğ uk su katmak. * Erozyon. aş ı lanma * Aş ı lanmak iş i. * Yeni aş ı lanmı ş ağ aç. aş ı ndı rmak * Aş ı nmak iş ine uğ ratmak. * Bitkilerin aş ı yoluyla üretilmesi. * Birtakı m düş ünce veya duygular ı baş kası na benimsetmek. * Dokunduğ u cisimleri eriterek aş ı nması na yol açmak. * Aş ı lanmı ş (ağ aç). * Aş ı latmak i ş i.

müfrit. * Bir ş eyin gere ğ inden çok olanı . aş ı rı erime * Erime noktası ndan daha aş ağ ı bir ı sı derecesine düş mesine rağ men birtakı mş artlar altı nda bir s ı vı nı n kat ı la ş maması durumu. aş ı rı bellem * Belleme yetisinin olağ anüstü bir durumda geliş miş olması . * Çı kı ntı lar ı silinmek. aş ı rı doyma * Belli sı caklı ktaki bir sı vı içinde. eriyebildiğ i kadar eriyen bir maddenin. * Gereğ inden fazla. aş ı rı taş ı rı * Çok aş ı rı . * Beklenenin üstünde aş ı rı davranma eğ ilimi. fazla miktarda.* Yer kabuğ unu oluş turan kayaçları n. aş ı rma. taş kı n. ötesinde. itikal. önem veren. aş ı rı duyu * Herhangi bir duyu organı yla ve özellikle dokunma duyusuyla sağ lanan her tür uyarana kar ş ı ola ğ an d ı ş ı bir duyarlı k gösterme durumu. yerinden kopar ı lmaları veya eritilmeleri. çok. * Bir dinî tören sı rası nda veya cemaatle namaz kı lı ndı ktan sonra Kur'an'dan okunan on ayetlik bölüm. aş ı rı uç aş ı rı cı lı k aş ı rı lı k aş ı rı lma * Aş ı rı lmak iş i. aş ı rı gitmek * ölçüyü kaçı rmak. sı caklı ğ ı n dü ş mesine karş ı n bir s ı nı ra kadar erimi ş olarak kalması durumu. . * Aş ı rı olma durumu. * On sayı sı . yı pranmak. aş ı nmak * Birbirine sürtünerek incelmek. aş ı rı lmak * Politika alanı nda sağ veya sol görüş lerin en ate ş li ve y ı kı cı kanadı . baş ta akarsular olmak üzere türlü dı ş etmenlerle yı pratı lı p. * Eskimek. aş ı rı besi * Olağ anüstü nicelikte yemek yeme veya yedirme. aş ı rı * Alı ş ı lan veya dayanı labilen dereceden çok daha fazla. * Ötede. düzleş mek. usandı rmak. aş ı ntı aş ı r aş ı ramento * Çalma. erozyon. * Bir ş eye gere ğ inden çok fazla bağ lanan. * Aş ı nmı ş yer.

aş ı rı ntı * Aş ı rı lmı ş olan (ş ey). ortaya çı kmak. * Çalı p götürmek. * Aş ı rmak. aş ikâr olmak * belli olmak. * Aş ı rmak i ş ini yapt ı rmak. * Yapı çatı lar ı nda uzun mertek. kuytu yer. belli. . aş ı rma kay ı ş * Bir çarkı döndürmek için kasnaktan kasnağ a geçirilen kuş ak biçimindeki kayı ş çember. * Tehlike içinde bulunan bir ş eyi acele kaç ı rmak. kova. aş ı rmasyon * Çalma. * Küçük kazan. * Bildik. saklamadan. aş ı sı z aş ı t aş ikâr aş ikâr etmek * açı klamak. belirginle ş mek. belli etmek. aş ı rmac ı lı k * Baş kas ı na ait olan bir ş eyi izinsiz alma. apaçı k. * Aş ı rtmak i ş i. mı sralar al ı p kendininmiş gibi gösterme veya baş kaları nı n konuları nı benimseyip de ğ iş ik biçimde anlatma.* Aş ı rmak i ş ine konu olmak. * Aş ı rı lmı ş . * Bir yazarı n ba ş ka bir yazar ı n eserinden konu veya biçim alması . aş ikâre aş ina * Açı kça. intihal. * Baş kalar ı nı n yazı ları ndan bölümler. * Siper. * Baş kas ı nı n eserinden parçalar al ı p kendininmiş gibi göstermek. aş ı rmak * Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden öte yanı na geçirmek. a ş ı k. tanı dı k. aş ı rma * Aş ı rmak i ş i. bakraç. * Herhangi bir hastalı ğ a kar ş ı aş ı lanmamı ş olan (kimse). arkadaş . * Dağ geçidi. dost. belli ederek. aş ı rma. * Aş ı lacak yer. * Kendisine aş ı yapı lmamı ş (bitki). * Açı k. aş ı rt ı aş ı rtma aş ı rtmak * Aş ı rma iş i. meydanda olan.

aş kı ncı lı k * Birey ve evrenseli birleş tirmeye çal ı ş an ahlâkî nitelikli Amerikan felsefesi. Aş ı lama. * Kuş yuvası . mesken. bir tutumun çok beğ enildi ğ ini bildirir. aş inal ı k göstermek * ilgilenmek. * Sı rası gelince kullan ı lmak için saklanan yemeklik ş eyler. aş lı k * Aş yapmak için hazı rlanan ve saklanan ş eyler. bir tutum karş ı sı nda kı nama. aş inal ı k * Birbirini bilme. * Beğ enilmeyecek bir davranı ş . coş mak. seviş mek. oturulan yer. aş ka gelmek * bir ş eyi yapmak için büyük bir istek duymak. * Benzerlerinden üstün. * Dövüldükten sonra savrularak temizlenen ve kurutulan buğ day. sevi. aş k olmayı nca meş k olmaz * güçlü bir istek olmayı nca hiçbir ş ey elde edilemez. coş kunluk göstermek. tanı dı k olan. tanı ş ı klı k. ötesine geçmiş . aş k aş k etmek * hı zla vurmak. * Ev. fazla. sitem bildirir. aş mak * Bkz. Aş ı lamak. * Tanı ş ı klı ğ ı gösterir davran ı ş . aş ka düş mek * âş ı k olmak. aş iret aş iyan * Oymak. aş kı n * Belli bir süreyi aş mı ş . tanı dı ğ ı nı belli etmek. aş k yapmak * cinsel iliş kide bulunmak. aş k olsun * "Aferin" sözünden daha güçlü olarak bir davranı ş ı n. * Derviş ler aras ı nda selâm sözü olarak kullanı lı r. aş lama aş lamak * Bkz. * Çok. tanı ma. zahire. * Aş ı rı sevgi ve ba ğ lı lı k duygusu. aş ma .* Bilinen. * Aş mak iş i.

aş na fiş ne * Gizli dost. atlar anası . at ba ş ı (beraber) gitmek * eş it durumda olmak. * Aş mak iş ini yaptı rmak. onun tutumuna göre davrandı klar ı nı anlatı r. * Aş ure dağ ı tmaya yarayan süslü kap. *İ simden isim türeten ek (Arapça çokluk eki): gidiş -at. * Görünmeden kaçmak. yük çekme veya taş ı ma gibi hizmetlerde kullanı lan memeli hayvan. aş oz * Ahş ap gemilerin omurgaları nı n uzunluğ unca ve iki yan ı nda borda kaplamaları nı n en dar yüzünü yerle ş tirmek için açı lan keskin. at binicisine göre kiş ner * insanları n. . * Gizli dostluk.* Yüksek. aş ure ayı * Muharrem ayı . * (süre) Geçmek. aş tı rma aş tı rmak aş ure * Buğ day. aş üfte aş üftelik -at at anas ı * Bkz. kokot. At at * Astatin'in kı saltması . açı k saç ı k kadı n. her yönde siyahtan beyaza ve beyazdan siyaha bir hane atlayarak L biçiminde hareket eden taş . sona ermek. * Oynak. aş urelik * Aş ure yapmada kullanı lan. * Atgillerden. gelir-at vb. * (erkek hayvan) Diş isiyle çiftle ş mek. aş ure günü * Aş urenin piş irildi ğ i Muharrem ay ı nı n onuncu günü. baş lar ı nda bulunan kiş inin etkisi altı nda kalarak. bitmek. kuru yemiş leri ş ekerle kaynatarak yapı lan bir tür tatlı . uzak veya geçilmesi güç bir yerin öte yanı na geçmek. at binenin (veya iş bilenin). * Aş üfte olma durumu. * Satrançta. k ı lı ç kuş ananı n * her ş ey. nohut gibi taneleri. onu gereğ i gibi kullanmas ı nı bilene yakı ş ı r. binme. * Aş tı rmak i ş i. sivri köş eli yuva. aş na * Aş ina.

at gözlü ğ ü * Atları n koş um takı mı nda. at oynatmak * atla hüner göstermek.at cambazı * At alı p satan kimse. at çalı ndı ktan sonra ahı rı n kapı sı nı kapamak * iş iş ten geçtikten sonra önlem almaya kalkı ş mak. alabildiğ ine rahat hareket edilebilecek yer ve ortam yaratmak. at kestanesi * At kestanesigillerden. 15 ile 30 m yükseklikte. at nalı kadar * (niş an. geniş yapraklı . plâka gibi gö ğ se takı lan ş eyler için) pek büyük. at üstünde hünerlerini gösteren kimse. * bildiğ i ve istediğ i gibi davranmak. at izi it izine kar ı ş mak * iyiyi kötüden ayı ramayacak kadar bir karı ş ı klı k ortaya ç ı kmak. at ko ş turmak * çok geniş . at h ı rsı zı gibi * kı lı k kı yafeti ve tutumu güven vermeyen (adam). at çevirmek * geri döndürmek. at olmaz (bulunmaz) * gerekli ş artlar her zaman bir arada bulunmaz. * yarı ş mak. örneğ i at kestanesi olan bir bitki familyası . değ erlendirememe. at meydanı * at koş ular ı nı n yapı ldı ğ ı meydan. meydan olur (bulunur). at sine ğ i * Atı n tüyünün rengi. veya bulmak. at olur. * Çevresinde olup bitenleri iyi algı layamama. meydan olmaz (bulunmaz). at meydanı * At veya at arabaları koş ular ı nı n yapı ldı ğ ı yer. göz hizas ı nda bulunan korumal ı k. at ko ş turacak kadar * pek geniş . at donu at gibi * vücudu iri yarı olan (kad ı n). elmas. sabit fikirlilik. çiçekleri kokulu bir ağ aç (Aesculus hippocastanum). * Sirklerde veya eğ lence yerlerinde. at kestanesigiller *İ ki çeneklilerden. at pazar ı nda eş ek osurtmuyoruz! * söyleneni dinlemeyene söylenen bir uyarma sözü. madalya. * Bu ağ acı n kestaneye benzeyen yemiş i. .

ataerki ataerkil * Ataerki temeline dayanan. atamak ataman * Birini bir göreve getirmek. ata * Baba. kanatları büyük ve küt. * Dedelerden ve büyük babalardan her biri. * Eskiden Rus Kazakları n ba ş buğ una verilen unvan. ama kullanma imkânı yok. cür'etkâr. atı lı m yapmak. atak * Düş üncesizce her iş e atı lan. saldı rı ş . atadan babadan görmek * gelenek hâlinde eskiden beri bilmek. ataya çekme. ite ot vermek * bir iş i ters yapmak. uzunluğ u 8 mm kadar olan. * Eski Türk devletlerinde. at. iş lemezlik. yalancı . pederş ahîlik.* Çift kanatlı lardan. eklem bacaklı bir sinek türü (Hippobosca equina). ata et. pederş ahî. yapmak. tayin. hamle. özellikle Selçuklularda ş ehzadelerin e ğ itimi veya ba ğ ı msı z olarak bir eyaletin yönetimi ile görevli vezir. hücum. tayin etmek. * Ataya yakı ş ı r davranı ş . atak atak yapmak * akı n yapmak. babalı k. cür'et. meydan yok * yapacak güç var. * Tembellik. atabek atabey * Bkz. atabey. * Atı lı m. atac ı lı k * Uzaklarda bulunan ve birçok kuş aktan beri görünmeyen birtakı m özelliklerin yeni bir kuş akta birden ortaya ç ı kması . sı ğ ı r ve domuzları n bacak ve kuyruk aralar ı nda yaş ayan. ataklı k atalet * Atak olanı n durumu veya atakça i ş . patriarkal. * Geveze. * Soyda temel olarak babayı alan ve ailede çocuklar ı baba soyuna mal eden topluluk düzeni. akı n. uygulamak. * Saldı rı . iş siz kalma. atal ı k atama . at var. atavizm. davranı ş . *İ ş sizlik. * Atamak iş i.

. millî egemenli ğ i. * Soy at yetiş tiricisi. satsan satı lmaz vb. Atatürkçülük * Atatürk'ün düş ünce ve uygulamaları ndan kaynaklanan. kiş i özgürlüğ ünü. ataraksiya * Hiçbir heyecan veya zihin etkisiyle uyarı lmayan ruh dinginli ğ i. atavik * Atacı lı kla ilgili. * Tutacak. * Su aygı rı . birbiri ile uyumlu amaçlar. ataş ataş e * Bir elçiliğ e bağ lı uzman. sol karı ncı ğ ı ndan vücudun di ğ er bölümlerine kan taş ı yan damar. atari atarkanal atasözü * Bilgisayarlarda basit programlarla düzenlenmiş bir oyun türü. geleceğ e yönelik. akla. atardamar * Kalbin sağ karı nc ı ğ ı ndan akciğ erlere. ş iryan. elçilik uzman ı . bilime ve gerçeğ e dayanan. * Spermayı idrar yoluna salan iki kanal. evrensel ağ ı rl ı klı . ate * Atacı lı k. * Ataş enin görev yaptı ğ ı yer. acı ya olduğ u kadar kı vanca kar ş ı da ilgisizlik. darbı mesel: Ayağ ı nı yorganı na göre uzat. ataş elik * Ataş e olma durumu veya makamı . * Uzun deneme ve gözlemlere dayanı larak söylenmiş ve halka mal olmu ş söz. Atsan at ı lmaz. Atatürkçü * Atatürkçülük yanlı sı olan (kimse). atanmak * Bir göreve getirilmek. tayin edilme.atanma * Bir göreve getirilme. tayin edilmek. çağ daş olmayı amaçlayan. atanma yapmak * tayin etmek. at sergileri gibi çalı ş malar. Türk Devleti'nin bağ ı msı zlı k ve bütünlü ğ ünü. Kemalist. * Bu ilkeye bağ lı lı k. uygulamalar ve ilkeler bütünü. atavizm atbal ı ğ ı atçı atçı lı k * Soy at yetiş tiriciliğ inde yapı lan at koş uları .

co ş mak. * Yanı cı cisimlerin tutu ş mas ı yla beliren ı sı ve ı ş ı k. örneğ i ateş böceğ i olan böcekler takı mı . ihtiyarlı k yüzünden alı k duruma gelme. * Patlayı cı silâhları n at ı lması . * telâş lanmak. ateş bacayı (veya saça ğ ı ) sarmak * bir olay. öfkelenmek. * Isı tma veya piş irme için kullanı lan yer veya araç. * Vücut ı sı sı . s ı kı lı p baş ı na kan yürümek. hı rs. ateş almak * yanmak. ateş böceğ i * Kı n kanatl ı lardan. ateş böcekleri * Kı n kanatl ı lardan. atölye. ateş basmak * kı zarmak. alev renginde olan. tutuş mak.* Ateist. atefleksiyon * Döl yatağ ı nı n biçiminin bozulmas ı . ateş çı kmak . * Tanrı tanı maz. önüne geçilemez. heyecanlanmak. felâket. * (ateş li silâh) patlamak. acı . * Coş kunluk. * Büyük üzüntü. * Öfke. atelye aterina ateş * Bkz. * Tehlike. ateş açmak * ate ş li silâhla mermi atmaya ba ş lamak. hı nç. ateş almaya mı geldin? * uğ radı ğ ı yerden hemen gitmeye kalkan kimseye sitem olarak söylenir. * Gümüş balı ğ ı . od. karanlı kta ı ş ı ldama özelliğ i olan böcek (Lampyris noctiluca). acele davranmak. ateist ateizm * Tanrı tanı mazlı k. ateh * Bunama. * Kı rmı zı . bunaklı k. * Tutuş muş olan cisim. ateh getirmek * bunamak. tehlikeli bir durum almak. acele etmek. ateş balı ğ ı * Sardalye.

* Bkz. yangı n çı kmak. ateş pahası * Çok pahalı . ateş kayı ğ ı * Ateş bal ı ğ ı avlamak için kullanı lan ve içinde ate ş yakı lan kayı k. çalı ş kan. ateş parçası * Ateş in bir bölümü. * çok öfkeli olmak. ateş gecesi * Hristiyanlarda 24 Hazirana rastlayan Yahya yortusunun. * Çok canlı . ateş düş tüğ ü yeri yakar * bir acı yı onu çekenden baş kası tam anlayamaz veya aynı ölçüde üzülemez. ateş gemisi * Eski çağ larda düş man gemilerini yakmak için özel bir biçimde yapı lmı ş . ateş olsa cirmi kadar yer yakar * hasmı n pek önemsenmediğ ini anlat ı r. ateş püskürmek *ş iddetli. içi yakı cı maddelerle dolu gemi. çalı ş kan ve becerikli. * kı pk ı rmı zı . ateş kesilmek * çok kı zgı n davranı ş larda bulunmak. * zeki. * Yangı n söndürmede kullanı lan tulumbayı taş ı mak için kullanı lan büyük ve geniş kayı k. ateş gibi yanmak * ateş i yükselmek. ateş kı rmı zı sı * Yanan ateş in rengi. ateş püskürmek. ateş etmek * ateş li silâhlarla mermi atmak. ateş gibi * çok sı cak. ateş hattı * Savaş ta en ilerideki birliklerin ellerindeki silâhlarla ateş açabilecekleri hat. becerikli. * (sonradan) çok çalı ş kan. hareketli ve becerikli olmak. * Çok yaramaz (çocuk). ateş saçmak . ateş çiçeğ i * Ballı babagillerden. bu ateş in üstünden atlamak ve çevresinde oynamak yolu ile kutlanan bir önceki gecesi. ateş kesmek * ateş li silâhlarla yap ı lan atı ş a son vermek. ateş olmayan yerden duman çı kmaz * küçük de olsa birtakı m belirtilerin önemli olaylara i ş aret olduğ unu anlatı r. hareketli. meydanlarda ateş yakmak. ateş kı rmı zı sı renginde çiçekler açan bir süs bitkisi (Salvia splendens). öfkeli konu ş mak.

ateş vermek * tutuş turmak. * Ateş le hüner gösteren oyuncu. * üzerine ateş li silâhla mermi atmak. ateş tuğ lası * Ocak. kundak sokmak. coş kun. ateş i çı kmak (veya yükselmek) * (hasta için) vücut ı sı sı olağ andan çok artmak. ateş e vurmak * bir yemeğ i piş mek üzere ocağ a koymak. ateş i uyandı rmak * sönmek üzere olan ateş i canland ı rmak. * aş ı rı telâş a ve sı kı ntı ya düş ürmek. ateş e dayan ı klı tuğ la. ateş e vursa duman vermez * pek cimri olanlar için söylenir. ateş e atmak * bile bile çok tehlikeli bir iş e giri ş mek. ateş e dayanı klı * aş ı rı ı sı dan zarar görmeyen. . vapur. ateş yağ dı rmak * ateş li silâhlarla aralı ks ı z mermi atmak. * Osmanlı larda ş enlikler için donanma fi ş eklerini hazı rlayan kimse. ateş çilik * Ateş çinin iş i. * bir ülkeyi savaş a sokarak veya kargaş a ve karı ş ı klı k yaratarak sı kı ntı ve yı kı ma uğ ratmak.* çok kı zmak. sinirlenmek. * Fabrika. lokomotif gibi ateş le iş leyen yerlerde ocaklara kömür atı p ateş in sürekli yanmas ı nı sağ layan ateş çi kimse. ateş e tutmak * az ı sı tmak. coş mak. ateş ! ateş baz * ateş etmek için verilen komut. ateş i baş ı na vurmak * çok öfkelenmek. ateş e vermek * ateş içine sokmak. * bir yeri kasten yakmak. ateş in * Ateş li. çok öfkelenmek. ateş i düş mek * (hasta için) ateş i geçmek veya azalmak. soba gibi yerlerde kullanı lan. * çevresindekilere ağ ı r sözler söylemek.

* derece ile ateş i ölçmek. ateş lendirme * Ateş lendirmek i ş i. ateş li * Ateş i olan. mütareke. bı rakı ş ma. biri erkek iki gencin bir yerde yalnı z baş ları na kalmaları nı n sakı ncalı olduğ unu anlatmak için söylenir. yanmayı azaltmak. ateş le oynamak * pek tehlikeli bir iş le uğ ra ş mak. ateş lendirmek * Coş turmak. ateş lenme * Ateş lenmek iş i. ateş leyici * Ateş leme niteliğ i olan. ateş li ateş li * Yoğ un ve heyecanlı bir biçimde. hararetli hararetli. * Top. ateş lemek * Tutuş turmak. ş iddetlendirmek. ateş letme * Ateş letmek iş i. ateş lenmek * Ateş lemek iş ine konu olmak. .ateş ine (veya nârı na) yanmak * bir kimse yüzünden zarara uğ ramak. * Kı ş kı rtmak. ateş le barut bir yerde durmaz * biri kı z. kı ş kı rtmak. * acı yı . ateş kes * Savaş an iki kuvvetin karş ı lı klı olarak savaş ı durdurması . tüfek gibi patlayı cı maddeleri patlatmak. ateş leme * Ateş lemek iş i. ateş letmek * Ateş lemek iş ini yapt ı rmak. * Coş mak. * Coş kun. ş iddetlenmek. yakmak. heveslendirmek. * Patlayı cı maddeleri ate ş lemekte kullanı lan cihaz. kı zı ş mak. coş kulu. * Vücut ı sı sı artmak. ateş ini almak * yüksek vücut ı sı sı nı düş ürmek. ateş ler içinde * (hasta) çok ateş li bir durumda. * Cinsel istekleri güçlü olan. coş turucu.

yüklemek. * Ateş yakı lan veya konulan yer. * Atı lmı ş . ihsan. * Yalancı . atı k su * Evlerde.ateş li silâh * Patlayı cı madde aracı ile mermi atan top. tüfek gibi silâh. tek parmaklı memeliler familyası . ateş perest * Ateş e tapan. ateş ten gömlek * acı . atfen atfetme * Atfetmek iş i. * Atları . atgiller atı alan Üsküdar' ı geçti * fı rsatı n kaç ı rı lı p artı k yap ı lacak bir ş ey kalmadı ğ ı nı anlat ı r. * Yalancı lı k. at ı lan. isnat. * Karş ı lı k beklemeden gösterilen sevgi. uydurmacı lı k. s ı kı ntı lı durum. *İ yilik. * Yöneltmek. iş leme sürecinden veya kullanı mdan sonra arta kalan ve kâğ ı t veya karton üretiminde ve kâğ ı t hamuru yapı mı nda tekrar kullanı lan kâğ ı t veya karton parçaları . yükleyerek. üzüntü veren. isnat etmek. kayra. dayanı lmaz. inayet. *İ li ş kili bulma. atfetmek * Bir iş i veya bir sözü bir kimseye mal etmek. * Atı cı olma durumu. atı cı lı k atı f atı fet atı k atı k atı k kâğ ı t * Kâğ ı t. çevirmek. * Bazı ateş li silâhlar kullanarak yap ı lan spor. çevirme. atı l . * Süt veya yoğ urt çalkamaya yarar küçük yayı k. ateş lik ateş lilik * Ateş li olma durumu. attı ğ ı nı vuran kimse. ası lsı zş eyler uydurup söyleyen. atı cı *İ yi niş an alan. iş yerlerinde kullanı mdan dolayı kirlenen ve bina dı ş ı na sevkedilen pis su. eş ekleri ve zebraları içine alan. * Yöneltme. ba ğ ı ş . lütuf. * Mal ederek.

hücum. süreduran. hamleci. aylak. * Herhangi bir konuda ilerleme çabası . ba ş lamak. çarp ı ş . * Atı lmak i ş i. atı lganlı k * Atı lgan olma durumu. * Sayı kazanmak amacı yla yapı lan atı lı ş . atı mcı lı k atı mlı k * At ı mcı nı n iş i. atı lgan * Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan. . atı lma iş i. *İ ş siz. * abartmalı konuş mak. hallaçl ı k. hamle. * (kalp. birden bir davranı ş ta bulunmak. iş e yaramaz. * Hı zla ilerleme. * Durumunu geliş tirme gücü gösteren. * Silâhı doldurmaya yetecek veya en az bir atı m yapabilecek barut miktarı . * Bir silâhı n mermisini amaca ulaş tı rmak için gereken iş ve bilgi. * Bkz. ditme iş ini yapan kimse. atı mcı * Pamuğ u. * Atmak iş ine konu olmak. hücum etmek. * Konuş acak. atı p (veya atmak) tutmak * bir kimse veya bir ş ey için kötü konuş mak. * Atmak iş i. * Atı lan bir ş eyin gidebildiğ i uzaklı k.* Tembel. * Bir ş eye do ğ ru birden gitmek. * Patlamak. yazacak söz veya bilgi. atı ş * Atmak iş i veya biçimi. atı nı sa ğ lam kazı ğ a ba ğ lamak * eş eğ ini sağ lam kaz ı ğ a bağ lamak. at ı lı m yapan. nabı z için) Vuruş . atı lı ş atı lma atı lmak * Atı lmak i ş i veya biçimi. hamle. * Saldı rmak. hallaç. * Giriş ken. atı lı m *İ leri at ı lma. * Etkisiz. yünü yay veya tokmak gibi bir araçla kabartma. atı lma. savlet. * Bir iş e giriş mek. atı lı mcı atı m atı n ölümü arpadan olsun * çok sevilen bir ş ey yapı lı rken veya sevilen bir yiyecek yenilirken sonuç kötü de olsa katlanı lacağ ı nı anlatı r.

atk ı iplik atk ı lama atk ı lamak * Dokuma tezgâhları nda mekikle atkı atmak. * Ağ ı z kavgası etmek. atk ı lı * Atkı sı olan. * (yağ mur veya kar) Serpiş tirmek.atı ş yeri atı ş ma * Silâh atma alı ş tı rmaları yapı lan yer. taş veya beton destek. çevik. atı ş mak atı ş tı rma atı ş tı rma yeri * Ayaküstü yemek yenilen yer. * Atı ş mak iş i. * Saz ş airlerinin deyiş le tartı ş maları . çevik. atk ı * Soğ uğ a kar ş ı omuzlara. eski zamanla ilgili. üst eş ik. atı ş tı rmal ı k * Atı ş tı rmaya yarayan. argaçlamak. * Saz ş airleri. * Eski. ba ş a. çeviklik. atik atik atik tetik atiklik * Çabukluk. * Dokumacı lı kta mekikle enine atı lan iplik kumaş ı n en ipli ğ i. atkuyruğ u . * Kendisine dargı n olan bir kimseye barı ş ı km ı ş gibi söz söylemek. * Dokuma tezgâhları nda mekikle enine at ı lan iplik. ati * Gelecek. * Atkı lamak iş i. argaç. poligon. atı ş tı rmak * Acele olarak yemek veya içmek. * Atı ş tı rmak i ş i. * Çabuk hareket edebilen. * Büyük yaba. s ı rta veya boyna alı nan örtü. * Çabuk davranan. * Kapı ve pencerelerin yapı mı nda üst tarafa konan ağ aç. belli bir ayak üzerine birbirlerini küçük düş ürmek amacı yla karş ı lı klı deyiş söylemek. * Bazı kadı n ayakkabı lar ı nda ve çocuk patiklerinde ayağ ı n üstünden geçen. yandan iliklenen ince uzun parça.

atkuyruğ ugiller * Eğ relti otugillerden. * Sı nı fı okumadan geçmek. ara bozanl ı k etmek. atlama ta ş ı * Suyu geçerken üzerine bası p atlamak için konulan büyük taş . atlad ı geçti Genç Osman! * bir iş in bittiğ ini veya tehlikenin atlatı ld ı ğ ı nı anlatı r. * Çı kmak. atlama taş ı . atlamak * Bir engeli sı çrayarak veya fı rlayarak a ş mak. ayaküstü gelecek biçimde kendini b ı rakmak. atlan ı lma * Atlanı lmak iş i. atlama ta ş ı yapmak * daha iyi bir yere geçmek için bir durumu veya bir kimseyi araç olarak kullanmak.70'e ayarlanabilen ve atlamalar için kullan ı lan beden eğ itimi aracı . * Genç kı zları n saçlar ı nı baş lar ı nı n arkası na toplayarak uç bölümünü kaldı rı p serbest bı raktı klar ı saç biçimi. . * Belirli bir yerden gerilip hı z alarak yapı lan sı çrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma veya belli bir yükseklikten a ş ı rma. atlama beygiri * Yüksekliğ i 1. atlangı ç * Suyu geçerken üzerine bası p atlamak için konulan büyük taş . yazı yazma. atlambaç atland ı rma * Atlandı rmak iş i. inmek. atlan ı lmak * Atlanmak. * Yanı lmak. * Bu biçimde en uzağ a atlamak veya en yükseğ i aş mak amacı yla yarı ş ı lan atletizm dalı . atlang ı ç. * (bası nda) Haberi zamanı nda verememek veya diğ er gazetelerden ö ğ renmek. atla arpay ı dövüş türmek (veya dalaş tı rmak) * fesat karı ş tı rmak. aldanmak. * Çocukları n atlama oyunu. * Yüksek bir yerden alçak bir yere. örneğ i atkuyruğ u olan bir bitki familyası . * Binmek. atland ı rmak * Ata bindirmek veya binecek at vermek. sayı sayma gibi iş lerde bazı bölümleri bı rakı p geçmek.* Atkuyruğ ugillerden. atlama * Atlamak iş i. daha çok nemli yerlerde yetiş en ve ilâç olarak kullanı lan bir bitki (Equisetum arvense). kök sapı ömürlü olan. atlanma * Atlanmak iş i. * Okuma. atlama tahtası * Daha iyi bir duruma geçmek için araç olarak kullanı lan yer veya kimse.

atlaya z ı playa * atlayarak. . atlar anası *İ ri yarı . atlas çiçe ğ igiller * Kaktüsgiller. atlas çiçe ğ i * Uzun ve sarkı k yapraklı . atlatmak * Atlamak iş ini yapt ı rmak. * Yüzü parlak. * (bası nda) Baş ka ilgililerden önce bir haberin yayı mlanmas ı nı sağ lamak. atlar nallanı rken kurbağ alar ayak uzatmaz * küçükler büyüklerin yanı nda hadlerini bilmelidir. atlat ı lma * Atlatı lmak iş i. atlatma * Atlatmak iş i. biçimli. atlar tepi ş ir. atlet gibi. * Kötü bir durumu geçiş tirmek. * Savsaklamak. tarih gibi konularda toplu bilgi vermek için bir araya getirilmiş co ğ rafya haritaları derlemesi. * istekle. isteyerek. * Aldatmak. * Bir konuyu açı klamak için hazı rlanmı ş resim veya levhalardan oluş mu ş kitap. atlet * Atletizmle uğ raş an kimse. atlas kemi ğ i * Boyun omurları nı n üstten birincisi. * Vücudu geliş miş . atlas atlas * Dünyanı n. atlat ı lmak * Atlatmak iş i yapı lmak veya bu iş e konu olmak. atlet fanilâs ı * Kolsuz erkek fanilâsı . sı k dokunmuş bir tür ipekli kuma ş . arada eş ekler ezilir * büyüklerin çatı ş ması ndan küçükler zarar görür. * Savmak.atlanmak atlanmak * Ata binmek veya at edinmek. parlak kı rmı zı çiçekler açan kaktüs. atletik * Atletleri ilgilendiren. bir bölgenin fiziksel ve siyasî coğ rafyas ı ile ekonomi. * Atlamak iş i yapı lmak. bir ülkenin. erkeksi kadı n.

göndermek. gülle.den oluş an bir eğ lence aracı . atl ı kovalarcası na * gereksiz yere acele ederek. * Yazı lı veya banda alı nmı ş bir metinden baz ı bölümleri çı karmak. *İ stenilmeyen bir ş eyi kendi malı olmaktan çı karmak. atma Recep. * Çatlamak. ilgisini kesmek. bir kenara koymak. * Örtmek. * (kurş un. atl ı karı nca *İ ri bir karı nca türü (Ponera grandis). * (sı kı ntı dolay ı sı yla) Giyilen bir ş eyi ç ı karmak. *İ çki içmek. * Sözle sataş mak. * Bilmeden. farkı ndayı z. ilgisini kesip uzaklaş tı rmak. * Ata binmiş kimse. * (yapı lmı ş kötü bir i ş i birine) Yüklemek. uçaklar vb. çevikliğ i. * Bir cismi bir yöne doğ ru fı rlatmak. atmak . kestirerek söylemek. * (bir kimseyi) Uzaklaş tı rmak. tüfek gibi silâhlar için) Patlatmak. tokat. * Koymak. kı lı ç) Vurmak. * Bir ş eyi yere doğ ru bı rakmak. kabartmak. atlama. yetenekleri geliş tirmeye yarayan koş u. ava alı ş tı rı labilen küçük bir yı rtı cı kuş (Accipiter nisus). * Yay ve tokmakla ditmek. din kardeş iyiz * söylediklerin hep yalan (veya abartma). * Uzatmak. * (sille. çarpmak. * Kovmak. * Yerleş tirmek.atletizm * Beden gücünü. ok gibi ş eyleri) Hedefe iletmek. nabı z gibi kan dolaş ı mı ile ilgili organlar için) Vurmak. * Çı karmak. * Sapan. atl ı spor * At üzerinde yapı lan bütün sporları n genel adı . * Patlayı cı maddelerle havaya uçurup yı kmak. ağ ı rl ı k kaldı rma ve atma gibi. süvari. atma * Atmak iş i. * Binek atı kullanan asker veya asker sı nı fı . * Kullanı lması gelenek hâline gelmiş bir ş eyi kullanmaktan vazgeçmek. atmaca * Kartalgillerden. dı ş ar ı ya vermek. * (top. * Bir yerden baş ka bir yere taş ı mak. * (zaman bildiren tümleçlerle) Geri bı rakmak. * Yalan veya abartmalı söz söylemek. atl ı karı nca * Yere dikilmiş bir eksen çerçevesinde döndürülen ask ı lara takı lı oyuncak atlar. * Değ erini eksiltmek. yı rtı lmak veya yapı ş ı k olduğ u yerden ayrı lmak. tek baş ı na yapı lan vücut çalı ş malar ı . dı ş arı ya çı karmak. atl ı * Atı olan. * (kalp.

atmosfer bas ı ncı * Atmosferin yeryüzünde bulunan her cisim üzerine yaptı ğ ı bası nç. palavra. * Hava yuvarı . atom çekirdeğ i * Atomun çekim kuvvetinin etkisiyle. atom bombası * Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucu enerji olu ş mas ı temeline dayanan bomba. atmasyonculuk * Atmasyoncu olma durumu. ba ğ ı rmak. bı rakmak. artı k bölünemez. 76 cm uzunlu ğ unda ve tabanı l cm 2 olan cı va sütununun ağ ı rl ı ğ ı (l kg 33 gr). 150 C de deniz yüzeyinde. * Yeri veya herhangi bir gök cismini saran gaz tabakası . meni. *İ çinde yaş anı lan ve etkisinde kal ı nan ortam. atom reaktörü * Nükleer parçalanma sonucu oluş an enerjiyi kontrol etmekte kullan ı lan düzen.* (renk için) Solmak. yollamak. bir tek türü ise bir kimyasal ögeyi oluş turan * (eski Yunan filozofları na göre) Gerçeğ in son. gaz yuvarı . atmosferik * Atmosferle ilgili. bel. alı ş mak. sahiplenmek. * Bası nç birimi olarak kullanı lan. sperma. * Haykı rmak. * Göndermek. atom numarası * Bir atom çekirdeğ inin içinde bulunan protonları n sayı sı . atom ça ğ ı * Atom enerjisinin insanlı ğ ı n hizmetine girdi ğ i çağ . cevvî. * Götürmek. atm ı k atmosfer * Erkeklerin cinsel organı ndan salgı lanan madde. proton ve nötronlardan olu ş an pozitif elektron yüklü merkez bölümü. * Birkaç türü birleş ince çe ş itli kimyasal birleş ikleri (molekülleri). atom ağ ı rl ı ğ ı * Herhangi bir atomun 16 sayı sı ile gösterilen oksijen atomuna göre ağ ı rlı ğ ı . atol atom parçacı k. halka biçiminde adacı k. * Söylemek. atom enerjisi * Atom çekirdeklerinin parçalanması ndan veya hafif atomları n kaynaş ması ndan olu ş an büyük enerji. atmasyoncu * Uydurmacı . atmasyon * Uydurma. . palavrac ı (kimse). çevresinde elektronlar dolaş an. bozulamaz diye tasarlanan temel ögeleri. * Mercanları n bir araya toplanması ile olu ş muş . er suyu. mercan ada. hava. * Etkisi kaybolmak.

atom santrali * Atomdan yararlanarak enerji elde eden fabrika. atomik atonal atölye * Zanaatçı ları n veya resim. av * Atmak iş ini yaptı rmak. attı rmak Au aut geçmesi. atölye resmi * Bir iş in ayrı ntı ları nı gösteren ve atölyede yapı m sı rası nda kullanı lan 1/1 ölçüdeki teknik resim. * Atomla ilgili olan. atraksiyon * Gazino gibi yerlerde yapı lan. * Top oyunları nda topun kar ş ı takı m oyuncular ı nı n vuru ş uyla oyun alan ı nı n veya kale çizgisinin arkası na * Karada. heykel sanatları yla uğ raş anları n çalı ş tı ğ ı yer. * Bir hayvanı n bir baş ka hayvanı yemek için yakalamas ı . ilgi çekici gösteri. atropin * Güzelavrat otundan çı kar ı lı p hekimlikte kullanı lan zehirli bir ilâç. satsan satı lmaz * iş e yaramad ı ğ ı veya sı kı ntı verdi ğ i hâlde vazgeçilemeyen ş eyler ve kimseler için söylenir. attı rma * Attı rmak i ş i. atomculuk * Evrenin. attar * Bkz. atom sayı sı * Bir atom çekirde ğ inin içerisinde bulunan protonlar ı n say ı sı . atomal * Atomlarla ilgili olan. ton ve makam temeline ba ğ lı kalmadan oluş turulan (beste). eğ lendirici. gölde veya akarsularda evcil olmayan hayvanları vurma veya yakalama iş i. atomcu * Atomculuk yanlı sı (kimse). denizde. * Altı n'ı n kı saltmas ı . iş lik. mü ş terileri oyalay ı cı . . atsan atı lmaz. attan inip eş eğ e binmek * bulunduğ u önemli görevden daha aş ağ ı bir göreve alı nmak. * Atomla ilgili. aktar. * Yeni bir bestecilik çı ğ ı rı na göre. attı ğ ı tı rnak kadar olamamak * bir kimsenin sözü edilenden daha değ ersiz olduğ unu anlatmak için kullanı lı r. bölünmez parçaları n kümelenmesinden olu ş tuğ unu ileri süren öğ reti.

* Tuzağ a dü ş ürülen. aptal. iş iş ten geçmi ş . iş le-v. aptal aptal. kopoy. avadanc ı * Eski Osmanlı sarayı nda bir s ı nı f hademe. av kuş u * Avlanı lan kuş . avangart * Öncü. . kendisinden yararlanı lan kimse. av dönemi * Av hayvanları nı n avlanması veya bu amaçla kullanı lan av araçları nı n kullanı lması nı n serbest oldu ğ u yı lı n belirli bölümü. av köpe ğ i * Tazı . öd-ev. artı k yapacak bir ş ey yok. * Halk. avadanl ı k * Bir iş i yapmak. av avlanmı ş . -av / -ev * Fiilden isim türeten ek: sı na-v. * Kolaylı kla kandı rı labilen veya aldatı labilen. aval * Saflı ğ ı sersemlik derecesine varan (kimse). ödemeden sorumlu olanları n ödememesi hâlinde üçüncü bir kiş inin alacaklı lara senet bedelini ödeyeceğ ine iliş kin verdiğ i güvence. aval * Ticarî senetlerde. av mevsimi * Av dönemi. avanak avanakça avanaklı k * Avanak olma durumu. av yasa ğ ı * Yı lı n av dönemi d ı ş ı nda kalan zamanda konulan yasak. avanaklı k etmek * aptallı k etmek. * Halkı n aş ağ ı tabakas ı . gör-ev.* Bu yollarla yakalanan hayvan. bön. ava ç ı kmak * avlanmak için gitmek. avanak gibi davranmak. aval aval avam * Aptal bir biçimde. avanağ a uygun düş en biçimde. türe-v vb. bir aracı onarmak için kullanı lan alet tak ı mı . tav tavlanm ı ş * olan olmuş . avanakça davranı ş . * Avanak gibi. zağ ar gibi ava yard ı mcı lı k etmeye al ı ş tı rı lmı ş köpek.

avantacı * Çı karcı . * Kı yı ya dayanı larak sandalı n açı lması için kürekçilere verilen komut. avantaj * Üstünlük sağ layan ş ey. avans çekmek * öndelik çekmek. peş inat. bedavacı . avantadan * bedavadan. avare . * Üzerinde döndüğ ü ve kendisini taş ı yan milden bağ ı ms ı z olarak çal ı ş an mekanizma. maceracı . emek vermeden sağ ladı ğ ı kazanç. beleş çi. yüzyı llar aras ı nda Orta Avrupa'da yaş amı ş halk. Avar * Kuzeydoğ u Kafkasya'da Dağ ı stan Federe Cumhuriyeti'nde yaş ayan halk. avantacı lı k * Çı karcı lı k. avantajsı z * Yarar sağ lamayan. * III. avaraya almak * o bölümün çalı ş ması nı durdurmak. avara avara avara kasnak iş lemek (veya dönmek) * hiçbir iş e yaramadan boş una. öndelik. beleş ten. beleş çilik. bedavac ı lı k. avans vermek * öndelik vermek. yarar.avans * Alacağ ı na sayı lmak üzere önceden yap ı lan ödeme. avanta * Bir kimsenin. kötü. avantüriyer * Serüvene atı lan. kâr. avans almak * öndelik almak. yararsı z.IX. * Bir geminin ba ş ka bir gemiden veya kı yı dan açı lmas ı . avantajl ı * Yarar sağ layan. . Avarca * Avarları n kullandı ğ ı dil. macera. yüzy ı llar aras ı nda Moğ olistan'da VI. .VI. yararlı (durum veya ş ey). *İ ş e yaramaz. avantür * Serüven.

tanı tan kimse. avare olmak * iş siz güçsüz dolaş mak. avcı lı k * Avcı olma durumu veya iş i. * Kazalar. avazı çı ktı ğ ı kadar * çok yüksek sesle. i ş siz güçsüz. yüzey biçimleri. baş ı bo ş . avare dola ş mak * iş siz. kokusuz. aylak. avareleş me * Avareleş mek durumu. avcı hattı * Savaş ta düş mana doğ ru dağ ı larak ön safta ilerleyen asker toplulu ğ u. iş siz güçsüz. baş ı boş luk. * Osmanlı larda önceleri yalnı z olağ anüstü durumlarda. aylaklı k. avare etmek * bir kimseyi iş inden al ı koymak. nara. * Bir deniz yolculuğ unda geminin veya yükünün gördüğ ü zarar. engeller. * Çeş itli sebeplerle dayanı klı lı ğ ı nı ve esnekli ğ ini kaybetmiş yapa ğ ı ve yün. * Bir ş eyi büyük bir istekle izleyen ve bulup ortaya çı karan. aylak dolaş mak. avcı lı k etmek * avlanma ile uğ raş mak. avcı eri * Piyade mangası nda her ere verilen ad. * Avcı lara özgü olan.*İ ş siz. avarelik avar ı z *İ ş sizlik. avcı otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. avarya avaz avaz avaz (bağ ı rmak) * var gücüyle bağ ı rmak. . baş ı boş . baş ı boş luk. parlak zehirli bir bitki (Adonis). * Yüksek ses. avareleş mek * Aylaklı k etmek. sonralar ı ise sürekli olarak halktan toplanan vergi. * Baş ka hayvanları yakalamakta usta olan (hayvan). avcı uçağ ı * Düş man uçakları nı düş ürmek için kullanı lan uçak. tümsekler. belâlar. avcı * Avlanmayı seven veya av ı kendine iş edinen kimse. * Engebeler.

geri gelme. avcunun içine almak * bir kimseyi bask ı ve etkisi altı na almak. kurnazlı kla kandı rmak. avg ı n * Duvarda suyun geçmesi için bı rakı lan delik veya üstü kapal ı su yolu. geri gelmek. avcunun içinde tutmak * ona istediğ ini yaptı racak güçte olmak. avlamak * Bir avı diri veya ölü olarak ele geçirmek. avcuna saymak * peş in olarak ödemek. Amerika'dan dünyanı n her yanı na yayı lmı ş olan. billûr. avdet * Dönüş . cam veya metal süslü aydı nlatma aracı . * Yardakçı lar. avisto avize * Ödenmesi gereken poliçelere yazı lan ve "görüldüğ ünde" anlamı na gelen bir terim. * Voleybolda karş ı oyuncuları n boş bı raktı ğ ı ve yetiş emeyeceğ i yere topu yavaş ça indirip sayı alma. * (genellikle Musevîler için) İ slâm dinine dönmüş olan. * Tuzağ a dü ş ürmek. bir ş eyi) çok iyi ve ayrı ntı lı olarak bilmek. avdetî avene averaj * Ortalama. avize biçiminde sarkı k. ş amdanlı . avdet etmek * dönmek.avcu kaş ı nmak * halk inanı ş ı na göre eline bir yerden para geçeceğ i anla ş ı lmak. avlanmak * Avı çok olan yer. . avlak avlama * Avlamak iş i. av yeri. * Sayı fark ı . avize ağ acı * Zambakgillerden. avcunun içi gibi bilmek * (bir yeri. lâmbal ı . avlanma * Avlanmak iş i. iri ve beyaz çiçekli bir süs a ğ ac ı (Yucca glosiosa). * Tavana ası lan. avcunu yalamak * umduğ unu ele geçirememek.

* Elin iç tarafı . * Kadı nları n öteberi satt ı klar ı pazar yeri. Avrupalı lar gibi. Avrupalı laş ma * Avrupalı laş mak. Avrupalı lara benzer. * Ava gitmek.* Avlamak iş ine konu olmak. * Amerikan armudu (Persea americana). * Avrupa'ya özgü olan. Avrupalı lı k * Çağ daş olma. avret * Ut yeri. pek çok. Avrupa kay ı nı * Avrupa'da yetiş en bir kayı n türü. * Yarı yumulmu ş elin alacağ ı miktar. avuç avuç * Her defası nda bir avuç. düş ünce ve davranı ş ta bat ı ölçülerinde bulunma. avlatma avlatmak * Avlanmak iş ini yapt ı rmak. av için dolaş mak. yardı m istemek. Avrupa ile ilgili (olan). duvarla çevrili alan. Avrupa halkı ndan olan kimse. * (para için) Bol bol. eş . Avrupalı laş mak * Avrupalı lar ı n düş ünce. avuç (veya el) açmak * dilenmek. Afş ar. * Avlatmak iş ini yaptı rma. ava çı kmak. * Kadı n. Avrupalı * Avrupa'da yaş ayan. davranı ş ve yaş antı lar ı nı benimsemek. * Elin yarı yumulmuş durumu. * Karı . para istemek. avuç dolusu . Avrupaî * Avrupalı lara vergi. * Avuçlayarak. avlu avokado avrat * Bir yapı nı n veya yapı grubunun ortası nda kalan üstü açı k. avrat pazar ı * Cariyelerin satı ld ı ğ ı pazar. Av ş ar avuç * Bkz.

avundurma * Avundurmak iş i. korumay ı meslek edinen ve bunun için yasanı n gerektirdi ğ iş artları taş ı yan kimse. avundurmak * Oyalanması nı sağ lamak. * (hayvan) Gebe kalmak. mahkemelerde. boş savunma. avurt ünsüzü . avuç içi * Elin parmak dipleri ile bilek arası ndaki iç bölümü. avunç * Acı nı n hafiflemesi veya unutulması . * korkutucu büyük sözler söylemek. avuntu avurdu avurduna geçmek * çok zayı flamak. avuçlamak * Avuçla kavramak. devlet dairelerinde baş kaları nı n hakkı nı aramay ı . teselli. * Bir ş eyle u ğ ra ş arak acı sı nı unutmak. dar (yer). * Avukatı n yaptı ğ ı iş . * Oyalanmak. avunma avunmak * Avunmak iş i.* (para için) Pek çok. s ı kı ntı lardan uzakla ş mak. teselli etmek. avurt * Yanağ ı n ağ ı z boş luğ u hizası na gelen bölümü. avukat tutmak * adlî i ş lemleri gereğ ince yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu görevli kı lmak. avuç içi kadar * pek küçük. teselli. * Acı sı nı hafifletmek. avurt satmak (veya avurt zavurt etmek) * beceremeyeceğ iş eyleri becerebilecekmiş gibi konuş mak. avukat * Hak ve yasa iş lerinde isteyenlere yol göstermeyi. avukatl ı k * Avukat mesleğ i. avurt ş iş irmek * yanağ ı n iç tarafı ndaki boş lu ğ u su veya havayla doldurup ş iş kin duruma getirmek. müteselli olmak. *İ nsanı avutan ş ey. yetinmek. * Gereksiz. * Gerekmediğ i hâlde baş kası nı n savunması nı üstlenen kimse. teselli. avuntu. acı sı nı unutturmak. teselli bulmak. avuçla almak. avuçlama * Avuçlamak iş i.

avurtlar ı çökmek (veya avurtları birbirine geçmek) * çok zayı fladı ğ ı yüzünden belli olmak. * Çalı m satmak. * Yı lı n on iki bölümünden her biri. hale. ay -ay / -ey * Birdenbire duyulan acı . * Bir ayı n herhangi bir gününden ertesi ay ı n aynı gününe kadar geçen veya yaklaş ı k 30 gün olarak kabul edilen süre. teselli. al kelimelerindeki l ünsüzü gibi. . ay ağ ı lı * Ayı n aylası . * Avutulmak iş i. yüksekten atan. avurtlama * Avurtlamak iş i. bel. avutucu avutulma avutulmak * Avutmak iş ine konu olmak. gün-ey. kamer. hesap ortada. * Art arda gelen iki yeni ay arası nda geçen süre. el. düz-ey. teselli etmek. avutma avutmak * Avutmak iş i. ürkme veya sevinç anlat ı r. açı k. dal. ağ rı veya ş aş ı rma. * Oyalamak. erkeğ inin kuyruğ u lir biçiminde ve çok süslü bir Avustralya ku ş u (Maenura superba). avurtlu * Çalı m satan. Avustralya kara tavu ğ u * Serçegillerden. y * Fiilden isim ve sı fat türeten ek: ol-ay. bal. avurtlamak * Büyülenmek. Avusturyal ı * Avusturya kökenli olan (kimse). teselli eden. -ay / -ey. yüksekten atmak. Avustralyalı * Avustralya kökenli olan (kimse). yüz-ey vb. ay aydı n. * Avutan. dene-y. * (bir kimsenin acı sı nı veya s ı kı ntı sı nı ) Yatı ş tı rmak.* Dil ucunun ön damağ a veya art damağ a çarpmas ı ndan oluş an ve dilin yanları ndan akan ses: Dil. Ay * Yer yuvarlağ ı nı n uydusu olan gök cismi. hesap belli * anlaş ı lmayacak bir ş ey yok. yapa-y vb. *İ simden isim türeten ek: kol-ay.

mehtap. görünü ş ü balı k ba ş ı na benzeyen. teber. pervane balı ğ ı . 3 m boyunda. ay parçası (gibi) * (kadı n veya kı z için) çok güzel. ay ı ş ı ğ ı * Ayı n yeryüzüne verdiğ iı ş ı k. * Ayı n dolunay durumundaki parlak durumu. ay parçası . ay dönümü * Aybaş ı .ay bal ı ğ ı * Ay balı ğ ı gillerden. ay modülü * Gözlem araçları nı içinde taş ı yan. ay yı ldı z ay yı lı * Ayı n on iki kez yeni aydan yeni aya gelmesi için geçen süre (354 gün 8 saat). ay örümce ğ i * Ay modülü. ay dede * (çocuk dilinde) Ay. Ay' ı n yer yuvarla ğ ı gölgesinde kalması . ay harmanlanmak * ayı n çevresinde ayla oluş mak. ay dedeye misafir olmak * gece açı kta yatmak. Akdeniz'de yaş ayan bir balı k türü. Ay tutulması * Yer yuvarlağ ı nı n Güneş ile Ay arası na girmesiyle. ay bal ı ğ ı giller * Kemikli balı klar tak ı mı nı n çengel çeneliler alt takı mı na giren bir familya. ay çekirde ğ i * Ay çiçeğ inin tohumu. * Genellikle vakit geçirmek için içi yenen kuru yemiş çe ş idi. ay takvimi * Ayı n gökyüzündeki görünen hareketine ve evrelerine göre düzenlenen takvim. ay araş tı rmaları için kullanı lan ve ay yüzüne yumuş ak iniş yapan araç. . ay karanl ı ğ ı * Bulutlar arkası nda kalan ay ı n yaydı ğ ı hafif ayd ı nl ı k. husuf. kemer balı ğ ı (Mola mola). aya * Türk bayrağ ı ndaki ayça ve beş ı ş ı nlı yı ldı zdan olu ş mu ş simge. geceyi açı kta geçirmek. kuyruk yüzgeci hilâl biçiminde olan. ay balta * Ağ zı yarı m daire biçiminde olan balta. * Bkz. ay evi ay gibi * Ayla. kamer takvimi.

aya ğ a dü ş mek * iş e ilgisiz ve yetkisiz kimseler karı ş mak. aya ğ ı (veya ayakları ) dolaş mak * yürürken telâş tan ayakları birbirine takı lmak.* Elin parmak dipleriyle bilek arası ndaki iç bölümü. aya ğ ı yerden kesilmek * ayağ ı yere de ğ mez olmak. telâ ş a kap ı lmak. aya ğ ı uğ urlu * geldiğ i yere uğ ur getirdiğ ine inan ı lan (kiş i). * bağ ı ş lanmak için yalvarmak. aya ğ ı düş mek * Bkz. aya ğ ı na bağ vurmak * önüne bir engel çı karmak. aya ğ a kald ı rmak * telâş ve heyecana düş ürmek. dikilmek. avuç içi. yolu düş mek. . aya ğ ı alı ş mak (veya alı ş mamak) * bir yere sürekli gitmek (veya gitmemek). iyileş mek. aya ğ ı (veya ayakları ) suya ermek * bir gerçeğ i anlayarak akl ı baş ı na gelmek. * Yaprakları n düz ve parlak bölümü. aya ğ ı na bağ olmak * (biri) bulunduğ u yerden ayr ı lmas ı na veya yapt ı ğ ı iş i sürdürmesine engel olmak. aya ğ ı yürüten baş tı r * halkı n düzen içinde çal ı ş mas ı nı baş takiler sağ lar. heyecanlanmak. aya ğ a kalkmak * ayakları üzerinde durmak. aya ğ ı düze basmak * güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek. * telâş lanmak. ayak tabanı . aya ğ ı na (veya ayakları na) kapanmak * alçalı rcası na yalvarmak. * (hasta) iyi olmak. aya ğ ı üzengide * hemen yola çı kmak üzere olan. aya ğ a fı rlamak * hı zla ayağ a kalkmak. aya ğ ı ile (veya kendi ayağ ı ile) gelmek * kendi isteğ iyle gelmek veya emek çekilmeden elde edilmek. * bir taş ı ta binip yaya yürümekten kurtulmak. aya ğ ı na (veya baca ğ ı na) geçirmek * aceleyle bir ş eyi giymek. * saygı göstermek için oturma durumundan ayak üzeri durumuna geçmek.

aya ğ ı na dü ş mek * çok yalvarmak. aya ğ ı nı (veya ayaklar ı nı ) öpeyim * yalvarı rı m. * alı ş ı lan bir yere gitmekten kendini alamamak. aya ğ ı na ü ş enmemek * hamarat olmak. aya ğ ı na dolanmak (veya dolaş mak) * baş kas ı na yapmayı tasarladı ğ ı kötülük kendi baş ı na gelmek. aya ğ ı na getirmek * sı ra. aya ğ ı nda donu yok. gitmeye üş enmek. aya ğ ı na çelme takmak * biri yürürken ayakları arası na ayak uzatı p düş ürmek. yorulmadan yapmak. * (birinin) iş inde yükselmesine engel olmak. . * emek çekilmeden elde edilmek. * iş yapmakta olan birine engel olmak. fesle ğ en ister (veya takar) baş ı na * yoksulluğ una bakmayarak süs ve gösteriş yapmak ister. aya ğ ı na gitmek * alçak gönüllülük ederek veya saygı göstererek birinin yanı na varmak. ilgiyi kesmek. aya ğ ı nı (veya ayaklar ı nı ) alt ı na almak * tek bacağ ı nı (veya bacakları nı ) kı vı rı p üzerine oturmak. aya ğ ı na s ı cak su mu. aya ğ ı na çağ ı rmak * yanı na gelmesini istemek. yürümesine engel olmak. aya ğ ı nı çekmek * sı k sı k gitti ğ i bir yere artı k uğ ramaz olmak. aya ğ ı nı alamamak * ağ rı veya uyu ş ma dolayı sı yla ayağ ı nı oynatamamak. aya ğ ı na kira istemek * gelmeye nazlanmak. * dikkat.aya ğ ı na çabuk * bir yere alı ş ı landan daha kı sa sürede gidip gelen. yarı sevinçle söylenen söz. aya ğ ı nı denk almak * baş kalar ı nı n kendisine yapmas ı ihtimali bulunan kötülüklere karş ı uyan ı k davranmak. aya ğ ı na ip takmak * bir kimseyi çekiş tirmek. aya ğ ı nı bağ lamak * engel olmak. aya ğ ı na gelmek * alçak gönüllülük göstererek birinin yanı na gelmek. sayg ı gözetmeksizin birinin yan ı na gelmesini sağ lamak. ayak iş lerini bı kmadan. soğ uk su mu dökelim? * ender gelen bir konuğ a yarı sitem.

aya ğ ı nı n bastı ğ ı yerde ot bitmez * uğ radı ğ ı yere bereketsizlik. henüz dinlenmeden. . aya ğ ı nı n pabucu olamamak * değ erce ondan çok aş ağ ı olmak. aya ğ ı nı n (veya ayaklar) altı nda * (yüksek bir yerden) geniş bir alanı görür durumda. aya ğ ı nı n tozunu silmeden * henüz yoldan gelmiş ken. aya ğ ı nı giymek * ayakkabı sı nı giymek. aya ğ ı nı tek almak * bir iş te iyi düş ünüp dikkatli davranmak. aya ğ ı nı kaydı rmak * bir yolunu bulup birini iş inden veya görevinden uzaklaş tı rmak. aya ğ ı nı n altı na karpuz kabuğ u koymak * bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle iş inden uzakla ş tı rmak. aya ğ ı nı n türabı olmak * bir kimse baş ka bir kimseye kul gibi bağ lanı p onun her emrini yerine getirmek. ardı ndan baş kaları nı n da gelmesine yol açmak. uğ ramamak. * değ ersiz bir kimseyi üstün bir yere geçirmek. aya ğ ı nı n (veya ayakları nı n) altı nı öpeyim * "pek çok yalvarı rı m" anlamı nda kullanı lı r. aya ğ ı nı n bağ ı nı çözmek * kar ı sı nı boş amak. * serbest davranması nı engelleyen iliş kilere son vermek. * bir yerden uzaklaş mak üzere bulunmak. aya ğ ı nı n tozu ile * yoldan gelir gelmez. aya ğ ı nı n pabucunu baş ı na giymek * dengi olmayan bir kimseyle evlenmek. aya ğ ı nı vurmak * ayakkabı ayağ ı nı yara etmek. aya ğ ı nı n altı na almak * tekme ile dövmek. uğ ursuzluk getirir.aya ğ ı nı denk basmak * dikkatli ve uyanı k davranmak. * ölmek üzere olmak. aya ğ ı nı yorganı na göre uzatmak * giderini gelirine uydurmak. aya ğ ı nı sürümek * verilen bir iş i ağ ı rdan almak. * halk inanı ş ı na göre bir kimsenin gelmesi. * baş kas ı nı bir yere artı k uğ ramaz duruma getirmek. aya ğ ı nı kesmek * bir yere gitmez olmak.

* Herhangi bir zemin üzerinde ayağ ı n bı raktı ğ ı iz. kadem. ayak değ iş tirmek * talim yürüyüş ünde k ı sa bir adı m atmak yolu ile adı mları nı baş kaları nı nkine uydurmak. * Bacak. ayak atmamak * bir yere hiç gitmemek. kendi tutumundan ş aş mamak. sı radan. destek veya bunlardan her biri. fut. * 30. * Halk edebiyatı nda koş uklarda kı sa yedekli dizelere verilen ad. ayak ba ğ ı * Bir yere veya bir iş e gidilmesine engel olan ş ey. ayakta toplanan meclis. ayak bile ğ i * Baldı r kemikleriyle tarak kemikleri aras ı nda bulunan ve yedi kemikten oluş an ayağ ı n arka bölümü. bir davranı ş ı sonuna kadar sürdürmek.ayak * Bacakları n bilekten aş ağ ı da bulunan ve yere basan bölümü. ayak atmak * girmek. * Yarı m arş ı n veya 30. ayak divanı * Olağ anüstü durumlarda o anda bulunulan yerde padi ş ahı n katı lmas ı yla bir konuyu görü ş mek ve karara bağ lamak için yapı lan toplant ı . * Basamak. * Göl ayağ ı . * Birtakı mş eylerin yerden yüksekçe durması nı sa ğ layan dayak.5 cm uzunlu ğ undaki ölçü birimi. * girmek. ayak diremek * bir düş ünceyi. * (buzdolabı ölçülerinde) İ ngiliz ölçüsü fut'un kübü alı narak hesaplanan değ er. uğ ramak. ayak iş i ayak izi * Birtakı m getir götür i ş leri. * ilk kez gitmek. ulaş mak.4 cm değ erinde İ ngiliz uzunluk ölçüsü birimi. * (bir yere veya mesleğ e) girmek. avutmak. bayağ ı . * Halk edebiyatı nda uyak. ayak çekmek * kandı rmaya çalı ş mak. * Ayakta yapı lan sohbet. uğ ramamak. ayak ayak üstüne atmak * otururken bir bacağ ı nı ötekinin üstüne almak. * Yürüyüş ün ağ ı rl ı k veya çabukluk derecesi. gelmek. * Vücudun belden aş ağ ı bölümü. bağ lanmak. . ayak basmamak * bir yere hiç uğ ramamak. * Aş ağ ı düzeyde. ayak basmak * bir yere varmak. * Büyük bir ı rmağ a kar ı ş an ikinci derecedeki akarsular ı n her biri. * Bir doğ runun baş ka bir doğ ruyu veya bir düzlemi kestiğ i nokta.

ayak kirası . ayak tedavisi * Ayakta oluş an bir hastalı ğ ı n veya rahatsı zl ı ğ ı n tedavisi. * Hizmet için bir yere gönderilen kimseye verilen ücret. tarak. ayak satı cı sı * Gezgin satı cı . ayak teri * Ayak parmakları arası ndan çı kan pis kokulu salgı . ayak ucu * Yatanı n veya yat ı lan bir yerin ayak uzatı lan yönü. ayak yapmak * birini aldatmak. gözden çı karı lmak. ayak vermek * âş ı k at ı ş maları nda dinleyicilerden biri uyak belirtmek. ayak tak ı mı * Görgüsüzlükleri veya bilgisizlikleri dolayı sı yla toplum içinde aş ağ ı durumda olan ki ş iler. ayak makinesi * Ayak yardı mı ile i ş letilen makine. * kendi gidiş ve davranı ş ı nı baş kası nı nkine benzetmek. ayak topu * Futbol. ayak tarağ ı * Bkz. ayak sürümek * verilen bir iş i ağ ı rdan almak. ayak teri. ayak yalı n * Yalı n ayak. kandı rmak için dalavere çevirmek.ayak keseri * Ayakta durarak ağ aç yontmaya elveri ş li uzun sapl ı keser. ayak kiras ı * Bir haber veya eş ya getirene emeğ ine karş ı lı k verilen para. ayakalt ı na almak * hakir görülmek. ayak tutmak * mani yarı ş maları nda karş ı sı ndakine uyması gereken uyağ ı vermek. . * Ayak parmak uçları nı n oluş turduğ u dar dayanak yüzeyi. ayak uydurmak * yürüyüş te adı m atı ş ı nı baş kalar ı nı nkine uydurmak. * gönderilen yere isteğ i ile gitmemek. ayak oyunu * Hile. yeri. ayakalt ı * Gelip geçenlerin çok olduğ u yer. * Ayakta tedavi.

ayakkabı lı k * Ayakkabı konulan yer. ayakç ı n * Dokuma tezgâhları nda atkı ipliklerini hareket ettirmek için ayakla bası lan tahta ayaklı k. korumamak. isyan. ayakkabı cı * Ayakkabı yapan veya satan kimse. ayakç ı ayakkabı * Özellikle sokakta ayağ ı korumak için giyilen ve altı kösele. yok olması na göz yummak. ayaklanmak * (çocuk için) Yürümeye baş lamak. kösele gibi ş eyler). * Çocukları n. ayakkabı vurmak * (ayakkabı ) ayağ ı zedelemek. ayaklanma * Ayaklanmak iş i. ayakkabı dolabı . cambazları n ayakları na tak ı p yürüdükleri çifte sı rı k. * Gezici satı cı . * Ayakkabı yapmaya elveriş li olan (deri. . çerçi. * Bir iş süresince tutulan hizmetçi. * Ayakkabı satı lan yer. merdiven basamağ ı . ayakçak * Merdiven. ayaklamak * Ayakla ölçmek. toprakbastı . pabuç. ayakbast ı * Bir yere dı ş ar ı dan gelen insan ve eş yadan alı nan vergi. * bazı davranı ş larla konuğ u gitmeye zorlamak.ayakalt ı nda bı rakmak * ezilmesine. pabuççuluk. ayakkabı cı lı k * Ayakkab ı cı nı n iş i. ayakalt ı nda dolaş mak * bir iş e yaramadı ğ ı hâlde herkesin i ş ine engel olacak biçimde ortalı kta dola ş mak. ayakland ı rmak * Ayaklanmak iş ini yapt ı rmak. ayakland ı rma * Ayaklandı rmak iş i. ayağ ı rahatsı z etmek. ayakkabı lar ı nı çevirmek * konuk ayakkabı ları nı gidiş yönüne doğ ru düzgün biçimde sı ralamak. lâstik gibi dayanı klı maddelerden yapı lan ayak giyece ğ i. ba ş kaldı rma. ayaklama * Ayaklamak iş i. pabuççu. k ı yam. * Birçok kimsenin cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine kar ş ı gelmesi. * Ayak iş lerinde kullanı lan kimse. * Dokuma tezgâhı ayaklı ğ ı .

ayağ ı nı sürümek. gürültü yapmamaya özen göstererek yürümek. ayakl ı koş ma * Halk ş iirinde müstezat tarz ı nda söylenen deyi ş . ayakları yere değ memek * çok sevinmek. ayaklar ba ş . ayakl ı kütüphane * Pek çok konuda bilgisi olan. değ erli kimseler ise en geride bı rakı lmak. ayaks ı z ayaks ı zlar * Omurgalı hayvanlarda amfibyumlar sı nı fı nı n en ilkel yapı lı türlerini içine alan bir tak ı m. ayakları nı yerden kesmek * bir taş ı ta binerek yürümekten kurtulmak. uyanı p kalkmak. ayakta . * Ayakla iş letilen. ayaklı * Ayağ ı olan. çi ğ nemek. pedal. çok ş ey okumuş ve öğ renmiş olan. * Taban. ayakl ı mani * Cinaslı ayaklarla söylenen bir mani türü. sessiz. ayakları dolaş mak * yürürken ayakları birbirine takı lmak. ayakları nı n (veya ayağ ı nı n) ucuna basmak * çok yavaş . baş kaldı rmak. cin gibi çocuk. * Ayak basacak yer. ayakları nısürümek * güçlükle yürümek. * (birçok kimse) Cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine karş ı gelmek. * Uyanmak. ayakl ı canavar * Çok hareketli. istemeye istemeye gitmek. * Ayakçak. yaramaz. sorulan her soruya cevap verebilen kimse. baş lar ayak olmak * değ ersiz kimseler baş a geçip. ayakları na (veya aya ğ ı na) kara su (veya sular) inmek * uzun süre ayakta kalmak veya yürümekten çok yorulmak. * Ayağ a kalkı p gitmeye davranmak. * Ayağ ı olmayan. ayakları geri geri gitmek * bir yere gönülsüz. ayakl ı k * Ayakla iş letilen makinelerde ayağ ı n bastı ğ ı yer. ayaklar alt ı na almak * önem verilmesi gereken ş eyleri hiçe saymak. isyan etmek. * Bir destekle yere dayanan.* (hasta için) Yürüyebilir duruma gelmek.

* Acele olarak. apaçı k. ayakta tutmak *oş eyin sürekliliğ ini sağ lamak. *İ leri gelenler. ayakyolu ayal * Karı . ayar . yoldaş . kı sa sürede. heyecanlı . çökmesine engel olmak. ayakta tutmak * oturtmak gerekirken oturtmamak. kademhane. ş aş kı n veya yorgun olmak. * Telâş lı . ayaktan * (kesim hayvanları için) canlı olarak. * değ erini yitirmemek. aç ı k seçik.* Ayağ a kalkmı ş durumda. ayan olmak * belli olmak. ayakta kalmak * oturacak yer bulamamak. ayan beyan * Besbelli. * bir kuruluş un yaş aması nı sa ğ lamak. ayaktaş ayakucu ayaküstü * Arkadaş . * bozulması na. ayakta durarak. açı k. helâ. ayandon * 18 Ocak'ta baş layan bir f ı rtı na. ayakta tedavi * hastanı n yatağ a yatı rı lması gerekli görülmeyerek kendisine ayakta yapı lan tedavi. bilinir olmak. tuvalet. * yı kı lmamak. * Oturmadan. * Senato üyeleri. * Hazı r yemek. memiş hane. yı kı lması na. ayaküzeri * Ayaküstü. ayan âyan * Belli. ayakta uyumak * aş ı rı dalgı n. *İ nsanı n besin artı klar ı yla idrarı nı boş alttı ğ ı yer. festfut. kenef. hempa. eş . önemini korumak. * Yeryüzünde bir noktada çekülün gösterdiğ i doğ rultudaki alt yön. abdesthane. çökmemek.

* Saatler için belli bir yere göre kabul edilmiş olan ölçü. ayarlı pense * Vida. ayarı bozuk. düzenli. ayarlanmak * Ayar edilmek. birbirine uygun duruma getirilmek. ayarlama * Ayarlamak iş i. ayars ı z * Ayarı yapı lmamı ş . ayars ı zlı k * Ayarsı z olma durumu. ayar etmek * (bir aygı tı n) çalı ş ması nı düzeltmek. karakter veya aklı yerinde olmayan. cı vata ve musluk aksamı nı sı kı ş tı rmak amacı yla kullanı lan. * (altı n ve gümüş için) Belirli bir ayar ı olan. düzensizlik. * Ahlâk. * Değ er derecesi. doğ rulamak. * Bir iş veya bir davranı ş ta gereken ölçü. ağ ı z açı klı ğ ı ayarlanabilen özel alet. * Ölçüsüzlük. * Kandı rmak. * Davranı ş lar ı ölçüsüz. * Bir aygı tı belli bir i ş yapabilecek duruma getirmek. doğ ru çal ı ş ması sa ğ lanmı ş . düzensiz. do ğ ru. ayarlı * (saat ve makine için) Ayarlanmı ş . * (altı n ve gümüş için) Belli bir ayarı olmayan. * Altı n. düzeltilmiş . *İ ş leri birbiriyle çatı ş mayacak veya zamanı nda bitirecek biçimde düzenlemek. gümü ş gibi madenlerden yapı lmı ş ş eylerin saflı k derecesi. ayart ı ayart ı cı * Baş tan çı karma.* Bir aygı tı n gereken iş i yapabilmesi durumu. * Baş tan çı karan. ayarlanma * Ayarlanmak iş i. doğ ru yoldan saptı ran. ayarlatma * Ayarlatmak iş i. ayarlatmak * Ayar ettirmek. ayarlamak * Bir ölçünün doğ rulu ğ unu belli bir örneğ e göre düzeltmek. ayar ı bozuk * Belli bir ayarı olmayan. . ayarcı * Esnafı n kullandı ğ ı ölçü aletlerini denetleyen görevli. düzenli iş ler duruma getirmek. ayart ı cı lı k * Ayartı cı nı n yaptı ğ ı iş . ayartan.

ayaz vurmak * (sebze ve meyveler için) donmak. ayaza çekmek * kı ş ı n kuru so ğ uk artmak. * Duru. ayazlamak * (hava) Ayaza çevirmek. do ğ ru yoldan sapt ı rmak. * Birini. eline bir ş ey geçmemek. ayazda kalmak * soğ ukta kalmak. ayazlanmak ayaz . ayazlama * Ayazlamak iş i. * (hava ve gece için) Soğ uk. ayartmak * Baş tan çı karmak. * Ayazda kalı p üş ümek. ayazlandı rmak * Ayazlanması nı sağ lamak. ayazlandı rı lma * Ayazlandı rı lmak durumu. ayazlanma * Ayazlanmak iş i. * boş yere beklemek. ayartma * Ayartmak iş i. ayazlandı rı lmı ş rakı * Halk inanı ş ı na göre sı tma tedavisinde kullanı lmak üzere rakı nı n açı larak balkonda veya dı ş arı da bekletilmiş hâli. * Boş yere beklemek. ayaz kesmek * uzun süre soğ ukta kalı p üş ümek. eline bir ş ey geçmemek. ayaz pa ş a kol geziyor * dı ş ar ı da çok soğ uk var. sakin havada çı kan kuru so ğ uk.ayart ı lma * Ayartı lmak iş i. * Kandı rmak. çalı ş tı ğ ı yerden ayı rı p ba ş kas ı nı n yanı nda çalı ş maya kandı rmak. ayazlandı rma * Ayazlandı rmak durumu. ayart ı lmak * Ayartmak iş ine konu olmak. ayazlandı rı lmak * Ayazlanması sa ğ lanmak.

alem. tahtaboş . ayçiçeğ i yağ ı * Ay çiçeğ inden ç ı karı lan yağ . ayçiçeğ i * Birleş ikgillerden. ayd ı nlanmak * Aydı nlı k olmak. ayça * Ayı n ilk günlerinde aldı ğ ı yay biçimi. hilâl. âdet görmek. * Bu bitkinin yağ çı karı lan tohumu. gündöndü (Helianthus annuus). * Bir sorun üzerine gereğ i kadar bilgi edinme. * Kolayca anlaş ı lacak kadar açı k (söz veya yazı ). saydam. * Bayrak ve sancak direklerinin tepesindeki pirinçten yapı lmı ş ay yı ldı zlı süs. * Bir sorun üzerine gereğ i kadar bilgi edinmek. aydemir ayd ı n * Iş ı k alan. ileri düş ünceli (kimse). ı ş ı kl ı . * Ayı n ilk günü. karş ı sı na konulan e ş it ı ş ı k kaynakları nı n sayı sı ile orantı lı olarak ayd ı nlı k görünmesi. aydı nlı k. * Yüzü yay biçiminde bir çeş it keser. balkon. ayda yı lda bir * çok seyrek olarak. ay ay olarak. ayd ı nger * Parlak yüzeyli. ayazlı k ayazma ayba ş ı * Evlerde serinlemek için kullanı lan önü açı k yer. ayazlatma * Ayazlatmak iş i. * Ayazda soğ utmak. ayazlatmak * Soğ ukta bekletmek. * Rumları n kutsal sayd ı klar ı kaynak veya pı nar. ayd ı nlanma * Aydı nlanmak iş i. * Bir yüzeyin. okumuş .* Ayazda bı rakı lı p soğ umak. * Ayı n ilk günü. ceviz konularak ay biçiminde yapı lmı ş çörek. vazı h. gün çiçeğ i. aybeay * Aydan aya. tenevvür. günebakan. yurdumuzda çok yetiş tirilen bir bitki. münevver. ayba ş ı olmak * (kadı nı n) ayda bir döl yata ğ ı ndan kan gelmek. taraça. tenevvür etmek. mimarlı kta çizim için kullanı lan özel bir kâ ğ ı t. sarı renkli çiçeğ i çok iri olan. * Kültürlü. ay dönümü. . görgülü. ayçöreğ i *İ çine tarçı n.

ayd ı nlatmak * Karanlı ğ ı giderip görünür duruma getirmek. damı n ortas ı ndan zemine kadar açı lan boş luk. vaz ı h. ayd ı nlatı lmak * Aydı nlatmak iş ine konu olmak. * Bir sorunla ilgili gerekli bilgileri veren. temiz. güçlü (kimse). aygı r * Damı zl ı k erkek at. cihaz. aygı r gibi aygı t * Birçok parçadan yapı lmı ş alet. * Kolay anlaş ı lacak derecede açı k olan. * Kötülükten uzak. aygı r deposu * Aygı rları n bak ı ld ı ğ ı büyük ahı r. * iri yarı cüsseli. * Bir yapı nı n ortası na gelen oda ve öbür bölümlerin ı ş ı k alması için. * Vücutta belirli bir görevin sağ lanması na yarayan organları n hepsi. ay-gün takvimi * Güneş in görünen hareketlerine göre düzenlenen takvim. . * Birkaç aletin uygun biçimde eklenmesinden olu ş turulan ve bazı belli deneylerin yapı lmas ı na yarayan takı m. aygı n bayg ı n * Güçsüz. ayd ı nlatı lma * Aydı nlatı lmak i ş i. cihaz. * Kendinden geçercesine âş ı k. çok yorgun. ayd ı nlı k * Bir yeri aydı nlatan güç. bitkin. ı ş ı k. vurgun. ayd ı nlı kölçer * Aydı nlı klar ı ölçmeye yarayan ayg ı t. ayd ı nlatma * Aydı nlatmak iş i.ayd ı nlatı cı * Aydı nlı k verici. ayet * Kur'an surelerini oluş turan cümlelerden her biri. aygı n * Bitkin. * Sahnelerin ı ş ı klandı rı lması iş i. lüksmetre. * Duyguda ölçüyü kaçı rmı ş . * Iş ı k alan. ay-gün yı lı * Hem ay evreleri değ iş imi hem de güneş in gökyüzündeki görünen hareketi göz önüne alı narak düzenlenmiş olan takvim yı lı . saf. * Bir sorun üzerine bilgi vermek.

ay ı görmeden bayram etme * bir iş gerçekle ş meden ona oldu gözüyle bakı lı p sevinilmemelidir. * Memeli et oburlardan. küçük taneli yemiş ler veren. * Sert. ayı lar ı içine alan bir familya. y ı ldı za itibarı m (veya minnetim) yok * bir ş eyin en iyisine alı ş tı ktan sonra ondan aş ağ ı olanlar beni doyuramaz. beş parmaklı . ay ı boğ an ay ı cı *İ ri yarı . * Ayı oynatmayı iş edinen kimse. birini soldan kullanma biçimi. ay ı klamak ay ı cı lı k ay ı giller ay ı k . ay ı gülü *İ ki çenekliler sı nı fı nı n düğ ün çiçeğ igiller familyası ndan bir ş akayı k türü (Peconia corollina). ay ı bı nı yüzüne vurmak * birinin kusurunu yüzüne söylemek. ay ı kla pirincin taş ı nı ! * bir iş in pek karı ş ı k ve içinden ç ı kı lmaz durumda oldu ğ unu anlatmak için kullanı lı r. yurdumuzda boz türü bulunan. uyanı k. ay ı bacağ ı * Çift yan yelkenlerden birini sağ dan. * Anlayı ş lı . mesleğ i. kaba ve anlayı ş sı z (kimse). iri gövdeli hayvan (Ursus arctos). * Sarhoş lu ğ u geçmiş bir biçimde. ay ı gibi * iri yarı . * Sarhoş lu ğ u veya baygı nl ı ğ ı geçmiş olan. kaba ve hoyrat (kimse). ay ı gördüm.ay ı * Memelilerin et obur takı mı ndan. tüylü bir bitki (Arbutus uva ursi). * Ayı cı nı n iş i. bir çocu ğ a el ş akas ı yapması veya gücünü onda denemesi karş ı sı nda ay ı plama yollu söylenir. * Kaba saba. ay ı yürüyü ş ü * Gergin kol ve bacaklarla dört ayak yürüme. tabanlar ı na basarak yürüyen. ay ı yavrusu ile oynuyor * iri ve yetiş kin birinin ufak tefek birine. ay ı bal ı ğ ı * Fok. * kaba. ay ı klama * Ayı klamak iş i. ay ı üzümü * Fundagillerden. anlay ı ş sı z (kimse).

* Yaş ayan varlı klarda ortamı nş artları na en iyi uyan türlerin veya bireylerin üreyip kalmas ı . ay ı klatmak * Ayı klamak iş ini yaptı rmak.ı stı fa. ay ı klı k * Ayı k olma durumu. kendine gelmek. ay ı lı p bayı lmak * birini kendinden geçercesine sevmek. * aş ı rı ölçüde sinir bunalı mları geçirmek. uyamayanlar ı n yok olması . ay ı klatma * Ayı klatmak iş i. ay ı klanma * Ayı klanmak iş i. mahmurluk. * Ayı ltmak iş i. ay ı klanmak * Ayı klamak iş ine konu olmak. ay ı lma ay ı lmak * Ayı lmak iş i. bekle-y-eyim vb. bayg ı nl ı k gibi bir durumdan kurtulmak. *İ çki içmiş bir kimsenin duyduğ u ba ş ağ rı sı ve sersemlik. ay ı lı k * Kabalı k. ay ı lı k etmek * kaba davranmak. kiş i eki: yaz-ayı m. ay ı n * Arap alfabesinde on sekizinci. . -ay ı m / -eyim *İ stek kipi tekil 1. uyanmak. i ş e yaramayan. * Ayı lması nı sağ lamak. * Sarhoş luk. Osmanlı alfabesinde yirmi birinci harf. çiz-eyim. akl ı baş ı na gelmek. * Bir görevde gereksiz görülenleri iş inden ayı rmak. gereksiz veya istenmeyen taneleri veya maddeleri ay ı rı p çı karmak. temizlemek. ay ı ltı ay ı ltma ay ı ltmak ay ı n on dördü * Dolunay. ay ı kmak * Ayı lmak. kendine gelmek. * Aklı baş ı na gelip gerçeğ i görmek. ay ı kulağ ı * Çuha çiçeğ inin bir türü (Primula auricula).* Bir ş eyin içinden. oku-y-ayı m. kaba davranı ş .

ay ı plama * Ayı plamak iş i. ay ı ngacı * Tütün kaçakçı sı . ay ı nı n kı rk türküsü var. takbih. eksiklik. ay ı rı m * Cisimleri. ay ı nga * Kaçak tütün. .ay ı n on dördü gibi * yüzü çok güzel (kadı n veya kı z). ay ı ptı r söylemesi * "bunu söylemek size karş ı saygı sı zl ı k olacak. ay ı planmak * Ayı plamak iş ine konu olmak. ay ı p etmek (veya yapmak) * yakı ş ı ksı zca davranmak. takbih etmek. ay ı ngacı lı k * Tütün kaçakçı lı ğ ı . * Iş ı ğ ı yal ı n ögelerine ay ı rma özelliğ i olan. ay ı raç ay ı ran ay ı rı cı * Ayı rma özelliğ i veya gücü olan. utanı lacak durum veya davranı ş . * Utanç veren. kı rkı da Ahlat üstüne * bir kimsenin hep aynı ş eyi veya hikâyeyi anlatması karş ı sı nda söylenir. * Ayı bı . ay ı planma * Ayı planmak iş i. miyar. ay ı plamak * Kı namak. ay ı plı ay ı ps ı z * Ayı bı . ay ı p * Toplumun ahlâk kuralları na ayk ı rı olan. ama söylemek zorundayı m" anlamı nda özür dilemek için kullan ı lı r. birleş ime veya ayrı ş ı ma u ğ ratarak niteliklerini belirtmede kullanı lan madde. kusuru olmayan. tütün. ay ı p yerler * vücutta örtülü tutulması gereken yerler. ay ı nları çatlatmak * bu harfin gösterdiğ i Arapçaya özgü sesi gı rtlakta boğ umlamaya çalı ş mak. * övünmek gibi olması n ama. * Kusur. kusuru olan.

soruları n hazı rlanması ndan notları n verilmesine kadar bütün de ğ erlendirme çal ı ş maları na kat ı lan görevli. temyiz etmek. hayı t (Vitex agnus-castus). tefrik etmek. beyaz veya menek ş e renginde çiçekler açan. tahsis etmek. ay ı rı m yapmak * eş it davranı ş ta bulunmamak. Akdeniz çevresinde yeti ş en. . mümeyyiz. ay ı rı mlama * Ayı rı m yapmak iş i. fark gözetmek. ay ı rt etmek * Birkaç ş eyi birbirinden ayı ran niteliğ i anlamak. * Ayı rtmak iş i. * Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak. * Aynı cinsten olan ş eyler arası ndaki ince fark. *İ ki veya daha çok kimse arası ndaki anlaş mayı .* Ayı rmak iş i. ay ı rı m yaratmak * farklı lı k çı karmak. mavi. * Seçmek. ikilik ortaya atmak. ay ı rı mlamak * Ayı rı m yapmak. * Birbirinden uzaklaş tı rmak. ay ı rma * Ayı rmak iş i. fark gözetmek. ay ı ya kaval çalmak * anlayı ş sı z bir kimseye bir ş ey anlatmaya çal ı ş mak. ay ı rtı ay ı rtma ay ı rtmak ay ı rtman * Sı navlarda. ay ı t * Mine çiçeğ igillerden. mümeyyizlik. saklamak. nüans. ay ı rt edilmek * Ayı rt etmek iş ine konu olmak. ay ı yı vurmadan postunu satmak * henüz ele geçmemiş bir ş ey üzerinde hesap yapmak. * Farklı davranmak. ay ı rtmanlı k * Ayı rtmanı n görevi. 1-2 m boyunda bir ağ aççı k. uzlaş mayı bozmak. ay ı rmaç ay ı rmak * Bir ş eyi benzerlerinden ay ı rt etmeye yarayan durum veya öge. * Ayı rmak iş ini yaptı rmak. farika. * Bir yeri bir engelle bölmek. * Nitelik değ iş ikliğ ini anlamak. * Bölmek. * (bir ş ey veya yeri) Bir ş ey veya kimse için kullanmayı belirlemek.

* Gidilen yol üzerinde olmayı p gidi ş yönüne ters düş en. * Bütün noktaları ayn ı düzlemde bulunmayan. ters gelmek. aylakç ı lı k * Temelli iş sahibi olmama durumu. kestirmeden gitmek. mugayir. karş ı t. yapacak bir i ş i olmamak. aykı rı lama * Aykı rı lamak i ş i. iş sizlik. aykı rı la ş ma * Aykı rı laş mak iş i. ayla * Ayı n ve bazı yı ld ı zları n dolayı ndaki ı ş ı k çevresi. avarelik. ay ağ ı lı . zı t olmak. aylak aylak olmak * boş ta olmak. muhalefet. bir ş ey yapmayarak. doğ ru diye bellenmiş e uygun olmayan. aykı rı lı k * Aykı rı olma durumu. aykı rı düş mek * uygun gelmemek. aykı rı la ş mak * Aykı rı duruma gelmek. . * Mevlevî tekkelerinde okunan ağ ı r bestelerin biçimi. ters düş mek. aykı rı olmak * ters olmak. mugayeret. aylakl ı k * Aylak olma durumu. boş gezen. * Bazı kutsal kiş ilerin baş ı etrafı nda gösterilen ı ş ı k çevresi. ayinicem aykı rı aykı rı doğ rular * Aynı düzlemde bulunmayan doğ rular. * Mevlevî ve Bektaş î tekkelerinde kadı n ve erkeğ in birlikte katı ld ı ğ ı . avarelik. ters. ibadet. aykı rı katmanlaş ma * Katmanları düzenli bir biçimde olmayan katmanlaş ma. dinî müzikli sohbet töreni. ters. bo ş oturmak. * Alı ş ı lmı ş a. *İ ş siz. * Çapraz. avare. *İ ş siz. düz yoldan ayrı lmak. aylakç ı * Temelli iş i olmayan iş çi. *İ ş sizlik.ayin * Dinî tören. hale. aykı rı lamak * Dikey olarak gelmek.

aylanmak * Bir yerin çevresinde dolanmak. * Gerçeğ i anlamak. * Ayı dolduran bir süre geçirmek. * . * Aylamak iş i. maaş lı . Avrupa'ya Çin'den getirilmiş . aylama aylamak * Beklemek. görevi karş ı lı ğ ı olarak veya geçimi için her ay ödenen para. * Çevresinde olup bitenlerin farkı na varmayan. * Sürmek. ayl ı ğ a geçmek * çalı ş ması karş ı lı ğ ı olarak her ay belirli bir para alı nacak bir iş e baş lamak. * Baş ka geliri olmayı p yaln ı z aldı ğ ı aylı kla geçinen kimse. ayland ı z * Sedef otugillerden. ayl ı k * Birine. * Kendine gelmek. boş oturmak. iş siz güçsüz dolaş mak. * gündelikten veya ücretten kadroya geçmek. ay ı lmak. ayl ı * Üzerinde ay biçimi bulunan. çalı ş mamak. aylarca kalmak. kötü kokan bir ağ aç. kı sa zamanda yetiş ip boy attı ğ ı için bir gölge ağ ac ı olarak dikilen. * Aymak iş i. kokar ağ aç (Ailanthus glandulosa). * Bir ay içinde olan veya bir ay süren. aylanma * Aylanmak iş i. * Aylı k alan (kimse). maaş . * Ay olarak. ayl ı k bağ lamak * emekli olan veya baş ka sebeplerle çalı ş mayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek... devam etmek. aklı baş ı na gelmek. mehtapl ı . ayl ı k vermek * aylı k olarak üstlenilen paray ı ödemek. gafil. ayl ı kçı * Aylı kla çalı ş an kimse. * Ay ı ş ı ğ ı olan. * Ayda bir kez yapı lan veya çı kan. bir ay için. ayl ı klı ayma aymak aymaz . * Karş ı lı ğ ı ayl ı kla ödenen.aylakl ı k etmek * boş durmak. ayl ı k almak * bir aylı k çalı ş ma kar ş ı lı ğ ı nda para almak. aydan beri var olan.

ş ey. aynası zlı k * Aynası z olma durumu. durum. * Gemilerde iş aretçi erlerin kullandı ğ ı dürbün. yumurtamsı . * (atlarda) Diz kapağ ı . * Doğ ramacı lı k ve yapı cı lı kta çerçeve içine geçirilen tahta veya taş levha. güzel. varl ı kları n görüntüsünü veren. aymaza yakı ş acak durum. * (deniz için) kı mı ltı sı z. aynac ı * Ayna yapan veya satan kimse. * dümdüz ve parlak. düz veya az yuvarlak kı ç bölüm. cilâlı ve sı rl ı cam. * Iş ı ğ ı yansı tan. göz önünde canlandı ran olay. * Küreğ in yassı uç bölümü. yolunda. durgun. ters. aynası z * Aynası olmayan. *İ yi bir durumda. ayna taş ı * Yapı . ayna gibi aynac ı lı k aynal ı aynal ı k tahtası * Sandalları n kı ç tarafları nda oturanı n sı rt ı nı dayaması na yarayan tahta. anı t ve çeş me gibi yerlere konan yazı lı veya yazı sı z süslü ta ş levha. * Hoş a gitmeyen. * Bir olayı . . aynal ı k * Geminin ve bağ lı bulundu ğ u limanı n ad ı yazı lan.aymazl ı k * Çevresinde olup bitenlerin farkı na varamama durumu. * Aynası olan. bir durumu yansı tan. ayna tı rna ğ ı * Aynayı duvara tutturmak için kullanı lan nikel veya kromla kaplanmı ş metal parçası . * Akı ntı ve anaforun birle ş tiğ i yerde olu ş an su burgac ı . * Parlak yüzlü. * Polis. kötü. kı rmı zı ms ı mavi renkli bir erik türü. aynal ı sazan * Üzerinde az sayı da büyük pullar bulunan bir tür sazan balı ğ ı . * Hileci. aynabakar * Büyük. biçimsiz. yakı ş ı ks ı z. ayn ayna * Göz. aynaz * Bataklı k. iş ine hile karı ş tı ran. çirkin. * (Karagöz oyununda) Perde. * Aynacı nı n yaptı ğ ı iş veya aynacı olma durumu. gaflet. yakı ş ı klı .

madde olarak verilen. bununla birlikte. ayn ı potada erimek * benzer konuları ve sorunları birlikte dü ş ünmek veya değ erlendirmek. ayn ı lı k ayn ı sefa ayn ı yla aynî * Gözle ilgili. araları nda ayrı m olmayan. ayn ı yolun yolcusu * kötü sonları birbirine e ş olan. * Hiçbir değ iş iklik olmadan. * Olduğ u gibi. tı pkı sı . ayol ayraç * Daha çok kadı nları n kullandı ğ ı bir seslenme sözü. ayn ı kapı ya çı kmak * sonuç bakı mı ndan fark etmemek. * Değ iş meyen. aynı düş ünceyi ileri sürmek. * Birleş ikgillerden. aynı sonuca varmak. * Aynı lı k. ayn ı ağ zı kullanmak * aynı ş eyi söylemek. * Taş ı nı r veya taş ı nmaz üzerinde do ğ rudan doğ ruya egemenlik yetkisi veren ve herkese karş ı ileri sürülebilen * Aynı olma durumu.aynaz aynen ayn ı * Köy oyunları nı yöneten kimse. çiçekleri sarı renkli bir kı r bitkisi (Calendula arvensis). aynı yla. * Ayı rt edilemeyecek kadar benzeri özdeş i. değ iş tirmeden. aynî aynî hak haklar. ayn ı telden çalmak * aynı ş eyi söylemek. olduğ u gibi. yine o. ayn ı zamanda * Hem de. ayniyet. ayn ş tayniyum * Bkz. . * Baş kas ı de ğ il. * Kullanı lmaya veya harcamaya elveriş li. * Yay ayraç. özde ş lik. ayniyat ayniyet * Para olarak değ il. einsteiniyum. özdeş lik. taş ı nmas ı kolay eş ya.

ayran a ğ ı zl ı * Aptal. * Yalnı z. ayrancı * Ayran yapan veya satan kimse. değ iş ik. ayran budalas ı * Aptal. ayr ı çanak yapraklı lar . ayrancı lı k * Ayran yapı p satma iş i. ayr ı cinsten * Farklı yap ı da olan. budala. ası l konu ile ilgisi az olan bir bölüm sı kı ş tı rmak. ayr ı bası m * Genellikle bir dergide yayı mlanm ı ş bilimsel bir yazı nı n ayrı bir broş ür olarak bas ı mı . ayranı kabarmak * öfkelenmek. ayranlaş mak * Ayran durumuna gelmek. ayr ı baş çekmek * topluluktan ayrı lı p kendi baş ı na iş yapmak. * Her biri için. ba ş ka türlü. sersem. ayran * Süt veya yoğ urt yayı kta çalkalanarak yağ ı al ı ndı ktan sonra kalan sulu bölüm. ayran delisi * Bön. ayr ı ayrı * Birbirinden ayrı olan. ayran gönüllü * Çabuk âş ı k olan. coş mak. * Baş ka. atla (veya tahtı revanla) gider s ı çmaya * yoksulluğ una bakmadan gösteriş yapmaya kalkanları n gülünçlüğ ünü anlatmak için kullanı lı r. ayranı m budur.ayraç açmak * söz veya yazı içine. ayranlaş ma * Ayranlaş mak özelliğ i veya durumu. sersem. heterojen. ayr ı * Yerleri bir olmayan. ayranı yok içmeye. * (her biri) Ayrı olarak. * Yoğ urdu sulandı rarak yapı lan içecek. safdil. yarı sı sudur * yapı lan bir i ş in yar ı m yamalak olduğ u bildirilmek için kullanı lı r. * aş ı rı bir cinsel arzu duymak. tek baş ı na olan.

kökü hekimlikte idrar söktürücu olarak kullanı lan yabanî bir bitki (Agropyrum repens). ayr ı cal ı k tanı nmayan. istisnası z. * Ayrı tutulan. * Kur'a dı ş ı . ayr ı tutmak * farklı davranmak. * Bundan baş ka.* Çanak yaprakları birbirine bitiş miş olmayan bitkiler. ayr ı cal ı k tanı nmak (veya göstermek) * baş kalar ı ndan ayrı ve üstün tutmak. * Baş kalar ı na benzemeyen. çarpı k. istisna. * Ayrı k otu. benzerlerine uymayan. ayrı cal ı k tanı nan. imtiyaz. ayr ı cası z * Ayrı tutulmadan. ayr ı ç ayr ı k * Yol kavş ağ ı . imtiyazsı z. baş kalar ı na benzemeyen. ayr ı cal ı ksı z * Ayrı cal ı ğ ı olmayan. * Ayrı klı olma durumu. ayrı tutulan. * Ayrı bir önem verilerek. müstesna. ayr ı gayrı bilmemek (veya ayrı sı gayrı sı olmamak) * birbirinden hiçbir ş ey esirgemeyecek durumda olmak. ayr ı seçi yapmak * birkaç ş ey arası nda fark gözetmek. müstesna. ayr ı ca * Ayrı olarak. ayrı tutma. ayrı tutulma. . ayr ı k otu * Buğ daygillerden. ayr ı taç yapraklı lar * Taç yaprakları birbirine bitiş ik olmayı p yan yana yer alm ı ş bulunan bitkiler. ayr ı cal ı klı * Ayrı cal ı ğ ı olan. kural dı ş ı olan. * Ayrı lmı ş . * uyuş mamak. istisnaî. ayrı cal ı . ayr ı cal ı ayr ı cal ı k * Baş kalar ı ndan ayrı ve üstün tutulma durumu. * Düzgün ve uygun olmayan. imtiyazlı . ayr ı k küme * Ortak elemanları olmayan küme. ayr ı düş mek * birbirinden uzakta kalmak. müstesna. ayr ı klı ayr ı klı k * Ayrı tutulmuş . iki yolun ayr ı ld ı ğ ı yer.

* (karı ve koca için) Evlilik birliğ ini bozmak. ayrı duran. * Kaplamları birbirinden ayrı olmakla birlikte aynı yakı n cinsin kaplam ı na giren kavramlar arası ndaki bağ lantı . .* Bir konik (elips. görü ş veya duygu arası ndaki uymazlı k. ayr ı ks ı yı l * Yerin kendi yörüngesindeki günberi noktası ndan art arda iki geçiş i arası ndaki süre fark ı . ayr ı la ş ma * Ayrı laş mak iş i. ya ve ya da ile gösterilen ili ş ki. * Önermelerin birbirine bağ lanması iş leminde ya . * Ayrı olma durumu. * Bir yerden. ayr ı lanmak * Ayrı duruma gelmek. * Evlilik birliğ inin yargı ç karar ı ile geçici bir süre için kald ı rı lması . eksantrik. ayr ı lmak ayr ı lmazl ı k * Özelliklerin. munfası l. teferrüt. * Bir biçmeden geçen beyaz ı ş ı ğ ı n türlü renklerde görünmesi. ayr ı lma * Ayr ı lmak i ş i.. istisnas ı z. ayr ı ks ı ay * Ayı n yörüngesindeki en beri noktası ndan art arda iki geçi ş i arası ndaki süre fark ı . hiperbol) üzerinde hareket eden bir cismi. parabol. odağ a veya merkeze birleş tiren doğ runun büyük eksen ile yaptı ğ ı aç ı . kendilerini taş ı yan nesnelerle. * Birinden uzak düş me. bir kimseden. ayr ı lı ayr ı lı k * Ayrı lmı ş olan. * Düş ünce. ayr ı la ş mak * Benzerleri arası nda ayrı bir yeri ve önemi olmak. daire. ayr ı ks ı lı k * Ayrı ksı olma durumu. teferrüt etmek. * Ayı rmak iş ine konu olmak. ilineklerin tözle bağ lantı sı . bir ş eyden uzaklaş mak. ayr ı ks ı * Alı ş ı lagelmiş töre ve davranı ş lara aykı rı olan. mubayenet. * Ayrı lmak i ş i veya biçimi. ayr ı lı ş ma * Ayrı lı ş mak i ş i veya durumu. ayr ı lanma * Ayrı lanmak durumu. bilâistisna.. ayr ı lı ş ayr ı lı ş mak * Birbirinden ayrı lmak. kalı cı lı k kar ş ı tı . ayr ı ks ı z * Hiçbir ayrı ğ ı olmadan veya hiçbirini ayrı k tutmaksı zı n.

farklı la ş mak. baş kalı k. ayr ı msama * Ayrı msamak i ş i veya durumu. farklı laş ma. olayı n tamamlanmı ş bir parças ı nı veren film bölüğ ü. çeş it çeş it. ayr ı msamak * Bir ş eyi anlamak. aralar ı nda ayr ı m bulunan. ayr ı ntı lı * Ayrı ntı sı olan. ayr ı mlaş mak * Ayrı mlı duruma gelmek. fark etmek. mufassal. ayr ı mlı lı k * Ayrı mlı olma durumu. cümle veya eş ya. . farkl ı la ş ma. * Bir kimse veya nesnenin bir baş kası yla karı ş tı rı lmamas ı nı sağ layan ayrı lı k. * Alt bölüm. farksı z. ayr ı ş ı k * Ayrı ş mı ş olan. farks ı zlı k. ayr ı ş ı m * Ayrı ş mak iş i. konuş malar ı n son biçimini aldı ğ ı aş ama. farklı la ş ma. * Bir tiyatro eserinde ana düş ünceye yardı mcı olan kelime. teferruatlı . tefrik. ayr ı ms ı z * Ayrı mlı olmayan. farkl ı . ayr ı mlama * Senaryonun hazı rlanmas ı nda geliş tirim ile çevrim senaryosu arası nda yer alan. ayr ı mlı * Ayrı mı olan. teferruat. tafsilâtlı . detayl ı . bir ş eyi görmek. * Bir iç kayanı n katı laş ması sürecinde yer ve zamana göre ayrı mları n ortaya çı kması . fark. fark. farklı lı k. benzer ş eyleri birbirinden ayı ran özellik. * Ayrı lma noktası . ayr ı ş ı klı k * Ayrı ş ı k olma durumu. ayr ı ntı lara inmek * bir konuyu en küçük noktası na kadar inceleyip ara ş tı rmak. ayr ı mlaş ma * Ayrı mlaş mak iş i. * Bir veya daha çok sahne içinde geliş tirilip. * Hücrelerin veya canlı organizmaları n iş levlerine veya yaş ayı ş türlerine iliş kin yapı sal nitelik kazanması . aynı . muhtelif. * Ayrı türden. * Cinsleri ve türleri birbirinden ayı ran ana karakter. * Edebiyat veya sanat eserlerinde bir bütünün ögelerinden her biri. detay. tafsilât. senaryonun sahne ve ayr ı mlar ı nı n belirlendi ğ i. baş lı ca karakterlerin ayrı ntı ları yla çizildiğ i. ayr ı ms ı zlı k * Ayrı msı z olma durumu. ayr ı ntı * Bir bütünün önemce ikinci derecede olan ögelerinden her biri.ayr ı m * Ayı rmak iş i. değ iş ik.

* Bu ağ acı n büyük. lezzetli bir tür taze fasulye. aytı ş mak * Atı ş mak. . * Halk ş airleri belli bir ayak çerçevesinde kar ş ı lı klı atı ş mak. çiçekleri iri ve pembe. dokusu sertçe. ayva kompostosu * Ayvadan yapı lan komposto. * Değ iş ken huylu. tahallül. * Moleküller. gece). mayhoş . münaka ş a etmek. sarı renkte. ayva ayva göbekli * göbeğ i çukur olan (kimse). ayva tüyü * Vücuttaki ince. türlü etkenlerle geçici olarak daha yalı n atom ve moleküllere bölünmesi. kararsı z (kimse). bankiz. ayva ho ş afı * Ayvadan yapı lan ho ş af. aysfild aysı z * Buzla. * Ayrı ş ması nı sa ğ lamak. ayr ı ş mak ayr ı ş tı rma * Ayrı ş tı rmak iş i. tüylü. sarı tüyler. aytı ş ma * Aytı ş mak iş i. * Gülgillerden. ayr ı t aysar * Ayı n etkisiyle huyunun değ iş tiğ i san ı lan (kimse). * Moleküllerin. * Ay ı ş ı ğ ı olmayan (gökyüzü. ayva marmelâdı * Ayva ve ş ekerden yapı lan ezme. türlü etkenler sebebiyle geçici olarak daha yalı n atom veya moleküllere bölünmek. ayva reçeli * Ayva ve ş ekerden yapı lan kokulu reçel. orta yükseklikte bir ağ aç (Cydonia vulgaris). tartı ş mak. ay ş ekadı n * Kı lç ı ksı z. ayr ı ş tı rmak * Bütünün bozulması na sebep olmak. *İ ki düzlemin ara kesiti. yaprakları nı n altı tüylü. birli ğ i bozmak. aysberg * Buz dağ ı .ayr ı ş ma * Ayrı ş mak iş i. * Birbirinden ayrı lmak. ufak çekirdekli meyvesi.

Az az * Azot'un kı saltı lması . * Teras. az buz olmamak . eş . * Dolandı rı cı . ayvaz * Büyük konaklarda mutfak ve yemek hizmetlerinde çalı ş tı rı lan uş ak. soluk sar ı çiçekli. * Koca. yayı lmak. * Bir tarafı dı ş ar ı ya açı k olan oda. azı msamak. * Dolandı rı cı lı k. içken. iş i bozulmak. ayvay ı yemek * kötü duruma düş mek. s ı k tüylü. erkek. yavaş yavaş . az saymak. * Ayva ağ açları nı n çok bulunduğ u yer. biraz. * Uzun süreli. sundurma. * Göğ ün en yüksek yeri. umulandan veya gerekenden eksik.ayvadana ayval ı k ayvan * Yüksekliğ i 15-70 cm . ikisi de bir. * Bir parça. bekri. * Küçük ölçülerle. * Alı ş ı lmı ş olandan. süre bakı mı ndan eksiklik bildirir. ayvazl ı k ayyar ayyarl ı k ayya ş *İ çkiye düş kün. çok karş ı tı . ayya ş lı k ayyuk * Ayyaş olma durumu. Bu gaz N kı saltması ile de gösterilir. az az az buçuk az bulmak * yeterli görmemek. ayyuka çı kmak * (ses için) yükselmek. * (dedikodu için) herkesçe duyulmak. * Ayvazı n görevi. içkici. nitelik. çok y ı ll ı k ve otsu bir bitki (Achillea nobilis). ayvaz kasap hep bir hesap * ha öyle ha böyle. * Nicelik. hilekâr. * Göğ ün kuzey yarı m küresinde bulunan bir takı m yı ldı zı n en parlak yı ldı zı . güç.

erkin. * Az denecek bir miktara inmek veya eskisinden az bir duruma gelmek. * Etkisini yitirmek. * Üye. azade * Baş ı boş . azadelik * Azade olma durumu. azaltma . az görmek * umduğ undan eksik bulmak. bitmesi çok yak ı nken olmad ı ğ ı nı anlatı r. az tamah çok ziyan getirir * hı rslı ve pinti insan her zaman zararlı çı kar. tenakus. organ. eksilme. gerçekleş mesi. az gelmek * yetmemek. * azı msamak. aza çoğ a bakmamak * olanla yetinmek. uzak. * Vücut parçası . serbest.* (bir ş ey) azı msanacak kadar olmak. üretimi daha çok ilkel tar ı ma dayanan. * birinin herhangi bir karakter bakı mı ndan göründüğ ü gibi olmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. * Baş ı boş . vücut parçaları . serbestlik. az günün adam ı olmamak * çok yaş amı ş . çok görmü ş bulunmak. az kaldı (veya az kalsı n) * bir iş in olması . az geliş miş * geliş mesi gecikmiş olan. hafiflemek. daha çok istemek. azade azade * bir ş eyden kurtulmuş . * eğ itim düzeyi düş ük kalmı ş . erkin. do ğ al kaynaklar ı nı gereğ ince de ğ erlendiremeyen (ülke). serbest olarak gürültüden azade ya ş amak. neredeyse. aza sormu ş lar: "nereye?" "çoğ un yanı na" demiş * küçük kazançları n bile hep varlı klı kimselere düş tüğ ü inancı nı belirtir. azalma azalmak * Azalmak iş i. az çok * Bir parça. az daha az değ il! * az kalsı n. * Azaltmak iş i. aza * Organlar. oldukça.

paylama. üzmek. azar azar azar * Paylama. * Çalı mlı . büyüklük. * Organik veya ruhî büyük sı kı ntı . heybetli. azarlama * Azarlamak i ş i. heybet. * Çalı m. azametli * Ulu. kötü sözle karş ı laş mak. * Görkem. azap * (Müslümanlı kta) Dünyada günah iş lemi ş olanlara ahrette verilecek ceza.azaltmak * Az denecek bir miktara indirmek veya eskisinden az bir duruma getirmek. k ı rmak. çalı m satmak. en yüksek. azamet azamet satmak * büyüklük taslamak. * Gururlu. kurumlu. * Anadolu beyliklerinde donanmadaki görevlerde kullanı lan asker. paylanmak. azar i ş itmek * azarlanmak. kurum. az az. en çok. azamî azap azap çekmek * ahrette ceza görmek. * Debdebeli. azarlanmak * Azarlamak i ş ine konu olmak. tekdir etmek. maksimum. * (Anadolu'nun birçok bölgesinde) Çiftlik uş ağ ı . böbürlenmek. * Görkemli. * En büyük. * Gurur. azarlanma * Azarlanmak iş i. . yavaş yavaş . * Debdebe. * Etkisini yitirmesine sebep olmak. azarlamak * Paylamak. ezinç. çok büyük. * çok büyük sı kı ntı ya u ğ ramak. * Küçük ölçülerle. azap vermek * acı çektirmek. tekebbür. hafifletmek. * Ululuk. paylanma. * Süreyi uzatarak.

Azerî * Azerbaycan Cumhuriye'tinde ve güney Azerbaycan'da (İ ran'da) yaş ayan Türk soylu halk veya bu halktan olan kimse. * Azmı ş olan. azat * Serbest bı rakma. azarlatmak * Azarlamak i ş ini yapt ı rmak veya azarlanması na yol açmak. *Ş ı martmak. * Açalya. * Azat edilme vakti gelmiş olan (cariye. * Oldukça az. azatsı z azca azd ı rı lma * Azdı rı lmak i ş i. Azerîce azgı n * Azerbaycan Türkçesi. Azerî halk ı ile ilgili (olan). * Okullarda paydos. salı vermek. azat etmek * serbest bı rakmak. * Serbest bı rakı lmı ş olan. azd ı rı lmak * Azması na yol açmak. yoldan ç ı karmak. köle). azatl ı k * Azat olma durumu. azat eylemek * azat etmek. azd ı rma azd ı rmak * Azdı rmak iş i. * Azat edilemez. serbestlik. * Azması na sebep olmak. azelya . * (köle ve cariyeler için) özgürlüğ ünü geri vermek. * Kötü davranı ş veya alı ş kanlı klara sürüklemek. Azerbaycanl ı * Azerbaycan halkı ndan olan kimse. azatl ı * Azat edilmiş (cariye veya köle). * Azerî halkı na özgü olan. * Azgı n duruma getirmek.azarlatma * Azarlatmak iş i.

daha fazlası nı istemek. * Hemen yemek üzere. ekalliyet. az bulmak. azgı nla ş mak * Azgı n duruma gelmek. azgı nla ş ma * Azgı nla ş mak i ş i. * (çocuk için) Çok yaramaz. az ı nlı k karş ı tı . yarası hemen kapanmayan. az ı cı k * Çok az. biraz. . azgı n. * Azgı n olma durumu. besin. * Öküz arabaları nda ön ve arka yastı kları dingile bağ layan ağ aç çivi. alt ve üst çenenin iki yanı nda beş er tane bulunan ve yiyecekleri öğ ütmeye yarayan diş lerin ortak adı . öğ ütücü diş . harman zamanı ndan önce biçilip savrulan ekin. az görmek. * Azı k olarak ayrı lan veya hazı rlanan yiyecekler. ekalliyet. * (süre ve miktar için) Az olarak. * Yoksulları doyuran. * Azı k koymaya yarayan kap veya torba. gı da. az ı ço ğ a saymak (veya tutmak) * verilen küçük bir armağ anı çok ve değ erli kabul etmek. az ı msamak * Bir ş eyin umulduğ undan az olduğ u yarg ı sı na varmak. * Cinsel istekleri aş ı rı olan. azgı nl ı k az ı * Köpek diş lerinden sonra içeriye doğ ru. * Gözü bir ş eyden yı lmayan. * Cinsel istekleri aş ı rı laş mak. *Ş iddetli. çok etkili. az ı nlı k hükûmeti * Mecliste çoğ unluğ u olmayan bir partinin kurdu ğ u hükûmet. korkunç. biraz. az ı cı k aş ı m kaygı sı z baş ı m * derdim olması n da baş ka bir ş ey istemem. az ı di ş i * Azı . * Bir toplulukta herhangi bir nitelik bakı mı ndan ayrı ve ötekilerden sayı ca az olanlar. azı di ş i.* (ten için) Çabuk iltihaplanan. çoğ unluk * Bir ülkede egemen ulusa göre ayrı soydan ve sayı ca az olan topluluk. * Azı ğ ı olan. az ı k az ı klı * Yiyecek. az ı klı k az ı lı az ı msama * Azı msamak iş i.

az ı ş tı rma * Azı ş tı rmak iş i. * Ermiş . * Aziz olma durumu. azledilme azize aziziye azizlik . * Çı ğ ı rı ndan çı karmak. azimli * Kararı nda. azit aziz * Azothidrik asit HN3 deki hidrojenin yerine bir kökün geçmesi ile türeyen birleş iklere verilen ad. * Muziplik. * Sultan Abdülaziz'in ve devlet adamları nı n giydiğ i fes. az ı tma az ı tmak * Azgı n duruma getirmek. ş iddetlenmek. yola çı kmak.az ı nlı kta kalmak * bir toplulukta belli bir sorun üzerine oy verenler. karş ı düş ünceye oy verenlerden daha az olmak. azizlik etmek * muziplik etmek. azil * Görevden alma. muazzez. kararlı . azimkârane * Kararlı . * Ermiş kadı n. * Azı tmak iş i. * Gidiş . azimet etmek * gitmek. az ı ş tı rmak * Azı ş mas ı na yol açmak. * Sevgide üstün tutulan. tutumunda direnen. * Kararlı lı kla. azim azimet * Bir iş teki engelleri yenme kararı . * Azı ş mak i ş i. eren. kararlı olarak. az ı ş ma az ı ş mak * Gittikçe kı zı ş mak.

azmak azmak azman azman kaya * Kaya balı ğ ı nı n bir çe ş idi. * Küçük su birikintisi. azmettirme * Azmettirmek iş i. metis. azlolunma * Azlolunmak iş i. . için) Etkili. * (deniz. azlolunmak * Görevinden alı nmak. * Çok geliş miş . azledilmek * Görevden alı nmak. * Bataklı k. azmettirmek * Bir suçu veya herhangi bir iş i kesinlikle yapması na karar verdirmek. * (çamaş ı r) Artı k ağ artı lamaz duruma gelmek. melez. taş mak. görevinden ç ı karı lmak. * Kerestelik tomruk. * Bir görevliyi iş inden ayı rı p açı kta b ı rakmak. azmanla ş ma * Azmanlaş mak i ş i. azmetmek * Bir iş teki engelleri yenmeye karar vermiş olmak. kötülüğ ünü artı rmak. * (hayvanlar için) İ ki ayr ı ı rktan doğ mak. * Cinsel duyguları artmak. * Azı nlı k. * (yara. azmanla ş mak *İ rileş mek.* Azledilmek iş i. azma * Azmak iş i. * Taş kı nl ı kta ileri gitmek. *İ ki ayrı ı rkı n kar ı ş ması ndan doğ an. kı rma. * Azma. için) Kabarmak. tehlikeli duruma gelmek. gölcük. kocaman duruma gelmek. görevden almak. azletme azletmek azl ı k * Azletmek iş i. * Az olma durumu. ı rmak vb. azmetme * Azmetmek iş i. hastalı k vb. çı karmak.

azol azonal azot * Atom numarası 7. iri "yarı " "kı rı cı " sinirli. * hiç kimseye borcu kalmamak. azotlama * Azotlamak iş i. rengi. K ı saltması N. * Yeryüzünün herhangi bir noktası nda enleme bağ lı olmaksı zı n meydana gelen olay. tadı olmayan element. bütün borçları ndan kurtulmak. * Heterosiklik birleş iklerin önemli bir sı nı fı na verilen ad. Azrail'le burun buruna gelmek * ölümle karş ı karş ı ya gelmek. * Azotometre. Azrail'e bir can borcu olmak (veya kalmak) * nası l olsa ölece ğ ini kabul etmek. Azrail'in elinden kurtulmak * ölümden kurtulmak. havada beş te dört oranı nda bulunan. azotölçer Azrail * Tanrı buyruğ u ile insanları n canı nı almakla görevli olduğ una inanı lan melek. aznif * Bir tür domino oyunu. atom ağ ı rl ı ğ ı 14. azotlu *İ çinde azot bulunan. sert kimse.azmı ş kudurmuş tan beterdir * "coş kun ve heyecana kapı lmı ş kimseyi zaptetmek zordur" anlam ı nda kullanı lı r. azotlanm ı ş * Azotlama iş lemi yapı lmı ş . ası k yüzlü. aznavur * Gürcüce. aznavur gibi * zalimce davranan. azoik *İ çinde fosil bulunmayan (toprak). azotometre * Bir organik maddede bulunan azotun gaz hacmini ayarlamaya yarayan aygı t. . * Azotlu besin almayan bitki veya hayvanları n dokuları ndaki serbest azotu tespit etme iş i.008 olan. azotlamak * Azotla karı ş tı rmak veya birleş tirmek. * En eski jeolojik (sistem). azvay * Sar ı sabı r. kokusu.

olgun adam. iyi yürekli. ağ aç veya beton dikme. baba mirası * Babanı n yaş adı ğ ı dönemden kalan değ erli mal veya dost. dededen kalma ev. * Ata. bir ülkeye veya bir toplulu ğ a yararlı olmuş kimse. ağ ı rbaş lı . toprak. tı rabzan babas ı * babalı k görevlerini yapmayan babalar için söylenir. baba * Çocuğ un dünyaya gelmesinde etken olan erkek. * Koruyucu. baba ocağ ı * Babadan. baba evi. baba olmak * (erkek için) çocuk sahibi olmak. baba hindi *İ ri ve iyi beslenmiş erkek hindi. Ba * Baryum'un kı saltması . * Yaratı cı . iri demir. oğ ul babaya bir salkı m üzüm vermemiş * babalar çocukları için büyük fedakârl ı klara katlanı rlar.B * Bor'un kı saltmas ı . yurt. ama çocuklar babaları için fedakârlı kta bulunmazlar. baba baba adam * Yaş lı . * Türk alfabesinin ikinci harfi. * Gemi veya iskelede halatı n takı ldı ğ ı yuvarlak baş lı . * Çatı merteğ i. baba oğ luna bir bağ bağ ı ş lam ı ş . baba koruk (veya erik) yer. * Çocuğ u olmu ş erkek. oğ lunun diş i kama ş ı r * babanı n yaptı ğ ı kötü iş in sı kı nt ı sı nı çocuğ u çeker. Almanlar ise "si bemol"ü gösterirler. kurucu kimse. toprak ya da yurt. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde İ ngilizler b harfiyle "si" yi. ses bilimi bakı mı ndan ötümlü. çift dudak patlayı cı sı nı b. baba nasihati * Bir babanı n verdi ğ i öğ üt. baba yurdu. . babalı k duyguları ile dolu kimse. B gösterir. baba bucağ ı * \343 baba ocağ ı . baba değ il. Be adı verilen bu harf. baba evi * Babadan. dededen kalma mülk veya bir kimsenin içinde doğ up büyüdüğ ü. yaş adı ğ ı ev.kara para aklama ve uyu ş turucu madde ticareti gibi kirli ve gizli i ş ler yapan çetenin baş ı . * Kazı larda ç ı karı lan toprağ ı n miktarı nı hesaplayabilmek için yer yer bı rakı lan toprak dikme. * Tarikatları n bazı sı nda tekke büyüğ ü. baba bucağ ı . * Bu gibi kimselere verilen unvan. * Basso kı saltmas ı . * Silâh kaçakçı lı ğ ı .

babacanlı k * Babacan olma durumu. babaanne * (çocuğ a göre) Baban ı n annesi. olgun. * XIII. babası na çok düş kün olan.baba tatlı sı * Bir çeş it hamur tatlı sı . babadan babaya * dedelere doğ ru zincirleme. baba yadigâr ı * Babadan kalan. paternalizm. iyi kalpli. babaya yakı n. sempatik baba. babacanca * Sevgi ve sevecenlikle. * ataları ndan beri. cana yakı nlı k. iri yarı . hoş görülü. * Sevimli. * Cana yakı n. babac ı lı k * Devletin türlü sı nı flar üzerinde babalı k ederek bu s ı nı flar arası nda denge kurmaya çalı ş mas ı iş lemi. baba döneminde yapı lmı ş . cana yakı n olarak. baba ocağ ı . Babaî Babaîlik * Babaîlik mezhebinden olan kimse. babaç babaçko * Erkek kümes hayvanları nı n en iri ve yaş lı olanı . babadan oğ ula * torunlara doğ ru zincirleme. babanı n hat ı rası nı taş ı yan. babacanlaş ma * Babacanlaş mak iş i veya durumu. yüzyı lda Baba İ shak'ı n kurdu ğ u mezhep. baba yurdu * Baba evi. babac ı k * Küçük baba. güvenilir (erkek). babafingo * Yelkenli gemilerde direklerin ve gabyanı n üstünde bulunan en yüksek bölüm. hoş . babaca babacan * Baba gibi.ş ambaba. babacanlaş mak * Babacan duruma gelmek. * (kadı n için) Güçlü ve gösteri ş li. . babac ı l * Babası nı çok seven.

* Kayı n baba. solucanla beslenen bir tür kertenkele (Anguis fragilis). babal ı babal ı k * Zaman zaman sinir nöbeti geçiren. babası nı n oğ lu * her yönüyle babası na benzeyen erkek çocuk. kabadayı ca davranmak. babası na rahmet okumak * hakkı nda iyilik düş ünmemek. . * Baba olma durumu. elimden gelen budur * gücüm ancak bu kadarı nı yapmaya yeter. babası tutmak (veya babaları üstünde olmak) * gibi deyimlerde "çok öfkelenmek. * Diklenmek. * Üvey baba. babam! * teklifsiz bir seslenme sözü. bir davranı ş karş ı sı nda "Allah senden razı olsun. babalanma * Babalanmak iş i. babaları mı z * bizden. babası na çekmek * her yönü ile tamamen babaya benzemek. öfkesi her hâliyle belli olmak" anlamı nda geçer. yetim." anlamı nda kullanı lan bir söz. babal ı * Babası olan. * Yaş lı veya küçümsenen adamlara seslenme olarak kullanı lı r.babaköş * Ayaksı z olduğ u için yı lan sanı lan. * tekrarlanan iki emir kipi arası na getirilerek i ş in sürekliliğ ini anlatmaya yarar. babal ı k etmek * baba gibi davranmak. babası nı n (veya babaları nı n) çiftliğ i * bir malı veya kuruluş u yalnı zca kendi çı karları na araç yapmak. bizim kuş aktan öncekiler. öfkelenmek. babal ı k fı rı n has i ş ler * babası nı n parası ile geçinenlere sitem olarak kullanı lı r. babalanmak * Babaları tutmak. babamı n (veya ustamı n) ad ı Hı dı r. babası z * Babası ölmüş çocuk. kay ı n peder. babası nı n hayrı na * hiçbir çı kar gözetmeksizin. babana rahmet * yapı lan bir i ş .

korkusuz adam. bacak kadar boyu var. * Oyun kâğ ı tlar ı nda. babı nda. babayiğ itçe davranı ş . * Hayvanlarda yürümeye veya atlamaya yarayan organ. babı nda * Konusunda. kabadayı lı k. baca kulağ ı * Ocağ ı n iki yan ı nda ta ş tan yapı lmı ş ufak raf. huylar edinmi ş . baca * Dumanı ocaktan çekip havaya vermeye yarayan maden veya kâgir yol. dahiliye ve hariciye nezaretleri (İ ç iş leri ve Dı ş iş leri bakanlı klar ı ) ile Ş ûrayı Devlet (Danı ş tay) dairelerinin bulundu ğ u yapı . kabadayı . destek veya bunlardan her biri. lâğ ı m. bacak * Vücudun kası ktan tabana kadar olan bölümü. bacak bacak üstüne atmak * otururken bir bacağ ı nı ötekinin üstüne koyarak oturmak. bacak kadar * ufacı k. * Bir giriş imde kendine güvenebilecek durumda olan. babayanilik * Babayani olma durumu. maden ocağ ı gibi yer alt ı yap ı lar ı nı n hava deliğ i. oğ lan. babayiğ it * Güçlü kuvvetli. Bab ı âli * Osmanlı imparatorluğ u döneminde İ stanbul'da sadaret (Baş bakanl ı k). * Su yolu. * Bazı ş eylerin yerden yüksekçe durmas ı nı sağ layan dayak. baca tomruğ u * Bacanı n damdan yukar ı bölümü. * "Bâb'a ait" Babîlik yanlı sı . türlü türlü huyu var * daha küçük. herkesten farklı alı ş kanlı klar. İ ran'da Ali Muhammed Bab'ı n kurdu ğ u dinî ö ğ reti. babayiğ itlik * Babayiğ it olma durumu. babı ndan * Bkz. vale. baca baş ı * Ocağ ı n üstündeki ta ş raf. * Osmanlı hükûmeti. bacak kalemi .babayani * Gösteriş i ve özentisi olmayan. ama değ iş ik. yüzyı lda. *İ stanbul'da bu çevredeki bası n. ayak. * Mert. Babî Babîlik * XIX.

bacakları tutmamak * ayakları nı n üzerine bası p yürüyemeyecek duruma gelmek. * Baç alma iş i veya görevi. * Dost. * Bacakları kı sa olan. * Yaş ı ndan büyük iş lere kalkı ş an çocuklar için söylenir. * Zorla alı nan para. bac ı * Büyük kı z kardeş . bacanakl ı k * Bacanak olma durumu. * Osmanlı İ mparatorluğ unda gümrük vergisi. * Bir evde uzun zaman çalı ş mı ş ya ş lı kadı nlara (daha çok ya ş lı zenci kadı nlara) verilen unvan. * Kı z kardeş . * Felemenk altı nı na verilen ad.* Kaval kemiğ i. kı sa boylu. haraç. bacanak * Karı lar ı kardeş olan erkeklerden her biri. bacası tütmez olmak * (aile için) da ğ ı lmak veya iş i bozulmak. bacası tütmek * (aile için) yaş aması sürüp gitmek. baç . bacakl ı * Bacağ ı olan. bacakkı ran * Nemli bölgelerde yetiş en yeş ilimsi sarı çiçekli bir bitki (Narthecium). bacakl ı yaz ı *İ ri ve okunaklı yazı . bacakl ı k bacaksı z * Bacağ ı olmayan. * Yel. abla. bodur. * Bacakları uzun olan. rüzgâr. -baç * Fiilden isim türeten -maç/-meç ekinin türü. uzun boylu. bacakları kopmak * çok yorulmak. * Özellikle hokey oyuncuları nı n giydikleri deriden yapı lmı ş koruyucu. baçç ı baçç ı lı k bad * Baç alan kimse. arkadaş . * Tarikat ş eyhlerinin kar ı sı .

* Ondan sonra. badana yapmak. ş ekeri çok. badat bade badehu badeli * Aş k badesi içmiş kimse. yurdumuzun her yerinde yetiş en ağ aç (Amygdalus communis). * Bu ağ acı n yaş veya kuru yenilen yemiş i. badana etmek (veya vurmak) * badanalamak. * Badanası bozulmu ş .badana * Duvarları boyamak için kullanı lan sulandı rı lmı ş kireç veya boya. *Ş arap. * Birleş ikgillerden. badas * Harman kaldı rı ldı ktan sonra yerde kalan toprak. badanalanmak * Badana yapı lmak. badanac ı * Geçimini badana yapmakla kazanan kimse. çöp ve samanla karı ş ı k tah ı l taneleri. badeli â ş ı k * Düş ünde bir pirin elinden aş k badesi içerek saz çal ı p söyleyen halk ş airi. badanalamak * Duvarları boyamak için sulandı rı lmı ş kireç veya plâstik boya sürmek. içki. badem a ğ ac ı . bir tür yer elması . badanası z * Badana edilmemiş . harman döküntüsü. badem * Gülgillerden. badanalatma * Badanalatmak iş i. badanalama * Badanalamak iş i. badanal ı * Badana edilmiş olan. badanalatmak * Badanalamak iş ini yapt ı rmak. badanac ı lı k * Badanacı nı n yaptı ğ ı iş . * Yüzüne çok pudra ve boya sürmüş olan (kad ı n). badanalanma * Badanalanmak iş i.

bezelye gibi taze sebzelerde. bademcik * Boğ azı n iki yanı nda birer tane bulunan.* Gülgillerden ilkbaharda beyaz ve pembe renkli çiçekler açan yüksekçe bir bitki. badem içi * Bademin dı ş kabu ğ u alı ndı ktan sonra kalan içi. badem kürk * Tilki postunun yalnı z bacak kesiminden yapı lan kürk. badema bademci * Bundan sonra. badem biçimindeki organ. içinde tohumları n sı ralanmı ş bulunduğ u kabuk. badem gibi * (salatalı k için) taze ve gevrek. * Badem satan kimse. badem bahçesi. badem t ı rnak * Badem biçiminde uzunca tı rnak. badem b ı yı k * Badem içi biçiminde üst dudağ ı n her iki yanı nda yer alan bı yı k. badem yağ ı * Bademden çı karı lan ve deri. fasulye. . badem ş ekeri *İ nce bir ş eker tabakası yla kaplanmı ş iç badem. * Halatı n aş ı nabilecek yerine sar ı lan bez. badem parmak * Baş parmak. gönle ferahlı k veren hafif rüzgâr. badem ezmesi * Ezilmiş bademle yapı lan ş ekerleme. halat sargı sı . bundan böyle. kösele gibi ş eyleri yumuş atmak için kullan ı lan yağ . bademlik bademsi baderna badı ç * Bakla. badem gözlü * Badem içi biçiminde iri göz. * Badem biçiminde olan. * Ördek. * Badem ağ açları çok olan yer. badem (Amygdalus communis ve Prunus amygdalus). bademli *İ çinde badem bulunan yiyecek. badı saba badi * Sabah vakti esen ve ruhu okş ayan.

badik * Ördek. * Tı raş lanmı ş . sicim. bagaj kapa ğ ı * Otomobillerde içine yük konulabilen bagajları kapatmaya veya kilitlemeye yarayan bölüm. bagaj kilidi * Bagaj kapağ ı nı kilitlemeye yarayan alet. tel gibi düğ ümlenebilir nesne. demet. badikle ş me * Badikleş mek durumu. yayvan. baget *İ nce. * Yolcu yükü. ko ş mak) * ördek gibi iki yana sallanarak yürümek (gitmek). * Kemikleri birbirine bağ lamaya. * Çöl. dikdörtgen biçiminde değ erli taş . * Otomobillerin yük konulabilen. badiklemek * Ördek gibi iki yana sallana sallana yürümek. * Bağ lam. kı sa de ğ nek. ş erit. ili ş ki. badikleme * Badiklemek iş i. iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. badya bagaj * Ağ zı geniş .badi badi yürümek (veya gitmek. rabı ta. vapur gibi taş ı tlarda yolcular ı n yüklerinin konulduğ u yer. genellikle arkada olan bölümleri. büyükçe su kabı . * Sargı . badminton * Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun. . bagetli bağ * Bir ş eyi ba ş ka bir ş eye veya birçok ş eyi topluca birbirine tutturmak için kullanı lan ip. * Kı sa boylu. badire badiye * Birdenbire ortaya çı kan tehlikeli durum. *İ lgi. badikle ş mek * Ördek gibi sağ a sol yalpa vurarak yürüme eğ ilimi göstermek. bagaj memuru * Toplu taş ı m yerlerinde ve araçlar ı nda bagaj i ş lerini yürütmekle görevli kimse. deste. * Düş ük gramajlı küçük boy ekmek. * Bageti olan. palaz. * Tren.

ulaç. * Deniz kaplumbağ ası nı n kabu ğ u. bağ cı ks ı z * Bağ ı olmayan. bağ boğ an * Küsküt. bağ cı lı k . bağ an * Vakti gelmeden ölü doğ an yavru. hücre arası maddesi çok ve genel olarak diğ er dokuları birbirine bağ layarak destek görevi yapan doku. * Bu iş in yapı ld ı ğ ı mevsim. düş ük. bağ a bak. zarf fiil: gül-e gül-e. üzüm olsun. bağ sı z. * Bağ layan veya so ğ uk haddehaneden çı kan metal ş erit bobinlere bant yapı ş tı ran (kimse). ş eytansaçı . bulunan. * Ölü doğ an kuzunun derisi. otur-up vb. * Kaplumbağ a. güz. bağ fiil bağ a * Fiillerin zarf olarak kullanı lan ş ekilleri. bağ bı çağ ı * Bağ ve bahçelerde yetiş en meyve fidanlar ı nı . bağ bahçe * Bahçe gibi taş ı nmaz mal. * Kaplumbağ a kabu ğ undan yapı lmı ş veya bu kabuğ u and ı rı r biçimde olan. * Kaplumbağ a kabu ğ u.bağ * Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğ u toprak parças ı . bağ cı k bağ cı klı * Bağ ı olan. * Bağ lama iş inde kullanı lan ş erit biçiminde bağ . * Ur. karş ı lı k beklediğ i iş ten istediğ ini alabilmek için gereken harcamaları yapmalı dı r. yemeye yüzün olsun * kiş i. bağ doku * Hücre sayı sı az. bağ cı * Bağ yetiş tirip ürününü satan kimse. bağ bozumu * Bağ da ürünün toplanması . * Meyve bahçesi. sonbahar. ko ş -arak. bitki ve özellikle üzüm kütüklerini budamaya yarayan kesici alet. bağ çubuğ u * Asma fidesi. bağ budamak * bağ daki üzüm kütüklerini budamak. bağ bozmak * bağ ı n üzümlerini toplamak.

bağ daş ı klaş ma * Bağ daş ı klaş mak durumu. uymak. * Yapı larda kullan ı lan çı ta. bağ daş ma * Bağ daş mak iş i. bağ daş kurmak * bu biçimde oturmak. *İ çinden çı kı lmayacak bir duruma getirmek. bağ daş * Sağ aya ğ ı sol uyluğ un. imtizaç etmek. bağ daş ı k * Her yeri aynı özelliğ i gösteren. homojen duruma gelmek.* Bağ yetiş tirme ve ürününü satma iş i. bağ daş mak * Anlaş mak. bağ dalamak * Düş ürmek için ayağ ı nı birinin ayakları na takmak. homojen. bağ daş ı klaş mak * Aynı özelli ğ i göstermek. bağ daş ı m * Tutarlı k. bağ daş ı klaş tı rmak * Bağ daş ı k duruma getirmek. bağ daş ı lma * Bağ daş ı lmak i ş i. insicam. kör düğ üm etmek. bağ damak * Birkaç ş eyi birbirine geçirerek bağ lamak. tutarlı lı k. homojenleş tirmek. homojenlik. bağ daş ı klı k * Bağ daş ı k olma durumu. imtizaç. bağ daş ı lmak * Bağ daş mak iş ine konu olmak. * Çocuk oyunları nda arkadaş olmak. Ba ğ dad'ı tamir etmek * karnı nı doyurmak. mütecanis. bağ daş ı klaş tı rma * Bağ daş ı klaş tı rmak i ş i. uzla ş mak. * Bağ daş kurup oturmak. bağ dalama * Bağ dalamak iş i. bağ dadî * Ağ aç direkler üzerine çak ı lmı ş çı talara sı va vurularak yap ı lan (duvar veya tavan). bağ dama * Bağ damak iş i. çelme atmak. . sol aya ğ ı sa ğ uyluğ un altı na alarak oturma biçimi.

* Baş tan çı karı cı . bağ daş tı rmacı lı k * Pek çok değ iş ik ö ğ retiyi birleş tirmeyi amaçlayan felsefî veya dinî öğ reti. bağ ı ldak * Beş ikteki çocuğ un düş memesi için beş iğ e sarı lı p bağ lanan. aynı ş artlardaki havan ı n doymu ş su buharı nı n ağ ı rl ı ğ ı na oranı . bağ ı l değ er * Bir aritmetik sayı sı nı n. bağ daş tı rı cı * Bağ daş ma sağ layan. aynı zamanda kendine özgü bir kı mı ldan ı ş ı da bulunan bir cismin görünürdeki bu kı mı ldanı ş ı nı n niteliğ i. bağ ı mlama * Bağ ı mlamak i ş i.iş aretleri yazı ldı ktan sonraki değ eri. geçimsizlik. bağ daş tı rma * Bağ daş tı rmak i ş i. bağ daş tı rmacı * Bağ daş tı rmacı lı k yanlı sı kimse. * Bir sayı nı n rakamları ndan her birinin bulunduğ u basamağ a göre aldı ğ ı değ er. bağ ı bağ ı cı * Büyücü. * Kadı nları n âdet zaman ı nda bağ lad ı kları bez. bağ ı ll ı k bağ ı m . izafiyet. bağ daş tı rmak * Bağ daş ması nı sa ğ lamak. izafî. * Farklı kökenlere sahip değ iş ik kültür özelliklerini birleş tirme veya kaynaş tı rma iş i. sihir. bağ ı mlamak * Bir ş eyi ba ğ ı m alt ı na sokmak. izafî. tâbiiyet. bağ ı l * Görece. bağ daş mazlı k * Uyuş mazlı k. bağ ı l nem * Bir metre küp hava içinde bulunan su buharı ağ ı rlı ğ ı nı n. rölâtivite. * Bir ş eyin veya bir kimsenin gücü ve etkisi altı nda bulunma durumu. tutars ı z.bağ daş maz * Uyuş maz. etkisi altı nda tutmak. * Baş ka bir cisme uyarak sürüklenen. kumaş tan yapı lmı ş enli bağ . * Görece olma durumu. izafî değ er. * Büyü. bağ ı mlaş ma * Bağ ı mla ş mak iş i. önüne + ve .

rölâtivite. görecilik. bağ ı mlı lı k * Bağ ı mlı olma durumu. bağ ı mlı * Baş ka bir ş eyin istemine. özellikle bilginin ba ğ ı ntı lı olduğ unu ileri süren her türlü felsefe öğ retisi. izafî. bağ ı msı z. birliktelik gibi durumlarda toplayan görünüş veya nitelik.bağ ı mlaş mak * Bir ş eye veya bir kimseye tamamen ba ğ ı mlı olmak. bağ ı mlı sı ralı cümle * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı olan ve özneleri. partiye bağ lı olmayan kimse. tâbi. bağ ı ms ı z milletvekili * Herhangi bir partinin adayı olmadan seçilen veya herhangi bir partiye bağ lı olmayan milletvekili. bağ ı ms ı zlaş tı rmak * Bağ ı ms ı z duruma getirmek. özerkliğ i olmayan. rölâtivizm. rölâtif. bağ ı ntı * Bir nesneyi baş ka bir nesne ile uyarlı kı lan bağ . tâbiiyet. gücüne veya yardı mı na bağ lı olan. rölâtivist. mutlak olmayan. bağ ı n vurmak * kazı duvarları nı n çökmemesi için bağ ı nlarla desteklemek. göreli. tümleçleri. bağ ı ntı lı * Varlı ğ ı ba ş ka bir ş eyin varl ı ğ ı na bağ lı bulunan. * Herhangi bir kuruluş a. özgür. hür. bağ ı ntı cı * Bağ ı ntı cı lı k yanlı sı olan kimse. bağ ı ll ı k. özgürlüğ ü. istiklâl. görelik. bağ ı ms ı zlaş tı rma * Bağ ı ms ı zla ş tı rmak i ş i. bağ ı ntı lı lı k . nispî. bağ ı ms ı zlaş mak * Bağ ı ms ı z duruma gelmek. bağ ı ntı cı lı k * Bağ ı ntı lı lı k öğ retisi. izafiye. bağ ı n *İ nş aatta veya kazı sı rası nda toprağ ı n çökmesini önlemek için yerle ş tirilen parça veya dayak. ba ğ lı lı k. bağ ı ms ı z * Davranı ş lar ı nı . giriş imlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen. izafet. *İ ki veya daha çok nitelik aras ı nda matematik iş lemleri yard ı mı ile kurulan bağ lı lı k veya e ş itlik. * Eş yayı . bağ ı ms ı z sı ralı cümle * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı olduğ u hâlde özneleri. yüklemleri ayrı olan cümle. bağ ı ms ı zlaş ma * Bağ ı ms ı zla ş mak i ş i. tutumunu. kavramları veya tasar ı mları birlik. tümleçleri veya yüklemleri ortak olan cümle. müstakil. bağ ı ms ı zlı k * Bağ ı ms ı z olma durumu veya niteliğ i. göreci.

* Var olabilmek veya belirlenebilmek için. * Yüksek sesle azarlamak. bağ ı rsak kazı ntı sı * Kalı n bağ ı rsak hastalı kları nda çı kar ı lan sümüksü madde. bağ ı rı ş çağ ı rı ş * Gürültü. bağ ı rdak bağ ı rgan * Bağ ı rı p çağ ı ran. bağ ı rı ş ma * Bkz. izafiyet. ş amata. bağ ı r * Göğ üs. ş amata ederek. * Ciğ er. çok acı duymak. rölâtivite. bağ ı rı yanmak * üzüntü çekmek. bağ ı rsak ingini * Çoğ unlukla sürgün ve karı n ağ rı sı ile beliren bağ ı rsak iltihabı . * çok susamı ş olmak. ahş a. bağ ı rı ş mak * Bkz. bağ ı r yeleğ i * Eskiden zı rh altı na giyilen. bağ rı ş ma. bağ ı rsak gibi vücut boş lukları nda bulunan organlar ı n ortak adı . bağ ı rsak kurdu * Omurgalı lar ı n ve de özellikle insanlar ı n ba ğ ı rsağ ı nda yaş ayan asalak solucan. bağ ı rsak iltihabı * Sindirim organı nda oluş an iltihabî durum ve buna bağ lı hastalı k. * Sindirim organı nı n mideden anüse kadar olan. köseleden yap ı lmı ş yelek. bağ rı ş mak. . * Gürültüyle. * Kendini belli etmek. ince bağ ı rsak ve kalı n ba ğ ı rsaktan oluş an bölümü. bağ ı rsak bağ ı rsak ask ı sı *İ nce bağ ı rsağ ı karnı n arka bölümüne bağ layan ve kar ı n zarı nı n bir bölümünden oluş an askı . görelilik. * (ok yayı ve dağ için) Orta bölüm. bağ ı rı ş * Bağ ı rmak i ş i veya biçimi. * (insan) Yüksek ve gür ses çı karmak. bağ ı ntı yolu ile baş ka bir ş eye bağ lı bulunma durumu. bağ ı rı p çağ ı rmak * öfkeyle bağ ı rmak. tepkisini hemen ve sert bir ş ekilde d ı ş a vuran kimse. * Bağ ı ldak. bağ ı rma bağ ı rmak * Bağ ı rmak i ş i.

* Bağ ı ş yapan kimse. * Hibe etme. eti sevilen bir cins göçebe ördek (Querquedula). öldürürüm" anlamı nda korkutmak. muaf. * Bazı mikroplara karş ı aş ı veya doğ al yolla kazan ı lmı ş direnç durumu. kusurundan do ğ acak fı rsatlar ı kaçı rmamak. hibe. * Bağ ı rtmak i ş i. * Bir haberi. alı nabilecek önlemleri ve yapı labilecek tedaviyi inceleyen tı p dalı . immünoloji. bağ ı rsak solucan ı * Ortalama 25 cm boyunda. bağ ı rtı * Bağ ı rma sesi. affetme. almak. bağ ı ş çı bağ ı ş ı k . bağ ı rtmak * Bağ ı rması na yol açmak. özellikle çocukları n bağ ı rsaklar ı nda asalak olarak yaş ayan yuvarlak solucan. muafiyet. geliş imini. * Bağ ı ş lanan ş ey. teberru etmek. teberru. askarit. bir isteğ i. * Herhangi bir kötü davranı ş için ceza vermekten vazgeçmek. bağ ı ş lama * Bağ ı ş lamak iş i. bağ ı ş ı klı k bilimi * Bağ ı ş ı klı k olayları nı n ortaya çı kma ş artları nı . bağ ı rtkan * Çok bağ ı rı p çağ ı rmak huyunda olan (kimse). * Bazı mikroplara karş ı aş ı veya doğ al yolla direnç kazanm ı ş olan. * Herhangi bir ödevin veya yükümlülüğ ün d ı ş ı nda kalan. bağ ı ş ı klı k * Bir ödevin veya yükümlülüğ ün d ı ş ı nda kalma durumu. bağ ı ş lamak * Bir mal veya hakkı karş ı lı k beklemeden birine vermek. bağ ı rtlak bağ ı rtma * Orta büyüklükte. gözdağ ı vermek üzere kullanı lı r. acı madan değ erlendirmek. * Görevden çekmek. ayı rması n" gibi anlamlarda kullanı lı r. bağ ı ş lanma * Bağ ı ş lanmak iş i. af.bağ ı rsak otu * Farekulağ ı . bağ ı rsaklar ı nı deş erim * "canı na kı yarı m. bağ ı ş * Bağ ı ş lamak iş i veya biçimi. * Deyimlerde "Tanrı esirgesin. affedilme. insanları n. affetmek. bağ ı ş lamamak * karş ı sı ndakinin yanl ı ş ı ndan. birinin aracı lı ğ ı yla duyurmak.

kontekst. bağ ı ş layı cı * Bağ ı ş layan. bağ ı ş latmak * Bağ ı ş lamak iş ini yapt ı rmak. ya da birer bağ laçtı r. . bağ laçlı yan cümle * Birleş ik cümlelerde ki bağ lacı yla temel cümleye bağ lanan yan cümle. bağ lam * Cinsleri aynı veya birbirine yak ı n olan ş eylerin bir arada ba ğ lanmı ş ı . affedilmek. demet. bağ laçlı * Bağ lac ı olan. sı fatları arası na bağ laç alan isim veya sı fat tamlaması . durumlar. deste.bağ ı ş lanmak * Bağ ı ş lamak iş ine konu olmak. iliş kiler örgüsü veya bağ lantı sı . bent. bağ ı t bağ ı tçı * Sözleş me. rabı t: Ve. * (herhangi bir olguda) Olaylar. bağ ı tlı * Bağ ı tla. âkit. akit. sözle ş me ile bağ lanmı ş olan. affolunmak. mukavele. bağ ı tlaş mak * Araları nda bağ ı t yapmak. * Eş görevli kelimeleri veya önermeleri birbirine bağ layan kelime türü. veya. aynı nitelikte iki veya daha çok kelimeden oluş an öbek. bağ ı tlaş ma * Bağ ı tla ş mak i ş i veya durumu. bağ laç öbeğ i * Bağ laçla veya bağ laçsı z birbirine ba ğ lanmı ş olan. ya. affa uğ ramak. bağ laçlı tamlama *İ simleri. bağ ı ş latma * Bağ ı ş latmak i ş i. bağ kesen bağ laç * Makaslı böcek. * Bir ş iirdeki dörtlüklerin her biri. bağ laç grubu * Bağ laç öbeğ i. bağ ı tlanmak * Bağ ı t ile sonuçlanmak. kontrat. * Bağ ı t yapanlardan her biri. bağ ladı ğ ı yerde otlamak * Bkz. bağ ı tlanma * Bağ ı tlanmak i ş i veya durumu. bı raktı ğ ı m (bı raktı ğ ı ) ba ğ lad ı ğ ı m (bağ lad ı ğ ı ) yerde (çayı rda) otluyorsun (otluyor).

kendinden sonraki çekimli fiile veya fiilimsiye zaman ve ki ş i bakı mlar ı ndan uyan -ı p ekini almı ş fiil: Gelip gitti (Geldi ve gitti) Gülüp geçti (Güldü ve geçti) gibi. * (bir iş için) Anlaş ma yapmak. bağ lama * Bağ lamak i ş i. * Denk yapmak. * Yalnı zca belli bir iş le uğ raş mak. * (yara için) İ lâç koyup bezle sarmak. bağ lamsal * Bağ lam ile ilgili. onun anlamı nı . * Düğ ümlemek. bağ lamacı * Bağ lama yapan veya satan kimse. istek uyandı rarak o ş eye ilgi. * Baş ka bir iş le uğ raş amaz durumda olmak. bağ lanmak * Bağ lamak i ş ine konu olmak. bağ lamalı k * Bağ lama yapmaya yarayan. tutmak. * Gönlünü kazanmak. bağ lamacı lı k * Bağ lamacı nı n iş i veya mesleğ i. bağ lama zarf fiili * Ve bağ lac ı görevinde kullanı larak.* Bir dil birimini çevreleyen. içten bağ lı olmak. * Beklenen ş ey elde edilmez olmak. * Bütün ilgisini bir yerde yoğ unla ş tı rmak. * Sevmek. tamamlamak. bağ lantı . * Bağ lama çalan kimse. bağ lanak bağ lanı m * Bağ lanı lacak ş ey. paket yapmak. tahsis etmek. * Oluş mak. meydana gelmek. * Birinde bir ş eye karş ı ilgi. birçok durumda söz konusu birimi etkileyen. bağ lanma * Bağ lanmak i ş i. * Bağ lanmak iş i veya biçimi. irtibat. . * (siyasî veya sosyal konularda) Yan tutma. * Üç çift telli olan ve mı zrapla çalı nan bir saz. kontekst. yakı nlı k duyması nı sağ lamak. putrel vb. bitirmek. * Bir iş veya kimse için ayı rmak. * Sona erdirmek. * Yapı larda duvarlar ı birbirine ba ğ layan kiriş . ondan önce veya sonra gelen. * Uyulması zorunlu olmak. bağ lanı ş * Bağ lanmak iş i veya biçimi. bağ lamak * Bağ veya baş ka bir araçla tutturmak. değ erini belirleyen birim veya birimler bütünü. bağ lamsal anlam * Bir sözün kullan ı lan veya amaçlanan bağ lama göre anlam kazanmas ı . * Geçiş i engellemek.

bağ lantı borusu * Katlardaki pis ve kirli suları toplayan. kolona ileten boru. müttefik. bağ lantı sı z ülkeler * Bağ lantı sı zlı k siyaseti izleyen ülkeler. bağ laş ı klı k * Bağ laş ı k olma durumu. bağ laş ma * Bağ laş mak iş i. bağ lantı sı zlı k * Bağ lantı sı z olma durumu. * haberleş me sağ lamak. tahsis edilmek. * Araları nda ortak çı kar bulunan devletler iliş kisi. bağ lantı sı zlı k siyaseti * Bağ lantı sı z ülkelerin izlediğ i siyaset. sebep gibi birbiriyle sı kı sı kı ya bağ lı ve kar ş ı lı klı bağ ı mlı olan (nesne. bağ lantı sı z * Araları nda bağ lantı bulunmayan. * Sonuç.* Bir ş ey bir kimseye ayrı lmak. irtibat. sözleş me yapmak. siyasî yönden hiçbir bloka bağ lı olmayan (ülke). * Askerî. bağ lantı lı * Araları nda bağ lantı bulunan. irtibatlı . bağ laş mak * Bir ş ey yapmak için birbirine antla ş ma veya sözle ş me ile bağ lanmak. bağ laş ı m * Eş leme. bağ lantı ünsüzü * Bkz. bağ lantı yapmak * iliş ki kurmak. bloksuz ülkeler. *İ ki ş ey arası nda ili ş ki sa ğ layan ba ğ . siyasî yönden hiçbir bloka girmeme siyaseti. bağ latma . bağ lantı ünlüsü * Bkz. bağ laş ı k * Araları nda anlaş ma veya sözle ş me sağ lanmı ş olan (kimse veya topluluk). terim). rabı talı . ittifak. bağ lantı *İ ki veya daha çok ş eyin birbiriyle bağ lı . bağ layı cı ünlü. bağ lantı kurmak * irtibat sağ lamak. ili ş ik veya ilgili bulunmas ı . bağ laş ı mlı * Araları nda karş ı lı klı destek ve bağ ı mlı lı k bulunan. ittifak etmek. bloksuz. anlaş ma. bağ lantı sı zlı k politikas ı * Askerî. bağ layı cı ünsüz.

aç-ı -l-mak. bağ layı cı ünsüz * Ünlü ile biten kelime kök ve gövdelerine ünlü ile baş layan bir ek eklendiğ inde araya giren y ünsüzü. bağ lı olmak * tâbi bulunmak. * Sı nı rlanmı ş . * Uyulması zorunlu. vabeste. merbutiyet. * Bir halk inanı ş ı na göre. bağ lı lı k * Bağ lı olma durumu. sı nı rl ı . eski-y-ince vb. bahçesi zengin ve bol olan (yer). tâbi. kapalı . üzüm bağ lar ı çok olan (yer). bağ lı la ş mak *İ ki ş ey arası nda karş ı lı klı ba ğ ı ntı olmak veya bağ lı lı k kurmak. bağ lı su bağ lı k * Ağ açta hücre zarı nı n emdiğ i ve taş ı dı ğ ı su. biri olmadan öteki düş ünülemeyen iki ş eyin. büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmi ş (erkek). * Gerçekleş mesi bir ş artı gerektiren. bir hat ı raya saygı veya aş k gibi duygularla bağ lanan. bağ lı k bahçelik. bağ layı cı ünlü * Ünsüzle biten kelime kök ve gövdelerine ünsüz ile baş layan eklerin getirilmesi s ı rası nda ve kök ile eki birbirine ba ğ layan ünlü: al-ı -r. sevgi. * Birine karş ı .-ğ i * Bağ ı . bağ lı la ş ma * Bağ lı laş mak iş i. bağ layı cı * Bağ lama niteliğ i olan. özellik ve olayları nda görülen karş ı lı klı ilgi. bağ lı kalmak * uymak. bağ lı la ş ı m *İ ki veya daha fazla değ iş ken arası ndaki bağ ı ntı . * Bağ lamaya ve birle ş tirmeye yarayan: "Ve" ba ğ lay ı cı bir edattı r. gec-i-k-mek vb. bağ latmak * Bağ lamak i ş ini yapt ı rmak. bağ lı * Bir bağ ile tutturulmuş olan. * Bağ yeri. tâbi olmak. bir düş ünceye. . * Sadı k. * Bir kimseye. * Kapatı lmı ş olan. saygı ile yakı nlı k duyma ve gösterme. bağ lı kredi * Kredi açan ülkeden mal veya hizmet satı n alı nmas ı ş artı ile sağ lanan kredi. koruyucu ünsüz: okul-da-y-ı m. bağ lı la ş ı k * Biri ötekine bağ lı olarak var olan. korelâsyon. bu iliş ki yönünden durumu. sadakat. * Organizmanı n değ iş ik yapı . tutkun.* Bağ latmak i ş i. * Bir kuruluş un yetkisi alt ı nda bulunan.

birlikte ba ğ ı rma. taassup. sı kı ntı çekmiş . bağ rı ş a çağ rı ş a * Büyük gürültü ederek. Bağ lı la ş ı m. * biriyle ilgilenerek onu koruyup kayı rmak. acı . bağ rı ş tı rma * Bağ rı ş tı rmak iş i veya durumu. bağ rı ş * Bağ ı rmak i ş i veya biçimi. taassup. . bir inanı ş a aş ı rı ölçüde bağ lanı p ondan baş ka bir düş ünce ve inanı ş ı kabul etmeyen. bağ nazlaş ma * Bağ nazlaş mak durumu. içine iş lemek. bağ rı na basmak * kucaklamak. mutaassı p. bağ sı z * Bağ ı bulunmayan. bir inanı ş a aş ı rı ölçüde bağ lanı p ondan baş kası nı düş ünmeme durumu. yetiş tirmek. bağ nazlı k * Bağ naz olma durumu. bağ ı rarak çağ ı rarak. bağ nazca davranı ş . bağ rı yufka * Yufka yürekli. ş amata. merhametli. bağ rı yanı k * Çok dert. bağ rı ş tı rmak * Bağ ı rması na yol açmak. bağ rı ş ma * Bağ rı ş mak i ş i. ş amata ederek. bağ nazlaş mak * Bağ naz duruma gelmek. * Gürültüyle.* Bkz. bağ rı nı ezmek * üzülmek. * Bir düş ünceye. bağ rı nı delmek * çok dokunmak. bağ rı ş çağ rı ş * Gürültü. dertlenmek. bağ naz * Bir düş ünceye. bağ rı na taş basmak * sesini çı karmaksı zı n her türlü acı ya katlanmak. bağ rı ş mak * Birlikte veya karş ı lı klı bağ ı rmak. bağ rı kara *İ skete ku ş unun bir türü (Saxicola torquata). hep birden bağ ı rtmak.

21 Martta gündüz gece eş itliğ iyle baş layarak 22 Haziranda gün dönümü ile biten. bahar bayram ı * Genellikle mayı s ay ı nı n ilk günlerinde kutlanan bayram. bahar noktas ı *İ lkbaharda gündüz gece eş itliğ i anı nda güneş in gök ekvatoru çizgisi üzerinde bulunduğ u nokta. . bahar * Kuzey yarı m küre için. * Gençlik çağ ı . çarpı ş malarda gücü ve yı lmazlı ğ ı yla üstünlük kazanan veya yiğ itlik gösteren (kimse). bahanesiz * Bahanesi olmayan. bahad ı r * Savaş larda. kı ş ve yaz aras ı ndaki mevsim. baha biçmek * değ erini belirlemek. ilkbahar. * Bir ş eyin gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen sözde sebep. bahar * Yiyecek ve içeceklere hoş koku ve tat vermek için kullan ı lan tarçı n. ilkyaz. bahar dönemi * Yı lı n kı ş tan sonra gelen ilk aylar ı .baha * Paha. bahad ı rl ı k * Bahadı r olma özelliğ i. bahar nezlesi * Bkz. zencefil. bahane etmek * herhangi bir ş eyi sebep olarak ileri sürmek. karanfil. karabiber gibi maddelerin toplu ad ı . yüzyı lda Babîlikten do ğ mu ş olan. bahane aramak * bir iş i yapmamak için sebep aramak. zencefil. baharat * Tarçı n. bahaneli * Bahanesi olan. karabiber gibi maddeler. saman nezlesi. karanfil. durumu. bahane bulmak * bir iş i yapmak veya yapmamak için sözde sebep göstermek. Bahaî Bahaîlik bahane * Bahaîlik yanlı sı kimse. * XIX. İ ran'dan baş ka Avrupa ve Amerika'da da yayı lmı ş bir din. * Bu mevsimde ağ açlarda açan çiçekler ve yapraklar.

bahçesiz * Bahçesi olmayan. bahar tasviri ile baş layan kaside. bahçelik * Bağ lar ı . baharatlandı rmak * Baharat ile süslemek. ağ aç ve sebze yeti ş tirme i ş iyle u ğ ra ş an kimse. bahçeli * Bahçesi olan. baharatsı z * Baharatı olmayan. . bahçeci * Çiçek. bahçe gibi düzenlenmiş yer. bahçecilik * Bahçecinin iş i. baharatlı * Baharatı olan. bahçe makas ı * Çeş itli ot ve bitkileri düzgün kesmek ve budamak amacı yla yapı lan bir makas türü.baharatçı * Baharat satan kimse. baharatçı lı k * Baharat satma iş i. * Çiçek ve ağ aç yetiş tirilen yer. baharcı * Baharat alı m satı mı yla uğ raş an (kimse). doğ al olarak yeti ş tirilen domates türü. tarçı n gibi bahar bulunan. bahçe nanesi * Bahçelerde yetiş tirilen bir nane türü. bahariye baharlı bahçe * Divan edebiyatı nda. bahçemsi * Bahçeye benzeyen. bahar ı baş ı na vurmak * (alay yollu) gençliğ in verdi ğ i coş kuyla gereksiz veya aş ı rı davranı ş ta bulunmak. *İ çinde karabiber. bahçe domatesi * Tarla ve bahçelerde sun'î gübre kullanmadan. * Bahçe yapma iş i. bostan. bahçe kekiğ i * Bahçelerde özel yöntemlerle yetiş tirilen kekik. bahçeleri olan (yer). lezzetlendirmek veya baharat ekmek. * Sebze yeti ş tirilen yer. karanfil.

* Yalı çapkı nı . * Mevlid'in bölümlerinden her biri. bahriye çifte tellisi * Hareketli bir halk oyunu ve ezgisi. bahis * Konuş ulan ş ey. konu. bahis konusu * Söz konusu. resimlerin bulunduğ u eser. * Aruzdaki vezin takı mlar ı ndan her biri. söz konusu olmak. * Deniz Harp Okulu öğ rencisi. bahir * Deniz. * Bir bahçenin düzenlenmesi ve bakı mı yla görevli kimse. bahsetme * Bahsetmek iş i. *İ çinde cinsel konularla ilgili açı k saçı k yazı lar ı n. * Görüş ünde veya iddiası nda haklı çı kacak tarafa bir ş ey verilmesini kabul eden sözlü anlaş ma. bahç ı vanlı k * Bahçı vanı n yaptı ğ ı iş . bahis mevzuu olmak * üzerinde konu ş ulmak. * Denizle ilgili. * Bir kitabı n bölümlerinden her biri. bahisçi * Oyunlarda veya at yarı ş lar ı nda yar ı ş ı n sonuçları nı tahmin ederek bahis oynayan veya oynatan kimse. bahç ı vanlı * Bahçı vanı bulunan. . bahis açmak (veya aç ı lmak) * belli bir konuda konuş maya baş lamak (ba ş lan ı lmak).bahç ı van * Geçimini bahçe ürünlerini yetiş tirip satmakla sağ layan kimse. bahname bahrî bahrî bahriye * Bir devletin deniz güçlerinin ve kuruluş lar ı nı n bütünü. bahis tutu ş mak * karş ı lı klı bahse girmek. mü ş terek bahisçi. bahriyeli * Deniz Kuvvetlerine bağ lı asker. bahse girmek * görüş ünde veya iddiası nda haklı çı kacak tarafa bir ş ey verilmesini kabul eden sözlü anlaş ma yapmak. * Söz.

bahsi kapamak * bir konu üzerindeki konuş mayı kesmek. istenen sonuca ula ş mamak. bahsi kaybetmek * ileri sürülen. bahtı bağ lı olmak * talihi kapalı olmak. kaçı nı lmaz olduğ unu belirleyen ilâhî iradenin insan için veya bir toplum için çizdiğ i hayat tarzı . bahş iş (veya beleş ) at ı n diş ine bakı lmaz * para verilmeden sa ğ lanan bir ş eyin ufak tefek kusurlar ı nı hoş görmelidir. sunmak. bahsi tazelemek * konuş mayı aynı konu üzerine getirmek. mutsuz olmak. mutluluk. sözünü etmek. talih. baht * Olacakları n. bahtı kapanmak * talihsizliğ e uğ ramak. bahsi kazanmak * ileri sürülen. baht iş i * Talihe bı rakı lmı ş . bahş etme * Bahş etmek i ş i. bahtı açı k olmak * bir konuda ş ansı yaver gitmek. bahş iş * Bir hizmet görene hakkı ndan ayr ı olarak verilen para. bahsi geçmek * bir konu üzerinde konu ş ulmuş olmak. talih yüzüne gülmek. bahtı kara olmak * sürekli olarak talihi yaver gitmemek. konuş mak. *Ş ans. bahtı kara * Mutsuz. . savunulan görüş ün do ğ ru olduğ u belli olmak. bahtı açı k * Talihli. kader. talihe bağ lı iş .bahsetmek * Bir konu üzerinde söz söylemek. * (kı zlar için) evlenecek istekli çı kmamak. bahtı na küsmek * talihsizliğ inden yakı nmak. talihsiz. savunulan görüş ün yanlı ş olduğ u ortaya çı kmak. bahtı açı lmak * talihi dönüp uygun duruma veya arzulanan sonuca gelmek. bahş etmek * Bağ ı ş lamak.

bakalit kaplamalı . bakkam (Haematoxylon campechianum). bahtl ı bahtsı z * Bahtı kötü olan. kuş ku. bakalı m (veya bakayı m) * içinde yer aldı ğ ı cümlenin güvensizlik. mutsuz. uyarma gibi anlamları nı peki ş tirir. bakaç * Dürbün. özellikle. * Hele. talihsiz. * Formaldehit ile bir fenolün yoğ unla ş mas ı sonucu elde edilen yapay reçine. talihli. *ş aş ma bildirir.bahtiyar * Bahtı olan. bakakalmak *Ş aş kı nlı ğ a uğ ray ı p ne yapacağ ı nı bilmez durumda kalmak. * Hükûmet iş lerinden birini yönetmek için. bahtsı zl ı k * Bahtsı z olma durumu. bahtiyarl ı k * Bahtlı olma durumu. bakalit bakalitli * Bakalit bulunduran. üstelik. * Bahtı iyi olan. . bahtlı . talihli. baş bakan tarafı ndan seçilerek cumhurba ş kanı nca onayland ı ktan sonra i ş baş ı na getirilen yetkili. * Bakmak iş ini yapan (kimse). bakakalma * Bakakalmak iş i veya durumu. *ş aş ma anlatı r. mutlu. mutsuzluk. kemik çı kı ntı sı . mutlu. genellikle milletvekilleri aras ı ndan. bakam bakan * Baklagillerden. bakalorya * (eskiden üniversite ve yüksek okullara girebilmek için lise ö ğ reniminden sonra verilen) Olgunluk s ı navı . mutluluk. merak. vekil. * küçümseme bildirir. bakanak * Geviş getiren hayvanları n ayakları nı n arkas ı ndaki körelmiş tı rnak. nazı r. hükûmet. odunundan kı rmı zı boya çı karı lan bir a ğ aç. bahusus bak bak! bak! * iş te. bakanlar kurulu * Baş bakan ve bakanlardan olu ş an kurul.

bakı cı * Bakmak iş iyle görevlendirilen kimse. * Kurum ve kuruluş larda motorlu araçlar ı n onarı ld ı ğ ı ve korundu ğ u yer veya birim. darülâceze. barı ndı klar ı kurulu ş . nezaret. bakı m yapmak * araç ve gereçlerin düzenli çalı ş ması için onarı mı nı yapmak. * Öküz. bakı lma bakı lmak bakı m evi * Bakı ma ihtiyacı olan kimselerin bakı ldı kları . iyi bir durumda kalması için verilen emek veya emek verme biçimi. * Bakmak iş ine konu olmak veya bakmak i ş i yapı lmak. * Bir ş eyi satı n almayı düş ünmeden yalnı zca bakarak ilgilenen (kimse).bakanl ı k * Bakan olanı n durumu ve görevi. bakı m * Bir ş eyin iyi geliş mesi. vekâlet. sı ğ ı r. * Kalı ntı lar. . * Çok dikkatsiz (kimse). * Kademe. * Falcı . bakarak bakarsı n bakaya * göre. bakara *İ skambil kâğ ı dı ile oynanan bir kumar. * Falcı lı k. * Ait olduğ u yı l içinde toplanamayı p ertesi yı la kalan vergiler. * Bakanı n yönetimi altı ndaki kuruluş ları n bütünü veya bu kuruluş lar ı n bulundu ğ u yer. * Bakı lmak iş i. güneye veya kuzeye karş ı konumunu belirleyen. bakar m ı sı nı z? * seslenme ünlemi. bunun sonucu olarak da do ğ al ş artları nı tespit eden durumu. bakı m yurdu * Yoksul veya kimsesiz yaş lı ve sakatları n barı ndı rı lı p bakı ld ı kları yurt. vekillik. bakı cı lı k * Bakmak iş i. * Fal. * Askerlik çağ ı na girenlerden son yoklamada bulunarak askere alı nmı ş oldukları hâlde ça ğ rı ldı klar ı nda gelmeyen veya gelip de k ı talar ı na gitmeden topland ı kları yerlerden veya yollardan savuş anlar. * olur ki. bakar bakar kör * Gözleri sa ğ lam göründü ğ ü hâlde göremeyen. bakı * Özellikle dağ lı k yörelerde bir yamacı n güneş ı ş ı nları na.

üzerinde iyi çalı ş ı lmı ş . yüzüstü bı rakı lma durumu. yakı nlı ğ ı na göre ayar edilecek biçimde yap ı lmı ş iner kalkar gez. bakı r oksit * Kimyasal formülü CuO veya Cu2O olan bakı rı n oksit biçimi. olacak ş ey mi? gibi ş aş ma anlatı r. bakı r çalmak * (bakı r kaptaki yemek) bak ı r tuzlar ı ile zehirli duruma gelmek. doğ ada serbest veya birleş ik olarak bulunan.bakı mcı * Bakı m iş ini yapan kimse. kolay dövülür ve iş lenir olduğ undan eski çağ lardan beri türlü iş lerde kullanı lan.95 olan. * Yeş ile çalar mavi renk. araş tı rmak. bakı ncak * Tüfeklerde hedefin uzaklı ğ ı na. 10840 C ye doğ ru eriyen. * Bakı rdan yapı lmı ş kap. bakı r ala ş ı mı * %1'in üzerinde çözünmüş elementlerin olu ş turduğ u bakı r ala ş ı mlar ı nı n genel adı . ı sı ve elektriğ i iyi ileten. çevreye göz gezdirmek. bakı r * Atom numarası 29. bakı mlı lı k * Bakı mlı olma durumu. bakı r çal ı ğ ı * Bakı r tuzları ile zehirli duruma gelmiş . değ erlendirme aç ı sı . Kı saltması Cu. bakı ms ı zl ı k * Bakı msı z olma. bakı mlı bakı mlı k * Filmin kartpostal büyüklüğ ünde cam bir perde üzerinde görünmesini sa ğ layan cihaz. * Bakı rdan yapı lmı ş . *İ yi bakı lmı ş . bakı r rengi . bakı r kaplama * Demir benzeri madenlerin yüzeyinde bakı r katman oluş turma iş lemi. bakı ndı bakı nma * Bak hele. * Muayene olmak. yönü. kı zı l renkli element. bakı nmak * Bakmak iş i yapı lmak. * Bakı nmak iş i. yoğ unluğ u 8. niş angâh. bak ı lmamı ş . bakı mı ndan * Bakı ş veya görüş aç ı sı . bakı r pas ı * Bakı r üzerinde nemli havalarda oluş an bak ı r hidrokarbonat. -e göre. bakı ms ı z * Özen gösterilmemiş . terk edilme.

bakı ş ı ms ı zl ı k * Bakı ş ı ms ı z olma durumu. (rengi) bakı rı n rengine benzemek. düş ünceyi belirli bir yönden inceleme. bakı rc ı * Bakı r iş leyen veya bakı r kap kacak satan kimse. bakı r sülfat * Göz taş ı . * Eksen olarak alı nan bir doğ rudan. bakı ş ı k * Bkz. bakı ş ı ms ı z. bakı ş mak *İ ki veya daha çok kimse birbirine bakmak. bakı ş atmak * kı sa bir sürede bakı p geçmek. asimetri. görü ş açı sı .* Kı zı la yakı n kahverengi. bakı r taş ı * Malakit. bakı rla ş mak * Bakı r rengini almak. bakı ş ma * Bakı ş mak i ş i. tenazur. biçim ve belirli bir eksene göre ölçü uygunlu ğ u. * Kaçamak ve gizli olarak birbirine bakmak. simetrik. göz taş ı . * Bakmak iş i veya biçimi. bakı r tuzu * Bakı r sülfat. simetri. bakı rl ı bakı ş * Bakı r içeren maddeler. bakı rla ş ma * Bakı rlaş mak durumu. bakı ş ı mlı * Bakı ş ı mı bulunan. asimetrik. benzer noktalar ı kar ş ı lı klı olarak aynı uzaklı kta bulunan iki benzer parçanı n birbirine göre olan durumu. bakı ş ı ms ı z * Araları nda bakı ş ı m bulunmayan (iki ş ey) veya iki yanı arası nda bak ı ş ı m olmayan (bir ş ey). bakı ş açı sı * Bir olayda. bakı ş ı mlı . * Bu renkte olan. . bakı ş ı ks ı z * Bkz. bakı ş ı m *İ ki veya daha çok ş ey arası nda konum. mütenazı r. konuyu. bakı rc ı lı k * Bakı r kap yapma veya satma iş i.

bakkam bakla * Bkz. artan. k ı z oğ lan k ı z. bakkal kâğ ı dı * Kalı n ve kaba kâğ ı t. bakiye * Artı k. geride kalan. bakkala b ı rakma! * bir iş i "bakalı m!" diyerek savsaklamak isteyenlere söylenir. bakam. taneleri badı ç içinde bulunan bir bitki (Vicia faba). kalı mlı olmak. düzensiz yazı larla dolu defter. * El değ memiş . baki kalmak * sürekli. * artakalan. * Yiyecek. . bakir * Cinsel iliş kide bulunmam ı ş (erkek). * Baklagillerden. kalı cı .baki * Sürekli. bakkal bakkal çakkal * Bakkal ve benzeri iş lerle uğ ra ş an esnaf için küçümseme sözü. k ı z. geri kalan. bakla çiçe ğ i * Sarı mt ı rak eflâtuna çalan beyaz renkte olan bitki. bakkallı k * Bakkalı n iş i. bakkal defteri * Karı ş ı k. kullanı lmamı ş . erdenlik. bakkaliye * Bakkal dükkânı nda satı lan ş eyler. * bir ş eyden artmak. * Bu gibi ş eylerin sat ı ld ı ğ ı dükkân. * Bir ş eyden artan (miktar). kalan. bozulmamı ş lı k. * Büyük bakkal dükkânı . el değ memiş lik. yeni. öteki. * Kalı ntı . içecek ve baş ka ihtiyaç maddelerini perakende olarak satan kimse. bakire bakirelik bakirlik * Bakir olma durumu. yı pranmamı ş . * Bir zinciri oluş turan halka veya parçalardan her biri. * Eskimemiş . yurdumuzun her yerinde yetiş tirilen. * Cinsel iliş kide bulunmam ı ş diş i. daimî. * Bu bitkinin yeş il ürünü veya kuru tanesi. * Bakire olma durumu. * (toprak için) İ ş lenmemi ş .

baklan baklava * Anguta benzeyen kı rmı zı renkli bir çeş it yaban kazı (Otis tarda). baklaval ı *İ çinde baklava bulunan. nohut oda. . bakliye. keçiboynuzu gibi. ağ zı nda bakla ı slanmamak. baklava börek * (bir baş ka ş eyle kar ş ı laş tı rı ld ı ğ ı nda) çok kolay ve zevkli (iş ). baklava açmak * baklava yapmak için gerekli olan ince yufkaları haz ı rlamak. * Bakla tarlası . bakla dökmek (veya atmak) * bakla ile fala bakmak. badı ç. baklagiller * Bakla. baklal ı baklal ı k * Baklası olan. bakla oda nohut sofa * Bkz. bakla fal ı * Bakla taneleri ile bakı lan bir fal türü. * At donları ndan koyu ve iri lekeli kı r. fasulye. baklams ı * Bakla biçiminde olan. badı çlı pek çok sebze ve ağ açları içine alan. badem gibi ş eyler konulan tatl ı . fı st ı k.* Bu renkte olan. akasya. bakla ı slanmamak * Bkz. bakla kadar * (bit. beyazlamaya yüz tutmuş renk. baklavacı lı k * Baklava yapma veya satma iş i. pire gibi küçük böcekler için) çok iri. iki çenekli ayr ı taç yapraklı lardan büyük bir bitki familyası . baklavacı * Baklava yapan veya satan kimse. baklams ı meyve * Bkz. * Eş kenar dörtgen biçiminde olan nesne. * çok tokluk durumunda "baklava börek olsa yemem" biçiminde kullanı lı r. * Çok ince yufkadan yapı larak arası na kaymak. bakla k ı rı * Beyazı çoğ almı ş . ceviz. baklava dilimi * Eş kenar dörtgen biçiminde olan.

bölünerek çoğ alan. * Baklagillerden elde edilen ürün. * Baş ka bir ş eyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki iş le uğ raş ı r olmak. baklaval ı k * Baklava yapı mı nda kullanı lan veya baklava yapmaya elveriş li olan. . incelemek. kimyasal etkiyle öldüren (etken). * Beslemek. andı rmak. * Bir bakracı n alabildiğ i miktar. * Yapı labilmesi bir ş eye bağ lı bulunmak. çürüme. klorofilsiz. * (bir iş ) Birinden beklenmek. * Gözetmek. * Bir ş eyin geli ş mesi veya iyi bir durumda kalmas ı için emek vermek. bakterisit * Canlı lar ı n vücudunda veya laboratuar deneylerinde bakterileri fiziksel. canlı larda bulunan. bakterigiller * Bakterilere verilen ad. bakteriyoloji alanı nda çalı ş an kimse. bakteriyel * Bakterilerle ilgili. * Bkz. suda. küresel. * (yer için) Yüzü bir yöne doğ ru olmak. tek hücre canl ı . bakraç * Çoğ unlukla bak ı rdan yap ı lan küçük kova. * Bir iş i yapmak. kı vrı k biçimde olan. * Renklerde. bakteridi *Ş arbon hücresi gibi hareketsiz bakteri. bakliyat bakliye bakma bakmak * Bakı ş ı bir ş ey üzerine çevirmek. baksana! baksanı za! * seslenme için kullanı lı r. baklay ı ağ zı ndan çı karmak * sabrı tükenip o zamana kadar söylemediğ iş eyleri söylemeye ba ş lamak. ilgilenmek. bakterileri içine alan canlı lar. denemek. * Yoklamak. bakteri * Toprakta. silindirimsi. bakteriyolog * Bakterilerle ilgili. * dikkat çekmek sözü. * açı k söylemekten kaç ı ndı ğ ı bir sorunu sonunda açı klamak.*İ çinde baklava desenleri olan. * Anlamak. mayalanma veya hastalı klara yol açan. Benzemek. geçindirmek. önem vererek üzerinde durmak. farkı na varmak. * Aramak. * Önem vermek. tedavi etmek. bir iş i yapmakla görevli olmak. * (hasta için) Muayene etmek. * Bakmak iş i. baklagiller.

bal dudak * Bkz. bal bal demekle a ğ ı z tatlı lanmaz * sözde kalan dilek ve tasarı ları n iş bitirmede hiçbir etkisi olmaz. bal dudaklı * Tatlı dilli. kı rmı zı veya k ı rmı zı ya çalar sarı renkli çiçekli ağ açç ı k. adamakı ll ı . rengi beyazdan esmere kadar değ iş en tatlı . bal baş ı * En temiz bal. bakteriyolojik * Bakteri bilimi ile ilgili. koyu. * Aptal. baktı kça alı r * güzelliğ i birdenbire göze çarpmayan. bal ar ı sı * Zar kanatlı lardan. bal kabağ ı *İ çi turuncu. sı vı madde. * Olgunlaş mı ş incirin. bal alacak çiçe ğ i bilmek (veya bulmak) * çı kar sağ lanabilecek yeri veya ş eyi bilmek veya bulmak. bakması nı sağ lamak. baktı rmak * Bakması na yol açmak. bal dudaklı . iri ve tatlı bir kabak çeş idi (Cucurbita moschata). bal dök de yala * bir yerin çok temiz olduğ unu anlatı r. çok iyi. bal yapan eklem bacaklı türü (Apis mellifica). * Bu maddenin sanayide kullanı lmak için yapay olarak hazı rlanm ı ş ı . bal * Özellikle bal arı lar ı nı n bitki ve çiçeklerden topladı kları bal özünden yapı p. . dı ş ı na sı zan tatlı sı . * Ağ açları n kabuğ undan sı zarak pı htı laş an besi suyu. kovanları ndaki petek gözlerine doldurdukları . beyinsiz kimse. bal kelebe ğ i * Bal kovanları na çok zarar veren bir böcek (Galleria mellonella). bakteriyoskopi * Bakterilerin mikroskopla incelenmesi iş lemi.bakteriyoloji * Bakterilerin ve genel olarak mikropları n biçimlerini. *ş üpheye yer b ı rakmadan. bakt ı rma * Baktı rmak i ş i. bal gibi * pek tatlı . bal mumu * Arı lar ı n peteklerini yapmak için karı n halkalar ı arası ndan salgı ladı klar ı yumuş ak ve sar ı msı madde. bal çiçeğ i * Almaş ı k yapraklı . niteliklerini inceleyen bilim.

balak balalayka * Bkz. büyük. balabanlı k * Balaban olma durumu. . bal sa ğ mak * kovandan bal ürünü almak. nektar. * Üç köş eli. *Ş iş man. * Bu renkte olan. irileş mek. malak. bal rengi * Kahverengine çalan sarı renk. eti yağ lı ve a ğ ı r. bal mumu macunu * Mobilyadaki kusurları n onarı mı nda kullanı lan. bal özü bezi * Bitkilerin yaprak. balı kçı la benzer. çocuk. arı lar ı n bal yapmak için emdikleri tatlı sı vı . bala balaban *İ ri. bal özülük * Çiçeklerde bal özünü çı karan bezlerin bulunduğ u organ. bal özü * Bazı çiçeklerin içinde bulunan. balaban kuş u * Bataklı klarda yaş ayan. bal pete ğ i * Arı lar ı n içine bal doldurduğ u bal mumu levha. toprak boya ile renklendirilmiş bal mumu. çocuk). iri bir ku ş (Botaurus).bal mumu gibi erimek * çok zayı flamak. bal özlü * Bal özü bulunduran. balabanlaş ma * Balabanlaş mak durumu. bal mumu yapı ş tı rmak * unutulmaması için iş aret edip dikkati çekmek. bal tutan parma ğ ı nı yalar * imkânları geniş bir iş in baş ı nda bulunan kimse bu imkânlardan az da olsa yararlanı r. üç telli Rus halk sazı . gürbüz (kimse. yumurtalı k ve erkek organları nı n dibinde bulunan ve bal özü çı karan bez. balabanlaş mak * Balaban duruma gelmek. * Yavru. balaban * Atmaca veya doğ an gibi yı rtı cı bir kuş .

yava ş aş ı nan madde.balama * Orta oyununda Rum tipi. balast yem * Çok büyük miktarda ham selüloz ihtiva eden ve dolayı sı yla yo ğ un yemlerden çok daha dü ş ük sindirilebilir besin maddeleri ihtiva eden ve hayvanlara tokluk hissi vermek amacı yla kullan ı lan yem. balast direnç * Gerilimin büyük değ iş imlerinde. daha çok killi. * Arı yeti ş tirme veya bal alı p satma iş i. * Soğ uk ve sı cakta büyük bir sürtünme kat sayı sı na sahip olan suya ve ya ğ a dayanı klı . * Eski Türklerde kiş inin an ı lması için mezarı nı n veya baz ı kurganlar ı n etrafı na dikilen taş . balans pensi * Arabaları n tekerleklerindeki dengeli dönmeyi sağ lamak için cant ile lâstik kenarı na s ı kı ş tı rı lan kurş un parças ı . balç ı k *İ çinde çe ş itli organik maddeler bulunan. * Motorlu araçlarda fren yapmayı sa ğ layan. * Safra. balat * Orta Çağ da. * Batı da. balbal balc ı balc ı lı k balçak * Kabza. yağ lı . * Arı yeti ş tirip bal alan veya satan kimse. mil. * Karagöz. balar balast * Çatı kiriş i olarak kullanı lan ve kiremitlerin altı na döş enen ince tahta. müzik araçları yla çalı nan veya ş arkı olarak okunan eser. balay ı * Evlilik hayatı nı n ilk ay ı veya ilk günleri. tekerlek mili üzerine yerle ş tirilmiş yarı m ay biçimindeki alet. * Serbest biçimli. * Demir yolları nda traverslerin altı na. balata . balast gemi * Ambarları nda yük bulunmayan gemi. balans balans ayar ı * Otomobilin sarsı lması nı önlemek için. *İ çindeki kil oranı yüksek. koyu toprak. pedavra. romantik. muvazene. yapı ş kan çamur. ş oselerde düzeltilmi ş toprak üzerine döş enen taş kı rı kları . * Denge. tekerleklere gereğ i kadar balans pensi denen kurş un parçası takarak denge sağ lama iş i. * Kabzanı n demir siperi. * Güçlük çı kartan. matiz ve külhan beyi tipleri tarafı ndan yabancı ülkelerin tiplerine hitap ederken kullanı lan söz. belirli danslara eş lik eden bir tür ş arkı . koyu. su geçirmez. devredeki akı mı sabit tutmak için konulan direnç. üç bentten olu ş an bir Batı ş iiri türü.

* Balçı ğ ı olan. nemli yerlerde yetiş en zehirli bitkilerin ortak ad ı . kan emen. *Ş eytan otu. ağ u otu. karasineğ e çok benzeyen. bald ı ranlı k * Çok baldı ran yetiş en yer. bald ı rı çı plak * Ayak takı mı ndan. hastalı k bula ş tı ran. (Conium maculatum). bald ı rsokan * Çift kanatlı lar ı n. karabaldı r. bald ı ran bald ı ran ş erbeti * Acı çekerek. * Maydanozgillerden. balç ı k inciri * Kurutulmuş incir. yüz suyu dökerek elde edilen kazanç. bald ı rak * Don ve pantolon gibi giysilerin dizden aş ağ ı olan bölümü. * Bu bölümün yumuş ak ve ş iş kin olan arka tarafı . balç ı klı bald ı r * Bacağ ı n dizden ayak bileğ ine kadar olan bölümü. bale * Belli hafif figürlere. * Bu tür gösteri yapan sanatçı topluluğ u. pilâvlı k pirinç. * Bu bitkiden çı kar ı lan zehir. sinekgiller familyas ı ndan. ş eytan tersi otu (Ferula assa-foetida). çoğ unlukla sahne düzenine ve müziğ e dayalı gösteri türü. bald ı rpatlatan * Güreş te hasmı n bir ayağ ı nı tutarak diz kapa ğ ı na kadar büküp üzerine yüklenme oyunu. hayvan sa ğ lı ğ ı yönünden zararl ı bir sinek türü (Stomaxys calcitrans). bald ı rgan * Baldı ran. iş siz.balç ı k hurması * Sandı klara bası larak kurutulan hurma (veya kuru incir). * Erkeğ e göre karı sı nı n kı z kardeş i. ad ı m atı ş lara. bald ı r bacak * Açı k saçı k görülen kadı n bacağ ı . incik. * Kı lı ç kayı ş ı nı n aş ağ ı uzanan parçası . bald ı z baldo *İ ri ve dolgun taneli. balerin . bald ı rı kara * Nemli yerlerde yetiş en birçok e ğ relti otu türünün ortak adı . serseri. bald ı r kemiğ i * Baldı rda bulunan iki kemikten ince olan ı . balçı k hurması .

havuç. Zodyak. bal ı k çorbas ı * Beyaz etli balı klardan yapı lan bir tür çorba. ne zayı f olan. bal ı k etinde * Ne ş iş man. mühresenk. balet balgam * Bale yapan erkek sanatçı . dalgı ç. bal ı k baş tan kokar * bir iş te aksaklı ğ ı n baş ta olanlardan ba ş lad ı ğ ı nı anlatı r. incecik kı yı lmı ş balı k ile soğ an. bal ı k bal ı k * Omurgalı lardan. balerinlik * Ası l mesleğ i balerin olan kimse. kurbağ a adam. solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanları n genel adı . * Zodyak üzerinde. patetes ve domatesten haz ı rlanan bir çorba türü. bal ı k adam * Deniz dibine inilebilecek donanı mla su altı nda çalı ş mayı iş edinen kimse. Kova ile Koç burçları arası nda yer alan burcun adı . Hac ı bektaş taş ı . bal ı k eti * Omurgalı lardan. balhane * Bal süzme ve paketleme iş lemlerinin yapı ld ı ğ ı yer. suda yaş ayan hayvanları n yumuş ak ve açı k renkli eti.* Bale yapan kı z veya kadı n sanatç ı . ağ ı zdan dı ş ar ı atı lan sümüksü madde. * Suda piş irilip kı lçı klar ı ayı klanmı ş . bal ı k bilimci * Balı klar s ı nı fı nı inceleyen bilim adamı . suda yaş ayan. balgam atmak * yapı lmakta olan bir iş veya bir konu üzerine kuş ku uyandı racak bir söz söylemek. balgümeci * Bal peteğ ini and ı ran bir tür dikiş büzgüsü. balgamlı * Balgamı olan. yağ . bal ı k kartal ı . bal ı k istifi * Çok sı kı ş ı k olarak bir yere dolmuş (insanlar). * Solunum organları nı n salgı ladı ğ ı . biçimli tombul. bal ı ğ a çı kmak * balı k avlamaya gitmek. balgam taş ı * Damarlı ve yarı saydam bir tür Kad ı köy taş ı . bal ı k bilimi * Su ürünleri araş tı rmaları nda özellikle balı klar s ı nı fı nı inceleyen bilim.

bal ı k otu * Cava ve Malabar'da yetiş en. * Morina balı ğ ı nı n karaciğ erinden çı karı lan ve hekimlikte zayı fl ı ğ a karş ı kullanı lan iyotlu. bal ı k tabağ ı * Balı k koymaya yarayan kap. ticarî merkez. bal ı k tutmak * balı ğ ı avlamak. bal ı kçı lgiller * Leyleksiler takı mı nı n balı kçı llar alt takı mı na giren bir familya. eritilmiş bal mumuna batı rı larak hazı rlanan yumurtas ı . su kı yı lar ı nda yaş ayan. bal ı kçı * Balı k tutan veya satan kimse. boynu ve gagası uzun. su kı yı ları nda yaş ayan. üremelerini sa ğ layan yumurta. * Çoğ unlukla mersin balı ğ ı nı n. bal ı k tutkalı * Balı k endüstrisi artı kları ndan üretilen. bal ı k yiyerek beslenen büyük bir kuş (Ardea cinerea). havyar. boğ azl ı k. zehirli meyvesiyle bal ı klar ı sersemleterek avlamaya yarayan bir bitki (Anamirta). yı rtı cı kuş (Pandion haliaetus).* Kartallardan. bal ı kçı kazağ ı * Balı kçı lar ı n so ğ uk ve nemli havalarda giydiğ i boğ azl ı ve yünlü kal ı n kazak. * Balı kçı lara özgü. bal ı k yumurtası * Balı klar ı n daha çok sı ğ yerlere bı raktı klar ı . bal ı k yiyen. fakat ba ğ lama gücü yüksek yapı ş tı rı cı . bal ı k pazarı * Balı kçı lar ı n avlad ı ğ ı balı klar ı n günlük ve taze olarak satı ş a sunuldu ğ u yer. bal ı kçı l * Balı kla beslenen. * Uzun bacaklı lardan. beyaz. * Yayvan servis tabağ ı . bal ı kçı düğ ümü *İ ş leme baş langı cı nda yapı lan ve sonra kolayca çözülerek iş in tersine de tutturulan düğ üm ş ekli. bal ı k yağ ı *İ ri balı k ve deniz hayvanları nı n sanayide kullanı lan ya ğ ı . bal ı k kava ğ a çı kı nca * hiçbir zaman olmayacak iş ler için söylenir. bal ı k sütü * Yumurtlama sı rası nda erkek balı kları n çı kard ı ğ ı beyaz madde. bal ı kçı lı k . kahverengi çizgili. bal ı kla beslenen. vitaminli ya ğ . bal ı k yemi * Balı k avlamada oltanı n ucuna takı lan genellikle yiyecek türü madde. bal ı kçı yaka * Kazaklarda boynu saran ve katlanabilen yaka. yavaş kuruyan. bal ı k unu * Kurutulmuş balı ktan özel iş lemlerle elde edilen un.

ak ı l baliğ olmak. uzun ve çatal kuyruklu. avlama iş i. deniz kı rlangı cı (Sterna hirundo). kad ı rga bal ı ğ ı . * Bir iş e. bal ı klandı rma * Balı klandı rmak iş i. bal ı ksı rtı * Balı k kı lç ı ğ ı biçiminde birbirine paralel ve çapraz çizgili kumaş deseni. * Balı ğ ı olmayan. bal ı kgözü * Ayakkabı lar ı n bağ geçirilen deliklerine ve kemer deliklerine takı lan maden. uzunluğ u 20 m. bal ı kgözü objektif * Normal objektiflerden çok daha geniş açı yı alan ve görüntüyü dı ş bükey ayna görüntüsü biçiminde veren objektif türü. buluğ çağ ı na ermiş olan. * Yollarda suları n ortada toplanmayarak iki yana akmas ı için yapı lan ş iş kinlik. eriş mek. uzunca gagalı . bir duruma. dar. bal ı klandı rmak * Balı k ile doldurmak. ağ ı rl ı ğ ı 200 ton olan. * erinlik çağ ı na ermek. bulu ğ a ermek. süslemek. bali ğ olmak * bulmak. bir harekete sonucunun ne olacağ ı nı düş ünmeden giriş erek. ya ğ ı ve çubukları için avlanan memeli hayvan. göl ve ı rmaklarda balı k yatağ ı olan yer. . kemik gibi ş eylerden yapı lmı ş halka. bal ı kçı llar * Çoğ unlukla uzun bacaklı . bal ı klava * Deniz. uzun gagalı balı kçı l cinsinden kuş lar familyası . bal ı klama * (suya dalmada. * Balı k üretme. esnek. düz ve baş aş ağ ı bir biçimde. deniz kı yı lar ı nda yaş ayan bir ku ş cinsi. balina * Balinalardan. bal ı ksı z bali ğ * Döl verme çağ ı na eren. bal ı klamak * Bal ı klama tarzı suya atlamak. bal ı ktan yararlanma ve satma iş i. erinleş mek. bal ı kçı n * Perde ayaklı lardan.* Balı k tutma. uzun çubuk. * Giysilerin dik ve düzgün durması için bazı yerlerine özellikle yakalar ı na konulan sert. atlamada) Balı k gibi gergin. soğ uk hava deposu olan yer. bal ı klı * Balı ğ ı olan. yassı . bal ı khane * Balı klar ı n toptan satı ş a çı karı ld ı ğ ı . falyanos (Balaena mistycetus). bal ı knefesi * Balinagillerin baş ı ndan çı kar ı lan ve kozmetik maddeler ve süslü mumlar yapı mı nda kullanı lan bir ya ğ .

Yunanistan ve Trakya'y ı içine alan bölge. * Balina takı lmı ş olan. * Bir yapı nı n genellikle üst katları nda d ı ş arı ya doğ ru çı km ı ş . balkı r * Parı ltı . * Kesik kesik ağ rı mak. parlak. balina ya ğ ı *İ spermeçet balinası nı n kafa sinüslerinde bulunan yağ . Arnavutluk. tarihi ve kültürü ile uğ raş an bilim dalı . *Ş imş ek çakmak. * Balkı mak iş i. Balkanlarla ilgili. boynuz dokusunda.balina çubu ğ u * Balinanı n ağ zı na aldı ğ ı suyu dı ş ar ı ya süzüp içindeki deniz hayvanlar ı nı tutması na yarayan ve üst çenesinin iki yanı nda tarak diş leri gibi sı ralanmı ş . çevresi duvar veya parmaklı kla çevrili bölümü. Bosna-Hersek. *Ş imş ek. Kosova. Balkanl ı * Balkan devletlerinden olan. * Parlamak. esnek kemiksi bölümlerin ad ı . Balkanolog * Balkanoloji uzmanı . balkı ma balkı mak balkon . Romanya. Balkanlar * Hı rvatistan. * Örnek hayvanı balina olan. Balkanoloji * Balkan ulusları nı n dili. dalgalanmak. Bulgaristan. S ı rbistan. parı ldamak. Balkanl ı lı k * Balkanlı olma durumu. * Bkz. balkan * Sarp ve ormanlı k sı ra da ğ lar. * Su halkalanmak. Malkar. balinalar balinalı balistik * Ateş li silâhlarda barut gazı nı n bası ncı ile fı rlayı p hedefe varı ncaya kadar merminin havadaki hareketini inceleyen bilim. * Ağ rı . balina geçirilmiş olan (giysi). Balkar Balkarca balkı * Bkz. sanc ı . * Güzel süslü. Karadağ . Makedonya. kutup denizlerinde ya ş ayan memeli hayvanlar familyas ı . Malkarca. Slovenya. sancı mak.

bal sürülmek. ball ı pasta * Bal ile yapı lmı ş veya içine bal konmuş pasta. . ball ı dar ı *İ ncir. balköpü ğ ü * Açı k sarı renk. balkonumsu * Balkona benzer. lâvanta çiçeğ i. beyaz çiçekli ve çok y ı llı k otsu bir bitki (Lamiumalbum). * Bağ larda görülen külleme hastalı ğ ı . olgunlaş mak. ball ı klı balo * Danslı ve resmî giyimli gece toplantı sı . ballandı rma * Ballandı rmak iş i. balo vermek * baloyu hazı rlamak.* Tiyatro ve sinema gibi büyük salonlarda asma kat. ballandı ra ballandı ra * Ballandı rarak. tatlanmak. * Tatlı laş mak. küre biçiminde araç. ball ı babagiller * Nane. ball ı börekli olmak * çok iyi anlaş mak. ball ı *İ çinde bal bulunan. balon * Isı tı lmı ş hava veya havadan daha hafif bir gazla doldurulan. ballanma * Ballanmak iş i. ball ı k * Bal konulan kap. ballandı rmak *İ mrendirecek biçimde övmek. * Ballı baba. ball ı börek * Çok lezzetli. ballanmak * Bal bulaş mak. kekik gibi kokulu bitkileri içine alan ve iki çenekli bitiş ik taç yaprakl ı lardan oluş an bir familya. * Ballı k hastal ı ğ ı olan. ball ı baba * Ballı babagillerden. düzenlemek. atmosferde uçabilen.

koru). * Odun kı rı cı . vakitli vakitsiz tedirgin etmek. sı k ve gür (orman. * Kesmek.* Hava veya gazla doldurulmuş . boynu dar cam kap. musallat olmak. balta olmak * direnerek bir ş ey istemek. sonraları kı zlar a ğ ası na bağ lı olarak sarayı korumak ve sarayı n dı ş hizmetlerini yapmakla görevli kimse. ası lmak. antiseptik ve besleyici özelliğ i olan (ilâç.). demir araç. * Küçük balon. yarmak. gerekli oyu sağ layamaması dolay ı sı yla seçimin sonuçsuz kalması . baltac ı k * Küçük el baltası . yol açmak. balon gibi. balta balta değ memiş (girmemiş veya görmemiş ) * içinden hiç ağ aç kesilmemiş . . balsı ra * Yaprakları n üzerinde olu ş an bir tür küf. belsem. yontmak gibi iş lerde kullanı lan ağ aç saplı . balta vurmak * balta ile kesmek. çadı rları kurup kaldı rmak. parfüm ve ilâçlar ı n yapı mı nda kullanı lan reçine. * Bir tür kudret helvası . baltac ı * Balta yapan veya satan kimse. danslı yer. kauçuktan yapı lan çocuk oyuncağ ı . balonvari * Balona benzer. * Gemici. baltaba ş * Baş bodoslaması omurga hattı na dikey olarak çelik lâmadan yapı lmı ş (gemi). * Önceleri sefer sı rası nda çalı lı k ve ormanlı k yerleri temizlemek. yükleri bindirip indirmekle. balsamlı * Balsam içeren. parçalamak. merhem vb. * Karnı yuvarlak ve ş iş kin. * Yangı n söndürme kuruluş ları nda balta kullanan er. balonculuk * Balon yapmak veya satmak iş i. iş çi gibi kimselerin eğ lenmek için gittikleri içkili. balon lâstik * Bisikletlerde kullan ı lan bir lâstik türü. * Baz ı ağ açlardan elde edilen. baloncu baloncuk * Balon satan kimse. balon uçurmak * ilgililerin ne diyeceklerini ve nası l davranacakları nı anlamak amacı yla aslı olmayan bir haber yaymak. balotaj baloz balsam * Bir seçimde adaylardan hiçbirinin.

. sabote etmek. * Yolları açma ve düzenlemede balta ile donatı lmı ş asker sı nı fı . denk yapmak. baltal ı k baltası kütükten çı kmak * bir engelden. baltalayı cı * Baltalama hareketini yapan kimse. balyalama * Balyalamak iş i. baltalama * Baltalamak iş i. balyalanmak * Balyalamak iş i yap ı lmak. balyalamak * Balya yapmak. balyalanma * Balyalanmak iş i. * Bir iş i. balya yapmak * balyalamak. pot kı rmak. Balt ı k dilleri * Baltı k ülkelerinde konuş ulan Hint-Avrupa dil grubu. bilinçli ve kası tlı olarak bozacak veya yı kacak davran ı ş ta bulunmak. * Bir köyün odun ihtiyacı nı sa ğ laması na izin verilen koruluk veya orman bölgesi. bir i ş i veya bir durumu bozarak zarara yol açan harekette bulunma. Balt ı k * Baltı k denizine kı yı sı olan ülkeler ve bu ülkelerin halkı . sabotaj. * Bilinçli ve kası tlı olarak. * Sı k sı k kesimi yapı lan orman. baltay ı taş a vurmak * farkı nda olmayarak birine dokunacak sözler söylemek. baltrap balya * Çember ve demir tellerle bağ lanmı ş ticaret e ş yası .* Değ irmen taş ı nı n ortas ı nda bulunan haç biçimindeki alet. * Atı cı lı kta hedef vazifesi gören plâkalar ı havaya fı rlatan yaylı alet. bir sı kı ntı dan kurtulmak. baltalamak * Balta ile kesmek. baltadan kurtulmak * kesilmemek. sabote etme. baltalayı cı lı k * Baltalama iş ini yapan kimse. baltal ı * Baltası olan. balya makinesi * Değ iş ik tarı m ürünlerini ip ya da çember ile balyalama veya denkleme iş ini yapan alet.

balyoz gibi * çok ağ ı r. Hint kam ı ş ı . baston gibi birçok eş yanı n yapı mı nda kullanı lan bir tür kam ı ş . bambaş ka * Büsbütün baş ka. ban * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde Macaristan ve Hı rvatistan'da sancak beylerine ve küçük prenslere verilen unvan. kazı k çakmak gibi i ş lerde kullanı lan. kahverengi. hezaren (Bambusa vulgaris). hem kurutularak yenilen ürünü. balyozlamak * Balyozla vurmak. bam teli * Bazı sazlarda kalı n ses veren tel veya kiriş . balyozlama * Balyozlamak iş i. k ı n kanatl ı böcek (Anisoplia austriaca). ezici (kol veya yumruk). bamya * Ebegümecigillerden bir bitki (Hibiscus esculentus). balyozlanmak * Balyoz ile dövülmek. * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde Frenk ve özellikle Venedik elçilerine verilen ad.balyemez balyos balyoz * Eskiden kara ve deniz savaş lar ı nda kullanı lan. * Taş lar ı kı rmak. sı cak ülkelerde yeti ş en. apayr ı . merdiven. bambaş kalı k * Bamba ş ka olma durumu. bamya tarlası * Mezarlı k. boyu 25 m kadar olabilen. mobilya. balyozla dövmek. bambul otu * Sı cak ve ı lı man bölgelerde yeti ş en otsu veya çalı türü bir bitki (Heliotropium). * Sakalı n. * Bu bitkinin hem taze. alt dudağ ı n hemen alt ı ndaki bölümü. değ iş ik. ban ağ acı . ergin evrede baş akları kemiren. varyos. * Bu kamı ş tan yapı lmı ş olan. bambul * Kurtçuk evresinde ekinlerin kökünü. bambu * Buğ daygillerden. balyozlanma * Balyozlanmak iş i veya durumu. orta çapta. farklı . çok iri ve a ğ ı r çekiç. uzun menzilli tunçtan top. bam teline basmak (veya dokunmak) * en çok kı zacağ ı ş eyi yapmak veya sözü söylemek.

demesinler * bir iş in kesinlikle yapı laca ğ ı nı belirtmek için söylenir. kendilerine kötülüğ ü dokunmayan kiş iye dokunmak istemezler. bandajlamak * Sargı ile sarmak. bandajlatmak . * Amerika zencilerinin çaldı ğ ı gitar biçiminde. herkesin anlad ı ğ ı . bana bak! * "beni dinle" anlamı nda teklifsiz bir seslenme ve gözdağ ı sözü. ses cihazı ile bant üzerine kaydetmek. sargı . madenî gövdesi olan beş veya daha çok teli olan bir müzik banallik banço aleti. bana dokunmayan (veya beni sokmayan) yı lan bin yaş ası n * birçok kimseler. bana * Ben zamirinin yönelme hâli ekli biçimi. banda almak * bir sesi. bana m ı sı n dememek * hiçbir ş ey etkili olmamak. sı radan. meyvesinden kokusuz bir ya ğ elde edilen ağ aç (Moringa oleifera). aldı rı ş etmemek. sorgun. bandajlatma * Bandajlatmak iş i.* Asya'nı n tropik bölgelerinde ve Afrika'nı n kuzeyinde yetiş en.. bandaj * Sargı ile sarma. Kuzey Afrika ve Avrupa'nı n sı cak bölgelerinde yetiş en zehirli ve otsu bir bitki (Hyoscyamus).. bandajlama * Bandajlamak iş i. * Bağ . * Herkesin kullandı ğ ı . bançolaş mak * Banço durumuna gelmek. * Banal olma durumu. ban yağ ı * Hint yağ ı . * Bayağ ı . yaprakları telek damarlı . çiçekleri salk ı m durumunda. * Sepetçi söğ üdü. bançolaş ma * Bançolaş mak durumu. ban otu * Asya. lokma. banak banal * Ekmek parçası . bana da .

bandaj yaptı rmak. band ı rma * Bandı rmak i ş i. bang ı rdama * Bangı rdamak iş i. bandocu * Bandoda görevi olan kimse. avazı çı kt ı ğ ı kadar bağ ı rmak. * Yapan. gürültüyle.* Sargı ile sardı rmak. bang ı r bang ı r * Yüksek sesle. * Devletçe verginin kesildiğ ini gösteren etiket. kumaş ş erit. band ı ralı * Bandı rası olan. * Etibank. bang ı r bang ı r bağ ı rmak * yüksek sesle. mı zı kacı . niş asta ile kaynatı lmı ş üzüm suyuna veya baş ka bir tatlı ya batı rı lmas ı yla yap ı lan sucuk. bandrollü * Bandrolü bulunan. bandrol * Paket veya ş iş elerin ağ ı zları na konulan ş erit veya etiket. *İ pe dizilmiş ceviz. * Yabancı devlet bayra ğ ı . Banglade ş li * Bangladeş halkı ndan olan kimse. band ı rmak * Banmak. band ı ra * Geminin hangi devlete ait olduğ unu gösteren bayrak. bandoculuk * Bandocu olma iş i veya durumu. bank . badem ve benzerlerinin. mı zı ka. h ı çr ı karak ağ lamak. * Bayrak direğ inin tepesine süs olarak konulan uzun. bangı r bangı r bağ ı rmak. bani * Kurucu. * Kurutulacak üzümün güneş e serilmeden önce içine batı rı ldı ğ ı potaslı suyun konuldu ğ u kap. bang ı r bang ı r ağ lamak * yüksek sesle. kuran. * Çabuk kuruması ve renginin parlak sarı olması için üzüm salk ı mları nı veya inciri küllü veya potaslı ı lı k suya dald ı rı p çı karmak. bando * Türlü üfleme ve vurgulu çalgı lardan olu ş an ve daha çok geçit törenlerinde kullan ı lan m ı zı kacı lar toplulu ğ u veya tak ı mı . Sümerbank gibi belirtme grupları nda banka sözünün yerine kullanı lı r. bang ı rdamak * Öfkelenerek yüksek sesle bağ ı rı p çağ ı rmak.

* Bankacı lı k iş leminin yapı ldı ğ ı yer. * Çok zengin (kimse). banknot banko * Devlet bankası taraf ı ndan piyasaya çı karı lan kâ ğ ı t para. * Faizle para alı p veren. *İ ş yerlerinde üzerine e ş ya koymaya elveriş li.iskonto. de ğ erli belge. banka cüzdanı * Banka hesabı olanları n sahip oldukları küçük defter. bankacı * Bankacı lı k iş lemleri ile uğ raş an veya bankada görevli kimse. * Bankacı . altı n gibi taş ı nı r değ erlerin ticaretiyle uğ raş an kimse. bankerlik bankerzede * Banker ile olan iş iliş kilerinde zarara uğ rayan kimse. biriktirmek. banker * Banka sahibi. e ş ya saklayan ve daha ba ş ka ekonomik etkinliklerde bulunan kurulu ş . banka cüzdan ı . bankiz * Buzla. * Banker olma durumu. parklarda oturulacak s ı ra. banka cüzdanı . kasaları nda para. banka gibi * çok zengin (kimse). . banket *Ş ehirler aras ı yollar ı n iki tarafı nda yayaları n yürümesine ve ta ş ı tlar ı n trafiğ i aksatmadan durabilmesine yarayan çak ı l veya toprak yol. bankadan çekmek (veya almak) * bankadaki hesabı ndan para almak. banka kart ı * Banka iş lemleri için otomatik makinede kullanı lan özel ş ifreli kart. kambiyo iş lemleri yapan. banka defteri * Bkz. kredi. * Bankerin yaptı ğ ı iş . bankaya yatı rmak * bankadaki hesabı na para koymak.bank banka * Çoğ unlukla bahçelerde. * Para. i ş takibi için gelenle görevli arası na konulmu ş tezgâh. bankamatik * Bankaları n para iş lemlerini günün her saatinde otomatik olarak yapan makine. bankacı lı k * Banka iş lemleri yapma i ş i. * Bankacı nı n mesle ğ i.

de ş ifre etmek. banko geçmek * Yarı ş larda veya toto. bant yapı ş tı rmak. ensiz. bantlama * Bantlamak iş i. * Su altı tepeliğ i. biber gibi toz durumundaki maddelerin içine bat ı rı p çı karmak. banlama * Banlamak iş i. garanti olarak çı kacağ ı tahmin edilen sayı .ş erit. * Talih oyunları nda oyunu yöneten kimse. dolay. * Talih oyunları nda ortada toplanan paran ı n hepsine oynandı ğ ı nı anlatı r. banma banmak bant * Düz. bir atı n veya sayı nı n kesin olarak tutturulaca ğ ı nı tahmin edip iş aretlemek. banko at * Yarı ş larda dereceye gireceğ i kesin olarak tahmin edilen at. * Banmak iş i. banko geçme * Banko geçmek durumu. . bantlay ı cı * Bant yapan kimse. oyunu yönetenin ortaya koyduğ u para. banko say ı * Sayı sal loto oyununda. yassı ba ğ . bant çözmek * manyetik bir bant üzerine alı nmı ş sesleri yazı ya aktarmak. * Bağ ı rmak.* Talih oyunları nda. * Yara üzerine yapı ş tı rı lan özel olarak hazı rlanmı ş ilâçlı küçük ş erit. bant doldurmak * bir bandı ses kaydederek kullanmak. bantlamak * Bantla iki ş eyi birbirine tutturmak. * Katı bir ş eyi sulu veya tuz. ş ehir merkezinden uzakta veya sı nı rları na yak ı n yerlerde bulunan ş ehir yöresi. * Bantlama makinesi. loto gibi oyunlarda. uzun kâğ ı t veya bezden üretilmiş . banliyö treni *Ş ehirle banliyö aras ı nda iş leyen tren. çevre. banlamak * Horoz ötmek. banliyö * Genellikle oturma alanı niteliğ inde olan. * Ses alma cihazları nda seslerin kaydı için kullanı lan manyetik oksitli plâstik veya selüloz ş erit. bant zı mpara * Çekmeye dayanı klı . genellikle zı mparalama makinelerinde kullanı lan aş ı ndı rma gereci.

* (kitaplarda) Bölüm. * Duyarlı yüzeylerin iş lenmesinde belirli bir iş lemin gerektirdiğ i maddeyi erimiş olarak içinde bulunduran sı vı . * Arap gramerinde mastar çeş itlerinden her biri. banyo küveti * Genellikle içine su doldurulup yı kanmaya elveriş li tekne. banyo kabini * Duş kabini. gövdesinin çevresi 20 m yi aş abilen bir a ğ aç (Adansonia digitata). banyosuz * Banyosu olmayan. banyo tak ı mı * Banyo odaları nda ı slak zemine serilen altı plâstik. * Tedavi amacı ile haz ı rlanan ilâçl ı su. banyo * Yapı larda. * Vücudun bir bölümünü veya bütününü. * Banyo küvetinde yı kanma. bap * Kapı . banyo bataryası * Sı cak ve soğ uk su ile du ş bağ lantı sı nı n bir arada bulunduğ u musluk takı mı . banyo dolab ı * Banyo için gereken bütün malzemenin içinde bulundurulduğ u dolap. fiziksel veya kimyasal bir etki altı nda bir süre bulundurma i ş lemi. * Banyodan henüz çı kmı ş bir kimsenin durumu. içinde yı kanı lan bölüm. hamam. * Konu. banyo almak * banyo yapmak. ba ş lı k. banyo kazanı * Banyoyu ve suyu ı sı tmak için yap ı lan özel kazan veya ı sı tma aleti. çok yüksek olmamakla birlikte. banyo sabunu * Banyo yaparken vücudu yı kamak için kullan ı lan sabun. sı cak ülkelerde yetiş en. banyo yapmak * yı kanmak. husus.banttan vermek * genellikle radyo ve televizyonda banttan yararlanarak daha önceden alı nmı ş bir sesi veya görüntüyü yay ı nlamak. baobap * Ebegümecigillerden. banyolu *İ çinde banyo bölümü olan. banyo havlusu * Banyo sonrası kullanı lan ve özel olarak yapı lan havlu. bar . üstü havlu benzeri dokuma olan paspas.

gücünden yararlanmak amacı yla akarsu üzerinde yap ı lan bent. içkili eğ lence yeri. * Bir cins tüylü av köpeğ i. en çok Artvin ve Erzurum yörelerinde el ele tutuş ularak oynanan. kebe. bar havas ı * Bar oyunları nda tek veya toplu olarak söylenen ezgi. ortada olmak. * Tahta. baraj * Suyu toplamak. duvar yapmak. bar bar bar bar bağ lamak * kir bağ lamak. büğ et.* Anadolu'nun doğ u ve kuzey bölgesinde. * Apaçı k görünmek. bar tutmak * bar oynamak için hazı rlanmak ve oyuna ba ş lamak. baraj ate ş i * Yoğ un yaylı m ateş i. baraj yapmak (veya kurmak) * (futbol veya hentbolda kaleye yapı lan vuruş lar ı önlemek için) oyuncular kale önünü kapatacak biçimde sı ralanmak. . baraj mesafesi * Serbest atı ş sı rası nda. * Cam kaplarda oluş an pas. baraka barakac ı k * Küçük baraka. * Halterde kaldı rı lması gereken alet. barak * Tüylü. * Bir salonda içki içmek için hazı rlanmı ş köş e. bar ateş i * Yoğ un yaylı m ateş i. bar bar * Bağ ı rmak fiili ile kullanı larak ba ğ ı rı ş ı n öfkeli ve yüksek sesle oldu ğ unu anlatı r. * Herhangi bir alanda baş ar ı yı tespit etmek için gerekli olan ş art. temelsiz eğ reti yapı . kı llı çuha. paslanmak. bar * Danslı . çinko gibi hafif ş eylerden yapı lmı ş . ağ ı r ritmli bir halk oyunu. * Ayaküstü içki içilen meyhane. barajı aş mak * herhangi bir sebeple konulmuş olan ş art ı yerine getirip baş ar ı sa ğ lamak. * Futbol veya hentbolda serbest atı ş ı yapacak oyuncunun önünde karş ı tak ı m oyuncuları nı n yanyana dizilip olu ş turduklar ı duvar. * Hava bası nc ı birimi. atı ş noktası ndan kaleye doğ ru ve olu ş turulan baraja kadar belirlenen nizamî ara aç ı klı ğ ı .

* Kale duvarları nda dü ş mana ok atmak için açı lmı ş delik. ucu k ı vrı k. kı rmı zı pullu. * Bilim doktorları nı n ve kardinallerin giydikleri dört kö ş e külâh veya baş lı k. beyaz etli. * Kaba saba. * Taneleri yuvarlak. armatöre veya sigorta ortaklı ğ ı na bilerek verdikleri zarar. gemi sahibine. kemikli bir bal ı k (Mullus barbahı s). barbarla ş mak * Barbar gibi davranmak. baltac ı ve kap ı cı lar ı n giydikleri. * Uygarlaş mamı ş kavim. barbunyagiller * Dikenli yüzgeçliler alt takı mı na giren. barbarla ş ma * Barbarlaş mak i ş i.baran barata * Yağ mur. tayfaları n. kı rmı zı çuhadan yapı lmı ş . * Kaba ve kı rı cı . * Kaba ve k ı rı cı bir davran ı ş la. oval veya yassı . * Kaptanı n. *İ htiyar Rum meyhanecilerine seslenmek için kullanı lı r. kı rmı zı benekli. * Osmanlı sarayı nda genel olarak bostanc ı lar ı n. vücutları iri pullarla kaplı . ilkel. . bir tür fasulye. * Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin oluş turdu ğ u girintili çı kı ntı lı dı ş duvarları n üst bölümü. kale korkuluğ u. barbut * Zarla oynanan bir çeş it kumar. barbekü barbunya * Barbunyagillerden. topluluk. barbarl ı k * Barbar olma durumu. barbarizm * Bir sözün fonetik veya morfolojik yapı sı nda yapı lan büyük yanlı ş lı k. barc ı * Özellikle balkonlarda ı zgara et piş irmekte kullanı lan ve duvar içerisine gömülmüş ocak. baratarya barba barbakan barbar * Uygarlaş mamı ş . barbunya ve tekir türleri iyi bilinen bir familya. uzunca ba ş lı k. barbarca * Barbara yakı ş an bir biçimde. barba ş ı barbata * Bar oyunları nda sı ran ı n sağ ba ş ı nda yer alan ve oyunun düzenini sa ğ layan kimse.

bardak * Su ve benzeri ş eyleri içmek için kullanı lan. * Kalyon türünden küçük savaş gemisi. * (bazı bölgelerde) Toprak testi. * Bir bardağ ı n alacağ ı miktar. * Fı çı cı keseri. bardacı k bardacı k eriğ i * Bardak eriğ i. bardakç ı * Bardak veya çömlek yapan veya satan kimse.* Bar iş leten kimse. genellikle örgü. * Barcı nı n iş i veya mesle ğ i. bardan bardan * Beyaz beyaz. barda ğ ı taş ı rmak * sabrı nı tüketmek. barda * Dam ustaları nı n kullandı ğ ı . * Yemek öncesi yenilen bardak altı büyüklüğ ünde bir tür lâhmacun. bardaktan boş anı rcas ı na yağ mak * (yağ mur) çok ş iddetli yağ mak. * Çok beyaz. barda ğ ı taş ı ran damla * sabı r tüketen a ş ı rı davranı ş veya durum. öbür ucu keskin çekiç. * Devlet memurları nı n maaş lar ı nı n derece ve tutarlar ı nı düzenleyen sistem ve çizelge. baş ı nı n bir ucu çember parçası biçiminde eğ ri. bardak eri ğ i *İ ri ve tatl ı bir tür erik. bardakalt ı * Bardağ ı n konulduğ u yeri kirletmemesi için kullanı lan. bardan bardan * Yük taş ı mak için kullan ı lan çanta veya çuval. barça * Orta Çağ da kullanı lan kürekli ve yelkenli taş ı ma gemisi. bardo barem * Ayg ı r ile di ş i eş ek çiftleş mesinden üretilen her yaş taki hayvan. genellikle camdan yapı lan kap. kâğ ı t veya plâstik örtü. . barc ı lı k * Barcı olma durumu. barçak * Kı lı ç kabzası nı n siperi. * Bir tür küçük ve tatlı yaş incir.

* Çeş itli beden hareketleri yapmaya elveriş li yükseklikte. melce. * Barı ş ı amaçlayan. bar ı bar ı nak bar ı ndı rma * Barı ndı rmak iş i. * Böyle bir antlaş madan sonra insanl ı k tarihindeki süreç. bar ı ş yapmak * barı ş antla ş mas ı nı imzalamak. ev eş yası . yaş amak için uygun ş artlar bularak oturmak. bar ı ş * Barı ş mak iş i. * Bkz. karş ı lı klı anlay ı ş ve ho ş görü ile oluş turulan ortam. bar ı ndı rmak * Barı nmas ı nı sa ğ lamak. sulhçu. çit. barı ş sever. bar ı ş çı l bar ı ş çı lı k * Barı ş çı olma durumu. dirlik içinde yaş amak. bar ı ş çı * Barı ş ı seven. bar ı nmak * Doğ a etkilerinden korunmak için kapalı bir yere sı ğ ı nmak. * Kafile. * Yerleş mek. papaz takkesi. barı ş çı . barfiks bargâh bargam barhana * Levreğ e benzer bir balı k.baret baret *İ ş çilerin baş ları na giydikleri. * Bahçe duvarı . * (soyut kavramlar için) Bir yerde etkili olmak. sulhsever. bar ı ş görüş olmak * her türlü dargı nlı ğ ı unutarak bar ı ş mak. * Çevresiyle uyumlu. * Barı nı lacak yer. metal veya plâstikten yapı lmı ş ş apka. göç. * Uyum. geliş ecek ortamı bulmak. sulhperver. kavga etmeme eğ ilimi. . sulh. yüksek divan. iki ayak üzerine tutturulmuş çubuklu jimnastik arac ı . *İ çine izinle girilen yer. barı ş ı öngören. * Savaş ı n bittiğ inin bir antlaş mayla belirtilmesinden sonraki durum. * Bir tür süs iğ nesi. * Küçük takke. bar ı nma * Barı nmak i ş i. küçük kervan. otağ . * Göç eş yası .

o hâlde. baritli yı kama * Kalı nbağ ı rsa ğ ı n ve rektumun radyolojik i ş lemde baryum sülfatla doldurulması ve yı kanması . bari * Hiç olmazsa. barikat yapmak. barikat barikat kurmak * engel oluş turmak. bar ı ş tı rma * Barı ş tı rmak i ş i. * Bir yolu veya geçidi kapamak için her türlü araçtan yararlanı larak yap ı lan engel. . * Sevmek. barikat yapmak * çeş itli araçlarla bir engel olu ş turmak. anla ş mak. barikatlamak * Barikat ile çevirmek. * Bkz. ho ş görülü. zevk almak. * Keş ke. anlaş ma. bar ı ş severlik * Barı ş sever olma durumu. ara bulmak. sulhçu. ağ ı r küre. bar ı ş ma * Barı ş mak durumu. sevecen. sulhperver. dargı n veya dü ş man olmayan. araları ndaki darg ı nlı ğ ı kaldı rmak.bar ı ş ı k * Baş kas ı ile barı ş durumunda bulunan. bar ı ş tı rmak * Barı ş maları nı sağ lamak. uzlaş mak. bar ı ş çı l. barisfer barit baritin * Doğ al baryum sülfat (BaSO4). baritli *İ çinde barit bulunduran. bar ı ş mak *İ ki taraf. * Baryum oksit (BaO) veya baryum hidroksit Ba(OH)2. barikatlama * Barikatlamak iş i. öyle ise. uzlaş ma. bar ı ş ı klı k * Barı ş ı k olma durumu. bar ı ş sever * Barı ş çı . bar ı ş ı k olmak * sevecen ve hoş görülü davranmak. hiç değ ilse. sulhsever.

içlerinden geldiğ i gibi söyledikleri ş arkı . * Ritmi üç zamanlı müzik eseri. * Basso ile alto arası nda ses veren. barklanma * Barklanmak iş i veya durumu. barklanmak * Ev sahibi olmak. * Kara yolları nı n kenarları na yapı lan korkuluk. * Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenli ğ ini sağ lamak için kullanı lan açı lı r kapanı r engel. ev bark. baro baş kanı * Baro genel kurulunca en az on beş yı ll ı k kı demi olan avukatlar aras ı ndan seçilen ve baroyu temsil eden baro üyesi. . mimarlı k üslûbu. bark barka barkarol * Venedik gondolcülerinin söz ve müziğ i önceden yazı lmadan. göze çarpan. evlenmek. * Bkz. * Herhangi bir yolu kapamak için yapı lan engel. * Çizgi im. pistonlu bir tür a ğ ı z çalgı sı . barograf * Bir hava taş ı tı nı n uçarken izlediğ i yolun yüksekliklerini çizgi hâlinde göstermeye veya iş aretlemeye yarayan alet. * Açı k. barizle ş mek * Bariz duruma gelmek. barlam. barok * M. bariyer bariz barizle ş me * Barizleş mek iş i. belirgin. engel. * Büyük sandal. * Bkz.bariton * Tenor ve bas arası ndaki erkek sesi. yükseklikölçer.S 1600 ile 1750 yı lları arası ndaki klâsik sanatı izleyen resim. baro * Bir ş ehir veya bir bölge avukatları nı n bağ lı olduklar ı meslek kuruluş u. barkot barlam barmen * Bar tezgâhtarı . * Engelli at yarı ş lar ı nda üzerinden atlanması gereken yapay engel. barmenlik * Bar tezgâhtarlı ğ ı .

* Güzel kokulu yaprakları yemeklere konulan. * Baron olma durumu veya baronun görevi. abartmalı . çeliş kiden çekinmeyen edebiyat akı mı . barokçu * Barokçuluk yanlı sı olan kimse. patlayı cı . fı çı . sert. yüzyı llar arası ndaki müzik reformunu olu ş turan müzik. nane ve yaban keki ğ inin ortak adı . barut fı çı sı * Barut koymaya.* Batı edebiyatlar ı nda dengeden çok harekete. doldurmaya ve muhafaza etmeye yarayan kutu. baroskop * Havanı n içinde bulundu ğ u cisimlerin ağ ı rl ı ğ ı üzerine yaptı ğ ı hafifletici etkiyi gösteren ve havası boş altı labilen bir fanus içinde terazisi bulunan fizik cihazı . barsam barsama barudî barut * Ateş li silâhla bir merminin atı lması na veya herhangi bir aracı n fı rlatı lması na yarayan. barut esmeri * Koyu esmer renkte olan (kimse). * Koyu gri renkte olan. . aksi (kimse). huysuz. * pek ekş i veya acı . kat ı madde. barsak * Bağ ı rsak. etkileyici. barparalel * Düş ey direkler üzerine paralel olarak tutturulmuş iki tahta çubuktan oluş mu ş jimnastik aracı . sinirli ve kinle dolu kimse. barometre * Bası nçölçer. barok müzik * Çalgı lar arası nda veya çalgı larla sesler aras ı nda karş ı tl ı klar kuran XVl-XVlll. biçimlerin serbestçe yarat ı lmas ı ndan duyulan coş kuya önem veren. * Gösterge. barut gibi * öfkeli. baron baronluk * Batı ülkelerinde vikont ile ş övalye aras ı nda soyluluk unvanı . * her an olay çı kacak yer veya kavgaya yol açacak durum. barut fı çı sı gibi * çok kı zgı n. barut hakk ı * Mermiyi istenilen uzaklı ğ a atabilmek için gerekli barut gazı bası ncı nı sa ğ lamaya yetecek miktarda barut. barokçuluk * Barok sanat ve edebiyat görüş ve ilkelerini benimseyen ak ı m. * Yüzgeçleri dikenli ve zehirli bir çeş it çarpan balı ğ ı (Trachinus vipera). düş ünceden çok duyuma.

do ğ ada en çok baryum sülfat ve baryum karbonat olarak bulunan. baryum karbonat * Karbondioksidin. havada çabuk oksitlenen. basamak * Merdiven. katı ve basit bir element. * Atom sayı sı 56. * Sesi böyle olan sanatçı .barut kesilmek (veya olmak) * çok öfkelenmek. gümüş renginde. barit üzerine etkisiyle elde edilen beyaz bir katı . barutçu * Barut yapan kimse. * En kalı n sesli orkestra çalgı sı . bas bariton * Bası n çı kamadı ğ ı ince tonlara çı kabilen. barut rengi * Koyu giri. baryum sülfat * Baritin. buna rağ men bası n indi ğ i kalı n ve tok tonlara inemeyen sesi olan sanatçı . barutluk baryum * Barut saklanan kap veya yer. yürü. defol!. bas * En kalı n erkek sesi. git. barut kokusu gelmek * savaş tehlikesi sezilmek. Kı saltmas ı Ba. barutçuluk * Barut yapma veya alı p satma i ş i. basak basaklı basaksı z * Merdiveni olmayan. bas (veya bas git) * çekil. yoğ unluğ u 3. bas tutmak * ince sesli çalgı lara tek perdeden e ş lik etmek. barutla oynamak * tehlikeli iş lerle uğ ra ş mak. baruthane * Barut yapı lan veya saklanan yer. bas bas * Bağ ı rmak fiili ile kullanı larak ba ğ ı rı ş ı n yüksek sesle olduğ unu anlatı r. * Merdiveni olan. .78 olan.

* Kı tasal uzantı dan okyanus ortası sı rtları na kadar devam eden ve 4000-5000 m derinliğ i olan deniz dibi. taş kalı p kullanarak makine yardı mı ile kâğ ı da ve bez gibi ş eylere yazı . bası cı lı k bası k * Bası cı olma durumu veya bası cı nı n iş i. * Dalyanı n kapak yeri. . alçak. her rakamı nı n bulunduğ u sı ra. resim çı karmak iş i. * Görme ile ilgili. yass ı laş mı ş . * Derece. aş ama. bilinenden hiçbir değ iş ikliğ i olmayan. basamak basamak * Yavaş yavaş (yükselme veya inme). *İ leriyi görme. basar * Göz. basamak yapmak * bir durumu daha yükseğ ine eriş mek için araç olarak kullanmak. dergi gibi ş eyleri basan kimse. bası klaş tı rmak * Bası k durumuna getirmek. bası * Resim kliş esi. hane. * Bir elipsin büyük ve küçük eksenleri arası ndaki farkı n büyük eksene oranı . dökme harf.* Bir yere çı karken veya bir yerden inerken bası lan ve art arda gelen. * Çok yüksek olmayan. tâbi. * (aritmetikte) On kuralı na göre yazı lmı ş bir sayı nı n. bası klaş tı rma * Bası klaş tı rmak i ş i. birbirinden belirli aralı klarla yükselen düz yüzeylerden her biri. * Derece derece. tabı . basen * Omurganı n bel ile kalça arası ndaki bölümü. basar basarî basarna basbayağ ı * Alı ş ı landan. basamakl ı * Basamağ ı olan. * Merdivenin ayakla bası lan yüzeyi. * Bası lmı ş . algı lama yetisi. durum veya yer. * Bir cismin bir yanı nı kaldı raçla yükseltme iş i. kerte. * (cebirde) Bir tam denklemde bulunan bilinmeyenin en yüksek kuvveti. * Kı sı k. bası klı k * Bası k olma durumu. * Bir amaca ulaş mak için yararlan ı lan kiş i. bası cı * Kitap. basamak basamak olan.

matbuat. * Bası iş i. provalarda "bası nı z. * Bası lmak iş i veya durumu. bası n ata ş esi * Resmî veya özel kurum ve kuruluş larda. bası n dünyas ı * Görsel ve yazı lı bası n organlar ı ile burada görevlilerin tümü. matbaa. tabı . bası n kart ı * Mesleğ i bas ı n iş leri olan kimselerin taş ı dı ğ ı kimlik belgesi. bası mcı * Bası m evi iş leten kimse. bası lı * Bası larak yerleş tirilmiş . * Bası lmak iş i.bası la * Bası mcı lı kta. kitap basma iş i. bası lı ş bası lma bası m evi * Bası iş i yapı lan yer. bası n toplantı sı * Yetkili veya ilgili bir kimsenin. bası n yasa ğ ı * Bası n yayı n organları nı n bir konu hakkı nda yay ı n yapması nı kı sı tlay ı p engelleme. bası la vermek * prova hâlindeki bir kitabı n veya herhangi bir yazı nı n bası ma uygun olduğ unu bildirmek. bası lsı n" anlamlar ı nda kullanı lan terim. matbaacı lı k. bası mcı lı k * Bası m evi iş letme iş i. bası lma dayanı mı * Dokusunu basarak ezmeye çalı ş an d ı ş etkilere a ğ acı n gösterdiğ i direnç. * Bası sanatı . dergi gibi belirli zamanlarda çı kan yayı nları n bütünü. bası n özgürlüğ ü * Görüş ve düş ünceleri bası n ve yayı n yoluyla aç ı klayabilme ve yayabilme hakk ı . bir konu veya çe ş itli konular üzerinde aç ı klamada bulunmak için gazetecilerle yapt ı ğ ı toplant ı . matbu. tipografya. bası n * Gazete. tabaat. bası lmak bası m * Basmak iş ine konu olmak veya basmak iş i yapı lmak. yabancı temsilciliklerde bası n ile ilgili konular ı düzenleyen yetkili ve sorumlu kimse. bası n bildirisi * Bası n yayı n organları na bilgi vermek amacı yla yetkili kurum veya kiş iler tarafı ndan hazı rlanmı ş yazı lı aç ı klama. . matbaac ı . * Bası m evinde bası lmı ş .

bası nçölçer * Hava bası nc ı nı ölçerek yer yükseltilerini ve hava de ğ iş imlerini tespit etmek için kullanı lan alet. bası p geçmek * önde gideni geçmek. bası rganma * Bası rganmak durumu. barometre. gerçe ğ i göremez bir duruma düş mek. kavrayı ş . bası rgama * Bası rgamak iş i. bası nçl ı * Bası nç yüklenmiş olan. tazyik. bası rgamak * Ağ ı rl ı k çökmek veya basmak. basiretli * Gerçeğ i görebilen. bası nçlamak * Hava taş ı t araçları nda. aklı na koyduğ uş eyi yapmak üzere bulunduğ u yerden uzaklaş mak. bası nçlama * Bası nçlamak iş i.bası nç * Bir yüzey üzerine etkide bulunan gücün yüz ölçümü birimine dü ş en miktar ı . sağ görülü. tazyikli su. sa ğ görü. sezi ş . insan organizmas ı için yeterli bası nç düzeyini sağ lamak veya ayarlamak. * Kâbus çökmek. bası p gitmek * birdenbire gitmek. bası nçl ı su * Bası nç yüklenerek fı ş kı rtı lma düzeyine getirilmiş su. * önem vermeyerek uğ ramamak. dikkat. kâbus çökmek. basiretsiz . basireti ba ğ lanmak * iyi düş ünemez. basil basiret * Bakterilerin çomak biçiminde ince uzun olan türü. anlayı ş . basireti olan. uyanı klı k. bası rganmak * Üzerine ağ ı rl ı k basmak. bası ş * Basmak iş i. * Akı ş kanları n bası nc ı nı ölçen araç. bası ölçer * Buharı n veya herhangi bir gaz ı n bulundu ğ u kabı n yüzeyine yaptı ğ ı bası ncı belirleyen alet. * Doğ ru görüş . çekip gitmek. bası nçölçüm * Hava bası nc ı ölçümlerini inceleyen birim. uzağ ı görebilen. uzağ ı görüş .

bayağ ı . sade bir biçime döndürmek. * Kolay. basit kelime * Anlamlı olarak daha küçük parçaya bölünemeyen.basite irca etmek. basit * Yapı lmas ı veya anlaş ı lması kolay olan. gösteriş siz. sağ görüden yoksun olma. basit faiz * Faizleri üzerine eklenmemiş ana paraya belli bir dönem sonunda verilen faiz. kök durumundaki kelime. . ileriyi ve uzağ ı görememe. basit renk * Biçmeden geçen beyaz ı ş ı ğ ı n ayrı ldı ğ ı renklerden her biri. bayağ ı . basit cisim * Maddesi tek elementten oluş mu ş cisim. basket yapmak * basketbolda sayı kazanmak. özelliğ i olmayan. kolay tarafı ndan. basite indirgemek * basitleş tirmek. basit kesir * Payı paydası ndan küçük olan kesir. kar ı ş ı k olmayan. basit cümle * Tek yargı bildiren cümle. * Bilgi ve görgüsü sı nı rl ı olan. * Süssüz. yalı n kelime. olağ an. basitle ş tirme * Basitleş tirmek iş i. basitle ş mek * Basit duruma gelmek. basiretsizlik * Gerçekleri. basketbol * Basit olma durumu. *İ spanya'nı n Bask bölgesinde kullanı lan dil. basitle ş tirmek * Gereksiz ayrı ntı lardan arı tarak sade duruma getirmek. görgüsüz. basitlik Baskça basket * Basketbolda kazanı lan sayı . basitle ş me * Basitleş mek iş i. basitçe * Basit olarak.* Gerçekleri görebilmekten uzak. sa ğ görüsüz. ileri ve uzak görüş lü olmayan. * Her zaman rastlanan.

* (sertlik. bask ı yapmak * bir kimseyi bir iş i yapmaya zorlamak. * Karş ı takı m oyuncusunun hareketini ve sonuç alması nı engellemek amacı yla uygulanan yakı n savunma durumu. bask ı lı * Baskı sı olan. bask ı n basan ı ndı r . * Belirli ruhî etkinlik ve süreçleri. * Bir eserin bası larak tekrarlanan her bir kezi. basketbolcu. * Hak ve özgürlükleri kı sı tlayarak zor alt ı nda bulundurma durumu. bask ı cı lı k * Baskı cı nı n iş i. bask ı grubu * Bir iş in yapı lmas ı nda. kazı ma resim. gerçekleş tirilmesinde veya tamamlanmas ı nda baskı oluş turan güç. basketçi bask ı * Basketbol oyuncusu. bask ı da kalmak * yağ mur yağ dı ktan sonra toprağ ı n üst kı sm ı sertleş erek tohumlar fidelenip toprak üstüne çı kmak. bask ı resim * Gravür tekniğ i ile yapı lan resim. * Matbaacı lı kta bask ı iş lerini yapan kimse. * Bir eserin bası lı ş biçimi veya durumu. bask ı lı k bask ı n * Bir masadaki kâğ ı tlar ı n uçmaması için üzerlerine konulan özel biçimdeki ağ ı rl ı k. zor kullanmak. kiş inin isteğ i dı ş ı nda bilinçaltı na itmesi veya bu itilenlerin bilince çı kması nı önleme durumu. * Bir maddeyi sı kı p ezen alet. zorluk bakı mı ndan) Üstün. * Suç iş lediğ i veya suçluları n bulundu ğ u sanı lan bir yere ansı zı n girme. * Kı sa süreli. tazyik. pres. * Bası sayı sı . basketbolcu * Basketbol oyuncusu. bask ı kalı bı * Kitap kapları na süslemeler basmak için kullanı lan kalı p. kı sı tlamak.* Beş er kiş ilik iki takı m arası nda topu 3 m yükseklikteki kar ş ı lı klı duran ağ geçirilmiş iki sepetten birine sokup sayı kazanmak esası na dayanan bir oyun. beklenmedik sald ı rı . * Kı sı tlayı cı . bask ı cı *İ ş lenecek kumaş lar üzerine kalı plara resim basan kimse. basketbolculuk * Basketbol oynama veya oynatmak iş i. * Giysinin içine kı vrı lı p dikilen kenarı . bask ı altı nda tutmak * özgürlüğ ünü engellemek.

saldı rı da bulunmak. baskül * Çoğ unlukla bir kütleyi çok daha küçük bir kütle yardı mı yla tartmaya yarayan alet. * ansı zı n konuk gelmek. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan. matbua. kitap gibi bası ile hazı rlanm ı ş yaz ı lı ş eyler. basmac ı * Basma yapan veya satan kimse. ortası ndan veya uçlar ı ndan birine az çok yakı n değ iş mez bir noktaya dayanan kaldı raç. tezek. ahlâksı z. * bir yerde suç üstü yakalanmak. tülbent vb. bask ı sı z * Hak ve özgürlükleri kı sı tlanmamı ş . *İ ki kolu s ı ra ile kalkı p inebilen. bask ı n yapmak * suç iş lendiğ i veya suçluları n bulunduğ u sanı lan bir yere ansı zı n girmek. . bask ı n vermek * anî ve habersiz girmek. basma * Basmak iş i. * Gazete. * Terbiyesiz. bask ı ncı * Baskı n yapan kimse. üzerine kalı pla desen basma i ş i. * Gübre. bask ı na u ğ ramak * düş manı n beklenmedik bir sald ı rı sı yla karş ı laş mak. * Bası lmı ş . * Pamuklu. * Bohça ile köylerde eş ya satan kad ı n.* düş manı gafil avlayı p sald ı ran taraf sava ş ı kazanı r. tülbent vb. üstünlüğ ünü göstermek. kumaş gibi ş eylerin baskı sı için hazı rlanan kalı p. * Pamuklu. basmahane * Basma yapı lan iş yeri. * Matbaacı lı k. bask ı n çı kmak (veya gelmek) * (karş ı la ş tı rma konusu olan kimseyi) geçmek. basklârnet * Kalı n sesli klârnet. basma kalı bı * Kitap. * Disiplinsiz. üzerine kalı pla desen basan kimse. *İ skambil kâğ ı dı ile oynanan bir oyun. bask ı sı z büyümek * serbest bir eğ itimle yetiş mek. * beklenmedik bir zamanda konuklar gelmek. matbu. bohçac ı . * düş mana ansı zı n sald ı rmak. dergi. * Üzerinde bası ile yapı lmı ş renkli biçimler bulunan pamuklu kumaş . basmac ı lı k * Basma alı m satı mı .

* Bir ş ey üzerinde kalı p. * Sı kı ş tı rarak yerle ş tirmek. * En kalı n sesli orkestra çalgı sı . mühür gibi bir araçla iz yapmak. * Bir ş eyi. * (küçük çocuklar için) Ayakta durabilmek. basmakal ı pla ş mak * Basmakalı p durumuna gelmek. gittiğ i yerin bereketini kurutur. kliş e. * Ağ ı rl ı k. çökmek. bast ı k bast ı rak bast ı rı k * Pestil. * Yol yapı mı nda çakı l. bast ı ğ ı yerde ot bitmez * gittiğ i yere uğ ursuzluk götürür. taze soğ an. bastarda bast ı * Kı yma ile piş irilmiş sebze. *ş aş kı nlı ktan nerede oldu ğ unu seçememek. tabetmek. kaplamak. baş tarda. maydanoz. üzerine kuvvet vererek itmek. harc ı âlem. bast ı bacak * Bacakları kı sa veya çarp ı k (kimse). * Bası nç yaparak sı vı ve gazları itmek. * Bkz. * Kapı yı arkadan bast ı rmak için kullanı lan ağ aç dayak. * Bazı isimlerle birlikte sertlik. . * Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak. bast ı ğ ı yeri bilmemek * çok sevinmek. basmakal ı p * Özgünlüğ ü olmayan. basso * En kalı n erkek sesi. kum. * (çocuk için) Yaramaz.basmak * Vücudun ağ ı rlı ğ ı nı verecek biçimde ayak tabanı nı bir yere veya bir ş eyin üzerine koymak. bastana salatası * Domates. ye ş ilbiber. * Bastı rma. aş ı rı lı k anlamları nda yardı mcı fiil olarak kullanı lı r. * Örtmek. * Bir kimse bir yaş a girmek. basmalı * Basma özelliğ i olan. baskı . durumunu kontrol edememek. * Baskı n yapmak. yük. * Bir ş eyin etkisinde kalı p eziklik. değ iş iklik göstermeyen. basmalı k * Üzerine bası lacak ş ey. nane ve limon suyu kullan ı larak yapı lan bir salata türü. bürümek. üzüntü ve ağ ı rl ı k duymak. curuf gibi maddeleri ezmeye ve sı kı ş tı rmaya yarayan alet. * Çevreyi kaplamak. bilineni tekrarlayan. * Bası iş i yapmak.

* Ansı zı n birinin yanı na gitmek. bastonsuz * Bastonu olmayan. bastonculuk * Baston yapma veya satma iş i. bastoncu * Baston yapan veya satan kimse. * Gidermek. basurlu . bastika * Bir yelken serenine veya herhangi bir ağ aca açı lan delik. * (cevap için) Hemen yetiş tirmek. basur * Kalı n bağ ı rsağ ı n alt bölümünde ve anüste toplardamarları n geniş lemesiyle olu ş an varis. basur memesi * Anüste geniş leyip meme gibi uzamı ş damar yı ğ ı nı . baston * Yürürken dayanmaya yarayan ağ aç veya metalden yapı lan araç. * Baskı yapmak. * Ruh dünyası nda oluş an tepkimelerin bilinç dı ş ı na yans ı mas ı . * Kümes hayvanları nı kuluçkaya yatı rmak. * Zararlı bir olayı önlemek. baston gibi (veya baston yutmu ş gibi) * dimdik duran veya yürüyen (kimse). * Geminin baş tarafı ndaki yatı k direğ in (cı vadran ı n) dı ş ar ı ya doğ ru uzanan parçası . bast ı rmak * Basmak iş ini yapt ı rmak. bast ı rı m bast ı rma * Bastı rmak i ş i. nemli ormanlarda biten.bast ı rı lma * Bastı rı lmak i ş i. hemoroit. bastonlu * Bastonu olan. * Bir kumaş ı n kenarı nı kı vı rı p dikmek. basur otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. üzerine iyice düş mek. * Birdenbire ve pek çok etkisini göstermek. baston francala *İ nce. bast ı rı lmak * Bastı rmak i ş ine konu olmak. * Bastı . sarı çiçek açan küçük bir bitki (Ranunculus ficaria). köklerinde basur memelerine iyi gelen bir madde bulunan. uzun ekmek. * Üstünlüğ ünü göstermek.

* Sürekli sı kı ntı yaratan durum veya kimse. sarrafiye. * Güreş te pehlivanları n ayrı ldı kları beş derecenin en yükse ğ i. baş almak * fı rsat bulmak. * Bir ş eyin genellikle toparlakça ucu. baş ta oluş an rahatsı zl ı k. * ". tohumları ndan sabunculukta kullanı lan bir yağ elde edilen.* Basuru olan. basya baş * Sapotgillerden. baş aş ağ ı etmek * tersine çevirmek. göz. kulak. basübadelmevt * Ölümden sonra dirilme. yüksek nokta veya en ön. * Baş langı ç. can sı kmak. en önemli. * Deniz teknelerinde ön taraf. * Bir topluluğ u yöneten kimse. kafa. baş aş ağ ı gelmek * tepesi üstü düş mek. *İ nsan ve hayvanlarda beyin. * Arazide en yüksek nokta. * "Baş " kelimesi birçok deyimde "öz varlı k. * Kasaplı k hayvanlarda ve baz ı yiyeceklerde tane. burun. * Bir ş eyin yak ı nı veya çevresi. baş aş ağ ı * Baş ı aş ağ ı gelmek üzere. a ğ ı z gibi organlar ı kapsayan.. baş ağ rı tmak * tedirgin etmek. baş aş ağ ı gitmek . kendisi" anlam ı nı taş ı yan bir zamir niteliğ indedir. bı kk ı nlı k vermek. baş ağ rı sı * Baş ı n ağ rı mas ı . esas. baş aş ağ ı düş mek * kiş iliğ inden kaybederek toplum içindeki durumu sars ı lmak. en üstün anlamı nda birleş ik kelimeler yapar. * Temel. ser. u ğ raş tı rmak. * Önem veya yönetim bakı mı ndan ileride olan. baş ağ ı rl ı k * Ağ ı r sı klet. baş ı na" adlardan sonra ve nicelik anlatan kelimeden önce gelerek üleş tirme anlamı verir.. baş alamamak * çok uğ ra ş tı ran bir konu yüzünden vakit ve f ı rsat bulamamak. hemoroitli. baş ağ rı sı olmak * sı kı ntı vermek. baş * Çı ban. * Bir ş eyin uçları ndan biri. vücudun üst veya önünde bulunan bölüm. * En uç. Asya'da yetiş en bir ağ aç (Basia). * Para değ iş tirirken verilen veya alı nan üstelik.

* sürekli zarar görmek veya kötüleş mek. aş ı rı heyecanlandı rmak. baş döndürmek * baş ar ı dan. baş bulmak * (alı ş veri ş te) kazanç b ı rakmak. beraber yaş amak. baş bağ lamak * baş ı na bir örtü örtmek. * dayanı ş mak. beraberce. bit. * birinin arkası ndan hayranlı kla bakmak. bir ş eyle veya bir kimseyle yaln ı z kalması nı sağ lamak. baş döndürücü * (çabuklukta) olağ anüstü. baş bezi * Mendil. baş baş a olmak * birlikte bulunmak. * baygı nl ı k verici. gururdan. baş baş a kalmak * biriyle veya bir ş eyle yalnı z kalmak. baş baş * çocukları n "Allaha ı smarlad ı k" anlamı nda ellerini baş lar ı na götürmelerini sağ lamak için söylenir. baş baş a (veya kafa kafaya) vermek * iki veya daha çok kimse bir kenara çekilip konuş mak. sevinçten çok mutlu duruma getirmek. * birine veya bir ş eye bağ lanmak. baş döndürücü . baş çevirtmek * baş ı arkaya doğ ru döndürtmek. baş bı çağ ı * Ustura. baş aş ağ ı gitmek * iş leri ters gitmek. baş biti * Bkz. baş çekmek * ön ayak olmak. a ş ı rı . intisap etmek. baş belâsı * Sı kı nt ı . baş çanağ ı * Kafa tası . baş baş a * Birlikte. baş baş a bı rakmak * birinin. * baş ak vermek. üzüntü veren. sürekli zarar etmek.

baş kı rı lı r fes içinde. ayak da oraya gider * küçükler büyüklerin izinde gider. baş kaldı rmamak * Bkz. baş göz olmak * evlenmek. serseme çevirici. baş nereye giderse. baş elde iken * ölmeden. kabarmak. baş olan boş olmaz . * iyice coş mak. gücü yetmek. isyan etmek. baş göz etmek * evlendirmek. * direnmekten vazgeçip buyruk altı na girmek. baş edebilmek * bir kimseyi yola getirmeye veya bir ş eyi yapmaya gücü yetmek. istersen soğ an baş ı ol * küçük bir iş te de olsa. zuhur etmek. baş dönmesi * Göz kararı p düş ecek gibi olma. arkadaş lar aras ı ndaki uyu ş mazl ı klar yabancı lara duyurulmamalı dı r. vuku bulmak. baş kaldı rma * baş kaldı rmak i ş i. baş etmek (veya edememek) * gücü yetmek (yetmemek).*Ş aş kı na. baş göstermek * belirmek. baş komak (koymak) * bir ş ey uğ runa ölümü göze almak. baş ı nı kaldı rmamak. baş kaldı rmak * ayaklanmak. ortaya çı kmak. baş ol da. yaş arken sağ iken. baş gelmek * yenmek. ba ş ta olmak önemlidir. baş kesmek * selâm için baş eğ mek. kol kı rı lı r yen içinde * aile içindeki. baş arı kazanmak (kazanmamak). baş koş mak * bir i ş i baş armak için çalı ş mak. baş eğ mek * saygı göstermek için baş eğ erek selâmlamak. inkı yat etmek. yönetime karş ı gelmek. baş kı ç vurmak * baş tan gelen dalgalarla gemi. her iş te onlar ı örnek tutarlar. ba ş ı ve kı çı üzerinde inip kalkmak. isyan.

baş tacı etmek baş tacı etmek * çok sevmek ve saymak. * iş baş ı ndaki ki ş inin i ş i çoktur. baş sallamak * karş ı sı ndakinin her sözünü uygun bulur görünmek. baş vermek * (çı ban) olgunlaş mak. baş tacı * Çok sevilen. baş örtüsü * Bkz. bitkiler) baş ak ba ğ lamaya baş lamak. baş üstünde tutmak * çok iyi ağ ı rlamak. el üstünde tutmak. çok yüksek tutulan (kimse veya ş ey). . ba ş ak olu ş mak. baş ucu * Yatı lan bir yerin baş konulan yönü veya yakı nı . ana bilgileri veren. çevirmek. baş sağ lı ğ ı dilemek * ölen bir kimsenin yakı nları na ilgi ve yakı nlı k anlatan söz söylemek. baş yapmak * (kuaför) saç bakı m ve tuvaleti yapmak. değ erini hiç yitirmeyen eser. baş ucu kitabı * Sı k sı k yararlanı lan. * (gemi. rotadan ç ı kmak. baş üstüne * bir dileğ in yerine getirileceğ ini içtenlikle belirtmek için "peki" anlam ı nda kullanı lan söz. baş üstünde yeri var * büyük bir saygı ve ilgi ile kar ş ı lanı r veya a ğ ı rlanı r. fı rtı na yüzünden. kayı k) döndürmek.* bir yerde baş olan kimse taş ı dı ğ ı değ er dolayı sı yla o yere gelmiş tir. baş sağ lı ğ ı * Ölen bir kimsenin yakı nları na söylenen ilgi ve yakı nlı k anlatan söz. baş tutmak * elebaş ı olmak. baş tutamamak * rüzgâr. baş yarma * Vida yapı mı nda kullanı lacak olan perçinlerin baş lar ı na tornavida yerleri açmak iş i. baş yakmak * kötü duruma düş ürmek. baş yarı lı r (kı rı lı r) börk (fes) içinde. kol kı rı lı r kürk (yen) içinde * aile içindeki kiş ilerin anlaş mazlı kları aile içinde kalmalı dı r. baş örtü. * (buğ day vb. yapı lı ş ı ndaki veya yükseliş indeki bir bozukluk sebebiyle gemi dümene uymamak.

baş a gelen çekilir * çaresiz durumlara düş üldüğ ünde insanı n kendini üzüntüye kapt ı rmayı p bu durumlara katlanması nı n olağ an ve do ğ ru bulunduğ unu anlatı r. * Arpa. baş a ba ş gelmek * eş it olmak. baş a ba ş * Eş it durumda. baş a gelmek * (kötü bir duruma) uğ ramak. baş a geçmek * en üstün yeri almak. * Tarlalarda. baş akçı k . baş akçı * Tarlalarda kalmı ş baş akları veya bağ larda dökülmüş meyveleri toplayan kimse. baş a çı kmak * bir ş eye gücü yetmek. yulaf gibi ekinlerde baş ak oluş mak. baş a ba ş * birinden üstün olmadan. baş yemek (baş ı nı yemek) * birinin ölümüne veya yok olması na sebep olmak. baş ak bağ lamak (veya tutmak) * arpa. baş a güre ş mek * yağ lı güreş te.baş yastı ğ ı * Yatakta baş ı n altı na konulan yast ı k. baş a ba ş noktası * bir yabancı paranı n veya değ erli kâ ğ ı dı n piyasa değ eri ile üstünde yazı lı de ğ erin aynı olması durumu. bağ larda dökülmüş veya tek tük kalm ı ş olan ürün. baş ak toplamak * tarlalarda kalmı ş baş aklar ı veya bağ larda dökülmüş meyveleri toplamak. denk olmak. Ba ş ak baş ak * Zodyak üzerinde Aslan ile Terazi burçları arası nda bulunan burcun adı . yulaf gibi ekinlerin taneleri taş ı yan k ı lç ı klı baş ı . baş a çı kmak * güçlükler çı karan biriyle olan iş ini. baş a vermek * değ iş tokuş yaparken üste baz ı ş eyler vermek. dengeli olarak. baş ağ aç * Boyuna dikey yönden kesilmiş olan ve yı l halkalar ı çember biçiminde görüntü veren ağ aç. Zodyak. kendi istedi ğ i yolda sonuçland ı rabilmek. buğ day. * en üstün sonucu elde etmek için mücadele vermek. buğ day. en usta pehlivanlar baş pehlivanlı k için yar ı ş mak. * birinin güç duruma düş mesine yol açmak.

baş arı m * Elde edilen bir baş ar ı . * Baş ar ı göstermeyen. baş arı gösterememek. baş altı * Yağ lı güreş te pehlivanları n ayrı ldı ğ ı beş derecenin ikincisi. baş aklanma * Baş aklanmak durumu. baş aktrislik * Baş aktrisin iş i veya mesleğ i. baş aklama * Baş aklamak i ş i. muvaffak ı yetli. * Baş ar ı lı bir biçimde. baş aktör * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli erkek oyuncu.* Çiçeklerde baş ağ ı oluş turan çiçek demeti veya topluluğ u. baş ar ı göstererek. baş aktris * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli kad ı n oyuncu. baş aklı * Baş ağ ı olan (ekin). baş arı lmak * Baş ar ı ile sona ermek. baş arı lma * Baş ar ı lmak iş i. üstesinden gelinmiş . * Gemilerde tayfa ve erlerin baş taraftaki koğ uş lar ı . baş aklamak * Tarlalarda. bağ larda kalm ı ş döküntüleri toplamak. baş aklanmak * Baş ak ba ğ lamak. baş arı sı z baş arı sı z olmak * baş ar ı sa ğ layamamak. * Baş ar ı göstermeyerek. baş aktörlük * Baş aktörün iş i veya mesleğ i. muvaffakı yetsiz. * Bir sporcunun yapabileceğ i en iyi derece. * Baş ar ı lmı ş . baş arı * Baş armak i ş i veya baş arı lan i ş . performans. baş arı göstermek (veya kazanmak) * baş armak. baş arı lı * Baş ar ı gösteren. . * Arka ucu baş ka biçimde olan (ok). muvaffak ı yetsiz. takat sı nı rı . muvaffak ı yet. tutmak. * Baş ar ı lamayan.

dominant. * Yeniçeri ocağ ı nı n çavu ş u. kuzu. muvaffakı yetsizlik. baş vekil. muvaffak olmak. baş çı *İ ş çi baş ı . * Eski Türklerde baş . komutan. * Baş bakanı n makamı . baş bakan * Hükûmet baş kanı . * Osmanlı İ mparatorluğ unda savaş zamanı baş ka birliklerden ayrı lı p bir araya getirilerek oluş turulan birliğ in veya milis güçlerinin komutan ı . baş arı sı zlı k * Baş ar ı sı z olma durumu. baş kan. baş atlı k yasası * Irk karı ş mas ı nda güçlü öz yapı nı n sonraki soylardan üstün geldiğ ini kanı tlayan yasa. * Çiçeklerin erkek organları nda çiçek tozunu ta ş ı yan torbacı k.baş arı sı zlı ğ a uğ ramak * baş ar ı sı z olmak. baş armak * Bir iş i istenilen biçimde bitirmek. baş atlı k * Baş at olma durumu. hâkim. baş asistanlı k * Baş asistan olma durumu. baş çavuş luk * Astsubay baş çavuş rütbesi. * Baş asistanı n görevi. hâkimiyet. baş arma * Baş armak i ş i. ha ş efe. baş çı k . baş bakanlı k * Baş bakan olma durumu ve baş bakanı n görevi. * Çiğ veya piş miş koyun. baş bayi baş buğ * Bir dağ ı tı m iş inde bütün bayilerin bağ lı bulundu ğ u ana bayi. baş çavuş * Astsubay baş çavuş . * Baş bakan ve görevlilerinin çalı ş tı ğ ı daire. sı ğ ı r baş ı satan kimse. bakanlar kurulunun baş ı . kabinenin ba ş ı . baş at karakter * Bir melezde her zaman ortaya çı kan karakter. baş asistan * En üst derecedeki asistan. baş at * Benzerleri arası nda güç ve önem bakı mı ndan baş ta gelen.

sertabip. * En iyi ürün için tespit edilen fiyat. * Baş garsonun i ş i. baş dekorculuk * Baş dekorcunun iş i veya mesle ğ i. metrdotel. dekor hazı rlamada en üst sorumlu. baş garsonluk * Baş garson olma durumu. metrdotellik. baş eski * En kı demli kimse. baş dekorcu * Dekorcuları n baş ı . baş eser * Kendi türünde en mükemmel eser. baş dizgici * Bir bası m evindeki dizgicilerin baş ı . * Yeniçeri bölüklerinin en kı demsiz subayı ve erlerinin en k ı demlisi. baş dümenci * Dümencilerin baş ı . baş hekim * Bir hastahaneyi yönetmekle görevlendirilen hekim. baş eksper * Eksperlerin baş ı . baş fiyat baş gardiyan * Gardiyanları n ba ş ı . baş gedikli * En yüksek rütbeli astsubay. baş dümeni * Gemi veya teknelerin baş ı na yerleş tirilen ve iyi bir manevra sağ layan dümen. * Baş hekimin makamı . baş kâtip. baş yap ı t. baş hekimlik * Baş hekimin görevi. baş hakem * Yarı ş mayı veya oyunu yöneten hakemlerin baş ı . baş mürettip. sermürettip. baş garson * Garsonları n ba ş ı . baş danı ş manlı k * Baş danı ş manı n iş i veya görevi. ş aheser. . baş efendi * Devlet dairelerinde kı demli memur. baş dizgicilik * Dizgicilerin baş ı .baş danı ş man * Danı ş manlar ı n ba ş ı . baş tabip.

baş ı dertte * çözülmesi güç. baş ı dinç * Kaygı sı z ve tasası olmayan. * Evli. baş ı ağ rı mak * bir iş ten dolayı sorumlu duruma düş mek. üzücü bir durumla karş ı laş mak. baş ı dara düş mek * sı kı ntı ya girmek. baş ı çekmek * herhangi bir konuda önde gitmek. ön ayak olmak. baş hemş irelik * Baş hemş ire olma durumu. baş ı belâda * çözülmesi güç. baş hostes * Hava yolları nda hosteslerin en deneyimlisi ve yapı lan sefer boyunca hizmetten sorumlu kimse. * birini yandaş olarak kazanmak. sı kı ntı lı bir durumda. bahtı açı k. sı kı ntı lı durumda. kendi yanı nda tutmak. baş ı bağ lanmak * biri evlendirilmek. baş ı derde girmek * sı kı ntı lı bir duruma düş mek. baş ı açı k * Örtü veya ş apka ile baş ı örtülmemi ş .baş hemş ire * Bir klinik veya hastahanede hemş ireleri yönetmekle görevlendirilmiş hemş ire. gururlu. baş ı belâya girmek (veya uğ ramak) * sı kı cı . baş ı devletli * Talihli. . baş ı darda kalmak * parası zlı ktan dolayı sı kı ntı da olmak. darlı ğ a dü ş mek. baş ı bütün * eş i hayatta olan (kar ı veya koca). baş ı dimdik * Onurlu. baş ı daralmak * (para yönünden) sı kı ntı ya. baş ı bağ lı * Serbest olmayan. baş ı çatlamak * baş ı çok ağ rı mak.

baş ı için * "çocuğ umuzun ba ş ı için". * sı kı ntı yaratan bir durum karş ı sı nda bunalmak. baş ı yastı k yüzü görmemek * yatağ a yatı p uyumamı ş olmak. baş ı tutmak * gürültüden veya üzüntüden baş ı ağ rı mak. bunalmak. * görkemli bir ş ey karş ı sı nda ş aş ı rmak. kı rgı nlı kla. baş ı kazan gibi olmak * baş ı nda çok ağ rı ve uğ ultulu bir sersemlik olmak. baş ı kalabalı k * yanı nda bir iş i konuş amayacak kadar çok kimse var.baş ı dönmek * insana. * bir düş ünce veya davranı ş ı uygun bulmak. a ğ ı rlanmak. baş ı hoş olmamak * bir ş eyden ho ş lanmamak. baş ı yerde * utançla. "annenizin baş ı için" gibi sözlerde değ erli bir kiş i ortaya konarak kullanı lan ant veya yalvarma sözü. baş ı dumanlı * Doruğ unu sis bürümüş (dağ ). baş ı üstünde yeri olmak * her zaman iyi karş ı lanmak. * para veya mevki sebebiyle ş aş ı rı pş ı marmak. baş ı havada * sevinçli. çevrede gözü olmayan. baş ı taş a değ mek * ağ ı r bir durum kendisine ders olmak. baş ı nâra yanmak * baş kas ı uğ runa büyük bir zarara uğ ramak. baş ı göğ e ermek (veya değ mek) * beklenmeyen bir mutluluğ a ermek. eş yanı n dönmesi. ayağ ı nı n altı ndan yerin çekilmesi gibi bir duygu gelmek. baş ı yerine gelmek . zor durumda kalmak. üzüntüyle. baş ı sı kı ya gelmek * herhangi bir güçlük kar ş ı sı nda bunalmak. baş ı yastı ğ a dü ş mek * yorgunluktan veya güçsüzlükten uykuya dalmak. * Sevdadan veya içkiden sarhoş . baş ı önünde * uslu. baş ı sı kı lmak (veya sı kı ş mak) * herhangi bir güçlük karş ı sı nda kalmak.

* Düzensiz davranı ş . ı srar etmek. baş ı m gözüm üstüne * belirtilen istekleri içtenlikle yapmayı kabul etmeyi anlatı r. baş ı na belâ açmak * kötü bir olay dolayı sı yla dert sahibi olmak. baş ı zapt olunmamak * binicisini alı p götürmek. baş ı na bir hâl gelmek * kötü bir duruma uğ ramak. baş ı bo ş luk * Baş ı boş olma durumu. * ölüm ihtimalini bildirmek için kullanı lı r. kibirli. söz dinler (kimse). baş ı n sa ğ olsun * yakı nları ndan birini toprağ a vermiş bir kimseye söylenen ilgi ve yakı nlı k anlatan söz. inat etmek. baş ı na belâ olmak (veya kesilmek) * sı kı ntı vermek. baş ı bozukluk * Baş ı bozuk olma durumu. * Düzensiz topluluk. disiplinsizlik. denetimsiz. baş ı bozuk * Askerlerin arası na katı lmı ş sivil savaş çı . baş ı na belâ almak * bir sorunla karş ı laş mak. tedirgin etmek. * Bağ lanmamı ş . baş ı kabak * Saçı dökülmü ş veya dibinden kesilmiş . karı ş anı . musallat olmak. serbest bı rakı lmı ş . * Baş ı nı örtmeden. * Kargaş al ı . içinden çı kı lamayan. . düzensizlik. baskı sı z. baş ı yukarda * onurlu. baş ı bo ş bı rakmak * üstünde hiçbir baskı veya denetim bulundurmamak. seve seve. baş ı mla beraber * memnunlukla. görüş eni olmamak. baş ı yumu ş ak * Uysal. baş ı na balta kesilmek (veya olmak) * sürekli istemek. baş ı bo ş * Bir ş eye veya kimseye ba ğ lı olmayan. kendi havası na bı rakmak. kendini be ğ enmiş . karı ş ı k. baş ı bo ş kalmak * baskı altı nda bulunmamak. kötü bir duruma düş mek. * Yönetimsiz.* zihin yorgunluğ u geçmiş olmak.

çok yüz vermek. nefretle geri vermek. . * bir içeceğ i kab ı yukarı kaldı rarak sonuna dek içmek. ş aş ı rtı cı bir olay veya durumla karş ı la ş mak. baş ı na çalmak * bir ş eyi öfkeyle. * beklenmedik. baş ı na geçmek * görevi altı nda bulundurmak. baş ı na dolamak * musallat etmek. baş ı na çı kmak * birinden yüz bulup ona karş ı pek ş ı marı kça davranmak. baş ı na gelmek * bir görevin baş ı na gelmek. * üstüne kalmak. baş ı na çorap örmek * birine. baş ı na güne ş geçmek * güneş çarpmak. haberi olmadan kötü duruma düş ürücü davranı ş ta bulunmak. baş ı na dert etmek (veya açmak) * bir ş eyi üzüntü konusu yapmak. baş ı na dünyanı n belâsı nı sarmak * büyük felâket getirmek. baş ı na ek ş imek * ağ ı r yük olmak. * bir ş eyi öfke ile birisinin baş ı na vurmak. baş ı na çalsı n * birine verilmek istenilen bir ş eyin öfke ve nefretle geri çevrildi ğ ini anlatmak için söylenir. * kötü bir durumla karş ı laş mak. baş ı na iş çı karmak * istenilmeyen veya uğ raş tı rı cı bir iş e yol açmak. baş ı na dikmek * birini veya bir ş eyi korumak için bir kimseyi görevlendirmek. * bir iş i yapmaya baş lamak.baş ı na buyruk * kimseden izin almaksı zı n dilediğ i gibi davranan. baş ı na iş açmak * uğ raş tı rı cı ve üzücü bir iş in çı kması na yol açmak. * bir iş in yönetimini ele almak. baş ı na çı karmak *ş ı martmak. baş ı na geçirmek * baş ı na giymek. baş ı na devlet kuş u konmak * beklemediğ i büyük bir nimeti ele geçirmek.

* gerçekleş meyecek ş eyler dü ş ünerek vakit geçirme. . a ğ zı ndan lokması nı al * uysal ve sessiz kimseler için kullanı lı r. baş ı nda olmak * yöneticisi olmak. baş ı na kakmak * yapı lan bir iyili ğ i yüzüne vurarak birini üzmek. hiddete kapı lmak. baş ı nda beklemek (veya durmak) * yanı nda durup gözetlemek.baş ı na iş çı kmak * boş a gitmeyen ve beklenmedik bir iş veya olayla kar ş ı la ş mak. baş ı nda değ irmen çevirmek * gürültü ile tedirgin etmek. baş ı na taç etmek * çok de ğ er vermek. baş ı na vurmak * (içtiğ i içki) ne yaptı ğ ı nı bilemez bir duruma düş ürmek. eğ lence peş inde koş mak. baş ı nda * (bir ş eyin) sı rada önde olan ı . baş ı nda paralans ı n * yapı lan bir iyilik çok söylendiğ inde o iyiliğ in artı k istenmedi ğ ini belirten bir söz. zevk. baş ı nda kavak yeli esmek * (genç için) sorumluluk duygusundan uzak. baş ı na oturmak * Bir iş i yapmaya baş lamak. iş e koyulmak. baş ı na kalmak * istemediğ i hâlde bir iş i yapmak veya bir kimseye bakmak zorunluğ u ile karş ı la ş mak. ilgi göstermek. önde geleni. baş ı na kakı nç etmek * yapı lan bir iyili ğ i sürekli olarak söyleyerek bı ktı rmak. kontrolünü yitirmek. * (gaz veya sı caktan) ba ş ı ağ rı mak. baş ı nda olmak * aynı sı kı ntı lı durumda bulunmak. zor durumda bı rakmak. baş ı na ta ş düş mek (veya yağ mak) * felâkete uğ ramak. baş ı na vur. baş ı na sarmak * birine musallat etmek. baş ı na karalar ba ğ lamak * çok kederlenmek. baş ı na kan ç ı kmak * öfkelenmek. baş ı na yı kmak * harap etmek.

sorumluluğ u atmak. baş ı nı al ı p gitmek * izin almadan ve gideceğ i yeri bildirmeden gitmek. baş ı nı ateş lere yakmak * baş ı na büyük bir dert almak. baş ı nı belâya sokmak * birini.baş ı nda torbası eksik * eş ek gibi bir adam. baş ı nı ağ rı tmak * gereksiz sözlerle birini bunaltmak. bir iliş kiye son vermek. baş ı boş luktan kurtarmak. baş ı ndan savmak * bir istekte bulunanı sözde bir sebeple uzaklaş tı rmak. baş ı nı boş bı rakmak * yalnı z veya serbest bı rakmak. * sürdürülmesi gereksiz görülen bir bağ lı lı ğ a. baş ı ndan geçmek * daha önce aynı duruma u ğ ramı ş olmak. baş ı nı bir yere bağ lamak * birini bir iş e yerleş tirmek. baş ı ndan atmak * yapı lmas ı güç bir i ş i yapmaktan kendini kurtarmak. . * bir iş için birini tedirgin etmek. u ğ ra ş tı rmak. baş ı nı alamamak * bir ş eyden kurtulamamak. baş ı ndan almak * kurtulmak. baş ı ndan aş kı n olmak * iş i pek çok olmak. baş ı nı bağ lamak * birini niş anlamak veya evlendirmek. baş ı nı ağ rı tmamak (veya ba ş ı nı zı ağ rı tmayayı m) * uzun uzun anlatı lan bir sorunu sonuca ba ğ larken sözün uzadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. cezalandı rı lmaktan korkmak. savuş mak. baş ı ndan aş ağ ı kaynar sular dökülmek * üzüntülü veya kötü bir olay karş ı sı nda birdenbire büyük bir sı kı ntı duymak. baş ı ndan korkmak * hayatı ndan kaygı duymak. iş sizlikten. baş ı ndan kesmek * yapı lmas ı istenmeyen bir i ş i baş tan engellemek. baş ı nı beklemek * gözetlemek. baş ı ndan büyük i ş lere giriş mek (veya kalkı ş mak) * gücünün üstünde olan iş lere kalkı ş mak. kötü sonuçlar verecek bir duruma itmek.

baş ı nı ezmek * bir daha kötülük edemeyecek duruma getirmek. sis bürümek. kellesini uçurmak. baş ı nı dinlemek * sessiz. * iyileş ememek. baş ı nı nâra yakmak * birini ağ ı r bir zarara u ğ ratmak. baş ı nı sokmak * barı nacak bir yer bulmak. baş ı nı kaş ı maya vakti olmamak (veya baş ı nı kaş ı yacak vakti olmamak) * arada en ufak baş ka bir iş yapamayacak kadar s ı kı ş ı k durumda bulunmak. sakin kalmak. baş ı nı uçurmak * Bkz. baş ı nı taş tan taş a vurmak * çaresiz kalarak çok piş man olmak. baş ı nı ortaya koymak * bir iş e giriş irken ölümü göze almak. baş ı nı derde sokmak * sı kı ntı lı bir duruma girmek veya getirilmek. baş ı nı toplamak * (kadı n) saç ı nı toplay ı p baş ı na bir çeki düzen vermek. baş ı nı duman almak * sis kaplamak. baş ı nı kurtarmak * canı nı korumak. baş ı nı dik tutmak * onurunu korumak. * kendine hayran bı rakmak. baş ı nı döndürmek * mutluluktan yarı sarhoş duruma getirmek. * geçimini sağ layacak bir duruma gelmek. baş ı nı istemek * öldürülmesini istemek. baş ı nı gözünü yarmak * bir iş i kötü yapmak. yataktan çı kamamak. baş ı nı kaldı rmamak (veya kaldı ramamak) * bir iş i aralı ks ı z sürdürmek. baş ı nı koltuğ unun altı na almak * ölümü göze alarak bir iş e giri ş mek.baş ı nı çatmak * baş ağ rı sı nı önlemek için alnı n üstünden arkaya doğ ru eş arp ve benzeri ş eyleri çepeçevre bağ lamak. bir iş i istenildiğ i gibi yapmamak. baş ı nı çı karmak * (bitki için) filizlenmeye baş lamak. .

* Nitelik yönünden al ı ş ı lmı ş ı n dı ş ı nda bir üstünlü ğ ü olan. * Birden çok imam bulunan camilerde yönetici durumundaki imam. bı ktı rı ncaya kadar sürekli konu ş mak veya söylemek. baş ı nı n altı nda * yastı ğ ı nı n altı nda. baş kalar ı biçiminde kullan ı lı r. baş kahraman * Bir eserde baş rolü oynayan kiş i. baş kafiye * Dize ba ş lar ı nda aynı kelime olmamak kaydı yla ayn ı sesleri veren kelimelerden olu ş an kafiye. farklı . metamorfizm. de ğ iş ik görünmek. baş ı nı n etini yemek * karş ı sı ndakini bezdirinceye. baş ı nı yakmak * güç bir duruma sokmak. değ iş ik. baş ka olmak * farklı olmak. baş ka biri * di ğ er bir kimse. baş ı nı n gözünün sadakası * baş a gelecek bir belâyı savmak veya önlemek için yap ı lan bağ ı ş . * Konu edilen. . baş kiş i. baş ı nı n derdine düş mek * baş ka bir ş eyle ilgilenmeyecek kadar sı kı ntı lı durumda bulunmak. baş ı nı n çaresine bakmak * kimseden yardı m görmeden kendi iş ini kendi yapmak. özge. * "Ayrı ca üstelik bir yana" anlamları nda -dan / -den baş ka biçiminde kullanı lı r. baş ı nı yemek * yok olması na sebep olmak. özveri. baş ı nı n dikine gitmek * kendi düş ünce ve görüş ünün en iyi olduğ una inanarak kimsenin öğ üdünü. baş imam baş ka * Bilinenden ayrı . bilinenden ayrı nesne ve kimse için teklik veya çokluk olarak baş kas ı . baş kaca * Ayrı ca. baş kalaş ı m * Bir kütlenin fizikçe ve kimyaca değ iş mesi.baş ı nı vermek * kendini feda etmek. istihale. baş ı nı n altı ndan çı kmak * birinin hilesiyle yapı lmak. uyar ı sı nı dinlememek. baş ka i ş i yok mu? * Bu iş e ne diye karı ş ı yor? Bu iş onu ilgilendirmez.

baş kalı k baş kan * Bir topluluğ un. baş yazman. baş kanlı k etmek * bir toplantı veya topluluğ u.baş kalaş ma * Baş kalaş mak iş i. * Kötüleş mek. bir toplantı nı n veya bir derneğ in baş ı nda bulunan kimse. isyan. baş kaldı rı * Ayaklanma. * Biçim değ iş tirmek. * Embriyon evresinden ergin olana değ in bir hayvanı n geçirdiğ i biçim ve yapı değ iş imleri. baş kan vekili * Baş kanı n iş ini görmesi için yerine b ı raktı ğ ı veya yetki verdiğ i kimse. baş kası baş kâtip * Diğ er bir ş ahı s. baş kentlik . baş yazman. istihale etmek. herhangi bir kimse. riyaset. * Bir resmî dairede veya kuruluş ta çalı ş an kâtiplerin ba ş ı . baş kan yardı mcı sı * Baş kana yardı m eden sorumlu ve yetkili kimse. aslî tipi. baş kanlı k sistemi * Devlet yönetiminde tek bir kiş inin baş kanlı ğ ı nda hükûmet etme ve devleti yönetme esası na bağ lı siyasî sistem. baş kanlı k * Baş kan olma durumu. değ iş ik olma durumu. * Baş kanı n görevi veya makam ı . * Alı ş ı lana benzememe. niteliğ e dönüş mek. değ iş iklik. değ iş mek. farklı lı k kazanmak. baş kalaş tı rma * Baş kalaş tı rmak i ş i. istihale. baş kâtiplik * Bir resmî dairede veya kuruluş ta çalı ş an kâtiplerin ba ş ı . diğ eri. ötekisi. metamorfoz. baş kan olarak yönetmek. baş kalaş mak * Baş ka bir varlı ğ a. baş kent * Baş ş ehir. reislik. * Bazı ülkelerde devletin ve hükûmetin baş ı . bozulmak. baş kanlı k makam ı * Baş kanı n odas ı nı n bulunduğ u veya oturduğ u yer. baş kalaş tı rmak * Baş ka bir duruma getirmek. reis. baş karakter * Oyunun önde gelen aslî karakteri .

katedral. baş köş eye kurulmak * saygı n ki ş ilere ayr ı lan yere oturmak. serdar. * Baş komutanı n makamı . baş lama * Baş lamak i ş i. baş lama meridyeni * Boylamları n hesabı nda baş langı ç olarak kabul edilen meridyen. baş kahraman. baş komutanlı k * Baş komutan ı n görevi. Ba ş kurtça * Baş kurt Türkçesi. baş konsolosluk * Baş konsolosun görevi. baş lama vuru ş u * Futbolda oyuna ilk baş lamada veya her golden sonra topu santrada yeniden oyuna sokmada yap ı lan vuruş . bu halkla ilgili. baş köş e * Bir yerde en saygı n kiş inin veya büyüklerin oturması için ayrı lan yer. . baş konakçı * Asalağ ı n en iyi geliş tiğ i.* Baş kent olma durumu. * Baş konsolosun makam ı . baş kumandan. * Bu halka özgü olan. baş kumandan * Baş komutan. baş lâhana * Yaprakları sı kı . baş lama! * (hoş olmayan bir söz veya davranı ş la ilgili olarak) "tekrarlama" anlamı nda emir. baş komutan * Savaş ta bir devletin bütün kara. * Bir eserin veya bir oyunun en önemli kiş isi. deniz ve hava kuvvetlerine komuta eden en büyük komutan. yuvarlak baş lı lâhana (Brassica oleracea). baş kilise baş kiş i * Piskoposluk makamı olan büyük kilise. baş konsolos * En yüksek derecedeki konsolos. baş kesit * Ağ acı n boyuna dikey yönde kesilmesi sonunda y ı l halkalar ı nı n çember biçiminde görüntü verdiğ i yüzey. dolay ı sı yla en çok yararlandı ğ ı ve ya ş amaktan hoş land ı ğ ı konakçı . Ba ş kurt * Rusya'daki Baş kurdistan Federe Cumhuriyeti'nde yaş ayan Türk halkı veya bu halkı n soyundan olan kimse. baş kumandanlı k * Baş komutanlı k.

baş lamak * Bir iş e giriş mek. * Hoş olmayan bir davran ı ş a koyulmak. * Sı fı r sayı sı nı n. baş latı lmak * Baş latmak i ş i yap ı lmak. baş langı ç noktası * Bir iş in veya ş eyin baş ladı ğ ı yer. baş lanma * Baş lanmak iş i.nin ilk bölümü. * Görünmek. bir hayatı n vb. * Olmak. mukaddime. baş latma * Baş latmak i ş i. baş langı ç tutmak * bir iş i. say ı doğ rusundaki yeri. bir dönemin. baş lı * Baş ı olan. yürür duruma girmek. baş lı ca * En önemli. baş lanı lmak * Baş lanmak. baş lanmak * Baş lamak i ş ine konu olmak. . bir dönemin. müptedi. oluş mak. tek ba ş ı na. * Ön söz veya giriş . baş lay ı cı * Bir ş ey öğ renmeye yeni baş layan (kimse). * Çalı ş ı r. baş lı baş ı na * Baş ka ş eylerden ayr ı olarak kendi baş ı na. * Etkisini gösterme. * (birinin) Kötü konuş mas ı na yol açmak. belirtmek. * Baş oluş mak. baş ta gelen. baş langı ç * Bir iş in. baş ladı ğ ı nokta veya tarih olarak kabul etmek. baş latmak * Baş laması na yol açmak. i ş ler. * Parametrelenmiş bir yayı n uçlar ı ndan biri. harekete geçmek. ortaya çı kmak. baş latı lma * Baş latı lmak iş i. baş lanı lma * Baş lan ı lmak i ş i. baş lay ı ş * Baş lamak i ş i veya biçimi. doğ mak.

çı karı lan ayakkabı lara bekçilik eden kimse. baş lı k atmak (veya koymak) * bir yazı ya baş lı k olarak ad bulmak. baş lı ksı z * Baş lı ğ ı olmayan. * Bir sütunun. paş mak. evlenirken. anteti olan. baş makç ı lı k * Baş makç ı nı n iş i. serlevha. * Tablaları n veya i ş parçaları nı n düzgün kalması nı sa ğ lamak amac ı ile baş tarafları na tak ı lan parça. * Bazı bölgelerde. k ı z kardeş . baş mabeyinci * Osmanlı sarayı nda mabeyincilerin ba ş ı . baş makale * Baş yaz ı . sermuharrir. * Bir yazı nı n. sermaye. satan kimse. baş muallimlik * Baş öğ retmenlik. . serpuş . * (camide) Ayakkabı konulan yer. baş lı k vermek * bazı bölgelerde. antet. arpalı k. baş mak * Ayakkabı . has. baş lı kçı baş lı klı * Baş lı ğ ı olan. baş mal * Anamal. külâh. evlenirken damat kaynatası na para veya mal vermek. baş makç ı * Ayakkabı yapan. baş muharrir * Baş yazar.baş lı k * Genellikle baş ı korumak için giyilen nesne. * Camilerde. baş mubassı r * Gözetmenlerin baş ı olan kimse. * Tekerlek parmakları nı n çakı lı olduğ u kı sı m. damadı n kaynatas ı na ödemesi görenek olan para. bir kitabı n bölümlerinin baş ı na konulan ve konuyu kı saca tan ı tan yazı . top. giri ş bölümünde. kı z ve hasekilerine bağ lanan ödenek. paş makç ı . * Hayvan koş umunun baş a geçirilen bölümü. baş misafir * En değ erli konuk. baş muallim * Baş öğ retmen. kapital. takke. baş maklı k * Padiş ahı n anne. bir direğ in tepeliğ i. * Baş lı k yapan veya satan (kimse). * Antetli.

eş arp. baş murakı plı k * Baş murakı bı n yaptı ğ ı iş . baş mürettip * Baş dizgici. baş mühendislik * Baş mühendisin yaptı ğ ı iş veya görev. baş oda * Geleneksel Türk evinde özellikle konukları n ağ ı rlandı ğ ı büyük ve özenli döş enmiş oda. .baş muharrirlik * Baş yazar olma durumu. baş mürettiplik * Baş mürettibin yapt ı ğ ı iş . baş öğ retmen * (ilkokullarda) Yönetimden sorumlu olan öğ retmen. baş oyuncu * Bir filmde veya tiyatro eserinde baş rolü canlandı ran oyuncu. baş öğ retmenlik * Baş öğ retmen olma durumu. baş müdürlük * Baş müdürle yönetilen kurulu ş . baş müdür * En üst düzeydeki müdür. baş örtülü * Baş ı nı ba ş örtü ile örtmüş olan (kad ı n). * Baş müdürün çalı ş tı ğ ı daire. sermürettip. müdür. baş mühendis * En üst düzeydeki mühendis. baş müsevvit * Yazı müsveddeleri hazı rlayan ve adı na müsevvit denen memurlar ı n ba ş kanı . baş murakı p * En üst düzeydeki denetçi. baş oyunculuk * Baş oyuncu olma durumu. baş nokta * Baş langı ç noktas ı . baş müfettiş * En üst düzeydeki müfettiş . baş örtü * Kadı nları n saçları nı örtmek için kullandı kları örtü. baş müfettiş lik * Baş müfettiş olma durumu.

baş rejisör * Baş yönetmen. baş rejisörlük * Baş yönetmenlik. baş rahiplik * Baş rahibin görevi. * Baş savc ı nı n görevi veya makamı . baş pehlivan * Birçok pehlivanı yenerek gücünü kabul ettirmi ş pehlivan. anar ş i. baş piskopos * Katoliklerde piskoposları n baş ı olan din adamı . devlet merkezi. baş kanı olmayan. * Baş papaz ı n sorumlulu ğ unda olan bölge. baş papazlı k * Baş papaz ı n görevi ve makamı . üstün durumda olmak. * Yöneticisi. baş ta gelmek * önde olmak. * Bir filmin veya bir tiyatro eserinin baş kiş isini canlandı rma iş i. * Bir devletin yönetim merkezi olan ş ehir. öteki papazlara göre bir üstünlük veren unvan. baş pehlivanlı k * Baş pehlivan olma durumu. baş kent. baş rol * Baş oyuncunun rolü. baş piskoposluk * Baş piskoposun görevi ve makam ı . . erksizlik. baş sı zl ı k baş ş ehir baş ta (veya baş ı nda) bulunmak * bir iş in yöneticisi olmak. baş parmak * El ve ayakta bulunan en kalı n parmak. baş rahip * Manastı rlarda en kı demli ve yönetimden sorumlu rahip.baş papaz * Bazı kiliselerin papazları na. * Yasası ve hükûmeti olmayan topluluk. baş sı z * Baş ı olmayan. baş savc ı * En üst düzeydeki savcı . * Baş ı veya baş kanı bulunmama durumu. baş savc ı lı k * Baş savc ı olma durumu.

düzen bozucu. baş tabiplik * Baş hekimlik. baş tan kalmı ş (veya kalma) * baş kas ı taraf ı ndan kullanı lmı ş . baş taban * Yunan ve Roma mimarlı klar ı nda. uzun taş kiri ş lerin oluş turdu ğ u bölüm. baş tan baş a * Tamamen. baş tan a ş mak * pek çok olmak. gemi baş ı nı karaya vurup oturmak. . kötü yola sürüklemek. baş tan kara gitmek (veya etmek) * sonunu düş ünmeyerek hesaps ı z. özen göstermeden. batarcası na yaş amak. baş tan sona * Daima. baş tanı mazl ı k * Anarş izm. hepsi bir arada. baş ı ndan savma veya atma. baş tan * baş ı ndan alarak. baş tan kara etmek * batma tehlikesi karş ı sı nda. baş tan ç ı karmak * ayartmak. yeniden. sütunları n üstüne oturan ve iki sütun arası ndaki uzaklı ğ ı n üstünü örten büyük. baş tan a ş ağ ı * Hepsi. isyancı . bütünü. baş tan savmacı lı k * Bir iş i yapmamak için bahane bulma iş i. bütünüyle. bir uçtan öbür uca kadar. * Baş ı ndan sonuna kadar. baş tan savma * üstünkörü. baş ta taş ı mak * çok saygı göstermek. her zaman. doğ ru yoldan sapt ı rmak. bir kez daha. baş tabip * Baş hekim. baş tanı maz * Asi. baş tan ç ı kmak * ahlâkı bozulmak.baş ta gitmek * en ileri durumda bulunmak. pek çoğ almak. baş tan savmacı * Bir iş i yapmamak veya savsaklamak için bahane bulma.

müracaat etmesini sağ lamak. baş ucu noktası * Yeryüzündeki bir gözlem noktası ndan geçen düş ey doğ rultusunun gökyüzünü deldi ğ i iki noktadan. çesitli renklerde olabilen bir ku ş türü (Parus maior). baş tankaragiller * Omurgalı hayvanları n. * Geminin ön bölümünde çapanı n bulunduğ u yer. baş ucu uzaklı ğ ı * Gökyüzünde verilen bir nokta veya yı ldı zı n ba ş ucu noktası ndan aç ı sal uzaklı ğ ı . baş tankaragiller familyası ndan. baş vurmak * Bir iş in yapı lmas ı için bir kimsenin aracı lı ğ ı nı istemek veya bir iş te bir ş eyden yararlanmak amac ı yla ona el atmak. Kuzey Afrika. baş uzman * En yüksek düzeyde bulunan uzman. semtürreis. ötücü kuş lar takı mı ndan yüz kadar kuş türünü içine alan geniş bir familya. baş vurdurmak * Baş vuru i ş i yaptı rmak. müracaat. baş vekillik * Baş vekil olma durumu. Avrupa ve Asya'da ya ş ayan. baş vurma * Baş vurmak iş i. baş vekâlet * Baş bakanl ı k. baş ülke baş üstü * Sömürge imparatorlukları nda sömürgelere egemen olan ülke. müracaat etmek. baş uzmanlı k * Baş uzman olma durumu. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağ ı kullanmak.baş tankara * Ötücü kuş lar takı mı nı n. baş teknisyen * En yüksek düzeyde bulunan teknisyen. baş vekil * Baş bakan. * Baş uzmanı n görevi. baş vurdurma * Baş vurdurmak i ş i veya durumu. ufkun üstünde olan ı . müracaat ettirmek. baş ucu * Bir yerin düş eyinin gök küreyi kestiğ i nokta. baş teknisyenlik * Baş teknisyenin görevi. . baş tarda * Osmanlı donanması nda yer alan kad ı rga cinsinden bir tür savaş gemisi.

baş vurulmak * Baş vuru yapı lmak. baş vurucu * Bir iş için ba ş vuran kimse. baş yard ı mcı * Bir kurum veya kuruluş ta görevli amirin yardı mcı lar ı ndan en üst düzeyde olanı . sermuharrir. baş yazman * Bir dairedeki yazmanları n baş ı . baş yukarı * Bir yer altı kuyusunun üst kı smı na geçmeyi sağ layan geçit. baş yapı t *Ş aheser. baş kâtip. baş yaz ı * Gazete ve dergilerde ilk sütuna veya birinci sayfaya konulan önemli yazı . referans. * Baş yazarı n görevi. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağ ı kullanma. müracaat. baş yaver * Yaverlerin baş ı olan kimse. bat . baş vurulma * Baş vurulmak durumu. baş yargı cı * Oyunu yöneten yargı cı lardan. baş yazar * Bir gazete veya derginin baş yazı ları nı yazan kimse. baş yemek * Geleneksel Türk mutfağ ı nda çorbadan sonra gelen en önemli yemek. baş hakem. baş yaverlik * Baş yaver olma durumu. baş yazmanl ı k * Baş yazman olma durumu. müracaatç ı . baş kâtiplik. baş makale. anlaş mazlı k durumunda. baş yazarlı k * Baş yazar olma durumu. müracaat edilmek. baş yı ldı z * Çift yı ld ı zlarda büyük olan yı ldı z. baş yönetmenlik * Baş yönetmenin i ş i veya mesle ğ i. bilgiye ulaş ma. baş muharrir. kararda yetki üstünlüğ ü olanı . baş rejisör.baş vuru * Baş vurmak iş i. * Baş yazman ı n görevi veya makamı . * Baş yaverin görevi veya makamı . baş yönetmen * Bir filmde veya tiyatro oyununda en üst düzeyde yönetmenlik yapan kimse.

* Hayı r gelmez. bataklı k kı rlangı cı * Kı sa gagal ı . içinden çı kı lmaz iş . hayvan). batmı ş . bataklı k gazı * Metan. s ı rt tüyleri pas rengi olan.* Kurş un boruları n ağ zı nı açmakta kullan ı lan. ucu sivri bir çe ş it takoz. bataklı k keteni * Papirüs familyası ndan. batakçı * Borcunu ödememeyi alı ş kanlı k hâline getirmiş olan (kimse). * Uygunsuz ve kötü. ş imş irden yapı lmı ş . * Bataklı kları seven. bataklı klarda yaş ayan. bataklı klarda ya ş ayan bir ku ş türü. ishak ku ş u (Asio flammeus). batak çulluğ u * Çullukgillerden. batakhane * Gidenlerin dolandı rı ldı ğ ı veya kötü bir durumda bı rak ı ldı ğ ı yer. 30 cm uzunlu ğ unda bir çulluk türü (Gallinago gallinago). * Kötü durum. *İ ş lerin zamanı nda ve gereğ ince yapı lmadı ğ ı yer. bataklı bataklı k * Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge. batakl ı klarda yaş ayan (bitki. pamuk otu (Eriophorum). bataklı klarda yeti ş en bir bitki. bataklı k kuş lar ı * Omurgalı hayvanlardan hem tavuksulardan. hem ya ğ mur kuş lar ı nı içine alan kuş lar sı nı fı . batak * Üzerine bası nca çöken çamurla ş mı ş toprak. ahlâk dı ş ı durum. batar * Zatürree. uzun kanatlı . . bata çı ka * Güçlükle zorlukla. batakçı l batakçı lı k * Batakçı olma durumu. yarar sağ lamaz. * Eline geçen parayı batı ran. rengi kahverengiye çalan siyah. bataklı k baykuş u * Baykuş giller familyası ndan. uçarken deniz kı rlangı cı nı andı ran bir tür ku ş (Glareda). batağ a saplanmak * içinden çı kı lmas ı güç bir durumda olmak. bataklı k nergisi * Avrupa ve Kuzey Amerika'da güneş li su kı yı ları nda yetiş en çok yı ll ı k bir bitki (Caltha palustris). * Bataklı ğ ı olan (yer). bataklı k ardı cı * Bataklı k ve sı k bitki örtülü yerlerde ya ş ayan küçük ve ötücü ku ş (Acrocephahus palustris).

garpl ı .batarya * En küçük topçu birliğ i. * (siyasî anlamda) Avrupa ve Kuzey Amerika. * Bulunulan yere göre güneş in battı ğ ı yönde olan bölge. * Birkaç aygı tı n bir araya getirilerek belirli biçimde eklenmesinden oluş an takı m. garp. * Bateri çalan kimse. garbî. * Batı yanl ı sı olan kimse. * Batarya ile çalı ş an (radyo. davulcu.). bateri baterist batı * Yeryüzündeki baş lı ca dört yönden güneş in battı ğ ı yön. * Çürük. temelsiz. bataryalı * Batarya ile güçlendirilmiş veya desteklenmi ş . batı l itikat * Boş inanç. gün indi. davul. * Orkestrada vurma çalgı lar takı mı . gizli ve ak ı l dı ş ı güçlere. yüzyı ldan beri kullanı lan ve O ğ uzcaya dayanan Türk dili. batı l inanç * Doğ a üstü olaylara. * Batı yanl ı sı olma durumu. bu yönle ilgili. batı bloku * Batı Avrupa ülkeleri ile Kuzey Amerika ülkelerinin olu ş turdu ğ u blok. garpçı lı k. batı cı batı cı lı k batı k * (gemi için) Batmı ş . batı lı la ş ma * Batı lı la ş mak i ş i. batarya ate ş i * Bir bataryada bulunan topları n hep birden ateş düzenine geçmesi. garpçı . telefon vb. batarya kutusu * Bataryanı n bütün olarak ta ş ı nması nı sa ğ layan sandı k. batı lı * Batı ülkeleri veya bat ı bölgesi halkı ndan olan (kimse). * Savaş gemilerinde borda topları ve bunları n bulundu ğ u güverte parçası . kehanetlere aş ı rı derecede bağ lı boş inanç. * Batı uygarl ı ğ ı nı benimsemiş bulunan (kimse). * Bu yönde olan. garp. batı l itikat. Batı Türkçesi * Hazar Denizinin batı sı ndaki Türk dünyas ı nda XIII. batı l * Doğ ru ve haklı olmayan. . garpl ı laş ma. * Güneş in 22 Martta ve 23 Eylülde battı ğ ı nokta.

deri veya kâ ğ ı t süslemede kullanı lan bir yöntem. ağ ı r. batı n * Karı n. * Bir iş te sermayeyi yitirmek. Batı nîye * Görünürdeki olayları n ardı nda gizli gerçeklerin bulundu ğ unu kabul eden tarikatlara verilen ad. garplı lı k. * Mahvetmek. görüş ve anlayı ş ta izledikleri temel ilkeleri benimsemiş olmak. * Sı vı nı n veya yumuş ak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak. batı rı lmak * Batı rmak iş ine konu olmak. * Deniz diplerinde inceleme yapmak için kullanı lan araç. bati batik * Yavaş .batı lı la ş mak * Özellikle Avrupa ülkelerinin düş üncede. batması nı sağ lamak. * Kumaş . negatif yüzebilirliğ i bulunan dalı ş küresi. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan (giysi). *İ çrek. domates. nane. soğ an. batı lı la ş tı rmak * Batı lı la ş mas ı nı sa ğ lamak. * Bu yöntemle hazı rlanmı ş kumaş . * Su üstü araçları na çelik kablo ile bağ lanmı ş . tahin ve limon suyu kullan ı larak yap ı lan. batı rı lma * Batı rı lmak i ş i. taze asma yaprağ ı veya lahanaya sarı larak tüketilen bir salata tütü. batı ş batisfer batiskaf . garplı la ş tı rmak. çalı ş mada. maydanoz. batı rı k * Köftelik bulgur. * Batmak iş i veya biçimi. batı lı la ş tı rma * Batı lı la ş tı rmak iş i. batı rma batı rmak * Batı rmak iş i. * Göbek. * Batı uygarl ı ğ ı nı benimseme. * Kirletmek. garpl ı la ş mak. Batı nî * Batı niye mezhebinden olan kimse. * Bir kimseyi çekiş tirip iyice kötülemek. dövülmemiş ceviz içi. garplı la ş tı rma. * Yok edilmek. batı lı lı k * Batı lı olma durumu. kuş ak.

* Harman makinesi. tuzlu çubuk. batöz batsat * Ara sı ra. bozulmak. batk ı nl ı k * Borçları nı ödeyemediğ i mahkeme karar ı ile tespit ve ilân olunan tüccarı n durumu. Güneş . battal edilmek * kullanı lamaz duruma getirilmek. incitmek. yok olma. battı balı k yan gider * iş ler kötü gitti ğ ine göre artı k istenildi ğ i gibi davranı labilir. battal olmak * kullanı lamaz.batk ı batk ı n * Batkı nlı k. iflâs. * Yı kı lmak egemenli ğ i sona ermek. * Kirlenmek. seyrek olarak tek tük. ço ğ u yünden dokunmuş kalı nca örtü. * Alı ş ı lmı ş olandan büyük. Yı ldı z vb. battal etmek * kullanı lamaz bir duruma getirmek. * Hoş a gitmeyen bir duruma uğ ramak. * Yı kı lma. yı ldı z için) Dünyanı n dönüş ü dolayı sı yla ufkun alt ı na inmek. * Dokunmak. battaniye * Yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanı lan. inkı raz. * Bir gök cisminin (Ay. battaniyeli * Battaniyesi olan. batman batonsale * Tuzlu hamurdan yapı lan ince uzun çubuk. batmak * Bir sı vı nı n üstünde iken içine gömülmek. Ay. müflis. * Yok olmak. * Borçları nı ödeyemez duruma düş en. * Daha kötü bir duruma uğ ramak. * Miktarı bölgelere ve tartı lacak ş eylere göre değ iş en eski bir ağ ı rl ı k ölçüsü.) ufkun altı na inmesi. iflâs etmiş (kimse). kullanı lmaz. iş e yaramaz duruma gelmek. *İ flâs etmek. batma * Batmak iş i. . battal *İ ş e yaramaz. çökme. * Saplanmak. iflâs. * (Güneş . * Çökmek. harman dövme makinesi. * (tedirgin etmemesi gereken ş eyler için) Tedirgin etmek.

* Gerçekten. bavlı ma bavlı mak bavul bavul ticareti * Gümrüksüz ve vergisiz ithaline izin verilen eş yayı yabancı ülkelerden sat ı n alı p. *Ş ahin ve köpe ğ i ava al ı ş tı rmak. davranı ş . bavlı * Ava alı ş tı rı lm ı ş (hayvan). * Her zamanki gibi olan. Bavyeralı * Bavyera halkı ndan olan (kimse). baya ğ ı kaçmak * (söz. baya ğ ı la ş ma * Bayağ ı laş mak durumu. bay bay * Bey yerine kullanı lan bir unvan. pespaye. * Erkek özel adlar ı yerine kullanı lı r. * Hayvanı avcı lı ğ a alı ş tı rma iş i. .batur batyal bav bavcı * Bahadı r. baya ğ ı kesir * Ondalı k olmayan kesir. * Hemen hemen. * 200 ile 2000 m arası nda derinliğ i olan (deniz). çok. * Kibar olmayan. pekâlâ. * Yolculukta. âdeta. *Ş ahin ve köpek gibi hayvanlar ı avcı lı ğ a alı ş tı ran kimse. epey. bavulcu * Bavul yapan veya satan kimse. köpeklerini ava alı ş tı rmak için kullandı kları yapay ku ş vb. bavullu * Bavulu olan. banal. giyini ş için) yakı ş mamak. * Bavlı mak iş i. içine eş ya konulan büyük çanta. uygunsuz olmak. amiyane. baya ğ ı * Aş ağ ı lı k. basit adî. * Parası . malı çok olan. zengin (kimse). * Avcı lar ı n. sı radan. * Çok iyi. oldukça. bavul veya çantalarla yolcu beraberinde sı nı rdan geçirerek iç piyasada değ erlendirmek iş i. hiçbir özelliğ i bulunmayan.

* Bayatlamaya baş lamı ş . kendinden geçmi ş . bayat bayatîaraban * Araban ve bayatî makamları ndan oluş turulan bir birleş ik makam. bayat ı bayatî * Azerî ve Türkmen halk ş iirinde mani türüne verilen ad. bayatlama * Bayatlamak durumu. baya ğ ı lı k * Bayağ ı olma durumu veya bayağ ı ca davranı ş . * Güncelliğ ini. bayatlatma * Bayatlatmak iş i. Bayat * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. özelliğ ini yitirmi ş . çok söylenmi ş . * Süzgün. bayatlatmak * Tazeyken kullanmayı p bayatlaması için bekletmek. bayatlamak * Bayat duruma gelmek. baya ğ ı la ş tı rma * Bayağ ı laş tı rmak iş i. * Taze olmayan. . bayan * Hanı m yerine kullanı lan bir unvan. bayatîbuselik * Bayatî makamı nı n buselik beş lisi veya dörtlüsü ile sona ermesinden oluş an bir birleş ik makam. * Kadı n özel adları yerine kullanı lı r. * Eş . baygı n * Bayı lmı ş . * Gönül vermiş . baya ğ ı bir duruma girmek. tazeliğ ini yitirmek. bayatsı mak * Bayatlamaya yüz tutmak. önemini. baya ğ ı la ş tı rmak * Bayağ ı laş ması na sebep olmak.baya ğ ı la ş mak * Bayağ ı bir durum almak. * Klâsik Türk müziğ inde u ş ş ak dörtlüsüne buselik beş lisi kat ı lması yla yap ı lmı ş eski bir makam. karı . bayatl ı k bayatsı * Bayat olma durumu.

hayat ş artları nı n uygun duruma getirilmesi için üzerinde çalı ş ı lmı ş olan. dökülmüş . * (yer için) Geliş ip güzelleş mesi. susuzluk. bay ı la bayı la *İ steyerek. bay ı lma * Baygı n duruma girme. açlı k. * Yı ğ ı lmı ş . baygı nla ş ma * Baygı nlaş mak iş i. * Duyumları n durması . baygı ntı * Baygı nlı k. bay ı ndı r mamur. yorgunluk gibi etkenlerle dayanma gücünü yitirmek. baygı n bayg ı n bakmak * kendinden geçmiş bir ş ekilde. bay ı lmak * Baygı n duruma girmek. * Vermek. baygı nl ı k * Baygı n olma durumu. ödemek. bay ı ltma * Bayı ltmak i ş i. * (göz için) Süzülmek. baygı nl ı k geçirmek * bayı lmak. kendinden geçmek. bayı lması na yol açmak. baygı nla ş mak * Baygı n duruma gelmek. kendini kaybetmek. çok sevmek. kan dola ş ı mı nı n ve solunum görevlerinin duraklaması .*İ nsanı kendinden geçirir gibi olan. çevreye göz gezdirmek. * çok heyecanlanmak. bay ı ltı cı * Bayı ltan. * hayranlı kla seyretmek. bay ı lttı rmak * Bayı lmas ı na yol açmak. * Sı cak. severek. telâş lanmak. kendinden geçme. * Bayı ltacak gibi etkide bulunan. çok isteyerek. * Çok hoş lanmak. *İ pek böceklerinin sindirim organlar ı nda görülen ve yemden kesilmelerine yol açan bir hastal ı k. bay ı ltmak * Bayı lmas ı nı sa ğ lamak. istekle. uyur gibi olmak. bay ı lttı rma * Bayı lttı rmak i ş i veya durumu. bay ı lması nı sağ lamak. . vücudun k ı mı ldanamamas ı gibi fizyolojik aksamalarla beliren kendinden geçme durumu. baygı n dü ş mek * çok yorulmak. bu sebeple koza yapamama durumu.

yokuş baş ı na yönelerek. bay ı ndı rla ş tı rma * Bayı ndı rla ş tı rmak i ş i. bay ı rla ş mak * (yer ve yol için) Dikleş mek.Bay ı ndı r * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. bay ı ndı rla ş ma * Bayı ndı rla ş mak durumu. * Kaba. imar etmek. terbiyesiz erkek. bay ı ndı rla ş tı rmak * Bir yeri bayı ndı r duruma getirmek. bay ı r yukarı * Tepeye doğ ru. * Bu iş in yapı ld ı ğ ı yer. bay ı ndı rc ı * Bayı ndı r duruma getirici. bay ı r turpu *İ ri bir turp türü (Cochlearia armoracia). bay ı r aş ağ ı * Tepeden düze doğ ru. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. * Bir maddeyi sürekli satma iş i. bay ı ndı rla ş mak * Bayı ndı r duruma gelmek. * Bayı ndı r duruma getirme i ş i. baykuş baykuş gibi * uğ ursuzluk getirdiğ ine inan ı lan kimseler için söylenir. imar etme. dükkân veya kuruluş . Bay ı ndur bay ı r * Küçük yokuş . kulak yerinde iki sorgucu bulunan. bay ı r kuş u * Çalı bülbülü. bay ı ndı rl ı k * Bayı ndı r olma durumu. imar. * Baş ı nda. yı rtı cı gece kuş lar ı nı n genel ad ı . baykuş giller . ümran. bayi bayilik * Bazı maddeleri satma izni olan kimse. bay ı rla ş ma * Bayı rla ş mak durumu.

bayrak * Bir milletin. * Öncü. baypas ameliyat ı * Kalpte tı kanm ı ş bir damarı n beslediğ i bölgeye kan akı ş ı nı art ı rmak için o bölgeye eklemek için yapı lan damar ameliyat ı . * Baymak iş i. ş ı marmak. naz. baylan * Nazlı . bayrak gibi * kendini belli edecek bir biçimde. * Gerektiğ inde indirilip kald ı rı lan. bayrağ ı yar ı ya indirmek * millî yas ilân etmek için bayrağ ı direğ in yar ı sı na kadar indirmek. renk ve biçimle özelle ş tirilmiş . bayrak dikmek * bayraklı bir sopayı bir yere saplamak. kandı rmak. midede ezinti yapmak. belli bir topluluğ un veya bir kurulu ş un simgesi olarak kullan ı lan. bayrak töreni. .* Büyüklükleri çeş itli olan kukumav. baypas * Damar aktarma. bayrak merasimi * Bkz. * Gemilerde güvertenin en yüksek direğ i. sembol. * bir ülkü yolunda toplanmaya çağ ı rmak. * Devre dı ş ı bı rakma. puhu gibi yı rtı cı ku ş ları içine alan kuş lar familyası . *Ş ı marı klı k. bayrak çekmek (veya asmak) * bayrağ ı bir dire ğ e veya ipe takmak. daha büyük olan ve çoğ unlukla baş ka bir renkte ve yuvarlakça olan taç yapra ğ ı . * Aldatmak. bayrak açmak * gönüllü asker toplamaya giri ş mek. etki altı nda bı rakmak. açı lı p kapatı lan kol. bayma baymak * (yiyecek) Baygı nlı k vermek. genellikle dik dörtgen biçiminde kumaş . * Baklagil çiçeklerinde diğ erlerinden daha üstte bulunan. baylanlı k * Zenginlik. mideyi buland ı rmak. baylanma * Baylanmak iş i.ş ı marı k (biçimde). iş ve. bayrak direğ i * Bayrak asmak için hazı rlanm ı ş uzun direk. baylanmak * Nazlanmak. * Simge.

askerlik. bayrak yar ı ş ı * Atletizmde dört sporcudan oluş an ekibin araları nda payla ş tı kları mesafelere ba ş larken elden ele geçirmek yoluyla bir sopay ı . bu yakı nl ı ğ ı n bir sebebi olacak.bayrak töreni * Bayrak karş ı sı ndaki saygı duruş u. eli bayraklı . bayrakaltı * Ordu hizmeti. bayrakları açmak * bağ ı rı p çağ ı rarak. bayraklı * Bayrağ ı olan. donatı lmı ş . bayraktar * Bayrağ ı taş ı yan kimse. bayraklaş mak * Bayrak değ eri kazanmak. ş evval. neş e. bayraktarlı ğ ı nı yapmak * bir akı mı n. üzerine bayrak çekilmiş bulunan (yer). bayram * Millî veya dinî bakı mdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler. yol göstermek. bayraklaş ma * Bayraklaş mak iş i veya durumu. diken veya satan kimse. * Bayram günü doğ muş çocuk. bayra ğ ı düş ürmeden yaptı kları koş u. bayram çocu ğ u * Bayram dolayı sı yla süslenmi ş . bayram etmek (veya yapmak) . bayrakç ı * Bayrak çeken kimse. bayram de ğ il. seyran değ il. * Bayrak asmaya uygun direk. bayraklı k * Bayrak olmaya uygun kumaş . * Bkz. bir görüş ün yayı lması nda öncü olarak çalı ş mak. * Sevinç. eniş tem beni niye öptü * gösterilen bu ilginin. bayraktarlı k etmek * öncülük etmek. bayram alay ı * Bayram günlerinde padiş ahları n camiye gidiş ve geli ş sı rası nda yapı lan tören. bayram ay ı * (Hicrî takvime göre) Ramazandan sonra gelen ay. sevinçli çocuk. * Özel olarak kutlanan gün. * Bayrak yapan. hı rç ı nlı k etmek. bayraktarlı k * Bayraktarı n görevi.

bayramda seyranda * seyrek olarak. bayramlı k ağ ı z . arada sı rada. nadiren. * Bayramlarda verilen armağ an. bayrama özgü olan. nadir olarak. bayramlaş ma * Bayramlaş mak iş i. bayram tebriğ i * Bayramı kutlamak için yazı lı p gönderilen kart veya birine yap ı lan ziyaret. bayram havas ı * Neş eli. Bayramîlik * Bayramî tarikatı . bayram topu * Dinî bayramları n baş ladı ğ ı nı duyurmak için atı lan top. konu ile hiçbir ilgisi olmayacak biçimde ters anlamak. * Bayramî tarikatı ndan olma durumu. bayram koçu gibi * gösteriş li ve zevksiz bir biçimde süslenmiş olan. bayramı kutlamak için yapı lan kı sa ziyaret. bayramlı k * Bayramda kullanı lan. sevinçli bir ortam. bayram haftası nı mangal tahtası anlamak * sözü. bayram namazı * Dinî bayramları n ilk gününde sabah namazı ndan sonra kı lı nan özel namaz. bayram ziyareti * Dinî bayram günlerinde. bayram hediyesi * Bayram günleri karş ı lı klı veya tek yanlı verilen armağ an. bayram ş ekeri * Özellikle dinî bayramlarda konuklara ikram edilen ş eker veya çikolata. bayramlaş mak * Birbirinin bayramı nı kutlamak.* çok sevinmek. bayramlı k ad * Birisi tarafı ndan hakaret yollu kullanı lan sözün kendisine ait oldu ğ unu bildirmek için kullan ı lı r. bayram günü * Bayrama rastlayan. bayramı n kutland ı ğ ı gün. bayram yeri * Bayram günlerinde çocuklar için kurulan açı k eğ lence yeri. bayramdan bayrama * çok seyrek olarak. Bayramî * Hacı Bayram Veli'nin tarikat ı na girmi ş olan kimse.

kimi. arada bir. baza * Mobilyanı n uzunluğ unca konulan dar ayak. * Dolap gövdesinin zemine düzgün oturması na yarayan çerçeve ş eklindeki kaide. yı rt ı cı bir kuş . Bayramüstü. küfretmek.* küfür. baysal baysall ı k * Huzur ve refah içinde olan. * Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan. alı ş veri ş . * Huzur ve refah içinde bulunma durumu. * Bir asitle birleş ince bir tuz olu ş turan madde. baytarlı k baz * Baytarı n mesle ğ i. * Ara sı ra. * Pazarlı k. kimi vakit. bayramüstü * Bayrama yakı n. baysungur *Ş ahin cinsinden. bir çeş it yanarda ğ kültesi. kadim. kimi vakit. * Birtakı m. bazal bazalt bazar bazen baz ı . bayramüzeri * Bkz. veteriner. baz losyon * Cildin esnek ve sağ lı klı görünmesini sa ğ lamak ve özellikle yağ lı ciltlerin parlak görüntüsünü gidermek için kullan ı lan bir tür losyon. esas. arada bir. * Taban. * Koyu renkli. baytar * Hayvan hastalı kları hekimi. * Ara sı ra. esasî. kı dem. bayramlı k ağ zı nı açmak * kaba konuş mak. * Çarş ı . bayr ı bayr ı lı k * Bayrı olma durumu. * Bazı çok olan (tuz) veya bazı n özelliklerini taş ı yan (madde). * Temel. sert. pazar. esas.

baz ı dingil döner baz ı teker * karş ı lı klı iliş kilerde her iki tarafa da zaman zaman söz söyleme hakk ı do ğ ar anlamı nda kullanı lı r. yanlardakiler daha alçak olmak üzere içi. * Roketatar. bazit * Bazit mantarları n üreme organı . asitlerle birleş ince tuzları veren oksitler. * Bazlama. baz ı lar ı (veya bazı sı ) * birtakı mı . bazlamaç bazlaş ma bazuka . * Tatlı sı bol. kimisi. baziçe * Oyun. * Birleş iminde asit ve baz ağ ı rlı ğ ı oran ı normal tuza göre az. bazilika * Kral sarayı . * (teklifsiz konuş mada) Ey. bazlama * Sacda piş irilmiş yuvarlak pide. yahu. küçük çocuk. * Dikdörtgen biçiminde. * Türk alfabesinin ikinci harfinin adı . * Bir maddenin baz durumuna gelmesi. bebe aspirini * Berilyum'un kı saltması . hey. fakat baz oran ı normal tuza göre yüksek olan bazik oksitler * Çoğ u oksijen bakı mı ndan zayı f olan. * Baz niteliğ i gösteren. arada bir. iki sı ra sütunla. bazitli mantarlar * Sporları bazitlerin içinde bulunan mantarlar grubu. kalı n gözleme. bazik (tuz). uç kı smı nda yarı m çembere benzeyen bir ç ı kı ntı sı olan Roma mahkemesi. dikdörtgen biçiminde kilise. * Ortadaki yüksek. Be be be bebe * Bebek. su ile birle ş ince baz etkisi gösteren. üç salona ayr ı lmı ş . bazidiyospor * Bazitli mantarları n sporlar ı na verilen ad.baz ı baz ı * Ara sı ra.

* Yeni doğ an yavrunun yetiş kinlerin bakı mı na sürekli olarak bağ ı mlı oldu ğ u dönem. bücür erkek. bebeklik * Bebek olma durumu. * Sevgi sesleni ş i olarak kullanı lı r. bebecik * Küçük veya acı nacak durumda olan bebek. bebekle ş mek *Ş ı marı kça davranı ş larda bulunmak. maharet. * Vücudun. * Kiş inin yatkı nlı k ve ö ğ renime bağ lı olarak bir i ş i baş arma ve bir iş lemi amaca uygun olarak sonuçlandı rma yetene ğ i. bez vb. Beberuhi * Karagöz oyunundaki kambur cücenin adı . bebek ölümü * Çeş itli hastalı klardan. * (küçük b ile) Sevimsiz. bebek * Meme veya kucak çocuğ u. * Yer değ iş me. bebek beklemek * (kadı n) gebe durumda bulunmak. * Bebek gibi davranı ş larda bulunma. beceri * Elinden iş gelme durumu. bebeklik etmek * bebek gibi davranı ş larda bulunmak. becayiş becayiş etmek * değ iş ik yerdeki görevliler. budala. bebek gibi * çok güzel (kadı n). * Plâstik. * Göz bebeğ i.* Küçük çocuklara içirilmek üzere. bebekçe * Bebek gibi. becelle ş mek * Cebelleş mek. maharet. tahta.den yapı lan insan biçiminde oyuncak. 0-2 ya ş grubunda bulunanları n ölümü. yapı lmas ı güç alı ş tı rmalara yatk ı n olması durumu. * Yaş ı na yak ı ş mayacak davranı ş larda bulunan kimse. karş ı lı klı yer de ğ iş tirmek. ustalı k. bebe ğ e yak ı ş ı r biçimde. bebekle ş me * Bebekleş mek iş i. becelle ş me * Becelleş mek iş i. karş ı lı klı yer de ğ iş tirme. ilâcı özel olarak yap ı lmı ş aspirin. becerikli . * bebeğ e yak ı ş ı r biçimde.

ustalı k. parası z. *İ vedi. kirletmek. bedavadan ucuz * çok ucuz. bedavadan * Bedava olarak. küçük bir kuş (Passer). bozmak. usta. * Bir ş eyi kullan ı lmaz duruma getirmek. ansı zı n. Beçene bedahet * Besbelli. beceriksiz * Becerisi olmayan. * Bir konuda hazı rlı ksı z konu ş abilme yeteneğ i. elinden iş gelen. maharet. maharetli. becermek * Güç görünen bir iş veya duruma çözüm bulmak. düş ünmeksizin. bedavac ı * Her ş eyi bedavadan sağ lamaya çalı ş an (kimse). beceriklilik * Becerikli olma durumu. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. bedaheten * Birdenbire. . bedava * Karş ı lı ksı z. lüzumlu. tüyü mavimt ı rak kül renginde. üstesinden gelmek. * Gerekli. bedava sirke baldan tatl ı dı r * masrafsı z veya emeksiz elde edilen ş eylere herkes istek gösterir. beceriksizlik * Beceriksiz olma durumu. Beç tavu ğ u * Tavukgillerden. apaçı k olma durumu. bedavala ş ma * Bedavalaş mak durumu.* Becerisi olan. usta olmayan. * Birini öldürmek. baş ı küçük ve ç ı plak. kirletmek. emeksiz. tavuk büyüklüğ ünde. evcil bir hayvan (Numida meleagris). becerme * Becermek iş i. * Irzı na geçmek. becet becit * Serçegillerden. acele. bedavac ı lı k * Bedavacı olma durumu. mahir.

* Ası k suratlı . bedavadan. karamsar. bedduası tutmak . pesimizm. bedbinleş mek * Kötümserleş mek. ümitsizliğ e dü ş ürmek. bedbaht olmak * üzülmek. bedbinlik bedçehre * Kötümserlik. ilenç. bedbin etmek * üzmek. lânetlenmiş . bedbin olmak * ümitsizliğ e dü ş mek. bedavaya * Çok ucuza. bedbahtl ı k * Mutsuzluk. pesimist.bedavala ş mak * Bedava duruma gelmek. kötümserliğ e kapı lmak. beddua sinmek * ilencin tutması yüzünden. bedbinleş tirmek * Kötümser. birinin i ş i sürekli ters gitmek. * Kötü yüzlü. intizar etmek. karamsarlı k. kötümser olmak. bedbin * Kötümser. bahtsı zl ı k. beddua beddua etmek * ilenmek. talihsiz. karamsarlı ğ a sokmak. bedayi bedbaht * Estetik yönü ağ ı r basan güzellikler. bedavası na * Bkz. bedbinleş me * Bedbinleş mek i ş i. karamsar duruma getirmek. karamsar olmak. bahtsı z. bedbinleş tirme * Bedbinleş tirmek iş i. suratsı z. * Mutsuz. *İ lenme. bedbaht etmek * üzmek.

bedenî * Beden bakı mı ndan. * Kale duvarı . beden e ğ itimi * Vücudu güçlendirmek ve sağ lı ğ ı korumak amacı yla araçlı veya araçsı z hareketler yapma. . fiyat. bedelli askerlik * Askerlik çağ ı na gelmiş gençlerin belirlenen miktardaki parayı ödeyerek yaptı kları kı sa süreli vatanî görev. gövde. bedence bedenci bedenen * Bedeniyle. kı ymet. denk. hizmetçi. * Bedel verdiğ i için kı sa süre hizmet gören asker. bedel ödenilen. bedduası nı almak * biri tarafı ndan kendisine ilenilmek. * Çok değ erli. * Bedelci.* ilenci yerine gelmek. * Vücudun. fiilen. * Beden eğ itimi öğ retmeni. * Eş it. bedeli belirlenemeyen. * Askerlik yapmamak veya yapı lacak süreyi kı saltmak isteyenlerin devlete ödedikleri para. vücuduyla. bedel tutmak * kendi yerine askerlik yapması için birini para ile tutmak. bedel * Değ er. bedel vermek * askerlik yapmamak veya kı sa süre yapmak için devlete para ödemek. beden * Canlı varlı kları n maddî bölümü. * Uş ak. beden cezas ı *İ nsan vücudu üzerine uygulanan ceza. bedelsiz * Bedeli olmayan. beden terbiyesi * Spor iş lerinden sorumlu makam. bedelci bedelli * Bedeli olan. beden eğ itimi. * Bkz. * Baş kas ı nı n ad ı na ve onun parası ile hacca giden kimse. baş . * Bir ş eyin yerini tutabilen kar ş ı lı k. kol ve bacak dı ş ı nda kalan bölümü. bedel ödenilmeyen. çoban. bedelsiz ithalât * Yurt dı ş ı ndaki iş çilerin veya geçici görevle yurt d ı ş ı na giden kamu görevlilerinin dönü ş lerinde kendi mesleklerinin icrası veya ki ş isel kullanı m için getirdikleri mallar için yapı lan düzenleme. vücut.

bedenî. bedirle ş mek * Ay bedir durumunu almak. bediiyat bedik bedir * Dolunay. güzel sanatlar. bediîle ş mek * Bediî duruma gelmek. * Estetik. kötü yürekli. * Bedevî olma durumu. * Parlak ve sağ lı klı görünmek. yüzyı lda kurulan bir Sünnî tarikatı . çadı rda yaş ayan göçebe. * (büyük b ile) Bedevîlik tarikatı ndan olan derviş . bednam . bedensel bedesten bedevî * Bedenle ilgili. beğ enilen. bedirle ş me * Bedirleş mek durumu. bedevîlik bedhah bedihî bediî bedirlenme * Bedirlenmek durumu. * Estetik bilimi. * (büyük b ile) XIII. ayı n on dördü. bedirik * Temizlenip taranmı ş ve e ğ rilmeye hazı r duruma getirilmiş yün veya pamuk topağ ı . * Güzellik ölçülerine uyan. * Kötülük isteyen. bedirlenmek * Dolunay biçimini almak. * Kazak Türklerinde bir hastalı ğ ı n iyileş mesi için yapı lan tören. bediîle ş me * Bediîleş mek i ş i. * Besbelli. yumağ ı . bedensel. * Böyle bir hayat sürdüren kimse. apaçı k. bedirlenmek. *İ çinde değ erli eş ya alı nı p satı lan kapal ı çarş ı . gözü gönlü okş ayan. * Çölde. bedenli * Bedeni olan.* Bedenle ilgili.

hünkârbeğ endi. zevk. * Sevilmek. takriz. * Akdeniz bölgesinde yaygı n bir çiçek. bedük * Çam sakı zı . begayet Begdili begonvil begonya * Begonyagillerden. dekoratif yaprakları ve renkli çiçekleri olan. be ğ enilir be ğ enilme * Beğ enilmek iş i veya durumu. * Hint prenseslerine verilen unvan. reçine. begüm be ğ be ğ ence be ğ endi * Bkz. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. . be ğ eni * Güzel veya çirkin yargı sı nı verdiren duygu. be ğ enilen. aş ı rı . * Güzeli çirkinden ayı rma yetisi. be ğ eni ş be ğ enme * Beğ enme. be ğ enirlik * Beğ enme durumu. * Beğ enmek i ş i. begonyagiller *İ ki çeneklilerden. be ğ endirme * Beğ endirmek iş i. * Beğ enme duygusu veren. * Son derece. gusto. * Bey. hoş görünmesini sa ğ lamak. * Övücü tanı tma yazı sı . hoş a gitmek. be ğ enilmek *İ yi ve güzel bulunmak. be ğ endirmek * Beğ enilmesini. be ğ enilir olma durumu. örneğ i begonya olan bir bitki familyası . pek çok çeş itleri bulunan sı cak ülke bitkisi (Begonia). pek çok. kötülüğ ü ile dillere düş en. zevk.* Kötü ün kazanan.

be ğ enmemek *İ yi veya güzel bulmamak. nasibi. * Küçümsemek. beis görmemek * sakı nca. bîbehre. nasip. ne yapı p yapı p. * Cennet. * (duygular için) Hayvanca. behi ş t behre behresiz beis * Engel. * Pay. * Benzerleri arası ndan birini seçip ayı rma. * Sarı ya çalan açı k kahverengi. hor görmek. be ğ lik * Beylik. behemehal * Her hâlde. * Çı kı ş ma bildirmek için kullanı lan bir ünlem. * Dört ayaklı hayvan. behavyorizm * Davranı ş çı lı k. hisse. be ğ enmezlik * Beğ enmeme. beher * Her bir. * Onaylamamak. beğ enmeyenin umursanmadı ğ ı nı anlat ı r. kuş ku ile karş ı lamak. tasvip etmek. * Payı . zarar görmemek. uymazlı k.be ğ enmek *İ yi veya güzel bulmak. ne olursa olsun. zarar. kabul etmek. hayvana yakı ş ı r biçimde olan. * Onaylamak. . behey behime behimî behimîlik * Behimî olma durumu. uçmak. be ğ enmeyen kı zı nı (veya küçük k ı zı nı ) vermesin * bir durumun beğ enilmemesi karş ı sı nda. * Kuş ku duymak. hissesi olmayan. * Kötülük. iyi veya güzel bulmama. önemi yok. beis yok bej * zararı yok. mutlaka.

bekârhane * Bekârları n kalması için ayrı lmı ş veya düzenlenmi ş oda. bekârl ı k sultanl ı k * evlenmeden tek baş ı na yaş amanı n daha iyi olduğ unu anlatı r. yalnı z yaş ayan kimse. bekar bekâr * Diyezli veya bemollü bir sesin eski durumuna getirilmesini gösteren nota iş areti. k ı zl ı k. erdenlik. tazelik. * Kalı cı lı k. denetleyici olarak beklemek. bek bek beka * Savunucu. önemsememesi. bekçi kalmak * koruyucu. bekâr kalmak (veya ya ş amak) * evlenmemek. bekâr odas ı * Bekârları n. * Evlenmemiş kimse. katı . gözcü. * Doğ allı k. temizlik. * Saflı k. masumluk. ölmezlik. bekâra karı boş aması kolayd ı r * bilgi ve tecrübesi olmayan bir kimsenin iş i hafife alması . beka bulmak * ölmezlik erdemine ulaş mak. * Çulluk. * ölüm veya boş anma dolayı sı yla eş ini yitirmek. bekçilik * Bekçinin yaptı ğ ı iş . gereğ ince değ erlendirememesi tâbiîdir. yenilik. . ölümsüzleş mek. * Hava gazı lâmbası nı n ucu. * Bekârları n yaş adı ğ ı müstakil ev. evlenmemiş olmak.* Bu renkte olan. bekârl ı k * Bekâr olma durumu. * Sanat ve düş üncede özgünlük. bekâret * Kı z oğ lan k ı z olma durumu. bekas bekçi * Bir ş eyi veya bir yeri bekleyip korumakla görevli kimse. * Evli olduğ u hâlde ailesinden ayrı . sa ğ lam. bek * Sert. ta ş radan gelmiş iş çilerin kalaca ğ ı oda.

beklenme * Beklenmek durumu. bekle yârin köş esini! * yakı nda gerçekleş eceğ i sanı lmayan umutlar kar ş ı sı nda söylenir. tı kamak. * Vakit öldürme. beklenmek * Beklemek iş ine konu olmak. * Aramak. bekinme * Bekinmek iş i. beklenmedik * Birdenbire. * Ummak. * Kapanmak. muhafaza etmek. ile görüş me öncesinde oturulan yer. biri gelinceye değ in bir yerde kalmak. bir kimseyi gözetmek. bekleme salonu. beklenilmek * Beklenmek. . bekleme * Beklemek iş i. beklenmez * Beklenmeyecek durumda olan. ansı zı n. beklemek * Bir iş oluncaya. bekinmek *İ nat etmek. direnmek. * Bir ş eyi. bekitme bekitmek * Kapamak. * Süre tanı mak. korumak. tı kanmak. durmak. bekleme yeri * Bir kimseyi veya taş ı tı beklemek için ayr ı lan bölme. bekleme salonu * Doktor. avukat vb. istemek. bekleme odas ı . beklenilme * Beklenilmek iş i veya durumu. beklemeli * Sı nı fta kalı p derslere devam etmeyen (öğ renci). * Bekitmek iş i. * Karş ı la ş ı lmas ı ihtimali bulunmak.bekçilik etmek * (bir ş eyi) bekleyip korumak. acele etmemek. bekleme odas ı * Bir kimseyi veya bir taş ı tı beklemek için gelenlerin oturdukları yer.

* Bektaş î tarikatı ndan olma durumu. bel *İ çkiye düş kün. Bektaş î sı rrı * Çok gizli tutulan sı r. Bektaş îlik * Bektaş î tarikat ı . Bektaş î dedesi * Bektaş î tarikatı nda daha üst makamlarda bulunan ve yönetimde sorumluluk ta ş ı yan derviş . beklenmeden oldu ğ unu anlatan birle ş ik fiil. bekleyiş * Beklemek iş i veya biçimi. içkici. Bektaş î babası * Bektaş î tarikatı ndan olan derviş . bektaş îkavuğ u * Büyük ve güzel çiçekler veren. bekletmek * Beklemek iş ini birine yaptı rmak. * Bekleş mek iş i veya durumu. . bekletilme * Bekletilmek iş i veya durumu. nohut büyüklü ğ ünde.beklenmezlik * Beklenmeme durumu. * Bireyin belli ş art ve durumları n alacağ ı biçimler veya kendisinden beklenenler konusundaki ön görüş ü. ayyaş . *İ çkiye düş künlük. ak veya kara yemiş i. Bektaş î üzümü * Taş kı rangillerden bir çalı (Ribes grossularia). ı lı k iklimlerde yeti ş en bir kaktüs (Echinocactus). beklenmezlik fiili * -acağ ı /-eceğ i biçimindeki sı fat-fiil ekine tutmak fiili getirilerek yap ı lan ve iş in istenmeden. beklenti * Bir olgunun sonunda gerçekleş mesi beklenen ş ey. bekle ş me bekle ş mek * Birlikte veya karş ı lı klı beklemek. ayyaş lı k. * Bu çalı nı n mayhoş . bekletme * Bekletmek iş i. bekletilmek * Bekletmek iş ine konu olmak veya bekletmek iş i yap ı lmak. bekri bekrilik Bektaş î * Hacı Bektaş Veli'nin tarikat ı na girmiş olan kimse.

bel kemiğ i * Omurga. bel kündesi * (güreş te) Ellerin arkadan gelip hasmı n göbe ğ i üzerinde kilitlenmesi yolundaki kündeleme. bel *İ nsan bedeninde gö ğ üsle karı n arası nda daralmı ş bölüm. * Toprağ ı kazmaya veya kirizma yapmaya yarayan. * Dağ sı rtları nda geçit veren çukur yer.*İ ş aret. . sal ı na sal ı na. bel bel * Durgun. bel bağ ı * Bel kemeri. güvenmek. bel f ı tı ğ ı * Bel bölgesinde fı tı k. bel kı rmak * gövdeyi. * Hayvanlarda omuz baş ı ile sa ğ rı arası . deri. bel kı ra k ı ra * kı rı ta kı rı ta. * Bir ş eyin varl ı ğ ı ile ilgili en önemli bölümü. * Bu bölümün. temel. uzun saplı . bel etmek * iş aret koymak. * Geminin orta bölümü. bel bağ lamak * birisinin kendisine yardı mcı olacağ ı na inanmak. bel evlâd ı * (bir kimsenin) Öz çocuğ ı . kumaş veya metalden yapı lan özel ba ğ . esas. bel gev ş ekli ğ i * Cinsel gücü yitirme. meni. bel * Ses ş iddetiyle ilgili birim. bel bellemek * toprağ ı belle kazmak. sı rtı n altı na rastlayan bölgesi. anlamsı z bakmayı anlatan bel bel bakmak deyiminde geçer. belden sağ a sola bükmek. ayakla bas ı lacak yeri tahta. sperm. bel bel * Atmı k. ucu sivri kürek veya çatal biçiminde bir tarı m aracı . bel kemeri * Elbise üzerinden bele dolayarak bir toka ile tutturulan. i ş aret vermek. bel ağ rı sı * Bel çevresinde oluş an ve duyulan ağ rı .

belâlı * Yorucu. * Yolsuz kadı nları n zorba dostu. belâs ı belâs ı nı bulmak * hak ettiğ i cezayı görmek. bel soğ ukluğ una uğ ratmak * bir iş e veya bir söze gereksiz yere karı ş arak onun akı ş ı nı sektirmek. yapmac ı ktan uzak.ş irret. kaçı nı lan bir durumun gerçekleş ti ğ i bildirilirken alay yollu söylenir. * Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak. * -den dolayı . -den sebebiyle. * Bir ş eyde gizli olan derin anlam. sözle inandı rma yeteneğ i. belâya çatmak (girmek veya uğ ramak) * beklenmedik bir belâ ile karş ı laş mak. belâ okumak * birine beddua etmek. belâ *İ çinden çı kı lması güç. bel vermek * (duvar gibi dik ş eyler) dı ş ar ı ya veya (tavan gibi yatay ş eyler) aş ağ ı ya doğ ru kamburlaş mak. sak ı ncalı durum. düzgün anlatma sanatı . üzücü. belâya u ğ ramak . * Kavgacı . * Büyük zarar ve sı kı ntı ya yol açan olay veya kimse. belâhat * Alı klı k. belâ aramak * kavga çı karmak için f ı rsat aramak. belâlar mübareğ i * istenilmeyen. musallat olmak.bel soğ ukluğ u * Üreme organları nı n akı nt ı lı ve bula ş ı cı bir hastal ı ğ ı . yorum gerektirmeyen. * Söz sanatları nı inceleyen bilgi dalı . belâ ç ı karmak * kavga çı karmak. belâgatsiz * Belâgati olmayan. can sı kı cı . belâgat *İ yi konuş ma. retorik. belâ kesilmek * birisine sı kı ntı ve eziyet vermek. * destek olmak. hiçbir yanlı ş ve eksik anlayı ş a yer bı rakmayan. * (istenmedik bir davranı ş a zorlayan) Etki. belâgatli * Belâgati olan. * Hak edilen ceza.

belediye baş kanı * Belediye teş kilâtı nı yöneten kimse. belediye saray ı * Belediyeye ait bütün iş lerin yapı ldı ğ ı ve büroları n bir arada bulunduğ u büyük yapı . belâyı satı n almak * göz göre göre belâyı üstüne çekmek. belediye meclisi * Belediye tüzel kiş iliğ ine tanı nan yetkileri kendinde toplayan organ. belediye baş kanı . . belediye encümeni ve belediye memurları ndan oluş an kuruluş . belediye nikâhı * Medenî kanuna göre kı yı lan resmî nikâh. belce *İ ki kaş arası .* çok kötü bir durumla karş ı laş mak. belde *Ş ehir. belediye meclisi toplu bulunmad ı ğ ı zaman. belediye çavuş u * Zabı ta iş lerinde üst görevli. belediye polisi * Zabı ta görevlisi. üyeleri halk tarafı ndan seçilen. özel kanunlarla belediye meclisince verilen görevleri. * Yerleş ik. * Bu teş kilâtı n bulundu ğ u bina. çevre. belediyeci * Belediye iş leri görevlisi. belediye suçları * Belediye buyrukları na ve yasakları na ayk ı rı davranı ş lar. yer. belediye meclisi. tüzel kiş iliğ i olan teş kilât. ayd ı nlatma. beledî *Ş ehirle ilgili. * Bir tür pamuklu. belediye encümeni * Belediye kanununda belirtilmi ş görevleri yerine getiren. tetkik eden ve karara ba ğ layan organ. * Mekân. belediye teş kilâtı * Nüfusu iki binden fazla olan yerleş im yerlerinde hükûmet kararı yla kurulan. ilçe. su ve esnafı n denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan. belediye *İ l. Belçikalı * Belçika halkı ndan olan (kimse). bucak gibi yerleş im merkezlerinde temizlik. kalı n kumaş . belediye reisi * Belediye baş kanı . beldeitayyibe * Medine ş ehri.

* Beş iğ e yatı rı p ba ğ lamak. * Bulamak. bayı r. peygamber çiçeğ i. belerme * Belermek iş i. parası z elde edilen. belediyelik olmak * belediye ile ilgili bir iş i olmak. bele ş (veya bahş iş ) at ı n diş ine (veya yaş ı na) bakı lmaz * bedava gelen ş eyde kusur aranmaz. bedavacı . bulaş tı rmak. * Beş iğ e konulan yatak. belermek belertme * (göz için) Akı iyice belirecek biçimde açı lmak. * Tepe. lüpçü. * Beleş çi olma durumu. dik dağ yolu. bele ş çi bele ş çilik * Parası z geçinmeyi seven. örtülmek. belemir * Orta Anadolu'da tarlalarda yetiş en. mavi kantaron (Cephalaria syriaca). akı çok görünecek biçimde açmak. bulaş mak. * Bulanmak. * Dağ üzerindeki yüksek geçit. beleme * Belemek iş i. belek * Kundak. belenme * Belenmek iş i.belediyecilik * Belediye iş leri. belertmek * Gözlerini. * Belertmek iş i. emeksiz. bele ş * Karş ı lı ksı z. belediyelik * Belediyeyle ilgili. . belemek * (çocuğ u) Kundaklamak. belenmek * Kundaklanmak. belen * Bel. yüksek yer. çiçekleri mavimsi renkte bir yı ll ı k bir bitki. çocuk bezi.

para vermeden elde etmek. resim. belgeselci * Belgesel. belgelik belgesel belgesel film * Hayattan alı nan herhangi bir olguyu.bele ş e konmak * emek. * Belge niteliğ i taş ı yan film veya televizyon program ı . belgeci * Belgesel filmler yapan. beletmek belge * Kundaklatmak. belgelenme * Belgelenmek iş i. belgeli * Belgesi olan. bele ş ten beletme * Beletmek iş i. tevsik. faks. tevsik etmek. belgelendirme * Belgelendirmek iş i. karş ı lı ksı z. * Belge ve yazı lar ı n sakland ı ğ ı yer. doküman. arş iv. bilgi ve belgelerin telefon sistemi vası tas ı yla bir yerden bir yere iletilmesini an ı nda sağ layan araç. fotoğ raf. okuldan çı karı lmak. film vb. * Belge niteliğ i bulunan (ş ey). belgelemek * Bir olgunun doğ ru olduğ unu belge ile göstermek. belgelenmek * Belgelemek iş ine konu olmak. * Belgesel niteliğ indeki eserleri seven veya bunlarla ilgilenen (kimse). kendi tabiî çevresi ve akı ş ı içinde veya gerçeğ e en yakı n biçimde haz ı rlanmı ş yapay bir yerde iş leyen. *İ ki y ı l üst üste aynı sı nı fta kalan ö ğ renci okuldan ç ı karı lmak. *İ ki y ı l üst üste sı nı fta kaldı ğ ı için okula devam etme hakkı nı yitirerek belge alan. belgeleme * Belgelemek iş i. . * Bir gerçeğ e tanı klı k eden yazı . * Emek vermeden. ortaya ç ı karmak. film çeken veya bunun üzerinde çalı ş an (kimse). vesika. belge almak * (iki yı l aynı sı nı fta üst üste kalan öğ renci) okuldan uzaklaş tı rı lmak. belirli bir amacı yansı tan film. dokümanter. belgelendirmek * Belge göstererek belirtmek. yöneten sinemacı . belgegeçer * Yazı lı .

beli bükülmek * yaş lı lı k yüzünden güçsüz kalmak. * Evet. ş iar. beli bükük * Beli bükülmüş . belâgatli. sarih. iş aret edilemeyen. belgisiz zamir * Bkz. * Belirli olmayan. gayrimuayyen. beli * Senet. belgisiz s ı fat * Bkz. bir iş yapamayacak duruma düş mek. belgilemek * Belgi ile göstermek. düş ünüş ve inanı ş taki ayı rı cı özellik.belgeselcilik * Belgeselcinin yaptı ğ ı iş . beli çökmek * kamburlaş mak. alâmet. belirsizlik sı fatı . beli aç ı lmak * küçük aptesini tutamaz olmak. belirli olan. niş an. belgileme * Belgilemek iş i. hüccet. zavallı . sarahat. belirsizlik zamiri. belgili * Belgiye dayanan. * Belgin olma durumu. ş iar. güçsüz. belgisizlik * Belgisiz olma durumu. * Duyuş . belgit burhan. * Bir önermeyi tanı tlamak için gösterilen ve daha önce doğ ru diye kabul edilen baş ka önerme. beliğ * Belâgati olan. belgi * Bir ş eyi benzerlerinden ay ı ran özellik. belik . beli gelmek * cinsel birleş me sı rası nda salgı boş almak. belgin belginlik belgisiz * Tam ve kesin olarak belirlenmiş olan.

bariz. determinasyon. belirginle ş me * Belirgin duruma gelme. açı k. belirli kı lmak. belirginle ş tirmek * Belirgin duruma getirmek. belirlenim * Belirli duruma gelme iş i. belik belik * Örgü örgü. özünü olu ş turan ögeleri açı klayarak tanı mlamak. * Bir kavramı . tayin. içeriğ inin. * Bir kavramı n anlamı nı n. * Yeni bir kavramı . kapsam bakı mı ndan daraltmak. irkilmek. tayin etmek. belini vermek * dayamak. belinden gelmek * birinin dölü olmak. örgü hâlinde.yaslanmak. yapı sı nı n veya sı nı rları nı n tam olarak belirlenmesi iş i. belirleme * Belirlemek iş i. ayı rı cı bir öge ekleyerek s ı nı rlamak. genellemek kar ş ı tı . beliklemek * Saçları örmek.* Saç örgüsü. belirginle ş mek * Belirgin duruma gelmek. belirginle ş tirme * Belirgin duruma getirme. sı nı rlamak. belini doğ rultmak (veya do ğ rultamamak) * yeniden durumunu düzeltmek. belinleme * Belinlemek iş i. belini bükmek * çaresizlik içinde bı rakmak. gerektirim. sarih. belirlemek * Belirli duruma getirmek. belini k ı rmak * birini bir ş eyi yapamaz duruma getirmek. . belirgin * Belirmi ş durumda olan. besbelli. belirginlik * Belirgin olma durumu. belinlemek * Birden uyanarak çevresine korku ile ş aş kı nş aş kı n bakmak. belikleme * Beliklemek iş i.

indeterminist. *İ nsan iradesinin hiçbir ş arta bağ lı olmadı ğ ı nı . içinde bulunan zamandan önce olup bitti ğ ini kesinlikle bildiren kip. meçhul. tebellür etme. belirlenimcilik * Her olayı n ba ş ka olaylar ı n gerekli ve kaçı nı lmaz bir sonucu olduğ unu ileri süren öğ reti. Türkçede bu zaman -m ı ş / -miş ekiyle kurulur: Gelmi ş . insan ı n özgür iradesinin nedensellik yasas ı na bağ lı olmadı ğ ı nı savunan görüş . belirli geçmiş * Fiilin belirttiğ i kavramı n. belirsiz belirsiz geçmi ş * Fiilin belirttiğ i kavramı n. görülen geçmi ş . kesin bir biçim almak. muayyen. gerekircilik. belirli belirsiz * Yarı belirgin durumda. belirli * Açı k ve kesin olarak sı nı rlanmı ş veya kararlaş tı rı lmı ş olan. tebarüz etmek. * Bir düş ünce veya durum için. *İ yice görünür ve anlaş ı lı r bir durum almak. * Belirli olmayan. geçiş li fiil durumunda olan yüklemle ilgili kelime veya kelime grubu. determinizm. belirlenmezcilik * Nedensellik yasası na bağ lı olmayan. belirle ş mek * Belirgin duruma girmek. az çok belli olan. müphem. tezahür etmek. * (önce belli veya görünür olmayan bir ş ey için) Ortaya çı kmak. tebellür etmek. gerekirci. -di'li geçmiş . içinde bulunduğ uş artlarla belirlenmediğ ini. belirlenmek * Belirli duruma getirilmek. belirlilik * Belirli olma durumu. içinde bulunulan zamandan önce olup bittiğ ini ba ş kas ı ndan duyarak veya belirsiz olarak bildiren kip. görülmeyen geçmi ş .Ald ı . gülmü ş . gayrimuayyen. belirli nesne * Belirtme durumu ekini almı ş . bir sebebe bağ lanmayan olay ve durumları n da bulunduğ unu öne süren görü ş . . uçtu vb. belirlenme * Belirlenmek iş i. * Niteliğ i hakk ı nda tam bir bilgi edinilemeyen. Bu zaman Türkçede -dı (-di) / -tı (-ti) ekiyle karş ı lanı r. * Bilinmeyen. indeterminizm.belirlenimci * Belirlenimcilik yanlı sı olan (kimse). ağ lamı ş gibi. belirme belirmek * Belirmek iş i. indeterminizm. biçti. belirlenmezci * Belirlenmezcilik yanlı sı olan (kimse). determinist. belirle ş me * Belirleş mek iş i veya durumu. -miş 'li geçmiş .

amblem. belirtken * Bir özlü sözle birlikte kullanı lan iş aret. belli. belirtilme * Belirtilmek iş i. * Gösterge. * Açı k. * Bir olayı n veya durumun anlaş ı lması na yardı m eden ş ey. belirtili * Belirtisi olan. azı . sarih. filan vb. birkaçı . * Soyut bir ş eyin. tasrih. sarih meful. * Belirtilmiş olan. birtak ı m. * Belirli kı lma. niş ane. belirsizlik sı fat ı *İ simleri yakla ş ı k. herkes. çiçeğ in kokusu gibi. belirteç * Zarf. belirtilmek * Belirtmek iş ine konu olmak. belirtme durumu belirtme . belirtili tamlama * Tamlayanı -in (-nin) takı sı . niş an. birkaç. belirtisiz nesne * Yalı n durumdaki nesne. tamlananı genellikle üçüncü kiş i iyelik eki alan ve çoğ u kez tür kavramı veren isim tamlaması : Ankara kedisi. belirten belirti belirtik belirtilen * Tamlanan. bir kavramı n sembolü olan varl ı k veya eş ya. belirsizlik zamiri *İ smin yerini belirsiz. tamlananı üçüncü ki ş i iyelik eki alan ve belirli bir kavram taş ı yan tamlama: Doğ an'ı n kalemi. müphemiyet. * Tamlayan. belirtisiz tamlama * Tamlayanı yalı n durumda olan. kabataslak tutan zamir: bazı sı . her. belirli kı lı nan. belirtili nesne * Belirtme durumundaki nesne. görüş bildirme. birçoğ u.belirsizlik * Belirsiz olma durumu. alâmet. * Belirtilmemiş olan. Tuz Gölü gibi. kabataslak belirten sı fat: bazı . belirtisiz * Belirtisi olmayan. biri vb.

yükleme durumu. * Belitleme kuramı nı ortaya koymak. * Belitlemek iş i. ya. belleğ ini yitirmek * bellek kaybı na uğ ramak. haf ı za. mütearife. öğ renilen konular ı . belitlenebilirlik * Belitlenebilen kuram. belirtmek * Açı klamak.* Yüklemi geçiş li bir fiil olan cümlede fiilin doğ rudan etkilediğ i -i (-ı . -ü) ekini almı ş isim. belitlemek * Belgeye dayanarak ortaya koymak. * Felâket. soru. belitken belitleme * Belitler sistemi. sayı veya belirsizlik bakı mları ndan belirten s ı fat: Bu kapı . * Tümden geliş imci bir bilime esas olacak belit sistemi. ya . belkili * Olası lı . belladonna * Güzelavrat otu. olabilir ki. ihtimalî. keder. bellek kayb ı * Bellek yitimi. belki de *ş u da olabilir.. -u. . ihtimal. bellek * Yaş ananları . parçalar ı n her birinden büyüktür" sözü bir belittir. Birinci dönem. Yazı yı okudum. bunları n geçmiş le iliş kisini bilinçli olarak zihinde saklama gücü. akı l. belli ve kesin olmayan. aksiyom: "Tüm. * Bir bilgisayarda. programı değ iş meyen verileri. * Olsa olsa. tebarüz ettirmek. * Doğ ru olabileceğ i gibi. muhtemel. yanlı ş da olabilen. bellek kar ı ş ı klı ğ ı * Kelimelerin doğ ru anlamı nı hatı rlayamamak veya ilk olarak görülen bir ş eyi önce gördüğ ünü sanma duygusuna kap ı lmak biçiminde beliren bir ruh hastal ı ğ ı . akuzatif. dağ arcı k. olası lı . beliye belki * Muhtemel olarak. Evi gördüm. i hâli. yapı lacak i ş için gerekli olan ara sonuçları toplayan bölüm.. belirtme grubu * Tamlamalardan daha geniş kelime dizisi: Kalı n bir kitabı n süslü cilt kapa ğ ı bir belirtme grubudur. Kaç öğ renci? Hangi ev? Üç çocuk gibi. tasa. belirtme sı fatı * Bir ismi gösterme. belit * Kendiliğ inden apaç ı k ve bundan dolayı öteki önermelerin ön dayanağ ı sayı lan temel önerme.

* Bellemek yetisi. belli ba ş lı * Belirli. haş a. yapı k. belli * Beli olan. bedihî. * Belirli. bellenmek * Bellenmek (II) iş ine konu olmak. belli olmak . belletme * Belletmek iş i. belletmen * Orta öğ retimde etütleri denetleyen kimse.bellek yitimi * Büyük sarsı ntı veya humma yüzünden belleğ in bozulması veya kaybolması biçiminde beliren ruh hastalı ğ ı . öğ renilmek. ö ğ retmek. anlaş ı lan. belletmek * Bellemesini sağ lamak. belli belirsiz * Zorlukla seçilebilen. * Sanmak. * Belleğ in kı sa bir süre durup iş lememesi. yarı belli. malûm. * Önemli. * At ve benzeri hayvanları n sı rtı na vurulan keçe. muayyen. * Bellemek iş i. muayyen. bellem belleme belleme bellemek * Öğ renip akı lda tutmak. zahir. * sezdirmek. bellenmek * Bellenmek (I) iş ine konu olmak. aş ikâr. müzakereci. me ş in veya kal ı n kumaş parçası . belletici. bellemek * Bel denilen araçla toprağ ı iş lemek. iyice görünür anlaş ı lı r duruma getirmek. belleten belletici * Çalı ş tı rı cı . duyulabilen. * Gizli olmayan. hissettirmek. öğ retici. ortada olan. belli etmek * açı klamak. çok az belli olan. belli * Bilinmedik bir yanı olmayan. yarı bellisiz. * Bilim kurumları nı n çalı ş maları ile ilgili yazı ve haberlerin yayı mland ı ğ ı dergi.

kendi çı karları nı herkesinkinden üstün tutan. * Bencillik öğ retisine inanan. ben ben bu i ş te yokum * ben bu iş e karı ş mam. bedahet. * Saçta. sakalda beliren beyazlı k. bellik *İ ş aret. egoist. açı klanmak. hodpesent. bence benci * Kendini beğ enen. düş ündüğ üm gibi. bencil * Yalnı z kendini düş ünen. bencil olmak . * Belli olmayan. sen yolcu oldukça * özel iliş kilerimiz sürüp gittikçe (senin bana i ş in düş er). * Tekil birinci kiş iyi gösteren zamir. * Bkz. hodkâm. kendini her konuda üstün gören. bilinemeyen. koyu renkli leke veya kabartı . apaçı k. hep kendinden söz eden. * En çok üzümde görülen olgunlaş ma belirtisi. * Kiş iyi öbür varlı klardan ayı ran bilinç. ben hanc ı . tende bulunan ufak. bemol * Bir sesin yarı m ton kalı nla ş tı rı laca ğ ı nı gösteren nota i ş areti. balsam. ben ş ahı mı (veya ş eyhimi) bu kadar severim * ben bundan daha çok özveride bulunamam. * Bir kimsenin kiş iliğ ini olu ş turan temel öge. ego. bembeyaz * Çok beyaz veya her yanı beyaz. benbencilik * Benbenci olma durumu.* anlaş ı lmak. hodbin. ben * Olta veya tuzağ a konulan yem. ben * Çoğ u do ğ uş tan. * Böylece kalı nlaş tı rı lmı ş (ses). * Bana göre. muayyeniyet. bellilik bellisiz belsem * Belli olma durumu. megaloman. * Kuş un yavrusuna taş ı dı ğ ı yem. apak. gururlu. marka. * Pı rı l pı rı l. benbenci * Kendini çok öven. kibirli.

* bencilce davranı ş ta bulunmak. *İ nsanı n bütün eylemlerinin ben sevgisiyle belirlenmiş olduğ unu. bendeniz * alçak gönüllülükle ben yerine ve "köleniz'" anlamı nda kullanı lı r. bencilce * Bencile yakı ş ı r biçimde. bendegân * Kullar. * Köle ile ilgili. bendegî * Kulluk. bencille ş mek * Bencil duruma gelmek. kendimi suçlu saymam. bencilik * Benci olma durumu. egoistlik. bendezade * Bendenin oğ lu. bendir benefş e * Alaturka çalg ı aleti. köle. benden söylemesi * ben üzerime borç saydı ğ ı mş eyi söyledim. köleye ait. egoizm. kölelik. bende * Kul. bencillik * Bencil olma durumu. benden söylemesi. bencileyin * Benim gibi. köleler. bendehane * Bendenin. egoizm. benden de al o kadar * Bkz. bendeniz cennet ku ş u * kendini tanı tı rken kullanı lan bir deyim. al benden de o kadar. . hodpesentlik. * Kendi benini ve çı karı nı hayat ı n mutlak ilkesi yapan anlayı ş . hodbinlik. buna göre ahlâklı lı ğ ı n da yalnı zca kendini koruma içgüdüsünün bir biçimi olduğ unu ileri süren öğ reti. bencillik etmek * bencil davranmak. bencille ş me * Bencilleş mek iş i. * Menekş e. benden günah gitti * Bkz. kölenin evi.

küçük boyda bir cins köpek balı ğ ı (Scylliorhinus canicula). benekli * Ufak lekeleri bulunan. parlak taneciklerden ve parlak damarlardan olu ş muş bölüm. ölümsüz. * Ölmezlik. ölümsüzle ş mek.benek * Herhangi bir ş ey üzerindeki ufak leke. puan. nokta. fekül. * Sonsuz ve ölçülmez zaman. * Sonu olmayan. sonsuz yaş ama niteliğ i kazandı rmak. ebedîlik. ölümsüzleş tirmek. * Güneş lekeleri yöresinde görülen. beniçinci * Kiş inin benliğ ini merkez sayma görüş ü. benekle ş mek * Benek benek durum almak. beneklenmek * Benek oluş mak. insanlar. benekli köpek balı ğ ı * Kara benekli. hep kalacak olan. baş langı cı ve sonu olmayan varlı k. bengile ş me * Bengileş mek iş i. beni sokmayan y ı lan bin (yı l) yaş ası n * zararlı olduğ u bilinen. bengile ş mek * Sonsuz yaş ama niteliğ i kazanmak. bengi bengi * Ege ve Güney Marmara bölgesinin halk oyunları ndan biri. ebedî. bengilik * Zamanla ilgisi. bengileme * Bengilemek iş i. benekle ş me * Benekleş mek iş i veya durumu. ama kimseye kötülüğ ü dokunmayan kiş iyle u ğ raş mamalı dı r. ebedîleş mek. abı hayat. benmerkezci. bengi su *İ çene sonsuz hayat verdi ğ ine inan ı lan ve efsanelerde geçen su. beniçincilik . ebedîleş tirmek. beneklenme * Beneklenmek iş i. benibeş er *İ nsan. beniâdem * Âdemoğ ulları . bengilemek * Bengi kı lmak.

benim diyen * kendine güvenen. * Bir ş eye. benimsemek * Bir ş eyi kendine mal etmek. benizli * Benzi bulunan. benlenme * Benlenmek iş i.* Dünyada kiş inin benliğ ini merkez sayan felsefe görüş ü. beniz geçmek * benzi solmak. benimsetme * Benimsetmek iş i. benimsenmek * Benimsenmek iş ine konu olmak. tesahup. benim oğ lum bina okur. senli benli. benze sahip olan. sahip çı kma. benimseyi ş * Benimsemek iş i veya durumu. benliğ inden çı kmak . beniz * Yüz rengi. benimsetmek * Birinin benimsemesini sağ lamak. benmerkezcilik. benildemek * Belinlemek. benlenmek * Ben oluş mak. benimseme * Benimsemek iş i. ı sı nmak. benildeme * Benildemek iş i. kabullenmek. benimsenme * Benimsenmek iş i. egosantrizm. tesahup etmek. sahip çı kmak. güçlü olduğ una inanan. benliğ i yoğ urmak * kiş iliğ i oluş turmak. benli benli * Teninde ben bulunan. * Bkz. döner döner yine okur * "çok çalı ş mas ı na karş ı lı k verimli ve yararl ı olmuyor" anlam ı nda kı nama veya eleş tiri belirtmek için kullan ı lı r. birine bağ lanmak.

benlik yitimi * Kiş ilik duygusunun ve benlik bilincinin yitirilmesi ile beliren ruh hastalı ğ ı . ş ahsiyet. * Suyu biriktirmek için önüne yapı lan set. gurur. onu kendisi yapan ş ey. bent olmak * bağ lanmak. and ı rmak. * Kendi benliğ inin geli ş imini. kendilik. * Sanı sı nı uyand ı rmak. benmerkezcilik * Beniçincilik. ki ş iliğ i. benlik ikileş mesi * Öznenin kiş iliğ ini iki veya daha çok bilinç merkezine bölen ve tek kiş ide çe ş itli kiş ilikler durumunda beliren bir ruh hastalı ğ ı . * Benlikçilik yanlı sı olan (kimse). benzemek *İ ki kiş i veya nesne arası nda birbirini andı racak kadar ortak nitelikler bulunmak. * Kanun maddesi. benlik * Bir kimsenin öz varlı ğ ı . benzeme * Benzemek iş i. benlikçilik * Her konuda hep kendini ileri sürme. * Gazete yazı sı . gibi görünmek. bent * Bağ . benmari * Bir kabı kaynar suya oturtmak yolu ile içindekini ı sı tmak veya eritmek yöntemi. benlik davas ı * Her ş eyi kendi düş üncesine uydurmak ve her ş eyde söz sahibi olmak çabası . . benmerkezci * Beniçinci. egotizm. büğ et. kitaplarda kendi içinde bütünlük oluş turan bölüm. benlikçi * Her konuda hep kendini ileri süren. hep kendinden söz eden (kimse). kiş iliğ ini üstün görme. kibir. * Bağ lam.* kendine benzemez olmak. hep kendinden söz etme durumu. benzemez *İ skambil veya okey oyununda farklı kâğ ı tlar ı n veya taş lar ı n bir araya gelmesi. benlik çat ı ş mas ı * Benliğ in ön plâna çı kması ile baş gösteren çat ı ş mas ı . * Kendi kiş iliğ ine önem verme. bent etmek * kendine bağ lamak. rabı t. benzemeklik * Benzer olma durumu. bütün davran ı ş lar ı nı n ilkesi yapan kiş inin niteliğ i. tutulmak.

* Benzer olma durumu. benze ş im * Bazı ortak yönleri olan iki ş ey arası ndaki benzeş me. mü ş abih. teş bih. -ten. eş siz. benze ş im oranı *İ ki ş eklin kenarları nı n arası ndaki oran. benze ş mezlik * Bir kelimede bulunan aynı veya benzeri seslerden birinin değ iş ikliğ e uğ raması . benzeş im. . * Bkz. benze ş lik * Benzeş olma durumu. benze ş ik * Benzeş me özelliğ i gösteren. benzer ş ekiller * Kenarları nı n uzunlukları arası ndaki oran değ iş memekle birlikte karş ı lı klı açı ları eş it olan ş ekiller. odalardan (oda-lar-dan) kelimelerinde bulunan -çü. mümasil. * Benzerlik gösteren. müş abih olmak. ekmekten (ekmekten). benzersizlik * Benzersiz olma durumu. -dan eklerindeki ünsüz veya ünlüler gibi. çar ş anba > çar ş amba. yapı ve yüz bakı mı ndan bu oyuncuyu andı ran kimse. dublör. nazir. benze ş mek * Birbirine benzemek. mü ş abih. * Nitelik. görünüş ve yapı bakı mı ndan bir baş kası na benzeyen veya ona eş olan (ş ey). * Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde ası l oyuncunun yerine ç ı kan. benzeri benzerlik durum. benzer.benzen benzer * Maden kömürü katranı ndan çı kar ı lan C6H6 formülündeki hidrokarbonun bilimsel adı . mü ş abehet. benze ş * Birbirine benzeyen. attar > aktar. benze ş en * Ünlü veya ünsüz benzeş melerinde etki altı nda kalan ünsüz veya ünlü: Sütçü (süt-çü). araları nda benzerlik bulunan. karş ı lı klı aç ı lar ı nı n eş it bulunması durumu. kehribar > kehlibar gibi. benze ş me * Benzeş mek iş i. o + bir < öbür gibi. benzeti * Benzetme. *İ ki ş eklin kenarları nı n uzunlukları arası ndaki oran değ iş memekle birlikte. * Bir kelimede bir sesin baş ka bir sesi kendisine benzetme etkisi: yurt-daş > yurtta ş . aslı ndan kopya edilmiş . disimilâsyon: Kı nnap > kı rnap. *İ ki üçgende köş elerinin e ş lenmesine göre karş ı lı klı aç ı lar ı n eş ve kar ş ı lı klı kenarları n orantı sı ndan doğ an benzersiz * Benzeri olmayan.

kopyacı . benzetici * Benzeterek yapan. benzin * Petrolün damı tı lması ile elde edilen. benzeyiş sizlik * Benzeş memek durumu. solmak. renksiz. ona benzetilen kimse veya ş ey için kötü bir duygu beslenilmediğ ini anlat ı r. * Kötü bir duruma getirmek. bozmak. benzetiş * Bir ş eyi ba ş ka bir ş eye benzetmek i ş i veya biçimi. benzi kül gibi olmak * yüzünden kan çekilmek. * Dövmek. kendine özgü kokusu bulunan bir sı vı . yağ gibi ihtiyaçlar ı nı karş ı layan.65 olan. benzeyiş * Bir ş eyin ba ş ka bir ş eye benzemesi durumu. . benzi uçmak * yüzü sararmak. benzetilmek * Benzetmek iş ine konu olmak. benzetici ressam * Büyük sanatçı lar ı n üslûbunda çal ı ş arak. uçucu. benzetilme * Benzetilmek iş i.benzeti ressamı * Büyük sanatçı lar ı n yaptı kları nı . benzetmek * Benzer duruma getirmek. o niteliğ i eksiksiz taş ı yan bir ş eyi örnek olarak gösterme iş i. sahteci. * Bir ş eyin neteliğ ini anlatmak için. benzin pompası * Benzinlikte araç depoları na benzin koyma ve verilen benzin tutarı nı gösterme aracı . teş bih. benzinlik. benzi atmak (veya uçmak) * ansı zı n yüzünün rengi sararmak. benzi sararmak * yüzünün rengi solmak. benzetme * Benzetmek i ş i. yolculara dinlenme ve alı ş veriş imkânı veren tesis. yapt ı ğ ı iş leri orijinal eser diye satan sahteci ressam. benzin istasyonu * Araçları n benzin. özgül ağ ı rl ı ğ ı yaklaş ı k 0. orijinaline bakarak yapan ve benzeti olduğ unu belirten ressam. * Benzen. * Bir ş eyde ba ş ka ş eye benzeyen yönler bulmak. benzetmek gibi olması n * kötü bir sona uğ ramı ş birinden veya bir ş eyden söz ederken. yüzü sararmak.

makine vb. benzinde kan kalmamak * kansı zl ı k sebebiyle yüzü sararmak. canlanmak. beraberlik müziğ i . yarı ş ma için) takı mlar ayn ı sayı yı almak veya denk gelmek. -e karş ı n. * -e rağ men. bir arada.). beraat ı zimmet ası kdı r * tersi ispatlanmadı kça insanları n suçsuz sayı lmaları ilkesini anlatı r. beraat ı zimmet * Borcu. beraat etmek * aklanmak. yarı ş ma) takı mları n aynı sayı yı alması yla sonuçlanmak. borçsuzluk. vereceğ i olmama durumu. benzincilik * Benzincinin iş i veya mesleğ i. beraberinde * yanı nda. benzol beraat * Benzin ve tolüen karı ş ı mı bir akaryak ı t. beraber olarak. * Aklanma. beraberce * Birlikte. temize çı kmak. * Baş baş a kalma durumu. benzinlemek * Benzin dökerek yakmak. benzine kan gelmek (veya benzi kanlanmak) * sağ lı klı duruma gelmek. baş a ba ş kalmak. benzin istasyonu. benzinleme * Benzinlemek iş i veya durumu. berabere bitmek * (oyun. berabere kalmak * (oyun. beraber * Birlikte. benzinli benzinlik * Benzin sat ı lan yer. * Aynı düzeyde. * Benzinle çalı ş an (motor.benzinci * Benzin satı lan yer veya benzin satan kimse. beraberlik * Birlikte olma durumu. baş a baş gelmek. * Bir nesneyi benzine bulamak.

berbat olmak * kötü duruma gelmek. berber koltu ğ u * Berberler için yapı lan hareketli. viran. Akdeniz'de yaş ayan.* Orkestra. oynar baş lı klı özel koltuk. Berat Gecesi. taranması ve yapı lmas ı iş iyle uğ ra ş an veya bunu meslek edinen kimse. * bozmak. koro veya oda müziğ inde olduğ u gibi birçok sesin oluş turduğ u müzik. eti yenilen bir balı k (Serranus anthias). Berat Kandili * Bkz. gecesine rastlayan kandil gecesi. Berberî berberlik * Berberin yaptı ğ ı iş . berber balı ğ ı * Hanigillerden. * Darmadağ ı n. berber * Saç ve sakalı n kesilmesi. san. * Bu iş in yapı ld ı ğ ı dükkân. berber bataryası * Berber dükkânları nda lâvaboya su akması nı sağ layan deve boynu biçimindeki musluk takı mı . berber salonu * Büyük berber dükkânı . * Osmanlı İ mparatorluğ unda bir göreve atanan. niş an veya ayrı calı k verilen kimseler için çı karı lan padi ş ah buyruğ u. periş an. * Çirkin. kirlenmek. . aylı k bağ lanan. seçme. berat * Bir buluş tan. * Seçilmiş . berbat etmek (veya eylemek) * kötü duruma getirmek. kuyruğ unun çatalı çok uzun olan. berber dükkânı * Berber. * Kuzey Afrika'daki Cezayir bölgesinde Berberistan halkı ndan veya bu halkı n soyundan olan kimse. berber çı rağ ı * Berber ustası nı n yanı nda yeti ş tirilmek üzere çalı ş an çocuk. * Bozuk. * Sanat değ eri yüksek anlamlar taş ı yan dize. beğ enilmeyen. berceste * Sağ lam ve lâtif. bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge. Muhammed'e peygamberliğ in Cebrail aracı lı ğ ı yla bildirildiğ iş aban ayı nı n 15. bak ı msı z. Berat Gecesi * Hz. * bozulmak. patent. berbat * Kötü.

yassı ve sipersiz baş lı k. iyi bir rastlantı olarak. bereketlenmek * Çoğ almak. artmak. bozuk. bereketsizlik * Bereketsiz olma durumu. berelenme * Berelenmek iş i veya durumu. * bir kimsenin bir durumdan hoş nutluğ unu anlatmas ı . berdevam * Sürmekte olan. sürüp giden. teselli bulması . bere * Vurma ve incitme sonucu vücudun herhangi bir yerinde oluş an çürük. gürlük. . * Pis. ezik. verimli. *İ yi ki. bereketlilik * Bereketli olma durumu. berelenmek * Bereli duruma gelmek. berelemek * Bereli duruma getirmek. neyse ki. * Herhangi bir ş eyde görülen çizik. bereketli ola! (veya olsun!) * yemek yemekte olanlara veya ürünlerini dev ş irenlere söylenen iyi dilek sözü. * Yağ mur. feyezan. ongunluk. Tanrı 'ya ş ükür ki. bereleme * Berelemek iş i. bere * Yuvarlak. feyz. bereketli * Bol. bereket * Bolluk. bakı msı z. bereketsiz * Kendinden beklenen yararlı ğ ı sa ğ layamayan ( ş ey). bereket ki (veya bereket versin ki) * iyi ki.berdelacuz * Halk tahminine göre. bereketlenme * Bereketlenmek iş i veya durumu. 9-18 Mart arası nda görülen kocakarı so ğ uğ u. berdu ş * Baş ı boş . serseri. bereket versin * para alan kimsenin söyledi ğ i iyi dilek sözü.

kabukları ndan reçel yapı lan ve esans ç ı karı lan meyvesi. berhane gibi * gereğ inden çok büyük (ev). * boş a gitmek. bergamodî * Sarı msı pembe renginde olan. * Beride olan ş ey veya kimse. * Beresi olan. * Bu ağ acı n. * bitirmek. berhava olmak * patlama yolu ile havaya uçmak. berhava etmek * havaya uçurmak. arma ğ an. canlı . oldukça. beri * Konuş an ı n önündeki iki uzaklı ktan kendisine daha yakı n olanı . * Bu uzaklı kta bulunan.bereli bereli * Beresi olan. bergamot * Turunçgillerden bir ağ aç (Citrus bergamia). berhayat berhudar * Hayatta olan. alelâde. az çok. * Büyük. beril . biraz. beriberi * Genellikle Uzak Doğ u ülkelerinde B vitamini eksikliğ inden ileri gelen bir hastalı k. harap. yok etmek. yadigâr. * Mutlu. * Yararsı z. uçurulmuş . kullanı ş sı z ev. berenar ı *Ş öyle böyle. berhudar ol! * "iyi günler göresin" anlamı nda dilek olarak kullanı lı r. beribenzer * Sı radan bayağ ı . * Çı kma durumundaki kelimelerden sonra getirilerek bir iş in baş langı cı nı gösterir. yaş ayan. boş . berhava * Havaya verilmiş . bergüzar berhane * Anmak için verilen hatı ra. beriki * Beride olan.

tahkim. Kı saltması Be. berk * Sert. berkinmek * Berkimek. Kı saltması Bk. yoğ unluğ u 1. tahkim etmek. * Sağ lam. takviye etmek. 29700C de eriyen. yanları ve karn ı beyaz. * Sertlik. berlam *İ nce pullu. berkemal berkime * Mükemmel. çoğ u yeş il renkli berilyum ve aliminyum silikat. pekiş mek. berraklaş ma * Berraklaş mak iş i veya durumu. berraklaş mak * Berrak duruma gelmek.* Doğ ada altı gen billûrlar durumunda bulunan. takviye. açı k. katı . temiz.84.013 olan. katı lı k. durulaş mak. * Berkimek iş i. berkinme * Berkinmek iş i veya durumu. . saydam. amerikyum veya küryumdan elde edilen yapay element. ortalama 30-40 cm boyunda. berkitmek * Sağ lamlaş tı rmak. Marmara ve Ege deniziyle Akdeniz'de bol bulunan bir bal ı k türü (Merluccius merluccius). * Pekiş tirilmek. berilyum * Atom numarası 4. atom ağ ı rl ı ğ ı 294 olan. berkitme * Sağ lamlaş tı rma. bermuda bermutat * Alı ş ı lagelen biçimde. berkelyum * Atom numarası 97. aydı nlı k. berjer * Arkası kabarı k ve yüksek oturacak yeri geni ş koltuk. * Dizlere kadar inen dar ve kı sa pantolon. zümrüt gibi baz ı taş lar ı n birleş iminde bulunan. berkimek * Sağ lamlaş mak. havanı n etkisine kar ş ı ince bir oksit tabakası yla kaplı element. berrak * Duru. berklik * Sağ lamlı k. güç kazanmak. pek iyi. atom ağ ı rl ı ğ ı 9. sı rtı açı k kahverengi. her zaman olduğ u gibi.

* Morarmak. bertilme besbedava * Pek ucuz. burkulmu ş . * Açı k. berraklaş tı rmak * Berrak duruma getirmek. bere. dar dil. net ve kolay anlaş ı lı r duruma getirmek. bertmek berzah besalet * Bertilmek. * Bir yana. * Berelenmek yaralanmak. * Deride mor leke. berraklı k * Berrak olma durumu. gidermek. bertik * Yara. * Yiğ itlik. apaçı k. burkulmak. çürük. * Bertilmek iş i veya durumu. uzun uzad ı ya. karasal. çok belli. yok edilmek. bertaraf etmek * ortadan kaldı rmak. besbelli * Açı k. bertilmek *İ ncinmek. açı k olarak. * Anlaş ı ldı ğ ı na göre.berraklaş tı rma * Berraklaş tı rmak i ş i. berri * Kara ile (toprakla) ilgili. bertaraf olmak * ortadan kalkmak. *İ ncinmi ş . duruluk. çürümek. yararlı lı k. bertme * Bertmek iş i. * Kı stak. eselemek beselemek. besbeter beselemek * Bkz. anlaş ı lı yor ki. * Çok kötü. ş öyle dursun. durulaş tı rmak. bertafsil bertaraf * Açı klamalı . .

* Sı ğ ı r. gı da. besi doku * Tohumları n içinde embriyonu çevreleyen bölüm. gı dası z. besermek * Bkz. * Besini olan. * Besini olmayan. beslenmeye elveriş li her tür madde. besi * Yaş atmak ve geliş tirmek için gereken besinleri yedirip içirmek iş i. * Yaş amak. besinsizlik * Bitkilerin damarları nda dolaş an besleyici su. azı k.beserek * Tüylü ve damı zlı k erkek deve. besi meras ı * Besleme değ eri oldukça yüksek mera bitkileri ile kaplı olan ve gerektiğ inde ilâve yemler de verilerek özellikle kesime gönderilecek hayvanlar ı n fazla canl ı ağ ı rlı k kazanmaları için otlat ı ldı klar ı doğ al veya sun'î verimli mera. besi dokulu * Besi dokusu olan. besinli besinsiz . besi örü * Tohum çimlenirken yeni çı kan bitkiyi beslemeye yarayan ve embriyonun çevresine yay ı lmı ş bulunan besleyici maddelerin bütünü. davar gibi hayvanları besleyerek semirten. * Bir ş eyi istenilen durumda tutmak ve oturtmak için kullanı lan takoz gibi ş eyler. varlı ğ ı nı sürdürmek için gerekli ş ey. gı dalı . besi dokusu * Besi doku. esermek besermek. satan kimse. yeterli besin almayan. besihane besili besin * Besi yapı lan yer. * Yenilebilir. besi dokusuz * Besi dokusu olmayan. * Yumurta akı maddesi. besi hayvanı * Beslenmek amacı yla yavru iken alı nan veya besiye çekilen hayvan. besi suyu besici besicilik * Besicinin yaptı ğ ı iş . * Semiz. semirtilmiş .

* Evlâtlı k olarak alı nan. peki ş tirmek. onun maddî yard ı mları dolay ı sı yla körü körüne destekleyen. bir veya birkaç beslenme görevinin bozulması . . beslek besleme * Besleme. * Bir ş eyi korumak veya sa ğ lamca durmas ı nı sa ğ lamak için. beslemelik * Besleme. beslemek * Yiyecek ve içeceğ ini sağ lamak. besleme.* Besinsiz olma durumu. * Yedirmek. katı lmak. desteklemek. beslenilme * Beslenilmek iş i veya durumu. * Maddî yardı m yapmak. çevresini veya altı nı desteklemek. beslenen beslengi * Sönümsüz. * Bir duyguyu gönülde yaş atmak. ahretlik. ev i ş lerinde çalı ş tı rı lan kı z. beslenilmek * Beslenmek iş ine konu olmak. * Hizmetçi. besle kargay ı . beslenme * Beslenmek iş i. oysun gözünü * nankörlük edenler için söylenir. ço ğ altmak. * Semirtmek. gı dası zl ı k. beslenme çantas ı * Anaokulu ve ilköğ retim okulları nı n öğ rencilerinin beslenme saatinde yiyeceklerini içinde bulunduran çanta. besleme gibi * giydiğ ini kendine yakı ş tı ramayan (k ı z). * Eklenmek. * Yetiş tirmek. * Herhangi bir kuruluş u. hizmetçi. * Besleme olarak. besleme k ı z * Besleme. besleme bas ı n * Çı kar u ğ runa. beslenme bozukluğ u * Bazı organ ve dokularda veya organizmanı n bütününde ş ekil veya çalı ş ma düzensizliğ i meydana getiren. herhangi bir kurulu ş un veya iktidardaki güçlerin görüş lerini savunan bası n. doldurmak. * Vücut için gerekli besin maddelerinin alı mı . * Beslemek iş i. besiye çekmek * hayvanı semirtmek için çalı ş tı rmadan beslemek. evlâtlı k.

iyi beslenmenin sa ğ lı k yönünden önemi. ilköğ retim okulu gibi eğ itim kurumları nda yemek yenilen yer. * Besteci. besili. * Yüz ve boyunda güneş lekelerini azaltı p ölü hücreleri atan krem türü. * Bkz. . bestekâr. besmelesiz * Çocuklar için "piç" anlamı nda kullanı lan bir sövgü. beste yapmak * bir müzik eseri yaratmak. beslenme saati * Anaokulu. beslemeye yarayan. mugaddi. besletme * Besletmek iş i veya durumu. beslenme odas ı * Anaokulu. beslenme eğ itimi * Besin maddelerinin özellikleri. besleyici * Besleyen. beste ba ğ lamak * bestelemek.beslenme eğ itimcisi * Beslenme eğ itimi ile uğ raş an uzman. * Beslemek iş ine konu olmak. besteci bestekâr * Beste yapan kimse. besletmek * Beslemek iş ini baş kası na yaptı rmak. beslenme uzmanı * Beslenmenin genel özelliklerini kitle çapı nda ele alan. ucuz ve dengeli beslenmenin yollar ı gibi konuları iş leyen bilim dalı . kompozitör. besli besmele * "Acı yan ve esirgeyen Tanr ı 'nı n ad ı ile" anlamı na gelen ve bir i ş e baş larken söylenilen Arapça bismillahirrahmanirrahim sözünün k ı saltması . besin değ eri yüksek. beste * Bir müzik eserini oluş turan ezgilerin bütünü. insan vücudunun geliş mesinde yiyeceklerin etkisi ve görevi. * Besmele çekmeden. ilköğ retim okulu gibi eğ itim kurumları nda yemek yeme zamanı . besmele çekmek * bismillahirrahmanirrahim sözünü söylemek. yiyecek seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar. inceleyen yetkili. beslenmek * Kendini beslemek.

öbürünün dört benekli yüzünün üste gelmesi. birkaç. bir parça. tokat. tat alma duyuları . pencüyek. be ş altı be ş aş ağ ı beş yukarı * Bkz. * Dörtten sonra gelen sayı nı n adı ve bu sayı yı gösteren rakam. * Bkz. be ş binlik * Beş bin liralı k bütün kâ ğ ı t para. * Çoksatar. bestelenmiş . beş yukar ı . koklama. be ş milyonluk * Beş milyon liralı k bütün kâğ ı t para. be ş kardeş *Ş amar. bestelemek * Beste yapmak. * Beş sı nı fl ı ilkokul. iş itme. bestenigâr * Klâsik Türk müziğ inde en eski birle ş ik makamlardan biri. üç aş ağ ı . be ş bir be ş dört be ş duyu * Dokunma. * Dörtten bir fazla. bestesi yapı lmak. V. . * Beste olma durumu. * Biraz. be ş iki * Bkz. be ş beter * Besbeter. atı lan zarlardan birinin be ş . pencüdü. bestelenmek * Bestelemek iş ine konu olmak. bestelenme * Bestelemek iş i. görme.besteleme * Bestelemek iş i. bestesiz bestseller be ş * Bestesi olmayan. * Oyunda. 5. besteli bestelik * Bestesi olan.

biraz. be ş eriyet . * Beş sayı sı nı n üleş tirme biçimi.be ş on * Az sayı da. be ş yüzlü * Beş yüzü olan cisim. pencüse. * Beş ve on santim ölçülerinde biçilmiş kereste. bayağ ı . müjde. aş ağ ı lı k. be ş parası z * parası z. kusurları aç ı ğ a çı kmak. muş tu. be ş paralı k etmek * Bkz. be ş erî *İ nsanoğ lu ile ilgili. be ş paralı k olmak * alçalmak. erim. * Bedensel. on paralı k etmek. be ş üç be ş vakit * Bkz. yoksul. * Günün belirli beş vaktinde kı lı nan namaz. bedenle ilgili. iş e yaramaz. be ş yüzlük * Beş yüz liralı k bütün kâ ğ ı t para. be ş para etmez * hiçbir değ eri yok. be ş erî co ğ rafya *İ nsanlar ı n yerleş ik bulundu ğ u yöre ile ilgisini ve o yörenin veya yerin türlü olaylar ı nı inceleyen coğ rafya kolu. be ş para almamak * hiç para almamak. be ş parmak bir olmaz * ana ve babalar ı bir oldu ğ u hâlde kardeş ler arası nda çeş itli farklı lı klar bulunur. her birine be ş . her defası nda beş i bir arada. be ş paralı k * Değ ersiz. be ş bı yı k be ş er be ş er *İ ri muş mula. *İ nsanoğ lu. be ş er ş aş ar * insan her zaman yanı labilir. insan. *İ çinde beş yüz tane bulunan. be ş aret *İ yi haber.

düş man için çal ı ş an örgüt. insancı ll ı k. tahta veya demirden yapı lmı ş sallanı r bir çeş it küçük karyola. be ş iğ ini sallamak * çocukluğ undan veya çok eskiden tanı mak. * Beş ik olmaya uygun. be ş erli be ş gen be ş ibirlik * Kadı nları n süs için takı ndı klar ı . fonksiyonunu yapmak. be ş inci * Beş sayı sı nı n sı ra sı fatı . be ş ikçi be ş iklik * Beş ik yapan veya satan kimse. be ş ikten mezara kadar * bütün hayatı boyunca. insanoğ ulları . be ş iz . be ş iklik etmek * beş ik vazifesini. beş altı n lira de ğ erinde olan altı n. be ş ikörtüsü *İ ki yana akı ntı sı olan çatı . büyümesine hizmet etmek. be ş eriyetçilik * Beş eriyetçi olma iş i veya durumu. insancı l. geriye bükülü ayak bileklerini ellerle kavrayarak karı n üzerinde ba ş ve ayak yönünde sallanma. be ş eriyetçi * Beş eriyet yanl ı sı (kimse). * Yüz üstü yatı ş ta. be ş ik sal ı ncak * Bayram yerinde kurulan bir tür salı ncak. be ş ik * Süt çocukları nı yat ı rmaya ve sallayarak uyutmaya yarayan. hümanizm. be ş ik kertiğ i * Daha beş ikte iken anası babası tarafı ndan ni ş anlanmı ş kimse. be ş ibiryerde * Bkz. * Bir ş eyin do ğ up geliş ti ğ i yer. * Beş er be ş er sı ralanm ı ş . * Beş kenarl ı çokgen. beş ibirlik. be ş inci kol * Bir ülkede gizli olarak.*İ nsanlı k. hümanist. * Ambalâjlanacak malı n biçimine uygun olarak alta konulan parça veya parçaları n tümü. be ş ik kertme * Daha beş ikte iken anası babası tarafı ndan ni ş anlanma. sı rada dördüncüden sonra gelen. ölünceye kadar.

*İ skambil. * Beş renkte dokunmuş çubuklu kumaş . beş kuruş veya beş lira değ erinde olan akçe. * Tahmis. domino gibi oyunlarda üzerinde be ş iş areti bulunan kâğ ı t veya pul. sürgüne karş ı kullanı lan bir bitki. beş pençe (Uraster). * Bet bereket kalmamak. * Halk edebiyatı nda üçlemeli bir bende. be ş parmak otu * Gülgillerden. bet * Beti benzi atmak. beti benzi sararmak gibi deyimlerde beniz kelimesi ile birlikte. be ş lik simit gibi kurulmak * kendine değ er vererek bir yere yayı lı p oturmak. beti bereketi kaçmak gibi deyimlerde bereket kelimesi ile birlikte "bolluk" anlamı nda ikileme oluş turur. beti benzi uçmak. tuhaf. * Beş i bir arada olan. güleç. * Beş müzisyenin çald ı ğ ı caz orkestrası . be ş pençe be ş taş be ş uş * Güler yüzlü. be ş leme * Beş lemek iş i. kendinde herhangi bir ş eyden beş tane bulunan. muhammes. . be ş izli * Beş tanesi bir arada olan. * Bir ş eyin sayı sı nı beş e çı karmak. be ş tane alabilen. beş parmak. * Bkz. yollu bir çeş it kumaş . be ş li * Beş parçadan olu ş an. * Divan edebiyatı nda beş dizeli bölümlerden oluş mu ş manzume. çirkin. konu ile ilgili aynı ölçüde bir çift dizenin ba ğ lanması yla olu ş an manzume. gülümser. "çehre" anlamı nda ikileme oluş turur. kurt pençesi (Potentilla reptans). be ş me be ş parmak * Derisi dikenlilerden. be ş lemek * Bir iş i beş kez yapmak. * Çı krı kçı tezgâhı nı n kütüğ ü. yol kı yı ları nda ve çayı rlarda yetiş en. * Tabaklanmamı ş ham deri.* Beş i bir arada do ğ an (kardeş ler). kentet. beş ı ş ı nlı yı ld ı z biçiminde bir deniz hayvanı . be ş me * Her çubuğ u ayrı ayr ı beş renkte olan. * Beş ses veya beş müzik aracı için yazı lan müzik eseri. beti bereketi gelmek. * Beş taş la oynanan bir tür çocuk oyunu. be ş lik * Beş para. bet * Kötü.

çabuk tükenmek. bir kötülük yapacakmı ş gibi durmak. betimleme. bir kimseyi. betatron * Elektronları hı zland ı ran elektromanyetik bir araç. tezkere. hayvan ve doğ a ögeleri bulunan (resim veya heykel). beta ı ş ı nları * Radyoaktif cisimlerin yaydı klar ı üç ı ş ı ndan biri. korkmak. beti * Resim ve heykel sanatları nda varlı kları n biçimi. bundan daha kötü durumları n da bulunduğ unu dü ş ünerek teselli bulmal ı dı r. betelemek * Bkz. beta * Yunan alfabesinin ikinci harfi -B. bet bet bakmak * kötü kötü bakmak. bet suratlı * Yüreğ inin kötülüğ ü yüzünden belli olan. * Bir ş eyi. betelenmek * Karş ı gelmek.bet beniz kalmamak * yüzü sararı p solmak. beti benzi kireç kesilmek (beti benzi atmak. bir olay veya duyguyu betimleyen söz veya yazı . pusula. kı tla ş mak. kitap. solmak veya beti benzi uçmak) * herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak. beterleş mek * Beter duruma girmek veya o durumda bulunmak. betili sanat * Doğ anı n görünen biçimlerini iş leyen sanat. beterleş me * Beterleş mek i ş i veya durumu. dikleş mek. *İ çinde insan. beter *İ yice kötü. tasvir. mektup. beter etmek * daha kötü duruma getirmek. betik betili * Yazı lı olan ş ey. betim * Betimlemek iş i. kafa tutmak. beterin beteri var * çok kötü bir duruma düş en kimse. etelemek betelemek. figüratif sanat. beti bereketi kalmamak (veya kaçmak) * azalmak. figüratif. .

betoniyer * Beton karma makinesi. beton * Çimentonun su yardı mı yla kum. * güçlü. tasvir etmek. sert. betimlemek * Bir nesnenin. tasvir. tasvirî dil bilgisi. tasvirci. betimleyici * Betimleme yanlı sı . nonfigüratif. beton gibi * çok sağ lam.betimleme * Betimlemek iş i. betimlenme * Betimlenmek durumu. dayanı kl ı . esnekli ğ i artı rmak için metal ve çimentodan yararlanma yöntemi. kendine yedirememek. çakı l gibi maddelerle karı ş ması sonucu olu ş an sert. demirli beton. bevliye *İ drar yollar ı hastalı kları . . betonla ş ma * Betonlaş mak durumu. bağ lay ı cı yapay y ı ğ ı ş ı m. dayanı klı . betonkarar * Beton karma makinesi. betoncu * Yapı larda beton dökme iş leriyle uğ ra ş an usta veya i ş çi. betimlenmek * Betimlemek iş i yapı lmak. betonla ş mak * Beton duruma gelmek. betine gitmek * gücüne gitmek. kendine özgü belirtilerini tam ve açı k biçimde söz veya yazı ile anlatmak. betimlemeci * Betimlemeye ağ ı rlı k veren. betonarme * Yapı da gücü. betisiz *İ çinde insan. betimsel * Betimle ilgili. betisiz sanat * Beti kullanmayan nonfigüratif sanat. hayvan ve doğ a ögeleri bulunmayan (resim veya heykel). üroloji. betimsel dil bilgisi * Bir dilin belirli çağ ı nı inceleyen dil bilgisi. tasvirî. betimlemeli dil bilgisi.

* Erkek özel adları yerine kullanı lı r. bildiri. beyanname * Bildirge. bey armudu *İ ri. ileri gelen kimse. bey (veya pa ş a) gibi yaş amak * bolluk içinde yaş amak. *İ skambil kâğ ı tları nda birli. beyan etmek * bildirmek. düş üncelerin. beyaz adam . beyanat * Demeç. bildirme. * Komutan. plutokrasi. bevliyecilik * Bevliyecinin iş i veya mesleğ i. el mi yaman * Bkz. kokulu ve tatlı bir armut türü. ürolog.bevliyeci *İ drar yolu hastalı klar ı hekimi. bevvap * Kapı cı . * Mahalle okulları nda hademe. anlatmak. duyguları n. as. kara karş ı tı . * Beyaz ı rktan olan kimse. beyanat vermek (veya beyanatta bulunmak) * demeç vermek. * Erkek sı fatları nı n hemen arkası na eklenir. bey erki * Zengin erki. * Bir eserde. söylemek. bey karde ş * erkekler için seslenme sözü. * Bu renkte olan. bey mi yaman. * Zengin. el mi yaman. hayallerin doğ uş ve değ erlerini. beyaz * Ak. bey * Günümüzde erkek adları ndan sonra kullan ı lan sayg ı sözü. bay. ileri sürmek. * Çöl. koca. * Boy gibi küçük bir toplumun veya küçük bir devletin baş kanı . * (baskı da) Normal karal ı kta görünen harf çe ş idi. * Eş . bey mi yaman. beyaban beyan * Söyleme. bunları n anlatı mı nda tutulacak yolları konu edinen bir edebiyat bilgisi dal ı .

* Avrupalı . beyaz sabun * Beyaz renkli bir tür sabun. kokain gibi sı vı olmayan uyuş turucu madde. * Beyaz Rusya halkı ndan olan kimse. bulaş ı k makinesi gibi ev aletlerine toplu olarak verilen ad. beyaz iş * Beyaz pamuklu veya keten kumaş lar üzerine beyaz veya renkli ipliklerle yapı lan sarma i ş . beyaz zehir * Eroin. beyaz ı rk * Avrupa. beyaz et * Tavuk. beyaz baston * Görme özürlülerin yürürken kulland ı klar ı madenî çubuk. beyaz peynir * Beyaz renkli bir tür peynir. beyaz etmek (veya beyaza çekmek) * yazı yı temize çekmek. beyaz dizi * Genellikle sevgi konuları nı basit bir biçimde iş leyen romanlardan oluş an dizi. beyaz ş arap * Sadece beyaz üzüm ş ı rası ndan yapı lan ş arap. beyaz kitap * Bir sorunu aydı nlatmak ve savunmak için bir kurum veya hükûmetçe yayı mlanan kitap. beyaz oy * Onaylayı cı oy. . balı k vb. beyaz perde * Göstericiden çı kan görüntülerin üzerinde yans ı dı ğ ı . beyaz e ş ya * Buzdolabı . beyaz kömür * Akarsulardan elde edilen elektrik gücü. * Sinema. Beyaz Rus * Ekim ihtilâlinde komünist kı zı l yönetimden kaçan Rusyalı kimse. etlere verilen genel ad. çamaş ı r makinesi. sinema filminin oynatı ldı ğ ı yüzey. beyaz cam * Televizyon ekranı . beyazı ms ı * Beyaza çalan. beyazı mt ı rak * Beyaza çalar renk. Kuzey Amerika.* Beyaz ı rka mensup olan ki ş i. Güney ve Batı Asya ile Kuzey Afrika'da yaş ayan ve teninin rengi aç ı k olan ı rk.

beyazlatma * Beyazlatmak iş i. * Atlama beygiri. * Ağ artı . ağ artma. ağ arma. beyefendi * Saygı belirtmek için erkek adları nı n sonuna getirilen veya bu adlar ı n yerine kullan ı lan san. beygirli . * Dokunan kumaş ları n renk tonları nı açan veya beyazlatan ve kumaş lar üzerindeki lekeleri gideren (kimse).beyazı n ad ı . beyazlaş ma * Beyazlaş mak iş i veya durumu. beyazlanma * Beyaz duruma gelme. beyazlatmak * Beyaz duruma getirmek. beyazlaş mak * Beyaz duruma getirmek. beyazlatı cı * Daha beyaz duruma getiren kimyasal madde. esmerin tad ı * esmerleri övmek için söylenir. ağ artı lmak. beygirci * Beygir besleyen veya kiraya veren kimse. beyaztilki * Tilkinin kı ş lı k tüyünden yap ı lan kürk. ağ artmak. beyazlanmak * Beyaz duruma gelmek. beyazlatı lmak * Beyaz duruma getirilmek. araba çeken. ağ armak. beygir * At. beyazsinek * Özellikle pamukları n üzerinde üreyerek bitkinin öz suyunu emen ve kuruması na sebep olan bir sinek türü. beygir gücü * Saniyede 75 kilogrammetrelik iş yapan bir motorun gücü. * Çocukları n babaları için kulland ı ğ ı sayg ı sözü. beybaba * Yaş lı erkeklere teklifsizce sesleniş biçimi. beyazlı k * Beyaz olma durumu. * Yük taş ı yan. * (kâğ ı tçı lı kta) Parlaklı ğ ı n iyileş tirilmesi için hamur bileş enlerinin renginin az veya çok oranda değ iş tirilmesi veya giderilmesi. üstüne binilen at. beyazlı * Beyazı bulunan.

beyin üçgeni * Beynin alt tarafı ndaki üç kı vrı mlı yuvarlak çı kı ntı . beslenen bölgenin çal ı ş maz duruma gelmesi. beyin gücü * Bir ülkede ileri düzeyde iyi yetiş miş olan meslek ve bilim adamları ile uzmanları n fikir gücü. zihin jimnastiğ i. * Muhakeme. beyin kar ı ncı kları *İ çinde beyin-omurilik s ı vı sı bulunan. dört boş luğ undan her biri. usa vurma. beyin takı mı * Bir kurum veya kuruluş un yönetiminde etkin rol oynayan kimseler. beygir için. beygirsiz * Beygiri olmayan. iki yarı m yuvar biçiminde sinir kütlesinden oluş an. * Bir ş eyi yönetmede önemli görevi olan kimse. beyhude * Boş una. eğ itimi. düş üncesi yüksek düzeyde olan kimse. beyin jimnasti ğ i * Bkz. beyin orağ ı * Beynin iki lopu arası ndaki zar. beyin cerrah ı * Beyin konusunda uzmanlı k yapm ı ş cerrah. beyin cerrahîsi * Hastahanelerde beyin konusunda ameliyat yapabilen bölüm. duyum ve bilinç merkezlerinin bulundu ğ u organ. anlamsı z. * Yararsı z. beyin göçü *İ leri düzeydeki meslek ve bilim adamları ile uzmanları n bir baş ka geliş miş ülkede yerleş ip çalı ş mak amacı ile kendi ülkelerinden ayr ı lmas ı . kafa içinin. beyhudelik * Beyhude olma durumu. boş u bo ş una. * Bilgisi. * Beygir gücünde. beygirlik * Beygire ait. gereğ i yokken. dimağ .* Beygiri olan. beyin omurilik sı vı sı * Örümceksi zarla ince zar arası ndaki boş lukta bulunan beyinle omuriliğ i çepeçevre saran sı vı . beyin * Kafatası nı n üst bölümünde beyin zar ı ile örtülü. beyin y ı kamak . beyin kanamas ı * Beyni besleyen damarlardan bir veya birkaçı ndan dı ş ar ı kan sı zması sonucu. beyhude yere * boş yere.

emirlik. beyinsel beyinsi beyinsiz beylerbeyi * Sancak beylerinin ba ş ı . namaz k ı lmayan. beylikçi * Divanı kaleminin baş ı . emaret. * Akı ll ı . içinde beyit olan. * Devletle ilgili. * Rahat yaş ama. devlet malı olan. beyiye * Bkz.* insanı . basmakal ı p. * Bir çeş it küçük ve ince asker battaniyesi. hareket dengesi merkezi olan organ. . * Herkesin kullandı ğ ı . beyit * Ev. herkesin bildiğ i. beylik f ı rı n has çı karı r * devlet görevlisi olmanı n insana birçok kazançlar sağ ladı ğ ı nı ş aka yollu anlatmak için söylenir. beyin zarı * Beyni üst üste saran zar. korteks. * Hükûmet. düş üncesiz. beyitli * Beyti bulunan. beylik * Bey olma durumu. kendine özgü düş ünce ve dünya görüş üne yabancı laş tı rmak. beynelmilel * Milletler arası . * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı iki dizeden olu ş mu ş ş iir parçası . çok bilinen. baş ka yönde düş ünür ve davranı r duruma getirmek amacı yla çe ş itli yollarla etkilemek. beylik söz * Herkesin kullandı ğ ı . * Beyinle ilgili. * Beyni olmayan. * Beyne benzeyen. satı mlı k. pis (kimse). etkisi kalmamı ş söz. beynamaz * Namazsı z. dü ş ünceli. beyin zarlar ı * Beyni üst üste saran üç zar. enternasyonal. * Merkeze tam bağ lı olmayarak bir beyin yönetimi altı ndaki ülke. * Beyni olan. devlete özgü olan. * Akı lsı z. uluslar arası . mirî. beyincik beyinli * Kafatası nı n art bölümünde ve beynin alt ı nda. dimağ çe.

uluslar arası cı . beyni kaynamak * aş ı rı sı caktan sersemlemek. delil. beynini kemirmek * rahatsı zlı k vermek. * zihninde birden bir düş ünce doğ mak. düş ünemez olmak. ikna etmek. sarsı lmak. enternasyonalizm. beynelmilelcilik * Milletlerin sosyal sı nı fları arası nda uygunluk olmas ı ve birlikte davran ı lmas ı gerekti ğ ini savunan görüş . tutamak. kanı t. beysbol * Dokuzar kiş ilik iki takı m aras ı nda bir top ve sopayla oynanan. beyyine * Bir olayı n doğ ruluğ unu ortaya koyabilen yöntem. beysbolcu * Beysbol oynayan ve oynatan (kimse). bunamak. beyni bulanmak * sersemlemek. beyninden vurulmu ş a dönmek * beklenmedik bir durum karş ı sı nda olağ anüstü bir üzüntü ve ş aş kı nlı ğ a uğ ramak. beynine vurmak * (içki etkisiyle) ne yaptı ğ ı nı bilemez duruma gelmek. bunalmak. milletler arası cı lı k. uluslar arası cı lı k. * Bey oğ lu. beyzade . beyni kar ı ncalanmak * zihin yorgunluğ undan düş ünemez olmak. beyni sı çramak * aklı baş ı ndan gitmek. tepesi atmak. beyninde * Arası nda. huzurunu kaçı rmak. Amerika Birleş ik Devletlerinde yaygı n bir çe ş it oyun. beyni sulanmak * düzgün düş ünemez olmak. beytülmal * Devlet hazinesi. beynine girmek * herhangi bir konuda birisini yönlendirmek.beynelmilelci * Bkz. * kötü bir ş ey sezinlemek. beyninde ş imş ekler çakmak * çok üzülmek. * Duruş ma sı rası nda bir düş ünceyi gerçekleş tirmek için baş vurulan belge. beyni atmak * Bkz.

bezdirmek * Bı ktı rmak. * Geliş igüzel kuma ş parçası . söbe. * Usanç veren. çaput. bezcilik bezdirici * Bezcinin iş i veya mesle ğ i. bezdirilmek * Bezmesine sebep olmak. düz dokuma. beze * Yara veya çı ban sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluş an ş iş kinlik. bez bez bağ lamak * bebeklere altları nı kirletmesinler diye bez koymak. bez tüyler * Bitkilerde salgı çı karan tüyler. bezek * Süs. * Yumurta akı ve pudra ş ekeri ile yapı lan bir çeş it kuru pasta. * Hamur topağ ı . gudde. bezci * Bez yapan veya alı p satan (kimse). * Bir eseri süslemeye yarayan motiflerin her biri. paz ı . * Pamuktan. bezdirilme * Bezdirilmek iş i veya durumu. * Bezden yapı lmı ş . bezdirme * Bezdirmek iş i. bezmesine yol açmak. *İ çinden geçen kandan veya öz sudan bazı maddeler ay ı rarak salg ı olu ş turan organ. * Bez (I). * Özenle büyütülmüş . * Herhangi bir i ş için kullanı lan dokuma. ziynet. beyzî * Yumurta biçiminde. beyzadelik * Soyluluk. * Herhangi bir cins kumaş . beze beze bezekçi .* Soylu kimse. usandı rmak. b ı kkı nlı k vermek. oval. bez * Pamuk veya keten ipliğ inden yap ı lan dokuma. nazl ı kimse.

tezyin. donatmak. * Bezenmek iş i veya durumu. * Süs. nakkaş . bezemek bezemeli * Süslü. bezeme bezemeci * Bezeme yapan oymacı veya nakkaş . bezemek. tezyin etmek. * Gelinleri süsleyen kadı n. yurdumuzun her yanı nda yetiş tirilen. bezekli. süslü. * Bezenme iş i veya biçimi. * Bu bitkinin yuvarlak tanesi. süsleyen ş ey. bezekli bezeleme * Bezeğ i olan. dekoratif. bezelemek * Hamur topağ ı yapmak. bezetmek * Bezeme yaptı rmak.* Duvar ve tavanları boyay ı p birtakı m resim veya ş ekillerle süsleyen kimse. bezekleme * Bezeklemek iş i. süs. bezeyici * Bezekleme yapan ressam. * Süslemek. süslenmek. bezemecilik * Bezemecinin yaptı ğ ı iş . bezenmek * Bezemek iş ine konu olmak. süslenmek. tı rmanı cı bir bitki (Pisum sativum). bezelye * Baklagillerden. bezetme * Bezetmek iş i. * Kendini bezemek. bezen bezeniş bezenme * Bezek. bezeklemek * Süslemek. süsletmek. süslenmiş . * Süsleme. * Bezelemek iş i. dekoratör. . bezeli * Bezeğ i olan.

* Yaş ama veya iş görme isteğ ini yitirmiş . bezir yağ ı * Keten tohumundan çı karı lan ve ya ğ lı boya yapmak için içine renkli maddeler kat ı lan. bezirleme * Bezirlemek iş i. * Mesleğ ini sadece kazanç için kullanan kimse. çabuk kurur bir yağ . bezi herkesin ar ş ı nı na göre vermezler * genel kurallar kiş ilerin isteklerine göre bozulmaz. bezirlemek * Bezir yağ ı ile yağ lamak. bezik *İ ki. usanç. bezginleş me * Bezginleş mek iş i. bezirgânlı k * Bezirgâna yakı ş ı r davranı ş . bezginlik * Bezgin olma durumu. bezir yağ ı sürmek. * Süs. * Bir çocuk oyunu. bezleme * Bezlemek iş i. * Bezmek iş ine konu olmak. * Alı ş veriş te çok kâr amac ı nı güden kimse. bezilme bezilmek bezir * Bezilmek iş i. yorgunluk. bezirgân * Tüccar. bez. bezek. * Keten tohumu. * Bkz. bezginleş mek * Bezgin duruma gelmek. * Yahudilere verilen ad. bezirgânbaş ı * Padiş ahı n kullanaca ğ ı çuha. bezlemek * Bez veya kumaş ile örtmek veya kaplamak.bezeyiş bezgi bezgin * Bezeme iş i veya biçimi. tülbent gibi eş yaları sa ğ lamak ve bunlar ı korumakla görevli kimse. . bezmek durumuna gelinmek. bezir yağ ı . üç veya dört kiş i arası nda 96 kâ ğ ı tla oynanan bir çeş it iskambil kâğ ı dı oyunu.

bı çak gibi * ince. * Bkz. * Jilet. bı çak bı ça ğ a gelmek * bı çakla birbirine saldı racak kadar zorlu kavga etmek. * Bez dokusunda olan. bı cı bı cı * (çocuk dilinde) Y ı kanma. bezme bezmek bezsi bezzaz * Kumaş alı p satan kimse. * bı çaklamak. * Bir sap ve çelik bölümden oluş an kesici araç. * Çeş itli kesme iş lerinde kullanı lan keskin ağ ı zl ı araç. .manifaturac ı . bı kı p usanmak. bezzazl ı k * Kumaş satma iş i. bezm *İ çki meclisi. * ameliyat etmek. bezginlik getirmek. bı cı rgan bı çak * Boru biçimindeki maden parçaları n içini düzleş tirip parlatmakta kullanı lan alet. çocuğ u belemek.* Çocuğ un altı na bez koymak. bı çak atmak * bir hedefe bı çak fı rlatmak. bı cı bı cı yapmak * yı kanmak. bı cı l * Aş ı k kemiğ inin altı nda bulunan küçük bir kemik. bı çak altı na yatmak * (insan için) ameliyat olmak. * Bu kemikle oynanan bir oyun. * Bezgin duruma gelmek. * Genellikle benzinliklerde bulunan otomobil yı kama aleti ve yeri. manifaturacı lı k. dost toplantı sı . * Bezmek iş i. bı çak çekmek * üzerindeki bı ça ğ ı birden ele alarak birine saplamaya hazı rlanmak. bı cı lgan bı cı r bı cı r * Sürekli ve çok konuş ma için kullanı lı r. keskin. bı çı lgan. bezi andı ran.

bı çak kemiğ e dayanmak * çekilen sı kı ntı artı k katlanı lamayacak bir duruma gelmek. * birdenbire ve tamamen ortadan kaldı rmak. bı çaklanmak * Bı çaklamak iş ine konu olmak. bı çak vurmak * bı çakla kesmek.bı çak gibi kesilmek * (söz. ağ ı r söz gibi gönül kı rı cı davran ı ş ları n hiçbir zaman unutulmayacağ ı nı anlatı r. konuş ma. bı çakçı * Bı çak ve daha baş ka kesici araçlar yapan veya satan kimse. ağ rı ) birden ve güçlü olarak gelmek. bı çaklatmak * Bı çakla saldı rı yı tahrik etmek. bı çak gibi kesmek * çok keskin olmak. duruvermek. bı çaklama * Bı çaklamak iş i. çok yakı n (aral ı k). * Bı çakla yaralamak. bı çakla saldı rtmak ve yaralatmak. bı çak gibi saplanmak * (sancı . bı çaklatma * Bı çaklatmak iş i. bı çakçı lı k * Bı çak ve benzeri ş eyleri yapma veya satma i ş i. * bı çaklamak. bı çak silmek * bir iş i bitirmek. * Çok az (fark). sohbet) birden bitmek. bı çaklanma * Bı çaklanmak iş i. bı çak yemek * bı çaklanmak. bı çaklamak * Bı çakla kesmek. bı çaklı k . bı çak yarası onulur. bı çak kı nı nı kesmez * kötüler yararlandı klar ı kimselere kötülük etmekten çekinirler. dil yarası onulmaz * hakaret. bı çaklı * Bı çağ ı olan. bı çak sı rtı * Bı çağ ı n keskin olmayan ters yanı .

cesur.* Bı çak koyacak yer. * Sel veya dere yatağ ı . bı çkı tozu * Doğ ramacı lı kta bı çkı dan çı kan ve çoklukla yakacak olarak kullanı lan toz ve tala ş . * Kı sa ve t ı knaz. gözü pek. bı çkı hane * Bı çkı evi. bı çkı evi * Tomruklardan kalas. * Bı çkı yapı p satan kimse. bı çı k bı çı lgan * Azmı ş . bı çkı * Tahta veya ağ aç biçmekte kullanı lan. * Bı çak yapmaya elveriş li (maden). * Saraç bı çağ ı . bı çkı nlı k bı dı k bı kı lma * Bı kı lmak iş i. yayı lmı ş (yara). * Korkusuz. bı çkı nlaş ma * Bı çkı nlaş mak iş i. kalaslardan daha ince tahtalar kesen. * Motorla çalı ş an bir çe ş it güçlü testere. bı çkı cı * Bı çkı ile ağ aç ve tahta kesen kimse. bı kı ş mak * Bı kma iş i veya biçimi. bı çkı nlaş mak * Kabadayı lı k taslamak. * Bağ budamaya yarayan diş li bı çak. bı kı p usanmak * çok bezmek. . bı çkı n * Külhanbeyi. kar ş ı lı klı iki sapı olan ve iki ki ş i taraf ı ndan kullanı lan büyük testere. yürekli. * Hayvanları n tı rnak kökünde oluş an yara. boyları nı ve kenarlar ı nı düzgün ve eş it olarak düzelten i ş yeri. kabadayı . * Bı çkı n olma durumu. bı kı ş bı kı ş ma * Bı kı ş mak iş i. bı kı lmak * Usanı lmak.

* Dayanamaz duruma gelmek. dolgunca. bı llı k bı ll ı k * Çok tombul. benekli. sürüp gitmesi yüzünden bir ş eyden doygunluk veya yorgunluk duyarak onu istemez duruma gelmek. bı ldı rc ı n gibi * kı sa boylu. usanmak. yumuş amak. etli butlu. usanmı ş . erimek. bı ngı ldak * Kafatası kemikleş meden önce kemiklerin birleş me yerlerinde bulunan kı kı rdak bölümü. bı ktı rı cı * Bı kkı nlı k verici. bı ldı rc ı n * Tavukgillerden. usand ı rmak. boz renkli. eti için avlanan göçebe kuş (Coturnix). bı lkı mak * Bozulmak. bı ldı r * Geçen yı l. bı kkı n * Çok bı km ı ş . bı ngı l bı ngı l * Dolgun ve pelte gibi titrek. bunalmak. bı ktı rma * Bı ktı rmak iş i. yurdumuzda en çok güzün. bı ngı ldama .* Karş ı lı klı olarak birbirinden bı kmak. bir yı l önce. bı ldı rc ı n eti * Bı ldı rc ı n kuş unun saka ve avcı larca beğ enilen k ı rmı zı eti. bı kkı nl ı k gelmek * bı kmak. bı ktı rmak * Bı kması na yol açmak. bı kkı nl ı k * Çok bı km ı ş olma durumu. * Tekrarlanması . zedelenmek. bı kma bı kmak * Bı kmak iş i. bı lkı ma * Bı lkı mak iş i veya durumu. bı kkı nl ı k vermek. usanmak. bezmiş . al ı mlı (kadı n). bı kkı ntı * Bı kma duygusu. bı kkı nl ı k vermek * bir ş eyi sürekli tekrarlayarak karş ı sı ndakini usandı rmak.

* Bir iş in sorumluluğ unu. bı rakı t bı rakma * Tereke. terk edilmek. bı rakı ş ma * Karş ı lı klı bı rakmak iş i. * Koymak. * Sarkı tmak. görevlendirmek. * Bı rakma i ş i veya biçimi. * Eski bulunduğ u yerini veya durumunu değ iş tirmemek.* Bı ngı ldamak iş i. * Kötü bir durumda terk etmek. * Bakı lmak. * Sı nı f geçirmemek. mütareke. * Özgürlük vermek. * Boş amak. * Yanı na almamak. * Sahiplik hakkı nı baş kası na vermek. çarpı ş ma gibi durumları karş ı lı klı bı rakmak. * Bir pazarlı kta. ateş kes. meydana getirmek. * Ayrı lmak. * (ölen. döndürmek. belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. * Bir iş i baş ka bir zamana ertelemek. bı rak ki * saymasak. terk etmek. terk. korunmak için vermek. * Uğ raş maz olmak. yan ı nda götürmemek.) Kalmak. * Engel olmamak. yükümlülüğ ünü baş kas ı na vermek. bı rakı m bı rakı ş * Bı rakmak iş i. titremek. bı rak Allah'ı nı seversen * bir kimse veya nesnenin değ ersizliğ ini belirtmek için kullanı lı r. ateş kes yapmak. mütareke yapmak. artı rmak. bı ngı ldamak * (et ve sı vı için) Yumuş aklı k veya ş iş manlı k sebebiyle oynamak. bı rakı lmak * Bı rakmak iş ine konu olmak. * Saklamak. * (bulunduğ u veya dokunduğ u yerde) Olu ş turmak. * Yapı ş ı k olan bir ş ey yap ı ş ı klı ktan kurtulmak. . bı rakı lma * Bı rakı lmak i ş i veya durumu. * Sal ı verme. * Bir alı ş kanlı ktan veya bir i ş ten vazgeçmek. ki ş i. hesaba katmasak da. * Bı rakmak iş i. * (bı yı k veya sakal) Uzatmak. artı k uğ ra ş mamak. ayrı lan birinden iş . * Unutmak. nesne vb. bı rakı ş mak * Savaş ma. bı rakmak * Elde bulunan bir ş eyi tutmaz olmak. hürriyetine kavuş mas ı nı sa ğ lamak.

* Asma gibi bitkilerde. bı yı ğ ı nı balta kesmez olmak * kimseden korkusu olmamak. klitoris. bı yı ğ ı nı silmek * bir iş i olmuş bitmiş sayarak onunla uğ raş maktan vazgeçmek. bı yı klanmak * Bı yı ğ ı çı kmak. bı raktı rmak * Bı rakması nı sağ lamak. bı raktı rma * Bı raktı rmak i ş i. sar ı lı p tutunmaya yarayan sürgün. bı yı k bı rakmak * bı yı k uzatmak. bı yı k * Üst dudak üzerinde çı kan kı llar. bı yı k alt ı ndan gülmek * birinin durumuna belli etmemeye çalı ş arak gülümsemek. eti sevilen bir balı k (Barbus fluviatilis). bı tı rak * Kı rlarda yetiş en yabanî bir otun dı ş ı dikenli tohumu. bı yı klanma * Bı yı klanmak i ş i. bı yı klar ı ele almak * delikanlı lı k ça ğ ı na girmek. bı yı k burmak (veya bükmek) * çalı m yapmak amac ı yla bı yı kları nı kı vı rmak. bı rakması na yol açmak. bı yı ğ ı nı tı ra ş etmiş olan. bı zbı z bı zdı k bı zı r * Davula sol elle vurulan ince değ nek. bı yı klı * Bı yı ğ ı olan. ba ğ ladı ğ ı m (bağ ladı ğ ı ) yerde (çayı rda) otluyorsun (otluyor) * uzun süredir hiçbir ilerleme ve değ iş iklik göstermiyor (veya göstermiyorsun). * Kadı nlı k organı nı n üst yanı nda cinsel zevk duyumu noktası olan bölüm. bı yı klı balı k * Sazangillerden. bı yı klı duruma gelmek.bı raktı ğ ı m (bı raktı ğ ı ). * Ufak çocuk. bı yı ğ ı terlemek * bı yı ğ ı yeni yeni çı kmaya ba ş lamak. bı yı ksı z * Bı yı ğ ı olmayan. bı yı ğ ı nı tı ra ş etmemiş olan. büyüklerinin boyu 2 m yi bulan. . * Balı klarda deri uzant ı sı .

* Hoş görüsüz.) çok acı mak. biber atmak * içine biber koymak. * Bir kimsenin egemenliğ ini tanı ma. * Bu bitkinin. güzel kokulu yaprakları nı dökmeyen. çok y ı ll ı k bir bitki (Rosmarinus officinalis). biberiye * Ballı babagillerden. biber katmak. * Biber konulan küçük kap. amansı z. biber salças ı * Kı rmı zı biberden yap ı lmı ş salça.Bi bîaman biat * Bizmut'un kı saltması . * Biber yetiş tirilen yer. biberlik biberon . kabul etmek. kötü talihli. biat edilmek * birinin egemenliğ i tanı nmak. * Payı olmayan. gaddar. Akdeniz çevresinde çok yeti ş en. tazeyken sebze olarak yenilen veya kurutulup baharat olarak yararlanı lan ürünü. biat etmek * birinin egemenliğ ini tan ı mak. biber gibi * çok acı . biber tur ş usu * Yalnı zca uzun yeş il biberden yap ı lmı ş turş u. pay almamı ş . * Patlı cangillerden. biberlemek * Biber serpmek. * Genellikle süt çocukları na süt ve sulu yiyecekleri içirmekte kullanı lan emzikli ş iş e. göz vb. çiçekleri soluk mavi renkli. * Acı . zalim. biber gibi yanmak * (deri. yurdumuzda çok yetiş en bir bitki (Capsicum annuum). biberleme * Biberlemek iş i. bîbaht bîbehre biber * Bahtsı z. kadersiz. * Osmanlı İ mparatorluğ unda padiş ah ölünce tahta geçecek oğ lunun devlet yönetimindeki etkili gruplarca kabul ve tasdik edilmesi. biberli *İ çine biber katı lmı ş .

çaresizlik. bibliyoman * Bibliyomanisi olan (kimse). bibliyografik * Kaynakla ilgili. kaynakça. zavallı (kimse). kitap dü ş künlüğ ü. bici bicik bicili bîçare * Çaresiz. zavallı lı k. cici bici. bibliyomani * Hastalı k derecesine varan kitap sevgisi. kütüphane. bibi bibliyofil bibliyograf * Bibliyografya uzmanı . * Bkz. * Babanı n kı z kardeş i. bibliyografi * Bibliyografya. * Acı sı z. bîçarelik biçem * Biçare olma durumu. meme baş ı . kaynakları bilen uzman. bîçare olmak * çaresiz kalmak. bibliyografya * Kaynaklar. vazo gibi zarif küçük süs eş yası . zarif (kı z). bibliyotekçi * Kütüphaneci.bibersiz *İ çine biber katı lmamı ş . . * Kitapsever. * Meme. cicili bicili. * Üslûp. biblo * Çeş itli maddelerden yapı lan heykel. * Bkz. biblo gibi * ufak tefek. hala. bibliyotek * Kitaplı k.

biçerba ğ lar * Ekini hem biçen. ş ekillenmek. saman ı bağ lam veya balya durumuna getiren makine. biçim birimi * Kelimelere gramer bakı mı ndan biçim veren. * Biçmek iş i. davranı ş veya belli biçimin dı ş ı na çı kmayan (kimse). morfem. biçimci * Biçimcilik yanlı sı olan (kimse). * Biçmek iş ini yapan (kimse). biçimleme * Çeş itli maddelerin biçimsel imkânları ile birbirleri arası ndaki düzen iliş kilerini araş tı rma iş i. tutum. uygun ş ekil. * Biçilmek iş i. morfoloji. * Biçicinin iş i veya mesleğ i. * Sanat ve edebiyat eserlerinde dı ş görünü ş . fı rsatı nı bulmak.biçenek * Her yı l belirli bir süre otlatı ldı ktan sonra yeniden geliş en bitkilerin biçilerek değ erlendirildi ğ i tabiî çay ı r. ş ekilci. içeriğ i yeterince önemsemeden. biçilmiş kaftan * bütünü ile uygun. döven. biçime sokmak (veya biçim vermek) * bir ş eyi biçimlendirmek. * Herhangi bir ş eyin benzeri. biçimlendirilme . biçim * Dı ş görünüş . punduna getirmek. yalnı z biçim üzerinde duran. * Yakı ş ı k alan ş ekil. hem de bağ durumuna getiren makine. biçime ağ ı rl ı k veren görüş . biçimine getirmek * sı rası nı . * Özü. form. biçim biçim almak * biçimlenmek. taneleri ayı ran. biçimcilik * Biçime sı kı sı kı ya bağ lı lı k. çoğ u ek durumunda olan öge. biçerdöver * Ekin biçen. ş ekil.ş ekil. * Alı ş ı lmı ş kural. formaliteci. biçim bilimi * Yapı bilimi. biçici biçicilik biçilme biçilmek * Biçmek iş ine konu olmak. formalist. * Tarz. en uygun durumunu yakalamak. elveriş li (iş ). * Manzumelerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dı ş görünüş ü. belli bir biçime girmek.

biçimlendirmek * Bir ş eye belirli bir biçim vermek. biçimlendirme * Biçimlendirmek iş i. biçimli * Biçimi güzel olan.* Biçimlendirilmek iş i. biçiş biçki * Biçmek iş i veya biçimi. biçki yapmak . yakı ş ı ksı zl ı k. * Kötü. biçimsizleş mek * Biçimsiz duruma gelmek. biçimsizleş me * Biçimsizleş mek i ş i. biçimi bozulmak. * Ortamı na uygun düş en. * Çirkinlik. yakı ş ı ksı z. biçki diki ş kursu * Terzilik mesleğ ini öğ retmek amacı yla verilen kurs. biçimselleş tirmek * Biçimsel duruma getirmek. ş ekilsiz. * Biçime dayanan. amorf. biçimlenmek * Bir ş ey belli bir biçim kazanmak. biçimsizlik * Biçimsiz olma durumu. ş ekillendirmek. hoş olmayan. biçimsel biçimselleş tirme * Biçimselleş tirmek iş i. biçimle ilgili. ş ekillenme. biçki diki ş yurdu * Halka açı k terzilik mesleğ ini ö ğ retme ve uygulama yeri. ş ekillenmek. mevzun. yakı ş ı k alan. ş ekillendirme. biçimlenme * Biçimlenmek iş i. * Bir kuramı biçimsel bir kurama dönüş türmek. biçimsellik * Biçime uygun olma durumu. biçimlendirilmek * Bir ş eye biçim verilmek. * Kendine özgü billûrla ş mı ş bir biçimi olmayan (madde). ş eklî. ş ekle ait. formel. biçimsiz * Kendine özgü bir biçimi olmayan. * Dikilecek kumaş ı belli bir modele ve ölçüye göre kesme sanatı . biçimi bozuk.

*İ lgisiz. *İ çine sı vı maddeler konulan. bîgânelik bigudi . * Alt ve üst tabanları birbirine paralel ve eş it iki çokgenden. makine ile kesmek.* dikilecek kumaş ı belli bir modele ve ölçüye göre kesmek. * Yabancı . metal veya plâstikten. * (değ er. fiyat) Koymak. men ş ur. * Bedenin belden aş ağ ı bölümlerini y ı kamakta kullanı lan tuvalet aracı . prizma. bîdar bid'at *İ slâm dininde Hz. * Uyanı k. bide bidon bidoncu bienal * Yı l aş ı rı . biçki yurdu * Biçki ve dikiş okulu. bidayet * Baş lama. * Bîgâne olma durumu. yanal ayrı tı lar ı da eş it ve paralel doğ rulardan olu ş an çok düzlemli cisim. * Dikilecek kumaş ı belli bir ölçüye ve modele uygun olarak makasla kesmek. çoğ unlukla silindir biçiminde kap. biftek bîgâne * Izgara veya tavada piş irilen dana eti dilimi. * Kadı nları n saçları nı kı vı rmak için kullandı kları . iki yı lda bir olan. biçmek * Belli bir biçim vererek kesmek. * Biçmek iş i. * Sonradan türeyen ş ey. boru biçiminde küçük araç. biçtirmek * Biçmek iş ini yaptı rmak. tı rpanla. Muhammed zamanı ndan sonra ortaya çı kan de ğ iş ik yarg ı lar ve ilkeler. * Ekini. sac. biçtirme * Biçtirmek iş i. biçkici biçme * Kumaş ı belli bir modele göre biçen (kimse). uyumayan. * Bidon satan kimse. paha. otu orakla. baş langı ç. * Yontulmuş yapı taş ı . plâstik veya çinkodan yapı lmı ş . * Yaylı m ateş iyle öldürmek.

. günahsı z. gerçekten. * Kimsesiz. tersine. tereddütlü. bikir * Kı zl ı k. * Habersiz. daha sonra. bîhu ş bîilâç *Ş aş kı n. bilgisiz. aksine. bilâhare * Sonra. ayr ı m yapı lmadan. * Bir kuruluş un veya bir ticarethanenin belirli bir dönem sonundaki veya belirli bir gündeki taş ı nı r ve taş ı nmaz varlı klar ı ile bunları sa ğ lamak için kullanı lan öz ve yabancı kaynakları dengeli olarak gösteren çizelge. bilâder ağ acı * Amerika elması . * Bîkes olma durumu. herhangi bir kı sı tlama olmaksı zı n. bilâkaydü ş art * Kayı ts ı z ve ş artsı z olarak. süs eş yası . aklı baş ı nda olmayan. erdenlik. sonraları . bîkarar * Kararsı z. umutsuz. belirli bir süre sonunda elde edilen iyi ve kötü sonuçlar ı n kar ş ı lı klı durumu. bilâr * Katranl ı kı ldan yap ı lan ve kalafat iş lerinde kullanı lan bir tür macun. bilâkis bilânço * Tersine olarak. * Hakkı ile. ayrı ks ı z. * Değ erli olmayan maden veya taş lardan yapı lmı ş tak ı . deli. çaresiz. *İ lâçsı z. bîkes bîkeslik bikini *İ ki parçalı kadı n mayosu. hakkı olarak. * Giriş ilen herhangi bir iş te. bilâistisna *İ stisnası z.bîgünah bîhaber bihakkı n * Suçsuz. sersem. sonradan. bikarbonat * Hidrojen karbonatları n genel ad ı . bijon anahtarı * Araba tekerleklerinin somunları nı sökmek için kullanı lan alet. tam tersine. bijuteri * Kuyumcunun yaptı ğ ı değ erli takı lar ı n tamamı .

fil diş i toplarla ve isteka ile oynanan bir oyun. kurum veya bir topluluk tarafı ndan herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazı lan yaz ı . bildim bileli (veya bildik bileli) * öteden beri. tebliğ . * Bilimsel bir konu üzerine yaz ı lan açı klama. bilâvası ta * Vası tas ı z. bildik ç ı kmak * birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanı ş tı klar ı nı anlamak. beyanname.. araçsı z. * Bu açı klamanı n yapı ldı ğ ı kâğ ı t. bildirge * Bir kimsenin resmî bir kuruluş a herhangi bir durumu bildirmek için verdiğ i çizelge. tebli ğ . dolays ı z. istediğ i gibi davranmak. haber verilmek. bilcümle * Bütün. bilârdocu * Bilârdo oynayan veya oynatan kimse. bildirim * Yazı lı olarak yapı lan aç ı klama. bildirilmek * Bildirmek iş ine konu olmak. bildiğ ini okumak * herkes ne derse desin bildiğ i. bildik * Tanı dı k.bilârdo * Yeş il çuha kaplı bir masa üzerinde. tebligat. bildirilme * Bildirilmek iş i veya durumu.-in hepsi. ihbarname. bildiğ inden ş aş mamak (veya kalmamak) * hiçbir etkiye aldı rı ş etmeyerek doğ ru bildiğ i davranı ş ı sürdürmek. hep . bildirim ödencesi * Süresi belli olmayan sürekli iş sözleş melerinin daha önce bildirim yapı lmaks ı zı n yürürlükten kaldı rı lmas ı sebebiyle yükümlü olanlarca karş ı tarafa verilmesi zorunlu olan ödence. bilârdoculuk * Bilârdo salonunu iş letme veya oynama iş i. ihbar tazminatı . * Vergi yükümlülerinin belli zamanlarda. çok bilmiş olduğ unu anlatı r. bildiğ ini yapmak * verilen öğ ütleri dinlemeyerek tutumunu sürdürmek. duyurulmak. eskiden beri. bağ lı oldukları vergi dairelerine verdikleri gelir bildirme belgesi. beyanname. bildiri * Resmî bir makam. doğ rudan do ğ ruya. tebliğ . aracı sı z. bildiğ ini yedi mahalle bilmez * bir kimsenin çok kurnaz. bildiri ş ..

de. ukalâ. gel-ir. çakı . bileğ i * Kesici araçları bilemek için kullan ı lan alet. * (giysi eteğ i için) yalnı z ayaklar görünecek kadar (uzun). * Herhangi bir konuda bilgi vermek. bile bile * Bilerek.* Bildirmek iş i veya biçimi. bilecenlik * Bilecen olma durumu. bileğ i taş ı * Bı çak. bildiri ş me * Bildiriş mek iş i veya durumu. bilerek aldanm ı ş görünme. * Anlatmak. gel-iyor. bildiri ş im *İ leti ş im. kar için) ayaklar ı içine gömülecek biçimde. bildirmek * Herhangi bir ş eyi haber vermek. geniş zaman. düş ünülerek. komünikasyon. bildirme cümlesi * Yüklemi bildirme kiplerinden biriyle kurulan cümle. belirsiz geçmiş . haberleş me.ş imdiki zaman. bile bile lâdes * Kötü bir durumu öyle gerekti ğ i için kabullenmiş görünme. dahi. bildiri ş mek * Bir duygu veya düş ünceyi i ş aretle veya sesler dizgesiyle bildirerek anla ş mak. bileğ inde altı n bileziğ i olmak * Bkz. gelmiş . gelecek zaman kipleri: Gel-di. her ş eyden anlayan. bileğ inin hakkı ile * kendi gücü ve kendi çalı ş ması ile. önceden tasarlayarak. beyan. kolunda altı n bileziğ i olmak. bileğ ine güvenmek * gücüne veya hünerine güvenmek. bildirme * Bildirmek iş i. * Üstelik. isteyerek. gel-ecek gibi. ifade etmek. da. bildirme kipleri * Belli zaman kavramı veren. makas gibi kesici araçları bilemekte kullanı lan ince taneli sar ı ş ist. bilecen * Her ş eyi bilen. bile * Birlikte. belirli geçmi ş . bileğ ine kadar (veya bileklerine kadar) * (çamur. * Bilgiçlik taslayan. . * Aynı zamanda. kasten.

konsantre olmak. bileş ik kap * Birleş ik kap. * Güçlendirmek. bilek damar ı * Nabı z. * Bir bileş ke olu ş turan kuvvetlerin her biri. kasten. keskin duruma getirmek. keskin duruma getirilmek. bilemedin (veya bilemediniz) * en çok. ayakla bacağ ı n birleş ti ğ i bölüm. en fazla. kalı n. bilek kuvveti * Beden kuvveti. . * Bilemek iş ine konu olmak. bilemek * Kesici aletleri zı mpara veya bile ğ i taş ı nda keskinle ş tirmek. * Bir iş e yoğ un bir biçimde hazı rlanmak. * Oyunlarda bileğ in incinmesini önlemek için bile ğ e takı lan meş in sargı . bilenme bilenmek bilerek bileş en bileş ik * Birleş erek oluş mu ş . a ş ı rı derecede istemek. basit olmayan. * Güç. bileş ik faiz * Süre tarihine dek birikmiş faizlerin ana paraya eklenmesiyle elde edilen toplam üstünden ödenen faiz. bilek güreş i * Karş ı lı klı iki kiş i dirseklerini dayayarak birbirlerinin bileğ ini bükmek. kuvvet. kimyasal nitelikler gösteren (madde). bilek gibi * (saç veya akarsu için) gür. bilek gücü * Kol kuvveti. mürekkep. etkisini artı rmak. * Hı rslanmak. * Ses ve görüntünün birlikte yer aldı ğ ı film parçası . bileklik bileme * Bilemek iş i.bilek * Elle kolun. bilek saati * Bileğ e takı lan küçük saat. kol kuvveti. mürekkep faiz. * isteyerek. * Bilenmek iş i. * Kimyasal tepkimeler sonucu iki veya daha çok elementten oluş an ve bunlardan bağ ı ms ı z fiziksel. keskinle ş tirmek.

* Bilemek iş ini yapt ı rmak. bazı cinsleri uçucu yağ veya süt ta ş ı yan bir familya. terkip. *İ ki veya daha çok vektörün. bilet * Para ile alı nan. bileş ik kesir * Payı paydası na eş it veya pay ı paydası ndan büyük olan kesir.bileş ik kaplar * Birleş ik kaplar. biletli biletme biletmek * Bileti olan. biletçi biletçilik * Bilet satma iş i. * Bir cisme uygulanan birkaç kuvvetin toplam etkisine eş it olan tek kuvvet. bileş tirici * Bileş tirmek iş ini yöneten kimse. bilet satmak. çiçekleri kömeç durumunda toplu olarak bulunan. * Biletmek iş i. geometrik toplam. bileş im *İ ki veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş turma. paralel kenar kuralı na uygun olarak geometrik toplamı nı almak. * Bilet satan görevli. bileş ik önerme * En az iki önermeden oluş an yeni önerme. konser. terekküp. ulaş ı m araçları na binme veya bir talih oyununa kat ı lma imkânı nı veren belge. * Bileş me sonucu oluş an cisim. . * Bileş mek iş i veya durumu. bileş tirme * Bileş tirmek iş i. sinema. * Bileş mek iş i. bileş ikgiller * Bitiş ik yapraklı iki çeneklilerden. bileş tirmek * Bileş mesini sağ lamak. terekküp etmek. muhassala. * Bir maddenin hangi kimyasal türlerden oluş tuğ unu belirleyen verilerin tamamı . tiyatro gibi eğ lence yerlerine girme. bileş ke bileş me bileş mek *İ ki veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş turmak. bilet kesmek * bileti koparı p alı cı ya vermek.

uçlar ı açı k ve esnek halka. * Motor pistonları na. iyi ahlâklı . *İ ş olarak. bilezikli * Bileziğ i olan. vukuf. * Bileyicinin yaptı ğ ı iş . vukuf. olgun ve örnek (kimse). silindir. sempozyum. epistemoloji. iki ucu delik gereç. i ş edinerek. bilgi edinmek * öğ renmek. malûmat. makinelerle yapı lan i ş lemlerin düzenli biçimde yürütülmesi. hikmet. *İ nsan zekâsı nı n çalı ş ması sonucu ortaya çı kan dü ş ünce ürünü.biletsiz bileyici bileyicilik * Bileti olmayan. pirinç veya nikel kaplı demirden yapı lmı ş . bilfarz * Tutalı m ki. hakim. * Mobilyaları n ayak altları na tak ı lan kare. gerçekten. * Bilgili. yağ lama. * Bilgeye yaraş ı r (biçimde). genel olarak dökme demirden yapı lmı ş . bilezik * Bileğ e süs için takı lan halka. sı nı r ve güvenilirlik bakı mı ndan inceleyip araş tı ran felsefe dalı . bilgi kuram ı * Bilginin temelini. malûmat. gerçek ve ilkelerin bütününe verilen ad. malûmat. özellikle sı zı ntı yı önleme gibi amaçlarla yerleş tirilmiş . bilgi toplamak . bilfiil bilge bilgece bilgelik * Bilge olma durumu ve niteliğ i. * Bir durumu öğ renmek. söz geli ş i. * Bilgi. * Öğ renme. bilgi almak. diyelim ki. hâkimane. zağ cı lı k. malûmat. sayalı m ki. * Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradı ğ ı temel dü ş ünceler. so ğ utma. zağ cı . bilgi *İ nsan aklı nı n erebilece ğ i olgu. * Kelepçe. vukuf. kesik koni ve benzeri ş ekilli. * (biliş imde) Kurallardan yararlanarak kiş inin veriye yönelttiğ i anlam. * Bilezik takmı ş olan. * Bilim. * Kesici aletleri bilemeyi iş edinmi ş olan kimse. bilim alanı nda uygulanan yöntemleri. bilgi ş öleni * Belli bir konunun tartı ş ı ldı ğ ı bilimsel toplantı . * (İ lk Çağ felsefesinde) Kendini tanı manı n bilgisi. *İ ki borunun ucunu birleş tirmeye yarayan halkaya benzer parça. dikdörtgen. bilgi iş lem * Özellikle bilgisayar vb. araş tı rma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek.

haberli. önceden verilmiş bir programa göre yap ı p sonuçlandı ran elektronik araç. bilgilendirmek * Bir konuda bilgi sahibi olması nı sa ğ lamak. bilgisayarcı * Bilgisayar alı m satı mcı sı . yapı mcı sı veya mühendisi. * Bilgisayar programcı sı . bilgiçlik * Bilgiç olma durumu. bilgisayarcı lı k * Bilgisayar ticareti veya uzmanlı ğ ı . bilgin geçinmek. * Bilgin olma durumu. * Bilgisiz olduğ u hâlde bilgili görünmek isteyen. bilgili * Bilgi sahibi olan. bilgiç bilgiç bilgiç * Bilgisi olduğ unu göstererek. âlim. bilgilik * Ansiklopedi.* değ iş ik yer ve kaynaklardan sağ lanan bilgileri bir araya getirmek. bilgilenme * Bilgilenmek iş i veya durumu. bilgiçlik satmak (veya taslamak) * bilmediğ i hâlde bilir görünmek. sofizm. bilgisayarlamak * Bilimsel bir konuda çok bilgisi olan (kimse). bilgin tavrı nda. * Bilgili kimse. * Baş kas ı nı yanı ltmak için do ğ ru olmadı ğ ı bilinerek yapı lan uslamlama ve çı karsama. kompüter. öğ renmek. bilgili geçinen kimse. * Bilgine yakı ş ı r. bilgicilik * Antik Yunan felsefesinde eleş tiri ak ı mı . bilgin gibi. haberdar etmek. . bilgilenmek * Bilgi sahibi olmak. * Bilerek. bildirerek. bilgici * Sofist. bilgin bilgince bilginlik bilgisayar * Çok sayı da aritmetiksel veya mantı ksal i ş lemlerden oluş an bir i ş i. safsatacı lı k. elektronik beyin. bilgilendirme * Bilgilendirmek iş i veya durumu. malûmatlı .

her ş eyden önce. bilimsel * Bilgin. deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak yasalar ç ı karmaya çalı ş an düzenli bilgi. bilgiyazar * Elektronik sistemle dizgi yapan alet. bilim kadı nı * Bkz. en çok. biyonik. bilgisayarlaş mak * Bilgisayar düzeniyle donatı lmak. . bilim adamı . bilim kurgusal * Biyoloji ve elektrikle ilgili olan. malûmatsı z. * Bilen. roman vb. bilim kurgu * Çağ daş bilim verileriyle düş gücünden oluş an film. varsayı mları nı ara ş tı ran felsefe dalı . belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araş tı rma süreci. gayriilmî. * Bilgi. * Tavuk gibi kümes hayvanları nı çağ ı rmak için çı karı lan ses. ilim. temeli olarak yalnı z bilim yöntemine önem verme. ba ş ta. bilim adamı * Bilimsel çalı ş malarla u ğ raş an kimse. âlim. bili bili bili bilici bililtizam * Bile bile. bilgin. özellikle.* Bilgisayara geçirmek. bilim kuramı * Bilimlerin koydukları düş ünsel sorunları inceleyen ve tek tek bilimlerin yöntemlerini. mahsus. bilimci bilimcilik * Bilginin. bilhassa * Hele. bilgisiz bilgisizlik * Bilgi sahibi olmayan. bilerek ve isteyerek. bilim * Evrenin veya olayları n bir bölümünü konu olarak seçen. * Belli bir konuyu bilme isteğ inden yola ç ı kan. malûmat. cehalet. * Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi. * Bilgisiz olma veya bilgi yokluğ u durumu. cahil. bilim dı ş ı * Bilime aykı rı . ilkelerini. bilime uymaz. ilimcilik.

bilinçlendirme * Bilinçlendirmek iş i. bilimselleş tirmek * Bilimin metotları na uygun duruma getirmek. baskı altı nda tutulan isteklerle bunlara bağ lı düş üncelerden oluş an ve bilince ula ş amayan bölümü. bilimsiz * Bilime. bilimsel sosyalizim *İ htilâlci sosyalizm. bilimselleş tirme * Bilimselleş tirmek iş i. bilinç d ı ş ı * Bilinçsizce yapı lan i ş ve etkinliklerin bütünü gayriş uur. bilinçlendirmek . * Temel bilgi. bilinç ak ı ş ı * Düş üncelerin arka arkaya birbirini izlemesi. dilendi ğ i zaman kapsam ı ndakilerin bilince çağ rı labildiğ i zihin bölgesi. kavramak.* Bilimle ilgili. bilincini yitirmek * bilincini herhangi bir sebeple yitirmek. ş uuraltı tahteş ş uur. bilincine varmak * anlamak. sı nanabileceğ ini savunan felsefe akı mı . * Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydı nlı k olarak izlenme süreci. bilinç kayb ı * Hafı za yitimi. bilimsizlik * Bilimsiz olma durumu bilimsizce iş . * Bir toplumdaki ruhî etkinliklerin veya ruhî durumları n bütünü. araş tı rı cı ve bağ ı msı z düş ünce. ş uur. temel görüş . bilinç *İ nsanı n kendisini ve çevresini tan ı ma yeteneğ i. bilime dayanan. *İ nsan ruhunun. bilimsel toplant ı * Uzmanları n katı lı mı ile gündemi bilimsel konuları n oluş turduğ u toplantı . bilimsellik * Bilimsel olma durumu. * Kiş inin aklı ndan geçenlerin birinci ki ş i ağ zı ndan yansı tı lması . ilmî. * Dimağ . bilinçalt ı * Bilinç dı ş ı olmakla birlikte. ş uur. bilimsel düş ünce * Bilim temeline dayanan özgür eleş tirici. bilimsel deneycilik * Her bilginin deneyle veya gözlemle doğ rulanabileceğ ini. bilim yöntemlerine uygun olmayan gayriilmî. Marxçı lı k.

. bilinmedik * Bilinmeyen. bilindik * Bilinen. ş uursuzluk. bilinemez *İ nsan aklı yla bilinemeyen ş ey. malûm. ş uurlanmak. bilinmeyen * Değ eri belli olmayan. * Nesne. ö ğ renilmek. ş uurluluk. anla ş ı lmak. * Belli olmaz. olay ve iş lere kar ş ı uyan ı k bulunmama durumu. bilinçle yapı lmayan. bilinen bilinme * Değ eri belli olan nicelik. bilindik. ş uursuz. bilinmezlik * Bilinmez olma durumu. * Eleş tirmeli bir biçimde. meçhul. olay ve edimlere uyanı k bulunma durumu. bilinmedik. meçhul. ş uurlu. muğ lâk. * Kendi etkinli ğ ini eleş tirmeli bir biçimde sezmeyen. agnostik. bilinmek * Bilmek iş ine konu olmak. * Bilinçli olma durumu ş uurluluk. ş uurlu. * Tanrı 'nı n ve evrenin nereden türediğ inin bilinmediğ ini ve bilinemeyece ğ ini ileri süren öğ retiyi benimseyen (kimse). bilinçli * Bilinci olan. bilinmeyen (nicelik). lâedriye. agnostisizm. bilinçlenmek * Bilinçli duruma gelmek. bilinemezcilik * Bilginin bağ ı ntı lı oldu ğ una ve bundan dolayı salt olmadı ğ ı na inanan öğ reti. bilinemezci * Bilginin bağ ı ntı lı oldu ğ una inanan (kimse). * Bilinmek iş i. ş uursuz.* Bilinçli duruma getirmek. kuş kulu. lâedri. bilinçlenme * Bilinçlenmek iş i. * Tanrı 'nı n ve evrenin nereden türediğ inin bilinmediğ ini ve bilinemeyece ğ ini ileri süren öğ reti. * Bilinci olmayan. bilinmez * Anlamı gizli ve anlaş ı lması güç olan. ş uursuzluk. kendi etkinli ğ inin fark ı nda olan. bilinçle yapı lan. * Nesne. bilinçlilik bilinçsiz bilinçsizlik * Biliçsiz olma durumu.

sibernitik. billûr * Bazı cisimlerin aldı klar ı geometrik biçim. * Biliş im alanı nda uzman ki ş i. bilir bilmez * yarı m bilgi ile. eksper. bilisizlik * Bilisiz olma durumu. cahil. ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş imde kullanı lan ve özellikle elektronik aletler aracı lı ğ ı ile düzenli bir biçimde i ş lenmeyi ön gören bilim. bilistifade * Yararlanarak. * Bildik. bilirki ş i * Belirli bir konudan iyi anlayan ve bir anlaş mazlı ğ ı çözümlemek için kendisine ba ş vurulan kimse. billâhi * Tanrı 'ya ant içerim" anlamı nda bir ant. "yapar" anlamları ile isimlerle birleş erek birleş ik s ı fat kurar. biliş çı kmak * tanı mak. "sayar". ehlivukuf. * "İ nan olsun" anlam ı nda kullanı lı r. biliş * Canlı nı n. bilirki ş ilik * Bilirkiş inin yapt ı ğ ı iş . biliş im * Teknik. * Çözümlenmesi özel veya bilimsel bilgiye dayanan konularda oyuna veya düş üncesine ba ş vurulan kimse. uzman.bilir * "Anlar". bilip bilmediğ ini göz önüne almadan. bir nesne veya olayı n varlı ğ ı na ili ş kin bilgili ve bilinçli duruma gelmesi. ehlihibre. ehlivukuf. vukuf. * Duru ve temiz kesme cam. * Billûrdan yap ı lmı ş . informatik. . bilisiz * Öğ renim görmemiş . muarefesi olmak. bilirki ş i raporu * Bilirkiş inin hazı rlam ı ş oldu ğ u rapor. biliş imci biliş me biliş mek * Karş ı lı klı olarak birbirini tanı mak. kristal. biliş im teknolojisi * Biliş imde kullanı lan bütün araç ve gereçlerin olu ş turduğ u sistem. * Biliş mek iş i. * Öğ renmek. biliş im ağ ı * Teknik. ehlihibre. cahillik. tanı dı k. önceden tanı ş olmak. ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş im sistemi. dost.

* sonucun ne olacağ ı nı kestiremeden. kristalleş mek. bilmece gibi konuş mak * açı k. kristalle ş me. çok temiz (su). billûrî * Billûra benzer. muamma. billûr durumunda yoğ unlaş mak. billûrla ş mak * Billûr durumuna gelmek. * çok beyaz ve pürüzsüz (kol. * Belirgin duruma gelmek. bilmece çözmek * bilmecenin cevabı nı bulmak. billûriye * Billûrdan yapı lmı ş veya billûrla ilgili. billûr gibi. bilmeden * bilmeyerek. * Bol ı ş ı klı . niteliklerini üstü kapalı söyleyerek o ş eyin ne olduğ unu bulmayı dinleyene veya okuyana b ı rakan oyun. * Genellikle billûrdan yapı lmı ş eş ya satan dükkân. muamma. mercimek biçim ve büyüklüğ ündeki saydam cisim. gerdan. billûrla ş tı rma * Billûrlaş tı rmak i ş i. kristaloit. irisin arkası nda. . pı rı l pı rı l parlayan (yer). anlaş ı lı r biçimde konuş mamak. * (ses için) pürüzsüz. koloit karş ı tı . mercek görevini yapan. * Bilgi edinmenin gaye ve sonucu. göğ üs). * Billûra benzeyen. billûru andı ran. netlik kazanmak. billûrlu *İ çinde billûr bulunan. bilmediğ i beş vakit namaz * her ş eyi pek iyi bilir. billûrla ş tı rmak * Billûr durumuna getirmek.* Koç yumurtası . * Bilmek iş i. billûr gibi * çok duru. * Herhangi bir cisim moleküllerinin bazı fizik ve kimya de ğ iş meleriyle geometrik biçim alması . * Diyalize uğ rayarak çözümlenen madde. anlamı nda bir söz. billûrsu bilme bilmece * Bir ş eyin ad ı nı anmadan. * Bilinmeyen ş ey. * Bir ş eyin ne oldu ğ unun bilincine varma. billûr cisim * Gözde. billûrla ş ma * Billûr durumuna gelme.

* Bazen "iş ine gelmek". farz etmek. tecahül etmek. bilmezlikten gelme * yazarı n. bilmezlik * Bilmez olma durumu. bencmarking. teçhil etmek. bilmezlikten gelmek. "uygun bulmak" anlamı nda da kullan ı lı r. * (davranı ş töresinde) Ben de. * Sorumlu tutmak. ne) * önemli veya anlatı lmas ı gerekli görülmeyen ş eyler için kullanı lı r. bilmukabele * Karş ı lı klı olarak. ş irketler aras ı nda bilgi satma. bilmezlik. *İ nanmak. * Tanı mak. karş ı lı k olarak. bilmez * Anlamaz. * -a/-e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleş ik fiiller oluş turur. bilgileş im. bildiğ i belli olan bir ş eyi bilmez veya baş ka türlü bilir görünecek yolda bir anlatı ş sanatı . kavramaz. bir ş ey bilmez göstermek. bilmezlenme * Bilmezlenmek iş i.bilmek * Bir ş eyi anlam ı ş veya öğ renmi ş bulunmak. * Saymak. * Bkz. bilmemezlik * Bilememe durumu. hatı rbilmez. * Geniş zamanı n olumsuz birinci tekil kiş isi olarak bilmem biçiminde kullanı lı nca duraksama. * Anlamak. kadirbilmez gibi sözlerle "yapamaz". * Bir iş yapmaya alı ş mı ş olmak. * Bir bilim veya sanat dalı nda yeterli olmak. var saymak. nas ı l. bilmemek * birlikte kullanı ldı ğ ı fiilin bir türlü gerçekle ş emediğ ini anlat ı r. bilgiçlik taslayan. . bilsat * Kuruluş lar. sizlere de. tereddüt anlam ı nı verir. bilmezleme * Bilmezlemek iş i. sı rası düş ünce. kim. hatı rlamak. teçhil. bilmi ş * Her ş eyi bilir geçinen. elinden gelmek. * Sanmak. çok bilmiş . bilmezlenmek * Bilmiyor gibi görünmek. "edemez" anlamlar ı nda kullanı lı r. size de. bilmezlemek * Bir kimseyi. tecahülüarifane. bilmünasebe * Sı rası gelince. bilmezlikten gelmek * bilmiyor görünmek. bilmem hangi (veya bilmem kaç. ş aş ma. cehalet.

bilyon bin * On kere yüz. sürekli olarak dü ş ünce değ iş tirmek. doğ rudan doğ ruya olmayarak. bin iş çi. bin nasihatten bir musibet ye ğ dir * yaş anmı ş olaylar. misket. araçla. otomobil gibi taş ı tlar ı n tekerleklerinde sürtünmeyi azaltmak amacı yla içine çelik bilye yerleş tirilmiş bölüm. bin dall ı * Çoğ unlukla mor kadife üzerine sı rma ile kabartma dal. * Bu sayı nı n adı ve bu sayı yı gösteren rakam. çok sayı da. öğ ütlerden çok daha etkilidir. gönülden. bilyeli yatak * Bisiklet. bin dereden su getirmek * birini kandı rmak için birçok sebep ileri sürmek. bin pi ş man olmak * çok piş man olmak. . yaprak ve çiçek iş lenmiş giysi veya örtü. cam gibi ş eylerden yap ı lmı ş küçük yuvarlak. 1000. kamu. her sı kı ntı yı gideren. küçük yuvarlak. baş olacak bir kimse gerekir. aş ı nmayı ve enerji yitimini önlemek için. bin kalı ba girmek * birbirine benzeyen birçok iş yapmak. * Taş . * Motorlu taş ı tlarda dönme veya sürtünme etkilerini azaltmak. * (birinin) Aracı lı ğ ı ile. dokuz yüz doksan dokuzdan bir artı k. bin bilsen de bir bilene danı ş * bir insan bir ş eyi ne kadar iyi bilirse bilsin. bin bir * Pek çok. maden. ..bilumum bilvası ta bilye * Bütün. bin bir ayak bir ayak üstüne * herkesin ayakta olduğ u kalabalı k. göbeklerdeki yataklara yerle ş tirilen. dolaylı . toprak. hep.. bilyeli * Bilyesi olan. dil dökmek. çoğ unlukla çelikten. M. kı yaslanmayacak ölçüde. bir ba ş çı * her iş e. bin can ile * çok isteyerek. bin derde deva * pek çok iş e yarayan. * Bir isimden önce geldiğ inde aş ı rı lı k ve çokluk bildirir. bin kat * Pek çok. gene de onu kendisinden daha iyi bilen bulunabilir. -in hepsi. * Milyar.

-den ötürü. binde bir * çok seyrek olarak. zamlı . bin zahmetle * çok zor. dayamak. * Rütbesi yüzbaş ı ile yarbay arası nda bulunan ve ası l görevi tabur komutanlı ğ ı olan subay. bunun için. * (memnunluk bildirmek için kullanı lan söz) çok yaş a!. bindirilmek * Bindirmek iş i yapı lmak. . bundan ötürü. çok de ğ iş ik. beynamaz. bin türlü bin yaş a! * Birbirinden çok farklı . zam. binba ş ı lı k * Binbaş ı rütbesi veya binbaş ı nı n görevi.bin tarakta bezi olmak * birçok iş le uğ raş mak. * Çatı . bindirimli * Fiyatı art ı rı lmı ş . bindi * Destek. bina * Yapı . inş a etmek. * Dayanarak. bînamaz binba ş ı * Bkz. * (bir düş ünce sistemine göre) kurmak. büyük zorlukla. kurmak. bindi ğ i dal ı kesmek * (kendisine gerekli ve yararlı olan ş eyi) fark ı nda olmadan yararsı z duruma getirmek. yapmak. hamil. bina etmek * yapmak. bindirim * Fiyat artı rma. kendi eliyle yok etmek. bindirilmi ş kuvvetler * Motorlu taş ı tlara bindirilmiş asker birlikleri. binaen * -den dolayı . * Arapça fiil çatı sı nı konu edinen bilim ve kitap. -diğ i için. bunun üzerine. binaenaleyh * Bundan dolayı . bindirilme * Bindirilmek iş i veya durumu.

* Birbiri üzerine gelerek eklenen levha. binin yarı sı beş yüz (o da bizde yok) * çok düş ünceli görünen birine ş aka yollu "aldı rma!" anlamı nda söylenir. gezmek veya binicilik sporu için yetiş tirilen at. kapak veya kapı nı n arkası na doğ rudan vidalanan. çı karma yerine gitmek için kendilerine ayrı lan deniz araçlar ı na binmeleri. binek * Binmeye ayrı lmı ş ş ey ve daha çok at. * (taş ı t) Ba ş taraf ı ndan baş ka bir ta ş ı ta çarpmak veya bir yere vurmak. oturtmak veya içine yerleş tirmek. * pek çok yapı lan. * Ata iyi binen kimse. bindirme kilit * Gövdesi kutu biçiminde olan. binmeye yarayan. biner bingi her biri. sı rada dokuz yüz doksan dokuzuncudan sonra gelen. binmesini sağ lamak. binek atı * Sadece binmek. binek ta ş ı * At veya arabaya binmek için üstüne çı kı lan yüksekçe taş . * Üzerine binilen. basit mekanizmalı kilit. dolap gibi ş eylerin. * Binilmek iş i. * Ata binme ustalı ğ ı . bindirmek * Bir kimseyi bir ş eyin üzerine çı kartmak. * Çı karma harekâtı na katı lacak birliklerin. * Bin sayı sı nı n üleş tirme biçimi. her birine bin. * Binmek iş i yapı lmak. kiremit. binici * Binen. * Kemerler üzerine oturtulmuş kubbe ile kemerlerin aras ı nı kapatan üçgen biçimindeki kubbe parçaları ndan * Binme iş i. her defası nda bini bir arada olarak. * Eklemek. pek çok olan. bini bir paraya * pek çok ve ucuz. binicilik binilme binilmek . * Kapı . ahş ap parçalar ı nı n durumu. kanatlar ı kapanı nca kalan aralı ğ ı örtebilmek için bu kanatlar ı n kenarı na çak ı lan bini a ş mak * çok fazla olmak. * Ata binilerek yapı lan spor. katmak.bindirme * Bindirmek iş i. bini çı ta. bininci * Bin sayı sı nı n sı ra s ı fatı .

* Atlı alayda giyilen giysi. binek hayvanı için) Kullanmak. * Fiyat artmak. * (bisiklet motosiklet. öbürünün üstünde olmak. . * Eklenmek. *İ ş istenilmeyen veya beklenilmeyen bir biçim almak. * Yaklaş ı k olarak üç litrelik büyük ş iş e. * Biniş mek durumu. binek atı . sakı nmaz. binnetice biny ı l biokütle * Bin yı lı içine alan zaman dilimi. * Belirli zamanda sı nı rları belirli bir biyotopta bulunan canlı organizmaları n toplam kütlesi. *İ ki parçadan biri. katı lmak. * Birçok bin. * Üniversite öğ retim üyelerinin giydikleri cübbe. * Kı rı k bir kemiğ in iki parças ı birbiri üstüne gelmek. nihayet. bini ş me bini ş mek binit binit binlerce binlik * Bin liralı k kâğ ı t para. * Bir yere gitmek için tren. fı rı na at ı lmadan önce. * Atlı alay. biomikroskop * Kendine özgü bir ı ş ı k ile kullanı lan çift göz mercekli mikroskop.bini ş * Binmek iş i veya biçimi. fizyoloji ve tı p konuları nı mekanik kanunlar yöntemiyle irdeleme. pek çok. * Üstüne binilen hayvan. korkusuz. * Binmek iş i. vapur. * Yüksek aş amalı bilginlerin ve yeniçeri subaylar ı nı n giydikleri cübbe. otomobil gibi bir taş ı tta yer almak. * Sonuç olarak. * Bin tanesi bir arada olan. uçak. * Kas kiriş leri birbiri üstüne binmek. biomedikal * Hem biyoloji hem de tı pla ilgili olan. * Hamur durumundaki ekmeklerin. biomekanik * Biyoloji. gözü pek. bîperva * Çekinmez. binme binmek * Yüksek bir ş eyin veya bir hayvan ı n üstüne çı kı p ayakları nı sallandı rarak oturmak. içine konuldu ğ u oyuk gözlü tahta. * Bir ş ey s ı kı ş arak yanı ndakinin üstüne ç ı kmak.

bir an * Çok kı sa bir süre için kullanı lı r. * Toplu bir durumda. yalnı z. * Odun. onunla övünülmemelidir. * Herhangi bir varlı ğ ı belirsiz olarak gösterir. * Sı fat veya zarf durumunda baş ı na geldiğ i kelimelere kuvvet. * Tek. bir a ğ ı zdan çı kı p bin dile yayı lı r * ortaya atı lan bir söz çok çabuk yayı lı r. aynı . * Pek çok. I.. bir abam var atar ı m. * Birçok.* Çekinmeden. korkmadan. yan ı nda kimse bulunmadan. * baş ka birinin yardı mı olmaksı zı n. bir ara * Kı sa bir süre. * Birleş ik. birbirine benzer. beraberce. * (tekrarlanarak) Bir kez. bir (veya bir de) * hem . bir fincan kahvenin kı rk yı l hatı rı vardı r. bir alay bir âlem * Kendine özgü bir niteliğ i olan. bir (veya tek baş ı na) * yalnı z olarak.. * Geçmiş te bir zaman. müş terek. önem bakı mları ndan birbirinden farks ı z. * Ancak. pek çok. birlikte.. bir boyda. birbirine e ş it. hep birden. kömür gibi bazı ş eylerin ölçü birimi. bir ac ı kahvenin kı rk yı l hatı rı vard ı r * Bkz. istek veya kesin olmayan anlamlar katar.. * Sadece. bir an önce * Bir ara. bir (veya sa ğ ) elinin verdi ğ ini öbür (veya sol) elin duyması n * yapı lan bir iyilik gizli tutulmalı . bir . * Bu sayı yı gösteren rakam 1. nerede olsam yatar ı m * tek baş ı na bulunan kimsenin istediğ i yerde barı nı p rahat edebileceğ ini anlatı r. * Bu sayı kadar olan.. bir a ğ ı zdan * hep birlikte. * Ortaklaş a olan.. olabildiğ i kadar tez. bir sürü. bir * Sayı lar ı n ilki. hem. toplu olarak. fazla. * Eş . * Değ er. bir araba bir arada .

bir biçimine getirmek * çözüm yolu bulmak. bir ba ş tan (veya uçtan) bir baş a (veya uca) * bir yerin bir sı nı rdan öbür sı nı rı na kadar. bir a ş ağ ı bir yukarı * amaçsı z olarak gidip gelmeyi anlat ı r. bir bakı ma * Ba ş ka bir görü ş le. bir ben. bir baltaya sap olmak * belirli bir iş sahibi olmak. bir araya getirmek * toplamak. bir atı mlı k barutu olmak (veya kalmak) * bir konuda yapabileceğ i çok az ş eyi bulunmak. çok az. bir aya ğ ı çukurda olmak * yaş ayacak çok az zamanı kalmı ş olmak. buluş mak. bir bir bir bir * Birer birer. her çocuk babası na bakı lmas ı nı ötekinden beklediğ i için sı kı ntı da kal ı r. küçük bir sorunu büyütmek. tam tamı na. dokuz evlât bir babayı beslemez * çok çocuğ u olan baba. * Az.bir aralı k * Bir ara. çok yaş lanmı ş olmak. bir ayak önce (evvel) * bir an önce. bir arpa boyu (gitmek veya yol almak) * çok az. bir de Allah bilir * sı kı ntı lı durumlarda söylenilen bir deyim. bir bardak suda f ı rtı na koparmak * önemsiz. bir baba dokuz evlâdı besler. hepyek. bir ayak üstünde bin yalan söylemek (veya bir ayak üstünde kı rk yalanı n belini bükmek) * çok kı sa sürede pek çok yalan söylemek. * Bkz. . eksiksiz. ayrı ayrı . bir araya gelmek * bir yerde toplanmak. * Olduğ u gibi. bir ba ş ı na * Tek baş ı na. bir avuç * Bir avuç dolduracak kadar. baş ka bir dü ş ünüş le.

* Biraz. güzel bir belirti ile doyurucu sonuca ulaş ı lmaz. bir çift sözü olmak * söyleyecek bir ş eyleri bulunmak. * hiçbir zaman. bir boydan bir boya * Bir yerin bir ucundan öbür ucuna kadar. bir ç ı rpı da * bir ele alı ş ta. bir çöplükte iki horoz ötmez * bir yerde iki kiş i baş olmaz. * Hele. çabucak. bir çekirdek geri kalmamak * bütünüyle denk olmak. bir daha * bir kez daha. kapalı tohumlulardan bir bitki sı nı fı . bir iki. bir çenetli * Kapsüllü yemiş lerin tek parçalı olanları .bir boy * Bir kez. bir çenekliler * Oğ ulcuğ u bir çenekten oluş mu ş . ele alı r almaz. bir çift * Bir takı m. bir çiçekle bahar (veya yaz) olmaz * küçük. bir çat ı alt ı nda (olmak veya bulunmak) * aynı yapı içinde. bir dalda durmamak * sı k sı k iş veya dü ş ünce değ iş tirmek. bir çokları * çok sayı da olan (kimse veya ş ey). yanlı ş davran ı ş larla bozmak. bir bu eksikti * sı kı ntı lı bir durum varken bir yenisinin çı kması üzerine söylenir. bir boyda * Boyları eş it. baş tan ba ş a. * çapkı n kimseler için kullanı lı r. bir damla . bir çift söz * Bir iki söz. bir çuval inciri berbat etmek * düzelmekte olan bir durumu yersiz. bir daha yüzüne bakmamak * darı lı p ilgiyi kesmek.

bir dediğ i iki olmamak * her istediğ i yapı lmak. . bir dokun bin ah i ş it (dinle) kaseifağ furdan * insanları konuş turmak için biraz dertlerini deş mek yeter. kı rk ak ı ll ı çı karamazmı ş * bazen bir kimsenin yaptı ğ ı yersiz bir iş . bir defalı k * Bir kere yapmaya yetecek kadar. bir dirhem * Çok az. bir dediğ ini iki etmemek * her istediğ ini hemen yapmak. birçok kimse tarafı ndan düzeltilemez. bir dostluk kald ı ! * az bir mal kalı nca sat ı cı ları n kullandı ğ ı bir özendirme deyimi. fazladan. bir duda ğ ı yerde bir dudağ ı gökte * masallardaki dev gibi korkunç ve çirkin. bir deli kuyuya bir taş atar. birazcı k. bir dediğ i bir dediğ ini tutmamak * söyledikleri birbirine uymamak. * umulanı n veya beklenilenin dı ş ı nda bir durumu anlatan cümlelerin ba ş ı na gelir. bir defada * ara vermeksizin. * Bir kereye özgü olan. bir defa * Olup bitti anlatan cümlelere katı lı r. bir deri bir kemik (kalmak) * çok zayı flamak. zahmeti çok olan bir iş le uğ raş mak. bir derece (veya bir dereceye kadar) * biraz. "hele" anlamı nda da kullan ı lı r. bir dirhem bal için bir çeki keçiboynuzu çi ğ nemek * verimi az. tutarsı z konuş mak. bir dolu * Birçok. * (çocuk için) Çok küçük.* Çok az. * "ilk önce". bir dirhem et bin ayı p örter * biraz kilo almak bazen insanı güzelle ş tirir. bir de * ve olana katarak. bir don bir gömlek * yarı çı plak. bir dikili a ğ ac ı olmamak * evi veya mülkü olmamak. bir kereye özgü olarak.

bir elden * aynı kimse tarafı ndan. bir gömlek aş ağ ı * bir derece daha düş ük (birinden). bir fincan (veya bir ac ı ) kahvenin kı rk yı l hatı rı vardı r * iyilik küçük de olsa unutulmaz. ancak aynı kök üzerinde bulunan (bitki). bir evcikli * Mı sı r. bir el * (ateş li silâh için) bir kez atı m. bir gömlek fazla eskitmiş olmak * birinden daha yaş lı ve daha görmü ş geçirmiş olmak. bir fende kaz ı k kakmak * bir bilgi veya bilim dalı nda saplanm ı ş kalmak. iki el bir yüzü y ı kar * bazı durumlarda yardı mcı sı z iş yapı lmayacağ ı nı anlatı r. bir geceye ait. bir gece içinde olup biten. bir gecelik * Bir gece için. bir gün evvel * olabildiğ i kadar çabuk. sağ ladı ğ ı bir ç ı karla ödetmek.bir düziye * Sürekli olarak. tek hücreli. f ı ndı k gibi erkek ve diş i organları ayr ı çiçeklerde. * yardı mlaş arak iş ler daha kolay baş ar ı lı r. bir el bir eli yı kar. bir elin sesi çı kmaz * bir davanı n bir kiş i taraf ı ndan savunulması etkili ve yeterli değ ildir. bir göz a ğ larken öbür göz gülmez * keder veya sı kı ntı varken dostlar. yarı sı bu * birbirlerine çok benzeyen kimseler için kullanı lı r. * bir merkezden. bir gözeliler * Yapı sı tek bir hücreden oluş an hayvanlar veya bitkiler. . akrabalar eğ lenmemelidir. bir göz gülmek * hem gülüp hem ağ lamak. bir elle verdi ğ ini öbür elle almak * yapar göründüğ ü bir iyiliğ i. bir elman ı n yarı sı o. bir eli yağ da bir eli balda (olmak) * varlı k ve bolluk içinde olmak. ceviz. bir gözeli * Yapı sı tek bir hücreden oluş an (hayvan veya bitki). bir elini bı rak ı p ötekini öpmek * aş ı rı saygı göstermek.

garip. bir neş esizliğ i olmak. k ı sa da sürse çekici ve güzeldir. hiçbir zaman. bir i ğ ne bir iplik olmak * Bkz. bir güzel * Çok iyi. bir gözeli. çok az say ı da. bir parça. bir kafada * aynı düş üncede. bezmek. iyice. bir içim su (gibi) * (kadı n için) çok güzel. * Aynı . * kazaya uğ ramak. çok.bir günden bir güne * hiç. bir iki demeden (demeye kalmadan) (veya bir iki derken) * duraksamadan. bir iki * Birtakı m. . bir ho ş * Tuhaf bir ş ekilde. bir günlük beylik beyliktir * hoş a giden bir durum. bazı . usanmak. bir ho ş lu ğ u olmak * bir rahatsı zl ı ğ ı . bir hücreli * Bkz. bir i ş aretine bakmak * bir iş i yapmak için hazı r beklemek. duraksamadan. bir atı lı ş ta. bir ho ş eylemek * hüzünlendirmek. ölmek. * huyu değ iş mek. iğ ne ipliğ e dönmek. bir hâl olmak * bir ş eyin çok tekrarlanması yüzünden bitkin duruma gelmek. * hüzünlenmek. bir i ş tir oldu * istenmeyen. fenalı k gelmek. benzer. bir ho ş olmak *ş aş ı rmak. birkaç kez. tek tür. bir hayli * Epey. kötü bir durum karş ı sı nda söylenir. bir hamlede * Çabucak. bir kalem * Bir an için. biraz. karş ı sı ndakine vakit bı rakmadan.

. bir kere * Aslı nda. bir kerecik * Bir defaya mahsus olarak. bir kol çengi (olmak) *ş en sözler ve davranı ş larla çevresine neş e saçanlar için söylenir. * Bir kez. ama o. bir kar ı yla bir koca. yakı nları nı n yanlar ı nda bulunmadı ğ ı nı veya hiç çocukları olmadı ğ ı nı anlat ı r.bir kalem geçmek * boş vermek. telâş olmak. patı rtı . bir koyundan iki post çı kmaz * birinden. bir karar * Aynı durumunu koruyarak. ba ğ daş mak. uyuş mak. gücünün yetmediğ i bir özveriyi beklememek gerekir. ancak bir kiş iye kı smet olur. bir defa. bir Ayvaz * bir karı kocanı n çocukları nı n. bir kararda bir Allah * insan talihinin her an değ iş ebilece ğ ini ve bunun ola ğ an karş ı lanması nı öğ ütler. bir kı zı bin kiş i ister. çabucak. bir koltuğ a iki karpuz sı ğ maz * aynı zamanda birden çok iş le ilgilenmek baş arı için sakı ncal ı dı r. * Çok az. bir koş u * Koş arak. belli durumunu de ğ iş tirmeden. anlamsı z konu ş ur. bir kı yamettir gitmek (veya kopmak) * çok fazla gürültü. bir kaş ı k suda bo ğ mak * bir kimseye çok kı zmak veya çok öfkelenmek. bir an için göz ardı etmek. d ı rd ı r eder her gece * sı kı ntı veya yalnı zlı k yüzünden iki dost (bile) birbiriyle dalaş ı r. bir kenarda durmak * gerektiğ i zaman kullanmak üzere haz ı rda tutmak. koş a koş a. bir kiş i alı r * güzel ş eyi herkes ister. bir Köroğ lu. bir kalemde * birden ve toptan. bir kar ı ş * Çok kı sa. bir kazanda kaynamak * anlaş mak. bir kar ı ş beberuhi * çok kı sa boylu kimse. bir kapı ya çı kmak * aynı sonuca varmak.

değ eri olmamak. çeş itli yönlere. birçok. belli oranda. bir lokma bir hı rka * hayatta azla yetinmeyi. bir kulağ ı ndan girip öbür kula ğ ı ndan çı kmak * söylenen söze önem vermemek. bir numara * Tek. bir mum al da derdine yan * baş kalar ı yla uğ ra ş aca ğ ı na kendi durumunu dü ş ün. nerede olsa yatarı m . * Çok küçük (çocuk). bir olmak * bir araya gelmek. bir paralı k etmek * çok utanacak. bir nebze * Çok az. bir örnek * Aynı biçimde olan. bir nice * Bir hayli. bir parça * Biraz. bir katı . az ı cı k. bir kurş un at ı mı * kurş unun gidebilece ğ i uzaklı k. bir numaral ı * Birinci.bir köş eye atmak * gerektiğ inde kullanı lmak için bir yere koymak. bir misli. yeknesak. iş birliğ i yapmak. bir parça. bir köş eye koymak * saklamak. bir papel etmemek * hiç bir iş e yaramamak. biriktirmek. bir parmak * Parmak ucuyla alı nan miktar veya parmak ucuyla alarak. birinci. bir postum var atarı m. bir bu yana * rastgele. derviş çe geçinmeyi anlat ı r. çok az. baş ta gelen. bir nefeste * (söz ve içecekler için) Ara vermeden. birçok yerlere. bir o kadar * Ne kadar varsa o kadar daha. bir ölçüde * Biraz. iş e yaramaz bir duruma dü ş ürmek. bir o yana.

bir pula satmak * bir kimseyi bir çı kar uğ runa harcamak. yeni huylar edinmek. sonunda yakalan ı rsı n çekirge (veya üçüncüsünde avucuma dü ş ersin çekirge) * birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çı karak yapanı kötü bir duruma düş ürür. bir söyle on dinle * az konuş up çok dinlemek yaralı olur. bir solukta * Çabucak. bir sı çrars ı n çekirge. bir tahtası eksik * akı lca eksik. bir ş eyin ş uyuu vukuundan beterdir * söylenti veya dedikodu olayı n gerçekleş mesinden daha kötüdür. istediğ im biçimde davranı rı m. bir tahtada * bir defada. bir sürü * Çok sayı da. bir sözünü iki etmemek * birinin her istediğ ini hemen yerine getirmek. * ölmek. yekten. bir ş eyler (veya bir ş ey) olmak * huyu. bir tane . bir pul etmemek * hiç değ eri olmamak.* istediğ im yere gider. bir ş eyler * daha fazla açı klamamak. bir sı ra * Üst üste. suçlu cezası z kalmaz. bir söyledi pir söyledi * uzatmadan. bir ş ey sanmak * (bir kimseyi. birden fenalı k gelmek. bir yeri) gerçeğ inden. gereğ i gibi söyledi. bir ş eye benzememek * iş e yarar durumda olmamak. hemen. bir ş eyler. olduğ undan baş ka türlü düş ünerek hayal kı rı klı ğ ı na uğ ramak. tutumu değ iş mek. durumu. anlatmak. ifade etmek. yarı m akı llı . pek çok. çarçabuk. çok kı sa bir sürede. * belirtmek. bir ş ey söylemek * konuş mak. * bayı lı r gibi olmak. bir sı kı mlı k canı olmak * çok cı lı z ve güçsüz olmak. iki sı çrarsı n çekirge. ardı ard ı na. k ı sa kesmek gerektiğ inde söylenir. bir ş eyi. de ğ erlendirmede yan ı lmak.

. bir vakitler * Geçmiş zamanda.* Biricik. ertelemek. bir varmı ş bir yokmu ş * bir masala baş larken. "eskiden" anlamı nda söylenen bir tekerleme. kuvvete yükseltme. bir tutmak (veya bir görmek) * eş it saymak. bir türlü * (tekrarlı kullanı ldı ğ ı nda) iş in yap ı lmas ı nı n da. vaktiyle. bir tek atmak * bir kadeh içki içmek. eskiden.. yapı lmamas ı nı n da aynı derecede kötü olduğ unu belirtir. * hiçbir biçimde. benimsememek. sayı lmazsa. bir yana * -den baş ka. artı k hayal olmuş . hiçbir yolla. bir yakadan baş çı karmak * bir çatı altı nda dirlik düzenlik içinde yaş amak. . yegâne. kök alma iş lemleri yapı lacak olan (nicelikleri gösteren terim). bir taş la iki kuş vurmak * bir davranı ş la birden çok yararlı sonuca ulaş mak. bir ya ş ı na daha girmek *ş imdiye değ in görmediğ iş aş ı lacak yeni bir ş eyle karş ı laş mak. hariç tutulursa. bir temiz * Adamakı ll ı . bir yastı ğ a ba ş koymak * (karı koca) evli bulunmak. hem . bir yastı kta kocamak * (karı koca birlikte) uzun bir ömür sürmek. bir yandan (yanda) * bir taraftan (tarafta). bir tuhafl ı ğ ı olmak * kendini iyi hissetmemek. hem. bir tarafa b ı rakmak (veya koymak) * önemsememek. bir yana dünya bir yana * bir varlı ğ a çok değ er verildi ğ ini anlatmak için kullanı r. * masal gibi geçip gitmiş . bir terimli * Araları nda yalnı z çarpma. bölme. eş it görmek. bir tanem * Sevgi sözü. bir torba kemik * çok zayı f.

arkadaş " anlamı nda seslenme olarak kullanı lı r. birahaneci * Birahane iş leten kimse. birahane * Genel olarak sadece bira içilen. çok değ il. eskiden. bir zaman * Geçmiş zamanda. yeter ölçüde değ il. eskiden. * Az miktarda. * "Yahu. dost. pek çok. * Yeterince değ il. * Belirli bir süre. * Çok bira içen (kimse). bir yol * Bir kez. bir yolunu bulmak * bir iş i sonuçlandı rmak için çare bulmak. bir yol tutturmak * bir davranı ş . birazdan biracı lı k birader birazcı k . bir zamanlar * Zamanı nda. çok az. bir tutum biçimi belirlemek. biraz. arpa suyu.bir y ı ğ ı n * birçok. aynı zamanda da çabuk haz ı rlanan bazı sı cak veya soğ uk yemeklerin yenildi ğ i yer. vaktiyle. biralı k * Bira yapmakta kullanı lan. biracı * Bira yapı p satan kimse. bir sürü. * Pek az. * Bira yapma ve satma iş i. bir yiyip bin ş ükretmek * kötü durumda olanlara bakarak kendi durumunun değ erini bilmek. biraz * Kı sa bir süre için. vaktiyle. bira bardağ ı * Bira içmek için yapı lmı ş özel bardak. * Erkek kardeş . bira * Arpa ile ş erbetçi otunu mayaland ı rarak yapı lan bir içki. * Masonları n birbirlerine verdikleri ad. bira mayası * Mayalanmı ş durumdaki biranı n yüzünden alı nan bir tür mantar.

birazı * Bir parça. bir olayda sözleş miş gibi. bir hayli. * karı ş mak. * Bir defada. * Birlikte. müteaddit. için) dolaş mak.* Az sonra. * Biri diğ erinin yanı sı ra. birdenbire . hepsi bir arada. birçok birden * Oldukça çok. birbirinin gözünü çı karmak * kı yası ya dövüş mek. birbirine kötülük etmek. birbirinin gözünü oymak * araları nda aş ı rı geçimsizlik olmak. birbirine girmek * kavga etmek. öteki de onu. tutarsı z. birbirinin a ğ zı na girmek * birbirine çok düş kün olmak. birbiri üstüne gelmek * arkası arkası na. * Ansı zı n. olay çı karmak. dövüş mek. sayı sı belirsiz. birbiri için yaratı lmı ş olmak * birbiriyle çok iyi anlaş mak. çözülmeyecek duruma gelmek. hemencecik. birbirini yemek * iki veya daha çok kimse birbiriyle uğ ra ş mak. birbirine katmak * araları nı açmak. beraberce. * Tekçilik. birbirini tutmaz * birbiriyle ilgisi olmayan. monizm. ağ ı z birliğ i yapmak. birbiri * Karş ı lı klı olarak biri ötekini. araları nı bozmak. ara vermeden. monist. birbirinin a ğ zı na tükürmek * bir sorunda. birci bircilik birçoğ u * Çok sayı da olan kimse veya ş ey. aralar ı nda anlaş mazlı k çı kmak. birbirine dü ş mek * araları aç ı lmak. * Tekçi. * (iplik vb.

duygusal. sentez. sun'î olarak bile ş ik cisimler oluş turma. terkip. birdirbir * Oyuncuları n birbirinin üstünden atlayarak oynadı kları bir oyun. nohut. insanları n benzer yanları nı kendinde taş ı makla birlikte. birey oluş * Yumurtanı n döllenmesinden bireyin yetkin duruma gelmesine kadar geçirdi ğ i geliş im evrelerinin bütünü. soy olu ş karş ı tı . ontogenez. birer birer * Her biri ayrı olarak. * Bu biçimde oluş an bütün. hemencecik. bireş imli birey * Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varl ı k. bire bir * Verilen ölçüdeki karş ı lı k. bire bir eş leme *İ ki kümenin elemanları arası nda. * Genellikle fertlerin çevresini aş an. * Toplumları oluş turan ve düş ünsel. birey üstü * Tek bir bireyi aş an. fert. kendine özgü ay ı rı cı özellikleri de bulunan tek can. fert. * Element veya baş ka maddeleri bir araya getirerek. bireş im * Parçalar ı n veya ögelerin bir araya getirilip bir bütün olarak birleş tirilmesi. uygun. bir elemana kar ş ı . *İ nsan toplulukları nı olu ş turan. arpa. fert.. genel yasadan bireysel duruma. bireylerin bilincinden ba ğ ı ms ı z olan. vermek * (buğ day. bire bin katmak * çok abartmak. sentetik. miktar. fasulye gibi ürünler için) toprak. iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanları n her biri. birer ikiş er * Tek veya birkaçı birlikte olarak. sentez. bire bin katmak. abartmak. birer * Bir sayı sı nı n üleş tirme sayı sı fat ı . nedenden etkiye. bire . küllîden cüz'îye. birebir * Etkisi kesin olan. zorunludan olas ı ya.. ilkeden onun uygulanması na. beklenmedik bir sı rada. * Doğ a bilgisinde türü oluş turan tek varlı klardan her biri. öncülden varı lan sonuca giden düş ünme biçimi. * Yalı ndan karmaş ı k olana. *İ stenildiğ i gibi.* Ansı zı n. her birine bir. bire be ş katmak * eklemek. kullanı lan tohumun belli bir katı kadar ürün vermek. * Bir türün kapsamı içine giren somut varl ı k. bir eleman alı narak yapı lan e ş leme. * Bireş im yolu ile elde edilen. . birebir gelmek * etkisini hemen ve kesin olarak göstermek.

* Bireycilikten yana olan. . benzeri. biri çok olmak * haddini aş arak karş ı sı ndakini usandı rmak. kı yamet ondan kopar * bir ş eyden yalnı z bir veya birkaç kiş i yararlanı r da ba ş kalar ı na yararlanma imkânı verilmezse bundan büyük sorunlar ç ı kar. ikincisi olmayan ve çok sevilen. biri yer biri bakar. * Bireyi benzerlerinden ayı ran niteliklerin bütünü. bireylik * Bir kimseyi dı ş gözlemciler gözünde benzersiz. * Bir kiş iyi benzerlerinden ay ı ran özelliklerin bütünü. belirtenin hor görüldüğ ünü anlat ı r. biri e ş ikte biri beş ikte * ufak cocuğ u çok olan kimseler için söylenir. hor görüldü ğ ünü anlatı r. individüalizm. bireyle ş tirme * Bireye özgü kı lma.bireyci * Kiş i hakları nı savunan. toplumsal ve tarihî geli ş mesinden. * Yüklem durumunda olan bir isim takı mı nı n belirtileni olarak kullanı ldı ğ ı nda. ferdiyet. individüalizm. bireye özgü olan. * Bilinmeyen bir kimse. tutum veya politikalar ı n genel adı . biri * Bir tanesi. * Bağ ı ms ı z ki ş iliğ e varan geliş me süreci. bireyselle ş tirmek * Bir ş eyi ayrı olarak. * Ancak ortaklaş a ve genel olarak var olan ş eyi bireylere uygulama ve yayma. ferdî. kendine özgü olan ş eylerin. tek kı lan özellikler veya bunları n tek biçimi. * Bütüne. * Bireyle ilgili olan. * Eş i. *İ nsanlar ı n do ğ al. ferdiyet. ferdiyetçilik. genele değ il de. * Tamlanan olarak kullanı lan baz ı isim tamlamaları nda tamlayanı n küçümsendiğ ini. bireyle ş tirmek * Bireye özgü kı lmak. bireye. ferdiyetçi. bireycilik * Bireylerin yararları nı toplumsal yararlardan daha üstün veya daha önemli sayan ö ğ reti. özelliklerin. bireysel olarak göz önüne almak. tek. bireysel olan ı n çekilip ç ı karı lması . bireyle ş me * Türle ilgili bir örneğ in bireyde gerçekleş mesi. bireysel bireyselle ş tirme * Bireysel duruma getirme. birice biricik * En fazla. tek olana üstünlük tanı yan görüş . yegâne. bireysellik * Birey olma olgusu. ferdiyetçilik. ba ş kaları ndan ayı rmak. tek.

biriktirme * Biriktirmek iş i. deneyler sonucu elde edilmiş ş eylerin bütünü. yarar sağ lama gibi sebeplerle bazı nesneleri bir araya getirmek. * Birikme iş i veya biçimi. bir yerde toplanı p yı ğ ı lma. biriktirim * Biriktirme. ünite. birimler bölü ğ ü * Birden dokuz yüz doksan dokuza kadar olan sayı lar bölüğ ü.birikim * Birikme. birikinti birikinti konisi * Dağ lı k bölgelerden veya yamaçlardan sular ı n getirdiğ i kum veya ta ş parçaları nı n bir düzlükte oluş turduğ u yelpaze biçimindeki y ı ğ ı n. * Bir niceliğ i ölçmek için kendi cinsinden örnek seçilen de ğ iş mez parça. * Bir ş eyi. parayı ölçülü kullanarak art ı rmak. birikme * Toplanı p yı ğ ı lma. * Mal ve paranı n toplanı p çoğ alma süreci. * Bir yerde kendi kendine birikmiş olan ş ey. * Bir kümenin her elemanı veya bir çokluğ u olu ş turan varlı kları n her biri. * Herhangi bir aş ı nma sürecinde veya ta ş ı ma iş i yapı lı rken alüvyonlu maddelerin bı rak ı lmas ı . koleksiyon yapmak. birikiş mek * Bir yere toplanmak. tasarruf etmek. belli bir düzlemde yer alan öbür ögelerle kurduğ u ba ğ ı ntı larla tanı mlanan ayr ı nitelikli öge. birileri birim * Bazı kimseler. * Öğ renme. * Gözlemler. * Toplumları n kültürel varlı kları nı n geliş ip geniş lemesi ve uygarlı k düzeyinin yükselmesi süreci. * Herhangi bir kuruluş taki alt bölümlerden her biri. birikme havzası * Kar ve yağ mur sular ı nı n birikti ğ i bölge. birimci ekonomi * Birime bağ lı ekonomi. birikmek * Toplanı p yı ğ ı lmak. oluş turduğ u yapı içinde. ünite. birincası f . * Dilin. bir araya gelmek. tasarruf. * Birbirine eklenip çoğ almak. biriktirmek * Toplayı p yı ğ mak. birikiş birikiş me * Birikiş mek i ş i. vahit.

meyve d ı ş ı . önde gelmek. * bir ş eyin yan ı nda ve ayakta beklemek. birinci orun * (tren. * Bir etme. birinin baş ı na dikilmek * birinin yanı ndan uzaklaş mamak. sı ra bakı mı ndan baş kalar ı ndan önce gelen. birinin çan ı na ot tı kmak (t ı kamak veya tı kanmak) * sesini çı karamayacak. birinci * Bir sayı sı nı n sı ra sı fat ı . birincil * Sı rada. birincil grup *İ çten. onu denetim altı nda bulundurmak. * Zaman. birincilik * Birinci olma durumu. birinci gelmek (veya çı kmak) * birçokları arası nda en iyi olarak seçilmek. birkaç birkaç ı birleme * Çok olmayan. * (ulaş ı m araçlar ı nda) Mevki. * Az sayı da olan kimse veya ş ey. * Tanrı 'nı n birliğ ini dile getirme. * bir iş i yaptı rmak için yanı nda ayakta durmak. az. az sayı da. sı nı f. yer. birinden) buz gibi soğ umak * birinden tiksinmek. birinci olmak * baş ta gelmek. birisinden biri * içlerinden biri. birinci ça ğ * Yeryüzünün yaklaş ı k üç yüz milyon yı llı k çağ ı . susturmak.* Birleş ikgillerden hekimlikte kullanı lan bir bitki. birinci zar * Yemiş lerin derisi. yüz yüze iliş kilere dayanan iki veya daha çok insandan meydana gelen topluluk. * (çoğ ul durumda) Ş ampiyonluk için yapı lan yarı ş malar. uçak vb. temel. önemde ilk yeri alan. dı ş kabuk. birkaç kiş iden herhangi biri. ana. . samimî. birisi * Bilinmeyen bir kimse. önem sı rası nda en üstün olan kimse. orun. paleozoik. kötülük edemeyecek bir duruma getirmek (getirilmek). hekimlikte kullanı lan bir bitki. tevhit.) Birinci mevki. birincivası f * Birleş ikgillerden. tek duruma getirme. vapur. * Sı rada. esas.

). birleş ik fiil *İ sim soyundan bir kelime ile biçim veya anlam bakı mı ndan kaynaş ı p bütünleş en fiil: Reddetmek. birleş ik kaplar * Alt tarafları ndan değ iş ik boyut ve kesitlerde borularla birleş tirilmiş sistem. birleş ik kap * Alt tarafı ndan birleş tirilmi ş kaplardan her biri. bir araya gelinmek. yay). birleş ilmek * Birle ş mek i ş i yapı lmak. birleş im * Birleş mek i ş i. * Ondalı k sayı sistemine göre yazı lan bir tam sayı da sa ğ dan sola doğ ru ilk sayı nı n bulunduğ u basamak. müttehit. * Tanrı 'nı n birliğ ini dile getirmek. * Döllenmek için erkekle diş i hayvanı n bir araya gelmesi. hissetmek (< hiss etmek). delikanl ı (<deli kanlı ). birleş me de ğ eri birleş me . bakakalmak. ses türemesi. inikat. -miş (i-miş . sevecekmi ş (sev-ecek-miş < sev-ecek + i-miş ) sev-er-se (sev-erse < sev-er + ise) gibi. kelime türünün değ iş mesi. kaptı kaçtı (< kaptı kaçtı ) gibi. * Birbirini kesen. birleş ik isim * Birleş ik kelime biçiminde belirli kurallar içinde kal ı plaş mı ş isim: Aslana ğ zı . * Birleş mek i ş i. birleş ik zaman * Yalı n zamanlı ve çekimli bir fiilin -di (i-di). birler birleş en birleş ik birleş ik cümle * Birkaç yan cümle veya ara cümle ile bir temel cümleden kurulan cümle. kaybolmak. birleş ik oturum * Bir arada yapı lan oturum. birleş ik oy pusulası * Seçime katı lan bütün partilerin adayları nı ayr ı ayrı gösteren oy pusulas ı . gecekondu gibi. buluş ulmak. hasta olmak. * Bir meclisin bir gün içindeki toplanmaları . birleş ilme * Birleş ilmek iş i veya durumu. -se (i-se) gibi ek fiil eklerinden birini alarak bildirdi ğ i zaman: Sevdiydi (sevdi-y-di <sevdi+i-di).birlemek * Bir etmek. tek duruma getirmek. * Bir araya gelmiş . bir noktada kesiş en (doğ ru. zikretmek. tedavi etmek gibi. birleş ik kelime * Ses düş mesi. ayakkab ı (< ayak kab ı ). baş ş ehir. hissetmek. birleş miş olan. kaptı kaçtı . üzerindeki ekin görevini kaybetmesi veya anlam kaymas ı dolay ı sı yla aralar ı na ek girmeyerek kalı pla ş mı ş iki veya daha çok sözden olu ş an kelime: pazartesi (< pazar ertesi).

* Cinsel ili ş kide bulunmak. * Askerlikte bölük. * Belirsiz olarak çokluğ u anlat ı r (nitelediğ i isim çokluk biçimde olur). kimi. * En büyük değ erdeki nota. dört dörtlük. birliktelik * Birlikte olma durumu. biryan pilâvı * Biryan yağ ı ile piş irilen pilâv. * Yanı nda. . * Kaynaş mak. birlikten kuvvet do ğ ar * toplu veya beraber davranmak daha büyük güç sağ lar. bir araya gelmek. halüsinasyon. ayn ı görüş te olmak. * Buluş mak. alay gibi bir bütün sayı lan topluluk. birli birlik *İ skambil. birsam birtak ı m birun * Osmanlı sarayı nda Harem dairesinin ve Enderun'un d ı ş ı nda kalan bölüm. * Bağ lı lı k. birlikte * Bir arada. as. benzerlik. vahdet. bir arada olma durumu. bir tane alabilen. * Aynı amaç çevresinde toplanmak. * Uzlaş mayı sağ layan. domino gibi oyunlarda bir iş aretini taş ı yan kâ ğ ı t veya pul. * Sanrı . * Birleş miş . birlik olmak * bir iş i yapmak için anla ş mak. vahdaniyet. biryan * Tandı rda susuz piş irilen kebap. * Bölünmezliğ i içeren yalı n bütün. beraberce. * Konunun bir ana düş ünce çevresinde toplanması . * Bir taneden oluş muş . *İ ki veya daha çok nesnenin birle ş mesini sa ğ layan. birleş mek * Ayrı iken tek bir bütün durumuna gelmek. * Belli bir topluluğ un yararlar ı nı korumak için kurulmu ş dernek. birleş tirme * Birleş tirmek iş i veya durumu.* Basit bir cismin bir atomu ile birle ş ebilecek olan hidrojen atomları nı n en yüksek miktarı . * Tek. birleş tirmek * Bir araya getirmek. vahdet. bir olma durumu. bazı . birleş tirici * Birliğ i sa ğ layan. tabur. ba ğ lant ı . * Uyuş mak. beraberinde.

bir i ş e baş larken söylenen veya ş aş ı rma. bisikletli * Bisikleti olan. bisküvi * Un. . *İ çkili kahve. kehle (Pediculus). * Sı racagillerden. * Hidrojenli sülfatlara verilen ad. çiftteker. biryanc ı * Biryan yapan veya satan kimse. bisikletçilik * Bisikletle yapı lan spor. süt. tatlı bir ekmek türü. bit kadar bit otu * en küçük. bisikletçi * Bisikletle spor yapan kimse. insan ve memeli hayvanları n vücudunda asalak olarak ya ş ayan böcek. * Bisiklet satma. en ufak. çifttekerci.biryan yağ ı * Tandı rda susuz pi ş irilerek yapı lan kebaptan çı kan yağ . ş eker veya tuzla yapı lan ince. bisiklet yolu * Trafikte bisikletlerin geçmesine ayrı lmı ş dar yol. bistro bisturi * Neş ter. çok küçük. bisikletsiz * Bisikleti olmayan. küçük lokanta. * Molekülünde iki kükürt atomu bulunduran birleş ik. bisiklet * Tekerleğ in ayakla çevrilmesiyle hareket eden iki tekerlekli ta ş ı t. bisülfat bisülfür bi ş ek bi ş i * Çörek. bismillah demek * bir iş e uğ urlu olması dileğ i ile ba ş lamak. korku gibi duyguları belirten söz. birçok çeş itleri bulunan ve kuzey yar ı m kürede yetiş en bir bitki. bismillâh * "Allah'ı n ad ı ile" anlamı nda. gevrek kuru pasta türü. bit * Yarı m kanatlı lar alt tak ı mı na giren. * Yayı k dövmede kullanı lan araç. onarma iş i. çifttekercilik.

bitimli * Sonu olan. bitek bitelge bitevi biteviye * Aynı biçimde. tarafsı z. * Durumu kötü. * Yapı ş ı k. dolaş ı k. * Bitik olma durumu. . yansı zca davran ı ş . biteviyelik * Aynı biçimde sürüp gitme durumu. verimli (toprak). sonlu. yorgun. bîtaraf * Yansı z. nihayet. sı nı rlandı rı lı p belirlenmeyen. fena. * Bkz. * Toprağ ı n bitki yetiş tirme gücü. sürekli olarak. flora. kuş kulu bir nokta. biteviye. biti kanlanmak * sı kı ntı içinde yaş ayan bir kiş i para ve varlı k yönünden güçlenmek.ekli. bitimsiz bitirilme * Sonu olmayan. bitik * Yorgunluk veya hastalı ktan gücü kalmamı ş . bîtap düş mek * çok yorulmak. yorgun düş mek. bîtap * Bitkin. bitiklik bitim * Bitmek iş i. * Son. mümbit. bitey * Bitki örtüsü. bîtarafl ı k * Yansı z olma durumu. münteha. * Bol ve iyi bitki yetiş tiren. namütenahi. * Bitirilmek durumu. bit yeni ğ i * Bir iş in gizli kalmı ş kötü ve aksak yanı .* Bitlere karş ı kullanı lan bir madde. bitirilmek * Bitirmek iş ine konu olmak.

bitiriş yemi * Et üretimi için beslenen hayvanlara belirli bir devreden itibaren besi sonuna kadar yedirilen ve enerji değ eri daha yüksek olan karma yem. açı kgöz. bitirim yeri * Kumarhane. biti ş ik * Birbirine dokunacak kadar yakı nla ş mı ş veya yan yana olan. * Yan. tüketmek. * Bir bilim dalı nda veya ba ş ka bir alanda bilginin doruğ una ulaş mı ş (kimse). * Yaman. * Bitiş ik olma durumu. * Bilgili. kumarhane. zeki. bitirme fiili * Etmiş biçimindeki sı fat-fiille ve olmak yardı mcı sı yla yapı lan ve fiilin. yandaki. iltisakî. tamamlamak. bitirme * Bitirmek iş i. yardı mcı fiilin i ş aret etti ğ i zamandan önce olup bitti ğ ini anlatan birleş ik fiil. * Bitiş ken. biti ş kenlik * Bitiş ken olma durumu. çok beğ enilen. biti ş ik taç yapraklı lar * Taç yaprakları birbirleriyle yandan bitiş ik olan bitkiler. * Barbut oynatı lan yer. bitme.sona erdirmek. . bitirmek * Bitmesini sağ lamak. barbut oynatan kimse. bitirmiş biti ş ik çanak yapraklı lar * Çanak yaprakları birbirine bitiş miş bulunan bitkiler. bitkin duruma getirmek. biti ş ken dil * Kelime kökleri değ iş meyen. sona erme. mahvetmek. kumarhane. * Yandaki ev. mezuniyet. sonuçlandı rmak.bitirim * Çok hoş a giden (kimse. komş u. yer). kahve. yormak. itmam. eklerle türetilen dil. biti ş iklik biti ş imli biti ş ken * Kelime üretim ve çekiminde ekler getirilirken kökü veya gövdesi değ iş ikli ğ e uğ ramayan (dil). biti ş * Bitmek iş i veya biçimi. * Güçsüz düş ürmek. bitirimhane * Kumar oynanan yer. bitirimci * Barbut kahvesi iş leten. * Onulmaz duruma getirmek.

biti ş me * Bitiş mek iş i. sünger gibi bitki görünümünde olan hayvanlar. kı rmı z böceğ i. bitki bilimci * Bitki bilimiyle uğ raş an. flora. botanikçi. bitki bilimi * Bitkileri inceleyen bilim kolu. bitki bitleri * Bitkiler üzerinde yaş ayan.* Yeni bir kelime türetmek için köklere ek getirme özelliğ i. biti ş mek * Birbirine dokunacak kadar yanaş mak. bitki patalojisi * Bitki hastalı kları nı inceleyen bilim dalı . çiçek veya fidan biti gibi böceklerin ortak ad ı . yosun. bitkile ş mek * Bitki durumuna gelmek. bitki coğ rafyası * Yeryüzünün bitki örtüsünü ve bu örtünün çevreyle ilgisini inceleyen coğ rafya bilimi. biti ş tirmek * Bitiş mesini sağ lamak. bitkin . ot. bitey. bitki bilimi uzmanı . bitki * Bulunduğ u yere kökleriyle tutunup geliş en. bitkiyi andı rı r. bitkimsi hayvanlar * Mercan. bitkici bitkicilik * Bitki yetiş tirme i ş i. bitkile ş me * Bitkileş mek iş i veya durumu. ağ aç gibi canlı lar ı n genel ad ı . döl veren ve hayatı nı tamamladı ktan sonra kuruyarak varl ı ğ ı sona eren. bitki topluluğ u * Benzer doğ al olaylara ve yaş ama koş ulları na uymuş . nebat. bitki örtüsü * Bir bölgede yetiş en bitkilerin topu. bitkimsi * Bitkiye benzer. bitki sütü * Süt görünüş ünde bitki öz suyu. botanik. ittisal. ağ aç biti. * Bitki yetiş tiren kimse. biti ş tirme * Bitiş tirmek iş i. belirli bir görünüş almı ş bitkilerin bir araya gelmi ş durumu.

bitler * Kanatlı lar alt sı nı fı na giren. bitmek bitmek tükenmek bilmemek . bitkisel kazein * Küspe ve sı vı yağ artı klar ı ndan elde edilen azotlu madde. bitlenmek * Üzerinde bit üremek. bitli * Üstünde bit bulunan. * Çok sevmek. pirinç. * Cimri. bitli koku ş * üstü baş ı kirli. vücut temizliğ ine bakmayan (kadı n). * Beklenmedik zamanda ortaya çı kmak. güçsüz kalmak. bayı lmak. * Kendi bitlerini ayı klamak. saç gibi ş eyler için. yumurta ve baharat kullanı larak haz ı rlanan ceviz büyüklüğ ünde bir yemek. a ğ ı z yapı lar ı sokup emmeye elveriş li. be ğ enmek. Bitlis köftesi * Yağ sı z kı yma. çok yorgun. her ş eyin isteklisi bulundu ğ unu anlatı r. bitkinlik * Bitkin olma durumu. * Tükenmek. çı kı p yetiş mek. bitkiden elde edilen. bitli (veya kurtlu) baklan ı n da kör alı cı sı olur * iş e yaramaz da olsa. nebatî. tüy. * Sona ermek. bitleme bitlemek bitlenme * Bitlemek iş i. * Birinin bitlerini ayı klamak. nar. bitki cinsinden olan. bitkisel yağ * Bitkilerden değ iş ik yöntemler kullanı larak elde edilen yağ . memelilerde yaş ayan ve kanla beslenen bir böcek tak ı mı .* Gücü tükenmiş olan. ya ğ . çok zayı flamak. köftelik bulgur. bitkisel * Bitki ile ilgili. bitkisel hayat * Hastalı k veya kaza sebebiyle bilinçsiz ve hareketsiz duruma gelen ki ş inin hayat ı . * Bitki. * Bitlenmek iş i. * Çok yorulmak. bitme bitmek * Bitmek iş i.

biyesi olan. yoğ unluğ u bire yakı n. * Yaprakları halka diziliş li. *İ çinde bitüm bulunan veya bitümün bütün özelliklerini gösteren. koyu kestane renginde madde. etek çevresine kendi kumaş ı ndan veya ba ş ka kuma ş tan geçirilen ince ş erit. * Biyesi olmayan. kullanı lan. uçsuz bucaksı z. tabiatı ile. karbon ve hidrojen bakı mı ndan çok zengin tabiî yakı t maddelerinin genel adı . * Genel davranı ş ları ve hı rpanî giysileri ile toplum hayatı ndan kopma eğ ilimi gösteren ve toplum d ı ş ı nda bir ya ş antı sı olan genç. * Acı çikolata. bitüm * Keskin bir koku. tabiî ı sı da katı . sonu gelmeyen. * Yol kaplaması nda. biyaprak biye biyel biyelcik * Küçük biyel. kömür tozundan briket yap ı mı nda vb. biyoelektrik * Canlı varlı kları n ürettiğ i elektrik. bitümlü bîvefa * Sevgisine bağ lı olmayan. * Bir çeş it ardı ç rakı sı . bittabi bitter * Bir çeş it acı bira. eksilmemek. alev ve koyu duman çı kararak yanan. bitümlemek * Belirli bir kalı nl ı kta bitüm ile örtmek. bitmi ş i bitnik * pazarlı kta bir ş eyin son fiyatı . vefası z. bitpazarı * Eski eş yanı n alı nı p satı ldı ğ ı pazar. * Genellikle giysinin yaka. biye geçirilmemiş olan. yer sakı zı . * Doğ al olarak.* bir türlü sonu gelmemek. öbür ucu volanı çeviren kaldı raca geçirilmiş bulunan hareketli çubuk. daha çok akvaryumlarda bulundurulan su bitkisi. * Makinelerde. . bir ucu pistona. bitümleme * Bitümlemek iş i. biyeli biyesiz * Biye geçirilmiş . küçük hareketli çubuk. bitmez tükenmez (veya bitip tükenmez) * hiç bitmeyen. kol. tabiî. kâğ ı t ve çatı lar ı n su geçirmez duruma getirilmesinde. elbette.

biyokimya * Hücreden en geliş miş organa kadar canlı dokuları inceleyen ve bunları oluş turan maddeleri araş tı ran bilim dal ı . biyofizik biyogaz * Ahı r gübresinden elde edilen yanı cı gaz. . biyojeografi * Bitki ve hayvanları n yeryüzü üzerindeki dağ ı lı mı nı ve bunun sebeplerini inceleyen bilim. biyometeoroloji * Canlı lar üzerinde hava olaylar ı nı n etkisini inceleyen bilim. dirim bilimi. biyosfer * Üzerinde hayat olan yeryüzü bölgesi. gübre gazı . biyolojik fizik. * Fizyolojide geçen fiziksel olayları n bilimi. tercüme-i hâl. biyopsi biyopsi yapmak * parça almak. * Dirim kurgu. dirimsel. * Hayat hikâyesi. hâl tercümesi. * Mikroskopta yapı sı nı incelemek amacı yla canl ı dan bir doku parças ı alma. biyoenerji * Biyokütlenin kimyasal dönüş ümüyle elde edilen enerji. biyograf biyografi * Hayat hikâyesi yazarı . biyoloji biyolojici biyolojik * Bitki ve hayvanları n doğ ma. biyolog * Biyoloji ile uğ ra ş an kimse. üreme gibi ya ş ayı ş evrelerini inceleyen bilim.biyoelektronik * Moleküler biyolojinin hücrelerin yapı sı na giren moleküller arası nda geçerli elektrostatik güçlerini inceleyen bölümü. biyoloji co ğ rafyas ı . biyonik * Biyoloji ve elektronikle ilgili olan. biyokatalizör * Canlı dokuları n hepsinde çok az bulunan ve hayat için gerekli kimyasal tepkimeleri uyandı ran veya kolayla ş tı ran madde. * Biyoloji ile ilgili. dirim bilimsel. biyoloji uzmanı . biyografik * Biyografi ile ilgili. geliş me. * Okulda biyoloji dersini veren öğ retmen.

t ı ğ . biz bize benzeriz * aramı zda fark yok. biz kı rk ki ş iyiz. * Katı bir ş eyi dikerken i ğ ne geçirecek yeri delmek için kullan ı lan. bizar etmek * tedirgin etmek. özelliklerimiz veya tutum ve davranı ş lar ı mı z aynı dı r. biz araç. kendisi. dostumuz. bezginlik getirmiş . . el kaptı ilik diye * bizim iş e yaramaz diye vazgeçti ğ imizi baş kalar ı de ğ erli buldu. bı kmak. bizim gelin bizden kaçar. aramı zda yabanc ı bir kimse olmaksı zı n. usandı rmak. biz * Ülkemiz suları nda yaş ayan bir mersin balı ğ ı türü. birbirimizi biliriz * birbirimizi çok yakı ndan tanı rı z. ş ip (Acipenser nudiventris). bîzar * Tedirgin. usanmı ş . sivri uçlu ve a ğ aç saplı * Maraş iş inde kalı n karton parçaları nı n iğ neyi kı rmaması nı sa ğ lamak ve delik delmek iş leminde kullanı lmak üzere hazı rlanm ı ş tahta sapl ı . bize de mi lolo? * iş in içinde bir iş oldu ğ unu bilmez miyiz sanı yorsunuz?. kendinden. bazen teklik birinci ki ş i zamiri ben yerine kullan ı lı r. bizcileyin * Bizim gibi. bizdenlik * Bizden olma durumu. bezmi ş . akrabamı z baş kaları na rahatça içtenlikle. yardı m eder. biz bize * Yalnı z biz. * Resmî konuş mada. tutar ellere ba ş ı nı açar * bize yabancı duran yakı nı mı z. * (bazı yazarlar için) Ben zamirinin yerine kullanı lı r. özünden. çelikten yapı lmı ş . biz attı k kemik diye. bizden * Bizim tarafı mı zda olan (kimse). bizar olmak * usanmak.biyo ş imi biyotit biz * Organ dokuları ndaki kimyasal olayları inceleyen kimya kolu. bizatihi bizce * Kendiliğ inden. onun öyle bir üstün durumu olmadı ğ ı nı biliriz. * Çoğ ul birinci kiş i zamiri. ince sivri uçlu bir tür çuvald ı z. * Bir çeş it kara renkli mika. * Bize göre.

8 olan. 271. * (futbolda kaleci) topu yakalamak. blok inş aat * Birbirine bitiş ik yapı lan yap ı lar. önünde iki veya üç ki ş inin elleri ile olu ş turduklar ı perde. * Birbirine bitiş ik büyük yapı lar. * Voleybolda. yoğ unluğ u 9. bloke bloke çek * Keş ideci tarafı ndan anlaş mazlı ğ ı n çözümüne kadar ödemenin durdurulduğ u çek türü. file üstünde karş ı oyuncunun topu sert vururken. * Kullanı lması önlenmi ş . el konulmuş . hareketini durdurma. bir bütün oluş turan. * Amerika'da yaş ayan bir cins hörgüçlü yaban öküzü. blokaj * Bloke etmek iş i. ş ahsen. * Kocaman ve ağ ı r kitle. kendisi. * Piş irmeden önce malzemeyi kesip karı ş tı ran elektrikli alet. bizon bizzat * Kendi. k ı zı lı ms ı beyaz renkli. *İ çine resim veya yazı kâğ ı tlar ı konulan karton kap. bizleme bizlemek bizlengiç bizmut * Atom sayı sı 83. durdurmak. *İ lâç olarak kullanı lan ve ası l maddesi bizmut olan karı ş ı m. * Bankacı lı kta bir varlı ğ ı n yetkili otoritelerin izni olmadan sahibi taraf ı ndan kullanı lamamas ı durumu. * Ucu çivili değ nek. * Politik çı karları sebebiyle birlik kuran devletler toplulu ğ u. * Hareketine engel olma. blâstulâ blender blok * Yumurta hücresi embriyon olurken morulânı n geliş erek içi bo ş yuvarlak biçime girmesi durumu. * Kadı nları n kocalar ı ndan.bizimki * Bizim olan. * savaş durumundaki bir ülkenin dı ş ülkelerle iliş kisini engellemek. * Ucu çivili değ nekle hayvanı dürtmek. morulâ. * Bizlemek iş i. * Sivri taş lar ı n toprak zemine dikine çakı larak. kocalar ı n kar ı lar ı ndan söz ederken kulland ı kları söz. * Yakı n çevremizde olan bir kimseden söz ederken kullan ı lı r.3° C de eriyen. bloke etmek * kullanı lması nı önlemek amac ı yla el koymak. bizimle ilgili olan. üzerine beton dökülmesiyle yapı lan dolgu. blokla ş ma . Kı saltmas ı Bi. * Birden çok bölümü bir araya getirilmiş olan. atom ağ ı rl ı ğ ı 209 olan. * kapatmak. kı rı lgan ve katı bir element.

bobin kı rı cı * Dağ ı nı k iplik bobinlerini düzelten ve boyamaya elveri ş li biçime getiren makinede çalı ş an (kimse). boalar bobin * Sürüngenler sı nı fı nı n. zehirsiz. * Blöf yapan (kimse). * Makara. blûm * Bir tür iskambil oyunu. blöfçü blûcin * Giysi yapı lan bir tür mavi. * Hiçbir bloka girmemiş olan. bobinaj * Bir filmi veya mı knatı slı ku ş ağ ı bir makaradan baş ka bir makaraya sarma. boyun kürkü. *İ çinden elektrik akı mı geçebilen yalı tı lmı ş tel ile bu telin. bağ lantı sı z. blöf yapmak * karş ı sı ndakini yan ı ltarak veya yı ldı rarak bir iş ten caydı rmak için asl ı olmayan söz söylemek veya aldatı cı tav ı r tak ı nmak. * Karş ı sı ndakini yanı ltarak veya yı ldı rarak bir i ş ten caydı rmak için söylenen ası lsı z söz veya takı nı lan aldatı cı tav ı r. genellikle ince kumaş tan yapı lan veya iplikten örülen kadı n giysisi. bağ lant ı sı zlı k. blûz boa * Vücudun üst bölümüne giyilen. boca . * Boagillerden. yalnı z Güney Amerika'da yaş ayan. boagiller * Avları nı yutmadan önce uzun gövdeleriyle sarı p sı karak bo ğ an ve ezen sar ı lgan y ı lanları kapsayan zehirsiz yı lanlar familyası . * Fotoğ raf filmi rulosu. makara tiresi gibi sarı lı bulunduğ u silindirden olu ş an ayg ı t. * Bu kumaş tan yapı lan (giysi). * Kadı nları n boyunlar ı na aldı kları yı lan biçiminde dar ve uzun kürk. * (kâğ ı t ve karton için) Tampon silindiri veya mihver boru etrafı na sarı lmı ş kâğ ı t veya kartonun sürekli uzunlu ğ u. yı lanlar takı mı nı n bir bölümü. bloksuzluk * Bloksuz davranma. kuru sı kı . bloknot bloksuz * Yaprakları kolayca çı kartı labilecek biçimde yapı lmı ş not defteri. kaba pamuklu kumaş . blokla ş mak * Blok durumuna gelmek. çok iri. güçlü bir yı lan (Boa constrictor).* Bloklaş mak iş i. blöf *İ skambil oyunları nda elindeki kâğ ı tlar ı olduğ undan baş ka gösterme davranı ş ı .

çekilecek ş eyin bağ lı bulunduğ u urganı kendi üzerine saran çı krı k. bocalama * Bocalamak iş i. * Domuz. bocalatmak * Bocalaması na yol açmak. bocuk domuzuna dönmek * çok semiz ve besili olmak. ne yapaca ğ ı nı bilememek. bodoslama * Gemi omurgası nı n baş ve kı ç tarafı ndan yukarı ya uzanan ağ aç veya demir direklerden her biri. * Bir iş te tutulması gereken yolu kestirememek. boci * Ağ ı r yük taş ı maya yarayan. . bodrum * Bir yapı nı n yol düzeyinden aş ağ ı da kalan bölümü. bocuk * (Ortodokslarca kutlanan) İ sa'n ı n do ğ um yortusu. boca etmek * geminin baş ı nı bocaya rüzgâr almayan tarafa çevirmek. iki kalı n ve küçük tekerle ğ i olan el arabası . bodoslama * Bodoslamak iş i. bodrum kat ı * Bir yapı nı n zemin katı nı n altı nda olan ve oturulabilen en alt katı . * (birden çevirip) boş altmak. bocurgat * Ağ ı r yükleri çekmek için manivelâ ile döndürülen ve döndürüldükçe. ileri sürmek. orsa veya rüzgâr üstü karş ı tı . * Enine göre boyu kı sa ve t ı knaz. bodrum gibi * bası k tavanl ı . bodoslamak * Açı klamak. genellikle güneş görmeyen (oda). bocalatma * Bocalatmak iş i.* Geminin rüzgâr almayan yanı . boca alabanda * Boca etme komutu. poca. baş taraftan. bodoslamadan * Ön taraftan. dökmek. belirtmek. kararsı z olmak. rüzgâr üstü. bocalamak * (gemi) Rüzgâra karş ı gidemeyerek sürüklenmek. boduç bodur * Ağ aç veya topraktan yapı lmı ş küçük testi.

* çok güçlü görünen. bodur tavuk her gün (veya her dem) piliç * kı sa boylular olduklar ı ndan daha genç görünürler. * Damı zl ı k erkek sı ğ ı r. * Sağ anak. boğ asamak * (inek) Boğ a istemek veya boğ aya gelmek. bodurlaş mak * Bodur duruma gelmek. * Yı kanmak üzere haz ı rlanm ı ş çamaş ı rı n üzerine sı cak kül suyu süzme iş i. boğ anak boğ asak * Boğ aya gelmiş veya boğ a isteyen inek. bodurlaş ma * Bodurlaş mak iş i veya durumu. Koç ile İ kizler burçları arası nda yer alan burcun adı . astar. . bora. boğ ada * Küllü veya sodalı su ile çama ş ı r yı kama. * Boğ a olarak kullanı lmak için ayr ı lan bir yaş ı ndan yukarı erkek sı ğ ı r. boğ ası *İ nce bez.bodur kalmak * boyu uzamamak. Boğ a boğ a boğ a gibi * Zodyak üzerinde. \343 Zodyak. boğ ak boğ alı k boğ an otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. bodur pas * Arpa yaprakları na yerleş en ve seyrek olarak yurdumuzda da görülen ilkel mantar (Puccinia hordei). boğ a güreş i * Daha çok İ spanya ve Meksika'da. kurtboğ an otu (Acunitum napellus). * Anjin. vücudu iyi geliş miş (delikanlı ). özel olarak yetiş tirilmiş boğ ayı yenmek amacı yla yapı lan gösteri. * geliş memek. özellikle kökünde akonitin ad ı nda bir zehir bulunan bitki. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı hastalı k. boğ asama * (inek) Boğ asamak iş i veya durumu. bodurluk * Bodur olma durumu.

hazı rlama sı kı ntı lar ı . boğ az içinde kavga var * aş ı rı bir biçimde açlı ğ ı nı gidermeye çalı ş anlar için söylenir. keleye çekmek. boğ az tokluğ una * ayrı ca ücret verilmeden yalnı z karnı nı doyurarak. boğ azı düğ ümlenmek * üzüntüden boğ azı tı kanmak. boğ az dokuz boğ umdur * bir söz iyice düş ünmeden söylenmemelidir. * Yedirip içirme yükümü. boğ az boğ aza (veya gı rtlak gı rtla ğ a) gelmek * zorlu kavga etmek. boğ az derdi * geçim için uğ ra ş ma. boğ az meselesi * Geçim derdi. derbent. *Ş iş e. boğ az kavgası * Geçim için yapı lan didinme. boğ az * Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluş turan organlar. imik. boğ azı iş lemek * durmadan bir ş eyler yemek. yarası n. * imrenmekten boğ azı ş iş mek. boğ azı açı lmak * iş tahı artmak. yemek yiyenlere söylenir. güğ üm gibi kaplarda ağ za yakı n dar bölüm. boğ az durmaz * yeme içme ihtiyacı nı n baş ka ihtiyaçlar gibi geri bı rakı lamayacağ ı nı anlatı r. . boğ az olmak * boğ azı ağ rı mak. *İ ki kara arası ndaki dar deniz. boğ azı inmek * bademcikleri ş iş mek. * Yeme içme. iaş e. boğ az ola * "afiyet olsun. boğ azı kurumak * çok susamak. * Yiyeceğ i içeceğ i sağ lanan kimse. boğ az açmak * ağ açları n dibini kazarak topra ğ ı kabartmak. *İ ki da ğ aras ı nda dar geçit. iltihaplanmak.boğ aya çekmek * (inek) boğ a ile cinsel iliş kide bulundurmak. * yemek piş irme. bereketli olsun" anlamı na.

. boğ azı nı sı kmak * bunaltmak. boğ azı na indirmek * fazla ve geliş igüzel yemek. kan dökerek öldürmek. boğ azlamak * Hayvan veya insanı boğ azı ndan keserek öldürmek. boğ azı ndan artı rmak * yiyeceğ inden kı sı p parası nı art ı rmak.boğ azı na bir yumruk tı kanmak (veya gelip oturmak) * konuş amaz olmak. boğ azı nı yı rtmak * olanca gücüyle bağ ı rmak. boğ azı na sarı lmak * üstüne yürümek. * Gaddarca. boğ azkesen * Bir boğ az ı savunmak için deniz kı yı sı nda yapı lan hisar. boğ azı nı doyurmak * karnı nı doyurmak. içeceğ ine özen göstermek. lüzumundan fazla. boğ azı na dizilmek * (üzüntü. boğ azı na durmak * yediğ iş eyi yutamamak. sesi çı kmamak. boğ azı nı sevmek * yiyip içmeye düş kün olmak. boğ azı na dikkat etmek * yiyeceğ ine. kaygı gibi sebeplerle) isteksiz yemek. boğ azı na kadar * pek çok. aş ı rı ölçüde. sı kı ntı vermek. boğ azı ndan geçmemek * sevdiğ i bir kimsenin yokluğ u veya yoksulluğ u dolayı sı yla bir yiyeceğ i yalnı z baş ı na yemekten üzüntü duymak. boğ azı nda düğ ümlenmek * söylemek istediğ ini heyecan veya üzüntü yüzünden diyememek. boğ azı ndan kesmek * yiyip içmede çok tutumlu davranmak. boğ azı nda kalmak * ağ zı ndaki lokmayı üzüntü dolayı sı yla yutamaz duruma gelmek. iş tahı kesilmek. boğ azı na düş kün * yiyip içmeyi çok seven (kimse). boğ azlama * Boğ azlamak iş i.

i ş tahl ı . boğ azlatmak * Boğ azlamak iş ini yaptı rmak. * El. * Tamamı yla kaplamak. boğ azl ı * Boğ azı olan. alkol derecesi düş ük bir tür rakı . boğ ma * Boğ mak iş i. boğ azlaş ma * Boğ azla ş mak iş i. bastı rmak. sarmak. * (motorlu taş ı tlarda) Fazla yakı t. boğ durma * Boğ durmak i ş i. boğ durtma * Boğ durtmak i ş i.boğ azlanma * Boğ azlanmak iş i. ip veya benzeri ile bir ş eyi çepeçevre s ı kmak. *İ ncir. bir kimseyi bir ş eyin fazlası na eriş tirmek veya uğ ratmak. dut. boğ durmak * Boğ mak iş ini yaptı rmak. soluk almas ı na engel olarak öldürmek. boğ durulma * Boğ durulmak iş i. boğ durtmak * Boğ durmak i ş ini birine yaptı rmak. * Çok yemek yiyen. boğ azlatma * Boğ azlatmak iş i. boğ azsı z * Boğ azı olmayan. motoru çal ı ş maz duruma getirmek. boğ macalı * Boğ macaya tutulmuş olan (kimse). boğ durulmak * Boğ durmak i ş i yapı lmak. kuru üzümün mayalandı ktan sonra ilkel araçlarla dam ı tı lmas ı yla elde edilen. . boğ azlaş mak * Birbirini boğ azlamak veya kı yası ya dövü ş mek. * Peş peş e yapmak. boğ azlanmak * Boğ azlamak iş ine konu olmak veya boğ azlamak iş i yapı lmak. boğ maca * Çoğ unlukla çocuklarda nöbet nöbet öksürüklerle görülen bulaş ı cı bir hastal ı k. yemek isteğ i çok olan. * Çok az yemek yiyen. * Silik bir duruma getirmek. boğ mak * Bir canlı yı . iş tahsı z.

boğ um * Boğ ulmuş . * Bunaltmak. boğ maklı * Boğ makları olan. boğ uk boğ ulmak * Boğ mak iş ine konu olmak. boğ ulma * Boğ ulmak i ş i. * Çok sı cak. * Havası zlı ktan ölmek. boğ mak * Boğ um yeri. sı kı ntı veren. bo ğ uk bir biçimde. * Geliş mesine engel olmak. k ı sı k kı sı k. boğ uklaş mak * (Ses) Boğ uk duruma gelmek. boğ ucu * Boğ ma özelli ğ i olan. boğ maklı ku ş * Toygar kuş unun bir türü. . boğ um boğ um * Çok boğ umlu. sı kı lmı ş yer.* Bir durumu baş ka bir durum yaratarak örtmeye çalı ş mak. saz gibi bitkilerin ş iş kince bölümü. boğ umlanma * Boğ umlanmak i ş i. boğ ula boğ ula * Boğ ulacakmı ş gibi. * Kı sı lmı ş (ses). * Solunumu güçleş tiren. *İ nce damarları n veya sinirlerin yumak gibi toplandı ğ ı yer. * Parmak veya kamı ş . k ı sı klaş mak. boğ umlama * Boğ ulmak i ş i. boğ uk boğ uk * Boğ uk bir biçimde. * Bunalmak. boğ mak boğ mak * boğ um boğ um. boğ umlamak * Boğ um durumuna getirmek. boğ uklaş ma * Boğ uklaş mak iş i. * (renkler için) Uygun düş memek.

* Ciğ erlerden gelen havanı n. * Ufak ve seçme tütün dengi. boğ uş ulmak * Boğ uş mak iş i yapı lmak. bohçac ı * Bohça içinde dokuma eş ya gezdirip satan kadı n. boğ umlanma bölgesi * Ağ ı z boş luğ unda seslerin oluş tuğ u çeş itli bölgelerden her biri. * Bir ses çı karmak için ses yolunun herhangi bir yerinde daralma veya kapanma olmak. bohçac ı lı k * Bohçacı nı n iş i. bohça böre ğ i * Bohça biçiminde sarı lan bir çe ş it börek. elbise gibi ş eyler koyup sarmaya yarayan dört köş e kumaş . bohçası nı koltuğ una almak . boğ unuk * Kı sı k. boğ umlanmak * Boğ um olu ş mak. * Zor soluk alma. bohçalamak * Bir ş eyi bohça içine koyup sarmak. * Sı kı nt ı . bohça *İ çine çamaş ı r. * Bir ş eyi de ğ erinden çok yükse ğ e satma iş i. boğ uş ma boğ uş mak * Birbirinin boğ azı na sarı lmak. boğ uş ulma * Boğ uş ulmak iş i veya durumu. bir iş veya mal karş ı lı ğ ı olarak çok miktarda para çekmek. ağ ı z ve burundaki çe ş itli nokta ve bölgelerde engellemeye uğ rayarak ses olarak çı kması . kapalı . *İ tiş ip kakı ş mak. bo ğ uk. bo ğ um boğ um olmak. bohçalama * Bohçalamak iş i. donuk. * Boğ uş mak iş i. mahreç. ç ı kak. ihtikar. telâffuz. boğ umlu boğ untu * Boğ umu olan. dövüş mek. * Güreş te rakibin kol ve ayaklar ı nı üst üste getirerek kı mı ldayamaz hâlde alttan kavrayı p kucaklamak. boğ untuya getirmek * birini bunaltı pş aş ı rtmak yolu ile kendisinden. * Sı kı nt ı lı . boğ umlanma noktası * Ağ ı z boş luğ unda seslerin oluş tuğ u noktaları n her biri. vurgunculuk.

bok böceğ i * Kı n kanatl ı lardan. kötülüğ ü görülen ş eylere karş ı bir sövgü sözü olarak söylenir. * Güç durum. bok * Dı ş kı . burnunu sokmaması gerekir. kara çalmak. bok yedi ba ş ı * burnunu her iş e sokan. bok can ı na olsun * bı kı lan. * (kaba konuş mada) Hor görülen. her i ş e karı ş an. derbeder bir yaş ayı ş ı olan edebiyat ve sanat çevresinden (kimse veya topluluk). boka nispetle tezek amberdir * çok kötü bir ş eyin yanı nda. bohçası nı toplamak * eş yası nı toplamak. bohem hayatı * Baş ı boş yaş ayı ş . bok etmek * (bir iş i. can sı kan ş ey ve onun ayr ı ntı ve pürüzleri. ondan daha az kötü olanı güzel görünür. genellikle otçul memeli hayvanlar ı n gübrelerinde ya ş ayan ve bokla beslenen böcek (Geotrupes stercorarius). bok yemek dü ş mek * birinin bir iş e karı ş maması . iş ine son vermek. bohem * Yarı nı nı düş ünmeden günü gününe tasası z. tiksinilen. boklama * Boklamak iş i. gereksiz bir ş ey uğ runa yok olmak. bok atmak * (birine) leke sürmek. bohçası nı koltuğ una vermek * kovmak. bok püsür * hoş a gitmeyen. bok üstün bok * çok kötü. bok yemenin Arapças ı * yakı ş ı ksı zl ı ğ ı n büyüğ ü. çok berbat. . bok kar ı ş tı rmak * bir iş i bozacak biçimde davranmak. bir ş eyi) bozmak. berbat etmek. bok yemek * yakı ş ı ksı z bir iş yapmak.* kendi isteğ iyle ayrı lmak. bok yoluna gitmek * yararsı z.

yumruk oyunu. boku bokuna * boş u bo ş una. bokunda boncuk bulmak * birine hak etmediğ i hâlde çok de ğ er vermek. derme çatma. boklu bokluk * Boku olan.boklamak * (bir yeri veya bir iş i) Kötü bir duruma getirmek. * Kötü durum. * Korindon. bokunu ç ı karmak * bok etmek. bol . * (nicelik bakı mı ndan) Olağ andan veya alı ş ı landan çok. boks boksit boksörlük * Boksörün iş i veya mesleğ i. boku ç ı kmak * bir iş veya durum tats ı zlaş mak. * Özel bir cam içinde likör. pis. her ş eye öfkelenir olmak. boklaş mak * Kötü bir duruma girmek. dar karş ı tı . bokun soyu (veya bok soyu) * kı zı lan veya tiksinilen bir ş eye karş ı sövgü olarak söylenir. pislenmek. boklanma * Boklanmak durumu. boklaş ma * Boklaş mak durumu. bokuyla kavga etmek * çok sinirli ve geçimsiz olmak. yararsı z. boktan * temelsiz. meyve ve maden suyu karı ş tı rı larak haz ı rlanan içki. bol *İ çine girecek ş eyin boyutları ndan daha büyük veya geni ş olan. k ı t kar ş ı tı . boklanmak * Kötü bir duruma gelmek. yumruk oyuncusu. * Pislik. * Belirli kurallara uyularak yapı lan yumruk dövü ş ü. boksör * Boks oynayan kimse. yok yere. ş arap.

bol bol * Fazla. * Dökük. büyük miktarda. * Bu dansı n müziğ i. zengin gönüllü.ş apş al. bolca * Oldukça çok. bol bulamaç * Bol bol. ölçüsüz. bol doğ ramak * (parası nı ) saçı p savurmak. bol keseden * bol bol. . bollanma * Bol duruma gelme. * Bolalmak iş i veya durumu. * Bollaş mak. bol bolamat * Refah. bolla ş ma * Bollaş mak iş i veya durumu. * Kı sa ve kolsuz kad ı n ceketi. geniş lemek. çokça. pek çok. * Cömert. * Bolarmak iş i veya durumu. bolalma bolalmak bolarma bolero boliçe Bolivyalı * Bolivya halkı ndan olan. bolla ş mak * Bol durumda olmak. * Ağ ı r ritmli bir İ spanyol dansı . saçı . bolarmak * Bol duruma gelmek. bolluk. çok. * Yahudi kadı nı . zenginlik. sı kı ntı ya düş meden. eli açı k. bol kepçe * Servis sı rası nda yiyeceğ i bol bol dağ ı tma. * Oldukça geniş . bollanmak * Bol duruma gelmek. bol paça * Geniş paçal ı .

çok çalı ş mı ş (öğ renci). içi yakı cı ve yı kı cı maddelerle doldurulmuş . bomba gibi * iyi. Bol ş evizm * Bolş eviklik. kalı n demirden kap. bomba gibi patlamak * öfkelenerek. * Bomba biçiminde. bolla ş tı rmak * Bol duruma getirmek. bombac ı * Bomba kullanan veya yapan kimse. bolluk * Bol olma durumu. * Büyük fı çı veya varil. türlü büyüklükte patlay ı cı .bolla ş tı rma * Bollaş tı rmak i ş i veya durumu. yüzyı l baş lar ı nda doğ an ve Lenin taraf ı ndan geliş tirilen komünist hareket. bollatmak * Bol duruma getirmek. Bol ş eviklik * Rusya'da XX. * Fazlalı k. bolometre * Iş ı nı mölçer. geniş letmek. * Bolş eviklikle ilgili olan. bom bomba * Bir çeş it kumar. komünistlik. * Her ş eyin bol olduğ u (yer). bombalamak . bombalama * Bombalamak iş i. birdenbire ve yüksek sesle bağ ı rı p çağ ı rmak. gösteri ş li. bomba * Yan yelkenlerin alt yakası nı gerip açmak için kullanı lan yatay seren. * Her ş eyin bol olduğ u zaman. * iyi hazı rlanm ı ş . sağ lam. * bir olay birdenbire ortaya çı karak herkesi ş aş ı rtmak. göz al ı cı . bombac ı lı k * Bombacı nı n iş i veya mesleğ i. bollatma * Bol duruma getirme. * Canlı veya cans ı z hedeflere atı lan. ateş li silâh. Bol ş evik * Bolş eviklik yanlı sı kimse.

kabar ı klı ğ ı olan. kabarı k. * Bombalama. * Patlı cangillerden. bonbon ş ekeri * Bkz. bombardon * Bandoda en kalı n sesi veren. nefesli çalg ı . bonbon. bombeli *Ş iş kinli ğ i. kabarı klı k. tümsekli. pistonlu. bombard ı man etmek * top ateş i veya bomba ile bir yere saldı rmak. tamamen boş . bomboş * Büsbütün. .* Belli bir hedefe. bombe *Ş iş kin. çoğ unlukla havadan. bombesiz * Bombesi olmayan. bombalatma * Bombalatmak iş i. bonboncu * Bonbon yapan veya satan kimse. * bir kimseyi ağ ı r sözlerle paylamak. uyuş turucu ve zehirli. bombalanma * Bombalanmak iş i. bombard ı man * Topa tutma. *Ş iş kinlik. hekimlikte kullanı lan. bombalatmak * Bombalamak iş ini yaptı rmak. bombok * Çok kötü. bombard ı man uça ğ ı * Bombalama iş inde kullan ı lan uçak. bombalanmak * Bombalanmak iş ine konu olmak. bomba atmak. bomboz bon otu niger). bir veya iki yı llı k otsu bir bitki (Hyoscyamus * Çok boz. bonbon *Ş eker ş erbeti içinde kaynatı lı p üzeri ş ekerle kaplanm ı ş meyve. çok berbat. bombe bezi * Ayakkabı sayaları nı n burun bölümlerine içten dikilen bir kuma ş türü.

boncuk mavisi * Yeş ile çalan bir mavi. boncukla ş ma * Boncuklaş mak iş i. tahta. . boncuk fasulye * Bir tür iri taneli fasulye. boncukla süslenmi ş . ortası delik. plâstik gibi maddelerden yapı lan. boncuksuz * Boncuğ u olmayan. boncukçuluk * Boncukçunun iş i veya mesleğ i.bonbonculuk * Bonbon yapma veya satma iş i. boncuk boncuk * boncuk gibi yuvarlak taneler durumunda. bel kemi ğ inin iki yanı ndan aş ağ ı ya doğ ru uzanan ve yumuş aklı ğ ı dolay ı sı yla beğ enilen et bölümü. boncukluk * Boncuk olmaya elveriş li (nesne). boncukla ş mak * Boncuk biçimini almak. boncuk * Cam. boncuk gibi * küçücük (göz). boncukçu * Boncuk yapan veya satan kimse. taş . boncuklan ı ş * Boncuklanmak iş i veya durumu. boncuklu * Boncuğ u olan. bonfilelik * Bonfile yapmaya elveriş li (et). boncuklanma * Boncuklanmak iş i. boncuklanmak * Gözyaş ı . çiy. çoğ u yuvarlak ve renkli süs tanesi. * Kasaplı k hayvanlarda karnı n içinde. maddeden yap ı lan baş lı k. boncuk tutkal ı * Boncuk biçiminde glüten tutkalı . bone bonfile * Düz veya kı vrı mlı her çe ş it yumuş ak kumaş vb. sedef. ter boncuk biçiminde yuvarlak taneler oluş mak.

bono * Belirli bir sürenin sonunda. ş iddetli. öfkeli. belirli bir paranı n. cömertlik. *İ yi yürekli. cömert. yoğ unluğ u 2. oyuna girmek için ortaya konması gereken en az miktar. taş lı k. bonmar ş e *İ çinde her türlü giyim. * Züppece giyiniş biçimi. belirli bir kimseye ödenece ğ ini belirten senet. * Bu biçimde giyinen kimse. temiz i ş kâğ ı dı . eksiğ ine paraya çevirmek. süs e ş yası oyuncak vb. borak boraks boralı boran * Rüzgâr ş imş ek ve gök gürültüsü ile ortaya çı kan sağ nak ya ğ ı ş lı hava olayı . bopluk bopstil * Bop tutarı nda olma. bor bor * Atom sayı sı 5. * Yoğ unlaş mı ş bir borik asitten türeyen sodyum tuzu. ekilmemiş (toprak). bop * Poker oyununda. sat ı lan büyük mağ aza. . sert rüzgârlı ve soğ uk havalı .bonjur * Günaydı n. tabiatta bor asidi veya boratlar durumunda bulunan. bonservis * Çalı ş tı ğ ı yerden ayrı lı rken görevini iyi yaptı ğ ı nı belirtmek amacı yla birine verilen belge. çizgili pantolondan oluş an erkek giysisi. * Uzun siyah ceketle. atom ağ ı rl ı ğ ı 10. sert. bono vermek * borç alı ndı ğ ı nı gösteren vadeli senedi imzalay ı p teslim etmek. *İ ş lenmemiş . bora bora gibi * çok sert. eli açı klı k. * Eli açı k. borani * Bor (I).8 olan. süresi dolmadan.45 olan basit element. bono k ı rdı rmak * bir bonoyu. Kı saltması B. * Genellikle arkası ndan yağ mur getiren sert ve geçici yel. * Yağ murlu. bonkör bonkörlük *İ yi yüreklilik.

borca batmak * çok borçlu olmak. borç bini a ş mak * (borç) pek çok olmak. borç para almak. * Pancar. borca girmek * borçlanmak. yükümlülük. vecibe. gerekliğ i. borç g ı rtla ğ ı na çı kmak * Bkz. * Birine karş ı bir ş eyi yerine getirme. borca batmak. * Üfleyerek çalı nan. borç * Ödenmesi gerekli para veya baş ka bir ş ey. borazancı baş ı * Birçok borazancı nı n baş ı olan borazancı . altı ndan kalk ı lamayacak duruma gelmek. borazancı * Borazan çalan kimse. borat borazan * Bor asidi ile bir oksidin birleş mesinden oluş an tuz. borç alt ı na girmek * borç para almak. * Bu boruyu çalan kimse. borç etmek * borçlandı rmak. borca almak * veresiye almak. lâhana ve et veya krema konularak yapı lan sebze çorbası . borasit * Sert billûr veya yumuş ak beyaz kütle durumunda bulunan magnezyum boratı . borcunu bilmek * borcunu zamanı nda öder olmak. borcunu bilmek (veya saymak) * bir ş ey yapmayı yerine getirilmesi gereken bir iş olarak de ğ erlendirmek. borcunu kapatmak (veya borçtan kurtulmak) * borcunu ödeyip bitirmek. boru.* Pirinçli. yumurtalı ve yoğ urtlu ı spanak veya benzeri sebze yemeğ i. borazancı lı k * Borazancı nı n iş i. borç borç almak * daha sonra ödemek üzere birinden para veya bir ş ey almak. perdesiz çalg ı . borç harç .

ald ı klar ı nı n parası nı hemen vermez. kiş iyi daha çok çalı ş maya zorlar. borç yapmak * borç olarak almak. borçlandı rmak * Borçlanması na yol açmak. * Manevî bir yükümlülük altı na girmek. * Bir ş eyi birinin yardı mı yla elde etmi ş olan. borçlandı rma * Borçlandı rmak iş i. istikraz. borçlandı rı lma * Borçlandı rı lmak iş i veya durumu. . borçluluk dengesi * Bir ülkenin belli bir tarihe kadar birikmiş dı ş borç ve alacakları nı gösteren durum veya belge. borçlu * Borcu olan. borçlanmak * Karş ı lı ğ ı nı sonra vermek ş artı yla birinden para veya bir ş ey almak. * Bir yüküm altı nda bulunan. benzi sarar ı r * borç kiş iyi öldürmez. verecekli. borç almı ş olan. borçluluk * Borçlu olma durumu. borçlu ölmez. borç edilmek. borçlanı lmak * Borca girilmek. yol yürümekle tükenir * birden ödenmeyen bir borç azar azar verilerek ödenebilir. borçlandı rı lmak * Borçlanması na yol açı lmak. ama ald ı kları nı n kar ş ı lı ğ ı kesesinden çı kacaktı r. medyun. borçlu ç ı kmak * görülen hesapta verece ğ i kalmak. borçlu bulunmak (veya olmak) * borçlu duruma düş mek. borç yiyen kesesinden yer * borçla alı ş veriş yapan. borç ödemekle (veya vermekle). ancak hasta edecek kadar üzer. borç yemek * borçla geçinmek. borç yi ğ idin kamçı sı dı r * borç. borçlanı lma * Borçlanı lmak iş i veya durumu. borçlanma * Borçlanmak iş i.* Borçlanarak veya benzeri yollara baş vurarak. borçlu duruma getirmek.

borda etmek * yandan yanaş mak. havludan yapı lmı ş giyecek. borda bordaya * yan yana. * Kuzey Afrika'da Berberîlerin giydikleri baş lı klı . borikli borina *İ çinde borik asit bulunan. * Bordan türeyen bir asit ve anhidrite verilen ad.borçsuz * Borcu olmayan. bordalamak * Gemiyle bir baş ka gemiye borda bordaya gelmek veya kazayla ona çarpmak. borçsuz harçs ı z * Hiç borç yapmadan. beyaz. sedef görünümde bir madde. * Cilt kapağ ı ndaki kal ı n çizgiler. kı sa kollu bir üstlük. tuvalet ve mutfak gibi ı slak zeminlerde duvar döş emeleri arası na konan motifli bir tür fayans. borda fenerleri * Gemilerde biri (solda) kı rmı zı . borda * Geminin veya kayı ğ ı n yanı . * (genellikle giyim kuş am malzemesindeki) Kenar süsü. bordro * Bir hesabı n ayrı ntı ları nı gösteren çizelge. borda hattı * Donanma gemilerinin bir sı rada ve paralel olarak gitmek için aldı kları durum. . bordo * Mora çalan kı rmı zı renk. ş arap tortusu rengi. * Banyo. bordalama * Bordalamak iş i. bordür * Kaldı rı mları n kenarları nda bulunan taş lar. borik borik asit Bornova misketi * Bir çeş it üzüm. asit borik. bornoz * Banyodan çı karken kurulanmak için kullan ı lan. alt tarafa doğ ru bağ lanan halat. geni ş . * Etkisi az. * Dört köş e yelkenlerin yan yakalar ı na. borçsuzluk * Borçsuz olma durumu. önden açı k. * Bu renkte olan. biri (sağ da) yeş il olarak iki yanda yakı lan fenerler.

boru ask ı sı * Her tür borunun ası lması nda kullanı lan. boru çiçeğ i * Çan çiçeğ i. borsac ı * Değ erli kâğ ı t. boru değ il (veya boru mu bu?) * azı msanacak. borsa tahtas ı * Borsada alı m satı m fiyatlar ı nı n ilân edildiğ i pano. . borsa kâ ğ ı dı * Borsada kayı tlı . * Nefesle çalı nan perdesiz madenî çalgı . boru ağ ı * Tesisatı oluş turan boruları n bütünü. boru bilezi ğ i * Soba boruları nı n ek yerine geçirilen süslü çember. bor ş boru * Bir yerden baş ka bir yere s ı vı veya gaz aktarmaya yarayan. borazan. boru çalmak * borazan öttürmek. önem verilmeyecek ş ey değ il. boru hattı * Borç (II).borsa * Bazı tüccarları n ve özellikle sarraflarla de ğ erli kâ ğ ı t ve tahvil alı ş veriş iyle uğ raş anları n alı m satı m ve de ğ iş im amacı yla devlet denetimi altı nda iş yaptı kları yer. borsac ı lı k * Borsacı nı n iş i veya mesle ğ i. alı nı p satı lan hisse senedi. boru çiçeğ igiller * Çan çiçeğ igiller. borsa cetveli * Borsada belirlenen fiyatları gösteren günlük bülten. uzun ve dar silindir. borsa değ eri * Borsada arz ve talebe göre oluş an fiyat. uçlar ı açı k. küçümsenecek. borsa oyunu * Borsada oynanan hava oyunu. borsa simsar ı * Müş teri ile borsa acenteleri aras ı nda aracı lı k yapan kimse. para ve tahvil üzerine borsa oyunu yapan kimse. içi bo ş . borsa acentesi * Müş teriden aldı klar ı alı ş ve satı ş emirlerini borsada yerine getirip karş ı lı ğ ı nda komisyon alan kimse. lâma demiri veya çelik çemberlerden yapı lan askı . * Tatula.

yetkisi olmak. boru yolu * Petrolü. * Sebze bahçesi. yüreksiz. boru gibi uzun su kaba ğ ı . çı ktı ğ ı yerden ba ş ka yere ak ı tan boru tesisatı . çok öfkelenerek etrafa sald ı rmak. borumsu * Boru biçiminde olan. boylu boslu. payplayn. * Kavun ve karpuza verilen ortak ad. borusunu çalmak * çı kar sağ ladı ğ ı kimsenin davası nı gütmek. * Borusu olan. bostan dolabı * Sebze bahçesini sulamak için bir at bağ lanarak diklemesine dönen kovalarla kuyudan su çı karmaya yarayan dolap.* Doğ al gaz arı tma ünitesinden alı nan gazı n. borusu tutmak (veya üstünde) * (zenciler için) ağ zı köpürerek kriz geçirmek. boru kabağ ı * Boğ umsuz. * Kavun. bostan bozuntusu * Korkak. borucu * Boru yapı p satan kimse. boy bos. * Dağ larda yetiş en. bostan kebab ı * Patlı can ve yeş illikler ile kuğ u inceli ğ inin toprak tencerede pi ş irilmesiyle yap ı lan kebap. diş açma gibi iş lemler için borunun sı kı ca bağ landı ğ ı alet. iş e yaramaz adam. süpürge ve yakacak olarak kullan ı lan bir ot türü. bos boslu bostan * Bkz. bostan bekçisi * Bostanı koruyan ve kollayan kimse. kokulu. boru kelepçesi * Boruyu duvara tespit etmekte kullanı lan gereç. * Bkz. bir veya daha fazla dağ ı tı m merkezlerine veya tüketim merkezlerine do ğ al gaz taş ı nmas ı amacı yla tesis edilen boru ş ebekesi. * Boru montajı nda çalı ş an kimse. bostan korkulu ğ u . karpuz tarlası . boru mengenesi * Kesme. boruk borulu borusu ötmek * sözü geçmek.

* Görevlisi olmayan (iş . * Kendisinden beklenilen görevi yapmayan veya kendisinden çekinilmeyen güçsüz kimse. * Bir iş e yaramayan. boş baş ak dik durur * bilgisiz olan üstün görünmek için kası lı r. sonuç vermemek. bostan patlı can ı * Az çekirdekli. boş atı p dolu tutmak (vurmak) * umutsuz olarak giriş ilen bir iş . bostancı ocağ ı * Bostancı lar ı n bağ lı olduklar ı ocak. iyi sonuç vermek. . boş böğ ür * Bkz. görev). üstünde hiç kimse veya hiçbir ş ey bulunmayan. * Osmanlı tarihinde sarayı n korunması na ve ş ehrin güvenli ğ ine bakmakla görevli olan erlerden her biri. iri ve yuvarlak bir patlı can türü. boş bulunmak * dikkatsiz ve dalgı n bulunmak. * Bostancı nı n görevi. * Verimsiz. münhal. boş kalmak. * Anlamsı z. bostancı * Bostan iş leriyle uğ raş an kimse. * Bilgisiz. yiyecek gibi ş eylerle) yard ı m etmek.* Kuş lar ı ürkütüp yaklaş tı rmamak için tarlaya dikilen kukla. * iş siz bı rakmamak. boş çı kmak * umduğ u gerçekleş memek. boş bı rakmak * bir yerde kimse oturmamak. * söylenmesi sakı ncal ı olan bir ş eyi söyleyivermek. boş bı rakmamak * (para. boş çı kmamak * bir iş ten az da olsa. * Yapı lacak i ş i olmayan. boş (veya boş ta) gezmek veya gezinmek * iş siz güçsüz dolaş mak. *İ ş siz. anlamsı z ve bilinçsizce bakmak. bostanlı k * Bostan olmaya elveriş li yer. boş *İ çinde. böğ ür. boş boş bakmak * amaçsı z. bir kazançla çı kmak. bostancı lı k * Bostan iş leriyle uğ raş ma.

karı sı na gönderdiğ i boş anma kâğ ı dı . boş lâf * Gereksiz. boş durmamak * her zaman bir iş le uğ raş mak. boş kile dipsiz ambar * Bkz. iş e yaramayan ş ekilde konuş ma. boş ol (veya olsun) * erkeğ in karı sı nı bo ş amak için söylediğ i söz. boş durmak * iş siz kalmak. boş koymak * yoksun bı rakmak. boş kâğ ı dı * Eski ş eriat hükümlerine göre. boş söz * Bir düş ünce anlatmayan. ayrı lmak isteyen kocanı n. boş konuş mamak * gerçekleri söylemek. batı l itikat. boş düş mek * (kadı n) ş eriat hükümlerine göre kocası ndan ayrı lmak. boş gezmekten bedava çalı ş mak yeğ dir * çalı ş mak insanı tembellikten kurtarı r. lâf olsun diye söylenmiş söz. uğ ra ş ı olmamak. boş gezenin boş kalfası * iş siz güçsüz dolaş an kimse. çal ı ş mamak. boş gözlerle bakmak * anlamsı z bakmak. dar. verimsiz. * birinin yaptı ğ ı na karş ı lı k olarak bir harekette bulunmak. . biçimci inanma. boş kalmak * kimse oturmamak. boş inanç * Kaynakları bilimsel ve dinî temele dayanmayan. boş küme * Hiçbir ögesi olmayan küme. boş oturmak * hiçbir iş i. bo ş anmak.boş dönmek * hiçbir ş ey elde edemeden geri gelmek. boş olmak * evlilik birliğ i sona ermek. dipsiz kile boş ambar. bilgisine dayanarak anlatmak. * iş siz kalmak. boş kafalı * akı lsı z veya bilgisiz. mahrum etmek.

rölântiye almak. dökülmek.boş torba ile at tutulmaz * çı kar veya karş ı lı k gösterilmeden bir kimse bir yere bağ lanmaz. inhilâl. deş arj. * (hayvan) Bağ ı ndan kurtulmak. de ş arj olmak. rahatlama. boş almak * Boş duruma gelmek. para) hiçbir iş e yaramamak. boş a vermek * boş geçirmek. * Elektrik yükünün baş ka bir iletkene geçiş i veya s ı fı ra düş mesi. düş ünce gibi ş eyler) sonuç vermemek. boş vermek * aldı rmamak. * Derdini. inhilâl etmek. açı lmak. boş a gitmek * (harcanan emek. boş altı lmak * Boş altmak i ş ine konu olmak. boş a koysan dolmaz. olumlu bir sonuca ulaş amamak. içinde bir ş ey kalmamak. gerçekleş memek. * (motorlu araçlarda) vites kolunu vitesten kurtarmak. boş altı lma * Boş alt ı lmak iş i veya durumu. boş alı m * Boş almak i ş i. * Dı ş arı ya akmak. boş a almak * askı ya almak. boş altı m . boş altaç boş altı * Bir kabı n içindeki havayı boş altmaya yarayan araç. * Boş alt ı m. boş a çı karmak * olumlu bir sonuç alı nmas ı nı engellemek. boş zaman * Çalı ş arak geçirilen saatler d ı ş ı nda kalan süre. boş a çı kmak * (umut. doluya koysan almaz * içinden çı kı lamayan güç bir durum karş ı sı nda kalı ndı ğ ı nda söylenir. * Derdini birine açarak ferahlama. boş yere * Boş una. * Gevş emek. boş yerine vurmak * böğ ürlerine vurmak. boş alma * Boş almak i ş i. hava boş altma makinesi. sı kı ntı sı nı birine anlatarak ferahlamak.

açmak. sümük gibi salg ı lar ı n vücuttan d ı ş arı atı lması . boş ama * Boş amak i ş i. * (hayvan) Baş lı ğ ı ndan. * Eş lerden birinin boş anma ilâmı alması yla evlilik birliğ inin son bulması . * (kapalı bir yerde bulunan insanlar) Birden d ı ş arı çı kmak. * Derdini dökmek. * (karı ile kocay ı )İ stekleri üzerine kanunlara uyarak ayı rmak. idrar torbası ndaki idrarı n ve ter. boş amak * Kanunlara göre iki eş . boş anmak * (karı ve koca) Mahkeme kararı ile birbirinden ayrı lmak. tükürük. * Birdenbire ve bol bol akmak. * Bir silâhta ne kadar mermi varsa hepsini arka arkaya patlatmak. * Çok ağ lamak. * (baskı altı nda gergin duran bir ş ey) Birden ve hı zla kurtulmak. boş altma havzası * Suları nı ı rmağ a veya göle veren yerlerin bütünü. boş anma * Boş anmak i ş i. boş altı m organı * Vücuttan dı ş arı atı lması gereken maddeleri toplayı p boş altan organ. ifra ğ . boş atmak * Boş amak i ş ini yapt ı rmak. * Dökmek. koş um takı mı ndan veya bağ ı ndan kurtulmak. yakı nmaları nı anlatmak. boş altmak * Boş duruma getirmek. boca etmek. boş altma * Boş altmak i ş i. * Dertlerini. . * Sistemlerin çalı ş abilmesi için sürekli olarak gereken boş altma iş lemleri. aile iliş kisini kesmek. * Sindirimden sonra bağ ı rsaklarda kalan posanı n. * Kusmak. boş atma * Boş atmak i ş i. boş andı rmak * Boş anmas ı nı sağ lamak. boş andı rma * Boş andı rmak iş i veya durumu. boş anma davası * Eş lerden birinin evlilik birliğ ine son verecek kararı elde etmek için açt ı ğ ı dava. * Sı yrı lmak kurtulmak. boş anma ilâmı * Mahkemenin boş anmay ı kesin hükme ba ğ lad ı ğ ı nı belirterek verdiğ i resmî belge.* Boş altmak i ş i. * Gevş etmek. * Karı sı ile arası ndaki nikâh bağ ı nı bozmak.

boş luklu serpme * Zı mpara üretiminde tanecikler arası nda %50 boş luk kalacak biçimde düzenlenen tane yapı ş tı rma iş lemi. kopukluk. geveze. al yanaklı . bo ş yere. vakum. ablak yüzlü güzel. . * Yetersizlik. Boş nak güzeli * Sarı saçl ı . Boş naklı k * Boş nak olma durumu. *İ çinde hiçbir cisim bulunmayan uzay. boş u bo ş una * Gereksiz yere. boş ta kalmak * iş siz kalmak. boş lama * Boş lamak i ş i. boş ta gezmek * iş siz olmak. * Kesinti. yoksunluk duygusu. boş luk * Oyuk. * Eksiklik. boş boğ azlı k etmek * gereksiz. boş boğ az * Saklanması gereken ş eyleri söyleyiveren. * Boş naklara özgü olan. boş una. ihmal. ihmal etmek. * Yerli yersiz konuş an (kimse). sı r saklayamayan. Boş nak * Bosna halkı ndan veya bu halk ı n soyundan olan kimse. *İ lgi göstermemek. boş altaç. boş boğ azlı k * Boş bo ğ az olma durumu. * Boş geçen süre. beyhude. yersiz. yararsı z yere. kapanmamı ş yer.boş attı rma * Boş atma i ş ini yapt ı rtma. boş luk tulumbası * Bkz. Boş nakça * Çoğ unlukla Bosna-Hersek Cumhuriyet'inde yaş ayan Bosna Müslümanları nı n kullandı ğ ı dil. çukur. boş attı rmak * Boş atma i ş ini yapt ı rtmak. boş lamak * Bı rakmak. nafile. düş üncesiz konuş mak. Boş naklarla ilgili olan. boş una * gereksiz.

* Ağ aç. deniz k ı yı sı . * Kumaş için ölçü. kapalı ayakkabı . botanikçi boy * Bitki bilimci. gereksiz. boy boy * Çeş itli büyüklük ve nitelikte. * Destan. boy almak (veya sürmek) * boyu uzamak. * Geçerlilik. * Bir yüzeyde. kabile. beyhude. boy beyi boy bos * Boyun en saygı n ve lider kimliğ ine sahip ki ş isi. * Küçük gemi. * Uzunluk. değ er. tevekkeli. en kar ş ı tı . geliş mek. boylanmak. klân. gusül.boş una bot * Boş yere. yararsı z yere. * Süre. boy bos yerinde * uzun ve biçimli. * Vücudun yapı sı bakı mı ndan biçimi. ataerkil anlayı ş ı uygulayan geleneksel topluluk. * Bir ş eyin taban ı ile en yüksek noktası arası ndaki uzaklı k. * Uzaklı k. boy aynası *İ nsanı bütünüyle gösteren büyük ayna. bot botanik botanik bahçesi * Otsu veya çalı türü bitkilerin yetiş tirildiğ i ve incelemelerinin yapı ldı ğ ı halka açı k bahçe. birbirleriyle kan akrabalı ğ ı bulunduğ una inanarak evlenmeyen. en sayı lan iki kenar arası ndaki uzaklı k. boy abdesti *İ slâm dininin gerekli bulduğ u durumlarda ve biçimde y ı kanı p abdest alma. nebatat. nafile. ı rmak. boylanmak. . botanik parkı * Otsu ve çalı türü bitkiler ve de ğ iş ik ağ aç türleri ile düzenlenmiş . plâstik veya kauçuktan yapı lmı ş küçük sandal. boy atmak * boyu uzamak. toplumsal ve ekonomik iliş kilerini anaerkil. * Bitki bilimi. * Uzun konçlu. dinlenme ve gezme amacı yla halka açı k geniş alan. boy * Ortak bir atadan türediklerine. * Yol.

boya fı rçası * Boya sürmek veya resim yapmak için kullanı lan değ iş ik tür ve ölçülerde fı rça. * büyümek. boy vermek * (su) insan boyunu aş acak kadar derin olmak. boy ölçü ş mek * yarı ş mak. sürmek) * boyamak.50 cm uzunlu ğ unda mente ş e. boyac ı . boy vermemek * sı ğ olmak. * Aldatı cı görünü ş . sarı veya beyaz renkli. boya kökü * Bitki köklerinden elde edilen tabiî boya. dı ş etkilerden korumak için eş yanı n üzerine sürülen veya içine katı lan renkli madde. boy otu * Baklagillerden. (su) insan boyunu geçmemek. boy bos. boya * Renk vermek. boya tutmak * (boyanan nesne) iyi boyanı r olmak. boya kutusu *İ çine çe ş itli renkli kalemleri ve fı rçalar ı koymaya yarayan kutu. makyaj yapmak. kurutulan tohumları çemen yapı mı nda kullan ı lan bir bitki (Trigonella faenum-graecum). boy pos * Bkz. boya çekmek * boyuna büyümek. * Yazmak için kullanı lan mürekkep. boya vurmak (veya çekmek. boya kalemi * Resim yapmak için kullanı lan de ğ iş ik renkli kalem. çiçekleri mavi. uzamak. boya tabancası * Sı vı boyay ı püskürtmek için kullan ı lan alet. * suya dalarak boyu ile suyun derinliğ ini ölçmek. boya tabakas ı *Ş ablonlar ı n sulu kenar kapatı cı sı ile kaplanması .75-3. * gösteriş yapmak.boy göstermek * görünmek. boy menteş e * Düz yaprak menteş e benzeri 1. * Renk. boya kullanmak * boyanmak.

* (kadı n için) Yüzünü çok boyam ı ş olan. * Boyacı nı n yaptı ğ ı iş . boyama * Boyamak iş i. boyama kazanı * Örgü yünlerinin veya ipliklerin boyanma iş leminin yapı ld ı ğ ı büyük tekne. boyahane * Boya iş leri yapı lan yer. aş ağ ı lamak. boyac ı küpüne girmiş gibi * çok boyalı kadı n. boyac ı küpü * Bir iş in kolayca ve çabucak yapı lamayaca ğ ı nı anlatmak için boyacı küpü mü bu? boyacı küpü de ğ il ki (hemen daldı rı p çı karası n) gibi deyimlerde kullan ı lı r. boyac ı lı k * Boya yapma veya satma iş i. boyalamak * Geliş igüzel boya sürmek. boyal ı bası n * Okuyucunun ilgisini çekmek için renkli fotoğ rafa yazı ve haberden çok yer veren. boyanmı ş veya boyaya batı rı lmı ş . boyama kitab ı * Küçükleri eğ itici nitelikte içinde boyanacak resimler bulunan kitap. boyac ı sandı ğ ı * Ayakkabı boyacı ları nı n boya. fı rça. * Boya satı lan dükkân. boyanma . boyamak * Boya sürerek veya boyaya batı rarak renk vermek. kupon veya çekiliş lerle arma ğ an dağ ı tan bas ı n. * Rengi boya ile sonradan verilmiş olan. boyana * Boyna. boyacı lı ğ ı meslek edinen kimse.* Boya satan kimse. boyal ı * Boya sürülmüş . cilâ gibi gereçlerini koydukları ve müş terinin ayağ ı nı bası p ayakkab ı sı nı boyattı ğ ı . * Boyama iş ini. boyalama * Boyalamak iş i. boyalanma * Boyalanmak durumu. boyalanmak * Boya sürülmek. * Ağ ı r söz söylemek. * Renkli yazma veya mendil. omuza ası larak taş ı nabilir bir çeş it küçük sandı k. makyajl ı . * Renkli.

boydan boya * Bir uçtan öbür uca kadar. boyatmak * Boyamak iş ini yaptı rmak. boyca boydak * Yükü olmayan yaya. boyar madde * Bazı ortamlarda çözünerek ortama belli renk veren doğ al veya yapay renkli madde. Rusya'da soylulara verilen unvan. boyar boyar * Boyama özelliğ i olan madde. * Akran. boyası zlı k * Boyası z olma durumu. boyanmak * Boyamak iş i yapı lmak. serbest. . * Boya veya renkli bir ş ey sürülmek. boyat ı lma * Boyatı lma iş i. * Tuna bölgesinde. boyay ı cı * Boyama özelliğ i olan. boyar madde. boya sürdürülmek. boyatma * Boyatmak iş i. boykot * Bir iş i. * Boy bakı mı ndan. yüzüne boya sürmek. * Kendi kendini boyamak. * Renksiz. Transilvanya'da. boya sürdürmek. boyası atmak * boyası solmak. boyası z * Boya sürülmemiş . boyda ş lı k * Boydaş olma durumu. yalnı z. makyaj yapmak. makyajsı z. * Bekâr. * (kadı n için) Yüzünü boyamamı ş olan.* Boyanmak iş i. boyda ş * Aynı boyda olan. boyat ı lmak * Boyamak iş i yaptı rı lmak. bir davranı ş ı yapmama kararı alma. * Hücre öz suyu içinde eriyik durumunda bulunan renkli madde.

boylamak *İ stemeyerek bir yere gitme durumunda kalmak. boykotçuluk * Boykot yapma iş i. boylam * Yeryüzündeki herhangi bir noktanı n meridyen dairesiyle baş langı ç olarak alı nan Greenwich gözlem evinin meridyen dairesi arası ndaki açı değ eri. boylaması na * Boyu doğ rultusunda. bir topluluk veya bir ülkeyle amaca ula ş mak için her türlü ili ş kiyi kesme. boykotaj * Boykot etmek iş i. boykot etmek * bir iş i. boyluca boyna * Uzun boylu gibi olan. boyler boylu * Kalorifer kazanı nı n sı cakl ı ğ ı ndan yararlanarak. boylu poslu * Bkz. * Düş mek. . boylanmak * Boyu uzamak.* Bir kimse. boyu uzunluğ unca. boylu boyunca * Boyu uzanabildiğ i kadar. çı kmak. * Yükselmek. boylu boslu * Uzun boylu. * Destan söylemek. boykotçu * Boykot yapan veya boykota katı lan kimse. yakı ş ı klı . boylanı ş * Boylanmak iş i veya biçimi. * Boyu olan. * Boyu benzerlerinden uzun olan. * Batmak. boylu boslu. * Sandalı kı çtan yürüten kı sa kürek. bir davranı ş ı yapmama kararı almak. boylanma * Boylanmak iş i. gösteri ş li. içindeki suyun ı sı tı lması sağ lanan depo. anlatmak. boylama * Boylamak iş i. tul.

kı rı lmı ş . tı rnaksı bir maddeden. boynu bükük * Üzgün. hacamat etmek. boynuna geçirmek * bir ş eyi kendine mal etmek. kı vrı k veya çatallı korunma organı . uzun. boynuz * Bazı hayvanları n ba ş ı nda bulunan. kimsesiz. çaresiz bir durumda kalmak. boynunu uzatmak * her ş eye. zavall ı . boynu armut sapı na dönmek * çok zayı flamak. her cezaya razı olmak. boynuz isterken kulaktan olmak . boynu eğ ri * herhangi bir sebeple birine karş ı direnecek veya söz söyleyecek durumda olmayan. boynuz çekmek * boynuz kullanarak kan çekmek. zimmetine geçirmek. bir iş i ister istemez kabul etmek. boynunu k ı rmak * çekip gitmek. ac ı nacak ve yard ı m bekler durumda. boynu k ı ldan ince olmak * haksı z olduğ u anlaş ı ldı ğ ı nda verilecek her cezaya razı olmak. boynunu bükmek * acı ndı rı cı . * Bu organdan yapı lmı ş . * bir durumu. boynuz e ğ mek * istemeyerek uymak. * Kurş un borudan kol alma iş leminde kullan ı lan demirden yap ı lmı ş alet. boynunda kalmak * bir sözü iletmediğ i veya birine ödenecek paray ı ödemedi ğ i için üzerinde borç kalmak. karş ı taraf ı n gücünü kabul etmek. boynuna * üstüne. gebersin. boynunu vurmak * baş ı nı keserek öldürmek. boynuz dikmek * (kadı n) ba ş ka erkekle iliş ki kurarak kocası nı aldatmak.boyna etmek * sandalı kı çtan tek kürekle yürütmek. boynu altı nda kalsı n! * ölsün. boynu eğ ri * Asmaları n yeni sürgünlerini yiyen veya kemiren bağ zararlı sı . boynuna almak * bir ş eyi borç veya ödev olarak üzerine almak. * (bitki için) canlı lı ğ ı nı yitirmek.

olmak. boynuzlanma * Boynuzlanmak iş i veya biçimi. boynuz yarası almak. boynuzlaş ma * Boynuzlaş mak iş i veya durumu. boysuz * Boyu benzerleri arası nda k ı sa olan. * Karı sı nı n veya kadı n yak ı nları ndan birinin iffetsizliğ ine göz yuman (erkek). boynuzlatmak * Erkek. * (kadı n için) Kocas ı nı baş ka bir erkekle aldatmak. boynuz gibi. koyun. boynuz takmak (veya takı nmak. boynuzsuz * Boynuzu olmayan. sı ğ ı r ve antilopları içine alan. * daha iyisini. boyu * (bir isim tamlaması nda tamlanan olduğ unda) süresince. omurgalı lar ı n memeliler sı nı fı . boynuzlama * Boynuzlamak iş i. boyu (bosu) devrilsin (veya devrilesi) * "ölsün" anlamı nda ilenç sözü. içi boş olan boynuzlar ı sürekli kalan ve dallı olmayan. boynuzlaş mak * Boynuz durumuna girmek. boyunca. boynuzlamak * (hayvan) Boynuzu ile vurmak. * Boynuz batı rı lmak. boynuzlugiller * Keçi. boynuzlu * Boynuzu olan (hayvan). süsmek. * (erkek için) Karı sı veya bir kadı n yakı nı taraf ı ndan aldatı lmak. * Troleybüs. kurtçu ğ u meş e ağ açları nda yaş ayan bir böcek (Carambyx). mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek. boynuzlatma * Boynuzlatmak iş i. boynuzsu * Boynuza benzer. kar ı sı veya bir kad ı n yak ı nı taraf ı ndan aldatı lmak. . boynuzlanmak * Boynuzu çı kmak. boynuzluteke * Kı n kanatl ı lardan. taktı rmak) * (koca) karı sı baş ka bir erkekle ili ş ki kurarak aldat ı lmak. Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan boynuz kulağ ı geçmek * bir konuda daha sonra yetiş enler yetenek bakı mı ndan eskileri geçmek.

boyun borcu * Yapı lmas ı gereken ödev. güğ üm gibi kapları n veya vida. *Ş iş e. boyun bir kar ı ş uzadı * gereğ i olmayan o i ş i yapmakla sanki yükseldin anlamı nda söylenir. boyunca çocu ğ u olmak * yetiş kin çocuğ u olmak. huyu huyuna * karı koca veya arkada ş lar aras ı nda her bakı mdan uygunluk olması gerekir.boyu (veya boyuna. boyu boyuna. katlanmak. boyun olmak * kefil olmak. uzunlaması na. boyun * Gövdenin baş la omuz arası nda kalan bölgesi. * Sürdüğ ü zaman kadar. boyuna * Ene dik olarak. . boyun eğ mek * isteyerek veya istemeyerek uymak. boyunduru ğ a atmak (veya almak) * (güreş te) hasmı n ba ş ı nı koltuk altı na alı p boynuna kol dolamak. boyun k ı rmak * saygı duyulan bir kimse karş ı sı nda. boyun bükmek * Bkz. süresince. * (bo'yuna) Ara vermeden. boyuna bosuna bakmadan * fizik yapı sı nı n gereğ ince geliş memiş olması nı göz önünde bulundurmadan. * Sorumluluk. vecibe. boynunu bükmek. ayakta iken baş ı öne bükmek. boyun vermek * buyruk altı na girmek. tulânî. boyunca * Boyu veya uzunluğ u kadar. durmaksı zı n. * Dağ sı rtları nda geçmeye elveriş li alçak yer. boyunca) beraber * kendi boyu kadar. enlice kumaş parças ı . boyunduru ğ a vurmak * baskı altı na almak. boyunca. kravat. cı vata gibi araçları n dar olan üst bölümü. boyu bacadan m ı aş tı ? * daha evlenecek yaş ta de ğ il. boyun kesmek * baş ı nı eğ mek. boyun bağ ı * Gömlek yakası nı n altı ndan geçirilip süs olarak ba ğ lanan uzun.

* Güreş te hasmı n baş ı nı koltuk altı na alı p boynuna kol dolama oyunu. boz yel * Boyutu olan. boyun sarg ı sı . . * Doğ ruları n. boyunlandı rmak * Kapsam kazandı rmak. beceriksizliğ ini anlamak. beyinde d ı ş . boyut * Bir cismin herhangi bir yöndeki uzanı mı . omurilikte iç tabaka. buut. kapsam. boz madde * Sinir hücrelerinden oluş an. boyutland ı rma * Boyutlandı rmak i ş i. taş veya beton kiriş . * Kapı veya pencere gibi açı klı kları n üzerine konulan ağ aç. gelinin ayr ı ldı ğ ı yerin delikanlı ları na verdi ğ i bahş iş . boyut kazanmak * yeni bir durum. * Durum. içerik. * Zulüm ve zorbalı k baskı sı . geni ş lik ve derinlikten her biri. boyutlu boyutsuz boz * Açı k toprak rengi. boyunduruk parası * Bir mahalleden veya köyden baş ka yere gelin götürülürken. boz bulan ı k * Çok bulanı k. esaret. boyunlu * Boynu olan. boyunduruk altı na girmek * baş kas ı nı n baskı sı altı nda kalmak. geniş lik. kapsam kazanmak. * Bu renkte olan. boyunun ölçüsünü almak * kendi yetersizliğ ini. sürülmemi ş (toprak). * Nitelik.boyunduruk * Çift süren veya arabaya koş ulan hayvanları n birlikte yürümelerini sağ lamak için boyunlar ı na geçirilen bir tür ağ aç çember. * Boyutu olamayan. kaynatan ı n. geniş lik. kapsam ve içerik kazandı rmak. boyunluk * Boyuna sarı lan ş ey. beklediğ i yakı nlı ğ ı görememek. geniş lik. * Açı lmamı ş . yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alı nan üç doğ rultudan uzunluk. lento. boyut katmak * baş ka veya yeni bir görüş aç ı sı vermek. * Mengenenin üst yanı ndaki kemer biçimli bölüm.

boza * Arpa. rengini atmak. bozdurulmak . boz renkli ardı ç ku ş u (Turdus pil ris). bozahane * Boza yapı lan yer. bozdurulma * Bozdurulmak iş i veya durumu. bozum olmak. bozca * Rengi boza çalan. tatlı veya mayhoş içecek. * Bozarmak iş i veya durumu. çalı lı k toprak. bozdurmak * Bozmak iş ini yaptı rmak. bozarmak * Rengi boz olmak.* Lodos. bozdurtmak * Bozdurmak. darı . *İ ş lenmemiş . renk değ iş tirmek. bozac ı * Boza yapan veya satan kimse. bozdurma * Bozdurmak iş i. boza gibi * (sı vı lar için) koyu ve bulanı k. mı sı r. bozarı k bozarma * Bozarmı ş olan. bozdurtma * Bozdurtmak iş i veya durumu. bozbakkal * Karatavukgillerden. bozdur bozdur harca * çok az olan ş eyler için alay olarak kullan ı lı r. * Yeniçeriler tarafı ndan kullanı lan ve atları n eyerlerinde ası lı duran altı toplu gürz. ham tarla. bozay ı * Tehlikeli bir cins ayı . buğ day gibi tah ı lları n hamurunun ekş itilmesiyle yapı lan koyuca. bozdo ğ an * Bir doğ an türü (Falco aesalon). bozac ı lı k * Boza yapma veya satma iş i. boza olmak * utanmak.

bozkı r koyunu * Asya koyunu (Ovis vignei). bozkı r tavuğ u * Bağ ı rtlak. bozgunculuk * Bozguncuya yakı ş ı r davran ı ş . düzen bağ ı nı yitirerek asker onurunun gerektirdiğ i bütün bağ lar ı bozması . * Yenilen bir ordunun. * Morali bozulmuş . bozguncu * Bozgunluk yaratan (kimse. bozma * Bozmak iş i. * Çı ğ lı k koparmak. * Bu durumda bulunan. . hezimet.). bozgeven * Yurdumuzda Erciyes dağ ı nda yeti ş en bir geven türü (Astragalus microcephalus). yı lgı n. * Bozlamak eylemi. bozkı rlaş mak * Bozkı r durumuna gelmek. güç vb. bozmac ı * Eski ş eyleri alı p bozarak parça parça satan kimse. bozgun * Bir toplulukta karş ı lı klı güvenin bozulması ile beliren karı ş ı klı k. bozguna u ğ ramak (veya vermek) * yenilip periş an olmak. bozlama bozlamak * (deve) Bağ ı rmak. * Bu ezgiyle söylenen. bozlak * Orta ve Güney Anadolu'nun birçok bölgelerinde bir türkü ezgisi. ağ açsı z doğ al bölge. bozkı r kedisi * Genellikle bozkı rlarda yaş ayan yabanî kedi (Otocolobus manul). * Bozgun olanı n durumu. sı cak ve ı lı man iklimlerde geniş alanlara yayı lan. step. * Biçimi ve kullanı lı ş ı değ iş tirilmi ş . çökmü ş . konusu acı klı türküler. bozkı rlaş ma * Bozkı rla ş mak i ş i veya durumu. bozgunluk * Bozgun. bozkı r * Kurakçı l otsu bitkilerden oluş an. bozkurt * Birçok Türk destanı nda yer alan kutsal hayvan.* Bozmak iş i yaptı rı lmak. dağ ı lmak. hezimete u ğ ramak.

* Büyük parayı ufak birimlere ayı rmak. * Dokunmak. ufaklı k. * Bozguna uğ ratmak. bozuk para * Ufak birimlere ayrı lmı ş para. bozuk çalmak * canı sı kı lmı ş . bozuk para. bozukça bozukluk * Biraz. * Bir kimseyi beklemediğ i bir davranı ş karş ı sı nda bı rakarak veya sözünü yalana çı kararak küçük dü ş ürmek. bir ş eyin düzenini karı ş tı rmak. bozuk gibi.bozmak * Bir ş eyi kendisinden beklenilen i ş i yapamayacak duruma getirmek. yenilemeyecek duruma gelmek. bozdurmak. küçük değ erli para. bozuk bozulma bozulmak * Bozmak iş ine konu olmak. zarar vermek. * Bir yerin. *İ yi ve de ğ erli niteli ğ ini yitirmek. ba ğ lamadan biraz büyük ve meydan sazı ndan küçük dokuz telli bir saz. bozuk. * (yiyecek için) Kokmak. * Kötümser. bozuk düzen * Düzensiz. karı ş ı k. * Bağ veya bostanı n son ürününü toplamak. huzursuz. bozrak bozuk * Rengi boza çalan. * Bir paranı n ufak birimlere ayrı lmı ş durumu. * Türk halk müziğ inde. * (bir organ) Görevini yapamaz duruma gelmiş . s ı kı ntı lı . düzeni bozuk olan. * Kötü duruma getirmek. * Sağ lı ğ ı nı yitirip zayı flamak. * Aklı nı yitirecek derecede bir ş eye düş kün olmak. yenmek. mağ lûp etmek. içerlemek. . bozuk. ek ş imek. * Bozuk olma durumu. * Dağ ı lmak. * Altı nı paraya çevirmek. * Bozulmuş olan. * Bozulmak iş i. * Bir ş eye kı zmak. bozördek * Tatlı sularda bulunan bir tür ördek. ufaklı k. bozguna uğ ramak. * Kı zg ı n. * Biçimini ve kullanı lı ş ı nı değ iş tirmek. dağ ı tmak. yüzü ası lmı ş olmak. * Bı rakmak. gergin. * Geçersiz bir duruma getirmek. * Kı zl ı ğ ı na zarar vermek. bozuk para gibi harcamak * değ erini dü ş ürecek biçimde bir kimseden yararlanmaya kalkı ş mak. * Madenî.

döküntü. utanacak duruma düş mek. bozu ş uk * Araları açı lmı ş . hormon niteliğ inde salg ı sı olan bez (II). bozu ş ukluk * Bozuk durumda. böbür * Kandaki zararlı maddeleri süzen. bozum olmak * utanmak. omurganı n sa ğ ve sol yanı nda bulunan çift organlardan her . idrar salan. böbrek üstü bezi * Böbreklerin üstünde bulunan. baş ı küçük. *Ş aş kı nlı ğ a dü ş me. bozyürük * Üstü hafif benekli. bozuntuya vermemek * bir kimsenin hoş a gitmeyen bir durumunda fark etmemi ş gibi davranmak. zehirsiz ve zarars ı z bir yı lan (Eryx).bozulu ş * Bozulmak iş i veya biçimi. böbrek taş ı * Böbreklerde oluş an ta ş . bozumca bozuntu * Kurş un renginde iri bir kertenkele. karş ı lı klı bozulma içinde. mahcup etmek. bozum havası * Utangaçlı k. mahçupluk. bozum etmek * utandı rmak. bozum * Bozulmak iş i. * Bozulmuş bir ş eyin kalan bölümleri. böbrek biri. mahcupluk. bozulmuş olan. böbrek ya ğ ı * Kasaplı k hayvanları n böbreklerinin çevresinde oluş an yağ . yenilmiş lik. * Kendinde bulunmas ı gereken nitelikleri taş ı mayan kimse veya ş ey. mahcup olmak. bozuntuya uğ ramak *ş aş kı nlı ğ a kapı lmak. bozu ş ma * Bozuş mak i ş i. utangaçlı k. böbreksi * Böbrek biçiminde olan. kuyruğ u kalı n ve k ı sa. bozu ş mak * Araları açı lmak.

sindirmeye elveriş li olan bitkilerin ortak adı . böbürlenmek * çok böbürlenmek. böbürtü böce böcek * Eklem bacaklı lar ı n. yenilen bir deniz hayvanı . sarı renkli. kurulmak. yı rtı cı hayvan (Hyrax syriensis). . böcekle beslenen (hayvan veya bitki). böcek gibi * ufak tefek ve esmer (çocuk). * Bu renkte olan. böcekçiller * Omurgalı hayvanlardan memeliler sı nı fı na giren. derisi benekli. böcek bilimi * Böceklerin yapı sı nı . böcek yiyen. haş ere. *İ stakoza benzer. altı bacaklı . böceklenmek *İ çinde veya üstünde böcek üremek. böcek bilimci * Böcek bilimi uzmanı . kı sa kı skaçlı . uzunluğ u 30-40 cm kadar olan. böcek kabu ğ u * Mor ile yeş il arası nda ve metal parlakl ı ğ ı nda olan renk. karada yaş ayan hayvanlar takı mı . böceklenme * Böceklenmek iş i. gö ğ üs. böbürlenmek * Övünerek kabarmak. * Böcü. * Kelebek. entomoloji. böcekhane * Böceklik. kurt ve tı rtı lı n dı ş ı nda kalan küçük hayvanc ı klara verilen ad.* Memelilerden. yaş ayı ş ı nı ve hastal ı k yap ı cı niteliklerini inceleyen bilim dalı . * Böbürlenme. böcekba ş ı * Osmanl ı İ mparatorluğ unda zabı ta görevlisi. çoğ u kanatlı ve vücutlar ı baş . kar ı n olarak eklemlerden oluş mu ş hayvan s ı nı fı . kibir. entomolojist. böcekçil * Böcek yiyen. * Böbürlenme. böcekkapan * Örnek bitkisi drosera olan ve baz ı organları böcek yakalamaya. böcek çı karmak * ipek böceğ i yeti ş tirmek. sı cak ülkelerde yaş ayan. böbürlenme * Böbürlenmek iş i.

böcekli böceklik *İ çinde veya üstünde böcek bulunan. böğ * Eklem bacaklı lardan. böceksiz *İ çinde böcek bulunmayan. yol kenarları nda kendili ğ inden yetiş en dikenli ve çok y ı llı k bir çalı . * (insan) Anlaş ı lmaz bir biçimde yüksek sesle bağ ı rmak. böcü * Kurt. böğ ür *İ nsan ve hayvan vücudunun kaburga ile kalça arası ndaki bölümü. böğ ürtlen * Gülgillerden. hortlak vb. ayakları yla ağ ı z parçalar ı üçer çift olan eklem bacaklı lar sı nı fı . soluk sarı renkli. böğ ürtmek * Böğ ürtmek i ş ini yapt ı rmak. deve) Bağ ı rmak. böğ ürtlenlik * Böğ ürtlen çalı lar ı nı n çok olduğ u yer. böğ ürmek * (öküz. * Böcek. kanatları ikiş er. böğ ürtü . * Yan taraf. bo ş böğ ür. böcekhane. diken dutu (Rubus caesus). böceklenmiş . *İ pek böceğ i yeti ş tirilen yer. böcül böcül * Gözlerini iki yana oynatarak (bakmak). böğ ürtme * Böğ ürtmek i ş i. duyargaları birer. * Bu bitkinin önce kı rmı zı iken olgunlaş ı nca kararan mayhoş yemiş i. gö ğ üs ve kar ı n olarak üç bölgeye ayr ı lan. zehirli bir örümcek türü. gibi hayalî bir varlı ğ a verilen ad. böğ üre böğ üre * Bağ ı rarak. böcelenmek * (tahı l) Böceklenmek. böcelenme * Böcelenmek iş i veya durumu. * Çocukları korkutmak için söylenen ve hayalet.böcekler * Vücutları baş . böğ ürme * Böğ ürmek i ş i. bahçe çitlerinde. manda. böceksavar * Evdeki zararlı böcekleri savı p öldürmekte kullan ı lan ve ilâç püskürten sprey.

* Birliğ in bozulması na yol açmak. * Ulusal veya uluslar arası bir yarı ş mada ilk dereceyi alan. taksim. * Bölmek iş i. * Vücut yüzeyinde sı nı rları belli herhangi bir bölüm. ş ampiyonluk. oda veya sofa gibi büyük bir yerden ayrı lmı ş daha küçük yer. ayı rma. ara kapı lar kapan ı nca arı zan ı n veya hasar ı n yay ı lmas ı nı önlemek için kullanı lan birbirlerinden ayrı lmı ş yerler. bölmeli bölü . * Salon. bökelik böldürme * Böldürmek i ş i. * Gemilerin içinde. ş ampiyon. bölmeç bölmek * Ambalâj içinde bulunan malları birbirinden ayı rmaya yarayan koruyucu parça. "a/b" anlatı mı . "a bölü b" diye okunur. alanı küçük oda veya kı sı mlara ayı ran ince duvar veya tahta perde. bölgesel bölme * Bölge ile ilgili veya bir bölgeye özgü olan. taksim etmek. parçalama. * Böke olma durumu. * Bölmek iş lemi. parçalamak. ş ampiyona. taksim. * Bir niceliğ i iki veya daha çok e ş it parçaya ayı rmak. bölgeci * Belli bir bölgenin çı karları için çalı ş an (kimse). * Bölme iş lemini gösteren iş aretin "/" okunu ş u. güçlü kimse. yangı n gibi durumlarda. * Bir bütünü iki veya daha çok parçaya ayı rmak. bölme iş areti * Bölme iş leminin yapı laca ğ ı nı ifade eden bölü "/" iş areti. * Kalı n ağ aç gövdesinden odun veya tekne yapmak için ayrı lan tomruk. mı ntı ka. su baskı nı . bölen * Bir bölme iş leminde bölünen say ı nı n kaç eş it parçaya ayrı ldı ğ ı nı gösteren sayı .* Böğ ürme sesi. böğ ürüş * Böğ ürmek i ş i veya biçimi. bölge * Sı nı rları idarî veya ekonomik birliğ e. taksim. alt tür kavramları na ayı rmak iş i. birinci olan (kimse). böldürmek * Bölmek iş i yaptı rı lmak. toprak. bölgecilik * Belli bir bölgenin çı karları için çalı ş ma durumu. * Büyük bir yeri. nahiye. iklim ve bitki özelliklerinin benzerli ğ ine veya üzerinde yaş ayan insanları n aynı soydan gelmi ş olmaları na göre belirlenen toprak parçası . * Cins kavramları nı tür. böke * Kahraman. * Bölme ile ayrı lmı ş olan.

kı sı m. sı nı flamak. * Bir siyasî partinin birliğ ini parçalamayı . birbirine eş it veya benzer olanları kümelere ayı rmak. fesatç ı . bölümleniş * Bölümlenmek iş i veya biçimi. bölümleme * Bölümlemek iş i. bölük * Bir bütünden ayrı lmı ş olan parça. s ı nı flanmak. bölümlendirme * Bölümlendirmek iş i. "a/b" kesri "a bölü b" diye okunur. * Bir topluluğ u. departman. sı nı fland ı rmak. ara bozuculuk. devir. birliğ i parçalama. bölümlendirmek * Bir ş eyi bölümlere ayı rmak. * Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanl ı k dalı nda eğ itim sağ layan birimlerinden her biri. bölüm * Bir bütünü oluş turan parçaları n her biri. münafı k.* Bir bayağ ı kesrin gösterili ş inde pay ile payda aras ı na konulan yatay çizginin okunuş u. bölük bölük * Parçalara ayrı lmı ş . * Çağ . bölünebilme . üçü veya dördü bir tabur oluş turan ve öbür birliklerin temeli say ı lan birlik. parça parça. bölücülük * Bölücünün yaptı ğ ı iş . tasnif. * Canlı lar ı n bölümlenmesinde filumlar ı n bir araya gelmesiyle oluş an birlik. bölümsel * Bölünme ile ilgili. departman. sağ dan sola doğ ru üçer üçer ayrı lan basamakları ndan her bir üçlü tak ı mı . kı smî. bölme amacı nda olan. bölen. bölümlemek * Birçok ş ey arası nda. kı sı m. bölücü * Bölme iş ini yapan. sı nı fland ı rma. * Hizip. s ı nı flama. bozmayı amaç edinen kimse. * Takı mlardan olu ş an. bölümlenmek * Bölümlemek iş ine konu olmak. bölük pörçük * Bütünlüğ ü sağ lanamamı ş durumda. bölükba ş ı * Yeniçeri ordusunda üst rütbeli bir görevli. * Saç örgüsü. tasnif etmek. kı sı m kı sı m. seksiyon. * Bir kuruluş un yönetim birimlerinden her biri. * On kuralı na göre yazı lan bir tam say ı nı n. bölümlenme * Bölümlenmek iş i veya durumu. * Bölme iş lemi sonunda elde edilen sayı .

* Zigotun bölünmesinden sonra embriyonda ortaya çı kan ve az çok birbirine benzeyen parçalar ı n her biri. . bölünen * Bölme iş lemine uğ ratı lan sayı . bölü ş üm bölüt * Eklem bacaklı lar ı n vücudunu oluş turan yan yana dizili parçaları n her biri. bölünmek * Bir bütün. bölünü ş * Bölünmek iş i veya biçimi. bölü ş bölü ş me * Bölmek iş i veya biçimi. bölü ş mek *İ ki veya daha çok kimse araları nda herhangi bir ş eyi paylaş mak. bölünmez * Parçalanamaz. bölü ş türmek * Bölüş mek iş ini yapt ı rmak. bölütlenme * Döllenmiş yumurtanı n blâstulayı oluş turuncaya dek art arda bölünmesi. bölütlü bön * Bölütlere. * Bölünmek iş i. bölünmezlik * Bölünmez olma durumu.* Kalansı z bölünür olma durumu. halkalara ayrı lmı ş olan. parçalara ayrı lmak. * Hücrelerin. üleş mek. * Bölüş me. saf. * Budala. eş it bölümlere ayrı lmas ı gereken miktar veya sayı . * Fraksiyon. paylaş ma. halka. bölüngü bölünme * Fraksiyon. ayrı lamaz. bölüntü * Bölünmüş parça. * Yarı ş ta toplu olarak koş arken birbirinden ayrı lma. bölüntüler * Bir bütünün ayrı lmı ş oldu ğ u bölümler. bölü ş türme * Bölüş türmek iş i. pay ı nı almak. * Bölüş mek iş i. taksim etmek. belirli bölümlere. taksimat. belli bir büyüklüğ e varı nca eş it bölümlere ayrı lı p çoğ alması .

sersemlik. budalalı k. peynir. börek açmak * börek yapmak için hamurdan ince yufkalar hazı rlamak. börtmek * Az piş irmek. börtü böcek * Çeş itli böcekler. külâh. saf (bir biçimde). börttürmek * Börtmek iş i yaptı rı lmak. börekçi * Börek yapan veya satan kimse. . * Açı lmı ş hamurun veya yufkan ı n arası na. bönle ş me * Bönleş mek iş i. ı spanak gibi ş eyler konularak piş irilen çe ş itli biçimlerde hamur iş i. börtme * Börtmek iş i. saflı k. safça. * Yağ murdan veya soğ uktan korunmak için giyilen ucu sivri boş luk. börek için ayrı lmı ş olan. aptallaş mak. * Börtülmek i ş i. börekçilik * Börek yapma veya satma iş i. börttürme * Börttürme iş i. haş lamak. * Genellikle hayvan postundan yapı lan baş lı k. börkenek * Geviş getiren hayvanları n midelerinin ikinci bölümü.bön bön * Budala ve safca bakarak. bönle ş mek * Bön duruma gelmek. börtük börtülme * Haş lanarak veya ateş te biraz kı zart ı larak pi ş miş olan (ş ey). bön bön bakmak * anlamayarak. bönlük börek * Bön olma durumu. ş aş kı nş aş kı n bakmak. böreklik börk * Börek yapmaya elveriş li olan. aptallı k. kı yma. bönce * Budala.

* Sonunda. böyle ba ş a. bu yolda. * Bu bitkinin sebze olarak yararlanı lan yeş il ürünü. o cümlede anlatı lan ş eyin hoş karş ı lanmad ı ğ ı nı veya ona ş aş ı ld ı ğ ı nı anlatı r. sonunda. buna benzer. *İ ri yapı lı . * Bösmek iş i. bu biçimde. * Bunun gibisi. böylelikle * Bu yolda yürüyerek. böylesi böylesine * Aş ı rı bir biçimde. "nası l" gibi sorular bulunan cümlelerin sonuna geldi ğ inde. gene de böyle olacak. *İ çinde "ne". böylemesine * Bu biçimde. * Bu yolda. böylelikle. börülce * Fasulyeye benzer bir bitki ve bunun göbeğ i koyu benekli tohumu (Vigna sinensis). paçalı bir tavuk ı rkı . bacaklar ı tüylü. . bu biçimde olanı . infilâk etmek.börtülmek * Börtmek iş ine konu olmak. * Hint kastlar ı nda ilk kast. böylelikle. böylecene * Böylece. * Bu kasttan olan kimse. bösme bösmek böyle * Bunun gibi. * Bir madde birdenbire gaz durumuna gelerek patlamak. * Bu derece. bu biçimde. böyle tı raş * kiş ilere yara ş an iş lemler uygulanı r. Brahmanizm * Brahmanlı k. böyle böyle * Böylelikle. böyle gelmiş böyle gider * her zaman böyle olmuş . böylece * Tam böyle. Br brahma Brahman * Brom elementinin kı saltması .

yayl ı at arabası . *İ ki direkli. * Linyit. * Üstü kapalı . hey" anlamı nda kullanı lı r. kı sa kafal ı . briketçi . * Doğ al çimento ile lâvlı . branda bezi * Keten ve pamuk ipliğ inden sı k ve sağ lam dokunmuş bez. Brehmen bre ş * Bkz. coş ku anlatı r. * Aferin. brezil br ı çka briç * Önde çok yüksek bir oturma yeri. * Baklagillerden bazı ağ açları n kı rmı zı boya çı karı lan odunu. brifing brik brik * Bir konuda özet olarak verilen bilgi veya açı klama. kı ş ı n kı zak olarak kullanı lan tek atl ı . yayl ı hafif araba. Brahman. kemikli kı rı ntı ları n kaynaş ması yla oluş muş kütle. astarlanmı ş bezden yapı lan. *Ş aş kı nlı k. Brahmanizm. * "Vay" gibi ş aş ma anlat ı r. * "Be" yerine kullanı lı r. yaş a!. arkada da boylaması na yerleş tirilmiş oturacak yerleri bulunan dört tekerlekli. * Tekrarlanan iki emir kipi arası na getirilerek i ş in sürekliliğ ini anlatı r. briket * Linyit ve kömür tozundan bası nçla elde edilen yakı t. * Briket yapan veya satan kimse. branda * Gemilerde tayfa ve erlerin yattı ğ ı dikdörtgen biçiminde. * (bilim için) Dal. tuğ la biçimli yapı malzemesi. kabuklu. kavkı lı . kömür tozu ve katran tortusundan bası nçla elde edilen. seren yelkenli. bran ş bravo bre * "Ey. halatlarla bir yere tutturulan as ı lı yatak.Brahmanl ı k * Kalı tı m yoluyla geçen bir kast bölünmesine dayalı toplumsal bir kuruluş u içeren Hint dini. * Dört kiş i arası nda oynanan bir iskambil oyunu. kol. brakisefal * Kafatası nı n ön alt eksenine göre k ı sa olan (kimse). braket * Dikiş ten çı kan kitapları n sı rtı na makine ile bez geçirme. * Bir tür yapay mermer. birkaç top ta ş ı yan gemi.

bronzlaş ma * Bronzlaş mak i ş i. haş lanarak yemeğ i hazı rlanan bir tür sebze. brokkoli brom * Küçük. briyantin sürünmüş . bromür * Bromhidrik asidin tuzu veya eteri.97 olan kı rmı zı renkli. bron ş * Soluk borusunun akciğ erlere giden iki kolundan her biri ve bunları n dallar ı . bron ş it * Bronş ve bronş çukları n iltihaplanması . briyantinli * Briyantinle süslenmiş .briketçilik * Briketçinin iş i veya mesle ğ i. deniz suları nda az. briyantin * Saçı parlatmak ve yat ı rmak için kullanı lan güzel kokulu bir madde. briketlemek * Briket hâline getirmek. briketleme * Briketlemek iş i. bromhidrik asit * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an HBr aside verilen ad. bronz gibi * tunca benzeyen. bronzlaş mak * Bronz rengini almak. bronz * Tunç. brizbiz brokar * Sı rma veya gümüş iş lemeli bir tür ipekli kumaş . içeriden tutturulan ince perde. bron ş çuk * Bronş ları n uç dalları ndan her biri.909 olan. yo ğ unluğ u 2. bro ş . Kı saltmas ı Br. bazı göllerde çok miktarda bulunan. tunç renginde olan. bromürlü * Yapı sı nda bromür bulunan. * Pencerelerin çerçevesine. pis kokulu. * Atom numarası 35. zehirli s ı vı bir element. atom ağ ı rl ı ğ ı 79. yeş il yumrular hâlinde olan. bromhidrik * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an.

brülör brüt * Sı vı yakı tı kolayca yanabilecek taneciklere ayı rarak püskürten araç. çeş idinden. bu (veya ş u) kadar * bir sayı dan sonra gelerek o sayı dan artı k miktarı bildirir. bu kabil * bu gibi. bu arada * Bu süre içinde. bundan. ş ahadetname. beraber. bu türlü. biçimlerine girer. . Bruxelles lâhanas ı * Bkz. Brüksel lâhanası * Ceviz büyüklüğ ünde bir lâhana türü. bu kadar * bu denli. zamanda veya söz zincirinde en yakı n olanı gösterir. * Kabı ile darası çı karı lmadan tartı lan (ağ ı rlı k). Frenk lâhanas ı (Brassica oleracea gemmifera). kesintisiz (para). bunlar gibi. bu gözle * bu anlayı ş la. bu cümleden * bunlar arası nda. Brüksel lâhanası . * Birlikte. bu birkaç gün içinde. bu gidi ş le * bu biçimde.65 mm lik otomatik tabanca. * Diploma. * En yakı nda bulunan bir varlı ğ ı veya biraz önce anı lan bir ş eyi i ş aret yolu ile belirtmek için kullanı lı r (Çekim sı rası nda bunu. bu abdestle daha çok namaz kı lı nı r * bir tutum veya davranı ş ı n etkisinin sürekli olacağ ı nı anlat ı r. risale.* Kadı nları n tak ı ndı klar ı süs iğ nesi. * Kesintisi yapı lmamı ş . bunda. buna. Çokluk biçimi bunlar). yakmaç. küçük kitap. bu haysiyetle * bu bakı mdan. bu günlerde * içinde bulunduğ umuz zamanda. bu * Yerde. bu kabilden * gibi. bu tarzda. brovning bröve * 7. bro ş ür * Sayfa sayı sı az.

her tarafta. çeliş iyor. bu yüzden * bundan dolayı . * Kenar. yer. bu arada. bubi bucak * Küçük bir dokunma ile patlayan. *İ lçelerin. kamufle edilmiş bombadan oluş an bubi tuzağ ı teriminde geçer. bir müdürle yönetilen bölümlerinden her biri. * Ağ acı n dal olacak sürgünü. buat * Elektrik akı mı devrelerinde birle ş tirme yapmak veya ak ı mı bir veya daha fazla kollara ay ı rmak için kullan ı lan araç. . bu biçimde. bir durum veya bir kimseyle karş ı laş mamaya çalı ş mak. her yanda. bunun için. bucak bucak aramak * her yerde aramak. bucak bucak kaçmak * bir olay. nahiye. bu meyanda * Bkz. tek ba ş ı na kullanı lmaz) . bu kez. köş e. bu ne perhiz bu ne lâhana tur ş usu! * sözleri ve davranı ş ları birbirini tutmuyor. * Kesirli.. bu meyanda * Bu arada. kutu. ve yarı m. * Dalı n gövde içindeki baş langı ç yeri olan ve tahtalarda görülen yuvarlak koyuca renkte sert bölüm. bu sı cağ a kar mı dayan ı r? * aş ı rı harcamalarla eldeki imkânları n tükeneceğ ini anlatı r.bu kadar kusur kadı kı zı nda da bulunur * üzerinde durulmaya değ meyecek kadar küçük bir kusurdur. * Dal. budak deliğ i * Tahtalardaki budak yerinin çı karı lmas ı ndan sonra açı lan boş luk. bu sefer * Bu defa. budak özü * Taze sürgün. bucak bucak * Her yerde. buçuk buçuklu budak * (sayı ve üleş tirme s ı fatları ndan sonra gelir.. bu türlü * böyle.

budalaca * Budalaya yakı ş ı r (biçimde). * Zekâca geri olan kimse. budalalı k * Budala olma durumu. budama budamak * Daha çok ürün almak veya düzgün bir biçim vermek amacı yla ağ aç. budalalaş mak * Budala duruma gelmek. dalları nı kı saltmak. budala * Zekâca geri.budaklanma * Budaklanmak iş i. budatmak * Budamak iş ini yapt ı rmak. budaklı * Budağ ı olan. Buddhist * Buddhizm dininden olan kimse. budanmak * Budamak iş ine konu olmak. asma gibi bitkilerin dalları nı kesmek. budala budala * budala gibi. . budala gibi davranmak. budatma * Budatmak iş i. azaltmak. budaklanmak * Budak sürmek. * (güreş te) Rakibinin ayakları nı bir ayak oyunu veya vuruş u ile yerden kesmek. budalaca. * Bir ş eye a ş ı rı ölçüde düş kün. * Budalaca yapı lan i ş . budalacas ı na budalalaş ma * Budalalaş mak iş i. * Yeni filiz sürmesi için bir bitkinin dalları nı kesmek. budanma * Budanmak iş i. dallanmak. budalalı k etmek * akı lsı zca davranmak. * Budamak iş i. * Bir ş eyi eksiltmek. budanı ş * Budanmak iş i veya biçimi.

dil ve kültür ortaklı ğ ı bulunan. budun bilimci * Budun bilimi uzmanı . boy ve soy bak ı mı ndan da birbirine bağ lı insan topluluğ u. derhal. ş imdiki ş artlarda. budun betimi * Etnografya. budun kavim. zaman. *İ çinde bulunduğ umuz gün. kavmiyat. *İ çinde bulunduğ umuz çağ . nerede ise. ı st ı raptan kurtulmak için var olmaktan vazgeçmek gerekti ğ ini ileri süren. bugün olan. bugünkü tavuk yarı nki kazdan iyidir . bugünkü * Bugüne özgü. Buddha'nı n ileri sürdüğ ü mistik dünya görüş ü ve din. Hindistan ve Çin'de yaygı n olan. içinde bulundu ğ umuz zamanda. * Ulus. daha sonra baş kası nı n da ba ş ı na gelebileceğ ini hatı rlatmak için söylenir. bugünkü günde *ş imdi. bugüne bugün * "unutma ki". bundan da ı st ı rabı n doğ duğ unu. budun bilimsel * Etnolojik. millet. * Araları nda töre.Buddhizm * Tabiatüstü kiş ileş miş bir tanr ı düş üncesi yerine. budunsal bugün * Kavmî. * bugüne değ in. bugün yar ı n * çok yakı nda. bugünden tezi yok * hemen ş imdi. bugün yapı lan. Buddhist. salt varl ı ğ ı koyarak onun insanda arzu biçiminde belirdi ğ ini. * bugün yaş ayanlardan gelecek kuş aklara. budun betimci * Etnograf. etnik. Budist * Bkz. bugünden yarı na * az zaman sonra. *İ çinde bulunduğ umuz günde. ı rkiyat. "ş unu iyi bil ki" anlam ı nda kullanı lı r. etnolog. bugün bana ise yarı n sana * bugün birinin baş ı na gelen kötü bir durumun. budun bilimi * Etnoloji.

. buğ daysı * Buğ dayı andı ran. buğ daygiller * Bir çeneklilerden. buğ day * Buğ daygillerin örnek bitkisi (Triticum). kamı ş . arpa. buğ day sürmesi * Buğ day baş aklar ı ndan oluş an ilkel mantar (Tilletia tritici). zarı ndan ayr ı lmayacak derecede kaynaş mı ş olan tohum izlenimi veren bir kuru meyve.* sağ lanmı ş bir kazanc ı n umulan daha büyük bir kazanca feda edilmemesini ö ğ ütler. pancar tarlaları nda yaş ayan göçücü bir kuş (Luscinia svecica cyanecula). buğ daysı meyve * Çok ince olan kabuğ u. buğ day rengi * (ten için) Açı k esmer. buğ day baş ak verince orak pahaya çı kar * ihtiyaç duyulan ş ey değ er kazanı r. buğ daycı l * Bataklı k yerlerde. çavdar. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı hastalı k. patates. * Bu bitkinin baş aktan ayrı lmı ş tanesi. buğ day güvesi * Tahı la zarar veren küçük bir kelebek (Tinea granella). buğ ra * Erkek deve. buğ daysı meyve. baş ı siyah. * Bu mantarı n buğ day ve benzeri bitkilerin yapraklar ı nda oluş turdu ğ u hastal ı k. buğ day pası * Pas mantarı gillerden asalak bir mantar (Puccinia graminisi). buğ day unu * Yabancı maddelerinden temizlenmiş ve tavlanmı ş buğ dayları n tekniğ ine uygun olarak öğ ütülmesiyle elde edilen bir ürün. mı sı r. buğ daysı meyve. örneğ i buğ day. bambu olan. buğ day biti * Yarı m kanatlı lardan. çiçekleri ba ş ak durumunda büyük bir bitki familyası . bugünlük yar ı nlı k * çok yakı nda olması beklenen ş eyler için söylenir. yulaf. buğ day benizli * Açı k esmer. buğ daysı tane * Bkz. ayr ı k ve çayı r otlar ı . pirinç. iki hörgüçlü deve. ekinlere zararlı bir böcek. vücudu yeş il. ekin biti (Sitophilus granarius). bugünlük * Bugün için. buğ daysı tohum * Bkz.

buğ ul buğ ul * Buğ u çı kararak. buğ ulaş mak * Buğ u durumuna gelmek. buğ ulaş tı rı cı * Suyu buğ u durumuna getirmek için kullan ı lan (araç). buğ ulandı rmak * Buğ ulanması na yol açmak. * Süzgün. buhar * Isı etkisiyle sı vı lar ı n ve baz ı katı ları n dönüş tükleri gaz durumu. * Hastalı k dolayı sı yla mikroplu sayı lan e ş yan ı n sı cak bu ğ u ile temizlendiğ i yer. buğ ulaş ma * Buğ ulaş mak iş i. tephirhane. buğ ulanı ş * Buğ ulanmak i ş i veya biçimi. buğ uya tutmak. * Bazı yemekleri buğ u ile piş irmek. buğ ur * Buğ ra. buğ u evi buğ u kebabı * Et. buğ u ile kaplanmak. kekik ve baharat kullanı larak hiç su konmadan hazı rlanan bir et yeme ğ i. arpacı k soğ anı .buğ u * Isı etkisiyle gaz durumuna geçen sı vı . buğ ulandı rma * Buğ ulandı rmak iş i. domates. sı caklı ğ ı azalmamı ş durumda. . buğ ulanma * Buğ ulanmak i ş i. buğ ulanmı ş . buğ ulanmak * Üzerinde buğ u olu ş mak. buğ ulu buğ ulu * Nemli. dalgı n bakı ş lı olan (göz). dolu dolu. * Buğ uda piş miş (yemek). * Soğ uk bir cisim üzerinde ince bir tabaka durumunda yoğ unla ş mı ş sı vı . buğ ulama * Buğ ulamak iş i. buğ ulu * Üzerinde buğ u bulunan. buharla ş mak. yaş lı . buharlaş ma. sar ı msak. buğ usu üstünde * sı cak sı cak. buğ ulamak * Buğ udan geçirmek.

buharlı gemi * Buhar gücüyle çalı ş an gemi. buharlı ütü * Çı kardı ğ ı buharla kuru çamaş ı rları ütülemeye hazı r duruma getiren ütü. kalorifer dairelerinde buhar ak ı ş ı nı kesmeye ve dengelemeye yarayan alet. buharlı makine * Buharla çalı ş an makine. buharlaş ma * Buharlaş mak iş i. buhar makinesi * Buhar bası ncı yla iş leyen makine. buhar kurutucusu * Buhar içerisindeki su damlacı klar ı nı ayı ran ve kuru buhar elde edilmesini sağ layan araç. buharlaş tı rma * Buharlaş tı rmak i ş i. buharlı * Buharı olan. buharlaş ma noktası * Bir sı vı nı n kaynat ı lma sonucunda buhar durumuna geçme derecesi. kriz. * Bir sı vı yı ince damlacı klar durumunda dam ı tmak. buharlaş tı rı cı * Buharlaş ma iş lemini gerçekleş tiren alet. buhar olmak * yok olmak. . tebahhur.). buharlı ı sı tma * Buharı n ta ş ı dı ğ ı ı sı dan yararlanarak yap ı lan ı sı tma. buhran geçirmek * bunalı m geçirmek. tebahhur etmek. bunluk. * Buhar gücü ile çalı ş an. buhran * Bunalı m. buharlaş tı rmak * Bir sı vı yı kaynatarak buhar durumuna getirmek. buharlaş mak * Buhar durumuna dönüş mek. buğ ula ş ma.buhar kazanı * Buhar elde etmekte kullanı lan kazan. buharlayı cı * Buhar hâline getiren (makine vb. buğ ula ş mak. kaybolmak. hayaller içinde kalmak. buhar valf ı * Buharlı ı sı nma sisteminde. buharlı tren * Buhar gücüyle çalı ş an tren. * Dalgı nla ş mak.

renk değ iş tirmesiyle ünlü sürüngen türü. * Çı karı na göre davran ı ş ı nı . görüş ünü değ iş tiren kimse. siklâmen. rayiha. hareketleri yava ş . . buhur * Dinî törenlerde yakı lan kokulu ağ aç vb. buka ğ ı vurmak * bukağ ı takmak. kaya keleri (Chamaeleo chamaeleon). tütsü. * Bilekleri beyaz olan (hayvan). bukalemun * Bukalemungillerden. bukalemun gibi renkten renge girmek * sürekli düş ünce değ iş tirmek. bilek. buka ğ ı lamak * (hayvan için) Ayağ a bukağ ı takmak. buka ğ ı lama * Bukağ ı lamak i ş i. maddeler. bukanak buke * Ayak. buka ğ ı lı * Ayağ ı nda buka ğ ı bulunan. buhranlı * Bunalı mlı . buhurumeryem * Tavş ankulağ ı . buji * Patlamalı motorlarda gazı tutu ş turmaya yarayan elektrikli araç. buhurluk *İ çinde tütsü için kullanı lan maddeler yakı lan kap. * Kaçmaması için hayvanları n ayağ ı na tak ı lan zincir. buhurdan * Buhurluk. demir köstek. buhurdanlı k * Buhur yapmak için kullanı lan araç. buka ğ ı lı k * Hayvanları n ayağ ı na bukağ ı takı lacak yer. 20-30 cm boyunda. buka ğ ı * Ağ ı r cezalı lar ı n ayakları na takı lı p ucuna pranga bağ lanan demir halka. * Güzel koku. bukalemun türlerini içine alan bir familyası .buhrana tutulmak * buhran geçirmek. bukalemungiller * Sürüngenler sı nı fı nı n renklerini bulundukları yerin rengine uyduran.

. buklesiz buklet * Kı vrı mlar ı olmayan (saç). bukleli (saç). pı nar. buland ı rı lmak * Bulandı rmak i ş i yap ı lmak. * Kaynak. bir nesneyi baş ka bir maddeye batı rmak. bukleli * Kı vrı mlar ı olan (saç). bukran bul bula bulamaç bulamak * Bir nesnenin her yanı nı bir ş eye de ğ direrek üstünü onunla kaplamak. * Bulamak iş i. cı vı k hamur. amca veya dayı karı sı . * kötü bir raslantı yı anlatmak için kullanı lı r. kı vrı mlı saç. * Bu koyulukta yapı lan çeş itli hamur yemekleri. * Tiksindirici. bulada bulak bulama * Büyük piliç. buland ı rmak * Bulanması na yol açmak. * Bu iplikten dokunmuş (giyecek). * Genellikle üzüm ş ı rası nı n kaynat ı lmas ı ile yapı lan koyu pekmez. * Yenge. bulanması nı sağ lamak. buland ı rı cı * Bulantı veren.buket bukle * Çiçek demeti. * Küçük lüle durumunda. * Bükülmüş iplik. oradan buradan toplanmı ş . * Karı ş ı k. * Saraçları n kullandı ğ ı yün k ı rpı ntı sı . bir kimseyi) bulmak * var olanları n en değ ersizini seçmek. bir ş eyi. bula bula bunu (onu. nefret uyandı ran. * Sulu. * Yalnı z iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta. bukle bukle * Kı vrı m kı vrı m. * Kirletmek.

bulanmak * Bulamak iş ine konu olmak. * Karı ş mak. * Parlaklı ğ ı nı ve açı klı ğ ı nı yitirmek. * Bulaş mı ş olan. bulan ı klı k * Bulanı k olma durumu. * Bulutlu. * Bulanmak iş i. midesini) bulandı rmak. bulan ı klaş mak * Bulanı k olmak. * Duruluğ unu yitirmek. kal ı ntı . sri. duru olmayan. bulaş ı cı * Birinden ba ş kas ı na geçen. bulaş an. bulan ı klaş tı rmak * Bulanı k duruma getirmek. * Niteliğ i tam anla ş ı lmayan. * (bakı ş ) için. * Yapı ş kan. sulu. bulan ı klaş ma * Bulanı klaş mak iş i veya durumu. etki. mide içi) Bulantı sı olmak. Donuk. fersiz. bula ş ı k deniz . bula ş ı k adam * Yolsuz. *İ z. her yanı bir ş eyle kaplanmak. bulan ı kça * Biraz bulanı k olan. bula ş ı k bezi * Bulaş ı kları yı kamak için kullan ı lan bez. kapalı .*İ ki veya daha çok ş eyi birbirlerinden fark edilmeyecek biçimde karı ş tı rmak. net olmayan. bulant ı vermek * (içini. bulant ı * Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum. anlamsı z. * Açı k seçik görünmeyen. çok duru olmayan. bula ş ı k * Yiyecek veya içecekte kullanı lan yı kanmamı ş mutfak eş yası veya kap kacak. * (iç. bulan ı ş bulanma * Bulanmak iş i veya biçimi. sataş ma al ı ş kanlı ğ ı olan kimse. bula ş ı cı hastalı k * Mikrop yolu ile yayı lan hastalı k. bulan ı k * Bulanmı ş olan. uygunsuz iş ler yapan.

bula ş ı khane * Kı ş la. uygunsuz. . bula ş ı lma * Bulaş ı lmak iş i veya durumu. bula ş ı klı k * Bulaş ı k olma durumu. kirli iş . *İ stenilmeyen bir madde bir ş eye sürülmek. bula ş ı k suyu * Bulaş ı k yı karken kullanı lan su. bula ş ı k eldiveni * Bulaş ı k yı karken kullanı lan plâstikten yapı lmı şgeçirimsiz eldiven. kavga etme alı ş kanlı ğ ı olan. bula ş ı k tozu * Bulaş ı kları yı karken kullanı lan. bula ş ı kçı *İ ş i kirli kapları yı kamak olan kimse. yapı ş kan. bula ş ı kçı lı k * Bulaş ı kçı nı n iş i. bula ş ı lmak * Bulaş mak i ş ine konu olmak. sirayet etmek. bula ş ı k gemi * Tayfaları nda veya içindeki yolcular arası nda bulaş ı cı hastalı k bulunan gemi. bula ş ma * Bulaş mak i ş i. bula ş mak * Bir nesne. otel gibi yerlerde bulaş ı k yı kamaya ayrı lan özel bölüm. bula ş ı k makinesi tuzu * Bulaş ı k makinelerinde suyun içinde veya yı kananları n üzerinde kireç kalı ntı lar ı nı yok eden kimyasal bileş im. okul. bula ş kanlı k * Bulaş kan olma durumu. bula ş ı k iş * Yolsuz. bula ş ı k suyu gibi * (sulu yiyecek ve içecekler için) kötü hazı rlanm ı ş . * (hastalı k) Geçmek. tadı tuzu olmayan. üzerine sürülen bir ş ey yüzünden kirlenmek. * Sataş ma. bula ş kan * Bulaş tı ğ ı yerden kolay temizlenemeyen.* Mayı n tehlikesi olan deniz. temizleme ve arı tma özelli ğ i bulunan toz. bula ş ı k makinesi * Bulaş ı k yı kamaya yarayan alet. bula ş ı k deterjanı * Bulaş ı k tozu.

Bulgaristanla ilgili olan. alt çenesi üsttekinden uzun. Bulgaristanl ı * Bulgaristan halkı ndan olan ( kimse). buldozer * Önündeki geniş bı çakla topra ğ ı sı yı rı p engebeleri kald ı ran. Bulgar * Slâvları n güney kolundan olan bir halk veya bu halkı n soyundan olan kimse. buldurtmak * Bulması nı veya buldurmas ı nı sa ğ lamak. * Araş tı rma verilerinin çözümlenmesinden çı kar ı lan bilimsel sonuç. buldurmak * Bulmak iş ini yaptı rmak. netice. bula ş tı rma * Bulaş tı rmak iş i veya durumu. bulatmak buldok * Köpekgillerden. buldukça bunar (veya bulmuş da bunuyor) * bulduğ uyla yetinmiyor da daha çoğ unu istiyor. iri ve güçlü bir köpek türü (Canis familiaris molosus hibernicus). bula ş tı rı lmak * Bulaş tı rmak iş ine konu olmak. bulgu * Var olduğ u hâlde bilinmeyeni bulup ortaya çı karma i ş i ve bu iş in sonunda elde edilen ş ey. tedirgin etmek. Bulgarca * Bulgar dili. buldumcuk olmak * bir ş eye sonradan ulaş ı nca ş ı marmak. bulgari * Dört telli bağ lama. buldumcuk * Sonradan görme. * Bulgaristan'a özgü olan. *İ stemeden veya rastlantı sonucu bir iş e karı ş mak. sataş mak. tekerlekli veya tı rtı ll ı bir yol makinesi. burnu bası k. * Bulaş tı rmak. bula ş tı rmak * Bulaş mas ı na yol açmak. .* Çatmak. buldurma * Buldurmak iş i. bula ş tı rı lma * Bulaş tı rı lmak i ş i veya durumu. buldurtma * Buldurtmak iş i.

bulgurluk * Bulgur yapmaya elveriş li. * Bulmak iş i. bulgurlu pilâv * Bulgurla piş irilen pilâv. bulgulama * Bulgulamak iş i. ö ğ rencilerin kendilerinin bulmas ı nı sa ğ layan ö ğ retim yöntemi. taze biber. bulgusal yöntem * Öğ retilmek istenen ş eyi. bulgurlu köfte *İ nce bulgurla yoğ rulmu ş köfte. bullak bulma * Bkz. tereyağ ı ve salça kullanı larak hazı rlanan bir çorba türü. bulgurculuk * Bulgurcunun iş i veya mesleğ i. semptom. * Yeni olayları ve bilgileri bulma yöntemi ve öğ retisi. bulgusal * Bulguyla ilgili. soğ an. bulgulamak * Yeni olayları ve bilgileri bulmak. bulguya ait. Bulgurlu'ya gelin mi gidecek? * gereğ i yokken ivedi ve sürekli olarak dikiş . bulgur * Kaynatı lı p kurutulduktan ve kabuğ u çı karı ldı ktan sonra k ı rı lan buğ day. bulgurcuk * Güneş yüzeyinde teleskopla seçilebilen küçük. bulgurlama * Bulgurlamak iş i. bulgur. hastalı ğ ı n belirlenmesine yarayan olgu veya olay.* Vücuttaki iş levsel bir bozuklu ğ un. nak ı ş gibi iş lerle uğ ra ş anlara ş aka yollu söylenir. bulgur bulgur * Bulgur tanesi gibi. bulgurcu * Bulgur yapan ve satan kimse. bulgur çorbası * Domates. . dairesel görünü ş lü parçac ı klardan her biri. * Güneş yüzeyinde bulgurcuk denilen taneciklerin kaynaş ması olay ı . bulgurlamak * Bulgur tanaleri gibi küçük parçalara ayı rmak. allak bullak. bulgurlanma * Bulgur taneleri gibi küçük parçalara ayrı lma. ebe bulguru. araz. * Sert ve ufak taneler durumunda yağ an kar.

suç. kusur için) Yüklemek. yaratmak. uygun saymak. duygu. * Eksik etmemek. bulûğ a ermek * erinleş mek. temin etmek. aratarak buldurmayı amaç edinen oyun. bulûğ ça ğ ı * Ergenlik çağ ı . bazen de rast gelinerek bulunan eski çağ lardan kalma eş ya. bir noktaya eriş mek. bulundurmak * Var olması nı . * Sağ lamak. * (kabahat. bir ş eyle. erinlik. * Konu. bulunma * Bulunmak iş i. *İ lk kez yeni bir ş ey yaratmak. benzersiz. eş siz. nail olmak. bulundurma * Bulundurmak iş i. baliğ olma.bulmaca bulmak * Çeş itli biçimlerde düzenlenen ve düş ündürerek. hazı r bulunması nı sağ lamak. düş ünce ve hayalde baş kaları nı n etkisinden sı yr ı larak. bulup buluş turmak * çaba göstererek sağ lamak. buluntu * Kazı veya araş tı rmalarla ortaya çı karı lmı ş olan. * Varlı ğ ı bilinmeyen bir ş eyi ortaya ç ı karmak. * Arayarak veya aramadan. * Kaybedilen bir ş eyi yeniden ele geçirmek. güç bulunan. * Bir yer. may ı nları . radyoaktif mineralleri. * Bir ş eyi bulan. * Herhangi bir görüş e. keş fetmek. icat. bir kimse ile karş ı laş mak. bir yargı ya varmak. manyetik dalgaları bulmaya yarayan araç. kâş if. bunları n iş leniş inde yeni bir yol tutma. bir ş eyi elde etmek. * Herhangi bir durumda olmak. * Eriş mek. bulunmaz Hint kuma ş ı * çok az bulunduğ u ve çok de ğ erli olduğ u sanı lan ş ey. * Sokakta bulunup alı nan çocuk. ula ş mak. icat. * Gazları . * Cezaya uğ ramak. . * Hatı rlamak. bir bulu ş yapan kimse. icat etmek. bulunmak * Bulmak iş ine konu olmak. bulucu bulûğ * Erin olma. * Bulunmaz. *İ lk defa yeni bir ş ey yaratma. * (bir yerde) Olmak. *İ stenilen ş eye kavuş mak. detektör. * Seçmek. buluş * Bulmak iş i veya biçimi. * Bilinen bilgilerden yararlanarak daha önce bilinmeyen yeni bir bulguya ulaş ma veya yöntem geliş tirme.

net olmayan. nebülöz. * (bellek için) Karı ş ı k. bulvar . buluş ma * Buluş mak i ş i. buluş mak * Bir araya gelmek. * Keder. * Üzerinde bulut varmı ş gibi bulanı k görünen. buluş turma * Buluş turmak i ş i. * Uzayda ekseni çevresinde yavaş ça dönen. endiş e. bulutlanma * Bulutlanmak iş i. buluş ma yeri * Buluş ulacak yer. * Kederlenmek. buluş ulma * Buluş ulmak i ş i. k ı zgı n gaz ve tozlardan oluş muş gök varl ı ğ ı . * Önceden belirlenmiş bir yer ve zamanda bir araya gelmek. bulutlanmak * Bulutlarla kaplanmak. bulutsu bulutsuz buluttan nem kapmak * en küçük bir ş eyden alı nmak. * Bulutu bulunmayan. yükseklikleri ve yol açtı klar ı hava olayları yla birbirinden ayr ı lan yı ğ ı nlar. bir araya getirmek. karş ı la ş mak. biçimleri. hüzünlenmek. bulutlu * Bulutlarla kaplanmı ş . * Kavuş mak. buluş ulmak * Buluş mak i ş i yapı lmak. bulut gibi * çok sarhoş . bulut * Atmosferdeki su damlacı kları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğ unluk kazanması yla olu ş an. berrak. bulutçuk * Küçük bulut. açı k. çok alı ngan olmak. bulutlanmı ş . buluş turmak * Bir araya gelmelerini sağ lamak.buluş hakkı * Bir buluş un veya o buluş u uygulama alanı nda kullanma hakkı nı n bir kimseye ait olduğ unu gösteren belgeye karş ı lı k kazanı lan hak. * Herhangi bir ş eyden oluş an yoğ un y ı ğ ı n.

iyice buruş muş olan. ateh getirmiş olan (kimse). iyilerini seçmeye ba ş lamı ş ken önce beğ enmeyip bı raktı kları nı da sonradan. buhran. bumlama * Bumlamak iş i. * Bunağ a benzer. bun * Sı kı nt ı . . gerginli ğ i olan. buhran. yeniden seçip alarak. uzun bez kı lı f. a ğ açtan yap ı lma bir av aracı . * Soğ uğ un girmesini önlemek için kapı ve pencere aralı klar ı na takı lan. bumbuz * Çok soğ uk. bumerang * Kı vrı k bir sopaya benzeyen ve f ı rlat ı ldı ğ ı nda geri dönen. bunak gibi. buna değ di (idi) buna değ medi (idi) diyerek * birçok ş ey arası ndan. satı ş değ erlerinin dü ş mesi. * Çoğ unlu ğ a iliş kin satı n alma gücünün durması . * Tehlikeli sonuç doğ urabilecek gerginlik. bunal ı mlı * Gerginlik. kı yma. kriz. sı kı ntı veren. bunaklı k bunal ı m * Doğ al bir süreçte birdenbire oluş an aykı rı lı k.*Ş ehir içinde ağ açlı . çalı ş ma gücünün azalmas ı gibi sebeplerle ortaya ç ı kan iktisadî durum. matuh. biraz bunak. bumburuş uk * Çok. kriz. * Bir hastalı kta iyileş me veya ölümle sonuçlanan. buna * Bu zamirinin yönelme eki almı ş durumu. birdenbire olan fizyolojik değ iş iklik. bunluk. bumlamak * Lâstik tı rnakları nı n janta iyi oturmaması ndan dolayı jantı n iç lâstik üzerine basması sonucu lâstik patlamak. bumbar * Büyükbaş ve küçükbaş hayvanları n kalı n bağ ı rsağ ı . bunal ı m geçirmek * herhangi sebeple oluş an bunalı mı yaş amak. bunak bunakça * Bunamı ş olan (kimse). * Bunağ a yak ı ş ı r (bir biçimde). * Bunak olma durumu. bunal ı ma düş mek * ruhî bakı mdan gerginlik veya s ı kı ntı içine girmek. içi pamuk dolu. pirinç veya bulgur doldurularak yapı lan yemek. bunal ı ş * Bunalmak iş i veya biçimi. geniş cadde. * Ruhî yönden sonucu tehlikeli olabilecek durum. kriz. * Bu bağ ı rsağ a ciğ er.

* Genellikle tahtadan yapı lmı ş . * Çok sı kı lmak. sı kı ntı veren. bunca ğ ı z * Bunun gibi. tek katlı ev. bunama * Frengi. ateh getirmek. çok tedirgin olmak. daha iyisi olamaz. bunamak * Frengi. * Bu kadar. bunalt ı cı * Boğ ucu. bungalov * Hindistan'da tek katlı . bunalmak * Soluk alması güçleş mek. ateh. bundan böyle * bundan sonra. alkolizm gibi dı ş sebeplerden veya yaş lı lı k. damar tı kanması gibi iç sebeplerden ileri gelen.bunalma * Bunalmak iş i. bu denli. damar tı kanması gibi iç sebeplerle zihnî bağ ı ntı kopmak. bunalt ı * Sı kı nt ı . bunay ı ş bunca * Bunamak iş i veya biçimi. alkolizm gibi dı ş sebeplerden veya yaş lı lı k. bundan * Bu zamirinin çı kma eki alm ı ş durumu. bunalt ı lmak * Bunalması na yol açı lmak. * Epey. sı kı cı . bunalt ı lma * Bunaltı lmak i ş i veya durumu. veranda ile çevrili ev. bunaltma * Bunaltmak iş i. iç sı kı ntı sı . . zihnî bağ ı ntı nı n kopması . durumun gizli bir yönü var. çok. genellikle tahtadan yapı lmı ş . bundan iyisi can sa ğ lı ğ ı * bu en iyisidir. bunda * Bu zamirinin kalma durumu. bunda bir iş var * olayı n bir iç yüzü. bunaltmak * Bunalması na yol açmak.

küçümsemek. bura * (bu ve ara kelimelerinden) Bu yer. bunlar * Bu zamirinin çoğ ul eki almı ş durumu. * Çok yakı n ve belirli bir yeri gösterir. . bura. * Beğ enmemek. bunun * Bu zamirinin tamlayan durumu. bunlu bunluk bunmak bunu * Bu zamirinin belirtme eki almı ş durumu. buradan * Buradan. bural ı * Bu memleketli. burac ı kta burada buraday ı m diye ba ğ ı rmak * göze çarpacak bir yerde bulunmak. burası * Bu yer. koku gibi havada yayı lan ş eyler için) Pek çok. * Kalma ve çı kma durumlar ı nda orta hecenin düş tüğ ü ve burda. bununla birlikte * Buna ek olarak. buram buram * (duman. bunun burası * dikkati çekmek için "burası " anlamı nda kullanı lı r. bura ğ an buralar * bu yerler. * Güçlü esen rüzgâr. burdan biçimlerinin kullan ı ldı ğ ı da görülür. bu yerin halkı ndan. azı msamak. * Bu yerde.bungun * Sı kı nt ı lı . sı kı ntı . * Sı kı nt ı lı . * Bunun böyle olduğ una bakmayarak. bungunlaş tı rmak * Bungun hâle getirmek. * Bunalı m.

Balı k) e ş it aral ı klarla da ğ ı tı ld ı ğ ı ku ş ak. burgacı k * Bkz. * Yerin orta ve derin katmanları na inebilmeyi sağ layan delici alet. delik açmak. Ba ş ak. kargacı k burgac ı k. burgulanmak * Burgulamak iş ine konu olmak. tirbuş on. Akrep. * Tel ve bitkisel halatları n pus (2. girdap. ucu sivri ve helis biçiminde demir alet. keskin. burcumak * Güzel koku yaymak. burgulu * Burgusu olan. çelik alet. Yay. burgulanma * Burgulanmak iş i. burdurmak * Burmak iş ini yaptı rmak. burdurma * Burdurmak iş i. Boğ a. * Ökse otu. yuvarlak. * Tahtada belirli delik açmaya yarayan delgiye takı lı sarma. burgaç burgata burgu * Anafor. Terazi. \343 Zodyak. burç * Kale duvarlar ı ndan daha yüksek. Kova. burgulamak * Burgu ile delmek.burcu * Güzel koku. burgulama * Burgulamak iş i. O ğ lak. Yengeç. * Zodyak üzerinde yer alan on iki takı m yı ldı za verilen ortak ad. pek güzel. taneleri hayvan yemi olarak kullanı lan y ı llı k bir yem bitkisi (Vicia ervilia). dört köş e veya çok kö ş eli kale çı kı ntı sı . yivli. * Tı pa çekmeye yarayan. . * Baklagillerden. burç burçak burçlar ku ş ağ ı * Gök küresinde tutulma çemberinin geçtiğ i ve üzerinde on iki burçun (Koç. * Telli sazlarda. ı tı r.54 cm) olarak çevresini belirten birim. İ kizler. burcu burcu * (koku için) Güzel güzel. telleri germeye yarayan mandal. Aslan. burgu ile delinmek. burgu makarna * Burgu biçiminde dökülmüş ve f ı rı nlanmı ş makarna. * Bu bitkinin mercimeğ e benzeyen tanesi.

* Orta sı nı ftan olan kimse. burkmak * Burarak çevirmek. burlesk * Sanat alanı nda ve özellikle edebiyatta rastlanan.* Burgulanmı ş olan. burkulmak * Burkmak iş ine konu olmak. kent soylu. burjuval ı k * Burjuva olma durumu. kı vrı lmı ş . özel imtiyazlardan yararlanan ş ehirli. * Burgulanmamı ş olan. * Acı vermek. * Eğ rilmek için bükülmüş yün. burjuva edebiyatı * Orta s ı nı f halk kesimine hitap eden edebiyat. * Bir ş eyi iki ucundan tutup ekseni çevresinde çevirerek bükmek. burkucu burmak . komikliğ e dayanan bir tür. burma * Burmak iş i. burjuvaya yakı ş an biçimde. * Burkma iş ini yapan. * Burjuva sı nı fı . * Burularak yapı lmı ş bilezik. * Üzücü. * Belgit. burjuva *Ş ehirlerde yaş ayan. kent soyluluk. i ğ diş etme. * Burkulmak. burjuvazi burkma * Burkmak iş i. * Vücuttaki organlardan biri birdenbire kendi eklemi üzerinde dönmek. * Musluk. * Kuru incir. * Sarı ğ ı burma tatlı sı nı n bir adı . * Üzüntü duymak. burhan * Kanı t. * Yaş iken burularak kurutulan ot. burkulma * Burkulmak iş i. * Hadı m etme. üzmek. burjuvaca * Burjuva gibi. * Burulmuş . burularak yapı lmı ş . burgusuz * Burgusu olmayan.

burnundan solumak * çok öfkelenmiş olmak. * Ağ za kekre tat vermek.* Hadı m etmek. * Üzmek. burnaz *İ ri ve uzun burunlu. sı kı ntı vermek. burnundan k ı l aldı rmamak * kendisine hiç söz söyletmemek. amac ı na ulaş amamak. burnunda (veya gözünde) tütmek * çok özlemek. . burnu k ı rı lmak * büyüklenemez duruma gelmek. burnundan düş en bin parça olmak * çok ası k suratlı olmak. burnu havada * kendini çok beğ enmiş (olmak). burnundan ayr ı lmamak * yanı ndan gitmemek. gururundan vazgeçmek. burnu büyük * kibirli. uzaklaş mamak. burnu bile kanamamak * tehlikeli bir durumdan yara bere almadan kurtulmak. bağ ı rsak) Sancı mak. büyüklenmek. kaçamak bulamayacağ ı duruma getirmek. burnundan (fitil fitil) gelmek * elde ettiğ i güzel ş ey. burnunu çekmek * sümüğ ünü çekmek. * umduğ unu bulamamak. burnu yere dü ş se almaz * kendini beğ enmi ş . sonradan gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak. burnu sürtülmek (veya burnu sürtmek) * sı kı ntı çektikten sonra daha önce be ğ enmediğ i bir durumu kabul etmek. çok huysuz olmak. kibirli. burnu havada (veya kaf da ğ ı nda) (olmak) * çok kibirli (olmak). burnunu k ı rmak * birini güç durumda bı rakarak büyüklenmesini veya direni ş ini yok etmek. iğ diş etmek. burnuna girmek * birine çok sokulmak. burnu büyümek * kibirlenmek. burnundan yakalamak * birini yönetimi altı na almak. * (mide.

buruk buruk * Buruk bir biçimde. bursu olan. burnunun dire ğ i kı rı lmak * çok pis bir koku duyarak tedirgin olmak. gücenmiş (kimse). burslu burssuz burtlak buru * Sancı . burnunun dibi * çok yakı nı . burnunun ucundan ötesini (veya ilerisini) görmemek * kı t dü ş ünceli olmak. kibirlenmek. burnunun dikine (veya do ğ rusuna) gitmek * öğ üt dinlemeyerek kendi bildiğ i gibi davranmak. * Uygun olmayan ş artlar sonucu dönerek büyüyen ağ acı n kerestesi. burnunun dire ğ i sı zlamak * (maddî veya manevî) çok acı duymak. çalı lı k yer. burukla ş ma . * çok öfkelenmek. burnunun yeli harman savurmak * büyüklenmek. * Alı narak küskünlük gösteren. iyice yaklaş mak. buruk * Burulmuş olan. burnunun ucunu görmemek * çok sarhoş olmak. çok üzülmek. burs * Bir öğ rencinin öğ renimini yapması veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü art ı rması için belli bir süre devlet veya özel kuruluş larca.burnunu s ı ksan canı çı kacak * çok zayı f ve güçsüz kimseler için kullanı lı r. * Taş lı k. burukça * Tadı biraz buruk olan. bursu olmayan. * Burs alan. ödenen aylı k para. buruntu. burnunu sokmak * gerekmediğ i hâlde her iş e karı ş mak. * Bu amaçla vakfedilmiş paran ı n veya mal ı n geliri. * Burs almayan. burnunun dibine sokulmak * çok yaklaş mak. * Tadı kekre olan.

* Küskünlük. * karş ı sı nda hissetmek. burun perdesi * Burun boş luğ unu ikiye ayı ran bölme. burukla ş mak * Buruk durum almak. burun buruna * Birbirine çok yakı n ve yüz yüze. * Sancı mak. buruk gibi. * Bazı ş eylerin ön ve sivri bölümü. burum burum * Burulmak fiili ile birlikte "çok fazla burulmak" anlamı nda kullanı lı r. mukozayla kaplı boş luklar. burun ş iş irmek * kibirlenmek. . buruksu burulma burulma dayan ı mı * Elyafı nı bükerek kı rmaya çalı ş an kuvvete karş ı ağ acı n gösterdiğ i direnç. burun deli ğ i * Burnun iki boş luğ undan her biri. iki delikli koklama ve solunum organ ı . burun kanad ı * Burun deliğ inin yan tarafı ndaki kabarı k bölüm. beğ enmemek. * Buruğ a benzer. burukluk * Buruk olma durumu. birbirlerine çok yaklaş mak. büyüklenme. burun k ı vı rmak * önem vermemek. kekrelik. * Alı narak küskünlük göstermek. türlü biçimlerde denize uzanmı ş bölümü. burulmak * Ekseni çevresinde döndürülmek. ağ rı mak. enfiye. * Karanı n. burun buruna gelmek * beklenmedik bir anda karş ı la ş mak. burun bükmek * beğ enmemek. gücenmek. burun boş luklar ı * Burun deliklerinden yukarı doğ ru açı lan. burun * Alı nla üst dudak arası nda bulunan. önem vermemek. gücenmiş lik. * Kibir. çı kı nt ı lı . burun otu * Burna çekilen tütün. küçümsemek. özellikle yüksek ve dağ lı k kı yı larda.* Buruklaş mak i ş i veya durumu. * Burulmak iş i.

burun yapmak * üstünlük taslamak. burunsak * Hayvan yavrusunun anası ndan süt emmesini önlemek için burnuna geçirilen baş lı k. a ş ağ ı lamak. buru ş turma * Buruş turmak i ş i. burunluk burunsal ı k * Burunsak. üzerinde kı rı ş ı k ve katlamalar olmak. * Tiksinmek. düzgünlüğ ü kalmamı ş buruş mu ş olan. * Çı kı ntı sı olan. sancı . burunduruk * Hayvanları nallarken ı sı rmaması için dudakları nı kı stı rmaya yarayan k ı skaç. onurlu. buru ş ma * Buruş mak i ş i. buru ş turmak * Buruş uk duruma getirmek. Burundili * Burindi halkı ndan olan (kimse). pek düzgün olmayan. buruntu * Buru. yavaş a. hoş lanmamak. buru ş mak * Düzgünlüğ ü bozulmak. kibirli. burunlu * Herhangi bir biçimde burnu olan. busbulanı k . * Ciltte oluş muş kı rı ş ı k. buru ş buruş * Çok buruş mu ş . buru ş ukça * Biraz buruş uk olan. buru ş uksuz * Buruş uğ u olmayan. * (ağ ı zda) Kekrelik duymak. * Burunsak. buru ş ukluk * Buruş uk olma durumu. * Kendini beğ enmiş . buru ş uk * Gerginliğ i. * Hayvanları n burunlar ı na geçirilen ip. bağ ı rsak bozuklu ğ u. burunlamak * Dı ş lamak.

* Uzunluk. * Yanlı ş lı k. butlan * Batı l olma durumu. * Çok üş ümek. buselikaş iran * Klâsik Türk müziğ inde birle ş ik bir makam. etli bölümü.* Çok bulanı k. butafor * Oyun için gerekli sahne eş yası . buselik * Klâsik Türk müzi ğ inde on üç basit makamdan biri. * Soğ uktan donarak ölmek. buut * Boyut. bacaklar ı nı n gövdeye biti ş ik olan dolgun. öpüş . buton buydurmak * Dondurmak. busines klas *İ ş lik orun. hükümsüzlük. but * Vücudun kalça ile diz arası ndaki bölümü. buyruk . öpme. * Geçersizlik. buyot buyru ğ u altı na girmek * bir kimse baş ka bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak. * Yatakta ı sı nmak için kullanı lan s ı cak su torbas ı . butaforcu * Oyun için gerekli sahne eş yası nı yapan uzman. butik butikçi butikçilik * Butik iş letme iş i. haksı zl ı k. buyma buymak * Buymak iş i. * Hayvanları n. * Çalı ş tı rmaya yarayan dü ğ me. * Giyim ve süs eş yası satı lan dükkân. buse * Öpücük. * Butik iş leten kimse. çok üş ütmek.

buz * Donarak katı duruma gelmi ş su. buyurucu * Buyruk. emrediniz. * Almak. buyrukçu * Buyuran. buyrulma * Buyrulmak iş i. buyurganl ı k * Buyurgan olma durumu. geçmek. buyuru * Buyruk. buyurgan * Sı k sı k buyruk veren. beylerbeyi gibi yüksek devlet görevlilerince yazı lan buyruk. girmek. eylemek' anlamı nda yardı mcı fiil olarak kullanı lı r. buyurun cenaze namaz ı na! * hiç beklenmedik kötü bir durum karş ı sı nda. * söyleyiniz. buyruk verir gibi konuş an. * 'Etmek. sözünüzü tekrarlar mı sı nı z?. * Söylemek. demek. emir veren. buyur buyur etmek * "buyurun" diyerek konuğ u saygı ile içeri almak veya sofraya çağ ı rmak. emretmek. buyurma * Buyurmak iş i. buz alanı * Buzla. düş üncesini bildirmek. * Buyurun anlamı nda bir hitap sözü. buyrulmak * Buyurmak iş i yapı lmak. emreden (kimse). *İ rade. * Gelmek. buyrultu * Sadrazam. gitmek. buyur? * anlamadı m. buyruk kulu * Emir kulu. ş aka yollu üzüntü anlat ı r. * Çok soğ uk bir etki uyandı ran ş ey veya kimseleri anlatmak için kullan ı lı r. buz bağ lamak . emir. vezir. ferman.* Belirli bir davranı ş ta bulunmaya zorlay ı cı söz. * Egemenlik. buyurmak * Bir ş eyin yap ı lmas ı nı veya yapı lmamas ı nı kesin olarak söylemek. emir.

buz tutmak * (sı vı için) üstünde buz oluş mak. buza ğ ı la ş ma * Buzağ ı la ş mak iş i. buz durumuna gelmek. buz kalı bı * Suyun belli biçimlerde donması nı sa ğ layan özel kap. buzcu * Buz satan kimse. * (et için) temiz ve yağ lı . buza ğ ı lı * Buzağ ı sı olan. arada soğ ukluk yaratan durum. *ş aş ı lacak.* (sı vı lar için) yüzeyi donmak. * bir kimseye etki yapmayan sözler söylemek. çember biçimli çukurluk. buz dağ ı * Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akı nt ı larla yer değ iş tiren büyük buz parças ı . buz duvarı * Samimî olmamaktan ortaya çı kan. buza ğ ı lama * Buzağ ı lamak iş i. buza ğ ı la ş mak * Buzağ ı durumuna gelmek. önü aç ı k. arkası ve yanları dik. buza ğ ı * Sütten kesilmemiş sı ğ ı r yavrusu. arzu edilmeyen. buz gibi * çok soğ uk. * (kötü nitelikler için) kesin bir gerçeğ i belirtir. * çok üş ümek. aysberg. buza ğ ı sı z * Buzağ ı sı olmayan. buzla kaplanmak. etkisi çok az olacak bir iş yapmak. buz kesmek * çok üş ümek. buz yala ğ ı * Yüksek dağ larda kalı cı kar ve buzulun birlikte oluş turduğ u. buza ğ ı lamak * (sı ğ ı r için) Yavrulamak. buz torbası * Tedavi amacı yla kullanı lan ve içinde buz parçaları bulunan plâstik bir torba. üzülecek bir durum karş ı sı nda donakalmak. donmak. buz kesilmek * buz gibi soğ umak. buz üstüne yaz ı yazmak * süresi. .

buzlar çözülmek * buzlar erimeye ve kı rı lmaya baş lamak. * aradaki soğ ukluk. * Soğ uk hava deposu. donmayı önleyen alet. dargı nlı k. * Buzdolabı nı n içinde buz yapan bölme. buzkı ran * Donmuş deniz. glâsyolojist. * Yiyecek ve içecekleri soğ utarak saklamak için kullanı lan. bankiz. içine buz katı larak soğ utulmu ş . cumudiye. * Buğ ulanmı ş gibi olan. buzlanmak * Buzla kaplanmak. * Bağ lamaya benzer. buz tutmak. aysfild. buz ba ğ lamı ş olan.buzculuk buzçözer * Buzcunun iş i veya mesle ğ i. buzlu ğ an buzluk * Üzerinde buz eksik olmayan yüksek dağ tepesi. göl veya ı rmaklarda ulaş ı mı öteki gemilere kolaylaş tı rmakta kullanı lan. buzla ş ma * Buzlaş mak iş i. saydam olmayan. buzla ş mak * Buz durumuna gelmek. buzlu * Buz tutmuş . * Buzu çözen. buzla soğ utulan kap veya dolap. . buzhane * Buz yapı lan yer. gerginlik ortadan kalkmak. * Buz içinde tutularak. buzlanma * Buzlanmak iş i. buzul bilimci * Buzul bilimi uzmanı . buzlu cam * Saydamlı ğ ı giderilmiş cam. buzları kı rarak yol açmak için yapı lmı ş gemi. defroster. buzla * Deniz suyunun donması yla kutup bölgelerinde oluş an buz alanı . bozuk düzen çalı nan bir Yunan çalgı sı . buzdolabı * Yiyecek ve içecek gibi ş eyleri soğ uk olarak saklamaya yarayan. buzuki buzul * Kutup bölgelerinde veya dağ baş ları nda aş ağ ı ya doğ ru ağ ı r ağ ı r yer de ğ iş tiren büyük kar ve buz kütlesi. motorla çalı ş an dolap. * Televizyon ekranı .

üzerleri çok kez parı ltı lı veya çizikli ta ş lar. bodur (kimse). büfeci * Büfe iş leten kimse. altı na rastlayan bölümü erimekten koruyan ve böylece buzdan bir ayak üzerinde kalan kütle. buzul seli * Buzulun erimesiyle oluş an sel. buzul masası * Çevresindeki buzlar erirken. yeryüzünün bugünkünden daha büyük bölgelerinin buzullarla örtülü bulunduğ u dönemi.buzul bilimi * Fizikî coğ rafyanı n buzulları ve yeryüzündeki iş levlerini konu alan bölümü. buzul kar * Bir buzulun oluş ması nda temel olan katı laş mı ş kar kümesi. buzul çağ ı * Dördüncü zamanı n. Edi ile Büdü. * Ufak tefek ve kı sa boylu. bücürleş me * Bücürleş mek iş i. buzul taş * Buzulları n ta ş ı yı p biriktirdikleri. . * Bücür olma durumu. *İ çki. bücürlük Büdü büfe *İ çine sofra tak ı mları nı n kondu ğ u dolap. bücürleş mek * Bücür duruma gelmek. * Geçmiş çağ larda ve ş imdi geniş veya dar bir bölgenin buzullarla örtülmesi olayı . buzul kaynağ ı * Buzulun eriyerek topra ğ ı n altı na inen suyunu dı ş arı ya veren kaynak. * Toplantı larda yiyecek ve içeceklerin konuldu ğ u masa. pleistosen. buzulla ş mak * Buzul durumuna gelmek. * Buzulu olmayan. buzulla ş ma * Buzul durumuna gelme. glâsyoloji. buzul dönemi * Buzulları n yayı ld ı ğ ı dördüncü zaman. * Bkz. yiyecek türü ş eylerin sat ı lı p tüketildiğ i yer. moren. buzullu buzulsuz bücür * Buzulu olan.

bakı rdan. * Akarsu kı yı ları ndaki verimli tarlalar. kı vrı lmı ş ş eylerin oluş turduğ u kat. * Böğ ürtlen. * Büve. bükmek . perdeli veya pistonlu müzik araçları nı n ad ı . bükme * Bükmek iş i. * Akarsu kı yı ları ndaki verimli tarlalar. kı vrı m kı vrı m. * Bükülmüş kaytan veya iplik. * Dönemeç. * Oynak kemikleri arası ndaki açı ları daraltan kasları n genel adı . * Büğ emek iş i. * Su birikintisi.büfecilik Bügdüz büğ e * Büfe iş letme iş i. * Dönemeç. büğ rü bühtan * Bkz. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. eğ ri büğ rü. büklüm büklüm * Çok büklümlü. * Sertçe çevirmek. * Birkaç tel ipliğ i burarak sarmak. büken büklük büklüm * Bükülmüş . iftira. iftira etmek. alto büğ lü. bük. bühtan etmek * kara çalmak. * Vücudun bir bölümünü yanı ndaki bölüm üzerine k ı vı rma. büğ elek büğ eme büğ emek büğ et * Büve. açan kar ş ı tı . * Suyu önüne bent yaparak toplamak. bariton büğ lü olarak dört türü bulunan. kı vı rmak. bük * Ovada veya dere kı yı sı nda çalı ve diken topluluğ u. viraj. gölcük. * Kara çalma. soprano büğ lü. * Eğ mek. büğ lü * Küçük büğ lü.

* (iplik için) Eğ rilmek. bükücülük * Bükücünün iş i veya mesleğ i. bükücü * Ağ aç veya kontraplâkları kalı pla veya elle bükerek ş ekil veren kimse. ş iir gibi. bükün * Gramer görevleri ve yapı bakı mı ndan. bükülmek * Bükmek iş ine konu olmak. yün vb. kı vı rtmak. bükümü olan. fiil. * (iplik. * Yönelmek. içinde veya sonunda türlü değ iş ikliklerin olması . * Bir ş eyin bükülmüş yeri. bükünlü dil * Gramer görevleri ve yapı bakı mı ndan kelime köklerini değ iş tiren dil: Arapça fail.* Katlamak. * Eğ ilmek. büktürmek * Bükmek iş ini yapt ı rmak. bükülme * Bükülmek iş i. bükünme . * Bükülmüş olan. bükümlü bükümsüz * Bükülmemiş olan. kat. * Bükülmüş . kı vrı m. büküm * Bükmek iş i. bükünlü * Türetmede ve çekimde kelime kökleri değ iş ikliğ e uğ rayan (dil). katlanmak. kelime köklerinin ba ş ı nda. bükümü olmayan. bükülüş * Bükülmek iş i veya biçimi. insiraf. eğ ilmi ş olan. * Döndürmek. büktürme * Büktürmek iş i. bükülgenlik * Bükülgen olma durumu. insirafî. * Bükünlü. bükülü * Bükülmüş olan. ş air. bükük bükülgen * Kolay eğ ilip bükülen. için) Bir defada eğ rilmiş ip miktarı .

viraj. bülbülkona ğ ı * Bir tür hamur tatlı sı . büküntü * Bükme sonucu oluş an biçim veya iz. * Bükmek iş i veya biçimi. yurdu dı ş ı nda ne kadar zengin olursa olsun. bükülmek. * Dönemeç. bülbülleş me * Bülbülleş mek i ş i.* Bükünmek iş i. sancı dan k ı vranmak. ortası çukur ve bu çukur yere piş tikten sonra dövülmüş Antep fı stı ğ ı konulan bir tür hamur tatlı sı . bülbül gibi ş akı mak * güzel sesle. bülbül çana ğ ı * Çok ufak (kâse). bükü ş bülbül * Karatavukgillerden. "ah vatanı m" demi ş * kiş i. bülbül gibi bilmek * çok iyi öğ renmiş olmak. bülbül gibi konu ş mak (veya okumak) * kolaylı kla konu ş mak. bülbülün çektiğ i dili belâsı * ilerisi düş ünülmeden söylenen söz insanı n baş ı na dert açabilir. yine de yurdunu özler. neş eyle konuş mak. * Ağ rı dan. okumak. bülten * Özel veya resmî kurum ve kuruluş lar veya yetkili kiş ilerce herhangi bir durumla ilgili olarak süreli veya süresiz yayı mlanan duyuru. bükünmek * Kı vrı lmak. bülbül gibi söylemek * hiçbir ş ey saklamadan bildiklerini söylemek. itiraf etmek. sesinin güzelli ğ i ile tanı nmı ş olan ötücü kuş (Luscinia megarhynchos). . bülbülleş mek * Bülbül gibi ötmek veya ş akı mak. bülbülü altı n kafese koymuş lar. * Dergi. bülbül gibi konuş turmak (veya söyletmek) * itiraf ettirmek. * Sesi çok güzel olan kimse. * Bağ ı rsakta olan a ğ rı . bülbül kesilmek * bir etki veya baskı altı nda çokça konuş mak. bülbülyuvası * Daire biçiminde.

* Çok. * Çarş af. * Bürgüsü olan. * Baş örtüsü. dürülmüş . * Soğ ukluk. örtmek. * Yazı masası . istilâ etmek. * Danı ş ma ve yazı iş lerinin yürütüldü ğ ü iş yeri. bürudet bürük * Duvak. bürülü bürüm * Bürünmüş . kuruluş . * Bürülmüş . kaplamak.bünye * Vücut yapı sı . * Kamu yönetimi ile ilgili. katlanmı ş olan ş ey. bürümek * Sarmak. bünyece bürgü bürgülü büro * Çalı ş ma odası . bürümcük * Ham ipekten dokunmuş giysi kumaş ı . bürokrasi * Kı rtasiyecilik. * Ham ipekten dokunan bir tür iç çamaş ı rı kumaş ı . ş ube. basmak. bürünme . bürüme * Bürümek iş i. * Yapı . bürümcek * Koza gibi yumaklanmı ş ş ey. bünye bakı mı ndan. * Bünye olarak. * Kamu yönetimi. güçlü etkilemek. * Kı rtasiyeci. * Atkı . bürokratik * Kı rtasiyecilikle ilgili. * Bölüm. *İ nce perde. bürokrat * Devlet dairesinde çalı ş an görevli. yaz ı hane.

* Heykeltı raş lı kta ba ş ı . tamlı k. bir aile veya bir kimsenin gelecekteki belirli bir süre için tasarladı ğ ı gelir ve giderlerini tür ve ayrı ntı ları yla gösteren çizelge. bütün bütüne * Bütün olarak. örtünmek. iyice. bütçe açı ğ ı * Bütçede belirlenen giderlerin gelirlerden çok olması durumu. onaylayan ve bu iş lemlerin yapı lmas ı na izin veren kanun veya karar. * Çok sayı daki varlı k ve nesnelerin hepsi. * Devlet ve öteki kuruluş veya topluluklar ı n belirli bir dönem içindeki gelir ve giderlerinin oranlama niceliklerini önceden belirleyen. bütçelemek * Bütçe yapmak veya hazı rlamak. büsbütün *İ yiden iyiye. biryan. bütüncü ekonomi . büten bütün * Olefin grubundan C4H8 formülünde iki hidrokarbonun adı . büryancı * Bkz. * Eksiksiz. bir kuruluş un. bütünü. domates. biryancı . bütan * Metal bidonlar içinde az bir bası nç altı nda s ı vı laş an.* Bürünmek iş i. büryan pilâv ı * Kemiksiz koyun eti. göğ sü. yakı t olarak yararlanı lan HC formülündeki hidrokarbür gaz ı . soğ an. * Birlik. * Ufaklı k. bazen de omuzları içine alan sanat ürünü. bütçe * Devletin. pirinç. bürünmek * Bürümek iş ine konu olmak. tamamı yla. * Bir görünü ş e girmek. bozukluk olmayan (para). büryan * Bkz. tam. bütçeleme * Bütçelemek iş i. * Sarı nmak. tamamen. baharat ve yağ karı ş ı mı yla fı rı nda piş irilen bir pilâv türü. büst * Vücudun. bütün bütün * Büsbütün. tamamı yla. bütçe yı lı * Bir bütçenin uygulanmaya ba ş lad ı ğ ı günden ertesi y ı l aynı güne kadar geçen süre. * Parçalanmamı ş . omuzlarla birlikte göğ üsten yukar ı bölümü. temelli.

bütünle ş me * Bütünleş mek iş i. bütüncül * Totaliter. bütünleme * Bütünlemek iş i. ikmal. makro ekonomi. tek parça durumuna getirme. . bütünlenmek * Bütünlemek iş ine konu olmak. bütüncüllük * Bütüncül olma durumu. total. bütünle ilgili. tamamlanmak. bütünler * Bütün durumuna getiren veya bütün durumuna getirmek için eklenen. bütünler aç ı * Ölçülerinin toplamı nı 180° ye ç ı karan açı lardan her biri. bütünleyen * Bütün durumuna getiren. bütünletmek * Bütün durumuna getirmek. tamamlama. * Ufak. bütünleme s ı navı *İ lk ve orta dereceli okullarla üniversite ve yüksek okullarda bütünlemeye kalan öğ renciler için genellikle yaz tatili veya dönem sonunda açı lan sı nav. bütünlenme * Bütünlenmek iş i veya durumu. bozuk paraları büyük para durumuna getirmek. tamamlamak.* Ekonominin bütün alanları nı kapsayan yapı ve olu ş um. bütünlemeye kalmak * bir öğ renci yarı yı l veya öğ retim yı lı sonunda bir veya birden çok dersten bir kez daha sı nava girmek üzere baş arı sı zlı ğ a uğ ramak. bütünlemeli * Bütünleme sı navı na girmesi gereken (öğ renci). bütünletme * Bütünletmek iş i. bütünlük bütünsel * Bütün olma durumu. mütemmim. ikmal edilmek. ikmal imtihan ı . ikmale kalmak. mütemmim. bütünleyici * Bütünleme iş ini yapan. bütünlemek * Eksiksiz duruma getirmek. bütünle ş mek * Bütün duruma gelmek. * Bütün niteliğ inde olan. tamamlatmak. bütün. * Bütünleme sı navı .

* Önemli. büyü yapmak * büyü yolu ile etki altı na almaya veya ald ı rmaya çal ı ş mak. büyüğ e yak ı n. sinema gibi yerlerde) Yiyecek ve içecek sat ı lan küçük büfe. büyük (söz) söylemek * yapacağ ı bir ş ey hakk ı nda kesin konuş arak övünmek. * Yetiş kin. belli bir yaş a gelmi ş . büyüğ ümsü * Büyüğ e yak ı ş ı r. büyük abdest * Dı ş kı . * Biraz büyük. sihirbaz. büyücek büyücü * Büyü yapan kimse. ortalamayı aş an. büyük gibi. büve bovis). büyük aile . büyüklere özgü. kaka. benzerlerinden daha fazla olan. * Üstün niteliğ i olan. küçük karş ı tı . büyü bozmak * yapı lmı ş bir büyüyü etkisiz duruma getirmek.bütünsellik * Bütün olma durumu. sihir. büyücülük * Büyücünün yaptı ğ ı iş . füsun. ba ğ ı . * (soyut kavramlar için) Çok. büyük abdesti gelmek * göden bağ ı rsağ ı nı bo ş altma gerekliğ ini duymak. vı zı ltı ları yla tedirginlik yaratan sokucu sinek (Hypoderma * Büve. sihirbazlı k. büyü * Tabiat kanunları na ayk ı rı sonuçlar elde etmek iddiası nda olanları n baş vurdukları gizli iş lem ve davranı ş lara verilen genel ad. büyük * (somut nesneler için) Boyutları . * Çevresindekileri çabuk ve güçlü olarak etkileyen kimse. tiyatro. * Karş ı durulmaz güçlü etki. afsun. onları n kan ı nı emen. * Niceliğ i çok olan. * Bkz. büvelek büvet büvet * (istasyon. * Daha çok sı ğ ı rlara sald ı ran. büyü bozulmak * yapı lmı ş bir büyü etkisiz duruma getirilmek. Büğ et.

büyük kan dolaş ı mı * Kalbin sürekli kası lı p gevş emesiyle kan ve lenfin vücudun büyük bölümünü dolaş mas ı . kilokalori. büyük boy * Normal ölçülerden daha büyük. büyük görmek (bilmek veya tutmak) * kendini veya baş kası nı olduğ undan üstün saymak. güçsüzleri ezer. büyük ana * Büyük anne. büyük çember * Bir kürenin merkezinden geçen bir düzlemde ara kesiti olan çember. büyük anne ile bunları n evli o ğ ulları ndan. büyük baba * Annenin veya baban ı n babası . büyük kalori * 1 atmosfer bası nç altı nda 1 kg suyun sı cakl ı ğ ı nı 14. majüskül. büyük bal ı k küçük bal ı ğ ı yutar * güçlüler. gelinlerinden ve çocuklar ı ndan oluş an aile. nine. büyük amiral * Bazı ülkelerde kara ordusunda mareş ale denk say ı lan donanma subaylar ı nı n en yüksek aş aması ndaki amiral.50 C den 15. büyük lâf etmek * Bkz. büyük harf * Özel adlarla cümle baş ları gibi yerlerde kullanı lan ve büyük yazı lan. özel biçimli harf. yüceltmek.50 C ye ç ı karmak için gereken ı sı miktarı . büyük han ı m * Yaş lı kadı n. büyük dalga * (radyo yayı nı için) Uzun dalga.* Büyük baba. * Büyük elçinin makamı . büyük defter * Ticarî bir kuruluş un aylı k ve bilânço hesapları nı gösteren defter. dede. büyük anne * Annenin veya babanı n annesi. büyük elçi * Üstün aş amalı elçi. . büyük atardamar * Kalbin kası lması ile kar ı ncı klardaki kanı bütün vücuda ta ş ı yan ana atardamar. büyük söz söylemek. büyük ba ş ı n derdi büyük olur * büyük iş lerin baş ı nda bulunanları n karş ı la ş aca ğ ı güçlükler de çoktur. büyük elçilik * Büyük elçi olma durumu.

ı . büyük terim * Kapsamı daha geniş olan son uç önermesinin yüklemi görevini taş ı yan terim. sonuçlandı ramayacağ ı n bir konuda kesin sözler söyleme. ince ünlülerden (e. tersi bir durumun baş a gelmemesi dileğ ini belirtir. büyüklenme . büyük tansiyon * Kan bası ncı nı n yüksek olması . u) sonra kalı n. rebiyülevvel. manda gibi hayvanları n niteliğ ini belirtmek için kullanı lı r. o. büyük sesli uyumu * Kelimede kalı n ünlülerden (a. büyük oynamak * çok para koyarak kumar oynamak. majör. cemaziyülevvel. büyük önerme * Tası mı n öncüllerinden büyük olanı . büyük ş ehir * Ana kent. ü) sonra ince ünlülerin gelmesi kural ı . i. büyük ünlü uyumu. Dübbüekber. * Oldukça önemli. küçükle küçük olmak * her yaş ve durumdaki kiş ilere kar ş ı dostça. büyük yemin etmek * bir ş eyi yapmamak konusunda en kutsal ş eyler üzerine ant içmek. ondan sonra gelen bütün hecelerin kalı n ünlülerle. denizcilik gibi. * büyük bir tehlikeyi göze alarak bir iş e giriş mek. büyük para * Çok para. Yedigir. ö. Büyükayı * Kuzey yarı m kürede yedi yı ld ı zdan oluş muş tak ı m yı ldı z. arkadaş ça davranmak. büyük peder * Büyük baba. büyük mevlit ayı * Ay takviminin üçüncü ayı . dede. büyükbaş * Sı ğ ı r. büyük mağ aza * Her türlü tüketim maddesinin bol miktarda satı ş a sunulduğ u yer. büyük tövbe ayı * Ay takvimin beş inci ay ı . büyükçe * Biraz büyük. büyük ünlü uyumu * Türkçe bir kelimenin ilk hecesinde kalı n bir ünlü varsa.büyük lokma ye büyük söyleme * baş aramayacağ ı n. büyük sözüme tövbe! * bir konuda çok kesin konuş uldu ğ unda. ince bir ünlü varsa sonraki hecelerin de ince ünlülerle sürüp gitmesi kuralı : Çocuklaş mak. büyükle büyük.

büyüleyiş . büyüksü * Büyük gibi. * Büyüklere yaraş ı r bağ ı ş layı cı davran ı ş . kibirlenmek. büyüklük * Büyük olma durumu. büyülemek * Büyü ile etki altı na almak. büyülenmek * Büyülemek iş ine konu olmak.* Kendini büyük gösterme. böbürlenmek. ululuk. büyümüş e benzer. büyüklerin ellerinden. büyüklük satmak * gururlanı p üstünlük taslamak. kibir. büyükten büyü ğ e * mirası n önce büyüğ e. çekici niteliğ i olan. büyüksemek * Büyük olduğ unu kabul etmek. ekber evlât hakkı . büyüklü küçüklü * Büyük küçük hepsi bir arada. büyüleniş * Büyülenmek iş i veya biçimi. büyüklük göstermek * gönül ululuğ u göstermek. birini kendine bağ lamak. küçüklerin gözlerinden öpmek * sevgi ve saygı göstermek. büyüleme * Büyülemek iş i. * Etkisi alt ı na almak. büyüleyici * Etkileyen. gösterme hastalı ğ ı . büyüklenmek * Kendini büyük göstermek. megalomani. o ölünce kalanları n en büyüğ üne geçmesi kuralı . büyükseme * Büyüksemek iş i. büyüklük taslamak * kendini üstün görmeye çalı ş mak. büyüklük taslamak. büyüklük hastalı ğ ı * Kendini olduğ undan daha büyük ve önemli görme. büyüleyici özellik * Sürekli büyüleyici ve etkileyici olma. teshir etmek. büyülenme * Büyülenmek iş i.

büyümek * Organizmanı n bütününde veya bu bütünün bir bölümünde. büyültme * Büyültmek iş i. büyülteç * Fotoğ raf ve resim büyültmeye. büyültmek * Bir ş eyi büyük duruma getirmek. mübalâğ a etmek. büyütülmek * Büyütmek iş i yap ı lmak. büyülü * Kendisine büyü yapı lmı ş (kimse). sihirli. büyüsel büyüteç * Odak boyutu birkaç santimetre olan yaklaş tı rı cı mercek. * Abartmak. güçlenmek. büyüme * Büyümek iş i. büyütmek * Büyük duruma getirmek. büyütülme * Büyütülmek iş i. eskisinden büyük duruma gelmek. ş iddeti artmak. * (resim. agrandisman. * Uzakta duran cisimlere dürbün veya benzeri bir araçla bakı ldı ğ ı nda cismi gören açı nı n çı plak gözle bakı ld ı ğ ı zamanki açı ya oran ı .* Büyülemek iş i veya biçimi. * Birisi tarafı ndan yetiş tirilmiş kimse. * Yetiş mek. * Sayı ca artmak. boyutlar artmak. geniş letmek. * Artmak. * Büyü gücü olan. * Fotoğ raf ve resimlere boyut kazandı rma iş lemi. büyümü ş de küçülmüş * (çocuk için) konuş ması ve davranı ş lar ı yaş ı na uymayan. agrandisor. büyütme * Büyütmek iş i. * Önem ve değ er kazanmak. büyütmek. bakmak. * Organizmanı n bütününde veya bu bütünün bir bölümünde boyutlar ı n artması . * Yetiş tirmek. * Abartmak. büyüklerinki gibi olan. büyültüp basmaya yarayan aygı t. yaş lanmak. büyütken doku * Sürgen doku. . pertavs ı z. harita gibi ş eyler için) Daha büyük örneğ ini yapmak. büyütürlük * Büyü ile ilgili olan. * Yaş ı artmak. * Geniş lemek. irileş mek.

* Korku. büzülmek * Büzmek i ş i yapı lmak. * Ağ zı büzülerek kapatı lan (kese. büzdürmek * Büzmek. büzgülemek * Büzgü ş eklini vermek. * Yüreklilik. * Kalı n bağ ı rsağ ı n sona erdiğ i yer. * Toplanarak büzülmüş . küçük kı vrı m. anüs. * Buruş turarak. büzdürme * Büzdürmek iş i. dedikodu yapı lmas ı na engel olmak. kafadar. torba vb. büzmek büzük büzükta ş * Kafa dengi arkadaş . kuma ş ı n bollu ğ unu azaltan s ı k. büyüyü ş * Büyümek iş i veya biçimi.). büyütüş * Büyütmek iş i veya biçimi. büyüye kapı lmak (veya tutulmak) * yapı lan büyünün etkisinde kalmak. büzgen büzgü * Kası larak vücuttaki herhangi bir deliğ i açan veya kapayan çember biçimindeki kasları n genel adı . * Dikiş te kumaş ı n bir ucundan istenilen yere kadar geçirilen bir ipliğ in çekilmesi ile olu ş an. ş aş kı nlı k. büzülme * Büzülmek iş i. s ı kı ş tı rarak veya kı vrı m yaparak bir ş eyin alan ı nı ve hacmini küçültmek. * Büzmek iş ini birine yaptı rmak. soğ uk gibi etkenlerle bir kenara sinmek.* Aş ı rı laş tı rma. büzgüsüz * Büzgüsü olmayan. büzgülü * Büzgüsü olan. büz * Künk. . bir ş eyin o kimsenin çekiciliğ inden kurtulamamak. büzme * Büzmek iş i. büzülerek dikilmiş olan. bir kenara çekilmek. cesaret. * Kapatmak. büzgüleme * Büzgülemek iş ini yapmak.

hükümet-çe vb. kı rı ş mak. c. Rus-ça. "-a göre" anlam ı na zarf türetir: Onlar-ca. ben-ce. sert-çe vb. Ca * Kalsiyum'un kı saltması . huysuz ve ş irret (kadı n. "bak ı mı ndan" anlamı na zarf türetir: Para-ca. kı rı ş ı k. İ ngiliz-ce. büzüş me * Büzüş mek i ş i. onca vb. karş ı lı ksı z. yavaş -çacı k. -cac ı k / -cecik * Zarf türeten ek (vurgusuz): hemen-cecik. büzüş ük by-pass C * Büzülerek yüzey veya hacmi küçülmüş olan. cac ı k cac ı k * Yoğ urt. baypas. caba * Bir ş ey ödemeden. büzüş mü ş . * Romen rakamları nda 100 sayı sı nı gösterir. cabadan * Bedava olarak. esmer-ce. binler-ce vb. * Bir tür ot. bedava. soluk-ça. "kadar" anlam ı na zarf türetir: Bun-ca. büzüş mek * Büzülerek alan hacmini küçültmek. mert-çe vb. iyi-ce. sen-ce vb. * Elektrik kapasitesinin kı saltı lması . -ca / -ce. cadalozla ş ma . usul-cac ı k vb. Ce adı verilen bu harf ses bilimi bak ı mı ndan ötümlü kat ı ş ı k diş . aylar-ca. para vermeden al ı nan ş ey. dil adlar ı türetir: Alman-ca. * Fazla olarak. -ça / -çe * Vurgusuz zarf eki: K ı sa-ca. * Bkz. büzülü ş * Büzülmek iş i veya biçimi.. ço ğ u kez sarı msaklı . kocakarı ). -ca / -ce. -ça / -çe * Sı fatlardan küçültme sı fatları türeten ek: Sarı ş ı n-ca. iş tah açı cı yiyecek. cadaloz * Çok konuş an. C * Türk alfabesinin üçüncü harfi. sayı ca eş itlik bildiren zarflar türetir: Yüzy ı llar-ca. köy-ce vb. topluluk beraberlik anlatan zarflar türetir: Aile-ce.diş eti ünsüzünü gösterir. yaş -ca vb. ev-ce. üstelik. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde do sesini gösterir. * Karbon'un kı saltması . fazladan.büzülüp oturmak (kalmak) * bir kenarda çekingen bir tavı rla oturmak. açı k-ça. günler-ce. Türkçe vb. biz-ce. "tarafı ndan" anlamı na zarf türetir: Bakanlı k-ça. ayran içine hı yar veya marul doğ ranarak yapı lan.

* (korkulu bir durumda) baş ı nı al ı p gitmek. * Huysuz. ş atafatlı . * Gösteriş li. huysuzluk. fazla ş ı k. çirkin. ş irret. cad ı gibi cad ı kazan ı * dedikodunun. cadalozla ş mak * Cadaloz gibi davranmak. gürültülü patı rtı lı . cafcafl ı Caferî cağ ca ğ . * Bu mantarı n yol açtı ğ ı bitki hastalı ğ ı . cad ı * Geceleri dolaş arak insanlara kötülük etti ğ ine inan ı lan hortlak. cadı gibi davranmak. uzaklaş mak. cav. * Bitki bakı ms ı zl ı ktan yabanîleş mek.ş atafat. cad ı süpürgesi * Emeçleri özellikle dal uçları ndaki kabuk altı nda sı kı bir ağ örerek çekirdekli yemiş ağ açları nı n çiçeklenmesine. cad ı laş ma * Cadı la ş mak iş i. * çok becerikli. cafcaf * Gösteriş . *Ş iîliğ in bir kolu ve bu koldan olan kimse. tı rnakları uzun ve pis kadı nlar için kullanı lı r. * Ağ ı z kalabalı ğ ı ile bir ş eyi elde eden. ihtiyar kadı n. * Karı ş ı k.* Cadalozlaş mak iş i. cad ı laş mak * (kadı n) Çirkinleş ip huysuzlaş mak. korkuluk. * Büyük bez veya deri torba. dolay ı sı yla meyve verimine engel olan asklı mantar (Taphrina cerasi). cadalozluk * Cadaloz olma durumu. fesadı n çok olduğ u yer. cadde *Ş ehir içinde ana yol. * Çok güzel göz. cad ı lı k * Cadı ya yakı ş ı r davranı ş . * Parmaklı k. caddeyi tutmak * herhangi bir sebeple bir yoldan geçiş i engellemek. cad ı lı k etmek * huysuzluk etmek. kapamak. * saçı baş ı dağ ı nı k. tehlikeli.

bilgisiz. azı k. cakac ı lı k . cahillik etmek * bilgisizliğ ini göstermek. çalı m satmak. bilgisizlik. yasa. caiz * Din. * Yol yiyeceğ i. fiyaka. cahil kalmak * bilgi edinememek. toy (delikanlı veya kı z). banyo. * Cahil olma durumu.ca ğ * Lavabo. kuzu-cak vb. çalı m. * Cahil gibi. deneysizlik ve bu yüzden iş lenen kusur. deneysizlik yüzünden kusur iş leme. fiyakalı durumda olmak. * Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan. caka yapmak * gösteriş li davranmak. cakac ı * Caka yapmayı seven. * Yazı da bir sözün olduğ u gibi tekrarlandı ğ ı nı göstermek için alt hizası na konulan t ı rnak biçimindeki noktalama i ş areti. caize *Ş airlerin kasidelerle övdükleri büyükler tarafı ndan kendilerine verilen bah ş iş . yerlerde atı k suyun akmas ı nı sa ğ layan zemindeki delik. genç. -çak / -çek * Küçültme isimleri türeten ek: Yavru-cak. uygun. kabadayı lı k. * Gençlik. * Deneysiz. okumamı ş . cahil * Öğ renim görmemiş . * gençlik. töre veya baş ka bakı mdan iş lenmesinde. cahile yak ı ş ı r (biçimde). toyluk. cahilâne cahilce cahiliye * Araplarda Müslümanlı ktan önceki ça ğ . -cak / -cek. yapı lmas ı nda sakı nca olmayan. yap ı lı p iş lenmesine izin verilen. çözgü makinesinde çözgü ipliğ i bobinlerinin desen ve renk sı rası na göre yerleş tirildiğ i ca ğ lı k sehpa. cahiliyet cahillik * Cahillik. * Cahilce. yakı ş ı k olan. duş . bilgisizlik. caka satmak * gösteriş yapmak. * Dokumacı lı kta. * Hamam. caka * Gösteriş . toyluk. yerinde say ı lan. banyo vb. cahile yakı ş ı r (biçimde). bilgisi olmamak.

* Bkz. cam * Soda veya potas katı lmı ş silisli kumun ateş te eritilmesiyle yapı lan sert. cam mozaik * Renkli taş parçaları yerine cam parçalar ı ndan yapı lan mozaik. saydam ve çabuk k ı rı lı r cisim. calip Calvinci * Celp eden. sı rça. * Kadeh. * arkası görünen. cakalanma * Caka satma. hortumlar ı körelmi ş kelebekler familyası . meş e ve gürgen ağ açları na zarar veren. cam suyu . * Pencere. * Tümü veya bir bölümü bu maddeden yapı lmı ş . cam resim * Renkli camları n kesilip birbirlerine kurş un çubuklarla bağ lanması ile yapı lan süs veya resim. sahte. gösteriş li. kayı n. cakalanmak * Caka satmak. kanatları cams ı . Calvincilik * Bkz. camcı . caka ile yapı lan. içki. cam çivisi * Yaklaş ı k çapları 1 mm. saydam.5 cm arası nda değ iş en ince ve ba ş sı z tel çivi. çeken. Kalvenci. * Çerçevelerde camı n yerleş tirilmesi için açı lan yiv. düzme. tamahkâr. cakal ı cakas ı z calî * Yapmacı klı . cam macunu * Camı yuvas ı na tutturmak ve yal ı tkanlı k sağ lamak amac ı ile kullanı lan bezir yağ ı ve üstübeç karı ş ı mı . ş effaf. cam evi * Cam takma iş leri yapı lan dükkân. * Cakası olmayan. cam gibi cam göz cam kanatl ı lar * Kurtçukları . Kalvencilik. * Aç gözlü. cansı z.5-2.* Cakacı olma durumu veya cakalı davranı ş . boyları 1. elma. * Cakası olan. kavak. çekici. * Gözü takma olan. * (göz için) donuk.

camadan ı fora etmek * bağ lar ı koyuverip kı sı lmı ş yelkeni açmak. bisiklet vb. satı lı kş eylerin sergilendiğ i camlı bölme veya yer. * Evin içini pencereden gözetleyen kimse. camadanl ı * Camadan giymiş olan. camadan vurmak * fazla rüzgâra karş ı yelkeni kasmak. * Hamamlarda soyunulan camlı yer. heyecan verici gösterileri yapan kimse. hilecilik. * Ser (II). üzerinde dengeye dayanan. camlı k. cambaz akrobat. akrobatlı k. camcı * Cam ticaretini veya cam takmayı meslek edinmiş kimse. * Osmanlı Devletinde atlı olan ve savaş larda padiş ahı n önünde dü ş mana kar ş ı ilk saldı rı ya geçen birlik. * Potas veya sodanı n kuvars ile eritilmesinden elde edilen. at. * Yerde ve tel. sergen. * At alı p satan veya yetiş tiren kimse. * Kurnaz. camcı macunu * Cam ile çerçeve arası ndaki aral ı kları kapatmakta kullanı lan ve kaba üstübeçle bezir ya ğ ı ndan yap ı lan hamur. cam yünü * Çok ince. * Göstermelik. dönebilen elmas parças ı ile camı çizerek kesmeye yarayan araç. ipek veya s ı rma iş lemeli bir tür kı sa yelek. cambazhane * Cambazları n oyunları nı gösterdikleri yer. * Dört köş e yelkenleri boğ arak yüzeylerini küçültme iş i. akrobasi.sı vı . a ğ acı n böceklere ve ateş e direncini artı ran renksiz cam yuvası * Cam evi. cambul cumbul * (yemek için) Çok sulu. * Kurnazlı k. * Evin içini pencereden gözetleme. camcı elması * Ucundaki küçük. * At alı p satma veya yetiş tirme iş i. bükülebilir cam liflerinin oluş turduğ uı sı ve ses yalı tı mı nda kullanı lan madde. hileci. camcı lı k * Cam alı p satma veya takma iş i. camekân . suyu bol. bir veya daha çok bölüme ayı ran cam bölme. tehlikeli. vitrin. cambazl ı k * Cambazı n iş i veya mesleğ i. * Bir yeri. camadan * Çapraz düğ meli. * Gözlük. * Usta. becerikli kimse.

içinde bulunduran. * Müslümanları n hep birlikte namaz k ı lmak için toplandı kları yer. ama mihrab ı yerinde * yaş land ı ğ ı hâlde güzelliğ i bozulmamı ş (kad ı n). eti lezzetli bir tür köpek balı ğ ı (Galeius camgüzeli * Evlerde süs olarak yetiş tirilen. cam takmak. * Cansı z. camlama camlamak * Cam geçirmek. camekâns ı z * Camekânı olmayan. * Manda. camla ş ma * Camlaş mak iş i. zümre. camgöbe ğ i * Yeş ile çalar mavi renk. . camı z cami cami * Toplayan. * Deniz kı yı sı na yakı n yaş ayan. boyu bir buçuk metre kadar olan. camlanmak * Cam takı lmak. bir araya getiren. kömüş . camekânl ı kutu * Televizyon. camgöz canis). her ş eyi parçalay ı p dağ ı tmak. k ı rmı zı çiçekler açan bir tür k ı na çiçe ğ i (Impatiens sultan ı ). camı çerçeveyi indirmek * etrafı kı rı p dökmek. camlanma * Camlanmak iş i. su sı ğ ı rı . * Bu renkte olan. *İ çine alan. camia camit * Topluluk.camekânl ı * Camekanı olan (yer). cami yı kı lmı ş . * Donmuş . pembe. * Camlamak iş i. camla ş mak * Cama benzer duruma gelmek.

* Yakı nlı k duygusu belirten bir seslenme sözü. cams ı z can * Camı olmayan. caml ı k * Camlı çerçeve ile bölünmüş yer. camekân. can alacak nokta (veya yer) * bir ş eyin en önemli yeri. * Yerin içinden yüze çı kan erimi ş sı cak maddelerin. özü. sevilen. can dostu. soğ uma sı rası nda billûrlaş mayı p biçimsiz olarak kat ı la ş mı ş durumu. dirlik. can al ı p can vermek * ölüm sı kı ntı sı ve acı sı içinde bunalmak. *İ nsan ve hayvanlarda yaş amayı sa ğ ladı ğ ı na ve ölümle vücuttan ayrı ldı ğ ı na inanı lan madde d ı ş ı varlı k. * Gönül. can baş ı na sı çramak * çok korkmak. birey. camlatmak * Cam taktı rmak. cama benzer. can atmak can baş üstüne * istenilen ş eyin büyük bir memnunlukla yap ı laca ğ ı nı anlat ı r. salon. camı olan. takatsizlik göstermek. caml ı köş k * Saraylarda veya bahçelerde soğ uktan korunmak için camla örtülmü ş oda. * Güç. caml ı * Cam takı lmı ş . * Bektaş îlik ve Mevlevîlikte tarikat kardeş i. can arkadaş ı * Bkz. cam geçirilmiş . can al ı cı * En önemli. * Yaş ama. * Çok içten. camsı * Cam gibi saydam. * Çiçek. can acı sı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan ş iddetli acı . can bayı lmak * iç geçmek. ş irin. sevimli. * Azrail. sebze gibi bitkileri dı ş etkenlerden korumak için yapı lmı ş küçük limonluk. en çarpı cı . hayat.camlatma * Camlatmak iş i. * Kiş i. . *İ nsanı n kendi varlı ğ ı .

s ı kı fı kı . * birbirini seven iki kiş i bir arada yalnı z olarak. can ci ğ er kuzu sarmas ı * içli dı ş lı . bitmek. pek içten (arkada ş ). can çı kmayı nca (veya çı kmadan) huy çı kmaz * insanı al ı ş kanlı klar ı ndan. can dayanmamak * bir ş ey karş ı sı nda insanı n dayanı klı lı ğ ı elden gitmek. can beslemek * kaygı sı zca yiyip içip rahatı na bakmak. can damarı na basmak * bir iş in en önemli yönü üzerinde durmak. * sona ermek. içeceğ ini sağ lamak. can çeki ş mek * ölmek üzere bulunmak. can dire ğ i . can derdine dü ş mek * ölüm korkusuna kapı lmak. can cana. * baş kas ı nı n yiyeceğ ini. candan. can derdinde olmak * zor bir durumdan kurtulmaya çalı ş mak. pek içten. huyları ndan vazgeçirmek mümkün değ ildir. can ci ğ er olmak * birbiriyle çok yakı n arkadaş olmak. can çabası * varlı ğ ı nı kanı tlama amacı yla aş ı rı gayret. can damarı * En önemli veya hassas nokta. can çeki ş mektense ölmek yeğ dir * bir iş te çeş itli sı kı ntı ve üzüntülerle kar ş ı la ş ı p olağ anüstü gayret harcamaktansa o iş ten vazgeçmek daha iyidir. can bunaltı sı * Aş ı rı üzüntü sebebiyle canı n sı kı lma. can borcunu ödemek * ölmek. tükenmek.can beraber * Çok sevgili. bunalma hâli. can ci ğ er * Çok yakı n. bir ş eyin ya ş aması için en önemli araç. can boğ azdan gelir (veya geçer) * insan yiyeceğ ine önem vererek güçlenebilir veya yemeden yaş amak mümkün de ğ ildir. baş ba ş a * herkesin kendi canı nı n. kendi ba ş ı nı n kaygı sı na dü ş tüğ ü bir tehlike anı nı anlatı r. can cümleden aziz * insanı n kendisi herkesten önce gelir.

can kulağ ı * çok yakı n dost.. can kurban. öldürmeyi bile dü ş ünen dü ş man. can noktas ı * En önemli husus. can olmak * sevimli. güçlenmek. sulu bir tür erik. can eri ğ i can evi * Genellikle yeş ilken yenen sert. can evinden vurmak * en etkileyici yönünden saldı rmak. can feda * Çok imrenilen iyi veya güzel ş eyler. vurgulanması gereken yer. can kayg ı sı na düş mek * her ş eyden vazgeçip sadece kendi hayatı nı koruma veya kurtarma çabas ı nda olmak. can korkusu * Bkz. can dostu * Pek içten dost. can havli ile.* Kemanı n içinde. * ölüm korkusundan doğ an güçlü bir tepki ile. can kulağ ı ile dinlemek * büyük bir dikkatle dinlemek. can havli. * En duyarlı yer. can havli * ölüm korkusu. can kurban * Can feda. can ku ş u * Ruh. . can düş manı * Aş ı rı düş manlı k güden kimse.. hoş görünmek. can gelmek * canlanmak. davranı ş lar karş ı sı nda söylenir. can korkusu * Ölüm korkusu. * Yüreğ in altı ndaki bölge. yürek. gücü tükenmek. alt ve üst kapakları arası nda dikili duran çubuk. can gözdesi * Sevgili. can kalmamak * bitkin bir duruma gelmek. s ı rdaş .

can vermek * ölmek. cana * Sevgiliye hitap sözü. * ruha güç vermek. can tahtas ı * Göğ üs kemiğ i. can yakmak * zulmetmek.can pahası na * canı nı vererek veya tehlikeye koyarak. can s ı kı cı * Üzüntü yaratan. can sevecek bir ş ey * hoş a gidecek bir ş ey. üzücü. cana yakı n * Sevimli. * bir ş eyi çok istemek. can yolda ş ı * Yalnı zlı ktan kurtulmak için birlikte yaş anı lan (kimse vb. * bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak. bunal ı m. * canlanması na yol açmak. cankurtaran yeleğ i. can s ı kı ntı sı * yapı lacak bir iş olmamaktan ve hiçbir ş eyle oyalanma imkân ı bulunamadı ğ ı için duyulan tedirginlik. acı vermek. can sohbeti *İ çtenlikle konuş an çok yakı n dostlar bir arada söyleş ip dertleş me. cana yakı nl ı k . cana minnet saymak (veya bilmek) * bir lütuf olarak kabul etmek. cana k ı ymak * öldürmek. can sa ğ lı ğ ı *İ nsanı n sağ ve sağ lı klı olması . can yele ğ i * Bkz. cana can katmak * yaş ama gücünü art ı rmak.). can s ı kmak * bı kkı nlı k vermek. can pazar ı * Herkesin kendi canı nı n kaygı sı na dü ş tüğ ü ve kendini kurtarmaya çal ı ş tı ğ ı bir durum. eziyet etmek. * üzmek.

canavar kesilmek * hı rçı nlaş mak. istekle. canan * Gönülden sevilen. candan yürekten * içtenlikle. yaramaz çocuk. canavara uygun düş en biçimde. * Acı acı ses çı karan ve uzaklara kadar tehlike iş areti vermek için kullanı lan düdük. yı rtı cı hayvan. canavarlı k * Canavar gibi davranma. candan geçmek * ölmek. * (tasavvufta) Tanrı . canavar gibi olmak. canca ğ ı z candan * Cancağ ı zı m sözünde sevgi ve teklifsizlik. canavarca * Canavar gibi. canavarlaş mak * Canavar gibi davranmak. * çok fazla. canavar otugiller * Bitiş ik taç yapraklı iki çeneklilerden. * Haş arı . kötü ruhlu. * Korkunç. sevgili. canavar düdüğ ü * Taş ı tlarda bulunan. saldı rgan.* Cana yakı n olma durumu. cancağ ı zı isterse deyiminde ise önemsemezlik anlatı r. canavar gibi * iri yarı . samimî. candan candan *İ çtenlikli bir biçimde. . canavar * Masallarda sözü geçen yabanî. *İ çten. * Köpek balı ğ ı . canavarlaş ma * Canavarlaş mak iş i. domuz gibi cana kı yan yaban hayvanı . yürekten. * Kurt. gönül verilmiş olan kadı n. tarı m bitkilerine zarar veren asalak bir bitki familyas ı . canavar otu * Canavar otugiller familyası nı n örnek türlerinden olan ve kenevirle tütün köklerinin asalaklar ı ndan biri sayı lan çiçekli bitki (Orobanche ramosa). zalim (kimse). ilgiyle. * Acı ması z. gönülden. tiz ses çı karan alet. candanlı k * Candan olma durumu. *İ çtenlikle. ürkütücü bir durum almak.

can ı çekmek * bir ş eyi istemek. tok. ölsün" anlamları nda kullanı lan bir ilenme sözü. can ı ac ı mak * çarpma. can ı cehenneme * sevilmeyen bir kimse için duyulan öfke ve nefreti bildirir. cangı l cungul * Hayvanlara takı lan çanları n veya baş ka maden eş yan ı n çı kardı ğ ı kaba sesleri anlatı r. can ı burnuna (veya burnundan) gelmek * bir ş ey yaparken çok zorluk çekmek. istek duymak. can ı cebinde * zayı f ahlâklı kimse. cengel. can ı çekilmek * (vücudun herhangi bir organı için) canl ı lı ğ ı azalı r gibi olmak. ince dokunmuş . * aş ı rı duygulanmak. can ı çı kmak * Türk müziğ inde çok az kullanı lmı ş bir birle ş ik makam. taze ve sinirsiz yaprak. canh ı raş * Yürek paralayan. can ı burnunda olmak * çok yorgun ve bezgin olmak. * üzülmek. . * Bu kumaş tan yapı lmı ş . can ı cana ölçmek * baş kas ı na yapı lacak ş eyi kendine yapı lacak gibi düş ünmek. çok heyecanlanmak. * içi ezilmek. can ı ağ zı na (veya bo ğ az ı na) gelmek * büyük bir tehlike karş ı sı nda ölecekmiş gibi bir korkuya kap ı lmak. tahammül etmemek. parlak. periş an olsun. acı . * Karı ş ı klı k. rahatsı z olmak. ipekli kumaş . vurma vb. can ı can ı na (veya içine) sı ğ mamak * sabı rs ı zlı k göstermek. kulak tı rmalayan. canfes * Üzerinde desen bulunmayan. kargaş a. tüyler ürpertici. canfes gibi yaprak * (asma ve dut yaprakları için) ince.candarma * Jandarma. canfeza cangı l * Bkz. sonucu acı duymak. * Bu biçimdeki gürültü. arzulamak. can ı çı kası ca! * "büyük zarara veya kötülüğ e uğ rası n.

can ı gelip gitmek * ayı lı p bayı lmak. * çok yı pranmak. can ı gitmek * özen gösterilen. * ümit ve ümitsizlik arası nda kalı p heyecanlanmak. can ı sı kk ı n * keyfi kaçmı ş . . can ı yanmak * çok acı duymak. can ı çı ksı n! * "ölsün.* çok yorulmak veya çok zorluk çekmek. can ı tez * Beklemeye dayanamayan. gebersin" anlamı nda bir ilenme sözü. can ı gelmek * yeniden canlanmak. can ı tatl ı * Sı kı nt ı ya ve acı ya katlanmak istemeyen. can ı isterse * (olumsuz bir cevap karş ı sı nda) "kabul etmezse etmesin!" anlamı nda kullanı lı r. yarı öfkelenmek. sabı rsı z. can ı pek * Acı ya. can ı yanan e ş ek attan yüğ rük olur * zarara veya kötülüğ e uğ rayan kimse acı sı nı çı karmak için aş ı rı çaba harcar. yapacak bir iş i olmamaktan tedirginlik duymak. bir iş te zarar görmek. * ölmek. can ı sa ğ olsun! * üzülmeye gerek olmadı ğ ı nı karş ı tarafa bildirmek için kullanı lı r. * büyük sı kı ntı ya düş mek. çok sevilen bir ş eye zarar gelecek diye kaygı lanmak. ölüm dö ş eğ inde can çekiş mek. can ı ile u ğ ra ş mak * ağ ı r hasta olmak. * ac ı bir deneme geçirmek. can ı istemek * heves duymak. * yarı üzülmek. sı kı ntı ya karş ı dayan ı klı . can ı gibi sevmek * çok güçlü bir sevgiyle bağ lanmak. canı yerine gelmek. can ı ile oynamak * tehlikeli iş lerle uğ ra ş mak. * keyfi kaçmak. çok isteyerek. can ı gönülden (veya can ı yürekten) * içtenlikle. can ı sı kı lmak * içi sı kı lmak.

can ı na minnet * beklenilmeyen iyi bir durumla karş ı laş ı nca duyulan memnunlu ğ u anlatmak için söylenir. öldürmek. bana göre hava hoş " anlamı nda kullanı lı r.can ı yerine gelmek * yorgunluğ u geçmek. * kendini öldürmek. can ı na rahmet . * birini öldürmeye hazı rlanmak. canı na iş lemek (veya canı na kâr etmek) * çok etkilemek. * sevgi sesleniş i olarak kullanı lı r. gücünü kazanmak. * (ca:nı m) çok güzel. kendine bakmadan ya ş amak. can ı na kasdetmek * intihara kalkı ş mak. can ı yok mu? * birinin katlandı ğ ı sı kı ntı yı ba ş kalar ı na örnek göstermek için söylenir. can ı n isterse! * "dilediğ in gibi olsun. can ı na okumak * berbat ve periş an etmek. can ı m dese. * gücünden fazla iş görerek aş ı rı derecede kendini yormak. can ı na kı ymak * acı madan öldürmek. can ı m ci ğ erim * içten bir sevgi sesleniş i. can ı m! * hoş nutsuzluk anlat ı r. çok değ er verilen. can ı na ezan okumak * bir kimsenin hakkı ndan gelmek. canı gönülden. can ı na acı mamak * kendini düş ünmeden. canı m çı ksı n diyor sanmak * birinin en gönül okş ayı cı sözleri bile kendisine dokunmak. can ı yürekten * Bkz. batmak. sağ lı ğ ı nı . * ruhu ş ad olmak. can ı na geçmek. can ı mı sokakta bulmad ı m * tehlikeye veya herhangi bir sı kı ntı ya katlanmaya hiç niyetim yok. kendini koruyan. can ı na dü ş kün * kendine iyi bakan. can ı mı n içi *ş efkat veya sevgi sesleniş i. can ı na değ mek * çok hoş lanmak. sen bilirsin.

can ı na tak demek (veya etmek) * dayanamaz duruma gelmek. can ı ndan bezmek (veya bı kmak. can ı nı sı kmak * keyfini bozmak. can ı na tükürdüğ ümün (veya üfürdüğ ümün) * kı zgı nl ı k ve öfke belirtir. can ı nı burnundan getirmek * çok yormak. can ı nı diş ine almak (veya takmak) * her tehlikeyi göze alarak iş e giriş mek. çok sevmek. yı prand ı rmak. can ı nı çı karmak * hı rpalamak. sabrı kalmamak. can ı na yetmek * katlanamayacak duruma gelmek. can ı na susamak * ölmek istemek. can ı nı sokakta bulmak * sağ lı ğ ı korumak gerektiğ ini anlatan bir söz. can ı nı cehenneme göndermek (veya yollamak) * öldürmek. can ı nı yakmak . can ı nı acı tmak * birine acı vermek. bı kmak. neş esini kaçı rmak. * canı nı verdirecek kadar memnun etmek. can ı nı vermek * kendini feda etmek.* "Alllah rahmetini esirgemesin" anlamı nda kullanı lı r. * birini öldürmeyi istemek. fazla çalı ş tı rmak. can ı nı bağ ı ş lamak * öldürülmesi gerekirken vazgeçmek. usanmak) * ölümü göze alacak kadar sı kı ntı içinde olmak. can ı nı (bir yere) dar atmak * bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sı ğ ı nmak. çok yormak. bezmek. can ı na yandı ğ ı m (veya yandı ğ ı mı n) * sevgi. * bir ş eye çok dü ş kün olmak. * hiçbir ş ey esirgememek. can ı nı almak * (Tanrı ) öldürmek. can ı ndan geçmek * ölmek için hazı r olmak. hayranlı k veya öfke gibi türlü duygular anlatı r. * sı kı ntı ya sokmak.

can ı nı n derdine düş mek * canı ndan baş ka bir ş ey düş ünemeyecek kadar s ı kı ntı da olmak. filika. * Cani olma durumu. * bir kimseyi. cankurtaran sal ı * Deniz kazaları nda kullanı lmak üzere gemilerde bulundurulan sal. kürekli sandal. fosforlu ş amandı ra. cankurtaran sandal ı * Deniz kazaları nda veya gemi batmak üzere iken insanları kurtarmaya yarayan motorlu. büyük simit veya yelek biçiminde yap ı lmı ş araç. tehlikeden koruyan ve onları kurtaran kimse. parlak renkli. çok sevmek.* acı verecek biçimde cezalandı rmak. cankurtaran düdüğ ü * Cankurtaran çanı . gemilere belli etmek için kullanı lan çan (veya düdük). cankurtaran yok mu! * ölüm tehlikesi karş ı sı nda yardı m isteme sözü. . cankurtaran kulübesi * Dağ geçitlerinde tipiden veya so ğ uktan korunmak icin sı ğ ı nak olarak yapı lmı ş kulübe. * Cani gibi. * Havuz veya plâjda yüzme bilmeyenleri uyaran. yanan veya batma tehlikesi ile karş ı karş ı ya kalan gemileri kurtarmaya yarayan gemi. caniye yakı ş ı r (biçimde). * Cinayet iş lemiş olan kimse. kı yacı . taraf. cankurtaran * Hastahane veya kliniklere hasta veya yaralı taş ı maya özgü araç. cani canice canilik canip * Yan. cankurtaran simidi * Suda boğ ulma tehlikesine karş ı kullanı lan ve sudan hafif maddelerden. cankurtaran ş amandı rası * Denize düş enlerin kolayca belirlenip kurtar ı lmaları için denize bı rakı lan ve kazaya uğ rayanları n bulup kendilerini göstermeleri için kullanı lan. çok sı kı ntı ve zarara sokmak. can ı nı n içine sokacağ ı gelmek * çok hoş lanmak. canice. ambülâns. cankurtaran gemisi * Karaya oturan. cankurtaran çan ı * Tipili veya sisli havalarda sı ğ ı nacak veya yönelecek yeri yolculara. caniyane * Cani gibi. cankurtaran yeleğ i * Yelek biçiminde yapı lmı ş cankurtaran arac ı .

canla ba ş la * Seve seve her türlü yorgunluğ u göze alarak. hayat dolu. * Etkinliğ i artmak. dirilik getirmek. canlandı rı m * Ortada kalan kalı ntı lar ı na göre bir eserin ana tasar ı sı na uygun olarak yeniden çizimi. canland ı rma * Canlandı rmak iş i. canlı lı k kazandı ran. canland ı rı lmak * Canlandı rmak iş ine konu olmak. canlanması na yol açmak. yerlerde yemek sı rası nda bir veya birkaç müzisyenin çalgı ve sesleri ile parçalar ı seslendirmesi. canl ı canlı * Diri diri. canl ı cenaze * Çok zayı f. yaş ayan. henüz ölmemi ş . canland ı rı cı * Canlı lı k veren. canlanma * Canlanmak iş i. etkili. diri. var gücüyle. * Bir canlı resim veya ş ema filmi için hareketlili ğ i sa ğ layan tek tek resimleri yapan sanatç ı . hayvan. * Yoğ unluk. tazelik. canlanmak * Gücü artmak. (birinin) kı lı ğ ı na girmek. * Yaş atmak. hareketlilik kazanmak. lokal vb. * Tek tek resimleri veya hareketsiz cisimleri gösterim sı rası nda hareket duygusu verebilecek biçimde düzenleme ve filme aktarma i ş i. etkinlik kazandı rmak. canl ı model * Figürlerle süslü veya heykeltı ra ş lı kta yararlanı lan kadı n veya erkek. diri duruma gelmek. canland ı rmak * Canlanması nı sa ğ lamak. * Geçmiş bir olayı n geliş mesini ve sonucunu aynı biçimde yansı tarak sunma. * Heyecanla. * Canlı lı k. * Güçlü. * Yaş ayı p yer değ iş tirebilen yaratı k. canl ı müzik * Gazino. * Kiş ileş tirme. * Depreş mek. * Geçmiş te yaş anan bir olay veya durum yeniden hatı rlanmak. canland ı rı lma * Canlandı rı lmak i ş i. canland ı rı cı lı k * Canlandı rı cı olma durumu. canl ı * Canı olan. bir deri bir kemik kalmı ş kimse. . hareketli.cankurtaranlı k * Cankurtaran olma durumu.

hareketlilik. capcanlı . cansı zlaş ma * Cansı zlaş mak iş i. ölmüş . * Güçsüz. sönük. camit. * Bir diş in canlı dokusunu yok etmek. canl ı yayı n * (televizyon ve radyo için) Daha önceden herhangi bir gereç üzerine tespit edilmemi ş . hilozoizm. *İ lgi uyandı rmayan. cansı zlı k * Cansı z olma durumu. özveriyle. alı cı yla tespit edildi ğ i anda yapı lan yayı n. cansı z hedef *İ nsan ve hayvan dı ş ı nda kalan hedef. cansı z düş mek * hastalı k veya yorgunluk yüzünden bitkin bir duruma gelmek. * Hareketsizlik. mecalsiz. canl ı cı lı k * Olup bitenin ruhlar alanı nı n gizli güçlerince yönetildi ğ ine inanan ilkel anlay ı ş . cansı zlaş tı rmak * Cansı z duruma getirmek.canl ı özdekçilik * Evrenin temeli olarak düş ünülen maddenin canlı olduğ unu savunan doktrin. cansı z gibi. animizm. cansı z cansı z * Cansı z olarak. * Çocukta bir düş ünce biçimi olarak bütün cisimlerin canlı olduğ una inanma. canl ı resim * Bir hareketi parçaları na ayı rı p bunları n elle yapı lan resimlerinin alı cı yla tek tek çevrilmesine dayanan ve gösterimde sürekli bir hareketi ortaya koyan film tekni ğ i. * Canlı olmayan (varlı k). * Bağ ı ms ı z bir ruhî varl ı ğ ı n insanda ve doğ a nesnelerinde yerleş ik olduğ una inanan ilkel dinî görüş . cansı zlaş tı rma * Cansı zlaş tı rmak i ş i. * Durgun. cansı z * Canı nı yitirmiş . * Tek ve aynı ruhun fikrî ve organik hayat ı n ilkesi olduğ unu ileri süren öğ reti. cansı zlaş mak * Cansı z duruma gelmek. canl ı lı k * Canlı olma durumu. cansiparane * Canı nı verircesine. cantiyane * Kantiyane. * Neş elilik.

cari masraf * Belirli bir dönemde yapı lan harcamalar. yardı m. * aynı maksatla genç kadı nlardan söz edilirken onlar ı anlatan kelimelere bir unvan gibi getirilirdi. * Geveze. carcar carcur * Bkz. söz söylenen kimseye aş ı rı bir sayg ı göstermiş olmak için kadı nlar tarafı ndan "ben" zamiri yerine kullan ı lı rd ı . gürültülü bir biçimde (konuş ma). carcur carcur cari * "Geli ş igüzel konuş mak" anlamı na gelen carcur etmek deyiminde geçer. * Olagelen. cariyeniz (veya cariyeleri) * eskiden. al ı nı p sat ı labilen. carlamak . halayı k. ilân. * Tehlike durumu. car etmek * nara atmak. carlama * Carlamak iş i. cariyelik etmek * cariye gibi hizmet etmek. haykı rmak. cariyelik * Cariye olma durumu. * Akan. * Fermuar.* Çok canlı (bir biçimde). arz ve talebe göre belirlenen fiyatı . car car * Çok ve yüksek sesle. ilân etmek. zar. geçen. car * Bazı yerlerde kadı nları n kolları na örttükleri veya boydan boya örtündükleri çarş af. yaygaracı . cari para cari ücret cariye * Geçerli olan. *İ ş gücü piyasası nda iş gücünün. tellâl ile duyurma. yürürlükte olan. imdat. car * Çağ rı . cari hesap *İ ki taraf arası nda sürüp giden alacak verecek iş lemlerinin tutulan hesab ı . ş arjör. her konuda efendisinin isteklerine ba ğ lı bulunan genç kadı n. yürürlükte bulunan para. * Yabancı ülkelerden kaç ı rı lı p özgürlükten yoksun edilen.

* Çı rı lçı plak. * Yellenme. çok tüysüz. carlı cars ı z * Carı (II) olmayan. * Carı (II) olan.* Bağ ı rarak konuş mak. casus casusluk * Casus olma durumu. cart curt etmek * göz korkutmak veya övünmek amacı yla abart ı lı konu ş mak. çaş ı tlı k. duyurmak. cart kaba kâ ğ ı t * yüksekten atana veya çalı mlı bir tavı r takı nana karş ı söylenen hafifseme ünlemi. cavlak . cavla ğ ı çekmek * ölmek. cavalacoz * Değ ersiz. cav * Bkz. hiç tüyü olmayan. çok söylemek. cartayı çekmek * ölmek. casusluk etmek * casus olarak çalı ş mak. derme çatma. cascavlak * (ba ş için) Çok saçsı z. cascavlak kalmak * bütün imkânları elinden alı nmı ş olarak ortada kalmak. carta cartadak cartadan * Cartadak. nara atmak. abartı lı söz. cart * Sert bir ş ey yı rt ı lı rken çı kan ses. cart cart ötmek * kendini beğ enmi ş bir davranı ş la ve buyururcası na söz söylemek. önemsiz. cart curt * Gerekli gereksiz yerde söylenen. *İ lân etmek. çaş ı t. çağ (II). * Birdenbire ve gürültü ile. hayk ı rmak. * Bir devletin veya bir kimsenin sı rları nı baş kası nı n hesab ı na öğ renmeyi üstüne alan kimse. örtüsüz.

* Ölmek. çı plaklı k. y ı rtı lma sesi. cay ı rdatmak * (nesneler için) Sert. tüyünü dökmek. cayd ı rı cı lı k * Caydı rı cı olma durumu. uzun. . vazgeçirilmek. vazgeçirmek. cay ı rtı *Ş iddetli yanma.* Çı plak. dönek. gürültülü ses çı kartmak. etkili olarak. cayd ı rı cı * Kararı ndan. cayd ı rı ş cayd ı rma * Caydı rmak i ş i. gürültü. cay ı rdama * Cayı rdamak iş i. *Ş iddetli. karar ı ndan döndürülmek. cay ı rtı yı basmak (veya cayı rtı koparmak) * birdenbire bağ ı rı p çağ ı rmaya baş lamak. cayd ı rı lmak * Cayması sa ğ lanmak. cayd ı rmak * Cayması nı sağ lamak. cay ı r cayı r * Bir cismin çabuk ve ş iddetle yandı ğ ı nı . çı plak kalmak. cay ı rtı vermek * gürültü ile gözdağ ı vermek. * Caydı rmak i ş i veya biçimi. sözünden döndürücü. kararı ndan döndürmek. tüysüz. * Kavlamak. cay ı rdatma * Cayı rdatmak i ş i. caygı n * Vazgeçip iş in ard ı nı bı rakan. yı rtı ldı ğ ı nı anlatmak için kullanı lı r. cay ı ş * Caymak iş i veya biçimi. cavlama cavlamak cavlamak * Cavlamak iş i. cay ı rdamak * (nesneler için) Ses çı kararak yanmak veya yı rtı lmak. cavlakl ı k * Cavlak olma durumu.

cazibele ş me * Cazibeleş mek durumu. alı mlı lı k. * Cazgı r olma durumu. cazibedar * Çekiciliğ i olma. vazgeçmek. * Caz müziğ i çalan orkestra. * Cazcı nı n iş i veya mesle ğ i. cazbant * Caz müziğ i çalan orkestra. cazibele ş mek . caz ı rdatmak * Cazı rdaması na yol açmak. caz ı rdama * Cazı rdamak iş i. * Alı m. cazibe kanunu * Yer çekimini belirten kurallar bütünü.cayma caymak caz * Caymak iş i. cazgı rlı k caz ı r cazı r * (bir cismin kaynama ve yanması nı belirtirken) Güçlü ve sesli olarak. cazc ı cazc ı lı k cazgı r * Caz müziğ i çalan veya besteleyen kimse. caz ı rtı cazibe * Cazı rdama sesi. * Sözünden. * Fitneci. * Baş langı çta Kuzey Amerika zencilerinin müzi ğ i iken sonraları bütün dünyada benimsenen bir müzik türü. çekicilik. albeni. * Güreş ecek olan pehlivanları yüksek sesle izleyicilere tanı tan ve duaları nı okuyarak onları alana süren kimse. caz ı rdamak * Caz diye ses çı karmak. alı mlı . * Çekim. caz tak ı mı * Caz müziğ i çalan orkestranı n bütün çalgı lar ı . kararı ndan dönmek. caz ı rdatma * Cazı rdatmak i ş i.

cazur cazur * Bkz. cazı r cazı r. alı mlı duruma getirmek. * Kadmiyum'un kı saltması . alı mlı duruma gelmek. * Cazı olmayan. albenili. cazlı cazsı z * Cazı olan. cazibele ş tirmek * Çekici. caziple ş tirmek * Cazip duruma getirmek. * Önemli. albenili. * Kemanı n sı rt ve göğ üs tahtası nı iki yanı ndan C harfi biçiminde çenten oyuklar. alı mlı . alı msı z. ağ ı rl ı ğ ı olan. elveri ş li. cc Cd CD Ce * Seryum'un kı saltması . ce ce * Türk alfabesinin üçüncü harfinin adı . cazipli caziplik * Cazip olma durumu. alı mlı . * Çekici olmayan. caziple ş mek * Cazip duruma gelmek. * Kucak çocukları nı . * Yabancı devlet elçiliklerine ait arabaları n plâkaları nda kullanı lan kı saltma. caziple ş tirme * Cazipleş tirmek durumu. * Çekici. bebekleri eğ lendirmek için çı karı lan ses. cazibesiz cazip caziple ş me * Caziple ş mek durumu.* Çekici. *İ lgi uyandı ran. çekici. Cb * Kolombiyum'un kı saltmas ı . . cazibeli * Çekici.

cebeli * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde. cebe * Zı rh. * Aynı dönemde illerdeki atlı inzibat kuvveti. * (tasavvufta) Allah'a varmanı n üçüncü basamağ ı . cebelle ş me * Cebelleş mek iş i. * Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yı ld ı z kümesi. zeamet sahiplerinin dirlikleri oranı na göre yanları nda götürmekle yükümlü bulundukları atlı asker. merhametsiz. münakaş a etmek. ekime elveriş li olmayan yer. savaş ta ordunun silâh ve cephanesini ulaş tı ran yaya kapı kulu ocakları ndan bir sı nı f asker. açı k göz (kadı n).-ce -ce * Bkz. ceberut * Tanrı 'nı n her ş eyin üstünde olan kudreti. çekiş mek. * Kudret sahibi. savurgan. * ("büyük kudret" anlamı ndan kayarak) Merhametsizlik. tart ı ş mak. -ca / -ce (II). cebeci * Yeniçeri ordusunda silâh yapan. parası z. cebi delik (kimse) * para tutmayan. * Bkz. cebelle ş mek * Uğ raş mak. cebellezi * Hakkı olmayan bir ş eyi kendisine mal edip cebine koyma. zorba. * Sahipsiz. zorbalı k. * Silâh. savaş sı rası nda t ı mar. cebel * Dağ . Tanrı . cebi delik * Tutumlu olmayan (kimse). cebin . * Becerikli. ce demeye mi geldin? * "Bu kadar az oturmaya mı geldin?" anlam ı nda kullanı lı r. cebbar * Zorlayı cı . cebine indirme. -ca / -ce (I). onaran ve bakı mı ile görevli bulunan. zorba. cebi para görmek * parası yokken para kazanmaya ba ş lamak. züğ ürt. * Acı ması z. cebellezi etmek * cebine indirmek. boş toprak. * Ekilmemiş tarla.

cebren cebretme * Cebretmek iş i. cebirsel formül * Cebirsel deyim. cebretmek * Zorlamak. kendini tutma. cebrî yürüyüş * Bir yere kuvvet yetiş tirmek veya düş mandan önce varmak için yapı lan s ı kı yürüyü ş . cebire * Kı rı k kemikleri yerinde tutmak için kullanı lan tahta. cebir kullanmak * bir iş i yaptı rmak için zora baş vurmak. cebriye * Yazgı cı lı k. bunlara bağ lı bir büyüklük ölçüsünü çı karmak için gerekli i ş lemleri gösteren ve birbirine cebirsel iş aretlerle bağ lanan harf ve sayı lar bütünü. cebine indirmek (veya atmak) * (para için) hakkı olmadı ğ ı hâlde kendine mal etmek. zor kullan ı larak yaptı rı lan. koaptör. cebirsel * Cebirle ilgili. * Zorla. kadercilik. cebrinefs * Kendini zorlama. zorlayı ş . yüz.* Korkak. ceddine lânet (veya yedi ceddine lânet!) * "soyun sopunla birlikte Tanrı cezanı zı versin!" anlamı nda ilenme bildiren söz. * Alı n. cebirsel ifade * Cebirsel deyim. süyek. bunları n yerini tutan harfler yard ı mı yla nicelikler aras ı nda genel bağ lantı lar kuran matematik kolu. cebini doldurmak * karş ı la ş tı ğ ı elveriş li durumlardan yararlanarak bol para kazanmak. . mukavva veya tenekeden yapı lmı ş . cebirsel deyim * Bilinen veya bilinmeyen büyüklük ölçüleri üzerinde. üzeri bezle kaplanan levha. fatalizm. * Artı ve eksi gerçek sayı larla. cebir cebir * Zor. cebinden çı karmak * ondan çok üstün olmak. cebrî * Zorla yapı lan. zoraki. zor kullanarak.

tamu. Cedî cedit cedre * Guatr. cehennem azab ı * Cehennemde uğ ran ı laca ğ ı na inan ı lan ceza. eziyete katlanmı ş veya katlanan. cehdetme * Cehdetmek iş i. cefa etmek * üzmek. * Yeni. * Çok sı kı ntı lı yer. guş a. * Sı kı nt ı ya. eziyet etmek. cefa çekmek (veya görmek) * üzüntü. cehennem * Dinî inanı ş lara göre. cehennem gibi * çok sı cak. * Çok büyük sı kı ntı . cefaya katlanmak * sı kı ntı veya üzüntüyü sabı rla kar ş ı layı p tahammül etmek. cefakâr * Cefalı . cefalı . cefa * Büyük sı kı ntı . cefake ş cefalı * Cefa çeken. eziyet. eziyet.ceddine rahmet! * "aferin. sı kı ntı çekmek. cehennem kütü ğ ü * Cehennemde yanmaya yaraş ı r kimse. cehennem hayat ı * Büyük sı kı ntı ve üzüntülerle dolu ya ş ay ı ş . kötülük yapanlar ı n öldükten sonra ceza görecekleri yer. üzgü. bravo" veya "Tanrı senden raz ı olsun" anlamı nda kullanı lı r. * Oğ lak burcu. ceffelkalem * Hiç düş ünüp taş ı nmadan. bilmezlik. bir çı rp ı da. cehalet * Bilgisizlik. sı kı ntı ya katlanan. cehdetmek * Çalı ş ı p çabalamak. .

yakı cı . cehennemleş me * Cehennemleş mek durumu. ceket ceketatay * Erkeklerin ve kadı nları n giydiğ i. . ceht -cek * Bkz. cehennemin bucağ ı (veya dibi) * çok uzak yer. cehennem taş ı * Gümüş ün nitrik asitte ergitilmesiyle elde edilen. kalçayı örten. iğ . * Çaba. -cak / -cek. * Modern ekmek fı rı nları nda ateş in bulunduğ u en sı cak bölüm. * Bkz. genellikle önden dü ğ meli. * Pamuk. yün. * Üzücü. havaya dayanı klı . Jaketatay. korkum yoktur" anlamı nda sövme. cehennem olmak * defolmak.cehennem ol * defol!. * Aş ı rı üzüntü ve s ı kı ntı çekilen yer hâlini almak. bilmezlik. çabalama. kollu giysi. külhan. cehil cehre cehri * Bilgisizlik.ı ş ı kta bozulmayan beyaz kristal. cehennem gibi. cehennemi boylamak * (sevilmeyen kimse için) ölmek. istediğ i yere kadar gitsin. cehennemin dibine gitmek * (kı zı lan kimse için) defolup gitmek. cehennemlik * Öldükten sonra yerinin cehennem olacağ ı sanı lan. cehennem zebanisi * Zalim. cehenneme lâyı k (kimse). * Kök boyası gillerden. ipek gibi ş eyleri eğ irip iplik durumuna getirmeye yarar araç. cehenneme kadar yolu var * "defolsun. cehennemî * Cehennemle ilgili. * Hamamı n ocağ ı . kabuk veya odunundan güzel kı rmı zı renk elde edilen bir kök (Rhamnus infectorius). acı ması z kimse. cehennemleş mek * Cehenneme dönmek. meyve.

İ brahim Pa ş a ve Edirne sarayları na alı nı p türlü devlet hizmetleri için aday olarak yeti ş tirilen genç. * Açı k. zalim. kahramanlı k. * Büyüklük. kolaylı kla suç iş leyen. kat ı yürekli. cellât gibi * acı ması z. cellâtl ı k * Cellâdı n görevi. sı ğ ı r gibi kesilecek hayvanlar ı n ticaretini yapma iş i. celâllenmek * Öfkelenmek. * Katı yüreklilik. celâlli * Sert ve öfkeli (kimse).celâdet celâl * Yiğ itlik. celî yazı * (Arap harfleriyle) Uzaktan okunacak biçimde istif edilmiş iri sülüs levha yazı sı . * Acı ması z. * Topkapı . * Öfke. kı zg ı nlı k. kı zmak. coş kun. Galata. aş ikâr. Celâlî *İ lk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde ortaya çı kı p devlete isyan eden Bozoklu Derviş Celâl'in adamları na ve ondan yana olanlara. sı ğ ı r gibi kesilecek hayvanlar ı n ticaretini yapan kimse. celâllice celbe celep * Koyun. * Hı rç ı n. Celâlîlik * Celâlî olma durumu. ulu. celeplik celî * Koyun. celâllenme * Celâllenmek iş i. * Tanrı 'nı n sı fatları ndan biri. keçi. keçi. * Parlak. celâlliye benzer. * Avcı çantası . celp . cellât * Ölüm cezası na çarptı rı lanlar ı öldürmekle görevli olan kimse. ululuk. * Celâlli gibi. cilâlı . zalimlik. sonralar ı da türeyen bütün eş kı yaya verilen ad. celil * Çok büyük.

cemaatle ş me * Cemaatleş mek iş i veya durumu. . celseyi tatil etmek * oturuma ara vermek. cemaatli * Cemaati olan. cem'an * Cansı zlar. celp etmek * kendine çekmek. celseyi açmak * oturumu açmak. cemaat ne kadar çok olsa (veya cami ne kadar büyük olsa) imam gene bildiğ ini okur * bir yetkili kimse. cemaatle namaz k ı lmak * imama uyarak namaz kı lmak. cemadat cemal * Yüz güzelliğ i. çevresindekilerin düş üncesi ne olursa olsun kendi istediğ ini yapmaya çalı ş ı r. cansı z varlı klar. cemaat * Bir imama uyup namaz kı lan kiş iler. çağ rı belgesi. * Mahkeme tarafı ndan dava edene. cemaatle ş mek * Cemaat hâline gelmek. celse * Oturum. *İ nsan kalabalı ğ ı . kendi üzerine çekme. cemaatsiz * Cemaati olmayan. edilene veya tanı klara gönderilen ça ğ rı belgesi. cemaatsizlik * Cemaatsiz olma durumu. * Askerlik ödevini yapmaya çağ ı rma. celp kâğ ı dı * Çağ rı kâğ ı dı . cemaatimüslimin * Müslüman halk. çağ rı belgesi. celpname * Celp kâğ ı dı . cemaate uymak * içinde bulunulan bir topluluğ a uyarak davranmak.* Getirtme. * Bir dinden veya bir soydan olanları n topluluğ u. * getirmek. celpname.

* Çoğ ul. cembiye * Bir çeş it eğ ri kama. cemi * Bütün. cemilendirmek * Çoğ ulland ı rmak. hep. çokluk hâline getirmek. cemaziyülevvelini bilmek * bir kimsenin herkesçe bilinmeyen. * Tanrı 'nı n sı fatları ndan biri. * Topluluk. hepsinin tamamı . cembiyesiz * Cembiyesi olmayan. cemilenmek * Çoğ ullanmak. bir araya getirmek. * (kadı n için) Güzel. hançer. * (erkek için) Güzel. * Bir olayı veya ki ş iyi kutlama amac ı yla bir araya gelen topluluk. cemiyet * Dernek. küçük tövbe ayı .* Toplayarak. toplum. (bir ş eyin) hepsi. hepsi. cem'an yekûn * Toplam olarak. (bir ş eyin) tümü. cemetmek * Toplamak. toplam olarak. * Toplama. cembiyeli * Cembiyesi olan. * Toplama. . * Gönül alı cı davranı ş . * Düğ ün. cemetme * Cemetmek iş i. cemaziyülevvel * Ay takviminin beş inci ay ı . cemaziyülâhı r * Ay takviminin altı ncı ayı . cemil cemile cemilendirme * Çoğ ulland ı rma iş i. cemilenme * Çoğ ullanma i ş i. geçmiş teki kötü bir yönünü veya kötü durumunu bilmek. büyük tövbe ay ı . çokluk. * Birbirine uygun veya zı t anlamlı kelimeleri tenasüp veya tezat sanatları yoluyla bir araya getirme.

* Pis. cenap cenaze cenderele ş me . ezmek gibi i ş lerde kullanı lan mekanizma. Cenabı hak * Allah. cenaze alayı * Ölüyü kaldı rma töreni veya bu törende yer alan veya cenazeyi izleyen topluluk. cenaze merasimi * Cenaze töreni. * Savaş düzenindeki ordunun iki yan ı ndan her biri. * Kefenlenip tabuta konmuş . cendere * Bir ş eyi sı kmak. cenaze duası * Cenaze defnedilirken okunan dua. pres. kötü. cenbiye * Ağ zı eğ ri bir tür Arap bı çağ ı . *Ş ubat ay ı nda birer hafta aralı klarla önce havada. onur ve büyüklük anlam ı yla kullanı lı r. pazı . * Yan. * Saygı . cenaze levazı mat ı * Ölünün kefenlenmesi sı rası nda gerekli olan malzemeler. cenabet * Cünüp. gömmek. cenaze töreni * Cenaze namazı ndan mezara kadar yapı lan dinî tören. cenazeyi kaldı rmak * ölüyü gömmek üzere götürmek. * Cemiyet içinde geçen. * Kol. * Manevî baskı . cenaze gibi * benzi sararmı ş . cenah * Kuş kanadı . sonra suda ve en sonra toprakta oluş tuğ u sanı lan sı cakl ı k cemre düş mek * sı cakl ı k yükseliş i o hafta içindeki günde baş lamak. cenaze namaz ı * Cenaze gömülmeden önce musalla taş ı nı n üstüne konan tabutun önünde kı lı nan namaz. hoş lanı lmayan kimse veya ş ey. derli toplu. Tanrı . * Cenaze töreni.cemiyetli cemre yükseliş i. gömülmeye hazı rlanm ı ş insan ölüsü. taraf. dağ ı nı k olmayan.

cenkle ş mek * Savaş mak. cengâverce * Cengâvere yakı ş ı r biçimde. cengâver * Savaş çı . cenderele ş mek * Manevî baskı altı nda mücadele etmek. cengel cenin * Otlarla ve s ı k ağ açlarla örtülü geniş Hindistan ormanları na verilen ad. uğ ra ş . çeki ş mek. *İ yi dövü ş en. mücadele etmek. cengâverlik * Savaş çı lı k. dövüş çülük. cendereye sokmak * manevî baskı altı na almak. cennet bal ı ğ ı * Cennet balı ğ ı gillerden. Cenevizli * Ceneviz (bugünkü Cenova ş ehri) Cumhuriyeti halkı ndan olan kimse. * Cenkçi olma durumu. cennet * Dinî inanı ş lara göre. uçmak (II). kavgacı .* Cendereleş mek iş i. ceninisak ı t * Düş ük. cenkçi cenkçilik * Savaş çı . kavga. öldükten sonra sonsuz bir mutluluğ a kavuş acakları yer. cenk * Savaş . . cennet bal ı ğ ı giller * Kemikli balı kla r takı mı nı n kefallar alt takı mı na giren bir familya. mavi ye ş il zemin üzerine bak ı r rengi çizgili tropikal balı k (Macropodus viridiauratus). * Çok güzel. huzur veren yer. cenk etmek * savaş mak. kavga. dövü ş çü. * Büyük çaba. cenkle ş me * Cenkleş mek iş i. iyilik yapanları n. çeki ş me. münakaş a etmek. savaş kanlı k. * Atı ş mak. savaş kan. vuru ş kan. * Ana rahminde doğ ma zamanı nı tamamlayamam ı ş veya vaktinden önce düş mü ş çocuk. günahsı zları n.

güney. alı mlı kadı n. * Güzel. görgülü. * (ölmüş kimse için) Yeri cennet olan. * Henüz pek küçükken ölen bebek. * Centilmene yakı ş ı r davran ı ş . cennet ku ş u * Cennet kuş ugillerden. cennetmekân. . cennet öküzü * Yüreğ i temiz ama budala denecek kadar saf kimse. cenubî cenup cenuplu * Güneyle ilgili. cennet ku ş ugiller * Omurgalı hayvanlardan kuş lar sı nı fı nı n bir familyası . ancak tarafları n kar ş ı lı klı güvenlerine dayanan sözlü antla ş ma. tüyleri güzel renkli bir kuş (Paradisea apoda). rahat yaş anı lı r. cennete dönmek * güzel. cennet gibi * güzel. cennetmekân * Cennetlik. centilmen *İ yi arkadaş lı k eden. centilmence * Centilmene yakı ş ı r (bir biçimde).cennet biberi * Zencefilgillerden karabiber tadı nda bir bitki. centilmenlik antlaş ması * Hukukî ve resmî olmayan. * Güneyli. centilmenlik * Centilmen olma durumu. cennetlik * Öldükten sonra yerinin cennet olacağ ı na inanı lan (kimse). * Cennetin güzellikleriyle donanmak. bakı mlı (yer). güneye özgü olan. bakı mlı . bakı mlı bir yer durumuna gelmek. cennet taamı * Tadı çok güzel olan yemek veya yiyecek. cennete çevirmek * temiz. * Güney. güzel bir yer durumuna getirmek. kibar (erkek). saygı lı . cennetleş mek * Cennet durumuna girmek. cennetleş me * Cennetleş mek durumu.

cep kitabı * Cepte taş ı nacak. * Kablosuz telefon. cep televizyonu * Çok küçük boyutları olan veya cebe sı ğ abilecek küçüklükteki televizyon. * Savaş alan ı nı n bir yerinde dü ş manı n geriletilmesiyle ortaya çı kan taktik durum. çökertme.cep * Genellikle bir ş ey koymaya yarar. cep telefonu * Cebe sı ğ abilecek küçüklükte olan. ta ş ı nabilir. * Yan. cep feneri * Pille çalı ş an ve cepte taş ı nan küçük fener. yön. * Ateş li silâhlarla atı lmak için hazı rlanan her türlü patlayı cı madde. istek çevresinde sağ lanan beraberlik. cebe girecek biçimde küçük kitap. cephe açmak * savaş olmayan bir bölgede. kablosuz telefon. savaş a hazı rlanmak ve baş lamak. taraf. cep sözlüğ ü * Cepte taş ı nabilecek ve günlük ihtiyaca hemen cevap verebilecek küçük sözlük. cep takvimi * Cepte taş ı nabilecek küçük boy takvim. cephaneci * Kara. * Belirtisiz isim tamlaması yap ı sı nda. cepçilik cephane * Yankesicilik. . deniz ve hava birliklerinde cephanelik görevlisi veya sorumlusu olan kimse. * Üzerinde savaş ı n sürdüğ ü bölge. cepçi * Yankesici. * Belli bir düş ünce. tamlayan görevinde "cebe sı ğ abilecek boyda" anlam ı nı verir. * Trafiğ i kolaylaş tı rmak için yaya kaldı rı mları nda veya yollarda yapı lan cep biçimindeki ta ş ı t yanaş ma yeri. cep saati * Cepte taş ı nan saat. cep harçlı ğ ı * Bir kimseye ufak tefek gündelik harcamaları kar