Büyük Türkçe Sözlük

Sürüm No: 1.0 Açı klama Farabi

(veya a ğ zı nı n içine) bakmak * ne söyleyeceğ ini beklemek. * onun sözüne göre davranmak. ... (bir) hâl almak * bir duruma gelmek. ... canl ı sı * düş künü. ... damgası nı vurmak * (biri için) kötü bir yargı ya varmak. ... -e kuvvet * herhangi bir ş eye a ğ ı rl ı k verildi ğ inde kullanı lı r. ... f ı rı n ekmek yemesi lâzı m * bir duruma eriş mek için pek çok emek vermesi, çalı ş mas ı gerekir. ... gözüyle bakmak * yerine koymak. ... ile beraber * ile birlikte. ... kim ... kim * yakı ş tı rı lan ş eyin uygunsuzlu ğ unu belirtmeye yarar. ... olsun, ... olsun, * sözü geçen her ş ey. ... süsü vermek * gerçeğ e ayk ı rı olarak, kendisinde veya herhangi bir ş eyde üstün bir nitelik veya değ er varm ı ş gibi göstermek. ... ziyafeti çekmek * herhangi bir ş eyi en iyi biçimde baş armak, herhangi bir yönüyle doyurmak. ...-a veya ...-e gelince * sı ra gelince anlam ı na gelerek bir konu bittikten sonra sözü baş ka bir konuya geçirmeye yarar. * ayrı cal ı k gösteren bir dü ş ünceye geçildi ğ ini anlatı r. ...-a, ...-ya getirmek * birini bir duruma getirerek istediğ i gibi davranmak. ...-den eylemek * yoksun bı rakmak. ...-ı nda / ...-inde değ il * bir ş eyin söylenen niteli ğ ine önem vermeyi anlatı r. ...i tutmak * bir iş i yapacağ ı ve göreceğ i o zamana rastlamak. ...ikinci plâna düş mek * bir kimsenin veya topluluğ un gözünde eski önemini, değ erini yitirmek.

...ile beraber * -dı ğ ı / -diğ i anda. * -dan / -den baş ka. * -dı ğ ı / -diğ i hâlde. ...-ması yla, ...-mesi bir olmak * aynı anda, çabucacı k, birden. ...maya veya ...meye görsün (veya gör) * söz konusu fiilin doğ uraca ğ ı sonuca kesinlik kazand ı rmak için kullanı lı r. ...n ı n resmidir... * bir durumun olacağ ı kesin ve bellidir. 19 May ı s 30 A ğ ustos * Zafer Bayram ı . a a * (a:) Ş aş ma, hat ı rlama, sevinme, acı ma, üzülme, kı zma gibi duyguları güçlendirir, cümlenin baş ı nda veya sonunda kullanı lı r. a/e * Çekimli fiilin sonuna gelerek anlamı pekiş tirir. -a- / -e-a / -e -a / -e *İ simden fiil türeten ek. * Yönelme durumu eki: dağ a, eve, yola, öne. Ünlü ile biten isimlerden sonra araya y sesi girer. * Seslenme bildirir.

* Fiilden zarf türeten ek: yaza yaza, gide gide, koş a ko ş a, dü ş e kalka, güle oynaya. Ünlü ile biten fiillerden sonra araya y sesi girer: ya ş aya yaş aya, bekleye bekleye, okuya okuya, yürüye yürüye. Bu ek göre, kala, geçe, sapa örneklerinde kal ı plaş mı ş tı r. a, A

* Türk alfabesinin birinci harfi, ses bilimi bakı mı ndan kalı n ünlülerin düz ve geni ş olanı nı gösterir. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde lâ sesini bildirir. * Su. * Yünden, dövülerek yapı lan kalı n ve kaba kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş yakası z ve uzun üstlük. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan. * Eskiden derviş lerin giydiğ i abadan yapı lmı ş , önü aç ı k hı rka. * Abla. * Anne.

ab aba

aba altı ndan değ nek (sopa) göstermek * yumuş ak görünmekle birlikte yine de gözünü korkutmak. aba gibi * (kumaş için) kaba ve kalı n.

aba güre ş i * Aba giyilerek ve bele kuş ak bağ lanarak yapı lan bir tür güreş . aba vakti yaba, yaba vakti aba * kiş i, ihtiyaçları nı vaktinden önce ve ucuz olduğ u zaman karş ı lamal ı dı r. abac ı * Aba yapan veya satan kimse. * Abadan giyecek yapan veya satan kimse. * Bedavacı , asalak. abac ı kebeci, ara yerde sen neci? * "anlamadı ğ ı n bu iş e ne karı ş ı yorsun?" anlamı nda kullanı lan bir söz. abac ı lı k * Aba yapma veya satma iş i. * Abadan giyecek yapma veya satma iş i. abadî * Kalı nca ve açı k saman renginde, yar ı mat bir yazı kâğ ı dı türü. abajur * Iş ı ğ ı bir yere toplamak, doğ rudan doğ ruya gözlere vurmas ı nı önlemek için kullan ı lan lâmba siperi. * Genellikle üzeri siperli masa lâmbası veya ayaklı lâmba. * Abajur yapan veya satan kimse.

abajurcu

abajurculuk * Abajurcunun iş i veya mesle ğ i. abajurlu abaküs * Sayı boncu ğ u, çörkü. abal ı * Abas ı olan, aba giymiş olan. * Abajuru olan.

aband ı rma * Abandı rmak iş i. aband ı rmak * Bir kimsenin bir yere abanması nı sağ lamak. * Bir hayvanı yere çöktürmek. abandone * Dövüş emeyecek duruma gelen (boksör). abandone etmek * dövüş emeyecek duruma getirmek. abandone olmak * dövüş emeyecek duruma gelmek. abanî * Sarı mt ı rak dallı nakı ş larla iş lenmi ş bir tür beyaz, ipek kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş . * Abanmak iş i.

abanma

abanmak

* Eğ ilerek bir ş eyin, bir kimsenin üzerine kapanmak. * Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. * Bir ş eyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. * Birine yük olarak onun sı rtı ndan geçinmeye bakmak. * Abanozgillerin ağ ı r, sert ve siyah renkli tahtası .

abanoz

abanoz gibi * çok sert. abanoz kesilmek * sertleş erek dayanı klı lı ğ ı artmak. * kirden matlaş mak, rengini kaybetmek. abanozgiller *İ ki çeneklilerden, sı cak ülkelerde yetiş en ve kerestesine abanoz denilen bir bitki familyası . abanozlaş ma * Abanozlaş mak durumu alma. abanozlaş mak * Ağ aç ve benzeri maddeler uzun süre suda kalarak kararmak. * (insan) uzun süre güneş te kalarak kararmak, yanmak. abart ı abart ı cı * Bir ş eyi oldu ğ undan büyük veya çok gösterme huyunda olan (kimse), abartmacı , mübalâğ acı . abart ı cı lı k * Abartı cı olma durumu, abartmacı lı k, mübalâ ğ acı lı k. abart ı lı * Olduğ undan fazla gösterilen, mübalâğ alı . * Abartma, mübalâğ a.

abart ı lma * Abartı lmak iş i. abart ı lmak * Abartmak iş ine konu olmak, mübalâ ğ a edilmek. abart ı sı z abart ı ş abartma * Olduğ undan fazla gösterilmeyen, mübalâğ ası z. * Abartmak iş i veya biçimi. * Abartmak iş i, mübalâ ğ a.

abartmac ı * Abartı cı , mübalâğ acı . abartmac ı lı k * Abartı cı lı k, mübalâğ acı lı k. abartmak * Bir ş eyi oldu ğ undan büyük veya çok göstererek anlatmak, mübalâğ a etmek.

abartmal ı * Abartı lmı ş , mübalâğ alı . abartması z * Abartı lmamı ş , abartmadan, mübalâğ ası z. abası z aba ş o * Alt, alttaki, aş ağ ı . * Gemiyi baş tan veya kı çtan halatla karaya bağ lama. abat * Bayı ndı r, mamur. *Ş en, rahat. abat etmek * mamur etmek, rahata kavuş turmak, zenginleş tirmek, gönendirmek. abat eylemek * abat etmek. abat olmak * mutlu olmak, rahata kavuş mak, gönenmek. abay ı sermek * bir yere teklifsizce yerleş mek. abay ı yakmak * gönül vermek, tutulmak, âş ı k olmak. Abaza Abazaca abazan * Kuzeybatı Kafkasya'da ya ş ayan bir halk ve bu halka mensup olan kimse. * Abazalar tarafı ndan kullanı lan dil. * Karnı aç olan (kimse). * Uzun süre kadı ns ı z kalan (erkek). * Abası olmayan, aba giymemiş olan.

abazan kalmak * uzun süre cinsel iliş kide bulunmamak, kad ı ns ı z kalmak. abazanlı k * Abazan olma durumu. Abbas yolcu * yola çı kacak kimse. Abbasî * Abbas bin Abdülmuttalib soyundan gelen, Bağ dat merkez olmak üzere Ön Asya ve Kuzey Afrika'da 7501258 tarihleri aras ı nda hüküm süren sülâle. abd * Kul. * Köle. * Safevîler devrinde İ ran'da yaş ayan Türk oymakları ndan biri.

Abdal

* Anadolu'da yaş ayan birtakı m oymaklara verilen ad. abdal * Eskiden bazı gezgin derviş lere verilen ad. * Dilenci kı lı klı , üstü baş ı periş an kimse. * Bkz. aptal. abdala malûm olur * bir ş eyin olacağ ı nı önceden sezen kimseler için ş aka yollu söylenir. abdallı k * Abdal olma durumu. abdest * Müslümanları n, baz ı ibadetleri yapabilmek için el, ağ ı z, burun, yüz, kol, ayak yı kama ve baş a, enseye ı slak el gezdirme, kulağ ı temizleme biçiminde yaptı kları ar ı nma. *İ drar yapma ve kalı n bağ ı rsağ ı boş altma. abdest almak * abdest yoluyla arı nmak. * namaz kı lmak için gerekli y ı kama kuralları nı yerine getirmek. abdest bozmak * ayak yoluna gitmek. abdest bozulmak * yeniden abdest alma gereğ i ortaya çı kmak. abdest tazelemek * yeniden abdest almak. abdestbozan *Ş eritgillerden, vücudu yassı , birbirine kenetlenmiş boğ umları bulunan ve bazı sı metrelerce boyda olan bir bağ ı rsak asala ğ ı , tenya, ş erit. abdestbozan otu * Gülgillerden, siyah ve yeş il boya ç ı karı lan bir bitki (Poterium spinosum). abdesthane * Abdest bozacak yer, ayak yolu, tuvalet. abdesti gelmek (veya olmak) * abdest bozmaya ihtiyaç duymak. abdesti kaçmak * abdest bozma ihtiyacı varken yok olmak. abdestinde namazı nda * dindar. abdestinden ş üphesi olmamak * yaptı ğ ı iş te kusuru olmad ı ğ ı nı kesin olarak bilmek. abdestini vermek * azarlamak. abdestli abdestlik * Abdest almı ş bulunan veya abdesti bozulmamı ş olan. * Abdest alı nacak yer. * Abdest alı nı rken giyilen ve kolsuz hı rkaya benzeyen bir tür giyecek.

* Abdest almaya yarayan. abdestsiz * Abdest almamı ş veya abdesti bozulmuş olan. abdestsiz yere basmamak * din buyrukları na titizlikle uymak. abdiâciz * Alçak gönüllülük bildirmek üzere "ben" yerine kullanı lı r.

abdülleziz * Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yeti ş en çok yı ll ı k ve otsu bir bitki (Cyperus esculentus). * Bu bitkinin yemiş gibi yenilen, tatlı ve ya ğ lı ürünü. abece * Bkz. alfabe.

abece sı rası * Bkz. alfabe sı rası . abecesel * Bkz. alfabetik.

aberasyon * Sapı nç. abes * Akla ve gerçeğ e ayk ı rı . * Gereksiz, lüzumsuz, yersiz, boş .

abes bulmak * gereksiz, saçma saymak. abes kaçmak * uygunsuz düş mek. abesle uğ raş mak (veya abesle iş tigal etmek) * yersiz, yararsı zş eylerle vakit öldürmek. abeslik abı hayat * Abes olma durumu. * Efsanelere göre içen kimseye ölümsüzlük sağ layan bir su, bengi su.

abı hayat içmiş * yaş ı çok ilerlemiş oldu ğ u hâlde genç görünen (kimse). abı kevser * Cennette bulunduğ una inan ı lan Kevser ı rmağ ı nı n ad ı . abı ru * Yüz suyu. * Irz, namus, ş eref, haysiyet. * Anı t.

abide

abideleş me * Anı tlaş ma.

abideleş mek * Anı tlaş mak. abideleş tirme * Anı tlaş tı rmak iş i. abideleş tirmek * Anı tlaş tı rmak. abidemsi abidevî abis abiye * Bayanları n özel gecelerde giydiğ iş ı k giysi veya tuvalet. abla * Bir kimsenin kendinden büyük olan kı z kardeş i. * Büyük kı z kardeş gibi saygı ve sevgi gösterilen k ı z veya kadı n. * Genel ev veya randevu evi iş letmecisi kadı n, çaça, mama. * Yayvan ve dolgun yüz veya yüzü böyle olan (kimse). ablakça ablakl ı k ablalı k * Ablak gibi, ablak tarzı nda. * Ablak olma durumu. * Abla olma durumu. * Anı t benzeri. * Anı tla ilgili, anı tsal, anı ta benzer, an ı t gibi. * Okyanusları n çok derin yeri ve daha özel olarak, güneş ı ş ı ğ ı nı n eriş emediğ i kesim.

ablak

ablalı k etmek * abla gibi yak ı n ve koruyucu davranı ş ta bulunmak. ablâtif ablatya abli * Çı kma durumu. * Uzunluğ u 150, geni ş li ğ i 4-10 kulaç olan bir balı k ağ ı . * Yarı m serenleri sağ a, sola veya ortaya çevirmek için bunları n ucuna ba ğ lı bulunan donanı m.

abliyi kaç ı rmak (veya bı rakmak) *ş aş ı rmak, soğ uk kanlı lı ğ ı nı yitirmek, ipin ucunu kaçı rmak. abluka * Bir ülkenin veya bir yerin dı ş dünya ile olan her türlü bağ lantı sı nı kuvvet kullanarak kesme, kuş atma, ihata.

abluka altı nda tutmak * ablukayı devam ettirmek. abluka etmek * genellikle denizden kuş atmak. * etrafı nı çevirmek, bulunduğ u yerden ayı rmak.

ablukaya almak * Bkz. abluka etmek. ablukay ı kaldı rmak * abluka kararı ndan ve uygulaması ndan vazgeçmek. ablukay ı yarmak * abluka bölgesini zor kullanarak yarı p geçmek. abone * Önceden ödemede bulunarak süreli yayı nlara alı cı olma iş i. * Peş in para ile bir ş eye belli bir süre için alı cı olan kimse. * Bir yere gitmeyi alı ş kanlı k hâline getirmek. abone etmek * peş in para ile belli bir süre için bir ş eyi sürekli olarak almay ı sa ğ lamak. abone olmak * peş in para ile belli bir süre için bir ş eyi sürekli olarak almay ı önceden üstlenmek. abone yapmak * abone olmayı sağ lamak.. abonelik * Abone veya aboneler için kullanı labilecek kadar olan.

abonman * Bir satı cı veya kamu kuruluş u ile alı cı lar arası nda yapı lan anla ş ma. aborda * Bir deniz teknesinin baş ka bir tekneye, bir iskeleye veya bir rı htı ma yan ı nı vererek yana ş mas ı . aborda etmek * (gemi için) yanlaması na yanaş mak. abra * Bozuk teraziyi dengelemek için hafif gelen kefeye konulan taş , demir, çivi gibi a ğ ı rlı k, dara. * Bir değ iş tokuş ta üste verilen ş ey.

abrakadabra * Eski çağ larda bazı hastalı klara iyi geldiğ ine inanı lan büyülü söz. * Sihirbazları n sı kça kullandı ğ ı büyülü söz. abrama abramak abra ş * Alaca benekli. * (bitki yaprakları nda) Klorofil azlı ğ ı ndan dolay ı açı k renkte lekeleri olan. * Çilli, çopur yüzlü, açı k renk gözlü, çapar. * Deseni ve atkı sı bozuk halı . * Çarpı k, eğ ri, düzgün olmayan. * Ters, kaba, görgüsüz. abril * Nisan, april. abstraksiyonizm * Abramak iş i, idare. * (deniz taş ı tları için) Yönetmek, idare etmek.

* Bkz. soyutçuluk. abstre * Soyut, somut karş ı tı , mücerret. abstre say ı * Bkz. soyut sayı . absürt * Saçma.

absürt tiyatro * Bkz. saçma tiyatro. abu *Ş aş ma ve korku bildirir. abuhava *İ klim.

abuk sabuk * Akla, mantı ğ a uymayan, dü ş ünmeden söylenen, saçma sapan (söz). abuk sabuk konuş mak * saçma sapan söz söylemek. abuk sabukluk * Ciddiyetsizlik, saçmalı k. abuli abullabut *İ stenç yitimi, irade kaybı . * Hantal, kaba ve anlayı ş sı z (kimse). * Biçimsiz ve kötü giyinen, giyimine özen göstermeyen (kimse).

abullabutluk * Abullabut gibi davranma, abullabut olma durumu. abur cubur * Sı rası , tad ı , yararı gözetilmeksizin rastgele yenilen ş eyler. *İ ş e yaramayan, boş . abus * Ası k suratlı , somurtkan (kimse). * Somurtkan, çatı k, ası k (yüz). * Niteliğ i bilinmeyen, garip, acayip. * Aktinyum'un kı saltmas ı . * Merak, kararsı zl ı k veya kuş ku anlatı r.

Ac acaba

-acak / -ecek * Fiil çekim eki (gelecek zaman eki). * Fiilden isim ve sı fat yapma eki. Acar * Güneybatı Kafkasya'n ı n Türkiye sı nı rı na yakı n bölgesinde yaş ayan bir halk. acar

* Atı lgan, gözü pek, yiğ it, kabadayı , yı lmaz, kabı na s ı ğ maz. * Güçlü ve becerikli, çevik, enerjik. * Yeni. Acara * Bkz. Acar.

acarlaş ma * Acarlaş mak iş i. acarlaş mak * Acar duruma gelmek. acarlı k * Acar olma durumu.

acayibine gitmek * yadı rgamak, tuhafı na gitmek. acayip * Sağ duyuya, göreneğ e, olağ ana aykı rı ,ş aş ı lacak, ş aş maya değ er, garip, tuhaf, yadı rganan, yabansı . *Ş aş ma anlat ı r.

acayip olmak * yadı rganacak bir duruma girmek. acayiple ş me * Acayipleş mek durumu. acayiple ş mek * Baş kalaş mak, yad ı rganacak bir duruma girmek. acayiple ş tirme * Acayipleş tirmek iş i. acayiple ş tirmek * Acayip, yadı rganacak bir duruma getirmek. acayiplik * Acayip olma durumu, yabansı lı k, gariplik, tuhaflı k. accelerando * Parçanı n çalı nı rken gittikçe hı zlanacağ ı nı anlat ı r. acele * Çabuk davranma zorunluluğ u, ivedi, ivecenlik. * Vakit geçirmeden, tez olarak.

acele acele * Çabuk çabuk, hı zl ı olarak, büyük bir çabuklukla. acele etmek * çabuk davranmak, ivmek. * telâş etmek, sabı rsı zlanmak. acele iş eş eytan karı ş ı r * düş ünüp taş ı nmadan, ivedi olarak yap ı lan iş ten iyi sonuç beklenmemesi gerektiğ ini anlat ı r. aceleci * Tez iş gören, çabuk davranan, telâş lı , ivecen. acelecilik

* Aceleci olma durumu, ivecenlik. acelele ş tirme * Aceleleş tirmek iş i. acelele ş tirmek * Çabuklaş tı rmak. aceleye gelmek * çabuk yapı ld ı ğ ı için gereken özen gösterilmemi ş olmak. aceleye getirmek * zaman darlı ğ ı ndan yararlanarak birini aldatmak veya bir iş i üstünkörü yapmak. Acem *İ ranlı . *İ ran'a özgü. *İ ran ülkesi. acem * Türk müziğ inde mi notası na yakı n bir perde.

Acem halayı * Güney Anadolu yöresinde oynanan bir halk oyunu. Acem kı lı cı gibi * hem birinden yana, hem ona karş ı olabilen. Acem lâlesi * Taş kı rangillerden, turuncu ve sar ı renkte çiçekli, yı llı k ve çok yı ll ı k türleri olan, tohumla saksı da ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi, güneş topu. Acem pilâv ı * Safran ve zencefil ile yapı lan İ ran usulü bir pilâv çeş idi. acema ş iran * Klâsik Türk müziğ inde kullan ı lan ş et makamları ndan biri. acemborusu * Canlı kı rmı zı çiçekler açan bir süs bitkisi (Bigonia radicams). acembuselik * Klâsik Türk müziğ inde kullan ı lan birleş ik bir makam. Acemce acemi * Farsça. * Bir iş in yabancı sı olan, eli iş e alı ş mam ı ş , bir iş i beceremeyen. *İ ş inde, mesleğ inde ilerlememi ş . * Bir yerin, bir ş eyin yabancı sı . * Saraya yeni alı nmı ş cariyelere verilen ad.

acemi ağ ası * Hareme yeni al ı nan cariyelerin a ğ ası . acemi çaylak * Tecrübesiz, toy, beceriksiz. acemi er * Askere yeni alı nan ve eğ itim dönemini henüz tamamlamam ı ş er.

acemi oca ğ ı * Osmanlı ordusuna kapı kulu eri yetiş tirmek için kurulan okul. acemi oğ lanı * Yeniçeri ocağ ı nda yetiş tirilmek üzere tutsaklardan veya devş irme yoluyla Hristiyanlardan toplanan çocuk. acemice * Toyca, beceriksizce. acemileş me * Acemileş mek durumu. acemileş mek * Beceriksizlik göstermek, bocalamak. acemilik * Acemi olma durumu, aceminin çekingenliğ i ve ürkekliğ i, acemice davranı ş , toyluk.

acemilik çekmek * henüz alı ş madı ğ ı bir i ş te zorluk çekmek, bocalamak. acemilik etmek * düş üncesizce hareket etmek, acemice davranmak. acemkürdi * Klâsik Türk müziğ inde birle ş ik bir makam. acemle ş me * Acemle ş mek durumuna gelmek. acemle ş mek * Kültür ve medeniyet bakı mı ndan İ ran'ı veya İ ran halkı nı örnek almak. * Kendini İ ranlı gibi hissetmek veya İ ranlı gibi davranmak. acemle ş tirme * Acemleş tirmek iş i. acemle ş tirmek * Kültür veya medeniyet bakı mı ndan İ ran'ı veya İ ran halkı nı örnek ald ı rmak, Acem kültürünü yaygı nlaş tı rmak. acente * Bir kuruluş un malî veya ticarî iş lerini kazanç karş ı lı ğ ı nda yürüten ticarethane. * Vapur ortaklı ğ ı veya banka ş ubesi. * Bir kurumun veya ş ubelerinin baş ı nda bulunan kimse. * Bir kuruluş a ba ğ lı olmaksı zı n sözleş meye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya iş letmeyi ilgilendiren iş lerde arac ı lı k eden, bunları o iş letme adı na yapan kimse. acentelik * Acentenin yaptı ğ ı iş . * Acente kuruluş u. * Acaba. * Acizler, güçsüzler, eli ermezler, düş künler. * Tat alma organı nda bazı maddelerin bı raktı ğ ı yakı cı durum, tatlı karş ı tı . * Tadı bu nitelikte olan. * Keskin, hoş a gitmeyen, ş iddetli.

acep aceze ac ı

* Renk için, koyu. * Ağ rı , sancı . * Dı ş arı dan gelen bir etki ile dı ş organlarda birdenbire oluş an ve o etkilerin kalkmas ı ile duyulan rahatsı zl ı k, ı stı rap. * Kı rı cı , üzücü, incitici, dokunakl ı , korkunç. * Ölüm, yangı n, deprem gibi olayları n yarattı ğ ı üzüntü, keder, elem. * Acı olarak, ac ı vererek, ac ı duyurarak, üzüntü içinde. * Dokunaklı , kı rı cı , üzücü olarak, üzüntü içinde.

ac ı ac ı

ac ı ağ aç

* Sedef otugillerden, sı cak ülkelerde yeti ş en, kabu ğ u ve odunu hekimlikte kullan ı lan küçük bir ağ aç, kavasya (Quassia amara). ac ı badem * Gülgillerden bir meyve ağ acı (Amygdalus amara). * Bu ağ acı n acı mt ı rak, keskin kokulu meyvesi. ac ı badem kurabiyesi *İ rmik ve ş ekerle yoğ rularak üzerine acı badem konduktan sonra fı rı nda piş irilen bir çeş it kurabiye. ac ı bakla * Baklagillerden, acı olan taneleri suda tatlı laş tı rı larak yenilen otsu bir bitki, Yahudi baklası (Lupinus termis). ac ı bal ac ı bal ı k amarus). ac ı ceviz * Deli bal. * Sazangillerden, Avrupa'da ve ülkemiz göllerinde yaş ayan, 8-10 cm uzunlu ğ unda bir bal ı k, gördek (Rhodeus

* Genellikle Kuzey Amerika'da yetiş en, güzel görünüş lü bir ceviz türü.

ac ı çekmek (veya duymak) * ağ rı , sı zı duymak. * üzülmek, üzüntü içinde kalmak. ac ı çi ğ dem * Zambakgillerden, 10-30 cm boyunda, ş erit yapraklı ve açı k renk çiçekli, tohumları romatizma tedavisinde kullan ı lan zehirli bir çiğ dem türü, güz çiğ demi (Colchicum autumnale). ac ı elma * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac ı gelmek * dokunaklı , kı rı cı , üzücü gelmek. ac ı görmü ş * kötü günler yaş amı ş . ac ı hı yar * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac ı karpuz * Bkz. ebucehil karpuzu. ac ı kavak * Dağ kava ğ ı veya titrek kavak (Populus tremula). ac ı kavun

* Bkz. eş ek hı yarı . ac ı kök * Loğ usa otu köklerinin kurutularak dövülmesiyle elde edilen acı bir toz. ac ı kuvvet * Sert, etkili, zorlu kuvvet. ac ı marul * Birleş ikgillerden, tad ı acı , diş li yapraklı , sürgününden çı kan sütü uyu ş turucu ve yatı ş tı rı cı olarak kullanı lan iki yı llı k bir bitki (Lactuca virosa). ac ı meyan * Bkz. dikenli meyan. ac ı ot * Kuzey Anadolu dağ lar ı nı n ormanlar ı nda yeti ş en, toprak altı nda bilek kalı nlı ğ ı nda kökü bulunan çok yı ll ı k ve otsu bir bitki (Tamus communis). ac ı patl ı canı kı rağ ı çalmaz * kötü durumda olan bir kimseyi yeni kötü durumlar etkilemez. ac ı sak ı z * Çam sakı zı . ac ı söylemek * olumsuz bir davranı ş a kar ş ı gerçe ğ i olduğ u gibi söylemek. ac ı söz ac ı su ac ı tatl ı *İ yi kötü. ac ı vermek * üzüntüye sebep olmak, incitmek. ac ı yavş an * Tüylü dalak otu. ac ı yitimi * Sinir bozukluğ u, çok ilâç alma, donma gibi sebeplerle ac ı duyumunun birazı nı n veya tamamı nı n yok olması , analjezi. ac ı yonca * Kı zı l kantarongillerden, bataklı k yerlerde yetiş en, kötü kokulu ve çok acı olan yaprakları hekimlikte kullan ı lan bir bitki (Menyanthes trifoliata). ac ı ca ac ı kı lma * Acı kı lmak i ş i veya durumu. ac ı kı lmak * Acı kmak iş ine konu olmak. ac ı klı * Acı ndı racak, acı verecek nitelikte olan, dokunaklı , koygun. * Oldukça acı . * Kiş inin onuruna dokunan gönlünü inciten söz. *İ çindeki minerallerin etkisiyle tadı sert olan kuyu veya pı nar suyu.

* Acı görmü ş , yaslı , kederli. ac ı klı komedi * Eğ lendirici olmayı amaçlamayan, dramatik yönü ağ ı r basan, duygusal bir oyun türü, trajikomik. ac ı kma ac ı kmak düş ünür. ac ı ktı rma * Acı kt ı rmak i ş i. ac ı ktı rmak * Açlı k duyması na sebep olmak. * Aç bı rakmak, yeterince doyurmamak. ac ı lanma * Acı lanmak iş i. * Acı kmak iş i. * Açlı k duymak, yemek yeme ihtiyac ı duymak. * Uzun süre bir ş eyin yokluğ unu çeken kimse, o ş eyden ne kadar çok elde etse, yine kendisine yetmeyece ğ ini

ac ı lanmak * Tadı ac ı olmak, acı laş mak. * Acı lı durumda olmak, üzüntüye kapı lmak, üzülmek. ac ı laş ma * Acı laş mak iş i.

ac ı laş mak * Tadı bozulmak, acı olmak. * Dokunaklı duruma gelmek. * (konuş ma) Kı rı cı , sert bir durum almak. * Yemlerde genellikle yağ asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek. ac ı laş tı rma * Acı laş tı rmak iş i. ac ı laş tı rmak * Acı bir duruma getirmek. ac ı lı * Acı kat ı lmı ş olan. * Acı sı olan, kederli. * Acı olma durumu. * Dokunaklı lı k, kederlilik, yaslı lı k. * Acı lı olma durumu. * Acı mak iş i. * Baş ka bir kimsenin veya canl ı nı n mutsuzluğ una karş ı duyulan üzüntü, merhamet. ac ı mak * Tadı ac ı duruma gelmek, acı laş mak. * Acı lı , ağ rı lı olmak. * Baş kas ı nı n acı sı na ortak olmak veya durumundan üzüntü duymak.

ac ı lı k

ac ı lı lı k ac ı ma

* Baş kas ı nı n uğ rad ı ğ ı veya u ğ rayacağ ı kötü bir duruma üzülmek, merhamet etmek. * Bir ş eyi vermeye kı yamamak veya verdiğ ine, elden ç ı kardı ğ ı na üzülmek. ac ı ması z * Acı maz, katı yürekli, merhametsiz.

ac ı ması zca * Acı ması z olarak, ac ı ması z bir biçimde, zalimce, zalimane. ac ı ması zlı k * Acı maz olma durumu, merhametsizlik, zulüm. ac ı mı k ac ı msı * Buğ day tarlaları nda yeti ş en, tohumu zehirli, yabanî bir bitki, belemir. * Acı ya yakı n tadı olan, tadı az acı olan, acı mtı rak. * Dokunaklı .

ac ı mtı rak * Acı msı . ac ı nacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek. ac ı ndan ölmek * açlı ktan ölmek. * çok acı kmak. ac ı ndı rma * Acı ndı rmak i ş i. ac ı ndı rmak * Bir kimsenin acı ması na yol açmak, merhamete getirmek. ac ı nı lacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek durumda bulunan. ac ı nı lma * Acı nı lmak i ş i. ac ı nı lmak * Acı nmak iş ine konu olmak. ac ı nma ac ı nmak * Acı nmak iş i. * Acı mak iş ine konu olmak. * Baş kas ı nı n hesab ı na üzülmek, yazı klanmak, yerinmek, eseflenmek, esef etmek, teessüf etmek. * Az acı , acı mtı rak. * Yaban turpu. ac ı sı çı kmak * olumsuz, kötü sonucu ortaya çı kmak. ac ı sı içine (veya yüre ğ ine) çökmek (veya iş lemek) * bir ş eyin ac ı sı nı pek çok duymak.

ac ı rak ac ı rga

* olmadan olacağ ı düş ünerek çok üzülmek. ac ı sı na dayanamamak * bir kimse bir yakı nı nı n ölümünden büyük üzüntü duymak. ac ı sı nı almak * acı lı ğ ı nı gidermek. * sı zı yı dindirmek. * kederini azaltmak. ac ı sı nı bağ rı na basmak *ş ikâyet etmeden üzüntüye katlanmak. ac ı sı nı çekmek * yapı lan yanl ı ş bir i ş in kötü sonucunu görmek. ac ı sı nı çı karmak * (tat için) acı lı ğ ı nı yok etmek. * uğ radı ğ ı maddî veya manevî zararı kar ş ı layacak bir i ş yapmak. * öç almak, intikam almak. ac ı sı nı görmek * bir yakı nı nı n ölümünü görmek. ac ı sı z * Tadı ac ı olmayan. * Ağ rı , sı zı duyulmayan. * Üzüntü, sı kı ntı olmayan, kedersiz. * Acı tmak iş i veya biçimi. * Acı tmak iş i. * Acı lı k vermek. * Ağ rı ve sı zı duymas ı na sebep olmak. * Acı ma duygusu olan (kimse). * Acı mak iş i veya biçimi. acibe acil * Hiç görülmemiş , alı ş ı lmamı ş ,ş aş ı lacak veya yadı rganacak ş ey. *İ vedi, ivedili.

ac ı tı ş ac ı tma ac ı tmak

ac ı yı cı ac ı yı ş

acil servis * (hastanelerde) Vakit yitirilmeden bakı lmas ı gereken hastaları n ilk tedavilerinin yapı ld ı ğ ı yer. acil ş ifalar dilemek * hastanı n kı sa sürede iyileş mesi dileğ inde bulunmak. acilen aciyo * Hemen, hiç zaman yitirmeden, tez elden, gecikmeden, ivedilikle. * Bkz. acyo.

aciz

* Gücü bir iş e yetmez olanı n durumu, güçsüzlük. * Beceriksizlik. * Birinin borcunu vaktinde ödeyememesi durumu. * Gücü bir iş e yetmez olan, güçsüz. * Beceriksiz.

âciz

âciz kalmak * çok uğ ra ş maya rağ men o iş i yapamamak. âcizane * Söz söyleyen kimsenin kendi yaptı klar ı nı abartmamak için kullandı ğ ı "acizlere yak ı ş acak biçimde" anlamı nda bir nezaket sözü. âcizleri âcizlik acube acul * Tez canlı , içi tez, ivecen. * Hı zlı , çabuk. acun * Dünya. acur acur * Bkz. ajur. * Alçak gönüllülük göstermek için "ben" zamiri yerine kullanı lan bir söz. * Beceriksizlik, güçsüzlük. * Tuhaf kimse.

* Kabakgillerden, kabuğ u çizgili ve tüylü, sarı mt ı rak, ye ş il veya sar ı , üzeri ye ş il lekeli, irice bir çeş it hı yar (Cucumis flexuosus). acurlu acuze acyo * Herhangi bir paranı n gerçek de ğ eriyle sürüm değ eri arası nda veya bir ticaret senedinin üzerinde yaz ı lı miktar ile indirimden sonraki tutarı aras ı nda doğ an fark. * Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alı nan komisyon. * Senetli kredi iş lemlerinde bankaları n yaptı kları tahsilât. acyocu * Borsa veya piyasada tahvil için çeş itli hileler uygulayan, dolaplar çeviren kimse. * Bkz. ajurlu. * Huysuz, çirkin, yaş lı kadı n, cadı karı .

acz içinde olmak * gücü yetmemek, becerememek. acze düş mek * çaresiz kalmak, elinden birş ey gelmemek. aç

* Yemek yeme ihtiyacı olan veya yemesi gereken, tok karş ı tı . * Yiyecek bulamayan, yoksul kimse. * Gözü doymaz, haris. * Çok istekli, çok hevesli. * Karnı doymamı ş olarak. -aç / -eç *İ simden isim ve sı fat yapma eki: bakr-aç, top-aç, kı r-aç vb. * Fiilden sı fat yapma eki: gül-eç vb. * Fiilden isim yapma eki: tı ka-ç, say-aç, sür-eç vb. aç acı na * aç olarak, bir ş ey yemeden.

aç açı k kalmak * yoksulluk içinde, evsiz barksı z kalmak. aç ayı oynamaz * kendisinden iş beklenilen kimseden emeğ inin karş ı lı ğ ı esirgenmemelidir. aç bı rakmak * yiyecek vermemek veya karnı nı doyurması na engel olmak. aç bîilâç * Sürekli olarak aç ve bakı msı z. * Sürekli olarak aç ve bakı msı z.

aç doymam, tok ac ı kmam san ı r * aç insan elde ettiğ inden çoğ unu ister, varlı klı insan ise var olanla yetinir gibi görünür. aç doyurmak * yoksulları beslemek. aç gezmektense tok ölmek ye ğ dir * yoksulluk ölümden de beterdir. aç göz aç gözlü aç gözlü * karş ı tı . aç gözlülük * Aç gözlü olma durumu veya aç gözlüye yakı ş acak davranı ş , doymazlı k, tamahkârlı k, tamah. aç gözlülük * karş ı tı . aç gözlülük etmek * bir ş eye karş ı aş ı rı istek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkârlı k etmek. aç gözünü, açarlar gözünü * "uğ raş ı larda uyan ı k bulunmak gerekir, yoksa umulmadı k bir anda büyük zararlarla yüz yüze gelirsin" anlamı nda kullanı lı r. aç kalmak * karnı nı doyuramamak. * yoksulluğ a düş mek. * Gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris. * Mala veya yiyecek içecek ş eylere doymak bilmeyen, gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris, camgöz.

aç karnı na * mide boş ken henüz birş ey yiyip içmemiş ken. aç kurt gibi (yemek, üş üş mek veya saldı rmak) * büyük bir istekle. aç susuz kalmak * yoksulluktan yaş ayamayacak bir duruma gelmek, yoksul bir duruma düş mek. aç tavuk kendini arpa ambarı nda sanı r * insanlar, yokluğ unu, yoksulluğ unu çektikleri ş eyler için olmayacak hayaller, düş ler kurar. açacak * Açmaya yarayan araç. * Anahtar. * Kokusuz, güzel renkli çiçekler açan bir bitki, açelya, azelya. * Açmak iş ini yapan. * Oynak kemiklerin arası ndaki açı ları geniş letmeye yarayan kasları n genel adı , büken kar ş ı tı . * Anahtar. *İ ş tah açmak için yemekten önce içilen alkollü içki, aperitif. * Bkz. açalya. * Birbirini kesen iki yüzeyin veya iki doğ runun oluş turdu ğ u çı kı ntı . * Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan ç ı kan iki yar ı m doğ runun oluş turduğ u geometrik biçim, * Görüş , bak ı m, yön.

açalya açan

açar

açelya aç ı zaviye.

aç ı ölçüm * Açı ölçmede söz konusu olan yöntem ve teknik. aç ı cı * Açmak iş ini yapan.

aç ı ğ a alı nmak * görevine son verilmek. aç ı ğ a alma * bir görevliyi geçici bir süre iş ten alma. aç ı ğ a almak * görevine son vermek. aç ı ğ a çı karmak * iş inden ç ı karmak. aç ı ğ a çı kmak * belli olmak, anla ş ı lmak. * iş inden ç ı karı lmak. aç ı ğ a vurmak * belli etmek, ortaya çı karmak. * gizli bir durumu ortaya çı karmak.

aç ı ğ ı çı kmak * saklamakla görevli bulunduğ u paranı n veya mal ı n eksik olduğ u anlaş ı lmak. aç ı ğ ı nı kapatmak * eksiğ ini tamamlamak. aç ı k * Açı lmı ş , kapalı olmayan, kapal ı karş ı tı . * Engelsiz. * Örtüsüz, çı plak. * Boş . * Görevlisi olmayan, boş (iş , görev), münhal. * Aralı ğ ı çok. *İ ş ler durumda olan. * Kolay anlaş ı lı r, vazı h. * Gizliliğ i olmayan, oldu ğ u gibi görünen. * Her türlü düş ünceyi hoş görüyle karş ı layabilen, etkisinde kalabilen. * (renk için) Koyu olmayan. * (kitap, resim, film için) Seviş me sahnelerini bütün çı plaklı ğ ı yla anlatan. * Kapalı olmayan (hava, iş yeri). * Belli bir yerin biraz uzağ ı . * Denizin kı yı dan uzakça olan yeri. * Doğ ru olarak, açı kça. * Bir ihtiyacı n kar ş ı lanamaması durumu. aç ı k açı k * Saklamaksı zı n, gizli yer bı rakmaksı zı n, içtenlikle.

aç ı k ağ ı l * Koyunları n ve keçilerin bar ı ndı rı ldı kları üstü açı k, etrafı taş duvar veya ölü çitlerle çevrili basit barı nak. aç ı k ağ ı zlı * Aptal, sersem, ahmak. aç ı k alı nla * baş ar ı ve övünç ile. aç ı k artı rma * Bir malı n satı ş ı nda alı cı lar aras ı nda fiyat artı rma yar ı ş ı na dayanan satı ş . aç ı k bilet * Yolculuklarda dönüş tarihi kararlaş tı rı lmamı ş , belirli bir dönem için geçerli, gidiş dönüş bileti.

aç ı k bono * Para hanesi boş bı rakı larak imza edilen bono. aç ı k bono vermek * sı nı rsı z yetki tan ı mak. aç ı k bölge * Gümrük sı nı rlamalar ı nı n olmadı ğ ı bölge, serbest bölge, serbest mı ntı ka. aç ı k celse * Açı k duruş ma. aç ı k ciro aç ı k çek * Üzerine para miktarı yaz ı lmamı ş , çek. aç ı k deniz * Senet veya çek arkası na kime ödeneceğ i belirtilmeden imzalanma yoluyla yapı lan ciro.

* Denizin, kara suları nı n dı ş ı nda kalan bölümü. * Yakı n karalarla çevrili olmayan deniz, engin. aç ı k devre *İ çinden sürekli akı m geçmeyecek bir yalı tkanla kesilmi ş elektrik devresi. aç ı k dola ş ı m sistemi * Genellikle bütün eklem bacaklı larda ve birçok yumuş akçada bulunan atardamar ve kan boş luğ undan olu ş mu ş açı k bir dolaş ı m sistemi. aç ı k duruş ma * Mahkemede herkesin duruş mayı dinleyebileceğ i oturum. aç ı k düş me * Yağ lı güreş te pehlivan ı n kı ç üstü dü ş erek yenilmiş sayı lması . aç ı k eksiltme * Yaptı rı lacak bir iş in veya satı n alı nacak bir malı n ucuza sağ lanması için i ş i yapacak veya malı satacak kiş iler arası nda fiyat düş ürme yarı ş ı na dayanan iş lem. aç ı k elli * Cömert.

aç ı k ellilik * Cömertlik. aç ı k fikirli * Olayları ve özellikle yenilikleri iyi anlayı p gereğ i gibi karş ı layabilen, düş ündüğ ünü olduğ u gibi söyleyebilen (kimse). aç ı k fikirlilik * Açı k fikirli olma durumu. aç ı k hava * Bulutsuz hava. * Bahçe, park gibi yapı dı ş ı olan yer. aç ı k hava sineması * Yazı n veya iklimi elveriş li yerlerde sürekli olarak çalı ş an, üstü açı k, yanlar ı kapal ı sinema. aç ı k hava tiyatrosu * Yazı n veya iklimi elveriş li yerlerde sürekli olarak çalı ş an, üstü açı k, yanlar ı kapal ı tiyatro. aç ı k hece * Ünlü ile biten hece.

aç ı k hesap * Peş in para veya bono vermeden yap ı lan alı ş veri ş . aç ı k imza * Üzeri boş bı rakı lan bir kâğ ı dı n altı na, dolduracak olana güvenilerek atı lan imza. aç ı k iş letme * Maden yatağ ı nı örten verimsiz topraklar kaldı rı ldı ktan sonra açı k havada yapı lan i ş letme. aç ı k kahverengi * Kahverenginin bir veya birkaç ton açı ğ ı . aç ı k kalp ameliyatı * Kalbin içi açı lmadan önce dolaş ı m sun'î kalp denilen bir ayg ı ta devredildikten sonra yapı lan kalp ameliyat ı . aç ı k kalpli

* Bkz. açı k yürekli. aç ı k kalplilik * Bkz. açı k yüreklilik. aç ı k kapamak * (bütçe) gider fazlası nı para sağ layarak gidermek. aç ı k kapı bı rakmak * gereğ inde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bı rakmak, kesip atmamak. aç ı k kapı politikası * Yabancı malları bir ülkeye serbestçe sokma politikası . aç ı k kapı siyaseti * Açı k kapı politikas ı . aç ı k konuş mak * gerçeğ i çekinmeden söylemek. aç ı k kredi * Bankaları n güvendikleri mü ş terilere rehin, ipotek veya kefil istemeksizin verdikleri borç para. aç ı k liman * Bütün gemilerin formalite yönünden kolayca girip çı kt ı klar ı liman. * Hava ş artları ndan kolayca etkilenen liman. aç ı k maaş ı * Görevinden alı nan birine yasaca tan ı nan, belirli bir süre içinde ödenen aylı k. aç ı k mavi * Mavinin bir ton açı ğ ı . aç ı k mektup * Zarfı yap ı ş tı rı lmamı ş mektup. * Yazı ldı ğ ı kimseye gönderilmeyip bası n yoluyla açı klanan mektup. aç ı k olmak * (o yerde) kendisi her zaman iyi karş ı lanmak. aç ı k ordugâh * Kı rda kurulan ordugâh. aç ı k oturum * Güncel, siyasî, sosyal ve bilimsel konuları n veya sorunları n herkesin izleyebilece ğ i bir biçimde aç ı k olarak tart ı ş ı ldı ğ ı toplantı . aç ı k oy * Verenin adı nı gösteren ve konu ş ulan sorun üzerindeki düş üncesini belli edecek yolda verilen oy.

aç ı k öğ retim * Ders konuları radyo ve televizyon gibi araçlarla yay ı mlanan veya posta ile ilgililere ulaş tı rı lan öğ retim yöntemi. aç ı k önerme *İ çerisinde değ iş ken bulunan ve bu de ğ iş kenin alaca ğ ı değ erle doğ ruluğ u veya yanlı ş lı ğ ı kesinleş en önerme. aç ı k pazar * Gümrük kaydı olmayan, her devletin malı nı serbestçe satabileceğ iş ehir veya ülke. aç ı k pembe * Pembenin bir ton açı ğ ı .

aç ı k poliçe * Eksik bilgileri sonradan tamamlanmak üzere düzenlenen poliçe. aç ı k rejim * Parlâmenter rejim. aç ı k saçı k * Göreneğ e ayk ı rı derecede çı plak veya örtüsüz. aç ı k saçı k konuş mak * cinsî konularla ilgili sözler söylemek. aç ı k sarı * Sarı nı n bir ton açı ğ ı . aç ı k sayı m * Bir seçim sonunda verilen oyları n açı k olarak sayı lmas ı , aleni tadat. aç ı k seçik * Çok açı k, çok belirgin. aç ı k senet * Bkz. açı k bono. aç ı k söylemek * anlaş ı lmamı ş yönünü bı rakmadan anlatmak veya çekinmeden söylemek. aç ı k sözlü * Her ş eyi olduğ u gibi söyleyen, sözünü esirgemeyen. aç ı k sözlülük * Açı k sözlü olma durumu. aç ı kş ehir * Düş man saldı rı sı na karş ı savunma önlemleri alı nmam ı ş , içinde herhangi bir askerî hedef bulunmayan ve bu durumu önceden ilân edilmi ş olan ş ehir. aç ı k taş ı t * Üstü örtülmemiş taş ı t (araba, otomobil vb.). aç ı k teş ekkür * Herhangi birine bası n yoluyla edilen teş ekkür. aç ı k tohumlular * Tohumları kozalak pullar ı üzerinde açı k olarak bulunan çiçekli bitkilerin ayrı ld ı ğ ı iki büyük daldan biri. aç ı k tribün * Açı k havadaki spor müsabakaları nda seyircilerin oturduğ u ve üstü kapalı olmayan bölüm. aç ı k tutmak * bir iş yerinin çal ı ş ı r durumunu sürdürmek. aç ı k vermek * gelir, gideri karş ı lamamak. * gizlenmek istenen bir olayı , bir düş ünceyi veya durumu elde olmayarak ortaya koymak, açı klamak. aç ı k yara aç ı k yeş il * Kapanmamı ş , sürekli iş leyen yara. * Yeş ilin bir ton açı ğ ı .

aç ı k yürekle * özü sözü bir olarak, hiçbir ş ey saklamaksı zı n. aç ı k yürekli * Düş ündüğ ünü olduğ u gibi söyleyen, içi temiz, gizli yönü olmayan (kimse), samimî, aç ı k kalpli. aç ı k yüreklilik * Açı k yürekli olma durumu, samimiyet, açı k kalplilik. aç ı k zaman * Tutkalı n yüzeye sürüldüğ ü an ile pres edilip, s ı kı lmas ı gereken an aras ı nda geçen süre. aç ı kağ ı z aç ı kça * Turpgillerden bir bitki (Hesperis acris). * Gizli bir yönü kalmaksı zı n, kolay anlaş ı lı r bir biçimde.

aç ı kçası * Doğ rusu, açı k olanı , anlaş ı lı r biçimi, gizli kapakl ı olmayan yanı . * Açı k olarak. aç ı kçı aç ı kgöz * Uyanı k davranarak ç ı karı nı sağ layan, imkânlardan kurnazca yararlanmas ı nı bilen. aç ı kgözlük * Açı kgözlülük. aç ı kgözlülük * Açı kgöz olanı n durumu, açı kgöze yakı ş acak davranı ş . aç ı klama * Açı klamak iş i, izah. * Borsada fiyat dalgalanmaları ndan yararlanarak açı ktan para kazanan (kimse).

aç ı klama cümlesi * Bir önceki cümleyle bağ lantı kuran yani, demek ki, öyle ki gibi bağ layı cı larla ba ş layan, söz konusu duygu veya dü ş ünceyi bütünleyen cümle. aç ı klama yapmak * herhangi bir konuyu aydı nlı ğ a kavuş turmak amac ı yla konuş mak veya yazmak. aç ı klamak * Bir konuyla ilgili olarak gerekli bilgileri vermek, izah etmek. * Bir sorunla ilgili olarak aydı nlatı cı bilgi vermek, tavzih etmek. * Bir sözün, bir yazı nı n ne anlatmak istediğ ini belirtmek, yorumlamak. * Açı kça söylemek, ifş a etmek. * Belirtmek, göstermek, açı ğ a vurmak, izhar etmek. aç ı klamalı * Birtakı m aç ı klamalarla anlaş ı lması , öğ renilmesi kolaylaş tı rı lmı ş , izahlı . aç ı klanan * Açı klamalar sonunda ortaya çı kması beklenen kavram. aç ı klanma * Açı klanmak iş i. aç ı klanmak

* Açı klamak iş i yapı lmak, izah edilmek, ifş a edilmek. aç ı klar livası *İ ş i gücü olmayan, boş ta kalan kimse. aç ı klar livası * iş i gücü olmayan, bo ş ta kalan kimse. aç ı klar livası olmak * iş bulamayarak iş siz ve kazançsı z kalmak. aç ı klaş ma * Açı klaş mak durumu almak. aç ı klaş mak * Açı k duruma gelmek. * Rengi açı lmak. aç ı klaş tı rma * Açı klaş tı rmak iş i. aç ı klaş tı rmak * Açı k duruma getirmek. * Rengini açtı rmak. aç ı klatma * Açı klatmak iş i. aç ı klatmak * Açı klaması nı sa ğ lamak. aç ı klayan * Açı klamalar sonucunda elde edilen kavram.

aç ı klayı cı * Bir sorunu gerekli açı klı ğ a kavuş turan. * Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açı klayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk yeni Türkiye'nin kurucusu, daima sayg ı ile an ı lacaktı r" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk ad ı nı n açı klayı cı sı dı r. aç ı klayı ş * Açı klamak iş i veya biçimi. aç ı klı ğ a kavuş turmak * (bir konu veya sorunu) aydı nlatmak, kapal ı lı ktan kurtarmak, anlaş ı lı r duruma getirmek. aç ı klı k * Açı k olma durumu. * Uzaklı k, mesafe. * Örtüsüz, çı plak yer. * Boş ve geniş yer. * Bir yerin uzaklara kadar bakı labilecek ve bakanı n içinde ferahlı k doğ uracak durumda olması . * Gerçeğ i olduğ u gibi yansı tma durumu. * Bir söz veya yazı da maksadı n açı k olması özelliğ i, vuzuh. * Dürbün, fotoğ raf makinesi gibi optik araçlarda ağ ı z çapı ,ı ş ı ğ ı n girebildiğ i delik.

aç ı klı k getirmek (veya kazandı rmak) * (bir konu veya sorunu) anlaş ı lı r duruma getirmek. aç ı klı kölçer * Bir mikroskobun açı klı ğ ı nı ölçmeye yarayan alet. aç ı kta bı rakmak

* iş ve görev vermemek, yersiz yurtsuz bı rakmak veya birkaç kiş iye birlikte sağ lanan bir iyilikten birini yararland ı rmamak. aç ı kta kalmak (veya olmak) * iş ve görev bulamamak, yersiz yurtsuz kalmak veya birkaç kiş inin birlikte eri ş tiğ i bir iyilikten yararlanamamak. aç ı ktan * Bir yerin uzağ ı ndan. * Sı ra ve aş ama gözetilmeden, dı ş ar ı dan atayarak. * Emek ve para harcamadan.

aç ı ktan (para) kazanmak * emek ve sermaye olmadan para kazanmak. aç ı ktan açı ğ a * Belirgin olarak, göz göre göre. aç ı ktan kazanmak * emek ve sermaye koymadan kazanç sağ lamak. aç ı ktan para almak * bir iş veya mal için, kararlaş tı rı lmı ş ücret veya değ er dı ş ı nda para almak. aç ı ktan tayin * Derece ve belli bir sı ra gözetilmeksizin yapı lan atama. aç ı lama aç ı lı m ölçülür. * Açı lma. * Bir yı ld ı zla gök ekvatoru arası ndaki uzaklı k; kuzeye doğ ru olan ı art ı , güneye doğ ru olanı da eksi iş aretiyle *İ leride, içlerinde en uygununun seçilebilmesi için, güç bir sahnenin çeş itli açı lardan çekiminin yapı lması .

aç ı lı p saç ı lmak * (kadı n için) çok aç ı k saçı k giyinmeye baş lamak. * (kadı n için) eskisine göre ölçüsüz davranı ş larda bulunmaya ba ş lamak. aç ı lı ş * Açı lmak iş i veya biçimi. * Yeni bir yapı nı n, yerin veya yeni bir kurulu ş un çalı ş maya ba ş laması , küş at.

aç ı lı ş konuş ması * Herhangi bir toplantı nı n açı lması sı rası nda yapı lan ilk konuş ma. aç ı lı ş töreni * Bir açı lı ş ı kutlamak için yapı lan toplantı , resmiküş at. aç ı lma * Açı lmak iş i. * Bir film çekiminde karanlı kta baş layı p gittikçe ayd ı nlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. * Bir grupta, sı raları n jimnastik alı ş tı rmaları için dağ ı nı k düzene girmesi. * Çatlama. * Açmak iş i yapı lmak veya açmak iş ine konu olmak. * (renk için) Koyuluğ unu yitirmek. * Kendine gelmek, biraz iyileş mek, ferahlamak. * (gemi) Gitmek, uzaklaş mak. * Sı kı lmas ı , çekinmesi, tutukluğ u kalmamak. * (kuruluş lar için) İ lk kez veya yeniden iş e baş lamak.

aç ı lmak

*İ ş ini gereğ inden veya götürebileceğ inden geniş tutmak. * Geniş lemek, bolla ş mak. * Delinmek, yı rtı lmak. * (sis, karanlı k, duman için) Da ğ ı lmak, yo ğ unluğ unu yitirmek. * Gereken güce ulaş mak. * Sı rrı nı , üzüntüsünü, sorunları nı birine söylemek. * (pencere, kapı , yol için) Geçit vermek. * Ayrı ntı ya girmek. * (yüzerken) Kı yı dan uzaklaş mak. aç ı m * Açma, açı lı ş , küş at. aç ı mlama * Açı mlamak iş i, teş rih, ş erh. aç ı mlamak * Bir sorunu veya konuyu ele alı p en ince noktaları na kadar gözden geçirerek anlatmak, ş erh etmek, teş rih etmek. aç ı mlanma * Açı mlanmak iş i. aç ı mlanmak * Açı mlamak iş ine konu olmak. aç ı ndı rma * Açı ndı rmak i ş i. aç ı ndı rmak * Açı nması nı sa ğ lamak. * Bir cismin yüzeyini açarak bir düzlem üzerine yaymak. aç ı nı m * Açı nmak iş i, inkiş af. * Bir cismin yüzeylerinin açı lı p bir düzlem üzerine yayı lmas ı . * Açı nmak iş i. * Geliş mek. * (tohum, hastalı k için) İ çindeki yetenekler uyanarak amacı na varmak, geliş mek, inki ş af etmek. * Açı nsamak iş i, istikş af.

aç ı nma aç ı nmak

aç ı nsama

aç ı nsamak * Bir yerin özelliklerini ortaya çı karmak için araş tı rma ve inceleme yapmak, istikş af etmek. aç ı ortay * Bir açı sal bölgeyi, ölçüleri birbirine e ş it olan iki açı sal bölgeye ayı ran do ğ ru. aç ı ortay düzlemi *İ ki düzlemli bir açı yı iki komş u ve eş it açı ya bölen düzlem. aç ı ölçer aç ı sal * Bkz. iletki. * Açı ile ilgili.

aç ı sal bölge * Açı ile iç bölgesinin birle ş iminden olu ş an düzlem parçası . aç ı sal çap * Ay ve Güneş gibi gök cisimlerinin iki do ğ rusu arası ndaki açı . aç ı sal hı z * Hareket eden bir cismi duran bir noktaya birleş tiren do ğ ru parçası nı n birim zamanda taradı ğ ı açı . aç ı sal ivme * Açı sal hı zı n birim zamanda değ iş en niceliğ i. aç ı sal sapma * Belli bir açı düzeyinde gerçekleş en sapma. aç ı sal uzakl ı k * Gök cisimlerinin (yı ldı z veya gezegen) birbirlerinin karş ı laş ma düzlemine göre uzaklı ğ ı . aç ı sal yol * Hareket eden cismin birim zamanda gözlemciye göre aldı ğ ı yol. aç ı ş * Açmak iş i veya biçimi. * Bir kuruluş u çalı ş maya ba ş latma.

aç ı ş konu ş mas ı * Herhangi bir toplantı yı baş latmak için yapı lan ilk konu ş ma. aç ı t açkı * Bir duvarda açı k bı rakı lmı ş bulunan kap ı , pencere, kemerleme benzeri aç ı klı k. * Bir cismin yüzeyi üzerinde sert bir madde veya bir araç sürterek onu düzleş tirip parlatma, perdah. * Demircilikte delik büyütmekte kullanı lan araç. * Anahtar ve her türlü açma aracı . * Açkı yapan (kimse), perdahçı . * Anahtarcı . * Açkı lamak i ş i.

açkı cı

açkı lama

açkı lamak * Açkı ile parlatmak. açkı lanma * Açkı lanmak i ş i. açkı lanmak * Açkı yapı lmak, perdahlanmak. açkı latma * Açkı latmak i ş i. açkı latmak * Açkı iş i yaptı rmak, perdahlatmak. açkı lı * Açkı yapı lmı ş , perdahlanm ı ş , perdahlı . açkı sı z

* Açkı yapı lmamı ş , perdahlanmam ı ş , perdahsı z. açl ı ğ ı öldürmek * açlı k hissini geçiş tirmek, yatı ş tı rmak. açl ı k * Aç olma durumu. * Kı tlı k. * Yoksulluk. * Aş ı rı istek içinde bulunmak.

açl ı k çekmek * yoksulluk içinde bulunmak. açl ı k grevi * Kendisine veya baş kalar ı na yapı lan bir haks ı zlı ğ ı protesto için bir kimsenin aç durarak gösterdiğ i tepki. açl ı ktan gözü (veya gözleri) kararmak (veya dönmek) * çok acı kmak. açl ı ktan imanı gevremek * çok acı kmak. açl ı ktan nefesi kokmak * yoksulluk içinde bulunmak. açl ı ktan ölmek * dayanı lmaz derecede acı kmak, çok ac ı kmak. açl ı ktan ölmeyecek kadar * (yiyecek, içecek için) pek az (yemek, içmek). * gereğ inden az. açma * Açmak iş i. * Orman içinde ağ aç kesme veya yakma yoluyla tarı ma elveriş li bir duruma getirilen arazi. * Bir çeş it susamsı z, kalı nca yağ lı simit. * Açma yapan veya satan kimse. açmak * Bir ş eyi kapalı durumdan kurtarmak. * Bir ş eyin kapağ ı nı veya örtüsünü kaldı rmak. * Engeli kaldı rmak. * Sarı lmı ş , katlanmı ş , örtülmüş veya iliklenmi ş olan ş eyleri bu durumdan kurtarmak. * Oyarak veya kazarak çukur, delik oluş turmak. * Tı kalı bir ş eyi, bu durumdan kurtarmak. * Çevresini geniş letmek. * Birbirinden uzaklaş tı rmak. * Yarmak. * Düğ ümü veya dola ş mı ş bir ş eyi çözmek. * Bir kuruluş u, bir iş yerini, bir yeri iş ler veya ilk defa kullanı lı r duruma getirmek. * Bir aygı tı , bir düzeni vb.lerini çalı ş ı r duruma getirmek. * Alı ş veriş i baş latmak. * Rengin koyuluğ unu azaltmak. * Yakı ş mak, güzel göstermek. * Ferahlı k vermek. * Bir konu ile ilgili konuş mak. * Savaş la almak, fethetmek. * Avunmak veya danı ş mak için söylemek. * Yapmak, düzenlemek.

açmac ı

* Ayı rmak, tahsis etmek. * Sı kı lganl ı ğ ı nı , utangaçl ı ğ ı nı gidermek. * Görünür duruma getirmek. * (hava için) Bulutları n da ğ ı lması yla gök yüzü aydı nlanmak. * Geçit vermek. *İ çini dökmek. açmal ı k açmaz * Satranç oyununda ş ahı koruyan taş lardan birinin yerinden oynat ı lmamas ı durumu. *İ çinden zor çı kı lı r durum. * (tulûatta) Karş ı sı ndakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolayl ı ğ ı nı veren söz. açmaz halatı * Gemilerin limana bağ lanması ve sahilden esecek rüzgârla r ı htı mdan uzaklaş maması için kı yı ya dikine bağ lanan halat. açmaza düş mek * içinden çı kı lmas ı güç durumda kalmak. açmaza getirmek (veya dü ş ürmek) * düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak. açmazl ı k * Açmaz olma durumu. * Ağ zı pek sı kı olma durumu, ketumiyet. açtı ağ zı nı , yumdu gözünü * öfkelenerek veya kı zarak ağ ı r sözler söyledi. açtı rma * Açtı rmak iş i. * Kiri çı karmak veya eş yay ı iyice temizlemek için kullanı lan her türlü madde.

açtı rma kutuyu, söyletme kötüyü * kötü konuş abilecek birine, bildiklerini açı klama fı rsatı verilmemesi gerektiğ ini öğ ütler. açtı rmak * Açmak iş ini yapt ı rmak. ad * Bir kimseyi, bir ş eyi anlatmaya, tan ı mlamaya, açı klamaya, bildirmeye yarayan söz, isim: Çocuk, kedi, ağ aç, düş ünce, iyilik, Ahmet, Ertu ğ rul birer addı r. * Herkesçe tanı nmı ş veya iş itilmiş olma durumu, ün, nam, ş öhret. * Anı lacak değ er, önem. *İ sim. ad ad almak * Sayma, sayı lma. * kendisine ad verilmek. * ün kazanma.

ad bilimi

* Özel adlar üzerinde duran ve özel adları köken bilgisi, tarihî geliş me, dil ve kültür sorunlar ı aç ı sı ndan inceleyen bilim dal ı . ad cümlesi * Bkz. isim cümlesi.

ad çekilmek * ad çekmek iş i yapı lmak. ad çekilmek * ad çekmek iş i yapı lmak. ad çekimi * Bkz. isim çekimi. ad çekme * Ad çekmek iş i, kur'a. ad çekmek * raslantı ya ve talihe bağ lı bir ay ı rma yapmak için, her birinde birer ad yazı lmı ş kâğ ı tlardan birini çekmek, kur'a çekmek. ad çekmeye girmek * kur'aya tâbi olmak. * oyunun baş langı cı nda, oyuncular arası nda alan seçimi, baş lama at ı ş ı veya karş ı lama hakkı için öncelik sa ğ layan i ş . ad çektirmek * ad çekmek iş ini yaptı rmak. ad değ iş imi * Bkz. mecazimürsel. ad durumu * Bkz. isim hâli. ad gövdesi * Bkz. isim gövdesi. ad koymak * çağ ı rmak veya anmak için bir canl ı ya, bir yere, bir ş eye ad vermek, adlandı rmak, isim koymak, tesmiye etmek. ad kökü * Bkz. isim kökü.

ad takmak * adlandı rmak, ad koymak. ad tamlaması * Bkz. isim tamlaması . ad vermek * ad koymak, adlandı rmak, tesmiye etmek. * bir iş i kimin yaptı ğ ı nı söylemek. ad yapmak * isim yapmak. ada * Her yanı su ile çevrilmiş kara parçası . * Trafiğ e açı k bir yol üzerinde sola dönüş leri sağ layan, sa ğ tarafta veya yol ortası nda yer alan kaldı rı m taş ı yla ayr ı lmı ş alan. * Çevresi yollarla belirlenmiş olan arsa ve böyle bir arsayı kaplayan yap ı lar toplulu ğ u. ada balı ğ ı * Bkz. amber balı ğ ı .

ada çayı * Ballı babagillerden, yurdumuzda çok yetiş en tüylü ve beyazı mtı rak yaprakları olan ı tı rl ı bir bitki (Salvia oflicinalis). * Bu bitkiden yapı lan sı cak içecek. ada gibi gemi * pek büyük (gemi). ada so ğ anı * Zambakgillerden, soğ anı ndan ilâç olarak yararlan ı lan birtakı m maddeler elde edilen çok yı llı k bir bitki (Urginea maritima). ada tav ş anı * Evcil cinsleri de olan tavş ana yakı n bir kemirici memeli (Oryetolagus cuniculus). adab ı mua ş eret * Terbiyeli, ince davranmak için tutulması gereken yollar, davranı ş töresi, davran ı ş bilgisi, topluluk töresi, görgü. adac ı k adac ı lı k * Kavramları n gerçek varlı klar oldu ğ unu kabul eden, kavram gerekli ğ ine karş ı t olarak, tümel kavramlar ı n yaln ı zca nesnelerin adları olduğ unu ileri süren görü ş , nominalizm. adagio * Yavaş , ağ ı r olarak. * Bu biçimde çalı nan beste. adak * Adamak iş i veya adanı lan ş ey, nezir. adak adamak * bir dileğ in gerçekleş mesi amacı yla kurban kesip yoksullara dağ ı tmak veya kutsal bir güce yönelik bir niyette bulunmak. adaklama * Adaklamak durumu. * Küçük ada.

adaklamak * Küçük çocuk yürümeye baş lamak. adaklanma * Adaklanmak iş i veya durumu. adaklanmak * Niş anl ı duruma gelmek, niş anlanmak. adaklı * Adağ ı olan, adak adamı ş olan. * Niş anl ı , yavuklu, sözlü. * Adak olarak ayrı lmı ş (hayvan). * Adak adanan yer. * Adağ ı olmayan, adak adamamı ş olan. * Niş anl ı olmayan.

adaklı k

adaks ı z

adale

* Kas. adaleli * Kaslı , kasları sı kı , geliş miş . adalesiz adalet * Kassı z. * Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, do ğ ruluk, türe. * Bu iş i uygulayan, yerine getiren devlet kuruluş ları . * Herkese kendine uygun düş eni, kendi hakk ı olanı verme.

adalet da ğ ı tmak * kanunları n sayd ı ğ ı haklar ı sahiplerine vermek, tanı nmak. adalet divan ı * Devletler arası ndaki birtakı m hukuk anla ş mazlı klar ı na bakan ve merkezi La Haye'de bulunan uluslar arası mahkeme. adalet kapı sı * Hak ve hukukun aranması için ba ş vurulan merci, mahkeme. adalet mahkemesi * Bkz. adliye mahkemesi. adalet örgütü * Adliye teş kilât ı . adalet saray ı * Mahkemelerin bulunduğ u büyük yapı . adalete teslim etmek * sanı ğ ı , adalet iş leriyle uğ raş an kuruluş a götürmek. adalete teslim olmak * sanı k, adalet iş leriyle uğ raş an kuruluş a gidip hakk ı nda gerekli iş lemin yap ı lması nı istemek. adaletine s ı ğ ı nmak * (birinden) anlayı ş , hoş görü, yak ı nlı k beklemek. adaletli * Adalete uygun düş en veya adaletli olan, adil.

adaletlilik * Adaletli olma durumu. adaletsiz * Adalete aykı rı düş en veya adaleti olmayan.

adaletsizlik * Adalete aykı rı davranı ş . adal ı adalî * Ada halkı ndan olan (kimse). * Kas niteliğ inde olan; kasla ilgili olan, kas ı l. * Kasları iyi geliş miş , adaleli, kaslı . *İ nsan.

adam

* Erkek kiş i. *İ yi yetiş miş , değ erli kimse. * Birinin yanı nda ve iş inde bulunan kimse. * Birinin yararlandı ğ ı , kullandı ğ ı kimse. * Birinin sözünü dinleyen, nazı nı çeken kimse, kayı rı cı . *İ yi huylu, güvenilir kimse. * (belirsizlik zamiri yerine), Herkes, kim olursa olsun. * Görevli kimse. * (isim tamlamaları nda) Bir alanda derin bilgisi olan veya bir alanı benimseyen. * Eş , koca. adam adama (savunma) * futbolda, basketbolda karş ı takı m oyuncusunu kollama, rahat hareket etmesini, sayı yapması nı engelleme. adam akı llı * Bkz. adamakı ll ı . adam almamak * son derece kalabalı k olmak. adam azmanı * Çok iri yapı lı kimse. adam ba ş ı na * her kiş iye, her birine. adam be ğ enmemek * herkesi değ ersiz görmek. adam boyu * Yaklaş ı k olarak normal bir adam boyunda. *İ nsan boyunca. adam de ğ ilim * herhangi bir durumun gerçekleş memesi hâlinde, kendisinin insan say ı lamayaca ğ ı anlamı nda kullanı lan ant, göz da ğ ı sözü. adam etmek * eğ itmek, yetiş tirmek, topluma yararlı duruma getirmek. * bir yeri düzene sokmak veya bir ş eyi i ş e yarar duruma getirmek. adam evlâd ı *İ yi bir ailenin iyi yetiş miş çocu ğ u. adam gibi * terbiyeli, akı llı uslu. * adamlı ğ a, insanl ı ğ a yara ş ı r yolda. * iyice. adam hesab ı na koymak * birine değ er vermek, saygı göstermek. adam içine çı kmak * topluluğ a kar ı ş mak, değ erli insanları n bulunduğ u yerlere gitmek, e ş e dosta gitmek. adam içine karı ş mak * değ erli bir topluluğ a girmek, kendisine değ er verilir olmak. adam kı tlı ğ ı nda (veya yokluğ unda) * iş e yarar kimselerin bulunmad ı ğ ı durumda. adam kullanmak

* iyi çalı ş tı rması nı bilmek. adam olmak * geliş mek, büyümek, ş iş manlamak. * iyi yetiş mek, iyi bir duruma gelmek. adam sarrafı *İ nsanlar ı n karakterini çabuk anlayacak duruma gelmiş kimse, insan sarraf ı . adam sen de! (veya yalnı z adam) * bir iş in önemsenmediğ ini anlatmak için söylenir. adam sı rası na geçmek (veya girmek) * daha önce toplumda önemli bir yeri veya özel bir de ğ eri yokken artı k kendisine önem ve de ğ er verilmek. adam yerine koymak * adamdan saymak, varlı ğ ı nı kabul etmek. adama * Adamak iş i. adama dönmek (veya benzemek) * düzelmek. adamak * Bir dileğ in gerçekleş mesi amacı yla kurban kesip yoksullara dağ ı tmak veya kutsal bir güce yönelik bir niyette bulunmak, nezretmek. * Kutsal saydı ğ ı bir ş ey uğ runa kendini feda etmek, ant niteliğ inde söz vermek. * Ayı rmak. adamak ı ll ı * Gereğ inden çok, iyice. adamakla mal tükenmez * büyük vaatlerde bulunanlar için alay yollu söylenir. adamca *İ nsana yaraş ı r biçimde. *İ nsan sayı sı olarak.

adamcağ ı z * Kendisine karş ı sevgi veya acı ma duyulan adam. adamcası na * Adamca. adamcı k * Yerilen, küçümsenen; acı nan (kimse). adamcı l *İ nsandan ürkmeyen, insana al ı ş mı ş olan, insana sokulan, sı cakkanlı , munis.

adamcı llı k * Adamcı l olma durumu. adamdan saymak * bir kimseye değ eri olmadı ğ ı hâlde değ er vermek, saygı duymak. adamı * (bir iş i) ustalı kla yapan. adamı n adı çı kacağ ı na canı çı ks ı n

* Bkz. insanı n adı çı kacağ ı na canı çı ksı n. adamı n alacası içinde, hayvanı n alacası dı ş ı nda * Bkz. insanı n alacası içinde, hayvanı n alacası dı ş ı nda. adamı n iyisi al ı ş veriş te (veya i ş baş ı nda) belli olur * bir kiş iyi iyi bir insan olarak de ğ erlendirebilmek için al ı ş veri ş te veya i ş baş ı nda ahlâk dı ş ı davranı ş larda bulunmamas ı gerekir. adamı na çatmak * Bkz. tam adamı na çatmak. adamı na dü ş mek * (yapı lacak bir iş ) güzel bir rastlantı sonunda anlayanı na, uzmanı na verilmiş olmak. adamı na göre * kiş iler arası nda ayrı calı k gözeterek. * herkesin yeteneğ ine uygun olarak. adamı nı bulmak * Bkz. tam adamı nı bulmak (veya adamı na dü ş mek). adamkökü * Bkz. adamotu. adamlı k *İ nsana yakı ş acak durum, tutum ve davran ı ş . * Yabanlı k.

adamlı k sende kalsı n * iyilik bilmese de sen yine iyilik et. * bu iş i nası l olsa sana yaptı racaklar, bari kendiliğ inden yap da onurunu koru. adamotu adams ı z * Patlı cangillerden, geniş yapraklı , kötü kokulu bir bitki, kankurutan, adamkökü (Mandragora autumnalis). * Yardı mcı sı z, hizmetçisiz. * Erkeksiz, kocası z.

adams ı zl ı k * Adamsı z olma durumu. a'dan z'ye kadar * baş tan a ş ağ ı , bütünüyle. Adana kebab ı * Kı ymas ı na bolca acı biber katı larak haz ı rlanan ş iş köfte. adanma adanmak adap * Adanmak iş i. * Adamak i ş ine konu olmak. * Töre. * Yol yordam, yol yöntem.

adap erkân * Yol yöntem.

adaptasyon * Uyarlama. * Bir eseri çevrildiğ i dilin, konuş uldu ğ u toplumun yaş ayı ş ı na, inançlar ı na uyarlama. * Uyma. adapte * Uyarlanmı ş .

adapte etmek * uyarlamak. adapte olmak * uymak. adaptör * Bir âletin çapları birbirinden farklı olan parçaları ndan birini ötekine geçirebilmek için yararlanı lan bağ lay ı cı . ada ş ada ş lı k adatepe * Adları aynı olanlardan her biri. * Adaş olma, ayn ı ad ı taş ı ma durumu.

* Genellikle tropikal bölgelerde görülen ve çevresindeki alçak alanlar üzerinde dik yamaçlarla bir ada gibi yükselen, aş ı nı mdan dolayı ortaya ç ı kmı ş tepe. adatma adatmak * Adamak iş ini yapt ı rmak. adavet aday * Düş manlı k, ya ğ ı lı k. * Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya baş kalar ı tarafı ndan ileri sürülen kimse. * Bir iş için yetiş tirilmekte olan kimse, namzet. * Adatmak iş ini yaptı rmak.

aday aday ı * Herhangi bir iş i yapmak, bir görevi yüklenmek için adayl ı k aş aması nı kazanmak amac ı yla baş vuran kimse. * Milletvekili ve senatör seçimlerinde, partinin adayı olmak için, partisinde yapı lan ön seçimlere adaylı ğ ı nı koyan kimse. aday göstermek * bir iş veya bir görev için birini aday olarak belirlemek: Anayasa. aday olmak * herhangi bir iş e alı nmak veya seçilmek için istekli olmak. adayavrusu *İ ki veya üç çifte kürekli küçük balı kçı teknesi. adayl ı ğ ı nı koymak * bir iş veya göreve seçilmek için kendini ileri sürmek. adayl ı k * Herhangi bir iş , bir görev için kendini ileri sürme veya baş kaları tarafı ndan ileri sürülme, namzetlik. * Bir görevde yetiş tirilme.

adc ı

* Adcı lı k öğ retisiyle ilgili olan. * Bu öğ retiye bağ lı kimse. adc ı lı k * Kavramları n gerçek varlı klar oldu ğ unu kabul eden, kavram gerçekliğ ine kar ş ı t olarak, tümel kavramlar ı n yaln ı zca nesnelerin adlar ı olduğ unu ileri süren görü ş , isimcilik, nominalizm. addan türeme fiil * Bkz. isimden türeme fiil. addedilme * Addedilmek iş i. addedilmek * Sayı lmak. addetme * Addetmek iş i.

addetmek * Saymak. addolunma * Addolunmak i ş i veya durumu. addolunmak * Sayı lmak. adedî adem * Adetçe, sayı ca. * Yokluk, hiçlik, ölüm. * Osmanlı ca sözlerle birleş erek "-siz, -lik" anlamı nda kullanı lı r. * Dinî inançlara göre ilk yaratı lan insan ve ilk peygamber. *İ nsan, insanoğ lu, adam. *İ nsanda bulunması gereken olumlu özelliklere sahip olan.

Âdem

Âdem baba *İ nsanlı ğ ı n babas ı , Hz. Âdem. * Hapishanede çevresindeki mahkûmları haraca ba ğ layan kimse. * Afyonkeş . Âdem elması * Gı rtlak çı kı ntı sı . Âdem evlâd ı * Bkz. âdemoğ lu. Âdemci * Âdemcilik yanlı sı olan kimse.

Âdemcilik * XX. yüzyı lı n baş ı nda simgeciliğ e karş ı bir tepki olarak Rusya'da ortaya ç ı kan bir edebiyat akı mı . ademimerkeziyet * Yerinden yönetim. ademimerkeziyetçi * Yerinden yönetimci.

ademimerkeziyetçilik * Yerinden yönetimcilik. ademiyet âdemiyet * Yokluk. *İ nsanlı k. * Doğ ru dürüst insana yakı ş ı r durum, adamlı k.

âdemoğ lu *İ nsan denilen yarat ı kları n hepsi. âdemotu * Bkz. adamotu. adenit adese * Lenf düğ ümleri iltihabı . * Mercek. * Kovucuk. * Görüş derecesi, inceliğ i. * Sayı . * Herhangi bir sayı da olan ( ş ey), tane. * Bir kimsenin yapmaya alı ş mı ş oldu ğ uş ey, al ı ş kı . * Topluluk içinde eskiden beri uyulan kural, töre. * Ay baş ı .

adet

âdet

âdet edinmek * bir ş eyi al ı ş kanlı k ve huy durumuna getirmek. âdet görmek * (kadı n) ay ba ş ı olmak. âdet olmak * öteden beri yapı lı r olmak. * bir ş ey gelenek durumuna gelmiş olmak. âdet yerini bulsun diye * gerekli görüldüğ ü için değ il, yalnı z alı ş ı lmı ş oldu ğ u için. âdeta * Bayağ ı , basbayağ ı , hemen hemen, sanki. * Bayağ ı yürüyü ş le. * Sayı bakı mı ndan, sayı ca.

adetçe

adetimürettep * Bkz. tam sayı . adezyon kuvveti * Yan yana duran veya sürtünen iki cismin molekülleri arası ndaki çekiş kuvveti. adı (veya ismi) gibi bilmek * çok iyi bilmek.

adı batası (veya adı batası ca) * "yok olası " anlamı nda bir ilenme. adı batmak * (sevilmeyen bir ş ey veya kimse için) unutulmak, adı anı lmaz olmak, art ı k sözü edilmemek. adı belirsiz * ünü olmayan, tanı nmayan, kim ve ne oldu ğ u bilinmeyen. adı bile okunmamak * birine hiç önem verilmemek. adı çı kmak * kötü bir ün kazanmak. * hakkı olmayan bir ün kazanma. adı çı kmı ş dokuza, inmez sekize * birinin bir kere adı çı kt ı ktan sonra onun hakkı ndaki yayg ı n inanç artı k kolay kolay düzelemez. adı deliye çı kmak * deli olmadı ğ ı hâlde deli olarak tan ı nmak. adı duyulmak * tanı nmak, ünlenmek. adı geçmek * anı lmak, söz konusu olmak, ismi geçmek. * adı yaz ı lmak. adı kaldı rı lmak * anı lmaz olmak, silinip gitmek. adı kalmak * bir kimse veya bir ş ey ortadan çekildikten, öldükten sonra dillerde yalnı z adı dolaş mak. adı karı ş mak * (kötü) bir iş le birinin ilgisi bulundu ğ u söylenilmek. adı kötüye ç ı kmak * ünü kötü olarak yayı lmak. adı olmak * gereksiz, yersiz ünü olmak. adı sanı * bir kimsenin kimliğ i. adı üstünde * adı ndan belli olduğ u gibi. adı var * yaş amayan, yaln ı zca hayalde var olan.

adı verilmek * ad takı lmak. adı l adı m * Zamir. * Yürümek için yapı lan ayak at ı ş ları nı n her biri.

* Bir adı mda al ı nan yol (bu uzunluk 75 cm sayı lı r). * Giriş im, hamle. * Bir gösterge ucunun eş olarak ayr ı lmı ş yaylardan biri boyunca aldı ğ ı yol. * Ayakta temel duruş tan, bir ayağ ı n türlü yönlerde iki ayak boyu kadar ara ile yer de ğ iş tirmesi. * Teknolojide iki diş li arası ndaki aral ı k. adı m adı m * Ağ ı r ağ ı r, yavaş yavaş . adı m adı m gezmek * her yerini dolaş ı p görmek. adı m adı m izlemek * arkası ndan izlemek. * gizlice takip etmek. adı m atmak * yürümek için ayağ ı nı öne doğ ru uzatı p basmak. * bir iş e ilk kez giriş mek. adı m atmamak * gitmemek, uğ ramamak, aramamak. adı m baş ı * Birbirine yakı n yerlerde, s ı k sı k. adı mı nı attı rmamak * bir yere girmesine engel olmak. adı mı nı geri almak * baş lad ı ğ ı bir i ş ten geri dönmek. adı mlama * Adı mlamak i ş i. adı mlamak * Adı mla ölçmek. * Bir yerde ileriye geriye doğ ru giderek dolaş mak. adı mları nı açmak * yürürken hı zlanmak. adı mları nı seyrekle ş tirmek * hı zlı yürürken adı mları nı yavaş latmak. adı mları nı sı klaş tı rmak * daha küçük ve çabuk adı mlar atarak h ı zl ı yurümek, ivmek, acele etmek. adı mlı k * Adı m uzunlu ğ unda olan. * Bir yerin çok uzak olmadı ğ ı nı belirtmek için kullanı lı r.

adı msayar * Yürüme sı rası nda gerçek sonuçlara varabilmek için geçilen yerin uzunluğ unu anlayabilmek amacı yla aya ğ a tak ı lan alet, pedometre. adı na *oş eyin veya o kimsenin yerinde olarak, namı na, onun hesabı na.

adı nı ağ zı na almamak * dargı nlı k, kı rgı nlı k, kı zgı nlı k gibi bir sebeple bir kimseden hiç söz etmemek.

adı nı almak * ad takı lmak, ad verilmek. adı nı anmak (veya anmamak) * birinden söz etmek (veya etmemek). adı nı bağ ı ş lamak * bir baş kası ndan adı nı söylemesini istemek. adı nı bozmak * andı na uymamak, andı na ayk ı rı davranmak. adı nı kirletmek (veya lekelemek) * adı nı n kötüye çı kması na yol açmak. adı nı koymak * karş ı lı ğ ı nı veya fiyatı nı kararlaş tı rmak. adı nı taş ı mak * birinin adı yla anı lmak, sahip oldu ğ u ad ı n sorumlulu ğ unu yüklenmi ş olmak. adı nı vermek * birinin adı nı bildirmek. * biri tarafı ndan sal ı k verildiğ ini söylemek. adı yla sanı yla * bilinen ün ve niteliğ iyle. adî * Sı radan, hiçbir özelliğ i olmayan. * Aş ağ ı lı k, bayağ ı , alçak. * Adı mda uygunluk, beraberlik gerektirmeyen ve grup olarak yap ı lan bir tür yürüyü ş .

adî adı m

adî defter * Bir iş letmenin veya ticarethanenin yaptı ğ ı iş lemlerinin muhasebe kay ı tlar ı nı n geçirildiğ i ticarî defter. adî kesir * Bayağ ı kesir. adî suçlu adil * Basit suçları iş leyen kimse. * Adaletle iş gören, adaletten, haktan ayrı lmayan, hakkı yerine getiren, adaletli. * Hakka uygun, haklı . * Adalete uygun olarak, hakça. * Adîleş mek durumu.

adilâne adîleş me

adîleş mek * Adî bir duruma girmek, bayağ ı la ş mak. adîleş tirme * Adîleş tirmek iş i. adîleş tirmek * Adîleş mesine yol açmak.

adîlik adisyon

* Bayağ ı lı k, dü ş üklük, aş ağ ı lı k. * (lokanta, otel gibi yerlerde) Hesap.

adland ı rı lma * Adlandı rı lmak iş i. adland ı rı lmak * Ad vermek iş i yapı lmak. adland ı rma * Adlandı rmak i ş i. adland ı rmak * Bir kimseyi veya bir ş eyi kullanarak belli etmek, ad vermek, ad koymak, tesmiye etmek. * Ad koyma, ad vermeyi sağ lamak, tesmiye etmek. adlanma * Adlanmak iş i.

adlanmak * Kendisine ad verilmek. * Kötü ün kazanmak. adla ş ma adla ş mak * Ad durumuna gelmek. adla ş tı rma * Adlaş tı rmak i ş i. adla ş tı rmak * Ad durumuna getirmek. adl ı * Adı olan. * Ünlü. * Adlaş mak durumu.

adl ı adı yla * herkesin bilip tanı dı ğ ı biçimde. adl ı sanlı * Ünlü. adlî * Adaletle ilgili.

adlî makam * Adalet iş lerinin görüldüğ ü ve sonuca bağ land ı ğ ı kamuya ait yönetim yeri. adlî merci * Adaletle ilgili sorunları n çözümü için ba ş vurulan resmî daireler. adlî polis * Adliye içerisinde güvenliğ i sağ lay ı p adlî iş lere yard ı mcı olan kolluk gücü. adlî sicil

* Bir kimsenin mahkûmiyetinin olup olmadı ğ ı nı n anlaş ı lması için konulmuş olan kayı t yöntemi. adlî tabip * Adlî tı pta görevli doktor. adlî tatil * Her yı l 20 Temmuz ile 5 Eylül tarihleri arası nda, kanunda yazı lı durumları n dı ş ı nda, hiçbir adlî iş lemin yap ı lmadı ğ ı süre. adlî tı p adlî y ı l * Tı bbı n adalete yard ı m eden kolu; adaletin bu iş le uğ raş an kuruluş u. * Mahkemelerin bir yı l içindeki çalı ş ma süresi.

adlî zab ı ta * Bir suç sonrası sanı ğ ı ve suç delillerini adlî yetkililere sunan kolluk kuvveti. adliye * Hukuk ve adalet iş lerini gören devlet kurulu ş lar ı . * Hukuk ve âdalet iş lerinin görüldüğ ü resmî yapı . adliye encümeni * Adalet komisyonu. adliye mahkemesi * Anayasa mahkemesi, genel mahkemeler, askerî ve idarî mahkemeler dı ş ı nda kalan ve denetim mahkemesi olan Yarg ı tay ile hüküm mahkemeleri. adliye nezareti * Osmanlı İ mparatorluğ unda adliye teş kilâtı nı n ba ğ lı olduğ u en üst makam. adliye te ş kilâtı * Yargı organları ve bu organlar ı n birbirleriyle olan iliş kilerini, derecelerini, görev ve yetkilerini düzenleyen ve yürüten mekanizman ı n bütünü. adliye vekâleti * Adalet bakanlı ğ ı . adliyeci adrenalin * Böbrek üstü bezlerinin etkili bir maddesi; hekimlikte damarları daraltma, bronş ları açma, kanamaları kesme gibi amaçlarla kullan ı lı r. adres * Bir kimsenin arandı ğ ı nda bulunabileceğ i yer, oturdu ğ u yer. * Gönderilen ş eyin üzerine, alı cı nı n ad ı nı ve bulundu ğ u yeri bildirmek için yazı lan yazı . adres bı rakmak (göstermek veya vermek) * arandı ğ ı nda bulunabileceğ i, oturduğ u yeri bildirmek. adres defteri * Kiş ilerin kendilerine lâzı m olan adresleri topladı kları defter. adres kartı * Adres defteri. adres kitabı * Genellikle belli bir iş veya meslekte olanları n iş ve ev adreslerini toplu olarak gösteren kitap. * Adliye kuruluş unda meslek görevlisi.

adres makinesi * Posta gönderilerinin üzerine kâğ ı t, plâstik veya madenden, adres basan alet. adres rehberi * Adres defteri. adsı z * Adı olmayan, isimsiz. * Türklerde, ailesinden ayrı ldı ğ ı için art ı k onun adı nı taş ı mak, onun adı ile an ı lmak hakkı nı yitirmiş olan ve ancak bir yararlı k gösterince ad kazanabilen delikanlı . adsı z parmak * Orta parmak ve serçe parmak arası ndaki parmak, yüzük parmağ ı . aerobik * Hı zl ı müzik temposu eş liğ inde yapı lan, vücudun çevikliğ ine ve hareketliliğ ine dayanan bir tür jimnastik. aerobik solunum * Hücrede yalnı z moleküler oksijenin kullan ı ldı ğ ı bir solunum ş ekli. aerodinamik * Hareket hâlinde olan bir cisim üzerinde havanı n yarattı ğ ı etkiyi inceleyen bilim. * Aerodinamik bilim alanı yla ilgili. * Fizik biliminin gazları n hareketini inceleyen dalı . af * Bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağ ı ş lama. * Mazur görme veya görülme. * (görevden) çı karı lma.

af buyurun! * "affedersiniz" veya "affı nı zı rica ederim" anlamı nda bir söz. af çı karı lmak * bir suçun bağ ı ş lanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çı karmak. af dilemek * bağ ı ş lanması nı istemek. af kapsamı na alı nmak * af kanununa girmek. afacan * Zeki ve yaramaz (çocuk). afacanlaş ma * Afacanlaş mak iş i. afacanlaş mak * Yaramazlaş mak, yaramaz, ele avuca sı ğ maz duruma gelmek. afacanlı k * Afacan olma durumu, yaramazlı k. afak * Ufuklar, dört bir taraf. afakan afakî * Bkz. hafakan. * Belli bir konu üzerine olmayan (konuş ma), dereden tepeden.

* Nesnel, objektif. afakîlik * Bkz. objektiflik. afal afal afallama *Ş aş kı n bir biçimde. * Afallamak iş i.

afallamak *Ş aş kı nlı ktan sersemleş mek. afallaş ma * Afallaş mak iş i. afallaş mak *Ş aş kı nlı k içinde kalmak, ş aş ı rı p bir ş ey yapamaz olmak. afallaş tı rma * Afallaş tı rmak i ş i. afallaş tı rmak *Ş aş kı nlı k içinde bı rakmak, birini ş aş ı rı p bir ş ey yapamaz duruma sokmak. afallatma * Afallatmak iş i. afallatmak *Ş aş kı nlı ğ a dü ş ürerek sersemleş tirmek. afat afazi aferin * Okş ama, alkı ş lama, beğ enme gibi duyguları belirtmek için söylenir, bravo. * Eskiden öğ rencilere verilen beğ enme ve takdir kâ ğ ı dı . aferin almak * değ erli görülüp be ğ enilmek. aferist afet * Vurguncu, dalavereci, çı karı nı bilen, ç ı karc ı . * Doğ anı n sebep oldu ğ u yı kı m. * Kı ran. * Çok kötü. * Güzelliğ i ile insanı ş aş kı na çeviren, akl ı nı baş ı ndan alan kadı n. * Hastalı klar ı n dokularda yaptı ğ ı bozukluk. * Afete uğ ramı ş , afet görmüş . * Afetler, belâlar, kı ranlar. * Bkz. söz yitimi.

afetzede

affa uğ ramak * bağ ı ş lanmak, affedilmek. affedersin veya affedersiniz

* özür dilemek için söylenir. * karş ı çı kmak için söylenir. affedilme * Bağ ı ş lanma. affedilmek * Bağ ı ş lanmak. affetme affetmek * Bağ ı ş lama. * Bağ ı ş lamak. * Hoş görü ile karş ı lamak, mazur görmek. * Görev veya iş ten çı karmak.

affetmemek * bağ ı ş lamamak, hoş görmemek. affetmi ş sin * "hiç de öyle değ il", yan ı lı yorsun" anlamı nda kullanı lı r. affettirme * Affettirmek iş i. affettirmek * Bağ ı ş lanması nı sa ğ lamak. affettuoso * Bir parçanı n yumuş ak ve duygulu bir biçimde çalı nacağ ı nı anlatı r. affeyleme * Affeylemek iş i. affeylemek * Affetmek. aff ı nı dilemek (veya istemek) * bir iş veya görevi yerine getiremeyeceğ ini nezaketle bildirmek. aff ı nı za s ı ğ ı narak * "bağ ı ş layacağ ı nı za güvenerek" anlamı nda bir nezaket sözü. affolunma * Affolunmak iş i. affolunmak * Bağ ı ş lanmak, affedilmek. Afgan * Afganistan halkı ndan veya bu halkı n soyundan olan kimse. * Afganistan'a ve Afganistan halkı na özgü olan. Afganlı * Afgan. afi * Gösteriş , çalı m, caka.

afi kesmek (satmak veya yapmak) * birine karş ı gösteriş yapmak, kabadayı lı k etmek.

afif afife afili afis

*İ ffetli. * Namuslu, iffetli, saygı değ er (kad ı n). * Gösteriş li, çalı mlı . * Gümüş balı ğ ı nı n küçüğ ü.

afi ş

* Bir ş eyi duyurmak, tanı tmak için haz ı rlanan, çoğ u resimli duvar ilân ı .

afi ş asmak * duvarlara ilân yapı ş tı rmak. afi ş yutmak * yalana dolana kanmak. afi ş çi * Afiş yapan sanatçı . afi ş çilik afi ş e * Afiş yapma sanatı . * Açı ğ a çı km ı ş , duyulmuş .

afi ş e etmek * açı ğ a vurmak, belirtmek, duyurmak, dile düş ürmek, reklâm etmek. afi ş e olmak * (bir kimse) bilinmeyen bir yönüyle tanı nmak. afi ş leme * Afiş asma iş i, afiş lemek iş i.

afi ş lemek * Afiş ası p duyurmak. * Nitelemek, göstermek. afi ş te kalmak * (oyun için) ilgi görerek günlerce oynanmak. afiyet * Hasta olmama durumu, sağ lı k, esenlik.

afiyet bulmak * iyileş mek, sağ lı ğ ı nı kazanmak. afiyet olsun * bir ş ey yiyip içenlere "yarası n" anlamı nda söylenen iyi dilek sözü. afiyet ş eker olsun * "yarası n, ağ ı z tadı yla yensin'" anlamı nda söylenir. afiyet üzere olmak * sağ lı klı , rahat yaş amak.

afiyetle afoni aforizm

* ağ ı z tad ı yla, keyifle. * Bkz. Ses yitimi. * Özlü söz, özdeyiş .

aforoz

* Hristiyanlı kta kilise taraf ı ndan verilen "cemaatten kovma" cezas ı .

aforoz etmek * kilise birliğ inden çı karmak. * darı lı p biriyle konuş mamak, yakı nı olmaktan ç ı karmak, ilgiyi kesip uzaklaş tı rmak, ad ı nı duymak bile istememek. aforozlama * Aforozlamak iş i. aforozlamak * Aforoz etmek, kovmak. aforozlu afra tafra * Çalı m. * Çalı mlı . afralı tafralı * Çalı mlı . Afrika çekirgesi * Değ iş ik boyda ve renkte genellikle kuzey Afrika'da ekilmemiş arazilerde rastlanan zararsı z bir çekirge (Locusta migratona). Afrika domuzu * Çift parmaklı lardan, kal ı n derili, Afrika'da yaş ayan ve yaban domuzuna benzer bir hayvan (Phacochoerus aethiopicus). Afrika menek ş esi *İ ki çeneklilerden, tüylü yaprakl ı , mor, pembe, beyaz renkli çiçekleri olan, evlerde saksı da yetiş tirilen çok yı llı k bir süs bitkisi (Saintpaulia ionantha). Afrikal ı * Afrika kökenli olan kimse. * Afrikalı oyuncu. Afrikal ı lı k * Afrikalı olma. afsun afsuncu * Büyü, füsun. * Büyücü, üfürükçü. * Aforoz edilmiş , kovulmuş , uzaklaş tı rı lmı ş .

afsunculuk * Afsuncunun yaptı ğ ı iş . afsunlama

* Afsunlamak iş i. afsunlamak * Büyülemek. afsunlanma * Afsunlanmak i ş i. afsunlanmak * Büyülenmek. afsunlu Afş ar * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. aft aftos * Pamukçuk. * Oynaş , metres. * Büyülü, sihirli, füsunkâr.

afur tafur * Çalı m. afur tafura gelmemek * çalı m satmadan ho ş lanmamak; böyle bir davran ı ş a karş ı tepki göstermek. afyon * Olgunlaş mamı ş haş haş kapsüllerine yapı lan çizintilerden s ı zan, sonradan katı laş an süt; içinde morfin ve kodein gibi çok uyuş turucu maddeler bulunan, güçlü bir zehir olmakla birlikte, hekimlikte kullanı lan değ erli bir ilâç. afyon çekmek * keyif için afyon yutmak. afyon ruhu * Yatı ş tı rı cı olarak kullanı lan afyon tentürü. afyonke ş * Keyif için afyon yutan veya çeken (kimse), afyon tiryakisi. afyonke ş lik * Afyon çekmeye düş künlük. afyonlama * Afyonlamak iş i. afyonlamak * Afyon vererek uyuş turmak, uyutmak. * Telkin yoluyla doğ ru düş ünmeyi önleyerek zararlı bir yola sürüklemek. afyonlanma * Afyonlanmak iş i. afyonlanmak * Afyonlamak iş i yapı lmak. afyonlu *İ çinde afyon bulunan. * Afyon yutmuş . * Dalgı n, uyuş muş , uyuş uk (kimse).

afyonu baş ı na vurmak * aş ı rı davranı ş larda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptı ğ ı nı bilememek. afyonunu patlatmak * kendi keyfine dalmı ş olan birini öfkelendirmek. Ag aga * Ağ a. agâh * Bilir, bilgili, haberli, uyanı k. * Gümüş 'ün kı saltmas ı .

agâh olmak * bilgi edinmiş olmak. agami aganta emir. agaragar * Deniz yosunları ndan çı karı lan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanı lan bir tür jelâtin, jeloz. agel * Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağ lad ı kları , yünden örülmüş kalı n çember bağ . agitato * Bir parçanı n canlı ve coş kulu çalı naca ğ ı nı anlat ı r. * Yı sa veya lâçka edilmekte olan bir halatı n ve zincirin kı sa bir süre elde tutulup bı rakı lmamas ı için verilen * Güney Amerika'da yaş ayan, mavi ve yeş il metalik yans ı malı bir kuş .

aglütinasyon * Kümeleş im. aglütinin agnosi * Tanı sı zlı k. agnostik * Bilinemezci. * Bilinemezcilikle ilgili. * Serumda meydana gelen antikor.

agnostisizm * Bilinemezcilik. agnozi * Duyularda herhangi bir bozukluk olmamas ı na rağ men sı nav sisteminin belirli bir yerindeki doku bozuklu ğ undan ileri gelen algı kaybı veya yokluğ u. Agop'un kaz ı gibi bakmak * aptal aptal bakmak. agora * Yunan klâsik devrinde, sitenin yönetim, politika ve ticaret iş lerini konuş mak için halkı n topland ı ğ ı alan, halk meydanı .

agorafobi * Bkz. alan korkusu. agraf agrafi * Kanca, kopça. * Bkz. yazma yitimi.

agrandisman * Büyültme. agrandisör * (fotoğ rafçı lı kta) Büyülteç. agreje agreman agu * Süt çocukları nı n neş elendikleri zaman ç ı kardı klar ı ses. agu bebek * Büyüdüğ ü hâlde bebekliğ e özenen çocuklara alay yollu söylenir. agucuk * Süt çocu ğ u. * Süt çocuğ unu sevmek için söylenir. * Agulamak iş i. * Yeni doğ muş bebeklerin çı kardı ğ ı ses. * (yabancı ülkelerde) Doçent olmak için sı nav vermi ş kimse, doçent. * Bir elçinin bir ülkeye atanması ndan önce o ülkeden istenen uygun görme yazı sı .

agulama

agulamak * (bebek) Agu agu diye ses çı karmak. agu ş ağ *İ plik, sicim, tel gibi ince ş eylerden kafes biçiminde yapı lmı ş örgü. * Örümcek gibi birtakı m hayvanları n salgı ları yla oluş turdukları örgü. * Ülke yüzeyine yaygı nla ş tı rı lmı ş örgü, ş ebeke. * Tuzak. * Oyun alanı nı ortadan ikiye bölen iple yapı lmı ş örgü. * Çaprazlama örgü ile yapı lan ve kale direkleri arkası na gerilen örgü, file. ağ * Donun veya pantolonun apı ş aras ı na gelen yeri, apı ş lı k. ağ atmak (veya b ı rakmak) * balı k avlamak için denize ağ salmak. ağ benek * Açı klı koyulu kahverengi a ğ görünüş ünde olan, arpa yaprakları na yerleş erek oldukça önemli zararlara yol açan askl ı mantar. * Bu mantarı n ortaya çı kardı ğ ı ekin hastal ı ğ ı . ağ çekmek * Kucak.

* yakalanan balı klar ı toplamak için ağ ı sudan çı karmak. ağ iğ nesi * Ağ ı n örülmesinde kullanı lan i ğ biçiminde tahtadan veya plâstikten yapı lmı ş alet. ağ ipliğ i * Keten, kenevir, naylon gibi maddelerden ağ yapı mı nda kullanı lan iplik.

ağ kayı ğ ı * Balı k ağ lar ı nı taş ı yan kayı k. ağ kepçe ağ kurdu * En çok elma ve erik gibi yemiş ağ açları na zarar veren bir kurt. ağ kurş unu * Balı k ağ lar ı nı suda tutmaya yarayan zeytin çekirdeğ i biçiminde delikli kurş un madde. ağ mantarlar *İ nsan ve hayvanlarda hastalı ğ a yol açan ve birçok türü içine alan ilkel bitkiler topluluğ u. ağ tabaka ağ tonos * Gotik mimaride kullanı lmı ş , ağ biçiminde parçal ı tonos. ağ torba * 25 cm geniş li ğ inde ve 50 cm uzunluğ unda a ğ dan yapı lmı ş kı rmı zı yosunlar ı n suya dalı narak avlamada kullan ı lan, bir ip ve kayı ktaki makara yardı mı ile suyun yüzeyine çı kı p inebilen bir torba. ağ yatak ağ a * Hamak. * Kı rl ı k kesimde geniş toprakları olan, sözü geçen, varlı klı kimse. * Halk arası nda say ı lan ve sözü geçen erkeklere verilen san. * Büyük kardeş , ağ abey. * Okur yazar olmayan yaş lı ca kiş ilerin adları yla birlikte kullanı lan san. * Osmanlı İ mparatorluğ unda bazı kurulu ş lar ı n ba ş ı nda bulunanlara verilen resmî san. * Göz yuvarları nı n iç yüzeyinde görme sinirinin yayı lması ile beliren, ı ş ı ğ a duyarl ı , ağ ı msı bölüm, retina. * Balı kçı lı kta kullanı lan, ağ dan örülerek yapı lan uzun sapl ı sepet.

ağ a borç eder, uş ak harç * ağ a para sı kı nt ı sı içinde olup borç etse de, uş ak, hâlden anlamaz ve bol harcamay ı sürdürür. ağ a kapı sı * Yeniçeri ağ ası nı n dairesi. ağ a yamağ ı * Yeniçeri ağ ası na bağ lı emir çavuş u. ağ ababa * Dede, ata. * Sanı "ağ a" olan babaya çocuğ unun sesleni ş i. * Bir yerde, bir topluluk içinde etkili olan, sözü geçen, ileri gelen (kimse). * Bir kimsenin kendinden yaş ça büyük olan erkek kardeş i. * Kardeş olmayanlar arası nda da genellikle yaş ça büyük olanlara bir sayg ı sesleni ş i olarak kullanı lı r.

ağ abey

ağ abeylik

* Ağ abey olma durumu. ağ abeylik etmek (veya yapmak) * Birini ağ abey gibi korumak, gözetmek. ağ aca çı kan keçinin dala bakan oğ lağ ı olur * çocuklar ana ve babaları ndan öğ rendiklerini yapmaya özenirler. ağ aca çı ksa pabucu yerde kalmaz * davranı ş ları na engel olacak hiçbir takı ntı sı yok. ağ aca dayanma kurur, adama (insana) dayanma ölür * insan yapacağ ı iş te ba ş kalar ı na değ il, kendine güvenmelidir. ağ acı kurt, insanı dert yer * kurt ağ ac ı nası l içten içe kemirirse dert de insanı içten içe yer bitirir. ağ aç * Gövdesi odun veya kereste olmaya elveriş li bulunan ve uzun yı llar yaş ayabilen bitki. * Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dalları ndan yapı lan. * Direk.

ağ aç arı sı * Düzgün kanatlı , kuyruğ unda yumurtlama hortumu olan, 3-4 cm boyunda ağ aç zararlı sı . ağ aç balı * Erik, kayı sı gibi ağ açlardan sı zan zamk. ağ aç biti * Yarı m kanatlı lardan, bitkiler üzerinde ya ş ayan, sı çrayı cı bir böcek türü (Psylla).

ağ aç çileğ i * Ahududu. ağ aç ebegümeci * Ebegümecigillerden, boyu yüksek bir ot (Fr. lavatere). ağ aç kaplama * Konut duvarları nı yal ı tma ve güzelleş tirme amacı yla ağ aç veya ağ aç ürünlerinden yararlan ı larak yapı lan kaplama. ağ aç kavunu * Turunçgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetiş en, taç yaprakları mavimsi pembe, küçük bir ağ aç (Citrus medica). * Bu ağ acı n iri bir limon görünüş ündeki buruş uk kabuklu yemi ş i. ağ aç kurbağ ası * Kurbağ agillerden, boyu 3-5 cm olan, s ı rtı yaprak yeş ili, ağ açlara tı rmanan bir kurbağ a türü (Hyla arborea). ağ aç kurdu * Ağ açları kemirerek beslenen birtak ı m sinek kurtçukları na verilen ad. ağ aç küpesi * Hatmi. ağ aç mantarı * Ağ açta biten bazitli mantarlara verilen ad. ağ aç minesi * Mine çiçeğ igillerden, bahçelerde süs bitkisi olarak yetiş tirilen, kı rmı zı , mor çiçekli bir ağ aççı k (Lantana). ağ aç mobilya

* Oturma, yemek yeme, çalı ş ma, yatma vb. iş lerin yapı lması nda kolayl ı k ve rahatlı k sağ layan, parçaları nı n büyük ço ğ unluğ u masif, lifli, yangalı ve tabakalı ağ aç malzemeden yapı lan, taş ı nabilir veya sabit olarak kullan ı lan eş ya. ağ aç nemi * Ağ açta bulunan su miktarı nı n, aynı ağ acı n mutlak kuru ağ ı rl ı ğ ı na oranı . ağ aç olmak * bir yerde ve ayakta çok beklemek. ağ aç oyma * Oyma baskı sanatları ndan düz bir baskı tekniğ i. ağ aç sakı zı * Reçine. ağ aç sansarı * Sansargillerden, sı rtı koyu esmer, karnı daha açı k, iyi tı rmanan, postu de ğ erli bir memeli türü (Martes martes). ağ aç yaş iken eğ ilir * çocuklar küçük yaş ta kolay eğ itilir, büyük insan kolay kolay eğ itilemez. ağ aççı k * Taflan gibi, dalları dibinden baş layarak çatallanan küçük ağ aç. ağ aççı lı k * Ağ aç yetiş tirme iş i.

ağ açdelen * Yuva yapmak için ağ açları oyan böcek. ağ açkakan * Serçegillerden, ağ aç kurtları ile geçinen bir kuş (Picus). ağ açkesen * Zar kanatlı lardan, kurtçukları en çok gül fidanları üzerinde yaş ayarak yapraklara zarar veren, kara renkli bir böcek (Hylotoma). ağ açlama * Ağ açlamak iş i. ağ açlamak * Ağ açlandı rmak. ağ açland ı rı lma * Ağ açlandı rı lmak i ş i. ağ açland ı rı lmak * Ağ açlı duruma getirilmek. ağ açland ı rma * Ağ açlandı rmak iş i. ağ açland ı rmak * Bir yeri ağ açlı duruma getirmek. ağ açlanma * Ağ açlanmak iş i. ağ açlanmak * Ağ açlı duruma gelmek.

ağ açlaş ma * Ağ açlaş mak durumu. * Bitki ş ekilleri gösteren ve akiklerde olduğ u gibi maden filizlerinin gerek yüzeyinde gerek içlerinde rastlanan tabiî desen. ağ açlaş mak * Ağ aç durumuna gelmek. ağ açlı ağ açlı k * Ağ acı olan. * Ağ aç öbeğ i. * Ağ acı bol olan (yer).

ağ açlı klı * Ağ açları bol olan (yer). ağ açsı * Ağ aca benzeyen, ağ acı andı ran. ağ açsı z * Ağ acı olmayan.

ağ alanma * Ağ alanmak iş i. ağ alanmak * Ağ a tavrı tak ı narak çalı m yapmak. ağ alı k * Ağ a olma durumu. * Kibar ve cömertçe davranı ş . -a ğ an / -eğ en * Fiilden sı fat ve isim yapma eki: yat-ağ an, gez-eğ en, ol-a ğ an, dur-ağ an, piş -eğ en vb. ağ anı n alnı terlemezse ı rgadı n burnu kanamaz * iş veren iş çisi ile birlikte çalı ş mazsa iş çi iş e var gücüyle sarı lmaz. ağ anı n eli tutulmaz * cömertliğ i, elinin açı klı ğ ı , tartı ş ı lmaz. ağ arı k ağ arma * Ağ armak iş i. * Tan atma, ş afak sökme. ağ armak * Ak olmak, ak duruma gelmek, beyazlanmak, solmak. * Aydı nlanmak. ağ artı * Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklı k. * Süt, yoğ urt, peynir, ayran gibi yiyecek ve içecekler. ağ artı lma * Ağ artı lmak i ş i. ağ artı lmak * Aklaş mı ş , rengi solmu ş .

* Temizlenmek, beyazlatı lmak. ağ artma * Ağ artmak iş i. * Kuyumculukta gümüş ü temizleme iş i. ağ artmak * Ak duruma getirmek, beyazlatmak. ağ beneklilik * Arpa bitkisinde görülen mantar hastalı ğ ı (Pyrenophora). ağ cı ağ cı k ağ cı lı k * Ağ ile bal ı k tutma. ağ da * Kaynatı larak çok koyu ve yap ı ş kan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu ş eker eriyiğ i. * Ağ ile bal ı k tutarak geçinen kimse. * Palmiyelerde çiçeklerin dibinin çevresindeki telli kı n.

ağ da yapmak * vücuttaki fazla tüyleri ağ da ile almak, temizlemek. ağ dacı *Ş eker, tatlı ve helva yap ı mı nda ağ da hazı rlayan iş çi. * Ağ da ile vücuttaki fazla tüyleri veya kı lları temizlemeyi meslek edinmiş kimse.

ağ dalanma * Ağ dalanmak iş i. ağ dalanmak * Ağ da durumuna gelmek, ağ dala ş maya ba ş lamak. * Ağ da bulaş mak. ağ dalaş ma * Ağ dalaş mak durumu. ağ dalaş mak * Ağ da durumuna gelmek, ağ dalanmak. * (sohbet) Tam tadı na varı lı r durum almak, koyula ş mak. ağ dalaş tı rma * Ağ dalaş tı rmak i ş i. ağ dalaş tı rmak * Ağ da durumuna getirmek. ağ dalı * Ağ dalanmı ş . * (deyiş için) Bilinmeyen kelimelerle, anlaş ı lmas ı güç, dolambaçl ı cümlelerden oluş an. * Karmaş ı k. * Pekmez yapmaktan baş ka iş e yaramayan üzüm. * Ağ dı rmak i ş i.

ağ dalı k ağ dı rma

ağ dı rmak

* Ağ ması na sebep olmak. * Aş ağ ı inmek, yük veya terazide denge bozularak bir yan ı ağ ı r gelmek.

ağ ı

* Organizmaya girince kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarı na göre canlı yı öldürebilen madde, zehir. ağ ı ağ acı * Zakkum. ağ ı çiçeğ i * Zakkum. ağ ı gibi * acı veren, çok etkileyen. * çok sert, keskin. ağ ı otu * Baldı ran. ağ ı l * Koyun ve keçi sürülerinin gecelediğ i, çit veya duvarla çevrili yer. * Bazı yı ldı zları n, özellikle ayı n çevresinde görülen geniş ve ayd ı nl ı k teker, ayla, hale. * Bazı görüntülerdeki çok ı ş ı klı cisimleri çevreleyen ı ş ı klı teker. * Ağ ı verme, zehirleme. ağ ı lamak * Ağ ı vermek, zehirlemek. * (bir ş eye), Ağ ı katmak.

ağ ı lama

ağ ı land ı rma * Ağ ı landı rmak iş i. ağ ı land ı rmak * Ağ ı lı duruma getirmek. ağ ı lanma * Ağ ı lanmak iş i.

ağ ı lanmak * Bilmeden veya farkı nda olmadan zehirli bir ş ey yemek veya içmekle zehirlenmek. ağ ı laş ma * Ağ ı laş mak durumu.

ağ ı laş mak * Ağ ı lı duruma gelmek. ağ ı lda oğ lak doğ sa ovada otu biter * Tanrı her yarattı ğ ı nı n rı zkı nı verir. ağ ı lı *İ çinde ağ ı bulunan, zehirli. ağ ı lı böcek * Kı n kanatl ı lardan, baş ka böcekleri yemesi bak ı mı ndan yararlı bir böcek. (Carabus). ağ ı llanma * Ağ ı llanmak durumu.

ağ ı llanmak * Toplanı p bir arada durmak. * Çevresinde ağ ı l denen hale oluş mak, halelenmek. ağ ı m ağ ı mlı * Ayağ ı n üstündeki tümsek yer. * Üstü aş ı rı tümsek olan (ayak).

ağ ı na dü ş ürmek * tuzağ ı na dü ş ürmek. ağ ı nma * Ağ ı nmak iş i. ağ ı nmak ağ ı r * (hayvan) Yere yatı p yuvarlanmak. * Tart ı da çok çeken, hafif kar ş ı tı . * Davranı ş lar ı yavaş olan. * Değ eri çok olan, gösteriş li. * Çapı , boyutlar ı büyük. * Çetin, güç. * Tehlikeli, korkulu, vahim. * Sı kı nt ı veren, bunalt ı cı . * Dokunaklı , insanı n gücüne giden, k ı rı cı . * Yavaş . * Ağ ı rbaş lı , ciddî. * (koku için) Keskin, boğ ucu. * (yiyecek için) Sindirimi güç. * Yoğ un. * (uyku için) Uyanı lmas ı güç, derin. * Kı sı k, alçak. * Güç iş iten, sağ ı r. * Ağ ı r siklet. * Acele etmeden. * Fazlası yla.

ağ ı r ağ ı r

ağ ı r aksak yürümek (veya gitmek) * pek yavaş olarak. ağ ı r almak * bir iş te yavaş davranmak. ağ ı r araç ağ ı r ayak * Ağ ı r vası ta. * Doğ urması yakı n (gebe kad ı n).

ağ ı r basmak * ağ ı rl ı ğ ı fazla gelmek. * bir iş te gücü ve etkisi üstün gelmek. ağ ı r basmak * gücü, etkisi veya özelliğ i daha üstün ve belirgin olmak. * bir iş te gücü ve etkisi üstün gelmek.

ağ ı r basmak * bir kimse kâbusa uğ ramak. ağ ı r canl ı * Çok yavaş iş yapan, çevik olmayan. * Varlı ğ ı sı kı ntı veren sevimsiz. * Tembel. * Gebe (kadı n). ağ ı r canl ı lı k * Hareketlerin yavaş olması , hı mbı ll ı k, tembelce davranı ş biçimi. ağ ı r ceza * Ağ ı r hapis ve beş yı ldan yukarı olan hapis cezaları .

ağ ı r çekmek * tartı da a ğ ı r gelmek. ağ ı r durmak * ciddî, ağ ı rbaş lı , oturaklı , soğ ukkanlı hareket etmek. ağ ı r elli * Bkz. eli ağ ı r. ağ ı r ellilik * Eli ağ ı r olma durumu. ağ ı r ezgi * Çok ağ ı r, yavaş yavaş , ahenkli.

ağ ı r gelmek * gücüne gitmek, onuruna dokunmak. * yapı lmas ı güç gelmek. ağ ı r hapis cezası * 2-24 yı l veya ömür boyu hapis cezası . ağ ı r hastalı k * Ölümle sona erebilecek gibi olan hastalı k. ağ ı r hidrojen * Döteryum. ağ ı r iş * Büyük tehlikeler yaratan ve fazla güç isteyen her türlü iş .

ağ ı r iş itmek (veya duymak) * kulakları iyi iş itmemek, kulakları az iş itmek. ağ ı r kaçmak * gücendirici olmak. ağ ı r kayba u ğ ramak * maddî ve manevî büyük zarar görmek. ağ ı r kayı p * (savaş , deprem, sel gibi do ğ al afetlerde) Büyük kayı p. * Maddî zarar. ağ ı r küre * Yer yuvarlağ ı nı n, yoğ unluğ u ve katı lı ğ ı çok olan bölümü, barisfer.

ağ ı r ol!

* ciddî, ağ ı rbaş lı , so ğ ukkanl ı , sab ı rl ı ol!. * acele etme, yavaş ol!.

ağ ı r oturmak * uslu durmak. ağ ı r para cezası * Bazı suçlara göre takdir edilen para cezası . ağ ı r sanayi * Üretim araçları yapan sanayi. ağ ı r satmak * nazlanmak, gönülsüz davranmak. ağ ı r sı klet * Bazı spor dalları nda yarı ş macı lar ı n ağ ı rlı ğ ı ile sı nı rlandı rı lan kategori, baş ağ ı rl ı k. ağ ı r söylemek * acı , dokunaklı , sözler söylemek. ağ ı r söz ağ ı r su * Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaş latı cı sı olarak kullan ı lan, içinde hidrojen atomları yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluş an su (DO). ağ ı r top * Güçlü, ünlü, tanı nmı ş kimse. ağ ı r uyku * Uyanı lmas ı güç, derin uyku. * Kiş inin onuruna dokunan, dayanı lmas ı güç söz.

ağ ı r vası ta * Motoru, ağ ı r yük veya birden fazla römork taş ı mak amacı yla güçlendirilmiş kamyon ve benzeri araç. ağ ı r vası ta ehliyeti * Ağ ı r vası ta sürücülerine verilen kullanma belgesi. ağ ı r yağ * Kalı n yağ . ağ ı rba ş lı * Davranı ş lar ı ölçülü, olgun (kimse), vakur, ciddî. ağ ı rba ş lı lı k * Ağ ı rbaş lı olma durumu, vakar, ciddiyet. ağ ı rca ağ ı rdan * Ağ ı r olarak. ağ ı rdan almak * bir iş i gereken süre içinde bitirmemek. * bir iş i gönülsüz, isteksiz yapmak, geciktirmek. ağ ı rkanl ı * Oldukça ağ ı r.

* Hippokrates'in ortaya attı ğ ı ağ ı r canlı lı k, soğ ukluk, kolayca duygulanmayı ş gibi nitelikleri kendinde toplayan kiş ilik tipi. * Bkz. ağ ı r canl ı . ağ ı rkanl ı lı k * Ağ ı rkanlı olma durumu. ağ ı rlama * Ağ ı rlamak iş i, ikram, izaz. * Gelin veya güvey karş ı lanı rken çalı nan k ı vrak bir hava.

ağ ı rlamak * Konuğ a saygı göstererek onun her türlü rahat ı nı , ihtiyacı nı sa ğ lamak, ikram etmek, izaz etmek. ağ ı rlanma * Ağ ı rlanmak iş i. ağ ı rlanmak * Ağ ı rlamak iş ine konu olmak. ağ ı rla ş ma * Ağ ı rla ş mak durumu.

ağ ı rla ş mak * (hava) Sı kı cı ve bunaltı cı bir durum almak, bozulmak. * (hasta için) Tehlikeli duruma gelmek, fenalaş mak. * Yavaş lamak. * (gebe kadı n için) Do ğ urmas ı yaklaş mak. * Ağ ı rbaş lı olmak. * (yiyecek) Bozulmaya yüz tutmak. * Güçleş mek, zorla ş mak. * (organ için) Görevini yapamaz duruma gelmek. ağ ı rla ş tı rma * Ağ ı rla ş tı rmak i ş i. ağ ı rla ş tı rmak * Bir ş eyin a ğ ı rla ş ması na yol açmak. ağ ı rlatma * Ağ ı rlatmak iş i.

ağ ı rlatmak * Ağ ı rlamak iş ini yaptı rmak. ağ ı rl ı ğ ı nca altı n değ mek * çok değ erli olmak. ağ ı rl ı ğ ı nı (ortaya) koymak * kimliğ ini ve ki ş iliğ ini kabul ettirmek. ağ ı rl ı k * Ağ ı r olma durumu. * Değ erli olma durumu. * Ağ ı rbaş lı lı k. * Tehlikeli olma durumu. * Sı kı nt ı lı , bunaltı cı durum. * Orduda bir birliğ in cephane, yiyecek ve eş ya yükleri. * Çeyizini düzmek için güveyin geline verdiğ i para, kalı n. * Uyuş ukluk ve gevş eklik durumu. * Uykuda iken gelen ve insana boğ ulur gibi bir duygu veren durum. * Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluş turduğ u bile ş ke.

* Takı . * Yük, külfet. * Sorumluluk. * Etki, yetki, baskı , güçlük. * Dikkati ve önemi bir ş ey üzerinde yoğ unlaş tı rmak. * Terazilerde tartma iş i yapı lı rken bir kefeye konulan nesne. * Değ erlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağ an ı n üzerinde ve belli oranda, fazladan bir değ er tanı nması . ağ ı rl ı k basmak (veya çökmek) * gevş eklik ve uyku gelmek. * (uykuda) sı kı ntı lı duruma girmek. * Ağ ı r bir hava kaplamak, sessizlik olu ş mak. ağ ı rl ı k merkezi * Bir cismin bütün noktaları na ayrı ayrı etki yapan yer çekimi kuvvetlerinden oluş mu ş tek kuvvet durumundaki bile ş kenin uygulama noktas ı . * Bir iş in en önemli bölümü. ağ ı rl ı k olmak * birine yük olmak, kendi masrafı nı baş kası na çektirmek, s ı kı ntı vermek. ağ ı rl ı klı (değ er). ağ ı rsama * Ağ ı rsamak hareketi. ağ ı rsamak * Birine karş ı soğ uk davranarak sı kı ntı verdiğ ini anlatmak. * Bir iş i yavaş yapmak, önemsememek, ilgilenmemek. * Bir iş i ağ ı r bulmak, yük saymak, yüksünmek. ağ ı rş ak * Yün, iplik eğ irilen i ğ i ağ ı rla ş tı rmak için alt ucuna geçirilen yar ı m küre biçiminde, ortas ı delik a ğ aç veya kemik parça. * Teker biçiminde yassı nesne, kurs. ağ ı rş aklanma * Ağ ı rş aklanmak iş i veya durumu. ağ ı rş aklanmak * Çı banda veya (ergenlik sı rası nda) memede ağ ı rş ak biçiminde bir tümsek oluş mak. ağ ı ş * Ağ mak iş i veya biçimi. * (su buharı nı n ve baş ka gazlar ı n) Yerden havaya doğ ru çı kı ş ı , yağ ı ş karş ı tı . * Değ erlendirmelerde, herhangi bir konu veya evreye olağ an ı n üzerinde ve belli bir oranda, fazladan tanı nan

ağ ı t

* Ölen bir kimsenin gençliğ ini, güzelliğ ini, iyiliklerini, değ erlerini, arkada bı raktı kları nı n acı lar ı nı veya büyük felâketlerin ac ı lı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazı lan yaz ı , sa ğ u, mersiye. * Ağ lama, gelin olan bir kı zı n arkas ı ndan meziyetlerini sayı p dökerek a ğ lama. ağ ı t yakmak (veya tutturmak) * ağ ı t söylemek, ağ ı t düzmek. ağ ı tçı ağ ı tçı lı k * Ölüye ağ ı t söylemek için para ile getirilen kimse, sağ ucu. * Ağ ı tçı nı n iş i veya mesle ğ i.

ağ ı tlama ağ ı z boş luk.

* Ölmüş leri anmak için düzenlenen törende okunan övgü. * Yüzde, avurtlarla iki çene arası nda, ses çı karmaya, soluk alı p vermeye ve besinleri içine almaya yarayan * Bu boş luğ un dudakları çevreledi ğ i bölümü. * Kapları n veya içi bo ş ş eylerin aç ı k yan ı . * Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğ ü yer, munsap. * Koy, körfez, liman, yol gibi yerlerin açı k yan ı . * Birkaç yolun birbirine kavuş tuğ u yer, kavş ak. * Kesici aletlerin keskin yanı . * Bir dilin sı nı rlar ı içinde, bölgelere ve s ı nı flara göre de ğ iş en söyleyi ş özelliğ i. * Birini yanı ltmak, kandı rmak amac ı yla dolambaçlı birtakı m sözler söyleme özelli ğ i. * Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. * Bazen "kez" anlam ı na gelir. * Üslûp, ifade özelliğ i. * (tehlikeli ş eyler için) Pek yakı n yer.

ağ ı z

* Yeni doğ urmuş memelilerin ilk sütü.

ağ ı z açmak * söz söylemek, konuş mak. * azarlamak, paylamak. ağ ı z açmamak * tek bir söz olsun söylememek, susup kalmak. ağ ı z açtı rmamak * çok konuş arak baş kaları nı n söz söylemesine, konuş ması na engel olmak. ağ ı z ağ ı za * ağ zı na kadar, tamamen. ağ ı z ağ ı za vermek (veya konuş mak) * iki kiş i birbirine pek yakı n durarak baş kalar ı iş itmeyecek biçimde konuş mak. ağ ı z alı ş kanlı ğ ı * Çok söylendi ğ i için bir sözü s ı k sı k kullanma durumu. ağ ı z aramak (veya yoklamak) * öğ renmek istenilen ş eyi söyletecek yolda dil kullanmak. ağ ı z birliğ i * Bir konuda anlaş arak aynı biçimde konuş ma, söz birliğ i. ağ ı z birliğ i etmek * bir konuda anlaş arak aynı ş ekilde konuş mak, söz birliğ i etmek. ağ ı z birliğ i etmek * bir konuda anlaş arak aynı biçimde konuş mak, söz birliğ i etmek. ağ ı z burun birbirine karı ş mak * dayak yeme sonunda yüzü, yara bere içinde kalmak. * yüzde aş ı rı öfke, üzüntü, yorgunluk gibi durumlar ı n izleri görünmek. ağ ı z dalaş ı * Ağ ı z kavgası , karş ı lı klı atı ş ma, bağ rı ş ma, dil dalaş ı . ağ ı z değ iş ikli ğ i

* Yemeğ in çe ş idinde de ğ iş iklik. ağ ı z değ iş tirmek * önce söylediğ ini baş ka türlü anlatmak. ağ ı z dil vermemek * hiç konuş mamak, susmak. ağ ı z dolusu * Ağ zı n alabilece ğ i kadar. * (küfür için) Birbiri ardı nca, birçok. ağ ı z kâhyas ı * Birinin söyleyeceğ i sözlere karı ş an kimse. ağ ı z kalabalı ğ ı * Birbirini tutmayan gereksiz sözler. ağ ı z kalabalı ğ ı na getirmek * birini gereksiz sözler söylemek yolu ile ş aş ı rtmak. * söz söyleme becerisine sahip olma. ağ ı z kavaf ı * Karş ı sı ndakini kandı rmak için gerekli gereksiz çok söz söyleyen. ağ ı z kavgası * Karş ı lı klı ağ ı r sözler söyleyerek yapı lan çekiş me, at ı ş ma, dil kavgası . ağ ı z kokusu * Bir kimsenin çekilmez davranı ş ları , istekleri, sözleri. ağ ı z kullanmak * duruma, ortama göre söz söylemek, sözünü amacı na göre de ğ iş tirmek. ağ ı z niş anı * Yalnı z sözle yapı lan niş anlanma. ağ ı z satmak * yüksekten atarak kendini övmek. ağ ı zş akas ı * Sözle yapı lan ş aka. ağ ı z tad ı * (ailede veya toplumda) Dirlik düzenlik, iyi geçinme veya rahatlı k. ağ ı z tad ı yla * huzurla, rahatlı k içinde, içine sine sine, lezzetini duyarak. ağ ı z tamburas ı çalmak * sözle avutmaya, oyalamaya çalı ş mak. ağ ı z tatsı zlı ğ ı * Bir topluluk içindeki geçimsizlik, huzursuzluk. ağ ı z tı kamak * konuş ma imkânı vermemek. ağ ı z tüfeğ i * Mermileri ş iddetle üflenerek f ı rlat ı lan bir çeş it tüfek taslağ ı . ağ ı z tütünü

* Keyif için ağ ı zda çi ğ nenen bir tür tütün. ağ ı z ünlüsü * Geniz yoluna kaymadan çı kan ünlü, a ğ ı zsı l ünlü. ağ ı z yapmak * birini kandı rma, yan ı ltma amacı yla duyguları nı , düş üncelerini olduğ undan baş ka türlü gösterecek biçimde konu ş mak. ağ ı z yaymak * açı k ve dürüst konu ş maktan kaçı nmak. ağ ı z yer, yüz utanı r * armağ an alan, armağ anı verenin isteğ ini yerine getirmeye çal ı ş ı r. ağ ı z yoklamak * Bkz. ağ ı z aramak. ağ ı zda dağ ı lmak * (genellikle hamur iş i için) iyi piş miş ve lezzetli olmak. ağ ı zda sakı z gibi çiğ nemek * bir söz veya düş ünceyi sı k sı k tekrarlayı p durmak. ağ ı zdan * Yazı lı olmayarak, sözle, sözlü, ş ifahî.

ağ ı zdan ağ ı za * Herkes birbirine söyleyerek. ağ ı zdan ağ za dolaş mak (veya geçmek) * herkes birbirine söylemek. ağ ı zdan burun yak ı n, kardeş ten karı n yakı n * "insanı n kendi yararı her ş eyden önemlidir" anlamı nda kullanı lı r. ağ ı zdan dolma * (top veya tüfek için) Namlusu ağ zı ndan doldurulan. ağ ı zdan kapmak * baş kalar ı ndan dinlemek yolu ile yar ı m yamalak birtakı m bilgiler edinmek. ağ ı zlama * Ağ ı zlamak iş i. ağ ı zlamak * Bir iş i kolaylamak. * Bir parçayı yuvas ı na geçirmek için önce yuvan ı n ağ zı nı ayarlamak. * Bir boğ az ı n veya bir limanı n ağ zı nı ortalamak. ağ ı zlara sakı z olmak * herkesin diline düş mek. ağ ı zla ş ma * Ağ ı zlaş mak iş i veya durumu. ağ ı zla ş mak *İ ki kan damarı , birbiri içine açı lmak. ağ ı zl ı * Ağ zı herhangi bir biçimde olan.

ağ ı zl ı k

* Bir ucuna sigara takı lan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. * Nefesli çalgı larda ağ za gelen yer. * Yemiş küfelerinin üzerine yaprakl ı dallarla yapı lan kapak. * Kuyu bileziğ i. * Su tesisatı nda su alı p vermeye yarayan vanalı uç. * Hayvanı nı sı rması na, zararlı bir ş ey yemesine engel olmak için ağ zı na tak ı lan tel, deri gibi kafes. * (dokumacı lı kta) Çözgünün açı lı p kapandı ğ ı ve içinde mekiğ in geçtiğ i yer. * Telefon ve benzeri cihazlarda ağ za yaklaş tı rı lan bölüm. * Bir ş eyin ba ş lad ı ğ ı yer. * Huni.

ağ ı zl ı kçı * Ağ ı zlı k yapan veya satan kimse. ağ ı zotu ağ ı zsı l * Ağ ı zla ilgili. ağ ı zsı l ünlü * Bkz. ağ ı z ünlüsü. ağ ı zsı z * Ağ zı olmayan. * Yumuş ak huylu, sessiz. * Topları ateş lemek için falyaya konulan ve barutun patlaması na sebep olan madde.

ağ ladı ağ layacak * ağ lamak üzere olan. ağ lama ağ lamak * Üzüntü, acı , sevinç, pi ş manlı k aldanma vb.nin etkisiyle göz yaş ı dökmek. * Ağ aç budandı ğ ı nda kesilen yerlerden besi suyu veya öz su akmak. * Sı zlanmak, yakı nmak. * Bir duruma karş ı üzüntü duymak. ağ lamak para etmez * üzülmenin yararı olmaz. ağ lamaklı * Ağ lar gibi olan, üzüntülü. ağ lamaklı olmak * ağ layacak duruma gelmek. ağ lamalı * Ağ lar gibi olan, ağ layacak gibi. * Acı ma duygusu uyandı racak hâlde, sı zlamal ı . ağ lamayan çocuğ a meme vermezler * hakkı nı araması nı bilmeyen kimsenin i ş i görülmez. ağ lamsı ağ lanma * Ağ layacak gibi, ağ lamalı . * Ağ lanmak iş i. * Ağ lamak iş i.

ağ lanmak * Ağ lamak iş i yapı lmak. ağ lantı * Hafif hafif ağ lama.

ağ lar gözden, sahte sözden kendini sakı n * "kendini acı ndı ranlardan kork" anlamı nda kullanı lı r. ağ laş ma ağ laş mak * Ağ laş mak iş i. * Birlikte ağ lamak. * Sı zlanmak.

ağ lata ağ lata * Sürekli ağ latarak, devamlı eziyet ederek, üzerek. ağ latı ağ latı cı * Ağ lamaya yol açan. ağ latı ş ağ latma ağ latmak * Ağ latmak iş i veya biçimi. * Ağ latmak iş i. * Ağ laması na yol açmak. * Trajedi.

ağ laya ağ laya * Ağ layarak. ağ layanı n malı gülene hayretmez * birinden haksı z olarak alı nan malı n onu alana yararı olmaz. ağ layı cı ağ layı ş ağ lı * Ağ ı bulunan. ağ ma * Ağ mak iş i. * Akan yı ldı z, ş ahap. * Sarkmak, aş ağ ı ya inmek, e ğ ilmek, meyletmek. * Yükselmek, yukarı çı kmak. * Koyun ve keçi baş ı na alı nan vergi, sayı m vergisi. * Ağ namak i ş i. * Ölünün ardı ndan ağ lamak için para ile tutulan kimse, ağ ı tçı , yasçı . * Ağ lamak iş i veya biçimi.

ağ mak

ağ nam ağ nama

ağ namak

* (hayvan) Yere yatı p yuvarlanmak.

ağ namcı * Ağ nam vergisi toplayan kimse. ağ raz ağ rı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan sürekli ve ş iddetli acı . ağ rı kesici * Acı yı , sı zı yı dindirici (ilâç). ağ rı kesimi * Ağ rı duyusunun kendiliğ inden veya tedavi sonucu yok olması , analjezi. ağ rı sı zı * Rahatsı zlı k veren acı , sanc ı . ağ rı kesen * Ağ rı duyusunu ortadan kald ı ran, dindiren (ilâç vb.), analjezik. ağ rı larda göz a ğ rı sı , her kiş inin öz ağ rı sı * herkesi en çok ilgilendiren ş ey kendi derdidir. ağ rı lı ağ rı ma * Ağ rı yan, ağ rı sı olan. * Ağ rı mak i ş i. * Memeli hayvanlarda görülen ara konakçı kenelerin bulaş tı rdı ğ ı ağ rı ma asalakları ndan ileri gelen hastalı k. * Kötü niyet ve düş manlı klar.

ağ rı ma asalakları * Omurgalı lardan alyuvar asala ğ ı olarak yaş ayan türlü biçimlerdeki sporlular toplulu ğ u. ağ rı mak * (vücudun bir yeri) Ağ rı lı olmak. ağ rı na gitmek * onuruna dokunmak veya gücüne gitmek. ağ rı sı tutmak * (gebe kadı n için) doğ um sancı ları baş lamak. * (hasta bir organ) ağ rı maya ba ş lamak. ağ rı sı z * Ağ rı sı olmayan. * Ağ rı vermeden. * Dertsiz, tasası z.

ağ rı sı z baş ı na ka ş bast ı bağ lamak * kendine gereksiz yere iş çı karmak. ağ rı tma ağ rı tmak * Ağ rı tmak iş i. * Ağ rı mas ı na yol açmak.

ağ sı ağ u

* Ağ görünüş ünde olan, ağ gibi örülmüş olan. * Ağ ı .

ağ ulamak * Ağ ulamak. ağ ustos * Yı lı n 31 gün süren sekizinci ayı .

ağ ustos böceğ i * Eş kanatlı lardan, erkeğ i yazı n karnı nı n altı ndaki özel bir organdan kesik ve sürekli ses çı karan bir böcek, orak böceğ i (Cicada plebeja). ağ ustos böcekleri * Genç sürgünlerden öz su emerek tarı m ve orman bitkilerine zarar veren birçok türün bulunduğ u eş kanatlı lar familyası . ağ yar * Baş kalar ı , yabancı lar, eller.

ağ za alı nmaz (veya a ğ za alı nmayacak) * söylenmesi ayı p, çirkin (söz, küfür). ağ za almamak * anmamak, sözünü etmemek. ağ za düş mek * dedikodu konusu olmak. ağ za koyacak bir ş ey * yiyecek bir ş ey. ağ za tat, boğ aza feryat * (yiyecek için) miktarı çok az olan. ağ zı açı k *Ş aş kı n, alı k, bön. * Hayranlı kla, büyülenmiş olarak. ağ zı açı k (veya ağ zı bir karı ş aç ı k) kalmak * çok ş aş ı rmak, ş aş akalmak. ağ zı açı k ayran delisi (veya budalas ı ) * yeni gördüğ ü her ş eye ş aş kı nl ı kla bakan, ş aş ı ran. * saf, bön. ağ zı bir * Söz birliğ i etmiş .

ağ zı bozuk * Sövmeyi alı ş kanlı k edinmiş olan, küfürbaz. ağ zı burnu yerinde * oldukça güzel, yakı ş ı klı . ağ zı çiriş çanağ ı na dönmek * ağ zı kuruyup acı laş mak. ağ zı dili bağ lanmak

* herhangi bir sebeple konuş amaz olmak. ağ zı dili kurumak * herhangi bir sebeple tükürük az olmak. ağ zı dili tutulmak * beklenmedik bir durum karş ı sı nda heyecanlanmak, hayranl ı k duymak. ağ zı dolu dolu konuş mak * heyecanlı söz söylemek. ağ zı gevş ek * Sı r saklamaz, sı r tutmaz. ağ zı havada * çevresindekilerden habersiz, alı k, ş aş kı n. ağ zı kalabalı k * Birbirini tutmayan sözler söyleyen, yerli yersiz çok konuş an, boş boğ az. ağ zı kara * Kara haber vermekten hoş lanan, ş om a ğ ı zl ı . * Bir yerde konuş ulanı veya yapı lanı duyup görmesi istenilmeyen (kimse).

ağ zı kenetli * Sı r tutan, sı r saklayan (kimse). ağ zı kilitli * Dudakları beyaz (at). * Sı r saklayan. ağ zı kulakları na varmak * çok sevinmek. ağ zı kulakları nda * çok sevinçli, mutlu. ağ zı kurumak * bir konuyu çok söylemek sebebiyle, ondan b ı kmak. * içecek ihtiyacı duymak. ağ zı kurusun * felâket dileğ inde bulunanlara karş ı kullanı lan bir ilenme. ağ zı lâf (veya lâk ı rdı ) yapmak * kolay konuş ma yeteneğ i olmak. * inandı rı cı söz söyleme yeteneğ i olmak. ağ zı oynamak * bir ş eyler yemek. * konuş mak. ağ zı pek ağ zı pis * Sı r vermeyen, ketum. * Sövmeyi huy edinmiş olan.

ağ zı sı kı * Bkz. ağ zı pek. ağ zı sulanmak

* imrenmek. ağ zı süt kokmak * çok genç ve toy olmak. ağ zı teneke kaplı (olmak) * çok sı cak veya çok acı ş eyleri kolayl ı kla içebilen veya yiyebilenler için ş aka yollu söylenir. ağ zı torba değ il ki büzesin * herkesin dedikodu yapması nı n önüne geçilemeyeceğ ini anlatı r. ağ zı var, dili yok * pek sessiz, kendi hâlinde. * konuş mayan, derdini anlatamayan. ağ zı varmamak * söylemeye, açı klamaya gönlü elvermemek. ağ zı yanmak *oş eyden büyük zarar görmek. ağ zı na (veya diline) kira istemek * söylemesi beklenen ş eyi söylemekte nazlı davranmak. ağ zı na (veya diline) sa ğ lı k * bir sözü yerinde söyleyen kiş ilere söylenir. ağ zı na (veya önüne) bir kemik atmak * birini küçük bir çı kar göstererek susturmak. ağ zı na abdestle almak * o kiş iyi anarken çok saygı lı davranmak. ağ zı na almak * söylemek. ağ zı na almamak * adı nı ağ zı na almamak. ağ zı na almamak * söz konusu etmemek, anmamak, söylememek. ağ zı na atmak * yemek için ağ za koymak. ağ zı na bakakalmak * sözlerine hayran olmak. ağ zı na bakt ı rmak * kendini zevk ile dinletmek. ağ zı na bir parmak bal çalmak * birini tatlı sözlerle veya çeş itli hediyelerle bir süre için kandı rmak, oyalamak. ağ zı na bir ş ey (veya bir çöp) koymamak * hiçbir ş ey yememek. ağ zı na bir zeytin verir, altı na (veya ardı na) tulum tutar. * yaptı ğ ı küçük iyiliklere kar ş ı lı k büyük ç ı kar bekler. ağ zı na burnuna bulaş tı rmak * bir iş i beceremeyip berbat etmek, bozmak.

ağ zı na dü ş mek * çok yaygı n olarak bilinip konuş ulmak. ağ zı na etmek * haddini bildirmek. ağ zı na geldiğ i gibi * önünü sonunu düş ünmeden. ağ zı na geleni söylemek * nezaket dı ş ı na çı karak ağ ı r ve kı rı cı sözler söylemek. * çok ve düş üncesizce konuş mak. ağ zı na gem vurmak * susturmak, söyletmemek. ağ zı na kadar * boş yeri kalmayacak biçimde. ağ zı na kilit takmak (veya vurmak) * susturmak. ağ zı na koymamak * yememek veya içmemek. ağ zı na lây ı k * bir yiyeceğ in tadı anlatı lı rken "sen de yesen, beğ enirsin" anlam ı ile söylenir. ağ zı na sakı z olmak * dedikodusuna konu olmak. ağ zı na sürmemek * bir ş eyden hiç yememek. ağ zı na ta ş almı ş * söze karı ş mayı p susanlar için kullanı lı r. ağ zı na t ı kamak * susturmak, fazla konuş ması na engel olmak. ağ zı na tükürmek * birini küçültmek üzere küfür olarak kullanı lan uygunsuz sözler sarf etmek. * birine benzemek. ağ zı na verilmesini beklemek (veya istemek) * çalı ş mayı p, iş lerinin baş kaları taraf ı ndan yapı lmas ı nı beklemek. ağ zı na vur, lokması nı al * yumuş ak huylu kimseye her istenileni kolaylı kla yaptı rabilme anlamı nda bir atasözüdür. ağ zı na yak ı ş mamak * söylemesi ayı p kaçmak, uygun düş memek, yakı ş ı k almamak. ağ zı nda bakla ı slanmamak * hiç sı r saklamamak. ağ zı nda bı rakmak * Bkz. lâf ağ zı nda kalmak. ağ zı nda büyümek * sevmediğ inden veya içi almadı ğ ı ndan yutamamak.

ağ zı nda gevelemek * açı kça söylememek. ağ zı nda yaş kalmamak * bir düş üncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak. ağ zı ndan * birisinden dinleyerek. * adı na.

ağ zı ndan baklay ı çı karmak * Bkz. baklayı ağ zı ndan çı karmak. ağ zı ndan bal akmak * çok tatlı konuş mak. ağ zı ndan çı kanı (veya çı kan sözü) kula ğ ı duymamak (iş itmemek) * sözlerini tartmadan söylemek. ağ zı ndan çı kmak * bir sözü istemeden, farkı na varmadan söylemek, söylemi ş bulunmak. ağ zı ndan çı t çı kmamak * hiçbir ş ey söylememek. ağ zı ndan dirhemle ç ı kmak * çok az konuş mak. ağ zı ndan dökülmek * açı kça söylemekten çekindiğ iş ey, konuş ması ndan belli olmak. ağ zı ndan dü ş memek (veya düş ürmemek) * her zaman sözünü etmek. ağ zı ndan girip burnundan çı kmak * türlü yollara baş vurarak birini bir ş eye razı etmek, kandı rmak. ağ zı ndan hayı r çı kmazsa bari ş er söyleme * "lehte konuş muyorsun, bari aleyhte de konuş ma" anlam ı nda kullanı lı r. ağ zı ndan kaç ı rmak * istemediğ i hâlde boş bulunup söyleyivermek. ağ zı ndan kapmak * birinin bildiğ iş eyleri, ustalı klı konu ş malarla ona sezdirmeden öğ renmek. * birinin konuş ması nı keserek kendi söze ba ş lamak. ağ zı ndan lâkı rd ı (veya lâf) almak (veya çekmek) * karş ı sı ndakini konuş turarak birtakı m gizli ş eyleri öğ renmek. ağ zı ndan lokmas ı nı almak * birinin hakkı olan ş eyi ondan almak. ağ zı ndan yel alsı n * ağ zı nı hayra aç. ağ zı nı (veya çenesini) tutmak * boş boğ azl ı k etmemek. * kötü söz söylememe. * bir konuda arzu edilmeyen düş üncelerin aç ı ğ a çı kması nı bir ş ekilde önlemek.

ağ zı nı açaca ğ ı na gözünü aç * dikkatsiz kiş ileri uyarmak için "dikkatli ol uyan ı k ol!" anlam ı nda kullanı lı r. ağ zı nı açı p gözünü yummak * öfke ile, sonunu düş ünmeden ağ zı na gelen bütün ağ ı r sözleri söylemek. ağ zı nı açmak * konuş maya ba ş lamak. * ağ ı r sözler söylemeye ba ş lamak. * alı k al ı k bakmak. ağ zı nı açmamak * hiçbir söz söylememek, ses çı karmamak. ağ zı nı aramak (veya yoklamak) * Bkz. ağ ı z aramak. ağ zı nı bı çak açmamak * üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak. ağ zı nı bozmak * kaba sözler söylemek, küfretmek. ağ zı nı burnunu çar ş amba çanağ ı na (veya pazarı na) çevirmek * kı rı p parçalamak, dövmek. ağ zı nı burnunu dağ ı tmak * birinin yüzüne ş iddetle tokat, yumruk indirmek. ağ zı nı dilini bağ lamak * birini konuş amaz duruma getirmek. ağ zı nı havaya (veya poyraza) açmak * umduğ unu elde edememek. ağ zı nı hayra aç! * kötü ihtimaller söz konusu edildiğ inde gerçekle ş memesi dileğ i ile söylenir. ağ zı nı hayra açmak * Bkz. ağ zı nı hayra aç!. ağ zı nı kapamak * kendisine ç ı kar sağ layarak bir kimseyi susturmak. ağ zı nı kapamak (veya kilitlemek) * susmak, bir ş ey söylemek istememek. ağ zı nı kiraya vermek * kendini de ilgilendiren bir konuda düş üncesini söylememek. ağ zı nı koklamak * niyetini ve durumunu öğ renmek. ağ zı nı kullanmak (veya satmak) * birinin söylediklerini kendi düş üncesi gibi göstermeye çal ı ş mak. ağ zı nı mühürlemek * konuş mamak, susmak. ağ zı nı öpeyim (veya seveyim) * sevindirici bir söz söyleyene "ne güzel söyledin" anlamı nda kullanı lı r.

ağ zı nı sı kı (veya pek) tutmak * sı r vermemek. ağ zı nı tı kamak * sözünü kesmek susturmak. ağ zı nı toplamak * söylemekte olduğ u kötü söz veya küfürleri kesmek. ağ zı nı yoklamak * birinin bir ş ey hakk ı nda bildi ğ ini kendisine sezdirmeden söyletmeye çalı ş mak. ağ zı nı n içi yangı n yerine dönmek * ağ zı nı n tad ı bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek. ağ zı nı n içine baktı rmak * sözlerini seve seve ve dikkatli dinletmek. ağ zı nı n içine girmek * çok yanaş mak, iyice sokulmak. * hayranlı kla, büyük bir zevkle seyredip dinlemek. ağ zı nı n kaş ı ğ ı (kalı bı veya lokmas ı ) olmamak * bir ş ey bir kimsenin u ğ ra ş abilece ğ i konulardan olmamak. * bir ş ey, bir kimsenin sözünü edemeyece ğ i kadar de ğ erli olmak. ağ zı nı n kokusunu çekmek * bir kimsenin çekilmez davranı ş ları na katlanmak. ağ zı nı n mührü ile * oruçlu olarak. ağ zı nı n payı nı (veya ölçüsünü) vermek * verilen karş ı lı kla bir kimseyi söylediğ ine veya yaptı ğ ı na piş man etmek. ağ zı nı n perhizi yok * ağ zı na geleni söyler. ağ zı nı n suyu akmak * çok beğ enip istemek, imrenmek. ağ zı nı n tadı bozulmak (veya kaçmak) * bir kimsenin kurulu düzeni dirliğ i bozulmak. ağ zı nı n tadı nı almak *oş eyin acı tecrübesini geçirmiş bulunmak. ağ zı nı n tadı nı bilmek * güzel yemeklerden anlamak. * her ş eyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak. ağ zı nı n tadı nı bilmek * güzel yemeklerden anlamak. * her ş eyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak. ağ zı nı n tadı nı kaçı rmak * bir kimsenin kurulu düzenini bozmak; neş esini, keyfini bozmak. ağ zı yla ku ş tutsa... * ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalı k gösterse. ah

* Sesin tonuna göre piş manlı k, öfke, özlem, beğ enme, sevgi gibi duygular anlatı r. * (a:h) Ağ rı , acı duyulduğ unda söylenir. * (â:h) İ lenme, beddua. ah alan onmaz * "kötülük ettiğ i için beddua alan iflâh olmaz" anlam ı nda kullanı lı r. ah almak * birinin ilenmesini üstüne çekmek.

ah çekmek * derin bir keder veya özlemle içten gelerek ah demek. ah etmek * acı ile içini çekmek. * ilenmek.

ah vah etmek * piş manlı ğ ı nı , üzüntüsünü dile getirmek. ah yerde kalmaz * "kötülük cezası z kalmaz" anlam ı nda kullanı lı r. aha ahac ı k * Dikkati çok yakı n bir noktaya çekmek için kullanı lı r. ahali * Araları nda aynı yerde bulunmaktan baş ka hiçbir ortak nitelik düş ünülmeksizin bir ülkede, ş ehirde veya semtte oturanları n tamamı . * Bir yerde toplanan kalabal ı k, halk. ahar * Hattatları n kâğ ı t cilâlamak için kullandı kları niş asta ve yumurta akı ndan yapı lan özel bir kar ı ş ı m. aharlama * Aharlamak iş i. *İ ş te burada.

aharlamak * Ahar sürmek. aharlı ahbap * Kendisiyle yakı n iliş ki kurulup sevilen, sayı lan kimse. * Seslenme sözü olarak da kullanı lı r. ahbap çavu ş lar * her vakit birlikte görülen ve birbirine çok bağ lı olan arkada ş lar için söylenir. ahbap çı kmak * önceden tanı ş mı ş olmak. ahbap kusuruna bakan ahbaps ı z kalı r * "dostları n ufak tefek kusurları na bakmamak gerekir" anlam ı nda kullanı lı r. ahbap olmak * arkadaş olmak, dostluk kurmak, yakı nlı k kurmak. * Aharı olan, üzerine ahar sürülmüş olan.

ahbapça

* Dostça, içten, teklifsizce.

ahbapl ı ğ a dökmek * yerli yersiz yakı nlı k göstermek. ahbapl ı k * Ahbap olma durumu, ünsiyet. ahbapl ı k etmek * arkadaş lı k etmek, arkadaş ça konu ş mak. ahcar ahç ı * Taş lar. * Aş çı .

ahç ı baş ı * Aş çı baş ı . ahç ı lı k * Aş çı lı k.

ahde vefa (etmek) * (devletler hukukunda) devletlerin, katı ldı klar ı milletler arası antla ş malara uyma zorunluluğ unda olduklar ı nı belirten kural. * sözünde durma. ahdetme * Ahdetmek iş i.

ahdetmek * Bir ş eyi yapmak için kendi kendine söz vermek. * Yemin etmek. ahdî Ahdiatik * Antlaş maya göre olan, antlaş ma gereğ i olan. * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan önceki kutsal kitaplar.

Ahdicedit * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan sonraki kutsal kitaplar. ahengi bozulmak * dirliğ i, düzeni bozulmak. ahenk * Uyum. * Uyuş ma, anlaş ma. * Çalgı lı eğ lence.

ahenk almak * uyumlu hâle gelmek. ahenk kaidesi * Bkz. ünlü uyumu. ahenk kurmak * uyuş ma sağ lamak, anla ş ma sağ lamak.

. ahenk yapmak * çalgı lı eğ lence düzenlemek. ahenk vermek * düzeni.ahenk sa ğ lamak * düzene sokmak. ağ ı r. uyumu sağ lamak. aheste aheste * Yavaş yavaş . ahfat * Torunlar. * Eğ lenceli. Ahfe ş 'in keçisi gibi baş ı nı sallamak * söylenen sözü anlamadan kafa sallayarak onaylamak. ahenksiz * Uyumsuz. düzensizlik. ahenkli * Uyumlu. ahenktar aheste * Ahenkli. * Eğ lencesiz. ahı tutmak * birinin ilenmeleri gerçekleş mek. ahenksizlik * Uyumsuzluk. düzenli. ahenklilik * Ahenkli olma durumu. birliğ i sağ lamak. aheste beste * Yavaş yavaş . değ er verilecek bir ş ey değ il. usul usul. uyumluluk. ahenkle ş tirmek * Ahenk sağ lamak. ağ ı r ağ ı r. soy. ahenk tahtas ı * Telli çalgı lardan üzerine teller gerilmi ş bulunan kapak tahtası . * Yavaş . ağ ı r ağ ı r. ahı yerde kalmamak * yaptı ğ ı ilenme er geç etkisini göstermek. düzensiz. ahenkle ş tirme * Ahenkleş tirmek iş i. ahı mş ahı m * Beğ enilecek. ahı çı kmak * yaptı ğ ı ilenme etkisini göstermek.

ahı r * Evcil büyük baş hayvanları n barı ndı ğ ı kapalı yer. * Kökü eski Türk töresinde olan ve Anadolu'da yüksek bir geliş im gösteren esnaf. ahir vakit ahir zaman * Son zaman. çiftçi gibi bütün çal ı ş ma kolları nı içine alan ocak. zanaatçı . en sonra. *İ nsan ömrünün son y ı lları . * Bkz. * (halk inanı ş ı na göre) Dünyanı n son günleri. bir hayvan ı ahı ra bağ lamak. değ er verilecek bir ş ey değ il. ahiren ahiret ahiretlik ahit * Kendi kendine söz vererek bir iş i üzerine alma. cömertlik. ahir zaman peygamberi * Müslümanlarca son peygamber olduğ una inanı lan Hz. * Bkz. ancak 2. sonunda. * Son. Ahı ska Türkleri * Gürcistan'ı n Türkiye sı nı rları na yakı n bölgelerinde yaş amı ş olan. ahı ra çekmek * bir sürüyü ahı ra kapamak. * Son zamanlarda. yakı nlarda. dağ ı nı k. . ahı ra çevirmek * bir yeri pis. ahilik ahir * Eli açı k olma durumu. ahret. ahı rlamak * (hayvan) Ahı rda uzun süre kalı p hamlaş mak. * Sonra. ahı rlama * Ahı rlamak i ş i. son olarak. sonraki. ant. * Antlaş ma. kı yametin kopmak üzere bulunduğ u günler veya yı llar. bakı msı z. ahretlik. ahı r. zaman. hayvan damı . Ahi * Ahilik ocağ ı ndan olan kimse. eli açı k. son günlerde. harap duruma getirmek. Muhammed. * Devir. ahi Ahilik * Cömert.ahı mş ahı m bir ş ey değ il * beğ enilecek. Dünya Savaş ı sonlar ı nda Sovyetler Birli ğ inin de ğ iş ik bölgelerine sürülen Türkler.

uymak zorunda bulundukları davranı ş biçimleri ve kuralları . neyin uğ runda sava ş ı lmaya de ğ er. * Kabul etme. ahlâk yasas ı * Ahlâk iş lerini belirleyen. kötü gibi sorunları inceleyen. ahlâf ahlâk bilim. halefler. * Antlaş ma belgesi. ahlâk d ı ş ı * Töre dı ş ı . etik. * Birinin yerine geçenler. hükümler. ahlâk d ı ş ı cı lı k * Ahlâk bilimine aykı rı davranma. neyin hayata anlam kazandı rdı ğ ı . güzel huylar. ahkâm * Yargı lar. reseptör. * Her ş eyi ahlâk açı sı ndan değ erlendiren kimse. anlaş ma. ş ehir düzeni için çalı ş an te ş kilât. alı cı . . ahlâk bilimi * Yarar. bilir bilmez konu ş mak. * Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davran ı ş kuralları nı tespit eden ve inceleyen *İ yi nitelikler. ahlâkça ahlâkç ı * Ahlâk anlayı ş ı na göre. törelere dayanan bir davranı ş yasası geliş tiren. ahkâm yürütmek * (bir sözden) kendi anlayı ş ı na göre sonuçlar ç ı karmak. ahitleş mek * Antlaş mak. * Ahlâk konuları nı inceleyen filozof veya bu konularla uğ ra ş an kimse. ahkâm kesmek * çekinmeden kesin yargı larda bulunmak. ahitname ahiz * Alma. kuş aklar. antla ş ma. ahkâm ç ı karmak * kendi düş üncelerine dayanarak birtakı m yargı lara varmak. ahlâk zabı tası * Büyük ş ehir halk ı nı n sosyal ve sağ lı k durumunu koruyan. eslâf kar ş ı tı . ahlâk değ erlerine bağ lı lı kla. kendine uyulması ahlâk açı sı ndan gerekli olan genel ve geçer kural. * Bir toplum içinde kiş ilerin benimsedikleri. ahize * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren âlet. hangi davran ı ş ı n iyi ve hangisinin kötü olduğ u gibi sorunları kendine konu edinen bilim. iyi.ahitleş me * Ahitleş mek iş i.

* Beden yapı sı nı n temelini oluş turan ögeler. yaban armudu (Pirus piraster). * Ahlâka uygunlukla. doğ ru bilindi ğ i için yapı lması gereken iş ler. ahmak . * Bu ağ acı n. ah çeker gibi ses çı karmak. ahlâksı zl ı k * Ahlâksı z olma durumu. ahlâkî vazife * Kanunun zorlaması olmaksı zı n. *İ ç çekmek. abdala söz vermeye gelmez * ahmağ a gereğ inden çok ilgi gösterirseniz sizi sı k sı k uğ ra ş tı rı r. üzerine armut aş ı lanan ağ aç. ögeler. ahlâkl ı lı k * Bir insanı n veya bir insan grubunun iyi ve kötü aç ı sı ndan davranı ş biçimi ve ahlâkî dü ş ünüş ü. ahlâksı zca * Ahlâksı z biçimde veya tarzda. ahmağ a yüz. * Gülgillerden. ahlâkla ilgili. terbiyesiz. * Ahlâk bilimi. törecilik.ahlâkç ı lı k * Ahlâkı bir araç de ğ il. ahlama ahlamak ahlat * Ahlamak iş i. ahlâkl ı * Ahlâk kuralları na bağ lı . yol iz bilmez kimse. kötü huylu. ahlâksı zca davranı ş . bunlara uygun davranan (kimse). * Bir karı ş ı m içindeki parçalar. bir amaç sayan ö ğ reti. ahlâksı z * Ahlâk kuralları na uymayan. ahlâksı zl ı k etmek * ahlâksı zca davranmak. * Ahlâk kuralları . armuda benzeyen ve ancak iyice olgunlaş tı ktan sonra yenilebilen yemiş i. * Kaba adam. ah etmek. * Dürüst davranmayan. ahlat ı n (veya armudun) iyisini (dağ da) ayı lar yer * kendilerine yakı ş mayan güzel bir ş eyi eline geçirenler için kullan ı lı r. ahlâken ahlâkı yat ahlâkî * Ahlâka uygun. yasaları ile uyum içinde olma. moralizm. * Ahlâk kuralları na uymama. ahlât ahlât ı erbaa * Bedende bulunduğ u var sayı lan dört öge. kendi kendine yetiş en.

sağ ı r ve dilsiz. ahmaklaş ma * Ahmaklaş mak durumu. ahrette on parmağ ı yakası nda olmak * kendisine karş ı sorumlu olan kimseden ahrette davacı olmak. * Dinî inanı ş a göre. * Ahret kardeş i olan kad ı nlardan her biri. aptalca. budala. ahmaklaş mak * Ahmak duruma gelmek. ahret yolculuğ u * Ölüm. ahş a . * Dilsiz. insanı n öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağ ı ve Tanrı 'ya hesap vereceğ i yer. akı lsı zlı k. ahraz ahret dünya. ahretini yapmak (veya zenginle ş tirmek) * hayı r iş leri yaparak sevap kazanmak. anlayı ş sı zl ı k. öbür ahret adamı * Dünya iş lerinden el çekip sürekli ibadetle uğ raş an kimse. * Bir an için ş aş alay ı p bocalamak. ahret karde ş i *İ nanç ve ibadette birbirinden ayrı lmayan ve bu ili ş kiyi ahrette de sürdüreceklerini düş ünen kadı nlara verilen ad. bön. ahret suali * Gereksiz ve usandı rı cı soru.* Aklı nı gere ğ i gibi kullanamayan. ahmaklı k * Zekâsı az geliş miş olma durumu. * (ahmak'ça) Ahmağ a yak ı ş ı r nitelikte. aptallaş mak. ahreti (veya öbür dünyay ı ) boylamak * ölmek. ahretlik * Besleme kı z. budalalı k. ahmak ı slatan * Yavaş yavaş ve ince ince yağ an yağ mur. aptal. ahmakça * Biraz ahmak. anlamazmı ş gibi davranmak. ahmak yerine koymak * bir kimseye aptalmı ş . ahmaklaş tı rmak * Ahmaklaş ması na sebep olmak. ahmaklaş tı rma * Ahmaklaş tı rmak i ş i. aptalla ş tı rmak. çisenti.

* Güzel. koca ve çocuklardan olu ş an topluluk. * Bu bitkinin duta benzeyen. yapı ş kan kimse. ahu parçası * Çok güzel. polip. ahzükabz * Kendine mal etme. konuya el atan. kardeş ler arası ndaki ili ş kilerin oluş turduğ u toplum içindeki en küçük birlik. alı m satı m. çocuklar. sulu ve kokulu yemiş i. * Kesenek. * Karı . * sömürmek amacı yla birçok iş e. koca. aidat * Ödenti. hâller. aidiyet aile * Evlilik ve kan bağ ı na dayanan. * Genellikle burun zarı üzerinde çı kan bir çeş it ur. ahş ap * Ağ açtan. * Araları nda kandaş lı k veya hı sı mlı k bulunan kimselerin tümü. dokunaçlı bir mürekkep balı ğ ı türü (Octopus). ahu gibi ahu gözlü * Güzel gözleri olan. vaziyetler. * Aynı soydan gelen kimseler zinciri. ahtapot gibi * sı rna ş ı k. ahval * Durumlar. * Ait olma durumu. dikenli bir bitki (Rubus idaeus). zarif kadı n. * çok güzel. ahududu * Gülgillerden. * Davranı ş lar. aksata. * Eş . ahtapot * Kafadan bacaklı lardan. ahzetme * Ahzetmek iş i. ahzetmek * Almak. * Olaylar. ahu * Ceylan. kı rmı zı renkli. kabul etmek. ciğ er gibi ş eyler. ahzüita * Alı ş veriş .*İ nsanı n veya hayvan ı n göğ sü ve karnı içindeki organlar. iliş kinlik. ağ aç çileğ i. karı . yayı lan. * Birlikte oturan hı sı m ve yak ı nları n tümü. karaca. tahtadan yapı lmı ş . karı . çekici. . ince. bağ ı rsak. çekici.

aile hayat ı * Aile bireylerinin bütün iş lerini düzenli olarak ev içinde yapma durumu. -e dü ş en. aile dostu * Ailece tanı ş ı lan ve evlerine gidilip gelinen ahbap. birine düş mek. * Temel niteliğ i bir olan dil. yerleş tiğ i. * Bütün aile birlikte. için. aile ad ı * Soyadı . iliş kin. aile meclisi * Aile makamı nı n görevini yerine getiren kan veya soy h ı sı mlar ı ndan en az üç kiş iden olu ş an heyet. * Aile ile ilgili. aile hukuku * Aileyi oluş turan kiş ilerin karş ı lı klı hak ve görevlerini düzenleyen hukuk dalı . ailece ailecek ailelik * Aile sayı sı nı n bütünü. iliş ik. ajan * Ailesi olmayan. sevgi ve hoş görü. aile reisi * Kanunlara göre aile yükümlülüğ ünü ta ş ı yan kimse. aile bahçesi * Ailelerin rahatlı kla gidebileceğ i. genellikle içkisiz yer. * Ailece. aile gazinosu * Sadece evlilerin girebildiğ i ve birlikte eğ lendikleri yer. hayvan veya bitki topluluğ u. yak ı n. anlaş ma. ailesiz ailevî ait ait olmak * ilgilendirmek. *İ lgilendiren. ilgili.* Aynı gaye üzerinde anla ş an ve birlikte çal ı ş an kimselerin bütünü. geliş tirdiğ i ev. aile oca ğ ı * Ailenin kurduğ u. aile saadeti * Genellikle karı . aile plânlamas ı * Ailede çocuk edinmeyi sı nı rlama. koca bazen de büyükler ve çocuklar arası ndaki uyum. doğ um kontrolu. birinin olmak. . aile bütçesi * Kı sa bir süre içinde bir iş çinin veya iş çi ailesinin hayat seviyesinde meydana gelen değ iş meleri belirlemek amacı yla yapı lan istatistik çal ı ş ması .

* Kar.* Bir devlet veya kuruluş un gizli amaçları için çalı ş an kimse. ak benek benek. b ı ç-ak. -ak / -ek -ak / -ek -ak / -ek * Arap sözcüğ ü "zenci" anlamı na da geldi ğ inden ası l Araplar ı n söz konusu oldu ğ u anlatı lmak istenirken kullan ı lı r. onunla ilgili bilgi aktaran ve bu yolla kazanç sağ layan iş kolu. * Fiilden alet isimleri türeten ek: or-ak. ak basmak * Göze beyaz leke inerek görme yetisini yitirmek. ben-ek vb. casus. küre-k vb. * Ajanı n görevi. tara-k. * Bu renkte olan. katarakt. * Ruhsal gerginliğ in dı ş a vurması . ajans * Haber toplama ve yayma iş iyle uğ raş an kurulu ş . * Bir ticarî kuruluş u tanı tan. * Fiilden yer isimleri türeten ek: dur-ak. beyaz. iş görevlisi. * Bir kimsenin. perde. bir ortaklı ğ ı n veya bir devletin bazı iş lerini gören kimse. ele-k. ak a ğ a ak Arap * Saraylarda hizmet gören hadı m ağ aları nı n beyaz ı rktan olan ı . rahat. temsilci. yat-ak vb. * Bazı ş eylerde beyaz bölüm. gözenekli. * Unutulmaması için gerekli notları yazmaya yarayan takvimli defter. ajitasyon ajur * Delikli örgü. gözenek. görmeyi derece derece azaltan beyaz . *İ simden isim türeten ek (küçültme eki): baş -ak. * Bu iş kollar ı nı n çalı ş tı ğ ı büro. kara ve siyah kar ş ı tı . * Sı kı nt ı sı z. * Temiz namuslu. ak basma * Ak su. ajanda ajanlı k * Ajan olma durumu. ak demir * Dövme demir. andaç. * Beyaz leke. süt gibi ş eylerin rengi. ajurlu ak * Ajuru olan veya her yanı ajur biçiminde iş lenmiş bulunan. ak don kara don geçitte belli olur * Gözün saydam tabakası nda bir yara veya çı ban sonucunda olu ş mu ş .

ş anslı . akabe * Güneyden esen rüzgâr. ak dü ş mek * (saç ve sakal) tek tük ağ armaya baş lamak. * Bembeyaz. sülümen. ak gün a ğ artı r. karnabahar gibi bitkilerin kök dı ş ı ndaki bütün bölgelerine yerle ş ebilen. temiz. ak kan yang ı sı * Adenit. parlak. çok zehirli. ş algam. ak madde * Demet durumundaki sinir liflerinden oluş an beynin iç. uskumru gibi balı klar ı n beyaz etinden yapı lan ve oltada kullan ı lan yem. ak köpek kara köpek geçit baş ı nda belli olur * kimin ne olduğ u deney veya sı nav sonunda anlaş ı lı r. özellikle semiz otugillerde karş ı la ş ı lan yosunumsu mantar (Albugo candida). . ak yazı lı * Bahtlı . ak pak ak pas * Lâhana. ağ abey. ak sakaldan yok sakala gelmek * çok yaş lanı p iyice kuvvetten düş mek. ak mı kara mı önüne dü ş ünce görürsün *ş imdiden boş una düş ünme. * saçı sakalı ağ armı ş . *İ zmarit. kara gün karartı r * mutlu bir yaş ayı ş kiş iyi dinç kı lar. ak gözlü * Gözlerinin rengi pek açı k olan ve nazar ı nı n hemen değ diğ ine inan ı lan (kimse). * Çoban yı ldı zı . turp. ak kan * Lenf. mutsuz bir ya ş ayı ş ise yı prat ı r. ak sülümen * Cı va ile klorun birle ş imi olan. omuriliğ in dı ş tabakası . istavrit. akı karası geçitte belli olur. beyaz bir toz. lodos. süblime.* Bkz. ak koyunun kara kuzusu da olur * iyi bir aileden kötü bir çocuk da çı kabilir. sonuç belli olduğ u zaman anlars ı n. ak yel ak yem ak y ı ldı z aka * Büyük kardeş . ak pak * tertemiz.

yazarlar. akaçlatmak * Akaçlama iş ini yaptı rmak. mecra. akaçlatma * Akaçlatmak iş i. akacak kan damarda durmaz * herhangi bir zarar karş ı sı nda bunun kaçı nı lmaz olduğ unu anlatarak avundurmak için söylenir. * Akarsu yatağ ı . çay. drenaj. bir i ş lem sonunda geriye kalan artı kları . akak . ark. * Yer altı suları nı toplayan tesisat. akademisyen * Akademi üyesi. su yolu. * Çı plak modelden yapı lmı ş insan resmi. * Irmak. akaçlamak * Bir yerde birikmiş suları akı tmak. dere. sanatç ı lar kurulu. oluk veya ba ş ka araç. * Eğ imi. akabinde * Arkası ndan. akaçlama * Akaçlamak iş i. * Bataklı kları akaç yoluyla kurutmak. akait akaju * Bir dinin öğ renilmesi gereken inançları nı n ve tapı nma kurallar ı nı n tümü veya bunları toplayan kitap. akağ aç * Gürgengillerin. * Maun. akademicilik * Resim veya heykel çalı ş mas ı nda kurallara bağ lı lı k. gereksiz nesneleri dı ş ar ı ya ak ı tmak için kullan ı lan boru.* Tehlikeli. küçük akarsu. akademici * Kurallara bağ lı resim ve heykel çalı ş ması yapan kiş i veya sanatçı . yatak. * Yüksek okul. tefcir. akademik * Akademi ile ilgili. * Yer altı su oluğ u. kerestesinden yararlanı lan beyaz kabuklu bir türü (Betula alba). * (su için) İ vinti yeri. ardı ndan. * Bilimsel niteliğ i olan. ini ş i fazla olan yer. hemen ardı ndan. akaç * Bir yerde birikip kalan sı vı lar ı . hemen arkadan. * Kanal. sarp ve zor geçit. akademi * Bilginler. * Maundan yapı lmı ş .

* Küçük akarsu. gaz. gaz yağ ı . akamet * Kı sı rl ı k.akala akamber * Amerikan tohumundan yurdumuzda üretilen bir pamuk türü. dükkân. * Özellikle amber balı ğ ı nı n ba ğ ı rsakları ndan çı karı lan. * Ba ş ar ı sı zlı k. bağ gibi mülk. sonuçsuz kalmak. ağ ma. odunu ceviz ağ acı nı nkine benzeyen. * Kaplı ca. . salkı m ağ acı (Robinia pseudoacacia). güzel kokulu reçine. * Kesintisi olmayan. yapı ş kan. * Kiraya verilerek gelir getiren ev. meteor. akasma * Düğ ün çiçe ğ igillerden. motorin gibi yakı tları n satı ldı ğ ı yer. mazot gibi s ı vı durumunda olan yakacak. güzel kokulu öz suyu olan büyük bir ağ aç (Liquidambar orientalis). bükülgen ve misk gibi kokulu olan bir ta ş . * Sürekli iş leyen ç ı ban. akaryakı t istasyonu * Benzin. akarsu * Yeryüzünde ve yer altı nda belirli bir yatak içinde. yaban asması . akar amber * Asya ve Amerika'da yetiş en. zamk. sonuçsuzluk. a ğ ı z yapı lar ı ı sı rı cı . boya gibi maddelerinden yararlan ı lan bir ağ aç (Acacia). * Sı cak üİ kelerde yetiş en bir ağ açtan (Hymenea) elde edilen kat ı . bahçelerde süs çiçeğ i olarak yetiş tirilen sarı lı cı bir bitki. akar * Kiraya verilerek gelir getiren ev. tarla. eğ im boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. söyleyeceğ i söze yer kalmamak. ş ahap. akasya * Baklagillerden. sokucu veya emici örümce ğ imsiler takı mı . beyaz çiçek veren. akarca * Kemik veremi. gövdeleri halkası z. akaret akarlar * Tı knaz yapı lı . aralı ks ı z. akan sular durmak * itiraza. Meryem ana asması (Clematis vitalba). akamete u ğ ramak * baş ar ı sı z. kül renginde. * Tek sı ra elmastan veya inciden gerdanlı k. dükkân gibi mülk. baş lar ı göğ üsle birleş ik. kesin yörüngesi bulunmayan ve bu sebeple atmosferin üst katmanları na girince ate ş külçesi durumuna dönü ş en küçük gök cismi. sı cak iklimlerde birçok çeş itleri yetiş en ve tanen. * Baklagillerden. akan y ı ld ı z * Güneş sistemine ba ğ lı . yurdumuzda yetiş en bir süs ve gölge a ğ acı . verimsizlik. fistül. akaryakı t * Benzin.

iri ve y ı rt ı cı bir kuş (Vultur monachus). etli ve sulu bir tür armut. beyaz kabuklu. * Bkz. sağ lı sollu iki parçalı * Baklagillerden. baş ı ve boynu çı plak olan. akçe. akbalı kçı l * Leyleksilerden. sarı . akburçak akci ğ er organ. kı sa ve ince gagalı . * İ htiyar. akci ğ er zar ı * Göğ üs boş luğ unun içini ve bu boş luğ un içinde bulunan akciğ erin d ı ş ı nı kaplayan ince zar. deniz kazı (Bemicla). yumurtas ı ile tarama yapı lan bir bal ı k (Leuciscus). plevra. siyah bacaklı yabanî bir tür ku ş . dağ lı k yerlerde ya ş ayan. akci ğ er göbeğ i * Akciğ erin. akbakla akbalı k * Kuru fasulye.akbaba * Akbabagillerden. beyazca. akça armudu *İ nce kabuklu. ak renkli bir ku ş türü (Egretta alba). akça pakça . eti kı lç ı klı . kı ş ı nı lı k kı yı lara göçen. kanatları geniş ve büyük olan. iç yan yüzünün hemen arkası nda bronş . * Sazangillerden. iyi uçan büyük kuş ları içine alan bir familyas ı . çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen. akci ğ er peteğ i * Akciğ erlerde solunumda gaz alı ş veri ş ini sağ layan. bronş çuklar ı n son bölümü. burçağ a yakı n bir bitki cinsi (Lathyrus sativus). ekmeklik bu ğ day. akbu ğ day * Kurak iklime dayanı klı . * Akya balı ğ ı . ı rmak ve göl k ı yı lar ı nda yaş ayan. sinir ve damarları n girip ç ı kt ı ğ ı yer. akci ğ er kesecikleri * Akciğ er lopçuğ unun parçaları . * Göğ üs kafesinin büyük bir bölümünü dolduran ve solunum organı nı n temeli olan. akbaş * Yazı n kutup bölgelerinde yaş ayan. akci ğ erliler * Karı ndan bacakl ı yumu ş akçaları n tek ciğ erle soluk alan bir takı mı . hava borucukları nı n sonunu oluş turan kesecik. bataklı k. akbabagiller * Gündüz yı rtı cı lar ı alt takı mı nı n. le ş le beslenen. oldukça büyük. akci ğ er lopçu ğ u * Birçok akci ğ er keseci ğ inin birle ş erek oluş turduğ u parça. akça akça * Oldukça beyaz.

akçal ı * Paraya bağ lı . isfendan (Acer). güzel (kadı n). çiçeklerinin güzelliğ i dolay ı sı yla bahçe çiçekleri arası na giren zehirli bir bitki cinsi (Veratrum album). akçı llaş ma * Akçı llaş mak iş i veya durumu. akçı l akçı llanma * Akçı llanmak iş i. ağ arm ı ş . akdedilmek * Akdetmek iş i yapı lmak. * Rengini atmı ş . akçaağ aç * Akçaağ açgillerden süs ağ acı olarak da dikilen tahtası hafif ve sa ğ lam bir ağ aç. akdar ı * Buğ daygillerden. rengini atmak veya atmı ş gibi olmak. Akdeniz mavisi * Parlak ve canlı görünümde mavi rengin bir türü. keş iş leme. örneğ i akçaağ aç olan bir bitki familyası . akdedilme * Akdedilmek durumu. akçı llanmak * Akçı l duruma gelmek. Akdeniz humması * Malta hummas ı . akdetme * Akdetmek iş i. akdetmek . akçı llı k * Akçı l olan ı n durumu. malî. akçe * Küçük gümüş para. akçaağ açgiller *İ ki çeneklilerden. akçakavak * Akkavak. akçöpleme * Zambakgillerden. bir yı llı k veya daha uzun yaş ayabilen otsu bir bitki türü (Panicum miliaceum). yaprakları nı n uzun. akçı llaş mak * Akçı l duruma gelmiş olmak. parayla ilgili.* Beyaz tenli. içinde ak renk bulunan. geni ş olması . akça yel * Güneydoğ udan esen yel. * Her tür madenî para.

akı cı lı k * Akı cı olma durumu. anlamca açı k (anlat ı m). kara saçlı . ğ . us. salı k verilen yol. kara gözlü. akdiken * Hünnapgillerden. y). akı cı lı k ölçeğ i * Bir sı vı nı n belli sı caklı ktaki akı cı lı ğ ı nı ölçmekte kullanı lan alet. akı l ak ı l. okunabilen. * Söz. . aksungur. * Düş ünce. anlama ve kavrama gücü. akı bet * (bir iş veya durum için) Son. akı ak karası kara * beyaz tenli. bellek. selis. akı seyelân. akı l * Düş ünme. akdut akemi akgünlük akhardal * Hekimlikte iç sürdürücü olarak kullanı lan hardal türlerinden biri (Sinapis alba). kanı . *İ ki elemanlı mermer yapı ş tı rı cı sı . akı cı * Akma özelliğ i olan. * Hafı za. güvem eriğ i. ittifak gibi karş ı lı klı ba ğ lanma anlamı taş ı yan Arapça sözlerle) Yapmak. * Tütsü olarak yakı lan bir tür ağ aç sakı zı . muahede. gel çengele takı l * bir sorunun nası l çözümleneceğ ini düş ünememe durumu.* (mukavele. yazı ve anlatı mı n akı cı olma özelliğ i. sonuç. akdoğ an * Kartalgillerden bir doğ an türü. * Beyaz renkte olan dut. geyik dikeni (Rhamnus cathartica). selâset. akı betine uğ ramak * birinin içinde bulunduğ u kötü duruma düş mek. * Sonunda. eninde sonunda. * Öğ üt. ağ ı z boş luğ undaki yarı kapalı bir engele çarpmas ı yla oluş an bol sesli ünsüz (r. belli bir düzlemin belli bir bölümünden geçtiğ i var sayı lan güç çizgileri. * Herhangi bir kuvvet alanı nda. * Kolay söylenebilen. l. akı karası geçitte belli olur * bir iddiadaki doğ rulu ğ un ancak deney veya s ı nav sonunda belli olacağ ı nı anlatmak için söylenir. hekimlikte ve boyacı lı kta kullanı lan bir bitki cinsi. akı cı ünsüz * Ciğ erlerden gelen havanı n.

akı l erdirememek (veya ermemek) * ne olduğ unu anlayamamak. . akı l durdurmak * bir ş ey çok ş aş ı rtı cı nitelikte olmak. insanı ş aş ı rtmak. inanı lmaz. gayriaklî. akı l iş i değ il * akla uygun değ il. gerçeğ e. vaktinde hatı rlamak. sı rr ı nı çözmek. herhangi birinin aklı na gelebilir. ajanda. akı l hastası * Ruh hastası . akı l almamak * inanı lacak gibi olmamak. en içeride çı kan azı diş i. yirmi ya ş diş i. akı l danı ş mak * bir konuda birinin görüş ünü sormak. uygun olmayan.akı l ak ı ldan üstündür * bir kimsenin aklı na gelmeyen bir çare. irrasyonalizm. akı l etmek * herhangi bir önlem veya çareyi zamanı nda düş ünmek. * Herkese akı l öğ retmeye meraklı kimse. akı l havsala almamak * akla mantı ğ a sı ğ mamak. us d ı ş ı cı lı k. akı l diş i * Yirmi yaş sı raları nda altlı üstlü ve sağ lı sollu. muhtı ra defteri. irrasyonel. deli. doğ ru değ il. not defteri. akı l hocası * Birine yol gösterip akı l öğ reten kimse. akı l için yol (veya tarik) birdir * iyi düş ünülünce ayr ı ayrı kimselerce varı lacak sonuç hep aynı dı r. akı l hastahanesi * Akı l hastaları nı n yatı rı ldı ğ ı hastahane. akı l almak * danı ş mak. akı l almaz * inanı lacak gibi olmayan. görü ş almak. * Us dı ş ı . akı l dı ş ı cı lı k * Akı l dı ş ı davranma yanlı sı görüş . sı rr ı nı çözememek. akı l erdirmek * anlamak. akla uygun gelmemek. akı l doktoru * Psikiyatrist. akı l dı ş ı * Akla. akı l defteri * Hatı rlanı p yapı lması gereken ş eylerin yazı ld ı ğ ı küçük defter.

akı l vermek. . davranı ş beklenmeyen (kimse). akı ldan ç ı karmak * düş ünmemek. akı lc ı * Akı lc ı lı kla ilgili. akı lc ı lı k * Akla dayanan. unutulmamak. akı l sı r ermemek * bir iş in niteliğ ini. unutmak. * Bilginin evrensellik ve zorunlulu ğ unun deneyden ve deneye dayanan genellemeden değ il. düş ünmede ve tümden gelimli çı karmalarda bulan öğ retilerin genel adı . yalnı zca akı ldan çı kartı labilece ğ ini savunan öğ reti. akı l yürütmek * herhangi bir konuda fikir vermek. zeki kimse. rasyonalizm.akı l kârı olmamak * akı ll ı bir kiş inin yapacağ ı iş olmamak. akı l kutusu * Çok akı ll ı . akliye. rasyonalizm. akı l vermek * bir konuda yol göstermek. akla aykı rı veya akı l dı ş ı hiçbir ş eyi tanı mama davranı ş ı ve tutumu. gizli yönlerini anlayamamak. akı ldan ç ı kmak * unutulmak. akliye. akı l öğ retmek. akı l yormak * hatı rlamaya çalı ş mak. yak ı n var (veya ak ı l var. * Akla ve akı l yolu ile varı lan yargı ya inanma. usçu. * Akı lc ı lı ktan yana olan kimse. kendisinden ciddî bir düş ünce. zihnini zorlamak. umudunu kesmek. yol göstermek. akı lda tutmak * unutmamak. rasyonalist. rasyonalizm. izan var) * kafa yormaya gerek yok. akı l var. ba ş tadı r * akı ll ı olma ile yaş lı olma arası nda ilgi yoktur. doğ rulu ğ un ölçütünü duyularda değ il. akı l öğ retmek * nası l davranaca ğ ı nı göstermek. usçuluk. bazı küçükler büyüklerden daha ak ı ll ı olabilir. akı l kumkuması * Çok bilmiş kimse. akı l yaş ta de ğ il. akı lda kalmak * akı lda yer etmek. akı l terelelli * pek deliş men. akı l zay ı flı ğ ı * Deliliğ e kadar varmayan akı l bozukluğ u. akı l kethüdas ı * Herkese akı l öğ retme merakı nda olan kimse.

akı ldan geçirmek * bir ş ey yapmayı düş ünmek. akı lland ı rmak * Aklı nı kullanması nı sa ğ lamak. akı lsal * Düş ünceyi ve gerçeğ i somut değ erlerle birbirine bağ layan hakikati içine alan ş ey. akı llanma * Akı llanmak iş i. doğ ru. akı ll ı geçinmek * kendini çok akı ll ı sanmak. herkes kendininkini beğ enmiş ) * "insan kendi aklı nı baş kası nı nkinden üstün görür" anlamı nda kullanı lı r. akl ı nı baş ı na getirmek. * (alay yollu) Düş üncesiz. akı ll ı köprü arayı ncaya dek deli suyu geçer * atak kiş i tehlikeyi göze alarak iş e giriş ir ve çabuk sonuç alı r. doğ ru olarak. akı lları pazara ç ı karmı ş lar. makul. akı llanmak * Karş ı la ş ı lan olaylar ı n sonuçları ndan yararlanarak davranmak. akı ll ı uslu * Akı ll ı olarak. yaramazlı k etmeyerek. tasarlamak. akı ll ı lı k akı ll ı lı k etmek * yerinde ve uygun davranmak. akı ll ı olmak * gerçeklere uygun davranmak. dengeli. akı lland ı rma * Akı llandı rmak i ş i. akı ll ı ca * Akla yakı n.akı ldan ç ı kmak * unutmak. aptal. * Akı ll ı olma durumu. durumu. . akı llara durgunluk vermek * çok ş aş ı lacak bir sey olmak. herkes yine kendi akı lı nı almı ş (veya akı llar gelin olmuş . uyanı klı k. * Uslanmak. * Karş ı sı ndakinin düş üncesizliğ ini belirtmek için söylenilen uyarma sözü. akı ll ı * Gerçeğ i iyi gören ve ona göre davranan. akı ll ı düş ününceye kadar deli çocu ğ unu (veya oğ lunu) everir * kendini akı llı sananlar çok kez akı lsı z diye tanı nanlardan daha az baş arı gösterir. * Akla yakı n. akı ldan ç ı kmamak * unutamamak.

akümülâtör. * Hava. * Düş man toprakları na tedirgin etme. akı n akı nc ı lı k . * Görevi karş ı tarafa top sürmek ve sayı yapmak olan ön sı radaki oyuncu. gerçe ğ i görüp ona göre davranmaya elveriş li olmayan. üş üş mek. akı n * Kalabalı k bir ş eyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olmas ı . akı lsı zlı k etmek * düş üncesiz ve yersiz davranmak. akı m * Akmak iş i. hücum. * Debi. anlayı ş ı kı t. * Kazak-Kı rgı z Türklerinin saz ş airlerine verdiğ i ad. akı lsı z * Aklı . y ı ld ı rma. akı m ölçümü * Bir akarsuyun veya kanalı n su yolunda bir saniyede akan su hacmini ölçme. akı nc ı * Düş man ülkesine akı n yapan savaş çı . siyasette. * Akı ncı olma durumu. akı mcı * Belli bir akı ma ba ğ lı kiş i. * Futbolda sayı yapmak amacı yla karş ı takı m kalesine doğ ru genellikle topluca giri ş ilen saldı rı . yer değ iş tirmesi. akı lsı z baş ı n cezası nı ayak çeker (veya akı lsı z iti veya köpeğ i yol kocatı r) * düş üncesizlik veya tedbirsizlik yüzünden. akı lsalla ş tı rmak * Bir ş eyi akı lsa duruma getirmek. forvet. düş ünce hayatı nda ortaya çı kan yeni bir görü ş . * Akı lsı zca yap ı lan iş veya davranı ş . amperölçer. * Sanatta. akı mtoplar * Akü. düzensiz ş eyler söylemek. akı lsı zlı k * Akı lsı z olma durumu. akı mölçer * Bir elektrik akı mı nı nş iddetini ölçmeye yarayan araç. * düş man ülkesine sald ı rmak. akı m derken bokum demek * sözünü yolunca söyleyememek. akı n etmek * toplu olarak gitmek. çapul gibi amaçlarla toplu olarak yapı lan bask ı n. baskı n yapmak. gereksiz yere gidip gelme zahmetine katlanı lı r. yöntem. * Bilinç dı ş ı olayları n mantı k ve akla dayalı olarak açı klanmas ı . su gibi akı ş kan maddelerin veya elektrik yüklerinin belli bir yönde akı ş ı . cereyan tarz. hareket.akı lsalla ş tı rma * Akı lsalla ş tı rmak durumu. cereyan. akı n ak ı n * Arkası kesilmeyen kalabalı k öbekler durumunda.

* Hastalı k sebebiyle vücudun bir yerinden sulu madde akması . seyyal. çam sakı zı . sürüp gitme. * Akı n. * Eğ iklik. tedirgin etmek. akma. . meyil. akı ndı rı k * Reçine. akı ntı * Akmak iş i. akı ntı ya kürek çekmek * olmayacak bir iş uğ runda boş una çabalamak. akı ntı çağ anozu * Akı ntı ya kap ı lmı ş yengeç. * Vücudunda göze çarpacak bir çarpı klı k bulunan kimseler için kullanı lı r. akı ntı ya kapı lmak * bir akı ntı nı n etki alan ı na girmek. akı ş kanlaş mak * Akı ş kan duruma gelmek. akı ş kanlaş tı rı cı lı k * Akı ş kan duruma getirme özelliğ i olma. meyilli. akı ntı ile birlikte sürüklenmek. akı ş kanlaş tı rı cı * Akı ş kan duruma getirme özelliğ i olan. uzun bir balı k türü. eğ ik. akı p gitmek * (zaman için) çabuk geçmek. akı ntı ölçer * Bir akarsuyun ve kanal ı n akı ntı hı zı nı ve düzeyini ölçmeye yarayan alet. akı m. akı ş * Akmak iş i veya biçimi. akı ntı lı * Akı ntı sı olan. * etki altı nda kalarak bir topluluğ un davranı ş ı na katı lmak. cereyan. e ğ im. * Havanı n veya suyun herhangi bir yöne doğ ru yer değ iş tirmesi. * Çam türü ağ açlarda bulunan reçinenin eriyerek akmas ı olayı . * Sı vı yapı ş tı rı cı lar ı n ağ aç yüzeylerine gereğ inden çok sürülmesi ile oluş an durum. * Geçip gitme. akı ş kan * Kendilerine özgü bir biçimleri olmayı p içinde bulundukları kabı n biçimini alan ve yı ğ ı n oluş turmayan (sı vı veya gaz). akı nkayası * Kaya balı ğ ı giller familyası ndan derin ve uzaklarda yaş ayan ince. akı ş kanlaş ma * Akı ş kan duruma gelme.akı nc ı lı k etmek * düş man ülkesinde karş ı güçleri yı ld ı rmak. akı ntı bilimi * Deniz akı ntı ları nı inceleme konusu edinen bilim dalı .

akil bali ğ * Döl verebilecek duruma gelmiş olan. dökmek.akı ş kanlaş tı rma * Akı ş kanlaş tı rmak iş i. dura ğ an. akı ş malı * Akı ş ma özelli ğ i olan. akı tmak * Akması nı sa ğ lamak. * Akı ş kanları n niteliğ ini düzeltmek için yoğ unlaş an akı mı içinde parçac ı kları n as ı ltı sı nı sa ğ layan yöntem. mühür gibi ş eyler yapmakta kullanı lan. erin. akil bali ğ olmak . * Hayvanları n. akik * Yüzük taş ı . inanç. akı ş mazlı k * Akı ş maz veya durağ an maddenin durumu. * Un. akı ş kanlı k * Akı ş kan olma durumu. akil * Akı ll ı . süt. akı ş kanlaş tı rmak * Akı ş kan duruma getirmek. akide akide *Ş ekerin kaynatı larak ağ da durumuna getirilmesi yolu ile yap ı lmı ş renkli ve kokulu. yar ı saydam. akı ş ma * Kulağ a hoş gelen veya kolayca söylenen seslerin özelli ğ i. akide. akideyi bozmak * doğ ru bilinen bir inanı ş veya gidiş ten ayrı lmak. * Bir ş eye inanarak ba ğ lan ı ş . din inancı . ağ ı zda güç eriyen ş eker. akması na yol açmak. akı ş maz * Dı ş etkenlerin tesiriyle akı ş mazlı ğ ı değ iş meyen. parlak ve değ erli bir ta ş . kalseduan kuvarsı nı n bir türüdür. özellikle atlar ı n alı nları nda bulunan ve burunları na doğ ru uzanan beyaz leke. akide ş ekeri * Bkz. daha çok akide ş ekeri yerine kullanı lı r. * Enli bilezik. ş eker veya pekmezle yoğ rularak c ı vı k bir duruma getirilen hamurun k ı zg ı n saç üzerinde piş irilmesiyle yapı lan bir çeş it tatlı . yumurta. akı tmalı * Alnı nda akı tması olan (hayvan). akidesi bozuk *İ nancı zay ı f olan (kimse). türlü renklerde. akı tma * Akı tmak iş i. yağ .

burun. akis * Iş ı k veya ses dalgaları nı n yans ı tı cı bir yüzeye çarparak geri dönmesi. ilgi veya tepki yaratmak. baş arı sı z. akit vaadi * Ön sözleş me. akkelebek * Hemen bütün meyve ağ açları nda tomurcuk düş manı sayı lan. . * Akkor olma durumu. * Evirme. * Nikâh. Orta Anadolu ve Do ğ u Anadolu'nun batı kesimlerinde yaygı n olarak yetiş tirlen yerli bir tür koyun. parlak bir yüzeyde görünmesi. * Bir cismin. kara damarlı bir kelebek (Aporia crataegi). * Akı ll ı ca. akim kalmak * sonuca ulaş amamak. * Sazangillerden bir cins tatlı su bal ı ğ ı (Alburnus). * Sonuçsuz. iri baş lı . evirtim. kontrat. yankı . fakat kirli. sözleş me veya mukavele yapan. mukavele. göz etrafı . kulak ve ayaklarda siyah lekeler bulunabilen. sözleş me. baş arı sa ğ layamamak. âkit * Bir iş i karş ı lı klı olarak kararlaş tı rı p üstlerine alan taraflardan her biri. akkaraman * Vücudu beyaz. sı cak veya ı lı man ülkelerde yaş ayan. akkavak akkefal * Söğ ütgillerden. akilâne akim * Kı sı r. akkor akkorluk * Iş ı k saçacak beyazlı ğ a var ı ncaya de ğ in ı sı tı lmı ş olan. yaprakları nı n altı beyaz olan bir kavak türü. akkarı nca * Düz kanatlı lardan. döl veremeyen. kaba kar ı ş ı k yapağ ı lı . termit (Termes). termitler. akit * Hukukî sonuç doğ urmak amacı ile iki veya daha çok kimsenin veya kuruluş un karş ı lı klı ve birbirine uygun irade beyanları ile gerçekle ş en iş lem. Hollanda kavağ ı (Populus alba). yansı ma. verimsiz.* döl verebilecek eriş kin duruma gelmiş olmak. akis uyand ı rmak * bir konunun üzerinde düş ünülmesine. akkarı ncalar * Ağ ı z parçaları iyi geliş miş . * rüş tünü ispat etme ya ş ı na gelmiş olmak.ı sı rı cı böcekler topluluğ u. bitkilere çok zarar veren bir böcek cinsi. akçakavak. ağ ı z. akkirpani * Ak. tartı ş ı lması na yol açmak. * Bir ş eyin ba ş ka bir ş ey üzerinde yaratt ı ğ ı etki. iri ak kanatlar ı kalı n.

* Baş arı lı gösterilmek. güçlüklerle kar ş ı laş mak.vb. aklama belgesi * Alacak verecek kalmadı ğ ı nı gösteren belge. aklamak * Suçsuz veya borçsuz olduğ u yarg ı sı na vararak birini temize çı karmak. akla zarar (veya ziyan) * çok ş aş ı lacak. akla hayale gelmez * inanı lmaz. akla yak ı n * aklı n benimseyebileceğ i. ibra. temizlenmek. akla yatk ı n * uygun. akla karayı seçmek * (bir iş i baş arı ncaya değ in) çok sı kı ntı çekmek. tebriye etmek. akla gelmeyen ba ş a gelir * insan ummadı ğ ı . akla fenal ı k vermek * çok ş aş ı rmak. aklan aklanma aklanmak * Ak olmak. düş ünülemez.. * Suları nı bir denize veya göle gönderen bölge. * Aklanmak iş i. akla gelmez * hatı rlanamaz. . değ erli olarak nitelendirilmek. düş ünmediğ iş eylerle daima karş ı laş abilir. akla s ı ğ mak (veya sı ğ mamak) * inanı lacak gibi olmamak. it-ekle. akla gelmedik * düş ünülemeyen. akla s ı ğ ar gibi * aklı n kabul edebileceğ i biçimde. yı rtı cı bir kuş . ç ı ldı racak gibi olmak. aklama * Aklamak iş i. makul. -akla / -ekle * Bazı fiillerin sı klı k çatı lar ı nı türeten ek: tart-akla. ibra etmek. zı vanadan çı kmak. ş aş kı nlı ğ a uğ ratacak (ş ey). aklı n kabul edebileceğ i.akku ş akkuyruk * Atmaca. * Bir dağ sı rası nı n yamaçlar ı ndan her biri. makul. akı llı ca. * Tadı nı artı rmak için çay harmanı na katı lan beyaz bir çay türü. ibraname. maile.

aklaş mak * Ak duruma gelmek.* Bir dava sonunda temiz ve iliş iksiz çı kmak. beyazlaş tı rmak. beraat etmek. aklı baş ı nda * sürekli akı ll ı davranan. * Akı bulunan. ağ armak. ş aş ı rmak. aklevrek aklı * Tatlı su levreğ i. aklı bokuna kar ı ş mak * korkudan ş aş ı rı p ne yapacağ ı nı bilememek. aklı baş ı na gelmek * davranı ş ları nı n yanlı ş lı ğ ı nı sezerek do ğ ru yolu bulmak. çok korkmak. temize çı kmak. ak renkli. kendine gelmek. aklaş tı rma * Aklaş tı rmak i ş i. aklı baş ı ndan gitmek * çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağ ı nı ş aş ı rmak. akı l gereğ ince. aklaş tı rmak * Aklaş ması nı sağ lamak. beyazlaş mak. aklı almamak * anlayamamak. aklı baş ı ndan bir karı ş yukarı (veya yukarı da) * düş ünmeden akl ı na geleni yapan. * bir ş eyin olabileceğ ine inanmamak. aklı durmak * düş ünemez bir duruma gelmek. * doğ ru dürüst. * ayı lmak. aklı çı kmak * titizlikle üzerinde durmak. kusursuz. çok korku geçirmek. kavrayamamak. aklı dağ ı lmak * düş ünceyi belli bir konu. aklaş ma * Aklaş mak iş i. aklı baş ı nda olmamak * iyi düş ünebilir durumda olmamak. aklı baş ka yerde olmak * baş ka ş eyler dü ş ünmek. . aklen * Akı l icab ı . * uygun bulmamak. sorun üzerinde toplayamamak. aklı bir yerde olmak * düş ünülmesi gerekenden baş ka bir ş ey düş ünmek.

ilerisini görememek.aklı ermek * anlayabilmek. aklı evvel * Densiz. düş ünüş üne göre. umduğ una göre. * Kendisini en akı ll ı sanan. aklı sı ra * aklı nca. sandı ğ ı na göre. aklı k aklı ma gelen baş ı ma geldi * olması ndan korktuğ um ş ey oldu. beyazlı siyahlı . korkmak. * Ak olma durumu. aklı kalmak * beğ enilen bir ş eyi düş ünmekten kendini alamamak. * akı lca olgunla ş mak. aklı fikri bir ş eyde olmak * bütün düş ündüğ ü bir konuda yoğ unla ş mak. aklı kesmemek * sonucu tahmin edememek. sağ duyu sahibi olmayan. aklı zı vanadan çı kmak * delirmek. münasebetsiz. aklı gitmek *ş aş ı rmak. aklı tak ı lmak * zihni bir ş eyle uğ raş mak. * Kadı nları n makyaj için yüzlerine sürdükleri beyaz bir sı vı . * çok beğ enmek. tatmin olmak. aklı sonradan gelmek * verdiğ i karar ı n yanlı ş olduğ unu anlay ı p vazgeçmek. . bayı lmak. aklı karal ı * Akı ve karası olan. aklı evvel * Akı ll ı geçinen. ş aş ı rmak. olacağ ı na inanmak. aklı karı ş mak * ne yapacağ ı nı bilememek. bocalamak. aklı tam ayar * aklı yerinde. düzgün. aklı nı oynatmak. aklı kesmek * bir ş eyin olabileceğ ine inanmak. aklı yatmak * anlamaya baş lamak. aklı sı ra * Aklı nca.

çok istemek. aklı na koymak * bir kimse birine. * kararlaş tı rmak. aklı na takmak (veya aklı nı takmak) * sürekli olarak bir ş eyi düş ünmek. aklı na uymak * birinin uygun olmayan görüş üne göre iş yapmak. * olabileceğ ine inanmamak. davranmak. aklı na geleni söylemek * rastgele konuş mak. * bir ş eyi yapmay ı düş ünmek. aklı na koymak * bir ş ey yapmaya kesin olarak karar vermek. bir düş ünceye saplanı p kalmak. aklı na gelmek * hatı rlamak. aklı almak. aklı na tükürmek * birinin düş üncesini beğ enmemek. aklı na yelken etmek * düş üncesizce davranmak veya aklı na geleni hemen yapmak. kavrayamamak. aklı na düş mek * hatı rlamak. aklı na sı ğ dı rmak * bir ş eyin olabileceğ ine inanmak. aklı na esmek * daha önce düş ünmemiş olduğ uş eyi birden yapmaya karar vermek. . * düş ünmek. aklı na geleni yapmak * her istediğ ini düş ünmeden yapmak istemek. anı msamak. tasarlamak. aklı na getirmek * hatı rlatmak. kı namak. * lâdes oyununa katı lanlardan biri ötekine bir ş ey verirken karş ı dakinin "unutmad ı m" anlam ı nda söylediğ i aklı na birş ey gelmek *ş üphelenmek. aklı na vurmak * birden düş ünüvermek. aklı na sı ğ mamak * anlayamamak. bir ş ey telkin etmek. aklı na ş aş ayı m (veya ş aş ar ı m) * adı geçen kimsenin ak ı lsı zca bir davranı ş ta bulundu ğ unu anlatı r.aklı mda! söz. aklı na turp sı kayı m * birinin düş üncesini ve yaptı ğ ı nı beğ enmemek. * kafası nda bir düş ünce doğ mak.

aklı ndan geçirmek * bir ş ey yapmayı düş ünmek. * akı l dı ş ı iş ler yapmak. hiç unutmamak. * unutmamak. çok ş aş ı rtmak. yersiz iş yapmak. * ayartmak. bellemek. aklı nda olsun! * unutma!. tasarlamak. baş tan çı karmak. aklı ndan çı karmamak * devamlı hatı rlamak. aklı nı (bir ş eyle) bozmak * bir ş ey üzerine dü ş erek hep onunla u ğ raş ı p durmak. aklı nı ba ş ı na almak (veya toplamak. . aklı nda tutmak * öğ renmek. aklı nı kaçı rmak * delirmek.aklı nca * (küçümseme yollu) Düş üncesine göre. aklı ndan tutmak * bir ş ey düş ünmek. aklı nı çalmak * ilgisini aş ı rı derecede çekmek. devş irmek) * akı lsı zca davranı ş larda bulunmaktan kendini kurtarmak. aklı ndan çı kmak * unutmak. aklı sı ra. aklı ndan geçmek * düş ünmek. aklı ndan zoru olmak * arada bir durum ve ş artları n gerektirdi ğ i gibi davranmamak. aklı nı peynir ekmekle yemek *ş aş kı nca ve akı lsı zca i ş ler yapmak. * hatı rlamak. * gereksiz. kararı ndan cayd ı rmak. aklı nı ba ş ka yere vermek * konuş ulan konudan baş ka bir ş ey düş ünür olmak. aklı nı oynatmak * çı ldı rmak. aklı nı ba ş ı ndan almak * düş ünemeyecek bir duruma getirmek. aklı nda kalmak * unutmamak. aklı nı çelmek * niyetinden.

* Akı lc ı lı k. * Sürüp gitmek. * Çabucak savuş mak. * Akı lla ilgili. az çok bir gelir veya kazanç sağ lar. * Akı l hastalı klar ı uzman ı . * (bir kap veya bir yer) İ çindeki veya üstündeki sı vı yı sı zdı rmak. akliyeci akma hançer * Ortası oluklu hançer.aklı nı ş aş ı rmak * yerinde olmayan bir iş yapmak. * Art arda ve toplu olarak gitmek. . yere düş mek. ortadan kaybolmak. akma s ı nı rı * Malzemenin belirli bir gerilme uygulanması yla sı nı rlı ve kal ı cı deformasyona uğ raması veya belirlenen toplam uzamaya maruz kalmas ı durumundaki mukavemeti. * Reçine. aklı nı n terazisi bozulmak * akı ll ı ca olmayan davranı ş larda bulunacak bir duruma düş mek. çam sakı zı . rasyonalizm. aklı selim aklî akliyat * Akı l yolu ile kazanı lan bilgiler. keçi mantar ı (Agaricus campestris). * (boya için) Birbirine karı ş mak. * (bu gibi maddeler) Aş ağ ı ya. aklı nla bin yaş a * akla yakı n görülmeyen bir dü ş ünce ileri sürene söylenir. * (kumaş için) Yı pran ı p iplikleri erimeye ba ş lamak. * Akı l hastalı klar ı ile ilgili hastahane bölümü. * Sağ duyu. akmantar akmasa da damlar * çok değ ilse bile. yersiz düş ünmek. akma * Akmak iş i. * (sı vı bir madde için) Bir yerden çı kmak. aklı nı takmak * sürekli olarak aklı bir ş eyle uğ raş mak. aklı nı n köş esinden geçmemek * hiçbir zaman düş ünmemek. akmak * (sı vı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler için) Bir yerden baş ka bir yere doğ ru gitmek. akliye * Akı l hastalı klar ı ile ilgili hekimlik kolu. akla dayanan. * Karı ş mak. * Tadı güzel ve besleyici bir tür mantar. katı lmak. * (zaman için) Çabuk geçmek. akı ndı rı k. usçuluk.

akordu bozuk * Birbirini tutmayan. akortlama * Akortlamak iş i. akort edilmiş . uyumsuz. * Armoniyi sağ layan seslerin birleş mesi. akordeon. gölet. akordeoncu * Akordeon çalan kimse. akortlatmak * Akortlamak iş ini yapt ı rmak. akort etmek * çalgı ları n seslerini ayarlamak. akortlu * Akordu olan. elde ta ş ı nabilir bir çalg ı . akortlanmak * Akortlanmak iş i yapı lmak. akortlanma * Akortlanmak iş i. akortçu * Piyano ve org gibi müzik aletlerini ayarlamayı meslek edinmi ş kimse. akortsuz . ses veren araçları nı ayarlamak. hesabı daha sonra görülmek üzere yapı lan kı smî ödeme. akonitin akont * Bir borca karş ı lı k. akortsuz. akompanyatör * Bir parça çalı ndı ğ ı zaman ses veya bir âletle ona katı lan kimse. akordeon * Üstündeki düğ melere veya tuş lara basarak.akmaz * Durgun su. metal dilcikleri titretme yolu ile çalı nan körüklü. akort * Bir çalgı yı doğ ru ses vermesi için ayarlama. * Kumaş larda makine ile yap ı lmı ş kı rma. eş lik eden. akort yapmak * çalgı ları n tellerini. * Boğ an otundan ç ı karı lan ve hekimlikte kullan ı lan zehirli bir madde. akordiyon * Bkz. akordiyoncu * Bkz. akordeoncu. düzenlemek. akortlatma * Akortlatmak iş i.

akraba çı kmak * önceden tanı ş madan veya bilmeden konu ş arak akraba oldukları nı anlamak. * Saatin iki ibresinden küçüğ ü. akreditif * Belirli bir nicelikteki para için. akrep * Akreplerden. * Cambaz. uyumsuz. akraba diller * Aynı ana dilden gelen diller. üçüncü bir kiş i yararı na bir baş ka bankada veya aracı sı nda açtı rı lan kredi. * Radyoda gerçek ayar frekansı ile do ğ ru değ eri arası ndaki sapma. yaş ı t. bir bankanı n yükümlülüğ ü altı nda. akrabal ı k * Akraba olma durumu. akraba olmak * evlilik yoluyla yakı nl ı k kurmak. örneğ i akrep olan takı mı . * Yaş ça denk. * Biri. Zodyak. boydaş . akran akranl ı k * Akran olma durumu. kı vrı k ve kalk ı k kuyruğ unda zehirli bir iğ nesi olan böcek (Scorpio). yaş ı tlı k. diğ erinin sonucu olan ş eyler. akrep gibi * her fı rsatta sözleriyle baş kalar ı nı incitme veya onlara kötülük etme durumunda olan. akort edilmemiş . akrepler akrobasi akrobat * Örümceğ imsilerin. * Cambazlı k. akortsuzla ş tı rmak * Radyoda bir ayar frekansı nda sapma meydana getirmek. akraba * Kan veya evlilik yoluyla birbirine bağ lı olan kimseler. Akrep * Zodyak üzerinde Terazi ile Yay burçları arası nda yer alan burç. akromatik . akortsuzluk * Ses düzensizliğ i veya ayarsı zl ı ğ ı . öğ ür. * Birbirini tutmayan. akrobatl ı k * Cambazlı k.* Akordu olmayan. hı sı m. akrobatlı k. * Kredi mektubu. * Oluş ma yönünden aynı kaynağ a dayanan ş eyler. sı cak ve nemli yerlerde ya ş ayan.

sondan bir önceki hecesi kı sa olacak yerde uzun olan dize. çene. * Ermiş . en önemli yapı ları n ve tapı nakları n bulunduğ u iç kale. tev ş ih. akromegali * Genel geliş me bittikten sonra el. evliya. *İ yi gitmeyen. akrostiş * Her dizenin ilk harfi yukarı dan aş ağ ı ya doğ ru okununca ortaya bir söz çı kacak biçimde düzenlenmiş manzume. geri kalmak. renksemez. * Aksayan. aksan ı bozuk * Bir dildeki kelimeleri doğ ru söyleyemeyen. aksak eş ekle yüksek dağ a çı kı lmaz * eksik araçlarla sağ lı klı iş yapı lmaz. * Hücrede boyayı kabul etmeyen (bölüm).* Beyaz ı ş ı ğ ı çözümlemeden geçiren. iyi iş lemeyen. akromatik i ğ iplik * Mitozun ilk evresi sonunda bütün hücrelerde beliren ve hücre boyaları yla pek boyanamayan iğ biçimindeki olu ş um. * Hafif topallamak. hafifçe topallayan. akromatopsi * Bkz. aksan * Bir ülkenin insanları na veya bir çevreye özgü söyleyiş özelliğ i. muvaş ş ah. akromatin * Hücre çekirdeğ i içindeki ince iplikçiklerden yap ı lmı ş . * Vurgu. * Eski Yunan ve Lâtin ş iir ölçüsünde. * Aksak olma durumu. renk körlüğ ü. * Kı sı mlar. aksata aksakl ı k aksam aksama aksamak . kromatin ile boyanmamı ş olan kromozomları olu ş turan bölüm. aksakal * Köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. * Türk müzi ğ inde oldukça kı vrak bir usul. grup vurgusu. kelime vurgusu. büyümesi veya uzamas ı . aks aksak * Dingil. * (bir iş ) Gereğ i gibi yürümemek. * Aksamak iş i. burun gibi vücudun sivri kı sı mlar ı ndaki kemiklerin kalı nlaş ması . akropol * Eski Yunan ş ehirlerinde.

yankı lanmak. bir sahne içinde yer alan veya oyuncunun dekor gere ğ i kullandı ğ ı çe ş itli e ş ya. * (ses) Bir yere çarpı p geri dönmek. * Bir aletin. yankı vermek. akselerograf *İ vmeyazar. tersine çevirmek. yansı lanmak. duyurmak. gürültülü soluk bo ş alması olay ı . * Poliçelerin üzerine "kabulümdür" biçiminde yazı larak altı imzalanan açı klama. * Aksaması na yol açmak. aksedir * Kaplaması mobilyacı lı kta kullan ı lan. aksat ı ş * Aksatmak iş i veya biçimi. bir makinenin iş levine katı lmayan. kemer. akselerometre *İ vmeölçer. çanta. eldiven. mücevher gibi eş ya. * (ı ş ı ğ ı ) Yansı tmak. aksı rma. aks ı rı k * Herhangi bir sebeple burun zarı nı n gı cı klanmas ı sonucu solunum kasları nı n birdenbire kası lması yla ağ ı z ve burundan hı zlı . araç veya * Konunun gerektirdiğ i ölçüde kullanı lan. aksesuar nesne. ancak kendine özgü ayrı bir yararı bulunan alet. . aksesuarc ı * Aksesuarı haz ı rlayan kimse. açı k kahve rengi öz odunlu olan bir ağ aç (Thuya occidentalist). kriz. * Aksatmak iş i. durumu. bir i ş i gere ğ i gibi yürütmemek. * Kadı n giyiminde giysiyi bütünleyen ayakkabı . * Aksamak iş i veya biçimi. duyulmak. aksetme aksetmek * Aksetmek iş i. ulaş tı rmak. * (bir ı ş ı k veya bir ş ekil) Düz ve parlak bir yüzeye çarp ı p orada aynen görünmek. hapş ı rma. aksatma aksatmak aksay ı ş akse * Hastalı k nöbeti. * (ı ş ı k) Bir yere vurmak. aksettirmek * (sesi) Yankı lamak. yaymak. * Evirmek. * Haberi. * Aksesuar kullanması nı seven. ş apka. hapş ı rı k. aksettirme * Aksettirme iş i.* "alma ve verme" Alı ş veriş . * Ulaş mak. akseptans * Yabancı ülkelerde okuyacak öğ renciler için gönderilen kabul belgesi. yay ı lmak.

inad ı nda direnmek. aksi tesadüf * "ş anss ı zlı ğ a bak" anlamı nda kullanı lı r. *İ natçı . huysuzlanmak. aksi ş eytan * iş ler yolunda gitmedi ğ i zaman "ne kadar ilgisiz. olumsuz. * istenmediğ i hâlde. ağ ı z ve burundan hı zl ı . * Uygun olmayan. inatçı lı k etmek. aks ı rmak * Burun zarları nı n gı cı klanmas ı ile solunum kasları nı n birdenbire kası lması üzerine. aksi * Ters. aks ı rtmak * Birinin aksı rması na sebep olmak. * Olumsuz bir biçimde. aksı rma biçimi. hap ş ı rı klı . huysuzluk etmek. zı t. aksı rı ğ ı olan. öyle olmazsa. hı rçı n. münasebetsiz" anlamı nda kullanı lı r. aksileş mek * Huysuzlanmak. ters ve kı zg ı n olarak.aks ı rı klı * Aksı rı ğ a tutulmuş . huysuz. ters davranmak. kar ş ı t. gürültülü soluk bo ş altmak. aks ı rı klı tı ksı rı klı * Yaş lı . aksilik olarak. sı k sı k aks ı ran. hastalı klı . * Aksı rma. hapş ı rmak. aksi takdirde * yoksa. aksileş me * Aksileş mek i ş i. aksilenmek * Aksileş mek. aksi aksi aksi gibi aksi hâlde * yoksa. aks ı rtma * Aksı rtmak iş i. menfi. aks ı rı ş aks ı rma * Aksı rmak iş i. aksili ğ i tutmak * güçlük çı karmak. aksi hâlde. hapş ı rtmak. aksilenme * Aksilenmek iş i. aksili ğ i üstünde .

geli ş im. * Bir iş in yolunda gitmemesi durumu. huysuzluk. sinir hücrelerinin uzantı lar ı ndan en belirli ve uzun olanı . aksülâmel * Tepki. * Hareket. * Oyunun teması nı geliş tiren ba ş lı ca olay. * Gece. maddî bir etkenin. uygunsuzluk. * Akdoğ an. aksona * Vurgun hastalı ğ ı na karş ı uygulanan emniyet durakları . bir düş üncenin ortaya ç ı kmas ı . *İ nsan etkinliğ inin veya iradesinin açı ğ a çı kması . akş am * Gündüzün son ve gecenin ilk saatleri. * Yankı . * Ada soğ anı . aksilik * Terslik. * Sermayenin belirli bir bölümü. kabukları eczacı lı kta kullan ı lan bir söğ üt türü (Salix alba).* olumsuz davranı ş lı . ak basma. aksilik etmek * güçlük çı karmak. katarakt. aksö ğ üt aksu aksungur * Söğ ütgillerden. aksiyon * Bir kuvvetin. reaksiyon. inatçı lı k etmek. akso ğ an akson * Sinir uyarmaları nı sinir hücresinden ileriye uzatmaya yarayan. ters davranmak. inatçı lı k. huysuzluk etmek. * Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi. bu hareketten ortaya çı kan geliş im. iş . * Gözdeki billûr cismin saydamlı ğ ı nı yitirerek ağ arması ndan ileri gelen körlük. belit. aksine aksiseda aksiyom * Kendiliğ inden apaç ı k olan ve böyle olduğ u için öteki önermelerin ön dayanağ ı olan temel önerme. * Akş am vakti k ı lı nan namaz. * Hisse senedi. uyuş maya yanaş mamak. aksilik ç ı kmak * engel ortaya çı kmak. * Tersine. elveriş sizlik. hikâye. pay senedi. mütearife. perde. akş am ahı ra sabah çayı ra * hayatta yiyip içip yatmaktan baş ka kayg ı sı olmayanlar için söylenir. akş am akş am .

akş am ezanı * Günün dördüncü namaz vaktini bildiren ezan. akş am azadı * Ders çı kı ş ı . akş am simidi *İ kindi üzeri ç ı karı lan s ı cak. bitmemek. akş am pazarı * Pazarlarda. k ı sa bir zaman içinde. iş portalarda ak ş ama do ğ ru tezgâhta kalmı ş malları n ucuz fiyatla satı lı ş ı . akş am namazı *İ kindi ile yatsı namazı arası nda kı lı nan namaz. akş ama kadar * bütün gün. akş am saati * Akş am vakti. susamlı simit.* Akş amı n olduğ uş u dar zamanda. akş am gazetesi * Baskı sı öğ leden sonra. akş ama sabaha * Neredeyse. güneş in battı ğ ı sı ralar. akş amcı lı k etmek * akş amcı lar içki içmek amacı yla bir araya gelmek. * Yaş lı lı k dönemi. * Çalı ş malar ı nı daha yoğ un olarak ak ş am saatlerinde yapan. akş am güneş i * Etkisi azalmı ş gün ı ş ı ğ ı . akş amcı lı k * Akş amcı olma durumu. akş amcı * Akş amlar ı içki içme alı ş kanlı ğ ı nda olan kimse. ara vermeden. ders paydosu. akş am yeli * Akş amlar ı esen serin rüzgâr. . Ak ş am Yı ld ı zı * Venüs. akş ama doğ ru * Gündüzün akş ama yak ı n bir zamanı nda. Çulpan. özellikle akş ama doğ ru yapı lan gazete. pek yakı nda. ak ş amleyin. akş am karanlı ğ ı * Alaca karanlı k. akş am piyasası * Akş am üzerleri belli bir yerde yapı lan gezinti. akş ama kalmak * (iş ) gecikmek. * Çalı ş ması akş ama rastlayan.

ak ş am için. akş am yaklaş ı rken. akş amdan kavur. akş amdan akş ama * Her akş am üst üste. akş amlı k * Akş ama özgü olan. akş amı n iş ini sabaha (veya yarı na) b ı rakma * bu gün yapı lması gereken bir iş i ertesi güne bı rakmak sak ı ncal ı dı r. akş amlar (veya akş am ş erifler) hayrolsun! * akş am vakti kullanı lan esenleme sözü. akş amdan kalmı ş (veya kalma) * geceki sarhoş luğ un mahmurlu ğ unu ta ş ı yan. ak ş am yapı lan. olan olduktan sonra gösterilen ilgi için söylenir. iyi akş amlar!. ak ş am vakti. akş amlı sabahlı * Her akş am ve her sabah. * Her akş am. akş amlatmak * Akş amı yaptı rmak. akş am oldu ğ unda. akş amlı k sabahlı k * Nerede ise. . akş amleyin * Akş am saatlerinde. akş amları * Akş am vakti. akş amki * Akş am olan. iş i. akş amüstü * Güneş in battı ğ ı sı ralarda. akş amı buldurmak veya ettirmek. akş amlatma * Akş amlatmak i ş i. akş amsefası * Gecesefası . akş ama doğ ru. akş amı bulmak. * (ay) Dolun ay durumundan sonra geç doğ mak. akş amı bulmak (veya ak ş amı etmek) * akş amlamak. akş ama do ğ ru. akş amlama * Akş amlamak durumu. günü bitirmek. akş amlamak * Bütün günü bir yerde veya bir iş te geçirerek akş ama eriş mek. * Akş amı bir yerde geçirmek. kaçı nı lmaz sonuç pek yak ı n. sabaha savur * kazandı ğ ı nı günü gününe harcayan tutumsuz kimselerin durumunu anlatmak için kullanı lı r.akş amdan * akş am olmak üzere iken. akş amdan sonra merhaba (veya sabahlar hayrolsun) * iş iş ten geçtikten.

akş ı n * Kı lları nda ve gözlerinde. bazen de derisinde do ğ uş tan boya maddesi bulunmadı ğ ı için her yanı ak olan (hayvan veya insan) çapar. albino. aktarı m * Aktarma iş i. * Anadolu'da iğ ne. zarf. * Bir taş ı ttan baş ka bir taş ı ta geçme. * Bir hesaptan baş ka bir hesaba para havale etme. kâğ ı t. tütün vb. * Dam kiremitlerini aktarı p kı rı klar ı yenileyen kimse. bir kaptan baş ka bir yere veya kaba geçirmek. . akş amüstü. aktarma iş iyle uğ ra ş ma. satan kimse veya dükkân. * Sürülmemiş tarlayı ilk veya ikinci kez sürme. aktarmacı * Aktarma iş ini yapan kimse. * Aktarmak iş i veya biçimi. * Aktarı n yaptı ğ ı iş . aktarma etmek * aktarmak. * bütçede bir bölümden baş ka bir bölüme ödenek geçirmek. * Alı ntı . * Bir oyuncunun topu kendi takı mı ndan bir baş ka oyuncuya göndermesi. * Aktarı n sattı ğ ı ş eyler. akş ı nlı k aktar * Akş ı n olma durumu. iktibas. * Arı lar ı bir kovandan ötekine geçirme. * Görüntüyü bir bölgeden baş ka bir bölgeye ileten araç. virman. baharat. nakil. ev ilâçları . * Baharat. aktarı ş aktariye aktarl ı k aktarma * Aktarmak iş i. aktarı lmak * Aktarmak iş ine konu olmak. aktarma yapmak * bir taş ı ttan ötekine geçmek. aktarı cı aktarı lma * Aktarı lmak i ş i.ak ş amüzeri * Bkz. aktarmacı lı k * Aktarma iş i. iplik. gereçleri satan kimse veya dükkân. aktarmak * Bir yerden. ağ ı n üzerine yükselten oyuncu. * Voleybolda öbür oyuncuları n vurması için topu.

aktif ta ş ı ma * Bir maddenin hücre zarı ndan enerji harcanarak hücre içine veya dı ş ı na taş ı nmas ı . iktibas etmek. aktif duruma gelmek. küryum ve berkelyum radyoaktif elementlerinin ortak ad ı .* Bir ş eyin yolunu. * Bir ticarethanenin. * Etken. aktif metot * Öğ rencilerin. aktarmas ı z * (taş ı tlar için) Belli bir süre sonra inilip ba ş ka bir taş ı ta binilmesini gerektirmeyen. aktifle ş tirmek * Aktifleş mesini sa ğ lamak. protaktinyum. aktifle ş mek * Canlı hareketli. tulyum. aktif rol oynamak * etkili olmak. etken. * Etkili. aktartmak * Aktarmak iş i yaptı rtmak. tercüme etmek. yönünü de ğ iş tirmek. * Bir dilden baş ka bir dile çevirmek. * Çatı kiremitlerini gözden geçirerek kı rı k ve bozuk olanları nı n yerlerine sağ lamları nı koymak. ortaklı ğ ı n para ile değ erlendirilebilen mal ve haklar ı nı n tümü. aktiflik * Etkinlik. * Bir kitaptan veya bir yazı dan bir bölümü almak. aktinit * Aktinyum. aktartma * Aktartmak iş i yaptı rmak. bildirmek. hareketli. çalı ş kan. * Etken fiil. daha çok Kur'an'ı baş ı ndan sonuna kadar okumak. canlı . plûtonyum. aktinoloji aktif fiil . * Bir kitabı . * Sürülmemiş tarlayı ilk ve ikinci kez sürmek. toryum. aktifle ş me * Aktif duruma gelme. uyarlamak. *İ letmek. aktifle ş tirme * Aktifleş tirmek iş i. kiş isel çal ı ş maları nı ve i ş yapma yeteneklerini geliş tirmeyi sağ layan bilimsel yöntem. amerikyum. aktav ş an aktif * Bir cins iri çöl sı çanı (Jaculus). aktif duruma getirmek. etkili olmak. * Bir tekniğ e göre biçimlendirmek. aktarmalı * (taş ı tlar için) Belli bir süre sonra inilip ba ş ka bir taş ı ta binilmesini gerektiren. * Etkin.

* Azgı n. akı mtoplar. * Günün olayı veya konusu. ses da ğ ı lı mı . atom ağ ı rl ı ğ ı 227 olan. istenildiğ inde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz. edimselcilik. * Kuvveden fiile geçmiş olan hâl (Aristo felsefesi). ş imdiki. * Fizik biliminin konusu ses olan kolu. akur akustik akümülâtör * Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depo eden. aktörün yaptı ğ ı iş .Kı saltması Ac. * Akümülâtörün kı saltı lmı ş adı . aktörlük * Aktörün görevi.ş iddetli.* Güneş ı ş ı nları nı n hem insan hem de bütün canlı lar üzerinde etkisini inceleyen bilim dal ı . kendini baş ka türlü gösterme. * Güncellik. . * Kadı n oyuncu. * Kapalı bir yerde seslerin dağ ı lı m biçimi. aktinyumlu * Özünde aktinyum bulunduran. akuzatif akü * Yükleme durumu. * Etkinlik. radyoaktif bir element. * Olduğ undan baş ka türlü görünen kimse. aktivite aktivizm aktör * Erkek oyuncu. * Edimsel. k ı zgı n (hayvan). * Etkincilik. aktüalizm * Geçmiş jeolojik olaylar ı n bugünkülere bakarak açı klanabilece ğ ini ileri süren öğ reti. aktöre * Ahlâk. yank ı bilimi. acil (hastalı k). aktris aktüalite aktüalitesini kaybetmek * güncelliğ ini yitirmek. aktüel * Güncel. * Olduğ undan baş ka türlü görünme. yank ı lan ı m. aktinyum * Atom numarası 89. akut *İ lerlemiş .

tuzak. hile. yuvarlak hücre. güz-el (<gözel). -al. süs bitkisi olarak yeti ş tirilen. allı k. akbal ı k (Lichia amia). do ğ -al. 10-15 bazen de 50-60 kg gelen bir balı k. * Sulu boya resim. akva * Kuvvetli. ufak pullu. kı rmı zı . * Bu renkte olan./ -el*İ simden fiil türeten ek. Al * Alüminyum'un kı saltması . * Kanı n rengi. akya balı ğ ı * Uskumrugillerden. lökosit. su bitkilerinin yapay bir ortamda beslendiğ i cam su kabı . akzambak * Zambakgillerden. * Kavimler. çiçeğ i di ş ve yüz ş iş lerinin tedavisinde kullan ı lan bir bitki (Lilium candidum). al (veya kanl ı ) gömlek gizlenemez * gizli tutulması elde olmayan ş eyler için söylenir. al basmak * loğ usa albastı hastalı ğ ı na tutulmak. akvaryumculuk * Akvaryumcunun mesleğ i. öz-el vb. akyuvar * Kan ve lenf gibi vücut sı vı ları nda bulunan çekirdekli. al (veya alı n) * iş te. * (at donu için) Dorunun açı ğ ı . akvaryumcu * Akvaryum iş iyle u ğ raş an kimse. al bayrak (veya sancak) . k ı zı l. -al / -el *İ simden sı fat türeten ek: gen-el.aküpunktür * Vücudun belirli noktaları na genellikle altı n iğ ne batı rarak yapı lan Çin'de yayı lmı ş olan tedavi. akvam akvarel akvaryum * Tatlı veya tuzlu su hayvanları nı n. sağ lam. al al * Aldatma. gövel (< gök-el). düzen. kı zı la çalan. * Yüze sürülen pembe düzgün. * Süs balı ğ ı beslemecili ğ i. * Bir tür sı rmal ı ve köstekli bı çak.

* Açı k kestane renginde olan. vur ötekine (veya birine) * hiçbiri iş e yaramaz. * Yazı n güneş bulut arkası nda kald ı ğ ı nda oluş an gölgeli durum. * araları ndaki senli benli iliş kiyi sürdürerek. *İ yi piş memiş . çekiş e çekiş e.* Türk bayrağ ı . * bir kimseye yapı lan hizmetin hemen karş ı lı ğ ı nı bekleme durumu. parajin. al elmaya taş atan çok olur * değ erli kimselere sataş an çok olur. al takke ver külâh * uzun bir çekiş meden sonra. suluca (yemek). al sana bir daha * yeni bir aksilik olunca bezginlik bildirmek için "i ş te" anlamı nda söylenir. al kanlara boyanmak * yaralanmak. ş aş -ala-. * Alabalı ğ ı n kı saltı lmı ş adı . it-ele-. al kiraz üstüne kar yağ mı ş * düş ünülmeyen. *İ yi. âlâ -ala. çok renkli. ala alaya kalkmak * bağ rı ş arak gürültü etmeye kalkmak.vb. alaca. vurularak ölmek. . kov-ala. al gülüm ver gülüm * iki sevgilinin birbirine sevgi gösterisinde bulunmaları . elâ (göz). beklenilmeyen ş eylerin de olabileceğ ini anlatı r. al birini. ala gün ala sulu * Yeni olgunlaş maya ba ş lamı ş (meyve). ala ala * Toplu olarak yapı lan iş lerde ba ğ rı ş arak söylenen ala ala hey! ünleminde geçer. * Kekliğ in boynundaki siyah halka. ala * Karı ş ı k renkli. al benden de o kadar * ben de aynı durumdayı m veya ben de aynı düş üncedeyim. ş ehit olmak. silk-ele-. hepsi bir ayarda./ -ele* Fiilden sı klı k (tekerrür) çatı sı türeten ek: çalk-ala-. al kan * Doymuş alifatik hidrokarbonları n genel adı . al giymedim ki alı nayı m * "bu iş le hiçbir ilgim olmadı ğ ı için söylenen sözleri kendi üzerime almad ı m" anlamı nda kullanı lı r. kak-ala-. al karı sı * Loğ usalara musallat olarak onları boğ duğ u sanı lan görüntü. pek iyi.

ş algama benzeyen bir bitki. alabros * Fı rça gibi dik kesilmi ş (erkek saçı ). * Aş ı rı derecede. alabalı k * Ala balı kgillerden. gereğ inden çok. alabanda iskele * Dümeni sol yana doğ ru sonuna kadar çevirme komutu. alabandayı yemek * adamakı ll ı azarlanmak. alabanda ate ş * Geminin bir yanı nda bulunan toplarla birden ateş edilmesi komutu. alabanda * Deniz teknelerinin iç yanlar ı . * iş ler alt üst olmak. eti turuncu ve lezzetli. yar ı ya ş yarı kuru olan (toprak). uçsuz bucaksı z. 250 gr dan 2 kg a kadar gelen bir tatlı su bal ı ğ ı (Trutta faris). alabacak * Ayağ ı sekili (at). alabora olmak * tekne. sandal vb. kemikli balı kları n bir familyası . . * Olanca hı zı ile. * Ara bozucu. dönek. * Balı ğ ı toplamak için dalyan a ğ ı nı n yukarı ya alı nmas ı . borda karş ı tı . soğ uk ve duru sularda yaş ayan.ala tav * Az tavlı . alabanda sancak * Dümeni sağ yana do ğ ru. sonuna kadar çevirmek. alaba ş * Turpgillerden. alabanda etmek * dümeni sağ a veya sola. ala tavlı * Bitkinin çimlenmesi için yeterli tavı bulmam ı ş (toprak). alabalı kgiller * Omurgalı hayvanlardan. haş lamak. Ala Yuntlu * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. deniz araçları devrilip ters dönmek. * Selâmlamak için filika küreklerinin yukarı ya kaldı rı lması . sonuna kadar çevirme komutu. alabanda vermek * azarlamak. *İ yice piş memiş (yemek). alabora * Geminin devrilecek kadar yan yatması . paylamak. * Bir serenin yatay durumdan düş ey duruma getirilmesi. alabildi ğ ine * Sı nı rsı z. uğ ursuz (kimse).

* Aş ure. alacabalı kçı l * Balı kçı lgiller familyası ndan. alaca a ş alaca bulaca * Çok karı ş ı k renkli. alaca karanlı k * Güneş doğ madan önce veya battı ktan hemen sonraki aydı nlı k. yarı karanl ı k. bı ldı rcı n gibi kuş lar ı avlamak için kullanı lan iki renkli bez. * Keklik. alaca ğ ı na tutmak * bir ş eyi vereceğ e veya borca karş ı lı k saymak. *İ ki veya daha çok renkli. vereceğ ine karga (veya kuzgun) * alı rken kolaylı k gösteren. alaca ğ ı m olsun da ala kargada olsun * alacaklı olmak iyi bir ş eydir. uzunluğ u 50 cm. verirken de güçlük çı karan kimse. * Para verilerek alı nacak ş ey. alacakarga * Saksağ an. alacak * Bir hesap gereğ ince daha alı nmamı ş olan para. alacak verecek * alı ş veri ş iliş kisi. alacakl ı * Birinden alacağ ı olan. * Meyvelere. alacakl ı çı kmak * alacağ ı vereceğ inden çok olmak.alaca * Birkaç rengin karı ş ı mı ndan oluş an renk. borçlu karş ı tı . * Ağ açta ilk olgunlaş an meyve. alaca ğ ı na ş ahin. akla kara karı ş ı k. matlûp. daha çok üzüme düş en ben. alacakl ı olmak * birinden alacağ ı bir ş ey bulunmak. mal veya ba ş ka ş ey. * vakit darlı ğ ı ndan bir öneriyi kibarca geri çevirmek. sazl ı klarda ya ş ayan bir ku ş türü (Ardeola ralloides). alaca ğ ı olsun! * "günün birinde ondan öcümü alı rı m" anlamı nda göz korkutma sözü. * Kötü huy. . alaca dü ş mek * (meyve) olgunlaş maya ba ş lamak. * Birkaç renkli iplikten yapı lmı ş dokuma. alaca ğ ı olmak * birinden alı nacak parası olmak. kül rengi. * Birinden alacağ ı olan kimse.

alacalandı rma * Alacalandı rmak iş i. benek benek boyamak. alacalı bulacalı * Çok karı ş ı k ve çiğ renkli. alacalı k * Alacalı olma durumu. alafrangacı lı k . * Alafranga saat. * Frenklerin töre. rengârenk. alaturka karş ı tı . alafranga alafranga müzik * Batı tarz ı nda ve ölçülerinde yap ı lmı ş müzik. alacalandı rmak * Alaca duruma getirmek.alacalama * Alacalamak iş i. alacalı * Alaca. * Üzeri dal ve hası rla örtülmü ş kulübe. alafrangacı * Alafranga hayatı benimsemi ş olan. renkten renge girmek. * Keçeden yapı lan çadı r. alacamenek ş e * Hercaî menekş e. alacasansar * Benekli sansar türü. alafranga tuvalet * Batı tarz ı nda kapakl ı . üzerine oturulabilen klozetli tuvalet. alaçam alaç ı k * Rengi kı zı la yakı n bir çam türü (Picea excelsa). çardak. Frenklerle ilgili. alacalanma * Alacalanmak iş i. Avrupa eğ itimiyle yeti ş miş (kimse). günün baş lay ı ş ı nı gece yarı sı 01 olarak kabul eden saat sistemi. alacalanmak * Alaca bir duruma gelmek. * Avrupa uygarlı ğ ı nı benimsemiş . âdet ve hayatı na uygun. alacalamak * Renk renk. * Eriyen karlar arası ndan yer yer toprak görünmek. * Renkli ve renksiz kı lları n bütün vücutta düzenli ş ekilde da ğ ı lmayarak büyük ve küçük parçalar hâlinde birleş mesiyle meydana gelen bir at donu. alafranga saat * Günü 24 saat sayarak. alaca bulaca. * Herhangi bir heyecan dolayı sı yla benzi kı zar ı p bozarmak.

ilginç. alafrangalaş ma * Alafranga usulleri benimseme. alâkadar *İ lgili. alafrangalaş tı rmak * Alafrangalaş ması na sebep olmak. alafranga davranmak. erkeklerinin boynuzları uca doğ ru kürek biçiminde geni ş leyen. as-alak. . alâka *İ lgi. alâka çekmek (toplamak veya uyandı rmak) * ilgi çekmek. alâkadar olmak * ilgilenmek. alâkaland ı rmak *İ lgilendirmek. alafrangalaş mak * Alafranga olmak. alâkalanma * Alâkalanmak iş i. alâkaland ı rma * Alâkalandı rmak i ş i. Güney Avrupa ve Kuzey Afrika'da yaş ayan bir cins geyik. alâkabah ş *İ lgilendirici. alâimisema * Gök kuş ağ ı . * Gönül bağ ı .* Alafrangacı olma durumu. sı ğ ı n (Dama dama). alafranga olma. çök-elek vb. alafrangalı k * Alafranga olma durumu. ilgili bulunulan. alageyik * Geyikgillerden. alâkadar etmek * ilgilendirmek. ilgi çeken. alâka duymak * ilgi duymak. * Oğ lan saçı biçiminde kesilmi ş (kadı n saç ı ). -alak / -elek * Fiilden sı fat türeten ek: yat-alak. alâgarson * Kı sa kesilmiş saç. postu benekli. alafrangalaş tı rma * Alafrangalaş tı rmak i ş i.

* Gönül bağ lamak. düzlük. . alâminüt yemek * Kolayca hazı rlanı p tüketilebilen yemek. alan * Düz. alâkok alalama alalamak etmek. alâmet * Belirti. zevk almak. * Alalamak iş i. iş aret. geniş li ğ i 7 ile 25 kulaç olan büyük ağ . alâminüt * Çarçabuk. tüyleri alacalı bir kuş türü. kamufle * Balı k avlamakta veya yük taş ı makta kullanı lan büyük kayı k. * Orman içinde düz ve ağ açsı z yer.alâkalanmak *İ lgilenmek. alâkay ı (veya alâkası nı ) kesmek * ilgiyi. tabldot karş ı tı . alamana * Rafadan. * Kargagillerden. * Saksağ an. alâkal ı alakarga *İ lgili. kamuflâj. anı nda. * Yemek listesinden seçilen. kestane kargası (Garrulus glandarius). uzunluğ u 200 ile 250. fiyatları ayr ı ayrı hesaplanan (yemek). ilgisini kesmek. * Beneklerle. meydan. marka. o eş yayı üreten veya satanı tanı tan resim. niş an. ş ipş ak. ay ı rı cı özellik. iz. kayran. ötücü. alamana ağ ı * Kı yı lardan uzak sularda avlanmak için iki alamana kayı ğ ı tarafı ndan kullanı lan. iri gövdeli. hemen. * Ayı rı cı nitelik. ilgisi olmayan. harf gibi özel iş aret. saha. açı k ve geni ş yer. * Bir ş ey çekici gelmek. maskelemek. * Büyüklük. alâkart alâkası z alâkası zl ı k *İ lgisizlik. alâmetifarikal ı * Alâmetifarikası olan. iliş kisi kalmamak. çizgilerle veya renklerle bezeyerek bir ş eyi bulunduğ u çevreye uydurmak. *İ lgisiz. irilik bakı mı ndan ş aş ı lacak durumda olan ş ey. yakı nl ı k duymak. ayrı lmak. * Yemek listesinden yemek seçerek. alâmetifarika * Bazı ticaret eş yası üzerine konulan.

* Bir konu veya çalı ş ma çevresi. yaklaş ma. * Uzaktan. * Yüz ölçümü. C. alarga * Açı ktan geç. engine açı lmak. alan hı zı * Hareket eden bir cismi. kovmak. alargadan seyretmek * Uzaktan bakmak. ala ş ağ ı etmek * birini. alargada durmak * uzakta durmak. ilgisiz davranmak. alan korkusu * Bazı kiş ilerin alan. * kapı p yere vurmak. * Bir alı cı merce ğ inin net bir görüntü sağ layabildiğ i derinlik ve geniş li ğ in bütünü. * geri çekilmek. ala ş ağ ı vur yukarı * çekiş e çekiş e (pazarl ı k). dayanabilecek duruma gelmek. karş ı laş maları n ve oyunları n yapı ldı ğ ı yer. * Eski Roma'da açı k hava gösterisi yapı lan geniş yer. alan talan etmek * allak bullak etmek. agorafobi. Te gibi elementlerden olu ş an metal görünümünde katı veya sı vı karı ş ı m. alarga etmek * açı k denize çı kmak. açı ktan. alan topu * Tenis. karı ş mak istememek. alan talan olmak * her biri bir yana dağ ı lmak. *İ çinde birtak ı m kuvvet çizgilerinin yayı lmı ş bulundu ğ u var sayı lan uzay parçası . . P. ala ş ı mlama * Alaş ı mlamak iş i. allak bullak. darmada ğ ı nı k. engin. alârm * Bir tehlike olduğ unda bunu herkesin haber alması için verilen i ş aret. ala ş ı m *İ ki veya daha çok metalden. atmak. duran bir noktaya birleş tiren do ğ ru parçası nı n birim zamanda taradı ğ ı alan. ya ğ ma etmek. park. * Açı k deniz. sokak gibi yerlerde duydukları ürkeklik hastal ı ğ ı . alârma geçmek * beliren tehlikeye karş ı direnebilecek. bazı durumlarda metallerle. alan talan * Karmakarı ş ı k. yetkilerini elinden alı p yerinden uzaklaş tı rmak. dağ ı tmak. uzaklaş mak. alarga durmak * uzak durmak. alt üst etmek. saha. * Yarı ş malar ı n.

alaturkal ı k * Alaturka olma durumu. alavereci . alaturkala ş tı rmak * Alaturkalaş mas ı nı sa ğ lamak. * Türk müziğ inden yana olan. yöntemsiz. * Bu tür müziğ i seslendiren veya çalan. alafranga karş ı tı .ala ş ı mlamak * Çözen metale. * Bu töre ve hayatı benimsemi ş (kimse). alaturkac ı lı k * Alaturkac ı olma durumu. * Düzensiz. alavere tulumbası * Emme basma tulumbası . alaturka tuvalet * Tuvalet ihtiyacı nı gidermek amac ı yla çömelme usulüne göre yapı lan tuvalet. töre ve hayatı na uygun. alaturka müzik * Türk müziğ i. alavere * Bir ş eyin elden ele geçmesi. alavandal ı * Bkz. * Alaturka saat. alaturkala ş tı rma * Alaturkalaş tı rmak iş i. * Bir ş eyi elden ele vererek aktarma. söyleyen. alaş ı m elementlerini eriterek katmak. görenek. alaturka eser veren kimse. alaturka saat * Güneş in batı ş ı nda 12'yi gösterecek biçimde ayarlanmı ş saat. abra ş . * Eski Türk gelenek. alaten alaturka * Cüzamlı . alaturkala ş mak * Alaturka olmak. düzenli bir iş yapmak. * Kargaş al ı k. * Vapurlarda bu biçimde taş ı ma i ş i için bordalarda kurulan basamaklı iskele. alaturkac ı * Alaturka bilen. yalanla dolanla iş görmek. alaturkala ş ma * Alaturkalaş mak durumu. ezanî saat. alavere dalavere yapmak (veya çevirmek) * hileli. andavallı .

pek çok. söz. alaya bozmak * alay niteliğ i vermek. alay alay alay * Kalabalı k olarak. eksik vb. * Genel olarak üç tabur (süvarilerde dört veya beş bölük) ve bunlara bağ lı birliklerden oluş an asker toplulu ğ u. birlikte. vurguncu. küçümseyen. * Alay etmeyi huy edinmiş olma durumu. * Alay eden. alay gibi gelmek * inanı lacak gibi olmamak. alaycı * Alay etme huyu olan. alay etmek * bir kimsenin. * Çok kalabal ı k. yönlerini küçümseyerek e ğ lence konusu yapmak. alaya almak * alay etmek. alaycı lı k alay ı nda olmak * iş i önem vermeyerek yapmak. i ş iş aka konusu yapmak. * Ses tonu. bir durumun. âlây ı vâlâ ile * bütün gösteri ş i ile. fazla sayı da. eğ lenmek. alâyiş * Gösteriş . kusurlu. küçümseyerek eğ lenen. göz kama ş tı rma. spekülâtör. alay beyi * Albay rütbesinde jandarma alay komutanı . bir ş eyin. onu küçümseme. * Çok miktarda. alâyiş li . * Bütünü. alay geçmek * alay etmek. alay malay * hep birden. davranı ş gibi yollarla biriyle. müstehzi. gülünç.* Piyasada fiyatı düş ünce yükselir umuduyla mal alan ve fiyat yükselince malı satan toptanc ı . bir ş eyle eğ lenme. alaya ç ı kmak * askerî bir okulda baş arı gösteremeyerek k ı taya gönderilmek. hepsi. alay * Herhangi bir törende veya gösteride yer alan topluluk. alaybozan * Bir çe ş it fitilli tüfek.

çekicilik. albasma. üstünde kı zı llı k veya kı zı l lekeler belirmek. alaz alaz alaz alaza alazlama * Alazlamak iş i. küçümseyici. müstehzi. * Dökülen tohumlarla ertesi yı l kendiliğ inden çı kan tah ı l. yalaz. mektepli karş ı tı . acı vermek. * Alev alev. loğ usa humması . albatr albatros exulans). * Doğ um sı rası nda temizli ğ e dikkat edilmemesi yüzünden loğ usanı n tutulduğ u ateş li hastalı k. albeni * Alı m. alazlamak * Bir ş eyin yüzünü alevden geçirmek. * Alay edici. Atlantik Okyanusu'nda yaş ayan iri bir kuş türü (Diomedea * Rütbesi yarbay ile tuğ general arası nda bulunan ve ası l görevi alay komutanlı ğ ı olan üstsubay. aleve tutmak. albasma albastı * Albastı . ciddî olmayan. görkemli. albay albaylı k * Albay rütbesi veya albayı n görevi. ilgi toplamak. * Gösteriş li. cazibe. alaylı alays ı * Alaya benzer. * Vücutta kı zı ll ı k veya k ı zı l lekeler belirmesi durumu. yakmak.* Gösteriş li. miralay. 1 m uzunluğ unda. * Alev. alazlanmak * Alazlamak iş ine konu olmak. su mermeri. * Gerekli okul eğ itimini görmeden kendini yetiş tirmiş olan (kimse). * Fı rt ı na kuş ugillerden. *İ nsan derisi için. hoş ve güzel göstermek. * Sı zlatmak. alaylı * Erlikten yetiş miş subay. albeni vermek * çekiciliğ ini art ı rmak. soğ an vb. alazlanma * Alazlanmak iş i. debdebeli. . * Kaymak taş ı .

alçak yaylak . alçak kavu ş um * Kavuş umda gezegenin güne ş le yer aras ı nda bulunması . suda eriyen. alçak gönüllü * (makam. alçak bas ı nç * Barometrede 760 mm altı nda bulunan. * Kalı n ses. hayvanları n doku ve sı vı lar ı nda bulunan. alçak * Yerden uzaklı ğ ı az olan. hidrojen ve kükürt olan. kötü havaya iş aret olan hava durumu. * Herhangi bir konu ile ilgili kı sa aç ı klamalar verilerek resimler bası lmı ş olan kitap. albümin * Bitkilerin. oksijen. soysuz. alçacı k * Çok alçak.albenili * Alı mlı . tekerçalar. alçak ses * Hafif ses. cazibeli. alçacı k da ğ lar ı ben yarattı m demek * çok kurumlu olmak. yapı ş kan madde. ak tutma. albinos albüm * Resim. para vb. * (boy için) Kı sa. pul gibi ş eyleri dizip saklamaya yarayan bir tür defter. azot. albümin iş eme * Birçok hastalı klarda. * Akş ı n. birleş imi karbon. * Değ eri ve gücü az olan elektrik potansiyeli. çekici. rezil hain. durumlarda) A ş ağ ı olanları kendisiyle eş it tutan veya kendi değ erini olduğ undan a ş ağ ı gösteren (kimse). alçak gerilim * Düş ük voltajlı elektrik hattı . beyaza yak ı n renkte. * Bir sanatçı nı n eserlerinin bir bölümünün yer ald ı ğ ı kaset. alçak gönüllülük * Alçak gönüllü olma durumu. kendini çok beğ enmek. fotoğ raf. * Bile bile en kötü. mütevazı . alçak kabartma * Heykel sanatı nda. albenisi olmak * çekiciliğ i bulunmak. en ahlâksı zca davran ı ş larda bulunan. yüksek olmayan (yer). aş ağ ı lı k. yüksek karş ı tı . albüminli *İ çinde albümin bulunan. uzunçalar. namert. * Aş ağ ı . özellikle böbrek hastalı kları nda idrarda albümin bulunması durumu. yüzeyden ç ı kı ntı sı az olan kabartma.

* Aş ağ ı laş ma. zül. alçakla ş tı rma * Alçaklaş tı rmak durumu. alçaltmak * Alçak duruma getirmek. * Alçakça davranı ş . mezellet. alç ı taş ı . alçakla ş ma * Bayağ ı laş mak durumu. alçalmak * Alçak duruma gelmek. * Alçalmak iş i. * (insan için) Değ eri azalmak. alç ı kalı p * Bir ş eyin üzerine alç ı dökülerek alı nan kalı p. alçaltı ş * Alçaltmak iş i veya biçimi. normal tahı l ziraatı yap ı lan alanları n bitiş iğ inde genellikle deniz seviyesinden 900-1200 metre yükseklikteki yaylak. yüksekten aş ağ ı doğ ru inmek. alçakla ş mak * Bayağ ı laş mak. aş ağ ı lı k kimselere yaraş ı rcası na. bayağ ı la ş ma. zillet. alçarak alç ı * Az alçak. * Alçak. alçakl ı k * Alçak olma durumu. alçakla ş tı rmak * Alçaklaş mas ı na sebep olmak. * Alçı taş ı nı n piş irilip toz durumuna getirilmesinden elde edilen madde. hor görme. alçakça * Oldukça alçak.* Devamlı oturma bölgesinde. cezir. * Toprağ ı n çöküp oturması . inme. alçaltma * Alçaltmak iş i. * Düş künlük. alçalı ş alçalma alçaltı alçaltı cı * Küçük düş ürücü.ş enaat. * Küçük düş ürme. * Kabarma alçalma olayı nda suları n indiğ i dönem. * Değ erini azaltmak.

aldanma * Aldanmak iş i. alç ı lanma * Alçı lanmak i ş i.* Toprak içinde katman olarak bulunan ve piş irilip toz durumuna getirilerek alç ı yapmaya yarayan hidratlı kalsiyum sülfat. so ğ uk sebebiyle donmak. kandı rı cı . yanı lmak. * Düş kı rı klı ğ ı na uğ ramak. * Çabuk ve kolay aldatı lan kimse. jips. sı vatmak. tuzak. * Tavan ve duvarları n alç ı ile kaplanması nda çal ı ş an iş çi. alç ı lı *İ çinde alçı bulunan. aldanmak * Görünü ş e kap ı larak yanl ı ş bir yargı ya varmak. . * Alçı ile sar ı lmı ş olan. aldanç aldangı ç aldan ı ş * Aldanmak iş i veya biçimi. kanma. * Alçı lamak i ş i. * Alçı ile sı vamak. * Alçı kar ı ş tı rmak. oyalanmak. * Bir hileye. alç ı ya almak (veya koymak) * kı rı lan bir kemiğ i gereğ i gibi kaynaması için alçı ya batı rı lmı ş sarg ı ile sarmak. alç ı pan * Tavan süslemelerinde kullanı lan ve çe ş itli desenleri olan alç ı dan yapı lmı ş kalı p. alç ı cı * Alçı taş ı nı çı karan kimse. alç ı latma * Alçı latmak iş i. aldat ı lmak * Aldatma niteliğ i olan. alç ı lama alç ı lamak alç ı latmak * Alçı ile kapattı rmak. * (bitkiler için) Havanı n birden ı sı nmas ı yla zamansı z açan çiçek. yan ı ltı cı . alç ı lanmak * Alçı lamak i ş ine konu olmak. * Üzeri ot veya kumla örtülmüş çukur. aldat ı cı aldat ı lma * Aldatı lmak iş i. bir yalana kanmak. * Avunmak.

* Getirtmek. * Sı ğ dı rmak. * Birine verilen sözü tutmamak. * Oyalamak. * Bir ş eyin görünürdeki durumu. aldat ı ş * Aldatma iş i veya biçimi. soru veya ş art biçimlerinde kullanı lı r). umursamamak. * Elindekini baş kası na kapt ı rmak. kayı tsı z.* Aldatmak iş ine konu olmak. ilgilenmemek. ald ı rmazl ı k * Aldı rmaz olma durumu. ald ı rı ş etmemek * önem vermemek. ald ı rtmak * Aldı rmak iş ini baş kası na yaptı rmak. aldatmaca * Aldatmaya dayanan davranı ş . lâkaydî. aldı rmamak. ilgisizli ğ inden. ilgi göstermemek. gere ğ i gibi uyanı k olmay ı ş ı ndan yararlanarak onun zararı na kazanç sağ lamak. umursamayan. aldehit ald ı * Alkolleri oksitlendirme veya asitleri indirgeme yolu ile elde edilen uçucu bir s ı vı . ald ı rı ş sı z * Aldı rmaz. kötü yola sürüklemek. aldatı cı oyun. kay ı tsı zlı k. avutmak. umursamayan. * Aldı rmak iş i. ihanet etmek. aldatmak * Beklenmedik bir davranı ş la yanı ltmak. i ğ fal etmek. ald ı rmaz * Bir ş eye önem vermeyen. * Karş ı sı ndakinin dikkatsizli ğ inden. * Önem vermek. baş tan çı karmak. yalan söylemek. ald ı ğ ı abdest ürküttüğ ü kurbağ aya değ memek * sağ ladı ğ ı yarar. * Ayartmak. ald ı rma ald ı rmak * Almak iş ini yapt ı rmak. ald ı rı ş * Aldı rmak iş i veya biçimi. lâkayt. değ er vermek (bu fiil. * (karı veya koca) E ş ine sadakatsizlik etmek. bu anlamı ile ancak olumsuz. o ş eyin niteliğ i bakı mı ndan yanlı ş bir kanı vermek. * Vücuttan herhangi bir parçayı veya organı sa ğ lı k sebebiyle operasyonla ç ı kartmak. verdi ğ i zararı karş ı lamamak. aldatma * Aldatmak iş i. ilgisiz kalmak. ald ı rtma * Aldı rtmak iş i. * (halk edebiyatı nda) söylemeye baş ladı . tasası zl ı k. .

bir yaş antı veya bir davranı ş ı n daha iyi kavranması nı sağ lamak için göz önünde canlandı rı p dile getirme. çevre.alegori * Bir görüntü. baş kalar ı . * Hele. madenden yap ı lmı ş ay yı ldı z veya lâle biçiminde süs. özellikle. * Bayağ ı . * Durum ve ş artlar. * Dünya. garip. sı radan. sancak direğ i gibi yüksek ş eylerin tepesinde bulunan. kurala uygun bir biçimde. * Hayvan veya bitkilerin bütünü. * Okuma yitimi. düş ünce. alelusul alem * Bayrak. alemci . tuhaf. * Kendine özgü birçok niteliğ i bulunan ş ey veya farkl ı davran ı ş içinde bulunan kimse. yöntem üzere) Yol yordam gereğ ince. âlem yapmak * sazlı sözlü eğ lenmek. ivedilikle. * Ortam. * Aynı konu ile ilgili kimseler veya bu kimselerin uğ raş ları nı n bütünü. * Alelâde olma durumu. alelı tlak * Genel olarak. alelâcele alelâde * Çok acele ederek. bambaş ka. alelâdelik alelhesap alelhusus alelumum * Genel olarak. * Hesaba sayarak. genellikle. * Duygu. * Herkes. * (yöntem gereğ i. en çok. alelâcayip * Acayip üstü çok acayip. evren. alem olmak * sembol olmak. olağ an. düş gücü. kubbe. alegorik aleksi * Alegori ile ilgili. * Her zaman görülen. çarçabuk. cihan. * Eğ lence. âlem * Yeryüzü ve gökyüzündeki nesnelerin oluş turduğ u bütün. * Minare.

sancaktar. alenîle ş me * Alenîleş mek i ş i veya durumu. alerji * Bazı canlı ları n birtakı m yiyeceklere. tetikte. alet . * Bir kimseye veya bir ş eye karş ı olumsuz yönde duyulan aş ı rı duyarlı k. koku gibi nesnelere karş ı hastalı k derecesinde gösterdikleri aş ı rı tepki. minarelerine alem yapan veya takan kimse. alessabah * Sabah erkenden. meydanda. ortada. alemdar * Bayrağ ı veya sancağ ı taş ı yan. alesta tutmak * hemen kullanı labilecek durumda bulundurmak. alenî * Açı k. âleme dalmak * çevre ile ilgisini kesip iç dünyası na kapanmak. alesta durmak * tetikte beklemek. alesta * Harekete hazı r. yakı ş ı klı . uygun olur mu?. aleniyet * Açı k olma durumu. açı kça. * Herhangi bir maddeye veya kimseye karş ı olumsuz duyguları olan. * Önder. * eğ lenceye. üniversel. alesta beklemek * hazı r durumda beklemek. âlem ş ümul * Dünya ölçüsünde. herkesin içinde yapı lan. * Açı ktan açı ğ a. zevkusefaya kapı lmak. elin ağ zı torba değ il ki büzesin. herkesin gözü önünde. alenen alengirli * Gösteriş li. âlemi var m ı ? * yakı ş ı k alı r mı . alerjisi bulunan. herkesin içinde. gizlemeden. alenîle ş mek * Herkesçe bilinir duruma gelmek.* Camilerin kubbelerine. alerjik * Alerji ile ilgili olan. evrensel. âlemin ağ zı torba değ il ki büzesin * Bkz. açı klı k. toz. bayraktar. ilâçlara.

* coş mak. aletli jimnastik * Birtakı m aletler kullanı larak yapı lan jimnastik. yalı m. alev makinesi * Düş man üzerine alevli sı vı lar püskürten taş ı nabilir alet. sı caklı k. alev lâmbas ı * Gaz veya benzinle çalı ş an. * Hoş görülmeyen bir i ş e yard ı mcı veya aracı olmayı kabul eden kimse. alet olmak * bilerek bir çı kar karş ı lı ğ ı veya bilmeyerek kötü bir iş te aracı lı k etmek. alev alev alevlendirme * Alevlendirmek iş i. alev * Yanan maddelerin veya gazları n türlü biçimlerde uzanan ı ş ı klı dili. ucundan bir alev püskürterek yanan ve kurş un boru i ş lerinde kullanı lan bir araç. alet etmek * bir iş te birini uygun olmayan bir biçimde kullanmak. * Vücut ı sı sı herhangi bir sebeple artm ı ş ve bu sebeple k ı zarm ı ş olarak. heyecana gelmek. ayg ı t. Alevî Alevîlik * Alevîliğ e bağ lı (kimse). alevlendirmek .* Bir el iş ini veya mekanik bir iş i gerçekleş tirmek için özel olarak yapı lmı ş nesne. alev almak * tutuş mak. alaz. * Bir sanatı yapmaya. * Halife Ali yanlı sı olma durumu. alev gibi parlamak * canlı . öfkelenmek. kı vı lc ı m. yalaz. alev k ı rmı zı sı * Alev rengi.ı ş ı lı ş ı l olmak. * Aş k ateş i. flâma. * Mı zrak uçlar ı na takı lan küçük bayrak. aletli * Aleti olan veya aletle yapı lan. heyecanlanmak. telâş lanmak. vası ta olmak. ateş bacay ı sarmak. alev bacay ı (veya saça ğ ı ) sarmak * ateş bacayı sarmak. yanmaya baş lamak. maş a. alev saçağ ı sarmak * bir olay. uygulamaya yarayan özel araç. alet edevat * Bu el iş ini veya mekanik bir iş i gerçekleş tirmek için kullanı lan araçlar. * Bir makineyi oluş turan ve iş lemesine yardı m eden parçalardan her biri. * Ateş . * Alevli olarak. önüne geçilemez. tehlikeli bir duruma gelmek.

hararetli. birinin zararı na olmak. aleyh aleyhe dönmek * karş ı durum almak. halı yapı mı nda kullanı lan bir bitki. tutuş turmak. alfabe d ı ş ı * Bir milletin alfabesinde bulunmayan harf. yermek. ip. aleyhinde (veya aleyhine) söylemek (veya bulunmak) * çekiş tirmek. aleyhine dönmek * destek vermekten vazgeçip karş ı duruma geçmek. aleyhte olmak * karş ı durum almak. * Zorlu. belirli bir sı raya göre dizilmiş belli sayı da harflerin bütününe verilen ad. onun için iyi olmamak. aleyhinde olmak * birine karş ı olumsuz duygu ve davranı ş içinde bulunmak. aleyhine olmak * bir iş . *Ş iddetli.* Alevlenmesini sağ lamak. karş ı t. karş ı duruma geçmek. alevli * Alevi olan. harekete veya düş ünceye karş ı olma. * Kuzey Afrika'da ve İ spanya'da yetiş en ve kâğ ı t. aleyhtarl ı k * Bir iş e. alevlenmek * Alev çı karmaya baş lamak. zı t. * Karş ı . öfkeli veya heyecanlı bir durum almak. Türk alfabesinde bulunmayan x. karş ı tçı lı k. * Parlamak. q harfleri gibi. * Bir iş in baş langı cı . ş iddetini artı rmak. w. aleyhtar * Karş ı olan. * Bir dilin harflerini tanı tarak okuma öğ renmeyi sa ğ layan kitap. * Etkisini. karş ı tçı . alevlenme * Alevlenmek iş i. alfa ı ş ı nları * Radyoaktif maddelerin yaydı klar ı üç ı ş ı ndan biri. alevlenmiş . . alfa alfa * Yunan alfabesinin birinci harfi. selâmet üzerinize olsun" anlamı nda karş ı lı k. aleykümselâm * Arapça selâmünaleyküm selâmlama sözüne verilen "esenlik. çoğ altmak. alfabe * Bir dilin seslerini gösteren.

algı * Kazanç. alacak. * Bir olayı veya bir nesnenin varl ı ğ ı nı duyum yolu ile yal ı n bir biçimde bilinç alanı na almak. nikel bulunan ve çatal b ı çak takı mı yapmakta kullan ı lan gümüş lü bir ala ş ı m. alfabetik * Alfabe sı rası na göre dizilmiş . * Bazı gemilerin baş veya k ı ç tarafı ndan eğ ik olarak uzat ı lmı ş bulunan makaralı . * Eş itlik ilkesini sağ lamak için uyulan düzen. alfaterapi alfenit alg algarina * Ağ ı r bir ş eyi denizden çı karmak veya denize indirmek iş inde kullanı lan büyük vinçli deniz teknesi. algı lama algı lamak * Algı lamak iş i. algı lay ı cı * Algı yetkisi olan. * Haş haş sütünü toplamakta kullan ı lan ka ş ı k. idrak. algı bı ça ğ ı * Haş haş kozası nı çizmeye yarayan alet.alfabe sı rası * Harflerin alfabedeki belirli düzene göre diziliş i. * Alfa ı ş ı nları nı n tedavide kullan ı lmas ı na verilen ad. idrak edilmek. algı n . idrak etmek. alfabetik katalog * Eserleri yazarları n soy adları na veya adları na göre sı raya sokan katalog. kı sa ve kal ı n dikme. algı algı * Bir ş eye dikkati yönelterek. algı lanma * Algı lanmak iş i veya durumu. idrak etme. çinko. *İ çinde bakı r. alfabe sı rası . algı latmak * Algı lamak iş ini birine yapt ı rmak. alfabetik sı ralama * Bkz. * Rüş vet. o ş eyin bilincine varma. idrak ettirmek. algı latma * Algı latmak i ş i veya durumu. * Su yosunu. * Vergi. algı lanmak * Algı lamak iş ine konu olmak.

kameraman. talip olmak. kamera. görüntülerin filme al ı nması nı sağ layan kimse. sersem. Harezmli yolu. * Ahize. * Görüntüleri alan cihaz. * Televizyon alı cı sı nı doğ rudan çalı ş tı ran kimse. mü ş teri. * istemek. alı cı hareketlerini gerçekleş tiren. al ı cı ku ş * Atmaca. moru mor * telâş veya yorgunluktan yüzü k ı pkı rm ı zı kesilmiş (olarak). almaç.* Cı lı z. hastalı klı . k ı rlarda yetiş en yabanî bir ağ aç (Crataegus). al ı cı çı kmak * müş teri bulunmak. Orta Ça ğ da ondalı k sayı sistemine göre yapı lan ve son zamanlarda belirli herhangi bir kurala ba ğ lı bulunan her türlü hesap iş lemine verilen ad. al ı k * Hayvan çulu. al ı k al ı k . al ı cı * Satı n almak isteyen kimse. zayı f. al ı cı bulmak * müş teri bulmak. al ı ç * Gülgillerden. * Eskimiş giyecek. kameraman. * Azrail. al ı cı kı lı ğ ı na girmek * müş teri gibi davranmak.. budala. vurgun. * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren cihaz. canl ı kanlı . al ı al. algler * Su yosunları . * sağ lı klı . -al ı / -eli * ". al ı cı gözüyle bakmak * inceden inceye gözden geçirmek.-den beri" anlam ı nda zarf-fiil eki: al-alı . tutkun.. yüzyı lı n ba ş ı nda yaş amı ş olan Türk matematikçilerinden Musaoğ lu Harezmli Mehmed'e Arapları n unvan olarak verdiğ i Elharezmî adı ndan batı da yapı lan bir terim. algoritma * IX. görme-y-eli vb. * Kendisine bir ş ey gönderilen kimse. al ı cı verici * Bağ ı ş ladı ğ ı nı geri alan. al ı cı yönetmeni * Alı cı yı doğ rudan doğ ruya çal ı ş tı ran ve yöneten. ebleh. * Bu ağ acı n mayho ş yemiş i. * Birine gönül vermiş . gid-eli. al ı k * Akı lsı z.

* Mahrum etmek. al ı m * Almak iş i. ş aş kı nş aş kı n. bir ş ey karş ı sı nda aptalla ş ı pş aş ı rmak. al ı klaş tı rma * Alı klaş tı rmak iş i. baş la-y-al ı m. -al ı m / -elim *İ stek kipinin çokluk 1. ş aş kı nlaş mak. aptallaş mak. çekici hareket. gurur. al ı klaş tı rmak * Alı k duruma getirmek. . ş aş kı nş aş kı n. yapmakta olduğ u veya yapmak istediğ i iş ten geri tutmak.* Aptalca. al ı klı k * Alı k olma durumu veya alı kça bir iş . kiş i eki: al-alı m. al ı koymak * Bir süre için bir yerde tutmak. çalı m. * Gözü. al ı mcı * Baş kas ı nı n hesab ı na alacak toplayan veya kabul eden kimse. tatil edilmek. gönlü çeken durum. al ı koyma * Alı koymak iş i. al ı k salı k * Aptal. al ı m satı m * Satı n alma ve satma iş i. gid-elim. cazibe. engel olmak. * Alı klaş mak i ş i. al ı k al ı k bakmak * aptalca. alı ş veriş . * Mani olmak. al ı m satı m bürosu * Alı ş veriş iş lerinin yap ı ld ı ğ ı veya düzenlendiğ iş ube. * Kurum. al ı konulmak * Alı koymak iş ine konu olmak. * Birini. * Aptalca. al ı konulma * Alı konulmak iş i. bekle-y-elim vb. yer. al ı m satı m ofisi * Alı m satı m bürosu. * Ayı rı p saklamak. menedilmek. al ı klaş ma al ı klaş mak * Alı k duruma gelmek. al ı m çalı m * Gösteriş .

al ı n * Yüzün. çalı ş arak. gururlu. al ı n teri ile kazanmak * hak ederek. mukadderat. cazibesiz. al ı mlı lı k al ı msı z * Alı mlı olma durumu. k ı rı lan. al ı nmak . * Karş ı . al ı ndı al ı ndı lı * Para veya baş ka bir ş eyin teslim al ı ndı ğ ı nı gösteren belge. çekici. al ı n yazı sı * Yazgı . * Yapı larda cephe süsü. baca. al ı n damarı çatlamak * Bkz.al ı mlı * Alı mı olan. emek vererek kazanmak. çalı mlı . cazibeli. al ı msı zlı k * Alı msı z olma durumu. zahmetli bir iş görmek. al ı n çatı sı *İ ki kaş ı n arası . galeri. al ı n teri dökmek * çok emek vermek. * Yerine gitmesini sağ lamak için gönderenin ek bir ücret ödeyerek postaya alı ndı karş ı lı ğ ı nda verilen (mektup. makbuz. * Bir ocakta her türlü ayak. al ı nganlı k * Alı ngan olma durumu. * Alı mı olmayan. al ı nlı k * Kadı nları n alı nları na taktı klar ı alt ı n veya gümüş ten süs eş yası . * (bazı ş eylerde) Ön. al ı mlı çalı mlı * Gösteriş li. kader. çabuk gücenen.). * Kurumlu. ka ş larla saçlar arası ndaki bölümü. al ı nma * Alı nmak iş i. güzel. al ı n teri * Emek. al ı ngan * Aş ı rı duygulu. kuyu ve yolun ilerletilmekte olan yüzeyi. paket vb. ön yüz. alnı n ortası . ar damarı çatlamı ş . talih.

idrak kabiliyeti. iktibas. aktarma. al ı p yürümek * az zamanda çok ilerlemek. al ı ntı lama * Alı ntı lamak i ş i. *İ li ş ki. iktibas etmek. geçinememek. * Almak iş i veya biçimi. ço ğ almak. münasebet. al ı ş veri ş * Alı m satı m iş i. derhal. bir davranı ş ı n kendisine karş ı oldu ğ unu sanarak incinmek. * Uyarlanmak. al ı p satmaz görünmek * ilgisiz görünmek veya davranmak. al ı ş fiyatı * Bir mal için alı m kar ş ı lı ğ ı ödenen para ve üretim gereçleri fiyatı . al ı ş veri ş yapmak * alı m satı m iş ini gerçekleş tirmek. alı ntı yapmak. aktarmak. kı rı lmak veya öfkelenmek. al ı rl ı k al ı ş * Duygusal uyarı mları alabilme yeteneğ i. al ı p sattı ğ ı olmamak * hiç ilgisi bulunmamak. al ı ş ı k olmak . al ı p vereceğ i olmamak * bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak. al ı ş ı k * Herhangi bir duruma alı ş mı ş olan. al ı p vermek * yürek çarpı ntı sı geçirmek. yayı lmak. al ı ntı lamak * Bir yazı ya baş ka bir yazarı n yazı sı ndan cümle veya cümleler almak.* Almak iş i yap ı lmak. * Bir sözün. al ı p verememek * anlaş amamak. çekememek. artmak. al ı r almaz * hemen. al ı ş veri ş e çı kmak * alı m satı m iş i için çarş ı ya gitmek. al ı ntı * Bir yazı ya baş ka bir yazarı n yazı sı ndan alı nmı ş parça. al ı ş veri ş i kesmek * biriyle ilgisi kalmamak. * Baş ka bir dilden alı nmı ş kelime. adapte olunmak. * Elde edilmek.

* Bağ lanmak. uygun gelmek. ş artlanm ı ş davran ı ş . hiç yabancı lı k çekmemek. * Bir ş eye al ı ş mı ş duruma gelinmek. huy hâline getirmek. ünsiyet. bilinmeyen. mutat. * Yakı nlı k. * Yapı lmaya al ı ş ı lmı ş davran ı ş . al ı ş kanlı ktan kopamamak * belli bir huydan vazgeçememek. yanmaya baş lamak. * Alı ş mak i ş i. * Tutuş mak. . al ı ş kı n olmak * iyice alı ş mak. al ı ş kanlı k edinmek * bir ş eyi sürekli yapar olmak. itiyat edinmek. al ı ş ı klı k * Alı ş ı k olma durumu. itiyat.* alı ş kanlı k durumuna gelmek. hep aynı biçimde gerçekleş mesi sonucu beliren. al ı ş kan * Alı ş kı n. ı sı nmak. * Evcilleş mek. al ı ş kanlı ğ ı nda olmak * iyice alı ş ı k bulunmak. al ı ş ı klı ğ ı bı rakamamak. *İ ç ve dı ş etkilerle davran ı ş ları n tekrarlanması . * Yadı rgamaz duruma gelmek. huy. al ı ş kanl ı k. al ı ş ı lmı ş * Her zamanki. al ı ş ı lmamı ş * Nadir. al ı ş kı nlı k * Alı ş kı n olma durumu. arkadaş lı k. al ı ş mı ş kudurmuş tan beterdir * alı ş ı lan bir ş eyden kolayca vazgeçilmez. al ı ş kanlı k * Bir ş eye al ı ş mı ş olma durumu. * Uyar duruma gelmek. al ı ş ı lma al ı ş ı lmak * Alı ş ı lmak iş i. al ı ş kı al ı ş kı n * Bir ş eye veya bir ş ey yapmaya alı ş mı ş olan. ehlîleş mek. * Sürekli ister olmak. az rastlanan. * Etkisini yitirmek. al ı ş ma al ı ş mak * Bir iş i tekrarlayarak kolaylı kla yapabilmek. intibak etmek.

* Allah "Allah bilir" anlamı na gelen bu söz. * Hastalı klı . * Vücudun biyolojik yönden geliş imini sağ layan çalı ş ma. söylenen bir sözün do ğ rulu ğ una inandı rmak için kullanı lı r. Veli'nin külâhı nı Ali'ye giydirmek * birinden aldı ğ ı nı öbürüne. alinazik * Közlenmiş patlı can. Ali Cengiz oyunu * "kurnazca ve haince düzen" anlamı nda kullanı lı r. âlicenapl ı k * Âlicenap olma durumu. âlimin yaptı ğ ı gibi. ş erefli. Ali k ı ran baş kesen * çok zorba. ötekinden aldı ğ ı n bir baş kası na vererek i ş ini yürütmek. * Açı k zincirli (organik madde). Ali k ı ran baş kesen * zorba. sarı msaklı yoğ urt ve kı yma ile yapı lan bir çe ş it yemek. egzersiz. bir baş kası ndan aldı ğ ı nı da ona vererek i ş ini yürütmek. idman. temrin. âlim alimallah âlimane âlimlik * Bilginlik. bilici. Ali'nin külâhı nı Veli'ye. * Bilgin. * Âlime yakı ş an. âli * Yüce. * Onurlu. al ı ş tı rmak * Alı ş mas ı na yol açmak. * Bir beceriyi. Ali'nin külâhı nı Veli'ye. Ali * Kiş i adı olarak a ş ağ ı daki deyimlerde geçer. sakat. yüksek.al ı ş tı rma * Alı ş tı rmak iş i. * Uyar duruma getirmek. . bilgiyi kazanmak için yapı lan tekrar. Veli'nin külâhı nı Ali'ye giydirmek * (bir kimse) birinden aldı ğ ı nı ötekine. alifatik alil alim * Bilen. âlicenap * Cömert.

yetiş tiğ i zaman teslim edilmek üzere. antiasit. alkalimetre. alkı ş almak * çok beğ enilmek. lityum. önceden pey verilerek yap ı lan (satı ş ). ağ ı z kı smı demirden bir a ğ . * Dağ ı tı m. alkı ş kopmak * birdenbire güçlü bir biçimde el çı rpı lmak. * En güzel. potasyum. alize Alka Evli alkali * Tropikal bölgelerdeki denizlerde bütün yı l süresince düzenli esen birtakı m rüzgârlar. onaylandı ğ ı nı anlatmak için el çı rpma. kalevî. aliyyülâlâ alizarin * Kök boyası . alkarna *İ stiridye. asitlerin kı rmı zı ya çevirmi ş olduğ u bitkisel mavi rengi eski durumuna döndürme özelliğ i vardı r. mükemmel. alkı ş lama. kök k ı rmı zı sı . alkı m * Gök kuş ağ ı . da ğ ı tma. tarak gibi kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanı lan. midye. rubidyum. alkali metaller * Oksitlenmelerini sodyum. * Alkali metallerin hidroksitleriyle amonyum hidroksitin genel adı .aliterasyon *Ş iir ve nesirde uyum sağ lamak için söz baş ları nda ve ortaları nda aynı ünsüzün veya aynı hecelerin tekrarlanmas ı . alkaloit * Özellikleri ile alkalileri andı ran organik madde. en iyi. alkalölçer. alivre satı ş * Vadeli satı ş . alivre * Ürün daha tarladayken. alkı ş toplamak . Bu maddelerde. alkı ş * Bir ş eyin be ğ enildiğ ini. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. alkalik * Alkali ile ilgili olan veya içinde alkali bulunan. sezyum elementlerinin sağ ladı ğ ı metaller. alkalimetre * Bkz. alkalölçer * Alkalilerin saflı k derecesini belirtmeye yarayan cihaz. alkı ş ağ ası * Padiş ahı alkı ş lamakla görevli kimse.

alkil alkol * Alkol kökü. yanı cı . takdir etmek. * Alkolden yapı lmı ş veya içinde alkol bulunan. alkolizm alkollü * Alkollü içkilere hastalı k derecesinde düş kün olma durumu. Allah * Kâinatta var olan her ş eyin yaratı cı sı . onaylandı ğ ı nı anlatmak için el çı rpmak. koruyucusu olduğ una ve tek oldu ğ una inanı lan yüce ve üstün varlı k. dalkavuk. yağ cı . yüksek sesle "yaş a". alkı ş tufanı kopmak * sürekli ve coş kun alkı ş baş lamak. Allah (bin bir) bereket versin . Rab. ispirto. Tanr ı . yüze gülücü. * En büyük. Mevlâ. patates ni ş astas ı nı nş ekere dönüş türülmesi sonucu ortaya ç ı kan glikoz çözeltilerin mayalaş mı ş özlerinin dam ı tı lmas ı yla elde edilen. alkolölçer * Sı vı lardaki alkol oranı nı ölçmeye yarayan cihaz. etanol. * taraftar olmak belli bir görüş ten yana olmak. alkı ş lanma * Alkı ş lanmak i ş i. uçucu. *İ çkili. en usta. * Bira. * Alkı ş lamak i ş i. * Türk askerinin hücum narası . alkı ş çı * Alkı ş layan (kimse). alkı ş çı lı k alkı ş lama alkı ş lamak * Bir ş eyin be ğ enildiğ ini. * Her türlü alkollü içki. ş arap gibi sı vı lar ı n veya pancar. "var ol" gibi sözler ile birini alkı ş lamak. C2H5OH. * Alkı ş çı olma durumu. * Beğ enmek. renksiz sı vı . *Ş akş akç ı . Yaradan. kokulu. etil alkol. * Allah adı baz ı isim tamlamaları nda tamlanan kelimeyi güçlendirir.* çok alkı ş lanmak. alkolik * Alkollü içkilere aş ı rı derecede dü ş kün olan (kimse). alkı ş lanmak * Alkı ş lamak i ş ine konu olmak. alkı ş tutmak * el çı rparak veya topluca. Allah Allah! *ş aş ma veya can sı kı ntı sı anlatan bir ünlem.

kendine yapı lmı ş olan haks ı zl ı kları n düzeleceğ ine inanmak gerektiğ ini anlat ı r. Allah ak ı l fikir versin (veya Allah akı llar versin) * akı lsı zca bir davranı ş ta bulunanlar için kullanı lı r. Allah (veya Allahı m) * bir ş ey karş ı sı nda hayranlı k veya yakarma bildirir. Allah (seni) inandı rsı n * inanı lmas ı pek kolay olmayan bir ş ey anlatı lı rken yemin yerine söylenir. bazen de gerçek öfke ile söylenen ilenme sözü. Allah ac ı sı nı unutturması n * Tanrı bu acı yı unutturacak daha büyük bir acı göstermesin. Allah belâsı nı versin * ilenme sözü. Allah bir * yemin yerine kullanı lı r. ben de sana *ş imdi sana borcumu ödeyecek param yok. Allah aratması n * yakı nı lacak bir durumda "Tanrı daha kötüsünü göstermesin" anlam ı nda kullanı lı r. Allah bir yastı kta kocatsı n * yeni evlenenlere "bir arada yaş lanı n" anlamı nda söylenen bir iyi dilek sözü. sevdiğ ini) Tanrı kazadan. Allah bahtı ndan güldürsün * (evlenecek kı z için) mutluluk dileğ ini belirtir.* bir kazanç karş ı sı nda durumundan ho ş nut olmayı belirtir. Allah büyüktür * günün birinde hakkı nı alaca ğ ı na. Allah can ı nı alsı n * ilenme sözü. Allah bir dedi ğ inden ba ş ka sözüne inan ı lmaz * birinin çok yalancı olduğ unu anlatmak için söylenir. Allah bana. * bana öyle geliyor ki. Allah beterinden saklası n (veya esirgesin) * Tanrı daha kötü duruma düş ürmesin. yar ı ş aş ma yollu. Allah bağ ı ş lası n * (çocuğ unu. Allah art ı rsı n * (gerçek veya alay anlamı nda) Tanrı daha çoğ unu versin. Allah bilir * belli değ il. usanç bildirir. Allah aş kı na * birlikte söylendiğ i sözün anlam ı na göre ant vermek veya yalvarmak için "Allah'ı nı seversen" anlamı nda. . esirgesin. kazan ı rsam öderim. Allah cezas ı nı vermesin (veya Allah cezası nı versin) * yarı ş aka. ş aş ma. belâdan korusun.

Allah dirlik düzenlik versin * Tanrı aile huzuru versin. Allah esirgesin (veya saklas ı n) * Tanrı korusun! Tanrı kötü durumla karş ı laş tı rması n!. böyle de olsa onun varl ı ğ ı na ş ükredildiğ ini anlatı r. Allah hoş nut olsun * bir kimsenin. Allah derim * pek bozuk bir iş için sorulan "ne dersin?" sorusuna karş ı "söyleyecek baş ka söz bulamı yorum" anlamı nda kullan ı lı r. Allah gecinden versin * "çok yaş ayası n"' anlam ı nda kullanı lan bir iyi dilek sözü. . Allah için * gerçekten. Allah düş manı ma vermesin * anlatı lan bir kötülüğ ün büyüklüğ ünü belirtmek için söylenir. Allah hakk ı için * ant içmek veya ant vermek için kullanı lı r. Allah eksik etmesin * Tanrı yokluğ unu göstermesin. Allah etmesin * olması istenilmeyen bir durumdan veya bir olaydan söz edilirken söylenir. Allah hay ı rlı etsin * genellikle bir olay baş langı cı nda "Tanrı uğ urlu etsin" anlamı nda söylenir. kendisine iyiliğ i dokunan biri için kulland ı ğ ı bir iyi dilek sözü. Allah eksikliğ ini göstermesin * pek gerekli olan bir ş eyin kusuru anlatı lı rken. Allah herkesin gönlüne göre versin * Tanrı herkesin dileğ ini yerine getirsin. Allah emeklerini eline vermesin * Tanrı emeklerini boş a çı karmas ı n. * birinin yaptı ğ ı bir hizmet an ı lı rken onun için teş ekkür yollu söylenir. Allah dokuzda verdiğ ini sekizde almaz * alı n yazı sı ne ise o olur. çocuğ u yetim veya öksüz bı rakmas ı n" anlamı nda bir iyi dilek sözü. Allah dört gözden ay ı rması n * "Tanrı . doğ rusu.Allah dağ ı na göre kar verir * Tanrı herkese dayanabileceğ i ölçüde sı kı ntı verir. Allah Halil İ brahim bereketi versin * Tanrı çok versin. bereket versin. Allah ecir sab ı r versin * baş sağ lı ğ ı dileğ i olarak söylenir. Allah göstermesin * Tanrı kötü bir durumla karş ı laş maktan korusun.

kötü duruma düş ürmesin!. Allah korusun (veya saklası n) * Tanr ı tehlikeye. Allah kahretsin * "Tanrı cezası nı versin" anlamı nda bir ilenme sözü. Allah kavu ş tursun * birinin yakı nı . Allah kerim * Tanrı büyüktür. Allah kuru iftiradan saklas ı n * bir suçlama karş ı sı nda bunun sı rf iftira olduğ unu anlatmak için söylenir. Allah kazadan belâdan saklas ı n * Tanrı 'nı n insanı türlü kötülüklerden koruması dileğ iyle söylenen bir iyi dilek sözü. Allah iyili ğ ini (veya lâyı ğ ı nı ) versin * hoş a gitmeyen bir davran ı ş karş ı sı nda hoş görü ile söylenir. Allah kabul etsin * sevap sayı lan bir iş yap ı ldı ğ ı nda söylenir. Allah r ı zas ı için * dilencilerin para isterken söyledikleri yalvarma sözü. Allah manda ş ifalı ğ ı versin * çok veya ağ ı r yemek yiyenler için ş aka yollu söylenir. * onaylanmayan bir durumda alay yollu kullanı lı r. Allah mübarek etsin * kutlu olsun. ya iyi olsun. Allah sa ğ gözü (veya eli) sol göze (veya ele) muhtaç etmesin * Tanrı kimseyi kimseye.Allah iki iyilikten birisini versin * (ağ ı r hasta için) ya ölsün kurtulsun. * karş ı lı k beklemeksizin. Allah k ı smet ederse * Tanrı izin verirse. bulunduğ u yerden ayr ı lı nca kalanlara kavuş ma dileğ inde bulunmak için söylenen söz. . * ne olursun. Allah rahatl ı k versin * genellikle yatmaya gidilirken söylenen bir iyi dilek sözü. Allah ömürler versin * saygı gösterilen bir kimseye selâm veya teş ekkür olarak söylenir. en yakı nları na bile muhtaç etmesin. Allah ne verdiyse * yemek olarak evde ne varsa. Tanrı 'ya güvenmeli. Allah müstahakı nı versin * (gerçek veya alay anlamı nda) çı kı ş ma anlatan bir söz. Allah övmü ş de yaratmı ş * çok güzel olanlar için söylenir. Allah rahmet eylesin * ölüleri hayı rla anmak için söylenir.

Allah yap ı sı *İ nsanlar tarafı ndan değ il de tabiatta olduğ u gibi. Allah taksimi * Eş itlik gözetilmeden yapı lan payla ş tı rma kul taksimi karş ı tı . Allah taksiratı nı affetsin * (ölüler için) Tanrı kusurları nı bağ ı ş lası n.Allah selâmet versin * yola ç ı kanlara "Tanrı kazadan belâdan korusun" anlamı nda söylenen bir u ğ urlama sözü. * dilenciyi savmak için söylenir. yaradı lı ş tan olan yetenek veya özellik. Allah senden raz ı olsun * yapı lan bir iyilik karş ı sı nda "Tanrı seninle birlik olsun. kul taksimi kar ş ı tı . Allah vergisi * Tanrı vergisi. Allah tekrar ı na erdirsin * tekrar bu günleri görün. çok hı rpalamak. Allah son gürlüğ ü versin * Tanrı . * "keyfin bilir. Allah vermesin * bir ş eyin olmaması dileğ ini anlatı r. Tanrı tanı ktı r. Allah yazd ı ise bozsun . Allah seni (veya sizi) inandı rsı n * doğ ru söylüyorum. gidersen git" anlamı nda kullanı lı r. * uzaktaki tanı dı klar an ı lı rken kullan ı lı r. yaş lı lı kta sı kı ntı göstermesin. Allah utandı rması n * bir iş e giriş enlere söylenen baş ar ı dileğ i. Allah yaratt ı dememek * kı yası ya dövmek. Allah versin * iyi bir ş ey ele geçirenlere memnunluk bildirmek için. * yolda güçlük içinde bulunanlara iyi dilek sözü olarak kullanı lı r. Allah taksimi * eş itlik gözetilmeden yap ı lan payla ş tı rma. * birinden pek yana olmayan bir söz söyleneceğ i zaman onun adı ndan önce getirilen giri ş sözü. Allah sonunu hay ı r etsin * bir iş in sonucu için kaygı duyuldu ğ unda söylenen bir iyi dilek sözü. iyiliğ ini senden esirgemesin" anlam ı nda teş ekkür olarak kullan ı lı r. Allah tamam ı na eri ş tirsin * herhangi bir iş veya olayı n iyi sonuçlanması dileğ iyle söylenir. Allah var (veya Allah' ı var) * doğ rusunu söylemek gerekirse. bazen de takı lma ve ş aka için söylenir. Allah vere de * iyi dilek anlatı r.

Allah' ı çok. Allah' ı n cezası * pek yaramaz. "bereket versin" gibi durumdan memnun olundu ğ unu anlatı r. Allah' ı m! *ş iddetli bir duygulanma anlatan ünlem. * insan gönlü. Allah' ı n (veya Tanrı 'nı n) günü * (bı kkı nl ı k duygusu ile) hemen hemen her gün. . Allah' ı (veya Allah'ı nı ) seversen * "Allah aş kı na" gibi. benden bir ş ey umma" anlamı nda söylenir. Allaha ı smarladı k * Ayrı lanı n kalan veya kalanlara söylediğ i bir iyi dilek sözü. Allah'a bir can borcu var * Allah'a vereceğ i canı ndan baş ka hiç kimseye bir borcu yok. ş irret. mescit. Allah yürü ya kulum demiş * az zamanda çok para kazananlar veya iş inde çok ilerleyenler için söylenir. ş aş ma veya usanç gibi duygular da anlat ı r. Allah' ı n binası nı yı kmak * kendini veya baş kası nı öldürmek. Allah' ı n gazabı * çok sı kı ntı veren ş ey. Allah' ı n evi * cami. insanı az bir yer * pek ı ssı z ve kuytu bir yer. zavallı (kimse). saf. Allah'a yalvar * kendi kusuru yüzünden güç bir duruma düş üp yak ı nan kimseye "ben sana yardı m edemem. Allah ziyade etsin * (kahve ve yemekten sonra) "Tanrı artı rsı n" anlamı nda kullanı lan bir iyi dilek sözü. yalvarma için kullanı lmakla birlikte.* gerçekleş mesi istenmeyen bir olay veya durum için kullanı lı r. Allah' ı n emri * kader. Allah' ı n belâsı * varlı ğ ı üzüntü veren. Allah'a emanet * "Tanrı esirgesin" anlamı nda birini överken söylenir. Allah' ı n adamı * garip. yerine göre ant verme. Allah'a emanet olun * ayrı lan ı n kalana söylediğ i bir esenleme sözü. Allah'a (bin) ş ükür * "hamdolsun".

karmakarı ş ı k. düzeni bozulmak. altı üstüne gelmek. acı mas ı z. yazı ktı r!". Allah'tan korkmaz * can yakı cı . ş aş ı rmak. karmakarı ş ı k olmak. ş aş ı lacak bir durum alması nda kullanı lı r. allak bullak olmak * çok karı ş ı k duruma gelmek. allahlı k allahs ı z * Tanrı 'yı tanı mayan. allama * Allamak i ş i. sebebi anlaş ı lmayan veya ş aş ı lan ş eyler için kullanı lı r. * (akı l. kimse. düzeni bozmak. Allah'tan kork! * "yapma. utan. allak * Sözünde durmaz. Tanr ı sı z. * Kendisine güvenilmesi doğ ru olmayan (kimse).Allah' ı n hikmeti * beklenmeyen. zihin) ş aş kı na dönmek. ulu Allah. bir olayı n) beklenmedik. Allah' ı n kulu * insan. * Acı ması z. allahs ı zl ı k * Tanrı sı zl ı k. aldatı cı . dönek. kar ı ş mak. Allahütealâ * Yüce Tanrı . * Kendisinden hiçbir iş te yararlı k umulmayan saf ve zararsı z (kimse). insafsı z. yapt ı ğ ı kötülüğ ün cezası nı Tanrı versin. kiş i. Allah' ı nı seversen * istek. Allah' ı ndan bulsun * ben kendisine bir ş ey yapmayaca ğ ı m. Allah' ı n iş ine bak * (bir iş in. allak bullak etmek * karmakarı ş ı k bir duruma getirmek. . Allah'tan * iyi ki. zihnini) dü ş ünemez duruma getirmek. allak bullak * Alt üst. Allahüâlem * Tanrı daha iyisini bilir anlamı nda kullanı lı r. Tanr ı 'nı n varlı ğ ı na inanmayan. insafs ı z. vicdansı z. * yaradı lı ş tan. * (aklı nı . Allah'tan umut kesilmez * daha çok ağ ı r hastalar için söylenilen "iyile ş ebilir" anlam ı nda bir iyi dilek sözü. dilek ve yalvarma amac ı yla kullan ı lı r.

* Bir parçanı n allegrodan biraz daha ağ ı r çalı nacağ ı nı anlatı r. * Allanmak iş i. allem * Bir iş i istediğ i duruma getirmek için "her türlü kurnazca çareye ba ş vurmak" anlam ı yla allem etmek kallem etmek deyiminde geçer. * Al duruma gelmek. ahize. reseptör. donatmak" anlamı na gelen allamak pullamak deyiminde geçer. allanma allanmak * Süslenmek. * Kadı nları n süs için yanaklar ı na sürdükleri al boya. alma almaç almak . allâmelik * Allâme olma durumu. * Bir ş eyi elle veya ba ş ka bir araçla tutarak bulundu ğ u yerden ayı rmak. allâmelik taslamak * bilgisiz olduğ u hâlde her ş eyi bilir görünmek. * Satı n almak. * Al olma durumu. * Almak iş i. * Alı ntı . * Derin ve çok bilgisi olan. çok bilgili. alı cı . * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren cihaz. * Yanı nda bulundurmak. * Bir ş eyi veya kimseyi bulundu ğ u yerden ayı rmak.allamak allâme * "Süslemek. * Göz alı cı renkler ve ş eylerle süslenmiş . fethetmek. all ı all ı pullu all ı k * Üzerinde al renk bulunan. *İ çine sı ğ mak. iktibas. neş eli ve hı zlı çal ı naca ğ ı nı anlat ı r. kaldı rmak. * Ele geçirmek. * Birlikte götürmek. * Allaş mak iş i veya durumu. allâme kesilmek * her ş eyi bilir görünmek. alla ş ma alla ş mak allegretto allegro * Bir parçan ı n canlı .

eksiltmek. ile evlenmek. çekmek. * Alman halkı na.* Kabul etmek. mayş or. * Kendine ulaş tı rmak. * (erkek. Alman papatyas ı * Orta Avrupa'da yetiş en bir papatya türü (Anfhemis mobilis). kullanmak. * Çalmak. bakı r ve nikelden yapı lan. * Göreve. * Gidermek... * (tat veya koku için) Duymak. (mesafe) katetmek. * Bir yeri savaş la ele geçirmek. yı l dönümü gibi belli günleri ve birtakı m astronomi. Almanya'ya özgü olan ş ey. . * Kazanmak. yı kanmak. *İ çeri sı zmak. * (içecek veya sigara için) İ çmek. * (motor) Çalı ş ması için gerekli olan elektrik veya yakı ttan yararlanı r duruma gelmek. yok etmek. * Zararlı . Almanca dil. * Sürükleyip götürmek. koparmak. tehlikeli bir ş eye uğ ramak. iş e baş latmak. * Soldurmak. * Yerini değ iş tirmek. iletilmek. * . iş ten çekmek. koymak. gümüş ü andı rı r bir ala ş ı m. meteoroloji. * Bu dile özgü olan. Almanya.. hafta. * Davranı ş veya makam değ iş tirmek. kaplamak. * Temizlemek. gibi anlamak. * Bürümek. * (duş . Avusturya ile İ sviçre'nin bir bölümünde kullanı lan * Almanları n kullandı ğ ı dil. * (süre için) Değ iş tirmek. * Hint-Avrupa dillerinin Cermence kolundan. * Yolmak. * Görevden. * Baş lamak. * Kı saltmak. Almancı * Almanya yanlı sı olan (kimse). istatistik bilgilerini gösteren kitap biçiminde takvim. * Kazanç sağ lamak. * (içeri) Götürmek. * Örtmek. Alman usulü * Bir topluluk için yapı lan harcamada giderlerin herkese e ş it olarak bölüş türülmesi yöntemi. Alman * Cermen soyundan olan halk ve bu halktan olan kimse. ay gibi bölümlerinden baş ka. almanak * Yı lı n gün. * (yol için) Gitmek. kadı n için) . Alman gümü ş ü * Çinko. sarmak. bayram. elde etmek. içine çekmek. * Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çı karmak.. banyo için) Yapmak. almamazl ı k * Kabul etmeme durumu. * Yutmak. * (ölüm sebebiyle) Ayrı lmak.

takdir etmek. . ön yüzü. Almanla ş tı rma * Almanlaş tı rmak i ş i. Almancı lı k * Almancı gibi davranma. * Birinin doğ ru olmas ı ötekinin yanlı ş lı ğ ı nı gerektiren iki önermenin oluş turduğ u sistem. aln ı nı n ak ı ile * ayı planacak bir duruma dü ş meden. alternatif. bir solda bitmiş yapraklar. Almanla ş ma * Almanlaş mak i ş i veya durumu. kötü talihi. * Almaş lı olarak iş leyen. almaş lı alnaç * Almaş niteliğ i olan.* Almanya'da çalı ş an Türk iş çisi. almaş ı klı k * Dönüş ümlü ve düzenli sı ralanma. almaş ı k yapraklar * Sapı n iki yanı nda karş ı lı klı değ il de aral ı klı olarak bir sağ da. kiş inin baş ı na gelmesini Allah' ı n buyurmuş olduğ una inanmak. alo * Telefon konuş ması nda kullanı lan seslenme sözü. aln ı ndan öpmek * beğ enmek. Almanla ş tı rmak * Almanlara özgü yaş ayı ş tarz ı kazandı rmak. almaş *İ ki veya daha çok ş eyin sı ra ile değ iş tirilerek kullanı lmas ı veya kendiliğ inden değ iş erek çal ı ş ması . mütenavip. aln ı nda yazı lmı ş olmak * bir olayı n. Almanla ş mak * Alman yaş ayı ş tarz ı nı benimsemek. aln ı nı n kara yazı sı * kötü kaderi. baş ar ı göstermiş olarak. aln ı nı karı ş lamak * küçümseyerek meydan okumak. münavebe. * Bir ş eyin ön taraf ı . aln ı açı k yüzü ak * çekinecek hiçbir durumu veya ayı bı olmayan. tertemiz. almaş ı k *İ ki veya daha çok ş eyin sı ralanmaları nda değ iş iklik olan. ke ş ikleme. ş erefiyle. aln ı na kara sürmek * bir kimsenin haksı z yere kötü tanı nması na yol açmak.

uzun tüylü. alt alta * Birbirinin altı nda olarak. * Karbon. Alp eren * Derviş . * Oturulurken uyluk kemiklerinin yere gelen bölümü. * (birkaç ş eyden) Yere yakı n olan. alt alta üst üste * birbirleriyle itiş ir kalkı ş ı r durumda. kahraman. alpaks alpinist alpinizm alpl ı k * Alp olma durumu. * Dağ cı . üst karş ı tı . simyacı . * Kolayca bükülebilen alüminyum ve silisyum karı ş ı mı . alt bölüm * Yazı larda bölümlerin ayrı ldı ğ ı parçalardan her biri. simya.. alpaka * Çifte parmaklı lar takı mı nı n devegiller s ı nı fı ndan. ocak alevi. * Bir nesnenin tabanı . ayr ı m.alogami alotropi alp * Bir çiçek tepeciğ inin baş ka bir çiçek tozu ile tozlanmas ı . * Dağ cı lı k. . fosfor gibi maddelerin. * Bir ş eyin yere bakan yan ı . al ş imi al ş imist alt * Elementleri altı na çevirmek isteyen bir iş alan ı . memeli bir hayvan (Lama glama pacos). alt cins * Bir cins içinden ayrı lan ikinci derecede bir cins. Alp yı ld ı zı * Dağ ları n çok yüksek yamaçları nda yetiş en bir çiçek (Paradisia liliastrum). fiziksel bakı mdan ayrı özellikler gösterebilmesi durumu. * Mücahit.. Güney Amerika'da yaş ayan. * Yiğ it. kahramanl ı k. * Alş imi ile uğ raş an kimse. altı nda" biçiminde kullan ı ld ı ğ ı nda "bir ş eyin etkisinde" anlamı nı verir. * Bu hayvanı n yünü veya bu yünden dokunan kumaş . b) (sı nı flamalarda) ikinci derecede olan. * Bir ş eyin yere yak ı n bölümü. * Birkaç ş eyin içinden bize göre uzak olanı . * Alt kelimesi ". * (kaynatma veya piş irmede) Yanan ocak. yiğ itlik. * Alt bir isimle tamlama kelime oluş turduğ unda a) önceki ismin kavramı na etki veya yer anlamı katar: Ayak alt ı .

* yenilmek. alt damak * Damaklardan altta olanı . * Alt çene üzerinde sı ralanmı ş diş lerin biri.alt çene *İ nsan ve hayvanlarda yiyecekleri çiğ nemeye yarayan. alt çene oynamak * yemek. sı rtı nı yere getirmek. * Bazı gövde ve yaprakları n üst derilerinin altı nda bulunan. alt deri * Üst derinin altı nda bulunan ikinci tabaka. içmek. alt tabaka * Tabakalardan altta bulunan. karş ı karş ı ya konmu ş iki önermeden her biri: Bazı insanlar bilgindirler" ile "Bazı insanlar bilgin değ ildirler" gibi. yenmek. alt ş ube * Bir ş ube içinde kurulan ikinci derecedeki ş ube. alt karş ı t * Konusu ile yüklemi aynı olan. . hipoderm. hipoderm. alt güverte * Gemilerde güvertelerden altta bulunanı . alt diş alt dudak * Dudaklardan altta bulunanı . biri tikel olumlu. * Belli bir konuyu ele almak amacı yla bir kurul içinden birkaç ki ş i seçilerek oluş turulan kurul. alt etmek * üstünlük sağ lamak. oynayabilen çene. alt hava yuvar ı * Dünyamı zı ku ş atan atmosferin 10 km kalı nl ı ğ ı nda olan alt katmanı . öbürü tikel olumsuz. * Böceklerin ağ ı z sisteminde bulunan alt parça. alt geçit * Trafik akı mı nı kesmemek için bir yolun altı ndan geçirilen yol. alt ı rk * Aynı ı rk içinde yeti ş tirme amacı na ve çevreye ba ğ lı kalı narak değ iş me uğ ratı lmı ş ve bu yolla ı rk içinde özellikle fizyolojik nitelikleri bak ı mı ndan kalı tsal sapma gösteren hayvan topluluğ u. alt familya * Bir familyanı n içinden ayrı lan ikinci derecede bir familya. * Bir yapı nı n veya aracı n katları ndan altta bulunan bölümü. alt kat alt kurul alt olmak alt s ı nı f * Bir sı nı f içinden ayrı lan ikinci derecedeki sı nı f. çoğ u kez hücre zarlar ı kalı nlaş mı ş özel doku.

tedirgin olmak. Moğ ol. düzenini bozmak. * Toplumun ekonomik yapı sı nı oluş turan ve insan bilincinden bağ ı ms ı z olarak biçimlenen üretim iliş kilerinin hepsi. sonuç alı namayan iş ler için söylenir. Mançu-Tunguz. Altayca * Altay Türkçesi. alt üst böre ğ i * Önce bir yüzü. * zarar vermek. * Çok karı ş ı k ve da ğ ı nı k. * heyecanlanmak. yı kı lmak. üzülmek. elektrik gibi tesisatları n hepsi. * Altayistik ile uğ raş an kimse. Kore ve Japon dillerinin kendisinden türediğ i varsayı lan ana dil. alt üst etmek * alt yüzünü üst yüzüne getirmek. Altayist Altayistik . alt yaz ı lamak * Alt yazı ları haz ı rlamak ve gerçekleş tirmek. kanalizasyon. dergi gibi yayı nlarda çı kan resim ve foto ğ rafları açı klayan yaz ı . * çok karı ş ı k duruma getirmek. * Yabancı dildeki bir filmin konuş maları nı çeviri olarak görüntünün altı nda veren yaz ı . su. * iş in daha sonras ı . alt yanı çı kmaz sokak * sonu gelmeyen. * değ eri. üst yapı karş ı tı . yı kmak. alt üst olmak * çok karı ş ı k duruma gelmek. alt yaz ı * Gazete. alt yaz ı layı cı * Alt yazı lamak iş ini yapan (kimse). alt yaz ı lı * Alt yazı sı bulunan (film. sonra çevrilerek öbür yüzü kı zartı larak pi ş irilen börek. alt tür alt üst * Bir tür içinde ayrı lan ikinci derecedeki tür. olup olacağ ı . görüntü). * rahatsı zlanmak. * huzursuz etmek. alt taraf ı (veya yanı ) * geriye kalanı . * Türk. rahatsı zlı k vermek.alt tak ı m * Bir takı m içinde kurulan ikinci derecedeki takı m. alt yapı * Bir yapı için gerekli olan yol. alt yaz ı lama * Alt yazı lmak iş i.

biri tikel olumlu. alt ı ya ş olmak * iş e birtakı m oyunlar karı ş mak. alt ı lı * Altı parçadan olu ş an. domino gibi oyunlarda üzerinde altı iş areti bulunan kâğ ı t veya pul. altı kaval üstü ş iş hane. kendinde herhangi bir ş eyden alt ı tane bulunan. biri tikel olumsuz iki önerme arası ndaki bağ lantı durumu. Moğ ol. * Bu unvanı taş ı yan kimse. Mançu-Tunguz. alt ı k * Konusu ile yüklemi aynı olan. alt ı karı ş beberuhi * kı sa boylu olanlar için alay yollu söylenir. * Almaş ı k. yöntem. edebiyat. alt ı gen * Altı kenarl ı çokgen. alt ı lı k * Altı sı bir arada. biri tümel olumlu. * Beş ten bir art ı k. Altı Kardeş * Kuzey kutup yönünde. kültür ve tarihleriyle uğ raş an bilim dalı . altes * Prens ve prenseslere verilen ş eref unvanı . böyle bir iş e giriş mekte sakı ncalar bulunduğ u anlaş ı lmak. biri tümel olumsuz. altı taneden oluş muş . alt ı kaval. alternatör * Dalgalı elektrik akı mı veren üreteç. *İ skambil. * Beş ten sonra gelen sayı nı n ad ı ve bu sayı yı gösteren rakam. Japon ve Korelilerin dil. mütedahil: "Kimi insanlar fanidir" önermesi "Bütün insanlar fanidir" önermesinin alt ı ğ ı olur. Büyük Ayı 'nı n karş ı sı nda bulunan tak ı m yı ldı z. * Divan edebiyatı nda her bendi altı mı sradan oluş an nazı m biçimi. Vl. . alternatif * Seçilebilecek bir baş ka yol. alt ı yol * Altı yolun birleş tiğ i yer. alt ı okka etmek * birini kolları ndan ve bacakları ndan tutup yukarı kaldı rarak sallamak veya götürmek. 6. * Dalgalı (ak ı m). müseddes.* Altay grubuna giren Türk. altı tane alabilen. seçenek. alt ı alt ı alay üstü kalay * içi dı ş ı gibi özenilmiş olmayan ş eyler için söylenir. üstüne uymaz. alt ı kaval üstü ş iş hane * Bkz. üstü ş iş hane * (giyim için) altı . alt ı dan yemek * hastahanelerde hiç perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek.

alt ı n keseğ i * Yerden temiz külçe durumunda çı kan altı n.alt ı n * Atom sayı sı 79. alt ı n ad ı pul oldu. k ı z adı dul oldu * uygunsuz davranı ş lar ı yüzünden temiz tanı nan kiş iliğ i lekelendi. alt ı n leğ ene kan kusmak * varlı k içinde hastalı k veya s ı kı ntı çekerek yaş amak. alt ı n kesmek * çok para kazanı r olmak. kolay iş lenen. de ğ erli. atom ağ ı rl ı ğ ı 196. alt ı n saat *İ zlenme oran ı nı n en çok olduğ u vakit. kusturucu niteliğ i olan bir kök. 10640 C de eriyen. alt ı n anahtar her kapı yı açar * para olunca her güçlük yenilebilir. alt ı n beş ik * Bir elleriyle kendi bileklerini kavrayan iki kiş inin. alt ı n kökü * Güney Amerika'da yeti ş en. kı saltmas ı Au. * Niteliğ i iyi olan. ipeka (Cephaelis ipeca cuanha). alt ı n çağ * En parlak ve mutlu çağ .9 olan. parası çok olan. alt ı n bilezik * Altı ndan yapı lmı ş kola takı lan ve pek çok türü olan süs eş yası . alt ı n babası * Çok zengin. * Altı ndan yapı lmı ş . prime time. parası çok olan kimse. alt ı n eli bı çak kesmez * varlı klı veya değ erli ki ş ilerin elini kimse bükemez. alt ı n küpü * Altı n para biriktiren. alt ı n sarı sı * Altı n rengini andı ran. alt ı n kaplama * Herhangi bir metal altı n suyuna batı rı larak ince bir altı n tabaka ile sar ı larak altı na benzetilmek. öteki elleriyle karş ı lı klı olarak birbirlerinin bileklerini tutmaları . * Altı ndan yapı lmı ş sikke. alt ı n ad ı nı bakı r etmek * kötü iş ler yaparak temiz ve parlak ününü karartmak. yüksek de ğ erli. sarı . * Para getiren sanat veya meslek. paslanmaz element. üstün nitelikte olan. alt ı n gibi * altı na benzeyen. alt ı n suyu .

alt ı ndan çapanoğ lu çı kmak * bir i ş te baş a dert olacak bir durumla. sanatı . alt ı n tutsa. alt ı nda kalmamak * karş ı lı ğ ı nı vermek. alt ı na etmek (veya kaçı rmak) * yatağ ı na veya donuna abdest etmek. parası olan. * Altı sayı sı nı n sı ra s ı fatı . parayı düş üncesizce harcayı p tüketmek. evlilik y ı lı .* Bir kı sı m konsantre nitrik asit ile üç veya dört kı sı m konsantre hidroklorik asitten olu ş mu ş . * kendini savunamamak. alt ı nbaş alt ı ncı * Daha çok Ege bölgesinde yetiş en. . altı ncı duygu. alt ı n yumurtlayan tavuk * mesleğ i. alt ı ndan kalkmak * bir güçlüğ ü yenmek. üzerine dikkati çekmek. * turist. baş armak. alt ı nda kalmak * ezilmek. özellikle plâtin ve alt ı n gibi metalleri çözmekte kullanı lan bir karı ş ı m. alt ı n yürekli olmak * çok iyi niyetli olmak. alt ı n yı l * Eş lerin birlikte ulaş tı kları 50. alt ı n yağ murcun * Bir tür ku ş . alt ı ncı his * Bkz. alt ı n topu * güzel ve tombul olan kucak çocukları için bir benzetme sözü olarak kullanı lı r. alt ı ndan girip üstünden çı kmak * malı . yuvarlak. becerememek. bir sorunla kar ş ı laş mak. sı rada beş inciden sonra gelen. alt ı ncı duygu * Ön sezi. gördüğ ü iyilik veya kötülü ğ ü kar ş ı lı ksı z bı rakmamak. vurgulamak. kalı nca kabuklu güzel bir kavun türü. alt ı ndan kalkamamak * bir iş i baş aramamak. toprak olur (veya altı na yapı ş sa elinde bak ı r kesilir) * giriş ti ğ i iş lerde büyük talihsizliklere uğ rayan kimsenin durumunu anlatı r. alt ı nı çizmek * (bir sözün) önemini belirtmek. üstesinden gelememek. yağ mur kuş u. gelirli kimse. yumuş ak huylu görünmek. alt ı ndan Çapanoğ lu çı kmak * giriş ilen iş te baş a dert olacak bir durumla kar ş ı laş mak.

kı z memesi. birlikte. sı cak bölgelerde yetiş en bir meyve ağ acı . * Yükseklikölçer. her birine altı . * Bu ağ acı n kanarya sar ı sı renginde. * Bu kumaş tan yapı lan gelin giysisi. * bir ş ey bulmak için aramadı k yer b ı rakmamak. * Altı tane fiş ek alan toplu tabanca. * Alt ve üst katta olmak üzere. alt ı nlaş mak * Altı n durumu veya görünümü almak. genel bir kavramı n altı nda yer vermek. * Sarı kları n üstüne sarı lan sı rma ş erit. altimetre altlama altlamak altl ı * Altı olan.alt ı nı ı slatmak * yatağ ı na veya donuna küçük abdestini etmek. revolver. alt ı nlaş ma * Altı nlaş mak iş i veya durumu. alt ı nı üstüne getirmek * söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düş ürmek. alt ı ntop * Turunçgillerden. * Arabaya koş ulan atları n yolları kirletmemesi için kuyru ğ unun altı na yerleş tirilen torba. karmakar ı ş ı k etmek. alt ı patlar alt ı ş ar alt ı z * Bir do ğ umda dünyaya gelen altı (kardeş ). her seferinde altı sı bir arada olan. tadı acı msı meyvesi. altl ı üstlü * Altı ve üstü birlikte. alt ı ntop alt ı parmak * Ellerinde veya ayakları nda altı ş ar parmağ ı olan (kimse). altl ı k . * Özel diye alı nan bir ş eye. alt ı noluk *İ ş lemeli kadı nş alvar ı . dikenli ve kürecikler hâlinde sapları olan bir kaktüs türü (Trollius ranunculoides). *İ ki çeneklilerden. * Hayvanları n altı na yayı lan ot veya saman. greyfrut. * Altı n sı rma veya kı laptanla i ş lenmiş çizgili ipek kumaş ve bu cins kumaş lar ı n üstünde bulunan sı rma iş lemeli yollar. * Ayrı renkte altı yolu olan kuma ş . * Altlamak iş i. greyfrut (Citrus decumana). *İ ri bir tür palamut bal ı ğ ı . * Altı sayı sı nı n üleş tirme biçimi. * Tabak veya bardak altı . uzun.

alttan alta * gizlice. alümina * Bkz.altmı ş * Elli dokuzdan sonra gelen sayı nı n ad ı ve bu sayı yı gösteren rakam. sı rada elli dokuzuncudan sonra gelen. el altı ndan. altmı ş ar * Altmı ş sı fat ı nı n üleş tirme biçimi. altmı ş altı ya bağ lamak * temelli olmayan bir çözümle durumu kurtarmı ş görünmek. cilveli (kad ı n). 60. viyola. çekiş mede yenilmek. altta kalmak * herhangi bir çatı ş mada. * Altı kere on. her defası nda altm ı ş ı bir arada olan. * Altı n renginde olan. altmı ş ı ncı * Altmı ş sı fat ı nı n sı ra bildiren biçimi. LX. * Kemanla viyolonsel arası büyük keman. oynak. altunî alüfte alüftelik alümin * Suda çözünmeyen. *İ ffetsiz. altta yok üstte yok * yoksul. olumlu davranmak. her birine altmı ş . alümin. alüminyum . gücü yetmeyen ne olursa olsun" anlamı nda kullanı lı r. alttan güre ş mek * gizli gizli yenme yollar ı nı kollamak. * Altmı ş yaş ı nda olan veya görünen. * Alüfte olma durumu. alttan (veya a ş ağ ı dan) almak * sert konuş an birine kar ş ı yumu ş ak. 20500 C de eriyen. alto altta kalanı n canı çı ksı n * "herkes baş ı nı n çaresine baksı n. altmı ş lı k *İ çinde altmı ş tane bulunan. altmı ş altı * Altmı ş altı sayı almakla kazanı lan bir çeş it iskambil oyunu. fakir. elli dokuzdan bir art ı k. altmı ş dörtlük * Bir notanı n altm ı ş dörtte biri değ erinde olan nota. beyaz bir toz olan alüminyum oksit (Al2O3). * Kontralto.

yuvarlak. * Beklenmeyen bir sonucu anlatan iki cümleyi onun sebebi durumunda olan cümleye bağ lar. * Görmez. * Alüminyumdan yapı lmı ş . beyaz. 6600 C de eriyen hafif bir element. * Uyarma veya ş artlı bir ifade niteli ğ inde olan bir cümleyi. küçük hücre. amaç edinmek * bir amaca ulaş ma isteğ inde bulunmak. * Torba biçiminde küçük boş luk veya geniş lemiş kı sı m. âmâ amabile amaç amaç d ı ş ı * Gaye dı ş ı . eritrosit. alyans alyon alyuvar Am * Amerikyum'un kı saltmas ı . dön-em vb. alüvyon lı ğ . * Niş an yüzüğ ü. maksat. atom ağ ı rl ı ğ ı 26. am * Diş ilik organı . *ş aş ı lacak niteliğ i olan. -am / -em * Fiilden isim türeten ek: tut-am. hedeflenen amacı n dı ş ı nda. kör. * Hedef. baş ka bir cümleye bağ lamaya yarar. alveol * Akarsuları n taş ı yı p yı ğ dı kları balçı k.* Atom numarası 13. ferç. alüminyum ta ş ı * Boksit.98 olan. alvere tulumbası * Emme basma tulumba. * Eriş ilmek istenilen sonuç. amma. * Para babası . . * Bir yargı yı veya bir buyruğ u pekiş tirmek için de kullanı lı r. * Gaye. K ı saltması Al. ama * Çeliş kili ve tutarsı z iki cümleyi birbirine bağ lamaya yarar. * Bir parçanı n sevimli ve cana yakı n çalı nacağ ı nı anlatı r. çekirdeksiz. * Bazen dikkati çekmek için cümlenin sonuna getirilir. gümü ş parlaklı ğ ı nda. kil gibi çok ince taneli ş eylerin kum ve çakı lla karı ş ması yla olu ş an yı ğ ı n. * Kana al rengini veren. ama ne * ne hoş .

amaçlanma * Amaçlanmak i ş i. *Ş aş ma anlat ı r. * Usanç ve öfke anlatı r. amalierbaa * Matematikte dört iş lem terimine verilen ad. beğ enme veya be ğ enmeme. kaç-amak vb. aman bulmak * kurtulmak. hedef alma. amaçl ı lı k * Amaçlı olma durumu. amaçs ı zl ı k * Amaçsı z olma durumu. amaçs ı z * Amacı olmayan. * Bir suçun bağ ı ş lanması nı n istenildi ğ ini anlat ı r. * (bir iş i) Yapmaya hazı r. * Bir amaca yönelik. amaçlanmak * Amaçlamak iş ine konu olmak. aman dedirtmek (veya amana getirmek) * karş ı koyan birini boyun e ğ mek zorunda bı rakmak. tutamak. * Fiilden isim türeten ek: bas-amak.amaç gütmek * bir amacı gerçekle ş tirmeye çalı ş mak. amaçlama * Amaçlamak iş i. aman Allah (Allahı m) *ş aş ma. aman * Yardı m istendiğ ini anlatı r. istihdaf etmek. zor durumda bı rakmak. . iş lemler. korku gibi duyguları belirtmek için kullanı lı r. gayeli. amade -amak amal âmâlı k * Âmâ olma durumu. *İ ş ler. istihdaf. gayesiz. amaçl ı * Amacı olan. * Dikkat uyandı rmak için kullanı lı r. * Çok beğ enmeyi anlatı r: Aman ne güzel ş ey! Bu anlamda kullanı ldı ğ ı nda buna da edatı da getirilebilir. * Rica anlatı r. amaçlamak * Bir amaca ulaş mayı istemek.

aman dilemek * önce direnirken zor karş ı sı nda boyun eğ ip canı nı n bağ ı ş lanması nı dilemek. sand ı klamak. . * acı mayı p öldürmek. göz açtı rmamak. hiç acı mayan. cana k ı yı cı . amas ı var * herkesin bilmediğ i sakı ncası veya kusurları var. aman zaman * Karş ı sı ndakini yumuş atmak için söylenen sözleri anlatı r. böyle bir iş yapayı m deme. amatörlük * Amatör olma durumu. ambalâj yapmak * (bir ş eyi) bu gibi maddelerle paketlemek. amana gelmek * önce direnirken zor karş ı sı nda boyun eğ mek. acı ması z olarak. amans ı z * Aman vermez. amazon * (eski çağ lar ı n Amazonlar ı na benzetilerek) Erkek gibi. çünkü her zaman benzeri sağ lanabilir. ambalâj * Eş yayı sarmaya yarayan mukavva. aman vermemek * rahat bı rakmamak. amanname *İ slâm devletlerinde düş mana güvenlik içinde olduğ unu bildirmek üzere verilen belge. * Ata binen kadı n. amatör * Bir iş i para kazanmak için değ il. amanı n * Korkma ve ş aş ma sözü. profesyonel karş ı tı . amans ı zca * Öldürücü bir durumda. hevesli. savaş safları nda yer alan kad ı n.aman derim! * sakı n ha. * Hoş görüsüz olarak. öldürmemek. biri olmazsa biri daha * ele geçirilmeyen veya kaçan bir ş eye üzülmek bo ş tur. kâğ ı t. aman vermek * canı nı bağ ı ş lamak. yalnı z zevki için yapan kimse. amas ı maması yok! * hiçbir özrün geçerli olamayacağ ı nı anlatı r. ambalâjc ı * Ambalâj yapan kimse. amans ı z hastal ı k * Kanser. Amasya'n ı n bardağ ı . tahta. plâstik madde gibi malzeme.

* Geminin yük koymaya ayrı lmı ş yeri. ambar memuru. çakı l gibi yapı malzemesini ölçmekte kullanı lan ve her yanı çoğ unlukla 75 cm olan küp ölçek. ambarlamak * Ambar iş i yapmak. ambarc ı lı k * Ambarcı nı n gördü ğ ü iş . kül renginde bir madde. çok yormak. bölge. ambar * Genellikle tahı l saklanan yer. ambale etmek * Birini düş ünemez duruma getirmek. ekonomik. ambarc ı * Ambara bakan görevli. sosyal alanlarda caydı rma amac ı yla yaptı rı m uygulamak. güçlü bir vantilâtör kullanı larak sa ğ lanan hava ak ı mı ile yeş il ve sulu yemlerin kurutulması . * Bir malı n serbest sürümünü engellemek için konulan yasak. ambalâjlama * Ambalâjlamak iş i. ambalâjlamak * Ambalâj yapmak. * siyasî. * Güzel kokulu bazı maddelerin ortak adı . ambarlama * Ambar durumuna gelmek. gemilerin kendi limanları ndan ayrı lmas ı nı yasaklama buyru ğ u. amber ağ acı * Baklagillerden bir cins mimoza (Geum urbonum). düş ünemez duruma gelmek. * bir malı n serbest sürümünü engellemek. * Genellikle tahı lı n çok üretildiğ i yer. ambargo koymak * gemilerin limanlardan hareketini yasaklamak.ambalâjc ı lı k * Ambalâjcı olma durumu veya iş i. ambargoyu kald ı rmak * ambargo ile ilgili yasaklamayı kaldı rmak. * bir mala el koymak. * Eş ya taş ı ma i ş leri yapan kurum veya ortaklı k. ambale olmak * Çok yorulup iş göremez. müsadere etmek. * Yiyecek ve bazı eş yanı n sakland ı ğ ı yer. ambarda kurutma * Kapalı bir yerde. amber * Amber balı ğ ı ndan ç ı karı lan güzel kokulu. * Otomobili fazla gaz vermekten çalı ş maz hâle sokmak. amber bal ı ğ ı . ambargo * Bir devletin. * Kum.

iri ve uzun taneli bir tür pirinç. *İ ş bakı mı ndan. * Sürgün. amcamla dayı m. ötürük. cankurtaran (arabası ). kolay. amel * Yapı lan i ş . amberbu amblem amboli * Hindistan'da. * Amca olma durumu. ameliyat . * Hareketle ilgili olan. amelimanda *İ ş yapamaz durumda olan. uygun. hepsinden aldı m payı m * yakı nları ndan beklediğ i ilgi ve yardı mı görmeyen bir kimsenin art ı k yeni bir dilekte bulunmaya niyetli olmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. cankurtaran. kestirme. belirtke. edim. altı n sarı sı renginde güzel kokulu çiçeğ i. İ ran'da yeti ş en. tatbikî. tatbikî. piş ince güzel bir koku veren. iş üstünde. amelelik amelî * Amele olma durumu. diş li. ambülâns * Hasta arabası . amca * Babanı n erkek karde ş i. amberbaris * Sarı çal ı . pratik. çok yı rtı cı bir balı k. amele *İ ş çi.* Balinagillerden. ba ş ı büyük. * Elveriş li. yalnı z dü ş ünce alan ı nda kalmay ı p iş e dönüş en uygulamalı . amcazade * Amcanı n oğ lu veya kı zı . *İ ş e dayanan. * Atardamarda kanı n pı htı laş ması veya yağ parçacı kları nı n oluş mas ı sonucunda meydana gelen tı kanma. amcal ı k amcal ı k etmek * birine amca gibi yakı nlı k göstermek. iş çe. fiil. boyu 25 m'ye kadar çı kan. emekçi. * Soyut bir ş eyin. bir kavramı n sembolü olan varl ı k veya eş ya. * Bir kimsenin dinin buyrukları nı yerine getirmek için yapt ı klar ı . amele taburu * Genellikle yol yapı m iş lerinde görevli amelelerden oluş an birlik. * Yaş lı erkeklere saygı için kullanı lan seslenme. ishal. amber çiçeğ i * Amber ağ acı nı n toparlak. f ı ndı k büyüklüğ ünde. ada bal ı ğ ı (Catodon macrocephalus).

faaliyetler.* Operatörün. amenajman * Devlete ve kiş ilere ait ormanlar ı n. ameliyat masas ı * Üzerinde ameliyat yapı lan özel donan ı mlı masa. * Bu ağ acı n armuda benzer yemiş i. Amerikan bezi biçiminde de kullanı lı r. * ç. * Bu ağ acı n badem biçiminde çekirdekli. hasta üzerinde kesme ve dikme yoluyla yaptı ğ ı müdahale. kaput bezi. Amerikal ı * Amerika Birleş ik Devletleri halkı ndan olan kimse. Amerika elmas ı * Antep fı st ı ğ ı gillerden. ameliyathane * Hastaları n ameliyat edildiğ i yer. önceden hazı rlanı p kabul edilmiş esaslara uygun olarak iş letilmesi. ameliye * Yapı lan i ş . Amerika ile ilgili olan. amenna *İ nandı k anlamı ile "öyledir". küçük bir memeli kürk hayvanı (Eriomys chincilla). arka ayakları çok uzun. Amerikan * Amerika Birleş ik Devletleri halkı ndan olan kimse. operasyon. * Amerika'ya özgü. Amerika tavş anı * Kemiricilerden. armuda benzer yemiş i. * Tabiî kaynakları n iş letilmesi. Amerika armudu * Defnegillerden. bilader ağ ac ı (Anacardium occidentale). Amentü * Kur'an surelerinden birinin adı . Amerika bademi * Aselbent ve zamk gibi maddeler veren bir sı cak iklim ağ ac ı (Styrax americana). ameliyatlı * Ameliyat edilmiş . "diyecek yok" gibi tasdik etme anlatı r. amerikan * Pamuktan düz dokuma. Amerika'da yetiş en bir ağ aç (Persea gratissima). ameliyat geçirmek * ameliyat edilmiş olmak. iş lem. Amerika üzümü *Ş ekerci boyas ı . Amerikal ı laş mak * Amerikalı lar ı n yaş ay ı ş tarz ı nı benimsemek. Amerika'da yetiş en bir a ğ aç. Amerikan bar . Amerikal ı laş ma * Amerikalı laş mak iş i veya durumu. "doğ ru". İ ş ler.

Amerikan bezi * Bkz. amfibol * Piroksenlere yakı n siyah. Amerikanvarî * Amerikalı ya yakı ş an biçimde. amfor. dar boyunlu. sı raları arkaya doğ ru basamaklı olarak yükselen salon. otel veya evlerde içki için ayrı lmı ş köş e. Amerikan salatası * Rus salatası . * Hem karada hem de suda hareket eden (taş ı t). amfibi harekât * Kara ve deniz araçları yla yap ı lan manevra. dibi sivri. ye ş il renkli bir silikat grubu. Amerikanist * Amerikan tarihi ve kültürü ile uğ raş an bilimci. * Vücut organları ndan bir bölümünün hava ile ş iş mesi. yüzergezer. amerikan. ametal ametist amfi * Amfiteatr kelimesinin kı saltı lmı ş ı .* Lokanta. . amfizem amfor *İ ki kulplu. Kı saltması Am. Amerikalı gibi. esmer. yapay olarak elde edilen aktinitlerden bir element. * Yunan ve Roma'da açı k hava tiyatrosu. amfiteatr * Dinleyicilerin oturduğ u. Amerikanca * Amerika Birliş ik Devletlerinde kullanı lan İ ngilizce. * Süs taş ı olarak kullanı lan mor renkte bir tür kuvars. * Çoğ unlukla spor yarı ş malar ı nda seyircileri coş turan kimse. amfora amigo amigoluk * Bkz. amfibyumlar * Kurbağ a ve semenderleri içine alan iki yaş ayı ş lı omurgalı lar sı nı fı . karnı geniş testi. * Amigonun yaptı ğ ı iş . * Toprak parçası . amfibi *İ ki yaş ay ı ş lı . * Metal olmayan elementler. amerikyum * Atom numarası 95.

* Niş astayı parçalayarak ş ekere çeviren bir enzim. amipler amipli *İ çinde amip bulunan. amit amitoz amiyane * Amonyağ ı n hidrojeni yerine bir asit kökünün geçmesiyle oluş an birleş iklerin s ı nı f adı .amil amilâz amin * Yapan. tek değ erli hidrokarbonlu köklerin geçmesiyle oluş an ürünlerin genel ad ı . . amir * Buyuran. * Amiralin makamı . bayağ ı . halk deyiş iyle. * Bir iş te emir verme yetkisi olan kimse. * Amip. proteinlerin temel taş ı olan organik bileş ik. * Bir hücreli hayvanları n kök bacaklı lar sı nı fı na giren bir takı mı . * Sı radan. ita amiri. * Amire yakı ş ı r biçimde. akyuvar ve bazı bakterilerde hücre bölünmesi yoluyla olan çoğ alma. amire yakı ş an biçimde. etken. amip * Amipler takı mı ndan. tatl ı ve tuzlu sularda ya ş ayan bir hücreli canl ı (Amoibe). amirane amirce amiriita amirlik amiyane tabiriyle * halk ağ zı ile. emreden. amirallik * Amiral olma durumu. dualar ı n arası nda ve sonunda kullan ı lı r. * Amir gibi. sebep. amiral * Deniz kuvvetlerinde. üst. * Kibarca olmayan. aminoasit * Bir amino grubu ile bir karboksil grubu taş ı yan. vücudunun biçim değ iş tirmesiyle olu ş an geçici kollar veya ayaklar üzerinde sürünerek yer de ğ iş tiren. ordudaki general rütbesine eş it rütbedeki subay. etmen. âmin * "Allah kabul etsin" anlamı nda. * Amiplerin yol açtı ğ ı . faktör. * Amir olma durumu. * Amonyaktaki hidrojen yerine. amir gibi. * Bkz.

. amoralizm * Ahlâk dı ş ı cı lı k. keskin kokulu bir gaz (NH3). bellek yitimi. kamu. * Döl kesesi. amonyaklamak * Bazı yemlerin amonyak veya bir amonyum bileş iğ i ile karı ş tı rmak veya doyurmak. n ı ş adı r kayma ğ ı . amme hukuku * Kamu hukuku.amma * Bkz. amonyum sülfat * Sanayide sentez yolu ile elde edilen amonyum nötr sülfat. amma velâkin * Ancak. amonyum karbonat * Hamur kabartmada maya olarak kullanı lan karbonik asidin amonyum tuzu. amme efkâr ı * Kamuoyu. çağ nak. Ama. amme * Halkı n bütünü. azotlu gübrelerin en çok kullanı lanı dı r. amme davas ı * Kamu davası . töre d ı ş ı cı lı k. bununla beraber. amnios suyu * Döl kesesini dolduran ve cenini içinde bulunduran sı vı . *İ çinde bu gaz ı n eritilmiş bulunduğ u su. amonyak * Azot ve hidrojen birleş imi olan. amor * Bir çe ş it kumaş . amonyum * Amonyaklı tuzlarda maden rolü oynayan bir birleş im kökü (NH4). * Yanı na getirildi ğ i kelimenin anlamı na a ş ı rı lı k katarak ş aş ma veya hayranlı k anlatı r. amme idaresi * Kamu yönetimi. nı ş adı r ruhu. ammada yapt ı n ha! * söylenen bir söze pek inanı lmadı ğ ı nı ve ş aş ı ldı ğ ı nı anlatı r. amme menfaati * Kamu yararı . amnezi amnios * Hafı za kaybı . amonyaklama * Amonyaklamak iş i.

amper * Elektrik akı mı nda ş iddet birimi. ampermetre * Amperölçer. amudî * Dikey. *İ çinde. yükselteç. yumuş atmalı k. amper saat * Bir amper ş iddetinde akı m geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektrik miktarı . * Piyangoda ödenen para kadar ödenen karş ı lı k. ampir ampirik * Bir kurama değ il de yaln ı zca deneye. * Faizin iş lemesine son vermek için bir tahvilin birden ödenmesi. ampirist * Deneyci. sallantı gibi hareketleri en aza indiren. * Napoleon döneminde Fransa'da ve Avrupa'da yayı lmı ş olan yapı . * Birden ödenerek faizinin iş lemesine son verilen tahvil. elektrik akı mı ile akkor durumuna gelerek ı ş ı k verebilen bir iletkeni bulunan. amorti etmek * bir giriş imde yatı rı lan parayı zamanla yeniden kazanmak.amorf amorti * Biçimsiz. amplifikatör * Alçak veya yüksek frekanslı akı mları n gerilimini. gözleme dayanan. ampul ş iş e. Kı saltmas ı A. y ı llı k kârdan ayrı lan belirli pay. cihaz. akı mölçer. ampirizm * Deneycilik. * Bu düzeni kuran öge. * Herhangi bir bütünden bir parça kesme veya koparma. dik. ampütasyon * Bir organı kesip ç ı karma. üslûbu. amortisör * Motorlu araçlarda sarsı ntı . yayları n gereksiz hareketlerini gidermeye yarayan düzen. amuda kalkmak * iki eli üstüne dayanarak bacakları nı havada dikey tutmak. ş iddetini veya gücünü art ı rmaya yarayan araç. sı vı durumda ilâç bulunan küçük veya büyük cam tüp. dikine. havası boş altı lmı ş cam *İ çinde çoğ u kez zerk edilecek. giyim vb. amperölçer * Bir elektrik akı mı nı nş iddetini ölçmeye yarayan ayg ı t. mobilya. amudufı karî . amortisman * Taş ı nmaz malları n aş ı nmaları na karş ı lı k olarak.

ana baba günü * Çok kalabalı k. lâhza. amut * Dikme. anne. telâş lı . ana avrat düz (veya dümdüz) gitmek * sövmek. * Çocuğ u olan kad ı n. * Yavrusu olan diş i hayvan. * Velinimet. ana baba bir * aynı ana ve babadan olan (kardeş ler). belirli bir kural altı nda hareket ederek bir yüzey olu ş turmaya yaradı ğ ı nı anlatı r. * Yaş lı kadı nlara sayg ı lı bir seslenme sözü olarak kullanı lı r. ana baba yavrusu * nazlı büyütülmüş çocuk. küfretmek. *İ ki tarla arası ndaki sı nı r. o çizginin. tehlikeli zaman. -an / -en -an / -en ana *İ simden isim türeten ek: oğ ul-an > oğ lan. . bel kemiğ i. dik durumda. yer veya durum. bir tür ak asbest. * Sı kı nt ı lı kalabalı k. baba ayr ı * anaları bir. ana bilim dal ı * Üniversite veya fakültelerde bölümlerin alt bilim veya uzmanlı k dalları . * Temel. faizin dı ş ı nda olan bölümü. * Zamanı n bölünemeyecek kadar k ı sa bir parçası . * Kolayca bükülen ve ateş e dayanan liflerden oluş mu ş . * Alacağ ı n veya borcun. ana arı * Arı beyi. * Dince aziz tanı nan bazı kadı nlara verilen sayg ı unvanı .* Omurga kemiğ i. ana baba eline bakmak * ana ve babanı n verdiğ i para ile geçinmek. * Çizgilerden herhangi birini anlatan kelimeye s ı fat olarak geldiğ inde. babalar ı ayr ı olan (kardeş ler). * Fiilden sı fat türeten ek. ası l. ana bir. ana baba * Ana ile babanı n oluş turdu ğ u birlik. kök-en vb. amyant an an an * Zihin. kı z-an. esas.

defterikebir. Bağ dad gibi diyar olmaz * insanlar içinde bize ana kadar candan bağ lı dost yoktur. kı z bahtı kocadan arar (veya ana k ı zı na taht kurmu ş . ana dil * Baş ka diller veya lehçeler türetmiş olan dil. * Bir ülkede büyük kentlerden herhangi biri. mutlu olamaz. * Dönen koninin yan yüzünü oluş turan dik üçgenin hipotenüsüne verilen ad. . metropol. ağ açç ı k veya çalı larda gövdeden ilk çı kan ve bitkinin çatı sı nı olu ş turan dal. ana kitap * Bir bilim alanı nda yazı lmı ş temel kitap. okyanus. baht kuramamı ş ) * kocası iyi olmayan bir kadı n. ana dili ana direk *İ nsanı n çocukken anası ndan. ana deniz bilimi * Oş inografi. metropol. ana kara ana kent * Yeryüzündeki beş büyük kara parçası ndan her biri. ana dü ş ünce * Temel fikir. büyük ş ehir. * Gemilerde. evindekilerden ve soyca bağ lı olduğ u topluluktan öğ rendiğ i dil. * Bir ülkenin veya bir bölgenin çevresindeki yerleş im yerlerine ekonomik ve toplumsal yönlerden egemen olan ve genellikle ülkenin baş ka ülkelerle olan her türlü iliş kilerinin sağ landı ğ ı en önemli kenti. ekleme direklerde dipteki temel parça. aylı k ve bilânço hesapları nı gösteren defter.ana cadde *Ş ehirde ara sokaklar ı n açı ldı ğ ı geniş yol. k ı ta. büyük ön kapı sı . ana defter * Ticarî bir kuruluş un. ana çizgi ana dal * Ağ aç. ana k ı zı na taht kurar. ana duvar * Bir yapı nı n. ana doğ rusu * Dönen silindirin yan yüzünü oluş turan dikdörtgenin bir kenarı . dört bir yönünü çevreleyen kalı n dı ş duvar. ana fikir * Belirli bir konuda bir yazı nı n temeli olan düş ünce. ana kad ı n * Bir ailede veya bir toplulukta en çok sayı lan kad ı n. * Belli bir kurala göre yürütülerek bir biçimin oluş ması na yarayan çizgi. ana gibi yâr olmaz. ana kap ı * Bir yapı nı n süslü. büyük ş ehir. kendi ne kadar zengin olursa olsun. ana deniz * Kı talar ı birbirinden ayı ran engin deniz. umman. büyük defter.

ana ş ehir * Ana kent. anaokulu. ana kuca ğ ı * Ananı n sevgi ve sevecenlikle dolu çevresi. * Sı kı nt ı ya. ana motif * Bir sanat eserinde sı k sı k tekrarlanarak ona özellik kazand ı ran motif.ana kök * Tohumun çimlenmesinden sonra kökçü ğ ün toprağ a dalarak geliş mesi sonucu oluş an ilk kök. ana kubbe * Camilerde ayaklar veya ana duvar üzerindeki kasnağ a oturtulmu ş kubbe. ana toplardamar * Kirli kanı kalbin sa ğ kulakçı ğ ı na boş altan iki büyük toplardamardan her biri. saatler içinde en doğ ru giden ve öbür saatlerin ayarlanması nda kullanı lan * Belirli bir yerleş im birimine veya bir ş ehre verilen toplam gazı n ölçülmesi amac ı yla. ana kuyu * bir ocakta ana çı kı ş ve havalandı rmada kullanı lan kuyu. ana sözleş me * Taraflar arası düzenlenen ilk ve temel sözleş me. ana saat saat. ana muhalefet *İ ktidarı n dı ş ı nda say ı ca en üstün olan parti. güç iş lere alı ş mamı ş . * Arı beyi. ana s ı nı fı * Genellikle beş ya ş ı nı bitirmiş çocukları ilkokul öğ renimine haz ı rlayan sı nı f. ana ortaklı k * Birçok ortaklı ğ ı n pay senetlerini elinde bulundurarak onları denetimi altı nda tutan sermaye yatı rı m ortakl ı ğ ı . ana kuzusu * Pek küçük kucak çocuğ u. ana sav ana sayaç *İ leri sürülerek savunulan düş üncelerin en belli ba ş lı olanı . ana rahmine düş mek * döl yatağ ı nda cenin olu ş mak. laytmotif. ana kraliçe * Kralı n annesi. nazlı büyütülmüş çocuk veya genç. ana dağ ı tı m boru hattı baş langı cı na tesis edilen sayaç sistemi. ana mektebi * Bkz. . * Bir gözlem evi veya kurumda. ana sanlı * Soyadı nı ana yönünden alan. holding.

* Kuzey. anadan doğ ma * çı rı lçı plak. * doğ uş tan olan. ana yol * Küçük yolları n kendisine açı ldı ğ ı büyük yol. anaçlaş mak * Anaç duruma gelmek. ana yön ana yurt anaçlaş ma * Anaçlaş mak iş i. deneyli. * Bir ş eyin ilk kez yetiş tigi. ana yapı * Bir yapı bütünü içinde yükseklik ve biçim bakı mı ndan göze çarpan. önemli bölüm. doğ u ve batı yönlerinden her biri. anaç * Yavru yetiş tirecek duruma gelmiş olan hayvan veya yemiş verecek durumdaki a ğ aç. ana yüre ğ i * Annelik duygusu. anac ı l * Anası na dü ş kün (çocuk). güney. anaca anac ı k * Küçük anne. göründü ğ ü yer. baş ı na buyruk. * Sevimli. anadan görme * annesinde gördüğ ü gibi. ana vatan. anabolizma * Özümleme. ana sevecenliğ i. ana yar ı sı * Teyze. * Kurnaz. sempatik anne. tasası z. anadan (yeni) doğ muş a dönmek (veya anadan yeni doğ mu ş gibi olmak) * dertsiz. sa ğ lı klı bir duruma gelmek. anaçl ı k * Anaç olma durumu. * Ana olarak. bilgili.ana vatan * Ana yurt. . * geleneksel. * Cadde. kart. *İ ri. *İ lk yurt edinilen yer.

* Bir ş eyin zembere ğ ini kurmak için kullanı lan araç. anaforlu anagram * Bir kelimedeki harflerin yerini değ iş tirerek elde edilen kelime. anaforculuk * Anaforcu olma durumu. * Somunları veya vidaları çevirerek sı kı ş tı rı p gevş etmek için kullanı lan çelik saplı araç. Anadolulu * Anadolu halkı ndan olan (kimse). anafor * Bir engelle karş ı laş an su veya hava akı ntı sı nı n dönerek ve çukurla ş arak yaptı ğ ı çevrinti. * Notaları n müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunması nı sağ lamak için portenin ba ş ı na konulan i ş aret. anaerki * Soyda temel olarak anayı alan ve ailede çocuklar ı ana klânı na mal eden ilkel bir toplum düzeni. * Yolsuz veya emeksiz elde edilen ş ey. anafordan * yolsuz veya emeksiz olarak. ters akı ntı lar ı n olu ş turduğ u dönme. kurgu. anahtar * Bir kilidi açı p kapamak için kullanı lan araç. anaforcu * Yolsuz veya emeksiz kazanç peş inde olan (kimse). * Ananı n egemen olduğ u aile hayatı . *İ stenilen yere veya aygı ta. karş ı lı ksı z olarak baş kası nı n yararlanması na imkân vermek. mader ş ahîlik. iste ğ e göre elektrik akı mı nı n geçmesini sağ lamak için kullanı lan düzen. matriarkal. girdap. anafora kaptı rmak * emeksiz. yaba. anaforlamak * Yolsuz veya emeksiz olarak kazanç elde etmek. komütatör. . cereyanlı . *Ş ifre yazmak ve çözmek için kararlaş tı rı lmı ş olan yol. * Akı ntı lı .Anadolu * Ön Asya'nı n bir parçası olarak Türkiye'nin Asya kı tas ı nda bulunan toprağ ı na verilen ad. güç durum. anaerkillik * Kadı nı n üstünlüğ üne dayal ı toplumsal örgütlenme düzeni. anaerkil * Anaerki temeline dayanan. açk ı . * Karmakarı ş ı k. yeti ş ebilen. maderş ahî. burgaç. anadut * Ekin veya ot demetlerini arabaya yüklemeye veya harmanı aktarmaya yarayan. çevri. eğ rim. uzun saplı araç. anaforlama * Anaforlamak iş i. anaerobik * Oksijensiz yerde yaş ayabilen. dirgen. sinirli. açar.

anahtar kelime * Bir kompozisyonda kullanı lan temanı n ifade edildiğ i baş lı ca kelimelerden biri. kasa gibi yerlere anahtar uydurarak hı rsı zlı k yapan kimse. vası ta. delikli metal ve plâstik gereç. araç. * Kapı . kilit ta ş ı . avı nı sararak ve s ı karak öldüren yı lan (Eunectes murinus). . anahtar vermek * (tulûat tiyatrosunda) komiğ e nükte yapma kolaylı ğ ı vermek. -anak / -enek * Fiil köklerinden isim türeten ek. açacak. anahtar uydurmak * bir kilidi açmak için kendi anahtarı ndan baş ka bir anahtar kullanmak. anahtarcı * Anahtar yapan. deri ve benzerinden yap ı lan halka veya kı lı f. kolayca kullan ı lmas ı nı sa ğ lamak için takı ldı ğ ı maden. anahtarcı lı k * Anahtarcı nı n yaptı ğ ı iş . eskimiş . * Çağ a uymama. anakonda * Boğ agillerden tropikal Güney Amerika'da yaş ayan. anahtar ı beline takmak * evde yönetimi ele almak. anal ı kuzu kı nalı kuzu * Bkz. anal ı * Anası olan. analı . anahtarlı k * Anahtarları n kaybolması nı önlemek. anahtar taş ı * (yapı cı lı kta) Kemerlerin en üstündeki taş . anala ş tı rma * Analaş tı rmak iş i.* Konserve kutular ı nı n kapa ğ ı nı keserek açmaya yarayan alet. anala ş tı rmak * Annedeki özellikleri kazandı rmak. anahtar bitkiler * Mera üzerinde çok bulunan ve bunları n do ğ ru bir ş ekilde otlat ı lmaları ile tüm meran ı n do ğ ru bir ş ekilde otlanmı ş olaca ğ ı kabul edilen bitki türleri. anakronik * Çağ ı geçmiş . anahtar ağ ı zl ı ğ ı * Mobilya kapakları nı n ve çekmecelerin yüzlerine aç ı lan anahtar deliklerinin üzerine çivilenen paslanmaz çelik veya dökümden yap ı lmı ş ortası anahtara uygun. * Vesile. anakronizm * Tarihe aykı rı lı k. satan veya onaran kimse. çağ a uymaz.

* Bkz. andı rı ş ma. acı . * Çözümleme. * Anaca davranı ş . anam babam * teklifsiz bir seslenme. acı duyumunu yok etme. analiz yapan kimse. aygı t veya organ. * Örnekseme. ağ rı kesen. tuz. * Üvey ana. * Ağ rı yı dindirme. * Sermaye. tahlil etmek. kı nalı kuzu * annesi sağ olan çocukları n mutlulu ğ unu anlatı r. benzeş meye dayanan. su. * Sese verilen tona göre ş aş ma. anam avrad ı m olsun * birini kesin olarak inandı rmak için söylenen çok kaba bir ant. anal ı k etmek * analı k görevini yapmak veya ana gibi yak ı nlı k göstermek. çözümleyici. analizör analjezi analjezik analoji * Benzeş im. anamal . büyük küçük herkese kar ş ı kullanı lan teklifsiz bir seslenmek. kapital. * Andı rı ş . benzeş me. analizci * Analizle uğ raş an veya analiz yapan kimse. analiz etmek * Çözümlemek. üzüntü gibi duygular anlatı r. anal ı k * Ana olanı n durumu. analist * Tahlil.anal ı kuzu. * Ana duygusu. acı yitimi. anal ı kı zl ı * Salça. anam! * Kadı n erkek. tahlil. analojik * Analoji ile ilgili. beğ enme. bulgur ve kı ymanı n yoğ rularak küçük köfteler hâline getirilmesi ve bu malzemenin et suyu ve nohut ile piş irilmesiyle haz ı rlanan yemek. * Ana yerini tutan veya ana kadar yakı nl ı k gösteren kadı n. * Analiz yapan cihaz. analitik analiz * Çözümlemeli.

anan yahş i. anamal sahibi. anan ı n ak sütü gibi (helâl olsun) * anamı n sütü bana nası l helâl ise. ananasgiller * Bir çeneklilerden. puluçluk. an'anesiz * Geleneğ e sahip bulunmayan. baş sı zlı k. baş ı bo ş luk. * Bu ağ acı n tad ı . kapitalizm. * Kargaş a. * Geleneğ e dayanan. anamal birikimi * Anamalcı nı n elde ettiğ i artı k de ğ erin bir bölümünü kendi kullanı rken büyük bölümünü anamalı na ekleyerek onu büyütmesi. * Bir ticaret iş inin kurulması . kapitalist. bir iş e razı etmek için gereğ inden çok överek yumuş atmak amacı güdüldü ğ ünü ba ş kas ı na anlatı rken kullan ı lı r. * Anamalcı lı k düzenini benimsemiş . geleneksel. ananas * Ananasgillerden. gelenekçi. sı cak ülkelerde yeti ş en ve örneğ i ananas olan bitki familyası . * Ananeye bağ lı olan. anan ı n örekesi * saçma bir söze karş ı verilen karş ı lı k. anapara anar ş i *İ ş letilen paranı n faiz kat ı lmamı ş bütünü. anamalc ı * Üretim araçları nı özel mülkiyetinde bulunduran. anamalc ı lı k * Anamala dayanan ve kâr amacı güden üretim düzeni. * Anarş i niteliğ inde olan. sı cak ülkelerde yeti ş en bir ağ aç (Ananas sativus). bu da sana öyle helâl olsun. anaokulu * Öğ renim çağ ı na henüz gelmemiş iki ile alt ı yaş arası ndaki çocuklar ı okul düzenine hazı rlayan eğ itim kuruluş u. * Siyasî ve idarî kurumlardaki çözülme sonucu olarak devlet denetiminin kalmaması durumu. an'ane an'aneci * Gelenek. baban yahş i * birini. ananet an'anevi * Erkekte cinsel güçsüzlük. an'anecilik * Gelenekçilik. yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir malları n bütünü. sermayedar.sermaye. kokusu çok beğ enilen meyvesi. anar ş ik .

anası ndan emdiğ i süt burnundan (fitil fitil) gelmek * bir iş i yaparken çok sı kı ntı çekmek. iş i. anası nı bellemek * bir kimseye en büyük kötülüğ ü yapmak. üş engeç. anası na avradı na sövmek * birinin anası nı ve kar ı sı nı amaçlayarak çirkin söz söylemek. bakı mı ndan anası na benzeyen. davranı ş .anar ş ist * Anarş i ile ilgili olan. ası l olarak. anası turp (veya sarı msak). çok üzmek. anası na bak. anası ağ lamak * çok sı kı ntı çekmek. bezini al * bir kı zı n karakterini öğ renmek isteyenler. anası danası * soyu sopu. anası nı n hâlini göz önüne alı rlarsa aldanmamı ş olurlar. anası ndan doğ duğ una piş man * çok tembel. kenarı na bak. esaslı bir biçimde. anası l * Kökten. anası kı lı klı * görüş . anası ndan emdiğ i sütü burnundan getirmek anası nı ağ latmak * bir kimseye çok eziyet etmek. anarş izm * Tarihî ş artlar ne olursa olsun devletin ortadan kaldı rı lması na çalı ş an öğ reti. bitkin duruma gelmek. anası ndan doğ duğ una piş man etmek * çok eziyet etmek. eziyet çekmek. * Anarş izm yanl ı sı olan kimse. çok sı kı ntı çektirmek. anası yerinde * bir gencin anası kadar yaş lı (kadı n). babası ş algam (veya soğ an) * ne olduğ u belirsiz kimselerin çocuğ u. anar ş istle ş me * Anarş istle ş mek i ş i veya durumu. kı zı nı al. bezdirmek. anar ş istlik * Anarş ist olma durumu. anartri * Dil tutukluğ u. huy vb. * canı ndan bezmiş . anar ş istle ş mek * Anarş ist özelli ğ i taş ı mak. bütün aile. .

anatomici * Anatomi uzmanı . * Beden yapı sı . yasama. * Unsurlar. anası nı n gözü * çok kurnaz. anatomi *İ nsan. katavaş ya. kokulu tohumu hamur iş lerinde ve rak ı yap ı mı nda kullanı lan. aldı rma. umursama. anası nı n nikâhı nı istemek * bir ş eye de ğ erinden çok para istemek. anatomist * Anatomiyle uğ raş an bilimci. yurtta ş lar ı n kamu hakları nı bildiren temel yasa. anatomik * Anatomi ile ilgili. teş kilâtı esasiye kanunu. gövde yapı sı . * Anayasa konusunda yetkili olan. * Anası olmayan. yargı lama güçlerinin nası l kullan ı laca ğ ı nı gösteren. * Bir ş eyin olu ş umunda göze çarpan özel yapı . anayasadan yana olan. * Anas ı z olma durumu. anayasal . çok açı k göz. hinoğ luhin. dikkate almama ve umursamama anlat ı r. anası nı n ipini satmı ş (veya pazara çı karmı ş ) * ipsiz. anası nı sat! (veya satay ı m) * önem verme. anası nı n körpe kuzusu * pek küçük kucak çocuğ u. ögeler. anavaş ya * Göçücü balı kları n Akdeniz'den Karadeniz'e çı kması . hayvan ve bitkilerin yapı sı nı ve organları nı n birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim. yürütme. anası r anası z anası zl ı k anason * Maydanozgillerden. yurdumuzda ekimi yap ı lan bitki (Pimpinella anisum). dalavereci. * Anatomi dersi veren öğ retim üyesi. kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen (kimse). bunun için gam yeme (yemem)!. anayasa * Bir devletin yönetim biçimini belirten. anayasac ı * Anayasayı savunan. anası nı n kı zı * anası nı n huylar ı kendisinde de görülen kı z. *İ nsan vücudunun anatomisi ile ilgili. anayasa okutan (kimse). teş rih.anası nı eş ek kovalası n! * sözü edilen kimse veya iş için b ı kkı nlı k. kanunuesasî.

adagio ile andantino arası . . gittikçe. ançüez andaç andante andantino * Andante'den daha canlı . * Ajanda. andı rma * Andı rmak iş i. "güçlükle" gibi. yadigâr. andemi andemik andezit andı k * Sı rtlan. *İ ki ş ey arası nda bazı noktalardaki uygunluk. kanca beraber * bir iş te iki veya daha çok kimsenin. "en çok". aptal. bazen de çaça. sardalye veya tirsi balı klar ı ndan yapı lan tuzlu ve ya ğ lı ezme. * Belli bir bölgede sı k sı k görülen. * (çoğ ul durumunda) Anı lar. o iş kötü de gitse. ilerisinin olmadı ğ ı nı gösterir. anca beraber. * Yarı yavaş . * "Olsa olsa". beceriksiz (kimse). * Plâjiyoklâzlı bir yanardağ kültesi.* Anayasa ile ilgili. analoji. daha hı zlı . andı rı ş ma * Andı rı ş mak iş i. *İ ltibas. temsil. * Belli bir bölgede sı k sı k görülen hastalı k. beceriksiz. benzerlik durumu. "daha çok". * Genellikle hamsi. analoji. "yalnı z" gibi bir düş ünceye karş ı t ikinci bir düş ünceyi anlatı r. * En erken. andı rı ş mak * (bir ş ey) Baş ka bir ş eyi andı rmak. birbirinden ayr ı lmamalar ı gerektiğ ini anlatı r. andı rı ş * Andı rmak iş i veya biçimi. bir ş eyin daha çoğ unun. anbean * Dakikadan dakikaya. "ama". andaval * Ahmak. anca * Ancak. * Anı . ancak * "Yalnı z. her an. andavall ı * Bön ve görgüsüz. saş kı n. hat ı rat. bön. * "Lâkin". sadece" gibi sı nı rlama anlat ı r.

anekdot * Kı sa veya özlü anlatı mı olan güldürücü hikâye. fı kra. * Kı rlarda yetiş en yabanî bir otun kökü.andı rmak * Anmak iş ini yapt ı rmak. sarı çiçekli. anele anemi anemik * Gemilerde türlü iş lerde kullanı lan bir tür demir halka. andoskopi * Bkz. anemon aneroit anestezi * Dağ lâlesi. taahhüt etmek. angaje olmak . * Uyuş turucu bir ilâçla vücudun bütününde veya belirli bir bölgesinde duyuları n yok olması . endoskop. * Servi ağ acı . andı z * Yaprakları dikenli olan bir çeş it ard ı ç. ça ğ rı ş tı rmak. * Kansı z. anevrizma * Bir atardamarı n bir noktası nda oluş an ur biçimindeki gevş eme ş iş kinli ğ i. andropoz * Erkeklerde yaş dönümü. nemli yerlerde yeti ş en. andoskop * Bkz. * Cı va yerine bir maden kutu kullanmak temeline dayanan kadranlı barometre. * Benzer yanları bulunmak. angaje etmek * birini söz veya yazı ile bağ lamak. * Kansı zlı k. endoskopi. duyum yitimi. andı z otu * Birleş ikgillerden. anesteziyoloji * Duyum yitimi bilimi. anestezist * Anestezi uzmanı . anemometre * Yelölçer. angaje * Sözle veya yazı lı olarak bağ lanan. acı ve kokulu bir ot (İ nula).

taahhüdü olmayan. taahhüdü olan. bı ktı rı cı . angudî angut * Angut kuş unun renginde. angarya çekmek * bir iş i isteksizce. ve VI. * Harman zamanı fazla sap yüklemek için öküz ve at arabaları nı n iki tarafı na takı lan parmakl ı k. ücret vermeden yaptı rı lan iş . . taahhüt. hatı r için yapmaya mecbur olmak. meş hur. Kı saltması A. kendi suları ndaki yabanc ı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanmas ı . * Ördekgillerden. yüzyı lda Büyük Britanya'yı ele geçiren Cermen ı rkı ndan oymaklara verilen ad. angaryac ı * Baş kas ı na ücretsiz iş yapt ı ran kimse. angajmans ı zl ı k * Angajmanı olmama durumu. zorla yapı lan iş . * Savaş durumundaki bir devletin. angajmanlı * Bağ lantı sı . evcilleş tirilebilen bir yaban kuş u (Casarca ferruginea). angajman * Yüklenme.* sözle veya yaz ı lı olarak bir ş eye bağ lanmak. angarya * Bir kimseye veya bir topluluğ a zorla. * Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptı ğ ı zorunlu ücretsiz hizmeti. Anglikanizm *İ ngiliz kilisesinin tuttuğ u inanç yolu. angajmans ı z * Bağ lantı sı . * Ana dili İ ngilizce olan kimse. bağ lantı . ang ı ç ang ı n * Ünlü. angaryaya koş mak * birini zorunlu olmadı ğ ı hâlde bir iş te çalı ş maya zorlamak. * Olağ anüstü durumlarda veya sı kı yönetimde devletin vatandaş lara ait ta ş ı tlara el koymas ı . tüyleri kiremit renginde. * Usandı rı cı . *İ ngilizlere has olan. angström * Metrenin on milyarda biri değ erine eş it olan ı ş ı k dalgaları nı ölçme birimi. anı lmı ş . üstlenme. Angolalı * Angola'da yaş ayan (kimse). Anglikan *İ ngiliz kilisesine bağ lı olan (kimse). Anglofil *İ ngiliz yanlı sı . Anglosakson * V.

anha minha * Aş ağ ı yukarı . anı rı ş * Anı rma i ş i veya biçimi. anı klaş ma * Anı klaş mak iş i. * Hazı rlı k. anı klı k anı laş ma * Anı laş mak iş i. * Hatı ra. anı msatma * Hatı rlatma. an ı durumuna girme. anı msanmak * Hatı rlanmak. hatı rlamak. anı msatmak * Hatı rlatmak. anı msamak * Hatı rlamak. kaba saba. anı lma anı lmak * Anı lmak iş i. * Yaş anmı ş olayları n anlatı ldı ğ ı yazı türü. * Anmak iş ine konu olmak. anı laş mak * Anı niteliğ i kazanmak. susuz kalsiyum sülfat. anhidrit anı * Genellikle kaya tuzu ve alçı taş ı yla birlikte bulunan doğ al. . hatı ra.* Ahmak. * Hazı r. anı klaş mak * Hazı r olma durumu. anı k anı klama anı klamak * Hazı rlamak. anı msanma * Hatı rlanma. * Anı klamak iş i. anı msama * Hatı rlama.

anı tsı * Anı ta benzer. * (eş ek) Ba ğ ı rmak. anı tsal mezar. anı ş tı rmak * Bir ş eyi aç ı kça söylemeyip üstü kapalı anlatmak. anı t * Önemli bir olayı veya büyük bir kiş inin gelecek kuş aklarca tarih boyunca anı lması için yap ı lan. anı tlaş tı rı lmak * Anı tlaş tı rmak durumuna getirmek. anı tlaş tı rma * Anı tlaş tı rmak iş i. * Önemi ve değ eri çok olan eser.anı rma anı rmak anı rtı anı rtma * Anı rmak iş i. dolaylı anlatmak. * Saygı ve sevgi ile anı lı r duruma gelmek. anı tlaş mak * Anı t durumuna gelmek. anı tlaş tı rmak * Anı t durumuna getirmek. göze çarpacak büyüklükte. * Anı ş tı rmak i ş i. anı t de ğ eri kazanmak. abidele ş mek. bir atasözünü anlatma veya çağ rı ş tı rma sanatı . görkemli. * Büyüklüğ ü. ima etmek ihsas etmek. anı tlaş ma * Anı tlaş mak i ş i. anı tlaş tı rı lma * Anı tlaş tı rı lmak durumu. * Eş eğ in anı rı rken çı kard ı ğ ı ses. telmih. sembol niteliğ inde yapı . görünüş ü ve güzelliğ iyle görenleri etkileyen. anı tsal * Anı t niteliğ inde olan. abideleş tirmek. anı ta benzeyen. anı rtmak anı ş tı rma * Anı rması nı sağ lamak. * (küçük a ile) Tarih değ eri olan kiş ilerin mezarı olarak yap ı lan anı t de ğ erindeki yapı . anı t mezar * Görkemli. * Anı rtmak i ş i. * Bir yazı da veya ş iirde bilinen bir olay ı . abidevî. Anı tkabir * Atatürk'ün mezarı . abide. anı z .

birden. anı z bozmak * anı zı alt üst etmek için topra ğ ı yüzden sürmek. bası m iş lerinde. birdenbire. * Ansı zı n. * Boğ az mukozası nı nş iş mesi. * Benzenden türeyen bir amin. hunnak. animasyon * Canlandı rma. yutak iltihabı . anî ak ı n anî hı z anîde anilin boyalar * Taş kömürü eterinden elde edilen. boya sanayiinde kullanı lan organik boya cevheri. * Bir anda oluveren. apansı z. anjiyo olmak * anjiyografi çektirmek veya yaptı rmak. birdenbire. bo ğ ak. . * Bir anda gerçekleş tirilen hücum. * Canlı cı lı k. * Bir andaki hı z. anîden anif anilin * Ansı zı n. fotoğ rafçı lı kta. kaba. * Sert. * Ekin biçildikten sonra sürülmemiş tarla. * Bir parçanı n canlı çalı nacağ ı nı anlatı r. anı zlı k anî * Anı zı sökülmemiş tarla. * Hemencecik. farenjit. animato animizm anjin anjiyo * Anjiyografinin kı saltmas ı .* Ekin biçildikten sonra tarlada kalan köklü sap. anı z biçmek * anı zı ve tarla kenarı ndaki otları biçmek. bir anda. anjiyoloji * Dola ş ı m organları nı inceleyen anatomi bölümü. anjiyografi * Damar içine x ı ş ı nları nı geçirmeyen bir madde ş ı rı nga edildikten sonra damarları n filminin alı nması .

eklem kayna ş ması . anlad ı msa arap olay ı m * hiçbir ş ey anlamadı m. fehva. sormaca. anlam bilimi * Dili anlam açı sı ndan inceleyen bilim dalı . anlak anlakl ı anlam * Bir kelimeden. kı vı rc ı k ve ipek gibi yumu ş ak kı lları olan ve Ankara yöresinde yetiş tirilen evcil keçi türü. ankastre * Bir oyuğ a. anket yapmak * bir konuda soruş turma. bir düş üncenin veya eserin anlatmak istediğ iş ey. anketör ankiloz * Oynar eklemlerde oynaklı ğ ı n kalmaması yla eklemin iş lemez duruma gelmesi. . araş tı rma yapmak. anket * Soruş turma. anlam ayk ı rı lı ğ ı * Karş ı t anlamlı kelimelerin. yuvaya yerle ş tirilmiş (tesisat). Ankara keçisi * Uzun. sözlerin bir araya gelmesi. semantik. bir davranı ş veya olgudan anla ş ı lan ş ey. bir tasarı nı n. ankesörlü telefon * Kutulu telefon. bunları n hatı rlatt ı ğ ı düş ünce veya nesne. anlam bayağ ı laş mas ı * Anlam kötüleş mesi. semantik. * Zekâ. * Zeki. anlam bilimsel * Anlam bilimi ile ilgili. bir sözden. mana. Ankara kedisi * Uzun tüylü ve Ankara yöresinde yetiş en kedi ı rkı . anketçilik * Soruş turmacı lı k. Zümrüdüanka. * Anket yapan uzman. anlam çı karmak * bir cümlede veya bir metinden yeni ve değ iş ik bir anlam yakalamak veya bulup çı karmak. * Bir önermenin. tiftik keçisi.Anka * Masallarda adı geçen ve gerçekte var olmayan büyük bir kuş . anketçi * Soruş turmacı .

anlam kötüleş mesi * Anlamı iyi ve olumlu olan bir kelimenin zamanla kötü veya kötüye doğ ru giden bir anlam kazanması . bir söze. yanl ı ş de ğ erlendirmek. * Sahip olmayı istemek. anlam vermek * kendince bir yargı ya varmak. isimden türeme fiil. anlamda ş lı k * Eş anlaml ı lı k. ilgilenmemek. anlam geni ş lemesi * Dar bir anlamda kullanı lan bazı kelimelerdeki anlamı n ilgili kavramlara yayı lmas ı . kavrayamam ı ş gibi davranmak. * Doğ ru ve yerinde bulmak. anlam kayması * Yeni bir anlam vermek üzere kelimelerin gerçek anlamları ndan kayarak kal ı pla ş malar ı . vukuf. anlamamazl ı k * Anlamazlı k. * (olumsuz veya soru biçiminde) İ yilik görmek. müteradif. yorumlamak. söyleyenin aklı ndan geçmeyen bir anlam vermek. * Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğ unu görme. geniş lemesi. farkı na varmamı ş gibi davranmak. sinonim. neye iş aret ettiğ ini kavramak. anlamamak * hoş lanmamak. anlam daralması * Geniş kavramları olan bir kelimenin. anlamazlı k * Bir ş eyi anlamamı ş . isteklerini. dileğ inin yerine getirilmesini istemek. yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteli ğ inde baş ka bir bilgi edinmek. bu kavramlar içinden tek bir anlam bildirmesi durumu. anlamak * Bir ş eyin ne demek oldu ğ unu. genel bir anlamdan özel bir anlama geçi ş . * Bkz. anlamı na gelmek (veya manaya gelmek) * (bir anlam) bildirmek. anlama * Anlamak iş i. anlam değ iş mesi * Anlamı n daralması . anlamda ş * Eş anlaml ı . kayması veya bayağ ı laş ması . yararlanmak. * Bir ş ey üzerinde bilgisi bulunmak.* yersiz ve gereksiz bir yargı ya varmak. * Birinin duyguları nı . * Sorup öğ renmek. dü ş üncelerini sezebilmek. müradif. anlamazlı ktan gelmek * bir ş eyi anlad ı ğ ı hâlde anlamam ı ş . anlamland ı rma . anlam iyileş mesi * Kötü ve olumsuz bir anlamı olan bir kelimenin zamanla iyi bir anlam kazanmas ı .

düş ündürücü. anlam kazandı rmak. anla ş ı k * Araları nda anlaş ma bulunan taraflardan. muğ lâk. bir ş ey demek isteyen. anlamland ı rmak * Anlamı nı aç ı klamak. anlaml ı lı k * Anlamlı olma durumu. manas ı zl ı k. anlamsı zla ş ma * Anlamsı zla ş mak durumu. anlamsı zla ş tı rmak * Anlamsı z duruma getirmek. anla ş ı lan * anlaş ı ldı ğ ı na göre. manas ı z. belli olmak. önemli bir ş ey anlatmayan. anlamsal * Anlamla ilgili. anlamsı zla ş mak * Anlamsı z duruma gelmek. anlamsı z * Anlamı olmayan. manidar. anlam vermek. semantik. anla ş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi * iş in iç yüzü. anla ş ı lma * Anlaş ı lmak iş i.* Anlamlandı rmak i ş i. manalı . anlamsı zla ş tı rma * Anlamsı zla ş tı rmak durumu. itilâf. anla ş ma * Anlaş mak i ş i. anlaml ı anlamlı * Anlamlı olarak. anla ş ı lmaz * Anlaş ı lması güç olan. ortaya çı kmak. . galiba. anlamsı zl ı k * Anlamsı z olma durumu. kimselerden biri. anla ş ı lmak * Anlamak iş ine konu olmak. anlaml ı * Anlamı olan. uyuş ma. anlars ı n ya! * açı klanmaması gereken bir olay ı dolaylı yoldan anlatmak için kullanı lı r. bir anlam verilemeyen. anla ş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi * Bkz. gerçe ğ i öğ renildi. anlaş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi. kar ı ş ı k.

* Devletler arası siyasî. anlat ı m * Anlatmak iş i. anlat ı lmak * Anlatmak iş ine konu olmak. * Bir duyguyu. anlat ı mcı lı k * Bkz. anla ş tı rma * Anlaş tı rmak i ş i. uyu ş mazlı k. ekonomik. * Eserlerinde hikâye etmeye. anla ş mazl ı k çı kmak * bir konuda uyuş mazlı k söz konusu olmak. övmek. uyuş ma. anla ş mak * Düş ünce. antant. anla ş tı rmak * Anlaş mayı . anlat ı mcı * Yalnı zca hikâye etmeye ağ ı rl ı k veren (eser). inceleme. anlat ı m tonu * Anlatı mda mantı k ve dü ş ünce özelli ğ ine göre olu ş an ton. anla ş maya varmak * bir konuda birisiyle anlaş mak. anlat ı m bilimi * Üslûp yöntemlerini inceleyen edebî araş tı rma. anla ş mazl ı k *İ ki veya daha çok tarafı n kar ş ı laş an düş ünce ve amaçları arası nda ayrı lı k. ifade. ekspresyonizm. uyuş mayı sağ lamak. bir düş ünceyi. kültürel vb. duygu. tahkiyeye ağ ı rl ı k veren (yazar). . amaç bakı mı ndan birleş mek. alanlarda yap ı lan uzlaş ma ve bu uzlaş manı n tespit edildi ğ i belge. anlata anlata bitirememek * bir ş eyden çok söz etmek. itilâf. anlat ı cı anlat ı lma * Hikâye. stilistik. anlat ı mlı * Düş ünce ve duyguyu güçlü ve canlı bir biçimde anlatan. anlat ı * Hikâye etme. uzlaş mayı . bir konuyu söz veya yazı ile bildirme. fı kra gibi ş eyleri anlatan kimse. tahkiye. ihtilâf. * Anlatı lmak iş i. anla ş ma yapmak * anlaş ma belgesi düzenleyip imzalamak. anla ş malı * Anlaş maya dayanan.

anlama gücü. kavrayı ş sı z. anlay ı p dinlemek * (bir olayla ilgili olarak) iyice anlamak. * Anlama yeteneğ i. vurdumduymaz. usa vurma. takrir. telâkki. gabi. * Hoş görüsüz. ferasetsiz. anlamayana davul zurna az * anlayı ş lı kimseleri en küçük bir söz bile etkiler. zekâ. *İ nandı rmak. * Bir konu üzerinde açı klamada bulunmak. zihniye. feraset. * Kı sa süren. kalı n kafalı lı k. oysa anlay ı ş sı z kimselere ne söylense yararsı zdı r. kafası zl ı k. bir an içinde olan. yargı lama. * Ayı rı cı bir nitelik olmak bak ı mı ndan görü ş . izanlı .anlat ı ş anlatma anlatmak * Anlatmak iş i veya biçimi. * Hoş görme. kafası z. * Söylemek. gabavet. açı klama yaptı rmak. izans ı zl ı k. anlatt ı rma * Anlattı rmak iş i. zeki. . belirtmek. * Hoş görülü. * Ölmüş bir insan ı hatı rlamak için yapı lan tören. anl ı ş anl ı * Güzel. nakletmek. anlatt ı rmak * Bir konu üzerinde bilgisini ölçmek. anlay ı ş sı zlı k * Anlayı ş kı tlı ğ ı . izansı z. vurdumduymazlı k. anlayana sivri sinek saz. müdrike. izan. anma * Birini veya bir ş eyi akla getirerek sözünü etme. * Duyu ve iradeden ayrı olarak düş ünülen bilme melekesi. anlay ı ş sı z * Anlayı ş ı kı t olan. anlay ı ş * Anlamak iş i veya biçimi. kalı n kafalı . * Anlatmak iş i. izah etmek. ünlü. entelektüalizm. anlay ı ş lı * Anlayı ş ı olan. ihtifal. ferasetli. hâlden anlama. anlay ı ş göstermek * istenilen veya söylenilen bir ş eyi hoş görüyle karş ı lamak. gösteriş li. anlay ı ş lı lı k * Anlayı ş lı olma durumu. * Hoş görüsüzlük. bilgi vermek. zihniyet. zihniyet. anl ı k entelekt. anl ı kçı lı k * Duyu ve irade karş ı sı nda anlı ğ ı n üstünlüğ ünü ileri süren doktrin.

sunucu. sermayesi hisselere bölünmü ş ve her ortağ ı n sorumlulu ğ u sermayedeki hissesi ile sı nı rlı ortakl ı k. * Yaratı cı sı nı n ad ı bilinmeyen (eser). anonsör anorak * Baş lı klı . anmak * Birini veya bir ş eyi akla getirerek sözünü etmek veya onu düş ünmek. * Çocuğ unu dünyaya getiren kad ı n. anofel anomali * Sapaklı k. su geçirmeyen spor ceket. anonim ş irket. anons etmek * sözle veya yazı yla bir durumu. * Bir sözü ağ zı na almak. düzgün olmayan. yadigâr. hatı rlamak. anonim ortaklı k * Sermayesi paylara bölünmüş olan ve her ortağ ı n sorumluluğ u sermayedeki pay ı yla sı nı rl ı bulunan ortaklı k. duyurma. annelik etmek * annelik görevini yapmak veya anne gibi ilgi ve yakı nl ı k göstermek. zikretmek. hatı ra. bergüzar. annelik * Anne olma niteliğ i veya durumu.anma töreni * Bir kiş iyi veya bir olayı hatı rlamak için yap ı lan tören. anmalı k anne anne olmak * (kadı n) çocuk sahibi olmak. aykı rı lı k. anorganik *İ norganik. anonim ş irket * En az beş kiş inin kurdu ğ u. gayritabiî. * Bkz. anonim ortaklı k. * Adlandı rmak. anneanne * Annenin annesi. anonim * Adı sanı bilinmeyen. bir haberi halka bildirmek. anormal * Genel olan örneğ e. . * Anı lmak için verilen ş ey. anons * Duyuru. alı ş ı lmı ş a ve kurala aykı rı olan. * Bir armağ anla gönlünü almak. * Sı tma mikrobunu aş ı layan bir tür sivrisinek (Anopheles maculipennis).

ansiklopedik sözlük * Alfabetik sı raya göre kelimelerin karş ı lı kları nı geniş bir biçimde veren. anîden. * Beynin irinsiz iltihaplı hastalı ğ ı . ant * Tanrı 'yı veya kutsal bilinen bir kiş iyi. anormallik * Anormal olma durumu. deli. * Kendi kendine söz verme. ansiklopedici * Ansiklopedi hazı rlayan veya satan (kimse). * Birdenbire. yemin etmek. * Her konuda biraz bilgi sahibi olan. özel adları da içine alan sözlük türü. anı msama. yemin. anı msamak. ansefalit ansı ma ansı mak ansı z * Anlayı ş sı z. bir ş eyi tanı k göstererek bir olay ı doğ rulama. anormalleş me * Anormalleş mek iş i. ansiklopedicilik * Ansiklopedicinin yaptı ğ ı iş . ansiklopedi * Bütün bilim. bilgilik. habersiz. ant kardeş i * Bkz. ansiklopedik * Ansiklopedi ile ilgili. birdenbire. * Bir elektrolitte elektrik akı mı nı n gelip bağ landı ğ ı ve içeri girdi ğ i uç. akı lsı z. anormalleş mek * Anormal duruma gelmek. * Bkz. artı uç. anî olarak. ansı zı n * Hiç hatı ra gelmedik bir sı rada.* Dengesi bozuk. * Bkz. anot ansefal * Kafatası içindeki beyin ve yardı mcı organlar ı n hepsi. . ant içmek (veya etmek) * bir ş eyi yapmaya veya yapmamaya ant ile söz vermek. * Değ iş ik alanlardaki bilgileri sistemli bir yöntemle bir araya getirme veya toplama iş i. kan kardeş i. sanat dalları nı tek veya bir arada belli bir yönteme göre inceleyen eser. ant verdirmek * bir ş eyi yapması için bir kimseye ant içirmek.

antagonizma * Tezat. iskeleti kemikle ş miş .ant vermek * "Allah aş kı na. ince ve sert kabuklu. anterit *İ nce bağ ı rsak iltihabı . Antep f ı st ı ğ ı * Antep fı st ı ğ ı gillerin örnek bitkisi. "çocuklar ı nı n baş ı için" gibi sözlerle karş ı sı ndakini bir ş eye zorlamak. antet . mutabakat. uzlaş mak. anterostomi * Bağ ı rsak dü ğ ümlenmesinin kesilip alı nması . sı rt yüzgeçleri uzam ı ş kemikli balı k türü. Antep f ı st ı ğ ı giller * Ayrı taç yapraklı lardan. * Duyarga. antarktik * Güney kutupla ilgili. ya ğ lı yemi ş i. anterograf * Bağ ı rsak kas ı lmaları nı ölçmeye yarayan alet. tipik örneğ i Antep fı stı ğ ı ağ acı olan bir familya. antarktik kara * Güney kutuptaki kara bölgesi. yurdumuzda Gazi Antep ve Siirt bölgelerinde yetiş en. Antep i ş i * Gazi Antep yöresine özgü. yanlı ş olarak Ş am fı stı ğ ı da denilen bir ağ aç (Pistacia vera). güney kutup yakı nı nda olan. antant * Anlaş ma. Antep baklavası * Antep yöresinde yapı lan özel bir tatl ı türü. antant kalmak * anlaş mak. * Olta ş amandı rası nı n alt ve üst kı sm ı nda bulunan ince uçlar. itilâf. uyu ş ma. iplikleri çı karı lmı ş ve kafes ş eklini almı ş kuma ş üzerine aynı renk iplikle verevine sar ı larak yapı lan bir çe ş it el iş lemesi. anten yükselteci * Anten ile alı cı arası nda yer alarak elektromanyetik dalgaları n genliğ ini yükselten cihaz. antenli balı k * Göğ üs yüzgeçleri saplı . * Bu ağ acı n. antenli * Anteni olan. anterosel *İ nce bağ ı rsak fı tı ğ ı . anten * Boş lukta yayı lan elektromanyetik dalgaları toplayarak bu dalgaları n transmisyon hatları içerisinde yay ı lmas ı nı sa ğ layan cihaz.

antika * Eski çağ lardan kalma eser veya tarihî değ eri olan eski eş ya. geleneğ e ayk ı rı . antetsiz * Ba ş lı ksı z. antik çağ * Eski Yunan ve Roma uygarlı kları nı n geliş ip yay ı ldı ğ ı çağ . antetli * Baş lı klı . ajur. antiemperyalizm * Emperyalizme karş ı tutum. panzehir. üçü bir arada tire ile sar ı larak yapı lan diş diş süs. antik *İ lk Çağ daki uygarlı klarla. davran ı ş veya öğ reti. * Bu çağ a özgü olan. özellikle eski Yunan ve Roma uygarl ı kları ile ilgili olan. antiasit * Alkalik. acayip. örtü. olağ ana. antihijyenik * Sağ lı k kurallar ı na aykı rı olma. antiemperyalist * Emperyalizme karş ı olan. virüs. * Mendil. antibiyotik * Bitkilerde. baş lı k. sı çan diş i. tuhaf. streptomisin gibi maddelerin ortak adı . * Genele. kalevî. özellikle küf mantarları nda bulunan veya sentezle elde edilen. parazit gibi protein yap ı sı nda madde. ana hatlarda herhangi bir değ iş iklik yapı lmamı ş ve belli bir ekole göre isimlendirilen mobilya. yatak çarş afı gibi bezlerin kenarları na paralel ipliklerden bir bölümü çekilip dikey olanları n ikisi. antijen *İ çerisine girdiğ i organizma arac ı lı ğ ı yla antikor olu ş umunu sa ğ layan bakteri. antidot * Bkz. antialerjik * Alerjilerin önlenmesinde veya tedavisinde kullanı lan ilâçları n özelliğ i. antifriz * Bir sı vı ya katı ld ı ğ ı nda o sı vı nı n donma derecesini düş ürerek donması nı önleyen madde. antikac ı . antidemokratik * Demokrasiye aykı rı olan. penisilin. antibiyotik tedavisi * Bir veya birçok antibiyotiğ in durdurucu veya öldürücü etkisinden faydalan ı larak yapı lan tedavi. antika mobilya * En az yüz sene evvel imal edilmiş olan. * Antik.* Kâğ ı t veya zarf üstüne bası lmı ş ad ve adres. birçok mikroba karş ı kullanı lan.

antikal ı k * Antika olma durumu. antikatot yaprak. antisemit . * Karş ı t duygu. antikite * Tarihte İ lk Çağ . * Antipati uyandı ran. antimon * Atom numarası 51. * Bu hayvanı n derisinden yap ı lmı ş . haddede veya çekiç altı nda iş lenemeyen. * Tuhaflı k. antikapitalizm * Kapitalizme karş ı olma. atom ağ ı rl ı ğ ı 121. antiloplar * Geviş getiren memeli hayvanları n bir familyası . sı cak ülkelerde ya ş ayan.76 olan. soğ uk. * Bası ncı azaltı lmı ş bir elektrik boş alma tüpünde. Kı saltması Sb.* Antika eş ya veya eser satan veya toplayan kimse. mavimtı rak beyaz renkte bir element. boynuzlu bir hayvan (Anthilopus). antikas ı nı bilmek * en iyisini bilmek. antikomünist * Komünizme karş ı . antikac ı lı k * Antika eş ya veya eserlerle uğ ra ş ma i ş i. * Sevimsizlik. katot ı ş ı nları nı alan elektronik lâmbadaki genellikle metal antipatik antipatik bulmak * sevimsiz bulmak. 6300 C de eriyen. antik devir. antipropaganda * Karş ı propaganda. çok h ı zl ı koş an. ço ğ unlukla bası m harfleri alaş ı mı nda kullanı lan. kanı kaynamamak. antikomünizm * Komünizm aleyhtarlı ğ ı . soğ ukluk. antikapitalist * Kapitalist rejime karş ı olan kimse. antikor antilop * Antiloplardan. * Hastalı k etkenlerini zararsı z duruma getirmek için vücudun çı kardı ğ ı madde. antinomi antipati * Çatı ş kı . sevimsiz.

antla ş ma *İ ki veya daha çok devletin saldı rmazlı k. koku. antrenman * Bir spor dalı nda yapı lan al ı ş tı rma veya hazı rlı k çalı ş mas ı . antrenmanl ı *İ dmanlı . idman. antrenman yapmak * spor amacı yla çal ı ş mak. antitoksik * Antitoksin. antrakt antrasit antre * Ara. * Ant içmiş veya ant içirilmiş . egzersiz. * Bir yapı da girip geçilen yer. antisepsi * Mikropları ilâçla öldürme yolları . antisiklon * Yüksek bası nçlı atmosfer kütlesi. idmansı z. muahede.* Yahudilik aleyhtarlı ğ ı . alı ş tı rma yapmak. pakt. * Baş langı ç yemeğ i. yazarları n. ahitle ş mek. antitoksin *İ çine giren toksinleri zararsı z hâle getirmek için vücudun çı kardı ğ ı madde. antla ş mak * Antlaş ma yapmak. savaş ta ittifak gibi konularda üstlenmelerini belirttikleri belge ve belgede belirtilen durum. * Güçlükle tutuş an. . bestecilerin eserlerinden alı nmı ş seçme parçalardan olu ş an kitap. seçki. methal. büyük bir ı sı vererek yanan bir tür taş kömürü. antitez * Karş ı sav. havanı n sarmal biçimli hareketi için kullanı lı r. antisemitist * Yahudilere karş ı düş manca duygular besleyen ve Yahudilere karş ı ayı rt edici tedbirler al ı nmas ı nı isteyen görüş e bağ lı olan (kimse). antl ı antoloji *Ş airlerin. güldeste. duman ç ı karmadan. antisemitizm * Yahudilere karş ı düş manca duygular besleyen ve Yahudilere karş ı ayı rt edici tedbirler al ı nmas ı nı isteyenlerin görüş ü veya tutumu. antrenmansı z * Antrenmanı olmayan. antiseptik * Antisepsi yapmak için kullanı lan veya antisepsi özelli ğ i olan (madde).

biyolojik özelliklerini. ayak direyici. antrparantez * Söz arası nda. antroposantrizm *İ nsanı tabiatı n merkezi sayan. anut *İ natçı . bütün öbür yarat ı kları n insan için yaratı lmı ş oldukları nı söyleyen dinî nitelikli öğ reti. yetiş tiren ve çalı ş tı ran kiş i. insansı . antrenörlük * Antrenörün iş i veya mesleğ i. antropoitler * Bkz. . * Triyas devri katmanları nda bulunan. antropolojik *İ nsan bilimiyle ilgili. antropoit * Bkz. sı rası gelmiş ken.antrenör * Bir spor dalı nda sporcuyu e ğ iten. insan bilimi. insansı lar. antrepocu * Antrepo iş leten kimse. antrepo * Gümrüklere gelmiş ticarî eş yanı n konuldu ğ u. antropozoik devir * Antropozoik. deniz lâlelerinin sapları nı olu ş turan kalsiyum karbonat birleş imli fosil. antropomorfizm *İ nsan biçimcilik. * Antrepoya bakan kimse. korundu ğ u yer. antropozoik *İ nsanı n belirmesi ve yayı lmas ı nı niteleyen antropozoik devir teriminde geçer. istitrat. antrepoculuk * Antrepocunun yaptı ğ ı iş . ardiye. insan bilimsel. toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim. çalı ş tı rı cı . insaniçincilik. çalı ş tı rı cı lı k. evrimini. antropolog *İ nsan bilimi uzmanı . antrkot antrok * Sı ğ ı rı n iki kürek arası ndan ve pirzolalı k yerinden çı kartı lan kemiğ inden sı yr ı lmı ş et dilimi. antroponim * Kiş i adları nı inceleyen bilim dalı . antropoloji *İ nsanı n kökenini. derisi dikenlilerden.

cihaz. çok belirgin. pek ansı zı n. apak * Çok ak. * Sindirim kanalı nı n doğ ru bağ ı rsak denilen son bölümündeki çı kı ş deliğ i. çok anî olarak. anüs yüzgeci * Balı klarda anüs bölgesinde tek olarak bulunan yüzgeç.anüri anüs *İ drarı nı yapamama ş eklinde ağ ı r bir böbrek rahatsı zlı ğ ı belirtisi. apala apalak apandis apandisit * Apandisin iltihaplanması . * Aparmak iş i. aparkat aparma * Boksta bükük kolla aş ağ ı dan yukarı ya doğ ru atı lan yumruk. makat. aort apac ı apaç ı k apaç ı klı k * Apaçı k olma durumu. apansı z * Hiç beklenmedik bir sı rada. iri. eksin. . yaka paça. aparey * Çeş itli parçalardan meydana gelen alet. hiçbir kuş kuya yer bı rakmaksı zı n aydı nlı k. apar topar * Telâş ve acele ile. anyon anzarot * Negatif elektrikle yüklü iyon. gürbüz. * Bu ağ acı n yara tedavisinde kullanı lan reçinesi. * Sı cak ülkelerde yetiş en bodur bir ağ aç (Sarcocolla). * Abla. * Bir ş eyin. açı k bir biçimde görünmesi. * Kör bağ ı rsağ ı n ince bir parmak gibi olan son bölümü. * (bebekler ve küçük çocuklar için) Tombul. * Rakı . ş erç. * Çok acı . * Çok açı k. apansı zı n * Birdenbire. * Kalbin sol karı ncı ğ ı ndan çı kan ve vücuda kı rmı zı kan dağ ı tan büyük atardamar.

alı p götürmek. apazlamak * Avuçlamak. ayrı k bacaklı . hayta. * Anonim ortaklı klarda sermaye artı rı mı için yap ı lan ödeme çağ rı sı . kemik dokusunda bulunan. * Avuç. * Yelken rüzgârla dolup ş iş mek. apı ş arası *İ ki bacağ ı n arası nda kalan yer. apart otel * Müş terilerin kendi yeme ve içme ihtiyacı nı karş ı layabilmek için gerekli malzemeler ile donatı lmı ş bağ ı msı z apartman veya villâ tipinde in ş a edilmi ş ancak otel gibi iş letilen konaklama tesisi. *İ ş tahı açmak için yemekten önce içilen içki. * Yorgun. apartman * Birkaç katlı ve her kat ı nda bir veya birkaç daire bulunan yapı .aparmak * Almak. * Pupa ile orsa arası nda geminin omurgası na 450 açı ile esen (rüzgâr). apel aperitif apı ş * Butları n iç taraf ı . apayd ı nlı k * Apaydı n olma durumu. içinde flüor veya klor olan doğ al kalsiyum fosfat. * Bacakları aça aça yürüme. apayrı apaz * Büsbütün ayrı . alı p kaçmak. * Gizlice almak. apı ş ak * Bacakları nı açarak yürüyen. apaz apazlama apı ş ı k . * Külhan beyi. iki bacak arası . * Çok az. açar. * (gemi) Apazlama rüzgârla gitmek. kabadayı . çalmak. * Böyle esen bir rüzgârla. * Bir avuç dolusu. ş aş kı n. * Doğ ada. bamba ş ka. * Apazlamak iş i. güçsüz. apa ş apatit apayd ı n * Çok aydı nlı k.

apı ş lı k apı ş ma apı ş mak * Ağ . kapalı . apoletleri sökülmek * bir suç sebebiyle rütbesi indirilmek veya askerlikten atı lmak. * Oturmak. telden yapı lma. apolet * Subaylarda rütbeyi göstermek için üniformaları n omuzları na tak ı lan iş aretli parça. apokrif * Doğ ruluğ una güvenilmez söz veya yazı . * Hazı r. aport * Avı n veya kendisine gösterilen ş eyin üzerine atı lı p getirmesi için köpeğ e verilen buyruk.* Kuyruğ unu apı ş arası na alarak yı lgı n yı lgı n giden (hayvan). * Derli toplu. apokaliptik * Anlaş ı lmaz. * Duvar ş amdanı . * Ne yapacağ ı nı kestirememek. ş ı k. aplike * Düz veya desenli bir kumaş tan kesilmiş motiflerin bir baş ka kumaş a iş lenmi ş durumu. apoş i * Çember biçiminde. sonsal. omuzluk. karanlı k (söz veya yazı ). büyük gözlü a ğ . * Bir kumaş üzerine baş ka bir kumaş parçası nı veya bir danteli dikme yolu ile uygulayarak yapı lan süs. ş aş ı rmak. aplik aplikasyon * Uygulama. aposteriori * Deney sonucu ortaya çı kan (bilgi). * Apı ş mak iş i. * Çifte demir atarak döndükçe geminin bir alan içinde kalması nı sa ğ lamak. apı ş tı rma apı ş tı rmak * Hayvanı çok yorarak yürüyecek gücünü bı rakmamak. * Giysilerin omuzları na süs olarak takı lan parça. zinciri toplayı p demirini kaldı rmaya haz ı r bulunması . torbaya benzer. tetik. * Hayvan yorgunluktan bacaklar ı nı birbirinden ayı rarak çöküvermek. apiko * Geminin. süslü. bacakları ayı rarak çömelmek. duvar lâmbas ı . apı ş ı p kalmak *ş aş ı rmak. * Eldeki haritaya göre arazi üzerinde bir parseli kazı klarla belirtme. apotr . * Apı ş tı rmak i ş i.

* Küçümseme belirten seslenme. perdahlanması . apse yapmak. apse *İ rin birikimi. * Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanı n. apsele ş me * Apseleş mek durumu. zekâ yoksunu. . * Aprelemek iş i. * Kumaş veya derinin cilâlanması . appassionato * Bir parçanı n coş kunca çalı nacağ ı nı anlatı r. ahmak. * Apresi olan. apsele ş mek * Yara irin ba ğ lamak. apreci apreleme aprelemek * Kumaş veya deriyi cilâlamak. koordinat. aptal olmak * aptal durumda bulunmak. boyacı lı kta cilâ olarak kullanı lan madde. azarlama. aval aval. apraksi apre * Bkz. * Nisan ayı . aptal aptal aptal * Aptal gibi. iş lev yitimi. apreli apresiz april apriori * Hiçbir denemeye dayanmayan ve akı l yordam ı yla bulunup ortaya konan. * Apresi yapı lmamı ş . apse yapmak * bir doku içinde iltihap oluş mak. önsel. apsent apsis * Pelinle kokulandı rı lmı ş sert bir içki. baş langı ç noktası na olan uzaklı ğ ı nı n cebirsel de ğ eri. alı k. * Apre yapan kimse.* Yardı mcı . perdahlanmamı ş veya cilâlanmam ı ş . abril. aptalca. * Bir noktanı n uzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olan ı . koruyucu. * Zekâsı pek geli ş memiş . havari. çı ban. perdahlamak. * Dokumacı lı kta.

alı klaş mak. abdestbozan otu. * Bkz. aptalla ş mak * Zekâsı nı iş letemez olmak. kivi. aptal gibi. abdestlik. anlamaz gibi görünmek. aptesbozan * Bkz. apteshane * Bkz. ahmakça. aptalca * Biraz aptal. abdestli. aptalla ş tı rmak * Aptallaş ması na sebep olmak. * Bkz. * (apta'lca) Aptala yaraş ı r nitelikte. . abdestsiz. abdest. apteriks aptes * Bkz. apteslik aptessiz apukurya apul apul * Tombul çocukları n bacaklar ı nı açarak salı na sal ı na yürüyüş lerini anlatı r. aptalcas ı na * Aptala yakı ş ı r biçimde. aptesli * Bkz. aptalla ş ma * Aptallaş mak iş i veya durumu. ahmaklaş mak. aptall ı k etmek * aptalca davranmak veya aptalca iş görmek. abdestbozan. * Et kesimi yortusu. aptall ı ğ a vurmak * bir ş eyi bilmez. abdesthane. Ar * Bkz. aptesbozan otu * Bkz. bilmez sanmak (san ı lmak). aptal gibi. aptalla ş tı rma * Aptallaş tı rmak iş i veya durumu.aptal yerine koymak (veya koyulmak) * anlamaz. aptall ı k * Aptal olma durumu veya aptalca iş . ahmakla ş tı rmak. aptal duruma getirmek.

fası la. çı kar "menfaat" vb. * Kiş ilerin veya toplulukları n birbirine kar ş ı olan durumu veya ilgisi. anlaş mazlı ğ a yol açmak. * Aralı k. sı radakilerin birbirlerinden yanlamas ı na olan uzaklı kları . ç ı k-ar. *İ ki olguyu. mesafe. ara bono * Arada ödenen olağ an dı ş ı bono. * Bir oyunda. kalk-ar. ara açmak * dostluğ u bozmak. -ar. ar damar ı çatlamı ş * utanç duyulacak ş eyleri hiç sı kı lmadan yapan. boş luk. yüzsüzlük etmek. Bu ekle yap ı lmı ş isimler de vard ı r: keser./ -er* Belirli fiillere gelen geniş zaman eki: aç-ar. antrakt./ -er*İ simden geçi ş li fiil türeten ek: baş -ar-mak. ar * Tarı m alanlar ı için yüz metre kare de ğ erinde yüzey ölçü birimi. ar yı lı değ il. yat-ar. ölç-er vb. ara *İ ki ş eyi birbirinden ayı ran uzakl ı k. kâr yı lı * birinin sı kı lmay ı bir yana b ı rakarak yalnı z çı karı na bakt ı ğ ı anlat ı lı rken söylenir. aralı k. * Futbol oyununun kı rk beş er dakikalı k iki devresi arası nda oyunculara verilen on beş dakikal ı k dinlenme süresi. ara baş lı k * Esas bölümün alt baş lı kları nı anlatmak için kullanı lı r. ar namus tertemiz * utanması olmayan. * (basketbol ve voleybol için) Takı mlar ı n oyun sı rası nda ald ı kları birer dakikalı k dinlenme ve talimat alma süresi.* Argon'un kı saltması . ar belâsı * namus ve onuru için baş kası söz eder korkusu. * Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi. ar etmek * utanmak. iki olayı birbirinden ayı ran zaman. ara bozucu . utanç duyma. utanmaz. bat-ar. -ar. geç-er. biç-er. aç ı klı k./ -er*İ simden geçi ş siz fiil türeten ek. -ar. haftayı m. * Toplu jimnastik dizilmelerinde. -ar. mola. ar * Utanma. ar ve hayâ perdesi y ı rtı lmak * utanmamak. bir filmde dinlenme süresi. gid-er-mek vb. utanç duymamak. suv-ar-mak vb./ -er* Fiilden ettirgen çatı türeten ek: çı k-ar-mak. açar "anahtar".

yüzeylerin. uzla ş tı rı cı .* Ara bozan (kimse). fitçilik. fitçi. ara nağ me. müfsit. ara s ı cak * Soğ uk ve sı cak yemek servisi aras ı nda ikram edilen hafif sı cak yiyecekler. türkü. münafı k. baş ı na. ara buluculuk etmek * ara bulmada yardı mcı olmak. ara bulucu * Uzlaş tı ran kimse. sözsüz çalı nan parça. köçekçe gibi küçük güfteli bestelerde. fesatçı . kolayca geçmek için aç ı lan kapı . fesat. geliş me evreleri sı rası nda beslenip bar ı ndı ğ ı konakçı lardan her biri. * Sı k sı k söylenen söz veya açı lan sorun. ara kazanç * Malı bütünüyle devretmeden arada elde edilen kazanç. ara mal * Üretimde gerekli malı elde etmek için kullanı lan yarı iş lenmiş mal. ara bozuculuk * Ara bozucu olma durumu. katı cisimlerin birbirlerine rastladı kları ve kesiş tikleri yer. güftenin iki kı tası arası na. karaları n arası na sokulmuş deniz. ara kesit * Çizgilerin. sonuna da gelebilen. arada önlem niteliğ inde verilen karar. ara s ı navı * Üniversite ve yüksek okullarda yarı yı l içinde yap ı lan sı nav. ara seçim * Genel seçimler d ı ş ı nda yapı lan ara dönem seçimleri. ara nağ mesi * Bkz. ara deniz * Okyanuslardan dar ve az derin boğ azlarla ayr ı lan. ara kapı *İ ki yapı veya oda arası nda. ara konakçı * Asalağ ı n. ara bulmak * anlaş amayanları uzla ş tı rmak. . ara cümle * Birleş ik veya yalı n cümlelerde anlam ı biraz daha aç ı klamak için araya giren iki virgül veya iki kı sa çizgi içinde verilen cümle. ara nağ me *Ş arkı . ara karar ı * Bir davanı n bakı lması nı kolaylaş tı rmak için yargı dan önce. ara bulma * Anlaş mazl ı k durumunda bulunan kimseleri uzlaş tı rma iş i. ara buluculuk * Uzlaş tı rı cı lı k. münafı klı k.

vapur. ara vermek * yeniden baş lamak için. ara tümce * Bkz. araba * Tekerlekli. * Araba vapuru. arabalı * Arabası olan. birçok arabalarla. araba vapuru * Arabalı vapur. araba mezarlı ğ ı * Kullanı lmaz hâle gelmiş veya eski arabaları n bı rakı ldı ğ ı yer. istitrat. arabalı k * Araba konulan yer. arabacı lı k * Araba sürme iş i. * Araba dolduracak miktar. ara sokak * Ana yola açı lan ikinci derecedeki yol. araba araba * Arabalar dolusu. * arası nda. bir iş i bir süre bı rakmak. araba devrilince yol gösteren çok olur * iş iş ten geçtikten sonra verilen öğ üdün değ eri yoktur. durmak.ara s ı ra * Seyrek olarak. ara söz * Doğ rudan doğ ruya konuş ulan veya yazı lan konuyu ilgilendirmeyen dolaylı söz. ara cümle. . araba kullanmak * araba sürmek. motorlu veya motorsuz her türlü kara taş ı tı . * Araba yapma veya satma iş i. araba falakas ı * Çift atlı arabalarda. okun dibinde ve iki yanı nda bulunan uçlar ı na koş um kayı ş lar ı bağ lanan ağ aç bölüm. * Araba ile taş ı nmı ş veya taş ı nacak miktar. arabacı * Arabayı süren kimse. zaman zaman. * Araba yapan veya satan kimse. araba vapuru. ara yerde ara yön * Dört ana yönden ikisi arası nda olan yönlerden her biri. arabalı vapur * Arabaya taş ı yan vapur. arada. garaj.

mutavass ı t. * Giriş ik bezeme. müzevirlik. arac ı koymak * bir kimseyi. kabukları hekimlikte kullanı lan bir ağ aççı k (Daphne gnidium). * Arapça. Arabist Arabistan defnesi * Dulaptal otugillerden. arabozan *İ ki kiş inin arası ndaki dostluğ u veya geçimi bozan (kimse). * Üretici ile tüketici arası nda alı m satı m konusunda ba ğ lantı kuran ve bundan kazanç sağ layan kimse. arabizasyon * Araplaş tı rma. arabeskçi * Arabesk müzik sanatçı sı . * Arap dili ve edebiyatı yla uğ raş an kimse. arabanı n ön tekerleğ i nereden geçerse art tekerleğ i de oradan geçer * çocuklar. fesatçı . . araba ş ı arabesk * Arap üslûbunda olan (ş ey). Arabî * Araplarla ilgili. müzevir. münaf ı k. arabeskle ş mek * Arabesk özelli ğ i kazanmak veya arabesk durumuna gelmek. arabanı n tekerine taş koymak * güçlük çı karmak. münafı klı k. Araplara özgü olan. arabas ı nı düze çı karmak * karş ı la ş tı ğ ı güçlükleri yenip i ş ini kolay yürür hâle getirmek. * Piş miş ve dondurulmu ş hamur yanı nda yenen tavuklu veya hindili çorba. anlaş ma sağ layan kimse. arac ı * Uzlaş tı ran. arabankürdî * Klâsik Türk müziğ inde az kullan ı lmı ş birle ş ik bir makam. büyüklerin yaş ayı ş ı na uyarlar. arabozanl ı k *İ ki kiş inin arası ndaki dostluk veya geçimi bozma iş i. uzlaş ma sağ lamak için görevlendirmek. Arabistik * Arap dili ve kültürü araş tı rmaları . arabeskle ş me * Arabesk durumuna gelme.araban * Klâsik Türk müziğ inde bir makam. Asya ve Afrika'nı n sı cak bölgelerinde yetiş en.

vası talı . kurban bayramı nı n arife günü topland ı klar ı tepe. vası ta. arada kaynamak * karı ş ı k bir durumda gereken ilgiyi görmemek. araçlı jimnastik * Bkz. arada bir * seyrek olarak. gücünden yararlanı lan nesne. mantı k ve ahlâk biçimlerinin yaln ı zca hayat ı n değ iş ik ş artları na uyma araçlar ı olduğ unu savunan dünya görüş ü. .arac ı lı ğ ı yla * Aracı olarak. araçs ı z * Araç kullanı lmadan. aradan ç ı karmak * birçok i ş ten birini yapı p bitirivermek. vas ı ta. arac ı lı k * Aracı nı n gördü ğ ü iş . aradan çekilmek * iliş iğ ini kesmek. araççı lı k * Düş ünme biçimlerinin. araç * Bir iş yapmakta veya sonuçland ı rmakta. * Kiş iler veya nesneler arası nda ba ğ lantı sa ğ layan ş ey. hacı lar ı n. arada kalmak * iki tarafı uzlaş tı rmak üzere araya girme dolayı sı yla güç duruma dü ş mek. doğ rudan doğ ruya yapı lan veya olan. yoluyla. * Taş ı t. arada ç ı karmak * baş ka i ş ler aras ı nda bir iş i de yapı vermek. tavassut etmek. * Bir ş eye ula ş mak. * Mekke'nin doğ usunda. araçlı * Araçla yapı lan veya olan. arac ı lı k etmek * bir iş in çözümünde araya girerek yardı m etmek. bilvas ı ta. Araf Arafat * Cennet ile cehennem arası nda bir yer. aradan * o zamandan bu zamana dek. enstrümantalizm. kuramları n. aletli jimnastik. vası tas ı z. * Bir sonuca ulaş mak için kullanı lan ş ey. bir ş eyi elde etmek için yararlan ı lan kimse veya ş ey. tavassut. vası tas ı yla. bağ lant ı kurarak. araçs ı zlı k * Araçsı z olma durumu. bilâvası ta. aradan kald ı rmak * iş yapma imkânı nı yok etmek.

yan ı ndan ayr ı lmak. araklamak * Çalmak. * Gitmek. uzaklaş mak. benzer nitelikler çok az olmak. * Bir tür küçük zurna. yeş il.Arafatta soyulmu ş hacı ya dönmek * her ş eyini kaybedip çı rı lçı plak kalmak. aş ı rmak. aralar ı iyi * dostlukları düzenli. * Aralı klı duruma getirmek. yarı açmak. araklama * Araklamak iş i. tiftikten yapı lmı ş ince külâh. çalma. -arak / -erek * Fiillerden zarf yapan ek. aralar ı nda dağ lar kadar fark olmak * araları nda her yönden büyük ayrı lı klar bulunmak. * Aralanmak iş i. * Beyaz. . çaresiz kalmak. a ş ı rma. *İ ki ş ey arası nda açı klı k oluş turmak. sı kı fı kı arkadaş lı k kurmak. aralar ı ndan su sı zmamak * birbirleriyle çok yakı n. aralar ı ndan kara kedi geçmek (veya araları na kara kedi girmek) * iki dost birbirine gücenmek. * Pirinç ve ş eker kamı ş ı ndan elde edilen bir tür rak ı . iliş kiyi bozmak. aralar ı nı açmak * iki kiş i arası ndaki dostluğ u. aralama aralamak * Aralamak iş i. * Hı rsı zlı k. iki dostun arası na so ğ ukluk girmek. araka arakç ı arakç ı lı k arak ı ye * Derviş lerin giydikleri. * Seyrelmek. aragonit arak * Ter. hı rsı z. aralanma aralanmak * Biraz açı lmak. seyrekleş tirmek. seyrekle ş tirmek. aralı k olmak. * Araklayan. *İ ri taneli bezelye. mavimsi gri renkte billûrlaş mı ş bir tür kalsiyum karbonat. çalan. * Bitkilerin fazla dal ve çubukları nı kesmek.

aralı k *İ ki ş ey arası ndaki açı klı k. iş yeri gibi yerlerde. tam kapanmamı ş . * Yı lı n 31 gün süren son ay ı . aralı k vermek * yeniden baş lamak için bir iş i kı sa süre ile b ı rakmak. arama tarama * Polisin kuş kulu gördü ğ ü kimseler üzerinde bı çak. vakit. * Sı ra. elveriş li durum. aralatma * Aralatmak iş i. üzerinde ve eş yası nda yapı lan araş tı rma iş lemi. * (bası mcı lı kta) Harfler veya satı rlar arası ndaki açı klı k. kal ı na veya inceye doğ ru ayı ran uzaklı k. harfler veya satı rlar arası nda açı klı ğ ı olan. esrar gibi yasak ş eyler araması . arama * Aramak iş i. aralı k oyunu * Tiyatroda iki perde arası nda yapı lan koro. arama emri * Yapı lacak ara ş tı rma iş lemi için yetkili organdan al ı nan buyruk. silâh. fı rsat. barı ş tı rmak. espas. araları nda açı klı k bulunan. * Sürekli. aralı ks ı z . yarı açmak. bale. arama karar ı * Arama yapı labilmesi için hâkim tarafı ndan verilmi ş karar. aralı klı * Birbirine bitiş ik olmayan. aralatmak * Aralı k duruma getirtmek. aralar ı nı bulmak * birbirleriyle anlaş amayan iki ki ş iyi uzlaş tı rmak. * Evin iki bölümü veya iki oda arası ndaki dar geçit. geçenek. aralı k etmek * aralamak. * Portenin paralel çizgileri arası ndaki boş luk. * Ayakyolu. aralı k vermeden. taharri. * Birbirine bitiş ik olan. * Uygun. aralı kta * Öbür ş eyler arası nda. biraz açt ı rmak. koridor. * Bir sesi bir baş ka sesten. araları nda açı klı k bulunmayan. ilk kânun. espaslı . monolog gibi eğ lendirici oyun. * Saklanan sanı ğ ı n ve suç belgelerinin elde edilmesi için bir kimsenin ev. * Borsada hisse senetlerinin alı m satı m emirlerinin verildiğ i süre. * harfler arası nda veya satı rlar aras ı nda boş luk b ı rakmak. * Kesik kesik. * Yarı açı k. * Dizgide kelimeler. * Toplu beden eğ itiminde art arda dizilenleri ay ı ran açı klı k. mesafe.aralar ı nı bozmak * iki kiş i arası ndaki ili ş kiyi bozmak.

çok aramak. arant ı Arap . fellâh. * Bkz. * (küçük a ile) Zenci. * Arap halkı na özgü olan ş ey. özlemek. * Düzenleme. aramak taramak (veya arayı p taramak) * dikkatle aramak. * Olumsuz. taharri etmek. * Aranı lan çözüm. *Ş art ko ş ulmak. *Ş art ko ş ulmak. * Kendi üstünü aramak veya ortalı kta kendi kendine bir ş eyler aramak. * Düzenleyici. * Önem verip istemek.* Denizdeki mayı nları toplama veya yok etme i ş lemi. arama yapmak * birini veya bir ş eyi bulmaya çalı ş mak. * Koyu esmer veya kara. aran ı lmak * Aramak iş ine konu olmak. aranje aranjman aranjör aranma * Aranmak iş i. * Bir yöntem bulmaya çalı ş mak. Aramîce. Aramca Aramîce aran ı lma * Aranı lmak i ş i veya durumu. aramak * Birini veya bir ş eyi bulmaya çalı ş mak. *İ steklisi bulunmak. * Samî dillerinin batı lehçelerini içine alan ve milâttan önceki dönemlerde kullan ı lmı ş bulunan ölü bir dil. ancak rastlantı ile ele geçer. yoklamak. hatı r sormaya gitmek. aramakla bulunmaz * çok değ erli. * Söz konusu olmak. * Araş tı rmak. aranmak * Aramak iş ine konu olmak. * Bir ş eyin yoklu ğ unu duyarak geri gelmesini istemek. * Bu söz "düzenlemek" anlam ı nda "aranje etmek" biçiminde kullan ı lı r. kötü davranı ş larda bulunarak cezayı gerektirmek. * Ziyarete. * Orta Doğ u ile Kuzey Afrika'n ı n büyük bir bölümünde yaş ayan halk ve bu halkı n soyundan olan (kimse). * Eksikliğ i duyulmak.

Arapsaçı * Çözümlenemeyecek kadar karı ş ı k durum. Arap uyandı (veya Arabı n gözü açı ldı ) * geçen bir olaydan ders alı ndı ğ ı nı anlatı r.arap * Negatif fotoğ raf. Arap rakamlar ı * Bugün kullandı ğ ı mı z say ı lar ı gösteren rakamlar. Arapça * Samî dilleri ailesine giren ve Arap ülkelerinde kullanı lan dil. Arapla ş mak * Arap olmak. Arapçalaş tı rma * Arapçalaş tı rmak i ş i. esmer bir sabun. yuvarlak ve çok sı k yeş il yaprakları olan uzadı kça a ş ağ ı doğ ru sarkan bir tür süs bitkisi. * Bu dile özgü olan. Arapsaçı * Küçük. Arap tav ş an ı * Kemirgen memelilerden bir hayvan (Daculus daculus). arap saçı gibi * karmakarı ş ı k. Arap sabunu * Potasla yapı lan. arap saçı na dönmek * iş ler çok karı ş ı p çözümlenmesi güç bir duruma gelmek. Arapçalaş tı rmak * Arapçaya çevirmek. kararmak. * Arap dili özelliğ i kazandı rmak. Arap olay ı m * (ş aka yollu) söylenen bir ş eyin doğ rulu ğ una inandı rmak için kullanı lı r. Arapla ş tı rma * Araplaş tı rmak iş i. Arapla ş ma * Araplaş mak durumu. Arap zamk ı * Akasyadan elde edilen bir zamk. Araplı ğ ı benimsemek. Arap gibi olmak * simsiyah olmak. zamkı arabî. Arapl ı k * Arap olma durumu. yumuş ak. . Arapla ş tı rmak * Arap kimliğ ini kazandı rmak.

sı cağ ı sı cağ ı na. inceleyen. * Bilim ve sanatla ilgili olarak yapı lan yöntemli çalı ş ma. ara ş tı rma filmi * Herhangi bir bilimsel araş tı rmada alı cı nı n salt bir kayı t aracı olarak kullan ı lmas ı yla elde edilen film. ara ş tı rma * Araş tı rmak i ş i. arası hoş (veya iyi) olmamak *oş eyden hoş lanmamak. geçirilmek. arası so ğ umak * aradan zaman geçerek önemini yitirmek. mütecessis. gözden. ararot kamı ş ı * Maranta. kı yamet günü bütün ölülerin toplanacakları yer. geçimsizlik olmak. * Meraklı . arası geçmeden * vakit geçmeden. birbirine darı lmak. ara ş tı rı cı * Araş tı ran. araş tı rman. * Sürekli olarak. araları nda gerginlik. müstemirren. arkası kesilmeden. arası (veya araları ) aç ı lmak (aç ı k olmak veya bozulmak) * arkadaş lı kları sars ı lmak. arası z arasta ara ş it * Yer fı stı ğ ı . ara ş tı rmac ı (kimse). * Çarş ı larda veya al ı ş veriş bölgelerinde aynı iş i yapan esnafı n bir arada bulunduğ u bölüm. Arasat * Müslüman inanı ş ı na göre. arası na (veya araları na) kar ı ş mak * büyüyüp yetiş mek. ara vermeden.ararot * Sı cak iklimlerde yetiş en maranta adlı kamı ş tan ve baş ka bitkilerin kökünden çı karı lan. arkada ş lı k bağ ları kopmak. ara ş tı rı lmak * Araş tı rma yapı lmak. vira. ara ş tı rma görevlisi . ara ş tı rı lma * Araş tı rı lmak i ş i. taharri. arası olmamak * geçinememek. ara ş tı rı * Araş tı rma. çocuk maması yapmaya yarayan un. ara ş tı rı cı lı k * Araş tı rı cı nı n yaptı ğ ı iş .

arat ı ş aratma aratmak * Aratmak iş i veya biçimi. ara ş tı rmak * Birini veya bir ş eyi bulmak için bir yeri gözden geçirmek. eski yakı nlı k. asistan. * arası aç ı lmı ş kimse ile bar ı ş mak. ara ş tı rmacı * Bilim ve sanat alanlar ı nda araş tı rma yapan kimse. araş tı rman. istetmek. * Bir gerçeğ i ortaya çı karmak için aramalarda bulunmak. aray ı yapmak * araları aç ı lmı ş iki kiş iyi barı ş tı rmak. aray ı cı * Bir ş eyi aramay ı iş edinen kimse. yokluğ unu duyurmamak. aratmamak * yenisi. dostluk kalmamak. araya girmek * iki kiş inin arası ndaki bir iş e karı ş mak. araya vermek * yararsı z bir i ş e harcamak. araya gitmek * harcanmak. kaybolmak. soruş turmak. * iki kiş iyi uzlaş tı rmaya çal ı ş mak. karı ş ı klı ğ a kurban olmak. sormak. aray ı soğ utmak * zaman geçmek. araya soğ ukluk girmek * dostluk bağ ı gevş emek. . * Bilimde ve sanatta yöntemli çalı ş malar yapmak. * Arzu ettirmek. araya koymak * bir iş te sözü geçer bir kimsenin aracı lı ğ ı na baş vurmak. inceleme ve deneylerde yard ı mcı olan ve yetkili organlarca verilen görevleri yapan öğ retim yardı mcı sı .* Yüksek öğ retim kurumları nda yapı lan araş tı rma. eskisinin yerini doldurabilmek. * bir iş yapı lı rken ona engel olacak ba ş ka bir ş ey ç ı kmak. araya almak * bir çevreye kabul etmek. ara ş tı rman * Araş tı rı cı . * Aramak iş ini bir ba ş kası na yaptı rmak. aray ı açmak * aradaki uzaklı k artmak. ara ş tı rmacı lı k * Araş tı rmac ı olma durumu. * Aratmak iş i.

aray ı p sormak * biri hakkı nda haber sormak veya birinin ziyaretine giderek ona karş ı ilgi göstermek. aray ı cı fi ş eğ i * Bir tür donanma fiş eğ i. arbalet arbede * Gürültülü kavga. * Türk müziğ inde bir birleş ik makam. koruluk. yerey. yer. çevreye uymak. durumu. toprak. görü ş alan ı geniş olan küçük teleskop. . semptom. arazi * Yer yüzü parçası . aray ı ş araz * Aramak iş i veya biçimi. * Ardı l. * Belirtiler. *İ çten çürümeye yüz tutmuş ağ aç. yabancı para gibi değ erli kâ ğ ı tlar ı daha kârlı görülen baş ka kâğ ı tlarla de ğ iş tirme iş i. arazi açma * fundalı k. arboretum * Botanik bahçesinde ağ aç ve benzeri bitkilerin dikimine ayr ı lmı ş bölüm. aray ı p da bulamamak * beklenmedik iyi bir durumla karş ı laş mak. sazl ı k yerleri temizleyerek tarı ma elveriş li duruma getirme. *İ stenilen yı ldı zı teleskop içine getirebilmek için büyük teleskoplara paralel olarak bağ lı . tetikli yay. * Hastalı k belirtileri. görünmemeye çal ı ş mak. patı rtı . aray ı p soranı bulunmamak (veya olmamak) * kimsesi olmamak. * Kundaklı . arda *İ ş aret olarak yere dikilen çubuk. ardak ardaklanma * Ardaklanma iş i. araziye uymak * ortama. tahvil. *İ linek. * Maden üzerine kazı ma yapmak ve çı krı kta çevrilen ş eyleri yontmak için kullanı lan çelik kalem. arazbar arazbarbuselik * Türk müziğ inde bir birleş ik makam.* Arama iş iyle görevlendirilmiş kimse. arbitraj * Hisse senedi.

ara vermeden. * Musallat olmak. sı rtı kahverengi. ard ı ndan (veya arkası ndan) atlı kovalamak * bir iş i gereksiz bir telâş la yapanlar için söylenir. * Birisinin sı rt ı na ası lmak. * Servigillerden. ard ı l görüntü * Bir duyunun kaybolması ndan sonra geriye kalan görüntü.ardaklanmak * (ağ açlarda) Mantarları n sebep oldu ğ u çürümeye u ğ ramak. ası lmak. halef. tükenmek. ard ı arası kesilmemek * aralı ksı z olarak gelmek. peş ini bı rakmamak. * Sataş mak. ard ı lma ard ı lmak * Ardı lma iş i. ard ı na kadar aç ı k * (kapı . aralı ksı z. ard ı kesilmek * arkası gelmemek. kurt sayı lmaz * önemli kimseleri çekemeyip onlara dil uzatanları n çok olduğ unu anlatı r. ard ı na (veya arkası na) dü ş mek * arkası ndan gitmek. ard ı ardı na * Birbirlerini kovalayarak. ard ı ç rakı sı * Cin. ard ı ç otu * Ardı ç ağ acı nı n küçük bitkisi. ard ı l * Birinin ardı ndan gelip onun yerine geçen kimse. güzel kokulu yaprakları nı kı ş ı n da dökmeyen. karnı ak. ard ı sı ra ard ı ç * Peş inden. arkası ndan. hemen ardı ndan. kuyru ğ u kara bir kuş türü (Turdus pilaris). ard ı nca * Hemen arkası ndan. ard ı ç kuş u * Kara tavukgillerden. Avrupa ve Asya ormanları nda yaş ayan. takı lmak. . arkası sı ra. yuvarlak kara yemiş leri ilâç olarak kullanı lan bir a ğ açç ı k (Juniperus). ard ı nda yüz köpek havlamayan kurt. * Bir çı karı mda varı lan sonuç. ardı sı ra. öncel karş ı tı . ardı sı ra. ard ı n ardı n * Geri geri. pencere için) sonuna kadar aç ı k. çatmak.

ard ı nı bı rakmamak * Bkz. ard ı ş ı k sayı lar * Bir. ard ı ş ı klı k * Ardı ş ı k olma durumu. . ard ı ş ı k * Birbiri ardı ndan gelen. atkı . büyük boynuzlar ı olan yaban koyunu (Ovis ammon). üç gibi birbiri ardı ndan gelen sayı lar. yarı ş . argaçlamak * Dokumada argaç atmak. * Siyasî çekiş melerin geçti ğ i yer. antrepo. mütevali. * Kayağ an taş . argali * Boynuzlugillerden. Kuzeydoğ u Asya'da yaş ayan. son vermek. ard ı nı almak (veya getirmek) * bitirmek. ard ı ş ı k olgular * Bir hastalı ktan sonra görülebilen fakat hastalı ğ ı n kesin sonucu olmayan olgular. ardiyeci arduaz arefe areometre * Sı vı ölçer. iki. kayrak. ard ı nı kesmek * arkası gelmemek. arife günü. oyun gibi türlü gösteriler yap ı lan alan. tamamlamak. peş ini bı rakmamak. arena * Amfiteatrı n ortası nda. ard ı ş ı k görüntü * Bir duyunun kaybolması ndan sonra da devam eden görüntü. önlemek. arife. * Bkz. durdurmak. depo. * Ardiyeye bakan kimse. * Ardiye iş leten kimse. ardiye * Genellikle ticaret eş yası nı saklamaya yarar yer. boğ a güreş i. arefe günü * Bkz. argaçlama * Argaçlamak iş i.ard ı ndan sapan taş ı yetiş mez * bir kimsenin çok hı zl ı gittiğ ini anlatmak için kullanı lı r. * Böyle bir yerde saklanı lan eş ya için ödenen ücret. argaç * Dokuma tezgâhları nda enine atı lan iplik.

ar ı dalağ ı * Bal peteğ i. argonot * Kafadan bacaklı lardan. * Serserilerin. * Keklik tutmakta kullanı lan. rengi. zayı f. * Günahs ı z. ar ı ar ı bal alacak çiçeğ i bilir * iş ini bilen kimse nereye ba ş vuraca ğ ı nı bilir. boğ az. bal ve bal mumu yapan. kanatsı z. derbent. * Söz argo durumuna gelmek.argı n * Yorgun. * Argı n olma durumu. havada %1 oran ı nda bulunan. * Beceriksiz. argon * Atom numarası 18. salyangoz kabuğ u biçiminde kabuğ u olan ve ahtapota benzeyen bir hayvan (Argonauta argo). * Yabancı ş eylerden arı nmı ş . dağ boğ azı . tahtadan kapanları n yan tarafları na bağ lanan ağ aç parça. kokusu ve tad ı olmayan bir element. Kı saltmas ı Ar. bitkin. ar ı kil . * Zar kanatlı lardan.9 olan. münezzeh. argüman ar ı * Bir çı kı ş kümesinin de ğ iş kenine verilen ad. halis. * Geçit. acı söz söylemek. kı zı lca renkli küçük sinek (Braula caeca). ar ı beyi * Her kovanda bir tane bulunan ana arı . ar ı gibi * çok çalı ş kan. kat ı ş ı ksı z. ar ı biti * Kör. külhan beylerinin kullandı ğ ı söz veya deyim. argola ş mak * Karş ı lı klı argo konuş mak. argı nl ı k argı t argo * Kullanı lan ortak dilden ayrı olarak ayn ı meslek veya topluluktaki insanları n kullandı ğ ı özel dil veya söz dağ arc ı ğ ı . ar ı gibi sokmak * iğ nelemek. saf. iğ nesiyle sokan böcek (Apis mellifica). argolaş ma * Argolaş mak özelliğ i gösterme. atom ağ ı rl ı ğ ı 39. * Temiz.

Güney Avrupa. ar ı klaş mak * Arı k (II) olmak. * Bal almak için arı yeti ş tiren kimse. ar ı sütü ar ı cı ar ı cı lı k ar ı k * Ark. bozulan arkları temizleyip açmak. ar ı klatma * Arı klatmak durumu. Arı Kovanı * Yengeç takı m yı ld ı zı yöresinde bir yı ldı z kümesi. ar ı klatmak * Su yolu yapan kimse. ar ı sili * Tertemiz. cı lı z. . ar ı k çekmek * tı kanan. aç ı k yerlerde yaş ayan bir ku ş (Merops apiaster). kuru. Orta Asya'da az a ğ açl ı klı . ar ı kuş u * Arı ku ş ugillerden. ar ı klaş ma * Arı klaş mak i ş i. ar ı kovanı gibi iş lemek * (bir yerin) gireni çı kanı çok olmak. * Bal almak için arı yeti ş tirme i ş i. * Genç iş çi arı nı n baş ı ndaki bezlerden salgı lad ı ğ ı azotu çok madde. ar ı kovanı * Arı lar ı n içinde bal yaptı klar ı çeş itli maddelerden yapı lmı ş yuva. * Fide veya fidan dikilen yer. karş ı lı ğ ı ödenmeyen emek. sı ska. ar ı k * Eti. yağ ı erimiş zay ı f. ar ı klamak * Arı k (II) duruma gelmek. Kuzey Afrika. karnı mavimsi yeş il. sı rtı sarı . kaolin. ar ı k emek *İ ş çinin. ar ı kuş ugiller * Omurgalı hayvanlardan kuş lar sı nı fı na giren bir familya. ek süre içinde harcadı ğ ı ve sonucunda artı k de ğ er yaratt ı ğ ı . ar ı kçı ar ı klama * Arı klamak iş i.* Porselen yapmakta kullanı lan bir çe ş it ak ve gevrek kil.

ar ı lama ar ı lamak ar ı lanma * Arı lamak iş i. ar ı laş ma * Arı laş mak durumu. tenzih. özle ş tirmek. özellikle karı nları ve arka ayakları kı llarla örtülü zar kanatl ı lar familyası .* Arı k (II) duruma getirmek. ar ı lanmak * Arı laş mak. * Kovanları n konulduğ u yer. * Arı lanmak durumu. ar ı laş mak * Arı duruma gelmek. ar ı ndı rmak * Arı nması nı sağ lamak. saflaş mak. ar ı lı k * Temizlik. sı skalı k. arı duruma gelme. vücutlar ı . özleş mek. ar ı nı n yuvası na kazı k (veya çöp) dürtmek * tehlikeli kiş iyi kı ş kı rtmak. * Sanat yoluyla duyguları n arı nmas ı . özleş me. * Temizlenme. tenzih etmek. ar ı na dokunmak * utanç duymak. * Katı ş ı ksı zlı k. arı la ş ma. ar ı ndı rma * Arı ndı rmak i ş i. ar ı laş tı rma * Arı laş tı rmak iş i. kovanlı k. * Bir ş eyde herhangi bir ay ı p veya kusur bulunmad ı ğ ı nı bildirmek. ar ı laş tı rmak * Arı duruma getirmek. ar ı klı k * Zayı fl ı k. * Günahsı zl ı k. ar ı lı k ar ı nmak . * Ruhun tutkulardan temizlenmesi. ar ı lar * Tek tek veya bir topluluk düzeni içinde yaş ayan. özleş tirme. ar ı nı ş ar ı nma * Arı nmak iş i veya biçimi.

ar ı tı cı * Arı tma özelliğ i olan. * Arı tma iş i. ar ı za * Engebe. . rafineri. iş lemez duruma gelmek.* Temizlenmek. * Deterjan. arı duruma gelmek. ar ı zalanmak * Arı za. yağ vb. * Bulaş mı ş . ar ı zalanma * Arı zalanmak iş i. * Sonradan ortaya çı kan. ar ı z ar ı z olmak * bulaş mak. * Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü. * sonradan ortaya çı kmak. tasfiye etmek. * Katı ş ı ksı z. ar ı tma ünitesi * Doğ al gaz üretim kuyuları ndan toplama hatlar ı yla gelen gazı n içerisindeki hidrojen sülfür. * Aksama. * Rahatlamak. ar ı tma * Arı tmak iş i. * Katı ş ı ksı z duruma getirmek. ar ı tı ş * Arı tmak iş i veya biçimi. sürekli görünür durumda olmak. hidrokarbon kondanstları nı n tabiî gazdan ayrı ld ı ğ ı birim. için) Arı tma i ş i. aksaklı k göstermek. ar ı ş ar ı ş ar ı ş * Araba oku. aksaklı k. * Bir notanı n sesini yarı m ton yükseltmek. musallat olmuş . ar ı tmak * Temizlemek. rafinaj. bemol ve bekâr i ş aretlerinin ortak adı . * Çözgü. ar ı za yapmak * Bozulmak. tasfiyehane. alçaltmak veya eski durumuna getirmek için notanı n soluna konulan diyez. karbondioksit ve su buharo gibi hidrokarbon bile ş iğ i olmayan gazlarla. * (petrol. petrol gibi maddelerin ar ı tı ldı ğ ı yer. ar ı tı cı lı k ar ı tı m ar ı tı m evi *Ş eker.

idare edecek biçimde. arife * Belirli bir günün. iş lemeyen. * Operalarda solistlerden birinin orkestra e ş li ğ inde söylediğ iş arkı . * Engebesiz. * Huzurlu. *İ ran'dan geçerek Kuzey Hindistan'a yerle ş en halk veya bu halktan olan kimse. arioso Aristocu * Dramatik ve lirik bakı mdan yüksek bir anlatı m gücü olan ağ ı r baş lı hava. eğ reti. * (Araç vb. arifane * Arif olana yak ı ş acak yolda. Aristoculuk * Aristotelesçilik. aristokrat . rahat. * Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İ ran grubuna verilen ad. * Özgür. toplumsal ve siyasî gücün soylular sı nı fı nı n elinde bulundu ğ u tarihî yönetim biçimi. arya. bozulmadan iş leyen. * Soylular sı nı fı . için) Aksayan. varı ş lı . * Yiyeceğ i ortakla ş a sa ğ lanan (toplant ı ). olayı n bir önceki günü veya ona yakı n günler. hür. mutlu. bozulmuş . arif olan anlas ı n (veya anlar) * herkesin anlayacağ ı kadar açı k söylenmeyen bir sözün gerçek anlamı nıkavrayanlar için söylenir. arife günü * Dinî bayramlardan önceki gün. dı ş tan gelen.ar ı zal ı * Engebeli. düz. ön gün. ar ı zası z ar ı zî * Sonradan olan. biçimde. * Bu halkla ilgili. arifane ile * ortaklaş a. * Geçici. * Aksamayan. * Çı plak. bu halka özgü. aristokrasi * Ekonomik. * Yarı m yamalak. Ari arî Ari dil aria arif * Çok anlayı ş lı ve sezgili (kimse). * Aristotelesçi.

aritmi aritmik ariya ariyet * Eğ reti. dizisi aritmetik bir dizi olup ortak çarpan denilen değ iş mez oran ı 2 sayı sı dı r.. aristokratik * Aristokratlı kla ilgili. ariyeten * Eğ reti olarak. aritmetik * Matematiğ in.9. aritmetik iş lem * Aritmetik yoluyla yapı lan çözüm.. aritmetik orta * Bir diziyi oluş turan say ı lar ı n toplam ı nı n. * Büyük bira bardağ ı .7. * Sancağ ı . düzensiz. * Yüksek bir makama sunulan mektup veya dilekçe. ödünç olarak.3. aristokratl ı k * Aristokrat olma durumu. aritmetiksel * Aritmetik ile ilgili.* Aristokrasi yanlı sı .5. Arjantinli * Arjantin halkı ndan olan. aritmetik dizi * Ardı ş ı k terimleri arası ndaki ayr ı m değ iş meyen dizi: 1. ödünç. yelkeni veya sereni direkten a ş ağ ı alma. ariz amik ariza arjantin * Enine boyuna. * Kalp atı ş ları ndaki düzensizlik ve eş itsizlik. konusu sayı lar. Aristotelesçi * Aristotelesçilik yanlı sı olan kimse. * Belli bir taş ı nı r malı n kullanı lması nı n geri verilmek ş art ı yla bedelsiz olarak bir kimseye bı rakı lması . bunlar ı n özellikleri ve iş lemler olan kolu. * Ritimli olmayan. her yönü ile. Aristotelesçilik * Yunan filozofları ndan Aristoteles'in felsefesi. * Bu felsefeyi benimsemiş olma durumu. * Soylu. dizinin terim sayı sı na bölünmesiyle elde edilen sayı . ark . * Bu bilimle ilgili. gezimcilik.

arka plânda * Geride. destek olmak. * Ağ ı l. arka bulmak * bir koruyucu. * Önemsiz. kanal. arka teker * Araçları n arka düzeninde yer alan tekerlek. manevî yönden destek olmak. * Dağ sı rtları nda davarlar ı n yatı rı ldı ğ ı düz. iltimasçı . art arda. piston. arkada bulunan. geride kalm ı ş zaman. arka arkaya * Hemen birbirinin arkası ndan. arka yüz arkaç * Bir ş eyin arkada kalan yüzü. * Geçmiş .*İ çinden su akı tmak için toprağ ı kazarak yapı lan açı k oluk. arka çı kmak * bir kimseyi baş kaları na karş ı korumak. dayan ı ş mak. peş . * Art. arka olmak * maddî. arka * Bir ş eyin temel tutulan yüzünün tam ters yan ı . arka (veya sı rt) çevirmek * eski ilgiyi göstermez olmak. dayamak. arka ayak * Hayvanlarda vücudun gerisinde bulunan ayaklardan biri. * Bir ş eyin sı rt durumunda olan yüzeyi. * (insan için) Vücut. kayı rmak. arı k. arka kap ı dan çı kmak * okuldan baş arı sı zl ı kla ayr ı lmak. arka vermek * desteklemek. yabancı gibi davranmak. kayı rı cı bulmak. * Otururken sı rtı n dayandı ğ ı yer. hark. * Geri kalan bölüm. cetvel. arka arkaya vermek * birbirini korumak için birleş mek. arka müziğ i * Bir oyunda hareket ve sözlerin yanı sı ra etkiyi artı rmak için hafifçe çalı nan müzik. beden. rüzgâr almayan kuytu yer. arka sokak * Ana yola açı lan ikinci derecedeki sokak. arka arka * Geriye doğ ru. . * Arkada olan. * Koruyucu. kayı rı cı .

arka taş ı * zarar veren arkadaş lar için söylenir. ileri gidememek. arkaik * Arkaizmle ilgili. * Birbirlerine karş ı sevgi ve anlayı ş gösteren kimselerden her biri. arkadan söylemek * kendisi bulunmadı ğ ı bir yerde kimseyi çekiş tirmek. . eş lik etmek. dostça. bir yapı nı n özelliğ i. geride kalmak. arkaizm arkalama arkalamak * Arkası na almak. * (ölen kimseye göre) dünyada bı rakmak. omuzda ş lı k. * zaman bakı mı ndan geçmi ş te bı rakmak. arkada ş ça * Arkadaş olarak. içtenlikle. yüklenmek. arkada kalanlar (veya arkadakiler) * bir kimsenin öldüğ ünde veya bir yere gittiğ inde geride bı raktı ğ ı yakı nları . müzaheret etmek. arkada kalmak * geriden gelmek. * Kullanı ldı ğ ı çağ dan daha eski bir ça ğ dan kalma bir biçimin. el altı ndan. * Arkalamak iş i. kullanı mdan düş müş olan eski söz ve deyim. yâren. arkada ş değ il. arkada ş olmak * bir kimseyle dostluk kurmak. destek olmak. arkadaş ları na çok düş kün olan kimse. hempa.arkada bı rakmak * birinden daha ileri gitmek. * değ erce ileride olanlar ı n arkası nda kalmak. müzaheret. refakat etmek. dedikodusunu yapmak. * Bir kimseye güven vererek yardı m etmek. eskimiş (söz veya eser). arkadan arkaya * Gizli gizli. belli etmeden. arkadaş a yak ı ş ı r davranı ş . refik. birlikte gitmek. * Konuş ulan ve yazı lan dilde. * Güzel sanatlarda klâsik çağ öncesinden kalan. ünsiyet. arkadan vurmak * bir kimse kendisine güvenen ve inanan birine gizlice kötülük etmek. arkada ş lı k etmek * bir iş te birlikte bulunmak. arkada ş canlı sı * arkadaş lı ğ a değ er veren. içten olmak. * bir süre beraber bulunmak. gizlice. geride kalmak. korumak. arkada ş lı k * Arkadaş olma durumu. arkada bı rakmak * bir ş eyden epey uzakla ş mı ş bulunmak. arkada ş * Bir iş te birlikte bulunanlardan her biri. huyu ve düş ünceleri birbirine uymak. yard ı m.

yük taş ı rken kullandı klar ı arka yast ı ğ ı . güçlü olmak. * Koruyanı . sı rt dayayacak yeri olan. yerinden düş ürülememek. arkası na dü ş mek (veya takı lmak) * bir iş i sona erdirmek için sı kı çalı ş mak. arkası kesilmek * tükenmek. arkası sı ra * Ardı ndan. * desteğ ini sağ lamak. * Sı rtı nda yük taş ı yan hamallar ı n. arkası pek * Güçlü birine veya sağ lam bir ş eye güvenen. arkası (veya sı rt ı ) yere gelmemek * sarsı lmamak. bitirilmek. sürekli olmak.arkalanma * Arkalanmak iş i. arkal ı k * Ev içinde giyilen kolsuz. * Sı rt dayamaya yarar yer. * (birini) gözden ayı rmayarak arkası ndan gitmek. kalı nca bir tür kı sa hı rka. dayanağ ı olan. arkası alı nmak * sona erdirilmek. destek olunmak. arkası yufka * Sevilen bir yemeğ in arkas ı ndan baş ka bir yemeğ in bulunmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. taş ı mak. arkal ı ksı z * Arkalı ğ ı . koruyucusu. * Soğ uğ a karş ı gereğ i gibi giyinmemi ş olma durumu. arkal ı arkal ı ç * Arkalı k. peş inden. arkası olmamak * kayı racak kimsesi olmamak. arkası gelmek * devamlı olmak. semer. sı rt dayayacak yeri olmayan. arkal ı klı * Arkalı ğ ı . . arkası sı ra * arkası ndan. arkası na almak * sı rt ı na yüklemek. arkalı k. son bulmak. bir yerde durdurulmak. arkalanmak * Kendisine yardı m edilmek. arkası na bakmadan gitmek * arkada kalanlarla hiç ilgilenmeden bir yerden ayrı lmak.

yüzyı lda Fransa'da kullanı lmaya baş lanan. sonraya kalmak. arkası ndan * birinin orada hazı r bulunmamas ı durumunda. arkası nı sı vamak * okş amak. . arkası nı (birine) vermek * birinin koruyuculuğ una güvenmek. taş ı nabilir ateş li silâh. arkası nı almak * bir iş i tamamlamak. *İ lk ana madde. arkası nı getirememek * baş lad ı ğ ı bir i ş i sürdürüp sona erdirememek. arke arkebüz * XV. arkası nı dayamak * birinin koruyuculuğ una güvenmek. arkası z * Arkalı ğ ı olmayan. arkası ndan ko ş mak * iş yaptı rmak için birinin arzusunu kollamak. arkeen arkegon * Kambriyumlardan önce oluş an en eski yer katı . arkası nı (veya peş ini) bı rakmak * vazgeçmek. arkaya bı rakmak (veya koymak) * sonraya. koruyucusu.arkası nda (veya sı rtı nda) yumurta küfesi yok ya! * eski düş üncesini de ğ iş tirmekte. iltifat etmek. arkası ndan sürüklemek * arkası ndan gelmesini sağ lamak. * Koruyanı olmayan. arkaya kalmak * geride kalmak. ertelemek. övmek. dayanağ ı olmayan. * birine çok ilgi duymak. geriden gelmek. görüş me fı rsatı aramak. arkaüstü * Arkası yere gelecek biçimde. sözünden caymakta sakı nca görmeyenler için kullanı lı r. arkası nı (bir ş eye) vermek * dönmek. baş ka zamana veya iş in sonuna bı rakmak. arkası nda dola ş mak (veya gezmek) * bir iş i yaptı rmak için ilgili veya yetkili bir kimsenin uğ radı ğ ı yerlere giderek görüş me f ı rsatı aramak.

* Kuzey kutupla ilgili. sı kı lmaz. seren. arkeopteriks * Hem kuş hem sürüngen özellikleri gösteren bir hayvan fosili. arkeolojik * Arkeoloji ile ilgili. bir hanedanı n veya bir ş ehrin sembolü olarak kabul edilmi ş resim. armada armador * Donanma. kum taş ı türünden bir tortul kayaç. arma uçurmak (veya arma budatmak) * armayı rüzgâra kaptı rmak. arkı t arkoz * Birleş iminde feldspat bulunan. bazı su yosunlar ı nda. huysuz huyundan vazgeçmez * herkes kendi karakterine göre davranı ş ta bulunur. * Geminin yürümesine hizmet eden direk. arma soymak * hareketli olan armayı . limanda kı ş lamak. * Arlanmak iş i. arktik arlanma arlanmak arlanmaz * Utanmaz.organı . yelken ve ip gibi donanı mı nı düzenleyen usta. ip. bütün kara yosunları nda ve bazı açı k tohumlularda görülen diş ilik * Kazı bilimci. * Köy evlerinde kapı ları n arkası na konulan kal ı n kuş ak. utangaç. * (olumsuz olarak veya olumsuz anlamlı cümlelerde kullanı lı r) Utanmak. arma donatmak * armayı yerli yerine koymak. arkeoloji uzman ı veya bilgini. harf veya ş ekil. ongun. kazı bilimi. yağ mur ve kardan korumak amac ı yla bir süre için sökmek. arkeolog arkeoloji * Eğ relti otlar ı nda. seren. kuzey kutup yakı nı nda olan. armadura * Gemide direklere tak ı lı halatları bağ lamak için küpe ş tenin iç tarafı nda bulunan delikli ve çubuklu levha. arlı * Namuslu. arma ğ an . arlı arı ndan. arma * Bir devletin. * Tarih öncesi ve eski çağ lardan kalma eserleri tarih ve sanat bak ı mı ndan inceleyen bilim. halat ve yelken takı mı . sı kı lgan. * Geminin direk.

ayr ı notada sesler çı karan küçük ağ ı z çalgı sı . * Bağ ı ş . yumuş ak. * Armonika. çiçekleri beyaz. bir a ğ aç (Pirus communis). ihsan. hediye etmek. * Ticaret gemisi sahibi. yurdumuzun her yerinde yetiş en. * Ödül. armal ı armatör * Arması bulunan. armut gibi . * Gemi iş letme iş i. armudî armudiye * Armut biçiminde nazarlı k olarak takı lan altı n. sulu. armonize * Tamamlayı cı sesler eklenmiş (müzik parças ı ). armatörlük * Armatör olma durumu. mı zı ka. hediye. ufak çekirdekli meyvesi. armonika * Yan yana sı ralanm ı ş deliklerden her biri üflenince. * Bir kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri. armoniler * Frekansı . * Bu ağ acı n rengi sar ı dan yeş ile kadar de ğ iş ebilen tatl ı . * Akordeon. arma ğ an etmek * birine bir ş eyi armağ an olarak vermek. * Armut biçiminde olan. armudun iyisini (dağ da) ayı lar yer * Bkz. * Fazla bön. * Bir bilim adamı nı n emek verdi ğ i dalda onu anmak için hazı rlanan bilimsel eser. armoni orkestrası * Yalnı z üflemeli çalgı lardan oluş an orkestra. Ahlatı n iyisini (dağ da) ayı lar yer. armut * Gülgillerden. mutlu etmek için verilen ş ey. kuvvet akı mı nı toplu bir duruma getirmek için bu kutuplar arası na yerle ş tirilen demir parçası . gemi i ş letmecili ğ i.* Birini sevindirmek. * Bir mı knatı sı n iki kutbu arası nda. ana sesin frekansı ndan tam katı olan sesler. armatür * Bir aletin ana bölümünü oluş turan k ı sı m. armonik * Armoni ile ilgili olan. armoni * Türlü sesler arası nda sağ lanan uyum. armonyum * Taş ı nabilir küçük org.

hiçbir ş eyi be ğ enmemek. armuz Arnavut * Gemilerde güverte ve borda kaplama tahtaları nı n yan yana gelmeleri sonucu aralar ı nda oluş turduklar ı çizgi. Arnavutlaş mak * Arnavut dilini ve kültürünü benimsemek. . armut top * Boksörün çalı ş malar ı nda kullandı ğ ı içi havalı . dı ş ı deri. Arnavut kald ı rı mı * Yollarda irili ufaklı taş larla geliş igüzel yapı lan kaldı rı m. * Arnavutluk ve çevresinde yaş ayan bir halk. * Arnavut halkı nı n bütünü. Arnavutlaş tı rma * Arnavutlaş tı rmak durumu. armut kurusu * Daha sonraki mevsimlerde yenmek üzere kurutulmuş armut. aromatik * Öküz gözü. Arnavut bacas ı * Çatı penceresi. armut piş ağ zı ma dü ş ! * bir iş e hiç emek harcamaksı zı n onun kendiliğ inden olması nı bekleyenlerin durumunu anlatı r. armut biçiminde olan bir süs kabağ ı . armut kaba ğ ı * Ürünü. bön.* çok anlayı ş sı z. mastı çiçeğ i. armut biçiminde top. armutun sapı var. Arnavutlaş ma * Arnavutlaş mak. arnika aroma * Bitki özlerinden veya yağ lar ı ndan elde edilen ho ş koku. üzümün (veya kiraz ı n) çöpü var demek * her ş eye kusur bulmak. Arnavutlar ı n kullandı ğ ı dil. Arnavut biberi * Acı kı rmı zı biber. Arnavut ci ğ eri * Ciğ er tavası . Arnavutlaş tı rmak * Arnavut kimliğ ini kazand ı rmak. sı ğ ı r gözü. * Bu halka özgü olan (ş ey). Arnavutluk * Arnavut olma durumu. Arnavutça * Hint-Avrupa dilleri ailesine giren.

arpalı k * Arpa ekilen yer. arpa suyu * Bira. tabanca gibi ateş li silâhlarda namlunun en ileri bölümünde bulunan ve niş an alı rken gezle birlikte göz ile hedef arası nda ayn ı çizgi üzerine getirilen küçük ç ı kı ntı . * Müftü ve kazasker gibi din görevlilerine aylı k yerine verilen giyecek. * Arpa biçiminde ş ehriye. harp (II).* Hoş kokulu. arpa güvesi * Tahı llara dadanan bir güve türü. * Arpa konulan yer. arpa boyu kadar gitmek (veya yol almak) * pek az ilerlemek. * Çok arpa yemekten ileri gelen bir hayvan hastalı ğ ı . arpacı lı k arpa ğ an arpalama * Atları n ayakları nda görülen ve rahat yürümelerini önleyen bir hastalı k. darı çı ktı * ters sonuç veren iş ler için söylenir. yurdumuzda çok yetiş tirilen bir bitki (Hordeum vulgare). * Karş ı lı ksı z yarar sağ lanı lan yer veya kimse. arpa ektim. arpa ş ehriye * Arpa biçiminde dökülmüş ş ehriye. araba gibi bir taş ı t aracı na. arozöz * Kamyon. * Yabanî arpa. * Tüfek. arpacı * Arpa alan ve satan kimse. arpacı k * Göz kapağ ı nı n kenarı nda çı kan küçük çı ban. arpa tarlası . arp * Bkz. . arpa * Buğ daygillerden. bir su deposu eklenmesiyle olu ş turulan. sulamaya yarar araç. aromalı . * Hayvanı n diş inde bulunan ve hayvan yaş landı kça silindiğ i için ya ş ı nı belli eden bir ni ş an. arpacı kumrusu gibi düş ünmek * ne yapacağ ı nı bilmeyerek derin derin dü ş ünmek. * Arpa yetiş tirme veya alı p satma iş i. it dirseğ i. * Baş maklı k. doldurma ve boş altma düzeni olan. yiyecek gibi ş eyler veya para. taneleri ekmek ve bira yapı mı nda kullanı lan. arpacı k soğ anı * Tohumdan yetiş tirilen ve tohumluk olarak kullanı lan küçük so ğ an. * Bu bitkinin taneleri. hayvanlara yem olarak verilen.

Kı saltması As. * Kolayca üreyebilen (bitki). arslan * Aslan. yı lı ş arak. yoğ unluğ u 5. arsı za yakı ş an biçimde. arsı zlı k etmek * utanmadan. yı lı ş ı k. arsı zca * Arsı z gibi. * Arp çalan kimse. * Üzerine yapı yap ı lmak için ayrı lmı ş yer. arsı ulusal * Uluslar arası . arsı z * Utanması . metal görünümünde basit element. yüzsüzce davranmak. aç gözlü davranmak. arsı zlaş mak * Arsı z duruma gelmek. sı rna ş ı klı k. s ı rna ş arak. arpç ı arpej arsa arsenik * Atom numarası 33. * Aç gözlü davranan (kimse). arsı zlanmak * Arsı zlı k etmek. atom ağ ı rl ı ğ ı 74.arpalı k etmek * arpalı k yapmak.7 olan. arslan ı n ad ı çı kmı ş . arsı zlı k * Arsı z olanı n durumu veya ars ı za yakı ş acak davranı ş . sı kı lmas ı olmayan. arsı zlanma * Arsı zlanmak iş i. arslanlı . maden filizlerinde çok yaygı n bulunan. arpalı k yapmak * bir kaynaktan sürekli olarak çı kar sa ğ lamak. * Bir akort oluş turan seslerin birbiri arkası ndan çalı nmas ı . arsı zlaş ma * Arsı zlaş mak iş i. arsı z arsı z * Utanmaz bir biçimde. sı kı lmadan. çakallar ba ş keser * haksı zl ı ğ ı veya kötülü ğ ü esas yapanı n yerine bu konuda ad ı ön plâna çı kan kiş iler anlamı nda kullanı lı r. atmosfer bas ı ncı altı nda 4500 C de süblimle ş en. azmak. arpası çok gelmek * coş mak.91. yüzsüz (kimse). sı çan otu. kudurmak. yı lı ş ı klı k. zı rnı k.

* Dokuzuncu kat gök. * Avusturya hanedanı nda prenses. * Belgelik. arş ı n kadar. ar ş ı nlı k ar ş idük ar ş idü ş es * Arş ı n ölçüsünde. * Amaçsı z. geri. tramvay gibi elektrikle iş leyen taş ı tlarda telden elektrik akı mı almaya yarayan. * Keman yayı . * Belgelik görevlisi veya uzmanı . * Avusturya'da imparator ailesi prenslerine verilen unvan. arş ivde saklamak. * Bir ş eyin öbür yüzü. * Yaklaş ı k olarak 68 cm ye eş it olan uzunluk ölçüsü. troleybüs. ar ş *İ slâm dinî inanı ş ı na göre göğ ün en yüksek katı . ar ş ivlemek * Arş ive kald ı rmak. yukarı ya doğ ru uzanmı ş demir yay. ar ş ı nlama * Arş ı nlamak iş i. ar ş iv ar ş ivci ar ş ivleme * Arş ivlemek iş i. ar ş ivcilik * Arş ivcinin yapt ı ğ ı iş veya görevi. art arda * Birbirinin arkası ndan. ar ş etip ar ş ı âlâ ar ş ı n *İ lk örnek. ar ş ı nlamak * Arş ı nla ölçmek. ar ş ar ş e * Askerlikte "yürü" komutu. geniş adı mlarla dolaş mak. art * Arka. * Arş idükün kar ı sı veya k ı zı .* Osmanlı devletinde kullanı lan arslan baskı lı gümüş sikke. art avurt . * Tren.

art düş ünce * Bir düş üncenin arkası nda gizli tutulan ası l düş ünce. art zamanl ı dil bilimi * Dil olayları nı değ iş ik zaman ve evrim aç ı sı ndan ele alan dil bilimi. art bölge * Deniz kı yı sı nda bulunan bir yerin gerisindeki bölge. * Gözde iris ile billûr cismin arası ndaki boş luk. fazlala ş an. art ı mlı . ondan gizli olarak. artakalma * Artakalmak iş i veya durumu. arta ğ anl ı k * Alı ş ı landan veya beklenilenden artı k ürün verme durumu. art elden * birini oyalayı p. artakalmak * Artmak. * Geçmiş bir sanat veya edebiyat çı ğ ı rı nı sürdüren (sanatç ı . hinterland. artç ı * Yürüyüş durumunda bulunan bir askerî birli ğ in güvenliğ ini sağ lamak için arkadan gelmek üzere bı rak ı lan kı ta. * Art düş ünce. art damak ünsüzü * Ciğ erlerden gelen havanı n dil sı rt ı yard ı mı yla art damağ ı n çeş itli noktaları nda bazen patlayarak. geriye kalmak. arta ğ an * Alı ş ı landan veya beklenilenden artı k verimi olan. art eteğ inde namaz kı l * çok temiz huylu kimseler için söylenir. art zamanl ı lı k * Değ iş ik zaman ve evrim açı sı ndan incelenen dil olayları nı n özelliğ i. ğ . art niyet art oda art teker *İ tici gücü sağ layarak bisikleti yürüten teker. artç ı lı k * Artçı nı n görevi.* Avurdun arka bölümü. art avurt ünsüzü * Dil ucunun art damağ a çarpmas ı ndan oluş an ve dilin yanları ndan akan ses. bereketli. g. . diyakronik. bazen de sı zarak oluş turduğ u ünsüz: k. art damak * Damağ ı n arka bölümü. diyakroni. hareket). fazla bulunmak. art zamanl ı * Evrim açı sı ndan ele alı nan süre içinde birbirini izleyen. dümdar. * Çoğ alan. bereket.

dört yı lda bir gelen 29. artağ an. * Toprağ ı burgu ile delinerek aç ı lan ve suyu yükseğ e fı ş kı ran kuyu. pozitif. karş ı lı ğ ı ödenmeyen emek. art ı k yı l art ı klama * Dört yı lda bir gelen 366 günlük y ı l. sonra. . yenildikten veya kullanı ld ı ktan sonra geriye kalan. önünde art ı iş areti bulunan (sayı ). * Katyon. * Artı rı lmak i ş i. art ı mlı art ı n art ı rı lma * Piş ince ş iş tiğ i için miktar ı artm ı ş gibi görünen. daha. * Sı fı rdan büyük. çoğ alma. art ı m * Artma. zait. art ı k değ er *İ ş çinin. * Kalan veya artan bölüm. *İ çildikten. * Bundan böyle. art ı k emek *İ ş çinin. * Atardamar bozukluğ u. iş gücünün karş ı lı ğ ı olarak. art ı k gün * Artı k yı llarda ş ubat ayı na eklenen. daha fazla. anot. art ı klamak * Yemekte artı k bı rakmak. * Trafiğ i yoğ un olan ana yol. metal uçlardan artı yüklü olanı . art ı * Toplama iş leminde + iş aretinin adı . gün. arterit artezyen artezyen kuyusu * Artezyen. * Daha çok. seneikebire. sı vı ya batı rı lı p akı mı n geçmesini ağ layan. art ı sayı * Kendisinden önce + iş areti bulunan. pozitif sayı . ek süre içinde harcadı ğ ı ve sonucunda artı k de ğ er yaratt ı ğ ı .arter * Atardamar. yeter. sı fı rdan büyük sayı . eksi karş ı tı . kar ş ı lı ğ ı nı ödemeksizin sahip olduğ u ek değ er. artı ş . ödenen değ erin üzerinde ürettiğ i ve iş verenin. * Artı klamak iş i. art ı uç art ı k * Elektrikli çözümlemede. * Bir ş ey harcandı ktan sonra onun artan bölümü.

* boylu poslu. çoğ altı lmak. güzel ve alı mlı (kimse). * Artiste benzer biçimde. * Artistin görevi. * Değ eri yükselmek. * Herhangi bir davranı ş ta ileri gitmek. * Eklem romatizması . süreğ en eklem hastal ı ğ ı . tasarruf. * Güzel sanatları n gerektirdiğ i niteliğ e uygun. art ı rmak * Artması nı sa ğ lamak. çoğ altmak. artist gibi. müzayede. tezyit edilmek. art ı rma * Artı rmak iş i. * Eskisinden daha çok çoğ almak. * Bir malı baş ka al ı cı ları n verdiğ i fiyattan daha yüksek bir fiyatla almak istemek. sanatlı . çoğ alı ş . * Genellikle ş ekil bozucu. art ı rı m * Bir ş eyi idareli harcayarak onun bir bölümünü art ı rma iş i. * Alı cı lar aras ı ndaki yarı ş maya dayanan ve en yüksek fiyatı sürene malı n verilmesiyle biten yöntem. * Gereğ ince harcandı ktan sonra bir miktar geri kalmak.art ı rı lmak * Artı rmak iş ine konu olmak. artma. * Artist olma durumu. iltihapsı z. tasarruf etmek. * Tutumlu davranı p biriktirmek. artı m. sanatkâr. * Yükseltmek. fazlalaş mak. artmak artmak * Büyük heybe. artma * Artmak iş i. sanatçı . * Müzayedede artı rma. artist * Güzel sanatlardan birini meslek edinen kimse. * Eğ lence yerlerinde gösteri yapan kimse. art ı ş artist gibi artistçe artistik artistlik artrit artroz artt ı rma artt ı rmak . * Artmak iş i veya biçimi. * Artı rmak iş i yapı lmak. * Arttı rmak iş i.

halkla görüş tüğ ü oda. arzanî arziyat arzu *İ stek. arz etmek * sunmak. * saygı ile bildirmek. * Yer bilimi. jeoloji. arya * Operalarda solistlerden birinin orkestra eş li ğ inde söylediğ i. geniş lik. enlem dairesi. arz derecesi * Bkz. arzu etmek * yürekten istemek. yüzyı lda Arius adlı bir papazı n kurduğ u ve Hristiyan inanı ş ı nı n tersine olarak İ sa'nı n tanrı lı ğ ı nı inkâr eden mezhep. bildirme. . arz odası * Mevkii olan insanları n. * En.aruz * Hecelerin uzunluk ve kı salı k. arz talep kanunu * Belirli bir piyasada sunu ve talep dengesini düzenli tutma sistemi. genellikle kendi içinde bütünlüğ ü olan parça. arz * Sunma. * Enine olan. * Heves. arz dairesi * Bkz. dilek. Aryanizm * IV. arzuhâl * Dilekçe. istida. arz arz arzuhâl gibi (veya kadar) * bir mektubun çok uzun olduğ unu anlatmak için söylenir. * (büyük bir makama) Anlatma. enlem. sunu ve istem. * Yer. arzu duymak * birine veya bir ş eye karş ı istek duymak. yeryüzü. arz ve talep * Üreticinin piyasaya mal çı karması ve tüketicinin piyasadan mal çekmesi olayları . kapalı lı k veya açı klı k değ erlerine göre türlü ses kalı pları ndan olu ş an Divan Edebiyat ı naz ı m ölçüsü.

mareş allerin. arzulama * Arzulamak iş i. din adamlar ı nı n güç sembolü olarak. hevesli. sinirsel. arzuhâlcilik * Arzuhâl yazma iş i. öfkelenmek. sinirlenmek. arzulu *İ stekli.arzuhâlci * Para ile dilekçe. * Sinir hastalı kları uzmanı . hevesini alamamak. mektup vb. as as * Kakı m. asabîle ş me * Asabîleş mek i ş i. * Bir iş te baş ta gelen (kimse veya ş ey). asas kat as yön asabiyeci . As * Arsenik'in kı saltması . asabîlik asabiye * Asabî olma durumu. hükümdarları n. asabîle ş mek * Kı zmak. * Herhangi bir ölçü biriminin bölündüğ ü eş it parçalardan her biri. * Ast sı fatı nı n kı saltı lmı ş ı . * Ara yön. istemek. * Sinir hastalı kları ile ilgili hekimlik kolu. yazan kimse. * Sinirle ilgili. özlemek. * Eskiden ihtiyarları n baston yerine kullandı kları uzun sopa. arzulamak *İ stek duymak. * Sinir hastalı kları ile ilgili hastahane bölümü. asabî * Sinirli. eklendi ğ i kelimenin daha aş ağ ı derecelisini anlatan yeni kelimeler türetmeye yarar. sinirlilik belirtileri göstermek. *İ skambil kâğ ı tları nda birli. arzusu kalmak * isteğ i yerine gelmemek. asa * Bazı ülkelerde. törenlerde ta ş ı dı kları bir tür ağ aç veya metalden değ nek.

* Yazı da veya sözde bayağ ı söz ve deyim bulunmaması durumu. asansör bo ş luğ u * Binalarda asansörün iş lemesi için bı rakı lan boş luk. . asalaklı k asalet * Asalak olanı n durumu. esasî. onun zararı na yaş ayan baş ka canlı . asaleten asaleten atama * Sürekli görev yapmak üzere bir göreve atama. * Baş kalar ı nı n sı rtı ndan geçinen (kimse). * Bir canlı nı n içinde veya üzerinde sürekli veya geçici olarak. asalaklaş mak * Asalak duruma gelmek. asabî yapı lı olma. asalak bilimi * Asalakları n yapı sı nı . asalaklaş ma * Asalaklaş mak durumu. öbürü sayı nı n kendisi olan doğ al sayı (lar). ası l olarak. kripton. * Bir görevi yüklenmiş olan. tufeyli. asalak parazit.asabiyet asal * Sinirlilik. eserler. * Baş lı ca. vekillik karş ı tı . ekti. yaş ayı ş ı nı . * Kendi adı na hareket ederek. parazitoloji. temel niteliğ inde olan. * Soyluluk. vekâleten kar ş ı tı . argon. asal gazlar * Atomları nı n dı ş elektron halkalar ı tamam ı yla veya geçici olarak elektrona doymuş olan gazlar (helyum. *İ nsanlar ı veya yükleri bir yap ı nı n bir katı ndan ötekine veya yüksek yerlere ç ı karı p indiren elektrikle iş ler * Kurul. konakçı yla iliş kisini ve yapt ı ğ ı hastalı klarla bu hastalı klara karş ı giri ş ilecek sava ş ı konu alan bilim dalı . * Otel ve hastahane gibi büyük kuruluş larda asansörün düzenli çalı ş ması nı sa ğ layan kimse. asap asar * Sinirler. o görevin sahibi olan kimse. asansörcü * Asansörün bakı m ve onarı mı nı yapan kimse. * Bir görevde temelli olarak. ksenon). asillik. neon. * Yapı lar. asamble asansör araç. soy gazlar. asal say ı (lar) * Bölenlerinin kümesi iki elemanl ı olan elemanlardan biri 1.

* Ana maddesi katran olan ve yolları n kaplanması nda kullanı lan karı ş ı m. güçlü ve beyaz bir ı ş ı k vererek yanan hidrokarbonlu bir gaz. güvenlik. * Birçok organik maddeyi eritmekte kullanı lan uçucu. eter kokusunda bir sı vı . asenkron asepsi aseptik asesba ş ı * Yeniçeri ocağ ı ndaki askerî görevinin yan ı sı ra. . * Her türlü mikroptan arı nmı ş . yadı n kurun. baş ş ehrin düzenini korumakla da yükümlü olan 28. sirkeyle aynı özellikleri taş ı yan. *İ lâç kullanmadan. ortanı n çorbacı baş ı sı na verilen ad. k ı rı lmadan bükülebilen ve ateş te niteli ğ i değ iş meyen bir mineral. asetilen aseton asfalt * Renksiz. saydam. taş pamu ğ u. * Siyah renkte ş ekilsiz bir cins bitüm. asbaş kan *İ kinci baş kan. eski eserler. * Osmanlı İ mparatorluğ unda yeniçeri ocağ ı nı n kald ı rı lması ndan önceki güvenlik görevlisi. asetat asetatlı asetik * Asetik asidin tuzu veya esteri. ba ş lama ve bitme anlar ı baş ka olan (olaylar). asetik asit * Sirkeye tadı nı ve özelliklerinden birçoğ unu veren asit. yalnı zı sı yardı mı ile aygı t ve pansuman gereçleri gibi ş eyleri mikropsuzla ş tı rma iş i. aselbent ağ acı nı n kabukları çizilerek elde edilen bir reçine. e ş zaman karş ı tı . * Eş zamanl ı olmayan. * Bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunması durumu. sarı msak kokulu. * Bu reçinenin elde edildiğ i ağ aç (Styrax officinalis). düzenlilik. aselbent * Hekimlikte ve koku yapı mı nda kullanı lan. kaya lifi. * Sirkeyle ilgili. ases * Gece bekçisi. asayi ş berkemal * Güvenliğ in yerinde olduğ unu anlatı r. asbest * Tremolitin bozulması ndan oluş an lifli. asbest yünü * Asbestin iş lenerek yün biçimine sokulmuş u.asarı atika asayi ş * Eski yapı lar. * Birleş imine asetat kar ı ş tı rı lmı ş . senkron. kolayca alev alı r.

köken. asgarî ücret *İ ş çilere bir çalı ş ma günü karş ı lı ğ ı olarak ödenen ve iş çinin gı da. Muhammed'in meclislerinde ve konuş maları nda bulunanlar. en dü ş ük. en aş ağ ı .* Asfaltlanmı ş . * Kök. ası l nüsha * Bir yazma eserin veya belgenin kopyaları nı n dayandı ğ ı özgün biçimi. asgar ı mü ş terek * Herkes tarafı ndan kabul edilen nokta. * Bir ş eyin temelini oluş turan. kopya karş ı tı . sahabeler. * Soy. * Gerçeklik. gerçek olarak. ası l say ı lar . ası l * Bir ş eyin kendisi. asfaltlama * Asfaltlamak iş i. * Minimum. * Gerçek. ası k suratl ı * Hoş nutsuzluğ unu. sağ lı k. örnek. asfaltlanma * Asfaltlanmak iş i. baş ta gelen. ası -ası / -esi * Fiilden sı fat yapan ek. * (a'sı l) Baş lı ca. * Hz. kı zgı nlı ğ ı nı yüzüne sert bir anlam vererek belirten" öfkeli görünü ş lü yüzü olan. hakikat. uyuş ulan konu. kaynak. ortak payda. ası da olmak (veya ası da kalmak) * bir iş e son verilmeyip öylece bı rakı lmı ş olmak veya kalmak. ulaş ı m ve kültür gibi ihtiyaçlar ı nı günün fiyatları üzerinden en az düzeyde karş ı lamaya yetecek ücret. nesep. ashap * Sahipler. ana. üzerinde anla ş maya varı lan husus. konut giyim. esas. asgarî * En az. asfaltlamak * Asfaltla kaplamak. * Asmak iş i. ası k * Somurtkan. * Ası lı . en azı ndan. asfaltlanmak * Asfalt dökülmek. * Aranı lan nitelikleri en çok kendinde toplam ı ş olan. asfaltla kaplanmak. asfaltit * Petrolün ayrı ş ması ile olu ş an ve çoklukta tortul kayaçlar ı n gözeneklerinde bulunan doğ al bitüm.

ası lmı ş adam * Salepgillerden. ası ntı olmak * tebelleş olmak. dayanaksı z. ası l vurgu * Kelimenin aslı ndaki vurgu. köksüz (haber). * Ası lmak i ş i. * Boynuna ip geçirip sallandı rı larak öldürülmek. sonuna kadar mücadele etmek. * Ası lmı ş olan. ası ntı * Bir iş i hemen yapmayı p bekleterek geri bı rakma. * Bir yere tutunup sarkmak. ası p kesmek * (genellikle iş baş ı nda bulunan bir kimse için) yasay ı çiğ neyerek sert davranmak. ı srar etmek. tavik. ası m ası m takı m * Kadı nları n tak ı ndı klar ı süs eş yası . * Çözünemeyen madde parçacı kları nı n dibe çökmeden bir sı vı ortamda kalmı ş durumu. ası lsı z ası ltı * Doğ ru olmayan. * Hı zla eline almak. kökenli. * Asmak iş i yapı lmak veya asmak iş ine konu olmak. ası lı ası lı ş * Ası lmak i ş i veya biçimi. * Birini tedirgin edecek kadar üzerine düş me. intifa etmek. intifa. . temelsiz. süspansiyon. ası lanmak * Bir ş eyden yarar sa ğ lamak. sı rna ş mak. ası lanma * Ası lanmak iş i. * Karş ı cinsin ilgisini çekmek için çarpı cı davran ı ş larda bulunmak. tebelleş olan kimse. ası ll ı ası lma ası lmak * Bir kökene dayanan. çiçekleri ası lmı ş bir insana benzeyen ve köklerinden salep ç ı karı lan bir bitki. ası r * Yüzyı l. tehir. * Sı rnaş an. idam edilmek. * Israrla üzerine gitmek. * Bir ş ey isterken karş ı sı ndakini tedirgin edecek derecede ileri gitmek üstelemek. * Tutup çekmek. * Böyle bir sı vı karı ş ı mı . * Asma iş i.* Sı ra veya üleş tirme eki almamı ş yalı n sayı lar. süspansiyon.

"kendine uydurmak" anlamı nda "asimile etmek" biçiminde kullanı lı r. asimetri asimetrik * Simetrisi olmayan. isyan eden. ama sonuna kadar uzat ı lsa bile yaklaş tı ğ ı hâlde e ğ riyi kesmeyen doğ ru. isyankârlı k. * Benzeş me. asilzade asilzadelik * Soyluluk. * Yüksek duygu ile yapı lan. baş kaldı rmak. * Baş kaldı ran. asillik * Asil olma durumu. et ve bamya ile yapı lan bir Arap yemeğ i. asimile asimptot * Bir eğ riye giderek yakla ş an. asilik * Asi olma durumu. bakı ş ı msı zl ı k. bakı ş ı ms ı z.* Çağ . asilik etmek * karş ı gelmek. ası rl ı k asi * Yüzyı llı k. aside asidimetre * Asitölçer. isyan etme. vekil karş ı tı . soyluluk. * Bu söz "benzeş mek". . * Soylu. sonu ş maz. * Simetrik olmayan. özümleme. asil * Soylu. * Bir görevde temelli olan. asimilâsyon * Benzer hâle getirme. asile ş mek * Karş ı gelmek. baş kaldı rmak. ası rlarca * Yüzlerce yı l. dik baş lı . kendine uydurma. * Un. * Hayı rsı z. isyan etmek. * Soylu olma durumu. asile ş me * Asileş mek i ş i. kendine benzetme. asalet.

borik asit. asit fenik asitölçer ask askarit * Bağ ı rsak solucan ı . askerce askerci * Asker yanlı sı . tahkimli bölge. askercilik * Askere yakı ş ı r biçimde. asker ocağ ı * Askerlik ödevinin yapı ldı ğ ı kı ş la. asistanlı k * Asistan. asit * Turnusolün mavi rengini kı rmı zı ya çevirmek özelliğ inde olan ve birle ş imindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluş turan hidrojenli birleş ik. * kı yı lara ve en çok düş man kı yı lar ı na asker indirme. asker ç ı karmak * (bir devlet) belli kanunlara bağ lı olarak asker toplamak.asistan * Yardı mcı . * Araş tı rma görevlisi. asker gibi * disiplinli. tersane gibi hizmet yerlerine verilen ad. * Yurdun korunması yolunda iyi dövüş mesini baş aran. fenol. * Askerlik görevi veya ödevi. konsantrasyon derecesini ölçmeye yarayan cihaz. asidimetre. * Ordunun yalnı z er rütbesinde olan bölümü. asker olmak * askerlik ödevine baş lamak. asit alkol asit borik * Bkz. * Bir asidin özelliğ ini. asker tay ı nı * Erlere verilen azı k. * Topluluk düzenine saygı sı olan. * Aynı zamanda asit ve alkol grupları nı içeren birleş iklere verilen ad. düzgün. * Bkz. hamı z. disiplinli. ordugâh. asklı . asker kaça ğ ı * Askerlik ödevini yapmamak için asker ocağ ı ndan ayrı lan veya oraya gitmekten kaçan kimse. araş tı rma görevlisi olma durumu asistanı n görevi. . asker * Erden mareş ale kadar orduda görevli bulunan herkes. * Bkz. gemi.

askerlik hizmeti * Orduda belirli bir sürede yapı lan yurt ödevi. (bir ş eye) askerlik niteliğ i kazandı rmak. . askerî ataş e * Bir ulusun yabancı ülkelerdeki elçiliklerinde görevli askerî uzman. askere gitmek * askerlik ödevini yapmak için orduya katı lmak. askerî kaput * Askerlerin giydiğ i kalı n kumaş tan üstlük. * Bir tür çocuk oyunu. askerlik niteli ğ i kazanmak.* Askerci olma durumu. askere çağ rı lmak * askerlik ödevini yapmak için ş ubece istenmek. askerîle ş tirmek * Asker yönetimine geçirmek. askerlik * Asker olma durumu. askerîle ş me * Askerîleş mek i ş i. askeriye * Askerlik. askerîle ş mek * Bir yer askerlikle iliş kili duruma gelmek. askerlik yapmak * kanunlara göre yurttaş lar ı n yükümlü oldukları ordu ödevinde bulunmak. askerî inzibat * Askerî birlikler arası nda düzeni. askerlik yoklamas ı * Askerlik ş ubelerine kayı tlı kimselerin belirli zamanlarda yapı lan durum yoklaması . askerî * Askerlikle ilgili. askerlik ödevi ordu hizmeti. askere alı nmak * askerlik ödevini yapmak için er eğ itim merkezine gönderilmek. askerlik etmek * askerlik yapmak. askerîle ş tirme * Askerîleş tirmek iş i. askere özgü. disiplini. kanunlar ı yürütmekle görevli sı nı f ve bu sı nı ftan olan asker. askerî ambargo * Bir ülkeyi cezalandı rmak amac ı yla askerî alanda yaptı rı m uygulama. askerî rüş tiye * Askerî ortaokul. askerlik dairesi * Yurttaş ları askere alma i ş leriyle görevli olan askerlik ş ubelerinin bağ lı bulundukları bölge dairesi.

* Düğ ünlerde geline yak ı nları tarafı ndan takı lan hediye. * Yeni yapı lan yapı lar ı n çatı sı na. kuyru ğ u 70 cm ve ucu püsküllü. * bir iş i zamanı nda yapmayı p belirsiz bir zamana b ı rakmak. Zodyak. *İ pek böceğ inin kozası nı sarması için yan ı na konulan çalı çı rpı . * Ası lı p saklanacak sebze. askl ı * Sporları ask denen torbalar içinde olu ş an (mantar). fener. yı rt ı cı . * Zodyak üzerinde. * Vestiyer. Yengeç ile Baş ak burçları arası nda yer alan burcun adı . arslan. * Pantolon veya giysilerin düş mesini önlemek için omuzdan aş ı rı lan bağ . erkekleri yeleli. * Asklı mantarları n sporuna verilen ad. meyve. uzunluğ u 160 cm. * Saz ş airleri arası nda yapı lan deyiş yar ı ş ı nda üstün gelene verilmek için duvara ası lan kumaş . * Artı rma. ask ı da bı rakmak * sonuca vardı rmamak. ask ı ya çı kmak * ipek böceğ i koza sarmak üzere dallara ç ı kmak. * Hiçbir zaman. kahve taş ı maya yarar kahveci tepsisi. * Gelinin oturacağ ı yerin üstüne ası lan süsler. * Çay. askospor asla Aslan aslan * Kedigillerden. çok koyu sarı renkli güçlü bir memeli türü. eksiltme gibi resmî iş ilânları nı n ilgili daire duvarı nda belli bir zaman süresince ası lı durması . * Kadı nları n kullandı ğ ı altı n dizisi veya zincirli mücevherat. hiçbir biçimde. * oturmuş veya batm ı ş bir gemiyi yüzdürmek için baş ka teknelere asarak kaldı rmak. . ask ı ya almak * altı bo ş al ı p deste ğ i kalmayan yapı yı dikmelerle boş lukta tutarak yı kı lmaktan kurtarmak. savsaklamak. tabanca gibi ödül.ask ı * Üzerine herhangi bir ş ey asmaya yarar nesne. ask ı ya çı karmak (veya çı karı lmak) * evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayı tlar ı nı n bulunduğ u yerde askı yoluyla ilân etmek. * Karş ı cinsi rahatsı z eden kimse. Afrika'da yaş ayan. ask ı lı ask ı lı k * Avcı lar ı n sı rtları na taktı kları askı tak ı mı . * Gürbüz ve yiğ it adam. ask ı da kalmak * (bir iş ) bir engel dolayı sı yla sonuca varamamak. ev sahibi tarafı ndan usta için veya düğ ün arabaları na düğ ün sahibi taraf ı ndan arabac ı için armağ an olarak ası lan kumaş . * Saklanmak için tavana ası lmı ş dizi veya hevenk. * Hastahanelerde kı rı k kol veya bacakları n ası larak tutturulduğ u araç. ask ı ntı * Baş kalar ı nı n sı rtı ndan geçinen. * Askı sı olan.

gerçek ş ekli. aslan yatağ ı ndan belli olur * bir kimsenin oturduğ u yerin durumu. aslan yürekli * Çok yiğ it. aslı astarı * iç yüzü. . aslanı m! * gençler. aslı astarı (veya aslı aslı ) olmamak * yalan. aslanı n ağ zı nda * elde edilmesi çok güç. aslen * Kök veya soy bakı mı ndan. aslan gibi. onun kiş iliğ ini belli eder. güçlü ve yakı ş ı klı . aslı astarı * Esası . aslangiller * Kedi cinsinden olan bütün et oburları içine alan hayvan familyası . sarı . delikanlı lar için kullanı lan bir seslenme sözü. uygun bir durumda olması gerekir. aslan gibi * boylu boslu. aslanpençesi * Gülgillerden. doğ ruluğ u. cesaretlilik. ası lsı z olmak. geçerliliğ i. aslankulağ ı * Bir sap üzerinde dizili sarı veya kı rmı zı çiçekli otsu bir bitki. türlü renkte. *Ş irpençe.aslan a ğ zı * Havuz kenarları na konulan ve ağ zı ndan su akan aslan biçiminde süs taş ı . * sağ lı ğ ı yerinde. aslanl ı k * Yiğ itlik. beyaz çiçekli bir yabanî bitki (Alchemilla). aslankuyruğ u * Ballı babagillerden. hiçbir ş eyden korkmayan. aslan sütü * Rakı . aslanağ zı * Sı raca otugillerden. yiğ itçe. eskiden hekimlikte terletici olarak kullanı lan bir bitki. kokusuz çiçekleri olan bir bitki. güzel. aslan kesilmek * aslan gibi güçlü ve cesur duruma gelmek. aslanca * Aslana yakı ş ı r yolda. aslan payı * Hak edilenden daha çok alı nan pay. yer pı rasası (Leonurus).

sülük. asma merdiven * Yukarı ucundan bir yere ası larak kullanı lan ip merdiven. asma asma bahçe * Ayak ve kemerler üzerine kurulan teraslardan yapı lmı ş bahçe. asliye asma * Temel. * Asmak iş i. gerçek olduğ u ortaya çı kmak. sebze olarak kullanı lan ürünü. aslı nesli aslı k * Kı sı r olan (kad ı n veya di ş i hayvan). aslî nüsha * Bir yazı nı n çoğ altı lması na örneklik eden ilk nüsha. asma bı yı ğ ı * Asma dalları nı n çevresine tutunması na yarayan ye ş il uzant ı lar. aslî * Temel olarak alı nan. asma kat * Yapı larda genellikle tabanla birinci kat aras ı na yapı lan. asma yapra ğ ı . aslî dü ş ünce * Ana fikir. bası k tavanl ı . yükselmeye temel olan her aş aması . * Soyu sopu. asma kilit * Kilitlenecek ş eyin üstündeki halkalara geçirilip kapatı lacak biçimde yap ı lmı ş kilit. * Asmagillerden. sar ı msı renkte bir böcek. asma kabağ ı * Kabakgillerden sürüngen veya sarı lgan. uydurma. filoksera (Phylloxera vestatrix). ası lı . aslî maa ş * Devlet dairelerinde çalı ş an memurlara verilen aylı ğ ı n. asma köprü *İ ki ba ş ı ndaki ayaklardan baş ka dayanağ ı olmayan. asma biti * Eş kanatlı lardan. esas olan. * Belirli bir tür üzüm veren bitki (Vitis). * Bu türün ince uzun. mevsimlik bir kabak türü (Lageneria vulgaris). asmalara zarar veren. aslı faslı yok * yalan. * As ı lmı ş . ço ğ unlukla uzun ve yüksek köprü. dalları çardak üzerine yayı lan bitkilere genel olarak verilen ad. altı boş kat. esas.aslı çı kmak * gerçek olduğ u anlaş ı lmak.

asrîleş mek * Çağ cı llaş mak. * Asma için ayrı lmı ş yer veya toprak. aspur * Yalancı safran. putrel nervürler arası na konulan delikli tu ğ la. yabancı maddeleri emerek dı ş arı atan cihaz.* Zeytinyağ lı ve etli dolma yapmakta kullanı lan körpe asma yapra ğ ı . yaprakları doğ rudan doğ ruya topraktan çı kan bir süs bitkisi. * Üzerine takı nmak. * Gitmek zorunda olunan bir yere özürsüz gitmemek veya görevi olan bir iş i özürsüz yapmamak. asrı saadet * Hz. asmak * Bir ş eyi a ş ağ ı ya sarkacak biçimde bir yere iliş tirip sarkı tmak. genellikle saksı da yetiş tirilen. Muhammed'in yaş adı ğ ı zaman. çağ daş laş mak. cüruf ve beton kar ı ş ı mı ndan yapı lan kiri ş . asmolen asonans * Piş miş toprak. . birbirini tutar renk ve yapı da olan. asmalı asmalı k * Yarı m kafiye. * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. toz vb. gerçek olmayan. ça ğ daş laş ma. asorti asortik asosyal * Sosyal olmayan. * Havadaki duman. idam etmek. * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. birbirini tutar renk ve yap ı da olan. asmagiller *İ ki çeneklilerden. * Modern. belli baş lı türü asma olan bitki familyası . emmeç. * Asması olan. asrî asrîleş me * Çağ cı llaş ma. çağ cı l. aspidistra * Zambakgillerden. aspiratör aspirin * Ağ rı kesici ve ateş düş ürücü olarak kullanı lan beyaz renkli. * Bir kimseyi boğ azı ndan ip geçirip sarkı tarak öldürmek. gerçekmiş gibi gösteren haber. asrîlik * Çağ cı llı k. ek ş imtı rak ilâç. her dizenin sonunda gelen. aynı aksanı veren ünlünün ondan sonra veya önce gelen ünsüzü hiç dikkate almadan tekrarlama ş eklinde uyak. kuş anmak. asparagas * Uydurma.

* Bir müzik programı nda daha çok en son olarak sahneye çı kan. astarl ı * Astar geçirilmiş . astar sürmek. çanta. elde edilen sonucun de ğ erini aş mak. astar sürmek (veya vurmak. çekmek) * astar boyası ile boyamak. * Gemicilikte bir ş eyi sağ lamlaş tı rmak için kullanı lan bez. * (birine göre) Rütbe veya k ı demce küçük olan asker. astarlanmak * Astar geçirilmek. astarlatmak * Astar yaptı rmak veya geçirtmek. astarlamak * Astar geçirmek. astarlanmı ş . astar vurmak. * Alt. kumaş ı n veya derinin iç taraf ı na geçirilen ince kat. kiri kapatmak ve sürülecek boyan ı n dayanı klı lı ğ ı nı artı rmak için kullan ı lan boya. resim yapı lmadan önce sürülen boya. perde. madun.assai assolist ast * Birlikte kullanı ldı ğ ı terimin anlamı na aş ı rı lı k kazand ı rı r: Adagio assai çok yavaş . ayakkabı gibi ş eylerde. * Üzerine resim yapı lacak bezin veya duvarı n yağ lı boyay ı emmesi için. * Sı va veya boyadan önce vurulan kat. astarlama * Astarlamak iş i. a ğ aç vb. astar kaplama * Kontratablalarda kör ağ ac ı n biçim değ iş tirmesini önlemek amacı yla iki yüzüne yap ı ş tı rı lan kaplama katı . astar astar boyas ı * Boyacı lı kta ası l boyadan önce sürülen. masrafl ı olmak. alanı nda tanı nmı ş ve çok ünlü olan sanatç ı . astarlanma * Astarlanmak iş i. * Bir gemiye yükleme veya boş altma için tanı nan süre. astarl ı zarf *İ ç yüzüne ince bir kâğ ı t geçirilmiş zarf. astarlatma * Astarlatmak i ş i. halat.). . * Boyacı lı kta. astarl ı k astarya * Astar olmaya elveriş li (kuma ş vb. * Birinin buyruğ u altı nda olan görevli. astarı yüzünden pahal ı olmak * bir iş in ayrı ntı ları na harcanı lan para veya emek. * Giyecek. çok ağ ı r.

gök bilimci. çok sert veya istediğ i gibi davranan kimseler için kullanı lı r. Kı saltması At. astigmatizm * Gözün saydam tabakası nda meridyenlerin e ş itsizliğ i yüzünden net görememe durumu. * Atom numarası 85 olan. .astas ı m astat * Öncüllerinden biri önceki tası mı n vargı sı durumunda olan bir ek tası m. * Net görmeyen. asteğ menlik * Asteğ men rütbesi veya asteğ menin görevi. astronomik * Gök bilimiyle ilgili olan. ast ı rma ast ı rmak astigmat * Astı rmak i ş i. müneccim. * Aş ı rı çok yüksek. astatin * Astat. ast ı m ast ı mlı * Astı mı olan. * Yı ld ı z falcı lı ğ ı . astronomi * Gök bilimi. * Yı ld ı z falı yla uğ raş an kimse. bizmutun alfa ı ş ı nları yla bombard ı manı sonucu elde edilen yapay element. felekiyat. * Gök fiziğ i. astragan * Karakul kuzusunun kı vı rc ı k ve parlak postu. * Asmak iş ini yaptı rmak. astigmatizme tutulmuş (göz). * Bu posttan yapı lmı ş olan. * Bronş ları n daralması ndan ileri gelen nefes darlı ğ ı . astı m hastalı ğ ı na tutulmuş olan. asteğ men * Orduda en küçük rütbeli subay. kestiğ i kestik * acı ması z. astrofizik astrolog astroloji astronom * Astronomi bilgini. astronomik fiyat * Çok yüksek fiyat. müneccimlik. ast ı ğ ı ast ı k.

astsubay k ı demli baş çavuş * Astsubaylı ğ ı n altı ncı ve son basama ğ ı . astronotluk * Uzay adamı olma durumu veya uzay adam ı nı n görevi. aş * Piş irilerek hazı rlanan yemek. aş damı * Bazı bölgelerde yemek piş irilen yer. Asyalı lı k * Asyalı olma durumu. rahat. gökyüzü. * Gök. fakat daha yüksek bir enlemde olan. asudelik asuman Asurca Asyalı * Asya'da yaş ayan kimse. astropikal * Tropikal bölgelere yakı n. astronot * Uzay adamı . Asya ile ilgili (olan). astsubay baş çavuş * Astsubaylı ğ ı n beş inci basamağ ı . mutluluk. astsubayl ı k * Astsubay olma durumu veya astsubayı n görevi. astsubay k ı demli çavuş * Astsubaylı ğ ı n ikinci basamağ ı . sakin. . * Samî dilleri ailesine giren ve Milâttan önceki dönemlerde Ön Asya'da kullanı lmı ş olan ölü bir dil. mutfak. astsubay çavuş * Astsubaylı ğ ı n ilk basamağ ı .astronomik rakam *İ nsana ş aş kı nlı k verecek derecede büyük rakam. astsubay k ı demli üstçavuş * Astsubaylı ğ ı n dördüncü basamağ ı . * Huzur içinde olma. asude * Sessiz. * Asya'ya özgü olan. astsubay üstçavu ş * Astsubaylı ğ ı n üçüncü basamağ ı . astsubay * Silâhlı Kuvvetler yasas ı na göre astsubay okulları nda yetiş erek Silâhlı Kuvvetlere katı lan astsubay çavuş tan astsubay kı demli baş çavuş a kadar rütbesi olan asker.

aş ağ ı mahalle * Yüksek bir yerleş im bölgesine göre alçakta kalan yer. * Niteliğ i düş ük. beğ enmemek. daha az. aş ağ ı kalmamak * herhangi bir nitelik bakı mı ndan ondan geri olmamak. aş ağ ı kalı r yeri (veya yanı ) yok * nitelikleri bakı mı ndan baş kalar ı yla kar ş ı la ş tı rı ldı ğ ı nda eksi ğ i olmayan. * Düğ ün ve benzeri toplant ı larda. aş ağ ı (falan) yukar ı * bir kimsenin adı nı n dilden düş ürmedi ğ ini. miktarı . değ er yönünden daha az.aş erme aş ermek aş evi * Aş ermek durumu. aş ağ ı bitkiler * Su yosunları . * Aş ağ ı ya. * Bir yere göre daha alçak yerde bulunan. aş hane. aş taş ı nca kepçeye paha olmaz * sı kı ş ı k zamanlarda önemsiz ş eylerin de ğ eri çoktur. onun pek gözde oldu ğ unu anlatı r. aş ağ ı kurtarmaz * bundan daha ucuza olmaz. aş ocağ ı * Yemek piş irilip yoksullara da ğ ı tı lan yer. * daha aş ağ ı bir durumu kendine lâyı k görmez. * Genel ev. mantarlar ve kara yosunlar ı gibi su d ı ş ı nda fazla boy atmayan damarsı z bitkiler. yak ı nma olarak kullan ı lı r. yere doğ ru. * Daha küçük. * bir hizmette çok kullanı lan kiş ice. lokanta. aş yermek * Bkz. kötü. aş çı . aş ermek. aş ağ ı almak * devirmek. * Para ile yemek yenilen yer. niteliğ i alçalmak. yerleş im bölgesi. çok arzulamak veya nefret etmek. aş ağ ı görmek * küçük görmek. * Eğ imli bir yerin daha alçak olan yeri. * hamilelikte bazı yiyeceklere kar ş ı aş ı rı düş künlük göstermek. verilecek yemekleri hazı rlamak için geçici olarak mutfak gibi kullanı lan * Tekkelerde yemek piş irilen yer. * Bayağ ı . aş ağ ı düş mek * düzeyi. yı kmak. . denk olan. tiksinmek. aş ağ ı * Bir ş eyin alt bölümü. * Yoksullara parası z yemek yedirilen veya da ğ ı tı lan yer. hor görmek. yer. adî. adî.

merhale. tenzil etmek. yukar ı tükürsem bı yı ğ ı m * iki karş ı t ve aynı derecede sakı ncal ı durum karş ı sı nda karar verme zorluğ unu anlatı r. aş ağ ı latmak * Aş ağ ı lamak iş ine uğ ratmak. aş ağ ı lı k * Aş ağ ı olma durumu. rütbe. aş ağ ı lı k duygusu * Kiş inin gerçeklere uyan veya uymayan sebeplerle. yeteneksiz ve güçsüz görme duygusu. aş ağ ı laş mak * Aş ağ ı lı k duruma dü ş mek. * Varı lmas ı istenen bir amaca doğ ru geçilmesi gerekli dönemlerden her biri. adilik.aş ağ ı tükürsem sakal ı m. aş ağ ı latma * Aş ağ ı latmak iş i. hafife almak. * Niteliğ i düş ük. aş ağ ı yukar ı (yürümek) * bir baş tan bir baş a (yürümek). aş ağ ı lama * Aş ağ ı lamak iş i. . aş ağ ı yukar ı * Tama yakı n. aş ağ ı sama * Aş ağ ı samak iş i. aş ağ ı laş ma * Aş ağ ı duruma dü ş me. * Küçültücü davranı ş larda bulunmak. adî. * Önem veya değ er bakı mı ndan gitgide yükselen bir s ı ra basamakları n her biri. alttan almak. yaklaş ı k olarak. a ş ağ ı sı yukarı sı birlikte. aş ağ ı lamak * Değ erinden düş ük göstermek. hafifsemek. aş ağ ı lanmak * Aş ağ ı duruma dü ş ürülmek. basamak. aş ağ ı dan almak * sert konuş an bir kimseye yumuş ak bir dil kullanmak. aş ağ ı lanma * Aş ağ ı lanmak durumu. mertebe. benliğ ini yetersiz ve küçük görmesi. aş ağ ı lı k kompleksi * Kendini olduğ undan yetersiz. hor görmek. aş ağ ı sı aş ama * Aş ağ ı taraftaki. aş ağ ı samak * Bir kimseyi veya bir ş eyi aş ağ ı lı k ve değ ersiz göstermek. mezellet. aş ağ ı lı yukarı lı * Aş ağ ı sı ve yukar ı sı olan. paye. evre. tezyif etmek.

* Mutfak. aş çı ba ş ı * Birkaç aş çı nı n birlikte çalı ş tı ğ ı yerde bulunanlar ı n ba ş ı . o hastalı ğ ı n mikrobuyla haz ı rlanm ı ş eriyik. * Otoritenin en geniş ölçüde en üst mertebede olarak değ iş ik önem sı raları arası nda katı ve kesin bir biçimde dağ ı ldı ğ ı toplumsal te ş kilâtlanı ş biçimi. aş ı boyası *İ çine karı ş an demir hidroksit miktar ı na göre pas sar ı sı . * Yemek piş irip satan kimse. ahçı . * Yemek piş irme zanaat ı veya bilgisi. aş amalı * Aş aması olan. * Aş evi. * Aş ı lı (kimse veya bitki). aş ar * Ondalı k. * Bir ağ ac ı n dalı veya gövdesi üzerine. * Yemek piş iren kimse.aş ama sı rası * Önem ve değ er bakı mı ndan gitgide yükselen basamaklar dizisi. aş ı boyalı * Aş ı boyası renginde boyanm ı ş . aş ı kâğ ı dı * Aş ı olanlara verilen resmî belge. * Onluklar. kiremit rengi. aynı familyanı n daha iyi bir türünden alı nan dal. * Bir lokanta veya evde yemek piş irmekle görevli kimse. aş ı * Organizmada belli birtakı m hastal ı klara karş ı bağ ı ş ı klı k sağ lamak için vücuda verilen. aş erat aş hane . * Yemek yenilen dükkân. aş ı olmak * aş ı yapı lmak. tomurcuk gibi parçalar ı kaynaş tı rma iş i veya böylece eklenen parça. aş çı ba ş ı lı k * Aş çı baş ı olma durumu. aş çı lı k * Aş çı olma durumu veya aş çı nı n görevi. * Tarı m ürünlerinden alı nan onda bir nisbetindeki vergiler. göz. aş arî aş çı aş çı baltası * Kemikli et kesmeye yarar küçük balta. * Bu eriyiğ in uygulanması . * Koyuca kı rmı zı . kı zı l veya koyu esmer renk almı ş gevrek kil. aş evi. hiyerarş i. lokanta. hiyerarş i. kademeli. aş çı baş ı nı n görevi. * Ondalı k.

âş ı ğ ı kesilmek * tutku hâline getirmek. vurgun. * çok seveni.aş ı taş ı * Taş durumundaki aş ı boyası . a ş ı rma. tutulmak. âş ı k * Bir kimseye veya bir ş eye karş ı aş ı rı sevgi ve bağ lı lı k duyan. * Seviş en bir çiftten kadı na oranla genellikle erkeğ e verilen ad. aş ı k * Baldı r kemiğ i ile eklemle ş erek bileğ in belli baş lı oynak merkezini olu ş turan. aş ı cı aş ı cı lı k * Aş ı cı nı n yaptı ğ ı iş . çevresinde olup bitenlerle de ilgilenmez. * Birbirleriyle seviş en erkek ve kadı ndan her biri. âş ı k olmak * sevmek. deyi ş lerini sazla söyleyen. o ş eyi elde etmedeki zorluklar ı hiçe saydı ğ ı nı anlatı r. kalender (kimse). ayak bileğ inde bulunan küçük kemiklerden biri. tutkun (kimse). aş ı ğ ı cuk oturmak * iş i çok olumlu bir biçim almak. sözlü ş iir geleneğ ine bağ lı halk ş airi. yarı ş mak. düş künü. aş ı vurmak * bağ ı ş ı klı k veya tedavi amacı yla vücuda a ş ı vermek. âş ı kane * Âş ı ğ a yaraş ı r biçimde (olan). aş ı k kemiğ i * Aş ı k. * Yapı çatı lar ı nda. . aş ı k atmak (veya aş ı k oynamak) * aş ı k kemiğ iyle oyun oynamak. âş ı ğ ı n gözü kördür * kendisini aş ka kaptı ran kimse. sevgilisinin kusurlar ı nı görmediğ i gibi. uzun mertek. arkadaş gibi bir seslenme. a ş ı yapmak. * Halk içinde yetiş en. * Aş ı yapan kimse. * Ahbap. âş ı ğ a Bağ dad sorulmaz * bir ş eye çok istekli olan kimsenin. aş ı k atmak * yarı ş etmek. * Dalgı n. âş ı klı k âş ı klı sı âş ı kta ş * Âş ı k olanı n durumu.

aş ı lama * Aş ı lamak iş i. * Elde edilmesi istenilen herhangi bir ağ ac ı n bir parçası nı anaç üzerine kayna ş tı rarak üretmek. * Yeni aş ı lanmı ş ağ aç. aş ı latma aş ı latmak aş ı lı * Herhangi bir hastalı ğ a kar ş ı aş ı lanmı ş olan (kimse). * Bitkilerin aş ı yoluyla üretilmesi. aş ı lanmak * Aş ı lamak iş ine konu olmak. * Aş ı lanmı ş (ağ aç). aş ı ndı rmak * Aş ı nmak iş ine uğ ratmak. * Erkek hayvanı n diş isiyle çiftle ş mesi. * Aş ı latmak i ş i. aş ı lma * Aş ı lmak durumu. muaş aka. telkin etmek. aş ı yapmak. * Erozyon. * Soğ uğ a sı cak. sı cağ a soğ uk su katmak. aş ı lmak aş ı m * Aş mak iş ine konu olmak. aş ı ndı rma * Aş ı ndı rmak iş i. aş ı lanma * Aş ı lanmak iş i. * Kendisine aş ı yapı lmı ş (bitki).âş ı kta ş lı k * Karş ı lı klı seviş me. âş ı kta ş lı k etmek * karş ı lı klı seviş mek. * Aş ı lamak iş ini yapt ı rmak. * Bu yolla elde edilmiş . aş ı nı m * Aş ı nmak iş i. * (bir yere) Pek çok gidip gelmek. sı cağ a soğ uk su katma. aş ı lamak * Organizmada bağ ı ş ı klı k yaratmak veya yerle ş miş bir hastal ı ğ a karş ı koyabilmek için hazı rlanm ı ş bir a ş ı yı vücuda vermek. aş ı nma . * Birtakı m düş ünce veya duygular ı baş kası na benimsetmek. * Dokunduğ u cisimleri eriterek aş ı nması na yol açmak. etkilemek. * Aş ı nmak iş i. * Baş kas ı na hastalı k geçirmek. ilkah. * Soğ uğ a sı cak.

* Aş ı nmı ş yer. aş ı nmak * Birbirine sürtünerek incelmek. aş ı ntı aş ı r aş ı ramento * Çalma. * Çı kı ntı lar ı silinmek. taş kı n. itikal. aş ı rı * Alı ş ı lan veya dayanı labilen dereceden çok daha fazla. ötesinde. * Bir ş eyin gere ğ inden çok olanı . * Bir dinî tören sı rası nda veya cemaatle namaz kı lı ndı ktan sonra Kur'an'dan okunan on ayetlik bölüm.* Yer kabuğ unu oluş turan kayaçları n. * Gereğ inden fazla. çok. usandı rmak. aş ı rı doyma * Belli sı caklı ktaki bir sı vı içinde. düzleş mek. * Beklenenin üstünde aş ı rı davranma eğ ilimi. aş ı rı uç aş ı rı cı lı k aş ı rı lı k aş ı rı lma * Aş ı rı lmak iş i. aş ı rı erime * Erime noktası ndan daha aş ağ ı bir ı sı derecesine düş mesine rağ men birtakı mş artlar altı nda bir s ı vı nı n kat ı la ş maması durumu. yerinden kopar ı lmaları veya eritilmeleri. müfrit. * On sayı sı . önem veren. * Ötede. aş ı rma. erozyon. * Eskimek. baş ta akarsular olmak üzere türlü dı ş etmenlerle yı pratı lı p. yı pranmak. eriyebildiğ i kadar eriyen bir maddenin. * Bir ş eye gere ğ inden çok fazla bağ lanan. aş ı rı taş ı rı * Çok aş ı rı . aş ı rı duyu * Herhangi bir duyu organı yla ve özellikle dokunma duyusuyla sağ lanan her tür uyarana kar ş ı ola ğ an d ı ş ı bir duyarlı k gösterme durumu. aş ı rı lmak * Politika alanı nda sağ veya sol görüş lerin en ate ş li ve y ı kı cı kanadı . * Aş ı rı olma durumu. aş ı rı besi * Olağ anüstü nicelikte yemek yeme veya yedirme. fazla miktarda. aş ı rı gitmek * ölçüyü kaçı rmak. . aş ı rı bellem * Belleme yetisinin olağ anüstü bir durumda geliş miş olması . sı caklı ğ ı n dü ş mesine karş ı n bir s ı nı ra kadar erimi ş olarak kalması durumu.

ortaya çı kmak. * Çalı p götürmek. dost. aş ikâre aş ina * Açı kça. aş ı rmasyon * Çalma. * Tehlike içinde bulunan bir ş eyi acele kaç ı rmak. * Aş ı rtmak i ş i. aş ikâr olmak * belli olmak. * Aş ı rmak. meydanda olan. * Kendisine aş ı yapı lmamı ş (bitki). * Küçük kazan. * Baş kas ı nı n eserinden parçalar al ı p kendininmiş gibi göstermek. arkadaş . * Bildik. belli. * Herhangi bir hastalı ğ a kar ş ı aş ı lanmamı ş olan (kimse). apaçı k. aş ı rma * Aş ı rmak i ş i. bakraç. aş ı sı z aş ı t aş ikâr aş ikâr etmek * açı klamak. * Aş ı rmak i ş ini yapt ı rmak. aş ı rma kay ı ş * Bir çarkı döndürmek için kasnaktan kasnağ a geçirilen kuş ak biçimindeki kayı ş çember. * Aş ı lacak yer. belli ederek. * Yapı çatı lar ı nda uzun mertek. mı sralar al ı p kendininmiş gibi gösterme veya baş kaları nı n konuları nı benimseyip de ğ iş ik biçimde anlatma. tanı dı k. kuytu yer. a ş ı k. * Açı k. * Siper. aş ı rı ntı * Aş ı rı lmı ş olan (ş ey). aş ı rmac ı lı k * Baş kas ı na ait olan bir ş eyi izinsiz alma.* Aş ı rmak i ş ine konu olmak. belli etmek. aş ı rma. kova. saklamadan. * Bir yazarı n ba ş ka bir yazar ı n eserinden konu veya biçim alması . . belirginle ş mek. * Dağ geçidi. * Baş kalar ı nı n yazı ları ndan bölümler. aş ı rmak * Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden öte yanı na geçirmek. * Aş ı rı lmı ş . intihal. aş ı rt ı aş ı rtma aş ı rtmak * Aş ı rma iş i.

coş kunluk göstermek. * Sı rası gelince kullan ı lmak için saklanan yemeklik ş eyler. aş lama aş lamak * Bkz. aş k olsun * "Aferin" sözünden daha güçlü olarak bir davranı ş ı n.* Bilinen. tanı dı k olan. oturulan yer. * Çok. tanı dı ğ ı nı belli etmek. tanı ma. bir tutumun çok beğ enildi ğ ini bildirir. * Benzerlerinden üstün. Aş ı lamak. coş mak. * Kuş yuvası . tanı ş ı klı k. aş k aş k etmek * hı zla vurmak. aş ka gelmek * bir ş eyi yapmak için büyük bir istek duymak. mesken. aş k yapmak * cinsel iliş kide bulunmak. sitem bildirir. aş k olmayı nca meş k olmaz * güçlü bir istek olmayı nca hiçbir ş ey elde edilemez. aş ma . ötesine geçmiş . aş kı ncı lı k * Birey ve evrenseli birleş tirmeye çal ı ş an ahlâkî nitelikli Amerikan felsefesi. * Derviş ler aras ı nda selâm sözü olarak kullanı lı r. * Beğ enilmeyecek bir davranı ş . sevi. * Dövüldükten sonra savrularak temizlenen ve kurutulan buğ day. Aş ı lama. aş inal ı k * Birbirini bilme. aş iret aş iyan * Oymak. aş ka düş mek * âş ı k olmak. * Ev. fazla. aş lı k * Aş yapmak için hazı rlanan ve saklanan ş eyler. zahire. * Aş ı rı sevgi ve ba ğ lı lı k duygusu. seviş mek. * Aş mak iş i. aş kı n * Belli bir süreyi aş mı ş . aş inal ı k göstermek * ilgilenmek. bir tutum karş ı sı nda kı nama. * Tanı ş ı klı ğ ı gösterir davran ı ş . aş mak * Bkz.

baş lar ı nda bulunan kiş inin etkisi altı nda kalarak. kuru yemiş leri ş ekerle kaynatarak yapı lan bir tür tatlı . At at * Astatin'in kı saltması . * Görünmeden kaçmak. atlar anası . aş na fiş ne * Gizli dost. aş oz * Ahş ap gemilerin omurgaları nı n uzunluğ unca ve iki yan ı nda borda kaplamaları nı n en dar yüzünü yerle ş tirmek için açı lan keskin. * Satrançta. onun tutumuna göre davrandı klar ı nı anlatı r. binme. nohut gibi taneleri. at ba ş ı (beraber) gitmek * eş it durumda olmak. k ı lı ç kuş ananı n * her ş ey. kokot. her yönde siyahtan beyaza ve beyazdan siyaha bir hane atlayarak L biçiminde hareket eden taş . aş ure ayı * Muharrem ayı . bitmek. aş ure günü * Aş urenin piş irildi ğ i Muharrem ay ı nı n onuncu günü. sona ermek. açı k saç ı k kadı n. at binenin (veya iş bilenin). gelir-at vb. * Atgillerden. aş tı rma aş tı rmak aş ure * Buğ day. *İ simden isim türeten ek (Arapça çokluk eki): gidiş -at.* Yüksek. * (süre) Geçmek. . uzak veya geçilmesi güç bir yerin öte yanı na geçmek. aş urelik * Aş ure yapmada kullanı lan. sivri köş eli yuva. * Gizli dostluk. aş üfte aş üftelik -at at anas ı * Bkz. * Aş ure dağ ı tmaya yarayan süslü kap. onu gereğ i gibi kullanmas ı nı bilene yakı ş ı r. * (erkek hayvan) Diş isiyle çiftle ş mek. yük çekme veya taş ı ma gibi hizmetlerde kullanı lan memeli hayvan. * Aş üfte olma durumu. * Aş tı rmak i ş i. * Aş mak iş ini yaptı rmak. at binicisine göre kiş ner * insanları n. * Oynak. aş na * Aş ina.

at oynatmak * atla hüner göstermek. at meydanı * at koş ular ı nı n yapı ldı ğ ı meydan. at sine ğ i * Atı n tüyünün rengi. çiçekleri kokulu bir ağ aç (Aesculus hippocastanum). örneğ i at kestanesi olan bir bitki familyası . at olur. at üstünde hünerlerini gösteren kimse. at pazar ı nda eş ek osurtmuyoruz! * söyleneni dinlemeyene söylenen bir uyarma sözü. at izi it izine kar ı ş mak * iyiyi kötüden ayı ramayacak kadar bir karı ş ı klı k ortaya ç ı kmak. at kestanesi * At kestanesigillerden. madalya. sabit fikirlilik. alabildiğ ine rahat hareket edilebilecek yer ve ortam yaratmak. * Çevresinde olup bitenleri iyi algı layamama. değ erlendirememe.at cambazı * At alı p satan kimse. * yarı ş mak. at olmaz (bulunmaz) * gerekli ş artlar her zaman bir arada bulunmaz. elmas. 15 ile 30 m yükseklikte. at donu at gibi * vücudu iri yarı olan (kad ı n). * Sirklerde veya eğ lence yerlerinde. at kestanesigiller *İ ki çeneklilerden. * bildiğ i ve istediğ i gibi davranmak. at ko ş turacak kadar * pek geniş . göz hizas ı nda bulunan korumal ı k. at ko ş turmak * çok geniş . at çalı ndı ktan sonra ahı rı n kapı sı nı kapamak * iş iş ten geçtikten sonra önlem almaya kalkı ş mak. veya bulmak. meydan olur (bulunur). at gözlü ğ ü * Atları n koş um takı mı nda. at meydanı * At veya at arabaları koş ular ı nı n yapı ldı ğ ı yer. * Bu ağ acı n kestaneye benzeyen yemiş i. meydan olmaz (bulunmaz). plâka gibi gö ğ se takı lan ş eyler için) pek büyük. geniş yapraklı . at nalı kadar * (niş an. . at çevirmek * geri döndürmek. at h ı rsı zı gibi * kı lı k kı yafeti ve tutumu güven vermeyen (adam).

atak * Düş üncesizce her iş e atı lan. iş lemezlik. atabey. * Dedelerden ve büyük babalardan her biri. ataerki ataerkil * Ataerki temeline dayanan. atadan babadan görmek * gelenek hâlinde eskiden beri bilmek. * Saldı rı . atal ı k atama . iş siz kalma. * Eski Türk devletlerinde. * Eskiden Rus Kazakları n ba ş buğ una verilen unvan. ata et. *İ ş sizlik. tayin etmek. yapmak. davranı ş . hamle. atamak ataman * Birini bir göreve getirmek. uzunluğ u 8 mm kadar olan. patriarkal. pederş ahî. kanatları büyük ve küt. at var. cür'et. eklem bacaklı bir sinek türü (Hippobosca equina). yalancı . tayin. * Ataya yakı ş ı r davranı ş . ama kullanma imkânı yok. babalı k. atac ı lı k * Uzaklarda bulunan ve birçok kuş aktan beri görünmeyen birtakı m özelliklerin yeni bir kuş akta birden ortaya ç ı kması . * Soyda temel olarak babayı alan ve ailede çocuklar ı baba soyuna mal eden topluluk düzeni.* Çift kanatlı lardan. ata * Baba. hücum. ite ot vermek * bir iş i ters yapmak. cür'etkâr. * Atı lı m. * Tembellik. özellikle Selçuklularda ş ehzadelerin e ğ itimi veya ba ğ ı msı z olarak bir eyaletin yönetimi ile görevli vezir. * Geveze. atavizm. uygulamak. sı ğ ı r ve domuzları n bacak ve kuyruk aralar ı nda yaş ayan. ataklı k atalet * Atak olanı n durumu veya atakça i ş . atabek atabey * Bkz. saldı rı ş . ataya çekme. * Atamak iş i. atak atak yapmak * akı n yapmak. atı lı m yapmak. pederş ahîlik. at. akı n. meydan yok * yapacak güç var.

atavizm atbal ı ğ ı atçı atçı lı k * Soy at yetiş tiriciliğ inde yapı lan at koş uları . ş iryan. atanma yapmak * tayin etmek. acı ya olduğ u kadar kı vanca kar ş ı da ilgisizlik. akla. * Ataş enin görev yaptı ğ ı yer. * Bu ilkeye bağ lı lı k. Atatürkçü * Atatürkçülük yanlı sı olan (kimse). * Spermayı idrar yoluna salan iki kanal. birbiri ile uyumlu amaçlar. elçilik uzman ı . Kemalist. çağ daş olmayı amaçlayan. Atatürkçülük * Atatürk'ün düş ünce ve uygulamaları ndan kaynaklanan. tayin edilme. atardamar * Kalbin sağ karı nc ı ğ ı ndan akciğ erlere. darbı mesel: Ayağ ı nı yorganı na göre uzat. ataraksiya * Hiçbir heyecan veya zihin etkisiyle uyarı lmayan ruh dinginli ğ i. ataş elik * Ataş e olma durumu veya makamı . millî egemenli ğ i. Türk Devleti'nin bağ ı msı zlı k ve bütünlü ğ ünü. atavik * Atacı lı kla ilgili. * Soy at yetiş tiricisi. bilime ve gerçeğ e dayanan. ate * Atacı lı k. Atsan at ı lmaz. sol karı ncı ğ ı ndan vücudun di ğ er bölümlerine kan taş ı yan damar. * Su aygı rı . atari atarkanal atasözü * Bilgisayarlarda basit programlarla düzenlenmiş bir oyun türü. geleceğ e yönelik. . evrensel ağ ı rl ı klı . tayin edilmek. * Tutacak. satsan satı lmaz vb. * Uzun deneme ve gözlemlere dayanı larak söylenmiş ve halka mal olmu ş söz. ataş ataş e * Bir elçiliğ e bağ lı uzman. uygulamalar ve ilkeler bütünü. kiş i özgürlüğ ünü. at sergileri gibi çalı ş malar.atanma * Bir göreve getirilme. atanmak * Bir göreve getirilmek.

tutuş mak. * (ateş li silâh) patlamak. * Büyük üzüntü. atelye aterina ateş * Bkz. * Gümüş balı ğ ı .* Ateist. ateş açmak * ate ş li silâhla mermi atmaya ba ş lamak. ateş balı ğ ı * Sardalye. ateş böcekleri * Kı n kanatl ı lardan. co ş mak. önüne geçilemez. ateş almak * yanmak. ateh * Bunama. heyecanlanmak. * telâş lanmak. * Tehlike. tehlikeli bir durum almak. * Coş kunluk. * Öfke. ateh getirmek * bunamak. * Kı rmı zı . hı rs. * Vücut ı sı sı . acele davranmak. felâket. ateş basmak * kı zarmak. s ı kı lı p baş ı na kan yürümek. bunaklı k. * Tanrı tanı maz. od. * Isı tma veya piş irme için kullanı lan yer veya araç. * Tutuş muş olan cisim. hı nç. öfkelenmek. * Yanı cı cisimlerin tutu ş mas ı yla beliren ı sı ve ı ş ı k. acele etmek. acı . atölye. karanlı kta ı ş ı ldama özelliğ i olan böcek (Lampyris noctiluca). ihtiyarlı k yüzünden alı k duruma gelme. ateş almaya mı geldin? * uğ radı ğ ı yerden hemen gitmeye kalkan kimseye sitem olarak söylenir. örneğ i ateş böceğ i olan böcekler takı mı . alev renginde olan. * Patlayı cı silâhları n at ı lması . ateist ateizm * Tanrı tanı mazlı k. ateş çı kmak . ateş böceğ i * Kı n kanatl ı lardan. ateş bacayı (veya saça ğ ı ) sarmak * bir olay. atefleksiyon * Döl yatağ ı nı n biçiminin bozulmas ı .

hareketli. * Yangı n söndürmede kullanı lan tulumbayı taş ı mak için kullanı lan büyük ve geniş kayı k. ateş püskürmek. ateş gibi * çok sı cak. çalı ş kan ve becerikli. ateş kesilmek * çok kı zgı n davranı ş larda bulunmak. bu ateş in üstünden atlamak ve çevresinde oynamak yolu ile kutlanan bir önceki gecesi. ateş gemisi * Eski çağ larda düş man gemilerini yakmak için özel bir biçimde yapı lmı ş . ateş kesmek * ateş li silâhlarla yap ı lan atı ş a son vermek. ateş saçmak . ateş parçası * Ateş in bir bölümü. meydanlarda ateş yakmak. becerikli. ateş düş tüğ ü yeri yakar * bir acı yı onu çekenden baş kası tam anlayamaz veya aynı ölçüde üzülemez. ateş gecesi * Hristiyanlarda 24 Hazirana rastlayan Yahya yortusunun. ateş püskürmek *ş iddetli. * Çok yaramaz (çocuk). * kı pk ı rmı zı . ateş etmek * ateş li silâhlarla mermi atmak. ateş gibi yanmak * ateş i yükselmek. çalı ş kan. * çok öfkeli olmak. ateş olmayan yerden duman çı kmaz * küçük de olsa birtakı m belirtilerin önemli olaylara i ş aret olduğ unu anlatı r. ateş kayı ğ ı * Ateş bal ı ğ ı avlamak için kullanı lan ve içinde ate ş yakı lan kayı k. ateş pahası * Çok pahalı . öfkeli konu ş mak.* Bkz. * (sonradan) çok çalı ş kan. hareketli ve becerikli olmak. ateş hattı * Savaş ta en ilerideki birliklerin ellerindeki silâhlarla ateş açabilecekleri hat. yangı n çı kmak. * Çok canlı . ateş olsa cirmi kadar yer yakar * hasmı n pek önemsenmediğ ini anlat ı r. ateş kı rmı zı sı * Yanan ateş in rengi. içi yakı cı maddelerle dolu gemi. ateş kı rmı zı sı renginde çiçekler açan bir süs bitkisi (Salvia splendens). ateş çiçeğ i * Ballı babagillerden. * zeki.

ateş tuğ lası * Ocak. ateş e vursa duman vermez * pek cimri olanlar için söylenir. lokomotif gibi ateş le iş leyen yerlerde ocaklara kömür atı p ateş in sürekli yanmas ı nı sağ layan ateş çi kimse. * Fabrika. * Ateş le hüner gösteren oyuncu. coş mak. ateş ! ateş baz * ateş etmek için verilen komut. ateş e vurmak * bir yemeğ i piş mek üzere ocağ a koymak.* çok kı zmak. ateş e tutmak * az ı sı tmak. ateş yağ dı rmak * ateş li silâhlarla aralı ks ı z mermi atmak. ateş i baş ı na vurmak * çok öfkelenmek. ateş in * Ateş li. . ateş i düş mek * (hasta için) ateş i geçmek veya azalmak. ateş vermek * tutuş turmak. * Osmanlı larda ş enlikler için donanma fi ş eklerini hazı rlayan kimse. ateş e dayan ı klı tuğ la. çok öfkelenmek. vapur. soba gibi yerlerde kullanı lan. * bir yeri kasten yakmak. * üzerine ateş li silâhla mermi atmak. ateş çilik * Ateş çinin iş i. * bir ülkeyi savaş a sokarak veya kargaş a ve karı ş ı klı k yaratarak sı kı ntı ve yı kı ma uğ ratmak. * aş ı rı telâş a ve sı kı ntı ya düş ürmek. ateş e dayanı klı * aş ı rı ı sı dan zarar görmeyen. ateş e vermek * ateş içine sokmak. sinirlenmek. ateş i uyandı rmak * sönmek üzere olan ateş i canland ı rmak. coş kun. ateş e atmak * bile bile çok tehlikeli bir iş e giri ş mek. kundak sokmak. * çevresindekilere ağ ı r sözler söylemek. ateş i çı kmak (veya yükselmek) * (hasta için) vücut ı sı sı olağ andan çok artmak.

yanmayı azaltmak. * Cinsel istekleri güçlü olan. ş iddetlendirmek. ateş lendirme * Ateş lendirmek i ş i. kı ş kı rtmak. ateş le barut bir yerde durmaz * biri kı z. ateş le oynamak * pek tehlikeli bir iş le uğ ra ş mak. ateş ler içinde * (hasta) çok ateş li bir durumda. * Vücut ı sı sı artmak.ateş ine (veya nârı na) yanmak * bir kimse yüzünden zarara uğ ramak. ateş letmek * Ateş lemek iş ini yapt ı rmak. ateş leyici * Ateş leme niteliğ i olan. * Coş kun. ateş ini almak * yüksek vücut ı sı sı nı düş ürmek. ateş letme * Ateş letmek iş i. ateş lenme * Ateş lenmek iş i. kı zı ş mak. ateş lendirmek * Coş turmak. ateş lenmek * Ateş lemek iş ine konu olmak. * derece ile ateş i ölçmek. ateş li * Ateş i olan. bı rakı ş ma. . * Top. * Coş mak. * acı yı . ş iddetlenmek. ateş lemek * Tutuş turmak. ateş leme * Ateş lemek iş i. tüfek gibi patlayı cı maddeleri patlatmak. yakmak. * Patlayı cı maddeleri ate ş lemekte kullanı lan cihaz. * Kı ş kı rtmak. ateş kes * Savaş an iki kuvvetin karş ı lı klı olarak savaş ı durdurması . coş turucu. biri erkek iki gencin bir yerde yalnı z baş ları na kalmaları nı n sakı ncalı olduğ unu anlatmak için söylenir. ateş li ateş li * Yoğ un ve heyecanlı bir biçimde. heveslendirmek. hararetli hararetli. mütareke. coş kulu.

attı ğ ı nı vuran kimse. at ı lan. çevirmek. atı cı lı k atı f atı fet atı k atı k atı k kâğ ı t * Kâğ ı t. atı l . * Bazı ateş li silâhlar kullanarak yap ı lan spor. iş leme sürecinden veya kullanı mdan sonra arta kalan ve kâğ ı t veya karton üretiminde ve kâğ ı t hamuru yapı mı nda tekrar kullanı lan kâğ ı t veya karton parçaları . * Atı lmı ş . tek parmaklı memeliler familyası . ihsan. * Yöneltmek. s ı kı ntı lı durum. dayanı lmaz. * Mal ederek. ba ğ ı ş . isnat. *İ yilik. * Ateş yakı lan veya konulan yer. atfetmek * Bir iş i veya bir sözü bir kimseye mal etmek. inayet. * Atı cı olma durumu. eş ekleri ve zebraları içine alan. kayra. iş yerlerinde kullanı mdan dolayı kirlenen ve bina dı ş ı na sevkedilen pis su. * Süt veya yoğ urt çalkamaya yarar küçük yayı k. tüfek gibi silâh. ateş perest * Ateş e tapan. atı k su * Evlerde. üzüntü veren. ası lsı zş eyler uydurup söyleyen. * Atları . atı cı *İ yi niş an alan. ateş ten gömlek * acı . *İ li ş kili bulma. * Yalancı lı k. uydurmacı lı k. * Karş ı lı k beklemeden gösterilen sevgi.ateş li silâh * Patlayı cı madde aracı ile mermi atan top. isnat etmek. atgiller atı alan Üsküdar' ı geçti * fı rsatı n kaç ı rı lı p artı k yap ı lacak bir ş ey kalmadı ğ ı nı anlat ı r. yüklemek. ateş lik ateş lilik * Ateş li olma durumu. * Yalancı . * Yöneltme. yükleyerek. lütuf. atfen atfetme * Atfetmek iş i. çevirme.

* Patlamak. * Bir iş e giriş mek. atı lı mcı atı m atı n ölümü arpadan olsun * çok sevilen bir ş ey yapı lı rken veya sevilen bir yiyecek yenilirken sonuç kötü de olsa katlanı lacağ ı nı anlatı r. yünü yay veya tokmak gibi bir araçla kabartma. hamleci. * Silâhı doldurmaya yetecek veya en az bir atı m yapabilecek barut miktarı . at ı lı m yapan. ba ş lamak. atı nı sa ğ lam kazı ğ a ba ğ lamak * eş eğ ini sağ lam kaz ı ğ a bağ lamak. atı ş * Atmak iş i veya biçimi. * Saldı rmak. atı p (veya atmak) tutmak * bir kimse veya bir ş ey için kötü konuş mak. * abartmalı konuş mak. süreduran. * Atı lan bir ş eyin gidebildiğ i uzaklı k. iş e yaramaz. çarp ı ş .* Tembel. * Hı zla ilerleme. atı lgan * Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan. ditme iş ini yapan kimse. atı lma. hallaçl ı k. nabı z için) Vuruş . * Etkisiz. * (kalp. . * Bkz. hamle. yazacak söz veya bilgi. hücum. atı mcı * Pamuğ u. * Atmak iş i. savlet. * Atmak iş ine konu olmak. atı mcı lı k atı mlı k * At ı mcı nı n iş i. birden bir davranı ş ta bulunmak. * Sayı kazanmak amacı yla yapı lan atı lı ş . * Bir silâhı n mermisini amaca ulaş tı rmak için gereken iş ve bilgi. hücum etmek. atı lı ş atı lma atı lmak * Atı lmak i ş i veya biçimi. atı lganlı k * Atı lgan olma durumu. hamle. * Atı lmak i ş i. hallaç. * Konuş acak. * Durumunu geliş tirme gücü gösteren. * Herhangi bir konuda ilerleme çabası . *İ ş siz. atı lı m *İ leri at ı lma. * Giriş ken. atı lma iş i. * Bir ş eye do ğ ru birden gitmek. aylak.

atı ş tı rmal ı k * Atı ş tı rmaya yarayan.atı ş yeri atı ş ma * Silâh atma alı ş tı rmaları yapı lan yer. atı ş tı rmak * Acele olarak yemek veya içmek. atkuyruğ u . poligon. atik atik atik tetik atiklik * Çabukluk. atk ı lı * Atkı sı olan. * (yağ mur veya kar) Serpiş tirmek. * Saz ş airleri. argaç. * Dokumacı lı kta mekikle enine atı lan iplik kumaş ı n en ipli ğ i. taş veya beton destek. * Saz ş airlerinin deyiş le tartı ş maları . * Dokuma tezgâhları nda mekikle enine at ı lan iplik. atk ı * Soğ uğ a kar ş ı omuzlara. yandan iliklenen ince uzun parça. * Atı ş mak iş i. çevik. ati * Gelecek. * Ağ ı z kavgası etmek. * Çabuk hareket edebilen. üst eş ik. * Atkı lamak iş i. atı ş mak atı ş tı rma atı ş tı rma yeri * Ayaküstü yemek yenilen yer. * Kendisine dargı n olan bir kimseye barı ş ı km ı ş gibi söz söylemek. * Kapı ve pencerelerin yapı mı nda üst tarafa konan ağ aç. * Atı ş tı rmak i ş i. çeviklik. ba ş a. eski zamanla ilgili. * Eski. s ı rta veya boyna alı nan örtü. atk ı iplik atk ı lama atk ı lamak * Dokuma tezgâhları nda mekikle atkı atmak. belli bir ayak üzerine birbirlerini küçük düş ürmek amacı yla karş ı lı klı deyiş söylemek. * Büyük yaba. * Çabuk davranan. çevik. * Bazı kadı n ayakkabı lar ı nda ve çocuk patiklerinde ayağ ı n üstünden geçen. argaçlamak.

aldanmak. ara bozanl ı k etmek. kök sapı ömürlü olan. * Genç kı zları n saçlar ı nı baş lar ı nı n arkası na toplayarak uç bölümünü kaldı rı p serbest bı raktı klar ı saç biçimi. atland ı rmak * Ata bindirmek veya binecek at vermek. atlad ı geçti Genç Osman! * bir iş in bittiğ ini veya tehlikenin atlatı ld ı ğ ı nı anlatı r. atkuyruğ ugiller * Eğ relti otugillerden. atlangı ç * Suyu geçerken üzerine bası p atlamak için konulan büyük taş . yazı yazma. daha çok nemli yerlerde yetiş en ve ilâç olarak kullanı lan bir bitki (Equisetum arvense). atlama taş ı . . atlambaç atland ı rma * Atlandı rmak iş i. sayı sayma gibi iş lerde bazı bölümleri bı rakı p geçmek. * Binmek. * Bu biçimde en uzağ a atlamak veya en yükseğ i aş mak amacı yla yarı ş ı lan atletizm dalı .70'e ayarlanabilen ve atlamalar için kullan ı lan beden eğ itimi aracı . * Çı kmak. * Sı nı fı okumadan geçmek. atlama tahtası * Daha iyi bir duruma geçmek için araç olarak kullanı lan yer veya kimse. * Yanı lmak.* Atkuyruğ ugillerden. atlama ta ş ı * Suyu geçerken üzerine bası p atlamak için konulan büyük taş . * (bası nda) Haberi zamanı nda verememek veya diğ er gazetelerden ö ğ renmek. * Çocukları n atlama oyunu. atlama * Atlamak iş i. örneğ i atkuyruğ u olan bir bitki familyası . atlama ta ş ı yapmak * daha iyi bir yere geçmek için bir durumu veya bir kimseyi araç olarak kullanmak. atlang ı ç. * Okuma. atla arpay ı dövüş türmek (veya dalaş tı rmak) * fesat karı ş tı rmak. atlanma * Atlanmak iş i. * Yüksek bir yerden alçak bir yere. atlama beygiri * Yüksekliğ i 1. ayaküstü gelecek biçimde kendini b ı rakmak. inmek. atlan ı lma * Atlanı lmak iş i. * Belirli bir yerden gerilip hı z alarak yapı lan sı çrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma veya belli bir yükseklikten a ş ı rma. atlamak * Bir engeli sı çrayarak veya fı rlayarak a ş mak. atlan ı lmak * Atlanmak.

atlet gibi. atlat ı lmak * Atlatmak iş i yapı lmak veya bu iş e konu olmak. atlaya z ı playa * atlayarak. atlar nallanı rken kurbağ alar ayak uzatmaz * küçükler büyüklerin yanı nda hadlerini bilmelidir. atlatma * Atlatmak iş i. . atletik * Atletleri ilgilendiren. atlas çiçe ğ i * Uzun ve sarkı k yapraklı . * istekle. * Kötü bir durumu geçiş tirmek. * Savsaklamak. atlas kemi ğ i * Boyun omurları nı n üstten birincisi. sı k dokunmuş bir tür ipekli kuma ş . atlet * Atletizmle uğ raş an kimse. isteyerek. tarih gibi konularda toplu bilgi vermek için bir araya getirilmiş co ğ rafya haritaları derlemesi. atlar anası *İ ri yarı . * Bir konuyu açı klamak için hazı rlanmı ş resim veya levhalardan oluş mu ş kitap. * Vücudu geliş miş . atlas çiçe ğ igiller * Kaktüsgiller. * Aldatmak. * (bası nda) Baş ka ilgililerden önce bir haberin yayı mlanmas ı nı sağ lamak. arada eş ekler ezilir * büyüklerin çatı ş ması ndan küçükler zarar görür. * Yüzü parlak. atlas atlas * Dünyanı n. atlet fanilâs ı * Kolsuz erkek fanilâsı . * Atlamak iş i yapı lmak. bir ülkenin. bir bölgenin fiziksel ve siyasî coğ rafyas ı ile ekonomi. biçimli. atlat ı lma * Atlatı lmak iş i. atlar tepi ş ir. erkeksi kadı n.atlanmak atlanmak * Ata binmek veya at edinmek. parlak kı rmı zı çiçekler açan kaktüs. * Savmak. atlatmak * Atlamak iş ini yapt ı rmak.

atl ı spor * At üzerinde yapı lan bütün sporları n genel adı . * Değ erini eksiltmek. atma Recep. * Çatlamak. * Sapan. * Çı karmak. kestirerek söylemek. din kardeş iyiz * söylediklerin hep yalan (veya abartma). ok gibi ş eyleri) Hedefe iletmek. * (kalp. * Kovmak. atl ı karı nca *İ ri bir karı nca türü (Ponera grandis). bir kenara koymak. farkı ndayı z. dı ş ar ı ya vermek. * (top. atmak . göndermek. * Yazı lı veya banda alı nmı ş bir metinden baz ı bölümleri çı karmak. süvari. uçaklar vb. * Uzatmak. ilgisini kesmek. * Bilmeden. * Örtmek. tek baş ı na yapı lan vücut çalı ş malar ı . tüfek gibi silâhlar için) Patlatmak. atmaca * Kartalgillerden. * (sille.den oluş an bir eğ lence aracı . çarpmak. *İ çki içmek. tokat. atl ı karı nca * Yere dikilmiş bir eksen çerçevesinde döndürülen ask ı lara takı lı oyuncak atlar. * Yay ve tokmakla ditmek. * (kurş un. ağ ı rl ı k kaldı rma ve atma gibi. * Patlayı cı maddelerle havaya uçurup yı kmak. * (yapı lmı ş kötü bir i ş i birine) Yüklemek. * Yerleş tirmek. kabartmak. atl ı kovalarcası na * gereksiz yere acele ederek. * Bir cismi bir yöne doğ ru fı rlatmak. * Koymak. atl ı * Atı olan. atma * Atmak iş i. * (sı kı ntı dolay ı sı yla) Giyilen bir ş eyi ç ı karmak. * Binek atı kullanan asker veya asker sı nı fı . atlama.atletizm * Beden gücünü. * Sözle sataş mak. gülle. * Yalan veya abartmalı söz söylemek. yetenekleri geliş tirmeye yarayan koş u. çevikliğ i. * Bir ş eyi yere doğ ru bı rakmak. * (bir kimseyi) Uzaklaş tı rmak. dı ş arı ya çı karmak. ilgisini kesip uzaklaş tı rmak. * Bir yerden baş ka bir yere taş ı mak. * Ata binmiş kimse. * Kullanı lması gelenek hâline gelmiş bir ş eyi kullanmaktan vazgeçmek. yı rtı lmak veya yapı ş ı k olduğ u yerden ayrı lmak. kı lı ç) Vurmak. nabı z gibi kan dolaş ı mı ile ilgili organlar için) Vurmak. * (zaman bildiren tümleçlerle) Geri bı rakmak. *İ stenilmeyen bir ş eyi kendi malı olmaktan çı karmak. ava alı ş tı rı labilen küçük bir yı rtı cı kuş (Accipiter nisus).

atom ağ ı rl ı ğ ı * Herhangi bir atomun 16 sayı sı ile gösterilen oksijen atomuna göre ağ ı rlı ğ ı . çevresinde elektronlar dolaş an. halka biçiminde adacı k. cevvî. * Haykı rmak. atmasyoncu * Uydurmacı . yollamak. atom numarası * Bir atom çekirdeğ inin içinde bulunan protonları n sayı sı . atmosfer bas ı ncı * Atmosferin yeryüzünde bulunan her cisim üzerine yaptı ğ ı bası nç. atol atom parçacı k. 150 C de deniz yüzeyinde. mercan ada. bozulamaz diye tasarlanan temel ögeleri. *İ çinde yaş anı lan ve etkisinde kal ı nan ortam. sperma. sahiplenmek. atom çekirdeğ i * Atomun çekim kuvvetinin etkisiyle. artı k bölünemez. er suyu. atm ı k atmosfer * Erkeklerin cinsel organı ndan salgı lanan madde. bir tek türü ise bir kimyasal ögeyi oluş turan * (eski Yunan filozofları na göre) Gerçeğ in son. * Etkisi kaybolmak. atom ça ğ ı * Atom enerjisinin insanlı ğ ı n hizmetine girdi ğ i çağ . atmosferik * Atmosferle ilgili. * Mercanları n bir araya toplanması ile olu ş muş . atmasyon * Uydurma. bı rakmak. gaz yuvarı . * Hava yuvarı . atom bombası * Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucu enerji olu ş mas ı temeline dayanan bomba. hava. * Bası nç birimi olarak kullanı lan. * Göndermek.* (renk için) Solmak. * Yeri veya herhangi bir gök cismini saran gaz tabakası . atom reaktörü * Nükleer parçalanma sonucu oluş an enerjiyi kontrol etmekte kullan ı lan düzen. * Götürmek. * Söylemek. meni. palavra. ba ğ ı rmak. atom enerjisi * Atom çekirdeklerinin parçalanması ndan veya hafif atomları n kaynaş ması ndan olu ş an büyük enerji. bel. proton ve nötronlardan olu ş an pozitif elektron yüklü merkez bölümü. palavrac ı (kimse). atmasyonculuk * Atmasyoncu olma durumu. alı ş mak. * Birkaç türü birleş ince çe ş itli kimyasal birleş ikleri (molekülleri). 76 cm uzunlu ğ unda ve tabanı l cm 2 olan cı va sütununun ağ ı rl ı ğ ı (l kg 33 gr). .

atomik atonal atölye * Zanaatçı ları n veya resim. ton ve makam temeline ba ğ lı kalmadan oluş turulan (beste). attı rmak Au aut geçmesi. bölünmez parçaları n kümelenmesinden olu ş tuğ unu ileri süren öğ reti. . iş lik. atomal * Atomlarla ilgili olan. atropin * Güzelavrat otundan çı kar ı lı p hekimlikte kullanı lan zehirli bir ilâç. attan inip eş eğ e binmek * bulunduğ u önemli görevden daha aş ağ ı bir göreve alı nmak. atsan atı lmaz. * Yeni bir bestecilik çı ğ ı rı na göre. denizde. * Atomla ilgili olan. * Top oyunları nda topun kar ş ı takı m oyuncular ı nı n vuru ş uyla oyun alan ı nı n veya kale çizgisinin arkası na * Karada. atraksiyon * Gazino gibi yerlerde yapı lan. ilgi çekici gösteri. attar * Bkz. attı ğ ı tı rnak kadar olamamak * bir kimsenin sözü edilenden daha değ ersiz olduğ unu anlatmak için kullanı lı r. atölye resmi * Bir iş in ayrı ntı ları nı gösteren ve atölyede yapı m sı rası nda kullanı lan 1/1 ölçüdeki teknik resim. satsan satı lmaz * iş e yaramad ı ğ ı veya sı kı ntı verdi ğ i hâlde vazgeçilemeyen ş eyler ve kimseler için söylenir. aktar. atomcu * Atomculuk yanlı sı (kimse). attı rma * Attı rmak i ş i. heykel sanatları yla uğ raş anları n çalı ş tı ğ ı yer. atomculuk * Evrenin. * Bir hayvanı n bir baş ka hayvanı yemek için yakalamas ı . * Altı n'ı n kı saltmas ı . av * Atmak iş ini yaptı rmak. gölde veya akarsularda evcil olmayan hayvanları vurma veya yakalama iş i. * Atomla ilgili. mü ş terileri oyalay ı cı .atom santrali * Atomdan yararlanarak enerji elde eden fabrika. atom sayı sı * Bir atom çekirde ğ inin içerisinde bulunan protonlar ı n say ı sı . eğ lendirici.

av köpe ğ i * Tazı . * Tuzağ a dü ş ürülen. bön. * Halk. avanakça davranı ş . av avlanmı ş . av yasa ğ ı * Yı lı n av dönemi d ı ş ı nda kalan zamanda konulan yasak. artı k yapacak bir ş ey yok. avanak gibi davranmak. av mevsimi * Av dönemi. * Avanak gibi. bir aracı onarmak için kullanı lan alet tak ı mı . avanağ a uygun düş en biçimde. ödemeden sorumlu olanları n ödememesi hâlinde üçüncü bir kiş inin alacaklı lara senet bedelini ödeyeceğ ine iliş kin verdiğ i güvence. türe-v vb. ava ç ı kmak * avlanmak için gitmek.* Bu yollarla yakalanan hayvan. aval aval avam * Aptal bir biçimde. aptal aptal. aval * Ticarî senetlerde. avanak avanakça avanaklı k * Avanak olma durumu. öd-ev. aptal. tav tavlanm ı ş * olan olmuş . * Halkı n aş ağ ı tabakas ı . * Kolaylı kla kandı rı labilen veya aldatı labilen. avanaklı k etmek * aptallı k etmek. iş iş ten geçmi ş . . avadanl ı k * Bir iş i yapmak. zağ ar gibi ava yard ı mcı lı k etmeye al ı ş tı rı lmı ş köpek. avangart * Öncü. kopoy. kendisinden yararlanı lan kimse. av kuş u * Avlanı lan kuş . aval * Saflı ğ ı sersemlik derecesine varan (kimse). iş le-v. avadanc ı * Eski Osmanlı sarayı nda bir s ı nı f hademe. -av / -ev * Fiilden isim türeten ek: sı na-v. av dönemi * Av hayvanları nı n avlanması veya bu amaçla kullanı lan av araçları nı n kullanı lması nı n serbest oldu ğ u yı lı n belirli bölümü. gör-ev.

Avarca * Avarları n kullandı ğ ı dil. bedavacı .IX. avaraya almak * o bölümün çalı ş ması nı durdurmak. avantajsı z * Yarar sağ lamayan. . yararsı z. avantadan * bedavadan. * III. avara avara avara kasnak iş lemek (veya dönmek) * hiçbir iş e yaramadan boş una. avans vermek * öndelik vermek. avantüriyer * Serüvene atı lan. beleş çilik. beleş çi. avare . Avar * Kuzeydoğ u Kafkasya'da Dağ ı stan Federe Cumhuriyeti'nde yaş ayan halk. yararlı (durum veya ş ey).avans * Alacağ ı na sayı lmak üzere önceden yap ı lan ödeme. * Bir geminin ba ş ka bir gemiden veya kı yı dan açı lmas ı . kötü. peş inat. avanta * Bir kimsenin. avantajl ı * Yarar sağ layan. bedavac ı lı k. öndelik. *İ ş e yaramaz. yüzyı llar aras ı nda Orta Avrupa'da yaş amı ş halk. yüzy ı llar aras ı nda Moğ olistan'da VI. avantacı lı k * Çı karcı lı k. yarar. . macera.VI. emek vermeden sağ ladı ğ ı kazanç. maceracı . kâr. * Üzerinde döndüğ ü ve kendisini taş ı yan milden bağ ı ms ı z olarak çal ı ş an mekanizma. avantür * Serüven. avans almak * öndelik almak. avantacı * Çı karcı . beleş ten. avantaj * Üstünlük sağ layan ş ey. * Kı yı ya dayanı larak sandalı n açı lması için kürekçilere verilen komut. avans çekmek * öndelik çekmek.

avareleş mek * Aylaklı k etmek. * Baş ka hayvanları yakalamakta usta olan (hayvan). nara. . * Kazalar. avare dola ş mak * iş siz. yüzey biçimleri. sonralar ı ise sürekli olarak halktan toplanan vergi. * Bir deniz yolculuğ unda geminin veya yükünün gördüğ ü zarar. * Çeş itli sebeplerle dayanı klı lı ğ ı nı ve esnekli ğ ini kaybetmiş yapa ğ ı ve yün.*İ ş siz. baş ı boş . kokusuz. avarelik avar ı z *İ ş sizlik. * Engebeler. tümsekler. i ş siz güçsüz. engeller. parlak zehirli bir bitki (Adonis). avazı çı ktı ğ ı kadar * çok yüksek sesle. avcı lı k etmek * avlanma ile uğ raş mak. * Avcı lara özgü olan. belâlar. avarya avaz avaz avaz (bağ ı rmak) * var gücüyle bağ ı rmak. aylak dolaş mak. baş ı bo ş . aylak. tanı tan kimse. * Bir ş eyi büyük bir istekle izleyen ve bulup ortaya çı karan. avare etmek * bir kimseyi iş inden al ı koymak. baş ı boş luk. avcı * Avlanmayı seven veya av ı kendine iş edinen kimse. avare olmak * iş siz güçsüz dolaş mak. avcı lı k * Avcı olma durumu veya iş i. avcı eri * Piyade mangası nda her ere verilen ad. iş siz güçsüz. baş ı boş luk. aylaklı k. * Yüksek ses. * Osmanlı larda önceleri yalnı z olağ anüstü durumlarda. avcı uçağ ı * Düş man uçakları nı düş ürmek için kullanı lan uçak. avcı otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. avareleş me * Avareleş mek durumu. avcı hattı * Savaş ta düş mana doğ ru dağ ı larak ön safta ilerleyen asker toplulu ğ u.

avcunun içinde tutmak * ona istediğ ini yaptı racak güçte olmak. kurnazlı kla kandı rmak. avize biçiminde sarkı k. billûr. avcunu yalamak * umduğ unu ele geçirememek. avg ı n * Duvarda suyun geçmesi için bı rakı lan delik veya üstü kapal ı su yolu. geri gelmek. geri gelme. * Yardakçı lar. ş amdanlı . * Tavana ası lan. avlanmak * Avı çok olan yer. avlak avlama * Avlamak iş i. avdet * Dönüş . avcunun içine almak * bir kimseyi bask ı ve etkisi altı na almak. avize ağ acı * Zambakgillerden. iri ve beyaz çiçekli bir süs a ğ ac ı (Yucca glosiosa). avlanma * Avlanmak iş i. * Tuzağ a dü ş ürmek. cam veya metal süslü aydı nlatma aracı . avdetî avene averaj * Ortalama. * (genellikle Musevîler için) İ slâm dinine dönmüş olan. * Sayı fark ı . av yeri. * Voleybolda karş ı oyuncuları n boş bı raktı ğ ı ve yetiş emeyeceğ i yere topu yavaş ça indirip sayı alma. . avlamak * Bir avı diri veya ölü olarak ele geçirmek. avdet etmek * dönmek. avcunun içi gibi bilmek * (bir yeri. avcuna saymak * peş in olarak ödemek. Amerika'dan dünyanı n her yanı na yayı lmı ş olan. lâmbal ı .avcu kaş ı nmak * halk inanı ş ı na göre eline bir yerden para geçeceğ i anla ş ı lmak. bir ş eyi) çok iyi ve ayrı ntı lı olarak bilmek. avisto avize * Ödenmesi gereken poliçelere yazı lan ve "görüldüğ ünde" anlamı na gelen bir terim.

* Avlatmak iş ini yaptı rma. * Amerikan armudu (Persea americana). * Kadı n. Avrupalı lı k * Çağ daş olma. Avrupalı laş mak * Avrupalı lar ı n düş ünce. * Karı . * (para için) Bol bol. avuç (veya el) açmak * dilenmek. * Elin iç tarafı . * Yarı yumulmu ş elin alacağ ı miktar. * Elin yarı yumulmuş durumu. Avrupa kay ı nı * Avrupa'da yetiş en bir kayı n türü. Avrupalı laş ma * Avrupalı laş mak. pek çok. av için dolaş mak. duvarla çevrili alan. * Avrupa'ya özgü olan. * Avuçlayarak. davranı ş ve yaş antı lar ı nı benimsemek. * Ava gitmek. avlu avokado avrat * Bir yapı nı n veya yapı grubunun ortası nda kalan üstü açı k. eş . avlatma avlatmak * Avlanmak iş ini yapt ı rmak. Avrupalı * Avrupa'da yaş ayan. avrat pazar ı * Cariyelerin satı ld ı ğ ı pazar. avuç avuç * Her defası nda bir avuç. avret * Ut yeri. Avrupalı lar gibi. para istemek. ava çı kmak. Avrupalı lara benzer. Av ş ar avuç * Bkz. * Kadı nları n öteberi satt ı klar ı pazar yeri. Avrupa halkı ndan olan kimse.* Avlamak iş ine konu olmak. düş ünce ve davranı ş ta bat ı ölçülerinde bulunma. yardı m istemek. Afş ar. Avrupaî * Avrupalı lara vergi. avuç dolusu . Avrupa ile ilgili (olan).

avukat * Hak ve yasa iş lerinde isteyenlere yol göstermeyi. s ı kı ntı lardan uzakla ş mak. * Gereksiz. avuç içi * Elin parmak dipleri ile bilek arası ndaki iç bölümü. mahkemelerde. avuntu avurdu avurduna geçmek * çok zayı flamak. * korkutucu büyük sözler söylemek. *İ nsanı avutan ş ey. teselli etmek. * Avukatı n yaptı ğ ı iş . avundurmak * Oyalanması nı sağ lamak. avukatl ı k * Avukat mesleğ i. * Oyalanmak. avurt satmak (veya avurt zavurt etmek) * beceremeyeceğ iş eyleri becerebilecekmiş gibi konuş mak. müteselli olmak. avurt * Yanağ ı n ağ ı z boş luğ u hizası na gelen bölümü. dar (yer). * Gerekmediğ i hâlde baş kası nı n savunması nı üstlenen kimse. boş savunma. avuçlamak * Avuçla kavramak. avuçla almak. avuçlama * Avuçlamak iş i.* (para için) Pek çok. avuntu. devlet dairelerinde baş kaları nı n hakkı nı aramay ı . teselli. avurt ünsüzü . avunç * Acı nı n hafiflemesi veya unutulması . avunma avunmak * Avunmak iş i. * (hayvan) Gebe kalmak. avukat tutmak * adlî i ş lemleri gereğ ince yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu görevli kı lmak. teselli bulmak. * Bir ş eyle u ğ ra ş arak acı sı nı unutmak. avuç içi kadar * pek küçük. yetinmek. korumay ı meslek edinen ve bunun için yasanı n gerektirdi ğ iş artları taş ı yan kimse. avundurma * Avundurmak iş i. avurt ş iş irmek * yanağ ı n iç tarafı ndaki boş lu ğ u su veya havayla doldurup ş iş kin duruma getirmek. * Acı sı nı hafifletmek. acı sı nı unutturmak. teselli. teselli.

* Art arda gelen iki yeni ay arası nda geçen süre. teselli. avurtlu * Çalı m satan. Avustralyalı * Avustralya kökenli olan (kimse). * Avutulmak iş i. avutucu avutulma avutulmak * Avutmak iş ine konu olmak. yüksekten atan. * (bir kimsenin acı sı nı veya s ı kı ntı sı nı ) Yatı ş tı rmak. * Çalı m satmak. Avusturyal ı * Avusturya kökenli olan (kimse). Ay * Yer yuvarlağ ı nı n uydusu olan gök cismi. al kelimelerindeki l ünsüzü gibi. hale. ay aydı n. avurtlar ı çökmek (veya avurtları birbirine geçmek) * çok zayı fladı ğ ı yüzünden belli olmak. bel. el. dal. yapa-y vb. avurtlamak * Büyülenmek. ay -ay / -ey * Birdenbire duyulan acı . * Oyalamak. kamer. * Bir ayı n herhangi bir gününden ertesi ay ı n aynı gününe kadar geçen veya yaklaş ı k 30 gün olarak kabul edilen süre. * Yı lı n on iki bölümünden her biri. dene-y. teselli eden. * Avutan. hesap belli * anlaş ı lmayacak bir ş ey yok. y * Fiilden isim ve sı fat türeten ek: ol-ay. düz-ey. ay ağ ı lı * Ayı n aylası . ürkme veya sevinç anlat ı r. yüz-ey vb. hesap ortada. erkeğ inin kuyruğ u lir biçiminde ve çok süslü bir Avustralya ku ş u (Maenura superba). avurtlama * Avurtlamak iş i. . ağ rı veya ş aş ı rma. yüksekten atmak. açı k. bal. Avustralya kara tavu ğ u * Serçegillerden. gün-ey. -ay / -ey.* Dil ucunun ön damağ a veya art damağ a çarpmas ı ndan oluş an ve dilin yanları ndan akan ses: Dil. avutma avutmak * Avutmak iş i. teselli etmek. *İ simden isim türeten ek: kol-ay.

ay karanl ı ğ ı * Bulutlar arkası nda kalan ay ı n yaydı ğ ı hafif ayd ı nl ı k. aya * Türk bayrağ ı ndaki ayça ve beş ı ş ı nlı yı ldı zdan olu ş mu ş simge. pervane balı ğ ı . ay parçası . Ay tutulması * Yer yuvarlağ ı nı n Güneş ile Ay arası na girmesiyle. geceyi açı kta geçirmek. ay yı ldı z ay yı lı * Ayı n on iki kez yeni aydan yeni aya gelmesi için geçen süre (354 gün 8 saat). ay örümce ğ i * Ay modülü. ay dedeye misafir olmak * gece açı kta yatmak. * Ayı n dolunay durumundaki parlak durumu. ay balta * Ağ zı yarı m daire biçiminde olan balta. Ay' ı n yer yuvarla ğ ı gölgesinde kalması . görünü ş ü balı k ba ş ı na benzeyen. kemer balı ğ ı (Mola mola). * Bkz. ay dönümü * Aybaş ı . ay ı ş ı ğ ı * Ayı n yeryüzüne verdiğ iı ş ı k. teber. kamer takvimi. ay araş tı rmaları için kullanı lan ve ay yüzüne yumuş ak iniş yapan araç. * Genellikle vakit geçirmek için içi yenen kuru yemiş çe ş idi.ay bal ı ğ ı * Ay balı ğ ı gillerden. ay evi ay gibi * Ayla. ay modülü * Gözlem araçları nı içinde taş ı yan. . ay parçası (gibi) * (kadı n veya kı z için) çok güzel. ay takvimi * Ayı n gökyüzündeki görünen hareketine ve evrelerine göre düzenlenen takvim. husuf. Akdeniz'de yaş ayan bir balı k türü. mehtap. ay harmanlanmak * ayı n çevresinde ayla oluş mak. kuyruk yüzgeci hilâl biçiminde olan. ay bal ı ğ ı giller * Kemikli balı klar tak ı mı nı n çengel çeneliler alt takı mı na giren bir familya. ay dede * (çocuk dilinde) Ay. ay çekirde ğ i * Ay çiçeğ inin tohumu. 3 m boyunda.

aya ğ ı üzengide * hemen yola çı kmak üzere olan. aya ğ a fı rlamak * hı zla ayağ a kalkmak. aya ğ ı na (veya ayakları na) kapanmak * alçalı rcası na yalvarmak. telâ ş a kap ı lmak. aya ğ ı na bağ vurmak * önüne bir engel çı karmak. aya ğ ı yürüten baş tı r * halkı n düzen içinde çal ı ş mas ı nı baş takiler sağ lar. aya ğ a dü ş mek * iş e ilgisiz ve yetkisiz kimseler karı ş mak. aya ğ ı yerden kesilmek * ayağ ı yere de ğ mez olmak. yolu düş mek. iyileş mek. avuç içi. heyecanlanmak. aya ğ a kalkmak * ayakları üzerinde durmak. . dikilmek. * bağ ı ş lanmak için yalvarmak. aya ğ ı ile (veya kendi ayağ ı ile) gelmek * kendi isteğ iyle gelmek veya emek çekilmeden elde edilmek. aya ğ ı uğ urlu * geldiğ i yere uğ ur getirdiğ ine inan ı lan (kiş i). * saygı göstermek için oturma durumundan ayak üzeri durumuna geçmek.* Elin parmak dipleriyle bilek arası ndaki iç bölümü. aya ğ ı alı ş mak (veya alı ş mamak) * bir yere sürekli gitmek (veya gitmemek). ayak tabanı . * Yaprakları n düz ve parlak bölümü. aya ğ ı düze basmak * güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek. aya ğ ı (veya ayakları ) dolaş mak * yürürken telâş tan ayakları birbirine takı lmak. aya ğ ı na bağ olmak * (biri) bulunduğ u yerden ayr ı lmas ı na veya yapt ı ğ ı iş i sürdürmesine engel olmak. aya ğ ı na (veya baca ğ ı na) geçirmek * aceleyle bir ş eyi giymek. * (hasta) iyi olmak. aya ğ a kald ı rmak * telâş ve heyecana düş ürmek. aya ğ ı (veya ayakları ) suya ermek * bir gerçeğ i anlayarak akl ı baş ı na gelmek. * bir taş ı ta binip yaya yürümekten kurtulmak. * telâş lanmak. aya ğ ı düş mek * Bkz.

aya ğ ı na ip takmak * bir kimseyi çekiş tirmek. yarı sevinçle söylenen söz. aya ğ ı nı denk almak * baş kalar ı nı n kendisine yapmas ı ihtimali bulunan kötülüklere karş ı uyan ı k davranmak. aya ğ ı nı alamamak * ağ rı veya uyu ş ma dolayı sı yla ayağ ı nı oynatamamak. aya ğ ı nı bağ lamak * engel olmak. aya ğ ı na s ı cak su mu. aya ğ ı na çağ ı rmak * yanı na gelmesini istemek. * iş yapmakta olan birine engel olmak. aya ğ ı na dü ş mek * çok yalvarmak. . aya ğ ı na getirmek * sı ra. aya ğ ı nda donu yok. yürümesine engel olmak. aya ğ ı nı (veya ayaklar ı nı ) alt ı na almak * tek bacağ ı nı (veya bacakları nı ) kı vı rı p üzerine oturmak. * (birinin) iş inde yükselmesine engel olmak. sayg ı gözetmeksizin birinin yan ı na gelmesini sağ lamak.aya ğ ı na çabuk * bir yere alı ş ı landan daha kı sa sürede gidip gelen. aya ğ ı na gelmek * alçak gönüllülük göstererek birinin yanı na gelmek. aya ğ ı na çelme takmak * biri yürürken ayakları arası na ayak uzatı p düş ürmek. ayak iş lerini bı kmadan. aya ğ ı nı çekmek * sı k sı k gitti ğ i bir yere artı k uğ ramaz olmak. aya ğ ı na ü ş enmemek * hamarat olmak. aya ğ ı na gitmek * alçak gönüllülük ederek veya saygı göstererek birinin yanı na varmak. aya ğ ı na kira istemek * gelmeye nazlanmak. soğ uk su mu dökelim? * ender gelen bir konuğ a yarı sitem. * dikkat. ilgiyi kesmek. yorulmadan yapmak. aya ğ ı nı (veya ayaklar ı nı ) öpeyim * yalvarı rı m. fesle ğ en ister (veya takar) baş ı na * yoksulluğ una bakmayarak süs ve gösteriş yapmak ister. aya ğ ı na dolanmak (veya dolaş mak) * baş kas ı na yapmayı tasarladı ğ ı kötülük kendi baş ı na gelmek. gitmeye üş enmek. * alı ş ı lan bir yere gitmekten kendini alamamak. * emek çekilmeden elde edilmek.

* serbest davranması nı engelleyen iliş kilere son vermek. aya ğ ı nı n bağ ı nı çözmek * kar ı sı nı boş amak. aya ğ ı nı n türabı olmak * bir kimse baş ka bir kimseye kul gibi bağ lanı p onun her emrini yerine getirmek. aya ğ ı nı kaydı rmak * bir yolunu bulup birini iş inden veya görevinden uzaklaş tı rmak. aya ğ ı nı tek almak * bir iş te iyi düş ünüp dikkatli davranmak. aya ğ ı nı n altı na almak * tekme ile dövmek. uğ ramamak. aya ğ ı nı n tozu ile * yoldan gelir gelmez. * baş kas ı nı bir yere artı k uğ ramaz duruma getirmek. aya ğ ı nı sürümek * verilen bir iş i ağ ı rdan almak. henüz dinlenmeden. aya ğ ı nı n tozunu silmeden * henüz yoldan gelmiş ken. aya ğ ı nı n (veya ayakları nı n) altı nı öpeyim * "pek çok yalvarı rı m" anlamı nda kullanı lı r. aya ğ ı nı n bastı ğ ı yerde ot bitmez * uğ radı ğ ı yere bereketsizlik. aya ğ ı nı n pabucu olamamak * değ erce ondan çok aş ağ ı olmak. aya ğ ı nı kesmek * bir yere gitmez olmak. * bir yerden uzaklaş mak üzere bulunmak. * değ ersiz bir kimseyi üstün bir yere geçirmek. ardı ndan baş kaları nı n da gelmesine yol açmak. * ölmek üzere olmak. aya ğ ı nı n pabucunu baş ı na giymek * dengi olmayan bir kimseyle evlenmek. aya ğ ı nı giymek * ayakkabı sı nı giymek. . * halk inanı ş ı na göre bir kimsenin gelmesi. aya ğ ı nı vurmak * ayakkabı ayağ ı nı yara etmek. aya ğ ı nı yorganı na göre uzatmak * giderini gelirine uydurmak. uğ ursuzluk getirir. aya ğ ı nı n altı na karpuz kabuğ u koymak * bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle iş inden uzakla ş tı rmak.aya ğ ı nı denk basmak * dikkatli ve uyanı k davranmak. aya ğ ı nı n (veya ayaklar) altı nda * (yüksek bir yerden) geniş bir alanı görür durumda.

ayak iş i ayak izi * Birtakı m getir götür i ş leri.ayak * Bacakları n bilekten aş ağ ı da bulunan ve yere basan bölümü. ayak değ iş tirmek * talim yürüyüş ünde k ı sa bir adı m atmak yolu ile adı mları nı baş kaları nı nkine uydurmak. gelmek. ayak çekmek * kandı rmaya çalı ş mak. uğ ramak.5 cm uzunlu ğ undaki ölçü birimi. * Herhangi bir zemin üzerinde ayağ ı n bı raktı ğ ı iz. fut. ayak ba ğ ı * Bir yere veya bir iş e gidilmesine engel olan ş ey. ayak atmak * girmek. bir davranı ş ı sonuna kadar sürdürmek. uğ ramamak. * (bir yere veya mesleğ e) girmek. ayakta toplanan meclis. * (buzdolabı ölçülerinde) İ ngiliz ölçüsü fut'un kübü alı narak hesaplanan değ er. * Birtakı mş eylerin yerden yüksekçe durması nı sa ğ layan dayak. destek veya bunlardan her biri. ayak basmak * bir yere varmak. bağ lanmak. ulaş mak. * Bacak.4 cm değ erinde İ ngiliz uzunluk ölçüsü birimi. ayak bile ğ i * Baldı r kemikleriyle tarak kemikleri aras ı nda bulunan ve yedi kemikten oluş an ayağ ı n arka bölümü. * Yarı m arş ı n veya 30. * ilk kez gitmek. * Büyük bir ı rmağ a kar ı ş an ikinci derecedeki akarsular ı n her biri. ayak atmamak * bir yere hiç gitmemek. * Yürüyüş ün ağ ı rl ı k veya çabukluk derecesi. * Halk edebiyatı nda koş uklarda kı sa yedekli dizelere verilen ad. * 30. ayak basmamak * bir yere hiç uğ ramamak. * Bir doğ runun baş ka bir doğ ruyu veya bir düzlemi kestiğ i nokta. ayak divanı * Olağ anüstü durumlarda o anda bulunulan yerde padi ş ahı n katı lmas ı yla bir konuyu görü ş mek ve karara bağ lamak için yapı lan toplant ı . kendi tutumundan ş aş mamak. bayağ ı . ayak diremek * bir düş ünceyi. * Halk edebiyatı nda uyak. sı radan. * Vücudun belden aş ağ ı bölümü. * Göl ayağ ı . * girmek. ayak ayak üstüne atmak * otururken bir bacağ ı nı ötekinin üstüne almak. * Ayakta yapı lan sohbet. avutmak. * Aş ağ ı düzeyde. * Basamak. kadem. .

* gönderilen yere isteğ i ile gitmemek. ayak oyunu * Hile.ayak keseri * Ayakta durarak ağ aç yontmaya elveri ş li uzun sapl ı keser. ayak yapmak * birini aldatmak. * Ayakta tedavi. * kendi gidiş ve davranı ş ı nı baş kası nı nkine benzetmek. yeri. ayak teri. kandı rmak için dalavere çevirmek. ayak satı cı sı * Gezgin satı cı . ayak topu * Futbol. ayakalt ı * Gelip geçenlerin çok olduğ u yer. ayak makinesi * Ayak yardı mı ile i ş letilen makine. . ayakalt ı na almak * hakir görülmek. gözden çı karı lmak. tarak. ayak ucu * Yatanı n veya yat ı lan bir yerin ayak uzatı lan yönü. ayak teri * Ayak parmakları arası ndan çı kan pis kokulu salgı . ayak sürümek * verilen bir iş i ağ ı rdan almak. ayak tutmak * mani yarı ş maları nda karş ı sı ndakine uyması gereken uyağ ı vermek. ayak yalı n * Yalı n ayak. ayak kiras ı * Bir haber veya eş ya getirene emeğ ine karş ı lı k verilen para. ayak uydurmak * yürüyüş te adı m atı ş ı nı baş kalar ı nı nkine uydurmak. ayak vermek * âş ı k at ı ş maları nda dinleyicilerden biri uyak belirtmek. ayak tak ı mı * Görgüsüzlükleri veya bilgisizlikleri dolayı sı yla toplum içinde aş ağ ı durumda olan ki ş iler. * Ayak parmak uçları nı n oluş turduğ u dar dayanak yüzeyi. * Hizmet için bir yere gönderilen kimseye verilen ücret. ayak kirası . ayak tarağ ı * Bkz. ayak tedavisi * Ayakta oluş an bir hastalı ğ ı n veya rahatsı zl ı ğ ı n tedavisi.

ayakkabı vurmak * (ayakkabı ) ayağ ı zedelemek. cambazları n ayakları na tak ı p yürüdükleri çifte sı rı k. * bazı davranı ş larla konuğ u gitmeye zorlamak. pabuç. * Gezici satı cı . pabuççuluk. ayakç ı ayakkabı * Özellikle sokakta ayağ ı korumak için giyilen ve altı kösele. ayağ ı rahatsı z etmek. ayakland ı rmak * Ayaklanmak iş ini yapt ı rmak. ayakkabı dolabı . ayakçak * Merdiven. lâstik gibi dayanı klı maddelerden yapı lan ayak giyece ğ i. * Birçok kimsenin cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine kar ş ı gelmesi. * Ayakkabı yapmaya elveriş li olan (deri. ayakland ı rma * Ayaklandı rmak iş i. merdiven basamağ ı . k ı yam. toprakbastı . ayakç ı n * Dokuma tezgâhları nda atkı ipliklerini hareket ettirmek için ayakla bası lan tahta ayaklı k. yok olması na göz yummak. pabuççu. ayakkabı lar ı nı çevirmek * konuk ayakkabı ları nı gidiş yönüne doğ ru düzgün biçimde sı ralamak. ayakkabı cı lı k * Ayakkab ı cı nı n iş i.ayakalt ı nda bı rakmak * ezilmesine. ba ş kaldı rma. * Ayakkabı satı lan yer. * Dokuma tezgâhı ayaklı ğ ı . * Bir iş süresince tutulan hizmetçi. isyan. ayaklanma * Ayaklanmak iş i. korumamak. * Ayak iş lerinde kullanı lan kimse. ayaklama * Ayaklamak iş i. . ayakbast ı * Bir yere dı ş ar ı dan gelen insan ve eş yadan alı nan vergi. ayaklanmak * (çocuk için) Yürümeye baş lamak. ayakalt ı nda dolaş mak * bir iş e yaramadı ğ ı hâlde herkesin i ş ine engel olacak biçimde ortalı kta dola ş mak. ayakkabı lı k * Ayakkabı konulan yer. ayakkabı cı * Ayakkabı yapan veya satan kimse. kösele gibi ş eyler). * Çocukları n. ayaklamak * Ayakla ölçmek. çerçi.

uyanı p kalkmak. çok ş ey okumuş ve öğ renmiş olan. değ erli kimseler ise en geride bı rakı lmak. baş lar ayak olmak * değ ersiz kimseler baş a geçip. sorulan her soruya cevap verebilen kimse. ayakl ı koş ma * Halk ş iirinde müstezat tarz ı nda söylenen deyi ş . pedal. ayakları yere değ memek * çok sevinmek. isyan etmek. ayakl ı kütüphane * Pek çok konuda bilgisi olan. ayakları nı yerden kesmek * bir taş ı ta binerek yürümekten kurtulmak. * Taban. çi ğ nemek. ayakları nısürümek * güçlükle yürümek. * Ayağ ı olmayan. ayakta . * (birçok kimse) Cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine karş ı gelmek. ayaklar alt ı na almak * önem verilmesi gereken ş eyleri hiçe saymak. ayaklı * Ayağ ı olan. ayaklar ba ş . ayakl ı mani * Cinaslı ayaklarla söylenen bir mani türü. gürültü yapmamaya özen göstererek yürümek. ayakl ı k * Ayakla iş letilen makinelerde ayağ ı n bastı ğ ı yer. ayakl ı canavar * Çok hareketli. yaramaz. ayakları dolaş mak * yürürken ayakları birbirine takı lmak. * Uyanmak.* (hasta için) Yürüyebilir duruma gelmek. ayaks ı z ayaks ı zlar * Omurgalı hayvanlarda amfibyumlar sı nı fı nı n en ilkel yapı lı türlerini içine alan bir tak ı m. * Ayağ a kalkı p gitmeye davranmak. ayakları geri geri gitmek * bir yere gönülsüz. * Ayakçak. istemeye istemeye gitmek. * Ayak basacak yer. sessiz. ayakları na (veya aya ğ ı na) kara su (veya sular) inmek * uzun süre ayakta kalmak veya yürümekten çok yorulmak. baş kaldı rmak. * Bir destekle yere dayanan. ayağ ı nı sürümek. * Ayakla iş letilen. cin gibi çocuk. ayakları nı n (veya ayağ ı nı n) ucuna basmak * çok yavaş .

ayakta durarak. *İ leri gelenler. yı kı lması na. açı k. ayandon * 18 Ocak'ta baş layan bir f ı rtı na. *İ nsanı n besin artı klar ı yla idrarı nı boş alttı ğ ı yer. memiş hane. hempa. ayakta uyumak * aş ı rı dalgı n. * yı kı lmamak. ayan olmak * belli olmak. apaçı k. eş . kı sa sürede. ş aş kı n veya yorgun olmak. * bozulması na. kenef. ayar . festfut. * Hazı r yemek. ayakta tutmak * oturtmak gerekirken oturtmamak. * Oturmadan. ayakta kalmak * oturacak yer bulamamak. * Senato üyeleri. bilinir olmak. tuvalet. ayakta tedavi * hastanı n yatağ a yatı rı lması gerekli görülmeyerek kendisine ayakta yapı lan tedavi. ayaktan * (kesim hayvanları için) canlı olarak. ayan beyan * Besbelli. heyecanlı . önemini korumak. * bir kuruluş un yaş aması nı sa ğ lamak. çökmesine engel olmak. * Telâş lı . ayan âyan * Belli. yoldaş . * değ erini yitirmemek. ayakyolu ayal * Karı . ayakta tutmak *oş eyin sürekliliğ ini sağ lamak.* Ayağ a kalkmı ş durumda. abdesthane. aç ı k seçik. * Acele olarak. * Yeryüzünde bir noktada çekülün gösterdiğ i doğ rultudaki alt yön. ayaktaş ayakucu ayaküstü * Arkadaş . ayaküzeri * Ayaküstü. çökmemek. helâ. kademhane.

ayarlamak * Bir ölçünün doğ rulu ğ unu belli bir örneğ e göre düzeltmek. ayartan. ayar etmek * (bir aygı tı n) çalı ş ması nı düzeltmek. *İ ş leri birbiriyle çatı ş mayacak veya zamanı nda bitirecek biçimde düzenlemek. * Ahlâk. cı vata ve musluk aksamı nı sı kı ş tı rmak amacı yla kullanı lan. düzensiz. * Değ er derecesi. ayart ı ayart ı cı * Baş tan çı karma. ayarlanmak * Ayar edilmek. * Ölçüsüzlük. birbirine uygun duruma getirilmek. * Kandı rmak. ayarlatmak * Ayar ettirmek. ayars ı z * Ayarı yapı lmamı ş . ağ ı z açı klı ğ ı ayarlanabilen özel alet. karakter veya aklı yerinde olmayan. doğ rulamak. * Bir aygı tı belli bir i ş yapabilecek duruma getirmek. * Altı n. ayarcı * Esnafı n kullandı ğ ı ölçü aletlerini denetleyen görevli. düzeltilmiş . . do ğ ru. ayarlanma * Ayarlanmak iş i. düzenli iş ler duruma getirmek. gümü ş gibi madenlerden yapı lmı ş ş eylerin saflı k derecesi. ayarlı pense * Vida. düzenli. ayars ı zlı k * Ayarsı z olma durumu. * (altı n ve gümüş için) Belirli bir ayar ı olan. ayarlama * Ayarlamak iş i. doğ ru yoldan saptı ran.* Bir aygı tı n gereken iş i yapabilmesi durumu. * Saatler için belli bir yere göre kabul edilmiş olan ölçü. ayart ı cı lı k * Ayartı cı nı n yaptı ğ ı iş . * Baş tan çı karan. ayarlı * (saat ve makine için) Ayarlanmı ş . * Bir iş veya bir davranı ş ta gereken ölçü. ayarlatma * Ayarlatmak iş i. ayarı bozuk. doğ ru çal ı ş ması sa ğ lanmı ş . * Davranı ş lar ı ölçüsüz. * (altı n ve gümüş için) Belli bir ayarı olmayan. düzensizlik. ayar ı bozuk * Belli bir ayarı olmayan.

ayazlandı rı lma * Ayazlandı rı lmak durumu. eline bir ş ey geçmemek. ayart ı lmak * Ayartmak iş ine konu olmak. sakin havada çı kan kuru so ğ uk. ayazlanma * Ayazlanmak iş i.ayart ı lma * Ayartı lmak iş i. * Duru. eline bir ş ey geçmemek. * Birini. ayaz vurmak * (sebze ve meyveler için) donmak. ayazlandı rma * Ayazlandı rmak durumu. * Kandı rmak. ayazlandı rı lmı ş rakı * Halk inanı ş ı na göre sı tma tedavisinde kullanı lmak üzere rakı nı n açı larak balkonda veya dı ş arı da bekletilmiş hâli. ayartma * Ayartmak iş i. ayazlanmak ayaz . ayazlandı rmak * Ayazlanması nı sağ lamak. ayaz pa ş a kol geziyor * dı ş ar ı da çok soğ uk var. do ğ ru yoldan sapt ı rmak. ayartmak * Baş tan çı karmak. ayazlama * Ayazlamak iş i. ayaza çekmek * kı ş ı n kuru so ğ uk artmak. * Boş yere beklemek. * boş yere beklemek. * Ayazda kalı p üş ümek. çalı ş tı ğ ı yerden ayı rı p ba ş kas ı nı n yanı nda çalı ş maya kandı rmak. ayazlandı rı lmak * Ayazlanması sa ğ lanmak. * (hava ve gece için) Soğ uk. ayazlamak * (hava) Ayaza çevirmek. ayazda kalmak * soğ ukta kalmak. ayaz kesmek * uzun süre soğ ukta kalı p üş ümek.

* Kültürlü. * Bir sorun üzerine gereğ i kadar bilgi edinme. ay dönümü. ayazlatmak * Soğ ukta bekletmek. yurdumuzda çok yetiş tirilen bir bitki. aydemir ayd ı n * Iş ı k alan. vazı h. ayd ı nger * Parlak yüzeyli. âdet görmek. taraça. ayd ı nlanmak * Aydı nlı k olmak. sarı renkli çiçeğ i çok iri olan. tenevvür. . karş ı sı na konulan e ş it ı ş ı k kaynakları nı n sayı sı ile orantı lı olarak ayd ı nlı k görünmesi. ay ay olarak. alem. * Rumları n kutsal sayd ı klar ı kaynak veya pı nar. saydam. * Bayrak ve sancak direklerinin tepesindeki pirinçten yapı lmı ş ay yı ldı zlı süs. * Yüzü yay biçiminde bir çeş it keser. * Bir yüzeyin. okumuş . * Ayazda soğ utmak. ayçiçeğ i yağ ı * Ay çiçeğ inden ç ı karı lan yağ . ayda yı lda bir * çok seyrek olarak. gün çiçeğ i. * Kolayca anlaş ı lacak kadar açı k (söz veya yazı ). gündöndü (Helianthus annuus). ayd ı nlanma * Aydı nlanmak iş i.* Ayazda bı rakı lı p soğ umak. ayba ş ı olmak * (kadı nı n) ayda bir döl yata ğ ı ndan kan gelmek. münevver. * Ayı n ilk günü. aybeay * Aydan aya. ı ş ı kl ı . mimarlı kta çizim için kullanı lan özel bir kâ ğ ı t. * Ayı n ilk günü. tenevvür etmek. aydı nlı k. balkon. ayçöreğ i *İ çine tarçı n. görgülü. günebakan. ceviz konularak ay biçiminde yapı lmı ş çörek. ayça * Ayı n ilk günlerinde aldı ğ ı yay biçimi. ayazlatma * Ayazlatmak iş i. ileri düş ünceli (kimse). * Bir sorun üzerine gereğ i kadar bilgi edinmek. ayazlı k ayazma ayba ş ı * Evlerde serinlemek için kullanı lan önü açı k yer. ayçiçeğ i * Birleş ikgillerden. tahtaboş . hilâl. * Bu bitkinin yağ çı karı lan tohumu.

ayd ı nlatma * Aydı nlatmak iş i. ayd ı nlatmak * Karanlı ğ ı giderip görünür duruma getirmek. ayd ı nlı kölçer * Aydı nlı klar ı ölçmeye yarayan ayg ı t. * Kolay anlaş ı lacak derecede açı k olan. saf. . * Kendinden geçercesine âş ı k. aygı r gibi aygı t * Birçok parçadan yapı lmı ş alet. * Iş ı k alan. vaz ı h. ayet * Kur'an surelerini oluş turan cümlelerden her biri. * Kötülükten uzak. güçlü (kimse). ay-gün yı lı * Hem ay evreleri değ iş imi hem de güneş in gökyüzündeki görünen hareketi göz önüne alı narak düzenlenmiş olan takvim yı lı . * Birkaç aletin uygun biçimde eklenmesinden olu ş turulan ve bazı belli deneylerin yapı lmas ı na yarayan takı m. ı ş ı k. * Bir sorunla ilgili gerekli bilgileri veren. ayd ı nlı k * Bir yeri aydı nlatan güç. vurgun. ay-gün takvimi * Güneş in görünen hareketlerine göre düzenlenen takvim. aygı n bayg ı n * Güçsüz. * Sahnelerin ı ş ı klandı rı lması iş i. çok yorgun. * Vücutta belirli bir görevin sağ lanması na yarayan organları n hepsi. aygı r * Damı zl ı k erkek at. cihaz. ayd ı nlatı lma * Aydı nlatı lmak i ş i. * Bir sorun üzerine bilgi vermek. cihaz. * iri yarı cüsseli. bitkin. ayd ı nlatı lmak * Aydı nlatmak iş ine konu olmak. aygı n * Bitkin. * Bir yapı nı n ortası na gelen oda ve öbür bölümlerin ı ş ı k alması için.ayd ı nlatı cı * Aydı nlı k verici. * Duyguda ölçüyü kaçı rmı ş . damı n ortas ı ndan zemine kadar açı lan boş luk. temiz. aygı r deposu * Aygı rları n bak ı ld ı ğ ı büyük ahı r. lüksmetre.

ay ı yürüyü ş ü * Gergin kol ve bacaklarla dört ayak yürüme. kaba ve anlayı ş sı z (kimse). yurdumuzda boz türü bulunan. ay ı görmeden bayram etme * bir iş gerçekle ş meden ona oldu gözüyle bakı lı p sevinilmemelidir. ay ı bal ı ğ ı * Fok. * Sert. ay ı bacağ ı * Çift yan yelkenlerden birini sağ dan. anlay ı ş sı z (kimse). * kaba. kaba ve hoyrat (kimse). ay ı klama * Ayı klamak iş i. * Ayı oynatmayı iş edinen kimse. ay ı gördüm. tüylü bir bitki (Arbutus uva ursi). * Sarhoş lu ğ u geçmiş bir biçimde. uyanı k. ay ı kla pirincin taş ı nı ! * bir iş in pek karı ş ı k ve içinden ç ı kı lmaz durumda oldu ğ unu anlatmak için kullanı lı r. ay ı üzümü * Fundagillerden. y ı ldı za itibarı m (veya minnetim) yok * bir ş eyin en iyisine alı ş tı ktan sonra ondan aş ağ ı olanlar beni doyuramaz. ay ı bı nı yüzüne vurmak * birinin kusurunu yüzüne söylemek. * Memeli et oburlardan. ay ı boğ an ay ı cı *İ ri yarı . tabanlar ı na basarak yürüyen. beş parmaklı . ayı lar ı içine alan bir familya. * Kaba saba. mesleğ i. bir çocu ğ a el ş akas ı yapması veya gücünü onda denemesi karş ı sı nda ay ı plama yollu söylenir. ay ı yavrusu ile oynuyor * iri ve yetiş kin birinin ufak tefek birine. iri gövdeli hayvan (Ursus arctos). birini soldan kullanma biçimi.ay ı * Memelilerin et obur takı mı ndan. * Sarhoş lu ğ u veya baygı nl ı ğ ı geçmiş olan. ay ı klamak ay ı cı lı k ay ı giller ay ı k . ay ı gülü *İ ki çenekliler sı nı fı nı n düğ ün çiçeğ igiller familyası ndan bir ş akayı k türü (Peconia corollina). * Anlayı ş lı . küçük taneli yemiş ler veren. * Ayı cı nı n iş i. ay ı gibi * iri yarı .

ay ı klı k * Ayı k olma durumu. ay ı kmak * Ayı lmak. oku-y-ayı m. *İ çki içmiş bir kimsenin duyduğ u ba ş ağ rı sı ve sersemlik. ay ı klanmak * Ayı klamak iş ine konu olmak. bekle-y-eyim vb. kendine gelmek. ay ı kulağ ı * Çuha çiçeğ inin bir türü (Primula auricula). * Yaş ayan varlı klarda ortamı nş artları na en iyi uyan türlerin veya bireylerin üreyip kalmas ı . kiş i eki: yaz-ayı m.* Bir ş eyin içinden. ay ı lı p bayı lmak * birini kendinden geçercesine sevmek. Osmanlı alfabesinde yirmi birinci harf. -ay ı m / -eyim *İ stek kipi tekil 1. ay ı n * Arap alfabesinde on sekizinci. * Bir görevde gereksiz görülenleri iş inden ayı rmak. temizlemek. mahmurluk. çiz-eyim. ay ı lma ay ı lmak * Ayı lmak iş i. * Ayı lması nı sağ lamak. uyamayanlar ı n yok olması . . ay ı klanma * Ayı klanmak iş i. kendine gelmek. ay ı lı k etmek * kaba davranmak. i ş e yaramayan. * Sarhoş luk.ı stı fa. * aş ı rı ölçüde sinir bunalı mları geçirmek. * Ayı ltmak iş i. ay ı klatma * Ayı klatmak iş i. gereksiz veya istenmeyen taneleri veya maddeleri ay ı rı p çı karmak. ay ı ltı ay ı ltma ay ı ltmak ay ı n on dördü * Dolunay. * Aklı baş ı na gelip gerçeğ i görmek. uyanmak. kaba davranı ş . ay ı lı k * Kabalı k. ay ı klatmak * Ayı klamak iş ini yaptı rmak. akl ı baş ı na gelmek. bayg ı nl ı k gibi bir durumdan kurtulmak.

ay ı planmak * Ayı plamak iş ine konu olmak. utanı lacak durum veya davranı ş . takbih etmek. * Kusur. ay ı plı ay ı ps ı z * Ayı bı . ay ı p yerler * vücutta örtülü tutulması gereken yerler. * Iş ı ğ ı yal ı n ögelerine ay ı rma özelliğ i olan.ay ı n on dördü gibi * yüzü çok güzel (kadı n veya kı z). ay ı planma * Ayı planmak iş i. eksiklik. ay ı ngacı * Tütün kaçakçı sı . ay ı p etmek (veya yapmak) * yakı ş ı ksı zca davranmak. kusuru olan. * Ayı bı . ama söylemek zorundayı m" anlamı nda özür dilemek için kullan ı lı r. kı rkı da Ahlat üstüne * bir kimsenin hep aynı ş eyi veya hikâyeyi anlatması karş ı sı nda söylenir. ay ı rı m * Cisimleri. takbih. ay ı nları çatlatmak * bu harfin gösterdiğ i Arapçaya özgü sesi gı rtlakta boğ umlamaya çalı ş mak. ay ı ngacı lı k * Tütün kaçakçı lı ğ ı . ay ı raç ay ı ran ay ı rı cı * Ayı rma özelliğ i veya gücü olan. . ay ı plama * Ayı plamak iş i. tütün. * övünmek gibi olması n ama. ay ı p * Toplumun ahlâk kuralları na ayk ı rı olan. kusuru olmayan. ay ı ptı r söylemesi * "bunu söylemek size karş ı saygı sı zl ı k olacak. ay ı nı n kı rk türküsü var. * Utanç veren. birleş ime veya ayrı ş ı ma u ğ ratarak niteliklerini belirtmede kullanı lan madde. miyar. ay ı plamak * Kı namak. ay ı nga * Kaçak tütün.

* Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak. ay ı rt edilmek * Ayı rt etmek iş ine konu olmak. temyiz etmek. * Ayı rmak iş ini yaptı rmak. ay ı rmaç ay ı rmak * Bir ş eyi benzerlerinden ay ı rt etmeye yarayan durum veya öge. ay ı ya kaval çalmak * anlayı ş sı z bir kimseye bir ş ey anlatmaya çal ı ş mak. fark gözetmek. ay ı rı m yapmak * eş it davranı ş ta bulunmamak. hayı t (Vitex agnus-castus). ay ı rtı ay ı rtma ay ı rtmak ay ı rtman * Sı navlarda. 1-2 m boyunda bir ağ aççı k. beyaz veya menek ş e renginde çiçekler açan. * Bölmek. * Birbirinden uzaklaş tı rmak. * Farklı davranmak. ay ı rt etmek * Birkaç ş eyi birbirinden ayı ran niteliğ i anlamak. Akdeniz çevresinde yeti ş en. ay ı rtmanlı k * Ayı rtmanı n görevi. farika. mavi. ay ı rı m yaratmak * farklı lı k çı karmak. * Bir yeri bir engelle bölmek. tefrik etmek. * Nitelik değ iş ikliğ ini anlamak.* Ayı rmak iş i. * Ayı rtmak iş i. * (bir ş ey veya yeri) Bir ş ey veya kimse için kullanmayı belirlemek. soruları n hazı rlanması ndan notları n verilmesine kadar bütün de ğ erlendirme çal ı ş maları na kat ı lan görevli. . ay ı yı vurmadan postunu satmak * henüz ele geçmemiş bir ş ey üzerinde hesap yapmak. tahsis etmek. nüans. mümeyyizlik. * Seçmek. saklamak. ay ı t * Mine çiçeğ igillerden. ikilik ortaya atmak. fark gözetmek. *İ ki veya daha çok kimse arası ndaki anlaş mayı . ay ı rma * Ayı rmak iş i. ay ı rı mlamak * Ayı rı m yapmak. uzlaş mayı bozmak. * Aynı cinsten olan ş eyler arası ndaki ince fark. mümeyyiz. ay ı rı mlama * Ayı rı m yapmak iş i.

*İ ş siz. aykı rı olmak * ters olmak. ayla * Ayı n ve bazı yı ld ı zları n dolayı ndaki ı ş ı k çevresi. aykı rı lama * Aykı rı lamak i ş i. * Alı ş ı lmı ş a. aykı rı la ş ma * Aykı rı laş mak iş i. * Bütün noktaları ayn ı düzlemde bulunmayan. mugayir. avare. aylakç ı lı k * Temelli iş sahibi olmama durumu. aykı rı lı k * Aykı rı olma durumu. ibadet. aylak aylak olmak * boş ta olmak. muhalefet. aylakl ı k * Aylak olma durumu. . * Çapraz. iş sizlik. ters düş mek. aykı rı la ş mak * Aykı rı duruma gelmek. * Mevlevî tekkelerinde okunan ağ ı r bestelerin biçimi.ayin * Dinî tören. aykı rı düş mek * uygun gelmemek. aykı rı katmanlaş ma * Katmanları düzenli bir biçimde olmayan katmanlaş ma. hale. dinî müzikli sohbet töreni. avarelik. aylakç ı * Temelli iş i olmayan iş çi. ayinicem aykı rı aykı rı doğ rular * Aynı düzlemde bulunmayan doğ rular. mugayeret. ay ağ ı lı . ters. bir ş ey yapmayarak. * Mevlevî ve Bektaş î tekkelerinde kadı n ve erkeğ in birlikte katı ld ı ğ ı . * Gidilen yol üzerinde olmayı p gidi ş yönüne ters düş en. yapacak bir i ş i olmamak. * Bazı kutsal kiş ilerin baş ı etrafı nda gösterilen ı ş ı k çevresi. bo ş oturmak. ters. düz yoldan ayrı lmak. karş ı t. *İ ş sizlik. boş gezen. ters gelmek. avarelik. *İ ş siz. aykı rı lamak * Dikey olarak gelmek. kestirmeden gitmek. zı t olmak. doğ ru diye bellenmiş e uygun olmayan.

maaş lı . aylama aylamak * Beklemek. * Karş ı lı ğ ı ayl ı kla ödenen. ayl ı * Üzerinde ay biçimi bulunan.aylakl ı k etmek * boş durmak. ayl ı klı ayma aymak aymaz . boş oturmak. aklı baş ı na gelmek. aydan beri var olan. ayl ı kçı * Aylı kla çalı ş an kimse. devam etmek. * Gerçeğ i anlamak. kokar ağ aç (Ailanthus glandulosa). * Sürmek. görevi karş ı lı ğ ı olarak veya geçimi için her ay ödenen para. kı sa zamanda yetiş ip boy attı ğ ı için bir gölge ağ ac ı olarak dikilen. ayl ı k * Birine. ay ı lmak. gafil. ayland ı z * Sedef otugillerden. aylanma * Aylanmak iş i. * Çevresinde olup bitenlerin farkı na varmayan. * Kendine gelmek. aylarca kalmak. mehtapl ı . iş siz güçsüz dolaş mak. * . * Baş ka geliri olmayı p yaln ı z aldı ğ ı aylı kla geçinen kimse. ayl ı k vermek * aylı k olarak üstlenilen paray ı ödemek. * Ay ı ş ı ğ ı olan. ayl ı k almak * bir aylı k çalı ş ma kar ş ı lı ğ ı nda para almak... bir ay için. * Aylı k alan (kimse). * Aylamak iş i. aylanmak * Bir yerin çevresinde dolanmak. * Ayda bir kez yapı lan veya çı kan. * Ayı dolduran bir süre geçirmek. kötü kokan bir ağ aç. maaş . çalı ş mamak. ayl ı k bağ lamak * emekli olan veya baş ka sebeplerle çalı ş mayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek. Avrupa'ya Çin'den getirilmiş . * gündelikten veya ücretten kadroya geçmek. * Ay olarak. ayl ı ğ a geçmek * çalı ş ması karş ı lı ğ ı olarak her ay belirli bir para alı nacak bir iş e baş lamak. * Aymak iş i. * Bir ay içinde olan veya bir ay süren.

yolunda. çirkin. * Küreğ in yassı uç bölümü. ş ey. aynaz * Bataklı k. durgun. yakı ş ı klı . * Polis. ayna gibi aynac ı lı k aynal ı aynal ı k tahtası * Sandalları n kı ç tarafları nda oturanı n sı rt ı nı dayaması na yarayan tahta. kötü. * dümdüz ve parlak.aymazl ı k * Çevresinde olup bitenlerin farkı na varamama durumu. . *İ yi bir durumda. aynal ı k * Geminin ve bağ lı bulundu ğ u limanı n ad ı yazı lan. ters. biçimsiz. aynac ı * Ayna yapan veya satan kimse. * Hoş a gitmeyen. yumurtamsı . kı rmı zı ms ı mavi renkli bir erik türü. * Aynası olan. aynası z * Aynası olmayan. * (deniz için) kı mı ltı sı z. aymaza yakı ş acak durum. * Gemilerde iş aretçi erlerin kullandı ğ ı dürbün. * Parlak yüzlü. * Iş ı ğ ı yansı tan. düz veya az yuvarlak kı ç bölüm. * (Karagöz oyununda) Perde. * Bir olayı . göz önünde canlandı ran olay. * Aynacı nı n yaptı ğ ı iş veya aynacı olma durumu. bir durumu yansı tan. * (atlarda) Diz kapağ ı . * Doğ ramacı lı k ve yapı cı lı kta çerçeve içine geçirilen tahta veya taş levha. iş ine hile karı ş tı ran. varl ı kları n görüntüsünü veren. aynası zlı k * Aynası z olma durumu. * Akı ntı ve anaforun birle ş tiğ i yerde olu ş an su burgac ı . durum. ayn ayna * Göz. anı t ve çeş me gibi yerlere konan yazı lı veya yazı sı z süslü ta ş levha. * Hileci. cilâlı ve sı rl ı cam. aynal ı sazan * Üzerinde az sayı da büyük pullar bulunan bir tür sazan balı ğ ı . aynabakar * Büyük. ayna taş ı * Yapı . gaflet. ayna tı rna ğ ı * Aynayı duvara tutturmak için kullanı lan nikel veya kromla kaplanmı ş metal parçası . yakı ş ı ks ı z. güzel.

* Yay ayraç. ayol ayraç * Daha çok kadı nları n kullandı ğ ı bir seslenme sözü. * Baş kas ı de ğ il. . * Ayı rt edilemeyecek kadar benzeri özdeş i. * Olduğ u gibi. einsteiniyum. taş ı nmas ı kolay eş ya. ayn ı telden çalmak * aynı ş eyi söylemek. * Değ iş meyen. aynı düş ünceyi ileri sürmek. * Kullanı lmaya veya harcamaya elveriş li. ayniyet. değ iş tirmeden.aynaz aynen ayn ı * Köy oyunları nı yöneten kimse. çiçekleri sarı renkli bir kı r bitkisi (Calendula arvensis). ayn ı ağ zı kullanmak * aynı ş eyi söylemek. * Aynı lı k. araları nda ayrı m olmayan. bununla birlikte. ayn ı kapı ya çı kmak * sonuç bakı mı ndan fark etmemek. ayn ı lı k ayn ı sefa ayn ı yla aynî * Gözle ilgili. tı pkı sı . yine o. * Taş ı nı r veya taş ı nmaz üzerinde do ğ rudan doğ ruya egemenlik yetkisi veren ve herkese karş ı ileri sürülebilen * Aynı olma durumu. * Birleş ikgillerden. aynı sonuca varmak. aynî aynî hak haklar. özde ş lik. ayn ı yolun yolcusu * kötü sonları birbirine e ş olan. ayn ı zamanda * Hem de. olduğ u gibi. ayn ı potada erimek * benzer konuları ve sorunları birlikte dü ş ünmek veya değ erlendirmek. * Hiçbir değ iş iklik olmadan. ayn ş tayniyum * Bkz. özdeş lik. aynı yla. ayniyat ayniyet * Para olarak değ il. madde olarak verilen.

heterojen. * Her biri için. sersem. coş mak. ayran delisi * Bön. ayr ı bası m * Genellikle bir dergide yayı mlanm ı ş bilimsel bir yazı nı n ayrı bir broş ür olarak bas ı mı . ayranı yok içmeye. ayr ı ayrı * Birbirinden ayrı olan. safdil. değ iş ik. * Yoğ urdu sulandı rarak yapı lan içecek. ayr ı cinsten * Farklı yap ı da olan. ası l konu ile ilgisi az olan bir bölüm sı kı ş tı rmak. ayranlaş mak * Ayran durumuna gelmek. ayran gönüllü * Çabuk âş ı k olan. ayrancı lı k * Ayran yapı p satma iş i. * Baş ka. sersem. * aş ı rı bir cinsel arzu duymak. ayr ı çanak yapraklı lar . tek baş ı na olan. ayr ı * Yerleri bir olmayan. ayranlaş ma * Ayranlaş mak özelliğ i veya durumu. ayranı kabarmak * öfkelenmek. yarı sı sudur * yapı lan bir i ş in yar ı m yamalak olduğ u bildirilmek için kullanı lı r. ayranı m budur. ayran a ğ ı zl ı * Aptal. ayrancı * Ayran yapan veya satan kimse. * Yalnı z. ayran budalas ı * Aptal. ayr ı baş çekmek * topluluktan ayrı lı p kendi baş ı na iş yapmak. * (her biri) Ayrı olarak. ba ş ka türlü. ayran * Süt veya yoğ urt yayı kta çalkalanarak yağ ı al ı ndı ktan sonra kalan sulu bölüm. budala.ayraç açmak * söz veya yazı içine. atla (veya tahtı revanla) gider s ı çmaya * yoksulluğ una bakmadan gösteriş yapmaya kalkanları n gülünçlüğ ünü anlatmak için kullanı lı r.

ayr ı k küme * Ortak elemanları olmayan küme. * Kur'a dı ş ı . istisna. kökü hekimlikte idrar söktürücu olarak kullanı lan yabanî bir bitki (Agropyrum repens). * Düzgün ve uygun olmayan. * Bundan baş ka. ayr ı cal ı k tanı nmayan. kural dı ş ı olan. * Ayrı bir önem verilerek. ayrı cal ı . * Ayrı tutulan. ayr ı taç yapraklı lar * Taç yaprakları birbirine bitiş ik olmayı p yan yana yer alm ı ş bulunan bitkiler. ayrı tutma. ayr ı düş mek * birbirinden uzakta kalmak.* Çanak yaprakları birbirine bitiş miş olmayan bitkiler. müstesna. çarpı k. * Ayrı k otu. ayr ı cası z * Ayrı tutulmadan. * Ayrı lmı ş . ayr ı seçi yapmak * birkaç ş ey arası nda fark gözetmek. imtiyazsı z. . müstesna. ayr ı k otu * Buğ daygillerden. ayr ı gayrı bilmemek (veya ayrı sı gayrı sı olmamak) * birbirinden hiçbir ş ey esirgemeyecek durumda olmak. ayrı tutulan. * Ayrı klı olma durumu. istisnası z. * Baş kalar ı na benzemeyen. ayr ı cal ı ayr ı cal ı k * Baş kalar ı ndan ayrı ve üstün tutulma durumu. benzerlerine uymayan. iki yolun ayr ı ld ı ğ ı yer. istisnaî. ayr ı cal ı k tanı nmak (veya göstermek) * baş kalar ı ndan ayrı ve üstün tutmak. imtiyazlı . ayrı tutulma. ayr ı ç ayr ı k * Yol kavş ağ ı . ayr ı tutmak * farklı davranmak. ayrı cal ı k tanı nan. * uyuş mamak. müstesna. ayr ı cal ı klı * Ayrı cal ı ğ ı olan. ayr ı ca * Ayrı olarak. ayr ı cal ı ksı z * Ayrı cal ı ğ ı olmayan. baş kalar ı na benzemeyen. imtiyaz. ayr ı klı ayr ı klı k * Ayrı tutulmuş .

* Bir yerden. * Bir biçmeden geçen beyaz ı ş ı ğ ı n türlü renklerde görünmesi. teferrüt. ayr ı ks ı z * Hiçbir ayrı ğ ı olmadan veya hiçbirini ayrı k tutmaksı zı n. * Birinden uzak düş me. ayr ı lı ayr ı lı k * Ayrı lmı ş olan.. ayr ı lma * Ayr ı lmak i ş i. kendilerini taş ı yan nesnelerle. parabol. eksantrik. mubayenet. hiperbol) üzerinde hareket eden bir cismi. ya ve ya da ile gösterilen ili ş ki. * Kaplamları birbirinden ayrı olmakla birlikte aynı yakı n cinsin kaplam ı na giren kavramlar arası ndaki bağ lantı . ayr ı lanma * Ayrı lanmak durumu. bir ş eyden uzaklaş mak. kalı cı lı k kar ş ı tı . ayr ı la ş mak * Benzerleri arası nda ayrı bir yeri ve önemi olmak. bir kimseden. odağ a veya merkeze birleş tiren doğ runun büyük eksen ile yaptı ğ ı aç ı .. . ayr ı lı ş ayr ı lı ş mak * Birbirinden ayrı lmak. * Ayı rmak iş ine konu olmak. bilâistisna. ayr ı lanmak * Ayrı duruma gelmek. ayr ı lı ş ma * Ayrı lı ş mak i ş i veya durumu. * Evlilik birliğ inin yargı ç karar ı ile geçici bir süre için kald ı rı lması . görü ş veya duygu arası ndaki uymazlı k. * Ayrı olma durumu. * Önermelerin birbirine bağ lanması iş leminde ya . munfası l. * (karı ve koca için) Evlilik birliğ ini bozmak. ayr ı lmak ayr ı lmazl ı k * Özelliklerin. istisnas ı z. ayr ı ks ı yı l * Yerin kendi yörüngesindeki günberi noktası ndan art arda iki geçiş i arası ndaki süre fark ı . ayr ı ks ı lı k * Ayrı ksı olma durumu. ilineklerin tözle bağ lantı sı . ayr ı la ş ma * Ayrı laş mak iş i. teferrüt etmek. ayrı duran. ayr ı ks ı ay * Ayı n yörüngesindeki en beri noktası ndan art arda iki geçi ş i arası ndaki süre fark ı . * Düş ünce. ayr ı ks ı * Alı ş ı lagelmiş töre ve davranı ş lara aykı rı olan. * Ayrı lmak i ş i veya biçimi. daire.* Bir konik (elips.

ayr ı mlama * Senaryonun hazı rlanmas ı nda geliş tirim ile çevrim senaryosu arası nda yer alan. * Bir veya daha çok sahne içinde geliş tirilip. detay. . * Ayrı lma noktası . teferruatlı . fark etmek. cümle veya eş ya. farklı laş ma. ayr ı ş ı klı k * Ayrı ş ı k olma durumu. tafsilâtlı . bir ş eyi görmek. baş lı ca karakterlerin ayrı ntı ları yla çizildiğ i. konuş malar ı n son biçimini aldı ğ ı aş ama. ayr ı ş ı k * Ayrı ş mı ş olan. farklı la ş ma. değ iş ik. farks ı zlı k. farkl ı la ş ma. olayı n tamamlanmı ş bir parças ı nı veren film bölüğ ü. aynı . tefrik. * Bir kimse veya nesnenin bir baş kası yla karı ş tı rı lmamas ı nı sağ layan ayrı lı k. çeş it çeş it. mufassal. ayr ı ntı lara inmek * bir konuyu en küçük noktası na kadar inceleyip ara ş tı rmak. fark. muhtelif. * Bir tiyatro eserinde ana düş ünceye yardı mcı olan kelime. farksı z. baş kalı k. farkl ı . * Edebiyat veya sanat eserlerinde bir bütünün ögelerinden her biri. * Cinsleri ve türleri birbirinden ayı ran ana karakter. ayr ı mlı lı k * Ayrı mlı olma durumu. farklı la ş mak. ayr ı mlı * Ayrı mı olan. ayr ı ş ı m * Ayrı ş mak iş i. ayr ı mlaş mak * Ayrı mlı duruma gelmek. aralar ı nda ayr ı m bulunan. senaryonun sahne ve ayr ı mlar ı nı n belirlendi ğ i. teferruat. * Hücrelerin veya canlı organizmaları n iş levlerine veya yaş ayı ş türlerine iliş kin yapı sal nitelik kazanması . ayr ı mlaş ma * Ayrı mlaş mak iş i. ayr ı ms ı zlı k * Ayrı msı z olma durumu. detayl ı . ayr ı msamak * Bir ş eyi anlamak. ayr ı msama * Ayrı msamak i ş i veya durumu. benzer ş eyleri birbirinden ayı ran özellik. farklı lı k. tafsilât. ayr ı ntı lı * Ayrı ntı sı olan. * Ayrı türden. fark. ayr ı ms ı z * Ayrı mlı olmayan. * Bir iç kayanı n katı laş ması sürecinde yer ve zamana göre ayrı mları n ortaya çı kması .ayr ı m * Ayı rmak iş i. ayr ı ntı * Bir bütünün önemce ikinci derecede olan ögelerinden her biri. * Alt bölüm.

ayva ayva göbekli * göbeğ i çukur olan (kimse). . * Değ iş ken huylu. ayva tüyü * Vücuttaki ince. * Ayrı ş ması nı sa ğ lamak. ayr ı t aysar * Ayı n etkisiyle huyunun değ iş tiğ i san ı lan (kimse). ayr ı ş mak ayr ı ş tı rma * Ayrı ş tı rmak iş i. ayva ho ş afı * Ayvadan yapı lan ho ş af. gece). ayva marmelâdı * Ayva ve ş ekerden yapı lan ezme. tahallül. * Moleküllerin. orta yükseklikte bir ağ aç (Cydonia vulgaris). ayr ı ş tı rmak * Bütünün bozulması na sebep olmak. aytı ş ma * Aytı ş mak iş i. yaprakları nı n altı tüylü. münaka ş a etmek. * Bu ağ acı n büyük. aytı ş mak * Atı ş mak. lezzetli bir tür taze fasulye. dokusu sertçe. * Ay ı ş ı ğ ı olmayan (gökyüzü. türlü etkenler sebebiyle geçici olarak daha yalı n atom veya moleküllere bölünmek. mayhoş . aysfild aysı z * Buzla. kararsı z (kimse). bankiz. * Moleküller. ayva reçeli * Ayva ve ş ekerden yapı lan kokulu reçel. sarı renkte. tartı ş mak. *İ ki düzlemin ara kesiti. * Gülgillerden. * Halk ş airleri belli bir ayak çerçevesinde kar ş ı lı klı atı ş mak. tüylü. ufak çekirdekli meyvesi. * Birbirinden ayrı lmak. türlü etkenlerle geçici olarak daha yalı n atom ve moleküllere bölünmesi. aysberg * Buz dağ ı . ay ş ekadı n * Kı lç ı ksı z. sarı tüyler. birli ğ i bozmak. çiçekleri iri ve pembe.ayr ı ş ma * Ayrı ş mak iş i. ayva kompostosu * Ayvadan yapı lan komposto.

* Bir parça. * Alı ş ı lmı ş olandan. * Dolandı rı cı . Az az * Azot'un kı saltı lması . * Ayva ağ açları nı n çok bulunduğ u yer. ayyuka çı kmak * (ses için) yükselmek. süre bakı mı ndan eksiklik bildirir. * Küçük ölçülerle. * Teras. * Uzun süreli. içken. * Ayvazı n görevi. * Dolandı rı cı lı k. güç. az buz olmamak . eş . ayvaz kasap hep bir hesap * ha öyle ha böyle. ikisi de bir. sundurma. soluk sar ı çiçekli. ayvay ı yemek * kötü duruma düş mek. yayı lmak. az az az buçuk az bulmak * yeterli görmemek. ayya ş lı k ayyuk * Ayyaş olma durumu. nitelik. * Nicelik. * Göğ ün en yüksek yeri. * (dedikodu için) herkesçe duyulmak. içkici. ayvaz * Büyük konaklarda mutfak ve yemek hizmetlerinde çalı ş tı rı lan uş ak. * Göğ ün kuzey yarı m küresinde bulunan bir takı m yı ldı zı n en parlak yı ldı zı . * Koca. Bu gaz N kı saltması ile de gösterilir. hilekâr. çok karş ı tı . çok y ı ll ı k ve otsu bir bitki (Achillea nobilis). biraz. bekri. ayvazl ı k ayyar ayyarl ı k ayya ş *İ çkiye düş kün.ayvadana ayval ı k ayvan * Yüksekliğ i 15-70 cm . iş i bozulmak. s ı k tüylü. yavaş yavaş . az saymak. erkek. umulandan veya gerekenden eksik. * Bir tarafı dı ş ar ı ya açı k olan oda. azı msamak.

* Üye. az kaldı (veya az kalsı n) * bir iş in olması . üretimi daha çok ilkel tar ı ma dayanan. do ğ al kaynaklar ı nı gereğ ince de ğ erlendiremeyen (ülke). aza çoğ a bakmamak * olanla yetinmek. azade * Baş ı boş . az tamah çok ziyan getirir * hı rslı ve pinti insan her zaman zararlı çı kar. organ. hafiflemek. azadelik * Azade olma durumu. serbestlik. * Etkisini yitirmek. * Az denecek bir miktara inmek veya eskisinden az bir duruma gelmek. * Baş ı boş . erkin. az görmek * umduğ undan eksik bulmak. az geliş miş * geliş mesi gecikmiş olan. * birinin herhangi bir karakter bakı mı ndan göründüğ ü gibi olmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. azalma azalmak * Azalmak iş i. * Azaltmak iş i. azaltma . * azı msamak. * Vücut parçası . az gelmek * yetmemek. az daha az değ il! * az kalsı n. tenakus. aza * Organlar.* (bir ş ey) azı msanacak kadar olmak. daha çok istemek. neredeyse. * eğ itim düzeyi düş ük kalmı ş . azade azade * bir ş eyden kurtulmuş . uzak. oldukça. serbest. vücut parçaları . aza sormu ş lar: "nereye?" "çoğ un yanı na" demiş * küçük kazançları n bile hep varlı klı kimselere düş tüğ ü inancı nı belirtir. az günün adam ı olmamak * çok yaş amı ş . serbest olarak gürültüden azade ya ş amak. az çok * Bir parça. erkin. gerçekleş mesi. çok görmü ş bulunmak. eksilme. bitmesi çok yak ı nken olmad ı ğ ı nı anlatı r.

azap * (Müslümanlı kta) Dünyada günah iş lemi ş olanlara ahrette verilecek ceza. yavaş yavaş . * Debdebeli. * Organik veya ruhî büyük sı kı ntı . çok büyük. ezinç. böbürlenmek. heybet. azamî azap azap çekmek * ahrette ceza görmek. * Süreyi uzatarak. * çok büyük sı kı ntı ya u ğ ramak. * Küçük ölçülerle. azarlanmak * Azarlamak i ş ine konu olmak. en yüksek. kurumlu. azar azar azar * Paylama. en çok. tekebbür. k ı rmak. azar i ş itmek * azarlanmak. * Çalı mlı . hafifletmek. * Gururlu. heybetli. maksimum.azaltmak * Az denecek bir miktara indirmek veya eskisinden az bir duruma getirmek. üzmek. . azarlanma * Azarlanmak iş i. kötü sözle karş ı laş mak. * Çalı m. * En büyük. * (Anadolu'nun birçok bölgesinde) Çiftlik uş ağ ı . az az. paylanma. tekdir etmek. azametli * Ulu. büyüklük. * Etkisini yitirmesine sebep olmak. azarlama * Azarlamak i ş i. azamet azamet satmak * büyüklük taslamak. * Ululuk. paylanmak. kurum. * Görkemli. * Anadolu beyliklerinde donanmadaki görevlerde kullanı lan asker. * Gurur. * Debdebe. * Görkem. paylama. azarlamak * Paylamak. çalı m satmak. azap vermek * acı çektirmek.

köle). Azerîce azgı n * Azerbaycan Türkçesi. *Ş ı martmak. Azerî * Azerbaycan Cumhuriye'tinde ve güney Azerbaycan'da (İ ran'da) yaş ayan Türk soylu halk veya bu halktan olan kimse.azarlatma * Azarlatmak iş i. azatl ı k * Azat olma durumu. azatsı z azca azd ı rı lma * Azdı rı lmak i ş i. * Açalya. * Oldukça az. Azerî halk ı ile ilgili (olan). * Azmı ş olan. * Kötü davranı ş veya alı ş kanlı klara sürüklemek. azat * Serbest bı rakma. * Azgı n duruma getirmek. azarlatmak * Azarlamak i ş ini yapt ı rmak veya azarlanması na yol açmak. salı vermek. * Azat edilme vakti gelmiş olan (cariye. azat etmek * serbest bı rakmak. azd ı rma azd ı rmak * Azdı rmak iş i. azelya . yoldan ç ı karmak. Azerbaycanl ı * Azerbaycan halkı ndan olan kimse. * Azerî halkı na özgü olan. * Azat edilemez. azatl ı * Azat edilmiş (cariye veya köle). azat eylemek * azat etmek. serbestlik. * (köle ve cariyeler için) özgürlüğ ünü geri vermek. * Okullarda paydos. azd ı rı lmak * Azması na yol açmak. * Azması na sebep olmak. * Serbest bı rakı lmı ş olan.

* Azı k olarak ayrı lan veya hazı rlanan yiyecekler. azı di ş i. biraz. * Bir toplulukta herhangi bir nitelik bakı mı ndan ayrı ve ötekilerden sayı ca az olanlar. * Azı k koymaya yarayan kap veya torba. az ı k az ı klı * Yiyecek. öğ ütücü diş . az ı di ş i * Azı . daha fazlası nı istemek. çoğ unluk * Bir ülkede egemen ulusa göre ayrı soydan ve sayı ca az olan topluluk. harman zamanı ndan önce biçilip savrulan ekin. besin. * (süre ve miktar için) Az olarak. ekalliyet. * Öküz arabaları nda ön ve arka yastı kları dingile bağ layan ağ aç çivi.* (ten için) Çabuk iltihaplanan. az ı nlı k hükûmeti * Mecliste çoğ unluğ u olmayan bir partinin kurdu ğ u hükûmet. az görmek. * Cinsel istekleri aş ı rı laş mak. az ı nlı k karş ı tı . az ı klı k az ı lı az ı msama * Azı msamak iş i. az ı cı k * Çok az. az bulmak. yarası hemen kapanmayan. azgı nl ı k az ı * Köpek diş lerinden sonra içeriye doğ ru. alt ve üst çenenin iki yanı nda beş er tane bulunan ve yiyecekleri öğ ütmeye yarayan diş lerin ortak adı . *Ş iddetli. azgı n. az ı msamak * Bir ş eyin umulduğ undan az olduğ u yarg ı sı na varmak. * Cinsel istekleri aş ı rı olan. az ı cı k aş ı m kaygı sı z baş ı m * derdim olması n da baş ka bir ş ey istemem. gı da. * Gözü bir ş eyden yı lmayan. ekalliyet. az ı ço ğ a saymak (veya tutmak) * verilen küçük bir armağ anı çok ve değ erli kabul etmek. * Azı ğ ı olan. korkunç. . azgı nla ş ma * Azgı nla ş mak i ş i. biraz. çok etkili. * Yoksulları doyuran. * Hemen yemek üzere. * (çocuk için) Çok yaramaz. azgı nla ş mak * Azgı n duruma gelmek. * Azgı n olma durumu.

az ı ş tı rma * Azı ş tı rmak iş i. yola çı kmak. azledilme azize aziziye azizlik . * Azı tmak iş i. ş iddetlenmek. * Çı ğ ı rı ndan çı karmak. * Azı ş mak i ş i. azimkârane * Kararlı . muazzez. azit aziz * Azothidrik asit HN3 deki hidrojenin yerine bir kökün geçmesi ile türeyen birleş iklere verilen ad. * Sevgide üstün tutulan. * Aziz olma durumu. * Ermiş kadı n. az ı ş ma az ı ş mak * Gittikçe kı zı ş mak. karş ı düş ünceye oy verenlerden daha az olmak. kararlı . az ı ş tı rmak * Azı ş mas ı na yol açmak. * Gidiş . * Kararlı lı kla. * Muziplik. azizlik etmek * muziplik etmek. azimli * Kararı nda. azim azimet * Bir iş teki engelleri yenme kararı .az ı nlı kta kalmak * bir toplulukta belli bir sorun üzerine oy verenler. azil * Görevden alma. * Sultan Abdülaziz'in ve devlet adamları nı n giydiğ i fes. * Ermiş . tutumunda direnen. az ı tma az ı tmak * Azgı n duruma getirmek. azimet etmek * gitmek. kararlı olarak. eren.

azmetme * Azmetmek iş i. ı rmak vb. * (hayvanlar için) İ ki ayr ı ı rktan doğ mak. kı rma. metis. taş mak. azlolunma * Azlolunmak iş i. azmettirmek * Bir suçu veya herhangi bir iş i kesinlikle yapması na karar verdirmek. melez. hastalı k vb. azlolunmak * Görevinden alı nmak. azma * Azmak iş i. tehlikeli duruma gelmek. için) Etkili. * Bataklı k. görevinden ç ı karı lmak. azmanla ş ma * Azmanlaş mak i ş i. * Çok geliş miş . gölcük. *İ ki ayrı ı rkı n kar ı ş ması ndan doğ an. kocaman duruma gelmek. için) Kabarmak. azmetmek * Bir iş teki engelleri yenmeye karar vermiş olmak. azmettirme * Azmettirmek iş i. * Az olma durumu. * Taş kı nl ı kta ileri gitmek. azmanla ş mak *İ rileş mek. azmak azmak azman azman kaya * Kaya balı ğ ı nı n bir çe ş idi. * Küçük su birikintisi.* Azledilmek iş i. azletme azletmek azl ı k * Azletmek iş i. * Azma. * Bir görevliyi iş inden ayı rı p açı kta b ı rakmak. azledilmek * Görevden alı nmak. * Kerestelik tomruk. * (yara. * (çamaş ı r) Artı k ağ artı lamaz duruma gelmek. görevden almak. * Azı nlı k. * (deniz. çı karmak. . * Cinsel duyguları artmak. kötülüğ ünü artı rmak.

aznavur gibi * zalimce davranan. * Yeryüzünün herhangi bir noktası nda enleme bağ lı olmaksı zı n meydana gelen olay. atom ağ ı rl ı ğ ı 14. rengi.008 olan. Azrail'in elinden kurtulmak * ölümden kurtulmak. Azrail'e bir can borcu olmak (veya kalmak) * nası l olsa ölece ğ ini kabul etmek. azotlanm ı ş * Azotlama iş lemi yapı lmı ş . kokusu. aznavur * Gürcüce. azol azonal azot * Atom numarası 7. sert kimse. * Heterosiklik birleş iklerin önemli bir sı nı fı na verilen ad. azvay * Sar ı sabı r. bütün borçları ndan kurtulmak. tadı olmayan element. * Azotometre. * Azotlu besin almayan bitki veya hayvanları n dokuları ndaki serbest azotu tespit etme iş i. azotlamak * Azotla karı ş tı rmak veya birleş tirmek. iri "yarı " "kı rı cı " sinirli. ası k yüzlü. azotometre * Bir organik maddede bulunan azotun gaz hacmini ayarlamaya yarayan aygı t. K ı saltması N. azotlu *İ çinde azot bulunan. * hiç kimseye borcu kalmamak. havada beş te dört oranı nda bulunan. . aznif * Bir tür domino oyunu. azoik *İ çinde fosil bulunmayan (toprak). azotölçer Azrail * Tanrı buyruğ u ile insanları n canı nı almakla görevli olduğ una inanı lan melek.azmı ş kudurmuş tan beterdir * "coş kun ve heyecana kapı lmı ş kimseyi zaptetmek zordur" anlam ı nda kullanı lı r. Azrail'le burun buruna gelmek * ölümle karş ı karş ı ya gelmek. azotlama * Azotlamak iş i. * En eski jeolojik (sistem).

Be adı verilen bu harf. * Gemi veya iskelede halatı n takı ldı ğ ı yuvarlak baş lı . * Silâh kaçakçı lı ğ ı . baba oğ luna bir bağ bağ ı ş lam ı ş . . * Ata. baba evi * Babadan. bir ülkeye veya bir toplulu ğ a yararlı olmuş kimse. * Türk alfabesinin ikinci harfi. * Çocuğ u olmu ş erkek. babalı k duyguları ile dolu kimse. ama çocuklar babaları için fedakârlı kta bulunmazlar. tı rabzan babas ı * babalı k görevlerini yapmayan babalar için söylenir. toprak ya da yurt. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde İ ngilizler b harfiyle "si" yi. iri demir. baba olmak * (erkek için) çocuk sahibi olmak.B * Bor'un kı saltmas ı . B gösterir. dededen kalma ev. olgun adam. baba koruk (veya erik) yer. Ba * Baryum'un kı saltması . * Bu gibi kimselere verilen unvan. * Çatı merteğ i. çift dudak patlayı cı sı nı b. baba bucağ ı * \343 baba ocağ ı . baba değ il. * Koruyucu. * Yaratı cı . * Basso kı saltmas ı . baba mirası * Babanı n yaş adı ğ ı dönemden kalan değ erli mal veya dost. yurt. oğ lunun diş i kama ş ı r * babanı n yaptı ğ ı kötü iş in sı kı nt ı sı nı çocuğ u çeker. baba baba adam * Yaş lı . ağ ı rbaş lı . baba evi. toprak. * Tarikatları n bazı sı nda tekke büyüğ ü. baba * Çocuğ un dünyaya gelmesinde etken olan erkek. baba yurdu. yaş adı ğ ı ev. baba nasihati * Bir babanı n verdi ğ i öğ üt. * Kazı larda ç ı karı lan toprağ ı n miktarı nı hesaplayabilmek için yer yer bı rakı lan toprak dikme. iyi yürekli. kurucu kimse. oğ ul babaya bir salkı m üzüm vermemiş * babalar çocukları için büyük fedakârl ı klara katlanı rlar. ses bilimi bakı mı ndan ötümlü. baba hindi *İ ri ve iyi beslenmiş erkek hindi. Almanlar ise "si bemol"ü gösterirler. dededen kalma mülk veya bir kimsenin içinde doğ up büyüdüğ ü. baba ocağ ı * Babadan.kara para aklama ve uyu ş turucu madde ticareti gibi kirli ve gizli i ş ler yapan çetenin baş ı . baba bucağ ı . ağ aç veya beton dikme.

babacanlaş ma * Babacanlaş mak iş i veya durumu. olgun. hoş görülü. babacanlaş mak * Babacan duruma gelmek. baba yurdu * Baba evi. babafingo * Yelkenli gemilerde direklerin ve gabyanı n üstünde bulunan en yüksek bölüm. babacanca * Sevgi ve sevecenlikle. * ataları ndan beri. sempatik baba. babaya yakı n. * Cana yakı n. iyi kalpli. babaca babacan * Baba gibi. yüzyı lda Baba İ shak'ı n kurdu ğ u mezhep. babaç babaçko * Erkek kümes hayvanları nı n en iri ve yaş lı olanı . * (kadı n için) Güçlü ve gösteri ş li. babadan oğ ula * torunlara doğ ru zincirleme. babası na çok düş kün olan. iri yarı . hoş . cana yakı nlı k. . paternalizm.baba tatlı sı * Bir çeş it hamur tatlı sı . Babaî Babaîlik * Babaîlik mezhebinden olan kimse. baba ocağ ı . * Sevimli. babac ı lı k * Devletin türlü sı nı flar üzerinde babalı k ederek bu s ı nı flar arası nda denge kurmaya çalı ş mas ı iş lemi. babac ı l * Babası nı çok seven. * XIII. babanı n hat ı rası nı taş ı yan. baba yadigâr ı * Babadan kalan. güvenilir (erkek). babac ı k * Küçük baba.ş ambaba. baba döneminde yapı lmı ş . babaanne * (çocuğ a göre) Baban ı n annesi. babacanlı k * Babacan olma durumu. cana yakı n olarak. babadan babaya * dedelere doğ ru zincirleme.

babaları mı z * bizden. babası nı n oğ lu * her yönüyle babası na benzeyen erkek çocuk. babası na çekmek * her yönü ile tamamen babaya benzemek. babamı n (veya ustamı n) ad ı Hı dı r. babal ı babal ı k * Zaman zaman sinir nöbeti geçiren. babası z * Babası ölmüş çocuk. babalanma * Babalanmak iş i. * Baba olma durumu. babalanmak * Babaları tutmak.babaköş * Ayaksı z olduğ u için yı lan sanı lan. babam! * teklifsiz bir seslenme sözü. * Üvey baba. bizim kuş aktan öncekiler. babası nı n hayrı na * hiçbir çı kar gözetmeksizin. yetim. kabadayı ca davranmak. * Yaş lı veya küçümsenen adamlara seslenme olarak kullanı lı r." anlamı nda kullanı lan bir söz. öfkelenmek. . babal ı k etmek * baba gibi davranmak. * Diklenmek. babası na rahmet okumak * hakkı nda iyilik düş ünmemek. öfkesi her hâliyle belli olmak" anlamı nda geçer. * Kayı n baba. babal ı * Babası olan. * tekrarlanan iki emir kipi arası na getirilerek i ş in sürekliliğ ini anlatmaya yarar. bir davranı ş karş ı sı nda "Allah senden razı olsun. kay ı n peder. babası tutmak (veya babaları üstünde olmak) * gibi deyimlerde "çok öfkelenmek. solucanla beslenen bir tür kertenkele (Anguis fragilis). babası nı n (veya babaları nı n) çiftliğ i * bir malı veya kuruluş u yalnı zca kendi çı karları na araç yapmak. elimden gelen budur * gücüm ancak bu kadarı nı yapmaya yeter. babana rahmet * yapı lan bir i ş . babal ı k fı rı n has i ş ler * babası nı n parası ile geçinenlere sitem olarak kullanı lı r.

baca kulağ ı * Ocağ ı n iki yan ı nda ta ş tan yapı lmı ş ufak raf.babayani * Gösteriş i ve özentisi olmayan. Bab ı âli * Osmanlı imparatorluğ u döneminde İ stanbul'da sadaret (Baş bakanl ı k). *İ stanbul'da bu çevredeki bası n. * "Bâb'a ait" Babîlik yanlı sı . bacak kalemi . korkusuz adam. * Oyun kâğ ı tlar ı nda. herkesten farklı alı ş kanlı klar. babayanilik * Babayani olma durumu. babayiğ itçe davranı ş . İ ran'da Ali Muhammed Bab'ı n kurdu ğ u dinî ö ğ reti. türlü türlü huyu var * daha küçük. oğ lan. baca baş ı * Ocağ ı n üstündeki ta ş raf. babayiğ it * Güçlü kuvvetli. * Bazı ş eylerin yerden yüksekçe durmas ı nı sağ layan dayak. dahiliye ve hariciye nezaretleri (İ ç iş leri ve Dı ş iş leri bakanlı klar ı ) ile Ş ûrayı Devlet (Danı ş tay) dairelerinin bulundu ğ u yapı . destek veya bunlardan her biri. baca * Dumanı ocaktan çekip havaya vermeye yarayan maden veya kâgir yol. bacak kadar boyu var. ayak. babı nda * Konusunda. * Osmanlı hükûmeti. babı ndan * Bkz. babı nda. bacak bacak üstüne atmak * otururken bir bacağ ı nı ötekinin üstüne koyarak oturmak. babayiğ itlik * Babayiğ it olma durumu. vale. * Mert. huylar edinmi ş . * Bir giriş imde kendine güvenebilecek durumda olan. * Hayvanlarda yürümeye veya atlamaya yarayan organ. maden ocağ ı gibi yer alt ı yap ı lar ı nı n hava deliğ i. bacak * Vücudun kası ktan tabana kadar olan bölümü. bacak kadar * ufacı k. baca tomruğ u * Bacanı n damdan yukar ı bölümü. lâğ ı m. kabadayı lı k. Babî Babîlik * XIX. kabadayı . ama değ iş ik. * Su yolu. yüzyı lda.

rüzgâr. bacakl ı yaz ı *İ ri ve okunaklı yazı . * Yel. * Özellikle hokey oyuncuları nı n giydikleri deriden yapı lmı ş koruyucu. haraç. * Felemenk altı nı na verilen ad. * Bacakları kı sa olan. bodur. * Bacakları uzun olan. * Dost. * Tarikat ş eyhlerinin kar ı sı . bacanakl ı k * Bacanak olma durumu. bacakkı ran * Nemli bölgelerde yetiş en yeş ilimsi sarı çiçekli bir bitki (Narthecium). baç . bacası tütmez olmak * (aile için) da ğ ı lmak veya iş i bozulmak. bacanak * Karı lar ı kardeş olan erkeklerden her biri. -baç * Fiilden isim türeten -maç/-meç ekinin türü. bacakları kopmak * çok yorulmak.* Kaval kemiğ i. bacakları tutmamak * ayakları nı n üzerine bası p yürüyemeyecek duruma gelmek. bac ı * Büyük kı z kardeş . bacakl ı * Bacağ ı olan. bacası tütmek * (aile için) yaş aması sürüp gitmek. * Kı z kardeş . kı sa boylu. * Bir evde uzun zaman çalı ş mı ş ya ş lı kadı nlara (daha çok ya ş lı zenci kadı nlara) verilen unvan. * Zorla alı nan para. * Osmanlı İ mparatorluğ unda gümrük vergisi. abla. baçç ı baçç ı lı k bad * Baç alan kimse. bacakl ı k bacaksı z * Bacağ ı olmayan. * Baç alma iş i veya görevi. uzun boylu. arkadaş . * Yaş ı ndan büyük iş lere kalkı ş an çocuklar için söylenir.

* Badanası bozulmu ş . badanalanma * Badanalanmak iş i. * Yüzüne çok pudra ve boya sürmüş olan (kad ı n). badanal ı * Badana edilmiş olan. badanalama * Badanalamak iş i. *Ş arap. badanac ı * Geçimini badana yapmakla kazanan kimse. badem * Gülgillerden. badanalanmak * Badana yapı lmak. harman döküntüsü. badanac ı lı k * Badanacı nı n yaptı ğ ı iş . badem a ğ ac ı . bir tür yer elması . badas * Harman kaldı rı ldı ktan sonra yerde kalan toprak. badana etmek (veya vurmak) * badanalamak. ş ekeri çok. * Ondan sonra.badana * Duvarları boyamak için kullanı lan sulandı rı lmı ş kireç veya boya. badat bade badehu badeli * Aş k badesi içmiş kimse. içki. badeli â ş ı k * Düş ünde bir pirin elinden aş k badesi içerek saz çal ı p söyleyen halk ş airi. yurdumuzun her yerinde yetiş en ağ aç (Amygdalus communis). badanası z * Badana edilmemiş . badanalamak * Duvarları boyamak için sulandı rı lmı ş kireç veya plâstik boya sürmek. * Birleş ikgillerden. çöp ve samanla karı ş ı k tah ı l taneleri. * Bu ağ acı n yaş veya kuru yenilen yemiş i. badanalatmak * Badanalamak iş ini yapt ı rmak. badanalatma * Badanalatmak iş i. badana yapmak.

badem yağ ı * Bademden çı karı lan ve deri. gönle ferahlı k veren hafif rüzgâr. badem kürk * Tilki postunun yalnı z bacak kesiminden yapı lan kürk. badem ş ekeri *İ nce bir ş eker tabakası yla kaplanmı ş iç badem. . * Badem satan kimse. bademli *İ çinde badem bulunan yiyecek. badem b ı yı k * Badem içi biçiminde üst dudağ ı n her iki yanı nda yer alan bı yı k.* Gülgillerden ilkbaharda beyaz ve pembe renkli çiçekler açan yüksekçe bir bitki. badem bahçesi. * Badem biçiminde olan. fasulye. badem parmak * Baş parmak. bezelye gibi taze sebzelerde. badem gibi * (salatalı k için) taze ve gevrek. kösele gibi ş eyleri yumuş atmak için kullan ı lan yağ . halat sargı sı . badem gözlü * Badem içi biçiminde iri göz. * Halatı n aş ı nabilecek yerine sar ı lan bez. bundan böyle. badı saba badi * Sabah vakti esen ve ruhu okş ayan. badem (Amygdalus communis ve Prunus amygdalus). badem ezmesi * Ezilmiş bademle yapı lan ş ekerleme. * Ördek. bademcik * Boğ azı n iki yanı nda birer tane bulunan. badem içi * Bademin dı ş kabu ğ u alı ndı ktan sonra kalan içi. badem t ı rnak * Badem biçiminde uzunca tı rnak. bademlik bademsi baderna badı ç * Bakla. içinde tohumları n sı ralanmı ş bulunduğ u kabuk. * Badem ağ açları çok olan yer. badem biçimindeki organ. badema bademci * Bundan sonra.

badi badi yürümek (veya gitmek. * Kı sa boylu. * Yolcu yükü. badire badiye * Birdenbire ortaya çı kan tehlikeli durum. * Otomobillerin yük konulabilen. *İ lgi. bagaj memuru * Toplu taş ı m yerlerinde ve araçlar ı nda bagaj i ş lerini yürütmekle görevli kimse. palaz. badiklemek * Ördek gibi iki yana sallana sallana yürümek. ko ş mak) * ördek gibi iki yana sallanarak yürümek (gitmek). badya bagaj * Ağ zı geniş . vapur gibi taş ı tlarda yolcular ı n yüklerinin konulduğ u yer. ş erit. dikdörtgen biçiminde değ erli taş . * Tı raş lanmı ş . badminton * Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun. badikleme * Badiklemek iş i. * Tren. genellikle arkada olan bölümleri. deste. baget *İ nce. sicim. bagetli bağ * Bir ş eyi ba ş ka bir ş eye veya birçok ş eyi topluca birbirine tutturmak için kullanı lan ip. badik * Ördek. rabı ta. yayvan. . * Düş ük gramajlı küçük boy ekmek. demet. * Kemikleri birbirine bağ lamaya. bagaj kapa ğ ı * Otomobillerde içine yük konulabilen bagajları kapatmaya veya kilitlemeye yarayan bölüm. iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. badikle ş mek * Ördek gibi sağ a sol yalpa vurarak yürüme eğ ilimi göstermek. * Sargı . bagaj kilidi * Bagaj kapağ ı nı kilitlemeye yarayan alet. kı sa de ğ nek. büyükçe su kabı . badikle ş me * Badikleş mek durumu. ili ş ki. tel gibi düğ ümlenebilir nesne. * Bageti olan. * Çöl. * Bağ lam.

bağ boğ an * Küsküt. ulaç. ş eytansaçı . bağ bozumu * Bağ da ürünün toplanması . sonbahar. bağ cı * Bağ yetiş tirip ürününü satan kimse. hücre arası maddesi çok ve genel olarak diğ er dokuları birbirine bağ layarak destek görevi yapan doku. * Ur. yemeye yüzün olsun * kiş i. bağ sı z. otur-up vb. zarf fiil: gül-e gül-e. ko ş -arak. bağ cı ks ı z * Bağ ı olmayan. * Kaplumbağ a kabu ğ undan yapı lmı ş veya bu kabuğ u and ı rı r biçimde olan. bağ an * Vakti gelmeden ölü doğ an yavru. bağ a bak. karş ı lı k beklediğ i iş ten istediğ ini alabilmek için gereken harcamaları yapmalı dı r. üzüm olsun. düş ük. * Ölü doğ an kuzunun derisi. * Deniz kaplumbağ ası nı n kabu ğ u. bağ fiil bağ a * Fiillerin zarf olarak kullanı lan ş ekilleri. bulunan. bağ budamak * bağ daki üzüm kütüklerini budamak. bağ bı çağ ı * Bağ ve bahçelerde yetiş en meyve fidanlar ı nı . güz. * Bağ lama iş inde kullanı lan ş erit biçiminde bağ . bağ doku * Hücre sayı sı az. bağ bahçe * Bahçe gibi taş ı nmaz mal. bitki ve özellikle üzüm kütüklerini budamaya yarayan kesici alet. bağ çubuğ u * Asma fidesi. bağ cı lı k . * Kaplumbağ a.bağ * Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğ u toprak parças ı . * Meyve bahçesi. * Bu iş in yapı ld ı ğ ı mevsim. * Kaplumbağ a kabu ğ u. bağ cı k bağ cı klı * Bağ ı olan. bağ bozmak * bağ ı n üzümlerini toplamak. * Bağ layan veya so ğ uk haddehaneden çı kan metal ş erit bobinlere bant yapı ş tı ran (kimse).

bağ dalamak * Düş ürmek için ayağ ı nı birinin ayakları na takmak. bağ daş ı k * Her yeri aynı özelliğ i gösteren. bağ daş ı lma * Bağ daş ı lmak i ş i. bağ daş ı m * Tutarlı k. kör düğ üm etmek. bağ daş kurmak * bu biçimde oturmak. * Çocuk oyunları nda arkadaş olmak. bağ daş ı klı k * Bağ daş ı k olma durumu. bağ dadî * Ağ aç direkler üzerine çak ı lmı ş çı talara sı va vurularak yap ı lan (duvar veya tavan). bağ daş ı klaş tı rma * Bağ daş ı klaş tı rmak i ş i. homojenleş tirmek. bağ dalama * Bağ dalamak iş i. mütecanis. bağ daş * Sağ aya ğ ı sol uyluğ un. bağ daş ı klaş tı rmak * Bağ daş ı k duruma getirmek. * Bağ daş kurup oturmak. bağ dama * Bağ damak iş i.* Bağ yetiş tirme ve ürününü satma iş i. çelme atmak. imtizaç. imtizaç etmek. tutarlı lı k. Ba ğ dad'ı tamir etmek * karnı nı doyurmak. insicam. homojen. bağ daş ma * Bağ daş mak iş i. homojenlik. bağ daş ı klaş mak * Aynı özelli ğ i göstermek. sol aya ğ ı sa ğ uyluğ un altı na alarak oturma biçimi. bağ daş ı klaş ma * Bağ daş ı klaş mak durumu. . homojen duruma gelmek. bağ daş ı lmak * Bağ daş mak iş ine konu olmak. bağ daş mak * Anlaş mak. *İ çinden çı kı lmayacak bir duruma getirmek. uymak. * Yapı larda kullan ı lan çı ta. uzla ş mak. bağ damak * Birkaç ş eyi birbirine geçirerek bağ lamak.

* Kadı nları n âdet zaman ı nda bağ lad ı kları bez.bağ daş maz * Uyuş maz. bağ ı ldak * Beş ikteki çocuğ un düş memesi için beş iğ e sarı lı p bağ lanan. aynı zamanda kendine özgü bir kı mı ldan ı ş ı da bulunan bir cismin görünürdeki bu kı mı ldanı ş ı nı n niteliğ i. bağ ı l değ er * Bir aritmetik sayı sı nı n. * Görece olma durumu. bağ ı mlaş ma * Bağ ı mla ş mak iş i. * Bir ş eyin veya bir kimsenin gücü ve etkisi altı nda bulunma durumu. izafî. bağ daş tı rmacı * Bağ daş tı rmacı lı k yanlı sı kimse. bağ daş tı rmacı lı k * Pek çok değ iş ik ö ğ retiyi birleş tirmeyi amaçlayan felsefî veya dinî öğ reti. * Farklı kökenlere sahip değ iş ik kültür özelliklerini birleş tirme veya kaynaş tı rma iş i. bağ ı l nem * Bir metre küp hava içinde bulunan su buharı ağ ı rlı ğ ı nı n. * Büyü. rölâtivite. bağ ı mlama * Bağ ı mlamak i ş i. * Baş ka bir cisme uyarak sürüklenen. sihir. kumaş tan yapı lmı ş enli bağ . tutars ı z. etkisi altı nda tutmak.iş aretleri yazı ldı ktan sonraki değ eri. izafî değ er. izafî. tâbiiyet. bağ ı mlamak * Bir ş eyi ba ğ ı m alt ı na sokmak. bağ daş tı rma * Bağ daş tı rmak i ş i. geçimsizlik. önüne + ve . * Baş tan çı karı cı . bağ daş mazlı k * Uyuş mazlı k. bağ daş tı rı cı * Bağ daş ma sağ layan. aynı ş artlardaki havan ı n doymu ş su buharı nı n ağ ı rl ı ğ ı na oranı . bağ ı l * Görece. bağ ı bağ ı cı * Büyücü. bağ ı ll ı k bağ ı m . izafiyet. bağ daş tı rmak * Bağ daş ması nı sa ğ lamak. * Bir sayı nı n rakamları ndan her birinin bulunduğ u basamağ a göre aldı ğ ı değ er.

bağ ı ms ı zlaş mak * Bağ ı ms ı z duruma gelmek. bağ ı mlı * Baş ka bir ş eyin istemine. bağ ı ntı lı * Varlı ğ ı ba ş ka bir ş eyin varl ı ğ ı na bağ lı bulunan. müstakil. kavramları veya tasar ı mları birlik. rölâtivite. özellikle bilginin ba ğ ı ntı lı olduğ unu ileri süren her türlü felsefe öğ retisi. izafiye. istiklâl. özerkliğ i olmayan. * Eş yayı .bağ ı mlaş mak * Bir ş eye veya bir kimseye tamamen ba ğ ı mlı olmak. bağ ı msı z. rölâtivizm. bağ ı n vurmak * kazı duvarları nı n çökmemesi için bağ ı nlarla desteklemek. tâbiiyet. izafî. bağ ı mlı lı k * Bağ ı mlı olma durumu. bağ ı ntı * Bir nesneyi baş ka bir nesne ile uyarlı kı lan bağ . tâbi. özgürlüğ ü. göreli. tümleçleri. rölâtif. giriş imlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen. rölâtivist. bağ ı ms ı zlaş tı rmak * Bağ ı ms ı z duruma getirmek. mutlak olmayan. bağ ı ms ı z sı ralı cümle * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı olduğ u hâlde özneleri. bağ ı ms ı zlı k * Bağ ı ms ı z olma durumu veya niteliğ i. göreci. *İ ki veya daha çok nitelik aras ı nda matematik iş lemleri yard ı mı ile kurulan bağ lı lı k veya e ş itlik. ba ğ lı lı k. izafet. özgür. gücüne veya yardı mı na bağ lı olan. bağ ı ms ı z * Davranı ş lar ı nı . bağ ı ll ı k. görelik. görecilik. bağ ı ms ı z milletvekili * Herhangi bir partinin adayı olmadan seçilen veya herhangi bir partiye bağ lı olmayan milletvekili. bağ ı mlı sı ralı cümle * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı olan ve özneleri. partiye bağ lı olmayan kimse. tümleçleri veya yüklemleri ortak olan cümle. nispî. bağ ı ntı cı lı k * Bağ ı ntı lı lı k öğ retisi. bağ ı ms ı zlaş ma * Bağ ı ms ı zla ş mak i ş i. tutumunu. hür. birliktelik gibi durumlarda toplayan görünüş veya nitelik. bağ ı n *İ nş aatta veya kazı sı rası nda toprağ ı n çökmesini önlemek için yerle ş tirilen parça veya dayak. bağ ı ms ı zlaş tı rma * Bağ ı ms ı zla ş tı rmak i ş i. bağ ı ntı cı * Bağ ı ntı cı lı k yanlı sı olan kimse. * Herhangi bir kuruluş a. yüklemleri ayrı olan cümle. bağ ı ntı lı lı k .

bağ ı rdak bağ ı rgan * Bağ ı rı p çağ ı ran. bağ ı ntı yolu ile baş ka bir ş eye bağ lı bulunma durumu. görelilik. ş amata ederek. * Bağ ı ldak. * Ciğ er.* Var olabilmek veya belirlenebilmek için. çok acı duymak. bağ ı rsak bağ ı rsak ask ı sı *İ nce bağ ı rsağ ı karnı n arka bölümüne bağ layan ve kar ı n zarı nı n bir bölümünden oluş an askı . . bağ ı rı ş çağ ı rı ş * Gürültü. * Kendini belli etmek. bağ ı r yeleğ i * Eskiden zı rh altı na giyilen. * (ok yayı ve dağ için) Orta bölüm. * (insan) Yüksek ve gür ses çı karmak. bağ ı rsak iltihabı * Sindirim organı nda oluş an iltihabî durum ve buna bağ lı hastalı k. * çok susamı ş olmak. bağ ı rı p çağ ı rmak * öfkeyle bağ ı rmak. bağ ı rsak gibi vücut boş lukları nda bulunan organlar ı n ortak adı . tepkisini hemen ve sert bir ş ekilde d ı ş a vuran kimse. bağ ı rsak ingini * Çoğ unlukla sürgün ve karı n ağ rı sı ile beliren bağ ı rsak iltihabı . ahş a. * Gürültüyle. bağ ı rsak kurdu * Omurgalı lar ı n ve de özellikle insanlar ı n ba ğ ı rsağ ı nda yaş ayan asalak solucan. bağ rı ş ma. izafiyet. bağ ı rsak kazı ntı sı * Kalı n bağ ı rsak hastalı kları nda çı kar ı lan sümüksü madde. bağ ı r * Göğ üs. * Sindirim organı nı n mideden anüse kadar olan. * Yüksek sesle azarlamak. bağ ı rı ş * Bağ ı rmak i ş i veya biçimi. köseleden yap ı lmı ş yelek. bağ ı rma bağ ı rmak * Bağ ı rmak i ş i. bağ ı rı ş mak * Bkz. rölâtivite. bağ ı rı yanmak * üzüntü çekmek. bağ ı rı ş ma * Bkz. bağ rı ş mak. ince bağ ı rsak ve kalı n ba ğ ı rsaktan oluş an bölümü. ş amata.

bağ ı ş ı klı k bilimi * Bağ ı ş ı klı k olayları nı n ortaya çı kma ş artları nı . hibe. kusurundan do ğ acak fı rsatlar ı kaçı rmamak.bağ ı rsak otu * Farekulağ ı . bağ ı rtmak * Bağ ı rması na yol açmak. almak. affetme. af. * Herhangi bir kötü davranı ş için ceza vermekten vazgeçmek. bağ ı rsak solucan ı * Ortalama 25 cm boyunda. affedilme. * Bağ ı ş yapan kimse. acı madan değ erlendirmek. özellikle çocukları n bağ ı rsaklar ı nda asalak olarak yaş ayan yuvarlak solucan. * Görevden çekmek. bağ ı ş lamamak * karş ı sı ndakinin yanl ı ş ı ndan. bir isteğ i. muaf. bağ ı rtlak bağ ı rtma * Orta büyüklükte. eti sevilen bir cins göçebe ördek (Querquedula). bağ ı rtkan * Çok bağ ı rı p çağ ı rmak huyunda olan (kimse). bağ ı rtı * Bağ ı rma sesi. alı nabilecek önlemleri ve yapı labilecek tedaviyi inceleyen tı p dalı . muafiyet. bağ ı ş çı bağ ı ş ı k . bağ ı ş lanma * Bağ ı ş lanmak iş i. * Hibe etme. bağ ı ş * Bağ ı ş lamak iş i veya biçimi. birinin aracı lı ğ ı yla duyurmak. bağ ı rsaklar ı nı deş erim * "canı na kı yarı m. teberru. * Bir haberi. affetmek. * Bazı mikroplara karş ı aş ı veya doğ al yolla direnç kazanm ı ş olan. öldürürüm" anlamı nda korkutmak. * Bazı mikroplara karş ı aş ı veya doğ al yolla kazan ı lmı ş direnç durumu. immünoloji. insanları n. askarit. * Deyimlerde "Tanrı esirgesin. bağ ı ş ı klı k * Bir ödevin veya yükümlülüğ ün d ı ş ı nda kalma durumu. ayı rması n" gibi anlamlarda kullanı lı r. * Bağ ı ş lanan ş ey. geliş imini. * Bağ ı rtmak i ş i. bağ ı ş lama * Bağ ı ş lamak iş i. teberru etmek. bağ ı ş lamak * Bir mal veya hakkı karş ı lı k beklemeden birine vermek. gözdağ ı vermek üzere kullanı lı r. * Herhangi bir ödevin veya yükümlülüğ ün d ı ş ı nda kalan.

iliş kiler örgüsü veya bağ lantı sı . sı fatları arası na bağ laç alan isim veya sı fat tamlaması . bağ laç grubu * Bağ laç öbeğ i. bağ ı tlanma * Bağ ı tlanmak i ş i veya durumu. bağ laçlı tamlama *İ simleri. * Bağ ı t yapanlardan her biri. kontrat. rabı t: Ve. bağ ı tlaş ma * Bağ ı tla ş mak i ş i veya durumu. affedilmek. âkit. aynı nitelikte iki veya daha çok kelimeden oluş an öbek. mukavele. bağ ı tlaş mak * Araları nda bağ ı t yapmak. bağ laç öbeğ i * Bağ laçla veya bağ laçsı z birbirine ba ğ lanmı ş olan. kontekst. affolunmak. demet. bent. bağ ı ş latmak * Bağ ı ş lamak iş ini yapt ı rmak. bağ ı ş latma * Bağ ı ş latmak i ş i. * Bir ş iirdeki dörtlüklerin her biri. bağ ladı ğ ı yerde otlamak * Bkz. durumlar. veya. bı raktı ğ ı m (bı raktı ğ ı ) ba ğ lad ı ğ ı m (bağ lad ı ğ ı ) yerde (çayı rda) otluyorsun (otluyor). bağ lam * Cinsleri aynı veya birbirine yak ı n olan ş eylerin bir arada ba ğ lanmı ş ı . sözle ş me ile bağ lanmı ş olan. akit. ya. . bağ ı tlanmak * Bağ ı t ile sonuçlanmak. bağ ı ş layı cı * Bağ ı ş layan. deste.bağ ı ş lanmak * Bağ ı ş lamak iş ine konu olmak. ya da birer bağ laçtı r. bağ ı t bağ ı tçı * Sözleş me. bağ laçlı yan cümle * Birleş ik cümlelerde ki bağ lacı yla temel cümleye bağ lanan yan cümle. bağ ı tlı * Bağ ı tla. bağ laçlı * Bağ lac ı olan. * (herhangi bir olguda) Olaylar. * Eş görevli kelimeleri veya önermeleri birbirine bağ layan kelime türü. affa uğ ramak. bağ kesen bağ laç * Makaslı böcek.

bağ lamsal anlam * Bir sözün kullan ı lan veya amaçlanan bağ lama göre anlam kazanmas ı . * Denk yapmak. bağ lanak bağ lanı m * Bağ lanı lacak ş ey. bağ lanmak * Bağ lamak i ş ine konu olmak. meydana gelmek. bağ lamalı k * Bağ lama yapmaya yarayan. içten bağ lı olmak. * Birinde bir ş eye karş ı ilgi. değ erini belirleyen birim veya birimler bütünü. istek uyandı rarak o ş eye ilgi. kendinden sonraki çekimli fiile veya fiilimsiye zaman ve ki ş i bakı mlar ı ndan uyan -ı p ekini almı ş fiil: Gelip gitti (Geldi ve gitti) Gülüp geçti (Güldü ve geçti) gibi. ondan önce veya sonra gelen. bağ lamsal * Bağ lam ile ilgili. onun anlamı nı . * Düğ ümlemek. kontekst. * (siyasî veya sosyal konularda) Yan tutma. * Bağ lama çalan kimse. tamamlamak. * Yapı larda duvarlar ı birbirine ba ğ layan kiriş . yakı nlı k duyması nı sağ lamak. bağ lama zarf fiili * Ve bağ lac ı görevinde kullanı larak. paket yapmak. birçok durumda söz konusu birimi etkileyen. bitirmek. * (bir iş için) Anlaş ma yapmak. bağ lanı ş * Bağ lanmak iş i veya biçimi. * Üç çift telli olan ve mı zrapla çalı nan bir saz. * Oluş mak. * Bütün ilgisini bir yerde yoğ unla ş tı rmak. bağ lanma * Bağ lanmak i ş i. * Bir iş veya kimse için ayı rmak. bağ lamak * Bağ veya baş ka bir araçla tutturmak. bağ lamacı * Bağ lama yapan veya satan kimse. * Beklenen ş ey elde edilmez olmak. putrel vb. irtibat. . tahsis etmek. bağ lama * Bağ lamak i ş i. * (yara için) İ lâç koyup bezle sarmak.* Bir dil birimini çevreleyen. bağ lamacı lı k * Bağ lamacı nı n iş i veya mesleğ i. * Uyulması zorunlu olmak. * Sona erdirmek. * Bağ lanmak iş i veya biçimi. * Yalnı zca belli bir iş le uğ raş mak. bağ lantı . tutmak. * Baş ka bir iş le uğ raş amaz durumda olmak. * Geçiş i engellemek. * Gönlünü kazanmak. * Sevmek.

bloksuz. bağ laş mak * Bir ş ey yapmak için birbirine antla ş ma veya sözle ş me ile bağ lanmak. * Araları nda ortak çı kar bulunan devletler iliş kisi. kolona ileten boru. bağ lantı sı zlı k * Bağ lantı sı z olma durumu. siyasî yönden hiçbir bloka bağ lı olmayan (ülke). bağ laş ı klı k * Bağ laş ı k olma durumu. ittifak. bağ lantı *İ ki veya daha çok ş eyin birbiriyle bağ lı . bağ latma . siyasî yönden hiçbir bloka girmeme siyaseti. tahsis edilmek. * Sonuç. bağ lantı yapmak * iliş ki kurmak. * Askerî. anlaş ma. bağ laş ı mlı * Araları nda karş ı lı klı destek ve bağ ı mlı lı k bulunan. ittifak etmek. terim).* Bir ş ey bir kimseye ayrı lmak. rabı talı . *İ ki ş ey arası nda ili ş ki sa ğ layan ba ğ . bağ layı cı ünsüz. irtibat. bağ lantı borusu * Katlardaki pis ve kirli suları toplayan. bağ lantı ünlüsü * Bkz. bağ lantı sı z ülkeler * Bağ lantı sı zlı k siyaseti izleyen ülkeler. bağ lantı sı z * Araları nda bağ lantı bulunmayan. bağ laş ı k * Araları nda anlaş ma veya sözle ş me sağ lanmı ş olan (kimse veya topluluk). bağ laş ma * Bağ laş mak iş i. bağ lantı ünsüzü * Bkz. bağ lantı sı zlı k politikas ı * Askerî. bağ layı cı ünlü. sözleş me yapmak. müttefik. bağ lantı kurmak * irtibat sağ lamak. bağ lantı lı * Araları nda bağ lantı bulunan. bloksuz ülkeler. ili ş ik veya ilgili bulunmas ı . bağ lantı sı zlı k siyaseti * Bağ lantı sı z ülkelerin izlediğ i siyaset. irtibatlı . * haberleş me sağ lamak. sebep gibi birbiriyle sı kı sı kı ya bağ lı ve kar ş ı lı klı bağ ı mlı olan (nesne. bağ laş ı m * Eş leme.

büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmi ş (erkek). bağ layı cı ünlü * Ünsüzle biten kelime kök ve gövdelerine ünsüz ile baş layan eklerin getirilmesi s ı rası nda ve kök ile eki birbirine ba ğ layan ünlü: al-ı -r. sevgi. bağ lı la ş mak *İ ki ş ey arası nda karş ı lı klı ba ğ ı ntı olmak veya bağ lı lı k kurmak. * Uyulması zorunlu. . bağ lı su bağ lı k * Ağ açta hücre zarı nı n emdiğ i ve taş ı dı ğ ı su. biri olmadan öteki düş ünülemeyen iki ş eyin. bağ lı kredi * Kredi açan ülkeden mal veya hizmet satı n alı nmas ı ş artı ile sağ lanan kredi. * Gerçekleş mesi bir ş artı gerektiren. aç-ı -l-mak. * Bir kuruluş un yetkisi alt ı nda bulunan. bu iliş ki yönünden durumu.* Bağ latmak i ş i. korelâsyon. sadakat. koruyucu ünsüz: okul-da-y-ı m. * Bağ yeri. bir hat ı raya saygı veya aş k gibi duygularla bağ lanan. üzüm bağ lar ı çok olan (yer). * Bağ lamaya ve birle ş tirmeye yarayan: "Ve" ba ğ lay ı cı bir edattı r. merbutiyet. bağ lı * Bir bağ ile tutturulmuş olan. vabeste. eski-y-ince vb. bahçesi zengin ve bol olan (yer). bağ layı cı * Bağ lama niteliğ i olan. tâbi olmak. * Sı nı rlanmı ş . gec-i-k-mek vb. bağ lı k bahçelik. kapalı . * Bir halk inanı ş ı na göre. * Organizmanı n değ iş ik yapı . tâbi. bağ lı olmak * tâbi bulunmak. bir düş ünceye. bağ lı lı k * Bağ lı olma durumu. * Kapatı lmı ş olan.-ğ i * Bağ ı . sı nı rl ı . bağ lı la ş ı m *İ ki veya daha fazla değ iş ken arası ndaki bağ ı ntı . bağ lı la ş ı k * Biri ötekine bağ lı olarak var olan. saygı ile yakı nlı k duyma ve gösterme. * Birine karş ı . bağ lı la ş ma * Bağ lı laş mak iş i. bağ lı kalmak * uymak. * Bir kimseye. bağ layı cı ünsüz * Ünlü ile biten kelime kök ve gövdelerine ünlü ile baş layan bir ek eklendiğ inde araya giren y ünsüzü. özellik ve olayları nda görülen karş ı lı klı ilgi. * Sadı k. bağ latmak * Bağ lamak i ş ini yapt ı rmak. tutkun.

* Gürültüyle. . bağ ı rarak çağ ı rarak. bağ nazlaş mak * Bağ naz duruma gelmek. birlikte ba ğ ı rma.* Bkz. taassup. bağ rı ş a çağ rı ş a * Büyük gürültü ederek. bağ rı ş * Bağ ı rmak i ş i veya biçimi. içine iş lemek. bağ rı na taş basmak * sesini çı karmaksı zı n her türlü acı ya katlanmak. bağ rı nı delmek * çok dokunmak. dertlenmek. bağ nazlı k * Bağ naz olma durumu. bağ rı ş mak * Birlikte veya karş ı lı klı bağ ı rmak. bağ rı yanı k * Çok dert. bir inanı ş a aş ı rı ölçüde bağ lanı p ondan baş kası nı düş ünmeme durumu. bağ rı yufka * Yufka yürekli. bağ rı na basmak * kucaklamak. bir inanı ş a aş ı rı ölçüde bağ lanı p ondan baş ka bir düş ünce ve inanı ş ı kabul etmeyen. ş amata ederek. ş amata. bağ sı z * Bağ ı bulunmayan. bağ naz * Bir düş ünceye. bağ rı ş tı rma * Bağ rı ş tı rmak iş i veya durumu. Bağ lı la ş ı m. * biriyle ilgilenerek onu koruyup kayı rmak. bağ rı ş ma * Bağ rı ş mak i ş i. acı . taassup. hep birden bağ ı rtmak. bağ rı ş tı rmak * Bağ ı rması na yol açmak. bağ rı ş çağ rı ş * Gürültü. mutaassı p. bağ nazlaş ma * Bağ nazlaş mak durumu. * Bir düş ünceye. sı kı ntı çekmiş . bağ nazca davranı ş . merhametli. bağ rı nı ezmek * üzülmek. bağ rı kara *İ skete ku ş unun bir türü (Saxicola torquata). yetiş tirmek.

durumu. karanfil. karanfil. . saman nezlesi. zencefil. bahad ı r * Savaş larda. bahad ı rl ı k * Bahadı r olma özelliğ i. bahar bayram ı * Genellikle mayı s ay ı nı n ilk günlerinde kutlanan bayram. Bahaî Bahaîlik bahane * Bahaîlik yanlı sı kimse. bahanesiz * Bahanesi olmayan. karabiber gibi maddelerin toplu ad ı . ilkbahar. bahane bulmak * bir iş i yapmak veya yapmamak için sözde sebep göstermek. 21 Martta gündüz gece eş itliğ iyle baş layarak 22 Haziranda gün dönümü ile biten. kı ş ve yaz aras ı ndaki mevsim. yüzyı lda Babîlikten do ğ mu ş olan. bahane aramak * bir iş i yapmamak için sebep aramak. bahane etmek * herhangi bir ş eyi sebep olarak ileri sürmek. karabiber gibi maddeler. bahaneli * Bahanesi olan. çarpı ş malarda gücü ve yı lmazlı ğ ı yla üstünlük kazanan veya yiğ itlik gösteren (kimse). * XIX. bahar nezlesi * Bkz. bahar * Kuzey yarı m küre için. baharat * Tarçı n. * Bir ş eyin gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen sözde sebep. bahar dönemi * Yı lı n kı ş tan sonra gelen ilk aylar ı . zencefil. * Bu mevsimde ağ açlarda açan çiçekler ve yapraklar. baha biçmek * değ erini belirlemek. bahar noktas ı *İ lkbaharda gündüz gece eş itliğ i anı nda güneş in gök ekvatoru çizgisi üzerinde bulunduğ u nokta.baha * Paha. * Gençlik çağ ı . ilkyaz. İ ran'dan baş ka Avrupa ve Amerika'da da yayı lmı ş bir din. bahar * Yiyecek ve içeceklere hoş koku ve tat vermek için kullan ı lan tarçı n.

bahariye baharlı bahçe * Divan edebiyatı nda. baharatlı * Baharatı olan. bahçeci * Çiçek. bahçesiz * Bahçesi olmayan. . bahçe kekiğ i * Bahçelerde özel yöntemlerle yetiş tirilen kekik. doğ al olarak yeti ş tirilen domates türü. lezzetlendirmek veya baharat ekmek. karanfil. * Sebze yeti ş tirilen yer. baharatsı z * Baharatı olmayan. bahçe domatesi * Tarla ve bahçelerde sun'î gübre kullanmadan. baharcı * Baharat alı m satı mı yla uğ raş an (kimse). baharatçı lı k * Baharat satma iş i. bostan. bahar tasviri ile baş layan kaside. bahçe gibi düzenlenmiş yer. bahçeli * Bahçesi olan. * Bahçe yapma iş i. bahçecilik * Bahçecinin iş i. bahçeleri olan (yer). * Çiçek ve ağ aç yetiş tirilen yer. ağ aç ve sebze yeti ş tirme i ş iyle u ğ ra ş an kimse. baharatlandı rmak * Baharat ile süslemek. bahçemsi * Bahçeye benzeyen. *İ çinde karabiber. tarçı n gibi bahar bulunan. bahçelik * Bağ lar ı . bahar ı baş ı na vurmak * (alay yollu) gençliğ in verdi ğ i coş kuyla gereksiz veya aş ı rı davranı ş ta bulunmak. bahçe makas ı * Çeş itli ot ve bitkileri düzgün kesmek ve budamak amacı yla yapı lan bir makas türü.baharatçı * Baharat satan kimse. bahçe nanesi * Bahçelerde yetiş tirilen bir nane türü.

bahç ı vanlı * Bahçı vanı bulunan. bahisçi * Oyunlarda veya at yarı ş lar ı nda yar ı ş ı n sonuçları nı tahmin ederek bahis oynayan veya oynatan kimse. bahname bahrî bahrî bahriye * Bir devletin deniz güçlerinin ve kuruluş lar ı nı n bütünü. * Denizle ilgili. bahç ı vanlı k * Bahçı vanı n yaptı ğ ı iş . *İ çinde cinsel konularla ilgili açı k saçı k yazı lar ı n. bahriye çifte tellisi * Hareketli bir halk oyunu ve ezgisi. * Bir bahçenin düzenlenmesi ve bakı mı yla görevli kimse. * Mevlid'in bölümlerinden her biri. bahis konusu * Söz konusu. bahir * Deniz. * Bir kitabı n bölümlerinden her biri. söz konusu olmak. * Yalı çapkı nı . konu. * Söz. * Görüş ünde veya iddiası nda haklı çı kacak tarafa bir ş ey verilmesini kabul eden sözlü anlaş ma.bahç ı van * Geçimini bahçe ürünlerini yetiş tirip satmakla sağ layan kimse. . bahse girmek * görüş ünde veya iddiası nda haklı çı kacak tarafa bir ş ey verilmesini kabul eden sözlü anlaş ma yapmak. bahis tutu ş mak * karş ı lı klı bahse girmek. bahis mevzuu olmak * üzerinde konu ş ulmak. bahsetme * Bahsetmek iş i. bahis açmak (veya aç ı lmak) * belli bir konuda konuş maya baş lamak (ba ş lan ı lmak). bahis * Konuş ulan ş ey. * Aruzdaki vezin takı mlar ı ndan her biri. bahriyeli * Deniz Kuvvetlerine bağ lı asker. resimlerin bulunduğ u eser. mü ş terek bahisçi. * Deniz Harp Okulu öğ rencisi.

*Ş ans. talih. bahş iş * Bir hizmet görene hakkı ndan ayr ı olarak verilen para. bahsi kaybetmek * ileri sürülen. mutluluk. bahtı açı lmak * talihi dönüp uygun duruma veya arzulanan sonuca gelmek. bahtı bağ lı olmak * talihi kapalı olmak. bahtı kapanmak * talihsizliğ e uğ ramak. bahtı açı k * Talihli. sözünü etmek. talihe bağ lı iş . bahş etmek * Bağ ı ş lamak. . konuş mak. bahş etme * Bahş etmek i ş i. bahsi tazelemek * konuş mayı aynı konu üzerine getirmek. bahtı kara * Mutsuz. bahş iş (veya beleş ) at ı n diş ine bakı lmaz * para verilmeden sa ğ lanan bir ş eyin ufak tefek kusurlar ı nı hoş görmelidir. kader. bahtı açı k olmak * bir konuda ş ansı yaver gitmek. mutsuz olmak. istenen sonuca ula ş mamak. bahsi kapamak * bir konu üzerindeki konuş mayı kesmek. bahsi kazanmak * ileri sürülen. baht * Olacakları n. baht iş i * Talihe bı rakı lmı ş . bahsi geçmek * bir konu üzerinde konu ş ulmuş olmak.bahsetmek * Bir konu üzerinde söz söylemek. kaçı nı lmaz olduğ unu belirleyen ilâhî iradenin insan için veya bir toplum için çizdiğ i hayat tarzı . sunmak. savunulan görüş ün yanlı ş olduğ u ortaya çı kmak. bahtı kara olmak * sürekli olarak talihi yaver gitmemek. bahtı na küsmek * talihsizliğ inden yakı nmak. savunulan görüş ün do ğ ru olduğ u belli olmak. talih yüzüne gülmek. * (kı zlar için) evlenecek istekli çı kmamak. talihsiz.

talihli. mutsuz. talihsiz. bahusus bak bak! bak! * iş te. kuş ku. mutluluk. merak. bakaç * Dürbün. uyarma gibi anlamları nı peki ş tirir. bakakalma * Bakakalmak iş i veya durumu. bakalorya * (eskiden üniversite ve yüksek okullara girebilmek için lise ö ğ reniminden sonra verilen) Olgunluk s ı navı . hükûmet. bahtsı zl ı k * Bahtsı z olma durumu. *ş aş ma bildirir. bahtlı . genellikle milletvekilleri aras ı ndan. . bakalı m (veya bakayı m) * içinde yer aldı ğ ı cümlenin güvensizlik. vekil. * Hele. baş bakan tarafı ndan seçilerek cumhurba ş kanı nca onayland ı ktan sonra i ş baş ı na getirilen yetkili. bakam bakan * Baklagillerden. bahtl ı bahtsı z * Bahtı kötü olan. * Bakmak iş ini yapan (kimse). * Formaldehit ile bir fenolün yoğ unla ş mas ı sonucu elde edilen yapay reçine. mutsuzluk. nazı r. bakalit kaplamalı . üstelik. * küçümseme bildirir. bakanlar kurulu * Baş bakan ve bakanlardan olu ş an kurul. talihli. bahtiyarl ı k * Bahtlı olma durumu. bakkam (Haematoxylon campechianum). odunundan kı rmı zı boya çı karı lan bir a ğ aç. * Hükûmet iş lerinden birini yönetmek için. bakalit bakalitli * Bakalit bulunduran. *ş aş ma anlatı r. kemik çı kı ntı sı . mutlu. * Bahtı iyi olan.bahtiyar * Bahtı olan. özellikle. mutlu. bakanak * Geviş getiren hayvanları n ayakları nı n arkas ı ndaki körelmiş tı rnak. bakakalmak *Ş aş kı nlı ğ a uğ ray ı p ne yapacağ ı nı bilmez durumda kalmak.

* Kademe. * Askerlik çağ ı na girenlerden son yoklamada bulunarak askere alı nmı ş oldukları hâlde ça ğ rı ldı klar ı nda gelmeyen veya gelip de k ı talar ı na gitmeden topland ı kları yerlerden veya yollardan savuş anlar. * Bakanı n yönetimi altı ndaki kuruluş ları n bütünü veya bu kuruluş lar ı n bulundu ğ u yer. barı ndı klar ı kurulu ş . bakı lma bakı lmak bakı m evi * Bakı ma ihtiyacı olan kimselerin bakı ldı kları . * Falcı . . * Ait olduğ u yı l içinde toplanamayı p ertesi yı la kalan vergiler. iyi bir durumda kalması için verilen emek veya emek verme biçimi. bakar m ı sı nı z? * seslenme ünlemi. güneye veya kuzeye karş ı konumunu belirleyen. * Falcı lı k. bakı m yurdu * Yoksul veya kimsesiz yaş lı ve sakatları n barı ndı rı lı p bakı ld ı kları yurt. * Kurum ve kuruluş larda motorlu araçlar ı n onarı ld ı ğ ı ve korundu ğ u yer veya birim. bakı cı * Bakmak iş iyle görevlendirilen kimse. * olur ki. sı ğ ı r. bakarak bakarsı n bakaya * göre. bakı m yapmak * araç ve gereçlerin düzenli çalı ş ması için onarı mı nı yapmak. bakara *İ skambil kâğ ı dı ile oynanan bir kumar.bakanl ı k * Bakan olanı n durumu ve görevi. * Çok dikkatsiz (kimse). darülâceze. * Bakı lmak iş i. * Kalı ntı lar. bunun sonucu olarak da do ğ al ş artları nı tespit eden durumu. bakı * Özellikle dağ lı k yörelerde bir yamacı n güneş ı ş ı nları na. nezaret. * Öküz. * Fal. bakı cı lı k * Bakmak iş i. bakar bakar kör * Gözleri sa ğ lam göründü ğ ü hâlde göremeyen. bakı m * Bir ş eyin iyi geliş mesi. * Bakmak iş ine konu olmak veya bakmak i ş i yapı lmak. * Bir ş eyi satı n almayı düş ünmeden yalnı zca bakarak ilgilenen (kimse). vekillik. vekâlet.

bakı ncak * Tüfeklerde hedefin uzaklı ğ ı na. ı sı ve elektriğ i iyi ileten. Kı saltması Cu. yoğ unluğ u 8. bakı ms ı z * Özen gösterilmemiş . -e göre. bakı mı ndan * Bakı ş veya görüş aç ı sı . bakı ms ı zl ı k * Bakı msı z olma. bak ı lmamı ş . *İ yi bakı lmı ş . bakı r çalmak * (bakı r kaptaki yemek) bak ı r tuzlar ı ile zehirli duruma gelmek. bakı r oksit * Kimyasal formülü CuO veya Cu2O olan bakı rı n oksit biçimi. çevreye göz gezdirmek. * Muayene olmak. 10840 C ye doğ ru eriyen. bakı nmak * Bakmak iş i yapı lmak. bakı mlı bakı mlı k * Filmin kartpostal büyüklüğ ünde cam bir perde üzerinde görünmesini sa ğ layan cihaz. * Bakı rdan yapı lmı ş kap. niş angâh. bakı r kaplama * Demir benzeri madenlerin yüzeyinde bakı r katman oluş turma iş lemi.95 olan. bakı mlı lı k * Bakı mlı olma durumu. * Yeş ile çalar mavi renk.bakı mcı * Bakı m iş ini yapan kimse. * Bakı nmak iş i. terk edilme. yüzüstü bı rakı lma durumu. bakı ndı bakı nma * Bak hele. olacak ş ey mi? gibi ş aş ma anlatı r. yönü. bakı r * Atom numarası 29. araş tı rmak. bakı r pas ı * Bakı r üzerinde nemli havalarda oluş an bak ı r hidrokarbonat. bakı r çal ı ğ ı * Bakı r tuzları ile zehirli duruma gelmiş . bakı r ala ş ı mı * %1'in üzerinde çözünmüş elementlerin olu ş turduğ u bakı r ala ş ı mlar ı nı n genel adı . değ erlendirme aç ı sı . * Bakı rdan yapı lmı ş . kolay dövülür ve iş lenir olduğ undan eski çağ lardan beri türlü iş lerde kullanı lan. üzerinde iyi çalı ş ı lmı ş . bakı r rengi . kı zı l renkli element. yakı nlı ğ ı na göre ayar edilecek biçimde yap ı lmı ş iner kalkar gez. doğ ada serbest veya birleş ik olarak bulunan.

* Kı zı la yakı n kahverengi. bakı ş ı ms ı zl ı k * Bakı ş ı ms ı z olma durumu. * Eksen olarak alı nan bir doğ rudan. bakı ş mak *İ ki veya daha çok kimse birbirine bakmak. bakı rla ş mak * Bakı r rengini almak. bakı rc ı lı k * Bakı r kap yapma veya satma iş i. bakı rla ş ma * Bakı rlaş mak durumu. bakı r sülfat * Göz taş ı . asimetrik. simetrik. asimetri. bakı ş ı mlı . bakı ş açı sı * Bir olayda. görü ş açı sı . bakı ş ma * Bakı ş mak i ş i. tenazur. * Bu renkte olan. simetri. bakı ş ı ms ı z. benzer noktalar ı kar ş ı lı klı olarak aynı uzaklı kta bulunan iki benzer parçanı n birbirine göre olan durumu. göz taş ı . * Kaçamak ve gizli olarak birbirine bakmak. konuyu. * Bakmak iş i veya biçimi. bakı ş ı ms ı z * Araları nda bakı ş ı m bulunmayan (iki ş ey) veya iki yanı arası nda bak ı ş ı m olmayan (bir ş ey). bakı ş ı m *İ ki veya daha çok ş ey arası nda konum. mütenazı r. biçim ve belirli bir eksene göre ölçü uygunlu ğ u. bakı ş ı ks ı z * Bkz. bakı ş atmak * kı sa bir sürede bakı p geçmek. düş ünceyi belirli bir yönden inceleme. . bakı r tuzu * Bakı r sülfat. bakı rc ı * Bakı r iş leyen veya bakı r kap kacak satan kimse. bakı ş ı k * Bkz. bakı ş ı mlı * Bakı ş ı mı bulunan. (rengi) bakı rı n rengine benzemek. bakı r taş ı * Malakit. bakı rl ı bakı ş * Bakı r içeren maddeler.

bakiye * Artı k. bakkallı k * Bakkalı n iş i. taneleri badı ç içinde bulunan bir bitki (Vicia faba). geride kalan. baki kalmak * sürekli. bakire bakirelik bakirlik * Bakir olma durumu. * El değ memiş . * Bir zinciri oluş turan halka veya parçalardan her biri. içecek ve baş ka ihtiyaç maddelerini perakende olarak satan kimse. k ı z. bakkaliye * Bakkal dükkânı nda satı lan ş eyler. * Bu bitkinin yeş il ürünü veya kuru tanesi. yı pranmamı ş . * Bakire olma durumu. düzensiz yazı larla dolu defter. bozulmamı ş lı k. öteki. erdenlik. kalan. bakkala b ı rakma! * bir iş i "bakalı m!" diyerek savsaklamak isteyenlere söylenir. yurdumuzun her yerinde yetiş tirilen. bakkam bakla * Bkz. * artakalan. * Cinsel iliş kide bulunmam ı ş diş i. * Bir ş eyden artan (miktar). bakkal defteri * Karı ş ı k. * Kalı ntı . k ı z oğ lan k ı z. bakkal bakkal çakkal * Bakkal ve benzeri iş lerle uğ ra ş an esnaf için küçümseme sözü. kalı cı . * Eskimemiş . bakla çiçe ğ i * Sarı mt ı rak eflâtuna çalan beyaz renkte olan bitki. * Yiyecek. .baki * Sürekli. yeni. bakkal kâğ ı dı * Kalı n ve kaba kâğ ı t. artan. el değ memiş lik. kullanı lmamı ş . * Bu gibi ş eylerin sat ı ld ı ğ ı dükkân. * Baklagillerden. geri kalan. * bir ş eyden artmak. * Büyük bakkal dükkânı . bakir * Cinsel iliş kide bulunmam ı ş (erkek). bakam. * (toprak için) İ ş lenmemi ş . kalı mlı olmak. daimî.

baklavacı lı k * Baklava yapma veya satma iş i. badem gibi ş eyler konulan tatl ı . baklal ı baklal ı k * Baklası olan. beyazlamaya yüz tutmuş renk. pire gibi küçük böcekler için) çok iri. bakla dökmek (veya atmak) * bakla ile fala bakmak. akasya. * Bakla tarlası . baklavacı * Baklava yapan veya satan kimse. bakliye. . fasulye. * Çok ince yufkadan yapı larak arası na kaymak. baklaval ı *İ çinde baklava bulunan. baklava dilimi * Eş kenar dörtgen biçiminde olan. ceviz. * At donları ndan koyu ve iri lekeli kı r. baklams ı * Bakla biçiminde olan. bakla k ı rı * Beyazı çoğ almı ş . keçiboynuzu gibi. baklava börek * (bir baş ka ş eyle kar ş ı laş tı rı ld ı ğ ı nda) çok kolay ve zevkli (iş ).* Bu renkte olan. bakla ı slanmamak * Bkz. iki çenekli ayr ı taç yapraklı lardan büyük bir bitki familyası . bakla fal ı * Bakla taneleri ile bakı lan bir fal türü. bakla oda nohut sofa * Bkz. * Eş kenar dörtgen biçiminde olan nesne. baklan baklava * Anguta benzeyen kı rmı zı renkli bir çeş it yaban kazı (Otis tarda). baklava açmak * baklava yapmak için gerekli olan ince yufkaları haz ı rlamak. * çok tokluk durumunda "baklava börek olsa yemem" biçiminde kullanı lı r. baklams ı meyve * Bkz. nohut oda. bakla kadar * (bit. badı çlı pek çok sebze ve ağ açları içine alan. ağ zı nda bakla ı slanmamak. baklagiller * Bakla. fı st ı k. badı ç.

* Baklagillerden elde edilen ürün. canlı larda bulunan. * Yapı labilmesi bir ş eye bağ lı bulunmak. bakteri * Toprakta. * Baş ka bir ş eyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki iş le uğ raş ı r olmak. silindirimsi. bakteriyoloji alanı nda çalı ş an kimse. * açı k söylemekten kaç ı ndı ğ ı bir sorunu sonunda açı klamak. bakteriyolog * Bakterilerle ilgili. geçindirmek. * Yoklamak. bakterileri içine alan canlı lar. suda. baklay ı ağ zı ndan çı karmak * sabrı tükenip o zamana kadar söylemediğ iş eyleri söylemeye ba ş lamak. denemek.*İ çinde baklava desenleri olan. bakteridi *Ş arbon hücresi gibi hareketsiz bakteri. baklagiller. küresel. tek hücre canl ı . * Önem vermek. bakterigiller * Bakterilere verilen ad. * Bkz. bir iş i yapmakla görevli olmak. * Beslemek. bölünerek çoğ alan. * Bir ş eyin geli ş mesi veya iyi bir durumda kalmas ı için emek vermek. baklaval ı k * Baklava yapı mı nda kullanı lan veya baklava yapmaya elveriş li olan. incelemek. mayalanma veya hastalı klara yol açan. * Bir bakracı n alabildiğ i miktar. * (yer için) Yüzü bir yöne doğ ru olmak. kı vrı k biçimde olan. * (bir iş ) Birinden beklenmek. * dikkat çekmek sözü. * Bakmak iş i. önem vererek üzerinde durmak. * Anlamak. * Renklerde. andı rmak. * Bir iş i yapmak. bakterisit * Canlı lar ı n vücudunda veya laboratuar deneylerinde bakterileri fiziksel. * Gözetmek. bakteriyel * Bakterilerle ilgili. klorofilsiz. farkı na varmak. tedavi etmek. çürüme. ilgilenmek. kimyasal etkiyle öldüren (etken). * (hasta için) Muayene etmek. bakliyat bakliye bakma bakmak * Bakı ş ı bir ş ey üzerine çevirmek. . * Aramak. bakraç * Çoğ unlukla bak ı rdan yap ı lan küçük kova. baksana! baksanı za! * seslenme için kullanı lı r. Benzemek.

rengi beyazdan esmere kadar değ iş en tatlı . bal çiçeğ i * Almaş ı k yapraklı . baktı rmak * Bakması na yol açmak. koyu. bal alacak çiçe ğ i bilmek (veya bulmak) * çı kar sağ lanabilecek yeri veya ş eyi bilmek veya bulmak. bal dök de yala * bir yerin çok temiz olduğ unu anlatı r. bal dudaklı . kovanları ndaki petek gözlerine doldurdukları . . bal kabağ ı *İ çi turuncu. * Olgunlaş mı ş incirin. bal * Özellikle bal arı lar ı nı n bitki ve çiçeklerden topladı kları bal özünden yapı p. bal bal demekle a ğ ı z tatlı lanmaz * sözde kalan dilek ve tasarı ları n iş bitirmede hiçbir etkisi olmaz. bakması nı sağ lamak. * Ağ açları n kabuğ undan sı zarak pı htı laş an besi suyu. baktı kça alı r * güzelliğ i birdenbire göze çarpmayan. bal yapan eklem bacaklı türü (Apis mellifica). bakt ı rma * Baktı rmak i ş i. *ş üpheye yer b ı rakmadan. çok iyi. * Bu maddenin sanayide kullanı lmak için yapay olarak hazı rlanm ı ş ı . bal mumu * Arı lar ı n peteklerini yapmak için karı n halkalar ı arası ndan salgı ladı klar ı yumuş ak ve sar ı msı madde. bal kelebe ğ i * Bal kovanları na çok zarar veren bir böcek (Galleria mellonella). niteliklerini inceleyen bilim. adamakı ll ı . bal dudaklı * Tatlı dilli.bakteriyoloji * Bakterilerin ve genel olarak mikropları n biçimlerini. beyinsiz kimse. bakteriyolojik * Bakteri bilimi ile ilgili. dı ş ı na sı zan tatlı sı . bal dudak * Bkz. bal baş ı * En temiz bal. kı rmı zı veya k ı rmı zı ya çalar sarı renkli çiçekli ağ açç ı k. bal gibi * pek tatlı . sı vı madde. * Aptal. iri ve tatlı bir kabak çeş idi (Cucurbita moschata). bakteriyoskopi * Bakterilerin mikroskopla incelenmesi iş lemi. bal ar ı sı * Zar kanatlı lardan.

balaban kuş u * Bataklı klarda yaş ayan. . balabanlı k * Balaban olma durumu. arı lar ı n bal yapmak için emdikleri tatlı sı vı . balabanlaş ma * Balabanlaş mak durumu. bal özlü * Bal özü bulunduran. nektar. iri bir ku ş (Botaurus). bala balaban *İ ri. malak. * Üç köş eli. yumurtalı k ve erkek organları nı n dibinde bulunan ve bal özü çı karan bez. bal pete ğ i * Arı lar ı n içine bal doldurduğ u bal mumu levha. balaban * Atmaca veya doğ an gibi yı rtı cı bir kuş . bal özü bezi * Bitkilerin yaprak. bal özü * Bazı çiçeklerin içinde bulunan. bal mumu macunu * Mobilyadaki kusurları n onarı mı nda kullanı lan. eti yağ lı ve a ğ ı r. büyük. çocuk). üç telli Rus halk sazı . balabanlaş mak * Balaban duruma gelmek. bal mumu yapı ş tı rmak * unutulmaması için iş aret edip dikkati çekmek. bal rengi * Kahverengine çalan sarı renk. toprak boya ile renklendirilmiş bal mumu. *Ş iş man. balı kçı la benzer. gürbüz (kimse. bal tutan parma ğ ı nı yalar * imkânları geniş bir iş in baş ı nda bulunan kimse bu imkânlardan az da olsa yararlanı r. balak balalayka * Bkz. bal sa ğ mak * kovandan bal ürünü almak. bal özülük * Çiçeklerde bal özünü çı karan bezlerin bulunduğ u organ. irileş mek. çocuk.bal mumu gibi erimek * çok zayı flamak. * Yavru. * Bu renkte olan.

koyu. balast yem * Çok büyük miktarda ham selüloz ihtiva eden ve dolayı sı yla yo ğ un yemlerden çok daha dü ş ük sindirilebilir besin maddeleri ihtiva eden ve hayvanlara tokluk hissi vermek amacı yla kullan ı lan yem. koyu toprak. * Serbest biçimli. * Motorlu araçlarda fren yapmayı sa ğ layan. romantik. *İ çindeki kil oranı yüksek. balat * Orta Çağ da. * Eski Türklerde kiş inin an ı lması için mezarı nı n veya baz ı kurganlar ı n etrafı na dikilen taş . * Güçlük çı kartan. üç bentten olu ş an bir Batı ş iiri türü. balast gemi * Ambarları nda yük bulunmayan gemi. yava ş aş ı nan madde. balay ı * Evlilik hayatı nı n ilk ay ı veya ilk günleri. tekerleklere gereğ i kadar balans pensi denen kurş un parçası takarak denge sağ lama iş i. ş oselerde düzeltilmi ş toprak üzerine döş enen taş kı rı kları . balans pensi * Arabaları n tekerleklerindeki dengeli dönmeyi sağ lamak için cant ile lâstik kenarı na s ı kı ş tı rı lan kurş un parças ı . * Denge. mil. balbal balc ı balc ı lı k balçak * Kabza. * Demir yolları nda traverslerin altı na. müzik araçları yla çalı nan veya ş arkı olarak okunan eser. daha çok killi. pedavra. yapı ş kan çamur. balç ı k *İ çinde çe ş itli organik maddeler bulunan. * Arı yeti ş tirme veya bal alı p satma iş i. * Soğ uk ve sı cakta büyük bir sürtünme kat sayı sı na sahip olan suya ve ya ğ a dayanı klı . * Safra.balama * Orta oyununda Rum tipi. balar balast * Çatı kiriş i olarak kullanı lan ve kiremitlerin altı na döş enen ince tahta. balata . * Kabzanı n demir siperi. * Batı da. belirli danslara eş lik eden bir tür ş arkı . su geçirmez. balans balans ayar ı * Otomobilin sarsı lması nı önlemek için. * Karagöz. muvazene. yağ lı . * Arı yeti ş tirip bal alan veya satan kimse. devredeki akı mı sabit tutmak için konulan direnç. balast direnç * Gerilimin büyük değ iş imlerinde. tekerlek mili üzerine yerle ş tirilmiş yarı m ay biçimindeki alet. matiz ve külhan beyi tipleri tarafı ndan yabancı ülkelerin tiplerine hitap ederken kullanı lan söz.

*Ş eytan otu. bald ı rsokan * Çift kanatlı lar ı n. kan emen. bald ı rpatlatan * Güreş te hasmı n bir ayağ ı nı tutarak diz kapa ğ ı na kadar büküp üzerine yüklenme oyunu. bald ı rı çı plak * Ayak takı mı ndan. incik. * Maydanozgillerden. balerin . bald ı ran bald ı ran ş erbeti * Acı çekerek. * Bu bölümün yumuş ak ve ş iş kin olan arka tarafı .balç ı k hurması * Sandı klara bası larak kurutulan hurma (veya kuru incir). serseri. * Erkeğ e göre karı sı nı n kı z kardeş i. bald ı ranlı k * Çok baldı ran yetiş en yer. ağ u otu. hastalı k bula ş tı ran. (Conium maculatum). bald ı r kemiğ i * Baldı rda bulunan iki kemikten ince olan ı . balç ı k inciri * Kurutulmuş incir. pilâvlı k pirinç. iş siz. bald ı z baldo *İ ri ve dolgun taneli. * Kı lı ç kayı ş ı nı n aş ağ ı uzanan parçası . karabaldı r. sinekgiller familyas ı ndan. ad ı m atı ş lara. bald ı rı kara * Nemli yerlerde yetiş en birçok e ğ relti otu türünün ortak adı . ş eytan tersi otu (Ferula assa-foetida). bald ı rgan * Baldı ran. * Balçı ğ ı olan. hayvan sa ğ lı ğ ı yönünden zararl ı bir sinek türü (Stomaxys calcitrans). bald ı rak * Don ve pantolon gibi giysilerin dizden aş ağ ı olan bölümü. karasineğ e çok benzeyen. * Bu bitkiden çı kar ı lan zehir. bald ı r bacak * Açı k saçı k görülen kadı n bacağ ı . yüz suyu dökerek elde edilen kazanç. çoğ unlukla sahne düzenine ve müziğ e dayalı gösteri türü. nemli yerlerde yetiş en zehirli bitkilerin ortak ad ı . * Bu tür gösteri yapan sanatçı topluluğ u. bale * Belli hafif figürlere. balç ı klı bald ı r * Bacağ ı n dizden ayak bileğ ine kadar olan bölümü. balçı k hurması .

bal ı k bilimci * Balı klar s ı nı fı nı inceleyen bilim adamı . havuç. * Suda piş irilip kı lçı klar ı ayı klanmı ş . ne zayı f olan. bal ı k kartal ı . bal ı k eti * Omurgalı lardan. balgamlı * Balgamı olan. bal ı k çorbas ı * Beyaz etli balı klardan yapı lan bir tür çorba. mühresenk. * Zodyak üzerinde. yağ . suda yaş ayan. bal ı k bal ı k * Omurgalı lardan. kurbağ a adam. Kova ile Koç burçları arası nda yer alan burcun adı . patetes ve domatesten haz ı rlanan bir çorba türü. solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanları n genel adı . bal ı k adam * Deniz dibine inilebilecek donanı mla su altı nda çalı ş mayı iş edinen kimse. bal ı k bilimi * Su ürünleri araş tı rmaları nda özellikle balı klar s ı nı fı nı inceleyen bilim. bal ı ğ a çı kmak * balı k avlamaya gitmek. bal ı k baş tan kokar * bir iş te aksaklı ğ ı n baş ta olanlardan ba ş lad ı ğ ı nı anlatı r. Hac ı bektaş taş ı . incecik kı yı lmı ş balı k ile soğ an. bal ı k istifi * Çok sı kı ş ı k olarak bir yere dolmuş (insanlar). dalgı ç. bal ı k etinde * Ne ş iş man. balerinlik * Ası l mesleğ i balerin olan kimse. balgam taş ı * Damarlı ve yarı saydam bir tür Kad ı köy taş ı . balgümeci * Bal peteğ ini and ı ran bir tür dikiş büzgüsü. biçimli tombul. ağ ı zdan dı ş ar ı atı lan sümüksü madde. balgam atmak * yapı lmakta olan bir iş veya bir konu üzerine kuş ku uyandı racak bir söz söylemek. suda yaş ayan hayvanları n yumuş ak ve açı k renkli eti. balet balgam * Bale yapan erkek sanatçı .* Bale yapan kı z veya kadı n sanatç ı . Zodyak. * Solunum organları nı n salgı ladı ğ ı . balhane * Bal süzme ve paketleme iş lemlerinin yapı ld ı ğ ı yer.

bal ı kla beslenen. bal ı kçı düğ ümü *İ ş leme baş langı cı nda yapı lan ve sonra kolayca çözülerek iş in tersine de tutturulan düğ üm ş ekli. bal ı kçı yaka * Kazaklarda boynu saran ve katlanabilen yaka. bal ı k kava ğ a çı kı nca * hiçbir zaman olmayacak iş ler için söylenir. su kı yı ları nda yaş ayan. bal ı kçı lı k . bal ı k yemi * Balı k avlamada oltanı n ucuna takı lan genellikle yiyecek türü madde. bal ı kçı kazağ ı * Balı kçı lar ı n so ğ uk ve nemli havalarda giydiğ i boğ azl ı ve yünlü kal ı n kazak. bal ı k tutmak * balı ğ ı avlamak. bal ı k yağ ı *İ ri balı k ve deniz hayvanları nı n sanayide kullanı lan ya ğ ı . bal ı k pazarı * Balı kçı lar ı n avlad ı ğ ı balı klar ı n günlük ve taze olarak satı ş a sunuldu ğ u yer.* Kartallardan. boynu ve gagası uzun. * Yayvan servis tabağ ı . bal ı k yiyen. bal ı k sütü * Yumurtlama sı rası nda erkek balı kları n çı kard ı ğ ı beyaz madde. bal ı k tabağ ı * Balı k koymaya yarayan kap. bal ı kçı l * Balı kla beslenen. ticarî merkez. vitaminli ya ğ . bal ı k unu * Kurutulmuş balı ktan özel iş lemlerle elde edilen un. * Uzun bacaklı lardan. * Morina balı ğ ı nı n karaciğ erinden çı karı lan ve hekimlikte zayı fl ı ğ a karş ı kullanı lan iyotlu. beyaz. * Çoğ unlukla mersin balı ğ ı nı n. su kı yı lar ı nda yaş ayan. yavaş kuruyan. bal ı k yumurtası * Balı klar ı n daha çok sı ğ yerlere bı raktı klar ı . havyar. bal ı kçı lgiller * Leyleksiler takı mı nı n balı kçı llar alt takı mı na giren bir familya. üremelerini sa ğ layan yumurta. boğ azl ı k. bal ı k otu * Cava ve Malabar'da yetiş en. eritilmiş bal mumuna batı rı larak hazı rlanan yumurtas ı . * Balı kçı lara özgü. bal ı k tutkalı * Balı k endüstrisi artı kları ndan üretilen. bal ı k yiyerek beslenen büyük bir kuş (Ardea cinerea). kahverengi çizgili. fakat ba ğ lama gücü yüksek yapı ş tı rı cı . zehirli meyvesiyle bal ı klar ı sersemleterek avlamaya yarayan bir bitki (Anamirta). yı rtı cı kuş (Pandion haliaetus). bal ı kçı * Balı k tutan veya satan kimse.

uzun gagalı balı kçı l cinsinden kuş lar familyası . soğ uk hava deposu olan yer. yassı . bal ı klava * Deniz.* Balı k tutma. esnek. atlamada) Balı k gibi gergin. ak ı l baliğ olmak. bal ı khane * Balı klar ı n toptan satı ş a çı karı ld ı ğ ı . * Yollarda suları n ortada toplanmayarak iki yana akmas ı için yapı lan ş iş kinlik. düz ve baş aş ağ ı bir biçimde. ağ ı rl ı ğ ı 200 ton olan. balina * Balinalardan. eriş mek. buluğ çağ ı na ermiş olan. uzunluğ u 20 m. bal ı ktan yararlanma ve satma iş i. bali ğ olmak * bulmak. bulu ğ a ermek. erinleş mek. kad ı rga bal ı ğ ı . deniz kı rlangı cı (Sterna hirundo). dar. * Bir iş e. bal ı klandı rmak * Balı k ile doldurmak. deniz kı yı lar ı nda yaş ayan bir ku ş cinsi. uzun çubuk. bal ı kgözü objektif * Normal objektiflerden çok daha geniş açı yı alan ve görüntüyü dı ş bükey ayna görüntüsü biçiminde veren objektif türü. uzun ve çatal kuyruklu. bal ı klı * Balı ğ ı olan. bal ı kgözü * Ayakkabı lar ı n bağ geçirilen deliklerine ve kemer deliklerine takı lan maden. bir harekete sonucunun ne olacağ ı nı düş ünmeden giriş erek. kemik gibi ş eylerden yapı lmı ş halka. bal ı kçı llar * Çoğ unlukla uzun bacaklı . * Balı ğ ı olmayan. uzunca gagalı . bal ı ksı rtı * Balı k kı lç ı ğ ı biçiminde birbirine paralel ve çapraz çizgili kumaş deseni. bir duruma. bal ı klamak * Bal ı klama tarzı suya atlamak. . bal ı ksı z bali ğ * Döl verme çağ ı na eren. bal ı klandı rma * Balı klandı rmak iş i. bal ı kçı n * Perde ayaklı lardan. * Balı k üretme. ya ğ ı ve çubukları için avlanan memeli hayvan. * erinlik çağ ı na ermek. bal ı knefesi * Balinagillerin baş ı ndan çı kar ı lan ve kozmetik maddeler ve süslü mumlar yapı mı nda kullanı lan bir ya ğ . bal ı klama * (suya dalmada. süslemek. göl ve ı rmaklarda balı k yatağ ı olan yer. * Giysilerin dik ve düzgün durması için bazı yerlerine özellikle yakalar ı na konulan sert. falyanos (Balaena mistycetus). avlama iş i.

* Ağ rı . *Ş imş ek. * Bkz. Romanya. Slovenya. balkı ma balkı mak balkon . dalgalanmak. S ı rbistan. Bulgaristan. Balkar Balkarca balkı * Bkz. Balkanolog * Balkanoloji uzmanı . Bosna-Hersek. balkı r * Parı ltı . Yunanistan ve Trakya'y ı içine alan bölge. parlak. balinalar balinalı balistik * Ateş li silâhlarda barut gazı nı n bası ncı ile fı rlayı p hedefe varı ncaya kadar merminin havadaki hareketini inceleyen bilim. * Su halkalanmak. tarihi ve kültürü ile uğ raş an bilim dalı . * Parlamak.balina çubu ğ u * Balinanı n ağ zı na aldı ğ ı suyu dı ş ar ı ya süzüp içindeki deniz hayvanlar ı nı tutması na yarayan ve üst çenesinin iki yanı nda tarak diş leri gibi sı ralanmı ş . *Ş imş ek çakmak. * Kesik kesik ağ rı mak. Balkanlarla ilgili. Makedonya. Malkar. sanc ı . parı ldamak. Kosova. * Balkı mak iş i. Balkanlar * Hı rvatistan. * Güzel süslü. balkan * Sarp ve ormanlı k sı ra da ğ lar. Balkanoloji * Balkan ulusları nı n dili. sancı mak. balina ya ğ ı *İ spermeçet balinası nı n kafa sinüslerinde bulunan yağ . Karadağ . kutup denizlerinde ya ş ayan memeli hayvanlar familyas ı . esnek kemiksi bölümlerin ad ı . Balkanl ı * Balkan devletlerinden olan. * Örnek hayvanı balina olan. Balkanl ı lı k * Balkanlı olma durumu. çevresi duvar veya parmaklı kla çevrili bölümü. * Balina takı lmı ş olan. boynuz dokusunda. balina geçirilmiş olan (giysi). Arnavutluk. Malkarca. * Bir yapı nı n genellikle üst katları nda d ı ş arı ya doğ ru çı km ı ş .

* Tiyatro ve sinema gibi büyük salonlarda asma kat. balkonumsu * Balkona benzer. küre biçiminde araç. ball ı k * Bal konulan kap. * Bağ larda görülen külleme hastalı ğ ı . ballandı rmak *İ mrendirecek biçimde övmek. ball ı börekli olmak * çok iyi anlaş mak. düzenlemek. ball ı klı balo * Danslı ve resmî giyimli gece toplantı sı . ballanmak * Bal bulaş mak. beyaz çiçekli ve çok y ı llı k otsu bir bitki (Lamiumalbum). olgunlaş mak. ball ı börek * Çok lezzetli. balon * Isı tı lmı ş hava veya havadan daha hafif bir gazla doldurulan. ball ı babagiller * Nane. ball ı pasta * Bal ile yapı lmı ş veya içine bal konmuş pasta. ballandı ra ballandı ra * Ballandı rarak. ball ı dar ı *İ ncir. ballanma * Ballanmak iş i. ballandı rma * Ballandı rmak iş i. bal sürülmek. balköpü ğ ü * Açı k sarı renk. kekik gibi kokulu bitkileri içine alan ve iki çenekli bitiş ik taç yaprakl ı lardan oluş an bir familya. lâvanta çiçeğ i. . ball ı *İ çinde bal bulunan. * Ballı k hastal ı ğ ı olan. * Tatlı laş mak. * Ballı baba. balo vermek * baloyu hazı rlamak. tatlanmak. atmosferde uçabilen. ball ı baba * Ballı babagillerden.

baltaba ş * Baş bodoslaması omurga hattı na dikey olarak çelik lâmadan yapı lmı ş (gemi). balsı ra * Yaprakları n üzerinde olu ş an bir tür küf. * Yangı n söndürme kuruluş ları nda balta kullanan er. vakitli vakitsiz tedirgin etmek. balonculuk * Balon yapmak veya satmak iş i. parfüm ve ilâçlar ı n yapı mı nda kullanı lan reçine. ası lmak. demir araç. sonraları kı zlar a ğ ası na bağ lı olarak sarayı korumak ve sarayı n dı ş hizmetlerini yapmakla görevli kimse. * Odun kı rı cı . * Bir tür kudret helvası . danslı yer. belsem.). * Önceleri sefer sı rası nda çalı lı k ve ormanlı k yerleri temizlemek. * Gemici. . baltac ı * Balta yapan veya satan kimse. baloncu baloncuk * Balon satan kimse. gerekli oyu sağ layamaması dolay ı sı yla seçimin sonuçsuz kalması . musallat olmak. yükleri bindirip indirmekle. koru). antiseptik ve besleyici özelliğ i olan (ilâç. balotaj baloz balsam * Bir seçimde adaylardan hiçbirinin. balonvari * Balona benzer. boynu dar cam kap. balon gibi.* Hava veya gazla doldurulmuş . balta vurmak * balta ile kesmek. çadı rları kurup kaldı rmak. * Karnı yuvarlak ve ş iş kin. yarmak. balta olmak * direnerek bir ş ey istemek. baltac ı k * Küçük el baltası . yol açmak. merhem vb. sı k ve gür (orman. balta balta değ memiş (girmemiş veya görmemiş ) * içinden hiç ağ aç kesilmemiş . * Baz ı ağ açlardan elde edilen. * Kesmek. balsamlı * Balsam içeren. iş çi gibi kimselerin eğ lenmek için gittikleri içkili. balon lâstik * Bisikletlerde kullan ı lan bir lâstik türü. * Küçük balon. kauçuktan yapı lan çocuk oyuncağ ı . balon uçurmak * ilgililerin ne diyeceklerini ve nası l davranacakları nı anlamak amacı yla aslı olmayan bir haber yaymak. yontmak gibi iş lerde kullanı lan ağ aç saplı . parçalamak.

Balt ı k * Baltı k denizine kı yı sı olan ülkeler ve bu ülkelerin halkı . baltalamak * Balta ile kesmek. baltal ı k baltası kütükten çı kmak * bir engelden. bilinçli ve kası tlı olarak bozacak veya yı kacak davran ı ş ta bulunmak. baltrap balya * Çember ve demir tellerle bağ lanmı ş ticaret e ş yası . baltal ı * Baltası olan. Balt ı k dilleri * Baltı k ülkelerinde konuş ulan Hint-Avrupa dil grubu. * Bilinçli ve kası tlı olarak. balya yapmak * balyalamak. balyalanma * Balyalanmak iş i. bir i ş i veya bir durumu bozarak zarara yol açan harekette bulunma. balya makinesi * Değ iş ik tarı m ürünlerini ip ya da çember ile balyalama veya denkleme iş ini yapan alet. sabote etme. sabote etmek. balyalamak * Balya yapmak. * Bir iş i. baltay ı taş a vurmak * farkı nda olmayarak birine dokunacak sözler söylemek. baltalama * Baltalamak iş i. * Yolları açma ve düzenlemede balta ile donatı lmı ş asker sı nı fı . * Sı k sı k kesimi yapı lan orman. . baltalayı cı lı k * Baltalama iş ini yapan kimse. balyalanmak * Balyalamak iş i yap ı lmak.* Değ irmen taş ı nı n ortas ı nda bulunan haç biçimindeki alet. * Bir köyün odun ihtiyacı nı sa ğ laması na izin verilen koruluk veya orman bölgesi. bir sı kı ntı dan kurtulmak. sabotaj. denk yapmak. pot kı rmak. baltalayı cı * Baltalama hareketini yapan kimse. balyalama * Balyalamak iş i. baltadan kurtulmak * kesilmemek. * Atı cı lı kta hedef vazifesi gören plâkalar ı havaya fı rlatan yaylı alet.

ban ağ acı . * Bu bitkinin hem taze. uzun menzilli tunçtan top. merdiven. * Sakalı n. farklı .balyemez balyos balyoz * Eskiden kara ve deniz savaş lar ı nda kullanı lan. baston gibi birçok eş yanı n yapı mı nda kullanı lan bir tür kam ı ş . balyoz gibi * çok ağ ı r. apayr ı . ban * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde Macaristan ve Hı rvatistan'da sancak beylerine ve küçük prenslere verilen unvan. bamya * Ebegümecigillerden bir bitki (Hibiscus esculentus). balyozla dövmek. k ı n kanatl ı böcek (Anisoplia austriaca). balyozlamak * Balyozla vurmak. * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde Frenk ve özellikle Venedik elçilerine verilen ad. bambu * Buğ daygillerden. Hint kam ı ş ı . çok iri ve a ğ ı r çekiç. bamya tarlası * Mezarlı k. değ iş ik. hem kurutularak yenilen ürünü. varyos. orta çapta. alt dudağ ı n hemen alt ı ndaki bölümü. hezaren (Bambusa vulgaris). boyu 25 m kadar olabilen. kahverengi. balyozlama * Balyozlamak iş i. bam teline basmak (veya dokunmak) * en çok kı zacağ ı ş eyi yapmak veya sözü söylemek. sı cak ülkelerde yeti ş en. balyozlanmak * Balyoz ile dövülmek. ergin evrede baş akları kemiren. mobilya. bambaş kalı k * Bamba ş ka olma durumu. kazı k çakmak gibi i ş lerde kullanı lan. bam teli * Bazı sazlarda kalı n ses veren tel veya kiriş . bambul * Kurtçuk evresinde ekinlerin kökünü. * Bu kamı ş tan yapı lmı ş olan. ezici (kol veya yumruk). bambul otu * Sı cak ve ı lı man bölgelerde yeti ş en otsu veya çalı türü bir bitki (Heliotropium). * Taş lar ı kı rmak. balyozlanma * Balyozlanmak iş i veya durumu. bambaş ka * Büsbütün baş ka.

kendilerine kötülüğ ü dokunmayan kiş iye dokunmak istemezler. * Amerika zencilerinin çaldı ğ ı gitar biçiminde. * Banal olma durumu. lokma. demesinler * bir iş in kesinlikle yapı laca ğ ı nı belirtmek için söylenir. banda almak * bir sesi. ban yağ ı * Hint yağ ı . bandaj * Sargı ile sarma. bandajlamak * Sargı ile sarmak.. madenî gövdesi olan beş veya daha çok teli olan bir müzik banallik banço aleti.. * Bayağ ı . bana bak! * "beni dinle" anlamı nda teklifsiz bir seslenme ve gözdağ ı sözü. bançolaş ma * Bançolaş mak durumu. bançolaş mak * Banço durumuna gelmek.* Asya'nı n tropik bölgelerinde ve Afrika'nı n kuzeyinde yetiş en. çiçekleri salk ı m durumunda. bana m ı sı n dememek * hiçbir ş ey etkili olmamak. yaprakları telek damarlı . Kuzey Afrika ve Avrupa'nı n sı cak bölgelerinde yetiş en zehirli ve otsu bir bitki (Hyoscyamus). bana da . ban otu * Asya. bandajlatma * Bandajlatmak iş i. sorgun. bana dokunmayan (veya beni sokmayan) yı lan bin yaş ası n * birçok kimseler. bandajlama * Bandajlamak iş i. bana * Ben zamirinin yönelme hâli ekli biçimi. sargı . herkesin anlad ı ğ ı . * Bağ . meyvesinden kokusuz bir ya ğ elde edilen ağ aç (Moringa oleifera). sı radan. * Herkesin kullandı ğ ı . * Sepetçi söğ üdü. aldı rı ş etmemek. ses cihazı ile bant üzerine kaydetmek. bandajlatmak . banak banal * Ekmek parçası .

kuran. mı zı ka. bangı r bangı r bağ ı rmak. bandocu * Bandoda görevi olan kimse. Sümerbank gibi belirtme grupları nda banka sözünün yerine kullanı lı r. bang ı r bang ı r * Yüksek sesle. * Bayrak direğ inin tepesine süs olarak konulan uzun. avazı çı kt ı ğ ı kadar bağ ı rmak. * Etibank. bani * Kurucu. * Yapan. * Çabuk kuruması ve renginin parlak sarı olması için üzüm salk ı mları nı veya inciri küllü veya potaslı ı lı k suya dald ı rı p çı karmak. bang ı rdamak * Öfkelenerek yüksek sesle bağ ı rı p çağ ı rmak. gürültüyle.* Sargı ile sardı rmak. band ı rma * Bandı rmak i ş i. bang ı rdama * Bangı rdamak iş i. * Kurutulacak üzümün güneş e serilmeden önce içine batı rı ldı ğ ı potaslı suyun konuldu ğ u kap. bandaj yaptı rmak. kumaş ş erit. band ı ra * Geminin hangi devlete ait olduğ unu gösteren bayrak. bang ı r bang ı r bağ ı rmak * yüksek sesle. Banglade ş li * Bangladeş halkı ndan olan kimse. band ı ralı * Bandı rası olan. bang ı r bang ı r ağ lamak * yüksek sesle. niş asta ile kaynatı lmı ş üzüm suyuna veya baş ka bir tatlı ya batı rı lmas ı yla yap ı lan sucuk. * Yabancı devlet bayra ğ ı . mı zı kacı . h ı çr ı karak ağ lamak. badem ve benzerlerinin. bando * Türlü üfleme ve vurgulu çalgı lardan olu ş an ve daha çok geçit törenlerinde kullan ı lan m ı zı kacı lar toplulu ğ u veya tak ı mı . * Devletçe verginin kesildiğ ini gösteren etiket. bank . bandrollü * Bandrolü bulunan. bandrol * Paket veya ş iş elerin ağ ı zları na konulan ş erit veya etiket. bandoculuk * Bandocu olma iş i veya durumu. band ı rmak * Banmak. *İ pe dizilmiş ceviz.

banket *Ş ehirler aras ı yollar ı n iki tarafı nda yayaları n yürümesine ve ta ş ı tlar ı n trafiğ i aksatmadan durabilmesine yarayan çak ı l veya toprak yol. bankaya yatı rmak * bankadaki hesabı na para koymak. altı n gibi taş ı nı r değ erlerin ticaretiyle uğ raş an kimse. banka cüzdanı .iskonto. banka cüzdanı * Banka hesabı olanları n sahip oldukları küçük defter. parklarda oturulacak s ı ra. kasaları nda para. *İ ş yerlerinde üzerine e ş ya koymaya elveriş li. * Para. bankacı * Bankacı lı k iş lemleri ile uğ raş an veya bankada görevli kimse. bankiz * Buzla. * Bankacı . banka defteri * Bkz. biriktirmek. * Bankacı lı k iş leminin yapı ldı ğ ı yer. banker * Banka sahibi. * Çok zengin (kimse).bank banka * Çoğ unlukla bahçelerde. i ş takibi için gelenle görevli arası na konulmu ş tezgâh. * Banker olma durumu. bankamatik * Bankaları n para iş lemlerini günün her saatinde otomatik olarak yapan makine. . kambiyo iş lemleri yapan. e ş ya saklayan ve daha ba ş ka ekonomik etkinliklerde bulunan kurulu ş . de ğ erli belge. bankerlik bankerzede * Banker ile olan iş iliş kilerinde zarara uğ rayan kimse. kredi. banknot banko * Devlet bankası taraf ı ndan piyasaya çı karı lan kâ ğ ı t para. banka kart ı * Banka iş lemleri için otomatik makinede kullanı lan özel ş ifreli kart. banka gibi * çok zengin (kimse). * Bankerin yaptı ğ ı iş . banka cüzdan ı . * Faizle para alı p veren. bankacı lı k * Banka iş lemleri yapma i ş i. bankadan çekmek (veya almak) * bankadaki hesabı ndan para almak. * Bankacı nı n mesle ğ i.

banko say ı * Sayı sal loto oyununda. bant zı mpara * Çekmeye dayanı klı . banko geçme * Banko geçmek durumu. * Ses alma cihazları nda seslerin kaydı için kullanı lan manyetik oksitli plâstik veya selüloz ş erit. de ş ifre etmek. dolay. banliyö treni *Ş ehirle banliyö aras ı nda iş leyen tren. banko at * Yarı ş larda dereceye gireceğ i kesin olarak tahmin edilen at. banko geçmek * Yarı ş larda veya toto. . banliyö * Genellikle oturma alanı niteliğ inde olan. uzun kâğ ı t veya bezden üretilmiş . * Talih oyunları nda ortada toplanan paran ı n hepsine oynandı ğ ı nı anlatı r. çevre. loto gibi oyunlarda. bant çözmek * manyetik bir bant üzerine alı nmı ş sesleri yazı ya aktarmak. ş ehir merkezinden uzakta veya sı nı rları na yak ı n yerlerde bulunan ş ehir yöresi. genellikle zı mparalama makinelerinde kullanı lan aş ı ndı rma gereci.ş erit. garanti olarak çı kacağ ı tahmin edilen sayı . * Bağ ı rmak.* Talih oyunları nda. * Su altı tepeliğ i. ensiz. banma banmak bant * Düz. bant yapı ş tı rmak. * Katı bir ş eyi sulu veya tuz. banlamak * Horoz ötmek. bant doldurmak * bir bandı ses kaydederek kullanmak. banlama * Banlamak iş i. bantlama * Bantlamak iş i. * Bantlama makinesi. * Yara üzerine yapı ş tı rı lan özel olarak hazı rlanmı ş ilâçlı küçük ş erit. bir atı n veya sayı nı n kesin olarak tutturulaca ğ ı nı tahmin edip iş aretlemek. bantlay ı cı * Bant yapan kimse. oyunu yönetenin ortaya koyduğ u para. bantlamak * Bantla iki ş eyi birbirine tutturmak. biber gibi toz durumundaki maddelerin içine bat ı rı p çı karmak. * Talih oyunları nda oyunu yöneten kimse. * Banmak iş i. yassı ba ğ .

banyo sabunu * Banyo yaparken vücudu yı kamak için kullan ı lan sabun. banyo * Yapı larda. banyo yapmak * yı kanmak.banttan vermek * genellikle radyo ve televizyonda banttan yararlanarak daha önceden alı nmı ş bir sesi veya görüntüyü yay ı nlamak. * Arap gramerinde mastar çeş itlerinden her biri. banyo kabini * Duş kabini. banyo kazanı * Banyoyu ve suyu ı sı tmak için yap ı lan özel kazan veya ı sı tma aleti. banyo dolab ı * Banyo için gereken bütün malzemenin içinde bulundurulduğ u dolap. sı cak ülkelerde yetiş en. * Vücudun bir bölümünü veya bütününü. * Banyo küvetinde yı kanma. baobap * Ebegümecigillerden. * Tedavi amacı ile haz ı rlanan ilâçl ı su. ba ş lı k. bap * Kapı . hamam. banyo küveti * Genellikle içine su doldurulup yı kanmaya elveriş li tekne. banyolu *İ çinde banyo bölümü olan. * Banyodan henüz çı kmı ş bir kimsenin durumu. içinde yı kanı lan bölüm. üstü havlu benzeri dokuma olan paspas. banyo tak ı mı * Banyo odaları nda ı slak zemine serilen altı plâstik. * Konu. husus. bar . çok yüksek olmamakla birlikte. banyo havlusu * Banyo sonrası kullanı lan ve özel olarak yapı lan havlu. * (kitaplarda) Bölüm. fiziksel veya kimyasal bir etki altı nda bir süre bulundurma i ş lemi. banyo bataryası * Sı cak ve soğ uk su ile du ş bağ lantı sı nı n bir arada bulunduğ u musluk takı mı . banyo almak * banyo yapmak. banyosuz * Banyosu olmayan. gövdesinin çevresi 20 m yi aş abilen bir a ğ aç (Adansonia digitata). * Duyarlı yüzeylerin iş lenmesinde belirli bir iş lemin gerektirdiğ i maddeyi erimiş olarak içinde bulunduran sı vı .

bar bar * Bağ ı rmak fiili ile kullanı larak ba ğ ı rı ş ı n öfkeli ve yüksek sesle oldu ğ unu anlatı r.* Anadolu'nun doğ u ve kuzey bölgesinde. * Ayaküstü içki içilen meyhane. baraj ate ş i * Yoğ un yaylı m ateş i. . bar bar bar bar bağ lamak * kir bağ lamak. * Herhangi bir alanda baş ar ı yı tespit etmek için gerekli olan ş art. barajı aş mak * herhangi bir sebeple konulmuş olan ş art ı yerine getirip baş ar ı sa ğ lamak. baraj yapmak (veya kurmak) * (futbol veya hentbolda kaleye yapı lan vuruş lar ı önlemek için) oyuncular kale önünü kapatacak biçimde sı ralanmak. duvar yapmak. barak * Tüylü. içkili eğ lence yeri. * Cam kaplarda oluş an pas. baraj mesafesi * Serbest atı ş sı rası nda. kı llı çuha. bar * Danslı . * Apaçı k görünmek. baraj * Suyu toplamak. paslanmak. * Tahta. baraka barakac ı k * Küçük baraka. bar ateş i * Yoğ un yaylı m ateş i. ortada olmak. bar havas ı * Bar oyunları nda tek veya toplu olarak söylenen ezgi. en çok Artvin ve Erzurum yörelerinde el ele tutuş ularak oynanan. kebe. * Hava bası nc ı birimi. * Halterde kaldı rı lması gereken alet. atı ş noktası ndan kaleye doğ ru ve olu ş turulan baraja kadar belirlenen nizamî ara aç ı klı ğ ı . temelsiz eğ reti yapı . çinko gibi hafif ş eylerden yapı lmı ş . * Futbol veya hentbolda serbest atı ş ı yapacak oyuncunun önünde karş ı tak ı m oyuncuları nı n yanyana dizilip olu ş turduklar ı duvar. ağ ı r ritmli bir halk oyunu. * Bir cins tüylü av köpeğ i. gücünden yararlanmak amacı yla akarsu üzerinde yap ı lan bent. bar tutmak * bar oynamak için hazı rlanmak ve oyuna ba ş lamak. büğ et. * Bir salonda içki içmek için hazı rlanmı ş köş e.

baltac ı ve kap ı cı lar ı n giydikleri. kı rmı zı benekli. ilkel. vücutları iri pullarla kaplı . armatöre veya sigorta ortaklı ğ ı na bilerek verdikleri zarar. topluluk.baran barata * Yağ mur. * Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin oluş turdu ğ u girintili çı kı ntı lı dı ş duvarları n üst bölümü. * Bilim doktorları nı n ve kardinallerin giydikleri dört kö ş e külâh veya baş lı k. barbarizm * Bir sözün fonetik veya morfolojik yapı sı nda yapı lan büyük yanlı ş lı k. *İ htiyar Rum meyhanecilerine seslenmek için kullanı lı r. * Kaba ve kı rı cı . barbarl ı k * Barbar olma durumu. oval veya yassı . barc ı * Özellikle balkonlarda ı zgara et piş irmekte kullanı lan ve duvar içerisine gömülmüş ocak. barba ş ı barbata * Bar oyunları nda sı ran ı n sağ ba ş ı nda yer alan ve oyunun düzenini sa ğ layan kimse. kı rmı zı çuhadan yapı lmı ş . barbut * Zarla oynanan bir çeş it kumar. barbunya ve tekir türleri iyi bilinen bir familya. * Uygarlaş mamı ş kavim. * Kale duvarları nda dü ş mana ok atmak için açı lmı ş delik. ucu k ı vrı k. * Osmanlı sarayı nda genel olarak bostanc ı lar ı n. barbarla ş mak * Barbar gibi davranmak. gemi sahibine. uzunca ba ş lı k. bir tür fasulye. kemikli bir bal ı k (Mullus barbahı s). kale korkuluğ u. * Taneleri yuvarlak. barbarca * Barbara yakı ş an bir biçimde. beyaz etli. * Kaba saba. tayfaları n. * Kaba ve k ı rı cı bir davran ı ş la. baratarya barba barbakan barbar * Uygarlaş mamı ş . barbekü barbunya * Barbunyagillerden. barbarla ş ma * Barbarlaş mak i ş i. . barbunyagiller * Dikenli yüzgeçliler alt takı mı na giren. * Kaptanı n. kı rmı zı pullu.

* Bir bardağ ı n alacağ ı miktar. genellikle örgü. * Çok beyaz. öbür ucu keskin çekiç. barçak * Kı lı ç kabzası nı n siperi. barda ğ ı taş ı ran damla * sabı r tüketen a ş ı rı davranı ş veya durum. kâğ ı t veya plâstik örtü. bardacı k bardacı k eriğ i * Bardak eriğ i. * Barcı nı n iş i veya mesle ğ i. bardo barem * Ayg ı r ile di ş i eş ek çiftleş mesinden üretilen her yaş taki hayvan. * Bir tür küçük ve tatlı yaş incir. bardak * Su ve benzeri ş eyleri içmek için kullanı lan. barda ğ ı taş ı rmak * sabrı nı tüketmek. * Kalyon türünden küçük savaş gemisi. baş ı nı n bir ucu çember parçası biçiminde eğ ri. . genellikle camdan yapı lan kap. bardak eri ğ i *İ ri ve tatl ı bir tür erik. * Fı çı cı keseri. * Devlet memurları nı n maaş lar ı nı n derece ve tutarlar ı nı düzenleyen sistem ve çizelge. barda * Dam ustaları nı n kullandı ğ ı . bardan bardan * Yük taş ı mak için kullan ı lan çanta veya çuval. * (bazı bölgelerde) Toprak testi. barça * Orta Çağ da kullanı lan kürekli ve yelkenli taş ı ma gemisi. bardakalt ı * Bardağ ı n konulduğ u yeri kirletmemesi için kullanı lan. * Yemek öncesi yenilen bardak altı büyüklüğ ünde bir tür lâhmacun. bardakç ı * Bardak veya çömlek yapan veya satan kimse.* Bar iş leten kimse. bardan bardan * Beyaz beyaz. bardaktan boş anı rcas ı na yağ mak * (yağ mur) çok ş iddetli yağ mak. barc ı lı k * Barcı olma durumu.

sulh. . ev eş yası . geliş ecek ortamı bulmak. bar ı ş * Barı ş mak iş i. * Çeş itli beden hareketleri yapmaya elveriş li yükseklikte. * Böyle bir antlaş madan sonra insanl ı k tarihindeki süreç. bar ı ş yapmak * barı ş antla ş mas ı nı imzalamak. göç. *İ çine izinle girilen yer. sulhsever. * Çevresiyle uyumlu. * Yerleş mek. * Bahçe duvarı . * Göç eş yası . * (soyut kavramlar için) Bir yerde etkili olmak. sulhperver. * Bkz. * Barı nı lacak yer. kavga etmeme eğ ilimi. barfiks bargâh bargam barhana * Levreğ e benzer bir balı k. * Savaş ı n bittiğ inin bir antlaş mayla belirtilmesinden sonraki durum. bar ı nmak * Doğ a etkilerinden korunmak için kapalı bir yere sı ğ ı nmak. * Kafile. bar ı ş çı l bar ı ş çı lı k * Barı ş çı olma durumu. * Bir tür süs iğ nesi. barı ş sever. metal veya plâstikten yapı lmı ş ş apka. melce. otağ . iki ayak üzerine tutturulmuş çubuklu jimnastik arac ı . * Küçük takke. bar ı ş görüş olmak * her türlü dargı nlı ğ ı unutarak bar ı ş mak. bar ı nma * Barı nmak i ş i.baret baret *İ ş çilerin baş ları na giydikleri. papaz takkesi. barı ş çı . karş ı lı klı anlay ı ş ve ho ş görü ile oluş turulan ortam. bar ı ndı rmak * Barı nmas ı nı sa ğ lamak. bar ı ş çı * Barı ş ı seven. sulhçu. barı ş ı öngören. yaş amak için uygun ş artlar bularak oturmak. dirlik içinde yaş amak. çit. bar ı bar ı nak bar ı ndı rma * Barı ndı rmak iş i. * Uyum. yüksek divan. * Barı ş ı amaçlayan. küçük kervan.

ara bulmak. bar ı ş çı l. bari * Hiç olmazsa. ağ ı r küre. * Keş ke. baritli *İ çinde barit bulunduran. anla ş mak. barikat barikat kurmak * engel oluş turmak. barikatlamak * Barikat ile çevirmek.bar ı ş ı k * Baş kas ı ile barı ş durumunda bulunan. bar ı ş mak *İ ki taraf. araları ndaki darg ı nlı ğ ı kaldı rmak. baritli yı kama * Kalı nbağ ı rsa ğ ı n ve rektumun radyolojik i ş lemde baryum sülfatla doldurulması ve yı kanması . * Bir yolu veya geçidi kapamak için her türlü araçtan yararlanı larak yap ı lan engel. barisfer barit baritin * Doğ al baryum sülfat (BaSO4). * Baryum oksit (BaO) veya baryum hidroksit Ba(OH)2. ho ş görülü. * Bkz. dargı n veya dü ş man olmayan. hiç değ ilse. o hâlde. uzlaş ma. bar ı ş ı klı k * Barı ş ı k olma durumu. bar ı ş severlik * Barı ş sever olma durumu. barikat yapmak * çeş itli araçlarla bir engel olu ş turmak. zevk almak. sevecen. anlaş ma. bar ı ş tı rmak * Barı ş maları nı sağ lamak. uzlaş mak. bar ı ş tı rma * Barı ş tı rmak i ş i. bar ı ş ı k olmak * sevecen ve hoş görülü davranmak. sulhperver. barikat yapmak. * Sevmek. sulhsever. öyle ise. . sulhçu. bar ı ş ma * Barı ş mak durumu. bar ı ş sever * Barı ş çı . barikatlama * Barikatlamak iş i.

* Ritmi üç zamanlı müzik eseri. barlam. * Basso ile alto arası nda ses veren. engel. * Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenli ğ ini sağ lamak için kullanı lan açı lı r kapanı r engel. * Kara yolları nı n kenarları na yapı lan korkuluk. evlenmek. bark barka barkarol * Venedik gondolcülerinin söz ve müziğ i önceden yazı lmadan. * Açı k. barograf * Bir hava taş ı tı nı n uçarken izlediğ i yolun yüksekliklerini çizgi hâlinde göstermeye veya iş aretlemeye yarayan alet.S 1600 ile 1750 yı lları arası ndaki klâsik sanatı izleyen resim. baro * Bir ş ehir veya bir bölge avukatları nı n bağ lı olduklar ı meslek kuruluş u.bariton * Tenor ve bas arası ndaki erkek sesi. barmenlik * Bar tezgâhtarlı ğ ı . barkot barlam barmen * Bar tezgâhtarı . barklanma * Barklanmak iş i veya durumu. bariyer bariz barizle ş me * Barizleş mek iş i. mimarlı k üslûbu. * Engelli at yarı ş lar ı nda üzerinden atlanması gereken yapay engel. * Herhangi bir yolu kapamak için yapı lan engel. pistonlu bir tür a ğ ı z çalgı sı . içlerinden geldiğ i gibi söyledikleri ş arkı . . barok * M. * Çizgi im. barklanmak * Ev sahibi olmak. * Büyük sandal. göze çarpan. * Bkz. barizle ş mek * Bariz duruma gelmek. * Bkz. belirgin. yükseklikölçer. baro baş kanı * Baro genel kurulunca en az on beş yı ll ı k kı demi olan avukatlar aras ı ndan seçilen ve baroyu temsil eden baro üyesi. ev bark.

barsak * Bağ ı rsak. abartmalı . barut fı çı sı * Barut koymaya. aksi (kimse). etkileyici. * Gösterge. biçimlerin serbestçe yarat ı lmas ı ndan duyulan coş kuya önem veren. baron baronluk * Batı ülkelerinde vikont ile ş övalye aras ı nda soyluluk unvanı . barok müzik * Çalgı lar arası nda veya çalgı larla sesler aras ı nda karş ı tl ı klar kuran XVl-XVlll. çeliş kiden çekinmeyen edebiyat akı mı . barut fı çı sı gibi * çok kı zgı n. patlayı cı . barometre * Bası nçölçer. * Güzel kokulu yaprakları yemeklere konulan. barut gibi * öfkeli. barokçuluk * Barok sanat ve edebiyat görüş ve ilkelerini benimseyen ak ı m. nane ve yaban keki ğ inin ortak adı . düş ünceden çok duyuma. * her an olay çı kacak yer veya kavgaya yol açacak durum. baroskop * Havanı n içinde bulundu ğ u cisimlerin ağ ı rl ı ğ ı üzerine yaptı ğ ı hafifletici etkiyi gösteren ve havası boş altı labilen bir fanus içinde terazisi bulunan fizik cihazı . . kat ı madde. * Yüzgeçleri dikenli ve zehirli bir çeş it çarpan balı ğ ı (Trachinus vipera). barut esmeri * Koyu esmer renkte olan (kimse). sert. yüzyı llar arası ndaki müzik reformunu olu ş turan müzik. doldurmaya ve muhafaza etmeye yarayan kutu. * pek ekş i veya acı . fı çı . barut hakk ı * Mermiyi istenilen uzaklı ğ a atabilmek için gerekli barut gazı bası ncı nı sa ğ lamaya yetecek miktarda barut. sinirli ve kinle dolu kimse. * Koyu gri renkte olan. * Baron olma durumu veya baronun görevi. barparalel * Düş ey direkler üzerine paralel olarak tutturulmuş iki tahta çubuktan oluş mu ş jimnastik aracı .* Batı edebiyatlar ı nda dengeden çok harekete. huysuz. barokçu * Barokçuluk yanlı sı olan kimse. barsam barsama barudî barut * Ateş li silâhla bir merminin atı lması na veya herhangi bir aracı n fı rlatı lması na yarayan.

Kı saltmas ı Ba. defol!. barutluk baryum * Barut saklanan kap veya yer. yürü. buna rağ men bası n indi ğ i kalı n ve tok tonlara inemeyen sesi olan sanatçı . baruthane * Barut yapı lan veya saklanan yer. barutçuluk * Barut yapma veya alı p satma i ş i.78 olan. * En kalı n sesli orkestra çalgı sı . * Atom sayı sı 56. do ğ ada en çok baryum sülfat ve baryum karbonat olarak bulunan. . barutçu * Barut yapan kimse. bas bariton * Bası n çı kamadı ğ ı ince tonlara çı kabilen. baryum karbonat * Karbondioksidin. bas * En kalı n erkek sesi.barut kesilmek (veya olmak) * çok öfkelenmek. barut rengi * Koyu giri. barit üzerine etkisiyle elde edilen beyaz bir katı . bas (veya bas git) * çekil. baryum sülfat * Baritin. git. basak basaklı basaksı z * Merdiveni olmayan. barut kokusu gelmek * savaş tehlikesi sezilmek. yoğ unluğ u 3. katı ve basit bir element. bas tutmak * ince sesli çalgı lara tek perdeden e ş lik etmek. * Merdiveni olan. * Sesi böyle olan sanatçı . gümüş renginde. basamak * Merdiven. bas bas * Bağ ı rmak fiili ile kullanı larak ba ğ ı rı ş ı n yüksek sesle olduğ unu anlatı r. barutla oynamak * tehlikeli iş lerle uğ ra ş mak. havada çabuk oksitlenen.

tabı . * Bir cismin bir yanı nı kaldı raçla yükseltme iş i. dergi gibi ş eyleri basan kimse. yass ı laş mı ş . basar * Göz. bası klı k * Bası k olma durumu. basar basarî basarna basbayağ ı * Alı ş ı landan. * Kı tasal uzantı dan okyanus ortası sı rtları na kadar devam eden ve 4000-5000 m derinliğ i olan deniz dibi. algı lama yetisi. *İ leriyi görme. * (cebirde) Bir tam denklemde bulunan bilinmeyenin en yüksek kuvveti. bası klaş tı rma * Bası klaş tı rmak i ş i. kerte. basen * Omurganı n bel ile kalça arası ndaki bölümü. bilinenden hiçbir değ iş ikliğ i olmayan. . bası * Resim kliş esi. * Bası lmı ş . basamak basamak * Yavaş yavaş (yükselme veya inme). hane. basamak yapmak * bir durumu daha yükseğ ine eriş mek için araç olarak kullanmak. * Derece derece. alçak. aş ama. resim çı karmak iş i. basamakl ı * Basamağ ı olan. durum veya yer. * Bir amaca ulaş mak için yararlan ı lan kiş i. * Çok yüksek olmayan. bası cı * Kitap. her rakamı nı n bulunduğ u sı ra. * (aritmetikte) On kuralı na göre yazı lmı ş bir sayı nı n. * Dalyanı n kapak yeri. taş kalı p kullanarak makine yardı mı ile kâğ ı da ve bez gibi ş eylere yazı . birbirinden belirli aralı klarla yükselen düz yüzeylerden her biri. * Derece. * Bir elipsin büyük ve küçük eksenleri arası ndaki farkı n büyük eksene oranı . tâbi. bası klaş tı rmak * Bası k durumuna getirmek. * Görme ile ilgili. bası cı lı k bası k * Bası cı olma durumu veya bası cı nı n iş i. dökme harf. * Merdivenin ayakla bası lan yüzeyi. basamak basamak olan. * Kı sı k.* Bir yere çı karken veya bir yerden inerken bası lan ve art arda gelen.

bası n özgürlüğ ü * Görüş ve düş ünceleri bası n ve yayı n yoluyla aç ı klayabilme ve yayabilme hakk ı . tabı . bası n * Gazete. bası la vermek * prova hâlindeki bir kitabı n veya herhangi bir yazı nı n bası ma uygun olduğ unu bildirmek. bası n toplantı sı * Yetkili veya ilgili bir kimsenin. tabaat. . matbuat. bası lmak bası m * Basmak iş ine konu olmak veya basmak iş i yapı lmak. tipografya. bası n yasa ğ ı * Bası n yayı n organları nı n bir konu hakkı nda yay ı n yapması nı kı sı tlay ı p engelleme. bası lma dayanı mı * Dokusunu basarak ezmeye çalı ş an d ı ş etkilere a ğ acı n gösterdiğ i direnç. bası lı ş bası lma bası m evi * Bası iş i yapı lan yer. matbaa. kitap basma iş i. * Bası sanatı . bası n dünyas ı * Görsel ve yazı lı bası n organlar ı ile burada görevlilerin tümü. dergi gibi belirli zamanlarda çı kan yayı nları n bütünü. bir konu veya çe ş itli konular üzerinde aç ı klamada bulunmak için gazetecilerle yapt ı ğ ı toplant ı . matbaac ı . bası mcı * Bası m evi iş leten kimse. bası mcı lı k * Bası m evi iş letme iş i.bası la * Bası mcı lı kta. matbu. provalarda "bası nı z. bası n bildirisi * Bası n yayı n organları na bilgi vermek amacı yla yetkili kurum veya kiş iler tarafı ndan hazı rlanmı ş yazı lı aç ı klama. bası n ata ş esi * Resmî veya özel kurum ve kuruluş larda. bası n kart ı * Mesleğ i bas ı n iş leri olan kimselerin taş ı dı ğ ı kimlik belgesi. bası lı * Bası larak yerleş tirilmiş . yabancı temsilciliklerde bası n ile ilgili konular ı düzenleyen yetkili ve sorumlu kimse. matbaacı lı k. * Bası lmak iş i. * Bası lmak iş i veya durumu. * Bası iş i. * Bası m evinde bası lmı ş . bası lsı n" anlamlar ı nda kullanı lan terim.

uzağ ı görüş . dikkat. kâbus çökmek.bası nç * Bir yüzey üzerine etkide bulunan gücün yüz ölçümü birimine dü ş en miktar ı . tazyik. basil basiret * Bakterilerin çomak biçiminde ince uzun olan türü. çekip gitmek. gerçe ğ i göremez bir duruma düş mek. * önem vermeyerek uğ ramamak. basireti ba ğ lanmak * iyi düş ünemez. bası p geçmek * önde gideni geçmek. * Kâbus çökmek. bası ş * Basmak iş i. uzağ ı görebilen. anlayı ş . bası rganmak * Üzerine ağ ı rl ı k basmak. basiretli * Gerçeğ i görebilen. insan organizmas ı için yeterli bası nç düzeyini sağ lamak veya ayarlamak. barometre. bası nçölçer * Hava bası nc ı nı ölçerek yer yükseltilerini ve hava de ğ iş imlerini tespit etmek için kullanı lan alet. tazyikli su. kavrayı ş . bası nçlamak * Hava taş ı t araçları nda. basireti olan. * Doğ ru görüş . bası p gitmek * birdenbire gitmek. bası ölçer * Buharı n veya herhangi bir gaz ı n bulundu ğ u kabı n yüzeyine yaptı ğ ı bası ncı belirleyen alet. bası rgamak * Ağ ı rl ı k çökmek veya basmak. sezi ş . bası nçl ı su * Bası nç yüklenerek fı ş kı rtı lma düzeyine getirilmiş su. bası rgama * Bası rgamak iş i. bası nçölçüm * Hava bası nc ı ölçümlerini inceleyen birim. basiretsiz . bası nçlama * Bası nçlamak iş i. bası nçl ı * Bası nç yüklenmiş olan. * Akı ş kanları n bası nc ı nı ölçen araç. sa ğ görü. bası rganma * Bası rganmak durumu. uyanı klı k. aklı na koyduğ uş eyi yapmak üzere bulunduğ u yerden uzaklaş mak. sağ görülü.

sade bir biçime döndürmek. ileri ve uzak görüş lü olmayan. kolay tarafı ndan. * Süssüz. basitlik Baskça basket * Basketbolda kazanı lan sayı .* Gerçekleri görebilmekten uzak. basitle ş tirmek * Gereksiz ayrı ntı lardan arı tarak sade duruma getirmek. . sa ğ görüsüz. basit cisim * Maddesi tek elementten oluş mu ş cisim. basitle ş mek * Basit duruma gelmek. basit kelime * Anlamlı olarak daha küçük parçaya bölünemeyen. basit * Yapı lmas ı veya anlaş ı lması kolay olan. kar ı ş ı k olmayan. * Her zaman rastlanan. kök durumundaki kelime. basit renk * Biçmeden geçen beyaz ı ş ı ğ ı n ayrı ldı ğ ı renklerden her biri. basiretsizlik * Gerçekleri. basitçe * Basit olarak. olağ an. basit faiz * Faizleri üzerine eklenmemiş ana paraya belli bir dönem sonunda verilen faiz.basite irca etmek. basitle ş tirme * Basitleş tirmek iş i. basit kesir * Payı paydası ndan küçük olan kesir. * Kolay. basitle ş me * Basitleş mek iş i. sağ görüden yoksun olma. basket yapmak * basketbolda sayı kazanmak. basit cümle * Tek yargı bildiren cümle. basketbol * Basit olma durumu. yalı n kelime. *İ spanya'nı n Bask bölgesinde kullanı lan dil. basite indirgemek * basitleş tirmek. gösteriş siz. görgüsüz. bayağ ı . bayağ ı . özelliğ i olmayan. * Bilgi ve görgüsü sı nı rl ı olan. ileriyi ve uzağ ı görememe.

* Bir maddeyi sı kı p ezen alet. zor kullanmak. * Suç iş lediğ i veya suçluları n bulundu ğ u sanı lan bir yere ansı zı n girme. bask ı kalı bı * Kitap kapları na süslemeler basmak için kullanı lan kalı p. * Bir eserin bası lı ş biçimi veya durumu. * Belirli ruhî etkinlik ve süreçleri. * Hak ve özgürlükleri kı sı tlayarak zor alt ı nda bulundurma durumu. bask ı cı lı k * Baskı cı nı n iş i. bask ı da kalmak * yağ mur yağ dı ktan sonra toprağ ı n üst kı sm ı sertleş erek tohumlar fidelenip toprak üstüne çı kmak. * Kı sı tlayı cı . bask ı yapmak * bir kimseyi bir iş i yapmaya zorlamak. * (sertlik. bask ı altı nda tutmak * özgürlüğ ünü engellemek. kiş inin isteğ i dı ş ı nda bilinçaltı na itmesi veya bu itilenlerin bilince çı kması nı önleme durumu.* Beş er kiş ilik iki takı m arası nda topu 3 m yükseklikteki kar ş ı lı klı duran ağ geçirilmiş iki sepetten birine sokup sayı kazanmak esası na dayanan bir oyun. zorluk bakı mı ndan) Üstün. * Giysinin içine kı vrı lı p dikilen kenarı . basketbolculuk * Basketbol oynama veya oynatmak iş i. * Bası sayı sı . * Bir eserin bası larak tekrarlanan her bir kezi. basketçi bask ı * Basketbol oyuncusu. * Kı sa süreli. kazı ma resim. basketbolcu. bask ı cı *İ ş lenecek kumaş lar üzerine kalı plara resim basan kimse. bask ı n basan ı ndı r . * Matbaacı lı kta bask ı iş lerini yapan kimse. tazyik. bask ı lı * Baskı sı olan. gerçekleş tirilmesinde veya tamamlanmas ı nda baskı oluş turan güç. bask ı grubu * Bir iş in yapı lmas ı nda. basketbolcu * Basketbol oyuncusu. kı sı tlamak. bask ı lı k bask ı n * Bir masadaki kâğ ı tlar ı n uçmaması için üzerlerine konulan özel biçimdeki ağ ı rl ı k. * Karş ı takı m oyuncusunun hareketini ve sonuç alması nı engellemek amacı yla uygulanan yakı n savunma durumu. bask ı resim * Gravür tekniğ i ile yapı lan resim. pres. beklenmedik sald ı rı .

* düş mana ansı zı n sald ı rmak. * Pamuklu. üstünlüğ ünü göstermek. basmac ı lı k * Basma alı m satı mı . * Terbiyesiz. üzerine kalı pla desen basan kimse. saldı rı da bulunmak. bask ı n yapmak * suç iş lendiğ i veya suçluları n bulunduğ u sanı lan bir yere ansı zı n girmek.* düş manı gafil avlayı p sald ı ran taraf sava ş ı kazanı r. bask ı n çı kmak (veya gelmek) * (karş ı la ş tı rma konusu olan kimseyi) geçmek. bask ı na u ğ ramak * düş manı n beklenmedik bir sald ı rı sı yla karş ı laş mak. kitap gibi bası ile hazı rlanm ı ş yaz ı lı ş eyler. * Gazete. tezek. tülbent vb. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan. * Bohça ile köylerde eş ya satan kad ı n. *İ ki kolu s ı ra ile kalkı p inebilen. baskül * Çoğ unlukla bir kütleyi çok daha küçük bir kütle yardı mı yla tartmaya yarayan alet. basma kalı bı * Kitap. *İ skambil kâğ ı dı ile oynanan bir oyun. basmac ı * Basma yapan veya satan kimse. * Disiplinsiz. bask ı sı z büyümek * serbest bir eğ itimle yetiş mek. bask ı ncı * Baskı n yapan kimse. tülbent vb. ortası ndan veya uçlar ı ndan birine az çok yakı n değ iş mez bir noktaya dayanan kaldı raç. * Gübre. basmahane * Basma yapı lan iş yeri. basma * Basmak iş i. * Matbaacı lı k. üzerine kalı pla desen basma i ş i. ahlâksı z. * Pamuklu. . * beklenmedik bir zamanda konuklar gelmek. kumaş gibi ş eylerin baskı sı için hazı rlanan kalı p. matbu. basklârnet * Kalı n sesli klârnet. bask ı n vermek * anî ve habersiz girmek. * bir yerde suç üstü yakalanmak. bohçac ı . * Bası lmı ş . dergi. * ansı zı n konuk gelmek. matbua. * Üzerinde bası ile yapı lmı ş renkli biçimler bulunan pamuklu kumaş . bask ı sı z * Hak ve özgürlükleri kı sı tlanmamı ş .

bast ı ğ ı yeri bilmemek * çok sevinmek. * (küçük çocuklar için) Ayakta durabilmek. * Bazı isimlerle birlikte sertlik. nane ve limon suyu kullan ı larak yapı lan bir salata türü. basmalı k * Üzerine bası lacak ş ey. kum. durumunu kontrol edememek. * Bası iş i yapmak. * Çevreyi kaplamak. * Bir ş ey üzerinde kalı p. basmakal ı pla ş mak * Basmakalı p durumuna gelmek. * Yol yapı mı nda çakı l. ye ş ilbiber. harc ı âlem. aş ı rı lı k anlamları nda yardı mcı fiil olarak kullanı lı r. * (çocuk için) Yaramaz. * En kalı n sesli orkestra çalgı sı . üzerine kuvvet vererek itmek. curuf gibi maddeleri ezmeye ve sı kı ş tı rmaya yarayan alet. üzüntü ve ağ ı rl ı k duymak. * Bası nç yaparak sı vı ve gazları itmek. * Sı kı ş tı rarak yerle ş tirmek. * Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak.basmak * Vücudun ağ ı rlı ğ ı nı verecek biçimde ayak tabanı nı bir yere veya bir ş eyin üzerine koymak. bast ı ğ ı yerde ot bitmez * gittiğ i yere uğ ursuzluk götürür. mühür gibi bir araçla iz yapmak. baş tarda. baskı . maydanoz. tabetmek. bilineni tekrarlayan. * Örtmek. * Kapı yı arkadan bast ı rmak için kullanı lan ağ aç dayak. gittiğ i yerin bereketini kurutur. * Baskı n yapmak. * Bastı rma. değ iş iklik göstermeyen. bastana salatası * Domates. kliş e. bürümek. * Bir ş eyi. çökmek. taze soğ an. basmakal ı p * Özgünlüğ ü olmayan. * Ağ ı rl ı k. bast ı bacak * Bacakları kı sa veya çarp ı k (kimse). bast ı k bast ı rak bast ı rı k * Pestil. kaplamak. bastarda bast ı * Kı yma ile piş irilmiş sebze. . *ş aş kı nlı ktan nerede oldu ğ unu seçememek. basso * En kalı n erkek sesi. * Bir ş eyin etkisinde kalı p eziklik. yük. basmalı * Basma özelliğ i olan. * Bir kimse bir yaş a girmek. * Bkz.

* Zararlı bir olayı önlemek. bastonlu * Bastonu olan. basurlu .bast ı rı lma * Bastı rı lmak i ş i. basur memesi * Anüste geniş leyip meme gibi uzamı ş damar yı ğ ı nı . * Bastı . sarı çiçek açan küçük bir bitki (Ranunculus ficaria). * Geminin baş tarafı ndaki yatı k direğ in (cı vadran ı n) dı ş ar ı ya doğ ru uzanan parçası . basur otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. köklerinde basur memelerine iyi gelen bir madde bulunan. baston francala *İ nce. bast ı rmak * Basmak iş ini yapt ı rmak. bast ı rı m bast ı rma * Bastı rmak i ş i. bastika * Bir yelken serenine veya herhangi bir ağ aca açı lan delik. baston * Yürürken dayanmaya yarayan ağ aç veya metalden yapı lan araç. * Ruh dünyası nda oluş an tepkimelerin bilinç dı ş ı na yans ı mas ı . hemoroit. * Üstünlüğ ünü göstermek. üzerine iyice düş mek. nemli ormanlarda biten. * (cevap için) Hemen yetiş tirmek. * Kümes hayvanları nı kuluçkaya yatı rmak. * Ansı zı n birinin yanı na gitmek. basur * Kalı n bağ ı rsağ ı n alt bölümünde ve anüste toplardamarları n geniş lemesiyle olu ş an varis. * Baskı yapmak. uzun ekmek. baston gibi (veya baston yutmu ş gibi) * dimdik duran veya yürüyen (kimse). * Gidermek. bastoncu * Baston yapan veya satan kimse. * Birdenbire ve pek çok etkisini göstermek. * Bir kumaş ı n kenarı nı kı vı rı p dikmek. bastonsuz * Bastonu olmayan. bastonculuk * Baston yapma veya satma iş i. bast ı rı lmak * Bastı rmak i ş ine konu olmak.

baş ağ rı sı * Baş ı n ağ rı mas ı . en önemli. esas. baş ta oluş an rahatsı zl ı k. * Kasaplı k hayvanlarda ve baz ı yiyeceklerde tane. Asya'da yetiş en bir ağ aç (Basia). * ". baş aş ağ ı gitmek . baş ağ ı rl ı k * Ağ ı r sı klet. u ğ raş tı rmak. tohumları ndan sabunculukta kullanı lan bir yağ elde edilen. * Para değ iş tirirken verilen veya alı nan üstelik. * Önem veya yönetim bakı mı ndan ileride olan. baş aş ağ ı etmek * tersine çevirmek. baş ağ rı sı olmak * sı kı ntı vermek. kendisi" anlam ı nı taş ı yan bir zamir niteliğ indedir. baş aş ağ ı * Baş ı aş ağ ı gelmek üzere. *İ nsan ve hayvanlarda beyin. * Bir ş eyin genellikle toparlakça ucu. * Deniz teknelerinde ön taraf. can sı kmak. kulak. göz. en üstün anlamı nda birleş ik kelimeler yapar.* Basuru olan.. * Bir ş eyin uçları ndan biri. hemoroitli. * Baş langı ç.. a ğ ı z gibi organlar ı kapsayan. * Güreş te pehlivanları n ayrı ldı kları beş derecenin en yükse ğ i. vücudun üst veya önünde bulunan bölüm. * En uç. * Bir topluluğ u yöneten kimse. baş ı na" adlardan sonra ve nicelik anlatan kelimeden önce gelerek üleş tirme anlamı verir. * Bir ş eyin yak ı nı veya çevresi. * Sürekli sı kı ntı yaratan durum veya kimse. baş almak * fı rsat bulmak. basya baş * Sapotgillerden. * "Baş " kelimesi birçok deyimde "öz varlı k. baş aş ağ ı düş mek * kiş iliğ inden kaybederek toplum içindeki durumu sars ı lmak. baş aş ağ ı gelmek * tepesi üstü düş mek. basübadelmevt * Ölümden sonra dirilme. yüksek nokta veya en ön. baş * Çı ban. bı kk ı nlı k vermek. burun. baş alamamak * çok uğ ra ş tı ran bir konu yüzünden vakit ve f ı rsat bulamamak. sarrafiye. * Temel. * Arazide en yüksek nokta. kafa. baş ağ rı tmak * tedirgin etmek. ser.

beraberce. baş baş a olmak * birlikte bulunmak. baş baş a kalmak * biriyle veya bir ş eyle yalnı z kalmak. bit. gururdan. * baş ak vermek. baş bezi * Mendil. a ş ı rı . üzüntü veren. baş bağ lamak * baş ı na bir örtü örtmek. * baygı nl ı k verici. beraber yaş amak. baş çevirtmek * baş ı arkaya doğ ru döndürtmek. baş biti * Bkz. baş çekmek * ön ayak olmak. bir ş eyle veya bir kimseyle yaln ı z kalması nı sağ lamak.* sürekli zarar görmek veya kötüleş mek. baş çanağ ı * Kafa tası . baş döndürmek * baş ar ı dan. intisap etmek. * birinin arkası ndan hayranlı kla bakmak. baş bı çağ ı * Ustura. baş bulmak * (alı ş veri ş te) kazanç b ı rakmak. aş ı rı heyecanlandı rmak. * birine veya bir ş eye bağ lanmak. sevinçten çok mutlu duruma getirmek. baş aş ağ ı gitmek * iş leri ters gitmek. baş döndürücü * (çabuklukta) olağ anüstü. baş döndürücü . baş baş a (veya kafa kafaya) vermek * iki veya daha çok kimse bir kenara çekilip konuş mak. baş baş a bı rakmak * birinin. sürekli zarar etmek. * dayanı ş mak. baş baş * çocukları n "Allaha ı smarlad ı k" anlamı nda ellerini baş lar ı na götürmelerini sağ lamak için söylenir. baş belâsı * Sı kı nt ı . baş baş a * Birlikte.

baş arı kazanmak (kazanmamak). baş ol da. ba ş ı ve kı çı üzerinde inip kalkmak. baş kı rı lı r fes içinde. yönetime karş ı gelmek. zuhur etmek. baş kaldı rmak * ayaklanmak. isyan. istersen soğ an baş ı ol * küçük bir iş te de olsa. vuku bulmak. baş kaldı rmamak * Bkz. kabarmak. gücü yetmek. ba ş ta olmak önemlidir. yaş arken sağ iken. baş elde iken * ölmeden. ayak da oraya gider * küçükler büyüklerin izinde gider. * direnmekten vazgeçip buyruk altı na girmek. serseme çevirici. baş kı ç vurmak * baş tan gelen dalgalarla gemi. baş edebilmek * bir kimseyi yola getirmeye veya bir ş eyi yapmaya gücü yetmek. kol kı rı lı r yen içinde * aile içindeki. baş etmek (veya edememek) * gücü yetmek (yetmemek). baş komak (koymak) * bir ş ey uğ runa ölümü göze almak. baş göz olmak * evlenmek. baş nereye giderse. baş koş mak * bir i ş i baş armak için çalı ş mak. baş kesmek * selâm için baş eğ mek. baş dönmesi * Göz kararı p düş ecek gibi olma. baş göstermek * belirmek. baş ı nı kaldı rmamak. inkı yat etmek. her iş te onlar ı örnek tutarlar. baş eğ mek * saygı göstermek için baş eğ erek selâmlamak. baş olan boş olmaz .*Ş aş kı na. baş göz etmek * evlendirmek. ortaya çı kmak. arkadaş lar aras ı ndaki uyu ş mazl ı klar yabancı lara duyurulmamalı dı r. * iyice coş mak. baş kaldı rma * baş kaldı rmak i ş i. baş gelmek * yenmek. isyan etmek.

baş üstünde yeri var * büyük bir saygı ve ilgi ile kar ş ı lanı r veya a ğ ı rlanı r. baş örtü. baş üstünde tutmak * çok iyi ağ ı rlamak. * (gemi. baş tacı * Çok sevilen. baş örtüsü * Bkz. baş tutamamak * rüzgâr. el üstünde tutmak. . ba ş ak olu ş mak. * iş baş ı ndaki ki ş inin i ş i çoktur. baş tacı etmek baş tacı etmek * çok sevmek ve saymak. baş yarma * Vida yapı mı nda kullanı lacak olan perçinlerin baş lar ı na tornavida yerleri açmak iş i. baş tutmak * elebaş ı olmak. baş ucu kitabı * Sı k sı k yararlanı lan. kayı k) döndürmek. baş yarı lı r (kı rı lı r) börk (fes) içinde. * (buğ day vb. baş ucu * Yatı lan bir yerin baş konulan yönü veya yakı nı . yapı lı ş ı ndaki veya yükseliş indeki bir bozukluk sebebiyle gemi dümene uymamak. baş sağ lı ğ ı * Ölen bir kimsenin yakı nları na söylenen ilgi ve yakı nlı k anlatan söz. baş sallamak * karş ı sı ndakinin her sözünü uygun bulur görünmek. baş yakmak * kötü duruma düş ürmek. kol kı rı lı r kürk (yen) içinde * aile içindeki kiş ilerin anlaş mazlı kları aile içinde kalmalı dı r. baş yapmak * (kuaför) saç bakı m ve tuvaleti yapmak. baş sağ lı ğ ı dilemek * ölen bir kimsenin yakı nları na ilgi ve yakı nlı k anlatan söz söylemek. çevirmek.* bir yerde baş olan kimse taş ı dı ğ ı değ er dolayı sı yla o yere gelmiş tir. çok yüksek tutulan (kimse veya ş ey). fı rtı na yüzünden. değ erini hiç yitirmeyen eser. ana bilgileri veren. rotadan ç ı kmak. baş üstüne * bir dileğ in yerine getirileceğ ini içtenlikle belirtmek için "peki" anlam ı nda kullanı lan söz. bitkiler) baş ak ba ğ lamaya baş lamak. baş vermek * (çı ban) olgunlaş mak.

baş a gelen çekilir * çaresiz durumlara düş üldüğ ünde insanı n kendini üzüntüye kapt ı rmayı p bu durumlara katlanması nı n olağ an ve do ğ ru bulunduğ unu anlatı r. baş a geçmek * en üstün yeri almak. baş a ba ş noktası * bir yabancı paranı n veya değ erli kâ ğ ı dı n piyasa değ eri ile üstünde yazı lı de ğ erin aynı olması durumu. buğ day. baş a ba ş * Eş it durumda. baş a çı kmak * bir ş eye gücü yetmek. yulaf gibi ekinlerin taneleri taş ı yan k ı lç ı klı baş ı . yulaf gibi ekinlerde baş ak oluş mak. en usta pehlivanlar baş pehlivanlı k için yar ı ş mak. bağ larda dökülmüş veya tek tük kalm ı ş olan ürün. Ba ş ak baş ak * Zodyak üzerinde Aslan ile Terazi burçları arası nda bulunan burcun adı . buğ day. baş a vermek * değ iş tokuş yaparken üste baz ı ş eyler vermek. baş yemek (baş ı nı yemek) * birinin ölümüne veya yok olması na sebep olmak. baş a güre ş mek * yağ lı güreş te. baş ak toplamak * tarlalarda kalmı ş baş aklar ı veya bağ larda dökülmüş meyveleri toplamak. baş a ba ş * birinden üstün olmadan. Zodyak. baş ağ aç * Boyuna dikey yönden kesilmiş olan ve yı l halkalar ı çember biçiminde görüntü veren ağ aç. * Tarlalarda. dengeli olarak.baş yastı ğ ı * Yatakta baş ı n altı na konulan yast ı k. * Arpa. baş a çı kmak * güçlükler çı karan biriyle olan iş ini. baş akçı k . * birinin güç duruma düş mesine yol açmak. * en üstün sonucu elde etmek için mücadele vermek. kendi istedi ğ i yolda sonuçland ı rabilmek. baş a ba ş gelmek * eş it olmak. baş a gelmek * (kötü bir duruma) uğ ramak. baş ak bağ lamak (veya tutmak) * arpa. baş akçı * Tarlalarda kalmı ş baş akları veya bağ larda dökülmüş meyveleri toplayan kimse. denk olmak.

* Baş ar ı lamayan.* Çiçeklerde baş ağ ı oluş turan çiçek demeti veya topluluğ u. baş arı lı * Baş ar ı gösteren. baş aktör * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli erkek oyuncu. baş ar ı göstererek. üstesinden gelinmiş . baş aklamak * Tarlalarda. * Arka ucu baş ka biçimde olan (ok). * Baş ar ı göstermeyerek. baş arı sı z baş arı sı z olmak * baş ar ı sa ğ layamamak. baş arı * Baş armak i ş i veya baş arı lan i ş . takat sı nı rı . baş arı gösterememek. performans. baş arı lmak * Baş ar ı ile sona ermek. tutmak. baş aktris * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli kad ı n oyuncu. baş arı göstermek (veya kazanmak) * baş armak. . baş aklanma * Baş aklanmak durumu. * Baş ar ı lı bir biçimde. baş aklama * Baş aklamak i ş i. baş altı * Yağ lı güreş te pehlivanları n ayrı ldı ğ ı beş derecenin ikincisi. baş aklı * Baş ağ ı olan (ekin). muvaffakı yetsiz. baş aktörlük * Baş aktörün iş i veya mesleğ i. baş aklanmak * Baş ak ba ğ lamak. * Baş ar ı göstermeyen. muvaffak ı yet. baş aktrislik * Baş aktrisin iş i veya mesleğ i. * Bir sporcunun yapabileceğ i en iyi derece. * Gemilerde tayfa ve erlerin baş taraftaki koğ uş lar ı . * Baş ar ı lmı ş . bağ larda kalm ı ş döküntüleri toplamak. baş arı lma * Baş ar ı lmak iş i. muvaffak ı yetsiz. baş arı m * Elde edilen bir baş ar ı . muvaffak ı yetli.

baş vekil. baş arma * Baş armak i ş i. bakanlar kurulunun baş ı .baş arı sı zlı ğ a uğ ramak * baş ar ı sı z olmak. komutan. baş at * Benzerleri arası nda güç ve önem bakı mı ndan baş ta gelen. baş kan. baş çı *İ ş çi baş ı . baş bakanlı k * Baş bakan olma durumu ve baş bakanı n görevi. hâkim. * Eski Türklerde baş . * Baş bakan ve görevlilerinin çalı ş tı ğ ı daire. baş çı k . baş çavuş luk * Astsubay baş çavuş rütbesi. muvaffakı yetsizlik. muvaffak olmak. baş bakan * Hükûmet baş kanı . baş asistanlı k * Baş asistan olma durumu. hâkimiyet. baş asistan * En üst derecedeki asistan. sı ğ ı r baş ı satan kimse. baş bayi baş buğ * Bir dağ ı tı m iş inde bütün bayilerin bağ lı bulundu ğ u ana bayi. baş armak * Bir iş i istenilen biçimde bitirmek. * Çiçeklerin erkek organları nda çiçek tozunu ta ş ı yan torbacı k. * Osmanlı İ mparatorluğ unda savaş zamanı baş ka birliklerden ayrı lı p bir araya getirilerek oluş turulan birliğ in veya milis güçlerinin komutan ı . * Çiğ veya piş miş koyun. ha ş efe. baş çavuş * Astsubay baş çavuş . * Baş bakanı n makamı . dominant. baş arı sı zlı k * Baş ar ı sı z olma durumu. baş at karakter * Bir melezde her zaman ortaya çı kan karakter. * Baş asistanı n görevi. kuzu. * Yeniçeri ocağ ı nı n çavu ş u. baş atlı k * Baş at olma durumu. kabinenin ba ş ı . baş atlı k yasası * Irk karı ş mas ı nda güçlü öz yapı nı n sonraki soylardan üstün geldiğ ini kanı tlayan yasa.

baş mürettip. baş dümeni * Gemi veya teknelerin baş ı na yerleş tirilen ve iyi bir manevra sağ layan dümen. * Baş hekimin makamı . baş gedikli * En yüksek rütbeli astsubay. * Baş garsonun i ş i. baş dekorcu * Dekorcuları n baş ı . metrdotel. baş yap ı t. baş tabip.baş danı ş man * Danı ş manlar ı n ba ş ı . * En iyi ürün için tespit edilen fiyat. baş eski * En kı demli kimse. baş danı ş manlı k * Baş danı ş manı n iş i veya görevi. baş kâtip. * Yeniçeri bölüklerinin en kı demsiz subayı ve erlerinin en k ı demlisi. baş garson * Garsonları n ba ş ı . baş dekorculuk * Baş dekorcunun iş i veya mesle ğ i. sermürettip. baş hekimlik * Baş hekimin görevi. dekor hazı rlamada en üst sorumlu. baş dümenci * Dümencilerin baş ı . ş aheser. baş hakem * Yarı ş mayı veya oyunu yöneten hakemlerin baş ı . baş hekim * Bir hastahaneyi yönetmekle görevlendirilen hekim. baş dizgici * Bir bası m evindeki dizgicilerin baş ı . baş eser * Kendi türünde en mükemmel eser. . baş fiyat baş gardiyan * Gardiyanları n ba ş ı . sertabip. baş eksper * Eksperlerin baş ı . baş garsonluk * Baş garson olma durumu. metrdotellik. baş dizgicilik * Dizgicilerin baş ı . baş efendi * Devlet dairelerinde kı demli memur.

baş ı darda kalmak * parası zlı ktan dolayı sı kı ntı da olmak. üzücü bir durumla karş ı laş mak. baş ı dinç * Kaygı sı z ve tasası olmayan. baş hostes * Hava yolları nda hosteslerin en deneyimlisi ve yapı lan sefer boyunca hizmetten sorumlu kimse. baş ı bağ lanmak * biri evlendirilmek. baş ı dimdik * Onurlu. sı kı ntı lı durumda. bahtı açı k. * birini yandaş olarak kazanmak. baş ı bütün * eş i hayatta olan (kar ı veya koca). baş ı derde girmek * sı kı ntı lı bir duruma düş mek. sı kı ntı lı bir durumda. baş ı daralmak * (para yönünden) sı kı ntı ya. darlı ğ a dü ş mek. baş ı ağ rı mak * bir iş ten dolayı sorumlu duruma düş mek. baş ı belâda * çözülmesi güç. gururlu. baş ı dertte * çözülmesi güç. baş ı belâya girmek (veya uğ ramak) * sı kı cı . * Evli. baş ı dara düş mek * sı kı ntı ya girmek. baş ı çatlamak * baş ı çok ağ rı mak. . baş ı açı k * Örtü veya ş apka ile baş ı örtülmemi ş . ön ayak olmak. baş ı bağ lı * Serbest olmayan. baş ı çekmek * herhangi bir konuda önde gitmek. baş hemş irelik * Baş hemş ire olma durumu. kendi yanı nda tutmak. baş ı devletli * Talihli.baş hemş ire * Bir klinik veya hastahanede hemş ireleri yönetmekle görevlendirilmiş hemş ire.

* bir düş ünce veya davranı ş ı uygun bulmak. baş ı kazan gibi olmak * baş ı nda çok ağ rı ve uğ ultulu bir sersemlik olmak. baş ı hoş olmamak * bir ş eyden ho ş lanmamak. * Sevdadan veya içkiden sarhoş . bunalmak. baş ı taş a değ mek * ağ ı r bir durum kendisine ders olmak. baş ı nâra yanmak * baş kas ı uğ runa büyük bir zarara uğ ramak. baş ı tutmak * gürültüden veya üzüntüden baş ı ağ rı mak. baş ı kalabalı k * yanı nda bir iş i konuş amayacak kadar çok kimse var. baş ı dumanlı * Doruğ unu sis bürümüş (dağ ). baş ı önünde * uslu. baş ı üstünde yeri olmak * her zaman iyi karş ı lanmak. * para veya mevki sebebiyle ş aş ı rı pş ı marmak. eş yanı n dönmesi. baş ı için * "çocuğ umuzun ba ş ı için".baş ı dönmek * insana. baş ı yastı ğ a dü ş mek * yorgunluktan veya güçsüzlükten uykuya dalmak. çevrede gözü olmayan. ayağ ı nı n altı ndan yerin çekilmesi gibi bir duygu gelmek. üzüntüyle. baş ı göğ e ermek (veya değ mek) * beklenmeyen bir mutluluğ a ermek. * sı kı ntı yaratan bir durum karş ı sı nda bunalmak. baş ı yerde * utançla. baş ı yerine gelmek . baş ı havada * sevinçli. zor durumda kalmak. baş ı yastı k yüzü görmemek * yatağ a yatı p uyumamı ş olmak. a ğ ı rlanmak. * görkemli bir ş ey karş ı sı nda ş aş ı rmak. baş ı sı kı lmak (veya sı kı ş mak) * herhangi bir güçlük karş ı sı nda kalmak. "annenizin baş ı için" gibi sözlerde değ erli bir kiş i ortaya konarak kullanı lan ant veya yalvarma sözü. kı rgı nlı kla. baş ı sı kı ya gelmek * herhangi bir güçlük kar ş ı sı nda bunalmak.

* Bağ lanmamı ş . denetimsiz. kendi havası na bı rakmak. baş ı na balta kesilmek (veya olmak) * sürekli istemek. baş ı na belâ almak * bir sorunla karş ı laş mak. baş ı bo ş kalmak * baskı altı nda bulunmamak. disiplinsizlik. baş ı yumu ş ak * Uysal.* zihin yorgunluğ u geçmiş olmak. baş ı kabak * Saçı dökülmü ş veya dibinden kesilmiş . baş ı zapt olunmamak * binicisini alı p götürmek. görüş eni olmamak. baş ı n sa ğ olsun * yakı nları ndan birini toprağ a vermiş bir kimseye söylenen ilgi ve yakı nlı k anlatan söz. kötü bir duruma düş mek. * Düzensiz topluluk. serbest bı rakı lmı ş . * Yönetimsiz. musallat olmak. baş ı na belâ olmak (veya kesilmek) * sı kı ntı vermek. baş ı bozuk * Askerlerin arası na katı lmı ş sivil savaş çı . baş ı mla beraber * memnunlukla. * Baş ı nı örtmeden. tedirgin etmek. içinden çı kı lamayan. düzensizlik. baş ı bo ş * Bir ş eye veya kimseye ba ğ lı olmayan. seve seve. ı srar etmek. . baş ı yukarda * onurlu. * ölüm ihtimalini bildirmek için kullanı lı r. baş ı bozukluk * Baş ı bozuk olma durumu. * Kargaş al ı . inat etmek. baş ı m gözüm üstüne * belirtilen istekleri içtenlikle yapmayı kabul etmeyi anlatı r. baskı sı z. karı ş ı k. söz dinler (kimse). baş ı bo ş bı rakmak * üstünde hiçbir baskı veya denetim bulundurmamak. baş ı bo ş luk * Baş ı boş olma durumu. baş ı na belâ açmak * kötü bir olay dolayı sı yla dert sahibi olmak. kibirli. kendini be ğ enmiş . * Düzensiz davranı ş . baş ı na bir hâl gelmek * kötü bir duruma uğ ramak. karı ş anı .

baş ı na çalsı n * birine verilmek istenilen bir ş eyin öfke ve nefretle geri çevrildi ğ ini anlatmak için söylenir. baş ı na gelmek * bir görevin baş ı na gelmek. baş ı na çı karmak *ş ı martmak. * beklenmedik.baş ı na buyruk * kimseden izin almaksı zı n dilediğ i gibi davranan. baş ı na güne ş geçmek * güneş çarpmak. baş ı na çorap örmek * birine. baş ı na ek ş imek * ağ ı r yük olmak. baş ı na geçirmek * baş ı na giymek. baş ı na iş çı karmak * istenilmeyen veya uğ raş tı rı cı bir iş e yol açmak. nefretle geri vermek. baş ı na dünyanı n belâsı nı sarmak * büyük felâket getirmek. ş aş ı rtı cı bir olay veya durumla karş ı la ş mak. çok yüz vermek. baş ı na geçmek * görevi altı nda bulundurmak. baş ı na dolamak * musallat etmek. baş ı na çı kmak * birinden yüz bulup ona karş ı pek ş ı marı kça davranmak. * bir içeceğ i kab ı yukarı kaldı rarak sonuna dek içmek. baş ı na iş açmak * uğ raş tı rı cı ve üzücü bir iş in çı kması na yol açmak. * bir ş eyi öfke ile birisinin baş ı na vurmak. . * bir iş i yapmaya baş lamak. * üstüne kalmak. * bir iş in yönetimini ele almak. baş ı na devlet kuş u konmak * beklemediğ i büyük bir nimeti ele geçirmek. baş ı na dert etmek (veya açmak) * bir ş eyi üzüntü konusu yapmak. haberi olmadan kötü duruma düş ürücü davranı ş ta bulunmak. baş ı na çalmak * bir ş eyi öfkeyle. baş ı na dikmek * birini veya bir ş eyi korumak için bir kimseyi görevlendirmek. * kötü bir durumla karş ı laş mak.

baş ı nda değ irmen çevirmek * gürültü ile tedirgin etmek. baş ı nda * (bir ş eyin) sı rada önde olan ı . baş ı na kakı nç etmek * yapı lan bir iyili ğ i sürekli olarak söyleyerek bı ktı rmak. baş ı nda paralans ı n * yapı lan bir iyilik çok söylendiğ inde o iyiliğ in artı k istenmedi ğ ini belirten bir söz. ilgi göstermek. a ğ zı ndan lokması nı al * uysal ve sessiz kimseler için kullanı lı r. baş ı na kan ç ı kmak * öfkelenmek. baş ı na taç etmek * çok de ğ er vermek. baş ı na karalar ba ğ lamak * çok kederlenmek. baş ı na kakmak * yapı lan bir iyili ğ i yüzüne vurarak birini üzmek.baş ı na iş çı kmak * boş a gitmeyen ve beklenmedik bir iş veya olayla kar ş ı la ş mak. baş ı nda olmak * aynı sı kı ntı lı durumda bulunmak. baş ı na vurmak * (içtiğ i içki) ne yaptı ğ ı nı bilemez bir duruma düş ürmek. baş ı na oturmak * Bir iş i yapmaya baş lamak. baş ı na yı kmak * harap etmek. * (gaz veya sı caktan) ba ş ı ağ rı mak. hiddete kapı lmak. baş ı na vur. baş ı na sarmak * birine musallat etmek. eğ lence peş inde koş mak. baş ı nda olmak * yöneticisi olmak. baş ı nda kavak yeli esmek * (genç için) sorumluluk duygusundan uzak. zevk. önde geleni. iş e koyulmak. baş ı na ta ş düş mek (veya yağ mak) * felâkete uğ ramak. baş ı nda beklemek (veya durmak) * yanı nda durup gözetlemek. . baş ı na kalmak * istemediğ i hâlde bir iş i yapmak veya bir kimseye bakmak zorunluğ u ile karş ı la ş mak. * gerçekleş meyecek ş eyler dü ş ünerek vakit geçirme. kontrolünü yitirmek. zor durumda bı rakmak.

baş ı ndan korkmak * hayatı ndan kaygı duymak. savuş mak. cezalandı rı lmaktan korkmak. baş ı nı ağ rı tmak * gereksiz sözlerle birini bunaltmak. baş ı ndan atmak * yapı lmas ı güç bir i ş i yapmaktan kendini kurtarmak. baş ı nı ağ rı tmamak (veya ba ş ı nı zı ağ rı tmayayı m) * uzun uzun anlatı lan bir sorunu sonuca ba ğ larken sözün uzadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. baş ı ndan aş kı n olmak * iş i pek çok olmak. baş ı ndan geçmek * daha önce aynı duruma u ğ ramı ş olmak. baş ı nı alamamak * bir ş eyden kurtulamamak. baş ı nı bağ lamak * birini niş anlamak veya evlendirmek. baş ı nı al ı p gitmek * izin almadan ve gideceğ i yeri bildirmeden gitmek. baş ı ndan almak * kurtulmak. kötü sonuçlar verecek bir duruma itmek. baş ı nı boş bı rakmak * yalnı z veya serbest bı rakmak. baş ı ndan savmak * bir istekte bulunanı sözde bir sebeple uzaklaş tı rmak. baş ı nı bir yere bağ lamak * birini bir iş e yerleş tirmek. baş ı ndan aş ağ ı kaynar sular dökülmek * üzüntülü veya kötü bir olay karş ı sı nda birdenbire büyük bir sı kı ntı duymak. baş ı ndan kesmek * yapı lmas ı istenmeyen bir i ş i baş tan engellemek. bir iliş kiye son vermek. baş ı boş luktan kurtarmak. baş ı nı ateş lere yakmak * baş ı na büyük bir dert almak. baş ı nı beklemek * gözetlemek. baş ı ndan büyük i ş lere giriş mek (veya kalkı ş mak) * gücünün üstünde olan iş lere kalkı ş mak. sorumluluğ u atmak.baş ı nda torbası eksik * eş ek gibi bir adam. baş ı nı belâya sokmak * birini. iş sizlikten. . * bir iş için birini tedirgin etmek. * sürdürülmesi gereksiz görülen bir bağ lı lı ğ a. u ğ ra ş tı rmak.

baş ı nı sokmak * barı nacak bir yer bulmak. baş ı nı kaldı rmamak (veya kaldı ramamak) * bir iş i aralı ks ı z sürdürmek. baş ı nı döndürmek * mutluluktan yarı sarhoş duruma getirmek. baş ı nı kurtarmak * canı nı korumak. baş ı nı nâra yakmak * birini ağ ı r bir zarara u ğ ratmak. * iyileş ememek. baş ı nı gözünü yarmak * bir iş i kötü yapmak. . sis bürümek. baş ı nı ezmek * bir daha kötülük edemeyecek duruma getirmek. baş ı nı koltuğ unun altı na almak * ölümü göze alarak bir iş e giri ş mek. sakin kalmak. baş ı nı dinlemek * sessiz. baş ı nı dik tutmak * onurunu korumak. baş ı nı istemek * öldürülmesini istemek. * geçimini sağ layacak bir duruma gelmek. yataktan çı kamamak. baş ı nı toplamak * (kadı n) saç ı nı toplay ı p baş ı na bir çeki düzen vermek. baş ı nı çı karmak * (bitki için) filizlenmeye baş lamak.baş ı nı çatmak * baş ağ rı sı nı önlemek için alnı n üstünden arkaya doğ ru eş arp ve benzeri ş eyleri çepeçevre bağ lamak. baş ı nı uçurmak * Bkz. * kendine hayran bı rakmak. baş ı nı duman almak * sis kaplamak. baş ı nı ortaya koymak * bir iş e giriş irken ölümü göze almak. bir iş i istenildiğ i gibi yapmamak. baş ı nı taş tan taş a vurmak * çaresiz kalarak çok piş man olmak. baş ı nı kaş ı maya vakti olmamak (veya baş ı nı kaş ı yacak vakti olmamak) * arada en ufak baş ka bir iş yapamayacak kadar s ı kı ş ı k durumda bulunmak. baş ı nı derde sokmak * sı kı ntı lı bir duruma girmek veya getirilmek. kellesini uçurmak.

baş ı nı vermek * kendini feda etmek. * Nitelik yönünden al ı ş ı lmı ş ı n dı ş ı nda bir üstünlü ğ ü olan. metamorfizm. baş ı nı n etini yemek * karş ı sı ndakini bezdirinceye. . baş ka olmak * farklı olmak. * Birden çok imam bulunan camilerde yönetici durumundaki imam. baş ı nı n altı ndan çı kmak * birinin hilesiyle yapı lmak. farklı . * "Ayrı ca üstelik bir yana" anlamları nda -dan / -den baş ka biçiminde kullanı lı r. baş ı nı n dikine gitmek * kendi düş ünce ve görüş ünün en iyi olduğ una inanarak kimsenin öğ üdünü. baş ı nı n derdine düş mek * baş ka bir ş eyle ilgilenmeyecek kadar sı kı ntı lı durumda bulunmak. özge. bilinenden ayrı nesne ve kimse için teklik veya çokluk olarak baş kas ı . baş kaca * Ayrı ca. uyar ı sı nı dinlememek. istihale. baş imam baş ka * Bilinenden ayrı . baş ı nı n gözünün sadakası * baş a gelecek bir belâyı savmak veya önlemek için yap ı lan bağ ı ş . de ğ iş ik görünmek. özveri. baş ı nı n altı nda * yastı ğ ı nı n altı nda. değ iş ik. bı ktı rı ncaya kadar sürekli konu ş mak veya söylemek. * Konu edilen. baş ka i ş i yok mu? * Bu iş e ne diye karı ş ı yor? Bu iş onu ilgilendirmez. baş kalar ı biçiminde kullan ı lı r. baş ka biri * di ğ er bir kimse. baş ı nı yakmak * güç bir duruma sokmak. baş ı nı n çaresine bakmak * kimseden yardı m görmeden kendi iş ini kendi yapmak. baş kafiye * Dize ba ş lar ı nda aynı kelime olmamak kaydı yla ayn ı sesleri veren kelimelerden olu ş an kafiye. baş kiş i. baş kalaş ı m * Bir kütlenin fizikçe ve kimyaca değ iş mesi. baş kahraman * Bir eserde baş rolü oynayan kiş i. baş ı nı yemek * yok olması na sebep olmak.

* Bir resmî dairede veya kuruluş ta çalı ş an kâtiplerin ba ş ı . reislik. baş kalaş mak * Baş ka bir varlı ğ a. * Alı ş ı lana benzememe. değ iş mek. baş kanlı k makam ı * Baş kanı n odas ı nı n bulunduğ u veya oturduğ u yer. baş kalaş tı rmak * Baş ka bir duruma getirmek. niteliğ e dönüş mek. baş kan olarak yönetmek. isyan. baş yazman. * Embriyon evresinden ergin olana değ in bir hayvanı n geçirdiğ i biçim ve yapı değ iş imleri. baş kanlı k sistemi * Devlet yönetiminde tek bir kiş inin baş kanlı ğ ı nda hükûmet etme ve devleti yönetme esası na bağ lı siyasî sistem. riyaset. istihale. baş kası baş kâtip * Diğ er bir ş ahı s. baş kentlik . baş kâtiplik * Bir resmî dairede veya kuruluş ta çalı ş an kâtiplerin ba ş ı . * Bazı ülkelerde devletin ve hükûmetin baş ı . herhangi bir kimse. bozulmak. * Kötüleş mek. baş kaldı rı * Ayaklanma. * Biçim değ iş tirmek. baş yazman. baş kalaş tı rma * Baş kalaş tı rmak i ş i. * Baş kanı n görevi veya makam ı . farklı lı k kazanmak. metamorfoz. bir toplantı nı n veya bir derneğ in baş ı nda bulunan kimse. aslî tipi. baş kan vekili * Baş kanı n iş ini görmesi için yerine b ı raktı ğ ı veya yetki verdiğ i kimse. diğ eri. baş kalı k baş kan * Bir topluluğ un. baş kanlı k etmek * bir toplantı veya topluluğ u. istihale etmek. ötekisi. baş kan yardı mcı sı * Baş kana yardı m eden sorumlu ve yetkili kimse. reis. baş kanlı k * Baş kan olma durumu. baş kent * Baş ş ehir. değ iş iklik. değ iş ik olma durumu. baş karakter * Oyunun önde gelen aslî karakteri .baş kalaş ma * Baş kalaş mak iş i.

* Bu halka özgü olan. * Baş komutanı n makamı . baş lama! * (hoş olmayan bir söz veya davranı ş la ilgili olarak) "tekrarlama" anlamı nda emir. baş kahraman. deniz ve hava kuvvetlerine komuta eden en büyük komutan. baş kumandan. baş köş eye kurulmak * saygı n ki ş ilere ayr ı lan yere oturmak. baş kesit * Ağ acı n boyuna dikey yönde kesilmesi sonunda y ı l halkalar ı nı n çember biçiminde görüntü verdiğ i yüzey. Ba ş kurt * Rusya'daki Baş kurdistan Federe Cumhuriyeti'nde yaş ayan Türk halkı veya bu halkı n soyundan olan kimse. baş kilise baş kiş i * Piskoposluk makamı olan büyük kilise. bu halkla ilgili. baş kumandanlı k * Baş komutanlı k. katedral. . dolay ı sı yla en çok yararlandı ğ ı ve ya ş amaktan hoş land ı ğ ı konakçı . baş köş e * Bir yerde en saygı n kiş inin veya büyüklerin oturması için ayrı lan yer. baş komutanlı k * Baş komutan ı n görevi. baş komutan * Savaş ta bir devletin bütün kara. baş kumandan * Baş komutan.* Baş kent olma durumu. Ba ş kurtça * Baş kurt Türkçesi. baş konsolos * En yüksek derecedeki konsolos. baş lama * Baş lamak i ş i. * Bir eserin veya bir oyunun en önemli kiş isi. baş lâhana * Yaprakları sı kı . baş konsolosluk * Baş konsolosun görevi. yuvarlak baş lı lâhana (Brassica oleracea). * Baş konsolosun makam ı . baş konakçı * Asalağ ı n en iyi geliş tiğ i. baş lama meridyeni * Boylamları n hesabı nda baş langı ç olarak kabul edilen meridyen. serdar. baş lama vuru ş u * Futbolda oyuna ilk baş lamada veya her golden sonra topu santrada yeniden oyuna sokmada yap ı lan vuruş .

baş latı lma * Baş latı lmak iş i. * Baş oluş mak. müptedi. i ş ler. baş ladı ğ ı nokta veya tarih olarak kabul etmek. * Sı fı r sayı sı nı n. baş lay ı ş * Baş lamak i ş i veya biçimi. baş langı ç tutmak * bir iş i. * Görünmek. tek ba ş ı na. baş lanmak * Baş lamak i ş ine konu olmak. . doğ mak. baş lanı lma * Baş lan ı lmak i ş i. baş lanı lmak * Baş lanmak. baş lı * Baş ı olan. baş latı lmak * Baş latmak i ş i yap ı lmak. baş lı baş ı na * Baş ka ş eylerden ayr ı olarak kendi baş ı na. baş lanma * Baş lanmak iş i. bir hayatı n vb. baş lı ca * En önemli. oluş mak. * (birinin) Kötü konuş mas ı na yol açmak. bir dönemin. say ı doğ rusundaki yeri.baş lamak * Bir iş e giriş mek. * Çalı ş ı r. * Olmak. * Parametrelenmiş bir yayı n uçlar ı ndan biri. yürür duruma girmek. baş langı ç noktası * Bir iş in veya ş eyin baş ladı ğ ı yer. harekete geçmek. mukaddime. * Hoş olmayan bir davran ı ş a koyulmak.nin ilk bölümü. baş latma * Baş latmak i ş i. baş langı ç * Bir iş in. baş lay ı cı * Bir ş ey öğ renmeye yeni baş layan (kimse). baş ta gelen. * Ön söz veya giriş . * Etkisini gösterme. baş latmak * Baş laması na yol açmak. belirtmek. ortaya çı kmak. bir dönemin.

baş lı ksı z * Baş lı ğ ı olmayan. * Bir sütunun. bir kitabı n bölümlerinin baş ı na konulan ve konuyu kı saca tan ı tan yazı . top. * Bir yazı nı n. sermuharrir. k ı z kardeş . baş mak * Ayakkabı . kı z ve hasekilerine bağ lanan ödenek. evlenirken damat kaynatası na para veya mal vermek. külâh. baş maklı k * Padiş ahı n anne. paş mak. * Camilerde. * Tekerlek parmakları nı n çakı lı olduğ u kı sı m. baş makç ı lı k * Baş makç ı nı n iş i. baş muallimlik * Baş öğ retmenlik. * Baş lı k yapan veya satan (kimse). * Hayvan koş umunun baş a geçirilen bölümü. baş makale * Baş yaz ı . serpuş . baş lı k vermek * bazı bölgelerde. bir direğ in tepeliğ i.baş lı k * Genellikle baş ı korumak için giyilen nesne. arpalı k. * (camide) Ayakkabı konulan yer. baş mubassı r * Gözetmenlerin baş ı olan kimse. baş lı kçı baş lı klı * Baş lı ğ ı olan. anteti olan. antet. evlenirken. kapital. * Antetli. takke. giri ş bölümünde. baş mabeyinci * Osmanlı sarayı nda mabeyincilerin ba ş ı . * Bazı bölgelerde. baş muharrir * Baş yazar. paş makç ı . baş muallim * Baş öğ retmen. baş lı k atmak (veya koymak) * bir yazı ya baş lı k olarak ad bulmak. satan kimse. baş mal * Anamal. çı karı lan ayakkabı lara bekçilik eden kimse. . serlevha. sermaye. * Tablaları n veya i ş parçaları nı n düzgün kalması nı sa ğ lamak amac ı ile baş tarafları na tak ı lan parça. baş misafir * En değ erli konuk. baş makç ı * Ayakkabı yapan. damadı n kaynatas ı na ödemesi görenek olan para. has.

baş mürettip * Baş dizgici. baş murakı p * En üst düzeydeki denetçi. baş oyuncu * Bir filmde veya tiyatro eserinde baş rolü canlandı ran oyuncu. eş arp. baş nokta * Baş langı ç noktas ı . * Baş müdürün çalı ş tı ğ ı daire. baş örtü * Kadı nları n saçları nı örtmek için kullandı kları örtü. baş öğ retmenlik * Baş öğ retmen olma durumu. baş örtülü * Baş ı nı ba ş örtü ile örtmüş olan (kad ı n). müdür. baş müfettiş * En üst düzeydeki müfettiş . baş oda * Geleneksel Türk evinde özellikle konukları n ağ ı rlandı ğ ı büyük ve özenli döş enmiş oda. baş müdür * En üst düzeydeki müdür. baş mühendis * En üst düzeydeki mühendis. baş mürettiplik * Baş mürettibin yapt ı ğ ı iş . baş öğ retmen * (ilkokullarda) Yönetimden sorumlu olan öğ retmen. baş murakı plı k * Baş murakı bı n yaptı ğ ı iş . .baş muharrirlik * Baş yazar olma durumu. baş müsevvit * Yazı müsveddeleri hazı rlayan ve adı na müsevvit denen memurlar ı n ba ş kanı . baş oyunculuk * Baş oyuncu olma durumu. baş müdürlük * Baş müdürle yönetilen kurulu ş . sermürettip. baş müfettiş lik * Baş müfettiş olma durumu. baş mühendislik * Baş mühendisin yaptı ğ ı iş veya görev.

baş rahip * Manastı rlarda en kı demli ve yönetimden sorumlu rahip. baş kent. baş rol * Baş oyuncunun rolü. baş pehlivanlı k * Baş pehlivan olma durumu. devlet merkezi. erksizlik.baş papaz * Bazı kiliselerin papazları na. öteki papazlara göre bir üstünlük veren unvan. baş parmak * El ve ayakta bulunan en kalı n parmak. baş piskoposluk * Baş piskoposun görevi ve makam ı . . baş savc ı * En üst düzeydeki savcı . baş sı z * Baş ı olmayan. baş piskopos * Katoliklerde piskoposları n baş ı olan din adamı . baş pehlivan * Birçok pehlivanı yenerek gücünü kabul ettirmi ş pehlivan. baş sı zl ı k baş ş ehir baş ta (veya baş ı nda) bulunmak * bir iş in yöneticisi olmak. baş rahiplik * Baş rahibin görevi. üstün durumda olmak. baş rejisörlük * Baş yönetmenlik. baş rejisör * Baş yönetmen. anar ş i. * Bir filmin veya bir tiyatro eserinin baş kiş isini canlandı rma iş i. * Baş savc ı nı n görevi veya makamı . baş savc ı lı k * Baş savc ı olma durumu. * Baş papaz ı n sorumlulu ğ unda olan bölge. baş ta gelmek * önde olmak. * Baş ı veya baş kanı bulunmama durumu. * Yöneticisi. baş papazlı k * Baş papaz ı n görevi ve makamı . * Yasası ve hükûmeti olmayan topluluk. * Bir devletin yönetim merkezi olan ş ehir. baş kanı olmayan.

baş ta taş ı mak * çok saygı göstermek.baş ta gitmek * en ileri durumda bulunmak. baş tan kalmı ş (veya kalma) * baş kas ı taraf ı ndan kullanı lmı ş . baş tan ç ı karmak * ayartmak. isyancı . baş tan savma * üstünkörü. baş tabiplik * Baş hekimlik. baş tan a ş mak * pek çok olmak. düzen bozucu. sütunları n üstüne oturan ve iki sütun arası ndaki uzaklı ğ ı n üstünü örten büyük. baş ı ndan savma veya atma. hepsi bir arada. bir kez daha. bütünü. . baş tan sona * Daima. baş tan a ş ağ ı * Hepsi. uzun taş kiri ş lerin oluş turdu ğ u bölüm. baş taban * Yunan ve Roma mimarlı klar ı nda. baş tabip * Baş hekim. batarcası na yaş amak. bütünüyle. baş tan savmacı lı k * Bir iş i yapmamak için bahane bulma iş i. * Baş ı ndan sonuna kadar. kötü yola sürüklemek. baş tan ç ı kmak * ahlâkı bozulmak. her zaman. bir uçtan öbür uca kadar. baş tan kara etmek * batma tehlikesi karş ı sı nda. özen göstermeden. baş tanı mazl ı k * Anarş izm. gemi baş ı nı karaya vurup oturmak. yeniden. pek çoğ almak. baş tan baş a * Tamamen. baş tan kara gitmek (veya etmek) * sonunu düş ünmeyerek hesaps ı z. baş tan * baş ı ndan alarak. doğ ru yoldan sapt ı rmak. baş tanı maz * Asi. baş tan savmacı * Bir iş i yapmamak veya savsaklamak için bahane bulma.

baş ucu uzaklı ğ ı * Gökyüzünde verilen bir nokta veya yı ldı zı n ba ş ucu noktası ndan aç ı sal uzaklı ğ ı . baş tankaragiller * Omurgalı hayvanları n. müracaat. baş tankaragiller familyası ndan. müracaat ettirmek. baş ucu noktası * Yeryüzündeki bir gözlem noktası ndan geçen düş ey doğ rultusunun gökyüzünü deldi ğ i iki noktadan. baş vurdurmak * Baş vuru i ş i yaptı rmak. Avrupa ve Asya'da ya ş ayan. müracaat etmesini sağ lamak. çesitli renklerde olabilen bir ku ş türü (Parus maior). baş vekil * Baş bakan. baş teknisyen * En yüksek düzeyde bulunan teknisyen. baş vurmak * Bir iş in yapı lmas ı için bir kimsenin aracı lı ğ ı nı istemek veya bir iş te bir ş eyden yararlanmak amac ı yla ona el atmak. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağ ı kullanmak. baş vurdurma * Baş vurdurmak i ş i veya durumu. * Baş uzmanı n görevi. baş teknisyenlik * Baş teknisyenin görevi. baş ucu * Bir yerin düş eyinin gök küreyi kestiğ i nokta. * Geminin ön bölümünde çapanı n bulunduğ u yer. Kuzey Afrika. ötücü kuş lar takı mı ndan yüz kadar kuş türünü içine alan geniş bir familya. baş tarda * Osmanlı donanması nda yer alan kad ı rga cinsinden bir tür savaş gemisi. baş uzman * En yüksek düzeyde bulunan uzman. baş vekillik * Baş vekil olma durumu. ufkun üstünde olan ı . . semtürreis. baş uzmanlı k * Baş uzman olma durumu. müracaat etmek.baş tankara * Ötücü kuş lar takı mı nı n. baş vekâlet * Baş bakanl ı k. baş vurma * Baş vurmak iş i. baş ülke baş üstü * Sömürge imparatorlukları nda sömürgelere egemen olan ülke.

baş yaver * Yaverlerin baş ı olan kimse. müracaatç ı . kararda yetki üstünlüğ ü olanı . baş yapı t *Ş aheser. * Baş yazman ı n görevi veya makamı . baş yönetmenlik * Baş yönetmenin i ş i veya mesle ğ i. * Baş yaverin görevi veya makamı . referans. baş yukarı * Bir yer altı kuyusunun üst kı smı na geçmeyi sağ layan geçit. baş yönetmen * Bir filmde veya tiyatro oyununda en üst düzeyde yönetmenlik yapan kimse. baş yard ı mcı * Bir kurum veya kuruluş ta görevli amirin yardı mcı lar ı ndan en üst düzeyde olanı . baş muharrir. baş vurucu * Bir iş için ba ş vuran kimse. müracaat. baş vurulmak * Baş vuru yapı lmak. baş yazar * Bir gazete veya derginin baş yazı ları nı yazan kimse. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağ ı kullanma. baş yaverlik * Baş yaver olma durumu. baş yemek * Geleneksel Türk mutfağ ı nda çorbadan sonra gelen en önemli yemek. baş kâtip. baş yaz ı * Gazete ve dergilerde ilk sütuna veya birinci sayfaya konulan önemli yazı . baş yı ldı z * Çift yı ld ı zlarda büyük olan yı ldı z. baş rejisör. baş yazmanl ı k * Baş yazman olma durumu.baş vuru * Baş vurmak iş i. baş makale. baş hakem. bat . * Baş yazarı n görevi. baş kâtiplik. baş yazarlı k * Baş yazar olma durumu. sermuharrir. baş yazman * Bir dairedeki yazmanları n baş ı . müracaat edilmek. baş yargı cı * Oyunu yöneten yargı cı lardan. anlaş mazlı k durumunda. baş vurulma * Baş vurulmak durumu. bilgiye ulaş ma.

*İ ş lerin zamanı nda ve gereğ ince yapı lmadı ğ ı yer. batar * Zatürree. bataklı k kı rlangı cı * Kı sa gagal ı . bataklı k ardı cı * Bataklı k ve sı k bitki örtülü yerlerde ya ş ayan küçük ve ötücü ku ş (Acrocephahus palustris). bataklı bataklı k * Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge. hem ya ğ mur kuş lar ı nı içine alan kuş lar sı nı fı . ucu sivri bir çe ş it takoz. ahlâk dı ş ı durum. batakl ı klarda yaş ayan (bitki. bataklı klarda ya ş ayan bir ku ş türü. batak * Üzerine bası nca çöken çamurla ş mı ş toprak. ş imş irden yapı lmı ş . pamuk otu (Eriophorum). batağ a saplanmak * içinden çı kı lmas ı güç bir durumda olmak. bataklı k kuş lar ı * Omurgalı hayvanlardan hem tavuksulardan. * Bataklı ğ ı olan (yer). * Kötü durum. batmı ş . rengi kahverengiye çalan siyah. bataklı k baykuş u * Baykuş giller familyası ndan. bata çı ka * Güçlükle zorlukla. yarar sağ lamaz. batakçı * Borcunu ödememeyi alı ş kanlı k hâline getirmiş olan (kimse). batakçı l batakçı lı k * Batakçı olma durumu. ishak ku ş u (Asio flammeus). . bataklı k keteni * Papirüs familyası ndan. 30 cm uzunlu ğ unda bir çulluk türü (Gallinago gallinago). * Bataklı kları seven. * Hayı r gelmez. bataklı k gazı * Metan. bataklı klarda yeti ş en bir bitki. * Eline geçen parayı batı ran. * Uygunsuz ve kötü. s ı rt tüyleri pas rengi olan. uçarken deniz kı rlangı cı nı andı ran bir tür ku ş (Glareda). batak çulluğ u * Çullukgillerden. batakhane * Gidenlerin dolandı rı ldı ğ ı veya kötü bir durumda bı rak ı ldı ğ ı yer. uzun kanatlı .* Kurş un boruları n ağ zı nı açmakta kullan ı lan. hayvan). bataklı k nergisi * Avrupa ve Kuzey Amerika'da güneş li su kı yı ları nda yetiş en çok yı ll ı k bir bitki (Caltha palustris). içinden çı kı lmaz iş . bataklı klarda yaş ayan.

batı l itikat * Boş inanç. . * Çürük. bu yönle ilgili.batarya * En küçük topçu birliğ i. * Birkaç aygı tı n bir araya getirilerek belirli biçimde eklenmesinden oluş an takı m. garbî. * Bu yönde olan. temelsiz. garpl ı laş ma.). telefon vb. * Batı yanl ı sı olan kimse. davulcu. * Batarya ile çalı ş an (radyo. gizli ve ak ı l dı ş ı güçlere. gün indi. * Bulunulan yere göre güneş in battı ğ ı yönde olan bölge. bateri baterist batı * Yeryüzündeki baş lı ca dört yönden güneş in battı ğ ı yön. garp. kehanetlere aş ı rı derecede bağ lı boş inanç. batı cı batı cı lı k batı k * (gemi için) Batmı ş . * Batı uygarl ı ğ ı nı benimsemiş bulunan (kimse). batı lı la ş ma * Batı lı la ş mak i ş i. garpçı lı k. yüzyı ldan beri kullanı lan ve O ğ uzcaya dayanan Türk dili. * (siyasî anlamda) Avrupa ve Kuzey Amerika. batı lı * Batı ülkeleri veya bat ı bölgesi halkı ndan olan (kimse). bataryalı * Batarya ile güçlendirilmiş veya desteklenmi ş . davul. * Bateri çalan kimse. batarya kutusu * Bataryanı n bütün olarak ta ş ı nması nı sa ğ layan sandı k. garp. batı l * Doğ ru ve haklı olmayan. * Güneş in 22 Martta ve 23 Eylülde battı ğ ı nokta. * Savaş gemilerinde borda topları ve bunları n bulundu ğ u güverte parçası . garpçı . * Orkestrada vurma çalgı lar takı mı . Batı Türkçesi * Hazar Denizinin batı sı ndaki Türk dünyas ı nda XIII. garpl ı . batarya ate ş i * Bir bataryada bulunan topları n hep birden ateş düzenine geçmesi. * Batı yanl ı sı olma durumu. batı l inanç * Doğ a üstü olaylara. batı l itikat. batı bloku * Batı Avrupa ülkeleri ile Kuzey Amerika ülkelerinin olu ş turdu ğ u blok.

dövülmemiş ceviz içi. * Su üstü araçları na çelik kablo ile bağ lanmı ş . batı rı lmak * Batı rmak iş ine konu olmak. soğ an. * Batmak iş i veya biçimi. * Göbek. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan (giysi). maydanoz.batı lı la ş mak * Özellikle Avrupa ülkelerinin düş üncede. negatif yüzebilirliğ i bulunan dalı ş küresi. * Bir iş te sermayeyi yitirmek. garplı la ş tı rmak. batı lı la ş tı rmak * Batı lı la ş mas ı nı sa ğ lamak. garplı lı k. garplı la ş tı rma. deri veya kâ ğ ı t süslemede kullanı lan bir yöntem. ağ ı r. görüş ve anlayı ş ta izledikleri temel ilkeleri benimsemiş olmak. * Sı vı nı n veya yumuş ak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak. * Batı uygarl ı ğ ı nı benimseme. çalı ş mada. * Kirletmek. nane. garpl ı la ş mak. batı lı la ş tı rma * Batı lı la ş tı rmak iş i. batması nı sağ lamak. batı n * Karı n. * Deniz diplerinde inceleme yapmak için kullanı lan araç. batı ş batisfer batiskaf . batı lı lı k * Batı lı olma durumu. kuş ak. * Kumaş . * Mahvetmek. Batı nî * Batı niye mezhebinden olan kimse. batı rı k * Köftelik bulgur. tahin ve limon suyu kullan ı larak yap ı lan. batı rma batı rmak * Batı rmak iş i. taze asma yaprağ ı veya lahanaya sarı larak tüketilen bir salata tütü. *İ çrek. domates. * Bu yöntemle hazı rlanmı ş kumaş . * Bir kimseyi çekiş tirip iyice kötülemek. batı rı lma * Batı rı lmak i ş i. * Yok edilmek. bati batik * Yavaş . Batı nîye * Görünürdeki olayları n ardı nda gizli gerçeklerin bulundu ğ unu kabul eden tarikatlara verilen ad.

batma * Batmak iş i. battal edilmek * kullanı lamaz duruma getirilmek. battaniye * Yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanı lan. Yı ldı z vb. inkı raz.batk ı batk ı n * Batkı nlı k. seyrek olarak tek tük. batmak * Bir sı vı nı n üstünde iken içine gömülmek. iş e yaramaz duruma gelmek. * Miktarı bölgelere ve tartı lacak ş eylere göre değ iş en eski bir ağ ı rl ı k ölçüsü. tuzlu çubuk. yı ldı z için) Dünyanı n dönüş ü dolayı sı yla ufkun alt ı na inmek. müflis. iflâs. harman dövme makinesi. * Borçları nı ödeyemez duruma düş en. * Çökmek. battaniyeli * Battaniyesi olan. * Yok olmak. * (tedirgin etmemesi gereken ş eyler için) Tedirgin etmek. * Harman makinesi. * Dokunmak. * Saplanmak. kullanı lmaz. battal etmek * kullanı lamaz bir duruma getirmek. * Yı kı lmak egemenli ğ i sona ermek. battal olmak * kullanı lamaz.) ufkun altı na inmesi. iflâs. * Alı ş ı lmı ş olandan büyük. * Bir gök cisminin (Ay. * Hoş a gitmeyen bir duruma uğ ramak. *İ flâs etmek. * (Güneş . çökme. . * Yı kı lma. yok olma. ço ğ u yünden dokunmuş kalı nca örtü. * Kirlenmek. batk ı nl ı k * Borçları nı ödeyemediğ i mahkeme karar ı ile tespit ve ilân olunan tüccarı n durumu. * Daha kötü bir duruma uğ ramak. batman batonsale * Tuzlu hamurdan yapı lan ince uzun çubuk. incitmek. Ay. Güneş . battal *İ ş e yaramaz. batöz batsat * Ara sı ra. iflâs etmiş (kimse). battı balı k yan gider * iş ler kötü gitti ğ ine göre artı k istenildi ğ i gibi davranı labilir. bozulmak.

giyini ş için) yakı ş mamak. *Ş ahin ve köpe ğ i ava al ı ş tı rmak. * Avcı lar ı n. bavlı ma bavlı mak bavul bavul ticareti * Gümrüksüz ve vergisiz ithaline izin verilen eş yayı yabancı ülkelerden sat ı n alı p.batur batyal bav bavcı * Bahadı r. * Hemen hemen. bavul veya çantalarla yolcu beraberinde sı nı rdan geçirerek iç piyasada değ erlendirmek iş i. sı radan. banal. pespaye. * Bavlı mak iş i. * 200 ile 2000 m arası nda derinliğ i olan (deniz). * Kibar olmayan. epey. *Ş ahin ve köpek gibi hayvanlar ı avcı lı ğ a alı ş tı ran kimse. * Her zamanki gibi olan. amiyane. zengin (kimse). bavulcu * Bavul yapan veya satan kimse. basit adî. * Hayvanı avcı lı ğ a alı ş tı rma iş i. * Çok iyi. * Erkek özel adlar ı yerine kullanı lı r. baya ğ ı la ş ma * Bayağ ı laş mak durumu. baya ğ ı kesir * Ondalı k olmayan kesir. pekâlâ. . âdeta. köpeklerini ava alı ş tı rmak için kullandı kları yapay ku ş vb. baya ğ ı * Aş ağ ı lı k. çok. oldukça. Bavyeralı * Bavyera halkı ndan olan (kimse). bavullu * Bavulu olan. bavlı * Ava alı ş tı rı lm ı ş (hayvan). malı çok olan. içine eş ya konulan büyük çanta. baya ğ ı kaçmak * (söz. bay bay * Bey yerine kullanı lan bir unvan. uygunsuz olmak. * Gerçekten. * Yolculukta. * Parası . davranı ş . hiçbir özelliğ i bulunmayan.

bayatsı mak * Bayatlamaya yüz tutmak. * Taze olmayan. çok söylenmi ş . * Bayatlamaya baş lamı ş . * Klâsik Türk müziğ inde u ş ş ak dörtlüsüne buselik beş lisi kat ı lması yla yap ı lmı ş eski bir makam. tazeliğ ini yitirmek. * Eş . . bayatlatmak * Tazeyken kullanmayı p bayatlaması için bekletmek. * Gönül vermiş . baygı n * Bayı lmı ş . baya ğ ı lı k * Bayağ ı olma durumu veya bayağ ı ca davranı ş . bayatlatma * Bayatlatmak iş i. * Güncelliğ ini. baya ğ ı bir duruma girmek. bayan * Hanı m yerine kullanı lan bir unvan.baya ğ ı la ş mak * Bayağ ı bir durum almak. * Süzgün. bayatîbuselik * Bayatî makamı nı n buselik beş lisi veya dörtlüsü ile sona ermesinden oluş an bir birleş ik makam. baya ğ ı la ş tı rma * Bayağ ı laş tı rmak iş i. bayatlama * Bayatlamak durumu. bayatlamak * Bayat duruma gelmek. karı . bayat ı bayatî * Azerî ve Türkmen halk ş iirinde mani türüne verilen ad. * Kadı n özel adları yerine kullanı lı r. baya ğ ı la ş tı rmak * Bayağ ı laş ması na sebep olmak. bayatl ı k bayatsı * Bayat olma durumu. kendinden geçmi ş . bayat bayatîaraban * Araban ve bayatî makamları ndan oluş turulan bir birleş ik makam. Bayat * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. önemini. özelliğ ini yitirmi ş .

hayat ş artları nı n uygun duruma getirilmesi için üzerinde çalı ş ı lmı ş olan. baygı nla ş mak * Baygı n duruma gelmek. bay ı lttı rma * Bayı lttı rmak i ş i veya durumu. susuzluk. * hayranlı kla seyretmek. açlı k. * Duyumları n durması . çok isteyerek. baygı ntı * Baygı nlı k.*İ nsanı kendinden geçirir gibi olan. *İ pek böceklerinin sindirim organlar ı nda görülen ve yemden kesilmelerine yol açan bir hastal ı k. kan dola ş ı mı nı n ve solunum görevlerinin duraklaması . istekle. bu sebeple koza yapamama durumu. bay ı lma * Baygı n duruma girme. vücudun k ı mı ldanamamas ı gibi fizyolojik aksamalarla beliren kendinden geçme durumu. bay ı ltmak * Bayı lmas ı nı sa ğ lamak. baygı nla ş ma * Baygı nlaş mak iş i. bay ı ltı cı * Bayı ltan. kendinden geçmek. baygı n bayg ı n bakmak * kendinden geçmiş bir ş ekilde. baygı n dü ş mek * çok yorulmak. bay ı lttı rmak * Bayı lmas ı na yol açmak. * Vermek. telâş lanmak. * Çok hoş lanmak. ödemek. * (yer için) Geliş ip güzelleş mesi. yorgunluk gibi etkenlerle dayanma gücünü yitirmek. . * Bayı ltacak gibi etkide bulunan. kendini kaybetmek. * Yı ğ ı lmı ş . bay ı la bayı la *İ steyerek. dökülmüş . bay ı lması nı sağ lamak. çevreye göz gezdirmek. bay ı ltma * Bayı ltmak i ş i. uyur gibi olmak. baygı nl ı k geçirmek * bayı lmak. bay ı ndı r mamur. bay ı lmak * Baygı n duruma girmek. baygı nl ı k * Baygı n olma durumu. * Sı cak. severek. * (göz için) Süzülmek. çok sevmek. kendinden geçme. bayı lması na yol açmak. * çok heyecanlanmak.

Bay ı ndur bay ı r * Küçük yokuş . baykuş baykuş gibi * uğ ursuzluk getirdiğ ine inan ı lan kimseler için söylenir. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. kulak yerinde iki sorgucu bulunan. bayi bayilik * Bazı maddeleri satma izni olan kimse. bay ı ndı rla ş ma * Bayı ndı rla ş mak durumu. bay ı ndı rla ş tı rma * Bayı ndı rla ş tı rmak i ş i. bay ı r kuş u * Çalı bülbülü. yokuş baş ı na yönelerek. bay ı r turpu *İ ri bir turp türü (Cochlearia armoracia). imar etme. bay ı ndı rla ş tı rmak * Bir yeri bayı ndı r duruma getirmek. bay ı ndı rc ı * Bayı ndı r duruma getirici. baykuş giller . bay ı rla ş ma * Bayı rla ş mak durumu. imar. bay ı ndı rl ı k * Bayı ndı r olma durumu. bay ı ndı rla ş mak * Bayı ndı r duruma gelmek. bay ı r aş ağ ı * Tepeden düze doğ ru. * Bu iş in yapı ld ı ğ ı yer. ümran. imar etmek. bay ı rla ş mak * (yer ve yol için) Dikleş mek.Bay ı ndı r * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. * Bir maddeyi sürekli satma iş i. yı rtı cı gece kuş lar ı nı n genel ad ı . bay ı r yukarı * Tepeye doğ ru. terbiyesiz erkek. dükkân veya kuruluş . * Kaba. * Bayı ndı r duruma getirme i ş i. * Baş ı nda.

bayrak dikmek * bayraklı bir sopayı bir yere saplamak. baylanlı k * Zenginlik. * Gerektiğ inde indirilip kald ı rı lan.ş ı marı k (biçimde). daha büyük olan ve çoğ unlukla baş ka bir renkte ve yuvarlakça olan taç yapra ğ ı . bayrak gibi * kendini belli edecek bir biçimde. açı lı p kapatı lan kol. * Baymak iş i. * Öncü. * Baklagil çiçeklerinde diğ erlerinden daha üstte bulunan. renk ve biçimle özelle ş tirilmiş . * Simge. baylan * Nazlı . sembol. * Devre dı ş ı bı rakma. bayrak direğ i * Bayrak asmak için hazı rlanm ı ş uzun direk. ş ı marmak. baypas * Damar aktarma. bayrak merasimi * Bkz. *Ş ı marı klı k. baypas ameliyat ı * Kalpte tı kanm ı ş bir damarı n beslediğ i bölgeye kan akı ş ı nı art ı rmak için o bölgeye eklemek için yapı lan damar ameliyat ı . iş ve. belli bir topluluğ un veya bir kurulu ş un simgesi olarak kullan ı lan. bayma baymak * (yiyecek) Baygı nlı k vermek. bayrak * Bir milletin. naz. genellikle dik dörtgen biçiminde kumaş . bayrak töreni. etki altı nda bı rakmak. baylanmak * Nazlanmak. puhu gibi yı rtı cı ku ş ları içine alan kuş lar familyası .* Büyüklükleri çeş itli olan kukumav. * Aldatmak. baylanma * Baylanmak iş i. * Gemilerde güvertenin en yüksek direğ i. bayrak çekmek (veya asmak) * bayrağ ı bir dire ğ e veya ipe takmak. kandı rmak. * bir ülkü yolunda toplanmaya çağ ı rmak. bayrak açmak * gönüllü asker toplamaya giri ş mek. . mideyi buland ı rmak. bayrağ ı yar ı ya indirmek * millî yas ilân etmek için bayrağ ı direğ in yar ı sı na kadar indirmek. midede ezinti yapmak.

eli bayraklı . bu yakı nl ı ğ ı n bir sebebi olacak. bayram * Millî veya dinî bakı mdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler. * Bayram günü doğ muş çocuk. ş evval. eniş tem beni niye öptü * gösterilen bu ilginin. bayram etmek (veya yapmak) . bayraklı * Bayrağ ı olan. bayraklı k * Bayrak olmaya uygun kumaş . neş e. bayraktarlı k etmek * öncülük etmek. bayrakç ı * Bayrak çeken kimse. sevinçli çocuk. donatı lmı ş . bayrak yar ı ş ı * Atletizmde dört sporcudan oluş an ekibin araları nda payla ş tı kları mesafelere ba ş larken elden ele geçirmek yoluyla bir sopay ı . * Sevinç. bayraktarlı k * Bayraktarı n görevi. * Özel olarak kutlanan gün. askerlik. seyran değ il. bayraklaş ma * Bayraklaş mak iş i veya durumu. * Bayrak asmaya uygun direk. bayram ay ı * (Hicrî takvime göre) Ramazandan sonra gelen ay.bayrak töreni * Bayrak karş ı sı ndaki saygı duruş u. diken veya satan kimse. yol göstermek. bayrakaltı * Ordu hizmeti. bayram çocu ğ u * Bayram dolayı sı yla süslenmi ş . hı rç ı nlı k etmek. bayra ğ ı düş ürmeden yaptı kları koş u. bayrakları açmak * bağ ı rı p çağ ı rarak. bir görüş ün yayı lması nda öncü olarak çalı ş mak. bayraklaş mak * Bayrak değ eri kazanmak. bayram alay ı * Bayram günlerinde padiş ahları n camiye gidiş ve geli ş sı rası nda yapı lan tören. bayram de ğ il. * Bayrak yapan. üzerine bayrak çekilmiş bulunan (yer). * Bkz. bayraktar * Bayrağ ı taş ı yan kimse. bayraktarlı ğ ı nı yapmak * bir akı mı n.

* Bayramî tarikatı ndan olma durumu. bayram tebriğ i * Bayramı kutlamak için yazı lı p gönderilen kart veya birine yap ı lan ziyaret. bayram günü * Bayrama rastlayan. Bayramîlik * Bayramî tarikatı .* çok sevinmek. * Bayramlarda verilen armağ an. bayram hediyesi * Bayram günleri karş ı lı klı veya tek yanlı verilen armağ an. sevinçli bir ortam. bayramı kutlamak için yapı lan kı sa ziyaret. arada sı rada. bayramlı k * Bayramda kullanı lan. nadir olarak. bayrama özgü olan. bayram ziyareti * Dinî bayram günlerinde. bayram ş ekeri * Özellikle dinî bayramlarda konuklara ikram edilen ş eker veya çikolata. bayramda seyranda * seyrek olarak. bayram topu * Dinî bayramları n baş ladı ğ ı nı duyurmak için atı lan top. bayramdan bayrama * çok seyrek olarak. konu ile hiçbir ilgisi olmayacak biçimde ters anlamak. bayramlaş ma * Bayramlaş mak iş i. bayram haftası nı mangal tahtası anlamak * sözü. bayram havas ı * Neş eli. bayram koçu gibi * gösteriş li ve zevksiz bir biçimde süslenmiş olan. bayram yeri * Bayram günlerinde çocuklar için kurulan açı k eğ lence yeri. bayram namazı * Dinî bayramları n ilk gününde sabah namazı ndan sonra kı lı nan özel namaz. bayramlı k ağ ı z . bayramlaş mak * Birbirinin bayramı nı kutlamak. Bayramî * Hacı Bayram Veli'nin tarikat ı na girmi ş olan kimse. bayramı n kutland ı ğ ı gün. nadiren. bayramlı k ad * Birisi tarafı ndan hakaret yollu kullanı lan sözün kendisine ait oldu ğ unu bildirmek için kullan ı lı r.

bayramüzeri * Bkz. esas. * Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan. * Bir asitle birleş ince bir tuz olu ş turan madde. sert. kadim. * Taban. * Bazı çok olan (tuz) veya bazı n özelliklerini taş ı yan (madde). bayr ı bayr ı lı k * Bayrı olma durumu. bazal bazalt bazar bazen baz ı . baysal baysall ı k * Huzur ve refah içinde olan. * Dolap gövdesinin zemine düzgün oturması na yarayan çerçeve ş eklindeki kaide. pazar. * Temel. bayramlı k ağ zı nı açmak * kaba konuş mak. baza * Mobilyanı n uzunluğ unca konulan dar ayak. yı rt ı cı bir kuş . baz losyon * Cildin esnek ve sağ lı klı görünmesini sa ğ lamak ve özellikle yağ lı ciltlerin parlak görüntüsünü gidermek için kullan ı lan bir tür losyon. * Ara sı ra. bayramüstü * Bayrama yakı n. baysungur *Ş ahin cinsinden. bir çeş it yanarda ğ kültesi. * Pazarlı k. kimi vakit. * Ara sı ra. * Çarş ı . kı dem. esas. Bayramüstü.* küfür. esasî. baytarlı k baz * Baytarı n mesle ğ i. * Birtakı m. arada bir. kimi vakit. * Koyu renkli. küfretmek. alı ş veri ş . arada bir. baytar * Hayvan hastalı kları hekimi. * Huzur ve refah içinde bulunma durumu. kimi. veteriner.

* Birleş iminde asit ve baz ağ ı rlı ğ ı oran ı normal tuza göre az. Be be be bebe * Bebek. bazit * Bazit mantarları n üreme organı . su ile birle ş ince baz etkisi gösteren.baz ı baz ı * Ara sı ra. uç kı smı nda yarı m çembere benzeyen bir ç ı kı ntı sı olan Roma mahkemesi. dikdörtgen biçiminde kilise. hey. asitlerle birleş ince tuzları veren oksitler. üç salona ayr ı lmı ş . * Türk alfabesinin ikinci harfinin adı . bebe aspirini * Berilyum'un kı saltması . fakat baz oran ı normal tuza göre yüksek olan bazik oksitler * Çoğ u oksijen bakı mı ndan zayı f olan. küçük çocuk. bazilika * Kral sarayı . * Baz niteliğ i gösteren. yahu. * (teklifsiz konuş mada) Ey. bazik (tuz). * Ortadaki yüksek. yanlardakiler daha alçak olmak üzere içi. * Dikdörtgen biçiminde. bazlama * Sacda piş irilmiş yuvarlak pide. * Roketatar. * Tatlı sı bol. * Bir maddenin baz durumuna gelmesi. kimisi. baz ı dingil döner baz ı teker * karş ı lı klı iliş kilerde her iki tarafa da zaman zaman söz söyleme hakk ı do ğ ar anlamı nda kullanı lı r. * Bazlama. baz ı lar ı (veya bazı sı ) * birtakı mı . bazidiyospor * Bazitli mantarları n sporlar ı na verilen ad. baziçe * Oyun. bazitli mantarlar * Sporları bazitlerin içinde bulunan mantarlar grubu. arada bir. iki sı ra sütunla. bazlamaç bazlaş ma bazuka . kalı n gözleme.

* Kiş inin yatkı nlı k ve ö ğ renime bağ lı olarak bir i ş i baş arma ve bir iş lemi amaca uygun olarak sonuçlandı rma yetene ğ i. becerikli . * Yaş ı na yak ı ş mayacak davranı ş larda bulunan kimse. becelle ş mek * Cebelleş mek. ustalı k. becayiş becayiş etmek * değ iş ik yerdeki görevliler. * (küçük b ile) Sevimsiz. becelle ş me * Becelleş mek iş i. karş ı lı klı yer de ğ iş tirmek.* Küçük çocuklara içirilmek üzere. bücür erkek. bebek ölümü * Çeş itli hastalı klardan. maharet. * Bebek gibi davranı ş larda bulunma. bebekle ş me * Bebekleş mek iş i. bebecik * Küçük veya acı nacak durumda olan bebek. * Plâstik. bebekçe * Bebek gibi. tahta. maharet. bez vb. budala. * Yeni doğ an yavrunun yetiş kinlerin bakı mı na sürekli olarak bağ ı mlı oldu ğ u dönem. bebekle ş mek *Ş ı marı kça davranı ş larda bulunmak. bebeklik * Bebek olma durumu. bebe ğ e yak ı ş ı r biçimde. beceri * Elinden iş gelme durumu. bebek gibi * çok güzel (kadı n). * Sevgi sesleni ş i olarak kullanı lı r. bebeklik etmek * bebek gibi davranı ş larda bulunmak. * Göz bebeğ i. 0-2 ya ş grubunda bulunanları n ölümü. * bebeğ e yak ı ş ı r biçimde. * Yer değ iş me. bebek * Meme veya kucak çocuğ u. bebek beklemek * (kadı n) gebe durumda bulunmak. yapı lmas ı güç alı ş tı rmalara yatk ı n olması durumu.den yapı lan insan biçiminde oyuncak. Beberuhi * Karagöz oyunundaki kambur cücenin adı . karş ı lı klı yer de ğ iş tirme. * Vücudun. ilâcı özel olarak yap ı lmı ş aspirin.

bedaheten * Birdenbire. bedavadan ucuz * çok ucuz. *İ vedi. becermek * Güç görünen bir iş veya duruma çözüm bulmak. üstesinden gelmek. kirletmek. Beç tavu ğ u * Tavukgillerden. * Bir ş eyi kullan ı lmaz duruma getirmek. bedavac ı lı k * Bedavacı olma durumu. bedavac ı * Her ş eyi bedavadan sağ lamaya çalı ş an (kimse). parası z. düş ünmeksizin. beceriklilik * Becerikli olma durumu. beceriksiz * Becerisi olmayan. bedava * Karş ı lı ksı z. evcil bir hayvan (Numida meleagris). tavuk büyüklüğ ünde. tüyü mavimt ı rak kül renginde. becerme * Becermek iş i. * Bir konuda hazı rlı ksı z konu ş abilme yeteneğ i. . elinden iş gelen. küçük bir kuş (Passer). beceriksizlik * Beceriksiz olma durumu. apaçı k olma durumu. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. bedavala ş ma * Bedavalaş mak durumu. ustalı k. * Irzı na geçmek. lüzumlu. bedavadan * Bedava olarak. * Gerekli. bedava sirke baldan tatl ı dı r * masrafsı z veya emeksiz elde edilen ş eylere herkes istek gösterir. * Birini öldürmek. bozmak. maharetli. acele. becet becit * Serçegillerden. emeksiz.* Becerisi olan. kirletmek. baş ı küçük ve ç ı plak. maharet. mahir. usta olmayan. Beçene bedahet * Besbelli. usta. ansı zı n.

bedbinleş mek * Kötümserleş mek. bedbin etmek * üzmek. birinin i ş i sürekli ters gitmek. karamsar olmak. lânetlenmiş . ümitsizliğ e dü ş ürmek. bedavası na * Bkz. bedbinlik bedçehre * Kötümserlik. karamsarlı ğ a sokmak. bahtsı z. * Ası k suratlı . ilenç. bedbahtl ı k * Mutsuzluk. kötümser olmak. pesimist. bedbinleş tirmek * Kötümser. bedbin olmak * ümitsizliğ e dü ş mek. bedayi bedbaht * Estetik yönü ağ ı r basan güzellikler. bedduası tutmak . beddua sinmek * ilencin tutması yüzünden. *İ lenme.bedavala ş mak * Bedava duruma gelmek. bedavaya * Çok ucuza. pesimizm. intizar etmek. karamsar duruma getirmek. bedavadan. bedbaht olmak * üzülmek. bedbinleş tirme * Bedbinleş tirmek iş i. karamsarlı k. * Mutsuz. kötümserliğ e kapı lmak. talihsiz. suratsı z. bahtsı zl ı k. bedbin * Kötümser. beddua beddua etmek * ilenmek. karamsar. * Kötü yüzlü. bedbaht etmek * üzmek. bedbinleş me * Bedbinleş mek i ş i.

* Bir ş eyin yerini tutabilen kar ş ı lı k. . denk. * Uş ak. * Bkz. * Askerlik yapmamak veya yapı lacak süreyi kı saltmak isteyenlerin devlete ödedikleri para. beden e ğ itimi * Vücudu güçlendirmek ve sağ lı ğ ı korumak amacı yla araçlı veya araçsı z hareketler yapma. gövde. * Bedelci. fiilen. * Vücudun. baş . * Eş it. bedelci bedelli * Bedeli olan. vücut. kol ve bacak dı ş ı nda kalan bölümü. beden terbiyesi * Spor iş lerinden sorumlu makam. * Beden eğ itimi öğ retmeni. bedel ödenilmeyen. bedelli askerlik * Askerlik çağ ı na gelmiş gençlerin belirlenen miktardaki parayı ödeyerek yaptı kları kı sa süreli vatanî görev. bedel vermek * askerlik yapmamak veya kı sa süre yapmak için devlete para ödemek.* ilenci yerine gelmek. kı ymet. fiyat. * Bedel verdiğ i için kı sa süre hizmet gören asker. bedence bedenci bedenen * Bedeniyle. * Baş kas ı nı n ad ı na ve onun parası ile hacca giden kimse. beden eğ itimi. vücuduyla. beden * Canlı varlı kları n maddî bölümü. beden cezas ı *İ nsan vücudu üzerine uygulanan ceza. bedelsiz * Bedeli olmayan. bedel ödenilen. * Çok değ erli. bedeli belirlenemeyen. çoban. bedel tutmak * kendi yerine askerlik yapması için birini para ile tutmak. bedduası nı almak * biri tarafı ndan kendisine ilenilmek. bedenî * Beden bakı mı ndan. bedel * Değ er. * Kale duvarı . hizmetçi. bedelsiz ithalât * Yurt dı ş ı ndaki iş çilerin veya geçici görevle yurt d ı ş ı na giden kamu görevlilerinin dönü ş lerinde kendi mesleklerinin icrası veya ki ş isel kullanı m için getirdikleri mallar için yapı lan düzenleme.

bedirlenmek * Dolunay biçimini almak. * Kazak Türklerinde bir hastalı ğ ı n iyileş mesi için yapı lan tören. bedensel bedesten bedevî * Bedenle ilgili. bedirik * Temizlenip taranmı ş ve e ğ rilmeye hazı r duruma getirilmiş yün veya pamuk topağ ı . *İ çinde değ erli eş ya alı nı p satı lan kapal ı çarş ı . * Çölde. * Böyle bir hayat sürdüren kimse. ayı n on dördü. * Bedevî olma durumu. bediîle ş me * Bediîleş mek i ş i. bedenî. yumağ ı . * Kötülük isteyen. gözü gönlü okş ayan. apaçı k. * (büyük b ile) Bedevîlik tarikatı ndan olan derviş . * Güzellik ölçülerine uyan. bedevîlik bedhah bedihî bediî bedirlenme * Bedirlenmek durumu. beğ enilen. * Estetik bilimi. bednam . bedirlenmek. * Estetik.* Bedenle ilgili. kötü yürekli. yüzyı lda kurulan bir Sünnî tarikatı . * Parlak ve sağ lı klı görünmek. bedenli * Bedeni olan. bediîle ş mek * Bediî duruma gelmek. bedirle ş mek * Ay bedir durumunu almak. bediiyat bedik bedir * Dolunay. güzel sanatlar. * (büyük b ile) XIII. çadı rda yaş ayan göçebe. bedirle ş me * Bedirleş mek durumu. * Besbelli. bedensel.

hünkârbeğ endi. * Övücü tanı tma yazı sı . gusto. be ğ endirme * Beğ endirmek iş i. zevk. * Beğ enme duygusu veren. hoş a gitmek. begonyagiller *İ ki çeneklilerden. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. be ğ endirmek * Beğ enilmesini. * Sevilmek. be ğ enilen.* Kötü ün kazanan. be ğ enirlik * Beğ enme durumu. bedük * Çam sakı zı . kötülüğ ü ile dillere düş en. hoş görünmesini sa ğ lamak. * Hint prenseslerine verilen unvan. be ğ enilmek *İ yi ve güzel bulunmak. pek çok çeş itleri bulunan sı cak ülke bitkisi (Begonia). be ğ eni * Güzel veya çirkin yargı sı nı verdiren duygu. dekoratif yaprakları ve renkli çiçekleri olan. * Akdeniz bölgesinde yaygı n bir çiçek. aş ı rı . be ğ enilir olma durumu. begüm be ğ be ğ ence be ğ endi * Bkz. takriz. be ğ eni ş be ğ enme * Beğ enme. örneğ i begonya olan bir bitki familyası . * Beğ enmek i ş i. * Son derece. . * Güzeli çirkinden ayı rma yetisi. be ğ enilir be ğ enilme * Beğ enilmek iş i veya durumu. reçine. zevk. begayet Begdili begonvil begonya * Begonyagillerden. pek çok. * Bey.

uymazlı k. nasip. * Çı kı ş ma bildirmek için kullanı lan bir ünlem. iyi veya güzel bulmama. behavyorizm * Davranı ş çı lı k. hor görmek. * Cennet. * Sarı ya çalan açı k kahverengi. * Payı . bîbehre. ne yapı p yapı p. * Pay. * Onaylamak. uçmak. mutlaka. . tasvip etmek. * Küçümsemek. be ğ enmezlik * Beğ enmeme. zarar. * Benzerleri arası ndan birini seçip ayı rma. * Kötülük. hisse. zarar görmemek. behemehal * Her hâlde. önemi yok. kabul etmek. behey behime behimî behimîlik * Behimî olma durumu. * (duygular için) Hayvanca. kuş ku ile karş ı lamak. * Dört ayaklı hayvan. be ğ enmeyen kı zı nı (veya küçük k ı zı nı ) vermesin * bir durumun beğ enilmemesi karş ı sı nda. ne olursa olsun. beğ enmeyenin umursanmadı ğ ı nı anlat ı r. * Kuş ku duymak. hayvana yakı ş ı r biçimde olan. beher * Her bir. behi ş t behre behresiz beis * Engel. be ğ enmemek *İ yi veya güzel bulmamak. beis görmemek * sakı nca. hissesi olmayan. be ğ lik * Beylik. nasibi. beis yok bej * zararı yok.be ğ enmek *İ yi veya güzel bulmak. * Onaylamamak.

bek * Sert. k ı zl ı k. . * Hava gazı lâmbası nı n ucu. evlenmemiş olmak. erdenlik. bekar bekâr * Diyezli veya bemollü bir sesin eski durumuna getirilmesini gösteren nota iş areti. * ölüm veya boş anma dolayı sı yla eş ini yitirmek. bekârl ı k * Bekâr olma durumu. bekâra karı boş aması kolayd ı r * bilgi ve tecrübesi olmayan bir kimsenin iş i hafife alması . * Saflı k. bekâret * Kı z oğ lan k ı z olma durumu.* Bu renkte olan. gözcü. * Doğ allı k. bekârhane * Bekârları n kalması için ayrı lmı ş veya düzenlenmi ş oda. masumluk. * Sanat ve düş üncede özgünlük. yenilik. yalnı z yaş ayan kimse. bekas bekçi * Bir ş eyi veya bir yeri bekleyip korumakla görevli kimse. * Çulluk. bekâr kalmak (veya ya ş amak) * evlenmemek. ta ş radan gelmiş iş çilerin kalaca ğ ı oda. ölmezlik. * Evlenmemiş kimse. temizlik. * Evli olduğ u hâlde ailesinden ayrı . beka bulmak * ölmezlik erdemine ulaş mak. tazelik. bek bek beka * Savunucu. bekâr odas ı * Bekârları n. * Kalı cı lı k. denetleyici olarak beklemek. sa ğ lam. önemsememesi. * Bekârları n yaş adı ğ ı müstakil ev. gereğ ince değ erlendirememesi tâbiîdir. katı . bekârl ı k sultanl ı k * evlenmeden tek baş ı na yaş amanı n daha iyi olduğ unu anlatı r. bekçilik * Bekçinin yaptı ğ ı iş . ölümsüzleş mek. bekçi kalmak * koruyucu.

bekçilik etmek * (bir ş eyi) bekleyip korumak. ile görüş me öncesinde oturulan yer. * Vakit öldürme. bekleme odas ı * Bir kimseyi veya bir taş ı tı beklemek için gelenlerin oturdukları yer. beklemeli * Sı nı fta kalı p derslere devam etmeyen (öğ renci). bekleme salonu. durmak. acele etmemek. bekinmek *İ nat etmek. beklenme * Beklenmek durumu. bekleme yeri * Bir kimseyi veya taş ı tı beklemek için ayr ı lan bölme. beklenmez * Beklenmeyecek durumda olan. * Bekitmek iş i. avukat vb. * Aramak. beklenmek * Beklemek iş ine konu olmak. * Karş ı la ş ı lmas ı ihtimali bulunmak. bekinme * Bekinmek iş i. istemek. bekleme odas ı . bekleme * Beklemek iş i. * Kapanmak. direnmek. bekleme salonu * Doktor. korumak. beklenilmek * Beklenmek. bekitme bekitmek * Kapamak. * Süre tanı mak. * Bir ş eyi. beklenmedik * Birdenbire. beklenilme * Beklenilmek iş i veya durumu. beklemek * Bir iş oluncaya. tı kamak. bir kimseyi gözetmek. bekle yârin köş esini! * yakı nda gerçekleş eceğ i sanı lmayan umutlar kar ş ı sı nda söylenir. muhafaza etmek. * Ummak. biri gelinceye değ in bir yerde kalmak. . ansı zı n. tı kanmak.

Bektaş î üzümü * Taş kı rangillerden bir çalı (Ribes grossularia). bekletmek * Beklemek iş ini birine yaptı rmak. bekletme * Bekletmek iş i.beklenmezlik * Beklenmeme durumu. ak veya kara yemiş i. . ı lı k iklimlerde yeti ş en bir kaktüs (Echinocactus). içkici. bekleyiş * Beklemek iş i veya biçimi. * Bekleş mek iş i veya durumu. ayyaş lı k. beklenmezlik fiili * -acağ ı /-eceğ i biçimindeki sı fat-fiil ekine tutmak fiili getirilerek yap ı lan ve iş in istenmeden. ayyaş . bekletilme * Bekletilmek iş i veya durumu. beklenmeden oldu ğ unu anlatan birle ş ik fiil. * Bireyin belli ş art ve durumları n alacağ ı biçimler veya kendisinden beklenenler konusundaki ön görüş ü. Bektaş î babası * Bektaş î tarikatı ndan olan derviş . bel *İ çkiye düş kün. bektaş îkavuğ u * Büyük ve güzel çiçekler veren. * Bu çalı nı n mayhoş . *İ çkiye düş künlük. Bektaş î dedesi * Bektaş î tarikatı nda daha üst makamlarda bulunan ve yönetimde sorumluluk ta ş ı yan derviş . beklenti * Bir olgunun sonunda gerçekleş mesi beklenen ş ey. Bektaş î sı rrı * Çok gizli tutulan sı r. nohut büyüklü ğ ünde. bekle ş me bekle ş mek * Birlikte veya karş ı lı klı beklemek. bekri bekrilik Bektaş î * Hacı Bektaş Veli'nin tarikat ı na girmiş olan kimse. bekletilmek * Bekletmek iş ine konu olmak veya bekletmek iş i yap ı lmak. Bektaş îlik * Bektaş î tarikat ı . * Bektaş î tarikatı ndan olma durumu.

sı rtı n altı na rastlayan bölgesi. bel bel * Durgun.*İ ş aret. bel evlâd ı * (bir kimsenin) Öz çocuğ ı . ayakla bas ı lacak yeri tahta. bel f ı tı ğ ı * Bel bölgesinde fı tı k. ucu sivri kürek veya çatal biçiminde bir tarı m aracı . belden sağ a sola bükmek. bel kemiğ i * Omurga. bel gev ş ekli ğ i * Cinsel gücü yitirme. kumaş veya metalden yapı lan özel ba ğ . * Bu bölümün. uzun saplı . bel kemeri * Elbise üzerinden bele dolayarak bir toka ile tutturulan. . güvenmek. sal ı na sal ı na. bel bellemek * toprağ ı belle kazmak. meni. deri. bel * Ses ş iddetiyle ilgili birim. bel bağ ı * Bel kemeri. anlamsı z bakmayı anlatan bel bel bakmak deyiminde geçer. bel bağ lamak * birisinin kendisine yardı mcı olacağ ı na inanmak. esas. * Toprağ ı kazmaya veya kirizma yapmaya yarayan. * Hayvanlarda omuz baş ı ile sa ğ rı arası . * Dağ sı rtları nda geçit veren çukur yer. bel bel * Atmı k. bel kündesi * (güreş te) Ellerin arkadan gelip hasmı n göbe ğ i üzerinde kilitlenmesi yolundaki kündeleme. bel ağ rı sı * Bel çevresinde oluş an ve duyulan ağ rı . * Bir ş eyin varl ı ğ ı ile ilgili en önemli bölümü. sperm. bel kı rmak * gövdeyi. bel etmek * iş aret koymak. bel kı ra k ı ra * kı rı ta kı rı ta. temel. i ş aret vermek. bel *İ nsan bedeninde gö ğ üsle karı n arası nda daralmı ş bölüm. * Geminin orta bölümü.

musallat olmak. can sı kı cı . belâhat * Alı klı k. düzgün anlatma sanatı . yapmac ı ktan uzak. * destek olmak. * Büyük zarar ve sı kı ntı ya yol açan olay veya kimse. belâya u ğ ramak . üzücü. retorik.ş irret. belâ *İ çinden çı kı lması güç. * (istenmedik bir davranı ş a zorlayan) Etki. sak ı ncalı durum. belâlı * Yorucu. belâgatli * Belâgati olan. bel soğ ukluğ una uğ ratmak * bir iş e veya bir söze gereksiz yere karı ş arak onun akı ş ı nı sektirmek. belâgatsiz * Belâgati olmayan. belâ kesilmek * birisine sı kı ntı ve eziyet vermek. * Yolsuz kadı nları n zorba dostu. hiçbir yanlı ş ve eksik anlayı ş a yer bı rakmayan. belâya çatmak (girmek veya uğ ramak) * beklenmedik bir belâ ile karş ı laş mak. belâ ç ı karmak * kavga çı karmak. -den sebebiyle. * Kavgacı . bel vermek * (duvar gibi dik ş eyler) dı ş ar ı ya veya (tavan gibi yatay ş eyler) aş ağ ı ya doğ ru kamburlaş mak. * -den dolayı . belâ okumak * birine beddua etmek. belâlar mübareğ i * istenilmeyen. * Bir ş eyde gizli olan derin anlam. belâ aramak * kavga çı karmak için f ı rsat aramak. belâgat *İ yi konuş ma. * Hak edilen ceza.bel soğ ukluğ u * Üreme organları nı n akı nt ı lı ve bula ş ı cı bir hastal ı ğ ı . sözle inandı rma yeteneğ i. belâs ı belâs ı nı bulmak * hak ettiğ i cezayı görmek. * Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak. * Söz sanatları nı inceleyen bilgi dalı . yorum gerektirmeyen. kaçı nı lan bir durumun gerçekleş ti ğ i bildirilirken alay yollu söylenir.

ilçe. * Bir tür pamuklu. belediye teş kilâtı * Nüfusu iki binden fazla olan yerleş im yerlerinde hükûmet kararı yla kurulan. belce *İ ki kaş arası . özel kanunlarla belediye meclisince verilen görevleri. belediye encümeni * Belediye kanununda belirtilmi ş görevleri yerine getiren. ayd ı nlatma. belediye reisi * Belediye baş kanı . su ve esnafı n denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan. belâyı satı n almak * göz göre göre belâyı üstüne çekmek. belediye meclisi * Belediye tüzel kiş iliğ ine tanı nan yetkileri kendinde toplayan organ. . beledî *Ş ehirle ilgili. belediye meclisi toplu bulunmad ı ğ ı zaman. Belçikalı * Belçika halkı ndan olan (kimse). tetkik eden ve karara ba ğ layan organ. belediyeci * Belediye iş leri görevlisi. üyeleri halk tarafı ndan seçilen. beldeitayyibe * Medine ş ehri. belediye saray ı * Belediyeye ait bütün iş lerin yapı ldı ğ ı ve büroları n bir arada bulunduğ u büyük yapı . belediye polisi * Zabı ta görevlisi. tüzel kiş iliğ i olan teş kilât. belediye *İ l. belediye baş kanı . * Mekân. kalı n kumaş . belediye baş kanı * Belediye teş kilâtı nı yöneten kimse.* çok kötü bir durumla karş ı laş mak. * Bu teş kilâtı n bulundu ğ u bina. * Yerleş ik. yer. belediye suçları * Belediye buyrukları na ve yasakları na ayk ı rı davranı ş lar. belediye encümeni ve belediye memurları ndan oluş an kuruluş . çevre. bucak gibi yerleş im merkezlerinde temizlik. belediye nikâhı * Medenî kanuna göre kı yı lan resmî nikâh. belediye çavuş u * Zabı ta iş lerinde üst görevli. belde *Ş ehir. belediye meclisi.

belemek * (çocuğ u) Kundaklamak. belerme * Belermek iş i. * Tepe. * Bulanmak. bayı r. belek * Kundak. * Beleş çi olma durumu. belemir * Orta Anadolu'da tarlalarda yetiş en. belen * Bel. * Dağ üzerindeki yüksek geçit. belediyelik olmak * belediye ile ilgili bir iş i olmak. bulaş mak. * Belertmek iş i. akı çok görünecek biçimde açmak. bele ş (veya bahş iş ) at ı n diş ine (veya yaş ı na) bakı lmaz * bedava gelen ş eyde kusur aranmaz. lüpçü. parası z elde edilen. bele ş çi bele ş çilik * Parası z geçinmeyi seven. belertmek * Gözlerini. örtülmek. * Beş iğ e yatı rı p ba ğ lamak. mavi kantaron (Cephalaria syriaca). yüksek yer. bele ş * Karş ı lı ksı z. . bulaş tı rmak. belediyelik * Belediyeyle ilgili. * Beş iğ e konulan yatak. emeksiz. çocuk bezi. bedavacı . beleme * Belemek iş i. belenme * Belenmek iş i. belenmek * Kundaklanmak. peygamber çiçeğ i. belermek belertme * (göz için) Akı iyice belirecek biçimde açı lmak.belediyecilik * Belediye iş leri. * Bulamak. çiçekleri mavimsi renkte bir yı ll ı k bir bitki. dik dağ yolu.

belgelik belgesel belgesel film * Hayattan alı nan herhangi bir olguyu. * Emek vermeden. fotoğ raf. belgeli * Belgesi olan. tevsik. *İ ki y ı l üst üste sı nı fta kaldı ğ ı için okula devam etme hakkı nı yitirerek belge alan. *İ ki y ı l üst üste aynı sı nı fta kalan ö ğ renci okuldan ç ı karı lmak. belgelemek * Bir olgunun doğ ru olduğ unu belge ile göstermek. * Belge ve yazı lar ı n sakland ı ğ ı yer. tevsik etmek. . belgelenme * Belgelenmek iş i. dokümanter. belgelendirmek * Belge göstererek belirtmek. bilgi ve belgelerin telefon sistemi vası tas ı yla bir yerden bir yere iletilmesini an ı nda sağ layan araç. film çeken veya bunun üzerinde çalı ş an (kimse). yöneten sinemacı . kendi tabiî çevresi ve akı ş ı içinde veya gerçeğ e en yakı n biçimde haz ı rlanmı ş yapay bir yerde iş leyen. film vb. belgelendirme * Belgelendirmek iş i. bele ş ten beletme * Beletmek iş i. * Belge niteliğ i bulunan (ş ey). belgeselci * Belgesel. resim. para vermeden elde etmek. doküman. belgeleme * Belgelemek iş i. belge almak * (iki yı l aynı sı nı fta üst üste kalan öğ renci) okuldan uzaklaş tı rı lmak. belgegeçer * Yazı lı . * Belgesel niteliğ indeki eserleri seven veya bunlarla ilgilenen (kimse).bele ş e konmak * emek. * Bir gerçeğ e tanı klı k eden yazı . * Belge niteliğ i taş ı yan film veya televizyon program ı . karş ı lı ksı z. arş iv. vesika. belirli bir amacı yansı tan film. belgeci * Belgesel filmler yapan. okuldan çı karı lmak. belgelenmek * Belgelemek iş ine konu olmak. beletmek belge * Kundaklatmak. ortaya ç ı karmak. faks.

* Belgin olma durumu. beliğ * Belâgati olan. beli aç ı lmak * küçük aptesini tutamaz olmak. beli çökmek * kamburlaş mak. iş aret edilemeyen.belgeselcilik * Belgeselcinin yaptı ğ ı iş . ş iar. belgisizlik * Belgisiz olma durumu. belâgatli. * Bir önermeyi tanı tlamak için gösterilen ve daha önce doğ ru diye kabul edilen baş ka önerme. zavallı . * Evet. hüccet. ş iar. belgisiz zamir * Bkz. belgileme * Belgilemek iş i. gayrimuayyen. belirsizlik sı fatı . belgit burhan. düş ünüş ve inanı ş taki ayı rı cı özellik. bir iş yapamayacak duruma düş mek. beli bükük * Beli bükülmüş . beli * Senet. belirsizlik zamiri. güçsüz. beli gelmek * cinsel birleş me sı rası nda salgı boş almak. belgili * Belgiye dayanan. belgilemek * Belgi ile göstermek. sarahat. belik . * Belirli olmayan. sarih. alâmet. niş an. belgin belginlik belgisiz * Tam ve kesin olarak belirlenmiş olan. belgisiz s ı fat * Bkz. belirli olan. beli bükülmek * yaş lı lı k yüzünden güçsüz kalmak. * Duyuş . belgi * Bir ş eyi benzerlerinden ay ı ran özellik.

sı nı rlamak. ayı rı cı bir öge ekleyerek s ı nı rlamak. irkilmek. . * Bir kavramı . belini vermek * dayamak. belirleme * Belirlemek iş i. tayin etmek. belirlemek * Belirli duruma getirmek. belirgin * Belirmi ş durumda olan. belinlemek * Birden uyanarak çevresine korku ile ş aş kı nş aş kı n bakmak. örgü hâlinde. sarih. belini bükmek * çaresizlik içinde bı rakmak. özünü olu ş turan ögeleri açı klayarak tanı mlamak. belini k ı rmak * birini bir ş eyi yapamaz duruma getirmek. belinleme * Belinlemek iş i. belirlenim * Belirli duruma gelme iş i. belirli kı lmak.* Saç örgüsü. belini doğ rultmak (veya do ğ rultamamak) * yeniden durumunu düzeltmek. belirginle ş me * Belirgin duruma gelme. belik belik * Örgü örgü. açı k. besbelli. gerektirim. belirginle ş mek * Belirgin duruma gelmek.yaslanmak. belikleme * Beliklemek iş i. * Bir kavramı n anlamı nı n. determinasyon. belirginlik * Belirgin olma durumu. yapı sı nı n veya sı nı rları nı n tam olarak belirlenmesi iş i. kapsam bakı mı ndan daraltmak. bariz. tayin. genellemek kar ş ı tı . beliklemek * Saçları örmek. belinden gelmek * birinin dölü olmak. belirginle ş tirme * Belirgin duruma getirme. içeriğ inin. belirginle ş tirmek * Belirgin duruma getirmek. * Yeni bir kavramı .

tezahür etmek. görülmeyen geçmi ş . belirli geçmiş * Fiilin belirttiğ i kavramı n.belirlenimci * Belirlenimcilik yanlı sı olan (kimse). içinde bulunan zamandan önce olup bitti ğ ini kesinlikle bildiren kip. belirlenimcilik * Her olayı n ba ş ka olaylar ı n gerekli ve kaçı nı lmaz bir sonucu olduğ unu ileri süren öğ reti. tebellür etme. müphem. az çok belli olan. belirme belirmek * Belirmek iş i. belirlenmezci * Belirlenmezcilik yanlı sı olan (kimse). içinde bulunduğ uş artlarla belirlenmediğ ini. Bu zaman Türkçede -dı (-di) / -tı (-ti) ekiyle karş ı lanı r. indeterminizm. * Bilinmeyen. * Belirli olmayan. belirli belirsiz * Yarı belirgin durumda. belirlenmek * Belirli duruma getirilmek. Türkçede bu zaman -m ı ş / -miş ekiyle kurulur: Gelmi ş . ağ lamı ş gibi. muayyen. * (önce belli veya görünür olmayan bir ş ey için) Ortaya çı kmak. biçti. . -miş 'li geçmiş . * Niteliğ i hakk ı nda tam bir bilgi edinilemeyen. belirli nesne * Belirtme durumu ekini almı ş . * Bir düş ünce veya durum için. indeterminizm. gayrimuayyen. tebellür etmek. determinizm. bir sebebe bağ lanmayan olay ve durumları n da bulunduğ unu öne süren görü ş . görülen geçmi ş . insan ı n özgür iradesinin nedensellik yasas ı na bağ lı olmadı ğ ı nı savunan görüş . içinde bulunulan zamandan önce olup bittiğ ini ba ş kas ı ndan duyarak veya belirsiz olarak bildiren kip. gerekirci. belirlenmezcilik * Nedensellik yasası na bağ lı olmayan. belirsiz belirsiz geçmi ş * Fiilin belirttiğ i kavramı n. belirli * Açı k ve kesin olarak sı nı rlanmı ş veya kararlaş tı rı lmı ş olan. meçhul. determinist. kesin bir biçim almak. belirle ş mek * Belirgin duruma girmek. belirlilik * Belirli olma durumu. gülmü ş . belirlenme * Belirlenmek iş i. geçiş li fiil durumunda olan yüklemle ilgili kelime veya kelime grubu.Ald ı . uçtu vb. gerekircilik. belirle ş me * Belirleş mek iş i veya durumu. *İ yice görünür ve anlaş ı lı r bir durum almak. *İ nsan iradesinin hiçbir ş arta bağ lı olmadı ğ ı nı . tebarüz etmek. -di'li geçmiş . indeterminist.

birtak ı m. belirtili tamlama * Tamlayanı -in (-nin) takı sı . çiçeğ in kokusu gibi. birçoğ u. birkaçı . azı . belirli kı lı nan. filan vb. herkes. belirtken * Bir özlü sözle birlikte kullanı lan iş aret. alâmet.belirsizlik * Belirsiz olma durumu. belirsizlik zamiri *İ smin yerini belirsiz. görüş bildirme. belirtilmek * Belirtmek iş ine konu olmak. biri vb. * Bir olayı n veya durumun anlaş ı lması na yardı m eden ş ey. niş an. birkaç. belirten belirti belirtik belirtilen * Tamlanan. tamlananı üçüncü ki ş i iyelik eki alan ve belirli bir kavram taş ı yan tamlama: Doğ an'ı n kalemi. belirsizlik sı fat ı *İ simleri yakla ş ı k. * Tamlayan. * Gösterge. belirtisiz tamlama * Tamlayanı yalı n durumda olan. belirtisiz * Belirtisi olmayan. * Açı k. niş ane. * Soyut bir ş eyin. * Belirli kı lma. tasrih. Tuz Gölü gibi. belirtili * Belirtisi olan. belirtisiz nesne * Yalı n durumdaki nesne. sarih. kabataslak belirten sı fat: bazı . belirtili nesne * Belirtme durumundaki nesne. * Belirtilmiş olan. bir kavramı n sembolü olan varl ı k veya eş ya. müphemiyet. belirtilme * Belirtilmek iş i. * Belirtilmemiş olan. her. belli. kabataslak tutan zamir: bazı sı . belirteç * Zarf. belirtme durumu belirtme . tamlananı genellikle üçüncü kiş i iyelik eki alan ve çoğ u kez tür kavramı veren isim tamlaması : Ankara kedisi. sarih meful. amblem.

. belli ve kesin olmayan. belki de *ş u da olabilir. belirtme sı fatı * Bir ismi gösterme. belit * Kendiliğ inden apaç ı k ve bundan dolayı öteki önermelerin ön dayanağ ı sayı lan temel önerme. belirtme grubu * Tamlamalardan daha geniş kelime dizisi: Kalı n bir kitabı n süslü cilt kapa ğ ı bir belirtme grubudur. -u. i hâli. belkili * Olası lı . keder. bellek * Yaş ananları . bellek kayb ı * Bellek yitimi. bellek kar ı ş ı klı ğ ı * Kelimelerin doğ ru anlamı nı hatı rlayamamak veya ilk olarak görülen bir ş eyi önce gördüğ ünü sanma duygusuna kap ı lmak biçiminde beliren bir ruh hastal ı ğ ı . * Tümden geliş imci bir bilime esas olacak belit sistemi. akı l. Kaç öğ renci? Hangi ev? Üç çocuk gibi. ihtimal. ya. yanlı ş da olabilen. bunları n geçmiş le iliş kisini bilinçli olarak zihinde saklama gücü. * Bir bilgisayarda. parçalar ı n her birinden büyüktür" sözü bir belittir. dağ arcı k. ya . öğ renilen konular ı . belitlenebilirlik * Belitlenebilen kuram. * Olsa olsa. Birinci dönem. olası lı . mütearife. aksiyom: "Tüm. belitlemek * Belgeye dayanarak ortaya koymak. sayı veya belirsizlik bakı mları ndan belirten s ı fat: Bu kapı . akuzatif. belleğ ini yitirmek * bellek kaybı na uğ ramak. * Felâket. tebarüz ettirmek. beliye belki * Muhtemel olarak. yükleme durumu. * Doğ ru olabileceğ i gibi.. tasa. belitken belitleme * Belitler sistemi. haf ı za. yapı lacak i ş için gerekli olan ara sonuçları toplayan bölüm. Evi gördüm. ihtimalî. * Belitlemek iş i. Yazı yı okudum. soru. . muhtemel. belladonna * Güzelavrat otu. olabilir ki. belirtmek * Açı klamak. * Belitleme kuramı nı ortaya koymak. programı değ iş meyen verileri. -ü) ekini almı ş isim.* Yüklemi geçiş li bir fiil olan cümlede fiilin doğ rudan etkilediğ i -i (-ı .

belli etmek * açı klamak. me ş in veya kal ı n kumaş parçası . * Belirli. muayyen. * Gizli olmayan. anlaş ı lan. * sezdirmek. yarı bellisiz. * Belleğ in kı sa bir süre durup iş lememesi. belletmen * Orta öğ retimde etütleri denetleyen kimse. müzakereci. belletmek * Bellemesini sağ lamak. belletme * Belletmek iş i. * Bellemek iş i. ortada olan. bellenmek * Bellenmek (I) iş ine konu olmak.bellek yitimi * Büyük sarsı ntı veya humma yüzünden belleğ in bozulması veya kaybolması biçiminde beliren ruh hastalı ğ ı . * At ve benzeri hayvanları n sı rtı na vurulan keçe. * Bilim kurumları nı n çalı ş maları ile ilgili yazı ve haberlerin yayı mland ı ğ ı dergi. * Sanmak. öğ renilmek. zahir. öğ retici. duyulabilen. yapı k. bedihî. hissettirmek. muayyen. * Bellemek yetisi. bellem belleme belleme bellemek * Öğ renip akı lda tutmak. belli olmak . yarı belli. iyice görünür anlaş ı lı r duruma getirmek. belli belirsiz * Zorlukla seçilebilen. belli * Bilinmedik bir yanı olmayan. belli ba ş lı * Belirli. ö ğ retmek. çok az belli olan. bellemek * Bel denilen araçla toprağ ı iş lemek. haş a. malûm. belli * Beli olan. * Önemli. bellenmek * Bellenmek (II) iş ine konu olmak. aş ikâr. belleten belletici * Çalı ş tı rı cı . belletici.

apaçı k. marka. * Kiş iyi öbür varlı klardan ayı ran bilinç. balsam. bedahet. benbenci * Kendini çok öven. ben * Olta veya tuzağ a konulan yem. sen yolcu oldukça * özel iliş kilerimiz sürüp gittikçe (senin bana i ş in düş er). * Böylece kalı nlaş tı rı lmı ş (ses). koyu renkli leke veya kabartı . düş ündüğ üm gibi. * Bir kimsenin kiş iliğ ini olu ş turan temel öge. bemol * Bir sesin yarı m ton kalı nla ş tı rı laca ğ ı nı gösteren nota i ş areti. * Bana göre. muayyeniyet. bembeyaz * Çok beyaz veya her yanı beyaz. * En çok üzümde görülen olgunlaş ma belirtisi. sakalda beliren beyazlı k. açı klanmak. kibirli. egoist. * Bkz. hodkâm. * Tekil birinci kiş iyi gösteren zamir. ben hanc ı . hodpesent. * Saçta. bence benci * Kendini beğ enen. * Belli olmayan. benbencilik * Benbenci olma durumu. megaloman. hodbin. kendini her konuda üstün gören. * Bencillik öğ retisine inanan. bilinemeyen. tende bulunan ufak. ben ş ahı mı (veya ş eyhimi) bu kadar severim * ben bundan daha çok özveride bulunamam. kendi çı karları nı herkesinkinden üstün tutan. gururlu.* anlaş ı lmak. bellilik bellisiz belsem * Belli olma durumu. * Pı rı l pı rı l. bencil * Yalnı z kendini düş ünen. apak. ben * Çoğ u do ğ uş tan. bencil olmak . ego. bellik *İ ş aret. hep kendinden söz eden. ben ben bu i ş te yokum * ben bu iş e karı ş mam. * Kuş un yavrusuna taş ı dı ğ ı yem.

egoistlik. köleye ait. al benden de o kadar.* bencilce davranı ş ta bulunmak. köle. bendeniz * alçak gönüllülükle ben yerine ve "köleniz'" anlamı nda kullanı lı r. kendimi suçlu saymam. bencille ş mek * Bencil duruma gelmek. * Köle ile ilgili. benden günah gitti * Bkz. bendir benefş e * Alaturka çalg ı aleti. benden de al o kadar * Bkz. bencilik * Benci olma durumu. kölelik. *İ nsanı n bütün eylemlerinin ben sevgisiyle belirlenmiş olduğ unu. hodpesentlik. hodbinlik. bencileyin * Benim gibi. benden söylemesi * ben üzerime borç saydı ğ ı mş eyi söyledim. bende * Kul. bendeniz cennet ku ş u * kendini tanı tı rken kullanı lan bir deyim. * Kendi benini ve çı karı nı hayat ı n mutlak ilkesi yapan anlayı ş . egoizm. * Menekş e. buna göre ahlâklı lı ğ ı n da yalnı zca kendini koruma içgüdüsünün bir biçimi olduğ unu ileri süren öğ reti. köleler. . bencillik * Bencil olma durumu. bendegî * Kulluk. kölenin evi. egoizm. bencillik etmek * bencil davranmak. bencille ş me * Bencilleş mek iş i. bendehane * Bendenin. bencilce * Bencile yakı ş ı r biçimde. benden söylemesi. bendezade * Bendenin oğ lu. bendegân * Kullar.

ebedîleş tirmek. benekli * Ufak lekeleri bulunan. ölümsüzle ş mek. benmerkezci. nokta. bengile ş me * Bengileş mek iş i. abı hayat. ebedîleş mek. parlak taneciklerden ve parlak damarlardan olu ş muş bölüm. * Sonu olmayan. baş langı cı ve sonu olmayan varlı k. ama kimseye kötülüğ ü dokunmayan kiş iyle u ğ raş mamalı dı r. ebedîlik. bengilik * Zamanla ilgisi. * Sonsuz ve ölçülmez zaman. beniçinci * Kiş inin benliğ ini merkez sayma görüş ü. benekli köpek balı ğ ı * Kara benekli. beni sokmayan y ı lan bin (yı l) yaş ası n * zararlı olduğ u bilinen. insanlar. sonsuz yaş ama niteliğ i kazandı rmak. ebedî. bengi bengi * Ege ve Güney Marmara bölgesinin halk oyunları ndan biri. benekle ş me * Benekleş mek iş i veya durumu. * Ölmezlik. beneklenmek * Benek oluş mak. bengileme * Bengilemek iş i. hep kalacak olan. fekül. ölümsüzleş tirmek. ölümsüz. beniçincilik . benekle ş mek * Benek benek durum almak. bengi su *İ çene sonsuz hayat verdi ğ ine inan ı lan ve efsanelerde geçen su. küçük boyda bir cins köpek balı ğ ı (Scylliorhinus canicula).benek * Herhangi bir ş ey üzerindeki ufak leke. puan. benibeş er *İ nsan. bengilemek * Bengi kı lmak. bengile ş mek * Sonsuz yaş ama niteliğ i kazanmak. * Güneş lekeleri yöresinde görülen. beniâdem * Âdemoğ ulları . beneklenme * Beneklenmek iş i.

senli benli. benli benli * Teninde ben bulunan. benze sahip olan. tesahup etmek. kabullenmek. benimseyi ş * Benimsemek iş i veya durumu. sahip çı kma. benimsetmek * Birinin benimsemesini sağ lamak. sahip çı kmak. beniz * Yüz rengi. benim diyen * kendine güvenen. benildeme * Benildemek iş i. benmerkezcilik. benimsenmek * Benimsenmek iş ine konu olmak. benim oğ lum bina okur. benildemek * Belinlemek.* Dünyada kiş inin benliğ ini merkez sayan felsefe görüş ü. tesahup. birine bağ lanmak. güçlü olduğ una inanan. benimsetme * Benimsetmek iş i. beniz geçmek * benzi solmak. benliğ i yoğ urmak * kiş iliğ i oluş turmak. benimseme * Benimsemek iş i. benimsenme * Benimsenmek iş i. benliğ inden çı kmak . benimsemek * Bir ş eyi kendine mal etmek. döner döner yine okur * "çok çalı ş mas ı na karş ı lı k verimli ve yararl ı olmuyor" anlam ı nda kı nama veya eleş tiri belirtmek için kullan ı lı r. ı sı nmak. benlenmek * Ben oluş mak. egosantrizm. * Bir ş eye. benlenme * Benlenmek iş i. benizli * Benzi bulunan. * Bkz.

egotizm. kibir. ki ş iliğ i. kitaplarda kendi içinde bütünlük oluş turan bölüm.* kendine benzemez olmak. bent olmak * bağ lanmak. benzemez *İ skambil veya okey oyununda farklı kâğ ı tlar ı n veya taş lar ı n bir araya gelmesi. gibi görünmek. kiş iliğ ini üstün görme. benmerkezci * Beniçinci. hep kendinden söz etme durumu. rabı t. benlikçilik * Her konuda hep kendini ileri sürme. gurur. * Sanı sı nı uyand ı rmak. * Gazete yazı sı . benzemeklik * Benzer olma durumu. benzemek *İ ki kiş i veya nesne arası nda birbirini andı racak kadar ortak nitelikler bulunmak. benzeme * Benzemek iş i. büğ et. and ı rmak. bütün davran ı ş lar ı nı n ilkesi yapan kiş inin niteliğ i. . * Kendi kiş iliğ ine önem verme. bent etmek * kendine bağ lamak. benlik ikileş mesi * Öznenin kiş iliğ ini iki veya daha çok bilinç merkezine bölen ve tek kiş ide çe ş itli kiş ilikler durumunda beliren bir ruh hastalı ğ ı . benlik davas ı * Her ş eyi kendi düş üncesine uydurmak ve her ş eyde söz sahibi olmak çabası . * Benlikçilik yanlı sı olan (kimse). benlik yitimi * Kiş ilik duygusunun ve benlik bilincinin yitirilmesi ile beliren ruh hastalı ğ ı . ş ahsiyet. benmari * Bir kabı kaynar suya oturtmak yolu ile içindekini ı sı tmak veya eritmek yöntemi. hep kendinden söz eden (kimse). * Kanun maddesi. benlik * Bir kimsenin öz varlı ğ ı . tutulmak. bent * Bağ . kendilik. * Suyu biriktirmek için önüne yapı lan set. benlikçi * Her konuda hep kendini ileri süren. onu kendisi yapan ş ey. * Bağ lam. * Kendi benliğ inin geli ş imini. benmerkezcilik * Beniçincilik. benlik çat ı ş mas ı * Benliğ in ön plâna çı kması ile baş gösteren çat ı ş mas ı .

teş bih. mü ş abehet. -dan eklerindeki ünsüz veya ünlüler gibi. benze ş mek * Birbirine benzemek. araları nda benzerlik bulunan. eş siz. -ten. o + bir < öbür gibi. çar ş anba > çar ş amba. * Nitelik. benze ş * Birbirine benzeyen. görünüş ve yapı bakı mı ndan bir baş kası na benzeyen veya ona eş olan (ş ey). mü ş abih.benzen benzer * Maden kömürü katranı ndan çı kar ı lan C6H6 formülündeki hidrokarbonun bilimsel adı . benzeti * Benzetme. benze ş lik * Benzeş olma durumu. karş ı lı klı aç ı lar ı nı n eş it bulunması durumu. benze ş me * Benzeş mek iş i. * Bkz. * Bir kelimede bir sesin baş ka bir sesi kendisine benzetme etkisi: yurt-daş > yurtta ş . benzeş im. benzer. odalardan (oda-lar-dan) kelimelerinde bulunan -çü. *İ ki ş eklin kenarları nı n uzunlukları arası ndaki oran değ iş memekle birlikte. * Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde ası l oyuncunun yerine ç ı kan. mümasil. yapı ve yüz bakı mı ndan bu oyuncuyu andı ran kimse. * Benzer olma durumu. benze ş ik * Benzeş me özelliğ i gösteren. ekmekten (ekmekten). nazir. benzersizlik * Benzersiz olma durumu. . * Benzerlik gösteren. müş abih olmak. *İ ki üçgende köş elerinin e ş lenmesine göre karş ı lı klı aç ı lar ı n eş ve kar ş ı lı klı kenarları n orantı sı ndan doğ an benzersiz * Benzeri olmayan. aslı ndan kopya edilmiş . benzeri benzerlik durum. benze ş mezlik * Bir kelimede bulunan aynı veya benzeri seslerden birinin değ iş ikliğ e uğ raması . kehribar > kehlibar gibi. benze ş im * Bazı ortak yönleri olan iki ş ey arası ndaki benzeş me. mü ş abih. benze ş en * Ünlü veya ünsüz benzeş melerinde etki altı nda kalan ünsüz veya ünlü: Sütçü (süt-çü). benze ş im oranı *İ ki ş eklin kenarları nı n arası ndaki oran. attar > aktar. disimilâsyon: Kı nnap > kı rnap. dublör. benzer ş ekiller * Kenarları nı n uzunlukları arası ndaki oran değ iş memekle birlikte karş ı lı klı açı ları eş it olan ş ekiller.

benzetici ressam * Büyük sanatçı lar ı n üslûbunda çal ı ş arak. benzetilme * Benzetilmek iş i. benzi sararmak * yüzünün rengi solmak. * Benzen. yolculara dinlenme ve alı ş veriş imkânı veren tesis. renksiz. benzetici * Benzeterek yapan. benzetmek * Benzer duruma getirmek. * Bir ş eyin neteliğ ini anlatmak için. yapt ı ğ ı iş leri orijinal eser diye satan sahteci ressam. ona benzetilen kimse veya ş ey için kötü bir duygu beslenilmediğ ini anlat ı r. * Bir ş eyde ba ş ka ş eye benzeyen yönler bulmak. bozmak. uçucu. benzi kül gibi olmak * yüzünden kan çekilmek. benzi uçmak * yüzü sararmak. . benzetilmek * Benzetmek iş ine konu olmak. solmak. benzeyiş * Bir ş eyin ba ş ka bir ş eye benzemesi durumu. teş bih. yüzü sararmak. benzinlik. benzetme * Benzetmek i ş i. benzin * Petrolün damı tı lması ile elde edilen.65 olan. benzin istasyonu * Araçları n benzin.benzeti ressamı * Büyük sanatçı lar ı n yaptı kları nı . * Dövmek. benzetiş * Bir ş eyi ba ş ka bir ş eye benzetmek i ş i veya biçimi. benzeyiş sizlik * Benzeş memek durumu. yağ gibi ihtiyaçlar ı nı karş ı layan. kopyacı . orijinaline bakarak yapan ve benzeti olduğ unu belirten ressam. o niteliğ i eksiksiz taş ı yan bir ş eyi örnek olarak gösterme iş i. özgül ağ ı rl ı ğ ı yaklaş ı k 0. kendine özgü kokusu bulunan bir sı vı . benzi atmak (veya uçmak) * ansı zı n yüzünün rengi sararmak. * Kötü bir duruma getirmek. benzin pompası * Benzinlikte araç depoları na benzin koyma ve verilen benzin tutarı nı gösterme aracı . sahteci. benzetmek gibi olması n * kötü bir sona uğ ramı ş birinden veya bir ş eyden söz ederken.

benzinleme * Benzinlemek iş i veya durumu. * Baş baş a kalma durumu. benzinlemek * Benzin dökerek yakmak. beraat ı zimmet ası kdı r * tersi ispatlanmadı kça insanları n suçsuz sayı lmaları ilkesini anlatı r. yarı ş ma) takı mları n aynı sayı yı alması yla sonuçlanmak. berabere kalmak * (oyun. yarı ş ma için) takı mlar ayn ı sayı yı almak veya denk gelmek. beraat etmek * aklanmak. beraberlik müziğ i . baş a baş gelmek. beraber * Birlikte. * -e rağ men.). benzinli benzinlik * Benzin sat ı lan yer. benzincilik * Benzincinin iş i veya mesleğ i. temize çı kmak. benzin istasyonu. benzol beraat * Benzin ve tolüen karı ş ı mı bir akaryak ı t. makine vb. berabere bitmek * (oyun. bir arada. canlanmak.benzinci * Benzin satı lan yer veya benzin satan kimse. * Benzinle çalı ş an (motor. benzinde kan kalmamak * kansı zl ı k sebebiyle yüzü sararmak. benzine kan gelmek (veya benzi kanlanmak) * sağ lı klı duruma gelmek. beraberlik * Birlikte olma durumu. * Aklanma. vereceğ i olmama durumu. * Aynı düzeyde. -e karş ı n. beraber olarak. * Bir nesneyi benzine bulamak. beraberce * Birlikte. borçsuzluk. beraberinde * yanı nda. baş a ba ş kalmak. beraat ı zimmet * Borcu.

* Seçilmiş . bak ı msı z. * Sanat değ eri yüksek anlamlar taş ı yan dize. . beğ enilmeyen. viran. berceste * Sağ lam ve lâtif. berber çı rağ ı * Berber ustası nı n yanı nda yeti ş tirilmek üzere çalı ş an çocuk. periş an. Berat Kandili * Bkz. * Kuzey Afrika'daki Cezayir bölgesinde Berberistan halkı ndan veya bu halkı n soyundan olan kimse. * Bozuk. Akdeniz'de yaş ayan. berbat olmak * kötü duruma gelmek. berber koltu ğ u * Berberler için yapı lan hareketli. * Bu iş in yapı ld ı ğ ı dükkân. Muhammed'e peygamberliğ in Cebrail aracı lı ğ ı yla bildirildiğ iş aban ayı nı n 15. gecesine rastlayan kandil gecesi. * Osmanlı İ mparatorluğ unda bir göreve atanan. niş an veya ayrı calı k verilen kimseler için çı karı lan padi ş ah buyruğ u. san. seçme. eti yenilen bir balı k (Serranus anthias). Berberî berberlik * Berberin yaptı ğ ı iş . berat * Bir buluş tan. koro veya oda müziğ inde olduğ u gibi birçok sesin oluş turduğ u müzik. taranması ve yapı lmas ı iş iyle uğ ra ş an veya bunu meslek edinen kimse.* Orkestra. * Çirkin. aylı k bağ lanan. berber bataryası * Berber dükkânları nda lâvaboya su akması nı sağ layan deve boynu biçimindeki musluk takı mı . * bozulmak. Berat Gecesi. Berat Gecesi * Hz. kirlenmek. berber * Saç ve sakalı n kesilmesi. * bozmak. bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge. * Darmadağ ı n. berber dükkânı * Berber. berbat etmek (veya eylemek) * kötü duruma getirmek. oynar baş lı klı özel koltuk. berber balı ğ ı * Hanigillerden. patent. berbat * Kötü. berber salonu * Büyük berber dükkânı . kuyruğ unun çatalı çok uzun olan.

Tanrı 'ya ş ükür ki. *İ yi ki. gürlük. . bakı msı z. ezik. bereketli * Bol. bereketsizlik * Bereketsiz olma durumu. teselli bulması . bereketli ola! (veya olsun!) * yemek yemekte olanlara veya ürünlerini dev ş irenlere söylenen iyi dilek sözü. * bir kimsenin bir durumdan hoş nutluğ unu anlatmas ı . verimli. artmak. feyz. yassı ve sipersiz baş lı k. * Herhangi bir ş eyde görülen çizik. bereketsiz * Kendinden beklenen yararlı ğ ı sa ğ layamayan ( ş ey). berdevam * Sürmekte olan. * Yağ mur. bereleme * Berelemek iş i. bereket * Bolluk. berdu ş * Baş ı boş . bereket ki (veya bereket versin ki) * iyi ki. bereketlenmek * Çoğ almak. ongunluk. feyezan. iyi bir rastlantı olarak. bereketlilik * Bereketli olma durumu. bereket versin * para alan kimsenin söyledi ğ i iyi dilek sözü. bozuk. bereketlenme * Bereketlenmek iş i veya durumu. * Pis. berelemek * Bereli duruma getirmek. berelenme * Berelenmek iş i veya durumu. 9-18 Mart arası nda görülen kocakarı so ğ uğ u. bere * Vurma ve incitme sonucu vücudun herhangi bir yerinde oluş an çürük.berdelacuz * Halk tahminine göre. serseri. berelenmek * Bereli duruma gelmek. sürüp giden. bere * Yuvarlak. neyse ki.

berenar ı *Ş öyle böyle. az çok. berhudar ol! * "iyi günler göresin" anlamı nda dilek olarak kullanı lı r. * Bu ağ acı n. kullanı ş sı z ev. * bitirmek. * Beresi olan. uçurulmuş . berhava olmak * patlama yolu ile havaya uçmak. * Büyük. beri * Konuş an ı n önündeki iki uzaklı ktan kendisine daha yakı n olanı . berhane gibi * gereğ inden çok büyük (ev).bereli bereli * Beresi olan. yadigâr. * Çı kma durumundaki kelimelerden sonra getirilerek bir iş in baş langı cı nı gösterir. harap. * Mutlu. bergamodî * Sarı msı pembe renginde olan. * Bu uzaklı kta bulunan. kabukları ndan reçel yapı lan ve esans ç ı karı lan meyvesi. bergamot * Turunçgillerden bir ağ aç (Citrus bergamia). beriki * Beride olan. yaş ayan. beriberi * Genellikle Uzak Doğ u ülkelerinde B vitamini eksikliğ inden ileri gelen bir hastalı k. berhava * Havaya verilmiş . berhayat berhudar * Hayatta olan. alelâde. arma ğ an. * Beride olan ş ey veya kimse. canlı . berhava etmek * havaya uçurmak. beril . * boş a gitmek. bergüzar berhane * Anmak için verilen hatı ra. beribenzer * Sı radan bayağ ı . oldukça. boş . yok etmek. * Yararsı z. biraz.

Kı saltması Be. berkinme * Berkinmek iş i veya durumu. berraklaş ma * Berraklaş mak iş i veya durumu. ortalama 30-40 cm boyunda. * Berkimek iş i.* Doğ ada altı gen billûrlar durumunda bulunan. atom ağ ı rl ı ğ ı 294 olan. berrak * Duru. pek iyi. berilyum * Atom numarası 4. zümrüt gibi baz ı taş lar ı n birleş iminde bulunan. pekiş mek. tahkim. saydam. berk * Sert. çoğ u yeş il renkli berilyum ve aliminyum silikat. berraklaş mak * Berrak duruma gelmek. havanı n etkisine kar ş ı ince bir oksit tabakası yla kaplı element. berkelyum * Atom numarası 97. açı k.013 olan. * Dizlere kadar inen dar ve kı sa pantolon. berlam *İ nce pullu. * Sertlik. Marmara ve Ege deniziyle Akdeniz'de bol bulunan bir bal ı k türü (Merluccius merluccius). Kı saltması Bk. bermuda bermutat * Alı ş ı lagelen biçimde. sı rtı açı k kahverengi. amerikyum veya küryumdan elde edilen yapay element. yanları ve karn ı beyaz. berkinmek * Berkimek. berkimek * Sağ lamlaş mak. berklik * Sağ lamlı k. katı . temiz. berkemal berkime * Mükemmel. tahkim etmek. berkitmek * Sağ lamlaş tı rmak. her zaman olduğ u gibi. katı lı k. . takviye etmek. güç kazanmak. * Sağ lam. berkitme * Sağ lamlaş tı rma. berjer * Arkası kabarı k ve yüksek oturacak yeri geni ş koltuk. * Pekiş tirilmek. yoğ unluğ u 1. takviye. 29700C de eriyen.84. atom ağ ı rl ı ğ ı 9. durulaş mak. aydı nlı k.

* Anlaş ı ldı ğ ı na göre. çok belli.berraklaş tı rma * Berraklaş tı rmak i ş i. * Açı k. * Bertilmek iş i veya durumu. duruluk. durulaş tı rmak. berraklı k * Berrak olma durumu. uzun uzad ı ya. bertik * Yara. bere. *İ ncinmi ş . bertilmek *İ ncinmek. berraklaş tı rmak * Berrak duruma getirmek. besbelli * Açı k. gidermek. anlaş ı lı yor ki. bertafsil bertaraf * Açı klamalı . burkulmu ş . * Çok kötü. * Morarmak. * Deride mor leke. bertme * Bertmek iş i. çürük. * Yiğ itlik. apaçı k. * Kı stak. karasal. besbeter beselemek * Bkz. * Bir yana. yararlı lı k. açı k olarak. çürümek. bertmek berzah besalet * Bertilmek. eselemek beselemek. bertaraf etmek * ortadan kaldı rmak. . bertaraf olmak * ortadan kalkmak. berri * Kara ile (toprakla) ilgili. burkulmak. bertilme besbedava * Pek ucuz. net ve kolay anlaş ı lı r duruma getirmek. yok edilmek. * Berelenmek yaralanmak. ş öyle dursun. dar dil.

varlı ğ ı nı sürdürmek için gerekli ş ey. besi dokusuz * Besi dokusu olmayan. * Yumurta akı maddesi. azı k. beslenmeye elveriş li her tür madde. besinli besinsiz . semirtilmiş . * Yaş amak. besi meras ı * Besleme değ eri oldukça yüksek mera bitkileri ile kaplı olan ve gerektiğ inde ilâve yemler de verilerek özellikle kesime gönderilecek hayvanlar ı n fazla canl ı ağ ı rlı k kazanmaları için otlat ı ldı klar ı doğ al veya sun'î verimli mera. besi örü * Tohum çimlenirken yeni çı kan bitkiyi beslemeye yarayan ve embriyonun çevresine yay ı lmı ş bulunan besleyici maddelerin bütünü. * Besini olan. gı da. yeterli besin almayan. besermek * Bkz. satan kimse.beserek * Tüylü ve damı zlı k erkek deve. besi dokusu * Besi doku. davar gibi hayvanları besleyerek semirten. gı dası z. * Sı ğ ı r. besi * Yaş atmak ve geliş tirmek için gereken besinleri yedirip içirmek iş i. esermek besermek. besi doku * Tohumları n içinde embriyonu çevreleyen bölüm. gı dalı . * Semiz. besi hayvanı * Beslenmek amacı yla yavru iken alı nan veya besiye çekilen hayvan. besi dokulu * Besi dokusu olan. * Besini olmayan. besinsizlik * Bitkilerin damarları nda dolaş an besleyici su. besi suyu besici besicilik * Besicinin yaptı ğ ı iş . besihane besili besin * Besi yapı lan yer. * Bir ş eyi istenilen durumda tutmak ve oturtmak için kullanı lan takoz gibi ş eyler. * Yenilebilir.

beslemek * Yiyecek ve içeceğ ini sağ lamak. besleme k ı z * Besleme. * Yedirmek. beslenme çantas ı * Anaokulu ve ilköğ retim okulları nı n öğ rencilerinin beslenme saatinde yiyeceklerini içinde bulunduran çanta. ço ğ altmak. beslenen beslengi * Sönümsüz. evlâtlı k. desteklemek. beslenme bozukluğ u * Bazı organ ve dokularda veya organizmanı n bütününde ş ekil veya çalı ş ma düzensizliğ i meydana getiren. bir veya birkaç beslenme görevinin bozulması . * Vücut için gerekli besin maddelerinin alı mı . çevresini veya altı nı desteklemek. * Bir ş eyi korumak veya sa ğ lamca durmas ı nı sa ğ lamak için. * Besleme olarak. beslemelik * Besleme. * Herhangi bir kuruluş u. beslek besleme * Besleme. doldurmak. hizmetçi. besle kargay ı . herhangi bir kurulu ş un veya iktidardaki güçlerin görüş lerini savunan bası n. * Bir duyguyu gönülde yaş atmak. besleme. beslenilme * Beslenilmek iş i veya durumu. * Hizmetçi. . beslenilmek * Beslenmek iş ine konu olmak. peki ş tirmek.* Besinsiz olma durumu. ev i ş lerinde çalı ş tı rı lan kı z. onun maddî yard ı mları dolay ı sı yla körü körüne destekleyen. beslenme * Beslenmek iş i. * Eklenmek. * Evlâtlı k olarak alı nan. oysun gözünü * nankörlük edenler için söylenir. ahretlik. besleme bas ı n * Çı kar u ğ runa. * Maddî yardı m yapmak. * Yetiş tirmek. gı dası zl ı k. katı lmak. besleme gibi * giydiğ ini kendine yakı ş tı ramayan (k ı z). * Semirtmek. * Beslemek iş i. besiye çekmek * hayvanı semirtmek için çalı ş tı rmadan beslemek.

beslenme eğ itimi * Besin maddelerinin özellikleri. * Yüz ve boyunda güneş lekelerini azaltı p ölü hücreleri atan krem türü. besmelesiz * Çocuklar için "piç" anlamı nda kullanı lan bir sövgü. kompozitör. * Besmele çekmeden. iyi beslenmenin sa ğ lı k yönünden önemi. ucuz ve dengeli beslenmenin yollar ı gibi konuları iş leyen bilim dalı . . mugaddi. beslenme saati * Anaokulu. besli besmele * "Acı yan ve esirgeyen Tanr ı 'nı n ad ı ile" anlamı na gelen ve bir i ş e baş larken söylenilen Arapça bismillahirrahmanirrahim sözünün k ı saltması . insan vücudunun geliş mesinde yiyeceklerin etkisi ve görevi. besteci bestekâr * Beste yapan kimse. * Bkz. inceleyen yetkili. besletme * Besletmek iş i veya durumu. besleyici * Besleyen.beslenme eğ itimcisi * Beslenme eğ itimi ile uğ raş an uzman. beslenme uzmanı * Beslenmenin genel özelliklerini kitle çapı nda ele alan. ilköğ retim okulu gibi eğ itim kurumları nda yemek yenilen yer. besletmek * Beslemek iş ini baş kası na yaptı rmak. besili. beslenmek * Kendini beslemek. beste * Bir müzik eserini oluş turan ezgilerin bütünü. besin değ eri yüksek. besmele çekmek * bismillahirrahmanirrahim sözünü söylemek. beslemeye yarayan. beste ba ğ lamak * bestelemek. beste yapmak * bir müzik eseri yaratmak. ilköğ retim okulu gibi eğ itim kurumları nda yemek yeme zamanı . beslenme odas ı * Anaokulu. * Beslemek iş ine konu olmak. yiyecek seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar. bestekâr. * Besteci.

be ş milyonluk * Beş milyon liralı k bütün kâğ ı t para. atı lan zarlardan birinin be ş . . bestelenme * Bestelemek iş i. * Beste olma durumu. tokat. be ş beter * Besbeter. * Oyunda. bestesiz bestseller be ş * Bestesi olmayan. bestesi yapı lmak. pencüdü. V. be ş altı be ş aş ağ ı beş yukarı * Bkz. iş itme. * Biraz. beş yukar ı . * Dörtten bir fazla.besteleme * Bestelemek iş i. be ş iki * Bkz. bestelemek * Beste yapmak. be ş binlik * Beş bin liralı k bütün kâ ğ ı t para. be ş bir be ş dört be ş duyu * Dokunma. bestelenmek * Bestelemek iş ine konu olmak. besteli bestelik * Bestesi olan. bestelenmiş . 5. pencüyek. birkaç. bestenigâr * Klâsik Türk müziğ inde en eski birle ş ik makamlardan biri. be ş kardeş *Ş amar. bir parça. * Beş sı nı fl ı ilkokul. * Çoksatar. tat alma duyuları . öbürünün dört benekli yüzünün üste gelmesi. üç aş ağ ı . koklama. * Bkz. görme. * Dörtten sonra gelen sayı nı n adı ve bu sayı yı gösteren rakam.

be ş paralı k * Değ ersiz. pencüse. her birine be ş . her defası nda beş i bir arada. *İ nsanoğ lu. kusurları aç ı ğ a çı kmak. be ş yüzlük * Beş yüz liralı k bütün kâ ğ ı t para. be ş üç be ş vakit * Bkz.be ş on * Az sayı da. be ş para etmez * hiçbir değ eri yok. be ş erî co ğ rafya *İ nsanlar ı n yerleş ik bulundu ğ u yöre ile ilgisini ve o yörenin veya yerin türlü olaylar ı nı inceleyen coğ rafya kolu. aş ağ ı lı k. be ş para almamak * hiç para almamak. erim. be ş aret *İ yi haber. * Günün belirli beş vaktinde kı lı nan namaz. müjde. * Bedensel. * Beş ve on santim ölçülerinde biçilmiş kereste. bayağ ı . on paralı k etmek. be ş paralı k olmak * alçalmak. bedenle ilgili. *İ çinde beş yüz tane bulunan. yoksul. be ş paralı k etmek * Bkz. be ş erî *İ nsanoğ lu ile ilgili. be ş parmak bir olmaz * ana ve babalar ı bir oldu ğ u hâlde kardeş ler arası nda çeş itli farklı lı klar bulunur. biraz. be ş eriyet . insan. * Beş sayı sı nı n üleş tirme biçimi. be ş er ş aş ar * insan her zaman yanı labilir. muş tu. be ş parası z * parası z. be ş yüzlü * Beş yüzü olan cisim. be ş bı yı k be ş er be ş er *İ ri muş mula. iş e yaramaz.

büyümesine hizmet etmek. ölünceye kadar. sı rada dördüncüden sonra gelen. be ş iğ ini sallamak * çocukluğ undan veya çok eskiden tanı mak. be ş ikörtüsü *İ ki yana akı ntı sı olan çatı . * Bir ş eyin do ğ up geliş ti ğ i yer. düş man için çal ı ş an örgüt.*İ nsanlı k. be ş inci * Beş sayı sı nı n sı ra sı fatı . * Yüz üstü yatı ş ta. insancı ll ı k. * Beş kenarl ı çokgen. be ş inci kol * Bir ülkede gizli olarak. * Beş ik olmaya uygun. geriye bükülü ayak bileklerini ellerle kavrayarak karı n üzerinde ba ş ve ayak yönünde sallanma. insancı l. be ş eriyetçilik * Beş eriyetçi olma iş i veya durumu. hümanist. tahta veya demirden yapı lmı ş sallanı r bir çeş it küçük karyola. be ş ik kertme * Daha beş ikte iken anası babası tarafı ndan ni ş anlanma. fonksiyonunu yapmak. insanoğ ulları . beş ibirlik. be ş ik * Süt çocukları nı yat ı rmaya ve sallayarak uyutmaya yarayan. be ş ibiryerde * Bkz. be ş ikten mezara kadar * bütün hayatı boyunca. be ş eriyetçi * Beş eriyet yanl ı sı (kimse). be ş ik kertiğ i * Daha beş ikte iken anası babası tarafı ndan ni ş anlanmı ş kimse. be ş erli be ş gen be ş ibirlik * Kadı nları n süs için takı ndı klar ı . * Ambalâjlanacak malı n biçimine uygun olarak alta konulan parça veya parçaları n tümü. be ş ikçi be ş iklik * Beş ik yapan veya satan kimse. * Beş er be ş er sı ralanm ı ş . beş altı n lira de ğ erinde olan altı n. hümanizm. be ş iz . be ş iklik etmek * beş ik vazifesini. be ş ik sal ı ncak * Bayram yerinde kurulan bir tür salı ncak.

gülümser. tuhaf. kendinde herhangi bir ş eyden beş tane bulunan. . güleç. * Bet bereket kalmamak. * Beş i bir arada olan. * Tahmis. * Beş ses veya beş müzik aracı için yazı lan müzik eseri. be ş tane alabilen. beti benzi sararmak gibi deyimlerde beniz kelimesi ile birlikte.* Beş i bir arada do ğ an (kardeş ler). * Divan edebiyatı nda beş dizeli bölümlerden oluş mu ş manzume. be ş me be ş parmak * Derisi dikenlilerden. be ş lemek * Bir iş i beş kez yapmak. *İ skambil. kentet. muhammes. yollu bir çeş it kumaş . be ş izli * Beş tanesi bir arada olan. be ş li * Beş parçadan olu ş an. * Beş taş la oynanan bir tür çocuk oyunu. * Bkz. beş ı ş ı nlı yı ld ı z biçiminde bir deniz hayvanı . beti bereketi kaçmak gibi deyimlerde bereket kelimesi ile birlikte "bolluk" anlamı nda ikileme oluş turur. * Halk edebiyatı nda üçlemeli bir bende. yol kı yı ları nda ve çayı rlarda yetiş en. * Tabaklanmamı ş ham deri. * Çı krı kçı tezgâhı nı n kütüğ ü. * Bir ş eyin sayı sı nı beş e çı karmak. bet * Kötü. beş parmak. beti bereketi gelmek. domino gibi oyunlarda üzerinde be ş iş areti bulunan kâğ ı t veya pul. çirkin. beti benzi uçmak. * Beş müzisyenin çald ı ğ ı caz orkestrası . * Beş renkte dokunmuş çubuklu kumaş . be ş me * Her çubuğ u ayrı ayr ı beş renkte olan. be ş leme * Beş lemek iş i. "çehre" anlamı nda ikileme oluş turur. be ş parmak otu * Gülgillerden. sürgüne karş ı kullanı lan bir bitki. beş kuruş veya beş lira değ erinde olan akçe. be ş lik simit gibi kurulmak * kendine değ er vererek bir yere yayı lı p oturmak. be ş pençe be ş taş be ş uş * Güler yüzlü. be ş lik * Beş para. beş pençe (Uraster). kurt pençesi (Potentilla reptans). bet * Beti benzi atmak. konu ile ilgili aynı ölçüde bir çift dizenin ba ğ lanması yla olu ş an manzume.

bet beniz kalmamak * yüzü sararı p solmak. tasvir. *İ çinde insan. bir olay veya duyguyu betimleyen söz veya yazı . hayvan ve doğ a ögeleri bulunan (resim veya heykel). kı tla ş mak. beter etmek * daha kötü duruma getirmek. betelemek * Bkz. betik betili * Yazı lı olan ş ey. beterin beteri var * çok kötü bir duruma düş en kimse. betelenmek * Karş ı gelmek. çabuk tükenmek. bundan daha kötü durumları n da bulunduğ unu dü ş ünerek teselli bulmal ı dı r. pusula. betili sanat * Doğ anı n görünen biçimlerini iş leyen sanat. mektup. beter *İ yice kötü. beti bereketi kalmamak (veya kaçmak) * azalmak. * Bir ş eyi. beti * Resim ve heykel sanatları nda varlı kları n biçimi. . figüratif. kafa tutmak. betatron * Elektronları hı zland ı ran elektromanyetik bir araç. bet suratlı * Yüreğ inin kötülüğ ü yüzünden belli olan. beterleş mek * Beter duruma girmek veya o durumda bulunmak. betim * Betimlemek iş i. beti benzi kireç kesilmek (beti benzi atmak. bir kötülük yapacakmı ş gibi durmak. korkmak. bet bet bakmak * kötü kötü bakmak. solmak veya beti benzi uçmak) * herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak. etelemek betelemek. beterleş me * Beterleş mek i ş i veya durumu. bir kimseyi. dikleş mek. kitap. tezkere. beta * Yunan alfabesinin ikinci harfi -B. figüratif sanat. betimleme. beta ı ş ı nları * Radyoaktif cisimlerin yaydı klar ı üç ı ş ı ndan biri.

dayanı kl ı . betimleyici * Betimleme yanlı sı . tasvirî dil bilgisi. beton gibi * çok sağ lam. betimlemeli dil bilgisi. betimsel * Betimle ilgili. sert. . betine gitmek * gücüne gitmek. betoniyer * Beton karma makinesi. tasvirci. * güçlü. bevliye *İ drar yollar ı hastalı kları . betisiz *İ çinde insan. dayanı klı . betonla ş mak * Beton duruma gelmek. tasvir etmek. betimsel dil bilgisi * Bir dilin belirli çağ ı nı inceleyen dil bilgisi. demirli beton. betimlenmek * Betimlemek iş i yapı lmak. nonfigüratif. esnekli ğ i artı rmak için metal ve çimentodan yararlanma yöntemi. betisiz sanat * Beti kullanmayan nonfigüratif sanat. betoncu * Yapı larda beton dökme iş leriyle uğ ra ş an usta veya i ş çi.betimleme * Betimlemek iş i. betonarme * Yapı da gücü. betonkarar * Beton karma makinesi. çakı l gibi maddelerle karı ş ması sonucu olu ş an sert. betimlemeci * Betimlemeye ağ ı rlı k veren. kendine özgü belirtilerini tam ve açı k biçimde söz veya yazı ile anlatmak. beton * Çimentonun su yardı mı yla kum. üroloji. kendine yedirememek. hayvan ve doğ a ögeleri bulunmayan (resim veya heykel). betimlenme * Betimlenmek durumu. betonla ş ma * Betonlaş mak durumu. tasvir. betimlemek * Bir nesnenin. bağ lay ı cı yapay y ı ğ ı ş ı m. tasvirî.

kara karş ı tı . * Komutan. ileri sürmek. bey * Günümüzde erkek adları ndan sonra kullan ı lan sayg ı sözü. * Erkek özel adları yerine kullanı lı r. as. *İ skambil kâğ ı tları nda birli. hayallerin doğ uş ve değ erlerini. söylemek. beyaban beyan * Söyleme. bevliyecilik * Bevliyecinin iş i veya mesleğ i. bey mi yaman. * Boy gibi küçük bir toplumun veya küçük bir devletin baş kanı . bunları n anlatı mı nda tutulacak yolları konu edinen bir edebiyat bilgisi dal ı . * Erkek sı fatları nı n hemen arkası na eklenir. el mi yaman. düş üncelerin. bey (veya pa ş a) gibi yaş amak * bolluk içinde yaş amak. bay. beyan etmek * bildirmek. * Bir eserde. bevvap * Kapı cı . * Mahalle okulları nda hademe.bevliyeci *İ drar yolu hastalı klar ı hekimi. koca. beyaz * Ak. beyaz adam . * Beyaz ı rktan olan kimse. beyanname * Bildirge. bey mi yaman. * (baskı da) Normal karal ı kta görünen harf çe ş idi. duyguları n. kokulu ve tatlı bir armut türü. bey armudu *İ ri. beyanat * Demeç. * Çöl. plutokrasi. el mi yaman * Bkz. anlatmak. * Zengin. bey karde ş * erkekler için seslenme sözü. bildirme. beyanat vermek (veya beyanatta bulunmak) * demeç vermek. bey erki * Zengin erki. ürolog. ileri gelen kimse. * Bu renkte olan. * Eş . bildiri.

beyaz dizi * Genellikle sevgi konuları nı basit bir biçimde iş leyen romanlardan oluş an dizi. beyaz cam * Televizyon ekranı . bulaş ı k makinesi gibi ev aletlerine toplu olarak verilen ad. . Kuzey Amerika. beyaz et * Tavuk. beyaz kitap * Bir sorunu aydı nlatmak ve savunmak için bir kurum veya hükûmetçe yayı mlanan kitap. balı k vb. beyaz peynir * Beyaz renkli bir tür peynir. Güney ve Batı Asya ile Kuzey Afrika'da yaş ayan ve teninin rengi aç ı k olan ı rk. Beyaz Rus * Ekim ihtilâlinde komünist kı zı l yönetimden kaçan Rusyalı kimse. beyaz kömür * Akarsulardan elde edilen elektrik gücü. * Avrupalı . * Beyaz Rusya halkı ndan olan kimse. beyazı ms ı * Beyaza çalan. beyaz ı rk * Avrupa. beyaz ş arap * Sadece beyaz üzüm ş ı rası ndan yapı lan ş arap. beyaz etmek (veya beyaza çekmek) * yazı yı temize çekmek. beyaz perde * Göstericiden çı kan görüntülerin üzerinde yans ı dı ğ ı . beyazı mt ı rak * Beyaza çalar renk. çamaş ı r makinesi. beyaz iş * Beyaz pamuklu veya keten kumaş lar üzerine beyaz veya renkli ipliklerle yapı lan sarma i ş . beyaz zehir * Eroin. * Sinema. etlere verilen genel ad. beyaz sabun * Beyaz renkli bir tür sabun. beyaz oy * Onaylayı cı oy. kokain gibi sı vı olmayan uyuş turucu madde. beyaz e ş ya * Buzdolabı . sinema filminin oynatı ldı ğ ı yüzey.* Beyaz ı rka mensup olan ki ş i. beyaz baston * Görme özürlülerin yürürken kulland ı klar ı madenî çubuk.

beyazlatı lmak * Beyaz duruma getirilmek. ağ armak. ağ artma. beyefendi * Saygı belirtmek için erkek adları nı n sonuna getirilen veya bu adlar ı n yerine kullan ı lan san. beygirci * Beygir besleyen veya kiraya veren kimse.beyazı n ad ı . * Ağ artı . esmerin tad ı * esmerleri övmek için söylenir. beyaztilki * Tilkinin kı ş lı k tüyünden yap ı lan kürk. beyazsinek * Özellikle pamukları n üzerinde üreyerek bitkinin öz suyunu emen ve kuruması na sebep olan bir sinek türü. * Dokunan kumaş ları n renk tonları nı açan veya beyazlatan ve kumaş lar üzerindeki lekeleri gideren (kimse). beygir gücü * Saniyede 75 kilogrammetrelik iş yapan bir motorun gücü. beyazlatmak * Beyaz duruma getirmek. beybaba * Yaş lı erkeklere teklifsizce sesleniş biçimi. beyazlanmak * Beyaz duruma gelmek. araba çeken. * Çocukları n babaları için kulland ı ğ ı sayg ı sözü. beygir * At. üstüne binilen at. * (kâğ ı tçı lı kta) Parlaklı ğ ı n iyileş tirilmesi için hamur bileş enlerinin renginin az veya çok oranda değ iş tirilmesi veya giderilmesi. beyazlı * Beyazı bulunan. * Atlama beygiri. beyazlaş mak * Beyaz duruma getirmek. ağ artmak. beyazlatı cı * Daha beyaz duruma getiren kimyasal madde. beyazlatma * Beyazlatmak iş i. ağ arma. ağ artı lmak. beyazlaş ma * Beyazlaş mak iş i veya durumu. beygirli . beyazlı k * Beyaz olma durumu. beyazlanma * Beyaz duruma gelme. * Yük taş ı yan.

beyin y ı kamak . * Bilgisi. beyin omurilik sı vı sı * Örümceksi zarla ince zar arası ndaki boş lukta bulunan beyinle omuriliğ i çepeçevre saran sı vı . anlamsı z. kafa içinin. beyin gücü * Bir ülkede ileri düzeyde iyi yetiş miş olan meslek ve bilim adamları ile uzmanları n fikir gücü. beygir için. beslenen bölgenin çal ı ş maz duruma gelmesi. beyin jimnasti ğ i * Bkz. beyin kar ı ncı kları *İ çinde beyin-omurilik s ı vı sı bulunan. beyin orağ ı * Beynin iki lopu arası ndaki zar. zihin jimnastiğ i. beyin göçü *İ leri düzeydeki meslek ve bilim adamları ile uzmanları n bir baş ka geliş miş ülkede yerleş ip çalı ş mak amacı ile kendi ülkelerinden ayr ı lmas ı . beygirsiz * Beygiri olmayan. * Muhakeme. beyin takı mı * Bir kurum veya kuruluş un yönetiminde etkin rol oynayan kimseler.* Beygiri olan. iki yarı m yuvar biçiminde sinir kütlesinden oluş an. eğ itimi. dimağ . dört boş luğ undan her biri. düş üncesi yüksek düzeyde olan kimse. * Bir ş eyi yönetmede önemli görevi olan kimse. * Beygir gücünde. beyin üçgeni * Beynin alt tarafı ndaki üç kı vrı mlı yuvarlak çı kı ntı . beyin * Kafatası nı n üst bölümünde beyin zar ı ile örtülü. * Yararsı z. usa vurma. beyhude * Boş una. boş u bo ş una. beyhudelik * Beyhude olma durumu. beyin cerrahîsi * Hastahanelerde beyin konusunda ameliyat yapabilen bölüm. beygirlik * Beygire ait. gereğ i yokken. duyum ve bilinç merkezlerinin bulundu ğ u organ. beyhude yere * boş yere. beyin kanamas ı * Beyni besleyen damarlardan bir veya birkaçı ndan dı ş ar ı kan sı zması sonucu. beyin cerrah ı * Beyin konusunda uzmanlı k yapm ı ş cerrah.

beyincik beyinli * Kafatası nı n art bölümünde ve beynin alt ı nda. korteks. beylikçi * Divanı kaleminin baş ı . dü ş ünceli. beyinsel beyinsi beyinsiz beylerbeyi * Sancak beylerinin ba ş ı . * Merkeze tam bağ lı olmayarak bir beyin yönetimi altı ndaki ülke. namaz k ı lmayan. * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı iki dizeden olu ş mu ş ş iir parçası . enternasyonal. etkisi kalmamı ş söz. * Beyni olan. mirî. * Akı ll ı .* insanı . baş ka yönde düş ünür ve davranı r duruma getirmek amacı yla çe ş itli yollarla etkilemek. düş üncesiz. * Beyinle ilgili. herkesin bildiğ i. dimağ çe. . * Herkesin kullandı ğ ı . beyit * Ev. beyin zarlar ı * Beyni üst üste saran üç zar. beylik söz * Herkesin kullandı ğ ı . içinde beyit olan. * Devletle ilgili. hareket dengesi merkezi olan organ. basmakal ı p. * Beyni olmayan. pis (kimse). beylik f ı rı n has çı karı r * devlet görevlisi olmanı n insana birçok kazançlar sağ ladı ğ ı nı ş aka yollu anlatmak için söylenir. çok bilinen. emirlik. beyitli * Beyti bulunan. * Akı lsı z. * Rahat yaş ama. beynelmilel * Milletler arası . beyiye * Bkz. satı mlı k. devlet malı olan. devlete özgü olan. beynamaz * Namazsı z. * Hükûmet. emaret. beyin zarı * Beyni üst üste saran zar. beylik * Bey olma durumu. * Bir çeş it küçük ve ince asker battaniyesi. kendine özgü düş ünce ve dünya görüş üne yabancı laş tı rmak. uluslar arası . * Beyne benzeyen.

beyni sulanmak * düzgün düş ünemez olmak. uluslar arası cı lı k.beynelmilelci * Bkz. * Bey oğ lu. bunalmak. huzurunu kaçı rmak. * kötü bir ş ey sezinlemek. beyni bulanmak * sersemlemek. sarsı lmak. beynelmilelcilik * Milletlerin sosyal sı nı fları arası nda uygunluk olmas ı ve birlikte davran ı lmas ı gerekti ğ ini savunan görüş . tepesi atmak. beyyine * Bir olayı n doğ ruluğ unu ortaya koyabilen yöntem. * Duruş ma sı rası nda bir düş ünceyi gerçekleş tirmek için baş vurulan belge. bunamak. beynine vurmak * (içki etkisiyle) ne yaptı ğ ı nı bilemez duruma gelmek. uluslar arası cı . enternasyonalizm. beynine girmek * herhangi bir konuda birisini yönlendirmek. beyni atmak * Bkz. beynini kemirmek * rahatsı zlı k vermek. ikna etmek. beyninde * Arası nda. beysbol * Dokuzar kiş ilik iki takı m aras ı nda bir top ve sopayla oynanan. * zihninde birden bir düş ünce doğ mak. tutamak. beyni kar ı ncalanmak * zihin yorgunluğ undan düş ünemez olmak. beysbolcu * Beysbol oynayan ve oynatan (kimse). beytülmal * Devlet hazinesi. delil. milletler arası cı lı k. beyni kaynamak * aş ı rı sı caktan sersemlemek. beyninden vurulmu ş a dönmek * beklenmedik bir durum karş ı sı nda olağ anüstü bir üzüntü ve ş aş kı nlı ğ a uğ ramak. beyni sı çramak * aklı baş ı ndan gitmek. beyzade . beyninde ş imş ekler çakmak * çok üzülmek. kanı t. Amerika Birleş ik Devletlerinde yaygı n bir çe ş it oyun. düş ünemez olmak.

* Pamuktan. bez bez bağ lamak * bebeklere altları nı kirletmesinler diye bez koymak. bezci * Bez yapan veya alı p satan (kimse). * Geliş igüzel kuma ş parçası . söbe. beyzî * Yumurta biçiminde. * Herhangi bir cins kumaş . düz dokuma. oval. beze * Yara veya çı ban sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluş an ş iş kinlik. bezdirilmek * Bezmesine sebep olmak. *İ çinden geçen kandan veya öz sudan bazı maddeler ay ı rarak salg ı olu ş turan organ. * Yumurta akı ve pudra ş ekeri ile yapı lan bir çeş it kuru pasta. * Bez (I). b ı kkı nlı k vermek. ziynet.* Soylu kimse. çaput. * Usanç veren. bezmesine yol açmak. beze beze bezekçi . bez * Pamuk veya keten ipliğ inden yap ı lan dokuma. * Herhangi bir i ş için kullanı lan dokuma. * Hamur topağ ı . bezcilik bezdirici * Bezcinin iş i veya mesle ğ i. bezdirilme * Bezdirilmek iş i veya durumu. nazl ı kimse. usandı rmak. beyzadelik * Soyluluk. bezek * Süs. bezdirmek * Bı ktı rmak. paz ı . bezdirme * Bezdirmek iş i. gudde. bez tüyler * Bitkilerde salgı çı karan tüyler. * Bezden yapı lmı ş . * Bir eseri süslemeye yarayan motiflerin her biri. * Özenle büyütülmüş .

bezekli bezeleme * Bezeğ i olan. süs. * Süs. süslenmiş . süslü. süslenmek. süslenmek. bezelemek * Hamur topağ ı yapmak. donatmak. bezen bezeniş bezenme * Bezek. bezetmek * Bezeme yaptı rmak. bezeyici * Bezekleme yapan ressam. yurdumuzun her yanı nda yetiş tirilen. bezeklemek * Süslemek. * Süsleme. * Bu bitkinin yuvarlak tanesi. * Süslemek. dekoratör. bezeme bezemeci * Bezeme yapan oymacı veya nakkaş . bezeli * Bezeğ i olan. * Bezenmek iş i veya durumu. * Bezenme iş i veya biçimi. süsletmek. bezemek. tezyin. * Gelinleri süsleyen kadı n. bezetme * Bezetmek iş i. bezemecilik * Bezemecinin yaptı ğ ı iş . . bezekleme * Bezeklemek iş i. bezelye * Baklagillerden. dekoratif. bezenmek * Bezemek iş ine konu olmak. tezyin etmek. * Bezelemek iş i. nakkaş . bezemek bezemeli * Süslü. * Kendini bezemek. bezekli. süsleyen ş ey.* Duvar ve tavanları boyay ı p birtakı m resim veya ş ekillerle süsleyen kimse. tı rmanı cı bir bitki (Pisum sativum).

bezi herkesin ar ş ı nı na göre vermezler * genel kurallar kiş ilerin isteklerine göre bozulmaz. bezginleş me * Bezginleş mek iş i. bezek. çabuk kurur bir yağ . bezir yağ ı sürmek. bezirgânlı k * Bezirgâna yakı ş ı r davranı ş . bezik *İ ki. bezilme bezilmek bezir * Bezilmek iş i. bezir yağ ı . bezirgânbaş ı * Padiş ahı n kullanaca ğ ı çuha. yorgunluk. bezginleş mek * Bezgin duruma gelmek. bezir yağ ı * Keten tohumundan çı karı lan ve ya ğ lı boya yapmak için içine renkli maddeler kat ı lan. * Bkz. * Keten tohumu. * Bir çocuk oyunu. bezirgân * Tüccar. * Süs. bezirlemek * Bezir yağ ı ile yağ lamak. bezleme * Bezlemek iş i. * Yahudilere verilen ad. bezginlik * Bezgin olma durumu. bezirleme * Bezirlemek iş i. usanç. * Bezmek iş ine konu olmak. * Yaş ama veya iş görme isteğ ini yitirmiş . üç veya dört kiş i arası nda 96 kâ ğ ı tla oynanan bir çeş it iskambil kâğ ı dı oyunu. * Mesleğ ini sadece kazanç için kullanan kimse. * Alı ş veriş te çok kâr amac ı nı güden kimse. bez. . tülbent gibi eş yaları sa ğ lamak ve bunlar ı korumakla görevli kimse.bezeyiş bezgi bezgin * Bezeme iş i veya biçimi. bezlemek * Bez veya kumaş ile örtmek veya kaplamak. bezmek durumuna gelinmek.

* Bkz. bı çak çekmek * üzerindeki bı ça ğ ı birden ele alarak birine saplamaya hazı rlanmak. * Bezgin duruma gelmek. keskin. bı cı rgan bı çak * Boru biçimindeki maden parçaları n içini düzleş tirip parlatmakta kullanı lan alet. dost toplantı sı . manifaturacı lı k. bı çak atmak * bir hedefe bı çak fı rlatmak. . bı çak altı na yatmak * (insan için) ameliyat olmak. bı cı l * Aş ı k kemiğ inin altı nda bulunan küçük bir kemik. bezm *İ çki meclisi. bı çak bı ça ğ a gelmek * bı çakla birbirine saldı racak kadar zorlu kavga etmek. * Bu kemikle oynanan bir oyun. * Bezmek iş i. bezzazl ı k * Kumaş satma iş i. bı cı bı cı yapmak * yı kanmak. bı cı lgan bı cı r bı cı r * Sürekli ve çok konuş ma için kullanı lı r. bezi andı ran.manifaturac ı . * Genellikle benzinliklerde bulunan otomobil yı kama aleti ve yeri. bı çı lgan. * Jilet. bezme bezmek bezsi bezzaz * Kumaş alı p satan kimse. * bı çaklamak. bı çak gibi * ince.* Çocuğ un altı na bez koymak. * Bir sap ve çelik bölümden oluş an kesici araç. * Bez dokusunda olan. * ameliyat etmek. * Çeş itli kesme iş lerinde kullanı lan keskin ağ ı zl ı araç. bezginlik getirmek. bı kı p usanmak. bı cı bı cı * (çocuk dilinde) Y ı kanma. çocuğ u belemek.

* bı çaklamak. sohbet) birden bitmek.bı çak gibi kesilmek * (söz. bı çaklama * Bı çaklamak iş i. bı çakçı * Bı çak ve daha baş ka kesici araçlar yapan veya satan kimse. bı çaklı * Bı çağ ı olan. bı çaklatmak * Bı çakla saldı rı yı tahrik etmek. bı çaklanmak * Bı çaklamak iş ine konu olmak. * Çok az (fark). bı çak gibi saplanmak * (sancı . bı çaklanma * Bı çaklanmak iş i. * Bı çakla yaralamak. bı çak kı nı nı kesmez * kötüler yararlandı klar ı kimselere kötülük etmekten çekinirler. bı çak yarası onulur. bı çak sı rtı * Bı çağ ı n keskin olmayan ters yanı . bı çak yemek * bı çaklanmak. konuş ma. ağ rı ) birden ve güçlü olarak gelmek. dil yarası onulmaz * hakaret. ağ ı r söz gibi gönül kı rı cı davran ı ş ları n hiçbir zaman unutulmayacağ ı nı anlatı r. bı çak vurmak * bı çakla kesmek. duruvermek. bı çak kemiğ e dayanmak * çekilen sı kı ntı artı k katlanı lamayacak bir duruma gelmek. bı çak gibi kesmek * çok keskin olmak. çok yakı n (aral ı k). bı çakla saldı rtmak ve yaralatmak. bı çaklamak * Bı çakla kesmek. bı çakçı lı k * Bı çak ve benzeri ş eyleri yapma veya satma i ş i. bı çaklı k . bı çaklatma * Bı çaklatmak iş i. * birdenbire ve tamamen ortadan kaldı rmak. bı çak silmek * bir iş i bitirmek.

bı çkı * Tahta veya ağ aç biçmekte kullanı lan. kalaslardan daha ince tahtalar kesen. * Bı çak yapmaya elveriş li (maden). * Bı çkı n olma durumu.* Bı çak koyacak yer. bı çı k bı çı lgan * Azmı ş . * Sel veya dere yatağ ı . * Korkusuz. * Bı çkı yapı p satan kimse. bı çkı cı * Bı çkı ile ağ aç ve tahta kesen kimse. bı çkı evi * Tomruklardan kalas. boyları nı ve kenarlar ı nı düzgün ve eş it olarak düzelten i ş yeri. bı çkı nlaş mak * Kabadayı lı k taslamak. kar ş ı lı klı iki sapı olan ve iki ki ş i taraf ı ndan kullanı lan büyük testere. bı çkı nlı k bı dı k bı kı lma * Bı kı lmak iş i. gözü pek. bı kı ş bı kı ş ma * Bı kı ş mak iş i. cesur. bı kı ş mak * Bı kma iş i veya biçimi. bı çkı tozu * Doğ ramacı lı kta bı çkı dan çı kan ve çoklukla yakacak olarak kullanı lan toz ve tala ş . * Hayvanları n tı rnak kökünde oluş an yara. kabadayı . bı çkı n * Külhanbeyi. bı çkı hane * Bı çkı evi. * Bağ budamaya yarayan diş li bı çak. yürekli. bı çkı nlaş ma * Bı çkı nlaş mak iş i. bı kı p usanmak * çok bezmek. . * Kı sa ve t ı knaz. * Saraç bı çağ ı . yayı lmı ş (yara). * Motorla çalı ş an bir çe ş it güçlü testere. bı kı lmak * Usanı lmak.

bı ldı r * Geçen yı l. bı kkı nl ı k * Çok bı km ı ş olma durumu. usand ı rmak. boz renkli. bı kkı nl ı k gelmek * bı kmak. bir yı l önce. * Tekrarlanması . bı ldı rc ı n eti * Bı ldı rc ı n kuş unun saka ve avcı larca beğ enilen k ı rmı zı eti. bı kma bı kmak * Bı kmak iş i. bı ldı rc ı n * Tavukgillerden. bunalmak. erimek. usanmı ş . yurdumuzda en çok güzün. yumuş amak. bezmiş . bı lkı ma * Bı lkı mak iş i veya durumu. al ı mlı (kadı n). * Dayanamaz duruma gelmek. sürüp gitmesi yüzünden bir ş eyden doygunluk veya yorgunluk duyarak onu istemez duruma gelmek. bı lkı mak * Bozulmak. bı kkı ntı * Bı kma duygusu. benekli. bı ldı rc ı n gibi * kı sa boylu. bı ngı ldama . zedelenmek. bı ngı ldak * Kafatası kemikleş meden önce kemiklerin birleş me yerlerinde bulunan kı kı rdak bölümü. usanmak. bı llı k bı ll ı k * Çok tombul. usanmak. bı ngı l bı ngı l * Dolgun ve pelte gibi titrek. bı ktı rmak * Bı kması na yol açmak. bı kkı nl ı k vermek * bir ş eyi sürekli tekrarlayarak karş ı sı ndakini usandı rmak. dolgunca. bı kkı nl ı k vermek. bı ktı rı cı * Bı kkı nlı k verici.* Karş ı lı klı olarak birbirinden bı kmak. etli butlu. eti için avlanan göçebe kuş (Coturnix). bı ktı rma * Bı ktı rmak iş i. bı kkı n * Çok bı km ı ş .

) Kalmak. * Sarkı tmak.* Bı ngı ldamak iş i. * Engel olmamak. * Saklamak. çarpı ş ma gibi durumları karş ı lı klı bı rakmak. * Bir pazarlı kta. * Özgürlük vermek. * Koymak. * Unutmak. yan ı nda götürmemek. terk etmek. korunmak için vermek. titremek. bı rak ki * saymasak. ateş kes yapmak. * Uğ raş maz olmak. terk. * Boş amak. artı k uğ ra ş mamak. bı rak Allah'ı nı seversen * bir kimse veya nesnenin değ ersizliğ ini belirtmek için kullanı lı r. görevlendirmek. mütareke yapmak. * Sal ı verme. * Bir alı ş kanlı ktan veya bir i ş ten vazgeçmek. * Yapı ş ı k olan bir ş ey yap ı ş ı klı ktan kurtulmak. bı rakı lma * Bı rakı lmak i ş i veya durumu. * Yanı na almamak. mütareke. * (ölen. ateş kes. hesaba katmasak da. * Bı rakma i ş i veya biçimi. döndürmek. hürriyetine kavuş mas ı nı sa ğ lamak. bı rakı m bı rakı ş * Bı rakmak iş i. * (bulunduğ u veya dokunduğ u yerde) Olu ş turmak. nesne vb. * Sı nı f geçirmemek. * Bakı lmak. bı rakı ş ma * Karş ı lı klı bı rakmak iş i. yükümlülüğ ünü baş kas ı na vermek. bı rakı t bı rakma * Tereke. * Bı rakmak iş i. belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. artı rmak. bı ngı ldamak * (et ve sı vı için) Yumuş aklı k veya ş iş manlı k sebebiyle oynamak. * Sahiplik hakkı nı baş kası na vermek. ayrı lan birinden iş . terk edilmek. bı rakı ş mak * Savaş ma. * (bı yı k veya sakal) Uzatmak. * Kötü bir durumda terk etmek. bı rakmak * Elde bulunan bir ş eyi tutmaz olmak. * Eski bulunduğ u yerini veya durumunu değ iş tirmemek. * Bir iş i baş ka bir zamana ertelemek. meydana getirmek. * Ayrı lmak. bı rakı lmak * Bı rakmak iş ine konu olmak. ki ş i. * Bir iş in sorumluluğ unu. .

bı yı ğ ı terlemek * bı yı ğ ı yeni yeni çı kmaya ba ş lamak. ba ğ ladı ğ ı m (bağ ladı ğ ı ) yerde (çayı rda) otluyorsun (otluyor) * uzun süredir hiçbir ilerleme ve değ iş iklik göstermiyor (veya göstermiyorsun). bı tı rak * Kı rlarda yetiş en yabanî bir otun dı ş ı dikenli tohumu. bı rakması na yol açmak. bı yı klanma * Bı yı klanmak i ş i. sar ı lı p tutunmaya yarayan sürgün. * Ufak çocuk. bı yı klanmak * Bı yı ğ ı çı kmak. bı yı klı duruma gelmek. bı yı k alt ı ndan gülmek * birinin durumuna belli etmemeye çalı ş arak gülümsemek. bı yı k * Üst dudak üzerinde çı kan kı llar. bı yı klı balı k * Sazangillerden. * Balı klarda deri uzant ı sı . bı yı k bı rakmak * bı yı k uzatmak. * Kadı nlı k organı nı n üst yanı nda cinsel zevk duyumu noktası olan bölüm. bı yı ğ ı nı balta kesmez olmak * kimseden korkusu olmamak.bı raktı ğ ı m (bı raktı ğ ı ). klitoris. * Asma gibi bitkilerde. bı raktı rmak * Bı rakması nı sağ lamak. bı yı ğ ı nı tı ra ş etmemiş olan. bı yı ğ ı nı tı ra ş etmiş olan. bı raktı rma * Bı raktı rmak i ş i. bı yı klı * Bı yı ğ ı olan. bı yı ğ ı nı silmek * bir iş i olmuş bitmiş sayarak onunla uğ raş maktan vazgeçmek. bı yı k burmak (veya bükmek) * çalı m yapmak amac ı yla bı yı kları nı kı vı rmak. eti sevilen bir balı k (Barbus fluviatilis). . bı yı klar ı ele almak * delikanlı lı k ça ğ ı na girmek. bı yı ksı z * Bı yı ğ ı olmayan. büyüklerinin boyu 2 m yi bulan. bı zbı z bı zdı k bı zı r * Davula sol elle vurulan ince değ nek.

çok y ı ll ı k bir bitki (Rosmarinus officinalis).Bi bîaman biat * Bizmut'un kı saltması . biat etmek * birinin egemenliğ ini tan ı mak. biberlemek * Biber serpmek. biberiye * Ballı babagillerden. * Bu bitkinin. biber atmak * içine biber koymak. tazeyken sebze olarak yenilen veya kurutulup baharat olarak yararlanı lan ürünü. biber gibi yanmak * (deri. amansı z. gaddar. pay almamı ş . * Genellikle süt çocukları na süt ve sulu yiyecekleri içirmekte kullanı lan emzikli ş iş e. bîbaht bîbehre biber * Bahtsı z. * Acı . * Biber yetiş tirilen yer. biber salças ı * Kı rmı zı biberden yap ı lmı ş salça.) çok acı mak. kötü talihli. biberlik biberon . zalim. biberli *İ çine biber katı lmı ş . * Osmanlı İ mparatorluğ unda padiş ah ölünce tahta geçecek oğ lunun devlet yönetimindeki etkili gruplarca kabul ve tasdik edilmesi. yurdumuzda çok yetiş en bir bitki (Capsicum annuum). kadersiz. biber tur ş usu * Yalnı zca uzun yeş il biberden yap ı lmı ş turş u. biat edilmek * birinin egemenliğ i tanı nmak. biber gibi * çok acı . Akdeniz çevresinde çok yeti ş en. * Biber konulan küçük kap. biberleme * Biberlemek iş i. * Bir kimsenin egemenliğ ini tanı ma. çiçekleri soluk mavi renkli. kabul etmek. * Payı olmayan. güzel kokulu yaprakları nı dökmeyen. biber katmak. * Patlı cangillerden. * Hoş görüsüz. göz vb.

bibliyografya * Kaynaklar. zarif (kı z). kitap dü ş künlüğ ü. bibliyografik * Kaynakla ilgili. biblo * Çeş itli maddelerden yapı lan heykel. * Kitapsever. kaynakları bilen uzman.bibersiz *İ çine biber katı lmamı ş . * Bkz. * Acı sı z. bibliyotek * Kitaplı k. meme baş ı . çaresizlik. * Üslûp. bîçare olmak * çaresiz kalmak. kütüphane. bibliyomani * Hastalı k derecesine varan kitap sevgisi. * Babanı n kı z kardeş i. bibi bibliyofil bibliyograf * Bibliyografya uzmanı . bibliyografi * Bibliyografya. bibliyotekçi * Kütüphaneci. . vazo gibi zarif küçük süs eş yası . bici bicik bicili bîçare * Çaresiz. zavallı (kimse). cici bici. zavallı lı k. kaynakça. bîçarelik biçem * Biçare olma durumu. cicili bicili. * Bkz. hala. bibliyoman * Bibliyomanisi olan (kimse). biblo gibi * ufak tefek. * Meme.

* Özü. * Herhangi bir ş eyin benzeri.biçenek * Her yı l belirli bir süre otlatı ldı ktan sonra yeniden geliş en bitkilerin biçilerek değ erlendirildi ğ i tabiî çay ı r. döven. biçimleme * Çeş itli maddelerin biçimsel imkânları ile birbirleri arası ndaki düzen iliş kilerini araş tı rma iş i. * Biçilmek iş i. biçici biçicilik biçilme biçilmek * Biçmek iş ine konu olmak. biçerba ğ lar * Ekini hem biçen. biçimci * Biçimcilik yanlı sı olan (kimse). biçim bilimi * Yapı bilimi. morfoloji. ş ekilci. * Sanat ve edebiyat eserlerinde dı ş görünü ş . ş ekil. içeriğ i yeterince önemsemeden.ş ekil. taneleri ayı ran. * Alı ş ı lmı ş kural. biçilmiş kaftan * bütünü ile uygun. biçimlendirilme . biçime ağ ı rl ı k veren görüş . morfem. * Yakı ş ı k alan ş ekil. punduna getirmek. saman ı bağ lam veya balya durumuna getiren makine. belli bir biçime girmek. hem de bağ durumuna getiren makine. formaliteci. * Biçicinin iş i veya mesleğ i. uygun ş ekil. biçerdöver * Ekin biçen. * Tarz. form. biçim biçim almak * biçimlenmek. yalnı z biçim üzerinde duran. biçim birimi * Kelimelere gramer bakı mı ndan biçim veren. * Biçmek iş i. biçimcilik * Biçime sı kı sı kı ya bağ lı lı k. ş ekillenmek. biçime sokmak (veya biçim vermek) * bir ş eyi biçimlendirmek. formalist. * Biçmek iş ini yapan (kimse). fı rsatı nı bulmak. elveriş li (iş ). çoğ u ek durumunda olan öge. biçim * Dı ş görünüş . tutum. davranı ş veya belli biçimin dı ş ı na çı kmayan (kimse). * Manzumelerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dı ş görünüş ü. en uygun durumunu yakalamak. biçimine getirmek * sı rası nı .

ş ekle ait. yakı ş ı ksı zl ı k. ş ekillendirme. biçimi bozuk. biçki diki ş yurdu * Halka açı k terzilik mesleğ ini ö ğ retme ve uygulama yeri. biçki yapmak . biçimlenme * Biçimlenmek iş i. hoş olmayan. biçimsizleş mek * Biçimsiz duruma gelmek. biçimsizleş me * Biçimsizleş mek i ş i.* Biçimlendirilmek iş i. biçimlendirilmek * Bir ş eye biçim verilmek. biçimsellik * Biçime uygun olma durumu. yakı ş ı k alan. yakı ş ı ksı z. amorf. ş ekillenme. biçimli * Biçimi güzel olan. * Kendine özgü billûrla ş mı ş bir biçimi olmayan (madde). biçki diki ş kursu * Terzilik mesleğ ini öğ retmek amacı yla verilen kurs. ş ekillenmek. ş ekillendirmek. biçimle ilgili. ş eklî. * Kötü. formel. biçimlendirme * Biçimlendirmek iş i. biçimsizlik * Biçimsiz olma durumu. biçimselleş tirmek * Biçimsel duruma getirmek. biçimi bozulmak. ş ekilsiz. biçimlenmek * Bir ş ey belli bir biçim kazanmak. biçiş biçki * Biçmek iş i veya biçimi. * Biçime dayanan. biçimsel biçimselleş tirme * Biçimselleş tirmek iş i. biçimlendirmek * Bir ş eye belirli bir biçim vermek. * Bir kuramı biçimsel bir kurama dönüş türmek. mevzun. biçimsiz * Kendine özgü bir biçimi olmayan. * Çirkinlik. * Ortamı na uygun düş en. * Dikilecek kumaş ı belli bir modele ve ölçüye göre kesme sanatı .

biftek bîgâne * Izgara veya tavada piş irilen dana eti dilimi. makine ile kesmek. * Bedenin belden aş ağ ı bölümlerini y ı kamakta kullanı lan tuvalet aracı . * Alt ve üst tabanları birbirine paralel ve eş it iki çokgenden. * Bidon satan kimse. bîdar bid'at *İ slâm dininde Hz. *İ çine sı vı maddeler konulan. * Sonradan türeyen ş ey. * Kadı nları n saçları nı kı vı rmak için kullandı kları . Muhammed zamanı ndan sonra ortaya çı kan de ğ iş ik yarg ı lar ve ilkeler. * Yaylı m ateş iyle öldürmek. * Yabancı . biçkici biçme * Kumaş ı belli bir modele göre biçen (kimse). bidayet * Baş lama. bide bidon bidoncu bienal * Yı l aş ı rı . paha. * Uyanı k. * Dikilecek kumaş ı belli bir ölçüye ve modele uygun olarak makasla kesmek. biçmek * Belli bir biçim vererek kesmek. yanal ayrı tı lar ı da eş it ve paralel doğ rulardan olu ş an çok düzlemli cisim. çoğ unlukla silindir biçiminde kap. plâstik veya çinkodan yapı lmı ş . * Bîgâne olma durumu. biçki yurdu * Biçki ve dikiş okulu. *İ lgisiz. tı rpanla. * Biçmek iş i.* dikilecek kumaş ı belli bir modele ve ölçüye göre kesmek. * Ekini. boru biçiminde küçük araç. * Yontulmuş yapı taş ı . fiyat) Koymak. biçtirmek * Biçmek iş ini yaptı rmak. bîgânelik bigudi . iki yı lda bir olan. otu orakla. prizma. metal veya plâstikten. * (değ er. baş langı ç. biçtirme * Biçtirmek iş i. men ş ur. sac. uyumayan.

tereddütlü. çaresiz. bîkes bîkeslik bikini *İ ki parçalı kadı n mayosu. * Giriş ilen herhangi bir iş te. erdenlik. bîhu ş bîilâç *Ş aş kı n. aklı baş ı nda olmayan. bilâkis bilânço * Tersine olarak. bilâistisna *İ stisnası z. tam tersine. deli. * Bir kuruluş un veya bir ticarethanenin belirli bir dönem sonundaki veya belirli bir gündeki taş ı nı r ve taş ı nmaz varlı klar ı ile bunları sa ğ lamak için kullanı lan öz ve yabancı kaynakları dengeli olarak gösteren çizelge. herhangi bir kı sı tlama olmaksı zı n. tersine. bîkarar * Kararsı z. * Bîkes olma durumu. ayrı ks ı z. bijuteri * Kuyumcunun yaptı ğ ı değ erli takı lar ı n tamamı . bikarbonat * Hidrojen karbonatları n genel ad ı . gerçekten. umutsuz. bikir * Kı zl ı k. sonradan. * Habersiz. aksine. bilgisiz. * Hakkı ile.bîgünah bîhaber bihakkı n * Suçsuz. bilâhare * Sonra. * Kimsesiz. * Değ erli olmayan maden veya taş lardan yapı lmı ş tak ı . hakkı olarak. sonraları . bilâr * Katranl ı kı ldan yap ı lan ve kalafat iş lerinde kullanı lan bir tür macun. süs eş yası . bilâder ağ acı * Amerika elması . bilâkaydü ş art * Kayı ts ı z ve ş artsı z olarak. bijon anahtarı * Araba tekerleklerinin somunları nı sökmek için kullanı lan alet. belirli bir süre sonunda elde edilen iyi ve kötü sonuçlar ı n kar ş ı lı klı durumu. daha sonra. sersem. günahsı z. . ayr ı m yapı lmadan. *İ lâçsı z.

bilârdoculuk * Bilârdo salonunu iş letme veya oynama iş i. bildirge * Bir kimsenin resmî bir kuruluş a herhangi bir durumu bildirmek için verdiğ i çizelge. bildiğ ini yedi mahalle bilmez * bir kimsenin çok kurnaz.bilârdo * Yeş il çuha kaplı bir masa üzerinde. araçsı z. bilâvası ta * Vası tas ı z. * Bu açı klamanı n yapı ldı ğ ı kâğ ı t. tebli ğ . doğ rudan do ğ ruya... eskiden beri. bağ lı oldukları vergi dairelerine verdikleri gelir bildirme belgesi. bildirim * Yazı lı olarak yapı lan aç ı klama. * Vergi yükümlülerinin belli zamanlarda. bildiğ ini yapmak * verilen öğ ütleri dinlemeyerek tutumunu sürdürmek. istediğ i gibi davranmak. tebligat. bildirilmek * Bildirmek iş ine konu olmak. bildiğ inden ş aş mamak (veya kalmamak) * hiçbir etkiye aldı rı ş etmeyerek doğ ru bildiğ i davranı ş ı sürdürmek. çok bilmiş olduğ unu anlatı r. bilcümle * Bütün. bildiri ş . fil diş i toplarla ve isteka ile oynanan bir oyun. haber verilmek. hep . tebliğ . dolays ı z. kurum veya bir topluluk tarafı ndan herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazı lan yaz ı . duyurulmak. beyanname. bildiğ ini okumak * herkes ne derse desin bildiğ i. tebliğ . bildik ç ı kmak * birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanı ş tı klar ı nı anlamak. ihbarname.-in hepsi. beyanname. bilârdocu * Bilârdo oynayan veya oynatan kimse. bildirim ödencesi * Süresi belli olmayan sürekli iş sözleş melerinin daha önce bildirim yapı lmaks ı zı n yürürlükten kaldı rı lmas ı sebebiyle yükümlü olanlarca karş ı tarafa verilmesi zorunlu olan ödence. aracı sı z. bildirilme * Bildirilmek iş i veya durumu. bildik * Tanı dı k. bildim bileli (veya bildik bileli) * öteden beri. bildiri * Resmî bir makam. * Bilimsel bir konu üzerine yaz ı lan açı klama. ihbar tazminatı .

belirsiz geçmiş . önceden tasarlayarak. gel-ecek gibi. gel-ir. * Anlatmak. bildiri ş mek * Bir duygu veya düş ünceyi i ş aretle veya sesler dizgesiyle bildirerek anla ş mak. ifade etmek. . bileğ inin hakkı ile * kendi gücü ve kendi çalı ş ması ile. * Herhangi bir konuda bilgi vermek. bilecenlik * Bilecen olma durumu. çakı . bildiri ş im *İ leti ş im. beyan.* Bildirmek iş i veya biçimi. bile bile * Bilerek. bile * Birlikte. bildirme kipleri * Belli zaman kavramı veren. * (giysi eteğ i için) yalnı z ayaklar görünecek kadar (uzun). haberleş me.ş imdiki zaman. her ş eyden anlayan. bildiri ş me * Bildiriş mek iş i veya durumu. düş ünülerek. komünikasyon. bildirme cümlesi * Yüklemi bildirme kiplerinden biriyle kurulan cümle. bileğ inde altı n bileziğ i olmak * Bkz. kar için) ayaklar ı içine gömülecek biçimde. bildirmek * Herhangi bir ş eyi haber vermek. bilerek aldanm ı ş görünme. bilecen * Her ş eyi bilen. gel-iyor. bildirme * Bildirmek iş i. makas gibi kesici araçları bilemekte kullanı lan ince taneli sar ı ş ist. bileğ i * Kesici araçları bilemek için kullan ı lan alet. kasten. gelecek zaman kipleri: Gel-di. * Üstelik. * Aynı zamanda. * Bilgiçlik taslayan. geniş zaman. da. gelmiş . bile bile lâdes * Kötü bir durumu öyle gerekti ğ i için kabullenmiş görünme. de. bileğ ine kadar (veya bileklerine kadar) * (çamur. ukalâ. belirli geçmi ş . kolunda altı n bileziğ i olmak. bileğ ine güvenmek * gücüne veya hünerine güvenmek. isteyerek. dahi. bileğ i taş ı * Bı çak.

* Güçlendirmek. bilemek * Kesici aletleri zı mpara veya bile ğ i taş ı nda keskinle ş tirmek. * Hı rslanmak. mürekkep. keskinle ş tirmek. bileş ik kap * Birleş ik kap. * Bir bileş ke olu ş turan kuvvetlerin her biri. bilenme bilenmek bilerek bileş en bileş ik * Birleş erek oluş mu ş . * Bir iş e yoğ un bir biçimde hazı rlanmak. bileş ik faiz * Süre tarihine dek birikmiş faizlerin ana paraya eklenmesiyle elde edilen toplam üstünden ödenen faiz. * Güç. keskin duruma getirmek. bilek güreş i * Karş ı lı klı iki kiş i dirseklerini dayayarak birbirlerinin bileğ ini bükmek. mürekkep faiz. basit olmayan. * Ses ve görüntünün birlikte yer aldı ğ ı film parçası . * Kimyasal tepkimeler sonucu iki veya daha çok elementten oluş an ve bunlardan bağ ı ms ı z fiziksel. a ş ı rı derecede istemek.bilek * Elle kolun. bilemedin (veya bilemediniz) * en çok. konsantre olmak. bilek damar ı * Nabı z. kol kuvveti. kasten. bilek gücü * Kol kuvveti. kalı n. kimyasal nitelikler gösteren (madde). bilek saati * Bileğ e takı lan küçük saat. * isteyerek. bilek gibi * (saç veya akarsu için) gür. ayakla bacağ ı n birleş ti ğ i bölüm. * Bilemek iş ine konu olmak. * Bilenmek iş i. keskin duruma getirilmek. etkisini artı rmak. kuvvet. bilek kuvveti * Beden kuvveti. en fazla. * Oyunlarda bileğ in incinmesini önlemek için bile ğ e takı lan meş in sargı . bileklik bileme * Bilemek iş i. .

bileş ik kaplar * Birleş ik kaplar. * Bileş mek iş i. çiçekleri kömeç durumunda toplu olarak bulunan. terekküp etmek. bilet satmak. biletçi biletçilik * Bilet satma iş i. * Bilemek iş ini yapt ı rmak. terkip. * Bileş me sonucu oluş an cisim. bileş tirmek * Bileş mesini sağ lamak. bileş im *İ ki veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş turma. geometrik toplam. biletli biletme biletmek * Bileti olan. bileş ke bileş me bileş mek *İ ki veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş turmak. * Bir cisme uygulanan birkaç kuvvetin toplam etkisine eş it olan tek kuvvet. paralel kenar kuralı na uygun olarak geometrik toplamı nı almak. bileş ik kesir * Payı paydası na eş it veya pay ı paydası ndan büyük olan kesir. muhassala. bileş ikgiller * Bitiş ik yapraklı iki çeneklilerden. bileş ik önerme * En az iki önermeden oluş an yeni önerme. bilet kesmek * bileti koparı p alı cı ya vermek. * Bilet satan görevli. bilet * Para ile alı nan. sinema. ulaş ı m araçları na binme veya bir talih oyununa kat ı lma imkânı nı veren belge. terekküp. * Bileş mek iş i veya durumu. * Biletmek iş i. . bileş tirme * Bileş tirmek iş i. bileş tirici * Bileş tirmek iş ini yöneten kimse. *İ ki veya daha çok vektörün. * Bir maddenin hangi kimyasal türlerden oluş tuğ unu belirleyen verilerin tamamı . bazı cinsleri uçucu yağ veya süt ta ş ı yan bir familya. konser. tiyatro gibi eğ lence yerlerine girme.

malûmat. vukuf. * Bilgili.biletsiz bileyici bileyicilik * Bileti olmayan. yağ lama. sı nı r ve güvenilirlik bakı mı ndan inceleyip araş tı ran felsefe dalı . * Bileyicinin yaptı ğ ı iş . pirinç veya nikel kaplı demirden yapı lmı ş . * Bilgi. silindir. *İ ki borunun ucunu birleş tirmeye yarayan halkaya benzer parça. malûmat. kesik koni ve benzeri ş ekilli. bilgi ş öleni * Belli bir konunun tartı ş ı ldı ğ ı bilimsel toplantı . bilgi *İ nsan aklı nı n erebilece ğ i olgu. *İ ş olarak. * Mobilyaları n ayak altları na tak ı lan kare. i ş edinerek. araş tı rma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek. bilgi iş lem * Özellikle bilgisayar vb. uçlar ı açı k ve esnek halka. malûmat. * Bilgeye yaraş ı r (biçimde). * Öğ renme. * Motor pistonları na. bilgi kuram ı * Bilginin temelini. * Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradı ğ ı temel dü ş ünceler. bilim alanı nda uygulanan yöntemleri. * (biliş imde) Kurallardan yararlanarak kiş inin veriye yönelttiğ i anlam. bilezik * Bileğ e süs için takı lan halka. diyelim ki. genel olarak dökme demirden yapı lmı ş . *İ nsan zekâsı nı n çalı ş ması sonucu ortaya çı kan dü ş ünce ürünü. hakim. so ğ utma. söz geli ş i. * Bir durumu öğ renmek. * Bilim. vukuf. bilezikli * Bileziğ i olan. * Kesici aletleri bilemeyi iş edinmi ş olan kimse. bilfarz * Tutalı m ki. hâkimane. dikdörtgen. * (İ lk Çağ felsefesinde) Kendini tanı manı n bilgisi. epistemoloji. zağ cı lı k. bilgi toplamak . sempozyum. * Kelepçe. bilgi edinmek * öğ renmek. hikmet. sayalı m ki. gerçekten. bilfiil bilge bilgece bilgelik * Bilge olma durumu ve niteliğ i. bilgi almak. iyi ahlâklı . zağ cı . makinelerle yapı lan i ş lemlerin düzenli biçimde yürütülmesi. vukuf. malûmat. * Bilezik takmı ş olan. iki ucu delik gereç. olgun ve örnek (kimse). gerçek ve ilkelerin bütününe verilen ad. özellikle sı zı ntı yı önleme gibi amaçlarla yerleş tirilmiş .

bilgilendirmek * Bir konuda bilgi sahibi olması nı sa ğ lamak. * Bilgin olma durumu. bilgilenmek * Bilgi sahibi olmak. sofizm. bilgin geçinmek. bilgiçlik * Bilgiç olma durumu. önceden verilmiş bir programa göre yap ı p sonuçlandı ran elektronik araç. bildirerek.* değ iş ik yer ve kaynaklardan sağ lanan bilgileri bir araya getirmek. bilgilenme * Bilgilenmek iş i veya durumu. bilgilendirme * Bilgilendirmek iş i veya durumu. * Baş kas ı nı yanı ltmak için do ğ ru olmadı ğ ı bilinerek yapı lan uslamlama ve çı karsama. . * Bilgine yakı ş ı r. bilgisayarcı * Bilgisayar alı m satı mcı sı . bilgili * Bilgi sahibi olan. bilgilik * Ansiklopedi. bilgiç bilgiç bilgiç * Bilgisi olduğ unu göstererek. âlim. elektronik beyin. bilgici * Sofist. bilgili geçinen kimse. haberdar etmek. bilgin tavrı nda. bilgin bilgince bilginlik bilgisayar * Çok sayı da aritmetiksel veya mantı ksal i ş lemlerden oluş an bir i ş i. haberli. * Bilerek. bilgin gibi. bilgisayarlamak * Bilimsel bir konuda çok bilgisi olan (kimse). * Bilgisiz olduğ u hâlde bilgili görünmek isteyen. yapı mcı sı veya mühendisi. safsatacı lı k. öğ renmek. * Bilgisayar programcı sı . bilgisayarcı lı k * Bilgisayar ticareti veya uzmanlı ğ ı . bilgiçlik satmak (veya taslamak) * bilmediğ i hâlde bilir görünmek. * Bilgili kimse. kompüter. bilgicilik * Antik Yunan felsefesinde eleş tiri ak ı mı . malûmatlı .

* Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi. * Bilen. âlim. bilim dı ş ı * Bilime aykı rı . bilim kuramı * Bilimlerin koydukları düş ünsel sorunları inceleyen ve tek tek bilimlerin yöntemlerini. gayriilmî. malûmat. ba ş ta. bilerek ve isteyerek.* Bilgisayara geçirmek. cehalet. bilgiyazar * Elektronik sistemle dizgi yapan alet. deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak yasalar ç ı karmaya çalı ş an düzenli bilgi. varsayı mları nı ara ş tı ran felsefe dalı . bilim adamı * Bilimsel çalı ş malarla u ğ raş an kimse. bilimsel * Bilgin. bilim adamı . cahil. özellikle. . temeli olarak yalnı z bilim yöntemine önem verme. ilim. mahsus. bilim * Evrenin veya olayları n bir bölümünü konu olarak seçen. bilim kurgusal * Biyoloji ve elektrikle ilgili olan. * Bilgisiz olma veya bilgi yokluğ u durumu. bilgisayarlaş mak * Bilgisayar düzeniyle donatı lmak. bilim kurgu * Çağ daş bilim verileriyle düş gücünden oluş an film. bili bili bili bilici bililtizam * Bile bile. * Bilgi. bilimci bilimcilik * Bilginin. bilhassa * Hele. * Belli bir konuyu bilme isteğ inden yola ç ı kan. roman vb. belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araş tı rma süreci. bilgin. ilkelerini. malûmatsı z. ilimcilik. en çok. bilime uymaz. bilgisiz bilgisizlik * Bilgi sahibi olmayan. biyonik. * Tavuk gibi kümes hayvanları nı çağ ı rmak için çı karı lan ses. her ş eyden önce. bilim kadı nı * Bkz.

bilincini yitirmek * bilincini herhangi bir sebeple yitirmek. bilim yöntemlerine uygun olmayan gayriilmî. ş uur. ilmî. bilimsel sosyalizim *İ htilâlci sosyalizm. baskı altı nda tutulan isteklerle bunlara bağ lı düş üncelerden oluş an ve bilince ula ş amayan bölümü. * Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydı nlı k olarak izlenme süreci. bilimsiz * Bilime. sı nanabileceğ ini savunan felsefe akı mı . temel görüş . araş tı rı cı ve bağ ı msı z düş ünce. kavramak. * Temel bilgi. bilime dayanan. Marxçı lı k. * Bir toplumdaki ruhî etkinliklerin veya ruhî durumları n bütünü. ş uuraltı tahteş ş uur. bilimsel deneycilik * Her bilginin deneyle veya gözlemle doğ rulanabileceğ ini. bilinç *İ nsanı n kendisini ve çevresini tan ı ma yeteneğ i. bilinç d ı ş ı * Bilinçsizce yapı lan i ş ve etkinliklerin bütünü gayriş uur. bilimsellik * Bilimsel olma durumu. * Kiş inin aklı ndan geçenlerin birinci ki ş i ağ zı ndan yansı tı lması . bilinç kayb ı * Hafı za yitimi. bilinçalt ı * Bilinç dı ş ı olmakla birlikte. ş uur. bilinçlendirmek . bilimsel toplant ı * Uzmanları n katı lı mı ile gündemi bilimsel konuları n oluş turduğ u toplantı . bilimsizlik * Bilimsiz olma durumu bilimsizce iş . dilendi ğ i zaman kapsam ı ndakilerin bilince çağ rı labildiğ i zihin bölgesi. bilimselleş tirmek * Bilimin metotları na uygun duruma getirmek. bilimselleş tirme * Bilimselleş tirmek iş i. bilinç ak ı ş ı * Düş üncelerin arka arkaya birbirini izlemesi.* Bilimle ilgili. bilimsel düş ünce * Bilim temeline dayanan özgür eleş tirici. *İ nsan ruhunun. * Dimağ . bilinçlendirme * Bilinçlendirmek iş i. bilincine varmak * anlamak.

bilinmez * Anlamı gizli ve anlaş ı lması güç olan. ş uurluluk. * Nesne. muğ lâk. bilinmezlik * Bilinmez olma durumu. bilinmek * Bilmek iş ine konu olmak. bilinmeyen * Değ eri belli olmayan. bilinemezci * Bilginin bağ ı ntı lı oldu ğ una inanan (kimse). ş uursuzluk. * Nesne. * Tanrı 'nı n ve evrenin nereden türediğ inin bilinmediğ ini ve bilinemeyece ğ ini ileri süren öğ retiyi benimseyen (kimse). * Belli olmaz. kendi etkinli ğ inin fark ı nda olan. meçhul. anla ş ı lmak. bilinçlenme * Bilinçlenmek iş i.* Bilinçli duruma getirmek. lâedriye. ş uursuzluk. bilinçlilik bilinçsiz bilinçsizlik * Biliçsiz olma durumu. bilinmedik * Bilinmeyen. * Kendi etkinli ğ ini eleş tirmeli bir biçimde sezmeyen. * Eleş tirmeli bir biçimde. ş uurlu. kuş kulu. bilinçle yapı lmayan. bilinemezcilik * Bilginin bağ ı ntı lı oldu ğ una ve bundan dolayı salt olmadı ğ ı na inanan öğ reti. bilinemez *İ nsan aklı yla bilinemeyen ş ey. agnostisizm. * Bilinmek iş i. bilinçli * Bilinci olan. malûm. bilindik. * Tanrı 'nı n ve evrenin nereden türediğ inin bilinmediğ ini ve bilinemeyece ğ ini ileri süren öğ reti. meçhul. bilinmedik. * Bilinci olmayan. bilinçlenmek * Bilinçli duruma gelmek. ş uursuz. ş uurlu. olay ve edimlere uyanı k bulunma durumu. . bilinmeyen (nicelik). ş uursuz. ö ğ renilmek. bilinen bilinme * Değ eri belli olan nicelik. olay ve iş lere kar ş ı uyan ı k bulunmama durumu. lâedri. agnostik. ş uurlanmak. bilindik * Bilinen. * Bilinçli olma durumu ş uurluluk. bilinçle yapı lan.

vukuf. bilisiz * Öğ renim görmemiş . ehlivukuf. cahillik. ehlihibre. biliş * Canlı nı n. sibernitik. * Bildik. ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş imde kullanı lan ve özellikle elektronik aletler aracı lı ğ ı ile düzenli bir biçimde i ş lenmeyi ön gören bilim. biliş im ağ ı * Teknik. cahil. bir nesne veya olayı n varlı ğ ı na ili ş kin bilgili ve bilinçli duruma gelmesi. billâhi * Tanrı 'ya ant içerim" anlamı nda bir ant. önceden tanı ş olmak. bilirki ş ilik * Bilirkiş inin yapt ı ğ ı iş . kristal. biliş çı kmak * tanı mak. * Çözümlenmesi özel veya bilimsel bilgiye dayanan konularda oyuna veya düş üncesine ba ş vurulan kimse. * Billûrdan yap ı lmı ş . biliş imci biliş me biliş mek * Karş ı lı klı olarak birbirini tanı mak. bilisizlik * Bilisiz olma durumu. eksper. "yapar" anlamları ile isimlerle birleş erek birleş ik s ı fat kurar. * Biliş mek iş i. ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş im sistemi.bilir * "Anlar". ehlivukuf. bilir bilmez * yarı m bilgi ile. bilistifade * Yararlanarak. "sayar". biliş im * Teknik. informatik. * "İ nan olsun" anlam ı nda kullanı lı r. . uzman. bilirki ş i * Belirli bir konudan iyi anlayan ve bir anlaş mazlı ğ ı çözümlemek için kendisine ba ş vurulan kimse. biliş im teknolojisi * Biliş imde kullanı lan bütün araç ve gereçlerin olu ş turduğ u sistem. bilip bilmediğ ini göz önüne almadan. ehlihibre. tanı dı k. muarefesi olmak. bilirki ş i raporu * Bilirkiş inin hazı rlam ı ş oldu ğ u rapor. billûr * Bazı cisimlerin aldı klar ı geometrik biçim. * Duru ve temiz kesme cam. * Öğ renmek. * Biliş im alanı nda uzman ki ş i. dost.

* Genellikle billûrdan yapı lmı ş eş ya satan dükkân. muamma. irisin arkası nda. kristalle ş me. * Diyalize uğ rayarak çözümlenen madde. mercimek biçim ve büyüklüğ ündeki saydam cisim. billûru andı ran. * Herhangi bir cisim moleküllerinin bazı fizik ve kimya de ğ iş meleriyle geometrik biçim alması . bilmece çözmek * bilmecenin cevabı nı bulmak. niteliklerini üstü kapalı söyleyerek o ş eyin ne olduğ unu bulmayı dinleyene veya okuyana b ı rakan oyun. * Bilgi edinmenin gaye ve sonucu. billûr gibi. billûrla ş mak * Billûr durumuna gelmek. * Bol ı ş ı klı . göğ üs). billûr durumunda yoğ unlaş mak. billûrlu *İ çinde billûr bulunan. * Bilmek iş i. bilmediğ i beş vakit namaz * her ş eyi pek iyi bilir. kristalleş mek. * Belirgin duruma gelmek. bilmece gibi konuş mak * açı k. netlik kazanmak. billûriye * Billûrdan yapı lmı ş veya billûrla ilgili. anlamı nda bir söz. billûrî * Billûra benzer. çok temiz (su). * Bilinmeyen ş ey. . kristaloit. gerdan. koloit karş ı tı .* Koç yumurtası . pı rı l pı rı l parlayan (yer). billûrla ş ma * Billûr durumuna gelme. * Billûra benzeyen. billûrsu bilme bilmece * Bir ş eyin ad ı nı anmadan. billûrla ş tı rma * Billûrlaş tı rmak i ş i. * Bir ş eyin ne oldu ğ unun bilincine varma. billûr gibi * çok duru. mercek görevini yapan. muamma. billûrla ş tı rmak * Billûr durumuna getirmek. bilmeden * bilmeyerek. anlaş ı lı r biçimde konuş mamak. * (ses için) pürüzsüz. billûr cisim * Gözde. * sonucun ne olacağ ı nı kestiremeden. * çok beyaz ve pürüzsüz (kol.

sizlere de. var saymak. * Tanı mak. * Bir bilim veya sanat dalı nda yeterli olmak. kim. * Bir iş yapmaya alı ş mı ş olmak. bir ş ey bilmez göstermek. tecahülüarifane. * Bazen "iş ine gelmek". sı rası düş ünce. bencmarking. bilmi ş * Her ş eyi bilir geçinen. "edemez" anlamlar ı nda kullanı lı r. çok bilmiş . hatı rlamak. * Bkz. bilgileş im. bilmezleme * Bilmezlemek iş i. hatı rbilmez. bilmemek * birlikte kullanı ldı ğ ı fiilin bir türlü gerçekle ş emediğ ini anlat ı r. * -a/-e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleş ik fiiller oluş turur. size de. bilmezlikten gelmek * bilmiyor görünmek. elinden gelmek. teçhil etmek. karş ı lı k olarak. bilmem hangi (veya bilmem kaç. * Anlamak. teçhil. bilmezlik. * Sanmak. kavramaz. bilmünasebe * Sı rası gelince. bilmezlikten gelme * yazarı n. bildiğ i belli olan bir ş eyi bilmez veya baş ka türlü bilir görünecek yolda bir anlatı ş sanatı .bilmek * Bir ş eyi anlam ı ş veya öğ renmi ş bulunmak. nas ı l. "uygun bulmak" anlamı nda da kullan ı lı r. * Sorumlu tutmak. * Saymak. *İ nanmak. tereddüt anlam ı nı verir. cehalet. * Geniş zamanı n olumsuz birinci tekil kiş isi olarak bilmem biçiminde kullanı lı nca duraksama. ş aş ma. bilmezlikten gelmek. bilsat * Kuruluş lar. * (davranı ş töresinde) Ben de. bilmezlemek * Bir kimseyi. tecahül etmek. bilmez * Anlamaz. ş irketler aras ı nda bilgi satma. bilmezlik * Bilmez olma durumu. kadirbilmez gibi sözlerle "yapamaz". ne) * önemli veya anlatı lmas ı gerekli görülmeyen ş eyler için kullanı lı r. farz etmek. bilgiçlik taslayan. bilmukabele * Karş ı lı klı olarak. . bilmemezlik * Bilememe durumu. bilmezlenmek * Bilmiyor gibi görünmek. bilmezlenme * Bilmezlenmek iş i.

* Bu sayı nı n adı ve bu sayı yı gösteren rakam. bilyon bin * On kere yüz.. bin kalı ba girmek * birbirine benzeyen birçok iş yapmak. kı yaslanmayacak ölçüde. bin bir * Pek çok. bin pi ş man olmak * çok piş man olmak. * Taş . dolaylı . otomobil gibi taş ı tlar ı n tekerleklerinde sürtünmeyi azaltmak amacı yla içine çelik bilye yerleş tirilmiş bölüm. kamu. toprak. * Milyar. * Motorlu taş ı tlarda dönme veya sürtünme etkilerini azaltmak. bin kat * Pek çok. araçla. bin dereden su getirmek * birini kandı rmak için birçok sebep ileri sürmek. bin can ile * çok isteyerek. -in hepsi. aş ı nmayı ve enerji yitimini önlemek için. bir ba ş çı * her iş e. küçük yuvarlak. bilyeli * Bilyesi olan. gönülden. bin iş çi.bilumum bilvası ta bilye * Bütün. göbeklerdeki yataklara yerle ş tirilen. bin bilsen de bir bilene danı ş * bir insan bir ş eyi ne kadar iyi bilirse bilsin. 1000. dokuz yüz doksan dokuzdan bir artı k. bin dall ı * Çoğ unlukla mor kadife üzerine sı rma ile kabartma dal. bin derde deva * pek çok iş e yarayan. baş olacak bir kimse gerekir. bin bir ayak bir ayak üstüne * herkesin ayakta olduğ u kalabalı k. yaprak ve çiçek iş lenmiş giysi veya örtü. misket.. . bilyeli yatak * Bisiklet. doğ rudan doğ ruya olmayarak. * Bir isimden önce geldiğ inde aş ı rı lı k ve çokluk bildirir. cam gibi ş eylerden yap ı lmı ş küçük yuvarlak. öğ ütlerden çok daha etkilidir. M. dil dökmek. her sı kı ntı yı gideren. . maden. hep. * (birinin) Aracı lı ğ ı ile. gene de onu kendisinden daha iyi bilen bulunabilir. sürekli olarak dü ş ünce değ iş tirmek. bin nasihatten bir musibet ye ğ dir * yaş anmı ş olaylar. çoğ unlukla çelikten. çok sayı da.

bindi ğ i dal ı kesmek * (kendisine gerekli ve yararlı olan ş eyi) fark ı nda olmadan yararsı z duruma getirmek. çok de ğ iş ik. zam. bindirilme * Bindirilmek iş i veya durumu. hamil. . * Çatı . binaen * -den dolayı . bina etmek * yapmak. dayamak. bundan ötürü. bindirimli * Fiyatı art ı rı lmı ş . bin türlü bin yaş a! * Birbirinden çok farklı . bindi * Destek. inş a etmek. binde bir * çok seyrek olarak. yapmak. büyük zorlukla. bindirim * Fiyat artı rma. binba ş ı lı k * Binbaş ı rütbesi veya binbaş ı nı n görevi. bindirilmek * Bindirmek iş i yapı lmak. bunun üzerine. bînamaz binba ş ı * Bkz. bunun için. * (bir düş ünce sistemine göre) kurmak.bin tarakta bezi olmak * birçok iş le uğ raş mak. * (memnunluk bildirmek için kullanı lan söz) çok yaş a!. * Arapça fiil çatı sı nı konu edinen bilim ve kitap. zamlı . -den ötürü. bin zahmetle * çok zor. kendi eliyle yok etmek. beynamaz. bindirilmi ş kuvvetler * Motorlu taş ı tlara bindirilmiş asker birlikleri. kurmak. -diğ i için. bina * Yapı . binaenaleyh * Bundan dolayı . * Dayanarak. * Rütbesi yüzbaş ı ile yarbay arası nda bulunan ve ası l görevi tabur komutanlı ğ ı olan subay.

* Kapı . * Ata binme ustalı ğ ı . bininci * Bin sayı sı nı n sı ra s ı fatı . binmesini sağ lamak. sı rada dokuz yüz doksan dokuzuncudan sonra gelen. çı karma yerine gitmek için kendilerine ayrı lan deniz araçlar ı na binmeleri. * Binilmek iş i. * Ata iyi binen kimse. binek * Binmeye ayrı lmı ş ş ey ve daha çok at. * Ata binilerek yapı lan spor. kiremit. binmeye yarayan. kapak veya kapı nı n arkası na doğ rudan vidalanan. * Bin sayı sı nı n üleş tirme biçimi. bindirme kilit * Gövdesi kutu biçiminde olan. * Üzerine binilen. * Kemerler üzerine oturtulmuş kubbe ile kemerlerin aras ı nı kapatan üçgen biçimindeki kubbe parçaları ndan * Binme iş i. bini bir paraya * pek çok ve ucuz. oturtmak veya içine yerleş tirmek. bindirmek * Bir kimseyi bir ş eyin üzerine çı kartmak. * Binmek iş i yapı lmak. binek atı * Sadece binmek.bindirme * Bindirmek iş i. * Çı karma harekâtı na katı lacak birliklerin. binicilik binilme binilmek . kanatlar ı kapanı nca kalan aralı ğ ı örtebilmek için bu kanatlar ı n kenarı na çak ı lan bini a ş mak * çok fazla olmak. * (taş ı t) Ba ş taraf ı ndan baş ka bir ta ş ı ta çarpmak veya bir yere vurmak. * Birbiri üzerine gelerek eklenen levha. binici * Binen. her defası nda bini bir arada olarak. basit mekanizmalı kilit. her birine bin. biner bingi her biri. binek ta ş ı * At veya arabaya binmek için üstüne çı kı lan yüksekçe taş . * pek çok yapı lan. * Eklemek. bini çı ta. binin yarı sı beş yüz (o da bizde yok) * çok düş ünceli görünen birine ş aka yollu "aldı rma!" anlamı nda söylenir. katmak. dolap gibi ş eylerin. ahş ap parçalar ı nı n durumu. gezmek veya binicilik sporu için yetiş tirilen at. pek çok olan.

pek çok. fizyoloji ve tı p konuları nı mekanik kanunlar yöntemiyle irdeleme. * Eklenmek. * Bir yere gitmek için tren. nihayet. * Birçok bin. * Bin tanesi bir arada olan. * Biniş mek durumu. * Kas kiriş leri birbiri üstüne binmek. * Üstüne binilen hayvan. * Fiyat artmak.bini ş * Binmek iş i veya biçimi. vapur. biomikroskop * Kendine özgü bir ı ş ı k ile kullanı lan çift göz mercekli mikroskop. * Yüksek aş amalı bilginlerin ve yeniçeri subaylar ı nı n giydikleri cübbe. * Bir ş ey s ı kı ş arak yanı ndakinin üstüne ç ı kmak. fı rı na at ı lmadan önce. * Kı rı k bir kemiğ in iki parças ı birbiri üstüne gelmek. * Binmek iş i. öbürünün üstünde olmak. binek atı . * Atlı alay. * Yaklaş ı k olarak üç litrelik büyük ş iş e. içine konuldu ğ u oyuk gözlü tahta. biomedikal * Hem biyoloji hem de tı pla ilgili olan. * (bisiklet motosiklet. *İ ki parçadan biri. sakı nmaz. gözü pek. * Belirli zamanda sı nı rları belirli bir biyotopta bulunan canlı organizmaları n toplam kütlesi. binnetice biny ı l biokütle * Bin yı lı içine alan zaman dilimi. . uçak. biomekanik * Biyoloji. bini ş me bini ş mek binit binit binlerce binlik * Bin liralı k kâğ ı t para. katı lmak. binek hayvanı için) Kullanmak. binme binmek * Yüksek bir ş eyin veya bir hayvan ı n üstüne çı kı p ayakları nı sallandı rarak oturmak. *İ ş istenilmeyen veya beklenilmeyen bir biçim almak. otomobil gibi bir taş ı tta yer almak. * Atlı alayda giyilen giysi. * Sonuç olarak. * Üniversite öğ retim üyelerinin giydikleri cübbe. bîperva * Çekinmez. * Hamur durumundaki ekmeklerin. korkusuz.

* Bu sayı yı gösteren rakam 1. bir alay bir âlem * Kendine özgü bir niteliğ i olan. * Toplu bir durumda. bir sürü. fazla. bir * Sayı lar ı n ilki. bir . kömür gibi bazı ş eylerin ölçü birimi. hep birden.. beraberce. pek çok. bir an * Çok kı sa bir süre için kullanı lı r. bir abam var atar ı m. aynı . bir a ğ ı zdan * hep birlikte. nerede olsam yatar ı m * tek baş ı na bulunan kimsenin istediğ i yerde barı nı p rahat edebileceğ ini anlatı r. yalnı z. * Ortaklaş a olan. * Eş . * Sı fat veya zarf durumunda baş ı na geldiğ i kelimelere kuvvet. bir (veya tek baş ı na) * yalnı z olarak. korkmadan. * Geçmiş te bir zaman. bir fincan kahvenin kı rk yı l hatı rı vardı r. bir araba bir arada . müş terek. * Bu sayı kadar olan. birlikte. * (tekrarlanarak) Bir kez. * Sadece. * Herhangi bir varlı ğ ı belirsiz olarak gösterir. * Odun.. istek veya kesin olmayan anlamlar katar. toplu olarak... bir ara * Kı sa bir süre. * Pek çok.. * baş ka birinin yardı mı olmaksı zı n. önem bakı mları ndan birbirinden farks ı z. birbirine benzer. * Değ er. bir ac ı kahvenin kı rk yı l hatı rı vard ı r * Bkz. hem. bir boyda. bir a ğ ı zdan çı kı p bin dile yayı lı r * ortaya atı lan bir söz çok çabuk yayı lı r. bir (veya sa ğ ) elinin verdi ğ ini öbür (veya sol) elin duyması n * yapı lan bir iyilik gizli tutulmalı . * Birleş ik. * Tek. bir (veya bir de) * hem . bir an önce * Bir ara. I. birbirine e ş it. onunla övünülmemelidir.. * Ancak.* Çekinmeden. * Birçok. olabildiğ i kadar tez. yan ı nda kimse bulunmadan.

her çocuk babası na bakı lmas ı nı ötekinden beklediğ i için sı kı ntı da kal ı r. bir bakı ma * Ba ş ka bir görü ş le. küçük bir sorunu büyütmek. bir a ş ağ ı bir yukarı * amaçsı z olarak gidip gelmeyi anlat ı r. çok az. ayrı ayrı . çok yaş lanmı ş olmak. * Az. bir ayak üstünde bin yalan söylemek (veya bir ayak üstünde kı rk yalanı n belini bükmek) * çok kı sa sürede pek çok yalan söylemek. bir araya getirmek * toplamak. baş ka bir dü ş ünüş le.bir aralı k * Bir ara. bir araya gelmek * bir yerde toplanmak. bir ba ş tan (veya uçtan) bir baş a (veya uca) * bir yerin bir sı nı rdan öbür sı nı rı na kadar. buluş mak. bir aya ğ ı çukurda olmak * yaş ayacak çok az zamanı kalmı ş olmak. bir bir bir bir * Birer birer. bir bardak suda f ı rtı na koparmak * önemsiz. eksiksiz. bir avuç * Bir avuç dolduracak kadar. bir ba ş ı na * Tek baş ı na. bir biçimine getirmek * çözüm yolu bulmak. hepyek. bir atı mlı k barutu olmak (veya kalmak) * bir konuda yapabileceğ i çok az ş eyi bulunmak. bir baltaya sap olmak * belirli bir iş sahibi olmak. bir de Allah bilir * sı kı ntı lı durumlarda söylenilen bir deyim. tam tamı na. * Olduğ u gibi. bir ben. bir arpa boyu (gitmek veya yol almak) * çok az. . bir baba dokuz evlâdı besler. * Bkz. dokuz evlât bir babayı beslemez * çok çocuğ u olan baba. bir ayak önce (evvel) * bir an önce.

bir ç ı rpı da * bir ele alı ş ta. * Biraz. güzel bir belirti ile doyurucu sonuca ulaş ı lmaz. bir damla . bir çenekliler * Oğ ulcuğ u bir çenekten oluş mu ş . * hiçbir zaman. bir çiçekle bahar (veya yaz) olmaz * küçük. bir çift sözü olmak * söyleyecek bir ş eyleri bulunmak. bir bu eksikti * sı kı ntı lı bir durum varken bir yenisinin çı kması üzerine söylenir. bir dalda durmamak * sı k sı k iş veya dü ş ünce değ iş tirmek. baş tan ba ş a. bir daha * bir kez daha. bir daha yüzüne bakmamak * darı lı p ilgiyi kesmek.bir boy * Bir kez. çabucak. bir çift söz * Bir iki söz. * çapkı n kimseler için kullanı lı r. bir çokları * çok sayı da olan (kimse veya ş ey). kapalı tohumlulardan bir bitki sı nı fı . bir boyda * Boyları eş it. * Hele. bir iki. bir çat ı alt ı nda (olmak veya bulunmak) * aynı yapı içinde. bir çuval inciri berbat etmek * düzelmekte olan bir durumu yersiz. ele alı r almaz. bir çöplükte iki horoz ötmez * bir yerde iki kiş i baş olmaz. bir çekirdek geri kalmamak * bütünüyle denk olmak. bir boydan bir boya * Bir yerin bir ucundan öbür ucuna kadar. yanlı ş davran ı ş larla bozmak. bir çift * Bir takı m. bir çenetli * Kapsüllü yemiş lerin tek parçalı olanları .

bir dirhem * Çok az. bir dirhem et bin ayı p örter * biraz kilo almak bazen insanı güzelle ş tirir. bir dirhem bal için bir çeki keçiboynuzu çi ğ nemek * verimi az. birazcı k. bir dediğ i bir dediğ ini tutmamak * söyledikleri birbirine uymamak. bir de * ve olana katarak.* Çok az. fazladan. bir dostluk kald ı ! * az bir mal kalı nca sat ı cı ları n kullandı ğ ı bir özendirme deyimi. bir defada * ara vermeksizin. bir defalı k * Bir kere yapmaya yetecek kadar. * "ilk önce". "hele" anlamı nda da kullan ı lı r. * Bir kereye özgü olan. bir dokun bin ah i ş it (dinle) kaseifağ furdan * insanları konuş turmak için biraz dertlerini deş mek yeter. bir duda ğ ı yerde bir dudağ ı gökte * masallardaki dev gibi korkunç ve çirkin. bir defa * Olup bitti anlatan cümlelere katı lı r. * (çocuk için) Çok küçük. bir don bir gömlek * yarı çı plak. zahmeti çok olan bir iş le uğ raş mak. * umulanı n veya beklenilenin dı ş ı nda bir durumu anlatan cümlelerin ba ş ı na gelir. tutarsı z konuş mak. bir deli kuyuya bir taş atar. birçok kimse tarafı ndan düzeltilemez. bir kereye özgü olarak. bir derece (veya bir dereceye kadar) * biraz. . bir dikili a ğ ac ı olmamak * evi veya mülkü olmamak. bir dediğ i iki olmamak * her istediğ i yapı lmak. bir dediğ ini iki etmemek * her istediğ ini hemen yapmak. kı rk ak ı ll ı çı karamazmı ş * bazen bir kimsenin yaptı ğ ı yersiz bir iş . bir dolu * Birçok. bir deri bir kemik (kalmak) * çok zayı flamak.

bir geceye ait. bir elini bı rak ı p ötekini öpmek * aş ı rı saygı göstermek. tek hücreli. bir gecelik * Bir gece için. ceviz. bir gözeli * Yapı sı tek bir hücreden oluş an (hayvan veya bitki).bir düziye * Sürekli olarak. yarı sı bu * birbirlerine çok benzeyen kimseler için kullanı lı r. iki el bir yüzü y ı kar * bazı durumlarda yardı mcı sı z iş yapı lmayacağ ı nı anlatı r. bir el bir eli yı kar. bir elden * aynı kimse tarafı ndan. bir eli yağ da bir eli balda (olmak) * varlı k ve bolluk içinde olmak. . bir gömlek fazla eskitmiş olmak * birinden daha yaş lı ve daha görmü ş geçirmiş olmak. * bir merkezden. bir evcikli * Mı sı r. f ı ndı k gibi erkek ve diş i organları ayr ı çiçeklerde. bir el * (ateş li silâh için) bir kez atı m. bir elin sesi çı kmaz * bir davanı n bir kiş i taraf ı ndan savunulması etkili ve yeterli değ ildir. ancak aynı kök üzerinde bulunan (bitki). bir fincan (veya bir ac ı ) kahvenin kı rk yı l hatı rı vardı r * iyilik küçük de olsa unutulmaz. bir göz a ğ larken öbür göz gülmez * keder veya sı kı ntı varken dostlar. bir gözeliler * Yapı sı tek bir hücreden oluş an hayvanlar veya bitkiler. * yardı mlaş arak iş ler daha kolay baş ar ı lı r. akrabalar eğ lenmemelidir. bir fende kaz ı k kakmak * bir bilgi veya bilim dalı nda saplanm ı ş kalmak. bir gün evvel * olabildiğ i kadar çabuk. bir gece içinde olup biten. bir göz gülmek * hem gülüp hem ağ lamak. bir elman ı n yarı sı o. sağ ladı ğ ı bir ç ı karla ödetmek. bir elle verdi ğ ini öbür elle almak * yapar göründüğ ü bir iyiliğ i. bir gömlek aş ağ ı * bir derece daha düş ük (birinden).

k ı sa da sürse çekici ve güzeldir. * kazaya uğ ramak. benzer. bir i ş tir oldu * istenmeyen. bir hayli * Epey. bir içim su (gibi) * (kadı n için) çok güzel. bir ho ş * Tuhaf bir ş ekilde. çok.bir günden bir güne * hiç. * huyu değ iş mek. bir hücreli * Bkz. tek tür. bir günlük beylik beyliktir * hoş a giden bir durum. bir i ğ ne bir iplik olmak * Bkz. bir atı lı ş ta. bir neş esizliğ i olmak. bir iki demeden (demeye kalmadan) (veya bir iki derken) * duraksamadan. ölmek. bir ho ş eylemek * hüzünlendirmek. bir hamlede * Çabucak. fenalı k gelmek. bir parça. bezmek. . bir i ş aretine bakmak * bir iş i yapmak için hazı r beklemek. hiçbir zaman. bir kafada * aynı düş üncede. bir gözeli. bir iki * Birtakı m. çok az say ı da. bir güzel * Çok iyi. * Aynı . duraksamadan. bir kalem * Bir an için. garip. iyice. usanmak. bir ho ş olmak *ş aş ı rmak. bazı . bir hâl olmak * bir ş eyin çok tekrarlanması yüzünden bitkin duruma gelmek. biraz. * hüzünlenmek. birkaç kez. kötü bir durum karş ı sı nda söylenir. karş ı sı ndakine vakit bı rakmadan. iğ ne ipliğ e dönmek. bir ho ş lu ğ u olmak * bir rahatsı zl ı ğ ı .

bir kerecik * Bir defaya mahsus olarak. belli durumunu de ğ iş tirmeden. bir defa. bir kı yamettir gitmek (veya kopmak) * çok fazla gürültü. bir kar ı ş beberuhi * çok kı sa boylu kimse. d ı rd ı r eder her gece * sı kı ntı veya yalnı zlı k yüzünden iki dost (bile) birbiriyle dalaş ı r. bir Köroğ lu. ba ğ daş mak. anlamsı z konu ş ur. * Bir kez. yakı nları nı n yanlar ı nda bulunmadı ğ ı nı veya hiç çocukları olmadı ğ ı nı anlat ı r. bir an için göz ardı etmek. * Çok az. bir Ayvaz * bir karı kocanı n çocukları nı n. bir kazanda kaynamak * anlaş mak. ama o. bir kalemde * birden ve toptan. ancak bir kiş iye kı smet olur. telâş olmak. bir kararda bir Allah * insan talihinin her an değ iş ebilece ğ ini ve bunun ola ğ an karş ı lanması nı öğ ütler. çabucak. bir kar ı yla bir koca. bir kar ı ş * Çok kı sa. koş a koş a. bir koltuğ a iki karpuz sı ğ maz * aynı zamanda birden çok iş le ilgilenmek baş arı için sakı ncal ı dı r. patı rtı . bir kol çengi (olmak) *ş en sözler ve davranı ş larla çevresine neş e saçanlar için söylenir. bir koyundan iki post çı kmaz * birinden. bir kenarda durmak * gerektiğ i zaman kullanmak üzere haz ı rda tutmak. bir kaş ı k suda bo ğ mak * bir kimseye çok kı zmak veya çok öfkelenmek. bir kiş i alı r * güzel ş eyi herkes ister. bir karar * Aynı durumunu koruyarak.bir kalem geçmek * boş vermek. bir kere * Aslı nda. gücünün yetmediğ i bir özveriyi beklememek gerekir. uyuş mak. . bir kı zı bin kiş i ister. bir kapı ya çı kmak * aynı sonuca varmak. bir koş u * Koş arak.

değ eri olmamak. biriktirmek.bir köş eye atmak * gerektiğ inde kullanı lmak için bir yere koymak. bir olmak * bir araya gelmek. bir ölçüde * Biraz. birçok yerlere. * Çok küçük (çocuk). bir lokma bir hı rka * hayatta azla yetinmeyi. bir papel etmemek * hiç bir iş e yaramamak. bir misli. bir parça * Biraz. nerede olsa yatarı m . bir o kadar * Ne kadar varsa o kadar daha. birçok. yeknesak. bir kurş un at ı mı * kurş unun gidebilece ğ i uzaklı k. bir katı . çok az. bir nice * Bir hayli. bir postum var atarı m. az ı cı k. bir örnek * Aynı biçimde olan. baş ta gelen. bir nefeste * (söz ve içecekler için) Ara vermeden. bir bu yana * rastgele. bir o yana. birinci. bir kulağ ı ndan girip öbür kula ğ ı ndan çı kmak * söylenen söze önem vermemek. bir paralı k etmek * çok utanacak. bir mum al da derdine yan * baş kalar ı yla uğ ra ş aca ğ ı na kendi durumunu dü ş ün. bir köş eye koymak * saklamak. iş birliğ i yapmak. bir nebze * Çok az. bir parmak * Parmak ucuyla alı nan miktar veya parmak ucuyla alarak. derviş çe geçinmeyi anlat ı r. bir numara * Tek. iş e yaramaz bir duruma dü ş ürmek. belli oranda. bir numaral ı * Birinci. çeş itli yönlere. bir parça.

olduğ undan baş ka türlü düş ünerek hayal kı rı klı ğ ı na uğ ramak. bir ş eyi. bir tahtası eksik * akı lca eksik. bir söyledi pir söyledi * uzatmadan. anlatmak. bir tane . pek çok. bir sı ra * Üst üste. k ı sa kesmek gerektiğ inde söylenir. çok kı sa bir sürede. bir söyle on dinle * az konuş up çok dinlemek yaralı olur. ardı ard ı na. bir ş eyler (veya bir ş ey) olmak * huyu. bir ş eyler. bir yeri) gerçeğ inden. çarçabuk. * belirtmek.* istediğ im yere gider. yarı m akı llı . de ğ erlendirmede yan ı lmak. hemen. birden fenalı k gelmek. istediğ im biçimde davranı rı m. durumu. bir pula satmak * bir kimseyi bir çı kar uğ runa harcamak. bir sı kı mlı k canı olmak * çok cı lı z ve güçsüz olmak. bir ş eyler * daha fazla açı klamamak. sonunda yakalan ı rsı n çekirge (veya üçüncüsünde avucuma dü ş ersin çekirge) * birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çı karak yapanı kötü bir duruma düş ürür. bir ş eye benzememek * iş e yarar durumda olmamak. bir ş ey söylemek * konuş mak. ifade etmek. bir tahtada * bir defada. yekten. * bayı lı r gibi olmak. tutumu değ iş mek. * ölmek. bir solukta * Çabucak. bir ş ey sanmak * (bir kimseyi. bir sürü * Çok sayı da. yeni huylar edinmek. bir pul etmemek * hiç değ eri olmamak. bir ş eyin ş uyuu vukuundan beterdir * söylenti veya dedikodu olayı n gerçekleş mesinden daha kötüdür. iki sı çrarsı n çekirge. suçlu cezası z kalmaz. bir sı çrars ı n çekirge. bir sözünü iki etmemek * birinin her istediğ ini hemen yerine getirmek. gereğ i gibi söyledi.

bir ya ş ı na daha girmek *ş imdiye değ in görmediğ iş aş ı lacak yeni bir ş eyle karş ı laş mak. eskiden. kuvvete yükseltme.* Biricik. bir yandan (yanda) * bir taraftan (tarafta). bir tek atmak * bir kadeh içki içmek. bir yakadan baş çı karmak * bir çatı altı nda dirlik düzenlik içinde yaş amak. benimsememek. ertelemek. bir tutmak (veya bir görmek) * eş it saymak. bölme. bir taş la iki kuş vurmak * bir davranı ş la birden çok yararlı sonuca ulaş mak. bir vakitler * Geçmiş zamanda. bir yana dünya bir yana * bir varlı ğ a çok değ er verildi ğ ini anlatmak için kullanı r. yegâne. sayı lmazsa. hariç tutulursa. vaktiyle. yapı lmamas ı nı n da aynı derecede kötü olduğ unu belirtir. hem. . hem . * hiçbir biçimde. hiçbir yolla. artı k hayal olmuş . bir yana * -den baş ka. bir türlü * (tekrarlı kullanı ldı ğ ı nda) iş in yap ı lmas ı nı n da. * masal gibi geçip gitmiş . bir tanem * Sevgi sözü. bir terimli * Araları nda yalnı z çarpma.. kök alma iş lemleri yapı lacak olan (nicelikleri gösteren terim). bir tuhafl ı ğ ı olmak * kendini iyi hissetmemek. bir yastı ğ a ba ş koymak * (karı koca) evli bulunmak. bir varmı ş bir yokmu ş * bir masala baş larken. eş it görmek. bir torba kemik * çok zayı f. bir yastı kta kocamak * (karı koca birlikte) uzun bir ömür sürmek. "eskiden" anlamı nda söylenen bir tekerleme. bir tarafa b ı rakmak (veya koymak) * önemsememek.. bir temiz * Adamakı ll ı .

arkadaş " anlamı nda seslenme olarak kullanı lı r. yeter ölçüde değ il. bir yol * Bir kez. çok az. biralı k * Bira yapmakta kullanı lan. eskiden.bir y ı ğ ı n * birçok. bira bardağ ı * Bira içmek için yapı lmı ş özel bardak. * Belirli bir süre. birahaneci * Birahane iş leten kimse. dost. biracı * Bira yapı p satan kimse. * Pek az. aynı zamanda da çabuk haz ı rlanan bazı sı cak veya soğ uk yemeklerin yenildi ğ i yer. * "Yahu. * Yeterince değ il. biraz * Kı sa bir süre için. bir yiyip bin ş ükretmek * kötü durumda olanlara bakarak kendi durumunun değ erini bilmek. bir tutum biçimi belirlemek. bir zaman * Geçmiş zamanda. * Bira yapma ve satma iş i. vaktiyle. * Masonları n birbirlerine verdikleri ad. bira mayası * Mayalanmı ş durumdaki biranı n yüzünden alı nan bir tür mantar. vaktiyle. pek çok. eskiden. biraz. bir yolunu bulmak * bir iş i sonuçlandı rmak için çare bulmak. çok değ il. bir yol tutturmak * bir davranı ş . * Çok bira içen (kimse). arpa suyu. * Erkek kardeş . bir sürü. bir zamanlar * Zamanı nda. bira * Arpa ile ş erbetçi otunu mayaland ı rarak yapı lan bir içki. * Az miktarda. birahane * Genel olarak sadece bira içilen. birazdan biracı lı k birader birazcı k .

dövüş mek. * Biri diğ erinin yanı sı ra. birbirine dü ş mek * araları aç ı lmak. birbirini yemek * iki veya daha çok kimse birbiriyle uğ ra ş mak. birbirine katmak * araları nı açmak. birbirine girmek * kavga etmek. tutarsı z. birbiri üstüne gelmek * arkası arkası na. hemencecik. * Tekçi. birbirinin a ğ zı na girmek * birbirine çok düş kün olmak. * Ansı zı n. birbirine kötülük etmek. birazı * Bir parça. * (iplik vb. beraberce. * Tekçilik. birbiri * Karş ı lı klı olarak biri ötekini. birbirinin gözünü oymak * araları nda aş ı rı geçimsizlik olmak. için) dolaş mak. birci bircilik birçoğ u * Çok sayı da olan kimse veya ş ey. ağ ı z birliğ i yapmak. monizm. aralar ı nda anlaş mazlı k çı kmak. araları nı bozmak. çözülmeyecek duruma gelmek. ara vermeden. birbirinin gözünü çı karmak * kı yası ya dövüş mek.* Az sonra. * Birlikte. * karı ş mak. birbiri için yaratı lmı ş olmak * birbiriyle çok iyi anlaş mak. monist. birbirinin a ğ zı na tükürmek * bir sorunda. öteki de onu. birdenbire . * Bir defada. birbirini tutmaz * birbiriyle ilgisi olmayan. olay çı karmak. bir hayli. hepsi bir arada. birçok birden * Oldukça çok. bir olayda sözleş miş gibi. müteaddit. sayı sı belirsiz.

bire . bire be ş katmak * eklemek. bire bir * Verilen ölçüdeki karş ı lı k. * Genellikle fertlerin çevresini aş an. birer birer * Her biri ayrı olarak. küllîden cüz'îye. kullanı lan tohumun belli bir katı kadar ürün vermek. arpa. sentez. * Bu biçimde oluş an bütün. bire bin katmak. * Yalı ndan karmaş ı k olana. uygun. bireylerin bilincinden ba ğ ı ms ı z olan. birebir * Etkisi kesin olan. nedenden etkiye. abartmak. * Bireş im yolu ile elde edilen. bire bin katmak * çok abartmak. ilkeden onun uygulanması na. bireş imli birey * Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varl ı k. iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanları n her biri. *İ nsan toplulukları nı olu ş turan. bir eleman alı narak yapı lan e ş leme. birer * Bir sayı sı nı n üleş tirme sayı sı fat ı . sun'î olarak bile ş ik cisimler oluş turma. * Element veya baş ka maddeleri bir araya getirerek. soy olu ş karş ı tı . .. sentez.. birdirbir * Oyuncuları n birbirinin üstünden atlayarak oynadı kları bir oyun. birey oluş * Yumurtanı n döllenmesinden bireyin yetkin duruma gelmesine kadar geçirdi ğ i geliş im evrelerinin bütünü. vermek * (buğ day.* Ansı zı n. sentetik. * Doğ a bilgisinde türü oluş turan tek varlı klardan her biri. bireş im * Parçalar ı n veya ögelerin bir araya getirilip bir bütün olarak birleş tirilmesi. nohut. terkip. *İ stenildiğ i gibi. fert. birey üstü * Tek bir bireyi aş an. ontogenez. fert. birebir gelmek * etkisini hemen ve kesin olarak göstermek. miktar. bire bir eş leme *İ ki kümenin elemanları arası nda. zorunludan olas ı ya. öncülden varı lan sonuca giden düş ünme biçimi. beklenmedik bir sı rada. fasulye gibi ürünler için) toprak. hemencecik. kendine özgü ay ı rı cı özellikleri de bulunan tek can. insanları n benzer yanları nı kendinde taş ı makla birlikte. genel yasadan bireysel duruma. her birine bir. bir elemana kar ş ı . * Bir türün kapsamı içine giren somut varl ı k. birer ikiş er * Tek veya birkaçı birlikte olarak. * Toplumları oluş turan ve düş ünsel. duygusal. fert.

ferdiyet. kı yamet ondan kopar * bir ş eyden yalnı z bir veya birkaç kiş i yararlanı r da ba ş kalar ı na yararlanma imkânı verilmezse bundan büyük sorunlar ç ı kar. * Eş i. bireysel bireyselle ş tirme * Bireysel duruma getirme. bireye özgü olan. bireysellik * Birey olma olgusu. ferdiyetçilik. ferdiyetçi. ikincisi olmayan ve çok sevilen. * Bütüne. belirtenin hor görüldüğ ünü anlat ı r. biri yer biri bakar.bireyci * Kiş i hakları nı savunan. . bireye. * Bir kiş iyi benzerlerinden ay ı ran özelliklerin bütünü. tek. ferdî. tek olana üstünlük tanı yan görüş . ba ş kaları ndan ayı rmak. benzeri. * Bağ ı ms ı z ki ş iliğ e varan geliş me süreci. * Bireyi benzerlerinden ayı ran niteliklerin bütünü. hor görüldü ğ ünü anlatı r. kendine özgü olan ş eylerin. tek kı lan özellikler veya bunları n tek biçimi. bireyle ş tirmek * Bireye özgü kı lmak. individüalizm. bireysel olarak göz önüne almak. bireylik * Bir kimseyi dı ş gözlemciler gözünde benzersiz. bireyle ş tirme * Bireye özgü kı lma. tutum veya politikalar ı n genel adı . tek. bireycilik * Bireylerin yararları nı toplumsal yararlardan daha üstün veya daha önemli sayan ö ğ reti. genele değ il de. * Bireyle ilgili olan. ferdiyet. * Yüklem durumunda olan bir isim takı mı nı n belirtileni olarak kullanı ldı ğ ı nda. biri e ş ikte biri beş ikte * ufak cocuğ u çok olan kimseler için söylenir. bireyle ş me * Türle ilgili bir örneğ in bireyde gerçekleş mesi. individüalizm. bireysel olan ı n çekilip ç ı karı lması . bireyselle ş tirmek * Bir ş eyi ayrı olarak. biri * Bir tanesi. toplumsal ve tarihî geli ş mesinden. özelliklerin. *İ nsanlar ı n do ğ al. * Tamlanan olarak kullanı lan baz ı isim tamlamaları nda tamlayanı n küçümsendiğ ini. yegâne. * Ancak ortaklaş a ve genel olarak var olan ş eyi bireylere uygulama ve yayma. biri çok olmak * haddini aş arak karş ı sı ndakini usandı rmak. ferdiyetçilik. * Bireycilikten yana olan. * Bilinmeyen bir kimse. birice biricik * En fazla.

* Mal ve paranı n toplanı p çoğ alma süreci. * Bir yerde kendi kendine birikmiş olan ş ey. * Birikme iş i veya biçimi. biriktirmek * Toplayı p yı ğ mak. deneyler sonucu elde edilmiş ş eylerin bütünü. oluş turduğ u yapı içinde. * Herhangi bir kuruluş taki alt bölümlerden her biri. koleksiyon yapmak. biriktirme * Biriktirmek iş i. parayı ölçülü kullanarak art ı rmak. birikiş mek * Bir yere toplanmak. tasarruf etmek. birikme havzası * Kar ve yağ mur sular ı nı n birikti ğ i bölge. * Toplumları n kültürel varlı kları nı n geliş ip geniş lemesi ve uygarlı k düzeyinin yükselmesi süreci. * Herhangi bir aş ı nma sürecinde veya ta ş ı ma iş i yapı lı rken alüvyonlu maddelerin bı rak ı lmas ı . birikiş birikiş me * Birikiş mek i ş i. bir araya gelmek. vahit. tasarruf. * Öğ renme. * Bir niceliğ i ölçmek için kendi cinsinden örnek seçilen de ğ iş mez parça. birincası f . * Dilin. biriktirim * Biriktirme. birikinti birikinti konisi * Dağ lı k bölgelerden veya yamaçlardan sular ı n getirdiğ i kum veya ta ş parçaları nı n bir düzlükte oluş turduğ u yelpaze biçimindeki y ı ğ ı n. * Gözlemler. birimci ekonomi * Birime bağ lı ekonomi. bir yerde toplanı p yı ğ ı lma. * Birbirine eklenip çoğ almak. ünite. birimler bölü ğ ü * Birden dokuz yüz doksan dokuza kadar olan sayı lar bölüğ ü. birikmek * Toplanı p yı ğ ı lmak. birileri birim * Bazı kimseler.birikim * Birikme. * Bir ş eyi. yarar sağ lama gibi sebeplerle bazı nesneleri bir araya getirmek. * Bir kümenin her elemanı veya bir çokluğ u olu ş turan varlı kları n her biri. belli bir düzlemde yer alan öbür ögelerle kurduğ u ba ğ ı ntı larla tanı mlanan ayr ı nitelikli öge. birikme * Toplanı p yı ğ ı lma. ünite.

ana. birinci gelmek (veya çı kmak) * birçokları arası nda en iyi olarak seçilmek. birisi * Bilinmeyen bir kimse. tevhit. dı ş kabuk. uçak vb. birinden) buz gibi soğ umak * birinden tiksinmek. birkaç kiş iden herhangi biri. samimî. yüz yüze iliş kilere dayanan iki veya daha çok insandan meydana gelen topluluk. birinci zar * Yemiş lerin derisi. esas. vapur. susturmak. birinci * Bir sayı sı nı n sı ra sı fat ı . sı ra bakı mı ndan baş kalar ı ndan önce gelen. birinci orun * (tren. * (çoğ ul durumda) Ş ampiyonluk için yapı lan yarı ş malar. * Zaman. birinci ça ğ * Yeryüzünün yaklaş ı k üç yüz milyon yı llı k çağ ı . meyve d ı ş ı . yer. * bir iş i yaptı rmak için yanı nda ayakta durmak. önde gelmek. * Tanrı 'nı n birliğ ini dile getirme. tek duruma getirme. temel. önem sı rası nda en üstün olan kimse. birinci olmak * baş ta gelmek. orun. birinin baş ı na dikilmek * birinin yanı ndan uzaklaş mamak. birincivası f * Birleş ikgillerden. hekimlikte kullanı lan bir bitki. az sayı da. birincilik * Birinci olma durumu. önemde ilk yeri alan. birincil * Sı rada. * (ulaş ı m araçlar ı nda) Mevki. birinin çan ı na ot tı kmak (t ı kamak veya tı kanmak) * sesini çı karamayacak. birincil grup *İ çten. . birkaç birkaç ı birleme * Çok olmayan. * Az sayı da olan kimse veya ş ey. * Sı rada. kötülük edemeyecek bir duruma getirmek (getirilmek).* Birleş ikgillerden hekimlikte kullanı lan bir bitki. sı nı f. az. paleozoik.) Birinci mevki. onu denetim altı nda bulundurmak. * Bir etme. * bir ş eyin yan ı nda ve ayakta beklemek. birisinden biri * içlerinden biri.

birleş ik kaplar * Alt tarafları ndan değ iş ik boyut ve kesitlerde borularla birleş tirilmiş sistem. hasta olmak. birleş ik oturum * Bir arada yapı lan oturum. * Birbirini kesen.). birler birleş en birleş ik birleş ik cümle * Birkaç yan cümle veya ara cümle ile bir temel cümleden kurulan cümle. -se (i-se) gibi ek fiil eklerinden birini alarak bildirdi ğ i zaman: Sevdiydi (sevdi-y-di <sevdi+i-di). kaybolmak. birleş ik kap * Alt tarafı ndan birleş tirilmi ş kaplardan her biri. yay). hissetmek (< hiss etmek). sevecekmi ş (sev-ecek-miş < sev-ecek + i-miş ) sev-er-se (sev-erse < sev-er + ise) gibi. birleş me de ğ eri birleş me . birleş ik oy pusulası * Seçime katı lan bütün partilerin adayları nı ayr ı ayrı gösteren oy pusulas ı . bakakalmak. * Ondalı k sayı sistemine göre yazı lan bir tam sayı da sa ğ dan sola doğ ru ilk sayı nı n bulunduğ u basamak. birleş miş olan. inikat. birleş ik kelime * Ses düş mesi. müttehit. kaptı kaçtı . -miş (i-miş . ses türemesi. buluş ulmak. tek duruma getirmek. * Bir meclisin bir gün içindeki toplanmaları . baş ş ehir. birleş ilme * Birleş ilmek iş i veya durumu. bir noktada kesiş en (doğ ru.birlemek * Bir etmek. gecekondu gibi. kaptı kaçtı (< kaptı kaçtı ) gibi. ayakkab ı (< ayak kab ı ). birleş ilmek * Birle ş mek i ş i yapı lmak. delikanl ı (<deli kanlı ). birleş ik zaman * Yalı n zamanlı ve çekimli bir fiilin -di (i-di). hissetmek. tedavi etmek gibi. üzerindeki ekin görevini kaybetmesi veya anlam kaymas ı dolay ı sı yla aralar ı na ek girmeyerek kalı pla ş mı ş iki veya daha çok sözden olu ş an kelime: pazartesi (< pazar ertesi). kelime türünün değ iş mesi. * Birleş mek i ş i. bir araya gelinmek. * Tanrı 'nı n birliğ ini dile getirmek. birleş im * Birleş mek i ş i. zikretmek. birleş ik fiil *İ sim soyundan bir kelime ile biçim veya anlam bakı mı ndan kaynaş ı p bütünleş en fiil: Reddetmek. * Bir araya gelmiş . * Döllenmek için erkekle diş i hayvanı n bir araya gelmesi. birleş ik isim * Birleş ik kelime biçiminde belirli kurallar içinde kal ı plaş mı ş isim: Aslana ğ zı .

birleş tirme * Birleş tirmek iş i veya durumu. * Birleş miş . vahdet. * Uzlaş mayı sağ layan. * Askerlikte bölük. * En büyük değ erdeki nota. * Cinsel ili ş kide bulunmak. * Tek. domino gibi oyunlarda bir iş aretini taş ı yan kâ ğ ı t veya pul. * Uyuş mak. birleş mek * Ayrı iken tek bir bütün durumuna gelmek. * Buluş mak. bir araya gelmek. * Yanı nda. * Kaynaş mak. biryan * Tandı rda susuz piş irilen kebap. * Aynı amaç çevresinde toplanmak. birlikte * Bir arada. * Bölünmezliğ i içeren yalı n bütün. biryan pilâvı * Biryan yağ ı ile piş irilen pilâv. birleş tirmek * Bir araya getirmek. as. halüsinasyon. ba ğ lant ı . dört dörtlük. vahdaniyet. * Belirsiz olarak çokluğ u anlat ı r (nitelediğ i isim çokluk biçimde olur). * Konunun bir ana düş ünce çevresinde toplanması . . * Bağ lı lı k. * Belli bir topluluğ un yararlar ı nı korumak için kurulmu ş dernek. birli birlik *İ skambil. alay gibi bir bütün sayı lan topluluk. ayn ı görüş te olmak. kimi. bir tane alabilen. bir olma durumu. tabur. bir arada olma durumu. birleş tirici * Birliğ i sa ğ layan. vahdet. * Bir taneden oluş muş . * Sanrı . birlikten kuvvet do ğ ar * toplu veya beraber davranmak daha büyük güç sağ lar. bazı . beraberinde. beraberce. birsam birtak ı m birun * Osmanlı sarayı nda Harem dairesinin ve Enderun'un d ı ş ı nda kalan bölüm. birliktelik * Birlikte olma durumu. benzerlik. birlik olmak * bir iş i yapmak için anla ş mak.* Basit bir cismin bir atomu ile birle ş ebilecek olan hidrojen atomları nı n en yüksek miktarı . *İ ki veya daha çok nesnenin birle ş mesini sa ğ layan.

bismillâh * "Allah'ı n ad ı ile" anlamı nda. çifttekerci. bisküvi * Un. bisiklet * Tekerleğ in ayakla çevrilmesiyle hareket eden iki tekerlekli ta ş ı t. küçük lokanta. bismillah demek * bir iş e uğ urlu olması dileğ i ile ba ş lamak. insan ve memeli hayvanları n vücudunda asalak olarak ya ş ayan böcek. * Molekülünde iki kükürt atomu bulunduran birleş ik. birçok çeş itleri bulunan ve kuzey yar ı m kürede yetiş en bir bitki. * Hidrojenli sülfatlara verilen ad. bisikletsiz * Bisikleti olmayan. biryanc ı * Biryan yapan veya satan kimse. çifttekercilik. bisikletli * Bisikleti olan. bit kadar bit otu * en küçük.biryan yağ ı * Tandı rda susuz pi ş irilerek yapı lan kebaptan çı kan yağ . . bistro bisturi * Neş ter. bisülfat bisülfür bi ş ek bi ş i * Çörek. gevrek kuru pasta türü. korku gibi duyguları belirten söz. çiftteker. kehle (Pediculus). ş eker veya tuzla yapı lan ince. süt. çok küçük. bisikletçi * Bisikletle spor yapan kimse. tatlı bir ekmek türü. bisikletçilik * Bisikletle yapı lan spor. onarma iş i. bir i ş e baş larken söylenen veya ş aş ı rma. * Bisiklet satma. *İ çkili kahve. en ufak. bisiklet yolu * Trafikte bisikletlerin geçmesine ayrı lmı ş dar yol. bit * Yarı m kanatlı lar alt tak ı mı na giren. * Yayı k dövmede kullanı lan araç. * Sı racagillerden.

bitiklik bitim * Bitmek iş i. dolaş ı k. mümbit. bîtaraf * Yansı z. * Son. sı nı rlandı rı lı p belirlenmeyen. * Bkz. bitimli * Sonu olan. biteviyelik * Aynı biçimde sürüp gitme durumu.* Bitlere karş ı kullanı lan bir madde. bîtarafl ı k * Yansı z olma durumu. bitimsiz bitirilme * Sonu olmayan. nihayet. münteha. bitek bitelge bitevi biteviye * Aynı biçimde. yorgun. verimli (toprak). tarafsı z.ekli. fena. * Bitirilmek durumu. namütenahi. biteviye. * Bitik olma durumu. * Toprağ ı n bitki yetiş tirme gücü. bitirilmek * Bitirmek iş ine konu olmak. bitey * Bitki örtüsü. yansı zca davran ı ş . yorgun düş mek. sonlu. * Yapı ş ı k. biti kanlanmak * sı kı ntı içinde yaş ayan bir kiş i para ve varlı k yönünden güçlenmek. sürekli olarak. flora. . bitik * Yorgunluk veya hastalı ktan gücü kalmamı ş . bit yeni ğ i * Bir iş in gizli kalmı ş kötü ve aksak yanı . * Bol ve iyi bitki yetiş tiren. kuş kulu bir nokta. * Durumu kötü. bîtap * Bitkin. bîtap düş mek * çok yorulmak.

* Bitiş ken. kumarhane. bitirme * Bitirmek iş i. . bitkin duruma getirmek. bitirmiş biti ş ik çanak yapraklı lar * Çanak yaprakları birbirine bitiş miş bulunan bitkiler. barbut oynatan kimse. çok beğ enilen.bitirim * Çok hoş a giden (kimse. * Bir bilim dalı nda veya ba ş ka bir alanda bilginin doruğ una ulaş mı ş (kimse). tüketmek. sona erme. kumarhane. bitirmek * Bitmesini sağ lamak. açı kgöz. biti ş ik taç yapraklı lar * Taç yaprakları birbirleriyle yandan bitiş ik olan bitkiler. itmam. yandaki. eklerle türetilen dil. * Barbut oynatı lan yer. bitirim yeri * Kumarhane. bitme. biti ş ken dil * Kelime kökleri değ iş meyen. biti ş ik * Birbirine dokunacak kadar yakı nla ş mı ş veya yan yana olan. iltisakî. tamamlamak. yer). komş u. zeki. * Onulmaz duruma getirmek. yormak. bitirimci * Barbut kahvesi iş leten. * Yandaki ev. * Bitiş ik olma durumu. mezuniyet. yardı mcı fiilin i ş aret etti ğ i zamandan önce olup bitti ğ ini anlatan birleş ik fiil. bitiriş yemi * Et üretimi için beslenen hayvanlara belirli bir devreden itibaren besi sonuna kadar yedirilen ve enerji değ eri daha yüksek olan karma yem. kahve. mahvetmek. biti ş kenlik * Bitiş ken olma durumu. biti ş * Bitmek iş i veya biçimi. sonuçlandı rmak. biti ş iklik biti ş imli biti ş ken * Kelime üretim ve çekiminde ekler getirilirken kökü veya gövdesi değ iş ikli ğ e uğ ramayan (dil). * Güçsüz düş ürmek. bitirme fiili * Etmiş biçimindeki sı fat-fiille ve olmak yardı mcı sı yla yapı lan ve fiilin.sona erdirmek. * Yaman. bitirimhane * Kumar oynanan yer. * Yan. * Bilgili.

ittisal. botanikçi. belirli bir görünüş almı ş bitkilerin bir araya gelmi ş durumu. sünger gibi bitki görünümünde olan hayvanlar. ağ aç biti. bitki bitleri * Bitkiler üzerinde yaş ayan. flora. bitki coğ rafyası * Yeryüzünün bitki örtüsünü ve bu örtünün çevreyle ilgisini inceleyen coğ rafya bilimi. bitki topluluğ u * Benzer doğ al olaylara ve yaş ama koş ulları na uymuş . bitki bilimi * Bitkileri inceleyen bilim kolu. bitkile ş mek * Bitki durumuna gelmek. bitki bilimci * Bitki bilimiyle uğ raş an. bitki bilimi uzmanı . * Bitki yetiş tiren kimse. bitkimsi hayvanlar * Mercan. çiçek veya fidan biti gibi böceklerin ortak ad ı . botanik. bitki * Bulunduğ u yere kökleriyle tutunup geliş en. kı rmı z böceğ i. biti ş me * Bitiş mek iş i. döl veren ve hayatı nı tamamladı ktan sonra kuruyarak varl ı ğ ı sona eren.* Yeni bir kelime türetmek için köklere ek getirme özelliğ i. bitki sütü * Süt görünüş ünde bitki öz suyu. bitey. nebat. bitkici bitkicilik * Bitki yetiş tirme i ş i. bitkin . bitkimsi * Bitkiye benzer. biti ş tirme * Bitiş tirmek iş i. bitki örtüsü * Bir bölgede yetiş en bitkilerin topu. bitkile ş me * Bitkileş mek iş i veya durumu. ağ aç gibi canlı lar ı n genel ad ı . bitkiyi andı rı r. biti ş mek * Birbirine dokunacak kadar yanaş mak. biti ş tirmek * Bitiş mesini sağ lamak. ot. yosun. bitki patalojisi * Bitki hastalı kları nı inceleyen bilim dalı .

tüy. bitleme bitlemek bitlenme * Bitlemek iş i. * Beklenmedik zamanda ortaya çı kmak. nebatî. Bitlis köftesi * Yağ sı z kı yma. * Birinin bitlerini ayı klamak. bitli (veya kurtlu) baklan ı n da kör alı cı sı olur * iş e yaramaz da olsa.* Gücü tükenmiş olan. bitkisel kazein * Küspe ve sı vı yağ artı klar ı ndan elde edilen azotlu madde. bitkisel hayat * Hastalı k veya kaza sebebiyle bilinçsiz ve hareketsiz duruma gelen ki ş inin hayat ı . * Sona ermek. bitli koku ş * üstü baş ı kirli. * Çok sevmek. saç gibi ş eyler için. çok yorgun. be ğ enmek. güçsüz kalmak. ya ğ . bitkisel yağ * Bitkilerden değ iş ik yöntemler kullanı larak elde edilen yağ . köftelik bulgur. bitmek bitmek tükenmek bilmemek . * Kendi bitlerini ayı klamak. bitkisel * Bitki ile ilgili. bitler * Kanatlı lar alt sı nı fı na giren. vücut temizliğ ine bakmayan (kadı n). memelilerde yaş ayan ve kanla beslenen bir böcek tak ı mı . bitkinlik * Bitkin olma durumu. bayı lmak. bitkiden elde edilen. * Çok yorulmak. * Cimri. bitme bitmek * Bitmek iş i. çı kı p yetiş mek. çok zayı flamak. bitki cinsinden olan. a ğ ı z yapı lar ı sokup emmeye elveriş li. * Bitlenmek iş i. bitli * Üstünde bit bulunan. pirinç. her ş eyin isteklisi bulundu ğ unu anlatı r. yumurta ve baharat kullanı larak haz ı rlanan ceviz büyüklüğ ünde bir yemek. nar. * Bitki. * Tükenmek. bitlenmek * Üzerinde bit üremek.

biye geçirilmemiş olan. tabiî ı sı da katı . küçük hareketli çubuk. daha çok akvaryumlarda bulundurulan su bitkisi. * Doğ al olarak. . yoğ unluğ u bire yakı n. bittabi bitter * Bir çeş it acı bira. kullanı lan. * Genellikle giysinin yaka. elbette. * Yaprakları halka diziliş li. biyaprak biye biyel biyelcik * Küçük biyel. * Biyesi olmayan. koyu kestane renginde madde. alev ve koyu duman çı kararak yanan. kâğ ı t ve çatı lar ı n su geçirmez duruma getirilmesinde. bitmez tükenmez (veya bitip tükenmez) * hiç bitmeyen. karbon ve hidrojen bakı mı ndan çok zengin tabiî yakı t maddelerinin genel adı . biyoelektrik * Canlı varlı kları n ürettiğ i elektrik. * Yol kaplaması nda. yer sakı zı . bitpazarı * Eski eş yanı n alı nı p satı ldı ğ ı pazar.* bir türlü sonu gelmemek. bir ucu pistona. bitümleme * Bitümlemek iş i. biyesi olan. bitümlemek * Belirli bir kalı nl ı kta bitüm ile örtmek. kömür tozundan briket yap ı mı nda vb. bitüm * Keskin bir koku. etek çevresine kendi kumaş ı ndan veya ba ş ka kuma ş tan geçirilen ince ş erit. bitümlü bîvefa * Sevgisine bağ lı olmayan. sonu gelmeyen. tabiatı ile. uçsuz bucaksı z. bitmi ş i bitnik * pazarlı kta bir ş eyin son fiyatı . * Genel davranı ş ları ve hı rpanî giysileri ile toplum hayatı ndan kopma eğ ilimi gösteren ve toplum d ı ş ı nda bir ya ş antı sı olan genç. kol. eksilmemek. tabiî. * Bir çeş it ardı ç rakı sı . vefası z. * Makinelerde. öbür ucu volanı çeviren kaldı raca geçirilmiş bulunan hareketli çubuk. biyeli biyesiz * Biye geçirilmiş . *İ çinde bitüm bulunan veya bitümün bütün özelliklerini gösteren. * Acı çikolata.

biyografik * Biyografi ile ilgili. biyoloji uzmanı . * Hayat hikâyesi.biyoelektronik * Moleküler biyolojinin hücrelerin yapı sı na giren moleküller arası nda geçerli elektrostatik güçlerini inceleyen bölümü. biyoloji biyolojici biyolojik * Bitki ve hayvanları n doğ ma. biyokimya * Hücreden en geliş miş organa kadar canlı dokuları inceleyen ve bunları oluş turan maddeleri araş tı ran bilim dal ı . biyolojik fizik. biyonik * Biyoloji ve elektronikle ilgili olan. * Mikroskopta yapı sı nı incelemek amacı yla canl ı dan bir doku parças ı alma. biyoenerji * Biyokütlenin kimyasal dönüş ümüyle elde edilen enerji. * Fizyolojide geçen fiziksel olayları n bilimi. tercüme-i hâl. biyograf biyografi * Hayat hikâyesi yazarı . dirimsel. . biyolog * Biyoloji ile uğ ra ş an kimse. * Okulda biyoloji dersini veren öğ retmen. hâl tercümesi. dirim bilimsel. gübre gazı . biyokatalizör * Canlı dokuları n hepsinde çok az bulunan ve hayat için gerekli kimyasal tepkimeleri uyandı ran veya kolayla ş tı ran madde. dirim bilimi. geliş me. * Dirim kurgu. biyopsi biyopsi yapmak * parça almak. biyometeoroloji * Canlı lar üzerinde hava olaylar ı nı n etkisini inceleyen bilim. biyosfer * Üzerinde hayat olan yeryüzü bölgesi. üreme gibi ya ş ayı ş evrelerini inceleyen bilim. biyofizik biyogaz * Ahı r gübresinden elde edilen yanı cı gaz. * Biyoloji ile ilgili. biyoloji co ğ rafyas ı . biyojeografi * Bitki ve hayvanları n yeryüzü üzerindeki dağ ı lı mı nı ve bunun sebeplerini inceleyen bilim.

bize de mi lolo? * iş in içinde bir iş oldu ğ unu bilmez miyiz sanı yorsunuz?. t ı ğ . . çelikten yapı lmı ş . dostumuz. sivri uçlu ve a ğ aç saplı * Maraş iş inde kalı n karton parçaları nı n iğ neyi kı rmaması nı sa ğ lamak ve delik delmek iş leminde kullanı lmak üzere hazı rlanm ı ş tahta sapl ı . biz bize benzeriz * aramı zda fark yok. kendisi. bazen teklik birinci ki ş i zamiri ben yerine kullan ı lı r. bîzar * Tedirgin. akrabamı z baş kaları na rahatça içtenlikle. onun öyle bir üstün durumu olmadı ğ ı nı biliriz. ş ip (Acipenser nudiventris). biz attı k kemik diye. yardı m eder. * Çoğ ul birinci kiş i zamiri. * Bize göre. ince sivri uçlu bir tür çuvald ı z. bizatihi bizce * Kendiliğ inden. biz kı rk ki ş iyiz. bı kmak. özelliklerimiz veya tutum ve davranı ş lar ı mı z aynı dı r. bizcileyin * Bizim gibi. usandı rmak. bizim gelin bizden kaçar. biz * Ülkemiz suları nda yaş ayan bir mersin balı ğ ı türü. bizar olmak * usanmak. bizden * Bizim tarafı mı zda olan (kimse). * Katı bir ş eyi dikerken i ğ ne geçirecek yeri delmek için kullan ı lan. * (bazı yazarlar için) Ben zamirinin yerine kullanı lı r. usanmı ş . biz araç. aramı zda yabanc ı bir kimse olmaksı zı n. * Resmî konuş mada. özünden. bizdenlik * Bizden olma durumu. tutar ellere ba ş ı nı açar * bize yabancı duran yakı nı mı z. * Bir çeş it kara renkli mika. birbirimizi biliriz * birbirimizi çok yakı ndan tanı rı z. kendinden. bezginlik getirmiş . bizar etmek * tedirgin etmek.biyo ş imi biyotit biz * Organ dokuları ndaki kimyasal olayları inceleyen kimya kolu. el kaptı ilik diye * bizim iş e yaramaz diye vazgeçti ğ imizi baş kalar ı de ğ erli buldu. biz bize * Yalnı z biz. bezmi ş .

önünde iki veya üç ki ş inin elleri ile olu ş turduklar ı perde. k ı zı lı ms ı beyaz renkli. * Bizlemek iş i. ş ahsen. blokla ş ma . * Voleybolda. hareketini durdurma. Kı saltmas ı Bi. * Yakı n çevremizde olan bir kimseden söz ederken kullan ı lı r. * savaş durumundaki bir ülkenin dı ş ülkelerle iliş kisini engellemek. kendisi. kı rı lgan ve katı bir element. blokaj * Bloke etmek iş i.3° C de eriyen. üzerine beton dökülmesiyle yapı lan dolgu. * Kocaman ve ağ ı r kitle. * kapatmak. * Piş irmeden önce malzemeyi kesip karı ş tı ran elektrikli alet. bizleme bizlemek bizlengiç bizmut * Atom sayı sı 83. * (futbolda kaleci) topu yakalamak. 271. atom ağ ı rl ı ğ ı 209 olan. blok inş aat * Birbirine bitiş ik yapı lan yap ı lar. * Hareketine engel olma. kocalar ı n kar ı lar ı ndan söz ederken kulland ı kları söz. blâstulâ blender blok * Yumurta hücresi embriyon olurken morulânı n geliş erek içi bo ş yuvarlak biçime girmesi durumu. bizon bizzat * Kendi. * Birden çok bölümü bir araya getirilmiş olan. yoğ unluğ u 9. * Politik çı karları sebebiyle birlik kuran devletler toplulu ğ u. * Birbirine bitiş ik büyük yapı lar. * Bankacı lı kta bir varlı ğ ı n yetkili otoritelerin izni olmadan sahibi taraf ı ndan kullanı lamamas ı durumu. * Ucu çivili değ nek. bloke etmek * kullanı lması nı önlemek amac ı yla el koymak.bizimki * Bizim olan. *İ çine resim veya yazı kâğ ı tlar ı konulan karton kap. bir bütün oluş turan. durdurmak. * Kullanı lması önlenmi ş . * Ucu çivili değ nekle hayvanı dürtmek.8 olan. *İ lâç olarak kullanı lan ve ası l maddesi bizmut olan karı ş ı m. * Sivri taş lar ı n toprak zemine dikine çakı larak. * Amerika'da yaş ayan bir cins hörgüçlü yaban öküzü. file üstünde karş ı oyuncunun topu sert vururken. el konulmuş . * Kadı nları n kocalar ı ndan. bloke bloke çek * Keş ideci tarafı ndan anlaş mazlı ğ ı n çözümüne kadar ödemenin durdurulduğ u çek türü. bizimle ilgili olan. morulâ.

boagiller * Avları nı yutmadan önce uzun gövdeleriyle sarı p sı karak bo ğ an ve ezen sar ı lgan y ı lanları kapsayan zehirsiz yı lanlar familyası . * Hiçbir bloka girmemiş olan. zehirsiz. genellikle ince kumaş tan yapı lan veya iplikten örülen kadı n giysisi. * (kâğ ı t ve karton için) Tampon silindiri veya mihver boru etrafı na sarı lmı ş kâğ ı t veya kartonun sürekli uzunlu ğ u. blûz boa * Vücudun üst bölümüne giyilen. boca . * Karş ı sı ndakini yanı ltarak veya yı ldı rarak bir i ş ten caydı rmak için söylenen ası lsı z söz veya takı nı lan aldatı cı tav ı r. kaba pamuklu kumaş . *İ çinden elektrik akı mı geçebilen yalı tı lmı ş tel ile bu telin. bloknot bloksuz * Yaprakları kolayca çı kartı labilecek biçimde yapı lmı ş not defteri. blöf *İ skambil oyunları nda elindeki kâğ ı tlar ı olduğ undan baş ka gösterme davranı ş ı . blokla ş mak * Blok durumuna gelmek. bağ lantı sı z. güçlü bir yı lan (Boa constrictor). boalar bobin * Sürüngenler sı nı fı nı n. blöf yapmak * karş ı sı ndakini yan ı ltarak veya yı ldı rarak bir iş ten caydı rmak için asl ı olmayan söz söylemek veya aldatı cı tav ı r tak ı nmak. boyun kürkü. yalnı z Güney Amerika'da yaş ayan. makara tiresi gibi sarı lı bulunduğ u silindirden olu ş an ayg ı t. * Makara.* Bloklaş mak iş i. çok iri. blöfçü blûcin * Giysi yapı lan bir tür mavi. yı lanlar takı mı nı n bir bölümü. * Boagillerden. bobin kı rı cı * Dağ ı nı k iplik bobinlerini düzelten ve boyamaya elveri ş li biçime getiren makinede çalı ş an (kimse). kuru sı kı . * Fotoğ raf filmi rulosu. bloksuzluk * Bloksuz davranma. bağ lant ı sı zlı k. * Kadı nları n boyunlar ı na aldı kları yı lan biçiminde dar ve uzun kürk. blûm * Bir tür iskambil oyunu. * Bu kumaş tan yapı lan (giysi). * Blöf yapan (kimse). bobinaj * Bir filmi veya mı knatı slı ku ş ağ ı bir makaradan baş ka bir makaraya sarma.

* Bir iş te tutulması gereken yolu kestirememek. bocalamak * (gemi) Rüzgâra karş ı gidemeyerek sürüklenmek. boduç bodur * Ağ aç veya topraktan yapı lmı ş küçük testi. boca etmek * geminin baş ı nı bocaya rüzgâr almayan tarafa çevirmek. bodoslamadan * Ön taraftan. bodrum gibi * bası k tavanl ı . dökmek.* Geminin rüzgâr almayan yanı . * (birden çevirip) boş altmak. bocuk domuzuna dönmek * çok semiz ve besili olmak. poca. . orsa veya rüzgâr üstü karş ı tı . çekilecek ş eyin bağ lı bulunduğ u urganı kendi üzerine saran çı krı k. boca alabanda * Boca etme komutu. bocalatmak * Bocalaması na yol açmak. bodoslama * Gemi omurgası nı n baş ve kı ç tarafı ndan yukarı ya uzanan ağ aç veya demir direklerden her biri. bocurgat * Ağ ı r yükleri çekmek için manivelâ ile döndürülen ve döndürüldükçe. bocuk * (Ortodokslarca kutlanan) İ sa'n ı n do ğ um yortusu. kararsı z olmak. bodoslama * Bodoslamak iş i. bodrum * Bir yapı nı n yol düzeyinden aş ağ ı da kalan bölümü. bodoslamak * Açı klamak. bodrum kat ı * Bir yapı nı n zemin katı nı n altı nda olan ve oturulabilen en alt katı . bocalatma * Bocalatmak iş i. ileri sürmek. rüzgâr üstü. belirtmek. * Enine göre boyu kı sa ve t ı knaz. * Domuz. baş taraftan. genellikle güneş görmeyen (oda). bocalama * Bocalamak iş i. boci * Ağ ı r yük taş ı maya yarayan. iki kalı n ve küçük tekerle ğ i olan el arabası . ne yapaca ğ ı nı bilememek.

kurtboğ an otu (Acunitum napellus). bodurluk * Bodur olma durumu. * Boğ a olarak kullanı lmak için ayr ı lan bir yaş ı ndan yukarı erkek sı ğ ı r. boğ asama * (inek) Boğ asamak iş i veya durumu. boğ a güreş i * Daha çok İ spanya ve Meksika'da. Koç ile İ kizler burçları arası nda yer alan burcun adı . boğ ası *İ nce bez. bodurlaş ma * Bodurlaş mak iş i veya durumu. boğ ak boğ alı k boğ an otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. * geliş memek. bodur tavuk her gün (veya her dem) piliç * kı sa boylular olduklar ı ndan daha genç görünürler. vücudu iyi geliş miş (delikanlı ). özel olarak yetiş tirilmiş boğ ayı yenmek amacı yla yapı lan gösteri. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı hastalı k.bodur kalmak * boyu uzamamak. boğ ada * Küllü veya sodalı su ile çama ş ı r yı kama. boğ asamak * (inek) Boğ a istemek veya boğ aya gelmek. * çok güçlü görünen. Boğ a boğ a boğ a gibi * Zodyak üzerinde. * Anjin. bodur pas * Arpa yaprakları na yerleş en ve seyrek olarak yurdumuzda da görülen ilkel mantar (Puccinia hordei). bodurlaş mak * Bodur duruma gelmek. * Damı zl ı k erkek sı ğ ı r. astar. * Yı kanmak üzere haz ı rlanm ı ş çamaş ı rı n üzerine sı cak kül suyu süzme iş i. . \343 Zodyak. * Sağ anak. boğ anak boğ asak * Boğ aya gelmiş veya boğ a isteyen inek. bora. özellikle kökünde akonitin ad ı nda bir zehir bulunan bitki.

boğ az tokluğ una * ayrı ca ücret verilmeden yalnı z karnı nı doyurarak. boğ azı açı lmak * iş tahı artmak. *Ş iş e. boğ az kavgası * Geçim için yapı lan didinme. * yemek piş irme.boğ aya çekmek * (inek) boğ a ile cinsel iliş kide bulundurmak. * Yedirip içirme yükümü. iaş e. keleye çekmek. hazı rlama sı kı ntı lar ı . iltihaplanmak. boğ az açmak * ağ açları n dibini kazarak topra ğ ı kabartmak. boğ az derdi * geçim için uğ ra ş ma. boğ az boğ aza (veya gı rtlak gı rtla ğ a) gelmek * zorlu kavga etmek. imik. *İ ki kara arası ndaki dar deniz. . boğ az ola * "afiyet olsun. boğ azı kurumak * çok susamak. yemek yiyenlere söylenir. boğ az içinde kavga var * aş ı rı bir biçimde açlı ğ ı nı gidermeye çalı ş anlar için söylenir. * imrenmekten boğ azı ş iş mek. *İ ki da ğ aras ı nda dar geçit. boğ az meselesi * Geçim derdi. bereketli olsun" anlamı na. boğ azı iş lemek * durmadan bir ş eyler yemek. boğ az durmaz * yeme içme ihtiyacı nı n baş ka ihtiyaçlar gibi geri bı rakı lamayacağ ı nı anlatı r. boğ az * Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluş turan organlar. boğ az olmak * boğ azı ağ rı mak. * Yiyeceğ i içeceğ i sağ lanan kimse. boğ azı düğ ümlenmek * üzüntüden boğ azı tı kanmak. yarası n. güğ üm gibi kaplarda ağ za yakı n dar bölüm. * Yeme içme. boğ az dokuz boğ umdur * bir söz iyice düş ünmeden söylenmemelidir. boğ azı inmek * bademcikleri ş iş mek. derbent.

sesi çı kmamak. boğ azı na düş kün * yiyip içmeyi çok seven (kimse). sı kı ntı vermek. lüzumundan fazla. boğ azı nda kalmak * ağ zı ndaki lokmayı üzüntü dolayı sı yla yutamaz duruma gelmek. boğ azı na dikkat etmek * yiyeceğ ine.boğ azı na bir yumruk tı kanmak (veya gelip oturmak) * konuş amaz olmak. boğ azı na indirmek * fazla ve geliş igüzel yemek. aş ı rı ölçüde. boğ azı na dizilmek * (üzüntü. içeceğ ine özen göstermek. boğ azı na kadar * pek çok. boğ azı nı doyurmak * karnı nı doyurmak. boğ azlamak * Hayvan veya insanı boğ azı ndan keserek öldürmek. boğ azı nda düğ ümlenmek * söylemek istediğ ini heyecan veya üzüntü yüzünden diyememek. kaygı gibi sebeplerle) isteksiz yemek. . boğ azı ndan geçmemek * sevdiğ i bir kimsenin yokluğ u veya yoksulluğ u dolayı sı yla bir yiyeceğ i yalnı z baş ı na yemekten üzüntü duymak. boğ azı ndan artı rmak * yiyeceğ inden kı sı p parası nı art ı rmak. boğ azkesen * Bir boğ az ı savunmak için deniz kı yı sı nda yapı lan hisar. boğ azlama * Boğ azlamak iş i. boğ azı nı yı rtmak * olanca gücüyle bağ ı rmak. boğ azı ndan kesmek * yiyip içmede çok tutumlu davranmak. * Gaddarca. boğ azı nı sevmek * yiyip içmeye düş kün olmak. boğ azı na sarı lmak * üstüne yürümek. boğ azı nı sı kmak * bunaltmak. boğ azı na durmak * yediğ iş eyi yutamamak. kan dökerek öldürmek. iş tahı kesilmek.

boğ azlaş ma * Boğ azla ş mak iş i. boğ macalı * Boğ macaya tutulmuş olan (kimse). * Çok az yemek yiyen. . sarmak. ip veya benzeri ile bir ş eyi çepeçevre s ı kmak. bir kimseyi bir ş eyin fazlası na eriş tirmek veya uğ ratmak. * (motorlu taş ı tlarda) Fazla yakı t. soluk almas ı na engel olarak öldürmek. boğ azl ı * Boğ azı olan. boğ azlaş mak * Birbirini boğ azlamak veya kı yası ya dövü ş mek. dut. kuru üzümün mayalandı ktan sonra ilkel araçlarla dam ı tı lmas ı yla elde edilen.boğ azlanma * Boğ azlanmak iş i. bastı rmak. i ş tahl ı . * Çok yemek yiyen. iş tahsı z. * Silik bir duruma getirmek. boğ maca * Çoğ unlukla çocuklarda nöbet nöbet öksürüklerle görülen bulaş ı cı bir hastal ı k. boğ azlatma * Boğ azlatmak iş i. boğ durmak * Boğ mak iş ini yaptı rmak. * El. boğ durulma * Boğ durulmak iş i. boğ azsı z * Boğ azı olmayan. motoru çal ı ş maz duruma getirmek. boğ durtma * Boğ durtmak i ş i. * Tamamı yla kaplamak. boğ azlanmak * Boğ azlamak iş ine konu olmak veya boğ azlamak iş i yapı lmak. boğ azlatmak * Boğ azlamak iş ini yaptı rmak. * Peş peş e yapmak. yemek isteğ i çok olan. boğ durtmak * Boğ durmak i ş ini birine yaptı rmak. *İ ncir. boğ mak * Bir canlı yı . alkol derecesi düş ük bir tür rakı . boğ ma * Boğ mak iş i. boğ durma * Boğ durmak i ş i. boğ durulmak * Boğ durmak i ş i yapı lmak.

k ı sı k kı sı k. . * Kı sı lmı ş (ses). boğ uklaş ma * Boğ uklaş mak iş i. sı kı ntı veren. * Geliş mesine engel olmak. boğ mak * Boğ um yeri. boğ uk boğ ulmak * Boğ mak iş ine konu olmak. * (renkler için) Uygun düş memek.* Bir durumu baş ka bir durum yaratarak örtmeye çalı ş mak. * Bunaltmak. boğ uk boğ uk * Boğ uk bir biçimde. * Solunumu güçleş tiren. * Havası zlı ktan ölmek. boğ ulma * Boğ ulmak i ş i. boğ ucu * Boğ ma özelli ğ i olan. saz gibi bitkilerin ş iş kince bölümü. *İ nce damarları n veya sinirlerin yumak gibi toplandı ğ ı yer. boğ ula boğ ula * Boğ ulacakmı ş gibi. boğ umlamak * Boğ um durumuna getirmek. boğ um boğ um * Çok boğ umlu. * Çok sı cak. boğ mak boğ mak * boğ um boğ um. k ı sı klaş mak. boğ umlama * Boğ ulmak i ş i. sı kı lmı ş yer. boğ umlanma * Boğ umlanmak i ş i. * Parmak veya kamı ş . boğ maklı ku ş * Toygar kuş unun bir türü. boğ um * Boğ ulmuş . boğ uklaş mak * (Ses) Boğ uk duruma gelmek. * Bunalmak. boğ maklı * Boğ makları olan. bo ğ uk bir biçimde.

bohçalamak * Bir ş eyi bohça içine koyup sarmak. boğ uş ulmak * Boğ uş mak iş i yapı lmak. dövüş mek. *İ tiş ip kakı ş mak. bohçalama * Bohçalamak iş i. boğ uş ulma * Boğ uş ulmak iş i veya durumu. * Sı kı nt ı lı . boğ umlu boğ untu * Boğ umu olan. bo ğ um boğ um olmak. telâffuz. boğ uş ma boğ uş mak * Birbirinin boğ azı na sarı lmak. ağ ı z ve burundaki çe ş itli nokta ve bölgelerde engellemeye uğ rayarak ses olarak çı kması . ihtikar. * Boğ uş mak iş i. bohça *İ çine çamaş ı r. bo ğ uk.* Ciğ erlerden gelen havanı n. * Bir ş eyi de ğ erinden çok yükse ğ e satma iş i. bohçası nı koltuğ una almak . elbise gibi ş eyler koyup sarmaya yarayan dört köş e kumaş . bir iş veya mal karş ı lı ğ ı olarak çok miktarda para çekmek. ç ı kak. * Sı kı nt ı . bohçac ı lı k * Bohçacı nı n iş i. * Bir ses çı karmak için ses yolunun herhangi bir yerinde daralma veya kapanma olmak. boğ umlanma noktası * Ağ ı z boş luğ unda seslerin oluş tuğ u noktaları n her biri. * Zor soluk alma. vurgunculuk. boğ umlanmak * Boğ um olu ş mak. boğ umlanma bölgesi * Ağ ı z boş luğ unda seslerin oluş tuğ u çeş itli bölgelerden her biri. * Güreş te rakibin kol ve ayaklar ı nı üst üste getirerek kı mı ldayamaz hâlde alttan kavrayı p kucaklamak. bohçac ı * Bohça içinde dokuma eş ya gezdirip satan kadı n. boğ unuk * Kı sı k. * Ufak ve seçme tütün dengi. bohça böre ğ i * Bohça biçiminde sarı lan bir çe ş it börek. donuk. mahreç. kapalı . boğ untuya getirmek * birini bunaltı pş aş ı rtmak yolu ile kendisinden.

derbeder bir yaş ayı ş ı olan edebiyat ve sanat çevresinden (kimse veya topluluk). bok yemek * yakı ş ı ksı z bir iş yapmak. burnunu sokmaması gerekir. bir ş eyi) bozmak. gereksiz bir ş ey uğ runa yok olmak. * Güç durum. tiksinilen. bok püsür * hoş a gitmeyen. bok etmek * (bir iş i. her i ş e karı ş an. bok can ı na olsun * bı kı lan. bohem * Yarı nı nı düş ünmeden günü gününe tasası z. can sı kan ş ey ve onun ayr ı ntı ve pürüzleri. . bok yemek dü ş mek * birinin bir iş e karı ş maması . berbat etmek. bohçası nı toplamak * eş yası nı toplamak. bohem hayatı * Baş ı boş yaş ayı ş . çok berbat. bok böceğ i * Kı n kanatl ı lardan. bok yemenin Arapças ı * yakı ş ı ksı zl ı ğ ı n büyüğ ü. boka nispetle tezek amberdir * çok kötü bir ş eyin yanı nda. bok * Dı ş kı . bok atmak * (birine) leke sürmek. bohçası nı koltuğ una vermek * kovmak. genellikle otçul memeli hayvanlar ı n gübrelerinde ya ş ayan ve bokla beslenen böcek (Geotrupes stercorarius). * (kaba konuş mada) Hor görülen. bok üstün bok * çok kötü. iş ine son vermek. kara çalmak. ondan daha az kötü olanı güzel görünür. bok kar ı ş tı rmak * bir iş i bozacak biçimde davranmak. boklama * Boklamak iş i.* kendi isteğ iyle ayrı lmak. kötülüğ ü görülen ş eylere karş ı bir sövgü sözü olarak söylenir. bok yedi ba ş ı * burnunu her iş e sokan. bok yoluna gitmek * yararsı z.

* Belirli kurallara uyularak yapı lan yumruk dövü ş ü. pislenmek. dar karş ı tı . her ş eye öfkelenir olmak.boklamak * (bir yeri veya bir iş i) Kötü bir duruma getirmek. bokun soyu (veya bok soyu) * kı zı lan veya tiksinilen bir ş eye karş ı sövgü olarak söylenir. boklanmak * Kötü bir duruma gelmek. ş arap. * (nicelik bakı mı ndan) Olağ andan veya alı ş ı landan çok. bol *İ çine girecek ş eyin boyutları ndan daha büyük veya geni ş olan. yumruk oyunu. pis. yararsı z. yumruk oyuncusu. boksör * Boks oynayan kimse. boktan * temelsiz. bokunda boncuk bulmak * birine hak etmediğ i hâlde çok de ğ er vermek. boku bokuna * boş u bo ş una. derme çatma. k ı t kar ş ı tı . * Korindon. boklaş mak * Kötü bir duruma girmek. boklanma * Boklanmak durumu. bokunu ç ı karmak * bok etmek. boklu bokluk * Boku olan. meyve ve maden suyu karı ş tı rı larak haz ı rlanan içki. * Özel bir cam içinde likör. yok yere. boku ç ı kmak * bir iş veya durum tats ı zlaş mak. * Pislik. * Kötü durum. bol . boks boksit boksörlük * Boksörün iş i veya mesleğ i. bokuyla kavga etmek * çok sinirli ve geçimsiz olmak. boklaş ma * Boklaş mak durumu.

bollanma * Bol duruma gelme. . bolluk. * Bolalmak iş i veya durumu.ş apş al. * Kı sa ve kolsuz kad ı n ceketi.bol bol * Fazla. * Bollaş mak. pek çok. bolarmak * Bol duruma gelmek. çokça. bol paça * Geniş paçal ı . çok. * Oldukça geniş . büyük miktarda. zenginlik. bolalma bolalmak bolarma bolero boliçe Bolivyalı * Bolivya halkı ndan olan. ölçüsüz. * Bolarmak iş i veya durumu. * Ağ ı r ritmli bir İ spanyol dansı . bol kepçe * Servis sı rası nda yiyeceğ i bol bol dağ ı tma. bol doğ ramak * (parası nı ) saçı p savurmak. zengin gönüllü. bol keseden * bol bol. bolca * Oldukça çok. * Cömert. eli açı k. saçı . bol bolamat * Refah. * Dökük. geniş lemek. bol bulamaç * Bol bol. * Yahudi kadı nı . bolla ş mak * Bol durumda olmak. bollanmak * Bol duruma gelmek. bolla ş ma * Bollaş mak iş i veya durumu. * Bu dansı n müziğ i. sı kı ntı ya düş meden.

bolla ş tı rma * Bollaş tı rmak i ş i veya durumu. sağ lam. Bol ş eviklik * Rusya'da XX. * Canlı veya cans ı z hedeflere atı lan. göz al ı cı . içi yakı cı ve yı kı cı maddelerle doldurulmuş . komünistlik. gösteri ş li. * bir olay birdenbire ortaya çı karak herkesi ş aş ı rtmak. * Fazlalı k. bollatmak * Bol duruma getirmek. Bol ş evizm * Bolş eviklik. bombalamak . Bol ş evik * Bolş eviklik yanlı sı kimse. bollatma * Bol duruma getirme. bolometre * Iş ı nı mölçer. * Bolş eviklikle ilgili olan. * Bomba biçiminde. ateş li silâh. kalı n demirden kap. geniş letmek. bombac ı * Bomba kullanan veya yapan kimse. * Büyük fı çı veya varil. bomba * Yan yelkenlerin alt yakası nı gerip açmak için kullanı lan yatay seren. bombalama * Bombalamak iş i. * Her ş eyin bol olduğ u (yer). bomba gibi * iyi. birdenbire ve yüksek sesle bağ ı rı p çağ ı rmak. bomba gibi patlamak * öfkelenerek. çok çalı ş mı ş (öğ renci). * Her ş eyin bol olduğ u zaman. bombac ı lı k * Bombacı nı n iş i veya mesleğ i. bolla ş tı rmak * Bol duruma getirmek. * iyi hazı rlanm ı ş . türlü büyüklükte patlay ı cı . yüzyı l baş lar ı nda doğ an ve Lenin taraf ı ndan geliş tirilen komünist hareket. bom bomba * Bir çeş it kumar. bolluk * Bol olma durumu.

bombalatmak * Bombalamak iş ini yaptı rmak. bomboş * Büsbütün. bombeli *Ş iş kinli ğ i. * Patlı cangillerden.* Belli bir hedefe. çok berbat. bombalanmak * Bombalanmak iş ine konu olmak. bir veya iki yı llı k otsu bir bitki (Hyoscyamus * Çok boz. bomba atmak. bomboz bon otu niger). hekimlikte kullanı lan. bombalanma * Bombalanmak iş i. tamamen boş . bonbon ş ekeri * Bkz. bombardon * Bandoda en kalı n sesi veren. kabarı k. uyuş turucu ve zehirli. pistonlu. bonboncu * Bonbon yapan veya satan kimse. *Ş iş kinlik. çoğ unlukla havadan. bombard ı man etmek * top ateş i veya bomba ile bir yere saldı rmak. * bir kimseyi ağ ı r sözlerle paylamak. kabarı klı k. bonbon. bonbon *Ş eker ş erbeti içinde kaynatı lı p üzeri ş ekerle kaplanm ı ş meyve. bombe *Ş iş kin. bombard ı man uça ğ ı * Bombalama iş inde kullan ı lan uçak. nefesli çalg ı . tümsekli. kabar ı klı ğ ı olan. bombesiz * Bombesi olmayan. bombalatma * Bombalatmak iş i. bombok * Çok kötü. bombard ı man * Topa tutma. bombe bezi * Ayakkabı sayaları nı n burun bölümlerine içten dikilen bir kuma ş türü. . * Bombalama.

tahta. boncuk fasulye * Bir tür iri taneli fasulye. boncukla süslenmi ş . çoğ u yuvarlak ve renkli süs tanesi. boncukluk * Boncuk olmaya elveriş li (nesne). boncuk tutkal ı * Boncuk biçiminde glüten tutkalı . boncuk gibi * küçücük (göz). bonfilelik * Bonfile yapmaya elveriş li (et). ter boncuk biçiminde yuvarlak taneler oluş mak. boncuklanmak * Gözyaş ı . boncuklan ı ş * Boncuklanmak iş i veya durumu. boncukçuluk * Boncukçunun iş i veya mesleğ i. ortası delik. boncuklanma * Boncuklanmak iş i. boncuk boncuk * boncuk gibi yuvarlak taneler durumunda. bel kemi ğ inin iki yanı ndan aş ağ ı ya doğ ru uzanan ve yumuş aklı ğ ı dolay ı sı yla beğ enilen et bölümü.bonbonculuk * Bonbon yapma veya satma iş i. sedef. . boncuklu * Boncuğ u olan. boncuksuz * Boncuğ u olmayan. maddeden yap ı lan baş lı k. boncuk * Cam. boncukla ş ma * Boncuklaş mak iş i. boncuk mavisi * Yeş ile çalan bir mavi. taş . boncukla ş mak * Boncuk biçimini almak. boncukçu * Boncuk yapan veya satan kimse. plâstik gibi maddelerden yapı lan. bone bonfile * Düz veya kı vrı mlı her çe ş it yumuş ak kumaş vb. çiy. * Kasaplı k hayvanlarda karnı n içinde.

çizgili pantolondan oluş an erkek giysisi. bonkör bonkörlük *İ yi yüreklilik. *İ ş lenmemiş . bono * Belirli bir sürenin sonunda. bor bor * Atom sayı sı 5.45 olan basit element. * Genellikle arkası ndan yağ mur getiren sert ve geçici yel. * Eli açı k. bono k ı rdı rmak * bir bonoyu. *İ yi yürekli. borak boraks boralı boran * Rüzgâr ş imş ek ve gök gürültüsü ile ortaya çı kan sağ nak ya ğ ı ş lı hava olayı . eksiğ ine paraya çevirmek. * Uzun siyah ceketle. sat ı lan büyük mağ aza. ekilmemiş (toprak). süs e ş yası oyuncak vb. Kı saltması B. cömert. belirli bir kimseye ödenece ğ ini belirten senet. bonservis * Çalı ş tı ğ ı yerden ayrı lı rken görevini iyi yaptı ğ ı nı belirtmek amacı yla birine verilen belge. sert. bonmar ş e *İ çinde her türlü giyim. bono vermek * borç alı ndı ğ ı nı gösteren vadeli senedi imzalay ı p teslim etmek.bonjur * Günaydı n. ş iddetli. * Züppece giyiniş biçimi. borani * Bor (I). tabiatta bor asidi veya boratlar durumunda bulunan. * Yağ murlu.8 olan. bopluk bopstil * Bop tutarı nda olma. cömertlik. yoğ unluğ u 2. bop * Poker oyununda. bora bora gibi * çok sert. atom ağ ı rl ı ğ ı 10. oyuna girmek için ortaya konması gereken en az miktar. temiz i ş kâğ ı dı . belirli bir paranı n. süresi dolmadan. sert rüzgârlı ve soğ uk havalı . * Yoğ unlaş mı ş bir borik asitten türeyen sodyum tuzu. taş lı k. * Bu biçimde giyinen kimse. eli açı klı k. öfkeli. .

borcunu bilmek (veya saymak) * bir ş ey yapmayı yerine getirilmesi gereken bir iş olarak de ğ erlendirmek. borç etmek * borçlandı rmak. borç para almak. altı ndan kalk ı lamayacak duruma gelmek. * Birine karş ı bir ş eyi yerine getirme. borca girmek * borçlanmak. borç harç . vecibe. borasit * Sert billûr veya yumuş ak beyaz kütle durumunda bulunan magnezyum boratı . borca almak * veresiye almak. * Bu boruyu çalan kimse. borcunu kapatmak (veya borçtan kurtulmak) * borcunu ödeyip bitirmek.* Pirinçli. borcunu bilmek * borcunu zamanı nda öder olmak. borç * Ödenmesi gerekli para veya baş ka bir ş ey. boru. borca batmak. borç alt ı na girmek * borç para almak. borca batmak * çok borçlu olmak. perdesiz çalg ı . * Pancar. yükümlülük. borç g ı rtla ğ ı na çı kmak * Bkz. borat borazan * Bor asidi ile bir oksidin birleş mesinden oluş an tuz. borazancı * Borazan çalan kimse. lâhana ve et veya krema konularak yapı lan sebze çorbası . yumurtalı ve yoğ urtlu ı spanak veya benzeri sebze yemeğ i. borç bini a ş mak * (borç) pek çok olmak. * Üfleyerek çalı nan. borç borç almak * daha sonra ödemek üzere birinden para veya bir ş ey almak. gerekliğ i. borazancı baş ı * Birçok borazancı nı n baş ı olan borazancı . borazancı lı k * Borazancı nı n iş i.

borçlanmak * Karş ı lı ğ ı nı sonra vermek ş artı yla birinden para veya bir ş ey almak. borç almı ş olan. borçlanı lmak * Borca girilmek. borçlu * Borcu olan. borç yiyen kesesinden yer * borçla alı ş veriş yapan. borçlandı rı lmak * Borçlanması na yol açı lmak. borçluluk * Borçlu olma durumu. kiş iyi daha çok çalı ş maya zorlar. borçlu bulunmak (veya olmak) * borçlu duruma düş mek. * Bir yüküm altı nda bulunan. borçlu ölmez. borçluluk dengesi * Bir ülkenin belli bir tarihe kadar birikmiş dı ş borç ve alacakları nı gösteren durum veya belge. borçlanma * Borçlanmak iş i. borç yapmak * borç olarak almak. borç yemek * borçla geçinmek. * Manevî bir yükümlülük altı na girmek. borçlu ç ı kmak * görülen hesapta verece ğ i kalmak. medyun. .* Borçlanarak veya benzeri yollara baş vurarak. borç yi ğ idin kamçı sı dı r * borç. borçlanı lma * Borçlanı lmak iş i veya durumu. borçlandı rma * Borçlandı rmak iş i. borç ödemekle (veya vermekle). ancak hasta edecek kadar üzer. benzi sarar ı r * borç kiş iyi öldürmez. * Bir ş eyi birinin yardı mı yla elde etmi ş olan. borçlandı rı lma * Borçlandı rı lmak iş i veya durumu. ald ı klar ı nı n parası nı hemen vermez. borç edilmek. borçlandı rmak * Borçlanması na yol açmak. ama ald ı kları nı n kar ş ı lı ğ ı kesesinden çı kacaktı r. istikraz. verecekli. borçlu duruma getirmek. yol yürümekle tükenir * birden ödenmeyen bir borç azar azar verilerek ödenebilir.

bordalamak * Gemiyle bir baş ka gemiye borda bordaya gelmek veya kazayla ona çarpmak. borçsuzluk * Borçsuz olma durumu. kı sa kollu bir üstlük. asit borik. beyaz. bordür * Kaldı rı mları n kenarları nda bulunan taş lar. * Kuzey Afrika'da Berberîlerin giydikleri baş lı klı . borikli borina *İ çinde borik asit bulunan. bornoz * Banyodan çı karken kurulanmak için kullan ı lan. * (genellikle giyim kuş am malzemesindeki) Kenar süsü. önden açı k. havludan yapı lmı ş giyecek. * Banyo. geni ş . borda bordaya * yan yana. * Dört köş e yelkenlerin yan yakalar ı na. ş arap tortusu rengi. * Etkisi az. borda fenerleri * Gemilerde biri (solda) kı rmı zı . alt tarafa doğ ru bağ lanan halat. bordalama * Bordalamak iş i. * Cilt kapağ ı ndaki kal ı n çizgiler. sedef görünümde bir madde. * Bordan türeyen bir asit ve anhidrite verilen ad.borçsuz * Borcu olmayan. . borik borik asit Bornova misketi * Bir çeş it üzüm. * Bu renkte olan. borda * Geminin veya kayı ğ ı n yanı . biri (sağ da) yeş il olarak iki yanda yakı lan fenerler. borda hattı * Donanma gemilerinin bir sı rada ve paralel olarak gitmek için aldı kları durum. tuvalet ve mutfak gibi ı slak zeminlerde duvar döş emeleri arası na konan motifli bir tür fayans. borda etmek * yandan yanaş mak. bordro * Bir hesabı n ayrı ntı ları nı gösteren çizelge. bordo * Mora çalan kı rmı zı renk. borçsuz harçs ı z * Hiç borç yapmadan.

önem verilmeyecek ş ey değ il. para ve tahvil üzerine borsa oyunu yapan kimse. boru hattı * Borç (II). * Nefesle çalı nan perdesiz madenî çalgı . boru değ il (veya boru mu bu?) * azı msanacak. uçlar ı açı k. bor ş boru * Bir yerden baş ka bir yere s ı vı veya gaz aktarmaya yarayan. * Tatula. küçümsenecek. boru ağ ı * Tesisatı oluş turan boruları n bütünü. . borsac ı * Değ erli kâğ ı t. borsa değ eri * Borsada arz ve talebe göre oluş an fiyat. boru bilezi ğ i * Soba boruları nı n ek yerine geçirilen süslü çember. borsac ı lı k * Borsacı nı n iş i veya mesle ğ i. borsa acentesi * Müş teriden aldı klar ı alı ş ve satı ş emirlerini borsada yerine getirip karş ı lı ğ ı nda komisyon alan kimse. boru çiçeğ i * Çan çiçeğ i. lâma demiri veya çelik çemberlerden yapı lan askı . borsa kâ ğ ı dı * Borsada kayı tlı . borsa cetveli * Borsada belirlenen fiyatları gösteren günlük bülten. içi bo ş . alı nı p satı lan hisse senedi. borsa simsar ı * Müş teri ile borsa acenteleri aras ı nda aracı lı k yapan kimse. boru çalmak * borazan öttürmek.borsa * Bazı tüccarları n ve özellikle sarraflarla de ğ erli kâ ğ ı t ve tahvil alı ş veriş iyle uğ raş anları n alı m satı m ve de ğ iş im amacı yla devlet denetimi altı nda iş yaptı kları yer. boru çiçeğ igiller * Çan çiçeğ igiller. boru ask ı sı * Her tür borunun ası lması nda kullanı lan. borsa oyunu * Borsada oynanan hava oyunu. borazan. uzun ve dar silindir. borsa tahtas ı * Borsada alı m satı m fiyatlar ı nı n ilân edildiğ i pano.

* Dağ larda yetiş en. bostan bekçisi * Bostanı koruyan ve kollayan kimse. çok öfkelenerek etrafa sald ı rmak. kokulu. borucu * Boru yapı p satan kimse. süpürge ve yakacak olarak kullan ı lan bir ot türü. iş e yaramaz adam. borumsu * Boru biçiminde olan. payplayn. bos boslu bostan * Bkz. yetkisi olmak. * Sebze bahçesi. borusu tutmak (veya üstünde) * (zenciler için) ağ zı köpürerek kriz geçirmek. boruk borulu borusu ötmek * sözü geçmek. bostan kebab ı * Patlı can ve yeş illikler ile kuğ u inceli ğ inin toprak tencerede pi ş irilmesiyle yap ı lan kebap. * Boru montajı nda çalı ş an kimse. diş açma gibi iş lemler için borunun sı kı ca bağ landı ğ ı alet. * Kavun. çı ktı ğ ı yerden ba ş ka yere ak ı tan boru tesisatı . bostan dolabı * Sebze bahçesini sulamak için bir at bağ lanarak diklemesine dönen kovalarla kuyudan su çı karmaya yarayan dolap. bir veya daha fazla dağ ı tı m merkezlerine veya tüketim merkezlerine do ğ al gaz taş ı nmas ı amacı yla tesis edilen boru ş ebekesi. boylu boslu. bostan korkulu ğ u . borusunu çalmak * çı kar sağ ladı ğ ı kimsenin davası nı gütmek. * Kavun ve karpuza verilen ortak ad. boru mengenesi * Kesme.* Doğ al gaz arı tma ünitesinden alı nan gazı n. boy bos. boru kelepçesi * Boruyu duvara tespit etmekte kullanı lan gereç. boru gibi uzun su kaba ğ ı . boru yolu * Petrolü. boru kabağ ı * Boğ umsuz. * Borusu olan. yüreksiz. bostan bozuntusu * Korkak. * Bkz. karpuz tarlası .

* Görevlisi olmayan (iş . * Anlamsı z. bostan patlı can ı * Az çekirdekli. boş boş bakmak * amaçsı z. bostanlı k * Bostan olmaya elveriş li yer. * Yapı lacak i ş i olmayan. *İ ş siz. boş çı kmamak * bir iş ten az da olsa. * Kendisinden beklenilen görevi yapmayan veya kendisinden çekinilmeyen güçsüz kimse. münhal. * Bilgisiz. bir kazançla çı kmak. * iş siz bı rakmamak. yiyecek gibi ş eylerle) yard ı m etmek. iyi sonuç vermek. anlamsı z ve bilinçsizce bakmak. * söylenmesi sakı ncal ı olan bir ş eyi söyleyivermek. * Osmanlı tarihinde sarayı n korunması na ve ş ehrin güvenli ğ ine bakmakla görevli olan erlerden her biri. bostancı * Bostan iş leriyle uğ raş an kimse. boş bı rakmamak * (para. iri ve yuvarlak bir patlı can türü. boş *İ çinde. * Verimsiz. boş bı rakmak * bir yerde kimse oturmamak. boş (veya boş ta) gezmek veya gezinmek * iş siz güçsüz dolaş mak. . sonuç vermemek. görev). üstünde hiç kimse veya hiçbir ş ey bulunmayan. * Bostancı nı n görevi. bostancı lı k * Bostan iş leriyle uğ raş ma. boş kalmak. boş baş ak dik durur * bilgisiz olan üstün görünmek için kası lı r. boş atı p dolu tutmak (vurmak) * umutsuz olarak giriş ilen bir iş . boş bulunmak * dikkatsiz ve dalgı n bulunmak. * Bir iş e yaramayan.* Kuş lar ı ürkütüp yaklaş tı rmamak için tarlaya dikilen kukla. böğ ür. boş böğ ür * Bkz. bostancı ocağ ı * Bostancı lar ı n bağ lı olduklar ı ocak. boş çı kmak * umduğ u gerçekleş memek.

iş e yaramayan ş ekilde konuş ma. boş küme * Hiçbir ögesi olmayan küme. boş oturmak * hiçbir iş i. uğ ra ş ı olmamak. boş söz * Bir düş ünce anlatmayan. boş gezmekten bedava çalı ş mak yeğ dir * çalı ş mak insanı tembellikten kurtarı r.boş dönmek * hiçbir ş ey elde edemeden geri gelmek. biçimci inanma. . ayrı lmak isteyen kocanı n. batı l itikat. bo ş anmak. * birinin yaptı ğ ı na karş ı lı k olarak bir harekette bulunmak. boş durmamak * her zaman bir iş le uğ raş mak. boş lâf * Gereksiz. boş gezenin boş kalfası * iş siz güçsüz dolaş an kimse. boş ol (veya olsun) * erkeğ in karı sı nı bo ş amak için söylediğ i söz. mahrum etmek. boş inanç * Kaynakları bilimsel ve dinî temele dayanmayan. bilgisine dayanarak anlatmak. boş düş mek * (kadı n) ş eriat hükümlerine göre kocası ndan ayrı lmak. * iş siz kalmak. boş kafalı * akı lsı z veya bilgisiz. dar. boş durmak * iş siz kalmak. boş koymak * yoksun bı rakmak. lâf olsun diye söylenmiş söz. boş gözlerle bakmak * anlamsı z bakmak. boş kalmak * kimse oturmamak. çal ı ş mamak. verimsiz. boş kile dipsiz ambar * Bkz. karı sı na gönderdiğ i boş anma kâğ ı dı . boş konuş mamak * gerçekleri söylemek. dipsiz kile boş ambar. boş olmak * evlilik birliğ i sona ermek. boş kâğ ı dı * Eski ş eriat hükümlerine göre.

* Derdini. boş a çı kmak * (umut. boş altı m . inhilâl etmek. boş a almak * askı ya almak.boş torba ile at tutulmaz * çı kar veya karş ı lı k gösterilmeden bir kimse bir yere bağ lanmaz. * Gevş emek. açı lmak. boş vermek * aldı rmamak. düş ünce gibi ş eyler) sonuç vermemek. boş a gitmek * (harcanan emek. de ş arj olmak. inhilâl. boş altı lma * Boş alt ı lmak iş i veya durumu. sı kı ntı sı nı birine anlatarak ferahlamak. dökülmek. boş almak * Boş duruma gelmek. boş a koysan dolmaz. boş zaman * Çalı ş arak geçirilen saatler d ı ş ı nda kalan süre. * Dı ş arı ya akmak. gerçekleş memek. boş a çı karmak * olumlu bir sonuç alı nmas ı nı engellemek. boş yerine vurmak * böğ ürlerine vurmak. * Elektrik yükünün baş ka bir iletkene geçiş i veya s ı fı ra düş mesi. rahatlama. boş a vermek * boş geçirmek. boş alma * Boş almak i ş i. * Derdini birine açarak ferahlama. boş yere * Boş una. para) hiçbir iş e yaramamak. boş alı m * Boş almak i ş i. içinde bir ş ey kalmamak. * (motorlu araçlarda) vites kolunu vitesten kurtarmak. * Boş alt ı m. * (hayvan) Bağ ı ndan kurtulmak. rölântiye almak. doluya koysan almaz * içinden çı kı lamayan güç bir durum karş ı sı nda kalı ndı ğ ı nda söylenir. deş arj. olumlu bir sonuca ulaş amamak. boş altı lmak * Boş altmak i ş ine konu olmak. hava boş altma makinesi. boş altaç boş altı * Bir kabı n içindeki havayı boş altmaya yarayan araç.

* (baskı altı nda gergin duran bir ş ey) Birden ve hı zla kurtulmak. * (hayvan) Baş lı ğ ı ndan. * (kapalı bir yerde bulunan insanlar) Birden d ı ş arı çı kmak. * Dertlerini. * Karı sı ile arası ndaki nikâh bağ ı nı bozmak. boş anmak * (karı ve koca) Mahkeme kararı ile birbirinden ayrı lmak. boş altı m organı * Vücuttan dı ş arı atı lması gereken maddeleri toplayı p boş altan organ. boş andı rmak * Boş anmas ı nı sağ lamak. * Eş lerden birinin boş anma ilâmı alması yla evlilik birliğ inin son bulması . boş anma * Boş anmak i ş i. boş anma ilâmı * Mahkemenin boş anmay ı kesin hükme ba ğ lad ı ğ ı nı belirterek verdiğ i resmî belge. yakı nmaları nı anlatmak. boş amak * Kanunlara göre iki eş . * Sistemlerin çalı ş abilmesi için sürekli olarak gereken boş altma iş lemleri. * Sı yrı lmak kurtulmak. koş um takı mı ndan veya bağ ı ndan kurtulmak.* Boş altmak i ş i. * Sindirimden sonra bağ ı rsaklarda kalan posanı n. * Çok ağ lamak. boş andı rma * Boş andı rmak iş i veya durumu. * Bir silâhta ne kadar mermi varsa hepsini arka arkaya patlatmak. idrar torbası ndaki idrarı n ve ter. * Kusmak. boş atmak * Boş amak i ş ini yapt ı rmak. boş anma davası * Eş lerden birinin evlilik birliğ ine son verecek kararı elde etmek için açt ı ğ ı dava. ifra ğ . boş altma havzası * Suları nı ı rmağ a veya göle veren yerlerin bütünü. * Birdenbire ve bol bol akmak. açmak. tükürük. boş altma * Boş altmak i ş i. boş atma * Boş atmak i ş i. aile iliş kisini kesmek. boca etmek. . sümük gibi salg ı lar ı n vücuttan d ı ş arı atı lması . * Dökmek. boş altmak * Boş duruma getirmek. * (karı ile kocay ı )İ stekleri üzerine kanunlara uyarak ayı rmak. * Derdini dökmek. boş ama * Boş amak i ş i. * Gevş etmek.

boş luklu serpme * Zı mpara üretiminde tanecikler arası nda %50 boş luk kalacak biçimde düzenlenen tane yapı ş tı rma iş lemi. boş luk * Oyuk. kopukluk. * Boş naklara özgü olan. Boş nak * Bosna halkı ndan veya bu halk ı n soyundan olan kimse. boş altaç.boş attı rma * Boş atma i ş ini yapt ı rtma. . Boş nak güzeli * Sarı saçl ı . boş attı rmak * Boş atma i ş ini yapt ı rtmak. düş üncesiz konuş mak. boş una. * Yetersizlik. boş boğ azlı k * Boş bo ğ az olma durumu. Boş naklarla ilgili olan. boş boğ azlı k etmek * gereksiz. sı r saklayamayan. yararsı z yere. yoksunluk duygusu. nafile. yersiz. boş lamak * Bı rakmak. boş ta kalmak * iş siz kalmak. boş boğ az * Saklanması gereken ş eyleri söyleyiveren. geveze. boş una * gereksiz. * Kesinti. vakum. Boş naklı k * Boş nak olma durumu. kapanmamı ş yer. ablak yüzlü güzel. boş ta gezmek * iş siz olmak. al yanaklı . boş lama * Boş lamak i ş i. *İ lgi göstermemek. çukur. bo ş yere. * Eksiklik. beyhude. * Boş geçen süre. boş luk tulumbası * Bkz. Boş nakça * Çoğ unlukla Bosna-Hersek Cumhuriyet'inde yaş ayan Bosna Müslümanları nı n kullandı ğ ı dil. boş u bo ş una * Gereksiz yere. ihmal etmek. ihmal. *İ çinde hiçbir cisim bulunmayan uzay. * Yerli yersiz konuş an (kimse).

nebatat. boy * Ortak bir atadan türediklerine. * Yol. birbirleriyle kan akrabalı ğ ı bulunduğ una inanarak evlenmeyen. botanikçi boy * Bitki bilimci. ataerkil anlayı ş ı uygulayan geleneksel topluluk. bot botanik botanik bahçesi * Otsu veya çalı türü bitkilerin yetiş tirildiğ i ve incelemelerinin yapı ldı ğ ı halka açı k bahçe. nafile. * Kumaş için ölçü. beyhude. tevekkeli.boş una bot * Boş yere. geliş mek. * Ağ aç. en kar ş ı tı . kabile. * Bitki bilimi. değ er. * Vücudun yapı sı bakı mı ndan biçimi. boy almak (veya sürmek) * boyu uzamak. * Bir yüzeyde. . boy bos yerinde * uzun ve biçimli. kapalı ayakkabı . deniz k ı yı sı . gereksiz. * Küçük gemi. boylanmak. * Uzun konçlu. gusül. klân. botanik parkı * Otsu ve çalı türü bitkiler ve de ğ iş ik ağ aç türleri ile düzenlenmiş . dinlenme ve gezme amacı yla halka açı k geniş alan. * Uzaklı k. * Süre. toplumsal ve ekonomik iliş kilerini anaerkil. en sayı lan iki kenar arası ndaki uzaklı k. ı rmak. boy aynası *İ nsanı bütünüyle gösteren büyük ayna. plâstik veya kauçuktan yapı lmı ş küçük sandal. * Uzunluk. boylanmak. boy atmak * boyu uzamak. * Destan. * Bir ş eyin taban ı ile en yüksek noktası arası ndaki uzaklı k. boy abdesti *İ slâm dininin gerekli bulduğ u durumlarda ve biçimde y ı kanı p abdest alma. boy boy * Çeş itli büyüklük ve nitelikte. * Geçerlilik. boy beyi boy bos * Boyun en saygı n ve lider kimliğ ine sahip ki ş isi. yararsı z yere.

* suya dalarak boyu ile suyun derinliğ ini ölçmek. sürmek) * boyamak. boya tabakas ı *Ş ablonlar ı n sulu kenar kapatı cı sı ile kaplanması . makyaj yapmak. boy bos. boya kullanmak * boyanmak. boy otu * Baklagillerden. * gösteriş yapmak.50 cm uzunlu ğ unda mente ş e. boya * Renk vermek. boya çekmek * boyuna büyümek. * Aldatı cı görünü ş . * Renk. sarı veya beyaz renkli. boya kökü * Bitki köklerinden elde edilen tabiî boya. dı ş etkilerden korumak için eş yanı n üzerine sürülen veya içine katı lan renkli madde. boy menteş e * Düz yaprak menteş e benzeri 1. (su) insan boyunu geçmemek.75-3. boy vermemek * sı ğ olmak. kurutulan tohumları çemen yapı mı nda kullan ı lan bir bitki (Trigonella faenum-graecum). * büyümek. boya tutmak * (boyanan nesne) iyi boyanı r olmak. boya tabancası * Sı vı boyay ı püskürtmek için kullan ı lan alet. boy vermek * (su) insan boyunu aş acak kadar derin olmak. boy pos * Bkz. boyac ı . boya fı rçası * Boya sürmek veya resim yapmak için kullanı lan değ iş ik tür ve ölçülerde fı rça.boy göstermek * görünmek. uzamak. boya kalemi * Resim yapmak için kullanı lan de ğ iş ik renkli kalem. boya vurmak (veya çekmek. * Yazmak için kullanı lan mürekkep. boy ölçü ş mek * yarı ş mak. çiçekleri mavi. boya kutusu *İ çine çe ş itli renkli kalemleri ve fı rçalar ı koymaya yarayan kutu.

boyanmı ş veya boyaya batı rı lmı ş . boyalama * Boyalamak iş i. boyalamak * Geliş igüzel boya sürmek. boyana * Boyna. boyac ı sandı ğ ı * Ayakkabı boyacı ları nı n boya. boyanma . * Ağ ı r söz söylemek. boyacı lı ğ ı meslek edinen kimse. * (kadı n için) Yüzünü çok boyam ı ş olan. makyajl ı . boyal ı * Boya sürülmüş .* Boya satan kimse. aş ağ ı lamak. boyac ı küpü * Bir iş in kolayca ve çabucak yapı lamayaca ğ ı nı anlatmak için boyacı küpü mü bu? boyacı küpü de ğ il ki (hemen daldı rı p çı karası n) gibi deyimlerde kullan ı lı r. boyama kazanı * Örgü yünlerinin veya ipliklerin boyanma iş leminin yapı ld ı ğ ı büyük tekne. * Boyama iş ini. omuza ası larak taş ı nabilir bir çeş it küçük sandı k. * Rengi boya ile sonradan verilmiş olan. * Boyacı nı n yaptı ğ ı iş . cilâ gibi gereçlerini koydukları ve müş terinin ayağ ı nı bası p ayakkab ı sı nı boyattı ğ ı . boyama kitab ı * Küçükleri eğ itici nitelikte içinde boyanacak resimler bulunan kitap. boyahane * Boya iş leri yapı lan yer. boyama * Boyamak iş i. boyac ı lı k * Boya yapma veya satma iş i. boyalanmak * Boya sürülmek. * Renkli. fı rça. * Renkli yazma veya mendil. * Boya satı lan dükkân. boyamak * Boya sürerek veya boyaya batı rarak renk vermek. boyac ı küpüne girmiş gibi * çok boyalı kadı n. kupon veya çekiliş lerle arma ğ an dağ ı tan bas ı n. boyalanma * Boyalanmak durumu. boyal ı bası n * Okuyucunun ilgisini çekmek için renkli fotoğ rafa yazı ve haberden çok yer veren.

boyatma * Boyatmak iş i. Rusya'da soylulara verilen unvan. boyası zlı k * Boyası z olma durumu. * Bekâr. boyası z * Boya sürülmemiş . yalnı z. boydan boya * Bir uçtan öbür uca kadar. boyca boydak * Yükü olmayan yaya. * Tuna bölgesinde. boyat ı lmak * Boyamak iş i yaptı rı lmak. boyası atmak * boyası solmak. boyanmak * Boyamak iş i yapı lmak. * Boy bakı mı ndan. boyat ı lma * Boyatı lma iş i.* Boyanmak iş i. makyaj yapmak. boykot * Bir iş i. makyajsı z. . boyda ş lı k * Boydaş olma durumu. serbest. Transilvanya'da. yüzüne boya sürmek. * Hücre öz suyu içinde eriyik durumunda bulunan renkli madde. * Boya veya renkli bir ş ey sürülmek. boya sürdürmek. boyda ş * Aynı boyda olan. boyatmak * Boyamak iş ini yaptı rmak. boyar madde * Bazı ortamlarda çözünerek ortama belli renk veren doğ al veya yapay renkli madde. boyar boyar * Boyama özelliğ i olan madde. * (kadı n için) Yüzünü boyamamı ş olan. * Akran. boyar madde. * Renksiz. boyay ı cı * Boyama özelliğ i olan. boya sürdürülmek. * Kendi kendini boyamak. bir davranı ş ı yapmama kararı alma.

* Destan söylemek. boykotçuluk * Boykot yapma iş i. . * Boyu benzerlerinden uzun olan. boyler boylu * Kalorifer kazanı nı n sı cakl ı ğ ı ndan yararlanarak. boykotçu * Boykot yapan veya boykota katı lan kimse. içindeki suyun ı sı tı lması sağ lanan depo. boylu boyunca * Boyu uzanabildiğ i kadar. boyluca boyna * Uzun boylu gibi olan. çı kmak. boylanma * Boylanmak iş i. boylam * Yeryüzündeki herhangi bir noktanı n meridyen dairesiyle baş langı ç olarak alı nan Greenwich gözlem evinin meridyen dairesi arası ndaki açı değ eri. boylama * Boylamak iş i. bir davranı ş ı yapmama kararı almak. * Düş mek. * Boyu olan. boylaması na * Boyu doğ rultusunda. boylamak *İ stemeyerek bir yere gitme durumunda kalmak. yakı ş ı klı . * Batmak. boylu boslu * Uzun boylu. gösteri ş li. tul. * Sandalı kı çtan yürüten kı sa kürek. * Yükselmek.* Bir kimse. boylanı ş * Boylanmak iş i veya biçimi. boylu poslu * Bkz. boykotaj * Boykot etmek iş i. boylanmak * Boyu uzamak. boylu boslu. boyu uzunluğ unca. boykot etmek * bir iş i. anlatmak. bir topluluk veya bir ülkeyle amaca ula ş mak için her türlü ili ş kiyi kesme.

* bir durumu. zimmetine geçirmek. boynu armut sapı na dönmek * çok zayı flamak. karş ı taraf ı n gücünü kabul etmek. boynuz dikmek * (kadı n) ba ş ka erkekle iliş ki kurarak kocası nı aldatmak. boynunu bükmek * acı ndı rı cı . * Bu organdan yapı lmı ş . bir iş i ister istemez kabul etmek. * (bitki için) canlı lı ğ ı nı yitirmek. boynu bükük * Üzgün. boynunu uzatmak * her ş eye. * Kurş un borudan kol alma iş leminde kullan ı lan demirden yap ı lmı ş alet. boynuz çekmek * boynuz kullanarak kan çekmek. her cezaya razı olmak. boynu eğ ri * herhangi bir sebeple birine karş ı direnecek veya söz söyleyecek durumda olmayan. boynuz * Bazı hayvanları n ba ş ı nda bulunan. boynuna geçirmek * bir ş eyi kendine mal etmek. boynuna almak * bir ş eyi borç veya ödev olarak üzerine almak. boynuz isterken kulaktan olmak . zavall ı . boynu k ı ldan ince olmak * haksı z olduğ u anlaş ı ldı ğ ı nda verilecek her cezaya razı olmak. kimsesiz. tı rnaksı bir maddeden. boynunu vurmak * baş ı nı keserek öldürmek. boynunda kalmak * bir sözü iletmediğ i veya birine ödenecek paray ı ödemedi ğ i için üzerinde borç kalmak. boynu eğ ri * Asmaları n yeni sürgünlerini yiyen veya kemiren bağ zararlı sı . boynuna * üstüne. boynu altı nda kalsı n! * ölsün. uzun. kı rı lmı ş . gebersin.boyna etmek * sandalı kı çtan tek kürekle yürütmek. boynuz e ğ mek * istemeyerek uymak. kı vrı k veya çatallı korunma organı . hacamat etmek. ac ı nacak ve yard ı m bekler durumda. boynunu k ı rmak * çekip gitmek. çaresiz bir durumda kalmak.

mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek. boynuzluteke * Kı n kanatl ı lardan. boynuzlamak * (hayvan) Boynuzu ile vurmak. boynuzlanma * Boynuzlanmak iş i veya biçimi. boynuz gibi. koyun. boynuzlama * Boynuzlamak iş i.olmak. boysuz * Boyu benzerleri arası nda k ı sa olan. boyu * (bir isim tamlaması nda tamlanan olduğ unda) süresince. boyunca. boynuzsuz * Boynuzu olmayan. boynuzlanmak * Boynuzu çı kmak. omurgalı lar ı n memeliler sı nı fı . boynuzlaş mak * Boynuz durumuna girmek. Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan boynuz kulağ ı geçmek * bir konuda daha sonra yetiş enler yetenek bakı mı ndan eskileri geçmek. süsmek. taktı rmak) * (koca) karı sı baş ka bir erkekle ili ş ki kurarak aldat ı lmak. boynuzsu * Boynuza benzer. boyu (bosu) devrilsin (veya devrilesi) * "ölsün" anlamı nda ilenç sözü. * daha iyisini. * (erkek için) Karı sı veya bir kadı n yakı nı taraf ı ndan aldatı lmak. boynuzlaş ma * Boynuzlaş mak iş i veya durumu. boynuz yarası almak. boynuzlugiller * Keçi. boynuzlatma * Boynuzlatmak iş i. * (kadı n için) Kocas ı nı baş ka bir erkekle aldatmak. içi boş olan boynuzlar ı sürekli kalan ve dallı olmayan. . sı ğ ı r ve antilopları içine alan. * Boynuz batı rı lmak. kurtçu ğ u meş e ağ açları nda yaş ayan bir böcek (Carambyx). kar ı sı veya bir kad ı n yak ı nı taraf ı ndan aldatı lmak. * Karı sı nı n veya kadı n yak ı nları ndan birinin iffetsizliğ ine göz yuman (erkek). boynuzlu * Boynuzu olan (hayvan). * Troleybüs. boynuz takmak (veya takı nmak. boynuzlatmak * Erkek.

boyunduru ğ a atmak (veya almak) * (güreş te) hasmı n ba ş ı nı koltuk altı na alı p boynuna kol dolamak. boyuna bosuna bakmadan * fizik yapı sı nı n gereğ ince geliş memiş olması nı göz önünde bulundurmadan. ayakta iken baş ı öne bükmek. boyun eğ mek * isteyerek veya istemeyerek uymak. boyunca) beraber * kendi boyu kadar. boyun * Gövdenin baş la omuz arası nda kalan bölgesi. boyun olmak * kefil olmak. boyunduru ğ a vurmak * baskı altı na almak. enlice kumaş parças ı .boyu (veya boyuna. * Sorumluluk. boynunu bükmek. katlanmak. cı vata gibi araçları n dar olan üst bölümü. vecibe. boyun kesmek * baş ı nı eğ mek. boyun vermek * buyruk altı na girmek. boyu bacadan m ı aş tı ? * daha evlenecek yaş ta de ğ il. uzunlaması na. * Sürdüğ ü zaman kadar. boyun k ı rmak * saygı duyulan bir kimse karş ı sı nda. *Ş iş e. boyun bağ ı * Gömlek yakası nı n altı ndan geçirilip süs olarak ba ğ lanan uzun. * Dağ sı rtları nda geçmeye elveriş li alçak yer. * (bo'yuna) Ara vermeden. durmaksı zı n. boyun borcu * Yapı lmas ı gereken ödev. boyunca. güğ üm gibi kapları n veya vida. kravat. boyuna * Ene dik olarak. boyu boyuna. tulânî. boyun bir kar ı ş uzadı * gereğ i olmayan o i ş i yapmakla sanki yükseldin anlamı nda söylenir. boyun bükmek * Bkz. . huyu huyuna * karı koca veya arkada ş lar aras ı nda her bakı mdan uygunluk olması gerekir. boyunca çocu ğ u olmak * yetiş kin çocuğ u olmak. boyunca * Boyu veya uzunluğ u kadar. süresince.

boyunlandı rmak * Kapsam kazandı rmak. yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alı nan üç doğ rultudan uzunluk. sürülmemi ş (toprak). * Kapı veya pencere gibi açı klı kları n üzerine konulan ağ aç. boyunun ölçüsünü almak * kendi yetersizliğ ini. boyut kazanmak * yeni bir durum. omurilikte iç tabaka. * Bu renkte olan. geniş lik. boyutlu boyutsuz boz * Açı k toprak rengi. boyunduruk parası * Bir mahalleden veya köyden baş ka yere gelin götürülürken. lento. * Mengenenin üst yanı ndaki kemer biçimli bölüm. boyut katmak * baş ka veya yeni bir görüş aç ı sı vermek. * Doğ ruları n. . geni ş lik ve derinlikten her biri. kapsam. * Zulüm ve zorbalı k baskı sı . * Boyutu olamayan. buut. boyutland ı rma * Boyutlandı rmak i ş i. boyunlu * Boynu olan. boyut * Bir cismin herhangi bir yöndeki uzanı mı . boyunduruk altı na girmek * baş kas ı nı n baskı sı altı nda kalmak. geniş lik. geniş lik. * Nitelik. * Açı lmamı ş . * Durum. boz madde * Sinir hücrelerinden oluş an. taş veya beton kiriş . içerik. boz bulan ı k * Çok bulanı k. boyun sarg ı sı . gelinin ayr ı ldı ğ ı yerin delikanlı ları na verdi ğ i bahş iş . boz yel * Boyutu olan. boyunluk * Boyuna sarı lan ş ey. * Güreş te hasmı n baş ı nı koltuk altı na alı p boynuna kol dolama oyunu.boyunduruk * Çift süren veya arabaya koş ulan hayvanları n birlikte yürümelerini sağ lamak için boyunlar ı na geçirilen bir tür ağ aç çember. kapsam ve içerik kazandı rmak. kapsam kazanmak. esaret. kaynatan ı n. beceriksizliğ ini anlamak. beklediğ i yakı nlı ğ ı görememek. beyinde d ı ş .

darı . *İ ş lenmemiş . boz renkli ardı ç ku ş u (Turdus pil ris). ham tarla. bozdurtmak * Bozdurmak. renk değ iş tirmek. buğ day gibi tah ı lları n hamurunun ekş itilmesiyle yapı lan koyuca. bozac ı lı k * Boza yapma veya satma iş i. boza gibi * (sı vı lar için) koyu ve bulanı k. tatlı veya mayhoş içecek. bozca * Rengi boza çalan.* Lodos. rengini atmak. bozdo ğ an * Bir doğ an türü (Falco aesalon). bozahane * Boza yapı lan yer. * Bozarmak iş i veya durumu. çalı lı k toprak. bozarmak * Rengi boz olmak. bozdurtma * Bozdurtmak iş i veya durumu. boza * Arpa. bozdur bozdur harca * çok az olan ş eyler için alay olarak kullan ı lı r. boza olmak * utanmak. bozdurulma * Bozdurulmak iş i veya durumu. bozum olmak. bozac ı * Boza yapan veya satan kimse. bozdurma * Bozdurmak iş i. * Yeniçeriler tarafı ndan kullanı lan ve atları n eyerlerinde ası lı duran altı toplu gürz. bozdurmak * Bozmak iş ini yaptı rmak. bozarı k bozarma * Bozarmı ş olan. bozay ı * Tehlikeli bir cins ayı . mı sı r. bozdurulmak . bozbakkal * Karatavukgillerden.

* Bozmak iş i yaptı rı lmak. * Biçimi ve kullanı lı ş ı değ iş tirilmi ş .). * Çı ğ lı k koparmak. düzen bağ ı nı yitirerek asker onurunun gerektirdiğ i bütün bağ lar ı bozması . bozkı rlaş mak * Bozkı r durumuna gelmek. * Bozlamak eylemi. ağ açsı z doğ al bölge. bozgun * Bir toplulukta karş ı lı klı güvenin bozulması ile beliren karı ş ı klı k. * Yenilen bir ordunun. çökmü ş . yı lgı n. sı cak ve ı lı man iklimlerde geniş alanlara yayı lan. hezimete u ğ ramak. bozkı r koyunu * Asya koyunu (Ovis vignei). bozmac ı * Eski ş eyleri alı p bozarak parça parça satan kimse. bozlak * Orta ve Güney Anadolu'nun birçok bölgelerinde bir türkü ezgisi. bozlama bozlamak * (deve) Bağ ı rmak. hezimet. bozkı r tavuğ u * Bağ ı rtlak. * Bu ezgiyle söylenen. konusu acı klı türküler. bozma * Bozmak iş i. bozgunculuk * Bozguncuya yakı ş ı r davran ı ş . bozgeven * Yurdumuzda Erciyes dağ ı nda yeti ş en bir geven türü (Astragalus microcephalus). * Bozgun olanı n durumu. * Bu durumda bulunan. bozkı r kedisi * Genellikle bozkı rlarda yaş ayan yabanî kedi (Otocolobus manul). bozguncu * Bozgunluk yaratan (kimse. bozgunluk * Bozgun. . * Morali bozulmuş . bozkı r * Kurakçı l otsu bitkilerden oluş an. bozkurt * Birçok Türk destanı nda yer alan kutsal hayvan. bozguna u ğ ramak (veya vermek) * yenilip periş an olmak. dağ ı lmak. güç vb. step. bozkı rlaş ma * Bozkı rla ş mak i ş i veya durumu.

* Dağ ı lmak. bozuk çalmak * canı sı kı lmı ş .bozmak * Bir ş eyi kendisinden beklenilen i ş i yapamayacak duruma getirmek. bir ş eyin düzenini karı ş tı rmak. * Kötümser. bozördek * Tatlı sularda bulunan bir tür ördek. . bozrak bozuk * Rengi boza çalan. ufaklı k. içerlemek. bozuk para. * Altı nı paraya çevirmek. bozuk gibi. ek ş imek. yenmek. * Bağ veya bostanı n son ürününü toplamak. * Bir yerin. * Dokunmak. bozuk bozulma bozulmak * Bozmak iş ine konu olmak. yüzü ası lmı ş olmak. * (bir organ) Görevini yapamaz duruma gelmiş . * Bı rakmak. bozuk para * Ufak birimlere ayrı lmı ş para. * Bir ş eye kı zmak. * Bozulmak iş i. * Sağ lı ğ ı nı yitirip zayı flamak. * Bir kimseyi beklemediğ i bir davranı ş karş ı sı nda bı rakarak veya sözünü yalana çı kararak küçük dü ş ürmek. * Bozulmuş olan. * Aklı nı yitirecek derecede bir ş eye düş kün olmak. huzursuz. *İ yi ve de ğ erli niteli ğ ini yitirmek. zarar vermek. * Bozuk olma durumu. * Türk halk müziğ inde. * Geçersiz bir duruma getirmek. bozdurmak. * Büyük parayı ufak birimlere ayı rmak. gergin. bozuk para gibi harcamak * değ erini dü ş ürecek biçimde bir kimseden yararlanmaya kalkı ş mak. * (yiyecek için) Kokmak. * Bir paranı n ufak birimlere ayrı lmı ş durumu. * Biçimini ve kullanı lı ş ı nı değ iş tirmek. düzeni bozuk olan. bozuk. bozguna uğ ramak. ba ğ lamadan biraz büyük ve meydan sazı ndan küçük dokuz telli bir saz. * Madenî. bozukça bozukluk * Biraz. * Kı zg ı n. s ı kı ntı lı . * Kötü duruma getirmek. * Kı zl ı ğ ı na zarar vermek. ufaklı k. mağ lûp etmek. karı ş ı k. yenilemeyecek duruma gelmek. bozuk düzen * Düzensiz. bozuk. küçük değ erli para. dağ ı tmak. * Bozguna uğ ratmak.

böbrek ya ğ ı * Kasaplı k hayvanları n böbreklerinin çevresinde oluş an yağ . idrar salan. * Kendinde bulunmas ı gereken nitelikleri taş ı mayan kimse veya ş ey. *Ş aş kı nlı ğ a dü ş me. bozum etmek * utandı rmak. böbrek taş ı * Böbreklerde oluş an ta ş . bozu ş ukluk * Bozuk durumda. bozum olmak * utanmak. omurganı n sa ğ ve sol yanı nda bulunan çift organlardan her . mahcupluk. mahcup olmak. mahçupluk. bozu ş ma * Bozuş mak i ş i. mahcup etmek. döküntü. hormon niteliğ inde salg ı sı olan bez (II). baş ı küçük. bozum havası * Utangaçlı k. böbreksi * Böbrek biçiminde olan.bozulu ş * Bozulmak iş i veya biçimi. böbür * Kandaki zararlı maddeleri süzen. bozum * Bozulmak iş i. utangaçlı k. bozumca bozuntu * Kurş un renginde iri bir kertenkele. böbrek biri. zehirsiz ve zarars ı z bir yı lan (Eryx). böbrek üstü bezi * Böbreklerin üstünde bulunan. bozyürük * Üstü hafif benekli. karş ı lı klı bozulma içinde. bozu ş mak * Araları açı lmak. bozu ş uk * Araları açı lmı ş . * Bozulmuş bir ş eyin kalan bölümleri. bozuntuya uğ ramak *ş aş kı nlı ğ a kapı lmak. yenilmiş lik. utanacak duruma düş mek. bozuntuya vermemek * bir kimsenin hoş a gitmeyen bir durumunda fark etmemi ş gibi davranmak. bozulmuş olan. kuyruğ u kalı n ve k ı sa.

entomolojist. altı bacaklı .* Memelilerden. böcekba ş ı * Osmanl ı İ mparatorluğ unda zabı ta görevlisi. kar ı n olarak eklemlerden oluş mu ş hayvan s ı nı fı . kurulmak. kibir. böbürlenmek * çok böbürlenmek. böcekhane * Böceklik. derisi benekli. böbürtü böce böcek * Eklem bacaklı lar ı n. böcekkapan * Örnek bitkisi drosera olan ve baz ı organları böcek yakalamaya. sarı renkli. sı cak ülkelerde yaş ayan. yaş ayı ş ı nı ve hastal ı k yap ı cı niteliklerini inceleyen bilim dalı . böbürlenme * Böbürlenmek iş i. böcek bilimi * Böceklerin yapı sı nı . *İ stakoza benzer. böcekle beslenen (hayvan veya bitki). böcek çı karmak * ipek böceğ i yeti ş tirmek. böcek bilimci * Böcek bilimi uzmanı . * Bu renkte olan. kı sa kı skaçlı . karada yaş ayan hayvanlar takı mı . yı rtı cı hayvan (Hyrax syriensis). * Kelebek. * Böcü. yenilen bir deniz hayvanı . sindirmeye elveriş li olan bitkilerin ortak adı . entomoloji. böceklenme * Böceklenmek iş i. böbürlenmek * Övünerek kabarmak. çoğ u kanatlı ve vücutlar ı baş . kurt ve tı rtı lı n dı ş ı nda kalan küçük hayvanc ı klara verilen ad. uzunluğ u 30-40 cm kadar olan. böcekçil * Böcek yiyen. haş ere. böcek kabu ğ u * Mor ile yeş il arası nda ve metal parlakl ı ğ ı nda olan renk. böcek yiyen. böceklenmek *İ çinde veya üstünde böcek üremek. böcek gibi * ufak tefek ve esmer (çocuk). böcekçiller * Omurgalı hayvanlardan memeliler sı nı fı na giren. * Böbürlenme. gö ğ üs. . * Böbürlenme.

gibi hayalî bir varlı ğ a verilen ad. zehirli bir örümcek türü. böcekli böceklik *İ çinde veya üstünde böcek bulunan. böğ ürtme * Böğ ürtmek i ş i. * Yan taraf. kanatları ikiş er. hortlak vb. duyargaları birer. böğ ür *İ nsan ve hayvan vücudunun kaburga ile kalça arası ndaki bölümü. *İ pek böceğ i yeti ş tirilen yer. böcelenme * Böcelenmek iş i veya durumu. böceksavar * Evdeki zararlı böcekleri savı p öldürmekte kullan ı lan ve ilâç püskürten sprey. diken dutu (Rubus caesus). böcü * Kurt. böcelenmek * (tahı l) Böceklenmek. * Böcek. böğ ürtlenlik * Böğ ürtlen çalı lar ı nı n çok olduğ u yer. böğ ürtmek * Böğ ürtmek i ş ini yapt ı rmak. bahçe çitlerinde. böceklenmiş . gö ğ üs ve kar ı n olarak üç bölgeye ayr ı lan. manda. ayakları yla ağ ı z parçalar ı üçer çift olan eklem bacaklı lar sı nı fı . * Çocukları korkutmak için söylenen ve hayalet. böcül böcül * Gözlerini iki yana oynatarak (bakmak).böcekler * Vücutları baş . böğ ürme * Böğ ürmek i ş i. böğ ürmek * (öküz. * (insan) Anlaş ı lmaz bir biçimde yüksek sesle bağ ı rmak. böğ üre böğ üre * Bağ ı rarak. böceksiz *İ çinde böcek bulunmayan. böcekhane. bo ş böğ ür. yol kenarları nda kendili ğ inden yetiş en dikenli ve çok y ı llı k bir çalı . böğ * Eklem bacaklı lardan. böğ ürtlen * Gülgillerden. * Bu bitkinin önce kı rmı zı iken olgunlaş ı nca kararan mayhoş yemiş i. deve) Bağ ı rmak. böğ ürtü . soluk sarı renkli.

* Vücut yüzeyinde sı nı rları belli herhangi bir bölüm. ş ampiyona. bökelik böldürme * Böldürmek i ş i. * Gemilerin içinde. ş ampiyon. nahiye. * Bölme ile ayrı lmı ş olan. taksim etmek. birinci olan (kimse). * Bölme iş lemini gösteren iş aretin "/" okunu ş u. * Büyük bir yeri. * Birliğ in bozulması na yol açmak. su baskı nı . "a bölü b" diye okunur. bölen * Bir bölme iş leminde bölünen say ı nı n kaç eş it parçaya ayrı ldı ğ ı nı gösteren sayı . yangı n gibi durumlarda. iklim ve bitki özelliklerinin benzerli ğ ine veya üzerinde yaş ayan insanları n aynı soydan gelmi ş olmaları na göre belirlenen toprak parçası . oda veya sofa gibi büyük bir yerden ayrı lmı ş daha küçük yer. * Kalı n ağ aç gövdesinden odun veya tekne yapmak için ayrı lan tomruk. "a/b" anlatı mı . parçalamak. bölmeç bölmek * Ambalâj içinde bulunan malları birbirinden ayı rmaya yarayan koruyucu parça.* Böğ ürme sesi. * Cins kavramları nı tür. bölmeli bölü . bölme iş areti * Bölme iş leminin yapı laca ğ ı nı ifade eden bölü "/" iş areti. alt tür kavramları na ayı rmak iş i. taksim. * Böke olma durumu. alanı küçük oda veya kı sı mlara ayı ran ince duvar veya tahta perde. ayı rma. güçlü kimse. * Ulusal veya uluslar arası bir yarı ş mada ilk dereceyi alan. * Bir niceliğ i iki veya daha çok e ş it parçaya ayı rmak. ş ampiyonluk. böğ ürüş * Böğ ürmek i ş i veya biçimi. bölgesel bölme * Bölge ile ilgili veya bir bölgeye özgü olan. taksim. böldürmek * Bölmek iş i yaptı rı lmak. bölge * Sı nı rları idarî veya ekonomik birliğ e. bölgecilik * Belli bir bölgenin çı karları için çalı ş ma durumu. mı ntı ka. ara kapı lar kapan ı nca arı zan ı n veya hasar ı n yay ı lmas ı nı önlemek için kullanı lan birbirlerinden ayrı lmı ş yerler. * Bir bütünü iki veya daha çok parçaya ayı rmak. böke * Kahraman. toprak. taksim. * Bölmek iş lemi. * Bölmek iş i. * Salon. bölgeci * Belli bir bölgenin çı karları için çalı ş an (kimse). parçalama.

bölümsel * Bölünme ile ilgili. * Bir topluluğ u. sağ dan sola doğ ru üçer üçer ayrı lan basamakları ndan her bir üçlü tak ı mı . * Hizip. bölümleme * Bölümlemek iş i. * Bir kuruluş un yönetim birimlerinden her biri. bölümlenme * Bölümlenmek iş i veya durumu. departman. departman. s ı nı flama. bölümlendirmek * Bir ş eyi bölümlere ayı rmak. bölükba ş ı * Yeniçeri ordusunda üst rütbeli bir görevli. sı nı fland ı rmak. birbirine eş it veya benzer olanları kümelere ayı rmak. * Çağ . tasnif. birliğ i parçalama. bölük pörçük * Bütünlüğ ü sağ lanamamı ş durumda. bölücülük * Bölücünün yaptı ğ ı iş . bölünebilme . bölümleniş * Bölümlenmek iş i veya biçimi. bölümlenmek * Bölümlemek iş ine konu olmak. * Canlı lar ı n bölümlenmesinde filumlar ı n bir araya gelmesiyle oluş an birlik. sı nı fland ı rma. kı sı m. üçü veya dördü bir tabur oluş turan ve öbür birliklerin temeli say ı lan birlik. fesatç ı . parça parça. bölme amacı nda olan. bölen. * Bir siyasî partinin birliğ ini parçalamayı . * Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanl ı k dalı nda eğ itim sağ layan birimlerinden her biri. s ı nı flanmak. bölük bölük * Parçalara ayrı lmı ş . seksiyon. devir. bölücü * Bölme iş ini yapan. bölümlendirme * Bölümlendirmek iş i. bölüm * Bir bütünü oluş turan parçaları n her biri. kı sı m kı sı m. münafı k.* Bir bayağ ı kesrin gösterili ş inde pay ile payda aras ı na konulan yatay çizginin okunuş u. ara bozuculuk. tasnif etmek. bölümlemek * Birçok ş ey arası nda. kı sı m. bölük * Bir bütünden ayrı lmı ş olan parça. sı nı flamak. "a/b" kesri "a bölü b" diye okunur. * Bölme iş lemi sonunda elde edilen sayı . * Takı mlardan olu ş an. * Saç örgüsü. kı smî. bozmayı amaç edinen kimse. * On kuralı na göre yazı lan bir tam say ı nı n.

bölü ş üm bölüt * Eklem bacaklı lar ı n vücudunu oluş turan yan yana dizili parçaları n her biri. halkalara ayrı lmı ş olan. bölütlenme * Döllenmiş yumurtanı n blâstulayı oluş turuncaya dek art arda bölünmesi. taksim etmek. ayrı lamaz. taksimat. parçalara ayrı lmak. * Bölüş mek iş i. . * Bölünmek iş i. saf. * Bölüş me. bölüntüler * Bir bütünün ayrı lmı ş oldu ğ u bölümler.* Kalansı z bölünür olma durumu. bölü ş türme * Bölüş türmek iş i. bölü ş bölü ş me * Bölmek iş i veya biçimi. bölünmek * Bir bütün. halka. * Budala. bölünen * Bölme iş lemine uğ ratı lan sayı . belli bir büyüklüğ e varı nca eş it bölümlere ayrı lı p çoğ alması . * Hücrelerin. bölütlü bön * Bölütlere. eş it bölümlere ayrı lmas ı gereken miktar veya sayı . üleş mek. paylaş ma. bölü ş mek *İ ki veya daha çok kimse araları nda herhangi bir ş eyi paylaş mak. bölünmezlik * Bölünmez olma durumu. bölünü ş * Bölünmek iş i veya biçimi. bölü ş türmek * Bölüş mek iş ini yapt ı rmak. * Yarı ş ta toplu olarak koş arken birbirinden ayrı lma. bölüntü * Bölünmüş parça. * Zigotun bölünmesinden sonra embriyonda ortaya çı kan ve az çok birbirine benzeyen parçalar ı n her biri. belirli bölümlere. bölünmez * Parçalanamaz. bölüngü bölünme * Fraksiyon. * Fraksiyon. pay ı nı almak.

külâh. börtü böcek * Çeş itli böcekler. börek için ayrı lmı ş olan. börekçi * Börek yapan veya satan kimse. safça. haş lamak. ı spanak gibi ş eyler konularak piş irilen çe ş itli biçimlerde hamur iş i. * Genellikle hayvan postundan yapı lan baş lı k. börtmek * Az piş irmek. börttürmek * Börtmek iş i yaptı rı lmak. budalalı k. ş aş kı nş aş kı n bakmak. kı yma. * Açı lmı ş hamurun veya yufkan ı n arası na. saflı k. börekçilik * Börek yapma veya satma iş i. börtme * Börtmek iş i. * Yağ murdan veya soğ uktan korunmak için giyilen ucu sivri boş luk. * Börtülmek i ş i.bön bön * Budala ve safca bakarak. . börkenek * Geviş getiren hayvanları n midelerinin ikinci bölümü. aptallı k. börttürme * Börttürme iş i. bön bön bakmak * anlamayarak. bönle ş mek * Bön duruma gelmek. bönce * Budala. börtük börtülme * Haş lanarak veya ateş te biraz kı zart ı larak pi ş miş olan (ş ey). bönlük börek * Bön olma durumu. bönle ş me * Bönleş mek iş i. aptallaş mak. saf (bir biçimde). börek açmak * börek yapmak için hamurdan ince yufkalar hazı rlamak. böreklik börk * Börek yapmaya elveriş li olan. peynir. sersemlik.

böyle böyle * Böylelikle. böylece * Tam böyle. bu biçimde. o cümlede anlatı lan ş eyin hoş karş ı lanmad ı ğ ı nı veya ona ş aş ı ld ı ğ ı nı anlatı r. böylelikle * Bu yolda yürüyerek. böylemesine * Bu biçimde. böyle tı raş * kiş ilere yara ş an iş lemler uygulanı r. gene de böyle olacak. paçalı bir tavuk ı rkı . sonunda. * Bösmek iş i. infilâk etmek. *İ ri yapı lı . bu yolda. bösme bösmek böyle * Bunun gibi. böylelikle. böyle gelmiş böyle gider * her zaman böyle olmuş .börtülmek * Börtmek iş ine konu olmak. * Bir madde birdenbire gaz durumuna gelerek patlamak. börülce * Fasulyeye benzer bir bitki ve bunun göbeğ i koyu benekli tohumu (Vigna sinensis). * Bu yolda. bacaklar ı tüylü. Brahmanizm * Brahmanlı k. * Hint kastlar ı nda ilk kast. * Bu derece. bu biçimde olanı . . * Sonunda. böylecene * Böylece. böylesi böylesine * Aş ı rı bir biçimde. "nası l" gibi sorular bulunan cümlelerin sonuna geldi ğ inde. *İ çinde "ne". buna benzer. * Bu bitkinin sebze olarak yararlanı lan yeş il ürünü. böyle ba ş a. * Bunun gibisi. * Bu kasttan olan kimse. böylelikle. bu biçimde. Br brahma Brahman * Brom elementinin kı saltması .

briket * Linyit ve kömür tozundan bası nçla elde edilen yakı t. * Linyit. kı sa kafal ı . seren yelkenli. yayl ı at arabası . branda * Gemilerde tayfa ve erlerin yattı ğ ı dikdörtgen biçiminde. * Üstü kapalı . kı ş ı n kı zak olarak kullanı lan tek atl ı . kömür tozu ve katran tortusundan bası nçla elde edilen. * Baklagillerden bazı ağ açları n kı rmı zı boya çı karı lan odunu. kavkı lı . kol. Brahman. bran ş bravo bre * "Ey. arkada da boylaması na yerleş tirilmiş oturacak yerleri bulunan dört tekerlekli. * Aferin. brifing brik brik * Bir konuda özet olarak verilen bilgi veya açı klama. brakisefal * Kafatası nı n ön alt eksenine göre k ı sa olan (kimse). * Doğ al çimento ile lâvlı . * Briket yapan veya satan kimse. * Dört kiş i arası nda oynanan bir iskambil oyunu. brezil br ı çka briç * Önde çok yüksek bir oturma yeri. * Bir tür yapay mermer. Brehmen bre ş * Bkz. *Ş aş kı nlı k. *İ ki direkli. yayl ı hafif araba. kemikli kı rı ntı ları n kaynaş ması yla oluş muş kütle. tuğ la biçimli yapı malzemesi. astarlanmı ş bezden yapı lan. * "Be" yerine kullanı lı r. briketçi . * "Vay" gibi ş aş ma anlat ı r.Brahmanl ı k * Kalı tı m yoluyla geçen bir kast bölünmesine dayalı toplumsal bir kuruluş u içeren Hint dini. birkaç top ta ş ı yan gemi. halatlarla bir yere tutturulan as ı lı yatak. yaş a!. hey" anlamı nda kullanı lı r. * (bilim için) Dal. coş ku anlatı r. Brahmanizm. kabuklu. braket * Dikiş ten çı kan kitapları n sı rtı na makine ile bez geçirme. * Tekrarlanan iki emir kipi arası na getirilerek i ş in sürekliliğ ini anlatı r. branda bezi * Keten ve pamuk ipliğ inden sı k ve sağ lam dokunmuş bez.

haş lanarak yemeğ i hazı rlanan bir tür sebze. deniz suları nda az. briketlemek * Briket hâline getirmek. atom ağ ı rl ı ğ ı 79. bron ş it * Bronş ve bronş çukları n iltihaplanması .97 olan kı rmı zı renkli. yo ğ unluğ u 2. bronzlaş mak * Bronz rengini almak. briyantin * Saçı parlatmak ve yat ı rmak için kullanı lan güzel kokulu bir madde. bronz * Tunç. bron ş çuk * Bronş ları n uç dalları ndan her biri.909 olan. zehirli s ı vı bir element. bazı göllerde çok miktarda bulunan. içeriden tutturulan ince perde. bromhidrik asit * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an HBr aside verilen ad. bromür * Bromhidrik asidin tuzu veya eteri. bro ş .briketçilik * Briketçinin iş i veya mesle ğ i. brizbiz brokar * Sı rma veya gümüş iş lemeli bir tür ipekli kumaş . tunç renginde olan. briketleme * Briketlemek iş i. pis kokulu. bromhidrik * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an. * Atom numarası 35. brokkoli brom * Küçük. briyantinli * Briyantinle süslenmiş . Kı saltmas ı Br. bronzlaş ma * Bronzlaş mak i ş i. * Pencerelerin çerçevesine. bromürlü * Yapı sı nda bromür bulunan. bronz gibi * tunca benzeyen. briyantin sürünmüş . bron ş * Soluk borusunun akciğ erlere giden iki kolundan her biri ve bunları n dallar ı . yeş il yumrular hâlinde olan.

bu * Yerde. Brüksel lâhanası . . Brüksel lâhanası * Ceviz büyüklüğ ünde bir lâhana türü. bu cümleden * bunlar arası nda. zamanda veya söz zincirinde en yakı n olanı gösterir. bundan. bunda. brovning bröve * 7. bu arada * Bu süre içinde. bu (veya ş u) kadar * bir sayı dan sonra gelerek o sayı dan artı k miktarı bildirir. biçimlerine girer. bro ş ür * Sayfa sayı sı az. buna. bu gözle * bu anlayı ş la. yakmaç.* Kadı nları n tak ı ndı klar ı süs iğ nesi. bunlar gibi. bu haysiyetle * bu bakı mdan. bu abdestle daha çok namaz kı lı nı r * bir tutum veya davranı ş ı n etkisinin sürekli olacağ ı nı anlat ı r. Bruxelles lâhanas ı * Bkz. bu türlü. bu kabil * bu gibi. ş ahadetname. brülör brüt * Sı vı yakı tı kolayca yanabilecek taneciklere ayı rarak püskürten araç. kesintisiz (para). bu birkaç gün içinde. bu günlerde * içinde bulunduğ umuz zamanda. * En yakı nda bulunan bir varlı ğ ı veya biraz önce anı lan bir ş eyi i ş aret yolu ile belirtmek için kullanı lı r (Çekim sı rası nda bunu. * Diploma. * Kabı ile darası çı karı lmadan tartı lan (ağ ı rlı k). * Kesintisi yapı lmamı ş . bu gidi ş le * bu biçimde. Frenk lâhanas ı (Brassica oleracea gemmifera). Çokluk biçimi bunlar). çeş idinden. risale. bu kadar * bu denli. bu tarzda. beraber.65 mm lik otomatik tabanca. * Birlikte. bu kabilden * gibi. küçük kitap.

kamufle edilmiş bombadan oluş an bubi tuzağ ı teriminde geçer. yer. * Dalı n gövde içindeki baş langı ç yeri olan ve tahtalarda görülen yuvarlak koyuca renkte sert bölüm. bu meyanda * Bu arada.. bucak bucak aramak * her yerde aramak. bu meyanda * Bkz. bucak bucak * Her yerde. bubi bucak * Küçük bir dokunma ile patlayan. * Kesirli. her tarafta. nahiye. ve yarı m. bu ne perhiz bu ne lâhana tur ş usu! * sözleri ve davranı ş ları birbirini tutmuyor. buçuk buçuklu budak * (sayı ve üleş tirme s ı fatları ndan sonra gelir. bir müdürle yönetilen bölümlerinden her biri. bu sefer * Bu defa. bunun için. bu türlü * böyle. çeliş iyor. her yanda. bu biçimde.. kutu. bucak bucak kaçmak * bir olay. . bu kez. bu arada. tek ba ş ı na kullanı lmaz) . köş e. budak özü * Taze sürgün. * Ağ acı n dal olacak sürgünü.bu kadar kusur kadı kı zı nda da bulunur * üzerinde durulmaya değ meyecek kadar küçük bir kusurdur. *İ lçelerin. bu yüzden * bundan dolayı . bir durum veya bir kimseyle karş ı laş mamaya çalı ş mak. * Dal. bu sı cağ a kar mı dayan ı r? * aş ı rı harcamalarla eldeki imkânları n tükeneceğ ini anlatı r. budak deliğ i * Tahtalardaki budak yerinin çı karı lmas ı ndan sonra açı lan boş luk. buat * Elektrik akı mı devrelerinde birle ş tirme yapmak veya ak ı mı bir veya daha fazla kollara ay ı rmak için kullan ı lan araç. * Kenar.

budanmak * Budamak iş ine konu olmak. azaltmak. budala * Zekâca geri. budalalı k etmek * akı lsı zca davranmak. budama budamak * Daha çok ürün almak veya düzgün bir biçim vermek amacı yla ağ aç. budatma * Budatmak iş i. * Bir ş eyi eksiltmek. asma gibi bitkilerin dalları nı kesmek. budalaca * Budalaya yakı ş ı r (biçimde).budaklanma * Budaklanmak iş i. budalalaş mak * Budala duruma gelmek. * (güreş te) Rakibinin ayakları nı bir ayak oyunu veya vuruş u ile yerden kesmek. budala gibi davranmak. * Yeni filiz sürmesi için bir bitkinin dalları nı kesmek. budalaca. * Budalaca yapı lan i ş . budalalı k * Budala olma durumu. budanı ş * Budanmak iş i veya biçimi. Buddhist * Buddhizm dininden olan kimse. . budala budala * budala gibi. dallanmak. budaklanmak * Budak sürmek. budatmak * Budamak iş ini yapt ı rmak. * Budamak iş i. * Zekâca geri olan kimse. budanma * Budanmak iş i. budalacas ı na budalalaş ma * Budalalaş mak iş i. * Bir ş eye a ş ı rı ölçüde düş kün. budaklı * Budağ ı olan. dalları nı kı saltmak.

etnik. budun bilimci * Budun bilimi uzmanı . Budist * Bkz. salt varl ı ğ ı koyarak onun insanda arzu biçiminde belirdi ğ ini. bundan da ı st ı rabı n doğ duğ unu. * Ulus. bugünden yarı na * az zaman sonra. zaman. ı st ı raptan kurtulmak için var olmaktan vazgeçmek gerekti ğ ini ileri süren. kavmiyat. bugüne bugün * "unutma ki". bugünden tezi yok * hemen ş imdi. derhal. budun bilimsel * Etnolojik. daha sonra baş kası nı n da ba ş ı na gelebileceğ ini hatı rlatmak için söylenir. bugün bana ise yarı n sana * bugün birinin baş ı na gelen kötü bir durumun. Hindistan ve Çin'de yaygı n olan. bugünkü * Bugüne özgü. * bugüne değ in. bugün olan. "ş unu iyi bil ki" anlam ı nda kullanı lı r. budunsal bugün * Kavmî. *İ çinde bulunduğ umuz çağ . etnolog. boy ve soy bak ı mı ndan da birbirine bağ lı insan topluluğ u. Buddhist. millet. bugün yar ı n * çok yakı nda.Buddhizm * Tabiatüstü kiş ileş miş bir tanr ı düş üncesi yerine. dil ve kültür ortaklı ğ ı bulunan. içinde bulundu ğ umuz zamanda. bugünkü günde *ş imdi. budun betimci * Etnograf. bugün yapı lan. * Araları nda töre. bugünkü tavuk yarı nki kazdan iyidir . * bugün yaş ayanlardan gelecek kuş aklara. *İ çinde bulunduğ umuz gün. *İ çinde bulunduğ umuz günde. Buddha'nı n ileri sürdüğ ü mistik dünya görüş ü ve din. ş imdiki ş artlarda. ı rkiyat. budun betimi * Etnografya. budun bilimi * Etnoloji. budun kavim. nerede ise.

örneğ i buğ day. buğ daysı meyve * Çok ince olan kabuğ u. iki hörgüçlü deve. . arpa. vücudu yeş il. mı sı r. buğ daysı tane * Bkz. buğ daysı tohum * Bkz. zarı ndan ayr ı lmayacak derecede kaynaş mı ş olan tohum izlenimi veren bir kuru meyve. * Bu bitkinin baş aktan ayrı lmı ş tanesi. bugünlük yar ı nlı k * çok yakı nda olması beklenen ş eyler için söylenir. buğ day biti * Yarı m kanatlı lardan. buğ day güvesi * Tahı la zarar veren küçük bir kelebek (Tinea granella). buğ ra * Erkek deve. bambu olan. yulaf. buğ day sürmesi * Buğ day baş aklar ı ndan oluş an ilkel mantar (Tilletia tritici). buğ day baş ak verince orak pahaya çı kar * ihtiyaç duyulan ş ey değ er kazanı r. ekin biti (Sitophilus granarius). çavdar. buğ daycı l * Bataklı k yerlerde. * Bu mantarı n buğ day ve benzeri bitkilerin yapraklar ı nda oluş turdu ğ u hastal ı k. buğ daygiller * Bir çeneklilerden.* sağ lanmı ş bir kazanc ı n umulan daha büyük bir kazanca feda edilmemesini ö ğ ütler. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı hastalı k. kamı ş . buğ daysı meyve. buğ day rengi * (ten için) Açı k esmer. ayr ı k ve çayı r otlar ı . baş ı siyah. ekinlere zararlı bir böcek. buğ day * Buğ daygillerin örnek bitkisi (Triticum). buğ day unu * Yabancı maddelerinden temizlenmiş ve tavlanmı ş buğ dayları n tekniğ ine uygun olarak öğ ütülmesiyle elde edilen bir ürün. çiçekleri ba ş ak durumunda büyük bir bitki familyası . patates. buğ daysı meyve. buğ day benizli * Açı k esmer. pirinç. buğ day pası * Pas mantarı gillerden asalak bir mantar (Puccinia graminisi). pancar tarlaları nda yaş ayan göçücü bir kuş (Luscinia svecica cyanecula). bugünlük * Bugün için. buğ daysı * Buğ dayı andı ran.

buğ ulama * Buğ ulamak iş i. buharla ş mak. buğ usu üstünde * sı cak sı cak. * Bazı yemekleri buğ u ile piş irmek. buğ ulaş tı rı cı * Suyu buğ u durumuna getirmek için kullan ı lan (araç). kekik ve baharat kullanı larak hiç su konmadan hazı rlanan bir et yeme ğ i. buğ ulanmak * Üzerinde buğ u olu ş mak. buğ ulaş mak * Buğ u durumuna gelmek. dalgı n bakı ş lı olan (göz). * Soğ uk bir cisim üzerinde ince bir tabaka durumunda yoğ unla ş mı ş sı vı . * Süzgün. domates. buğ ulanma * Buğ ulanmak i ş i. buğ ul buğ ul * Buğ u çı kararak. dolu dolu. buğ u evi buğ u kebabı * Et. buğ ulu * Üzerinde buğ u bulunan.buğ u * Isı etkisiyle gaz durumuna geçen sı vı . buğ ulandı rmak * Buğ ulanması na yol açmak. buğ u ile kaplanmak. buğ ur * Buğ ra. sar ı msak. buğ ulandı rma * Buğ ulandı rmak iş i. * Buğ uda piş miş (yemek). * Hastalı k dolayı sı yla mikroplu sayı lan e ş yan ı n sı cak bu ğ u ile temizlendiğ i yer. sı caklı ğ ı azalmamı ş durumda. buğ ulu buğ ulu * Nemli. yaş lı . arpacı k soğ anı . buğ ulaş ma * Buğ ulaş mak iş i. buğ ulanmı ş . buhar * Isı etkisiyle sı vı lar ı n ve baz ı katı ları n dönüş tükleri gaz durumu. . buğ ulamak * Buğ udan geçirmek. tephirhane. buharlaş ma. buğ uya tutmak. buğ ulanı ş * Buğ ulanmak i ş i veya biçimi.

buharlaş tı rmak * Bir sı vı yı kaynatarak buhar durumuna getirmek. kalorifer dairelerinde buhar ak ı ş ı nı kesmeye ve dengelemeye yarayan alet. buhar valf ı * Buharlı ı sı nma sisteminde. buhran geçirmek * bunalı m geçirmek. buharlı * Buharı olan. buharlı tren * Buhar gücüyle çalı ş an tren. buharlaş tı rma * Buharlaş tı rmak i ş i. hayaller içinde kalmak. buhran * Bunalı m. kaybolmak. * Bir sı vı yı ince damlacı klar durumunda dam ı tmak. tebahhur etmek. buhar olmak * yok olmak. buhar makinesi * Buhar bası ncı yla iş leyen makine.buhar kazanı * Buhar elde etmekte kullanı lan kazan. * Dalgı nla ş mak. buharlı ı sı tma * Buharı n ta ş ı dı ğ ı ı sı dan yararlanarak yap ı lan ı sı tma. buharlaş mak * Buhar durumuna dönüş mek. buhar kurutucusu * Buhar içerisindeki su damlacı klar ı nı ayı ran ve kuru buhar elde edilmesini sağ layan araç. . buharlı gemi * Buhar gücüyle çalı ş an gemi. buharlı makine * Buharla çalı ş an makine. buharlı ütü * Çı kardı ğ ı buharla kuru çamaş ı rları ütülemeye hazı r duruma getiren ütü. tebahhur. buğ ula ş ma.). buharlaş ma noktası * Bir sı vı nı n kaynat ı lma sonucunda buhar durumuna geçme derecesi. buharlaş ma * Buharlaş mak iş i. * Buhar gücü ile çalı ş an. kriz. buharlaş tı rı cı * Buharlaş ma iş lemini gerçekleş tiren alet. buharlayı cı * Buhar hâline getiren (makine vb. buğ ula ş mak. bunluk.

bukalemungiller * Sürüngenler sı nı fı nı n renklerini bulundukları yerin rengine uyduran. buka ğ ı lı * Ayağ ı nda buka ğ ı bulunan. görüş ünü değ iş tiren kimse. buhranlı * Bunalı mlı . bilek. buka ğ ı * Ağ ı r cezalı lar ı n ayakları na takı lı p ucuna pranga bağ lanan demir halka. * Çı karı na göre davran ı ş ı nı .buhrana tutulmak * buhran geçirmek. bukalemun gibi renkten renge girmek * sürekli düş ünce değ iş tirmek. buka ğ ı lı k * Hayvanları n ayağ ı na bukağ ı takı lacak yer. buhurumeryem * Tavş ankulağ ı . buka ğ ı vurmak * bukağ ı takmak. buji * Patlamalı motorlarda gazı tutu ş turmaya yarayan elektrikli araç. bukalemun * Bukalemungillerden. . * Kaçmaması için hayvanları n ayağ ı na tak ı lan zincir. tütsü. maddeler. rayiha. buhurluk *İ çinde tütsü için kullanı lan maddeler yakı lan kap. buka ğ ı lama * Bukağ ı lamak i ş i. renk değ iş tirmesiyle ünlü sürüngen türü. * Bilekleri beyaz olan (hayvan). * Güzel koku. kaya keleri (Chamaeleo chamaeleon). siklâmen. buhurdan * Buhurluk. buhur * Dinî törenlerde yakı lan kokulu ağ aç vb. buhurdanlı k * Buhur yapmak için kullanı lan araç. demir köstek. bukalemun türlerini içine alan bir familyası . 20-30 cm boyunda. buka ğ ı lamak * (hayvan için) Ayağ a bukağ ı takmak. bukanak buke * Ayak. hareketleri yava ş .

buklesiz buklet * Kı vrı mlar ı olmayan (saç). * Tiksindirici. * Küçük lüle durumunda. buland ı rı lmak * Bulandı rmak i ş i yap ı lmak. * Bulamak iş i. * Kaynak. * Yenge. * Bu iplikten dokunmuş (giyecek). buland ı rmak * Bulanması na yol açmak. bir ş eyi. buland ı rı cı * Bulantı veren. * Bükülmüş iplik. kı vrı mlı saç. * Saraçları n kullandı ğ ı yün k ı rpı ntı sı . amca veya dayı karı sı . bula bula bunu (onu. bukle bukle * Kı vrı m kı vrı m. * Genellikle üzüm ş ı rası nı n kaynat ı lmas ı ile yapı lan koyu pekmez. cı vı k hamur. . bulanması nı sağ lamak. * Yalnı z iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta. * Karı ş ı k. pı nar. oradan buradan toplanmı ş . bulada bulak bulama * Büyük piliç. * Kirletmek. * kötü bir raslantı yı anlatmak için kullanı lı r.buket bukle * Çiçek demeti. nefret uyandı ran. * Sulu. bukleli (saç). bir nesneyi baş ka bir maddeye batı rmak. bukran bul bula bulamaç bulamak * Bir nesnenin her yanı nı bir ş eye de ğ direrek üstünü onunla kaplamak. bir kimseyi) bulmak * var olanları n en değ ersizini seçmek. * Bu koyulukta yapı lan çeş itli hamur yemekleri. bukleli * Kı vrı mlar ı olan (saç).

* Bulanmak iş i. * Açı k seçik görünmeyen. * Bulaş mı ş olan. * Bulutlu. bulan ı klaş tı rmak * Bulanı k duruma getirmek. kal ı ntı . bulant ı * Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum. kapalı . * Duruluğ unu yitirmek. * Niteliğ i tam anla ş ı lmayan. bulan ı klaş mak * Bulanı k olmak. bula ş ı k adam * Yolsuz. * (bakı ş ) için. bulanmak * Bulamak iş ine konu olmak. bulant ı vermek * (içini. çok duru olmayan. bulan ı klı k * Bulanı k olma durumu. bulan ı ş bulanma * Bulanmak iş i veya biçimi. * Karı ş mak. bulan ı klaş ma * Bulanı klaş mak iş i veya durumu. uygunsuz iş ler yapan. bula ş ı k bezi * Bulaş ı kları yı kamak için kullan ı lan bez. net olmayan. midesini) bulandı rmak. bula ş ı k * Yiyecek veya içecekte kullanı lan yı kanmamı ş mutfak eş yası veya kap kacak. * Parlaklı ğ ı nı ve açı klı ğ ı nı yitirmek. bulan ı k * Bulanmı ş olan. bulaş an. bulaş ı cı * Birinden ba ş kas ı na geçen. * (iç. sulu. sri. fersiz. duru olmayan. bula ş ı k deniz . *İ z. her yanı bir ş eyle kaplanmak. sataş ma al ı ş kanlı ğ ı olan kimse. Donuk. bulan ı kça * Biraz bulanı k olan. bula ş ı cı hastalı k * Mikrop yolu ile yayı lan hastalı k. mide içi) Bulantı sı olmak. * Yapı ş kan. anlamsı z.*İ ki veya daha çok ş eyi birbirlerinden fark edilmeyecek biçimde karı ş tı rmak. etki.

bula ş kanlı k * Bulaş kan olma durumu. bula ş ı khane * Kı ş la. bula ş ı k eldiveni * Bulaş ı k yı karken kullanı lan plâstikten yapı lmı şgeçirimsiz eldiven. bula ş ı lma * Bulaş ı lmak iş i veya durumu. okul. bula ş ı k deterjanı * Bulaş ı k tozu. bula ş ı k suyu gibi * (sulu yiyecek ve içecekler için) kötü hazı rlanm ı ş . bula ş kan * Bulaş tı ğ ı yerden kolay temizlenemeyen. bula ş ma * Bulaş mak i ş i. bula ş ı kçı *İ ş i kirli kapları yı kamak olan kimse. bula ş ı kçı lı k * Bulaş ı kçı nı n iş i. otel gibi yerlerde bulaş ı k yı kamaya ayrı lan özel bölüm. tadı tuzu olmayan. temizleme ve arı tma özelli ğ i bulunan toz. * (hastalı k) Geçmek. bula ş ı lmak * Bulaş mak i ş ine konu olmak. bula ş ı k iş * Yolsuz. kirli iş .* Mayı n tehlikesi olan deniz. bula ş ı klı k * Bulaş ı k olma durumu. uygunsuz. . bula ş ı k makinesi tuzu * Bulaş ı k makinelerinde suyun içinde veya yı kananları n üzerinde kireç kalı ntı lar ı nı yok eden kimyasal bileş im. kavga etme alı ş kanlı ğ ı olan. bula ş ı k suyu * Bulaş ı k yı karken kullanı lan su. sirayet etmek. yapı ş kan. * Sataş ma. bula ş ı k tozu * Bulaş ı kları yı karken kullanı lan. bula ş mak * Bir nesne. üzerine sürülen bir ş ey yüzünden kirlenmek. bula ş ı k makinesi * Bulaş ı k yı kamaya yarayan alet. *İ stenilmeyen bir madde bir ş eye sürülmek. bula ş ı k gemi * Tayfaları nda veya içindeki yolcular arası nda bulaş ı cı hastalı k bulunan gemi.

bula ş tı rmak * Bulaş mas ı na yol açmak. tedirgin etmek. * Bulaş tı rmak. Bulgarca * Bulgar dili. buldurtmak * Bulması nı veya buldurmas ı nı sa ğ lamak. bula ş tı rı lmak * Bulaş tı rmak iş ine konu olmak. iri ve güçlü bir köpek türü (Canis familiaris molosus hibernicus).* Çatmak. netice. buldumcuk olmak * bir ş eye sonradan ulaş ı nca ş ı marmak. buldozer * Önündeki geniş bı çakla topra ğ ı sı yı rı p engebeleri kald ı ran. burnu bası k. buldurtma * Buldurtmak iş i. Bulgaristanla ilgili olan. sataş mak. Bulgaristanl ı * Bulgaristan halkı ndan olan ( kimse). bula ş tı rma * Bulaş tı rmak iş i veya durumu. * Bulgaristan'a özgü olan. *İ stemeden veya rastlantı sonucu bir iş e karı ş mak. . buldukça bunar (veya bulmuş da bunuyor) * bulduğ uyla yetinmiyor da daha çoğ unu istiyor. * Araş tı rma verilerinin çözümlenmesinden çı kar ı lan bilimsel sonuç. alt çenesi üsttekinden uzun. bulatmak buldok * Köpekgillerden. bula ş tı rı lma * Bulaş tı rı lmak i ş i veya durumu. bulgu * Var olduğ u hâlde bilinmeyeni bulup ortaya çı karma i ş i ve bu iş in sonunda elde edilen ş ey. buldumcuk * Sonradan görme. buldurma * Buldurmak iş i. tekerlekli veya tı rtı ll ı bir yol makinesi. bulgari * Dört telli bağ lama. Bulgar * Slâvları n güney kolundan olan bir halk veya bu halkı n soyundan olan kimse. buldurmak * Bulmak iş ini yaptı rmak.

tereyağ ı ve salça kullanı larak hazı rlanan bir çorba türü. bulgurlamak * Bulgur tanaleri gibi küçük parçalara ayı rmak. bulgurcuk * Güneş yüzeyinde teleskopla seçilebilen küçük. bulgur bulgur * Bulgur tanesi gibi. bulgurlama * Bulgurlamak iş i. bulgurculuk * Bulgurcunun iş i veya mesleğ i. Bulgurlu'ya gelin mi gidecek? * gereğ i yokken ivedi ve sürekli olarak dikiş . bulgusal * Bulguyla ilgili. bulgur. araz. . ebe bulguru. bulgurlu pilâv * Bulgurla piş irilen pilâv. soğ an. allak bullak. ö ğ rencilerin kendilerinin bulmas ı nı sa ğ layan ö ğ retim yöntemi. bulgusal yöntem * Öğ retilmek istenen ş eyi. bulgurlanma * Bulgur taneleri gibi küçük parçalara ayrı lma. * Güneş yüzeyinde bulgurcuk denilen taneciklerin kaynaş ması olay ı . nak ı ş gibi iş lerle uğ ra ş anlara ş aka yollu söylenir. bulguya ait. * Bulmak iş i. dairesel görünü ş lü parçac ı klardan her biri. bulgurcu * Bulgur yapan ve satan kimse. bulgur * Kaynatı lı p kurutulduktan ve kabuğ u çı karı ldı ktan sonra k ı rı lan buğ day. semptom.* Vücuttaki iş levsel bir bozuklu ğ un. bulgurluk * Bulgur yapmaya elveriş li. bulgulama * Bulgulamak iş i. bulgulamak * Yeni olayları ve bilgileri bulmak. * Yeni olayları ve bilgileri bulma yöntemi ve öğ retisi. bulgur çorbası * Domates. taze biber. hastalı ğ ı n belirlenmesine yarayan olgu veya olay. bullak bulma * Bkz. * Sert ve ufak taneler durumunda yağ an kar. bulgurlu köfte *İ nce bulgurla yoğ rulmu ş köfte.

* Bir ş eyi bulan. düş ünce ve hayalde baş kaları nı n etkisinden sı yr ı larak. icat. temin etmek. bir kimse ile karş ı laş mak.bulmaca bulmak * Çeş itli biçimlerde düzenlenen ve düş ündürerek. * Bulunmaz. may ı nları . * Kaybedilen bir ş eyi yeniden ele geçirmek. bulûğ a ermek * erinleş mek. *İ lk kez yeni bir ş ey yaratmak. * (bir yerde) Olmak. duygu. * Bilinen bilgilerden yararlanarak daha önce bilinmeyen yeni bir bulguya ulaş ma veya yöntem geliş tirme. icat. * Bir yer. bulucu bulûğ * Erin olma. * Arayarak veya aramadan. baliğ olma. yaratmak. * Seçmek. nail olmak. radyoaktif mineralleri. * (kabahat. bir yargı ya varmak. * Eriş mek. bulûğ ça ğ ı * Ergenlik çağ ı . * Gazları . * Herhangi bir durumda olmak. * Konu. kâş if. bulup buluş turmak * çaba göstererek sağ lamak. aratarak buldurmayı amaç edinen oyun. * Hatı rlamak. kusur için) Yüklemek. hazı r bulunması nı sağ lamak. * Eksik etmemek. icat etmek. * Herhangi bir görüş e. *İ stenilen ş eye kavuş mak. bir ş eyle. * Varlı ğ ı bilinmeyen bir ş eyi ortaya ç ı karmak. bulundurma * Bulundurmak iş i. bir noktaya eriş mek. bulunmaz Hint kuma ş ı * çok az bulunduğ u ve çok de ğ erli olduğ u sanı lan ş ey. suç. . buluş * Bulmak iş i veya biçimi. manyetik dalgaları bulmaya yarayan araç. benzersiz. keş fetmek. uygun saymak. eş siz. detektör. bulundurmak * Var olması nı . bir bulu ş yapan kimse. * Cezaya uğ ramak. bulunma * Bulunmak iş i. * Sağ lamak. bir ş eyi elde etmek. bulunmak * Bulmak iş ine konu olmak. erinlik. buluntu * Kazı veya araş tı rmalarla ortaya çı karı lmı ş olan. bunları n iş leniş inde yeni bir yol tutma. *İ lk defa yeni bir ş ey yaratma. * Sokakta bulunup alı nan çocuk. bazen de rast gelinerek bulunan eski çağ lardan kalma eş ya. ula ş mak. güç bulunan.

yükseklikleri ve yol açtı klar ı hava olayları yla birbirinden ayr ı lan yı ğ ı nlar. * Keder. bulvar . karş ı la ş mak. bulutlanmak * Bulutlarla kaplanmak. * Herhangi bir ş eyden oluş an yoğ un y ı ğ ı n.buluş hakkı * Bir buluş un veya o buluş u uygulama alanı nda kullanma hakkı nı n bir kimseye ait olduğ unu gösteren belgeye karş ı lı k kazanı lan hak. bulutsu bulutsuz buluttan nem kapmak * en küçük bir ş eyden alı nmak. nebülöz. * Kavuş mak. buluş mak * Bir araya gelmek. biçimleri. buluş ma * Buluş mak i ş i. buluş turma * Buluş turmak i ş i. bulutlu * Bulutlarla kaplanmı ş . buluş ma yeri * Buluş ulacak yer. * Önceden belirlenmiş bir yer ve zamanda bir araya gelmek. * Bulutu bulunmayan. buluş ulma * Buluş ulmak i ş i. endiş e. net olmayan. hüzünlenmek. açı k. bulut gibi * çok sarhoş . buluş ulmak * Buluş mak i ş i yapı lmak. bulutçuk * Küçük bulut. * (bellek için) Karı ş ı k. bulutlanma * Bulutlanmak iş i. * Uzayda ekseni çevresinde yavaş ça dönen. berrak. çok alı ngan olmak. bulut * Atmosferdeki su damlacı kları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğ unluk kazanması yla olu ş an. buluş turmak * Bir araya gelmelerini sağ lamak. bulutlanmı ş . * Üzerinde bulut varmı ş gibi bulanı k görünen. bir araya getirmek. * Kederlenmek. k ı zgı n gaz ve tozlardan oluş muş gök varl ı ğ ı .

bunal ı ş * Bunalmak iş i veya biçimi. pirinç veya bulgur doldurularak yapı lan yemek. bunal ı mlı * Gerginlik. bumbuz * Çok soğ uk. biraz bunak. bumlamak * Lâstik tı rnakları nı n janta iyi oturmaması ndan dolayı jantı n iç lâstik üzerine basması sonucu lâstik patlamak. buhran. . gerginli ğ i olan. içi pamuk dolu. * Çoğ unlu ğ a iliş kin satı n alma gücünün durması . * Soğ uğ un girmesini önlemek için kapı ve pencere aralı klar ı na takı lan.*Ş ehir içinde ağ açlı . a ğ açtan yap ı lma bir av aracı . * Bu bağ ı rsağ a ciğ er. kriz. satı ş değ erlerinin dü ş mesi. geniş cadde. birdenbire olan fizyolojik değ iş iklik. * Bir hastalı kta iyileş me veya ölümle sonuçlanan. uzun bez kı lı f. kriz. buna * Bu zamirinin yönelme eki almı ş durumu. iyilerini seçmeye ba ş lamı ş ken önce beğ enmeyip bı raktı kları nı da sonradan. bun * Sı kı nt ı . * Ruhî yönden sonucu tehlikeli olabilecek durum. buhran. bunal ı ma düş mek * ruhî bakı mdan gerginlik veya s ı kı ntı içine girmek. bunak bunakça * Bunamı ş olan (kimse). bunak gibi. bunaklı k bunal ı m * Doğ al bir süreçte birdenbire oluş an aykı rı lı k. ateh getirmiş olan (kimse). * Bunak olma durumu. sı kı ntı veren. yeniden seçip alarak. iyice buruş muş olan. bumburuş uk * Çok. kriz. matuh. bumerang * Kı vrı k bir sopaya benzeyen ve f ı rlat ı ldı ğ ı nda geri dönen. çalı ş ma gücünün azalmas ı gibi sebeplerle ortaya ç ı kan iktisadî durum. buna değ di (idi) buna değ medi (idi) diyerek * birçok ş ey arası ndan. bumbar * Büyükbaş ve küçükbaş hayvanları n kalı n bağ ı rsağ ı . bumlama * Bumlamak iş i. * Bunağ a yak ı ş ı r (bir biçimde). bunluk. * Tehlikeli sonuç doğ urabilecek gerginlik. bunal ı m geçirmek * herhangi sebeple oluş an bunalı mı yaş amak. kı yma. * Bunağ a benzer.

sı kı cı . bunalt ı lmak * Bunalması na yol açı lmak. durumun gizli bir yönü var. bunalt ı * Sı kı nt ı . bundan * Bu zamirinin çı kma eki alm ı ş durumu. bunamak * Frengi. bungalov * Hindistan'da tek katlı . çok. tek katlı ev. ateh. * Çok sı kı lmak. damar tı kanması gibi iç sebeplerle zihnî bağ ı ntı kopmak. bunalt ı lma * Bunaltı lmak i ş i veya durumu. bunda bir iş var * olayı n bir iç yüzü. * Bu kadar. bundan iyisi can sa ğ lı ğ ı * bu en iyisidir. bunaltmak * Bunalması na yol açmak. genellikle tahtadan yapı lmı ş . bunalmak * Soluk alması güçleş mek. bunay ı ş bunca * Bunamak iş i veya biçimi. çok tedirgin olmak. bunaltma * Bunaltmak iş i. ateh getirmek. bunama * Frengi. damar tı kanması gibi iç sebeplerden ileri gelen. daha iyisi olamaz. iç sı kı ntı sı . zihnî bağ ı ntı nı n kopması . * Epey. bunda * Bu zamirinin kalma durumu. bu denli. bunca ğ ı z * Bunun gibi. alkolizm gibi dı ş sebeplerden veya yaş lı lı k. alkolizm gibi dı ş sebeplerden veya yaş lı lı k. bundan böyle * bundan sonra. * Genellikle tahtadan yapı lmı ş . sı kı ntı veren.bunalma * Bunalmak iş i. veranda ile çevrili ev. . bunalt ı cı * Boğ ucu.

bura ğ an buralar * bu yerler. bu yerin halkı ndan. azı msamak.bungun * Sı kı nt ı lı . buram buram * (duman. bununla birlikte * Buna ek olarak. . bura. * Bunalı m. burası * Bu yer. küçümsemek. * Güçlü esen rüzgâr. burdan biçimlerinin kullan ı ldı ğ ı da görülür. * Bunun böyle olduğ una bakmayarak. burac ı kta burada buraday ı m diye ba ğ ı rmak * göze çarpacak bir yerde bulunmak. bural ı * Bu memleketli. bunun * Bu zamirinin tamlayan durumu. bungunlaş tı rmak * Bungun hâle getirmek. koku gibi havada yayı lan ş eyler için) Pek çok. bunlar * Bu zamirinin çoğ ul eki almı ş durumu. * Bu yerde. buradan * Buradan. bunlu bunluk bunmak bunu * Bu zamirinin belirtme eki almı ş durumu. * Kalma ve çı kma durumlar ı nda orta hecenin düş tüğ ü ve burda. bunun burası * dikkati çekmek için "burası " anlamı nda kullanı lı r. sı kı ntı . * Beğ enmemek. * Çok yakı n ve belirli bir yeri gösterir. * Sı kı nt ı lı . bura * (bu ve ara kelimelerinden) Bu yer.

delik açmak. ucu sivri ve helis biçiminde demir alet. * Tahtada belirli delik açmaya yarayan delgiye takı lı sarma. telleri germeye yarayan mandal. burgulanma * Burgulanmak iş i. kargacı k burgac ı k. pek güzel.54 cm) olarak çevresini belirten birim. * Zodyak üzerinde yer alan on iki takı m yı ldı za verilen ortak ad. Aslan. ı tı r. O ğ lak. Yay. yuvarlak. dört köş e veya çok kö ş eli kale çı kı ntı sı . burgaç burgata burgu * Anafor. taneleri hayvan yemi olarak kullanı lan y ı llı k bir yem bitkisi (Vicia ervilia). burgulama * Burgulamak iş i. burgulamak * Burgu ile delmek. burdurma * Burdurmak iş i. burgu ile delinmek. Terazi. Balı k) e ş it aral ı klarla da ğ ı tı ld ı ğ ı ku ş ak. Boğ a. Akrep. \343 Zodyak. keskin. tirbuş on. * Telli sazlarda. burgulanmak * Burgulamak iş ine konu olmak. Kova. Ba ş ak. burgulu * Burgusu olan. çelik alet. * Bu bitkinin mercimeğ e benzeyen tanesi. burç burçak burçlar ku ş ağ ı * Gök küresinde tutulma çemberinin geçtiğ i ve üzerinde on iki burçun (Koç. burdurmak * Burmak iş ini yaptı rmak. burcu burcu * (koku için) Güzel güzel. * Tı pa çekmeye yarayan. * Yerin orta ve derin katmanları na inebilmeyi sağ layan delici alet. burç * Kale duvarlar ı ndan daha yüksek. Yengeç. * Baklagillerden. burgacı k * Bkz.burcu * Güzel koku. girdap. * Tel ve bitkisel halatları n pus (2. yivli. burcumak * Güzel koku yaymak. * Ökse otu. burgu makarna * Burgu biçiminde dökülmüş ve f ı rı nlanmı ş makarna. İ kizler. .

üzmek. * Burkma iş ini yapan. burkucu burmak . burjuvaca * Burjuva gibi. burularak yapı lmı ş . burjuva edebiyatı * Orta s ı nı f halk kesimine hitap eden edebiyat. burhan * Kanı t. burjuvaya yakı ş an biçimde. komikliğ e dayanan bir tür.* Burgulanmı ş olan. * Üzüntü duymak. * Eğ rilmek için bükülmüş yün. * Burgulanmamı ş olan. i ğ diş etme. * Burkulmak. * Yaş iken burularak kurutulan ot. * Kuru incir. özel imtiyazlardan yararlanan ş ehirli. * Hadı m etme. * Bir ş eyi iki ucundan tutup ekseni çevresinde çevirerek bükmek. kent soyluluk. * Orta sı nı ftan olan kimse. * Vücuttaki organlardan biri birdenbire kendi eklemi üzerinde dönmek. * Burularak yapı lmı ş bilezik. burma * Burmak iş i. * Musluk. burjuval ı k * Burjuva olma durumu. * Burjuva sı nı fı . burkulmak * Burkmak iş ine konu olmak. burgusuz * Burgusu olmayan. kı vrı lmı ş . kent soylu. burkulma * Burkulmak iş i. burlesk * Sanat alanı nda ve özellikle edebiyatta rastlanan. * Üzücü. * Burulmuş . * Acı vermek. burkmak * Burarak çevirmek. burjuva *Ş ehirlerde yaş ayan. * Sarı ğ ı burma tatlı sı nı n bir adı . * Belgit. burjuvazi burkma * Burkmak iş i.

burnu havada * kendini çok beğ enmiş (olmak). burnu büyümek * kibirlenmek. burnundan (fitil fitil) gelmek * elde ettiğ i güzel ş ey. * umduğ unu bulamamak. * Ağ za kekre tat vermek. sı kı ntı vermek. burnuna girmek * birine çok sokulmak. kibirli. burnunu k ı rmak * birini güç durumda bı rakarak büyüklenmesini veya direni ş ini yok etmek. çok huysuz olmak. burnu sürtülmek (veya burnu sürtmek) * sı kı ntı çektikten sonra daha önce be ğ enmediğ i bir durumu kabul etmek. burnu bile kanamamak * tehlikeli bir durumdan yara bere almadan kurtulmak. bağ ı rsak) Sancı mak. burnu yere dü ş se almaz * kendini beğ enmi ş . burnundan düş en bin parça olmak * çok ası k suratlı olmak. burnu havada (veya kaf da ğ ı nda) (olmak) * çok kibirli (olmak). burnunda (veya gözünde) tütmek * çok özlemek. büyüklenmek. * (mide. burnu k ı rı lmak * büyüklenemez duruma gelmek. uzaklaş mamak. * Üzmek. gururundan vazgeçmek. burnundan yakalamak * birini yönetimi altı na almak. amac ı na ulaş amamak. burnundan ayr ı lmamak * yanı ndan gitmemek. kaçamak bulamayacağ ı duruma getirmek.* Hadı m etmek. burnaz *İ ri ve uzun burunlu. . sonradan gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak. burnu büyük * kibirli. burnundan solumak * çok öfkelenmiş olmak. burnunu çekmek * sümüğ ünü çekmek. burnundan k ı l aldı rmamak * kendisine hiç söz söyletmemek. iğ diş etmek.

burnunun dire ğ i sı zlamak * (maddî veya manevî) çok acı duymak. * Alı narak küskünlük gösteren. burnunun yeli harman savurmak * büyüklenmek. * çok öfkelenmek. bursu olan. bursu olmayan. burnunun dibine sokulmak * çok yaklaş mak. burnunun ucunu görmemek * çok sarhoş olmak. burnunun dire ğ i kı rı lmak * çok pis bir koku duyarak tedirgin olmak. * Taş lı k. ödenen aylı k para.burnunu s ı ksan canı çı kacak * çok zayı f ve güçsüz kimseler için kullanı lı r. çok üzülmek. buruntu. * Burs almayan. * Uygun olmayan ş artlar sonucu dönerek büyüyen ağ acı n kerestesi. iyice yaklaş mak. burnunun ucundan ötesini (veya ilerisini) görmemek * kı t dü ş ünceli olmak. kibirlenmek. * Bu amaçla vakfedilmiş paran ı n veya mal ı n geliri. buruk buruk * Buruk bir biçimde. burukça * Tadı biraz buruk olan. burukla ş ma . * Tadı kekre olan. burslu burssuz burtlak buru * Sancı . burnunu sokmak * gerekmediğ i hâlde her iş e karı ş mak. * Burs alan. burnunun dibi * çok yakı nı . çalı lı k yer. buruk * Burulmuş olan. burnunun dikine (veya do ğ rusuna) gitmek * öğ üt dinlemeyerek kendi bildiğ i gibi davranmak. gücenmiş (kimse). burs * Bir öğ rencinin öğ renimini yapması veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü art ı rması için belli bir süre devlet veya özel kuruluş larca.

çı kı nt ı lı . burun buruna * Birbirine çok yakı n ve yüz yüze. * Karanı n. önem vermemek. burukluk * Buruk olma durumu. birbirlerine çok yaklaş mak. türlü biçimlerde denize uzanmı ş bölümü. burun k ı vı rmak * önem vermemek. . büyüklenme. burun deli ğ i * Burnun iki boş luğ undan her biri. * Buruğ a benzer. * Sancı mak. mukozayla kaplı boş luklar. * Küskünlük. enfiye. * Kibir. buruk gibi. * Alı narak küskünlük göstermek. burun perdesi * Burun boş luğ unu ikiye ayı ran bölme. * Bazı ş eylerin ön ve sivri bölümü. gücenmiş lik. gücenmek. burun buruna gelmek * beklenmedik bir anda karş ı la ş mak. burum burum * Burulmak fiili ile birlikte "çok fazla burulmak" anlamı nda kullanı lı r. kekrelik.* Buruklaş mak i ş i veya durumu. burun ş iş irmek * kibirlenmek. burun boş luklar ı * Burun deliklerinden yukarı doğ ru açı lan. beğ enmemek. burun otu * Burna çekilen tütün. burun bükmek * beğ enmemek. burun kanad ı * Burun deliğ inin yan tarafı ndaki kabarı k bölüm. iki delikli koklama ve solunum organ ı . burun * Alı nla üst dudak arası nda bulunan. burukla ş mak * Buruk durum almak. ağ rı mak. küçümsemek. burulmak * Ekseni çevresinde döndürülmek. * Burulmak iş i. * karş ı sı nda hissetmek. özellikle yüksek ve dağ lı k kı yı larda. buruksu burulma burulma dayan ı mı * Elyafı nı bükerek kı rmaya çalı ş an kuvvete karş ı ağ acı n gösterdiğ i direnç.

üzerinde kı rı ş ı k ve katlamalar olmak. * Burunsak. buruntu * Buru. * Hayvanları n burunlar ı na geçirilen ip. düzgünlüğ ü kalmamı ş buruş mu ş olan. burunduruk * Hayvanları nallarken ı sı rmaması için dudakları nı kı stı rmaya yarayan k ı skaç. kibirli. yavaş a. buru ş ukluk * Buruş uk olma durumu. * Ciltte oluş muş kı rı ş ı k. buru ş turma * Buruş turmak i ş i. sancı . burunlamak * Dı ş lamak. * Tiksinmek. * (ağ ı zda) Kekrelik duymak. hoş lanmamak. pek düzgün olmayan. bağ ı rsak bozuklu ğ u. buru ş uk * Gerginliğ i. buru ş turmak * Buruş uk duruma getirmek. * Kendini beğ enmiş . * Çı kı ntı sı olan.burun yapmak * üstünlük taslamak. buru ş buruş * Çok buruş mu ş . Burundili * Burindi halkı ndan olan (kimse). burunsak * Hayvan yavrusunun anası ndan süt emmesini önlemek için burnuna geçirilen baş lı k. buru ş ukça * Biraz buruş uk olan. buru ş mak * Düzgünlüğ ü bozulmak. burunlu * Herhangi bir biçimde burnu olan. a ş ağ ı lamak. onurlu. buru ş ma * Buruş mak i ş i. buru ş uksuz * Buruş uğ u olmayan. burunluk burunsal ı k * Burunsak. busbulanı k .

* Yatakta ı sı nmak için kullanı lan s ı cak su torbas ı . etli bölümü. buyot buyru ğ u altı na girmek * bir kimse baş ka bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak. bacaklar ı nı n gövdeye biti ş ik olan dolgun. but * Vücudun kalça ile diz arası ndaki bölümü. * Butik iş leten kimse. * Giyim ve süs eş yası satı lan dükkân. buselikaş iran * Klâsik Türk müziğ inde birle ş ik bir makam. hükümsüzlük. * Çalı ş tı rmaya yarayan dü ğ me. öpüş . buyma buymak * Buymak iş i. çok üş ütmek. butlan * Batı l olma durumu. * Hayvanları n. * Geçersizlik. * Uzunluk. busines klas *İ ş lik orun. butik butikçi butikçilik * Butik iş letme iş i. buse * Öpücük. buton buydurmak * Dondurmak. * Soğ uktan donarak ölmek. butafor * Oyun için gerekli sahne eş yası . buselik * Klâsik Türk müzi ğ inde on üç basit makamdan biri. buyruk . * Yanlı ş lı k. haksı zl ı k. öpme. * Çok üş ümek. buut * Boyut.* Çok bulanı k. butaforcu * Oyun için gerekli sahne eş yası nı yapan uzman.

buyurganl ı k * Buyurgan olma durumu. ferman. buyurun cenaze namaz ı na! * hiç beklenmedik kötü bir durum karş ı sı nda. buyrulmak * Buyurmak iş i yapı lmak. girmek. buyruk kulu * Emir kulu. emrediniz. * Çok soğ uk bir etki uyandı ran ş ey veya kimseleri anlatmak için kullan ı lı r. geçmek. * Egemenlik. gitmek. buyrukçu * Buyuran. buz alanı * Buzla. buyur? * anlamadı m. emir. emreden (kimse). buyurma * Buyurmak iş i. buz bağ lamak . buz * Donarak katı duruma gelmi ş su. sözünüzü tekrarlar mı sı nı z?. vezir. * Almak. buyurgan * Sı k sı k buyruk veren. demek. emir. buyrulma * Buyrulmak iş i. buyuru * Buyruk. buyurmak * Bir ş eyin yap ı lmas ı nı veya yapı lmamas ı nı kesin olarak söylemek. *İ rade. emir veren. * Gelmek. buyur buyur etmek * "buyurun" diyerek konuğ u saygı ile içeri almak veya sofraya çağ ı rmak. * Söylemek. buyurucu * Buyruk. * söyleyiniz. buyruk verir gibi konuş an. emretmek. eylemek' anlamı nda yardı mcı fiil olarak kullanı lı r.* Belirli bir davranı ş ta bulunmaya zorlay ı cı söz. düş üncesini bildirmek. * 'Etmek. * Buyurun anlamı nda bir hitap sözü. beylerbeyi gibi yüksek devlet görevlilerince yazı lan buyruk. ş aka yollu üzüntü anlat ı r. buyrultu * Sadrazam.

arkası ve yanları dik. buza ğ ı sı z * Buzağ ı sı olmayan. çember biçimli çukurluk. buz yala ğ ı * Yüksek dağ larda kalı cı kar ve buzulun birlikte oluş turduğ u.* (sı vı lar için) yüzeyi donmak. . buza ğ ı lı * Buzağ ı sı olan. *ş aş ı lacak. arada soğ ukluk yaratan durum. buza ğ ı la ş ma * Buzağ ı la ş mak iş i. buz üstüne yaz ı yazmak * süresi. buz kalı bı * Suyun belli biçimlerde donması nı sa ğ layan özel kap. buz kesilmek * buz gibi soğ umak. * bir kimseye etki yapmayan sözler söylemek. buz durumuna gelmek. önü aç ı k. aysberg. * çok üş ümek. buz torbası * Tedavi amacı yla kullanı lan ve içinde buz parçaları bulunan plâstik bir torba. arzu edilmeyen. buz tutmak * (sı vı için) üstünde buz oluş mak. buz dağ ı * Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akı nt ı larla yer değ iş tiren büyük buz parças ı . buz kesmek * çok üş ümek. buza ğ ı * Sütten kesilmemiş sı ğ ı r yavrusu. buza ğ ı lama * Buzağ ı lamak iş i. buzcu * Buz satan kimse. buza ğ ı lamak * (sı ğ ı r için) Yavrulamak. üzülecek bir durum karş ı sı nda donakalmak. buzla kaplanmak. * (et için) temiz ve yağ lı . buz duvarı * Samimî olmamaktan ortaya çı kan. buza ğ ı la ş mak * Buzağ ı durumuna gelmek. donmak. * (kötü nitelikler için) kesin bir gerçeğ i belirtir. buz gibi * çok soğ uk. etkisi çok az olacak bir iş yapmak.

motorla çalı ş an dolap. buzkı ran * Donmuş deniz. buzuki buzul * Kutup bölgelerinde veya dağ baş ları nda aş ağ ı ya doğ ru ağ ı r ağ ı r yer de ğ iş tiren büyük kar ve buz kütlesi. buzhane * Buz yapı lan yer. bankiz. buzla ş ma * Buzlaş mak iş i. . göl veya ı rmaklarda ulaş ı mı öteki gemilere kolaylaş tı rmakta kullanı lan. buzlanmak * Buzla kaplanmak. buzları kı rarak yol açmak için yapı lmı ş gemi. buzlanma * Buzlanmak iş i. * Buz içinde tutularak. cumudiye. * Televizyon ekranı . buzlu * Buz tutmuş . buzlu ğ an buzluk * Üzerinde buz eksik olmayan yüksek dağ tepesi. buzlar çözülmek * buzlar erimeye ve kı rı lmaya baş lamak. buzla * Deniz suyunun donması yla kutup bölgelerinde oluş an buz alanı . defroster. buz tutmak. buzlu cam * Saydamlı ğ ı giderilmiş cam. buzul bilimci * Buzul bilimi uzmanı . * Soğ uk hava deposu. dargı nlı k. buzla ş mak * Buz durumuna gelmek. buz ba ğ lamı ş olan. gerginlik ortadan kalkmak.buzculuk buzçözer * Buzcunun iş i veya mesle ğ i. bozuk düzen çalı nan bir Yunan çalgı sı . * Buzu çözen. donmayı önleyen alet. buzla soğ utulan kap veya dolap. aysfild. * Yiyecek ve içecekleri soğ utarak saklamak için kullanı lan. içine buz katı larak soğ utulmu ş . * Buğ ulanmı ş gibi olan. * Bağ lamaya benzer. buzdolabı * Yiyecek ve içecek gibi ş eyleri soğ uk olarak saklamaya yarayan. saydam olmayan. * aradaki soğ ukluk. * Buzdolabı nı n içinde buz yapan bölme. glâsyolojist.

üzerleri çok kez parı ltı lı veya çizikli ta ş lar. * Ufak tefek ve kı sa boylu. altı na rastlayan bölümü erimekten koruyan ve böylece buzdan bir ayak üzerinde kalan kütle. moren. bücürleş mek * Bücür duruma gelmek. buzul kaynağ ı * Buzulun eriyerek topra ğ ı n altı na inen suyunu dı ş arı ya veren kaynak. buzul taş * Buzulları n ta ş ı yı p biriktirdikleri. bücürleş me * Bücürleş mek iş i. yeryüzünün bugünkünden daha büyük bölgelerinin buzullarla örtülü bulunduğ u dönemi. glâsyoloji. yiyecek türü ş eylerin sat ı lı p tüketildiğ i yer. buzul çağ ı * Dördüncü zamanı n. buzul seli * Buzulun erimesiyle oluş an sel. bücürlük Büdü büfe *İ çine sofra tak ı mları nı n kondu ğ u dolap. Edi ile Büdü. buzul kar * Bir buzulun oluş ması nda temel olan katı laş mı ş kar kümesi. buzul masası * Çevresindeki buzlar erirken. . *İ çki. buzulla ş mak * Buzul durumuna gelmek. bodur (kimse). * Buzulu olmayan. * Toplantı larda yiyecek ve içeceklerin konuldu ğ u masa. * Bkz.buzul bilimi * Fizikî coğ rafyanı n buzulları ve yeryüzündeki iş levlerini konu alan bölümü. buzul dönemi * Buzulları n yayı ld ı ğ ı dördüncü zaman. * Geçmiş çağ larda ve ş imdi geniş veya dar bir bölgenin buzullarla örtülmesi olayı . büfeci * Büfe iş leten kimse. buzullu buzulsuz bücür * Buzulu olan. pleistosen. * Bücür olma durumu. buzulla ş ma * Buzul durumuna gelme.

* Bükülmüş kaytan veya iplik. * Büğ emek iş i. * Su birikintisi. büklüm büklüm * Çok büklümlü. gölcük. iftira etmek. alto büğ lü. * Akarsu kı yı ları ndaki verimli tarlalar. bühtan etmek * kara çalmak. * Birkaç tel ipliğ i burarak sarmak. eğ ri büğ rü. kı vrı m kı vrı m. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri.büfecilik Bügdüz büğ e * Büfe iş letme iş i. büken büklük büklüm * Bükülmüş . * Büve. * Dönemeç. büğ rü bühtan * Bkz. bükmek . * Akarsu kı yı ları ndaki verimli tarlalar. * Sertçe çevirmek. viraj. * Vücudun bir bölümünü yanı ndaki bölüm üzerine k ı vı rma. soprano büğ lü. * Suyu önüne bent yaparak toplamak. bariton büğ lü olarak dört türü bulunan. bük. * Böğ ürtlen. büğ lü * Küçük büğ lü. * Eğ mek. * Oynak kemikleri arası ndaki açı ları daraltan kasları n genel adı . bükme * Bükmek iş i. iftira. büğ elek büğ eme büğ emek büğ et * Büve. açan kar ş ı tı . kı vı rmak. perdeli veya pistonlu müzik araçları nı n ad ı . bük * Ovada veya dere kı yı sı nda çalı ve diken topluluğ u. * Dönemeç. kı vrı lmı ş ş eylerin oluş turduğ u kat. bakı rdan. * Kara çalma.

* Bir ş eyin bükülmüş yeri. bükülme * Bükülmek iş i. bükümü olmayan. kı vrı m. için) Bir defada eğ rilmiş ip miktarı . büktürme * Büktürmek iş i. büktürmek * Bükmek iş ini yapt ı rmak. bükücülük * Bükücünün iş i veya mesleğ i. bükünme . kat. bükücü * Ağ aç veya kontraplâkları kalı pla veya elle bükerek ş ekil veren kimse. fiil. * (iplik için) Eğ rilmek. * Yönelmek. yün vb. bükümü olan. * Bükünlü. bükülgenlik * Bükülgen olma durumu. bükünlü dil * Gramer görevleri ve yapı bakı mı ndan kelime köklerini değ iş tiren dil: Arapça fail. eğ ilmi ş olan. bükün * Gramer görevleri ve yapı bakı mı ndan. büküm * Bükmek iş i. bükülüş * Bükülmek iş i veya biçimi. bükümlü bükümsüz * Bükülmemiş olan. bükünlü * Türetmede ve çekimde kelime kökleri değ iş ikliğ e uğ rayan (dil). kı vı rtmak. * Eğ ilmek. kelime köklerinin ba ş ı nda. * Döndürmek. * (iplik. * Bükülmüş olan. bükülü * Bükülmüş olan. bükülmek * Bükmek iş ine konu olmak. bükük bükülgen * Kolay eğ ilip bükülen. ş iir gibi. insiraf.* Katlamak. katlanmak. insirafî. * Bükülmüş . içinde veya sonunda türlü değ iş ikliklerin olması . ş air.

itiraf etmek. bükülmek. büküntü * Bükme sonucu oluş an biçim veya iz. bülbülleş me * Bülbülleş mek i ş i. sancı dan k ı vranmak. viraj. yine de yurdunu özler. bülbülleş mek * Bülbül gibi ötmek veya ş akı mak. bülten * Özel veya resmî kurum ve kuruluş lar veya yetkili kiş ilerce herhangi bir durumla ilgili olarak süreli veya süresiz yayı mlanan duyuru. . bülbül çana ğ ı * Çok ufak (kâse). bülbül gibi konu ş mak (veya okumak) * kolaylı kla konu ş mak. okumak. bülbülyuvası * Daire biçiminde. * Ağ rı dan. bülbülkona ğ ı * Bir tür hamur tatlı sı . bülbülün çektiğ i dili belâsı * ilerisi düş ünülmeden söylenen söz insanı n baş ı na dert açabilir. bülbül kesilmek * bir etki veya baskı altı nda çokça konuş mak. sesinin güzelli ğ i ile tanı nmı ş olan ötücü kuş (Luscinia megarhynchos). * Dönemeç. * Sesi çok güzel olan kimse. bülbül gibi bilmek * çok iyi öğ renmiş olmak. ortası çukur ve bu çukur yere piş tikten sonra dövülmüş Antep fı stı ğ ı konulan bir tür hamur tatlı sı . bülbül gibi söylemek * hiçbir ş ey saklamadan bildiklerini söylemek. yurdu dı ş ı nda ne kadar zengin olursa olsun. * Dergi. "ah vatanı m" demi ş * kiş i.* Bükünmek iş i. neş eyle konuş mak. bülbülü altı n kafese koymuş lar. bülbül gibi ş akı mak * güzel sesle. bükü ş bülbül * Karatavukgillerden. bülbül gibi konuş turmak (veya söyletmek) * itiraf ettirmek. * Bağ ı rsakta olan a ğ rı . * Bükmek iş i veya biçimi. bükünmek * Kı vrı lmak.

* Bölüm. * Yapı . bürülü bürüm * Bürünmüş . * Baş örtüsü. * Kamu yönetimi. bürokrat * Devlet dairesinde çalı ş an görevli. bürokrasi * Kı rtasiyecilik. güçlü etkilemek. örtmek. ş ube. * Danı ş ma ve yazı iş lerinin yürütüldü ğ ü iş yeri. bünye bakı mı ndan. basmak. bürünme . yaz ı hane. * Yazı masası . * Çarş af. katlanmı ş olan ş ey. * Bürgüsü olan. bünyece bürgü bürgülü büro * Çalı ş ma odası . bürüme * Bürümek iş i. *İ nce perde. kuruluş . * Bünye olarak. bürümek * Sarmak. kaplamak.bünye * Vücut yapı sı . bürümcek * Koza gibi yumaklanmı ş ş ey. bürudet bürük * Duvak. * Çok. bürokratik * Kı rtasiyecilikle ilgili. dürülmüş . * Kı rtasiyeci. * Ham ipekten dokunan bir tür iç çamaş ı rı kumaş ı . * Kamu yönetimi ile ilgili. bürümcük * Ham ipekten dokunmuş giysi kumaş ı . * Soğ ukluk. * Bürülmüş . * Atkı . istilâ etmek.

* Heykeltı raş lı kta ba ş ı . örtünmek.* Bürünmek iş i. baharat ve yağ karı ş ı mı yla fı rı nda piş irilen bir pilâv türü. büryan pilâv ı * Kemiksiz koyun eti. tam. * Devlet ve öteki kuruluş veya topluluklar ı n belirli bir dönem içindeki gelir ve giderlerinin oranlama niceliklerini önceden belirleyen. * Parçalanmamı ş . göğ sü. bütçelemek * Bütçe yapmak veya hazı rlamak. biryancı . bir kuruluş un. tamamı yla. bütçe yı lı * Bir bütçenin uygulanmaya ba ş lad ı ğ ı günden ertesi y ı l aynı güne kadar geçen süre. bütün bütün * Büsbütün. * Bir görünü ş e girmek. büryan * Bkz. bütçe açı ğ ı * Bütçede belirlenen giderlerin gelirlerden çok olması durumu. * Ufaklı k. tamlı k. bütçeleme * Bütçelemek iş i. büryancı * Bkz. bozukluk olmayan (para). soğ an. temelli. omuzlarla birlikte göğ üsten yukar ı bölümü. büst * Vücudun. bütçe * Devletin. bütünü. iyice. pirinç. tamamı yla. bürünmek * Bürümek iş ine konu olmak. bir aile veya bir kimsenin gelecekteki belirli bir süre için tasarladı ğ ı gelir ve giderlerini tür ve ayrı ntı ları yla gösteren çizelge. bütün bütüne * Bütün olarak. * Sarı nmak. domates. onaylayan ve bu iş lemlerin yapı lmas ı na izin veren kanun veya karar. büten bütün * Olefin grubundan C4H8 formülünde iki hidrokarbonun adı . * Eksiksiz. yakı t olarak yararlanı lan HC formülündeki hidrokarbür gaz ı . büsbütün *İ yiden iyiye. bütüncü ekonomi . biryan. * Çok sayı daki varlı k ve nesnelerin hepsi. * Birlik. bazen de omuzları içine alan sanat ürünü. tamamen. bütan * Metal bidonlar içinde az bir bası nç altı nda s ı vı laş an.

bütünleme s ı navı *İ lk ve orta dereceli okullarla üniversite ve yüksek okullarda bütünlemeye kalan öğ renciler için genellikle yaz tatili veya dönem sonunda açı lan sı nav. bütünler * Bütün durumuna getiren veya bütün durumuna getirmek için eklenen. bütüncüllük * Bütüncül olma durumu. ikmal imtihan ı . bütünleme * Bütünlemek iş i.* Ekonominin bütün alanları nı kapsayan yapı ve olu ş um. * Bütünleme sı navı . bütünle ş mek * Bütün duruma gelmek. bütünletmek * Bütün durumuna getirmek. bütünlemeye kalmak * bir öğ renci yarı yı l veya öğ retim yı lı sonunda bir veya birden çok dersten bir kez daha sı nava girmek üzere baş arı sı zlı ğ a uğ ramak. bütünletme * Bütünletmek iş i. makro ekonomi. ikmale kalmak. . bütünlenmek * Bütünlemek iş ine konu olmak. bütünler aç ı * Ölçülerinin toplamı nı 180° ye ç ı karan açı lardan her biri. bütün. ikmal. bütünlük bütünsel * Bütün olma durumu. tamamlanmak. bütünleyici * Bütünleme iş ini yapan. ikmal edilmek. tamamlama. mütemmim. mütemmim. bütünle ilgili. tek parça durumuna getirme. * Ufak. bütünle ş me * Bütünleş mek iş i. total. tamamlatmak. bütünlemeli * Bütünleme sı navı na girmesi gereken (öğ renci). bozuk paraları büyük para durumuna getirmek. tamamlamak. bütünlemek * Eksiksiz duruma getirmek. bütünleyen * Bütün durumuna getiren. bütüncül * Totaliter. bütünlenme * Bütünlenmek iş i veya durumu. * Bütün niteliğ inde olan.

* Yetiş kin. * Biraz büyük. * Üstün niteliğ i olan. büyü yapmak * büyü yolu ile etki altı na almaya veya ald ı rmaya çal ı ş mak. büyücek büyücü * Büyü yapan kimse. büyük (söz) söylemek * yapacağ ı bir ş ey hakk ı nda kesin konuş arak övünmek. sihirbazlı k.bütünsellik * Bütün olma durumu. sihirbaz. * Niceliğ i çok olan. kaka. büyü bozulmak * yapı lmı ş bir büyü etkisiz duruma getirilmek. büvelek büvet büvet * (istasyon. büyüklere özgü. sinema gibi yerlerde) Yiyecek ve içecek sat ı lan küçük büfe. büyü bozmak * yapı lmı ş bir büyüyü etkisiz duruma getirmek. * Bkz. büyük aile . tiyatro. ba ğ ı . büyük abdest * Dı ş kı . Büğ et. * Çevresindekileri çabuk ve güçlü olarak etkileyen kimse. füsun. sihir. büyüğ e yak ı n. büyük abdesti gelmek * göden bağ ı rsağ ı nı bo ş altma gerekliğ ini duymak. büyük gibi. * Daha çok sı ğ ı rlara sald ı ran. onları n kan ı nı emen. büyüğ ümsü * Büyüğ e yak ı ş ı r. * Karş ı durulmaz güçlü etki. afsun. büyü * Tabiat kanunları na ayk ı rı sonuçlar elde etmek iddiası nda olanları n baş vurdukları gizli iş lem ve davranı ş lara verilen genel ad. büyücülük * Büyücünün yaptı ğ ı iş . benzerlerinden daha fazla olan. * Önemli. vı zı ltı ları yla tedirginlik yaratan sokucu sinek (Hypoderma * Büve. ortalamayı aş an. belli bir yaş a gelmi ş . küçük karş ı tı . * (soyut kavramlar için) Çok. büyük * (somut nesneler için) Boyutları . büve bovis).

50 C ye ç ı karmak için gereken ı sı miktarı . büyük kalori * 1 atmosfer bası nç altı nda 1 kg suyun sı cakl ı ğ ı nı 14. büyük elçilik * Büyük elçi olma durumu. büyük boy * Normal ölçülerden daha büyük. büyük söz söylemek.50 C den 15. . büyük elçi * Üstün aş amalı elçi.* Büyük baba. yüceltmek. büyük lâf etmek * Bkz. büyük dalga * (radyo yayı nı için) Uzun dalga. büyük anne * Annenin veya babanı n annesi. büyük defter * Ticarî bir kuruluş un aylı k ve bilânço hesapları nı gösteren defter. büyük han ı m * Yaş lı kadı n. büyük amiral * Bazı ülkelerde kara ordusunda mareş ale denk say ı lan donanma subaylar ı nı n en yüksek aş aması ndaki amiral. büyük ana * Büyük anne. büyük anne ile bunları n evli o ğ ulları ndan. büyük atardamar * Kalbin kası lması ile kar ı ncı klardaki kanı bütün vücuda ta ş ı yan ana atardamar. dede. özel biçimli harf. büyük kan dolaş ı mı * Kalbin sürekli kası lı p gevş emesiyle kan ve lenfin vücudun büyük bölümünü dolaş mas ı . * Büyük elçinin makamı . büyük ba ş ı n derdi büyük olur * büyük iş lerin baş ı nda bulunanları n karş ı la ş aca ğ ı güçlükler de çoktur. gelinlerinden ve çocuklar ı ndan oluş an aile. büyük bal ı k küçük bal ı ğ ı yutar * güçlüler. majüskül. nine. büyük çember * Bir kürenin merkezinden geçen bir düzlemde ara kesiti olan çember. büyük görmek (bilmek veya tutmak) * kendini veya baş kası nı olduğ undan üstün saymak. güçsüzleri ezer. büyük baba * Annenin veya baban ı n babası . büyük harf * Özel adlarla cümle baş ları gibi yerlerde kullanı lan ve büyük yazı lan. kilokalori.

büyük yemin etmek * bir ş eyi yapmamak konusunda en kutsal ş eyler üzerine ant içmek. büyük mevlit ayı * Ay takviminin üçüncü ayı . büyük mağ aza * Her türlü tüketim maddesinin bol miktarda satı ş a sunulduğ u yer. ince bir ünlü varsa sonraki hecelerin de ince ünlülerle sürüp gitmesi kuralı : Çocuklaş mak. büyük sözüme tövbe! * bir konuda çok kesin konuş uldu ğ unda. ü) sonra ince ünlülerin gelmesi kural ı . büyükbaş * Sı ğ ı r. cemaziyülevvel. büyük tansiyon * Kan bası ncı nı n yüksek olması . büyük para * Çok para. * büyük bir tehlikeyi göze alarak bir iş e giriş mek. arkadaş ça davranmak. rebiyülevvel. ince ünlülerden (e. büyük ş ehir * Ana kent. büyük sesli uyumu * Kelimede kalı n ünlülerden (a. ö. büyük oynamak * çok para koyarak kumar oynamak. tersi bir durumun baş a gelmemesi dileğ ini belirtir. büyükçe * Biraz büyük. o. büyük peder * Büyük baba. büyük ünlü uyumu. Büyükayı * Kuzey yarı m kürede yedi yı ld ı zdan oluş muş tak ı m yı ldı z. büyük terim * Kapsamı daha geniş olan son uç önermesinin yüklemi görevini taş ı yan terim. ı . * Oldukça önemli. büyük tövbe ayı * Ay takvimin beş inci ay ı . büyük ünlü uyumu * Türkçe bir kelimenin ilk hecesinde kalı n bir ünlü varsa. büyükle büyük. sonuçlandı ramayacağ ı n bir konuda kesin sözler söyleme. büyük önerme * Tası mı n öncüllerinden büyük olanı .büyük lokma ye büyük söyleme * baş aramayacağ ı n. ondan sonra gelen bütün hecelerin kalı n ünlülerle. u) sonra kalı n. dede. büyüklenme . i. Dübbüekber. küçükle küçük olmak * her yaş ve durumdaki kiş ilere kar ş ı dostça. manda gibi hayvanları n niteliğ ini belirtmek için kullanı lı r. Yedigir. majör. denizcilik gibi.

çekici niteliğ i olan. büyüleyiş . büyüleme * Büyülemek iş i. * Etkisi alt ı na almak. birini kendine bağ lamak. kibir. büyüklük göstermek * gönül ululuğ u göstermek. büyülenme * Büyülenmek iş i. küçüklerin gözlerinden öpmek * sevgi ve saygı göstermek. büyülemek * Büyü ile etki altı na almak. ekber evlât hakkı . büyüklük satmak * gururlanı p üstünlük taslamak. büyüksemek * Büyük olduğ unu kabul etmek. teshir etmek. büyüklük taslamak. büyükseme * Büyüksemek iş i. büyümüş e benzer. büyüklerin ellerinden. gösterme hastalı ğ ı . * Büyüklere yaraş ı r bağ ı ş layı cı davran ı ş . büyüleyici * Etkileyen. büyüksü * Büyük gibi.* Kendini büyük gösterme. kibirlenmek. büyüklük taslamak * kendini üstün görmeye çalı ş mak. ululuk. büyüklük * Büyük olma durumu. büyüleniş * Büyülenmek iş i veya biçimi. büyüklü küçüklü * Büyük küçük hepsi bir arada. büyüklenmek * Kendini büyük göstermek. büyüleyici özellik * Sürekli büyüleyici ve etkileyici olma. megalomani. büyükten büyü ğ e * mirası n önce büyüğ e. böbürlenmek. büyüklük hastalı ğ ı * Kendini olduğ undan daha büyük ve önemli görme. büyülenmek * Büyülemek iş ine konu olmak. o ölünce kalanları n en büyüğ üne geçmesi kuralı .

büyüsel büyüteç * Odak boyutu birkaç santimetre olan yaklaş tı rı cı mercek. * Büyü gücü olan. harita gibi ş eyler için) Daha büyük örneğ ini yapmak. * Yaş ı artmak. * (resim. * Abartmak. * Yetiş tirmek. güçlenmek. büyültme * Büyültmek iş i. büyültmek * Bir ş eyi büyük duruma getirmek. büyümek * Organizmanı n bütününde veya bu bütünün bir bölümünde. büyültüp basmaya yarayan aygı t. * Organizmanı n bütününde veya bu bütünün bir bölümünde boyutlar ı n artması . agrandisor. büyümü ş de küçülmüş * (çocuk için) konuş ması ve davranı ş lar ı yaş ı na uymayan. * Geniş lemek. büyülü * Kendisine büyü yapı lmı ş (kimse). * Fotoğ raf ve resimlere boyut kazandı rma iş lemi. büyütken doku * Sürgen doku. sihirli. büyütme * Büyütmek iş i. * Yetiş mek. bakmak. büyüklerinki gibi olan. . geniş letmek. * Önem ve değ er kazanmak. eskisinden büyük duruma gelmek. * Sayı ca artmak. büyütülme * Büyütülmek iş i. irileş mek. büyütülmek * Büyütmek iş i yap ı lmak. boyutlar artmak. mübalâğ a etmek. * Uzakta duran cisimlere dürbün veya benzeri bir araçla bakı ldı ğ ı nda cismi gören açı nı n çı plak gözle bakı ld ı ğ ı zamanki açı ya oran ı . pertavs ı z. büyülteç * Fotoğ raf ve resim büyültmeye. ş iddeti artmak. büyüme * Büyümek iş i. büyütürlük * Büyü ile ilgili olan. agrandisman. * Artmak. yaş lanmak. * Birisi tarafı ndan yetiş tirilmiş kimse. büyütmek * Büyük duruma getirmek.* Büyülemek iş i veya biçimi. * Abartmak. büyütmek.

kafadar. büzgüsüz * Büzgüsü olmayan. soğ uk gibi etkenlerle bir kenara sinmek. * Yüreklilik. küçük kı vrı m. ş aş kı nlı k. büyüyü ş * Büyümek iş i veya biçimi. * Ağ zı büzülerek kapatı lan (kese. anüs. * Toplanarak büzülmüş . büyütüş * Büyütmek iş i veya biçimi. büzülme * Büzülmek iş i.). büz * Künk. büzgülemek * Büzgü ş eklini vermek. bir ş eyin o kimsenin çekiciliğ inden kurtulamamak. büzgülü * Büzgüsü olan. büzgüleme * Büzgülemek iş ini yapmak. kuma ş ı n bollu ğ unu azaltan s ı k. büzme * Büzmek iş i. büzmek büzük büzükta ş * Kafa dengi arkadaş . * Kapatmak. * Korku. * Dikiş te kumaş ı n bir ucundan istenilen yere kadar geçirilen bir ipliğ in çekilmesi ile olu ş an. büzgen büzgü * Kası larak vücuttaki herhangi bir deliğ i açan veya kapayan çember biçimindeki kasları n genel adı . cesaret. . büzülerek dikilmiş olan. s ı kı ş tı rarak veya kı vrı m yaparak bir ş eyin alan ı nı ve hacmini küçültmek.* Aş ı rı laş tı rma. büzdürmek * Büzmek. bir kenara çekilmek. büyüye kapı lmak (veya tutulmak) * yapı lan büyünün etkisinde kalmak. büzdürme * Büzdürmek iş i. * Kalı n bağ ı rsağ ı n sona erdiğ i yer. * Buruş turarak. * Büzmek iş ini birine yaptı rmak. büzülmek * Büzmek i ş i yapı lmak. dedikodu yapı lmas ı na engel olmak. torba vb.

Türkçe vb. sayı ca eş itlik bildiren zarflar türetir: Yüzy ı llar-ca. fazladan. "kadar" anlam ı na zarf türetir: Bun-ca. büzülü ş * Büzülmek iş i veya biçimi. "-a göre" anlam ı na zarf türetir: Onlar-ca. caba * Bir ş ey ödemeden. bedava. aylar-ca. cadalozla ş ma . huysuz ve ş irret (kadı n. iyi-ce. büzüş mü ş . büzüş mek * Büzülerek alan hacmini küçültmek. kocakarı ). Rus-ça. dil adlar ı türetir: Alman-ca. günler-ce. c. * Karbon'un kı saltması .diş eti ünsüzünü gösterir. sert-çe vb. -ça / -çe * Vurgusuz zarf eki: K ı sa-ca. -cac ı k / -cecik * Zarf türeten ek (vurgusuz): hemen-cecik.. cadaloz * Çok konuş an. usul-cac ı k vb. C * Türk alfabesinin üçüncü harfi. açı k-ça. ben-ce. cabadan * Bedava olarak. * Fazla olarak. para vermeden al ı nan ş ey. kı rı ş ı k. cac ı k cac ı k * Yoğ urt.büzülüp oturmak (kalmak) * bir kenarda çekingen bir tavı rla oturmak. * Romen rakamları nda 100 sayı sı nı gösterir. iş tah açı cı yiyecek. mert-çe vb. köy-ce vb. * Elektrik kapasitesinin kı saltı lması . -ca / -ce. ayran içine hı yar veya marul doğ ranarak yapı lan. -ça / -çe * Sı fatlardan küçültme sı fatları türeten ek: Sarı ş ı n-ca. büzüş ük by-pass C * Büzülerek yüzey veya hacmi küçülmüş olan. biz-ce. yaş -ca vb. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde do sesini gösterir. baypas. * Bir tür ot. sen-ce vb. büzüş me * Büzüş mek i ş i. -ca / -ce. topluluk beraberlik anlatan zarflar türetir: Aile-ce. yavaş -çacı k. ço ğ u kez sarı msaklı . binler-ce vb. hükümet-çe vb. karş ı lı ksı z. Ca * Kalsiyum'un kı saltması . onca vb. esmer-ce. "tarafı ndan" anlamı na zarf türetir: Bakanlı k-ça. Ce adı verilen bu harf ses bilimi bak ı mı ndan ötümlü kat ı ş ı k diş . * Bkz. üstelik. ev-ce. kı rı ş mak. İ ngiliz-ce. soluk-ça. "bak ı mı ndan" anlamı na zarf türetir: Para-ca.

huysuzluk. * Karı ş ı k. cad ı gibi cad ı kazan ı * dedikodunun.ş atafat. * çok becerikli. çirkin. * Bitki bakı ms ı zl ı ktan yabanîleş mek. * Huysuz. cad ı laş ma * Cadı la ş mak iş i. dolay ı sı yla meyve verimine engel olan asklı mantar (Taphrina cerasi). fesadı n çok olduğ u yer. korkuluk. cafcaf * Gösteriş . tehlikeli. gürültülü patı rtı lı . * Büyük bez veya deri torba. cafcafl ı Caferî cağ ca ğ .* Cadalozlaş mak iş i. fazla ş ı k. uzaklaş mak. * Gösteriş li. cad ı laş mak * (kadı n) Çirkinleş ip huysuzlaş mak. ihtiyar kadı n. * (korkulu bir durumda) baş ı nı al ı p gitmek. * Parmaklı k. * saçı baş ı dağ ı nı k. ş irret. cadde *Ş ehir içinde ana yol. cad ı lı k * Cadı ya yakı ş ı r davranı ş . cad ı süpürgesi * Emeçleri özellikle dal uçları ndaki kabuk altı nda sı kı bir ağ örerek çekirdekli yemiş ağ açları nı n çiçeklenmesine. caddeyi tutmak * herhangi bir sebeple bir yoldan geçiş i engellemek. ş atafatlı . * Çok güzel göz. cad ı * Geceleri dolaş arak insanlara kötülük etti ğ ine inan ı lan hortlak. cadalozluk * Cadaloz olma durumu. cadalozla ş mak * Cadaloz gibi davranmak. cadı gibi davranmak. * Ağ ı z kalabalı ğ ı ile bir ş eyi elde eden. tı rnakları uzun ve pis kadı nlar için kullanı lı r. cad ı lı k etmek * huysuzluk etmek. kapamak. *Ş iîliğ in bir kolu ve bu koldan olan kimse. cav. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı bitki hastalı ğ ı .

caka satmak * gösteriş yapmak. yerinde say ı lan. banyo. yerlerde atı k suyun akmas ı nı sa ğ layan zemindeki delik. cahil kalmak * bilgi edinememek. okumamı ş . uygun. banyo vb. * gençlik. çalı m satmak. cahillik etmek * bilgisizliğ ini göstermek. çalı m. azı k. cakac ı lı k . yakı ş ı k olan. duş . deneysizlik ve bu yüzden iş lenen kusur. caka * Gösteriş . * Cahilce. caiz * Din. bilgisi olmamak. kabadayı lı k. cahiliyet cahillik * Cahillik. * Hamam. * Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan. -cak / -cek. toyluk. toy (delikanlı veya kı z). bilgisizlik. töre veya baş ka bakı mdan iş lenmesinde. cahile yakı ş ı r (biçimde).ca ğ * Lavabo. yasa. cahil * Öğ renim görmemiş . cahile yak ı ş ı r (biçimde). toyluk. * Yazı da bir sözün olduğ u gibi tekrarlandı ğ ı nı göstermek için alt hizası na konulan t ı rnak biçimindeki noktalama i ş areti. cakac ı * Caka yapmayı seven. bilgisiz. genç. fiyaka. -çak / -çek * Küçültme isimleri türeten ek: Yavru-cak. * Cahil olma durumu. * Deneysiz. fiyakalı durumda olmak. caize *Ş airlerin kasidelerle övdükleri büyükler tarafı ndan kendilerine verilen bah ş iş . yap ı lı p iş lenmesine izin verilen. deneysizlik yüzünden kusur iş leme. bilgisizlik. çözgü makinesinde çözgü ipliğ i bobinlerinin desen ve renk sı rası na göre yerleş tirildiğ i ca ğ lı k sehpa. yapı lmas ı nda sakı nca olmayan. * Cahil gibi. * Yol yiyeceğ i. kuzu-cak vb. * Dokumacı lı kta. caka yapmak * gösteriş li davranmak. cahilâne cahilce cahiliye * Araplarda Müslümanlı ktan önceki ça ğ . * Gençlik.

Kalvencilik. cam çivisi * Yaklaş ı k çapları 1 mm. düzme. * (göz için) donuk. kanatları cams ı . cam gibi cam göz cam kanatl ı lar * Kurtçukları . * Aç gözlü. çekici. calip Calvinci * Celp eden. camcı . cam * Soda veya potas katı lmı ş silisli kumun ateş te eritilmesiyle yapı lan sert. saydam ve çabuk k ı rı lı r cisim. * Pencere. sı rça. sahte. boyları 1. cam mozaik * Renkli taş parçaları yerine cam parçalar ı ndan yapı lan mozaik. içki. * Cakası olmayan. kavak. gösteriş li. * Çerçevelerde camı n yerleş tirilmesi için açı lan yiv. * Tümü veya bir bölümü bu maddeden yapı lmı ş . * Gözü takma olan. meş e ve gürgen ağ açları na zarar veren. ş effaf. cam macunu * Camı yuvas ı na tutturmak ve yal ı tkanlı k sağ lamak amac ı ile kullanı lan bezir yağ ı ve üstübeç karı ş ı mı . caka ile yapı lan.* Cakacı olma durumu veya cakalı davranı ş . elma. cam evi * Cam takma iş leri yapı lan dükkân. * Bkz. * arkası görünen. cansı z. cakal ı cakas ı z calî * Yapmacı klı . Kalvenci. saydam. kayı n.5 cm arası nda değ iş en ince ve ba ş sı z tel çivi. cam resim * Renkli camları n kesilip birbirlerine kurş un çubuklarla bağ lanması ile yapı lan süs veya resim. cakalanma * Caka satma.5-2. hortumlar ı körelmi ş kelebekler familyası . * Kadeh. çeken. cam suyu . cakalanmak * Caka satmak. tamahkâr. Calvincilik * Bkz. * Cakası olan.

* At alı p satma veya yetiş tirme iş i. hilecilik. camcı macunu * Cam ile çerçeve arası ndaki aral ı kları kapatmakta kullanı lan ve kaba üstübeçle bezir ya ğ ı ndan yap ı lan hamur. * Göstermelik. camadan ı fora etmek * bağ lar ı koyuverip kı sı lmı ş yelkeni açmak. camadanl ı * Camadan giymiş olan. * At alı p satan veya yetiş tiren kimse. dönebilen elmas parças ı ile camı çizerek kesmeye yarayan araç. * Yerde ve tel. akrobatlı k. camcı lı k * Cam alı p satma veya takma iş i. cambazhane * Cambazları n oyunları nı gösterdikleri yer. camadan vurmak * fazla rüzgâra karş ı yelkeni kasmak. * Osmanlı Devletinde atlı olan ve savaş larda padiş ahı n önünde dü ş mana kar ş ı ilk saldı rı ya geçen birlik. camadan * Çapraz düğ meli. * Usta. cam yünü * Çok ince. * Gözlük. * Evin içini pencereden gözetleme. sergen. hileci. akrobasi. cambaz akrobat. * Hamamlarda soyunulan camlı yer. vitrin. camekân . bir veya daha çok bölüme ayı ran cam bölme. camcı elması * Ucundaki küçük. üzerinde dengeye dayanan.sı vı . * Kurnaz. cambazl ı k * Cambazı n iş i veya mesleğ i. bisiklet vb. heyecan verici gösterileri yapan kimse. camcı * Cam ticaretini veya cam takmayı meslek edinmiş kimse. * Dört köş e yelkenleri boğ arak yüzeylerini küçültme iş i. suyu bol. ipek veya s ı rma iş lemeli bir tür kı sa yelek. * Ser (II). * Kurnazlı k. becerikli kimse. * Bir yeri. * Potas veya sodanı n kuvars ile eritilmesinden elde edilen. satı lı kş eylerin sergilendiğ i camlı bölme veya yer. a ğ acı n böceklere ve ateş e direncini artı ran renksiz cam yuvası * Cam evi. * Evin içini pencereden gözetleyen kimse. camlı k. tehlikeli. cambul cumbul * (yemek için) Çok sulu. at. bükülebilir cam liflerinin oluş turduğ uı sı ve ses yalı tı mı nda kullanı lan madde.

camgöz canis). camlanmak * Cam takı lmak. * Deniz kı yı sı na yakı n yaş ayan. su sı ğ ı rı . camlama camlamak * Cam geçirmek. * Camlamak iş i. k ı rmı zı çiçekler açan bir tür k ı na çiçe ğ i (Impatiens sultan ı ). zümre. camla ş ma * Camlaş mak iş i. camı z cami cami * Toplayan. camia camit * Topluluk. . camekâns ı z * Camekânı olmayan. cami yı kı lmı ş . camlanma * Camlanmak iş i. içinde bulunduran. eti lezzetli bir tür köpek balı ğ ı (Galeius camgüzeli * Evlerde süs olarak yetiş tirilen. * Cansı z. * Donmuş . camgöbe ğ i * Yeş ile çalar mavi renk. cam takmak. * Manda. her ş eyi parçalay ı p dağ ı tmak. pembe. *İ çine alan. kömüş . camı çerçeveyi indirmek * etrafı kı rı p dökmek. camla ş mak * Cama benzer duruma gelmek. ama mihrab ı yerinde * yaş land ı ğ ı hâlde güzelliğ i bozulmamı ş (kad ı n). camekânl ı kutu * Televizyon.camekânl ı * Camekanı olan (yer). * Bu renkte olan. * Müslümanları n hep birlikte namaz k ı lmak için toplandı kları yer. bir araya getiren. boyu bir buçuk metre kadar olan.

* Güç. * Yaş ama. hayat. can al ı p can vermek * ölüm sı kı ntı sı ve acı sı içinde bunalmak. birey.camlatma * Camlatmak iş i. dirlik. * Bektaş îlik ve Mevlevîlikte tarikat kardeş i. * Yerin içinden yüze çı kan erimi ş sı cak maddelerin. * Çok içten. cams ı z can * Camı olmayan. sevimli. camı olan. özü. camlatmak * Cam taktı rmak. cama benzer. *İ nsanı n kendi varlı ğ ı . can bayı lmak * iç geçmek. en çarpı cı . can arkadaş ı * Bkz. * Azrail. caml ı k * Camlı çerçeve ile bölünmüş yer. camekân. can alacak nokta (veya yer) * bir ş eyin en önemli yeri. *İ nsan ve hayvanlarda yaş amayı sa ğ ladı ğ ı na ve ölümle vücuttan ayrı ldı ğ ı na inanı lan madde d ı ş ı varlı k. can baş ı na sı çramak * çok korkmak. camsı * Cam gibi saydam. can atmak can baş üstüne * istenilen ş eyin büyük bir memnunlukla yap ı laca ğ ı nı anlat ı r. ş irin. * Çiçek. salon. can al ı cı * En önemli. cam geçirilmiş . . takatsizlik göstermek. * Yakı nlı k duygusu belirten bir seslenme sözü. sebze gibi bitkileri dı ş etkenlerden korumak için yapı lmı ş küçük limonluk. * Gönül. caml ı * Cam takı lmı ş . * Kiş i. can acı sı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan ş iddetli acı . can dostu. soğ uma sı rası nda billûrlaş mayı p biçimsiz olarak kat ı la ş mı ş durumu. sevilen. caml ı köş k * Saraylarda veya bahçelerde soğ uktan korunmak için camla örtülmü ş oda.

can cümleden aziz * insanı n kendisi herkesten önce gelir. candan. can dayanmamak * bir ş ey karş ı sı nda insanı n dayanı klı lı ğ ı elden gitmek. can beslemek * kaygı sı zca yiyip içip rahatı na bakmak. can cana. s ı kı fı kı . içeceğ ini sağ lamak. can ci ğ er * Çok yakı n. can çabası * varlı ğ ı nı kanı tlama amacı yla aş ı rı gayret. can damarı na basmak * bir iş in en önemli yönü üzerinde durmak. can çeki ş mek * ölmek üzere bulunmak. baş ba ş a * herkesin kendi canı nı n. tükenmek. can derdinde olmak * zor bir durumdan kurtulmaya çalı ş mak.can beraber * Çok sevgili. can derdine dü ş mek * ölüm korkusuna kapı lmak. huyları ndan vazgeçirmek mümkün değ ildir. * birbirini seven iki kiş i bir arada yalnı z olarak. can dire ğ i . pek içten (arkada ş ). * baş kas ı nı n yiyeceğ ini. can çı kmayı nca (veya çı kmadan) huy çı kmaz * insanı al ı ş kanlı klar ı ndan. can ci ğ er olmak * birbiriyle çok yakı n arkadaş olmak. bunalma hâli. can borcunu ödemek * ölmek. bitmek. can ci ğ er kuzu sarmas ı * içli dı ş lı . can damarı * En önemli veya hassas nokta. can boğ azdan gelir (veya geçer) * insan yiyeceğ ine önem vererek güçlenebilir veya yemeden yaş amak mümkün de ğ ildir. bir ş eyin ya ş aması için en önemli araç. * sona ermek. kendi ba ş ı nı n kaygı sı na dü ş tüğ ü bir tehlike anı nı anlatı r. can çeki ş mektense ölmek yeğ dir * bir iş te çeş itli sı kı ntı ve üzüntülerle kar ş ı la ş ı p olağ anüstü gayret harcamaktansa o iş ten vazgeçmek daha iyidir. can bunaltı sı * Aş ı rı üzüntü sebebiyle canı n sı kı lma. pek içten.

. can havli ile. can kayg ı sı na düş mek * her ş eyden vazgeçip sadece kendi hayatı nı koruma veya kurtarma çabas ı nda olmak. * En duyarlı yer. can gelmek * canlanmak.* Kemanı n içinde. can olmak * sevimli. can havli. güçlenmek. davranı ş lar karş ı sı nda söylenir. yürek. can korkusu * Ölüm korkusu. can düş manı * Aş ı rı düş manlı k güden kimse.. öldürmeyi bile dü ş ünen dü ş man. * Yüreğ in altı ndaki bölge. sulu bir tür erik. can kalmamak * bitkin bir duruma gelmek. can eri ğ i can evi * Genellikle yeş ilken yenen sert. gücü tükenmek. alt ve üst kapakları arası nda dikili duran çubuk. can kurban. * ölüm korkusundan doğ an güçlü bir tepki ile. can kurban * Can feda. s ı rdaş . can korkusu * Bkz. can noktas ı * En önemli husus. can kulağ ı ile dinlemek * büyük bir dikkatle dinlemek.. can kulağ ı * çok yakı n dost. can ku ş u * Ruh. can feda * Çok imrenilen iyi veya güzel ş eyler. hoş görünmek. vurgulanması gereken yer. can gözdesi * Sevgili. can dostu * Pek içten dost. can havli * ölüm korkusu. can evinden vurmak * en etkileyici yönünden saldı rmak.

* ruha güç vermek.can pahası na * canı nı vererek veya tehlikeye koyarak. can tahtas ı * Göğ üs kemiğ i. can vermek * ölmek. cana can katmak * yaş ama gücünü art ı rmak. * bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak. üzücü. can s ı kmak * bı kkı nlı k vermek. can sa ğ lı ğ ı *İ nsanı n sağ ve sağ lı klı olması . can yakmak * zulmetmek. can s ı kı cı * Üzüntü yaratan. cana yakı n * Sevimli. can yele ğ i * Bkz. can pazar ı * Herkesin kendi canı nı n kaygı sı na dü ş tüğ ü ve kendini kurtarmaya çal ı ş tı ğ ı bir durum. cana * Sevgiliye hitap sözü. eziyet etmek. can s ı kı ntı sı * yapı lacak bir iş olmamaktan ve hiçbir ş eyle oyalanma imkân ı bulunamadı ğ ı için duyulan tedirginlik. cana minnet saymak (veya bilmek) * bir lütuf olarak kabul etmek. acı vermek. cana k ı ymak * öldürmek.). * bir ş eyi çok istemek. bunal ı m. cankurtaran yeleğ i. * canlanması na yol açmak. cana yakı nl ı k . can sohbeti *İ çtenlikle konuş an çok yakı n dostlar bir arada söyleş ip dertleş me. can sevecek bir ş ey * hoş a gidecek bir ş ey. * üzmek. can yolda ş ı * Yalnı zlı ktan kurtulmak için birlikte yaş anı lan (kimse vb.

canavar gibi olmak. ilgiyle. *İ çten. yı rtı cı hayvan. candanlı k * Candan olma durumu. domuz gibi cana kı yan yaban hayvanı . canavar otu * Canavar otugiller familyası nı n örnek türlerinden olan ve kenevirle tütün köklerinin asalaklar ı ndan biri sayı lan çiçekli bitki (Orobanche ramosa). samimî. cancağ ı zı isterse deyiminde ise önemsemezlik anlatı r. istekle. canavar gibi * iri yarı . . yaramaz çocuk. candan yürekten * içtenlikle. canavar * Masallarda sözü geçen yabanî. candan candan *İ çtenlikli bir biçimde. yürekten. canavar otugiller * Bitiş ik taç yapraklı iki çeneklilerden. tiz ses çı karan alet. canavara uygun düş en biçimde. canavarlaş mak * Canavar gibi davranmak. * Köpek balı ğ ı . * Korkunç. sevgili. gönül verilmiş olan kadı n. saldı rgan. candan geçmek * ölmek. kötü ruhlu. tarı m bitkilerine zarar veren asalak bir bitki familyas ı . zalim (kimse). * Acı acı ses çı karan ve uzaklara kadar tehlike iş areti vermek için kullanı lan düdük. canavar düdüğ ü * Taş ı tlarda bulunan. canavarlı k * Canavar gibi davranma. gönülden. canavarlaş ma * Canavarlaş mak iş i. canan * Gönülden sevilen. canavarca * Canavar gibi. * Kurt. canavar kesilmek * hı rçı nlaş mak. * çok fazla. * Acı ması z. ürkütücü bir durum almak. canca ğ ı z candan * Cancağ ı zı m sözünde sevgi ve teklifsizlik. * Haş arı . * (tasavvufta) Tanrı . *İ çtenlikle.* Cana yakı n olma durumu.

taze ve sinirsiz yaprak. canh ı raş * Yürek paralayan. can ı burnunda olmak * çok yorgun ve bezgin olmak. can ı ağ zı na (veya bo ğ az ı na) gelmek * büyük bir tehlike karş ı sı nda ölecekmiş gibi bir korkuya kap ı lmak. periş an olsun. cangı l cungul * Hayvanlara takı lan çanları n veya baş ka maden eş yan ı n çı kardı ğ ı kaba sesleri anlatı r. kulak tı rmalayan. * içi ezilmek. tüyler ürpertici. tok. can ı cana ölçmek * baş kas ı na yapı lacak ş eyi kendine yapı lacak gibi düş ünmek. rahatsı z olmak. . * Bu kumaş tan yapı lmı ş . * Karı ş ı klı k. ince dokunmuş . vurma vb. sonucu acı duymak. cengel. can ı ac ı mak * çarpma. kargaş a. ipekli kumaş . can ı can ı na (veya içine) sı ğ mamak * sabı rs ı zlı k göstermek. can ı çı kası ca! * "büyük zarara veya kötülüğ e uğ rası n. parlak. * aş ı rı duygulanmak. acı . canfes gibi yaprak * (asma ve dut yaprakları için) ince. tahammül etmemek. istek duymak. * üzülmek. çok heyecanlanmak. arzulamak. can ı çı kmak * Türk müziğ inde çok az kullanı lmı ş bir birle ş ik makam. * Bu biçimdeki gürültü. ölsün" anlamları nda kullanı lan bir ilenme sözü. can ı cebinde * zayı f ahlâklı kimse. canfeza cangı l * Bkz. can ı burnuna (veya burnundan) gelmek * bir ş ey yaparken çok zorluk çekmek. can ı çekilmek * (vücudun herhangi bir organı için) canl ı lı ğ ı azalı r gibi olmak.candarma * Jandarma. canfes * Üzerinde desen bulunmayan. can ı çekmek * bir ş eyi istemek. can ı cehenneme * sevilmeyen bir kimse için duyulan öfke ve nefreti bildirir.

. can ı yanan e ş ek attan yüğ rük olur * zarara veya kötülüğ e uğ rayan kimse acı sı nı çı karmak için aş ı rı çaba harcar. can ı yanmak * çok acı duymak. sı kı ntı ya karş ı dayan ı klı .* çok yorulmak veya çok zorluk çekmek. * keyfi kaçmak. çok isteyerek. ölüm dö ş eğ inde can çekiş mek. * çok yı pranmak. can ı gelmek * yeniden canlanmak. can ı gelip gitmek * ayı lı p bayı lmak. sabı rsı z. can ı gitmek * özen gösterilen. * yarı üzülmek. can ı pek * Acı ya. canı yerine gelmek. can ı ile u ğ ra ş mak * ağ ı r hasta olmak. * ümit ve ümitsizlik arası nda kalı p heyecanlanmak. can ı istemek * heves duymak. bir iş te zarar görmek. can ı tatl ı * Sı kı nt ı ya ve acı ya katlanmak istemeyen. * ac ı bir deneme geçirmek. can ı sı kk ı n * keyfi kaçmı ş . yapacak bir iş i olmamaktan tedirginlik duymak. çok sevilen bir ş eye zarar gelecek diye kaygı lanmak. gebersin" anlamı nda bir ilenme sözü. can ı tez * Beklemeye dayanamayan. can ı gibi sevmek * çok güçlü bir sevgiyle bağ lanmak. can ı çı ksı n! * "ölsün. can ı sı kı lmak * içi sı kı lmak. can ı gönülden (veya can ı yürekten) * içtenlikle. can ı isterse * (olumsuz bir cevap karş ı sı nda) "kabul etmezse etmesin!" anlamı nda kullanı lı r. yarı öfkelenmek. can ı ile oynamak * tehlikeli iş lerle uğ ra ş mak. * büyük sı kı ntı ya düş mek. can ı sa ğ olsun! * üzülmeye gerek olmadı ğ ı nı karş ı tarafa bildirmek için kullanı lı r. * ölmek.

can ı na acı mamak * kendini düş ünmeden. can ı n isterse! * "dilediğ in gibi olsun. can ı na kı ymak * acı madan öldürmek. kendine bakmadan ya ş amak. can ı na ezan okumak * bir kimsenin hakkı ndan gelmek. can ı na değ mek * çok hoş lanmak.can ı yerine gelmek * yorgunluğ u geçmek. çok değ er verilen. can ı mı sokakta bulmad ı m * tehlikeye veya herhangi bir sı kı ntı ya katlanmaya hiç niyetim yok. can ı na geçmek. can ı na kasdetmek * intihara kalkı ş mak. bana göre hava hoş " anlamı nda kullanı lı r. * sevgi sesleniş i olarak kullanı lı r. * birini öldürmeye hazı rlanmak. canı m çı ksı n diyor sanmak * birinin en gönül okş ayı cı sözleri bile kendisine dokunmak. can ı na dü ş kün * kendine iyi bakan. can ı na okumak * berbat ve periş an etmek. can ı m dese. canı gönülden. can ı m ci ğ erim * içten bir sevgi sesleniş i. * kendini öldürmek. gücünü kazanmak. can ı yürekten * Bkz. sen bilirsin. öldürmek. can ı mı n içi *ş efkat veya sevgi sesleniş i. can ı m! * hoş nutsuzluk anlat ı r. can ı na rahmet . * (ca:nı m) çok güzel. kendini koruyan. * gücünden fazla iş görerek aş ı rı derecede kendini yormak. * ruhu ş ad olmak. can ı na minnet * beklenilmeyen iyi bir durumla karş ı laş ı nca duyulan memnunlu ğ u anlatmak için söylenir. batmak. can ı yok mu? * birinin katlandı ğ ı sı kı ntı yı ba ş kalar ı na örnek göstermek için söylenir. sağ lı ğ ı nı . canı na iş lemek (veya canı na kâr etmek) * çok etkilemek.

hayranlı k veya öfke gibi türlü duygular anlatı r. * hiçbir ş ey esirgememek. can ı nı sı kmak * keyfini bozmak. can ı ndan bezmek (veya bı kmak. can ı nı (bir yere) dar atmak * bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sı ğ ı nmak. can ı na susamak * ölmek istemek. can ı nı yakmak . can ı nı cehenneme göndermek (veya yollamak) * öldürmek. * bir ş eye çok dü ş kün olmak. yı prand ı rmak. can ı nı çı karmak * hı rpalamak. çok sevmek. usanmak) * ölümü göze alacak kadar sı kı ntı içinde olmak. can ı na yandı ğ ı m (veya yandı ğ ı mı n) * sevgi.* "Alllah rahmetini esirgemesin" anlamı nda kullanı lı r. bezmek. * canı nı verdirecek kadar memnun etmek. can ı nı diş ine almak (veya takmak) * her tehlikeyi göze alarak iş e giriş mek. can ı nı sokakta bulmak * sağ lı ğ ı korumak gerektiğ ini anlatan bir söz. bı kmak. can ı nı almak * (Tanrı ) öldürmek. can ı na tak demek (veya etmek) * dayanamaz duruma gelmek. can ı nı vermek * kendini feda etmek. * sı kı ntı ya sokmak. can ı na yetmek * katlanamayacak duruma gelmek. can ı nı acı tmak * birine acı vermek. çok yormak. can ı ndan geçmek * ölmek için hazı r olmak. sabrı kalmamak. can ı nı burnundan getirmek * çok yormak. * birini öldürmeyi istemek. can ı nı bağ ı ş lamak * öldürülmesi gerekirken vazgeçmek. fazla çalı ş tı rmak. neş esini kaçı rmak. can ı na tükürdüğ ümün (veya üfürdüğ ümün) * kı zgı nl ı k ve öfke belirtir.

cankurtaran yok mu! * ölüm tehlikesi karş ı sı nda yardı m isteme sözü. can ı nı n içine sokacağ ı gelmek * çok hoş lanmak. parlak renkli. ambülâns. cankurtaran yeleğ i * Yelek biçiminde yapı lmı ş cankurtaran arac ı . yanan veya batma tehlikesi ile karş ı karş ı ya kalan gemileri kurtarmaya yarayan gemi. büyük simit veya yelek biçiminde yap ı lmı ş araç. cankurtaran düdüğ ü * Cankurtaran çanı . * bir kimseyi. filika. kı yacı . cankurtaran kulübesi * Dağ geçitlerinde tipiden veya so ğ uktan korunmak icin sı ğ ı nak olarak yapı lmı ş kulübe. cankurtaran sal ı * Deniz kazaları nda kullanı lmak üzere gemilerde bulundurulan sal. taraf. . * Cani olma durumu. tehlikeden koruyan ve onları kurtaran kimse. cankurtaran sandal ı * Deniz kazaları nda veya gemi batmak üzere iken insanları kurtarmaya yarayan motorlu. cankurtaran çan ı * Tipili veya sisli havalarda sı ğ ı nacak veya yönelecek yeri yolculara. * Havuz veya plâjda yüzme bilmeyenleri uyaran.* acı verecek biçimde cezalandı rmak. canice. cankurtaran gemisi * Karaya oturan. caniyane * Cani gibi. fosforlu ş amandı ra. * Cani gibi. çok sevmek. can ı nı n derdine düş mek * canı ndan baş ka bir ş ey düş ünemeyecek kadar s ı kı ntı da olmak. gemilere belli etmek için kullanı lan çan (veya düdük). cankurtaran ş amandı rası * Denize düş enlerin kolayca belirlenip kurtar ı lmaları için denize bı rakı lan ve kazaya uğ rayanları n bulup kendilerini göstermeleri için kullanı lan. cani canice canilik canip * Yan. çok sı kı ntı ve zarara sokmak. cankurtaran simidi * Suda boğ ulma tehlikesine karş ı kullanı lan ve sudan hafif maddelerden. * Cinayet iş lemiş olan kimse. kürekli sandal. caniye yakı ş ı r (biçimde). cankurtaran * Hastahane veya kliniklere hasta veya yaralı taş ı maya özgü araç.

canland ı rı cı * Canlı lı k veren. hareketli. yaş ayan. canla ba ş la * Seve seve her türlü yorgunluğ u göze alarak. * Güçlü. canl ı * Canı olan. hayvan. canl ı müzik * Gazino. * Depreş mek. diri. * Heyecanla.cankurtaranlı k * Cankurtaran olma durumu. canland ı rı lma * Canlandı rı lmak i ş i. * Geçmiş te yaş anan bir olay veya durum yeniden hatı rlanmak. tazelik. hareketlilik kazanmak. diri duruma gelmek. lokal vb. * Bir canlı resim veya ş ema filmi için hareketlili ğ i sa ğ layan tek tek resimleri yapan sanatç ı . canland ı rı lmak * Canlandı rmak iş ine konu olmak. canland ı rma * Canlandı rmak iş i. * Yaş ayı p yer değ iş tirebilen yaratı k. * Yaş atmak. canlanması na yol açmak. canland ı rı cı lı k * Canlandı rı cı olma durumu. canland ı rmak * Canlanması nı sa ğ lamak. henüz ölmemi ş . etkinlik kazandı rmak. * Yoğ unluk. * Etkinliğ i artmak. canlı lı k kazandı ran. canl ı cenaze * Çok zayı f. * Tek tek resimleri veya hareketsiz cisimleri gösterim sı rası nda hareket duygusu verebilecek biçimde düzenleme ve filme aktarma i ş i. * Geçmiş bir olayı n geliş mesini ve sonucunu aynı biçimde yansı tarak sunma. (birinin) kı lı ğ ı na girmek. bir deri bir kemik kalmı ş kimse. . canlanma * Canlanmak iş i. hayat dolu. canlandı rı m * Ortada kalan kalı ntı lar ı na göre bir eserin ana tasar ı sı na uygun olarak yeniden çizimi. canl ı model * Figürlerle süslü veya heykeltı ra ş lı kta yararlanı lan kadı n veya erkek. dirilik getirmek. canlanmak * Gücü artmak. var gücüyle. yerlerde yemek sı rası nda bir veya birkaç müzisyenin çalgı ve sesleri ile parçalar ı seslendirmesi. * Canlı lı k. etkili. canl ı canlı * Diri diri. * Kiş ileş tirme.

cansiparane * Canı nı verircesine. canl ı yayı n * (televizyon ve radyo için) Daha önceden herhangi bir gereç üzerine tespit edilmemi ş . cansı zlaş tı rmak * Cansı z duruma getirmek. hilozoizm. * Bağ ı ms ı z bir ruhî varl ı ğ ı n insanda ve doğ a nesnelerinde yerleş ik olduğ una inanan ilkel dinî görüş . capcanlı . cansı z gibi. cansı zlı k * Cansı z olma durumu. * Hareketsizlik. cansı z * Canı nı yitirmiş . * Bir diş in canlı dokusunu yok etmek. özveriyle. sönük. alı cı yla tespit edildi ğ i anda yapı lan yayı n. camit. * Güçsüz.canl ı özdekçilik * Evrenin temeli olarak düş ünülen maddenin canlı olduğ unu savunan doktrin. cansı zlaş tı rma * Cansı zlaş tı rmak i ş i. cansı z hedef *İ nsan ve hayvan dı ş ı nda kalan hedef. * Çocukta bir düş ünce biçimi olarak bütün cisimlerin canlı olduğ una inanma. mecalsiz. * Neş elilik. cansı z cansı z * Cansı z olarak. cansı zlaş ma * Cansı zlaş mak iş i. *İ lgi uyandı rmayan. cansı z düş mek * hastalı k veya yorgunluk yüzünden bitkin bir duruma gelmek. * Durgun. * Tek ve aynı ruhun fikrî ve organik hayat ı n ilkesi olduğ unu ileri süren öğ reti. canl ı lı k * Canlı olma durumu. hareketlilik. canl ı cı lı k * Olup bitenin ruhlar alanı nı n gizli güçlerince yönetildi ğ ine inanan ilkel anlay ı ş . animizm. ölmüş . cantiyane * Kantiyane. cansı zlaş mak * Cansı z duruma gelmek. canl ı resim * Bir hareketi parçaları na ayı rı p bunları n elle yapı lan resimlerinin alı cı yla tek tek çevrilmesine dayanan ve gösterimde sürekli bir hareketi ortaya koyan film tekni ğ i. * Canlı olmayan (varlı k).

car * Bazı yerlerde kadı nları n kolları na örttükleri veya boydan boya örtündükleri çarş af.* Çok canlı (bir biçimde). halayı k. * Fermuar. gürültülü bir biçimde (konuş ma). ilân. her konuda efendisinin isteklerine ba ğ lı bulunan genç kadı n. carlama * Carlamak iş i. * Geveze. car etmek * nara atmak. cari hesap *İ ki taraf arası nda sürüp giden alacak verecek iş lemlerinin tutulan hesab ı . yürürlükte olan. imdat. arz ve talebe göre belirlenen fiyatı . cariyelik * Cariye olma durumu. * Olagelen. car car * Çok ve yüksek sesle. tellâl ile duyurma. yardı m. yaygaracı . carlamak . ş arjör. carcur carcur cari * "Geli ş igüzel konuş mak" anlamı na gelen carcur etmek deyiminde geçer. * Akan. haykı rmak. * Yabancı ülkelerden kaç ı rı lı p özgürlükten yoksun edilen. geçen. cariyelik etmek * cariye gibi hizmet etmek. cari masraf * Belirli bir dönemde yapı lan harcamalar. * aynı maksatla genç kadı nlardan söz edilirken onlar ı anlatan kelimelere bir unvan gibi getirilirdi. ilân etmek. al ı nı p sat ı labilen. yürürlükte bulunan para. * Tehlike durumu. cariyeniz (veya cariyeleri) * eskiden. söz söylenen kimseye aş ı rı bir sayg ı göstermiş olmak için kadı nlar tarafı ndan "ben" zamiri yerine kullan ı lı rd ı . zar. car * Çağ rı . carcar carcur * Bkz. cari para cari ücret cariye * Geçerli olan. *İ ş gücü piyasası nda iş gücünün.

cavalacoz * Değ ersiz. * Birdenbire ve gürültü ile. cavlak . hiç tüyü olmayan. çaş ı t. abartı lı söz. nara atmak. cav * Bkz. cavla ğ ı çekmek * ölmek. * Carı (II) olan. casusluk etmek * casus olarak çalı ş mak.* Bağ ı rarak konuş mak. * Yellenme. * Çı rı lçı plak. çağ (II). çok tüysüz. * Bir devletin veya bir kimsenin sı rları nı baş kası nı n hesab ı na öğ renmeyi üstüne alan kimse. cart curt etmek * göz korkutmak veya övünmek amacı yla abart ı lı konu ş mak. cart kaba kâ ğ ı t * yüksekten atana veya çalı mlı bir tavı r takı nana karş ı söylenen hafifseme ünlemi. cartayı çekmek * ölmek. cart cart ötmek * kendini beğ enmi ş bir davranı ş la ve buyururcası na söz söylemek. cart * Sert bir ş ey yı rt ı lı rken çı kan ses. *İ lân etmek. carlı cars ı z * Carı (II) olmayan. carta cartadak cartadan * Cartadak. cascavlak * (ba ş için) Çok saçsı z. derme çatma. casus casusluk * Casus olma durumu. duyurmak. hayk ı rmak. çaş ı tlı k. çok söylemek. örtüsüz. cascavlak kalmak * bütün imkânları elinden alı nmı ş olarak ortada kalmak. önemsiz. cart curt * Gerekli gereksiz yerde söylenen.

etkili olarak. cay ı rdama * Cayı rdamak iş i. karar ı ndan döndürülmek. gürültülü ses çı kartmak. tüyünü dökmek. yı rtı ldı ğ ı nı anlatmak için kullanı lı r. cay ı rdatmak * (nesneler için) Sert. uzun. cay ı rdatma * Cayı rdatmak i ş i. tüysüz. cay ı rtı yı basmak (veya cayı rtı koparmak) * birdenbire bağ ı rı p çağ ı rmaya baş lamak. *Ş iddetli. . cayd ı rı ş cayd ı rma * Caydı rmak i ş i. kararı ndan döndürmek. y ı rtı lma sesi. dönek. caygı n * Vazgeçip iş in ard ı nı bı rakan. * Ölmek. cay ı r cayı r * Bir cismin çabuk ve ş iddetle yandı ğ ı nı . sözünden döndürücü. vazgeçirilmek. çı plak kalmak.* Çı plak. cayd ı rı lmak * Cayması sa ğ lanmak. cavlakl ı k * Cavlak olma durumu. cay ı rdamak * (nesneler için) Ses çı kararak yanmak veya yı rtı lmak. cay ı ş * Caymak iş i veya biçimi. cayd ı rı cı * Kararı ndan. cayd ı rmak * Cayması nı sağ lamak. cay ı rtı *Ş iddetli yanma. gürültü. cay ı rtı vermek * gürültü ile gözdağ ı vermek. * Kavlamak. cayd ı rı cı lı k * Caydı rı cı olma durumu. çı plaklı k. * Caydı rmak i ş i veya biçimi. cavlama cavlamak cavlamak * Cavlamak iş i. vazgeçirmek.

caz ı rdatmak * Cazı rdaması na yol açmak. albeni. * Sözünden. caz ı rdamak * Caz diye ses çı karmak. * Cazgı r olma durumu. * Cazcı nı n iş i veya mesle ğ i. cazbant * Caz müziğ i çalan orkestra. * Fitneci. alı mlı lı k. cazc ı cazc ı lı k cazgı r * Caz müziğ i çalan veya besteleyen kimse. cazgı rlı k caz ı r cazı r * (bir cismin kaynama ve yanması nı belirtirken) Güçlü ve sesli olarak.cayma caymak caz * Caymak iş i. * Alı m. caz ı rtı cazibe * Cazı rdama sesi. çekicilik. cazibedar * Çekiciliğ i olma. caz ı rdama * Cazı rdamak iş i. cazibele ş me * Cazibeleş mek durumu. * Baş langı çta Kuzey Amerika zencilerinin müzi ğ i iken sonraları bütün dünyada benimsenen bir müzik türü. * Caz müziğ i çalan orkestra. kararı ndan dönmek. cazibele ş mek . * Çekim. * Güreş ecek olan pehlivanları yüksek sesle izleyicilere tanı tan ve duaları nı okuyarak onları alana süren kimse. caz ı rdatma * Cazı rdatmak i ş i. caz tak ı mı * Caz müziğ i çalan orkestranı n bütün çalgı lar ı . cazibe kanunu * Yer çekimini belirten kurallar bütünü. vazgeçmek. alı mlı .

caziple ş mek * Cazip duruma gelmek. caziple ş tirmek * Cazip duruma getirmek. * Önemli. * Cazı olmayan. *İ lgi uyandı ran. alı msı z. cazibele ş tirmek * Çekici. alı mlı duruma gelmek. elveri ş li. cazibesiz cazip caziple ş me * Caziple ş mek durumu. albenili. * Kucak çocukları nı . bebekleri eğ lendirmek için çı karı lan ses. * Yabancı devlet elçiliklerine ait arabaları n plâkaları nda kullanı lan kı saltma. ağ ı rl ı ğ ı olan. . * Çekici olmayan. albenili. cazı r cazı r. * Kemanı n sı rt ve göğ üs tahtası nı iki yanı ndan C harfi biçiminde çenten oyuklar. * Çekici. cc Cd CD Ce * Seryum'un kı saltması . cazibeli * Çekici. caziple ş tirme * Cazipleş tirmek durumu. alı mlı . çekici. cazipli caziplik * Cazip olma durumu. cazur cazur * Bkz. cazlı cazsı z * Cazı olan. alı mlı duruma getirmek.* Çekici. * Kadmiyum'un kı saltması . ce ce * Türk alfabesinin üçüncü harfinin adı . Cb * Kolombiyum'un kı saltmas ı . alı mlı .

* Bkz. münakaş a etmek. cebel * Dağ .-ce -ce * Bkz. onaran ve bakı mı ile görevli bulunan. cebi delik (kimse) * para tutmayan. * Becerikli. ce demeye mi geldin? * "Bu kadar az oturmaya mı geldin?" anlam ı nda kullanı lı r. çekiş mek. cebellezi etmek * cebine indirmek. cebeci * Yeniçeri ordusunda silâh yapan. Tanrı . tart ı ş mak. parası z. cebbar * Zorlayı cı . -ca / -ce (II). * Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yı ld ı z kümesi. cebi para görmek * parası yokken para kazanmaya ba ş lamak. * Silâh. boş toprak. -ca / -ce (I). cebelle ş me * Cebelleş mek iş i. savurgan. savaş ta ordunun silâh ve cephanesini ulaş tı ran yaya kapı kulu ocakları ndan bir sı nı f asker. zorba. açı k göz (kadı n). zeamet sahiplerinin dirlikleri oranı na göre yanları nda götürmekle yükümlü bulundukları atlı asker. * Aynı dönemde illerdeki atlı inzibat kuvveti. * Sahipsiz. savaş sı rası nda t ı mar. ekime elveriş li olmayan yer. zorba. cebeli * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde. cebelle ş mek * Uğ raş mak. cebe * Zı rh. cebin . * Kudret sahibi. ceberut * Tanrı 'nı n her ş eyin üstünde olan kudreti. * Ekilmemiş tarla. zorbalı k. cebine indirme. cebellezi * Hakkı olmayan bir ş eyi kendisine mal edip cebine koyma. züğ ürt. cebi delik * Tutumlu olmayan (kimse). * (tasavvufta) Allah'a varmanı n üçüncü basamağ ı . * ("büyük kudret" anlamı ndan kayarak) Merhametsizlik. merhametsiz. * Acı ması z.

fatalizm. cebirsel formül * Cebirsel deyim. cebini doldurmak * karş ı la ş tı ğ ı elveriş li durumlardan yararlanarak bol para kazanmak. cebirsel * Cebirle ilgili. cebir cebir * Zor. zor kullanarak. . zor kullan ı larak yaptı rı lan. ceddine lânet (veya yedi ceddine lânet!) * "soyun sopunla birlikte Tanrı cezanı zı versin!" anlamı nda ilenme bildiren söz. koaptör. cebretmek * Zorlamak. cebire * Kı rı k kemikleri yerinde tutmak için kullanı lan tahta. süyek. zoraki. kendini tutma. cebine indirmek (veya atmak) * (para için) hakkı olmadı ğ ı hâlde kendine mal etmek. kadercilik. * Alı n. cebirsel deyim * Bilinen veya bilinmeyen büyüklük ölçüleri üzerinde. üzeri bezle kaplanan levha.* Korkak. cebrinefs * Kendini zorlama. * Artı ve eksi gerçek sayı larla. zorlayı ş . bunları n yerini tutan harfler yard ı mı yla nicelikler aras ı nda genel bağ lantı lar kuran matematik kolu. mukavva veya tenekeden yapı lmı ş . * Zorla. cebrî * Zorla yapı lan. cebir kullanmak * bir iş i yaptı rmak için zora baş vurmak. cebrî yürüyüş * Bir yere kuvvet yetiş tirmek veya düş mandan önce varmak için yapı lan s ı kı yürüyü ş . cebren cebretme * Cebretmek iş i. cebirsel ifade * Cebirsel deyim. cebriye * Yazgı cı lı k. yüz. bunlara bağ lı bir büyüklük ölçüsünü çı karmak için gerekli i ş lemleri gösteren ve birbirine cebirsel iş aretlerle bağ lanan harf ve sayı lar bütünü. cebinden çı karmak * ondan çok üstün olmak.

* Sı kı nt ı ya. sı kı ntı çekmek. cehdetmek * Çalı ş ı p çabalamak. cehennem * Dinî inanı ş lara göre. cefake ş cefalı * Cefa çeken. cehennem azab ı * Cehennemde uğ ran ı laca ğ ı na inan ı lan ceza. cefakâr * Cefalı .ceddine rahmet! * "aferin. . bir çı rp ı da. cehennem hayat ı * Büyük sı kı ntı ve üzüntülerle dolu ya ş ay ı ş . * Oğ lak burcu. bravo" veya "Tanrı senden raz ı olsun" anlamı nda kullanı lı r. cehennem kütü ğ ü * Cehennemde yanmaya yaraş ı r kimse. cefalı . sı kı ntı ya katlanan. cefa etmek * üzmek. eziyet. guş a. cehalet * Bilgisizlik. eziyet etmek. üzgü. eziyet. kötülük yapanlar ı n öldükten sonra ceza görecekleri yer. cefaya katlanmak * sı kı ntı veya üzüntüyü sabı rla kar ş ı layı p tahammül etmek. cefa * Büyük sı kı ntı . * Çok sı kı ntı lı yer. ceffelkalem * Hiç düş ünüp taş ı nmadan. cefa çekmek (veya görmek) * üzüntü. eziyete katlanmı ş veya katlanan. bilmezlik. Cedî cedit cedre * Guatr. cehdetme * Cehdetmek iş i. * Çok büyük sı kı ntı . tamu. * Yeni. cehennem gibi * çok sı cak.

kollu giysi. cehennemlik * Öldükten sonra yerinin cehennem olacağ ı sanı lan. cehennemî * Cehennemle ilgili. ipek gibi ş eyleri eğ irip iplik durumuna getirmeye yarar araç. kabuk veya odunundan güzel kı rmı zı renk elde edilen bir kök (Rhamnus infectorius). yün. cehenneme lâyı k (kimse). * Kök boyası gillerden. külhan. * Modern ekmek fı rı nları nda ateş in bulunduğ u en sı cak bölüm. iğ . cehennem gibi. cehennemleş me * Cehennemleş mek durumu. cehennemleş mek * Cehenneme dönmek.cehennem ol * defol!. ceket ceketatay * Erkeklerin ve kadı nları n giydiğ i. istediğ i yere kadar gitsin. * Aş ı rı üzüntü ve s ı kı ntı çekilen yer hâlini almak. cehil cehre cehri * Bilgisizlik. * Bkz. Jaketatay. kalçayı örten. cehennemin dibine gitmek * (kı zı lan kimse için) defolup gitmek. bilmezlik. korkum yoktur" anlamı nda sövme. havaya dayanı klı .ı ş ı kta bozulmayan beyaz kristal. yakı cı . cehenneme kadar yolu var * "defolsun. cehennemin bucağ ı (veya dibi) * çok uzak yer. cehennem zebanisi * Zalim. * Pamuk. ceht -cek * Bkz. . cehennemi boylamak * (sevilmeyen kimse için) ölmek. meyve. * Hamamı n ocağ ı . cehennem taş ı * Gümüş ün nitrik asitte ergitilmesiyle elde edilen. * Çaba. acı ması z kimse. çabalama. -cak / -cek. * Üzücü. genellikle önden dü ğ meli. cehennem olmak * defolmak.

* Parlak.celâdet celâl * Yiğ itlik. cilâlı . keçi. * Hı rç ı n. * Acı ması z. kolaylı kla suç iş leyen. kat ı yürekli. coş kun. İ brahim Pa ş a ve Edirne sarayları na alı nı p türlü devlet hizmetleri için aday olarak yeti ş tirilen genç. sı ğ ı r gibi kesilecek hayvanlar ı n ticaretini yapma iş i. * Katı yüreklilik. zalimlik. celâllice celbe celep * Koyun. celî yazı * (Arap harfleriyle) Uzaktan okunacak biçimde istif edilmiş iri sülüs levha yazı sı . * Topkapı . Celâlîlik * Celâlî olma durumu. Celâlî *İ lk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde ortaya çı kı p devlete isyan eden Bozoklu Derviş Celâl'in adamları na ve ondan yana olanlara. celil * Çok büyük. sı ğ ı r gibi kesilecek hayvanlar ı n ticaretini yapan kimse. sonralar ı da türeyen bütün eş kı yaya verilen ad. celâllenme * Celâllenmek iş i. * Açı k. * Büyüklük. kı zmak. cellât gibi * acı ması z. * Öfke. aş ikâr. ulu. kahramanlı k. Galata. kı zg ı nlı k. cellât * Ölüm cezası na çarptı rı lanlar ı öldürmekle görevli olan kimse. keçi. celâllenmek * Öfkelenmek. * Avcı çantası . celeplik celî * Koyun. cellâtl ı k * Cellâdı n görevi. zalim. celâlliye benzer. celp . celâlli * Sert ve öfkeli (kimse). * Celâlli gibi. ululuk. * Tanrı 'nı n sı fatları ndan biri.

* Mahkeme tarafı ndan dava edene. cemadat cemal * Yüz güzelliğ i. cemaatle ş mek * Cemaat hâline gelmek. cemaat * Bir imama uyup namaz kı lan kiş iler. . cemaatimüslimin * Müslüman halk.* Getirtme. cansı z varlı klar. celp etmek * kendine çekmek. cemaatsiz * Cemaati olmayan. cemaatle namaz k ı lmak * imama uyarak namaz kı lmak. cemaatsizlik * Cemaatsiz olma durumu. cemaatli * Cemaati olan. celp kâğ ı dı * Çağ rı kâğ ı dı . cemaate uymak * içinde bulunulan bir topluluğ a uyarak davranmak. celseyi açmak * oturumu açmak. * Askerlik ödevini yapmaya çağ ı rma. *İ nsan kalabalı ğ ı . celpname. cem'an * Cansı zlar. çağ rı belgesi. cemaatle ş me * Cemaatleş mek iş i veya durumu. celse * Oturum. * Bir dinden veya bir soydan olanları n topluluğ u. kendi üzerine çekme. * getirmek. celpname * Celp kâğ ı dı . edilene veya tanı klara gönderilen ça ğ rı belgesi. çevresindekilerin düş üncesi ne olursa olsun kendi istediğ ini yapmaya çalı ş ı r. celseyi tatil etmek * oturuma ara vermek. cemaat ne kadar çok olsa (veya cami ne kadar büyük olsa) imam gene bildiğ ini okur * bir yetkili kimse. çağ rı belgesi.

* (erkek için) Güzel. geçmiş teki kötü bir yönünü veya kötü durumunu bilmek. cemil cemile cemilendirme * Çoğ ulland ı rma iş i. cemiyet * Dernek. * Toplama. * Tanrı 'nı n sı fatları ndan biri. çokluk hâline getirmek. cembiyesiz * Cembiyesi olmayan. hepsi. cemi * Bütün. (bir ş eyin) hepsi. * Toplama. hançer. cemilenme * Çoğ ullanma i ş i. . * Düğ ün. * Bir olayı veya ki ş iyi kutlama amac ı yla bir araya gelen topluluk. cemaziyülâhı r * Ay takviminin altı ncı ayı . bir araya getirmek. cem'an yekûn * Toplam olarak. cemetme * Cemetmek iş i. * Topluluk. hepsinin tamamı . hep.* Toplayarak. (bir ş eyin) tümü. * Çoğ ul. küçük tövbe ayı . * Gönül alı cı davranı ş . cemetmek * Toplamak. cembiyeli * Cembiyesi olan. cemilenmek * Çoğ ullanmak. çokluk. büyük tövbe ay ı . cemaziyülevvelini bilmek * bir kimsenin herkesçe bilinmeyen. cembiye * Bir çeş it eğ ri kama. toplum. cemaziyülevvel * Ay takviminin beş inci ay ı . cemilendirmek * Çoğ ulland ı rmak. * Birbirine uygun veya zı t anlamlı kelimeleri tenasüp veya tezat sanatları yoluyla bir araya getirme. toplam olarak. * (kadı n için) Güzel.

dağ ı nı k olmayan. kötü. pres. cendere * Bir ş eyi sı kmak. ezmek gibi i ş lerde kullanı lan mekanizma. sonra suda ve en sonra toprakta oluş tuğ u sanı lan sı cakl ı k cemre düş mek * sı cakl ı k yükseliş i o hafta içindeki günde baş lamak.cemiyetli cemre yükseliş i. * Cemiyet içinde geçen. pazı . cenaze namaz ı * Cenaze gömülmeden önce musalla taş ı nı n üstüne konan tabutun önünde kı lı nan namaz. cenbiye * Ağ zı eğ ri bir tür Arap bı çağ ı . cenazeyi kaldı rmak * ölüyü gömmek üzere götürmek. * Manevî baskı . * Pis. Tanrı . gömmek. cenaze töreni * Cenaze namazı ndan mezara kadar yapı lan dinî tören. * Cenaze töreni. *Ş ubat ay ı nda birer hafta aralı klarla önce havada. * Kol. cenabet * Cünüp. * Yan. Cenabı hak * Allah. * Savaş düzenindeki ordunun iki yan ı ndan her biri. cenaze levazı mat ı * Ölünün kefenlenmesi sı rası nda gerekli olan malzemeler. cenap cenaze cenderele ş me . cenaze gibi * benzi sararmı ş . onur ve büyüklük anlam ı yla kullanı lı r. * Kefenlenip tabuta konmuş . cenaze alayı * Ölüyü kaldı rma töreni veya bu törende yer alan veya cenazeyi izleyen topluluk. derli toplu. gömülmeye hazı rlanm ı ş insan ölüsü. cenah * Kuş kanadı . taraf. hoş lanı lmayan kimse veya ş ey. cenaze merasimi * Cenaze töreni. cenaze duası * Cenaze defnedilirken okunan dua. * Saygı .

kavgacı . huzur veren yer. cenk * Savaş . ceninisak ı t * Düş ük. mavi ye ş il zemin üzerine bak ı r rengi çizgili tropikal balı k (Macropodus viridiauratus). cennet * Dinî inanı ş lara göre. kavga. cenkle ş mek * Savaş mak. cennet bal ı ğ ı * Cennet balı ğ ı gillerden. * Ana rahminde doğ ma zamanı nı tamamlayamam ı ş veya vaktinden önce düş mü ş çocuk. öldükten sonra sonsuz bir mutluluğ a kavuş acakları yer. çeki ş mek. cenkçi cenkçilik * Savaş çı . uğ ra ş . vuru ş kan. . savaş kanlı k. Cenevizli * Ceneviz (bugünkü Cenova ş ehri) Cumhuriyeti halkı ndan olan kimse. kavga. savaş kan. cennet bal ı ğ ı giller * Kemikli balı kla r takı mı nı n kefallar alt takı mı na giren bir familya. *İ yi dövü ş en. * Büyük çaba. dövüş çülük. cengâver * Savaş çı . iyilik yapanları n. cenderele ş mek * Manevî baskı altı nda mücadele etmek. mücadele etmek. * Cenkçi olma durumu. münakaş a etmek. cengel cenin * Otlarla ve s ı k ağ açlarla örtülü geniş Hindistan ormanları na verilen ad. cendereye sokmak * manevî baskı altı na almak. cengâverlik * Savaş çı lı k. * Çok güzel. cenkle ş me * Cenkleş mek iş i. cenk etmek * savaş mak. uçmak (II). * Atı ş mak. cengâverce * Cengâvere yakı ş ı r biçimde.* Cendereleş mek iş i. dövü ş çü. çeki ş me. günahsı zları n.

centilmen *İ yi arkadaş lı k eden. ancak tarafları n kar ş ı lı klı güvenlerine dayanan sözlü antla ş ma. cennet gibi * güzel. cennete çevirmek * temiz. cennetmekân * Cennetlik. cennetmekân. * Güzel. görgülü. * Henüz pek küçükken ölen bebek. bakı mlı (yer). * (ölmüş kimse için) Yeri cennet olan. cennet öküzü * Yüreğ i temiz ama budala denecek kadar saf kimse. saygı lı . cennet ku ş ugiller * Omurgalı hayvanlardan kuş lar sı nı fı nı n bir familyası . rahat yaş anı lı r. cenubî cenup cenuplu * Güneyle ilgili. güneye özgü olan. * Centilmene yakı ş ı r davran ı ş .cennet biberi * Zencefilgillerden karabiber tadı nda bir bitki. centilmenlik antlaş ması * Hukukî ve resmî olmayan. cennetlik * Öldükten sonra yerinin cennet olacağ ı na inanı lan (kimse). cennetleş mek * Cennet durumuna girmek. * Cennetin güzellikleriyle donanmak. kibar (erkek). * Güneyli. cennete dönmek * güzel. centilmenlik * Centilmen olma durumu. bakı mlı . * Güney. tüyleri güzel renkli bir kuş (Paradisea apoda). güzel bir yer durumuna getirmek. bakı mlı bir yer durumuna gelmek. . güney. cennetleş me * Cennetleş mek durumu. cennet taamı * Tadı çok güzel olan yemek veya yiyecek. cennet ku ş u * Cennet kuş ugillerden. alı mlı kadı n. centilmence * Centilmene yakı ş ı r (bir biçimde).

* Trafiğ i kolaylaş tı rmak için yaya kaldı rı mları nda veya yollarda yapı lan cep biçimindeki ta ş ı t yanaş ma yeri. cep saati * Cepte taş ı nan saat. cep takvimi * Cepte taş ı nabilecek küçük boy takvim. cep feneri * Pille çalı ş an ve cepte taş ı nan küçük fener. cep defteri * Cebe sı ğ abilecek büyüklükteki defter. cepçilik cephane * Yankesicilik. cep kitabı * Cepte taş ı nacak. * Kablosuz telefon. cep harçlı ğ ı * Bir kimseye ufak tefek gündelik harcamaları karş ı laması için verilen para. cep sözlüğ ü * Cepte taş ı nabilecek ve günlük ihtiyaca hemen cevap verebilecek küçük sözlük. * Savaş alan ı nı n bir yerinde dü ş manı n geriletilmesiyle ortaya çı kan taktik durum. * Üzerinde savaş ı n sürdüğ ü bölge. tamlayan görevinde "cebe sı ğ abilecek boyda" anlam ı nı verir.cep * Genellikle bir ş ey koymaya yarar. . cephe açmak * savaş olmayan bir bölgede. ta ş ı nabilir. * Belirtisiz isim tamlaması yap ı sı nda. taraf. cephe * (yapı larda) Yüz. * Yan. cep harçlı ğ ı nı çı karmak * günlük masrafı nı karş ı lay