Büyük Türkçe Sözlük

Sürüm No: 1.0 Açı klama Farabi

(veya a ğ zı nı n içine) bakmak * ne söyleyeceğ ini beklemek. * onun sözüne göre davranmak. ... (bir) hâl almak * bir duruma gelmek. ... canl ı sı * düş künü. ... damgası nı vurmak * (biri için) kötü bir yargı ya varmak. ... -e kuvvet * herhangi bir ş eye a ğ ı rl ı k verildi ğ inde kullanı lı r. ... f ı rı n ekmek yemesi lâzı m * bir duruma eriş mek için pek çok emek vermesi, çalı ş mas ı gerekir. ... gözüyle bakmak * yerine koymak. ... ile beraber * ile birlikte. ... kim ... kim * yakı ş tı rı lan ş eyin uygunsuzlu ğ unu belirtmeye yarar. ... olsun, ... olsun, * sözü geçen her ş ey. ... süsü vermek * gerçeğ e ayk ı rı olarak, kendisinde veya herhangi bir ş eyde üstün bir nitelik veya değ er varm ı ş gibi göstermek. ... ziyafeti çekmek * herhangi bir ş eyi en iyi biçimde baş armak, herhangi bir yönüyle doyurmak. ...-a veya ...-e gelince * sı ra gelince anlam ı na gelerek bir konu bittikten sonra sözü baş ka bir konuya geçirmeye yarar. * ayrı cal ı k gösteren bir dü ş ünceye geçildi ğ ini anlatı r. ...-a, ...-ya getirmek * birini bir duruma getirerek istediğ i gibi davranmak. ...-den eylemek * yoksun bı rakmak. ...-ı nda / ...-inde değ il * bir ş eyin söylenen niteli ğ ine önem vermeyi anlatı r. ...i tutmak * bir iş i yapacağ ı ve göreceğ i o zamana rastlamak. ...ikinci plâna düş mek * bir kimsenin veya topluluğ un gözünde eski önemini, değ erini yitirmek.

...ile beraber * -dı ğ ı / -diğ i anda. * -dan / -den baş ka. * -dı ğ ı / -diğ i hâlde. ...-ması yla, ...-mesi bir olmak * aynı anda, çabucacı k, birden. ...maya veya ...meye görsün (veya gör) * söz konusu fiilin doğ uraca ğ ı sonuca kesinlik kazand ı rmak için kullanı lı r. ...n ı n resmidir... * bir durumun olacağ ı kesin ve bellidir. 19 May ı s 30 A ğ ustos * Zafer Bayram ı . a a * (a:) Ş aş ma, hat ı rlama, sevinme, acı ma, üzülme, kı zma gibi duyguları güçlendirir, cümlenin baş ı nda veya sonunda kullanı lı r. a/e * Çekimli fiilin sonuna gelerek anlamı pekiş tirir. -a- / -e-a / -e -a / -e *İ simden fiil türeten ek. * Yönelme durumu eki: dağ a, eve, yola, öne. Ünlü ile biten isimlerden sonra araya y sesi girer. * Seslenme bildirir.

* Fiilden zarf türeten ek: yaza yaza, gide gide, koş a ko ş a, dü ş e kalka, güle oynaya. Ünlü ile biten fiillerden sonra araya y sesi girer: ya ş aya yaş aya, bekleye bekleye, okuya okuya, yürüye yürüye. Bu ek göre, kala, geçe, sapa örneklerinde kal ı plaş mı ş tı r. a, A

* Türk alfabesinin birinci harfi, ses bilimi bakı mı ndan kalı n ünlülerin düz ve geni ş olanı nı gösterir. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde lâ sesini bildirir. * Su. * Yünden, dövülerek yapı lan kalı n ve kaba kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş yakası z ve uzun üstlük. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan. * Eskiden derviş lerin giydiğ i abadan yapı lmı ş , önü aç ı k hı rka. * Abla. * Anne.

ab aba

aba altı ndan değ nek (sopa) göstermek * yumuş ak görünmekle birlikte yine de gözünü korkutmak. aba gibi * (kumaş için) kaba ve kalı n.

aba güre ş i * Aba giyilerek ve bele kuş ak bağ lanarak yapı lan bir tür güreş . aba vakti yaba, yaba vakti aba * kiş i, ihtiyaçları nı vaktinden önce ve ucuz olduğ u zaman karş ı lamal ı dı r. abac ı * Aba yapan veya satan kimse. * Abadan giyecek yapan veya satan kimse. * Bedavacı , asalak. abac ı kebeci, ara yerde sen neci? * "anlamadı ğ ı n bu iş e ne karı ş ı yorsun?" anlamı nda kullanı lan bir söz. abac ı lı k * Aba yapma veya satma iş i. * Abadan giyecek yapma veya satma iş i. abadî * Kalı nca ve açı k saman renginde, yar ı mat bir yazı kâğ ı dı türü. abajur * Iş ı ğ ı bir yere toplamak, doğ rudan doğ ruya gözlere vurmas ı nı önlemek için kullan ı lan lâmba siperi. * Genellikle üzeri siperli masa lâmbası veya ayaklı lâmba. * Abajur yapan veya satan kimse.

abajurcu

abajurculuk * Abajurcunun iş i veya mesle ğ i. abajurlu abaküs * Sayı boncu ğ u, çörkü. abal ı * Abas ı olan, aba giymiş olan. * Abajuru olan.

aband ı rma * Abandı rmak iş i. aband ı rmak * Bir kimsenin bir yere abanması nı sağ lamak. * Bir hayvanı yere çöktürmek. abandone * Dövüş emeyecek duruma gelen (boksör). abandone etmek * dövüş emeyecek duruma getirmek. abandone olmak * dövüş emeyecek duruma gelmek. abanî * Sarı mt ı rak dallı nakı ş larla iş lenmi ş bir tür beyaz, ipek kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş . * Abanmak iş i.

abanma

abanmak

* Eğ ilerek bir ş eyin, bir kimsenin üzerine kapanmak. * Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. * Bir ş eyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. * Birine yük olarak onun sı rtı ndan geçinmeye bakmak. * Abanozgillerin ağ ı r, sert ve siyah renkli tahtası .

abanoz

abanoz gibi * çok sert. abanoz kesilmek * sertleş erek dayanı klı lı ğ ı artmak. * kirden matlaş mak, rengini kaybetmek. abanozgiller *İ ki çeneklilerden, sı cak ülkelerde yetiş en ve kerestesine abanoz denilen bir bitki familyası . abanozlaş ma * Abanozlaş mak durumu alma. abanozlaş mak * Ağ aç ve benzeri maddeler uzun süre suda kalarak kararmak. * (insan) uzun süre güneş te kalarak kararmak, yanmak. abart ı abart ı cı * Bir ş eyi oldu ğ undan büyük veya çok gösterme huyunda olan (kimse), abartmacı , mübalâğ acı . abart ı cı lı k * Abartı cı olma durumu, abartmacı lı k, mübalâ ğ acı lı k. abart ı lı * Olduğ undan fazla gösterilen, mübalâğ alı . * Abartma, mübalâğ a.

abart ı lma * Abartı lmak iş i. abart ı lmak * Abartmak iş ine konu olmak, mübalâ ğ a edilmek. abart ı sı z abart ı ş abartma * Olduğ undan fazla gösterilmeyen, mübalâğ ası z. * Abartmak iş i veya biçimi. * Abartmak iş i, mübalâ ğ a.

abartmac ı * Abartı cı , mübalâğ acı . abartmac ı lı k * Abartı cı lı k, mübalâğ acı lı k. abartmak * Bir ş eyi oldu ğ undan büyük veya çok göstererek anlatmak, mübalâğ a etmek.

abartmal ı * Abartı lmı ş , mübalâğ alı . abartması z * Abartı lmamı ş , abartmadan, mübalâğ ası z. abası z aba ş o * Alt, alttaki, aş ağ ı . * Gemiyi baş tan veya kı çtan halatla karaya bağ lama. abat * Bayı ndı r, mamur. *Ş en, rahat. abat etmek * mamur etmek, rahata kavuş turmak, zenginleş tirmek, gönendirmek. abat eylemek * abat etmek. abat olmak * mutlu olmak, rahata kavuş mak, gönenmek. abay ı sermek * bir yere teklifsizce yerleş mek. abay ı yakmak * gönül vermek, tutulmak, âş ı k olmak. Abaza Abazaca abazan * Kuzeybatı Kafkasya'da ya ş ayan bir halk ve bu halka mensup olan kimse. * Abazalar tarafı ndan kullanı lan dil. * Karnı aç olan (kimse). * Uzun süre kadı ns ı z kalan (erkek). * Abası olmayan, aba giymemiş olan.

abazan kalmak * uzun süre cinsel iliş kide bulunmamak, kad ı ns ı z kalmak. abazanlı k * Abazan olma durumu. Abbas yolcu * yola çı kacak kimse. Abbasî * Abbas bin Abdülmuttalib soyundan gelen, Bağ dat merkez olmak üzere Ön Asya ve Kuzey Afrika'da 7501258 tarihleri aras ı nda hüküm süren sülâle. abd * Kul. * Köle. * Safevîler devrinde İ ran'da yaş ayan Türk oymakları ndan biri.

Abdal

* Anadolu'da yaş ayan birtakı m oymaklara verilen ad. abdal * Eskiden bazı gezgin derviş lere verilen ad. * Dilenci kı lı klı , üstü baş ı periş an kimse. * Bkz. aptal. abdala malûm olur * bir ş eyin olacağ ı nı önceden sezen kimseler için ş aka yollu söylenir. abdallı k * Abdal olma durumu. abdest * Müslümanları n, baz ı ibadetleri yapabilmek için el, ağ ı z, burun, yüz, kol, ayak yı kama ve baş a, enseye ı slak el gezdirme, kulağ ı temizleme biçiminde yaptı kları ar ı nma. *İ drar yapma ve kalı n bağ ı rsağ ı boş altma. abdest almak * abdest yoluyla arı nmak. * namaz kı lmak için gerekli y ı kama kuralları nı yerine getirmek. abdest bozmak * ayak yoluna gitmek. abdest bozulmak * yeniden abdest alma gereğ i ortaya çı kmak. abdest tazelemek * yeniden abdest almak. abdestbozan *Ş eritgillerden, vücudu yassı , birbirine kenetlenmiş boğ umları bulunan ve bazı sı metrelerce boyda olan bir bağ ı rsak asala ğ ı , tenya, ş erit. abdestbozan otu * Gülgillerden, siyah ve yeş il boya ç ı karı lan bir bitki (Poterium spinosum). abdesthane * Abdest bozacak yer, ayak yolu, tuvalet. abdesti gelmek (veya olmak) * abdest bozmaya ihtiyaç duymak. abdesti kaçmak * abdest bozma ihtiyacı varken yok olmak. abdestinde namazı nda * dindar. abdestinden ş üphesi olmamak * yaptı ğ ı iş te kusuru olmad ı ğ ı nı kesin olarak bilmek. abdestini vermek * azarlamak. abdestli abdestlik * Abdest almı ş bulunan veya abdesti bozulmamı ş olan. * Abdest alı nacak yer. * Abdest alı nı rken giyilen ve kolsuz hı rkaya benzeyen bir tür giyecek.

* Abdest almaya yarayan. abdestsiz * Abdest almamı ş veya abdesti bozulmuş olan. abdestsiz yere basmamak * din buyrukları na titizlikle uymak. abdiâciz * Alçak gönüllülük bildirmek üzere "ben" yerine kullanı lı r.

abdülleziz * Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yeti ş en çok yı ll ı k ve otsu bir bitki (Cyperus esculentus). * Bu bitkinin yemiş gibi yenilen, tatlı ve ya ğ lı ürünü. abece * Bkz. alfabe.

abece sı rası * Bkz. alfabe sı rası . abecesel * Bkz. alfabetik.

aberasyon * Sapı nç. abes * Akla ve gerçeğ e ayk ı rı . * Gereksiz, lüzumsuz, yersiz, boş .

abes bulmak * gereksiz, saçma saymak. abes kaçmak * uygunsuz düş mek. abesle uğ raş mak (veya abesle iş tigal etmek) * yersiz, yararsı zş eylerle vakit öldürmek. abeslik abı hayat * Abes olma durumu. * Efsanelere göre içen kimseye ölümsüzlük sağ layan bir su, bengi su.

abı hayat içmiş * yaş ı çok ilerlemiş oldu ğ u hâlde genç görünen (kimse). abı kevser * Cennette bulunduğ una inan ı lan Kevser ı rmağ ı nı n ad ı . abı ru * Yüz suyu. * Irz, namus, ş eref, haysiyet. * Anı t.

abide

abideleş me * Anı tlaş ma.

abideleş mek * Anı tlaş mak. abideleş tirme * Anı tlaş tı rmak iş i. abideleş tirmek * Anı tlaş tı rmak. abidemsi abidevî abis abiye * Bayanları n özel gecelerde giydiğ iş ı k giysi veya tuvalet. abla * Bir kimsenin kendinden büyük olan kı z kardeş i. * Büyük kı z kardeş gibi saygı ve sevgi gösterilen k ı z veya kadı n. * Genel ev veya randevu evi iş letmecisi kadı n, çaça, mama. * Yayvan ve dolgun yüz veya yüzü böyle olan (kimse). ablakça ablakl ı k ablalı k * Ablak gibi, ablak tarzı nda. * Ablak olma durumu. * Abla olma durumu. * Anı t benzeri. * Anı tla ilgili, anı tsal, anı ta benzer, an ı t gibi. * Okyanusları n çok derin yeri ve daha özel olarak, güneş ı ş ı ğ ı nı n eriş emediğ i kesim.

ablak

ablalı k etmek * abla gibi yak ı n ve koruyucu davranı ş ta bulunmak. ablâtif ablatya abli * Çı kma durumu. * Uzunluğ u 150, geni ş li ğ i 4-10 kulaç olan bir balı k ağ ı . * Yarı m serenleri sağ a, sola veya ortaya çevirmek için bunları n ucuna ba ğ lı bulunan donanı m.

abliyi kaç ı rmak (veya bı rakmak) *ş aş ı rmak, soğ uk kanlı lı ğ ı nı yitirmek, ipin ucunu kaçı rmak. abluka * Bir ülkenin veya bir yerin dı ş dünya ile olan her türlü bağ lantı sı nı kuvvet kullanarak kesme, kuş atma, ihata.

abluka altı nda tutmak * ablukayı devam ettirmek. abluka etmek * genellikle denizden kuş atmak. * etrafı nı çevirmek, bulunduğ u yerden ayı rmak.

ablukaya almak * Bkz. abluka etmek. ablukay ı kaldı rmak * abluka kararı ndan ve uygulaması ndan vazgeçmek. ablukay ı yarmak * abluka bölgesini zor kullanarak yarı p geçmek. abone * Önceden ödemede bulunarak süreli yayı nlara alı cı olma iş i. * Peş in para ile bir ş eye belli bir süre için alı cı olan kimse. * Bir yere gitmeyi alı ş kanlı k hâline getirmek. abone etmek * peş in para ile belli bir süre için bir ş eyi sürekli olarak almay ı sa ğ lamak. abone olmak * peş in para ile belli bir süre için bir ş eyi sürekli olarak almay ı önceden üstlenmek. abone yapmak * abone olmayı sağ lamak.. abonelik * Abone veya aboneler için kullanı labilecek kadar olan.

abonman * Bir satı cı veya kamu kuruluş u ile alı cı lar arası nda yapı lan anla ş ma. aborda * Bir deniz teknesinin baş ka bir tekneye, bir iskeleye veya bir rı htı ma yan ı nı vererek yana ş mas ı . aborda etmek * (gemi için) yanlaması na yanaş mak. abra * Bozuk teraziyi dengelemek için hafif gelen kefeye konulan taş , demir, çivi gibi a ğ ı rlı k, dara. * Bir değ iş tokuş ta üste verilen ş ey.

abrakadabra * Eski çağ larda bazı hastalı klara iyi geldiğ ine inanı lan büyülü söz. * Sihirbazları n sı kça kullandı ğ ı büyülü söz. abrama abramak abra ş * Alaca benekli. * (bitki yaprakları nda) Klorofil azlı ğ ı ndan dolay ı açı k renkte lekeleri olan. * Çilli, çopur yüzlü, açı k renk gözlü, çapar. * Deseni ve atkı sı bozuk halı . * Çarpı k, eğ ri, düzgün olmayan. * Ters, kaba, görgüsüz. abril * Nisan, april. abstraksiyonizm * Abramak iş i, idare. * (deniz taş ı tları için) Yönetmek, idare etmek.

* Bkz. soyutçuluk. abstre * Soyut, somut karş ı tı , mücerret. abstre say ı * Bkz. soyut sayı . absürt * Saçma.

absürt tiyatro * Bkz. saçma tiyatro. abu *Ş aş ma ve korku bildirir. abuhava *İ klim.

abuk sabuk * Akla, mantı ğ a uymayan, dü ş ünmeden söylenen, saçma sapan (söz). abuk sabuk konuş mak * saçma sapan söz söylemek. abuk sabukluk * Ciddiyetsizlik, saçmalı k. abuli abullabut *İ stenç yitimi, irade kaybı . * Hantal, kaba ve anlayı ş sı z (kimse). * Biçimsiz ve kötü giyinen, giyimine özen göstermeyen (kimse).

abullabutluk * Abullabut gibi davranma, abullabut olma durumu. abur cubur * Sı rası , tad ı , yararı gözetilmeksizin rastgele yenilen ş eyler. *İ ş e yaramayan, boş . abus * Ası k suratlı , somurtkan (kimse). * Somurtkan, çatı k, ası k (yüz). * Niteliğ i bilinmeyen, garip, acayip. * Aktinyum'un kı saltmas ı . * Merak, kararsı zl ı k veya kuş ku anlatı r.

Ac acaba

-acak / -ecek * Fiil çekim eki (gelecek zaman eki). * Fiilden isim ve sı fat yapma eki. Acar * Güneybatı Kafkasya'n ı n Türkiye sı nı rı na yakı n bölgesinde yaş ayan bir halk. acar

* Atı lgan, gözü pek, yiğ it, kabadayı , yı lmaz, kabı na s ı ğ maz. * Güçlü ve becerikli, çevik, enerjik. * Yeni. Acara * Bkz. Acar.

acarlaş ma * Acarlaş mak iş i. acarlaş mak * Acar duruma gelmek. acarlı k * Acar olma durumu.

acayibine gitmek * yadı rgamak, tuhafı na gitmek. acayip * Sağ duyuya, göreneğ e, olağ ana aykı rı ,ş aş ı lacak, ş aş maya değ er, garip, tuhaf, yadı rganan, yabansı . *Ş aş ma anlat ı r.

acayip olmak * yadı rganacak bir duruma girmek. acayiple ş me * Acayipleş mek durumu. acayiple ş mek * Baş kalaş mak, yad ı rganacak bir duruma girmek. acayiple ş tirme * Acayipleş tirmek iş i. acayiple ş tirmek * Acayip, yadı rganacak bir duruma getirmek. acayiplik * Acayip olma durumu, yabansı lı k, gariplik, tuhaflı k. accelerando * Parçanı n çalı nı rken gittikçe hı zlanacağ ı nı anlat ı r. acele * Çabuk davranma zorunluluğ u, ivedi, ivecenlik. * Vakit geçirmeden, tez olarak.

acele acele * Çabuk çabuk, hı zl ı olarak, büyük bir çabuklukla. acele etmek * çabuk davranmak, ivmek. * telâş etmek, sabı rsı zlanmak. acele iş eş eytan karı ş ı r * düş ünüp taş ı nmadan, ivedi olarak yap ı lan iş ten iyi sonuç beklenmemesi gerektiğ ini anlat ı r. aceleci * Tez iş gören, çabuk davranan, telâş lı , ivecen. acelecilik

* Aceleci olma durumu, ivecenlik. acelele ş tirme * Aceleleş tirmek iş i. acelele ş tirmek * Çabuklaş tı rmak. aceleye gelmek * çabuk yapı ld ı ğ ı için gereken özen gösterilmemi ş olmak. aceleye getirmek * zaman darlı ğ ı ndan yararlanarak birini aldatmak veya bir iş i üstünkörü yapmak. Acem *İ ranlı . *İ ran'a özgü. *İ ran ülkesi. acem * Türk müziğ inde mi notası na yakı n bir perde.

Acem halayı * Güney Anadolu yöresinde oynanan bir halk oyunu. Acem kı lı cı gibi * hem birinden yana, hem ona karş ı olabilen. Acem lâlesi * Taş kı rangillerden, turuncu ve sar ı renkte çiçekli, yı llı k ve çok yı ll ı k türleri olan, tohumla saksı da ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi, güneş topu. Acem pilâv ı * Safran ve zencefil ile yapı lan İ ran usulü bir pilâv çeş idi. acema ş iran * Klâsik Türk müziğ inde kullan ı lan ş et makamları ndan biri. acemborusu * Canlı kı rmı zı çiçekler açan bir süs bitkisi (Bigonia radicams). acembuselik * Klâsik Türk müziğ inde kullan ı lan birleş ik bir makam. Acemce acemi * Farsça. * Bir iş in yabancı sı olan, eli iş e alı ş mam ı ş , bir iş i beceremeyen. *İ ş inde, mesleğ inde ilerlememi ş . * Bir yerin, bir ş eyin yabancı sı . * Saraya yeni alı nmı ş cariyelere verilen ad.

acemi ağ ası * Hareme yeni al ı nan cariyelerin a ğ ası . acemi çaylak * Tecrübesiz, toy, beceriksiz. acemi er * Askere yeni alı nan ve eğ itim dönemini henüz tamamlamam ı ş er.

acemi oca ğ ı * Osmanlı ordusuna kapı kulu eri yetiş tirmek için kurulan okul. acemi oğ lanı * Yeniçeri ocağ ı nda yetiş tirilmek üzere tutsaklardan veya devş irme yoluyla Hristiyanlardan toplanan çocuk. acemice * Toyca, beceriksizce. acemileş me * Acemileş mek durumu. acemileş mek * Beceriksizlik göstermek, bocalamak. acemilik * Acemi olma durumu, aceminin çekingenliğ i ve ürkekliğ i, acemice davranı ş , toyluk.

acemilik çekmek * henüz alı ş madı ğ ı bir i ş te zorluk çekmek, bocalamak. acemilik etmek * düş üncesizce hareket etmek, acemice davranmak. acemkürdi * Klâsik Türk müziğ inde birle ş ik bir makam. acemle ş me * Acemle ş mek durumuna gelmek. acemle ş mek * Kültür ve medeniyet bakı mı ndan İ ran'ı veya İ ran halkı nı örnek almak. * Kendini İ ranlı gibi hissetmek veya İ ranlı gibi davranmak. acemle ş tirme * Acemleş tirmek iş i. acemle ş tirmek * Kültür veya medeniyet bakı mı ndan İ ran'ı veya İ ran halkı nı örnek ald ı rmak, Acem kültürünü yaygı nlaş tı rmak. acente * Bir kuruluş un malî veya ticarî iş lerini kazanç karş ı lı ğ ı nda yürüten ticarethane. * Vapur ortaklı ğ ı veya banka ş ubesi. * Bir kurumun veya ş ubelerinin baş ı nda bulunan kimse. * Bir kuruluş a ba ğ lı olmaksı zı n sözleş meye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya iş letmeyi ilgilendiren iş lerde arac ı lı k eden, bunları o iş letme adı na yapan kimse. acentelik * Acentenin yaptı ğ ı iş . * Acente kuruluş u. * Acaba. * Acizler, güçsüzler, eli ermezler, düş künler. * Tat alma organı nda bazı maddelerin bı raktı ğ ı yakı cı durum, tatlı karş ı tı . * Tadı bu nitelikte olan. * Keskin, hoş a gitmeyen, ş iddetli.

acep aceze ac ı

* Renk için, koyu. * Ağ rı , sancı . * Dı ş arı dan gelen bir etki ile dı ş organlarda birdenbire oluş an ve o etkilerin kalkmas ı ile duyulan rahatsı zl ı k, ı stı rap. * Kı rı cı , üzücü, incitici, dokunakl ı , korkunç. * Ölüm, yangı n, deprem gibi olayları n yarattı ğ ı üzüntü, keder, elem. * Acı olarak, ac ı vererek, ac ı duyurarak, üzüntü içinde. * Dokunaklı , kı rı cı , üzücü olarak, üzüntü içinde.

ac ı ac ı

ac ı ağ aç

* Sedef otugillerden, sı cak ülkelerde yeti ş en, kabu ğ u ve odunu hekimlikte kullan ı lan küçük bir ağ aç, kavasya (Quassia amara). ac ı badem * Gülgillerden bir meyve ağ acı (Amygdalus amara). * Bu ağ acı n acı mt ı rak, keskin kokulu meyvesi. ac ı badem kurabiyesi *İ rmik ve ş ekerle yoğ rularak üzerine acı badem konduktan sonra fı rı nda piş irilen bir çeş it kurabiye. ac ı bakla * Baklagillerden, acı olan taneleri suda tatlı laş tı rı larak yenilen otsu bir bitki, Yahudi baklası (Lupinus termis). ac ı bal ac ı bal ı k amarus). ac ı ceviz * Deli bal. * Sazangillerden, Avrupa'da ve ülkemiz göllerinde yaş ayan, 8-10 cm uzunlu ğ unda bir bal ı k, gördek (Rhodeus

* Genellikle Kuzey Amerika'da yetiş en, güzel görünüş lü bir ceviz türü.

ac ı çekmek (veya duymak) * ağ rı , sı zı duymak. * üzülmek, üzüntü içinde kalmak. ac ı çi ğ dem * Zambakgillerden, 10-30 cm boyunda, ş erit yapraklı ve açı k renk çiçekli, tohumları romatizma tedavisinde kullan ı lan zehirli bir çiğ dem türü, güz çiğ demi (Colchicum autumnale). ac ı elma * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac ı gelmek * dokunaklı , kı rı cı , üzücü gelmek. ac ı görmü ş * kötü günler yaş amı ş . ac ı hı yar * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac ı karpuz * Bkz. ebucehil karpuzu. ac ı kavak * Dağ kava ğ ı veya titrek kavak (Populus tremula). ac ı kavun

* Bkz. eş ek hı yarı . ac ı kök * Loğ usa otu köklerinin kurutularak dövülmesiyle elde edilen acı bir toz. ac ı kuvvet * Sert, etkili, zorlu kuvvet. ac ı marul * Birleş ikgillerden, tad ı acı , diş li yapraklı , sürgününden çı kan sütü uyu ş turucu ve yatı ş tı rı cı olarak kullanı lan iki yı llı k bir bitki (Lactuca virosa). ac ı meyan * Bkz. dikenli meyan. ac ı ot * Kuzey Anadolu dağ lar ı nı n ormanlar ı nda yeti ş en, toprak altı nda bilek kalı nlı ğ ı nda kökü bulunan çok yı ll ı k ve otsu bir bitki (Tamus communis). ac ı patl ı canı kı rağ ı çalmaz * kötü durumda olan bir kimseyi yeni kötü durumlar etkilemez. ac ı sak ı z * Çam sakı zı . ac ı söylemek * olumsuz bir davranı ş a kar ş ı gerçe ğ i olduğ u gibi söylemek. ac ı söz ac ı su ac ı tatl ı *İ yi kötü. ac ı vermek * üzüntüye sebep olmak, incitmek. ac ı yavş an * Tüylü dalak otu. ac ı yitimi * Sinir bozukluğ u, çok ilâç alma, donma gibi sebeplerle ac ı duyumunun birazı nı n veya tamamı nı n yok olması , analjezi. ac ı yonca * Kı zı l kantarongillerden, bataklı k yerlerde yetiş en, kötü kokulu ve çok acı olan yaprakları hekimlikte kullan ı lan bir bitki (Menyanthes trifoliata). ac ı ca ac ı kı lma * Acı kı lmak i ş i veya durumu. ac ı kı lmak * Acı kmak iş ine konu olmak. ac ı klı * Acı ndı racak, acı verecek nitelikte olan, dokunaklı , koygun. * Oldukça acı . * Kiş inin onuruna dokunan gönlünü inciten söz. *İ çindeki minerallerin etkisiyle tadı sert olan kuyu veya pı nar suyu.

* Acı görmü ş , yaslı , kederli. ac ı klı komedi * Eğ lendirici olmayı amaçlamayan, dramatik yönü ağ ı r basan, duygusal bir oyun türü, trajikomik. ac ı kma ac ı kmak düş ünür. ac ı ktı rma * Acı kt ı rmak i ş i. ac ı ktı rmak * Açlı k duyması na sebep olmak. * Aç bı rakmak, yeterince doyurmamak. ac ı lanma * Acı lanmak iş i. * Acı kmak iş i. * Açlı k duymak, yemek yeme ihtiyac ı duymak. * Uzun süre bir ş eyin yokluğ unu çeken kimse, o ş eyden ne kadar çok elde etse, yine kendisine yetmeyece ğ ini

ac ı lanmak * Tadı ac ı olmak, acı laş mak. * Acı lı durumda olmak, üzüntüye kapı lmak, üzülmek. ac ı laş ma * Acı laş mak iş i.

ac ı laş mak * Tadı bozulmak, acı olmak. * Dokunaklı duruma gelmek. * (konuş ma) Kı rı cı , sert bir durum almak. * Yemlerde genellikle yağ asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek. ac ı laş tı rma * Acı laş tı rmak iş i. ac ı laş tı rmak * Acı bir duruma getirmek. ac ı lı * Acı kat ı lmı ş olan. * Acı sı olan, kederli. * Acı olma durumu. * Dokunaklı lı k, kederlilik, yaslı lı k. * Acı lı olma durumu. * Acı mak iş i. * Baş ka bir kimsenin veya canl ı nı n mutsuzluğ una karş ı duyulan üzüntü, merhamet. ac ı mak * Tadı ac ı duruma gelmek, acı laş mak. * Acı lı , ağ rı lı olmak. * Baş kas ı nı n acı sı na ortak olmak veya durumundan üzüntü duymak.

ac ı lı k

ac ı lı lı k ac ı ma

* Baş kas ı nı n uğ rad ı ğ ı veya u ğ rayacağ ı kötü bir duruma üzülmek, merhamet etmek. * Bir ş eyi vermeye kı yamamak veya verdiğ ine, elden ç ı kardı ğ ı na üzülmek. ac ı ması z * Acı maz, katı yürekli, merhametsiz.

ac ı ması zca * Acı ması z olarak, ac ı ması z bir biçimde, zalimce, zalimane. ac ı ması zlı k * Acı maz olma durumu, merhametsizlik, zulüm. ac ı mı k ac ı msı * Buğ day tarlaları nda yeti ş en, tohumu zehirli, yabanî bir bitki, belemir. * Acı ya yakı n tadı olan, tadı az acı olan, acı mtı rak. * Dokunaklı .

ac ı mtı rak * Acı msı . ac ı nacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek. ac ı ndan ölmek * açlı ktan ölmek. * çok acı kmak. ac ı ndı rma * Acı ndı rmak i ş i. ac ı ndı rmak * Bir kimsenin acı ması na yol açmak, merhamete getirmek. ac ı nı lacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek durumda bulunan. ac ı nı lma * Acı nı lmak i ş i. ac ı nı lmak * Acı nmak iş ine konu olmak. ac ı nma ac ı nmak * Acı nmak iş i. * Acı mak iş ine konu olmak. * Baş kas ı nı n hesab ı na üzülmek, yazı klanmak, yerinmek, eseflenmek, esef etmek, teessüf etmek. * Az acı , acı mtı rak. * Yaban turpu. ac ı sı çı kmak * olumsuz, kötü sonucu ortaya çı kmak. ac ı sı içine (veya yüre ğ ine) çökmek (veya iş lemek) * bir ş eyin ac ı sı nı pek çok duymak.

ac ı rak ac ı rga

* olmadan olacağ ı düş ünerek çok üzülmek. ac ı sı na dayanamamak * bir kimse bir yakı nı nı n ölümünden büyük üzüntü duymak. ac ı sı nı almak * acı lı ğ ı nı gidermek. * sı zı yı dindirmek. * kederini azaltmak. ac ı sı nı bağ rı na basmak *ş ikâyet etmeden üzüntüye katlanmak. ac ı sı nı çekmek * yapı lan yanl ı ş bir i ş in kötü sonucunu görmek. ac ı sı nı çı karmak * (tat için) acı lı ğ ı nı yok etmek. * uğ radı ğ ı maddî veya manevî zararı kar ş ı layacak bir i ş yapmak. * öç almak, intikam almak. ac ı sı nı görmek * bir yakı nı nı n ölümünü görmek. ac ı sı z * Tadı ac ı olmayan. * Ağ rı , sı zı duyulmayan. * Üzüntü, sı kı ntı olmayan, kedersiz. * Acı tmak iş i veya biçimi. * Acı tmak iş i. * Acı lı k vermek. * Ağ rı ve sı zı duymas ı na sebep olmak. * Acı ma duygusu olan (kimse). * Acı mak iş i veya biçimi. acibe acil * Hiç görülmemiş , alı ş ı lmamı ş ,ş aş ı lacak veya yadı rganacak ş ey. *İ vedi, ivedili.

ac ı tı ş ac ı tma ac ı tmak

ac ı yı cı ac ı yı ş

acil servis * (hastanelerde) Vakit yitirilmeden bakı lmas ı gereken hastaları n ilk tedavilerinin yapı ld ı ğ ı yer. acil ş ifalar dilemek * hastanı n kı sa sürede iyileş mesi dileğ inde bulunmak. acilen aciyo * Hemen, hiç zaman yitirmeden, tez elden, gecikmeden, ivedilikle. * Bkz. acyo.

aciz

* Gücü bir iş e yetmez olanı n durumu, güçsüzlük. * Beceriksizlik. * Birinin borcunu vaktinde ödeyememesi durumu. * Gücü bir iş e yetmez olan, güçsüz. * Beceriksiz.

âciz

âciz kalmak * çok uğ ra ş maya rağ men o iş i yapamamak. âcizane * Söz söyleyen kimsenin kendi yaptı klar ı nı abartmamak için kullandı ğ ı "acizlere yak ı ş acak biçimde" anlamı nda bir nezaket sözü. âcizleri âcizlik acube acul * Tez canlı , içi tez, ivecen. * Hı zlı , çabuk. acun * Dünya. acur acur * Bkz. ajur. * Alçak gönüllülük göstermek için "ben" zamiri yerine kullanı lan bir söz. * Beceriksizlik, güçsüzlük. * Tuhaf kimse.

* Kabakgillerden, kabuğ u çizgili ve tüylü, sarı mt ı rak, ye ş il veya sar ı , üzeri ye ş il lekeli, irice bir çeş it hı yar (Cucumis flexuosus). acurlu acuze acyo * Herhangi bir paranı n gerçek de ğ eriyle sürüm değ eri arası nda veya bir ticaret senedinin üzerinde yaz ı lı miktar ile indirimden sonraki tutarı aras ı nda doğ an fark. * Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alı nan komisyon. * Senetli kredi iş lemlerinde bankaları n yaptı kları tahsilât. acyocu * Borsa veya piyasada tahvil için çeş itli hileler uygulayan, dolaplar çeviren kimse. * Bkz. ajurlu. * Huysuz, çirkin, yaş lı kadı n, cadı karı .

acz içinde olmak * gücü yetmemek, becerememek. acze düş mek * çaresiz kalmak, elinden birş ey gelmemek. aç

* Yemek yeme ihtiyacı olan veya yemesi gereken, tok karş ı tı . * Yiyecek bulamayan, yoksul kimse. * Gözü doymaz, haris. * Çok istekli, çok hevesli. * Karnı doymamı ş olarak. -aç / -eç *İ simden isim ve sı fat yapma eki: bakr-aç, top-aç, kı r-aç vb. * Fiilden sı fat yapma eki: gül-eç vb. * Fiilden isim yapma eki: tı ka-ç, say-aç, sür-eç vb. aç acı na * aç olarak, bir ş ey yemeden.

aç açı k kalmak * yoksulluk içinde, evsiz barksı z kalmak. aç ayı oynamaz * kendisinden iş beklenilen kimseden emeğ inin karş ı lı ğ ı esirgenmemelidir. aç bı rakmak * yiyecek vermemek veya karnı nı doyurması na engel olmak. aç bîilâç * Sürekli olarak aç ve bakı msı z. * Sürekli olarak aç ve bakı msı z.

aç doymam, tok ac ı kmam san ı r * aç insan elde ettiğ inden çoğ unu ister, varlı klı insan ise var olanla yetinir gibi görünür. aç doyurmak * yoksulları beslemek. aç gezmektense tok ölmek ye ğ dir * yoksulluk ölümden de beterdir. aç göz aç gözlü aç gözlü * karş ı tı . aç gözlülük * Aç gözlü olma durumu veya aç gözlüye yakı ş acak davranı ş , doymazlı k, tamahkârlı k, tamah. aç gözlülük * karş ı tı . aç gözlülük etmek * bir ş eye karş ı aş ı rı istek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkârlı k etmek. aç gözünü, açarlar gözünü * "uğ raş ı larda uyan ı k bulunmak gerekir, yoksa umulmadı k bir anda büyük zararlarla yüz yüze gelirsin" anlamı nda kullanı lı r. aç kalmak * karnı nı doyuramamak. * yoksulluğ a düş mek. * Gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris. * Mala veya yiyecek içecek ş eylere doymak bilmeyen, gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris, camgöz.

aç karnı na * mide boş ken henüz birş ey yiyip içmemiş ken. aç kurt gibi (yemek, üş üş mek veya saldı rmak) * büyük bir istekle. aç susuz kalmak * yoksulluktan yaş ayamayacak bir duruma gelmek, yoksul bir duruma düş mek. aç tavuk kendini arpa ambarı nda sanı r * insanlar, yokluğ unu, yoksulluğ unu çektikleri ş eyler için olmayacak hayaller, düş ler kurar. açacak * Açmaya yarayan araç. * Anahtar. * Kokusuz, güzel renkli çiçekler açan bir bitki, açelya, azelya. * Açmak iş ini yapan. * Oynak kemiklerin arası ndaki açı ları geniş letmeye yarayan kasları n genel adı , büken kar ş ı tı . * Anahtar. *İ ş tah açmak için yemekten önce içilen alkollü içki, aperitif. * Bkz. açalya. * Birbirini kesen iki yüzeyin veya iki doğ runun oluş turdu ğ u çı kı ntı . * Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan ç ı kan iki yar ı m doğ runun oluş turduğ u geometrik biçim, * Görüş , bak ı m, yön.

açalya açan

açar

açelya aç ı zaviye.

aç ı ölçüm * Açı ölçmede söz konusu olan yöntem ve teknik. aç ı cı * Açmak iş ini yapan.

aç ı ğ a alı nmak * görevine son verilmek. aç ı ğ a alma * bir görevliyi geçici bir süre iş ten alma. aç ı ğ a almak * görevine son vermek. aç ı ğ a çı karmak * iş inden ç ı karmak. aç ı ğ a çı kmak * belli olmak, anla ş ı lmak. * iş inden ç ı karı lmak. aç ı ğ a vurmak * belli etmek, ortaya çı karmak. * gizli bir durumu ortaya çı karmak.

aç ı ğ ı çı kmak * saklamakla görevli bulunduğ u paranı n veya mal ı n eksik olduğ u anlaş ı lmak. aç ı ğ ı nı kapatmak * eksiğ ini tamamlamak. aç ı k * Açı lmı ş , kapalı olmayan, kapal ı karş ı tı . * Engelsiz. * Örtüsüz, çı plak. * Boş . * Görevlisi olmayan, boş (iş , görev), münhal. * Aralı ğ ı çok. *İ ş ler durumda olan. * Kolay anlaş ı lı r, vazı h. * Gizliliğ i olmayan, oldu ğ u gibi görünen. * Her türlü düş ünceyi hoş görüyle karş ı layabilen, etkisinde kalabilen. * (renk için) Koyu olmayan. * (kitap, resim, film için) Seviş me sahnelerini bütün çı plaklı ğ ı yla anlatan. * Kapalı olmayan (hava, iş yeri). * Belli bir yerin biraz uzağ ı . * Denizin kı yı dan uzakça olan yeri. * Doğ ru olarak, açı kça. * Bir ihtiyacı n kar ş ı lanamaması durumu. aç ı k açı k * Saklamaksı zı n, gizli yer bı rakmaksı zı n, içtenlikle.

aç ı k ağ ı l * Koyunları n ve keçilerin bar ı ndı rı ldı kları üstü açı k, etrafı taş duvar veya ölü çitlerle çevrili basit barı nak. aç ı k ağ ı zlı * Aptal, sersem, ahmak. aç ı k alı nla * baş ar ı ve övünç ile. aç ı k artı rma * Bir malı n satı ş ı nda alı cı lar aras ı nda fiyat artı rma yar ı ş ı na dayanan satı ş . aç ı k bilet * Yolculuklarda dönüş tarihi kararlaş tı rı lmamı ş , belirli bir dönem için geçerli, gidiş dönüş bileti.

aç ı k bono * Para hanesi boş bı rakı larak imza edilen bono. aç ı k bono vermek * sı nı rsı z yetki tan ı mak. aç ı k bölge * Gümrük sı nı rlamalar ı nı n olmadı ğ ı bölge, serbest bölge, serbest mı ntı ka. aç ı k celse * Açı k duruş ma. aç ı k ciro aç ı k çek * Üzerine para miktarı yaz ı lmamı ş , çek. aç ı k deniz * Senet veya çek arkası na kime ödeneceğ i belirtilmeden imzalanma yoluyla yapı lan ciro.

* Denizin, kara suları nı n dı ş ı nda kalan bölümü. * Yakı n karalarla çevrili olmayan deniz, engin. aç ı k devre *İ çinden sürekli akı m geçmeyecek bir yalı tkanla kesilmi ş elektrik devresi. aç ı k dola ş ı m sistemi * Genellikle bütün eklem bacaklı larda ve birçok yumuş akçada bulunan atardamar ve kan boş luğ undan olu ş mu ş açı k bir dolaş ı m sistemi. aç ı k duruş ma * Mahkemede herkesin duruş mayı dinleyebileceğ i oturum. aç ı k düş me * Yağ lı güreş te pehlivan ı n kı ç üstü dü ş erek yenilmiş sayı lması . aç ı k eksiltme * Yaptı rı lacak bir iş in veya satı n alı nacak bir malı n ucuza sağ lanması için i ş i yapacak veya malı satacak kiş iler arası nda fiyat düş ürme yarı ş ı na dayanan iş lem. aç ı k elli * Cömert.

aç ı k ellilik * Cömertlik. aç ı k fikirli * Olayları ve özellikle yenilikleri iyi anlayı p gereğ i gibi karş ı layabilen, düş ündüğ ünü olduğ u gibi söyleyebilen (kimse). aç ı k fikirlilik * Açı k fikirli olma durumu. aç ı k hava * Bulutsuz hava. * Bahçe, park gibi yapı dı ş ı olan yer. aç ı k hava sineması * Yazı n veya iklimi elveriş li yerlerde sürekli olarak çalı ş an, üstü açı k, yanlar ı kapal ı sinema. aç ı k hava tiyatrosu * Yazı n veya iklimi elveriş li yerlerde sürekli olarak çalı ş an, üstü açı k, yanlar ı kapal ı tiyatro. aç ı k hece * Ünlü ile biten hece.

aç ı k hesap * Peş in para veya bono vermeden yap ı lan alı ş veri ş . aç ı k imza * Üzeri boş bı rakı lan bir kâğ ı dı n altı na, dolduracak olana güvenilerek atı lan imza. aç ı k iş letme * Maden yatağ ı nı örten verimsiz topraklar kaldı rı ldı ktan sonra açı k havada yapı lan i ş letme. aç ı k kahverengi * Kahverenginin bir veya birkaç ton açı ğ ı . aç ı k kalp ameliyatı * Kalbin içi açı lmadan önce dolaş ı m sun'î kalp denilen bir ayg ı ta devredildikten sonra yapı lan kalp ameliyat ı . aç ı k kalpli

* Bkz. açı k yürekli. aç ı k kalplilik * Bkz. açı k yüreklilik. aç ı k kapamak * (bütçe) gider fazlası nı para sağ layarak gidermek. aç ı k kapı bı rakmak * gereğ inde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bı rakmak, kesip atmamak. aç ı k kapı politikası * Yabancı malları bir ülkeye serbestçe sokma politikası . aç ı k kapı siyaseti * Açı k kapı politikas ı . aç ı k konuş mak * gerçeğ i çekinmeden söylemek. aç ı k kredi * Bankaları n güvendikleri mü ş terilere rehin, ipotek veya kefil istemeksizin verdikleri borç para. aç ı k liman * Bütün gemilerin formalite yönünden kolayca girip çı kt ı klar ı liman. * Hava ş artları ndan kolayca etkilenen liman. aç ı k maaş ı * Görevinden alı nan birine yasaca tan ı nan, belirli bir süre içinde ödenen aylı k. aç ı k mavi * Mavinin bir ton açı ğ ı . aç ı k mektup * Zarfı yap ı ş tı rı lmamı ş mektup. * Yazı ldı ğ ı kimseye gönderilmeyip bası n yoluyla açı klanan mektup. aç ı k olmak * (o yerde) kendisi her zaman iyi karş ı lanmak. aç ı k ordugâh * Kı rda kurulan ordugâh. aç ı k oturum * Güncel, siyasî, sosyal ve bilimsel konuları n veya sorunları n herkesin izleyebilece ğ i bir biçimde aç ı k olarak tart ı ş ı ldı ğ ı toplantı . aç ı k oy * Verenin adı nı gösteren ve konu ş ulan sorun üzerindeki düş üncesini belli edecek yolda verilen oy.

aç ı k öğ retim * Ders konuları radyo ve televizyon gibi araçlarla yay ı mlanan veya posta ile ilgililere ulaş tı rı lan öğ retim yöntemi. aç ı k önerme *İ çerisinde değ iş ken bulunan ve bu de ğ iş kenin alaca ğ ı değ erle doğ ruluğ u veya yanlı ş lı ğ ı kesinleş en önerme. aç ı k pazar * Gümrük kaydı olmayan, her devletin malı nı serbestçe satabileceğ iş ehir veya ülke. aç ı k pembe * Pembenin bir ton açı ğ ı .

aç ı k poliçe * Eksik bilgileri sonradan tamamlanmak üzere düzenlenen poliçe. aç ı k rejim * Parlâmenter rejim. aç ı k saçı k * Göreneğ e ayk ı rı derecede çı plak veya örtüsüz. aç ı k saçı k konuş mak * cinsî konularla ilgili sözler söylemek. aç ı k sarı * Sarı nı n bir ton açı ğ ı . aç ı k sayı m * Bir seçim sonunda verilen oyları n açı k olarak sayı lmas ı , aleni tadat. aç ı k seçik * Çok açı k, çok belirgin. aç ı k senet * Bkz. açı k bono. aç ı k söylemek * anlaş ı lmamı ş yönünü bı rakmadan anlatmak veya çekinmeden söylemek. aç ı k sözlü * Her ş eyi olduğ u gibi söyleyen, sözünü esirgemeyen. aç ı k sözlülük * Açı k sözlü olma durumu. aç ı kş ehir * Düş man saldı rı sı na karş ı savunma önlemleri alı nmam ı ş , içinde herhangi bir askerî hedef bulunmayan ve bu durumu önceden ilân edilmi ş olan ş ehir. aç ı k taş ı t * Üstü örtülmemiş taş ı t (araba, otomobil vb.). aç ı k teş ekkür * Herhangi birine bası n yoluyla edilen teş ekkür. aç ı k tohumlular * Tohumları kozalak pullar ı üzerinde açı k olarak bulunan çiçekli bitkilerin ayrı ld ı ğ ı iki büyük daldan biri. aç ı k tribün * Açı k havadaki spor müsabakaları nda seyircilerin oturduğ u ve üstü kapalı olmayan bölüm. aç ı k tutmak * bir iş yerinin çal ı ş ı r durumunu sürdürmek. aç ı k vermek * gelir, gideri karş ı lamamak. * gizlenmek istenen bir olayı , bir düş ünceyi veya durumu elde olmayarak ortaya koymak, açı klamak. aç ı k yara aç ı k yeş il * Kapanmamı ş , sürekli iş leyen yara. * Yeş ilin bir ton açı ğ ı .

aç ı k yürekle * özü sözü bir olarak, hiçbir ş ey saklamaksı zı n. aç ı k yürekli * Düş ündüğ ünü olduğ u gibi söyleyen, içi temiz, gizli yönü olmayan (kimse), samimî, aç ı k kalpli. aç ı k yüreklilik * Açı k yürekli olma durumu, samimiyet, açı k kalplilik. aç ı k zaman * Tutkalı n yüzeye sürüldüğ ü an ile pres edilip, s ı kı lmas ı gereken an aras ı nda geçen süre. aç ı kağ ı z aç ı kça * Turpgillerden bir bitki (Hesperis acris). * Gizli bir yönü kalmaksı zı n, kolay anlaş ı lı r bir biçimde.

aç ı kçası * Doğ rusu, açı k olanı , anlaş ı lı r biçimi, gizli kapakl ı olmayan yanı . * Açı k olarak. aç ı kçı aç ı kgöz * Uyanı k davranarak ç ı karı nı sağ layan, imkânlardan kurnazca yararlanmas ı nı bilen. aç ı kgözlük * Açı kgözlülük. aç ı kgözlülük * Açı kgöz olanı n durumu, açı kgöze yakı ş acak davranı ş . aç ı klama * Açı klamak iş i, izah. * Borsada fiyat dalgalanmaları ndan yararlanarak açı ktan para kazanan (kimse).

aç ı klama cümlesi * Bir önceki cümleyle bağ lantı kuran yani, demek ki, öyle ki gibi bağ layı cı larla ba ş layan, söz konusu duygu veya dü ş ünceyi bütünleyen cümle. aç ı klama yapmak * herhangi bir konuyu aydı nlı ğ a kavuş turmak amac ı yla konuş mak veya yazmak. aç ı klamak * Bir konuyla ilgili olarak gerekli bilgileri vermek, izah etmek. * Bir sorunla ilgili olarak aydı nlatı cı bilgi vermek, tavzih etmek. * Bir sözün, bir yazı nı n ne anlatmak istediğ ini belirtmek, yorumlamak. * Açı kça söylemek, ifş a etmek. * Belirtmek, göstermek, açı ğ a vurmak, izhar etmek. aç ı klamalı * Birtakı m aç ı klamalarla anlaş ı lması , öğ renilmesi kolaylaş tı rı lmı ş , izahlı . aç ı klanan * Açı klamalar sonunda ortaya çı kması beklenen kavram. aç ı klanma * Açı klanmak iş i. aç ı klanmak

* Açı klamak iş i yapı lmak, izah edilmek, ifş a edilmek. aç ı klar livası *İ ş i gücü olmayan, boş ta kalan kimse. aç ı klar livası * iş i gücü olmayan, bo ş ta kalan kimse. aç ı klar livası olmak * iş bulamayarak iş siz ve kazançsı z kalmak. aç ı klaş ma * Açı klaş mak durumu almak. aç ı klaş mak * Açı k duruma gelmek. * Rengi açı lmak. aç ı klaş tı rma * Açı klaş tı rmak iş i. aç ı klaş tı rmak * Açı k duruma getirmek. * Rengini açtı rmak. aç ı klatma * Açı klatmak iş i. aç ı klatmak * Açı klaması nı sa ğ lamak. aç ı klayan * Açı klamalar sonucunda elde edilen kavram.

aç ı klayı cı * Bir sorunu gerekli açı klı ğ a kavuş turan. * Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açı klayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk yeni Türkiye'nin kurucusu, daima sayg ı ile an ı lacaktı r" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk ad ı nı n açı klayı cı sı dı r. aç ı klayı ş * Açı klamak iş i veya biçimi. aç ı klı ğ a kavuş turmak * (bir konu veya sorunu) aydı nlatmak, kapal ı lı ktan kurtarmak, anlaş ı lı r duruma getirmek. aç ı klı k * Açı k olma durumu. * Uzaklı k, mesafe. * Örtüsüz, çı plak yer. * Boş ve geniş yer. * Bir yerin uzaklara kadar bakı labilecek ve bakanı n içinde ferahlı k doğ uracak durumda olması . * Gerçeğ i olduğ u gibi yansı tma durumu. * Bir söz veya yazı da maksadı n açı k olması özelliğ i, vuzuh. * Dürbün, fotoğ raf makinesi gibi optik araçlarda ağ ı z çapı ,ı ş ı ğ ı n girebildiğ i delik.

aç ı klı k getirmek (veya kazandı rmak) * (bir konu veya sorunu) anlaş ı lı r duruma getirmek. aç ı klı kölçer * Bir mikroskobun açı klı ğ ı nı ölçmeye yarayan alet. aç ı kta bı rakmak

* iş ve görev vermemek, yersiz yurtsuz bı rakmak veya birkaç kiş iye birlikte sağ lanan bir iyilikten birini yararland ı rmamak. aç ı kta kalmak (veya olmak) * iş ve görev bulamamak, yersiz yurtsuz kalmak veya birkaç kiş inin birlikte eri ş tiğ i bir iyilikten yararlanamamak. aç ı ktan * Bir yerin uzağ ı ndan. * Sı ra ve aş ama gözetilmeden, dı ş ar ı dan atayarak. * Emek ve para harcamadan.

aç ı ktan (para) kazanmak * emek ve sermaye olmadan para kazanmak. aç ı ktan açı ğ a * Belirgin olarak, göz göre göre. aç ı ktan kazanmak * emek ve sermaye koymadan kazanç sağ lamak. aç ı ktan para almak * bir iş veya mal için, kararlaş tı rı lmı ş ücret veya değ er dı ş ı nda para almak. aç ı ktan tayin * Derece ve belli bir sı ra gözetilmeksizin yapı lan atama. aç ı lama aç ı lı m ölçülür. * Açı lma. * Bir yı ld ı zla gök ekvatoru arası ndaki uzaklı k; kuzeye doğ ru olan ı art ı , güneye doğ ru olanı da eksi iş aretiyle *İ leride, içlerinde en uygununun seçilebilmesi için, güç bir sahnenin çeş itli açı lardan çekiminin yapı lması .

aç ı lı p saç ı lmak * (kadı n için) çok aç ı k saçı k giyinmeye baş lamak. * (kadı n için) eskisine göre ölçüsüz davranı ş larda bulunmaya ba ş lamak. aç ı lı ş * Açı lmak iş i veya biçimi. * Yeni bir yapı nı n, yerin veya yeni bir kurulu ş un çalı ş maya ba ş laması , küş at.

aç ı lı ş konuş ması * Herhangi bir toplantı nı n açı lması sı rası nda yapı lan ilk konuş ma. aç ı lı ş töreni * Bir açı lı ş ı kutlamak için yapı lan toplantı , resmiküş at. aç ı lma * Açı lmak iş i. * Bir film çekiminde karanlı kta baş layı p gittikçe ayd ı nlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. * Bir grupta, sı raları n jimnastik alı ş tı rmaları için dağ ı nı k düzene girmesi. * Çatlama. * Açmak iş i yapı lmak veya açmak iş ine konu olmak. * (renk için) Koyuluğ unu yitirmek. * Kendine gelmek, biraz iyileş mek, ferahlamak. * (gemi) Gitmek, uzaklaş mak. * Sı kı lmas ı , çekinmesi, tutukluğ u kalmamak. * (kuruluş lar için) İ lk kez veya yeniden iş e baş lamak.

aç ı lmak

*İ ş ini gereğ inden veya götürebileceğ inden geniş tutmak. * Geniş lemek, bolla ş mak. * Delinmek, yı rtı lmak. * (sis, karanlı k, duman için) Da ğ ı lmak, yo ğ unluğ unu yitirmek. * Gereken güce ulaş mak. * Sı rrı nı , üzüntüsünü, sorunları nı birine söylemek. * (pencere, kapı , yol için) Geçit vermek. * Ayrı ntı ya girmek. * (yüzerken) Kı yı dan uzaklaş mak. aç ı m * Açma, açı lı ş , küş at. aç ı mlama * Açı mlamak iş i, teş rih, ş erh. aç ı mlamak * Bir sorunu veya konuyu ele alı p en ince noktaları na kadar gözden geçirerek anlatmak, ş erh etmek, teş rih etmek. aç ı mlanma * Açı mlanmak iş i. aç ı mlanmak * Açı mlamak iş ine konu olmak. aç ı ndı rma * Açı ndı rmak i ş i. aç ı ndı rmak * Açı nması nı sa ğ lamak. * Bir cismin yüzeyini açarak bir düzlem üzerine yaymak. aç ı nı m * Açı nmak iş i, inkiş af. * Bir cismin yüzeylerinin açı lı p bir düzlem üzerine yayı lmas ı . * Açı nmak iş i. * Geliş mek. * (tohum, hastalı k için) İ çindeki yetenekler uyanarak amacı na varmak, geliş mek, inki ş af etmek. * Açı nsamak iş i, istikş af.

aç ı nma aç ı nmak

aç ı nsama

aç ı nsamak * Bir yerin özelliklerini ortaya çı karmak için araş tı rma ve inceleme yapmak, istikş af etmek. aç ı ortay * Bir açı sal bölgeyi, ölçüleri birbirine e ş it olan iki açı sal bölgeye ayı ran do ğ ru. aç ı ortay düzlemi *İ ki düzlemli bir açı yı iki komş u ve eş it açı ya bölen düzlem. aç ı ölçer aç ı sal * Bkz. iletki. * Açı ile ilgili.

aç ı sal bölge * Açı ile iç bölgesinin birle ş iminden olu ş an düzlem parçası . aç ı sal çap * Ay ve Güneş gibi gök cisimlerinin iki do ğ rusu arası ndaki açı . aç ı sal hı z * Hareket eden bir cismi duran bir noktaya birleş tiren do ğ ru parçası nı n birim zamanda taradı ğ ı açı . aç ı sal ivme * Açı sal hı zı n birim zamanda değ iş en niceliğ i. aç ı sal sapma * Belli bir açı düzeyinde gerçekleş en sapma. aç ı sal uzakl ı k * Gök cisimlerinin (yı ldı z veya gezegen) birbirlerinin karş ı laş ma düzlemine göre uzaklı ğ ı . aç ı sal yol * Hareket eden cismin birim zamanda gözlemciye göre aldı ğ ı yol. aç ı ş * Açmak iş i veya biçimi. * Bir kuruluş u çalı ş maya ba ş latma.

aç ı ş konu ş mas ı * Herhangi bir toplantı yı baş latmak için yapı lan ilk konu ş ma. aç ı t açkı * Bir duvarda açı k bı rakı lmı ş bulunan kap ı , pencere, kemerleme benzeri aç ı klı k. * Bir cismin yüzeyi üzerinde sert bir madde veya bir araç sürterek onu düzleş tirip parlatma, perdah. * Demircilikte delik büyütmekte kullanı lan araç. * Anahtar ve her türlü açma aracı . * Açkı yapan (kimse), perdahçı . * Anahtarcı . * Açkı lamak i ş i.

açkı cı

açkı lama

açkı lamak * Açkı ile parlatmak. açkı lanma * Açkı lanmak i ş i. açkı lanmak * Açkı yapı lmak, perdahlanmak. açkı latma * Açkı latmak i ş i. açkı latmak * Açkı iş i yaptı rmak, perdahlatmak. açkı lı * Açkı yapı lmı ş , perdahlanm ı ş , perdahlı . açkı sı z

* Açkı yapı lmamı ş , perdahlanmam ı ş , perdahsı z. açl ı ğ ı öldürmek * açlı k hissini geçiş tirmek, yatı ş tı rmak. açl ı k * Aç olma durumu. * Kı tlı k. * Yoksulluk. * Aş ı rı istek içinde bulunmak.

açl ı k çekmek * yoksulluk içinde bulunmak. açl ı k grevi * Kendisine veya baş kalar ı na yapı lan bir haks ı zlı ğ ı protesto için bir kimsenin aç durarak gösterdiğ i tepki. açl ı ktan gözü (veya gözleri) kararmak (veya dönmek) * çok acı kmak. açl ı ktan imanı gevremek * çok acı kmak. açl ı ktan nefesi kokmak * yoksulluk içinde bulunmak. açl ı ktan ölmek * dayanı lmaz derecede acı kmak, çok ac ı kmak. açl ı ktan ölmeyecek kadar * (yiyecek, içecek için) pek az (yemek, içmek). * gereğ inden az. açma * Açmak iş i. * Orman içinde ağ aç kesme veya yakma yoluyla tarı ma elveriş li bir duruma getirilen arazi. * Bir çeş it susamsı z, kalı nca yağ lı simit. * Açma yapan veya satan kimse. açmak * Bir ş eyi kapalı durumdan kurtarmak. * Bir ş eyin kapağ ı nı veya örtüsünü kaldı rmak. * Engeli kaldı rmak. * Sarı lmı ş , katlanmı ş , örtülmüş veya iliklenmi ş olan ş eyleri bu durumdan kurtarmak. * Oyarak veya kazarak çukur, delik oluş turmak. * Tı kalı bir ş eyi, bu durumdan kurtarmak. * Çevresini geniş letmek. * Birbirinden uzaklaş tı rmak. * Yarmak. * Düğ ümü veya dola ş mı ş bir ş eyi çözmek. * Bir kuruluş u, bir iş yerini, bir yeri iş ler veya ilk defa kullanı lı r duruma getirmek. * Bir aygı tı , bir düzeni vb.lerini çalı ş ı r duruma getirmek. * Alı ş veriş i baş latmak. * Rengin koyuluğ unu azaltmak. * Yakı ş mak, güzel göstermek. * Ferahlı k vermek. * Bir konu ile ilgili konuş mak. * Savaş la almak, fethetmek. * Avunmak veya danı ş mak için söylemek. * Yapmak, düzenlemek.

açmac ı

* Ayı rmak, tahsis etmek. * Sı kı lganl ı ğ ı nı , utangaçl ı ğ ı nı gidermek. * Görünür duruma getirmek. * (hava için) Bulutları n da ğ ı lması yla gök yüzü aydı nlanmak. * Geçit vermek. *İ çini dökmek. açmal ı k açmaz * Satranç oyununda ş ahı koruyan taş lardan birinin yerinden oynat ı lmamas ı durumu. *İ çinden zor çı kı lı r durum. * (tulûatta) Karş ı sı ndakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolayl ı ğ ı nı veren söz. açmaz halatı * Gemilerin limana bağ lanması ve sahilden esecek rüzgârla r ı htı mdan uzaklaş maması için kı yı ya dikine bağ lanan halat. açmaza düş mek * içinden çı kı lmas ı güç durumda kalmak. açmaza getirmek (veya dü ş ürmek) * düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak. açmazl ı k * Açmaz olma durumu. * Ağ zı pek sı kı olma durumu, ketumiyet. açtı ağ zı nı , yumdu gözünü * öfkelenerek veya kı zarak ağ ı r sözler söyledi. açtı rma * Açtı rmak iş i. * Kiri çı karmak veya eş yay ı iyice temizlemek için kullanı lan her türlü madde.

açtı rma kutuyu, söyletme kötüyü * kötü konuş abilecek birine, bildiklerini açı klama fı rsatı verilmemesi gerektiğ ini öğ ütler. açtı rmak * Açmak iş ini yapt ı rmak. ad * Bir kimseyi, bir ş eyi anlatmaya, tan ı mlamaya, açı klamaya, bildirmeye yarayan söz, isim: Çocuk, kedi, ağ aç, düş ünce, iyilik, Ahmet, Ertu ğ rul birer addı r. * Herkesçe tanı nmı ş veya iş itilmiş olma durumu, ün, nam, ş öhret. * Anı lacak değ er, önem. *İ sim. ad ad almak * Sayma, sayı lma. * kendisine ad verilmek. * ün kazanma.

ad bilimi

* Özel adlar üzerinde duran ve özel adları köken bilgisi, tarihî geliş me, dil ve kültür sorunlar ı aç ı sı ndan inceleyen bilim dal ı . ad cümlesi * Bkz. isim cümlesi.

ad çekilmek * ad çekmek iş i yapı lmak. ad çekilmek * ad çekmek iş i yapı lmak. ad çekimi * Bkz. isim çekimi. ad çekme * Ad çekmek iş i, kur'a. ad çekmek * raslantı ya ve talihe bağ lı bir ay ı rma yapmak için, her birinde birer ad yazı lmı ş kâğ ı tlardan birini çekmek, kur'a çekmek. ad çekmeye girmek * kur'aya tâbi olmak. * oyunun baş langı cı nda, oyuncular arası nda alan seçimi, baş lama at ı ş ı veya karş ı lama hakkı için öncelik sa ğ layan i ş . ad çektirmek * ad çekmek iş ini yaptı rmak. ad değ iş imi * Bkz. mecazimürsel. ad durumu * Bkz. isim hâli. ad gövdesi * Bkz. isim gövdesi. ad koymak * çağ ı rmak veya anmak için bir canl ı ya, bir yere, bir ş eye ad vermek, adlandı rmak, isim koymak, tesmiye etmek. ad kökü * Bkz. isim kökü.

ad takmak * adlandı rmak, ad koymak. ad tamlaması * Bkz. isim tamlaması . ad vermek * ad koymak, adlandı rmak, tesmiye etmek. * bir iş i kimin yaptı ğ ı nı söylemek. ad yapmak * isim yapmak. ada * Her yanı su ile çevrilmiş kara parçası . * Trafiğ e açı k bir yol üzerinde sola dönüş leri sağ layan, sa ğ tarafta veya yol ortası nda yer alan kaldı rı m taş ı yla ayr ı lmı ş alan. * Çevresi yollarla belirlenmiş olan arsa ve böyle bir arsayı kaplayan yap ı lar toplulu ğ u. ada balı ğ ı * Bkz. amber balı ğ ı .

ada çayı * Ballı babagillerden, yurdumuzda çok yetiş en tüylü ve beyazı mtı rak yaprakları olan ı tı rl ı bir bitki (Salvia oflicinalis). * Bu bitkiden yapı lan sı cak içecek. ada gibi gemi * pek büyük (gemi). ada so ğ anı * Zambakgillerden, soğ anı ndan ilâç olarak yararlan ı lan birtakı m maddeler elde edilen çok yı llı k bir bitki (Urginea maritima). ada tav ş anı * Evcil cinsleri de olan tavş ana yakı n bir kemirici memeli (Oryetolagus cuniculus). adab ı mua ş eret * Terbiyeli, ince davranmak için tutulması gereken yollar, davranı ş töresi, davran ı ş bilgisi, topluluk töresi, görgü. adac ı k adac ı lı k * Kavramları n gerçek varlı klar oldu ğ unu kabul eden, kavram gerekli ğ ine karş ı t olarak, tümel kavramlar ı n yaln ı zca nesnelerin adları olduğ unu ileri süren görü ş , nominalizm. adagio * Yavaş , ağ ı r olarak. * Bu biçimde çalı nan beste. adak * Adamak iş i veya adanı lan ş ey, nezir. adak adamak * bir dileğ in gerçekleş mesi amacı yla kurban kesip yoksullara dağ ı tmak veya kutsal bir güce yönelik bir niyette bulunmak. adaklama * Adaklamak durumu. * Küçük ada.

adaklamak * Küçük çocuk yürümeye baş lamak. adaklanma * Adaklanmak iş i veya durumu. adaklanmak * Niş anl ı duruma gelmek, niş anlanmak. adaklı * Adağ ı olan, adak adamı ş olan. * Niş anl ı , yavuklu, sözlü. * Adak olarak ayrı lmı ş (hayvan). * Adak adanan yer. * Adağ ı olmayan, adak adamamı ş olan. * Niş anl ı olmayan.

adaklı k

adaks ı z

adale

* Kas. adaleli * Kaslı , kasları sı kı , geliş miş . adalesiz adalet * Kassı z. * Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, do ğ ruluk, türe. * Bu iş i uygulayan, yerine getiren devlet kuruluş ları . * Herkese kendine uygun düş eni, kendi hakk ı olanı verme.

adalet da ğ ı tmak * kanunları n sayd ı ğ ı haklar ı sahiplerine vermek, tanı nmak. adalet divan ı * Devletler arası ndaki birtakı m hukuk anla ş mazlı klar ı na bakan ve merkezi La Haye'de bulunan uluslar arası mahkeme. adalet kapı sı * Hak ve hukukun aranması için ba ş vurulan merci, mahkeme. adalet mahkemesi * Bkz. adliye mahkemesi. adalet örgütü * Adliye teş kilât ı . adalet saray ı * Mahkemelerin bulunduğ u büyük yapı . adalete teslim etmek * sanı ğ ı , adalet iş leriyle uğ raş an kuruluş a götürmek. adalete teslim olmak * sanı k, adalet iş leriyle uğ raş an kuruluş a gidip hakk ı nda gerekli iş lemin yap ı lması nı istemek. adaletine s ı ğ ı nmak * (birinden) anlayı ş , hoş görü, yak ı nlı k beklemek. adaletli * Adalete uygun düş en veya adaletli olan, adil.

adaletlilik * Adaletli olma durumu. adaletsiz * Adalete aykı rı düş en veya adaleti olmayan.

adaletsizlik * Adalete aykı rı davranı ş . adal ı adalî * Ada halkı ndan olan (kimse). * Kas niteliğ inde olan; kasla ilgili olan, kas ı l. * Kasları iyi geliş miş , adaleli, kaslı . *İ nsan.

adam

* Erkek kiş i. *İ yi yetiş miş , değ erli kimse. * Birinin yanı nda ve iş inde bulunan kimse. * Birinin yararlandı ğ ı , kullandı ğ ı kimse. * Birinin sözünü dinleyen, nazı nı çeken kimse, kayı rı cı . *İ yi huylu, güvenilir kimse. * (belirsizlik zamiri yerine), Herkes, kim olursa olsun. * Görevli kimse. * (isim tamlamaları nda) Bir alanda derin bilgisi olan veya bir alanı benimseyen. * Eş , koca. adam adama (savunma) * futbolda, basketbolda karş ı takı m oyuncusunu kollama, rahat hareket etmesini, sayı yapması nı engelleme. adam akı llı * Bkz. adamakı ll ı . adam almamak * son derece kalabalı k olmak. adam azmanı * Çok iri yapı lı kimse. adam ba ş ı na * her kiş iye, her birine. adam be ğ enmemek * herkesi değ ersiz görmek. adam boyu * Yaklaş ı k olarak normal bir adam boyunda. *İ nsan boyunca. adam de ğ ilim * herhangi bir durumun gerçekleş memesi hâlinde, kendisinin insan say ı lamayaca ğ ı anlamı nda kullanı lan ant, göz da ğ ı sözü. adam etmek * eğ itmek, yetiş tirmek, topluma yararlı duruma getirmek. * bir yeri düzene sokmak veya bir ş eyi i ş e yarar duruma getirmek. adam evlâd ı *İ yi bir ailenin iyi yetiş miş çocu ğ u. adam gibi * terbiyeli, akı llı uslu. * adamlı ğ a, insanl ı ğ a yara ş ı r yolda. * iyice. adam hesab ı na koymak * birine değ er vermek, saygı göstermek. adam içine çı kmak * topluluğ a kar ı ş mak, değ erli insanları n bulunduğ u yerlere gitmek, e ş e dosta gitmek. adam içine karı ş mak * değ erli bir topluluğ a girmek, kendisine değ er verilir olmak. adam kı tlı ğ ı nda (veya yokluğ unda) * iş e yarar kimselerin bulunmad ı ğ ı durumda. adam kullanmak

* iyi çalı ş tı rması nı bilmek. adam olmak * geliş mek, büyümek, ş iş manlamak. * iyi yetiş mek, iyi bir duruma gelmek. adam sarrafı *İ nsanlar ı n karakterini çabuk anlayacak duruma gelmiş kimse, insan sarraf ı . adam sen de! (veya yalnı z adam) * bir iş in önemsenmediğ ini anlatmak için söylenir. adam sı rası na geçmek (veya girmek) * daha önce toplumda önemli bir yeri veya özel bir de ğ eri yokken artı k kendisine önem ve de ğ er verilmek. adam yerine koymak * adamdan saymak, varlı ğ ı nı kabul etmek. adama * Adamak iş i. adama dönmek (veya benzemek) * düzelmek. adamak * Bir dileğ in gerçekleş mesi amacı yla kurban kesip yoksullara dağ ı tmak veya kutsal bir güce yönelik bir niyette bulunmak, nezretmek. * Kutsal saydı ğ ı bir ş ey uğ runa kendini feda etmek, ant niteliğ inde söz vermek. * Ayı rmak. adamak ı ll ı * Gereğ inden çok, iyice. adamakla mal tükenmez * büyük vaatlerde bulunanlar için alay yollu söylenir. adamca *İ nsana yaraş ı r biçimde. *İ nsan sayı sı olarak.

adamcağ ı z * Kendisine karş ı sevgi veya acı ma duyulan adam. adamcası na * Adamca. adamcı k * Yerilen, küçümsenen; acı nan (kimse). adamcı l *İ nsandan ürkmeyen, insana al ı ş mı ş olan, insana sokulan, sı cakkanlı , munis.

adamcı llı k * Adamcı l olma durumu. adamdan saymak * bir kimseye değ eri olmadı ğ ı hâlde değ er vermek, saygı duymak. adamı * (bir iş i) ustalı kla yapan. adamı n adı çı kacağ ı na canı çı ks ı n

* Bkz. insanı n adı çı kacağ ı na canı çı ksı n. adamı n alacası içinde, hayvanı n alacası dı ş ı nda * Bkz. insanı n alacası içinde, hayvanı n alacası dı ş ı nda. adamı n iyisi al ı ş veriş te (veya i ş baş ı nda) belli olur * bir kiş iyi iyi bir insan olarak de ğ erlendirebilmek için al ı ş veri ş te veya i ş baş ı nda ahlâk dı ş ı davranı ş larda bulunmamas ı gerekir. adamı na çatmak * Bkz. tam adamı na çatmak. adamı na dü ş mek * (yapı lacak bir iş ) güzel bir rastlantı sonunda anlayanı na, uzmanı na verilmiş olmak. adamı na göre * kiş iler arası nda ayrı calı k gözeterek. * herkesin yeteneğ ine uygun olarak. adamı nı bulmak * Bkz. tam adamı nı bulmak (veya adamı na dü ş mek). adamkökü * Bkz. adamotu. adamlı k *İ nsana yakı ş acak durum, tutum ve davran ı ş . * Yabanlı k.

adamlı k sende kalsı n * iyilik bilmese de sen yine iyilik et. * bu iş i nası l olsa sana yaptı racaklar, bari kendiliğ inden yap da onurunu koru. adamotu adams ı z * Patlı cangillerden, geniş yapraklı , kötü kokulu bir bitki, kankurutan, adamkökü (Mandragora autumnalis). * Yardı mcı sı z, hizmetçisiz. * Erkeksiz, kocası z.

adams ı zl ı k * Adamsı z olma durumu. a'dan z'ye kadar * baş tan a ş ağ ı , bütünüyle. Adana kebab ı * Kı ymas ı na bolca acı biber katı larak haz ı rlanan ş iş köfte. adanma adanmak adap * Adanmak iş i. * Adamak i ş ine konu olmak. * Töre. * Yol yordam, yol yöntem.

adap erkân * Yol yöntem.

adaptasyon * Uyarlama. * Bir eseri çevrildiğ i dilin, konuş uldu ğ u toplumun yaş ayı ş ı na, inançlar ı na uyarlama. * Uyma. adapte * Uyarlanmı ş .

adapte etmek * uyarlamak. adapte olmak * uymak. adaptör * Bir âletin çapları birbirinden farklı olan parçaları ndan birini ötekine geçirebilmek için yararlanı lan bağ lay ı cı . ada ş ada ş lı k adatepe * Adları aynı olanlardan her biri. * Adaş olma, ayn ı ad ı taş ı ma durumu.

* Genellikle tropikal bölgelerde görülen ve çevresindeki alçak alanlar üzerinde dik yamaçlarla bir ada gibi yükselen, aş ı nı mdan dolayı ortaya ç ı kmı ş tepe. adatma adatmak * Adamak iş ini yapt ı rmak. adavet aday * Düş manlı k, ya ğ ı lı k. * Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya baş kalar ı tarafı ndan ileri sürülen kimse. * Bir iş için yetiş tirilmekte olan kimse, namzet. * Adatmak iş ini yaptı rmak.

aday aday ı * Herhangi bir iş i yapmak, bir görevi yüklenmek için adayl ı k aş aması nı kazanmak amac ı yla baş vuran kimse. * Milletvekili ve senatör seçimlerinde, partinin adayı olmak için, partisinde yapı lan ön seçimlere adaylı ğ ı nı koyan kimse. aday göstermek * bir iş veya bir görev için birini aday olarak belirlemek: Anayasa. aday olmak * herhangi bir iş e alı nmak veya seçilmek için istekli olmak. adayavrusu *İ ki veya üç çifte kürekli küçük balı kçı teknesi. adayl ı ğ ı nı koymak * bir iş veya göreve seçilmek için kendini ileri sürmek. adayl ı k * Herhangi bir iş , bir görev için kendini ileri sürme veya baş kaları tarafı ndan ileri sürülme, namzetlik. * Bir görevde yetiş tirilme.

adc ı

* Adcı lı k öğ retisiyle ilgili olan. * Bu öğ retiye bağ lı kimse. adc ı lı k * Kavramları n gerçek varlı klar oldu ğ unu kabul eden, kavram gerçekliğ ine kar ş ı t olarak, tümel kavramlar ı n yaln ı zca nesnelerin adlar ı olduğ unu ileri süren görü ş , isimcilik, nominalizm. addan türeme fiil * Bkz. isimden türeme fiil. addedilme * Addedilmek iş i. addedilmek * Sayı lmak. addetme * Addetmek iş i.

addetmek * Saymak. addolunma * Addolunmak i ş i veya durumu. addolunmak * Sayı lmak. adedî adem * Adetçe, sayı ca. * Yokluk, hiçlik, ölüm. * Osmanlı ca sözlerle birleş erek "-siz, -lik" anlamı nda kullanı lı r. * Dinî inançlara göre ilk yaratı lan insan ve ilk peygamber. *İ nsan, insanoğ lu, adam. *İ nsanda bulunması gereken olumlu özelliklere sahip olan.

Âdem

Âdem baba *İ nsanlı ğ ı n babas ı , Hz. Âdem. * Hapishanede çevresindeki mahkûmları haraca ba ğ layan kimse. * Afyonkeş . Âdem elması * Gı rtlak çı kı ntı sı . Âdem evlâd ı * Bkz. âdemoğ lu. Âdemci * Âdemcilik yanlı sı olan kimse.

Âdemcilik * XX. yüzyı lı n baş ı nda simgeciliğ e karş ı bir tepki olarak Rusya'da ortaya ç ı kan bir edebiyat akı mı . ademimerkeziyet * Yerinden yönetim. ademimerkeziyetçi * Yerinden yönetimci.

ademimerkeziyetçilik * Yerinden yönetimcilik. ademiyet âdemiyet * Yokluk. *İ nsanlı k. * Doğ ru dürüst insana yakı ş ı r durum, adamlı k.

âdemoğ lu *İ nsan denilen yarat ı kları n hepsi. âdemotu * Bkz. adamotu. adenit adese * Lenf düğ ümleri iltihabı . * Mercek. * Kovucuk. * Görüş derecesi, inceliğ i. * Sayı . * Herhangi bir sayı da olan ( ş ey), tane. * Bir kimsenin yapmaya alı ş mı ş oldu ğ uş ey, al ı ş kı . * Topluluk içinde eskiden beri uyulan kural, töre. * Ay baş ı .

adet

âdet

âdet edinmek * bir ş eyi al ı ş kanlı k ve huy durumuna getirmek. âdet görmek * (kadı n) ay ba ş ı olmak. âdet olmak * öteden beri yapı lı r olmak. * bir ş ey gelenek durumuna gelmiş olmak. âdet yerini bulsun diye * gerekli görüldüğ ü için değ il, yalnı z alı ş ı lmı ş oldu ğ u için. âdeta * Bayağ ı , basbayağ ı , hemen hemen, sanki. * Bayağ ı yürüyü ş le. * Sayı bakı mı ndan, sayı ca.

adetçe

adetimürettep * Bkz. tam sayı . adezyon kuvveti * Yan yana duran veya sürtünen iki cismin molekülleri arası ndaki çekiş kuvveti. adı (veya ismi) gibi bilmek * çok iyi bilmek.

adı batası (veya adı batası ca) * "yok olası " anlamı nda bir ilenme. adı batmak * (sevilmeyen bir ş ey veya kimse için) unutulmak, adı anı lmaz olmak, art ı k sözü edilmemek. adı belirsiz * ünü olmayan, tanı nmayan, kim ve ne oldu ğ u bilinmeyen. adı bile okunmamak * birine hiç önem verilmemek. adı çı kmak * kötü bir ün kazanmak. * hakkı olmayan bir ün kazanma. adı çı kmı ş dokuza, inmez sekize * birinin bir kere adı çı kt ı ktan sonra onun hakkı ndaki yayg ı n inanç artı k kolay kolay düzelemez. adı deliye çı kmak * deli olmadı ğ ı hâlde deli olarak tan ı nmak. adı duyulmak * tanı nmak, ünlenmek. adı geçmek * anı lmak, söz konusu olmak, ismi geçmek. * adı yaz ı lmak. adı kaldı rı lmak * anı lmaz olmak, silinip gitmek. adı kalmak * bir kimse veya bir ş ey ortadan çekildikten, öldükten sonra dillerde yalnı z adı dolaş mak. adı karı ş mak * (kötü) bir iş le birinin ilgisi bulundu ğ u söylenilmek. adı kötüye ç ı kmak * ünü kötü olarak yayı lmak. adı olmak * gereksiz, yersiz ünü olmak. adı sanı * bir kimsenin kimliğ i. adı üstünde * adı ndan belli olduğ u gibi. adı var * yaş amayan, yaln ı zca hayalde var olan.

adı verilmek * ad takı lmak. adı l adı m * Zamir. * Yürümek için yapı lan ayak at ı ş ları nı n her biri.

* Bir adı mda al ı nan yol (bu uzunluk 75 cm sayı lı r). * Giriş im, hamle. * Bir gösterge ucunun eş olarak ayr ı lmı ş yaylardan biri boyunca aldı ğ ı yol. * Ayakta temel duruş tan, bir ayağ ı n türlü yönlerde iki ayak boyu kadar ara ile yer de ğ iş tirmesi. * Teknolojide iki diş li arası ndaki aral ı k. adı m adı m * Ağ ı r ağ ı r, yavaş yavaş . adı m adı m gezmek * her yerini dolaş ı p görmek. adı m adı m izlemek * arkası ndan izlemek. * gizlice takip etmek. adı m atmak * yürümek için ayağ ı nı öne doğ ru uzatı p basmak. * bir iş e ilk kez giriş mek. adı m atmamak * gitmemek, uğ ramamak, aramamak. adı m baş ı * Birbirine yakı n yerlerde, s ı k sı k. adı mı nı attı rmamak * bir yere girmesine engel olmak. adı mı nı geri almak * baş lad ı ğ ı bir i ş ten geri dönmek. adı mlama * Adı mlamak i ş i. adı mlamak * Adı mla ölçmek. * Bir yerde ileriye geriye doğ ru giderek dolaş mak. adı mları nı açmak * yürürken hı zlanmak. adı mları nı seyrekle ş tirmek * hı zlı yürürken adı mları nı yavaş latmak. adı mları nı sı klaş tı rmak * daha küçük ve çabuk adı mlar atarak h ı zl ı yurümek, ivmek, acele etmek. adı mlı k * Adı m uzunlu ğ unda olan. * Bir yerin çok uzak olmadı ğ ı nı belirtmek için kullanı lı r.

adı msayar * Yürüme sı rası nda gerçek sonuçlara varabilmek için geçilen yerin uzunluğ unu anlayabilmek amacı yla aya ğ a tak ı lan alet, pedometre. adı na *oş eyin veya o kimsenin yerinde olarak, namı na, onun hesabı na.

adı nı ağ zı na almamak * dargı nlı k, kı rgı nlı k, kı zgı nlı k gibi bir sebeple bir kimseden hiç söz etmemek.

adı nı almak * ad takı lmak, ad verilmek. adı nı anmak (veya anmamak) * birinden söz etmek (veya etmemek). adı nı bağ ı ş lamak * bir baş kası ndan adı nı söylemesini istemek. adı nı bozmak * andı na uymamak, andı na ayk ı rı davranmak. adı nı kirletmek (veya lekelemek) * adı nı n kötüye çı kması na yol açmak. adı nı koymak * karş ı lı ğ ı nı veya fiyatı nı kararlaş tı rmak. adı nı taş ı mak * birinin adı yla anı lmak, sahip oldu ğ u ad ı n sorumlulu ğ unu yüklenmi ş olmak. adı nı vermek * birinin adı nı bildirmek. * biri tarafı ndan sal ı k verildiğ ini söylemek. adı yla sanı yla * bilinen ün ve niteliğ iyle. adî * Sı radan, hiçbir özelliğ i olmayan. * Aş ağ ı lı k, bayağ ı , alçak. * Adı mda uygunluk, beraberlik gerektirmeyen ve grup olarak yap ı lan bir tür yürüyü ş .

adî adı m

adî defter * Bir iş letmenin veya ticarethanenin yaptı ğ ı iş lemlerinin muhasebe kay ı tlar ı nı n geçirildiğ i ticarî defter. adî kesir * Bayağ ı kesir. adî suçlu adil * Basit suçları iş leyen kimse. * Adaletle iş gören, adaletten, haktan ayrı lmayan, hakkı yerine getiren, adaletli. * Hakka uygun, haklı . * Adalete uygun olarak, hakça. * Adîleş mek durumu.

adilâne adîleş me

adîleş mek * Adî bir duruma girmek, bayağ ı la ş mak. adîleş tirme * Adîleş tirmek iş i. adîleş tirmek * Adîleş mesine yol açmak.

adîlik adisyon

* Bayağ ı lı k, dü ş üklük, aş ağ ı lı k. * (lokanta, otel gibi yerlerde) Hesap.

adland ı rı lma * Adlandı rı lmak iş i. adland ı rı lmak * Ad vermek iş i yapı lmak. adland ı rma * Adlandı rmak i ş i. adland ı rmak * Bir kimseyi veya bir ş eyi kullanarak belli etmek, ad vermek, ad koymak, tesmiye etmek. * Ad koyma, ad vermeyi sağ lamak, tesmiye etmek. adlanma * Adlanmak iş i.

adlanmak * Kendisine ad verilmek. * Kötü ün kazanmak. adla ş ma adla ş mak * Ad durumuna gelmek. adla ş tı rma * Adlaş tı rmak i ş i. adla ş tı rmak * Ad durumuna getirmek. adl ı * Adı olan. * Ünlü. * Adlaş mak durumu.

adl ı adı yla * herkesin bilip tanı dı ğ ı biçimde. adl ı sanlı * Ünlü. adlî * Adaletle ilgili.

adlî makam * Adalet iş lerinin görüldüğ ü ve sonuca bağ land ı ğ ı kamuya ait yönetim yeri. adlî merci * Adaletle ilgili sorunları n çözümü için ba ş vurulan resmî daireler. adlî polis * Adliye içerisinde güvenliğ i sağ lay ı p adlî iş lere yard ı mcı olan kolluk gücü. adlî sicil

* Bir kimsenin mahkûmiyetinin olup olmadı ğ ı nı n anlaş ı lması için konulmuş olan kayı t yöntemi. adlî tabip * Adlî tı pta görevli doktor. adlî tatil * Her yı l 20 Temmuz ile 5 Eylül tarihleri arası nda, kanunda yazı lı durumları n dı ş ı nda, hiçbir adlî iş lemin yap ı lmadı ğ ı süre. adlî tı p adlî y ı l * Tı bbı n adalete yard ı m eden kolu; adaletin bu iş le uğ raş an kuruluş u. * Mahkemelerin bir yı l içindeki çalı ş ma süresi.

adlî zab ı ta * Bir suç sonrası sanı ğ ı ve suç delillerini adlî yetkililere sunan kolluk kuvveti. adliye * Hukuk ve adalet iş lerini gören devlet kurulu ş lar ı . * Hukuk ve âdalet iş lerinin görüldüğ ü resmî yapı . adliye encümeni * Adalet komisyonu. adliye mahkemesi * Anayasa mahkemesi, genel mahkemeler, askerî ve idarî mahkemeler dı ş ı nda kalan ve denetim mahkemesi olan Yarg ı tay ile hüküm mahkemeleri. adliye nezareti * Osmanlı İ mparatorluğ unda adliye teş kilâtı nı n ba ğ lı olduğ u en üst makam. adliye te ş kilâtı * Yargı organları ve bu organlar ı n birbirleriyle olan iliş kilerini, derecelerini, görev ve yetkilerini düzenleyen ve yürüten mekanizman ı n bütünü. adliye vekâleti * Adalet bakanlı ğ ı . adliyeci adrenalin * Böbrek üstü bezlerinin etkili bir maddesi; hekimlikte damarları daraltma, bronş ları açma, kanamaları kesme gibi amaçlarla kullan ı lı r. adres * Bir kimsenin arandı ğ ı nda bulunabileceğ i yer, oturdu ğ u yer. * Gönderilen ş eyin üzerine, alı cı nı n ad ı nı ve bulundu ğ u yeri bildirmek için yazı lan yazı . adres bı rakmak (göstermek veya vermek) * arandı ğ ı nda bulunabileceğ i, oturduğ u yeri bildirmek. adres defteri * Kiş ilerin kendilerine lâzı m olan adresleri topladı kları defter. adres kartı * Adres defteri. adres kitabı * Genellikle belli bir iş veya meslekte olanları n iş ve ev adreslerini toplu olarak gösteren kitap. * Adliye kuruluş unda meslek görevlisi.

adres makinesi * Posta gönderilerinin üzerine kâğ ı t, plâstik veya madenden, adres basan alet. adres rehberi * Adres defteri. adsı z * Adı olmayan, isimsiz. * Türklerde, ailesinden ayrı ldı ğ ı için art ı k onun adı nı taş ı mak, onun adı ile an ı lmak hakkı nı yitirmiş olan ve ancak bir yararlı k gösterince ad kazanabilen delikanlı . adsı z parmak * Orta parmak ve serçe parmak arası ndaki parmak, yüzük parmağ ı . aerobik * Hı zl ı müzik temposu eş liğ inde yapı lan, vücudun çevikliğ ine ve hareketliliğ ine dayanan bir tür jimnastik. aerobik solunum * Hücrede yalnı z moleküler oksijenin kullan ı ldı ğ ı bir solunum ş ekli. aerodinamik * Hareket hâlinde olan bir cisim üzerinde havanı n yarattı ğ ı etkiyi inceleyen bilim. * Aerodinamik bilim alanı yla ilgili. * Fizik biliminin gazları n hareketini inceleyen dalı . af * Bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağ ı ş lama. * Mazur görme veya görülme. * (görevden) çı karı lma.

af buyurun! * "affedersiniz" veya "affı nı zı rica ederim" anlamı nda bir söz. af çı karı lmak * bir suçun bağ ı ş lanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çı karmak. af dilemek * bağ ı ş lanması nı istemek. af kapsamı na alı nmak * af kanununa girmek. afacan * Zeki ve yaramaz (çocuk). afacanlaş ma * Afacanlaş mak iş i. afacanlaş mak * Yaramazlaş mak, yaramaz, ele avuca sı ğ maz duruma gelmek. afacanlı k * Afacan olma durumu, yaramazlı k. afak * Ufuklar, dört bir taraf. afakan afakî * Bkz. hafakan. * Belli bir konu üzerine olmayan (konuş ma), dereden tepeden.

* Nesnel, objektif. afakîlik * Bkz. objektiflik. afal afal afallama *Ş aş kı n bir biçimde. * Afallamak iş i.

afallamak *Ş aş kı nlı ktan sersemleş mek. afallaş ma * Afallaş mak iş i. afallaş mak *Ş aş kı nlı k içinde kalmak, ş aş ı rı p bir ş ey yapamaz olmak. afallaş tı rma * Afallaş tı rmak i ş i. afallaş tı rmak *Ş aş kı nlı k içinde bı rakmak, birini ş aş ı rı p bir ş ey yapamaz duruma sokmak. afallatma * Afallatmak iş i. afallatmak *Ş aş kı nlı ğ a dü ş ürerek sersemleş tirmek. afat afazi aferin * Okş ama, alkı ş lama, beğ enme gibi duyguları belirtmek için söylenir, bravo. * Eskiden öğ rencilere verilen beğ enme ve takdir kâ ğ ı dı . aferin almak * değ erli görülüp be ğ enilmek. aferist afet * Vurguncu, dalavereci, çı karı nı bilen, ç ı karc ı . * Doğ anı n sebep oldu ğ u yı kı m. * Kı ran. * Çok kötü. * Güzelliğ i ile insanı ş aş kı na çeviren, akl ı nı baş ı ndan alan kadı n. * Hastalı klar ı n dokularda yaptı ğ ı bozukluk. * Afete uğ ramı ş , afet görmüş . * Afetler, belâlar, kı ranlar. * Bkz. söz yitimi.

afetzede

affa uğ ramak * bağ ı ş lanmak, affedilmek. affedersin veya affedersiniz

* özür dilemek için söylenir. * karş ı çı kmak için söylenir. affedilme * Bağ ı ş lanma. affedilmek * Bağ ı ş lanmak. affetme affetmek * Bağ ı ş lama. * Bağ ı ş lamak. * Hoş görü ile karş ı lamak, mazur görmek. * Görev veya iş ten çı karmak.

affetmemek * bağ ı ş lamamak, hoş görmemek. affetmi ş sin * "hiç de öyle değ il", yan ı lı yorsun" anlamı nda kullanı lı r. affettirme * Affettirmek iş i. affettirmek * Bağ ı ş lanması nı sa ğ lamak. affettuoso * Bir parçanı n yumuş ak ve duygulu bir biçimde çalı nacağ ı nı anlatı r. affeyleme * Affeylemek iş i. affeylemek * Affetmek. aff ı nı dilemek (veya istemek) * bir iş veya görevi yerine getiremeyeceğ ini nezaketle bildirmek. aff ı nı za s ı ğ ı narak * "bağ ı ş layacağ ı nı za güvenerek" anlamı nda bir nezaket sözü. affolunma * Affolunmak iş i. affolunmak * Bağ ı ş lanmak, affedilmek. Afgan * Afganistan halkı ndan veya bu halkı n soyundan olan kimse. * Afganistan'a ve Afganistan halkı na özgü olan. Afganlı * Afgan. afi * Gösteriş , çalı m, caka.

afi kesmek (satmak veya yapmak) * birine karş ı gösteriş yapmak, kabadayı lı k etmek.

afif afife afili afis

*İ ffetli. * Namuslu, iffetli, saygı değ er (kad ı n). * Gösteriş li, çalı mlı . * Gümüş balı ğ ı nı n küçüğ ü.

afi ş

* Bir ş eyi duyurmak, tanı tmak için haz ı rlanan, çoğ u resimli duvar ilân ı .

afi ş asmak * duvarlara ilân yapı ş tı rmak. afi ş yutmak * yalana dolana kanmak. afi ş çi * Afiş yapan sanatçı . afi ş çilik afi ş e * Afiş yapma sanatı . * Açı ğ a çı km ı ş , duyulmuş .

afi ş e etmek * açı ğ a vurmak, belirtmek, duyurmak, dile düş ürmek, reklâm etmek. afi ş e olmak * (bir kimse) bilinmeyen bir yönüyle tanı nmak. afi ş leme * Afiş asma iş i, afiş lemek iş i.

afi ş lemek * Afiş ası p duyurmak. * Nitelemek, göstermek. afi ş te kalmak * (oyun için) ilgi görerek günlerce oynanmak. afiyet * Hasta olmama durumu, sağ lı k, esenlik.

afiyet bulmak * iyileş mek, sağ lı ğ ı nı kazanmak. afiyet olsun * bir ş ey yiyip içenlere "yarası n" anlamı nda söylenen iyi dilek sözü. afiyet ş eker olsun * "yarası n, ağ ı z tadı yla yensin'" anlamı nda söylenir. afiyet üzere olmak * sağ lı klı , rahat yaş amak.

afiyetle afoni aforizm

* ağ ı z tad ı yla, keyifle. * Bkz. Ses yitimi. * Özlü söz, özdeyiş .

aforoz

* Hristiyanlı kta kilise taraf ı ndan verilen "cemaatten kovma" cezas ı .

aforoz etmek * kilise birliğ inden çı karmak. * darı lı p biriyle konuş mamak, yakı nı olmaktan ç ı karmak, ilgiyi kesip uzaklaş tı rmak, ad ı nı duymak bile istememek. aforozlama * Aforozlamak iş i. aforozlamak * Aforoz etmek, kovmak. aforozlu afra tafra * Çalı m. * Çalı mlı . afralı tafralı * Çalı mlı . Afrika çekirgesi * Değ iş ik boyda ve renkte genellikle kuzey Afrika'da ekilmemiş arazilerde rastlanan zararsı z bir çekirge (Locusta migratona). Afrika domuzu * Çift parmaklı lardan, kal ı n derili, Afrika'da yaş ayan ve yaban domuzuna benzer bir hayvan (Phacochoerus aethiopicus). Afrika menek ş esi *İ ki çeneklilerden, tüylü yaprakl ı , mor, pembe, beyaz renkli çiçekleri olan, evlerde saksı da yetiş tirilen çok yı llı k bir süs bitkisi (Saintpaulia ionantha). Afrikal ı * Afrika kökenli olan kimse. * Afrikalı oyuncu. Afrikal ı lı k * Afrikalı olma. afsun afsuncu * Büyü, füsun. * Büyücü, üfürükçü. * Aforoz edilmiş , kovulmuş , uzaklaş tı rı lmı ş .

afsunculuk * Afsuncunun yaptı ğ ı iş . afsunlama

* Afsunlamak iş i. afsunlamak * Büyülemek. afsunlanma * Afsunlanmak i ş i. afsunlanmak * Büyülenmek. afsunlu Afş ar * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. aft aftos * Pamukçuk. * Oynaş , metres. * Büyülü, sihirli, füsunkâr.

afur tafur * Çalı m. afur tafura gelmemek * çalı m satmadan ho ş lanmamak; böyle bir davran ı ş a karş ı tepki göstermek. afyon * Olgunlaş mamı ş haş haş kapsüllerine yapı lan çizintilerden s ı zan, sonradan katı laş an süt; içinde morfin ve kodein gibi çok uyuş turucu maddeler bulunan, güçlü bir zehir olmakla birlikte, hekimlikte kullanı lan değ erli bir ilâç. afyon çekmek * keyif için afyon yutmak. afyon ruhu * Yatı ş tı rı cı olarak kullanı lan afyon tentürü. afyonke ş * Keyif için afyon yutan veya çeken (kimse), afyon tiryakisi. afyonke ş lik * Afyon çekmeye düş künlük. afyonlama * Afyonlamak iş i. afyonlamak * Afyon vererek uyuş turmak, uyutmak. * Telkin yoluyla doğ ru düş ünmeyi önleyerek zararlı bir yola sürüklemek. afyonlanma * Afyonlanmak iş i. afyonlanmak * Afyonlamak iş i yapı lmak. afyonlu *İ çinde afyon bulunan. * Afyon yutmuş . * Dalgı n, uyuş muş , uyuş uk (kimse).

afyonu baş ı na vurmak * aş ı rı davranı ş larda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptı ğ ı nı bilememek. afyonunu patlatmak * kendi keyfine dalmı ş olan birini öfkelendirmek. Ag aga * Ağ a. agâh * Bilir, bilgili, haberli, uyanı k. * Gümüş 'ün kı saltmas ı .

agâh olmak * bilgi edinmiş olmak. agami aganta emir. agaragar * Deniz yosunları ndan çı karı lan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanı lan bir tür jelâtin, jeloz. agel * Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağ lad ı kları , yünden örülmüş kalı n çember bağ . agitato * Bir parçanı n canlı ve coş kulu çalı naca ğ ı nı anlat ı r. * Yı sa veya lâçka edilmekte olan bir halatı n ve zincirin kı sa bir süre elde tutulup bı rakı lmamas ı için verilen * Güney Amerika'da yaş ayan, mavi ve yeş il metalik yans ı malı bir kuş .

aglütinasyon * Kümeleş im. aglütinin agnosi * Tanı sı zlı k. agnostik * Bilinemezci. * Bilinemezcilikle ilgili. * Serumda meydana gelen antikor.

agnostisizm * Bilinemezcilik. agnozi * Duyularda herhangi bir bozukluk olmamas ı na rağ men sı nav sisteminin belirli bir yerindeki doku bozuklu ğ undan ileri gelen algı kaybı veya yokluğ u. Agop'un kaz ı gibi bakmak * aptal aptal bakmak. agora * Yunan klâsik devrinde, sitenin yönetim, politika ve ticaret iş lerini konuş mak için halkı n topland ı ğ ı alan, halk meydanı .

agorafobi * Bkz. alan korkusu. agraf agrafi * Kanca, kopça. * Bkz. yazma yitimi.

agrandisman * Büyültme. agrandisör * (fotoğ rafçı lı kta) Büyülteç. agreje agreman agu * Süt çocukları nı n neş elendikleri zaman ç ı kardı klar ı ses. agu bebek * Büyüdüğ ü hâlde bebekliğ e özenen çocuklara alay yollu söylenir. agucuk * Süt çocu ğ u. * Süt çocuğ unu sevmek için söylenir. * Agulamak iş i. * Yeni doğ muş bebeklerin çı kardı ğ ı ses. * (yabancı ülkelerde) Doçent olmak için sı nav vermi ş kimse, doçent. * Bir elçinin bir ülkeye atanması ndan önce o ülkeden istenen uygun görme yazı sı .

agulama

agulamak * (bebek) Agu agu diye ses çı karmak. agu ş ağ *İ plik, sicim, tel gibi ince ş eylerden kafes biçiminde yapı lmı ş örgü. * Örümcek gibi birtakı m hayvanları n salgı ları yla oluş turdukları örgü. * Ülke yüzeyine yaygı nla ş tı rı lmı ş örgü, ş ebeke. * Tuzak. * Oyun alanı nı ortadan ikiye bölen iple yapı lmı ş örgü. * Çaprazlama örgü ile yapı lan ve kale direkleri arkası na gerilen örgü, file. ağ * Donun veya pantolonun apı ş aras ı na gelen yeri, apı ş lı k. ağ atmak (veya b ı rakmak) * balı k avlamak için denize ağ salmak. ağ benek * Açı klı koyulu kahverengi a ğ görünüş ünde olan, arpa yaprakları na yerleş erek oldukça önemli zararlara yol açan askl ı mantar. * Bu mantarı n ortaya çı kardı ğ ı ekin hastal ı ğ ı . ağ çekmek * Kucak.

* yakalanan balı klar ı toplamak için ağ ı sudan çı karmak. ağ iğ nesi * Ağ ı n örülmesinde kullanı lan i ğ biçiminde tahtadan veya plâstikten yapı lmı ş alet. ağ ipliğ i * Keten, kenevir, naylon gibi maddelerden ağ yapı mı nda kullanı lan iplik.

ağ kayı ğ ı * Balı k ağ lar ı nı taş ı yan kayı k. ağ kepçe ağ kurdu * En çok elma ve erik gibi yemiş ağ açları na zarar veren bir kurt. ağ kurş unu * Balı k ağ lar ı nı suda tutmaya yarayan zeytin çekirdeğ i biçiminde delikli kurş un madde. ağ mantarlar *İ nsan ve hayvanlarda hastalı ğ a yol açan ve birçok türü içine alan ilkel bitkiler topluluğ u. ağ tabaka ağ tonos * Gotik mimaride kullanı lmı ş , ağ biçiminde parçal ı tonos. ağ torba * 25 cm geniş li ğ inde ve 50 cm uzunluğ unda a ğ dan yapı lmı ş kı rmı zı yosunlar ı n suya dalı narak avlamada kullan ı lan, bir ip ve kayı ktaki makara yardı mı ile suyun yüzeyine çı kı p inebilen bir torba. ağ yatak ağ a * Hamak. * Kı rl ı k kesimde geniş toprakları olan, sözü geçen, varlı klı kimse. * Halk arası nda say ı lan ve sözü geçen erkeklere verilen san. * Büyük kardeş , ağ abey. * Okur yazar olmayan yaş lı ca kiş ilerin adları yla birlikte kullanı lan san. * Osmanlı İ mparatorluğ unda bazı kurulu ş lar ı n ba ş ı nda bulunanlara verilen resmî san. * Göz yuvarları nı n iç yüzeyinde görme sinirinin yayı lması ile beliren, ı ş ı ğ a duyarl ı , ağ ı msı bölüm, retina. * Balı kçı lı kta kullanı lan, ağ dan örülerek yapı lan uzun sapl ı sepet.

ağ a borç eder, uş ak harç * ağ a para sı kı nt ı sı içinde olup borç etse de, uş ak, hâlden anlamaz ve bol harcamay ı sürdürür. ağ a kapı sı * Yeniçeri ağ ası nı n dairesi. ağ a yamağ ı * Yeniçeri ağ ası na bağ lı emir çavuş u. ağ ababa * Dede, ata. * Sanı "ağ a" olan babaya çocuğ unun sesleni ş i. * Bir yerde, bir topluluk içinde etkili olan, sözü geçen, ileri gelen (kimse). * Bir kimsenin kendinden yaş ça büyük olan erkek kardeş i. * Kardeş olmayanlar arası nda da genellikle yaş ça büyük olanlara bir sayg ı sesleni ş i olarak kullanı lı r.

ağ abey

ağ abeylik

* Ağ abey olma durumu. ağ abeylik etmek (veya yapmak) * Birini ağ abey gibi korumak, gözetmek. ağ aca çı kan keçinin dala bakan oğ lağ ı olur * çocuklar ana ve babaları ndan öğ rendiklerini yapmaya özenirler. ağ aca çı ksa pabucu yerde kalmaz * davranı ş ları na engel olacak hiçbir takı ntı sı yok. ağ aca dayanma kurur, adama (insana) dayanma ölür * insan yapacağ ı iş te ba ş kalar ı na değ il, kendine güvenmelidir. ağ acı kurt, insanı dert yer * kurt ağ ac ı nası l içten içe kemirirse dert de insanı içten içe yer bitirir. ağ aç * Gövdesi odun veya kereste olmaya elveriş li bulunan ve uzun yı llar yaş ayabilen bitki. * Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dalları ndan yapı lan. * Direk.

ağ aç arı sı * Düzgün kanatlı , kuyruğ unda yumurtlama hortumu olan, 3-4 cm boyunda ağ aç zararlı sı . ağ aç balı * Erik, kayı sı gibi ağ açlardan sı zan zamk. ağ aç biti * Yarı m kanatlı lardan, bitkiler üzerinde ya ş ayan, sı çrayı cı bir böcek türü (Psylla).

ağ aç çileğ i * Ahududu. ağ aç ebegümeci * Ebegümecigillerden, boyu yüksek bir ot (Fr. lavatere). ağ aç kaplama * Konut duvarları nı yal ı tma ve güzelleş tirme amacı yla ağ aç veya ağ aç ürünlerinden yararlan ı larak yapı lan kaplama. ağ aç kavunu * Turunçgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetiş en, taç yaprakları mavimsi pembe, küçük bir ağ aç (Citrus medica). * Bu ağ acı n iri bir limon görünüş ündeki buruş uk kabuklu yemi ş i. ağ aç kurbağ ası * Kurbağ agillerden, boyu 3-5 cm olan, s ı rtı yaprak yeş ili, ağ açlara tı rmanan bir kurbağ a türü (Hyla arborea). ağ aç kurdu * Ağ açları kemirerek beslenen birtak ı m sinek kurtçukları na verilen ad. ağ aç küpesi * Hatmi. ağ aç mantarı * Ağ açta biten bazitli mantarlara verilen ad. ağ aç minesi * Mine çiçeğ igillerden, bahçelerde süs bitkisi olarak yetiş tirilen, kı rmı zı , mor çiçekli bir ağ aççı k (Lantana). ağ aç mobilya

* Oturma, yemek yeme, çalı ş ma, yatma vb. iş lerin yapı lması nda kolayl ı k ve rahatlı k sağ layan, parçaları nı n büyük ço ğ unluğ u masif, lifli, yangalı ve tabakalı ağ aç malzemeden yapı lan, taş ı nabilir veya sabit olarak kullan ı lan eş ya. ağ aç nemi * Ağ açta bulunan su miktarı nı n, aynı ağ acı n mutlak kuru ağ ı rl ı ğ ı na oranı . ağ aç olmak * bir yerde ve ayakta çok beklemek. ağ aç oyma * Oyma baskı sanatları ndan düz bir baskı tekniğ i. ağ aç sakı zı * Reçine. ağ aç sansarı * Sansargillerden, sı rtı koyu esmer, karnı daha açı k, iyi tı rmanan, postu de ğ erli bir memeli türü (Martes martes). ağ aç yaş iken eğ ilir * çocuklar küçük yaş ta kolay eğ itilir, büyük insan kolay kolay eğ itilemez. ağ aççı k * Taflan gibi, dalları dibinden baş layarak çatallanan küçük ağ aç. ağ aççı lı k * Ağ aç yetiş tirme iş i.

ağ açdelen * Yuva yapmak için ağ açları oyan böcek. ağ açkakan * Serçegillerden, ağ aç kurtları ile geçinen bir kuş (Picus). ağ açkesen * Zar kanatlı lardan, kurtçukları en çok gül fidanları üzerinde yaş ayarak yapraklara zarar veren, kara renkli bir böcek (Hylotoma). ağ açlama * Ağ açlamak iş i. ağ açlamak * Ağ açlandı rmak. ağ açland ı rı lma * Ağ açlandı rı lmak i ş i. ağ açland ı rı lmak * Ağ açlı duruma getirilmek. ağ açland ı rma * Ağ açlandı rmak iş i. ağ açland ı rmak * Bir yeri ağ açlı duruma getirmek. ağ açlanma * Ağ açlanmak iş i. ağ açlanmak * Ağ açlı duruma gelmek.

ağ açlaş ma * Ağ açlaş mak durumu. * Bitki ş ekilleri gösteren ve akiklerde olduğ u gibi maden filizlerinin gerek yüzeyinde gerek içlerinde rastlanan tabiî desen. ağ açlaş mak * Ağ aç durumuna gelmek. ağ açlı ağ açlı k * Ağ acı olan. * Ağ aç öbeğ i. * Ağ acı bol olan (yer).

ağ açlı klı * Ağ açları bol olan (yer). ağ açsı * Ağ aca benzeyen, ağ acı andı ran. ağ açsı z * Ağ acı olmayan.

ağ alanma * Ağ alanmak iş i. ağ alanmak * Ağ a tavrı tak ı narak çalı m yapmak. ağ alı k * Ağ a olma durumu. * Kibar ve cömertçe davranı ş . -a ğ an / -eğ en * Fiilden sı fat ve isim yapma eki: yat-ağ an, gez-eğ en, ol-a ğ an, dur-ağ an, piş -eğ en vb. ağ anı n alnı terlemezse ı rgadı n burnu kanamaz * iş veren iş çisi ile birlikte çalı ş mazsa iş çi iş e var gücüyle sarı lmaz. ağ anı n eli tutulmaz * cömertliğ i, elinin açı klı ğ ı , tartı ş ı lmaz. ağ arı k ağ arma * Ağ armak iş i. * Tan atma, ş afak sökme. ağ armak * Ak olmak, ak duruma gelmek, beyazlanmak, solmak. * Aydı nlanmak. ağ artı * Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklı k. * Süt, yoğ urt, peynir, ayran gibi yiyecek ve içecekler. ağ artı lma * Ağ artı lmak i ş i. ağ artı lmak * Aklaş mı ş , rengi solmu ş .

* Temizlenmek, beyazlatı lmak. ağ artma * Ağ artmak iş i. * Kuyumculukta gümüş ü temizleme iş i. ağ artmak * Ak duruma getirmek, beyazlatmak. ağ beneklilik * Arpa bitkisinde görülen mantar hastalı ğ ı (Pyrenophora). ağ cı ağ cı k ağ cı lı k * Ağ ile bal ı k tutma. ağ da * Kaynatı larak çok koyu ve yap ı ş kan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu ş eker eriyiğ i. * Ağ ile bal ı k tutarak geçinen kimse. * Palmiyelerde çiçeklerin dibinin çevresindeki telli kı n.

ağ da yapmak * vücuttaki fazla tüyleri ağ da ile almak, temizlemek. ağ dacı *Ş eker, tatlı ve helva yap ı mı nda ağ da hazı rlayan iş çi. * Ağ da ile vücuttaki fazla tüyleri veya kı lları temizlemeyi meslek edinmiş kimse.

ağ dalanma * Ağ dalanmak iş i. ağ dalanmak * Ağ da durumuna gelmek, ağ dala ş maya ba ş lamak. * Ağ da bulaş mak. ağ dalaş ma * Ağ dalaş mak durumu. ağ dalaş mak * Ağ da durumuna gelmek, ağ dalanmak. * (sohbet) Tam tadı na varı lı r durum almak, koyula ş mak. ağ dalaş tı rma * Ağ dalaş tı rmak i ş i. ağ dalaş tı rmak * Ağ da durumuna getirmek. ağ dalı * Ağ dalanmı ş . * (deyiş için) Bilinmeyen kelimelerle, anlaş ı lmas ı güç, dolambaçl ı cümlelerden oluş an. * Karmaş ı k. * Pekmez yapmaktan baş ka iş e yaramayan üzüm. * Ağ dı rmak i ş i.

ağ dalı k ağ dı rma

ağ dı rmak

* Ağ ması na sebep olmak. * Aş ağ ı inmek, yük veya terazide denge bozularak bir yan ı ağ ı r gelmek.

ağ ı

* Organizmaya girince kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarı na göre canlı yı öldürebilen madde, zehir. ağ ı ağ acı * Zakkum. ağ ı çiçeğ i * Zakkum. ağ ı gibi * acı veren, çok etkileyen. * çok sert, keskin. ağ ı otu * Baldı ran. ağ ı l * Koyun ve keçi sürülerinin gecelediğ i, çit veya duvarla çevrili yer. * Bazı yı ldı zları n, özellikle ayı n çevresinde görülen geniş ve ayd ı nl ı k teker, ayla, hale. * Bazı görüntülerdeki çok ı ş ı klı cisimleri çevreleyen ı ş ı klı teker. * Ağ ı verme, zehirleme. ağ ı lamak * Ağ ı vermek, zehirlemek. * (bir ş eye), Ağ ı katmak.

ağ ı lama

ağ ı land ı rma * Ağ ı landı rmak iş i. ağ ı land ı rmak * Ağ ı lı duruma getirmek. ağ ı lanma * Ağ ı lanmak iş i.

ağ ı lanmak * Bilmeden veya farkı nda olmadan zehirli bir ş ey yemek veya içmekle zehirlenmek. ağ ı laş ma * Ağ ı laş mak durumu.

ağ ı laş mak * Ağ ı lı duruma gelmek. ağ ı lda oğ lak doğ sa ovada otu biter * Tanrı her yarattı ğ ı nı n rı zkı nı verir. ağ ı lı *İ çinde ağ ı bulunan, zehirli. ağ ı lı böcek * Kı n kanatl ı lardan, baş ka böcekleri yemesi bak ı mı ndan yararlı bir böcek. (Carabus). ağ ı llanma * Ağ ı llanmak durumu.

ağ ı llanmak * Toplanı p bir arada durmak. * Çevresinde ağ ı l denen hale oluş mak, halelenmek. ağ ı m ağ ı mlı * Ayağ ı n üstündeki tümsek yer. * Üstü aş ı rı tümsek olan (ayak).

ağ ı na dü ş ürmek * tuzağ ı na dü ş ürmek. ağ ı nma * Ağ ı nmak iş i. ağ ı nmak ağ ı r * (hayvan) Yere yatı p yuvarlanmak. * Tart ı da çok çeken, hafif kar ş ı tı . * Davranı ş lar ı yavaş olan. * Değ eri çok olan, gösteriş li. * Çapı , boyutlar ı büyük. * Çetin, güç. * Tehlikeli, korkulu, vahim. * Sı kı nt ı veren, bunalt ı cı . * Dokunaklı , insanı n gücüne giden, k ı rı cı . * Yavaş . * Ağ ı rbaş lı , ciddî. * (koku için) Keskin, boğ ucu. * (yiyecek için) Sindirimi güç. * Yoğ un. * (uyku için) Uyanı lmas ı güç, derin. * Kı sı k, alçak. * Güç iş iten, sağ ı r. * Ağ ı r siklet. * Acele etmeden. * Fazlası yla.

ağ ı r ağ ı r

ağ ı r aksak yürümek (veya gitmek) * pek yavaş olarak. ağ ı r almak * bir iş te yavaş davranmak. ağ ı r araç ağ ı r ayak * Ağ ı r vası ta. * Doğ urması yakı n (gebe kad ı n).

ağ ı r basmak * ağ ı rl ı ğ ı fazla gelmek. * bir iş te gücü ve etkisi üstün gelmek. ağ ı r basmak * gücü, etkisi veya özelliğ i daha üstün ve belirgin olmak. * bir iş te gücü ve etkisi üstün gelmek.

ağ ı r basmak * bir kimse kâbusa uğ ramak. ağ ı r canl ı * Çok yavaş iş yapan, çevik olmayan. * Varlı ğ ı sı kı ntı veren sevimsiz. * Tembel. * Gebe (kadı n). ağ ı r canl ı lı k * Hareketlerin yavaş olması , hı mbı ll ı k, tembelce davranı ş biçimi. ağ ı r ceza * Ağ ı r hapis ve beş yı ldan yukarı olan hapis cezaları .

ağ ı r çekmek * tartı da a ğ ı r gelmek. ağ ı r durmak * ciddî, ağ ı rbaş lı , oturaklı , soğ ukkanlı hareket etmek. ağ ı r elli * Bkz. eli ağ ı r. ağ ı r ellilik * Eli ağ ı r olma durumu. ağ ı r ezgi * Çok ağ ı r, yavaş yavaş , ahenkli.

ağ ı r gelmek * gücüne gitmek, onuruna dokunmak. * yapı lmas ı güç gelmek. ağ ı r hapis cezası * 2-24 yı l veya ömür boyu hapis cezası . ağ ı r hastalı k * Ölümle sona erebilecek gibi olan hastalı k. ağ ı r hidrojen * Döteryum. ağ ı r iş * Büyük tehlikeler yaratan ve fazla güç isteyen her türlü iş .

ağ ı r iş itmek (veya duymak) * kulakları iyi iş itmemek, kulakları az iş itmek. ağ ı r kaçmak * gücendirici olmak. ağ ı r kayba u ğ ramak * maddî ve manevî büyük zarar görmek. ağ ı r kayı p * (savaş , deprem, sel gibi do ğ al afetlerde) Büyük kayı p. * Maddî zarar. ağ ı r küre * Yer yuvarlağ ı nı n, yoğ unluğ u ve katı lı ğ ı çok olan bölümü, barisfer.

ağ ı r ol!

* ciddî, ağ ı rbaş lı , so ğ ukkanl ı , sab ı rl ı ol!. * acele etme, yavaş ol!.

ağ ı r oturmak * uslu durmak. ağ ı r para cezası * Bazı suçlara göre takdir edilen para cezası . ağ ı r sanayi * Üretim araçları yapan sanayi. ağ ı r satmak * nazlanmak, gönülsüz davranmak. ağ ı r sı klet * Bazı spor dalları nda yarı ş macı lar ı n ağ ı rlı ğ ı ile sı nı rlandı rı lan kategori, baş ağ ı rl ı k. ağ ı r söylemek * acı , dokunaklı , sözler söylemek. ağ ı r söz ağ ı r su * Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaş latı cı sı olarak kullan ı lan, içinde hidrojen atomları yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluş an su (DO). ağ ı r top * Güçlü, ünlü, tanı nmı ş kimse. ağ ı r uyku * Uyanı lmas ı güç, derin uyku. * Kiş inin onuruna dokunan, dayanı lmas ı güç söz.

ağ ı r vası ta * Motoru, ağ ı r yük veya birden fazla römork taş ı mak amacı yla güçlendirilmiş kamyon ve benzeri araç. ağ ı r vası ta ehliyeti * Ağ ı r vası ta sürücülerine verilen kullanma belgesi. ağ ı r yağ * Kalı n yağ . ağ ı rba ş lı * Davranı ş lar ı ölçülü, olgun (kimse), vakur, ciddî. ağ ı rba ş lı lı k * Ağ ı rbaş lı olma durumu, vakar, ciddiyet. ağ ı rca ağ ı rdan * Ağ ı r olarak. ağ ı rdan almak * bir iş i gereken süre içinde bitirmemek. * bir iş i gönülsüz, isteksiz yapmak, geciktirmek. ağ ı rkanl ı * Oldukça ağ ı r.

* Hippokrates'in ortaya attı ğ ı ağ ı r canlı lı k, soğ ukluk, kolayca duygulanmayı ş gibi nitelikleri kendinde toplayan kiş ilik tipi. * Bkz. ağ ı r canl ı . ağ ı rkanl ı lı k * Ağ ı rkanlı olma durumu. ağ ı rlama * Ağ ı rlamak iş i, ikram, izaz. * Gelin veya güvey karş ı lanı rken çalı nan k ı vrak bir hava.

ağ ı rlamak * Konuğ a saygı göstererek onun her türlü rahat ı nı , ihtiyacı nı sa ğ lamak, ikram etmek, izaz etmek. ağ ı rlanma * Ağ ı rlanmak iş i. ağ ı rlanmak * Ağ ı rlamak iş ine konu olmak. ağ ı rla ş ma * Ağ ı rla ş mak durumu.

ağ ı rla ş mak * (hava) Sı kı cı ve bunaltı cı bir durum almak, bozulmak. * (hasta için) Tehlikeli duruma gelmek, fenalaş mak. * Yavaş lamak. * (gebe kadı n için) Do ğ urmas ı yaklaş mak. * Ağ ı rbaş lı olmak. * (yiyecek) Bozulmaya yüz tutmak. * Güçleş mek, zorla ş mak. * (organ için) Görevini yapamaz duruma gelmek. ağ ı rla ş tı rma * Ağ ı rla ş tı rmak i ş i. ağ ı rla ş tı rmak * Bir ş eyin a ğ ı rla ş ması na yol açmak. ağ ı rlatma * Ağ ı rlatmak iş i.

ağ ı rlatmak * Ağ ı rlamak iş ini yaptı rmak. ağ ı rl ı ğ ı nca altı n değ mek * çok değ erli olmak. ağ ı rl ı ğ ı nı (ortaya) koymak * kimliğ ini ve ki ş iliğ ini kabul ettirmek. ağ ı rl ı k * Ağ ı r olma durumu. * Değ erli olma durumu. * Ağ ı rbaş lı lı k. * Tehlikeli olma durumu. * Sı kı nt ı lı , bunaltı cı durum. * Orduda bir birliğ in cephane, yiyecek ve eş ya yükleri. * Çeyizini düzmek için güveyin geline verdiğ i para, kalı n. * Uyuş ukluk ve gevş eklik durumu. * Uykuda iken gelen ve insana boğ ulur gibi bir duygu veren durum. * Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluş turduğ u bile ş ke.

* Takı . * Yük, külfet. * Sorumluluk. * Etki, yetki, baskı , güçlük. * Dikkati ve önemi bir ş ey üzerinde yoğ unlaş tı rmak. * Terazilerde tartma iş i yapı lı rken bir kefeye konulan nesne. * Değ erlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağ an ı n üzerinde ve belli oranda, fazladan bir değ er tanı nması . ağ ı rl ı k basmak (veya çökmek) * gevş eklik ve uyku gelmek. * (uykuda) sı kı ntı lı duruma girmek. * Ağ ı r bir hava kaplamak, sessizlik olu ş mak. ağ ı rl ı k merkezi * Bir cismin bütün noktaları na ayrı ayrı etki yapan yer çekimi kuvvetlerinden oluş mu ş tek kuvvet durumundaki bile ş kenin uygulama noktas ı . * Bir iş in en önemli bölümü. ağ ı rl ı k olmak * birine yük olmak, kendi masrafı nı baş kası na çektirmek, s ı kı ntı vermek. ağ ı rl ı klı (değ er). ağ ı rsama * Ağ ı rsamak hareketi. ağ ı rsamak * Birine karş ı soğ uk davranarak sı kı ntı verdiğ ini anlatmak. * Bir iş i yavaş yapmak, önemsememek, ilgilenmemek. * Bir iş i ağ ı r bulmak, yük saymak, yüksünmek. ağ ı rş ak * Yün, iplik eğ irilen i ğ i ağ ı rla ş tı rmak için alt ucuna geçirilen yar ı m küre biçiminde, ortas ı delik a ğ aç veya kemik parça. * Teker biçiminde yassı nesne, kurs. ağ ı rş aklanma * Ağ ı rş aklanmak iş i veya durumu. ağ ı rş aklanmak * Çı banda veya (ergenlik sı rası nda) memede ağ ı rş ak biçiminde bir tümsek oluş mak. ağ ı ş * Ağ mak iş i veya biçimi. * (su buharı nı n ve baş ka gazlar ı n) Yerden havaya doğ ru çı kı ş ı , yağ ı ş karş ı tı . * Değ erlendirmelerde, herhangi bir konu veya evreye olağ an ı n üzerinde ve belli bir oranda, fazladan tanı nan

ağ ı t

* Ölen bir kimsenin gençliğ ini, güzelliğ ini, iyiliklerini, değ erlerini, arkada bı raktı kları nı n acı lar ı nı veya büyük felâketlerin ac ı lı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazı lan yaz ı , sa ğ u, mersiye. * Ağ lama, gelin olan bir kı zı n arkas ı ndan meziyetlerini sayı p dökerek a ğ lama. ağ ı t yakmak (veya tutturmak) * ağ ı t söylemek, ağ ı t düzmek. ağ ı tçı ağ ı tçı lı k * Ölüye ağ ı t söylemek için para ile getirilen kimse, sağ ucu. * Ağ ı tçı nı n iş i veya mesle ğ i.

ağ ı tlama ağ ı z boş luk.

* Ölmüş leri anmak için düzenlenen törende okunan övgü. * Yüzde, avurtlarla iki çene arası nda, ses çı karmaya, soluk alı p vermeye ve besinleri içine almaya yarayan * Bu boş luğ un dudakları çevreledi ğ i bölümü. * Kapları n veya içi bo ş ş eylerin aç ı k yan ı . * Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğ ü yer, munsap. * Koy, körfez, liman, yol gibi yerlerin açı k yan ı . * Birkaç yolun birbirine kavuş tuğ u yer, kavş ak. * Kesici aletlerin keskin yanı . * Bir dilin sı nı rlar ı içinde, bölgelere ve s ı nı flara göre de ğ iş en söyleyi ş özelliğ i. * Birini yanı ltmak, kandı rmak amac ı yla dolambaçlı birtakı m sözler söyleme özelli ğ i. * Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. * Bazen "kez" anlam ı na gelir. * Üslûp, ifade özelliğ i. * (tehlikeli ş eyler için) Pek yakı n yer.

ağ ı z

* Yeni doğ urmuş memelilerin ilk sütü.

ağ ı z açmak * söz söylemek, konuş mak. * azarlamak, paylamak. ağ ı z açmamak * tek bir söz olsun söylememek, susup kalmak. ağ ı z açtı rmamak * çok konuş arak baş kaları nı n söz söylemesine, konuş ması na engel olmak. ağ ı z ağ ı za * ağ zı na kadar, tamamen. ağ ı z ağ ı za vermek (veya konuş mak) * iki kiş i birbirine pek yakı n durarak baş kalar ı iş itmeyecek biçimde konuş mak. ağ ı z alı ş kanlı ğ ı * Çok söylendi ğ i için bir sözü s ı k sı k kullanma durumu. ağ ı z aramak (veya yoklamak) * öğ renmek istenilen ş eyi söyletecek yolda dil kullanmak. ağ ı z birliğ i * Bir konuda anlaş arak aynı biçimde konuş ma, söz birliğ i. ağ ı z birliğ i etmek * bir konuda anlaş arak aynı ş ekilde konuş mak, söz birliğ i etmek. ağ ı z birliğ i etmek * bir konuda anlaş arak aynı biçimde konuş mak, söz birliğ i etmek. ağ ı z burun birbirine karı ş mak * dayak yeme sonunda yüzü, yara bere içinde kalmak. * yüzde aş ı rı öfke, üzüntü, yorgunluk gibi durumlar ı n izleri görünmek. ağ ı z dalaş ı * Ağ ı z kavgası , karş ı lı klı atı ş ma, bağ rı ş ma, dil dalaş ı . ağ ı z değ iş ikli ğ i

* Yemeğ in çe ş idinde de ğ iş iklik. ağ ı z değ iş tirmek * önce söylediğ ini baş ka türlü anlatmak. ağ ı z dil vermemek * hiç konuş mamak, susmak. ağ ı z dolusu * Ağ zı n alabilece ğ i kadar. * (küfür için) Birbiri ardı nca, birçok. ağ ı z kâhyas ı * Birinin söyleyeceğ i sözlere karı ş an kimse. ağ ı z kalabalı ğ ı * Birbirini tutmayan gereksiz sözler. ağ ı z kalabalı ğ ı na getirmek * birini gereksiz sözler söylemek yolu ile ş aş ı rtmak. * söz söyleme becerisine sahip olma. ağ ı z kavaf ı * Karş ı sı ndakini kandı rmak için gerekli gereksiz çok söz söyleyen. ağ ı z kavgası * Karş ı lı klı ağ ı r sözler söyleyerek yapı lan çekiş me, at ı ş ma, dil kavgası . ağ ı z kokusu * Bir kimsenin çekilmez davranı ş ları , istekleri, sözleri. ağ ı z kullanmak * duruma, ortama göre söz söylemek, sözünü amacı na göre de ğ iş tirmek. ağ ı z niş anı * Yalnı z sözle yapı lan niş anlanma. ağ ı z satmak * yüksekten atarak kendini övmek. ağ ı zş akas ı * Sözle yapı lan ş aka. ağ ı z tad ı * (ailede veya toplumda) Dirlik düzenlik, iyi geçinme veya rahatlı k. ağ ı z tad ı yla * huzurla, rahatlı k içinde, içine sine sine, lezzetini duyarak. ağ ı z tamburas ı çalmak * sözle avutmaya, oyalamaya çalı ş mak. ağ ı z tatsı zlı ğ ı * Bir topluluk içindeki geçimsizlik, huzursuzluk. ağ ı z tı kamak * konuş ma imkânı vermemek. ağ ı z tüfeğ i * Mermileri ş iddetle üflenerek f ı rlat ı lan bir çeş it tüfek taslağ ı . ağ ı z tütünü

* Keyif için ağ ı zda çi ğ nenen bir tür tütün. ağ ı z ünlüsü * Geniz yoluna kaymadan çı kan ünlü, a ğ ı zsı l ünlü. ağ ı z yapmak * birini kandı rma, yan ı ltma amacı yla duyguları nı , düş üncelerini olduğ undan baş ka türlü gösterecek biçimde konu ş mak. ağ ı z yaymak * açı k ve dürüst konu ş maktan kaçı nmak. ağ ı z yer, yüz utanı r * armağ an alan, armağ anı verenin isteğ ini yerine getirmeye çal ı ş ı r. ağ ı z yoklamak * Bkz. ağ ı z aramak. ağ ı zda dağ ı lmak * (genellikle hamur iş i için) iyi piş miş ve lezzetli olmak. ağ ı zda sakı z gibi çiğ nemek * bir söz veya düş ünceyi sı k sı k tekrarlayı p durmak. ağ ı zdan * Yazı lı olmayarak, sözle, sözlü, ş ifahî.

ağ ı zdan ağ ı za * Herkes birbirine söyleyerek. ağ ı zdan ağ za dolaş mak (veya geçmek) * herkes birbirine söylemek. ağ ı zdan burun yak ı n, kardeş ten karı n yakı n * "insanı n kendi yararı her ş eyden önemlidir" anlamı nda kullanı lı r. ağ ı zdan dolma * (top veya tüfek için) Namlusu ağ zı ndan doldurulan. ağ ı zdan kapmak * baş kalar ı ndan dinlemek yolu ile yar ı m yamalak birtakı m bilgiler edinmek. ağ ı zlama * Ağ ı zlamak iş i. ağ ı zlamak * Bir iş i kolaylamak. * Bir parçayı yuvas ı na geçirmek için önce yuvan ı n ağ zı nı ayarlamak. * Bir boğ az ı n veya bir limanı n ağ zı nı ortalamak. ağ ı zlara sakı z olmak * herkesin diline düş mek. ağ ı zla ş ma * Ağ ı zlaş mak iş i veya durumu. ağ ı zla ş mak *İ ki kan damarı , birbiri içine açı lmak. ağ ı zl ı * Ağ zı herhangi bir biçimde olan.

ağ ı zl ı k

* Bir ucuna sigara takı lan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. * Nefesli çalgı larda ağ za gelen yer. * Yemiş küfelerinin üzerine yaprakl ı dallarla yapı lan kapak. * Kuyu bileziğ i. * Su tesisatı nda su alı p vermeye yarayan vanalı uç. * Hayvanı nı sı rması na, zararlı bir ş ey yemesine engel olmak için ağ zı na tak ı lan tel, deri gibi kafes. * (dokumacı lı kta) Çözgünün açı lı p kapandı ğ ı ve içinde mekiğ in geçtiğ i yer. * Telefon ve benzeri cihazlarda ağ za yaklaş tı rı lan bölüm. * Bir ş eyin ba ş lad ı ğ ı yer. * Huni.

ağ ı zl ı kçı * Ağ ı zlı k yapan veya satan kimse. ağ ı zotu ağ ı zsı l * Ağ ı zla ilgili. ağ ı zsı l ünlü * Bkz. ağ ı z ünlüsü. ağ ı zsı z * Ağ zı olmayan. * Yumuş ak huylu, sessiz. * Topları ateş lemek için falyaya konulan ve barutun patlaması na sebep olan madde.

ağ ladı ağ layacak * ağ lamak üzere olan. ağ lama ağ lamak * Üzüntü, acı , sevinç, pi ş manlı k aldanma vb.nin etkisiyle göz yaş ı dökmek. * Ağ aç budandı ğ ı nda kesilen yerlerden besi suyu veya öz su akmak. * Sı zlanmak, yakı nmak. * Bir duruma karş ı üzüntü duymak. ağ lamak para etmez * üzülmenin yararı olmaz. ağ lamaklı * Ağ lar gibi olan, üzüntülü. ağ lamaklı olmak * ağ layacak duruma gelmek. ağ lamalı * Ağ lar gibi olan, ağ layacak gibi. * Acı ma duygusu uyandı racak hâlde, sı zlamal ı . ağ lamayan çocuğ a meme vermezler * hakkı nı araması nı bilmeyen kimsenin i ş i görülmez. ağ lamsı ağ lanma * Ağ layacak gibi, ağ lamalı . * Ağ lanmak iş i. * Ağ lamak iş i.

ağ lanmak * Ağ lamak iş i yapı lmak. ağ lantı * Hafif hafif ağ lama.

ağ lar gözden, sahte sözden kendini sakı n * "kendini acı ndı ranlardan kork" anlamı nda kullanı lı r. ağ laş ma ağ laş mak * Ağ laş mak iş i. * Birlikte ağ lamak. * Sı zlanmak.

ağ lata ağ lata * Sürekli ağ latarak, devamlı eziyet ederek, üzerek. ağ latı ağ latı cı * Ağ lamaya yol açan. ağ latı ş ağ latma ağ latmak * Ağ latmak iş i veya biçimi. * Ağ latmak iş i. * Ağ laması na yol açmak. * Trajedi.

ağ laya ağ laya * Ağ layarak. ağ layanı n malı gülene hayretmez * birinden haksı z olarak alı nan malı n onu alana yararı olmaz. ağ layı cı ağ layı ş ağ lı * Ağ ı bulunan. ağ ma * Ağ mak iş i. * Akan yı ldı z, ş ahap. * Sarkmak, aş ağ ı ya inmek, e ğ ilmek, meyletmek. * Yükselmek, yukarı çı kmak. * Koyun ve keçi baş ı na alı nan vergi, sayı m vergisi. * Ağ namak i ş i. * Ölünün ardı ndan ağ lamak için para ile tutulan kimse, ağ ı tçı , yasçı . * Ağ lamak iş i veya biçimi.

ağ mak

ağ nam ağ nama

ağ namak

* (hayvan) Yere yatı p yuvarlanmak.

ağ namcı * Ağ nam vergisi toplayan kimse. ağ raz ağ rı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan sürekli ve ş iddetli acı . ağ rı kesici * Acı yı , sı zı yı dindirici (ilâç). ağ rı kesimi * Ağ rı duyusunun kendiliğ inden veya tedavi sonucu yok olması , analjezi. ağ rı sı zı * Rahatsı zlı k veren acı , sanc ı . ağ rı kesen * Ağ rı duyusunu ortadan kald ı ran, dindiren (ilâç vb.), analjezik. ağ rı larda göz a ğ rı sı , her kiş inin öz ağ rı sı * herkesi en çok ilgilendiren ş ey kendi derdidir. ağ rı lı ağ rı ma * Ağ rı yan, ağ rı sı olan. * Ağ rı mak i ş i. * Memeli hayvanlarda görülen ara konakçı kenelerin bulaş tı rdı ğ ı ağ rı ma asalakları ndan ileri gelen hastalı k. * Kötü niyet ve düş manlı klar.

ağ rı ma asalakları * Omurgalı lardan alyuvar asala ğ ı olarak yaş ayan türlü biçimlerdeki sporlular toplulu ğ u. ağ rı mak * (vücudun bir yeri) Ağ rı lı olmak. ağ rı na gitmek * onuruna dokunmak veya gücüne gitmek. ağ rı sı tutmak * (gebe kadı n için) doğ um sancı ları baş lamak. * (hasta bir organ) ağ rı maya ba ş lamak. ağ rı sı z * Ağ rı sı olmayan. * Ağ rı vermeden. * Dertsiz, tasası z.

ağ rı sı z baş ı na ka ş bast ı bağ lamak * kendine gereksiz yere iş çı karmak. ağ rı tma ağ rı tmak * Ağ rı tmak iş i. * Ağ rı mas ı na yol açmak.

ağ sı ağ u

* Ağ görünüş ünde olan, ağ gibi örülmüş olan. * Ağ ı .

ağ ulamak * Ağ ulamak. ağ ustos * Yı lı n 31 gün süren sekizinci ayı .

ağ ustos böceğ i * Eş kanatlı lardan, erkeğ i yazı n karnı nı n altı ndaki özel bir organdan kesik ve sürekli ses çı karan bir böcek, orak böceğ i (Cicada plebeja). ağ ustos böcekleri * Genç sürgünlerden öz su emerek tarı m ve orman bitkilerine zarar veren birçok türün bulunduğ u eş kanatlı lar familyası . ağ yar * Baş kalar ı , yabancı lar, eller.

ağ za alı nmaz (veya a ğ za alı nmayacak) * söylenmesi ayı p, çirkin (söz, küfür). ağ za almamak * anmamak, sözünü etmemek. ağ za düş mek * dedikodu konusu olmak. ağ za koyacak bir ş ey * yiyecek bir ş ey. ağ za tat, boğ aza feryat * (yiyecek için) miktarı çok az olan. ağ zı açı k *Ş aş kı n, alı k, bön. * Hayranlı kla, büyülenmiş olarak. ağ zı açı k (veya ağ zı bir karı ş aç ı k) kalmak * çok ş aş ı rmak, ş aş akalmak. ağ zı açı k ayran delisi (veya budalas ı ) * yeni gördüğ ü her ş eye ş aş kı nl ı kla bakan, ş aş ı ran. * saf, bön. ağ zı bir * Söz birliğ i etmiş .

ağ zı bozuk * Sövmeyi alı ş kanlı k edinmiş olan, küfürbaz. ağ zı burnu yerinde * oldukça güzel, yakı ş ı klı . ağ zı çiriş çanağ ı na dönmek * ağ zı kuruyup acı laş mak. ağ zı dili bağ lanmak

* herhangi bir sebeple konuş amaz olmak. ağ zı dili kurumak * herhangi bir sebeple tükürük az olmak. ağ zı dili tutulmak * beklenmedik bir durum karş ı sı nda heyecanlanmak, hayranl ı k duymak. ağ zı dolu dolu konuş mak * heyecanlı söz söylemek. ağ zı gevş ek * Sı r saklamaz, sı r tutmaz. ağ zı havada * çevresindekilerden habersiz, alı k, ş aş kı n. ağ zı kalabalı k * Birbirini tutmayan sözler söyleyen, yerli yersiz çok konuş an, boş boğ az. ağ zı kara * Kara haber vermekten hoş lanan, ş om a ğ ı zl ı . * Bir yerde konuş ulanı veya yapı lanı duyup görmesi istenilmeyen (kimse).

ağ zı kenetli * Sı r tutan, sı r saklayan (kimse). ağ zı kilitli * Dudakları beyaz (at). * Sı r saklayan. ağ zı kulakları na varmak * çok sevinmek. ağ zı kulakları nda * çok sevinçli, mutlu. ağ zı kurumak * bir konuyu çok söylemek sebebiyle, ondan b ı kmak. * içecek ihtiyacı duymak. ağ zı kurusun * felâket dileğ inde bulunanlara karş ı kullanı lan bir ilenme. ağ zı lâf (veya lâk ı rdı ) yapmak * kolay konuş ma yeteneğ i olmak. * inandı rı cı söz söyleme yeteneğ i olmak. ağ zı oynamak * bir ş eyler yemek. * konuş mak. ağ zı pek ağ zı pis * Sı r vermeyen, ketum. * Sövmeyi huy edinmiş olan.

ağ zı sı kı * Bkz. ağ zı pek. ağ zı sulanmak

* imrenmek. ağ zı süt kokmak * çok genç ve toy olmak. ağ zı teneke kaplı (olmak) * çok sı cak veya çok acı ş eyleri kolayl ı kla içebilen veya yiyebilenler için ş aka yollu söylenir. ağ zı torba değ il ki büzesin * herkesin dedikodu yapması nı n önüne geçilemeyeceğ ini anlatı r. ağ zı var, dili yok * pek sessiz, kendi hâlinde. * konuş mayan, derdini anlatamayan. ağ zı varmamak * söylemeye, açı klamaya gönlü elvermemek. ağ zı yanmak *oş eyden büyük zarar görmek. ağ zı na (veya diline) kira istemek * söylemesi beklenen ş eyi söylemekte nazlı davranmak. ağ zı na (veya diline) sa ğ lı k * bir sözü yerinde söyleyen kiş ilere söylenir. ağ zı na (veya önüne) bir kemik atmak * birini küçük bir çı kar göstererek susturmak. ağ zı na abdestle almak * o kiş iyi anarken çok saygı lı davranmak. ağ zı na almak * söylemek. ağ zı na almamak * adı nı ağ zı na almamak. ağ zı na almamak * söz konusu etmemek, anmamak, söylememek. ağ zı na atmak * yemek için ağ za koymak. ağ zı na bakakalmak * sözlerine hayran olmak. ağ zı na bakt ı rmak * kendini zevk ile dinletmek. ağ zı na bir parmak bal çalmak * birini tatlı sözlerle veya çeş itli hediyelerle bir süre için kandı rmak, oyalamak. ağ zı na bir ş ey (veya bir çöp) koymamak * hiçbir ş ey yememek. ağ zı na bir zeytin verir, altı na (veya ardı na) tulum tutar. * yaptı ğ ı küçük iyiliklere kar ş ı lı k büyük ç ı kar bekler. ağ zı na burnuna bulaş tı rmak * bir iş i beceremeyip berbat etmek, bozmak.

ağ zı na dü ş mek * çok yaygı n olarak bilinip konuş ulmak. ağ zı na etmek * haddini bildirmek. ağ zı na geldiğ i gibi * önünü sonunu düş ünmeden. ağ zı na geleni söylemek * nezaket dı ş ı na çı karak ağ ı r ve kı rı cı sözler söylemek. * çok ve düş üncesizce konuş mak. ağ zı na gem vurmak * susturmak, söyletmemek. ağ zı na kadar * boş yeri kalmayacak biçimde. ağ zı na kilit takmak (veya vurmak) * susturmak. ağ zı na koymamak * yememek veya içmemek. ağ zı na lây ı k * bir yiyeceğ in tadı anlatı lı rken "sen de yesen, beğ enirsin" anlam ı ile söylenir. ağ zı na sakı z olmak * dedikodusuna konu olmak. ağ zı na sürmemek * bir ş eyden hiç yememek. ağ zı na ta ş almı ş * söze karı ş mayı p susanlar için kullanı lı r. ağ zı na t ı kamak * susturmak, fazla konuş ması na engel olmak. ağ zı na tükürmek * birini küçültmek üzere küfür olarak kullanı lan uygunsuz sözler sarf etmek. * birine benzemek. ağ zı na verilmesini beklemek (veya istemek) * çalı ş mayı p, iş lerinin baş kaları taraf ı ndan yapı lmas ı nı beklemek. ağ zı na vur, lokması nı al * yumuş ak huylu kimseye her istenileni kolaylı kla yaptı rabilme anlamı nda bir atasözüdür. ağ zı na yak ı ş mamak * söylemesi ayı p kaçmak, uygun düş memek, yakı ş ı k almamak. ağ zı nda bakla ı slanmamak * hiç sı r saklamamak. ağ zı nda bı rakmak * Bkz. lâf ağ zı nda kalmak. ağ zı nda büyümek * sevmediğ inden veya içi almadı ğ ı ndan yutamamak.

ağ zı nda gevelemek * açı kça söylememek. ağ zı nda yaş kalmamak * bir düş üncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak. ağ zı ndan * birisinden dinleyerek. * adı na.

ağ zı ndan baklay ı çı karmak * Bkz. baklayı ağ zı ndan çı karmak. ağ zı ndan bal akmak * çok tatlı konuş mak. ağ zı ndan çı kanı (veya çı kan sözü) kula ğ ı duymamak (iş itmemek) * sözlerini tartmadan söylemek. ağ zı ndan çı kmak * bir sözü istemeden, farkı na varmadan söylemek, söylemi ş bulunmak. ağ zı ndan çı t çı kmamak * hiçbir ş ey söylememek. ağ zı ndan dirhemle ç ı kmak * çok az konuş mak. ağ zı ndan dökülmek * açı kça söylemekten çekindiğ iş ey, konuş ması ndan belli olmak. ağ zı ndan dü ş memek (veya düş ürmemek) * her zaman sözünü etmek. ağ zı ndan girip burnundan çı kmak * türlü yollara baş vurarak birini bir ş eye razı etmek, kandı rmak. ağ zı ndan hayı r çı kmazsa bari ş er söyleme * "lehte konuş muyorsun, bari aleyhte de konuş ma" anlam ı nda kullanı lı r. ağ zı ndan kaç ı rmak * istemediğ i hâlde boş bulunup söyleyivermek. ağ zı ndan kapmak * birinin bildiğ iş eyleri, ustalı klı konu ş malarla ona sezdirmeden öğ renmek. * birinin konuş ması nı keserek kendi söze ba ş lamak. ağ zı ndan lâkı rd ı (veya lâf) almak (veya çekmek) * karş ı sı ndakini konuş turarak birtakı m gizli ş eyleri öğ renmek. ağ zı ndan lokmas ı nı almak * birinin hakkı olan ş eyi ondan almak. ağ zı ndan yel alsı n * ağ zı nı hayra aç. ağ zı nı (veya çenesini) tutmak * boş boğ azl ı k etmemek. * kötü söz söylememe. * bir konuda arzu edilmeyen düş üncelerin aç ı ğ a çı kması nı bir ş ekilde önlemek.

ağ zı nı açaca ğ ı na gözünü aç * dikkatsiz kiş ileri uyarmak için "dikkatli ol uyan ı k ol!" anlam ı nda kullanı lı r. ağ zı nı açı p gözünü yummak * öfke ile, sonunu düş ünmeden ağ zı na gelen bütün ağ ı r sözleri söylemek. ağ zı nı açmak * konuş maya ba ş lamak. * ağ ı r sözler söylemeye ba ş lamak. * alı k al ı k bakmak. ağ zı nı açmamak * hiçbir söz söylememek, ses çı karmamak. ağ zı nı aramak (veya yoklamak) * Bkz. ağ ı z aramak. ağ zı nı bı çak açmamak * üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak. ağ zı nı bozmak * kaba sözler söylemek, küfretmek. ağ zı nı burnunu çar ş amba çanağ ı na (veya pazarı na) çevirmek * kı rı p parçalamak, dövmek. ağ zı nı burnunu dağ ı tmak * birinin yüzüne ş iddetle tokat, yumruk indirmek. ağ zı nı dilini bağ lamak * birini konuş amaz duruma getirmek. ağ zı nı havaya (veya poyraza) açmak * umduğ unu elde edememek. ağ zı nı hayra aç! * kötü ihtimaller söz konusu edildiğ inde gerçekle ş memesi dileğ i ile söylenir. ağ zı nı hayra açmak * Bkz. ağ zı nı hayra aç!. ağ zı nı kapamak * kendisine ç ı kar sağ layarak bir kimseyi susturmak. ağ zı nı kapamak (veya kilitlemek) * susmak, bir ş ey söylemek istememek. ağ zı nı kiraya vermek * kendini de ilgilendiren bir konuda düş üncesini söylememek. ağ zı nı koklamak * niyetini ve durumunu öğ renmek. ağ zı nı kullanmak (veya satmak) * birinin söylediklerini kendi düş üncesi gibi göstermeye çal ı ş mak. ağ zı nı mühürlemek * konuş mamak, susmak. ağ zı nı öpeyim (veya seveyim) * sevindirici bir söz söyleyene "ne güzel söyledin" anlamı nda kullanı lı r.

ağ zı nı sı kı (veya pek) tutmak * sı r vermemek. ağ zı nı tı kamak * sözünü kesmek susturmak. ağ zı nı toplamak * söylemekte olduğ u kötü söz veya küfürleri kesmek. ağ zı nı yoklamak * birinin bir ş ey hakk ı nda bildi ğ ini kendisine sezdirmeden söyletmeye çalı ş mak. ağ zı nı n içi yangı n yerine dönmek * ağ zı nı n tad ı bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek. ağ zı nı n içine baktı rmak * sözlerini seve seve ve dikkatli dinletmek. ağ zı nı n içine girmek * çok yanaş mak, iyice sokulmak. * hayranlı kla, büyük bir zevkle seyredip dinlemek. ağ zı nı n kaş ı ğ ı (kalı bı veya lokmas ı ) olmamak * bir ş ey bir kimsenin u ğ ra ş abilece ğ i konulardan olmamak. * bir ş ey, bir kimsenin sözünü edemeyece ğ i kadar de ğ erli olmak. ağ zı nı n kokusunu çekmek * bir kimsenin çekilmez davranı ş ları na katlanmak. ağ zı nı n mührü ile * oruçlu olarak. ağ zı nı n payı nı (veya ölçüsünü) vermek * verilen karş ı lı kla bir kimseyi söylediğ ine veya yaptı ğ ı na piş man etmek. ağ zı nı n perhizi yok * ağ zı na geleni söyler. ağ zı nı n suyu akmak * çok beğ enip istemek, imrenmek. ağ zı nı n tadı bozulmak (veya kaçmak) * bir kimsenin kurulu düzeni dirliğ i bozulmak. ağ zı nı n tadı nı almak *oş eyin acı tecrübesini geçirmiş bulunmak. ağ zı nı n tadı nı bilmek * güzel yemeklerden anlamak. * her ş eyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak. ağ zı nı n tadı nı bilmek * güzel yemeklerden anlamak. * her ş eyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak. ağ zı nı n tadı nı kaçı rmak * bir kimsenin kurulu düzenini bozmak; neş esini, keyfini bozmak. ağ zı yla ku ş tutsa... * ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalı k gösterse. ah

* Sesin tonuna göre piş manlı k, öfke, özlem, beğ enme, sevgi gibi duygular anlatı r. * (a:h) Ağ rı , acı duyulduğ unda söylenir. * (â:h) İ lenme, beddua. ah alan onmaz * "kötülük ettiğ i için beddua alan iflâh olmaz" anlam ı nda kullanı lı r. ah almak * birinin ilenmesini üstüne çekmek.

ah çekmek * derin bir keder veya özlemle içten gelerek ah demek. ah etmek * acı ile içini çekmek. * ilenmek.

ah vah etmek * piş manlı ğ ı nı , üzüntüsünü dile getirmek. ah yerde kalmaz * "kötülük cezası z kalmaz" anlam ı nda kullanı lı r. aha ahac ı k * Dikkati çok yakı n bir noktaya çekmek için kullanı lı r. ahali * Araları nda aynı yerde bulunmaktan baş ka hiçbir ortak nitelik düş ünülmeksizin bir ülkede, ş ehirde veya semtte oturanları n tamamı . * Bir yerde toplanan kalabal ı k, halk. ahar * Hattatları n kâğ ı t cilâlamak için kullandı kları niş asta ve yumurta akı ndan yapı lan özel bir kar ı ş ı m. aharlama * Aharlamak iş i. *İ ş te burada.

aharlamak * Ahar sürmek. aharlı ahbap * Kendisiyle yakı n iliş ki kurulup sevilen, sayı lan kimse. * Seslenme sözü olarak da kullanı lı r. ahbap çavu ş lar * her vakit birlikte görülen ve birbirine çok bağ lı olan arkada ş lar için söylenir. ahbap çı kmak * önceden tanı ş mı ş olmak. ahbap kusuruna bakan ahbaps ı z kalı r * "dostları n ufak tefek kusurları na bakmamak gerekir" anlam ı nda kullanı lı r. ahbap olmak * arkadaş olmak, dostluk kurmak, yakı nlı k kurmak. * Aharı olan, üzerine ahar sürülmüş olan.

ahbapça

* Dostça, içten, teklifsizce.

ahbapl ı ğ a dökmek * yerli yersiz yakı nlı k göstermek. ahbapl ı k * Ahbap olma durumu, ünsiyet. ahbapl ı k etmek * arkadaş lı k etmek, arkadaş ça konu ş mak. ahcar ahç ı * Taş lar. * Aş çı .

ahç ı baş ı * Aş çı baş ı . ahç ı lı k * Aş çı lı k.

ahde vefa (etmek) * (devletler hukukunda) devletlerin, katı ldı klar ı milletler arası antla ş malara uyma zorunluluğ unda olduklar ı nı belirten kural. * sözünde durma. ahdetme * Ahdetmek iş i.

ahdetmek * Bir ş eyi yapmak için kendi kendine söz vermek. * Yemin etmek. ahdî Ahdiatik * Antlaş maya göre olan, antlaş ma gereğ i olan. * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan önceki kutsal kitaplar.

Ahdicedit * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan sonraki kutsal kitaplar. ahengi bozulmak * dirliğ i, düzeni bozulmak. ahenk * Uyum. * Uyuş ma, anlaş ma. * Çalgı lı eğ lence.

ahenk almak * uyumlu hâle gelmek. ahenk kaidesi * Bkz. ünlü uyumu. ahenk kurmak * uyuş ma sağ lamak, anla ş ma sağ lamak.

düzenli. * Eğ lenceli. * Yavaş . ahenksiz * Uyumsuz. ahı mş ahı m * Beğ enilecek. düzensiz. * Eğ lencesiz. ahenk vermek * düzeni. ahı yerde kalmamak * yaptı ğ ı ilenme er geç etkisini göstermek. ahenk tahtas ı * Telli çalgı lardan üzerine teller gerilmi ş bulunan kapak tahtası . ahfat * Torunlar. ahı çı kmak * yaptı ğ ı ilenme etkisini göstermek. ağ ı r ağ ı r. soy.ahenk sa ğ lamak * düzene sokmak. birliğ i sağ lamak. aheste beste * Yavaş yavaş . aheste aheste * Yavaş yavaş . uyumluluk. ahı tutmak * birinin ilenmeleri gerçekleş mek. ahenksizlik * Uyumsuzluk. ahenkle ş tirme * Ahenkleş tirmek iş i. ahenkli * Uyumlu. ahenklilik * Ahenkli olma durumu. ağ ı r. düzensizlik. Ahfe ş 'in keçisi gibi baş ı nı sallamak * söylenen sözü anlamadan kafa sallayarak onaylamak. ahenk yapmak * çalgı lı eğ lence düzenlemek. ahenkle ş tirmek * Ahenk sağ lamak. ahenktar aheste * Ahenkli. usul usul. uyumu sağ lamak. değ er verilecek bir ş ey değ il. ağ ı r ağ ı r. .

Muhammed. çiftçi gibi bütün çal ı ş ma kolları nı içine alan ocak. ahilik ahir * Eli açı k olma durumu. ahı r * Evcil büyük baş hayvanları n barı ndı ğ ı kapalı yer. ahi Ahilik * Cömert. en sonra. ahı r. son olarak. * Sonra. Dünya Savaş ı sonlar ı nda Sovyetler Birli ğ inin de ğ iş ik bölgelerine sürülen Türkler. hayvan damı . * Son zamanlarda. bir hayvan ı ahı ra bağ lamak. * Bkz. Ahı ska Türkleri * Gürcistan'ı n Türkiye sı nı rları na yakı n bölgelerinde yaş amı ş olan. sonraki. Ahi * Ahilik ocağ ı ndan olan kimse. * (halk inanı ş ı na göre) Dünyanı n son günleri. ant. değ er verilecek bir ş ey değ il. ahı ra çekmek * bir sürüyü ahı ra kapamak. zaman. * Devir. * Antlaş ma. * Kökü eski Türk töresinde olan ve Anadolu'da yüksek bir geliş im gösteren esnaf. ahı rlama * Ahı rlamak i ş i. ahiren ahiret ahiretlik ahit * Kendi kendine söz vererek bir iş i üzerine alma. ahı ra çevirmek * bir yeri pis. * Bkz. dağ ı nı k. zanaatçı . *İ nsan ömrünün son y ı lları . ahir zaman peygamberi * Müslümanlarca son peygamber olduğ una inanı lan Hz. ancak 2. . yakı nlarda. ahretlik. ahı rlamak * (hayvan) Ahı rda uzun süre kalı p hamlaş mak.ahı mş ahı m bir ş ey değ il * beğ enilecek. son günlerde. ahret. * Son. sonunda. eli açı k. kı yametin kopmak üzere bulunduğ u günler veya yı llar. cömertlik. bakı msı z. harap duruma getirmek. ahir vakit ahir zaman * Son zaman.

* Kabul etme. ahlâk bilimi * Yarar. . etik. ahitname ahiz * Alma. * Antlaş ma belgesi. * Her ş eyi ahlâk açı sı ndan değ erlendiren kimse. kendine uyulması ahlâk açı sı ndan gerekli olan genel ve geçer kural. ş ehir düzeni için çalı ş an te ş kilât. ahlâkça ahlâkç ı * Ahlâk anlayı ş ı na göre. * Bir toplum içinde kiş ilerin benimsedikleri. kötü gibi sorunları inceleyen. * Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davran ı ş kuralları nı tespit eden ve inceleyen *İ yi nitelikler. bilir bilmez konu ş mak. ahlâk zabı tası * Büyük ş ehir halk ı nı n sosyal ve sağ lı k durumunu koruyan. * Birinin yerine geçenler. reseptör. * Ahlâk konuları nı inceleyen filozof veya bu konularla uğ ra ş an kimse. neyin hayata anlam kazandı rdı ğ ı . iyi. neyin uğ runda sava ş ı lmaya de ğ er. halefler.ahitleş me * Ahitleş mek iş i. ahkâm yürütmek * (bir sözden) kendi anlayı ş ı na göre sonuçlar ç ı karmak. ahlâk d ı ş ı * Töre dı ş ı . ahlâk d ı ş ı cı lı k * Ahlâk bilimine aykı rı davranma. hükümler. kuş aklar. ahitleş mek * Antlaş mak. alı cı . ahkâm kesmek * çekinmeden kesin yargı larda bulunmak. eslâf kar ş ı tı . ahize * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren âlet. ahlâf ahlâk bilim. hangi davran ı ş ı n iyi ve hangisinin kötü olduğ u gibi sorunları kendine konu edinen bilim. ahkâm * Yargı lar. güzel huylar. ahlâk değ erlerine bağ lı lı kla. törelere dayanan bir davranı ş yasası geliş tiren. antla ş ma. uymak zorunda bulundukları davranı ş biçimleri ve kuralları . ahlâk yasas ı * Ahlâk iş lerini belirleyen. ahkâm ç ı karmak * kendi düş üncelerine dayanarak birtakı m yargı lara varmak. anlaş ma.

ahlât ahlât ı erbaa * Bedende bulunduğ u var sayı lan dört öge. doğ ru bilindi ğ i için yapı lması gereken iş ler. törecilik. ahmağ a yüz. ahlâkl ı lı k * Bir insanı n veya bir insan grubunun iyi ve kötü aç ı sı ndan davranı ş biçimi ve ahlâkî dü ş ünüş ü. ahmak . * Ahlâka uygunlukla. kendi kendine yetiş en. ahlama ahlamak ahlat * Ahlamak iş i. moralizm. ahlâkî vazife * Kanunun zorlaması olmaksı zı n. ahlâkl ı * Ahlâk kuralları na bağ lı . bunlara uygun davranan (kimse). yasaları ile uyum içinde olma. ögeler. üzerine armut aş ı lanan ağ aç. ah çeker gibi ses çı karmak. yaban armudu (Pirus piraster). ahlâksı zl ı k etmek * ahlâksı zca davranmak. * Gülgillerden. * Ahlâk kuralları na uymama. *İ ç çekmek. terbiyesiz. * Dürüst davranmayan. * Beden yapı sı nı n temelini oluş turan ögeler. abdala söz vermeye gelmez * ahmağ a gereğ inden çok ilgi gösterirseniz sizi sı k sı k uğ ra ş tı rı r. * Bir karı ş ı m içindeki parçalar. * Bu ağ acı n. ahlâksı zl ı k * Ahlâksı z olma durumu. yol iz bilmez kimse. ahlâksı zca davranı ş . * Ahlâk bilimi.ahlâkç ı lı k * Ahlâkı bir araç de ğ il. ahlâkla ilgili. ahlâksı z * Ahlâk kuralları na uymayan. * Kaba adam. kötü huylu. bir amaç sayan ö ğ reti. ahlâken ahlâkı yat ahlâkî * Ahlâka uygun. armuda benzeyen ve ancak iyice olgunlaş tı ktan sonra yenilebilen yemiş i. ah etmek. * Ahlâk kuralları . ahlâksı zca * Ahlâksı z biçimde veya tarzda. ahlat ı n (veya armudun) iyisini (dağ da) ayı lar yer * kendilerine yakı ş mayan güzel bir ş eyi eline geçirenler için kullan ı lı r.

aptalla ş tı rmak. * Bir an için ş aş alay ı p bocalamak. ahmaklaş tı rma * Ahmaklaş tı rmak i ş i. anlamazmı ş gibi davranmak. budala. ahmak ı slatan * Yavaş yavaş ve ince ince yağ an yağ mur. insanı n öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağ ı ve Tanrı 'ya hesap vereceğ i yer. ahmakça * Biraz ahmak. ahretlik * Besleme kı z.* Aklı nı gere ğ i gibi kullanamayan. sağ ı r ve dilsiz. ahmaklaş tı rmak * Ahmaklaş ması na sebep olmak. * Ahret kardeş i olan kad ı nlardan her biri. anlayı ş sı zl ı k. budalalı k. ahrette on parmağ ı yakası nda olmak * kendisine karş ı sorumlu olan kimseden ahrette davacı olmak. ahret karde ş i *İ nanç ve ibadette birbirinden ayrı lmayan ve bu ili ş kiyi ahrette de sürdüreceklerini düş ünen kadı nlara verilen ad. ahraz ahret dünya. çisenti. ahret yolculuğ u * Ölüm. aptallaş mak. ahmak yerine koymak * bir kimseye aptalmı ş . ahmaklı k * Zekâsı az geliş miş olma durumu. * (ahmak'ça) Ahmağ a yak ı ş ı r nitelikte. ahmaklaş ma * Ahmaklaş mak durumu. bön. ahş a . öbür ahret adamı * Dünya iş lerinden el çekip sürekli ibadetle uğ raş an kimse. akı lsı zlı k. ahmaklaş mak * Ahmak duruma gelmek. * Dinî inanı ş a göre. ahret suali * Gereksiz ve usandı rı cı soru. ahretini yapmak (veya zenginle ş tirmek) * hayı r iş leri yaparak sevap kazanmak. aptalca. * Dilsiz. ahreti (veya öbür dünyay ı ) boylamak * ölmek. aptal.

bağ ı rsak. vaziyetler. hâller. koca. ahval * Durumlar. ince. . * Davranı ş lar. * Güzel. sulu ve kokulu yemiş i. ahzükabz * Kendine mal etme. * Aynı soydan gelen kimseler zinciri. tahtadan yapı lmı ş . koca ve çocuklardan olu ş an topluluk. * çok güzel. * Karı . ciğ er gibi ş eyler. yayı lan. çekici. dokunaçlı bir mürekkep balı ğ ı türü (Octopus). ahtapot gibi * sı rna ş ı k. iliş kinlik. ahş ap * Ağ açtan. * Genellikle burun zarı üzerinde çı kan bir çeş it ur. ahu * Ceylan. zarif kadı n. * Araları nda kandaş lı k veya hı sı mlı k bulunan kimselerin tümü. kardeş ler arası ndaki ili ş kilerin oluş turduğ u toplum içindeki en küçük birlik. karı . aksata. ahududu * Gülgillerden. kı rmı zı renkli. yapı ş kan kimse. ahu gibi ahu gözlü * Güzel gözleri olan. alı m satı m. * sömürmek amacı yla birçok iş e. ahzetme * Ahzetmek iş i. kabul etmek. * Kesenek. aidiyet aile * Evlilik ve kan bağ ı na dayanan. aidat * Ödenti. * Ait olma durumu. karı . ahtapot * Kafadan bacaklı lardan. ahzetmek * Almak. * Eş . * Bu bitkinin duta benzeyen. polip.*İ nsanı n veya hayvan ı n göğ sü ve karnı içindeki organlar. ahzüita * Alı ş veriş . ahu parçası * Çok güzel. çekici. * Birlikte oturan hı sı m ve yak ı nları n tümü. karaca. ağ aç çileğ i. konuya el atan. çocuklar. * Olaylar. dikenli bir bitki (Rubus idaeus).

* Ailece. için. * Aile ile ilgili. koca bazen de büyükler ve çocuklar arası ndaki uyum. anlaş ma. aile oca ğ ı * Ailenin kurduğ u. sevgi ve hoş görü. birine düş mek. . aile saadeti * Genellikle karı . aile ad ı * Soyadı . aile bütçesi * Kı sa bir süre içinde bir iş çinin veya iş çi ailesinin hayat seviyesinde meydana gelen değ iş meleri belirlemek amacı yla yapı lan istatistik çal ı ş ması . hayvan veya bitki topluluğ u. birinin olmak. doğ um kontrolu. *İ lgilendiren. ilgili. aile dostu * Ailece tanı ş ı lan ve evlerine gidilip gelinen ahbap. iliş ik. aile hayat ı * Aile bireylerinin bütün iş lerini düzenli olarak ev içinde yapma durumu. ajan * Ailesi olmayan. yak ı n. aile gazinosu * Sadece evlilerin girebildiğ i ve birlikte eğ lendikleri yer. * Bütün aile birlikte. aile meclisi * Aile makamı nı n görevini yerine getiren kan veya soy h ı sı mlar ı ndan en az üç kiş iden olu ş an heyet. -e dü ş en. ailesiz ailevî ait ait olmak * ilgilendirmek. aile hukuku * Aileyi oluş turan kiş ilerin karş ı lı klı hak ve görevlerini düzenleyen hukuk dalı . aile bahçesi * Ailelerin rahatlı kla gidebileceğ i. iliş kin. ailece ailecek ailelik * Aile sayı sı nı n bütünü. * Temel niteliğ i bir olan dil. aile plânlamas ı * Ailede çocuk edinmeyi sı nı rlama.* Aynı gaye üzerinde anla ş an ve birlikte çal ı ş an kimselerin bütünü. aile reisi * Kanunlara göre aile yükümlülüğ ünü ta ş ı yan kimse. genellikle içkisiz yer. yerleş tiğ i. geliş tirdiğ i ev.

ele-k. süt gibi ş eylerin rengi. katarakt. * Bu renkte olan. beyaz. ak benek benek. yat-ak vb. tara-k. b ı ç-ak. * Kar. ben-ek vb. * Bir ticarî kuruluş u tanı tan. ajans * Haber toplama ve yayma iş iyle uğ raş an kurulu ş . ak basmak * Göze beyaz leke inerek görme yetisini yitirmek. ajurlu ak * Ajuru olan veya her yanı ajur biçiminde iş lenmiş bulunan. *İ simden isim türeten ek (küçültme eki): baş -ak. görmeyi derece derece azaltan beyaz . andaç. bir ortaklı ğ ı n veya bir devletin bazı iş lerini gören kimse. casus. küre-k vb. gözenek. kara ve siyah kar ş ı tı . * Fiilden yer isimleri türeten ek: dur-ak. * Sı kı nt ı sı z. rahat. * Fiilden alet isimleri türeten ek: or-ak. ajanda ajanlı k * Ajan olma durumu. ajitasyon ajur * Delikli örgü. * Bu iş kollar ı nı n çalı ş tı ğ ı büro. ak a ğ a ak Arap * Saraylarda hizmet gören hadı m ağ aları nı n beyaz ı rktan olan ı . * Bazı ş eylerde beyaz bölüm. ak don kara don geçitte belli olur * Gözün saydam tabakası nda bir yara veya çı ban sonucunda olu ş mu ş . -ak / -ek -ak / -ek -ak / -ek * Arap sözcüğ ü "zenci" anlamı na da geldi ğ inden ası l Araplar ı n söz konusu oldu ğ u anlatı lmak istenirken kullan ı lı r. iş görevlisi. * Ajanı n görevi. gözenekli.* Bir devlet veya kuruluş un gizli amaçları için çalı ş an kimse. temsilci. * Unutulmaması için gerekli notları yazmaya yarayan takvimli defter. onunla ilgili bilgi aktaran ve bu yolla kazanç sağ layan iş kolu. ak basma * Ak su. * Beyaz leke. perde. * Ruhsal gerginliğ in dı ş a vurması . * Bir kimsenin. * Temiz namuslu. ak demir * Dövme demir.

ak koyunun kara kuzusu da olur * iyi bir aileden kötü bir çocuk da çı kabilir. turp. ak sülümen * Cı va ile klorun birle ş imi olan. istavrit. omuriliğ in dı ş tabakası . sülümen. ak madde * Demet durumundaki sinir liflerinden oluş an beynin iç. akı karası geçitte belli olur. * saçı sakalı ağ armı ş . *İ zmarit. * Çoban yı ldı zı . beyaz bir toz. parlak. ak pak * tertemiz. ak köpek kara köpek geçit baş ı nda belli olur * kimin ne olduğ u deney veya sı nav sonunda anlaş ı lı r. ak gözlü * Gözlerinin rengi pek açı k olan ve nazar ı nı n hemen değ diğ ine inan ı lan (kimse). süblime. özellikle semiz otugillerde karş ı la ş ı lan yosunumsu mantar (Albugo candida). ak yel ak yem ak y ı ldı z aka * Büyük kardeş . sonuç belli olduğ u zaman anlars ı n.* Bkz. ak gün a ğ artı r. ak yazı lı * Bahtlı . * Bembeyaz. ş algam.ş anslı . kara gün karartı r * mutlu bir yaş ayı ş kiş iyi dinç kı lar. uskumru gibi balı klar ı n beyaz etinden yapı lan ve oltada kullan ı lan yem. . ak kan yang ı sı * Adenit. ak sakaldan yok sakala gelmek * çok yaş lanı p iyice kuvvetten düş mek. ağ abey. ak pak ak pas * Lâhana. çok zehirli. ak mı kara mı önüne dü ş ünce görürsün *ş imdiden boş una düş ünme. lodos. ak dü ş mek * (saç ve sakal) tek tük ağ armaya baş lamak. ak kan * Lenf. mutsuz bir ya ş ayı ş ise yı prat ı r. karnabahar gibi bitkilerin kök dı ş ı ndaki bütün bölgelerine yerle ş ebilen. akabe * Güneyden esen rüzgâr. temiz.

yatak. sarp ve zor geçit. ini ş i fazla olan yer. akademisyen * Akademi üyesi. * Maundan yapı lmı ş . * Yer altı suları nı toplayan tesisat.* Tehlikeli. hemen arkadan. * Kanal. ark. oluk veya ba ş ka araç. akabinde * Arkası ndan. akağ aç * Gürgengillerin. ardı ndan. akaçlatmak * Akaçlama iş ini yaptı rmak. su yolu. sanatç ı lar kurulu. * Maun. akademici * Kurallara bağ lı resim ve heykel çalı ş ması yapan kiş i veya sanatçı . akacak kan damarda durmaz * herhangi bir zarar karş ı sı nda bunun kaçı nı lmaz olduğ unu anlatarak avundurmak için söylenir. akaçlamak * Bir yerde birikmiş suları akı tmak. kerestesinden yararlanı lan beyaz kabuklu bir türü (Betula alba). * Yüksek okul. * Bataklı kları akaç yoluyla kurutmak. tefcir. akaç * Bir yerde birikip kalan sı vı lar ı . akak . * Akarsu yatağ ı . * Irmak. akademi * Bilginler. akademik * Akademi ile ilgili. akait akaju * Bir dinin öğ renilmesi gereken inançları nı n ve tapı nma kurallar ı nı n tümü veya bunları toplayan kitap. akaçlama * Akaçlamak iş i. bir i ş lem sonunda geriye kalan artı kları . drenaj. küçük akarsu. hemen ardı ndan. dere. * Eğ imi. çay. gereksiz nesneleri dı ş ar ı ya ak ı tmak için kullan ı lan boru. akademicilik * Resim veya heykel çalı ş mas ı nda kurallara bağ lı lı k. mecra. * (su için) İ vinti yeri. * Bilimsel niteliğ i olan. yazarlar. * Yer altı su oluğ u. akaçlatma * Akaçlatmak iş i. * Çı plak modelden yapı lmı ş insan resmi.

sonuçsuzluk. akamet * Kı sı rl ı k. gövdeleri halkası z. akaryakı t * Benzin. güzel kokulu reçine. akasma * Düğ ün çiçe ğ igillerden. akan y ı ld ı z * Güneş sistemine ba ğ lı . verimsizlik. * Kesintisi olmayan. akamete u ğ ramak * baş ar ı sı z. dükkân. beyaz çiçek veren. akan sular durmak * itiraza. akaret akarlar * Tı knaz yapı lı . akarsu * Yeryüzünde ve yer altı nda belirli bir yatak içinde. aralı ks ı z. motorin gibi yakı tları n satı ldı ğ ı yer. baş lar ı göğ üsle birleş ik. gaz. . * Kiraya verilerek gelir getiren ev. kesin yörüngesi bulunmayan ve bu sebeple atmosferin üst katmanları na girince ate ş külçesi durumuna dönü ş en küçük gök cismi. Meryem ana asması (Clematis vitalba). yaban asması . * Özellikle amber balı ğ ı nı n ba ğ ı rsakları ndan çı karı lan. meteor. yurdumuzda yetiş en bir süs ve gölge a ğ acı . salkı m ağ acı (Robinia pseudoacacia). akaryakı t istasyonu * Benzin. tarla. bükülgen ve misk gibi kokulu olan bir ta ş .akala akamber * Amerikan tohumundan yurdumuzda üretilen bir pamuk türü. * Sürekli iş leyen ç ı ban. zamk. ş ahap. * Kaplı ca. eğ im boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. söyleyeceğ i söze yer kalmamak. dükkân gibi mülk. akar * Kiraya verilerek gelir getiren ev. * Tek sı ra elmastan veya inciden gerdanlı k. * Ba ş ar ı sı zlı k. bahçelerde süs çiçeğ i olarak yetiş tirilen sarı lı cı bir bitki. * Küçük akarsu. odunu ceviz ağ acı nı nkine benzeyen. fistül. akasya * Baklagillerden. boya gibi maddelerinden yararlan ı lan bir ağ aç (Acacia). kül renginde. sokucu veya emici örümce ğ imsiler takı mı . sı cak iklimlerde birçok çeş itleri yetiş en ve tanen. * Baklagillerden. yapı ş kan. mazot gibi s ı vı durumunda olan yakacak. a ğ ı z yapı lar ı ı sı rı cı . akarca * Kemik veremi. akar amber * Asya ve Amerika'da yetiş en. bağ gibi mülk. sonuçsuz kalmak. gaz yağ ı . * Sı cak üİ kelerde yetiş en bir ağ açtan (Hymenea) elde edilen kat ı . güzel kokulu öz suyu olan büyük bir ağ aç (Liquidambar orientalis). ağ ma.

baş ı ve boynu çı plak olan. akbalı kçı l * Leyleksilerden. burçağ a yakı n bir bitki cinsi (Lathyrus sativus). beyaz kabuklu. akbakla akbalı k * Kuru fasulye. kı ş ı nı lı k kı yı lara göçen. oldukça büyük. siyah bacaklı yabanî bir tür ku ş . sarı . sağ lı sollu iki parçalı * Baklagillerden. akci ğ er peteğ i * Akciğ erlerde solunumda gaz alı ş veri ş ini sağ layan. kanatları geniş ve büyük olan. akça akça * Oldukça beyaz. kı sa ve ince gagalı . deniz kazı (Bemicla). * İ htiyar. ak renkli bir ku ş türü (Egretta alba). * Bkz. akci ğ erliler * Karı ndan bacakl ı yumu ş akçaları n tek ciğ erle soluk alan bir takı mı . akci ğ er göbeğ i * Akciğ erin. akçe. * Göğ üs kafesinin büyük bir bölümünü dolduran ve solunum organı nı n temeli olan. * Sazangillerden. ekmeklik bu ğ day. dağ lı k yerlerde ya ş ayan. iyi uçan büyük kuş ları içine alan bir familyas ı . * Akya balı ğ ı . ı rmak ve göl k ı yı lar ı nda yaş ayan. beyazca. akci ğ er kesecikleri * Akciğ er lopçuğ unun parçaları . akbabagiller * Gündüz yı rtı cı lar ı alt takı mı nı n. çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen. sinir ve damarları n girip ç ı kt ı ğ ı yer. akci ğ er lopçu ğ u * Birçok akci ğ er keseci ğ inin birle ş erek oluş turduğ u parça. yumurtas ı ile tarama yapı lan bir bal ı k (Leuciscus). akbaş * Yazı n kutup bölgelerinde yaş ayan. eti kı lç ı klı . akbu ğ day * Kurak iklime dayanı klı . akça pakça . etli ve sulu bir tür armut. bronş çuklar ı n son bölümü. le ş le beslenen. bataklı k. akci ğ er zar ı * Göğ üs boş luğ unun içini ve bu boş luğ un içinde bulunan akciğ erin d ı ş ı nı kaplayan ince zar. plevra. iç yan yüzünün hemen arkası nda bronş . hava borucukları nı n sonunu oluş turan kesecik.akbaba * Akbabagillerden. iri ve y ı rt ı cı bir kuş (Vultur monachus). akburçak akci ğ er organ. akça armudu *İ nce kabuklu.

parayla ilgili. çiçeklerinin güzelliğ i dolay ı sı yla bahçe çiçekleri arası na giren zehirli bir bitki cinsi (Veratrum album). akçı llaş mak * Akçı l duruma gelmiş olmak. güzel (kadı n). * Rengini atmı ş . akçı l akçı llanma * Akçı llanmak iş i. akçı llı k * Akçı l olan ı n durumu. örneğ i akçaağ aç olan bir bitki familyası . akçöpleme * Zambakgillerden. akçakavak * Akkavak. rengini atmak veya atmı ş gibi olmak. akdedilme * Akdedilmek durumu. akdedilmek * Akdetmek iş i yapı lmak. Akdeniz mavisi * Parlak ve canlı görünümde mavi rengin bir türü. akça yel * Güneydoğ udan esen yel. akçaağ açgiller *İ ki çeneklilerden. akçı llaş ma * Akçı llaş mak iş i veya durumu. ağ arm ı ş . akdar ı * Buğ daygillerden. akçe * Küçük gümüş para. geni ş olması .* Beyaz tenli. akçı llanmak * Akçı l duruma gelmek. içinde ak renk bulunan. keş iş leme. malî. akdetme * Akdetmek iş i. akdetmek . akçaağ aç * Akçaağ açgillerden süs ağ acı olarak da dikilen tahtası hafif ve sa ğ lam bir ağ aç. yaprakları nı n uzun. * Her tür madenî para. bir yı llı k veya daha uzun yaş ayabilen otsu bir bitki türü (Panicum miliaceum). isfendan (Acer). Akdeniz humması * Malta hummas ı . akçal ı * Paraya bağ lı .

sonuç.* (mukavele. selâset. y). akdut akemi akgünlük akhardal * Hekimlikte iç sürdürücü olarak kullanı lan hardal türlerinden biri (Sinapis alba). kanı . akı cı lı k * Akı cı olma durumu. *İ ki elemanlı mermer yapı ş tı rı cı sı . akı seyelân. okunabilen. akı l * Düş ünme. aksungur. akdoğ an * Kartalgillerden bir doğ an türü. selis. gel çengele takı l * bir sorunun nası l çözümleneceğ ini düş ünememe durumu. akı ak karası kara * beyaz tenli. akı cı ünsüz * Ciğ erlerden gelen havanı n. eninde sonunda. us. * Beyaz renkte olan dut. ağ ı z boş luğ undaki yarı kapalı bir engele çarpmas ı yla oluş an bol sesli ünsüz (r. hekimlikte ve boyacı lı kta kullanı lan bir bitki cinsi. anlama ve kavrama gücü. anlamca açı k (anlat ı m). bellek. * Söz. * Öğ üt. akı cı * Akma özelliğ i olan. muahede. geyik dikeni (Rhamnus cathartica). l. ğ . yazı ve anlatı mı n akı cı olma özelliğ i. * Kolay söylenebilen. akdiken * Hünnapgillerden. * Sonunda. ittifak gibi karş ı lı klı ba ğ lanma anlamı taş ı yan Arapça sözlerle) Yapmak. akı bet * (bir iş veya durum için) Son. kara gözlü. * Düş ünce. akı karası geçitte belli olur * bir iddiadaki doğ rulu ğ un ancak deney veya s ı nav sonunda belli olacağ ı nı anlatmak için söylenir. * Herhangi bir kuvvet alanı nda. belli bir düzlemin belli bir bölümünden geçtiğ i var sayı lan güç çizgileri. güvem eriğ i. akı betine uğ ramak * birinin içinde bulunduğ u kötü duruma düş mek. . akı cı lı k ölçeğ i * Bir sı vı nı n belli sı caklı ktaki akı cı lı ğ ı nı ölçmekte kullanı lan alet. * Hafı za. * Tütsü olarak yakı lan bir tür ağ aç sakı zı . akı l ak ı l. salı k verilen yol. kara saçlı .

akı l için yol (veya tarik) birdir * iyi düş ünülünce ayr ı ayrı kimselerce varı lacak sonuç hep aynı dı r. akı l doktoru * Psikiyatrist. gayriaklî. en içeride çı kan azı diş i. akı l hastahanesi * Akı l hastaları nı n yatı rı ldı ğ ı hastahane. akı l defteri * Hatı rlanı p yapı lması gereken ş eylerin yazı ld ı ğ ı küçük defter. doğ ru değ il. deli. irrasyonel. muhtı ra defteri. akı l almamak * inanı lacak gibi olmamak. akı l erdirememek (veya ermemek) * ne olduğ unu anlayamamak. us d ı ş ı cı lı k. . akı l durdurmak * bir ş ey çok ş aş ı rtı cı nitelikte olmak. ajanda. herhangi birinin aklı na gelebilir. * Herkese akı l öğ retmeye meraklı kimse. uygun olmayan. akı l almak * danı ş mak. akla uygun gelmemek. gerçeğ e. akı l havsala almamak * akla mantı ğ a sı ğ mamak. akı l iş i değ il * akla uygun değ il. irrasyonalizm. insanı ş aş ı rtmak. akı l dı ş ı * Akla. akı l almaz * inanı lacak gibi olmayan. vaktinde hatı rlamak. akı l danı ş mak * bir konuda birinin görüş ünü sormak. akı l dı ş ı cı lı k * Akı l dı ş ı davranma yanlı sı görüş . sı rr ı nı çözmek. görü ş almak. akı l erdirmek * anlamak.akı l ak ı ldan üstündür * bir kimsenin aklı na gelmeyen bir çare. * Us dı ş ı . not defteri. akı l etmek * herhangi bir önlem veya çareyi zamanı nda düş ünmek. inanı lmaz. akı l hocası * Birine yol gösterip akı l öğ reten kimse. yirmi ya ş diş i. akı l hastası * Ruh hastası . sı rr ı nı çözememek. akı l diş i * Yirmi yaş sı raları nda altlı üstlü ve sağ lı sollu.

izan var) * kafa yormaya gerek yok. akı l yürütmek * herhangi bir konuda fikir vermek. gizli yönlerini anlayamamak. düş ünmede ve tümden gelimli çı karmalarda bulan öğ retilerin genel adı . akı ldan ç ı karmak * düş ünmemek. unutulmamak.akı l kârı olmamak * akı ll ı bir kiş inin yapacağ ı iş olmamak. akı lc ı * Akı lc ı lı kla ilgili. yol göstermek. rasyonalizm. akı lc ı lı k * Akla dayanan. kendisinden ciddî bir düş ünce. akı l yaş ta de ğ il. rasyonalizm. usçuluk. akliye. akı l terelelli * pek deliş men. akı lda kalmak * akı lda yer etmek. ba ş tadı r * akı ll ı olma ile yaş lı olma arası nda ilgi yoktur. davranı ş beklenmeyen (kimse). akı l zay ı flı ğ ı * Deliliğ e kadar varmayan akı l bozukluğ u. usçu. umudunu kesmek. * Akla ve akı l yolu ile varı lan yargı ya inanma. akı l vermek. . zeki kimse. bazı küçükler büyüklerden daha ak ı ll ı olabilir. akı l var. * Akı lc ı lı ktan yana olan kimse. akı lda tutmak * unutmamak. akı l kutusu * Çok akı ll ı . akı l öğ retmek. akı l öğ retmek * nası l davranaca ğ ı nı göstermek. yalnı zca akı ldan çı kartı labilece ğ ini savunan öğ reti. yak ı n var (veya ak ı l var. rasyonalist. akı l kumkuması * Çok bilmiş kimse. akı l vermek * bir konuda yol göstermek. akı l sı r ermemek * bir iş in niteliğ ini. rasyonalizm. akı l yormak * hatı rlamaya çalı ş mak. akı ldan ç ı kmak * unutulmak. unutmak. * Bilginin evrensellik ve zorunlulu ğ unun deneyden ve deneye dayanan genellemeden değ il. doğ rulu ğ un ölçütünü duyularda değ il. akliye. akı l kethüdas ı * Herkese akı l öğ retme merakı nda olan kimse. zihnini zorlamak. akla aykı rı veya akı l dı ş ı hiçbir ş eyi tanı mama davranı ş ı ve tutumu.

akı ll ı ca * Akla yakı n. tasarlamak.akı ldan ç ı kmak * unutmak. akı llanmak * Karş ı la ş ı lan olaylar ı n sonuçları ndan yararlanarak davranmak. akı ll ı köprü arayı ncaya dek deli suyu geçer * atak kiş i tehlikeyi göze alarak iş e giriş ir ve çabuk sonuç alı r. akı llanma * Akı llanmak iş i. akı ll ı * Gerçeğ i iyi gören ve ona göre davranan. durumu. akl ı nı baş ı na getirmek. akı lland ı rma * Akı llandı rmak i ş i. herkes kendininkini beğ enmiş ) * "insan kendi aklı nı baş kası nı nkinden üstün görür" anlamı nda kullanı lı r. akı ll ı geçinmek * kendini çok akı ll ı sanmak. akı lsal * Düş ünceyi ve gerçeğ i somut değ erlerle birbirine bağ layan hakikati içine alan ş ey. * Akı ll ı olma durumu. akı ll ı lı k akı ll ı lı k etmek * yerinde ve uygun davranmak. akı ll ı düş ününceye kadar deli çocu ğ unu (veya oğ lunu) everir * kendini akı llı sananlar çok kez akı lsı z diye tanı nanlardan daha az baş arı gösterir. doğ ru olarak. akı ll ı uslu * Akı ll ı olarak. aptal. akı ldan ç ı kmamak * unutamamak. * Akla yakı n. akı ll ı olmak * gerçeklere uygun davranmak. . doğ ru. akı lları pazara ç ı karmı ş lar. akı lland ı rmak * Aklı nı kullanması nı sa ğ lamak. * Karş ı sı ndakinin düş üncesizliğ ini belirtmek için söylenilen uyarma sözü. akı llara durgunluk vermek * çok ş aş ı lacak bir sey olmak. akı ldan geçirmek * bir ş ey yapmayı düş ünmek. yaramazlı k etmeyerek. uyanı klı k. * Uslanmak. dengeli. herkes yine kendi akı lı nı almı ş (veya akı llar gelin olmuş . * (alay yollu) Düş üncesiz. makul.

akı mtoplar * Akü. * Sanatta. forvet. * Kazak-Kı rgı z Türklerinin saz ş airlerine verdiğ i ad. akı m derken bokum demek * sözünü yolunca söyleyememek. * Hava. akı lsı zlı k * Akı lsı z olma durumu. baskı n yapmak. * Akı lsı zca yap ı lan iş veya davranı ş . akı m ölçümü * Bir akarsuyun veya kanalı n su yolunda bir saniyede akan su hacmini ölçme. akı lsalla ş tı rmak * Bir ş eyi akı lsa duruma getirmek. * Futbolda sayı yapmak amacı yla karş ı takı m kalesine doğ ru genellikle topluca giri ş ilen saldı rı . akı lsı z baş ı n cezası nı ayak çeker (veya akı lsı z iti veya köpeğ i yol kocatı r) * düş üncesizlik veya tedbirsizlik yüzünden. yöntem. gerçe ğ i görüp ona göre davranmaya elveriş li olmayan. y ı ld ı rma. akı nc ı * Düş man ülkesine akı n yapan savaş çı . akı mcı * Belli bir akı ma ba ğ lı kiş i. * Düş man toprakları na tedirgin etme. akı n etmek * toplu olarak gitmek. cereyan tarz. * Debi. akümülâtör.akı lsalla ş tı rma * Akı lsalla ş tı rmak durumu. anlayı ş ı kı t. hücum. * düş man ülkesine sald ı rmak. akı mölçer * Bir elektrik akı mı nı nş iddetini ölçmeye yarayan araç. * Akı ncı olma durumu. çapul gibi amaçlarla toplu olarak yapı lan bask ı n. su gibi akı ş kan maddelerin veya elektrik yüklerinin belli bir yönde akı ş ı . akı n akı nc ı lı k . akı n ak ı n * Arkası kesilmeyen kalabalı k öbekler durumunda. yer değ iş tirmesi. düzensiz ş eyler söylemek. akı n * Kalabalı k bir ş eyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olmas ı . akı lsı zlı k etmek * düş üncesiz ve yersiz davranmak. üş üş mek. * Bilinç dı ş ı olayları n mantı k ve akla dayalı olarak açı klanmas ı . gereksiz yere gidip gelme zahmetine katlanı lı r. düş ünce hayatı nda ortaya çı kan yeni bir görü ş . akı lsı z * Aklı . siyasette. hareket. cereyan. akı m * Akmak iş i. amperölçer. * Görevi karş ı tarafa top sürmek ve sayı yapmak olan ön sı radaki oyuncu.

* Akı n. akı ş kanlaş tı rı cı lı k * Akı ş kan duruma getirme özelliğ i olma. akı p gitmek * (zaman için) çabuk geçmek. akı ntı ölçer * Bir akarsuyun ve kanal ı n akı ntı hı zı nı ve düzeyini ölçmeye yarayan alet. çam sakı zı . tedirgin etmek. akı ş kanlaş ma * Akı ş kan duruma gelme. akı ntı bilimi * Deniz akı ntı ları nı inceleme konusu edinen bilim dalı . sürüp gitme. * Havanı n veya suyun herhangi bir yöne doğ ru yer değ iş tirmesi. akı ş kan * Kendilerine özgü bir biçimleri olmayı p içinde bulundukları kabı n biçimini alan ve yı ğ ı n oluş turmayan (sı vı veya gaz). * Vücudunda göze çarpacak bir çarpı klı k bulunan kimseler için kullanı lı r. * etki altı nda kalarak bir topluluğ un davranı ş ı na katı lmak. akı ndı rı k * Reçine. akı ntı lı * Akı ntı sı olan. e ğ im. akı ntı ya kürek çekmek * olmayacak bir iş uğ runda boş una çabalamak. akı ş kanlaş mak * Akı ş kan duruma gelmek. akı ntı ya kapı lmak * bir akı ntı nı n etki alan ı na girmek. eğ ik. * Sı vı yapı ş tı rı cı lar ı n ağ aç yüzeylerine gereğ inden çok sürülmesi ile oluş an durum. akı nkayası * Kaya balı ğ ı giller familyası ndan derin ve uzaklarda yaş ayan ince. * Geçip gitme. meyil. uzun bir balı k türü. * Çam türü ağ açlarda bulunan reçinenin eriyerek akmas ı olayı . akı ntı * Akmak iş i. akı ntı çağ anozu * Akı ntı ya kap ı lmı ş yengeç.akı nc ı lı k etmek * düş man ülkesinde karş ı güçleri yı ld ı rmak. akı ş * Akmak iş i veya biçimi. akı m. cereyan. akı ntı ile birlikte sürüklenmek. * Eğ iklik. * Hastalı k sebebiyle vücudun bir yerinden sulu madde akması . akma. seyyal. . akı ş kanlaş tı rı cı * Akı ş kan duruma getirme özelliğ i olan. meyilli.

akı tma * Akı tmak iş i. akil bali ğ * Döl verebilecek duruma gelmiş olan. akik * Yüzük taş ı . akı ş kanlaş tı rmak * Akı ş kan duruma getirmek. dökmek. erin. * Un. akil bali ğ olmak . akidesi bozuk *İ nancı zay ı f olan (kimse). parlak ve değ erli bir ta ş .akı ş kanlaş tı rma * Akı ş kanlaş tı rmak iş i. özellikle atlar ı n alı nları nda bulunan ve burunları na doğ ru uzanan beyaz leke. mühür gibi ş eyler yapmakta kullanı lan. * Bir ş eye inanarak ba ğ lan ı ş . akı tmalı * Alnı nda akı tması olan (hayvan). akideyi bozmak * doğ ru bilinen bir inanı ş veya gidiş ten ayrı lmak. dura ğ an. * Hayvanları n. akı ş ma * Kulağ a hoş gelen veya kolayca söylenen seslerin özelli ğ i. yağ . süt. akı tmak * Akması nı sa ğ lamak. * Enli bilezik. akide ş ekeri * Bkz. akide akide *Ş ekerin kaynatı larak ağ da durumuna getirilmesi yolu ile yap ı lmı ş renkli ve kokulu. akide. daha çok akide ş ekeri yerine kullanı lı r. inanç. akı ş malı * Akı ş ma özelli ğ i olan. * Akı ş kanları n niteliğ ini düzeltmek için yoğ unlaş an akı mı içinde parçac ı kları n as ı ltı sı nı sa ğ layan yöntem. akı ş kanlı k * Akı ş kan olma durumu. din inancı . kalseduan kuvarsı nı n bir türüdür. akması na yol açmak. yumurta. akı ş maz * Dı ş etkenlerin tesiriyle akı ş mazlı ğ ı değ iş meyen. akil * Akı ll ı . ş eker veya pekmezle yoğ rularak c ı vı k bir duruma getirilen hamurun k ı zg ı n saç üzerinde piş irilmesiyle yapı lan bir çeş it tatlı . ağ ı zda güç eriyen ş eker. akı ş mazlı k * Akı ş maz veya durağ an maddenin durumu. yar ı saydam. türlü renklerde.

termitler. * Nikâh. âkit * Bir iş i karş ı lı klı olarak kararlaş tı rı p üstlerine alan taraflardan her biri. * Akkor olma durumu. * Evirme. sözleş me. kulak ve ayaklarda siyah lekeler bulunabilen. sı cak veya ı lı man ülkelerde yaş ayan. kontrat. bitkilere çok zarar veren bir böcek cinsi. mukavele. evirtim. yankı . ilgi veya tepki yaratmak. Orta Anadolu ve Do ğ u Anadolu'nun batı kesimlerinde yaygı n olarak yetiş tirlen yerli bir tür koyun. akkirpani * Ak.* döl verebilecek eriş kin duruma gelmiş olmak. iri baş lı . verimsiz. baş arı sa ğ layamamak. sözleş me veya mukavele yapan. kara damarlı bir kelebek (Aporia crataegi). akkor akkorluk * Iş ı k saçacak beyazlı ğ a var ı ncaya de ğ in ı sı tı lmı ş olan. akis uyand ı rmak * bir konunun üzerinde düş ünülmesine. burun. * Bir cismin. tartı ş ı lması na yol açmak. akkarı ncalar * Ağ ı z parçaları iyi geliş miş . akkarı nca * Düz kanatlı lardan. akim kalmak * sonuca ulaş amamak. göz etrafı . * Sazangillerden bir cins tatlı su bal ı ğ ı (Alburnus). yansı ma. akilâne akim * Kı sı r. fakat kirli. kaba kar ı ş ı k yapağ ı lı . termit (Termes). baş arı sı z. akçakavak.ı sı rı cı böcekler topluluğ u. akkaraman * Vücudu beyaz. döl veremeyen. Hollanda kavağ ı (Populus alba). * Sonuçsuz. iri ak kanatlar ı kalı n. akkelebek * Hemen bütün meyve ağ açları nda tomurcuk düş manı sayı lan. . akkavak akkefal * Söğ ütgillerden. akit * Hukukî sonuç doğ urmak amacı ile iki veya daha çok kimsenin veya kuruluş un karş ı lı klı ve birbirine uygun irade beyanları ile gerçekle ş en iş lem. * Akı ll ı ca. * rüş tünü ispat etme ya ş ı na gelmiş olmak. * Bir ş eyin ba ş ka bir ş ey üzerinde yaratt ı ğ ı etki. yaprakları nı n altı beyaz olan bir kavak türü. ağ ı z. akit vaadi * Ön sözleş me. parlak bir yüzeyde görünmesi. akis * Iş ı k veya ses dalgaları nı n yans ı tı cı bir yüzeye çarparak geri dönmesi.

makul. akla yatk ı n * uygun. * Suları nı bir denize veya göle gönderen bölge. temizlenmek. akla s ı ğ mak (veya sı ğ mamak) * inanı lacak gibi olmamak. ş aş kı nlı ğ a uğ ratacak (ş ey). * Aklanmak iş i.. . düş ünmediğ iş eylerle daima karş ı laş abilir. aklama * Aklamak iş i. aklan aklanma aklanmak * Ak olmak. * Bir dağ sı rası nı n yamaçlar ı ndan her biri. aklamak * Suçsuz veya borçsuz olduğ u yarg ı sı na vararak birini temize çı karmak. * Baş arı lı gösterilmek. tebriye etmek. aklı n kabul edebileceğ i. maile. aklama belgesi * Alacak verecek kalmadı ğ ı nı gösteren belge.vb. makul. akla karayı seçmek * (bir iş i baş arı ncaya değ in) çok sı kı ntı çekmek. akla gelmez * hatı rlanamaz. akla yak ı n * aklı n benimseyebileceğ i. düş ünülemez. it-ekle. değ erli olarak nitelendirilmek. akla hayale gelmez * inanı lmaz. güçlüklerle kar ş ı laş mak. * Tadı nı artı rmak için çay harmanı na katı lan beyaz bir çay türü. ibra etmek.akku ş akkuyruk * Atmaca. akı llı ca. -akla / -ekle * Bazı fiillerin sı klı k çatı lar ı nı türeten ek: tart-akla. akla gelmeyen ba ş a gelir * insan ummadı ğ ı . akla zarar (veya ziyan) * çok ş aş ı lacak. ç ı ldı racak gibi olmak. akla s ı ğ ar gibi * aklı n kabul edebileceğ i biçimde. ibra. zı vanadan çı kmak. ibraname. akla gelmedik * düş ünülemeyen. akla fenal ı k vermek * çok ş aş ı rmak. yı rtı cı bir kuş .

aklı baş ı na gelmek * davranı ş ları nı n yanlı ş lı ğ ı nı sezerek do ğ ru yolu bulmak. * doğ ru dürüst. çok korkmak. beyazlaş mak. temize çı kmak. * Akı bulunan. aklı baş ı ndan gitmek * çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağ ı nı ş aş ı rmak. ak renkli. . * bir ş eyin olabileceğ ine inanmamak. kendine gelmek. beraat etmek. aklı baş ı ndan bir karı ş yukarı (veya yukarı da) * düş ünmeden akl ı na geleni yapan. aklı bir yerde olmak * düş ünülmesi gerekenden baş ka bir ş ey düş ünmek. aklı çı kmak * titizlikle üzerinde durmak. aklaş tı rma * Aklaş tı rmak i ş i.* Bir dava sonunda temiz ve iliş iksiz çı kmak. aklı baş ı nda olmamak * iyi düş ünebilir durumda olmamak. aklı dağ ı lmak * düş ünceyi belli bir konu. aklaş tı rmak * Aklaş ması nı sağ lamak. ş aş ı rmak. sorun üzerinde toplayamamak. * uygun bulmamak. aklı almamak * anlayamamak. aklen * Akı l icab ı . aklı bokuna kar ı ş mak * korkudan ş aş ı rı p ne yapacağ ı nı bilememek. aklı durmak * düş ünemez bir duruma gelmek. aklaş ma * Aklaş mak iş i. beyazlaş tı rmak. * ayı lmak. aklı baş ı nda * sürekli akı ll ı davranan. ağ armak. aklevrek aklı * Tatlı su levreğ i. kavrayamamak. kusursuz. aklı baş ka yerde olmak * baş ka ş eyler dü ş ünmek. akı l gereğ ince. çok korku geçirmek. aklaş mak * Ak duruma gelmek.

korkmak. sağ duyu sahibi olmayan. * akı lca olgunla ş mak. aklı k aklı ma gelen baş ı ma geldi * olması ndan korktuğ um ş ey oldu. olacağ ı na inanmak. umduğ una göre. aklı kesmemek * sonucu tahmin edememek. aklı karı ş mak * ne yapacağ ı nı bilememek. * çok beğ enmek. aklı tak ı lmak * zihni bir ş eyle uğ raş mak. aklı evvel * Akı ll ı geçinen. aklı zı vanadan çı kmak * delirmek. aklı yatmak * anlamaya baş lamak. aklı fikri bir ş eyde olmak * bütün düş ündüğ ü bir konuda yoğ unla ş mak. aklı karal ı * Akı ve karası olan. aklı kesmek * bir ş eyin olabileceğ ine inanmak. ş aş ı rmak. * Ak olma durumu. aklı tam ayar * aklı yerinde. bayı lmak. bocalamak. aklı sonradan gelmek * verdiğ i karar ı n yanlı ş olduğ unu anlay ı p vazgeçmek. münasebetsiz. * Kendisini en akı ll ı sanan. ilerisini görememek. düş ünüş üne göre. beyazlı siyahlı . tatmin olmak. aklı sı ra * aklı nca.aklı ermek * anlayabilmek. aklı nı oynatmak. aklı sı ra * Aklı nca. düzgün. aklı evvel * Densiz. * Kadı nları n makyaj için yüzlerine sürdükleri beyaz bir sı vı . sandı ğ ı na göre. . aklı gitmek *ş aş ı rmak. aklı kalmak * beğ enilen bir ş eyi düş ünmekten kendini alamamak.

* kafası nda bir düş ünce doğ mak. aklı na geleni söylemek * rastgele konuş mak.aklı mda! söz. tasarlamak. aklı na sı ğ dı rmak * bir ş eyin olabileceğ ine inanmak. aklı na gelmek * hatı rlamak. aklı na yelken etmek * düş üncesizce davranmak veya aklı na geleni hemen yapmak. aklı na koymak * bir ş ey yapmaya kesin olarak karar vermek. aklı na ş aş ayı m (veya ş aş ar ı m) * adı geçen kimsenin ak ı lsı zca bir davranı ş ta bulundu ğ unu anlatı r. * lâdes oyununa katı lanlardan biri ötekine bir ş ey verirken karş ı dakinin "unutmad ı m" anlam ı nda söylediğ i aklı na birş ey gelmek *ş üphelenmek. aklı na koymak * bir kimse birine. aklı na getirmek * hatı rlatmak. davranmak. bir ş ey telkin etmek. aklı na uymak * birinin uygun olmayan görüş üne göre iş yapmak. aklı na düş mek * hatı rlamak. aklı na sı ğ mamak * anlayamamak. aklı na takmak (veya aklı nı takmak) * sürekli olarak bir ş eyi düş ünmek. aklı na tükürmek * birinin düş üncesini beğ enmemek. çok istemek. bir düş ünceye saplanı p kalmak. * kararlaş tı rmak. anı msamak. aklı almak. * bir ş eyi yapmay ı düş ünmek. aklı na turp sı kayı m * birinin düş üncesini ve yaptı ğ ı nı beğ enmemek. * düş ünmek. kı namak. aklı na geleni yapmak * her istediğ ini düş ünmeden yapmak istemek. kavrayamamak. aklı na esmek * daha önce düş ünmemiş olduğ uş eyi birden yapmaya karar vermek. * olabileceğ ine inanmamak. aklı na vurmak * birden düş ünüvermek. .

baş tan çı karmak. aklı nı ba ş ı ndan almak * düş ünemeyecek bir duruma getirmek. aklı nı (bir ş eyle) bozmak * bir ş ey üzerine dü ş erek hep onunla u ğ raş ı p durmak. aklı ndan geçmek * düş ünmek. aklı nı kaçı rmak * delirmek. . aklı nı oynatmak * çı ldı rmak. aklı nda olsun! * unutma!.aklı nca * (küçümseme yollu) Düş üncesine göre. aklı ndan zoru olmak * arada bir durum ve ş artları n gerektirdi ğ i gibi davranmamak. aklı nı peynir ekmekle yemek *ş aş kı nca ve akı lsı zca i ş ler yapmak. aklı nı ba ş ka yere vermek * konuş ulan konudan baş ka bir ş ey düş ünür olmak. aklı nda kalmak * unutmamak. yersiz iş yapmak. aklı ndan çı karmamak * devamlı hatı rlamak. * gereksiz. bellemek. aklı nda tutmak * öğ renmek. tasarlamak. çok ş aş ı rtmak. aklı ndan tutmak * bir ş ey düş ünmek. * unutmamak. aklı nı çelmek * niyetinden. hiç unutmamak. * ayartmak. aklı ndan çı kmak * unutmak. aklı sı ra. devş irmek) * akı lsı zca davranı ş larda bulunmaktan kendini kurtarmak. aklı nı çalmak * ilgisini aş ı rı derecede çekmek. * akı l dı ş ı iş ler yapmak. kararı ndan cayd ı rmak. aklı nı ba ş ı na almak (veya toplamak. aklı ndan geçirmek * bir ş ey yapmayı düş ünmek. * hatı rlamak.

* Akı l hastalı klar ı ile ilgili hastahane bölümü. * (boya için) Birbirine karı ş mak. * (sı vı bir madde için) Bir yerden çı kmak. * Tadı güzel ve besleyici bir tür mantar. akma * Akmak iş i. keçi mantar ı (Agaricus campestris). * Sağ duyu. katı lmak. * Art arda ve toplu olarak gitmek. aklı nı takmak * sürekli olarak aklı bir ş eyle uğ raş mak. * (bu gibi maddeler) Aş ağ ı ya. * Akı lla ilgili. * (kumaş için) Yı pran ı p iplikleri erimeye ba ş lamak. yere düş mek. aklı nla bin yaş a * akla yakı n görülmeyen bir dü ş ünce ileri sürene söylenir. * Akı lc ı lı k. akla dayanan. çam sakı zı . akmantar akmasa da damlar * çok değ ilse bile. akmak * (sı vı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler için) Bir yerden baş ka bir yere doğ ru gitmek. aklı nı n terazisi bozulmak * akı ll ı ca olmayan davranı ş larda bulunacak bir duruma düş mek. * Akı l hastalı klar ı uzman ı . * Karı ş mak. * Sürüp gitmek. ortadan kaybolmak. * (bir kap veya bir yer) İ çindeki veya üstündeki sı vı yı sı zdı rmak. akı ndı rı k. akma s ı nı rı * Malzemenin belirli bir gerilme uygulanması yla sı nı rlı ve kal ı cı deformasyona uğ raması veya belirlenen toplam uzamaya maruz kalmas ı durumundaki mukavemeti. . akliyeci akma hançer * Ortası oluklu hançer. aklı selim aklî akliyat * Akı l yolu ile kazanı lan bilgiler. az çok bir gelir veya kazanç sağ lar. akliye * Akı l hastalı klar ı ile ilgili hekimlik kolu. * Reçine.aklı nı ş aş ı rmak * yerinde olmayan bir iş yapmak. usçuluk. yersiz düş ünmek. rasyonalizm. aklı nı n köş esinden geçmemek * hiçbir zaman düş ünmemek. * (zaman için) Çabuk geçmek. * Çabucak savuş mak.

gölet. ses veren araçları nı ayarlamak.akmaz * Durgun su. metal dilcikleri titretme yolu ile çalı nan körüklü. akortsuz . akordiyon * Bkz. akortlanmak * Akortlanmak iş i yapı lmak. akortlatmak * Akortlamak iş ini yapt ı rmak. hesabı daha sonra görülmek üzere yapı lan kı smî ödeme. elde ta ş ı nabilir bir çalg ı . akortlu * Akordu olan. akortlanma * Akortlanmak iş i. akordeon * Üstündeki düğ melere veya tuş lara basarak. akortlama * Akortlamak iş i. * Boğ an otundan ç ı karı lan ve hekimlikte kullan ı lan zehirli bir madde. akonitin akont * Bir borca karş ı lı k. akortsuz. akortçu * Piyano ve org gibi müzik aletlerini ayarlamayı meslek edinmi ş kimse. akort etmek * çalgı ları n seslerini ayarlamak. * Armoniyi sağ layan seslerin birleş mesi. akordiyoncu * Bkz. * Kumaş larda makine ile yap ı lmı ş kı rma. akort * Bir çalgı yı doğ ru ses vermesi için ayarlama. akompanyatör * Bir parça çalı ndı ğ ı zaman ses veya bir âletle ona katı lan kimse. akordeon. düzenlemek. akordeoncu. eş lik eden. akort edilmiş . uyumsuz. akordu bozuk * Birbirini tutmayan. akordeoncu * Akordeon çalan kimse. akortlatma * Akortlatmak iş i. akort yapmak * çalgı ları n tellerini.

* Kredi mektubu. akran akranl ı k * Akran olma durumu. * Cambazlı k. akrobatl ı k * Cambazlı k. akrep * Akreplerden. akraba * Kan veya evlilik yoluyla birbirine bağ lı olan kimseler. akreditif * Belirli bir nicelikteki para için. * Oluş ma yönünden aynı kaynağ a dayanan ş eyler. bir bankanı n yükümlülüğ ü altı nda. * Birbirini tutmayan. * Yaş ça denk. uyumsuz. kı vrı k ve kalk ı k kuyruğ unda zehirli bir iğ nesi olan böcek (Scorpio). sı cak ve nemli yerlerde ya ş ayan. * Saatin iki ibresinden küçüğ ü. akrabal ı k * Akraba olma durumu. akraba olmak * evlilik yoluyla yakı nl ı k kurmak. diğ erinin sonucu olan ş eyler. akort edilmemiş . örneğ i akrep olan takı mı . akromatik . yaş ı t. akrepler akrobasi akrobat * Örümceğ imsilerin.* Akordu olmayan. * Biri. akraba çı kmak * önceden tanı ş madan veya bilmeden konu ş arak akraba oldukları nı anlamak. akraba diller * Aynı ana dilden gelen diller. akrep gibi * her fı rsatta sözleriyle baş kalar ı nı incitme veya onlara kötülük etme durumunda olan. üçüncü bir kiş i yararı na bir baş ka bankada veya aracı sı nda açtı rı lan kredi. yaş ı tlı k. akortsuzluk * Ses düzensizliğ i veya ayarsı zl ı ğ ı . öğ ür. * Cambaz. boydaş . hı sı m. Zodyak. akrobatlı k. Akrep * Zodyak üzerinde Terazi ile Yay burçları arası nda yer alan burç. akortsuzla ş tı rmak * Radyoda bir ayar frekansı nda sapma meydana getirmek. * Radyoda gerçek ayar frekansı ile do ğ ru değ eri arası ndaki sapma.

* (bir iş ) Gereğ i gibi yürümemek. renksemez. aksak eş ekle yüksek dağ a çı kı lmaz * eksik araçlarla sağ lı klı iş yapı lmaz. * Eski Yunan ve Lâtin ş iir ölçüsünde. grup vurgusu. aksan ı bozuk * Bir dildeki kelimeleri doğ ru söyleyemeyen. akrostiş * Her dizenin ilk harfi yukarı dan aş ağ ı ya doğ ru okununca ortaya bir söz çı kacak biçimde düzenlenmiş manzume. * Aksayan. aksan * Bir ülkenin insanları na veya bir çevreye özgü söyleyiş özelliğ i. * Aksamak iş i. * Aksak olma durumu. hafifçe topallayan. akromatopsi * Bkz. sondan bir önceki hecesi kı sa olacak yerde uzun olan dize. * Ermiş . kromatin ile boyanmamı ş olan kromozomları olu ş turan bölüm. en önemli yapı ları n ve tapı nakları n bulunduğ u iç kale. büyümesi veya uzamas ı . * Vurgu.* Beyaz ı ş ı ğ ı çözümlemeden geçiren. * Kı sı mlar. * Hücrede boyayı kabul etmeyen (bölüm). * Türk müzi ğ inde oldukça kı vrak bir usul. çene. akromatik i ğ iplik * Mitozun ilk evresi sonunda bütün hücrelerde beliren ve hücre boyaları yla pek boyanamayan iğ biçimindeki olu ş um. akromatin * Hücre çekirdeğ i içindeki ince iplikçiklerden yap ı lmı ş . akropol * Eski Yunan ş ehirlerinde. aksata aksakl ı k aksam aksama aksamak . tev ş ih. aksakal * Köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. evliya. renk körlüğ ü. aks aksak * Dingil. kelime vurgusu. burun gibi vücudun sivri kı sı mlar ı ndaki kemiklerin kalı nlaş ması . muvaş ş ah. akromegali * Genel geliş me bittikten sonra el. *İ yi gitmeyen. iyi iş lemeyen. * Hafif topallamak. geri kalmak.

kemer. yaymak. durumu. * Aksaması na yol açmak. * Aksesuar kullanması nı seven. bir sahne içinde yer alan veya oyuncunun dekor gere ğ i kullandı ğ ı çe ş itli e ş ya. ş apka. mücevher gibi eş ya. hapş ı rma. bir makinenin iş levine katı lmayan. aksat ı ş * Aksatmak iş i veya biçimi. akselerometre *İ vmeölçer. * Bir aletin. yankı lanmak. * Ulaş mak. aksedir * Kaplaması mobilyacı lı kta kullan ı lan. ancak kendine özgü ayrı bir yararı bulunan alet. . * Aksatmak iş i.* "alma ve verme" Alı ş veriş . hapş ı rı k. aksetme aksetmek * Aksetmek iş i. aksesuar nesne. duyulmak. * Poliçelerin üzerine "kabulümdür" biçiminde yazı larak altı imzalanan açı klama. kriz. yansı lanmak. * (ı ş ı ğ ı ) Yansı tmak. duyurmak. yankı vermek. * Kadı n giyiminde giysiyi bütünleyen ayakkabı . araç veya * Konunun gerektirdiğ i ölçüde kullanı lan. çanta. aksatma aksatmak aksay ı ş akse * Hastalı k nöbeti. * (bir ı ş ı k veya bir ş ekil) Düz ve parlak bir yüzeye çarp ı p orada aynen görünmek. * Haberi. aksesuarc ı * Aksesuarı haz ı rlayan kimse. tersine çevirmek. akselerograf *İ vmeyazar. açı k kahve rengi öz odunlu olan bir ağ aç (Thuya occidentalist). aksı rma. ulaş tı rmak. yay ı lmak. * Evirmek. akseptans * Yabancı ülkelerde okuyacak öğ renciler için gönderilen kabul belgesi. gürültülü soluk bo ş alması olay ı . aksettirmek * (sesi) Yankı lamak. aks ı rı k * Herhangi bir sebeple burun zarı nı n gı cı klanmas ı sonucu solunum kasları nı n birdenbire kası lması yla ağ ı z ve burundan hı zlı . bir i ş i gere ğ i gibi yürütmemek. * Aksamak iş i veya biçimi. * (ses) Bir yere çarpı p geri dönmek. * (ı ş ı k) Bir yere vurmak. eldiven. aksettirme * Aksettirme iş i.

hı rçı n. hastalı klı . *İ natçı . aksilik olarak. ters ve kı zg ı n olarak. münasebetsiz" anlamı nda kullanı lı r. aksili ğ i tutmak * güçlük çı karmak. aksı rma biçimi. aks ı rmak * Burun zarları nı n gı cı klanmas ı ile solunum kasları nı n birdenbire kası lması üzerine. kar ş ı t. inatçı lı k etmek. ağ ı z ve burundan hı zl ı . aksileş me * Aksileş mek i ş i. hapş ı rmak. * Olumsuz bir biçimde.aks ı rı klı * Aksı rı ğ a tutulmuş . olumsuz. menfi. aksilenme * Aksilenmek iş i. aks ı rı ş aks ı rma * Aksı rmak iş i. * istenmediğ i hâlde. öyle olmazsa. inad ı nda direnmek. zı t. aksilenmek * Aksileş mek. sı k sı k aks ı ran. huysuzlanmak. huysuzluk etmek. hapş ı rtmak. ters davranmak. huysuz. aksi aksi aksi gibi aksi hâlde * yoksa. aks ı rtmak * Birinin aksı rması na sebep olmak. aksi ş eytan * iş ler yolunda gitmedi ğ i zaman "ne kadar ilgisiz. aks ı rı klı tı ksı rı klı * Yaş lı . * Uygun olmayan. aksi takdirde * yoksa. aksi hâlde. hap ş ı rı klı . aksileş mek * Huysuzlanmak. aksi tesadüf * "ş anss ı zlı ğ a bak" anlamı nda kullanı lı r. gürültülü soluk bo ş altmak. * Aksı rma. aksili ğ i üstünde . aks ı rtma * Aksı rtmak iş i. aksi * Ters. aksı rı ğ ı olan.

hikâye. *İ nsan etkinliğ inin veya iradesinin açı ğ a çı kması . * Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi. aksiyon * Bir kuvvetin. huysuzluk. * Ada soğ anı . huysuzluk etmek. maddî bir etkenin. * Gözdeki billûr cismin saydamlı ğ ı nı yitirerek ağ arması ndan ileri gelen körlük. ters davranmak. elveriş sizlik. * Akş am vakti k ı lı nan namaz. aksülâmel * Tepki. sinir hücrelerinin uzantı lar ı ndan en belirli ve uzun olanı . aksö ğ üt aksu aksungur * Söğ ütgillerden. reaksiyon.* olumsuz davranı ş lı . bu hareketten ortaya çı kan geliş im. * Oyunun teması nı geliş tiren ba ş lı ca olay. aksilik etmek * güçlük çı karmak. aksona * Vurgun hastalı ğ ı na karş ı uygulanan emniyet durakları . inatçı lı k. mütearife. akso ğ an akson * Sinir uyarmaları nı sinir hücresinden ileriye uzatmaya yarayan. uygunsuzluk. aksine aksiseda aksiyom * Kendiliğ inden apaç ı k olan ve böyle olduğ u için öteki önermelerin ön dayanağ ı olan temel önerme. akş am akş am . * Tersine. iş . aksilik * Terslik. akş am * Gündüzün son ve gecenin ilk saatleri. uyuş maya yanaş mamak. perde. pay senedi. * Gece. bir düş üncenin ortaya ç ı kmas ı . ak basma. * Hareket. * Akdoğ an. aksilik ç ı kmak * engel ortaya çı kmak. katarakt. inatçı lı k etmek. * Sermayenin belirli bir bölümü. * Yankı . * Hisse senedi. belit. * Bir iş in yolunda gitmemesi durumu. kabukları eczacı lı kta kullan ı lan bir söğ üt türü (Salix alba). geli ş im. akş am ahı ra sabah çayı ra * hayatta yiyip içip yatmaktan baş ka kayg ı sı olmayanlar için söylenir.

akş ama kadar * bütün gün. akş am saati * Akş am vakti. özellikle akş ama doğ ru yapı lan gazete. * Çalı ş malar ı nı daha yoğ un olarak ak ş am saatlerinde yapan. akş am azadı * Ders çı kı ş ı . ara vermeden. güneş in battı ğ ı sı ralar. akş am pazarı * Pazarlarda. * Yaş lı lı k dönemi. akş am namazı *İ kindi ile yatsı namazı arası nda kı lı nan namaz. akş ama kalmak * (iş ) gecikmek. akş am simidi *İ kindi üzeri ç ı karı lan s ı cak. k ı sa bir zaman içinde. . akş amcı * Akş amlar ı içki içme alı ş kanlı ğ ı nda olan kimse. ak ş amleyin. akş am yeli * Akş amlar ı esen serin rüzgâr. akş am ezanı * Günün dördüncü namaz vaktini bildiren ezan. iş portalarda ak ş ama do ğ ru tezgâhta kalmı ş malları n ucuz fiyatla satı lı ş ı . Ak ş am Yı ld ı zı * Venüs. ders paydosu. akş amcı lı k etmek * akş amcı lar içki içmek amacı yla bir araya gelmek. susamlı simit. * Çalı ş ması akş ama rastlayan. pek yakı nda. akş am güneş i * Etkisi azalmı ş gün ı ş ı ğ ı . bitmemek. akş ama sabaha * Neredeyse. Çulpan. akş am piyasası * Akş am üzerleri belli bir yerde yapı lan gezinti. akş am karanlı ğ ı * Alaca karanlı k. akş ama doğ ru * Gündüzün akş ama yak ı n bir zamanı nda.* Akş amı n olduğ uş u dar zamanda. akş amcı lı k * Akş amcı olma durumu. akş am gazetesi * Baskı sı öğ leden sonra.

* (ay) Dolun ay durumundan sonra geç doğ mak. akş amlatmak * Akş amı yaptı rmak. akş amlamak * Bütün günü bir yerde veya bir iş te geçirerek akş ama eriş mek. . iş i. akş amı bulmak. akş amı buldurmak veya ettirmek. akş am yaklaş ı rken. * Akş amı bir yerde geçirmek. akş amlı k * Akş ama özgü olan. iyi akş amlar!. kaçı nı lmaz sonuç pek yak ı n.akş amdan * akş am olmak üzere iken. akş amdan akş ama * Her akş am üst üste. akş amsefası * Gecesefası . akş amı bulmak (veya ak ş amı etmek) * akş amlamak. ak ş am yapı lan. akş amleyin * Akş am saatlerinde. akş amlar (veya akş am ş erifler) hayrolsun! * akş am vakti kullanı lan esenleme sözü. günü bitirmek. akş amlatma * Akş amlatmak i ş i. akş amki * Akş am olan. akş amlama * Akş amlamak durumu. akş am oldu ğ unda. akş amdan sonra merhaba (veya sabahlar hayrolsun) * iş iş ten geçtikten. ak ş am vakti. sabaha savur * kazandı ğ ı nı günü gününe harcayan tutumsuz kimselerin durumunu anlatmak için kullanı lı r. akş amdan kalmı ş (veya kalma) * geceki sarhoş luğ un mahmurlu ğ unu ta ş ı yan. * Her akş am. akş amları * Akş am vakti. akş ama doğ ru. akş amı n iş ini sabaha (veya yarı na) b ı rakma * bu gün yapı lması gereken bir iş i ertesi güne bı rakmak sak ı ncal ı dı r. ak ş am için. akş amüstü * Güneş in battı ğ ı sı ralarda. akş amlı sabahlı * Her akş am ve her sabah. akş amlı k sabahlı k * Nerede ise. akş amdan kavur. olan olduktan sonra gösterilen ilgi için söylenir. akş ama do ğ ru.

iktibas. * bütçede bir bölümden baş ka bir bölüme ödenek geçirmek. gereçleri satan kimse veya dükkân. * Bir taş ı ttan baş ka bir taş ı ta geçme. ev ilâçları . albino. * Baharat. * Anadolu'da iğ ne. aktarmak * Bir yerden. * Aktarı n sattı ğ ı ş eyler. akş ı nlı k aktar * Akş ı n olma durumu. aktarma etmek * aktarmak. * Aktarı n yaptı ğ ı iş . * Voleybolda öbür oyuncuları n vurması için topu. aktarı cı aktarı lma * Aktarı lmak i ş i. * Bir oyuncunun topu kendi takı mı ndan bir baş ka oyuncuya göndermesi. tütün vb. * Bir hesaptan baş ka bir hesaba para havale etme. aktarı lmak * Aktarmak iş ine konu olmak. aktarmacı lı k * Aktarma iş i. aktarı ş aktariye aktarl ı k aktarma * Aktarmak iş i. aktarma yapmak * bir taş ı ttan ötekine geçmek.ak ş amüzeri * Bkz. * Arı lar ı bir kovandan ötekine geçirme. kâğ ı t. aktarma iş iyle uğ ra ş ma. satan kimse veya dükkân. * Görüntüyü bir bölgeden baş ka bir bölgeye ileten araç. iplik. . bazen de derisinde do ğ uş tan boya maddesi bulunmadı ğ ı için her yanı ak olan (hayvan veya insan) çapar. akş amüstü. * Alı ntı . zarf. baharat. bir kaptan baş ka bir yere veya kaba geçirmek. virman. nakil. aktarı m * Aktarma iş i. akş ı n * Kı lları nda ve gözlerinde. ağ ı n üzerine yükselten oyuncu. * Aktarmak iş i veya biçimi. * Dam kiremitlerini aktarı p kı rı klar ı yenileyen kimse. * Sürülmemiş tarlayı ilk veya ikinci kez sürme. aktarmacı * Aktarma iş ini yapan kimse.

* Etken. daha çok Kur'an'ı baş ı ndan sonuna kadar okumak. canlı . aktarmalı * (taş ı tlar için) Belli bir süre sonra inilip ba ş ka bir taş ı ta binilmesini gerektiren. aktif metot * Öğ rencilerin. çalı ş kan. aktinit * Aktinyum. aktifle ş me * Aktif duruma gelme. * Sürülmemiş tarlayı ilk ve ikinci kez sürmek. aktifle ş tirmek * Aktifleş mesini sa ğ lamak. yönünü de ğ iş tirmek. aktif duruma getirmek. plûtonyum. * Etkili. hareketli. protaktinyum.* Bir ş eyin yolunu. ortaklı ğ ı n para ile değ erlendirilebilen mal ve haklar ı nı n tümü. toryum. aktif ta ş ı ma * Bir maddenin hücre zarı ndan enerji harcanarak hücre içine veya dı ş ı na taş ı nmas ı . uyarlamak. aktifle ş mek * Canlı hareketli. tercüme etmek. * Bir tekniğ e göre biçimlendirmek. aktinoloji aktif fiil . aktiflik * Etkinlik. etkili olmak. * Bir ticarethanenin. aktartmak * Aktarmak iş i yaptı rtmak. tulyum. * Etkin. kiş isel çal ı ş maları nı ve i ş yapma yeteneklerini geliş tirmeyi sağ layan bilimsel yöntem. *İ letmek. * Bir kitaptan veya bir yazı dan bir bölümü almak. * Çatı kiremitlerini gözden geçirerek kı rı k ve bozuk olanları nı n yerlerine sağ lamları nı koymak. bildirmek. * Bir kitabı . küryum ve berkelyum radyoaktif elementlerinin ortak ad ı . aktif rol oynamak * etkili olmak. iktibas etmek. etken. aktarmas ı z * (taş ı tlar için) Belli bir süre sonra inilip ba ş ka bir taş ı ta binilmesini gerektirmeyen. aktif duruma gelmek. aktav ş an aktif * Bir cins iri çöl sı çanı (Jaculus). aktartma * Aktartmak iş i yaptı rmak. * Bir dilden baş ka bir dile çevirmek. amerikyum. * Etken fiil. aktifle ş tirme * Aktifleş tirmek iş i.

ş imdiki. aktris aktüalite aktüalitesini kaybetmek * güncelliğ ini yitirmek. * Azgı n. radyoaktif bir element.Kı saltması Ac. edimselcilik. acil (hastalı k). aktivite aktivizm aktör * Erkek oyuncu. istenildiğ inde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz.ş iddetli. * Günün olayı veya konusu. * Etkincilik. akut *İ lerlemiş . * Etkinlik. atom ağ ı rl ı ğ ı 227 olan. * Kadı n oyuncu. akı mtoplar. * Kapalı bir yerde seslerin dağ ı lı m biçimi. . akur akustik akümülâtör * Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depo eden. akuzatif akü * Yükleme durumu. yank ı bilimi. * Akümülâtörün kı saltı lmı ş adı . yank ı lan ı m. kendini baş ka türlü gösterme. aktöre * Ahlâk. * Fizik biliminin konusu ses olan kolu. * Güncellik. * Olduğ undan baş ka türlü görünme.* Güneş ı ş ı nları nı n hem insan hem de bütün canlı lar üzerinde etkisini inceleyen bilim dal ı . aktüel * Güncel. ses da ğ ı lı mı . aktinyum * Atom numarası 89. aktörün yaptı ğ ı iş . aktinyumlu * Özünde aktinyum bulunduran. * Edimsel. * Kuvveden fiile geçmiş olan hâl (Aristo felsefesi). * Olduğ undan baş ka türlü görünen kimse. aktüalizm * Geçmiş jeolojik olaylar ı n bugünkülere bakarak açı klanabilece ğ ini ileri süren öğ reti. aktörlük * Aktörün görevi. k ı zgı n (hayvan).

al (veya alı n) * iş te. al bayrak (veya sancak) . hile. * Kanı n rengi. * Bu renkte olan. yuvarlak hücre. al (veya kanl ı ) gömlek gizlenemez * gizli tutulması elde olmayan ş eyler için söylenir. süs bitkisi olarak yeti ş tirilen. akya balı ğ ı * Uskumrugillerden. al al * Aldatma. sağ lam./ -el*İ simden fiil türeten ek. -al. kı zı la çalan. Al * Alüminyum'un kı saltması . ufak pullu. al basmak * loğ usa albastı hastalı ğ ı na tutulmak. tuzak. * Süs balı ğ ı beslemecili ğ i. düzen. 10-15 bazen de 50-60 kg gelen bir balı k. akvam akvarel akvaryum * Tatlı veya tuzlu su hayvanları nı n. akzambak * Zambakgillerden. * Sulu boya resim. akyuvar * Kan ve lenf gibi vücut sı vı ları nda bulunan çekirdekli. akbal ı k (Lichia amia). * Yüze sürülen pembe düzgün. * Bir tür sı rmal ı ve köstekli bı çak. çiçeğ i di ş ve yüz ş iş lerinin tedavisinde kullan ı lan bir bitki (Lilium candidum). akvaryumculuk * Akvaryumcunun mesleğ i. lökosit. allı k. güz-el (<gözel). -al / -el *İ simden sı fat türeten ek: gen-el. do ğ -al. su bitkilerinin yapay bir ortamda beslendiğ i cam su kabı . akva * Kuvvetli. * Kavimler. öz-el vb. k ı zı l. kı rmı zı .aküpunktür * Vücudun belirli noktaları na genellikle altı n iğ ne batı rarak yapı lan Çin'de yayı lmı ş olan tedavi. akvaryumcu * Akvaryum iş iyle u ğ raş an kimse. * (at donu için) Dorunun açı ğ ı . gövel (< gök-el).

âlâ -ala.* Türk bayrağ ı . ala gün ala sulu * Yeni olgunlaş maya ba ş lamı ş (meyve). al birini./ -ele* Fiilden sı klı k (tekerrür) çatı sı türeten ek: çalk-ala-. ala * Karı ş ı k renkli. kov-ala. ala alaya kalkmak * bağ rı ş arak gürültü etmeye kalkmak. it-ele-. silk-ele-. *İ yi. al kanlara boyanmak * yaralanmak. kak-ala-. * Kekliğ in boynundaki siyah halka. çok renkli. vur ötekine (veya birine) * hiçbiri iş e yaramaz. al kiraz üstüne kar yağ mı ş * düş ünülmeyen. al giymedim ki alı nayı m * "bu iş le hiçbir ilgim olmadı ğ ı için söylenen sözleri kendi üzerime almad ı m" anlamı nda kullanı lı r. suluca (yemek). hepsi bir ayarda. pek iyi. ala ala * Toplu olarak yapı lan iş lerde ba ğ rı ş arak söylenen ala ala hey! ünleminde geçer. al sana bir daha * yeni bir aksilik olunca bezginlik bildirmek için "i ş te" anlamı nda söylenir. alaca. al gülüm ver gülüm * iki sevgilinin birbirine sevgi gösterisinde bulunmaları . vurularak ölmek.vb. * Yazı n güneş bulut arkası nda kald ı ğ ı nda oluş an gölgeli durum. al elmaya taş atan çok olur * değ erli kimselere sataş an çok olur. al benden de o kadar * ben de aynı durumdayı m veya ben de aynı düş üncedeyim. ş aş -ala-. elâ (göz). * araları ndaki senli benli iliş kiyi sürdürerek. *İ yi piş memiş . . ş ehit olmak. al kan * Doymuş alifatik hidrokarbonları n genel adı . parajin. * bir kimseye yapı lan hizmetin hemen karş ı lı ğ ı nı bekleme durumu. al karı sı * Loğ usalara musallat olarak onları boğ duğ u sanı lan görüntü. çekiş e çekiş e. al takke ver külâh * uzun bir çekiş meden sonra. * Alabalı ğ ı n kı saltı lmı ş adı . * Açı k kestane renginde olan. beklenilmeyen ş eylerin de olabileceğ ini anlatı r.

deniz araçları devrilip ters dönmek. ala tavlı * Bitkinin çimlenmesi için yeterli tavı bulmam ı ş (toprak). alabanda vermek * azarlamak. * iş ler alt üst olmak. eti turuncu ve lezzetli. 250 gr dan 2 kg a kadar gelen bir tatlı su bal ı ğ ı (Trutta faris). alabora olmak * tekne. uğ ursuz (kimse). alabros * Fı rça gibi dik kesilmi ş (erkek saçı ). *İ yice piş memiş (yemek). uçsuz bucaksı z. kemikli balı kları n bir familyası . yar ı ya ş yarı kuru olan (toprak). * Ara bozucu. alabanda sancak * Dümeni sağ yana do ğ ru. haş lamak. alabalı k * Ala balı kgillerden. alabanda * Deniz teknelerinin iç yanlar ı . alabalı kgiller * Omurgalı hayvanlardan. alabildi ğ ine * Sı nı rsı z. alabanda ate ş * Geminin bir yanı nda bulunan toplarla birden ateş edilmesi komutu. paylamak. alabanda etmek * dümeni sağ a veya sola. * Olanca hı zı ile. soğ uk ve duru sularda yaş ayan. gereğ inden çok. * Selâmlamak için filika küreklerinin yukarı ya kaldı rı lması . alabandayı yemek * adamakı ll ı azarlanmak. alabanda iskele * Dümeni sol yana doğ ru sonuna kadar çevirme komutu.ala tav * Az tavlı . * Balı ğ ı toplamak için dalyan a ğ ı nı n yukarı ya alı nmas ı . . * Bir serenin yatay durumdan düş ey duruma getirilmesi. sandal vb. ş algama benzeyen bir bitki. borda karş ı tı . * Aş ı rı derecede. alabacak * Ayağ ı sekili (at). sonuna kadar çevirmek. alabora * Geminin devrilecek kadar yan yatması . alaba ş * Turpgillerden. dönek. sonuna kadar çevirme komutu. Ala Yuntlu * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri.

alacabalı kçı l * Balı kçı lgiller familyası ndan. *İ ki veya daha çok renkli. alaca ğ ı olmak * birinden alı nacak parası olmak. * Para verilerek alı nacak ş ey. alacakarga * Saksağ an. * Keklik. verirken de güçlük çı karan kimse. * Kötü huy. * Birkaç renkli iplikten yapı lmı ş dokuma. alaca karanlı k * Güneş doğ madan önce veya battı ktan hemen sonraki aydı nlı k. alaca a ş alaca bulaca * Çok karı ş ı k renkli. * Meyvelere. borçlu karş ı tı .alaca * Birkaç rengin karı ş ı mı ndan oluş an renk. matlûp. uzunluğ u 50 cm. * Ağ açta ilk olgunlaş an meyve. * Aş ure. bı ldı rcı n gibi kuş lar ı avlamak için kullanı lan iki renkli bez. sazl ı klarda ya ş ayan bir ku ş türü (Ardeola ralloides). alaca ğ ı m olsun da ala kargada olsun * alacaklı olmak iyi bir ş eydir. alaca ğ ı na ş ahin. alaca dü ş mek * (meyve) olgunlaş maya ba ş lamak. alacakl ı olmak * birinden alacağ ı bir ş ey bulunmak. akla kara karı ş ı k. mal veya ba ş ka ş ey. alaca ğ ı olsun! * "günün birinde ondan öcümü alı rı m" anlamı nda göz korkutma sözü. alacak * Bir hesap gereğ ince daha alı nmamı ş olan para. * vakit darlı ğ ı ndan bir öneriyi kibarca geri çevirmek. daha çok üzüme düş en ben. alacak verecek * alı ş veri ş iliş kisi. vereceğ ine karga (veya kuzgun) * alı rken kolaylı k gösteren. alaca ğ ı na tutmak * bir ş eyi vereceğ e veya borca karş ı lı k saymak. kül rengi. alacakl ı * Birinden alacağ ı olan. alacakl ı çı kmak * alacağ ı vereceğ inden çok olmak. yarı karanl ı k. * Birinden alacağ ı olan kimse. .

* Eriyen karlar arası ndan yer yer toprak görünmek. alaçam alaç ı k * Rengi kı zı la yakı n bir çam türü (Picea excelsa). * Herhangi bir heyecan dolayı sı yla benzi kı zar ı p bozarmak. alacalı k * Alacalı olma durumu. alacalamak * Renk renk. alaturka karş ı tı . Frenklerle ilgili. alacalı bulacalı * Çok karı ş ı k ve çiğ renkli. günün baş lay ı ş ı nı gece yarı sı 01 olarak kabul eden saat sistemi. çardak. alafranga saat * Günü 24 saat sayarak. Avrupa eğ itimiyle yeti ş miş (kimse). renkten renge girmek. alaca bulaca. alacamenek ş e * Hercaî menekş e. alafranga alafranga müzik * Batı tarz ı nda ve ölçülerinde yap ı lmı ş müzik. alacalandı rma * Alacalandı rmak iş i. benek benek boyamak. alacalanmak * Alaca bir duruma gelmek. alafranga tuvalet * Batı tarz ı nda kapakl ı .alacalama * Alacalamak iş i. alacalı * Alaca. alafrangacı lı k . alafrangacı * Alafranga hayatı benimsemi ş olan. âdet ve hayatı na uygun. üzerine oturulabilen klozetli tuvalet. * Renkli ve renksiz kı lları n bütün vücutta düzenli ş ekilde da ğ ı lmayarak büyük ve küçük parçalar hâlinde birleş mesiyle meydana gelen bir at donu. * Alafranga saat. * Keçeden yapı lan çadı r. alacasansar * Benekli sansar türü. alacalandı rmak * Alaca duruma getirmek. * Avrupa uygarlı ğ ı nı benimsemiş . rengârenk. * Frenklerin töre. * Üzeri dal ve hası rla örtülmü ş kulübe. alacalanma * Alacalanmak iş i.

alâka *İ lgi. alafranga olma. alâkadar olmak * ilgilenmek.* Alafrangacı olma durumu. ilgi çeken. alageyik * Geyikgillerden. alâkadar etmek * ilgilendirmek. sı ğ ı n (Dama dama). postu benekli. alafranga davranmak. as-alak. çök-elek vb. alafrangalaş ma * Alafranga usulleri benimseme. alâkaland ı rma * Alâkalandı rmak i ş i. alafrangalaş mak * Alafranga olmak. erkeklerinin boynuzları uca doğ ru kürek biçiminde geni ş leyen. ilgili bulunulan. alâgarson * Kı sa kesilmiş saç. alafrangalı k * Alafranga olma durumu. Güney Avrupa ve Kuzey Afrika'da yaş ayan bir cins geyik. alâka duymak * ilgi duymak. ilginç. alâkadar *İ lgili. alâkalanma * Alâkalanmak iş i. alâkabah ş *İ lgilendirici. alafrangalaş tı rma * Alafrangalaş tı rmak i ş i. . alâka çekmek (toplamak veya uyandı rmak) * ilgi çekmek. alafrangalaş tı rmak * Alafrangalaş ması na sebep olmak. * Gönül bağ ı . -alak / -elek * Fiilden sı fat türeten ek: yat-alak. * Oğ lan saçı biçiminde kesilmi ş (kadı n saç ı ). alâimisema * Gök kuş ağ ı . alâkaland ı rmak *İ lgilendirmek.

. alâminüt * Çarçabuk. açı k ve geni ş yer. düzlük. alamana * Rafadan. yakı nl ı k duymak. iliş kisi kalmamak. iz. ş ipş ak. saha. * Yemek listesinden yemek seçerek. * Bir ş ey çekici gelmek. * Orman içinde düz ve ağ açsı z yer. tüyleri alacalı bir kuş türü. alâkart alâkası z alâkası zl ı k *İ lgisizlik. geniş li ğ i 7 ile 25 kulaç olan büyük ağ . ilgisini kesmek. meydan. alâmet * Belirti. alâminüt yemek * Kolayca hazı rlanı p tüketilebilen yemek. alâkal ı alakarga *İ lgili. kestane kargası (Garrulus glandarius). maskelemek. * Saksağ an.alâkalanmak *İ lgilenmek. * Büyüklük. alan * Düz. alâkok alalama alalamak etmek. ilgisi olmayan. ayrı lmak. ötücü. zevk almak. * Yemek listesinden seçilen. çizgilerle veya renklerle bezeyerek bir ş eyi bulunduğ u çevreye uydurmak. anı nda. alâkay ı (veya alâkası nı ) kesmek * ilgiyi. * Ayı rı cı nitelik. uzunluğ u 200 ile 250. kayran. *İ lgisiz. alamana ağ ı * Kı yı lardan uzak sularda avlanmak için iki alamana kayı ğ ı tarafı ndan kullanı lan. tabldot karş ı tı . irilik bakı mı ndan ş aş ı lacak durumda olan ş ey. * Gönül bağ lamak. o eş yayı üreten veya satanı tanı tan resim. alâmetifarika * Bazı ticaret eş yası üzerine konulan. ay ı rı cı özellik. marka. kamufle * Balı k avlamakta veya yük taş ı makta kullanı lan büyük kayı k. fiyatları ayr ı ayrı hesaplanan (yemek). harf gibi özel iş aret. hemen. iri gövdeli. * Kargagillerden. iş aret. * Alalamak iş i. alâmetifarikal ı * Alâmetifarikası olan. niş an. * Beneklerle. kamuflâj.

alan korkusu * Bazı kiş ilerin alan. ala ş ı mlama * Alaş ı mlamak iş i. kovmak. P. darmada ğ ı nı k. bazı durumlarda metallerle. ala ş ı m *İ ki veya daha çok metalden. karı ş mak istememek. duran bir noktaya birleş tiren do ğ ru parçası nı n birim zamanda taradı ğ ı alan. ya ğ ma etmek. alan talan * Karmakarı ş ı k. * geri çekilmek. alt üst etmek. * kapı p yere vurmak. alan hı zı * Hareket eden bir cismi. Te gibi elementlerden olu ş an metal görünümünde katı veya sı vı karı ş ı m. C. park. alargadan seyretmek * Uzaktan bakmak. dağ ı tmak. * Uzaktan. ala ş ağ ı vur yukarı * çekiş e çekiş e (pazarl ı k). alargada durmak * uzakta durmak. alarga durmak * uzak durmak. yetkilerini elinden alı p yerinden uzaklaş tı rmak. * Yarı ş malar ı n. açı ktan. alarga etmek * açı k denize çı kmak. * Bir alı cı merce ğ inin net bir görüntü sağ layabildiğ i derinlik ve geniş li ğ in bütünü. * Yüz ölçümü. ala ş ağ ı etmek * birini. allak bullak. engin. uzaklaş mak. alârm * Bir tehlike olduğ unda bunu herkesin haber alması için verilen i ş aret. alârma geçmek * beliren tehlikeye karş ı direnebilecek. engine açı lmak. alarga * Açı ktan geç. ilgisiz davranmak. alan talan olmak * her biri bir yana dağ ı lmak. . sokak gibi yerlerde duydukları ürkeklik hastal ı ğ ı . agorafobi. alan talan etmek * allak bullak etmek. dayanabilecek duruma gelmek. * Açı k deniz. yaklaş ma. * Eski Roma'da açı k hava gösterisi yapı lan geniş yer. atmak. karş ı laş maları n ve oyunları n yapı ldı ğ ı yer. saha. alan topu * Tenis. *İ çinde birtak ı m kuvvet çizgilerinin yayı lmı ş bulundu ğ u var sayı lan uzay parçası .* Bir konu veya çalı ş ma çevresi.

alaturka eser veren kimse. düzenli bir iş yapmak. * Alaturka saat. alavere tulumbası * Emme basma tulumbası . alavandal ı * Bkz. alaturkala ş mak * Alaturka olmak. * Düzensiz. * Bu tür müziğ i seslendiren veya çalan. alaturkala ş ma * Alaturkalaş mak durumu. ezanî saat. alavere dalavere yapmak (veya çevirmek) * hileli. abra ş . andavallı . söyleyen. yalanla dolanla iş görmek. alaturkal ı k * Alaturka olma durumu. yöntemsiz. * Bir ş eyi elden ele vererek aktarma.ala ş ı mlamak * Çözen metale. alaturkac ı lı k * Alaturkac ı olma durumu. alaş ı m elementlerini eriterek katmak. alaturka saat * Güneş in batı ş ı nda 12'yi gösterecek biçimde ayarlanmı ş saat. * Eski Türk gelenek. alafranga karş ı tı . * Bu töre ve hayatı benimsemi ş (kimse). * Vapurlarda bu biçimde taş ı ma i ş i için bordalarda kurulan basamaklı iskele. * Kargaş al ı k. alavere * Bir ş eyin elden ele geçmesi. alaturkac ı * Alaturka bilen. alaten alaturka * Cüzamlı . alaturka tuvalet * Tuvalet ihtiyacı nı gidermek amac ı yla çömelme usulüne göre yapı lan tuvalet. alaturkala ş tı rma * Alaturkalaş tı rmak iş i. alaturkala ş tı rmak * Alaturkalaş mas ı nı sa ğ lamak. alaturka müzik * Türk müziğ i. töre ve hayatı na uygun. görenek. alavereci . * Türk müziğ inden yana olan.

* Bütünü. küçümseyen. söz. alaya ç ı kmak * askerî bir okulda baş arı gösteremeyerek k ı taya gönderilmek. pek çok. yönlerini küçümseyerek e ğ lence konusu yapmak. gülünç. alâyiş * Gösteriş . eğ lenmek. alaya almak * alay etmek. davranı ş gibi yollarla biriyle. alay malay * hep birden. alay * Herhangi bir törende veya gösteride yer alan topluluk. alay alay alay * Kalabalı k olarak. onu küçümseme. alay etmek * bir kimsenin. alâyiş li . hepsi. * Ses tonu. birlikte. fazla sayı da. alay beyi * Albay rütbesinde jandarma alay komutanı . alay gibi gelmek * inanı lacak gibi olmamak. * Alay eden. alay geçmek * alay etmek. müstehzi. * Çok miktarda. alaybozan * Bir çe ş it fitilli tüfek. bir durumun. âlây ı vâlâ ile * bütün gösteri ş i ile. * Genel olarak üç tabur (süvarilerde dört veya beş bölük) ve bunlara bağ lı birliklerden oluş an asker toplulu ğ u. * Alay etmeyi huy edinmiş olma durumu. göz kama ş tı rma. i ş iş aka konusu yapmak. eksik vb. kusurlu. küçümseyerek eğ lenen. vurguncu. bir ş eyle eğ lenme. spekülâtör. * Çok kalabal ı k. alaya bozmak * alay niteliğ i vermek.* Piyasada fiyatı düş ünce yükselir umuduyla mal alan ve fiyat yükselince malı satan toptanc ı . alaycı lı k alay ı nda olmak * iş i önem vermeyerek yapmak. alaycı * Alay etme huyu olan. bir ş eyin.

aleve tutmak. * Fı rt ı na kuş ugillerden. yalaz. alaz alaz alaz alaza alazlama * Alazlamak iş i. ciddî olmayan. * Alev alev. albasma. * Gerekli okul eğ itimini görmeden kendini yetiş tirmiş olan (kimse). *İ nsan derisi için. loğ usa humması . alazlamak * Bir ş eyin yüzünü alevden geçirmek. . * Alay edici. mektepli karş ı tı . müstehzi. çekicilik. * Gösteriş li. soğ an vb. * Vücutta kı zı ll ı k veya k ı zı l lekeler belirmesi durumu. * Alev. albasma albastı * Albastı . üstünde kı zı llı k veya kı zı l lekeler belirmek. * Sı zlatmak. debdebeli. yakmak. Atlantik Okyanusu'nda yaş ayan iri bir kuş türü (Diomedea * Rütbesi yarbay ile tuğ general arası nda bulunan ve ası l görevi alay komutanlı ğ ı olan üstsubay. küçümseyici. hoş ve güzel göstermek. albeni vermek * çekiciliğ ini art ı rmak. görkemli. alazlanmak * Alazlamak iş ine konu olmak. miralay. cazibe. ilgi toplamak. albeni * Alı m. * Dökülen tohumlarla ertesi yı l kendiliğ inden çı kan tah ı l. alazlanma * Alazlanmak iş i. albatr albatros exulans). alaylı alays ı * Alaya benzer. 1 m uzunluğ unda. albay albaylı k * Albay rütbesi veya albayı n görevi. * Doğ um sı rası nda temizli ğ e dikkat edilmemesi yüzünden loğ usanı n tutulduğ u ateş li hastalı k. acı vermek. alaylı * Erlikten yetiş miş subay. * Kaymak taş ı .* Gösteriş li. su mermeri.

uzunçalar. * Herhangi bir konu ile ilgili kı sa aç ı klamalar verilerek resimler bası lmı ş olan kitap. * Akş ı n. mütevazı . * Değ eri ve gücü az olan elektrik potansiyeli. alçacı k da ğ lar ı ben yarattı m demek * çok kurumlu olmak. alçak kavu ş um * Kavuş umda gezegenin güne ş le yer aras ı nda bulunması . alçak gönüllü * (makam. birleş imi karbon. albenisi olmak * çekiciliğ i bulunmak. yüksek olmayan (yer). alçacı k * Çok alçak. suda eriyen. alçak gerilim * Düş ük voltajlı elektrik hattı . kötü havaya iş aret olan hava durumu. * Bir sanatçı nı n eserlerinin bir bölümünün yer ald ı ğ ı kaset. durumlarda) A ş ağ ı olanları kendisiyle eş it tutan veya kendi değ erini olduğ undan a ş ağ ı gösteren (kimse). rezil hain. alçak yaylak . yapı ş kan madde. namert. * (boy için) Kı sa. albinos albüm * Resim. azot. albümin iş eme * Birçok hastalı klarda. aş ağ ı lı k. albüminli *İ çinde albümin bulunan. * Aş ağ ı . fotoğ raf. beyaza yak ı n renkte. kendini çok beğ enmek. yüzeyden ç ı kı ntı sı az olan kabartma. alçak * Yerden uzaklı ğ ı az olan. * Kalı n ses.albenili * Alı mlı . yüksek karş ı tı . alçak bas ı nç * Barometrede 760 mm altı nda bulunan. alçak gönüllülük * Alçak gönüllü olma durumu. alçak ses * Hafif ses. oksijen. hayvanları n doku ve sı vı lar ı nda bulunan. özellikle böbrek hastalı kları nda idrarda albümin bulunması durumu. pul gibi ş eyleri dizip saklamaya yarayan bir tür defter. hidrojen ve kükürt olan. soysuz. çekici. tekerçalar. alçak kabartma * Heykel sanatı nda. ak tutma. cazibeli. en ahlâksı zca davran ı ş larda bulunan. albümin * Bitkilerin. para vb. * Bile bile en kötü.

ş enaat. * Aş ağ ı laş ma. cezir. alç ı taş ı . alçalı ş alçalma alçaltı alçaltı cı * Küçük düş ürücü. * Değ erini azaltmak. alçakla ş mak * Bayağ ı laş mak. * Alçakça davranı ş . zül. * Küçük düş ürme. alçaltmak * Alçak duruma getirmek. mezellet. alçaltma * Alçaltmak iş i. * (insan için) Değ eri azalmak. * Kabarma alçalma olayı nda suları n indiğ i dönem. alçakl ı k * Alçak olma durumu. alçaltı ş * Alçaltmak iş i veya biçimi. alçakla ş tı rmak * Alçaklaş mas ı na sebep olmak. alçakla ş tı rma * Alçaklaş tı rmak durumu. zillet. alçakça * Oldukça alçak.* Devamlı oturma bölgesinde. bayağ ı la ş ma. yüksekten aş ağ ı doğ ru inmek. * Alçalmak iş i. alçarak alç ı * Az alçak. * Toprağ ı n çöküp oturması . alç ı kalı p * Bir ş eyin üzerine alç ı dökülerek alı nan kalı p. alçalmak * Alçak duruma gelmek. alçakla ş ma * Bayağ ı laş mak durumu. normal tahı l ziraatı yap ı lan alanları n bitiş iğ inde genellikle deniz seviyesinden 900-1200 metre yükseklikteki yaylak. inme. aş ağ ı lı k kimselere yaraş ı rcası na. * Alçı taş ı nı n piş irilip toz durumuna getirilmesinden elde edilen madde. * Alçak. * Düş künlük. hor görme.

* Alçı lamak i ş i. bir yalana kanmak. aldanma * Aldanmak iş i. * Alçı kar ı ş tı rmak. so ğ uk sebebiyle donmak. kandı rı cı . alç ı lama alç ı lamak alç ı latmak * Alçı ile kapattı rmak. aldat ı lmak * Aldatma niteliğ i olan. * (bitkiler için) Havanı n birden ı sı nmas ı yla zamansı z açan çiçek. yan ı ltı cı . aldanmak * Görünü ş e kap ı larak yanl ı ş bir yargı ya varmak. * Üzeri ot veya kumla örtülmüş çukur. alç ı pan * Tavan süslemelerinde kullanı lan ve çe ş itli desenleri olan alç ı dan yapı lmı ş kalı p. alç ı latma * Alçı latmak iş i. kanma. * Alçı ile sar ı lmı ş olan. tuzak. alç ı ya almak (veya koymak) * kı rı lan bir kemiğ i gereğ i gibi kaynaması için alçı ya batı rı lmı ş sarg ı ile sarmak. alç ı cı * Alçı taş ı nı çı karan kimse. alç ı lanmak * Alçı lamak i ş ine konu olmak. jips. * Tavan ve duvarları n alç ı ile kaplanması nda çal ı ş an iş çi. * Düş kı rı klı ğ ı na uğ ramak. alç ı lı *İ çinde alçı bulunan. sı vatmak. oyalanmak. * Avunmak.* Toprak içinde katman olarak bulunan ve piş irilip toz durumuna getirilerek alç ı yapmaya yarayan hidratlı kalsiyum sülfat. aldat ı cı aldat ı lma * Aldatı lmak iş i. . aldanç aldangı ç aldan ı ş * Aldanmak iş i veya biçimi. yanı lmak. alç ı lanma * Alçı lanmak i ş i. * Alçı ile sı vamak. * Çabuk ve kolay aldatı lan kimse. * Bir hileye.

baş tan çı karmak. aldatı cı oyun. kötü yola sürüklemek. * Elindekini baş kası na kapt ı rmak. kayı tsı z. * Birine verilen sözü tutmamak. lâkaydî. avutmak. * Bir ş eyin görünürdeki durumu. aldı rmamak. tasası zl ı k. * Ayartmak. o ş eyin niteliğ i bakı mı ndan yanlı ş bir kanı vermek. ald ı rmaz * Bir ş eye önem vermeyen. * Getirtmek. lâkayt. aldehit ald ı * Alkolleri oksitlendirme veya asitleri indirgeme yolu ile elde edilen uçucu bir s ı vı . yalan söylemek. soru veya ş art biçimlerinde kullanı lı r). umursamamak. * Karş ı sı ndakinin dikkatsizli ğ inden. verdi ğ i zararı karş ı lamamak. kay ı tsı zlı k. umursamayan. ald ı rtmak * Aldı rmak iş ini baş kası na yaptı rmak. ald ı rma ald ı rmak * Almak iş ini yapt ı rmak. ilgilenmemek. ald ı rtma * Aldı rtmak iş i. i ğ fal etmek. gere ğ i gibi uyanı k olmay ı ş ı ndan yararlanarak onun zararı na kazanç sağ lamak. ilgisiz kalmak.* Aldatmak iş ine konu olmak. bu anlamı ile ancak olumsuz. ald ı ğ ı abdest ürküttüğ ü kurbağ aya değ memek * sağ ladı ğ ı yarar. * (karı veya koca) E ş ine sadakatsizlik etmek. aldatmak * Beklenmedik bir davranı ş la yanı ltmak. aldatma * Aldatmak iş i. * Sı ğ dı rmak. değ er vermek (bu fiil. * (halk edebiyatı nda) söylemeye baş ladı . ald ı rmazl ı k * Aldı rmaz olma durumu. ilgisizli ğ inden. * Vücuttan herhangi bir parçayı veya organı sa ğ lı k sebebiyle operasyonla ç ı kartmak. * Önem vermek. ald ı rı ş * Aldı rmak iş i veya biçimi. * Aldı rmak iş i. . ald ı rı ş sı z * Aldı rmaz. aldat ı ş * Aldatma iş i veya biçimi. ald ı rı ş etmemek * önem vermemek. aldatmaca * Aldatmaya dayanan davranı ş . ilgi göstermemek. ihanet etmek. * Oyalamak. umursamayan.

* Hayvan veya bitkilerin bütünü. * Kendine özgü birçok niteliğ i bulunan ş ey veya farkl ı davran ı ş içinde bulunan kimse. düş ünce. evren. en çok. alelâcele alelâde * Çok acele ederek. alem olmak * sembol olmak. âlem * Yeryüzü ve gökyüzündeki nesnelerin oluş turduğ u bütün. alelı tlak * Genel olarak. sı radan. bir yaş antı veya bir davranı ş ı n daha iyi kavranması nı sağ lamak için göz önünde canlandı rı p dile getirme. * Herkes. * Hesaba sayarak. genellikle. garip. kurala uygun bir biçimde. * Bayağ ı . * Alelâde olma durumu. alemci . * Dünya.alegori * Bir görüntü. ivedilikle. olağ an. çevre. * Her zaman görülen. baş kalar ı . madenden yap ı lmı ş ay yı ldı z veya lâle biçiminde süs. sancak direğ i gibi yüksek ş eylerin tepesinde bulunan. bambaş ka. özellikle. kubbe. tuhaf. alelâcayip * Acayip üstü çok acayip. * Okuma yitimi. düş gücü. alegorik aleksi * Alegori ile ilgili. * Eğ lence. alelâdelik alelhesap alelhusus alelumum * Genel olarak. âlem yapmak * sazlı sözlü eğ lenmek. * (yöntem gereğ i. yöntem üzere) Yol yordam gereğ ince. alelusul alem * Bayrak. * Ortam. * Hele. cihan. * Duygu. çarçabuk. * Minare. * Durum ve ş artlar. * Aynı konu ile ilgili kimseler veya bu kimselerin uğ raş ları nı n bütünü.

ilâçlara. alenî * Açı k. açı klı k. meydanda. alesta durmak * tetikte beklemek. âleme dalmak * çevre ile ilgisini kesip iç dünyası na kapanmak. elin ağ zı torba değ il ki büzesin. üniversel. yakı ş ı klı . * eğ lenceye. alesta * Harekete hazı r. alesta beklemek * hazı r durumda beklemek. evrensel. * Bir kimseye veya bir ş eye karş ı olumsuz yönde duyulan aş ı rı duyarlı k. gizlemeden. * Önder. sancaktar. herkesin içinde. alemdar * Bayrağ ı veya sancağ ı taş ı yan. alerjisi bulunan. * Açı ktan açı ğ a. alenen alengirli * Gösteriş li. alenîle ş mek * Herkesçe bilinir duruma gelmek. alerjik * Alerji ile ilgili olan. âlemin ağ zı torba değ il ki büzesin * Bkz. alesta tutmak * hemen kullanı labilecek durumda bulundurmak. * Herhangi bir maddeye veya kimseye karş ı olumsuz duyguları olan. aleniyet * Açı k olma durumu. zevkusefaya kapı lmak. alet . herkesin içinde yapı lan. alenîle ş me * Alenîleş mek i ş i veya durumu. bayraktar. âlem ş ümul * Dünya ölçüsünde. alerji * Bazı canlı ları n birtakı m yiyeceklere. herkesin gözü önünde. uygun olur mu?. koku gibi nesnelere karş ı hastalı k derecesinde gösterdikleri aş ı rı tepki. ortada. âlemi var m ı ? * yakı ş ı k alı r mı . tetikte. minarelerine alem yapan veya takan kimse. açı kça. alessabah * Sabah erkenden.* Camilerin kubbelerine. toz.

alev bacay ı (veya saça ğ ı ) sarmak * ateş bacayı sarmak. öfkelenmek. aletli * Aleti olan veya aletle yapı lan. ayg ı t. alev gibi parlamak * canlı . alaz. aletli jimnastik * Birtakı m aletler kullanı larak yapı lan jimnastik. ateş bacay ı sarmak. telâş lanmak. ucundan bir alev püskürterek yanan ve kurş un boru i ş lerinde kullanı lan bir araç. sı caklı k.ı ş ı lı ş ı l olmak. yanmaya baş lamak. maş a. kı vı lc ı m. alet olmak * bilerek bir çı kar karş ı lı ğ ı veya bilmeyerek kötü bir iş te aracı lı k etmek. * coş mak. * Bir makineyi oluş turan ve iş lemesine yardı m eden parçalardan her biri. alev makinesi * Düş man üzerine alevli sı vı lar püskürten taş ı nabilir alet. * Hoş görülmeyen bir i ş e yard ı mcı veya aracı olmayı kabul eden kimse. flâma. alevlendirmek . alev alev alevlendirme * Alevlendirmek iş i. tehlikeli bir duruma gelmek. alet etmek * bir iş te birini uygun olmayan bir biçimde kullanmak.* Bir el iş ini veya mekanik bir iş i gerçekleş tirmek için özel olarak yapı lmı ş nesne. * Vücut ı sı sı herhangi bir sebeple artm ı ş ve bu sebeple k ı zarm ı ş olarak. alet edevat * Bu el iş ini veya mekanik bir iş i gerçekleş tirmek için kullanı lan araçlar. * Alevli olarak. heyecanlanmak. vası ta olmak. uygulamaya yarayan özel araç. * Aş k ateş i. heyecana gelmek. alev saçağ ı sarmak * bir olay. önüne geçilemez. alev * Yanan maddelerin veya gazları n türlü biçimlerde uzanan ı ş ı klı dili. alev almak * tutuş mak. yalı m. yalaz. Alevî Alevîlik * Alevîliğ e bağ lı (kimse). * Halife Ali yanlı sı olma durumu. * Ateş . alev lâmbas ı * Gaz veya benzinle çalı ş an. * Bir sanatı yapmaya. alev k ı rmı zı sı * Alev rengi. * Mı zrak uçlar ı na takı lan küçük bayrak.

aleyhinde (veya aleyhine) söylemek (veya bulunmak) * çekiş tirmek. karş ı tçı . w. aleyhine olmak * bir iş . alevli * Alevi olan. * Karş ı . ş iddetini artı rmak. aleyhtar * Karş ı olan. . q harfleri gibi. onun için iyi olmamak.* Alevlenmesini sağ lamak. aleyh aleyhe dönmek * karş ı durum almak. tutuş turmak. * Parlamak. * Etkisini. halı yapı mı nda kullanı lan bir bitki. karş ı duruma geçmek. alfa alfa * Yunan alfabesinin birinci harfi. aleyhinde olmak * birine karş ı olumsuz duygu ve davranı ş içinde bulunmak. ip. * Zorlu. * Bir iş in baş langı cı . yermek. birinin zararı na olmak. Türk alfabesinde bulunmayan x. belirli bir sı raya göre dizilmiş belli sayı da harflerin bütününe verilen ad. karş ı tçı lı k. çoğ altmak. aleyhtarl ı k * Bir iş e. alevlenmiş . karş ı t. alfa ı ş ı nları * Radyoaktif maddelerin yaydı klar ı üç ı ş ı ndan biri. alfabe * Bir dilin seslerini gösteren. zı t. selâmet üzerinize olsun" anlamı nda karş ı lı k. alfabe d ı ş ı * Bir milletin alfabesinde bulunmayan harf. alevlenme * Alevlenmek iş i. aleyhte olmak * karş ı durum almak. * Kuzey Afrika'da ve İ spanya'da yetiş en ve kâğ ı t. aleyhine dönmek * destek vermekten vazgeçip karş ı duruma geçmek. * Bir dilin harflerini tanı tarak okuma öğ renmeyi sa ğ layan kitap. hararetli. alevlenmek * Alev çı karmaya baş lamak. öfkeli veya heyecanlı bir durum almak. *Ş iddetli. harekete veya düş ünceye karş ı olma. aleykümselâm * Arapça selâmünaleyküm selâmlama sözüne verilen "esenlik.

* Su yosunu. * Rüş vet. algı bı ça ğ ı * Haş haş kozası nı çizmeye yarayan alet. algı latma * Algı latmak i ş i veya durumu. *İ çinde bakı r. alfabe sı rası . * Haş haş sütünü toplamakta kullan ı lan ka ş ı k. alacak. idrak edilmek. algı algı * Bir ş eye dikkati yönelterek. algı lanmak * Algı lamak iş ine konu olmak. algı lama algı lamak * Algı lamak iş i. algı lanma * Algı lanmak iş i veya durumu. * Eş itlik ilkesini sağ lamak için uyulan düzen. idrak ettirmek. alfabetik sı ralama * Bkz. o ş eyin bilincine varma.alfabe sı rası * Harflerin alfabedeki belirli düzene göre diziliş i. algı * Kazanç. nikel bulunan ve çatal b ı çak takı mı yapmakta kullan ı lan gümüş lü bir ala ş ı m. algı lay ı cı * Algı yetkisi olan. * Bir olayı veya bir nesnenin varl ı ğ ı nı duyum yolu ile yal ı n bir biçimde bilinç alanı na almak. idrak etme. algı latmak * Algı lamak iş ini birine yapt ı rmak. alfaterapi alfenit alg algarina * Ağ ı r bir ş eyi denizden çı karmak veya denize indirmek iş inde kullanı lan büyük vinçli deniz teknesi. * Bazı gemilerin baş veya k ı ç tarafı ndan eğ ik olarak uzat ı lmı ş bulunan makaralı . idrak etmek. kı sa ve kal ı n dikme. algı n . alfabetik katalog * Eserleri yazarları n soy adları na veya adları na göre sı raya sokan katalog. idrak. * Vergi. alfabetik * Alfabe sı rası na göre dizilmiş . * Alfa ı ş ı nları nı n tedavide kullan ı lmas ı na verilen ad. çinko.

almaç. Orta Ça ğ da ondalı k sayı sistemine göre yapı lan ve son zamanlarda belirli herhangi bir kurala ba ğ lı bulunan her türlü hesap iş lemine verilen ad. Harezmli yolu. moru mor * telâş veya yorgunluktan yüzü k ı pkı rm ı zı kesilmiş (olarak). * Görüntüleri alan cihaz. vurgun. al ı cı verici * Bağ ı ş ladı ğ ı nı geri alan. al ı al. al ı ç * Gülgillerden. algoritma * IX. tutkun. mü ş teri. alı cı hareketlerini gerçekleş tiren. * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren cihaz. al ı cı bulmak * müş teri bulmak. * Eskimiş giyecek. zayı f. kamera. * Azrail.. al ı k al ı k . gid-eli. * Televizyon alı cı sı nı doğ rudan çalı ş tı ran kimse. al ı k * Akı lsı z. * istemek. kameraman. * Kendisine bir ş ey gönderilen kimse. görüntülerin filme al ı nması nı sağ layan kimse. kameraman.-den beri" anlam ı nda zarf-fiil eki: al-alı . al ı cı ku ş * Atmaca. hastalı klı . budala. al ı cı kı lı ğ ı na girmek * müş teri gibi davranmak. al ı cı * Satı n almak isteyen kimse. görme-y-eli vb.* Cı lı z. al ı cı gözüyle bakmak * inceden inceye gözden geçirmek. talip olmak. k ı rlarda yetiş en yabanî bir ağ aç (Crataegus). algler * Su yosunları . al ı cı çı kmak * müş teri bulunmak. sersem.. al ı cı yönetmeni * Alı cı yı doğ rudan doğ ruya çal ı ş tı ran ve yöneten. yüzyı lı n ba ş ı nda yaş amı ş olan Türk matematikçilerinden Musaoğ lu Harezmli Mehmed'e Arapları n unvan olarak verdiğ i Elharezmî adı ndan batı da yapı lan bir terim. al ı k * Hayvan çulu. ebleh. * Ahize. * sağ lı klı . * Birine gönül vermiş . * Bu ağ acı n mayho ş yemiş i. -al ı / -eli * ". canl ı kanlı .

al ı konulma * Alı konulmak iş i. al ı klı k * Alı k olma durumu veya alı kça bir iş . cazibe. baş la-y-al ı m. -al ı m / -elim *İ stek kipinin çokluk 1. * Birini. alı ş veriş . bekle-y-elim vb. * Gözü. al ı klaş tı rmak * Alı k duruma getirmek. al ı klaş tı rma * Alı klaş tı rmak iş i.* Aptalca. al ı mcı * Baş kas ı nı n hesab ı na alacak toplayan veya kabul eden kimse. ş aş kı nş aş kı n. çalı m. al ı k al ı k bakmak * aptalca. menedilmek. kiş i eki: al-alı m. ş aş kı nş aş kı n. ş aş kı nlaş mak. al ı m satı m bürosu * Alı ş veriş iş lerinin yap ı ld ı ğ ı veya düzenlendiğ iş ube. * Mahrum etmek. . bir ş ey karş ı sı nda aptalla ş ı pş aş ı rmak. al ı konulmak * Alı koymak iş ine konu olmak. yapmakta olduğ u veya yapmak istediğ i iş ten geri tutmak. * Kurum. al ı koymak * Bir süre için bir yerde tutmak. al ı m satı m ofisi * Alı m satı m bürosu. al ı klaş ma al ı klaş mak * Alı k duruma gelmek. al ı koyma * Alı koymak iş i. tatil edilmek. * Aptalca. yer. gurur. * Mani olmak. * Ayı rı p saklamak. gönlü çeken durum. al ı m * Almak iş i. çekici hareket. aptallaş mak. engel olmak. gid-elim. * Alı klaş mak i ş i. al ı k salı k * Aptal. al ı m satı m * Satı n alma ve satma iş i. al ı m çalı m * Gösteriş .

al ı msı zlı k * Alı msı z olma durumu. emek vererek kazanmak. galeri. gururlu. al ı mlı lı k al ı msı z * Alı mlı olma durumu. çalı mlı . kuyu ve yolun ilerletilmekte olan yüzeyi. al ı nganlı k * Alı ngan olma durumu. zahmetli bir iş görmek. al ı mlı çalı mlı * Gösteriş li. çekici. mukadderat. alnı n ortası . al ı n teri ile kazanmak * hak ederek. ön yüz. çalı ş arak.al ı mlı * Alı mı olan. al ı nma * Alı nmak iş i. * (bazı ş eylerde) Ön. al ı n çatı sı *İ ki kaş ı n arası . talih. çabuk gücenen. * Yerine gitmesini sağ lamak için gönderenin ek bir ücret ödeyerek postaya alı ndı karş ı lı ğ ı nda verilen (mektup. al ı ndı al ı ndı lı * Para veya baş ka bir ş eyin teslim al ı ndı ğ ı nı gösteren belge. * Karş ı . cazibeli. cazibesiz. ka ş larla saçlar arası ndaki bölümü. ar damarı çatlamı ş . al ı n * Yüzün. * Kurumlu. al ı nmak . * Bir ocakta her türlü ayak. güzel. al ı n teri * Emek. k ı rı lan. baca. al ı n damarı çatlamak * Bkz. al ı ngan * Aş ı rı duygulu. * Yapı larda cephe süsü. kader. al ı nlı k * Kadı nları n alı nları na taktı klar ı alt ı n veya gümüş ten süs eş yası .). * Alı mı olmayan. al ı n teri dökmek * çok emek vermek. makbuz. paket vb. al ı n yazı sı * Yazgı .

* Elde edilmek. al ı rl ı k al ı ş * Duygusal uyarı mları alabilme yeteneğ i. al ı p vereceğ i olmamak * bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak. ço ğ almak. yayı lmak. kı rı lmak veya öfkelenmek. al ı ş veri ş e çı kmak * alı m satı m iş i için çarş ı ya gitmek.* Almak iş i yap ı lmak. geçinememek. al ı ntı lamak * Bir yazı ya baş ka bir yazarı n yazı sı ndan cümle veya cümleler almak. al ı p verememek * anlaş amamak. adapte olunmak. * Uyarlanmak. alı ntı yapmak. çekememek. artmak. al ı ş fiyatı * Bir mal için alı m kar ş ı lı ğ ı ödenen para ve üretim gereçleri fiyatı . * Bir sözün. al ı p sattı ğ ı olmamak * hiç ilgisi bulunmamak. iktibas etmek. al ı ntı lama * Alı ntı lamak i ş i. derhal. al ı ntı * Bir yazı ya baş ka bir yazarı n yazı sı ndan alı nmı ş parça. al ı ş veri ş yapmak * alı m satı m iş ini gerçekleş tirmek. bir davranı ş ı n kendisine karş ı oldu ğ unu sanarak incinmek. al ı p yürümek * az zamanda çok ilerlemek. al ı ş veri ş i kesmek * biriyle ilgisi kalmamak. * Baş ka bir dilden alı nmı ş kelime. iktibas. al ı p vermek * yürek çarpı ntı sı geçirmek. al ı p satmaz görünmek * ilgisiz görünmek veya davranmak. *İ li ş ki. aktarmak. al ı ş veri ş * Alı m satı m iş i. al ı r almaz * hemen. idrak kabiliyeti. aktarma. * Almak iş i veya biçimi. münasebet. al ı ş ı k * Herhangi bir duruma alı ş mı ş olan. al ı ş ı k olmak .

yanmaya baş lamak. itiyat. intibak etmek. * Bağ lanmak. al ı ş ı lma al ı ş ı lmak * Alı ş ı lmak iş i. ş artlanm ı ş davran ı ş . hiç yabancı lı k çekmemek. al ı ş kanlı k edinmek * bir ş eyi sürekli yapar olmak.* alı ş kanlı k durumuna gelmek. * Bir ş eye al ı ş mı ş duruma gelinmek. az rastlanan. * Evcilleş mek. *İ ç ve dı ş etkilerle davran ı ş ları n tekrarlanması . al ı ş kan * Alı ş kı n. al ı ş kanlı ğ ı nda olmak * iyice alı ş ı k bulunmak. al ı ş ı lmı ş * Her zamanki. . al ı ş kı al ı ş kı n * Bir ş eye veya bir ş ey yapmaya alı ş mı ş olan. * Uyar duruma gelmek. al ı ş mı ş kudurmuş tan beterdir * alı ş ı lan bir ş eyden kolayca vazgeçilmez. huy hâline getirmek. al ı ş ma al ı ş mak * Bir iş i tekrarlayarak kolaylı kla yapabilmek. ünsiyet. ehlîleş mek. * Yapı lmaya al ı ş ı lmı ş davran ı ş . * Yakı nlı k. * Alı ş mak i ş i. al ı ş kanlı k * Bir ş eye al ı ş mı ş olma durumu. al ı ş ı lmamı ş * Nadir. * Sürekli ister olmak. * Etkisini yitirmek. mutat. al ı ş kanlı ktan kopamamak * belli bir huydan vazgeçememek. huy. al ı ş kı n olmak * iyice alı ş mak. itiyat edinmek. hep aynı biçimde gerçekleş mesi sonucu beliren. * Yadı rgamaz duruma gelmek. ı sı nmak. al ı ş ı klı ğ ı bı rakamamak. * Tutuş mak. al ı ş kanl ı k. uygun gelmek. arkadaş lı k. al ı ş kı nlı k * Alı ş kı n olma durumu. al ı ş ı klı k * Alı ş ı k olma durumu. bilinmeyen.

Veli'nin külâhı nı Ali'ye giydirmek * (bir kimse) birinden aldı ğ ı nı ötekine. temrin. âli * Yüce. egzersiz. sarı msaklı yoğ urt ve kı yma ile yapı lan bir çe ş it yemek. âlimin yaptı ğ ı gibi. Ali * Kiş i adı olarak a ş ağ ı daki deyimlerde geçer. âlim alimallah âlimane âlimlik * Bilginlik. âlicenap * Cömert. idman.al ı ş tı rma * Alı ş tı rmak iş i. Ali k ı ran baş kesen * çok zorba. bilici. Ali'nin külâhı nı Veli'ye. söylenen bir sözün do ğ rulu ğ una inandı rmak için kullanı lı r. Ali Cengiz oyunu * "kurnazca ve haince düzen" anlamı nda kullanı lı r. alifatik alil alim * Bilen. * Âlime yakı ş an. * Allah "Allah bilir" anlamı na gelen bu söz. * Uyar duruma getirmek. ş erefli. * Hastalı klı . . bir baş kası ndan aldı ğ ı nı da ona vererek i ş ini yürütmek. bilgiyi kazanmak için yapı lan tekrar. alinazik * Közlenmiş patlı can. Veli'nin külâhı nı Ali'ye giydirmek * birinden aldı ğ ı nı öbürüne. ötekinden aldı ğ ı n bir baş kası na vererek i ş ini yürütmek. sakat. Ali k ı ran baş kesen * zorba. * Vücudun biyolojik yönden geliş imini sağ layan çalı ş ma. âlicenapl ı k * Âlicenap olma durumu. al ı ş tı rmak * Alı ş mas ı na yol açmak. Ali'nin külâhı nı Veli'ye. yüksek. * Bilgin. * Bir beceriyi. * Açı k zincirli (organik madde). * Onurlu.

alize Alka Evli alkali * Tropikal bölgelerdeki denizlerde bütün yı l süresince düzenli esen birtakı m rüzgârlar. alkı ş ağ ası * Padiş ahı alkı ş lamakla görevli kimse. antiasit. onaylandı ğ ı nı anlatmak için el çı rpma. alkı ş kopmak * birdenbire güçlü bir biçimde el çı rpı lmak. alkı m * Gök kuş ağ ı . * Dağ ı tı m. * En güzel. alkı ş toplamak . tarak gibi kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanı lan.aliterasyon *Ş iir ve nesirde uyum sağ lamak için söz baş ları nda ve ortaları nda aynı ünsüzün veya aynı hecelerin tekrarlanmas ı . asitlerin kı rmı zı ya çevirmi ş olduğ u bitkisel mavi rengi eski durumuna döndürme özelliğ i vardı r. sezyum elementlerinin sağ ladı ğ ı metaller. alivre satı ş * Vadeli satı ş . alkalölçer. alivre * Ürün daha tarladayken. alkali metaller * Oksitlenmelerini sodyum. alkı ş * Bir ş eyin be ğ enildiğ ini. lityum. alkalölçer * Alkalilerin saflı k derecesini belirtmeye yarayan cihaz. rubidyum. alkalik * Alkali ile ilgili olan veya içinde alkali bulunan. önceden pey verilerek yap ı lan (satı ş ). en iyi. aliyyülâlâ alizarin * Kök boyası . midye. alkı ş lama. * Alkali metallerin hidroksitleriyle amonyum hidroksitin genel adı . yetiş tiğ i zaman teslim edilmek üzere. Bu maddelerde. kalevî. alkı ş almak * çok beğ enilmek. kök k ı rmı zı sı . alkarna *İ stiridye. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. ağ ı z kı smı demirden bir a ğ . alkaloit * Özellikleri ile alkalileri andı ran organik madde. alkalimetre. da ğ ı tma. alkalimetre * Bkz. potasyum. mükemmel.

alkı ş çı lı k alkı ş lama alkı ş lamak * Bir ş eyin be ğ enildiğ ini. * Alkolden yapı lmı ş veya içinde alkol bulunan. "var ol" gibi sözler ile birini alkı ş lamak. alkı ş lanmak * Alkı ş lamak i ş ine konu olmak. yanı cı . alkı ş lanma * Alkı ş lanmak i ş i. patates ni ş astas ı nı nş ekere dönüş türülmesi sonucu ortaya ç ı kan glikoz çözeltilerin mayalaş mı ş özlerinin dam ı tı lmas ı yla elde edilen. yüksek sesle "yaş a". Allah * Kâinatta var olan her ş eyin yaratı cı sı . *İ çkili. dalkavuk. kokulu. C2H5OH. alkı ş çı * Alkı ş layan (kimse). Mevlâ. Allah (bin bir) bereket versin . * Alkı ş çı olma durumu. en usta. ş arap gibi sı vı lar ı n veya pancar. * Türk askerinin hücum narası . alkil alkol * Alkol kökü. * Allah adı baz ı isim tamlamaları nda tamlanan kelimeyi güçlendirir. alkı ş tutmak * el çı rparak veya topluca. takdir etmek. * Alkı ş lamak i ş i. renksiz sı vı . onaylandı ğ ı nı anlatmak için el çı rpmak. * Her türlü alkollü içki. yağ cı . yüze gülücü. alkı ş tufanı kopmak * sürekli ve coş kun alkı ş baş lamak. etil alkol. *Ş akş akç ı . etanol. * Beğ enmek. Tanr ı . koruyucusu olduğ una ve tek oldu ğ una inanı lan yüce ve üstün varlı k. alkolik * Alkollü içkilere aş ı rı derecede dü ş kün olan (kimse). * taraftar olmak belli bir görüş ten yana olmak. ispirto.* çok alkı ş lanmak. alkolizm alkollü * Alkollü içkilere hastalı k derecesinde düş kün olma durumu. Rab. * Bira. Allah Allah! *ş aş ma veya can sı kı ntı sı anlatan bir ünlem. Yaradan. alkolölçer * Sı vı lardaki alkol oranı nı ölçmeye yarayan cihaz. uçucu. * En büyük.

Allah beterinden saklası n (veya esirgesin) * Tanrı daha kötü duruma düş ürmesin. Allah ak ı l fikir versin (veya Allah akı llar versin) * akı lsı zca bir davranı ş ta bulunanlar için kullanı lı r. yar ı ş aş ma yollu.* bir kazanç karş ı sı nda durumundan ho ş nut olmayı belirtir. Allah can ı nı alsı n * ilenme sözü. kendine yapı lmı ş olan haks ı zl ı kları n düzeleceğ ine inanmak gerektiğ ini anlat ı r. Allah (veya Allahı m) * bir ş ey karş ı sı nda hayranlı k veya yakarma bildirir. ben de sana *ş imdi sana borcumu ödeyecek param yok. Allah bağ ı ş lası n * (çocuğ unu. kazan ı rsam öderim. Allah ac ı sı nı unutturması n * Tanrı bu acı yı unutturacak daha büyük bir acı göstermesin. ş aş ma. Allah belâsı nı versin * ilenme sözü. Allah art ı rsı n * (gerçek veya alay anlamı nda) Tanrı daha çoğ unu versin. sevdiğ ini) Tanrı kazadan. Allah bilir * belli değ il. . Allah (seni) inandı rsı n * inanı lmas ı pek kolay olmayan bir ş ey anlatı lı rken yemin yerine söylenir. esirgesin. Allah aratması n * yakı nı lacak bir durumda "Tanrı daha kötüsünü göstermesin" anlam ı nda kullanı lı r. Allah aş kı na * birlikte söylendiğ i sözün anlam ı na göre ant vermek veya yalvarmak için "Allah'ı nı seversen" anlamı nda. Allah bir * yemin yerine kullanı lı r. bazen de gerçek öfke ile söylenen ilenme sözü. * bana öyle geliyor ki. Allah bahtı ndan güldürsün * (evlenecek kı z için) mutluluk dileğ ini belirtir. usanç bildirir. Allah bir dedi ğ inden ba ş ka sözüne inan ı lmaz * birinin çok yalancı olduğ unu anlatmak için söylenir. Allah büyüktür * günün birinde hakkı nı alaca ğ ı na. Allah cezas ı nı vermesin (veya Allah cezası nı versin) * yarı ş aka. Allah bana. belâdan korusun. Allah bir yastı kta kocatsı n * yeni evlenenlere "bir arada yaş lanı n" anlamı nda söylenen bir iyi dilek sözü.

Allah için * gerçekten. Allah herkesin gönlüne göre versin * Tanrı herkesin dileğ ini yerine getirsin. bereket versin. Allah düş manı ma vermesin * anlatı lan bir kötülüğ ün büyüklüğ ünü belirtmek için söylenir. Allah etmesin * olması istenilmeyen bir durumdan veya bir olaydan söz edilirken söylenir. kendisine iyiliğ i dokunan biri için kulland ı ğ ı bir iyi dilek sözü. doğ rusu. Allah eksikliğ ini göstermesin * pek gerekli olan bir ş eyin kusuru anlatı lı rken. Allah hay ı rlı etsin * genellikle bir olay baş langı cı nda "Tanrı uğ urlu etsin" anlamı nda söylenir. Allah gecinden versin * "çok yaş ayası n"' anlam ı nda kullanı lan bir iyi dilek sözü. Allah eksik etmesin * Tanrı yokluğ unu göstermesin. Allah esirgesin (veya saklas ı n) * Tanrı korusun! Tanrı kötü durumla karş ı laş tı rması n!. . Allah hoş nut olsun * bir kimsenin. Allah emeklerini eline vermesin * Tanrı emeklerini boş a çı karmas ı n. * birinin yaptı ğ ı bir hizmet an ı lı rken onun için teş ekkür yollu söylenir. Allah dokuzda verdiğ ini sekizde almaz * alı n yazı sı ne ise o olur. Allah Halil İ brahim bereketi versin * Tanrı çok versin.Allah dağ ı na göre kar verir * Tanrı herkese dayanabileceğ i ölçüde sı kı ntı verir. böyle de olsa onun varl ı ğ ı na ş ükredildiğ ini anlatı r. çocuğ u yetim veya öksüz bı rakmas ı n" anlamı nda bir iyi dilek sözü. Allah derim * pek bozuk bir iş için sorulan "ne dersin?" sorusuna karş ı "söyleyecek baş ka söz bulamı yorum" anlamı nda kullan ı lı r. Allah göstermesin * Tanrı kötü bir durumla karş ı laş maktan korusun. Allah dirlik düzenlik versin * Tanrı aile huzuru versin. Allah ecir sab ı r versin * baş sağ lı ğ ı dileğ i olarak söylenir. Allah dört gözden ay ı rması n * "Tanrı . Allah hakk ı için * ant içmek veya ant vermek için kullanı lı r.

Allah kuru iftiradan saklas ı n * bir suçlama karş ı sı nda bunun sı rf iftira olduğ unu anlatmak için söylenir. Allah kerim * Tanrı büyüktür. bulunduğ u yerden ayr ı lı nca kalanlara kavuş ma dileğ inde bulunmak için söylenen söz. Allah müstahakı nı versin * (gerçek veya alay anlamı nda) çı kı ş ma anlatan bir söz. Allah övmü ş de yaratmı ş * çok güzel olanlar için söylenir. Allah r ı zas ı için * dilencilerin para isterken söyledikleri yalvarma sözü.Allah iki iyilikten birisini versin * (ağ ı r hasta için) ya ölsün kurtulsun. . Allah kazadan belâdan saklas ı n * Tanrı 'nı n insanı türlü kötülüklerden koruması dileğ iyle söylenen bir iyi dilek sözü. * onaylanmayan bir durumda alay yollu kullanı lı r. ya iyi olsun. Allah k ı smet ederse * Tanrı izin verirse. Allah ne verdiyse * yemek olarak evde ne varsa. Allah kabul etsin * sevap sayı lan bir iş yap ı ldı ğ ı nda söylenir. en yakı nları na bile muhtaç etmesin. Allah sa ğ gözü (veya eli) sol göze (veya ele) muhtaç etmesin * Tanrı kimseyi kimseye. kötü duruma düş ürmesin!. Allah korusun (veya saklası n) * Tanr ı tehlikeye. Allah rahmet eylesin * ölüleri hayı rla anmak için söylenir. Allah kahretsin * "Tanrı cezası nı versin" anlamı nda bir ilenme sözü. Allah ömürler versin * saygı gösterilen bir kimseye selâm veya teş ekkür olarak söylenir. Allah kavu ş tursun * birinin yakı nı . Allah iyili ğ ini (veya lâyı ğ ı nı ) versin * hoş a gitmeyen bir davran ı ş karş ı sı nda hoş görü ile söylenir. Allah manda ş ifalı ğ ı versin * çok veya ağ ı r yemek yiyenler için ş aka yollu söylenir. * ne olursun. * karş ı lı k beklemeksizin. Tanrı 'ya güvenmeli. Allah rahatl ı k versin * genellikle yatmaya gidilirken söylenen bir iyi dilek sözü. Allah mübarek etsin * kutlu olsun.

çok hı rpalamak. kul taksimi kar ş ı tı . Allah seni (veya sizi) inandı rsı n * doğ ru söylüyorum. yaradı lı ş tan olan yetenek veya özellik. Allah senden raz ı olsun * yapı lan bir iyilik karş ı sı nda "Tanrı seninle birlik olsun. Allah yap ı sı *İ nsanlar tarafı ndan değ il de tabiatta olduğ u gibi. Allah taksimi * eş itlik gözetilmeden yap ı lan payla ş tı rma. Allah utandı rması n * bir iş e giriş enlere söylenen baş ar ı dileğ i. Allah sonunu hay ı r etsin * bir iş in sonucu için kaygı duyuldu ğ unda söylenen bir iyi dilek sözü. * birinden pek yana olmayan bir söz söyleneceğ i zaman onun adı ndan önce getirilen giri ş sözü. Allah vermesin * bir ş eyin olmaması dileğ ini anlatı r. Tanrı tanı ktı r. yaş lı lı kta sı kı ntı göstermesin. Allah yaratt ı dememek * kı yası ya dövmek. gidersen git" anlamı nda kullanı lı r. Allah tekrar ı na erdirsin * tekrar bu günleri görün. Allah yazd ı ise bozsun . * "keyfin bilir. Allah son gürlüğ ü versin * Tanrı . Allah var (veya Allah' ı var) * doğ rusunu söylemek gerekirse. Allah taksiratı nı affetsin * (ölüler için) Tanrı kusurları nı bağ ı ş lası n.Allah selâmet versin * yola ç ı kanlara "Tanrı kazadan belâdan korusun" anlamı nda söylenen bir u ğ urlama sözü. iyiliğ ini senden esirgemesin" anlam ı nda teş ekkür olarak kullan ı lı r. Allah taksimi * Eş itlik gözetilmeden yapı lan payla ş tı rma kul taksimi karş ı tı . Allah vergisi * Tanrı vergisi. bazen de takı lma ve ş aka için söylenir. * yolda güçlük içinde bulunanlara iyi dilek sözü olarak kullanı lı r. * uzaktaki tanı dı klar an ı lı rken kullan ı lı r. Allah tamam ı na eri ş tirsin * herhangi bir iş veya olayı n iyi sonuçlanması dileğ iyle söylenir. * dilenciyi savmak için söylenir. Allah vere de * iyi dilek anlatı r. Allah versin * iyi bir ş ey ele geçirenlere memnunluk bildirmek için.

"bereket versin" gibi durumdan memnun olundu ğ unu anlatı r. Allah' ı n evi * cami. insanı az bir yer * pek ı ssı z ve kuytu bir yer. Allah' ı n cezası * pek yaramaz. Allaha ı smarladı k * Ayrı lanı n kalan veya kalanlara söylediğ i bir iyi dilek sözü. Allah' ı m! *ş iddetli bir duygulanma anlatan ünlem. * insan gönlü. Allah' ı n emri * kader. saf. Allah' ı çok. Allah'a yalvar * kendi kusuru yüzünden güç bir duruma düş üp yak ı nan kimseye "ben sana yardı m edemem. Allah' ı n binası nı yı kmak * kendini veya baş kası nı öldürmek. Allah' ı n belâsı * varlı ğ ı üzüntü veren. Allah'a emanet olun * ayrı lan ı n kalana söylediğ i bir esenleme sözü. ş irret. Allah'a emanet * "Tanrı esirgesin" anlamı nda birini överken söylenir. Allah yürü ya kulum demiş * az zamanda çok para kazananlar veya iş inde çok ilerleyenler için söylenir. Allah ziyade etsin * (kahve ve yemekten sonra) "Tanrı artı rsı n" anlamı nda kullanı lan bir iyi dilek sözü. benden bir ş ey umma" anlamı nda söylenir. Allah' ı n (veya Tanrı 'nı n) günü * (bı kkı nl ı k duygusu ile) hemen hemen her gün. ş aş ma veya usanç gibi duygular da anlat ı r. Allah'a bir can borcu var * Allah'a vereceğ i canı ndan baş ka hiç kimseye bir borcu yok. yerine göre ant verme. . mescit. Allah' ı n gazabı * çok sı kı ntı veren ş ey. yalvarma için kullanı lmakla birlikte.* gerçekleş mesi istenmeyen bir olay veya durum için kullanı lı r. Allah' ı (veya Allah'ı nı ) seversen * "Allah aş kı na" gibi. Allah'a (bin) ş ükür * "hamdolsun". zavallı (kimse). Allah' ı n adamı * garip.

ulu Allah. . Allah'tan korkmaz * can yakı cı . utan. bir olayı n) beklenmedik. * Kendisinden hiçbir iş te yararlı k umulmayan saf ve zararsı z (kimse). acı mas ı z. * (aklı nı . karmakarı ş ı k. karmakarı ş ı k olmak. * Acı ması z. düzeni bozulmak.Allah' ı n hikmeti * beklenmeyen. kiş i. aldatı cı . allama * Allamak i ş i. Allahüâlem * Tanrı daha iyisini bilir anlamı nda kullanı lı r. ş aş ı rmak. Allah' ı n iş ine bak * (bir iş in. altı üstüne gelmek. yazı ktı r!". Allah'tan * iyi ki. dilek ve yalvarma amac ı yla kullan ı lı r. yapt ı ğ ı kötülüğ ün cezası nı Tanrı versin. kar ı ş mak. Allah'tan kork! * "yapma. allak bullak etmek * karmakarı ş ı k bir duruma getirmek. zihnini) dü ş ünemez duruma getirmek. Allah'tan umut kesilmez * daha çok ağ ı r hastalar için söylenilen "iyile ş ebilir" anlam ı nda bir iyi dilek sözü. allak bullak * Alt üst. * (akı l. dönek. allahs ı zl ı k * Tanrı sı zl ı k. allak * Sözünde durmaz. Allah' ı nı seversen * istek. ş aş ı lacak bir durum alması nda kullanı lı r. * Kendisine güvenilmesi doğ ru olmayan (kimse). düzeni bozmak. Allah' ı ndan bulsun * ben kendisine bir ş ey yapmayaca ğ ı m. allak bullak olmak * çok karı ş ı k duruma gelmek. sebebi anlaş ı lmayan veya ş aş ı lan ş eyler için kullanı lı r. * yaradı lı ş tan. zihin) ş aş kı na dönmek. vicdansı z. kimse. Allahütealâ * Yüce Tanrı . allahlı k allahs ı z * Tanrı 'yı tanı mayan. insafs ı z. Tanr ı 'nı n varlı ğ ı na inanmayan. Allah' ı n kulu * insan. insafsı z. Tanr ı sı z.

iktibas. all ı all ı pullu all ı k * Üzerinde al renk bulunan. * Bir ş eyi elle veya ba ş ka bir araçla tutarak bulundu ğ u yerden ayı rmak. * Bir parçanı n allegrodan biraz daha ağ ı r çalı nacağ ı nı anlatı r. donatmak" anlamı na gelen allamak pullamak deyiminde geçer. allâmelik taslamak * bilgisiz olduğ u hâlde her ş eyi bilir görünmek. * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren cihaz. allem * Bir iş i istediğ i duruma getirmek için "her türlü kurnazca çareye ba ş vurmak" anlam ı yla allem etmek kallem etmek deyiminde geçer. alla ş ma alla ş mak allegretto allegro * Bir parçan ı n canlı . kaldı rmak. allâme kesilmek * her ş eyi bilir görünmek. alma almaç almak . * Allanmak iş i. alı cı . * Al olma durumu. çok bilgili. * Alı ntı . * Al duruma gelmek. fethetmek. * Bir ş eyi veya kimseyi bulundu ğ u yerden ayı rmak. * Birlikte götürmek. reseptör. *İ çine sı ğ mak. * Ele geçirmek. * Almak iş i. * Allaş mak iş i veya durumu. * Kadı nları n süs için yanaklar ı na sürdükleri al boya. * Derin ve çok bilgisi olan. allâmelik * Allâme olma durumu. * Satı n almak. neş eli ve hı zlı çal ı naca ğ ı nı anlat ı r. ahize.allamak allâme * "Süslemek. allanma allanmak * Süslenmek. * Göz alı cı renkler ve ş eylerle süslenmiş . * Yanı nda bulundurmak.

* Bu dile özgü olan. Avusturya ile İ sviçre'nin bir bölümünde kullanı lan * Almanları n kullandı ğ ı dil.. . (mesafe) katetmek. * Kı saltmak. * Temizlemek. Almancı * Almanya yanlı sı olan (kimse). * Örtmek. * (tat veya koku için) Duymak. * Baş lamak. çekmek. * (ölüm sebebiyle) Ayrı lmak. ile evlenmek. eksiltmek.. * Sürükleyip götürmek. meteoroloji. sarmak. ay gibi bölümlerinden baş ka. hafta. yı kanmak. * .. bayram. koymak. * (içecek veya sigara için) İ çmek. istatistik bilgilerini gösteren kitap biçiminde takvim. gümüş ü andı rı r bir ala ş ı m. tehlikeli bir ş eye uğ ramak. *İ çeri sı zmak. * Yutmak. * Yolmak. Almanca dil. * Kazanmak. * Kendine ulaş tı rmak. * (süre için) Değ iş tirmek. yı l dönümü gibi belli günleri ve birtakı m astronomi. * Görevden. Alman gümü ş ü * Çinko. * Bir yeri savaş la ele geçirmek. * Göreve. gibi anlamak. * Kazanç sağ lamak. mayş or. * (içeri) Götürmek. Almanya. * Zararlı . yok etmek. Alman papatyas ı * Orta Avrupa'da yetiş en bir papatya türü (Anfhemis mobilis). * (yol için) Gitmek. içine çekmek. * Davranı ş veya makam değ iş tirmek. iş ten çekmek. iletilmek. * Yerini değ iş tirmek. almanak * Yı lı n gün. * Bürümek. Alman usulü * Bir topluluk için yapı lan harcamada giderlerin herkese e ş it olarak bölüş türülmesi yöntemi.* Kabul etmek. kadı n için) . iş e baş latmak. almamazl ı k * Kabul etmeme durumu. banyo için) Yapmak. koparmak. * Soldurmak. * Gidermek. Alman * Cermen soyundan olan halk ve bu halktan olan kimse. * Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çı karmak. * Alman halkı na. kullanmak.. * (erkek. kaplamak. bakı r ve nikelden yapı lan. elde etmek. * (duş . Almanya'ya özgü olan ş ey. * Çalmak. * Hint-Avrupa dillerinin Cermence kolundan. * (motor) Çalı ş ması için gerekli olan elektrik veya yakı ttan yararlanı r duruma gelmek.

* Almanya'da çalı ş an Türk iş çisi. ön yüzü. almaş ı k *İ ki veya daha çok ş eyin sı ralanmaları nda değ iş iklik olan. * Almaş lı olarak iş leyen. almaş lı alnaç * Almaş niteliğ i olan. aln ı nı n ak ı ile * ayı planacak bir duruma dü ş meden. almaş ı klı k * Dönüş ümlü ve düzenli sı ralanma. tertemiz. alo * Telefon konuş ması nda kullanı lan seslenme sözü. aln ı na kara sürmek * bir kimsenin haksı z yere kötü tanı nması na yol açmak. Almanla ş tı rmak * Almanlara özgü yaş ayı ş tarz ı kazandı rmak. almaş *İ ki veya daha çok ş eyin sı ra ile değ iş tirilerek kullanı lmas ı veya kendiliğ inden değ iş erek çal ı ş ması . kiş inin baş ı na gelmesini Allah' ı n buyurmuş olduğ una inanmak. kötü talihi. baş ar ı göstermiş olarak. bir solda bitmiş yapraklar. münavebe. almaş ı k yapraklar * Sapı n iki yanı nda karş ı lı klı değ il de aral ı klı olarak bir sağ da. aln ı açı k yüzü ak * çekinecek hiçbir durumu veya ayı bı olmayan. alternatif. * Bir ş eyin ön taraf ı . ş erefiyle. Almanla ş mak * Alman yaş ayı ş tarz ı nı benimsemek. * Birinin doğ ru olmas ı ötekinin yanlı ş lı ğ ı nı gerektiren iki önermenin oluş turduğ u sistem. ke ş ikleme. aln ı ndan öpmek * beğ enmek. . Almanla ş tı rma * Almanlaş tı rmak i ş i. mütenavip. Almanla ş ma * Almanlaş mak i ş i veya durumu. aln ı nı n kara yazı sı * kötü kaderi. Almancı lı k * Almancı gibi davranma. aln ı nda yazı lmı ş olmak * bir olayı n. takdir etmek. aln ı nı karı ş lamak * küçümseyerek meydan okumak.

. * Dağ cı lı k. al ş imi al ş imist alt * Elementleri altı na çevirmek isteyen bir iş alan ı . üst karş ı tı . alpaka * Çifte parmaklı lar takı mı nı n devegiller s ı nı fı ndan. alt alta üst üste * birbirleriyle itiş ir kalkı ş ı r durumda. * Birkaç ş eyin içinden bize göre uzak olanı . * Alt kelimesi ". . memeli bir hayvan (Lama glama pacos). * (birkaç ş eyden) Yere yakı n olan. uzun tüylü. kahramanl ı k. Alp yı ld ı zı * Dağ ları n çok yüksek yamaçları nda yetiş en bir çiçek (Paradisia liliastrum). * Dağ cı . ocak alevi. alt alta * Birbirinin altı nda olarak.alogami alotropi alp * Bir çiçek tepeciğ inin baş ka bir çiçek tozu ile tozlanmas ı . * Bu hayvanı n yünü veya bu yünden dokunan kumaş . kahraman. fiziksel bakı mdan ayrı özellikler gösterebilmesi durumu. ayr ı m. alt bölüm * Yazı larda bölümlerin ayrı ldı ğ ı parçalardan her biri. Güney Amerika'da yaş ayan. * Yiğ it. * Mücahit. * Bir nesnenin tabanı . simyacı . * Bir ş eyin yere yak ı n bölümü. * Alt bir isimle tamlama kelime oluş turduğ unda a) önceki ismin kavramı na etki veya yer anlamı katar: Ayak alt ı . simya. * Alş imi ile uğ raş an kimse. * (kaynatma veya piş irmede) Yanan ocak. b) (sı nı flamalarda) ikinci derecede olan. alt cins * Bir cins içinden ayrı lan ikinci derecede bir cins. Alp eren * Derviş . * Kolayca bükülebilen alüminyum ve silisyum karı ş ı mı . fosfor gibi maddelerin. * Karbon. yiğ itlik. altı nda" biçiminde kullan ı ld ı ğ ı nda "bir ş eyin etkisinde" anlamı nı verir.. alpaks alpinist alpinizm alpl ı k * Alp olma durumu. * Bir ş eyin yere bakan yan ı . * Oturulurken uyluk kemiklerinin yere gelen bölümü.

öbürü tikel olumsuz. alt kat alt kurul alt olmak alt s ı nı f * Bir sı nı f içinden ayrı lan ikinci derecedeki sı nı f. biri tikel olumlu. alt karş ı t * Konusu ile yüklemi aynı olan. alt diş alt dudak * Dudaklardan altta bulunanı . * Alt çene üzerinde sı ralanmı ş diş lerin biri. alt deri * Üst derinin altı nda bulunan ikinci tabaka. alt familya * Bir familyanı n içinden ayrı lan ikinci derecede bir familya. çoğ u kez hücre zarlar ı kalı nlaş mı ş özel doku. * Belli bir konuyu ele almak amacı yla bir kurul içinden birkaç ki ş i seçilerek oluş turulan kurul. alt ş ube * Bir ş ube içinde kurulan ikinci derecedeki ş ube. yenmek. içmek. alt etmek * üstünlük sağ lamak. alt çene oynamak * yemek. alt ı rk * Aynı ı rk içinde yeti ş tirme amacı na ve çevreye ba ğ lı kalı narak değ iş me uğ ratı lmı ş ve bu yolla ı rk içinde özellikle fizyolojik nitelikleri bak ı mı ndan kalı tsal sapma gösteren hayvan topluluğ u. alt geçit * Trafik akı mı nı kesmemek için bir yolun altı ndan geçirilen yol. * Bazı gövde ve yaprakları n üst derilerinin altı nda bulunan.alt çene *İ nsan ve hayvanlarda yiyecekleri çiğ nemeye yarayan. * Bir yapı nı n veya aracı n katları ndan altta bulunan bölümü. * Böceklerin ağ ı z sisteminde bulunan alt parça. hipoderm. alt güverte * Gemilerde güvertelerden altta bulunanı . * yenilmek. hipoderm. karş ı karş ı ya konmu ş iki önermeden her biri: Bazı insanlar bilgindirler" ile "Bazı insanlar bilgin değ ildirler" gibi. alt damak * Damaklardan altta olanı . alt tabaka * Tabakalardan altta bulunan. . alt hava yuvar ı * Dünyamı zı ku ş atan atmosferin 10 km kalı nl ı ğ ı nda olan alt katmanı . sı rtı nı yere getirmek. oynayabilen çene.

üst yapı karş ı tı . Kore ve Japon dillerinin kendisinden türediğ i varsayı lan ana dil. * iş in daha sonras ı .alt tak ı m * Bir takı m içinde kurulan ikinci derecedeki takı m. * huzursuz etmek. * zarar vermek. alt taraf ı (veya yanı ) * geriye kalanı . alt yaz ı lı * Alt yazı sı bulunan (film. alt tür alt üst * Bir tür içinde ayrı lan ikinci derecedeki tür. Altayist Altayistik . alt yaz ı layı cı * Alt yazı lamak iş ini yapan (kimse). görüntü). alt yapı * Bir yapı için gerekli olan yol. alt yaz ı lama * Alt yazı lmak iş i. Altayca * Altay Türkçesi. su. alt yaz ı * Gazete. * çok karı ş ı k duruma getirmek. sonra çevrilerek öbür yüzü kı zartı larak pi ş irilen börek. olup olacağ ı . * heyecanlanmak. alt üst böre ğ i * Önce bir yüzü. kanalizasyon. rahatsı zlı k vermek. alt üst olmak * çok karı ş ı k duruma gelmek. * rahatsı zlanmak. * değ eri. sonuç alı namayan iş ler için söylenir. * Yabancı dildeki bir filmin konuş maları nı çeviri olarak görüntünün altı nda veren yaz ı . yı kı lmak. alt yaz ı lamak * Alt yazı ları haz ı rlamak ve gerçekleş tirmek. * Türk. dergi gibi yayı nlarda çı kan resim ve foto ğ rafları açı klayan yaz ı . elektrik gibi tesisatları n hepsi. * Altayistik ile uğ raş an kimse. * Toplumun ekonomik yapı sı nı oluş turan ve insan bilincinden bağ ı ms ı z olarak biçimlenen üretim iliş kilerinin hepsi. düzenini bozmak. Mançu-Tunguz. alt yanı çı kmaz sokak * sonu gelmeyen. üzülmek. Moğ ol. alt üst etmek * alt yüzünü üst yüzüne getirmek. * Çok karı ş ı k ve da ğ ı nı k. tedirgin olmak. yı kmak.

yöntem. 6. biri tümel olumsuz. . seçenek. * Divan edebiyatı nda her bendi altı mı sradan oluş an nazı m biçimi. üstü ş iş hane * (giyim için) altı . * Beş ten bir art ı k. * Beş ten sonra gelen sayı nı n ad ı ve bu sayı yı gösteren rakam. böyle bir iş e giriş mekte sakı ncalar bulunduğ u anlaş ı lmak. Mançu-Tunguz. alt ı alt ı alay üstü kalay * içi dı ş ı gibi özenilmiş olmayan ş eyler için söylenir. alternatif * Seçilebilecek bir baş ka yol. Büyük Ayı 'nı n karş ı sı nda bulunan tak ı m yı ldı z. alt ı lı * Altı parçadan olu ş an. * Dalgalı (ak ı m). alt ı k * Konusu ile yüklemi aynı olan. * Bu unvanı taş ı yan kimse. kendinde herhangi bir ş eyden alt ı tane bulunan. biri tikel olumsuz iki önerme arası ndaki bağ lantı durumu. alternatör * Dalgalı elektrik akı mı veren üreteç. üstüne uymaz. altı tane alabilen. * Almaş ı k. altı kaval üstü ş iş hane. alt ı ya ş olmak * iş e birtakı m oyunlar karı ş mak. biri tikel olumlu. alt ı lı k * Altı sı bir arada. alt ı kaval üstü ş iş hane * Bkz. mütedahil: "Kimi insanlar fanidir" önermesi "Bütün insanlar fanidir" önermesinin alt ı ğ ı olur. altes * Prens ve prenseslere verilen ş eref unvanı . edebiyat. alt ı okka etmek * birini kolları ndan ve bacakları ndan tutup yukarı kaldı rarak sallamak veya götürmek. altı taneden oluş muş . *İ skambil. biri tümel olumlu. müseddes. alt ı kaval.* Altay grubuna giren Türk. Moğ ol. Altı Kardeş * Kuzey kutup yönünde. kültür ve tarihleriyle uğ raş an bilim dalı . alt ı yol * Altı yolun birleş tiğ i yer. domino gibi oyunlarda üzerinde altı iş areti bulunan kâğ ı t veya pul. Japon ve Korelilerin dil. Vl. alt ı gen * Altı kenarl ı çokgen. alt ı dan yemek * hastahanelerde hiç perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek. alt ı karı ş beberuhi * kı sa boylu olanlar için alay yollu söylenir.

parası çok olan kimse. alt ı n beş ik * Bir elleriyle kendi bileklerini kavrayan iki kiş inin. kusturucu niteliğ i olan bir kök. * Para getiren sanat veya meslek. alt ı n kesmek * çok para kazanı r olmak. alt ı n suyu . kolay iş lenen. sarı . alt ı n eli bı çak kesmez * varlı klı veya değ erli ki ş ilerin elini kimse bükemez. alt ı n leğ ene kan kusmak * varlı k içinde hastalı k veya s ı kı ntı çekerek yaş amak. alt ı n kaplama * Herhangi bir metal altı n suyuna batı rı larak ince bir altı n tabaka ile sar ı larak altı na benzetilmek. üstün nitelikte olan. öteki elleriyle karş ı lı klı olarak birbirlerinin bileklerini tutmaları . alt ı n küpü * Altı n para biriktiren. atom ağ ı rl ı ğ ı 196. * Altı ndan yapı lmı ş . alt ı n keseğ i * Yerden temiz külçe durumunda çı kan altı n. prime time. alt ı n bilezik * Altı ndan yapı lmı ş kola takı lan ve pek çok türü olan süs eş yası . alt ı n anahtar her kapı yı açar * para olunca her güçlük yenilebilir.9 olan. alt ı n ad ı nı bakı r etmek * kötü iş ler yaparak temiz ve parlak ününü karartmak. alt ı n çağ * En parlak ve mutlu çağ . * Niteliğ i iyi olan.alt ı n * Atom sayı sı 79. 10640 C de eriyen. parası çok olan. ipeka (Cephaelis ipeca cuanha). alt ı n kökü * Güney Amerika'da yeti ş en. kı saltmas ı Au. yüksek de ğ erli. * Altı ndan yapı lmı ş sikke. alt ı n gibi * altı na benzeyen. alt ı n babası * Çok zengin. paslanmaz element. k ı z adı dul oldu * uygunsuz davranı ş lar ı yüzünden temiz tanı nan kiş iliğ i lekelendi. de ğ erli. alt ı n ad ı pul oldu. alt ı n saat *İ zlenme oran ı nı n en çok olduğ u vakit. alt ı n sarı sı * Altı n rengini andı ran.

alt ı nda kalmamak * karş ı lı ğ ı nı vermek. alt ı n tutsa. parası olan. toprak olur (veya altı na yapı ş sa elinde bak ı r kesilir) * giriş ti ğ i iş lerde büyük talihsizliklere uğ rayan kimsenin durumunu anlatı r. özellikle plâtin ve alt ı n gibi metalleri çözmekte kullanı lan bir karı ş ı m. yuvarlak. sanatı . sı rada beş inciden sonra gelen. baş armak. alt ı ndan girip üstünden çı kmak * malı . yağ mur kuş u. gördüğ ü iyilik veya kötülü ğ ü kar ş ı lı ksı z bı rakmamak. vurgulamak. alt ı ndan Çapanoğ lu çı kmak * giriş ilen iş te baş a dert olacak bir durumla kar ş ı laş mak. yumuş ak huylu görünmek. parayı düş üncesizce harcayı p tüketmek. alt ı nı çizmek * (bir sözün) önemini belirtmek. üzerine dikkati çekmek. alt ı nbaş alt ı ncı * Daha çok Ege bölgesinde yetiş en. alt ı n yumurtlayan tavuk * mesleğ i. * kendini savunamamak. alt ı ndan çapanoğ lu çı kmak * bir i ş te baş a dert olacak bir durumla. alt ı n yürekli olmak * çok iyi niyetli olmak. * turist. * Altı sayı sı nı n sı ra s ı fatı . kalı nca kabuklu güzel bir kavun türü. evlilik y ı lı . . bir sorunla kar ş ı laş mak. üstesinden gelememek. alt ı ndan kalkmak * bir güçlüğ ü yenmek. alt ı n topu * güzel ve tombul olan kucak çocukları için bir benzetme sözü olarak kullanı lı r. becerememek. altı ncı duygu. alt ı na etmek (veya kaçı rmak) * yatağ ı na veya donuna abdest etmek. alt ı n yı l * Eş lerin birlikte ulaş tı kları 50.* Bir kı sı m konsantre nitrik asit ile üç veya dört kı sı m konsantre hidroklorik asitten olu ş mu ş . alt ı ncı duygu * Ön sezi. gelirli kimse. alt ı n yağ murcun * Bir tür ku ş . alt ı nda kalmak * ezilmek. alt ı ncı his * Bkz. alt ı ndan kalkamamak * bir iş i baş aramamak.

* Altı tane fiş ek alan toplu tabanca. her birine altı . dikenli ve kürecikler hâlinde sapları olan bir kaktüs türü (Trollius ranunculoides). alt ı nı üstüne getirmek * söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düş ürmek. alt ı patlar alt ı ş ar alt ı z * Bir do ğ umda dünyaya gelen altı (kardeş ). greyfrut (Citrus decumana). karmakar ı ş ı k etmek. *İ ri bir tür palamut bal ı ğ ı . * Hayvanları n altı na yayı lan ot veya saman. * Sarı kları n üstüne sarı lan sı rma ş erit. alt ı noluk *İ ş lemeli kadı nş alvar ı . tadı acı msı meyvesi. * Bu kumaş tan yapı lan gelin giysisi. altl ı üstlü * Altı ve üstü birlikte. kı z memesi. * Ayrı renkte altı yolu olan kuma ş . birlikte. * Altlamak iş i. alt ı ntop * Turunçgillerden. altimetre altlama altlamak altl ı * Altı olan. revolver. *İ ki çeneklilerden. * Arabaya koş ulan atları n yolları kirletmemesi için kuyru ğ unun altı na yerleş tirilen torba. alt ı ntop alt ı parmak * Ellerinde veya ayakları nda altı ş ar parmağ ı olan (kimse). * bir ş ey bulmak için aramadı k yer b ı rakmamak. genel bir kavramı n altı nda yer vermek. her seferinde altı sı bir arada olan. * Alt ve üst katta olmak üzere. alt ı nlaş mak * Altı n durumu veya görünümü almak. * Özel diye alı nan bir ş eye. sı cak bölgelerde yetiş en bir meyve ağ acı . altl ı k . alt ı nlaş ma * Altı nlaş mak iş i veya durumu. * Tabak veya bardak altı . * Altı sayı sı nı n üleş tirme biçimi.alt ı nı ı slatmak * yatağ ı na veya donuna küçük abdestini etmek. * Altı n sı rma veya kı laptanla i ş lenmiş çizgili ipek kumaş ve bu cins kumaş lar ı n üstünde bulunan sı rma iş lemeli yollar. uzun. * Bu ağ acı n kanarya sar ı sı renginde. * Yükseklikölçer. greyfrut.

20500 C de eriyen. * Altmı ş yaş ı nda olan veya görünen. olumlu davranmak. alüminyum . fakir. alttan (veya a ş ağ ı dan) almak * sert konuş an birine kar ş ı yumu ş ak. alümina * Bkz. gücü yetmeyen ne olursa olsun" anlamı nda kullanı lı r. alümin. * Altı n renginde olan. altta yok üstte yok * yoksul. * Alüfte olma durumu. altmı ş ı ncı * Altmı ş sı fat ı nı n sı ra bildiren biçimi. *İ ffetsiz. viyola. her defası nda altm ı ş ı bir arada olan. sı rada elli dokuzuncudan sonra gelen.altmı ş * Elli dokuzdan sonra gelen sayı nı n ad ı ve bu sayı yı gösteren rakam. alttan güre ş mek * gizli gizli yenme yollar ı nı kollamak. alto altta kalanı n canı çı ksı n * "herkes baş ı nı n çaresine baksı n. çekiş mede yenilmek. alttan alta * gizlice. oynak. altmı ş altı ya bağ lamak * temelli olmayan bir çözümle durumu kurtarmı ş görünmek. * Altı kere on. altmı ş ar * Altmı ş sı fat ı nı n üleş tirme biçimi. * Kemanla viyolonsel arası büyük keman. elli dokuzdan bir art ı k. altmı ş altı * Altmı ş altı sayı almakla kazanı lan bir çeş it iskambil oyunu. cilveli (kad ı n). altta kalmak * herhangi bir çatı ş mada. LX. 60. altmı ş lı k *İ çinde altmı ş tane bulunan. el altı ndan. altmı ş dörtlük * Bir notanı n altm ı ş dörtte biri değ erinde olan nota. beyaz bir toz olan alüminyum oksit (Al2O3). her birine altmı ş . * Kontralto. altunî alüfte alüftelik alümin * Suda çözünmeyen.

* Para babası . maksat. kil gibi çok ince taneli ş eylerin kum ve çakı lla karı ş ması yla olu ş an yı ğ ı n. amaç edinmek * bir amaca ulaş ma isteğ inde bulunmak.98 olan. hedeflenen amacı n dı ş ı nda. baş ka bir cümleye bağ lamaya yarar. alüminyum ta ş ı * Boksit. alvere tulumbası * Emme basma tulumba. atom ağ ı rl ı ğ ı 26. âmâ amabile amaç amaç d ı ş ı * Gaye dı ş ı . * Kana al rengini veren. * Eriş ilmek istenilen sonuç. * Torba biçiminde küçük boş luk veya geniş lemiş kı sı m. * Bir yargı yı veya bir buyruğ u pekiş tirmek için de kullanı lı r. ferç.* Atom numarası 13. alyans alyon alyuvar Am * Amerikyum'un kı saltmas ı . * Niş an yüzüğ ü. K ı saltması Al. . * Beklenmeyen bir sonucu anlatan iki cümleyi onun sebebi durumunda olan cümleye bağ lar. * Bazen dikkati çekmek için cümlenin sonuna getirilir. * Görmez. am * Diş ilik organı . -am / -em * Fiilden isim türeten ek: tut-am. küçük hücre. * Bir parçanı n sevimli ve cana yakı n çalı nacağ ı nı anlatı r. kör. amma. yuvarlak. alüvyon lı ğ . * Alüminyumdan yapı lmı ş . çekirdeksiz. gümü ş parlaklı ğ ı nda. * Hedef. dön-em vb. alveol * Akarsuları n taş ı yı p yı ğ dı kları balçı k. ama * Çeliş kili ve tutarsı z iki cümleyi birbirine bağ lamaya yarar. ama ne * ne hoş . eritrosit. * Uyarma veya ş artlı bir ifade niteli ğ inde olan bir cümleyi. 6600 C de eriyen hafif bir element. beyaz. * Gaye. *ş aş ı lacak niteliğ i olan.

* Bir amaca yönelik. amaçlamak * Bir amaca ulaş mayı istemek. korku gibi duyguları belirtmek için kullanı lı r. * Bir suçun bağ ı ş lanması nı n istenildi ğ ini anlat ı r. istihdaf. aman Allah (Allahı m) *ş aş ma. amaçlama * Amaçlamak iş i. . * Fiilden isim türeten ek: bas-amak. tutamak. aman dedirtmek (veya amana getirmek) * karş ı koyan birini boyun e ğ mek zorunda bı rakmak. istihdaf etmek. amaçs ı zl ı k * Amaçsı z olma durumu. aman bulmak * kurtulmak. *Ş aş ma anlat ı r. amaçs ı z * Amacı olmayan. amaçlanma * Amaçlanmak i ş i. amalierbaa * Matematikte dört iş lem terimine verilen ad. aman * Yardı m istendiğ ini anlatı r. gayesiz. kaç-amak vb.amaç gütmek * bir amacı gerçekle ş tirmeye çalı ş mak. gayeli. amaçl ı lı k * Amaçlı olma durumu. iş lemler. amaçl ı * Amacı olan. * Usanç ve öfke anlatı r. *İ ş ler. * Rica anlatı r. * (bir iş i) Yapmaya hazı r. hedef alma. zor durumda bı rakmak. amaçlanmak * Amaçlamak iş ine konu olmak. * Dikkat uyandı rmak için kullanı lı r. beğ enme veya be ğ enmeme. amade -amak amal âmâlı k * Âmâ olma durumu. * Çok beğ enmeyi anlatı r: Aman ne güzel ş ey! Bu anlamda kullanı ldı ğ ı nda buna da edatı da getirilebilir.

amazon * (eski çağ lar ı n Amazonlar ı na benzetilerek) Erkek gibi. amanname *İ slâm devletlerinde düş mana güvenlik içinde olduğ unu bildirmek üzere verilen belge. plâstik madde gibi malzeme. acı ması z olarak. kâğ ı t. amanı n * Korkma ve ş aş ma sözü. amas ı maması yok! * hiçbir özrün geçerli olamayacağ ı nı anlatı r. biri olmazsa biri daha * ele geçirilmeyen veya kaçan bir ş eye üzülmek bo ş tur. amans ı z * Aman vermez. . hiç acı mayan. amana gelmek * önce direnirken zor karş ı sı nda boyun eğ mek. aman dilemek * önce direnirken zor karş ı sı nda boyun eğ ip canı nı n bağ ı ş lanması nı dilemek. ambalâj yapmak * (bir ş eyi) bu gibi maddelerle paketlemek. profesyonel karş ı tı . ambalâj * Eş yayı sarmaya yarayan mukavva. amatör * Bir iş i para kazanmak için değ il. sand ı klamak. savaş safları nda yer alan kad ı n. aman vermemek * rahat bı rakmamak. * Hoş görüsüz olarak. böyle bir iş yapayı m deme. ambalâjc ı * Ambalâj yapan kimse. Amasya'n ı n bardağ ı . cana k ı yı cı . çünkü her zaman benzeri sağ lanabilir. aman vermek * canı nı bağ ı ş lamak. * Ata binen kadı n. göz açtı rmamak. öldürmemek. amatörlük * Amatör olma durumu. amans ı zca * Öldürücü bir durumda. tahta.aman derim! * sakı n ha. * acı mayı p öldürmek. amas ı var * herkesin bilmediğ i sakı ncası veya kusurları var. hevesli. yalnı z zevki için yapan kimse. aman zaman * Karş ı sı ndakini yumuş atmak için söylenen sözleri anlatı r. amans ı z hastal ı k * Kanser.

* Bir malı n serbest sürümünü engellemek için konulan yasak. çakı l gibi yapı malzemesini ölçmekte kullanı lan ve her yanı çoğ unlukla 75 cm olan küp ölçek. ambarc ı lı k * Ambarcı nı n gördü ğ ü iş . * Genellikle tahı lı n çok üretildiğ i yer. gemilerin kendi limanları ndan ayrı lmas ı nı yasaklama buyru ğ u. ambarlamak * Ambar iş i yapmak. * Geminin yük koymaya ayrı lmı ş yeri. çok yormak. * siyasî. ambarlama * Ambar durumuna gelmek. bölge. amber bal ı ğ ı . * Eş ya taş ı ma i ş leri yapan kurum veya ortaklı k. ambalâjlamak * Ambalâj yapmak. ambargoyu kald ı rmak * ambargo ile ilgili yasaklamayı kaldı rmak. sosyal alanlarda caydı rma amac ı yla yaptı rı m uygulamak. ambar memuru. ambargo koymak * gemilerin limanlardan hareketini yasaklamak. * Kum. güçlü bir vantilâtör kullanı larak sa ğ lanan hava ak ı mı ile yeş il ve sulu yemlerin kurutulması . düş ünemez duruma gelmek. ambarc ı * Ambara bakan görevli. ambale etmek * Birini düş ünemez duruma getirmek.ambalâjc ı lı k * Ambalâjcı olma durumu veya iş i. * bir malı n serbest sürümünü engellemek. ambar * Genellikle tahı l saklanan yer. kül renginde bir madde. ambarda kurutma * Kapalı bir yerde. * Otomobili fazla gaz vermekten çalı ş maz hâle sokmak. amber * Amber balı ğ ı ndan ç ı karı lan güzel kokulu. ambalâjlama * Ambalâjlamak iş i. ambargo * Bir devletin. * bir mala el koymak. amber ağ acı * Baklagillerden bir cins mimoza (Geum urbonum). ambale olmak * Çok yorulup iş göremez. * Güzel kokulu bazı maddelerin ortak adı . * Yiyecek ve bazı eş yanı n sakland ı ğ ı yer. müsadere etmek. ekonomik.

* Soyut bir ş eyin. fiil. yalnı z dü ş ünce alan ı nda kalmay ı p iş e dönüş en uygulamalı . kolay. * Hareketle ilgili olan. ada bal ı ğ ı (Catodon macrocephalus). ba ş ı büyük. *İ ş e dayanan. amberbu amblem amboli * Hindistan'da. cankurtaran (arabası ). ambülâns * Hasta arabası . bir kavramı n sembolü olan varl ı k veya eş ya. amcazade * Amcanı n oğ lu veya kı zı . iri ve uzun taneli bir tür pirinç. *İ ş bakı mı ndan. amel * Yapı lan i ş . amberbaris * Sarı çal ı . İ ran'da yeti ş en. iş çe. amelelik amelî * Amele olma durumu. cankurtaran. belirtke. edim. altı n sarı sı renginde güzel kokulu çiçeğ i. amcamla dayı m. çok yı rtı cı bir balı k. uygun. emekçi. * Elveriş li. * Yaş lı erkeklere saygı için kullanı lan seslenme. piş ince güzel bir koku veren. amele taburu * Genellikle yol yapı m iş lerinde görevli amelelerden oluş an birlik. ötürük. amber çiçeğ i * Amber ağ acı nı n toparlak. kestirme. * Sürgün. f ı ndı k büyüklüğ ünde. amele *İ ş çi. boyu 25 m'ye kadar çı kan. tatbikî. amca * Babanı n erkek karde ş i. ameliyat . amelimanda *İ ş yapamaz durumda olan.* Balinagillerden. pratik. hepsinden aldı m payı m * yakı nları ndan beklediğ i ilgi ve yardı mı görmeyen bir kimsenin art ı k yeni bir dilekte bulunmaya niyetli olmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. * Bir kimsenin dinin buyrukları nı yerine getirmek için yapt ı klar ı . diş li. iş üstünde. * Amca olma durumu. ishal. amcal ı k amcal ı k etmek * birine amca gibi yakı nlı k göstermek. * Atardamarda kanı n pı htı laş ması veya yağ parçacı kları nı n oluş mas ı sonucunda meydana gelen tı kanma. tatbikî.

Amerika armudu * Defnegillerden. Amerikan * Amerika Birleş ik Devletleri halkı ndan olan kimse. "doğ ru". Amerikal ı laş mak * Amerikalı lar ı n yaş ay ı ş tarz ı nı benimsemek. iş lem. * Amerika'ya özgü. Amerikal ı laş ma * Amerikalı laş mak iş i veya durumu. amerikan * Pamuktan düz dokuma. * Bu ağ acı n badem biçiminde çekirdekli. Amerikan bar . arka ayakları çok uzun. faaliyetler. amenna *İ nandı k anlamı ile "öyledir". Amerikan bezi biçiminde de kullanı lı r. Amentü * Kur'an surelerinden birinin adı . ameliyatlı * Ameliyat edilmiş . ameliye * Yapı lan i ş . Amerika tavş anı * Kemiricilerden. İ ş ler. hasta üzerinde kesme ve dikme yoluyla yaptı ğ ı müdahale. ameliyathane * Hastaları n ameliyat edildiğ i yer. Amerika'da yetiş en bir ağ aç (Persea gratissima). armuda benzer yemiş i. Amerika bademi * Aselbent ve zamk gibi maddeler veren bir sı cak iklim ağ ac ı (Styrax americana). Amerikal ı * Amerika Birleş ik Devletleri halkı ndan olan kimse. bilader ağ ac ı (Anacardium occidentale). Amerika üzümü *Ş ekerci boyas ı . * Tabiî kaynakları n iş letilmesi. Amerika ile ilgili olan. kaput bezi. * Bu ağ acı n armuda benzer yemiş i. "diyecek yok" gibi tasdik etme anlatı r. ameliyat masas ı * Üzerinde ameliyat yapı lan özel donan ı mlı masa. Amerika elmas ı * Antep fı st ı ğ ı gillerden. amenajman * Devlete ve kiş ilere ait ormanlar ı n. operasyon. ameliyat geçirmek * ameliyat edilmiş olmak. * ç.* Operatörün. Amerika'da yetiş en bir a ğ aç. önceden hazı rlanı p kabul edilmiş esaslara uygun olarak iş letilmesi. küçük bir memeli kürk hayvanı (Eriomys chincilla).

otel veya evlerde içki için ayrı lmı ş köş e. dibi sivri. Amerikanist * Amerikan tarihi ve kültürü ile uğ raş an bilimci. amfizem amfor *İ ki kulplu.* Lokanta. * Amigonun yaptı ğ ı iş . dar boyunlu. * Çoğ unlukla spor yarı ş malar ı nda seyircileri coş turan kimse. yapay olarak elde edilen aktinitlerden bir element. * Yunan ve Roma'da açı k hava tiyatrosu. * Süs taş ı olarak kullanı lan mor renkte bir tür kuvars. Amerikan salatası * Rus salatası . Kı saltması Am. Amerikalı gibi. amfibyumlar * Kurbağ a ve semenderleri içine alan iki yaş ayı ş lı omurgalı lar sı nı fı . esmer. amfiteatr * Dinleyicilerin oturduğ u. ametal ametist amfi * Amfiteatr kelimesinin kı saltı lmı ş ı . yüzergezer. Amerikan bezi * Bkz. * Toprak parçası . amfor. Amerikanca * Amerika Birliş ik Devletlerinde kullanı lan İ ngilizce. amfibol * Piroksenlere yakı n siyah. amerikyum * Atom numarası 95. * Hem karada hem de suda hareket eden (taş ı t). sı raları arkaya doğ ru basamaklı olarak yükselen salon. * Vücut organları ndan bir bölümünün hava ile ş iş mesi. . amfora amigo amigoluk * Bkz. * Metal olmayan elementler. karnı geniş testi. amfibi harekât * Kara ve deniz araçları yla yap ı lan manevra. amerikan. Amerikanvarî * Amerikalı ya yakı ş an biçimde. ye ş il renkli bir silikat grubu. amfibi *İ ki yaş ay ı ş lı .

amit amitoz amiyane * Amonyağ ı n hidrojeni yerine bir asit kökünün geçmesiyle oluş an birleş iklerin s ı nı f adı . sebep. emreden. * Bir iş te emir verme yetkisi olan kimse. * Amonyaktaki hidrojen yerine. * Kibarca olmayan. * Amir olma durumu. etken. ita amiri. amip * Amipler takı mı ndan. aminoasit * Bir amino grubu ile bir karboksil grubu taş ı yan. faktör. dualar ı n arası nda ve sonunda kullan ı lı r. tatl ı ve tuzlu sularda ya ş ayan bir hücreli canl ı (Amoibe). * Niş astayı parçalayarak ş ekere çeviren bir enzim. amir gibi. halk deyiş iyle. amiral * Deniz kuvvetlerinde. * Amiralin makamı . vücudunun biçim değ iş tirmesiyle olu ş an geçici kollar veya ayaklar üzerinde sürünerek yer de ğ iş tiren. * Amire yakı ş ı r biçimde. amipler amipli *İ çinde amip bulunan. * Amir gibi. amirallik * Amiral olma durumu. * Amiplerin yol açtı ğ ı . * Bkz. * Amip. akyuvar ve bazı bakterilerde hücre bölünmesi yoluyla olan çoğ alma. * Bir hücreli hayvanları n kök bacaklı lar sı nı fı na giren bir takı mı . amire yakı ş an biçimde. etmen. âmin * "Allah kabul etsin" anlamı nda. . tek değ erli hidrokarbonlu köklerin geçmesiyle oluş an ürünlerin genel ad ı . proteinlerin temel taş ı olan organik bileş ik.amil amilâz amin * Yapan. bayağ ı . ordudaki general rütbesine eş it rütbedeki subay. amir * Buyuran. üst. * Sı radan. amirane amirce amiriita amirlik amiyane tabiriyle * halk ağ zı ile.

*İ çinde bu gaz ı n eritilmiş bulunduğ u su. keskin kokulu bir gaz (NH3). nı ş adı r ruhu. amonyaklama * Amonyaklamak iş i. amoralizm * Ahlâk dı ş ı cı lı k.amma * Bkz. amnezi amnios * Hafı za kaybı . amme * Halkı n bütünü. çağ nak. * Döl kesesi. amonyak * Azot ve hidrojen birleş imi olan. ammada yapt ı n ha! * söylenen bir söze pek inanı lmadı ğ ı nı ve ş aş ı ldı ğ ı nı anlatı r. . amme hukuku * Kamu hukuku. amonyaklamak * Bazı yemlerin amonyak veya bir amonyum bileş iğ i ile karı ş tı rmak veya doyurmak. amme idaresi * Kamu yönetimi. töre d ı ş ı cı lı k. amor * Bir çe ş it kumaş . amma velâkin * Ancak. amonyum * Amonyaklı tuzlarda maden rolü oynayan bir birleş im kökü (NH4). bellek yitimi. amme efkâr ı * Kamuoyu. amonyum karbonat * Hamur kabartmada maya olarak kullanı lan karbonik asidin amonyum tuzu. * Yanı na getirildi ğ i kelimenin anlamı na a ş ı rı lı k katarak ş aş ma veya hayranlı k anlatı r. amonyum sülfat * Sanayide sentez yolu ile elde edilen amonyum nötr sülfat. n ı ş adı r kayma ğ ı . azotlu gübrelerin en çok kullanı lanı dı r. Ama. bununla beraber. amme menfaati * Kamu yararı . amnios suyu * Döl kesesini dolduran ve cenini içinde bulunduran sı vı . kamu. amme davas ı * Kamu davası .

* Piyangoda ödenen para kadar ödenen karş ı lı k. amplifikatör * Alçak veya yüksek frekanslı akı mları n gerilimini. elektrik akı mı ile akkor durumuna gelerek ı ş ı k verebilen bir iletkeni bulunan. ampir ampirik * Bir kurama değ il de yaln ı zca deneye. dikine. dik. * Birden ödenerek faizinin iş lemesine son verilen tahvil. gözleme dayanan. ş iddetini veya gücünü art ı rmaya yarayan araç. y ı llı k kârdan ayrı lan belirli pay. yükselteç. giyim vb. amuda kalkmak * iki eli üstüne dayanarak bacakları nı havada dikey tutmak.amorf amorti * Biçimsiz. ampütasyon * Bir organı kesip ç ı karma. amortisör * Motorlu araçlarda sarsı ntı . yumuş atmalı k. üslûbu. akı mölçer. amperölçer * Bir elektrik akı mı nı nş iddetini ölçmeye yarayan ayg ı t. * Herhangi bir bütünden bir parça kesme veya koparma. ampul ş iş e. sallantı gibi hareketleri en aza indiren. amper * Elektrik akı mı nda ş iddet birimi. * Napoleon döneminde Fransa'da ve Avrupa'da yayı lmı ş olan yapı . mobilya. yayları n gereksiz hareketlerini gidermeye yarayan düzen. Kı saltmas ı A. amper saat * Bir amper ş iddetinde akı m geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektrik miktarı . * Faizin iş lemesine son vermek için bir tahvilin birden ödenmesi. ampirist * Deneyci. amudufı karî . amudî * Dikey. ampirizm * Deneycilik. amorti etmek * bir giriş imde yatı rı lan parayı zamanla yeniden kazanmak. *İ çinde. havası boş altı lmı ş cam *İ çinde çoğ u kez zerk edilecek. ampermetre * Amperölçer. amortisman * Taş ı nmaz malları n aş ı nmaları na karş ı lı k olarak. * Bu düzeni kuran öge. cihaz. sı vı durumda ilâç bulunan küçük veya büyük cam tüp.

küfretmek. bir tür ak asbest. * Çocuğ u olan kad ı n. ana bilim dal ı * Üniversite veya fakültelerde bölümlerin alt bilim veya uzmanlı k dalları . * Zamanı n bölünemeyecek kadar k ı sa bir parçası . amyant an an an * Zihin. o çizginin. * Velinimet. kök-en vb. anne. * Çizgilerden herhangi birini anlatan kelimeye s ı fat olarak geldiğ inde. babalar ı ayr ı olan (kardeş ler). * Yavrusu olan diş i hayvan. ana baba günü * Çok kalabalı k. * Yaş lı kadı nlara sayg ı lı bir seslenme sözü olarak kullanı lı r. ana baba * Ana ile babanı n oluş turdu ğ u birlik. ası l. ana baba yavrusu * nazlı büyütülmüş çocuk. yer veya durum. esas. bel kemiğ i. * Alacağ ı n veya borcun. -an / -en -an / -en ana *İ simden isim türeten ek: oğ ul-an > oğ lan. dik durumda. amut * Dikme. ana avrat düz (veya dümdüz) gitmek * sövmek. * Sı kı nt ı lı kalabalı k. faizin dı ş ı nda olan bölümü.* Omurga kemiğ i. tehlikeli zaman. *İ ki tarla arası ndaki sı nı r. telâş lı . belirli bir kural altı nda hareket ederek bir yüzey olu ş turmaya yaradı ğ ı nı anlatı r. baba ayr ı * anaları bir. ana baba bir * aynı ana ve babadan olan (kardeş ler). * Fiilden sı fat türeten ek. ana bir. * Temel. lâhza. * Kolayca bükülen ve ateş e dayanan liflerden oluş mu ş . ana arı * Arı beyi. kı z-an. ana baba eline bakmak * ana ve babanı n verdiğ i para ile geçinmek. . * Dince aziz tanı nan bazı kadı nlara verilen sayg ı unvanı .

ana deniz bilimi * Oş inografi. umman. dört bir yönünü çevreleyen kalı n dı ş duvar. ana duvar * Bir yapı nı n. büyük ş ehir. aylı k ve bilânço hesapları nı gösteren defter. ana deniz * Kı talar ı birbirinden ayı ran engin deniz. mutlu olamaz. * Belli bir kurala göre yürütülerek bir biçimin oluş ması na yarayan çizgi. ana dil * Baş ka diller veya lehçeler türetmiş olan dil. * Dönen koninin yan yüzünü oluş turan dik üçgenin hipotenüsüne verilen ad. metropol.ana cadde *Ş ehirde ara sokaklar ı n açı ldı ğ ı geniş yol. ana defter * Ticarî bir kuruluş un. okyanus. kendi ne kadar zengin olursa olsun. ana kap ı * Bir yapı nı n süslü. büyük ş ehir. ana doğ rusu * Dönen silindirin yan yüzünü oluş turan dikdörtgenin bir kenarı . baht kuramamı ş ) * kocası iyi olmayan bir kadı n. defterikebir. ana gibi yâr olmaz. ana çizgi ana dal * Ağ aç. ana dili ana direk *İ nsanı n çocukken anası ndan. . evindekilerden ve soyca bağ lı olduğ u topluluktan öğ rendiğ i dil. ana k ı zı na taht kurar. büyük ön kapı sı . ana kitap * Bir bilim alanı nda yazı lmı ş temel kitap. * Bir ülkede büyük kentlerden herhangi biri. büyük defter. ağ açç ı k veya çalı larda gövdeden ilk çı kan ve bitkinin çatı sı nı olu ş turan dal. * Bir ülkenin veya bir bölgenin çevresindeki yerleş im yerlerine ekonomik ve toplumsal yönlerden egemen olan ve genellikle ülkenin baş ka ülkelerle olan her türlü iliş kilerinin sağ landı ğ ı en önemli kenti. ekleme direklerde dipteki temel parça. ana dü ş ünce * Temel fikir. ana kara ana kent * Yeryüzündeki beş büyük kara parçası ndan her biri. metropol. ana fikir * Belirli bir konuda bir yazı nı n temeli olan düş ünce. Bağ dad gibi diyar olmaz * insanlar içinde bize ana kadar candan bağ lı dost yoktur. kı z bahtı kocadan arar (veya ana k ı zı na taht kurmu ş . * Gemilerde. ana kad ı n * Bir ailede veya bir toplulukta en çok sayı lan kad ı n. k ı ta.

ana kraliçe * Kralı n annesi. ana muhalefet *İ ktidarı n dı ş ı nda say ı ca en üstün olan parti. * Sı kı nt ı ya. laytmotif. ana toplardamar * Kirli kanı kalbin sa ğ kulakçı ğ ı na boş altan iki büyük toplardamardan her biri. * Arı beyi. nazlı büyütülmüş çocuk veya genç. ana kuca ğ ı * Ananı n sevgi ve sevecenlikle dolu çevresi. saatler içinde en doğ ru giden ve öbür saatlerin ayarlanması nda kullanı lan * Belirli bir yerleş im birimine veya bir ş ehre verilen toplam gazı n ölçülmesi amac ı yla. ana mektebi * Bkz. ana motif * Bir sanat eserinde sı k sı k tekrarlanarak ona özellik kazand ı ran motif. . ana sav ana sayaç *İ leri sürülerek savunulan düş üncelerin en belli ba ş lı olanı . ana ortaklı k * Birçok ortaklı ğ ı n pay senetlerini elinde bulundurarak onları denetimi altı nda tutan sermaye yatı rı m ortakl ı ğ ı . * Bir gözlem evi veya kurumda. ana kubbe * Camilerde ayaklar veya ana duvar üzerindeki kasnağ a oturtulmu ş kubbe. ana saat saat. güç iş lere alı ş mamı ş . anaokulu. ana kuyu * bir ocakta ana çı kı ş ve havalandı rmada kullanı lan kuyu. ana dağ ı tı m boru hattı baş langı cı na tesis edilen sayaç sistemi. ana sözleş me * Taraflar arası düzenlenen ilk ve temel sözleş me. ana s ı nı fı * Genellikle beş ya ş ı nı bitirmiş çocukları ilkokul öğ renimine haz ı rlayan sı nı f.ana kök * Tohumun çimlenmesinden sonra kökçü ğ ün toprağ a dalarak geliş mesi sonucu oluş an ilk kök. holding. ana ş ehir * Ana kent. ana sanlı * Soyadı nı ana yönünden alan. ana kuzusu * Pek küçük kucak çocuğ u. ana rahmine düş mek * döl yatağ ı nda cenin olu ş mak.

* geleneksel. anaçl ı k * Anaç olma durumu. anaca anac ı k * Küçük anne. ana vatan. ana yol * Küçük yolları n kendisine açı ldı ğ ı büyük yol. anadan doğ ma * çı rı lçı plak. baş ı na buyruk. ana yapı * Bir yapı bütünü içinde yükseklik ve biçim bakı mı ndan göze çarpan. ana sevecenliğ i. *İ ri. * Kuzey. * doğ uş tan olan. deneyli. bilgili. ana yar ı sı * Teyze. sa ğ lı klı bir duruma gelmek. önemli bölüm. * Ana olarak. ana yön ana yurt anaçlaş ma * Anaçlaş mak iş i. anaç * Yavru yetiş tirecek duruma gelmiş olan hayvan veya yemiş verecek durumdaki a ğ aç. * Bir ş eyin ilk kez yetiş tigi.ana vatan * Ana yurt. doğ u ve batı yönlerinden her biri. anaçlaş mak * Anaç duruma gelmek. anabolizma * Özümleme. * Kurnaz. * Cadde. güney. tasası z. anac ı l * Anası na dü ş kün (çocuk). *İ lk yurt edinilen yer. . sempatik anne. göründü ğ ü yer. anadan görme * annesinde gördüğ ü gibi. * Sevimli. anadan (yeni) doğ muş a dönmek (veya anadan yeni doğ mu ş gibi olmak) * dertsiz. ana yüre ğ i * Annelik duygusu. kart.

* Yolsuz veya emeksiz elde edilen ş ey. *Ş ifre yazmak ve çözmek için kararlaş tı rı lmı ş olan yol. ters akı ntı lar ı n olu ş turduğ u dönme.Anadolu * Ön Asya'nı n bir parçası olarak Türkiye'nin Asya kı tas ı nda bulunan toprağ ı na verilen ad. * Somunları veya vidaları çevirerek sı kı ş tı rı p gevş etmek için kullanı lan çelik saplı araç. güç durum. yeti ş ebilen. anaforlama * Anaforlamak iş i. anadut * Ekin veya ot demetlerini arabaya yüklemeye veya harmanı aktarmaya yarayan. sinirli. anaforlu anagram * Bir kelimedeki harflerin yerini değ iş tirerek elde edilen kelime. anaerobik * Oksijensiz yerde yaş ayabilen. anaerkillik * Kadı nı n üstünlüğ üne dayal ı toplumsal örgütlenme düzeni. anaerkil * Anaerki temeline dayanan. karş ı lı ksı z olarak baş kası nı n yararlanması na imkân vermek. anaerki * Soyda temel olarak anayı alan ve ailede çocuklar ı ana klânı na mal eden ilkel bir toplum düzeni. * Bir ş eyin zembere ğ ini kurmak için kullanı lan araç. mader ş ahîlik. anaforculuk * Anaforcu olma durumu. iste ğ e göre elektrik akı mı nı n geçmesini sağ lamak için kullanı lan düzen. açar. * Ananı n egemen olduğ u aile hayatı . kurgu. anafordan * yolsuz veya emeksiz olarak. uzun saplı araç. komütatör. * Notaları n müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunması nı sağ lamak için portenin ba ş ı na konulan i ş aret. dirgen. eğ rim. *İ stenilen yere veya aygı ta. girdap. anaforcu * Yolsuz veya emeksiz kazanç peş inde olan (kimse). * Akı ntı lı . . anafora kaptı rmak * emeksiz. burgaç. Anadolulu * Anadolu halkı ndan olan (kimse). matriarkal. açk ı . anahtar * Bir kilidi açı p kapamak için kullanı lan araç. yaba. cereyanlı . çevri. anaforlamak * Yolsuz veya emeksiz olarak kazanç elde etmek. * Karmakarı ş ı k. anafor * Bir engelle karş ı laş an su veya hava akı ntı sı nı n dönerek ve çukurla ş arak yaptı ğ ı çevrinti. maderş ahî.

anahtarlı k * Anahtarları n kaybolması nı önlemek. anakronik * Çağ ı geçmiş . araç. anala ş tı rmak * Annedeki özellikleri kazandı rmak. çağ a uymaz. eskimiş . * Çağ a uymama. anahtar vermek * (tulûat tiyatrosunda) komiğ e nükte yapma kolaylı ğ ı vermek. anahtar taş ı * (yapı cı lı kta) Kemerlerin en üstündeki taş . anakronizm * Tarihe aykı rı lı k. -anak / -enek * Fiil köklerinden isim türeten ek. . vası ta.* Konserve kutular ı nı n kapa ğ ı nı keserek açmaya yarayan alet. kasa gibi yerlere anahtar uydurarak hı rsı zlı k yapan kimse. anakonda * Boğ agillerden tropikal Güney Amerika'da yaş ayan. avı nı sararak ve s ı karak öldüren yı lan (Eunectes murinus). açacak. anal ı kuzu kı nalı kuzu * Bkz. delikli metal ve plâstik gereç. anahtar ağ ı zl ı ğ ı * Mobilya kapakları nı n ve çekmecelerin yüzlerine aç ı lan anahtar deliklerinin üzerine çivilenen paslanmaz çelik veya dökümden yap ı lmı ş ortası anahtara uygun. anahtar kelime * Bir kompozisyonda kullanı lan temanı n ifade edildiğ i baş lı ca kelimelerden biri. satan veya onaran kimse. * Vesile. anahtarcı lı k * Anahtarcı nı n yaptı ğ ı iş . anahtar bitkiler * Mera üzerinde çok bulunan ve bunları n do ğ ru bir ş ekilde otlat ı lmaları ile tüm meran ı n do ğ ru bir ş ekilde otlanmı ş olaca ğ ı kabul edilen bitki türleri. anal ı * Anası olan. anahtar uydurmak * bir kilidi açmak için kendi anahtarı ndan baş ka bir anahtar kullanmak. anala ş tı rma * Analaş tı rmak iş i. deri ve benzerinden yap ı lan halka veya kı lı f. kolayca kullan ı lmas ı nı sa ğ lamak için takı ldı ğ ı maden. anahtarcı * Anahtar yapan. analı . * Kapı . kilit ta ş ı . anahtar ı beline takmak * evde yönetimi ele almak.

analizci * Analizle uğ raş an veya analiz yapan kimse. * Andı rı ş . ağ rı kesen. * Ana yerini tutan veya ana kadar yakı nl ı k gösteren kadı n. * Ana duygusu. anam avrad ı m olsun * birini kesin olarak inandı rmak için söylenen çok kaba bir ant. acı . büyük küçük herkese kar ş ı kullanı lan teklifsiz bir seslenmek. anal ı k etmek * analı k görevini yapmak veya ana gibi yak ı nlı k göstermek. analist * Tahlil. benzeş me. analiz etmek * Çözümlemek. benzeş meye dayanan. * Anaca davranı ş . andı rı ş ma. * Sese verilen tona göre ş aş ma. üzüntü gibi duygular anlatı r. * Örnekseme. analitik analiz * Çözümlemeli.anal ı kuzu. * Çözümleme. tahlil. su. * Sermaye. analojik * Analoji ile ilgili. tahlil etmek. analizör analjezi analjezik analoji * Benzeş im. analiz yapan kimse. aygı t veya organ. tuz. * Bkz. anam! * Kadı n erkek. anal ı k * Ana olanı n durumu. kı nalı kuzu * annesi sağ olan çocukları n mutlulu ğ unu anlatı r. çözümleyici. bulgur ve kı ymanı n yoğ rularak küçük köfteler hâline getirilmesi ve bu malzemenin et suyu ve nohut ile piş irilmesiyle haz ı rlanan yemek. acı yitimi. acı duyumunu yok etme. * Üvey ana. anamal . anam babam * teklifsiz bir seslenme. * Ağ rı yı dindirme. anal ı kı zl ı * Salça. beğ enme. * Analiz yapan cihaz. kapital.

* Bir ticaret iş inin kurulması . ananet an'anevi * Erkekte cinsel güçsüzlük. * Geleneğ e dayanan. gelenekçi. sermayedar. bir iş e razı etmek için gereğ inden çok överek yumuş atmak amacı güdüldü ğ ünü ba ş kas ı na anlatı rken kullan ı lı r. anan ı n ak sütü gibi (helâl olsun) * anamı n sütü bana nası l helâl ise. * Bu ağ acı n tad ı . anaokulu * Öğ renim çağ ı na henüz gelmemiş iki ile alt ı yaş arası ndaki çocuklar ı okul düzenine hazı rlayan eğ itim kuruluş u. * Anarş i niteliğ inde olan. baş sı zlı k. an'anecilik * Gelenekçilik. bu da sana öyle helâl olsun. an'ane an'aneci * Gelenek. baban yahş i * birini. kapitalist. kapitalizm. puluçluk. anamalc ı lı k * Anamala dayanan ve kâr amacı güden üretim düzeni. * Kargaş a. kokusu çok beğ enilen meyvesi. * Anamalcı lı k düzenini benimsemiş . * Siyasî ve idarî kurumlardaki çözülme sonucu olarak devlet denetiminin kalmaması durumu. anamalc ı * Üretim araçları nı özel mülkiyetinde bulunduran. yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir malları n bütünü.sermaye. * Ananeye bağ lı olan. geleneksel. anapara anar ş i *İ ş letilen paranı n faiz kat ı lmamı ş bütünü. ananas * Ananasgillerden. an'anesiz * Geleneğ e sahip bulunmayan. sı cak ülkelerde yeti ş en ve örneğ i ananas olan bitki familyası . anamal birikimi * Anamalcı nı n elde ettiğ i artı k de ğ erin bir bölümünü kendi kullanı rken büyük bölümünü anamalı na ekleyerek onu büyütmesi. anar ş ik . anan yahş i. sı cak ülkelerde yeti ş en bir ağ aç (Ananas sativus). ananasgiller * Bir çeneklilerden. anamal sahibi. baş ı bo ş luk. anan ı n örekesi * saçma bir söze karş ı verilen karş ı lı k.

babası ş algam (veya soğ an) * ne olduğ u belirsiz kimselerin çocuğ u. eziyet çekmek. bezini al * bir kı zı n karakterini öğ renmek isteyenler. esaslı bir biçimde. huy vb. anası kı lı klı * görüş . çok üzmek. * Anarş izm yanl ı sı olan kimse. anartri * Dil tutukluğ u. anası danası * soyu sopu. iş i. çok sı kı ntı çektirmek. ası l olarak. davranı ş . anası ndan doğ duğ una piş man * çok tembel. anası l * Kökten. anası ağ lamak * çok sı kı ntı çekmek. anası yerinde * bir gencin anası kadar yaş lı (kadı n). anar ş istle ş me * Anarş istle ş mek i ş i veya durumu. anası nı bellemek * bir kimseye en büyük kötülüğ ü yapmak. anası ndan emdiğ i süt burnundan (fitil fitil) gelmek * bir iş i yaparken çok sı kı ntı çekmek. anarş izm * Tarihî ş artlar ne olursa olsun devletin ortadan kaldı rı lması na çalı ş an öğ reti. anar ş istlik * Anarş ist olma durumu. kenarı na bak. * canı ndan bezmiş . anası ndan doğ duğ una piş man etmek * çok eziyet etmek. anası turp (veya sarı msak). anası na bak. bitkin duruma gelmek. . bezdirmek. anası nı n hâlini göz önüne alı rlarsa aldanmamı ş olurlar.anar ş ist * Anarş i ile ilgili olan. bütün aile. anası ndan emdiğ i sütü burnundan getirmek anası nı ağ latmak * bir kimseye çok eziyet etmek. anar ş istle ş mek * Anarş ist özelli ğ i taş ı mak. kı zı nı al. anası na avradı na sövmek * birinin anası nı ve kar ı sı nı amaçlayarak çirkin söz söylemek. üş engeç. bakı mı ndan anası na benzeyen.

anayasadan yana olan. anayasa * Bir devletin yönetim biçimini belirten. umursama. anatomik * Anatomi ile ilgili.anası nı eş ek kovalası n! * sözü edilen kimse veya iş için b ı kkı nlı k. * Anas ı z olma durumu. * Anatomi dersi veren öğ retim üyesi. gövde yapı sı . yurtta ş lar ı n kamu hakları nı bildiren temel yasa. * Bir ş eyin olu ş umunda göze çarpan özel yapı . bunun için gam yeme (yemem)!. kanunuesasî. dalavereci. ögeler. * Anayasa konusunda yetkili olan. kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen (kimse). hinoğ luhin. anası nı n kı zı * anası nı n huylar ı kendisinde de görülen kı z. anavaş ya * Göçücü balı kları n Akdeniz'den Karadeniz'e çı kması . anayasal . çok açı k göz. * Unsurlar. anası r anası z anası zl ı k anason * Maydanozgillerden. * Beden yapı sı . anatomici * Anatomi uzmanı . * Anası olmayan. anayasac ı * Anayasayı savunan. anası nı n körpe kuzusu * pek küçük kucak çocuğ u. teş rih. dikkate almama ve umursamama anlat ı r. yurdumuzda ekimi yap ı lan bitki (Pimpinella anisum). yürütme. teş kilâtı esasiye kanunu. anası nı n ipini satmı ş (veya pazara çı karmı ş ) * ipsiz. yargı lama güçlerinin nası l kullan ı laca ğ ı nı gösteren. *İ nsan vücudunun anatomisi ile ilgili. anası nı n nikâhı nı istemek * bir ş eye de ğ erinden çok para istemek. yasama. anatomi *İ nsan. hayvan ve bitkilerin yapı sı nı ve organları nı n birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim. katavaş ya. aldı rma. anayasa okutan (kimse). anası nı sat! (veya satay ı m) * önem verme. kokulu tohumu hamur iş lerinde ve rak ı yap ı mı nda kullanı lan. anatomist * Anatomiyle uğ raş an bilimci. anası nı n gözü * çok kurnaz.

bazen de çaça. "en çok". adagio ile andantino arası . aptal. temsil. andı rı ş mak * (bir ş ey) Baş ka bir ş eyi andı rmak. anca beraber. ancak * "Yalnı z. o iş kötü de gitse. * "Lâkin". * Belli bir bölgede sı k sı k görülen hastalı k. beceriksiz (kimse). bir ş eyin daha çoğ unun. * Yarı yavaş .* Anayasa ile ilgili. andaval * Ahmak. anca * Ancak. ançüez andaç andante andantino * Andante'den daha canlı . birbirinden ayr ı lmamalar ı gerektiğ ini anlatı r. *İ ltibas. her an. andı rma * Andı rmak iş i. "yalnı z" gibi bir düş ünceye karş ı t ikinci bir düş ünceyi anlatı r. ilerisinin olmadı ğ ı nı gösterir. daha hı zlı . * En erken. * Plâjiyoklâzlı bir yanardağ kültesi. andı rı ş * Andı rmak iş i veya biçimi. . andemi andemik andezit andı k * Sı rtlan. analoji. "daha çok". saş kı n. analoji. "ama". * "Olsa olsa". yadigâr. "güçlükle" gibi. sardalye veya tirsi balı klar ı ndan yapı lan tuzlu ve ya ğ lı ezme. hat ı rat. * (çoğ ul durumunda) Anı lar. kanca beraber * bir iş te iki veya daha çok kimsenin. *İ ki ş ey arası nda bazı noktalardaki uygunluk. * Ajanda. * Genellikle hamsi. andı rı ş ma * Andı rı ş mak iş i. * Belli bir bölgede sı k sı k görülen. benzerlik durumu. beceriksiz. gittikçe. anbean * Dakikadan dakikaya. bön. * Anı . andavall ı * Bön ve görgüsüz. sadece" gibi sı nı rlama anlat ı r.

anesteziyoloji * Duyum yitimi bilimi. * Kı rlarda yetiş en yabanî bir otun kökü. acı ve kokulu bir ot (İ nula). anevrizma * Bir atardamarı n bir noktası nda oluş an ur biçimindeki gevş eme ş iş kinli ğ i. angaje etmek * birini söz veya yazı ile bağ lamak. endoskop. andoskop * Bkz. sarı çiçekli. andı z otu * Birleş ikgillerden. anestezist * Anestezi uzmanı . * Benzer yanları bulunmak. * Uyuş turucu bir ilâçla vücudun bütününde veya belirli bir bölgesinde duyuları n yok olması . endoskopi. duyum yitimi. angaje olmak . anekdot * Kı sa veya özlü anlatı mı olan güldürücü hikâye. angaje * Sözle veya yazı lı olarak bağ lanan. * Servi ağ acı . anemon aneroit anestezi * Dağ lâlesi. taahhüt etmek. * Kansı zlı k. anemometre * Yelölçer. ça ğ rı ş tı rmak.andı rmak * Anmak iş ini yapt ı rmak. andı z * Yaprakları dikenli olan bir çeş it ard ı ç. anele anemi anemik * Gemilerde türlü iş lerde kullanı lan bir tür demir halka. nemli yerlerde yeti ş en. fı kra. * Cı va yerine bir maden kutu kullanmak temeline dayanan kadranlı barometre. andoskopi * Bkz. andropoz * Erkeklerde yaş dönümü. * Kansı z.

* Ana dili İ ngilizce olan kimse. . evcilleş tirilebilen bir yaban kuş u (Casarca ferruginea). kendi suları ndaki yabanc ı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanmas ı . taahhüdü olmayan.* sözle veya yaz ı lı olarak bir ş eye bağ lanmak. yüzyı lda Büyük Britanya'yı ele geçiren Cermen ı rkı ndan oymaklara verilen ad. ang ı ç ang ı n * Ünlü. angajman * Yüklenme. Kı saltması A. Anglikanizm *İ ngiliz kilisesinin tuttuğ u inanç yolu. angaryaya koş mak * birini zorunlu olmadı ğ ı hâlde bir iş te çalı ş maya zorlamak. angarya çekmek * bir iş i isteksizce. Anglikan *İ ngiliz kilisesine bağ lı olan (kimse). Anglofil *İ ngiliz yanlı sı . Anglosakson * V. angajmanlı * Bağ lantı sı . anı lmı ş . * Savaş durumundaki bir devletin. Angolalı * Angola'da yaş ayan (kimse). tüyleri kiremit renginde. hatı r için yapmaya mecbur olmak. bı ktı rı cı . * Usandı rı cı . angarya * Bir kimseye veya bir topluluğ a zorla. angajmans ı z * Bağ lantı sı . angaryac ı * Baş kas ı na ücretsiz iş yapt ı ran kimse. ücret vermeden yaptı rı lan iş . * Olağ anüstü durumlarda veya sı kı yönetimde devletin vatandaş lara ait ta ş ı tlara el koymas ı . meş hur. * Ördekgillerden. * Harman zamanı fazla sap yüklemek için öküz ve at arabaları nı n iki tarafı na takı lan parmakl ı k. bağ lantı . angström * Metrenin on milyarda biri değ erine eş it olan ı ş ı k dalgaları nı ölçme birimi. * Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptı ğ ı zorunlu ücretsiz hizmeti. üstlenme. angudî angut * Angut kuş unun renginde. ve VI. zorla yapı lan iş . taahhüt. *İ ngilizlere has olan. taahhüdü olan. angajmans ı zl ı k * Angajmanı olmama durumu.

an ı durumuna girme. hatı rlamak. * Hazı rlı k. * Yaş anmı ş olayları n anlatı ldı ğ ı yazı türü. anı klaş ma * Anı klaş mak iş i. anı msama * Hatı rlama. * Hazı r. anı msanmak * Hatı rlanmak. anha minha * Aş ağ ı yukarı . anı k anı klama anı klamak * Hazı rlamak. anı msamak * Hatı rlamak. susuz kalsiyum sülfat. anı msatma * Hatı rlatma. hatı ra. anı lma anı lmak * Anı lmak iş i. * Anmak iş ine konu olmak. anı klı k anı laş ma * Anı laş mak iş i. anhidrit anı * Genellikle kaya tuzu ve alçı taş ı yla birlikte bulunan doğ al. anı rı ş * Anı rma i ş i veya biçimi. anı msanma * Hatı rlanma. anı laş mak * Anı niteliğ i kazanmak. . * Anı klamak iş i. anı klaş mak * Hazı r olma durumu. kaba saba. anı msatmak * Hatı rlatmak.* Ahmak. * Hatı ra.

* Önemi ve değ eri çok olan eser. ima etmek ihsas etmek. abidele ş mek. anı ş tı rmak * Bir ş eyi aç ı kça söylemeyip üstü kapalı anlatmak. * (küçük a ile) Tarih değ eri olan kiş ilerin mezarı olarak yap ı lan anı t de ğ erindeki yapı . * (eş ek) Ba ğ ı rmak. abideleş tirmek. abidevî.anı rma anı rmak anı rtı anı rtma * Anı rmak iş i. anı tlaş tı rma * Anı tlaş tı rmak iş i. görkemli. anı tlaş tı rı lma * Anı tlaş tı rı lmak durumu. anı tsal mezar. anı t de ğ eri kazanmak. anı t * Önemli bir olayı veya büyük bir kiş inin gelecek kuş aklarca tarih boyunca anı lması için yap ı lan. * Büyüklüğ ü. anı tlaş tı rı lmak * Anı tlaş tı rmak durumuna getirmek. telmih. anı tsı * Anı ta benzer. sembol niteliğ inde yapı . dolaylı anlatmak. anı t mezar * Görkemli. * Saygı ve sevgi ile anı lı r duruma gelmek. * Anı rtmak i ş i. anı z . * Anı ş tı rmak i ş i. göze çarpacak büyüklükte. * Bir yazı da veya ş iirde bilinen bir olay ı . bir atasözünü anlatma veya çağ rı ş tı rma sanatı . anı ta benzeyen. anı rtmak anı ş tı rma * Anı rması nı sağ lamak. anı tlaş tı rmak * Anı t durumuna getirmek. anı tlaş mak * Anı t durumuna gelmek. anı tlaş ma * Anı tlaş mak i ş i. Anı tkabir * Atatürk'ün mezarı . * Eş eğ in anı rı rken çı kard ı ğ ı ses. abide. anı tsal * Anı t niteliğ inde olan. görünüş ü ve güzelliğ iyle görenleri etkileyen.

* Ekin biçildikten sonra tarlada kalan köklü sap. kaba. * Benzenden türeyen bir amin. farenjit. * Ekin biçildikten sonra sürülmemiş tarla. * Bir andaki hı z. bası m iş lerinde. birdenbire. anjiyografi * Damar içine x ı ş ı nları nı geçirmeyen bir madde ş ı rı nga edildikten sonra damarları n filminin alı nması . anı z bozmak * anı zı alt üst etmek için topra ğ ı yüzden sürmek. * Sert. animato animizm anjin anjiyo * Anjiyografinin kı saltmas ı . * Bir parçanı n canlı çalı nacağ ı nı anlatı r. anı zlı k anî * Anı zı sökülmemiş tarla. fotoğ rafçı lı kta. * Canlı cı lı k. apansı z. . anî ak ı n anî hı z anîde anilin boyalar * Taş kömürü eterinden elde edilen. anjiyoloji * Dola ş ı m organları nı inceleyen anatomi bölümü. anı z biçmek * anı zı ve tarla kenarı ndaki otları biçmek. anjiyo olmak * anjiyografi çektirmek veya yaptı rmak. * Boğ az mukozası nı nş iş mesi. boya sanayiinde kullanı lan organik boya cevheri. anîden anif anilin * Ansı zı n. animasyon * Canlandı rma. bir anda. * Bir anda gerçekleş tirilen hücum. birden. hunnak. yutak iltihabı . * Bir anda oluveren. * Hemencecik. birdenbire. bo ğ ak. * Ansı zı n.

eklem kayna ş ması . anket yapmak * bir konuda soruş turma. anlak anlakl ı anlam * Bir kelimeden. mana. fehva. anlam bayağ ı laş mas ı * Anlam kötüleş mesi. anketçilik * Soruş turmacı lı k. anlam bilimi * Dili anlam açı sı ndan inceleyen bilim dalı . Ankara keçisi * Uzun. * Zekâ. bir davranı ş veya olgudan anla ş ı lan ş ey. anketör ankiloz * Oynar eklemlerde oynaklı ğ ı n kalmaması yla eklemin iş lemez duruma gelmesi. Zümrüdüanka. sözlerin bir araya gelmesi. anlam çı karmak * bir cümlede veya bir metinden yeni ve değ iş ik bir anlam yakalamak veya bulup çı karmak. * Zeki. kı vı rc ı k ve ipek gibi yumu ş ak kı lları olan ve Ankara yöresinde yetiş tirilen evcil keçi türü. bunları n hatı rlatt ı ğ ı düş ünce veya nesne. semantik. . anlam bilimsel * Anlam bilimi ile ilgili. * Anket yapan uzman. semantik. ankesörlü telefon * Kutulu telefon. tiftik keçisi. bir düş üncenin veya eserin anlatmak istediğ iş ey. anketçi * Soruş turmacı . Ankara kedisi * Uzun tüylü ve Ankara yöresinde yetiş en kedi ı rkı . yuvaya yerle ş tirilmiş (tesisat). anket * Soruş turma. anlam ayk ı rı lı ğ ı * Karş ı t anlamlı kelimelerin. sormaca. * Bir önermenin. araş tı rma yapmak.Anka * Masallarda adı geçen ve gerçekte var olmayan büyük bir kuş . bir tasarı nı n. anlad ı msa arap olay ı m * hiçbir ş ey anlamadı m. bir sözden. ankastre * Bir oyuğ a.

anlam geni ş lemesi * Dar bir anlamda kullanı lan bazı kelimelerdeki anlamı n ilgili kavramlara yayı lmas ı . sinonim. anlamda ş * Eş anlaml ı . anlamazlı k * Bir ş eyi anlamamı ş . ilgilenmemek. geniş lemesi. yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteli ğ inde baş ka bir bilgi edinmek. anlamazlı ktan gelmek * bir ş eyi anlad ı ğ ı hâlde anlamam ı ş . anlamda ş lı k * Eş anlaml ı lı k. isimden türeme fiil. müteradif. dü ş üncelerini sezebilmek. * Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğ unu görme. yararlanmak. kayması veya bayağ ı laş ması . söyleyenin aklı ndan geçmeyen bir anlam vermek. neye iş aret ettiğ ini kavramak. * (olumsuz veya soru biçiminde) İ yilik görmek. anlam vermek * kendince bir yargı ya varmak. * Bkz. isteklerini. anlam iyileş mesi * Kötü ve olumsuz bir anlamı olan bir kelimenin zamanla iyi bir anlam kazanmas ı . * Sahip olmayı istemek. anlamamak * hoş lanmamak. anlam kötüleş mesi * Anlamı iyi ve olumlu olan bir kelimenin zamanla kötü veya kötüye doğ ru giden bir anlam kazanması . * Doğ ru ve yerinde bulmak. anlam değ iş mesi * Anlamı n daralması . anlamak * Bir ş eyin ne demek oldu ğ unu. bir söze. genel bir anlamdan özel bir anlama geçi ş . kavrayamam ı ş gibi davranmak. müradif. yorumlamak. dileğ inin yerine getirilmesini istemek. vukuf. anlam kayması * Yeni bir anlam vermek üzere kelimelerin gerçek anlamları ndan kayarak kal ı pla ş malar ı . bu kavramlar içinden tek bir anlam bildirmesi durumu. * Bir ş ey üzerinde bilgisi bulunmak. * Birinin duyguları nı . anlamamazl ı k * Anlamazlı k. anlam daralması * Geniş kavramları olan bir kelimenin. anlama * Anlamak iş i. anlamı na gelmek (veya manaya gelmek) * (bir anlam) bildirmek. anlamland ı rma . * Sorup öğ renmek. yanl ı ş de ğ erlendirmek.* yersiz ve gereksiz bir yargı ya varmak. farkı na varmamı ş gibi davranmak.

anlamsı zl ı k * Anlamsı z olma durumu. anlamsal * Anlamla ilgili. manalı . . anla ş ı lma * Anlaş ı lmak iş i. anlam kazandı rmak. muğ lâk. anlars ı n ya! * açı klanmaması gereken bir olay ı dolaylı yoldan anlatmak için kullanı lı r. anlaml ı * Anlamı olan. galiba. anla ş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi * iş in iç yüzü. anlamsı z * Anlamı olmayan.* Anlamlandı rmak i ş i. anlaş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi. uyuş ma. gerçe ğ i öğ renildi. manas ı zl ı k. itilâf. önemli bir ş ey anlatmayan. ortaya çı kmak. anlamsı zla ş tı rma * Anlamsı zla ş tı rmak durumu. anlamland ı rmak * Anlamı nı aç ı klamak. anlam vermek. anla ş ma * Anlaş mak i ş i. anlamsı zla ş ma * Anlamsı zla ş mak durumu. anlaml ı lı k * Anlamlı olma durumu. kar ı ş ı k. anla ş ı lmak * Anlamak iş ine konu olmak. belli olmak. anlaml ı anlamlı * Anlamlı olarak. bir anlam verilemeyen. düş ündürücü. anla ş ı lmaz * Anlaş ı lması güç olan. anlamsı zla ş mak * Anlamsı z duruma gelmek. manidar. anla ş ı lan * anlaş ı ldı ğ ı na göre. semantik. anla ş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi * Bkz. kimselerden biri. anlamsı zla ş tı rmak * Anlamsı z duruma getirmek. bir ş ey demek isteyen. anla ş ı k * Araları nda anlaş ma bulunan taraflardan. manas ı z.

alanlarda yap ı lan uzlaş ma ve bu uzlaş manı n tespit edildi ğ i belge. fı kra gibi ş eyleri anlatan kimse. ekspresyonizm. tahkiye. uyuş ma. ekonomik. antant. anlat ı lmak * Anlatmak iş ine konu olmak. amaç bakı mı ndan birleş mek. anla ş maya varmak * bir konuda birisiyle anlaş mak. anlat ı mcı * Yalnı zca hikâye etmeye ağ ı rl ı k veren (eser). kültürel vb. anlat ı m tonu * Anlatı mda mantı k ve dü ş ünce özelli ğ ine göre olu ş an ton. anla ş mazl ı k *İ ki veya daha çok tarafı n kar ş ı laş an düş ünce ve amaçları arası nda ayrı lı k. itilâf. övmek. anlat ı cı anlat ı lma * Hikâye. * Eserlerinde hikâye etmeye. * Anlatı lmak iş i. anlat ı * Hikâye etme. anla ş mak * Düş ünce. bir düş ünceyi. anla ş tı rmak * Anlaş mayı . anlat ı mlı * Düş ünce ve duyguyu güçlü ve canlı bir biçimde anlatan. inceleme. anla ş ma yapmak * anlaş ma belgesi düzenleyip imzalamak. * Bir duyguyu. anlata anlata bitirememek * bir ş eyden çok söz etmek. bir konuyu söz veya yazı ile bildirme. ihtilâf. anla ş mazl ı k çı kmak * bir konuda uyuş mazlı k söz konusu olmak. anlat ı m * Anlatmak iş i. ifade. anlat ı mcı lı k * Bkz. anla ş tı rma * Anlaş tı rmak i ş i. . uyu ş mazlı k. tahkiyeye ağ ı rl ı k veren (yazar). uzlaş mayı . anla ş malı * Anlaş maya dayanan.* Devletler arası siyasî. anlat ı m bilimi * Üslûp yöntemlerini inceleyen edebî araş tı rma. stilistik. uyuş mayı sağ lamak. duygu.

* Bir konu üzerinde açı klamada bulunmak. anlay ı ş lı lı k * Anlayı ş lı olma durumu. * Kı sa süren. * Duyu ve iradeden ayrı olarak düş ünülen bilme melekesi. zihniyet. kafası zl ı k. oysa anlay ı ş sı z kimselere ne söylense yararsı zdı r. kavrayı ş sı z. anlayana sivri sinek saz. ferasetsiz. feraset. belirtmek. izansı z. anlay ı ş göstermek * istenilen veya söylenilen bir ş eyi hoş görüyle karş ı lamak. zekâ. nakletmek. * Hoş görülü. zeki. bir an içinde olan. * Hoş görüsüzlük. hâlden anlama. *İ nandı rmak. kafası z. anlatt ı rma * Anlattı rmak iş i. anma * Birini veya bir ş eyi akla getirerek sözünü etme. * Söylemek. anlamayana davul zurna az * anlayı ş lı kimseleri en küçük bir söz bile etkiler. müdrike. * Hoş görme. anlay ı ş sı zlı k * Anlayı ş kı tlı ğ ı . anlay ı ş lı * Anlayı ş ı olan. gösteriş li. * Ayı rı cı bir nitelik olmak bak ı mı ndan görü ş . telâkki. izan. açı klama yaptı rmak. entelektüalizm. zihniye. yargı lama. * Ölmüş bir insan ı hatı rlamak için yapı lan tören. gabi. vurdumduymazlı k. anl ı k entelekt. zihniyet. izanlı . anlatt ı rmak * Bir konu üzerinde bilgisini ölçmek. takrir. ihtifal. . anlay ı ş sı z * Anlayı ş ı kı t olan. * Anlatmak iş i. izah etmek. anlay ı p dinlemek * (bir olayla ilgili olarak) iyice anlamak. ünlü. bilgi vermek. * Hoş görüsüz. anlay ı ş * Anlamak iş i veya biçimi. ferasetli. usa vurma. * Anlama yeteneğ i. vurdumduymaz. gabavet. anl ı ş anl ı * Güzel. anlama gücü. kalı n kafalı . izans ı zl ı k. anl ı kçı lı k * Duyu ve irade karş ı sı nda anlı ğ ı n üstünlüğ ünü ileri süren doktrin. kalı n kafalı lı k.anlat ı ş anlatma anlatmak * Anlatmak iş i veya biçimi.

anormal * Genel olan örneğ e. anofel anomali * Sapaklı k. bergüzar. annelik etmek * annelik görevini yapmak veya anne gibi ilgi ve yakı nl ı k göstermek. sermayesi hisselere bölünmü ş ve her ortağ ı n sorumlulu ğ u sermayedeki hissesi ile sı nı rlı ortakl ı k. anons etmek * sözle veya yazı yla bir durumu. . alı ş ı lmı ş a ve kurala aykı rı olan. annelik * Anne olma niteliğ i veya durumu. anonsör anorak * Baş lı klı . sunucu. * Yaratı cı sı nı n ad ı bilinmeyen (eser). anons * Duyuru. anonim ş irket * En az beş kiş inin kurdu ğ u. * Anı lmak için verilen ş ey. zikretmek. anneanne * Annenin annesi. hatı ra. anorganik *İ norganik. anonim ortaklı k. anonim * Adı sanı bilinmeyen. hatı rlamak. bir haberi halka bildirmek. anmak * Birini veya bir ş eyi akla getirerek sözünü etmek veya onu düş ünmek. yadigâr. * Bkz. aykı rı lı k. anonim ortaklı k * Sermayesi paylara bölünmüş olan ve her ortağ ı n sorumluluğ u sermayedeki pay ı yla sı nı rl ı bulunan ortaklı k.anma töreni * Bir kiş iyi veya bir olayı hatı rlamak için yap ı lan tören. düzgün olmayan. anonim ş irket. * Adlandı rmak. * Bir sözü ağ zı na almak. su geçirmeyen spor ceket. duyurma. gayritabiî. anmalı k anne anne olmak * (kadı n) çocuk sahibi olmak. * Sı tma mikrobunu aş ı layan bir tür sivrisinek (Anopheles maculipennis). * Çocuğ unu dünyaya getiren kad ı n. * Bir armağ anla gönlünü almak.

* Birdenbire. ansiklopedicilik * Ansiklopedicinin yaptı ğ ı iş . ansiklopedik * Ansiklopedi ile ilgili. birdenbire. ansefalit ansı ma ansı mak ansı z * Anlayı ş sı z. * Bkz. * Beynin irinsiz iltihaplı hastalı ğ ı .* Dengesi bozuk. sanat dalları nı tek veya bir arada belli bir yönteme göre inceleyen eser. * Bkz. anı msamak. ant verdirmek * bir ş eyi yapması için bir kimseye ant içirmek. yemin. ant içmek (veya etmek) * bir ş eyi yapmaya veya yapmamaya ant ile söz vermek. anormalleş mek * Anormal duruma gelmek. ansiklopedici * Ansiklopedi hazı rlayan veya satan (kimse). * Her konuda biraz bilgi sahibi olan. akı lsı z. özel adları da içine alan sözlük türü. deli. bir ş eyi tanı k göstererek bir olay ı doğ rulama. ansı zı n * Hiç hatı ra gelmedik bir sı rada. anot ansefal * Kafatası içindeki beyin ve yardı mcı organlar ı n hepsi. ant * Tanrı 'yı veya kutsal bilinen bir kiş iyi. habersiz. anî olarak. yemin etmek. bilgilik. anîden. ansiklopedi * Bütün bilim. * Bir elektrolitte elektrik akı mı nı n gelip bağ landı ğ ı ve içeri girdi ğ i uç. anormalleş me * Anormalleş mek iş i. ansiklopedik sözlük * Alfabetik sı raya göre kelimelerin karş ı lı kları nı geniş bir biçimde veren. ant kardeş i * Bkz. anı msama. * Değ iş ik alanlardaki bilgileri sistemli bir yöntemle bir araya getirme veya toplama iş i. anormallik * Anormal olma durumu. . artı uç. kan kardeş i. * Kendi kendine söz verme.

antant * Anlaş ma. * Bu ağ acı n. Antep i ş i * Gazi Antep yöresine özgü. * Olta ş amandı rası nı n alt ve üst kı sm ı nda bulunan ince uçlar. güney kutup yakı nı nda olan. antenli * Anteni olan. yurdumuzda Gazi Antep ve Siirt bölgelerinde yetiş en. anterograf * Bağ ı rsak kas ı lmaları nı ölçmeye yarayan alet. antagonizma * Tezat. antarktik kara * Güney kutuptaki kara bölgesi. yanlı ş olarak Ş am fı stı ğ ı da denilen bir ağ aç (Pistacia vera). Antep f ı st ı ğ ı * Antep fı st ı ğ ı gillerin örnek bitkisi. "çocuklar ı nı n baş ı için" gibi sözlerle karş ı sı ndakini bir ş eye zorlamak. anterit *İ nce bağ ı rsak iltihabı . anten * Boş lukta yayı lan elektromanyetik dalgaları toplayarak bu dalgaları n transmisyon hatları içerisinde yay ı lmas ı nı sa ğ layan cihaz. anterosel *İ nce bağ ı rsak fı tı ğ ı . antant kalmak * anlaş mak. antet . ya ğ lı yemi ş i. ince ve sert kabuklu. iskeleti kemikle ş miş .ant vermek * "Allah aş kı na. antarktik * Güney kutupla ilgili. sı rt yüzgeçleri uzam ı ş kemikli balı k türü. mutabakat. Antep baklavası * Antep yöresinde yapı lan özel bir tatl ı türü. tipik örneğ i Antep fı stı ğ ı ağ acı olan bir familya. uzlaş mak. anten yükselteci * Anten ile alı cı arası nda yer alarak elektromanyetik dalgaları n genliğ ini yükselten cihaz. anterostomi * Bağ ı rsak dü ğ ümlenmesinin kesilip alı nması . uyu ş ma. Antep f ı st ı ğ ı giller * Ayrı taç yapraklı lardan. iplikleri çı karı lmı ş ve kafes ş eklini almı ş kuma ş üzerine aynı renk iplikle verevine sar ı larak yapı lan bir çe ş it el iş lemesi. itilâf. antenli balı k * Göğ üs yüzgeçleri saplı . * Duyarga.

* Mendil. kalevî. * Bu çağ a özgü olan. antidot * Bkz. virüs. üçü bir arada tire ile sar ı larak yapı lan diş diş süs.* Kâğ ı t veya zarf üstüne bası lmı ş ad ve adres. antijen *İ çerisine girdiğ i organizma arac ı lı ğ ı yla antikor olu ş umunu sa ğ layan bakteri. antik *İ lk Çağ daki uygarlı klarla. antetli * Baş lı klı . örtü. streptomisin gibi maddelerin ortak adı . davran ı ş veya öğ reti. antiemperyalist * Emperyalizme karş ı olan. acayip. antikac ı . birçok mikroba karş ı kullanı lan. penisilin. antidemokratik * Demokrasiye aykı rı olan. antika * Eski çağ lardan kalma eser veya tarihî değ eri olan eski eş ya. antik çağ * Eski Yunan ve Roma uygarlı kları nı n geliş ip yay ı ldı ğ ı çağ . antifriz * Bir sı vı ya katı ld ı ğ ı nda o sı vı nı n donma derecesini düş ürerek donması nı önleyen madde. antiasit * Alkalik. geleneğ e ayk ı rı . antika mobilya * En az yüz sene evvel imal edilmiş olan. ana hatlarda herhangi bir değ iş iklik yapı lmamı ş ve belli bir ekole göre isimlendirilen mobilya. antialerjik * Alerjilerin önlenmesinde veya tedavisinde kullanı lan ilâçları n özelliğ i. antihijyenik * Sağ lı k kurallar ı na aykı rı olma. parazit gibi protein yap ı sı nda madde. özellikle küf mantarları nda bulunan veya sentezle elde edilen. sı çan diş i. tuhaf. antetsiz * Ba ş lı ksı z. * Genele. olağ ana. yatak çarş afı gibi bezlerin kenarları na paralel ipliklerden bir bölümü çekilip dikey olanları n ikisi. baş lı k. ajur. antiemperyalizm * Emperyalizme karş ı tutum. antibiyotik * Bitkilerde. * Antik. panzehir. antibiyotik tedavisi * Bir veya birçok antibiyotiğ in durdurucu veya öldürücü etkisinden faydalan ı larak yapı lan tedavi. özellikle eski Yunan ve Roma uygarl ı kları ile ilgili olan.

* Antika eş ya veya eser satan veya toplayan kimse. antikomünizm * Komünizm aleyhtarlı ğ ı . sevimsiz. antisemit . antikapitalist * Kapitalist rejime karş ı olan kimse.76 olan. soğ ukluk. antipropaganda * Karş ı propaganda. * Bu hayvanı n derisinden yap ı lmı ş . ço ğ unlukla bası m harfleri alaş ı mı nda kullanı lan. haddede veya çekiç altı nda iş lenemeyen. antik devir. çok h ı zl ı koş an. kanı kaynamamak. antikapitalizm * Kapitalizme karş ı olma. mavimtı rak beyaz renkte bir element. * Karş ı t duygu. * Sevimsizlik. antikatot yaprak. sı cak ülkelerde ya ş ayan. antikomünist * Komünizme karş ı . antikor antilop * Antiloplardan. * Bası ncı azaltı lmı ş bir elektrik boş alma tüpünde. antimon * Atom numarası 51. antinomi antipati * Çatı ş kı . * Hastalı k etkenlerini zararsı z duruma getirmek için vücudun çı kardı ğ ı madde. antiloplar * Geviş getiren memeli hayvanları n bir familyası . antikas ı nı bilmek * en iyisini bilmek. antikal ı k * Antika olma durumu. 6300 C de eriyen. * Antipati uyandı ran. Kı saltması Sb. * Tuhaflı k. soğ uk. antikite * Tarihte İ lk Çağ . katot ı ş ı nları nı alan elektronik lâmbadaki genellikle metal antipatik antipatik bulmak * sevimsiz bulmak. antikac ı lı k * Antika eş ya veya eserlerle uğ ra ş ma i ş i. atom ağ ı rl ı ğ ı 121. boynuzlu bir hayvan (Anthilopus).

bestecilerin eserlerinden alı nmı ş seçme parçalardan olu ş an kitap. antisemitizm * Yahudilere karş ı düş manca duygular besleyen ve Yahudilere karş ı ayı rt edici tedbirler al ı nmas ı nı isteyenlerin görüş ü veya tutumu. koku. antitoksin *İ çine giren toksinleri zararsı z hâle getirmek için vücudun çı kardı ğ ı madde. antitoksik * Antitoksin. . antisemitist * Yahudilere karş ı düş manca duygular besleyen ve Yahudilere karş ı ayı rt edici tedbirler al ı nmas ı nı isteyen görüş e bağ lı olan (kimse). antrakt antrasit antre * Ara. savaş ta ittifak gibi konularda üstlenmelerini belirttikleri belge ve belgede belirtilen durum. * Güçlükle tutuş an. antla ş ma *İ ki veya daha çok devletin saldı rmazlı k. antrenmansı z * Antrenmanı olmayan. muahede. antrenman * Bir spor dalı nda yapı lan al ı ş tı rma veya hazı rlı k çalı ş mas ı . antiseptik * Antisepsi yapmak için kullanı lan veya antisepsi özelli ğ i olan (madde). methal. yazarları n. ahitle ş mek. antisepsi * Mikropları ilâçla öldürme yolları . duman ç ı karmadan. antisiklon * Yüksek bası nçlı atmosfer kütlesi. alı ş tı rma yapmak. antitez * Karş ı sav. antrenman yapmak * spor amacı yla çal ı ş mak. * Baş langı ç yemeğ i. * Bir yapı da girip geçilen yer. idman. idmansı z. antla ş mak * Antlaş ma yapmak. havanı n sarmal biçimli hareketi için kullanı lı r. seçki. egzersiz. güldeste.* Yahudilik aleyhtarlı ğ ı . antl ı antoloji *Ş airlerin. pakt. büyük bir ı sı vererek yanan bir tür taş kömürü. * Ant içmiş veya ant içirilmiş . antrenmanl ı *İ dmanlı .

antrepo * Gümrüklere gelmiş ticarî eş yanı n konuldu ğ u. antropomorfizm *İ nsan biçimcilik. toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim. antropoit * Bkz. antropolog *İ nsan bilimi uzmanı . deniz lâlelerinin sapları nı olu ş turan kalsiyum karbonat birleş imli fosil. antropolojik *İ nsan bilimiyle ilgili. antropoloji *İ nsanı n kökenini. insan bilimi. antrparantez * Söz arası nda. insaniçincilik. antroponim * Kiş i adları nı inceleyen bilim dalı . * Triyas devri katmanları nda bulunan. sı rası gelmiş ken. çalı ş tı rı cı lı k. ayak direyici. insansı . . antrepoculuk * Antrepocunun yaptı ğ ı iş . antropozoik devir * Antropozoik. biyolojik özelliklerini. derisi dikenlilerden. antroposantrizm *İ nsanı tabiatı n merkezi sayan. bütün öbür yarat ı kları n insan için yaratı lmı ş oldukları nı söyleyen dinî nitelikli öğ reti. * Antrepoya bakan kimse. antrenörlük * Antrenörün iş i veya mesleğ i. anut *İ natçı . istitrat. antrepocu * Antrepo iş leten kimse. evrimini. antropozoik *İ nsanı n belirmesi ve yayı lmas ı nı niteleyen antropozoik devir teriminde geçer.antrenör * Bir spor dalı nda sporcuyu e ğ iten. korundu ğ u yer. ardiye. çalı ş tı rı cı . insansı lar. antropoitler * Bkz. insan bilimsel. yetiş tiren ve çalı ş tı ran kiş i. antrkot antrok * Sı ğ ı rı n iki kürek arası ndan ve pirzolalı k yerinden çı kartı lan kemiğ inden sı yr ı lmı ş et dilimi.

eksin.anüri anüs *İ drarı nı yapamama ş eklinde ağ ı r bir böbrek rahatsı zlı ğ ı belirtisi. açı k bir biçimde görünmesi. gürbüz. apala apalak apandis apandisit * Apandisin iltihaplanması . anyon anzarot * Negatif elektrikle yüklü iyon. hiçbir kuş kuya yer bı rakmaksı zı n aydı nlı k. anüs yüzgeci * Balı klarda anüs bölgesinde tek olarak bulunan yüzgeç. ş erç. apak * Çok ak. çok anî olarak. aort apac ı apaç ı k apaç ı klı k * Apaçı k olma durumu. * Bu ağ acı n yara tedavisinde kullanı lan reçinesi. cihaz. * Abla. * Çok açı k. * Çok acı . * Kör bağ ı rsağ ı n ince bir parmak gibi olan son bölümü. iri. pek ansı zı n. * Sindirim kanalı nı n doğ ru bağ ı rsak denilen son bölümündeki çı kı ş deliğ i. apar topar * Telâş ve acele ile. makat. * Aparmak iş i. * Kalbin sol karı ncı ğ ı ndan çı kan ve vücuda kı rmı zı kan dağ ı tan büyük atardamar. . yaka paça. aparey * Çeş itli parçalardan meydana gelen alet. * Rakı . apansı z * Hiç beklenmedik bir sı rada. aparkat aparma * Boksta bükük kolla aş ağ ı dan yukarı ya doğ ru atı lan yumruk. * Bir ş eyin. apansı zı n * Birdenbire. * (bebekler ve küçük çocuklar için) Tombul. * Sı cak ülkelerde yetiş en bodur bir ağ aç (Sarcocolla). çok belirgin.

aparmak * Almak. çalmak. apaz apazlama apı ş ı k . güçsüz. * Yelken rüzgârla dolup ş iş mek. alı p götürmek. apayd ı nlı k * Apaydı n olma durumu. * Apazlamak iş i. kemik dokusunda bulunan. alı p kaçmak. * Gizlice almak. apı ş ak * Bacakları nı açarak yürüyen. * Anonim ortaklı klarda sermaye artı rı mı için yap ı lan ödeme çağ rı sı . açar. içinde flüor veya klor olan doğ al kalsiyum fosfat. * Pupa ile orsa arası nda geminin omurgası na 450 açı ile esen (rüzgâr). * Çok az. ş aş kı n. apel aperitif apı ş * Butları n iç taraf ı . * (gemi) Apazlama rüzgârla gitmek. kabadayı . * Bacakları aça aça yürüme. * Bir avuç dolusu. * Böyle esen bir rüzgârla. *İ ş tahı açmak için yemekten önce içilen içki. * Doğ ada. iki bacak arası . apart otel * Müş terilerin kendi yeme ve içme ihtiyacı nı karş ı layabilmek için gerekli malzemeler ile donatı lmı ş bağ ı msı z apartman veya villâ tipinde in ş a edilmi ş ancak otel gibi iş letilen konaklama tesisi. bamba ş ka. ayrı k bacaklı . apartman * Birkaç katlı ve her kat ı nda bir veya birkaç daire bulunan yapı . hayta. apayrı apaz * Büsbütün ayrı . * Avuç. apı ş arası *İ ki bacağ ı n arası nda kalan yer. apa ş apatit apayd ı n * Çok aydı nlı k. * Yorgun. apazlamak * Avuçlamak. * Külhan beyi.

büyük gözlü a ğ . aplike * Düz veya desenli bir kumaş tan kesilmiş motiflerin bir baş ka kumaş a iş lenmi ş durumu. * Bir kumaş üzerine baş ka bir kumaş parçası nı veya bir danteli dikme yolu ile uygulayarak yapı lan süs. apokaliptik * Anlaş ı lmaz. * Derli toplu. * Apı ş tı rmak i ş i. * Hayvan yorgunluktan bacaklar ı nı birbirinden ayı rarak çöküvermek. * Apı ş mak iş i. kapalı . torbaya benzer.* Kuyruğ unu apı ş arası na alarak yı lgı n yı lgı n giden (hayvan). omuzluk. zinciri toplayı p demirini kaldı rmaya haz ı r bulunması . duvar lâmbas ı . apı ş lı k apı ş ma apı ş mak * Ağ . aposteriori * Deney sonucu ortaya çı kan (bilgi). bacakları ayı rarak çömelmek. * Ne yapacağ ı nı kestirememek. * Duvar ş amdanı . apoletleri sökülmek * bir suç sebebiyle rütbesi indirilmek veya askerlikten atı lmak. * Hazı r. apotr . apiko * Geminin. aport * Avı n veya kendisine gösterilen ş eyin üzerine atı lı p getirmesi için köpeğ e verilen buyruk. telden yapı lma. tetik. sonsal. apı ş tı rma apı ş tı rmak * Hayvanı çok yorarak yürüyecek gücünü bı rakmamak. apoş i * Çember biçiminde. süslü. ş aş ı rmak. * Eldeki haritaya göre arazi üzerinde bir parseli kazı klarla belirtme. * Oturmak. * Çifte demir atarak döndükçe geminin bir alan içinde kalması nı sa ğ lamak. karanlı k (söz veya yazı ). apı ş ı p kalmak *ş aş ı rmak. ş ı k. apolet * Subaylarda rütbeyi göstermek için üniformaları n omuzları na tak ı lan iş aretli parça. apokrif * Doğ ruluğ una güvenilmez söz veya yazı . aplik aplikasyon * Uygulama. * Giysilerin omuzları na süs olarak takı lan parça.

boyacı lı kta cilâ olarak kullanı lan madde. * Bir noktanı n uzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olan ı . apraksi apre * Bkz. * Aprelemek iş i. appassionato * Bir parçanı n coş kunca çalı nacağ ı nı anlatı r. apsele ş mek * Yara irin ba ğ lamak. aptal aptal aptal * Aptal gibi. aval aval. apreli apresiz april apriori * Hiçbir denemeye dayanmayan ve akı l yordam ı yla bulunup ortaya konan. koruyucu. iş lev yitimi. * Küçümseme belirten seslenme. azarlama. apsele ş me * Apseleş mek durumu. * Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanı n. * Zekâsı pek geli ş memiş . perdahlamak. * Apresi yapı lmamı ş . . apreci apreleme aprelemek * Kumaş veya deriyi cilâlamak. koordinat. perdahlanmamı ş veya cilâlanmam ı ş . abril. havari. baş langı ç noktası na olan uzaklı ğ ı nı n cebirsel de ğ eri. apsent apsis * Pelinle kokulandı rı lmı ş sert bir içki. perdahlanması . zekâ yoksunu. ahmak. önsel. apse yapmak * bir doku içinde iltihap oluş mak. * Nisan ayı . aptal olmak * aptal durumda bulunmak. * Apresi olan. çı ban.* Yardı mcı . * Apre yapan kimse. apse *İ rin birikimi. apse yapmak. aptalca. * Dokumacı lı kta. * Kumaş veya derinin cilâlanması . alı k.

aptesbozan otu * Bkz. aptalla ş mak * Zekâsı nı iş letemez olmak. ahmakça. aptall ı k * Aptal olma durumu veya aptalca iş . aptal duruma getirmek. aptal gibi. * (apta'lca) Aptala yaraş ı r nitelikte. aptalla ş tı rma * Aptallaş tı rmak iş i veya durumu. aptesli * Bkz. abdestsiz. apteriks aptes * Bkz. abdestbozan. alı klaş mak. aptalca * Biraz aptal. anlamaz gibi görünmek. abdesthane. aptall ı k etmek * aptalca davranmak veya aptalca iş görmek. ahmakla ş tı rmak. . aptalcas ı na * Aptala yakı ş ı r biçimde. aptesbozan * Bkz. aptalla ş ma * Aptallaş mak iş i veya durumu. abdest. ahmaklaş mak. * Et kesimi yortusu. apteslik aptessiz apukurya apul apul * Tombul çocukları n bacaklar ı nı açarak salı na sal ı na yürüyüş lerini anlatı r. kivi.aptal yerine koymak (veya koyulmak) * anlamaz. bilmez sanmak (san ı lmak). * Bkz. abdestli. aptalla ş tı rmak * Aptallaş ması na sebep olmak. aptall ı ğ a vurmak * bir ş eyi bilmez. Ar * Bkz. abdestlik. aptal gibi. * Bkz. abdestbozan otu. apteshane * Bkz.

ara açmak * dostluğ u bozmak./ -er*İ simden geçi ş siz fiil türeten ek. çı kar "menfaat" vb. aç ı klı k. mesafe. * Bir oyunda. -ar. suv-ar-mak vb. ar etmek * utanmak. Bu ekle yap ı lmı ş isimler de vard ı r: keser. ölç-er vb. ar yı lı değ il. iki olayı birbirinden ayı ran zaman. * Toplu jimnastik dizilmelerinde. bir filmde dinlenme süresi. ara baş lı k * Esas bölümün alt baş lı kları nı anlatmak için kullanı lı r./ -er* Fiilden ettirgen çatı türeten ek: çı k-ar-mak. utanç duyma. geç-er. açar "anahtar". ara *İ ki ş eyi birbirinden ayı ran uzakl ı k. -ar. ç ı k-ar. yüzsüzlük etmek. ar * Tarı m alanlar ı için yüz metre kare de ğ erinde yüzey ölçü birimi. ara bono * Arada ödenen olağ an dı ş ı bono. ar belâsı * namus ve onuru için baş kası söz eder korkusu. ar namus tertemiz * utanması olmayan. anlaş mazlı ğ a yol açmak. gid-er-mek vb. kalk-ar. yat-ar. mola. -ar. ar damar ı çatlamı ş * utanç duyulacak ş eyleri hiç sı kı lmadan yapan./ -er* Belirli fiillere gelen geniş zaman eki: aç-ar.* Argon'un kı saltması . haftayı m. utanmaz. boş luk. ara bozucu . utanç duymamak. ar ve hayâ perdesi y ı rtı lmak * utanmamak. biç-er. bat-ar. ar * Utanma. kâr yı lı * birinin sı kı lmay ı bir yana b ı rakarak yalnı z çı karı na bakt ı ğ ı anlat ı lı rken söylenir. * Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi. * Kiş ilerin veya toplulukları n birbirine kar ş ı olan durumu veya ilgisi. antrakt. aralı k. sı radakilerin birbirlerinden yanlamas ı na olan uzaklı kları . * (basketbol ve voleybol için) Takı mlar ı n oyun sı rası nda ald ı kları birer dakikalı k dinlenme ve talimat alma süresi. -ar. *İ ki olguyu. fası la. * Aralı k. * Futbol oyununun kı rk beş er dakikalı k iki devresi arası nda oyunculara verilen on beş dakikal ı k dinlenme süresi./ -er*İ simden geçi ş li fiil türeten ek: baş -ar-mak.

fesatçı . geliş me evreleri sı rası nda beslenip bar ı ndı ğ ı konakçı lardan her biri. ara buluculuk etmek * ara bulmada yardı mcı olmak. arada önlem niteliğ inde verilen karar. ara seçim * Genel seçimler d ı ş ı nda yapı lan ara dönem seçimleri. ara nağ mesi * Bkz. ara nağ me. ara deniz * Okyanuslardan dar ve az derin boğ azlarla ayr ı lan. fitçilik. sözsüz çalı nan parça. . ara s ı cak * Soğ uk ve sı cak yemek servisi aras ı nda ikram edilen hafif sı cak yiyecekler. ara kapı *İ ki yapı veya oda arası nda. ara bulma * Anlaş mazl ı k durumunda bulunan kimseleri uzlaş tı rma iş i. baş ı na. müfsit. ara bulucu * Uzlaş tı ran kimse. ara bozuculuk * Ara bozucu olma durumu. karaları n arası na sokulmuş deniz. münafı k. ara nağ me *Ş arkı . ara buluculuk * Uzlaş tı rı cı lı k. yüzeylerin. ara karar ı * Bir davanı n bakı lması nı kolaylaş tı rmak için yargı dan önce. katı cisimlerin birbirlerine rastladı kları ve kesiş tikleri yer. ara konakçı * Asalağ ı n. köçekçe gibi küçük güfteli bestelerde. ara kazanç * Malı bütünüyle devretmeden arada elde edilen kazanç. münafı klı k. ara kesit * Çizgilerin. * Sı k sı k söylenen söz veya açı lan sorun. ara bulmak * anlaş amayanları uzla ş tı rmak. kolayca geçmek için aç ı lan kapı . sonuna da gelebilen. uzla ş tı rı cı . türkü. ara mal * Üretimde gerekli malı elde etmek için kullanı lan yarı iş lenmiş mal. ara s ı navı * Üniversite ve yüksek okullarda yarı yı l içinde yap ı lan sı nav. fitçi.* Ara bozan (kimse). fesat. güftenin iki kı tası arası na. ara cümle * Birleş ik veya yalı n cümlelerde anlam ı biraz daha aç ı klamak için araya giren iki virgül veya iki kı sa çizgi içinde verilen cümle.

* Araba yapma veya satma iş i. arada. garaj. zaman zaman. vapur. arabalı k * Araba konulan yer. araba araba * Arabalar dolusu. * Araba vapuru. bir iş i bir süre bı rakmak. * Araba ile taş ı nmı ş veya taş ı nacak miktar. ara söz * Doğ rudan doğ ruya konuş ulan veya yazı lan konuyu ilgilendirmeyen dolaylı söz. araba vapuru. okun dibinde ve iki yanı nda bulunan uçlar ı na koş um kayı ş lar ı bağ lanan ağ aç bölüm. araba vapuru * Arabalı vapur. birçok arabalarla. arabalı * Arabası olan. araba kullanmak * araba sürmek. * Araba dolduracak miktar. arabacı * Arabayı süren kimse. arabalı vapur * Arabaya taş ı yan vapur.ara s ı ra * Seyrek olarak. araba falakas ı * Çift atlı arabalarda. ara yerde ara yön * Dört ana yönden ikisi arası nda olan yönlerden her biri. durmak. . * arası nda. araba * Tekerlekli. ara sokak * Ana yola açı lan ikinci derecedeki yol. ara cümle. araba devrilince yol gösteren çok olur * iş iş ten geçtikten sonra verilen öğ üdün değ eri yoktur. ara tümce * Bkz. arabacı lı k * Araba sürme iş i. ara vermek * yeniden baş lamak için. araba mezarlı ğ ı * Kullanı lmaz hâle gelmiş veya eski arabaları n bı rakı ldı ğ ı yer. * Araba yapan veya satan kimse. motorlu veya motorsuz her türlü kara taş ı tı . istitrat.

arabas ı nı düze çı karmak * karş ı la ş tı ğ ı güçlükleri yenip i ş ini kolay yürür hâle getirmek. * Arapça.araban * Klâsik Türk müziğ inde bir makam. anlaş ma sağ layan kimse. arabozanl ı k *İ ki kiş inin arası ndaki dostluk veya geçimi bozma iş i. mutavass ı t. kabukları hekimlikte kullanı lan bir ağ aççı k (Daphne gnidium). Arabistik * Arap dili ve kültürü araş tı rmaları . büyüklerin yaş ayı ş ı na uyarlar. arabanı n tekerine taş koymak * güçlük çı karmak. . Arabî * Araplarla ilgili. arabankürdî * Klâsik Türk müziğ inde az kullan ı lmı ş birle ş ik bir makam. arac ı * Uzlaş tı ran. fesatçı . münaf ı k. arabeskle ş mek * Arabesk özelli ğ i kazanmak veya arabesk durumuna gelmek. müzevirlik. arabanı n ön tekerleğ i nereden geçerse art tekerleğ i de oradan geçer * çocuklar. münafı klı k. Araplara özgü olan. uzlaş ma sağ lamak için görevlendirmek. arabizasyon * Araplaş tı rma. araba ş ı arabesk * Arap üslûbunda olan (ş ey). * Giriş ik bezeme. Asya ve Afrika'nı n sı cak bölgelerinde yetiş en. * Piş miş ve dondurulmu ş hamur yanı nda yenen tavuklu veya hindili çorba. müzevir. arabeskçi * Arabesk müzik sanatçı sı . arabeskle ş me * Arabesk durumuna gelme. * Üretici ile tüketici arası nda alı m satı m konusunda ba ğ lantı kuran ve bundan kazanç sağ layan kimse. arac ı koymak * bir kimseyi. * Arap dili ve edebiyatı yla uğ raş an kimse. Arabist Arabistan defnesi * Dulaptal otugillerden. arabozan *İ ki kiş inin arası ndaki dostluğ u veya geçimi bozan (kimse).

aletli jimnastik. bilâvası ta. kuramları n. hacı lar ı n.arac ı lı ğ ı yla * Aracı olarak. doğ rudan doğ ruya yapı lan veya olan. enstrümantalizm. arada kalmak * iki tarafı uzlaş tı rmak üzere araya girme dolayı sı yla güç duruma dü ş mek. aradan çekilmek * iliş iğ ini kesmek. yoluyla. tavassut. bilvas ı ta. gücünden yararlanı lan nesne. vası tas ı z. * Mekke'nin doğ usunda. arada bir * seyrek olarak. araç * Bir iş yapmakta veya sonuçland ı rmakta. araçlı jimnastik * Bkz. aradan ç ı karmak * birçok i ş ten birini yapı p bitirivermek. * Bir sonuca ulaş mak için kullanı lan ş ey. aradan kald ı rmak * iş yapma imkânı nı yok etmek. vası talı . vası ta. arada ç ı karmak * baş ka i ş ler aras ı nda bir iş i de yapı vermek. * Taş ı t. araçs ı z * Araç kullanı lmadan. arada kaynamak * karı ş ı k bir durumda gereken ilgiyi görmemek. mantı k ve ahlâk biçimlerinin yaln ı zca hayat ı n değ iş ik ş artları na uyma araçlar ı olduğ unu savunan dünya görüş ü. araçlı * Araçla yapı lan veya olan. kurban bayramı nı n arife günü topland ı klar ı tepe. tavassut etmek. * Kiş iler veya nesneler arası nda ba ğ lantı sa ğ layan ş ey. araçs ı zlı k * Araçsı z olma durumu. bir ş eyi elde etmek için yararlan ı lan kimse veya ş ey. bağ lant ı kurarak. . Araf Arafat * Cennet ile cehennem arası nda bir yer. arac ı lı k etmek * bir iş in çözümünde araya girerek yardı m etmek. vası tas ı yla. vas ı ta. araççı lı k * Düş ünme biçimlerinin. arac ı lı k * Aracı nı n gördü ğ ü iş . aradan * o zamandan bu zamana dek. * Bir ş eye ula ş mak.

çalan. mavimsi gri renkte billûrlaş mı ş bir tür kalsiyum karbonat. seyrekleş tirmek. . tiftikten yapı lmı ş ince külâh. * Bitkilerin fazla dal ve çubukları nı kesmek. aş ı rmak. -arak / -erek * Fiillerden zarf yapan ek. çaresiz kalmak. sı kı fı kı arkadaş lı k kurmak. yan ı ndan ayr ı lmak. araklamak * Çalmak. yeş il. benzer nitelikler çok az olmak. aralama aralamak * Aralamak iş i. aralanma aralanmak * Biraz açı lmak. *İ ri taneli bezelye. * Araklayan. * Seyrelmek. araka arakç ı arakç ı lı k arak ı ye * Derviş lerin giydikleri. aralar ı ndan su sı zmamak * birbirleriyle çok yakı n. aralar ı nı açmak * iki kiş i arası ndaki dostluğ u.Arafatta soyulmu ş hacı ya dönmek * her ş eyini kaybedip çı rı lçı plak kalmak. aralar ı iyi * dostlukları düzenli. çalma. * Gitmek. iki dostun arası na so ğ ukluk girmek. aralar ı ndan kara kedi geçmek (veya araları na kara kedi girmek) * iki dost birbirine gücenmek. * Aralı klı duruma getirmek. * Pirinç ve ş eker kamı ş ı ndan elde edilen bir tür rak ı . uzaklaş mak. aralar ı nda dağ lar kadar fark olmak * araları nda her yönden büyük ayrı lı klar bulunmak. aragonit arak * Ter. * Beyaz. * Bir tür küçük zurna. iliş kiyi bozmak. yarı açmak. seyrekle ş tirmek. a ş ı rma. araklama * Araklamak iş i. * Hı rsı zlı k. * Aralanmak iş i. *İ ki ş ey arası nda açı klı k oluş turmak. hı rsı z. aralı k olmak.

* Birbirine bitiş ik olan. aralı k vermeden. araları nda açı klı k bulunan. aralatma * Aralatmak iş i. koridor. arama emri * Yapı lacak ara ş tı rma iş lemi için yetkili organdan al ı nan buyruk. * Dizgide kelimeler. monolog gibi eğ lendirici oyun. * Sürekli. vakit. * Ayakyolu. * (bası mcı lı kta) Harfler veya satı rlar arası ndaki açı klı k. geçenek. esrar gibi yasak ş eyler araması . aralar ı nı bulmak * birbirleriyle anlaş amayan iki ki ş iyi uzlaş tı rmak. arama * Aramak iş i. kal ı na veya inceye doğ ru ayı ran uzaklı k. * Uygun.aralar ı nı bozmak * iki kiş i arası ndaki ili ş kiyi bozmak. tam kapanmamı ş . yarı açmak. aralı k etmek * aralamak. * Portenin paralel çizgileri arası ndaki boş luk. aralı klı * Birbirine bitiş ik olmayan. * Evin iki bölümü veya iki oda arası ndaki dar geçit. aralı k vermek * yeniden baş lamak için bir iş i kı sa süre ile b ı rakmak. üzerinde ve eş yası nda yapı lan araş tı rma iş lemi. aralı ks ı z . mesafe. * Toplu beden eğ itiminde art arda dizilenleri ay ı ran açı klı k. * Kesik kesik. aralı k *İ ki ş ey arası ndaki açı klı k. silâh. bale. aralatmak * Aralı k duruma getirtmek. * Yarı açı k. * Sı ra. elveriş li durum. * Bir sesi bir baş ka sesten. * Yı lı n 31 gün süren son ay ı . * Saklanan sanı ğ ı n ve suç belgelerinin elde edilmesi için bir kimsenin ev. * harfler arası nda veya satı rlar aras ı nda boş luk b ı rakmak. arama karar ı * Arama yapı labilmesi için hâkim tarafı ndan verilmi ş karar. espaslı . arama tarama * Polisin kuş kulu gördü ğ ü kimseler üzerinde bı çak. iş yeri gibi yerlerde. barı ş tı rmak. espas. * Borsada hisse senetlerinin alı m satı m emirlerinin verildiğ i süre. araları nda açı klı k bulunmayan. aralı kta * Öbür ş eyler arası nda. taharri. aralı k oyunu * Tiyatroda iki perde arası nda yapı lan koro. biraz açt ı rmak. fı rsat. harfler veya satı rlar arası nda açı klı ğ ı olan. ilk kânun.

hatı r sormaya gitmek. aranmak * Aramak iş ine konu olmak. aramak * Birini veya bir ş eyi bulmaya çalı ş mak.* Denizdeki mayı nları toplama veya yok etme i ş lemi. ancak rastlantı ile ele geçer. aramak taramak (veya arayı p taramak) * dikkatle aramak. * Olumsuz. çok aramak. * Bir yöntem bulmaya çalı ş mak. fellâh. * Kendi üstünü aramak veya ortalı kta kendi kendine bir ş eyler aramak. *Ş art ko ş ulmak. * Ziyarete. aramakla bulunmaz * çok değ erli. * Eksikliğ i duyulmak. * Bkz. yoklamak. özlemek. taharri etmek. aranje aranjman aranjör aranma * Aranmak iş i. * Koyu esmer veya kara. * Bu söz "düzenlemek" anlam ı nda "aranje etmek" biçiminde kullan ı lı r. *İ steklisi bulunmak. * Düzenleyici. * Söz konusu olmak. * Önem verip istemek. arant ı Arap . Aramca Aramîce aran ı lma * Aranı lmak i ş i veya durumu. aran ı lmak * Aramak iş ine konu olmak. * Araş tı rmak. arama yapmak * birini veya bir ş eyi bulmaya çalı ş mak. * Bir ş eyin yoklu ğ unu duyarak geri gelmesini istemek. * Aranı lan çözüm. * Samî dillerinin batı lehçelerini içine alan ve milâttan önceki dönemlerde kullan ı lmı ş bulunan ölü bir dil. * Düzenleme. * Arap halkı na özgü olan ş ey. * Orta Doğ u ile Kuzey Afrika'n ı n büyük bir bölümünde yaş ayan halk ve bu halkı n soyundan olan (kimse). Aramîce. * (küçük a ile) Zenci. kötü davranı ş larda bulunarak cezayı gerektirmek. *Ş art ko ş ulmak.

Arap tav ş an ı * Kemirgen memelilerden bir hayvan (Daculus daculus). Arap zamk ı * Akasyadan elde edilen bir zamk. zamkı arabî. esmer bir sabun. arap saçı gibi * karmakarı ş ı k. Arapla ş ma * Araplaş mak durumu. Arapla ş tı rmak * Arap kimliğ ini kazandı rmak. Arapçalaş tı rma * Arapçalaş tı rmak i ş i. yumuş ak. Arap rakamlar ı * Bugün kullandı ğ ı mı z say ı lar ı gösteren rakamlar. Arapsaçı * Küçük. Arapçalaş tı rmak * Arapçaya çevirmek. * Bu dile özgü olan. Arapl ı k * Arap olma durumu. yuvarlak ve çok sı k yeş il yaprakları olan uzadı kça a ş ağ ı doğ ru sarkan bir tür süs bitkisi. Arapsaçı * Çözümlenemeyecek kadar karı ş ı k durum. Arap gibi olmak * simsiyah olmak.arap * Negatif fotoğ raf. Arapla ş mak * Arap olmak. Arap olay ı m * (ş aka yollu) söylenen bir ş eyin doğ rulu ğ una inandı rmak için kullanı lı r. arap saçı na dönmek * iş ler çok karı ş ı p çözümlenmesi güç bir duruma gelmek. Arapça * Samî dilleri ailesine giren ve Arap ülkelerinde kullanı lan dil. . Arap sabunu * Potasla yapı lan. Arap uyandı (veya Arabı n gözü açı ldı ) * geçen bir olaydan ders alı ndı ğ ı nı anlatı r. * Arap dili özelliğ i kazandı rmak. kararmak. Arapla ş tı rma * Araplaş tı rmak iş i. Araplı ğ ı benimsemek.

ara ş tı rı lmak * Araş tı rma yapı lmak. * Çarş ı larda veya al ı ş veriş bölgelerinde aynı iş i yapan esnafı n bir arada bulunduğ u bölüm.ararot * Sı cak iklimlerde yetiş en maranta adlı kamı ş tan ve baş ka bitkilerin kökünden çı karı lan. * Bilim ve sanatla ilgili olarak yapı lan yöntemli çalı ş ma. sı cağ ı sı cağ ı na. arası olmamak * geçinememek. arkada ş lı k bağ ları kopmak. ara ş tı rma * Araş tı rmak i ş i. birbirine darı lmak. ara vermeden. * Meraklı . ararot kamı ş ı * Maranta. çocuk maması yapmaya yarayan un. mütecessis. vira. arkası kesilmeden. ara ş tı rı lma * Araş tı rı lmak i ş i. arası z arasta ara ş it * Yer fı stı ğ ı . geçimsizlik olmak. araları nda gerginlik. ara ş tı rma filmi * Herhangi bir bilimsel araş tı rmada alı cı nı n salt bir kayı t aracı olarak kullan ı lmas ı yla elde edilen film. taharri. arası geçmeden * vakit geçmeden. ara ş tı rma görevlisi . arası na (veya araları na) kar ı ş mak * büyüyüp yetiş mek. ara ş tı rmac ı (kimse). inceleyen. arası (veya araları ) aç ı lmak (aç ı k olmak veya bozulmak) * arkadaş lı kları sars ı lmak. araş tı rman. ara ş tı rı * Araş tı rma. ara ş tı rı cı lı k * Araş tı rı cı nı n yaptı ğ ı iş . arası so ğ umak * aradan zaman geçerek önemini yitirmek. müstemirren. Arasat * Müslüman inanı ş ı na göre. * Sürekli olarak. ara ş tı rı cı * Araş tı ran. arası hoş (veya iyi) olmamak *oş eyden hoş lanmamak. geçirilmek. kı yamet günü bütün ölülerin toplanacakları yer. gözden.

araya vermek * yararsı z bir i ş e harcamak. araya girmek * iki kiş inin arası ndaki bir iş e karı ş mak. inceleme ve deneylerde yard ı mcı olan ve yetkili organlarca verilen görevleri yapan öğ retim yardı mcı sı . dostluk kalmamak. aray ı yapmak * araları aç ı lmı ş iki kiş iyi barı ş tı rmak. soruş turmak. . karı ş ı klı ğ a kurban olmak. eski yakı nlı k. ara ş tı rmacı * Bilim ve sanat alanlar ı nda araş tı rma yapan kimse. ara ş tı rmak * Birini veya bir ş eyi bulmak için bir yeri gözden geçirmek. ara ş tı rman * Araş tı rı cı . sormak. asistan. araya koymak * bir iş te sözü geçer bir kimsenin aracı lı ğ ı na baş vurmak. eskisinin yerini doldurabilmek. * Aramak iş ini bir ba ş kası na yaptı rmak. * iki kiş iyi uzlaş tı rmaya çal ı ş mak. aray ı açmak * aradaki uzaklı k artmak. * Bir gerçeğ i ortaya çı karmak için aramalarda bulunmak. yokluğ unu duyurmamak. aratmamak * yenisi. * arası aç ı lmı ş kimse ile bar ı ş mak. araya gitmek * harcanmak. ara ş tı rmacı lı k * Araş tı rmac ı olma durumu. * Bilimde ve sanatta yöntemli çalı ş malar yapmak. araya soğ ukluk girmek * dostluk bağ ı gevş emek. araya almak * bir çevreye kabul etmek. istetmek. kaybolmak. araş tı rman. arat ı ş aratma aratmak * Aratmak iş i veya biçimi.* Yüksek öğ retim kurumları nda yapı lan araş tı rma. * Arzu ettirmek. aray ı cı * Bir ş eyi aramay ı iş edinen kimse. * bir iş yapı lı rken ona engel olacak ba ş ka bir ş ey ç ı kmak. aray ı soğ utmak * zaman geçmek. * Aratmak iş i.

* Maden üzerine kazı ma yapmak ve çı krı kta çevrilen ş eyleri yontmak için kullanı lan çelik kalem. aray ı ş araz * Aramak iş i veya biçimi. yer. arbitraj * Hisse senedi.* Arama iş iyle görevlendirilmiş kimse. araziye uymak * ortama. durumu. toprak. aray ı p sormak * biri hakkı nda haber sormak veya birinin ziyaretine giderek ona karş ı ilgi göstermek. yabancı para gibi değ erli kâ ğ ı tlar ı daha kârlı görülen baş ka kâğ ı tlarla de ğ iş tirme iş i. aray ı p soranı bulunmamak (veya olmamak) * kimsesi olmamak. görünmemeye çal ı ş mak. *İ çten çürümeye yüz tutmuş ağ aç. arazi açma * fundalı k. * Kundaklı . ardak ardaklanma * Ardaklanma iş i. çevreye uymak. * Ardı l. tetikli yay. görü ş alan ı geniş olan küçük teleskop. . tahvil. arazbar arazbarbuselik * Türk müziğ inde bir birleş ik makam. * Belirtiler. patı rtı . * Hastalı k belirtileri. semptom. *İ stenilen yı ldı zı teleskop içine getirebilmek için büyük teleskoplara paralel olarak bağ lı . *İ linek. arboretum * Botanik bahçesinde ağ aç ve benzeri bitkilerin dikimine ayr ı lmı ş bölüm. sazl ı k yerleri temizleyerek tarı ma elveriş li duruma getirme. aray ı cı fi ş eğ i * Bir tür donanma fiş eğ i. arda *İ ş aret olarak yere dikilen çubuk. arazi * Yer yüzü parçası . arbalet arbede * Gürültülü kavga. yerey. * Türk müziğ inde bir birleş ik makam. aray ı p da bulamamak * beklenmedik iyi bir durumla karş ı laş mak. koruluk.

ara vermeden. hemen ardı ndan. ard ı kesilmek * arkası gelmemek. * Servigillerden. ard ı l görüntü * Bir duyunun kaybolması ndan sonra geriye kalan görüntü. ard ı na (veya arkası na) dü ş mek * arkası ndan gitmek. ard ı arası kesilmemek * aralı ksı z olarak gelmek. ard ı l * Birinin ardı ndan gelip onun yerine geçen kimse. karnı ak. Avrupa ve Asya ormanları nda yaş ayan. pencere için) sonuna kadar aç ı k. * Bir çı karı mda varı lan sonuç. halef. ard ı ç otu * Ardı ç ağ acı nı n küçük bitkisi. arkası sı ra. kuyru ğ u kara bir kuş türü (Turdus pilaris). peş ini bı rakmamak. arkası ndan. . ard ı ç kuş u * Kara tavukgillerden. ardı sı ra. aralı ksı z. çatmak. yuvarlak kara yemiş leri ilâç olarak kullanı lan bir a ğ açç ı k (Juniperus). güzel kokulu yaprakları nı kı ş ı n da dökmeyen. tükenmek. ard ı lma ard ı lmak * Ardı lma iş i. ard ı sı ra ard ı ç * Peş inden. ard ı ardı na * Birbirlerini kovalayarak.ardaklanmak * (ağ açlarda) Mantarları n sebep oldu ğ u çürümeye u ğ ramak. öncel karş ı tı . takı lmak. ard ı ndan (veya arkası ndan) atlı kovalamak * bir iş i gereksiz bir telâş la yapanlar için söylenir. sı rtı kahverengi. kurt sayı lmaz * önemli kimseleri çekemeyip onlara dil uzatanları n çok olduğ unu anlatı r. ard ı na kadar aç ı k * (kapı . * Birisinin sı rt ı na ası lmak. ard ı n ardı n * Geri geri. ardı sı ra. ası lmak. * Sataş mak. ard ı ç rakı sı * Cin. * Musallat olmak. ard ı nca * Hemen arkası ndan. ard ı nda yüz köpek havlamayan kurt.

ard ı ş ı klı k * Ardı ş ı k olma durumu. * Böyle bir yerde saklanı lan eş ya için ödenen ücret. * Ardiyeye bakan kimse. ard ı ş ı k olgular * Bir hastalı ktan sonra görülebilen fakat hastalı ğ ı n kesin sonucu olmayan olgular. önlemek. argaçlamak * Dokumada argaç atmak. iki. üç gibi birbiri ardı ndan gelen sayı lar. ard ı ş ı k sayı lar * Bir. mütevali. * Ardiye iş leten kimse. * Siyasî çekiş melerin geçti ğ i yer. son vermek. Kuzeydoğ u Asya'da yaş ayan. . argaçlama * Argaçlamak iş i. ard ı ş ı k * Birbiri ardı ndan gelen. argali * Boynuzlugillerden. tamamlamak. arena * Amfiteatrı n ortası nda. * Kayağ an taş . antrepo. ard ı ş ı k görüntü * Bir duyunun kaybolması ndan sonra da devam eden görüntü. ard ı nı almak (veya getirmek) * bitirmek. argaç * Dokuma tezgâhları nda enine atı lan iplik. peş ini bı rakmamak. arife günü. ard ı nı kesmek * arkası gelmemek. boğ a güreş i.ard ı ndan sapan taş ı yetiş mez * bir kimsenin çok hı zl ı gittiğ ini anlatmak için kullanı lı r. arife. depo. ardiye * Genellikle ticaret eş yası nı saklamaya yarar yer. ardiyeci arduaz arefe areometre * Sı vı ölçer. büyük boynuzlar ı olan yaban koyunu (Ovis ammon). yarı ş . oyun gibi türlü gösteriler yap ı lan alan. durdurmak. * Bkz. atkı . ard ı nı bı rakmamak * Bkz. kayrak. arefe günü * Bkz.

havada %1 oran ı nda bulunan. kokusu ve tad ı olmayan bir element. ar ı gibi * çok çalı ş kan. ar ı gibi sokmak * iğ nelemek. münezzeh. dağ boğ azı . bal ve bal mumu yapan. argolaş ma * Argolaş mak özelliğ i gösterme. argola ş mak * Karş ı lı klı argo konuş mak. * Yabancı ş eylerden arı nmı ş . rengi. acı söz söylemek. argonot * Kafadan bacaklı lardan. argı nl ı k argı t argo * Kullanı lan ortak dilden ayrı olarak ayn ı meslek veya topluluktaki insanları n kullandı ğ ı özel dil veya söz dağ arc ı ğ ı . zayı f. iğ nesiyle sokan böcek (Apis mellifica). kı zı lca renkli küçük sinek (Braula caeca). halis. * Beceriksiz. * Keklik tutmakta kullanı lan. bitkin. boğ az. argon * Atom numarası 18. saf. ar ı ar ı bal alacak çiçeğ i bilir * iş ini bilen kimse nereye ba ş vuraca ğ ı nı bilir. * Argı n olma durumu. tahtadan kapanları n yan tarafları na bağ lanan ağ aç parça.argı n * Yorgun. * Temiz.9 olan. ar ı kil . salyangoz kabuğ u biçiminde kabuğ u olan ve ahtapota benzeyen bir hayvan (Argonauta argo). * Günahs ı z. ar ı dalağ ı * Bal peteğ i. * Zar kanatlı lardan. * Geçit. * Serserilerin. ar ı biti * Kör. atom ağ ı rl ı ğ ı 39. Kı saltmas ı Ar. derbent. * Söz argo durumuna gelmek. külhan beylerinin kullandı ğ ı söz veya deyim. kanatsı z. kat ı ş ı ksı z. ar ı beyi * Her kovanda bir tane bulunan ana arı . argüman ar ı * Bir çı kı ş kümesinin de ğ iş kenine verilen ad.

ar ı klaş mak * Arı k (II) olmak. ar ı k çekmek * tı kanan. * Genç iş çi arı nı n baş ı ndaki bezlerden salgı lad ı ğ ı azotu çok madde.* Porselen yapmakta kullanı lan bir çe ş it ak ve gevrek kil. kuru. ar ı kovanı * Arı lar ı n içinde bal yaptı klar ı çeş itli maddelerden yapı lmı ş yuva. ar ı sili * Tertemiz. . cı lı z. ar ı kuş u * Arı ku ş ugillerden. Kuzey Afrika. ek süre içinde harcadı ğ ı ve sonucunda artı k de ğ er yaratt ı ğ ı . Güney Avrupa. kaolin. ar ı kovanı gibi iş lemek * (bir yerin) gireni çı kanı çok olmak. Arı Kovanı * Yengeç takı m yı ld ı zı yöresinde bir yı ldı z kümesi. ar ı klaş ma * Arı klaş mak i ş i. ar ı k * Eti. ar ı kçı ar ı klama * Arı klamak iş i. ar ı sütü ar ı cı ar ı cı lı k ar ı k * Ark. Orta Asya'da az a ğ açl ı klı . karnı mavimsi yeş il. ar ı k emek *İ ş çinin. * Bal almak için arı yeti ş tirme i ş i. ar ı klatmak * Su yolu yapan kimse. * Fide veya fidan dikilen yer. aç ı k yerlerde yaş ayan bir ku ş (Merops apiaster). sı rtı sarı . karş ı lı ğ ı ödenmeyen emek. sı ska. ar ı klatma * Arı klatmak durumu. ar ı kuş ugiller * Omurgalı hayvanlardan kuş lar sı nı fı na giren bir familya. bozulan arkları temizleyip açmak. ar ı klamak * Arı k (II) duruma gelmek. yağ ı erimiş zay ı f. * Bal almak için arı yeti ş tiren kimse.

* Bir ş eyde herhangi bir ay ı p veya kusur bulunmad ı ğ ı nı bildirmek. ar ı lanmak * Arı laş mak. tenzih etmek. vücutlar ı . ar ı ndı rma * Arı ndı rmak i ş i. ar ı lama ar ı lamak ar ı lanma * Arı lamak iş i. kovanlı k. ar ı ndı rmak * Arı nması nı sağ lamak. özleş tirme. ar ı laş ma * Arı laş mak durumu.* Arı k (II) duruma getirmek. * Temizlenme. özleş me. ar ı laş tı rma * Arı laş tı rmak iş i. ar ı lı k * Temizlik. ar ı na dokunmak * utanç duymak. ar ı lı k ar ı nmak . ar ı lar * Tek tek veya bir topluluk düzeni içinde yaş ayan. tenzih. ar ı laş mak * Arı duruma gelmek. özleş mek. özle ş tirmek. ar ı laş tı rmak * Arı duruma getirmek. sı skalı k. * Kovanları n konulduğ u yer. * Ruhun tutkulardan temizlenmesi. * Katı ş ı ksı zlı k. ar ı nı n yuvası na kazı k (veya çöp) dürtmek * tehlikeli kiş iyi kı ş kı rtmak. arı duruma gelme. özellikle karı nları ve arka ayakları kı llarla örtülü zar kanatl ı lar familyası . * Sanat yoluyla duyguları n arı nmas ı . ar ı nı ş ar ı nma * Arı nmak iş i veya biçimi. * Günahsı zl ı k. * Arı lanmak durumu. saflaş mak. ar ı klı k * Zayı fl ı k. arı la ş ma.

* Bulaş mı ş . * sonradan ortaya çı kmak. musallat olmuş . iş lemez duruma gelmek. ar ı tı cı lı k ar ı tı m ar ı tı m evi *Ş eker. yağ vb. karbondioksit ve su buharo gibi hidrokarbon bile ş iğ i olmayan gazlarla. bemol ve bekâr i ş aretlerinin ortak adı . ar ı za yapmak * Bozulmak. petrol gibi maddelerin ar ı tı ldı ğ ı yer. * Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü. ar ı zalanma * Arı zalanmak iş i. aksaklı k göstermek. rafineri. ar ı ş ar ı ş ar ı ş * Araba oku. sürekli görünür durumda olmak. ar ı z ar ı z olmak * bulaş mak. * Sonradan ortaya çı kan. * Deterjan. aksaklı k. rafinaj. ar ı tmak * Temizlemek. ar ı tı ş * Arı tmak iş i veya biçimi. ar ı tma ünitesi * Doğ al gaz üretim kuyuları ndan toplama hatlar ı yla gelen gazı n içerisindeki hidrojen sülfür.* Temizlenmek. * Katı ş ı ksı z. hidrokarbon kondanstları nı n tabiî gazdan ayrı ld ı ğ ı birim. arı duruma gelmek. * Arı tma iş i. için) Arı tma i ş i. * Aksama. * Çözgü. ar ı tma * Arı tmak iş i. ar ı za * Engebe. * Rahatlamak. alçaltmak veya eski durumuna getirmek için notanı n soluna konulan diyez. ar ı zalanmak * Arı za. tasfiyehane. * Bir notanı n sesini yarı m ton yükseltmek. * (petrol. * Katı ş ı ksı z duruma getirmek. ar ı tı cı * Arı tma özelliğ i olan. . tasfiye etmek.

* Özgür. * Engebesiz. iş lemeyen. bozulmuş . arif olan anlas ı n (veya anlar) * herkesin anlayacağ ı kadar açı k söylenmeyen bir sözün gerçek anlamı nıkavrayanlar için söylenir. rahat. arife günü * Dinî bayramlardan önceki gün. bozulmadan iş leyen. * Operalarda solistlerden birinin orkestra e ş li ğ inde söylediğ iş arkı . olayı n bir önceki günü veya ona yakı n günler. * Aristotelesçi. * Soylular sı nı fı . için) Aksayan. * Yiyeceğ i ortakla ş a sa ğ lanan (toplant ı ). * Huzurlu. eğ reti. * Çı plak. arifane ile * ortaklaş a. * Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İ ran grubuna verilen ad. ar ı zası z ar ı zî * Sonradan olan. mutlu. aristokrat . düz. arife * Belirli bir günün. * Yarı m yamalak. * Geçici. Aristoculuk * Aristotelesçilik. idare edecek biçimde. toplumsal ve siyasî gücün soylular sı nı fı nı n elinde bulundu ğ u tarihî yönetim biçimi. hür. * Aksamayan. arya. aristokrasi * Ekonomik. varı ş lı . Ari arî Ari dil aria arif * Çok anlayı ş lı ve sezgili (kimse).ar ı zal ı * Engebeli. bu halka özgü. ön gün. arioso Aristocu * Dramatik ve lirik bakı mdan yüksek bir anlatı m gücü olan ağ ı r baş lı hava. dı ş tan gelen. arifane * Arif olana yak ı ş acak yolda. * Bu halkla ilgili. *İ ran'dan geçerek Kuzey Hindistan'a yerle ş en halk veya bu halktan olan kimse. biçimde. * (Araç vb.

* Sancağ ı .7. dizisi aritmetik bir dizi olup ortak çarpan denilen değ iş mez oran ı 2 sayı sı dı r. * Büyük bira bardağ ı . her yönü ile. aritmetik orta * Bir diziyi oluş turan say ı lar ı n toplam ı nı n. * Ritimli olmayan. düzensiz. Aristotelesçi * Aristotelesçilik yanlı sı olan kimse. * Soylu. yelkeni veya sereni direkten a ş ağ ı alma. * Belli bir taş ı nı r malı n kullanı lması nı n geri verilmek ş art ı yla bedelsiz olarak bir kimseye bı rakı lması . ariz amik ariza arjantin * Enine boyuna. aristokratik * Aristokratlı kla ilgili. ödünç. Aristotelesçilik * Yunan filozofları ndan Aristoteles'in felsefesi. * Bu felsefeyi benimsemiş olma durumu.9. aritmi aritmik ariya ariyet * Eğ reti. * Kalp atı ş ları ndaki düzensizlik ve eş itsizlik. ödünç olarak. ark . * Bu bilimle ilgili. konusu sayı lar.3. aritmetik dizi * Ardı ş ı k terimleri arası ndaki ayr ı m değ iş meyen dizi: 1..5. aritmetik * Matematiğ in. bunlar ı n özellikleri ve iş lemler olan kolu. aritmetik iş lem * Aritmetik yoluyla yapı lan çözüm. * Yüksek bir makama sunulan mektup veya dilekçe. aritmetiksel * Aritmetik ile ilgili. ariyeten * Eğ reti olarak.* Aristokrasi yanlı sı . aristokratl ı k * Aristokrat olma durumu. dizinin terim sayı sı na bölünmesiyle elde edilen sayı .. gezimcilik. Arjantinli * Arjantin halkı ndan olan.

piston. arka müziğ i * Bir oyunda hareket ve sözlerin yanı sı ra etkiyi artı rmak için hafifçe çalı nan müzik. arka yüz arkaç * Bir ş eyin arkada kalan yüzü. peş . iltimasçı . * Dağ sı rtları nda davarlar ı n yatı rı ldı ğ ı düz. geride kalm ı ş zaman.*İ çinden su akı tmak için toprağ ı kazarak yapı lan açı k oluk. * Bir ş eyin sı rt durumunda olan yüzeyi. arka olmak * maddî. kayı rı cı bulmak. * Art. yabancı gibi davranmak. arka ayak * Hayvanlarda vücudun gerisinde bulunan ayaklardan biri. arka arka * Geriye doğ ru. * (insan için) Vücut. arka * Bir ş eyin temel tutulan yüzünün tam ters yan ı . cetvel. kayı rmak. arka vermek * desteklemek. arka (veya sı rt) çevirmek * eski ilgiyi göstermez olmak. dayan ı ş mak. dayamak. manevî yönden destek olmak. arka arkaya vermek * birbirini korumak için birleş mek. arkada bulunan. arı k. destek olmak. * Önemsiz. arka kap ı dan çı kmak * okuldan baş arı sı zl ı kla ayr ı lmak. arka plânda * Geride. rüzgâr almayan kuytu yer. arka sokak * Ana yola açı lan ikinci derecedeki sokak. hark. arka çı kmak * bir kimseyi baş kaları na karş ı korumak. arka teker * Araçları n arka düzeninde yer alan tekerlek. kanal. beden. * Geçmiş . . arka bulmak * bir koruyucu. art arda. * Arkada olan. * Otururken sı rtı n dayandı ğ ı yer. arka arkaya * Hemen birbirinin arkası ndan. kayı rı cı . * Ağ ı l. * Geri kalan bölüm. * Koruyucu.

* değ erce ileride olanlar ı n arkası nda kalmak. arkaik * Arkaizmle ilgili. el altı ndan. arkada ş lı k * Arkadaş olma durumu. yüklenmek. * (ölen kimseye göre) dünyada bı rakmak. içtenlikle. yâren. * Kullanı ldı ğ ı çağ dan daha eski bir ça ğ dan kalma bir biçimin. ünsiyet. destek olmak. geride kalmak. bir yapı nı n özelliğ i. omuzda ş lı k. arkada ş olmak * bir kimseyle dostluk kurmak. korumak. arkadan söylemek * kendisi bulunmadı ğ ı bir yerde kimseyi çekiş tirmek. arkada kalanlar (veya arkadakiler) * bir kimsenin öldüğ ünde veya bir yere gittiğ inde geride bı raktı ğ ı yakı nları .arkada bı rakmak * birinden daha ileri gitmek. * Güzel sanatlarda klâsik çağ öncesinden kalan. * Birbirlerine karş ı sevgi ve anlayı ş gösteren kimselerden her biri. arkada ş canlı sı * arkadaş lı ğ a değ er veren. gizlice. eskimiş (söz veya eser). arkadan vurmak * bir kimse kendisine güvenen ve inanan birine gizlice kötülük etmek. arkada ş ça * Arkadaş olarak. arkada ş lı k etmek * bir iş te birlikte bulunmak. ileri gidememek. dostça. arkadan arkaya * Gizli gizli. huyu ve düş ünceleri birbirine uymak. refik. müzaheret etmek. arkada bı rakmak * bir ş eyden epey uzakla ş mı ş bulunmak. arka taş ı * zarar veren arkadaş lar için söylenir. * Konuş ulan ve yazı lan dilde. arkadaş ları na çok düş kün olan kimse. geride kalmak. müzaheret. içten olmak. yard ı m. eş lik etmek. * bir süre beraber bulunmak. birlikte gitmek. hempa. * zaman bakı mı ndan geçmi ş te bı rakmak. * Arkalamak iş i. . kullanı mdan düş müş olan eski söz ve deyim. arkaizm arkalama arkalamak * Arkası na almak. arkada ş * Bir iş te birlikte bulunanlardan her biri. dedikodusunu yapmak. arkadaş a yak ı ş ı r davranı ş . arkada ş değ il. * Bir kimseye güven vererek yardı m etmek. belli etmeden. arkada kalmak * geriden gelmek. refakat etmek.

güçlü olmak. arkalı k. destek olunmak. arkası sı ra * arkası ndan. .arkalanma * Arkalanmak iş i. arkalanmak * Kendisine yardı m edilmek. * Sı rtı nda yük taş ı yan hamallar ı n. koruyucusu. sı rt dayayacak yeri olmayan. semer. bir yerde durdurulmak. arkası olmamak * kayı racak kimsesi olmamak. arkası na dü ş mek (veya takı lmak) * bir iş i sona erdirmek için sı kı çalı ş mak. arkası na bakmadan gitmek * arkada kalanlarla hiç ilgilenmeden bir yerden ayrı lmak. * Sı rt dayamaya yarar yer. arkası (veya sı rt ı ) yere gelmemek * sarsı lmamak. peş inden. dayanağ ı olan. * Koruyanı . yerinden düş ürülememek. bitirilmek. * desteğ ini sağ lamak. arkası gelmek * devamlı olmak. yük taş ı rken kullandı klar ı arka yast ı ğ ı . sürekli olmak. arkal ı klı * Arkalı ğ ı . arkal ı k * Ev içinde giyilen kolsuz. arkası kesilmek * tükenmek. taş ı mak. arkal ı arkal ı ç * Arkalı k. arkası sı ra * Ardı ndan. arkası yufka * Sevilen bir yemeğ in arkas ı ndan baş ka bir yemeğ in bulunmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. arkası alı nmak * sona erdirilmek. son bulmak. arkası pek * Güçlü birine veya sağ lam bir ş eye güvenen. sı rt dayayacak yeri olan. arkası na almak * sı rt ı na yüklemek. * (birini) gözden ayı rmayarak arkası ndan gitmek. arkal ı ksı z * Arkalı ğ ı . * Soğ uğ a karş ı gereğ i gibi giyinmemi ş olma durumu. kalı nca bir tür kı sa hı rka.

arkası nı dayamak * birinin koruyuculuğ una güvenmek. arkeen arkegon * Kambriyumlardan önce oluş an en eski yer katı . *İ lk ana madde. arkası z * Arkalı ğ ı olmayan. arkası nı (bir ş eye) vermek * dönmek. taş ı nabilir ateş li silâh. * birine çok ilgi duymak.arkası nda (veya sı rtı nda) yumurta küfesi yok ya! * eski düş üncesini de ğ iş tirmekte. arkası nı sı vamak * okş amak. geriden gelmek. koruyucusu. iltifat etmek. arkası ndan sürüklemek * arkası ndan gelmesini sağ lamak. arkası nı (birine) vermek * birinin koruyuculuğ una güvenmek. arkaüstü * Arkası yere gelecek biçimde. sözünden caymakta sakı nca görmeyenler için kullanı lı r. dayanağ ı olmayan. arkası ndan * birinin orada hazı r bulunmamas ı durumunda. yüzyı lda Fransa'da kullanı lmaya baş lanan. görüş me fı rsatı aramak. arkası nda dola ş mak (veya gezmek) * bir iş i yaptı rmak için ilgili veya yetkili bir kimsenin uğ radı ğ ı yerlere giderek görüş me f ı rsatı aramak. baş ka zamana veya iş in sonuna bı rakmak. * Koruyanı olmayan. arkası nı almak * bir iş i tamamlamak. ertelemek. arkası nı (veya peş ini) bı rakmak * vazgeçmek. arkası ndan ko ş mak * iş yaptı rmak için birinin arzusunu kollamak. arkası nı getirememek * baş lad ı ğ ı bir i ş i sürdürüp sona erdirememek. arke arkebüz * XV. sonraya kalmak. arkaya bı rakmak (veya koymak) * sonraya. arkaya kalmak * geride kalmak. övmek. .

arlı arı ndan. armadura * Gemide direklere tak ı lı halatları bağ lamak için küpe ş tenin iç tarafı nda bulunan delikli ve çubuklu levha. seren. huysuz huyundan vazgeçmez * herkes kendi karakterine göre davranı ş ta bulunur. arma ğ an .organı . limanda kı ş lamak. ongun. armada armador * Donanma. arkeoloji uzman ı veya bilgini. utangaç. arkeopteriks * Hem kuş hem sürüngen özellikleri gösteren bir hayvan fosili. arma * Bir devletin. sı kı lgan. bir hanedanı n veya bir ş ehrin sembolü olarak kabul edilmi ş resim. yelken ve ip gibi donanı mı nı düzenleyen usta. * Köy evlerinde kapı ları n arkası na konulan kal ı n kuş ak. kuzey kutup yakı nı nda olan. halat ve yelken takı mı . harf veya ş ekil. * Kuzey kutupla ilgili. arma uçurmak (veya arma budatmak) * armayı rüzgâra kaptı rmak. seren. sı kı lmaz. * Geminin yürümesine hizmet eden direk. arlı * Namuslu. * Tarih öncesi ve eski çağ lardan kalma eserleri tarih ve sanat bak ı mı ndan inceleyen bilim. arma soymak * hareketli olan armayı . bazı su yosunlar ı nda. * Arlanmak iş i. arktik arlanma arlanmak arlanmaz * Utanmaz. arma donatmak * armayı yerli yerine koymak. arkeolojik * Arkeoloji ile ilgili. yağ mur ve kardan korumak amac ı yla bir süre için sökmek. kum taş ı türünden bir tortul kayaç. * (olumsuz olarak veya olumsuz anlamlı cümlelerde kullanı lı r) Utanmak. ip. arkı t arkoz * Birleş iminde feldspat bulunan. bütün kara yosunları nda ve bazı açı k tohumlularda görülen diş ilik * Kazı bilimci. kazı bilimi. * Geminin direk. arkeolog arkeoloji * Eğ relti otlar ı nda.

ayr ı notada sesler çı karan küçük ağ ı z çalgı sı . ana sesin frekansı ndan tam katı olan sesler. bir a ğ aç (Pirus communis). mı zı ka. armut gibi . armonik * Armoni ile ilgili olan. * Bir mı knatı sı n iki kutbu arası nda. armoniler * Frekansı . * Akordeon. * Bağ ı ş . çiçekleri beyaz. armoni * Türlü sesler arası nda sağ lanan uyum. armonika * Yan yana sı ralanm ı ş deliklerden her biri üflenince. arma ğ an etmek * birine bir ş eyi armağ an olarak vermek.* Birini sevindirmek. * Gemi iş letme iş i. kuvvet akı mı nı toplu bir duruma getirmek için bu kutuplar arası na yerle ş tirilen demir parçası . gemi i ş letmecili ğ i. armal ı armatör * Arması bulunan. armatörlük * Armatör olma durumu. armonize * Tamamlayı cı sesler eklenmiş (müzik parças ı ). armudun iyisini (dağ da) ayı lar yer * Bkz. * Armut biçiminde olan. yumuş ak. ufak çekirdekli meyvesi. mutlu etmek için verilen ş ey. armonyum * Taş ı nabilir küçük org. * Fazla bön. armoni orkestrası * Yalnı z üflemeli çalgı lardan oluş an orkestra. ihsan. * Bu ağ acı n rengi sar ı dan yeş ile kadar de ğ iş ebilen tatl ı . * Ödül. * Bir kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri. * Bir bilim adamı nı n emek verdi ğ i dalda onu anmak için hazı rlanan bilimsel eser. sulu. hediye. armudî armudiye * Armut biçiminde nazarlı k olarak takı lan altı n. * Ticaret gemisi sahibi. hediye etmek. * Armonika. Ahlatı n iyisini (dağ da) ayı lar yer. armut * Gülgillerden. yurdumuzun her yerinde yetiş en. armatür * Bir aletin ana bölümünü oluş turan k ı sı m.

Arnavut bacas ı * Çatı penceresi. Arnavutlaş tı rma * Arnavutlaş tı rmak durumu. armutun sapı var. arnika aroma * Bitki özlerinden veya yağ lar ı ndan elde edilen ho ş koku. Arnavutluk * Arnavut olma durumu. armut kurusu * Daha sonraki mevsimlerde yenmek üzere kurutulmuş armut. Arnavut ci ğ eri * Ciğ er tavası . armut biçiminde top. armuz Arnavut * Gemilerde güverte ve borda kaplama tahtaları nı n yan yana gelmeleri sonucu aralar ı nda oluş turduklar ı çizgi. Arnavutlaş mak * Arnavut dilini ve kültürünü benimsemek. armut piş ağ zı ma dü ş ! * bir iş e hiç emek harcamaksı zı n onun kendiliğ inden olması nı bekleyenlerin durumunu anlatı r. aromatik * Öküz gözü. Arnavutça * Hint-Avrupa dilleri ailesine giren. * Bu halka özgü olan (ş ey). armut kaba ğ ı * Ürünü. üzümün (veya kiraz ı n) çöpü var demek * her ş eye kusur bulmak. bön. Arnavutlar ı n kullandı ğ ı dil. * Arnavutluk ve çevresinde yaş ayan bir halk. armut biçiminde olan bir süs kabağ ı .* çok anlayı ş sı z. Arnavut kald ı rı mı * Yollarda irili ufaklı taş larla geliş igüzel yapı lan kaldı rı m. mastı çiçeğ i. dı ş ı deri. sı ğ ı r gözü. * Arnavut halkı nı n bütünü. hiçbir ş eyi be ğ enmemek. . armut top * Boksörün çalı ş malar ı nda kullandı ğ ı içi havalı . Arnavut biberi * Acı kı rmı zı biber. Arnavutlaş ma * Arnavutlaş mak. Arnavutlaş tı rmak * Arnavut kimliğ ini kazand ı rmak.

arpacı k soğ anı * Tohumdan yetiş tirilen ve tohumluk olarak kullanı lan küçük so ğ an. arpa boyu kadar gitmek (veya yol almak) * pek az ilerlemek. arpacı k * Göz kapağ ı nı n kenarı nda çı kan küçük çı ban. arpa ş ehriye * Arpa biçiminde dökülmüş ş ehriye. * Çok arpa yemekten ileri gelen bir hayvan hastalı ğ ı . doldurma ve boş altma düzeni olan. arpa ektim. araba gibi bir taş ı t aracı na. tabanca gibi ateş li silâhlarda namlunun en ileri bölümünde bulunan ve niş an alı rken gezle birlikte göz ile hedef arası nda ayn ı çizgi üzerine getirilen küçük ç ı kı ntı . * Baş maklı k. arpa güvesi * Tahı llara dadanan bir güve türü. arp * Bkz. * Tüfek. * Arpa biçiminde ş ehriye. * Bu bitkinin taneleri. . yurdumuzda çok yetiş tirilen bir bitki (Hordeum vulgare). yiyecek gibi ş eyler veya para. * Hayvanı n diş inde bulunan ve hayvan yaş landı kça silindiğ i için ya ş ı nı belli eden bir ni ş an. arozöz * Kamyon. aromalı . arpalı k * Arpa ekilen yer.* Hoş kokulu. * Müftü ve kazasker gibi din görevlilerine aylı k yerine verilen giyecek. arpa * Buğ daygillerden. sulamaya yarar araç. * Karş ı lı ksı z yarar sağ lanı lan yer veya kimse. arpacı lı k arpa ğ an arpalama * Atları n ayakları nda görülen ve rahat yürümelerini önleyen bir hastalı k. darı çı ktı * ters sonuç veren iş ler için söylenir. arpacı kumrusu gibi düş ünmek * ne yapacağ ı nı bilmeyerek derin derin dü ş ünmek. * Arpa konulan yer. * Arpa yetiş tirme veya alı p satma iş i. bir su deposu eklenmesiyle olu ş turulan. harp (II). taneleri ekmek ve bira yapı mı nda kullanı lan. * Yabanî arpa. arpa tarlası . hayvanlara yem olarak verilen. arpacı * Arpa alan ve satan kimse. arpa suyu * Bira. it dirseğ i.

kudurmak. arpç ı arpej arsa arsenik * Atom numarası 33. arsı zlanmak * Arsı zlı k etmek. sı rna ş ı klı k. arslanlı . arsı zca * Arsı z gibi. arslan ı n ad ı çı kmı ş . sı kı lmadan. arsı za yakı ş an biçimde.arpalı k etmek * arpalı k yapmak. yı lı ş arak. çakallar ba ş keser * haksı zl ı ğ ı veya kötülü ğ ü esas yapanı n yerine bu konuda ad ı ön plâna çı kan kiş iler anlamı nda kullanı lı r. * Bir akort oluş turan seslerin birbiri arkası ndan çalı nmas ı . arsı ulusal * Uluslar arası . maden filizlerinde çok yaygı n bulunan. * Aç gözlü davranan (kimse). metal görünümünde basit element. yı lı ş ı k. arslan * Aslan. arsı zlı k * Arsı z olanı n durumu veya ars ı za yakı ş acak davranı ş .7 olan. aç gözlü davranmak. arpalı k yapmak * bir kaynaktan sürekli olarak çı kar sa ğ lamak. sı çan otu. yoğ unluğ u 5. atom ağ ı rl ı ğ ı 74.91. yı lı ş ı klı k. atmosfer bas ı ncı altı nda 4500 C de süblimle ş en. yüzsüzce davranmak. * Arp çalan kimse. * Kolayca üreyebilen (bitki). arsı zlaş ma * Arsı zlaş mak iş i. azmak. zı rnı k. arsı z arsı z * Utanmaz bir biçimde. s ı rna ş arak. yüzsüz (kimse). arsı z * Utanması . sı kı lmas ı olmayan. arsı zlaş mak * Arsı z duruma gelmek. arsı zlanma * Arsı zlanmak iş i. * Üzerine yapı yap ı lmak için ayrı lmı ş yer. arpası çok gelmek * coş mak. Kı saltması As. arsı zlı k etmek * utanmadan.

* Belgelik görevlisi veya uzmanı . * Avusturya'da imparator ailesi prenslerine verilen unvan. art avurt . * Avusturya hanedanı nda prenses. geri.* Osmanlı devletinde kullanı lan arslan baskı lı gümüş sikke. ar ş *İ slâm dinî inanı ş ı na göre göğ ün en yüksek katı . ar ş ivcilik * Arş ivcinin yapt ı ğ ı iş veya görevi. ar ş ı nlı k ar ş idük ar ş idü ş es * Arş ı n ölçüsünde. art * Arka. ar ş ı nlama * Arş ı nlamak iş i. * Tren. ar ş etip ar ş ı âlâ ar ş ı n *İ lk örnek. art arda * Birbirinin arkası ndan. arş ı n kadar. ar ş ivlemek * Arş ive kald ı rmak. * Bir ş eyin öbür yüzü. arş ivde saklamak. yukarı ya doğ ru uzanmı ş demir yay. * Dokuzuncu kat gök. ar ş ar ş e * Askerlikte "yürü" komutu. * Keman yayı . * Yaklaş ı k olarak 68 cm ye eş it olan uzunluk ölçüsü. ar ş ı nlamak * Arş ı nla ölçmek. * Amaçsı z. ar ş iv ar ş ivci ar ş ivleme * Arş ivlemek iş i. tramvay gibi elektrikle iş leyen taş ı tlarda telden elektrik akı mı almaya yarayan. geniş adı mlarla dolaş mak. * Arş idükün kar ı sı veya k ı zı . * Belgelik. troleybüs.

art zamanl ı dil bilimi * Dil olayları nı değ iş ik zaman ve evrim aç ı sı ndan ele alan dil bilimi. artakalmak * Artmak. * Art düş ünce. art avurt ünsüzü * Dil ucunun art damağ a çarpmas ı ndan oluş an ve dilin yanları ndan akan ses. fazlala ş an. artç ı * Yürüyüş durumunda bulunan bir askerî birli ğ in güvenliğ ini sağ lamak için arkadan gelmek üzere bı rak ı lan kı ta. art damak ünsüzü * Ciğ erlerden gelen havanı n dil sı rt ı yard ı mı yla art damağ ı n çeş itli noktaları nda bazen patlayarak. arta ğ an * Alı ş ı landan veya beklenilenden artı k verimi olan. diyakroni. bazen de sı zarak oluş turduğ u ünsüz: k. fazla bulunmak. ondan gizli olarak. ğ . * Geçmiş bir sanat veya edebiyat çı ğ ı rı nı sürdüren (sanatç ı . art niyet art oda art teker *İ tici gücü sağ layarak bisikleti yürüten teker. art düş ünce * Bir düş üncenin arkası nda gizli tutulan ası l düş ünce. art damak * Damağ ı n arka bölümü. art zamanl ı lı k * Değ iş ik zaman ve evrim açı sı ndan incelenen dil olayları nı n özelliğ i. artç ı lı k * Artçı nı n görevi. * Gözde iris ile billûr cismin arası ndaki boş luk. hinterland. artakalma * Artakalmak iş i veya durumu. * Çoğ alan. geriye kalmak. art elden * birini oyalayı p. g. diyakronik. . art bölge * Deniz kı yı sı nda bulunan bir yerin gerisindeki bölge. art ı mlı . bereketli. arta ğ anl ı k * Alı ş ı landan veya beklenilenden artı k ürün verme durumu. hareket).* Avurdun arka bölümü. art eteğ inde namaz kı l * çok temiz huylu kimseler için söylenir. art zamanl ı * Evrim açı sı ndan ele alı nan süre içinde birbirini izleyen. dümdar. bereket.

art ı k emek *İ ş çinin. art ı k gün * Artı k yı llarda ş ubat ayı na eklenen. * Daha çok. *İ çildikten. önünde art ı iş areti bulunan (sayı ). art ı uç art ı k * Elektrikli çözümlemede. gün. * Toprağ ı burgu ile delinerek aç ı lan ve suyu yükseğ e fı ş kı ran kuyu. karş ı lı ğ ı ödenmeyen emek. * Artı klamak iş i. daha. * Trafiğ i yoğ un olan ana yol. ek süre içinde harcadı ğ ı ve sonucunda artı k de ğ er yaratt ı ğ ı . yeter. daha fazla. seneikebire. kar ş ı lı ğ ı nı ödemeksizin sahip olduğ u ek değ er. artı ş . * Katyon. art ı * Toplama iş leminde + iş aretinin adı . pozitif. art ı mlı art ı n art ı rı lma * Piş ince ş iş tiğ i için miktar ı artm ı ş gibi görünen. ödenen değ erin üzerinde ürettiğ i ve iş verenin. art ı m * Artma. eksi karş ı tı . * Kalan veya artan bölüm. artağ an. . * Atardamar bozukluğ u. iş gücünün karş ı lı ğ ı olarak. arterit artezyen artezyen kuyusu * Artezyen. * Artı rı lmak i ş i. art ı sayı * Kendisinden önce + iş areti bulunan. sonra. * Sı fı rdan büyük. pozitif sayı .arter * Atardamar. sı vı ya batı rı lı p akı mı n geçmesini ağ layan. dört yı lda bir gelen 29. yenildikten veya kullanı ld ı ktan sonra geriye kalan. çoğ alma. zait. anot. * Bundan böyle. metal uçlardan artı yüklü olanı . art ı klamak * Yemekte artı k bı rakmak. art ı k yı l art ı klama * Dört yı lda bir gelen 366 günlük y ı l. * Bir ş ey harcandı ktan sonra onun artan bölümü. art ı k değ er *İ ş çinin. sı fı rdan büyük sayı .

* Eskisinden daha çok çoğ almak. artma * Artmak iş i. art ı rı m * Bir ş eyi idareli harcayarak onun bir bölümünü art ı rma iş i. * Herhangi bir davranı ş ta ileri gitmek. * Artiste benzer biçimde. * Bir malı baş ka al ı cı ları n verdiğ i fiyattan daha yüksek bir fiyatla almak istemek. * Artmak iş i veya biçimi. * Artistin görevi. sanatlı .art ı rı lmak * Artı rmak iş ine konu olmak. artist gibi. güzel ve alı mlı (kimse). * Eğ lence yerlerinde gösteri yapan kimse. fazlalaş mak. çoğ altmak. müzayede. * Arttı rmak iş i. * Artı rmak iş i yapı lmak. artı m. sanatkâr. tezyit edilmek. artmak artmak * Büyük heybe. * Genellikle ş ekil bozucu. * boylu poslu. tasarruf etmek. * Tutumlu davranı p biriktirmek. art ı rma * Artı rmak iş i. * Güzel sanatları n gerektirdiğ i niteliğ e uygun. * Gereğ ince harcandı ktan sonra bir miktar geri kalmak. çoğ alı ş . süreğ en eklem hastal ı ğ ı . * Artist olma durumu. iltihapsı z. art ı ş artist gibi artistçe artistik artistlik artrit artroz artt ı rma artt ı rmak . * Müzayedede artı rma. çoğ altı lmak. sanatçı . * Alı cı lar aras ı ndaki yarı ş maya dayanan ve en yüksek fiyatı sürene malı n verilmesiyle biten yöntem. * Eklem romatizması . * Değ eri yükselmek. artist * Güzel sanatlardan birini meslek edinen kimse. * Yükseltmek. art ı rmak * Artması nı sa ğ lamak. artma. tasarruf.

enlem. * Enine olan. arya * Operalarda solistlerden birinin orkestra eş li ğ inde söylediğ i. bildirme. arz derecesi * Bkz. . * Yer bilimi. arz ve talep * Üreticinin piyasaya mal çı karması ve tüketicinin piyasadan mal çekmesi olayları . arz odası * Mevkii olan insanları n. arzu duymak * birine veya bir ş eye karş ı istek duymak. * (büyük bir makama) Anlatma. * Yer. yeryüzü. arz arz arzuhâl gibi (veya kadar) * bir mektubun çok uzun olduğ unu anlatmak için söylenir.aruz * Hecelerin uzunluk ve kı salı k. Aryanizm * IV. * En. sunu ve istem. * saygı ile bildirmek. geniş lik. arz etmek * sunmak. enlem dairesi. arzuhâl * Dilekçe. arzanî arziyat arzu *İ stek. arz * Sunma. arzu etmek * yürekten istemek. kapalı lı k veya açı klı k değ erlerine göre türlü ses kalı pları ndan olu ş an Divan Edebiyat ı naz ı m ölçüsü. halkla görüş tüğ ü oda. dilek. jeoloji. yüzyı lda Arius adlı bir papazı n kurduğ u ve Hristiyan inanı ş ı nı n tersine olarak İ sa'nı n tanrı lı ğ ı nı inkâr eden mezhep. genellikle kendi içinde bütünlüğ ü olan parça. arz talep kanunu * Belirli bir piyasada sunu ve talep dengesini düzenli tutma sistemi. istida. arz dairesi * Bkz. * Heves.

hükümdarları n. arzulamak *İ stek duymak. *İ skambil kâğ ı tları nda birli. arzulama * Arzulamak iş i. * Bir iş te baş ta gelen (kimse veya ş ey). As * Arsenik'in kı saltması . din adamlar ı nı n güç sembolü olarak. eklendi ğ i kelimenin daha aş ağ ı derecelisini anlatan yeni kelimeler türetmeye yarar. * Ast sı fatı nı n kı saltı lmı ş ı . asabîle ş me * Asabîleş mek i ş i. törenlerde ta ş ı dı kları bir tür ağ aç veya metalden değ nek. asabî * Sinirli.arzuhâlci * Para ile dilekçe. * Herhangi bir ölçü biriminin bölündüğ ü eş it parçalardan her biri. * Sinirle ilgili. yazan kimse. asabîle ş mek * Kı zmak. * Sinir hastalı kları ile ilgili hekimlik kolu. * Eskiden ihtiyarları n baston yerine kullandı kları uzun sopa. asa * Bazı ülkelerde. arzulu *İ stekli. özlemek. mektup vb. öfkelenmek. asas kat as yön asabiyeci . arzusu kalmak * isteğ i yerine gelmemek. as as * Kakı m. * Sinir hastalı kları uzmanı . sinirlenmek. * Ara yön. hevesli. mareş allerin. sinirlilik belirtileri göstermek. asabîlik asabiye * Asabî olma durumu. sinirsel. hevesini alamamak. istemek. arzuhâlcilik * Arzuhâl yazma iş i. * Sinir hastalı kları ile ilgili hastahane bölümü.

ksenon). ası l olarak. o görevin sahibi olan kimse. * Kendi adı na hareket ederek. asalaklaş mak * Asalak duruma gelmek. parazitoloji. eserler. asalaklaş ma * Asalaklaş mak durumu. * Yapı lar. * Baş kalar ı nı n sı rtı ndan geçinen (kimse). kripton. asaleten asaleten atama * Sürekli görev yapmak üzere bir göreve atama. asansörcü * Asansörün bakı m ve onarı mı nı yapan kimse. * Otel ve hastahane gibi büyük kuruluş larda asansörün düzenli çalı ş ması nı sa ğ layan kimse. asabî yapı lı olma. yaş ayı ş ı nı . * Soyluluk. asalak bilimi * Asalakları n yapı sı nı . konakçı yla iliş kisini ve yapt ı ğ ı hastalı klarla bu hastalı klara karş ı giri ş ilecek sava ş ı konu alan bilim dalı . asap asar * Sinirler. * Bir canlı nı n içinde veya üzerinde sürekli veya geçici olarak. tufeyli. asal gazlar * Atomları nı n dı ş elektron halkalar ı tamam ı yla veya geçici olarak elektrona doymuş olan gazlar (helyum.asabiyet asal * Sinirlilik. * Bir görevde temelli olarak. * Baş lı ca. neon. asamble asansör araç. asansör bo ş luğ u * Binalarda asansörün iş lemesi için bı rakı lan boş luk. * Bir görevi yüklenmiş olan. *İ nsanlar ı veya yükleri bir yap ı nı n bir katı ndan ötekine veya yüksek yerlere ç ı karı p indiren elektrikle iş ler * Kurul. ekti. öbürü sayı nı n kendisi olan doğ al sayı (lar). vekillik karş ı tı . temel niteliğ inde olan. argon. . * Yazı da veya sözde bayağ ı söz ve deyim bulunmaması durumu. asalak parazit. esasî. asal say ı (lar) * Bölenlerinin kümesi iki elemanl ı olan elemanlardan biri 1. vekâleten kar ş ı tı . asillik. onun zararı na yaş ayan baş ka canlı . soy gazlar. asalaklı k asalet * Asalak olanı n durumu.

* Ana maddesi katran olan ve yolları n kaplanması nda kullanı lan karı ş ı m. . asenkron asepsi aseptik asesba ş ı * Yeniçeri ocağ ı ndaki askerî görevinin yan ı sı ra. aselbent * Hekimlikte ve koku yapı mı nda kullanı lan. asbest * Tremolitin bozulması ndan oluş an lifli. baş ş ehrin düzenini korumakla da yükümlü olan 28. saydam. sarı msak kokulu. taş pamu ğ u. aselbent ağ acı nı n kabukları çizilerek elde edilen bir reçine. *İ lâç kullanmadan. ba ş lama ve bitme anlar ı baş ka olan (olaylar). yadı n kurun. e ş zaman karş ı tı . kaya lifi. asetik asit * Sirkeye tadı nı ve özelliklerinden birçoğ unu veren asit. asetat asetatlı asetik * Asetik asidin tuzu veya esteri. eter kokusunda bir sı vı . * Her türlü mikroptan arı nmı ş . * Sirkeyle ilgili. * Birleş imine asetat kar ı ş tı rı lmı ş . sirkeyle aynı özellikleri taş ı yan. * Osmanlı İ mparatorluğ unda yeniçeri ocağ ı nı n kald ı rı lması ndan önceki güvenlik görevlisi. senkron. eski eserler. * Eş zamanl ı olmayan. * Bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunması durumu. düzenlilik. asbest yünü * Asbestin iş lenerek yün biçimine sokulmuş u.asarı atika asayi ş * Eski yapı lar. ases * Gece bekçisi. * Bu reçinenin elde edildiğ i ağ aç (Styrax officinalis). kolayca alev alı r. * Siyah renkte ş ekilsiz bir cins bitüm. asetilen aseton asfalt * Renksiz. ortanı n çorbacı baş ı sı na verilen ad. k ı rı lmadan bükülebilen ve ateş te niteli ğ i değ iş meyen bir mineral. asayi ş berkemal * Güvenliğ in yerinde olduğ unu anlatı r. güçlü ve beyaz bir ı ş ı k vererek yanan hidrokarbonlu bir gaz. güvenlik. asbaş kan *İ kinci baş kan. * Birçok organik maddeyi eritmekte kullanı lan uçucu. yalnı zı sı yardı mı ile aygı t ve pansuman gereçleri gibi ş eyleri mikropsuzla ş tı rma iş i.

* Kök. ortak payda. gerçek olarak. uyuş ulan konu.* Asfaltlanmı ş . ana. asgarî * En az. konut giyim. asfaltlamak * Asfaltla kaplamak. en aş ağ ı . kaynak. üzerinde anla ş maya varı lan husus. esas. sağ lı k. ulaş ı m ve kültür gibi ihtiyaçlar ı nı günün fiyatları üzerinden en az düzeyde karş ı lamaya yetecek ücret. kı zgı nlı ğ ı nı yüzüne sert bir anlam vererek belirten" öfkeli görünü ş lü yüzü olan. asfaltit * Petrolün ayrı ş ması ile olu ş an ve çoklukta tortul kayaçlar ı n gözeneklerinde bulunan doğ al bitüm. * (a'sı l) Baş lı ca. * Gerçek. * Hz. hakikat. kopya karş ı tı . en azı ndan. ası l * Bir ş eyin kendisi. * Gerçeklik. sahabeler. ası l say ı lar . ashap * Sahipler. ası da olmak (veya ası da kalmak) * bir iş e son verilmeyip öylece bı rakı lmı ş olmak veya kalmak. nesep. ası k * Somurtkan. asfaltla kaplanmak. en dü ş ük. ası k suratl ı * Hoş nutsuzluğ unu. asfaltlanmak * Asfalt dökülmek. * Bir ş eyin temelini oluş turan. * Minimum. örnek. ası -ası / -esi * Fiilden sı fat yapan ek. baş ta gelen. * Soy. ası l nüsha * Bir yazma eserin veya belgenin kopyaları nı n dayandı ğ ı özgün biçimi. * Aranı lan nitelikleri en çok kendinde toplam ı ş olan. asfaltlanma * Asfaltlanmak iş i. asfaltlama * Asfaltlamak iş i. asgarî ücret *İ ş çilere bir çalı ş ma günü karş ı lı ğ ı olarak ödenen ve iş çinin gı da. Muhammed'in meclislerinde ve konuş maları nda bulunanlar. asgar ı mü ş terek * Herkes tarafı ndan kabul edilen nokta. * Asmak iş i. * Ası lı . köken.

dayanaksı z. * Sı rnaş an. ası r * Yüzyı l. * Ası lmı ş olan. * Birini tedirgin edecek kadar üzerine düş me. * Bir yere tutunup sarkmak. * Karş ı cinsin ilgisini çekmek için çarpı cı davran ı ş larda bulunmak. ası ll ı ası lma ası lmak * Bir kökene dayanan. intifa etmek. . ası l vurgu * Kelimenin aslı ndaki vurgu. * Ası lmak i ş i. köksüz (haber). * Hı zla eline almak. ası m ası m takı m * Kadı nları n tak ı ndı klar ı süs eş yası . ası p kesmek * (genellikle iş baş ı nda bulunan bir kimse için) yasay ı çiğ neyerek sert davranmak. * Böyle bir sı vı karı ş ı mı . ası lsı z ası ltı * Doğ ru olmayan. ası lı ası lı ş * Ası lmak i ş i veya biçimi. tehir. * Israrla üzerine gitmek. ası lmı ş adam * Salepgillerden. intifa. temelsiz. sonuna kadar mücadele etmek. ası ntı * Bir iş i hemen yapmayı p bekleterek geri bı rakma. * Çözünemeyen madde parçacı kları nı n dibe çökmeden bir sı vı ortamda kalmı ş durumu. * Boynuna ip geçirip sallandı rı larak öldürülmek. ası lanma * Ası lanmak iş i. * Asma iş i. tavik. * Asmak iş i yapı lmak veya asmak iş ine konu olmak. kökenli. çiçekleri ası lmı ş bir insana benzeyen ve köklerinden salep ç ı karı lan bir bitki. sı rna ş mak. süspansiyon. idam edilmek. ası ntı olmak * tebelleş olmak. * Bir ş ey isterken karş ı sı ndakini tedirgin edecek derecede ileri gitmek üstelemek. ı srar etmek. süspansiyon. ası lanmak * Bir ş eyden yarar sa ğ lamak. tebelleş olan kimse. * Tutup çekmek.* Sı ra veya üleş tirme eki almamı ş yalı n sayı lar.

asillik * Asil olma durumu. asilzade asilzadelik * Soyluluk.* Çağ . isyankârlı k. * Hayı rsı z. * Bir görevde temelli olan. isyan eden. isyan etme. ama sonuna kadar uzat ı lsa bile yaklaş tı ğ ı hâlde e ğ riyi kesmeyen doğ ru. * Simetrik olmayan. baş kaldı rmak. isyan etmek. asile ş mek * Karş ı gelmek. * Un. . ası rlarca * Yüzlerce yı l. * Soylu olma durumu. soyluluk. aside asidimetre * Asitölçer. * Yüksek duygu ile yapı lan. * Bu söz "benzeş mek". asil * Soylu. özümleme. "kendine uydurmak" anlamı nda "asimile etmek" biçiminde kullanı lı r. ası rl ı k asi * Yüzyı llı k. dik baş lı . baş kaldı rmak. * Benzeş me. asimilâsyon * Benzer hâle getirme. asilik * Asi olma durumu. bakı ş ı msı zl ı k. asalet. asimetri asimetrik * Simetrisi olmayan. kendine uydurma. vekil karş ı tı . * Soylu. asimile asimptot * Bir eğ riye giderek yakla ş an. asilik etmek * karş ı gelmek. et ve bamya ile yapı lan bir Arap yemeğ i. kendine benzetme. asile ş me * Asileş mek i ş i. * Baş kaldı ran. bakı ş ı ms ı z. sonu ş maz.

* Bkz. * Askerlik görevi veya ödevi. ordugâh. asker tay ı nı * Erlere verilen azı k. asit * Turnusolün mavi rengini kı rmı zı ya çevirmek özelliğ inde olan ve birle ş imindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluş turan hidrojenli birleş ik. asker gibi * disiplinli. asklı . * Aynı zamanda asit ve alkol grupları nı içeren birleş iklere verilen ad. düzgün. askercilik * Askere yakı ş ı r biçimde. * Bir asidin özelliğ ini. gemi. * Bkz. * Ordunun yalnı z er rütbesinde olan bölümü. askerce askerci * Asker yanlı sı . hamı z. tahkimli bölge. . * Yurdun korunması yolunda iyi dövüş mesini baş aran. * Topluluk düzenine saygı sı olan. asit fenik asitölçer ask askarit * Bağ ı rsak solucan ı . borik asit. * kı yı lara ve en çok düş man kı yı lar ı na asker indirme. araş tı rma görevlisi olma durumu asistanı n görevi.asistan * Yardı mcı . * Araş tı rma görevlisi. asit alkol asit borik * Bkz. asidimetre. asistanlı k * Asistan. asker ocağ ı * Askerlik ödevinin yapı ldı ğ ı kı ş la. konsantrasyon derecesini ölçmeye yarayan cihaz. tersane gibi hizmet yerlerine verilen ad. asker * Erden mareş ale kadar orduda görevli bulunan herkes. disiplinli. asker ç ı karmak * (bir devlet) belli kanunlara bağ lı olarak asker toplamak. fenol. asker kaça ğ ı * Askerlik ödevini yapmamak için asker ocağ ı ndan ayrı lan veya oraya gitmekten kaçan kimse. asker olmak * askerlik ödevine baş lamak.

askerlik yapmak * kanunlara göre yurttaş lar ı n yükümlü oldukları ordu ödevinde bulunmak. askerî * Askerlikle ilgili. askerîle ş tirmek * Asker yönetimine geçirmek. askere alı nmak * askerlik ödevini yapmak için er eğ itim merkezine gönderilmek. askerlik ödevi ordu hizmeti. askerîle ş mek * Bir yer askerlikle iliş kili duruma gelmek. askere özgü. askeriye * Askerlik. askerlik hizmeti * Orduda belirli bir sürede yapı lan yurt ödevi. askerlik etmek * askerlik yapmak. askerlik * Asker olma durumu. . askerlik niteli ğ i kazanmak. askere çağ rı lmak * askerlik ödevini yapmak için ş ubece istenmek. askerlik yoklamas ı * Askerlik ş ubelerine kayı tlı kimselerin belirli zamanlarda yapı lan durum yoklaması . askerî kaput * Askerlerin giydiğ i kalı n kumaş tan üstlük. askerîle ş me * Askerîleş mek i ş i. (bir ş eye) askerlik niteliğ i kazandı rmak. disiplini. kanunlar ı yürütmekle görevli sı nı f ve bu sı nı ftan olan asker. askerî inzibat * Askerî birlikler arası nda düzeni. askerlik dairesi * Yurttaş ları askere alma i ş leriyle görevli olan askerlik ş ubelerinin bağ lı bulundukları bölge dairesi. askerîle ş tirme * Askerîleş tirmek iş i. askerî ambargo * Bir ülkeyi cezalandı rmak amac ı yla askerî alanda yaptı rı m uygulama. askere gitmek * askerlik ödevini yapmak için orduya katı lmak. askerî rüş tiye * Askerî ortaokul. * Bir tür çocuk oyunu. askerî ataş e * Bir ulusun yabancı ülkelerdeki elçiliklerinde görevli askerî uzman.* Askerci olma durumu.

ev sahibi tarafı ndan usta için veya düğ ün arabaları na düğ ün sahibi taraf ı ndan arabac ı için armağ an olarak ası lan kumaş . savsaklamak. * Düğ ünlerde geline yak ı nları tarafı ndan takı lan hediye. * oturmuş veya batm ı ş bir gemiyi yüzdürmek için baş ka teknelere asarak kaldı rmak. * Vestiyer. * Saz ş airleri arası nda yapı lan deyiş yar ı ş ı nda üstün gelene verilmek için duvara ası lan kumaş . ask ı da kalmak * (bir iş ) bir engel dolayı sı yla sonuca varamamak. eksiltme gibi resmî iş ilânları nı n ilgili daire duvarı nda belli bir zaman süresince ası lı durması . * Askı sı olan. *İ pek böceğ inin kozası nı sarması için yan ı na konulan çalı çı rpı . erkekleri yeleli. * Çay. * Hiçbir zaman. * Gelinin oturacağ ı yerin üstüne ası lan süsler. Yengeç ile Baş ak burçları arası nda yer alan burcun adı . ask ı ya almak * altı bo ş al ı p deste ğ i kalmayan yapı yı dikmelerle boş lukta tutarak yı kı lmaktan kurtarmak.ask ı * Üzerine herhangi bir ş ey asmaya yarar nesne. uzunluğ u 160 cm. yı rt ı cı . tabanca gibi ödül. ask ı da bı rakmak * sonuca vardı rmamak. hiçbir biçimde. * Kadı nları n kullandı ğ ı altı n dizisi veya zincirli mücevherat. . * Asklı mantarları n sporuna verilen ad. askospor asla Aslan aslan * Kedigillerden. fener. * Pantolon veya giysilerin düş mesini önlemek için omuzdan aş ı rı lan bağ . kuyru ğ u 70 cm ve ucu püsküllü. kahve taş ı maya yarar kahveci tepsisi. * Saklanmak için tavana ası lmı ş dizi veya hevenk. arslan. * Gürbüz ve yiğ it adam. Zodyak. askl ı * Sporları ask denen torbalar içinde olu ş an (mantar). ask ı lı ask ı lı k * Avcı lar ı n sı rtları na taktı kları askı tak ı mı . * Artı rma. * Zodyak üzerinde. * Yeni yapı lan yapı lar ı n çatı sı na. * Karş ı cinsi rahatsı z eden kimse. meyve. Afrika'da yaş ayan. ask ı ntı * Baş kalar ı nı n sı rtı ndan geçinen. * Ası lı p saklanacak sebze. ask ı ya çı karmak (veya çı karı lmak) * evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayı tlar ı nı n bulunduğ u yerde askı yoluyla ilân etmek. ask ı ya çı kmak * ipek böceğ i koza sarmak üzere dallara ç ı kmak. * Hastahanelerde kı rı k kol veya bacakları n ası larak tutturulduğ u araç. * bir iş i zamanı nda yapmayı p belirsiz bir zamana b ı rakmak. çok koyu sarı renkli güçlü bir memeli türü.

aslan gibi * boylu boslu. türlü renkte. beyaz çiçekli bir yabanî bitki (Alchemilla). aslanpençesi * Gülgillerden. delikanlı lar için kullanı lan bir seslenme sözü. hiçbir ş eyden korkmayan. yiğ itçe. aslanı m! * gençler. aslen * Kök veya soy bakı mı ndan. cesaretlilik. aslanl ı k * Yiğ itlik. güzel. aslı astarı (veya aslı aslı ) olmamak * yalan. gerçek ş ekli. onun kiş iliğ ini belli eder. aslanı n ağ zı nda * elde edilmesi çok güç. aslankulağ ı * Bir sap üzerinde dizili sarı veya kı rmı zı çiçekli otsu bir bitki. yer pı rasası (Leonurus). aslan kesilmek * aslan gibi güçlü ve cesur duruma gelmek. eskiden hekimlikte terletici olarak kullanı lan bir bitki. aslı astarı * iç yüzü. aslanağ zı * Sı raca otugillerden. aslan gibi. . aslan sütü * Rakı . doğ ruluğ u. aslan yürekli * Çok yiğ it. aslan payı * Hak edilenden daha çok alı nan pay. uygun bir durumda olması gerekir. aslan yatağ ı ndan belli olur * bir kimsenin oturduğ u yerin durumu. güçlü ve yakı ş ı klı . aslankuyruğ u * Ballı babagillerden. kokusuz çiçekleri olan bir bitki. *Ş irpençe. geçerliliğ i. * sağ lı ğ ı yerinde. aslı astarı * Esası . ası lsı z olmak. aslangiller * Kedi cinsinden olan bütün et oburları içine alan hayvan familyası . aslanca * Aslana yakı ş ı r yolda. sarı .aslan a ğ zı * Havuz kenarları na konulan ve ağ zı ndan su akan aslan biçiminde süs taş ı .

* Soyu sopu. sülük. mevsimlik bir kabak türü (Lageneria vulgaris). dalları çardak üzerine yayı lan bitkilere genel olarak verilen ad. asma köprü *İ ki ba ş ı ndaki ayaklardan baş ka dayanağ ı olmayan. * Asmagillerden. ası lı .aslı çı kmak * gerçek olduğ u anlaş ı lmak. asmalara zarar veren. sebze olarak kullanı lan ürünü. asma bı yı ğ ı * Asma dalları nı n çevresine tutunması na yarayan ye ş il uzant ı lar. ço ğ unlukla uzun ve yüksek köprü. * Bu türün ince uzun. aslî * Temel olarak alı nan. asma kilit * Kilitlenecek ş eyin üstündeki halkalara geçirilip kapatı lacak biçimde yap ı lmı ş kilit. asma merdiven * Yukarı ucundan bir yere ası larak kullanı lan ip merdiven. altı boş kat. aslî nüsha * Bir yazı nı n çoğ altı lması na örneklik eden ilk nüsha. yükselmeye temel olan her aş aması . aslî maa ş * Devlet dairelerinde çalı ş an memurlara verilen aylı ğ ı n. asma yapra ğ ı . asma biti * Eş kanatlı lardan. asma asma bahçe * Ayak ve kemerler üzerine kurulan teraslardan yapı lmı ş bahçe. bası k tavanl ı . esas olan. * Belirli bir tür üzüm veren bitki (Vitis). aslı nesli aslı k * Kı sı r olan (kad ı n veya di ş i hayvan). sar ı msı renkte bir böcek. asma kat * Yapı larda genellikle tabanla birinci kat aras ı na yapı lan. asma kabağ ı * Kabakgillerden sürüngen veya sarı lgan. gerçek olduğ u ortaya çı kmak. * As ı lmı ş . * Asmak iş i. uydurma. asliye asma * Temel. filoksera (Phylloxera vestatrix). aslî dü ş ünce * Ana fikir. aslı faslı yok * yalan. esas.

asrîlik * Çağ cı llı k. ça ğ daş laş ma. toz vb. birbirini tutar renk ve yapı da olan. asorti asortik asosyal * Sosyal olmayan. * Asma için ayrı lmı ş yer veya toprak. Muhammed'in yaş adı ğ ı zaman. * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. * Üzerine takı nmak. * Gitmek zorunda olunan bir yere özürsüz gitmemek veya görevi olan bir iş i özürsüz yapmamak. * Bir kimseyi boğ azı ndan ip geçirip sarkı tarak öldürmek. putrel nervürler arası na konulan delikli tu ğ la. aynı aksanı veren ünlünün ondan sonra veya önce gelen ünsüzü hiç dikkate almadan tekrarlama ş eklinde uyak. idam etmek. gerçek olmayan. belli baş lı türü asma olan bitki familyası .* Zeytinyağ lı ve etli dolma yapmakta kullanı lan körpe asma yapra ğ ı . asparagas * Uydurma. emmeç. gerçekmiş gibi gösteren haber. asmolen asonans * Piş miş toprak. birbirini tutar renk ve yap ı da olan. * Havadaki duman. asrî asrîleş me * Çağ cı llaş ma. aspiratör aspirin * Ağ rı kesici ve ateş düş ürücü olarak kullanı lan beyaz renkli. yaprakları doğ rudan doğ ruya topraktan çı kan bir süs bitkisi. asmagiller *İ ki çeneklilerden. asrîleş mek * Çağ cı llaş mak. cüruf ve beton kar ı ş ı mı ndan yapı lan kiri ş . aspidistra * Zambakgillerden. yabancı maddeleri emerek dı ş arı atan cihaz. * Modern. kuş anmak. * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. asrı saadet * Hz. asmak * Bir ş eyi a ş ağ ı ya sarkacak biçimde bir yere iliş tirip sarkı tmak. aspur * Yalancı safran. genellikle saksı da yetiş tirilen. ek ş imtı rak ilâç. her dizenin sonunda gelen. * Asması olan. çağ cı l. çağ daş laş mak. . asmalı asmalı k * Yarı m kafiye.

astarl ı zarf *İ ç yüzüne ince bir kâğ ı t geçirilmiş zarf. * Bir müzik programı nda daha çok en son olarak sahneye çı kan. astarl ı * Astar geçirilmiş . astarlama * Astarlamak iş i. * Üzerine resim yapı lacak bezin veya duvarı n yağ lı boyay ı emmesi için.). çanta. halat. resim yapı lmadan önce sürülen boya. astarlamak * Astar geçirmek. a ğ aç vb. . masrafl ı olmak. astar astar boyas ı * Boyacı lı kta ası l boyadan önce sürülen. astarlanmı ş . astar sürmek. astarl ı k astarya * Astar olmaya elveriş li (kuma ş vb. astar kaplama * Kontratablalarda kör ağ ac ı n biçim değ iş tirmesini önlemek amacı yla iki yüzüne yap ı ş tı rı lan kaplama katı . astarlanma * Astarlanmak iş i. * Bir gemiye yükleme veya boş altma için tanı nan süre. elde edilen sonucun de ğ erini aş mak. * (birine göre) Rütbe veya k ı demce küçük olan asker. astarlanmak * Astar geçirilmek. * Giyecek. astar sürmek (veya vurmak. * Sı va veya boyadan önce vurulan kat. perde.assai assolist ast * Birlikte kullanı ldı ğ ı terimin anlamı na aş ı rı lı k kazand ı rı r: Adagio assai çok yavaş . astarlatmak * Astar yaptı rmak veya geçirtmek. kiri kapatmak ve sürülecek boyan ı n dayanı klı lı ğ ı nı artı rmak için kullan ı lan boya. astar vurmak. çekmek) * astar boyası ile boyamak. çok ağ ı r. astarı yüzünden pahal ı olmak * bir iş in ayrı ntı ları na harcanı lan para veya emek. * Gemicilikte bir ş eyi sağ lamlaş tı rmak için kullanı lan bez. ayakkabı gibi ş eylerde. * Boyacı lı kta. alanı nda tanı nmı ş ve çok ünlü olan sanatç ı . * Birinin buyruğ u altı nda olan görevli. astarlatma * Astarlatmak i ş i. kumaş ı n veya derinin iç taraf ı na geçirilen ince kat. madun. * Alt.

ast ı ğ ı ast ı k. astronomik * Gök bilimiyle ilgili olan. astigmatizm * Gözün saydam tabakası nda meridyenlerin e ş itsizliğ i yüzünden net görememe durumu. bizmutun alfa ı ş ı nları yla bombard ı manı sonucu elde edilen yapay element. * Yı ld ı z falcı lı ğ ı . astatin * Astat. * Gök fiziğ i. müneccim. ast ı m ast ı mlı * Astı mı olan. çok sert veya istediğ i gibi davranan kimseler için kullanı lı r. asteğ men * Orduda en küçük rütbeli subay. astronomik fiyat * Çok yüksek fiyat. astı m hastalı ğ ı na tutulmuş olan. gök bilimci. . ast ı rma ast ı rmak astigmat * Astı rmak i ş i. * Bronş ları n daralması ndan ileri gelen nefes darlı ğ ı . * Aş ı rı çok yüksek. kestiğ i kestik * acı ması z. astigmatizme tutulmuş (göz). * Bu posttan yapı lmı ş olan. * Atom numarası 85 olan. asteğ menlik * Asteğ men rütbesi veya asteğ menin görevi. felekiyat. * Yı ld ı z falı yla uğ raş an kimse. astronomi * Gök bilimi.astas ı m astat * Öncüllerinden biri önceki tası mı n vargı sı durumunda olan bir ek tası m. Kı saltması At. * Net görmeyen. * Asmak iş ini yaptı rmak. müneccimlik. astrofizik astrolog astroloji astronom * Astronomi bilgini. astragan * Karakul kuzusunun kı vı rc ı k ve parlak postu.

asudelik asuman Asurca Asyalı * Asya'da yaş ayan kimse. mutluluk. * Gök. gökyüzü. astsubayl ı k * Astsubay olma durumu veya astsubayı n görevi. mutfak. * Huzur içinde olma. asude * Sessiz. astsubay k ı demli baş çavuş * Astsubaylı ğ ı n altı ncı ve son basama ğ ı . Asyalı lı k * Asyalı olma durumu. Asya ile ilgili (olan). astsubay k ı demli üstçavuş * Astsubaylı ğ ı n dördüncü basamağ ı . astsubay çavuş * Astsubaylı ğ ı n ilk basamağ ı . astronot * Uzay adamı . astropikal * Tropikal bölgelere yakı n. astsubay baş çavuş * Astsubaylı ğ ı n beş inci basamağ ı . fakat daha yüksek bir enlemde olan. * Samî dilleri ailesine giren ve Milâttan önceki dönemlerde Ön Asya'da kullanı lmı ş olan ölü bir dil. sakin. astronotluk * Uzay adamı olma durumu veya uzay adam ı nı n görevi. astsubay k ı demli çavuş * Astsubaylı ğ ı n ikinci basamağ ı . rahat.astronomik rakam *İ nsana ş aş kı nlı k verecek derecede büyük rakam. aş * Piş irilerek hazı rlanan yemek. astsubay üstçavu ş * Astsubaylı ğ ı n üçüncü basamağ ı . astsubay * Silâhlı Kuvvetler yasas ı na göre astsubay okulları nda yetiş erek Silâhlı Kuvvetlere katı lan astsubay çavuş tan astsubay kı demli baş çavuş a kadar rütbesi olan asker. * Asya'ya özgü olan. . aş damı * Bazı bölgelerde yemek piş irilen yer.

aş ocağ ı * Yemek piş irilip yoksullara da ğ ı tı lan yer. * Genel ev. yı kmak. yer. * bir hizmette çok kullanı lan kiş ice. aş ağ ı * Bir ş eyin alt bölümü. aş çı . * Bir yere göre daha alçak yerde bulunan. yak ı nma olarak kullan ı lı r. değ er yönünden daha az. aş ağ ı mahalle * Yüksek bir yerleş im bölgesine göre alçakta kalan yer. yere doğ ru. çok arzulamak veya nefret etmek. * hamilelikte bazı yiyeceklere kar ş ı aş ı rı düş künlük göstermek. * Niteliğ i düş ük. yerleş im bölgesi. aş ağ ı (falan) yukar ı * bir kimsenin adı nı n dilden düş ürmedi ğ ini. aş ağ ı bitkiler * Su yosunları . aş ağ ı kalı r yeri (veya yanı ) yok * nitelikleri bakı mı ndan baş kalar ı yla kar ş ı la ş tı rı ldı ğ ı nda eksi ğ i olmayan. niteliğ i alçalmak. aş hane. aş ağ ı kalmamak * herhangi bir nitelik bakı mı ndan ondan geri olmamak. * daha aş ağ ı bir durumu kendine lâyı k görmez. daha az. tiksinmek. miktarı . * Eğ imli bir yerin daha alçak olan yeri. * Düğ ün ve benzeri toplant ı larda. aş ağ ı almak * devirmek. onun pek gözde oldu ğ unu anlatı r. lokanta. adî. denk olan. * Daha küçük. * Yoksullara parası z yemek yedirilen veya da ğ ı tı lan yer. * Bayağ ı .aş erme aş ermek aş evi * Aş ermek durumu. aş ermek. mantarlar ve kara yosunlar ı gibi su d ı ş ı nda fazla boy atmayan damarsı z bitkiler. adî. aş ağ ı düş mek * düzeyi. beğ enmemek. * Aş ağ ı ya. aş yermek * Bkz. kötü. aş ağ ı kurtarmaz * bundan daha ucuza olmaz. aş ağ ı görmek * küçük görmek. verilecek yemekleri hazı rlamak için geçici olarak mutfak gibi kullanı lan * Tekkelerde yemek piş irilen yer. hor görmek. * Para ile yemek yenilen yer. . aş taş ı nca kepçeye paha olmaz * sı kı ş ı k zamanlarda önemsiz ş eylerin de ğ eri çoktur.

aş ağ ı lı k duygusu * Kiş inin gerçeklere uyan veya uymayan sebeplerle. * Niteliğ i düş ük. merhale. aş ağ ı yukar ı (yürümek) * bir baş tan bir baş a (yürümek). aş ağ ı latmak * Aş ağ ı lamak iş ine uğ ratmak. aş ağ ı dan almak * sert konuş an bir kimseye yumuş ak bir dil kullanmak. mezellet. * Küçültücü davranı ş larda bulunmak. aş ağ ı latma * Aş ağ ı latmak iş i. hafifsemek. aş ağ ı lanma * Aş ağ ı lanmak durumu. * Önem veya değ er bakı mı ndan gitgide yükselen bir s ı ra basamakları n her biri. mertebe. tezyif etmek. hafife almak. a ş ağ ı sı yukarı sı birlikte. aş ağ ı lanmak * Aş ağ ı duruma dü ş ürülmek. aş ağ ı samak * Bir kimseyi veya bir ş eyi aş ağ ı lı k ve değ ersiz göstermek. paye. aş ağ ı lı k kompleksi * Kendini olduğ undan yetersiz. * Varı lmas ı istenen bir amaca doğ ru geçilmesi gerekli dönemlerden her biri. tenzil etmek. alttan almak. yeteneksiz ve güçsüz görme duygusu.aş ağ ı tükürsem sakal ı m. rütbe. evre. aş ağ ı laş ma * Aş ağ ı duruma dü ş me. basamak. aş ağ ı sama * Aş ağ ı samak iş i. adilik. aş ağ ı lama * Aş ağ ı lamak iş i. aş ağ ı lamak * Değ erinden düş ük göstermek. aş ağ ı lı k * Aş ağ ı olma durumu. aş ağ ı laş mak * Aş ağ ı lı k duruma dü ş mek. aş ağ ı yukar ı * Tama yakı n. adî. . yukar ı tükürsem bı yı ğ ı m * iki karş ı t ve aynı derecede sakı ncal ı durum karş ı sı nda karar verme zorluğ unu anlatı r. benliğ ini yetersiz ve küçük görmesi. yaklaş ı k olarak. aş ağ ı sı aş ama * Aş ağ ı taraftaki. aş ağ ı lı yukarı lı * Aş ağ ı sı ve yukar ı sı olan. hor görmek.

* Aş ı lı (kimse veya bitki). * Koyuca kı rmı zı . aynı familyanı n daha iyi bir türünden alı nan dal. * Tarı m ürünlerinden alı nan onda bir nisbetindeki vergiler. lokanta. o hastalı ğ ı n mikrobuyla haz ı rlanm ı ş eriyik. kademeli. * Yemek piş irip satan kimse. aş erat aş hane . göz. * Yemek piş irme zanaat ı veya bilgisi. aş ı kâğ ı dı * Aş ı olanlara verilen resmî belge. * Otoritenin en geniş ölçüde en üst mertebede olarak değ iş ik önem sı raları arası nda katı ve kesin bir biçimde dağ ı ldı ğ ı toplumsal te ş kilâtlanı ş biçimi. aş çı lı k * Aş çı olma durumu veya aş çı nı n görevi. kiremit rengi. aş ı boyalı * Aş ı boyası renginde boyanm ı ş . aş ar * Ondalı k. aş ı boyası *İ çine karı ş an demir hidroksit miktar ı na göre pas sar ı sı . hiyerarş i. aş ı * Organizmada belli birtakı m hastal ı klara karş ı bağ ı ş ı klı k sağ lamak için vücuda verilen. * Yemek yenilen dükkân. aş amalı * Aş aması olan. * Yemek piş iren kimse. aş çı ba ş ı * Birkaç aş çı nı n birlikte çalı ş tı ğ ı yerde bulunanlar ı n ba ş ı .aş ama sı rası * Önem ve değ er bakı mı ndan gitgide yükselen basamaklar dizisi. * Bu eriyiğ in uygulanması . hiyerarş i. aş arî aş çı aş çı baltası * Kemikli et kesmeye yarar küçük balta. * Onluklar. aş çı ba ş ı lı k * Aş çı baş ı olma durumu. aş ı olmak * aş ı yapı lmak. ahçı . aş evi. kı zı l veya koyu esmer renk almı ş gevrek kil. * Aş evi. * Mutfak. tomurcuk gibi parçalar ı kaynaş tı rma iş i veya böylece eklenen parça. aş çı baş ı nı n görevi. * Bir ağ ac ı n dalı veya gövdesi üzerine. * Ondalı k. * Bir lokanta veya evde yemek piş irmekle görevli kimse.

âş ı klı k âş ı klı sı âş ı kta ş * Âş ı k olanı n durumu. aş ı k atmak (veya aş ı k oynamak) * aş ı k kemiğ iyle oyun oynamak. a ş ı rma. * Birbirleriyle seviş en erkek ve kadı ndan her biri. * Ahbap. uzun mertek. düş künü. * çok seveni. âş ı k olmak * sevmek. ayak bileğ inde bulunan küçük kemiklerden biri. yarı ş mak. * Seviş en bir çiftten kadı na oranla genellikle erkeğ e verilen ad. âş ı ğ ı kesilmek * tutku hâline getirmek. âş ı ğ a Bağ dad sorulmaz * bir ş eye çok istekli olan kimsenin. deyi ş lerini sazla söyleyen. aş ı cı aş ı cı lı k * Aş ı cı nı n yaptı ğ ı iş . âş ı ğ ı n gözü kördür * kendisini aş ka kaptı ran kimse. âş ı kane * Âş ı ğ a yaraş ı r biçimde (olan). a ş ı yapmak. aş ı ğ ı cuk oturmak * iş i çok olumlu bir biçim almak. sevgilisinin kusurlar ı nı görmediğ i gibi. aş ı k atmak * yarı ş etmek. tutulmak. âş ı k * Bir kimseye veya bir ş eye karş ı aş ı rı sevgi ve bağ lı lı k duyan. . sözlü ş iir geleneğ ine bağ lı halk ş airi. * Aş ı yapan kimse. çevresinde olup bitenlerle de ilgilenmez. * Yapı çatı lar ı nda. o ş eyi elde etmedeki zorluklar ı hiçe saydı ğ ı nı anlatı r. tutkun (kimse). * Dalgı n. aş ı k kemiğ i * Aş ı k. * Halk içinde yetiş en. vurgun. arkadaş gibi bir seslenme. aş ı k * Baldı r kemiğ i ile eklemle ş erek bileğ in belli baş lı oynak merkezini olu ş turan. kalender (kimse). aş ı vurmak * bağ ı ş ı klı k veya tedavi amacı yla vücuda a ş ı vermek.aş ı taş ı * Taş durumundaki aş ı boyası .

aş ı lama * Aş ı lamak iş i. * Aş ı latmak i ş i. aş ı lamak * Organizmada bağ ı ş ı klı k yaratmak veya yerle ş miş bir hastal ı ğ a karş ı koyabilmek için hazı rlanm ı ş bir a ş ı yı vücuda vermek. aş ı yapmak. * Bitkilerin aş ı yoluyla üretilmesi. telkin etmek. * Aş ı lamak iş ini yapt ı rmak. * Kendisine aş ı yapı lmı ş (bitki). aş ı ndı rma * Aş ı ndı rmak iş i. âş ı kta ş lı k etmek * karş ı lı klı seviş mek. ilkah. * Dokunduğ u cisimleri eriterek aş ı nması na yol açmak. aş ı lma * Aş ı lmak durumu. * Soğ uğ a sı cak. * Baş kas ı na hastalı k geçirmek. muaş aka. * Aş ı nmak iş i. * Soğ uğ a sı cak. * Erozyon.âş ı kta ş lı k * Karş ı lı klı seviş me. * Bu yolla elde edilmiş . * Aş ı lanmı ş (ağ aç). * Erkek hayvanı n diş isiyle çiftle ş mesi. * Yeni aş ı lanmı ş ağ aç. sı cağ a soğ uk su katma. * Birtakı m düş ünce veya duygular ı baş kası na benimsetmek. aş ı lanma * Aş ı lanmak iş i. * (bir yere) Pek çok gidip gelmek. aş ı nma . aş ı lanmak * Aş ı lamak iş ine konu olmak. aş ı ndı rmak * Aş ı nmak iş ine uğ ratmak. aş ı latma aş ı latmak aş ı lı * Herhangi bir hastalı ğ a kar ş ı aş ı lanmı ş olan (kimse). etkilemek. aş ı lmak aş ı m * Aş mak iş ine konu olmak. * Elde edilmesi istenilen herhangi bir ağ ac ı n bir parçası nı anaç üzerine kayna ş tı rarak üretmek. sı cağ a soğ uk su katmak. aş ı nı m * Aş ı nmak iş i.

* Beklenenin üstünde aş ı rı davranma eğ ilimi. aş ı rı bellem * Belleme yetisinin olağ anüstü bir durumda geliş miş olması . sı caklı ğ ı n dü ş mesine karş ı n bir s ı nı ra kadar erimi ş olarak kalması durumu. erozyon. önem veren. çok. yı pranmak. itikal. yerinden kopar ı lmaları veya eritilmeleri. * Bir ş eye gere ğ inden çok fazla bağ lanan. aş ı rı gitmek * ölçüyü kaçı rmak. * Ötede.* Yer kabuğ unu oluş turan kayaçları n. aş ı rma. baş ta akarsular olmak üzere türlü dı ş etmenlerle yı pratı lı p. düzleş mek. ötesinde. aş ı rı erime * Erime noktası ndan daha aş ağ ı bir ı sı derecesine düş mesine rağ men birtakı mş artlar altı nda bir s ı vı nı n kat ı la ş maması durumu. * Bir dinî tören sı rası nda veya cemaatle namaz kı lı ndı ktan sonra Kur'an'dan okunan on ayetlik bölüm. eriyebildiğ i kadar eriyen bir maddenin. * On sayı sı . usandı rmak. aş ı rı lmak * Politika alanı nda sağ veya sol görüş lerin en ate ş li ve y ı kı cı kanadı . . aş ı rı doyma * Belli sı caklı ktaki bir sı vı içinde. müfrit. aş ı nmak * Birbirine sürtünerek incelmek. * Aş ı nmı ş yer. aş ı rı uç aş ı rı cı lı k aş ı rı lı k aş ı rı lma * Aş ı rı lmak iş i. taş kı n. * Çı kı ntı lar ı silinmek. aş ı rı * Alı ş ı lan veya dayanı labilen dereceden çok daha fazla. * Bir ş eyin gere ğ inden çok olanı . fazla miktarda. aş ı rı taş ı rı * Çok aş ı rı . aş ı rı besi * Olağ anüstü nicelikte yemek yeme veya yedirme. aş ı ntı aş ı r aş ı ramento * Çalma. * Eskimek. * Gereğ inden fazla. * Aş ı rı olma durumu. aş ı rı duyu * Herhangi bir duyu organı yla ve özellikle dokunma duyusuyla sağ lanan her tür uyarana kar ş ı ola ğ an d ı ş ı bir duyarlı k gösterme durumu.

aş ı rma. aş ikâr olmak * belli olmak.* Aş ı rmak i ş ine konu olmak. belli. * Küçük kazan. * Siper. a ş ı k. * Aş ı lacak yer. intihal. aş ı rma * Aş ı rmak i ş i. aş ı rt ı aş ı rtma aş ı rtmak * Aş ı rma iş i. . * Bildik. apaçı k. belli ederek. aş ikâre aş ina * Açı kça. belli etmek. saklamadan. * Aş ı rtmak i ş i. * Aş ı rı lmı ş . * Herhangi bir hastalı ğ a kar ş ı aş ı lanmamı ş olan (kimse). aş ı rma kay ı ş * Bir çarkı döndürmek için kasnaktan kasnağ a geçirilen kuş ak biçimindeki kayı ş çember. aş ı rı ntı * Aş ı rı lmı ş olan (ş ey). dost. aş ı rmasyon * Çalma. * Açı k. aş ı rmac ı lı k * Baş kas ı na ait olan bir ş eyi izinsiz alma. * Tehlike içinde bulunan bir ş eyi acele kaç ı rmak. * Baş kas ı nı n eserinden parçalar al ı p kendininmiş gibi göstermek. arkadaş . belirginle ş mek. * Aş ı rmak. * Baş kalar ı nı n yazı ları ndan bölümler. kuytu yer. tanı dı k. * Aş ı rmak i ş ini yapt ı rmak. * Bir yazarı n ba ş ka bir yazar ı n eserinden konu veya biçim alması . aş ı sı z aş ı t aş ikâr aş ikâr etmek * açı klamak. * Kendisine aş ı yapı lmamı ş (bitki). aş ı rmak * Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden öte yanı na geçirmek. * Dağ geçidi. mı sralar al ı p kendininmiş gibi gösterme veya baş kaları nı n konuları nı benimseyip de ğ iş ik biçimde anlatma. meydanda olan. * Yapı çatı lar ı nda uzun mertek. bakraç. ortaya çı kmak. * Çalı p götürmek. kova.

* Derviş ler aras ı nda selâm sözü olarak kullanı lı r. * Aş ı rı sevgi ve ba ğ lı lı k duygusu. aş mak * Bkz. coş mak. sevi. * Kuş yuvası . aş k yapmak * cinsel iliş kide bulunmak. aş k olmayı nca meş k olmaz * güçlü bir istek olmayı nca hiçbir ş ey elde edilemez. mesken. aş inal ı k * Birbirini bilme. coş kunluk göstermek. oturulan yer.* Bilinen. zahire. tanı ş ı klı k. tanı ma. aş lama aş lamak * Bkz. aş ka düş mek * âş ı k olmak. Aş ı lama. Aş ı lamak. aş kı n * Belli bir süreyi aş mı ş . bir tutumun çok beğ enildi ğ ini bildirir. tanı dı k olan. aş kı ncı lı k * Birey ve evrenseli birleş tirmeye çal ı ş an ahlâkî nitelikli Amerikan felsefesi. seviş mek. fazla. * Çok. aş k aş k etmek * hı zla vurmak. * Sı rası gelince kullan ı lmak için saklanan yemeklik ş eyler. * Ev. * Tanı ş ı klı ğ ı gösterir davran ı ş . aş inal ı k göstermek * ilgilenmek. sitem bildirir. ötesine geçmiş . * Benzerlerinden üstün. tanı dı ğ ı nı belli etmek. bir tutum karş ı sı nda kı nama. * Aş mak iş i. aş k olsun * "Aferin" sözünden daha güçlü olarak bir davranı ş ı n. * Beğ enilmeyecek bir davranı ş . aş ma . * Dövüldükten sonra savrularak temizlenen ve kurutulan buğ day. aş lı k * Aş yapmak için hazı rlanan ve saklanan ş eyler. aş ka gelmek * bir ş eyi yapmak için büyük bir istek duymak. aş iret aş iyan * Oymak.

aş tı rma aş tı rmak aş ure * Buğ day. aş urelik * Aş ure yapmada kullanı lan. bitmek. onu gereğ i gibi kullanmas ı nı bilene yakı ş ı r. * Gizli dostluk. At at * Astatin'in kı saltması . onun tutumuna göre davrandı klar ı nı anlatı r. * Oynak. aş üfte aş üftelik -at at anas ı * Bkz. sona ermek. * (erkek hayvan) Diş isiyle çiftle ş mek. * Aş tı rmak i ş i. *İ simden isim türeten ek (Arapça çokluk eki): gidiş -at. sivri köş eli yuva. gelir-at vb. at ba ş ı (beraber) gitmek * eş it durumda olmak. * Aş ure dağ ı tmaya yarayan süslü kap. aş na * Aş ina. k ı lı ç kuş ananı n * her ş ey. nohut gibi taneleri. * Satrançta. kokot. binme. * Atgillerden. aş ure günü * Aş urenin piş irildi ğ i Muharrem ay ı nı n onuncu günü. at binicisine göre kiş ner * insanları n. * Aş üfte olma durumu. yük çekme veya taş ı ma gibi hizmetlerde kullanı lan memeli hayvan. at binenin (veya iş bilenin). . açı k saç ı k kadı n. * (süre) Geçmek. aş oz * Ahş ap gemilerin omurgaları nı n uzunluğ unca ve iki yan ı nda borda kaplamaları nı n en dar yüzünü yerle ş tirmek için açı lan keskin. atlar anası . aş na fiş ne * Gizli dost. * Aş mak iş ini yaptı rmak. her yönde siyahtan beyaza ve beyazdan siyaha bir hane atlayarak L biçiminde hareket eden taş . uzak veya geçilmesi güç bir yerin öte yanı na geçmek. kuru yemiş leri ş ekerle kaynatarak yapı lan bir tür tatlı .* Yüksek. baş lar ı nda bulunan kiş inin etkisi altı nda kalarak. * Görünmeden kaçmak. aş ure ayı * Muharrem ayı .

çiçekleri kokulu bir ağ aç (Aesculus hippocastanum). . at nalı kadar * (niş an. at ko ş turmak * çok geniş . veya bulmak.at cambazı * At alı p satan kimse. at kestanesi * At kestanesigillerden. sabit fikirlilik. * Sirklerde veya eğ lence yerlerinde. at oynatmak * atla hüner göstermek. at izi it izine kar ı ş mak * iyiyi kötüden ayı ramayacak kadar bir karı ş ı klı k ortaya ç ı kmak. meydan olur (bulunur). madalya. örneğ i at kestanesi olan bir bitki familyası . 15 ile 30 m yükseklikte. geniş yapraklı . değ erlendirememe. at kestanesigiller *İ ki çeneklilerden. elmas. at pazar ı nda eş ek osurtmuyoruz! * söyleneni dinlemeyene söylenen bir uyarma sözü. at üstünde hünerlerini gösteren kimse. at sine ğ i * Atı n tüyünün rengi. at h ı rsı zı gibi * kı lı k kı yafeti ve tutumu güven vermeyen (adam). meydan olmaz (bulunmaz). at meydanı * at koş ular ı nı n yapı ldı ğ ı meydan. at olmaz (bulunmaz) * gerekli ş artlar her zaman bir arada bulunmaz. at çevirmek * geri döndürmek. * Bu ağ acı n kestaneye benzeyen yemiş i. at ko ş turacak kadar * pek geniş . * yarı ş mak. * bildiğ i ve istediğ i gibi davranmak. alabildiğ ine rahat hareket edilebilecek yer ve ortam yaratmak. at gözlü ğ ü * Atları n koş um takı mı nda. at meydanı * At veya at arabaları koş ular ı nı n yapı ldı ğ ı yer. at çalı ndı ktan sonra ahı rı n kapı sı nı kapamak * iş iş ten geçtikten sonra önlem almaya kalkı ş mak. at olur. * Çevresinde olup bitenleri iyi algı layamama. at donu at gibi * vücudu iri yarı olan (kad ı n). plâka gibi gö ğ se takı lan ş eyler için) pek büyük. göz hizas ı nda bulunan korumal ı k.

atabek atabey * Bkz. * Soyda temel olarak babayı alan ve ailede çocuklar ı baba soyuna mal eden topluluk düzeni. özellikle Selçuklularda ş ehzadelerin e ğ itimi veya ba ğ ı msı z olarak bir eyaletin yönetimi ile görevli vezir. atadan babadan görmek * gelenek hâlinde eskiden beri bilmek. tayin etmek. atı lı m yapmak. ataklı k atalet * Atak olanı n durumu veya atakça i ş . at. cür'et. tayin. atamak ataman * Birini bir göreve getirmek. atac ı lı k * Uzaklarda bulunan ve birçok kuş aktan beri görünmeyen birtakı m özelliklerin yeni bir kuş akta birden ortaya ç ı kması . sı ğ ı r ve domuzları n bacak ve kuyruk aralar ı nda yaş ayan. at var. ite ot vermek * bir iş i ters yapmak. * Geveze. * Eski Türk devletlerinde. cür'etkâr. atak * Düş üncesizce her iş e atı lan. * Tembellik. uzunluğ u 8 mm kadar olan. ataya çekme. atabey. eklem bacaklı bir sinek türü (Hippobosca equina). * Atı lı m. hamle. * Atamak iş i. akı n. * Dedelerden ve büyük babalardan her biri. atal ı k atama . babalı k. ama kullanma imkânı yok. ata * Baba. atak atak yapmak * akı n yapmak. *İ ş sizlik. hücum. kanatları büyük ve küt. iş siz kalma. yapmak. davranı ş . * Saldı rı . patriarkal. yalancı .* Çift kanatlı lardan. iş lemezlik. meydan yok * yapacak güç var. * Ataya yakı ş ı r davranı ş . pederş ahîlik. saldı rı ş . ataerki ataerkil * Ataerki temeline dayanan. ata et. * Eskiden Rus Kazakları n ba ş buğ una verilen unvan. pederş ahî. atavizm. uygulamak.

millî egemenli ğ i. * Soy at yetiş tiricisi. tayin edilmek. ş iryan. * Tutacak. uygulamalar ve ilkeler bütünü. Atatürkçülük * Atatürk'ün düş ünce ve uygulamaları ndan kaynaklanan. at sergileri gibi çalı ş malar. * Ataş enin görev yaptı ğ ı yer. birbiri ile uyumlu amaçlar. Atatürkçü * Atatürkçülük yanlı sı olan (kimse).atanma * Bir göreve getirilme. * Spermayı idrar yoluna salan iki kanal. Türk Devleti'nin bağ ı msı zlı k ve bütünlü ğ ünü. darbı mesel: Ayağ ı nı yorganı na göre uzat. atavizm atbal ı ğ ı atçı atçı lı k * Soy at yetiş tiriciliğ inde yapı lan at koş uları . evrensel ağ ı rl ı klı . atari atarkanal atasözü * Bilgisayarlarda basit programlarla düzenlenmiş bir oyun türü. atanma yapmak * tayin etmek. * Bu ilkeye bağ lı lı k. akla. çağ daş olmayı amaçlayan. kiş i özgürlüğ ünü. tayin edilme. sol karı ncı ğ ı ndan vücudun di ğ er bölümlerine kan taş ı yan damar. ate * Atacı lı k. ataraksiya * Hiçbir heyecan veya zihin etkisiyle uyarı lmayan ruh dinginli ğ i. atardamar * Kalbin sağ karı nc ı ğ ı ndan akciğ erlere. acı ya olduğ u kadar kı vanca kar ş ı da ilgisizlik. atanmak * Bir göreve getirilmek. Kemalist. satsan satı lmaz vb. * Uzun deneme ve gözlemlere dayanı larak söylenmiş ve halka mal olmu ş söz. * Su aygı rı . ataş ataş e * Bir elçiliğ e bağ lı uzman. . ataş elik * Ataş e olma durumu veya makamı . Atsan at ı lmaz. geleceğ e yönelik. bilime ve gerçeğ e dayanan. atavik * Atacı lı kla ilgili. elçilik uzman ı .

* Patlayı cı silâhları n at ı lması . * Kı rmı zı . hı nç. ateist ateizm * Tanrı tanı mazlı k. ateş çı kmak . * Gümüş balı ğ ı . ateh getirmek * bunamak. atölye. ateş böceğ i * Kı n kanatl ı lardan. karanlı kta ı ş ı ldama özelliğ i olan böcek (Lampyris noctiluca). * Tehlike. atefleksiyon * Döl yatağ ı nı n biçiminin bozulmas ı . acele davranmak.* Ateist. * Vücut ı sı sı . * Isı tma veya piş irme için kullanı lan yer veya araç. * (ateş li silâh) patlamak. ateş basmak * kı zarmak. ateş balı ğ ı * Sardalye. bunaklı k. alev renginde olan. * Coş kunluk. * Tutuş muş olan cisim. öfkelenmek. s ı kı lı p baş ı na kan yürümek. ateş açmak * ate ş li silâhla mermi atmaya ba ş lamak. atelye aterina ateş * Bkz. co ş mak. önüne geçilemez. acele etmek. tutuş mak. felâket. acı . heyecanlanmak. ateş bacayı (veya saça ğ ı ) sarmak * bir olay. * Öfke. ateh * Bunama. hı rs. ateş almak * yanmak. ateş böcekleri * Kı n kanatl ı lardan. * telâş lanmak. ateş almaya mı geldin? * uğ radı ğ ı yerden hemen gitmeye kalkan kimseye sitem olarak söylenir. örneğ i ateş böceğ i olan böcekler takı mı . tehlikeli bir durum almak. * Yanı cı cisimlerin tutu ş mas ı yla beliren ı sı ve ı ş ı k. od. ihtiyarlı k yüzünden alı k duruma gelme. * Tanrı tanı maz. * Büyük üzüntü.

çalı ş kan. * (sonradan) çok çalı ş kan.* Bkz. ateş olmayan yerden duman çı kmaz * küçük de olsa birtakı m belirtilerin önemli olaylara i ş aret olduğ unu anlatı r. ateş çiçeğ i * Ballı babagillerden. ateş kı rmı zı sı * Yanan ateş in rengi. çalı ş kan ve becerikli. * çok öfkeli olmak. ateş kesmek * ateş li silâhlarla yap ı lan atı ş a son vermek. hareketli. ateş saçmak . ateş gecesi * Hristiyanlarda 24 Hazirana rastlayan Yahya yortusunun. ateş kayı ğ ı * Ateş bal ı ğ ı avlamak için kullanı lan ve içinde ate ş yakı lan kayı k. ateş parçası * Ateş in bir bölümü. becerikli. ateş püskürmek *ş iddetli. yangı n çı kmak. ateş gibi yanmak * ateş i yükselmek. bu ateş in üstünden atlamak ve çevresinde oynamak yolu ile kutlanan bir önceki gecesi. meydanlarda ateş yakmak. * Çok yaramaz (çocuk). öfkeli konu ş mak. * Çok canlı . ateş püskürmek. ateş gemisi * Eski çağ larda düş man gemilerini yakmak için özel bir biçimde yapı lmı ş . ateş gibi * çok sı cak. ateş düş tüğ ü yeri yakar * bir acı yı onu çekenden baş kası tam anlayamaz veya aynı ölçüde üzülemez. ateş kı rmı zı sı renginde çiçekler açan bir süs bitkisi (Salvia splendens). içi yakı cı maddelerle dolu gemi. * Yangı n söndürmede kullanı lan tulumbayı taş ı mak için kullanı lan büyük ve geniş kayı k. ateş kesilmek * çok kı zgı n davranı ş larda bulunmak. ateş hattı * Savaş ta en ilerideki birliklerin ellerindeki silâhlarla ateş açabilecekleri hat. hareketli ve becerikli olmak. ateş etmek * ateş li silâhlarla mermi atmak. * kı pk ı rmı zı . ateş olsa cirmi kadar yer yakar * hasmı n pek önemsenmediğ ini anlat ı r. ateş pahası * Çok pahalı . * zeki.

ateş e dayanı klı * aş ı rı ı sı dan zarar görmeyen. sinirlenmek. ateş e atmak * bile bile çok tehlikeli bir iş e giri ş mek. coş mak. * Osmanlı larda ş enlikler için donanma fi ş eklerini hazı rlayan kimse. * bir yeri kasten yakmak. soba gibi yerlerde kullanı lan. * Fabrika. * Ateş le hüner gösteren oyuncu. ateş vermek * tutuş turmak. ateş tuğ lası * Ocak. ateş in * Ateş li. . lokomotif gibi ateş le iş leyen yerlerde ocaklara kömür atı p ateş in sürekli yanmas ı nı sağ layan ateş çi kimse. ateş çilik * Ateş çinin iş i. * çevresindekilere ağ ı r sözler söylemek. ateş i baş ı na vurmak * çok öfkelenmek. ateş e vermek * ateş içine sokmak. ateş yağ dı rmak * ateş li silâhlarla aralı ks ı z mermi atmak. ateş e dayan ı klı tuğ la.* çok kı zmak. ateş e vurmak * bir yemeğ i piş mek üzere ocağ a koymak. ateş i uyandı rmak * sönmek üzere olan ateş i canland ı rmak. vapur. ateş i düş mek * (hasta için) ateş i geçmek veya azalmak. coş kun. çok öfkelenmek. ateş e tutmak * az ı sı tmak. ateş e vursa duman vermez * pek cimri olanlar için söylenir. * aş ı rı telâş a ve sı kı ntı ya düş ürmek. kundak sokmak. ateş i çı kmak (veya yükselmek) * (hasta için) vücut ı sı sı olağ andan çok artmak. * üzerine ateş li silâhla mermi atmak. * bir ülkeyi savaş a sokarak veya kargaş a ve karı ş ı klı k yaratarak sı kı ntı ve yı kı ma uğ ratmak. ateş ! ateş baz * ateş etmek için verilen komut.

* Vücut ı sı sı artmak. ateş li * Ateş i olan. ş iddetlenmek. bı rakı ş ma. heveslendirmek. * Kı ş kı rtmak. kı ş kı rtmak. yanmayı azaltmak. hararetli hararetli. ateş le barut bir yerde durmaz * biri kı z. ateş le oynamak * pek tehlikeli bir iş le uğ ra ş mak. ateş leme * Ateş lemek iş i. coş kulu. yakmak. ateş ler içinde * (hasta) çok ateş li bir durumda. ateş li ateş li * Yoğ un ve heyecanlı bir biçimde. ateş lendirme * Ateş lendirmek i ş i. ateş letmek * Ateş lemek iş ini yapt ı rmak. * Coş kun. * Patlayı cı maddeleri ate ş lemekte kullanı lan cihaz. coş turucu. ateş lemek * Tutuş turmak. * Coş mak. biri erkek iki gencin bir yerde yalnı z baş ları na kalmaları nı n sakı ncalı olduğ unu anlatmak için söylenir. . * Cinsel istekleri güçlü olan. ş iddetlendirmek. ateş leyici * Ateş leme niteliğ i olan. tüfek gibi patlayı cı maddeleri patlatmak. ateş kes * Savaş an iki kuvvetin karş ı lı klı olarak savaş ı durdurması . ateş lendirmek * Coş turmak. ateş ini almak * yüksek vücut ı sı sı nı düş ürmek.ateş ine (veya nârı na) yanmak * bir kimse yüzünden zarara uğ ramak. * derece ile ateş i ölçmek. * Top. ateş letme * Ateş letmek iş i. ateş lenmek * Ateş lemek iş ine konu olmak. kı zı ş mak. ateş lenme * Ateş lenmek iş i. mütareke. * acı yı .

isnat. uydurmacı lı k. ihsan. atı cı lı k atı f atı fet atı k atı k atı k kâğ ı t * Kâğ ı t. isnat etmek. yükleyerek. atı cı *İ yi niş an alan. ateş ten gömlek * acı . * Bazı ateş li silâhlar kullanarak yap ı lan spor. * Ateş yakı lan veya konulan yer. kayra. ası lsı zş eyler uydurup söyleyen. * Yalancı . atfen atfetme * Atfetmek iş i. * Atları . ba ğ ı ş . ateş perest * Ateş e tapan. * Karş ı lı k beklemeden gösterilen sevgi. * Atı cı olma durumu. tek parmaklı memeliler familyası . * Atı lmı ş . yüklemek. atı k su * Evlerde. * Yöneltme. üzüntü veren. çevirme. atgiller atı alan Üsküdar' ı geçti * fı rsatı n kaç ı rı lı p artı k yap ı lacak bir ş ey kalmadı ğ ı nı anlat ı r. * Yöneltmek. at ı lan. * Mal ederek. dayanı lmaz. *İ yilik. tüfek gibi silâh. iş yerlerinde kullanı mdan dolayı kirlenen ve bina dı ş ı na sevkedilen pis su. çevirmek. eş ekleri ve zebraları içine alan. s ı kı ntı lı durum.ateş li silâh * Patlayı cı madde aracı ile mermi atan top. atı l . attı ğ ı nı vuran kimse. lütuf. ateş lik ateş lilik * Ateş li olma durumu. inayet. atfetmek * Bir iş i veya bir sözü bir kimseye mal etmek. * Süt veya yoğ urt çalkamaya yarar küçük yayı k. *İ li ş kili bulma. * Yalancı lı k. iş leme sürecinden veya kullanı mdan sonra arta kalan ve kâğ ı t veya karton üretiminde ve kâğ ı t hamuru yapı mı nda tekrar kullanı lan kâğ ı t veya karton parçaları .

atı lgan * Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan. * (kalp. atı mcı lı k atı mlı k * At ı mcı nı n iş i. atı p (veya atmak) tutmak * bir kimse veya bir ş ey için kötü konuş mak. atı mcı * Pamuğ u. * Patlamak. yünü yay veya tokmak gibi bir araçla kabartma. hallaç. * abartmalı konuş mak. hücum etmek. * Saldı rmak. atı lı m *İ leri at ı lma. aylak. birden bir davranı ş ta bulunmak. * Etkisiz. iş e yaramaz. * Bir silâhı n mermisini amaca ulaş tı rmak için gereken iş ve bilgi. hücum. atı lı ş atı lma atı lmak * Atı lmak i ş i veya biçimi. atı nı sa ğ lam kazı ğ a ba ğ lamak * eş eğ ini sağ lam kaz ı ğ a bağ lamak. * Bkz. * Hı zla ilerleme. çarp ı ş . * Durumunu geliş tirme gücü gösteren. * Herhangi bir konuda ilerleme çabası . atı lma iş i. atı lganlı k * Atı lgan olma durumu. ba ş lamak. * Silâhı doldurmaya yetecek veya en az bir atı m yapabilecek barut miktarı . *İ ş siz. * Sayı kazanmak amacı yla yapı lan atı lı ş . nabı z için) Vuruş . ditme iş ini yapan kimse. at ı lı m yapan. atı lma. * Atı lmak i ş i. hamleci. yazacak söz veya bilgi. süreduran. atı lı mcı atı m atı n ölümü arpadan olsun * çok sevilen bir ş ey yapı lı rken veya sevilen bir yiyecek yenilirken sonuç kötü de olsa katlanı lacağ ı nı anlatı r. * Atmak iş i. * Giriş ken. . savlet. atı ş * Atmak iş i veya biçimi. * Atı lan bir ş eyin gidebildiğ i uzaklı k. * Atmak iş ine konu olmak. * Konuş acak. hallaçl ı k. hamle. hamle. * Bir iş e giriş mek. * Bir ş eye do ğ ru birden gitmek.* Tembel.

s ı rta veya boyna alı nan örtü. taş veya beton destek. ba ş a. * Bazı kadı n ayakkabı lar ı nda ve çocuk patiklerinde ayağ ı n üstünden geçen. atk ı * Soğ uğ a kar ş ı omuzlara. çevik. * Saz ş airleri. * Ağ ı z kavgası etmek. eski zamanla ilgili. * Çabuk hareket edebilen. argaç. * Çabuk davranan. * Eski. * Atı ş mak iş i. üst eş ik. ati * Gelecek. * Büyük yaba. atı ş tı rmak * Acele olarak yemek veya içmek. atk ı lı * Atkı sı olan. * Kapı ve pencerelerin yapı mı nda üst tarafa konan ağ aç. yandan iliklenen ince uzun parça. atı ş mak atı ş tı rma atı ş tı rma yeri * Ayaküstü yemek yenilen yer.atı ş yeri atı ş ma * Silâh atma alı ş tı rmaları yapı lan yer. belli bir ayak üzerine birbirlerini küçük düş ürmek amacı yla karş ı lı klı deyiş söylemek. atkuyruğ u . * Saz ş airlerinin deyiş le tartı ş maları . * Atı ş tı rmak i ş i. * Atkı lamak iş i. * Dokumacı lı kta mekikle enine atı lan iplik kumaş ı n en ipli ğ i. atk ı iplik atk ı lama atk ı lamak * Dokuma tezgâhları nda mekikle atkı atmak. poligon. çevik. atı ş tı rmal ı k * Atı ş tı rmaya yarayan. argaçlamak. * Kendisine dargı n olan bir kimseye barı ş ı km ı ş gibi söz söylemek. * (yağ mur veya kar) Serpiş tirmek. atik atik atik tetik atiklik * Çabukluk. çeviklik. * Dokuma tezgâhları nda mekikle enine at ı lan iplik.

inmek.* Atkuyruğ ugillerden. * Çı kmak. ayaküstü gelecek biçimde kendini b ı rakmak. atlama ta ş ı * Suyu geçerken üzerine bası p atlamak için konulan büyük taş . atlanma * Atlanmak iş i. atlamak * Bir engeli sı çrayarak veya fı rlayarak a ş mak. atlambaç atland ı rma * Atlandı rmak iş i. * Yanı lmak. * Bu biçimde en uzağ a atlamak veya en yükseğ i aş mak amacı yla yarı ş ı lan atletizm dalı . atlang ı ç. * (bası nda) Haberi zamanı nda verememek veya diğ er gazetelerden ö ğ renmek. atlangı ç * Suyu geçerken üzerine bası p atlamak için konulan büyük taş . atlama taş ı . atlama * Atlamak iş i. * Belirli bir yerden gerilip hı z alarak yapı lan sı çrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma veya belli bir yükseklikten a ş ı rma. aldanmak. atlama ta ş ı yapmak * daha iyi bir yere geçmek için bir durumu veya bir kimseyi araç olarak kullanmak. * Sı nı fı okumadan geçmek. sayı sayma gibi iş lerde bazı bölümleri bı rakı p geçmek. * Çocukları n atlama oyunu.70'e ayarlanabilen ve atlamalar için kullan ı lan beden eğ itimi aracı . ara bozanl ı k etmek. * Binmek. atlad ı geçti Genç Osman! * bir iş in bittiğ ini veya tehlikenin atlatı ld ı ğ ı nı anlatı r. kök sapı ömürlü olan. . * Okuma. atla arpay ı dövüş türmek (veya dalaş tı rmak) * fesat karı ş tı rmak. atlan ı lma * Atlanı lmak iş i. * Yüksek bir yerden alçak bir yere. atlan ı lmak * Atlanmak. * Genç kı zları n saçlar ı nı baş lar ı nı n arkası na toplayarak uç bölümünü kaldı rı p serbest bı raktı klar ı saç biçimi. örneğ i atkuyruğ u olan bir bitki familyası . atland ı rmak * Ata bindirmek veya binecek at vermek. daha çok nemli yerlerde yetiş en ve ilâç olarak kullanı lan bir bitki (Equisetum arvense). yazı yazma. atlama beygiri * Yüksekliğ i 1. atkuyruğ ugiller * Eğ relti otugillerden. atlama tahtası * Daha iyi bir duruma geçmek için araç olarak kullanı lan yer veya kimse.

bir ülkenin. * Aldatmak. atlet gibi. atlas kemi ğ i * Boyun omurları nı n üstten birincisi. * Kötü bir durumu geçiş tirmek. atlas çiçe ğ i * Uzun ve sarkı k yapraklı . * Yüzü parlak. . atlaya z ı playa * atlayarak. arada eş ekler ezilir * büyüklerin çatı ş ması ndan küçükler zarar görür. erkeksi kadı n. * Atlamak iş i yapı lmak. bir bölgenin fiziksel ve siyasî coğ rafyas ı ile ekonomi. atletik * Atletleri ilgilendiren. isteyerek. sı k dokunmuş bir tür ipekli kuma ş . * Bir konuyu açı klamak için hazı rlanmı ş resim veya levhalardan oluş mu ş kitap. * Savsaklamak. parlak kı rmı zı çiçekler açan kaktüs.atlanmak atlanmak * Ata binmek veya at edinmek. biçimli. * Savmak. * Vücudu geliş miş . atlat ı lma * Atlatı lmak iş i. atlatmak * Atlamak iş ini yapt ı rmak. * istekle. atlatma * Atlatmak iş i. atlas atlas * Dünyanı n. atlet * Atletizmle uğ raş an kimse. atlet fanilâs ı * Kolsuz erkek fanilâsı . atlar anası *İ ri yarı . atlas çiçe ğ igiller * Kaktüsgiller. atlat ı lmak * Atlatmak iş i yapı lmak veya bu iş e konu olmak. tarih gibi konularda toplu bilgi vermek için bir araya getirilmiş co ğ rafya haritaları derlemesi. * (bası nda) Baş ka ilgililerden önce bir haberin yayı mlanmas ı nı sağ lamak. atlar tepi ş ir. atlar nallanı rken kurbağ alar ayak uzatmaz * küçükler büyüklerin yanı nda hadlerini bilmelidir.

atma Recep. *İ çki içmek. * Sözle sataş mak. uçaklar vb. * (kalp. * Bir ş eyi yere doğ ru bı rakmak. gülle. farkı ndayı z. atlama. dı ş arı ya çı karmak. atmak . * Binek atı kullanan asker veya asker sı nı fı . *İ stenilmeyen bir ş eyi kendi malı olmaktan çı karmak. atma * Atmak iş i. * Koymak. çarpmak. * Çı karmak. dı ş ar ı ya vermek. * Uzatmak. * Bir cismi bir yöne doğ ru fı rlatmak. * Yerleş tirmek. ilgisini kesip uzaklaş tı rmak. * Çatlamak. süvari. din kardeş iyiz * söylediklerin hep yalan (veya abartma). çevikliğ i. atl ı karı nca * Yere dikilmiş bir eksen çerçevesinde döndürülen ask ı lara takı lı oyuncak atlar.atletizm * Beden gücünü. yı rtı lmak veya yapı ş ı k olduğ u yerden ayrı lmak. göndermek. * Yazı lı veya banda alı nmı ş bir metinden baz ı bölümleri çı karmak. * (kurş un. kı lı ç) Vurmak. * Kullanı lması gelenek hâline gelmiş bir ş eyi kullanmaktan vazgeçmek. ava alı ş tı rı labilen küçük bir yı rtı cı kuş (Accipiter nisus). ok gibi ş eyleri) Hedefe iletmek. * (bir kimseyi) Uzaklaş tı rmak. tokat. atl ı spor * At üzerinde yapı lan bütün sporları n genel adı . yetenekleri geliş tirmeye yarayan koş u. * (yapı lmı ş kötü bir i ş i birine) Yüklemek. atmaca * Kartalgillerden. * Ata binmiş kimse. bir kenara koymak. * Sapan. * Örtmek.den oluş an bir eğ lence aracı . * Patlayı cı maddelerle havaya uçurup yı kmak. kestirerek söylemek. tüfek gibi silâhlar için) Patlatmak. * (sı kı ntı dolay ı sı yla) Giyilen bir ş eyi ç ı karmak. atl ı kovalarcası na * gereksiz yere acele ederek. * (sille. * (zaman bildiren tümleçlerle) Geri bı rakmak. ağ ı rl ı k kaldı rma ve atma gibi. * Bir yerden baş ka bir yere taş ı mak. nabı z gibi kan dolaş ı mı ile ilgili organlar için) Vurmak. * (top. atl ı karı nca *İ ri bir karı nca türü (Ponera grandis). * Bilmeden. * Yalan veya abartmalı söz söylemek. * Değ erini eksiltmek. * Yay ve tokmakla ditmek. tek baş ı na yapı lan vücut çalı ş malar ı . * Kovmak. ilgisini kesmek. kabartmak. atl ı * Atı olan.

atom çekirdeğ i * Atomun çekim kuvvetinin etkisiyle. 150 C de deniz yüzeyinde. atmasyoncu * Uydurmacı . palavra. sperma. atom ça ğ ı * Atom enerjisinin insanlı ğ ı n hizmetine girdi ğ i çağ . * Haykı rmak. atom bombası * Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucu enerji olu ş mas ı temeline dayanan bomba. atom enerjisi * Atom çekirdeklerinin parçalanması ndan veya hafif atomları n kaynaş ması ndan olu ş an büyük enerji. * Göndermek. sahiplenmek. halka biçiminde adacı k. *İ çinde yaş anı lan ve etkisinde kal ı nan ortam. 76 cm uzunlu ğ unda ve tabanı l cm 2 olan cı va sütununun ağ ı rl ı ğ ı (l kg 33 gr). palavrac ı (kimse). bir tek türü ise bir kimyasal ögeyi oluş turan * (eski Yunan filozofları na göre) Gerçeğ in son. * Yeri veya herhangi bir gök cismini saran gaz tabakası . mercan ada. atm ı k atmosfer * Erkeklerin cinsel organı ndan salgı lanan madde. bı rakmak. * Götürmek. * Mercanları n bir araya toplanması ile olu ş muş . atom reaktörü * Nükleer parçalanma sonucu oluş an enerjiyi kontrol etmekte kullan ı lan düzen. bozulamaz diye tasarlanan temel ögeleri. alı ş mak. er suyu. yollamak.* (renk için) Solmak. gaz yuvarı . ba ğ ı rmak. hava. atmasyonculuk * Atmasyoncu olma durumu. atol atom parçacı k. bel. proton ve nötronlardan olu ş an pozitif elektron yüklü merkez bölümü. meni. cevvî. atom ağ ı rl ı ğ ı * Herhangi bir atomun 16 sayı sı ile gösterilen oksijen atomuna göre ağ ı rlı ğ ı . . atmosferik * Atmosferle ilgili. atom numarası * Bir atom çekirdeğ inin içinde bulunan protonları n sayı sı . * Birkaç türü birleş ince çe ş itli kimyasal birleş ikleri (molekülleri). atmasyon * Uydurma. atmosfer bas ı ncı * Atmosferin yeryüzünde bulunan her cisim üzerine yaptı ğ ı bası nç. * Bası nç birimi olarak kullanı lan. * Etkisi kaybolmak. çevresinde elektronlar dolaş an. * Söylemek. artı k bölünemez. * Hava yuvarı .

attı rmak Au aut geçmesi. mü ş terileri oyalay ı cı . * Atomla ilgili olan. atomculuk * Evrenin. * Bir hayvanı n bir baş ka hayvanı yemek için yakalamas ı . * Top oyunları nda topun kar ş ı takı m oyuncular ı nı n vuru ş uyla oyun alan ı nı n veya kale çizgisinin arkası na * Karada. atom sayı sı * Bir atom çekirde ğ inin içerisinde bulunan protonlar ı n say ı sı . * Atomla ilgili. attı rma * Attı rmak i ş i.atom santrali * Atomdan yararlanarak enerji elde eden fabrika. aktar. * Yeni bir bestecilik çı ğ ı rı na göre. atropin * Güzelavrat otundan çı kar ı lı p hekimlikte kullanı lan zehirli bir ilâç. attar * Bkz. atsan atı lmaz. atomik atonal atölye * Zanaatçı ları n veya resim. . atraksiyon * Gazino gibi yerlerde yapı lan. attı ğ ı tı rnak kadar olamamak * bir kimsenin sözü edilenden daha değ ersiz olduğ unu anlatmak için kullanı lı r. atomcu * Atomculuk yanlı sı (kimse). iş lik. denizde. ilgi çekici gösteri. atölye resmi * Bir iş in ayrı ntı ları nı gösteren ve atölyede yapı m sı rası nda kullanı lan 1/1 ölçüdeki teknik resim. av * Atmak iş ini yaptı rmak. attan inip eş eğ e binmek * bulunduğ u önemli görevden daha aş ağ ı bir göreve alı nmak. eğ lendirici. satsan satı lmaz * iş e yaramad ı ğ ı veya sı kı ntı verdi ğ i hâlde vazgeçilemeyen ş eyler ve kimseler için söylenir. * Altı n'ı n kı saltmas ı . atomal * Atomlarla ilgili olan. gölde veya akarsularda evcil olmayan hayvanları vurma veya yakalama iş i. ton ve makam temeline ba ğ lı kalmadan oluş turulan (beste). bölünmez parçaları n kümelenmesinden olu ş tuğ unu ileri süren öğ reti. heykel sanatları yla uğ raş anları n çalı ş tı ğ ı yer.

tav tavlanm ı ş * olan olmuş . avadanc ı * Eski Osmanlı sarayı nda bir s ı nı f hademe. iş le-v. * Halkı n aş ağ ı tabakas ı . gör-ev. -av / -ev * Fiilden isim türeten ek: sı na-v. avanak gibi davranmak. iş iş ten geçmi ş . avadanl ı k * Bir iş i yapmak. kopoy. avanağ a uygun düş en biçimde. * Avanak gibi. * Tuzağ a dü ş ürülen. av avlanmı ş . aval aval avam * Aptal bir biçimde. av köpe ğ i * Tazı . ödemeden sorumlu olanları n ödememesi hâlinde üçüncü bir kiş inin alacaklı lara senet bedelini ödeyeceğ ine iliş kin verdiğ i güvence. . bir aracı onarmak için kullanı lan alet tak ı mı . zağ ar gibi ava yard ı mcı lı k etmeye al ı ş tı rı lmı ş köpek. avangart * Öncü. aval * Saflı ğ ı sersemlik derecesine varan (kimse). aval * Ticarî senetlerde. av yasa ğ ı * Yı lı n av dönemi d ı ş ı nda kalan zamanda konulan yasak. av dönemi * Av hayvanları nı n avlanması veya bu amaçla kullanı lan av araçları nı n kullanı lması nı n serbest oldu ğ u yı lı n belirli bölümü. ava ç ı kmak * avlanmak için gitmek. bön. av kuş u * Avlanı lan kuş . avanakça davranı ş . av mevsimi * Av dönemi. öd-ev. türe-v vb.* Bu yollarla yakalanan hayvan. avanaklı k etmek * aptallı k etmek. aptal. * Kolaylı kla kandı rı labilen veya aldatı labilen. * Halk. avanak avanakça avanaklı k * Avanak olma durumu. kendisinden yararlanı lan kimse. aptal aptal. artı k yapacak bir ş ey yok.

* III. avantajl ı * Yarar sağ layan. yarar. beleş ten. *İ ş e yaramaz. avara avara avara kasnak iş lemek (veya dönmek) * hiçbir iş e yaramadan boş una. macera. * Kı yı ya dayanı larak sandalı n açı lması için kürekçilere verilen komut. avantacı lı k * Çı karcı lı k. avare . peş inat. avanta * Bir kimsenin. yüzyı llar aras ı nda Orta Avrupa'da yaş amı ş halk. kötü. yararlı (durum veya ş ey). yararsı z. * Bir geminin ba ş ka bir gemiden veya kı yı dan açı lmas ı . avans almak * öndelik almak. kâr. avans çekmek * öndelik çekmek.avans * Alacağ ı na sayı lmak üzere önceden yap ı lan ödeme. * Üzerinde döndüğ ü ve kendisini taş ı yan milden bağ ı ms ı z olarak çal ı ş an mekanizma. avantacı * Çı karcı . maceracı . . öndelik. avantür * Serüven. yüzy ı llar aras ı nda Moğ olistan'da VI. beleş çilik. Avar * Kuzeydoğ u Kafkasya'da Dağ ı stan Federe Cumhuriyeti'nde yaş ayan halk. avantaj * Üstünlük sağ layan ş ey. avaraya almak * o bölümün çalı ş ması nı durdurmak. avantüriyer * Serüvene atı lan. emek vermeden sağ ladı ğ ı kazanç. bedavacı . avantajsı z * Yarar sağ lamayan.VI. avans vermek * öndelik vermek. bedavac ı lı k.IX. beleş çi. . avantadan * bedavadan. Avarca * Avarları n kullandı ğ ı dil.

. * Yüksek ses. aylaklı k. * Bir ş eyi büyük bir istekle izleyen ve bulup ortaya çı karan. avareleş mek * Aylaklı k etmek. aylak dolaş mak. baş ı boş luk. baş ı boş . * Bir deniz yolculuğ unda geminin veya yükünün gördüğ ü zarar.*İ ş siz. avazı çı ktı ğ ı kadar * çok yüksek sesle. * Kazalar. sonralar ı ise sürekli olarak halktan toplanan vergi. parlak zehirli bir bitki (Adonis). iş siz güçsüz. kokusuz. * Baş ka hayvanları yakalamakta usta olan (hayvan). tümsekler. avcı hattı * Savaş ta düş mana doğ ru dağ ı larak ön safta ilerleyen asker toplulu ğ u. engeller. baş ı boş luk. yüzey biçimleri. avcı * Avlanmayı seven veya av ı kendine iş edinen kimse. i ş siz güçsüz. avare etmek * bir kimseyi iş inden al ı koymak. nara. avcı lı k etmek * avlanma ile uğ raş mak. avarelik avar ı z *İ ş sizlik. baş ı bo ş . avareleş me * Avareleş mek durumu. avarya avaz avaz avaz (bağ ı rmak) * var gücüyle bağ ı rmak. * Engebeler. aylak. avcı otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. avare dola ş mak * iş siz. * Osmanlı larda önceleri yalnı z olağ anüstü durumlarda. avcı uçağ ı * Düş man uçakları nı düş ürmek için kullanı lan uçak. belâlar. avcı eri * Piyade mangası nda her ere verilen ad. avare olmak * iş siz güçsüz dolaş mak. avcı lı k * Avcı olma durumu veya iş i. * Çeş itli sebeplerle dayanı klı lı ğ ı nı ve esnekli ğ ini kaybetmiş yapa ğ ı ve yün. tanı tan kimse. * Avcı lara özgü olan.

avlanma * Avlanmak iş i. avize biçiminde sarkı k. Amerika'dan dünyanı n her yanı na yayı lmı ş olan. geri gelmek. avdet etmek * dönmek. iri ve beyaz çiçekli bir süs a ğ ac ı (Yucca glosiosa). avcunu yalamak * umduğ unu ele geçirememek. avlanmak * Avı çok olan yer. geri gelme. avcuna saymak * peş in olarak ödemek. * (genellikle Musevîler için) İ slâm dinine dönmüş olan. ş amdanlı . avlak avlama * Avlamak iş i.avcu kaş ı nmak * halk inanı ş ı na göre eline bir yerden para geçeceğ i anla ş ı lmak. avdet * Dönüş . avisto avize * Ödenmesi gereken poliçelere yazı lan ve "görüldüğ ünde" anlamı na gelen bir terim. * Tuzağ a dü ş ürmek. * Voleybolda karş ı oyuncuları n boş bı raktı ğ ı ve yetiş emeyeceğ i yere topu yavaş ça indirip sayı alma. * Yardakçı lar. * Tavana ası lan. lâmbal ı . avcunun içine almak * bir kimseyi bask ı ve etkisi altı na almak. avize ağ acı * Zambakgillerden. bir ş eyi) çok iyi ve ayrı ntı lı olarak bilmek. kurnazlı kla kandı rmak. avdetî avene averaj * Ortalama. * Sayı fark ı . avcunun içi gibi bilmek * (bir yeri. billûr. avg ı n * Duvarda suyun geçmesi için bı rakı lan delik veya üstü kapal ı su yolu. avcunun içinde tutmak * ona istediğ ini yaptı racak güçte olmak. avlamak * Bir avı diri veya ölü olarak ele geçirmek. . cam veya metal süslü aydı nlatma aracı . av yeri.

* Kadı nları n öteberi satt ı klar ı pazar yeri. Avrupaî * Avrupalı lara vergi. avrat pazar ı * Cariyelerin satı ld ı ğ ı pazar. Avrupalı * Avrupa'da yaş ayan. Avrupalı lara benzer. * Avuçlayarak. Afş ar. * Karı . Avrupa ile ilgili (olan). davranı ş ve yaş antı lar ı nı benimsemek. Avrupa halkı ndan olan kimse. * Avlatmak iş ini yaptı rma. Avrupalı laş mak * Avrupalı lar ı n düş ünce. * Elin yarı yumulmuş durumu.* Avlamak iş ine konu olmak. avlu avokado avrat * Bir yapı nı n veya yapı grubunun ortası nda kalan üstü açı k. avlatma avlatmak * Avlanmak iş ini yapt ı rmak. para istemek. * Yarı yumulmu ş elin alacağ ı miktar. duvarla çevrili alan. Av ş ar avuç * Bkz. avuç (veya el) açmak * dilenmek. eş . ava çı kmak. Avrupalı lı k * Çağ daş olma. Avrupalı laş ma * Avrupalı laş mak. * (para için) Bol bol. * Kadı n. Avrupalı lar gibi. * Avrupa'ya özgü olan. av için dolaş mak. avuç avuç * Her defası nda bir avuç. düş ünce ve davranı ş ta bat ı ölçülerinde bulunma. * Amerikan armudu (Persea americana). yardı m istemek. avuç dolusu . pek çok. Avrupa kay ı nı * Avrupa'da yetiş en bir kayı n türü. * Ava gitmek. * Elin iç tarafı . avret * Ut yeri.

* (hayvan) Gebe kalmak. avurt * Yanağ ı n ağ ı z boş luğ u hizası na gelen bölümü. boş savunma. avurt satmak (veya avurt zavurt etmek) * beceremeyeceğ iş eyleri becerebilecekmiş gibi konuş mak. avuçla almak. *İ nsanı avutan ş ey. * Avukatı n yaptı ğ ı iş . avukat tutmak * adlî i ş lemleri gereğ ince yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu görevli kı lmak. avuntu. dar (yer). avukat * Hak ve yasa iş lerinde isteyenlere yol göstermeyi. * Oyalanmak. s ı kı ntı lardan uzakla ş mak. * Gerekmediğ i hâlde baş kası nı n savunması nı üstlenen kimse. mahkemelerde. avunma avunmak * Avunmak iş i. teselli. teselli bulmak. avunç * Acı nı n hafiflemesi veya unutulması . teselli etmek. korumay ı meslek edinen ve bunun için yasanı n gerektirdi ğ iş artları taş ı yan kimse. avurt ünsüzü . avuç içi kadar * pek küçük. avundurmak * Oyalanması nı sağ lamak. teselli. avurt ş iş irmek * yanağ ı n iç tarafı ndaki boş lu ğ u su veya havayla doldurup ş iş kin duruma getirmek. avuntu avurdu avurduna geçmek * çok zayı flamak. avundurma * Avundurmak iş i. devlet dairelerinde baş kaları nı n hakkı nı aramay ı . yetinmek. * Acı sı nı hafifletmek. avukatl ı k * Avukat mesleğ i. * Gereksiz. avuçlama * Avuçlamak iş i.* (para için) Pek çok. müteselli olmak. teselli. avuçlamak * Avuçla kavramak. acı sı nı unutturmak. avuç içi * Elin parmak dipleri ile bilek arası ndaki iç bölümü. * korkutucu büyük sözler söylemek. * Bir ş eyle u ğ ra ş arak acı sı nı unutmak.

yüksekten atmak. yüksekten atan. ağ rı veya ş aş ı rma. *İ simden isim türeten ek: kol-ay. teselli. * Art arda gelen iki yeni ay arası nda geçen süre. bal. * Avutan. yapa-y vb. Avustralya kara tavu ğ u * Serçegillerden. * Oyalamak. teselli eden. kamer. dene-y. açı k. Ay * Yer yuvarlağ ı nı n uydusu olan gök cismi. dal. yüz-ey vb. -ay / -ey. ay -ay / -ey * Birdenbire duyulan acı . avurtlar ı çökmek (veya avurtları birbirine geçmek) * çok zayı fladı ğ ı yüzünden belli olmak. avutucu avutulma avutulmak * Avutmak iş ine konu olmak. ürkme veya sevinç anlat ı r.* Dil ucunun ön damağ a veya art damağ a çarpmas ı ndan oluş an ve dilin yanları ndan akan ses: Dil. * Bir ayı n herhangi bir gününden ertesi ay ı n aynı gününe kadar geçen veya yaklaş ı k 30 gün olarak kabul edilen süre. avurtlu * Çalı m satan. düz-ey. Avusturyal ı * Avusturya kökenli olan (kimse). el. ay ağ ı lı * Ayı n aylası . ay aydı n. gün-ey. teselli etmek. erkeğ inin kuyruğ u lir biçiminde ve çok süslü bir Avustralya ku ş u (Maenura superba). bel. Avustralyalı * Avustralya kökenli olan (kimse). * Avutulmak iş i. hesap belli * anlaş ı lmayacak bir ş ey yok. avurtlamak * Büyülenmek. al kelimelerindeki l ünsüzü gibi. * (bir kimsenin acı sı nı veya s ı kı ntı sı nı ) Yatı ş tı rmak. avutma avutmak * Avutmak iş i. hale. hesap ortada. . * Çalı m satmak. * Yı lı n on iki bölümünden her biri. y * Fiilden isim ve sı fat türeten ek: ol-ay. avurtlama * Avurtlamak iş i.

ay parçası . Ay' ı n yer yuvarla ğ ı gölgesinde kalması . . teber. ay dede * (çocuk dilinde) Ay. ay bal ı ğ ı giller * Kemikli balı klar tak ı mı nı n çengel çeneliler alt takı mı na giren bir familya. Akdeniz'de yaş ayan bir balı k türü. ay balta * Ağ zı yarı m daire biçiminde olan balta. husuf. * Bkz. kamer takvimi. Ay tutulması * Yer yuvarlağ ı nı n Güneş ile Ay arası na girmesiyle. kuyruk yüzgeci hilâl biçiminde olan. 3 m boyunda. mehtap. ay dönümü * Aybaş ı . ay takvimi * Ayı n gökyüzündeki görünen hareketine ve evrelerine göre düzenlenen takvim. ay ı ş ı ğ ı * Ayı n yeryüzüne verdiğ iı ş ı k. ay karanl ı ğ ı * Bulutlar arkası nda kalan ay ı n yaydı ğ ı hafif ayd ı nl ı k. ay dedeye misafir olmak * gece açı kta yatmak. ay modülü * Gözlem araçları nı içinde taş ı yan. ay çekirde ğ i * Ay çiçeğ inin tohumu. ay örümce ğ i * Ay modülü. geceyi açı kta geçirmek. ay harmanlanmak * ayı n çevresinde ayla oluş mak. kemer balı ğ ı (Mola mola). görünü ş ü balı k ba ş ı na benzeyen. * Genellikle vakit geçirmek için içi yenen kuru yemiş çe ş idi. pervane balı ğ ı . aya * Türk bayrağ ı ndaki ayça ve beş ı ş ı nlı yı ldı zdan olu ş mu ş simge. ay evi ay gibi * Ayla.ay bal ı ğ ı * Ay balı ğ ı gillerden. ay araş tı rmaları için kullanı lan ve ay yüzüne yumuş ak iniş yapan araç. * Ayı n dolunay durumundaki parlak durumu. ay parçası (gibi) * (kadı n veya kı z için) çok güzel. ay yı ldı z ay yı lı * Ayı n on iki kez yeni aydan yeni aya gelmesi için geçen süre (354 gün 8 saat).

aya ğ ı ile (veya kendi ayağ ı ile) gelmek * kendi isteğ iyle gelmek veya emek çekilmeden elde edilmek. * Yaprakları n düz ve parlak bölümü. . aya ğ ı (veya ayakları ) dolaş mak * yürürken telâş tan ayakları birbirine takı lmak. * saygı göstermek için oturma durumundan ayak üzeri durumuna geçmek. * bir taş ı ta binip yaya yürümekten kurtulmak. aya ğ ı yerden kesilmek * ayağ ı yere de ğ mez olmak. aya ğ ı na bağ vurmak * önüne bir engel çı karmak. aya ğ ı na bağ olmak * (biri) bulunduğ u yerden ayr ı lmas ı na veya yapt ı ğ ı iş i sürdürmesine engel olmak. aya ğ ı uğ urlu * geldiğ i yere uğ ur getirdiğ ine inan ı lan (kiş i). aya ğ ı alı ş mak (veya alı ş mamak) * bir yere sürekli gitmek (veya gitmemek). avuç içi. aya ğ a kalkmak * ayakları üzerinde durmak. heyecanlanmak.* Elin parmak dipleriyle bilek arası ndaki iç bölümü. telâ ş a kap ı lmak. * (hasta) iyi olmak. aya ğ ı (veya ayakları ) suya ermek * bir gerçeğ i anlayarak akl ı baş ı na gelmek. yolu düş mek. * bağ ı ş lanmak için yalvarmak. aya ğ ı yürüten baş tı r * halkı n düzen içinde çal ı ş mas ı nı baş takiler sağ lar. ayak tabanı . aya ğ a dü ş mek * iş e ilgisiz ve yetkisiz kimseler karı ş mak. * telâş lanmak. aya ğ a kald ı rmak * telâş ve heyecana düş ürmek. aya ğ ı na (veya ayakları na) kapanmak * alçalı rcası na yalvarmak. aya ğ ı düş mek * Bkz. aya ğ a fı rlamak * hı zla ayağ a kalkmak. dikilmek. iyileş mek. aya ğ ı na (veya baca ğ ı na) geçirmek * aceleyle bir ş eyi giymek. aya ğ ı düze basmak * güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek. aya ğ ı üzengide * hemen yola çı kmak üzere olan.

aya ğ ı na gitmek * alçak gönüllülük ederek veya saygı göstererek birinin yanı na varmak. sayg ı gözetmeksizin birinin yan ı na gelmesini sağ lamak. aya ğ ı na ip takmak * bir kimseyi çekiş tirmek. * iş yapmakta olan birine engel olmak. aya ğ ı na çelme takmak * biri yürürken ayakları arası na ayak uzatı p düş ürmek. yorulmadan yapmak. fesle ğ en ister (veya takar) baş ı na * yoksulluğ una bakmayarak süs ve gösteriş yapmak ister. yürümesine engel olmak. yarı sevinçle söylenen söz. aya ğ ı nı (veya ayaklar ı nı ) öpeyim * yalvarı rı m. aya ğ ı nı bağ lamak * engel olmak. aya ğ ı nı denk almak * baş kalar ı nı n kendisine yapmas ı ihtimali bulunan kötülüklere karş ı uyan ı k davranmak. aya ğ ı nı (veya ayaklar ı nı ) alt ı na almak * tek bacağ ı nı (veya bacakları nı ) kı vı rı p üzerine oturmak. aya ğ ı na dolanmak (veya dolaş mak) * baş kas ı na yapmayı tasarladı ğ ı kötülük kendi baş ı na gelmek. ilgiyi kesmek. gitmeye üş enmek. aya ğ ı nı alamamak * ağ rı veya uyu ş ma dolayı sı yla ayağ ı nı oynatamamak. * alı ş ı lan bir yere gitmekten kendini alamamak. * (birinin) iş inde yükselmesine engel olmak. * dikkat. * emek çekilmeden elde edilmek. aya ğ ı na çağ ı rmak * yanı na gelmesini istemek. aya ğ ı nı çekmek * sı k sı k gitti ğ i bir yere artı k uğ ramaz olmak. aya ğ ı na getirmek * sı ra. aya ğ ı na dü ş mek * çok yalvarmak.aya ğ ı na çabuk * bir yere alı ş ı landan daha kı sa sürede gidip gelen. soğ uk su mu dökelim? * ender gelen bir konuğ a yarı sitem. aya ğ ı na gelmek * alçak gönüllülük göstererek birinin yanı na gelmek. . aya ğ ı nda donu yok. aya ğ ı na ü ş enmemek * hamarat olmak. ayak iş lerini bı kmadan. aya ğ ı na s ı cak su mu. aya ğ ı na kira istemek * gelmeye nazlanmak.

aya ğ ı nı n altı na karpuz kabuğ u koymak * bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle iş inden uzakla ş tı rmak. aya ğ ı nı n bastı ğ ı yerde ot bitmez * uğ radı ğ ı yere bereketsizlik. aya ğ ı nı n pabucu olamamak * değ erce ondan çok aş ağ ı olmak. uğ ramamak. aya ğ ı nı n pabucunu baş ı na giymek * dengi olmayan bir kimseyle evlenmek. aya ğ ı nı giymek * ayakkabı sı nı giymek. * ölmek üzere olmak. aya ğ ı nı kaydı rmak * bir yolunu bulup birini iş inden veya görevinden uzaklaş tı rmak. uğ ursuzluk getirir. ardı ndan baş kaları nı n da gelmesine yol açmak. * bir yerden uzaklaş mak üzere bulunmak. aya ğ ı nı n (veya ayaklar) altı nda * (yüksek bir yerden) geniş bir alanı görür durumda. * baş kas ı nı bir yere artı k uğ ramaz duruma getirmek. aya ğ ı nı n tozu ile * yoldan gelir gelmez. * değ ersiz bir kimseyi üstün bir yere geçirmek. aya ğ ı nı n bağ ı nı çözmek * kar ı sı nı boş amak. .aya ğ ı nı denk basmak * dikkatli ve uyanı k davranmak. aya ğ ı nı n tozunu silmeden * henüz yoldan gelmiş ken. * serbest davranması nı engelleyen iliş kilere son vermek. * halk inanı ş ı na göre bir kimsenin gelmesi. aya ğ ı nı kesmek * bir yere gitmez olmak. henüz dinlenmeden. aya ğ ı nı yorganı na göre uzatmak * giderini gelirine uydurmak. aya ğ ı nı tek almak * bir iş te iyi düş ünüp dikkatli davranmak. aya ğ ı nı n türabı olmak * bir kimse baş ka bir kimseye kul gibi bağ lanı p onun her emrini yerine getirmek. aya ğ ı nı sürümek * verilen bir iş i ağ ı rdan almak. aya ğ ı nı n altı na almak * tekme ile dövmek. aya ğ ı nı n (veya ayakları nı n) altı nı öpeyim * "pek çok yalvarı rı m" anlamı nda kullanı lı r. aya ğ ı nı vurmak * ayakkabı ayağ ı nı yara etmek.

ayak ba ğ ı * Bir yere veya bir iş e gidilmesine engel olan ş ey. bağ lanmak. * Birtakı mş eylerin yerden yüksekçe durması nı sa ğ layan dayak. ayak bile ğ i * Baldı r kemikleriyle tarak kemikleri aras ı nda bulunan ve yedi kemikten oluş an ayağ ı n arka bölümü.4 cm değ erinde İ ngiliz uzunluk ölçüsü birimi. uğ ramamak. * 30. ayakta toplanan meclis. * ilk kez gitmek. ayak iş i ayak izi * Birtakı m getir götür i ş leri. ayak diremek * bir düş ünceyi. * Halk edebiyatı nda uyak. ulaş mak. bayağ ı . ayak çekmek * kandı rmaya çalı ş mak. * (bir yere veya mesleğ e) girmek. ayak ayak üstüne atmak * otururken bir bacağ ı nı ötekinin üstüne almak. * girmek. * Yarı m arş ı n veya 30. * Herhangi bir zemin üzerinde ayağ ı n bı raktı ğ ı iz. uğ ramak. * Büyük bir ı rmağ a kar ı ş an ikinci derecedeki akarsular ı n her biri. * Aş ağ ı düzeyde. ayak atmamak * bir yere hiç gitmemek. * Halk edebiyatı nda koş uklarda kı sa yedekli dizelere verilen ad. ayak basmamak * bir yere hiç uğ ramamak. ayak basmak * bir yere varmak.ayak * Bacakları n bilekten aş ağ ı da bulunan ve yere basan bölümü. kendi tutumundan ş aş mamak. . * Vücudun belden aş ağ ı bölümü. * Yürüyüş ün ağ ı rl ı k veya çabukluk derecesi. * (buzdolabı ölçülerinde) İ ngiliz ölçüsü fut'un kübü alı narak hesaplanan değ er. * Bir doğ runun baş ka bir doğ ruyu veya bir düzlemi kestiğ i nokta.5 cm uzunlu ğ undaki ölçü birimi. bir davranı ş ı sonuna kadar sürdürmek. * Ayakta yapı lan sohbet. destek veya bunlardan her biri. sı radan. ayak atmak * girmek. * Basamak. fut. ayak değ iş tirmek * talim yürüyüş ünde k ı sa bir adı m atmak yolu ile adı mları nı baş kaları nı nkine uydurmak. ayak divanı * Olağ anüstü durumlarda o anda bulunulan yerde padi ş ahı n katı lmas ı yla bir konuyu görü ş mek ve karara bağ lamak için yapı lan toplant ı . * Göl ayağ ı . gelmek. avutmak. * Bacak. kadem.

ayak yapmak * birini aldatmak. ayak yalı n * Yalı n ayak. ayak kirası . ayak tedavisi * Ayakta oluş an bir hastalı ğ ı n veya rahatsı zl ı ğ ı n tedavisi. * Ayakta tedavi. ayak uydurmak * yürüyüş te adı m atı ş ı nı baş kalar ı nı nkine uydurmak. ayak makinesi * Ayak yardı mı ile i ş letilen makine. ayak teri * Ayak parmakları arası ndan çı kan pis kokulu salgı . kandı rmak için dalavere çevirmek. ayak tutmak * mani yarı ş maları nda karş ı sı ndakine uyması gereken uyağ ı vermek. ayak satı cı sı * Gezgin satı cı . ayak tak ı mı * Görgüsüzlükleri veya bilgisizlikleri dolayı sı yla toplum içinde aş ağ ı durumda olan ki ş iler. ayak ucu * Yatanı n veya yat ı lan bir yerin ayak uzatı lan yönü. yeri. * Hizmet için bir yere gönderilen kimseye verilen ücret. ayak vermek * âş ı k at ı ş maları nda dinleyicilerden biri uyak belirtmek. ayakalt ı * Gelip geçenlerin çok olduğ u yer. * kendi gidiş ve davranı ş ı nı baş kası nı nkine benzetmek. * gönderilen yere isteğ i ile gitmemek. tarak. ayakalt ı na almak * hakir görülmek. ayak kiras ı * Bir haber veya eş ya getirene emeğ ine karş ı lı k verilen para. ayak sürümek * verilen bir iş i ağ ı rdan almak. gözden çı karı lmak. ayak tarağ ı * Bkz. ayak oyunu * Hile. . ayak teri.ayak keseri * Ayakta durarak ağ aç yontmaya elveri ş li uzun sapl ı keser. * Ayak parmak uçları nı n oluş turduğ u dar dayanak yüzeyi. ayak topu * Futbol.

ayakç ı n * Dokuma tezgâhları nda atkı ipliklerini hareket ettirmek için ayakla bası lan tahta ayaklı k. * Ayakkabı yapmaya elveriş li olan (deri. ayakkabı vurmak * (ayakkabı ) ayağ ı zedelemek. . merdiven basamağ ı .ayakalt ı nda bı rakmak * ezilmesine. ayakland ı rma * Ayaklandı rmak iş i. * Ayak iş lerinde kullanı lan kimse. ayağ ı rahatsı z etmek. ayakkabı cı * Ayakkabı yapan veya satan kimse. pabuç. toprakbastı . korumamak. ayaklama * Ayaklamak iş i. * Ayakkabı satı lan yer. ayaklanma * Ayaklanmak iş i. ayakkabı lar ı nı çevirmek * konuk ayakkabı ları nı gidiş yönüne doğ ru düzgün biçimde sı ralamak. ayakkabı dolabı . ayakbast ı * Bir yere dı ş ar ı dan gelen insan ve eş yadan alı nan vergi. * Dokuma tezgâhı ayaklı ğ ı . * Birçok kimsenin cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine kar ş ı gelmesi. k ı yam. ayaklanmak * (çocuk için) Yürümeye baş lamak. ayaklamak * Ayakla ölçmek. * Gezici satı cı . * Çocukları n. yok olması na göz yummak. * Bir iş süresince tutulan hizmetçi. isyan. ayakalt ı nda dolaş mak * bir iş e yaramadı ğ ı hâlde herkesin i ş ine engel olacak biçimde ortalı kta dola ş mak. ba ş kaldı rma. cambazları n ayakları na tak ı p yürüdükleri çifte sı rı k. ayakçak * Merdiven. pabuççuluk. * bazı davranı ş larla konuğ u gitmeye zorlamak. ayakland ı rmak * Ayaklanmak iş ini yapt ı rmak. çerçi. ayakkabı cı lı k * Ayakkab ı cı nı n iş i. kösele gibi ş eyler). ayakkabı lı k * Ayakkabı konulan yer. lâstik gibi dayanı klı maddelerden yapı lan ayak giyece ğ i. pabuççu. ayakç ı ayakkabı * Özellikle sokakta ayağ ı korumak için giyilen ve altı kösele.

ayakl ı canavar * Çok hareketli. ayaklı * Ayağ ı olan. ayakları nısürümek * güçlükle yürümek. * Taban. * (birçok kimse) Cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine karş ı gelmek. ayaks ı z ayaks ı zlar * Omurgalı hayvanlarda amfibyumlar sı nı fı nı n en ilkel yapı lı türlerini içine alan bir tak ı m. ayakları geri geri gitmek * bir yere gönülsüz. gürültü yapmamaya özen göstererek yürümek. ayakları nı yerden kesmek * bir taş ı ta binerek yürümekten kurtulmak. cin gibi çocuk. istemeye istemeye gitmek. pedal. baş kaldı rmak.* (hasta için) Yürüyebilir duruma gelmek. çok ş ey okumuş ve öğ renmiş olan. * Uyanmak. ayakl ı kütüphane * Pek çok konuda bilgisi olan. ayakl ı koş ma * Halk ş iirinde müstezat tarz ı nda söylenen deyi ş . baş lar ayak olmak * değ ersiz kimseler baş a geçip. ayakl ı mani * Cinaslı ayaklarla söylenen bir mani türü. çi ğ nemek. uyanı p kalkmak. sorulan her soruya cevap verebilen kimse. ayaklar ba ş . * Ayağ a kalkı p gitmeye davranmak. * Ayakçak. * Bir destekle yere dayanan. ayakl ı k * Ayakla iş letilen makinelerde ayağ ı n bastı ğ ı yer. ayaklar alt ı na almak * önem verilmesi gereken ş eyleri hiçe saymak. sessiz. isyan etmek. ayakları na (veya aya ğ ı na) kara su (veya sular) inmek * uzun süre ayakta kalmak veya yürümekten çok yorulmak. * Ayak basacak yer. ayakları nı n (veya ayağ ı nı n) ucuna basmak * çok yavaş . * Ayağ ı olmayan. ayakta . * Ayakla iş letilen. ayakları dolaş mak * yürürken ayakları birbirine takı lmak. yaramaz. ayakları yere değ memek * çok sevinmek. değ erli kimseler ise en geride bı rakı lmak. ayağ ı nı sürümek.

yoldaş . apaçı k. tuvalet. * Telâş lı . * yı kı lmamak. ayakta tutmak * oturtmak gerekirken oturtmamak. ayakta tedavi * hastanı n yatağ a yatı rı lması gerekli görülmeyerek kendisine ayakta yapı lan tedavi. çökmesine engel olmak. ayakta durarak. * değ erini yitirmemek. ayaküzeri * Ayaküstü. ayaktan * (kesim hayvanları için) canlı olarak. * Oturmadan. açı k. helâ. * Acele olarak. abdesthane. ayaktaş ayakucu ayaküstü * Arkadaş . ayakyolu ayal * Karı .* Ayağ a kalkmı ş durumda. yı kı lması na. kademhane. festfut. *İ leri gelenler. ayan beyan * Besbelli. ayar . bilinir olmak. aç ı k seçik. eş . ayakta kalmak * oturacak yer bulamamak. ayakta uyumak * aş ı rı dalgı n. * bozulması na. ayandon * 18 Ocak'ta baş layan bir f ı rtı na. kenef. memiş hane. * Hazı r yemek. kı sa sürede. ayakta tutmak *oş eyin sürekliliğ ini sağ lamak. önemini korumak. * Senato üyeleri. ş aş kı n veya yorgun olmak. ayan âyan * Belli. * Yeryüzünde bir noktada çekülün gösterdiğ i doğ rultudaki alt yön. *İ nsanı n besin artı klar ı yla idrarı nı boş alttı ğ ı yer. * bir kuruluş un yaş aması nı sa ğ lamak. çökmemek. heyecanlı . ayan olmak * belli olmak. hempa.

ayarlanma * Ayarlanmak iş i. * Kandı rmak. * (altı n ve gümüş için) Belli bir ayarı olmayan. * (altı n ve gümüş için) Belirli bir ayar ı olan. ayartan. düzeltilmiş . ayart ı cı lı k * Ayartı cı nı n yaptı ğ ı iş . ayarlanmak * Ayar edilmek. * Ölçüsüzlük. ayarı bozuk. ayars ı z * Ayarı yapı lmamı ş . * Ahlâk. * Baş tan çı karan. ayarlama * Ayarlamak iş i. düzensiz. ayar etmek * (bir aygı tı n) çalı ş ması nı düzeltmek. ayarlatmak * Ayar ettirmek. * Değ er derecesi. * Bir iş veya bir davranı ş ta gereken ölçü. doğ rulamak. * Davranı ş lar ı ölçüsüz. ayars ı zlı k * Ayarsı z olma durumu. *İ ş leri birbiriyle çatı ş mayacak veya zamanı nda bitirecek biçimde düzenlemek.* Bir aygı tı n gereken iş i yapabilmesi durumu. ayarlatma * Ayarlatmak iş i. ayart ı ayart ı cı * Baş tan çı karma. cı vata ve musluk aksamı nı sı kı ş tı rmak amacı yla kullanı lan. * Altı n. ayarlı * (saat ve makine için) Ayarlanmı ş . doğ ru çal ı ş ması sa ğ lanmı ş . ayarcı * Esnafı n kullandı ğ ı ölçü aletlerini denetleyen görevli. gümü ş gibi madenlerden yapı lmı ş ş eylerin saflı k derecesi. ayarlı pense * Vida. düzenli. * Bir aygı tı belli bir i ş yapabilecek duruma getirmek. ayar ı bozuk * Belli bir ayarı olmayan. doğ ru yoldan saptı ran. . karakter veya aklı yerinde olmayan. düzenli iş ler duruma getirmek. düzensizlik. birbirine uygun duruma getirilmek. ayarlamak * Bir ölçünün doğ rulu ğ unu belli bir örneğ e göre düzeltmek. do ğ ru. ağ ı z açı klı ğ ı ayarlanabilen özel alet. * Saatler için belli bir yere göre kabul edilmiş olan ölçü.

ayartmak * Baş tan çı karmak. ayazlandı rı lma * Ayazlandı rı lmak durumu. ayaz vurmak * (sebze ve meyveler için) donmak.ayart ı lma * Ayartı lmak iş i. * Duru. ayaz pa ş a kol geziyor * dı ş ar ı da çok soğ uk var. ayartma * Ayartmak iş i. eline bir ş ey geçmemek. do ğ ru yoldan sapt ı rmak. ayaz kesmek * uzun süre soğ ukta kalı p üş ümek. ayazlama * Ayazlamak iş i. ayart ı lmak * Ayartmak iş ine konu olmak. sakin havada çı kan kuru so ğ uk. * Ayazda kalı p üş ümek. * (hava ve gece için) Soğ uk. çalı ş tı ğ ı yerden ayı rı p ba ş kas ı nı n yanı nda çalı ş maya kandı rmak. * boş yere beklemek. ayazlandı rı lmı ş rakı * Halk inanı ş ı na göre sı tma tedavisinde kullanı lmak üzere rakı nı n açı larak balkonda veya dı ş arı da bekletilmiş hâli. * Birini. ayazlanma * Ayazlanmak iş i. ayazda kalmak * soğ ukta kalmak. * Kandı rmak. ayazlanmak ayaz . ayazlamak * (hava) Ayaza çevirmek. ayazlandı rı lmak * Ayazlanması sa ğ lanmak. eline bir ş ey geçmemek. ayazlandı rmak * Ayazlanması nı sağ lamak. * Boş yere beklemek. ayazlandı rma * Ayazlandı rmak durumu. ayaza çekmek * kı ş ı n kuru so ğ uk artmak.

mimarlı kta çizim için kullanı lan özel bir kâ ğ ı t. * Kültürlü. aybeay * Aydan aya. ileri düş ünceli (kimse). ay ay olarak. . * Ayı n ilk günü. tahtaboş . yurdumuzda çok yetiş tirilen bir bitki. gün çiçeğ i. ayda yı lda bir * çok seyrek olarak. ayazlatma * Ayazlatmak iş i. günebakan. ayd ı nlanmak * Aydı nlı k olmak. * Kolayca anlaş ı lacak kadar açı k (söz veya yazı ). * Yüzü yay biçiminde bir çeş it keser. ay dönümü. * Bir sorun üzerine gereğ i kadar bilgi edinme. vazı h. aydemir ayd ı n * Iş ı k alan. * Bir sorun üzerine gereğ i kadar bilgi edinmek. görgülü. ayça * Ayı n ilk günlerinde aldı ğ ı yay biçimi. saydam. ayçöreğ i *İ çine tarçı n. ayçiçeğ i yağ ı * Ay çiçeğ inden ç ı karı lan yağ . karş ı sı na konulan e ş it ı ş ı k kaynakları nı n sayı sı ile orantı lı olarak ayd ı nlı k görünmesi. okumuş . * Rumları n kutsal sayd ı klar ı kaynak veya pı nar. * Bir yüzeyin. münevver. ayçiçeğ i * Birleş ikgillerden. ayd ı nlanma * Aydı nlanmak iş i. tenevvür etmek. ayba ş ı olmak * (kadı nı n) ayda bir döl yata ğ ı ndan kan gelmek. ayazlatmak * Soğ ukta bekletmek. * Bayrak ve sancak direklerinin tepesindeki pirinçten yapı lmı ş ay yı ldı zlı süs. gündöndü (Helianthus annuus). ceviz konularak ay biçiminde yapı lmı ş çörek. tenevvür. hilâl. balkon. âdet görmek. * Bu bitkinin yağ çı karı lan tohumu. * Ayı n ilk günü. ı ş ı kl ı . aydı nlı k. * Ayazda soğ utmak. sarı renkli çiçeğ i çok iri olan. alem. ayazlı k ayazma ayba ş ı * Evlerde serinlemek için kullanı lan önü açı k yer.* Ayazda bı rakı lı p soğ umak. taraça. ayd ı nger * Parlak yüzeyli.

ayd ı nlatı lma * Aydı nlatı lmak i ş i. ayet * Kur'an surelerini oluş turan cümlelerden her biri. güçlü (kimse). aygı n bayg ı n * Güçsüz. cihaz. çok yorgun. * Birkaç aletin uygun biçimde eklenmesinden olu ş turulan ve bazı belli deneylerin yapı lmas ı na yarayan takı m. lüksmetre. aygı r gibi aygı t * Birçok parçadan yapı lmı ş alet. vurgun. * iri yarı cüsseli. ı ş ı k. ayd ı nlatma * Aydı nlatmak iş i. aygı r deposu * Aygı rları n bak ı ld ı ğ ı büyük ahı r. saf. cihaz. . * Iş ı k alan. ayd ı nlatmak * Karanlı ğ ı giderip görünür duruma getirmek.ayd ı nlatı cı * Aydı nlı k verici. ayd ı nlatı lmak * Aydı nlatmak iş ine konu olmak. aygı n * Bitkin. ayd ı nlı kölçer * Aydı nlı klar ı ölçmeye yarayan ayg ı t. * Kolay anlaş ı lacak derecede açı k olan. * Vücutta belirli bir görevin sağ lanması na yarayan organları n hepsi. * Bir yapı nı n ortası na gelen oda ve öbür bölümlerin ı ş ı k alması için. * Bir sorun üzerine bilgi vermek. * Bir sorunla ilgili gerekli bilgileri veren. damı n ortas ı ndan zemine kadar açı lan boş luk. temiz. aygı r * Damı zl ı k erkek at. ay-gün takvimi * Güneş in görünen hareketlerine göre düzenlenen takvim. * Kötülükten uzak. * Sahnelerin ı ş ı klandı rı lması iş i. ay-gün yı lı * Hem ay evreleri değ iş imi hem de güneş in gökyüzündeki görünen hareketi göz önüne alı narak düzenlenmiş olan takvim yı lı . bitkin. * Duyguda ölçüyü kaçı rmı ş . ayd ı nlı k * Bir yeri aydı nlatan güç. vaz ı h. * Kendinden geçercesine âş ı k.

uyanı k. * Ayı cı nı n iş i.ay ı * Memelilerin et obur takı mı ndan. ay ı klamak ay ı cı lı k ay ı giller ay ı k . * kaba. mesleğ i. kaba ve hoyrat (kimse). ay ı klama * Ayı klamak iş i. kaba ve anlayı ş sı z (kimse). ay ı gördüm. y ı ldı za itibarı m (veya minnetim) yok * bir ş eyin en iyisine alı ş tı ktan sonra ondan aş ağ ı olanlar beni doyuramaz. ay ı boğ an ay ı cı *İ ri yarı . * Kaba saba. tüylü bir bitki (Arbutus uva ursi). bir çocu ğ a el ş akas ı yapması veya gücünü onda denemesi karş ı sı nda ay ı plama yollu söylenir. * Ayı oynatmayı iş edinen kimse. iri gövdeli hayvan (Ursus arctos). ay ı kla pirincin taş ı nı ! * bir iş in pek karı ş ı k ve içinden ç ı kı lmaz durumda oldu ğ unu anlatmak için kullanı lı r. * Anlayı ş lı . * Sert. * Sarhoş lu ğ u veya baygı nl ı ğ ı geçmiş olan. ay ı bal ı ğ ı * Fok. * Sarhoş lu ğ u geçmiş bir biçimde. yurdumuzda boz türü bulunan. ay ı yürüyü ş ü * Gergin kol ve bacaklarla dört ayak yürüme. ay ı yavrusu ile oynuyor * iri ve yetiş kin birinin ufak tefek birine. beş parmaklı . ay ı görmeden bayram etme * bir iş gerçekle ş meden ona oldu gözüyle bakı lı p sevinilmemelidir. tabanlar ı na basarak yürüyen. birini soldan kullanma biçimi. ay ı üzümü * Fundagillerden. ayı lar ı içine alan bir familya. ay ı gibi * iri yarı . ay ı gülü *İ ki çenekliler sı nı fı nı n düğ ün çiçeğ igiller familyası ndan bir ş akayı k türü (Peconia corollina). anlay ı ş sı z (kimse). ay ı bacağ ı * Çift yan yelkenlerden birini sağ dan. ay ı bı nı yüzüne vurmak * birinin kusurunu yüzüne söylemek. küçük taneli yemiş ler veren. * Memeli et oburlardan.

kendine gelmek. Osmanlı alfabesinde yirmi birinci harf. * aş ı rı ölçüde sinir bunalı mları geçirmek. . temizlemek. bayg ı nl ı k gibi bir durumdan kurtulmak. *İ çki içmiş bir kimsenin duyduğ u ba ş ağ rı sı ve sersemlik. ay ı kulağ ı * Çuha çiçeğ inin bir türü (Primula auricula). ay ı klatmak * Ayı klamak iş ini yaptı rmak. çiz-eyim. kendine gelmek. -ay ı m / -eyim *İ stek kipi tekil 1. ay ı lı k * Kabalı k. mahmurluk. * Bir görevde gereksiz görülenleri iş inden ayı rmak.ı stı fa. oku-y-ayı m. ay ı klanmak * Ayı klamak iş ine konu olmak. kaba davranı ş . * Aklı baş ı na gelip gerçeğ i görmek. gereksiz veya istenmeyen taneleri veya maddeleri ay ı rı p çı karmak. akl ı baş ı na gelmek. * Yaş ayan varlı klarda ortamı nş artları na en iyi uyan türlerin veya bireylerin üreyip kalmas ı . * Ayı ltmak iş i. bekle-y-eyim vb. ay ı ltı ay ı ltma ay ı ltmak ay ı n on dördü * Dolunay. * Sarhoş luk. uyamayanlar ı n yok olması . ay ı klatma * Ayı klatmak iş i. ay ı lma ay ı lmak * Ayı lmak iş i. kiş i eki: yaz-ayı m. ay ı klanma * Ayı klanmak iş i. ay ı lı k etmek * kaba davranmak. ay ı klı k * Ayı k olma durumu. uyanmak. i ş e yaramayan.* Bir ş eyin içinden. ay ı kmak * Ayı lmak. * Ayı lması nı sağ lamak. ay ı lı p bayı lmak * birini kendinden geçercesine sevmek. ay ı n * Arap alfabesinde on sekizinci.

* Utanç veren. ay ı p * Toplumun ahlâk kuralları na ayk ı rı olan. * Ayı bı . eksiklik. ay ı nı n kı rk türküsü var. ay ı plama * Ayı plamak iş i. takbih. . utanı lacak durum veya davranı ş . ay ı rı m * Cisimleri. ay ı planma * Ayı planmak iş i. ay ı ngacı * Tütün kaçakçı sı .ay ı n on dördü gibi * yüzü çok güzel (kadı n veya kı z). * Kusur. ay ı nları çatlatmak * bu harfin gösterdiğ i Arapçaya özgü sesi gı rtlakta boğ umlamaya çalı ş mak. ay ı raç ay ı ran ay ı rı cı * Ayı rma özelliğ i veya gücü olan. ay ı ptı r söylemesi * "bunu söylemek size karş ı saygı sı zl ı k olacak. miyar. takbih etmek. * Iş ı ğ ı yal ı n ögelerine ay ı rma özelliğ i olan. tütün. kusuru olan. ay ı plamak * Kı namak. ay ı p etmek (veya yapmak) * yakı ş ı ksı zca davranmak. kı rkı da Ahlat üstüne * bir kimsenin hep aynı ş eyi veya hikâyeyi anlatması karş ı sı nda söylenir. birleş ime veya ayrı ş ı ma u ğ ratarak niteliklerini belirtmede kullanı lan madde. ay ı planmak * Ayı plamak iş ine konu olmak. ay ı plı ay ı ps ı z * Ayı bı . ama söylemek zorundayı m" anlamı nda özür dilemek için kullan ı lı r. * övünmek gibi olması n ama. ay ı nga * Kaçak tütün. ay ı ngacı lı k * Tütün kaçakçı lı ğ ı . ay ı p yerler * vücutta örtülü tutulması gereken yerler. kusuru olmayan.

ay ı rmaç ay ı rmak * Bir ş eyi benzerlerinden ay ı rt etmeye yarayan durum veya öge.* Ayı rmak iş i. mümeyyizlik. * Ayı rmak iş ini yaptı rmak. * Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak. ay ı rı m yapmak * eş it davranı ş ta bulunmamak. ay ı rı m yaratmak * farklı lı k çı karmak. ay ı rt edilmek * Ayı rt etmek iş ine konu olmak. temyiz etmek. ay ı rı mlamak * Ayı rı m yapmak. nüans. mavi. . *İ ki veya daha çok kimse arası ndaki anlaş mayı . ay ı rma * Ayı rmak iş i. mümeyyiz. * Farklı davranmak. beyaz veya menek ş e renginde çiçekler açan. ay ı rtmanlı k * Ayı rtmanı n görevi. * Seçmek. ay ı rtı ay ı rtma ay ı rtmak ay ı rtman * Sı navlarda. saklamak. * Bölmek. soruları n hazı rlanması ndan notları n verilmesine kadar bütün de ğ erlendirme çal ı ş maları na kat ı lan görevli. ay ı t * Mine çiçeğ igillerden. ay ı ya kaval çalmak * anlayı ş sı z bir kimseye bir ş ey anlatmaya çal ı ş mak. ikilik ortaya atmak. farika. uzlaş mayı bozmak. * Ayı rtmak iş i. * Aynı cinsten olan ş eyler arası ndaki ince fark. * (bir ş ey veya yeri) Bir ş ey veya kimse için kullanmayı belirlemek. fark gözetmek. Akdeniz çevresinde yeti ş en. tefrik etmek. hayı t (Vitex agnus-castus). ay ı rı mlama * Ayı rı m yapmak iş i. 1-2 m boyunda bir ağ aççı k. * Nitelik değ iş ikliğ ini anlamak. tahsis etmek. ay ı rt etmek * Birkaç ş eyi birbirinden ayı ran niteliğ i anlamak. ay ı yı vurmadan postunu satmak * henüz ele geçmemiş bir ş ey üzerinde hesap yapmak. * Bir yeri bir engelle bölmek. * Birbirinden uzaklaş tı rmak. fark gözetmek.

ayinicem aykı rı aykı rı doğ rular * Aynı düzlemde bulunmayan doğ rular. bo ş oturmak. * Mevlevî ve Bektaş î tekkelerinde kadı n ve erkeğ in birlikte katı ld ı ğ ı . avare. mugayeret.ayin * Dinî tören. aykı rı lı k * Aykı rı olma durumu. aylakl ı k * Aylak olma durumu. muhalefet. ters. aylakç ı * Temelli iş i olmayan iş çi. ters. aylak aylak olmak * boş ta olmak. * Mevlevî tekkelerinde okunan ağ ı r bestelerin biçimi. yapacak bir i ş i olmamak. aykı rı olmak * ters olmak. aykı rı katmanlaş ma * Katmanları düzenli bir biçimde olmayan katmanlaş ma. karş ı t. . * Gidilen yol üzerinde olmayı p gidi ş yönüne ters düş en. aykı rı la ş ma * Aykı rı laş mak iş i. * Bazı kutsal kiş ilerin baş ı etrafı nda gösterilen ı ş ı k çevresi. iş sizlik. doğ ru diye bellenmiş e uygun olmayan. ters gelmek. avarelik. aykı rı lamak * Dikey olarak gelmek. * Bütün noktaları ayn ı düzlemde bulunmayan. boş gezen. ayla * Ayı n ve bazı yı ld ı zları n dolayı ndaki ı ş ı k çevresi. aykı rı lama * Aykı rı lamak i ş i. hale. ay ağ ı lı . avarelik. düz yoldan ayrı lmak. aykı rı la ş mak * Aykı rı duruma gelmek. * Çapraz. mugayir. ters düş mek. aylakç ı lı k * Temelli iş sahibi olmama durumu. *İ ş sizlik. *İ ş siz. zı t olmak. ibadet. bir ş ey yapmayarak. aykı rı düş mek * uygun gelmemek. kestirmeden gitmek. * Alı ş ı lmı ş a. *İ ş siz. dinî müzikli sohbet töreni.

aylanma * Aylanmak iş i. ayl ı kçı * Aylı kla çalı ş an kimse. aydan beri var olan. * Sürmek. kokar ağ aç (Ailanthus glandulosa). kötü kokan bir ağ aç. aylanmak * Bir yerin çevresinde dolanmak. boş oturmak. görevi karş ı lı ğ ı olarak veya geçimi için her ay ödenen para. * Ay olarak. bir ay için. ayl ı klı ayma aymak aymaz . ayl ı ğ a geçmek * çalı ş ması karş ı lı ğ ı olarak her ay belirli bir para alı nacak bir iş e baş lamak. aylarca kalmak. * Aylı k alan (kimse). ayl ı k * Birine. maaş lı . ayl ı k almak * bir aylı k çalı ş ma kar ş ı lı ğ ı nda para almak. aklı baş ı na gelmek. * Ayda bir kez yapı lan veya çı kan. * . ayl ı k vermek * aylı k olarak üstlenilen paray ı ödemek.. * Aylamak iş i. kı sa zamanda yetiş ip boy attı ğ ı için bir gölge ağ ac ı olarak dikilen. çalı ş mamak. * Karş ı lı ğ ı ayl ı kla ödenen. * Ayı dolduran bir süre geçirmek. * Ay ı ş ı ğ ı olan. * Kendine gelmek. iş siz güçsüz dolaş mak.. mehtapl ı . Avrupa'ya Çin'den getirilmiş . aylama aylamak * Beklemek. ayland ı z * Sedef otugillerden. * Gerçeğ i anlamak. * Çevresinde olup bitenlerin farkı na varmayan. * Aymak iş i. ayl ı * Üzerinde ay biçimi bulunan.aylakl ı k etmek * boş durmak. ayl ı k bağ lamak * emekli olan veya baş ka sebeplerle çalı ş mayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek. maaş . * gündelikten veya ücretten kadroya geçmek. * Bir ay içinde olan veya bir ay süren. * Baş ka geliri olmayı p yaln ı z aldı ğ ı aylı kla geçinen kimse. gafil. ay ı lmak. devam etmek.

* Küreğ in yassı uç bölümü. aynabakar * Büyük. iş ine hile karı ş tı ran. anı t ve çeş me gibi yerlere konan yazı lı veya yazı sı z süslü ta ş levha. yolunda. * Akı ntı ve anaforun birle ş tiğ i yerde olu ş an su burgac ı . durgun. * (atlarda) Diz kapağ ı . kı rmı zı ms ı mavi renkli bir erik türü. ayna gibi aynac ı lı k aynal ı aynal ı k tahtası * Sandalları n kı ç tarafları nda oturanı n sı rt ı nı dayaması na yarayan tahta. ş ey.aymazl ı k * Çevresinde olup bitenlerin farkı na varamama durumu. düz veya az yuvarlak kı ç bölüm. aynası zlı k * Aynası z olma durumu. * Doğ ramacı lı k ve yapı cı lı kta çerçeve içine geçirilen tahta veya taş levha. * Bir olayı . ayna taş ı * Yapı . bir durumu yansı tan. * Parlak yüzlü. *İ yi bir durumda. * (Karagöz oyununda) Perde. kötü. ayna tı rna ğ ı * Aynayı duvara tutturmak için kullanı lan nikel veya kromla kaplanmı ş metal parçası . biçimsiz. aynaz * Bataklı k. aynal ı k * Geminin ve bağ lı bulundu ğ u limanı n ad ı yazı lan. aynası z * Aynası olmayan. aymaza yakı ş acak durum. * dümdüz ve parlak. * Aynacı nı n yaptı ğ ı iş veya aynacı olma durumu. aynal ı sazan * Üzerinde az sayı da büyük pullar bulunan bir tür sazan balı ğ ı . . varl ı kları n görüntüsünü veren. * Hileci. * Gemilerde iş aretçi erlerin kullandı ğ ı dürbün. göz önünde canlandı ran olay. cilâlı ve sı rl ı cam. yakı ş ı ks ı z. ayn ayna * Göz. aynac ı * Ayna yapan veya satan kimse. gaflet. durum. * Iş ı ğ ı yansı tan. yakı ş ı klı . güzel. ters. * Aynası olan. * (deniz için) kı mı ltı sı z. * Polis. * Hoş a gitmeyen. yumurtamsı . çirkin.

olduğ u gibi. ayn ı kapı ya çı kmak * sonuç bakı mı ndan fark etmemek. * Kullanı lmaya veya harcamaya elveriş li. * Değ iş meyen. araları nda ayrı m olmayan. * Aynı lı k. * Ayı rt edilemeyecek kadar benzeri özdeş i. tı pkı sı . bununla birlikte. * Baş kas ı de ğ il. einsteiniyum. * Taş ı nı r veya taş ı nmaz üzerinde do ğ rudan doğ ruya egemenlik yetkisi veren ve herkese karş ı ileri sürülebilen * Aynı olma durumu. ayniyet. özde ş lik. ayn ı yolun yolcusu * kötü sonları birbirine e ş olan. * Birleş ikgillerden. * Yay ayraç. aynı düş ünceyi ileri sürmek. * Hiçbir değ iş iklik olmadan. taş ı nmas ı kolay eş ya. yine o. ayniyat ayniyet * Para olarak değ il. değ iş tirmeden. ayn ı lı k ayn ı sefa ayn ı yla aynî * Gözle ilgili. * Olduğ u gibi. ayn ı zamanda * Hem de. ayn ı ağ zı kullanmak * aynı ş eyi söylemek.aynaz aynen ayn ı * Köy oyunları nı yöneten kimse. madde olarak verilen. özdeş lik. aynı sonuca varmak. ayn ı telden çalmak * aynı ş eyi söylemek. . ayol ayraç * Daha çok kadı nları n kullandı ğ ı bir seslenme sözü. aynî aynî hak haklar. ayn ı potada erimek * benzer konuları ve sorunları birlikte dü ş ünmek veya değ erlendirmek. ayn ş tayniyum * Bkz. aynı yla. çiçekleri sarı renkli bir kı r bitkisi (Calendula arvensis).

sersem. ayrancı lı k * Ayran yapı p satma iş i. * (her biri) Ayrı olarak. ba ş ka türlü. ayr ı baş çekmek * topluluktan ayrı lı p kendi baş ı na iş yapmak. ayranlaş mak * Ayran durumuna gelmek. ayrancı * Ayran yapan veya satan kimse. ayranı m budur. ayr ı bası m * Genellikle bir dergide yayı mlanm ı ş bilimsel bir yazı nı n ayrı bir broş ür olarak bas ı mı . ayranlaş ma * Ayranlaş mak özelliğ i veya durumu. * Yalnı z. ayran * Süt veya yoğ urt yayı kta çalkalanarak yağ ı al ı ndı ktan sonra kalan sulu bölüm. * Her biri için. ası l konu ile ilgisi az olan bir bölüm sı kı ş tı rmak. * Baş ka. tek baş ı na olan. ayranı yok içmeye. değ iş ik. safdil. * Yoğ urdu sulandı rarak yapı lan içecek. coş mak. sersem. heterojen. ayr ı çanak yapraklı lar . ayr ı * Yerleri bir olmayan. atla (veya tahtı revanla) gider s ı çmaya * yoksulluğ una bakmadan gösteriş yapmaya kalkanları n gülünçlüğ ünü anlatmak için kullanı lı r. * aş ı rı bir cinsel arzu duymak. ayran delisi * Bön.ayraç açmak * söz veya yazı içine. ayran budalas ı * Aptal. ayr ı cinsten * Farklı yap ı da olan. ayran gönüllü * Çabuk âş ı k olan. ayranı kabarmak * öfkelenmek. ayr ı ayrı * Birbirinden ayrı olan. yarı sı sudur * yapı lan bir i ş in yar ı m yamalak olduğ u bildirilmek için kullanı lı r. ayran a ğ ı zl ı * Aptal. budala.

ayrı cal ı k tanı nan. müstesna. ayr ı ca * Ayrı olarak. ayr ı düş mek * birbirinden uzakta kalmak. * uyuş mamak. benzerlerine uymayan. kökü hekimlikte idrar söktürücu olarak kullanı lan yabanî bir bitki (Agropyrum repens). ayr ı gayrı bilmemek (veya ayrı sı gayrı sı olmamak) * birbirinden hiçbir ş ey esirgemeyecek durumda olmak. * Baş kalar ı na benzemeyen.* Çanak yaprakları birbirine bitiş miş olmayan bitkiler. ayr ı cal ı ksı z * Ayrı cal ı ğ ı olmayan. istisnası z. imtiyaz. ayr ı seçi yapmak * birkaç ş ey arası nda fark gözetmek. çarpı k. . * Bundan baş ka. istisnaî. * Kur'a dı ş ı . kural dı ş ı olan. istisna. müstesna. imtiyazlı . imtiyazsı z. ayrı tutulma. * Ayrı tutulan. ayr ı cal ı k tanı nmak (veya göstermek) * baş kalar ı ndan ayrı ve üstün tutmak. ayr ı ç ayr ı k * Yol kavş ağ ı . ayr ı cal ı ayr ı cal ı k * Baş kalar ı ndan ayrı ve üstün tutulma durumu. ayr ı tutmak * farklı davranmak. ayr ı taç yapraklı lar * Taç yaprakları birbirine bitiş ik olmayı p yan yana yer alm ı ş bulunan bitkiler. baş kalar ı na benzemeyen. ayr ı k küme * Ortak elemanları olmayan küme. ayr ı cası z * Ayrı tutulmadan. * Ayrı bir önem verilerek. müstesna. * Ayrı lmı ş . ayrı tutma. ayrı cal ı . ayr ı k otu * Buğ daygillerden. ayrı tutulan. iki yolun ayr ı ld ı ğ ı yer. * Ayrı k otu. ayr ı cal ı klı * Ayrı cal ı ğ ı olan. ayr ı cal ı k tanı nmayan. * Düzgün ve uygun olmayan. * Ayrı klı olma durumu. ayr ı klı ayr ı klı k * Ayrı tutulmuş .

ayr ı lı ş ayr ı lı ş mak * Birbirinden ayrı lmak. * (karı ve koca için) Evlilik birliğ ini bozmak. hiperbol) üzerinde hareket eden bir cismi.. * Kaplamları birbirinden ayrı olmakla birlikte aynı yakı n cinsin kaplam ı na giren kavramlar arası ndaki bağ lantı . ayr ı ks ı * Alı ş ı lagelmiş töre ve davranı ş lara aykı rı olan. teferrüt etmek. odağ a veya merkeze birleş tiren doğ runun büyük eksen ile yaptı ğ ı aç ı . görü ş veya duygu arası ndaki uymazlı k. ayrı duran. ayr ı lı ş ma * Ayrı lı ş mak i ş i veya durumu. munfası l. * Bir biçmeden geçen beyaz ı ş ı ğ ı n türlü renklerde görünmesi. ayr ı ks ı z * Hiçbir ayrı ğ ı olmadan veya hiçbirini ayrı k tutmaksı zı n. * Ayı rmak iş ine konu olmak. istisnas ı z..* Bir konik (elips. ayr ı ks ı ay * Ayı n yörüngesindeki en beri noktası ndan art arda iki geçi ş i arası ndaki süre fark ı . * Önermelerin birbirine bağ lanması iş leminde ya . bir kimseden. ayr ı lı ayr ı lı k * Ayrı lmı ş olan. * Bir yerden. ayr ı ks ı lı k * Ayrı ksı olma durumu. * Birinden uzak düş me. * Evlilik birliğ inin yargı ç karar ı ile geçici bir süre için kald ı rı lması . . ayr ı lanma * Ayrı lanmak durumu. daire. ya ve ya da ile gösterilen ili ş ki. * Ayrı olma durumu. parabol. ayr ı ks ı yı l * Yerin kendi yörüngesindeki günberi noktası ndan art arda iki geçiş i arası ndaki süre fark ı . teferrüt. bir ş eyden uzaklaş mak. * Düş ünce. ayr ı lanmak * Ayrı duruma gelmek. kendilerini taş ı yan nesnelerle. ayr ı la ş ma * Ayrı laş mak iş i. eksantrik. ilineklerin tözle bağ lantı sı . ayr ı la ş mak * Benzerleri arası nda ayrı bir yeri ve önemi olmak. kalı cı lı k kar ş ı tı . ayr ı lmak ayr ı lmazl ı k * Özelliklerin. * Ayrı lmak i ş i veya biçimi. mubayenet. bilâistisna. ayr ı lma * Ayr ı lmak i ş i.

senaryonun sahne ve ayr ı mlar ı nı n belirlendi ğ i. ayr ı mlı * Ayrı mı olan. aralar ı nda ayr ı m bulunan. olayı n tamamlanmı ş bir parças ı nı veren film bölüğ ü. tafsilâtlı . farkl ı la ş ma. ayr ı mlaş mak * Ayrı mlı duruma gelmek. * Bir veya daha çok sahne içinde geliş tirilip. farklı la ş mak. . bir ş eyi görmek. ayr ı ntı lı * Ayrı ntı sı olan. mufassal. * Edebiyat veya sanat eserlerinde bir bütünün ögelerinden her biri. benzer ş eyleri birbirinden ayı ran özellik.ayr ı m * Ayı rmak iş i. değ iş ik. tefrik. ayr ı ş ı m * Ayrı ş mak iş i. ayr ı ntı lara inmek * bir konuyu en küçük noktası na kadar inceleyip ara ş tı rmak. * Bir kimse veya nesnenin bir baş kası yla karı ş tı rı lmamas ı nı sağ layan ayrı lı k. konuş malar ı n son biçimini aldı ğ ı aş ama. teferruatlı . ayr ı ntı * Bir bütünün önemce ikinci derecede olan ögelerinden her biri. ayr ı ms ı zlı k * Ayrı msı z olma durumu. muhtelif. detayl ı . * Ayrı lma noktası . * Cinsleri ve türleri birbirinden ayı ran ana karakter. ayr ı ş ı klı k * Ayrı ş ı k olma durumu. cümle veya eş ya. baş lı ca karakterlerin ayrı ntı ları yla çizildiğ i. * Ayrı türden. farklı lı k. * Bir iç kayanı n katı laş ması sürecinde yer ve zamana göre ayrı mları n ortaya çı kması . tafsilât. baş kalı k. farkl ı . farks ı zlı k. çeş it çeş it. aynı . ayr ı ş ı k * Ayrı ş mı ş olan. ayr ı mlı lı k * Ayrı mlı olma durumu. farksı z. ayr ı mlaş ma * Ayrı mlaş mak iş i. farklı laş ma. fark etmek. farklı la ş ma. * Bir tiyatro eserinde ana düş ünceye yardı mcı olan kelime. * Alt bölüm. ayr ı msama * Ayrı msamak i ş i veya durumu. ayr ı ms ı z * Ayrı mlı olmayan. * Hücrelerin veya canlı organizmaları n iş levlerine veya yaş ayı ş türlerine iliş kin yapı sal nitelik kazanması . ayr ı msamak * Bir ş eyi anlamak. detay. ayr ı mlama * Senaryonun hazı rlanmas ı nda geliş tirim ile çevrim senaryosu arası nda yer alan. fark. fark. teferruat.

* Moleküller. . bankiz. * Bu ağ acı n büyük. yaprakları nı n altı tüylü. çiçekleri iri ve pembe. tartı ş mak. aytı ş ma * Aytı ş mak iş i. sarı tüyler. * Birbirinden ayrı lmak. ayr ı t aysar * Ayı n etkisiyle huyunun değ iş tiğ i san ı lan (kimse). ayva marmelâdı * Ayva ve ş ekerden yapı lan ezme. *İ ki düzlemin ara kesiti. orta yükseklikte bir ağ aç (Cydonia vulgaris). * Moleküllerin. ayr ı ş tı rmak * Bütünün bozulması na sebep olmak. aysfild aysı z * Buzla. kararsı z (kimse). ay ş ekadı n * Kı lç ı ksı z. ayva ho ş afı * Ayvadan yapı lan ho ş af. sarı renkte. ayva kompostosu * Ayvadan yapı lan komposto. lezzetli bir tür taze fasulye. * Gülgillerden. birli ğ i bozmak. tahallül. ayva reçeli * Ayva ve ş ekerden yapı lan kokulu reçel. * Ayrı ş ması nı sa ğ lamak. mayhoş . aysberg * Buz dağ ı . * Ay ı ş ı ğ ı olmayan (gökyüzü. ayva ayva göbekli * göbeğ i çukur olan (kimse). türlü etkenler sebebiyle geçici olarak daha yalı n atom veya moleküllere bölünmek. tüylü. * Halk ş airleri belli bir ayak çerçevesinde kar ş ı lı klı atı ş mak. türlü etkenlerle geçici olarak daha yalı n atom ve moleküllere bölünmesi. ayva tüyü * Vücuttaki ince. münaka ş a etmek. * Değ iş ken huylu.ayr ı ş ma * Ayrı ş mak iş i. gece). ufak çekirdekli meyvesi. ayr ı ş mak ayr ı ş tı rma * Ayrı ş tı rmak iş i. aytı ş mak * Atı ş mak. dokusu sertçe.

içken. yavaş yavaş . * Dolandı rı cı . ayvaz * Büyük konaklarda mutfak ve yemek hizmetlerinde çalı ş tı rı lan uş ak. biraz. * Göğ ün kuzey yarı m küresinde bulunan bir takı m yı ldı zı n en parlak yı ldı zı . azı msamak. ikisi de bir. çok karş ı tı . az buz olmamak . bekri. çok y ı ll ı k ve otsu bir bitki (Achillea nobilis). az az az buçuk az bulmak * yeterli görmemek. * Ayva ağ açları nı n çok bulunduğ u yer. ayyuka çı kmak * (ses için) yükselmek. * Alı ş ı lmı ş olandan. * Koca. iş i bozulmak. * Dolandı rı cı lı k. * Uzun süreli. * (dedikodu için) herkesçe duyulmak. ayvazl ı k ayyar ayyarl ı k ayya ş *İ çkiye düş kün. güç. süre bakı mı ndan eksiklik bildirir. Bu gaz N kı saltması ile de gösterilir. erkek. soluk sar ı çiçekli. * Küçük ölçülerle. yayı lmak. * Bir tarafı dı ş ar ı ya açı k olan oda. ayya ş lı k ayyuk * Ayyaş olma durumu. * Nicelik. sundurma. az saymak. Az az * Azot'un kı saltı lması . eş . s ı k tüylü. ayvaz kasap hep bir hesap * ha öyle ha böyle. ayvay ı yemek * kötü duruma düş mek. * Göğ ün en yüksek yeri. * Bir parça.ayvadana ayval ı k ayvan * Yüksekliğ i 15-70 cm . * Teras. hilekâr. * Ayvazı n görevi. nitelik. umulandan veya gerekenden eksik. içkici.

çok görmü ş bulunmak. bitmesi çok yak ı nken olmad ı ğ ı nı anlatı r. az geliş miş * geliş mesi gecikmiş olan. oldukça. aza sormu ş lar: "nereye?" "çoğ un yanı na" demiş * küçük kazançları n bile hep varlı klı kimselere düş tüğ ü inancı nı belirtir. az gelmek * yetmemek. aza çoğ a bakmamak * olanla yetinmek. aza * Organlar. az çok * Bir parça. azade * Baş ı boş . serbest olarak gürültüden azade ya ş amak. * eğ itim düzeyi düş ük kalmı ş . daha çok istemek. * azı msamak. azaltma . azadelik * Azade olma durumu. az günün adam ı olmamak * çok yaş amı ş . erkin. az görmek * umduğ undan eksik bulmak. * Üye. organ.* (bir ş ey) azı msanacak kadar olmak. vücut parçaları . uzak. * Vücut parçası . neredeyse. * birinin herhangi bir karakter bakı mı ndan göründüğ ü gibi olmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. eksilme. do ğ al kaynaklar ı nı gereğ ince de ğ erlendiremeyen (ülke). az kaldı (veya az kalsı n) * bir iş in olması . az tamah çok ziyan getirir * hı rslı ve pinti insan her zaman zararlı çı kar. erkin. serbestlik. azalma azalmak * Azalmak iş i. az daha az değ il! * az kalsı n. * Azaltmak iş i. hafiflemek. * Etkisini yitirmek. * Az denecek bir miktara inmek veya eskisinden az bir duruma gelmek. * Baş ı boş . gerçekleş mesi. azade azade * bir ş eyden kurtulmuş . serbest. tenakus. üretimi daha çok ilkel tar ı ma dayanan.

azarlanmak * Azarlamak i ş ine konu olmak. az az. azarlamak * Paylamak. paylanmak. azar i ş itmek * azarlanmak. çok büyük. * çok büyük sı kı ntı ya u ğ ramak. hafifletmek. * Organik veya ruhî büyük sı kı ntı . tekdir etmek. * Debdebe. paylanma. azap vermek * acı çektirmek. * Küçük ölçülerle. kötü sözle karş ı laş mak. heybet. üzmek. böbürlenmek. * Etkisini yitirmesine sebep olmak. heybetli. * Anadolu beyliklerinde donanmadaki görevlerde kullanı lan asker. en çok. azametli * Ulu. kurumlu. maksimum. * Gurur. * En büyük. azap * (Müslümanlı kta) Dünyada günah iş lemi ş olanlara ahrette verilecek ceza. kurum. yavaş yavaş . * Ululuk. tekebbür. azar azar azar * Paylama. azamî azap azap çekmek * ahrette ceza görmek.azaltmak * Az denecek bir miktara indirmek veya eskisinden az bir duruma getirmek. ezinç. çalı m satmak. k ı rmak. * Süreyi uzatarak. azarlama * Azarlamak i ş i. büyüklük. * Çalı m. * Görkemli. en yüksek. . * Gururlu. azarlanma * Azarlanmak iş i. * Çalı mlı . * Görkem. * (Anadolu'nun birçok bölgesinde) Çiftlik uş ağ ı . paylama. * Debdebeli. azamet azamet satmak * büyüklük taslamak.

Azerîce azgı n * Azerbaycan Türkçesi. Azerbaycanl ı * Azerbaycan halkı ndan olan kimse. serbestlik. * Azerî halkı na özgü olan. azatsı z azca azd ı rı lma * Azdı rı lmak i ş i. * Okullarda paydos. * Azması na sebep olmak. * Azat edilme vakti gelmiş olan (cariye. azat * Serbest bı rakma. Azerî halk ı ile ilgili (olan). azd ı rma azd ı rmak * Azdı rmak iş i. azat etmek * serbest bı rakmak. * Azgı n duruma getirmek. azat eylemek * azat etmek. * Azat edilemez. azelya . * Oldukça az. * Kötü davranı ş veya alı ş kanlı klara sürüklemek. azatl ı k * Azat olma durumu. azd ı rı lmak * Azması na yol açmak. köle). salı vermek. azarlatmak * Azarlamak i ş ini yapt ı rmak veya azarlanması na yol açmak. * Serbest bı rakı lmı ş olan. *Ş ı martmak. * Açalya.azarlatma * Azarlatmak iş i. azatl ı * Azat edilmiş (cariye veya köle). yoldan ç ı karmak. * Azmı ş olan. * (köle ve cariyeler için) özgürlüğ ünü geri vermek. Azerî * Azerbaycan Cumhuriye'tinde ve güney Azerbaycan'da (İ ran'da) yaş ayan Türk soylu halk veya bu halktan olan kimse.

az bulmak. * Öküz arabaları nda ön ve arka yastı kları dingile bağ layan ağ aç çivi. * Gözü bir ş eyden yı lmayan. az ı msamak * Bir ş eyin umulduğ undan az olduğ u yarg ı sı na varmak. ekalliyet. harman zamanı ndan önce biçilip savrulan ekin. az ı ço ğ a saymak (veya tutmak) * verilen küçük bir armağ anı çok ve değ erli kabul etmek. çoğ unluk * Bir ülkede egemen ulusa göre ayrı soydan ve sayı ca az olan topluluk. daha fazlası nı istemek. azgı nla ş mak * Azgı n duruma gelmek. biraz. az ı nlı k hükûmeti * Mecliste çoğ unluğ u olmayan bir partinin kurdu ğ u hükûmet. az görmek. * Azı k olarak ayrı lan veya hazı rlanan yiyecekler. *Ş iddetli. * (süre ve miktar için) Az olarak. azgı nla ş ma * Azgı nla ş mak i ş i. * Bir toplulukta herhangi bir nitelik bakı mı ndan ayrı ve ötekilerden sayı ca az olanlar. alt ve üst çenenin iki yanı nda beş er tane bulunan ve yiyecekleri öğ ütmeye yarayan diş lerin ortak adı . gı da. az ı di ş i * Azı . * (çocuk için) Çok yaramaz. çok etkili. az ı cı k aş ı m kaygı sı z baş ı m * derdim olması n da baş ka bir ş ey istemem. korkunç. az ı nlı k karş ı tı . az ı klı k az ı lı az ı msama * Azı msamak iş i. yarası hemen kapanmayan. azgı n. öğ ütücü diş . * Hemen yemek üzere. az ı k az ı klı * Yiyecek. azgı nl ı k az ı * Köpek diş lerinden sonra içeriye doğ ru. biraz. azı di ş i. * Yoksulları doyuran. * Azı ğ ı olan. . az ı cı k * Çok az. besin. ekalliyet. * Cinsel istekleri aş ı rı olan. * Azı k koymaya yarayan kap veya torba. * Cinsel istekleri aş ı rı laş mak. * Azgı n olma durumu.* (ten için) Çabuk iltihaplanan.

muazzez. az ı tma az ı tmak * Azgı n duruma getirmek. azil * Görevden alma. * Azı ş mak i ş i. * Gidiş . kararlı olarak. azit aziz * Azothidrik asit HN3 deki hidrojenin yerine bir kökün geçmesi ile türeyen birleş iklere verilen ad. azimli * Kararı nda. azledilme azize aziziye azizlik . tutumunda direnen. eren. * Çı ğ ı rı ndan çı karmak. azimkârane * Kararlı . azizlik etmek * muziplik etmek. * Aziz olma durumu. azim azimet * Bir iş teki engelleri yenme kararı . * Azı tmak iş i. * Ermiş kadı n. ş iddetlenmek. * Muziplik. yola çı kmak. * Kararlı lı kla. * Sultan Abdülaziz'in ve devlet adamları nı n giydiğ i fes. az ı ş ma az ı ş mak * Gittikçe kı zı ş mak. az ı ş tı rmak * Azı ş mas ı na yol açmak. azimet etmek * gitmek. az ı ş tı rma * Azı ş tı rmak iş i. * Sevgide üstün tutulan. * Ermiş . karş ı düş ünceye oy verenlerden daha az olmak.az ı nlı kta kalmak * bir toplulukta belli bir sorun üzerine oy verenler. kararlı .

* Küçük su birikintisi. * Çok geliş miş . kocaman duruma gelmek. azma * Azmak iş i. azlolunmak * Görevinden alı nmak.* Azledilmek iş i. * Az olma durumu. azmettirmek * Bir suçu veya herhangi bir iş i kesinlikle yapması na karar verdirmek. * (yara. azledilmek * Görevden alı nmak. * (deniz. görevden almak. azmetme * Azmetmek iş i. kötülüğ ünü artı rmak. * Kerestelik tomruk. * Bataklı k. hastalı k vb. azlolunma * Azlolunmak iş i. gölcük. * (çamaş ı r) Artı k ağ artı lamaz duruma gelmek. * Azma. azmanla ş mak *İ rileş mek. kı rma. tehlikeli duruma gelmek. * Bir görevliyi iş inden ayı rı p açı kta b ı rakmak. taş mak. azletme azletmek azl ı k * Azletmek iş i. . melez. ı rmak vb. azmetmek * Bir iş teki engelleri yenmeye karar vermiş olmak. * (hayvanlar için) İ ki ayr ı ı rktan doğ mak. azmettirme * Azmettirmek iş i. * Azı nlı k. * Taş kı nl ı kta ileri gitmek. azmak azmak azman azman kaya * Kaya balı ğ ı nı n bir çe ş idi. * Cinsel duyguları artmak. için) Etkili. için) Kabarmak. *İ ki ayrı ı rkı n kar ı ş ması ndan doğ an. çı karmak. azmanla ş ma * Azmanlaş mak i ş i. görevinden ç ı karı lmak. metis.

* En eski jeolojik (sistem). Azrail'le burun buruna gelmek * ölümle karş ı karş ı ya gelmek. havada beş te dört oranı nda bulunan. azoik *İ çinde fosil bulunmayan (toprak). * hiç kimseye borcu kalmamak. * Heterosiklik birleş iklerin önemli bir sı nı fı na verilen ad. tadı olmayan element. azotlanm ı ş * Azotlama iş lemi yapı lmı ş . azvay * Sar ı sabı r. rengi. azol azonal azot * Atom numarası 7. azotometre * Bir organik maddede bulunan azotun gaz hacmini ayarlamaya yarayan aygı t. bütün borçları ndan kurtulmak. aznavur * Gürcüce. azotlamak * Azotla karı ş tı rmak veya birleş tirmek.azmı ş kudurmuş tan beterdir * "coş kun ve heyecana kapı lmı ş kimseyi zaptetmek zordur" anlam ı nda kullanı lı r. Azrail'e bir can borcu olmak (veya kalmak) * nası l olsa ölece ğ ini kabul etmek. azotölçer Azrail * Tanrı buyruğ u ile insanları n canı nı almakla görevli olduğ una inanı lan melek. azotlama * Azotlamak iş i. atom ağ ı rl ı ğ ı 14. * Azotometre. aznif * Bir tür domino oyunu. Azrail'in elinden kurtulmak * ölümden kurtulmak. aznavur gibi * zalimce davranan. ası k yüzlü.008 olan. sert kimse. K ı saltması N. azotlu *İ çinde azot bulunan. * Azotlu besin almayan bitki veya hayvanları n dokuları ndaki serbest azotu tespit etme iş i. . kokusu. * Yeryüzünün herhangi bir noktası nda enleme bağ lı olmaksı zı n meydana gelen olay. iri "yarı " "kı rı cı " sinirli.

yurt. ama çocuklar babaları için fedakârlı kta bulunmazlar. baba evi * Babadan. . oğ ul babaya bir salkı m üzüm vermemiş * babalar çocukları için büyük fedakârl ı klara katlanı rlar. * Çatı merteğ i.B * Bor'un kı saltmas ı . yaş adı ğ ı ev. dededen kalma mülk veya bir kimsenin içinde doğ up büyüdüğ ü. oğ lunun diş i kama ş ı r * babanı n yaptı ğ ı kötü iş in sı kı nt ı sı nı çocuğ u çeker. bir ülkeye veya bir toplulu ğ a yararlı olmuş kimse. baba değ il. baba olmak * (erkek için) çocuk sahibi olmak. baba hindi *İ ri ve iyi beslenmiş erkek hindi. toprak. * Çocuğ u olmu ş erkek. * Tarikatları n bazı sı nda tekke büyüğ ü. baba ocağ ı * Babadan. * Ata. baba baba adam * Yaş lı . * Kazı larda ç ı karı lan toprağ ı n miktarı nı hesaplayabilmek için yer yer bı rakı lan toprak dikme. çift dudak patlayı cı sı nı b. baba * Çocuğ un dünyaya gelmesinde etken olan erkek. olgun adam. baba oğ luna bir bağ bağ ı ş lam ı ş . tı rabzan babas ı * babalı k görevlerini yapmayan babalar için söylenir. babalı k duyguları ile dolu kimse. baba bucağ ı . Almanlar ise "si bemol"ü gösterirler. baba mirası * Babanı n yaş adı ğ ı dönemden kalan değ erli mal veya dost. baba yurdu. ağ ı rbaş lı . baba koruk (veya erik) yer. baba nasihati * Bir babanı n verdi ğ i öğ üt. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde İ ngilizler b harfiyle "si" yi. * Silâh kaçakçı lı ğ ı . * Gemi veya iskelede halatı n takı ldı ğ ı yuvarlak baş lı . dededen kalma ev. iri demir. iyi yürekli. B gösterir. * Türk alfabesinin ikinci harfi. * Basso kı saltmas ı . ağ aç veya beton dikme. baba bucağ ı * \343 baba ocağ ı . baba evi.kara para aklama ve uyu ş turucu madde ticareti gibi kirli ve gizli i ş ler yapan çetenin baş ı . * Yaratı cı . * Koruyucu. Ba * Baryum'un kı saltması . * Bu gibi kimselere verilen unvan. kurucu kimse. Be adı verilen bu harf. toprak ya da yurt. ses bilimi bakı mı ndan ötümlü.

baba döneminde yapı lmı ş . cana yakı nlı k. * Cana yakı n. * (kadı n için) Güçlü ve gösteri ş li. olgun. baba yurdu * Baba evi.baba tatlı sı * Bir çeş it hamur tatlı sı . babası na çok düş kün olan. babaca babacan * Baba gibi. hoş görülü. sempatik baba. * ataları ndan beri. babafingo * Yelkenli gemilerde direklerin ve gabyanı n üstünde bulunan en yüksek bölüm. babacanlaş ma * Babacanlaş mak iş i veya durumu. iri yarı . hoş . . babacanca * Sevgi ve sevecenlikle. * Sevimli. babaya yakı n. babadan babaya * dedelere doğ ru zincirleme. iyi kalpli. baba ocağ ı . babacanlaş mak * Babacan duruma gelmek. babac ı k * Küçük baba.ş ambaba. güvenilir (erkek). babaç babaçko * Erkek kümes hayvanları nı n en iri ve yaş lı olanı . babac ı lı k * Devletin türlü sı nı flar üzerinde babalı k ederek bu s ı nı flar arası nda denge kurmaya çalı ş mas ı iş lemi. baba yadigâr ı * Babadan kalan. Babaî Babaîlik * Babaîlik mezhebinden olan kimse. babacanlı k * Babacan olma durumu. babadan oğ ula * torunlara doğ ru zincirleme. yüzyı lda Baba İ shak'ı n kurdu ğ u mezhep. babaanne * (çocuğ a göre) Baban ı n annesi. babanı n hat ı rası nı taş ı yan. paternalizm. babac ı l * Babası nı çok seven. cana yakı n olarak. * XIII.

babası nı n oğ lu * her yönüyle babası na benzeyen erkek çocuk. babal ı babal ı k * Zaman zaman sinir nöbeti geçiren. babalanmak * Babaları tutmak. babal ı * Babası olan. babam! * teklifsiz bir seslenme sözü. kabadayı ca davranmak. öfkesi her hâliyle belli olmak" anlamı nda geçer. öfkelenmek. babal ı k fı rı n has i ş ler * babası nı n parası ile geçinenlere sitem olarak kullanı lı r. solucanla beslenen bir tür kertenkele (Anguis fragilis). * Üvey baba. yetim. babası nı n (veya babaları nı n) çiftliğ i * bir malı veya kuruluş u yalnı zca kendi çı karları na araç yapmak. babası nı n hayrı na * hiçbir çı kar gözetmeksizin. * Kayı n baba. babası na rahmet okumak * hakkı nda iyilik düş ünmemek. babana rahmet * yapı lan bir i ş . babal ı k etmek * baba gibi davranmak. kay ı n peder. .babaköş * Ayaksı z olduğ u için yı lan sanı lan. babaları mı z * bizden. bir davranı ş karş ı sı nda "Allah senden razı olsun. babası tutmak (veya babaları üstünde olmak) * gibi deyimlerde "çok öfkelenmek. babası z * Babası ölmüş çocuk. * Baba olma durumu. * Yaş lı veya küçümsenen adamlara seslenme olarak kullanı lı r. * tekrarlanan iki emir kipi arası na getirilerek i ş in sürekliliğ ini anlatmaya yarar. bizim kuş aktan öncekiler. babalanma * Babalanmak iş i. babamı n (veya ustamı n) ad ı Hı dı r. * Diklenmek." anlamı nda kullanı lan bir söz. elimden gelen budur * gücüm ancak bu kadarı nı yapmaya yeter. babası na çekmek * her yönü ile tamamen babaya benzemek.

bacak kalemi . bacak * Vücudun kası ktan tabana kadar olan bölümü. vale. babayanilik * Babayani olma durumu. * "Bâb'a ait" Babîlik yanlı sı . İ ran'da Ali Muhammed Bab'ı n kurdu ğ u dinî ö ğ reti. herkesten farklı alı ş kanlı klar. ayak. babayiğ it * Güçlü kuvvetli. * Bir giriş imde kendine güvenebilecek durumda olan. bacak kadar boyu var. * Oyun kâğ ı tlar ı nda. babı nda. babayiğ itlik * Babayiğ it olma durumu. baca baş ı * Ocağ ı n üstündeki ta ş raf. Bab ı âli * Osmanlı imparatorluğ u döneminde İ stanbul'da sadaret (Baş bakanl ı k). dahiliye ve hariciye nezaretleri (İ ç iş leri ve Dı ş iş leri bakanlı klar ı ) ile Ş ûrayı Devlet (Danı ş tay) dairelerinin bulundu ğ u yapı . babı ndan * Bkz. destek veya bunlardan her biri. korkusuz adam. bacak bacak üstüne atmak * otururken bir bacağ ı nı ötekinin üstüne koyarak oturmak. baca kulağ ı * Ocağ ı n iki yan ı nda ta ş tan yapı lmı ş ufak raf. * Mert. oğ lan. babayiğ itçe davranı ş . baca * Dumanı ocaktan çekip havaya vermeye yarayan maden veya kâgir yol. maden ocağ ı gibi yer alt ı yap ı lar ı nı n hava deliğ i. lâğ ı m. babı nda * Konusunda. * Su yolu. Babî Babîlik * XIX. bacak kadar * ufacı k. * Bazı ş eylerin yerden yüksekçe durmas ı nı sağ layan dayak. * Osmanlı hükûmeti. ama değ iş ik. kabadayı . * Hayvanlarda yürümeye veya atlamaya yarayan organ.babayani * Gösteriş i ve özentisi olmayan. kabadayı lı k. huylar edinmi ş . yüzyı lda. baca tomruğ u * Bacanı n damdan yukar ı bölümü. *İ stanbul'da bu çevredeki bası n. türlü türlü huyu var * daha küçük.

* Yel. * Baç alma iş i veya görevi. arkadaş . * Bir evde uzun zaman çalı ş mı ş ya ş lı kadı nlara (daha çok ya ş lı zenci kadı nlara) verilen unvan. bodur. * Tarikat ş eyhlerinin kar ı sı . baç . bacası tütmez olmak * (aile için) da ğ ı lmak veya iş i bozulmak. * Dost. bacakl ı k bacaksı z * Bacağ ı olmayan. * Yaş ı ndan büyük iş lere kalkı ş an çocuklar için söylenir. haraç. bacakları tutmamak * ayakları nı n üzerine bası p yürüyemeyecek duruma gelmek. bacakkı ran * Nemli bölgelerde yetiş en yeş ilimsi sarı çiçekli bir bitki (Narthecium). * Bacakları uzun olan. baçç ı baçç ı lı k bad * Baç alan kimse. bacakl ı * Bacağ ı olan. * Bacakları kı sa olan. bacası tütmek * (aile için) yaş aması sürüp gitmek. bacanak * Karı lar ı kardeş olan erkeklerden her biri. -baç * Fiilden isim türeten -maç/-meç ekinin türü. * Zorla alı nan para. * Özellikle hokey oyuncuları nı n giydikleri deriden yapı lmı ş koruyucu. * Felemenk altı nı na verilen ad. abla. * Osmanlı İ mparatorluğ unda gümrük vergisi. bacanakl ı k * Bacanak olma durumu. kı sa boylu. uzun boylu. rüzgâr. bacakları kopmak * çok yorulmak. bacakl ı yaz ı *İ ri ve okunaklı yazı .* Kaval kemiğ i. * Kı z kardeş . bac ı * Büyük kı z kardeş .

yurdumuzun her yerinde yetiş en ağ aç (Amygdalus communis). badanalanmak * Badana yapı lmak. çöp ve samanla karı ş ı k tah ı l taneleri. badanal ı * Badana edilmiş olan. bir tür yer elması . içki. badem * Gülgillerden. badem a ğ ac ı . badas * Harman kaldı rı ldı ktan sonra yerde kalan toprak. badanac ı * Geçimini badana yapmakla kazanan kimse. badana etmek (veya vurmak) * badanalamak. harman döküntüsü. badanalatma * Badanalatmak iş i. * Badanası bozulmu ş . badanalatmak * Badanalamak iş ini yapt ı rmak. ş ekeri çok. badanalanma * Badanalanmak iş i. badanalamak * Duvarları boyamak için sulandı rı lmı ş kireç veya plâstik boya sürmek. * Birleş ikgillerden. * Ondan sonra. * Yüzüne çok pudra ve boya sürmüş olan (kad ı n). *Ş arap. badanac ı lı k * Badanacı nı n yaptı ğ ı iş . badeli â ş ı k * Düş ünde bir pirin elinden aş k badesi içerek saz çal ı p söyleyen halk ş airi. * Bu ağ acı n yaş veya kuru yenilen yemiş i. badat bade badehu badeli * Aş k badesi içmiş kimse. badanalama * Badanalamak iş i. badanası z * Badana edilmemiş . badana yapmak.badana * Duvarları boyamak için kullanı lan sulandı rı lmı ş kireç veya boya.

badem yağ ı * Bademden çı karı lan ve deri. halat sargı sı . badem ezmesi * Ezilmiş bademle yapı lan ş ekerleme. badem parmak * Baş parmak. badema bademci * Bundan sonra. bademcik * Boğ azı n iki yanı nda birer tane bulunan.* Gülgillerden ilkbaharda beyaz ve pembe renkli çiçekler açan yüksekçe bir bitki. * Halatı n aş ı nabilecek yerine sar ı lan bez. badem (Amygdalus communis ve Prunus amygdalus). . bundan böyle. bezelye gibi taze sebzelerde. badem b ı yı k * Badem içi biçiminde üst dudağ ı n her iki yanı nda yer alan bı yı k. * Badem biçiminde olan. * Badem ağ açları çok olan yer. gönle ferahlı k veren hafif rüzgâr. fasulye. içinde tohumları n sı ralanmı ş bulunduğ u kabuk. kösele gibi ş eyleri yumuş atmak için kullan ı lan yağ . * Badem satan kimse. badem gözlü * Badem içi biçiminde iri göz. badem ş ekeri *İ nce bir ş eker tabakası yla kaplanmı ş iç badem. badı saba badi * Sabah vakti esen ve ruhu okş ayan. badem içi * Bademin dı ş kabu ğ u alı ndı ktan sonra kalan içi. badem bahçesi. badem biçimindeki organ. badem t ı rnak * Badem biçiminde uzunca tı rnak. * Ördek. bademlik bademsi baderna badı ç * Bakla. badem kürk * Tilki postunun yalnı z bacak kesiminden yapı lan kürk. bademli *İ çinde badem bulunan yiyecek. badem gibi * (salatalı k için) taze ve gevrek.

bagaj memuru * Toplu taş ı m yerlerinde ve araçlar ı nda bagaj i ş lerini yürütmekle görevli kimse. badik * Ördek. bagaj kapa ğ ı * Otomobillerde içine yük konulabilen bagajları kapatmaya veya kilitlemeye yarayan bölüm. badikleme * Badiklemek iş i. badiklemek * Ördek gibi iki yana sallana sallana yürümek. * Yolcu yükü. ili ş ki. kı sa de ğ nek. badikle ş mek * Ördek gibi sağ a sol yalpa vurarak yürüme eğ ilimi göstermek. tel gibi düğ ümlenebilir nesne. *İ lgi. palaz. badikle ş me * Badikleş mek durumu. * Kemikleri birbirine bağ lamaya. * Düş ük gramajlı küçük boy ekmek. sicim. * Çöl. ko ş mak) * ördek gibi iki yana sallanarak yürümek (gitmek). demet. bagaj kilidi * Bagaj kapağ ı nı kilitlemeye yarayan alet.badi badi yürümek (veya gitmek. . badya bagaj * Ağ zı geniş . * Kı sa boylu. * Tren. * Sargı . rabı ta. deste. * Tı raş lanmı ş . badire badiye * Birdenbire ortaya çı kan tehlikeli durum. ş erit. genellikle arkada olan bölümleri. büyükçe su kabı . * Otomobillerin yük konulabilen. yayvan. badminton * Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun. baget *İ nce. * Bağ lam. iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. bagetli bağ * Bir ş eyi ba ş ka bir ş eye veya birçok ş eyi topluca birbirine tutturmak için kullanı lan ip. * Bageti olan. vapur gibi taş ı tlarda yolcular ı n yüklerinin konulduğ u yer. dikdörtgen biçiminde değ erli taş .

* Ur. karş ı lı k beklediğ i iş ten istediğ ini alabilmek için gereken harcamaları yapmalı dı r. bağ cı * Bağ yetiş tirip ürününü satan kimse. bağ bozumu * Bağ da ürünün toplanması . bağ cı ks ı z * Bağ ı olmayan. sonbahar. bulunan. bağ bahçe * Bahçe gibi taş ı nmaz mal. düş ük. bağ cı k bağ cı klı * Bağ ı olan. bağ boğ an * Küsküt. bağ an * Vakti gelmeden ölü doğ an yavru. bağ fiil bağ a * Fiillerin zarf olarak kullanı lan ş ekilleri. * Deniz kaplumbağ ası nı n kabu ğ u.bağ * Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğ u toprak parças ı . bağ bozmak * bağ ı n üzümlerini toplamak. hücre arası maddesi çok ve genel olarak diğ er dokuları birbirine bağ layarak destek görevi yapan doku. * Meyve bahçesi. * Bağ layan veya so ğ uk haddehaneden çı kan metal ş erit bobinlere bant yapı ş tı ran (kimse). bağ cı lı k . bağ doku * Hücre sayı sı az. üzüm olsun. * Bağ lama iş inde kullanı lan ş erit biçiminde bağ . bağ çubuğ u * Asma fidesi. yemeye yüzün olsun * kiş i. bağ bı çağ ı * Bağ ve bahçelerde yetiş en meyve fidanlar ı nı . bağ sı z. ko ş -arak. bitki ve özellikle üzüm kütüklerini budamaya yarayan kesici alet. * Ölü doğ an kuzunun derisi. otur-up vb. ulaç. güz. zarf fiil: gül-e gül-e. bağ a bak. * Kaplumbağ a kabu ğ u. * Kaplumbağ a kabu ğ undan yapı lmı ş veya bu kabuğ u and ı rı r biçimde olan. bağ budamak * bağ daki üzüm kütüklerini budamak. ş eytansaçı . * Bu iş in yapı ld ı ğ ı mevsim. * Kaplumbağ a.

bağ dalamak * Düş ürmek için ayağ ı nı birinin ayakları na takmak. bağ daş ı klaş mak * Aynı özelli ğ i göstermek. imtizaç etmek. bağ daş * Sağ aya ğ ı sol uyluğ un. * Bağ daş kurup oturmak. * Yapı larda kullan ı lan çı ta. Ba ğ dad'ı tamir etmek * karnı nı doyurmak. bağ daş mak * Anlaş mak. tutarlı lı k. mütecanis. uzla ş mak. homojenlik. bağ dama * Bağ damak iş i. sol aya ğ ı sa ğ uyluğ un altı na alarak oturma biçimi. bağ daş ı lmak * Bağ daş mak iş ine konu olmak. . bağ daş ı m * Tutarlı k. bağ daş ı klaş tı rmak * Bağ daş ı k duruma getirmek. *İ çinden çı kı lmayacak bir duruma getirmek. bağ daş ı klı k * Bağ daş ı k olma durumu. bağ daş ı k * Her yeri aynı özelliğ i gösteren. bağ dadî * Ağ aç direkler üzerine çak ı lmı ş çı talara sı va vurularak yap ı lan (duvar veya tavan). bağ damak * Birkaç ş eyi birbirine geçirerek bağ lamak. bağ daş ı klaş tı rma * Bağ daş ı klaş tı rmak i ş i. bağ daş ı lma * Bağ daş ı lmak i ş i. insicam. kör düğ üm etmek. homojen. * Çocuk oyunları nda arkadaş olmak. imtizaç. homojenleş tirmek. bağ daş ma * Bağ daş mak iş i. çelme atmak. bağ daş kurmak * bu biçimde oturmak. uymak.* Bağ yetiş tirme ve ürününü satma iş i. bağ daş ı klaş ma * Bağ daş ı klaş mak durumu. homojen duruma gelmek. bağ dalama * Bağ dalamak iş i.

bağ ı bağ ı cı * Büyücü. etkisi altı nda tutmak. bağ daş tı rmacı * Bağ daş tı rmacı lı k yanlı sı kimse. aynı ş artlardaki havan ı n doymu ş su buharı nı n ağ ı rl ı ğ ı na oranı . bağ ı l değ er * Bir aritmetik sayı sı nı n. kumaş tan yapı lmı ş enli bağ . bağ daş tı rı cı * Bağ daş ma sağ layan. rölâtivite. bağ ı mlamak * Bir ş eyi ba ğ ı m alt ı na sokmak. bağ daş mazlı k * Uyuş mazlı k. bağ ı l nem * Bir metre küp hava içinde bulunan su buharı ağ ı rlı ğ ı nı n.iş aretleri yazı ldı ktan sonraki değ eri. * Bir ş eyin veya bir kimsenin gücü ve etkisi altı nda bulunma durumu. izafî. tâbiiyet. * Baş ka bir cisme uyarak sürüklenen. bağ ı ll ı k bağ ı m . aynı zamanda kendine özgü bir kı mı ldan ı ş ı da bulunan bir cismin görünürdeki bu kı mı ldanı ş ı nı n niteliğ i. bağ daş tı rmak * Bağ daş ması nı sa ğ lamak. bağ ı l * Görece. bağ daş tı rmacı lı k * Pek çok değ iş ik ö ğ retiyi birleş tirmeyi amaçlayan felsefî veya dinî öğ reti. bağ ı mlaş ma * Bağ ı mla ş mak iş i. izafî değ er. bağ ı mlama * Bağ ı mlamak i ş i. bağ daş tı rma * Bağ daş tı rmak i ş i. tutars ı z. * Farklı kökenlere sahip değ iş ik kültür özelliklerini birleş tirme veya kaynaş tı rma iş i. * Bir sayı nı n rakamları ndan her birinin bulunduğ u basamağ a göre aldı ğ ı değ er. izafiyet. * Büyü. * Kadı nları n âdet zaman ı nda bağ lad ı kları bez. * Baş tan çı karı cı . geçimsizlik. * Görece olma durumu. sihir.bağ daş maz * Uyuş maz. önüne + ve . bağ ı ldak * Beş ikteki çocuğ un düş memesi için beş iğ e sarı lı p bağ lanan. izafî.

izafet. partiye bağ lı olmayan kimse. bağ ı ntı cı * Bağ ı ntı cı lı k yanlı sı olan kimse. tümleçleri veya yüklemleri ortak olan cümle. bağ ı ntı lı lı k . bağ ı ntı cı lı k * Bağ ı ntı lı lı k öğ retisi. hür. mutlak olmayan. özerkliğ i olmayan. istiklâl. bağ ı ntı * Bir nesneyi baş ka bir nesne ile uyarlı kı lan bağ . özellikle bilginin ba ğ ı ntı lı olduğ unu ileri süren her türlü felsefe öğ retisi. tâbi. rölâtif. bağ ı ms ı z sı ralı cümle * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı olduğ u hâlde özneleri. bağ ı ms ı zlaş ma * Bağ ı ms ı zla ş mak i ş i. görelik. tutumunu. rölâtivist. * Eş yayı . ba ğ lı lı k. bağ ı ms ı z milletvekili * Herhangi bir partinin adayı olmadan seçilen veya herhangi bir partiye bağ lı olmayan milletvekili. gücüne veya yardı mı na bağ lı olan. görecilik. özgürlüğ ü. kavramları veya tasar ı mları birlik. bağ ı ms ı zlaş mak * Bağ ı ms ı z duruma gelmek. birliktelik gibi durumlarda toplayan görünüş veya nitelik.bağ ı mlaş mak * Bir ş eye veya bir kimseye tamamen ba ğ ı mlı olmak. göreci. bağ ı n *İ nş aatta veya kazı sı rası nda toprağ ı n çökmesini önlemek için yerle ş tirilen parça veya dayak. göreli. giriş imlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen. bağ ı msı z. izafî. bağ ı mlı sı ralı cümle * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı olan ve özneleri. bağ ı n vurmak * kazı duvarları nı n çökmemesi için bağ ı nlarla desteklemek. bağ ı ll ı k. tümleçleri. müstakil. bağ ı mlı * Baş ka bir ş eyin istemine. rölâtivizm. tâbiiyet. bağ ı ms ı z * Davranı ş lar ı nı . nispî. rölâtivite. * Herhangi bir kuruluş a. bağ ı ms ı zlaş tı rmak * Bağ ı ms ı z duruma getirmek. bağ ı ms ı zlaş tı rma * Bağ ı ms ı zla ş tı rmak i ş i. yüklemleri ayrı olan cümle. bağ ı ntı lı * Varlı ğ ı ba ş ka bir ş eyin varl ı ğ ı na bağ lı bulunan. izafiye. bağ ı ms ı zlı k * Bağ ı ms ı z olma durumu veya niteliğ i. özgür. *İ ki veya daha çok nitelik aras ı nda matematik iş lemleri yard ı mı ile kurulan bağ lı lı k veya e ş itlik. bağ ı mlı lı k * Bağ ı mlı olma durumu.

bağ ı rsak gibi vücut boş lukları nda bulunan organlar ı n ortak adı . * (ok yayı ve dağ için) Orta bölüm. . bağ ı rsak kazı ntı sı * Kalı n bağ ı rsak hastalı kları nda çı kar ı lan sümüksü madde. köseleden yap ı lmı ş yelek. izafiyet. * (insan) Yüksek ve gür ses çı karmak. * Bağ ı ldak. bağ ı rma bağ ı rmak * Bağ ı rmak i ş i. tepkisini hemen ve sert bir ş ekilde d ı ş a vuran kimse. bağ ı rı ş * Bağ ı rmak i ş i veya biçimi. rölâtivite. bağ ı r yeleğ i * Eskiden zı rh altı na giyilen. * Kendini belli etmek. * Gürültüyle. ince bağ ı rsak ve kalı n ba ğ ı rsaktan oluş an bölümü. bağ ı rı ş ma * Bkz. bağ ı ntı yolu ile baş ka bir ş eye bağ lı bulunma durumu. bağ ı rı p çağ ı rmak * öfkeyle bağ ı rmak. bağ ı rı ş çağ ı rı ş * Gürültü. bağ rı ş ma. çok acı duymak. bağ ı rsak kurdu * Omurgalı lar ı n ve de özellikle insanlar ı n ba ğ ı rsağ ı nda yaş ayan asalak solucan. ahş a. bağ ı rsak bağ ı rsak ask ı sı *İ nce bağ ı rsağ ı karnı n arka bölümüne bağ layan ve kar ı n zarı nı n bir bölümünden oluş an askı . * Yüksek sesle azarlamak. ş amata ederek.* Var olabilmek veya belirlenebilmek için. * Ciğ er. bağ ı rı yanmak * üzüntü çekmek. bağ ı r * Göğ üs. bağ ı rsak ingini * Çoğ unlukla sürgün ve karı n ağ rı sı ile beliren bağ ı rsak iltihabı . * çok susamı ş olmak. görelilik. bağ ı rı ş mak * Bkz. ş amata. * Sindirim organı nı n mideden anüse kadar olan. bağ rı ş mak. bağ ı rdak bağ ı rgan * Bağ ı rı p çağ ı ran. bağ ı rsak iltihabı * Sindirim organı nda oluş an iltihabî durum ve buna bağ lı hastalı k.

muafiyet. öldürürüm" anlamı nda korkutmak. bağ ı ş lanma * Bağ ı ş lanmak iş i. acı madan değ erlendirmek. * Deyimlerde "Tanrı esirgesin. * Bazı mikroplara karş ı aş ı veya doğ al yolla kazan ı lmı ş direnç durumu. bağ ı rtı * Bağ ı rma sesi. hibe. bağ ı rtmak * Bağ ı rması na yol açmak. * Herhangi bir kötü davranı ş için ceza vermekten vazgeçmek. * Bağ ı ş yapan kimse. bağ ı ş ı klı k bilimi * Bağ ı ş ı klı k olayları nı n ortaya çı kma ş artları nı . affedilme. bağ ı ş lama * Bağ ı ş lamak iş i. bağ ı ş çı bağ ı ş ı k . af. özellikle çocukları n bağ ı rsaklar ı nda asalak olarak yaş ayan yuvarlak solucan. affetme. bir isteğ i. muaf. bağ ı rsaklar ı nı deş erim * "canı na kı yarı m. kusurundan do ğ acak fı rsatlar ı kaçı rmamak. eti sevilen bir cins göçebe ördek (Querquedula). bağ ı ş lamak * Bir mal veya hakkı karş ı lı k beklemeden birine vermek. geliş imini. * Görevden çekmek. teberru. askarit. birinin aracı lı ğ ı yla duyurmak.bağ ı rsak otu * Farekulağ ı . * Herhangi bir ödevin veya yükümlülüğ ün d ı ş ı nda kalan. * Bağ ı rtmak i ş i. almak. * Bir haberi. bağ ı rtlak bağ ı rtma * Orta büyüklükte. affetmek. bağ ı ş ı klı k * Bir ödevin veya yükümlülüğ ün d ı ş ı nda kalma durumu. bağ ı ş * Bağ ı ş lamak iş i veya biçimi. bağ ı ş lamamak * karş ı sı ndakinin yanl ı ş ı ndan. ayı rması n" gibi anlamlarda kullanı lı r. gözdağ ı vermek üzere kullanı lı r. bağ ı rtkan * Çok bağ ı rı p çağ ı rmak huyunda olan (kimse). bağ ı rsak solucan ı * Ortalama 25 cm boyunda. alı nabilecek önlemleri ve yapı labilecek tedaviyi inceleyen tı p dalı . insanları n. * Bağ ı ş lanan ş ey. * Hibe etme. immünoloji. teberru etmek. * Bazı mikroplara karş ı aş ı veya doğ al yolla direnç kazanm ı ş olan.

rabı t: Ve. ya. bağ ladı ğ ı yerde otlamak * Bkz. bağ laç grubu * Bağ laç öbeğ i. bağ ı tlaş ma * Bağ ı tla ş mak i ş i veya durumu. bağ laçlı yan cümle * Birleş ik cümlelerde ki bağ lacı yla temel cümleye bağ lanan yan cümle. . * Bağ ı t yapanlardan her biri. bağ kesen bağ laç * Makaslı böcek. bağ ı tlanmak * Bağ ı t ile sonuçlanmak. * Bir ş iirdeki dörtlüklerin her biri. bağ ı ş layı cı * Bağ ı ş layan.bağ ı ş lanmak * Bağ ı ş lamak iş ine konu olmak. bağ laçlı * Bağ lac ı olan. kontrat. bağ ı tlaş mak * Araları nda bağ ı t yapmak. deste. kontekst. mukavele. affolunmak. bağ ı t bağ ı tçı * Sözleş me. aynı nitelikte iki veya daha çok kelimeden oluş an öbek. bağ ı tlanma * Bağ ı tlanmak i ş i veya durumu. bent. demet. bağ ı ş latmak * Bağ ı ş lamak iş ini yapt ı rmak. bağ ı tlı * Bağ ı tla. veya. affedilmek. bağ lam * Cinsleri aynı veya birbirine yak ı n olan ş eylerin bir arada ba ğ lanmı ş ı . ya da birer bağ laçtı r. * Eş görevli kelimeleri veya önermeleri birbirine bağ layan kelime türü. durumlar. * (herhangi bir olguda) Olaylar. bağ ı ş latma * Bağ ı ş latmak i ş i. bağ laç öbeğ i * Bağ laçla veya bağ laçsı z birbirine ba ğ lanmı ş olan. akit. sözle ş me ile bağ lanmı ş olan. bağ laçlı tamlama *İ simleri. bı raktı ğ ı m (bı raktı ğ ı ) ba ğ lad ı ğ ı m (bağ lad ı ğ ı ) yerde (çayı rda) otluyorsun (otluyor). iliş kiler örgüsü veya bağ lantı sı . affa uğ ramak. sı fatları arası na bağ laç alan isim veya sı fat tamlaması . âkit.

* Baş ka bir iş le uğ raş amaz durumda olmak. ondan önce veya sonra gelen. bağ lamsal anlam * Bir sözün kullan ı lan veya amaçlanan bağ lama göre anlam kazanmas ı . bağ lanak bağ lanı m * Bağ lanı lacak ş ey. bağ lama zarf fiili * Ve bağ lac ı görevinde kullanı larak. . * Gönlünü kazanmak. bağ lamsal * Bağ lam ile ilgili. bağ lanma * Bağ lanmak i ş i. * Geçiş i engellemek. bağ lamak * Bağ veya baş ka bir araçla tutturmak. * Bağ lanmak iş i veya biçimi. kendinden sonraki çekimli fiile veya fiilimsiye zaman ve ki ş i bakı mlar ı ndan uyan -ı p ekini almı ş fiil: Gelip gitti (Geldi ve gitti) Gülüp geçti (Güldü ve geçti) gibi. tahsis etmek. * Sevmek. meydana gelmek. tamamlamak. * Yalnı zca belli bir iş le uğ raş mak. * (bir iş için) Anlaş ma yapmak. bağ lama * Bağ lamak i ş i. * Uyulması zorunlu olmak. istek uyandı rarak o ş eye ilgi. kontekst. * Denk yapmak. * Bütün ilgisini bir yerde yoğ unla ş tı rmak. putrel vb. bağ lamacı lı k * Bağ lamacı nı n iş i veya mesleğ i. irtibat. * Sona erdirmek. * (siyasî veya sosyal konularda) Yan tutma. * (yara için) İ lâç koyup bezle sarmak. bitirmek. * Düğ ümlemek. bağ lantı . bağ lamalı k * Bağ lama yapmaya yarayan. bağ lanı ş * Bağ lanmak iş i veya biçimi. * Yapı larda duvarlar ı birbirine ba ğ layan kiriş . bağ lanmak * Bağ lamak i ş ine konu olmak. bağ lamacı * Bağ lama yapan veya satan kimse. * Birinde bir ş eye karş ı ilgi. yakı nlı k duyması nı sağ lamak. paket yapmak. değ erini belirleyen birim veya birimler bütünü. * Beklenen ş ey elde edilmez olmak. içten bağ lı olmak. * Oluş mak. tutmak. * Üç çift telli olan ve mı zrapla çalı nan bir saz. * Bir iş veya kimse için ayı rmak.* Bir dil birimini çevreleyen. onun anlamı nı . birçok durumda söz konusu birimi etkileyen. * Bağ lama çalan kimse.

bloksuz. bağ lantı sı zlı k siyaseti * Bağ lantı sı z ülkelerin izlediğ i siyaset. bağ lantı borusu * Katlardaki pis ve kirli suları toplayan. bağ lantı sı z ülkeler * Bağ lantı sı zlı k siyaseti izleyen ülkeler. * Askerî. anlaş ma. sözleş me yapmak. tahsis edilmek.* Bir ş ey bir kimseye ayrı lmak. müttefik. bağ layı cı ünlü. bağ lantı kurmak * irtibat sağ lamak. bağ laş ı klı k * Bağ laş ı k olma durumu. irtibat. bağ laş mak * Bir ş ey yapmak için birbirine antla ş ma veya sözle ş me ile bağ lanmak. bağ lantı ünsüzü * Bkz. rabı talı . bağ latma . ittifak etmek. bağ lantı sı zlı k * Bağ lantı sı z olma durumu. bağ laş ı mlı * Araları nda karş ı lı klı destek ve bağ ı mlı lı k bulunan. bağ lantı lı * Araları nda bağ lantı bulunan. * Sonuç. siyasî yönden hiçbir bloka bağ lı olmayan (ülke). bağ lantı yapmak * iliş ki kurmak. * Araları nda ortak çı kar bulunan devletler iliş kisi. terim). bağ lantı ünlüsü * Bkz. bloksuz ülkeler. bağ lantı sı zlı k politikas ı * Askerî. irtibatlı . kolona ileten boru. bağ lantı sı z * Araları nda bağ lantı bulunmayan. * haberleş me sağ lamak. siyasî yönden hiçbir bloka girmeme siyaseti. ili ş ik veya ilgili bulunmas ı . bağ laş ı k * Araları nda anlaş ma veya sözle ş me sağ lanmı ş olan (kimse veya topluluk). bağ laş ma * Bağ laş mak iş i. bağ layı cı ünsüz. ittifak. *İ ki ş ey arası nda ili ş ki sa ğ layan ba ğ . bağ laş ı m * Eş leme. bağ lantı *İ ki veya daha çok ş eyin birbiriyle bağ lı . sebep gibi birbiriyle sı kı sı kı ya bağ lı ve kar ş ı lı klı bağ ı mlı olan (nesne.

bu iliş ki yönünden durumu. sadakat. * Bir kuruluş un yetkisi alt ı nda bulunan. * Bağ lamaya ve birle ş tirmeye yarayan: "Ve" ba ğ lay ı cı bir edattı r. bağ latmak * Bağ lamak i ş ini yapt ı rmak. merbutiyet. biri olmadan öteki düş ünülemeyen iki ş eyin. bağ lı la ş ı k * Biri ötekine bağ lı olarak var olan. tâbi olmak. bağ lı k bahçelik. koruyucu ünsüz: okul-da-y-ı m. bağ lı lı k * Bağ lı olma durumu. bağ layı cı ünlü * Ünsüzle biten kelime kök ve gövdelerine ünsüz ile baş layan eklerin getirilmesi s ı rası nda ve kök ile eki birbirine ba ğ layan ünlü: al-ı -r. bağ lı la ş ı m *İ ki veya daha fazla değ iş ken arası ndaki bağ ı ntı . bağ layı cı * Bağ lama niteliğ i olan. bir düş ünceye. eski-y-ince vb. * Sadı k. tâbi. * Bir kimseye. * Organizmanı n değ iş ik yapı . bağ lı olmak * tâbi bulunmak. bağ lı kalmak * uymak. sevgi. . bağ lı kredi * Kredi açan ülkeden mal veya hizmet satı n alı nmas ı ş artı ile sağ lanan kredi. kapalı . bağ lı * Bir bağ ile tutturulmuş olan. büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmi ş (erkek). sı nı rl ı . tutkun. bağ lı la ş ma * Bağ lı laş mak iş i.* Bağ latmak i ş i. * Sı nı rlanmı ş . üzüm bağ lar ı çok olan (yer). bağ layı cı ünsüz * Ünlü ile biten kelime kök ve gövdelerine ünlü ile baş layan bir ek eklendiğ inde araya giren y ünsüzü. vabeste. aç-ı -l-mak. * Uyulması zorunlu. saygı ile yakı nlı k duyma ve gösterme. * Birine karş ı . bağ lı la ş mak *İ ki ş ey arası nda karş ı lı klı ba ğ ı ntı olmak veya bağ lı lı k kurmak. bahçesi zengin ve bol olan (yer). * Bir halk inanı ş ı na göre. gec-i-k-mek vb. * Gerçekleş mesi bir ş artı gerektiren. özellik ve olayları nda görülen karş ı lı klı ilgi. bağ lı su bağ lı k * Ağ açta hücre zarı nı n emdiğ i ve taş ı dı ğ ı su. bir hat ı raya saygı veya aş k gibi duygularla bağ lanan. * Bağ yeri.-ğ i * Bağ ı . korelâsyon. * Kapatı lmı ş olan.

birlikte ba ğ ı rma. bağ rı ş * Bağ ı rmak i ş i veya biçimi. bağ rı kara *İ skete ku ş unun bir türü (Saxicola torquata). bağ rı ş çağ rı ş * Gürültü. Bağ lı la ş ı m. bağ nazlaş ma * Bağ nazlaş mak durumu. bağ naz * Bir düş ünceye.* Bkz. bağ ı rarak çağ ı rarak. içine iş lemek. hep birden bağ ı rtmak. . bağ rı ş tı rmak * Bağ ı rması na yol açmak. bir inanı ş a aş ı rı ölçüde bağ lanı p ondan baş ka bir düş ünce ve inanı ş ı kabul etmeyen. * biriyle ilgilenerek onu koruyup kayı rmak. * Bir düş ünceye. bağ nazlı k * Bağ naz olma durumu. bağ rı yanı k * Çok dert. bağ rı ş tı rma * Bağ rı ş tı rmak iş i veya durumu. taassup. acı . bir inanı ş a aş ı rı ölçüde bağ lanı p ondan baş kası nı düş ünmeme durumu. bağ rı na basmak * kucaklamak. merhametli. sı kı ntı çekmiş . ş amata ederek. bağ rı yufka * Yufka yürekli. bağ nazca davranı ş . bağ rı ş mak * Birlikte veya karş ı lı klı bağ ı rmak. ş amata. mutaassı p. bağ rı nı ezmek * üzülmek. bağ rı ş a çağ rı ş a * Büyük gürültü ederek. yetiş tirmek. bağ nazlaş mak * Bağ naz duruma gelmek. bağ rı ş ma * Bağ rı ş mak i ş i. bağ sı z * Bağ ı bulunmayan. bağ rı na taş basmak * sesini çı karmaksı zı n her türlü acı ya katlanmak. * Gürültüyle. taassup. bağ rı nı delmek * çok dokunmak. dertlenmek.

* Bir ş eyin gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen sözde sebep. baharat * Tarçı n. bahane etmek * herhangi bir ş eyi sebep olarak ileri sürmek. bahar dönemi * Yı lı n kı ş tan sonra gelen ilk aylar ı . bahaneli * Bahanesi olan. karabiber gibi maddeler. İ ran'dan baş ka Avrupa ve Amerika'da da yayı lmı ş bir din. Bahaî Bahaîlik bahane * Bahaîlik yanlı sı kimse. bahane bulmak * bir iş i yapmak veya yapmamak için sözde sebep göstermek. zencefil. 21 Martta gündüz gece eş itliğ iyle baş layarak 22 Haziranda gün dönümü ile biten. durumu. karanfil. kı ş ve yaz aras ı ndaki mevsim. saman nezlesi. * Bu mevsimde ağ açlarda açan çiçekler ve yapraklar.baha * Paha. * Gençlik çağ ı . * XIX. bahar * Yiyecek ve içeceklere hoş koku ve tat vermek için kullan ı lan tarçı n. bahanesiz * Bahanesi olmayan. ilkyaz. çarpı ş malarda gücü ve yı lmazlı ğ ı yla üstünlük kazanan veya yiğ itlik gösteren (kimse). . karabiber gibi maddelerin toplu ad ı . bahar * Kuzey yarı m küre için. bahar bayram ı * Genellikle mayı s ay ı nı n ilk günlerinde kutlanan bayram. karanfil. bahar nezlesi * Bkz. baha biçmek * değ erini belirlemek. bahar noktas ı *İ lkbaharda gündüz gece eş itliğ i anı nda güneş in gök ekvatoru çizgisi üzerinde bulunduğ u nokta. bahane aramak * bir iş i yapmamak için sebep aramak. ilkbahar. bahad ı r * Savaş larda. yüzyı lda Babîlikten do ğ mu ş olan. bahad ı rl ı k * Bahadı r olma özelliğ i. zencefil.

baharatçı * Baharat satan kimse. bahçe kekiğ i * Bahçelerde özel yöntemlerle yetiş tirilen kekik. bostan. bahçe gibi düzenlenmiş yer. bahar tasviri ile baş layan kaside. tarçı n gibi bahar bulunan. . bahariye baharlı bahçe * Divan edebiyatı nda. bahçelik * Bağ lar ı . doğ al olarak yeti ş tirilen domates türü. bahçeci * Çiçek. bahçemsi * Bahçeye benzeyen. * Bahçe yapma iş i. baharatlandı rmak * Baharat ile süslemek. baharatsı z * Baharatı olmayan. bahçe domatesi * Tarla ve bahçelerde sun'î gübre kullanmadan. baharatçı lı k * Baharat satma iş i. ağ aç ve sebze yeti ş tirme i ş iyle u ğ ra ş an kimse. baharatlı * Baharatı olan. * Sebze yeti ş tirilen yer. baharcı * Baharat alı m satı mı yla uğ raş an (kimse). karanfil. bahçecilik * Bahçecinin iş i. * Çiçek ve ağ aç yetiş tirilen yer. *İ çinde karabiber. bahçeli * Bahçesi olan. bahçesiz * Bahçesi olmayan. bahçeleri olan (yer). bahar ı baş ı na vurmak * (alay yollu) gençliğ in verdi ğ i coş kuyla gereksiz veya aş ı rı davranı ş ta bulunmak. bahçe makas ı * Çeş itli ot ve bitkileri düzgün kesmek ve budamak amacı yla yapı lan bir makas türü. bahçe nanesi * Bahçelerde yetiş tirilen bir nane türü. lezzetlendirmek veya baharat ekmek.

* Mevlid'in bölümlerinden her biri. * Görüş ünde veya iddiası nda haklı çı kacak tarafa bir ş ey verilmesini kabul eden sözlü anlaş ma. bahis mevzuu olmak * üzerinde konu ş ulmak. bahir * Deniz. . bahis * Konuş ulan ş ey. * Deniz Harp Okulu öğ rencisi. bahisçi * Oyunlarda veya at yarı ş lar ı nda yar ı ş ı n sonuçları nı tahmin ederek bahis oynayan veya oynatan kimse. bahis konusu * Söz konusu. bahname bahrî bahrî bahriye * Bir devletin deniz güçlerinin ve kuruluş lar ı nı n bütünü. resimlerin bulunduğ u eser.bahç ı van * Geçimini bahçe ürünlerini yetiş tirip satmakla sağ layan kimse. bahriye çifte tellisi * Hareketli bir halk oyunu ve ezgisi. mü ş terek bahisçi. *İ çinde cinsel konularla ilgili açı k saçı k yazı lar ı n. bahse girmek * görüş ünde veya iddiası nda haklı çı kacak tarafa bir ş ey verilmesini kabul eden sözlü anlaş ma yapmak. bahis tutu ş mak * karş ı lı klı bahse girmek. bahç ı vanlı k * Bahçı vanı n yaptı ğ ı iş . * Bir bahçenin düzenlenmesi ve bakı mı yla görevli kimse. söz konusu olmak. * Yalı çapkı nı . bahç ı vanlı * Bahçı vanı bulunan. konu. bahsetme * Bahsetmek iş i. bahriyeli * Deniz Kuvvetlerine bağ lı asker. bahis açmak (veya aç ı lmak) * belli bir konuda konuş maya baş lamak (ba ş lan ı lmak). * Aruzdaki vezin takı mlar ı ndan her biri. * Bir kitabı n bölümlerinden her biri. * Denizle ilgili. * Söz.

baht iş i * Talihe bı rakı lmı ş . bahtı kapanmak * talihsizliğ e uğ ramak. . bahtı açı k olmak * bir konuda ş ansı yaver gitmek. bahtı kara olmak * sürekli olarak talihi yaver gitmemek. bahş etme * Bahş etmek i ş i. bahş iş * Bir hizmet görene hakkı ndan ayr ı olarak verilen para. sözünü etmek. bahsi geçmek * bir konu üzerinde konu ş ulmuş olmak. bahş iş (veya beleş ) at ı n diş ine bakı lmaz * para verilmeden sa ğ lanan bir ş eyin ufak tefek kusurlar ı nı hoş görmelidir. kader.bahsetmek * Bir konu üzerinde söz söylemek. bahsi tazelemek * konuş mayı aynı konu üzerine getirmek. bahtı açı lmak * talihi dönüp uygun duruma veya arzulanan sonuca gelmek. talih. bahş etmek * Bağ ı ş lamak. bahsi kapamak * bir konu üzerindeki konuş mayı kesmek. bahsi kaybetmek * ileri sürülen. savunulan görüş ün yanlı ş olduğ u ortaya çı kmak. bahsi kazanmak * ileri sürülen. * (kı zlar için) evlenecek istekli çı kmamak. bahtı na küsmek * talihsizliğ inden yakı nmak. mutsuz olmak. istenen sonuca ula ş mamak. talihe bağ lı iş . baht * Olacakları n. savunulan görüş ün do ğ ru olduğ u belli olmak. talih yüzüne gülmek. bahtı kara * Mutsuz. sunmak. bahtı bağ lı olmak * talihi kapalı olmak. bahtı açı k * Talihli. kaçı nı lmaz olduğ unu belirleyen ilâhî iradenin insan için veya bir toplum için çizdiğ i hayat tarzı . talihsiz. mutluluk. konuş mak. *Ş ans.

genellikle milletvekilleri aras ı ndan. bakalorya * (eskiden üniversite ve yüksek okullara girebilmek için lise ö ğ reniminden sonra verilen) Olgunluk s ı navı . kemik çı kı ntı sı . bahtsı zl ı k * Bahtsı z olma durumu. özellikle. hükûmet. bahusus bak bak! bak! * iş te. * Bahtı iyi olan. odunundan kı rmı zı boya çı karı lan bir a ğ aç. . üstelik. bakakalma * Bakakalmak iş i veya durumu. mutlu. bakanak * Geviş getiren hayvanları n ayakları nı n arkas ı ndaki körelmiş tı rnak. *ş aş ma anlatı r. talihsiz. * Hükûmet iş lerinden birini yönetmek için. bahtl ı bahtsı z * Bahtı kötü olan. mutluluk. nazı r. bahtlı . bakam bakan * Baklagillerden. baş bakan tarafı ndan seçilerek cumhurba ş kanı nca onayland ı ktan sonra i ş baş ı na getirilen yetkili. bakanlar kurulu * Baş bakan ve bakanlardan olu ş an kurul. bakalı m (veya bakayı m) * içinde yer aldı ğ ı cümlenin güvensizlik. * Formaldehit ile bir fenolün yoğ unla ş mas ı sonucu elde edilen yapay reçine. talihli. mutsuzluk. *ş aş ma bildirir.bahtiyar * Bahtı olan. * küçümseme bildirir. mutlu. vekil. * Bakmak iş ini yapan (kimse). kuş ku. bakakalmak *Ş aş kı nlı ğ a uğ ray ı p ne yapacağ ı nı bilmez durumda kalmak. * Hele. bakaç * Dürbün. bakkam (Haematoxylon campechianum). bakalit kaplamalı . bakalit bakalitli * Bakalit bulunduran. uyarma gibi anlamları nı peki ş tirir. bahtiyarl ı k * Bahtlı olma durumu. merak. talihli. mutsuz.

* Bakı lmak iş i. * Askerlik çağ ı na girenlerden son yoklamada bulunarak askere alı nmı ş oldukları hâlde ça ğ rı ldı klar ı nda gelmeyen veya gelip de k ı talar ı na gitmeden topland ı kları yerlerden veya yollardan savuş anlar. bakarak bakarsı n bakaya * göre. iyi bir durumda kalması için verilen emek veya emek verme biçimi. * Bakanı n yönetimi altı ndaki kuruluş ları n bütünü veya bu kuruluş lar ı n bulundu ğ u yer. vekâlet. darülâceze. * Bakmak iş ine konu olmak veya bakmak i ş i yapı lmak. bakar m ı sı nı z? * seslenme ünlemi. * Falcı .bakanl ı k * Bakan olanı n durumu ve görevi. bakı m yurdu * Yoksul veya kimsesiz yaş lı ve sakatları n barı ndı rı lı p bakı ld ı kları yurt. bunun sonucu olarak da do ğ al ş artları nı tespit eden durumu. * Kademe. barı ndı klar ı kurulu ş . * Çok dikkatsiz (kimse). bakı cı lı k * Bakmak iş i. bakı m * Bir ş eyin iyi geliş mesi. nezaret. * Ait olduğ u yı l içinde toplanamayı p ertesi yı la kalan vergiler. bakara *İ skambil kâğ ı dı ile oynanan bir kumar. * Fal. * Kurum ve kuruluş larda motorlu araçlar ı n onarı ld ı ğ ı ve korundu ğ u yer veya birim. * Öküz. bakı m yapmak * araç ve gereçlerin düzenli çalı ş ması için onarı mı nı yapmak. bakar bakar kör * Gözleri sa ğ lam göründü ğ ü hâlde göremeyen. * Kalı ntı lar. * olur ki. sı ğ ı r. bakı cı * Bakmak iş iyle görevlendirilen kimse. * Falcı lı k. . bakı * Özellikle dağ lı k yörelerde bir yamacı n güneş ı ş ı nları na. vekillik. * Bir ş eyi satı n almayı düş ünmeden yalnı zca bakarak ilgilenen (kimse). güneye veya kuzeye karş ı konumunu belirleyen. bakı lma bakı lmak bakı m evi * Bakı ma ihtiyacı olan kimselerin bakı ldı kları .

değ erlendirme aç ı sı . yakı nlı ğ ı na göre ayar edilecek biçimde yap ı lmı ş iner kalkar gez. bakı mlı lı k * Bakı mlı olma durumu. kı zı l renkli element. bakı r çalmak * (bakı r kaptaki yemek) bak ı r tuzlar ı ile zehirli duruma gelmek. bakı ms ı z * Özen gösterilmemiş . 10840 C ye doğ ru eriyen. bakı r * Atom numarası 29. bakı mlı bakı mlı k * Filmin kartpostal büyüklüğ ünde cam bir perde üzerinde görünmesini sa ğ layan cihaz. * Muayene olmak. * Bakı nmak iş i.bakı mcı * Bakı m iş ini yapan kimse. bakı r ala ş ı mı * %1'in üzerinde çözünmüş elementlerin olu ş turduğ u bakı r ala ş ı mlar ı nı n genel adı . bakı ms ı zl ı k * Bakı msı z olma. bakı r kaplama * Demir benzeri madenlerin yüzeyinde bakı r katman oluş turma iş lemi. yoğ unluğ u 8. terk edilme. Kı saltması Cu. bak ı lmamı ş .95 olan. üzerinde iyi çalı ş ı lmı ş . çevreye göz gezdirmek. bakı r rengi . * Bakı rdan yapı lmı ş kap. bakı nmak * Bakmak iş i yapı lmak. bakı ncak * Tüfeklerde hedefin uzaklı ğ ı na. bakı r çal ı ğ ı * Bakı r tuzları ile zehirli duruma gelmiş . -e göre. araş tı rmak. * Bakı rdan yapı lmı ş . ı sı ve elektriğ i iyi ileten. yüzüstü bı rakı lma durumu. yönü. doğ ada serbest veya birleş ik olarak bulunan. bakı r oksit * Kimyasal formülü CuO veya Cu2O olan bakı rı n oksit biçimi. kolay dövülür ve iş lenir olduğ undan eski çağ lardan beri türlü iş lerde kullanı lan. bakı ndı bakı nma * Bak hele. bakı r pas ı * Bakı r üzerinde nemli havalarda oluş an bak ı r hidrokarbonat. *İ yi bakı lmı ş . * Yeş ile çalar mavi renk. bakı mı ndan * Bakı ş veya görüş aç ı sı . niş angâh. olacak ş ey mi? gibi ş aş ma anlatı r.

mütenazı r. bakı ş ı ms ı z. asimetrik. bakı r sülfat * Göz taş ı . bakı ş açı sı * Bir olayda. görü ş açı sı . göz taş ı . simetrik. * Kaçamak ve gizli olarak birbirine bakmak. biçim ve belirli bir eksene göre ölçü uygunlu ğ u. bakı r tuzu * Bakı r sülfat. * Eksen olarak alı nan bir doğ rudan. bakı rla ş mak * Bakı r rengini almak. bakı ş ı ks ı z * Bkz. bakı ş ı ms ı zl ı k * Bakı ş ı ms ı z olma durumu. düş ünceyi belirli bir yönden inceleme. bakı ş ı ms ı z * Araları nda bakı ş ı m bulunmayan (iki ş ey) veya iki yanı arası nda bak ı ş ı m olmayan (bir ş ey). bakı rla ş ma * Bakı rlaş mak durumu. bakı ş ma * Bakı ş mak i ş i. bakı ş mak *İ ki veya daha çok kimse birbirine bakmak. asimetri. . bakı rc ı * Bakı r iş leyen veya bakı r kap kacak satan kimse. (rengi) bakı rı n rengine benzemek. bakı ş ı mlı . simetri. bakı ş ı k * Bkz.* Kı zı la yakı n kahverengi. bakı ş ı m *İ ki veya daha çok ş ey arası nda konum. konuyu. benzer noktalar ı kar ş ı lı klı olarak aynı uzaklı kta bulunan iki benzer parçanı n birbirine göre olan durumu. bakı ş atmak * kı sa bir sürede bakı p geçmek. bakı ş ı mlı * Bakı ş ı mı bulunan. * Bakmak iş i veya biçimi. bakı rl ı bakı ş * Bakı r içeren maddeler. tenazur. bakı rc ı lı k * Bakı r kap yapma veya satma iş i. bakı r taş ı * Malakit. * Bu renkte olan.

bakiye * Artı k. * bir ş eyden artmak. * (toprak için) İ ş lenmemi ş . bakkal defteri * Karı ş ı k. kalı mlı olmak. yurdumuzun her yerinde yetiş tirilen. taneleri badı ç içinde bulunan bir bitki (Vicia faba). * Yiyecek. k ı z. bakkal kâğ ı dı * Kalı n ve kaba kâğ ı t. bakkallı k * Bakkalı n iş i. kalı cı . bakire bakirelik bakirlik * Bakir olma durumu. bakkala b ı rakma! * bir iş i "bakalı m!" diyerek savsaklamak isteyenlere söylenir. düzensiz yazı larla dolu defter. * Büyük bakkal dükkânı . * Bir ş eyden artan (miktar). kalan. * artakalan. yı pranmamı ş . * Bu bitkinin yeş il ürünü veya kuru tanesi. * Cinsel iliş kide bulunmam ı ş diş i. bakkam bakla * Bkz. * Baklagillerden. * Kalı ntı . yeni. bozulmamı ş lı k. bakkaliye * Bakkal dükkânı nda satı lan ş eyler. . * El değ memiş . öteki.baki * Sürekli. * Bu gibi ş eylerin sat ı ld ı ğ ı dükkân. bakir * Cinsel iliş kide bulunmam ı ş (erkek). bakla çiçe ğ i * Sarı mt ı rak eflâtuna çalan beyaz renkte olan bitki. k ı z oğ lan k ı z. el değ memiş lik. geride kalan. bakam. baki kalmak * sürekli. * Bir zinciri oluş turan halka veya parçalardan her biri. daimî. kullanı lmamı ş . içecek ve baş ka ihtiyaç maddelerini perakende olarak satan kimse. * Bakire olma durumu. bakkal bakkal çakkal * Bakkal ve benzeri iş lerle uğ ra ş an esnaf için küçümseme sözü. * Eskimemiş . erdenlik. geri kalan. artan.

keçiboynuzu gibi. pire gibi küçük böcekler için) çok iri. bakla dökmek (veya atmak) * bakla ile fala bakmak. bakla oda nohut sofa * Bkz. baklaval ı *İ çinde baklava bulunan. fı st ı k. baklavacı * Baklava yapan veya satan kimse. * çok tokluk durumunda "baklava börek olsa yemem" biçiminde kullanı lı r. fasulye. baklal ı baklal ı k * Baklası olan. baklagiller * Bakla. * At donları ndan koyu ve iri lekeli kı r.* Bu renkte olan. bakliye. baklava börek * (bir baş ka ş eyle kar ş ı laş tı rı ld ı ğ ı nda) çok kolay ve zevkli (iş ). * Bakla tarlası . bakla kadar * (bit. bakla ı slanmamak * Bkz. baklavacı lı k * Baklava yapma veya satma iş i. nohut oda. ceviz. iki çenekli ayr ı taç yapraklı lardan büyük bir bitki familyası . baklams ı meyve * Bkz. baklams ı * Bakla biçiminde olan. badı çlı pek çok sebze ve ağ açları içine alan. * Eş kenar dörtgen biçiminde olan nesne. * Çok ince yufkadan yapı larak arası na kaymak. badem gibi ş eyler konulan tatl ı . beyazlamaya yüz tutmuş renk. baklan baklava * Anguta benzeyen kı rmı zı renkli bir çeş it yaban kazı (Otis tarda). baklava dilimi * Eş kenar dörtgen biçiminde olan. bakla k ı rı * Beyazı çoğ almı ş . . bakla fal ı * Bakla taneleri ile bakı lan bir fal türü. ağ zı nda bakla ı slanmamak. baklava açmak * baklava yapmak için gerekli olan ince yufkaları haz ı rlamak. badı ç. akasya.

kimyasal etkiyle öldüren (etken). baklagiller. tedavi etmek. * Yoklamak. baksana! baksanı za! * seslenme için kullanı lı r. ilgilenmek. * Bir ş eyin geli ş mesi veya iyi bir durumda kalmas ı için emek vermek. canlı larda bulunan. * Yapı labilmesi bir ş eye bağ lı bulunmak. suda. * dikkat çekmek sözü. bakliyat bakliye bakma bakmak * Bakı ş ı bir ş ey üzerine çevirmek. * (bir iş ) Birinden beklenmek. * Aramak. * açı k söylemekten kaç ı ndı ğ ı bir sorunu sonunda açı klamak. . * Baş ka bir ş eyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki iş le uğ raş ı r olmak. klorofilsiz. * Bkz. bakterisit * Canlı lar ı n vücudunda veya laboratuar deneylerinde bakterileri fiziksel. bir iş i yapmakla görevli olmak. * Bir iş i yapmak. bakteri * Toprakta. * Önem vermek. geçindirmek. bakteriyoloji alanı nda çalı ş an kimse. bakterigiller * Bakterilere verilen ad. denemek. silindirimsi. * Anlamak. * Gözetmek. bakteridi *Ş arbon hücresi gibi hareketsiz bakteri. * Bakmak iş i. * (yer için) Yüzü bir yöne doğ ru olmak. Benzemek. bakteriyel * Bakterilerle ilgili. * (hasta için) Muayene etmek. farkı na varmak. incelemek. baklay ı ağ zı ndan çı karmak * sabrı tükenip o zamana kadar söylemediğ iş eyleri söylemeye ba ş lamak. çürüme. * Bir bakracı n alabildiğ i miktar. bakraç * Çoğ unlukla bak ı rdan yap ı lan küçük kova. andı rmak. önem vererek üzerinde durmak. * Renklerde. küresel. baklaval ı k * Baklava yapı mı nda kullanı lan veya baklava yapmaya elveriş li olan. bakterileri içine alan canlı lar. * Baklagillerden elde edilen ürün. kı vrı k biçimde olan.*İ çinde baklava desenleri olan. mayalanma veya hastalı klara yol açan. bakteriyolog * Bakterilerle ilgili. bölünerek çoğ alan. tek hücre canl ı . * Beslemek.

beyinsiz kimse. bakt ı rma * Baktı rmak i ş i. rengi beyazdan esmere kadar değ iş en tatlı . kı rmı zı veya k ı rmı zı ya çalar sarı renkli çiçekli ağ açç ı k. sı vı madde. bakteriyoskopi * Bakterilerin mikroskopla incelenmesi iş lemi. kovanları ndaki petek gözlerine doldurdukları . * Olgunlaş mı ş incirin. . * Aptal. bakması nı sağ lamak. bal ar ı sı * Zar kanatlı lardan. bal alacak çiçe ğ i bilmek (veya bulmak) * çı kar sağ lanabilecek yeri veya ş eyi bilmek veya bulmak. niteliklerini inceleyen bilim. bal mumu * Arı lar ı n peteklerini yapmak için karı n halkalar ı arası ndan salgı ladı klar ı yumuş ak ve sar ı msı madde.bakteriyoloji * Bakterilerin ve genel olarak mikropları n biçimlerini. adamakı ll ı . bakteriyolojik * Bakteri bilimi ile ilgili. bal gibi * pek tatlı . bal çiçeğ i * Almaş ı k yapraklı . dı ş ı na sı zan tatlı sı . bal dudak * Bkz. baktı kça alı r * güzelliğ i birdenbire göze çarpmayan. bal dudaklı * Tatlı dilli. *ş üpheye yer b ı rakmadan. bal * Özellikle bal arı lar ı nı n bitki ve çiçeklerden topladı kları bal özünden yapı p. iri ve tatlı bir kabak çeş idi (Cucurbita moschata). * Ağ açları n kabuğ undan sı zarak pı htı laş an besi suyu. bal bal demekle a ğ ı z tatlı lanmaz * sözde kalan dilek ve tasarı ları n iş bitirmede hiçbir etkisi olmaz. bal yapan eklem bacaklı türü (Apis mellifica). bal kabağ ı *İ çi turuncu. baktı rmak * Bakması na yol açmak. çok iyi. bal baş ı * En temiz bal. bal dudaklı . bal kelebe ğ i * Bal kovanları na çok zarar veren bir böcek (Galleria mellonella). * Bu maddenin sanayide kullanı lmak için yapay olarak hazı rlanm ı ş ı . koyu. bal dök de yala * bir yerin çok temiz olduğ unu anlatı r.

büyük. . bal sa ğ mak * kovandan bal ürünü almak. eti yağ lı ve a ğ ı r. * Bu renkte olan. toprak boya ile renklendirilmiş bal mumu. iri bir ku ş (Botaurus). balabanlaş mak * Balaban duruma gelmek. balabanlaş ma * Balabanlaş mak durumu.bal mumu gibi erimek * çok zayı flamak. balabanlı k * Balaban olma durumu. arı lar ı n bal yapmak için emdikleri tatlı sı vı . bal pete ğ i * Arı lar ı n içine bal doldurduğ u bal mumu levha. bal rengi * Kahverengine çalan sarı renk. malak. bal mumu macunu * Mobilyadaki kusurları n onarı mı nda kullanı lan. bal mumu yapı ş tı rmak * unutulmaması için iş aret edip dikkati çekmek. bala balaban *İ ri. bal tutan parma ğ ı nı yalar * imkânları geniş bir iş in baş ı nda bulunan kimse bu imkânlardan az da olsa yararlanı r. çocuk. * Yavru. bal özlü * Bal özü bulunduran. balı kçı la benzer. * Üç köş eli. bal özü * Bazı çiçeklerin içinde bulunan. nektar. balak balalayka * Bkz. bal özü bezi * Bitkilerin yaprak. yumurtalı k ve erkek organları nı n dibinde bulunan ve bal özü çı karan bez. bal özülük * Çiçeklerde bal özünü çı karan bezlerin bulunduğ u organ. çocuk). balaban kuş u * Bataklı klarda yaş ayan. *Ş iş man. gürbüz (kimse. irileş mek. balaban * Atmaca veya doğ an gibi yı rtı cı bir kuş . üç telli Rus halk sazı .

balbal balc ı balc ı lı k balçak * Kabza. yava ş aş ı nan madde. * Motorlu araçlarda fren yapmayı sa ğ layan. tekerleklere gereğ i kadar balans pensi denen kurş un parçası takarak denge sağ lama iş i. tekerlek mili üzerine yerle ş tirilmiş yarı m ay biçimindeki alet. * Soğ uk ve sı cakta büyük bir sürtünme kat sayı sı na sahip olan suya ve ya ğ a dayanı klı . ş oselerde düzeltilmi ş toprak üzerine döş enen taş kı rı kları . matiz ve külhan beyi tipleri tarafı ndan yabancı ülkelerin tiplerine hitap ederken kullanı lan söz. * Demir yolları nda traverslerin altı na. * Kabzanı n demir siperi. müzik araçları yla çalı nan veya ş arkı olarak okunan eser. pedavra. balast gemi * Ambarları nda yük bulunmayan gemi. * Eski Türklerde kiş inin an ı lması için mezarı nı n veya baz ı kurganlar ı n etrafı na dikilen taş . balata . * Serbest biçimli. balans pensi * Arabaları n tekerleklerindeki dengeli dönmeyi sağ lamak için cant ile lâstik kenarı na s ı kı ş tı rı lan kurş un parças ı . muvazene. balay ı * Evlilik hayatı nı n ilk ay ı veya ilk günleri. balç ı k *İ çinde çe ş itli organik maddeler bulunan. *İ çindeki kil oranı yüksek. balar balast * Çatı kiriş i olarak kullanı lan ve kiremitlerin altı na döş enen ince tahta. * Karagöz. balast direnç * Gerilimin büyük değ iş imlerinde. yağ lı . belirli danslara eş lik eden bir tür ş arkı . mil. * Arı yeti ş tirme veya bal alı p satma iş i. daha çok killi. romantik. * Batı da. * Denge. su geçirmez. yapı ş kan çamur. * Arı yeti ş tirip bal alan veya satan kimse. balans balans ayar ı * Otomobilin sarsı lması nı önlemek için. * Safra. üç bentten olu ş an bir Batı ş iiri türü. devredeki akı mı sabit tutmak için konulan direnç. balat * Orta Çağ da.balama * Orta oyununda Rum tipi. * Güçlük çı kartan. koyu. koyu toprak. balast yem * Çok büyük miktarda ham selüloz ihtiva eden ve dolayı sı yla yo ğ un yemlerden çok daha dü ş ük sindirilebilir besin maddeleri ihtiva eden ve hayvanlara tokluk hissi vermek amacı yla kullan ı lan yem.

kan emen. bald ı ran bald ı ran ş erbeti * Acı çekerek. balç ı klı bald ı r * Bacağ ı n dizden ayak bileğ ine kadar olan bölümü. hastalı k bula ş tı ran. bald ı rsokan * Çift kanatlı lar ı n. bald ı r kemiğ i * Baldı rda bulunan iki kemikten ince olan ı .balç ı k hurması * Sandı klara bası larak kurutulan hurma (veya kuru incir). ağ u otu. * Bu tür gösteri yapan sanatçı topluluğ u. balerin . balç ı k inciri * Kurutulmuş incir. ş eytan tersi otu (Ferula assa-foetida). bald ı rgan * Baldı ran. bald ı rı çı plak * Ayak takı mı ndan. bale * Belli hafif figürlere. bald ı z baldo *İ ri ve dolgun taneli. bald ı rı kara * Nemli yerlerde yetiş en birçok e ğ relti otu türünün ortak adı . ad ı m atı ş lara. sinekgiller familyas ı ndan. serseri. * Kı lı ç kayı ş ı nı n aş ağ ı uzanan parçası . pilâvlı k pirinç. çoğ unlukla sahne düzenine ve müziğ e dayalı gösteri türü. nemli yerlerde yetiş en zehirli bitkilerin ortak ad ı . * Maydanozgillerden. karasineğ e çok benzeyen. hayvan sa ğ lı ğ ı yönünden zararl ı bir sinek türü (Stomaxys calcitrans). * Bu bitkiden çı kar ı lan zehir. balçı k hurması . * Bu bölümün yumuş ak ve ş iş kin olan arka tarafı . *Ş eytan otu. * Balçı ğ ı olan. yüz suyu dökerek elde edilen kazanç. karabaldı r. bald ı r bacak * Açı k saçı k görülen kadı n bacağ ı . * Erkeğ e göre karı sı nı n kı z kardeş i. incik. bald ı rak * Don ve pantolon gibi giysilerin dizden aş ağ ı olan bölümü. (Conium maculatum). iş siz. bald ı rpatlatan * Güreş te hasmı n bir ayağ ı nı tutarak diz kapa ğ ı na kadar büküp üzerine yüklenme oyunu. bald ı ranlı k * Çok baldı ran yetiş en yer.

bal ı k eti * Omurgalı lardan. patetes ve domatesten haz ı rlanan bir çorba türü. havuç. * Zodyak üzerinde. Zodyak. * Suda piş irilip kı lçı klar ı ayı klanmı ş . mühresenk. balet balgam * Bale yapan erkek sanatçı . bal ı k istifi * Çok sı kı ş ı k olarak bir yere dolmuş (insanlar). solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanları n genel adı . incecik kı yı lmı ş balı k ile soğ an. suda yaş ayan hayvanları n yumuş ak ve açı k renkli eti. bal ı k çorbas ı * Beyaz etli balı klardan yapı lan bir tür çorba.* Bale yapan kı z veya kadı n sanatç ı . balerinlik * Ası l mesleğ i balerin olan kimse. kurbağ a adam. balgamlı * Balgamı olan. bal ı k bal ı k * Omurgalı lardan. biçimli tombul. bal ı k bilimi * Su ürünleri araş tı rmaları nda özellikle balı klar s ı nı fı nı inceleyen bilim. bal ı ğ a çı kmak * balı k avlamaya gitmek. * Solunum organları nı n salgı ladı ğ ı . yağ . dalgı ç. balhane * Bal süzme ve paketleme iş lemlerinin yapı ld ı ğ ı yer. Kova ile Koç burçları arası nda yer alan burcun adı . ağ ı zdan dı ş ar ı atı lan sümüksü madde. balgam taş ı * Damarlı ve yarı saydam bir tür Kad ı köy taş ı . suda yaş ayan. bal ı k kartal ı . balgam atmak * yapı lmakta olan bir iş veya bir konu üzerine kuş ku uyandı racak bir söz söylemek. bal ı k bilimci * Balı klar s ı nı fı nı inceleyen bilim adamı . bal ı k baş tan kokar * bir iş te aksaklı ğ ı n baş ta olanlardan ba ş lad ı ğ ı nı anlatı r. Hac ı bektaş taş ı . ne zayı f olan. bal ı k etinde * Ne ş iş man. balgümeci * Bal peteğ ini and ı ran bir tür dikiş büzgüsü. bal ı k adam * Deniz dibine inilebilecek donanı mla su altı nda çalı ş mayı iş edinen kimse.

üremelerini sa ğ layan yumurta. bal ı k tabağ ı * Balı k koymaya yarayan kap. bal ı kla beslenen. bal ı k kava ğ a çı kı nca * hiçbir zaman olmayacak iş ler için söylenir. bal ı k yemi * Balı k avlamada oltanı n ucuna takı lan genellikle yiyecek türü madde. bal ı k tutkalı * Balı k endüstrisi artı kları ndan üretilen. bal ı k yağ ı *İ ri balı k ve deniz hayvanları nı n sanayide kullanı lan ya ğ ı . boynu ve gagası uzun. bal ı k tutmak * balı ğ ı avlamak. * Yayvan servis tabağ ı . fakat ba ğ lama gücü yüksek yapı ş tı rı cı . bal ı kçı düğ ümü *İ ş leme baş langı cı nda yapı lan ve sonra kolayca çözülerek iş in tersine de tutturulan düğ üm ş ekli. vitaminli ya ğ . * Çoğ unlukla mersin balı ğ ı nı n. boğ azl ı k. bal ı kçı l * Balı kla beslenen. beyaz. su kı yı lar ı nda yaş ayan. bal ı k yumurtası * Balı klar ı n daha çok sı ğ yerlere bı raktı klar ı . bal ı kçı kazağ ı * Balı kçı lar ı n so ğ uk ve nemli havalarda giydiğ i boğ azl ı ve yünlü kal ı n kazak. * Uzun bacaklı lardan. bal ı k yiyerek beslenen büyük bir kuş (Ardea cinerea). kahverengi çizgili. bal ı kçı yaka * Kazaklarda boynu saran ve katlanabilen yaka.* Kartallardan. bal ı kçı * Balı k tutan veya satan kimse. yı rtı cı kuş (Pandion haliaetus). bal ı k sütü * Yumurtlama sı rası nda erkek balı kları n çı kard ı ğ ı beyaz madde. bal ı k otu * Cava ve Malabar'da yetiş en. zehirli meyvesiyle bal ı klar ı sersemleterek avlamaya yarayan bir bitki (Anamirta). bal ı k unu * Kurutulmuş balı ktan özel iş lemlerle elde edilen un. * Balı kçı lara özgü. eritilmiş bal mumuna batı rı larak hazı rlanan yumurtas ı . bal ı kçı lı k . bal ı k pazarı * Balı kçı lar ı n avlad ı ğ ı balı klar ı n günlük ve taze olarak satı ş a sunuldu ğ u yer. yavaş kuruyan. bal ı kçı lgiller * Leyleksiler takı mı nı n balı kçı llar alt takı mı na giren bir familya. havyar. ticarî merkez. su kı yı ları nda yaş ayan. bal ı k yiyen. * Morina balı ğ ı nı n karaciğ erinden çı karı lan ve hekimlikte zayı fl ı ğ a karş ı kullanı lan iyotlu.

ak ı l baliğ olmak. falyanos (Balaena mistycetus). deniz kı rlangı cı (Sterna hirundo). * Balı ğ ı olmayan. süslemek. bal ı klava * Deniz. bal ı knefesi * Balinagillerin baş ı ndan çı kar ı lan ve kozmetik maddeler ve süslü mumlar yapı mı nda kullanı lan bir ya ğ . bir duruma. göl ve ı rmaklarda balı k yatağ ı olan yer. uzun gagalı balı kçı l cinsinden kuş lar familyası . bal ı klamak * Bal ı klama tarzı suya atlamak. bal ı kgözü objektif * Normal objektiflerden çok daha geniş açı yı alan ve görüntüyü dı ş bükey ayna görüntüsü biçiminde veren objektif türü.* Balı k tutma. bal ı khane * Balı klar ı n toptan satı ş a çı karı ld ı ğ ı . bal ı kçı llar * Çoğ unlukla uzun bacaklı . erinleş mek. bulu ğ a ermek. uzun çubuk. bal ı kçı n * Perde ayaklı lardan. bal ı kgözü * Ayakkabı lar ı n bağ geçirilen deliklerine ve kemer deliklerine takı lan maden. ya ğ ı ve çubukları için avlanan memeli hayvan. dar. deniz kı yı lar ı nda yaş ayan bir ku ş cinsi. esnek. uzun ve çatal kuyruklu. bal ı klandı rmak * Balı k ile doldurmak. yassı . avlama iş i. . düz ve baş aş ağ ı bir biçimde. kad ı rga bal ı ğ ı . bal ı ksı z bali ğ * Döl verme çağ ı na eren. * Yollarda suları n ortada toplanmayarak iki yana akmas ı için yapı lan ş iş kinlik. * Balı k üretme. bal ı ktan yararlanma ve satma iş i. * erinlik çağ ı na ermek. bal ı klandı rma * Balı klandı rmak iş i. balina * Balinalardan. * Giysilerin dik ve düzgün durması için bazı yerlerine özellikle yakalar ı na konulan sert. bir harekete sonucunun ne olacağ ı nı düş ünmeden giriş erek. bal ı klı * Balı ğ ı olan. uzunluğ u 20 m. ağ ı rl ı ğ ı 200 ton olan. atlamada) Balı k gibi gergin. kemik gibi ş eylerden yapı lmı ş halka. uzunca gagalı . * Bir iş e. buluğ çağ ı na ermiş olan. bal ı ksı rtı * Balı k kı lç ı ğ ı biçiminde birbirine paralel ve çapraz çizgili kumaş deseni. soğ uk hava deposu olan yer. bali ğ olmak * bulmak. eriş mek. bal ı klama * (suya dalmada.

* Güzel süslü. Yunanistan ve Trakya'y ı içine alan bölge. Malkarca. Balkanoloji * Balkan ulusları nı n dili. * Ağ rı . tarihi ve kültürü ile uğ raş an bilim dalı . Kosova. esnek kemiksi bölümlerin ad ı . * Balkı mak iş i. balinalar balinalı balistik * Ateş li silâhlarda barut gazı nı n bası ncı ile fı rlayı p hedefe varı ncaya kadar merminin havadaki hareketini inceleyen bilim. *Ş imş ek çakmak. * Su halkalanmak. balkan * Sarp ve ormanlı k sı ra da ğ lar. Balkanlarla ilgili. balkı r * Parı ltı . Karadağ . Slovenya. dalgalanmak. * Parlamak. çevresi duvar veya parmaklı kla çevrili bölümü. Arnavutluk. Balkanl ı * Balkan devletlerinden olan. Bosna-Hersek. Balkanlar * Hı rvatistan. Bulgaristan. balkı ma balkı mak balkon . * Balina takı lmı ş olan. parlak. parı ldamak. * Kesik kesik ağ rı mak. kutup denizlerinde ya ş ayan memeli hayvanlar familyas ı . S ı rbistan. balina geçirilmiş olan (giysi). boynuz dokusunda. Balkar Balkarca balkı * Bkz. Balkanolog * Balkanoloji uzmanı . sanc ı . Balkanl ı lı k * Balkanlı olma durumu. balina ya ğ ı *İ spermeçet balinası nı n kafa sinüslerinde bulunan yağ . * Örnek hayvanı balina olan. *Ş imş ek. * Bir yapı nı n genellikle üst katları nda d ı ş arı ya doğ ru çı km ı ş . * Bkz. Romanya.balina çubu ğ u * Balinanı n ağ zı na aldı ğ ı suyu dı ş ar ı ya süzüp içindeki deniz hayvanlar ı nı tutması na yarayan ve üst çenesinin iki yanı nda tarak diş leri gibi sı ralanmı ş . Malkar. sancı mak. Makedonya.

balkonumsu * Balkona benzer. atmosferde uçabilen. ball ı *İ çinde bal bulunan. düzenlemek.* Tiyatro ve sinema gibi büyük salonlarda asma kat. ball ı baba * Ballı babagillerden. kekik gibi kokulu bitkileri içine alan ve iki çenekli bitiş ik taç yaprakl ı lardan oluş an bir familya. * Ballı baba. * Bağ larda görülen külleme hastalı ğ ı . beyaz çiçekli ve çok y ı llı k otsu bir bitki (Lamiumalbum). ballandı ra ballandı ra * Ballandı rarak. olgunlaş mak. ball ı börek * Çok lezzetli. lâvanta çiçeğ i. ballanmak * Bal bulaş mak. balo vermek * baloyu hazı rlamak. . ball ı börekli olmak * çok iyi anlaş mak. ballandı rmak *İ mrendirecek biçimde övmek. ballanma * Ballanmak iş i. balon * Isı tı lmı ş hava veya havadan daha hafif bir gazla doldurulan. ball ı dar ı *İ ncir. küre biçiminde araç. * Ballı k hastal ı ğ ı olan. ballandı rma * Ballandı rmak iş i. ball ı pasta * Bal ile yapı lmı ş veya içine bal konmuş pasta. ball ı klı balo * Danslı ve resmî giyimli gece toplantı sı . tatlanmak. ball ı k * Bal konulan kap. balköpü ğ ü * Açı k sarı renk. bal sürülmek. ball ı babagiller * Nane. * Tatlı laş mak.

baloncu baloncuk * Balon satan kimse. yarmak. koru). balotaj baloz balsam * Bir seçimde adaylardan hiçbirinin. balta balta değ memiş (girmemiş veya görmemiş ) * içinden hiç ağ aç kesilmemiş . danslı yer. yontmak gibi iş lerde kullanı lan ağ aç saplı . balonculuk * Balon yapmak veya satmak iş i. * Yangı n söndürme kuruluş ları nda balta kullanan er. * Küçük balon. baltac ı * Balta yapan veya satan kimse. parçalamak. sonraları kı zlar a ğ ası na bağ lı olarak sarayı korumak ve sarayı n dı ş hizmetlerini yapmakla görevli kimse. belsem.). ası lmak. balon gibi. balonvari * Balona benzer. . * Bir tür kudret helvası . * Önceleri sefer sı rası nda çalı lı k ve ormanlı k yerleri temizlemek. gerekli oyu sağ layamaması dolay ı sı yla seçimin sonuçsuz kalması . kauçuktan yapı lan çocuk oyuncağ ı . boynu dar cam kap. balta vurmak * balta ile kesmek. balta olmak * direnerek bir ş ey istemek. * Gemici. antiseptik ve besleyici özelliğ i olan (ilâç. balon uçurmak * ilgililerin ne diyeceklerini ve nası l davranacakları nı anlamak amacı yla aslı olmayan bir haber yaymak. sı k ve gür (orman. balsı ra * Yaprakları n üzerinde olu ş an bir tür küf. musallat olmak. vakitli vakitsiz tedirgin etmek. yol açmak. balsamlı * Balsam içeren. * Karnı yuvarlak ve ş iş kin. baltaba ş * Baş bodoslaması omurga hattı na dikey olarak çelik lâmadan yapı lmı ş (gemi). * Kesmek. yükleri bindirip indirmekle. parfüm ve ilâçlar ı n yapı mı nda kullanı lan reçine. * Baz ı ağ açlardan elde edilen. iş çi gibi kimselerin eğ lenmek için gittikleri içkili. baltac ı k * Küçük el baltası . * Odun kı rı cı . balon lâstik * Bisikletlerde kullan ı lan bir lâstik türü. demir araç. merhem vb. çadı rları kurup kaldı rmak.* Hava veya gazla doldurulmuş .

* Yolları açma ve düzenlemede balta ile donatı lmı ş asker sı nı fı . pot kı rmak.* Değ irmen taş ı nı n ortas ı nda bulunan haç biçimindeki alet. balyalanmak * Balyalamak iş i yap ı lmak. baltal ı k baltası kütükten çı kmak * bir engelden. balya makinesi * Değ iş ik tarı m ürünlerini ip ya da çember ile balyalama veya denkleme iş ini yapan alet. * Atı cı lı kta hedef vazifesi gören plâkalar ı havaya fı rlatan yaylı alet. bilinçli ve kası tlı olarak bozacak veya yı kacak davran ı ş ta bulunmak. baltalayı cı lı k * Baltalama iş ini yapan kimse. balyalama * Balyalamak iş i. baltal ı * Baltası olan. baltalamak * Balta ile kesmek. baltalama * Baltalamak iş i. balyalanma * Balyalanmak iş i. denk yapmak. * Sı k sı k kesimi yapı lan orman. sabote etme. bir i ş i veya bir durumu bozarak zarara yol açan harekette bulunma. * Bilinçli ve kası tlı olarak. bir sı kı ntı dan kurtulmak. Balt ı k dilleri * Baltı k ülkelerinde konuş ulan Hint-Avrupa dil grubu. baltay ı taş a vurmak * farkı nda olmayarak birine dokunacak sözler söylemek. sabotaj. Balt ı k * Baltı k denizine kı yı sı olan ülkeler ve bu ülkelerin halkı . * Bir iş i. * Bir köyün odun ihtiyacı nı sa ğ laması na izin verilen koruluk veya orman bölgesi. balyalamak * Balya yapmak. sabote etmek. . balya yapmak * balyalamak. baltalayı cı * Baltalama hareketini yapan kimse. baltrap balya * Çember ve demir tellerle bağ lanmı ş ticaret e ş yası . baltadan kurtulmak * kesilmemek.

kazı k çakmak gibi i ş lerde kullanı lan. balyoz gibi * çok ağ ı r. merdiven. bambul otu * Sı cak ve ı lı man bölgelerde yeti ş en otsu veya çalı türü bir bitki (Heliotropium). sı cak ülkelerde yeti ş en. değ iş ik. alt dudağ ı n hemen alt ı ndaki bölümü. * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde Frenk ve özellikle Venedik elçilerine verilen ad.balyemez balyos balyoz * Eskiden kara ve deniz savaş lar ı nda kullanı lan. bam teli * Bazı sazlarda kalı n ses veren tel veya kiriş . bamya * Ebegümecigillerden bir bitki (Hibiscus esculentus). k ı n kanatl ı böcek (Anisoplia austriaca). orta çapta. varyos. kahverengi. balyozlama * Balyozlamak iş i. balyozlanmak * Balyoz ile dövülmek. * Taş lar ı kı rmak. ban * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde Macaristan ve Hı rvatistan'da sancak beylerine ve küçük prenslere verilen unvan. bambaş ka * Büsbütün baş ka. çok iri ve a ğ ı r çekiç. ezici (kol veya yumruk). mobilya. bambul * Kurtçuk evresinde ekinlerin kökünü. farklı . ergin evrede baş akları kemiren. hezaren (Bambusa vulgaris). balyozlamak * Balyozla vurmak. uzun menzilli tunçtan top. * Bu kamı ş tan yapı lmı ş olan. ban ağ acı . apayr ı . Hint kam ı ş ı . balyozlanma * Balyozlanmak iş i veya durumu. boyu 25 m kadar olabilen. hem kurutularak yenilen ürünü. balyozla dövmek. bamya tarlası * Mezarlı k. * Bu bitkinin hem taze. bambaş kalı k * Bamba ş ka olma durumu. bambu * Buğ daygillerden. * Sakalı n. bam teline basmak (veya dokunmak) * en çok kı zacağ ı ş eyi yapmak veya sözü söylemek. baston gibi birçok eş yanı n yapı mı nda kullanı lan bir tür kam ı ş .

* Asya'nı n tropik bölgelerinde ve Afrika'nı n kuzeyinde yetiş en. sı radan. aldı rı ş etmemek.. bandajlama * Bandajlamak iş i. banak banal * Ekmek parçası . Kuzey Afrika ve Avrupa'nı n sı cak bölgelerinde yetiş en zehirli ve otsu bir bitki (Hyoscyamus). yaprakları telek damarlı . herkesin anlad ı ğ ı . bandajlamak * Sargı ile sarmak. bana bak! * "beni dinle" anlamı nda teklifsiz bir seslenme ve gözdağ ı sözü. banda almak * bir sesi. * Bayağ ı . bana da . * Sepetçi söğ üdü. ban otu * Asya. * Banal olma durumu. lokma. * Bağ . * Herkesin kullandı ğ ı . bana * Ben zamirinin yönelme hâli ekli biçimi. bançolaş ma * Bançolaş mak durumu. sorgun. bana dokunmayan (veya beni sokmayan) yı lan bin yaş ası n * birçok kimseler. bançolaş mak * Banço durumuna gelmek. * Amerika zencilerinin çaldı ğ ı gitar biçiminde. çiçekleri salk ı m durumunda. bandajlatma * Bandajlatmak iş i. kendilerine kötülüğ ü dokunmayan kiş iye dokunmak istemezler. bandaj * Sargı ile sarma. sargı . bandajlatmak .. ses cihazı ile bant üzerine kaydetmek. ban yağ ı * Hint yağ ı . demesinler * bir iş in kesinlikle yapı laca ğ ı nı belirtmek için söylenir. bana m ı sı n dememek * hiçbir ş ey etkili olmamak. meyvesinden kokusuz bir ya ğ elde edilen ağ aç (Moringa oleifera). madenî gövdesi olan beş veya daha çok teli olan bir müzik banallik banço aleti.

bangı r bangı r bağ ı rmak. band ı rmak * Banmak. * Bayrak direğ inin tepesine süs olarak konulan uzun. kumaş ş erit. * Çabuk kuruması ve renginin parlak sarı olması için üzüm salk ı mları nı veya inciri küllü veya potaslı ı lı k suya dald ı rı p çı karmak. bando * Türlü üfleme ve vurgulu çalgı lardan olu ş an ve daha çok geçit törenlerinde kullan ı lan m ı zı kacı lar toplulu ğ u veya tak ı mı . *İ pe dizilmiş ceviz. * Kurutulacak üzümün güneş e serilmeden önce içine batı rı ldı ğ ı potaslı suyun konuldu ğ u kap. bandocu * Bandoda görevi olan kimse. bang ı r bang ı r bağ ı rmak * yüksek sesle. mı zı kacı . Banglade ş li * Bangladeş halkı ndan olan kimse. band ı rma * Bandı rmak i ş i. gürültüyle. * Yabancı devlet bayra ğ ı . badem ve benzerlerinin. bandrol * Paket veya ş iş elerin ağ ı zları na konulan ş erit veya etiket. band ı ra * Geminin hangi devlete ait olduğ unu gösteren bayrak. bandrollü * Bandrolü bulunan. bang ı rdama * Bangı rdamak iş i. * Yapan. bang ı r bang ı r ağ lamak * yüksek sesle. bang ı rdamak * Öfkelenerek yüksek sesle bağ ı rı p çağ ı rmak. bandaj yaptı rmak. niş asta ile kaynatı lmı ş üzüm suyuna veya baş ka bir tatlı ya batı rı lmas ı yla yap ı lan sucuk. avazı çı kt ı ğ ı kadar bağ ı rmak. * Etibank. h ı çr ı karak ağ lamak. bandoculuk * Bandocu olma iş i veya durumu. * Devletçe verginin kesildiğ ini gösteren etiket. band ı ralı * Bandı rası olan. bani * Kurucu. bang ı r bang ı r * Yüksek sesle. mı zı ka. bank .* Sargı ile sardı rmak. kuran. Sümerbank gibi belirtme grupları nda banka sözünün yerine kullanı lı r.

bankerlik bankerzede * Banker ile olan iş iliş kilerinde zarara uğ rayan kimse. * Bankacı nı n mesle ğ i. * Faizle para alı p veren.bank banka * Çoğ unlukla bahçelerde. banka defteri * Bkz. banka cüzdanı . * Bankerin yaptı ğ ı iş . banka gibi * çok zengin (kimse). e ş ya saklayan ve daha ba ş ka ekonomik etkinliklerde bulunan kurulu ş . * Banker olma durumu. banka kart ı * Banka iş lemleri için otomatik makinede kullanı lan özel ş ifreli kart. * Bankacı . banket *Ş ehirler aras ı yollar ı n iki tarafı nda yayaları n yürümesine ve ta ş ı tlar ı n trafiğ i aksatmadan durabilmesine yarayan çak ı l veya toprak yol. de ğ erli belge. i ş takibi için gelenle görevli arası na konulmu ş tezgâh. . bankacı lı k * Banka iş lemleri yapma i ş i. * Çok zengin (kimse). bankiz * Buzla. bankacı * Bankacı lı k iş lemleri ile uğ raş an veya bankada görevli kimse. * Bankacı lı k iş leminin yapı ldı ğ ı yer. biriktirmek.iskonto. banka cüzdan ı . parklarda oturulacak s ı ra. kasaları nda para. banknot banko * Devlet bankası taraf ı ndan piyasaya çı karı lan kâ ğ ı t para. bankamatik * Bankaları n para iş lemlerini günün her saatinde otomatik olarak yapan makine. altı n gibi taş ı nı r değ erlerin ticaretiyle uğ raş an kimse. banker * Banka sahibi. *İ ş yerlerinde üzerine e ş ya koymaya elveriş li. kambiyo iş lemleri yapan. bankaya yatı rmak * bankadaki hesabı na para koymak. kredi. banka cüzdanı * Banka hesabı olanları n sahip oldukları küçük defter. bankadan çekmek (veya almak) * bankadaki hesabı ndan para almak. * Para.

bantlama * Bantlamak iş i. banma banmak bant * Düz. bir atı n veya sayı nı n kesin olarak tutturulaca ğ ı nı tahmin edip iş aretlemek. de ş ifre etmek. bant yapı ş tı rmak. dolay.* Talih oyunları nda.ş erit. uzun kâğ ı t veya bezden üretilmiş . * Yara üzerine yapı ş tı rı lan özel olarak hazı rlanmı ş ilâçlı küçük ş erit. ş ehir merkezinden uzakta veya sı nı rları na yak ı n yerlerde bulunan ş ehir yöresi. banliyö * Genellikle oturma alanı niteliğ inde olan. * Ses alma cihazları nda seslerin kaydı için kullanı lan manyetik oksitli plâstik veya selüloz ş erit. banko geçmek * Yarı ş larda veya toto. loto gibi oyunlarda. banko geçme * Banko geçmek durumu. banko at * Yarı ş larda dereceye gireceğ i kesin olarak tahmin edilen at. bant zı mpara * Çekmeye dayanı klı . * Talih oyunları nda ortada toplanan paran ı n hepsine oynandı ğ ı nı anlatı r. banko say ı * Sayı sal loto oyununda. * Katı bir ş eyi sulu veya tuz. çevre. * Su altı tepeliğ i. banliyö treni *Ş ehirle banliyö aras ı nda iş leyen tren. banlama * Banlamak iş i. oyunu yönetenin ortaya koyduğ u para. yassı ba ğ . . * Bağ ı rmak. bant çözmek * manyetik bir bant üzerine alı nmı ş sesleri yazı ya aktarmak. ensiz. * Banmak iş i. banlamak * Horoz ötmek. genellikle zı mparalama makinelerinde kullanı lan aş ı ndı rma gereci. bantlay ı cı * Bant yapan kimse. * Talih oyunları nda oyunu yöneten kimse. biber gibi toz durumundaki maddelerin içine bat ı rı p çı karmak. * Bantlama makinesi. garanti olarak çı kacağ ı tahmin edilen sayı . bantlamak * Bantla iki ş eyi birbirine tutturmak. bant doldurmak * bir bandı ses kaydederek kullanmak.

* Arap gramerinde mastar çeş itlerinden her biri. husus. * Banyo küvetinde yı kanma. banyo kazanı * Banyoyu ve suyu ı sı tmak için yap ı lan özel kazan veya ı sı tma aleti. fiziksel veya kimyasal bir etki altı nda bir süre bulundurma i ş lemi. sı cak ülkelerde yetiş en. banyo tak ı mı * Banyo odaları nda ı slak zemine serilen altı plâstik.banttan vermek * genellikle radyo ve televizyonda banttan yararlanarak daha önceden alı nmı ş bir sesi veya görüntüyü yay ı nlamak. banyo * Yapı larda. banyo dolab ı * Banyo için gereken bütün malzemenin içinde bulundurulduğ u dolap. hamam. banyolu *İ çinde banyo bölümü olan. baobap * Ebegümecigillerden. banyo havlusu * Banyo sonrası kullanı lan ve özel olarak yapı lan havlu. banyo bataryası * Sı cak ve soğ uk su ile du ş bağ lantı sı nı n bir arada bulunduğ u musluk takı mı . üstü havlu benzeri dokuma olan paspas. * Konu. banyo sabunu * Banyo yaparken vücudu yı kamak için kullan ı lan sabun. çok yüksek olmamakla birlikte. banyosuz * Banyosu olmayan. gövdesinin çevresi 20 m yi aş abilen bir a ğ aç (Adansonia digitata). banyo küveti * Genellikle içine su doldurulup yı kanmaya elveriş li tekne. * Duyarlı yüzeylerin iş lenmesinde belirli bir iş lemin gerektirdiğ i maddeyi erimiş olarak içinde bulunduran sı vı . bar . içinde yı kanı lan bölüm. ba ş lı k. banyo almak * banyo yapmak. * Vücudun bir bölümünü veya bütününü. bap * Kapı . banyo yapmak * yı kanmak. * Banyodan henüz çı kmı ş bir kimsenin durumu. * (kitaplarda) Bölüm. * Tedavi amacı ile haz ı rlanan ilâçl ı su. banyo kabini * Duş kabini.

ağ ı r ritmli bir halk oyunu. * Cam kaplarda oluş an pas. çinko gibi hafif ş eylerden yapı lmı ş . atı ş noktası ndan kaleye doğ ru ve olu ş turulan baraja kadar belirlenen nizamî ara aç ı klı ğ ı .* Anadolu'nun doğ u ve kuzey bölgesinde. * Herhangi bir alanda baş ar ı yı tespit etmek için gerekli olan ş art. kebe. baraj * Suyu toplamak. barak * Tüylü. baraj ate ş i * Yoğ un yaylı m ateş i. baraj mesafesi * Serbest atı ş sı rası nda. bar ateş i * Yoğ un yaylı m ateş i. * Ayaküstü içki içilen meyhane. bar tutmak * bar oynamak için hazı rlanmak ve oyuna ba ş lamak. ortada olmak. * Tahta. bar bar bar bar bağ lamak * kir bağ lamak. * Hava bası nc ı birimi. barajı aş mak * herhangi bir sebeple konulmuş olan ş art ı yerine getirip baş ar ı sa ğ lamak. duvar yapmak. * Halterde kaldı rı lması gereken alet. bar havas ı * Bar oyunları nda tek veya toplu olarak söylenen ezgi. bar * Danslı . paslanmak. * Bir salonda içki içmek için hazı rlanmı ş köş e. içkili eğ lence yeri. . gücünden yararlanmak amacı yla akarsu üzerinde yap ı lan bent. kı llı çuha. bar bar * Bağ ı rmak fiili ile kullanı larak ba ğ ı rı ş ı n öfkeli ve yüksek sesle oldu ğ unu anlatı r. büğ et. baraj yapmak (veya kurmak) * (futbol veya hentbolda kaleye yapı lan vuruş lar ı önlemek için) oyuncular kale önünü kapatacak biçimde sı ralanmak. * Futbol veya hentbolda serbest atı ş ı yapacak oyuncunun önünde karş ı tak ı m oyuncuları nı n yanyana dizilip olu ş turduklar ı duvar. temelsiz eğ reti yapı . en çok Artvin ve Erzurum yörelerinde el ele tutuş ularak oynanan. * Bir cins tüylü av köpeğ i. * Apaçı k görünmek. baraka barakac ı k * Küçük baraka.

* Kaptanı n. vücutları iri pullarla kaplı . uzunca ba ş lı k. * Osmanlı sarayı nda genel olarak bostanc ı lar ı n. barc ı * Özellikle balkonlarda ı zgara et piş irmekte kullanı lan ve duvar içerisine gömülmüş ocak. baltac ı ve kap ı cı lar ı n giydikleri. * Uygarlaş mamı ş kavim. * Kaba ve kı rı cı . gemi sahibine. * Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin oluş turdu ğ u girintili çı kı ntı lı dı ş duvarları n üst bölümü. barbarla ş ma * Barbarlaş mak i ş i. barbunya ve tekir türleri iyi bilinen bir familya. *İ htiyar Rum meyhanecilerine seslenmek için kullanı lı r. barbarizm * Bir sözün fonetik veya morfolojik yapı sı nda yapı lan büyük yanlı ş lı k. beyaz etli. ilkel. kı rmı zı pullu. * Kaba saba. barbarl ı k * Barbar olma durumu. ucu k ı vrı k. barba ş ı barbata * Bar oyunları nda sı ran ı n sağ ba ş ı nda yer alan ve oyunun düzenini sa ğ layan kimse. . armatöre veya sigorta ortaklı ğ ı na bilerek verdikleri zarar.baran barata * Yağ mur. * Kale duvarları nda dü ş mana ok atmak için açı lmı ş delik. oval veya yassı . * Bilim doktorları nı n ve kardinallerin giydikleri dört kö ş e külâh veya baş lı k. kemikli bir bal ı k (Mullus barbahı s). baratarya barba barbakan barbar * Uygarlaş mamı ş . kale korkuluğ u. kı rmı zı benekli. * Kaba ve k ı rı cı bir davran ı ş la. kı rmı zı çuhadan yapı lmı ş . barbut * Zarla oynanan bir çeş it kumar. barbarla ş mak * Barbar gibi davranmak. barbarca * Barbara yakı ş an bir biçimde. bir tür fasulye. topluluk. * Taneleri yuvarlak. tayfaları n. barbunyagiller * Dikenli yüzgeçliler alt takı mı na giren. barbekü barbunya * Barbunyagillerden.

* Bar iş leten kimse. bardaktan boş anı rcas ı na yağ mak * (yağ mur) çok ş iddetli yağ mak. * Yemek öncesi yenilen bardak altı büyüklüğ ünde bir tür lâhmacun. barda ğ ı taş ı ran damla * sabı r tüketen a ş ı rı davranı ş veya durum. * Bir tür küçük ve tatlı yaş incir. barc ı lı k * Barcı olma durumu. barda * Dam ustaları nı n kullandı ğ ı . barça * Orta Çağ da kullanı lan kürekli ve yelkenli taş ı ma gemisi. bardak eri ğ i *İ ri ve tatl ı bir tür erik. * Barcı nı n iş i veya mesle ğ i. barda ğ ı taş ı rmak * sabrı nı tüketmek. * (bazı bölgelerde) Toprak testi. . kâğ ı t veya plâstik örtü. bardakç ı * Bardak veya çömlek yapan veya satan kimse. * Fı çı cı keseri. * Devlet memurları nı n maaş lar ı nı n derece ve tutarlar ı nı düzenleyen sistem ve çizelge. * Çok beyaz. bardan bardan * Beyaz beyaz. bardan bardan * Yük taş ı mak için kullan ı lan çanta veya çuval. öbür ucu keskin çekiç. bardacı k bardacı k eriğ i * Bardak eriğ i. genellikle camdan yapı lan kap. genellikle örgü. * Kalyon türünden küçük savaş gemisi. bardakalt ı * Bardağ ı n konulduğ u yeri kirletmemesi için kullanı lan. * Bir bardağ ı n alacağ ı miktar. bardak * Su ve benzeri ş eyleri içmek için kullanı lan. baş ı nı n bir ucu çember parçası biçiminde eğ ri. bardo barem * Ayg ı r ile di ş i eş ek çiftleş mesinden üretilen her yaş taki hayvan. barçak * Kı lı ç kabzası nı n siperi.

bar ı ş görüş olmak * her türlü dargı nlı ğ ı unutarak bar ı ş mak. bar ı ndı rmak * Barı nmas ı nı sa ğ lamak. bar ı nmak * Doğ a etkilerinden korunmak için kapalı bir yere sı ğ ı nmak. * Kafile. geliş ecek ortamı bulmak. * Savaş ı n bittiğ inin bir antlaş mayla belirtilmesinden sonraki durum. göç. * Barı ş ı amaçlayan. karş ı lı klı anlay ı ş ve ho ş görü ile oluş turulan ortam. sulhperver. bar ı ş çı l bar ı ş çı lı k * Barı ş çı olma durumu. çit. bar ı ş çı * Barı ş ı seven. sulhsever. otağ . sulh. bar ı ş yapmak * barı ş antla ş mas ı nı imzalamak. ev eş yası . melce. * Yerleş mek. bar ı ş * Barı ş mak iş i. * Bkz. kavga etmeme eğ ilimi. *İ çine izinle girilen yer. * Küçük takke. yaş amak için uygun ş artlar bularak oturmak. sulhçu. * Barı nı lacak yer. * Çevresiyle uyumlu. iki ayak üzerine tutturulmuş çubuklu jimnastik arac ı .baret baret *İ ş çilerin baş ları na giydikleri. * Uyum. bar ı nma * Barı nmak i ş i. barı ş ı öngören. . * Bahçe duvarı . yüksek divan. * (soyut kavramlar için) Bir yerde etkili olmak. * Çeş itli beden hareketleri yapmaya elveriş li yükseklikte. barı ş sever. papaz takkesi. dirlik içinde yaş amak. barı ş çı . * Göç eş yası . * Böyle bir antlaş madan sonra insanl ı k tarihindeki süreç. bar ı bar ı nak bar ı ndı rma * Barı ndı rmak iş i. metal veya plâstikten yapı lmı ş ş apka. küçük kervan. * Bir tür süs iğ nesi. barfiks bargâh bargam barhana * Levreğ e benzer bir balı k.

barikatlama * Barikatlamak iş i. * Sevmek. ağ ı r küre. bari * Hiç olmazsa. bar ı ş çı l. bar ı ş mak *İ ki taraf. anlaş ma. bar ı ş ı klı k * Barı ş ı k olma durumu. bar ı ş ı k olmak * sevecen ve hoş görülü davranmak. * Baryum oksit (BaO) veya baryum hidroksit Ba(OH)2. bar ı ş tı rma * Barı ş tı rmak i ş i. baritli yı kama * Kalı nbağ ı rsa ğ ı n ve rektumun radyolojik i ş lemde baryum sülfatla doldurulması ve yı kanması . baritli *İ çinde barit bulunduran. uzlaş ma. anla ş mak. araları ndaki darg ı nlı ğ ı kaldı rmak. sulhçu. barikatlamak * Barikat ile çevirmek. hiç değ ilse. barikat barikat kurmak * engel oluş turmak. öyle ise. sulhsever. o hâlde. bar ı ş tı rmak * Barı ş maları nı sağ lamak. zevk almak. dargı n veya dü ş man olmayan. bar ı ş sever * Barı ş çı . barisfer barit baritin * Doğ al baryum sülfat (BaSO4). uzlaş mak. . * Bir yolu veya geçidi kapamak için her türlü araçtan yararlanı larak yap ı lan engel.bar ı ş ı k * Baş kas ı ile barı ş durumunda bulunan. barikat yapmak * çeş itli araçlarla bir engel olu ş turmak. * Bkz. * Keş ke. bar ı ş ma * Barı ş mak durumu. sevecen. ara bulmak. ho ş görülü. sulhperver. barikat yapmak. bar ı ş severlik * Barı ş sever olma durumu.

* Büyük sandal. * Engelli at yarı ş lar ı nda üzerinden atlanması gereken yapay engel. baro * Bir ş ehir veya bir bölge avukatları nı n bağ lı olduklar ı meslek kuruluş u. barok * M. yükseklikölçer. barograf * Bir hava taş ı tı nı n uçarken izlediğ i yolun yüksekliklerini çizgi hâlinde göstermeye veya iş aretlemeye yarayan alet. * Bkz. * Açı k. ev bark. bariyer bariz barizle ş me * Barizleş mek iş i. bark barka barkarol * Venedik gondolcülerinin söz ve müziğ i önceden yazı lmadan. engel. . * Herhangi bir yolu kapamak için yapı lan engel. * Bkz. barizle ş mek * Bariz duruma gelmek. baro baş kanı * Baro genel kurulunca en az on beş yı ll ı k kı demi olan avukatlar aras ı ndan seçilen ve baroyu temsil eden baro üyesi.bariton * Tenor ve bas arası ndaki erkek sesi. barklanma * Barklanmak iş i veya durumu. barklanmak * Ev sahibi olmak.S 1600 ile 1750 yı lları arası ndaki klâsik sanatı izleyen resim. barmenlik * Bar tezgâhtarlı ğ ı . * Çizgi im. göze çarpan. belirgin. * Kara yolları nı n kenarları na yapı lan korkuluk. * Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenli ğ ini sağ lamak için kullanı lan açı lı r kapanı r engel. mimarlı k üslûbu. evlenmek. * Basso ile alto arası nda ses veren. * Ritmi üç zamanlı müzik eseri. barkot barlam barmen * Bar tezgâhtarı . içlerinden geldiğ i gibi söyledikleri ş arkı . pistonlu bir tür a ğ ı z çalgı sı . barlam.

barparalel * Düş ey direkler üzerine paralel olarak tutturulmuş iki tahta çubuktan oluş mu ş jimnastik aracı . etkileyici. abartmalı . huysuz. barsam barsama barudî barut * Ateş li silâhla bir merminin atı lması na veya herhangi bir aracı n fı rlatı lması na yarayan.* Batı edebiyatlar ı nda dengeden çok harekete. * Gösterge. barut esmeri * Koyu esmer renkte olan (kimse). * Baron olma durumu veya baronun görevi. yüzyı llar arası ndaki müzik reformunu olu ş turan müzik. barut hakk ı * Mermiyi istenilen uzaklı ğ a atabilmek için gerekli barut gazı bası ncı nı sa ğ lamaya yetecek miktarda barut. baroskop * Havanı n içinde bulundu ğ u cisimlerin ağ ı rl ı ğ ı üzerine yaptı ğ ı hafifletici etkiyi gösteren ve havası boş altı labilen bir fanus içinde terazisi bulunan fizik cihazı . barok müzik * Çalgı lar arası nda veya çalgı larla sesler aras ı nda karş ı tl ı klar kuran XVl-XVlll. doldurmaya ve muhafaza etmeye yarayan kutu. düş ünceden çok duyuma. barokçu * Barokçuluk yanlı sı olan kimse. aksi (kimse). fı çı . barut fı çı sı * Barut koymaya. sinirli ve kinle dolu kimse. baron baronluk * Batı ülkelerinde vikont ile ş övalye aras ı nda soyluluk unvanı . biçimlerin serbestçe yarat ı lmas ı ndan duyulan coş kuya önem veren. barut gibi * öfkeli. * Koyu gri renkte olan. * her an olay çı kacak yer veya kavgaya yol açacak durum. nane ve yaban keki ğ inin ortak adı . çeliş kiden çekinmeyen edebiyat akı mı . barut fı çı sı gibi * çok kı zgı n. patlayı cı . kat ı madde. barsak * Bağ ı rsak. barokçuluk * Barok sanat ve edebiyat görüş ve ilkelerini benimseyen ak ı m. * pek ekş i veya acı . barometre * Bası nçölçer. * Güzel kokulu yaprakları yemeklere konulan. sert. . * Yüzgeçleri dikenli ve zehirli bir çeş it çarpan balı ğ ı (Trachinus vipera).

git. . katı ve basit bir element. bas (veya bas git) * çekil. basamak * Merdiven. barutla oynamak * tehlikeli iş lerle uğ ra ş mak. bas bas * Bağ ı rmak fiili ile kullanı larak ba ğ ı rı ş ı n yüksek sesle olduğ unu anlatı r. * Atom sayı sı 56. yürü. barutçuluk * Barut yapma veya alı p satma i ş i. * En kalı n sesli orkestra çalgı sı . * Sesi böyle olan sanatçı .78 olan. bas tutmak * ince sesli çalgı lara tek perdeden e ş lik etmek.barut kesilmek (veya olmak) * çok öfkelenmek. barut rengi * Koyu giri. barutluk baryum * Barut saklanan kap veya yer. baryum sülfat * Baritin. barutçu * Barut yapan kimse. bas * En kalı n erkek sesi. Kı saltmas ı Ba. barut kokusu gelmek * savaş tehlikesi sezilmek. baruthane * Barut yapı lan veya saklanan yer. buna rağ men bası n indi ğ i kalı n ve tok tonlara inemeyen sesi olan sanatçı . defol!. yoğ unluğ u 3. do ğ ada en çok baryum sülfat ve baryum karbonat olarak bulunan. havada çabuk oksitlenen. barit üzerine etkisiyle elde edilen beyaz bir katı . gümüş renginde. basak basaklı basaksı z * Merdiveni olmayan. bas bariton * Bası n çı kamadı ğ ı ince tonlara çı kabilen. * Merdiveni olan. baryum karbonat * Karbondioksidin.

* Bir elipsin büyük ve küçük eksenleri arası ndaki farkı n büyük eksene oranı . * Dalyanı n kapak yeri. * Kı tasal uzantı dan okyanus ortası sı rtları na kadar devam eden ve 4000-5000 m derinliğ i olan deniz dibi. * (cebirde) Bir tam denklemde bulunan bilinmeyenin en yüksek kuvveti. bilinenden hiçbir değ iş ikliğ i olmayan. dökme harf. basamakl ı * Basamağ ı olan. basar basarî basarna basbayağ ı * Alı ş ı landan. . taş kalı p kullanarak makine yardı mı ile kâğ ı da ve bez gibi ş eylere yazı . yass ı laş mı ş . aş ama. * (aritmetikte) On kuralı na göre yazı lmı ş bir sayı nı n. kerte. * Bası lmı ş . * Kı sı k. * Merdivenin ayakla bası lan yüzeyi. * Derece derece. * Çok yüksek olmayan. bası cı * Kitap. bası klaş tı rma * Bası klaş tı rmak i ş i. basamak basamak * Yavaş yavaş (yükselme veya inme). tabı . bası cı lı k bası k * Bası cı olma durumu veya bası cı nı n iş i.* Bir yere çı karken veya bir yerden inerken bası lan ve art arda gelen. bası klaş tı rmak * Bası k durumuna getirmek. birbirinden belirli aralı klarla yükselen düz yüzeylerden her biri. durum veya yer. * Derece. basen * Omurganı n bel ile kalça arası ndaki bölümü. dergi gibi ş eyleri basan kimse. bası * Resim kliş esi. tâbi. *İ leriyi görme. alçak. basamak yapmak * bir durumu daha yükseğ ine eriş mek için araç olarak kullanmak. bası klı k * Bası k olma durumu. resim çı karmak iş i. algı lama yetisi. * Görme ile ilgili. basamak basamak olan. basar * Göz. * Bir amaca ulaş mak için yararlan ı lan kiş i. * Bir cismin bir yanı nı kaldı raçla yükseltme iş i. hane. her rakamı nı n bulunduğ u sı ra.

bası n yasa ğ ı * Bası n yayı n organları nı n bir konu hakkı nda yay ı n yapması nı kı sı tlay ı p engelleme. bası lma dayanı mı * Dokusunu basarak ezmeye çalı ş an d ı ş etkilere a ğ acı n gösterdiğ i direnç. bası n bildirisi * Bası n yayı n organları na bilgi vermek amacı yla yetkili kurum veya kiş iler tarafı ndan hazı rlanmı ş yazı lı aç ı klama. matbuat. . bası la vermek * prova hâlindeki bir kitabı n veya herhangi bir yazı nı n bası ma uygun olduğ unu bildirmek. provalarda "bası nı z. yabancı temsilciliklerde bası n ile ilgili konular ı düzenleyen yetkili ve sorumlu kimse. bası mcı * Bası m evi iş leten kimse. bir konu veya çe ş itli konular üzerinde aç ı klamada bulunmak için gazetecilerle yapt ı ğ ı toplant ı . tabaat. bası lı ş bası lma bası m evi * Bası iş i yapı lan yer. tabı . matbaac ı . matbu. bası n özgürlüğ ü * Görüş ve düş ünceleri bası n ve yayı n yoluyla aç ı klayabilme ve yayabilme hakk ı . * Bası lmak iş i. bası lsı n" anlamlar ı nda kullanı lan terim. bası n ata ş esi * Resmî veya özel kurum ve kuruluş larda. * Bası m evinde bası lmı ş . * Bası iş i. bası mcı lı k * Bası m evi iş letme iş i. * Bası sanatı . * Bası lmak iş i veya durumu.bası la * Bası mcı lı kta. bası n toplantı sı * Yetkili veya ilgili bir kimsenin. dergi gibi belirli zamanlarda çı kan yayı nları n bütünü. tipografya. kitap basma iş i. matbaa. bası lmak bası m * Basmak iş ine konu olmak veya basmak iş i yapı lmak. bası lı * Bası larak yerleş tirilmiş . matbaacı lı k. bası n * Gazete. bası n kart ı * Mesleğ i bas ı n iş leri olan kimselerin taş ı dı ğ ı kimlik belgesi. bası n dünyas ı * Görsel ve yazı lı bası n organlar ı ile burada görevlilerin tümü.

bası nçölçer * Hava bası nc ı nı ölçerek yer yükseltilerini ve hava de ğ iş imlerini tespit etmek için kullanı lan alet. uyanı klı k. sa ğ görü. çekip gitmek. bası p gitmek * birdenbire gitmek. * Doğ ru görüş . sezi ş . * önem vermeyerek uğ ramamak. insan organizmas ı için yeterli bası nç düzeyini sağ lamak veya ayarlamak. kâbus çökmek. bası rgama * Bası rgamak iş i. bası nçlama * Bası nçlamak iş i. * Kâbus çökmek. bası rganma * Bası rganmak durumu. sağ görülü. basireti ba ğ lanmak * iyi düş ünemez. anlayı ş . * Akı ş kanları n bası nc ı nı ölçen araç. bası nçölçüm * Hava bası nc ı ölçümlerini inceleyen birim. dikkat. basiretsiz . aklı na koyduğ uş eyi yapmak üzere bulunduğ u yerden uzaklaş mak. barometre. bası p geçmek * önde gideni geçmek. kavrayı ş . bası ölçer * Buharı n veya herhangi bir gaz ı n bulundu ğ u kabı n yüzeyine yaptı ğ ı bası ncı belirleyen alet. bası rganmak * Üzerine ağ ı rl ı k basmak. gerçe ğ i göremez bir duruma düş mek.bası nç * Bir yüzey üzerine etkide bulunan gücün yüz ölçümü birimine dü ş en miktar ı . bası rgamak * Ağ ı rl ı k çökmek veya basmak. tazyikli su. basiretli * Gerçeğ i görebilen. basil basiret * Bakterilerin çomak biçiminde ince uzun olan türü. uzağ ı görebilen. bası nçl ı su * Bası nç yüklenerek fı ş kı rtı lma düzeyine getirilmiş su. uzağ ı görüş . bası nçl ı * Bası nç yüklenmiş olan. bası nçlamak * Hava taş ı t araçları nda. tazyik. basireti olan. bası ş * Basmak iş i.

sağ görüden yoksun olma. basite indirgemek * basitleş tirmek. basitlik Baskça basket * Basketbolda kazanı lan sayı . * Her zaman rastlanan. basitçe * Basit olarak. basit cümle * Tek yargı bildiren cümle. görgüsüz. basitle ş tirme * Basitleş tirmek iş i. . basit faiz * Faizleri üzerine eklenmemiş ana paraya belli bir dönem sonunda verilen faiz.basite irca etmek. basketbol * Basit olma durumu. basit cisim * Maddesi tek elementten oluş mu ş cisim. kolay tarafı ndan.* Gerçekleri görebilmekten uzak. gösteriş siz. özelliğ i olmayan. * Süssüz. * Bilgi ve görgüsü sı nı rl ı olan. ileri ve uzak görüş lü olmayan. olağ an. sa ğ görüsüz. * Kolay. basit renk * Biçmeden geçen beyaz ı ş ı ğ ı n ayrı ldı ğ ı renklerden her biri. basitle ş me * Basitleş mek iş i. ileriyi ve uzağ ı görememe. bayağ ı . yalı n kelime. bayağ ı . basit kesir * Payı paydası ndan küçük olan kesir. basitle ş mek * Basit duruma gelmek. basket yapmak * basketbolda sayı kazanmak. *İ spanya'nı n Bask bölgesinde kullanı lan dil. kök durumundaki kelime. basiretsizlik * Gerçekleri. basit * Yapı lmas ı veya anlaş ı lması kolay olan. basitle ş tirmek * Gereksiz ayrı ntı lardan arı tarak sade duruma getirmek. sade bir biçime döndürmek. basit kelime * Anlamlı olarak daha küçük parçaya bölünemeyen. kar ı ş ı k olmayan.

* Karş ı takı m oyuncusunun hareketini ve sonuç alması nı engellemek amacı yla uygulanan yakı n savunma durumu. kiş inin isteğ i dı ş ı nda bilinçaltı na itmesi veya bu itilenlerin bilince çı kması nı önleme durumu. * Bir eserin bası lı ş biçimi veya durumu. bask ı da kalmak * yağ mur yağ dı ktan sonra toprağ ı n üst kı sm ı sertleş erek tohumlar fidelenip toprak üstüne çı kmak. bask ı yapmak * bir kimseyi bir iş i yapmaya zorlamak. bask ı cı *İ ş lenecek kumaş lar üzerine kalı plara resim basan kimse. tazyik. kazı ma resim. kı sı tlamak. basketçi bask ı * Basketbol oyuncusu. * Bası sayı sı . bask ı lı * Baskı sı olan. beklenmedik sald ı rı . bask ı altı nda tutmak * özgürlüğ ünü engellemek. * (sertlik. * Belirli ruhî etkinlik ve süreçleri. zorluk bakı mı ndan) Üstün. * Bir eserin bası larak tekrarlanan her bir kezi. bask ı resim * Gravür tekniğ i ile yapı lan resim. bask ı kalı bı * Kitap kapları na süslemeler basmak için kullanı lan kalı p. * Suç iş lediğ i veya suçluları n bulundu ğ u sanı lan bir yere ansı zı n girme. * Hak ve özgürlükleri kı sı tlayarak zor alt ı nda bulundurma durumu. pres. zor kullanmak. * Giysinin içine kı vrı lı p dikilen kenarı . * Kı sa süreli. gerçekleş tirilmesinde veya tamamlanmas ı nda baskı oluş turan güç. basketbolculuk * Basketbol oynama veya oynatmak iş i. * Matbaacı lı kta bask ı iş lerini yapan kimse. bask ı lı k bask ı n * Bir masadaki kâğ ı tlar ı n uçmaması için üzerlerine konulan özel biçimdeki ağ ı rl ı k. bask ı cı lı k * Baskı cı nı n iş i. * Bir maddeyi sı kı p ezen alet. basketbolcu.* Beş er kiş ilik iki takı m arası nda topu 3 m yükseklikteki kar ş ı lı klı duran ağ geçirilmiş iki sepetten birine sokup sayı kazanmak esası na dayanan bir oyun. basketbolcu * Basketbol oyuncusu. * Kı sı tlayı cı . bask ı grubu * Bir iş in yapı lmas ı nda. bask ı n basan ı ndı r .

* beklenmedik bir zamanda konuklar gelmek. bask ı n yapmak * suç iş lendiğ i veya suçluları n bulunduğ u sanı lan bir yere ansı zı n girmek. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan. * Üzerinde bası ile yapı lmı ş renkli biçimler bulunan pamuklu kumaş . bask ı sı z * Hak ve özgürlükleri kı sı tlanmamı ş . kumaş gibi ş eylerin baskı sı için hazı rlanan kalı p. ortası ndan veya uçlar ı ndan birine az çok yakı n değ iş mez bir noktaya dayanan kaldı raç. . basklârnet * Kalı n sesli klârnet. *İ skambil kâğ ı dı ile oynanan bir oyun. matbua. * Disiplinsiz. * Bası lmı ş . basma * Basmak iş i. bohçac ı . tülbent vb. basmac ı lı k * Basma alı m satı mı . baskül * Çoğ unlukla bir kütleyi çok daha küçük bir kütle yardı mı yla tartmaya yarayan alet. ahlâksı z. * Pamuklu. * Gübre. * Bohça ile köylerde eş ya satan kad ı n. üzerine kalı pla desen basma i ş i. kitap gibi bası ile hazı rlanm ı ş yaz ı lı ş eyler. bask ı sı z büyümek * serbest bir eğ itimle yetiş mek. * Pamuklu. basmahane * Basma yapı lan iş yeri. bask ı na u ğ ramak * düş manı n beklenmedik bir sald ı rı sı yla karş ı laş mak. * bir yerde suç üstü yakalanmak. * Matbaacı lı k. dergi. basma kalı bı * Kitap. * Terbiyesiz. matbu.* düş manı gafil avlayı p sald ı ran taraf sava ş ı kazanı r. tezek. üzerine kalı pla desen basan kimse. bask ı n çı kmak (veya gelmek) * (karş ı la ş tı rma konusu olan kimseyi) geçmek. üstünlüğ ünü göstermek. bask ı n vermek * anî ve habersiz girmek. basmac ı * Basma yapan veya satan kimse. saldı rı da bulunmak. * Gazete. * ansı zı n konuk gelmek. tülbent vb. *İ ki kolu s ı ra ile kalkı p inebilen. * düş mana ansı zı n sald ı rmak. bask ı ncı * Baskı n yapan kimse.

basso * En kalı n erkek sesi. üzerine kuvvet vererek itmek. curuf gibi maddeleri ezmeye ve sı kı ş tı rmaya yarayan alet. * Bkz. basmalı * Basma özelliğ i olan. * Kapı yı arkadan bast ı rmak için kullanı lan ağ aç dayak. basmalı k * Üzerine bası lacak ş ey. üzüntü ve ağ ı rl ı k duymak. kum. bast ı ğ ı yerde ot bitmez * gittiğ i yere uğ ursuzluk götürür. * Bir ş eyi. ye ş ilbiber. basmakal ı p * Özgünlüğ ü olmayan. * Ağ ı rl ı k. gittiğ i yerin bereketini kurutur. * Örtmek. bürümek. çökmek. bastana salatası * Domates. bast ı ğ ı yeri bilmemek * çok sevinmek. baskı . * En kalı n sesli orkestra çalgı sı . bilineni tekrarlayan. harc ı âlem. * Bası iş i yapmak. değ iş iklik göstermeyen. maydanoz. * Baskı n yapmak. * Bir ş ey üzerinde kalı p. * Bir kimse bir yaş a girmek. kaplamak. * Yol yapı mı nda çakı l. * Bazı isimlerle birlikte sertlik. * Bası nç yaparak sı vı ve gazları itmek. bast ı k bast ı rak bast ı rı k * Pestil. bast ı bacak * Bacakları kı sa veya çarp ı k (kimse). . taze soğ an. kliş e. durumunu kontrol edememek. bastarda bast ı * Kı yma ile piş irilmiş sebze. * Çevreyi kaplamak. aş ı rı lı k anlamları nda yardı mcı fiil olarak kullanı lı r. yük. tabetmek. * (küçük çocuklar için) Ayakta durabilmek. *ş aş kı nlı ktan nerede oldu ğ unu seçememek. basmakal ı pla ş mak * Basmakalı p durumuna gelmek. * (çocuk için) Yaramaz. baş tarda. mühür gibi bir araçla iz yapmak.basmak * Vücudun ağ ı rlı ğ ı nı verecek biçimde ayak tabanı nı bir yere veya bir ş eyin üzerine koymak. * Sı kı ş tı rarak yerle ş tirmek. * Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak. * Bir ş eyin etkisinde kalı p eziklik. * Bastı rma. nane ve limon suyu kullan ı larak yapı lan bir salata türü.

bastika * Bir yelken serenine veya herhangi bir ağ aca açı lan delik. basur memesi * Anüste geniş leyip meme gibi uzamı ş damar yı ğ ı nı . * Kümes hayvanları nı kuluçkaya yatı rmak. bast ı rı m bast ı rma * Bastı rmak i ş i. * Ansı zı n birinin yanı na gitmek. * Baskı yapmak. hemoroit. * Birdenbire ve pek çok etkisini göstermek. bastonculuk * Baston yapma veya satma iş i. * Zararlı bir olayı önlemek. basurlu . * Gidermek. * Ruh dünyası nda oluş an tepkimelerin bilinç dı ş ı na yans ı mas ı . * Bir kumaş ı n kenarı nı kı vı rı p dikmek.bast ı rı lma * Bastı rı lmak i ş i. baston * Yürürken dayanmaya yarayan ağ aç veya metalden yapı lan araç. bast ı rı lmak * Bastı rmak i ş ine konu olmak. baston gibi (veya baston yutmu ş gibi) * dimdik duran veya yürüyen (kimse). sarı çiçek açan küçük bir bitki (Ranunculus ficaria). bastonlu * Bastonu olan. * Geminin baş tarafı ndaki yatı k direğ in (cı vadran ı n) dı ş ar ı ya doğ ru uzanan parçası . bastonsuz * Bastonu olmayan. basur otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. köklerinde basur memelerine iyi gelen bir madde bulunan. * Üstünlüğ ünü göstermek. bast ı rmak * Basmak iş ini yapt ı rmak. üzerine iyice düş mek. baston francala *İ nce. * (cevap için) Hemen yetiş tirmek. * Bastı . nemli ormanlarda biten. basur * Kalı n bağ ı rsağ ı n alt bölümünde ve anüste toplardamarları n geniş lemesiyle olu ş an varis. uzun ekmek. bastoncu * Baston yapan veya satan kimse.

baş ağ rı sı olmak * sı kı ntı vermek. göz. baş aş ağ ı etmek * tersine çevirmek.* Basuru olan. baş * Çı ban. baş ağ ı rl ı k * Ağ ı r sı klet. kafa. burun. * ". *İ nsan ve hayvanlarda beyin. * Bir ş eyin uçları ndan biri. esas. * Baş langı ç. baş ı na" adlardan sonra ve nicelik anlatan kelimeden önce gelerek üleş tirme anlamı verir. * Temel.. hemoroitli. Asya'da yetiş en bir ağ aç (Basia). * Kasaplı k hayvanlarda ve baz ı yiyeceklerde tane. baş ta oluş an rahatsı zl ı k. kendisi" anlam ı nı taş ı yan bir zamir niteliğ indedir. en önemli. vücudun üst veya önünde bulunan bölüm. * Bir ş eyin genellikle toparlakça ucu. can sı kmak. baş aş ağ ı gitmek . u ğ raş tı rmak. * Bir topluluğ u yöneten kimse. baş almak * fı rsat bulmak. sarrafiye. tohumları ndan sabunculukta kullanı lan bir yağ elde edilen. baş aş ağ ı düş mek * kiş iliğ inden kaybederek toplum içindeki durumu sars ı lmak. ser. * En uç. baş aş ağ ı * Baş ı aş ağ ı gelmek üzere. * Güreş te pehlivanları n ayrı ldı kları beş derecenin en yükse ğ i. baş ağ rı tmak * tedirgin etmek. basübadelmevt * Ölümden sonra dirilme. baş aş ağ ı gelmek * tepesi üstü düş mek. * "Baş " kelimesi birçok deyimde "öz varlı k. a ğ ı z gibi organlar ı kapsayan. kulak. * Bir ş eyin yak ı nı veya çevresi. * Arazide en yüksek nokta. * Para değ iş tirirken verilen veya alı nan üstelik. baş alamamak * çok uğ ra ş tı ran bir konu yüzünden vakit ve f ı rsat bulamamak. * Deniz teknelerinde ön taraf. bı kk ı nlı k vermek. yüksek nokta veya en ön.. baş ağ rı sı * Baş ı n ağ rı mas ı . * Sürekli sı kı ntı yaratan durum veya kimse. * Önem veya yönetim bakı mı ndan ileride olan. basya baş * Sapotgillerden. en üstün anlamı nda birleş ik kelimeler yapar.

baş bezi * Mendil.* sürekli zarar görmek veya kötüleş mek. baş baş a kalmak * biriyle veya bir ş eyle yalnı z kalmak. * baygı nl ı k verici. intisap etmek. * birinin arkası ndan hayranlı kla bakmak. baş döndürücü . bit. * baş ak vermek. sevinçten çok mutlu duruma getirmek. baş baş a olmak * birlikte bulunmak. beraber yaş amak. baş bağ lamak * baş ı na bir örtü örtmek. baş belâsı * Sı kı nt ı . a ş ı rı . baş baş a (veya kafa kafaya) vermek * iki veya daha çok kimse bir kenara çekilip konuş mak. baş çanağ ı * Kafa tası . baş aş ağ ı gitmek * iş leri ters gitmek. aş ı rı heyecanlandı rmak. baş döndürücü * (çabuklukta) olağ anüstü. beraberce. baş baş * çocukları n "Allaha ı smarlad ı k" anlamı nda ellerini baş lar ı na götürmelerini sağ lamak için söylenir. baş döndürmek * baş ar ı dan. baş baş a bı rakmak * birinin. gururdan. üzüntü veren. baş bulmak * (alı ş veri ş te) kazanç b ı rakmak. baş baş a * Birlikte. baş biti * Bkz. baş çevirtmek * baş ı arkaya doğ ru döndürtmek. bir ş eyle veya bir kimseyle yaln ı z kalması nı sağ lamak. sürekli zarar etmek. baş bı çağ ı * Ustura. * dayanı ş mak. baş çekmek * ön ayak olmak. * birine veya bir ş eye bağ lanmak.

baş kesmek * selâm için baş eğ mek. her iş te onlar ı örnek tutarlar. baş nereye giderse. istersen soğ an baş ı ol * küçük bir iş te de olsa. * direnmekten vazgeçip buyruk altı na girmek. ayak da oraya gider * küçükler büyüklerin izinde gider. ba ş ta olmak önemlidir. serseme çevirici. baş ol da. baş elde iken * ölmeden. arkadaş lar aras ı ndaki uyu ş mazl ı klar yabancı lara duyurulmamalı dı r. yönetime karş ı gelmek. * iyice coş mak.*Ş aş kı na. baş eğ mek * saygı göstermek için baş eğ erek selâmlamak. baş etmek (veya edememek) * gücü yetmek (yetmemek). baş ı nı kaldı rmamak. yaş arken sağ iken. baş göz olmak * evlenmek. isyan etmek. baş olan boş olmaz . baş kaldı rmak * ayaklanmak. ortaya çı kmak. vuku bulmak. baş kaldı rmamak * Bkz. baş dönmesi * Göz kararı p düş ecek gibi olma. gücü yetmek. baş kaldı rma * baş kaldı rmak i ş i. ba ş ı ve kı çı üzerinde inip kalkmak. kabarmak. inkı yat etmek. baş koş mak * bir i ş i baş armak için çalı ş mak. baş arı kazanmak (kazanmamak). baş göstermek * belirmek. zuhur etmek. kol kı rı lı r yen içinde * aile içindeki. baş edebilmek * bir kimseyi yola getirmeye veya bir ş eyi yapmaya gücü yetmek. baş kı ç vurmak * baş tan gelen dalgalarla gemi. baş göz etmek * evlendirmek. baş kı rı lı r fes içinde. baş komak (koymak) * bir ş ey uğ runa ölümü göze almak. baş gelmek * yenmek. isyan.

baş yarma * Vida yapı mı nda kullanı lacak olan perçinlerin baş lar ı na tornavida yerleri açmak iş i. baş sağ lı ğ ı * Ölen bir kimsenin yakı nları na söylenen ilgi ve yakı nlı k anlatan söz. baş tutamamak * rüzgâr. ba ş ak olu ş mak. el üstünde tutmak. bitkiler) baş ak ba ğ lamaya baş lamak. baş yapmak * (kuaför) saç bakı m ve tuvaleti yapmak. baş sallamak * karş ı sı ndakinin her sözünü uygun bulur görünmek. baş ucu kitabı * Sı k sı k yararlanı lan. baş tutmak * elebaş ı olmak. baş tacı etmek baş tacı etmek * çok sevmek ve saymak. baş yakmak * kötü duruma düş ürmek. baş ucu * Yatı lan bir yerin baş konulan yönü veya yakı nı . rotadan ç ı kmak. fı rtı na yüzünden. * (gemi. çevirmek. baş sağ lı ğ ı dilemek * ölen bir kimsenin yakı nları na ilgi ve yakı nlı k anlatan söz söylemek. * (buğ day vb. baş yarı lı r (kı rı lı r) börk (fes) içinde. * iş baş ı ndaki ki ş inin i ş i çoktur. . baş üstünde yeri var * büyük bir saygı ve ilgi ile kar ş ı lanı r veya a ğ ı rlanı r. ana bilgileri veren. yapı lı ş ı ndaki veya yükseliş indeki bir bozukluk sebebiyle gemi dümene uymamak. kayı k) döndürmek. çok yüksek tutulan (kimse veya ş ey). değ erini hiç yitirmeyen eser.* bir yerde baş olan kimse taş ı dı ğ ı değ er dolayı sı yla o yere gelmiş tir. baş örtü. baş örtüsü * Bkz. baş tacı * Çok sevilen. baş üstüne * bir dileğ in yerine getirileceğ ini içtenlikle belirtmek için "peki" anlam ı nda kullanı lan söz. baş üstünde tutmak * çok iyi ağ ı rlamak. baş vermek * (çı ban) olgunlaş mak. kol kı rı lı r kürk (yen) içinde * aile içindeki kiş ilerin anlaş mazlı kları aile içinde kalmalı dı r.

en usta pehlivanlar baş pehlivanlı k için yar ı ş mak. baş a geçmek * en üstün yeri almak. baş a çı kmak * bir ş eye gücü yetmek. * Tarlalarda. baş a gelen çekilir * çaresiz durumlara düş üldüğ ünde insanı n kendini üzüntüye kapt ı rmayı p bu durumlara katlanması nı n olağ an ve do ğ ru bulunduğ unu anlatı r. Ba ş ak baş ak * Zodyak üzerinde Aslan ile Terazi burçları arası nda bulunan burcun adı . baş yemek (baş ı nı yemek) * birinin ölümüne veya yok olması na sebep olmak. yulaf gibi ekinlerde baş ak oluş mak. * birinin güç duruma düş mesine yol açmak. baş ak bağ lamak (veya tutmak) * arpa. baş a güre ş mek * yağ lı güreş te. buğ day. baş a gelmek * (kötü bir duruma) uğ ramak. baş a ba ş noktası * bir yabancı paranı n veya değ erli kâ ğ ı dı n piyasa değ eri ile üstünde yazı lı de ğ erin aynı olması durumu. baş ak toplamak * tarlalarda kalmı ş baş aklar ı veya bağ larda dökülmüş meyveleri toplamak. kendi istedi ğ i yolda sonuçland ı rabilmek. baş a vermek * değ iş tokuş yaparken üste baz ı ş eyler vermek. bağ larda dökülmüş veya tek tük kalm ı ş olan ürün. baş akçı k . baş ağ aç * Boyuna dikey yönden kesilmiş olan ve yı l halkalar ı çember biçiminde görüntü veren ağ aç. yulaf gibi ekinlerin taneleri taş ı yan k ı lç ı klı baş ı . baş akçı * Tarlalarda kalmı ş baş akları veya bağ larda dökülmüş meyveleri toplayan kimse. buğ day. Zodyak. denk olmak. baş a ba ş * Eş it durumda. dengeli olarak.baş yastı ğ ı * Yatakta baş ı n altı na konulan yast ı k. baş a ba ş gelmek * eş it olmak. * en üstün sonucu elde etmek için mücadele vermek. * Arpa. baş a çı kmak * güçlükler çı karan biriyle olan iş ini. baş a ba ş * birinden üstün olmadan.

baş arı lmak * Baş ar ı ile sona ermek. muvaffak ı yetsiz. baş arı sı z baş arı sı z olmak * baş ar ı sa ğ layamamak. muvaffak ı yetli. baş arı * Baş armak i ş i veya baş arı lan i ş . baş aklamak * Tarlalarda. * Baş ar ı göstermeyerek. * Baş ar ı lı bir biçimde. baş aktörlük * Baş aktörün iş i veya mesleğ i. muvaffak ı yet. performans. bağ larda kalm ı ş döküntüleri toplamak. * Gemilerde tayfa ve erlerin baş taraftaki koğ uş lar ı . tutmak. * Baş ar ı lamayan. . baş aktör * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli erkek oyuncu. * Arka ucu baş ka biçimde olan (ok). baş aklama * Baş aklamak i ş i. takat sı nı rı .* Çiçeklerde baş ağ ı oluş turan çiçek demeti veya topluluğ u. baş aktrislik * Baş aktrisin iş i veya mesleğ i. baş altı * Yağ lı güreş te pehlivanları n ayrı ldı ğ ı beş derecenin ikincisi. * Baş ar ı göstermeyen. muvaffakı yetsiz. baş aktris * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli kad ı n oyuncu. baş aklanma * Baş aklanmak durumu. baş ar ı göstererek. baş arı lı * Baş ar ı gösteren. baş aklanmak * Baş ak ba ğ lamak. üstesinden gelinmiş . baş aklı * Baş ağ ı olan (ekin). * Bir sporcunun yapabileceğ i en iyi derece. * Baş ar ı lmı ş . baş arı lma * Baş ar ı lmak iş i. baş arı gösterememek. baş arı göstermek (veya kazanmak) * baş armak. baş arı m * Elde edilen bir baş ar ı .

baş asistan * En üst derecedeki asistan. * Osmanlı İ mparatorluğ unda savaş zamanı baş ka birliklerden ayrı lı p bir araya getirilerek oluş turulan birliğ in veya milis güçlerinin komutan ı . baş çı *İ ş çi baş ı . baş arma * Baş armak i ş i. * Yeniçeri ocağ ı nı n çavu ş u.baş arı sı zlı ğ a uğ ramak * baş ar ı sı z olmak. hâkimiyet. baş atlı k * Baş at olma durumu. bakanlar kurulunun baş ı . dominant. kabinenin ba ş ı . baş çavuş luk * Astsubay baş çavuş rütbesi. baş asistanlı k * Baş asistan olma durumu. hâkim. baş çavuş * Astsubay baş çavuş . baş armak * Bir iş i istenilen biçimde bitirmek. * Çiçeklerin erkek organları nda çiçek tozunu ta ş ı yan torbacı k. * Baş asistanı n görevi. * Çiğ veya piş miş koyun. * Baş bakanı n makamı . sı ğ ı r baş ı satan kimse. baş arı sı zlı k * Baş ar ı sı z olma durumu. muvaffak olmak. baş at karakter * Bir melezde her zaman ortaya çı kan karakter. baş bakanlı k * Baş bakan olma durumu ve baş bakanı n görevi. baş vekil. ha ş efe. baş at * Benzerleri arası nda güç ve önem bakı mı ndan baş ta gelen. baş kan. kuzu. * Eski Türklerde baş . baş atlı k yasası * Irk karı ş mas ı nda güçlü öz yapı nı n sonraki soylardan üstün geldiğ ini kanı tlayan yasa. * Baş bakan ve görevlilerinin çalı ş tı ğ ı daire. baş çı k . baş bayi baş buğ * Bir dağ ı tı m iş inde bütün bayilerin bağ lı bulundu ğ u ana bayi. komutan. baş bakan * Hükûmet baş kanı . muvaffakı yetsizlik.

* Yeniçeri bölüklerinin en kı demsiz subayı ve erlerinin en k ı demlisi. baş dizgici * Bir bası m evindeki dizgicilerin baş ı . baş eski * En kı demli kimse. ş aheser. sertabip. baş dizgicilik * Dizgicilerin baş ı . baş dekorculuk * Baş dekorcunun iş i veya mesle ğ i. baş yap ı t. baş hekim * Bir hastahaneyi yönetmekle görevlendirilen hekim. baş tabip. metrdotellik. baş garsonluk * Baş garson olma durumu. baş dümeni * Gemi veya teknelerin baş ı na yerleş tirilen ve iyi bir manevra sağ layan dümen. * En iyi ürün için tespit edilen fiyat. baş gedikli * En yüksek rütbeli astsubay. dekor hazı rlamada en üst sorumlu. * Baş garsonun i ş i. baş garson * Garsonları n ba ş ı . * Baş hekimin makamı . baş dekorcu * Dekorcuları n baş ı . baş kâtip. baş efendi * Devlet dairelerinde kı demli memur. baş fiyat baş gardiyan * Gardiyanları n ba ş ı .baş danı ş man * Danı ş manlar ı n ba ş ı . . baş hakem * Yarı ş mayı veya oyunu yöneten hakemlerin baş ı . baş eksper * Eksperlerin baş ı . baş mürettip. baş eser * Kendi türünde en mükemmel eser. baş danı ş manlı k * Baş danı ş manı n iş i veya görevi. baş hekimlik * Baş hekimin görevi. baş dümenci * Dümencilerin baş ı . sermürettip. metrdotel.

baş ı bağ lanmak * biri evlendirilmek. baş ı belâya girmek (veya uğ ramak) * sı kı cı . bahtı açı k. * Evli. baş hostes * Hava yolları nda hosteslerin en deneyimlisi ve yapı lan sefer boyunca hizmetten sorumlu kimse. baş ı bütün * eş i hayatta olan (kar ı veya koca). gururlu. . baş ı ağ rı mak * bir iş ten dolayı sorumlu duruma düş mek. baş ı belâda * çözülmesi güç. baş ı bağ lı * Serbest olmayan. sı kı ntı lı bir durumda. sı kı ntı lı durumda. baş hemş irelik * Baş hemş ire olma durumu. * birini yandaş olarak kazanmak. baş ı çekmek * herhangi bir konuda önde gitmek. baş ı çatlamak * baş ı çok ağ rı mak. baş ı dinç * Kaygı sı z ve tasası olmayan. baş ı açı k * Örtü veya ş apka ile baş ı örtülmemi ş .baş hemş ire * Bir klinik veya hastahanede hemş ireleri yönetmekle görevlendirilmiş hemş ire. baş ı devletli * Talihli. darlı ğ a dü ş mek. baş ı dimdik * Onurlu. üzücü bir durumla karş ı laş mak. baş ı derde girmek * sı kı ntı lı bir duruma düş mek. baş ı dara düş mek * sı kı ntı ya girmek. ön ayak olmak. baş ı darda kalmak * parası zlı ktan dolayı sı kı ntı da olmak. baş ı dertte * çözülmesi güç. baş ı daralmak * (para yönünden) sı kı ntı ya. kendi yanı nda tutmak.

baş ı yerde * utançla. baş ı üstünde yeri olmak * her zaman iyi karş ı lanmak. baş ı dumanlı * Doruğ unu sis bürümüş (dağ ). a ğ ı rlanmak. baş ı yastı k yüzü görmemek * yatağ a yatı p uyumamı ş olmak. baş ı yerine gelmek . baş ı havada * sevinçli. * görkemli bir ş ey karş ı sı nda ş aş ı rmak. baş ı sı kı ya gelmek * herhangi bir güçlük kar ş ı sı nda bunalmak. eş yanı n dönmesi. baş ı tutmak * gürültüden veya üzüntüden baş ı ağ rı mak. zor durumda kalmak. * Sevdadan veya içkiden sarhoş . "annenizin baş ı için" gibi sözlerde değ erli bir kiş i ortaya konarak kullanı lan ant veya yalvarma sözü. bunalmak. baş ı önünde * uslu. baş ı nâra yanmak * baş kas ı uğ runa büyük bir zarara uğ ramak. baş ı yastı ğ a dü ş mek * yorgunluktan veya güçsüzlükten uykuya dalmak. baş ı kalabalı k * yanı nda bir iş i konuş amayacak kadar çok kimse var. kı rgı nlı kla. baş ı sı kı lmak (veya sı kı ş mak) * herhangi bir güçlük karş ı sı nda kalmak.baş ı dönmek * insana. * para veya mevki sebebiyle ş aş ı rı pş ı marmak. * bir düş ünce veya davranı ş ı uygun bulmak. baş ı taş a değ mek * ağ ı r bir durum kendisine ders olmak. baş ı için * "çocuğ umuzun ba ş ı için". * sı kı ntı yaratan bir durum karş ı sı nda bunalmak. ayağ ı nı n altı ndan yerin çekilmesi gibi bir duygu gelmek. baş ı göğ e ermek (veya değ mek) * beklenmeyen bir mutluluğ a ermek. üzüntüyle. çevrede gözü olmayan. baş ı kazan gibi olmak * baş ı nda çok ağ rı ve uğ ultulu bir sersemlik olmak. baş ı hoş olmamak * bir ş eyden ho ş lanmamak.

baş ı bozukluk * Baş ı bozuk olma durumu. baş ı bo ş * Bir ş eye veya kimseye ba ğ lı olmayan. baş ı bo ş kalmak * baskı altı nda bulunmamak. serbest bı rakı lmı ş . musallat olmak. kötü bir duruma düş mek. kendi havası na bı rakmak. . baş ı yumu ş ak * Uysal. kibirli. * ölüm ihtimalini bildirmek için kullanı lı r. baş ı yukarda * onurlu. baş ı na belâ olmak (veya kesilmek) * sı kı ntı vermek. baş ı n sa ğ olsun * yakı nları ndan birini toprağ a vermiş bir kimseye söylenen ilgi ve yakı nlı k anlatan söz. baş ı zapt olunmamak * binicisini alı p götürmek. karı ş ı k. baş ı bo ş luk * Baş ı boş olma durumu. baş ı mla beraber * memnunlukla. ı srar etmek. tedirgin etmek.* zihin yorgunluğ u geçmiş olmak. baş ı bozuk * Askerlerin arası na katı lmı ş sivil savaş çı . seve seve. karı ş anı . baş ı bo ş bı rakmak * üstünde hiçbir baskı veya denetim bulundurmamak. baş ı na bir hâl gelmek * kötü bir duruma uğ ramak. baskı sı z. denetimsiz. baş ı na belâ almak * bir sorunla karş ı laş mak. baş ı na belâ açmak * kötü bir olay dolayı sı yla dert sahibi olmak. * Düzensiz topluluk. * Bağ lanmamı ş . düzensizlik. görüş eni olmamak. * Düzensiz davranı ş . * Kargaş al ı . * Baş ı nı örtmeden. baş ı m gözüm üstüne * belirtilen istekleri içtenlikle yapmayı kabul etmeyi anlatı r. içinden çı kı lamayan. baş ı na balta kesilmek (veya olmak) * sürekli istemek. baş ı kabak * Saçı dökülmü ş veya dibinden kesilmiş . inat etmek. disiplinsizlik. kendini be ğ enmiş . * Yönetimsiz. söz dinler (kimse).

baş ı na çorap örmek * birine.baş ı na buyruk * kimseden izin almaksı zı n dilediğ i gibi davranan. baş ı na iş açmak * uğ raş tı rı cı ve üzücü bir iş in çı kması na yol açmak. baş ı na devlet kuş u konmak * beklemediğ i büyük bir nimeti ele geçirmek. baş ı na dolamak * musallat etmek. baş ı na çı karmak *ş ı martmak. baş ı na çalsı n * birine verilmek istenilen bir ş eyin öfke ve nefretle geri çevrildi ğ ini anlatmak için söylenir. baş ı na geçmek * görevi altı nda bulundurmak. baş ı na dünyanı n belâsı nı sarmak * büyük felâket getirmek. baş ı na gelmek * bir görevin baş ı na gelmek. ş aş ı rtı cı bir olay veya durumla karş ı la ş mak. nefretle geri vermek. * beklenmedik. * üstüne kalmak. baş ı na çalmak * bir ş eyi öfkeyle. baş ı na çı kmak * birinden yüz bulup ona karş ı pek ş ı marı kça davranmak. baş ı na geçirmek * baş ı na giymek. baş ı na iş çı karmak * istenilmeyen veya uğ raş tı rı cı bir iş e yol açmak. baş ı na ek ş imek * ağ ı r yük olmak. * bir ş eyi öfke ile birisinin baş ı na vurmak. * bir iş i yapmaya baş lamak. haberi olmadan kötü duruma düş ürücü davranı ş ta bulunmak. baş ı na dert etmek (veya açmak) * bir ş eyi üzüntü konusu yapmak. baş ı na güne ş geçmek * güneş çarpmak. çok yüz vermek. * kötü bir durumla karş ı laş mak. * bir içeceğ i kab ı yukarı kaldı rarak sonuna dek içmek. * bir iş in yönetimini ele almak. baş ı na dikmek * birini veya bir ş eyi korumak için bir kimseyi görevlendirmek. .

baş ı na sarmak * birine musallat etmek. . eğ lence peş inde koş mak. baş ı na kakmak * yapı lan bir iyili ğ i yüzüne vurarak birini üzmek. kontrolünü yitirmek. iş e koyulmak. baş ı nda olmak * aynı sı kı ntı lı durumda bulunmak. hiddete kapı lmak. zevk. baş ı na oturmak * Bir iş i yapmaya baş lamak. baş ı na vurmak * (içtiğ i içki) ne yaptı ğ ı nı bilemez bir duruma düş ürmek. baş ı na kalmak * istemediğ i hâlde bir iş i yapmak veya bir kimseye bakmak zorunluğ u ile karş ı la ş mak. baş ı nda beklemek (veya durmak) * yanı nda durup gözetlemek. baş ı nda * (bir ş eyin) sı rada önde olan ı . ilgi göstermek. baş ı na kan ç ı kmak * öfkelenmek. baş ı na taç etmek * çok de ğ er vermek. baş ı na vur. zor durumda bı rakmak. a ğ zı ndan lokması nı al * uysal ve sessiz kimseler için kullanı lı r. baş ı na karalar ba ğ lamak * çok kederlenmek. baş ı nda değ irmen çevirmek * gürültü ile tedirgin etmek. baş ı na ta ş düş mek (veya yağ mak) * felâkete uğ ramak. baş ı na yı kmak * harap etmek. baş ı nda kavak yeli esmek * (genç için) sorumluluk duygusundan uzak. baş ı na kakı nç etmek * yapı lan bir iyili ğ i sürekli olarak söyleyerek bı ktı rmak. önde geleni. * gerçekleş meyecek ş eyler dü ş ünerek vakit geçirme.baş ı na iş çı kmak * boş a gitmeyen ve beklenmedik bir iş veya olayla kar ş ı la ş mak. baş ı nda olmak * yöneticisi olmak. * (gaz veya sı caktan) ba ş ı ağ rı mak. baş ı nda paralans ı n * yapı lan bir iyilik çok söylendiğ inde o iyiliğ in artı k istenmedi ğ ini belirten bir söz.

baş ı nda torbası eksik * eş ek gibi bir adam. baş ı ndan korkmak * hayatı ndan kaygı duymak. baş ı ndan büyük i ş lere giriş mek (veya kalkı ş mak) * gücünün üstünde olan iş lere kalkı ş mak. . baş ı nı al ı p gitmek * izin almadan ve gideceğ i yeri bildirmeden gitmek. baş ı nı alamamak * bir ş eyden kurtulamamak. u ğ ra ş tı rmak. bir iliş kiye son vermek. baş ı ndan atmak * yapı lmas ı güç bir i ş i yapmaktan kendini kurtarmak. baş ı nı bağ lamak * birini niş anlamak veya evlendirmek. baş ı nı ağ rı tmak * gereksiz sözlerle birini bunaltmak. kötü sonuçlar verecek bir duruma itmek. baş ı nı beklemek * gözetlemek. savuş mak. baş ı ndan almak * kurtulmak. baş ı nı bir yere bağ lamak * birini bir iş e yerleş tirmek. baş ı ndan aş kı n olmak * iş i pek çok olmak. baş ı boş luktan kurtarmak. * bir iş için birini tedirgin etmek. cezalandı rı lmaktan korkmak. * sürdürülmesi gereksiz görülen bir bağ lı lı ğ a. baş ı ndan savmak * bir istekte bulunanı sözde bir sebeple uzaklaş tı rmak. baş ı nı belâya sokmak * birini. baş ı nı ağ rı tmamak (veya ba ş ı nı zı ağ rı tmayayı m) * uzun uzun anlatı lan bir sorunu sonuca ba ğ larken sözün uzadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. baş ı nı boş bı rakmak * yalnı z veya serbest bı rakmak. baş ı ndan geçmek * daha önce aynı duruma u ğ ramı ş olmak. iş sizlikten. baş ı ndan kesmek * yapı lmas ı istenmeyen bir i ş i baş tan engellemek. baş ı nı ateş lere yakmak * baş ı na büyük bir dert almak. baş ı ndan aş ağ ı kaynar sular dökülmek * üzüntülü veya kötü bir olay karş ı sı nda birdenbire büyük bir sı kı ntı duymak. sorumluluğ u atmak.

kellesini uçurmak. baş ı nı toplamak * (kadı n) saç ı nı toplay ı p baş ı na bir çeki düzen vermek. * iyileş ememek. baş ı nı döndürmek * mutluluktan yarı sarhoş duruma getirmek. baş ı nı ortaya koymak * bir iş e giriş irken ölümü göze almak. baş ı nı koltuğ unun altı na almak * ölümü göze alarak bir iş e giri ş mek. sakin kalmak. baş ı nı derde sokmak * sı kı ntı lı bir duruma girmek veya getirilmek. baş ı nı kurtarmak * canı nı korumak. baş ı nı taş tan taş a vurmak * çaresiz kalarak çok piş man olmak. baş ı nı kaş ı maya vakti olmamak (veya baş ı nı kaş ı yacak vakti olmamak) * arada en ufak baş ka bir iş yapamayacak kadar s ı kı ş ı k durumda bulunmak. . sis bürümek. bir iş i istenildiğ i gibi yapmamak. baş ı nı gözünü yarmak * bir iş i kötü yapmak. baş ı nı sokmak * barı nacak bir yer bulmak. * geçimini sağ layacak bir duruma gelmek. baş ı nı çı karmak * (bitki için) filizlenmeye baş lamak. baş ı nı ezmek * bir daha kötülük edemeyecek duruma getirmek. baş ı nı istemek * öldürülmesini istemek. baş ı nı uçurmak * Bkz. baş ı nı kaldı rmamak (veya kaldı ramamak) * bir iş i aralı ks ı z sürdürmek. baş ı nı dinlemek * sessiz. baş ı nı dik tutmak * onurunu korumak. * kendine hayran bı rakmak.baş ı nı çatmak * baş ağ rı sı nı önlemek için alnı n üstünden arkaya doğ ru eş arp ve benzeri ş eyleri çepeçevre bağ lamak. baş ı nı nâra yakmak * birini ağ ı r bir zarara u ğ ratmak. yataktan çı kamamak. baş ı nı duman almak * sis kaplamak.

baş ı nı n altı ndan çı kmak * birinin hilesiyle yapı lmak. baş kalaş ı m * Bir kütlenin fizikçe ve kimyaca değ iş mesi. baş ka olmak * farklı olmak. de ğ iş ik görünmek. farklı . bilinenden ayrı nesne ve kimse için teklik veya çokluk olarak baş kas ı . * Birden çok imam bulunan camilerde yönetici durumundaki imam. baş ı nı n çaresine bakmak * kimseden yardı m görmeden kendi iş ini kendi yapmak. * Konu edilen. istihale.baş ı nı vermek * kendini feda etmek. baş kaca * Ayrı ca. baş imam baş ka * Bilinenden ayrı . baş ı nı yakmak * güç bir duruma sokmak. baş ı nı yemek * yok olması na sebep olmak. baş kiş i. değ iş ik. baş ı nı n etini yemek * karş ı sı ndakini bezdirinceye. baş ka i ş i yok mu? * Bu iş e ne diye karı ş ı yor? Bu iş onu ilgilendirmez. * "Ayrı ca üstelik bir yana" anlamları nda -dan / -den baş ka biçiminde kullanı lı r. . baş ka biri * di ğ er bir kimse. baş kahraman * Bir eserde baş rolü oynayan kiş i. metamorfizm. baş ı nı n dikine gitmek * kendi düş ünce ve görüş ünün en iyi olduğ una inanarak kimsenin öğ üdünü. baş ı nı n altı nda * yastı ğ ı nı n altı nda. baş ı nı n gözünün sadakası * baş a gelecek bir belâyı savmak veya önlemek için yap ı lan bağ ı ş . özge. baş kalar ı biçiminde kullan ı lı r. baş ı nı n derdine düş mek * baş ka bir ş eyle ilgilenmeyecek kadar sı kı ntı lı durumda bulunmak. bı ktı rı ncaya kadar sürekli konu ş mak veya söylemek. baş kafiye * Dize ba ş lar ı nda aynı kelime olmamak kaydı yla ayn ı sesleri veren kelimelerden olu ş an kafiye. uyar ı sı nı dinlememek. * Nitelik yönünden al ı ş ı lmı ş ı n dı ş ı nda bir üstünlü ğ ü olan. özveri.

baş kanlı k sistemi * Devlet yönetiminde tek bir kiş inin baş kanlı ğ ı nda hükûmet etme ve devleti yönetme esası na bağ lı siyasî sistem. niteliğ e dönüş mek. baş kanlı k * Baş kan olma durumu. baş kan yardı mcı sı * Baş kana yardı m eden sorumlu ve yetkili kimse. ötekisi. * Bazı ülkelerde devletin ve hükûmetin baş ı . istihale. reis. baş kanlı k makam ı * Baş kanı n odas ı nı n bulunduğ u veya oturduğ u yer. değ iş mek. baş kası baş kâtip * Diğ er bir ş ahı s. değ iş ik olma durumu. aslî tipi. baş kan olarak yönetmek. baş yazman. isyan. istihale etmek. değ iş iklik. * Kötüleş mek. baş karakter * Oyunun önde gelen aslî karakteri . baş kanlı k etmek * bir toplantı veya topluluğ u. * Alı ş ı lana benzememe. bozulmak. baş kaldı rı * Ayaklanma. baş kentlik . * Embriyon evresinden ergin olana değ in bir hayvanı n geçirdiğ i biçim ve yapı değ iş imleri. * Bir resmî dairede veya kuruluş ta çalı ş an kâtiplerin ba ş ı . farklı lı k kazanmak. baş kâtiplik * Bir resmî dairede veya kuruluş ta çalı ş an kâtiplerin ba ş ı . metamorfoz. * Biçim değ iş tirmek. baş kalaş tı rmak * Baş ka bir duruma getirmek. baş kalaş tı rma * Baş kalaş tı rmak i ş i. baş kalı k baş kan * Bir topluluğ un. baş kalaş mak * Baş ka bir varlı ğ a. baş yazman. herhangi bir kimse. reislik.baş kalaş ma * Baş kalaş mak iş i. * Baş kanı n görevi veya makam ı . baş kent * Baş ş ehir. baş kan vekili * Baş kanı n iş ini görmesi için yerine b ı raktı ğ ı veya yetki verdiğ i kimse. riyaset. diğ eri. bir toplantı nı n veya bir derneğ in baş ı nda bulunan kimse.

baş lama vuru ş u * Futbolda oyuna ilk baş lamada veya her golden sonra topu santrada yeniden oyuna sokmada yap ı lan vuruş . baş kumandan * Baş komutan. baş konsolosluk * Baş konsolosun görevi. Ba ş kurtça * Baş kurt Türkçesi. baş kumandanlı k * Baş komutanlı k. katedral. baş kahraman. baş kesit * Ağ acı n boyuna dikey yönde kesilmesi sonunda y ı l halkalar ı nı n çember biçiminde görüntü verdiğ i yüzey. baş lama meridyeni * Boylamları n hesabı nda baş langı ç olarak kabul edilen meridyen. baş konsolos * En yüksek derecedeki konsolos. serdar. Ba ş kurt * Rusya'daki Baş kurdistan Federe Cumhuriyeti'nde yaş ayan Türk halkı veya bu halkı n soyundan olan kimse. bu halkla ilgili. * Bu halka özgü olan. baş lama * Baş lamak i ş i. * Baş komutanı n makamı . deniz ve hava kuvvetlerine komuta eden en büyük komutan. yuvarlak baş lı lâhana (Brassica oleracea). dolay ı sı yla en çok yararlandı ğ ı ve ya ş amaktan hoş land ı ğ ı konakçı . baş lâhana * Yaprakları sı kı . * Baş konsolosun makam ı . baş konakçı * Asalağ ı n en iyi geliş tiğ i. baş kumandan. baş köş e * Bir yerde en saygı n kiş inin veya büyüklerin oturması için ayrı lan yer. baş lama! * (hoş olmayan bir söz veya davranı ş la ilgili olarak) "tekrarlama" anlamı nda emir. .* Baş kent olma durumu. * Bir eserin veya bir oyunun en önemli kiş isi. baş komutan * Savaş ta bir devletin bütün kara. baş kilise baş kiş i * Piskoposluk makamı olan büyük kilise. baş köş eye kurulmak * saygı n ki ş ilere ayr ı lan yere oturmak. baş komutanlı k * Baş komutan ı n görevi.

i ş ler. * Ön söz veya giriş . belirtmek.nin ilk bölümü. bir hayatı n vb. baş latı lma * Baş latı lmak iş i. baş lı baş ı na * Baş ka ş eylerden ayr ı olarak kendi baş ı na. tek ba ş ı na. baş langı ç noktası * Bir iş in veya ş eyin baş ladı ğ ı yer. baş lı * Baş ı olan. doğ mak. * (birinin) Kötü konuş mas ı na yol açmak. müptedi. baş ta gelen. mukaddime. * Çalı ş ı r. baş latma * Baş latmak i ş i. say ı doğ rusundaki yeri. bir dönemin. * Etkisini gösterme. * Görünmek. ortaya çı kmak. baş latmak * Baş laması na yol açmak. baş langı ç tutmak * bir iş i. baş ladı ğ ı nokta veya tarih olarak kabul etmek. oluş mak.baş lamak * Bir iş e giriş mek. * Baş oluş mak. bir dönemin. * Hoş olmayan bir davran ı ş a koyulmak. baş lanmak * Baş lamak i ş ine konu olmak. baş lanı lma * Baş lan ı lmak i ş i. * Sı fı r sayı sı nı n. baş lanı lmak * Baş lanmak. baş lay ı ş * Baş lamak i ş i veya biçimi. * Olmak. baş langı ç * Bir iş in. baş lay ı cı * Bir ş ey öğ renmeye yeni baş layan (kimse). baş latı lmak * Baş latmak i ş i yap ı lmak. baş lı ca * En önemli. . yürür duruma girmek. harekete geçmek. baş lanma * Baş lanmak iş i. * Parametrelenmiş bir yayı n uçlar ı ndan biri.

baş maklı k * Padiş ahı n anne. * Tablaları n veya i ş parçaları nı n düzgün kalması nı sa ğ lamak amac ı ile baş tarafları na tak ı lan parça. antet. serpuş . evlenirken damat kaynatası na para veya mal vermek. * Camilerde. baş lı k vermek * bazı bölgelerde. anteti olan. has. baş lı kçı baş lı klı * Baş lı ğ ı olan. paş mak. giri ş bölümünde. baş makale * Baş yaz ı . * Bazı bölgelerde. sermuharrir. baş muallim * Baş öğ retmen. baş mal * Anamal. * Bir yazı nı n. baş muharrir * Baş yazar. çı karı lan ayakkabı lara bekçilik eden kimse. kapital. arpalı k. * Hayvan koş umunun baş a geçirilen bölümü. serlevha. paş makç ı . baş mubassı r * Gözetmenlerin baş ı olan kimse. k ı z kardeş . baş lı ksı z * Baş lı ğ ı olmayan. baş mabeyinci * Osmanlı sarayı nda mabeyincilerin ba ş ı .baş lı k * Genellikle baş ı korumak için giyilen nesne. * Baş lı k yapan veya satan (kimse). * Tekerlek parmakları nı n çakı lı olduğ u kı sı m. * Antetli. baş misafir * En değ erli konuk. satan kimse. baş makç ı lı k * Baş makç ı nı n iş i. damadı n kaynatas ı na ödemesi görenek olan para. baş muallimlik * Baş öğ retmenlik. takke. külâh. kı z ve hasekilerine bağ lanan ödenek. baş makç ı * Ayakkabı yapan. baş lı k atmak (veya koymak) * bir yazı ya baş lı k olarak ad bulmak. * Bir sütunun. * (camide) Ayakkabı konulan yer. bir kitabı n bölümlerinin baş ı na konulan ve konuyu kı saca tan ı tan yazı . baş mak * Ayakkabı . . top. sermaye. bir direğ in tepeliğ i. evlenirken.

baş murakı plı k * Baş murakı bı n yaptı ğ ı iş . baş murakı p * En üst düzeydeki denetçi. baş öğ retmenlik * Baş öğ retmen olma durumu. baş oyuncu * Bir filmde veya tiyatro eserinde baş rolü canlandı ran oyuncu. baş mürettip * Baş dizgici. baş örtülü * Baş ı nı ba ş örtü ile örtmüş olan (kad ı n). baş mühendislik * Baş mühendisin yaptı ğ ı iş veya görev. baş oda * Geleneksel Türk evinde özellikle konukları n ağ ı rlandı ğ ı büyük ve özenli döş enmiş oda. baş müfettiş lik * Baş müfettiş olma durumu. müdür. baş müdürlük * Baş müdürle yönetilen kurulu ş . baş mürettiplik * Baş mürettibin yapt ı ğ ı iş . . baş müfettiş * En üst düzeydeki müfettiş . baş müdür * En üst düzeydeki müdür. baş müsevvit * Yazı müsveddeleri hazı rlayan ve adı na müsevvit denen memurlar ı n ba ş kanı . eş arp. baş nokta * Baş langı ç noktas ı . baş örtü * Kadı nları n saçları nı örtmek için kullandı kları örtü. baş oyunculuk * Baş oyuncu olma durumu. sermürettip. baş öğ retmen * (ilkokullarda) Yönetimden sorumlu olan öğ retmen.baş muharrirlik * Baş yazar olma durumu. * Baş müdürün çalı ş tı ğ ı daire. baş mühendis * En üst düzeydeki mühendis.

baş sı z * Baş ı olmayan. baş parmak * El ve ayakta bulunan en kalı n parmak. baş savc ı * En üst düzeydeki savcı . devlet merkezi. baş rahiplik * Baş rahibin görevi. baş pehlivan * Birçok pehlivanı yenerek gücünü kabul ettirmi ş pehlivan. baş kanı olmayan. * Baş ı veya baş kanı bulunmama durumu. baş rejisörlük * Baş yönetmenlik. baş rol * Baş oyuncunun rolü. * Yöneticisi. baş savc ı lı k * Baş savc ı olma durumu. baş sı zl ı k baş ş ehir baş ta (veya baş ı nda) bulunmak * bir iş in yöneticisi olmak. baş ta gelmek * önde olmak. * Yasası ve hükûmeti olmayan topluluk. * Bir filmin veya bir tiyatro eserinin baş kiş isini canlandı rma iş i. baş piskopos * Katoliklerde piskoposları n baş ı olan din adamı . * Bir devletin yönetim merkezi olan ş ehir.baş papaz * Bazı kiliselerin papazları na. üstün durumda olmak. baş rejisör * Baş yönetmen. baş rahip * Manastı rlarda en kı demli ve yönetimden sorumlu rahip. baş kent. * Baş papaz ı n sorumlulu ğ unda olan bölge. * Baş savc ı nı n görevi veya makamı . baş pehlivanlı k * Baş pehlivan olma durumu. baş piskoposluk * Baş piskoposun görevi ve makam ı . erksizlik. anar ş i. . öteki papazlara göre bir üstünlük veren unvan. baş papazlı k * Baş papaz ı n görevi ve makamı .

baş tan a ş ağ ı * Hepsi. bir kez daha. her zaman. baş tan savmacı lı k * Bir iş i yapmamak için bahane bulma iş i. baş ı ndan savma veya atma. uzun taş kiri ş lerin oluş turdu ğ u bölüm. baş tan ç ı kmak * ahlâkı bozulmak. düzen bozucu. isyancı . doğ ru yoldan sapt ı rmak. baş tanı maz * Asi. baş tan kara gitmek (veya etmek) * sonunu düş ünmeyerek hesaps ı z. batarcası na yaş amak. baş tan baş a * Tamamen. bütünü. bir uçtan öbür uca kadar. baş tanı mazl ı k * Anarş izm. baş tan kalmı ş (veya kalma) * baş kas ı taraf ı ndan kullanı lmı ş . gemi baş ı nı karaya vurup oturmak. . özen göstermeden. baş taban * Yunan ve Roma mimarlı klar ı nda.baş ta gitmek * en ileri durumda bulunmak. baş tabip * Baş hekim. yeniden. sütunları n üstüne oturan ve iki sütun arası ndaki uzaklı ğ ı n üstünü örten büyük. baş tan savmacı * Bir iş i yapmamak veya savsaklamak için bahane bulma. pek çoğ almak. bütünüyle. kötü yola sürüklemek. * Baş ı ndan sonuna kadar. baş ta taş ı mak * çok saygı göstermek. baş tan a ş mak * pek çok olmak. hepsi bir arada. baş tan savma * üstünkörü. baş tan sona * Daima. baş tan * baş ı ndan alarak. baş tan kara etmek * batma tehlikesi karş ı sı nda. baş tabiplik * Baş hekimlik. baş tan ç ı karmak * ayartmak.

müracaat. baş tankaragiller familyası ndan. . baş uzmanlı k * Baş uzman olma durumu. baş vurdurma * Baş vurdurmak i ş i veya durumu. baş uzman * En yüksek düzeyde bulunan uzman. baş tarda * Osmanlı donanması nda yer alan kad ı rga cinsinden bir tür savaş gemisi. * Geminin ön bölümünde çapanı n bulunduğ u yer. müracaat etmesini sağ lamak. baş teknisyen * En yüksek düzeyde bulunan teknisyen.baş tankara * Ötücü kuş lar takı mı nı n. Kuzey Afrika. baş vekillik * Baş vekil olma durumu. ufkun üstünde olan ı . baş ucu * Bir yerin düş eyinin gök küreyi kestiğ i nokta. çesitli renklerde olabilen bir ku ş türü (Parus maior). baş ucu uzaklı ğ ı * Gökyüzünde verilen bir nokta veya yı ldı zı n ba ş ucu noktası ndan aç ı sal uzaklı ğ ı . baş ülke baş üstü * Sömürge imparatorlukları nda sömürgelere egemen olan ülke. baş teknisyenlik * Baş teknisyenin görevi. müracaat etmek. baş vurma * Baş vurmak iş i. baş vekâlet * Baş bakanl ı k. baş ucu noktası * Yeryüzündeki bir gözlem noktası ndan geçen düş ey doğ rultusunun gökyüzünü deldi ğ i iki noktadan. Avrupa ve Asya'da ya ş ayan. baş vurdurmak * Baş vuru i ş i yaptı rmak. semtürreis. ötücü kuş lar takı mı ndan yüz kadar kuş türünü içine alan geniş bir familya. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağ ı kullanmak. baş vekil * Baş bakan. müracaat ettirmek. * Baş uzmanı n görevi. baş vurmak * Bir iş in yapı lmas ı için bir kimsenin aracı lı ğ ı nı istemek veya bir iş te bir ş eyden yararlanmak amac ı yla ona el atmak. baş tankaragiller * Omurgalı hayvanları n.

müracaat. baş vurulmak * Baş vuru yapı lmak. bat . sermuharrir. müracaat edilmek. baş yaver * Yaverlerin baş ı olan kimse. baş yazman * Bir dairedeki yazmanları n baş ı . baş yı ldı z * Çift yı ld ı zlarda büyük olan yı ldı z. kararda yetki üstünlüğ ü olanı . baş vurucu * Bir iş için ba ş vuran kimse. anlaş mazlı k durumunda. baş kâtiplik. baş yaverlik * Baş yaver olma durumu. baş yazar * Bir gazete veya derginin baş yazı ları nı yazan kimse. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağ ı kullanma.baş vuru * Baş vurmak iş i. * Baş yazarı n görevi. müracaatç ı . baş hakem. baş makale. baş rejisör. baş yard ı mcı * Bir kurum veya kuruluş ta görevli amirin yardı mcı lar ı ndan en üst düzeyde olanı . bilgiye ulaş ma. * Baş yaverin görevi veya makamı . baş vurulma * Baş vurulmak durumu. baş yönetmenlik * Baş yönetmenin i ş i veya mesle ğ i. baş yaz ı * Gazete ve dergilerde ilk sütuna veya birinci sayfaya konulan önemli yazı . baş yargı cı * Oyunu yöneten yargı cı lardan. baş yapı t *Ş aheser. baş yazmanl ı k * Baş yazman olma durumu. baş yazarlı k * Baş yazar olma durumu. baş kâtip. referans. baş yemek * Geleneksel Türk mutfağ ı nda çorbadan sonra gelen en önemli yemek. baş yukarı * Bir yer altı kuyusunun üst kı smı na geçmeyi sağ layan geçit. baş yönetmen * Bir filmde veya tiyatro oyununda en üst düzeyde yönetmenlik yapan kimse. * Baş yazman ı n görevi veya makamı . baş muharrir.

ahlâk dı ş ı durum. bataklı k keteni * Papirüs familyası ndan. hayvan). bataklı bataklı k * Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge. bataklı k baykuş u * Baykuş giller familyası ndan. batakhane * Gidenlerin dolandı rı ldı ğ ı veya kötü bir durumda bı rak ı ldı ğ ı yer. bataklı klarda yaş ayan. batağ a saplanmak * içinden çı kı lmas ı güç bir durumda olmak.* Kurş un boruları n ağ zı nı açmakta kullan ı lan. bataklı k ardı cı * Bataklı k ve sı k bitki örtülü yerlerde ya ş ayan küçük ve ötücü ku ş (Acrocephahus palustris). 30 cm uzunlu ğ unda bir çulluk türü (Gallinago gallinago). ucu sivri bir çe ş it takoz. bataklı klarda yeti ş en bir bitki. bataklı k kı rlangı cı * Kı sa gagal ı . uzun kanatlı . yarar sağ lamaz. batak çulluğ u * Çullukgillerden. ş imş irden yapı lmı ş . ishak ku ş u (Asio flammeus). * Bataklı kları seven. batakçı l batakçı lı k * Batakçı olma durumu. batakçı * Borcunu ödememeyi alı ş kanlı k hâline getirmiş olan (kimse). bataklı k kuş lar ı * Omurgalı hayvanlardan hem tavuksulardan. * Bataklı ğ ı olan (yer). rengi kahverengiye çalan siyah. içinden çı kı lmaz iş . batak * Üzerine bası nca çöken çamurla ş mı ş toprak. bataklı k nergisi * Avrupa ve Kuzey Amerika'da güneş li su kı yı ları nda yetiş en çok yı ll ı k bir bitki (Caltha palustris). * Kötü durum. batakl ı klarda yaş ayan (bitki. bata çı ka * Güçlükle zorlukla. batmı ş . pamuk otu (Eriophorum). bataklı k gazı * Metan. . * Uygunsuz ve kötü. *İ ş lerin zamanı nda ve gereğ ince yapı lmadı ğ ı yer. hem ya ğ mur kuş lar ı nı içine alan kuş lar sı nı fı . bataklı klarda ya ş ayan bir ku ş türü. batar * Zatürree. * Hayı r gelmez. uçarken deniz kı rlangı cı nı andı ran bir tür ku ş (Glareda). s ı rt tüyleri pas rengi olan. * Eline geçen parayı batı ran.

batı l * Doğ ru ve haklı olmayan. * Orkestrada vurma çalgı lar takı mı .). bataryalı * Batarya ile güçlendirilmiş veya desteklenmi ş . garpl ı laş ma. * Çürük. * (siyasî anlamda) Avrupa ve Kuzey Amerika. * Batarya ile çalı ş an (radyo. yüzyı ldan beri kullanı lan ve O ğ uzcaya dayanan Türk dili. batı lı la ş ma * Batı lı la ş mak i ş i. batı lı * Batı ülkeleri veya bat ı bölgesi halkı ndan olan (kimse). * Batı uygarl ı ğ ı nı benimsemiş bulunan (kimse). garp. gizli ve ak ı l dı ş ı güçlere. * Bateri çalan kimse. batı l inanç * Doğ a üstü olaylara. garpçı lı k. * Bulunulan yere göre güneş in battı ğ ı yönde olan bölge. Batı Türkçesi * Hazar Denizinin batı sı ndaki Türk dünyas ı nda XIII. davulcu. * Güneş in 22 Martta ve 23 Eylülde battı ğ ı nokta. kehanetlere aş ı rı derecede bağ lı boş inanç. garp. batı bloku * Batı Avrupa ülkeleri ile Kuzey Amerika ülkelerinin olu ş turdu ğ u blok. * Batı yanl ı sı olma durumu. bateri baterist batı * Yeryüzündeki baş lı ca dört yönden güneş in battı ğ ı yön. garbî. * Bu yönde olan. garpl ı . * Birkaç aygı tı n bir araya getirilerek belirli biçimde eklenmesinden oluş an takı m. temelsiz. bu yönle ilgili. * Savaş gemilerinde borda topları ve bunları n bulundu ğ u güverte parçası . * Batı yanl ı sı olan kimse.batarya * En küçük topçu birliğ i. batarya kutusu * Bataryanı n bütün olarak ta ş ı nması nı sa ğ layan sandı k. garpçı . . batı cı batı cı lı k batı k * (gemi için) Batmı ş . batı l itikat * Boş inanç. batarya ate ş i * Bir bataryada bulunan topları n hep birden ateş düzenine geçmesi. gün indi. davul. batı l itikat. telefon vb.

görüş ve anlayı ş ta izledikleri temel ilkeleri benimsemiş olmak. * Mahvetmek. garpl ı la ş mak. batı lı lı k * Batı lı olma durumu. batı n * Karı n. dövülmemiş ceviz içi. * Deniz diplerinde inceleme yapmak için kullanı lan araç. * Yok edilmek. batı ş batisfer batiskaf . * Göbek. deri veya kâ ğ ı t süslemede kullanı lan bir yöntem. kuş ak. ağ ı r. Batı nîye * Görünürdeki olayları n ardı nda gizli gerçeklerin bulundu ğ unu kabul eden tarikatlara verilen ad. tahin ve limon suyu kullan ı larak yap ı lan. garplı la ş tı rma. nane. çalı ş mada. * Su üstü araçları na çelik kablo ile bağ lanmı ş . * Sı vı nı n veya yumuş ak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak. * Bu yöntemle hazı rlanmı ş kumaş . batı rma batı rmak * Batı rmak iş i. garplı lı k. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan (giysi). Batı nî * Batı niye mezhebinden olan kimse. * Kirletmek. bati batik * Yavaş . batması nı sağ lamak. maydanoz. taze asma yaprağ ı veya lahanaya sarı larak tüketilen bir salata tütü.batı lı la ş mak * Özellikle Avrupa ülkelerinin düş üncede. batı lı la ş tı rmak * Batı lı la ş mas ı nı sa ğ lamak. batı lı la ş tı rma * Batı lı la ş tı rmak iş i. * Kumaş . * Bir kimseyi çekiş tirip iyice kötülemek. garplı la ş tı rmak. domates. *İ çrek. batı rı k * Köftelik bulgur. negatif yüzebilirliğ i bulunan dalı ş küresi. batı rı lmak * Batı rmak iş ine konu olmak. * Batı uygarl ı ğ ı nı benimseme. * Bir iş te sermayeyi yitirmek. * Batmak iş i veya biçimi. soğ an. batı rı lma * Batı rı lmak i ş i.

battal olmak * kullanı lamaz. * Daha kötü bir duruma uğ ramak. * Yok olmak. seyrek olarak tek tük. batöz batsat * Ara sı ra. * Hoş a gitmeyen bir duruma uğ ramak. müflis. batman batonsale * Tuzlu hamurdan yapı lan ince uzun çubuk. * Yı kı lmak egemenli ğ i sona ermek. * Dokunmak. batma * Batmak iş i. * Kirlenmek. * Çökmek. iflâs etmiş (kimse). battal etmek * kullanı lamaz bir duruma getirmek. battaniyeli * Battaniyesi olan. iş e yaramaz duruma gelmek.batk ı batk ı n * Batkı nlı k. yok olma. * Miktarı bölgelere ve tartı lacak ş eylere göre değ iş en eski bir ağ ı rl ı k ölçüsü.) ufkun altı na inmesi. * Borçları nı ödeyemez duruma düş en. tuzlu çubuk. incitmek. . yı ldı z için) Dünyanı n dönüş ü dolayı sı yla ufkun alt ı na inmek. ço ğ u yünden dokunmuş kalı nca örtü. batk ı nl ı k * Borçları nı ödeyemediğ i mahkeme karar ı ile tespit ve ilân olunan tüccarı n durumu. iflâs. * (Güneş . bozulmak. battı balı k yan gider * iş ler kötü gitti ğ ine göre artı k istenildi ğ i gibi davranı labilir. * (tedirgin etmemesi gereken ş eyler için) Tedirgin etmek. iflâs. battaniye * Yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanı lan. battal *İ ş e yaramaz. Ay. * Harman makinesi. batmak * Bir sı vı nı n üstünde iken içine gömülmek. kullanı lmaz. battal edilmek * kullanı lamaz duruma getirilmek. Güneş . Yı ldı z vb. çökme. harman dövme makinesi. *İ flâs etmek. * Bir gök cisminin (Ay. * Alı ş ı lmı ş olandan büyük. * Yı kı lma. * Saplanmak. inkı raz.

batur batyal bav bavcı * Bahadı r. epey. uygunsuz olmak. baya ğ ı kaçmak * (söz. * Parası . zengin (kimse). Bavyeralı * Bavyera halkı ndan olan (kimse). * Hayvanı avcı lı ğ a alı ş tı rma iş i. * Hemen hemen. pespaye. *Ş ahin ve köpe ğ i ava al ı ş tı rmak. * Her zamanki gibi olan. giyini ş için) yakı ş mamak. * Erkek özel adlar ı yerine kullanı lı r. âdeta. baya ğ ı * Aş ağ ı lı k. * Avcı lar ı n. sı radan. köpeklerini ava alı ş tı rmak için kullandı kları yapay ku ş vb. * 200 ile 2000 m arası nda derinliğ i olan (deniz). bavullu * Bavulu olan. . pekâlâ. bavul veya çantalarla yolcu beraberinde sı nı rdan geçirerek iç piyasada değ erlendirmek iş i. amiyane. baya ğ ı la ş ma * Bayağ ı laş mak durumu. * Çok iyi. * Yolculukta. bay bay * Bey yerine kullanı lan bir unvan. hiçbir özelliğ i bulunmayan. davranı ş . banal. baya ğ ı kesir * Ondalı k olmayan kesir. çok. * Gerçekten. bavlı * Ava alı ş tı rı lm ı ş (hayvan). bavulcu * Bavul yapan veya satan kimse. *Ş ahin ve köpek gibi hayvanlar ı avcı lı ğ a alı ş tı ran kimse. içine eş ya konulan büyük çanta. oldukça. bavlı ma bavlı mak bavul bavul ticareti * Gümrüksüz ve vergisiz ithaline izin verilen eş yayı yabancı ülkelerden sat ı n alı p. basit adî. * Bavlı mak iş i. * Kibar olmayan. malı çok olan.

. * Klâsik Türk müziğ inde u ş ş ak dörtlüsüne buselik beş lisi kat ı lması yla yap ı lmı ş eski bir makam. bayatlatma * Bayatlatmak iş i. Bayat * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. * Bayatlamaya baş lamı ş . kendinden geçmi ş . baygı n * Bayı lmı ş . tazeliğ ini yitirmek. * Kadı n özel adları yerine kullanı lı r. bayan * Hanı m yerine kullanı lan bir unvan. * Güncelliğ ini. * Gönül vermiş . bayat bayatîaraban * Araban ve bayatî makamları ndan oluş turulan bir birleş ik makam. bayat ı bayatî * Azerî ve Türkmen halk ş iirinde mani türüne verilen ad.baya ğ ı la ş mak * Bayağ ı bir durum almak. bayatlamak * Bayat duruma gelmek. bayatîbuselik * Bayatî makamı nı n buselik beş lisi veya dörtlüsü ile sona ermesinden oluş an bir birleş ik makam. karı . bayatlatmak * Tazeyken kullanmayı p bayatlaması için bekletmek. * Süzgün. bayatl ı k bayatsı * Bayat olma durumu. baya ğ ı la ş tı rma * Bayağ ı laş tı rmak iş i. * Taze olmayan. baya ğ ı la ş tı rmak * Bayağ ı laş ması na sebep olmak. * Eş . çok söylenmi ş . özelliğ ini yitirmi ş . bayatsı mak * Bayatlamaya yüz tutmak. baya ğ ı lı k * Bayağ ı olma durumu veya bayağ ı ca davranı ş . bayatlama * Bayatlamak durumu. önemini. baya ğ ı bir duruma girmek.

* Bayı ltacak gibi etkide bulunan. * Sı cak. *İ pek böceklerinin sindirim organlar ı nda görülen ve yemden kesilmelerine yol açan bir hastal ı k. vücudun k ı mı ldanamamas ı gibi fizyolojik aksamalarla beliren kendinden geçme durumu. * (yer için) Geliş ip güzelleş mesi. bayı lması na yol açmak. baygı n dü ş mek * çok yorulmak. bay ı lması nı sağ lamak. kendinden geçme. baygı nla ş ma * Baygı nlaş mak iş i. . * Vermek. çevreye göz gezdirmek. baygı ntı * Baygı nlı k. bay ı lttı rma * Bayı lttı rmak i ş i veya durumu. açlı k. susuzluk. baygı n bayg ı n bakmak * kendinden geçmiş bir ş ekilde. severek. baygı nl ı k * Baygı n olma durumu. * Çok hoş lanmak.*İ nsanı kendinden geçirir gibi olan. * hayranlı kla seyretmek. istekle. dökülmüş . uyur gibi olmak. baygı nla ş mak * Baygı n duruma gelmek. telâş lanmak. kan dola ş ı mı nı n ve solunum görevlerinin duraklaması . bay ı lmak * Baygı n duruma girmek. * Yı ğ ı lmı ş . kendinden geçmek. bay ı lttı rmak * Bayı lmas ı na yol açmak. çok sevmek. hayat ş artları nı n uygun duruma getirilmesi için üzerinde çalı ş ı lmı ş olan. ödemek. kendini kaybetmek. yorgunluk gibi etkenlerle dayanma gücünü yitirmek. bay ı ltma * Bayı ltmak i ş i. çok isteyerek. bay ı lma * Baygı n duruma girme. bay ı la bayı la *İ steyerek. bu sebeple koza yapamama durumu. * (göz için) Süzülmek. * çok heyecanlanmak. bay ı ltmak * Bayı lmas ı nı sa ğ lamak. baygı nl ı k geçirmek * bayı lmak. bay ı ltı cı * Bayı ltan. * Duyumları n durması . bay ı ndı r mamur.

kulak yerinde iki sorgucu bulunan. * Baş ı nda. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. imar etme. bay ı ndı rla ş mak * Bayı ndı r duruma gelmek. bay ı r kuş u * Çalı bülbülü. bay ı r turpu *İ ri bir turp türü (Cochlearia armoracia). imar. bay ı ndı rla ş ma * Bayı ndı rla ş mak durumu. bayi bayilik * Bazı maddeleri satma izni olan kimse. * Bayı ndı r duruma getirme i ş i. baykuş giller . baykuş baykuş gibi * uğ ursuzluk getirdiğ ine inan ı lan kimseler için söylenir. bay ı ndı rla ş tı rma * Bayı ndı rla ş tı rmak i ş i. * Bu iş in yapı ld ı ğ ı yer. bay ı rla ş ma * Bayı rla ş mak durumu. * Bir maddeyi sürekli satma iş i. terbiyesiz erkek. bay ı ndı rl ı k * Bayı ndı r olma durumu. yı rtı cı gece kuş lar ı nı n genel ad ı .Bay ı ndı r * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. bay ı rla ş mak * (yer ve yol için) Dikleş mek. ümran. yokuş baş ı na yönelerek. * Kaba. bay ı ndı rc ı * Bayı ndı r duruma getirici. bay ı r yukarı * Tepeye doğ ru. dükkân veya kuruluş . bay ı ndı rla ş tı rmak * Bir yeri bayı ndı r duruma getirmek. bay ı r aş ağ ı * Tepeden düze doğ ru. imar etmek. Bay ı ndur bay ı r * Küçük yokuş .

* Simge. belli bir topluluğ un veya bir kurulu ş un simgesi olarak kullan ı lan. bayrak direğ i * Bayrak asmak için hazı rlanm ı ş uzun direk. baylanlı k * Zenginlik. baypas ameliyat ı * Kalpte tı kanm ı ş bir damarı n beslediğ i bölgeye kan akı ş ı nı art ı rmak için o bölgeye eklemek için yapı lan damar ameliyat ı . kandı rmak. bayrak çekmek (veya asmak) * bayrağ ı bir dire ğ e veya ipe takmak. * Baklagil çiçeklerinde diğ erlerinden daha üstte bulunan. genellikle dik dörtgen biçiminde kumaş . baypas * Damar aktarma. bayrağ ı yar ı ya indirmek * millî yas ilân etmek için bayrağ ı direğ in yar ı sı na kadar indirmek. açı lı p kapatı lan kol. bayrak gibi * kendini belli edecek bir biçimde. * Öncü. bayrak töreni. renk ve biçimle özelle ş tirilmiş . * Devre dı ş ı bı rakma. * bir ülkü yolunda toplanmaya çağ ı rmak. bayma baymak * (yiyecek) Baygı nlı k vermek. bayrak açmak * gönüllü asker toplamaya giri ş mek. midede ezinti yapmak. mideyi buland ı rmak. * Gemilerde güvertenin en yüksek direğ i. daha büyük olan ve çoğ unlukla baş ka bir renkte ve yuvarlakça olan taç yapra ğ ı . ş ı marmak. .ş ı marı k (biçimde). baylanma * Baylanmak iş i. * Gerektiğ inde indirilip kald ı rı lan. sembol. bayrak dikmek * bayraklı bir sopayı bir yere saplamak. naz.* Büyüklükleri çeş itli olan kukumav. baylan * Nazlı . puhu gibi yı rtı cı ku ş ları içine alan kuş lar familyası . bayrak merasimi * Bkz. *Ş ı marı klı k. * Aldatmak. bayrak * Bir milletin. iş ve. baylanmak * Nazlanmak. * Baymak iş i. etki altı nda bı rakmak.

bayrakç ı * Bayrak çeken kimse. bayrakları açmak * bağ ı rı p çağ ı rarak. bayram etmek (veya yapmak) . * Bayram günü doğ muş çocuk. * Bayrak yapan. bu yakı nl ı ğ ı n bir sebebi olacak. bayraktarlı k * Bayraktarı n görevi. * Bkz. yol göstermek. * Özel olarak kutlanan gün. bayraklı k * Bayrak olmaya uygun kumaş . neş e. bayram * Millî veya dinî bakı mdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler. sevinçli çocuk. bayram ay ı * (Hicrî takvime göre) Ramazandan sonra gelen ay. bayraktar * Bayrağ ı taş ı yan kimse. * Sevinç. bayraklı * Bayrağ ı olan. * Bayrak asmaya uygun direk. donatı lmı ş . bayraklaş ma * Bayraklaş mak iş i veya durumu. hı rç ı nlı k etmek. bayram alay ı * Bayram günlerinde padiş ahları n camiye gidiş ve geli ş sı rası nda yapı lan tören. bir görüş ün yayı lması nda öncü olarak çalı ş mak. bayram çocu ğ u * Bayram dolayı sı yla süslenmi ş . bayra ğ ı düş ürmeden yaptı kları koş u. bayraktarlı k etmek * öncülük etmek. bayraktarlı ğ ı nı yapmak * bir akı mı n. üzerine bayrak çekilmiş bulunan (yer). bayram de ğ il. askerlik. ş evval.bayrak töreni * Bayrak karş ı sı ndaki saygı duruş u. bayrakaltı * Ordu hizmeti. bayraklaş mak * Bayrak değ eri kazanmak. eli bayraklı . seyran değ il. bayrak yar ı ş ı * Atletizmde dört sporcudan oluş an ekibin araları nda payla ş tı kları mesafelere ba ş larken elden ele geçirmek yoluyla bir sopay ı . diken veya satan kimse. eniş tem beni niye öptü * gösterilen bu ilginin.

bayramlı k ad * Birisi tarafı ndan hakaret yollu kullanı lan sözün kendisine ait oldu ğ unu bildirmek için kullan ı lı r. bayram yeri * Bayram günlerinde çocuklar için kurulan açı k eğ lence yeri. arada sı rada. * Bayramlarda verilen armağ an. bayram hediyesi * Bayram günleri karş ı lı klı veya tek yanlı verilen armağ an. nadir olarak. bayram ş ekeri * Özellikle dinî bayramlarda konuklara ikram edilen ş eker veya çikolata. bayram topu * Dinî bayramları n baş ladı ğ ı nı duyurmak için atı lan top. bayramı kutlamak için yapı lan kı sa ziyaret. bayramda seyranda * seyrek olarak. bayram koçu gibi * gösteriş li ve zevksiz bir biçimde süslenmiş olan. bayramlı k ağ ı z . bayram ziyareti * Dinî bayram günlerinde. bayram namazı * Dinî bayramları n ilk gününde sabah namazı ndan sonra kı lı nan özel namaz. bayramlaş mak * Birbirinin bayramı nı kutlamak. bayram haftası nı mangal tahtası anlamak * sözü. nadiren. bayramdan bayrama * çok seyrek olarak. bayramlaş ma * Bayramlaş mak iş i. Bayramî * Hacı Bayram Veli'nin tarikat ı na girmi ş olan kimse. sevinçli bir ortam. bayramı n kutland ı ğ ı gün. bayram günü * Bayrama rastlayan.* çok sevinmek. bayram havas ı * Neş eli. bayram tebriğ i * Bayramı kutlamak için yazı lı p gönderilen kart veya birine yap ı lan ziyaret. * Bayramî tarikatı ndan olma durumu. Bayramîlik * Bayramî tarikatı . bayramlı k * Bayramda kullanı lan. konu ile hiçbir ilgisi olmayacak biçimde ters anlamak. bayrama özgü olan.

* Taban. * Ara sı ra. baysal baysall ı k * Huzur ve refah içinde olan. küfretmek. veteriner. * Pazarlı k. baza * Mobilyanı n uzunluğ unca konulan dar ayak. * Dolap gövdesinin zemine düzgün oturması na yarayan çerçeve ş eklindeki kaide. * Birtakı m. bayr ı bayr ı lı k * Bayrı olma durumu. * Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan. kadim. pazar. bazal bazalt bazar bazen baz ı . baz losyon * Cildin esnek ve sağ lı klı görünmesini sa ğ lamak ve özellikle yağ lı ciltlerin parlak görüntüsünü gidermek için kullan ı lan bir tür losyon. kimi.* küfür. sert. kı dem. arada bir. yı rt ı cı bir kuş . kimi vakit. * Huzur ve refah içinde bulunma durumu. Bayramüstü. * Koyu renkli. esas. * Bazı çok olan (tuz) veya bazı n özelliklerini taş ı yan (madde). esas. esasî. baytar * Hayvan hastalı kları hekimi. * Temel. kimi vakit. alı ş veri ş . bayramlı k ağ zı nı açmak * kaba konuş mak. bayramüstü * Bayrama yakı n. baysungur *Ş ahin cinsinden. bayramüzeri * Bkz. * Çarş ı . * Bir asitle birleş ince bir tuz olu ş turan madde. bir çeş it yanarda ğ kültesi. arada bir. baytarlı k baz * Baytarı n mesle ğ i. * Ara sı ra.

küçük çocuk. baz ı lar ı (veya bazı sı ) * birtakı mı . kalı n gözleme. bebe aspirini * Berilyum'un kı saltması . bazitli mantarlar * Sporları bazitlerin içinde bulunan mantarlar grubu. * (teklifsiz konuş mada) Ey. * Roketatar. bazlamaç bazlaş ma bazuka . * Bir maddenin baz durumuna gelmesi. bazlama * Sacda piş irilmiş yuvarlak pide. iki sı ra sütunla. bazilika * Kral sarayı . yahu. * Dikdörtgen biçiminde. * Birleş iminde asit ve baz ağ ı rlı ğ ı oran ı normal tuza göre az. hey. kimisi. * Türk alfabesinin ikinci harfinin adı . bazit * Bazit mantarları n üreme organı . * Ortadaki yüksek. arada bir. yanlardakiler daha alçak olmak üzere içi. dikdörtgen biçiminde kilise. üç salona ayr ı lmı ş . * Tatlı sı bol. asitlerle birleş ince tuzları veren oksitler. baz ı dingil döner baz ı teker * karş ı lı klı iliş kilerde her iki tarafa da zaman zaman söz söyleme hakk ı do ğ ar anlamı nda kullanı lı r. baziçe * Oyun. * Bazlama. uç kı smı nda yarı m çembere benzeyen bir ç ı kı ntı sı olan Roma mahkemesi.baz ı baz ı * Ara sı ra. bazik (tuz). su ile birle ş ince baz etkisi gösteren. bazidiyospor * Bazitli mantarları n sporlar ı na verilen ad. fakat baz oran ı normal tuza göre yüksek olan bazik oksitler * Çoğ u oksijen bakı mı ndan zayı f olan. Be be be bebe * Bebek. * Baz niteliğ i gösteren.

bücür erkek. * Vücudun. * Sevgi sesleni ş i olarak kullanı lı r. tahta. * bebeğ e yak ı ş ı r biçimde. * (küçük b ile) Sevimsiz. bebek ölümü * Çeş itli hastalı klardan. becerikli . maharet. beceri * Elinden iş gelme durumu. karş ı lı klı yer de ğ iş tirme. bebeklik etmek * bebek gibi davranı ş larda bulunmak. bez vb. * Yaş ı na yak ı ş mayacak davranı ş larda bulunan kimse. bebekle ş me * Bebekleş mek iş i. * Bebek gibi davranı ş larda bulunma. 0-2 ya ş grubunda bulunanları n ölümü. bebecik * Küçük veya acı nacak durumda olan bebek. bebeklik * Bebek olma durumu. bebe ğ e yak ı ş ı r biçimde. maharet. bebek gibi * çok güzel (kadı n). * Yer değ iş me. becayiş becayiş etmek * değ iş ik yerdeki görevliler. bebekle ş mek *Ş ı marı kça davranı ş larda bulunmak. Beberuhi * Karagöz oyunundaki kambur cücenin adı . * Kiş inin yatkı nlı k ve ö ğ renime bağ lı olarak bir i ş i baş arma ve bir iş lemi amaca uygun olarak sonuçlandı rma yetene ğ i.den yapı lan insan biçiminde oyuncak. yapı lmas ı güç alı ş tı rmalara yatk ı n olması durumu. ustalı k. bebek * Meme veya kucak çocuğ u.* Küçük çocuklara içirilmek üzere. bebek beklemek * (kadı n) gebe durumda bulunmak. * Plâstik. ilâcı özel olarak yap ı lmı ş aspirin. budala. * Göz bebeğ i. karş ı lı klı yer de ğ iş tirmek. becelle ş mek * Cebelleş mek. becelle ş me * Becelleş mek iş i. bebekçe * Bebek gibi. * Yeni doğ an yavrunun yetiş kinlerin bakı mı na sürekli olarak bağ ı mlı oldu ğ u dönem.

elinden iş gelen. beceriksiz * Becerisi olmayan. Beç tavu ğ u * Tavukgillerden. kirletmek. becerme * Becermek iş i. tavuk büyüklüğ ünde. maharet. evcil bir hayvan (Numida meleagris). * Bir ş eyi kullan ı lmaz duruma getirmek. * Irzı na geçmek.* Becerisi olan. küçük bir kuş (Passer). *İ vedi. bedavac ı * Her ş eyi bedavadan sağ lamaya çalı ş an (kimse). * Birini öldürmek. ansı zı n. bedavadan * Bedava olarak. usta olmayan. mahir. bedavac ı lı k * Bedavacı olma durumu. acele. becet becit * Serçegillerden. emeksiz. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. bedavala ş ma * Bedavalaş mak durumu. . beceriksizlik * Beceriksiz olma durumu. baş ı küçük ve ç ı plak. becermek * Güç görünen bir iş veya duruma çözüm bulmak. üstesinden gelmek. bozmak. tüyü mavimt ı rak kül renginde. bedava * Karş ı lı ksı z. düş ünmeksizin. parası z. maharetli. lüzumlu. bedava sirke baldan tatl ı dı r * masrafsı z veya emeksiz elde edilen ş eylere herkes istek gösterir. * Gerekli. apaçı k olma durumu. Beçene bedahet * Besbelli. usta. bedavadan ucuz * çok ucuz. bedaheten * Birdenbire. * Bir konuda hazı rlı ksı z konu ş abilme yeteneğ i. beceriklilik * Becerikli olma durumu. kirletmek. ustalı k.

bedayi bedbaht * Estetik yönü ağ ı r basan güzellikler. bahtsı z. bedbinleş tirme * Bedbinleş tirmek iş i. bedbaht olmak * üzülmek. ilenç. bedavası na * Bkz. kötümserliğ e kapı lmak. karamsar duruma getirmek. suratsı z. bedbin * Kötümser.bedavala ş mak * Bedava duruma gelmek. talihsiz. intizar etmek. bedbinleş tirmek * Kötümser. beddua beddua etmek * ilenmek. bahtsı zl ı k. karamsar. bedbahtl ı k * Mutsuzluk. beddua sinmek * ilencin tutması yüzünden. bedduası tutmak . bedbaht etmek * üzmek. lânetlenmiş . *İ lenme. * Mutsuz. bedbinleş mek * Kötümserleş mek. karamsarlı ğ a sokmak. * Ası k suratlı . bedbin etmek * üzmek. bedbinlik bedçehre * Kötümserlik. birinin i ş i sürekli ters gitmek. karamsar olmak. bedbin olmak * ümitsizliğ e dü ş mek. bedavadan. bedbinleş me * Bedbinleş mek i ş i. karamsarlı k. pesimizm. kötümser olmak. bedavaya * Çok ucuza. ümitsizliğ e dü ş ürmek. pesimist. * Kötü yüzlü.

bedduası nı almak * biri tarafı ndan kendisine ilenilmek. * Bkz. bedel vermek * askerlik yapmamak veya kı sa süre yapmak için devlete para ödemek. bedel tutmak * kendi yerine askerlik yapması için birini para ile tutmak. * Kale duvarı . bedelci bedelli * Bedeli olan. * Eş it. * Uş ak. bedenî * Beden bakı mı ndan. beden e ğ itimi * Vücudu güçlendirmek ve sağ lı ğ ı korumak amacı yla araçlı veya araçsı z hareketler yapma. beden eğ itimi. * Askerlik yapmamak veya yapı lacak süreyi kı saltmak isteyenlerin devlete ödedikleri para. çoban. * Bedelci. beden cezas ı *İ nsan vücudu üzerine uygulanan ceza. * Bir ş eyin yerini tutabilen kar ş ı lı k. * Beden eğ itimi öğ retmeni. kol ve bacak dı ş ı nda kalan bölümü. * Bedel verdiğ i için kı sa süre hizmet gören asker. bedelsiz * Bedeli olmayan. bedeli belirlenemeyen. beden * Canlı varlı kları n maddî bölümü. gövde. vücut. hizmetçi. * Vücudun. fiilen. denk. baş . vücuduyla. bedelli askerlik * Askerlik çağ ı na gelmiş gençlerin belirlenen miktardaki parayı ödeyerek yaptı kları kı sa süreli vatanî görev. bedel * Değ er. kı ymet. bedelsiz ithalât * Yurt dı ş ı ndaki iş çilerin veya geçici görevle yurt d ı ş ı na giden kamu görevlilerinin dönü ş lerinde kendi mesleklerinin icrası veya ki ş isel kullanı m için getirdikleri mallar için yapı lan düzenleme. fiyat.* ilenci yerine gelmek. bedel ödenilmeyen. . beden terbiyesi * Spor iş lerinden sorumlu makam. bedel ödenilen. * Baş kas ı nı n ad ı na ve onun parası ile hacca giden kimse. * Çok değ erli. bedence bedenci bedenen * Bedeniyle.

* Bedenle ilgili. bedenli * Bedeni olan. ayı n on dördü. bediîle ş mek * Bediî duruma gelmek. bedirle ş me * Bedirleş mek durumu. * (büyük b ile) XIII. * Çölde. bedirle ş mek * Ay bedir durumunu almak. güzel sanatlar. *İ çinde değ erli eş ya alı nı p satı lan kapal ı çarş ı . * (büyük b ile) Bedevîlik tarikatı ndan olan derviş . bediîle ş me * Bediîleş mek i ş i. bedevîlik bedhah bedihî bediî bedirlenme * Bedirlenmek durumu. bedensel bedesten bedevî * Bedenle ilgili. bedenî. çadı rda yaş ayan göçebe. * Estetik. kötü yürekli. bednam . * Kötülük isteyen. * Estetik bilimi. * Besbelli. * Güzellik ölçülerine uyan. * Kazak Türklerinde bir hastalı ğ ı n iyileş mesi için yapı lan tören. beğ enilen. * Parlak ve sağ lı klı görünmek. yüzyı lda kurulan bir Sünnî tarikatı . bedirlenmek. yumağ ı . bedirlenmek * Dolunay biçimini almak. bedirik * Temizlenip taranmı ş ve e ğ rilmeye hazı r duruma getirilmiş yün veya pamuk topağ ı . apaçı k. bedensel. gözü gönlü okş ayan. * Bedevî olma durumu. bediiyat bedik bedir * Dolunay. * Böyle bir hayat sürdüren kimse.

* Akdeniz bölgesinde yaygı n bir çiçek. * Hint prenseslerine verilen unvan. * Övücü tanı tma yazı sı . * Bey. takriz. be ğ enilmek *İ yi ve güzel bulunmak. reçine. * Güzeli çirkinden ayı rma yetisi. begonyagiller *İ ki çeneklilerden. be ğ enilen. be ğ endirme * Beğ endirmek iş i. pek çok. begayet Begdili begonvil begonya * Begonyagillerden. aş ı rı . bedük * Çam sakı zı . be ğ eni ş be ğ enme * Beğ enme. hoş a gitmek. örneğ i begonya olan bir bitki familyası . * Beğ enmek i ş i. be ğ endirmek * Beğ enilmesini. be ğ enirlik * Beğ enme durumu. pek çok çeş itleri bulunan sı cak ülke bitkisi (Begonia). dekoratif yaprakları ve renkli çiçekleri olan. hünkârbeğ endi. * Beğ enme duygusu veren. * Sevilmek. zevk. * Son derece. hoş görünmesini sa ğ lamak. zevk. be ğ enilir olma durumu. kötülüğ ü ile dillere düş en. . * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. be ğ eni * Güzel veya çirkin yargı sı nı verdiren duygu. be ğ enilir be ğ enilme * Beğ enilmek iş i veya durumu.* Kötü ün kazanan. gusto. begüm be ğ be ğ ence be ğ endi * Bkz.

* Sarı ya çalan açı k kahverengi. kabul etmek. zarar görmemek. hisse. mutlaka. * Küçümsemek. hor görmek. uymazlı k. tasvip etmek. behey behime behimî behimîlik * Behimî olma durumu. iyi veya güzel bulmama. * Çı kı ş ma bildirmek için kullanı lan bir ünlem. beis yok bej * zararı yok. * (duygular için) Hayvanca. ne olursa olsun. * Cennet. uçmak. behavyorizm * Davranı ş çı lı k. kuş ku ile karş ı lamak. hissesi olmayan. * Dört ayaklı hayvan. * Benzerleri arası ndan birini seçip ayı rma. behi ş t behre behresiz beis * Engel. * Kötülük. bîbehre. zarar. hayvana yakı ş ı r biçimde olan. beğ enmeyenin umursanmadı ğ ı nı anlat ı r. * Onaylamak. * Pay.be ğ enmek *İ yi veya güzel bulmak. nasip. * Payı . nasibi. ne yapı p yapı p. * Kuş ku duymak. be ğ lik * Beylik. be ğ enmemek *İ yi veya güzel bulmamak. önemi yok. behemehal * Her hâlde. * Onaylamamak. beher * Her bir. be ğ enmeyen kı zı nı (veya küçük k ı zı nı ) vermesin * bir durumun beğ enilmemesi karş ı sı nda. beis görmemek * sakı nca. be ğ enmezlik * Beğ enmeme. .

ölümsüzleş mek. . k ı zl ı k. bek * Sert. beka bulmak * ölmezlik erdemine ulaş mak. * Evli olduğ u hâlde ailesinden ayrı . yalnı z yaş ayan kimse. bekçi kalmak * koruyucu. bekâret * Kı z oğ lan k ı z olma durumu. masumluk. * Saflı k. önemsememesi. ölmezlik. temizlik. bekâr kalmak (veya ya ş amak) * evlenmemek. bekas bekçi * Bir ş eyi veya bir yeri bekleyip korumakla görevli kimse. * Kalı cı lı k. tazelik. * Bekârları n yaş adı ğ ı müstakil ev. * Hava gazı lâmbası nı n ucu. bekçilik * Bekçinin yaptı ğ ı iş . * Doğ allı k. erdenlik. denetleyici olarak beklemek. bekar bekâr * Diyezli veya bemollü bir sesin eski durumuna getirilmesini gösteren nota iş areti. bek bek beka * Savunucu. bekârhane * Bekârları n kalması için ayrı lmı ş veya düzenlenmi ş oda. * Çulluk. sa ğ lam. gözcü. gereğ ince değ erlendirememesi tâbiîdir. bekâra karı boş aması kolayd ı r * bilgi ve tecrübesi olmayan bir kimsenin iş i hafife alması . bekârl ı k sultanl ı k * evlenmeden tek baş ı na yaş amanı n daha iyi olduğ unu anlatı r. * Sanat ve düş üncede özgünlük. evlenmemiş olmak. * Evlenmemiş kimse. bekâr odas ı * Bekârları n. katı . bekârl ı k * Bekâr olma durumu. yenilik.* Bu renkte olan. * ölüm veya boş anma dolayı sı yla eş ini yitirmek. ta ş radan gelmiş iş çilerin kalaca ğ ı oda.

* Aramak. * Vakit öldürme. beklenmez * Beklenmeyecek durumda olan. acele etmemek. * Ummak. * Bir ş eyi. * Süre tanı mak. bekleme yeri * Bir kimseyi veya taş ı tı beklemek için ayr ı lan bölme. direnmek. beklenilme * Beklenilmek iş i veya durumu. durmak. bekinmek *İ nat etmek. tı kamak. beklenmedik * Birdenbire. tı kanmak. bekinme * Bekinmek iş i. beklemek * Bir iş oluncaya. bekitme bekitmek * Kapamak. ile görüş me öncesinde oturulan yer. bekleme odas ı . bekleme odas ı * Bir kimseyi veya bir taş ı tı beklemek için gelenlerin oturdukları yer. ansı zı n. bir kimseyi gözetmek. * Karş ı la ş ı lmas ı ihtimali bulunmak. beklenilmek * Beklenmek. korumak. * Bekitmek iş i. bekleme * Beklemek iş i.bekçilik etmek * (bir ş eyi) bekleyip korumak. bekleme salonu. bekleme salonu * Doktor. beklenme * Beklenmek durumu. muhafaza etmek. beklemeli * Sı nı fta kalı p derslere devam etmeyen (öğ renci). bekle yârin köş esini! * yakı nda gerçekleş eceğ i sanı lmayan umutlar kar ş ı sı nda söylenir. istemek. beklenmek * Beklemek iş ine konu olmak. biri gelinceye değ in bir yerde kalmak. avukat vb. * Kapanmak. .

* Bektaş î tarikatı ndan olma durumu. Bektaş îlik * Bektaş î tarikat ı . bekri bekrilik Bektaş î * Hacı Bektaş Veli'nin tarikat ı na girmiş olan kimse. bekletme * Bekletmek iş i. ayyaş . bekle ş me bekle ş mek * Birlikte veya karş ı lı klı beklemek. nohut büyüklü ğ ünde. beklenmeden oldu ğ unu anlatan birle ş ik fiil. *İ çkiye düş künlük.beklenmezlik * Beklenmeme durumu. . Bektaş î sı rrı * Çok gizli tutulan sı r. bekletilme * Bekletilmek iş i veya durumu. bel *İ çkiye düş kün. Bektaş î üzümü * Taş kı rangillerden bir çalı (Ribes grossularia). * Bireyin belli ş art ve durumları n alacağ ı biçimler veya kendisinden beklenenler konusundaki ön görüş ü. * Bu çalı nı n mayhoş . bektaş îkavuğ u * Büyük ve güzel çiçekler veren. içkici. ayyaş lı k. Bektaş î dedesi * Bektaş î tarikatı nda daha üst makamlarda bulunan ve yönetimde sorumluluk ta ş ı yan derviş . ak veya kara yemiş i. ı lı k iklimlerde yeti ş en bir kaktüs (Echinocactus). bekletmek * Beklemek iş ini birine yaptı rmak. * Bekleş mek iş i veya durumu. beklenmezlik fiili * -acağ ı /-eceğ i biçimindeki sı fat-fiil ekine tutmak fiili getirilerek yap ı lan ve iş in istenmeden. bekleyiş * Beklemek iş i veya biçimi. beklenti * Bir olgunun sonunda gerçekleş mesi beklenen ş ey. bekletilmek * Bekletmek iş ine konu olmak veya bekletmek iş i yap ı lmak. Bektaş î babası * Bektaş î tarikatı ndan olan derviş .

sperm. bel *İ nsan bedeninde gö ğ üsle karı n arası nda daralmı ş bölüm. güvenmek. * Bu bölümün. bel kı ra k ı ra * kı rı ta kı rı ta. bel kemiğ i * Omurga. belden sağ a sola bükmek. uzun saplı . sal ı na sal ı na. bel kemeri * Elbise üzerinden bele dolayarak bir toka ile tutturulan. sı rtı n altı na rastlayan bölgesi. temel. bel bağ lamak * birisinin kendisine yardı mcı olacağ ı na inanmak. meni. * Hayvanlarda omuz baş ı ile sa ğ rı arası . bel kı rmak * gövdeyi. * Toprağ ı kazmaya veya kirizma yapmaya yarayan. bel ağ rı sı * Bel çevresinde oluş an ve duyulan ağ rı . bel bağ ı * Bel kemeri. bel evlâd ı * (bir kimsenin) Öz çocuğ ı . i ş aret vermek. bel * Ses ş iddetiyle ilgili birim. esas. ucu sivri kürek veya çatal biçiminde bir tarı m aracı . bel etmek * iş aret koymak. kumaş veya metalden yapı lan özel ba ğ . . * Dağ sı rtları nda geçit veren çukur yer. bel kündesi * (güreş te) Ellerin arkadan gelip hasmı n göbe ğ i üzerinde kilitlenmesi yolundaki kündeleme. anlamsı z bakmayı anlatan bel bel bakmak deyiminde geçer. bel gev ş ekli ğ i * Cinsel gücü yitirme. * Bir ş eyin varl ı ğ ı ile ilgili en önemli bölümü. bel bel * Atmı k. bel bellemek * toprağ ı belle kazmak.*İ ş aret. * Geminin orta bölümü. bel bel * Durgun. deri. bel f ı tı ğ ı * Bel bölgesinde fı tı k. ayakla bas ı lacak yeri tahta.

üzücü. * destek olmak. * -den dolayı . musallat olmak. * Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak.ş irret. sak ı ncalı durum. belâ aramak * kavga çı karmak için f ı rsat aramak. sözle inandı rma yeteneğ i. belâgat *İ yi konuş ma. hiçbir yanlı ş ve eksik anlayı ş a yer bı rakmayan. yorum gerektirmeyen. belâ *İ çinden çı kı lması güç. bel soğ ukluğ una uğ ratmak * bir iş e veya bir söze gereksiz yere karı ş arak onun akı ş ı nı sektirmek.bel soğ ukluğ u * Üreme organları nı n akı nt ı lı ve bula ş ı cı bir hastal ı ğ ı . * Kavgacı . düzgün anlatma sanatı . can sı kı cı . * Büyük zarar ve sı kı ntı ya yol açan olay veya kimse. belâgatli * Belâgati olan. * Yolsuz kadı nları n zorba dostu. belâlar mübareğ i * istenilmeyen. * (istenmedik bir davranı ş a zorlayan) Etki. belâ okumak * birine beddua etmek. -den sebebiyle. belâgatsiz * Belâgati olmayan. belâ kesilmek * birisine sı kı ntı ve eziyet vermek. bel vermek * (duvar gibi dik ş eyler) dı ş ar ı ya veya (tavan gibi yatay ş eyler) aş ağ ı ya doğ ru kamburlaş mak. belâya u ğ ramak . * Hak edilen ceza. * Söz sanatları nı inceleyen bilgi dalı . belâya çatmak (girmek veya uğ ramak) * beklenmedik bir belâ ile karş ı laş mak. yapmac ı ktan uzak. belâs ı belâs ı nı bulmak * hak ettiğ i cezayı görmek. belâlı * Yorucu. retorik. belâhat * Alı klı k. * Bir ş eyde gizli olan derin anlam. kaçı nı lan bir durumun gerçekleş ti ğ i bildirilirken alay yollu söylenir. belâ ç ı karmak * kavga çı karmak.

tetkik eden ve karara ba ğ layan organ. belediye encümeni ve belediye memurları ndan oluş an kuruluş . özel kanunlarla belediye meclisince verilen görevleri. .* çok kötü bir durumla karş ı laş mak. üyeleri halk tarafı ndan seçilen. belde *Ş ehir. belediye suçları * Belediye buyrukları na ve yasakları na ayk ı rı davranı ş lar. ilçe. belediye baş kanı * Belediye teş kilâtı nı yöneten kimse. ayd ı nlatma. belediye meclisi * Belediye tüzel kiş iliğ ine tanı nan yetkileri kendinde toplayan organ. belediye *İ l. belediye saray ı * Belediyeye ait bütün iş lerin yapı ldı ğ ı ve büroları n bir arada bulunduğ u büyük yapı . belediye teş kilâtı * Nüfusu iki binden fazla olan yerleş im yerlerinde hükûmet kararı yla kurulan. belediye baş kanı . çevre. bucak gibi yerleş im merkezlerinde temizlik. * Bir tür pamuklu. su ve esnafı n denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan. * Mekân. beldeitayyibe * Medine ş ehri. belediye reisi * Belediye baş kanı . beledî *Ş ehirle ilgili. * Bu teş kilâtı n bulundu ğ u bina. belediye meclisi toplu bulunmad ı ğ ı zaman. kalı n kumaş . * Yerleş ik. belediye meclisi. Belçikalı * Belçika halkı ndan olan (kimse). belediyeci * Belediye iş leri görevlisi. belediye çavuş u * Zabı ta iş lerinde üst görevli. belediye polisi * Zabı ta görevlisi. belediye encümeni * Belediye kanununda belirtilmi ş görevleri yerine getiren. tüzel kiş iliğ i olan teş kilât. belediye nikâhı * Medenî kanuna göre kı yı lan resmî nikâh. yer. belâyı satı n almak * göz göre göre belâyı üstüne çekmek. belce *İ ki kaş arası .

mavi kantaron (Cephalaria syriaca). * Beleş çi olma durumu. peygamber çiçeğ i. * Beş iğ e konulan yatak. örtülmek. belerme * Belermek iş i. yüksek yer. * Beş iğ e yatı rı p ba ğ lamak. beleme * Belemek iş i. emeksiz. lüpçü.belediyecilik * Belediye iş leri. parası z elde edilen. belemir * Orta Anadolu'da tarlalarda yetiş en. bele ş çi bele ş çilik * Parası z geçinmeyi seven. belermek belertme * (göz için) Akı iyice belirecek biçimde açı lmak. belediyelik * Belediyeyle ilgili. * Belertmek iş i. dik dağ yolu. * Tepe. bulaş mak. bulaş tı rmak. belen * Bel. * Bulanmak. belek * Kundak. akı çok görünecek biçimde açmak. . * Bulamak. bele ş * Karş ı lı ksı z. belenmek * Kundaklanmak. çocuk bezi. belertmek * Gözlerini. bele ş (veya bahş iş ) at ı n diş ine (veya yaş ı na) bakı lmaz * bedava gelen ş eyde kusur aranmaz. belenme * Belenmek iş i. belediyelik olmak * belediye ile ilgili bir iş i olmak. * Dağ üzerindeki yüksek geçit. çiçekleri mavimsi renkte bir yı ll ı k bir bitki. belemek * (çocuğ u) Kundaklamak. bedavacı . bayı r.

belgelenmek * Belgelemek iş ine konu olmak. yöneten sinemacı . doküman. bele ş ten beletme * Beletmek iş i. belgeleme * Belgelemek iş i. tevsik. tevsik etmek. belgegeçer * Yazı lı . film vb. para vermeden elde etmek. resim.bele ş e konmak * emek. belgelendirme * Belgelendirmek iş i. * Belge ve yazı lar ı n sakland ı ğ ı yer. . fotoğ raf. beletmek belge * Kundaklatmak. * Belgesel niteliğ indeki eserleri seven veya bunlarla ilgilenen (kimse). belgelenme * Belgelenmek iş i. kendi tabiî çevresi ve akı ş ı içinde veya gerçeğ e en yakı n biçimde haz ı rlanmı ş yapay bir yerde iş leyen. karş ı lı ksı z. *İ ki y ı l üst üste sı nı fta kaldı ğ ı için okula devam etme hakkı nı yitirerek belge alan. * Belge niteliğ i bulunan (ş ey). arş iv. belgelendirmek * Belge göstererek belirtmek. vesika. okuldan çı karı lmak. * Bir gerçeğ e tanı klı k eden yazı . faks. film çeken veya bunun üzerinde çalı ş an (kimse). * Belge niteliğ i taş ı yan film veya televizyon program ı . belgelik belgesel belgesel film * Hayattan alı nan herhangi bir olguyu. belgelemek * Bir olgunun doğ ru olduğ unu belge ile göstermek. belge almak * (iki yı l aynı sı nı fta üst üste kalan öğ renci) okuldan uzaklaş tı rı lmak. belgeselci * Belgesel. * Emek vermeden. bilgi ve belgelerin telefon sistemi vası tas ı yla bir yerden bir yere iletilmesini an ı nda sağ layan araç. belgeli * Belgesi olan. *İ ki y ı l üst üste aynı sı nı fta kalan ö ğ renci okuldan ç ı karı lmak. dokümanter. ortaya ç ı karmak. belirli bir amacı yansı tan film. belgeci * Belgesel filmler yapan.

belirli olan. * Belgin olma durumu. belâgatli. belgili * Belgiye dayanan. belik . * Bir önermeyi tanı tlamak için gösterilen ve daha önce doğ ru diye kabul edilen baş ka önerme. belgisizlik * Belgisiz olma durumu. sarahat. belgilemek * Belgi ile göstermek. beli gelmek * cinsel birleş me sı rası nda salgı boş almak. belgin belginlik belgisiz * Tam ve kesin olarak belirlenmiş olan. zavallı . beli çökmek * kamburlaş mak. alâmet. düş ünüş ve inanı ş taki ayı rı cı özellik. ş iar. belgileme * Belgilemek iş i. * Duyuş . güçsüz. * Belirli olmayan. ş iar. * Evet. bir iş yapamayacak duruma düş mek. belgisiz s ı fat * Bkz. beli bükülmek * yaş lı lı k yüzünden güçsüz kalmak. beli * Senet. iş aret edilemeyen. niş an. beli bükük * Beli bükülmüş . beli aç ı lmak * küçük aptesini tutamaz olmak.belgeselcilik * Belgeselcinin yaptı ğ ı iş . sarih. gayrimuayyen. belgisiz zamir * Bkz. belgi * Bir ş eyi benzerlerinden ay ı ran özellik. belirsizlik zamiri. beliğ * Belâgati olan. belgit burhan. hüccet. belirsizlik sı fatı .

yaslanmak. besbelli. . belikleme * Beliklemek iş i. genellemek kar ş ı tı . irkilmek. belinden gelmek * birinin dölü olmak. gerektirim. belirli kı lmak. sı nı rlamak. belirlemek * Belirli duruma getirmek. * Bir kavramı n anlamı nı n. tayin etmek. ayı rı cı bir öge ekleyerek s ı nı rlamak. belinlemek * Birden uyanarak çevresine korku ile ş aş kı nş aş kı n bakmak. * Bir kavramı . açı k. içeriğ inin.* Saç örgüsü. belirginle ş me * Belirgin duruma gelme. sarih. belirginlik * Belirgin olma durumu. tayin. belirleme * Belirlemek iş i. belirginle ş mek * Belirgin duruma gelmek. yapı sı nı n veya sı nı rları nı n tam olarak belirlenmesi iş i. belini doğ rultmak (veya do ğ rultamamak) * yeniden durumunu düzeltmek. * Yeni bir kavramı . determinasyon. bariz. belinleme * Belinlemek iş i. örgü hâlinde. belini bükmek * çaresizlik içinde bı rakmak. belik belik * Örgü örgü. belini vermek * dayamak. belini k ı rmak * birini bir ş eyi yapamaz duruma getirmek. kapsam bakı mı ndan daraltmak. beliklemek * Saçları örmek. belirlenim * Belirli duruma gelme iş i. belirgin * Belirmi ş durumda olan. belirginle ş tirmek * Belirgin duruma getirmek. özünü olu ş turan ögeleri açı klayarak tanı mlamak. belirginle ş tirme * Belirgin duruma getirme.

* Bilinmeyen. görülmeyen geçmi ş . ağ lamı ş gibi. gerekircilik. belirsiz belirsiz geçmi ş * Fiilin belirttiğ i kavramı n. belirlenmek * Belirli duruma getirilmek.belirlenimci * Belirlenimcilik yanlı sı olan (kimse). *İ yice görünür ve anlaş ı lı r bir durum almak. içinde bulunduğ uş artlarla belirlenmediğ ini. * Niteliğ i hakk ı nda tam bir bilgi edinilemeyen. belirlilik * Belirli olma durumu. indeterminizm. belirlenmezci * Belirlenmezcilik yanlı sı olan (kimse). tebarüz etmek. içinde bulunan zamandan önce olup bitti ğ ini kesinlikle bildiren kip. içinde bulunulan zamandan önce olup bittiğ ini ba ş kas ı ndan duyarak veya belirsiz olarak bildiren kip. uçtu vb. geçiş li fiil durumunda olan yüklemle ilgili kelime veya kelime grubu. kesin bir biçim almak. gülmü ş . indeterminizm. meçhul. -di'li geçmiş . tebellür etme. determinist. * Belirli olmayan. indeterminist. müphem. belirlenmezcilik * Nedensellik yasası na bağ lı olmayan. * (önce belli veya görünür olmayan bir ş ey için) Ortaya çı kmak. görülen geçmi ş . belirli belirsiz * Yarı belirgin durumda. gerekirci. belirli geçmiş * Fiilin belirttiğ i kavramı n. belirlenimcilik * Her olayı n ba ş ka olaylar ı n gerekli ve kaçı nı lmaz bir sonucu olduğ unu ileri süren öğ reti. . determinizm. belirle ş me * Belirleş mek iş i veya durumu. belirli * Açı k ve kesin olarak sı nı rlanmı ş veya kararlaş tı rı lmı ş olan. muayyen. bir sebebe bağ lanmayan olay ve durumları n da bulunduğ unu öne süren görü ş . belirli nesne * Belirtme durumu ekini almı ş . biçti. insan ı n özgür iradesinin nedensellik yasas ı na bağ lı olmadı ğ ı nı savunan görüş . az çok belli olan. belirme belirmek * Belirmek iş i. *İ nsan iradesinin hiçbir ş arta bağ lı olmadı ğ ı nı . Bu zaman Türkçede -dı (-di) / -tı (-ti) ekiyle karş ı lanı r. tebellür etmek. * Bir düş ünce veya durum için. Türkçede bu zaman -m ı ş / -miş ekiyle kurulur: Gelmi ş .Ald ı . belirlenme * Belirlenmek iş i. tezahür etmek. belirle ş mek * Belirgin duruma girmek. gayrimuayyen. -miş 'li geçmiş .

belirtilme * Belirtilmek iş i. * Bir olayı n veya durumun anlaş ı lması na yardı m eden ş ey. belirsizlik zamiri *İ smin yerini belirsiz. belirtisiz * Belirtisi olmayan. belirli kı lı nan. birkaçı . kabataslak belirten sı fat: bazı . belirten belirti belirtik belirtilen * Tamlanan. belirtili * Belirtisi olan. Tuz Gölü gibi. birtak ı m. belli. herkes. belirtili nesne * Belirtme durumundaki nesne. niş an.belirsizlik * Belirsiz olma durumu. filan vb. azı . belirtken * Bir özlü sözle birlikte kullanı lan iş aret. görüş bildirme. belirtisiz nesne * Yalı n durumdaki nesne. belirsizlik sı fat ı *İ simleri yakla ş ı k. biri vb. sarih. niş ane. tamlananı üçüncü ki ş i iyelik eki alan ve belirli bir kavram taş ı yan tamlama: Doğ an'ı n kalemi. birçoğ u. çiçeğ in kokusu gibi. bir kavramı n sembolü olan varl ı k veya eş ya. * Belirtilmiş olan. kabataslak tutan zamir: bazı sı . * Gösterge. tasrih. amblem. belirtisiz tamlama * Tamlayanı yalı n durumda olan. alâmet. * Belirli kı lma. belirtili tamlama * Tamlayanı -in (-nin) takı sı . her. * Soyut bir ş eyin. sarih meful. * Belirtilmemiş olan. belirtme durumu belirtme . birkaç. müphemiyet. * Açı k. belirtilmek * Belirtmek iş ine konu olmak. belirteç * Zarf. tamlananı genellikle üçüncü kiş i iyelik eki alan ve çoğ u kez tür kavramı veren isim tamlaması : Ankara kedisi. * Tamlayan.

olabilir ki. * Doğ ru olabileceğ i gibi. olası lı . bellek * Yaş ananları . belirtme sı fatı * Bir ismi gösterme. bellek kar ı ş ı klı ğ ı * Kelimelerin doğ ru anlamı nı hatı rlayamamak veya ilk olarak görülen bir ş eyi önce gördüğ ünü sanma duygusuna kap ı lmak biçiminde beliren bir ruh hastal ı ğ ı . Kaç öğ renci? Hangi ev? Üç çocuk gibi. yükleme durumu. . dağ arcı k. akuzatif. akı l. tebarüz ettirmek. belitlenebilirlik * Belitlenebilen kuram. belirtme grubu * Tamlamalardan daha geniş kelime dizisi: Kalı n bir kitabı n süslü cilt kapa ğ ı bir belirtme grubudur. belitken belitleme * Belitler sistemi. * Belitlemek iş i. * Felâket. belli ve kesin olmayan. belki de *ş u da olabilir. Birinci dönem. * Belitleme kuramı nı ortaya koymak. belirtmek * Açı klamak. -ü) ekini almı ş isim. ya. belit * Kendiliğ inden apaç ı k ve bundan dolayı öteki önermelerin ön dayanağ ı sayı lan temel önerme. parçalar ı n her birinden büyüktür" sözü bir belittir. Yazı yı okudum. * Tümden geliş imci bir bilime esas olacak belit sistemi. programı değ iş meyen verileri..* Yüklemi geçiş li bir fiil olan cümlede fiilin doğ rudan etkilediğ i -i (-ı . belkili * Olası lı .. Evi gördüm. ihtimal. öğ renilen konular ı . belleğ ini yitirmek * bellek kaybı na uğ ramak. tasa. * Bir bilgisayarda. * Olsa olsa. aksiyom: "Tüm. ihtimalî. bunları n geçmiş le iliş kisini bilinçli olarak zihinde saklama gücü. muhtemel. yapı lacak i ş için gerekli olan ara sonuçları toplayan bölüm. bellek kayb ı * Bellek yitimi. belitlemek * Belgeye dayanarak ortaya koymak. belladonna * Güzelavrat otu. mütearife. keder. i hâli. -u. yanlı ş da olabilen. ya . haf ı za. sayı veya belirsizlik bakı mları ndan belirten s ı fat: Bu kapı . beliye belki * Muhtemel olarak. soru.

* sezdirmek. bedihî. belli etmek * açı klamak. belli belirsiz * Zorlukla seçilebilen. * Bellemek iş i. anlaş ı lan. iyice görünür anlaş ı lı r duruma getirmek. * At ve benzeri hayvanları n sı rtı na vurulan keçe. belleten belletici * Çalı ş tı rı cı . belletici. çok az belli olan. zahir. * Bilim kurumları nı n çalı ş maları ile ilgili yazı ve haberlerin yayı mland ı ğ ı dergi. * Gizli olmayan. ö ğ retmek. belletme * Belletmek iş i. bellem belleme belleme bellemek * Öğ renip akı lda tutmak. yarı belli. öğ renilmek. öğ retici. haş a. belli olmak . bellenmek * Bellenmek (I) iş ine konu olmak. yarı bellisiz.bellek yitimi * Büyük sarsı ntı veya humma yüzünden belleğ in bozulması veya kaybolması biçiminde beliren ruh hastalı ğ ı . belli ba ş lı * Belirli. belli * Bilinmedik bir yanı olmayan. ortada olan. * Belleğ in kı sa bir süre durup iş lememesi. me ş in veya kal ı n kumaş parçası . * Belirli. belli * Beli olan. bellemek * Bel denilen araçla toprağ ı iş lemek. duyulabilen. muayyen. yapı k. aş ikâr. hissettirmek. malûm. belletmek * Bellemesini sağ lamak. * Bellemek yetisi. muayyen. * Önemli. * Sanmak. belletmen * Orta öğ retimde etütleri denetleyen kimse. bellenmek * Bellenmek (II) iş ine konu olmak. müzakereci.

* Bana göre. açı klanmak. bedahet. ben ben bu i ş te yokum * ben bu iş e karı ş mam. ben * Olta veya tuzağ a konulan yem. koyu renkli leke veya kabartı . bellik *İ ş aret. gururlu. muayyeniyet. * Tekil birinci kiş iyi gösteren zamir. balsam. bembeyaz * Çok beyaz veya her yanı beyaz. * Bencillik öğ retisine inanan. bencil olmak . benbenci * Kendini çok öven. * En çok üzümde görülen olgunlaş ma belirtisi. sakalda beliren beyazlı k. * Belli olmayan. ben ş ahı mı (veya ş eyhimi) bu kadar severim * ben bundan daha çok özveride bulunamam. * Pı rı l pı rı l. ben * Çoğ u do ğ uş tan. * Böylece kalı nlaş tı rı lmı ş (ses). ben hanc ı . bellilik bellisiz belsem * Belli olma durumu. bilinemeyen. * Kuş un yavrusuna taş ı dı ğ ı yem. tende bulunan ufak. apaçı k. marka. ego. * Bkz. bencil * Yalnı z kendini düş ünen. hodpesent. hodbin. * Bir kimsenin kiş iliğ ini olu ş turan temel öge. hodkâm. kendi çı karları nı herkesinkinden üstün tutan. apak. sen yolcu oldukça * özel iliş kilerimiz sürüp gittikçe (senin bana i ş in düş er). kibirli. * Kiş iyi öbür varlı klardan ayı ran bilinç. megaloman. * Saçta. bence benci * Kendini beğ enen. kendini her konuda üstün gören. bemol * Bir sesin yarı m ton kalı nla ş tı rı laca ğ ı nı gösteren nota i ş areti. benbencilik * Benbenci olma durumu.* anlaş ı lmak. hep kendinden söz eden. düş ündüğ üm gibi. egoist.

bendehane * Bendenin. al benden de o kadar. kölenin evi. bencille ş me * Bencilleş mek iş i. köleler.* bencilce davranı ş ta bulunmak. egoizm. egoistlik. . kendimi suçlu saymam. köleye ait. kölelik. bendeniz cennet ku ş u * kendini tanı tı rken kullanı lan bir deyim. bencileyin * Benim gibi. benden söylemesi * ben üzerime borç saydı ğ ı mş eyi söyledim. bencillik * Bencil olma durumu. bendegî * Kulluk. * Köle ile ilgili. * Menekş e. egoizm. benden günah gitti * Bkz. bencillik etmek * bencil davranmak. bencilce * Bencile yakı ş ı r biçimde. bencilik * Benci olma durumu. hodpesentlik. bende * Kul. benden de al o kadar * Bkz. buna göre ahlâklı lı ğ ı n da yalnı zca kendini koruma içgüdüsünün bir biçimi olduğ unu ileri süren öğ reti. bendir benefş e * Alaturka çalg ı aleti. hodbinlik. bendegân * Kullar. benden söylemesi. köle. bendezade * Bendenin oğ lu. *İ nsanı n bütün eylemlerinin ben sevgisiyle belirlenmiş olduğ unu. bendeniz * alçak gönüllülükle ben yerine ve "köleniz'" anlamı nda kullanı lı r. * Kendi benini ve çı karı nı hayat ı n mutlak ilkesi yapan anlayı ş . bencille ş mek * Bencil duruma gelmek.

bengile ş mek * Sonsuz yaş ama niteliğ i kazanmak. benekle ş mek * Benek benek durum almak. ebedîleş mek. benmerkezci. ebedîlik. ebedîleş tirmek. benekle ş me * Benekleş mek iş i veya durumu. beni sokmayan y ı lan bin (yı l) yaş ası n * zararlı olduğ u bilinen. puan. bengi bengi * Ege ve Güney Marmara bölgesinin halk oyunları ndan biri. * Ölmezlik. beneklenme * Beneklenmek iş i. nokta. bengi su *İ çene sonsuz hayat verdi ğ ine inan ı lan ve efsanelerde geçen su. benekli * Ufak lekeleri bulunan. * Sonsuz ve ölçülmez zaman.benek * Herhangi bir ş ey üzerindeki ufak leke. insanlar. benekli köpek balı ğ ı * Kara benekli. beniâdem * Âdemoğ ulları . ebedî. ölümsüzleş tirmek. benibeş er *İ nsan. beniçincilik . bengileme * Bengilemek iş i. fekül. * Güneş lekeleri yöresinde görülen. ölümsüz. bengilemek * Bengi kı lmak. sonsuz yaş ama niteliğ i kazandı rmak. parlak taneciklerden ve parlak damarlardan olu ş muş bölüm. hep kalacak olan. ölümsüzle ş mek. beniçinci * Kiş inin benliğ ini merkez sayma görüş ü. beneklenmek * Benek oluş mak. bengile ş me * Bengileş mek iş i. ama kimseye kötülüğ ü dokunmayan kiş iyle u ğ raş mamalı dı r. baş langı cı ve sonu olmayan varlı k. abı hayat. * Sonu olmayan. bengilik * Zamanla ilgisi. küçük boyda bir cins köpek balı ğ ı (Scylliorhinus canicula).

* Bkz. egosantrizm. benimsenme * Benimsenmek iş i. benimseme * Benimsemek iş i. sahip çı kmak. benliğ i yoğ urmak * kiş iliğ i oluş turmak. tesahup. benlenme * Benlenmek iş i. benimsenmek * Benimsenmek iş ine konu olmak. beniz * Yüz rengi. döner döner yine okur * "çok çalı ş mas ı na karş ı lı k verimli ve yararl ı olmuyor" anlam ı nda kı nama veya eleş tiri belirtmek için kullan ı lı r. * Bir ş eye. benli benli * Teninde ben bulunan. benimsetmek * Birinin benimsemesini sağ lamak. beniz geçmek * benzi solmak. benimsetme * Benimsetmek iş i. benim diyen * kendine güvenen. benimsemek * Bir ş eyi kendine mal etmek. benmerkezcilik. ı sı nmak. benildemek * Belinlemek. güçlü olduğ una inanan.* Dünyada kiş inin benliğ ini merkez sayan felsefe görüş ü. tesahup etmek. kabullenmek. benliğ inden çı kmak . benildeme * Benildemek iş i. benlenmek * Ben oluş mak. benimseyi ş * Benimsemek iş i veya durumu. benim oğ lum bina okur. benizli * Benzi bulunan. benze sahip olan. sahip çı kma. birine bağ lanmak. senli benli.

hep kendinden söz etme durumu. * Kanun maddesi. hep kendinden söz eden (kimse). benlikçi * Her konuda hep kendini ileri süren. büğ et. benmerkezci * Beniçinci. * Suyu biriktirmek için önüne yapı lan set. and ı rmak. benmerkezcilik * Beniçincilik. ki ş iliğ i. bütün davran ı ş lar ı nı n ilkesi yapan kiş inin niteliğ i. gurur. benmari * Bir kabı kaynar suya oturtmak yolu ile içindekini ı sı tmak veya eritmek yöntemi. gibi görünmek. bent * Bağ . benzeme * Benzemek iş i. ş ahsiyet. * Gazete yazı sı . benlik ikileş mesi * Öznenin kiş iliğ ini iki veya daha çok bilinç merkezine bölen ve tek kiş ide çe ş itli kiş ilikler durumunda beliren bir ruh hastalı ğ ı . tutulmak. * Kendi benliğ inin geli ş imini. * Sanı sı nı uyand ı rmak. benzemeklik * Benzer olma durumu. kendilik. benlik davas ı * Her ş eyi kendi düş üncesine uydurmak ve her ş eyde söz sahibi olmak çabası .* kendine benzemez olmak. rabı t. benlikçilik * Her konuda hep kendini ileri sürme. benlik yitimi * Kiş ilik duygusunun ve benlik bilincinin yitirilmesi ile beliren ruh hastalı ğ ı . kiş iliğ ini üstün görme. benzemez *İ skambil veya okey oyununda farklı kâğ ı tlar ı n veya taş lar ı n bir araya gelmesi. bent etmek * kendine bağ lamak. * Kendi kiş iliğ ine önem verme. benzemek *İ ki kiş i veya nesne arası nda birbirini andı racak kadar ortak nitelikler bulunmak. . * Bağ lam. bent olmak * bağ lanmak. * Benlikçilik yanlı sı olan (kimse). egotizm. benlik * Bir kimsenin öz varlı ğ ı . benlik çat ı ş mas ı * Benliğ in ön plâna çı kması ile baş gösteren çat ı ş mas ı . kitaplarda kendi içinde bütünlük oluş turan bölüm. kibir. onu kendisi yapan ş ey.

mümasil. görünüş ve yapı bakı mı ndan bir baş kası na benzeyen veya ona eş olan (ş ey). *İ ki ş eklin kenarları nı n uzunlukları arası ndaki oran değ iş memekle birlikte. benzer ş ekiller * Kenarları nı n uzunlukları arası ndaki oran değ iş memekle birlikte karş ı lı klı açı ları eş it olan ş ekiller. benze ş * Birbirine benzeyen. karş ı lı klı aç ı lar ı nı n eş it bulunması durumu. benze ş en * Ünlü veya ünsüz benzeş melerinde etki altı nda kalan ünsüz veya ünlü: Sütçü (süt-çü).benzen benzer * Maden kömürü katranı ndan çı kar ı lan C6H6 formülündeki hidrokarbonun bilimsel adı . yapı ve yüz bakı mı ndan bu oyuncuyu andı ran kimse. o + bir < öbür gibi. * Benzer olma durumu. kehribar > kehlibar gibi. benze ş mezlik * Bir kelimede bulunan aynı veya benzeri seslerden birinin değ iş ikliğ e uğ raması . araları nda benzerlik bulunan. çar ş anba > çar ş amba. benze ş ik * Benzeş me özelliğ i gösteren. disimilâsyon: Kı nnap > kı rnap. * Bkz. benze ş lik * Benzeş olma durumu. benze ş im * Bazı ortak yönleri olan iki ş ey arası ndaki benzeş me. * Nitelik. odalardan (oda-lar-dan) kelimelerinde bulunan -çü. . -dan eklerindeki ünsüz veya ünlüler gibi. ekmekten (ekmekten). mü ş abehet. *İ ki üçgende köş elerinin e ş lenmesine göre karş ı lı klı aç ı lar ı n eş ve kar ş ı lı klı kenarları n orantı sı ndan doğ an benzersiz * Benzeri olmayan. mü ş abih. attar > aktar. benze ş me * Benzeş mek iş i. * Benzerlik gösteren. dublör. benze ş mek * Birbirine benzemek. eş siz. benzeş im. nazir. -ten. benzeri benzerlik durum. benzeti * Benzetme. benzer. teş bih. mü ş abih. benzersizlik * Benzersiz olma durumu. aslı ndan kopya edilmiş . * Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde ası l oyuncunun yerine ç ı kan. * Bir kelimede bir sesin baş ka bir sesi kendisine benzetme etkisi: yurt-daş > yurtta ş . benze ş im oranı *İ ki ş eklin kenarları nı n arası ndaki oran. müş abih olmak.

sahteci. yapt ı ğ ı iş leri orijinal eser diye satan sahteci ressam.65 olan. teş bih. benzin * Petrolün damı tı lması ile elde edilen. yüzü sararmak. benzetilme * Benzetilmek iş i. solmak. kopyacı . . uçucu. benzetme * Benzetmek i ş i. benzetiş * Bir ş eyi ba ş ka bir ş eye benzetmek i ş i veya biçimi. * Benzen. benzetici * Benzeterek yapan. renksiz. benzeyiş * Bir ş eyin ba ş ka bir ş eye benzemesi durumu. benzi uçmak * yüzü sararmak. benzinlik. kendine özgü kokusu bulunan bir sı vı . benzetici ressam * Büyük sanatçı lar ı n üslûbunda çal ı ş arak. benzetmek * Benzer duruma getirmek. ona benzetilen kimse veya ş ey için kötü bir duygu beslenilmediğ ini anlat ı r. benzetmek gibi olması n * kötü bir sona uğ ramı ş birinden veya bir ş eyden söz ederken. * Bir ş eyin neteliğ ini anlatmak için. benzetilmek * Benzetmek iş ine konu olmak. benzi kül gibi olmak * yüzünden kan çekilmek. * Bir ş eyde ba ş ka ş eye benzeyen yönler bulmak. * Dövmek. * Kötü bir duruma getirmek. orijinaline bakarak yapan ve benzeti olduğ unu belirten ressam. özgül ağ ı rl ı ğ ı yaklaş ı k 0. benzin istasyonu * Araçları n benzin. yolculara dinlenme ve alı ş veriş imkânı veren tesis. benzi sararmak * yüzünün rengi solmak. yağ gibi ihtiyaçlar ı nı karş ı layan. benzi atmak (veya uçmak) * ansı zı n yüzünün rengi sararmak. bozmak. benzin pompası * Benzinlikte araç depoları na benzin koyma ve verilen benzin tutarı nı gösterme aracı . benzeyiş sizlik * Benzeş memek durumu.benzeti ressamı * Büyük sanatçı lar ı n yaptı kları nı . o niteliğ i eksiksiz taş ı yan bir ş eyi örnek olarak gösterme iş i.

benzinleme * Benzinlemek iş i veya durumu. benzinlemek * Benzin dökerek yakmak. beraberce * Birlikte. beraat ı zimmet ası kdı r * tersi ispatlanmadı kça insanları n suçsuz sayı lmaları ilkesini anlatı r. * Aklanma. baş a baş gelmek. benzine kan gelmek (veya benzi kanlanmak) * sağ lı klı duruma gelmek.benzinci * Benzin satı lan yer veya benzin satan kimse. beraber * Birlikte. benzin istasyonu. benzinli benzinlik * Benzin sat ı lan yer. * Benzinle çalı ş an (motor.). benzincilik * Benzincinin iş i veya mesleğ i. beraat etmek * aklanmak. beraber olarak. * Baş baş a kalma durumu. berabere kalmak * (oyun. makine vb. yarı ş ma) takı mları n aynı sayı yı alması yla sonuçlanmak. berabere bitmek * (oyun. yarı ş ma için) takı mlar ayn ı sayı yı almak veya denk gelmek. vereceğ i olmama durumu. canlanmak. beraberinde * yanı nda. beraberlik müziğ i . bir arada. -e karş ı n. borçsuzluk. beraat ı zimmet * Borcu. * -e rağ men. benzinde kan kalmamak * kansı zl ı k sebebiyle yüzü sararmak. * Aynı düzeyde. baş a ba ş kalmak. benzol beraat * Benzin ve tolüen karı ş ı mı bir akaryak ı t. * Bir nesneyi benzine bulamak. temize çı kmak. beraberlik * Birlikte olma durumu.

patent. taranması ve yapı lmas ı iş iyle uğ ra ş an veya bunu meslek edinen kimse. kuyruğ unun çatalı çok uzun olan. san. berber bataryası * Berber dükkânları nda lâvaboya su akması nı sağ layan deve boynu biçimindeki musluk takı mı . kirlenmek. viran. * Seçilmiş . periş an. eti yenilen bir balı k (Serranus anthias). berceste * Sağ lam ve lâtif. . berber salonu * Büyük berber dükkânı . * bozmak. berber koltu ğ u * Berberler için yapı lan hareketli. berber çı rağ ı * Berber ustası nı n yanı nda yeti ş tirilmek üzere çalı ş an çocuk. koro veya oda müziğ inde olduğ u gibi birçok sesin oluş turduğ u müzik. aylı k bağ lanan. berat * Bir buluş tan. oynar baş lı klı özel koltuk. Berberî berberlik * Berberin yaptı ğ ı iş . * Bu iş in yapı ld ı ğ ı dükkân. * Kuzey Afrika'daki Cezayir bölgesinde Berberistan halkı ndan veya bu halkı n soyundan olan kimse. * Darmadağ ı n.* Orkestra. berber balı ğ ı * Hanigillerden. Akdeniz'de yaş ayan. * Çirkin. * Bozuk. berber dükkânı * Berber. Berat Gecesi. * bozulmak. Berat Gecesi * Hz. Muhammed'e peygamberliğ in Cebrail aracı lı ğ ı yla bildirildiğ iş aban ayı nı n 15. * Sanat değ eri yüksek anlamlar taş ı yan dize. berbat olmak * kötü duruma gelmek. beğ enilmeyen. Berat Kandili * Bkz. * Osmanlı İ mparatorluğ unda bir göreve atanan. berbat etmek (veya eylemek) * kötü duruma getirmek. bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge. seçme. gecesine rastlayan kandil gecesi. berbat * Kötü. berber * Saç ve sakalı n kesilmesi. niş an veya ayrı calı k verilen kimseler için çı karı lan padi ş ah buyruğ u. bak ı msı z.

Tanrı 'ya ş ükür ki. bereketli * Bol. ezik. * Yağ mur. ongunluk. teselli bulması . bereketli ola! (veya olsun!) * yemek yemekte olanlara veya ürünlerini dev ş irenlere söylenen iyi dilek sözü. berelenme * Berelenmek iş i veya durumu. feyezan. bereket ki (veya bereket versin ki) * iyi ki. *İ yi ki. * bir kimsenin bir durumdan hoş nutluğ unu anlatmas ı . feyz. bakı msı z. bereketsiz * Kendinden beklenen yararlı ğ ı sa ğ layamayan ( ş ey). bere * Yuvarlak. berdu ş * Baş ı boş . * Herhangi bir ş eyde görülen çizik. berdevam * Sürmekte olan. . bere * Vurma ve incitme sonucu vücudun herhangi bir yerinde oluş an çürük. bereket * Bolluk. sürüp giden. * Pis. berelenmek * Bereli duruma gelmek. berelemek * Bereli duruma getirmek. bereketlenme * Bereketlenmek iş i veya durumu. artmak. 9-18 Mart arası nda görülen kocakarı so ğ uğ u. bozuk. neyse ki. bereketlilik * Bereketli olma durumu. bereket versin * para alan kimsenin söyledi ğ i iyi dilek sözü. bereketsizlik * Bereketsiz olma durumu. iyi bir rastlantı olarak. bereleme * Berelemek iş i. serseri. verimli.berdelacuz * Halk tahminine göre. yassı ve sipersiz baş lı k. bereketlenmek * Çoğ almak. gürlük.

bergamodî * Sarı msı pembe renginde olan. beril . * Beresi olan. * Bu uzaklı kta bulunan. berhava etmek * havaya uçurmak. * Beride olan ş ey veya kimse. berhava olmak * patlama yolu ile havaya uçmak. canlı . oldukça. arma ğ an. yok etmek. bergamot * Turunçgillerden bir ağ aç (Citrus bergamia). kabukları ndan reçel yapı lan ve esans ç ı karı lan meyvesi. berhava * Havaya verilmiş . * Çı kma durumundaki kelimelerden sonra getirilerek bir iş in baş langı cı nı gösterir. * bitirmek. yadigâr. * Yararsı z. * Bu ağ acı n. boş . * boş a gitmek. berenar ı *Ş öyle böyle. beriberi * Genellikle Uzak Doğ u ülkelerinde B vitamini eksikliğ inden ileri gelen bir hastalı k. * Mutlu. az çok. harap. berhayat berhudar * Hayatta olan. beri * Konuş an ı n önündeki iki uzaklı ktan kendisine daha yakı n olanı . * Büyük. yaş ayan. bergüzar berhane * Anmak için verilen hatı ra. kullanı ş sı z ev. beribenzer * Sı radan bayağ ı .bereli bereli * Beresi olan. biraz. beriki * Beride olan. berhudar ol! * "iyi günler göresin" anlamı nda dilek olarak kullanı lı r. uçurulmuş . alelâde. berhane gibi * gereğ inden çok büyük (ev).

. pekiş mek. berkemal berkime * Mükemmel. tahkim. atom ağ ı rl ı ğ ı 294 olan. çoğ u yeş il renkli berilyum ve aliminyum silikat. yanları ve karn ı beyaz. berilyum * Atom numarası 4. berklik * Sağ lamlı k. * Pekiş tirilmek. Kı saltması Bk. berrak * Duru. berraklaş mak * Berrak duruma gelmek. tahkim etmek. 29700C de eriyen. Marmara ve Ege deniziyle Akdeniz'de bol bulunan bir bal ı k türü (Merluccius merluccius). berkitmek * Sağ lamlaş tı rmak. atom ağ ı rl ı ğ ı 9. yoğ unluğ u 1. * Sağ lam. durulaş mak. takviye etmek. güç kazanmak.013 olan. berlam *İ nce pullu. berraklaş ma * Berraklaş mak iş i veya durumu. berkelyum * Atom numarası 97. amerikyum veya küryumdan elde edilen yapay element. * Berkimek iş i. açı k. pek iyi. havanı n etkisine kar ş ı ince bir oksit tabakası yla kaplı element. berkinmek * Berkimek. aydı nlı k. berkinme * Berkinmek iş i veya durumu. katı lı k. Kı saltması Be. * Sertlik. her zaman olduğ u gibi. berkitme * Sağ lamlaş tı rma. katı .84. temiz. * Dizlere kadar inen dar ve kı sa pantolon. bermuda bermutat * Alı ş ı lagelen biçimde. zümrüt gibi baz ı taş lar ı n birleş iminde bulunan. ortalama 30-40 cm boyunda. sı rtı açı k kahverengi. berjer * Arkası kabarı k ve yüksek oturacak yeri geni ş koltuk.* Doğ ada altı gen billûrlar durumunda bulunan. berkimek * Sağ lamlaş mak. takviye. saydam. berk * Sert.

besbelli * Açı k. berraklı k * Berrak olma durumu. eselemek beselemek. apaçı k. . açı k olarak. bertaraf etmek * ortadan kaldı rmak. yok edilmek. bere. berri * Kara ile (toprakla) ilgili. çok belli. * Bertilmek iş i veya durumu. bertilmek *İ ncinmek. berraklaş tı rmak * Berrak duruma getirmek. * Kı stak. durulaş tı rmak. duruluk. burkulmu ş . uzun uzad ı ya. çürümek. çürük. burkulmak. * Berelenmek yaralanmak. * Açı k. bertmek berzah besalet * Bertilmek. * Yiğ itlik. bertilme besbedava * Pek ucuz. bertafsil bertaraf * Açı klamalı . gidermek. * Anlaş ı ldı ğ ı na göre. net ve kolay anlaş ı lı r duruma getirmek. karasal. *İ ncinmi ş . yararlı lı k. * Çok kötü. dar dil.berraklaş tı rma * Berraklaş tı rmak i ş i. * Morarmak. * Deride mor leke. * Bir yana. bertik * Yara. bertaraf olmak * ortadan kalkmak. besbeter beselemek * Bkz. anlaş ı lı yor ki. ş öyle dursun. bertme * Bertmek iş i.

* Semiz. varlı ğ ı nı sürdürmek için gerekli ş ey. * Besini olan. yeterli besin almayan. gı dalı . besi suyu besici besicilik * Besicinin yaptı ğ ı iş . davar gibi hayvanları besleyerek semirten. * Yumurta akı maddesi. * Yenilebilir. besi hayvanı * Beslenmek amacı yla yavru iken alı nan veya besiye çekilen hayvan. besi örü * Tohum çimlenirken yeni çı kan bitkiyi beslemeye yarayan ve embriyonun çevresine yay ı lmı ş bulunan besleyici maddelerin bütünü. * Besini olmayan. besi dokusu * Besi doku. azı k. beslenmeye elveriş li her tür madde.beserek * Tüylü ve damı zlı k erkek deve. besihane besili besin * Besi yapı lan yer. besermek * Bkz. besi meras ı * Besleme değ eri oldukça yüksek mera bitkileri ile kaplı olan ve gerektiğ inde ilâve yemler de verilerek özellikle kesime gönderilecek hayvanlar ı n fazla canl ı ağ ı rlı k kazanmaları için otlat ı ldı klar ı doğ al veya sun'î verimli mera. gı da. esermek besermek. * Bir ş eyi istenilen durumda tutmak ve oturtmak için kullanı lan takoz gibi ş eyler. besi dokusuz * Besi dokusu olmayan. besi dokulu * Besi dokusu olan. * Yaş amak. besinsizlik * Bitkilerin damarları nda dolaş an besleyici su. semirtilmiş . * Sı ğ ı r. gı dası z. besi doku * Tohumları n içinde embriyonu çevreleyen bölüm. satan kimse. besinli besinsiz . besi * Yaş atmak ve geliş tirmek için gereken besinleri yedirip içirmek iş i.

* Vücut için gerekli besin maddelerinin alı mı . oysun gözünü * nankörlük edenler için söylenir. onun maddî yard ı mları dolay ı sı yla körü körüne destekleyen. besiye çekmek * hayvanı semirtmek için çalı ş tı rmadan beslemek. beslenilme * Beslenilmek iş i veya durumu. * Bir ş eyi korumak veya sa ğ lamca durmas ı nı sa ğ lamak için. besle kargay ı .* Besinsiz olma durumu. beslenme * Beslenmek iş i. besleme k ı z * Besleme. herhangi bir kurulu ş un veya iktidardaki güçlerin görüş lerini savunan bası n. beslemelik * Besleme. beslenme bozukluğ u * Bazı organ ve dokularda veya organizmanı n bütününde ş ekil veya çalı ş ma düzensizliğ i meydana getiren. çevresini veya altı nı desteklemek. beslek besleme * Besleme. beslenme çantas ı * Anaokulu ve ilköğ retim okulları nı n öğ rencilerinin beslenme saatinde yiyeceklerini içinde bulunduran çanta. ev i ş lerinde çalı ş tı rı lan kı z. bir veya birkaç beslenme görevinin bozulması . besleme. * Hizmetçi. * Beslemek iş i. * Besleme olarak. ço ğ altmak. hizmetçi. beslenen beslengi * Sönümsüz. * Eklenmek. * Bir duyguyu gönülde yaş atmak. desteklemek. * Maddî yardı m yapmak. * Yetiş tirmek. beslemek * Yiyecek ve içeceğ ini sağ lamak. * Semirtmek. besleme gibi * giydiğ ini kendine yakı ş tı ramayan (k ı z). gı dası zl ı k. * Evlâtlı k olarak alı nan. * Yedirmek. * Herhangi bir kuruluş u. peki ş tirmek. beslenilmek * Beslenmek iş ine konu olmak. besleme bas ı n * Çı kar u ğ runa. doldurmak. . katı lmak. ahretlik. evlâtlı k.

* Beslemek iş ine konu olmak. mugaddi. beslenme uzmanı * Beslenmenin genel özelliklerini kitle çapı nda ele alan. kompozitör. beslenmek * Kendini beslemek. * Besmele çekmeden. beslenme eğ itimi * Besin maddelerinin özellikleri. beste yapmak * bir müzik eseri yaratmak. iyi beslenmenin sa ğ lı k yönünden önemi. beslenme odas ı * Anaokulu.beslenme eğ itimcisi * Beslenme eğ itimi ile uğ raş an uzman. ilköğ retim okulu gibi eğ itim kurumları nda yemek yeme zamanı . besleyici * Besleyen. * Besteci. ucuz ve dengeli beslenmenin yollar ı gibi konuları iş leyen bilim dalı . ilköğ retim okulu gibi eğ itim kurumları nda yemek yenilen yer. bestekâr. beste ba ğ lamak * bestelemek. beslemeye yarayan. insan vücudunun geliş mesinde yiyeceklerin etkisi ve görevi. besin değ eri yüksek. yiyecek seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar. besli besmele * "Acı yan ve esirgeyen Tanr ı 'nı n ad ı ile" anlamı na gelen ve bir i ş e baş larken söylenilen Arapça bismillahirrahmanirrahim sözünün k ı saltması . beslenme saati * Anaokulu. besteci bestekâr * Beste yapan kimse. besletmek * Beslemek iş ini baş kası na yaptı rmak. * Yüz ve boyunda güneş lekelerini azaltı p ölü hücreleri atan krem türü. besmele çekmek * bismillahirrahmanirrahim sözünü söylemek. besletme * Besletmek iş i veya durumu. . inceleyen yetkili. besili. beste * Bir müzik eserini oluş turan ezgilerin bütünü. besmelesiz * Çocuklar için "piç" anlamı nda kullanı lan bir sövgü. * Bkz.

öbürünün dört benekli yüzünün üste gelmesi. be ş bir be ş dört be ş duyu * Dokunma. üç aş ağ ı . * Oyunda. bestenigâr * Klâsik Türk müziğ inde en eski birle ş ik makamlardan biri. birkaç. pencüdü. * Çoksatar. be ş kardeş *Ş amar. bestelenmek * Bestelemek iş ine konu olmak. be ş binlik * Beş bin liralı k bütün kâ ğ ı t para. * Dörtten bir fazla. beş yukar ı . pencüyek. * Beste olma durumu. * Biraz. . iş itme. V. bestelenmiş . bestesi yapı lmak. atı lan zarlardan birinin be ş .besteleme * Bestelemek iş i. be ş altı be ş aş ağ ı beş yukarı * Bkz. * Dörtten sonra gelen sayı nı n adı ve bu sayı yı gösteren rakam. koklama. bir parça. besteli bestelik * Bestesi olan. bestelemek * Beste yapmak. * Beş sı nı fl ı ilkokul. tokat. 5. * Bkz. be ş beter * Besbeter. be ş milyonluk * Beş milyon liralı k bütün kâğ ı t para. tat alma duyuları . bestesiz bestseller be ş * Bestesi olmayan. görme. bestelenme * Bestelemek iş i. be ş iki * Bkz.

be ş üç be ş vakit * Bkz. kusurları aç ı ğ a çı kmak. erim. be ş yüzlü * Beş yüzü olan cisim. bayağ ı . insan. be ş bı yı k be ş er be ş er *İ ri muş mula. be ş para almamak * hiç para almamak. on paralı k etmek. bedenle ilgili. her birine be ş . be ş eriyet . be ş para etmez * hiçbir değ eri yok. biraz. be ş paralı k * Değ ersiz. be ş paralı k etmek * Bkz. müjde. * Bedensel. her defası nda beş i bir arada. * Günün belirli beş vaktinde kı lı nan namaz. muş tu. be ş er ş aş ar * insan her zaman yanı labilir. be ş yüzlük * Beş yüz liralı k bütün kâ ğ ı t para. be ş erî co ğ rafya *İ nsanlar ı n yerleş ik bulundu ğ u yöre ile ilgisini ve o yörenin veya yerin türlü olaylar ı nı inceleyen coğ rafya kolu. be ş parmak bir olmaz * ana ve babalar ı bir oldu ğ u hâlde kardeş ler arası nda çeş itli farklı lı klar bulunur. yoksul. * Beş ve on santim ölçülerinde biçilmiş kereste. be ş parası z * parası z. *İ çinde beş yüz tane bulunan. aş ağ ı lı k. be ş erî *İ nsanoğ lu ile ilgili. be ş aret *İ yi haber. pencüse. iş e yaramaz. be ş paralı k olmak * alçalmak. * Beş sayı sı nı n üleş tirme biçimi.be ş on * Az sayı da. *İ nsanoğ lu.

sı rada dördüncüden sonra gelen. be ş inci kol * Bir ülkede gizli olarak. insanoğ ulları . beş ibirlik. hümanizm. be ş ikçi be ş iklik * Beş ik yapan veya satan kimse. be ş eriyetçilik * Beş eriyetçi olma iş i veya durumu. be ş ik kertiğ i * Daha beş ikte iken anası babası tarafı ndan ni ş anlanmı ş kimse.*İ nsanlı k. be ş ik * Süt çocukları nı yat ı rmaya ve sallayarak uyutmaya yarayan. be ş eriyetçi * Beş eriyet yanl ı sı (kimse). ölünceye kadar. be ş ibiryerde * Bkz. büyümesine hizmet etmek. * Beş ik olmaya uygun. * Beş er be ş er sı ralanm ı ş . be ş iğ ini sallamak * çocukluğ undan veya çok eskiden tanı mak. be ş ikörtüsü *İ ki yana akı ntı sı olan çatı . be ş inci * Beş sayı sı nı n sı ra sı fatı . * Ambalâjlanacak malı n biçimine uygun olarak alta konulan parça veya parçaları n tümü. geriye bükülü ayak bileklerini ellerle kavrayarak karı n üzerinde ba ş ve ayak yönünde sallanma. tahta veya demirden yapı lmı ş sallanı r bir çeş it küçük karyola. be ş erli be ş gen be ş ibirlik * Kadı nları n süs için takı ndı klar ı . * Bir ş eyin do ğ up geliş ti ğ i yer. be ş iz . be ş ikten mezara kadar * bütün hayatı boyunca. insancı l. hümanist. fonksiyonunu yapmak. be ş ik sal ı ncak * Bayram yerinde kurulan bir tür salı ncak. beş altı n lira de ğ erinde olan altı n. * Yüz üstü yatı ş ta. * Beş kenarl ı çokgen. be ş iklik etmek * beş ik vazifesini. be ş ik kertme * Daha beş ikte iken anası babası tarafı ndan ni ş anlanma. düş man için çal ı ş an örgüt. insancı ll ı k.

be ş pençe be ş taş be ş uş * Güler yüzlü. be ş me * Her çubuğ u ayrı ayr ı beş renkte olan. çirkin. gülümser. * Beş i bir arada olan.* Beş i bir arada do ğ an (kardeş ler). be ş parmak otu * Gülgillerden. "çehre" anlamı nda ikileme oluş turur. * Bkz. güleç. be ş leme * Beş lemek iş i. be ş lemek * Bir iş i beş kez yapmak. beti benzi sararmak gibi deyimlerde beniz kelimesi ile birlikte. * Beş ses veya beş müzik aracı için yazı lan müzik eseri. beş kuruş veya beş lira değ erinde olan akçe. be ş tane alabilen. beş parmak. * Divan edebiyatı nda beş dizeli bölümlerden oluş mu ş manzume. kurt pençesi (Potentilla reptans). be ş me be ş parmak * Derisi dikenlilerden. beti benzi uçmak. * Bet bereket kalmamak. beti bereketi kaçmak gibi deyimlerde bereket kelimesi ile birlikte "bolluk" anlamı nda ikileme oluş turur. . beş ı ş ı nlı yı ld ı z biçiminde bir deniz hayvanı . * Beş taş la oynanan bir tür çocuk oyunu. bet * Kötü. be ş lik * Beş para. sürgüne karş ı kullanı lan bir bitki. beş pençe (Uraster). beti bereketi gelmek. be ş izli * Beş tanesi bir arada olan. * Tabaklanmamı ş ham deri. * Bir ş eyin sayı sı nı beş e çı karmak. bet * Beti benzi atmak. muhammes. * Tahmis. * Halk edebiyatı nda üçlemeli bir bende. kendinde herhangi bir ş eyden beş tane bulunan. tuhaf. konu ile ilgili aynı ölçüde bir çift dizenin ba ğ lanması yla olu ş an manzume. be ş lik simit gibi kurulmak * kendine değ er vererek bir yere yayı lı p oturmak. *İ skambil. * Beş müzisyenin çald ı ğ ı caz orkestrası . yol kı yı ları nda ve çayı rlarda yetiş en. * Çı krı kçı tezgâhı nı n kütüğ ü. be ş li * Beş parçadan olu ş an. kentet. * Beş renkte dokunmuş çubuklu kumaş . domino gibi oyunlarda üzerinde be ş iş areti bulunan kâğ ı t veya pul. yollu bir çeş it kumaş .

betili sanat * Doğ anı n görünen biçimlerini iş leyen sanat. betik betili * Yazı lı olan ş ey. betatron * Elektronları hı zland ı ran elektromanyetik bir araç. figüratif. *İ çinde insan. betelenmek * Karş ı gelmek. * Bir ş eyi. kafa tutmak. çabuk tükenmek. beti bereketi kalmamak (veya kaçmak) * azalmak. beterleş me * Beterleş mek i ş i veya durumu. betelemek * Bkz. tezkere.bet beniz kalmamak * yüzü sararı p solmak. bir olay veya duyguyu betimleyen söz veya yazı . beta * Yunan alfabesinin ikinci harfi -B. beti * Resim ve heykel sanatları nda varlı kları n biçimi. bir kötülük yapacakmı ş gibi durmak. beta ı ş ı nları * Radyoaktif cisimlerin yaydı klar ı üç ı ş ı ndan biri. mektup. . pusula. tasvir. betimleme. korkmak. hayvan ve doğ a ögeleri bulunan (resim veya heykel). beterleş mek * Beter duruma girmek veya o durumda bulunmak. bundan daha kötü durumları n da bulunduğ unu dü ş ünerek teselli bulmal ı dı r. beti benzi kireç kesilmek (beti benzi atmak. bet bet bakmak * kötü kötü bakmak. bet suratlı * Yüreğ inin kötülüğ ü yüzünden belli olan. bir kimseyi. solmak veya beti benzi uçmak) * herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak. etelemek betelemek. kitap. beter *İ yice kötü. beterin beteri var * çok kötü bir duruma düş en kimse. betim * Betimlemek iş i. kı tla ş mak. figüratif sanat. beter etmek * daha kötü duruma getirmek. dikleş mek.

betisiz *İ çinde insan. dayanı klı . tasvirî dil bilgisi. betimlenme * Betimlenmek durumu. betine gitmek * gücüne gitmek. betonla ş ma * Betonlaş mak durumu. üroloji. betisiz sanat * Beti kullanmayan nonfigüratif sanat. .betimleme * Betimlemek iş i. demirli beton. betimlenmek * Betimlemek iş i yapı lmak. bağ lay ı cı yapay y ı ğ ı ş ı m. tasvir. beton gibi * çok sağ lam. betimlemek * Bir nesnenin. çakı l gibi maddelerle karı ş ması sonucu olu ş an sert. betonla ş mak * Beton duruma gelmek. betoniyer * Beton karma makinesi. betoncu * Yapı larda beton dökme iş leriyle uğ ra ş an usta veya i ş çi. tasvirî. betonarme * Yapı da gücü. sert. hayvan ve doğ a ögeleri bulunmayan (resim veya heykel). nonfigüratif. tasvirci. kendine özgü belirtilerini tam ve açı k biçimde söz veya yazı ile anlatmak. bevliye *İ drar yollar ı hastalı kları . betimsel * Betimle ilgili. kendine yedirememek. beton * Çimentonun su yardı mı yla kum. betimlemeci * Betimlemeye ağ ı rlı k veren. betimleyici * Betimleme yanlı sı . tasvir etmek. betimlemeli dil bilgisi. dayanı kl ı . betonkarar * Beton karma makinesi. esnekli ğ i artı rmak için metal ve çimentodan yararlanma yöntemi. * güçlü. betimsel dil bilgisi * Bir dilin belirli çağ ı nı inceleyen dil bilgisi.

* Mahalle okulları nda hademe. * Komutan. bey mi yaman. ileri sürmek. beyaban beyan * Söyleme. * Eş . * (baskı da) Normal karal ı kta görünen harf çe ş idi. bildiri. plutokrasi. * Boy gibi küçük bir toplumun veya küçük bir devletin baş kanı . bey karde ş * erkekler için seslenme sözü. * Bu renkte olan.bevliyeci *İ drar yolu hastalı klar ı hekimi. bey (veya pa ş a) gibi yaş amak * bolluk içinde yaş amak. * Erkek özel adları yerine kullanı lı r. bey erki * Zengin erki. as. beyanat * Demeç. bevvap * Kapı cı . kokulu ve tatlı bir armut türü. beyaz * Ak. söylemek. * Bir eserde. bey armudu *İ ri. düş üncelerin. beyanname * Bildirge. bey * Günümüzde erkek adları ndan sonra kullan ı lan sayg ı sözü. el mi yaman. beyan etmek * bildirmek. * Beyaz ı rktan olan kimse. beyanat vermek (veya beyanatta bulunmak) * demeç vermek. *İ skambil kâğ ı tları nda birli. * Çöl. bay. anlatmak. * Zengin. ileri gelen kimse. el mi yaman * Bkz. koca. * Erkek sı fatları nı n hemen arkası na eklenir. bevliyecilik * Bevliyecinin iş i veya mesleğ i. kara karş ı tı . hayallerin doğ uş ve değ erlerini. bildirme. ürolog. beyaz adam . bunları n anlatı mı nda tutulacak yolları konu edinen bir edebiyat bilgisi dal ı . bey mi yaman. duyguları n.

beyaz e ş ya * Buzdolabı . sinema filminin oynatı ldı ğ ı yüzey. beyaz ı rk * Avrupa. beyaz cam * Televizyon ekranı . kokain gibi sı vı olmayan uyuş turucu madde. * Beyaz Rusya halkı ndan olan kimse. etlere verilen genel ad. beyaz iş * Beyaz pamuklu veya keten kumaş lar üzerine beyaz veya renkli ipliklerle yapı lan sarma i ş . beyaz kitap * Bir sorunu aydı nlatmak ve savunmak için bir kurum veya hükûmetçe yayı mlanan kitap. beyazı mt ı rak * Beyaza çalar renk. Kuzey Amerika. beyaz et * Tavuk. beyaz oy * Onaylayı cı oy. * Sinema. . beyaz dizi * Genellikle sevgi konuları nı basit bir biçimde iş leyen romanlardan oluş an dizi. beyaz sabun * Beyaz renkli bir tür sabun. * Avrupalı . Güney ve Batı Asya ile Kuzey Afrika'da yaş ayan ve teninin rengi aç ı k olan ı rk. beyaz kömür * Akarsulardan elde edilen elektrik gücü. beyaz ş arap * Sadece beyaz üzüm ş ı rası ndan yapı lan ş arap. beyaz peynir * Beyaz renkli bir tür peynir. beyaz baston * Görme özürlülerin yürürken kulland ı klar ı madenî çubuk. balı k vb. çamaş ı r makinesi. Beyaz Rus * Ekim ihtilâlinde komünist kı zı l yönetimden kaçan Rusyalı kimse. beyaz perde * Göstericiden çı kan görüntülerin üzerinde yans ı dı ğ ı . beyaz zehir * Eroin. bulaş ı k makinesi gibi ev aletlerine toplu olarak verilen ad. beyazı ms ı * Beyaza çalan.* Beyaz ı rka mensup olan ki ş i. beyaz etmek (veya beyaza çekmek) * yazı yı temize çekmek.

ağ artma. ağ armak. * (kâğ ı tçı lı kta) Parlaklı ğ ı n iyileş tirilmesi için hamur bileş enlerinin renginin az veya çok oranda değ iş tirilmesi veya giderilmesi. beyaztilki * Tilkinin kı ş lı k tüyünden yap ı lan kürk. * Çocukları n babaları için kulland ı ğ ı sayg ı sözü. beyazlı k * Beyaz olma durumu. * Dokunan kumaş ları n renk tonları nı açan veya beyazlatan ve kumaş lar üzerindeki lekeleri gideren (kimse). beybaba * Yaş lı erkeklere teklifsizce sesleniş biçimi. üstüne binilen at. * Atlama beygiri. beyefendi * Saygı belirtmek için erkek adları nı n sonuna getirilen veya bu adlar ı n yerine kullan ı lan san. beyazlanma * Beyaz duruma gelme. beygirli . * Yük taş ı yan. esmerin tad ı * esmerleri övmek için söylenir. beyazlanmak * Beyaz duruma gelmek.beyazı n ad ı . beyazlatı lmak * Beyaz duruma getirilmek. ağ arma. beygirci * Beygir besleyen veya kiraya veren kimse. beyazlı * Beyazı bulunan. beyazsinek * Özellikle pamukları n üzerinde üreyerek bitkinin öz suyunu emen ve kuruması na sebep olan bir sinek türü. beygir gücü * Saniyede 75 kilogrammetrelik iş yapan bir motorun gücü. beyazlatmak * Beyaz duruma getirmek. ağ artı lmak. beyazlatma * Beyazlatmak iş i. * Ağ artı . ağ artmak. beyazlaş ma * Beyazlaş mak iş i veya durumu. araba çeken. beyazlatı cı * Daha beyaz duruma getiren kimyasal madde. beyazlaş mak * Beyaz duruma getirmek. beygir * At.

beyhudelik * Beyhude olma durumu. beyin göçü *İ leri düzeydeki meslek ve bilim adamları ile uzmanları n bir baş ka geliş miş ülkede yerleş ip çalı ş mak amacı ile kendi ülkelerinden ayr ı lmas ı . usa vurma. beyin gücü * Bir ülkede ileri düzeyde iyi yetiş miş olan meslek ve bilim adamları ile uzmanları n fikir gücü. * Bir ş eyi yönetmede önemli görevi olan kimse. beyin cerrahîsi * Hastahanelerde beyin konusunda ameliyat yapabilen bölüm. beyin takı mı * Bir kurum veya kuruluş un yönetiminde etkin rol oynayan kimseler. dört boş luğ undan her biri. beyhude * Boş una. düş üncesi yüksek düzeyde olan kimse. anlamsı z. beygirsiz * Beygiri olmayan. beyin jimnasti ğ i * Bkz. * Yararsı z.* Beygiri olan. dimağ . iki yarı m yuvar biçiminde sinir kütlesinden oluş an. * Muhakeme. beygirlik * Beygire ait. eğ itimi. beslenen bölgenin çal ı ş maz duruma gelmesi. beygir için. duyum ve bilinç merkezlerinin bulundu ğ u organ. beyin y ı kamak . beyin omurilik sı vı sı * Örümceksi zarla ince zar arası ndaki boş lukta bulunan beyinle omuriliğ i çepeçevre saran sı vı . beyhude yere * boş yere. * Bilgisi. zihin jimnastiğ i. * Beygir gücünde. beyin kanamas ı * Beyni besleyen damarlardan bir veya birkaçı ndan dı ş ar ı kan sı zması sonucu. beyin orağ ı * Beynin iki lopu arası ndaki zar. beyin kar ı ncı kları *İ çinde beyin-omurilik s ı vı sı bulunan. kafa içinin. beyin cerrah ı * Beyin konusunda uzmanlı k yapm ı ş cerrah. beyin üçgeni * Beynin alt tarafı ndaki üç kı vrı mlı yuvarlak çı kı ntı . gereğ i yokken. beyin * Kafatası nı n üst bölümünde beyin zar ı ile örtülü. boş u bo ş una.

* Akı ll ı . * Herkesin kullandı ğ ı . emaret. pis (kimse). beylikçi * Divanı kaleminin baş ı . namaz k ı lmayan. * Beyinle ilgili.* insanı . hareket dengesi merkezi olan organ. devlet malı olan. * Beyni olan. * Merkeze tam bağ lı olmayarak bir beyin yönetimi altı ndaki ülke. * Bir çeş it küçük ve ince asker battaniyesi. beylik söz * Herkesin kullandı ğ ı . beyin zarı * Beyni üst üste saran zar. içinde beyit olan. dimağ çe. * Rahat yaş ama. devlete özgü olan. beyinsel beyinsi beyinsiz beylerbeyi * Sancak beylerinin ba ş ı . korteks. beyincik beyinli * Kafatası nı n art bölümünde ve beynin alt ı nda. beylik * Bey olma durumu. çok bilinen. . herkesin bildiğ i. dü ş ünceli. baş ka yönde düş ünür ve davranı r duruma getirmek amacı yla çe ş itli yollarla etkilemek. enternasyonal. emirlik. * Devletle ilgili. * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı iki dizeden olu ş mu ş ş iir parçası . beylik f ı rı n has çı karı r * devlet görevlisi olmanı n insana birçok kazançlar sağ ladı ğ ı nı ş aka yollu anlatmak için söylenir. beyitli * Beyti bulunan. beynelmilel * Milletler arası . * Akı lsı z. * Beyne benzeyen. uluslar arası . etkisi kalmamı ş söz. kendine özgü düş ünce ve dünya görüş üne yabancı laş tı rmak. beyiye * Bkz. düş üncesiz. basmakal ı p. * Hükûmet. mirî. beyin zarlar ı * Beyni üst üste saran üç zar. beynamaz * Namazsı z. * Beyni olmayan. satı mlı k. beyit * Ev.

beyni bulanmak * sersemlemek. beyninde ş imş ekler çakmak * çok üzülmek. kanı t. beynine vurmak * (içki etkisiyle) ne yaptı ğ ı nı bilemez duruma gelmek. beyni kar ı ncalanmak * zihin yorgunluğ undan düş ünemez olmak. beyni sı çramak * aklı baş ı ndan gitmek. bunamak. beyninden vurulmu ş a dönmek * beklenmedik bir durum karş ı sı nda olağ anüstü bir üzüntü ve ş aş kı nlı ğ a uğ ramak.beynelmilelci * Bkz. beytülmal * Devlet hazinesi. beyyine * Bir olayı n doğ ruluğ unu ortaya koyabilen yöntem. bunalmak. beyzade . beysbolcu * Beysbol oynayan ve oynatan (kimse). Amerika Birleş ik Devletlerinde yaygı n bir çe ş it oyun. beysbol * Dokuzar kiş ilik iki takı m aras ı nda bir top ve sopayla oynanan. * Bey oğ lu. beyni sulanmak * düzgün düş ünemez olmak. beynini kemirmek * rahatsı zlı k vermek. milletler arası cı lı k. * Duruş ma sı rası nda bir düş ünceyi gerçekleş tirmek için baş vurulan belge. uluslar arası cı lı k. beyni atmak * Bkz. sarsı lmak. beynine girmek * herhangi bir konuda birisini yönlendirmek. beynelmilelcilik * Milletlerin sosyal sı nı fları arası nda uygunluk olmas ı ve birlikte davran ı lmas ı gerekti ğ ini savunan görüş . * zihninde birden bir düş ünce doğ mak. huzurunu kaçı rmak. beyni kaynamak * aş ı rı sı caktan sersemlemek. * kötü bir ş ey sezinlemek. uluslar arası cı . ikna etmek. düş ünemez olmak. tutamak. delil. enternasyonalizm. beyninde * Arası nda. tepesi atmak.

bez tüyler * Bitkilerde salgı çı karan tüyler.* Soylu kimse. bezmesine yol açmak. * Herhangi bir i ş için kullanı lan dokuma. usandı rmak. söbe. nazl ı kimse. bez bez bağ lamak * bebeklere altları nı kirletmesinler diye bez koymak. * Herhangi bir cins kumaş . bezdirmek * Bı ktı rmak. * Geliş igüzel kuma ş parçası . * Yumurta akı ve pudra ş ekeri ile yapı lan bir çeş it kuru pasta. beze * Yara veya çı ban sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluş an ş iş kinlik. bezdirilmek * Bezmesine sebep olmak. * Özenle büyütülmüş . bezdirilme * Bezdirilmek iş i veya durumu. * Bez (I). gudde. beze beze bezekçi . bezdirme * Bezdirmek iş i. bezcilik bezdirici * Bezcinin iş i veya mesle ğ i. * Pamuktan. çaput. beyzadelik * Soyluluk. *İ çinden geçen kandan veya öz sudan bazı maddeler ay ı rarak salg ı olu ş turan organ. paz ı . * Usanç veren. ziynet. oval. bezek * Süs. bez * Pamuk veya keten ipliğ inden yap ı lan dokuma. * Hamur topağ ı . * Bezden yapı lmı ş . b ı kkı nlı k vermek. bezci * Bez yapan veya alı p satan (kimse). * Bir eseri süslemeye yarayan motiflerin her biri. düz dokuma. beyzî * Yumurta biçiminde.

bezelemek * Hamur topağ ı yapmak. * Süslemek. bezekleme * Bezeklemek iş i. tezyin. süs. * Gelinleri süsleyen kadı n. bezemek bezemeli * Süslü. donatmak. bezenmek * Bezemek iş ine konu olmak. nakkaş . süslenmiş . * Süs. * Kendini bezemek. bezelye * Baklagillerden. bezeyici * Bezekleme yapan ressam. dekoratif. bezemecilik * Bezemecinin yaptı ğ ı iş . bezen bezeniş bezenme * Bezek. süslenmek. süslenmek. tı rmanı cı bir bitki (Pisum sativum). dekoratör. * Süsleme. bezemek. * Bu bitkinin yuvarlak tanesi. bezekli. bezetmek * Bezeme yaptı rmak. * Bezenmek iş i veya durumu. bezeme bezemeci * Bezeme yapan oymacı veya nakkaş . yurdumuzun her yanı nda yetiş tirilen. süslü. * Bezelemek iş i. bezekli bezeleme * Bezeğ i olan. tezyin etmek. .* Duvar ve tavanları boyay ı p birtakı m resim veya ş ekillerle süsleyen kimse. bezeli * Bezeğ i olan. bezetme * Bezetmek iş i. * Bezenme iş i veya biçimi. süsleyen ş ey. süsletmek. bezeklemek * Süslemek.

üç veya dört kiş i arası nda 96 kâ ğ ı tla oynanan bir çeş it iskambil kâğ ı dı oyunu. . * Keten tohumu.bezeyiş bezgi bezgin * Bezeme iş i veya biçimi. usanç. çabuk kurur bir yağ . bezginlik * Bezgin olma durumu. * Süs. * Mesleğ ini sadece kazanç için kullanan kimse. * Bir çocuk oyunu. * Alı ş veriş te çok kâr amac ı nı güden kimse. bezirgân * Tüccar. bezlemek * Bez veya kumaş ile örtmek veya kaplamak. tülbent gibi eş yaları sa ğ lamak ve bunlar ı korumakla görevli kimse. bezek. bezir yağ ı . bezik *İ ki. bezmek durumuna gelinmek. * Bkz. bez. * Yahudilere verilen ad. bezirlemek * Bezir yağ ı ile yağ lamak. bezginleş mek * Bezgin duruma gelmek. * Yaş ama veya iş görme isteğ ini yitirmiş . bezginleş me * Bezginleş mek iş i. bezilme bezilmek bezir * Bezilmek iş i. * Bezmek iş ine konu olmak. bezleme * Bezlemek iş i. bezir yağ ı * Keten tohumundan çı karı lan ve ya ğ lı boya yapmak için içine renkli maddeler kat ı lan. bezi herkesin ar ş ı nı na göre vermezler * genel kurallar kiş ilerin isteklerine göre bozulmaz. bezirgânbaş ı * Padiş ahı n kullanaca ğ ı çuha. yorgunluk. bezir yağ ı sürmek. bezirgânlı k * Bezirgâna yakı ş ı r davranı ş . bezirleme * Bezirlemek iş i.

bı çak bı ça ğ a gelmek * bı çakla birbirine saldı racak kadar zorlu kavga etmek. bı cı bı cı * (çocuk dilinde) Y ı kanma. * Bez dokusunda olan. bı çak gibi * ince. * Çeş itli kesme iş lerinde kullanı lan keskin ağ ı zl ı araç. . * Jilet. bı çak atmak * bir hedefe bı çak fı rlatmak. dost toplantı sı . keskin. bezm *İ çki meclisi. bezzazl ı k * Kumaş satma iş i.* Çocuğ un altı na bez koymak. * Bir sap ve çelik bölümden oluş an kesici araç. bezginlik getirmek. * bı çaklamak. * Bkz. manifaturacı lı k. bı cı rgan bı çak * Boru biçimindeki maden parçaları n içini düzleş tirip parlatmakta kullanı lan alet. bı cı bı cı yapmak * yı kanmak.manifaturac ı . bı çı lgan. bezi andı ran. bı çak çekmek * üzerindeki bı ça ğ ı birden ele alarak birine saplamaya hazı rlanmak. * Genellikle benzinliklerde bulunan otomobil yı kama aleti ve yeri. çocuğ u belemek. bezme bezmek bezsi bezzaz * Kumaş alı p satan kimse. bı cı l * Aş ı k kemiğ inin altı nda bulunan küçük bir kemik. bı kı p usanmak. bı çak altı na yatmak * (insan için) ameliyat olmak. * Bu kemikle oynanan bir oyun. bı cı lgan bı cı r bı cı r * Sürekli ve çok konuş ma için kullanı lı r. * Bezmek iş i. * ameliyat etmek. * Bezgin duruma gelmek.

bı çak gibi kesilmek * (söz. * Bı çakla yaralamak. sohbet) birden bitmek. bı çaklanmak * Bı çaklamak iş ine konu olmak. ağ ı r söz gibi gönül kı rı cı davran ı ş ları n hiçbir zaman unutulmayacağ ı nı anlatı r. bı çak vurmak * bı çakla kesmek. ağ rı ) birden ve güçlü olarak gelmek. konuş ma. bı çak yemek * bı çaklanmak. bı çak silmek * bir iş i bitirmek. bı çaklatma * Bı çaklatmak iş i. bı çak gibi kesmek * çok keskin olmak. bı çaklı k . bı çak sı rtı * Bı çağ ı n keskin olmayan ters yanı . bı çaklatmak * Bı çakla saldı rı yı tahrik etmek. bı çak gibi saplanmak * (sancı . bı çak yarası onulur. bı çakçı lı k * Bı çak ve benzeri ş eyleri yapma veya satma i ş i. bı çak kemiğ e dayanmak * çekilen sı kı ntı artı k katlanı lamayacak bir duruma gelmek. bı çaklı * Bı çağ ı olan. bı çakçı * Bı çak ve daha baş ka kesici araçlar yapan veya satan kimse. dil yarası onulmaz * hakaret. çok yakı n (aral ı k). * bı çaklamak. bı çaklamak * Bı çakla kesmek. bı çakla saldı rtmak ve yaralatmak. bı çaklanma * Bı çaklanmak iş i. * birdenbire ve tamamen ortadan kaldı rmak. duruvermek. bı çak kı nı nı kesmez * kötüler yararlandı klar ı kimselere kötülük etmekten çekinirler. * Çok az (fark). bı çaklama * Bı çaklamak iş i.

yayı lmı ş (yara). cesur. bı çı k bı çı lgan * Azmı ş . * Korkusuz.* Bı çak koyacak yer. bı kı p usanmak * çok bezmek. bı çkı * Tahta veya ağ aç biçmekte kullanı lan. bı kı ş bı kı ş ma * Bı kı ş mak iş i. bı çkı hane * Bı çkı evi. bı çkı nlaş ma * Bı çkı nlaş mak iş i. bı çkı cı * Bı çkı ile ağ aç ve tahta kesen kimse. * Bı çkı yapı p satan kimse. boyları nı ve kenarlar ı nı düzgün ve eş it olarak düzelten i ş yeri. * Kı sa ve t ı knaz. * Bağ budamaya yarayan diş li bı çak. * Bı çkı n olma durumu. . bı kı ş mak * Bı kma iş i veya biçimi. * Hayvanları n tı rnak kökünde oluş an yara. * Motorla çalı ş an bir çe ş it güçlü testere. kar ş ı lı klı iki sapı olan ve iki ki ş i taraf ı ndan kullanı lan büyük testere. gözü pek. kabadayı . bı çkı evi * Tomruklardan kalas. * Saraç bı çağ ı . bı çkı tozu * Doğ ramacı lı kta bı çkı dan çı kan ve çoklukla yakacak olarak kullanı lan toz ve tala ş . * Sel veya dere yatağ ı . * Bı çak yapmaya elveriş li (maden). bı çkı nlaş mak * Kabadayı lı k taslamak. kalaslardan daha ince tahtalar kesen. bı çkı nlı k bı dı k bı kı lma * Bı kı lmak iş i. bı çkı n * Külhanbeyi. yürekli. bı kı lmak * Usanı lmak.

bir yı l önce. boz renkli. zedelenmek. bı ldı rc ı n gibi * kı sa boylu. sürüp gitmesi yüzünden bir ş eyden doygunluk veya yorgunluk duyarak onu istemez duruma gelmek. dolgunca. eti için avlanan göçebe kuş (Coturnix). bı lkı ma * Bı lkı mak iş i veya durumu. etli butlu. bı ldı rc ı n * Tavukgillerden. usanmak. bı kkı nl ı k vermek * bir ş eyi sürekli tekrarlayarak karş ı sı ndakini usandı rmak. bı ktı rmak * Bı kması na yol açmak. yumuş amak. usanmı ş . erimek. bı ldı r * Geçen yı l. * Tekrarlanması . bı ngı l bı ngı l * Dolgun ve pelte gibi titrek. * Dayanamaz duruma gelmek. bı kma bı kmak * Bı kmak iş i. al ı mlı (kadı n). usand ı rmak. bı ldı rc ı n eti * Bı ldı rc ı n kuş unun saka ve avcı larca beğ enilen k ı rmı zı eti. bı lkı mak * Bozulmak. bı ktı rma * Bı ktı rmak iş i. bı kkı nl ı k * Çok bı km ı ş olma durumu. benekli. bı kkı n * Çok bı km ı ş . bı ktı rı cı * Bı kkı nlı k verici. bı kkı ntı * Bı kma duygusu.* Karş ı lı klı olarak birbirinden bı kmak. bı llı k bı ll ı k * Çok tombul. yurdumuzda en çok güzün. bı kkı nl ı k vermek. bı ngı ldama . usanmak. bezmiş . bı kkı nl ı k gelmek * bı kmak. bı ngı ldak * Kafatası kemikleş meden önce kemiklerin birleş me yerlerinde bulunan kı kı rdak bölümü. bunalmak.

* Bı ngı ldamak iş i. * Sal ı verme. * Yanı na almamak. * Sahiplik hakkı nı baş kası na vermek. * Bir alı ş kanlı ktan veya bir i ş ten vazgeçmek. mütareke yapmak. hesaba katmasak da. * Bir iş i baş ka bir zamana ertelemek. bı rak ki * saymasak. * Sarkı tmak. bı rakı t bı rakma * Tereke. * Uğ raş maz olmak. terk etmek. bı rakı ş ma * Karş ı lı klı bı rakmak iş i.) Kalmak. * Koymak. * Eski bulunduğ u yerini veya durumunu değ iş tirmemek. meydana getirmek. * Yapı ş ı k olan bir ş ey yap ı ş ı klı ktan kurtulmak. çarpı ş ma gibi durumları karş ı lı klı bı rakmak. nesne vb. terk edilmek. * Engel olmamak. * Bı rakma i ş i veya biçimi. hürriyetine kavuş mas ı nı sa ğ lamak. yan ı nda götürmemek. * Sı nı f geçirmemek. * Bakı lmak. bı rakı lma * Bı rakı lmak i ş i veya durumu. mütareke. döndürmek. bı rakı lmak * Bı rakmak iş ine konu olmak. ayrı lan birinden iş . artı k uğ ra ş mamak. * Unutmak. * Bir iş in sorumluluğ unu. * Özgürlük vermek. bı rakmak * Elde bulunan bir ş eyi tutmaz olmak. ateş kes. * Boş amak. korunmak için vermek. * Ayrı lmak. görevlendirmek. terk. bı rak Allah'ı nı seversen * bir kimse veya nesnenin değ ersizliğ ini belirtmek için kullanı lı r. . ki ş i. belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. ateş kes yapmak. bı ngı ldamak * (et ve sı vı için) Yumuş aklı k veya ş iş manlı k sebebiyle oynamak. artı rmak. * (bulunduğ u veya dokunduğ u yerde) Olu ş turmak. * Saklamak. * (bı yı k veya sakal) Uzatmak. * (ölen. yükümlülüğ ünü baş kas ı na vermek. * Kötü bir durumda terk etmek. * Bı rakmak iş i. bı rakı ş mak * Savaş ma. * Bir pazarlı kta. titremek. bı rakı m bı rakı ş * Bı rakmak iş i.

* Ufak çocuk. bı yı klanma * Bı yı klanmak i ş i. bı yı klanmak * Bı yı ğ ı çı kmak. bı yı ğ ı nı balta kesmez olmak * kimseden korkusu olmamak. sar ı lı p tutunmaya yarayan sürgün. bı raktı rmak * Bı rakması nı sağ lamak. bı yı ksı z * Bı yı ğ ı olmayan. eti sevilen bir balı k (Barbus fluviatilis). bı yı k bı rakmak * bı yı k uzatmak. büyüklerinin boyu 2 m yi bulan.bı raktı ğ ı m (bı raktı ğ ı ). bı yı klar ı ele almak * delikanlı lı k ça ğ ı na girmek. . bı yı ğ ı terlemek * bı yı ğ ı yeni yeni çı kmaya ba ş lamak. bı yı k * Üst dudak üzerinde çı kan kı llar. bı yı ğ ı nı tı ra ş etmiş olan. bı rakması na yol açmak. bı tı rak * Kı rlarda yetiş en yabanî bir otun dı ş ı dikenli tohumu. * Kadı nlı k organı nı n üst yanı nda cinsel zevk duyumu noktası olan bölüm. klitoris. bı yı ğ ı nı tı ra ş etmemiş olan. * Asma gibi bitkilerde. bı yı k burmak (veya bükmek) * çalı m yapmak amac ı yla bı yı kları nı kı vı rmak. bı yı klı duruma gelmek. * Balı klarda deri uzant ı sı . bı yı k alt ı ndan gülmek * birinin durumuna belli etmemeye çalı ş arak gülümsemek. bı yı klı balı k * Sazangillerden. bı raktı rma * Bı raktı rmak i ş i. bı yı ğ ı nı silmek * bir iş i olmuş bitmiş sayarak onunla uğ raş maktan vazgeçmek. ba ğ ladı ğ ı m (bağ ladı ğ ı ) yerde (çayı rda) otluyorsun (otluyor) * uzun süredir hiçbir ilerleme ve değ iş iklik göstermiyor (veya göstermiyorsun). bı zbı z bı zdı k bı zı r * Davula sol elle vurulan ince değ nek. bı yı klı * Bı yı ğ ı olan.

* Hoş görüsüz. biber katmak. biberlemek * Biber serpmek. çok y ı ll ı k bir bitki (Rosmarinus officinalis). bîbaht bîbehre biber * Bahtsı z.Bi bîaman biat * Bizmut'un kı saltması . gaddar. biber atmak * içine biber koymak. göz vb. * Acı . güzel kokulu yaprakları nı dökmeyen. biat edilmek * birinin egemenliğ i tanı nmak. pay almamı ş . kadersiz. zalim.) çok acı mak. Akdeniz çevresinde çok yeti ş en. biber gibi yanmak * (deri. biat etmek * birinin egemenliğ ini tan ı mak. * Bu bitkinin. tazeyken sebze olarak yenilen veya kurutulup baharat olarak yararlanı lan ürünü. biber tur ş usu * Yalnı zca uzun yeş il biberden yap ı lmı ş turş u. * Bir kimsenin egemenliğ ini tanı ma. yurdumuzda çok yetiş en bir bitki (Capsicum annuum). * Osmanlı İ mparatorluğ unda padiş ah ölünce tahta geçecek oğ lunun devlet yönetimindeki etkili gruplarca kabul ve tasdik edilmesi. biberlik biberon . çiçekleri soluk mavi renkli. * Payı olmayan. * Biber konulan küçük kap. * Patlı cangillerden. biberleme * Biberlemek iş i. amansı z. biberiye * Ballı babagillerden. biber salças ı * Kı rmı zı biberden yap ı lmı ş salça. biberli *İ çine biber katı lmı ş . * Biber yetiş tirilen yer. * Genellikle süt çocukları na süt ve sulu yiyecekleri içirmekte kullanı lan emzikli ş iş e. kötü talihli. kabul etmek. biber gibi * çok acı .

* Meme. bibliyografik * Kaynakla ilgili. bîçare olmak * çaresiz kalmak. zavallı lı k. * Kitapsever. kaynakça. bici bicik bicili bîçare * Çaresiz. bibliyotekçi * Kütüphaneci. kitap dü ş künlüğ ü. bibliyomani * Hastalı k derecesine varan kitap sevgisi. * Bkz.bibersiz *İ çine biber katı lmamı ş . * Bkz. cici bici. bîçarelik biçem * Biçare olma durumu. bibi bibliyofil bibliyograf * Bibliyografya uzmanı . zarif (kı z). zavallı (kimse). çaresizlik. biblo gibi * ufak tefek. cicili bicili. meme baş ı . bibliyografya * Kaynaklar. * Babanı n kı z kardeş i. bibliyografi * Bibliyografya. kütüphane. hala. kaynakları bilen uzman. biblo * Çeş itli maddelerden yapı lan heykel. vazo gibi zarif küçük süs eş yası . . * Acı sı z. bibliyoman * Bibliyomanisi olan (kimse). bibliyotek * Kitaplı k. * Üslûp.

ş ekillenmek. * Herhangi bir ş eyin benzeri. ş ekil. davranı ş veya belli biçimin dı ş ı na çı kmayan (kimse). biçimlendirilme . * Alı ş ı lmı ş kural. taneleri ayı ran. içeriğ i yeterince önemsemeden. formaliteci. belli bir biçime girmek. biçerdöver * Ekin biçen. morfoloji. biçime ağ ı rl ı k veren görüş . biçilmiş kaftan * bütünü ile uygun. biçimine getirmek * sı rası nı . * Biçicinin iş i veya mesleğ i. fı rsatı nı bulmak.biçenek * Her yı l belirli bir süre otlatı ldı ktan sonra yeniden geliş en bitkilerin biçilerek değ erlendirildi ğ i tabiî çay ı r. saman ı bağ lam veya balya durumuna getiren makine. tutum. * Biçmek iş ini yapan (kimse). biçim birimi * Kelimelere gramer bakı mı ndan biçim veren. en uygun durumunu yakalamak. * Biçilmek iş i. morfem. biçim * Dı ş görünüş . uygun ş ekil. * Biçmek iş i. punduna getirmek. elveriş li (iş ).ş ekil. biçerba ğ lar * Ekini hem biçen. biçimcilik * Biçime sı kı sı kı ya bağ lı lı k. * Özü. biçimci * Biçimcilik yanlı sı olan (kimse). biçim biçim almak * biçimlenmek. * Sanat ve edebiyat eserlerinde dı ş görünü ş . biçimleme * Çeş itli maddelerin biçimsel imkânları ile birbirleri arası ndaki düzen iliş kilerini araş tı rma iş i. * Manzumelerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dı ş görünüş ü. * Tarz. biçim bilimi * Yapı bilimi. formalist. hem de bağ durumuna getiren makine. * Yakı ş ı k alan ş ekil. biçime sokmak (veya biçim vermek) * bir ş eyi biçimlendirmek. ş ekilci. çoğ u ek durumunda olan öge. döven. biçici biçicilik biçilme biçilmek * Biçmek iş ine konu olmak. form. yalnı z biçim üzerinde duran.

* Dikilecek kumaş ı belli bir modele ve ölçüye göre kesme sanatı .* Biçimlendirilmek iş i. * Çirkinlik. biçimlendirilmek * Bir ş eye biçim verilmek. formel. biçki diki ş yurdu * Halka açı k terzilik mesleğ ini ö ğ retme ve uygulama yeri. ş ekle ait. biçki diki ş kursu * Terzilik mesleğ ini öğ retmek amacı yla verilen kurs. ş ekillendirmek. * Kendine özgü billûrla ş mı ş bir biçimi olmayan (madde). biçimsizlik * Biçimsiz olma durumu. biçimli * Biçimi güzel olan. yakı ş ı ksı z. mevzun. ş ekillenme. ş eklî. * Biçime dayanan. biçimi bozulmak. biçimlendirmek * Bir ş eye belirli bir biçim vermek. biçimle ilgili. biçimlendirme * Biçimlendirmek iş i. biçimselleş tirmek * Biçimsel duruma getirmek. biçimsel biçimselleş tirme * Biçimselleş tirmek iş i. ş ekillenmek. biçimsizleş mek * Biçimsiz duruma gelmek. * Bir kuramı biçimsel bir kurama dönüş türmek. ş ekilsiz. hoş olmayan. biçimlenmek * Bir ş ey belli bir biçim kazanmak. ş ekillendirme. yakı ş ı k alan. biçimsiz * Kendine özgü bir biçimi olmayan. biçimsizleş me * Biçimsizleş mek i ş i. biçiş biçki * Biçmek iş i veya biçimi. amorf. * Kötü. biçimlenme * Biçimlenmek iş i. * Ortamı na uygun düş en. yakı ş ı ksı zl ı k. biçki yapmak . biçimi bozuk. biçimsellik * Biçime uygun olma durumu.

* dikilecek kumaş ı belli bir modele ve ölçüye göre kesmek. men ş ur. biçkici biçme * Kumaş ı belli bir modele göre biçen (kimse). bide bidon bidoncu bienal * Yı l aş ı rı . çoğ unlukla silindir biçiminde kap. * Bidon satan kimse. *İ çine sı vı maddeler konulan. prizma. biçtirme * Biçtirmek iş i. * Bedenin belden aş ağ ı bölümlerini y ı kamakta kullanı lan tuvalet aracı . yanal ayrı tı lar ı da eş it ve paralel doğ rulardan olu ş an çok düzlemli cisim. * Bîgâne olma durumu. metal veya plâstikten. bîdar bid'at *İ slâm dininde Hz. * Uyanı k. biçmek * Belli bir biçim vererek kesmek. * (değ er. bidayet * Baş lama. boru biçiminde küçük araç. Muhammed zamanı ndan sonra ortaya çı kan de ğ iş ik yarg ı lar ve ilkeler. plâstik veya çinkodan yapı lmı ş . * Yontulmuş yapı taş ı . paha. * Ekini. * Biçmek iş i. biçki yurdu * Biçki ve dikiş okulu. fiyat) Koymak. bîgânelik bigudi . iki yı lda bir olan. * Sonradan türeyen ş ey. * Alt ve üst tabanları birbirine paralel ve eş it iki çokgenden. tı rpanla. biçtirmek * Biçmek iş ini yaptı rmak. uyumayan. * Yaylı m ateş iyle öldürmek. * Yabancı . * Kadı nları n saçları nı kı vı rmak için kullandı kları . baş langı ç. otu orakla. biftek bîgâne * Izgara veya tavada piş irilen dana eti dilimi. sac. * Dikilecek kumaş ı belli bir ölçüye ve modele uygun olarak makasla kesmek. makine ile kesmek. *İ lgisiz.

ayrı ks ı z. * Kimsesiz. * Hakkı ile. bikarbonat * Hidrojen karbonatları n genel ad ı . hakkı olarak. gerçekten. bîkes bîkeslik bikini *İ ki parçalı kadı n mayosu. bilâhare * Sonra. bîkarar * Kararsı z. * Habersiz.bîgünah bîhaber bihakkı n * Suçsuz. bilgisiz. deli. çaresiz. sonraları . bilâder ağ acı * Amerika elması . tam tersine. * Giriş ilen herhangi bir iş te. daha sonra. sersem. bijuteri * Kuyumcunun yaptı ğ ı değ erli takı lar ı n tamamı . sonradan. bilâistisna *İ stisnası z. aklı baş ı nda olmayan. aksine. erdenlik. umutsuz. bilâr * Katranl ı kı ldan yap ı lan ve kalafat iş lerinde kullanı lan bir tür macun. herhangi bir kı sı tlama olmaksı zı n. * Değ erli olmayan maden veya taş lardan yapı lmı ş tak ı . bîhu ş bîilâç *Ş aş kı n. belirli bir süre sonunda elde edilen iyi ve kötü sonuçlar ı n kar ş ı lı klı durumu. *İ lâçsı z. bikir * Kı zl ı k. bilâkaydü ş art * Kayı ts ı z ve ş artsı z olarak. tersine. ayr ı m yapı lmadan. * Bir kuruluş un veya bir ticarethanenin belirli bir dönem sonundaki veya belirli bir gündeki taş ı nı r ve taş ı nmaz varlı klar ı ile bunları sa ğ lamak için kullanı lan öz ve yabancı kaynakları dengeli olarak gösteren çizelge. * Bîkes olma durumu. günahsı z. süs eş yası . bijon anahtarı * Araba tekerleklerinin somunları nı sökmek için kullanı lan alet. tereddütlü. . bilâkis bilânço * Tersine olarak.

ihbar tazminatı . bildiri ş . bildiğ ini yedi mahalle bilmez * bir kimsenin çok kurnaz. bildiğ ini yapmak * verilen öğ ütleri dinlemeyerek tutumunu sürdürmek. bilârdoculuk * Bilârdo salonunu iş letme veya oynama iş i. doğ rudan do ğ ruya. * Bilimsel bir konu üzerine yaz ı lan açı klama.-in hepsi. hep . kurum veya bir topluluk tarafı ndan herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazı lan yaz ı . bildirilme * Bildirilmek iş i veya durumu. istediğ i gibi davranmak.. bildiğ inden ş aş mamak (veya kalmamak) * hiçbir etkiye aldı rı ş etmeyerek doğ ru bildiğ i davranı ş ı sürdürmek. duyurulmak. aracı sı z. bağ lı oldukları vergi dairelerine verdikleri gelir bildirme belgesi. tebligat. beyanname. tebliğ . bilâvası ta * Vası tas ı z. bildiğ ini okumak * herkes ne derse desin bildiğ i. ihbarname.bilârdo * Yeş il çuha kaplı bir masa üzerinde. bilârdocu * Bilârdo oynayan veya oynatan kimse. bildirilmek * Bildirmek iş ine konu olmak. bildim bileli (veya bildik bileli) * öteden beri. eskiden beri. tebli ğ . * Vergi yükümlülerinin belli zamanlarda. beyanname.. bilcümle * Bütün. araçsı z. bildik ç ı kmak * birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanı ş tı klar ı nı anlamak. bildik * Tanı dı k. dolays ı z. bildirge * Bir kimsenin resmî bir kuruluş a herhangi bir durumu bildirmek için verdiğ i çizelge. tebliğ . çok bilmiş olduğ unu anlatı r. * Bu açı klamanı n yapı ldı ğ ı kâğ ı t. bildiri * Resmî bir makam. bildirim * Yazı lı olarak yapı lan aç ı klama. haber verilmek. bildirim ödencesi * Süresi belli olmayan sürekli iş sözleş melerinin daha önce bildirim yapı lmaks ı zı n yürürlükten kaldı rı lmas ı sebebiyle yükümlü olanlarca karş ı tarafa verilmesi zorunlu olan ödence. fil diş i toplarla ve isteka ile oynanan bir oyun.

çakı . bilerek aldanm ı ş görünme. geniş zaman. bildirme * Bildirmek iş i. bile bile lâdes * Kötü bir durumu öyle gerekti ğ i için kabullenmiş görünme. * Üstelik. bileğ i * Kesici araçları bilemek için kullan ı lan alet. önceden tasarlayarak. * Bilgiçlik taslayan. bileğ ine kadar (veya bileklerine kadar) * (çamur. * (giysi eteğ i için) yalnı z ayaklar görünecek kadar (uzun). isteyerek. beyan. * Aynı zamanda. . bileğ i taş ı * Bı çak. gel-ecek gibi.* Bildirmek iş i veya biçimi. bilecen * Her ş eyi bilen. bildirmek * Herhangi bir ş eyi haber vermek. ifade etmek. bileğ inde altı n bileziğ i olmak * Bkz. gelecek zaman kipleri: Gel-di. * Herhangi bir konuda bilgi vermek. kasten. * Anlatmak. gel-iyor. her ş eyden anlayan. gel-ir. komünikasyon. ukalâ. gelmiş . düş ünülerek. da. makas gibi kesici araçları bilemekte kullanı lan ince taneli sar ı ş ist. kar için) ayaklar ı içine gömülecek biçimde. bildiri ş mek * Bir duygu veya düş ünceyi i ş aretle veya sesler dizgesiyle bildirerek anla ş mak. de. bildirme cümlesi * Yüklemi bildirme kiplerinden biriyle kurulan cümle. dahi. kolunda altı n bileziğ i olmak. bildiri ş im *İ leti ş im. haberleş me. bileğ inin hakkı ile * kendi gücü ve kendi çalı ş ması ile.ş imdiki zaman. belirsiz geçmiş . bileğ ine güvenmek * gücüne veya hünerine güvenmek. bile bile * Bilerek. bildirme kipleri * Belli zaman kavramı veren. bilecenlik * Bilecen olma durumu. belirli geçmi ş . bildiri ş me * Bildiriş mek iş i veya durumu. bile * Birlikte.

* Ses ve görüntünün birlikte yer aldı ğ ı film parçası . bilek gücü * Kol kuvveti. * Güçlendirmek. bileş ik faiz * Süre tarihine dek birikmiş faizlerin ana paraya eklenmesiyle elde edilen toplam üstünden ödenen faiz. bilenme bilenmek bilerek bileş en bileş ik * Birleş erek oluş mu ş . mürekkep faiz. bilek kuvveti * Beden kuvveti. ayakla bacağ ı n birleş ti ğ i bölüm. en fazla. bilek damar ı * Nabı z. keskinle ş tirmek. bileklik bileme * Bilemek iş i. bilek gibi * (saç veya akarsu için) gür. * isteyerek. kuvvet. kol kuvveti. a ş ı rı derecede istemek. bilek saati * Bileğ e takı lan küçük saat.bilek * Elle kolun. kimyasal nitelikler gösteren (madde). kasten. keskin duruma getirmek. kalı n. * Bilemek iş ine konu olmak. bilemedin (veya bilemediniz) * en çok. * Kimyasal tepkimeler sonucu iki veya daha çok elementten oluş an ve bunlardan bağ ı ms ı z fiziksel. bilek güreş i * Karş ı lı klı iki kiş i dirseklerini dayayarak birbirlerinin bileğ ini bükmek. etkisini artı rmak. bileş ik kap * Birleş ik kap. * Oyunlarda bileğ in incinmesini önlemek için bile ğ e takı lan meş in sargı . bilemek * Kesici aletleri zı mpara veya bile ğ i taş ı nda keskinle ş tirmek. keskin duruma getirilmek. * Bir iş e yoğ un bir biçimde hazı rlanmak. . konsantre olmak. * Bilenmek iş i. * Hı rslanmak. * Bir bileş ke olu ş turan kuvvetlerin her biri. mürekkep. basit olmayan. * Güç.

* Biletmek iş i. ulaş ı m araçları na binme veya bir talih oyununa kat ı lma imkânı nı veren belge. bileş tirmek * Bileş mesini sağ lamak. terekküp. bileş ik kesir * Payı paydası na eş it veya pay ı paydası ndan büyük olan kesir. * Bileş mek iş i. bileş ikgiller * Bitiş ik yapraklı iki çeneklilerden. terkip. *İ ki veya daha çok vektörün. bileş ke bileş me bileş mek *İ ki veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş turmak. paralel kenar kuralı na uygun olarak geometrik toplamı nı almak. * Bileş me sonucu oluş an cisim. tiyatro gibi eğ lence yerlerine girme. muhassala. * Bileş mek iş i veya durumu. . biletçi biletçilik * Bilet satma iş i. bilet * Para ile alı nan. bileş im *İ ki veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş turma. bileş tirme * Bileş tirmek iş i. bazı cinsleri uçucu yağ veya süt ta ş ı yan bir familya. * Bir maddenin hangi kimyasal türlerden oluş tuğ unu belirleyen verilerin tamamı . bilet kesmek * bileti koparı p alı cı ya vermek. terekküp etmek. sinema. konser. çiçekleri kömeç durumunda toplu olarak bulunan. biletli biletme biletmek * Bileti olan.bileş ik kaplar * Birleş ik kaplar. * Bilemek iş ini yapt ı rmak. bileş tirici * Bileş tirmek iş ini yöneten kimse. bilet satmak. bileş ik önerme * En az iki önermeden oluş an yeni önerme. * Bir cisme uygulanan birkaç kuvvetin toplam etkisine eş it olan tek kuvvet. * Bilet satan görevli. geometrik toplam.

i ş edinerek. malûmat. genel olarak dökme demirden yapı lmı ş . silindir. * Motor pistonları na. sempozyum. bilim alanı nda uygulanan yöntemleri. pirinç veya nikel kaplı demirden yapı lmı ş . sayalı m ki. iki ucu delik gereç. bilgi *İ nsan aklı nı n erebilece ğ i olgu. * Kelepçe. bilfarz * Tutalı m ki. vukuf. gerçekten. olgun ve örnek (kimse). gerçek ve ilkelerin bütününe verilen ad. malûmat. epistemoloji. bilezikli * Bileziğ i olan. * (biliş imde) Kurallardan yararlanarak kiş inin veriye yönelttiğ i anlam. uçlar ı açı k ve esnek halka. * Bir durumu öğ renmek. makinelerle yapı lan i ş lemlerin düzenli biçimde yürütülmesi. *İ ş olarak. * Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradı ğ ı temel dü ş ünceler. yağ lama. bilgi edinmek * öğ renmek. vukuf.biletsiz bileyici bileyicilik * Bileti olmayan. bilfiil bilge bilgece bilgelik * Bilge olma durumu ve niteliğ i. hikmet. * Bilgili. vukuf. * Mobilyaları n ayak altları na tak ı lan kare. * Öğ renme. zağ cı . *İ nsan zekâsı nı n çalı ş ması sonucu ortaya çı kan dü ş ünce ürünü. hâkimane. iyi ahlâklı . so ğ utma. * Bilgi. zağ cı lı k. dikdörtgen. malûmat. *İ ki borunun ucunu birleş tirmeye yarayan halkaya benzer parça. * Bileyicinin yaptı ğ ı iş . * (İ lk Çağ felsefesinde) Kendini tanı manı n bilgisi. * Bilgeye yaraş ı r (biçimde). * Kesici aletleri bilemeyi iş edinmi ş olan kimse. söz geli ş i. bilgi almak. hakim. bilgi toplamak . bilgi ş öleni * Belli bir konunun tartı ş ı ldı ğ ı bilimsel toplantı . * Bilim. malûmat. araş tı rma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek. bilezik * Bileğ e süs için takı lan halka. özellikle sı zı ntı yı önleme gibi amaçlarla yerleş tirilmiş . bilgi iş lem * Özellikle bilgisayar vb. * Bilezik takmı ş olan. bilgi kuram ı * Bilginin temelini. kesik koni ve benzeri ş ekilli. diyelim ki. sı nı r ve güvenilirlik bakı mı ndan inceleyip araş tı ran felsefe dalı .

bilgiçlik satmak (veya taslamak) * bilmediğ i hâlde bilir görünmek. bilgilik * Ansiklopedi. * Bilgili kimse. elektronik beyin. yapı mcı sı veya mühendisi. * Bilerek. bilgicilik * Antik Yunan felsefesinde eleş tiri ak ı mı . bildirerek. bilgin gibi. bilgin geçinmek.* değ iş ik yer ve kaynaklardan sağ lanan bilgileri bir araya getirmek. * Bilgisiz olduğ u hâlde bilgili görünmek isteyen. bilgisayarcı * Bilgisayar alı m satı mcı sı . malûmatlı . bilgin bilgince bilginlik bilgisayar * Çok sayı da aritmetiksel veya mantı ksal i ş lemlerden oluş an bir i ş i. bilgisayarcı lı k * Bilgisayar ticareti veya uzmanlı ğ ı . bilgiç bilgiç bilgiç * Bilgisi olduğ unu göstererek. * Bilgine yakı ş ı r. * Bilgisayar programcı sı . bilgisayarlamak * Bilimsel bir konuda çok bilgisi olan (kimse). bilgilendirme * Bilgilendirmek iş i veya durumu. haberdar etmek. bilgili * Bilgi sahibi olan. * Baş kas ı nı yanı ltmak için do ğ ru olmadı ğ ı bilinerek yapı lan uslamlama ve çı karsama. bilgilenme * Bilgilenmek iş i veya durumu. haberli. bilgin tavrı nda. bilgilendirmek * Bir konuda bilgi sahibi olması nı sa ğ lamak. bilgiçlik * Bilgiç olma durumu. âlim. öğ renmek. sofizm. önceden verilmiş bir programa göre yap ı p sonuçlandı ran elektronik araç. kompüter. safsatacı lı k. . * Bilgin olma durumu. bilgili geçinen kimse. bilgilenmek * Bilgi sahibi olmak. bilgici * Sofist.

roman vb. bilim adamı * Bilimsel çalı ş malarla u ğ raş an kimse. cahil. ba ş ta. bilime uymaz. deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak yasalar ç ı karmaya çalı ş an düzenli bilgi. malûmatsı z. her ş eyden önce. bilgisayarlaş mak * Bilgisayar düzeniyle donatı lmak. biyonik. en çok. mahsus. ilkelerini. * Bilgi. * Tavuk gibi kümes hayvanları nı çağ ı rmak için çı karı lan ses. bilim dı ş ı * Bilime aykı rı . özellikle. ilim. âlim. bili bili bili bilici bililtizam * Bile bile. bilim kurgusal * Biyoloji ve elektrikle ilgili olan. bilimsel * Bilgin. * Belli bir konuyu bilme isteğ inden yola ç ı kan. bilim * Evrenin veya olayları n bir bölümünü konu olarak seçen. * Bilgisiz olma veya bilgi yokluğ u durumu. bilerek ve isteyerek. belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araş tı rma süreci. bilgiyazar * Elektronik sistemle dizgi yapan alet.* Bilgisayara geçirmek. bilim adamı . bilgin. bilgisiz bilgisizlik * Bilgi sahibi olmayan. bilimci bilimcilik * Bilginin. cehalet. bilim kuramı * Bilimlerin koydukları düş ünsel sorunları inceleyen ve tek tek bilimlerin yöntemlerini. * Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi. bilim kurgu * Çağ daş bilim verileriyle düş gücünden oluş an film. bilhassa * Hele. malûmat. * Bilen. gayriilmî. ilimcilik. temeli olarak yalnı z bilim yöntemine önem verme. varsayı mları nı ara ş tı ran felsefe dalı . bilim kadı nı * Bkz. .

bilimsel deneycilik * Her bilginin deneyle veya gözlemle doğ rulanabileceğ ini. bilinç ak ı ş ı * Düş üncelerin arka arkaya birbirini izlemesi. ş uur.* Bilimle ilgili. * Bir toplumdaki ruhî etkinliklerin veya ruhî durumları n bütünü. araş tı rı cı ve bağ ı msı z düş ünce. * Temel bilgi. dilendi ğ i zaman kapsam ı ndakilerin bilince çağ rı labildiğ i zihin bölgesi. ilmî. bilimsellik * Bilimsel olma durumu. *İ nsan ruhunun. bilinçlendirmek . Marxçı lı k. bilimselleş tirmek * Bilimin metotları na uygun duruma getirmek. bilimsel toplant ı * Uzmanları n katı lı mı ile gündemi bilimsel konuları n oluş turduğ u toplantı . * Kiş inin aklı ndan geçenlerin birinci ki ş i ağ zı ndan yansı tı lması . bilime dayanan. bilim yöntemlerine uygun olmayan gayriilmî. bilincine varmak * anlamak. bilinç *İ nsanı n kendisini ve çevresini tan ı ma yeteneğ i. bilincini yitirmek * bilincini herhangi bir sebeple yitirmek. ş uur. bilinç d ı ş ı * Bilinçsizce yapı lan i ş ve etkinliklerin bütünü gayriş uur. bilimsiz * Bilime. bilimsel düş ünce * Bilim temeline dayanan özgür eleş tirici. bilinç kayb ı * Hafı za yitimi. kavramak. * Dimağ . * Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydı nlı k olarak izlenme süreci. bilimsizlik * Bilimsiz olma durumu bilimsizce iş . bilinçlendirme * Bilinçlendirmek iş i. ş uuraltı tahteş ş uur. bilimselleş tirme * Bilimselleş tirmek iş i. baskı altı nda tutulan isteklerle bunlara bağ lı düş üncelerden oluş an ve bilince ula ş amayan bölümü. bilinçalt ı * Bilinç dı ş ı olmakla birlikte. temel görüş . sı nanabileceğ ini savunan felsefe akı mı . bilimsel sosyalizim *İ htilâlci sosyalizm.

ş uursuzluk. * Kendi etkinli ğ ini eleş tirmeli bir biçimde sezmeyen. ş uursuzluk. * Eleş tirmeli bir biçimde. * Bilinçli olma durumu ş uurluluk. bilinçlenme * Bilinçlenmek iş i. bilinmeyen * Değ eri belli olmayan. meçhul. muğ lâk. bilinçle yapı lan. ş uursuz. bilinmezlik * Bilinmez olma durumu. bilinemezcilik * Bilginin bağ ı ntı lı oldu ğ una ve bundan dolayı salt olmadı ğ ı na inanan öğ reti. lâedriye. bilinmedik. ş uurlu. agnostik. bilinemez *İ nsan aklı yla bilinemeyen ş ey. bilinmek * Bilmek iş ine konu olmak. * Tanrı 'nı n ve evrenin nereden türediğ inin bilinmediğ ini ve bilinemeyece ğ ini ileri süren öğ reti. * Nesne. * Tanrı 'nı n ve evrenin nereden türediğ inin bilinmediğ ini ve bilinemeyece ğ ini ileri süren öğ retiyi benimseyen (kimse). bilindik. bilinmedik * Bilinmeyen. ş uurlanmak. bilinmeyen (nicelik). kuş kulu. . bilindik * Bilinen. bilinçlilik bilinçsiz bilinçsizlik * Biliçsiz olma durumu. * Bilinmek iş i. * Belli olmaz. ş uurluluk. bilinçlenmek * Bilinçli duruma gelmek. malûm. ş uursuz. bilinen bilinme * Değ eri belli olan nicelik. ş uurlu. bilinçle yapı lmayan. anla ş ı lmak. agnostisizm. meçhul. kendi etkinli ğ inin fark ı nda olan. bilinemezci * Bilginin bağ ı ntı lı oldu ğ una inanan (kimse). * Bilinci olmayan. bilinçli * Bilinci olan. olay ve edimlere uyanı k bulunma durumu. * Nesne. olay ve iş lere kar ş ı uyan ı k bulunmama durumu. lâedri. bilinmez * Anlamı gizli ve anlaş ı lması güç olan. ö ğ renilmek.* Bilinçli duruma getirmek.

* Biliş mek iş i. ehlihibre. ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş imde kullanı lan ve özellikle elektronik aletler aracı lı ğ ı ile düzenli bir biçimde i ş lenmeyi ön gören bilim. sibernitik. bilirki ş i * Belirli bir konudan iyi anlayan ve bir anlaş mazlı ğ ı çözümlemek için kendisine ba ş vurulan kimse. biliş im ağ ı * Teknik. * Duru ve temiz kesme cam. vukuf. informatik. * Billûrdan yap ı lmı ş . ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş im sistemi. "sayar". billûr * Bazı cisimlerin aldı klar ı geometrik biçim. . tanı dı k. bilir bilmez * yarı m bilgi ile. bilisizlik * Bilisiz olma durumu. ehlivukuf. ehlivukuf. bilirki ş ilik * Bilirkiş inin yapt ı ğ ı iş . bilisiz * Öğ renim görmemiş . * Çözümlenmesi özel veya bilimsel bilgiye dayanan konularda oyuna veya düş üncesine ba ş vurulan kimse. biliş im * Teknik. "yapar" anlamları ile isimlerle birleş erek birleş ik s ı fat kurar. * "İ nan olsun" anlam ı nda kullanı lı r.bilir * "Anlar". biliş * Canlı nı n. biliş çı kmak * tanı mak. uzman. bilirki ş i raporu * Bilirkiş inin hazı rlam ı ş oldu ğ u rapor. önceden tanı ş olmak. * Öğ renmek. biliş imci biliş me biliş mek * Karş ı lı klı olarak birbirini tanı mak. ehlihibre. cahillik. billâhi * Tanrı 'ya ant içerim" anlamı nda bir ant. dost. * Bildik. cahil. kristal. * Biliş im alanı nda uzman ki ş i. eksper. bir nesne veya olayı n varlı ğ ı na ili ş kin bilgili ve bilinçli duruma gelmesi. bilip bilmediğ ini göz önüne almadan. biliş im teknolojisi * Biliş imde kullanı lan bütün araç ve gereçlerin olu ş turduğ u sistem. bilistifade * Yararlanarak. muarefesi olmak.

mercek görevini yapan. billûrlu *İ çinde billûr bulunan. billûriye * Billûrdan yapı lmı ş veya billûrla ilgili. * çok beyaz ve pürüzsüz (kol. niteliklerini üstü kapalı söyleyerek o ş eyin ne olduğ unu bulmayı dinleyene veya okuyana b ı rakan oyun. * Diyalize uğ rayarak çözümlenen madde. billûr gibi * çok duru. muamma. * sonucun ne olacağ ı nı kestiremeden. billûrsu bilme bilmece * Bir ş eyin ad ı nı anmadan. kristalle ş me. pı rı l pı rı l parlayan (yer). * Bir ş eyin ne oldu ğ unun bilincine varma. netlik kazanmak. bilmediğ i beş vakit namaz * her ş eyi pek iyi bilir. mercimek biçim ve büyüklüğ ündeki saydam cisim. bilmeden * bilmeyerek. . göğ üs). billûr gibi. * Billûra benzeyen. gerdan. billûrla ş ma * Billûr durumuna gelme. * Bilmek iş i. billûrla ş tı rma * Billûrlaş tı rmak i ş i. billûr cisim * Gözde. * Bilgi edinmenin gaye ve sonucu. kristaloit. bilmece çözmek * bilmecenin cevabı nı bulmak. billûrî * Billûra benzer. billûrla ş tı rmak * Billûr durumuna getirmek. * (ses için) pürüzsüz.* Koç yumurtası . * Bol ı ş ı klı . muamma. * Belirgin duruma gelmek. * Bilinmeyen ş ey. koloit karş ı tı . irisin arkası nda. * Herhangi bir cisim moleküllerinin bazı fizik ve kimya de ğ iş meleriyle geometrik biçim alması . bilmece gibi konuş mak * açı k. * Genellikle billûrdan yapı lmı ş eş ya satan dükkân. kristalleş mek. billûr durumunda yoğ unlaş mak. anlamı nda bir söz. çok temiz (su). billûru andı ran. anlaş ı lı r biçimde konuş mamak. billûrla ş mak * Billûr durumuna gelmek.

ş irketler aras ı nda bilgi satma. bilmezleme * Bilmezlemek iş i. bilmezlikten gelmek. bir ş ey bilmez göstermek. bilmezlenme * Bilmezlenmek iş i. * Bazen "iş ine gelmek". bilgileş im. * Bkz. ne) * önemli veya anlatı lmas ı gerekli görülmeyen ş eyler için kullanı lı r. "edemez" anlamlar ı nda kullanı lı r. * Bir iş yapmaya alı ş mı ş olmak. * -a/-e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleş ik fiiller oluş turur. kadirbilmez gibi sözlerle "yapamaz". teçhil. * Sorumlu tutmak. bilsat * Kuruluş lar. bilmezlenmek * Bilmiyor gibi görünmek. * Sanmak. bilmezlikten gelmek * bilmiyor görünmek. bildiğ i belli olan bir ş eyi bilmez veya baş ka türlü bilir görünecek yolda bir anlatı ş sanatı . çok bilmiş . bencmarking. tecahül etmek. bilmemezlik * Bilememe durumu. bilmezlikten gelme * yazarı n. bilmez * Anlamaz. ş aş ma. "uygun bulmak" anlamı nda da kullan ı lı r.bilmek * Bir ş eyi anlam ı ş veya öğ renmi ş bulunmak. * Anlamak. bilmem hangi (veya bilmem kaç. nas ı l. cehalet. bilmezlik * Bilmez olma durumu. sı rası düş ünce. * Saymak. bilmukabele * Karş ı lı klı olarak. kavramaz. bilmezlemek * Bir kimseyi. *İ nanmak. bilgiçlik taslayan. tecahülüarifane. bilmi ş * Her ş eyi bilir geçinen. hatı rbilmez. teçhil etmek. size de. hatı rlamak. var saymak. * Geniş zamanı n olumsuz birinci tekil kiş isi olarak bilmem biçiminde kullanı lı nca duraksama. * Tanı mak. sizlere de. bilmezlik. elinden gelmek. * (davranı ş töresinde) Ben de. kim. * Bir bilim veya sanat dalı nda yeterli olmak. bilmünasebe * Sı rası gelince. tereddüt anlam ı nı verir. . farz etmek. karş ı lı k olarak. bilmemek * birlikte kullanı ldı ğ ı fiilin bir türlü gerçekle ş emediğ ini anlat ı r.

bin bilsen de bir bilene danı ş * bir insan bir ş eyi ne kadar iyi bilirse bilsin. bin iş çi. gönülden. kı yaslanmayacak ölçüde. gene de onu kendisinden daha iyi bilen bulunabilir.bilumum bilvası ta bilye * Bütün. bilyeli yatak * Bisiklet. sürekli olarak dü ş ünce değ iş tirmek. küçük yuvarlak. bin kalı ba girmek * birbirine benzeyen birçok iş yapmak. dolaylı . * Milyar. çoğ unlukla çelikten. bin can ile * çok isteyerek. bin bir * Pek çok. baş olacak bir kimse gerekir.. bin dall ı * Çoğ unlukla mor kadife üzerine sı rma ile kabartma dal. bin nasihatten bir musibet ye ğ dir * yaş anmı ş olaylar. bin dereden su getirmek * birini kandı rmak için birçok sebep ileri sürmek. bin kat * Pek çok. hep. öğ ütlerden çok daha etkilidir. otomobil gibi taş ı tlar ı n tekerleklerinde sürtünmeyi azaltmak amacı yla içine çelik bilye yerleş tirilmiş bölüm. bilyon bin * On kere yüz. * Bu sayı nı n adı ve bu sayı yı gösteren rakam. yaprak ve çiçek iş lenmiş giysi veya örtü. maden. * Taş . M. bir ba ş çı * her iş e. kamu. bin pi ş man olmak * çok piş man olmak.. misket. . dil dökmek. araçla. bin bir ayak bir ayak üstüne * herkesin ayakta olduğ u kalabalı k. aş ı nmayı ve enerji yitimini önlemek için. göbeklerdeki yataklara yerle ş tirilen. * (birinin) Aracı lı ğ ı ile. * Motorlu taş ı tlarda dönme veya sürtünme etkilerini azaltmak. toprak. -in hepsi. . çok sayı da. dokuz yüz doksan dokuzdan bir artı k. * Bir isimden önce geldiğ inde aş ı rı lı k ve çokluk bildirir. her sı kı ntı yı gideren. bin derde deva * pek çok iş e yarayan. doğ rudan doğ ruya olmayarak. cam gibi ş eylerden yap ı lmı ş küçük yuvarlak. 1000. bilyeli * Bilyesi olan.

* Rütbesi yüzbaş ı ile yarbay arası nda bulunan ve ası l görevi tabur komutanlı ğ ı olan subay. bundan ötürü. bindi * Destek. * (bir düş ünce sistemine göre) kurmak. bînamaz binba ş ı * Bkz. inş a etmek. kurmak. zamlı . hamil. * Çatı .bin tarakta bezi olmak * birçok iş le uğ raş mak. zam. * Dayanarak. bindirilme * Bindirilmek iş i veya durumu. bindirim * Fiyat artı rma. bin zahmetle * çok zor. bindirilmi ş kuvvetler * Motorlu taş ı tlara bindirilmiş asker birlikleri. bina * Yapı . binba ş ı lı k * Binbaş ı rütbesi veya binbaş ı nı n görevi. beynamaz. kendi eliyle yok etmek. bin türlü bin yaş a! * Birbirinden çok farklı . yapmak. binaen * -den dolayı . büyük zorlukla. bindirimli * Fiyatı art ı rı lmı ş . -diğ i için. * Arapça fiil çatı sı nı konu edinen bilim ve kitap. * (memnunluk bildirmek için kullanı lan söz) çok yaş a!. bunun için. bunun üzerine. bindirilmek * Bindirmek iş i yapı lmak. dayamak. binde bir * çok seyrek olarak. binaenaleyh * Bundan dolayı . çok de ğ iş ik. bindi ğ i dal ı kesmek * (kendisine gerekli ve yararlı olan ş eyi) fark ı nda olmadan yararsı z duruma getirmek. bina etmek * yapmak. -den ötürü. .

* Binmek iş i yapı lmak. binmesini sağ lamak. katmak. * Ata iyi binen kimse. gezmek veya binicilik sporu için yetiş tirilen at. * Üzerine binilen. ahş ap parçalar ı nı n durumu. bindirmek * Bir kimseyi bir ş eyin üzerine çı kartmak. sı rada dokuz yüz doksan dokuzuncudan sonra gelen. kapak veya kapı nı n arkası na doğ rudan vidalanan. binek * Binmeye ayrı lmı ş ş ey ve daha çok at. bini çı ta. * Kapı . biner bingi her biri.bindirme * Bindirmek iş i. binicilik binilme binilmek . binmeye yarayan. * pek çok yapı lan. dolap gibi ş eylerin. * Kemerler üzerine oturtulmuş kubbe ile kemerlerin aras ı nı kapatan üçgen biçimindeki kubbe parçaları ndan * Binme iş i. binici * Binen. pek çok olan. binin yarı sı beş yüz (o da bizde yok) * çok düş ünceli görünen birine ş aka yollu "aldı rma!" anlamı nda söylenir. her defası nda bini bir arada olarak. * Birbiri üzerine gelerek eklenen levha. * Binilmek iş i. * Eklemek. çı karma yerine gitmek için kendilerine ayrı lan deniz araçlar ı na binmeleri. * Bin sayı sı nı n üleş tirme biçimi. bini bir paraya * pek çok ve ucuz. oturtmak veya içine yerleş tirmek. * Çı karma harekâtı na katı lacak birliklerin. binek atı * Sadece binmek. binek ta ş ı * At veya arabaya binmek için üstüne çı kı lan yüksekçe taş . basit mekanizmalı kilit. * Ata binme ustalı ğ ı . bininci * Bin sayı sı nı n sı ra s ı fatı . kiremit. her birine bin. * (taş ı t) Ba ş taraf ı ndan baş ka bir ta ş ı ta çarpmak veya bir yere vurmak. * Ata binilerek yapı lan spor. bindirme kilit * Gövdesi kutu biçiminde olan. kanatlar ı kapanı nca kalan aralı ğ ı örtebilmek için bu kanatlar ı n kenarı na çak ı lan bini a ş mak * çok fazla olmak.

*İ ş istenilmeyen veya beklenilmeyen bir biçim almak. *İ ki parçadan biri. * Üstüne binilen hayvan. * (bisiklet motosiklet. vapur. * Kı rı k bir kemiğ in iki parças ı birbiri üstüne gelmek. uçak. . öbürünün üstünde olmak. * Kas kiriş leri birbiri üstüne binmek. biomikroskop * Kendine özgü bir ı ş ı k ile kullanı lan çift göz mercekli mikroskop. bini ş me bini ş mek binit binit binlerce binlik * Bin liralı k kâğ ı t para. * Binmek iş i. * Üniversite öğ retim üyelerinin giydikleri cübbe. otomobil gibi bir taş ı tta yer almak. * Birçok bin. fizyoloji ve tı p konuları nı mekanik kanunlar yöntemiyle irdeleme. binek hayvanı için) Kullanmak. * Fiyat artmak. * Atlı alay. gözü pek. * Hamur durumundaki ekmeklerin. biomedikal * Hem biyoloji hem de tı pla ilgili olan. pek çok. * Bir ş ey s ı kı ş arak yanı ndakinin üstüne ç ı kmak. binek atı . * Eklenmek. sakı nmaz. nihayet. biomekanik * Biyoloji. * Sonuç olarak. binnetice biny ı l biokütle * Bin yı lı içine alan zaman dilimi. korkusuz. * Bin tanesi bir arada olan. * Biniş mek durumu. içine konuldu ğ u oyuk gözlü tahta. fı rı na at ı lmadan önce.bini ş * Binmek iş i veya biçimi. * Yaklaş ı k olarak üç litrelik büyük ş iş e. * Atlı alayda giyilen giysi. binme binmek * Yüksek bir ş eyin veya bir hayvan ı n üstüne çı kı p ayakları nı sallandı rarak oturmak. * Bir yere gitmek için tren. katı lmak. * Belirli zamanda sı nı rları belirli bir biyotopta bulunan canlı organizmaları n toplam kütlesi. * Yüksek aş amalı bilginlerin ve yeniçeri subaylar ı nı n giydikleri cübbe. bîperva * Çekinmez.

yan ı nda kimse bulunmadan. * Sadece. beraberce. önem bakı mları ndan birbirinden farks ı z. * Toplu bir durumda. hep birden. bir (veya bir de) * hem . * baş ka birinin yardı mı olmaksı zı n. bir abam var atar ı m. nerede olsam yatar ı m * tek baş ı na bulunan kimsenin istediğ i yerde barı nı p rahat edebileceğ ini anlatı r. fazla. * Tek. bir a ğ ı zdan * hep birlikte. bir an önce * Bir ara. * Herhangi bir varlı ğ ı belirsiz olarak gösterir. bir ara * Kı sa bir süre.* Çekinmeden. * Sı fat veya zarf durumunda baş ı na geldiğ i kelimelere kuvvet. bir an * Çok kı sa bir süre için kullanı lı r. bir alay bir âlem * Kendine özgü bir niteliğ i olan. * Değ er. * Ancak. aynı . birbirine benzer. hem. kömür gibi bazı ş eylerin ölçü birimi. bir (veya sa ğ ) elinin verdi ğ ini öbür (veya sol) elin duyması n * yapı lan bir iyilik gizli tutulmalı . yalnı z. bir * Sayı lar ı n ilki. bir .. * Bu sayı kadar olan. I. bir boyda. korkmadan. bir sürü. * Birçok. olabildiğ i kadar tez... onunla övünülmemelidir. istek veya kesin olmayan anlamlar katar. bir ac ı kahvenin kı rk yı l hatı rı vard ı r * Bkz. bir (veya tek baş ı na) * yalnı z olarak. bir a ğ ı zdan çı kı p bin dile yayı lı r * ortaya atı lan bir söz çok çabuk yayı lı r. bir araba bir arada . * Geçmiş te bir zaman. müş terek.. * Odun. * Pek çok. birbirine e ş it. * Ortaklaş a olan. * (tekrarlanarak) Bir kez. toplu olarak. * Bu sayı yı gösteren rakam 1. * Birleş ik... pek çok. * Eş . bir fincan kahvenin kı rk yı l hatı rı vardı r. birlikte.

bir de Allah bilir * sı kı ntı lı durumlarda söylenilen bir deyim. bir ayak üstünde bin yalan söylemek (veya bir ayak üstünde kı rk yalanı n belini bükmek) * çok kı sa sürede pek çok yalan söylemek. bir araya getirmek * toplamak. * Olduğ u gibi. . bir ayak önce (evvel) * bir an önce. hepyek. bir bir bir bir * Birer birer. bir bardak suda f ı rtı na koparmak * önemsiz. her çocuk babası na bakı lmas ı nı ötekinden beklediğ i için sı kı ntı da kal ı r. bir araya gelmek * bir yerde toplanmak. bir baltaya sap olmak * belirli bir iş sahibi olmak. bir biçimine getirmek * çözüm yolu bulmak. bir ben. bir baba dokuz evlâdı besler. bir ba ş tan (veya uçtan) bir baş a (veya uca) * bir yerin bir sı nı rdan öbür sı nı rı na kadar. tam tamı na. eksiksiz. ayrı ayrı . bir a ş ağ ı bir yukarı * amaçsı z olarak gidip gelmeyi anlat ı r. dokuz evlât bir babayı beslemez * çok çocuğ u olan baba. bir atı mlı k barutu olmak (veya kalmak) * bir konuda yapabileceğ i çok az ş eyi bulunmak. * Bkz. küçük bir sorunu büyütmek.bir aralı k * Bir ara. bir bakı ma * Ba ş ka bir görü ş le. bir ba ş ı na * Tek baş ı na. baş ka bir dü ş ünüş le. bir aya ğ ı çukurda olmak * yaş ayacak çok az zamanı kalmı ş olmak. çok yaş lanmı ş olmak. * Az. çok az. bir avuç * Bir avuç dolduracak kadar. bir arpa boyu (gitmek veya yol almak) * çok az. buluş mak.

* hiçbir zaman. bir çift * Bir takı m. baş tan ba ş a. kapalı tohumlulardan bir bitki sı nı fı . bir iki. bir çiçekle bahar (veya yaz) olmaz * küçük. bir çokları * çok sayı da olan (kimse veya ş ey). bir çuval inciri berbat etmek * düzelmekte olan bir durumu yersiz. çabucak. bir damla . bir çat ı alt ı nda (olmak veya bulunmak) * aynı yapı içinde. bir daha * bir kez daha. * çapkı n kimseler için kullanı lı r. bir çekirdek geri kalmamak * bütünüyle denk olmak. bir ç ı rpı da * bir ele alı ş ta. ele alı r almaz. * Biraz. güzel bir belirti ile doyurucu sonuca ulaş ı lmaz. bir çift söz * Bir iki söz. bir boyda * Boyları eş it. bir bu eksikti * sı kı ntı lı bir durum varken bir yenisinin çı kması üzerine söylenir. bir daha yüzüne bakmamak * darı lı p ilgiyi kesmek. bir boydan bir boya * Bir yerin bir ucundan öbür ucuna kadar. bir çenetli * Kapsüllü yemiş lerin tek parçalı olanları . * Hele. bir dalda durmamak * sı k sı k iş veya dü ş ünce değ iş tirmek.bir boy * Bir kez. bir çift sözü olmak * söyleyecek bir ş eyleri bulunmak. bir çöplükte iki horoz ötmez * bir yerde iki kiş i baş olmaz. yanlı ş davran ı ş larla bozmak. bir çenekliler * Oğ ulcuğ u bir çenekten oluş mu ş .

bir dirhem bal için bir çeki keçiboynuzu çi ğ nemek * verimi az. bir deri bir kemik (kalmak) * çok zayı flamak. "hele" anlamı nda da kullan ı lı r. bir dokun bin ah i ş it (dinle) kaseifağ furdan * insanları konuş turmak için biraz dertlerini deş mek yeter. bir dirhem * Çok az. * (çocuk için) Çok küçük. birçok kimse tarafı ndan düzeltilemez. tutarsı z konuş mak. bir dirhem et bin ayı p örter * biraz kilo almak bazen insanı güzelle ş tirir. * umulanı n veya beklenilenin dı ş ı nda bir durumu anlatan cümlelerin ba ş ı na gelir.* Çok az. bir dediğ ini iki etmemek * her istediğ ini hemen yapmak. bir don bir gömlek * yarı çı plak. bir duda ğ ı yerde bir dudağ ı gökte * masallardaki dev gibi korkunç ve çirkin. bir defalı k * Bir kere yapmaya yetecek kadar. fazladan. bir de * ve olana katarak. * "ilk önce". bir dediğ i iki olmamak * her istediğ i yapı lmak. bir defada * ara vermeksizin. bir kereye özgü olarak. bir deli kuyuya bir taş atar. bir dediğ i bir dediğ ini tutmamak * söyledikleri birbirine uymamak. birazcı k. bir dikili a ğ ac ı olmamak * evi veya mülkü olmamak. zahmeti çok olan bir iş le uğ raş mak. bir derece (veya bir dereceye kadar) * biraz. bir dolu * Birçok. bir dostluk kald ı ! * az bir mal kalı nca sat ı cı ları n kullandı ğ ı bir özendirme deyimi. kı rk ak ı ll ı çı karamazmı ş * bazen bir kimsenin yaptı ğ ı yersiz bir iş . bir defa * Olup bitti anlatan cümlelere katı lı r. * Bir kereye özgü olan. .

bir gömlek aş ağ ı * bir derece daha düş ük (birinden). ceviz. bir elin sesi çı kmaz * bir davanı n bir kiş i taraf ı ndan savunulması etkili ve yeterli değ ildir. ancak aynı kök üzerinde bulunan (bitki). bir fincan (veya bir ac ı ) kahvenin kı rk yı l hatı rı vardı r * iyilik küçük de olsa unutulmaz. bir gece içinde olup biten. * bir merkezden. bir el bir eli yı kar. f ı ndı k gibi erkek ve diş i organları ayr ı çiçeklerde. . bir elini bı rak ı p ötekini öpmek * aş ı rı saygı göstermek. bir gün evvel * olabildiğ i kadar çabuk. bir fende kaz ı k kakmak * bir bilgi veya bilim dalı nda saplanm ı ş kalmak. bir elman ı n yarı sı o. bir elden * aynı kimse tarafı ndan. yarı sı bu * birbirlerine çok benzeyen kimseler için kullanı lı r. iki el bir yüzü y ı kar * bazı durumlarda yardı mcı sı z iş yapı lmayacağ ı nı anlatı r. sağ ladı ğ ı bir ç ı karla ödetmek. bir göz gülmek * hem gülüp hem ağ lamak. bir gözeli * Yapı sı tek bir hücreden oluş an (hayvan veya bitki). bir el * (ateş li silâh için) bir kez atı m. bir gecelik * Bir gece için. bir elle verdi ğ ini öbür elle almak * yapar göründüğ ü bir iyiliğ i. bir eli yağ da bir eli balda (olmak) * varlı k ve bolluk içinde olmak. akrabalar eğ lenmemelidir. bir geceye ait. tek hücreli. * yardı mlaş arak iş ler daha kolay baş ar ı lı r. bir gömlek fazla eskitmiş olmak * birinden daha yaş lı ve daha görmü ş geçirmiş olmak. bir gözeliler * Yapı sı tek bir hücreden oluş an hayvanlar veya bitkiler. bir göz a ğ larken öbür göz gülmez * keder veya sı kı ntı varken dostlar. bir evcikli * Mı sı r.bir düziye * Sürekli olarak.

bir kalem * Bir an için. bir hücreli * Bkz. ölmek. bir atı lı ş ta. bir ho ş * Tuhaf bir ş ekilde. bir neş esizliğ i olmak. çok. bir i ğ ne bir iplik olmak * Bkz. bir iki demeden (demeye kalmadan) (veya bir iki derken) * duraksamadan. bir kafada * aynı düş üncede. biraz. bir hâl olmak * bir ş eyin çok tekrarlanması yüzünden bitkin duruma gelmek. bir hayli * Epey. bir i ş aretine bakmak * bir iş i yapmak için hazı r beklemek. garip. karş ı sı ndakine vakit bı rakmadan. iyice. bazı . bir hamlede * Çabucak. kötü bir durum karş ı sı nda söylenir. duraksamadan. bir gözeli. fenalı k gelmek. bir içim su (gibi) * (kadı n için) çok güzel. bir iki * Birtakı m. bir ho ş olmak *ş aş ı rmak. usanmak. k ı sa da sürse çekici ve güzeldir. * huyu değ iş mek. hiçbir zaman. birkaç kez. * kazaya uğ ramak. bir parça. bezmek. çok az say ı da. benzer. bir güzel * Çok iyi. * hüzünlenmek. iğ ne ipliğ e dönmek. tek tür.bir günden bir güne * hiç. * Aynı . . bir ho ş eylemek * hüzünlendirmek. bir i ş tir oldu * istenmeyen. bir ho ş lu ğ u olmak * bir rahatsı zl ı ğ ı . bir günlük beylik beyliktir * hoş a giden bir durum.

bir kar ı ş * Çok kı sa. bir koş u * Koş arak. bir koltuğ a iki karpuz sı ğ maz * aynı zamanda birden çok iş le ilgilenmek baş arı için sakı ncal ı dı r. bir defa.bir kalem geçmek * boş vermek. bir Köroğ lu. bir kararda bir Allah * insan talihinin her an değ iş ebilece ğ ini ve bunun ola ğ an karş ı lanması nı öğ ütler. bir kalemde * birden ve toptan. bir kaş ı k suda bo ğ mak * bir kimseye çok kı zmak veya çok öfkelenmek. bir kar ı ş beberuhi * çok kı sa boylu kimse. bir kenarda durmak * gerektiğ i zaman kullanmak üzere haz ı rda tutmak. bir kar ı yla bir koca. anlamsı z konu ş ur. bir kı zı bin kiş i ister. patı rtı . bir karar * Aynı durumunu koruyarak. * Bir kez. d ı rd ı r eder her gece * sı kı ntı veya yalnı zlı k yüzünden iki dost (bile) birbiriyle dalaş ı r. * Çok az. ancak bir kiş iye kı smet olur. bir koyundan iki post çı kmaz * birinden. . telâş olmak. çabucak. gücünün yetmediğ i bir özveriyi beklememek gerekir. bir Ayvaz * bir karı kocanı n çocukları nı n. uyuş mak. bir kı yamettir gitmek (veya kopmak) * çok fazla gürültü. bir kere * Aslı nda. bir kiş i alı r * güzel ş eyi herkes ister. bir kerecik * Bir defaya mahsus olarak. bir kapı ya çı kmak * aynı sonuca varmak. bir kol çengi (olmak) *ş en sözler ve davranı ş larla çevresine neş e saçanlar için söylenir. bir kazanda kaynamak * anlaş mak. koş a koş a. bir an için göz ardı etmek. ba ğ daş mak. ama o. yakı nları nı n yanlar ı nda bulunmadı ğ ı nı veya hiç çocukları olmadı ğ ı nı anlat ı r. belli durumunu de ğ iş tirmeden.

birçok. bir nice * Bir hayli. bir o kadar * Ne kadar varsa o kadar daha. bir o yana. birinci. baş ta gelen. bir parmak * Parmak ucuyla alı nan miktar veya parmak ucuyla alarak. bir nebze * Çok az. birçok yerlere. bir kulağ ı ndan girip öbür kula ğ ı ndan çı kmak * söylenen söze önem vermemek. bir ölçüde * Biraz. bir lokma bir hı rka * hayatta azla yetinmeyi. * Çok küçük (çocuk). bir kurş un at ı mı * kurş unun gidebilece ğ i uzaklı k. derviş çe geçinmeyi anlat ı r. iş birliğ i yapmak. bir örnek * Aynı biçimde olan. bir misli. bir olmak * bir araya gelmek. bir parça. bir köş eye koymak * saklamak. bir parça * Biraz. iş e yaramaz bir duruma dü ş ürmek. bir papel etmemek * hiç bir iş e yaramamak. çok az. bir bu yana * rastgele. bir paralı k etmek * çok utanacak. az ı cı k. bir numaral ı * Birinci. bir katı . nerede olsa yatarı m . bir nefeste * (söz ve içecekler için) Ara vermeden. çeş itli yönlere. belli oranda. yeknesak.bir köş eye atmak * gerektiğ inde kullanı lmak için bir yere koymak. biriktirmek. değ eri olmamak. bir numara * Tek. bir postum var atarı m. bir mum al da derdine yan * baş kalar ı yla uğ ra ş aca ğ ı na kendi durumunu dü ş ün.

bir tane . bir ş eye benzememek * iş e yarar durumda olmamak. bir tahtası eksik * akı lca eksik. bir pula satmak * bir kimseyi bir çı kar uğ runa harcamak. yeni huylar edinmek. bir ş eyi. birden fenalı k gelmek. bir söyledi pir söyledi * uzatmadan. bir ş eyin ş uyuu vukuundan beterdir * söylenti veya dedikodu olayı n gerçekleş mesinden daha kötüdür. bir solukta * Çabucak. bir sı kı mlı k canı olmak * çok cı lı z ve güçsüz olmak. yarı m akı llı . bir ş eyler (veya bir ş ey) olmak * huyu. * belirtmek. pek çok. olduğ undan baş ka türlü düş ünerek hayal kı rı klı ğ ı na uğ ramak. bir tahtada * bir defada. bir sı çrars ı n çekirge. durumu. * ölmek.* istediğ im yere gider. bir ş eyler * daha fazla açı klamamak. bir yeri) gerçeğ inden. bir sı ra * Üst üste. bir pul etmemek * hiç değ eri olmamak. de ğ erlendirmede yan ı lmak. sonunda yakalan ı rsı n çekirge (veya üçüncüsünde avucuma dü ş ersin çekirge) * birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çı karak yapanı kötü bir duruma düş ürür. suçlu cezası z kalmaz. iki sı çrarsı n çekirge. bir ş eyler. bir sözünü iki etmemek * birinin her istediğ ini hemen yerine getirmek. bir sürü * Çok sayı da. çok kı sa bir sürede. bir ş ey söylemek * konuş mak. istediğ im biçimde davranı rı m. hemen. çarçabuk. yekten. k ı sa kesmek gerektiğ inde söylenir. gereğ i gibi söyledi. ifade etmek. tutumu değ iş mek. ardı ard ı na. bir ş ey sanmak * (bir kimseyi. bir söyle on dinle * az konuş up çok dinlemek yaralı olur. anlatmak. * bayı lı r gibi olmak.

bölme. hariç tutulursa. kök alma iş lemleri yapı lacak olan (nicelikleri gösteren terim). * hiçbir biçimde. bir tutmak (veya bir görmek) * eş it saymak. kuvvete yükseltme. hem . yapı lmamas ı nı n da aynı derecede kötü olduğ unu belirtir. bir tarafa b ı rakmak (veya koymak) * önemsememek. bir tuhafl ı ğ ı olmak * kendini iyi hissetmemek. hem. bir tek atmak * bir kadeh içki içmek. eş it görmek. bir yana * -den baş ka. hiçbir yolla. benimsememek.* Biricik. bir yakadan baş çı karmak * bir çatı altı nda dirlik düzenlik içinde yaş amak. vaktiyle. bir terimli * Araları nda yalnı z çarpma. artı k hayal olmuş . bir yana dünya bir yana * bir varlı ğ a çok değ er verildi ğ ini anlatmak için kullanı r. bir taş la iki kuş vurmak * bir davranı ş la birden çok yararlı sonuca ulaş mak. ertelemek. bir türlü * (tekrarlı kullanı ldı ğ ı nda) iş in yap ı lmas ı nı n da. bir ya ş ı na daha girmek *ş imdiye değ in görmediğ iş aş ı lacak yeni bir ş eyle karş ı laş mak.. bir varmı ş bir yokmu ş * bir masala baş larken. "eskiden" anlamı nda söylenen bir tekerleme. bir yandan (yanda) * bir taraftan (tarafta). bir vakitler * Geçmiş zamanda. * masal gibi geçip gitmiş . eskiden.. bir temiz * Adamakı ll ı . bir torba kemik * çok zayı f. yegâne. bir yastı kta kocamak * (karı koca birlikte) uzun bir ömür sürmek. bir yastı ğ a ba ş koymak * (karı koca) evli bulunmak. bir tanem * Sevgi sözü. sayı lmazsa. .

* Yeterince değ il. bir tutum biçimi belirlemek. birazdan biracı lı k birader birazcı k . arpa suyu. birahaneci * Birahane iş leten kimse. eskiden. dost. eskiden. biracı * Bira yapı p satan kimse. * Bira yapma ve satma iş i. çok az. birahane * Genel olarak sadece bira içilen. bir yol tutturmak * bir davranı ş . bir zaman * Geçmiş zamanda. * Masonları n birbirlerine verdikleri ad. * Belirli bir süre. biraz. vaktiyle. bir zamanlar * Zamanı nda. bira mayası * Mayalanmı ş durumdaki biranı n yüzünden alı nan bir tür mantar. biralı k * Bira yapmakta kullanı lan. * Az miktarda. bira * Arpa ile ş erbetçi otunu mayaland ı rarak yapı lan bir içki. * Pek az. bir yiyip bin ş ükretmek * kötü durumda olanlara bakarak kendi durumunun değ erini bilmek. * Çok bira içen (kimse). bir yol * Bir kez. bir yolunu bulmak * bir iş i sonuçlandı rmak için çare bulmak. bir sürü. pek çok.bir y ı ğ ı n * birçok. * Erkek kardeş . arkadaş " anlamı nda seslenme olarak kullanı lı r. aynı zamanda da çabuk haz ı rlanan bazı sı cak veya soğ uk yemeklerin yenildi ğ i yer. biraz * Kı sa bir süre için. çok değ il. bira bardağ ı * Bira içmek için yapı lmı ş özel bardak. yeter ölçüde değ il. * "Yahu. vaktiyle.

birbirinin a ğ zı na tükürmek * bir sorunda. * (iplik vb. sayı sı belirsiz. birbirine girmek * kavga etmek. olay çı karmak. dövüş mek. bir olayda sözleş miş gibi. * Tekçilik. birbiri üstüne gelmek * arkası arkası na. * karı ş mak. öteki de onu. birazı * Bir parça. ağ ı z birliğ i yapmak. hemencecik. çözülmeyecek duruma gelmek. birbirine katmak * araları nı açmak. * Bir defada. * Biri diğ erinin yanı sı ra. birbirinin a ğ zı na girmek * birbirine çok düş kün olmak. monist. birci bircilik birçoğ u * Çok sayı da olan kimse veya ş ey. birbiri için yaratı lmı ş olmak * birbiriyle çok iyi anlaş mak. birbirinin gözünü çı karmak * kı yası ya dövüş mek. bir hayli. araları nı bozmak. monizm. * Tekçi. birbirini tutmaz * birbiriyle ilgisi olmayan. müteaddit. birçok birden * Oldukça çok. için) dolaş mak.* Az sonra. aralar ı nda anlaş mazlı k çı kmak. birbiri * Karş ı lı klı olarak biri ötekini. * Birlikte. * Ansı zı n. ara vermeden. birbirine dü ş mek * araları aç ı lmak. birbirinin gözünü oymak * araları nda aş ı rı geçimsizlik olmak. birbirine kötülük etmek. hepsi bir arada. beraberce. birdenbire . birbirini yemek * iki veya daha çok kimse birbiriyle uğ ra ş mak. tutarsı z.

öncülden varı lan sonuca giden düş ünme biçimi. bireylerin bilincinden ba ğ ı ms ı z olan. hemencecik. fasulye gibi ürünler için) toprak. * Genellikle fertlerin çevresini aş an. birdirbir * Oyuncuları n birbirinin üstünden atlayarak oynadı kları bir oyun. abartmak.* Ansı zı n. zorunludan olas ı ya. birer birer * Her biri ayrı olarak. duygusal. bire . nedenden etkiye. sentetik. fert. sun'î olarak bile ş ik cisimler oluş turma. iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanları n her biri. her birine bir. bir eleman alı narak yapı lan e ş leme. bireş im * Parçalar ı n veya ögelerin bir araya getirilip bir bütün olarak birleş tirilmesi. bire bir * Verilen ölçüdeki karş ı lı k. bire bin katmak * çok abartmak. * Bireş im yolu ile elde edilen. insanları n benzer yanları nı kendinde taş ı makla birlikte. . * Doğ a bilgisinde türü oluş turan tek varlı klardan her biri. birebir * Etkisi kesin olan. sentez. *İ stenildiğ i gibi. sentez. soy olu ş karş ı tı . * Bu biçimde oluş an bütün. terkip. kendine özgü ay ı rı cı özellikleri de bulunan tek can. fert. * Yalı ndan karmaş ı k olana. bire bir eş leme *İ ki kümenin elemanları arası nda. genel yasadan bireysel duruma. birer ikiş er * Tek veya birkaçı birlikte olarak. kullanı lan tohumun belli bir katı kadar ürün vermek. birey oluş * Yumurtanı n döllenmesinden bireyin yetkin duruma gelmesine kadar geçirdi ğ i geliş im evrelerinin bütünü. bire be ş katmak * eklemek. vermek * (buğ day. bireş imli birey * Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varl ı k. birebir gelmek * etkisini hemen ve kesin olarak göstermek. * Bir türün kapsamı içine giren somut varl ı k.. arpa. uygun. küllîden cüz'îye. birer * Bir sayı sı nı n üleş tirme sayı sı fat ı . bir elemana kar ş ı . ilkeden onun uygulanması na.. ontogenez. miktar. *İ nsan toplulukları nı olu ş turan. * Element veya baş ka maddeleri bir araya getirerek. bire bin katmak. nohut. beklenmedik bir sı rada. fert. birey üstü * Tek bir bireyi aş an. * Toplumları oluş turan ve düş ünsel.

bireyle ş me * Türle ilgili bir örneğ in bireyde gerçekleş mesi. bireycilik * Bireylerin yararları nı toplumsal yararlardan daha üstün veya daha önemli sayan ö ğ reti. ferdî. biri e ş ikte biri beş ikte * ufak cocuğ u çok olan kimseler için söylenir. bireysellik * Birey olma olgusu. ferdiyet. * Bir kiş iyi benzerlerinden ay ı ran özelliklerin bütünü. biri yer biri bakar. bireylik * Bir kimseyi dı ş gözlemciler gözünde benzersiz. tek kı lan özellikler veya bunları n tek biçimi. ferdiyetçilik. yegâne. biri * Bir tanesi. bireye. belirtenin hor görüldüğ ünü anlat ı r.bireyci * Kiş i hakları nı savunan. * Bireycilikten yana olan. * Ancak ortaklaş a ve genel olarak var olan ş eyi bireylere uygulama ve yayma. tek. ferdiyetçilik. * Tamlanan olarak kullanı lan baz ı isim tamlamaları nda tamlayanı n küçümsendiğ ini. birice biricik * En fazla. *İ nsanlar ı n do ğ al. . * Eş i. bireysel olarak göz önüne almak. * Bireyi benzerlerinden ayı ran niteliklerin bütünü. bireysel bireyselle ş tirme * Bireysel duruma getirme. * Yüklem durumunda olan bir isim takı mı nı n belirtileni olarak kullanı ldı ğ ı nda. individüalizm. * Bağ ı ms ı z ki ş iliğ e varan geliş me süreci. hor görüldü ğ ünü anlatı r. * Bütüne. kendine özgü olan ş eylerin. tutum veya politikalar ı n genel adı . bireyselle ş tirmek * Bir ş eyi ayrı olarak. tek olana üstünlük tanı yan görüş . ikincisi olmayan ve çok sevilen. kı yamet ondan kopar * bir ş eyden yalnı z bir veya birkaç kiş i yararlanı r da ba ş kalar ı na yararlanma imkânı verilmezse bundan büyük sorunlar ç ı kar. bireyle ş tirme * Bireye özgü kı lma. * Bilinmeyen bir kimse. bireyle ş tirmek * Bireye özgü kı lmak. benzeri. individüalizm. genele değ il de. özelliklerin. toplumsal ve tarihî geli ş mesinden. ba ş kaları ndan ayı rmak. tek. biri çok olmak * haddini aş arak karş ı sı ndakini usandı rmak. ferdiyet. * Bireyle ilgili olan. bireysel olan ı n çekilip ç ı karı lması . bireye özgü olan. ferdiyetçi.

tasarruf etmek. koleksiyon yapmak. * Bir niceliğ i ölçmek için kendi cinsinden örnek seçilen de ğ iş mez parça. birikmek * Toplanı p yı ğ ı lmak. * Herhangi bir kuruluş taki alt bölümlerden her biri. * Dilin. * Birikme iş i veya biçimi. biriktirim * Biriktirme. oluş turduğ u yapı içinde. birileri birim * Bazı kimseler. birikme havzası * Kar ve yağ mur sular ı nı n birikti ğ i bölge. * Öğ renme. * Bir kümenin her elemanı veya bir çokluğ u olu ş turan varlı kları n her biri. biriktirmek * Toplayı p yı ğ mak. * Herhangi bir aş ı nma sürecinde veya ta ş ı ma iş i yapı lı rken alüvyonlu maddelerin bı rak ı lmas ı . birimci ekonomi * Birime bağ lı ekonomi. tasarruf. birikinti birikinti konisi * Dağ lı k bölgelerden veya yamaçlardan sular ı n getirdiğ i kum veya ta ş parçaları nı n bir düzlükte oluş turduğ u yelpaze biçimindeki y ı ğ ı n. * Mal ve paranı n toplanı p çoğ alma süreci. ünite. yarar sağ lama gibi sebeplerle bazı nesneleri bir araya getirmek. birikiş birikiş me * Birikiş mek i ş i. birincası f . * Gözlemler. ünite. birikme * Toplanı p yı ğ ı lma. parayı ölçülü kullanarak art ı rmak. belli bir düzlemde yer alan öbür ögelerle kurduğ u ba ğ ı ntı larla tanı mlanan ayr ı nitelikli öge. birimler bölü ğ ü * Birden dokuz yüz doksan dokuza kadar olan sayı lar bölüğ ü. * Birbirine eklenip çoğ almak. bir araya gelmek. deneyler sonucu elde edilmiş ş eylerin bütünü.birikim * Birikme. * Bir yerde kendi kendine birikmiş olan ş ey. * Toplumları n kültürel varlı kları nı n geliş ip geniş lemesi ve uygarlı k düzeyinin yükselmesi süreci. biriktirme * Biriktirmek iş i. birikiş mek * Bir yere toplanmak. vahit. * Bir ş eyi. bir yerde toplanı p yı ğ ı lma.

önde gelmek. meyve d ı ş ı . uçak vb. * (çoğ ul durumda) Ş ampiyonluk için yapı lan yarı ş malar. ana. susturmak. birinci orun * (tren. önem sı rası nda en üstün olan kimse. önemde ilk yeri alan. * Sı rada. az.* Birleş ikgillerden hekimlikte kullanı lan bir bitki. * Tanrı 'nı n birliğ ini dile getirme. tek duruma getirme. birincil grup *İ çten. birkaç kiş iden herhangi biri. * bir iş i yaptı rmak için yanı nda ayakta durmak. * (ulaş ı m araçlar ı nda) Mevki. tevhit. paleozoik. vapur. birinci zar * Yemiş lerin derisi. birinci olmak * baş ta gelmek. orun. az sayı da. dı ş kabuk. birinci * Bir sayı sı nı n sı ra sı fat ı . esas. * Az sayı da olan kimse veya ş ey. * bir ş eyin yan ı nda ve ayakta beklemek. birisinden biri * içlerinden biri. birincilik * Birinci olma durumu. onu denetim altı nda bulundurmak. hekimlikte kullanı lan bir bitki. yüz yüze iliş kilere dayanan iki veya daha çok insandan meydana gelen topluluk. * Bir etme. birisi * Bilinmeyen bir kimse. * Zaman. kötülük edemeyecek bir duruma getirmek (getirilmek). birinci gelmek (veya çı kmak) * birçokları arası nda en iyi olarak seçilmek. birinci ça ğ * Yeryüzünün yaklaş ı k üç yüz milyon yı llı k çağ ı . temel. birincivası f * Birleş ikgillerden.) Birinci mevki. yer. sı ra bakı mı ndan baş kalar ı ndan önce gelen. birinin çan ı na ot tı kmak (t ı kamak veya tı kanmak) * sesini çı karamayacak. birincil * Sı rada. birinden) buz gibi soğ umak * birinden tiksinmek. birkaç birkaç ı birleme * Çok olmayan. samimî. sı nı f. . birinin baş ı na dikilmek * birinin yanı ndan uzaklaş mamak.

inikat. -se (i-se) gibi ek fiil eklerinden birini alarak bildirdi ğ i zaman: Sevdiydi (sevdi-y-di <sevdi+i-di). birleş ik oturum * Bir arada yapı lan oturum. ayakkab ı (< ayak kab ı ). sevecekmi ş (sev-ecek-miş < sev-ecek + i-miş ) sev-er-se (sev-erse < sev-er + ise) gibi. delikanl ı (<deli kanlı ). birleş ik oy pusulası * Seçime katı lan bütün partilerin adayları nı ayr ı ayrı gösteren oy pusulas ı . zikretmek. birleş ik isim * Birleş ik kelime biçiminde belirli kurallar içinde kal ı plaş mı ş isim: Aslana ğ zı . * Tanrı 'nı n birliğ ini dile getirmek. * Döllenmek için erkekle diş i hayvanı n bir araya gelmesi. birleş ik kap * Alt tarafı ndan birleş tirilmi ş kaplardan her biri. kaptı kaçtı (< kaptı kaçtı ) gibi. kaptı kaçtı . müttehit. * Bir meclisin bir gün içindeki toplanmaları . buluş ulmak. * Birbirini kesen. birleş ilmek * Birle ş mek i ş i yapı lmak. birleş ik zaman * Yalı n zamanlı ve çekimli bir fiilin -di (i-di). ses türemesi. gecekondu gibi. birleş miş olan. birleş ik fiil *İ sim soyundan bir kelime ile biçim veya anlam bakı mı ndan kaynaş ı p bütünleş en fiil: Reddetmek. birleş ik kelime * Ses düş mesi. * Ondalı k sayı sistemine göre yazı lan bir tam sayı da sa ğ dan sola doğ ru ilk sayı nı n bulunduğ u basamak. birler birleş en birleş ik birleş ik cümle * Birkaç yan cümle veya ara cümle ile bir temel cümleden kurulan cümle. bir noktada kesiş en (doğ ru. üzerindeki ekin görevini kaybetmesi veya anlam kaymas ı dolay ı sı yla aralar ı na ek girmeyerek kalı pla ş mı ş iki veya daha çok sözden olu ş an kelime: pazartesi (< pazar ertesi). baş ş ehir. bir araya gelinmek. hasta olmak. tek duruma getirmek. birleş ik kaplar * Alt tarafları ndan değ iş ik boyut ve kesitlerde borularla birleş tirilmiş sistem. birleş me de ğ eri birleş me . * Bir araya gelmiş .birlemek * Bir etmek. yay). hissetmek.). kelime türünün değ iş mesi. bakakalmak. birleş im * Birleş mek i ş i. birleş ilme * Birleş ilmek iş i veya durumu. hissetmek (< hiss etmek). kaybolmak. * Birleş mek i ş i. tedavi etmek gibi. -miş (i-miş .

vahdet. * En büyük değ erdeki nota. vahdet. beraberinde. * Cinsel ili ş kide bulunmak. vahdaniyet. * Uyuş mak. beraberce. benzerlik. * Yanı nda. * Kaynaş mak. birleş tirmek * Bir araya getirmek. dört dörtlük. biryan * Tandı rda susuz piş irilen kebap. birli birlik *İ skambil. ba ğ lant ı . * Sanrı . birleş tirme * Birleş tirmek iş i veya durumu. birsam birtak ı m birun * Osmanlı sarayı nda Harem dairesinin ve Enderun'un d ı ş ı nda kalan bölüm. *İ ki veya daha çok nesnenin birle ş mesini sa ğ layan. * Askerlikte bölük. alay gibi bir bütün sayı lan topluluk. * Tek.* Basit bir cismin bir atomu ile birle ş ebilecek olan hidrojen atomları nı n en yüksek miktarı . bir araya gelmek. . ayn ı görüş te olmak. * Bir taneden oluş muş . halüsinasyon. * Uzlaş mayı sağ layan. * Konunun bir ana düş ünce çevresinde toplanması . * Belirsiz olarak çokluğ u anlat ı r (nitelediğ i isim çokluk biçimde olur). kimi. bir tane alabilen. bir olma durumu. birlikten kuvvet do ğ ar * toplu veya beraber davranmak daha büyük güç sağ lar. birlikte * Bir arada. * Buluş mak. birleş mek * Ayrı iken tek bir bütün durumuna gelmek. * Bölünmezliğ i içeren yalı n bütün. birliktelik * Birlikte olma durumu. * Bağ lı lı k. bir arada olma durumu. birleş tirici * Birliğ i sa ğ layan. bazı . biryan pilâvı * Biryan yağ ı ile piş irilen pilâv. birlik olmak * bir iş i yapmak için anla ş mak. * Belli bir topluluğ un yararlar ı nı korumak için kurulmu ş dernek. * Aynı amaç çevresinde toplanmak. * Birleş miş . as. domino gibi oyunlarda bir iş aretini taş ı yan kâ ğ ı t veya pul. tabur.

* Sı racagillerden. bisikletsiz * Bisikleti olmayan. bistro bisturi * Neş ter. bir i ş e baş larken söylenen veya ş aş ı rma. insan ve memeli hayvanları n vücudunda asalak olarak ya ş ayan böcek. * Yayı k dövmede kullanı lan araç. kehle (Pediculus). onarma iş i. süt. birçok çeş itleri bulunan ve kuzey yar ı m kürede yetiş en bir bitki. küçük lokanta. bisikletli * Bisikleti olan. bisiklet yolu * Trafikte bisikletlerin geçmesine ayrı lmı ş dar yol. bisikletçilik * Bisikletle yapı lan spor. bisküvi * Un. bismillâh * "Allah'ı n ad ı ile" anlamı nda. biryanc ı * Biryan yapan veya satan kimse. çok küçük. *İ çkili kahve. bisikletçi * Bisikletle spor yapan kimse. bisülfat bisülfür bi ş ek bi ş i * Çörek. * Hidrojenli sülfatlara verilen ad. bit * Yarı m kanatlı lar alt tak ı mı na giren. bit kadar bit otu * en küçük.biryan yağ ı * Tandı rda susuz pi ş irilerek yapı lan kebaptan çı kan yağ . çifttekercilik. en ufak. çifttekerci. * Bisiklet satma. gevrek kuru pasta türü. bismillah demek * bir iş e uğ urlu olması dileğ i ile ba ş lamak. tatlı bir ekmek türü. . ş eker veya tuzla yapı lan ince. * Molekülünde iki kükürt atomu bulunduran birleş ik. bisiklet * Tekerleğ in ayakla çevrilmesiyle hareket eden iki tekerlekli ta ş ı t. korku gibi duyguları belirten söz. çiftteker.

dolaş ı k. biteviye. biti kanlanmak * sı kı ntı içinde yaş ayan bir kiş i para ve varlı k yönünden güçlenmek. bit yeni ğ i * Bir iş in gizli kalmı ş kötü ve aksak yanı . * Toprağ ı n bitki yetiş tirme gücü. bitey * Bitki örtüsü. kuş kulu bir nokta. yorgun. * Bitik olma durumu. bîtap * Bitkin. sürekli olarak. * Son. mümbit. bitimsiz bitirilme * Sonu olmayan. sı nı rlandı rı lı p belirlenmeyen. * Bkz. flora.ekli. bîtarafl ı k * Yansı z olma durumu. tarafsı z. bîtap düş mek * çok yorulmak. bitek bitelge bitevi biteviye * Aynı biçimde. . biteviyelik * Aynı biçimde sürüp gitme durumu. * Durumu kötü. * Yapı ş ı k.* Bitlere karş ı kullanı lan bir madde. yorgun düş mek. bitimli * Sonu olan. * Bitirilmek durumu. nihayet. münteha. bitirilmek * Bitirmek iş ine konu olmak. fena. bitik * Yorgunluk veya hastalı ktan gücü kalmamı ş . namütenahi. bitiklik bitim * Bitmek iş i. sonlu. bîtaraf * Yansı z. verimli (toprak). * Bol ve iyi bitki yetiş tiren. yansı zca davran ı ş .

* Bilgili. zeki. * Barbut oynatı lan yer. açı kgöz. bitirmiş biti ş ik çanak yapraklı lar * Çanak yaprakları birbirine bitiş miş bulunan bitkiler. biti ş * Bitmek iş i veya biçimi. tamamlamak. biti ş iklik biti ş imli biti ş ken * Kelime üretim ve çekiminde ekler getirilirken kökü veya gövdesi değ iş ikli ğ e uğ ramayan (dil). kumarhane.sona erdirmek. biti ş kenlik * Bitiş ken olma durumu. kahve. yormak. barbut oynatan kimse. * Bitiş ik olma durumu. bitirimhane * Kumar oynanan yer. * Yaman. mahvetmek. biti ş ik taç yapraklı lar * Taç yaprakları birbirleriyle yandan bitiş ik olan bitkiler. bitirmek * Bitmesini sağ lamak. * Yan. bitirim yeri * Kumarhane. * Yandaki ev. biti ş ken dil * Kelime kökleri değ iş meyen. eklerle türetilen dil. itmam. bitme. komş u. biti ş ik * Birbirine dokunacak kadar yakı nla ş mı ş veya yan yana olan. bitkin duruma getirmek. * Bitiş ken. bitirme fiili * Etmiş biçimindeki sı fat-fiille ve olmak yardı mcı sı yla yapı lan ve fiilin. yardı mcı fiilin i ş aret etti ğ i zamandan önce olup bitti ğ ini anlatan birleş ik fiil. sona erme. kumarhane. yandaki. tüketmek. bitirimci * Barbut kahvesi iş leten. bitirme * Bitirmek iş i. * Onulmaz duruma getirmek. bitiriş yemi * Et üretimi için beslenen hayvanlara belirli bir devreden itibaren besi sonuna kadar yedirilen ve enerji değ eri daha yüksek olan karma yem. yer). iltisakî. .bitirim * Çok hoş a giden (kimse. * Bir bilim dalı nda veya ba ş ka bir alanda bilginin doruğ una ulaş mı ş (kimse). * Güçsüz düş ürmek. mezuniyet. sonuçlandı rmak. çok beğ enilen.

bitkile ş mek * Bitki durumuna gelmek. bitkici bitkicilik * Bitki yetiş tirme i ş i. bitki bilimi * Bitkileri inceleyen bilim kolu. bitki topluluğ u * Benzer doğ al olaylara ve yaş ama koş ulları na uymuş . bitki bilimi uzmanı . bitki sütü * Süt görünüş ünde bitki öz suyu. döl veren ve hayatı nı tamamladı ktan sonra kuruyarak varl ı ğ ı sona eren. nebat. bitkile ş me * Bitkileş mek iş i veya durumu. ot. bitki * Bulunduğ u yere kökleriyle tutunup geliş en. yosun. ağ aç biti. * Bitki yetiş tiren kimse. biti ş mek * Birbirine dokunacak kadar yanaş mak. bitki patalojisi * Bitki hastalı kları nı inceleyen bilim dalı .* Yeni bir kelime türetmek için köklere ek getirme özelliğ i. botanik. bitkimsi hayvanlar * Mercan. biti ş tirme * Bitiş tirmek iş i. bitki coğ rafyası * Yeryüzünün bitki örtüsünü ve bu örtünün çevreyle ilgisini inceleyen coğ rafya bilimi. kı rmı z böceğ i. bitki bilimci * Bitki bilimiyle uğ raş an. flora. botanikçi. sünger gibi bitki görünümünde olan hayvanlar. bitki bitleri * Bitkiler üzerinde yaş ayan. bitey. bitkin . bitkimsi * Bitkiye benzer. bitki örtüsü * Bir bölgede yetiş en bitkilerin topu. çiçek veya fidan biti gibi böceklerin ortak ad ı . biti ş tirmek * Bitiş mesini sağ lamak. ittisal. belirli bir görünüş almı ş bitkilerin bir araya gelmi ş durumu. biti ş me * Bitiş mek iş i. ağ aç gibi canlı lar ı n genel ad ı . bitkiyi andı rı r.

* Çok sevmek. * Kendi bitlerini ayı klamak. çı kı p yetiş mek. yumurta ve baharat kullanı larak haz ı rlanan ceviz büyüklüğ ünde bir yemek. güçsüz kalmak. bitli (veya kurtlu) baklan ı n da kör alı cı sı olur * iş e yaramaz da olsa. köftelik bulgur. bitli koku ş * üstü baş ı kirli. nebatî. Bitlis köftesi * Yağ sı z kı yma. * Beklenmedik zamanda ortaya çı kmak. tüy. bitkisel yağ * Bitkilerden değ iş ik yöntemler kullanı larak elde edilen yağ . bayı lmak. bitkisel * Bitki ile ilgili. * Sona ermek. * Birinin bitlerini ayı klamak. bitkisel kazein * Küspe ve sı vı yağ artı klar ı ndan elde edilen azotlu madde. * Cimri. bitkiden elde edilen. bitmek bitmek tükenmek bilmemek . bitki cinsinden olan. bitler * Kanatlı lar alt sı nı fı na giren. * Bitlenmek iş i. vücut temizliğ ine bakmayan (kadı n). * Çok yorulmak. her ş eyin isteklisi bulundu ğ unu anlatı r. nar. * Bitki. memelilerde yaş ayan ve kanla beslenen bir böcek tak ı mı . bitlenmek * Üzerinde bit üremek. pirinç. bitme bitmek * Bitmek iş i.* Gücü tükenmiş olan. çok zayı flamak. * Tükenmek. ya ğ . bitli * Üstünde bit bulunan. a ğ ı z yapı lar ı sokup emmeye elveriş li. be ğ enmek. bitkinlik * Bitkin olma durumu. bitleme bitlemek bitlenme * Bitlemek iş i. saç gibi ş eyler için. bitkisel hayat * Hastalı k veya kaza sebebiyle bilinçsiz ve hareketsiz duruma gelen ki ş inin hayat ı . çok yorgun.

küçük hareketli çubuk. * Genellikle giysinin yaka. biyaprak biye biyel biyelcik * Küçük biyel. bitmi ş i bitnik * pazarlı kta bir ş eyin son fiyatı . biyeli biyesiz * Biye geçirilmiş . * Bir çeş it ardı ç rakı sı . biye geçirilmemiş olan. bitüm * Keskin bir koku. yer sakı zı . biyesi olan. * Biyesi olmayan. kullanı lan. kâğ ı t ve çatı lar ı n su geçirmez duruma getirilmesinde. bitpazarı * Eski eş yanı n alı nı p satı ldı ğ ı pazar. bitümlemek * Belirli bir kalı nl ı kta bitüm ile örtmek. bitmez tükenmez (veya bitip tükenmez) * hiç bitmeyen. uçsuz bucaksı z. etek çevresine kendi kumaş ı ndan veya ba ş ka kuma ş tan geçirilen ince ş erit.* bir türlü sonu gelmemek. * Genel davranı ş ları ve hı rpanî giysileri ile toplum hayatı ndan kopma eğ ilimi gösteren ve toplum d ı ş ı nda bir ya ş antı sı olan genç. karbon ve hidrojen bakı mı ndan çok zengin tabiî yakı t maddelerinin genel adı . tabiatı ile. bitümleme * Bitümlemek iş i. * Makinelerde. . kömür tozundan briket yap ı mı nda vb. biyoelektrik * Canlı varlı kları n ürettiğ i elektrik. tabiî ı sı da katı . yoğ unluğ u bire yakı n. tabiî. *İ çinde bitüm bulunan veya bitümün bütün özelliklerini gösteren. koyu kestane renginde madde. eksilmemek. öbür ucu volanı çeviren kaldı raca geçirilmiş bulunan hareketli çubuk. kol. bir ucu pistona. vefası z. daha çok akvaryumlarda bulundurulan su bitkisi. sonu gelmeyen. alev ve koyu duman çı kararak yanan. * Yol kaplaması nda. elbette. * Yaprakları halka diziliş li. bittabi bitter * Bir çeş it acı bira. bitümlü bîvefa * Sevgisine bağ lı olmayan. * Doğ al olarak. * Acı çikolata.

* Fizyolojide geçen fiziksel olayları n bilimi. biyograf biyografi * Hayat hikâyesi yazarı . dirim bilimi. dirimsel. tercüme-i hâl. biyonik * Biyoloji ve elektronikle ilgili olan. biyolojik fizik. biyoloji biyolojici biyolojik * Bitki ve hayvanları n doğ ma. * Mikroskopta yapı sı nı incelemek amacı yla canl ı dan bir doku parças ı alma. geliş me. biyosfer * Üzerinde hayat olan yeryüzü bölgesi. biyografik * Biyografi ile ilgili. . dirim bilimsel. biyojeografi * Bitki ve hayvanları n yeryüzü üzerindeki dağ ı lı mı nı ve bunun sebeplerini inceleyen bilim. gübre gazı . * Dirim kurgu. * Okulda biyoloji dersini veren öğ retmen. biyoenerji * Biyokütlenin kimyasal dönüş ümüyle elde edilen enerji. * Biyoloji ile ilgili. biyometeoroloji * Canlı lar üzerinde hava olaylar ı nı n etkisini inceleyen bilim. biyolog * Biyoloji ile uğ ra ş an kimse. biyopsi biyopsi yapmak * parça almak. üreme gibi ya ş ayı ş evrelerini inceleyen bilim. biyoloji co ğ rafyas ı . biyokimya * Hücreden en geliş miş organa kadar canlı dokuları inceleyen ve bunları oluş turan maddeleri araş tı ran bilim dal ı . * Hayat hikâyesi. biyofizik biyogaz * Ahı r gübresinden elde edilen yanı cı gaz.biyoelektronik * Moleküler biyolojinin hücrelerin yapı sı na giren moleküller arası nda geçerli elektrostatik güçlerini inceleyen bölümü. biyoloji uzmanı . biyokatalizör * Canlı dokuları n hepsinde çok az bulunan ve hayat için gerekli kimyasal tepkimeleri uyandı ran veya kolayla ş tı ran madde. hâl tercümesi.

bizdenlik * Bizden olma durumu. bize de mi lolo? * iş in içinde bir iş oldu ğ unu bilmez miyiz sanı yorsunuz?. bazen teklik birinci ki ş i zamiri ben yerine kullan ı lı r. bizatihi bizce * Kendiliğ inden. ş ip (Acipenser nudiventris). bizim gelin bizden kaçar. dostumuz. el kaptı ilik diye * bizim iş e yaramaz diye vazgeçti ğ imizi baş kalar ı de ğ erli buldu. özünden. biz * Ülkemiz suları nda yaş ayan bir mersin balı ğ ı türü. biz kı rk ki ş iyiz. tutar ellere ba ş ı nı açar * bize yabancı duran yakı nı mı z. biz bize benzeriz * aramı zda fark yok. onun öyle bir üstün durumu olmadı ğ ı nı biliriz. ince sivri uçlu bir tür çuvald ı z. biz araç. aramı zda yabanc ı bir kimse olmaksı zı n. bizcileyin * Bizim gibi. . usandı rmak. * Resmî konuş mada. * Bir çeş it kara renkli mika. bı kmak. * Katı bir ş eyi dikerken i ğ ne geçirecek yeri delmek için kullan ı lan. * Bize göre. * Çoğ ul birinci kiş i zamiri. kendisi. sivri uçlu ve a ğ aç saplı * Maraş iş inde kalı n karton parçaları nı n iğ neyi kı rmaması nı sa ğ lamak ve delik delmek iş leminde kullanı lmak üzere hazı rlanm ı ş tahta sapl ı . bezmi ş . biz bize * Yalnı z biz. bîzar * Tedirgin. çelikten yapı lmı ş . yardı m eder. usanmı ş . bizar olmak * usanmak. bizden * Bizim tarafı mı zda olan (kimse). birbirimizi biliriz * birbirimizi çok yakı ndan tanı rı z. bezginlik getirmiş . * (bazı yazarlar için) Ben zamirinin yerine kullanı lı r. akrabamı z baş kaları na rahatça içtenlikle. özelliklerimiz veya tutum ve davranı ş lar ı mı z aynı dı r. biz attı k kemik diye. bizar etmek * tedirgin etmek. t ı ğ . kendinden.biyo ş imi biyotit biz * Organ dokuları ndaki kimyasal olayları inceleyen kimya kolu.

* Piş irmeden önce malzemeyi kesip karı ş tı ran elektrikli alet. * Kullanı lması önlenmi ş . blok inş aat * Birbirine bitiş ik yapı lan yap ı lar. *İ lâç olarak kullanı lan ve ası l maddesi bizmut olan karı ş ı m. kendisi. k ı zı lı ms ı beyaz renkli. * Amerika'da yaş ayan bir cins hörgüçlü yaban öküzü. bizon bizzat * Kendi. blokaj * Bloke etmek iş i. *İ çine resim veya yazı kâğ ı tlar ı konulan karton kap. * Sivri taş lar ı n toprak zemine dikine çakı larak. bir bütün oluş turan. * kapatmak. * Ucu çivili değ nekle hayvanı dürtmek. * Birden çok bölümü bir araya getirilmiş olan. * savaş durumundaki bir ülkenin dı ş ülkelerle iliş kisini engellemek.8 olan. bizimle ilgili olan. * Bizlemek iş i. hareketini durdurma. * Kadı nları n kocalar ı ndan. * Yakı n çevremizde olan bir kimseden söz ederken kullan ı lı r. blokla ş ma .bizimki * Bizim olan. Kı saltmas ı Bi. file üstünde karş ı oyuncunun topu sert vururken. atom ağ ı rl ı ğ ı 209 olan. kocalar ı n kar ı lar ı ndan söz ederken kulland ı kları söz. * Voleybolda. morulâ. bloke etmek * kullanı lması nı önlemek amac ı yla el koymak. * Ucu çivili değ nek. bloke bloke çek * Keş ideci tarafı ndan anlaş mazlı ğ ı n çözümüne kadar ödemenin durdurulduğ u çek türü. yoğ unluğ u 9. ş ahsen. * Bankacı lı kta bir varlı ğ ı n yetkili otoritelerin izni olmadan sahibi taraf ı ndan kullanı lamamas ı durumu. önünde iki veya üç ki ş inin elleri ile olu ş turduklar ı perde. * (futbolda kaleci) topu yakalamak. bizleme bizlemek bizlengiç bizmut * Atom sayı sı 83. 271. el konulmuş . * Kocaman ve ağ ı r kitle.3° C de eriyen. blâstulâ blender blok * Yumurta hücresi embriyon olurken morulânı n geliş erek içi bo ş yuvarlak biçime girmesi durumu. * Politik çı karları sebebiyle birlik kuran devletler toplulu ğ u. * Birbirine bitiş ik büyük yapı lar. üzerine beton dökülmesiyle yapı lan dolgu. * Hareketine engel olma. kı rı lgan ve katı bir element. durdurmak.

bağ lantı sı z. * Hiçbir bloka girmemiş olan. bobinaj * Bir filmi veya mı knatı slı ku ş ağ ı bir makaradan baş ka bir makaraya sarma. bobin kı rı cı * Dağ ı nı k iplik bobinlerini düzelten ve boyamaya elveri ş li biçime getiren makinede çalı ş an (kimse). blûm * Bir tür iskambil oyunu. boca . blöf yapmak * karş ı sı ndakini yan ı ltarak veya yı ldı rarak bir iş ten caydı rmak için asl ı olmayan söz söylemek veya aldatı cı tav ı r tak ı nmak. bloknot bloksuz * Yaprakları kolayca çı kartı labilecek biçimde yapı lmı ş not defteri. * Makara. yalnı z Güney Amerika'da yaş ayan. * Karş ı sı ndakini yanı ltarak veya yı ldı rarak bir i ş ten caydı rmak için söylenen ası lsı z söz veya takı nı lan aldatı cı tav ı r. boalar bobin * Sürüngenler sı nı fı nı n. blöf *İ skambil oyunları nda elindeki kâğ ı tlar ı olduğ undan baş ka gösterme davranı ş ı . * Fotoğ raf filmi rulosu. * Kadı nları n boyunlar ı na aldı kları yı lan biçiminde dar ve uzun kürk. çok iri. bloksuzluk * Bloksuz davranma. yı lanlar takı mı nı n bir bölümü. güçlü bir yı lan (Boa constrictor). * Blöf yapan (kimse). blokla ş mak * Blok durumuna gelmek. boagiller * Avları nı yutmadan önce uzun gövdeleriyle sarı p sı karak bo ğ an ve ezen sar ı lgan y ı lanları kapsayan zehirsiz yı lanlar familyası . kuru sı kı . kaba pamuklu kumaş . blûz boa * Vücudun üst bölümüne giyilen. blöfçü blûcin * Giysi yapı lan bir tür mavi. * Boagillerden. bağ lant ı sı zlı k. zehirsiz. boyun kürkü. *İ çinden elektrik akı mı geçebilen yalı tı lmı ş tel ile bu telin.* Bloklaş mak iş i. * (kâğ ı t ve karton için) Tampon silindiri veya mihver boru etrafı na sarı lmı ş kâğ ı t veya kartonun sürekli uzunlu ğ u. genellikle ince kumaş tan yapı lan veya iplikten örülen kadı n giysisi. * Bu kumaş tan yapı lan (giysi). makara tiresi gibi sarı lı bulunduğ u silindirden olu ş an ayg ı t.

bocuk domuzuna dönmek * çok semiz ve besili olmak. bodoslamadan * Ön taraftan.* Geminin rüzgâr almayan yanı . bodrum * Bir yapı nı n yol düzeyinden aş ağ ı da kalan bölümü. boca alabanda * Boca etme komutu. baş taraftan. genellikle güneş görmeyen (oda). bodrum kat ı * Bir yapı nı n zemin katı nı n altı nda olan ve oturulabilen en alt katı . kararsı z olmak. çekilecek ş eyin bağ lı bulunduğ u urganı kendi üzerine saran çı krı k. * Enine göre boyu kı sa ve t ı knaz. dökmek. bocalatma * Bocalatmak iş i. * Bir iş te tutulması gereken yolu kestirememek. bocalamak * (gemi) Rüzgâra karş ı gidemeyerek sürüklenmek. belirtmek. bocalatmak * Bocalaması na yol açmak. rüzgâr üstü. boduç bodur * Ağ aç veya topraktan yapı lmı ş küçük testi. poca. boca etmek * geminin baş ı nı bocaya rüzgâr almayan tarafa çevirmek. ne yapaca ğ ı nı bilememek. bodoslama * Gemi omurgası nı n baş ve kı ç tarafı ndan yukarı ya uzanan ağ aç veya demir direklerden her biri. bodoslama * Bodoslamak iş i. bodoslamak * Açı klamak. * (birden çevirip) boş altmak. bocalama * Bocalamak iş i. boci * Ağ ı r yük taş ı maya yarayan. * Domuz. . iki kalı n ve küçük tekerle ğ i olan el arabası . bocuk * (Ortodokslarca kutlanan) İ sa'n ı n do ğ um yortusu. bodrum gibi * bası k tavanl ı . orsa veya rüzgâr üstü karş ı tı . ileri sürmek. bocurgat * Ağ ı r yükleri çekmek için manivelâ ile döndürülen ve döndürüldükçe.

kurtboğ an otu (Acunitum napellus). boğ ak boğ alı k boğ an otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. Koç ile İ kizler burçları arası nda yer alan burcun adı .bodur kalmak * boyu uzamamak. * Boğ a olarak kullanı lmak için ayr ı lan bir yaş ı ndan yukarı erkek sı ğ ı r. * Yı kanmak üzere haz ı rlanm ı ş çamaş ı rı n üzerine sı cak kül suyu süzme iş i. boğ asamak * (inek) Boğ a istemek veya boğ aya gelmek. bodurluk * Bodur olma durumu. astar. Boğ a boğ a boğ a gibi * Zodyak üzerinde. bodurlaş mak * Bodur duruma gelmek. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı hastalı k. bora. boğ ada * Küllü veya sodalı su ile çama ş ı r yı kama. vücudu iyi geliş miş (delikanlı ). * geliş memek. * Damı zl ı k erkek sı ğ ı r. \343 Zodyak. boğ ası *İ nce bez. * çok güçlü görünen. özellikle kökünde akonitin ad ı nda bir zehir bulunan bitki. bodurlaş ma * Bodurlaş mak iş i veya durumu. * Sağ anak. bodur pas * Arpa yaprakları na yerleş en ve seyrek olarak yurdumuzda da görülen ilkel mantar (Puccinia hordei). özel olarak yetiş tirilmiş boğ ayı yenmek amacı yla yapı lan gösteri. boğ asama * (inek) Boğ asamak iş i veya durumu. . boğ a güreş i * Daha çok İ spanya ve Meksika'da. boğ anak boğ asak * Boğ aya gelmiş veya boğ a isteyen inek. bodur tavuk her gün (veya her dem) piliç * kı sa boylular olduklar ı ndan daha genç görünürler. * Anjin.

boğ azı düğ ümlenmek * üzüntüden boğ azı tı kanmak. boğ azı inmek * bademcikleri ş iş mek. boğ az kavgası * Geçim için yapı lan didinme. *İ ki kara arası ndaki dar deniz. boğ az derdi * geçim için uğ ra ş ma. boğ az ola * "afiyet olsun. keleye çekmek. * Yiyeceğ i içeceğ i sağ lanan kimse. * Yedirip içirme yükümü. boğ az * Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluş turan organlar. boğ az olmak * boğ azı ağ rı mak. boğ az dokuz boğ umdur * bir söz iyice düş ünmeden söylenmemelidir. boğ azı iş lemek * durmadan bir ş eyler yemek. iltihaplanmak. boğ az tokluğ una * ayrı ca ücret verilmeden yalnı z karnı nı doyurarak. * imrenmekten boğ azı ş iş mek. boğ az durmaz * yeme içme ihtiyacı nı n baş ka ihtiyaçlar gibi geri bı rakı lamayacağ ı nı anlatı r. güğ üm gibi kaplarda ağ za yakı n dar bölüm. boğ azı açı lmak * iş tahı artmak. imik. boğ az içinde kavga var * aş ı rı bir biçimde açlı ğ ı nı gidermeye çalı ş anlar için söylenir. * yemek piş irme. *Ş iş e. *İ ki da ğ aras ı nda dar geçit. boğ azı kurumak * çok susamak. derbent. * Yeme içme. . boğ az açmak * ağ açları n dibini kazarak topra ğ ı kabartmak. yarası n. bereketli olsun" anlamı na.boğ aya çekmek * (inek) boğ a ile cinsel iliş kide bulundurmak. hazı rlama sı kı ntı lar ı . iaş e. boğ az meselesi * Geçim derdi. boğ az boğ aza (veya gı rtlak gı rtla ğ a) gelmek * zorlu kavga etmek. yemek yiyenlere söylenir.

boğ azlama * Boğ azlamak iş i. boğ azlamak * Hayvan veya insanı boğ azı ndan keserek öldürmek. aş ı rı ölçüde. boğ azı na dikkat etmek * yiyeceğ ine. lüzumundan fazla. boğ azkesen * Bir boğ az ı savunmak için deniz kı yı sı nda yapı lan hisar. sesi çı kmamak. boğ azı ndan kesmek * yiyip içmede çok tutumlu davranmak. boğ azı na sarı lmak * üstüne yürümek. boğ azı nı yı rtmak * olanca gücüyle bağ ı rmak. boğ azı ndan artı rmak * yiyeceğ inden kı sı p parası nı art ı rmak. boğ azı ndan geçmemek * sevdiğ i bir kimsenin yokluğ u veya yoksulluğ u dolayı sı yla bir yiyeceğ i yalnı z baş ı na yemekten üzüntü duymak. iş tahı kesilmek.boğ azı na bir yumruk tı kanmak (veya gelip oturmak) * konuş amaz olmak. boğ azı na durmak * yediğ iş eyi yutamamak. boğ azı nı sevmek * yiyip içmeye düş kün olmak. boğ azı na indirmek * fazla ve geliş igüzel yemek. boğ azı nı doyurmak * karnı nı doyurmak. kaygı gibi sebeplerle) isteksiz yemek. kan dökerek öldürmek. boğ azı na düş kün * yiyip içmeyi çok seven (kimse). boğ azı nı sı kmak * bunaltmak. * Gaddarca. sı kı ntı vermek. boğ azı nda kalmak * ağ zı ndaki lokmayı üzüntü dolayı sı yla yutamaz duruma gelmek. boğ azı na dizilmek * (üzüntü. boğ azı na kadar * pek çok. boğ azı nda düğ ümlenmek * söylemek istediğ ini heyecan veya üzüntü yüzünden diyememek. . içeceğ ine özen göstermek.

boğ mak * Bir canlı yı . boğ azlaş ma * Boğ azla ş mak iş i. motoru çal ı ş maz duruma getirmek. * Peş peş e yapmak. sarmak. boğ azlatmak * Boğ azlamak iş ini yaptı rmak. * Çok az yemek yiyen. iş tahsı z. ip veya benzeri ile bir ş eyi çepeçevre s ı kmak. boğ azlaş mak * Birbirini boğ azlamak veya kı yası ya dövü ş mek. * Tamamı yla kaplamak. *İ ncir. boğ durulmak * Boğ durmak i ş i yapı lmak. boğ durmak * Boğ mak iş ini yaptı rmak. * Silik bir duruma getirmek. i ş tahl ı . * Çok yemek yiyen. dut. boğ azlanmak * Boğ azlamak iş ine konu olmak veya boğ azlamak iş i yapı lmak. yemek isteğ i çok olan. boğ durtma * Boğ durtmak i ş i. boğ maca * Çoğ unlukla çocuklarda nöbet nöbet öksürüklerle görülen bulaş ı cı bir hastal ı k. boğ ma * Boğ mak iş i. bastı rmak. boğ durtmak * Boğ durmak i ş ini birine yaptı rmak. bir kimseyi bir ş eyin fazlası na eriş tirmek veya uğ ratmak. * El.boğ azlanma * Boğ azlanmak iş i. boğ durma * Boğ durmak i ş i. boğ azl ı * Boğ azı olan. boğ azsı z * Boğ azı olmayan. * (motorlu taş ı tlarda) Fazla yakı t. boğ macalı * Boğ macaya tutulmuş olan (kimse). soluk almas ı na engel olarak öldürmek. alkol derecesi düş ük bir tür rakı . boğ durulma * Boğ durulmak iş i. . kuru üzümün mayalandı ktan sonra ilkel araçlarla dam ı tı lmas ı yla elde edilen. boğ azlatma * Boğ azlatmak iş i.

k ı sı k kı sı k. boğ umlanma * Boğ umlanmak i ş i. boğ umlama * Boğ ulmak i ş i. boğ umlamak * Boğ um durumuna getirmek. boğ mak * Boğ um yeri. * (renkler için) Uygun düş memek. bo ğ uk bir biçimde. k ı sı klaş mak. boğ mak boğ mak * boğ um boğ um. * Bunalmak. * Kı sı lmı ş (ses). boğ ulma * Boğ ulmak i ş i. boğ ucu * Boğ ma özelli ğ i olan. boğ um * Boğ ulmuş . boğ uklaş ma * Boğ uklaş mak iş i. *İ nce damarları n veya sinirlerin yumak gibi toplandı ğ ı yer. boğ maklı * Boğ makları olan. boğ maklı ku ş * Toygar kuş unun bir türü. boğ uk boğ ulmak * Boğ mak iş ine konu olmak. boğ um boğ um * Çok boğ umlu. sı kı lmı ş yer. * Solunumu güçleş tiren. * Çok sı cak.* Bir durumu baş ka bir durum yaratarak örtmeye çalı ş mak. * Havası zlı ktan ölmek. * Bunaltmak. sı kı ntı veren. boğ ula boğ ula * Boğ ulacakmı ş gibi. * Geliş mesine engel olmak. saz gibi bitkilerin ş iş kince bölümü. boğ uk boğ uk * Boğ uk bir biçimde. * Parmak veya kamı ş . boğ uklaş mak * (Ses) Boğ uk duruma gelmek. .

* Sı kı nt ı lı . bohçası nı koltuğ una almak . ç ı kak. * Bir ş eyi de ğ erinden çok yükse ğ e satma iş i. boğ untuya getirmek * birini bunaltı pş aş ı rtmak yolu ile kendisinden. boğ umlanmak * Boğ um olu ş mak. elbise gibi ş eyler koyup sarmaya yarayan dört köş e kumaş . * Sı kı nt ı . bohçac ı lı k * Bohçacı nı n iş i. boğ uş ma boğ uş mak * Birbirinin boğ azı na sarı lmak. ihtikar. mahreç. ağ ı z ve burundaki çe ş itli nokta ve bölgelerde engellemeye uğ rayarak ses olarak çı kması . * Boğ uş mak iş i. bo ğ um boğ um olmak. bohça *İ çine çamaş ı r. kapalı . donuk. boğ umlanma bölgesi * Ağ ı z boş luğ unda seslerin oluş tuğ u çeş itli bölgelerden her biri. boğ uş ulmak * Boğ uş mak iş i yapı lmak. bir iş veya mal karş ı lı ğ ı olarak çok miktarda para çekmek. vurgunculuk.* Ciğ erlerden gelen havanı n. bohçalamak * Bir ş eyi bohça içine koyup sarmak. bohçalama * Bohçalamak iş i. boğ unuk * Kı sı k. boğ umlu boğ untu * Boğ umu olan. * Ufak ve seçme tütün dengi. boğ uş ulma * Boğ uş ulmak iş i veya durumu. telâffuz. bo ğ uk. * Zor soluk alma. *İ tiş ip kakı ş mak. * Bir ses çı karmak için ses yolunun herhangi bir yerinde daralma veya kapanma olmak. dövüş mek. bohça böre ğ i * Bohça biçiminde sarı lan bir çe ş it börek. boğ umlanma noktası * Ağ ı z boş luğ unda seslerin oluş tuğ u noktaları n her biri. bohçac ı * Bohça içinde dokuma eş ya gezdirip satan kadı n. * Güreş te rakibin kol ve ayaklar ı nı üst üste getirerek kı mı ldayamaz hâlde alttan kavrayı p kucaklamak.

* (kaba konuş mada) Hor görülen.* kendi isteğ iyle ayrı lmak. boklama * Boklamak iş i. bohçası nı koltuğ una vermek * kovmak. . çok berbat. bok böceğ i * Kı n kanatl ı lardan. berbat etmek. bok püsür * hoş a gitmeyen. bok kar ı ş tı rmak * bir iş i bozacak biçimde davranmak. bohem * Yarı nı nı düş ünmeden günü gününe tasası z. bok atmak * (birine) leke sürmek. boka nispetle tezek amberdir * çok kötü bir ş eyin yanı nda. tiksinilen. genellikle otçul memeli hayvanlar ı n gübrelerinde ya ş ayan ve bokla beslenen böcek (Geotrupes stercorarius). bir ş eyi) bozmak. kötülüğ ü görülen ş eylere karş ı bir sövgü sözü olarak söylenir. bok yemek dü ş mek * birinin bir iş e karı ş maması . bok yemek * yakı ş ı ksı z bir iş yapmak. gereksiz bir ş ey uğ runa yok olmak. iş ine son vermek. derbeder bir yaş ayı ş ı olan edebiyat ve sanat çevresinden (kimse veya topluluk). burnunu sokmaması gerekir. ondan daha az kötü olanı güzel görünür. bok etmek * (bir iş i. bok üstün bok * çok kötü. bok yedi ba ş ı * burnunu her iş e sokan. bohem hayatı * Baş ı boş yaş ayı ş . bok can ı na olsun * bı kı lan. bok yoluna gitmek * yararsı z. kara çalmak. can sı kan ş ey ve onun ayr ı ntı ve pürüzleri. bok * Dı ş kı . bohçası nı toplamak * eş yası nı toplamak. * Güç durum. her i ş e karı ş an. bok yemenin Arapças ı * yakı ş ı ksı zl ı ğ ı n büyüğ ü.

boksör * Boks oynayan kimse. boks boksit boksörlük * Boksörün iş i veya mesleğ i. boklanmak * Kötü bir duruma gelmek. bokun soyu (veya bok soyu) * kı zı lan veya tiksinilen bir ş eye karş ı sövgü olarak söylenir. meyve ve maden suyu karı ş tı rı larak haz ı rlanan içki. boklu bokluk * Boku olan. pislenmek. yok yere.boklamak * (bir yeri veya bir iş i) Kötü bir duruma getirmek. yumruk oyuncusu. ş arap. yararsı z. bol . * Korindon. yumruk oyunu. * Belirli kurallara uyularak yapı lan yumruk dövü ş ü. k ı t kar ş ı tı . * Pislik. bokunu ç ı karmak * bok etmek. her ş eye öfkelenir olmak. * (nicelik bakı mı ndan) Olağ andan veya alı ş ı landan çok. dar karş ı tı . bokunda boncuk bulmak * birine hak etmediğ i hâlde çok de ğ er vermek. * Özel bir cam içinde likör. boklaş ma * Boklaş mak durumu. boklaş mak * Kötü bir duruma girmek. bol *İ çine girecek ş eyin boyutları ndan daha büyük veya geni ş olan. pis. boktan * temelsiz. bokuyla kavga etmek * çok sinirli ve geçimsiz olmak. derme çatma. boku ç ı kmak * bir iş veya durum tats ı zlaş mak. boku bokuna * boş u bo ş una. * Kötü durum. boklanma * Boklanmak durumu.

pek çok. bol bolamat * Refah. bollanmak * Bol duruma gelmek.ş apş al. * Dökük.bol bol * Fazla. * Bolarmak iş i veya durumu. * Oldukça geniş . büyük miktarda. * Bollaş mak. çokça. * Kı sa ve kolsuz kad ı n ceketi. bolarmak * Bol duruma gelmek. bolca * Oldukça çok. ölçüsüz. . sı kı ntı ya düş meden. * Bolalmak iş i veya durumu. çok. bol doğ ramak * (parası nı ) saçı p savurmak. * Ağ ı r ritmli bir İ spanyol dansı . geniş lemek. * Bu dansı n müziğ i. bolalma bolalmak bolarma bolero boliçe Bolivyalı * Bolivya halkı ndan olan. bol bulamaç * Bol bol. eli açı k. * Yahudi kadı nı . bol kepçe * Servis sı rası nda yiyeceğ i bol bol dağ ı tma. zengin gönüllü. bolluk. zenginlik. saçı . bolla ş ma * Bollaş mak iş i veya durumu. bollanma * Bol duruma gelme. bol paça * Geniş paçal ı . bolla ş mak * Bol durumda olmak. * Cömert. bol keseden * bol bol.

yüzyı l baş lar ı nda doğ an ve Lenin taraf ı ndan geliş tirilen komünist hareket. * Bomba biçiminde. Bol ş eviklik * Rusya'da XX. bomba gibi patlamak * öfkelenerek. * Büyük fı çı veya varil. ateş li silâh. * bir olay birdenbire ortaya çı karak herkesi ş aş ı rtmak. bom bomba * Bir çeş it kumar. çok çalı ş mı ş (öğ renci). * Bolş eviklikle ilgili olan. * Her ş eyin bol olduğ u (yer). bombac ı * Bomba kullanan veya yapan kimse. bomba * Yan yelkenlerin alt yakası nı gerip açmak için kullanı lan yatay seren. gösteri ş li. geniş letmek. birdenbire ve yüksek sesle bağ ı rı p çağ ı rmak. Bol ş evik * Bolş eviklik yanlı sı kimse. bollatma * Bol duruma getirme. * Her ş eyin bol olduğ u zaman. türlü büyüklükte patlay ı cı . Bol ş evizm * Bolş eviklik. bombac ı lı k * Bombacı nı n iş i veya mesleğ i. bollatmak * Bol duruma getirmek. bolla ş tı rmak * Bol duruma getirmek. sağ lam. * Fazlalı k. bomba gibi * iyi. bombalama * Bombalamak iş i. kalı n demirden kap.bolla ş tı rma * Bollaş tı rmak i ş i veya durumu. komünistlik. bombalamak . * iyi hazı rlanm ı ş . * Canlı veya cans ı z hedeflere atı lan. içi yakı cı ve yı kı cı maddelerle doldurulmuş . bolluk * Bol olma durumu. göz al ı cı . bolometre * Iş ı nı mölçer.

bomba atmak. kabarı k. . çok berbat. bombok * Çok kötü. bonbon *Ş eker ş erbeti içinde kaynatı lı p üzeri ş ekerle kaplanm ı ş meyve. bonbon ş ekeri * Bkz. hekimlikte kullanı lan. bir veya iki yı llı k otsu bir bitki (Hyoscyamus * Çok boz.* Belli bir hedefe. tümsekli. bonboncu * Bonbon yapan veya satan kimse. bombe *Ş iş kin. bombeli *Ş iş kinli ğ i. bonbon. pistonlu. uyuş turucu ve zehirli. bomboş * Büsbütün. * Bombalama. çoğ unlukla havadan. bombard ı man uça ğ ı * Bombalama iş inde kullan ı lan uçak. bombard ı man etmek * top ateş i veya bomba ile bir yere saldı rmak. bombesiz * Bombesi olmayan. * bir kimseyi ağ ı r sözlerle paylamak. * Patlı cangillerden. bombalatma * Bombalatmak iş i. bombalanmak * Bombalanmak iş ine konu olmak. bombard ı man * Topa tutma. bombalanma * Bombalanmak iş i. bombalatmak * Bombalamak iş ini yaptı rmak. tamamen boş . *Ş iş kinlik. kabarı klı k. kabar ı klı ğ ı olan. bombe bezi * Ayakkabı sayaları nı n burun bölümlerine içten dikilen bir kuma ş türü. nefesli çalg ı . bomboz bon otu niger). bombardon * Bandoda en kalı n sesi veren.

boncuk boncuk * boncuk gibi yuvarlak taneler durumunda. boncuk tutkal ı * Boncuk biçiminde glüten tutkalı . . boncuklu * Boncuğ u olan. boncuk gibi * küçücük (göz). çiy. boncuksuz * Boncuğ u olmayan. boncukla ş mak * Boncuk biçimini almak. boncukluk * Boncuk olmaya elveriş li (nesne). boncuklan ı ş * Boncuklanmak iş i veya durumu. plâstik gibi maddelerden yapı lan. taş . boncukla süslenmi ş . boncukla ş ma * Boncuklaş mak iş i. bone bonfile * Düz veya kı vrı mlı her çe ş it yumuş ak kumaş vb. boncukçuluk * Boncukçunun iş i veya mesleğ i.bonbonculuk * Bonbon yapma veya satma iş i. çoğ u yuvarlak ve renkli süs tanesi. ortası delik. bonfilelik * Bonfile yapmaya elveriş li (et). boncuklanmak * Gözyaş ı . boncuk mavisi * Yeş ile çalan bir mavi. * Kasaplı k hayvanlarda karnı n içinde. boncuk * Cam. boncuklanma * Boncuklanmak iş i. boncuk fasulye * Bir tür iri taneli fasulye. tahta. bel kemi ğ inin iki yanı ndan aş ağ ı ya doğ ru uzanan ve yumuş aklı ğ ı dolay ı sı yla beğ enilen et bölümü. maddeden yap ı lan baş lı k. boncukçu * Boncuk yapan veya satan kimse. ter boncuk biçiminde yuvarlak taneler oluş mak. sedef.

süresi dolmadan. bop * Poker oyununda. Kı saltması B. * Genellikle arkası ndan yağ mur getiren sert ve geçici yel.8 olan. bonmar ş e *İ çinde her türlü giyim.bonjur * Günaydı n. *İ yi yürekli. * Eli açı k. yoğ unluğ u 2. öfkeli. *İ ş lenmemiş . belirli bir kimseye ödenece ğ ini belirten senet. * Yoğ unlaş mı ş bir borik asitten türeyen sodyum tuzu. eli açı klı k. taş lı k. oyuna girmek için ortaya konması gereken en az miktar. . bora bora gibi * çok sert. sert. temiz i ş kâğ ı dı . eksiğ ine paraya çevirmek. bonservis * Çalı ş tı ğ ı yerden ayrı lı rken görevini iyi yaptı ğ ı nı belirtmek amacı yla birine verilen belge. bopluk bopstil * Bop tutarı nda olma. tabiatta bor asidi veya boratlar durumunda bulunan. * Yağ murlu. bonkör bonkörlük *İ yi yüreklilik. çizgili pantolondan oluş an erkek giysisi. borak boraks boralı boran * Rüzgâr ş imş ek ve gök gürültüsü ile ortaya çı kan sağ nak ya ğ ı ş lı hava olayı . sat ı lan büyük mağ aza. * Züppece giyiniş biçimi. bor bor * Atom sayı sı 5. belirli bir paranı n. atom ağ ı rl ı ğ ı 10. bono vermek * borç alı ndı ğ ı nı gösteren vadeli senedi imzalay ı p teslim etmek. cömert. * Uzun siyah ceketle. bono * Belirli bir sürenin sonunda. ş iddetli.45 olan basit element. * Bu biçimde giyinen kimse. bono k ı rdı rmak * bir bonoyu. ekilmemiş (toprak). cömertlik. süs e ş yası oyuncak vb. sert rüzgârlı ve soğ uk havalı . borani * Bor (I).

borca girmek * borçlanmak. borcunu kapatmak (veya borçtan kurtulmak) * borcunu ödeyip bitirmek. perdesiz çalg ı . borazancı * Borazan çalan kimse. borazancı baş ı * Birçok borazancı nı n baş ı olan borazancı . * Bu boruyu çalan kimse. borç borç almak * daha sonra ödemek üzere birinden para veya bir ş ey almak. altı ndan kalk ı lamayacak duruma gelmek. borç * Ödenmesi gerekli para veya baş ka bir ş ey. borç para almak. borç etmek * borçlandı rmak. borcunu bilmek (veya saymak) * bir ş ey yapmayı yerine getirilmesi gereken bir iş olarak de ğ erlendirmek. gerekliğ i. borcunu bilmek * borcunu zamanı nda öder olmak. borca batmak. * Üfleyerek çalı nan. borasit * Sert billûr veya yumuş ak beyaz kütle durumunda bulunan magnezyum boratı . borca almak * veresiye almak. * Pancar. borazancı lı k * Borazancı nı n iş i. boru. * Birine karş ı bir ş eyi yerine getirme. yumurtalı ve yoğ urtlu ı spanak veya benzeri sebze yemeğ i.* Pirinçli. yükümlülük. borç g ı rtla ğ ı na çı kmak * Bkz. borca batmak * çok borçlu olmak. vecibe. borç bini a ş mak * (borç) pek çok olmak. lâhana ve et veya krema konularak yapı lan sebze çorbası . borç harç . borç alt ı na girmek * borç para almak. borat borazan * Bor asidi ile bir oksidin birleş mesinden oluş an tuz.

benzi sarar ı r * borç kiş iyi öldürmez. * Manevî bir yükümlülük altı na girmek. borçluluk * Borçlu olma durumu. borç edilmek. borçlu ç ı kmak * görülen hesapta verece ğ i kalmak. borç yemek * borçla geçinmek. borçlu bulunmak (veya olmak) * borçlu duruma düş mek. borç yapmak * borç olarak almak. borçlanma * Borçlanmak iş i. yol yürümekle tükenir * birden ödenmeyen bir borç azar azar verilerek ödenebilir. borçluluk dengesi * Bir ülkenin belli bir tarihe kadar birikmiş dı ş borç ve alacakları nı gösteren durum veya belge. * Bir yüküm altı nda bulunan. borçlanmak * Karş ı lı ğ ı nı sonra vermek ş artı yla birinden para veya bir ş ey almak. borç yiyen kesesinden yer * borçla alı ş veriş yapan. ald ı klar ı nı n parası nı hemen vermez. . ama ald ı kları nı n kar ş ı lı ğ ı kesesinden çı kacaktı r. borçlu * Borcu olan.* Borçlanarak veya benzeri yollara baş vurarak. medyun. borç almı ş olan. borçlanı lmak * Borca girilmek. ancak hasta edecek kadar üzer. * Bir ş eyi birinin yardı mı yla elde etmi ş olan. borçlandı rma * Borçlandı rmak iş i. kiş iyi daha çok çalı ş maya zorlar. verecekli. borç yi ğ idin kamçı sı dı r * borç. borç ödemekle (veya vermekle). istikraz. borçlandı rı lmak * Borçlanması na yol açı lmak. borçlu ölmez. borçlandı rı lma * Borçlandı rı lmak iş i veya durumu. borçlandı rmak * Borçlanması na yol açmak. borçlu duruma getirmek. borçlanı lma * Borçlanı lmak iş i veya durumu.

kı sa kollu bir üstlük. geni ş . * Bordan türeyen bir asit ve anhidrite verilen ad. bordür * Kaldı rı mları n kenarları nda bulunan taş lar. sedef görünümde bir madde. biri (sağ da) yeş il olarak iki yanda yakı lan fenerler. borda bordaya * yan yana. bordalama * Bordalamak iş i. asit borik. * Dört köş e yelkenlerin yan yakalar ı na. * Banyo. borda * Geminin veya kayı ğ ı n yanı . alt tarafa doğ ru bağ lanan halat. bordo * Mora çalan kı rmı zı renk. bordalamak * Gemiyle bir baş ka gemiye borda bordaya gelmek veya kazayla ona çarpmak. ş arap tortusu rengi. önden açı k. borda hattı * Donanma gemilerinin bir sı rada ve paralel olarak gitmek için aldı kları durum.borçsuz * Borcu olmayan. bornoz * Banyodan çı karken kurulanmak için kullan ı lan. * (genellikle giyim kuş am malzemesindeki) Kenar süsü. havludan yapı lmı ş giyecek. borçsuz harçs ı z * Hiç borç yapmadan. borda fenerleri * Gemilerde biri (solda) kı rmı zı . borçsuzluk * Borçsuz olma durumu. * Cilt kapağ ı ndaki kal ı n çizgiler. * Bu renkte olan. beyaz. . bordro * Bir hesabı n ayrı ntı ları nı gösteren çizelge. borda etmek * yandan yanaş mak. * Kuzey Afrika'da Berberîlerin giydikleri baş lı klı . * Etkisi az. borikli borina *İ çinde borik asit bulunan. borik borik asit Bornova misketi * Bir çeş it üzüm. tuvalet ve mutfak gibi ı slak zeminlerde duvar döş emeleri arası na konan motifli bir tür fayans.

borsac ı * Değ erli kâğ ı t. borsa tahtas ı * Borsada alı m satı m fiyatlar ı nı n ilân edildiğ i pano. bor ş boru * Bir yerden baş ka bir yere s ı vı veya gaz aktarmaya yarayan. küçümsenecek. boru ask ı sı * Her tür borunun ası lması nda kullanı lan. içi bo ş . borsac ı lı k * Borsacı nı n iş i veya mesle ğ i.borsa * Bazı tüccarları n ve özellikle sarraflarla de ğ erli kâ ğ ı t ve tahvil alı ş veriş iyle uğ raş anları n alı m satı m ve de ğ iş im amacı yla devlet denetimi altı nda iş yaptı kları yer. * Tatula. uzun ve dar silindir. boru bilezi ğ i * Soba boruları nı n ek yerine geçirilen süslü çember. boru ağ ı * Tesisatı oluş turan boruları n bütünü. para ve tahvil üzerine borsa oyunu yapan kimse. borsa kâ ğ ı dı * Borsada kayı tlı . boru çiçeğ igiller * Çan çiçeğ igiller. boru değ il (veya boru mu bu?) * azı msanacak. lâma demiri veya çelik çemberlerden yapı lan askı . . alı nı p satı lan hisse senedi. boru çiçeğ i * Çan çiçeğ i. borsa değ eri * Borsada arz ve talebe göre oluş an fiyat. önem verilmeyecek ş ey değ il. borsa oyunu * Borsada oynanan hava oyunu. * Nefesle çalı nan perdesiz madenî çalgı . uçlar ı açı k. borsa cetveli * Borsada belirlenen fiyatları gösteren günlük bülten. boru çalmak * borazan öttürmek. borsa acentesi * Müş teriden aldı klar ı alı ş ve satı ş emirlerini borsada yerine getirip karş ı lı ğ ı nda komisyon alan kimse. borsa simsar ı * Müş teri ile borsa acenteleri aras ı nda aracı lı k yapan kimse. boru hattı * Borç (II). borazan.

kokulu. * Bkz. boru yolu * Petrolü. bos boslu bostan * Bkz. * Borusu olan. süpürge ve yakacak olarak kullan ı lan bir ot türü. payplayn. borumsu * Boru biçiminde olan. borucu * Boru yapı p satan kimse. bostan bozuntusu * Korkak. borusunu çalmak * çı kar sağ ladı ğ ı kimsenin davası nı gütmek. boruk borulu borusu ötmek * sözü geçmek. boru gibi uzun su kaba ğ ı .* Doğ al gaz arı tma ünitesinden alı nan gazı n. * Dağ larda yetiş en. çı ktı ğ ı yerden ba ş ka yere ak ı tan boru tesisatı . boru kabağ ı * Boğ umsuz. borusu tutmak (veya üstünde) * (zenciler için) ağ zı köpürerek kriz geçirmek. bostan bekçisi * Bostanı koruyan ve kollayan kimse. çok öfkelenerek etrafa sald ı rmak. yüreksiz. bostan dolabı * Sebze bahçesini sulamak için bir at bağ lanarak diklemesine dönen kovalarla kuyudan su çı karmaya yarayan dolap. * Sebze bahçesi. karpuz tarlası . boylu boslu. boru kelepçesi * Boruyu duvara tespit etmekte kullanı lan gereç. bostan kebab ı * Patlı can ve yeş illikler ile kuğ u inceli ğ inin toprak tencerede pi ş irilmesiyle yap ı lan kebap. * Boru montajı nda çalı ş an kimse. yetkisi olmak. bir veya daha fazla dağ ı tı m merkezlerine veya tüketim merkezlerine do ğ al gaz taş ı nmas ı amacı yla tesis edilen boru ş ebekesi. boy bos. diş açma gibi iş lemler için borunun sı kı ca bağ landı ğ ı alet. * Kavun ve karpuza verilen ortak ad. boru mengenesi * Kesme. iş e yaramaz adam. * Kavun. bostan korkulu ğ u .

münhal. boş boş bakmak * amaçsı z. boş böğ ür * Bkz. boş baş ak dik durur * bilgisiz olan üstün görünmek için kası lı r. görev). anlamsı z ve bilinçsizce bakmak. bostancı ocağ ı * Bostancı lar ı n bağ lı olduklar ı ocak. bostancı * Bostan iş leriyle uğ raş an kimse. sonuç vermemek. bostan patlı can ı * Az çekirdekli. yiyecek gibi ş eylerle) yard ı m etmek. * Kendisinden beklenilen görevi yapmayan veya kendisinden çekinilmeyen güçsüz kimse. boş atı p dolu tutmak (vurmak) * umutsuz olarak giriş ilen bir iş . boş çı kmak * umduğ u gerçekleş memek. boş *İ çinde. boş (veya boş ta) gezmek veya gezinmek * iş siz güçsüz dolaş mak. üstünde hiç kimse veya hiçbir ş ey bulunmayan. . *İ ş siz. * Bilgisiz. * Verimsiz. bir kazançla çı kmak. * söylenmesi sakı ncal ı olan bir ş eyi söyleyivermek. * Anlamsı z. iri ve yuvarlak bir patlı can türü. bostanlı k * Bostan olmaya elveriş li yer. bostancı lı k * Bostan iş leriyle uğ raş ma. boş bı rakmamak * (para. iyi sonuç vermek. * iş siz bı rakmamak. boş kalmak. * Bir iş e yaramayan. boş bı rakmak * bir yerde kimse oturmamak. * Yapı lacak i ş i olmayan. * Görevlisi olmayan (iş .* Kuş lar ı ürkütüp yaklaş tı rmamak için tarlaya dikilen kukla. boş bulunmak * dikkatsiz ve dalgı n bulunmak. böğ ür. * Osmanlı tarihinde sarayı n korunması na ve ş ehrin güvenli ğ ine bakmakla görevli olan erlerden her biri. boş çı kmamak * bir iş ten az da olsa. * Bostancı nı n görevi.

boş düş mek * (kadı n) ş eriat hükümlerine göre kocası ndan ayrı lmak. verimsiz. ayrı lmak isteyen kocanı n. boş koymak * yoksun bı rakmak. boş kafalı * akı lsı z veya bilgisiz. . dipsiz kile boş ambar. boş küme * Hiçbir ögesi olmayan küme. boş lâf * Gereksiz. iş e yaramayan ş ekilde konuş ma. lâf olsun diye söylenmiş söz. boş inanç * Kaynakları bilimsel ve dinî temele dayanmayan. boş gezmekten bedava çalı ş mak yeğ dir * çalı ş mak insanı tembellikten kurtarı r.boş dönmek * hiçbir ş ey elde edemeden geri gelmek. karı sı na gönderdiğ i boş anma kâğ ı dı . boş kalmak * kimse oturmamak. boş durmak * iş siz kalmak. * iş siz kalmak. boş gözlerle bakmak * anlamsı z bakmak. uğ ra ş ı olmamak. batı l itikat. biçimci inanma. boş olmak * evlilik birliğ i sona ermek. * birinin yaptı ğ ı na karş ı lı k olarak bir harekette bulunmak. boş söz * Bir düş ünce anlatmayan. mahrum etmek. boş oturmak * hiçbir iş i. bo ş anmak. boş konuş mamak * gerçekleri söylemek. çal ı ş mamak. boş gezenin boş kalfası * iş siz güçsüz dolaş an kimse. boş ol (veya olsun) * erkeğ in karı sı nı bo ş amak için söylediğ i söz. boş kile dipsiz ambar * Bkz. boş durmamak * her zaman bir iş le uğ raş mak. dar. bilgisine dayanarak anlatmak. boş kâğ ı dı * Eski ş eriat hükümlerine göre.

boş a vermek * boş geçirmek. açı lmak. rahatlama. boş a çı karmak * olumlu bir sonuç alı nmas ı nı engellemek. boş vermek * aldı rmamak. boş altı lmak * Boş altmak i ş ine konu olmak. boş alma * Boş almak i ş i. * (motorlu araçlarda) vites kolunu vitesten kurtarmak. boş altı m . boş a koysan dolmaz. * (hayvan) Bağ ı ndan kurtulmak. boş yerine vurmak * böğ ürlerine vurmak. boş altı lma * Boş alt ı lmak iş i veya durumu. boş zaman * Çalı ş arak geçirilen saatler d ı ş ı nda kalan süre. gerçekleş memek. boş yere * Boş una. dökülmek. boş a çı kmak * (umut. boş altaç boş altı * Bir kabı n içindeki havayı boş altmaya yarayan araç. * Gevş emek. boş almak * Boş duruma gelmek. inhilâl. * Boş alt ı m. sı kı ntı sı nı birine anlatarak ferahlamak. deş arj. * Derdini birine açarak ferahlama.boş torba ile at tutulmaz * çı kar veya karş ı lı k gösterilmeden bir kimse bir yere bağ lanmaz. boş a gitmek * (harcanan emek. boş alı m * Boş almak i ş i. içinde bir ş ey kalmamak. olumlu bir sonuca ulaş amamak. * Dı ş arı ya akmak. rölântiye almak. para) hiçbir iş e yaramamak. * Elektrik yükünün baş ka bir iletkene geçiş i veya s ı fı ra düş mesi. * Derdini. boş a almak * askı ya almak. düş ünce gibi ş eyler) sonuç vermemek. inhilâl etmek. doluya koysan almaz * içinden çı kı lamayan güç bir durum karş ı sı nda kalı ndı ğ ı nda söylenir. de ş arj olmak. hava boş altma makinesi.

* Bir silâhta ne kadar mermi varsa hepsini arka arkaya patlatmak. * (kapalı bir yerde bulunan insanlar) Birden d ı ş arı çı kmak. koş um takı mı ndan veya bağ ı ndan kurtulmak. tükürük. boş anma davası * Eş lerden birinin evlilik birliğ ine son verecek kararı elde etmek için açt ı ğ ı dava. * Kusmak. * Sı yrı lmak kurtulmak. * (hayvan) Baş lı ğ ı ndan. boş ama * Boş amak i ş i. * Sistemlerin çalı ş abilmesi için sürekli olarak gereken boş altma iş lemleri. . boş altı m organı * Vücuttan dı ş arı atı lması gereken maddeleri toplayı p boş altan organ. boş andı rmak * Boş anmas ı nı sağ lamak. boş altmak * Boş duruma getirmek. idrar torbası ndaki idrarı n ve ter. aile iliş kisini kesmek. boca etmek. * Çok ağ lamak. yakı nmaları nı anlatmak. * Birdenbire ve bol bol akmak. boş atmak * Boş amak i ş ini yapt ı rmak. * Dökmek. boş altma havzası * Suları nı ı rmağ a veya göle veren yerlerin bütünü. boş altma * Boş altmak i ş i. açmak. boş amak * Kanunlara göre iki eş . * Gevş etmek. sümük gibi salg ı lar ı n vücuttan d ı ş arı atı lması . * Sindirimden sonra bağ ı rsaklarda kalan posanı n. boş anma ilâmı * Mahkemenin boş anmay ı kesin hükme ba ğ lad ı ğ ı nı belirterek verdiğ i resmî belge.* Boş altmak i ş i. * Dertlerini. boş andı rma * Boş andı rmak iş i veya durumu. * (karı ile kocay ı )İ stekleri üzerine kanunlara uyarak ayı rmak. * Karı sı ile arası ndaki nikâh bağ ı nı bozmak. * Derdini dökmek. boş anmak * (karı ve koca) Mahkeme kararı ile birbirinden ayrı lmak. boş anma * Boş anmak i ş i. * (baskı altı nda gergin duran bir ş ey) Birden ve hı zla kurtulmak. ifra ğ . * Eş lerden birinin boş anma ilâmı alması yla evlilik birliğ inin son bulması . boş atma * Boş atmak i ş i.

boş altaç. boş luk * Oyuk. kopukluk. Boş nak * Bosna halkı ndan veya bu halk ı n soyundan olan kimse. *İ çinde hiçbir cisim bulunmayan uzay.boş attı rma * Boş atma i ş ini yapt ı rtma. vakum. kapanmamı ş yer. * Yerli yersiz konuş an (kimse). yararsı z yere. boş boğ azlı k * Boş bo ğ az olma durumu. boş ta gezmek * iş siz olmak. * Eksiklik. Boş nak güzeli * Sarı saçl ı . boş boğ azlı k etmek * gereksiz. * Boş naklara özgü olan. Boş nakça * Çoğ unlukla Bosna-Hersek Cumhuriyet'inde yaş ayan Bosna Müslümanları nı n kullandı ğ ı dil. boş luk tulumbası * Bkz. boş boğ az * Saklanması gereken ş eyleri söyleyiveren. çukur. * Yetersizlik. boş attı rmak * Boş atma i ş ini yapt ı rtmak. boş una. boş u bo ş una * Gereksiz yere. nafile. boş ta kalmak * iş siz kalmak. *İ lgi göstermemek. . beyhude. boş lamak * Bı rakmak. boş luklu serpme * Zı mpara üretiminde tanecikler arası nda %50 boş luk kalacak biçimde düzenlenen tane yapı ş tı rma iş lemi. Boş naklı k * Boş nak olma durumu. * Kesinti. bo ş yere. yoksunluk duygusu. sı r saklayamayan. boş lama * Boş lamak i ş i. * Boş geçen süre. boş una * gereksiz. düş üncesiz konuş mak. ihmal etmek. ablak yüzlü güzel. al yanaklı . geveze. Boş naklarla ilgili olan. yersiz. ihmal.

* Bir ş eyin taban ı ile en yüksek noktası arası ndaki uzaklı k. beyhude. en sayı lan iki kenar arası ndaki uzaklı k. boy aynası *İ nsanı bütünüyle gösteren büyük ayna. kabile. boy almak (veya sürmek) * boyu uzamak. * Uzunluk. * Destan. boylanmak. birbirleriyle kan akrabalı ğ ı bulunduğ una inanarak evlenmeyen. . boy bos yerinde * uzun ve biçimli. kapalı ayakkabı . * Bir yüzeyde. nafile. deniz k ı yı sı . * Geçerlilik. * Yol. boylanmak. * Ağ aç. klân. boy beyi boy bos * Boyun en saygı n ve lider kimliğ ine sahip ki ş isi. plâstik veya kauçuktan yapı lmı ş küçük sandal.boş una bot * Boş yere. botanik parkı * Otsu ve çalı türü bitkiler ve de ğ iş ik ağ aç türleri ile düzenlenmiş . boy abdesti *İ slâm dininin gerekli bulduğ u durumlarda ve biçimde y ı kanı p abdest alma. ı rmak. nebatat. * Uzaklı k. değ er. yararsı z yere. botanikçi boy * Bitki bilimci. ataerkil anlayı ş ı uygulayan geleneksel topluluk. gereksiz. * Kumaş için ölçü. tevekkeli. * Uzun konçlu. dinlenme ve gezme amacı yla halka açı k geniş alan. boy * Ortak bir atadan türediklerine. en kar ş ı tı . geliş mek. toplumsal ve ekonomik iliş kilerini anaerkil. boy atmak * boyu uzamak. boy boy * Çeş itli büyüklük ve nitelikte. bot botanik botanik bahçesi * Otsu veya çalı türü bitkilerin yetiş tirildiğ i ve incelemelerinin yapı ldı ğ ı halka açı k bahçe. * Bitki bilimi. * Küçük gemi. * Süre. * Vücudun yapı sı bakı mı ndan biçimi. gusül.

makyaj yapmak. boya çekmek * boyuna büyümek. dı ş etkilerden korumak için eş yanı n üzerine sürülen veya içine katı lan renkli madde. boyac ı . (su) insan boyunu geçmemek.boy göstermek * görünmek. boy vermemek * sı ğ olmak. boy pos * Bkz. * Renk. * Aldatı cı görünü ş . * gösteriş yapmak. * suya dalarak boyu ile suyun derinliğ ini ölçmek.75-3. boya tabakas ı *Ş ablonlar ı n sulu kenar kapatı cı sı ile kaplanması . * Yazmak için kullanı lan mürekkep. boya tabancası * Sı vı boyay ı püskürtmek için kullan ı lan alet. boya tutmak * (boyanan nesne) iyi boyanı r olmak.50 cm uzunlu ğ unda mente ş e. boy vermek * (su) insan boyunu aş acak kadar derin olmak. boy menteş e * Düz yaprak menteş e benzeri 1. boya kullanmak * boyanmak. boy ölçü ş mek * yarı ş mak. boya * Renk vermek. boya kalemi * Resim yapmak için kullanı lan de ğ iş ik renkli kalem. boya kutusu *İ çine çe ş itli renkli kalemleri ve fı rçalar ı koymaya yarayan kutu. çiçekleri mavi. kurutulan tohumları çemen yapı mı nda kullan ı lan bir bitki (Trigonella faenum-graecum). boy bos. * büyümek. boya vurmak (veya çekmek. sarı veya beyaz renkli. uzamak. boya kökü * Bitki köklerinden elde edilen tabiî boya. boya fı rçası * Boya sürmek veya resim yapmak için kullanı lan değ iş ik tür ve ölçülerde fı rça. sürmek) * boyamak. boy otu * Baklagillerden.

fı rça. boyalanmak * Boya sürülmek. omuza ası larak taş ı nabilir bir çeş it küçük sandı k. boyama kazanı * Örgü yünlerinin veya ipliklerin boyanma iş leminin yapı ld ı ğ ı büyük tekne. boyac ı sandı ğ ı * Ayakkabı boyacı ları nı n boya. * Boyama iş ini. boyamak * Boya sürerek veya boyaya batı rarak renk vermek. * Boya satı lan dükkân.* Boya satan kimse. boyana * Boyna. boyac ı küpüne girmiş gibi * çok boyalı kadı n. boyal ı * Boya sürülmüş . boyahane * Boya iş leri yapı lan yer. boyac ı küpü * Bir iş in kolayca ve çabucak yapı lamayaca ğ ı nı anlatmak için boyacı küpü mü bu? boyacı küpü de ğ il ki (hemen daldı rı p çı karası n) gibi deyimlerde kullan ı lı r. boyanma . aş ağ ı lamak. * (kadı n için) Yüzünü çok boyam ı ş olan. boyalama * Boyalamak iş i. cilâ gibi gereçlerini koydukları ve müş terinin ayağ ı nı bası p ayakkab ı sı nı boyattı ğ ı . boyac ı lı k * Boya yapma veya satma iş i. * Rengi boya ile sonradan verilmiş olan. * Boyacı nı n yaptı ğ ı iş . boyama * Boyamak iş i. boyacı lı ğ ı meslek edinen kimse. * Renkli. * Renkli yazma veya mendil. boyanmı ş veya boyaya batı rı lmı ş . * Ağ ı r söz söylemek. kupon veya çekiliş lerle arma ğ an dağ ı tan bas ı n. makyajl ı . boyama kitab ı * Küçükleri eğ itici nitelikte içinde boyanacak resimler bulunan kitap. boyalamak * Geliş igüzel boya sürmek. boyal ı bası n * Okuyucunun ilgisini çekmek için renkli fotoğ rafa yazı ve haberden çok yer veren. boyalanma * Boyalanmak durumu.

boyası z * Boya sürülmemiş . * Kendi kendini boyamak. boykot * Bir iş i. boyar madde. boyatmak * Boyamak iş ini yaptı rmak. boyar boyar * Boyama özelliğ i olan madde. * Bekâr. yalnı z.* Boyanmak iş i. * (kadı n için) Yüzünü boyamamı ş olan. Rusya'da soylulara verilen unvan. makyaj yapmak. * Akran. . yüzüne boya sürmek. * Tuna bölgesinde. boyda ş * Aynı boyda olan. boyanmak * Boyamak iş i yapı lmak. boyca boydak * Yükü olmayan yaya. boyda ş lı k * Boydaş olma durumu. Transilvanya'da. boydan boya * Bir uçtan öbür uca kadar. makyajsı z. boyat ı lmak * Boyamak iş i yaptı rı lmak. boyay ı cı * Boyama özelliğ i olan. serbest. * Hücre öz suyu içinde eriyik durumunda bulunan renkli madde. boyası atmak * boyası solmak. boyat ı lma * Boyatı lma iş i. boyatma * Boyatmak iş i. bir davranı ş ı yapmama kararı alma. * Renksiz. boyası zlı k * Boyası z olma durumu. * Boy bakı mı ndan. * Boya veya renkli bir ş ey sürülmek. boya sürdürülmek. boyar madde * Bazı ortamlarda çözünerek ortama belli renk veren doğ al veya yapay renkli madde. boya sürdürmek.

bir topluluk veya bir ülkeyle amaca ula ş mak için her türlü ili ş kiyi kesme. boylu boyunca * Boyu uzanabildiğ i kadar. boykot etmek * bir iş i. gösteri ş li. * Boyu benzerlerinden uzun olan. boyluca boyna * Uzun boylu gibi olan. bir davranı ş ı yapmama kararı almak. * Boyu olan. boylu boslu * Uzun boylu. boykotçu * Boykot yapan veya boykota katı lan kimse. içindeki suyun ı sı tı lması sağ lanan depo. boylam * Yeryüzündeki herhangi bir noktanı n meridyen dairesiyle baş langı ç olarak alı nan Greenwich gözlem evinin meridyen dairesi arası ndaki açı değ eri. . boylanmak * Boyu uzamak. * Destan söylemek. boylu poslu * Bkz. yakı ş ı klı . boylanı ş * Boylanmak iş i veya biçimi. * Sandalı kı çtan yürüten kı sa kürek. * Batmak. boyler boylu * Kalorifer kazanı nı n sı cakl ı ğ ı ndan yararlanarak. anlatmak. * Yükselmek. boylaması na * Boyu doğ rultusunda. tul. boykotçuluk * Boykot yapma iş i. boylanma * Boylanmak iş i. boyu uzunluğ unca. boylu boslu. * Düş mek. boylamak *İ stemeyerek bir yere gitme durumunda kalmak. çı kmak. boylama * Boylamak iş i. boykotaj * Boykot etmek iş i.* Bir kimse.

* Bu organdan yapı lmı ş . boynuz * Bazı hayvanları n ba ş ı nda bulunan. zimmetine geçirmek. boynuz çekmek * boynuz kullanarak kan çekmek. boynunu bükmek * acı ndı rı cı . boynu k ı ldan ince olmak * haksı z olduğ u anlaş ı ldı ğ ı nda verilecek her cezaya razı olmak. boynunu vurmak * baş ı nı keserek öldürmek. boynunda kalmak * bir sözü iletmediğ i veya birine ödenecek paray ı ödemedi ğ i için üzerinde borç kalmak. boynunu uzatmak * her ş eye. * Kurş un borudan kol alma iş leminde kullan ı lan demirden yap ı lmı ş alet. kimsesiz. ac ı nacak ve yard ı m bekler durumda. boynuz e ğ mek * istemeyerek uymak. boynuz isterken kulaktan olmak . boynuz dikmek * (kadı n) ba ş ka erkekle iliş ki kurarak kocası nı aldatmak. karş ı taraf ı n gücünü kabul etmek. zavall ı . tı rnaksı bir maddeden. çaresiz bir durumda kalmak. boynu armut sapı na dönmek * çok zayı flamak. boynuna almak * bir ş eyi borç veya ödev olarak üzerine almak. gebersin. boynuna * üstüne. boynu eğ ri * Asmaları n yeni sürgünlerini yiyen veya kemiren bağ zararlı sı . bir iş i ister istemez kabul etmek. * (bitki için) canlı lı ğ ı nı yitirmek. boynuna geçirmek * bir ş eyi kendine mal etmek. kı rı lmı ş . uzun. her cezaya razı olmak. boynu bükük * Üzgün. kı vrı k veya çatallı korunma organı . boynunu k ı rmak * çekip gitmek. boynu eğ ri * herhangi bir sebeple birine karş ı direnecek veya söz söyleyecek durumda olmayan. hacamat etmek. * bir durumu.boyna etmek * sandalı kı çtan tek kürekle yürütmek. boynu altı nda kalsı n! * ölsün.

boynuzlanmak * Boynuzu çı kmak. sı ğ ı r ve antilopları içine alan. * (kadı n için) Kocas ı nı baş ka bir erkekle aldatmak. boynuzlanma * Boynuzlanmak iş i veya biçimi. mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek. boynuzlatma * Boynuzlatmak iş i. boynuzsuz * Boynuzu olmayan. kar ı sı veya bir kad ı n yak ı nı taraf ı ndan aldatı lmak. boynuz takmak (veya takı nmak. koyun. boynuz gibi. omurgalı lar ı n memeliler sı nı fı . boynuzlaş ma * Boynuzlaş mak iş i veya durumu. boynuz yarası almak. boysuz * Boyu benzerleri arası nda k ı sa olan. * daha iyisini. boynuzlama * Boynuzlamak iş i. * Karı sı nı n veya kadı n yak ı nları ndan birinin iffetsizliğ ine göz yuman (erkek). boynuzlugiller * Keçi. boyu * (bir isim tamlaması nda tamlanan olduğ unda) süresince. içi boş olan boynuzlar ı sürekli kalan ve dallı olmayan.olmak. * Troleybüs. * (erkek için) Karı sı veya bir kadı n yakı nı taraf ı ndan aldatı lmak. süsmek. boynuzlaş mak * Boynuz durumuna girmek. * Boynuz batı rı lmak. boynuzsu * Boynuza benzer. kurtçu ğ u meş e ağ açları nda yaş ayan bir böcek (Carambyx). boyunca. boyu (bosu) devrilsin (veya devrilesi) * "ölsün" anlamı nda ilenç sözü. boynuzlatmak * Erkek. boynuzlamak * (hayvan) Boynuzu ile vurmak. boynuzluteke * Kı n kanatl ı lardan. Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan boynuz kulağ ı geçmek * bir konuda daha sonra yetiş enler yetenek bakı mı ndan eskileri geçmek. boynuzlu * Boynuzu olan (hayvan). taktı rmak) * (koca) karı sı baş ka bir erkekle ili ş ki kurarak aldat ı lmak. .

boyunca. huyu huyuna * karı koca veya arkada ş lar aras ı nda her bakı mdan uygunluk olması gerekir. boyu bacadan m ı aş tı ? * daha evlenecek yaş ta de ğ il. boyuna * Ene dik olarak. tulânî. boyun vermek * buyruk altı na girmek. güğ üm gibi kapları n veya vida. boyunca * Boyu veya uzunluğ u kadar. uzunlaması na. . *Ş iş e. boyu boyuna. süresince. boyun borcu * Yapı lmas ı gereken ödev. boyun k ı rmak * saygı duyulan bir kimse karş ı sı nda. boyun eğ mek * isteyerek veya istemeyerek uymak. enlice kumaş parças ı . * (bo'yuna) Ara vermeden. boyun bağ ı * Gömlek yakası nı n altı ndan geçirilip süs olarak ba ğ lanan uzun. * Sorumluluk. durmaksı zı n. boyunca çocu ğ u olmak * yetiş kin çocuğ u olmak. * Sürdüğ ü zaman kadar. kravat. boyunduru ğ a atmak (veya almak) * (güreş te) hasmı n ba ş ı nı koltuk altı na alı p boynuna kol dolamak. boyunduru ğ a vurmak * baskı altı na almak. boyuna bosuna bakmadan * fizik yapı sı nı n gereğ ince geliş memiş olması nı göz önünde bulundurmadan. boyunca) beraber * kendi boyu kadar.boyu (veya boyuna. boyun bükmek * Bkz. boyun kesmek * baş ı nı eğ mek. boyun olmak * kefil olmak. boyun * Gövdenin baş la omuz arası nda kalan bölgesi. vecibe. ayakta iken baş ı öne bükmek. katlanmak. cı vata gibi araçları n dar olan üst bölümü. boynunu bükmek. boyun bir kar ı ş uzadı * gereğ i olmayan o i ş i yapmakla sanki yükseldin anlamı nda söylenir. * Dağ sı rtları nda geçmeye elveriş li alçak yer.

* Mengenenin üst yanı ndaki kemer biçimli bölüm. geniş lik. * Güreş te hasmı n baş ı nı koltuk altı na alı p boynuna kol dolama oyunu. omurilikte iç tabaka. kapsam. beceriksizliğ ini anlamak. boyun sarg ı sı . * Açı lmamı ş . geni ş lik ve derinlikten her biri. geniş lik. * Bu renkte olan. * Durum. taş veya beton kiriş . yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alı nan üç doğ rultudan uzunluk. boyunun ölçüsünü almak * kendi yetersizliğ ini. sürülmemi ş (toprak). kapsam ve içerik kazandı rmak. boz madde * Sinir hücrelerinden oluş an. beyinde d ı ş . boz yel * Boyutu olan. boyunlu * Boynu olan. boyunduruk parası * Bir mahalleden veya köyden baş ka yere gelin götürülürken. boyut katmak * baş ka veya yeni bir görüş aç ı sı vermek. . boyunlandı rmak * Kapsam kazandı rmak. boyutland ı rma * Boyutlandı rmak i ş i. içerik. geniş lik. * Kapı veya pencere gibi açı klı kları n üzerine konulan ağ aç. boyut kazanmak * yeni bir durum. * Nitelik. * Doğ ruları n. kapsam kazanmak. boyunduruk altı na girmek * baş kas ı nı n baskı sı altı nda kalmak.boyunduruk * Çift süren veya arabaya koş ulan hayvanları n birlikte yürümelerini sağ lamak için boyunlar ı na geçirilen bir tür ağ aç çember. * Boyutu olamayan. beklediğ i yakı nlı ğ ı görememek. esaret. gelinin ayr ı ldı ğ ı yerin delikanlı ları na verdi ğ i bahş iş . buut. boyunluk * Boyuna sarı lan ş ey. boyut * Bir cismin herhangi bir yöndeki uzanı mı . boyutlu boyutsuz boz * Açı k toprak rengi. kaynatan ı n. lento. * Zulüm ve zorbalı k baskı sı . boz bulan ı k * Çok bulanı k.

bozac ı lı k * Boza yapma veya satma iş i. bozdur bozdur harca * çok az olan ş eyler için alay olarak kullan ı lı r. boza * Arpa. bozdurulma * Bozdurulmak iş i veya durumu. darı . renk değ iş tirmek. bozarı k bozarma * Bozarmı ş olan. bozdurulmak . bozdurmak * Bozmak iş ini yaptı rmak. bozdurtma * Bozdurtmak iş i veya durumu. *İ ş lenmemiş . bozbakkal * Karatavukgillerden. boz renkli ardı ç ku ş u (Turdus pil ris).* Lodos. ham tarla. bozum olmak. bozdurtmak * Bozdurmak. bozdo ğ an * Bir doğ an türü (Falco aesalon). * Bozarmak iş i veya durumu. * Yeniçeriler tarafı ndan kullanı lan ve atları n eyerlerinde ası lı duran altı toplu gürz. bozca * Rengi boza çalan. bozdurma * Bozdurmak iş i. tatlı veya mayhoş içecek. bozac ı * Boza yapan veya satan kimse. çalı lı k toprak. mı sı r. buğ day gibi tah ı lları n hamurunun ekş itilmesiyle yapı lan koyuca. rengini atmak. bozarmak * Rengi boz olmak. bozahane * Boza yapı lan yer. bozay ı * Tehlikeli bir cins ayı . boza olmak * utanmak. boza gibi * (sı vı lar için) koyu ve bulanı k.

bozmac ı * Eski ş eyleri alı p bozarak parça parça satan kimse. * Bu ezgiyle söylenen. * Morali bozulmuş . sı cak ve ı lı man iklimlerde geniş alanlara yayı lan. konusu acı klı türküler. step. bozkı rlaş mak * Bozkı r durumuna gelmek. bozkı r kedisi * Genellikle bozkı rlarda yaş ayan yabanî kedi (Otocolobus manul). bozlak * Orta ve Güney Anadolu'nun birçok bölgelerinde bir türkü ezgisi. bozgunluk * Bozgun. bozma * Bozmak iş i. * Bu durumda bulunan. bozgunculuk * Bozguncuya yakı ş ı r davran ı ş . ağ açsı z doğ al bölge. * Bozgun olanı n durumu. bozgeven * Yurdumuzda Erciyes dağ ı nda yeti ş en bir geven türü (Astragalus microcephalus). * Yenilen bir ordunun. * Biçimi ve kullanı lı ş ı değ iş tirilmi ş . bozkı r * Kurakçı l otsu bitkilerden oluş an. . dağ ı lmak. * Bozlamak eylemi. bozguna u ğ ramak (veya vermek) * yenilip periş an olmak. bozlama bozlamak * (deve) Bağ ı rmak.* Bozmak iş i yaptı rı lmak. * Çı ğ lı k koparmak. çökmü ş . bozkı r koyunu * Asya koyunu (Ovis vignei).). hezimete u ğ ramak. bozkı r tavuğ u * Bağ ı rtlak. bozgun * Bir toplulukta karş ı lı klı güvenin bozulması ile beliren karı ş ı klı k. hezimet. bozkı rlaş ma * Bozkı rla ş mak i ş i veya durumu. bozkurt * Birçok Türk destanı nda yer alan kutsal hayvan. düzen bağ ı nı yitirerek asker onurunun gerektirdiğ i bütün bağ lar ı bozması . yı lgı n. güç vb. bozguncu * Bozgunluk yaratan (kimse.

bozuk gibi. * Türk halk müziğ inde.bozmak * Bir ş eyi kendisinden beklenilen i ş i yapamayacak duruma getirmek. bir ş eyin düzenini karı ş tı rmak. bozördek * Tatlı sularda bulunan bir tür ördek. bozuk bozulma bozulmak * Bozmak iş ine konu olmak. * Bir ş eye kı zmak. * Bozguna uğ ratmak. karı ş ı k. yenmek. yenilemeyecek duruma gelmek. bozuk para * Ufak birimlere ayrı lmı ş para. * (yiyecek için) Kokmak. * Biçimini ve kullanı lı ş ı nı değ iş tirmek. * Bir kimseyi beklemediğ i bir davranı ş karş ı sı nda bı rakarak veya sözünü yalana çı kararak küçük dü ş ürmek. * Bir yerin. gergin. * Madenî. içerlemek. * Dokunmak. zarar vermek. * Geçersiz bir duruma getirmek. dağ ı tmak. * Büyük parayı ufak birimlere ayı rmak. s ı kı ntı lı . * Altı nı paraya çevirmek. * Kı zg ı n. * Kötü duruma getirmek. * Bı rakmak. ba ğ lamadan biraz büyük ve meydan sazı ndan küçük dokuz telli bir saz. düzeni bozuk olan. bozuk para. * (bir organ) Görevini yapamaz duruma gelmiş . * Dağ ı lmak. * Kı zl ı ğ ı na zarar vermek. bozuk. huzursuz. * Bozuk olma durumu. * Sağ lı ğ ı nı yitirip zayı flamak. ufaklı k. bozrak bozuk * Rengi boza çalan. * Kötümser. bozuk. yüzü ası lmı ş olmak. * Bağ veya bostanı n son ürününü toplamak. * Bozulmak iş i. * Bir paranı n ufak birimlere ayrı lmı ş durumu. *İ yi ve de ğ erli niteli ğ ini yitirmek. bozukça bozukluk * Biraz. bozdurmak. bozguna uğ ramak. * Bozulmuş olan. . küçük değ erli para. bozuk para gibi harcamak * değ erini dü ş ürecek biçimde bir kimseden yararlanmaya kalkı ş mak. bozuk düzen * Düzensiz. ufaklı k. bozuk çalmak * canı sı kı lmı ş . * Aklı nı yitirecek derecede bir ş eye düş kün olmak. ek ş imek. mağ lûp etmek.

böbrek taş ı * Böbreklerde oluş an ta ş . utangaçlı k. bozum olmak * utanmak. kuyruğ u kalı n ve k ı sa. omurganı n sa ğ ve sol yanı nda bulunan çift organlardan her . baş ı küçük. bozu ş mak * Araları açı lmak. böbrek üstü bezi * Böbreklerin üstünde bulunan. yenilmiş lik. bozulmuş olan. böbrek biri. mahcup etmek. zehirsiz ve zarars ı z bir yı lan (Eryx). bozum havası * Utangaçlı k. bozum * Bozulmak iş i. bozu ş ma * Bozuş mak i ş i. idrar salan. bozuntuya vermemek * bir kimsenin hoş a gitmeyen bir durumunda fark etmemi ş gibi davranmak. utanacak duruma düş mek. bozuntuya uğ ramak *ş aş kı nlı ğ a kapı lmak. böbür * Kandaki zararlı maddeleri süzen. böbrek ya ğ ı * Kasaplı k hayvanları n böbreklerinin çevresinde oluş an yağ . karş ı lı klı bozulma içinde. mahçupluk.bozulu ş * Bozulmak iş i veya biçimi. bozyürük * Üstü hafif benekli. bozu ş ukluk * Bozuk durumda. döküntü. bozu ş uk * Araları açı lmı ş . hormon niteliğ inde salg ı sı olan bez (II). mahcup olmak. bozum etmek * utandı rmak. bozumca bozuntu * Kurş un renginde iri bir kertenkele. * Kendinde bulunmas ı gereken nitelikleri taş ı mayan kimse veya ş ey. *Ş aş kı nlı ğ a dü ş me. mahcupluk. böbreksi * Böbrek biçiminde olan. * Bozulmuş bir ş eyin kalan bölümleri.

kurulmak. böcekçil * Böcek yiyen. sarı renkli. böcekle beslenen (hayvan veya bitki). * Böbürlenme. . böbürlenme * Böbürlenmek iş i. böceklenme * Böceklenmek iş i. kibir. altı bacaklı .* Memelilerden. böcek bilimci * Böcek bilimi uzmanı . böcek gibi * ufak tefek ve esmer (çocuk). yaş ayı ş ı nı ve hastal ı k yap ı cı niteliklerini inceleyen bilim dalı . böbürtü böce böcek * Eklem bacaklı lar ı n. * Böbürlenme. haş ere. karada yaş ayan hayvanlar takı mı . böcek yiyen. sindirmeye elveriş li olan bitkilerin ortak adı . böbürlenmek * Övünerek kabarmak. böcek bilimi * Böceklerin yapı sı nı . böcek çı karmak * ipek böceğ i yeti ş tirmek. entomolojist. kurt ve tı rtı lı n dı ş ı nda kalan küçük hayvanc ı klara verilen ad. yı rtı cı hayvan (Hyrax syriensis). böbürlenmek * çok böbürlenmek. * Bu renkte olan. böcekkapan * Örnek bitkisi drosera olan ve baz ı organları böcek yakalamaya. böcekba ş ı * Osmanl ı İ mparatorluğ unda zabı ta görevlisi. kar ı n olarak eklemlerden oluş mu ş hayvan s ı nı fı . böcek kabu ğ u * Mor ile yeş il arası nda ve metal parlakl ı ğ ı nda olan renk. * Kelebek. sı cak ülkelerde yaş ayan. gö ğ üs. uzunluğ u 30-40 cm kadar olan. böcekhane * Böceklik. yenilen bir deniz hayvanı . *İ stakoza benzer. * Böcü. böceklenmek *İ çinde veya üstünde böcek üremek. entomoloji. böcekçiller * Omurgalı hayvanlardan memeliler sı nı fı na giren. çoğ u kanatlı ve vücutlar ı baş . derisi benekli. kı sa kı skaçlı .

* Bu bitkinin önce kı rmı zı iken olgunlaş ı nca kararan mayhoş yemiş i. böcelenmek * (tahı l) Böceklenmek. böğ ürme * Böğ ürmek i ş i. *İ pek böceğ i yeti ş tirilen yer. hortlak vb. böcül böcül * Gözlerini iki yana oynatarak (bakmak). böğ ürtmek * Böğ ürtmek i ş ini yapt ı rmak. diken dutu (Rubus caesus). gö ğ üs ve kar ı n olarak üç bölgeye ayr ı lan.böcekler * Vücutları baş . kanatları ikiş er. böceklenmiş . böcekli böceklik *İ çinde veya üstünde böcek bulunan. yol kenarları nda kendili ğ inden yetiş en dikenli ve çok y ı llı k bir çalı . böğ * Eklem bacaklı lardan. böğ ürmek * (öküz. bahçe çitlerinde. ayakları yla ağ ı z parçalar ı üçer çift olan eklem bacaklı lar sı nı fı . duyargaları birer. böcekhane. zehirli bir örümcek türü. böceksiz *İ çinde böcek bulunmayan. manda. böğ ür *İ nsan ve hayvan vücudunun kaburga ile kalça arası ndaki bölümü. * Çocukları korkutmak için söylenen ve hayalet. böğ ürtme * Böğ ürtmek i ş i. böcü * Kurt. soluk sarı renkli. * Böcek. böğ ürtü . böğ ürtlenlik * Böğ ürtlen çalı lar ı nı n çok olduğ u yer. böğ üre böğ üre * Bağ ı rarak. gibi hayalî bir varlı ğ a verilen ad. deve) Bağ ı rmak. * (insan) Anlaş ı lmaz bir biçimde yüksek sesle bağ ı rmak. böğ ürtlen * Gülgillerden. böceksavar * Evdeki zararlı böcekleri savı p öldürmekte kullan ı lan ve ilâç püskürten sprey. bo ş böğ ür. böcelenme * Böcelenmek iş i veya durumu. * Yan taraf.

* Bölme ile ayrı lmı ş olan. toprak. "a/b" anlatı mı . su baskı nı . ş ampiyon. bölge * Sı nı rları idarî veya ekonomik birliğ e. bölmeli bölü . * Gemilerin içinde. ara kapı lar kapan ı nca arı zan ı n veya hasar ı n yay ı lmas ı nı önlemek için kullanı lan birbirlerinden ayrı lmı ş yerler. ş ampiyona. bölen * Bir bölme iş leminde bölünen say ı nı n kaç eş it parçaya ayrı ldı ğ ı nı gösteren sayı . nahiye. * Cins kavramları nı tür. * Bölme iş lemini gösteren iş aretin "/" okunu ş u. * Bir niceliğ i iki veya daha çok e ş it parçaya ayı rmak. bölmeç bölmek * Ambalâj içinde bulunan malları birbirinden ayı rmaya yarayan koruyucu parça. böldürmek * Bölmek iş i yaptı rı lmak. yangı n gibi durumlarda. birinci olan (kimse). "a bölü b" diye okunur. bölgeci * Belli bir bölgenin çı karları için çalı ş an (kimse). taksim. taksim. ş ampiyonluk. parçalamak. * Birliğ in bozulması na yol açmak. taksim. taksim etmek. * Kalı n ağ aç gövdesinden odun veya tekne yapmak için ayrı lan tomruk. * Bölmek iş i. böke * Kahraman. iklim ve bitki özelliklerinin benzerli ğ ine veya üzerinde yaş ayan insanları n aynı soydan gelmi ş olmaları na göre belirlenen toprak parçası .* Böğ ürme sesi. * Bir bütünü iki veya daha çok parçaya ayı rmak. bölme iş areti * Bölme iş leminin yapı laca ğ ı nı ifade eden bölü "/" iş areti. bölgesel bölme * Bölge ile ilgili veya bir bölgeye özgü olan. mı ntı ka. oda veya sofa gibi büyük bir yerden ayrı lmı ş daha küçük yer. * Böke olma durumu. bökelik böldürme * Böldürmek i ş i. alt tür kavramları na ayı rmak iş i. bölgecilik * Belli bir bölgenin çı karları için çalı ş ma durumu. * Bölmek iş lemi. parçalama. ayı rma. * Salon. güçlü kimse. * Vücut yüzeyinde sı nı rları belli herhangi bir bölüm. böğ ürüş * Böğ ürmek i ş i veya biçimi. * Ulusal veya uluslar arası bir yarı ş mada ilk dereceyi alan. * Büyük bir yeri. alanı küçük oda veya kı sı mlara ayı ran ince duvar veya tahta perde.

birbirine eş it veya benzer olanları kümelere ayı rmak. kı sı m kı sı m. bölümleme * Bölümlemek iş i. birliğ i parçalama. bölümsel * Bölünme ile ilgili. tasnif. "a/b" kesri "a bölü b" diye okunur. bölücü * Bölme iş ini yapan. * Takı mlardan olu ş an.* Bir bayağ ı kesrin gösterili ş inde pay ile payda aras ı na konulan yatay çizginin okunuş u. bozmayı amaç edinen kimse. bölümlemek * Birçok ş ey arası nda. bölümlendirmek * Bir ş eyi bölümlere ayı rmak. kı sı m. bölücülük * Bölücünün yaptı ğ ı iş . kı sı m. sı nı fland ı rma. münafı k. s ı nı flama. bölük * Bir bütünden ayrı lmı ş olan parça. * Canlı lar ı n bölümlenmesinde filumlar ı n bir araya gelmesiyle oluş an birlik. bölme amacı nda olan. bölüm * Bir bütünü oluş turan parçaları n her biri. * Bir kuruluş un yönetim birimlerinden her biri. üçü veya dördü bir tabur oluş turan ve öbür birliklerin temeli say ı lan birlik. bölümlenme * Bölümlenmek iş i veya durumu. fesatç ı . bölük pörçük * Bütünlüğ ü sağ lanamamı ş durumda. bölümlenmek * Bölümlemek iş ine konu olmak. ara bozuculuk. tasnif etmek. departman. bölünebilme . sı nı fland ı rmak. parça parça. departman. * Bölme iş lemi sonunda elde edilen sayı . bölümleniş * Bölümlenmek iş i veya biçimi. * On kuralı na göre yazı lan bir tam say ı nı n. * Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanl ı k dalı nda eğ itim sağ layan birimlerinden her biri. * Bir topluluğ u. seksiyon. bölükba ş ı * Yeniçeri ordusunda üst rütbeli bir görevli. bölümlendirme * Bölümlendirmek iş i. * Hizip. bölen. * Saç örgüsü. devir. * Çağ . * Bir siyasî partinin birliğ ini parçalamayı . sağ dan sola doğ ru üçer üçer ayrı lan basamakları ndan her bir üçlü tak ı mı . sı nı flamak. s ı nı flanmak. bölük bölük * Parçalara ayrı lmı ş . kı smî.

. paylaş ma. bölünmek * Bir bütün. * Bölüş mek iş i. bölünmez * Parçalanamaz. * Yarı ş ta toplu olarak koş arken birbirinden ayrı lma. bölü ş üm bölüt * Eklem bacaklı lar ı n vücudunu oluş turan yan yana dizili parçaları n her biri. taksimat.* Kalansı z bölünür olma durumu. belirli bölümlere. saf. bölütlenme * Döllenmiş yumurtanı n blâstulayı oluş turuncaya dek art arda bölünmesi. halkalara ayrı lmı ş olan. bölü ş türme * Bölüş türmek iş i. taksim etmek. bölütlü bön * Bölütlere. üleş mek. bölüntü * Bölünmüş parça. belli bir büyüklüğ e varı nca eş it bölümlere ayrı lı p çoğ alması . eş it bölümlere ayrı lmas ı gereken miktar veya sayı . bölü ş bölü ş me * Bölmek iş i veya biçimi. pay ı nı almak. * Budala. halka. parçalara ayrı lmak. bölünü ş * Bölünmek iş i veya biçimi. * Hücrelerin. * Zigotun bölünmesinden sonra embriyonda ortaya çı kan ve az çok birbirine benzeyen parçalar ı n her biri. bölünmezlik * Bölünmez olma durumu. * Bölünmek iş i. * Fraksiyon. bölünen * Bölme iş lemine uğ ratı lan sayı . * Bölüş me. bölü ş türmek * Bölüş mek iş ini yapt ı rmak. bölüngü bölünme * Fraksiyon. ayrı lamaz. bölüntüler * Bir bütünün ayrı lmı ş oldu ğ u bölümler. bölü ş mek *İ ki veya daha çok kimse araları nda herhangi bir ş eyi paylaş mak.

böreklik börk * Börek yapmaya elveriş li olan. budalalı k. börek için ayrı lmı ş olan. * Açı lmı ş hamurun veya yufkan ı n arası na. * Genellikle hayvan postundan yapı lan baş lı k. börttürmek * Börtmek iş i yaptı rı lmak. ı spanak gibi ş eyler konularak piş irilen çe ş itli biçimlerde hamur iş i. börtme * Börtmek iş i. bönce * Budala. börtü böcek * Çeş itli böcekler. bön bön bakmak * anlamayarak. bönle ş me * Bönleş mek iş i. aptallı k.bön bön * Budala ve safca bakarak. haş lamak. peynir. kı yma. aptallaş mak. börtük börtülme * Haş lanarak veya ateş te biraz kı zart ı larak pi ş miş olan (ş ey). bönle ş mek * Bön duruma gelmek. börek açmak * börek yapmak için hamurdan ince yufkalar hazı rlamak. * Börtülmek i ş i. börkenek * Geviş getiren hayvanları n midelerinin ikinci bölümü. sersemlik. börekçilik * Börek yapma veya satma iş i. safça. börtmek * Az piş irmek. * Yağ murdan veya soğ uktan korunmak için giyilen ucu sivri boş luk. . ş aş kı nş aş kı n bakmak. börekçi * Börek yapan veya satan kimse. börttürme * Börttürme iş i. saf (bir biçimde). bönlük börek * Bön olma durumu. külâh. saflı k.

bösme bösmek böyle * Bunun gibi. * Bunun gibisi. böyle tı raş * kiş ilere yara ş an iş lemler uygulanı r. *İ çinde "ne". böyle böyle * Böylelikle. börülce * Fasulyeye benzer bir bitki ve bunun göbeğ i koyu benekli tohumu (Vigna sinensis). * Hint kastlar ı nda ilk kast. böylelikle. bu biçimde. bu biçimde. gene de böyle olacak. Br brahma Brahman * Brom elementinin kı saltması . böylesi böylesine * Aş ı rı bir biçimde. böyle ba ş a. böyle gelmiş böyle gider * her zaman böyle olmuş . * Bu yolda. böylemesine * Bu biçimde. böylecene * Böylece. . Brahmanizm * Brahmanlı k. * Bu kasttan olan kimse. böylelikle * Bu yolda yürüyerek. sonunda. bacaklar ı tüylü.börtülmek * Börtmek iş ine konu olmak. * Bu bitkinin sebze olarak yararlanı lan yeş il ürünü. buna benzer. bu biçimde olanı . böylece * Tam böyle. * Sonunda. infilâk etmek. *İ ri yapı lı . * Bösmek iş i. o cümlede anlatı lan ş eyin hoş karş ı lanmad ı ğ ı nı veya ona ş aş ı ld ı ğ ı nı anlatı r. bu yolda. "nası l" gibi sorular bulunan cümlelerin sonuna geldi ğ inde. * Bir madde birdenbire gaz durumuna gelerek patlamak. böylelikle. * Bu derece. paçalı bir tavuk ı rkı .

kemikli kı rı ntı ları n kaynaş ması yla oluş muş kütle. * Linyit. kavkı lı . * Briket yapan veya satan kimse. coş ku anlatı r. * "Be" yerine kullanı lı r. yaş a!. *Ş aş kı nlı k. Brehmen bre ş * Bkz. kol. briketçi . braket * Dikiş ten çı kan kitapları n sı rtı na makine ile bez geçirme. * Bir tür yapay mermer. brezil br ı çka briç * Önde çok yüksek bir oturma yeri. yayl ı at arabası . Brahman.Brahmanl ı k * Kalı tı m yoluyla geçen bir kast bölünmesine dayalı toplumsal bir kuruluş u içeren Hint dini. hey" anlamı nda kullanı lı r. arkada da boylaması na yerleş tirilmiş oturacak yerleri bulunan dört tekerlekli. astarlanmı ş bezden yapı lan. kı ş ı n kı zak olarak kullanı lan tek atl ı . kömür tozu ve katran tortusundan bası nçla elde edilen. * Aferin. Brahmanizm. kı sa kafal ı . yayl ı hafif araba. * Doğ al çimento ile lâvlı . briket * Linyit ve kömür tozundan bası nçla elde edilen yakı t. tuğ la biçimli yapı malzemesi. birkaç top ta ş ı yan gemi. * Tekrarlanan iki emir kipi arası na getirilerek i ş in sürekliliğ ini anlatı r. * "Vay" gibi ş aş ma anlat ı r. bran ş bravo bre * "Ey. *İ ki direkli. seren yelkenli. brifing brik brik * Bir konuda özet olarak verilen bilgi veya açı klama. * Baklagillerden bazı ağ açları n kı rmı zı boya çı karı lan odunu. * Dört kiş i arası nda oynanan bir iskambil oyunu. * Üstü kapalı . brakisefal * Kafatası nı n ön alt eksenine göre k ı sa olan (kimse). branda * Gemilerde tayfa ve erlerin yattı ğ ı dikdörtgen biçiminde. kabuklu. branda bezi * Keten ve pamuk ipliğ inden sı k ve sağ lam dokunmuş bez. halatlarla bir yere tutturulan as ı lı yatak. * (bilim için) Dal.

97 olan kı rmı zı renkli. bronzlaş ma * Bronzlaş mak i ş i. brokkoli brom * Küçük. Kı saltmas ı Br. * Atom numarası 35. içeriden tutturulan ince perde. bro ş . bromürlü * Yapı sı nda bromür bulunan. deniz suları nda az. haş lanarak yemeğ i hazı rlanan bir tür sebze. * Pencerelerin çerçevesine. yo ğ unluğ u 2. bron ş çuk * Bronş ları n uç dalları ndan her biri. yeş il yumrular hâlinde olan. atom ağ ı rl ı ğ ı 79. bronzlaş mak * Bronz rengini almak. bazı göllerde çok miktarda bulunan. briketleme * Briketlemek iş i. bron ş * Soluk borusunun akciğ erlere giden iki kolundan her biri ve bunları n dallar ı . bronz gibi * tunca benzeyen. bron ş it * Bronş ve bronş çukları n iltihaplanması . tunç renginde olan. pis kokulu. bromhidrik asit * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an HBr aside verilen ad. brizbiz brokar * Sı rma veya gümüş iş lemeli bir tür ipekli kumaş . briketlemek * Briket hâline getirmek. zehirli s ı vı bir element.briketçilik * Briketçinin iş i veya mesle ğ i. bronz * Tunç. briyantinli * Briyantinle süslenmiş . briyantin * Saçı parlatmak ve yat ı rmak için kullanı lan güzel kokulu bir madde.909 olan. briyantin sürünmüş . bromhidrik * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an. bromür * Bromhidrik asidin tuzu veya eteri.

buna. bunlar gibi. brülör brüt * Sı vı yakı tı kolayca yanabilecek taneciklere ayı rarak püskürten araç. brovning bröve * 7. . bu türlü. bundan. kesintisiz (para). bunda. biçimlerine girer. * Kesintisi yapı lmamı ş . Frenk lâhanas ı (Brassica oleracea gemmifera). Çokluk biçimi bunlar). bu kadar * bu denli. bu birkaç gün içinde. risale. bu haysiyetle * bu bakı mdan. yakmaç. * Kabı ile darası çı karı lmadan tartı lan (ağ ı rlı k). Brüksel lâhanası * Ceviz büyüklüğ ünde bir lâhana türü. küçük kitap. * En yakı nda bulunan bir varlı ğ ı veya biraz önce anı lan bir ş eyi i ş aret yolu ile belirtmek için kullanı lı r (Çekim sı rası nda bunu. Bruxelles lâhanas ı * Bkz. bu kabil * bu gibi.* Kadı nları n tak ı ndı klar ı süs iğ nesi. bro ş ür * Sayfa sayı sı az. ş ahadetname. bu gözle * bu anlayı ş la. bu arada * Bu süre içinde. bu kabilden * gibi. bu (veya ş u) kadar * bir sayı dan sonra gelerek o sayı dan artı k miktarı bildirir. * Diploma. bu tarzda. çeş idinden. * Birlikte. Brüksel lâhanası . bu * Yerde. bu gidi ş le * bu biçimde. bu günlerde * içinde bulunduğ umuz zamanda. beraber. bu abdestle daha çok namaz kı lı nı r * bir tutum veya davranı ş ı n etkisinin sürekli olacağ ı nı anlat ı r.65 mm lik otomatik tabanca. bu cümleden * bunlar arası nda. zamanda veya söz zincirinde en yakı n olanı gösterir.

bu sı cağ a kar mı dayan ı r? * aş ı rı harcamalarla eldeki imkânları n tükeneceğ ini anlatı r. bu arada. bu ne perhiz bu ne lâhana tur ş usu! * sözleri ve davranı ş ları birbirini tutmuyor. her tarafta. . bir müdürle yönetilen bölümlerinden her biri. bu türlü * böyle. nahiye. ve yarı m. * Kesirli. çeliş iyor. * Kenar.bu kadar kusur kadı kı zı nda da bulunur * üzerinde durulmaya değ meyecek kadar küçük bir kusurdur. bu sefer * Bu defa. * Dalı n gövde içindeki baş langı ç yeri olan ve tahtalarda görülen yuvarlak koyuca renkte sert bölüm. * Ağ acı n dal olacak sürgünü. bucak bucak kaçmak * bir olay. kutu. *İ lçelerin. bu biçimde. buat * Elektrik akı mı devrelerinde birle ş tirme yapmak veya ak ı mı bir veya daha fazla kollara ay ı rmak için kullan ı lan araç.. köş e. tek ba ş ı na kullanı lmaz) . bu yüzden * bundan dolayı . bu kez. budak özü * Taze sürgün. bir durum veya bir kimseyle karş ı laş mamaya çalı ş mak. bucak bucak aramak * her yerde aramak. her yanda. bubi bucak * Küçük bir dokunma ile patlayan. bu meyanda * Bkz.. bunun için. budak deliğ i * Tahtalardaki budak yerinin çı karı lmas ı ndan sonra açı lan boş luk. kamufle edilmiş bombadan oluş an bubi tuzağ ı teriminde geçer. buçuk buçuklu budak * (sayı ve üleş tirme s ı fatları ndan sonra gelir. bucak bucak * Her yerde. bu meyanda * Bu arada. * Dal. yer.

. budanı ş * Budanmak iş i veya biçimi. * Bir ş eyi eksiltmek. budala gibi davranmak. budalaca. budalalı k etmek * akı lsı zca davranmak. budanmak * Budamak iş ine konu olmak. dallanmak. budala budala * budala gibi. * Yeni filiz sürmesi için bir bitkinin dalları nı kesmek. asma gibi bitkilerin dalları nı kesmek. budalalı k * Budala olma durumu. budalaca * Budalaya yakı ş ı r (biçimde). * Budalaca yapı lan i ş .budaklanma * Budaklanmak iş i. * Budamak iş i. budala * Zekâca geri. budalalaş mak * Budala duruma gelmek. * Zekâca geri olan kimse. budatmak * Budamak iş ini yapt ı rmak. budaklanmak * Budak sürmek. budatma * Budatmak iş i. Buddhist * Buddhizm dininden olan kimse. azaltmak. budanma * Budanmak iş i. budalacas ı na budalalaş ma * Budalalaş mak iş i. budama budamak * Daha çok ürün almak veya düzgün bir biçim vermek amacı yla ağ aç. * Bir ş eye a ş ı rı ölçüde düş kün. dalları nı kı saltmak. * (güreş te) Rakibinin ayakları nı bir ayak oyunu veya vuruş u ile yerden kesmek. budaklı * Budağ ı olan.

*İ çinde bulunduğ umuz günde. Budist * Bkz. budun bilimi * Etnoloji.Buddhizm * Tabiatüstü kiş ileş miş bir tanr ı düş üncesi yerine. budun kavim. budun bilimci * Budun bilimi uzmanı . etnik. bugün yapı lan. bugün bana ise yarı n sana * bugün birinin baş ı na gelen kötü bir durumun. nerede ise. *İ çinde bulunduğ umuz çağ . bugünden tezi yok * hemen ş imdi. bugün olan. budun bilimsel * Etnolojik. boy ve soy bak ı mı ndan da birbirine bağ lı insan topluluğ u. Hindistan ve Çin'de yaygı n olan. * bugüne değ in. *İ çinde bulunduğ umuz gün. ı rkiyat. kavmiyat. bugünkü tavuk yarı nki kazdan iyidir . içinde bulundu ğ umuz zamanda. daha sonra baş kası nı n da ba ş ı na gelebileceğ ini hatı rlatmak için söylenir. bugünkü * Bugüne özgü. bugün yar ı n * çok yakı nda. bugünkü günde *ş imdi. zaman. Buddhist. "ş unu iyi bil ki" anlam ı nda kullanı lı r. salt varl ı ğ ı koyarak onun insanda arzu biçiminde belirdi ğ ini. ş imdiki ş artlarda. budun betimi * Etnografya. ı st ı raptan kurtulmak için var olmaktan vazgeçmek gerekti ğ ini ileri süren. * Ulus. bugünden yarı na * az zaman sonra. * Araları nda töre. bundan da ı st ı rabı n doğ duğ unu. dil ve kültür ortaklı ğ ı bulunan. budunsal bugün * Kavmî. millet. derhal. budun betimci * Etnograf. Buddha'nı n ileri sürdüğ ü mistik dünya görüş ü ve din. * bugün yaş ayanlardan gelecek kuş aklara. bugüne bugün * "unutma ki". etnolog.

buğ daysı meyve. . * Bu mantarı n buğ day ve benzeri bitkilerin yapraklar ı nda oluş turdu ğ u hastal ı k. buğ daysı tane * Bkz. iki hörgüçlü deve. patates. yulaf. buğ day biti * Yarı m kanatlı lardan. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı hastalı k. buğ day rengi * (ten için) Açı k esmer. pirinç. ayr ı k ve çayı r otlar ı . buğ day sürmesi * Buğ day baş aklar ı ndan oluş an ilkel mantar (Tilletia tritici). arpa. buğ day baş ak verince orak pahaya çı kar * ihtiyaç duyulan ş ey değ er kazanı r. pancar tarlaları nda yaş ayan göçücü bir kuş (Luscinia svecica cyanecula). * Bu bitkinin baş aktan ayrı lmı ş tanesi. buğ day güvesi * Tahı la zarar veren küçük bir kelebek (Tinea granella). ekin biti (Sitophilus granarius). mı sı r. buğ daysı meyve. buğ day benizli * Açı k esmer. buğ daysı * Buğ dayı andı ran. buğ day unu * Yabancı maddelerinden temizlenmiş ve tavlanmı ş buğ dayları n tekniğ ine uygun olarak öğ ütülmesiyle elde edilen bir ürün. zarı ndan ayr ı lmayacak derecede kaynaş mı ş olan tohum izlenimi veren bir kuru meyve. bugünlük * Bugün için. buğ daysı tohum * Bkz. ekinlere zararlı bir böcek. bugünlük yar ı nlı k * çok yakı nda olması beklenen ş eyler için söylenir. vücudu yeş il. baş ı siyah. bambu olan. kamı ş . buğ daygiller * Bir çeneklilerden. buğ daysı meyve * Çok ince olan kabuğ u. çavdar. çiçekleri ba ş ak durumunda büyük bir bitki familyası . örneğ i buğ day.* sağ lanmı ş bir kazanc ı n umulan daha büyük bir kazanca feda edilmemesini ö ğ ütler. buğ ra * Erkek deve. buğ daycı l * Bataklı k yerlerde. buğ day pası * Pas mantarı gillerden asalak bir mantar (Puccinia graminisi). buğ day * Buğ daygillerin örnek bitkisi (Triticum).

buğ ulama * Buğ ulamak iş i. buğ ulanmı ş . buğ uya tutmak. * Buğ uda piş miş (yemek). buğ usu üstünde * sı cak sı cak. dalgı n bakı ş lı olan (göz). tephirhane. buğ ulu buğ ulu * Nemli. buğ ulu * Üzerinde buğ u bulunan. dolu dolu.buğ u * Isı etkisiyle gaz durumuna geçen sı vı . * Süzgün. domates. buğ ulandı rma * Buğ ulandı rmak iş i. buğ u evi buğ u kebabı * Et. buğ u ile kaplanmak. * Bazı yemekleri buğ u ile piş irmek. * Soğ uk bir cisim üzerinde ince bir tabaka durumunda yoğ unla ş mı ş sı vı . buğ ulandı rmak * Buğ ulanması na yol açmak. buğ ulaş mak * Buğ u durumuna gelmek. buğ ur * Buğ ra. buğ ulamak * Buğ udan geçirmek. buharlaş ma. buhar * Isı etkisiyle sı vı lar ı n ve baz ı katı ları n dönüş tükleri gaz durumu. buğ ulanma * Buğ ulanmak i ş i. * Hastalı k dolayı sı yla mikroplu sayı lan e ş yan ı n sı cak bu ğ u ile temizlendiğ i yer. buğ ulaş ma * Buğ ulaş mak iş i. sar ı msak. . sı caklı ğ ı azalmamı ş durumda. buharla ş mak. yaş lı . buğ ulanı ş * Buğ ulanmak i ş i veya biçimi. kekik ve baharat kullanı larak hiç su konmadan hazı rlanan bir et yeme ğ i. buğ ul buğ ul * Buğ u çı kararak. arpacı k soğ anı . buğ ulaş tı rı cı * Suyu buğ u durumuna getirmek için kullan ı lan (araç). buğ ulanmak * Üzerinde buğ u olu ş mak.

* Dalgı nla ş mak. buğ ula ş ma. buharlaş tı rmak * Bir sı vı yı kaynatarak buhar durumuna getirmek. buhar kurutucusu * Buhar içerisindeki su damlacı klar ı nı ayı ran ve kuru buhar elde edilmesini sağ layan araç. buharlaş mak * Buhar durumuna dönüş mek. tebahhur etmek. * Buhar gücü ile çalı ş an. buharlaş ma noktası * Bir sı vı nı n kaynat ı lma sonucunda buhar durumuna geçme derecesi. buharlayı cı * Buhar hâline getiren (makine vb. kaybolmak. buharlaş ma * Buharlaş mak iş i. buhar valf ı * Buharlı ı sı nma sisteminde. . buhran geçirmek * bunalı m geçirmek. tebahhur. buhar olmak * yok olmak. buhar makinesi * Buhar bası ncı yla iş leyen makine. buharlı ı sı tma * Buharı n ta ş ı dı ğ ı ı sı dan yararlanarak yap ı lan ı sı tma.buhar kazanı * Buhar elde etmekte kullanı lan kazan. kalorifer dairelerinde buhar ak ı ş ı nı kesmeye ve dengelemeye yarayan alet.). bunluk. buharlı * Buharı olan. buharlı gemi * Buhar gücüyle çalı ş an gemi. kriz. buharlı makine * Buharla çalı ş an makine. buharlaş tı rı cı * Buharlaş ma iş lemini gerçekleş tiren alet. hayaller içinde kalmak. buharlaş tı rma * Buharlaş tı rmak i ş i. buharlı ütü * Çı kardı ğ ı buharla kuru çamaş ı rları ütülemeye hazı r duruma getiren ütü. buharlı tren * Buhar gücüyle çalı ş an tren. buğ ula ş mak. buhran * Bunalı m. * Bir sı vı yı ince damlacı klar durumunda dam ı tmak.

buhur * Dinî törenlerde yakı lan kokulu ağ aç vb. buji * Patlamalı motorlarda gazı tutu ş turmaya yarayan elektrikli araç. 20-30 cm boyunda. rayiha. bilek. tütsü. buhurdan * Buhurluk. buhranlı * Bunalı mlı . * Bilekleri beyaz olan (hayvan). siklâmen. maddeler. buka ğ ı vurmak * bukağ ı takmak. buka ğ ı lamak * (hayvan için) Ayağ a bukağ ı takmak. .buhrana tutulmak * buhran geçirmek. buka ğ ı * Ağ ı r cezalı lar ı n ayakları na takı lı p ucuna pranga bağ lanan demir halka. buka ğ ı lı k * Hayvanları n ayağ ı na bukağ ı takı lacak yer. bukanak buke * Ayak. * Çı karı na göre davran ı ş ı nı . buka ğ ı lı * Ayağ ı nda buka ğ ı bulunan. buka ğ ı lama * Bukağ ı lamak i ş i. bukalemun gibi renkten renge girmek * sürekli düş ünce değ iş tirmek. görüş ünü değ iş tiren kimse. hareketleri yava ş . buhurumeryem * Tavş ankulağ ı . demir köstek. * Kaçmaması için hayvanları n ayağ ı na tak ı lan zincir. buhurdanlı k * Buhur yapmak için kullanı lan araç. kaya keleri (Chamaeleo chamaeleon). buhurluk *İ çinde tütsü için kullanı lan maddeler yakı lan kap. renk değ iş tirmesiyle ünlü sürüngen türü. bukalemun türlerini içine alan bir familyası . * Güzel koku. bukalemun * Bukalemungillerden. bukalemungiller * Sürüngenler sı nı fı nı n renklerini bulundukları yerin rengine uyduran.

nefret uyandı ran. * Yenge. * Bu koyulukta yapı lan çeş itli hamur yemekleri. bukran bul bula bulamaç bulamak * Bir nesnenin her yanı nı bir ş eye de ğ direrek üstünü onunla kaplamak. kı vrı mlı saç. oradan buradan toplanmı ş . bukleli (saç). * Sulu. * Tiksindirici. * Bu iplikten dokunmuş (giyecek).buket bukle * Çiçek demeti. bir nesneyi baş ka bir maddeye batı rmak. bulada bulak bulama * Büyük piliç. bir ş eyi. buland ı rı lmak * Bulandı rmak i ş i yap ı lmak. * Bükülmüş iplik. cı vı k hamur. bukleli * Kı vrı mlar ı olan (saç). . bulanması nı sağ lamak. bir kimseyi) bulmak * var olanları n en değ ersizini seçmek. bula bula bunu (onu. * Kirletmek. * Genellikle üzüm ş ı rası nı n kaynat ı lmas ı ile yapı lan koyu pekmez. pı nar. * Kaynak. * Küçük lüle durumunda. amca veya dayı karı sı . buklesiz buklet * Kı vrı mlar ı olmayan (saç). buland ı rmak * Bulanması na yol açmak. * Bulamak iş i. bukle bukle * Kı vrı m kı vrı m. * Yalnı z iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta. * kötü bir raslantı yı anlatmak için kullanı lı r. * Saraçları n kullandı ğ ı yün k ı rpı ntı sı . buland ı rı cı * Bulantı veren. * Karı ş ı k.

* Parlaklı ğ ı nı ve açı klı ğ ı nı yitirmek. * Bulutlu. bulant ı vermek * (içini.*İ ki veya daha çok ş eyi birbirlerinden fark edilmeyecek biçimde karı ş tı rmak. * Niteliğ i tam anla ş ı lmayan. bulan ı kça * Biraz bulanı k olan. mide içi) Bulantı sı olmak. * (bakı ş ) için. * (iç. bulan ı klaş tı rmak * Bulanı k duruma getirmek. etki. bulant ı * Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum. * Bulanmak iş i. bula ş ı k bezi * Bulaş ı kları yı kamak için kullan ı lan bez. bulaş an. çok duru olmayan. kapalı . bulan ı klı k * Bulanı k olma durumu. * Yapı ş kan. kal ı ntı . sulu. sri. bula ş ı k deniz . net olmayan. duru olmayan. bula ş ı k adam * Yolsuz. *İ z. bulan ı klaş mak * Bulanı k olmak. * Karı ş mak. fersiz. bulanmak * Bulamak iş ine konu olmak. * Bulaş mı ş olan. Donuk. bulan ı ş bulanma * Bulanmak iş i veya biçimi. her yanı bir ş eyle kaplanmak. bula ş ı k * Yiyecek veya içecekte kullanı lan yı kanmamı ş mutfak eş yası veya kap kacak. bulan ı k * Bulanmı ş olan. bulan ı klaş ma * Bulanı klaş mak iş i veya durumu. midesini) bulandı rmak. bulaş ı cı * Birinden ba ş kas ı na geçen. uygunsuz iş ler yapan. bula ş ı cı hastalı k * Mikrop yolu ile yayı lan hastalı k. * Duruluğ unu yitirmek. * Açı k seçik görünmeyen. sataş ma al ı ş kanlı ğ ı olan kimse. anlamsı z.

*İ stenilmeyen bir madde bir ş eye sürülmek. bula ş ı k makinesi * Bulaş ı k yı kamaya yarayan alet. okul. temizleme ve arı tma özelli ğ i bulunan toz. bula ş ı k suyu * Bulaş ı k yı karken kullanı lan su. * Sataş ma. üzerine sürülen bir ş ey yüzünden kirlenmek. bula ş ı kçı lı k * Bulaş ı kçı nı n iş i. sirayet etmek. bula ş ı k suyu gibi * (sulu yiyecek ve içecekler için) kötü hazı rlanm ı ş . bula ş ı lmak * Bulaş mak i ş ine konu olmak. uygunsuz. * (hastalı k) Geçmek. bula ş ı k tozu * Bulaş ı kları yı karken kullanı lan. bula ş mak * Bir nesne. tadı tuzu olmayan. bula ş ma * Bulaş mak i ş i. yapı ş kan. . bula ş ı kçı *İ ş i kirli kapları yı kamak olan kimse. bula ş ı k deterjanı * Bulaş ı k tozu. bula ş ı k iş * Yolsuz. bula ş ı klı k * Bulaş ı k olma durumu. otel gibi yerlerde bulaş ı k yı kamaya ayrı lan özel bölüm. kavga etme alı ş kanlı ğ ı olan. bula ş ı k makinesi tuzu * Bulaş ı k makinelerinde suyun içinde veya yı kananları n üzerinde kireç kalı ntı lar ı nı yok eden kimyasal bileş im. bula ş kanlı k * Bulaş kan olma durumu. bula ş kan * Bulaş tı ğ ı yerden kolay temizlenemeyen. bula ş ı k eldiveni * Bulaş ı k yı karken kullanı lan plâstikten yapı lmı şgeçirimsiz eldiven. bula ş ı khane * Kı ş la.* Mayı n tehlikesi olan deniz. bula ş ı lma * Bulaş ı lmak iş i veya durumu. kirli iş . bula ş ı k gemi * Tayfaları nda veya içindeki yolcular arası nda bulaş ı cı hastalı k bulunan gemi.

sataş mak. tedirgin etmek. bula ş tı rı lma * Bulaş tı rı lmak i ş i veya durumu. buldurtmak * Bulması nı veya buldurmas ı nı sa ğ lamak. bula ş tı rma * Bulaş tı rmak iş i veya durumu. bula ş tı rı lmak * Bulaş tı rmak iş ine konu olmak. buldurtma * Buldurtmak iş i. buldukça bunar (veya bulmuş da bunuyor) * bulduğ uyla yetinmiyor da daha çoğ unu istiyor.* Çatmak. bulatmak buldok * Köpekgillerden. buldurma * Buldurmak iş i. buldumcuk * Sonradan görme. netice. *İ stemeden veya rastlantı sonucu bir iş e karı ş mak. Bulgar * Slâvları n güney kolundan olan bir halk veya bu halkı n soyundan olan kimse. bulgu * Var olduğ u hâlde bilinmeyeni bulup ortaya çı karma i ş i ve bu iş in sonunda elde edilen ş ey. tekerlekli veya tı rtı ll ı bir yol makinesi. buldozer * Önündeki geniş bı çakla topra ğ ı sı yı rı p engebeleri kald ı ran. * Bulaş tı rmak. * Bulgaristan'a özgü olan. Bulgarca * Bulgar dili. Bulgaristanl ı * Bulgaristan halkı ndan olan ( kimse). . iri ve güçlü bir köpek türü (Canis familiaris molosus hibernicus). Bulgaristanla ilgili olan. * Araş tı rma verilerinin çözümlenmesinden çı kar ı lan bilimsel sonuç. bula ş tı rmak * Bulaş mas ı na yol açmak. buldumcuk olmak * bir ş eye sonradan ulaş ı nca ş ı marmak. burnu bası k. alt çenesi üsttekinden uzun. buldurmak * Bulmak iş ini yaptı rmak. bulgari * Dört telli bağ lama.

bulgurculuk * Bulgurcunun iş i veya mesleğ i.* Vücuttaki iş levsel bir bozuklu ğ un. bulgurcuk * Güneş yüzeyinde teleskopla seçilebilen küçük. * Yeni olayları ve bilgileri bulma yöntemi ve öğ retisi. ebe bulguru. soğ an. bulgurlanma * Bulgur taneleri gibi küçük parçalara ayrı lma. bulgurlamak * Bulgur tanaleri gibi küçük parçalara ayı rmak. ö ğ rencilerin kendilerinin bulmas ı nı sa ğ layan ö ğ retim yöntemi. bulgurcu * Bulgur yapan ve satan kimse. bulgulama * Bulgulamak iş i. bulgur çorbası * Domates. * Sert ve ufak taneler durumunda yağ an kar. dairesel görünü ş lü parçac ı klardan her biri. * Bulmak iş i. semptom. . bulgur bulgur * Bulgur tanesi gibi. taze biber. bulgurlu köfte *İ nce bulgurla yoğ rulmu ş köfte. bulgur. bulgurlu pilâv * Bulgurla piş irilen pilâv. bulgusal * Bulguyla ilgili. allak bullak. hastalı ğ ı n belirlenmesine yarayan olgu veya olay. nak ı ş gibi iş lerle uğ ra ş anlara ş aka yollu söylenir. Bulgurlu'ya gelin mi gidecek? * gereğ i yokken ivedi ve sürekli olarak dikiş . bullak bulma * Bkz. bulgulamak * Yeni olayları ve bilgileri bulmak. bulguya ait. bulgurluk * Bulgur yapmaya elveriş li. bulgur * Kaynatı lı p kurutulduktan ve kabuğ u çı karı ldı ktan sonra k ı rı lan buğ day. araz. * Güneş yüzeyinde bulgurcuk denilen taneciklerin kaynaş ması olay ı . bulgurlama * Bulgurlamak iş i. bulgusal yöntem * Öğ retilmek istenen ş eyi. tereyağ ı ve salça kullanı larak hazı rlanan bir çorba türü.

bir yargı ya varmak. * Konu. yaratmak. * Sağ lamak. *İ lk defa yeni bir ş ey yaratma. kusur için) Yüklemek. suç. icat. * Kaybedilen bir ş eyi yeniden ele geçirmek. bulunmak * Bulmak iş ine konu olmak. bunları n iş leniş inde yeni bir yol tutma. * Bir yer. * (bir yerde) Olmak. bulundurmak * Var olması nı . * Bilinen bilgilerden yararlanarak daha önce bilinmeyen yeni bir bulguya ulaş ma veya yöntem geliş tirme. * Varlı ğ ı bilinmeyen bir ş eyi ortaya ç ı karmak. bir bulu ş yapan kimse. icat. bulûğ a ermek * erinleş mek. * Cezaya uğ ramak. * Hatı rlamak. düş ünce ve hayalde baş kaları nı n etkisinden sı yr ı larak. bir ş eyle. may ı nları . ula ş mak. *İ lk kez yeni bir ş ey yaratmak. temin etmek. bulup buluş turmak * çaba göstererek sağ lamak. . bir kimse ile karş ı laş mak. *İ stenilen ş eye kavuş mak. duygu. radyoaktif mineralleri. * Herhangi bir durumda olmak. * Arayarak veya aramadan. * Gazları . nail olmak. bulunmaz Hint kuma ş ı * çok az bulunduğ u ve çok de ğ erli olduğ u sanı lan ş ey. icat etmek. * Seçmek. * Herhangi bir görüş e. bulundurma * Bulundurmak iş i. uygun saymak. * Bir ş eyi bulan. * Sokakta bulunup alı nan çocuk. baliğ olma. bulunma * Bulunmak iş i. güç bulunan. buluntu * Kazı veya araş tı rmalarla ortaya çı karı lmı ş olan. bulûğ ça ğ ı * Ergenlik çağ ı . detektör.bulmaca bulmak * Çeş itli biçimlerde düzenlenen ve düş ündürerek. aratarak buldurmayı amaç edinen oyun. * Eksik etmemek. keş fetmek. bazen de rast gelinerek bulunan eski çağ lardan kalma eş ya. * (kabahat. erinlik. benzersiz. hazı r bulunması nı sağ lamak. * Bulunmaz. bir noktaya eriş mek. * Eriş mek. buluş * Bulmak iş i veya biçimi. bulucu bulûğ * Erin olma. kâş if. eş siz. bir ş eyi elde etmek. manyetik dalgaları bulmaya yarayan araç.

buluş ulmak * Buluş mak i ş i yapı lmak. * Uzayda ekseni çevresinde yavaş ça dönen. * Kavuş mak. bulutçuk * Küçük bulut. bulut * Atmosferdeki su damlacı kları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğ unluk kazanması yla olu ş an. bulutsu bulutsuz buluttan nem kapmak * en küçük bir ş eyden alı nmak. * Keder. bulutlanma * Bulutlanmak iş i. çok alı ngan olmak. biçimleri. * (bellek için) Karı ş ı k. berrak. bulutlanmak * Bulutlarla kaplanmak. yükseklikleri ve yol açtı klar ı hava olayları yla birbirinden ayr ı lan yı ğ ı nlar. buluş ma yeri * Buluş ulacak yer. * Bulutu bulunmayan. bulutlanmı ş . bulutlu * Bulutlarla kaplanmı ş . buluş turmak * Bir araya gelmelerini sağ lamak. nebülöz. buluş mak * Bir araya gelmek. * Herhangi bir ş eyden oluş an yoğ un y ı ğ ı n. buluş ma * Buluş mak i ş i. bulvar . açı k. buluş turma * Buluş turmak i ş i. bulut gibi * çok sarhoş . * Önceden belirlenmiş bir yer ve zamanda bir araya gelmek. bir araya getirmek.buluş hakkı * Bir buluş un veya o buluş u uygulama alanı nda kullanma hakkı nı n bir kimseye ait olduğ unu gösteren belgeye karş ı lı k kazanı lan hak. k ı zgı n gaz ve tozlardan oluş muş gök varl ı ğ ı . karş ı la ş mak. net olmayan. * Üzerinde bulut varmı ş gibi bulanı k görünen. hüzünlenmek. endiş e. * Kederlenmek. buluş ulma * Buluş ulmak i ş i.

gerginli ğ i olan. bunal ı ma düş mek * ruhî bakı mdan gerginlik veya s ı kı ntı içine girmek. bunluk. bunak gibi. a ğ açtan yap ı lma bir av aracı . çalı ş ma gücünün azalmas ı gibi sebeplerle ortaya ç ı kan iktisadî durum. satı ş değ erlerinin dü ş mesi. * Bir hastalı kta iyileş me veya ölümle sonuçlanan. kı yma. bunal ı m geçirmek * herhangi sebeple oluş an bunalı mı yaş amak. . bunaklı k bunal ı m * Doğ al bir süreçte birdenbire oluş an aykı rı lı k. * Soğ uğ un girmesini önlemek için kapı ve pencere aralı klar ı na takı lan. buhran. * Bu bağ ı rsağ a ciğ er. bumbar * Büyükbaş ve küçükbaş hayvanları n kalı n bağ ı rsağ ı . bunal ı ş * Bunalmak iş i veya biçimi. bunak bunakça * Bunamı ş olan (kimse). bumbuz * Çok soğ uk. bunal ı mlı * Gerginlik. içi pamuk dolu. uzun bez kı lı f. kriz. iyice buruş muş olan. buna * Bu zamirinin yönelme eki almı ş durumu. buhran. matuh. ateh getirmiş olan (kimse). geniş cadde. kriz. yeniden seçip alarak. bumerang * Kı vrı k bir sopaya benzeyen ve f ı rlat ı ldı ğ ı nda geri dönen. bumlama * Bumlamak iş i. biraz bunak. kriz. sı kı ntı veren. buna değ di (idi) buna değ medi (idi) diyerek * birçok ş ey arası ndan. bumlamak * Lâstik tı rnakları nı n janta iyi oturmaması ndan dolayı jantı n iç lâstik üzerine basması sonucu lâstik patlamak. iyilerini seçmeye ba ş lamı ş ken önce beğ enmeyip bı raktı kları nı da sonradan. * Bunağ a yak ı ş ı r (bir biçimde). bun * Sı kı nt ı . * Bunağ a benzer. * Çoğ unlu ğ a iliş kin satı n alma gücünün durması . birdenbire olan fizyolojik değ iş iklik.*Ş ehir içinde ağ açlı . * Bunak olma durumu. * Tehlikeli sonuç doğ urabilecek gerginlik. bumburuş uk * Çok. * Ruhî yönden sonucu tehlikeli olabilecek durum. pirinç veya bulgur doldurularak yapı lan yemek.

bunaltma * Bunaltmak iş i. alkolizm gibi dı ş sebeplerden veya yaş lı lı k. genellikle tahtadan yapı lmı ş . bunda bir iş var * olayı n bir iç yüzü. . iç sı kı ntı sı . bundan böyle * bundan sonra. bunamak * Frengi. damar tı kanması gibi iç sebeplerden ileri gelen. sı kı cı . bungalov * Hindistan'da tek katlı . zihnî bağ ı ntı nı n kopması . bunama * Frengi. * Genellikle tahtadan yapı lmı ş . bundan * Bu zamirinin çı kma eki alm ı ş durumu. çok tedirgin olmak. bundan iyisi can sa ğ lı ğ ı * bu en iyisidir. bunalt ı lma * Bunaltı lmak i ş i veya durumu. bunalmak * Soluk alması güçleş mek. damar tı kanması gibi iç sebeplerle zihnî bağ ı ntı kopmak. durumun gizli bir yönü var. * Bu kadar.bunalma * Bunalmak iş i. bunalt ı * Sı kı nt ı . bunda * Bu zamirinin kalma durumu. tek katlı ev. bunay ı ş bunca * Bunamak iş i veya biçimi. ateh. * Çok sı kı lmak. veranda ile çevrili ev. bu denli. bunaltmak * Bunalması na yol açmak. bunalt ı lmak * Bunalması na yol açı lmak. ateh getirmek. sı kı ntı veren. bunalt ı cı * Boğ ucu. alkolizm gibi dı ş sebeplerden veya yaş lı lı k. çok. bunca ğ ı z * Bunun gibi. daha iyisi olamaz. * Epey.

bununla birlikte * Buna ek olarak. * Beğ enmemek. bungunlaş tı rmak * Bungun hâle getirmek. bunlar * Bu zamirinin çoğ ul eki almı ş durumu. . * Bu yerde. burası * Bu yer. azı msamak. * Bunalı m. * Sı kı nt ı lı . buradan * Buradan. * Çok yakı n ve belirli bir yeri gösterir. burac ı kta burada buraday ı m diye ba ğ ı rmak * göze çarpacak bir yerde bulunmak. * Bunun böyle olduğ una bakmayarak.bungun * Sı kı nt ı lı . bunun * Bu zamirinin tamlayan durumu. bural ı * Bu memleketli. burdan biçimlerinin kullan ı ldı ğ ı da görülür. bura ğ an buralar * bu yerler. küçümsemek. bu yerin halkı ndan. * Kalma ve çı kma durumlar ı nda orta hecenin düş tüğ ü ve burda. * Güçlü esen rüzgâr. koku gibi havada yayı lan ş eyler için) Pek çok. sı kı ntı . bura. bunlu bunluk bunmak bunu * Bu zamirinin belirtme eki almı ş durumu. bura * (bu ve ara kelimelerinden) Bu yer. buram buram * (duman. bunun burası * dikkati çekmek için "burası " anlamı nda kullanı lı r.

çelik alet. Kova. * Baklagillerden. ı tı r. * Tel ve bitkisel halatları n pus (2. burgaç burgata burgu * Anafor. * Tahtada belirli delik açmaya yarayan delgiye takı lı sarma. Akrep. * Telli sazlarda. tirbuş on. * Ökse otu. * Zodyak üzerinde yer alan on iki takı m yı ldı za verilen ortak ad. burgacı k * Bkz. Boğ a. * Tı pa çekmeye yarayan. \343 Zodyak. * Yerin orta ve derin katmanları na inebilmeyi sağ layan delici alet.54 cm) olarak çevresini belirten birim. kargacı k burgac ı k. keskin. İ kizler. burç * Kale duvarlar ı ndan daha yüksek. yuvarlak. burgulama * Burgulamak iş i. Balı k) e ş it aral ı klarla da ğ ı tı ld ı ğ ı ku ş ak. burgulanmak * Burgulamak iş ine konu olmak. Terazi. burdurmak * Burmak iş ini yaptı rmak.burcu * Güzel koku. taneleri hayvan yemi olarak kullanı lan y ı llı k bir yem bitkisi (Vicia ervilia). Aslan. . burgulu * Burgusu olan. dört köş e veya çok kö ş eli kale çı kı ntı sı . burdurma * Burdurmak iş i. girdap. telleri germeye yarayan mandal. Yengeç. burcumak * Güzel koku yaymak. Yay. burç burçak burçlar ku ş ağ ı * Gök küresinde tutulma çemberinin geçtiğ i ve üzerinde on iki burçun (Koç. burgulamak * Burgu ile delmek. Ba ş ak. pek güzel. burgu ile delinmek. yivli. burcu burcu * (koku için) Güzel güzel. burgulanma * Burgulanmak iş i. burgu makarna * Burgu biçiminde dökülmüş ve f ı rı nlanmı ş makarna. * Bu bitkinin mercimeğ e benzeyen tanesi. delik açmak. O ğ lak. ucu sivri ve helis biçiminde demir alet.

* Burkma iş ini yapan. * Bir ş eyi iki ucundan tutup ekseni çevresinde çevirerek bükmek. * Vücuttaki organlardan biri birdenbire kendi eklemi üzerinde dönmek. burjuvaya yakı ş an biçimde. burjuvaca * Burjuva gibi. burjuva *Ş ehirlerde yaş ayan. * Burulmuş . * Sarı ğ ı burma tatlı sı nı n bir adı . burhan * Kanı t. burlesk * Sanat alanı nda ve özellikle edebiyatta rastlanan. burjuvazi burkma * Burkmak iş i. burjuval ı k * Burjuva olma durumu. * Hadı m etme. kent soyluluk. burgusuz * Burgusu olmayan. burjuva edebiyatı * Orta s ı nı f halk kesimine hitap eden edebiyat. burkucu burmak . * Burularak yapı lmı ş bilezik. burkulma * Burkulmak iş i. burkulmak * Burkmak iş ine konu olmak. üzmek. burma * Burmak iş i. * Kuru incir. * Belgit. * Yaş iken burularak kurutulan ot. * Üzücü. * Üzüntü duymak. komikliğ e dayanan bir tür. i ğ diş etme. özel imtiyazlardan yararlanan ş ehirli. kı vrı lmı ş . burkmak * Burarak çevirmek. burularak yapı lmı ş . * Musluk.* Burgulanmı ş olan. * Burgulanmamı ş olan. * Eğ rilmek için bükülmüş yün. * Burjuva sı nı fı . kent soylu. * Burkulmak. * Acı vermek. * Orta sı nı ftan olan kimse.

* (mide. kaçamak bulamayacağ ı duruma getirmek. çok huysuz olmak. sonradan gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak. burnundan k ı l aldı rmamak * kendisine hiç söz söyletmemek. burnundan düş en bin parça olmak * çok ası k suratlı olmak. burnu havada (veya kaf da ğ ı nda) (olmak) * çok kibirli (olmak). burnunu k ı rmak * birini güç durumda bı rakarak büyüklenmesini veya direni ş ini yok etmek. * umduğ unu bulamamak. burnu bile kanamamak * tehlikeli bir durumdan yara bere almadan kurtulmak. iğ diş etmek. burnu yere dü ş se almaz * kendini beğ enmi ş . burnu k ı rı lmak * büyüklenemez duruma gelmek. burnundan yakalamak * birini yönetimi altı na almak. burnundan (fitil fitil) gelmek * elde ettiğ i güzel ş ey. burnu sürtülmek (veya burnu sürtmek) * sı kı ntı çektikten sonra daha önce be ğ enmediğ i bir durumu kabul etmek. bağ ı rsak) Sancı mak. burnu büyümek * kibirlenmek. burnu büyük * kibirli. burnu havada * kendini çok beğ enmiş (olmak). sı kı ntı vermek. burnaz *İ ri ve uzun burunlu. * Üzmek. . burnundan solumak * çok öfkelenmiş olmak. burnunda (veya gözünde) tütmek * çok özlemek. burnundan ayr ı lmamak * yanı ndan gitmemek. burnuna girmek * birine çok sokulmak. kibirli. uzaklaş mamak.* Hadı m etmek. burnunu çekmek * sümüğ ünü çekmek. gururundan vazgeçmek. * Ağ za kekre tat vermek. büyüklenmek. amac ı na ulaş amamak.

bursu olmayan. burnunun dikine (veya do ğ rusuna) gitmek * öğ üt dinlemeyerek kendi bildiğ i gibi davranmak. çalı lı k yer. burnunun yeli harman savurmak * büyüklenmek. buruk * Burulmuş olan. burslu burssuz burtlak buru * Sancı . burnunun dibine sokulmak * çok yaklaş mak. burnunun ucundan ötesini (veya ilerisini) görmemek * kı t dü ş ünceli olmak. kibirlenmek. * Taş lı k. çok üzülmek. burnunun dibi * çok yakı nı . * Bu amaçla vakfedilmiş paran ı n veya mal ı n geliri. iyice yaklaş mak. buruntu. * çok öfkelenmek. gücenmiş (kimse). bursu olan. burukça * Tadı biraz buruk olan.burnunu s ı ksan canı çı kacak * çok zayı f ve güçsüz kimseler için kullanı lı r. ödenen aylı k para. * Uygun olmayan ş artlar sonucu dönerek büyüyen ağ acı n kerestesi. burs * Bir öğ rencinin öğ renimini yapması veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü art ı rması için belli bir süre devlet veya özel kuruluş larca. * Burs alan. * Alı narak küskünlük gösteren. burnunun dire ğ i kı rı lmak * çok pis bir koku duyarak tedirgin olmak. burnunun dire ğ i sı zlamak * (maddî veya manevî) çok acı duymak. * Burs almayan. * Tadı kekre olan. buruk buruk * Buruk bir biçimde. burnunu sokmak * gerekmediğ i hâlde her iş e karı ş mak. burnunun ucunu görmemek * çok sarhoş olmak. burukla ş ma .

burukla ş mak * Buruk durum almak. gücenmek. birbirlerine çok yaklaş mak. küçümsemek. burun buruna * Birbirine çok yakı n ve yüz yüze. kekrelik. burun buruna gelmek * beklenmedik bir anda karş ı la ş mak. burun boş luklar ı * Burun deliklerinden yukarı doğ ru açı lan. buruk gibi. önem vermemek. * Kibir. iki delikli koklama ve solunum organ ı . * karş ı sı nda hissetmek. burun ş iş irmek * kibirlenmek. özellikle yüksek ve dağ lı k kı yı larda.* Buruklaş mak i ş i veya durumu. * Burulmak iş i. * Karanı n. burun deli ğ i * Burnun iki boş luğ undan her biri. * Bazı ş eylerin ön ve sivri bölümü. mukozayla kaplı boş luklar. burun kanad ı * Burun deliğ inin yan tarafı ndaki kabarı k bölüm. enfiye. * Buruğ a benzer. . burun perdesi * Burun boş luğ unu ikiye ayı ran bölme. * Sancı mak. burukluk * Buruk olma durumu. gücenmiş lik. burun bükmek * beğ enmemek. burun k ı vı rmak * önem vermemek. burun otu * Burna çekilen tütün. burun * Alı nla üst dudak arası nda bulunan. * Küskünlük. beğ enmemek. büyüklenme. buruksu burulma burulma dayan ı mı * Elyafı nı bükerek kı rmaya çalı ş an kuvvete karş ı ağ acı n gösterdiğ i direnç. çı kı nt ı lı . * Alı narak küskünlük göstermek. ağ rı mak. türlü biçimlerde denize uzanmı ş bölümü. burum burum * Burulmak fiili ile birlikte "çok fazla burulmak" anlamı nda kullanı lı r. burulmak * Ekseni çevresinde döndürülmek.

burunlamak * Dı ş lamak. buru ş uksuz * Buruş uğ u olmayan. buru ş uk * Gerginliğ i. buru ş ukça * Biraz buruş uk olan. burunlu * Herhangi bir biçimde burnu olan. * Hayvanları n burunlar ı na geçirilen ip. buru ş ukluk * Buruş uk olma durumu. buru ş mak * Düzgünlüğ ü bozulmak. üzerinde kı rı ş ı k ve katlamalar olmak. buru ş turmak * Buruş uk duruma getirmek. kibirli. pek düzgün olmayan. a ş ağ ı lamak. buruntu * Buru. onurlu. buru ş turma * Buruş turmak i ş i. düzgünlüğ ü kalmamı ş buruş mu ş olan. hoş lanmamak. burunduruk * Hayvanları nallarken ı sı rmaması için dudakları nı kı stı rmaya yarayan k ı skaç.burun yapmak * üstünlük taslamak. buru ş ma * Buruş mak i ş i. Burundili * Burindi halkı ndan olan (kimse). burunsak * Hayvan yavrusunun anası ndan süt emmesini önlemek için burnuna geçirilen baş lı k. * Ciltte oluş muş kı rı ş ı k. buru ş buruş * Çok buruş mu ş . yavaş a. busbulanı k . * Çı kı ntı sı olan. sancı . * Burunsak. bağ ı rsak bozuklu ğ u. * (ağ ı zda) Kekrelik duymak. * Kendini beğ enmiş . * Tiksinmek. burunluk burunsal ı k * Burunsak.

buyruk . * Yatakta ı sı nmak için kullanı lan s ı cak su torbas ı . buselik * Klâsik Türk müzi ğ inde on üç basit makamdan biri. but * Vücudun kalça ile diz arası ndaki bölümü. buyot buyru ğ u altı na girmek * bir kimse baş ka bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak. öpüş . butaforcu * Oyun için gerekli sahne eş yası nı yapan uzman. öpme. * Butik iş leten kimse. * Çalı ş tı rmaya yarayan dü ğ me. * Geçersizlik. * Giyim ve süs eş yası satı lan dükkân. butafor * Oyun için gerekli sahne eş yası . buut * Boyut. buyma buymak * Buymak iş i. busines klas *İ ş lik orun. buse * Öpücük. * Hayvanları n. bacaklar ı nı n gövdeye biti ş ik olan dolgun. * Çok üş ümek. çok üş ütmek. * Soğ uktan donarak ölmek. hükümsüzlük. buselikaş iran * Klâsik Türk müziğ inde birle ş ik bir makam. buton buydurmak * Dondurmak.* Çok bulanı k. * Uzunluk. haksı zl ı k. * Yanlı ş lı k. etli bölümü. butlan * Batı l olma durumu. butik butikçi butikçilik * Butik iş letme iş i.

emretmek. buyruk kulu * Emir kulu. buz * Donarak katı duruma gelmi ş su. buyrulmak * Buyurmak iş i yapı lmak. buyurun cenaze namaz ı na! * hiç beklenmedik kötü bir durum karş ı sı nda. buyrukçu * Buyuran. * Almak. gitmek. emreden (kimse). emir veren. ş aka yollu üzüntü anlat ı r. buz bağ lamak . * Çok soğ uk bir etki uyandı ran ş ey veya kimseleri anlatmak için kullan ı lı r. eylemek' anlamı nda yardı mcı fiil olarak kullanı lı r. girmek. * 'Etmek. düş üncesini bildirmek. buyurgan * Sı k sı k buyruk veren. buyuru * Buyruk. demek. buyurucu * Buyruk. emrediniz. ferman. emir. buz alanı * Buzla. sözünüzü tekrarlar mı sı nı z?. * Gelmek. buyurmak * Bir ş eyin yap ı lmas ı nı veya yapı lmamas ı nı kesin olarak söylemek. geçmek. * Egemenlik. buyrultu * Sadrazam. buyrulma * Buyrulmak iş i. buyur buyur etmek * "buyurun" diyerek konuğ u saygı ile içeri almak veya sofraya çağ ı rmak. vezir.* Belirli bir davranı ş ta bulunmaya zorlay ı cı söz. beylerbeyi gibi yüksek devlet görevlilerince yazı lan buyruk. * Söylemek. * Buyurun anlamı nda bir hitap sözü. buyruk verir gibi konuş an. buyurganl ı k * Buyurgan olma durumu. buyur? * anlamadı m. buyurma * Buyurmak iş i. * söyleyiniz. emir. *İ rade.

buza ğ ı lama * Buzağ ı lamak iş i. buz duvarı * Samimî olmamaktan ortaya çı kan. buza ğ ı lı * Buzağ ı sı olan. önü aç ı k. buz gibi * çok soğ uk. buza ğ ı la ş mak * Buzağ ı durumuna gelmek. buza ğ ı la ş ma * Buzağ ı la ş mak iş i. donmak. buza ğ ı lamak * (sı ğ ı r için) Yavrulamak. buz dağ ı * Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akı nt ı larla yer değ iş tiren büyük buz parças ı . * (et için) temiz ve yağ lı . arzu edilmeyen. buz kesmek * çok üş ümek. çember biçimli çukurluk. buz kesilmek * buz gibi soğ umak. buz torbası * Tedavi amacı yla kullanı lan ve içinde buz parçaları bulunan plâstik bir torba. arkası ve yanları dik. * çok üş ümek. buz üstüne yaz ı yazmak * süresi. buzcu * Buz satan kimse. arada soğ ukluk yaratan durum. buz yala ğ ı * Yüksek dağ larda kalı cı kar ve buzulun birlikte oluş turduğ u.* (sı vı lar için) yüzeyi donmak. buz tutmak * (sı vı için) üstünde buz oluş mak. buza ğ ı * Sütten kesilmemiş sı ğ ı r yavrusu. etkisi çok az olacak bir iş yapmak. . *ş aş ı lacak. buzla kaplanmak. buz durumuna gelmek. aysberg. buza ğ ı sı z * Buzağ ı sı olmayan. buz kalı bı * Suyun belli biçimlerde donması nı sa ğ layan özel kap. * (kötü nitelikler için) kesin bir gerçeğ i belirtir. * bir kimseye etki yapmayan sözler söylemek. üzülecek bir durum karş ı sı nda donakalmak.

aysfild. buz ba ğ lamı ş olan. buzlu * Buz tutmuş . * Buğ ulanmı ş gibi olan. buzuki buzul * Kutup bölgelerinde veya dağ baş ları nda aş ağ ı ya doğ ru ağ ı r ağ ı r yer de ğ iş tiren büyük kar ve buz kütlesi. gerginlik ortadan kalkmak. defroster. bankiz.buzculuk buzçözer * Buzcunun iş i veya mesle ğ i. buzkı ran * Donmuş deniz. * Televizyon ekranı . buzla * Deniz suyunun donması yla kutup bölgelerinde oluş an buz alanı . . buzdolabı * Yiyecek ve içecek gibi ş eyleri soğ uk olarak saklamaya yarayan. * Bağ lamaya benzer. * Buzdolabı nı n içinde buz yapan bölme. buzla ş ma * Buzlaş mak iş i. buzları kı rarak yol açmak için yapı lmı ş gemi. saydam olmayan. cumudiye. buzhane * Buz yapı lan yer. içine buz katı larak soğ utulmu ş . buzla ş mak * Buz durumuna gelmek. buzlanma * Buzlanmak iş i. * Buz içinde tutularak. donmayı önleyen alet. buzla soğ utulan kap veya dolap. buzlu ğ an buzluk * Üzerinde buz eksik olmayan yüksek dağ tepesi. bozuk düzen çalı nan bir Yunan çalgı sı . buzlar çözülmek * buzlar erimeye ve kı rı lmaya baş lamak. göl veya ı rmaklarda ulaş ı mı öteki gemilere kolaylaş tı rmakta kullanı lan. motorla çalı ş an dolap. glâsyolojist. * Buzu çözen. * Yiyecek ve içecekleri soğ utarak saklamak için kullanı lan. buzlanmak * Buzla kaplanmak. * aradaki soğ ukluk. buzul bilimci * Buzul bilimi uzmanı . * Soğ uk hava deposu. dargı nlı k. buz tutmak. buzlu cam * Saydamlı ğ ı giderilmiş cam.

*İ çki. altı na rastlayan bölümü erimekten koruyan ve böylece buzdan bir ayak üzerinde kalan kütle. üzerleri çok kez parı ltı lı veya çizikli ta ş lar. . * Buzulu olmayan. buzul taş * Buzulları n ta ş ı yı p biriktirdikleri. Edi ile Büdü.buzul bilimi * Fizikî coğ rafyanı n buzulları ve yeryüzündeki iş levlerini konu alan bölümü. bücürlük Büdü büfe *İ çine sofra tak ı mları nı n kondu ğ u dolap. buzulla ş ma * Buzul durumuna gelme. pleistosen. buzul çağ ı * Dördüncü zamanı n. glâsyoloji. buzul dönemi * Buzulları n yayı ld ı ğ ı dördüncü zaman. bücürleş me * Bücürleş mek iş i. yiyecek türü ş eylerin sat ı lı p tüketildiğ i yer. bücürleş mek * Bücür duruma gelmek. buzul kaynağ ı * Buzulun eriyerek topra ğ ı n altı na inen suyunu dı ş arı ya veren kaynak. buzul seli * Buzulun erimesiyle oluş an sel. buzullu buzulsuz bücür * Buzulu olan. buzul masası * Çevresindeki buzlar erirken. buzul kar * Bir buzulun oluş ması nda temel olan katı laş mı ş kar kümesi. * Bkz. buzulla ş mak * Buzul durumuna gelmek. büfeci * Büfe iş leten kimse. * Geçmiş çağ larda ve ş imdi geniş veya dar bir bölgenin buzullarla örtülmesi olayı . * Toplantı larda yiyecek ve içeceklerin konuldu ğ u masa. yeryüzünün bugünkünden daha büyük bölgelerinin buzullarla örtülü bulunduğ u dönemi. * Ufak tefek ve kı sa boylu. * Bücür olma durumu. bodur (kimse). moren.

* Sertçe çevirmek. * Büve. * Oynak kemikleri arası ndaki açı ları daraltan kasları n genel adı . * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. bükmek . perdeli veya pistonlu müzik araçları nı n ad ı . iftira. bükme * Bükmek iş i. büğ elek büğ eme büğ emek büğ et * Büve. bariton büğ lü olarak dört türü bulunan. viraj. gölcük.büfecilik Bügdüz büğ e * Büfe iş letme iş i. bük * Ovada veya dere kı yı sı nda çalı ve diken topluluğ u. * Suyu önüne bent yaparak toplamak. * Bükülmüş kaytan veya iplik. * Akarsu kı yı ları ndaki verimli tarlalar. büğ rü bühtan * Bkz. büklüm büklüm * Çok büklümlü. kı vı rmak. büğ lü * Küçük büğ lü. bakı rdan. * Birkaç tel ipliğ i burarak sarmak. * Büğ emek iş i. kı vrı m kı vrı m. eğ ri büğ rü. * Akarsu kı yı ları ndaki verimli tarlalar. * Dönemeç. * Böğ ürtlen. alto büğ lü. büken büklük büklüm * Bükülmüş . * Eğ mek. kı vrı lmı ş ş eylerin oluş turduğ u kat. iftira etmek. açan kar ş ı tı . bühtan etmek * kara çalmak. * Dönemeç. * Kara çalma. bük. * Su birikintisi. soprano büğ lü. * Vücudun bir bölümünü yanı ndaki bölüm üzerine k ı vı rma.

* Bükülmüş olan. * Döndürmek. * (iplik. ş air. kı vı rtmak. fiil. yün vb. bükülmek * Bükmek iş ine konu olmak. bükücülük * Bükücünün iş i veya mesleğ i. * Eğ ilmek. bükümlü bükümsüz * Bükülmemiş olan. bükümü olmayan. büktürmek * Bükmek iş ini yapt ı rmak. bükünme . içinde veya sonunda türlü değ iş ikliklerin olması . * (iplik için) Eğ rilmek. bükülgenlik * Bükülgen olma durumu. kat. ş iir gibi. insiraf. kelime köklerinin ba ş ı nda. * Bükülmüş . bükünlü * Türetmede ve çekimde kelime kökleri değ iş ikliğ e uğ rayan (dil). bükün * Gramer görevleri ve yapı bakı mı ndan. bükünlü dil * Gramer görevleri ve yapı bakı mı ndan kelime köklerini değ iş tiren dil: Arapça fail. * Bir ş eyin bükülmüş yeri. bükülü * Bükülmüş olan. eğ ilmi ş olan. bükük bükülgen * Kolay eğ ilip bükülen. bükücü * Ağ aç veya kontraplâkları kalı pla veya elle bükerek ş ekil veren kimse. bükülme * Bükülmek iş i. katlanmak. * Bükünlü. büktürme * Büktürmek iş i. büküm * Bükmek iş i. insirafî. kı vrı m. * Yönelmek. için) Bir defada eğ rilmiş ip miktarı . bükümü olan.* Katlamak. bükülüş * Bükülmek iş i veya biçimi.

* Sesi çok güzel olan kimse. * Dönemeç. yine de yurdunu özler. bülbül gibi söylemek * hiçbir ş ey saklamadan bildiklerini söylemek. okumak. sancı dan k ı vranmak. bülbül çana ğ ı * Çok ufak (kâse). bükünmek * Kı vrı lmak. "ah vatanı m" demi ş * kiş i. * Bükmek iş i veya biçimi. bülbülyuvası * Daire biçiminde. neş eyle konuş mak. bülbül gibi ş akı mak * güzel sesle. . bülbül gibi bilmek * çok iyi öğ renmiş olmak. viraj. bülbül gibi konu ş mak (veya okumak) * kolaylı kla konu ş mak. * Ağ rı dan. * Dergi. itiraf etmek. bülbülleş me * Bülbülleş mek i ş i. bülten * Özel veya resmî kurum ve kuruluş lar veya yetkili kiş ilerce herhangi bir durumla ilgili olarak süreli veya süresiz yayı mlanan duyuru. * Bağ ı rsakta olan a ğ rı . bülbülün çektiğ i dili belâsı * ilerisi düş ünülmeden söylenen söz insanı n baş ı na dert açabilir.* Bükünmek iş i. ortası çukur ve bu çukur yere piş tikten sonra dövülmüş Antep fı stı ğ ı konulan bir tür hamur tatlı sı . büküntü * Bükme sonucu oluş an biçim veya iz. bülbülkona ğ ı * Bir tür hamur tatlı sı . yurdu dı ş ı nda ne kadar zengin olursa olsun. bülbül gibi konuş turmak (veya söyletmek) * itiraf ettirmek. sesinin güzelli ğ i ile tanı nmı ş olan ötücü kuş (Luscinia megarhynchos). bülbülü altı n kafese koymuş lar. bükü ş bülbül * Karatavukgillerden. bülbül kesilmek * bir etki veya baskı altı nda çokça konuş mak. bükülmek. bülbülleş mek * Bülbül gibi ötmek veya ş akı mak.

bürümek * Sarmak. ş ube. katlanmı ş olan ş ey. * Yazı masası . * Yapı . * Bünye olarak. bünyece bürgü bürgülü büro * Çalı ş ma odası . bürünme . * Soğ ukluk. * Kamu yönetimi ile ilgili. kuruluş . bürokrasi * Kı rtasiyecilik. * Baş örtüsü. bürüme * Bürümek iş i. bürümcek * Koza gibi yumaklanmı ş ş ey. *İ nce perde. basmak. bürümcük * Ham ipekten dokunmuş giysi kumaş ı . bürokrat * Devlet dairesinde çalı ş an görevli. * Bürülmüş . * Bürgüsü olan. * Çok. güçlü etkilemek. bürokratik * Kı rtasiyecilikle ilgili. bünye bakı mı ndan. * Ham ipekten dokunan bir tür iç çamaş ı rı kumaş ı . örtmek. dürülmüş . bürülü bürüm * Bürünmüş . * Danı ş ma ve yazı iş lerinin yürütüldü ğ ü iş yeri. bürudet bürük * Duvak. * Kamu yönetimi. istilâ etmek.bünye * Vücut yapı sı . * Çarş af. * Atkı . kaplamak. yaz ı hane. * Bölüm. * Kı rtasiyeci.

* Birlik. bütün bütün * Büsbütün. büryan pilâv ı * Kemiksiz koyun eti. * Bir görünü ş e girmek. tamamı yla. bazen de omuzları içine alan sanat ürünü. baharat ve yağ karı ş ı mı yla fı rı nda piş irilen bir pilâv türü. pirinç. büryancı * Bkz. bütan * Metal bidonlar içinde az bir bası nç altı nda s ı vı laş an. büten bütün * Olefin grubundan C4H8 formülünde iki hidrokarbonun adı . * Parçalanmamı ş . omuzlarla birlikte göğ üsten yukar ı bölümü. biryancı . tamlı k. tamamen. büsbütün *İ yiden iyiye. onaylayan ve bu iş lemlerin yapı lmas ı na izin veren kanun veya karar. soğ an. * Eksiksiz. iyice. örtünmek. göğ sü. bütüncü ekonomi .* Bürünmek iş i. bütçe yı lı * Bir bütçenin uygulanmaya ba ş lad ı ğ ı günden ertesi y ı l aynı güne kadar geçen süre. biryan. yakı t olarak yararlanı lan HC formülündeki hidrokarbür gaz ı . * Çok sayı daki varlı k ve nesnelerin hepsi. bürünmek * Bürümek iş ine konu olmak. bütçeleme * Bütçelemek iş i. * Heykeltı raş lı kta ba ş ı . bütçe açı ğ ı * Bütçede belirlenen giderlerin gelirlerden çok olması durumu. bir kuruluş un. tamamı yla. bütçelemek * Bütçe yapmak veya hazı rlamak. bir aile veya bir kimsenin gelecekteki belirli bir süre için tasarladı ğ ı gelir ve giderlerini tür ve ayrı ntı ları yla gösteren çizelge. * Devlet ve öteki kuruluş veya topluluklar ı n belirli bir dönem içindeki gelir ve giderlerinin oranlama niceliklerini önceden belirleyen. bozukluk olmayan (para). * Sarı nmak. büst * Vücudun. * Ufaklı k. bütün bütüne * Bütün olarak. bütünü. bütçe * Devletin. domates. temelli. tam. büryan * Bkz.

bütünlemeli * Bütünleme sı navı na girmesi gereken (öğ renci). bütünler * Bütün durumuna getiren veya bütün durumuna getirmek için eklenen. bütünle ş mek * Bütün duruma gelmek. bütünleyici * Bütünleme iş ini yapan. mütemmim. bütünletmek * Bütün durumuna getirmek. bütün. total. bütüncüllük * Bütüncül olma durumu. . bütünlenmek * Bütünlemek iş ine konu olmak. bütünle ş me * Bütünleş mek iş i. bütünlemek * Eksiksiz duruma getirmek. bütünleyen * Bütün durumuna getiren. tamamlatmak. bütünlenme * Bütünlenmek iş i veya durumu. ikmale kalmak. bozuk paraları büyük para durumuna getirmek. bütünlemeye kalmak * bir öğ renci yarı yı l veya öğ retim yı lı sonunda bir veya birden çok dersten bir kez daha sı nava girmek üzere baş arı sı zlı ğ a uğ ramak. bütünletme * Bütünletmek iş i. bütünlük bütünsel * Bütün olma durumu. ikmal imtihan ı . bütünler aç ı * Ölçülerinin toplamı nı 180° ye ç ı karan açı lardan her biri. bütüncül * Totaliter. ikmal edilmek. * Bütün niteliğ inde olan. makro ekonomi. bütünle ilgili. tamamlama. * Bütünleme sı navı . tamamlanmak. * Ufak. tamamlamak. ikmal. tek parça durumuna getirme. bütünleme * Bütünlemek iş i. bütünleme s ı navı *İ lk ve orta dereceli okullarla üniversite ve yüksek okullarda bütünlemeye kalan öğ renciler için genellikle yaz tatili veya dönem sonunda açı lan sı nav.* Ekonominin bütün alanları nı kapsayan yapı ve olu ş um. mütemmim.

* Niceliğ i çok olan. büyü bozulmak * yapı lmı ş bir büyü etkisiz duruma getirilmek. büve bovis). büyü bozmak * yapı lmı ş bir büyüyü etkisiz duruma getirmek. büyücülük * Büyücünün yaptı ğ ı iş . büyü * Tabiat kanunları na ayk ı rı sonuçlar elde etmek iddiası nda olanları n baş vurdukları gizli iş lem ve davranı ş lara verilen genel ad. * Daha çok sı ğ ı rlara sald ı ran. * Üstün niteliğ i olan. belli bir yaş a gelmi ş . * Çevresindekileri çabuk ve güçlü olarak etkileyen kimse. onları n kan ı nı emen. büyük abdest * Dı ş kı . Büğ et. sihirbaz. sinema gibi yerlerde) Yiyecek ve içecek sat ı lan küçük büfe. büyük gibi. vı zı ltı ları yla tedirginlik yaratan sokucu sinek (Hypoderma * Büve. ortalamayı aş an. tiyatro. sihir. büyüğ ümsü * Büyüğ e yak ı ş ı r. * Bkz. büyük abdesti gelmek * göden bağ ı rsağ ı nı bo ş altma gerekliğ ini duymak. sihirbazlı k. büyücek büyücü * Büyü yapan kimse. ba ğ ı . * Biraz büyük. * Yetiş kin. * Önemli. * (soyut kavramlar için) Çok.bütünsellik * Bütün olma durumu. büyüğ e yak ı n. büyük aile . afsun. büyü yapmak * büyü yolu ile etki altı na almaya veya ald ı rmaya çal ı ş mak. * Karş ı durulmaz güçlü etki. büyük * (somut nesneler için) Boyutları . kaka. büyüklere özgü. büyük (söz) söylemek * yapacağ ı bir ş ey hakk ı nda kesin konuş arak övünmek. füsun. küçük karş ı tı . benzerlerinden daha fazla olan. büvelek büvet büvet * (istasyon.

büyük defter * Ticarî bir kuruluş un aylı k ve bilânço hesapları nı gösteren defter. özel biçimli harf. . büyük anne ile bunları n evli o ğ ulları ndan.50 C ye ç ı karmak için gereken ı sı miktarı . dede. büyük kan dolaş ı mı * Kalbin sürekli kası lı p gevş emesiyle kan ve lenfin vücudun büyük bölümünü dolaş mas ı . güçsüzleri ezer. büyük çember * Bir kürenin merkezinden geçen bir düzlemde ara kesiti olan çember. büyük boy * Normal ölçülerden daha büyük. * Büyük elçinin makamı . büyük ana * Büyük anne. büyük elçi * Üstün aş amalı elçi. kilokalori. büyük anne * Annenin veya babanı n annesi. büyük bal ı k küçük bal ı ğ ı yutar * güçlüler. büyük lâf etmek * Bkz. yüceltmek.* Büyük baba. gelinlerinden ve çocuklar ı ndan oluş an aile. büyük han ı m * Yaş lı kadı n. büyük harf * Özel adlarla cümle baş ları gibi yerlerde kullanı lan ve büyük yazı lan. nine. büyük ba ş ı n derdi büyük olur * büyük iş lerin baş ı nda bulunanları n karş ı la ş aca ğ ı güçlükler de çoktur. büyük söz söylemek. büyük görmek (bilmek veya tutmak) * kendini veya baş kası nı olduğ undan üstün saymak. büyük dalga * (radyo yayı nı için) Uzun dalga. büyük atardamar * Kalbin kası lması ile kar ı ncı klardaki kanı bütün vücuda ta ş ı yan ana atardamar. büyük elçilik * Büyük elçi olma durumu. büyük baba * Annenin veya baban ı n babası .50 C den 15. majüskül. büyük amiral * Bazı ülkelerde kara ordusunda mareş ale denk say ı lan donanma subaylar ı nı n en yüksek aş aması ndaki amiral. büyük kalori * 1 atmosfer bası nç altı nda 1 kg suyun sı cakl ı ğ ı nı 14.

arkadaş ça davranmak. büyük para * Çok para. * Oldukça önemli. büyük oynamak * çok para koyarak kumar oynamak. ı . i. majör. cemaziyülevvel. büyük tansiyon * Kan bası ncı nı n yüksek olması . büyük sesli uyumu * Kelimede kalı n ünlülerden (a. büyük mağ aza * Her türlü tüketim maddesinin bol miktarda satı ş a sunulduğ u yer. dede. büyük tövbe ayı * Ay takvimin beş inci ay ı . rebiyülevvel. büyük ünlü uyumu * Türkçe bir kelimenin ilk hecesinde kalı n bir ünlü varsa. büyük önerme * Tası mı n öncüllerinden büyük olanı . büyükbaş * Sı ğ ı r. büyüklenme . Yedigir. o. büyük yemin etmek * bir ş eyi yapmamak konusunda en kutsal ş eyler üzerine ant içmek. büyük terim * Kapsamı daha geniş olan son uç önermesinin yüklemi görevini taş ı yan terim.büyük lokma ye büyük söyleme * baş aramayacağ ı n. büyük ünlü uyumu. büyük sözüme tövbe! * bir konuda çok kesin konuş uldu ğ unda. Büyükayı * Kuzey yarı m kürede yedi yı ld ı zdan oluş muş tak ı m yı ldı z. manda gibi hayvanları n niteliğ ini belirtmek için kullanı lı r. ü) sonra ince ünlülerin gelmesi kural ı . tersi bir durumun baş a gelmemesi dileğ ini belirtir. ince bir ünlü varsa sonraki hecelerin de ince ünlülerle sürüp gitmesi kuralı : Çocuklaş mak. sonuçlandı ramayacağ ı n bir konuda kesin sözler söyleme. * büyük bir tehlikeyi göze alarak bir iş e giriş mek. büyük ş ehir * Ana kent. büyükle büyük. Dübbüekber. küçükle küçük olmak * her yaş ve durumdaki kiş ilere kar ş ı dostça. denizcilik gibi. u) sonra kalı n. ö. ince ünlülerden (e. büyük mevlit ayı * Ay takviminin üçüncü ayı . büyükçe * Biraz büyük. ondan sonra gelen bütün hecelerin kalı n ünlülerle. büyük peder * Büyük baba.

büyüklerin ellerinden. küçüklerin gözlerinden öpmek * sevgi ve saygı göstermek. büyükseme * Büyüksemek iş i. büyüklük satmak * gururlanı p üstünlük taslamak. o ölünce kalanları n en büyüğ üne geçmesi kuralı . büyüklenmek * Kendini büyük göstermek. böbürlenmek. ekber evlât hakkı . büyüleme * Büyülemek iş i. büyüklük taslamak.* Kendini büyük gösterme. * Etkisi alt ı na almak. kibir. megalomani. büyüklü küçüklü * Büyük küçük hepsi bir arada. büyüklük taslamak * kendini üstün görmeye çalı ş mak. * Büyüklere yaraş ı r bağ ı ş layı cı davran ı ş . kibirlenmek. büyüklük * Büyük olma durumu. gösterme hastalı ğ ı . büyüksü * Büyük gibi. birini kendine bağ lamak. çekici niteliğ i olan. büyülenmek * Büyülemek iş ine konu olmak. ululuk. büyüleniş * Büyülenmek iş i veya biçimi. teshir etmek. büyümüş e benzer. büyüklük hastalı ğ ı * Kendini olduğ undan daha büyük ve önemli görme. büyüleyici * Etkileyen. büyüklük göstermek * gönül ululuğ u göstermek. büyülenme * Büyülenmek iş i. büyülemek * Büyü ile etki altı na almak. büyüleyici özellik * Sürekli büyüleyici ve etkileyici olma. büyüksemek * Büyük olduğ unu kabul etmek. büyükten büyü ğ e * mirası n önce büyüğ e. büyüleyiş .

büyültme * Büyültmek iş i.* Büyülemek iş i veya biçimi. * Abartmak. * Uzakta duran cisimlere dürbün veya benzeri bir araçla bakı ldı ğ ı nda cismi gören açı nı n çı plak gözle bakı ld ı ğ ı zamanki açı ya oran ı . büyültmek * Bir ş eyi büyük duruma getirmek. büyüsel büyüteç * Odak boyutu birkaç santimetre olan yaklaş tı rı cı mercek. * Yaş ı artmak. * Yetiş mek. yaş lanmak. harita gibi ş eyler için) Daha büyük örneğ ini yapmak. büyütülmek * Büyütmek iş i yap ı lmak. sihirli. * Yetiş tirmek. büyütken doku * Sürgen doku. * Birisi tarafı ndan yetiş tirilmiş kimse. bakmak. büyütürlük * Büyü ile ilgili olan. * Abartmak. * Organizmanı n bütününde veya bu bütünün bir bölümünde boyutlar ı n artması . pertavs ı z. * Geniş lemek. büyülü * Kendisine büyü yapı lmı ş (kimse). büyütülme * Büyütülmek iş i. . irileş mek. mübalâğ a etmek. büyüme * Büyümek iş i. * Büyü gücü olan. büyülteç * Fotoğ raf ve resim büyültmeye. büyütmek * Büyük duruma getirmek. ş iddeti artmak. büyütmek. * Artmak. büyümek * Organizmanı n bütününde veya bu bütünün bir bölümünde. güçlenmek. * (resim. eskisinden büyük duruma gelmek. * Önem ve değ er kazanmak. boyutlar artmak. agrandisor. agrandisman. büyültüp basmaya yarayan aygı t. büyütme * Büyütmek iş i. geniş letmek. büyümü ş de küçülmüş * (çocuk için) konuş ması ve davranı ş lar ı yaş ı na uymayan. büyüklerinki gibi olan. * Fotoğ raf ve resimlere boyut kazandı rma iş lemi. * Sayı ca artmak.

büzdürme * Büzdürmek iş i. büzülerek dikilmiş olan. büzülme * Büzülmek iş i. büzgen büzgü * Kası larak vücuttaki herhangi bir deliğ i açan veya kapayan çember biçimindeki kasları n genel adı . * Kapatmak. büyüyü ş * Büyümek iş i veya biçimi. ş aş kı nlı k. * Ağ zı büzülerek kapatı lan (kese. büzgülemek * Büzgü ş eklini vermek. anüs. büzdürmek * Büzmek. büzgüleme * Büzgülemek iş ini yapmak. s ı kı ş tı rarak veya kı vrı m yaparak bir ş eyin alan ı nı ve hacmini küçültmek. kafadar. cesaret. büzgülü * Büzgüsü olan. büz * Künk. . soğ uk gibi etkenlerle bir kenara sinmek. büzgüsüz * Büzgüsü olmayan. bir kenara çekilmek. büzme * Büzmek iş i. bir ş eyin o kimsenin çekiciliğ inden kurtulamamak. * Dikiş te kumaş ı n bir ucundan istenilen yere kadar geçirilen bir ipliğ in çekilmesi ile olu ş an.). * Yüreklilik. * Büzmek iş ini birine yaptı rmak. büzmek büzük büzükta ş * Kafa dengi arkadaş .* Aş ı rı laş tı rma. torba vb. dedikodu yapı lmas ı na engel olmak. * Toplanarak büzülmüş . kuma ş ı n bollu ğ unu azaltan s ı k. * Buruş turarak. * Korku. büyüye kapı lmak (veya tutulmak) * yapı lan büyünün etkisinde kalmak. büyütüş * Büyütmek iş i veya biçimi. büzülmek * Büzmek i ş i yapı lmak. küçük kı vrı m. * Kalı n bağ ı rsağ ı n sona erdiğ i yer.

sen-ce vb. büzüş mek * Büzülerek alan hacmini küçültmek. iş tah açı cı yiyecek. günler-ce. aylar-ca. karş ı lı ksı z. Rus-ça. kı rı ş ı k. sayı ca eş itlik bildiren zarflar türetir: Yüzy ı llar-ca. "-a göre" anlam ı na zarf türetir: Onlar-ca. * Bkz. dil adlar ı türetir: Alman-ca. * Bir tür ot. yaş -ca vb. cabadan * Bedava olarak.diş eti ünsüzünü gösterir. -ça / -çe * Vurgusuz zarf eki: K ı sa-ca. üstelik. açı k-ça. Türkçe vb. esmer-ce. ev-ce. cadaloz * Çok konuş an. bedava. iyi-ce. yavaş -çacı k. büzüş mü ş . -ca / -ce. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde do sesini gösterir. "kadar" anlam ı na zarf türetir: Bun-ca. soluk-ça.. fazladan. -ça / -çe * Sı fatlardan küçültme sı fatları türeten ek: Sarı ş ı n-ca. Ce adı verilen bu harf ses bilimi bak ı mı ndan ötümlü kat ı ş ı k diş . -cac ı k / -cecik * Zarf türeten ek (vurgusuz): hemen-cecik. mert-çe vb. * Fazla olarak. para vermeden al ı nan ş ey. onca vb. büzülü ş * Büzülmek iş i veya biçimi. hükümet-çe vb. köy-ce vb. -ca / -ce. cac ı k cac ı k * Yoğ urt. büzüş me * Büzüş mek i ş i. sert-çe vb. C * Türk alfabesinin üçüncü harfi. kı rı ş mak. İ ngiliz-ce. ço ğ u kez sarı msaklı . "bak ı mı ndan" anlamı na zarf türetir: Para-ca. c. ben-ce. baypas. * Romen rakamları nda 100 sayı sı nı gösterir. büzüş ük by-pass C * Büzülerek yüzey veya hacmi küçülmüş olan. Ca * Kalsiyum'un kı saltması . topluluk beraberlik anlatan zarflar türetir: Aile-ce. "tarafı ndan" anlamı na zarf türetir: Bakanlı k-ça. * Karbon'un kı saltması . cadalozla ş ma . biz-ce. huysuz ve ş irret (kadı n. binler-ce vb. * Elektrik kapasitesinin kı saltı lması . caba * Bir ş ey ödemeden. usul-cac ı k vb. kocakarı ). ayran içine hı yar veya marul doğ ranarak yapı lan.büzülüp oturmak (kalmak) * bir kenarda çekingen bir tavı rla oturmak.

cad ı * Geceleri dolaş arak insanlara kötülük etti ğ ine inan ı lan hortlak. huysuzluk. cad ı laş mak * (kadı n) Çirkinleş ip huysuzlaş mak.* Cadalozlaş mak iş i. * Parmaklı k. kapamak.ş atafat. çirkin. * Huysuz. ş irret. * Karı ş ı k. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı bitki hastalı ğ ı . cafcafl ı Caferî cağ ca ğ . tı rnakları uzun ve pis kadı nlar için kullanı lı r. * (korkulu bir durumda) baş ı nı al ı p gitmek. cad ı lı k etmek * huysuzluk etmek. fazla ş ı k. cadalozluk * Cadaloz olma durumu. cad ı süpürgesi * Emeçleri özellikle dal uçları ndaki kabuk altı nda sı kı bir ağ örerek çekirdekli yemiş ağ açları nı n çiçeklenmesine. * Çok güzel göz. * Bitki bakı ms ı zl ı ktan yabanîleş mek. * Ağ ı z kalabalı ğ ı ile bir ş eyi elde eden. uzaklaş mak. cadde *Ş ehir içinde ana yol. * Büyük bez veya deri torba. *Ş iîliğ in bir kolu ve bu koldan olan kimse. tehlikeli. ş atafatlı . cadalozla ş mak * Cadaloz gibi davranmak. cav. fesadı n çok olduğ u yer. cadı gibi davranmak. cafcaf * Gösteriş . gürültülü patı rtı lı . * saçı baş ı dağ ı nı k. cad ı gibi cad ı kazan ı * dedikodunun. ihtiyar kadı n. cad ı laş ma * Cadı la ş mak iş i. * çok becerikli. caddeyi tutmak * herhangi bir sebeple bir yoldan geçiş i engellemek. * Gösteriş li. cad ı lı k * Cadı ya yakı ş ı r davranı ş . dolay ı sı yla meyve verimine engel olan asklı mantar (Taphrina cerasi). korkuluk.

toyluk. yerlerde atı k suyun akmas ı nı sa ğ layan zemindeki delik. deneysizlik ve bu yüzden iş lenen kusur. toyluk. * gençlik. yakı ş ı k olan. * Cahilce. duş . yasa. okumamı ş . * Yol yiyeceğ i. yerinde say ı lan. caize *Ş airlerin kasidelerle övdükleri büyükler tarafı ndan kendilerine verilen bah ş iş . * Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan. cahil * Öğ renim görmemiş . * Dokumacı lı kta. bilgisizlik. * Cahil gibi. kabadayı lı k. çözgü makinesinde çözgü ipliğ i bobinlerinin desen ve renk sı rası na göre yerleş tirildiğ i ca ğ lı k sehpa. cahiliyet cahillik * Cahillik. cahilâne cahilce cahiliye * Araplarda Müslümanlı ktan önceki ça ğ . cahile yak ı ş ı r (biçimde). caka yapmak * gösteriş li davranmak. kuzu-cak vb. banyo. -çak / -çek * Küçültme isimleri türeten ek: Yavru-cak. cahile yakı ş ı r (biçimde). töre veya baş ka bakı mdan iş lenmesinde. cahil kalmak * bilgi edinememek. fiyaka. * Gençlik. fiyakalı durumda olmak. bilgisiz. çalı m satmak. yapı lmas ı nda sakı nca olmayan. banyo vb. çalı m. toy (delikanlı veya kı z). * Yazı da bir sözün olduğ u gibi tekrarlandı ğ ı nı göstermek için alt hizası na konulan t ı rnak biçimindeki noktalama i ş areti. deneysizlik yüzünden kusur iş leme. cakac ı lı k . caka * Gösteriş . yap ı lı p iş lenmesine izin verilen. bilgisi olmamak. genç. cahillik etmek * bilgisizliğ ini göstermek. azı k. caka satmak * gösteriş yapmak. * Cahil olma durumu. * Hamam. bilgisizlik. cakac ı * Caka yapmayı seven. * Deneysiz. caiz * Din. uygun. -cak / -cek.ca ğ * Lavabo.

cam çivisi * Yaklaş ı k çapları 1 mm. Kalvenci. sahte. * Cakası olmayan. calip Calvinci * Celp eden. elma. * Bkz. hortumlar ı körelmi ş kelebekler familyası . düzme. cam mozaik * Renkli taş parçaları yerine cam parçalar ı ndan yapı lan mozaik. * Gözü takma olan. cam resim * Renkli camları n kesilip birbirlerine kurş un çubuklarla bağ lanması ile yapı lan süs veya resim. * Pencere. cakalanma * Caka satma. saydam ve çabuk k ı rı lı r cisim. cam suyu . * (göz için) donuk. boyları 1. Kalvencilik. camcı . kanatları cams ı . ş effaf. içki. cam gibi cam göz cam kanatl ı lar * Kurtçukları . * Kadeh. kavak.5-2. saydam. cansı z. gösteriş li. cakal ı cakas ı z calî * Yapmacı klı . çekici. çeken. Calvincilik * Bkz. kayı n. sı rça. * Çerçevelerde camı n yerleş tirilmesi için açı lan yiv.* Cakacı olma durumu veya cakalı davranı ş . * Tümü veya bir bölümü bu maddeden yapı lmı ş . cam * Soda veya potas katı lmı ş silisli kumun ateş te eritilmesiyle yapı lan sert. cam evi * Cam takma iş leri yapı lan dükkân. cam macunu * Camı yuvas ı na tutturmak ve yal ı tkanlı k sağ lamak amac ı ile kullanı lan bezir yağ ı ve üstübeç karı ş ı mı . * Cakası olan. caka ile yapı lan.5 cm arası nda değ iş en ince ve ba ş sı z tel çivi. tamahkâr. * arkası görünen. meş e ve gürgen ağ açları na zarar veren. cakalanmak * Caka satmak. * Aç gözlü.

* Yerde ve tel. becerikli kimse. bisiklet vb. cambazhane * Cambazları n oyunları nı gösterdikleri yer. camcı elması * Ucundaki küçük. * Kurnaz. cambazl ı k * Cambazı n iş i veya mesleğ i. * Evin içini pencereden gözetleyen kimse. dönebilen elmas parças ı ile camı çizerek kesmeye yarayan araç. * At alı p satma veya yetiş tirme iş i. * Bir yeri. hileci. * Potas veya sodanı n kuvars ile eritilmesinden elde edilen. * Hamamlarda soyunulan camlı yer. sergen. heyecan verici gösterileri yapan kimse. cam yünü * Çok ince. a ğ acı n böceklere ve ateş e direncini artı ran renksiz cam yuvası * Cam evi. bükülebilir cam liflerinin oluş turduğ uı sı ve ses yalı tı mı nda kullanı lan madde. camadan ı fora etmek * bağ lar ı koyuverip kı sı lmı ş yelkeni açmak. camcı * Cam ticaretini veya cam takmayı meslek edinmiş kimse. * Usta.sı vı . cambul cumbul * (yemek için) Çok sulu. tehlikeli. * Dört köş e yelkenleri boğ arak yüzeylerini küçültme iş i. akrobasi. camadan vurmak * fazla rüzgâra karş ı yelkeni kasmak. camlı k. * Gözlük. camadanl ı * Camadan giymiş olan. at. * Evin içini pencereden gözetleme. * Göstermelik. ipek veya s ı rma iş lemeli bir tür kı sa yelek. vitrin. * Kurnazlı k. üzerinde dengeye dayanan. bir veya daha çok bölüme ayı ran cam bölme. * At alı p satan veya yetiş tiren kimse. * Osmanlı Devletinde atlı olan ve savaş larda padiş ahı n önünde dü ş mana kar ş ı ilk saldı rı ya geçen birlik. cambaz akrobat. * Ser (II). camcı macunu * Cam ile çerçeve arası ndaki aral ı kları kapatmakta kullanı lan ve kaba üstübeçle bezir ya ğ ı ndan yap ı lan hamur. camekân . camadan * Çapraz düğ meli. suyu bol. satı lı kş eylerin sergilendiğ i camlı bölme veya yer. akrobatlı k. camcı lı k * Cam alı p satma veya takma iş i. hilecilik.

camgöbe ğ i * Yeş ile çalar mavi renk. kömüş . ama mihrab ı yerinde * yaş land ı ğ ı hâlde güzelliğ i bozulmamı ş (kad ı n). camlama camlamak * Cam geçirmek. * Bu renkte olan. içinde bulunduran. su sı ğ ı rı . boyu bir buçuk metre kadar olan. camı z cami cami * Toplayan. camekânl ı kutu * Televizyon. * Camlamak iş i. * Deniz kı yı sı na yakı n yaş ayan. camla ş mak * Cama benzer duruma gelmek. camgöz canis). camekâns ı z * Camekânı olmayan. eti lezzetli bir tür köpek balı ğ ı (Galeius camgüzeli * Evlerde süs olarak yetiş tirilen. bir araya getiren. camia camit * Topluluk. zümre. camlanmak * Cam takı lmak. her ş eyi parçalay ı p dağ ı tmak. * Cansı z. * Manda. camlanma * Camlanmak iş i. * Müslümanları n hep birlikte namaz k ı lmak için toplandı kları yer. *İ çine alan. camı çerçeveyi indirmek * etrafı kı rı p dökmek. camla ş ma * Camlaş mak iş i. * Donmuş . pembe. .camekânl ı * Camekanı olan (yer). k ı rmı zı çiçekler açan bir tür k ı na çiçe ğ i (Impatiens sultan ı ). cam takmak. cami yı kı lmı ş .

* Yaş ama. . camekân. *İ nsanı n kendi varlı ğ ı . cama benzer. hayat. caml ı k * Camlı çerçeve ile bölünmüş yer. can bayı lmak * iç geçmek. birey. dirlik. can al ı cı * En önemli. * Gönül. * Çiçek. takatsizlik göstermek. özü. can dostu. caml ı * Cam takı lmı ş . camlatmak * Cam taktı rmak. can arkadaş ı * Bkz. can al ı p can vermek * ölüm sı kı ntı sı ve acı sı içinde bunalmak. soğ uma sı rası nda billûrlaş mayı p biçimsiz olarak kat ı la ş mı ş durumu. sevimli. en çarpı cı . sebze gibi bitkileri dı ş etkenlerden korumak için yapı lmı ş küçük limonluk. * Azrail. sevilen. caml ı köş k * Saraylarda veya bahçelerde soğ uktan korunmak için camla örtülmü ş oda. can acı sı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan ş iddetli acı . camsı * Cam gibi saydam. can atmak can baş üstüne * istenilen ş eyin büyük bir memnunlukla yap ı laca ğ ı nı anlat ı r. * Kiş i. salon. * Yerin içinden yüze çı kan erimi ş sı cak maddelerin. camı olan. * Bektaş îlik ve Mevlevîlikte tarikat kardeş i. *İ nsan ve hayvanlarda yaş amayı sa ğ ladı ğ ı na ve ölümle vücuttan ayrı ldı ğ ı na inanı lan madde d ı ş ı varlı k. can baş ı na sı çramak * çok korkmak. * Yakı nlı k duygusu belirten bir seslenme sözü. cam geçirilmiş . can alacak nokta (veya yer) * bir ş eyin en önemli yeri. cams ı z can * Camı olmayan. * Güç. * Çok içten. ş irin.camlatma * Camlatmak iş i.

can ci ğ er kuzu sarmas ı * içli dı ş lı . can dayanmamak * bir ş ey karş ı sı nda insanı n dayanı klı lı ğ ı elden gitmek. can derdine dü ş mek * ölüm korkusuna kapı lmak. içeceğ ini sağ lamak. can cümleden aziz * insanı n kendisi herkesten önce gelir. can borcunu ödemek * ölmek. * birbirini seven iki kiş i bir arada yalnı z olarak. pek içten.can beraber * Çok sevgili. * baş kas ı nı n yiyeceğ ini. can çeki ş mek * ölmek üzere bulunmak. can dire ğ i . * sona ermek. tükenmek. can ci ğ er olmak * birbiriyle çok yakı n arkadaş olmak. can cana. can çabası * varlı ğ ı nı kanı tlama amacı yla aş ı rı gayret. can bunaltı sı * Aş ı rı üzüntü sebebiyle canı n sı kı lma. baş ba ş a * herkesin kendi canı nı n. bitmek. candan. can damarı * En önemli veya hassas nokta. pek içten (arkada ş ). can derdinde olmak * zor bir durumdan kurtulmaya çalı ş mak. huyları ndan vazgeçirmek mümkün değ ildir. bunalma hâli. s ı kı fı kı . can damarı na basmak * bir iş in en önemli yönü üzerinde durmak. can ci ğ er * Çok yakı n. kendi ba ş ı nı n kaygı sı na dü ş tüğ ü bir tehlike anı nı anlatı r. can boğ azdan gelir (veya geçer) * insan yiyeceğ ine önem vererek güçlenebilir veya yemeden yaş amak mümkün de ğ ildir. can beslemek * kaygı sı zca yiyip içip rahatı na bakmak. bir ş eyin ya ş aması için en önemli araç. can çeki ş mektense ölmek yeğ dir * bir iş te çeş itli sı kı ntı ve üzüntülerle kar ş ı la ş ı p olağ anüstü gayret harcamaktansa o iş ten vazgeçmek daha iyidir. can çı kmayı nca (veya çı kmadan) huy çı kmaz * insanı al ı ş kanlı klar ı ndan.

can kulağ ı ile dinlemek * büyük bir dikkatle dinlemek. öldürmeyi bile dü ş ünen dü ş man. can kulağ ı * çok yakı n dost. hoş görünmek. can feda * Çok imrenilen iyi veya güzel ş eyler. * En duyarlı yer. s ı rdaş . yürek. can kurban * Can feda. can dostu * Pek içten dost. can kalmamak * bitkin bir duruma gelmek. can noktas ı * En önemli husus. * ölüm korkusundan doğ an güçlü bir tepki ile. vurgulanması gereken yer. güçlenmek. can gözdesi * Sevgili. alt ve üst kapakları arası nda dikili duran çubuk. can havli.. can havli * ölüm korkusu. can ku ş u * Ruh. . can korkusu * Bkz.* Kemanı n içinde.. sulu bir tür erik. gücü tükenmek. can kayg ı sı na düş mek * her ş eyden vazgeçip sadece kendi hayatı nı koruma veya kurtarma çabas ı nda olmak. can kurban. davranı ş lar karş ı sı nda söylenir. can olmak * sevimli. can düş manı * Aş ı rı düş manlı k güden kimse. can korkusu * Ölüm korkusu. can evinden vurmak * en etkileyici yönünden saldı rmak. * Yüreğ in altı ndaki bölge. can eri ğ i can evi * Genellikle yeş ilken yenen sert. can havli ile. can gelmek * canlanmak.

üzücü. can s ı kı cı * Üzüntü yaratan. can s ı kmak * bı kkı nlı k vermek. * canlanması na yol açmak. can vermek * ölmek.can pahası na * canı nı vererek veya tehlikeye koyarak. cana minnet saymak (veya bilmek) * bir lütuf olarak kabul etmek. * ruha güç vermek. bunal ı m. can yele ğ i * Bkz. eziyet etmek. can pazar ı * Herkesin kendi canı nı n kaygı sı na dü ş tüğ ü ve kendini kurtarmaya çal ı ş tı ğ ı bir durum. cana yakı nl ı k . acı vermek. cankurtaran yeleğ i.). can yakmak * zulmetmek. cana yakı n * Sevimli. * bir ş eyi çok istemek. can s ı kı ntı sı * yapı lacak bir iş olmamaktan ve hiçbir ş eyle oyalanma imkân ı bulunamadı ğ ı için duyulan tedirginlik. * bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak. cana * Sevgiliye hitap sözü. can sevecek bir ş ey * hoş a gidecek bir ş ey. * üzmek. can yolda ş ı * Yalnı zlı ktan kurtulmak için birlikte yaş anı lan (kimse vb. can sohbeti *İ çtenlikle konuş an çok yakı n dostlar bir arada söyleş ip dertleş me. cana can katmak * yaş ama gücünü art ı rmak. cana k ı ymak * öldürmek. can tahtas ı * Göğ üs kemiğ i. can sa ğ lı ğ ı *İ nsanı n sağ ve sağ lı klı olması .

* Acı ması z. canavarlı k * Canavar gibi davranma. * Köpek balı ğ ı .* Cana yakı n olma durumu. canca ğ ı z candan * Cancağ ı zı m sözünde sevgi ve teklifsizlik. canavarca * Canavar gibi. canavar * Masallarda sözü geçen yabanî. candan yürekten * içtenlikle. canavar otu * Canavar otugiller familyası nı n örnek türlerinden olan ve kenevirle tütün köklerinin asalaklar ı ndan biri sayı lan çiçekli bitki (Orobanche ramosa). canavar kesilmek * hı rçı nlaş mak. ürkütücü bir durum almak. * Kurt. istekle. canavar gibi olmak. *İ çten. yürekten. samimî. canavarlaş mak * Canavar gibi davranmak. cancağ ı zı isterse deyiminde ise önemsemezlik anlatı r. . domuz gibi cana kı yan yaban hayvanı . saldı rgan. candanlı k * Candan olma durumu. candan geçmek * ölmek. * Acı acı ses çı karan ve uzaklara kadar tehlike iş areti vermek için kullanı lan düdük. * Korkunç. gönülden. * (tasavvufta) Tanrı . canavara uygun düş en biçimde. canavarlaş ma * Canavarlaş mak iş i. canavar düdüğ ü * Taş ı tlarda bulunan. * çok fazla. * Haş arı . yaramaz çocuk. kötü ruhlu. tiz ses çı karan alet. canan * Gönülden sevilen. *İ çtenlikle. canavar gibi * iri yarı . candan candan *İ çtenlikli bir biçimde. yı rtı cı hayvan. gönül verilmiş olan kadı n. canavar otugiller * Bitiş ik taç yapraklı iki çeneklilerden. tarı m bitkilerine zarar veren asalak bir bitki familyas ı . ilgiyle. sevgili. zalim (kimse).

can ı can ı na (veya içine) sı ğ mamak * sabı rs ı zlı k göstermek. can ı çekilmek * (vücudun herhangi bir organı için) canl ı lı ğ ı azalı r gibi olmak. taze ve sinirsiz yaprak. periş an olsun. cangı l cungul * Hayvanlara takı lan çanları n veya baş ka maden eş yan ı n çı kardı ğ ı kaba sesleri anlatı r. tahammül etmemek. tok. çok heyecanlanmak. vurma vb. . * Bu biçimdeki gürültü. can ı burnuna (veya burnundan) gelmek * bir ş ey yaparken çok zorluk çekmek. cengel. arzulamak. can ı çı kası ca! * "büyük zarara veya kötülüğ e uğ rası n. canh ı raş * Yürek paralayan. * Bu kumaş tan yapı lmı ş . * üzülmek. can ı burnunda olmak * çok yorgun ve bezgin olmak. sonucu acı duymak. can ı ac ı mak * çarpma. can ı çı kmak * Türk müziğ inde çok az kullanı lmı ş bir birle ş ik makam.candarma * Jandarma. * Karı ş ı klı k. istek duymak. * aş ı rı duygulanmak. * içi ezilmek. parlak. ince dokunmuş . rahatsı z olmak. ölsün" anlamları nda kullanı lan bir ilenme sözü. acı . can ı cebinde * zayı f ahlâklı kimse. canfeza cangı l * Bkz. ipekli kumaş . canfes * Üzerinde desen bulunmayan. kulak tı rmalayan. can ı ağ zı na (veya bo ğ az ı na) gelmek * büyük bir tehlike karş ı sı nda ölecekmiş gibi bir korkuya kap ı lmak. can ı çekmek * bir ş eyi istemek. kargaş a. tüyler ürpertici. can ı cehenneme * sevilmeyen bir kimse için duyulan öfke ve nefreti bildirir. can ı cana ölçmek * baş kas ı na yapı lacak ş eyi kendine yapı lacak gibi düş ünmek. canfes gibi yaprak * (asma ve dut yaprakları için) ince.

sabı rsı z. bir iş te zarar görmek. * çok yı pranmak. gebersin" anlamı nda bir ilenme sözü. * ölmek. ölüm dö ş eğ inde can çekiş mek. can ı pek * Acı ya. can ı istemek * heves duymak. can ı gitmek * özen gösterilen. * keyfi kaçmak. * yarı üzülmek. can ı sa ğ olsun! * üzülmeye gerek olmadı ğ ı nı karş ı tarafa bildirmek için kullanı lı r. çok isteyerek.* çok yorulmak veya çok zorluk çekmek. can ı ile u ğ ra ş mak * ağ ı r hasta olmak. * ac ı bir deneme geçirmek. canı yerine gelmek. yapacak bir iş i olmamaktan tedirginlik duymak. can ı gönülden (veya can ı yürekten) * içtenlikle. . can ı tez * Beklemeye dayanamayan. can ı yanmak * çok acı duymak. can ı gelip gitmek * ayı lı p bayı lmak. can ı gibi sevmek * çok güçlü bir sevgiyle bağ lanmak. can ı gelmek * yeniden canlanmak. sı kı ntı ya karş ı dayan ı klı . * büyük sı kı ntı ya düş mek. can ı isterse * (olumsuz bir cevap karş ı sı nda) "kabul etmezse etmesin!" anlamı nda kullanı lı r. çok sevilen bir ş eye zarar gelecek diye kaygı lanmak. can ı çı ksı n! * "ölsün. can ı sı kk ı n * keyfi kaçmı ş . can ı tatl ı * Sı kı nt ı ya ve acı ya katlanmak istemeyen. can ı sı kı lmak * içi sı kı lmak. yarı öfkelenmek. can ı yanan e ş ek attan yüğ rük olur * zarara veya kötülüğ e uğ rayan kimse acı sı nı çı karmak için aş ı rı çaba harcar. can ı ile oynamak * tehlikeli iş lerle uğ ra ş mak. * ümit ve ümitsizlik arası nda kalı p heyecanlanmak.

canı na iş lemek (veya canı na kâr etmek) * çok etkilemek. öldürmek. çok değ er verilen. kendine bakmadan ya ş amak. can ı na kasdetmek * intihara kalkı ş mak. sağ lı ğ ı nı . kendini koruyan. can ı m ci ğ erim * içten bir sevgi sesleniş i. can ı n isterse! * "dilediğ in gibi olsun. * ruhu ş ad olmak. can ı na ezan okumak * bir kimsenin hakkı ndan gelmek. can ı yok mu? * birinin katlandı ğ ı sı kı ntı yı ba ş kalar ı na örnek göstermek için söylenir. can ı mı n içi *ş efkat veya sevgi sesleniş i. can ı na değ mek * çok hoş lanmak. can ı mı sokakta bulmad ı m * tehlikeye veya herhangi bir sı kı ntı ya katlanmaya hiç niyetim yok. can ı m dese. batmak. can ı na dü ş kün * kendine iyi bakan. * kendini öldürmek. can ı na okumak * berbat ve periş an etmek. * (ca:nı m) çok güzel. can ı na kı ymak * acı madan öldürmek. can ı yürekten * Bkz. sen bilirsin. can ı m! * hoş nutsuzluk anlat ı r. gücünü kazanmak. canı m çı ksı n diyor sanmak * birinin en gönül okş ayı cı sözleri bile kendisine dokunmak. can ı na rahmet . * birini öldürmeye hazı rlanmak. * gücünden fazla iş görerek aş ı rı derecede kendini yormak.can ı yerine gelmek * yorgunluğ u geçmek. can ı na geçmek. can ı na acı mamak * kendini düş ünmeden. can ı na minnet * beklenilmeyen iyi bir durumla karş ı laş ı nca duyulan memnunlu ğ u anlatmak için söylenir. bana göre hava hoş " anlamı nda kullanı lı r. canı gönülden. * sevgi sesleniş i olarak kullanı lı r.

çok yormak. hayranlı k veya öfke gibi türlü duygular anlatı r. can ı nı çı karmak * hı rpalamak. can ı nı burnundan getirmek * çok yormak. yı prand ı rmak. can ı nı sı kmak * keyfini bozmak. bezmek. can ı nı yakmak . can ı nı almak * (Tanrı ) öldürmek. sabrı kalmamak. usanmak) * ölümü göze alacak kadar sı kı ntı içinde olmak. bı kmak. can ı nı vermek * kendini feda etmek. * canı nı verdirecek kadar memnun etmek. can ı ndan geçmek * ölmek için hazı r olmak. can ı na yandı ğ ı m (veya yandı ğ ı mı n) * sevgi. neş esini kaçı rmak. * bir ş eye çok dü ş kün olmak. çok sevmek. * birini öldürmeyi istemek. can ı nı cehenneme göndermek (veya yollamak) * öldürmek. fazla çalı ş tı rmak. can ı nı (bir yere) dar atmak * bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sı ğ ı nmak. can ı ndan bezmek (veya bı kmak. can ı na yetmek * katlanamayacak duruma gelmek.* "Alllah rahmetini esirgemesin" anlamı nda kullanı lı r. can ı na susamak * ölmek istemek. can ı nı diş ine almak (veya takmak) * her tehlikeyi göze alarak iş e giriş mek. can ı na tükürdüğ ümün (veya üfürdüğ ümün) * kı zgı nl ı k ve öfke belirtir. can ı nı acı tmak * birine acı vermek. can ı na tak demek (veya etmek) * dayanamaz duruma gelmek. * hiçbir ş ey esirgememek. can ı nı sokakta bulmak * sağ lı ğ ı korumak gerektiğ ini anlatan bir söz. can ı nı bağ ı ş lamak * öldürülmesi gerekirken vazgeçmek. * sı kı ntı ya sokmak.

* Cani gibi. çok sevmek. fosforlu ş amandı ra. canice. cankurtaran yeleğ i * Yelek biçiminde yapı lmı ş cankurtaran arac ı . * Cani olma durumu. caniyane * Cani gibi. kı yacı . ambülâns. cani canice canilik canip * Yan. filika. cankurtaran düdüğ ü * Cankurtaran çanı .* acı verecek biçimde cezalandı rmak. büyük simit veya yelek biçiminde yap ı lmı ş araç. . cankurtaran simidi * Suda boğ ulma tehlikesine karş ı kullanı lan ve sudan hafif maddelerden. * Havuz veya plâjda yüzme bilmeyenleri uyaran. * bir kimseyi. cankurtaran çan ı * Tipili veya sisli havalarda sı ğ ı nacak veya yönelecek yeri yolculara. gemilere belli etmek için kullanı lan çan (veya düdük). can ı nı n derdine düş mek * canı ndan baş ka bir ş ey düş ünemeyecek kadar s ı kı ntı da olmak. can ı nı n içine sokacağ ı gelmek * çok hoş lanmak. kürekli sandal. cankurtaran sandal ı * Deniz kazaları nda veya gemi batmak üzere iken insanları kurtarmaya yarayan motorlu. * Cinayet iş lemiş olan kimse. cankurtaran ş amandı rası * Denize düş enlerin kolayca belirlenip kurtar ı lmaları için denize bı rakı lan ve kazaya uğ rayanları n bulup kendilerini göstermeleri için kullanı lan. çok sı kı ntı ve zarara sokmak. tehlikeden koruyan ve onları kurtaran kimse. taraf. cankurtaran sal ı * Deniz kazaları nda kullanı lmak üzere gemilerde bulundurulan sal. cankurtaran * Hastahane veya kliniklere hasta veya yaralı taş ı maya özgü araç. caniye yakı ş ı r (biçimde). cankurtaran gemisi * Karaya oturan. parlak renkli. cankurtaran kulübesi * Dağ geçitlerinde tipiden veya so ğ uktan korunmak icin sı ğ ı nak olarak yapı lmı ş kulübe. cankurtaran yok mu! * ölüm tehlikesi karş ı sı nda yardı m isteme sözü. yanan veya batma tehlikesi ile karş ı karş ı ya kalan gemileri kurtarmaya yarayan gemi.

(birinin) kı lı ğ ı na girmek. * Yaş ayı p yer değ iş tirebilen yaratı k. canland ı rma * Canlandı rmak iş i. * Depreş mek. canlanması na yol açmak. canl ı model * Figürlerle süslü veya heykeltı ra ş lı kta yararlanı lan kadı n veya erkek. canlandı rı m * Ortada kalan kalı ntı lar ı na göre bir eserin ana tasar ı sı na uygun olarak yeniden çizimi. canlanma * Canlanmak iş i. * Yaş atmak. var gücüyle. canland ı rı lma * Canlandı rı lmak i ş i. canl ı canlı * Diri diri. canland ı rı cı * Canlı lı k veren. canland ı rı lmak * Canlandı rmak iş ine konu olmak. * Heyecanla. yaş ayan. tazelik. * Bir canlı resim veya ş ema filmi için hareketlili ğ i sa ğ layan tek tek resimleri yapan sanatç ı . diri. hayvan. canlı lı k kazandı ran. * Canlı lı k. canl ı cenaze * Çok zayı f.cankurtaranlı k * Cankurtaran olma durumu. * Kiş ileş tirme. bir deri bir kemik kalmı ş kimse. canlanmak * Gücü artmak. henüz ölmemi ş . * Etkinliğ i artmak. * Yoğ unluk. etkinlik kazandı rmak. canla ba ş la * Seve seve her türlü yorgunluğ u göze alarak. canland ı rı cı lı k * Canlandı rı cı olma durumu. hayat dolu. hareketli. . etkili. dirilik getirmek. diri duruma gelmek. * Geçmiş te yaş anan bir olay veya durum yeniden hatı rlanmak. canl ı * Canı olan. hareketlilik kazanmak. * Güçlü. lokal vb. yerlerde yemek sı rası nda bir veya birkaç müzisyenin çalgı ve sesleri ile parçalar ı seslendirmesi. * Tek tek resimleri veya hareketsiz cisimleri gösterim sı rası nda hareket duygusu verebilecek biçimde düzenleme ve filme aktarma i ş i. canl ı müzik * Gazino. canland ı rmak * Canlanması nı sa ğ lamak. * Geçmiş bir olayı n geliş mesini ve sonucunu aynı biçimde yansı tarak sunma.

cansı z hedef *İ nsan ve hayvan dı ş ı nda kalan hedef.canl ı özdekçilik * Evrenin temeli olarak düş ünülen maddenin canlı olduğ unu savunan doktrin. ölmüş . cantiyane * Kantiyane. hareketlilik. cansı z gibi. canl ı cı lı k * Olup bitenin ruhlar alanı nı n gizli güçlerince yönetildi ğ ine inanan ilkel anlay ı ş . cansı z * Canı nı yitirmiş . cansı zlaş tı rmak * Cansı z duruma getirmek. canl ı resim * Bir hareketi parçaları na ayı rı p bunları n elle yapı lan resimlerinin alı cı yla tek tek çevrilmesine dayanan ve gösterimde sürekli bir hareketi ortaya koyan film tekni ğ i. cansı zlı k * Cansı z olma durumu. animizm. * Bir diş in canlı dokusunu yok etmek. cansı zlaş ma * Cansı zlaş mak iş i. camit. cansı z cansı z * Cansı z olarak. * Tek ve aynı ruhun fikrî ve organik hayat ı n ilkesi olduğ unu ileri süren öğ reti. * Çocukta bir düş ünce biçimi olarak bütün cisimlerin canlı olduğ una inanma. cansiparane * Canı nı verircesine. alı cı yla tespit edildi ğ i anda yapı lan yayı n. * Bağ ı ms ı z bir ruhî varl ı ğ ı n insanda ve doğ a nesnelerinde yerleş ik olduğ una inanan ilkel dinî görüş . * Hareketsizlik. sönük. *İ lgi uyandı rmayan. capcanlı . * Durgun. canl ı lı k * Canlı olma durumu. hilozoizm. cansı zlaş tı rma * Cansı zlaş tı rmak i ş i. cansı z düş mek * hastalı k veya yorgunluk yüzünden bitkin bir duruma gelmek. özveriyle. * Neş elilik. cansı zlaş mak * Cansı z duruma gelmek. * Güçsüz. mecalsiz. canl ı yayı n * (televizyon ve radyo için) Daha önceden herhangi bir gereç üzerine tespit edilmemi ş . * Canlı olmayan (varlı k).

cari masraf * Belirli bir dönemde yapı lan harcamalar. yürürlükte bulunan para. *İ ş gücü piyasası nda iş gücünün. cari para cari ücret cariye * Geçerli olan. ilân. ş arjör. car * Bazı yerlerde kadı nları n kolları na örttükleri veya boydan boya örtündükleri çarş af. carcar carcur * Bkz. cariyelik * Cariye olma durumu. yürürlükte olan. yaygaracı . cariyeniz (veya cariyeleri) * eskiden. * Akan. * Geveze. * aynı maksatla genç kadı nlardan söz edilirken onlar ı anlatan kelimelere bir unvan gibi getirilirdi. zar. car etmek * nara atmak. imdat. geçen. arz ve talebe göre belirlenen fiyatı . * Fermuar. al ı nı p sat ı labilen. * Yabancı ülkelerden kaç ı rı lı p özgürlükten yoksun edilen. haykı rmak. söz söylenen kimseye aş ı rı bir sayg ı göstermiş olmak için kadı nlar tarafı ndan "ben" zamiri yerine kullan ı lı rd ı . carlamak . * Tehlike durumu. halayı k. cari hesap *İ ki taraf arası nda sürüp giden alacak verecek iş lemlerinin tutulan hesab ı . cariyelik etmek * cariye gibi hizmet etmek. * Olagelen. car * Çağ rı . tellâl ile duyurma. carlama * Carlamak iş i. gürültülü bir biçimde (konuş ma). yardı m.* Çok canlı (bir biçimde). car car * Çok ve yüksek sesle. ilân etmek. carcur carcur cari * "Geli ş igüzel konuş mak" anlamı na gelen carcur etmek deyiminde geçer. her konuda efendisinin isteklerine ba ğ lı bulunan genç kadı n.

cart cart ötmek * kendini beğ enmi ş bir davranı ş la ve buyururcası na söz söylemek. * Yellenme. abartı lı söz. çaş ı tlı k. * Çı rı lçı plak. cart curt * Gerekli gereksiz yerde söylenen. cavalacoz * Değ ersiz. çok tüysüz. duyurmak. *İ lân etmek. * Bir devletin veya bir kimsenin sı rları nı baş kası nı n hesab ı na öğ renmeyi üstüne alan kimse. çağ (II). çaş ı t. hayk ı rmak. cart * Sert bir ş ey yı rt ı lı rken çı kan ses. derme çatma. cascavlak kalmak * bütün imkânları elinden alı nmı ş olarak ortada kalmak. cartayı çekmek * ölmek. * Carı (II) olan. cavla ğ ı çekmek * ölmek. cart kaba kâ ğ ı t * yüksekten atana veya çalı mlı bir tavı r takı nana karş ı söylenen hafifseme ünlemi. cavlak . casusluk etmek * casus olarak çalı ş mak. çok söylemek. cart curt etmek * göz korkutmak veya övünmek amacı yla abart ı lı konu ş mak. * Birdenbire ve gürültü ile. cav * Bkz. cascavlak * (ba ş için) Çok saçsı z. nara atmak. hiç tüyü olmayan. casus casusluk * Casus olma durumu. carta cartadak cartadan * Cartadak. önemsiz. carlı cars ı z * Carı (II) olmayan.* Bağ ı rarak konuş mak. örtüsüz.

tüysüz. cay ı rtı yı basmak (veya cayı rtı koparmak) * birdenbire bağ ı rı p çağ ı rmaya baş lamak. y ı rtı lma sesi. karar ı ndan döndürülmek.* Çı plak. sözünden döndürücü. cay ı rdama * Cayı rdamak iş i. cay ı rtı *Ş iddetli yanma. cayd ı rı ş cayd ı rma * Caydı rmak i ş i. cavlama cavlamak cavlamak * Cavlamak iş i. * Ölmek. tüyünü dökmek. cay ı rdatmak * (nesneler için) Sert. vazgeçirilmek. uzun. etkili olarak. cay ı rdamak * (nesneler için) Ses çı kararak yanmak veya yı rtı lmak. cay ı rtı vermek * gürültü ile gözdağ ı vermek. cay ı r cayı r * Bir cismin çabuk ve ş iddetle yandı ğ ı nı . cayd ı rmak * Cayması nı sağ lamak. cavlakl ı k * Cavlak olma durumu. * Caydı rmak i ş i veya biçimi. cayd ı rı cı lı k * Caydı rı cı olma durumu. dönek. *Ş iddetli. cayd ı rı cı * Kararı ndan. cay ı ş * Caymak iş i veya biçimi. cay ı rdatma * Cayı rdatmak i ş i. gürültülü ses çı kartmak. caygı n * Vazgeçip iş in ard ı nı bı rakan. yı rtı ldı ğ ı nı anlatmak için kullanı lı r. vazgeçirmek. cayd ı rı lmak * Cayması sa ğ lanmak. çı plak kalmak. gürültü. kararı ndan döndürmek. çı plaklı k. . * Kavlamak.

cazbant * Caz müziğ i çalan orkestra. * Güreş ecek olan pehlivanları yüksek sesle izleyicilere tanı tan ve duaları nı okuyarak onları alana süren kimse. caz ı rtı cazibe * Cazı rdama sesi. * Sözünden. çekicilik. cazc ı cazc ı lı k cazgı r * Caz müziğ i çalan veya besteleyen kimse. kararı ndan dönmek. cazibele ş me * Cazibeleş mek durumu. caz ı rdatma * Cazı rdatmak i ş i. vazgeçmek. * Çekim. * Caz müziğ i çalan orkestra. cazibedar * Çekiciliğ i olma. alı mlı lı k. * Cazgı r olma durumu. * Cazcı nı n iş i veya mesle ğ i. albeni. alı mlı .cayma caymak caz * Caymak iş i. caz ı rdatmak * Cazı rdaması na yol açmak. * Fitneci. caz ı rdama * Cazı rdamak iş i. cazgı rlı k caz ı r cazı r * (bir cismin kaynama ve yanması nı belirtirken) Güçlü ve sesli olarak. * Alı m. * Baş langı çta Kuzey Amerika zencilerinin müzi ğ i iken sonraları bütün dünyada benimsenen bir müzik türü. caz tak ı mı * Caz müziğ i çalan orkestranı n bütün çalgı lar ı . caz ı rdamak * Caz diye ses çı karmak. cazibele ş mek . cazibe kanunu * Yer çekimini belirten kurallar bütünü.

* Kucak çocukları nı . cazlı cazsı z * Cazı olan. caziple ş tirme * Cazipleş tirmek durumu. cazibele ş tirmek * Çekici. alı mlı duruma gelmek. * Kemanı n sı rt ve göğ üs tahtası nı iki yanı ndan C harfi biçiminde çenten oyuklar. albenili. alı mlı . * Kadmiyum'un kı saltması . ce ce * Türk alfabesinin üçüncü harfinin adı . . bebekleri eğ lendirmek için çı karı lan ses. cazur cazur * Bkz.* Çekici. cazibeli * Çekici. * Önemli. cc Cd CD Ce * Seryum'un kı saltması . * Yabancı devlet elçiliklerine ait arabaları n plâkaları nda kullanı lan kı saltma. caziple ş mek * Cazip duruma gelmek. * Cazı olmayan. cazibesiz cazip caziple ş me * Caziple ş mek durumu. cazipli caziplik * Cazip olma durumu. ağ ı rl ı ğ ı olan. alı mlı . çekici. *İ lgi uyandı ran. albenili. elveri ş li. alı msı z. caziple ş tirmek * Cazip duruma getirmek. alı mlı duruma getirmek. * Çekici olmayan. Cb * Kolombiyum'un kı saltmas ı . * Çekici. cazı r cazı r.

savurgan. tart ı ş mak. zorbalı k. züğ ürt.-ce -ce * Bkz. * Sahipsiz. cebi delik (kimse) * para tutmayan. cebellezi etmek * cebine indirmek. * Aynı dönemde illerdeki atlı inzibat kuvveti. zorba. * Kudret sahibi. * ("büyük kudret" anlamı ndan kayarak) Merhametsizlik. merhametsiz. cebin . cebeci * Yeniçeri ordusunda silâh yapan. cebe * Zı rh. ce demeye mi geldin? * "Bu kadar az oturmaya mı geldin?" anlam ı nda kullanı lı r. -ca / -ce (II). cebeli * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde. cebel * Dağ . * Becerikli. * Acı ması z. * Ekilmemiş tarla. ekime elveriş li olmayan yer. cebellezi * Hakkı olmayan bir ş eyi kendisine mal edip cebine koyma. onaran ve bakı mı ile görevli bulunan. savaş ta ordunun silâh ve cephanesini ulaş tı ran yaya kapı kulu ocakları ndan bir sı nı f asker. zorba. boş toprak. * (tasavvufta) Allah'a varmanı n üçüncü basamağ ı . Tanrı . * Bkz. parası z. çekiş mek. açı k göz (kadı n). savaş sı rası nda t ı mar. * Silâh. cebi para görmek * parası yokken para kazanmaya ba ş lamak. cebi delik * Tutumlu olmayan (kimse). münakaş a etmek. * Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yı ld ı z kümesi. ceberut * Tanrı 'nı n her ş eyin üstünde olan kudreti. -ca / -ce (I). cebbar * Zorlayı cı . cebine indirme. cebelle ş mek * Uğ raş mak. zeamet sahiplerinin dirlikleri oranı na göre yanları nda götürmekle yükümlü bulundukları atlı asker. cebelle ş me * Cebelleş mek iş i.

ceddine lânet (veya yedi ceddine lânet!) * "soyun sopunla birlikte Tanrı cezanı zı versin!" anlamı nda ilenme bildiren söz. * Alı n. süyek. cebirsel ifade * Cebirsel deyim.* Korkak. yüz. zoraki. cebrinefs * Kendini zorlama. zorlayı ş . * Artı ve eksi gerçek sayı larla. mukavva veya tenekeden yapı lmı ş . cebire * Kı rı k kemikleri yerinde tutmak için kullanı lan tahta. cebinden çı karmak * ondan çok üstün olmak. cebrî * Zorla yapı lan. cebir cebir * Zor. bunlara bağ lı bir büyüklük ölçüsünü çı karmak için gerekli i ş lemleri gösteren ve birbirine cebirsel iş aretlerle bağ lanan harf ve sayı lar bütünü. zor kullan ı larak yaptı rı lan. * Zorla. cebir kullanmak * bir iş i yaptı rmak için zora baş vurmak. cebretmek * Zorlamak. cebrî yürüyüş * Bir yere kuvvet yetiş tirmek veya düş mandan önce varmak için yapı lan s ı kı yürüyü ş . cebine indirmek (veya atmak) * (para için) hakkı olmadı ğ ı hâlde kendine mal etmek. kadercilik. zor kullanarak. üzeri bezle kaplanan levha. cebirsel deyim * Bilinen veya bilinmeyen büyüklük ölçüleri üzerinde. cebriye * Yazgı cı lı k. cebren cebretme * Cebretmek iş i. cebini doldurmak * karş ı la ş tı ğ ı elveriş li durumlardan yararlanarak bol para kazanmak. kendini tutma. cebirsel * Cebirle ilgili. cebirsel formül * Cebirsel deyim. bunları n yerini tutan harfler yard ı mı yla nicelikler aras ı nda genel bağ lantı lar kuran matematik kolu. . fatalizm. koaptör.

* Oğ lak burcu. cehdetmek * Çalı ş ı p çabalamak. eziyet. tamu. eziyet. cefaya katlanmak * sı kı ntı veya üzüntüyü sabı rla kar ş ı layı p tahammül etmek. guş a. kötülük yapanlar ı n öldükten sonra ceza görecekleri yer. cefake ş cefalı * Cefa çeken.ceddine rahmet! * "aferin. * Sı kı nt ı ya. cefa çekmek (veya görmek) * üzüntü. cefakâr * Cefalı . sı kı ntı ya katlanan. cehennem gibi * çok sı cak. * Çok sı kı ntı lı yer. üzgü. Cedî cedit cedre * Guatr. * Çok büyük sı kı ntı . ceffelkalem * Hiç düş ünüp taş ı nmadan. bravo" veya "Tanrı senden raz ı olsun" anlamı nda kullanı lı r. cehdetme * Cehdetmek iş i. bilmezlik. cefa * Büyük sı kı ntı . bir çı rp ı da. sı kı ntı çekmek. . eziyet etmek. cefa etmek * üzmek. cehennem kütü ğ ü * Cehennemde yanmaya yaraş ı r kimse. cefalı . eziyete katlanmı ş veya katlanan. cehennem azab ı * Cehennemde uğ ran ı laca ğ ı na inan ı lan ceza. cehennem * Dinî inanı ş lara göre. cehennem hayat ı * Büyük sı kı ntı ve üzüntülerle dolu ya ş ay ı ş . cehalet * Bilgisizlik. * Yeni.

meyve. kabuk veya odunundan güzel kı rmı zı renk elde edilen bir kök (Rhamnus infectorius). cehennemleş me * Cehennemleş mek durumu. cehenneme kadar yolu var * "defolsun. cehennemleş mek * Cehenneme dönmek. yakı cı . havaya dayanı klı .ı ş ı kta bozulmayan beyaz kristal. cehil cehre cehri * Bilgisizlik. * Kök boyası gillerden. cehennemin dibine gitmek * (kı zı lan kimse için) defolup gitmek. * Aş ı rı üzüntü ve s ı kı ntı çekilen yer hâlini almak. cehennemî * Cehennemle ilgili. * Hamamı n ocağ ı . korkum yoktur" anlamı nda sövme. kalçayı örten. yün. istediğ i yere kadar gitsin. ceht -cek * Bkz. * Üzücü. kollu giysi. cehennem zebanisi * Zalim. * Pamuk. cehenneme lâyı k (kimse). cehennem gibi. çabalama. acı ması z kimse. genellikle önden dü ğ meli. ceket ceketatay * Erkeklerin ve kadı nları n giydiğ i. cehennemi boylamak * (sevilmeyen kimse için) ölmek. cehennem taş ı * Gümüş ün nitrik asitte ergitilmesiyle elde edilen. -cak / -cek. * Bkz. cehennem olmak * defolmak. . ipek gibi ş eyleri eğ irip iplik durumuna getirmeye yarar araç. cehennemlik * Öldükten sonra yerinin cehennem olacağ ı sanı lan. iğ . cehennemin bucağ ı (veya dibi) * çok uzak yer. * Modern ekmek fı rı nları nda ateş in bulunduğ u en sı cak bölüm. Jaketatay. külhan.cehennem ol * defol!. * Çaba. bilmezlik.

* Celâlli gibi. celâllenmek * Öfkelenmek. celâllice celbe celep * Koyun. * Hı rç ı n.celâdet celâl * Yiğ itlik. İ brahim Pa ş a ve Edirne sarayları na alı nı p türlü devlet hizmetleri için aday olarak yeti ş tirilen genç. * Avcı çantası . ululuk. * Topkapı . * Parlak. keçi. sı ğ ı r gibi kesilecek hayvanlar ı n ticaretini yapan kimse. cilâlı . kolaylı kla suç iş leyen. sonralar ı da türeyen bütün eş kı yaya verilen ad. Celâlîlik * Celâlî olma durumu. kahramanlı k. celî yazı * (Arap harfleriyle) Uzaktan okunacak biçimde istif edilmiş iri sülüs levha yazı sı . celâllenme * Celâllenmek iş i. Galata. celâlli * Sert ve öfkeli (kimse). cellâtl ı k * Cellâdı n görevi. kat ı yürekli. * Büyüklük. cellât * Ölüm cezası na çarptı rı lanlar ı öldürmekle görevli olan kimse. * Acı ması z. kı zg ı nlı k. ulu. celil * Çok büyük. sı ğ ı r gibi kesilecek hayvanlar ı n ticaretini yapma iş i. celp . keçi. * Tanrı 'nı n sı fatları ndan biri. zalimlik. celeplik celî * Koyun. * Açı k. celâlliye benzer. * Katı yüreklilik. kı zmak. coş kun. aş ikâr. cellât gibi * acı ması z. * Öfke. zalim. Celâlî *İ lk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde ortaya çı kı p devlete isyan eden Bozoklu Derviş Celâl'in adamları na ve ondan yana olanlara.

celp kâğ ı dı * Çağ rı kâğ ı dı . cemadat cemal * Yüz güzelliğ i. cemaat * Bir imama uyup namaz kı lan kiş iler. celseyi tatil etmek * oturuma ara vermek. celp etmek * kendine çekmek. çağ rı belgesi. . * Mahkeme tarafı ndan dava edene. * Askerlik ödevini yapmaya çağ ı rma. celpname * Celp kâğ ı dı . cansı z varlı klar. cemaatle ş mek * Cemaat hâline gelmek. cemaatle ş me * Cemaatleş mek iş i veya durumu. cemaat ne kadar çok olsa (veya cami ne kadar büyük olsa) imam gene bildiğ ini okur * bir yetkili kimse. cemaatle namaz k ı lmak * imama uyarak namaz kı lmak. * getirmek. cemaatimüslimin * Müslüman halk. celse * Oturum. edilene veya tanı klara gönderilen ça ğ rı belgesi. çevresindekilerin düş üncesi ne olursa olsun kendi istediğ ini yapmaya çalı ş ı r.* Getirtme. cemaatli * Cemaati olan. çağ rı belgesi. celpname. cem'an * Cansı zlar. * Bir dinden veya bir soydan olanları n topluluğ u. celseyi açmak * oturumu açmak. *İ nsan kalabalı ğ ı . cemaatsizlik * Cemaatsiz olma durumu. kendi üzerine çekme. cemaatsiz * Cemaati olmayan. cemaate uymak * içinde bulunulan bir topluluğ a uyarak davranmak.

* Topluluk. bir araya getirmek. cembiyeli * Cembiyesi olan. * Çoğ ul. (bir ş eyin) hepsi. cembiyesiz * Cembiyesi olmayan. cemaziyülâhı r * Ay takviminin altı ncı ayı . geçmiş teki kötü bir yönünü veya kötü durumunu bilmek. cem'an yekûn * Toplam olarak. cemetmek * Toplamak. * Tanrı 'nı n sı fatları ndan biri. * Toplama. * Birbirine uygun veya zı t anlamlı kelimeleri tenasüp veya tezat sanatları yoluyla bir araya getirme. * Gönül alı cı davranı ş . cemaziyülevvel * Ay takviminin beş inci ay ı . çokluk hâline getirmek. cemiyet * Dernek. çokluk. hepsinin tamamı . * (kadı n için) Güzel. cemi * Bütün. * Bir olayı veya ki ş iyi kutlama amac ı yla bir araya gelen topluluk. cemaziyülevvelini bilmek * bir kimsenin herkesçe bilinmeyen. .* Toplayarak. hançer. cemilenmek * Çoğ ullanmak. toplam olarak. hepsi. (bir ş eyin) tümü. toplum. cemilenme * Çoğ ullanma i ş i. hep. * Toplama. cemilendirmek * Çoğ ulland ı rmak. * (erkek için) Güzel. cemetme * Cemetmek iş i. cemil cemile cemilendirme * Çoğ ulland ı rma iş i. küçük tövbe ayı . cembiye * Bir çeş it eğ ri kama. büyük tövbe ay ı . * Düğ ün.

cenaze töreni * Cenaze namazı ndan mezara kadar yapı lan dinî tören. cenaze merasimi * Cenaze töreni. gömmek. sonra suda ve en sonra toprakta oluş tuğ u sanı lan sı cakl ı k cemre düş mek * sı cakl ı k yükseliş i o hafta içindeki günde baş lamak. cenazeyi kaldı rmak * ölüyü gömmek üzere götürmek. * Kefenlenip tabuta konmuş . hoş lanı lmayan kimse veya ş ey. * Cemiyet içinde geçen. pazı . derli toplu. pres. * Manevî baskı . dağ ı nı k olmayan.cemiyetli cemre yükseliş i. cenaze namaz ı * Cenaze gömülmeden önce musalla taş ı nı n üstüne konan tabutun önünde kı lı nan namaz. cenaze alayı * Ölüyü kaldı rma töreni veya bu törende yer alan veya cenazeyi izleyen topluluk. * Saygı . cenaze gibi * benzi sararmı ş . Tanrı . * Yan. cenabet * Cünüp. Cenabı hak * Allah. gömülmeye hazı rlanm ı ş insan ölüsü. onur ve büyüklük anlam ı yla kullanı lı r. *Ş ubat ay ı nda birer hafta aralı klarla önce havada. cendere * Bir ş eyi sı kmak. kötü. cenaze duası * Cenaze defnedilirken okunan dua. cenbiye * Ağ zı eğ ri bir tür Arap bı çağ ı . * Cenaze töreni. cenap cenaze cenderele ş me . cenaze levazı mat ı * Ölünün kefenlenmesi sı rası nda gerekli olan malzemeler. cenah * Kuş kanadı . * Kol. * Savaş düzenindeki ordunun iki yan ı ndan her biri. taraf. ezmek gibi i ş lerde kullanı lan mekanizma. * Pis.

mücadele etmek.* Cendereleş mek iş i. iyilik yapanları n. ceninisak ı t * Düş ük. cenkle ş me * Cenkleş mek iş i. savaş kanlı k. uğ ra ş . huzur veren yer. cennet bal ı ğ ı giller * Kemikli balı kla r takı mı nı n kefallar alt takı mı na giren bir familya. çeki ş mek. cenkle ş mek * Savaş mak. * Büyük çaba. kavga. cenk etmek * savaş mak. * Cenkçi olma durumu. . cenk * Savaş . dövüş çülük. kavga. münakaş a etmek. * Atı ş mak. cengâverlik * Savaş çı lı k. cenkçi cenkçilik * Savaş çı . vuru ş kan. cengel cenin * Otlarla ve s ı k ağ açlarla örtülü geniş Hindistan ormanları na verilen ad. kavgacı . savaş kan. * Çok güzel. uçmak (II). cennet bal ı ğ ı * Cennet balı ğ ı gillerden. öldükten sonra sonsuz bir mutluluğ a kavuş acakları yer. *İ yi dövü ş en. cenderele ş mek * Manevî baskı altı nda mücadele etmek. günahsı zları n. * Ana rahminde doğ ma zamanı nı tamamlayamam ı ş veya vaktinden önce düş mü ş çocuk. cennet * Dinî inanı ş lara göre. dövü ş çü. cendereye sokmak * manevî baskı altı na almak. çeki ş me. Cenevizli * Ceneviz (bugünkü Cenova ş ehri) Cumhuriyeti halkı ndan olan kimse. cengâverce * Cengâvere yakı ş ı r biçimde. mavi ye ş il zemin üzerine bak ı r rengi çizgili tropikal balı k (Macropodus viridiauratus). cengâver * Savaş çı .

* Güney. cennet öküzü * Yüreğ i temiz ama budala denecek kadar saf kimse. güneye özgü olan. cennet ku ş u * Cennet kuş ugillerden. cennete dönmek * güzel. güney. kibar (erkek). * Centilmene yakı ş ı r davran ı ş . saygı lı . cennete çevirmek * temiz. cennet ku ş ugiller * Omurgalı hayvanlardan kuş lar sı nı fı nı n bir familyası . centilmenlik * Centilmen olma durumu.cennet biberi * Zencefilgillerden karabiber tadı nda bir bitki. cennetmekân. görgülü. güzel bir yer durumuna getirmek. * Güzel. * Henüz pek küçükken ölen bebek. cennetleş me * Cennetleş mek durumu. cenubî cenup cenuplu * Güneyle ilgili. bakı mlı . centilmen *İ yi arkadaş lı k eden. centilmence * Centilmene yakı ş ı r (bir biçimde). bakı mlı (yer). cennetlik * Öldükten sonra yerinin cennet olacağ ı na inanı lan (kimse). rahat yaş anı lı r. ancak tarafları n kar ş ı lı klı güvenlerine dayanan sözlü antla ş ma. cennetleş mek * Cennet durumuna girmek. * Cennetin güzellikleriyle donanmak. centilmenlik antlaş ması * Hukukî ve resmî olmayan. tüyleri güzel renkli bir kuş (Paradisea apoda). * Güneyli. alı mlı kadı n. cennet taamı * Tadı çok güzel olan yemek veya yiyecek. * (ölmüş kimse için) Yeri cennet olan. cennetmekân * Cennetlik. bakı mlı bir yer durumuna gelmek. . cennet gibi * güzel.

cep saati * Cepte taş ı nan saat. cep telefonu * Cebe sı ğ abilecek küçüklükte olan. . cep sözlüğ ü * Cepte taş ı nabilecek ve günlük ihtiyaca hemen cevap verebilecek küçük sözlük. cep kitabı * Cepte taş ı nacak. cebe girecek biçimde küçük kitap. cep harçlı ğ ı * Bir kimseye ufak tefek gündelik harcamaları karş ı laması için verilen para. cepçilik cephane * Yankesicilik. cep takvimi * Cepte taş ı nabilecek küçük boy takvim. savaş a hazı rlanmak ve baş lamak. alnaç. cep harçlı ğ ı nı çı karmak * günlük masrafı nı karş ı layacak kadar kazanç sahibi olmak. * Ateş li silâhlarla atı lmak için hazı rlanan her türlü patlayı cı madde. deniz ve hava birliklerinde cephanelik görevlisi veya sorumlusu olan kimse. * Üzerinde savaş ı n sürdüğ ü bölge. * Belirtisiz isim tamlaması yap ı sı nda. * Belli bir düş ünce. tamlayan görevinde "cebe sı ğ abilecek boyda" anlam ı nı verir. cephaneci * Kara. istek çevresinde sağ lanan beraberlik. yön. giysinin belli bir yeri açı larak içine yerleş tirilen astardan yapı lmı ş torba veya giysinin üzerine konulan parça ile yapı lmı ş yer. * Trafiğ i kolaylaş tı rmak için yaya kaldı rı mları nda veya yollarda yapı lan cep biçimindeki ta ş ı t yanaş ma yeri. cep defteri * Cebe sı ğ abilecek büyüklükteki defter. cep televizyonu * Çok küçük boyutları olan veya cebe sı ğ abilecek küçüklükteki televizyon. cephanelik * Cephanenin saklanması na yarar kapalı ve korunmuş yer. cepçi * Yankesici. cephe * (yapı larda) Yüz. * Yan. taraf. kablosuz telefon.cep * Genellikle bir ş ey koymaya yarar. cep feneri * Pille çalı ş an ve cepte taş ı nan küçük fener. * Savaş alan ı