Büyük Türkçe Sözlük

Sürüm No: 1.0 Açı klama Farabi

(veya a ğ zı nı n içine) bakmak * ne söyleyeceğ ini beklemek. * onun sözüne göre davranmak. ... (bir) hâl almak * bir duruma gelmek. ... canl ı sı * düş künü. ... damgası nı vurmak * (biri için) kötü bir yargı ya varmak. ... -e kuvvet * herhangi bir ş eye a ğ ı rl ı k verildi ğ inde kullanı lı r. ... f ı rı n ekmek yemesi lâzı m * bir duruma eriş mek için pek çok emek vermesi, çalı ş mas ı gerekir. ... gözüyle bakmak * yerine koymak. ... ile beraber * ile birlikte. ... kim ... kim * yakı ş tı rı lan ş eyin uygunsuzlu ğ unu belirtmeye yarar. ... olsun, ... olsun, * sözü geçen her ş ey. ... süsü vermek * gerçeğ e ayk ı rı olarak, kendisinde veya herhangi bir ş eyde üstün bir nitelik veya değ er varm ı ş gibi göstermek. ... ziyafeti çekmek * herhangi bir ş eyi en iyi biçimde baş armak, herhangi bir yönüyle doyurmak. ...-a veya ...-e gelince * sı ra gelince anlam ı na gelerek bir konu bittikten sonra sözü baş ka bir konuya geçirmeye yarar. * ayrı cal ı k gösteren bir dü ş ünceye geçildi ğ ini anlatı r. ...-a, ...-ya getirmek * birini bir duruma getirerek istediğ i gibi davranmak. ...-den eylemek * yoksun bı rakmak. ...-ı nda / ...-inde değ il * bir ş eyin söylenen niteli ğ ine önem vermeyi anlatı r. ...i tutmak * bir iş i yapacağ ı ve göreceğ i o zamana rastlamak. ...ikinci plâna düş mek * bir kimsenin veya topluluğ un gözünde eski önemini, değ erini yitirmek.

...ile beraber * -dı ğ ı / -diğ i anda. * -dan / -den baş ka. * -dı ğ ı / -diğ i hâlde. ...-ması yla, ...-mesi bir olmak * aynı anda, çabucacı k, birden. ...maya veya ...meye görsün (veya gör) * söz konusu fiilin doğ uraca ğ ı sonuca kesinlik kazand ı rmak için kullanı lı r. ...n ı n resmidir... * bir durumun olacağ ı kesin ve bellidir. 19 May ı s 30 A ğ ustos * Zafer Bayram ı . a a * (a:) Ş aş ma, hat ı rlama, sevinme, acı ma, üzülme, kı zma gibi duyguları güçlendirir, cümlenin baş ı nda veya sonunda kullanı lı r. a/e * Çekimli fiilin sonuna gelerek anlamı pekiş tirir. -a- / -e-a / -e -a / -e *İ simden fiil türeten ek. * Yönelme durumu eki: dağ a, eve, yola, öne. Ünlü ile biten isimlerden sonra araya y sesi girer. * Seslenme bildirir.

* Fiilden zarf türeten ek: yaza yaza, gide gide, koş a ko ş a, dü ş e kalka, güle oynaya. Ünlü ile biten fiillerden sonra araya y sesi girer: ya ş aya yaş aya, bekleye bekleye, okuya okuya, yürüye yürüye. Bu ek göre, kala, geçe, sapa örneklerinde kal ı plaş mı ş tı r. a, A

* Türk alfabesinin birinci harfi, ses bilimi bakı mı ndan kalı n ünlülerin düz ve geni ş olanı nı gösterir. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde lâ sesini bildirir. * Su. * Yünden, dövülerek yapı lan kalı n ve kaba kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş yakası z ve uzun üstlük. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan. * Eskiden derviş lerin giydiğ i abadan yapı lmı ş , önü aç ı k hı rka. * Abla. * Anne.

ab aba

aba altı ndan değ nek (sopa) göstermek * yumuş ak görünmekle birlikte yine de gözünü korkutmak. aba gibi * (kumaş için) kaba ve kalı n.

aba güre ş i * Aba giyilerek ve bele kuş ak bağ lanarak yapı lan bir tür güreş . aba vakti yaba, yaba vakti aba * kiş i, ihtiyaçları nı vaktinden önce ve ucuz olduğ u zaman karş ı lamal ı dı r. abac ı * Aba yapan veya satan kimse. * Abadan giyecek yapan veya satan kimse. * Bedavacı , asalak. abac ı kebeci, ara yerde sen neci? * "anlamadı ğ ı n bu iş e ne karı ş ı yorsun?" anlamı nda kullanı lan bir söz. abac ı lı k * Aba yapma veya satma iş i. * Abadan giyecek yapma veya satma iş i. abadî * Kalı nca ve açı k saman renginde, yar ı mat bir yazı kâğ ı dı türü. abajur * Iş ı ğ ı bir yere toplamak, doğ rudan doğ ruya gözlere vurmas ı nı önlemek için kullan ı lan lâmba siperi. * Genellikle üzeri siperli masa lâmbası veya ayaklı lâmba. * Abajur yapan veya satan kimse.

abajurcu

abajurculuk * Abajurcunun iş i veya mesle ğ i. abajurlu abaküs * Sayı boncu ğ u, çörkü. abal ı * Abas ı olan, aba giymiş olan. * Abajuru olan.

aband ı rma * Abandı rmak iş i. aband ı rmak * Bir kimsenin bir yere abanması nı sağ lamak. * Bir hayvanı yere çöktürmek. abandone * Dövüş emeyecek duruma gelen (boksör). abandone etmek * dövüş emeyecek duruma getirmek. abandone olmak * dövüş emeyecek duruma gelmek. abanî * Sarı mt ı rak dallı nakı ş larla iş lenmi ş bir tür beyaz, ipek kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş . * Abanmak iş i.

abanma

abanmak

* Eğ ilerek bir ş eyin, bir kimsenin üzerine kapanmak. * Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. * Bir ş eyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. * Birine yük olarak onun sı rtı ndan geçinmeye bakmak. * Abanozgillerin ağ ı r, sert ve siyah renkli tahtası .

abanoz

abanoz gibi * çok sert. abanoz kesilmek * sertleş erek dayanı klı lı ğ ı artmak. * kirden matlaş mak, rengini kaybetmek. abanozgiller *İ ki çeneklilerden, sı cak ülkelerde yetiş en ve kerestesine abanoz denilen bir bitki familyası . abanozlaş ma * Abanozlaş mak durumu alma. abanozlaş mak * Ağ aç ve benzeri maddeler uzun süre suda kalarak kararmak. * (insan) uzun süre güneş te kalarak kararmak, yanmak. abart ı abart ı cı * Bir ş eyi oldu ğ undan büyük veya çok gösterme huyunda olan (kimse), abartmacı , mübalâğ acı . abart ı cı lı k * Abartı cı olma durumu, abartmacı lı k, mübalâ ğ acı lı k. abart ı lı * Olduğ undan fazla gösterilen, mübalâğ alı . * Abartma, mübalâğ a.

abart ı lma * Abartı lmak iş i. abart ı lmak * Abartmak iş ine konu olmak, mübalâ ğ a edilmek. abart ı sı z abart ı ş abartma * Olduğ undan fazla gösterilmeyen, mübalâğ ası z. * Abartmak iş i veya biçimi. * Abartmak iş i, mübalâ ğ a.

abartmac ı * Abartı cı , mübalâğ acı . abartmac ı lı k * Abartı cı lı k, mübalâğ acı lı k. abartmak * Bir ş eyi oldu ğ undan büyük veya çok göstererek anlatmak, mübalâğ a etmek.

abartmal ı * Abartı lmı ş , mübalâğ alı . abartması z * Abartı lmamı ş , abartmadan, mübalâğ ası z. abası z aba ş o * Alt, alttaki, aş ağ ı . * Gemiyi baş tan veya kı çtan halatla karaya bağ lama. abat * Bayı ndı r, mamur. *Ş en, rahat. abat etmek * mamur etmek, rahata kavuş turmak, zenginleş tirmek, gönendirmek. abat eylemek * abat etmek. abat olmak * mutlu olmak, rahata kavuş mak, gönenmek. abay ı sermek * bir yere teklifsizce yerleş mek. abay ı yakmak * gönül vermek, tutulmak, âş ı k olmak. Abaza Abazaca abazan * Kuzeybatı Kafkasya'da ya ş ayan bir halk ve bu halka mensup olan kimse. * Abazalar tarafı ndan kullanı lan dil. * Karnı aç olan (kimse). * Uzun süre kadı ns ı z kalan (erkek). * Abası olmayan, aba giymemiş olan.

abazan kalmak * uzun süre cinsel iliş kide bulunmamak, kad ı ns ı z kalmak. abazanlı k * Abazan olma durumu. Abbas yolcu * yola çı kacak kimse. Abbasî * Abbas bin Abdülmuttalib soyundan gelen, Bağ dat merkez olmak üzere Ön Asya ve Kuzey Afrika'da 7501258 tarihleri aras ı nda hüküm süren sülâle. abd * Kul. * Köle. * Safevîler devrinde İ ran'da yaş ayan Türk oymakları ndan biri.

Abdal

* Anadolu'da yaş ayan birtakı m oymaklara verilen ad. abdal * Eskiden bazı gezgin derviş lere verilen ad. * Dilenci kı lı klı , üstü baş ı periş an kimse. * Bkz. aptal. abdala malûm olur * bir ş eyin olacağ ı nı önceden sezen kimseler için ş aka yollu söylenir. abdallı k * Abdal olma durumu. abdest * Müslümanları n, baz ı ibadetleri yapabilmek için el, ağ ı z, burun, yüz, kol, ayak yı kama ve baş a, enseye ı slak el gezdirme, kulağ ı temizleme biçiminde yaptı kları ar ı nma. *İ drar yapma ve kalı n bağ ı rsağ ı boş altma. abdest almak * abdest yoluyla arı nmak. * namaz kı lmak için gerekli y ı kama kuralları nı yerine getirmek. abdest bozmak * ayak yoluna gitmek. abdest bozulmak * yeniden abdest alma gereğ i ortaya çı kmak. abdest tazelemek * yeniden abdest almak. abdestbozan *Ş eritgillerden, vücudu yassı , birbirine kenetlenmiş boğ umları bulunan ve bazı sı metrelerce boyda olan bir bağ ı rsak asala ğ ı , tenya, ş erit. abdestbozan otu * Gülgillerden, siyah ve yeş il boya ç ı karı lan bir bitki (Poterium spinosum). abdesthane * Abdest bozacak yer, ayak yolu, tuvalet. abdesti gelmek (veya olmak) * abdest bozmaya ihtiyaç duymak. abdesti kaçmak * abdest bozma ihtiyacı varken yok olmak. abdestinde namazı nda * dindar. abdestinden ş üphesi olmamak * yaptı ğ ı iş te kusuru olmad ı ğ ı nı kesin olarak bilmek. abdestini vermek * azarlamak. abdestli abdestlik * Abdest almı ş bulunan veya abdesti bozulmamı ş olan. * Abdest alı nacak yer. * Abdest alı nı rken giyilen ve kolsuz hı rkaya benzeyen bir tür giyecek.

* Abdest almaya yarayan. abdestsiz * Abdest almamı ş veya abdesti bozulmuş olan. abdestsiz yere basmamak * din buyrukları na titizlikle uymak. abdiâciz * Alçak gönüllülük bildirmek üzere "ben" yerine kullanı lı r.

abdülleziz * Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yeti ş en çok yı ll ı k ve otsu bir bitki (Cyperus esculentus). * Bu bitkinin yemiş gibi yenilen, tatlı ve ya ğ lı ürünü. abece * Bkz. alfabe.

abece sı rası * Bkz. alfabe sı rası . abecesel * Bkz. alfabetik.

aberasyon * Sapı nç. abes * Akla ve gerçeğ e ayk ı rı . * Gereksiz, lüzumsuz, yersiz, boş .

abes bulmak * gereksiz, saçma saymak. abes kaçmak * uygunsuz düş mek. abesle uğ raş mak (veya abesle iş tigal etmek) * yersiz, yararsı zş eylerle vakit öldürmek. abeslik abı hayat * Abes olma durumu. * Efsanelere göre içen kimseye ölümsüzlük sağ layan bir su, bengi su.

abı hayat içmiş * yaş ı çok ilerlemiş oldu ğ u hâlde genç görünen (kimse). abı kevser * Cennette bulunduğ una inan ı lan Kevser ı rmağ ı nı n ad ı . abı ru * Yüz suyu. * Irz, namus, ş eref, haysiyet. * Anı t.

abide

abideleş me * Anı tlaş ma.

abideleş mek * Anı tlaş mak. abideleş tirme * Anı tlaş tı rmak iş i. abideleş tirmek * Anı tlaş tı rmak. abidemsi abidevî abis abiye * Bayanları n özel gecelerde giydiğ iş ı k giysi veya tuvalet. abla * Bir kimsenin kendinden büyük olan kı z kardeş i. * Büyük kı z kardeş gibi saygı ve sevgi gösterilen k ı z veya kadı n. * Genel ev veya randevu evi iş letmecisi kadı n, çaça, mama. * Yayvan ve dolgun yüz veya yüzü böyle olan (kimse). ablakça ablakl ı k ablalı k * Ablak gibi, ablak tarzı nda. * Ablak olma durumu. * Abla olma durumu. * Anı t benzeri. * Anı tla ilgili, anı tsal, anı ta benzer, an ı t gibi. * Okyanusları n çok derin yeri ve daha özel olarak, güneş ı ş ı ğ ı nı n eriş emediğ i kesim.

ablak

ablalı k etmek * abla gibi yak ı n ve koruyucu davranı ş ta bulunmak. ablâtif ablatya abli * Çı kma durumu. * Uzunluğ u 150, geni ş li ğ i 4-10 kulaç olan bir balı k ağ ı . * Yarı m serenleri sağ a, sola veya ortaya çevirmek için bunları n ucuna ba ğ lı bulunan donanı m.

abliyi kaç ı rmak (veya bı rakmak) *ş aş ı rmak, soğ uk kanlı lı ğ ı nı yitirmek, ipin ucunu kaçı rmak. abluka * Bir ülkenin veya bir yerin dı ş dünya ile olan her türlü bağ lantı sı nı kuvvet kullanarak kesme, kuş atma, ihata.

abluka altı nda tutmak * ablukayı devam ettirmek. abluka etmek * genellikle denizden kuş atmak. * etrafı nı çevirmek, bulunduğ u yerden ayı rmak.

ablukaya almak * Bkz. abluka etmek. ablukay ı kaldı rmak * abluka kararı ndan ve uygulaması ndan vazgeçmek. ablukay ı yarmak * abluka bölgesini zor kullanarak yarı p geçmek. abone * Önceden ödemede bulunarak süreli yayı nlara alı cı olma iş i. * Peş in para ile bir ş eye belli bir süre için alı cı olan kimse. * Bir yere gitmeyi alı ş kanlı k hâline getirmek. abone etmek * peş in para ile belli bir süre için bir ş eyi sürekli olarak almay ı sa ğ lamak. abone olmak * peş in para ile belli bir süre için bir ş eyi sürekli olarak almay ı önceden üstlenmek. abone yapmak * abone olmayı sağ lamak.. abonelik * Abone veya aboneler için kullanı labilecek kadar olan.

abonman * Bir satı cı veya kamu kuruluş u ile alı cı lar arası nda yapı lan anla ş ma. aborda * Bir deniz teknesinin baş ka bir tekneye, bir iskeleye veya bir rı htı ma yan ı nı vererek yana ş mas ı . aborda etmek * (gemi için) yanlaması na yanaş mak. abra * Bozuk teraziyi dengelemek için hafif gelen kefeye konulan taş , demir, çivi gibi a ğ ı rlı k, dara. * Bir değ iş tokuş ta üste verilen ş ey.

abrakadabra * Eski çağ larda bazı hastalı klara iyi geldiğ ine inanı lan büyülü söz. * Sihirbazları n sı kça kullandı ğ ı büyülü söz. abrama abramak abra ş * Alaca benekli. * (bitki yaprakları nda) Klorofil azlı ğ ı ndan dolay ı açı k renkte lekeleri olan. * Çilli, çopur yüzlü, açı k renk gözlü, çapar. * Deseni ve atkı sı bozuk halı . * Çarpı k, eğ ri, düzgün olmayan. * Ters, kaba, görgüsüz. abril * Nisan, april. abstraksiyonizm * Abramak iş i, idare. * (deniz taş ı tları için) Yönetmek, idare etmek.

* Bkz. soyutçuluk. abstre * Soyut, somut karş ı tı , mücerret. abstre say ı * Bkz. soyut sayı . absürt * Saçma.

absürt tiyatro * Bkz. saçma tiyatro. abu *Ş aş ma ve korku bildirir. abuhava *İ klim.

abuk sabuk * Akla, mantı ğ a uymayan, dü ş ünmeden söylenen, saçma sapan (söz). abuk sabuk konuş mak * saçma sapan söz söylemek. abuk sabukluk * Ciddiyetsizlik, saçmalı k. abuli abullabut *İ stenç yitimi, irade kaybı . * Hantal, kaba ve anlayı ş sı z (kimse). * Biçimsiz ve kötü giyinen, giyimine özen göstermeyen (kimse).

abullabutluk * Abullabut gibi davranma, abullabut olma durumu. abur cubur * Sı rası , tad ı , yararı gözetilmeksizin rastgele yenilen ş eyler. *İ ş e yaramayan, boş . abus * Ası k suratlı , somurtkan (kimse). * Somurtkan, çatı k, ası k (yüz). * Niteliğ i bilinmeyen, garip, acayip. * Aktinyum'un kı saltmas ı . * Merak, kararsı zl ı k veya kuş ku anlatı r.

Ac acaba

-acak / -ecek * Fiil çekim eki (gelecek zaman eki). * Fiilden isim ve sı fat yapma eki. Acar * Güneybatı Kafkasya'n ı n Türkiye sı nı rı na yakı n bölgesinde yaş ayan bir halk. acar

* Atı lgan, gözü pek, yiğ it, kabadayı , yı lmaz, kabı na s ı ğ maz. * Güçlü ve becerikli, çevik, enerjik. * Yeni. Acara * Bkz. Acar.

acarlaş ma * Acarlaş mak iş i. acarlaş mak * Acar duruma gelmek. acarlı k * Acar olma durumu.

acayibine gitmek * yadı rgamak, tuhafı na gitmek. acayip * Sağ duyuya, göreneğ e, olağ ana aykı rı ,ş aş ı lacak, ş aş maya değ er, garip, tuhaf, yadı rganan, yabansı . *Ş aş ma anlat ı r.

acayip olmak * yadı rganacak bir duruma girmek. acayiple ş me * Acayipleş mek durumu. acayiple ş mek * Baş kalaş mak, yad ı rganacak bir duruma girmek. acayiple ş tirme * Acayipleş tirmek iş i. acayiple ş tirmek * Acayip, yadı rganacak bir duruma getirmek. acayiplik * Acayip olma durumu, yabansı lı k, gariplik, tuhaflı k. accelerando * Parçanı n çalı nı rken gittikçe hı zlanacağ ı nı anlat ı r. acele * Çabuk davranma zorunluluğ u, ivedi, ivecenlik. * Vakit geçirmeden, tez olarak.

acele acele * Çabuk çabuk, hı zl ı olarak, büyük bir çabuklukla. acele etmek * çabuk davranmak, ivmek. * telâş etmek, sabı rsı zlanmak. acele iş eş eytan karı ş ı r * düş ünüp taş ı nmadan, ivedi olarak yap ı lan iş ten iyi sonuç beklenmemesi gerektiğ ini anlat ı r. aceleci * Tez iş gören, çabuk davranan, telâş lı , ivecen. acelecilik

* Aceleci olma durumu, ivecenlik. acelele ş tirme * Aceleleş tirmek iş i. acelele ş tirmek * Çabuklaş tı rmak. aceleye gelmek * çabuk yapı ld ı ğ ı için gereken özen gösterilmemi ş olmak. aceleye getirmek * zaman darlı ğ ı ndan yararlanarak birini aldatmak veya bir iş i üstünkörü yapmak. Acem *İ ranlı . *İ ran'a özgü. *İ ran ülkesi. acem * Türk müziğ inde mi notası na yakı n bir perde.

Acem halayı * Güney Anadolu yöresinde oynanan bir halk oyunu. Acem kı lı cı gibi * hem birinden yana, hem ona karş ı olabilen. Acem lâlesi * Taş kı rangillerden, turuncu ve sar ı renkte çiçekli, yı llı k ve çok yı ll ı k türleri olan, tohumla saksı da ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi, güneş topu. Acem pilâv ı * Safran ve zencefil ile yapı lan İ ran usulü bir pilâv çeş idi. acema ş iran * Klâsik Türk müziğ inde kullan ı lan ş et makamları ndan biri. acemborusu * Canlı kı rmı zı çiçekler açan bir süs bitkisi (Bigonia radicams). acembuselik * Klâsik Türk müziğ inde kullan ı lan birleş ik bir makam. Acemce acemi * Farsça. * Bir iş in yabancı sı olan, eli iş e alı ş mam ı ş , bir iş i beceremeyen. *İ ş inde, mesleğ inde ilerlememi ş . * Bir yerin, bir ş eyin yabancı sı . * Saraya yeni alı nmı ş cariyelere verilen ad.

acemi ağ ası * Hareme yeni al ı nan cariyelerin a ğ ası . acemi çaylak * Tecrübesiz, toy, beceriksiz. acemi er * Askere yeni alı nan ve eğ itim dönemini henüz tamamlamam ı ş er.

acemi oca ğ ı * Osmanlı ordusuna kapı kulu eri yetiş tirmek için kurulan okul. acemi oğ lanı * Yeniçeri ocağ ı nda yetiş tirilmek üzere tutsaklardan veya devş irme yoluyla Hristiyanlardan toplanan çocuk. acemice * Toyca, beceriksizce. acemileş me * Acemileş mek durumu. acemileş mek * Beceriksizlik göstermek, bocalamak. acemilik * Acemi olma durumu, aceminin çekingenliğ i ve ürkekliğ i, acemice davranı ş , toyluk.

acemilik çekmek * henüz alı ş madı ğ ı bir i ş te zorluk çekmek, bocalamak. acemilik etmek * düş üncesizce hareket etmek, acemice davranmak. acemkürdi * Klâsik Türk müziğ inde birle ş ik bir makam. acemle ş me * Acemle ş mek durumuna gelmek. acemle ş mek * Kültür ve medeniyet bakı mı ndan İ ran'ı veya İ ran halkı nı örnek almak. * Kendini İ ranlı gibi hissetmek veya İ ranlı gibi davranmak. acemle ş tirme * Acemleş tirmek iş i. acemle ş tirmek * Kültür veya medeniyet bakı mı ndan İ ran'ı veya İ ran halkı nı örnek ald ı rmak, Acem kültürünü yaygı nlaş tı rmak. acente * Bir kuruluş un malî veya ticarî iş lerini kazanç karş ı lı ğ ı nda yürüten ticarethane. * Vapur ortaklı ğ ı veya banka ş ubesi. * Bir kurumun veya ş ubelerinin baş ı nda bulunan kimse. * Bir kuruluş a ba ğ lı olmaksı zı n sözleş meye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya iş letmeyi ilgilendiren iş lerde arac ı lı k eden, bunları o iş letme adı na yapan kimse. acentelik * Acentenin yaptı ğ ı iş . * Acente kuruluş u. * Acaba. * Acizler, güçsüzler, eli ermezler, düş künler. * Tat alma organı nda bazı maddelerin bı raktı ğ ı yakı cı durum, tatlı karş ı tı . * Tadı bu nitelikte olan. * Keskin, hoş a gitmeyen, ş iddetli.

acep aceze ac ı

* Renk için, koyu. * Ağ rı , sancı . * Dı ş arı dan gelen bir etki ile dı ş organlarda birdenbire oluş an ve o etkilerin kalkmas ı ile duyulan rahatsı zl ı k, ı stı rap. * Kı rı cı , üzücü, incitici, dokunakl ı , korkunç. * Ölüm, yangı n, deprem gibi olayları n yarattı ğ ı üzüntü, keder, elem. * Acı olarak, ac ı vererek, ac ı duyurarak, üzüntü içinde. * Dokunaklı , kı rı cı , üzücü olarak, üzüntü içinde.

ac ı ac ı

ac ı ağ aç

* Sedef otugillerden, sı cak ülkelerde yeti ş en, kabu ğ u ve odunu hekimlikte kullan ı lan küçük bir ağ aç, kavasya (Quassia amara). ac ı badem * Gülgillerden bir meyve ağ acı (Amygdalus amara). * Bu ağ acı n acı mt ı rak, keskin kokulu meyvesi. ac ı badem kurabiyesi *İ rmik ve ş ekerle yoğ rularak üzerine acı badem konduktan sonra fı rı nda piş irilen bir çeş it kurabiye. ac ı bakla * Baklagillerden, acı olan taneleri suda tatlı laş tı rı larak yenilen otsu bir bitki, Yahudi baklası (Lupinus termis). ac ı bal ac ı bal ı k amarus). ac ı ceviz * Deli bal. * Sazangillerden, Avrupa'da ve ülkemiz göllerinde yaş ayan, 8-10 cm uzunlu ğ unda bir bal ı k, gördek (Rhodeus

* Genellikle Kuzey Amerika'da yetiş en, güzel görünüş lü bir ceviz türü.

ac ı çekmek (veya duymak) * ağ rı , sı zı duymak. * üzülmek, üzüntü içinde kalmak. ac ı çi ğ dem * Zambakgillerden, 10-30 cm boyunda, ş erit yapraklı ve açı k renk çiçekli, tohumları romatizma tedavisinde kullan ı lan zehirli bir çiğ dem türü, güz çiğ demi (Colchicum autumnale). ac ı elma * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac ı gelmek * dokunaklı , kı rı cı , üzücü gelmek. ac ı görmü ş * kötü günler yaş amı ş . ac ı hı yar * Bkz. ebucehil karpuzu.

ac ı karpuz * Bkz. ebucehil karpuzu. ac ı kavak * Dağ kava ğ ı veya titrek kavak (Populus tremula). ac ı kavun

* Bkz. eş ek hı yarı . ac ı kök * Loğ usa otu köklerinin kurutularak dövülmesiyle elde edilen acı bir toz. ac ı kuvvet * Sert, etkili, zorlu kuvvet. ac ı marul * Birleş ikgillerden, tad ı acı , diş li yapraklı , sürgününden çı kan sütü uyu ş turucu ve yatı ş tı rı cı olarak kullanı lan iki yı llı k bir bitki (Lactuca virosa). ac ı meyan * Bkz. dikenli meyan. ac ı ot * Kuzey Anadolu dağ lar ı nı n ormanlar ı nda yeti ş en, toprak altı nda bilek kalı nlı ğ ı nda kökü bulunan çok yı ll ı k ve otsu bir bitki (Tamus communis). ac ı patl ı canı kı rağ ı çalmaz * kötü durumda olan bir kimseyi yeni kötü durumlar etkilemez. ac ı sak ı z * Çam sakı zı . ac ı söylemek * olumsuz bir davranı ş a kar ş ı gerçe ğ i olduğ u gibi söylemek. ac ı söz ac ı su ac ı tatl ı *İ yi kötü. ac ı vermek * üzüntüye sebep olmak, incitmek. ac ı yavş an * Tüylü dalak otu. ac ı yitimi * Sinir bozukluğ u, çok ilâç alma, donma gibi sebeplerle ac ı duyumunun birazı nı n veya tamamı nı n yok olması , analjezi. ac ı yonca * Kı zı l kantarongillerden, bataklı k yerlerde yetiş en, kötü kokulu ve çok acı olan yaprakları hekimlikte kullan ı lan bir bitki (Menyanthes trifoliata). ac ı ca ac ı kı lma * Acı kı lmak i ş i veya durumu. ac ı kı lmak * Acı kmak iş ine konu olmak. ac ı klı * Acı ndı racak, acı verecek nitelikte olan, dokunaklı , koygun. * Oldukça acı . * Kiş inin onuruna dokunan gönlünü inciten söz. *İ çindeki minerallerin etkisiyle tadı sert olan kuyu veya pı nar suyu.

* Acı görmü ş , yaslı , kederli. ac ı klı komedi * Eğ lendirici olmayı amaçlamayan, dramatik yönü ağ ı r basan, duygusal bir oyun türü, trajikomik. ac ı kma ac ı kmak düş ünür. ac ı ktı rma * Acı kt ı rmak i ş i. ac ı ktı rmak * Açlı k duyması na sebep olmak. * Aç bı rakmak, yeterince doyurmamak. ac ı lanma * Acı lanmak iş i. * Acı kmak iş i. * Açlı k duymak, yemek yeme ihtiyac ı duymak. * Uzun süre bir ş eyin yokluğ unu çeken kimse, o ş eyden ne kadar çok elde etse, yine kendisine yetmeyece ğ ini

ac ı lanmak * Tadı ac ı olmak, acı laş mak. * Acı lı durumda olmak, üzüntüye kapı lmak, üzülmek. ac ı laş ma * Acı laş mak iş i.

ac ı laş mak * Tadı bozulmak, acı olmak. * Dokunaklı duruma gelmek. * (konuş ma) Kı rı cı , sert bir durum almak. * Yemlerde genellikle yağ asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek. ac ı laş tı rma * Acı laş tı rmak iş i. ac ı laş tı rmak * Acı bir duruma getirmek. ac ı lı * Acı kat ı lmı ş olan. * Acı sı olan, kederli. * Acı olma durumu. * Dokunaklı lı k, kederlilik, yaslı lı k. * Acı lı olma durumu. * Acı mak iş i. * Baş ka bir kimsenin veya canl ı nı n mutsuzluğ una karş ı duyulan üzüntü, merhamet. ac ı mak * Tadı ac ı duruma gelmek, acı laş mak. * Acı lı , ağ rı lı olmak. * Baş kas ı nı n acı sı na ortak olmak veya durumundan üzüntü duymak.

ac ı lı k

ac ı lı lı k ac ı ma

* Baş kas ı nı n uğ rad ı ğ ı veya u ğ rayacağ ı kötü bir duruma üzülmek, merhamet etmek. * Bir ş eyi vermeye kı yamamak veya verdiğ ine, elden ç ı kardı ğ ı na üzülmek. ac ı ması z * Acı maz, katı yürekli, merhametsiz.

ac ı ması zca * Acı ması z olarak, ac ı ması z bir biçimde, zalimce, zalimane. ac ı ması zlı k * Acı maz olma durumu, merhametsizlik, zulüm. ac ı mı k ac ı msı * Buğ day tarlaları nda yeti ş en, tohumu zehirli, yabanî bir bitki, belemir. * Acı ya yakı n tadı olan, tadı az acı olan, acı mtı rak. * Dokunaklı .

ac ı mtı rak * Acı msı . ac ı nacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek. ac ı ndan ölmek * açlı ktan ölmek. * çok acı kmak. ac ı ndı rma * Acı ndı rmak i ş i. ac ı ndı rmak * Bir kimsenin acı ması na yol açmak, merhamete getirmek. ac ı nı lacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek durumda bulunan. ac ı nı lma * Acı nı lmak i ş i. ac ı nı lmak * Acı nmak iş ine konu olmak. ac ı nma ac ı nmak * Acı nmak iş i. * Acı mak iş ine konu olmak. * Baş kas ı nı n hesab ı na üzülmek, yazı klanmak, yerinmek, eseflenmek, esef etmek, teessüf etmek. * Az acı , acı mtı rak. * Yaban turpu. ac ı sı çı kmak * olumsuz, kötü sonucu ortaya çı kmak. ac ı sı içine (veya yüre ğ ine) çökmek (veya iş lemek) * bir ş eyin ac ı sı nı pek çok duymak.

ac ı rak ac ı rga

* olmadan olacağ ı düş ünerek çok üzülmek. ac ı sı na dayanamamak * bir kimse bir yakı nı nı n ölümünden büyük üzüntü duymak. ac ı sı nı almak * acı lı ğ ı nı gidermek. * sı zı yı dindirmek. * kederini azaltmak. ac ı sı nı bağ rı na basmak *ş ikâyet etmeden üzüntüye katlanmak. ac ı sı nı çekmek * yapı lan yanl ı ş bir i ş in kötü sonucunu görmek. ac ı sı nı çı karmak * (tat için) acı lı ğ ı nı yok etmek. * uğ radı ğ ı maddî veya manevî zararı kar ş ı layacak bir i ş yapmak. * öç almak, intikam almak. ac ı sı nı görmek * bir yakı nı nı n ölümünü görmek. ac ı sı z * Tadı ac ı olmayan. * Ağ rı , sı zı duyulmayan. * Üzüntü, sı kı ntı olmayan, kedersiz. * Acı tmak iş i veya biçimi. * Acı tmak iş i. * Acı lı k vermek. * Ağ rı ve sı zı duymas ı na sebep olmak. * Acı ma duygusu olan (kimse). * Acı mak iş i veya biçimi. acibe acil * Hiç görülmemiş , alı ş ı lmamı ş ,ş aş ı lacak veya yadı rganacak ş ey. *İ vedi, ivedili.

ac ı tı ş ac ı tma ac ı tmak

ac ı yı cı ac ı yı ş

acil servis * (hastanelerde) Vakit yitirilmeden bakı lmas ı gereken hastaları n ilk tedavilerinin yapı ld ı ğ ı yer. acil ş ifalar dilemek * hastanı n kı sa sürede iyileş mesi dileğ inde bulunmak. acilen aciyo * Hemen, hiç zaman yitirmeden, tez elden, gecikmeden, ivedilikle. * Bkz. acyo.

aciz

* Gücü bir iş e yetmez olanı n durumu, güçsüzlük. * Beceriksizlik. * Birinin borcunu vaktinde ödeyememesi durumu. * Gücü bir iş e yetmez olan, güçsüz. * Beceriksiz.

âciz

âciz kalmak * çok uğ ra ş maya rağ men o iş i yapamamak. âcizane * Söz söyleyen kimsenin kendi yaptı klar ı nı abartmamak için kullandı ğ ı "acizlere yak ı ş acak biçimde" anlamı nda bir nezaket sözü. âcizleri âcizlik acube acul * Tez canlı , içi tez, ivecen. * Hı zlı , çabuk. acun * Dünya. acur acur * Bkz. ajur. * Alçak gönüllülük göstermek için "ben" zamiri yerine kullanı lan bir söz. * Beceriksizlik, güçsüzlük. * Tuhaf kimse.

* Kabakgillerden, kabuğ u çizgili ve tüylü, sarı mt ı rak, ye ş il veya sar ı , üzeri ye ş il lekeli, irice bir çeş it hı yar (Cucumis flexuosus). acurlu acuze acyo * Herhangi bir paranı n gerçek de ğ eriyle sürüm değ eri arası nda veya bir ticaret senedinin üzerinde yaz ı lı miktar ile indirimden sonraki tutarı aras ı nda doğ an fark. * Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alı nan komisyon. * Senetli kredi iş lemlerinde bankaları n yaptı kları tahsilât. acyocu * Borsa veya piyasada tahvil için çeş itli hileler uygulayan, dolaplar çeviren kimse. * Bkz. ajurlu. * Huysuz, çirkin, yaş lı kadı n, cadı karı .

acz içinde olmak * gücü yetmemek, becerememek. acze düş mek * çaresiz kalmak, elinden birş ey gelmemek. aç

* Yemek yeme ihtiyacı olan veya yemesi gereken, tok karş ı tı . * Yiyecek bulamayan, yoksul kimse. * Gözü doymaz, haris. * Çok istekli, çok hevesli. * Karnı doymamı ş olarak. -aç / -eç *İ simden isim ve sı fat yapma eki: bakr-aç, top-aç, kı r-aç vb. * Fiilden sı fat yapma eki: gül-eç vb. * Fiilden isim yapma eki: tı ka-ç, say-aç, sür-eç vb. aç acı na * aç olarak, bir ş ey yemeden.

aç açı k kalmak * yoksulluk içinde, evsiz barksı z kalmak. aç ayı oynamaz * kendisinden iş beklenilen kimseden emeğ inin karş ı lı ğ ı esirgenmemelidir. aç bı rakmak * yiyecek vermemek veya karnı nı doyurması na engel olmak. aç bîilâç * Sürekli olarak aç ve bakı msı z. * Sürekli olarak aç ve bakı msı z.

aç doymam, tok ac ı kmam san ı r * aç insan elde ettiğ inden çoğ unu ister, varlı klı insan ise var olanla yetinir gibi görünür. aç doyurmak * yoksulları beslemek. aç gezmektense tok ölmek ye ğ dir * yoksulluk ölümden de beterdir. aç göz aç gözlü aç gözlü * karş ı tı . aç gözlülük * Aç gözlü olma durumu veya aç gözlüye yakı ş acak davranı ş , doymazlı k, tamahkârlı k, tamah. aç gözlülük * karş ı tı . aç gözlülük etmek * bir ş eye karş ı aş ı rı istek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkârlı k etmek. aç gözünü, açarlar gözünü * "uğ raş ı larda uyan ı k bulunmak gerekir, yoksa umulmadı k bir anda büyük zararlarla yüz yüze gelirsin" anlamı nda kullanı lı r. aç kalmak * karnı nı doyuramamak. * yoksulluğ a düş mek. * Gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris. * Mala veya yiyecek içecek ş eylere doymak bilmeyen, gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris, camgöz.

aç karnı na * mide boş ken henüz birş ey yiyip içmemiş ken. aç kurt gibi (yemek, üş üş mek veya saldı rmak) * büyük bir istekle. aç susuz kalmak * yoksulluktan yaş ayamayacak bir duruma gelmek, yoksul bir duruma düş mek. aç tavuk kendini arpa ambarı nda sanı r * insanlar, yokluğ unu, yoksulluğ unu çektikleri ş eyler için olmayacak hayaller, düş ler kurar. açacak * Açmaya yarayan araç. * Anahtar. * Kokusuz, güzel renkli çiçekler açan bir bitki, açelya, azelya. * Açmak iş ini yapan. * Oynak kemiklerin arası ndaki açı ları geniş letmeye yarayan kasları n genel adı , büken kar ş ı tı . * Anahtar. *İ ş tah açmak için yemekten önce içilen alkollü içki, aperitif. * Bkz. açalya. * Birbirini kesen iki yüzeyin veya iki doğ runun oluş turdu ğ u çı kı ntı . * Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan ç ı kan iki yar ı m doğ runun oluş turduğ u geometrik biçim, * Görüş , bak ı m, yön.

açalya açan

açar

açelya aç ı zaviye.

aç ı ölçüm * Açı ölçmede söz konusu olan yöntem ve teknik. aç ı cı * Açmak iş ini yapan.

aç ı ğ a alı nmak * görevine son verilmek. aç ı ğ a alma * bir görevliyi geçici bir süre iş ten alma. aç ı ğ a almak * görevine son vermek. aç ı ğ a çı karmak * iş inden ç ı karmak. aç ı ğ a çı kmak * belli olmak, anla ş ı lmak. * iş inden ç ı karı lmak. aç ı ğ a vurmak * belli etmek, ortaya çı karmak. * gizli bir durumu ortaya çı karmak.

aç ı ğ ı çı kmak * saklamakla görevli bulunduğ u paranı n veya mal ı n eksik olduğ u anlaş ı lmak. aç ı ğ ı nı kapatmak * eksiğ ini tamamlamak. aç ı k * Açı lmı ş , kapalı olmayan, kapal ı karş ı tı . * Engelsiz. * Örtüsüz, çı plak. * Boş . * Görevlisi olmayan, boş (iş , görev), münhal. * Aralı ğ ı çok. *İ ş ler durumda olan. * Kolay anlaş ı lı r, vazı h. * Gizliliğ i olmayan, oldu ğ u gibi görünen. * Her türlü düş ünceyi hoş görüyle karş ı layabilen, etkisinde kalabilen. * (renk için) Koyu olmayan. * (kitap, resim, film için) Seviş me sahnelerini bütün çı plaklı ğ ı yla anlatan. * Kapalı olmayan (hava, iş yeri). * Belli bir yerin biraz uzağ ı . * Denizin kı yı dan uzakça olan yeri. * Doğ ru olarak, açı kça. * Bir ihtiyacı n kar ş ı lanamaması durumu. aç ı k açı k * Saklamaksı zı n, gizli yer bı rakmaksı zı n, içtenlikle.

aç ı k ağ ı l * Koyunları n ve keçilerin bar ı ndı rı ldı kları üstü açı k, etrafı taş duvar veya ölü çitlerle çevrili basit barı nak. aç ı k ağ ı zlı * Aptal, sersem, ahmak. aç ı k alı nla * baş ar ı ve övünç ile. aç ı k artı rma * Bir malı n satı ş ı nda alı cı lar aras ı nda fiyat artı rma yar ı ş ı na dayanan satı ş . aç ı k bilet * Yolculuklarda dönüş tarihi kararlaş tı rı lmamı ş , belirli bir dönem için geçerli, gidiş dönüş bileti.

aç ı k bono * Para hanesi boş bı rakı larak imza edilen bono. aç ı k bono vermek * sı nı rsı z yetki tan ı mak. aç ı k bölge * Gümrük sı nı rlamalar ı nı n olmadı ğ ı bölge, serbest bölge, serbest mı ntı ka. aç ı k celse * Açı k duruş ma. aç ı k ciro aç ı k çek * Üzerine para miktarı yaz ı lmamı ş , çek. aç ı k deniz * Senet veya çek arkası na kime ödeneceğ i belirtilmeden imzalanma yoluyla yapı lan ciro.

* Denizin, kara suları nı n dı ş ı nda kalan bölümü. * Yakı n karalarla çevrili olmayan deniz, engin. aç ı k devre *İ çinden sürekli akı m geçmeyecek bir yalı tkanla kesilmi ş elektrik devresi. aç ı k dola ş ı m sistemi * Genellikle bütün eklem bacaklı larda ve birçok yumuş akçada bulunan atardamar ve kan boş luğ undan olu ş mu ş açı k bir dolaş ı m sistemi. aç ı k duruş ma * Mahkemede herkesin duruş mayı dinleyebileceğ i oturum. aç ı k düş me * Yağ lı güreş te pehlivan ı n kı ç üstü dü ş erek yenilmiş sayı lması . aç ı k eksiltme * Yaptı rı lacak bir iş in veya satı n alı nacak bir malı n ucuza sağ lanması için i ş i yapacak veya malı satacak kiş iler arası nda fiyat düş ürme yarı ş ı na dayanan iş lem. aç ı k elli * Cömert.

aç ı k ellilik * Cömertlik. aç ı k fikirli * Olayları ve özellikle yenilikleri iyi anlayı p gereğ i gibi karş ı layabilen, düş ündüğ ünü olduğ u gibi söyleyebilen (kimse). aç ı k fikirlilik * Açı k fikirli olma durumu. aç ı k hava * Bulutsuz hava. * Bahçe, park gibi yapı dı ş ı olan yer. aç ı k hava sineması * Yazı n veya iklimi elveriş li yerlerde sürekli olarak çalı ş an, üstü açı k, yanlar ı kapal ı sinema. aç ı k hava tiyatrosu * Yazı n veya iklimi elveriş li yerlerde sürekli olarak çalı ş an, üstü açı k, yanlar ı kapal ı tiyatro. aç ı k hece * Ünlü ile biten hece.

aç ı k hesap * Peş in para veya bono vermeden yap ı lan alı ş veri ş . aç ı k imza * Üzeri boş bı rakı lan bir kâğ ı dı n altı na, dolduracak olana güvenilerek atı lan imza. aç ı k iş letme * Maden yatağ ı nı örten verimsiz topraklar kaldı rı ldı ktan sonra açı k havada yapı lan i ş letme. aç ı k kahverengi * Kahverenginin bir veya birkaç ton açı ğ ı . aç ı k kalp ameliyatı * Kalbin içi açı lmadan önce dolaş ı m sun'î kalp denilen bir ayg ı ta devredildikten sonra yapı lan kalp ameliyat ı . aç ı k kalpli

* Bkz. açı k yürekli. aç ı k kalplilik * Bkz. açı k yüreklilik. aç ı k kapamak * (bütçe) gider fazlası nı para sağ layarak gidermek. aç ı k kapı bı rakmak * gereğ inde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bı rakmak, kesip atmamak. aç ı k kapı politikası * Yabancı malları bir ülkeye serbestçe sokma politikası . aç ı k kapı siyaseti * Açı k kapı politikas ı . aç ı k konuş mak * gerçeğ i çekinmeden söylemek. aç ı k kredi * Bankaları n güvendikleri mü ş terilere rehin, ipotek veya kefil istemeksizin verdikleri borç para. aç ı k liman * Bütün gemilerin formalite yönünden kolayca girip çı kt ı klar ı liman. * Hava ş artları ndan kolayca etkilenen liman. aç ı k maaş ı * Görevinden alı nan birine yasaca tan ı nan, belirli bir süre içinde ödenen aylı k. aç ı k mavi * Mavinin bir ton açı ğ ı . aç ı k mektup * Zarfı yap ı ş tı rı lmamı ş mektup. * Yazı ldı ğ ı kimseye gönderilmeyip bası n yoluyla açı klanan mektup. aç ı k olmak * (o yerde) kendisi her zaman iyi karş ı lanmak. aç ı k ordugâh * Kı rda kurulan ordugâh. aç ı k oturum * Güncel, siyasî, sosyal ve bilimsel konuları n veya sorunları n herkesin izleyebilece ğ i bir biçimde aç ı k olarak tart ı ş ı ldı ğ ı toplantı . aç ı k oy * Verenin adı nı gösteren ve konu ş ulan sorun üzerindeki düş üncesini belli edecek yolda verilen oy.

aç ı k öğ retim * Ders konuları radyo ve televizyon gibi araçlarla yay ı mlanan veya posta ile ilgililere ulaş tı rı lan öğ retim yöntemi. aç ı k önerme *İ çerisinde değ iş ken bulunan ve bu de ğ iş kenin alaca ğ ı değ erle doğ ruluğ u veya yanlı ş lı ğ ı kesinleş en önerme. aç ı k pazar * Gümrük kaydı olmayan, her devletin malı nı serbestçe satabileceğ iş ehir veya ülke. aç ı k pembe * Pembenin bir ton açı ğ ı .

aç ı k poliçe * Eksik bilgileri sonradan tamamlanmak üzere düzenlenen poliçe. aç ı k rejim * Parlâmenter rejim. aç ı k saçı k * Göreneğ e ayk ı rı derecede çı plak veya örtüsüz. aç ı k saçı k konuş mak * cinsî konularla ilgili sözler söylemek. aç ı k sarı * Sarı nı n bir ton açı ğ ı . aç ı k sayı m * Bir seçim sonunda verilen oyları n açı k olarak sayı lmas ı , aleni tadat. aç ı k seçik * Çok açı k, çok belirgin. aç ı k senet * Bkz. açı k bono. aç ı k söylemek * anlaş ı lmamı ş yönünü bı rakmadan anlatmak veya çekinmeden söylemek. aç ı k sözlü * Her ş eyi olduğ u gibi söyleyen, sözünü esirgemeyen. aç ı k sözlülük * Açı k sözlü olma durumu. aç ı kş ehir * Düş man saldı rı sı na karş ı savunma önlemleri alı nmam ı ş , içinde herhangi bir askerî hedef bulunmayan ve bu durumu önceden ilân edilmi ş olan ş ehir. aç ı k taş ı t * Üstü örtülmemiş taş ı t (araba, otomobil vb.). aç ı k teş ekkür * Herhangi birine bası n yoluyla edilen teş ekkür. aç ı k tohumlular * Tohumları kozalak pullar ı üzerinde açı k olarak bulunan çiçekli bitkilerin ayrı ld ı ğ ı iki büyük daldan biri. aç ı k tribün * Açı k havadaki spor müsabakaları nda seyircilerin oturduğ u ve üstü kapalı olmayan bölüm. aç ı k tutmak * bir iş yerinin çal ı ş ı r durumunu sürdürmek. aç ı k vermek * gelir, gideri karş ı lamamak. * gizlenmek istenen bir olayı , bir düş ünceyi veya durumu elde olmayarak ortaya koymak, açı klamak. aç ı k yara aç ı k yeş il * Kapanmamı ş , sürekli iş leyen yara. * Yeş ilin bir ton açı ğ ı .

aç ı k yürekle * özü sözü bir olarak, hiçbir ş ey saklamaksı zı n. aç ı k yürekli * Düş ündüğ ünü olduğ u gibi söyleyen, içi temiz, gizli yönü olmayan (kimse), samimî, aç ı k kalpli. aç ı k yüreklilik * Açı k yürekli olma durumu, samimiyet, açı k kalplilik. aç ı k zaman * Tutkalı n yüzeye sürüldüğ ü an ile pres edilip, s ı kı lmas ı gereken an aras ı nda geçen süre. aç ı kağ ı z aç ı kça * Turpgillerden bir bitki (Hesperis acris). * Gizli bir yönü kalmaksı zı n, kolay anlaş ı lı r bir biçimde.

aç ı kçası * Doğ rusu, açı k olanı , anlaş ı lı r biçimi, gizli kapakl ı olmayan yanı . * Açı k olarak. aç ı kçı aç ı kgöz * Uyanı k davranarak ç ı karı nı sağ layan, imkânlardan kurnazca yararlanmas ı nı bilen. aç ı kgözlük * Açı kgözlülük. aç ı kgözlülük * Açı kgöz olanı n durumu, açı kgöze yakı ş acak davranı ş . aç ı klama * Açı klamak iş i, izah. * Borsada fiyat dalgalanmaları ndan yararlanarak açı ktan para kazanan (kimse).

aç ı klama cümlesi * Bir önceki cümleyle bağ lantı kuran yani, demek ki, öyle ki gibi bağ layı cı larla ba ş layan, söz konusu duygu veya dü ş ünceyi bütünleyen cümle. aç ı klama yapmak * herhangi bir konuyu aydı nlı ğ a kavuş turmak amac ı yla konuş mak veya yazmak. aç ı klamak * Bir konuyla ilgili olarak gerekli bilgileri vermek, izah etmek. * Bir sorunla ilgili olarak aydı nlatı cı bilgi vermek, tavzih etmek. * Bir sözün, bir yazı nı n ne anlatmak istediğ ini belirtmek, yorumlamak. * Açı kça söylemek, ifş a etmek. * Belirtmek, göstermek, açı ğ a vurmak, izhar etmek. aç ı klamalı * Birtakı m aç ı klamalarla anlaş ı lması , öğ renilmesi kolaylaş tı rı lmı ş , izahlı . aç ı klanan * Açı klamalar sonunda ortaya çı kması beklenen kavram. aç ı klanma * Açı klanmak iş i. aç ı klanmak

* Açı klamak iş i yapı lmak, izah edilmek, ifş a edilmek. aç ı klar livası *İ ş i gücü olmayan, boş ta kalan kimse. aç ı klar livası * iş i gücü olmayan, bo ş ta kalan kimse. aç ı klar livası olmak * iş bulamayarak iş siz ve kazançsı z kalmak. aç ı klaş ma * Açı klaş mak durumu almak. aç ı klaş mak * Açı k duruma gelmek. * Rengi açı lmak. aç ı klaş tı rma * Açı klaş tı rmak iş i. aç ı klaş tı rmak * Açı k duruma getirmek. * Rengini açtı rmak. aç ı klatma * Açı klatmak iş i. aç ı klatmak * Açı klaması nı sa ğ lamak. aç ı klayan * Açı klamalar sonucunda elde edilen kavram.

aç ı klayı cı * Bir sorunu gerekli açı klı ğ a kavuş turan. * Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açı klayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk yeni Türkiye'nin kurucusu, daima sayg ı ile an ı lacaktı r" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk ad ı nı n açı klayı cı sı dı r. aç ı klayı ş * Açı klamak iş i veya biçimi. aç ı klı ğ a kavuş turmak * (bir konu veya sorunu) aydı nlatmak, kapal ı lı ktan kurtarmak, anlaş ı lı r duruma getirmek. aç ı klı k * Açı k olma durumu. * Uzaklı k, mesafe. * Örtüsüz, çı plak yer. * Boş ve geniş yer. * Bir yerin uzaklara kadar bakı labilecek ve bakanı n içinde ferahlı k doğ uracak durumda olması . * Gerçeğ i olduğ u gibi yansı tma durumu. * Bir söz veya yazı da maksadı n açı k olması özelliğ i, vuzuh. * Dürbün, fotoğ raf makinesi gibi optik araçlarda ağ ı z çapı ,ı ş ı ğ ı n girebildiğ i delik.

aç ı klı k getirmek (veya kazandı rmak) * (bir konu veya sorunu) anlaş ı lı r duruma getirmek. aç ı klı kölçer * Bir mikroskobun açı klı ğ ı nı ölçmeye yarayan alet. aç ı kta bı rakmak

* iş ve görev vermemek, yersiz yurtsuz bı rakmak veya birkaç kiş iye birlikte sağ lanan bir iyilikten birini yararland ı rmamak. aç ı kta kalmak (veya olmak) * iş ve görev bulamamak, yersiz yurtsuz kalmak veya birkaç kiş inin birlikte eri ş tiğ i bir iyilikten yararlanamamak. aç ı ktan * Bir yerin uzağ ı ndan. * Sı ra ve aş ama gözetilmeden, dı ş ar ı dan atayarak. * Emek ve para harcamadan.

aç ı ktan (para) kazanmak * emek ve sermaye olmadan para kazanmak. aç ı ktan açı ğ a * Belirgin olarak, göz göre göre. aç ı ktan kazanmak * emek ve sermaye koymadan kazanç sağ lamak. aç ı ktan para almak * bir iş veya mal için, kararlaş tı rı lmı ş ücret veya değ er dı ş ı nda para almak. aç ı ktan tayin * Derece ve belli bir sı ra gözetilmeksizin yapı lan atama. aç ı lama aç ı lı m ölçülür. * Açı lma. * Bir yı ld ı zla gök ekvatoru arası ndaki uzaklı k; kuzeye doğ ru olan ı art ı , güneye doğ ru olanı da eksi iş aretiyle *İ leride, içlerinde en uygununun seçilebilmesi için, güç bir sahnenin çeş itli açı lardan çekiminin yapı lması .

aç ı lı p saç ı lmak * (kadı n için) çok aç ı k saçı k giyinmeye baş lamak. * (kadı n için) eskisine göre ölçüsüz davranı ş larda bulunmaya ba ş lamak. aç ı lı ş * Açı lmak iş i veya biçimi. * Yeni bir yapı nı n, yerin veya yeni bir kurulu ş un çalı ş maya ba ş laması , küş at.

aç ı lı ş konuş ması * Herhangi bir toplantı nı n açı lması sı rası nda yapı lan ilk konuş ma. aç ı lı ş töreni * Bir açı lı ş ı kutlamak için yapı lan toplantı , resmiküş at. aç ı lma * Açı lmak iş i. * Bir film çekiminde karanlı kta baş layı p gittikçe ayd ı nlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. * Bir grupta, sı raları n jimnastik alı ş tı rmaları için dağ ı nı k düzene girmesi. * Çatlama. * Açmak iş i yapı lmak veya açmak iş ine konu olmak. * (renk için) Koyuluğ unu yitirmek. * Kendine gelmek, biraz iyileş mek, ferahlamak. * (gemi) Gitmek, uzaklaş mak. * Sı kı lmas ı , çekinmesi, tutukluğ u kalmamak. * (kuruluş lar için) İ lk kez veya yeniden iş e baş lamak.

aç ı lmak

*İ ş ini gereğ inden veya götürebileceğ inden geniş tutmak. * Geniş lemek, bolla ş mak. * Delinmek, yı rtı lmak. * (sis, karanlı k, duman için) Da ğ ı lmak, yo ğ unluğ unu yitirmek. * Gereken güce ulaş mak. * Sı rrı nı , üzüntüsünü, sorunları nı birine söylemek. * (pencere, kapı , yol için) Geçit vermek. * Ayrı ntı ya girmek. * (yüzerken) Kı yı dan uzaklaş mak. aç ı m * Açma, açı lı ş , küş at. aç ı mlama * Açı mlamak iş i, teş rih, ş erh. aç ı mlamak * Bir sorunu veya konuyu ele alı p en ince noktaları na kadar gözden geçirerek anlatmak, ş erh etmek, teş rih etmek. aç ı mlanma * Açı mlanmak iş i. aç ı mlanmak * Açı mlamak iş ine konu olmak. aç ı ndı rma * Açı ndı rmak i ş i. aç ı ndı rmak * Açı nması nı sa ğ lamak. * Bir cismin yüzeyini açarak bir düzlem üzerine yaymak. aç ı nı m * Açı nmak iş i, inkiş af. * Bir cismin yüzeylerinin açı lı p bir düzlem üzerine yayı lmas ı . * Açı nmak iş i. * Geliş mek. * (tohum, hastalı k için) İ çindeki yetenekler uyanarak amacı na varmak, geliş mek, inki ş af etmek. * Açı nsamak iş i, istikş af.

aç ı nma aç ı nmak

aç ı nsama

aç ı nsamak * Bir yerin özelliklerini ortaya çı karmak için araş tı rma ve inceleme yapmak, istikş af etmek. aç ı ortay * Bir açı sal bölgeyi, ölçüleri birbirine e ş it olan iki açı sal bölgeye ayı ran do ğ ru. aç ı ortay düzlemi *İ ki düzlemli bir açı yı iki komş u ve eş it açı ya bölen düzlem. aç ı ölçer aç ı sal * Bkz. iletki. * Açı ile ilgili.

aç ı sal bölge * Açı ile iç bölgesinin birle ş iminden olu ş an düzlem parçası . aç ı sal çap * Ay ve Güneş gibi gök cisimlerinin iki do ğ rusu arası ndaki açı . aç ı sal hı z * Hareket eden bir cismi duran bir noktaya birleş tiren do ğ ru parçası nı n birim zamanda taradı ğ ı açı . aç ı sal ivme * Açı sal hı zı n birim zamanda değ iş en niceliğ i. aç ı sal sapma * Belli bir açı düzeyinde gerçekleş en sapma. aç ı sal uzakl ı k * Gök cisimlerinin (yı ldı z veya gezegen) birbirlerinin karş ı laş ma düzlemine göre uzaklı ğ ı . aç ı sal yol * Hareket eden cismin birim zamanda gözlemciye göre aldı ğ ı yol. aç ı ş * Açmak iş i veya biçimi. * Bir kuruluş u çalı ş maya ba ş latma.

aç ı ş konu ş mas ı * Herhangi bir toplantı yı baş latmak için yapı lan ilk konu ş ma. aç ı t açkı * Bir duvarda açı k bı rakı lmı ş bulunan kap ı , pencere, kemerleme benzeri aç ı klı k. * Bir cismin yüzeyi üzerinde sert bir madde veya bir araç sürterek onu düzleş tirip parlatma, perdah. * Demircilikte delik büyütmekte kullanı lan araç. * Anahtar ve her türlü açma aracı . * Açkı yapan (kimse), perdahçı . * Anahtarcı . * Açkı lamak i ş i.

açkı cı

açkı lama

açkı lamak * Açkı ile parlatmak. açkı lanma * Açkı lanmak i ş i. açkı lanmak * Açkı yapı lmak, perdahlanmak. açkı latma * Açkı latmak i ş i. açkı latmak * Açkı iş i yaptı rmak, perdahlatmak. açkı lı * Açkı yapı lmı ş , perdahlanm ı ş , perdahlı . açkı sı z

* Açkı yapı lmamı ş , perdahlanmam ı ş , perdahsı z. açl ı ğ ı öldürmek * açlı k hissini geçiş tirmek, yatı ş tı rmak. açl ı k * Aç olma durumu. * Kı tlı k. * Yoksulluk. * Aş ı rı istek içinde bulunmak.

açl ı k çekmek * yoksulluk içinde bulunmak. açl ı k grevi * Kendisine veya baş kalar ı na yapı lan bir haks ı zlı ğ ı protesto için bir kimsenin aç durarak gösterdiğ i tepki. açl ı ktan gözü (veya gözleri) kararmak (veya dönmek) * çok acı kmak. açl ı ktan imanı gevremek * çok acı kmak. açl ı ktan nefesi kokmak * yoksulluk içinde bulunmak. açl ı ktan ölmek * dayanı lmaz derecede acı kmak, çok ac ı kmak. açl ı ktan ölmeyecek kadar * (yiyecek, içecek için) pek az (yemek, içmek). * gereğ inden az. açma * Açmak iş i. * Orman içinde ağ aç kesme veya yakma yoluyla tarı ma elveriş li bir duruma getirilen arazi. * Bir çeş it susamsı z, kalı nca yağ lı simit. * Açma yapan veya satan kimse. açmak * Bir ş eyi kapalı durumdan kurtarmak. * Bir ş eyin kapağ ı nı veya örtüsünü kaldı rmak. * Engeli kaldı rmak. * Sarı lmı ş , katlanmı ş , örtülmüş veya iliklenmi ş olan ş eyleri bu durumdan kurtarmak. * Oyarak veya kazarak çukur, delik oluş turmak. * Tı kalı bir ş eyi, bu durumdan kurtarmak. * Çevresini geniş letmek. * Birbirinden uzaklaş tı rmak. * Yarmak. * Düğ ümü veya dola ş mı ş bir ş eyi çözmek. * Bir kuruluş u, bir iş yerini, bir yeri iş ler veya ilk defa kullanı lı r duruma getirmek. * Bir aygı tı , bir düzeni vb.lerini çalı ş ı r duruma getirmek. * Alı ş veriş i baş latmak. * Rengin koyuluğ unu azaltmak. * Yakı ş mak, güzel göstermek. * Ferahlı k vermek. * Bir konu ile ilgili konuş mak. * Savaş la almak, fethetmek. * Avunmak veya danı ş mak için söylemek. * Yapmak, düzenlemek.

açmac ı

* Ayı rmak, tahsis etmek. * Sı kı lganl ı ğ ı nı , utangaçl ı ğ ı nı gidermek. * Görünür duruma getirmek. * (hava için) Bulutları n da ğ ı lması yla gök yüzü aydı nlanmak. * Geçit vermek. *İ çini dökmek. açmal ı k açmaz * Satranç oyununda ş ahı koruyan taş lardan birinin yerinden oynat ı lmamas ı durumu. *İ çinden zor çı kı lı r durum. * (tulûatta) Karş ı sı ndakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolayl ı ğ ı nı veren söz. açmaz halatı * Gemilerin limana bağ lanması ve sahilden esecek rüzgârla r ı htı mdan uzaklaş maması için kı yı ya dikine bağ lanan halat. açmaza düş mek * içinden çı kı lmas ı güç durumda kalmak. açmaza getirmek (veya dü ş ürmek) * düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak. açmazl ı k * Açmaz olma durumu. * Ağ zı pek sı kı olma durumu, ketumiyet. açtı ağ zı nı , yumdu gözünü * öfkelenerek veya kı zarak ağ ı r sözler söyledi. açtı rma * Açtı rmak iş i. * Kiri çı karmak veya eş yay ı iyice temizlemek için kullanı lan her türlü madde.

açtı rma kutuyu, söyletme kötüyü * kötü konuş abilecek birine, bildiklerini açı klama fı rsatı verilmemesi gerektiğ ini öğ ütler. açtı rmak * Açmak iş ini yapt ı rmak. ad * Bir kimseyi, bir ş eyi anlatmaya, tan ı mlamaya, açı klamaya, bildirmeye yarayan söz, isim: Çocuk, kedi, ağ aç, düş ünce, iyilik, Ahmet, Ertu ğ rul birer addı r. * Herkesçe tanı nmı ş veya iş itilmiş olma durumu, ün, nam, ş öhret. * Anı lacak değ er, önem. *İ sim. ad ad almak * Sayma, sayı lma. * kendisine ad verilmek. * ün kazanma.

ad bilimi

* Özel adlar üzerinde duran ve özel adları köken bilgisi, tarihî geliş me, dil ve kültür sorunlar ı aç ı sı ndan inceleyen bilim dal ı . ad cümlesi * Bkz. isim cümlesi.

ad çekilmek * ad çekmek iş i yapı lmak. ad çekilmek * ad çekmek iş i yapı lmak. ad çekimi * Bkz. isim çekimi. ad çekme * Ad çekmek iş i, kur'a. ad çekmek * raslantı ya ve talihe bağ lı bir ay ı rma yapmak için, her birinde birer ad yazı lmı ş kâğ ı tlardan birini çekmek, kur'a çekmek. ad çekmeye girmek * kur'aya tâbi olmak. * oyunun baş langı cı nda, oyuncular arası nda alan seçimi, baş lama at ı ş ı veya karş ı lama hakkı için öncelik sa ğ layan i ş . ad çektirmek * ad çekmek iş ini yaptı rmak. ad değ iş imi * Bkz. mecazimürsel. ad durumu * Bkz. isim hâli. ad gövdesi * Bkz. isim gövdesi. ad koymak * çağ ı rmak veya anmak için bir canl ı ya, bir yere, bir ş eye ad vermek, adlandı rmak, isim koymak, tesmiye etmek. ad kökü * Bkz. isim kökü.

ad takmak * adlandı rmak, ad koymak. ad tamlaması * Bkz. isim tamlaması . ad vermek * ad koymak, adlandı rmak, tesmiye etmek. * bir iş i kimin yaptı ğ ı nı söylemek. ad yapmak * isim yapmak. ada * Her yanı su ile çevrilmiş kara parçası . * Trafiğ e açı k bir yol üzerinde sola dönüş leri sağ layan, sa ğ tarafta veya yol ortası nda yer alan kaldı rı m taş ı yla ayr ı lmı ş alan. * Çevresi yollarla belirlenmiş olan arsa ve böyle bir arsayı kaplayan yap ı lar toplulu ğ u. ada balı ğ ı * Bkz. amber balı ğ ı .

ada çayı * Ballı babagillerden, yurdumuzda çok yetiş en tüylü ve beyazı mtı rak yaprakları olan ı tı rl ı bir bitki (Salvia oflicinalis). * Bu bitkiden yapı lan sı cak içecek. ada gibi gemi * pek büyük (gemi). ada so ğ anı * Zambakgillerden, soğ anı ndan ilâç olarak yararlan ı lan birtakı m maddeler elde edilen çok yı llı k bir bitki (Urginea maritima). ada tav ş anı * Evcil cinsleri de olan tavş ana yakı n bir kemirici memeli (Oryetolagus cuniculus). adab ı mua ş eret * Terbiyeli, ince davranmak için tutulması gereken yollar, davranı ş töresi, davran ı ş bilgisi, topluluk töresi, görgü. adac ı k adac ı lı k * Kavramları n gerçek varlı klar oldu ğ unu kabul eden, kavram gerekli ğ ine karş ı t olarak, tümel kavramlar ı n yaln ı zca nesnelerin adları olduğ unu ileri süren görü ş , nominalizm. adagio * Yavaş , ağ ı r olarak. * Bu biçimde çalı nan beste. adak * Adamak iş i veya adanı lan ş ey, nezir. adak adamak * bir dileğ in gerçekleş mesi amacı yla kurban kesip yoksullara dağ ı tmak veya kutsal bir güce yönelik bir niyette bulunmak. adaklama * Adaklamak durumu. * Küçük ada.

adaklamak * Küçük çocuk yürümeye baş lamak. adaklanma * Adaklanmak iş i veya durumu. adaklanmak * Niş anl ı duruma gelmek, niş anlanmak. adaklı * Adağ ı olan, adak adamı ş olan. * Niş anl ı , yavuklu, sözlü. * Adak olarak ayrı lmı ş (hayvan). * Adak adanan yer. * Adağ ı olmayan, adak adamamı ş olan. * Niş anl ı olmayan.

adaklı k

adaks ı z

adale

* Kas. adaleli * Kaslı , kasları sı kı , geliş miş . adalesiz adalet * Kassı z. * Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, do ğ ruluk, türe. * Bu iş i uygulayan, yerine getiren devlet kuruluş ları . * Herkese kendine uygun düş eni, kendi hakk ı olanı verme.

adalet da ğ ı tmak * kanunları n sayd ı ğ ı haklar ı sahiplerine vermek, tanı nmak. adalet divan ı * Devletler arası ndaki birtakı m hukuk anla ş mazlı klar ı na bakan ve merkezi La Haye'de bulunan uluslar arası mahkeme. adalet kapı sı * Hak ve hukukun aranması için ba ş vurulan merci, mahkeme. adalet mahkemesi * Bkz. adliye mahkemesi. adalet örgütü * Adliye teş kilât ı . adalet saray ı * Mahkemelerin bulunduğ u büyük yapı . adalete teslim etmek * sanı ğ ı , adalet iş leriyle uğ raş an kuruluş a götürmek. adalete teslim olmak * sanı k, adalet iş leriyle uğ raş an kuruluş a gidip hakk ı nda gerekli iş lemin yap ı lması nı istemek. adaletine s ı ğ ı nmak * (birinden) anlayı ş , hoş görü, yak ı nlı k beklemek. adaletli * Adalete uygun düş en veya adaletli olan, adil.

adaletlilik * Adaletli olma durumu. adaletsiz * Adalete aykı rı düş en veya adaleti olmayan.

adaletsizlik * Adalete aykı rı davranı ş . adal ı adalî * Ada halkı ndan olan (kimse). * Kas niteliğ inde olan; kasla ilgili olan, kas ı l. * Kasları iyi geliş miş , adaleli, kaslı . *İ nsan.

adam

* Erkek kiş i. *İ yi yetiş miş , değ erli kimse. * Birinin yanı nda ve iş inde bulunan kimse. * Birinin yararlandı ğ ı , kullandı ğ ı kimse. * Birinin sözünü dinleyen, nazı nı çeken kimse, kayı rı cı . *İ yi huylu, güvenilir kimse. * (belirsizlik zamiri yerine), Herkes, kim olursa olsun. * Görevli kimse. * (isim tamlamaları nda) Bir alanda derin bilgisi olan veya bir alanı benimseyen. * Eş , koca. adam adama (savunma) * futbolda, basketbolda karş ı takı m oyuncusunu kollama, rahat hareket etmesini, sayı yapması nı engelleme. adam akı llı * Bkz. adamakı ll ı . adam almamak * son derece kalabalı k olmak. adam azmanı * Çok iri yapı lı kimse. adam ba ş ı na * her kiş iye, her birine. adam be ğ enmemek * herkesi değ ersiz görmek. adam boyu * Yaklaş ı k olarak normal bir adam boyunda. *İ nsan boyunca. adam de ğ ilim * herhangi bir durumun gerçekleş memesi hâlinde, kendisinin insan say ı lamayaca ğ ı anlamı nda kullanı lan ant, göz da ğ ı sözü. adam etmek * eğ itmek, yetiş tirmek, topluma yararlı duruma getirmek. * bir yeri düzene sokmak veya bir ş eyi i ş e yarar duruma getirmek. adam evlâd ı *İ yi bir ailenin iyi yetiş miş çocu ğ u. adam gibi * terbiyeli, akı llı uslu. * adamlı ğ a, insanl ı ğ a yara ş ı r yolda. * iyice. adam hesab ı na koymak * birine değ er vermek, saygı göstermek. adam içine çı kmak * topluluğ a kar ı ş mak, değ erli insanları n bulunduğ u yerlere gitmek, e ş e dosta gitmek. adam içine karı ş mak * değ erli bir topluluğ a girmek, kendisine değ er verilir olmak. adam kı tlı ğ ı nda (veya yokluğ unda) * iş e yarar kimselerin bulunmad ı ğ ı durumda. adam kullanmak

* iyi çalı ş tı rması nı bilmek. adam olmak * geliş mek, büyümek, ş iş manlamak. * iyi yetiş mek, iyi bir duruma gelmek. adam sarrafı *İ nsanlar ı n karakterini çabuk anlayacak duruma gelmiş kimse, insan sarraf ı . adam sen de! (veya yalnı z adam) * bir iş in önemsenmediğ ini anlatmak için söylenir. adam sı rası na geçmek (veya girmek) * daha önce toplumda önemli bir yeri veya özel bir de ğ eri yokken artı k kendisine önem ve de ğ er verilmek. adam yerine koymak * adamdan saymak, varlı ğ ı nı kabul etmek. adama * Adamak iş i. adama dönmek (veya benzemek) * düzelmek. adamak * Bir dileğ in gerçekleş mesi amacı yla kurban kesip yoksullara dağ ı tmak veya kutsal bir güce yönelik bir niyette bulunmak, nezretmek. * Kutsal saydı ğ ı bir ş ey uğ runa kendini feda etmek, ant niteliğ inde söz vermek. * Ayı rmak. adamak ı ll ı * Gereğ inden çok, iyice. adamakla mal tükenmez * büyük vaatlerde bulunanlar için alay yollu söylenir. adamca *İ nsana yaraş ı r biçimde. *İ nsan sayı sı olarak.

adamcağ ı z * Kendisine karş ı sevgi veya acı ma duyulan adam. adamcası na * Adamca. adamcı k * Yerilen, küçümsenen; acı nan (kimse). adamcı l *İ nsandan ürkmeyen, insana al ı ş mı ş olan, insana sokulan, sı cakkanlı , munis.

adamcı llı k * Adamcı l olma durumu. adamdan saymak * bir kimseye değ eri olmadı ğ ı hâlde değ er vermek, saygı duymak. adamı * (bir iş i) ustalı kla yapan. adamı n adı çı kacağ ı na canı çı ks ı n

* Bkz. insanı n adı çı kacağ ı na canı çı ksı n. adamı n alacası içinde, hayvanı n alacası dı ş ı nda * Bkz. insanı n alacası içinde, hayvanı n alacası dı ş ı nda. adamı n iyisi al ı ş veriş te (veya i ş baş ı nda) belli olur * bir kiş iyi iyi bir insan olarak de ğ erlendirebilmek için al ı ş veri ş te veya i ş baş ı nda ahlâk dı ş ı davranı ş larda bulunmamas ı gerekir. adamı na çatmak * Bkz. tam adamı na çatmak. adamı na dü ş mek * (yapı lacak bir iş ) güzel bir rastlantı sonunda anlayanı na, uzmanı na verilmiş olmak. adamı na göre * kiş iler arası nda ayrı calı k gözeterek. * herkesin yeteneğ ine uygun olarak. adamı nı bulmak * Bkz. tam adamı nı bulmak (veya adamı na dü ş mek). adamkökü * Bkz. adamotu. adamlı k *İ nsana yakı ş acak durum, tutum ve davran ı ş . * Yabanlı k.

adamlı k sende kalsı n * iyilik bilmese de sen yine iyilik et. * bu iş i nası l olsa sana yaptı racaklar, bari kendiliğ inden yap da onurunu koru. adamotu adams ı z * Patlı cangillerden, geniş yapraklı , kötü kokulu bir bitki, kankurutan, adamkökü (Mandragora autumnalis). * Yardı mcı sı z, hizmetçisiz. * Erkeksiz, kocası z.

adams ı zl ı k * Adamsı z olma durumu. a'dan z'ye kadar * baş tan a ş ağ ı , bütünüyle. Adana kebab ı * Kı ymas ı na bolca acı biber katı larak haz ı rlanan ş iş köfte. adanma adanmak adap * Adanmak iş i. * Adamak i ş ine konu olmak. * Töre. * Yol yordam, yol yöntem.

adap erkân * Yol yöntem.

adaptasyon * Uyarlama. * Bir eseri çevrildiğ i dilin, konuş uldu ğ u toplumun yaş ayı ş ı na, inançlar ı na uyarlama. * Uyma. adapte * Uyarlanmı ş .

adapte etmek * uyarlamak. adapte olmak * uymak. adaptör * Bir âletin çapları birbirinden farklı olan parçaları ndan birini ötekine geçirebilmek için yararlanı lan bağ lay ı cı . ada ş ada ş lı k adatepe * Adları aynı olanlardan her biri. * Adaş olma, ayn ı ad ı taş ı ma durumu.

* Genellikle tropikal bölgelerde görülen ve çevresindeki alçak alanlar üzerinde dik yamaçlarla bir ada gibi yükselen, aş ı nı mdan dolayı ortaya ç ı kmı ş tepe. adatma adatmak * Adamak iş ini yapt ı rmak. adavet aday * Düş manlı k, ya ğ ı lı k. * Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya baş kalar ı tarafı ndan ileri sürülen kimse. * Bir iş için yetiş tirilmekte olan kimse, namzet. * Adatmak iş ini yaptı rmak.

aday aday ı * Herhangi bir iş i yapmak, bir görevi yüklenmek için adayl ı k aş aması nı kazanmak amac ı yla baş vuran kimse. * Milletvekili ve senatör seçimlerinde, partinin adayı olmak için, partisinde yapı lan ön seçimlere adaylı ğ ı nı koyan kimse. aday göstermek * bir iş veya bir görev için birini aday olarak belirlemek: Anayasa. aday olmak * herhangi bir iş e alı nmak veya seçilmek için istekli olmak. adayavrusu *İ ki veya üç çifte kürekli küçük balı kçı teknesi. adayl ı ğ ı nı koymak * bir iş veya göreve seçilmek için kendini ileri sürmek. adayl ı k * Herhangi bir iş , bir görev için kendini ileri sürme veya baş kaları tarafı ndan ileri sürülme, namzetlik. * Bir görevde yetiş tirilme.

adc ı

* Adcı lı k öğ retisiyle ilgili olan. * Bu öğ retiye bağ lı kimse. adc ı lı k * Kavramları n gerçek varlı klar oldu ğ unu kabul eden, kavram gerçekliğ ine kar ş ı t olarak, tümel kavramlar ı n yaln ı zca nesnelerin adlar ı olduğ unu ileri süren görü ş , isimcilik, nominalizm. addan türeme fiil * Bkz. isimden türeme fiil. addedilme * Addedilmek iş i. addedilmek * Sayı lmak. addetme * Addetmek iş i.

addetmek * Saymak. addolunma * Addolunmak i ş i veya durumu. addolunmak * Sayı lmak. adedî adem * Adetçe, sayı ca. * Yokluk, hiçlik, ölüm. * Osmanlı ca sözlerle birleş erek "-siz, -lik" anlamı nda kullanı lı r. * Dinî inançlara göre ilk yaratı lan insan ve ilk peygamber. *İ nsan, insanoğ lu, adam. *İ nsanda bulunması gereken olumlu özelliklere sahip olan.

Âdem

Âdem baba *İ nsanlı ğ ı n babas ı , Hz. Âdem. * Hapishanede çevresindeki mahkûmları haraca ba ğ layan kimse. * Afyonkeş . Âdem elması * Gı rtlak çı kı ntı sı . Âdem evlâd ı * Bkz. âdemoğ lu. Âdemci * Âdemcilik yanlı sı olan kimse.

Âdemcilik * XX. yüzyı lı n baş ı nda simgeciliğ e karş ı bir tepki olarak Rusya'da ortaya ç ı kan bir edebiyat akı mı . ademimerkeziyet * Yerinden yönetim. ademimerkeziyetçi * Yerinden yönetimci.

ademimerkeziyetçilik * Yerinden yönetimcilik. ademiyet âdemiyet * Yokluk. *İ nsanlı k. * Doğ ru dürüst insana yakı ş ı r durum, adamlı k.

âdemoğ lu *İ nsan denilen yarat ı kları n hepsi. âdemotu * Bkz. adamotu. adenit adese * Lenf düğ ümleri iltihabı . * Mercek. * Kovucuk. * Görüş derecesi, inceliğ i. * Sayı . * Herhangi bir sayı da olan ( ş ey), tane. * Bir kimsenin yapmaya alı ş mı ş oldu ğ uş ey, al ı ş kı . * Topluluk içinde eskiden beri uyulan kural, töre. * Ay baş ı .

adet

âdet

âdet edinmek * bir ş eyi al ı ş kanlı k ve huy durumuna getirmek. âdet görmek * (kadı n) ay ba ş ı olmak. âdet olmak * öteden beri yapı lı r olmak. * bir ş ey gelenek durumuna gelmiş olmak. âdet yerini bulsun diye * gerekli görüldüğ ü için değ il, yalnı z alı ş ı lmı ş oldu ğ u için. âdeta * Bayağ ı , basbayağ ı , hemen hemen, sanki. * Bayağ ı yürüyü ş le. * Sayı bakı mı ndan, sayı ca.

adetçe

adetimürettep * Bkz. tam sayı . adezyon kuvveti * Yan yana duran veya sürtünen iki cismin molekülleri arası ndaki çekiş kuvveti. adı (veya ismi) gibi bilmek * çok iyi bilmek.

adı batası (veya adı batası ca) * "yok olası " anlamı nda bir ilenme. adı batmak * (sevilmeyen bir ş ey veya kimse için) unutulmak, adı anı lmaz olmak, art ı k sözü edilmemek. adı belirsiz * ünü olmayan, tanı nmayan, kim ve ne oldu ğ u bilinmeyen. adı bile okunmamak * birine hiç önem verilmemek. adı çı kmak * kötü bir ün kazanmak. * hakkı olmayan bir ün kazanma. adı çı kmı ş dokuza, inmez sekize * birinin bir kere adı çı kt ı ktan sonra onun hakkı ndaki yayg ı n inanç artı k kolay kolay düzelemez. adı deliye çı kmak * deli olmadı ğ ı hâlde deli olarak tan ı nmak. adı duyulmak * tanı nmak, ünlenmek. adı geçmek * anı lmak, söz konusu olmak, ismi geçmek. * adı yaz ı lmak. adı kaldı rı lmak * anı lmaz olmak, silinip gitmek. adı kalmak * bir kimse veya bir ş ey ortadan çekildikten, öldükten sonra dillerde yalnı z adı dolaş mak. adı karı ş mak * (kötü) bir iş le birinin ilgisi bulundu ğ u söylenilmek. adı kötüye ç ı kmak * ünü kötü olarak yayı lmak. adı olmak * gereksiz, yersiz ünü olmak. adı sanı * bir kimsenin kimliğ i. adı üstünde * adı ndan belli olduğ u gibi. adı var * yaş amayan, yaln ı zca hayalde var olan.

adı verilmek * ad takı lmak. adı l adı m * Zamir. * Yürümek için yapı lan ayak at ı ş ları nı n her biri.

* Bir adı mda al ı nan yol (bu uzunluk 75 cm sayı lı r). * Giriş im, hamle. * Bir gösterge ucunun eş olarak ayr ı lmı ş yaylardan biri boyunca aldı ğ ı yol. * Ayakta temel duruş tan, bir ayağ ı n türlü yönlerde iki ayak boyu kadar ara ile yer de ğ iş tirmesi. * Teknolojide iki diş li arası ndaki aral ı k. adı m adı m * Ağ ı r ağ ı r, yavaş yavaş . adı m adı m gezmek * her yerini dolaş ı p görmek. adı m adı m izlemek * arkası ndan izlemek. * gizlice takip etmek. adı m atmak * yürümek için ayağ ı nı öne doğ ru uzatı p basmak. * bir iş e ilk kez giriş mek. adı m atmamak * gitmemek, uğ ramamak, aramamak. adı m baş ı * Birbirine yakı n yerlerde, s ı k sı k. adı mı nı attı rmamak * bir yere girmesine engel olmak. adı mı nı geri almak * baş lad ı ğ ı bir i ş ten geri dönmek. adı mlama * Adı mlamak i ş i. adı mlamak * Adı mla ölçmek. * Bir yerde ileriye geriye doğ ru giderek dolaş mak. adı mları nı açmak * yürürken hı zlanmak. adı mları nı seyrekle ş tirmek * hı zlı yürürken adı mları nı yavaş latmak. adı mları nı sı klaş tı rmak * daha küçük ve çabuk adı mlar atarak h ı zl ı yurümek, ivmek, acele etmek. adı mlı k * Adı m uzunlu ğ unda olan. * Bir yerin çok uzak olmadı ğ ı nı belirtmek için kullanı lı r.

adı msayar * Yürüme sı rası nda gerçek sonuçlara varabilmek için geçilen yerin uzunluğ unu anlayabilmek amacı yla aya ğ a tak ı lan alet, pedometre. adı na *oş eyin veya o kimsenin yerinde olarak, namı na, onun hesabı na.

adı nı ağ zı na almamak * dargı nlı k, kı rgı nlı k, kı zgı nlı k gibi bir sebeple bir kimseden hiç söz etmemek.

adı nı almak * ad takı lmak, ad verilmek. adı nı anmak (veya anmamak) * birinden söz etmek (veya etmemek). adı nı bağ ı ş lamak * bir baş kası ndan adı nı söylemesini istemek. adı nı bozmak * andı na uymamak, andı na ayk ı rı davranmak. adı nı kirletmek (veya lekelemek) * adı nı n kötüye çı kması na yol açmak. adı nı koymak * karş ı lı ğ ı nı veya fiyatı nı kararlaş tı rmak. adı nı taş ı mak * birinin adı yla anı lmak, sahip oldu ğ u ad ı n sorumlulu ğ unu yüklenmi ş olmak. adı nı vermek * birinin adı nı bildirmek. * biri tarafı ndan sal ı k verildiğ ini söylemek. adı yla sanı yla * bilinen ün ve niteliğ iyle. adî * Sı radan, hiçbir özelliğ i olmayan. * Aş ağ ı lı k, bayağ ı , alçak. * Adı mda uygunluk, beraberlik gerektirmeyen ve grup olarak yap ı lan bir tür yürüyü ş .

adî adı m

adî defter * Bir iş letmenin veya ticarethanenin yaptı ğ ı iş lemlerinin muhasebe kay ı tlar ı nı n geçirildiğ i ticarî defter. adî kesir * Bayağ ı kesir. adî suçlu adil * Basit suçları iş leyen kimse. * Adaletle iş gören, adaletten, haktan ayrı lmayan, hakkı yerine getiren, adaletli. * Hakka uygun, haklı . * Adalete uygun olarak, hakça. * Adîleş mek durumu.

adilâne adîleş me

adîleş mek * Adî bir duruma girmek, bayağ ı la ş mak. adîleş tirme * Adîleş tirmek iş i. adîleş tirmek * Adîleş mesine yol açmak.

adîlik adisyon

* Bayağ ı lı k, dü ş üklük, aş ağ ı lı k. * (lokanta, otel gibi yerlerde) Hesap.

adland ı rı lma * Adlandı rı lmak iş i. adland ı rı lmak * Ad vermek iş i yapı lmak. adland ı rma * Adlandı rmak i ş i. adland ı rmak * Bir kimseyi veya bir ş eyi kullanarak belli etmek, ad vermek, ad koymak, tesmiye etmek. * Ad koyma, ad vermeyi sağ lamak, tesmiye etmek. adlanma * Adlanmak iş i.

adlanmak * Kendisine ad verilmek. * Kötü ün kazanmak. adla ş ma adla ş mak * Ad durumuna gelmek. adla ş tı rma * Adlaş tı rmak i ş i. adla ş tı rmak * Ad durumuna getirmek. adl ı * Adı olan. * Ünlü. * Adlaş mak durumu.

adl ı adı yla * herkesin bilip tanı dı ğ ı biçimde. adl ı sanlı * Ünlü. adlî * Adaletle ilgili.

adlî makam * Adalet iş lerinin görüldüğ ü ve sonuca bağ land ı ğ ı kamuya ait yönetim yeri. adlî merci * Adaletle ilgili sorunları n çözümü için ba ş vurulan resmî daireler. adlî polis * Adliye içerisinde güvenliğ i sağ lay ı p adlî iş lere yard ı mcı olan kolluk gücü. adlî sicil

* Bir kimsenin mahkûmiyetinin olup olmadı ğ ı nı n anlaş ı lması için konulmuş olan kayı t yöntemi. adlî tabip * Adlî tı pta görevli doktor. adlî tatil * Her yı l 20 Temmuz ile 5 Eylül tarihleri arası nda, kanunda yazı lı durumları n dı ş ı nda, hiçbir adlî iş lemin yap ı lmadı ğ ı süre. adlî tı p adlî y ı l * Tı bbı n adalete yard ı m eden kolu; adaletin bu iş le uğ raş an kuruluş u. * Mahkemelerin bir yı l içindeki çalı ş ma süresi.

adlî zab ı ta * Bir suç sonrası sanı ğ ı ve suç delillerini adlî yetkililere sunan kolluk kuvveti. adliye * Hukuk ve adalet iş lerini gören devlet kurulu ş lar ı . * Hukuk ve âdalet iş lerinin görüldüğ ü resmî yapı . adliye encümeni * Adalet komisyonu. adliye mahkemesi * Anayasa mahkemesi, genel mahkemeler, askerî ve idarî mahkemeler dı ş ı nda kalan ve denetim mahkemesi olan Yarg ı tay ile hüküm mahkemeleri. adliye nezareti * Osmanlı İ mparatorluğ unda adliye teş kilâtı nı n ba ğ lı olduğ u en üst makam. adliye te ş kilâtı * Yargı organları ve bu organlar ı n birbirleriyle olan iliş kilerini, derecelerini, görev ve yetkilerini düzenleyen ve yürüten mekanizman ı n bütünü. adliye vekâleti * Adalet bakanlı ğ ı . adliyeci adrenalin * Böbrek üstü bezlerinin etkili bir maddesi; hekimlikte damarları daraltma, bronş ları açma, kanamaları kesme gibi amaçlarla kullan ı lı r. adres * Bir kimsenin arandı ğ ı nda bulunabileceğ i yer, oturdu ğ u yer. * Gönderilen ş eyin üzerine, alı cı nı n ad ı nı ve bulundu ğ u yeri bildirmek için yazı lan yazı . adres bı rakmak (göstermek veya vermek) * arandı ğ ı nda bulunabileceğ i, oturduğ u yeri bildirmek. adres defteri * Kiş ilerin kendilerine lâzı m olan adresleri topladı kları defter. adres kartı * Adres defteri. adres kitabı * Genellikle belli bir iş veya meslekte olanları n iş ve ev adreslerini toplu olarak gösteren kitap. * Adliye kuruluş unda meslek görevlisi.

adres makinesi * Posta gönderilerinin üzerine kâğ ı t, plâstik veya madenden, adres basan alet. adres rehberi * Adres defteri. adsı z * Adı olmayan, isimsiz. * Türklerde, ailesinden ayrı ldı ğ ı için art ı k onun adı nı taş ı mak, onun adı ile an ı lmak hakkı nı yitirmiş olan ve ancak bir yararlı k gösterince ad kazanabilen delikanlı . adsı z parmak * Orta parmak ve serçe parmak arası ndaki parmak, yüzük parmağ ı . aerobik * Hı zl ı müzik temposu eş liğ inde yapı lan, vücudun çevikliğ ine ve hareketliliğ ine dayanan bir tür jimnastik. aerobik solunum * Hücrede yalnı z moleküler oksijenin kullan ı ldı ğ ı bir solunum ş ekli. aerodinamik * Hareket hâlinde olan bir cisim üzerinde havanı n yarattı ğ ı etkiyi inceleyen bilim. * Aerodinamik bilim alanı yla ilgili. * Fizik biliminin gazları n hareketini inceleyen dalı . af * Bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağ ı ş lama. * Mazur görme veya görülme. * (görevden) çı karı lma.

af buyurun! * "affedersiniz" veya "affı nı zı rica ederim" anlamı nda bir söz. af çı karı lmak * bir suçun bağ ı ş lanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çı karmak. af dilemek * bağ ı ş lanması nı istemek. af kapsamı na alı nmak * af kanununa girmek. afacan * Zeki ve yaramaz (çocuk). afacanlaş ma * Afacanlaş mak iş i. afacanlaş mak * Yaramazlaş mak, yaramaz, ele avuca sı ğ maz duruma gelmek. afacanlı k * Afacan olma durumu, yaramazlı k. afak * Ufuklar, dört bir taraf. afakan afakî * Bkz. hafakan. * Belli bir konu üzerine olmayan (konuş ma), dereden tepeden.

* Nesnel, objektif. afakîlik * Bkz. objektiflik. afal afal afallama *Ş aş kı n bir biçimde. * Afallamak iş i.

afallamak *Ş aş kı nlı ktan sersemleş mek. afallaş ma * Afallaş mak iş i. afallaş mak *Ş aş kı nlı k içinde kalmak, ş aş ı rı p bir ş ey yapamaz olmak. afallaş tı rma * Afallaş tı rmak i ş i. afallaş tı rmak *Ş aş kı nlı k içinde bı rakmak, birini ş aş ı rı p bir ş ey yapamaz duruma sokmak. afallatma * Afallatmak iş i. afallatmak *Ş aş kı nlı ğ a dü ş ürerek sersemleş tirmek. afat afazi aferin * Okş ama, alkı ş lama, beğ enme gibi duyguları belirtmek için söylenir, bravo. * Eskiden öğ rencilere verilen beğ enme ve takdir kâ ğ ı dı . aferin almak * değ erli görülüp be ğ enilmek. aferist afet * Vurguncu, dalavereci, çı karı nı bilen, ç ı karc ı . * Doğ anı n sebep oldu ğ u yı kı m. * Kı ran. * Çok kötü. * Güzelliğ i ile insanı ş aş kı na çeviren, akl ı nı baş ı ndan alan kadı n. * Hastalı klar ı n dokularda yaptı ğ ı bozukluk. * Afete uğ ramı ş , afet görmüş . * Afetler, belâlar, kı ranlar. * Bkz. söz yitimi.

afetzede

affa uğ ramak * bağ ı ş lanmak, affedilmek. affedersin veya affedersiniz

* özür dilemek için söylenir. * karş ı çı kmak için söylenir. affedilme * Bağ ı ş lanma. affedilmek * Bağ ı ş lanmak. affetme affetmek * Bağ ı ş lama. * Bağ ı ş lamak. * Hoş görü ile karş ı lamak, mazur görmek. * Görev veya iş ten çı karmak.

affetmemek * bağ ı ş lamamak, hoş görmemek. affetmi ş sin * "hiç de öyle değ il", yan ı lı yorsun" anlamı nda kullanı lı r. affettirme * Affettirmek iş i. affettirmek * Bağ ı ş lanması nı sa ğ lamak. affettuoso * Bir parçanı n yumuş ak ve duygulu bir biçimde çalı nacağ ı nı anlatı r. affeyleme * Affeylemek iş i. affeylemek * Affetmek. aff ı nı dilemek (veya istemek) * bir iş veya görevi yerine getiremeyeceğ ini nezaketle bildirmek. aff ı nı za s ı ğ ı narak * "bağ ı ş layacağ ı nı za güvenerek" anlamı nda bir nezaket sözü. affolunma * Affolunmak iş i. affolunmak * Bağ ı ş lanmak, affedilmek. Afgan * Afganistan halkı ndan veya bu halkı n soyundan olan kimse. * Afganistan'a ve Afganistan halkı na özgü olan. Afganlı * Afgan. afi * Gösteriş , çalı m, caka.

afi kesmek (satmak veya yapmak) * birine karş ı gösteriş yapmak, kabadayı lı k etmek.

afif afife afili afis

*İ ffetli. * Namuslu, iffetli, saygı değ er (kad ı n). * Gösteriş li, çalı mlı . * Gümüş balı ğ ı nı n küçüğ ü.

afi ş

* Bir ş eyi duyurmak, tanı tmak için haz ı rlanan, çoğ u resimli duvar ilân ı .

afi ş asmak * duvarlara ilân yapı ş tı rmak. afi ş yutmak * yalana dolana kanmak. afi ş çi * Afiş yapan sanatçı . afi ş çilik afi ş e * Afiş yapma sanatı . * Açı ğ a çı km ı ş , duyulmuş .

afi ş e etmek * açı ğ a vurmak, belirtmek, duyurmak, dile düş ürmek, reklâm etmek. afi ş e olmak * (bir kimse) bilinmeyen bir yönüyle tanı nmak. afi ş leme * Afiş asma iş i, afiş lemek iş i.

afi ş lemek * Afiş ası p duyurmak. * Nitelemek, göstermek. afi ş te kalmak * (oyun için) ilgi görerek günlerce oynanmak. afiyet * Hasta olmama durumu, sağ lı k, esenlik.

afiyet bulmak * iyileş mek, sağ lı ğ ı nı kazanmak. afiyet olsun * bir ş ey yiyip içenlere "yarası n" anlamı nda söylenen iyi dilek sözü. afiyet ş eker olsun * "yarası n, ağ ı z tadı yla yensin'" anlamı nda söylenir. afiyet üzere olmak * sağ lı klı , rahat yaş amak.

afiyetle afoni aforizm

* ağ ı z tad ı yla, keyifle. * Bkz. Ses yitimi. * Özlü söz, özdeyiş .

aforoz

* Hristiyanlı kta kilise taraf ı ndan verilen "cemaatten kovma" cezas ı .

aforoz etmek * kilise birliğ inden çı karmak. * darı lı p biriyle konuş mamak, yakı nı olmaktan ç ı karmak, ilgiyi kesip uzaklaş tı rmak, ad ı nı duymak bile istememek. aforozlama * Aforozlamak iş i. aforozlamak * Aforoz etmek, kovmak. aforozlu afra tafra * Çalı m. * Çalı mlı . afralı tafralı * Çalı mlı . Afrika çekirgesi * Değ iş ik boyda ve renkte genellikle kuzey Afrika'da ekilmemiş arazilerde rastlanan zararsı z bir çekirge (Locusta migratona). Afrika domuzu * Çift parmaklı lardan, kal ı n derili, Afrika'da yaş ayan ve yaban domuzuna benzer bir hayvan (Phacochoerus aethiopicus). Afrika menek ş esi *İ ki çeneklilerden, tüylü yaprakl ı , mor, pembe, beyaz renkli çiçekleri olan, evlerde saksı da yetiş tirilen çok yı llı k bir süs bitkisi (Saintpaulia ionantha). Afrikal ı * Afrika kökenli olan kimse. * Afrikalı oyuncu. Afrikal ı lı k * Afrikalı olma. afsun afsuncu * Büyü, füsun. * Büyücü, üfürükçü. * Aforoz edilmiş , kovulmuş , uzaklaş tı rı lmı ş .

afsunculuk * Afsuncunun yaptı ğ ı iş . afsunlama

* Afsunlamak iş i. afsunlamak * Büyülemek. afsunlanma * Afsunlanmak i ş i. afsunlanmak * Büyülenmek. afsunlu Afş ar * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. aft aftos * Pamukçuk. * Oynaş , metres. * Büyülü, sihirli, füsunkâr.

afur tafur * Çalı m. afur tafura gelmemek * çalı m satmadan ho ş lanmamak; böyle bir davran ı ş a karş ı tepki göstermek. afyon * Olgunlaş mamı ş haş haş kapsüllerine yapı lan çizintilerden s ı zan, sonradan katı laş an süt; içinde morfin ve kodein gibi çok uyuş turucu maddeler bulunan, güçlü bir zehir olmakla birlikte, hekimlikte kullanı lan değ erli bir ilâç. afyon çekmek * keyif için afyon yutmak. afyon ruhu * Yatı ş tı rı cı olarak kullanı lan afyon tentürü. afyonke ş * Keyif için afyon yutan veya çeken (kimse), afyon tiryakisi. afyonke ş lik * Afyon çekmeye düş künlük. afyonlama * Afyonlamak iş i. afyonlamak * Afyon vererek uyuş turmak, uyutmak. * Telkin yoluyla doğ ru düş ünmeyi önleyerek zararlı bir yola sürüklemek. afyonlanma * Afyonlanmak iş i. afyonlanmak * Afyonlamak iş i yapı lmak. afyonlu *İ çinde afyon bulunan. * Afyon yutmuş . * Dalgı n, uyuş muş , uyuş uk (kimse).

afyonu baş ı na vurmak * aş ı rı davranı ş larda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptı ğ ı nı bilememek. afyonunu patlatmak * kendi keyfine dalmı ş olan birini öfkelendirmek. Ag aga * Ağ a. agâh * Bilir, bilgili, haberli, uyanı k. * Gümüş 'ün kı saltmas ı .

agâh olmak * bilgi edinmiş olmak. agami aganta emir. agaragar * Deniz yosunları ndan çı karı lan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanı lan bir tür jelâtin, jeloz. agel * Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağ lad ı kları , yünden örülmüş kalı n çember bağ . agitato * Bir parçanı n canlı ve coş kulu çalı naca ğ ı nı anlat ı r. * Yı sa veya lâçka edilmekte olan bir halatı n ve zincirin kı sa bir süre elde tutulup bı rakı lmamas ı için verilen * Güney Amerika'da yaş ayan, mavi ve yeş il metalik yans ı malı bir kuş .

aglütinasyon * Kümeleş im. aglütinin agnosi * Tanı sı zlı k. agnostik * Bilinemezci. * Bilinemezcilikle ilgili. * Serumda meydana gelen antikor.

agnostisizm * Bilinemezcilik. agnozi * Duyularda herhangi bir bozukluk olmamas ı na rağ men sı nav sisteminin belirli bir yerindeki doku bozuklu ğ undan ileri gelen algı kaybı veya yokluğ u. Agop'un kaz ı gibi bakmak * aptal aptal bakmak. agora * Yunan klâsik devrinde, sitenin yönetim, politika ve ticaret iş lerini konuş mak için halkı n topland ı ğ ı alan, halk meydanı .

agorafobi * Bkz. alan korkusu. agraf agrafi * Kanca, kopça. * Bkz. yazma yitimi.

agrandisman * Büyültme. agrandisör * (fotoğ rafçı lı kta) Büyülteç. agreje agreman agu * Süt çocukları nı n neş elendikleri zaman ç ı kardı klar ı ses. agu bebek * Büyüdüğ ü hâlde bebekliğ e özenen çocuklara alay yollu söylenir. agucuk * Süt çocu ğ u. * Süt çocuğ unu sevmek için söylenir. * Agulamak iş i. * Yeni doğ muş bebeklerin çı kardı ğ ı ses. * (yabancı ülkelerde) Doçent olmak için sı nav vermi ş kimse, doçent. * Bir elçinin bir ülkeye atanması ndan önce o ülkeden istenen uygun görme yazı sı .

agulama

agulamak * (bebek) Agu agu diye ses çı karmak. agu ş ağ *İ plik, sicim, tel gibi ince ş eylerden kafes biçiminde yapı lmı ş örgü. * Örümcek gibi birtakı m hayvanları n salgı ları yla oluş turdukları örgü. * Ülke yüzeyine yaygı nla ş tı rı lmı ş örgü, ş ebeke. * Tuzak. * Oyun alanı nı ortadan ikiye bölen iple yapı lmı ş örgü. * Çaprazlama örgü ile yapı lan ve kale direkleri arkası na gerilen örgü, file. ağ * Donun veya pantolonun apı ş aras ı na gelen yeri, apı ş lı k. ağ atmak (veya b ı rakmak) * balı k avlamak için denize ağ salmak. ağ benek * Açı klı koyulu kahverengi a ğ görünüş ünde olan, arpa yaprakları na yerleş erek oldukça önemli zararlara yol açan askl ı mantar. * Bu mantarı n ortaya çı kardı ğ ı ekin hastal ı ğ ı . ağ çekmek * Kucak.

* yakalanan balı klar ı toplamak için ağ ı sudan çı karmak. ağ iğ nesi * Ağ ı n örülmesinde kullanı lan i ğ biçiminde tahtadan veya plâstikten yapı lmı ş alet. ağ ipliğ i * Keten, kenevir, naylon gibi maddelerden ağ yapı mı nda kullanı lan iplik.

ağ kayı ğ ı * Balı k ağ lar ı nı taş ı yan kayı k. ağ kepçe ağ kurdu * En çok elma ve erik gibi yemiş ağ açları na zarar veren bir kurt. ağ kurş unu * Balı k ağ lar ı nı suda tutmaya yarayan zeytin çekirdeğ i biçiminde delikli kurş un madde. ağ mantarlar *İ nsan ve hayvanlarda hastalı ğ a yol açan ve birçok türü içine alan ilkel bitkiler topluluğ u. ağ tabaka ağ tonos * Gotik mimaride kullanı lmı ş , ağ biçiminde parçal ı tonos. ağ torba * 25 cm geniş li ğ inde ve 50 cm uzunluğ unda a ğ dan yapı lmı ş kı rmı zı yosunlar ı n suya dalı narak avlamada kullan ı lan, bir ip ve kayı ktaki makara yardı mı ile suyun yüzeyine çı kı p inebilen bir torba. ağ yatak ağ a * Hamak. * Kı rl ı k kesimde geniş toprakları olan, sözü geçen, varlı klı kimse. * Halk arası nda say ı lan ve sözü geçen erkeklere verilen san. * Büyük kardeş , ağ abey. * Okur yazar olmayan yaş lı ca kiş ilerin adları yla birlikte kullanı lan san. * Osmanlı İ mparatorluğ unda bazı kurulu ş lar ı n ba ş ı nda bulunanlara verilen resmî san. * Göz yuvarları nı n iç yüzeyinde görme sinirinin yayı lması ile beliren, ı ş ı ğ a duyarl ı , ağ ı msı bölüm, retina. * Balı kçı lı kta kullanı lan, ağ dan örülerek yapı lan uzun sapl ı sepet.

ağ a borç eder, uş ak harç * ağ a para sı kı nt ı sı içinde olup borç etse de, uş ak, hâlden anlamaz ve bol harcamay ı sürdürür. ağ a kapı sı * Yeniçeri ağ ası nı n dairesi. ağ a yamağ ı * Yeniçeri ağ ası na bağ lı emir çavuş u. ağ ababa * Dede, ata. * Sanı "ağ a" olan babaya çocuğ unun sesleni ş i. * Bir yerde, bir topluluk içinde etkili olan, sözü geçen, ileri gelen (kimse). * Bir kimsenin kendinden yaş ça büyük olan erkek kardeş i. * Kardeş olmayanlar arası nda da genellikle yaş ça büyük olanlara bir sayg ı sesleni ş i olarak kullanı lı r.

ağ abey

ağ abeylik

* Ağ abey olma durumu. ağ abeylik etmek (veya yapmak) * Birini ağ abey gibi korumak, gözetmek. ağ aca çı kan keçinin dala bakan oğ lağ ı olur * çocuklar ana ve babaları ndan öğ rendiklerini yapmaya özenirler. ağ aca çı ksa pabucu yerde kalmaz * davranı ş ları na engel olacak hiçbir takı ntı sı yok. ağ aca dayanma kurur, adama (insana) dayanma ölür * insan yapacağ ı iş te ba ş kalar ı na değ il, kendine güvenmelidir. ağ acı kurt, insanı dert yer * kurt ağ ac ı nası l içten içe kemirirse dert de insanı içten içe yer bitirir. ağ aç * Gövdesi odun veya kereste olmaya elveriş li bulunan ve uzun yı llar yaş ayabilen bitki. * Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dalları ndan yapı lan. * Direk.

ağ aç arı sı * Düzgün kanatlı , kuyruğ unda yumurtlama hortumu olan, 3-4 cm boyunda ağ aç zararlı sı . ağ aç balı * Erik, kayı sı gibi ağ açlardan sı zan zamk. ağ aç biti * Yarı m kanatlı lardan, bitkiler üzerinde ya ş ayan, sı çrayı cı bir böcek türü (Psylla).

ağ aç çileğ i * Ahududu. ağ aç ebegümeci * Ebegümecigillerden, boyu yüksek bir ot (Fr. lavatere). ağ aç kaplama * Konut duvarları nı yal ı tma ve güzelleş tirme amacı yla ağ aç veya ağ aç ürünlerinden yararlan ı larak yapı lan kaplama. ağ aç kavunu * Turunçgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetiş en, taç yaprakları mavimsi pembe, küçük bir ağ aç (Citrus medica). * Bu ağ acı n iri bir limon görünüş ündeki buruş uk kabuklu yemi ş i. ağ aç kurbağ ası * Kurbağ agillerden, boyu 3-5 cm olan, s ı rtı yaprak yeş ili, ağ açlara tı rmanan bir kurbağ a türü (Hyla arborea). ağ aç kurdu * Ağ açları kemirerek beslenen birtak ı m sinek kurtçukları na verilen ad. ağ aç küpesi * Hatmi. ağ aç mantarı * Ağ açta biten bazitli mantarlara verilen ad. ağ aç minesi * Mine çiçeğ igillerden, bahçelerde süs bitkisi olarak yetiş tirilen, kı rmı zı , mor çiçekli bir ağ aççı k (Lantana). ağ aç mobilya

* Oturma, yemek yeme, çalı ş ma, yatma vb. iş lerin yapı lması nda kolayl ı k ve rahatlı k sağ layan, parçaları nı n büyük ço ğ unluğ u masif, lifli, yangalı ve tabakalı ağ aç malzemeden yapı lan, taş ı nabilir veya sabit olarak kullan ı lan eş ya. ağ aç nemi * Ağ açta bulunan su miktarı nı n, aynı ağ acı n mutlak kuru ağ ı rl ı ğ ı na oranı . ağ aç olmak * bir yerde ve ayakta çok beklemek. ağ aç oyma * Oyma baskı sanatları ndan düz bir baskı tekniğ i. ağ aç sakı zı * Reçine. ağ aç sansarı * Sansargillerden, sı rtı koyu esmer, karnı daha açı k, iyi tı rmanan, postu de ğ erli bir memeli türü (Martes martes). ağ aç yaş iken eğ ilir * çocuklar küçük yaş ta kolay eğ itilir, büyük insan kolay kolay eğ itilemez. ağ aççı k * Taflan gibi, dalları dibinden baş layarak çatallanan küçük ağ aç. ağ aççı lı k * Ağ aç yetiş tirme iş i.

ağ açdelen * Yuva yapmak için ağ açları oyan böcek. ağ açkakan * Serçegillerden, ağ aç kurtları ile geçinen bir kuş (Picus). ağ açkesen * Zar kanatlı lardan, kurtçukları en çok gül fidanları üzerinde yaş ayarak yapraklara zarar veren, kara renkli bir böcek (Hylotoma). ağ açlama * Ağ açlamak iş i. ağ açlamak * Ağ açlandı rmak. ağ açland ı rı lma * Ağ açlandı rı lmak i ş i. ağ açland ı rı lmak * Ağ açlı duruma getirilmek. ağ açland ı rma * Ağ açlandı rmak iş i. ağ açland ı rmak * Bir yeri ağ açlı duruma getirmek. ağ açlanma * Ağ açlanmak iş i. ağ açlanmak * Ağ açlı duruma gelmek.

ağ açlaş ma * Ağ açlaş mak durumu. * Bitki ş ekilleri gösteren ve akiklerde olduğ u gibi maden filizlerinin gerek yüzeyinde gerek içlerinde rastlanan tabiî desen. ağ açlaş mak * Ağ aç durumuna gelmek. ağ açlı ağ açlı k * Ağ acı olan. * Ağ aç öbeğ i. * Ağ acı bol olan (yer).

ağ açlı klı * Ağ açları bol olan (yer). ağ açsı * Ağ aca benzeyen, ağ acı andı ran. ağ açsı z * Ağ acı olmayan.

ağ alanma * Ağ alanmak iş i. ağ alanmak * Ağ a tavrı tak ı narak çalı m yapmak. ağ alı k * Ağ a olma durumu. * Kibar ve cömertçe davranı ş . -a ğ an / -eğ en * Fiilden sı fat ve isim yapma eki: yat-ağ an, gez-eğ en, ol-a ğ an, dur-ağ an, piş -eğ en vb. ağ anı n alnı terlemezse ı rgadı n burnu kanamaz * iş veren iş çisi ile birlikte çalı ş mazsa iş çi iş e var gücüyle sarı lmaz. ağ anı n eli tutulmaz * cömertliğ i, elinin açı klı ğ ı , tartı ş ı lmaz. ağ arı k ağ arma * Ağ armak iş i. * Tan atma, ş afak sökme. ağ armak * Ak olmak, ak duruma gelmek, beyazlanmak, solmak. * Aydı nlanmak. ağ artı * Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklı k. * Süt, yoğ urt, peynir, ayran gibi yiyecek ve içecekler. ağ artı lma * Ağ artı lmak i ş i. ağ artı lmak * Aklaş mı ş , rengi solmu ş .

* Temizlenmek, beyazlatı lmak. ağ artma * Ağ artmak iş i. * Kuyumculukta gümüş ü temizleme iş i. ağ artmak * Ak duruma getirmek, beyazlatmak. ağ beneklilik * Arpa bitkisinde görülen mantar hastalı ğ ı (Pyrenophora). ağ cı ağ cı k ağ cı lı k * Ağ ile bal ı k tutma. ağ da * Kaynatı larak çok koyu ve yap ı ş kan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu ş eker eriyiğ i. * Ağ ile bal ı k tutarak geçinen kimse. * Palmiyelerde çiçeklerin dibinin çevresindeki telli kı n.

ağ da yapmak * vücuttaki fazla tüyleri ağ da ile almak, temizlemek. ağ dacı *Ş eker, tatlı ve helva yap ı mı nda ağ da hazı rlayan iş çi. * Ağ da ile vücuttaki fazla tüyleri veya kı lları temizlemeyi meslek edinmiş kimse.

ağ dalanma * Ağ dalanmak iş i. ağ dalanmak * Ağ da durumuna gelmek, ağ dala ş maya ba ş lamak. * Ağ da bulaş mak. ağ dalaş ma * Ağ dalaş mak durumu. ağ dalaş mak * Ağ da durumuna gelmek, ağ dalanmak. * (sohbet) Tam tadı na varı lı r durum almak, koyula ş mak. ağ dalaş tı rma * Ağ dalaş tı rmak i ş i. ağ dalaş tı rmak * Ağ da durumuna getirmek. ağ dalı * Ağ dalanmı ş . * (deyiş için) Bilinmeyen kelimelerle, anlaş ı lmas ı güç, dolambaçl ı cümlelerden oluş an. * Karmaş ı k. * Pekmez yapmaktan baş ka iş e yaramayan üzüm. * Ağ dı rmak i ş i.

ağ dalı k ağ dı rma

ağ dı rmak

* Ağ ması na sebep olmak. * Aş ağ ı inmek, yük veya terazide denge bozularak bir yan ı ağ ı r gelmek.

ağ ı

* Organizmaya girince kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarı na göre canlı yı öldürebilen madde, zehir. ağ ı ağ acı * Zakkum. ağ ı çiçeğ i * Zakkum. ağ ı gibi * acı veren, çok etkileyen. * çok sert, keskin. ağ ı otu * Baldı ran. ağ ı l * Koyun ve keçi sürülerinin gecelediğ i, çit veya duvarla çevrili yer. * Bazı yı ldı zları n, özellikle ayı n çevresinde görülen geniş ve ayd ı nl ı k teker, ayla, hale. * Bazı görüntülerdeki çok ı ş ı klı cisimleri çevreleyen ı ş ı klı teker. * Ağ ı verme, zehirleme. ağ ı lamak * Ağ ı vermek, zehirlemek. * (bir ş eye), Ağ ı katmak.

ağ ı lama

ağ ı land ı rma * Ağ ı landı rmak iş i. ağ ı land ı rmak * Ağ ı lı duruma getirmek. ağ ı lanma * Ağ ı lanmak iş i.

ağ ı lanmak * Bilmeden veya farkı nda olmadan zehirli bir ş ey yemek veya içmekle zehirlenmek. ağ ı laş ma * Ağ ı laş mak durumu.

ağ ı laş mak * Ağ ı lı duruma gelmek. ağ ı lda oğ lak doğ sa ovada otu biter * Tanrı her yarattı ğ ı nı n rı zkı nı verir. ağ ı lı *İ çinde ağ ı bulunan, zehirli. ağ ı lı böcek * Kı n kanatl ı lardan, baş ka böcekleri yemesi bak ı mı ndan yararlı bir böcek. (Carabus). ağ ı llanma * Ağ ı llanmak durumu.

ağ ı llanmak * Toplanı p bir arada durmak. * Çevresinde ağ ı l denen hale oluş mak, halelenmek. ağ ı m ağ ı mlı * Ayağ ı n üstündeki tümsek yer. * Üstü aş ı rı tümsek olan (ayak).

ağ ı na dü ş ürmek * tuzağ ı na dü ş ürmek. ağ ı nma * Ağ ı nmak iş i. ağ ı nmak ağ ı r * (hayvan) Yere yatı p yuvarlanmak. * Tart ı da çok çeken, hafif kar ş ı tı . * Davranı ş lar ı yavaş olan. * Değ eri çok olan, gösteriş li. * Çapı , boyutlar ı büyük. * Çetin, güç. * Tehlikeli, korkulu, vahim. * Sı kı nt ı veren, bunalt ı cı . * Dokunaklı , insanı n gücüne giden, k ı rı cı . * Yavaş . * Ağ ı rbaş lı , ciddî. * (koku için) Keskin, boğ ucu. * (yiyecek için) Sindirimi güç. * Yoğ un. * (uyku için) Uyanı lmas ı güç, derin. * Kı sı k, alçak. * Güç iş iten, sağ ı r. * Ağ ı r siklet. * Acele etmeden. * Fazlası yla.

ağ ı r ağ ı r

ağ ı r aksak yürümek (veya gitmek) * pek yavaş olarak. ağ ı r almak * bir iş te yavaş davranmak. ağ ı r araç ağ ı r ayak * Ağ ı r vası ta. * Doğ urması yakı n (gebe kad ı n).

ağ ı r basmak * ağ ı rl ı ğ ı fazla gelmek. * bir iş te gücü ve etkisi üstün gelmek. ağ ı r basmak * gücü, etkisi veya özelliğ i daha üstün ve belirgin olmak. * bir iş te gücü ve etkisi üstün gelmek.

ağ ı r basmak * bir kimse kâbusa uğ ramak. ağ ı r canl ı * Çok yavaş iş yapan, çevik olmayan. * Varlı ğ ı sı kı ntı veren sevimsiz. * Tembel. * Gebe (kadı n). ağ ı r canl ı lı k * Hareketlerin yavaş olması , hı mbı ll ı k, tembelce davranı ş biçimi. ağ ı r ceza * Ağ ı r hapis ve beş yı ldan yukarı olan hapis cezaları .

ağ ı r çekmek * tartı da a ğ ı r gelmek. ağ ı r durmak * ciddî, ağ ı rbaş lı , oturaklı , soğ ukkanlı hareket etmek. ağ ı r elli * Bkz. eli ağ ı r. ağ ı r ellilik * Eli ağ ı r olma durumu. ağ ı r ezgi * Çok ağ ı r, yavaş yavaş , ahenkli.

ağ ı r gelmek * gücüne gitmek, onuruna dokunmak. * yapı lmas ı güç gelmek. ağ ı r hapis cezası * 2-24 yı l veya ömür boyu hapis cezası . ağ ı r hastalı k * Ölümle sona erebilecek gibi olan hastalı k. ağ ı r hidrojen * Döteryum. ağ ı r iş * Büyük tehlikeler yaratan ve fazla güç isteyen her türlü iş .

ağ ı r iş itmek (veya duymak) * kulakları iyi iş itmemek, kulakları az iş itmek. ağ ı r kaçmak * gücendirici olmak. ağ ı r kayba u ğ ramak * maddî ve manevî büyük zarar görmek. ağ ı r kayı p * (savaş , deprem, sel gibi do ğ al afetlerde) Büyük kayı p. * Maddî zarar. ağ ı r küre * Yer yuvarlağ ı nı n, yoğ unluğ u ve katı lı ğ ı çok olan bölümü, barisfer.

ağ ı r ol!

* ciddî, ağ ı rbaş lı , so ğ ukkanl ı , sab ı rl ı ol!. * acele etme, yavaş ol!.

ağ ı r oturmak * uslu durmak. ağ ı r para cezası * Bazı suçlara göre takdir edilen para cezası . ağ ı r sanayi * Üretim araçları yapan sanayi. ağ ı r satmak * nazlanmak, gönülsüz davranmak. ağ ı r sı klet * Bazı spor dalları nda yarı ş macı lar ı n ağ ı rlı ğ ı ile sı nı rlandı rı lan kategori, baş ağ ı rl ı k. ağ ı r söylemek * acı , dokunaklı , sözler söylemek. ağ ı r söz ağ ı r su * Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaş latı cı sı olarak kullan ı lan, içinde hidrojen atomları yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluş an su (DO). ağ ı r top * Güçlü, ünlü, tanı nmı ş kimse. ağ ı r uyku * Uyanı lmas ı güç, derin uyku. * Kiş inin onuruna dokunan, dayanı lmas ı güç söz.

ağ ı r vası ta * Motoru, ağ ı r yük veya birden fazla römork taş ı mak amacı yla güçlendirilmiş kamyon ve benzeri araç. ağ ı r vası ta ehliyeti * Ağ ı r vası ta sürücülerine verilen kullanma belgesi. ağ ı r yağ * Kalı n yağ . ağ ı rba ş lı * Davranı ş lar ı ölçülü, olgun (kimse), vakur, ciddî. ağ ı rba ş lı lı k * Ağ ı rbaş lı olma durumu, vakar, ciddiyet. ağ ı rca ağ ı rdan * Ağ ı r olarak. ağ ı rdan almak * bir iş i gereken süre içinde bitirmemek. * bir iş i gönülsüz, isteksiz yapmak, geciktirmek. ağ ı rkanl ı * Oldukça ağ ı r.

* Hippokrates'in ortaya attı ğ ı ağ ı r canlı lı k, soğ ukluk, kolayca duygulanmayı ş gibi nitelikleri kendinde toplayan kiş ilik tipi. * Bkz. ağ ı r canl ı . ağ ı rkanl ı lı k * Ağ ı rkanlı olma durumu. ağ ı rlama * Ağ ı rlamak iş i, ikram, izaz. * Gelin veya güvey karş ı lanı rken çalı nan k ı vrak bir hava.

ağ ı rlamak * Konuğ a saygı göstererek onun her türlü rahat ı nı , ihtiyacı nı sa ğ lamak, ikram etmek, izaz etmek. ağ ı rlanma * Ağ ı rlanmak iş i. ağ ı rlanmak * Ağ ı rlamak iş ine konu olmak. ağ ı rla ş ma * Ağ ı rla ş mak durumu.

ağ ı rla ş mak * (hava) Sı kı cı ve bunaltı cı bir durum almak, bozulmak. * (hasta için) Tehlikeli duruma gelmek, fenalaş mak. * Yavaş lamak. * (gebe kadı n için) Do ğ urmas ı yaklaş mak. * Ağ ı rbaş lı olmak. * (yiyecek) Bozulmaya yüz tutmak. * Güçleş mek, zorla ş mak. * (organ için) Görevini yapamaz duruma gelmek. ağ ı rla ş tı rma * Ağ ı rla ş tı rmak i ş i. ağ ı rla ş tı rmak * Bir ş eyin a ğ ı rla ş ması na yol açmak. ağ ı rlatma * Ağ ı rlatmak iş i.

ağ ı rlatmak * Ağ ı rlamak iş ini yaptı rmak. ağ ı rl ı ğ ı nca altı n değ mek * çok değ erli olmak. ağ ı rl ı ğ ı nı (ortaya) koymak * kimliğ ini ve ki ş iliğ ini kabul ettirmek. ağ ı rl ı k * Ağ ı r olma durumu. * Değ erli olma durumu. * Ağ ı rbaş lı lı k. * Tehlikeli olma durumu. * Sı kı nt ı lı , bunaltı cı durum. * Orduda bir birliğ in cephane, yiyecek ve eş ya yükleri. * Çeyizini düzmek için güveyin geline verdiğ i para, kalı n. * Uyuş ukluk ve gevş eklik durumu. * Uykuda iken gelen ve insana boğ ulur gibi bir duygu veren durum. * Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluş turduğ u bile ş ke.

* Takı . * Yük, külfet. * Sorumluluk. * Etki, yetki, baskı , güçlük. * Dikkati ve önemi bir ş ey üzerinde yoğ unlaş tı rmak. * Terazilerde tartma iş i yapı lı rken bir kefeye konulan nesne. * Değ erlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağ an ı n üzerinde ve belli oranda, fazladan bir değ er tanı nması . ağ ı rl ı k basmak (veya çökmek) * gevş eklik ve uyku gelmek. * (uykuda) sı kı ntı lı duruma girmek. * Ağ ı r bir hava kaplamak, sessizlik olu ş mak. ağ ı rl ı k merkezi * Bir cismin bütün noktaları na ayrı ayrı etki yapan yer çekimi kuvvetlerinden oluş mu ş tek kuvvet durumundaki bile ş kenin uygulama noktas ı . * Bir iş in en önemli bölümü. ağ ı rl ı k olmak * birine yük olmak, kendi masrafı nı baş kası na çektirmek, s ı kı ntı vermek. ağ ı rl ı klı (değ er). ağ ı rsama * Ağ ı rsamak hareketi. ağ ı rsamak * Birine karş ı soğ uk davranarak sı kı ntı verdiğ ini anlatmak. * Bir iş i yavaş yapmak, önemsememek, ilgilenmemek. * Bir iş i ağ ı r bulmak, yük saymak, yüksünmek. ağ ı rş ak * Yün, iplik eğ irilen i ğ i ağ ı rla ş tı rmak için alt ucuna geçirilen yar ı m küre biçiminde, ortas ı delik a ğ aç veya kemik parça. * Teker biçiminde yassı nesne, kurs. ağ ı rş aklanma * Ağ ı rş aklanmak iş i veya durumu. ağ ı rş aklanmak * Çı banda veya (ergenlik sı rası nda) memede ağ ı rş ak biçiminde bir tümsek oluş mak. ağ ı ş * Ağ mak iş i veya biçimi. * (su buharı nı n ve baş ka gazlar ı n) Yerden havaya doğ ru çı kı ş ı , yağ ı ş karş ı tı . * Değ erlendirmelerde, herhangi bir konu veya evreye olağ an ı n üzerinde ve belli bir oranda, fazladan tanı nan

ağ ı t

* Ölen bir kimsenin gençliğ ini, güzelliğ ini, iyiliklerini, değ erlerini, arkada bı raktı kları nı n acı lar ı nı veya büyük felâketlerin ac ı lı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazı lan yaz ı , sa ğ u, mersiye. * Ağ lama, gelin olan bir kı zı n arkas ı ndan meziyetlerini sayı p dökerek a ğ lama. ağ ı t yakmak (veya tutturmak) * ağ ı t söylemek, ağ ı t düzmek. ağ ı tçı ağ ı tçı lı k * Ölüye ağ ı t söylemek için para ile getirilen kimse, sağ ucu. * Ağ ı tçı nı n iş i veya mesle ğ i.

ağ ı tlama ağ ı z boş luk.

* Ölmüş leri anmak için düzenlenen törende okunan övgü. * Yüzde, avurtlarla iki çene arası nda, ses çı karmaya, soluk alı p vermeye ve besinleri içine almaya yarayan * Bu boş luğ un dudakları çevreledi ğ i bölümü. * Kapları n veya içi bo ş ş eylerin aç ı k yan ı . * Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğ ü yer, munsap. * Koy, körfez, liman, yol gibi yerlerin açı k yan ı . * Birkaç yolun birbirine kavuş tuğ u yer, kavş ak. * Kesici aletlerin keskin yanı . * Bir dilin sı nı rlar ı içinde, bölgelere ve s ı nı flara göre de ğ iş en söyleyi ş özelliğ i. * Birini yanı ltmak, kandı rmak amac ı yla dolambaçlı birtakı m sözler söyleme özelli ğ i. * Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. * Bazen "kez" anlam ı na gelir. * Üslûp, ifade özelliğ i. * (tehlikeli ş eyler için) Pek yakı n yer.

ağ ı z

* Yeni doğ urmuş memelilerin ilk sütü.

ağ ı z açmak * söz söylemek, konuş mak. * azarlamak, paylamak. ağ ı z açmamak * tek bir söz olsun söylememek, susup kalmak. ağ ı z açtı rmamak * çok konuş arak baş kaları nı n söz söylemesine, konuş ması na engel olmak. ağ ı z ağ ı za * ağ zı na kadar, tamamen. ağ ı z ağ ı za vermek (veya konuş mak) * iki kiş i birbirine pek yakı n durarak baş kalar ı iş itmeyecek biçimde konuş mak. ağ ı z alı ş kanlı ğ ı * Çok söylendi ğ i için bir sözü s ı k sı k kullanma durumu. ağ ı z aramak (veya yoklamak) * öğ renmek istenilen ş eyi söyletecek yolda dil kullanmak. ağ ı z birliğ i * Bir konuda anlaş arak aynı biçimde konuş ma, söz birliğ i. ağ ı z birliğ i etmek * bir konuda anlaş arak aynı ş ekilde konuş mak, söz birliğ i etmek. ağ ı z birliğ i etmek * bir konuda anlaş arak aynı biçimde konuş mak, söz birliğ i etmek. ağ ı z burun birbirine karı ş mak * dayak yeme sonunda yüzü, yara bere içinde kalmak. * yüzde aş ı rı öfke, üzüntü, yorgunluk gibi durumlar ı n izleri görünmek. ağ ı z dalaş ı * Ağ ı z kavgası , karş ı lı klı atı ş ma, bağ rı ş ma, dil dalaş ı . ağ ı z değ iş ikli ğ i

* Yemeğ in çe ş idinde de ğ iş iklik. ağ ı z değ iş tirmek * önce söylediğ ini baş ka türlü anlatmak. ağ ı z dil vermemek * hiç konuş mamak, susmak. ağ ı z dolusu * Ağ zı n alabilece ğ i kadar. * (küfür için) Birbiri ardı nca, birçok. ağ ı z kâhyas ı * Birinin söyleyeceğ i sözlere karı ş an kimse. ağ ı z kalabalı ğ ı * Birbirini tutmayan gereksiz sözler. ağ ı z kalabalı ğ ı na getirmek * birini gereksiz sözler söylemek yolu ile ş aş ı rtmak. * söz söyleme becerisine sahip olma. ağ ı z kavaf ı * Karş ı sı ndakini kandı rmak için gerekli gereksiz çok söz söyleyen. ağ ı z kavgası * Karş ı lı klı ağ ı r sözler söyleyerek yapı lan çekiş me, at ı ş ma, dil kavgası . ağ ı z kokusu * Bir kimsenin çekilmez davranı ş ları , istekleri, sözleri. ağ ı z kullanmak * duruma, ortama göre söz söylemek, sözünü amacı na göre de ğ iş tirmek. ağ ı z niş anı * Yalnı z sözle yapı lan niş anlanma. ağ ı z satmak * yüksekten atarak kendini övmek. ağ ı zş akas ı * Sözle yapı lan ş aka. ağ ı z tad ı * (ailede veya toplumda) Dirlik düzenlik, iyi geçinme veya rahatlı k. ağ ı z tad ı yla * huzurla, rahatlı k içinde, içine sine sine, lezzetini duyarak. ağ ı z tamburas ı çalmak * sözle avutmaya, oyalamaya çalı ş mak. ağ ı z tatsı zlı ğ ı * Bir topluluk içindeki geçimsizlik, huzursuzluk. ağ ı z tı kamak * konuş ma imkânı vermemek. ağ ı z tüfeğ i * Mermileri ş iddetle üflenerek f ı rlat ı lan bir çeş it tüfek taslağ ı . ağ ı z tütünü

* Keyif için ağ ı zda çi ğ nenen bir tür tütün. ağ ı z ünlüsü * Geniz yoluna kaymadan çı kan ünlü, a ğ ı zsı l ünlü. ağ ı z yapmak * birini kandı rma, yan ı ltma amacı yla duyguları nı , düş üncelerini olduğ undan baş ka türlü gösterecek biçimde konu ş mak. ağ ı z yaymak * açı k ve dürüst konu ş maktan kaçı nmak. ağ ı z yer, yüz utanı r * armağ an alan, armağ anı verenin isteğ ini yerine getirmeye çal ı ş ı r. ağ ı z yoklamak * Bkz. ağ ı z aramak. ağ ı zda dağ ı lmak * (genellikle hamur iş i için) iyi piş miş ve lezzetli olmak. ağ ı zda sakı z gibi çiğ nemek * bir söz veya düş ünceyi sı k sı k tekrarlayı p durmak. ağ ı zdan * Yazı lı olmayarak, sözle, sözlü, ş ifahî.

ağ ı zdan ağ ı za * Herkes birbirine söyleyerek. ağ ı zdan ağ za dolaş mak (veya geçmek) * herkes birbirine söylemek. ağ ı zdan burun yak ı n, kardeş ten karı n yakı n * "insanı n kendi yararı her ş eyden önemlidir" anlamı nda kullanı lı r. ağ ı zdan dolma * (top veya tüfek için) Namlusu ağ zı ndan doldurulan. ağ ı zdan kapmak * baş kalar ı ndan dinlemek yolu ile yar ı m yamalak birtakı m bilgiler edinmek. ağ ı zlama * Ağ ı zlamak iş i. ağ ı zlamak * Bir iş i kolaylamak. * Bir parçayı yuvas ı na geçirmek için önce yuvan ı n ağ zı nı ayarlamak. * Bir boğ az ı n veya bir limanı n ağ zı nı ortalamak. ağ ı zlara sakı z olmak * herkesin diline düş mek. ağ ı zla ş ma * Ağ ı zlaş mak iş i veya durumu. ağ ı zla ş mak *İ ki kan damarı , birbiri içine açı lmak. ağ ı zl ı * Ağ zı herhangi bir biçimde olan.

ağ ı zl ı k

* Bir ucuna sigara takı lan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. * Nefesli çalgı larda ağ za gelen yer. * Yemiş küfelerinin üzerine yaprakl ı dallarla yapı lan kapak. * Kuyu bileziğ i. * Su tesisatı nda su alı p vermeye yarayan vanalı uç. * Hayvanı nı sı rması na, zararlı bir ş ey yemesine engel olmak için ağ zı na tak ı lan tel, deri gibi kafes. * (dokumacı lı kta) Çözgünün açı lı p kapandı ğ ı ve içinde mekiğ in geçtiğ i yer. * Telefon ve benzeri cihazlarda ağ za yaklaş tı rı lan bölüm. * Bir ş eyin ba ş lad ı ğ ı yer. * Huni.

ağ ı zl ı kçı * Ağ ı zlı k yapan veya satan kimse. ağ ı zotu ağ ı zsı l * Ağ ı zla ilgili. ağ ı zsı l ünlü * Bkz. ağ ı z ünlüsü. ağ ı zsı z * Ağ zı olmayan. * Yumuş ak huylu, sessiz. * Topları ateş lemek için falyaya konulan ve barutun patlaması na sebep olan madde.

ağ ladı ağ layacak * ağ lamak üzere olan. ağ lama ağ lamak * Üzüntü, acı , sevinç, pi ş manlı k aldanma vb.nin etkisiyle göz yaş ı dökmek. * Ağ aç budandı ğ ı nda kesilen yerlerden besi suyu veya öz su akmak. * Sı zlanmak, yakı nmak. * Bir duruma karş ı üzüntü duymak. ağ lamak para etmez * üzülmenin yararı olmaz. ağ lamaklı * Ağ lar gibi olan, üzüntülü. ağ lamaklı olmak * ağ layacak duruma gelmek. ağ lamalı * Ağ lar gibi olan, ağ layacak gibi. * Acı ma duygusu uyandı racak hâlde, sı zlamal ı . ağ lamayan çocuğ a meme vermezler * hakkı nı araması nı bilmeyen kimsenin i ş i görülmez. ağ lamsı ağ lanma * Ağ layacak gibi, ağ lamalı . * Ağ lanmak iş i. * Ağ lamak iş i.

ağ lanmak * Ağ lamak iş i yapı lmak. ağ lantı * Hafif hafif ağ lama.

ağ lar gözden, sahte sözden kendini sakı n * "kendini acı ndı ranlardan kork" anlamı nda kullanı lı r. ağ laş ma ağ laş mak * Ağ laş mak iş i. * Birlikte ağ lamak. * Sı zlanmak.

ağ lata ağ lata * Sürekli ağ latarak, devamlı eziyet ederek, üzerek. ağ latı ağ latı cı * Ağ lamaya yol açan. ağ latı ş ağ latma ağ latmak * Ağ latmak iş i veya biçimi. * Ağ latmak iş i. * Ağ laması na yol açmak. * Trajedi.

ağ laya ağ laya * Ağ layarak. ağ layanı n malı gülene hayretmez * birinden haksı z olarak alı nan malı n onu alana yararı olmaz. ağ layı cı ağ layı ş ağ lı * Ağ ı bulunan. ağ ma * Ağ mak iş i. * Akan yı ldı z, ş ahap. * Sarkmak, aş ağ ı ya inmek, e ğ ilmek, meyletmek. * Yükselmek, yukarı çı kmak. * Koyun ve keçi baş ı na alı nan vergi, sayı m vergisi. * Ağ namak i ş i. * Ölünün ardı ndan ağ lamak için para ile tutulan kimse, ağ ı tçı , yasçı . * Ağ lamak iş i veya biçimi.

ağ mak

ağ nam ağ nama

ağ namak

* (hayvan) Yere yatı p yuvarlanmak.

ağ namcı * Ağ nam vergisi toplayan kimse. ağ raz ağ rı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan sürekli ve ş iddetli acı . ağ rı kesici * Acı yı , sı zı yı dindirici (ilâç). ağ rı kesimi * Ağ rı duyusunun kendiliğ inden veya tedavi sonucu yok olması , analjezi. ağ rı sı zı * Rahatsı zlı k veren acı , sanc ı . ağ rı kesen * Ağ rı duyusunu ortadan kald ı ran, dindiren (ilâç vb.), analjezik. ağ rı larda göz a ğ rı sı , her kiş inin öz ağ rı sı * herkesi en çok ilgilendiren ş ey kendi derdidir. ağ rı lı ağ rı ma * Ağ rı yan, ağ rı sı olan. * Ağ rı mak i ş i. * Memeli hayvanlarda görülen ara konakçı kenelerin bulaş tı rdı ğ ı ağ rı ma asalakları ndan ileri gelen hastalı k. * Kötü niyet ve düş manlı klar.

ağ rı ma asalakları * Omurgalı lardan alyuvar asala ğ ı olarak yaş ayan türlü biçimlerdeki sporlular toplulu ğ u. ağ rı mak * (vücudun bir yeri) Ağ rı lı olmak. ağ rı na gitmek * onuruna dokunmak veya gücüne gitmek. ağ rı sı tutmak * (gebe kadı n için) doğ um sancı ları baş lamak. * (hasta bir organ) ağ rı maya ba ş lamak. ağ rı sı z * Ağ rı sı olmayan. * Ağ rı vermeden. * Dertsiz, tasası z.

ağ rı sı z baş ı na ka ş bast ı bağ lamak * kendine gereksiz yere iş çı karmak. ağ rı tma ağ rı tmak * Ağ rı tmak iş i. * Ağ rı mas ı na yol açmak.

ağ sı ağ u

* Ağ görünüş ünde olan, ağ gibi örülmüş olan. * Ağ ı .

ağ ulamak * Ağ ulamak. ağ ustos * Yı lı n 31 gün süren sekizinci ayı .

ağ ustos böceğ i * Eş kanatlı lardan, erkeğ i yazı n karnı nı n altı ndaki özel bir organdan kesik ve sürekli ses çı karan bir böcek, orak böceğ i (Cicada plebeja). ağ ustos böcekleri * Genç sürgünlerden öz su emerek tarı m ve orman bitkilerine zarar veren birçok türün bulunduğ u eş kanatlı lar familyası . ağ yar * Baş kalar ı , yabancı lar, eller.

ağ za alı nmaz (veya a ğ za alı nmayacak) * söylenmesi ayı p, çirkin (söz, küfür). ağ za almamak * anmamak, sözünü etmemek. ağ za düş mek * dedikodu konusu olmak. ağ za koyacak bir ş ey * yiyecek bir ş ey. ağ za tat, boğ aza feryat * (yiyecek için) miktarı çok az olan. ağ zı açı k *Ş aş kı n, alı k, bön. * Hayranlı kla, büyülenmiş olarak. ağ zı açı k (veya ağ zı bir karı ş aç ı k) kalmak * çok ş aş ı rmak, ş aş akalmak. ağ zı açı k ayran delisi (veya budalas ı ) * yeni gördüğ ü her ş eye ş aş kı nl ı kla bakan, ş aş ı ran. * saf, bön. ağ zı bir * Söz birliğ i etmiş .

ağ zı bozuk * Sövmeyi alı ş kanlı k edinmiş olan, küfürbaz. ağ zı burnu yerinde * oldukça güzel, yakı ş ı klı . ağ zı çiriş çanağ ı na dönmek * ağ zı kuruyup acı laş mak. ağ zı dili bağ lanmak

* herhangi bir sebeple konuş amaz olmak. ağ zı dili kurumak * herhangi bir sebeple tükürük az olmak. ağ zı dili tutulmak * beklenmedik bir durum karş ı sı nda heyecanlanmak, hayranl ı k duymak. ağ zı dolu dolu konuş mak * heyecanlı söz söylemek. ağ zı gevş ek * Sı r saklamaz, sı r tutmaz. ağ zı havada * çevresindekilerden habersiz, alı k, ş aş kı n. ağ zı kalabalı k * Birbirini tutmayan sözler söyleyen, yerli yersiz çok konuş an, boş boğ az. ağ zı kara * Kara haber vermekten hoş lanan, ş om a ğ ı zl ı . * Bir yerde konuş ulanı veya yapı lanı duyup görmesi istenilmeyen (kimse).

ağ zı kenetli * Sı r tutan, sı r saklayan (kimse). ağ zı kilitli * Dudakları beyaz (at). * Sı r saklayan. ağ zı kulakları na varmak * çok sevinmek. ağ zı kulakları nda * çok sevinçli, mutlu. ağ zı kurumak * bir konuyu çok söylemek sebebiyle, ondan b ı kmak. * içecek ihtiyacı duymak. ağ zı kurusun * felâket dileğ inde bulunanlara karş ı kullanı lan bir ilenme. ağ zı lâf (veya lâk ı rdı ) yapmak * kolay konuş ma yeteneğ i olmak. * inandı rı cı söz söyleme yeteneğ i olmak. ağ zı oynamak * bir ş eyler yemek. * konuş mak. ağ zı pek ağ zı pis * Sı r vermeyen, ketum. * Sövmeyi huy edinmiş olan.

ağ zı sı kı * Bkz. ağ zı pek. ağ zı sulanmak

* imrenmek. ağ zı süt kokmak * çok genç ve toy olmak. ağ zı teneke kaplı (olmak) * çok sı cak veya çok acı ş eyleri kolayl ı kla içebilen veya yiyebilenler için ş aka yollu söylenir. ağ zı torba değ il ki büzesin * herkesin dedikodu yapması nı n önüne geçilemeyeceğ ini anlatı r. ağ zı var, dili yok * pek sessiz, kendi hâlinde. * konuş mayan, derdini anlatamayan. ağ zı varmamak * söylemeye, açı klamaya gönlü elvermemek. ağ zı yanmak *oş eyden büyük zarar görmek. ağ zı na (veya diline) kira istemek * söylemesi beklenen ş eyi söylemekte nazlı davranmak. ağ zı na (veya diline) sa ğ lı k * bir sözü yerinde söyleyen kiş ilere söylenir. ağ zı na (veya önüne) bir kemik atmak * birini küçük bir çı kar göstererek susturmak. ağ zı na abdestle almak * o kiş iyi anarken çok saygı lı davranmak. ağ zı na almak * söylemek. ağ zı na almamak * adı nı ağ zı na almamak. ağ zı na almamak * söz konusu etmemek, anmamak, söylememek. ağ zı na atmak * yemek için ağ za koymak. ağ zı na bakakalmak * sözlerine hayran olmak. ağ zı na bakt ı rmak * kendini zevk ile dinletmek. ağ zı na bir parmak bal çalmak * birini tatlı sözlerle veya çeş itli hediyelerle bir süre için kandı rmak, oyalamak. ağ zı na bir ş ey (veya bir çöp) koymamak * hiçbir ş ey yememek. ağ zı na bir zeytin verir, altı na (veya ardı na) tulum tutar. * yaptı ğ ı küçük iyiliklere kar ş ı lı k büyük ç ı kar bekler. ağ zı na burnuna bulaş tı rmak * bir iş i beceremeyip berbat etmek, bozmak.

ağ zı na dü ş mek * çok yaygı n olarak bilinip konuş ulmak. ağ zı na etmek * haddini bildirmek. ağ zı na geldiğ i gibi * önünü sonunu düş ünmeden. ağ zı na geleni söylemek * nezaket dı ş ı na çı karak ağ ı r ve kı rı cı sözler söylemek. * çok ve düş üncesizce konuş mak. ağ zı na gem vurmak * susturmak, söyletmemek. ağ zı na kadar * boş yeri kalmayacak biçimde. ağ zı na kilit takmak (veya vurmak) * susturmak. ağ zı na koymamak * yememek veya içmemek. ağ zı na lây ı k * bir yiyeceğ in tadı anlatı lı rken "sen de yesen, beğ enirsin" anlam ı ile söylenir. ağ zı na sakı z olmak * dedikodusuna konu olmak. ağ zı na sürmemek * bir ş eyden hiç yememek. ağ zı na ta ş almı ş * söze karı ş mayı p susanlar için kullanı lı r. ağ zı na t ı kamak * susturmak, fazla konuş ması na engel olmak. ağ zı na tükürmek * birini küçültmek üzere küfür olarak kullanı lan uygunsuz sözler sarf etmek. * birine benzemek. ağ zı na verilmesini beklemek (veya istemek) * çalı ş mayı p, iş lerinin baş kaları taraf ı ndan yapı lmas ı nı beklemek. ağ zı na vur, lokması nı al * yumuş ak huylu kimseye her istenileni kolaylı kla yaptı rabilme anlamı nda bir atasözüdür. ağ zı na yak ı ş mamak * söylemesi ayı p kaçmak, uygun düş memek, yakı ş ı k almamak. ağ zı nda bakla ı slanmamak * hiç sı r saklamamak. ağ zı nda bı rakmak * Bkz. lâf ağ zı nda kalmak. ağ zı nda büyümek * sevmediğ inden veya içi almadı ğ ı ndan yutamamak.

ağ zı nda gevelemek * açı kça söylememek. ağ zı nda yaş kalmamak * bir düş üncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak. ağ zı ndan * birisinden dinleyerek. * adı na.

ağ zı ndan baklay ı çı karmak * Bkz. baklayı ağ zı ndan çı karmak. ağ zı ndan bal akmak * çok tatlı konuş mak. ağ zı ndan çı kanı (veya çı kan sözü) kula ğ ı duymamak (iş itmemek) * sözlerini tartmadan söylemek. ağ zı ndan çı kmak * bir sözü istemeden, farkı na varmadan söylemek, söylemi ş bulunmak. ağ zı ndan çı t çı kmamak * hiçbir ş ey söylememek. ağ zı ndan dirhemle ç ı kmak * çok az konuş mak. ağ zı ndan dökülmek * açı kça söylemekten çekindiğ iş ey, konuş ması ndan belli olmak. ağ zı ndan dü ş memek (veya düş ürmemek) * her zaman sözünü etmek. ağ zı ndan girip burnundan çı kmak * türlü yollara baş vurarak birini bir ş eye razı etmek, kandı rmak. ağ zı ndan hayı r çı kmazsa bari ş er söyleme * "lehte konuş muyorsun, bari aleyhte de konuş ma" anlam ı nda kullanı lı r. ağ zı ndan kaç ı rmak * istemediğ i hâlde boş bulunup söyleyivermek. ağ zı ndan kapmak * birinin bildiğ iş eyleri, ustalı klı konu ş malarla ona sezdirmeden öğ renmek. * birinin konuş ması nı keserek kendi söze ba ş lamak. ağ zı ndan lâkı rd ı (veya lâf) almak (veya çekmek) * karş ı sı ndakini konuş turarak birtakı m gizli ş eyleri öğ renmek. ağ zı ndan lokmas ı nı almak * birinin hakkı olan ş eyi ondan almak. ağ zı ndan yel alsı n * ağ zı nı hayra aç. ağ zı nı (veya çenesini) tutmak * boş boğ azl ı k etmemek. * kötü söz söylememe. * bir konuda arzu edilmeyen düş üncelerin aç ı ğ a çı kması nı bir ş ekilde önlemek.

ağ zı nı açaca ğ ı na gözünü aç * dikkatsiz kiş ileri uyarmak için "dikkatli ol uyan ı k ol!" anlam ı nda kullanı lı r. ağ zı nı açı p gözünü yummak * öfke ile, sonunu düş ünmeden ağ zı na gelen bütün ağ ı r sözleri söylemek. ağ zı nı açmak * konuş maya ba ş lamak. * ağ ı r sözler söylemeye ba ş lamak. * alı k al ı k bakmak. ağ zı nı açmamak * hiçbir söz söylememek, ses çı karmamak. ağ zı nı aramak (veya yoklamak) * Bkz. ağ ı z aramak. ağ zı nı bı çak açmamak * üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak. ağ zı nı bozmak * kaba sözler söylemek, küfretmek. ağ zı nı burnunu çar ş amba çanağ ı na (veya pazarı na) çevirmek * kı rı p parçalamak, dövmek. ağ zı nı burnunu dağ ı tmak * birinin yüzüne ş iddetle tokat, yumruk indirmek. ağ zı nı dilini bağ lamak * birini konuş amaz duruma getirmek. ağ zı nı havaya (veya poyraza) açmak * umduğ unu elde edememek. ağ zı nı hayra aç! * kötü ihtimaller söz konusu edildiğ inde gerçekle ş memesi dileğ i ile söylenir. ağ zı nı hayra açmak * Bkz. ağ zı nı hayra aç!. ağ zı nı kapamak * kendisine ç ı kar sağ layarak bir kimseyi susturmak. ağ zı nı kapamak (veya kilitlemek) * susmak, bir ş ey söylemek istememek. ağ zı nı kiraya vermek * kendini de ilgilendiren bir konuda düş üncesini söylememek. ağ zı nı koklamak * niyetini ve durumunu öğ renmek. ağ zı nı kullanmak (veya satmak) * birinin söylediklerini kendi düş üncesi gibi göstermeye çal ı ş mak. ağ zı nı mühürlemek * konuş mamak, susmak. ağ zı nı öpeyim (veya seveyim) * sevindirici bir söz söyleyene "ne güzel söyledin" anlamı nda kullanı lı r.

ağ zı nı sı kı (veya pek) tutmak * sı r vermemek. ağ zı nı tı kamak * sözünü kesmek susturmak. ağ zı nı toplamak * söylemekte olduğ u kötü söz veya küfürleri kesmek. ağ zı nı yoklamak * birinin bir ş ey hakk ı nda bildi ğ ini kendisine sezdirmeden söyletmeye çalı ş mak. ağ zı nı n içi yangı n yerine dönmek * ağ zı nı n tad ı bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek. ağ zı nı n içine baktı rmak * sözlerini seve seve ve dikkatli dinletmek. ağ zı nı n içine girmek * çok yanaş mak, iyice sokulmak. * hayranlı kla, büyük bir zevkle seyredip dinlemek. ağ zı nı n kaş ı ğ ı (kalı bı veya lokmas ı ) olmamak * bir ş ey bir kimsenin u ğ ra ş abilece ğ i konulardan olmamak. * bir ş ey, bir kimsenin sözünü edemeyece ğ i kadar de ğ erli olmak. ağ zı nı n kokusunu çekmek * bir kimsenin çekilmez davranı ş ları na katlanmak. ağ zı nı n mührü ile * oruçlu olarak. ağ zı nı n payı nı (veya ölçüsünü) vermek * verilen karş ı lı kla bir kimseyi söylediğ ine veya yaptı ğ ı na piş man etmek. ağ zı nı n perhizi yok * ağ zı na geleni söyler. ağ zı nı n suyu akmak * çok beğ enip istemek, imrenmek. ağ zı nı n tadı bozulmak (veya kaçmak) * bir kimsenin kurulu düzeni dirliğ i bozulmak. ağ zı nı n tadı nı almak *oş eyin acı tecrübesini geçirmiş bulunmak. ağ zı nı n tadı nı bilmek * güzel yemeklerden anlamak. * her ş eyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak. ağ zı nı n tadı nı bilmek * güzel yemeklerden anlamak. * her ş eyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak. ağ zı nı n tadı nı kaçı rmak * bir kimsenin kurulu düzenini bozmak; neş esini, keyfini bozmak. ağ zı yla ku ş tutsa... * ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalı k gösterse. ah

* Sesin tonuna göre piş manlı k, öfke, özlem, beğ enme, sevgi gibi duygular anlatı r. * (a:h) Ağ rı , acı duyulduğ unda söylenir. * (â:h) İ lenme, beddua. ah alan onmaz * "kötülük ettiğ i için beddua alan iflâh olmaz" anlam ı nda kullanı lı r. ah almak * birinin ilenmesini üstüne çekmek.

ah çekmek * derin bir keder veya özlemle içten gelerek ah demek. ah etmek * acı ile içini çekmek. * ilenmek.

ah vah etmek * piş manlı ğ ı nı , üzüntüsünü dile getirmek. ah yerde kalmaz * "kötülük cezası z kalmaz" anlam ı nda kullanı lı r. aha ahac ı k * Dikkati çok yakı n bir noktaya çekmek için kullanı lı r. ahali * Araları nda aynı yerde bulunmaktan baş ka hiçbir ortak nitelik düş ünülmeksizin bir ülkede, ş ehirde veya semtte oturanları n tamamı . * Bir yerde toplanan kalabal ı k, halk. ahar * Hattatları n kâğ ı t cilâlamak için kullandı kları niş asta ve yumurta akı ndan yapı lan özel bir kar ı ş ı m. aharlama * Aharlamak iş i. *İ ş te burada.

aharlamak * Ahar sürmek. aharlı ahbap * Kendisiyle yakı n iliş ki kurulup sevilen, sayı lan kimse. * Seslenme sözü olarak da kullanı lı r. ahbap çavu ş lar * her vakit birlikte görülen ve birbirine çok bağ lı olan arkada ş lar için söylenir. ahbap çı kmak * önceden tanı ş mı ş olmak. ahbap kusuruna bakan ahbaps ı z kalı r * "dostları n ufak tefek kusurları na bakmamak gerekir" anlam ı nda kullanı lı r. ahbap olmak * arkadaş olmak, dostluk kurmak, yakı nlı k kurmak. * Aharı olan, üzerine ahar sürülmüş olan.

ahbapça

* Dostça, içten, teklifsizce.

ahbapl ı ğ a dökmek * yerli yersiz yakı nlı k göstermek. ahbapl ı k * Ahbap olma durumu, ünsiyet. ahbapl ı k etmek * arkadaş lı k etmek, arkadaş ça konu ş mak. ahcar ahç ı * Taş lar. * Aş çı .

ahç ı baş ı * Aş çı baş ı . ahç ı lı k * Aş çı lı k.

ahde vefa (etmek) * (devletler hukukunda) devletlerin, katı ldı klar ı milletler arası antla ş malara uyma zorunluluğ unda olduklar ı nı belirten kural. * sözünde durma. ahdetme * Ahdetmek iş i.

ahdetmek * Bir ş eyi yapmak için kendi kendine söz vermek. * Yemin etmek. ahdî Ahdiatik * Antlaş maya göre olan, antlaş ma gereğ i olan. * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan önceki kutsal kitaplar.

Ahdicedit * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan sonraki kutsal kitaplar. ahengi bozulmak * dirliğ i, düzeni bozulmak. ahenk * Uyum. * Uyuş ma, anlaş ma. * Çalgı lı eğ lence.

ahenk almak * uyumlu hâle gelmek. ahenk kaidesi * Bkz. ünlü uyumu. ahenk kurmak * uyuş ma sağ lamak, anla ş ma sağ lamak.

ahenk sa ğ lamak * düzene sokmak. ahı mş ahı m * Beğ enilecek. ağ ı r ağ ı r. Ahfe ş 'in keçisi gibi baş ı nı sallamak * söylenen sözü anlamadan kafa sallayarak onaylamak. ahenk yapmak * çalgı lı eğ lence düzenlemek. ahı çı kmak * yaptı ğ ı ilenme etkisini göstermek. ahı yerde kalmamak * yaptı ğ ı ilenme er geç etkisini göstermek. düzensizlik. düzensiz. soy. ahfat * Torunlar. ahenklilik * Ahenkli olma durumu. değ er verilecek bir ş ey değ il. * Eğ lencesiz. ağ ı r ağ ı r. düzenli. ahenkle ş tirme * Ahenkleş tirmek iş i. uyumu sağ lamak. ahenkli * Uyumlu. ahenk vermek * düzeni. ahenk tahtas ı * Telli çalgı lardan üzerine teller gerilmi ş bulunan kapak tahtası . . ahı tutmak * birinin ilenmeleri gerçekleş mek. birliğ i sağ lamak. * Eğ lenceli. usul usul. ahenksiz * Uyumsuz. * Yavaş . ahenksizlik * Uyumsuzluk. uyumluluk. aheste beste * Yavaş yavaş . ağ ı r. ahenkle ş tirmek * Ahenk sağ lamak. ahenktar aheste * Ahenkli. aheste aheste * Yavaş yavaş .

ahı r. hayvan damı . * Bkz. ahilik ahir * Eli açı k olma durumu. * (halk inanı ş ı na göre) Dünyanı n son günleri. yakı nlarda. ahı rlama * Ahı rlamak i ş i. ahret. bir hayvan ı ahı ra bağ lamak. ahı ra çekmek * bir sürüyü ahı ra kapamak. ant. eli açı k. en sonra. . * Bkz. * Son zamanlarda. zaman. ahiren ahiret ahiretlik ahit * Kendi kendine söz vererek bir iş i üzerine alma. çiftçi gibi bütün çal ı ş ma kolları nı içine alan ocak. ahir zaman peygamberi * Müslümanlarca son peygamber olduğ una inanı lan Hz. *İ nsan ömrünün son y ı lları . sonunda. harap duruma getirmek. * Devir. ancak 2. * Son. ahı r * Evcil büyük baş hayvanları n barı ndı ğ ı kapalı yer. ahı ra çevirmek * bir yeri pis. dağ ı nı k. * Sonra. son olarak. ahı rlamak * (hayvan) Ahı rda uzun süre kalı p hamlaş mak. değ er verilecek bir ş ey değ il. Muhammed. Dünya Savaş ı sonlar ı nda Sovyetler Birli ğ inin de ğ iş ik bölgelerine sürülen Türkler. sonraki. ahi Ahilik * Cömert.ahı mş ahı m bir ş ey değ il * beğ enilecek. ahir vakit ahir zaman * Son zaman. * Antlaş ma. zanaatçı . bakı msı z. kı yametin kopmak üzere bulunduğ u günler veya yı llar. son günlerde. Ahı ska Türkleri * Gürcistan'ı n Türkiye sı nı rları na yakı n bölgelerinde yaş amı ş olan. * Kökü eski Türk töresinde olan ve Anadolu'da yüksek bir geliş im gösteren esnaf. Ahi * Ahilik ocağ ı ndan olan kimse. ahretlik. cömertlik.

antla ş ma. ahkâm ç ı karmak * kendi düş üncelerine dayanarak birtakı m yargı lara varmak. iyi. ahkâm kesmek * çekinmeden kesin yargı larda bulunmak. etik. neyin uğ runda sava ş ı lmaya de ğ er. alı cı . ahkâm * Yargı lar. anlaş ma. ahlâf ahlâk bilim. * Her ş eyi ahlâk açı sı ndan değ erlendiren kimse. törelere dayanan bir davranı ş yasası geliş tiren. ahlâk d ı ş ı cı lı k * Ahlâk bilimine aykı rı davranma. uymak zorunda bulundukları davranı ş biçimleri ve kuralları . bilir bilmez konu ş mak. ahlâk zabı tası * Büyük ş ehir halk ı nı n sosyal ve sağ lı k durumunu koruyan. ahlâk bilimi * Yarar. * Kabul etme. eslâf kar ş ı tı . ahlâkça ahlâkç ı * Ahlâk anlayı ş ı na göre. * Antlaş ma belgesi.ahitleş me * Ahitleş mek iş i. ahkâm yürütmek * (bir sözden) kendi anlayı ş ı na göre sonuçlar ç ı karmak. ahitname ahiz * Alma. hükümler. hangi davran ı ş ı n iyi ve hangisinin kötü olduğ u gibi sorunları kendine konu edinen bilim. neyin hayata anlam kazandı rdı ğ ı . ahlâk değ erlerine bağ lı lı kla. ahitleş mek * Antlaş mak. * Bir toplum içinde kiş ilerin benimsedikleri. . ahlâk yasas ı * Ahlâk iş lerini belirleyen. ş ehir düzeni için çalı ş an te ş kilât. * Ahlâk konuları nı inceleyen filozof veya bu konularla uğ ra ş an kimse. kuş aklar. ahize * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren âlet. kötü gibi sorunları inceleyen. * Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davran ı ş kuralları nı tespit eden ve inceleyen *İ yi nitelikler. reseptör. ahlâk d ı ş ı * Töre dı ş ı . * Birinin yerine geçenler. halefler. güzel huylar. kendine uyulması ahlâk açı sı ndan gerekli olan genel ve geçer kural.

* Gülgillerden. terbiyesiz. üzerine armut aş ı lanan ağ aç. * Ahlâk bilimi. ahmak . ögeler. armuda benzeyen ve ancak iyice olgunlaş tı ktan sonra yenilebilen yemiş i. ahlâksı zl ı k etmek * ahlâksı zca davranmak.ahlâkç ı lı k * Ahlâkı bir araç de ğ il. * Bu ağ acı n. ahlâkl ı lı k * Bir insanı n veya bir insan grubunun iyi ve kötü aç ı sı ndan davranı ş biçimi ve ahlâkî dü ş ünüş ü. ahlâkî vazife * Kanunun zorlaması olmaksı zı n. ahlat ı n (veya armudun) iyisini (dağ da) ayı lar yer * kendilerine yakı ş mayan güzel bir ş eyi eline geçirenler için kullan ı lı r. kötü huylu. * Ahlâk kuralları . ahlâkl ı * Ahlâk kuralları na bağ lı . * Ahlâka uygunlukla. * Beden yapı sı nı n temelini oluş turan ögeler. yasaları ile uyum içinde olma. abdala söz vermeye gelmez * ahmağ a gereğ inden çok ilgi gösterirseniz sizi sı k sı k uğ ra ş tı rı r. bir amaç sayan ö ğ reti. * Bir karı ş ı m içindeki parçalar. ahmağ a yüz. ah çeker gibi ses çı karmak. yaban armudu (Pirus piraster). ahlât ahlât ı erbaa * Bedende bulunduğ u var sayı lan dört öge. ahlâksı zca davranı ş . yol iz bilmez kimse. ahlâkla ilgili. ahlâksı z * Ahlâk kuralları na uymayan. * Dürüst davranmayan. kendi kendine yetiş en. bunlara uygun davranan (kimse). * Kaba adam. törecilik. ahlâksı zca * Ahlâksı z biçimde veya tarzda. doğ ru bilindi ğ i için yapı lması gereken iş ler. ahlama ahlamak ahlat * Ahlamak iş i. *İ ç çekmek. moralizm. ah etmek. ahlâken ahlâkı yat ahlâkî * Ahlâka uygun. * Ahlâk kuralları na uymama. ahlâksı zl ı k * Ahlâksı z olma durumu.

* (ahmak'ça) Ahmağ a yak ı ş ı r nitelikte. ahret suali * Gereksiz ve usandı rı cı soru. aptalla ş tı rmak. aptalca. ahreti (veya öbür dünyay ı ) boylamak * ölmek. öbür ahret adamı * Dünya iş lerinden el çekip sürekli ibadetle uğ raş an kimse. ahret karde ş i *İ nanç ve ibadette birbirinden ayrı lmayan ve bu ili ş kiyi ahrette de sürdüreceklerini düş ünen kadı nlara verilen ad. insanı n öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağ ı ve Tanrı 'ya hesap vereceğ i yer. ahmaklaş ma * Ahmaklaş mak durumu. ahş a . aptal. ahmaklı k * Zekâsı az geliş miş olma durumu. sağ ı r ve dilsiz. çisenti. anlamazmı ş gibi davranmak. bön. ahmak yerine koymak * bir kimseye aptalmı ş . ahrette on parmağ ı yakası nda olmak * kendisine karş ı sorumlu olan kimseden ahrette davacı olmak. ahretlik * Besleme kı z. ahret yolculuğ u * Ölüm. aptallaş mak. ahmaklaş tı rma * Ahmaklaş tı rmak i ş i. anlayı ş sı zl ı k. budalalı k. * Bir an için ş aş alay ı p bocalamak. * Ahret kardeş i olan kad ı nlardan her biri. budala. ahmak ı slatan * Yavaş yavaş ve ince ince yağ an yağ mur. * Dinî inanı ş a göre. ahmaklaş mak * Ahmak duruma gelmek. ahraz ahret dünya. ahmakça * Biraz ahmak. * Dilsiz. akı lsı zlı k.* Aklı nı gere ğ i gibi kullanamayan. ahmaklaş tı rmak * Ahmaklaş ması na sebep olmak. ahretini yapmak (veya zenginle ş tirmek) * hayı r iş leri yaparak sevap kazanmak.

ahzükabz * Kendine mal etme. hâller. * Genellikle burun zarı üzerinde çı kan bir çeş it ur. ince. * Karı . alı m satı m. * Aynı soydan gelen kimseler zinciri. karı . dikenli bir bitki (Rubus idaeus). zarif kadı n. * Güzel. yapı ş kan kimse. * Eş . çekici. * Olaylar. ağ aç çileğ i. iliş kinlik. . aidat * Ödenti. * Araları nda kandaş lı k veya hı sı mlı k bulunan kimselerin tümü. * çok güzel. ahu parçası * Çok güzel. ahval * Durumlar. ahzetmek * Almak. ahu gibi ahu gözlü * Güzel gözleri olan. ahş ap * Ağ açtan. sulu ve kokulu yemiş i. kabul etmek.*İ nsanı n veya hayvan ı n göğ sü ve karnı içindeki organlar. * Birlikte oturan hı sı m ve yak ı nları n tümü. tahtadan yapı lmı ş . bağ ı rsak. koca ve çocuklardan olu ş an topluluk. aksata. * Ait olma durumu. vaziyetler. koca. ahzetme * Ahzetmek iş i. ahu * Ceylan. kardeş ler arası ndaki ili ş kilerin oluş turduğ u toplum içindeki en küçük birlik. karaca. * Davranı ş lar. ciğ er gibi ş eyler. konuya el atan. dokunaçlı bir mürekkep balı ğ ı türü (Octopus). kı rmı zı renkli. * Kesenek. ahududu * Gülgillerden. ahzüita * Alı ş veriş . * sömürmek amacı yla birçok iş e. karı . çekici. ahtapot gibi * sı rna ş ı k. polip. aidiyet aile * Evlilik ve kan bağ ı na dayanan. ahtapot * Kafadan bacaklı lardan. yayı lan. çocuklar. * Bu bitkinin duta benzeyen.

aile plânlamas ı * Ailede çocuk edinmeyi sı nı rlama. yak ı n. aile dostu * Ailece tanı ş ı lan ve evlerine gidilip gelinen ahbap. için. genellikle içkisiz yer. aile ad ı * Soyadı . ajan * Ailesi olmayan. aile hayat ı * Aile bireylerinin bütün iş lerini düzenli olarak ev içinde yapma durumu. ilgili. aile bütçesi * Kı sa bir süre içinde bir iş çinin veya iş çi ailesinin hayat seviyesinde meydana gelen değ iş meleri belirlemek amacı yla yapı lan istatistik çal ı ş ması . * Bütün aile birlikte. anlaş ma. aile meclisi * Aile makamı nı n görevini yerine getiren kan veya soy h ı sı mlar ı ndan en az üç kiş iden olu ş an heyet. doğ um kontrolu. koca bazen de büyükler ve çocuklar arası ndaki uyum. hayvan veya bitki topluluğ u. sevgi ve hoş görü. aile bahçesi * Ailelerin rahatlı kla gidebileceğ i. iliş kin. yerleş tiğ i. * Ailece. birine düş mek. aile hukuku * Aileyi oluş turan kiş ilerin karş ı lı klı hak ve görevlerini düzenleyen hukuk dalı . iliş ik. birinin olmak. . -e dü ş en. aile gazinosu * Sadece evlilerin girebildiğ i ve birlikte eğ lendikleri yer.* Aynı gaye üzerinde anla ş an ve birlikte çal ı ş an kimselerin bütünü. aile saadeti * Genellikle karı . ailece ailecek ailelik * Aile sayı sı nı n bütünü. geliş tirdiğ i ev. *İ lgilendiren. aile oca ğ ı * Ailenin kurduğ u. ailesiz ailevî ait ait olmak * ilgilendirmek. aile reisi * Kanunlara göre aile yükümlülüğ ünü ta ş ı yan kimse. * Aile ile ilgili. * Temel niteliğ i bir olan dil.

* Unutulmaması için gerekli notları yazmaya yarayan takvimli defter. bir ortaklı ğ ı n veya bir devletin bazı iş lerini gören kimse. süt gibi ş eylerin rengi. onunla ilgili bilgi aktaran ve bu yolla kazanç sağ layan iş kolu. ak don kara don geçitte belli olur * Gözün saydam tabakası nda bir yara veya çı ban sonucunda olu ş mu ş . andaç. gözenekli. ele-k. * Temiz namuslu. küre-k vb. * Bazı ş eylerde beyaz bölüm. iş görevlisi. -ak / -ek -ak / -ek -ak / -ek * Arap sözcüğ ü "zenci" anlamı na da geldi ğ inden ası l Araplar ı n söz konusu oldu ğ u anlatı lmak istenirken kullan ı lı r. ak basmak * Göze beyaz leke inerek görme yetisini yitirmek. * Bir kimsenin. ajanda ajanlı k * Ajan olma durumu. görmeyi derece derece azaltan beyaz . * Kar. kara ve siyah kar ş ı tı .* Bir devlet veya kuruluş un gizli amaçları için çalı ş an kimse. * Beyaz leke. ajitasyon ajur * Delikli örgü. ak demir * Dövme demir. * Bu renkte olan. katarakt. ak basma * Ak su. * Fiilden alet isimleri türeten ek: or-ak. perde. beyaz. tara-k. rahat. *İ simden isim türeten ek (küçültme eki): baş -ak. yat-ak vb. * Bu iş kollar ı nı n çalı ş tı ğ ı büro. ak benek benek. * Bir ticarî kuruluş u tanı tan. ben-ek vb. ajans * Haber toplama ve yayma iş iyle uğ raş an kurulu ş . ak a ğ a ak Arap * Saraylarda hizmet gören hadı m ağ aları nı n beyaz ı rktan olan ı . ajurlu ak * Ajuru olan veya her yanı ajur biçiminde iş lenmiş bulunan. gözenek. * Fiilden yer isimleri türeten ek: dur-ak. temsilci. b ı ç-ak. * Ruhsal gerginliğ in dı ş a vurması . * Sı kı nt ı sı z. casus. * Ajanı n görevi.

özellikle semiz otugillerde karş ı la ş ı lan yosunumsu mantar (Albugo candida). . ağ abey. sonuç belli olduğ u zaman anlars ı n. ak gün a ğ artı r. ak köpek kara köpek geçit baş ı nda belli olur * kimin ne olduğ u deney veya sı nav sonunda anlaş ı lı r. * Çoban yı ldı zı . turp. çok zehirli. sülümen. ak madde * Demet durumundaki sinir liflerinden oluş an beynin iç. mutsuz bir ya ş ayı ş ise yı prat ı r.* Bkz. ak pak * tertemiz. akı karası geçitte belli olur. *İ zmarit. uskumru gibi balı klar ı n beyaz etinden yapı lan ve oltada kullan ı lan yem. ak yel ak yem ak y ı ldı z aka * Büyük kardeş . ak koyunun kara kuzusu da olur * iyi bir aileden kötü bir çocuk da çı kabilir. temiz. süblime. ak sülümen * Cı va ile klorun birle ş imi olan. kara gün karartı r * mutlu bir yaş ayı ş kiş iyi dinç kı lar. beyaz bir toz. ş algam. ak kan yang ı sı * Adenit. parlak. ak sakaldan yok sakala gelmek * çok yaş lanı p iyice kuvvetten düş mek. akabe * Güneyden esen rüzgâr. ak dü ş mek * (saç ve sakal) tek tük ağ armaya baş lamak.ş anslı . ak pak ak pas * Lâhana. * saçı sakalı ağ armı ş . ak kan * Lenf. ak mı kara mı önüne dü ş ünce görürsün *ş imdiden boş una düş ünme. ak gözlü * Gözlerinin rengi pek açı k olan ve nazar ı nı n hemen değ diğ ine inan ı lan (kimse). lodos. ak yazı lı * Bahtlı . karnabahar gibi bitkilerin kök dı ş ı ndaki bütün bölgelerine yerle ş ebilen. omuriliğ in dı ş tabakası . istavrit. * Bembeyaz.

kerestesinden yararlanı lan beyaz kabuklu bir türü (Betula alba). * Yüksek okul. * Yer altı su oluğ u. akademicilik * Resim veya heykel çalı ş mas ı nda kurallara bağ lı lı k. hemen ardı ndan. akaçlama * Akaçlamak iş i. akağ aç * Gürgengillerin. * Yer altı suları nı toplayan tesisat. * Maundan yapı lmı ş . * Eğ imi. akademici * Kurallara bağ lı resim ve heykel çalı ş ması yapan kiş i veya sanatçı . akabinde * Arkası ndan. * Bilimsel niteliğ i olan. bir i ş lem sonunda geriye kalan artı kları . sarp ve zor geçit. akaçlatmak * Akaçlama iş ini yaptı rmak. ardı ndan. akademik * Akademi ile ilgili. akaçlatma * Akaçlatmak iş i. * (su için) İ vinti yeri. sanatç ı lar kurulu.* Tehlikeli. ini ş i fazla olan yer. akait akaju * Bir dinin öğ renilmesi gereken inançları nı n ve tapı nma kurallar ı nı n tümü veya bunları toplayan kitap. * Irmak. akademi * Bilginler. mecra. dere. akak . * Bataklı kları akaç yoluyla kurutmak. * Kanal. akaç * Bir yerde birikip kalan sı vı lar ı . * Maun. * Akarsu yatağ ı . drenaj. akaçlamak * Bir yerde birikmiş suları akı tmak. gereksiz nesneleri dı ş ar ı ya ak ı tmak için kullan ı lan boru. çay. yazarlar. yatak. küçük akarsu. hemen arkadan. akademisyen * Akademi üyesi. * Çı plak modelden yapı lmı ş insan resmi. akacak kan damarda durmaz * herhangi bir zarar karş ı sı nda bunun kaçı nı lmaz olduğ unu anlatarak avundurmak için söylenir. tefcir. su yolu. oluk veya ba ş ka araç. ark.

aralı ks ı z. gaz yağ ı . * Sı cak üİ kelerde yetiş en bir ağ açtan (Hymenea) elde edilen kat ı . * Kaplı ca. sokucu veya emici örümce ğ imsiler takı mı . bağ gibi mülk. akaryakı t istasyonu * Benzin. fistül. akarca * Kemik veremi. güzel kokulu reçine. akaryakı t * Benzin. zamk. meteor. salkı m ağ acı (Robinia pseudoacacia). * Ba ş ar ı sı zlı k. yaban asması . kesin yörüngesi bulunmayan ve bu sebeple atmosferin üst katmanları na girince ate ş külçesi durumuna dönü ş en küçük gök cismi. * Kesintisi olmayan. motorin gibi yakı tları n satı ldı ğ ı yer. ş ahap. * Kiraya verilerek gelir getiren ev. mazot gibi s ı vı durumunda olan yakacak. akar amber * Asya ve Amerika'da yetiş en. beyaz çiçek veren. * Baklagillerden. verimsizlik. a ğ ı z yapı lar ı ı sı rı cı . akan y ı ld ı z * Güneş sistemine ba ğ lı . boya gibi maddelerinden yararlan ı lan bir ağ aç (Acacia). bahçelerde süs çiçeğ i olarak yetiş tirilen sarı lı cı bir bitki. Meryem ana asması (Clematis vitalba). * Özellikle amber balı ğ ı nı n ba ğ ı rsakları ndan çı karı lan. akaret akarlar * Tı knaz yapı lı . baş lar ı göğ üsle birleş ik. * Sürekli iş leyen ç ı ban. sonuçsuzluk. akasma * Düğ ün çiçe ğ igillerden. odunu ceviz ağ acı nı nkine benzeyen. sonuçsuz kalmak. gaz. . söyleyeceğ i söze yer kalmamak. gövdeleri halkası z. dükkân. * Küçük akarsu. bükülgen ve misk gibi kokulu olan bir ta ş .akala akamber * Amerikan tohumundan yurdumuzda üretilen bir pamuk türü. * Tek sı ra elmastan veya inciden gerdanlı k. akamet * Kı sı rl ı k. tarla. sı cak iklimlerde birçok çeş itleri yetiş en ve tanen. güzel kokulu öz suyu olan büyük bir ağ aç (Liquidambar orientalis). akamete u ğ ramak * baş ar ı sı z. akar * Kiraya verilerek gelir getiren ev. akasya * Baklagillerden. ağ ma. kül renginde. eğ im boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. akan sular durmak * itiraza. akarsu * Yeryüzünde ve yer altı nda belirli bir yatak içinde. dükkân gibi mülk. yurdumuzda yetiş en bir süs ve gölge a ğ acı . yapı ş kan.

siyah bacaklı yabanî bir tür ku ş . iç yan yüzünün hemen arkası nda bronş . akbakla akbalı k * Kuru fasulye. beyaz kabuklu. * Sazangillerden. iri ve y ı rt ı cı bir kuş (Vultur monachus). akci ğ er lopçu ğ u * Birçok akci ğ er keseci ğ inin birle ş erek oluş turduğ u parça. dağ lı k yerlerde ya ş ayan. iyi uçan büyük kuş ları içine alan bir familyas ı . oldukça büyük. ak renkli bir ku ş türü (Egretta alba). akça armudu *İ nce kabuklu. akburçak akci ğ er organ. akbu ğ day * Kurak iklime dayanı klı . bronş çuklar ı n son bölümü. akça pakça . sarı . sinir ve damarları n girip ç ı kt ı ğ ı yer. * Göğ üs kafesinin büyük bir bölümünü dolduran ve solunum organı nı n temeli olan. * İ htiyar. akci ğ er göbeğ i * Akciğ erin. bataklı k. eti kı lç ı klı . kı ş ı nı lı k kı yı lara göçen. akça akça * Oldukça beyaz. ekmeklik bu ğ day. akci ğ er zar ı * Göğ üs boş luğ unun içini ve bu boş luğ un içinde bulunan akciğ erin d ı ş ı nı kaplayan ince zar. akci ğ erliler * Karı ndan bacakl ı yumu ş akçaları n tek ciğ erle soluk alan bir takı mı . akbalı kçı l * Leyleksilerden. deniz kazı (Bemicla). kı sa ve ince gagalı . plevra. sağ lı sollu iki parçalı * Baklagillerden. * Akya balı ğ ı . akci ğ er kesecikleri * Akciğ er lopçuğ unun parçaları .akbaba * Akbabagillerden. akci ğ er peteğ i * Akciğ erlerde solunumda gaz alı ş veri ş ini sağ layan. yumurtas ı ile tarama yapı lan bir bal ı k (Leuciscus). burçağ a yakı n bir bitki cinsi (Lathyrus sativus). le ş le beslenen. hava borucukları nı n sonunu oluş turan kesecik. kanatları geniş ve büyük olan. etli ve sulu bir tür armut. akbaş * Yazı n kutup bölgelerinde yaş ayan. baş ı ve boynu çı plak olan. çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen. akçe. * Bkz. beyazca. ı rmak ve göl k ı yı lar ı nda yaş ayan. akbabagiller * Gündüz yı rtı cı lar ı alt takı mı nı n.

Akdeniz humması * Malta hummas ı .* Beyaz tenli. içinde ak renk bulunan. akçöpleme * Zambakgillerden. güzel (kadı n). * Rengini atmı ş . ağ arm ı ş . isfendan (Acer). çiçeklerinin güzelliğ i dolay ı sı yla bahçe çiçekleri arası na giren zehirli bir bitki cinsi (Veratrum album). keş iş leme. örneğ i akçaağ aç olan bir bitki familyası . Akdeniz mavisi * Parlak ve canlı görünümde mavi rengin bir türü. akça yel * Güneydoğ udan esen yel. akçı llaş ma * Akçı llaş mak iş i veya durumu. akçı llaş mak * Akçı l duruma gelmiş olmak. geni ş olması . parayla ilgili. yaprakları nı n uzun. rengini atmak veya atmı ş gibi olmak. akçal ı * Paraya bağ lı . akçakavak * Akkavak. akçı llanmak * Akçı l duruma gelmek. akdedilmek * Akdetmek iş i yapı lmak. bir yı llı k veya daha uzun yaş ayabilen otsu bir bitki türü (Panicum miliaceum). malî. akdetmek . akdedilme * Akdedilmek durumu. akçı l akçı llanma * Akçı llanmak iş i. akçe * Küçük gümüş para. akçaağ açgiller *İ ki çeneklilerden. akçı llı k * Akçı l olan ı n durumu. akçaağ aç * Akçaağ açgillerden süs ağ acı olarak da dikilen tahtası hafif ve sa ğ lam bir ağ aç. akdetme * Akdetmek iş i. akdar ı * Buğ daygillerden. * Her tür madenî para.

kara saçlı . * Öğ üt. akdiken * Hünnapgillerden. salı k verilen yol. ağ ı z boş luğ undaki yarı kapalı bir engele çarpmas ı yla oluş an bol sesli ünsüz (r. kara gözlü. muahede. l. aksungur. * Tütsü olarak yakı lan bir tür ağ aç sakı zı . akı cı lı k ölçeğ i * Bir sı vı nı n belli sı caklı ktaki akı cı lı ğ ı nı ölçmekte kullanı lan alet. eninde sonunda. * Hafı za. bellek. akdoğ an * Kartalgillerden bir doğ an türü. selis. ğ . okunabilen. akı cı ünsüz * Ciğ erlerden gelen havanı n. us. akı cı * Akma özelliğ i olan. anlama ve kavrama gücü. akı l ak ı l. * Beyaz renkte olan dut. yazı ve anlatı mı n akı cı olma özelliğ i. akı seyelân. . * Söz. güvem eriğ i. * Kolay söylenebilen. belli bir düzlemin belli bir bölümünden geçtiğ i var sayı lan güç çizgileri.* (mukavele. hekimlikte ve boyacı lı kta kullanı lan bir bitki cinsi. akdut akemi akgünlük akhardal * Hekimlikte iç sürdürücü olarak kullanı lan hardal türlerinden biri (Sinapis alba). akı karası geçitte belli olur * bir iddiadaki doğ rulu ğ un ancak deney veya s ı nav sonunda belli olacağ ı nı anlatmak için söylenir. kanı . y). anlamca açı k (anlat ı m). * Sonunda. * Herhangi bir kuvvet alanı nda. akı ak karası kara * beyaz tenli. * Düş ünce. geyik dikeni (Rhamnus cathartica). ittifak gibi karş ı lı klı ba ğ lanma anlamı taş ı yan Arapça sözlerle) Yapmak. akı bet * (bir iş veya durum için) Son. akı cı lı k * Akı cı olma durumu. gel çengele takı l * bir sorunun nası l çözümleneceğ ini düş ünememe durumu. sonuç. selâset. akı l * Düş ünme. *İ ki elemanlı mermer yapı ş tı rı cı sı . akı betine uğ ramak * birinin içinde bulunduğ u kötü duruma düş mek.

* Herkese akı l öğ retmeye meraklı kimse. akı l hastası * Ruh hastası . akı l dı ş ı * Akla. görü ş almak. inanı lmaz. akı l almaz * inanı lacak gibi olmayan. * Us dı ş ı . akı l hastahanesi * Akı l hastaları nı n yatı rı ldı ğ ı hastahane. en içeride çı kan azı diş i. yirmi ya ş diş i. akı l erdirememek (veya ermemek) * ne olduğ unu anlayamamak.akı l ak ı ldan üstündür * bir kimsenin aklı na gelmeyen bir çare. gerçeğ e. uygun olmayan. akı l defteri * Hatı rlanı p yapı lması gereken ş eylerin yazı ld ı ğ ı küçük defter. us d ı ş ı cı lı k. akı l almamak * inanı lacak gibi olmamak. irrasyonel. akı l hocası * Birine yol gösterip akı l öğ reten kimse. deli. akı l için yol (veya tarik) birdir * iyi düş ünülünce ayr ı ayrı kimselerce varı lacak sonuç hep aynı dı r. akı l almak * danı ş mak. doğ ru değ il. akla uygun gelmemek. akı l durdurmak * bir ş ey çok ş aş ı rtı cı nitelikte olmak. sı rr ı nı çözmek. akı l havsala almamak * akla mantı ğ a sı ğ mamak. herhangi birinin aklı na gelebilir. akı l dı ş ı cı lı k * Akı l dı ş ı davranma yanlı sı görüş . akı l erdirmek * anlamak. ajanda. akı l diş i * Yirmi yaş sı raları nda altlı üstlü ve sağ lı sollu. sı rr ı nı çözememek. not defteri. irrasyonalizm. insanı ş aş ı rtmak. akı l etmek * herhangi bir önlem veya çareyi zamanı nda düş ünmek. akı l iş i değ il * akla uygun değ il. vaktinde hatı rlamak. akı l doktoru * Psikiyatrist. gayriaklî. akı l danı ş mak * bir konuda birinin görüş ünü sormak. muhtı ra defteri. .

akı l zay ı flı ğ ı * Deliliğ e kadar varmayan akı l bozukluğ u.akı l kârı olmamak * akı ll ı bir kiş inin yapacağ ı iş olmamak. izan var) * kafa yormaya gerek yok. akı l kumkuması * Çok bilmiş kimse. akı lda kalmak * akı lda yer etmek. unutmak. umudunu kesmek. akı l öğ retmek. * Akı lc ı lı ktan yana olan kimse. davranı ş beklenmeyen (kimse). * Bilginin evrensellik ve zorunlulu ğ unun deneyden ve deneye dayanan genellemeden değ il. akı l yürütmek * herhangi bir konuda fikir vermek. akı lc ı * Akı lc ı lı kla ilgili. akı l yormak * hatı rlamaya çalı ş mak. akı l yaş ta de ğ il. akı l kutusu * Çok akı ll ı . akı ldan ç ı kmak * unutulmak. kendisinden ciddî bir düş ünce. akliye. usçuluk. düş ünmede ve tümden gelimli çı karmalarda bulan öğ retilerin genel adı . yol göstermek. akı lc ı lı k * Akla dayanan. yak ı n var (veya ak ı l var. zihnini zorlamak. akı l öğ retmek * nası l davranaca ğ ı nı göstermek. akı l var. rasyonalizm. zeki kimse. ba ş tadı r * akı ll ı olma ile yaş lı olma arası nda ilgi yoktur. akı l vermek. rasyonalizm. usçu. akı ldan ç ı karmak * düş ünmemek. unutulmamak. akla aykı rı veya akı l dı ş ı hiçbir ş eyi tanı mama davranı ş ı ve tutumu. akı l sı r ermemek * bir iş in niteliğ ini. yalnı zca akı ldan çı kartı labilece ğ ini savunan öğ reti. . akı lda tutmak * unutmamak. akı l kethüdas ı * Herkese akı l öğ retme merakı nda olan kimse. rasyonalist. akı l terelelli * pek deliş men. akı l vermek * bir konuda yol göstermek. doğ rulu ğ un ölçütünü duyularda değ il. bazı küçükler büyüklerden daha ak ı ll ı olabilir. gizli yönlerini anlayamamak. rasyonalizm. akliye. * Akla ve akı l yolu ile varı lan yargı ya inanma.

herkes kendininkini beğ enmiş ) * "insan kendi aklı nı baş kası nı nkinden üstün görür" anlamı nda kullanı lı r. akı ll ı * Gerçeğ i iyi gören ve ona göre davranan. akı ll ı köprü arayı ncaya dek deli suyu geçer * atak kiş i tehlikeyi göze alarak iş e giriş ir ve çabuk sonuç alı r. * Akı ll ı olma durumu. * Uslanmak. . doğ ru olarak. akı llanma * Akı llanmak iş i. akı ll ı düş ününceye kadar deli çocu ğ unu (veya oğ lunu) everir * kendini akı llı sananlar çok kez akı lsı z diye tanı nanlardan daha az baş arı gösterir. akı lland ı rma * Akı llandı rmak i ş i. akı lland ı rmak * Aklı nı kullanması nı sa ğ lamak. herkes yine kendi akı lı nı almı ş (veya akı llar gelin olmuş . akı lsal * Düş ünceyi ve gerçeğ i somut değ erlerle birbirine bağ layan hakikati içine alan ş ey. akı ldan ç ı kmamak * unutamamak. durumu. akı ll ı ca * Akla yakı n. akı lları pazara ç ı karmı ş lar. akı ll ı uslu * Akı ll ı olarak. tasarlamak. akı ldan geçirmek * bir ş ey yapmayı düş ünmek. * Akla yakı n. akı ll ı lı k akı ll ı lı k etmek * yerinde ve uygun davranmak.akı ldan ç ı kmak * unutmak. aptal. akı llara durgunluk vermek * çok ş aş ı lacak bir sey olmak. makul. uyanı klı k. * Karş ı sı ndakinin düş üncesizliğ ini belirtmek için söylenilen uyarma sözü. akı ll ı geçinmek * kendini çok akı ll ı sanmak. * (alay yollu) Düş üncesiz. yaramazlı k etmeyerek. dengeli. akı llanmak * Karş ı la ş ı lan olaylar ı n sonuçları ndan yararlanarak davranmak. akı ll ı olmak * gerçeklere uygun davranmak. doğ ru. akl ı nı baş ı na getirmek.

akı lsı zlı k * Akı lsı z olma durumu. düzensiz ş eyler söylemek. * Akı lsı zca yap ı lan iş veya davranı ş . yer değ iş tirmesi. akı lsalla ş tı rmak * Bir ş eyi akı lsa duruma getirmek. cereyan tarz. * Debi. * Bilinç dı ş ı olayları n mantı k ve akla dayalı olarak açı klanmas ı . * düş man ülkesine sald ı rmak. cereyan. gereksiz yere gidip gelme zahmetine katlanı lı r. akı n akı nc ı lı k . * Hava. forvet. akı n ak ı n * Arkası kesilmeyen kalabalı k öbekler durumunda. gerçe ğ i görüp ona göre davranmaya elveriş li olmayan. y ı ld ı rma. akı m * Akmak iş i. hücum. akı n etmek * toplu olarak gitmek. akı mölçer * Bir elektrik akı mı nı nş iddetini ölçmeye yarayan araç. su gibi akı ş kan maddelerin veya elektrik yüklerinin belli bir yönde akı ş ı . akı n * Kalabalı k bir ş eyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olmas ı . hareket. akümülâtör. * Kazak-Kı rgı z Türklerinin saz ş airlerine verdiğ i ad. yöntem. baskı n yapmak. akı m derken bokum demek * sözünü yolunca söyleyememek. anlayı ş ı kı t. akı lsı zlı k etmek * düş üncesiz ve yersiz davranmak. akı mcı * Belli bir akı ma ba ğ lı kiş i. * Futbolda sayı yapmak amacı yla karş ı takı m kalesine doğ ru genellikle topluca giri ş ilen saldı rı . akı lsı z * Aklı . düş ünce hayatı nda ortaya çı kan yeni bir görü ş . akı nc ı * Düş man ülkesine akı n yapan savaş çı . siyasette. akı mtoplar * Akü.akı lsalla ş tı rma * Akı lsalla ş tı rmak durumu. * Sanatta. üş üş mek. amperölçer. akı m ölçümü * Bir akarsuyun veya kanalı n su yolunda bir saniyede akan su hacmini ölçme. çapul gibi amaçlarla toplu olarak yapı lan bask ı n. * Düş man toprakları na tedirgin etme. akı lsı z baş ı n cezası nı ayak çeker (veya akı lsı z iti veya köpeğ i yol kocatı r) * düş üncesizlik veya tedbirsizlik yüzünden. * Görevi karş ı tarafa top sürmek ve sayı yapmak olan ön sı radaki oyuncu. * Akı ncı olma durumu.

akı ntı lı * Akı ntı sı olan. akı ntı ya kapı lmak * bir akı ntı nı n etki alan ı na girmek. akı ntı * Akmak iş i. meyilli. akma. * Sı vı yapı ş tı rı cı lar ı n ağ aç yüzeylerine gereğ inden çok sürülmesi ile oluş an durum. * Hastalı k sebebiyle vücudun bir yerinden sulu madde akması . . akı ş kanlaş ma * Akı ş kan duruma gelme. çam sakı zı . eğ ik. akı ntı çağ anozu * Akı ntı ya kap ı lmı ş yengeç. akı nkayası * Kaya balı ğ ı giller familyası ndan derin ve uzaklarda yaş ayan ince. sürüp gitme. akı m. akı ş kan * Kendilerine özgü bir biçimleri olmayı p içinde bulundukları kabı n biçimini alan ve yı ğ ı n oluş turmayan (sı vı veya gaz). akı ndı rı k * Reçine. * Geçip gitme. * Havanı n veya suyun herhangi bir yöne doğ ru yer değ iş tirmesi. akı ş kanlaş tı rı cı * Akı ş kan duruma getirme özelliğ i olan. akı ntı ölçer * Bir akarsuyun ve kanal ı n akı ntı hı zı nı ve düzeyini ölçmeye yarayan alet. meyil. seyyal. * etki altı nda kalarak bir topluluğ un davranı ş ı na katı lmak. akı ş kanlaş tı rı cı lı k * Akı ş kan duruma getirme özelliğ i olma. akı ntı ile birlikte sürüklenmek. * Eğ iklik. tedirgin etmek. akı ntı ya kürek çekmek * olmayacak bir iş uğ runda boş una çabalamak. uzun bir balı k türü. akı ş kanlaş mak * Akı ş kan duruma gelmek. * Vücudunda göze çarpacak bir çarpı klı k bulunan kimseler için kullanı lı r. e ğ im. cereyan. * Çam türü ağ açlarda bulunan reçinenin eriyerek akmas ı olayı . akı p gitmek * (zaman için) çabuk geçmek.akı nc ı lı k etmek * düş man ülkesinde karş ı güçleri yı ld ı rmak. akı ntı bilimi * Deniz akı ntı ları nı inceleme konusu edinen bilim dalı . akı ş * Akmak iş i veya biçimi. * Akı n.

akide akide *Ş ekerin kaynatı larak ağ da durumuna getirilmesi yolu ile yap ı lmı ş renkli ve kokulu. * Enli bilezik. akı ş malı * Akı ş ma özelli ğ i olan. ş eker veya pekmezle yoğ rularak c ı vı k bir duruma getirilen hamurun k ı zg ı n saç üzerinde piş irilmesiyle yapı lan bir çeş it tatlı . inanç. mühür gibi ş eyler yapmakta kullanı lan.akı ş kanlaş tı rma * Akı ş kanlaş tı rmak iş i. akı ş mazlı k * Akı ş maz veya durağ an maddenin durumu. yar ı saydam. * Akı ş kanları n niteliğ ini düzeltmek için yoğ unlaş an akı mı içinde parçac ı kları n as ı ltı sı nı sa ğ layan yöntem. dökmek. akı tmak * Akması nı sa ğ lamak. daha çok akide ş ekeri yerine kullanı lı r. parlak ve değ erli bir ta ş . akı ş ma * Kulağ a hoş gelen veya kolayca söylenen seslerin özelli ğ i. özellikle atlar ı n alı nları nda bulunan ve burunları na doğ ru uzanan beyaz leke. * Hayvanları n. türlü renklerde. süt. akı tma * Akı tmak iş i. erin. akı ş kanlı k * Akı ş kan olma durumu. dura ğ an. * Un. yumurta. din inancı . akide ş ekeri * Bkz. akil bali ğ olmak . ağ ı zda güç eriyen ş eker. akideyi bozmak * doğ ru bilinen bir inanı ş veya gidiş ten ayrı lmak. kalseduan kuvarsı nı n bir türüdür. akide. akı ş maz * Dı ş etkenlerin tesiriyle akı ş mazlı ğ ı değ iş meyen. akması na yol açmak. * Bir ş eye inanarak ba ğ lan ı ş . akı ş kanlaş tı rmak * Akı ş kan duruma getirmek. akı tmalı * Alnı nda akı tması olan (hayvan). akil bali ğ * Döl verebilecek duruma gelmiş olan. akidesi bozuk *İ nancı zay ı f olan (kimse). akik * Yüzük taş ı . akil * Akı ll ı . yağ .

* Bir ş eyin ba ş ka bir ş ey üzerinde yaratt ı ğ ı etki. verimsiz. akkarı ncalar * Ağ ı z parçaları iyi geliş miş . ağ ı z. * Bir cismin. âkit * Bir iş i karş ı lı klı olarak kararlaş tı rı p üstlerine alan taraflardan her biri. * Nikâh. tartı ş ı lması na yol açmak. akkelebek * Hemen bütün meyve ağ açları nda tomurcuk düş manı sayı lan.* döl verebilecek eriş kin duruma gelmiş olmak. fakat kirli. yankı .ı sı rı cı böcekler topluluğ u. baş arı sı z. kaba kar ı ş ı k yapağ ı lı . * Akkor olma durumu. * Sonuçsuz. * rüş tünü ispat etme ya ş ı na gelmiş olmak. kara damarlı bir kelebek (Aporia crataegi). akit vaadi * Ön sözleş me. * Akı ll ı ca. göz etrafı . iri ak kanatlar ı kalı n. termitler. kulak ve ayaklarda siyah lekeler bulunabilen. sı cak veya ı lı man ülkelerde yaş ayan. * Sazangillerden bir cins tatlı su bal ı ğ ı (Alburnus). sözleş me. Orta Anadolu ve Do ğ u Anadolu'nun batı kesimlerinde yaygı n olarak yetiş tirlen yerli bir tür koyun. akçakavak. bitkilere çok zarar veren bir böcek cinsi. baş arı sa ğ layamamak. akis uyand ı rmak * bir konunun üzerinde düş ünülmesine. burun. termit (Termes). akilâne akim * Kı sı r. iri baş lı . akkirpani * Ak. sözleş me veya mukavele yapan. parlak bir yüzeyde görünmesi. kontrat. yansı ma. mukavele. ilgi veya tepki yaratmak. akim kalmak * sonuca ulaş amamak. akkavak akkefal * Söğ ütgillerden. akkarı nca * Düz kanatlı lardan. Hollanda kavağ ı (Populus alba). akis * Iş ı k veya ses dalgaları nı n yans ı tı cı bir yüzeye çarparak geri dönmesi. akit * Hukukî sonuç doğ urmak amacı ile iki veya daha çok kimsenin veya kuruluş un karş ı lı klı ve birbirine uygun irade beyanları ile gerçekle ş en iş lem. yaprakları nı n altı beyaz olan bir kavak türü. evirtim. döl veremeyen. . akkaraman * Vücudu beyaz. akkor akkorluk * Iş ı k saçacak beyazlı ğ a var ı ncaya de ğ in ı sı tı lmı ş olan. * Evirme.

ş aş kı nlı ğ a uğ ratacak (ş ey). zı vanadan çı kmak. akla yak ı n * aklı n benimseyebileceğ i.akku ş akkuyruk * Atmaca. akı llı ca. akla gelmez * hatı rlanamaz. akla s ı ğ mak (veya sı ğ mamak) * inanı lacak gibi olmamak. aklamak * Suçsuz veya borçsuz olduğ u yarg ı sı na vararak birini temize çı karmak. -akla / -ekle * Bazı fiillerin sı klı k çatı lar ı nı türeten ek: tart-akla.. aklı n kabul edebileceğ i. maile. aklama * Aklamak iş i. it-ekle. düş ünmediğ iş eylerle daima karş ı laş abilir. akla hayale gelmez * inanı lmaz. akla gelmeyen ba ş a gelir * insan ummadı ğ ı . aklan aklanma aklanmak * Ak olmak. * Baş arı lı gösterilmek. akla fenal ı k vermek * çok ş aş ı rmak. . yı rtı cı bir kuş .vb. ibra etmek. güçlüklerle kar ş ı laş mak. akla gelmedik * düş ünülemeyen. * Aklanmak iş i. tebriye etmek. * Bir dağ sı rası nı n yamaçlar ı ndan her biri. değ erli olarak nitelendirilmek. akla s ı ğ ar gibi * aklı n kabul edebileceğ i biçimde. ibra. aklama belgesi * Alacak verecek kalmadı ğ ı nı gösteren belge. akla yatk ı n * uygun. * Suları nı bir denize veya göle gönderen bölge. ibraname. düş ünülemez. ç ı ldı racak gibi olmak. akla zarar (veya ziyan) * çok ş aş ı lacak. temizlenmek. akla karayı seçmek * (bir iş i baş arı ncaya değ in) çok sı kı ntı çekmek. makul. * Tadı nı artı rmak için çay harmanı na katı lan beyaz bir çay türü. makul.

çok korkmak. aklı almamak * anlayamamak. çok korku geçirmek. ağ armak. kusursuz. * uygun bulmamak. aklen * Akı l icab ı . kendine gelmek. aklı bokuna kar ı ş mak * korkudan ş aş ı rı p ne yapacağ ı nı bilememek. beraat etmek. aklı dağ ı lmak * düş ünceyi belli bir konu. aklaş ma * Aklaş mak iş i. aklı durmak * düş ünemez bir duruma gelmek. * bir ş eyin olabileceğ ine inanmamak. aklı baş ı nda * sürekli akı ll ı davranan. ak renkli. aklı baş ı na gelmek * davranı ş ları nı n yanlı ş lı ğ ı nı sezerek do ğ ru yolu bulmak. . * ayı lmak. aklı bir yerde olmak * düş ünülmesi gerekenden baş ka bir ş ey düş ünmek. beyazlaş mak. aklı baş ı nda olmamak * iyi düş ünebilir durumda olmamak. kavrayamamak. aklaş tı rmak * Aklaş ması nı sağ lamak. ş aş ı rmak. aklaş tı rma * Aklaş tı rmak i ş i. aklı çı kmak * titizlikle üzerinde durmak. aklaş mak * Ak duruma gelmek. * doğ ru dürüst. beyazlaş tı rmak.* Bir dava sonunda temiz ve iliş iksiz çı kmak. * Akı bulunan. sorun üzerinde toplayamamak. aklı baş ka yerde olmak * baş ka ş eyler dü ş ünmek. aklı baş ı ndan bir karı ş yukarı (veya yukarı da) * düş ünmeden akl ı na geleni yapan. temize çı kmak. aklevrek aklı * Tatlı su levreğ i. aklı baş ı ndan gitmek * çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağ ı nı ş aş ı rmak. akı l gereğ ince.

* akı lca olgunla ş mak. bocalamak. ş aş ı rmak. düş ünüş üne göre. aklı sonradan gelmek * verdiğ i karar ı n yanlı ş olduğ unu anlay ı p vazgeçmek. * Kadı nları n makyaj için yüzlerine sürdükleri beyaz bir sı vı . sandı ğ ı na göre. düzgün. aklı yatmak * anlamaya baş lamak. aklı sı ra * Aklı nca. aklı gitmek *ş aş ı rmak. umduğ una göre. aklı evvel * Akı ll ı geçinen. . bayı lmak. tatmin olmak. aklı karal ı * Akı ve karası olan. * Kendisini en akı ll ı sanan. aklı tam ayar * aklı yerinde. aklı sı ra * aklı nca. * çok beğ enmek. ilerisini görememek. korkmak. aklı evvel * Densiz. aklı zı vanadan çı kmak * delirmek. aklı k aklı ma gelen baş ı ma geldi * olması ndan korktuğ um ş ey oldu. aklı kesmek * bir ş eyin olabileceğ ine inanmak. olacağ ı na inanmak. aklı tak ı lmak * zihni bir ş eyle uğ raş mak. münasebetsiz. aklı nı oynatmak.aklı ermek * anlayabilmek. beyazlı siyahlı . aklı fikri bir ş eyde olmak * bütün düş ündüğ ü bir konuda yoğ unla ş mak. aklı kesmemek * sonucu tahmin edememek. aklı kalmak * beğ enilen bir ş eyi düş ünmekten kendini alamamak. sağ duyu sahibi olmayan. * Ak olma durumu. aklı karı ş mak * ne yapacağ ı nı bilememek.

aklı na vurmak * birden düş ünüvermek. kı namak. aklı almak. aklı na getirmek * hatı rlatmak. aklı na geleni söylemek * rastgele konuş mak. * bir ş eyi yapmay ı düş ünmek. davranmak. * kararlaş tı rmak. * düş ünmek. aklı na uymak * birinin uygun olmayan görüş üne göre iş yapmak. aklı na sı ğ dı rmak * bir ş eyin olabileceğ ine inanmak. aklı na koymak * bir kimse birine. * olabileceğ ine inanmamak. aklı na ş aş ayı m (veya ş aş ar ı m) * adı geçen kimsenin ak ı lsı zca bir davranı ş ta bulundu ğ unu anlatı r. kavrayamamak. aklı na turp sı kayı m * birinin düş üncesini ve yaptı ğ ı nı beğ enmemek. bir düş ünceye saplanı p kalmak. . aklı na yelken etmek * düş üncesizce davranmak veya aklı na geleni hemen yapmak. anı msamak. aklı na geleni yapmak * her istediğ ini düş ünmeden yapmak istemek. aklı na tükürmek * birinin düş üncesini beğ enmemek. aklı na sı ğ mamak * anlayamamak. * kafası nda bir düş ünce doğ mak. tasarlamak. aklı na esmek * daha önce düş ünmemiş olduğ uş eyi birden yapmaya karar vermek. aklı na gelmek * hatı rlamak. bir ş ey telkin etmek. * lâdes oyununa katı lanlardan biri ötekine bir ş ey verirken karş ı dakinin "unutmad ı m" anlam ı nda söylediğ i aklı na birş ey gelmek *ş üphelenmek. çok istemek.aklı mda! söz. aklı na düş mek * hatı rlamak. aklı na koymak * bir ş ey yapmaya kesin olarak karar vermek. aklı na takmak (veya aklı nı takmak) * sürekli olarak bir ş eyi düş ünmek.

* hatı rlamak. aklı nı (bir ş eyle) bozmak * bir ş ey üzerine dü ş erek hep onunla u ğ raş ı p durmak. aklı nda kalmak * unutmamak. aklı nı ba ş ı na almak (veya toplamak. aklı nı kaçı rmak * delirmek. . çok ş aş ı rtmak. aklı nı ba ş ı ndan almak * düş ünemeyecek bir duruma getirmek. aklı nı çalmak * ilgisini aş ı rı derecede çekmek. tasarlamak. aklı ndan geçmek * düş ünmek. aklı ndan tutmak * bir ş ey düş ünmek. aklı ndan çı kmak * unutmak. aklı nda olsun! * unutma!. aklı ndan geçirmek * bir ş ey yapmayı düş ünmek. aklı nda tutmak * öğ renmek. aklı sı ra. * ayartmak. aklı nı ba ş ka yere vermek * konuş ulan konudan baş ka bir ş ey düş ünür olmak. bellemek. aklı nı oynatmak * çı ldı rmak. * unutmamak. yersiz iş yapmak. hiç unutmamak. aklı ndan çı karmamak * devamlı hatı rlamak. baş tan çı karmak. aklı nı çelmek * niyetinden. devş irmek) * akı lsı zca davranı ş larda bulunmaktan kendini kurtarmak.aklı nca * (küçümseme yollu) Düş üncesine göre. kararı ndan cayd ı rmak. * akı l dı ş ı iş ler yapmak. * gereksiz. aklı ndan zoru olmak * arada bir durum ve ş artları n gerektirdi ğ i gibi davranmamak. aklı nı peynir ekmekle yemek *ş aş kı nca ve akı lsı zca i ş ler yapmak.

aklı nla bin yaş a * akla yakı n görülmeyen bir dü ş ünce ileri sürene söylenir. akmak * (sı vı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler için) Bir yerden baş ka bir yere doğ ru gitmek. * (bu gibi maddeler) Aş ağ ı ya.aklı nı ş aş ı rmak * yerinde olmayan bir iş yapmak. aklı selim aklî akliyat * Akı l yolu ile kazanı lan bilgiler. * Sağ duyu. akma * Akmak iş i. aklı nı n köş esinden geçmemek * hiçbir zaman düş ünmemek. akmantar akmasa da damlar * çok değ ilse bile. az çok bir gelir veya kazanç sağ lar. yersiz düş ünmek. * (kumaş için) Yı pran ı p iplikleri erimeye ba ş lamak. * Tadı güzel ve besleyici bir tür mantar. akı ndı rı k. * (boya için) Birbirine karı ş mak. akla dayanan. * (bir kap veya bir yer) İ çindeki veya üstündeki sı vı yı sı zdı rmak. * Çabucak savuş mak. * Akı l hastalı klar ı ile ilgili hastahane bölümü. çam sakı zı . ortadan kaybolmak. * (sı vı bir madde için) Bir yerden çı kmak. * Akı lc ı lı k. rasyonalizm. * Sürüp gitmek. yere düş mek. * Art arda ve toplu olarak gitmek. akliyeci akma hançer * Ortası oluklu hançer. . * Akı l hastalı klar ı uzman ı . usçuluk. * Akı lla ilgili. aklı nı n terazisi bozulmak * akı ll ı ca olmayan davranı ş larda bulunacak bir duruma düş mek. akliye * Akı l hastalı klar ı ile ilgili hekimlik kolu. * Reçine. * (zaman için) Çabuk geçmek. aklı nı takmak * sürekli olarak aklı bir ş eyle uğ raş mak. akma s ı nı rı * Malzemenin belirli bir gerilme uygulanması yla sı nı rlı ve kal ı cı deformasyona uğ raması veya belirlenen toplam uzamaya maruz kalmas ı durumundaki mukavemeti. keçi mantar ı (Agaricus campestris). katı lmak. * Karı ş mak.

akortsuz. akortsuz . akompanyatör * Bir parça çalı ndı ğ ı zaman ses veya bir âletle ona katı lan kimse. hesabı daha sonra görülmek üzere yapı lan kı smî ödeme. akordiyoncu * Bkz. akordeon. akortlanma * Akortlanmak iş i. akortlama * Akortlamak iş i. elde ta ş ı nabilir bir çalg ı . * Boğ an otundan ç ı karı lan ve hekimlikte kullan ı lan zehirli bir madde. uyumsuz. * Kumaş larda makine ile yap ı lmı ş kı rma. akordu bozuk * Birbirini tutmayan.akmaz * Durgun su. akort etmek * çalgı ları n seslerini ayarlamak. akort * Bir çalgı yı doğ ru ses vermesi için ayarlama. akonitin akont * Bir borca karş ı lı k. akortlu * Akordu olan. gölet. eş lik eden. akortçu * Piyano ve org gibi müzik aletlerini ayarlamayı meslek edinmi ş kimse. akortlanmak * Akortlanmak iş i yapı lmak. akort edilmiş . düzenlemek. metal dilcikleri titretme yolu ile çalı nan körüklü. akordeoncu * Akordeon çalan kimse. akordeoncu. akortlatmak * Akortlamak iş ini yapt ı rmak. akordeon * Üstündeki düğ melere veya tuş lara basarak. akort yapmak * çalgı ları n tellerini. ses veren araçları nı ayarlamak. akordiyon * Bkz. * Armoniyi sağ layan seslerin birleş mesi. akortlatma * Akortlatmak iş i.

akrobatl ı k * Cambazlı k. akromatik . bir bankanı n yükümlülüğ ü altı nda. * Biri. sı cak ve nemli yerlerde ya ş ayan. * Birbirini tutmayan. boydaş . akortsuzluk * Ses düzensizliğ i veya ayarsı zl ı ğ ı . Zodyak. * Saatin iki ibresinden küçüğ ü. akrep * Akreplerden. * Yaş ça denk. diğ erinin sonucu olan ş eyler. üçüncü bir kiş i yararı na bir baş ka bankada veya aracı sı nda açtı rı lan kredi. * Cambaz. yaş ı tlı k. * Radyoda gerçek ayar frekansı ile do ğ ru değ eri arası ndaki sapma. akraba diller * Aynı ana dilden gelen diller. akran akranl ı k * Akran olma durumu. akort edilmemiş . * Cambazlı k. yaş ı t. hı sı m. akraba * Kan veya evlilik yoluyla birbirine bağ lı olan kimseler. öğ ür. akrobatlı k. kı vrı k ve kalk ı k kuyruğ unda zehirli bir iğ nesi olan böcek (Scorpio). * Kredi mektubu. akrabal ı k * Akraba olma durumu. akreditif * Belirli bir nicelikteki para için. uyumsuz. Akrep * Zodyak üzerinde Terazi ile Yay burçları arası nda yer alan burç. akrepler akrobasi akrobat * Örümceğ imsilerin. akortsuzla ş tı rmak * Radyoda bir ayar frekansı nda sapma meydana getirmek. örneğ i akrep olan takı mı . akraba olmak * evlilik yoluyla yakı nl ı k kurmak.* Akordu olmayan. akrep gibi * her fı rsatta sözleriyle baş kalar ı nı incitme veya onlara kötülük etme durumunda olan. akraba çı kmak * önceden tanı ş madan veya bilmeden konu ş arak akraba oldukları nı anlamak. * Oluş ma yönünden aynı kaynağ a dayanan ş eyler.

hafifçe topallayan. *İ yi gitmeyen. * Hafif topallamak. tev ş ih. akromatopsi * Bkz. * Aksamak iş i. çene. en önemli yapı ları n ve tapı nakları n bulunduğ u iç kale. akropol * Eski Yunan ş ehirlerinde. akromatin * Hücre çekirdeğ i içindeki ince iplikçiklerden yap ı lmı ş . burun gibi vücudun sivri kı sı mlar ı ndaki kemiklerin kalı nlaş ması . * Kı sı mlar. aksak eş ekle yüksek dağ a çı kı lmaz * eksik araçlarla sağ lı klı iş yapı lmaz. akromatik i ğ iplik * Mitozun ilk evresi sonunda bütün hücrelerde beliren ve hücre boyaları yla pek boyanamayan iğ biçimindeki olu ş um. * Vurgu. akrostiş * Her dizenin ilk harfi yukarı dan aş ağ ı ya doğ ru okununca ortaya bir söz çı kacak biçimde düzenlenmiş manzume. muvaş ş ah. aksata aksakl ı k aksam aksama aksamak .* Beyaz ı ş ı ğ ı çözümlemeden geçiren. aksakal * Köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. * (bir iş ) Gereğ i gibi yürümemek. * Eski Yunan ve Lâtin ş iir ölçüsünde. aks aksak * Dingil. kelime vurgusu. * Hücrede boyayı kabul etmeyen (bölüm). evliya. renk körlüğ ü. aksan * Bir ülkenin insanları na veya bir çevreye özgü söyleyiş özelliğ i. * Aksayan. akromegali * Genel geliş me bittikten sonra el. renksemez. iyi iş lemeyen. aksan ı bozuk * Bir dildeki kelimeleri doğ ru söyleyemeyen. büyümesi veya uzamas ı . sondan bir önceki hecesi kı sa olacak yerde uzun olan dize. * Ermiş . geri kalmak. * Türk müzi ğ inde oldukça kı vrak bir usul. * Aksak olma durumu. kromatin ile boyanmamı ş olan kromozomları olu ş turan bölüm. grup vurgusu.

kriz. yankı vermek. akselerograf *İ vmeyazar. ulaş tı rmak. araç veya * Konunun gerektirdiğ i ölçüde kullanı lan. yansı lanmak. ş apka. * Aksatmak iş i. eldiven. * (ı ş ı k) Bir yere vurmak. aksı rma. yaymak. aksesuar nesne. * (ı ş ı ğ ı ) Yansı tmak. yay ı lmak. . * Evirmek. yankı lanmak. gürültülü soluk bo ş alması olay ı . aksettirme * Aksettirme iş i. * Poliçelerin üzerine "kabulümdür" biçiminde yazı larak altı imzalanan açı klama. * Aksesuar kullanması nı seven. * Aksaması na yol açmak. * Kadı n giyiminde giysiyi bütünleyen ayakkabı . bir makinenin iş levine katı lmayan. bir sahne içinde yer alan veya oyuncunun dekor gere ğ i kullandı ğ ı çe ş itli e ş ya. * Bir aletin. tersine çevirmek. aksatma aksatmak aksay ı ş akse * Hastalı k nöbeti.* "alma ve verme" Alı ş veriş . aks ı rı k * Herhangi bir sebeple burun zarı nı n gı cı klanmas ı sonucu solunum kasları nı n birdenbire kası lması yla ağ ı z ve burundan hı zlı . akseptans * Yabancı ülkelerde okuyacak öğ renciler için gönderilen kabul belgesi. * Ulaş mak. * Aksamak iş i veya biçimi. kemer. mücevher gibi eş ya. aksedir * Kaplaması mobilyacı lı kta kullan ı lan. bir i ş i gere ğ i gibi yürütmemek. * (ses) Bir yere çarpı p geri dönmek. ancak kendine özgü ayrı bir yararı bulunan alet. aksesuarc ı * Aksesuarı haz ı rlayan kimse. hapş ı rı k. duyulmak. aksetme aksetmek * Aksetmek iş i. * Haberi. açı k kahve rengi öz odunlu olan bir ağ aç (Thuya occidentalist). * (bir ı ş ı k veya bir ş ekil) Düz ve parlak bir yüzeye çarp ı p orada aynen görünmek. çanta. hapş ı rma. aksettirmek * (sesi) Yankı lamak. aksat ı ş * Aksatmak iş i veya biçimi. akselerometre *İ vmeölçer. duyurmak. durumu.

aksileş me * Aksileş mek i ş i. aks ı rmak * Burun zarları nı n gı cı klanmas ı ile solunum kasları nı n birdenbire kası lması üzerine. aks ı rı ş aks ı rma * Aksı rmak iş i.aks ı rı klı * Aksı rı ğ a tutulmuş . aksi ş eytan * iş ler yolunda gitmedi ğ i zaman "ne kadar ilgisiz. aksili ğ i üstünde . huysuzluk etmek. * Uygun olmayan. kar ş ı t. hapş ı rtmak. aks ı rtmak * Birinin aksı rması na sebep olmak. huysuzlanmak. inatçı lı k etmek. ters davranmak. * Aksı rma. *İ natçı . zı t. ters ve kı zg ı n olarak. huysuz. hapş ı rmak. aksi takdirde * yoksa. ağ ı z ve burundan hı zl ı . aksilenme * Aksilenmek iş i. inad ı nda direnmek. hap ş ı rı klı . aksi tesadüf * "ş anss ı zlı ğ a bak" anlamı nda kullanı lı r. * Olumsuz bir biçimde. aksilik olarak. aksı rma biçimi. aks ı rtma * Aksı rtmak iş i. gürültülü soluk bo ş altmak. aksilenmek * Aksileş mek. aksili ğ i tutmak * güçlük çı karmak. hı rçı n. aks ı rı klı tı ksı rı klı * Yaş lı . öyle olmazsa. aksi * Ters. olumsuz. * istenmediğ i hâlde. aksi aksi aksi gibi aksi hâlde * yoksa. sı k sı k aks ı ran. aksı rı ğ ı olan. münasebetsiz" anlamı nda kullanı lı r. hastalı klı . aksileş mek * Huysuzlanmak. menfi. aksi hâlde.

bir düş üncenin ortaya ç ı kmas ı . aksö ğ üt aksu aksungur * Söğ ütgillerden. aksiyon * Bir kuvvetin. pay senedi. elveriş sizlik. iş . aksilik etmek * güçlük çı karmak. akso ğ an akson * Sinir uyarmaları nı sinir hücresinden ileriye uzatmaya yarayan. * Hisse senedi. * Sermayenin belirli bir bölümü. huysuzluk etmek. akş am * Gündüzün son ve gecenin ilk saatleri. aksülâmel * Tepki. reaksiyon. aksilik * Terslik. maddî bir etkenin. ak basma. geli ş im. belit. uygunsuzluk. katarakt. * Bir iş in yolunda gitmemesi durumu. bu hareketten ortaya çı kan geliş im. * Hareket. ters davranmak.* olumsuz davranı ş lı . * Oyunun teması nı geliş tiren ba ş lı ca olay. * Gece. aksine aksiseda aksiyom * Kendiliğ inden apaç ı k olan ve böyle olduğ u için öteki önermelerin ön dayanağ ı olan temel önerme. hikâye. * Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi. * Akdoğ an. aksona * Vurgun hastalı ğ ı na karş ı uygulanan emniyet durakları . inatçı lı k etmek. * Ada soğ anı . akş am ahı ra sabah çayı ra * hayatta yiyip içip yatmaktan baş ka kayg ı sı olmayanlar için söylenir. kabukları eczacı lı kta kullan ı lan bir söğ üt türü (Salix alba). inatçı lı k. * Gözdeki billûr cismin saydamlı ğ ı nı yitirerek ağ arması ndan ileri gelen körlük. aksilik ç ı kmak * engel ortaya çı kmak. *İ nsan etkinliğ inin veya iradesinin açı ğ a çı kması . akş am akş am . uyuş maya yanaş mamak. mütearife. perde. * Tersine. * Akş am vakti k ı lı nan namaz. huysuzluk. sinir hücrelerinin uzantı lar ı ndan en belirli ve uzun olanı . * Yankı .

güneş in battı ğ ı sı ralar. bitmemek. akş am pazarı * Pazarlarda. akş am yeli * Akş amlar ı esen serin rüzgâr. ders paydosu.* Akş amı n olduğ uş u dar zamanda. akş am saati * Akş am vakti. özellikle akş ama doğ ru yapı lan gazete. akş am gazetesi * Baskı sı öğ leden sonra. ak ş amleyin. akş amcı lı k * Akş amcı olma durumu. akş ama kadar * bütün gün. akş am ezanı * Günün dördüncü namaz vaktini bildiren ezan. Ak ş am Yı ld ı zı * Venüs. . akş am namazı *İ kindi ile yatsı namazı arası nda kı lı nan namaz. akş ama doğ ru * Gündüzün akş ama yak ı n bir zamanı nda. akş ama sabaha * Neredeyse. ara vermeden. * Yaş lı lı k dönemi. pek yakı nda. susamlı simit. Çulpan. akş amcı * Akş amlar ı içki içme alı ş kanlı ğ ı nda olan kimse. iş portalarda ak ş ama do ğ ru tezgâhta kalmı ş malları n ucuz fiyatla satı lı ş ı . akş ama kalmak * (iş ) gecikmek. akş amcı lı k etmek * akş amcı lar içki içmek amacı yla bir araya gelmek. * Çalı ş ması akş ama rastlayan. akş am karanlı ğ ı * Alaca karanlı k. akş am azadı * Ders çı kı ş ı . akş am piyasası * Akş am üzerleri belli bir yerde yapı lan gezinti. akş am simidi *İ kindi üzeri ç ı karı lan s ı cak. akş am güneş i * Etkisi azalmı ş gün ı ş ı ğ ı . k ı sa bir zaman içinde. * Çalı ş malar ı nı daha yoğ un olarak ak ş am saatlerinde yapan.

akş am oldu ğ unda. akş amlı sabahlı * Her akş am ve her sabah. ak ş am yapı lan. akş amdan kavur. akş amı buldurmak veya ettirmek. akş amki * Akş am olan. günü bitirmek. * Her akş am.akş amdan * akş am olmak üzere iken. olan olduktan sonra gösterilen ilgi için söylenir. akş amlı k * Akş ama özgü olan. * (ay) Dolun ay durumundan sonra geç doğ mak. akş amı n iş ini sabaha (veya yarı na) b ı rakma * bu gün yapı lması gereken bir iş i ertesi güne bı rakmak sak ı ncal ı dı r. ak ş am için. akş am yaklaş ı rken. akş amsefası * Gecesefası . iş i. akş amlatmak * Akş amı yaptı rmak. akş amdan sonra merhaba (veya sabahlar hayrolsun) * iş iş ten geçtikten. akş amları * Akş am vakti. akş amı bulmak. akş amleyin * Akş am saatlerinde. akş amlamak * Bütün günü bir yerde veya bir iş te geçirerek akş ama eriş mek. akş ama doğ ru. . kaçı nı lmaz sonuç pek yak ı n. akş amlatma * Akş amlatmak i ş i. akş amdan akş ama * Her akş am üst üste. akş amüstü * Güneş in battı ğ ı sı ralarda. akş ama do ğ ru. akş amlı k sabahlı k * Nerede ise. akş amdan kalmı ş (veya kalma) * geceki sarhoş luğ un mahmurlu ğ unu ta ş ı yan. akş amlar (veya akş am ş erifler) hayrolsun! * akş am vakti kullanı lan esenleme sözü. akş amlama * Akş amlamak durumu. * Akş amı bir yerde geçirmek. ak ş am vakti. sabaha savur * kazandı ğ ı nı günü gününe harcayan tutumsuz kimselerin durumunu anlatmak için kullanı lı r. iyi akş amlar!. akş amı bulmak (veya ak ş amı etmek) * akş amlamak.

* Görüntüyü bir bölgeden baş ka bir bölgeye ileten araç. bir kaptan baş ka bir yere veya kaba geçirmek. bazen de derisinde do ğ uş tan boya maddesi bulunmadı ğ ı için her yanı ak olan (hayvan veya insan) çapar. zarf. aktarı m * Aktarma iş i. satan kimse veya dükkân. * Aktarı n yaptı ğ ı iş . nakil. * Aktarmak iş i veya biçimi. akş ı nlı k aktar * Akş ı n olma durumu. * Aktarı n sattı ğ ı ş eyler. * Sürülmemiş tarlayı ilk veya ikinci kez sürme. albino. * Anadolu'da iğ ne. iplik. * bütçede bir bölümden baş ka bir bölüme ödenek geçirmek. aktarmak * Bir yerden. aktarı ş aktariye aktarl ı k aktarma * Aktarmak iş i. aktarmacı lı k * Aktarma iş i. tütün vb. aktarma iş iyle uğ ra ş ma. aktarma yapmak * bir taş ı ttan ötekine geçmek. aktarma etmek * aktarmak. akş ı n * Kı lları nda ve gözlerinde. aktarı cı aktarı lma * Aktarı lmak i ş i. * Bir hesaptan baş ka bir hesaba para havale etme.ak ş amüzeri * Bkz. ağ ı n üzerine yükselten oyuncu. * Arı lar ı bir kovandan ötekine geçirme. virman. . aktarı lmak * Aktarmak iş ine konu olmak. * Baharat. gereçleri satan kimse veya dükkân. * Alı ntı . * Bir oyuncunun topu kendi takı mı ndan bir baş ka oyuncuya göndermesi. iktibas. * Dam kiremitlerini aktarı p kı rı klar ı yenileyen kimse. baharat. * Voleybolda öbür oyuncuları n vurması için topu. aktarmacı * Aktarma iş ini yapan kimse. kâğ ı t. * Bir taş ı ttan baş ka bir taş ı ta geçme. akş amüstü. ev ilâçları .

küryum ve berkelyum radyoaktif elementlerinin ortak ad ı . hareketli. uyarlamak. * Bir dilden baş ka bir dile çevirmek. * Etkili. plûtonyum. protaktinyum. çalı ş kan. daha çok Kur'an'ı baş ı ndan sonuna kadar okumak. * Çatı kiremitlerini gözden geçirerek kı rı k ve bozuk olanları nı n yerlerine sağ lamları nı koymak. amerikyum. aktif ta ş ı ma * Bir maddenin hücre zarı ndan enerji harcanarak hücre içine veya dı ş ı na taş ı nmas ı . * Bir ticarethanenin. toryum. bildirmek. aktav ş an aktif * Bir cins iri çöl sı çanı (Jaculus). tulyum. aktinit * Aktinyum. aktarmalı * (taş ı tlar için) Belli bir süre sonra inilip ba ş ka bir taş ı ta binilmesini gerektiren. aktif duruma getirmek. aktartma * Aktartmak iş i yaptı rmak. canlı . ortaklı ğ ı n para ile değ erlendirilebilen mal ve haklar ı nı n tümü. * Etken fiil. aktif metot * Öğ rencilerin.* Bir ş eyin yolunu. kiş isel çal ı ş maları nı ve i ş yapma yeteneklerini geliş tirmeyi sağ layan bilimsel yöntem. * Bir kitaptan veya bir yazı dan bir bölümü almak. aktifle ş mek * Canlı hareketli. * Etken. iktibas etmek. aktif duruma gelmek. * Etkin. aktifle ş me * Aktif duruma gelme. tercüme etmek. aktiflik * Etkinlik. aktarmas ı z * (taş ı tlar için) Belli bir süre sonra inilip ba ş ka bir taş ı ta binilmesini gerektirmeyen. yönünü de ğ iş tirmek. aktartmak * Aktarmak iş i yaptı rtmak. *İ letmek. aktifle ş tirmek * Aktifleş mesini sa ğ lamak. aktif rol oynamak * etkili olmak. aktinoloji aktif fiil . * Sürülmemiş tarlayı ilk ve ikinci kez sürmek. * Bir kitabı . etkili olmak. * Bir tekniğ e göre biçimlendirmek. etken. aktifle ş tirme * Aktifleş tirmek iş i.

* Günün olayı veya konusu. aktivite aktivizm aktör * Erkek oyuncu. istenildiğ inde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz. * Güncellik. k ı zgı n (hayvan).Kı saltması Ac. aktörün yaptı ğ ı iş . * Akümülâtörün kı saltı lmı ş adı . aktris aktüalite aktüalitesini kaybetmek * güncelliğ ini yitirmek. aktörlük * Aktörün görevi. radyoaktif bir element. atom ağ ı rl ı ğ ı 227 olan. aktüel * Güncel. akut *İ lerlemiş . aktinyumlu * Özünde aktinyum bulunduran. yank ı lan ı m. kendini baş ka türlü gösterme. edimselcilik. * Kuvveden fiile geçmiş olan hâl (Aristo felsefesi). aktinyum * Atom numarası 89. * Fizik biliminin konusu ses olan kolu.* Güneş ı ş ı nları nı n hem insan hem de bütün canlı lar üzerinde etkisini inceleyen bilim dal ı . * Olduğ undan baş ka türlü görünen kimse. * Azgı n. akur akustik akümülâtör * Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depo eden. * Etkincilik. acil (hastalı k). * Olduğ undan baş ka türlü görünme. * Kapalı bir yerde seslerin dağ ı lı m biçimi. ş imdiki. aktöre * Ahlâk. * Etkinlik. akı mtoplar. . * Edimsel.ş iddetli. ses da ğ ı lı mı . aktüalizm * Geçmiş jeolojik olaylar ı n bugünkülere bakarak açı klanabilece ğ ini ileri süren öğ reti. yank ı bilimi. akuzatif akü * Yükleme durumu. * Kadı n oyuncu.

akvaryumcu * Akvaryum iş iyle u ğ raş an kimse. al (veya kanl ı ) gömlek gizlenemez * gizli tutulması elde olmayan ş eyler için söylenir. * (at donu için) Dorunun açı ğ ı . su bitkilerinin yapay bir ortamda beslendiğ i cam su kabı ./ -el*İ simden fiil türeten ek. 10-15 bazen de 50-60 kg gelen bir balı k.aküpunktür * Vücudun belirli noktaları na genellikle altı n iğ ne batı rarak yapı lan Çin'de yayı lmı ş olan tedavi. kı rmı zı . akvaryumculuk * Akvaryumcunun mesleğ i. * Bir tür sı rmal ı ve köstekli bı çak. al al * Aldatma. lökosit. k ı zı l. kı zı la çalan. akvam akvarel akvaryum * Tatlı veya tuzlu su hayvanları nı n. * Sulu boya resim. hile. ufak pullu. çiçeğ i di ş ve yüz ş iş lerinin tedavisinde kullan ı lan bir bitki (Lilium candidum). düzen. * Kanı n rengi. öz-el vb. * Kavimler. güz-el (<gözel). gövel (< gök-el). -al. * Bu renkte olan. tuzak. akya balı ğ ı * Uskumrugillerden. akzambak * Zambakgillerden. akva * Kuvvetli. al (veya alı n) * iş te. al basmak * loğ usa albastı hastalı ğ ı na tutulmak. al bayrak (veya sancak) . * Süs balı ğ ı beslemecili ğ i. Al * Alüminyum'un kı saltması . -al / -el *İ simden sı fat türeten ek: gen-el. do ğ -al. allı k. akbal ı k (Lichia amia). akyuvar * Kan ve lenf gibi vücut sı vı ları nda bulunan çekirdekli. * Yüze sürülen pembe düzgün. süs bitkisi olarak yeti ş tirilen. yuvarlak hücre. sağ lam.

al gülüm ver gülüm * iki sevgilinin birbirine sevgi gösterisinde bulunmaları . al takke ver külâh * uzun bir çekiş meden sonra./ -ele* Fiilden sı klı k (tekerrür) çatı sı türeten ek: çalk-ala-. al elmaya taş atan çok olur * değ erli kimselere sataş an çok olur. * bir kimseye yapı lan hizmetin hemen karş ı lı ğ ı nı bekleme durumu. . pek iyi. vurularak ölmek. * araları ndaki senli benli iliş kiyi sürdürerek. âlâ -ala. al sana bir daha * yeni bir aksilik olunca bezginlik bildirmek için "i ş te" anlamı nda söylenir.* Türk bayrağ ı . al giymedim ki alı nayı m * "bu iş le hiçbir ilgim olmadı ğ ı için söylenen sözleri kendi üzerime almad ı m" anlamı nda kullanı lı r. al benden de o kadar * ben de aynı durumdayı m veya ben de aynı düş üncedeyim. hepsi bir ayarda. ala gün ala sulu * Yeni olgunlaş maya ba ş lamı ş (meyve). elâ (göz). *İ yi. ala alaya kalkmak * bağ rı ş arak gürültü etmeye kalkmak. *İ yi piş memiş . suluca (yemek). çekiş e çekiş e. alaca. ş aş -ala-. silk-ele-. al karı sı * Loğ usalara musallat olarak onları boğ duğ u sanı lan görüntü. çok renkli. al birini. kak-ala-. * Alabalı ğ ı n kı saltı lmı ş adı . * Kekliğ in boynundaki siyah halka. kov-ala. al kiraz üstüne kar yağ mı ş * düş ünülmeyen. * Açı k kestane renginde olan. al kan * Doymuş alifatik hidrokarbonları n genel adı . * Yazı n güneş bulut arkası nda kald ı ğ ı nda oluş an gölgeli durum. parajin. beklenilmeyen ş eylerin de olabileceğ ini anlatı r. al kanlara boyanmak * yaralanmak. ş ehit olmak.vb. ala * Karı ş ı k renkli. it-ele-. vur ötekine (veya birine) * hiçbiri iş e yaramaz. ala ala * Toplu olarak yapı lan iş lerde ba ğ rı ş arak söylenen ala ala hey! ünleminde geçer.

alabora * Geminin devrilecek kadar yan yatması . 250 gr dan 2 kg a kadar gelen bir tatlı su bal ı ğ ı (Trutta faris). uçsuz bucaksı z. eti turuncu ve lezzetli. alabanda ate ş * Geminin bir yanı nda bulunan toplarla birden ateş edilmesi komutu. soğ uk ve duru sularda yaş ayan. uğ ursuz (kimse).ala tav * Az tavlı . gereğ inden çok. borda karş ı tı . sonuna kadar çevirmek. alabacak * Ayağ ı sekili (at). alabora olmak * tekne. alabalı kgiller * Omurgalı hayvanlardan. paylamak. alabros * Fı rça gibi dik kesilmi ş (erkek saçı ). * Ara bozucu. sandal vb. . * Olanca hı zı ile. alabalı k * Ala balı kgillerden. haş lamak. * Aş ı rı derecede. alabanda etmek * dümeni sağ a veya sola. dönek. Ala Yuntlu * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. * Bir serenin yatay durumdan düş ey duruma getirilmesi. alabildi ğ ine * Sı nı rsı z. alabandayı yemek * adamakı ll ı azarlanmak. * iş ler alt üst olmak. alaba ş * Turpgillerden. deniz araçları devrilip ters dönmek. yar ı ya ş yarı kuru olan (toprak). alabanda * Deniz teknelerinin iç yanlar ı . alabanda iskele * Dümeni sol yana doğ ru sonuna kadar çevirme komutu. kemikli balı kları n bir familyası . * Balı ğ ı toplamak için dalyan a ğ ı nı n yukarı ya alı nmas ı . alabanda vermek * azarlamak. alabanda sancak * Dümeni sağ yana do ğ ru. sonuna kadar çevirme komutu. * Selâmlamak için filika küreklerinin yukarı ya kaldı rı lması . ş algama benzeyen bir bitki. ala tavlı * Bitkinin çimlenmesi için yeterli tavı bulmam ı ş (toprak). *İ yice piş memiş (yemek).

daha çok üzüme düş en ben. * Meyvelere. vereceğ ine karga (veya kuzgun) * alı rken kolaylı k gösteren. borçlu karş ı tı . * Para verilerek alı nacak ş ey. alaca karanlı k * Güneş doğ madan önce veya battı ktan hemen sonraki aydı nlı k. alaca dü ş mek * (meyve) olgunlaş maya ba ş lamak. matlûp. alacak verecek * alı ş veri ş iliş kisi.alaca * Birkaç rengin karı ş ı mı ndan oluş an renk. * vakit darlı ğ ı ndan bir öneriyi kibarca geri çevirmek. akla kara karı ş ı k. . alaca a ş alaca bulaca * Çok karı ş ı k renkli. alacabalı kçı l * Balı kçı lgiller familyası ndan. uzunluğ u 50 cm. alacakl ı * Birinden alacağ ı olan. * Keklik. alaca ğ ı na tutmak * bir ş eyi vereceğ e veya borca karş ı lı k saymak. bı ldı rcı n gibi kuş lar ı avlamak için kullanı lan iki renkli bez. * Birkaç renkli iplikten yapı lmı ş dokuma. alacakl ı olmak * birinden alacağ ı bir ş ey bulunmak. sazl ı klarda ya ş ayan bir ku ş türü (Ardeola ralloides). * Ağ açta ilk olgunlaş an meyve. *İ ki veya daha çok renkli. alacak * Bir hesap gereğ ince daha alı nmamı ş olan para. kül rengi. * Aş ure. * Birinden alacağ ı olan kimse. mal veya ba ş ka ş ey. alacakl ı çı kmak * alacağ ı vereceğ inden çok olmak. * Kötü huy. alacakarga * Saksağ an. alaca ğ ı m olsun da ala kargada olsun * alacaklı olmak iyi bir ş eydir. alaca ğ ı olsun! * "günün birinde ondan öcümü alı rı m" anlamı nda göz korkutma sözü. alaca ğ ı na ş ahin. alaca ğ ı olmak * birinden alı nacak parası olmak. yarı karanl ı k. verirken de güçlük çı karan kimse.

alaçam alaç ı k * Rengi kı zı la yakı n bir çam türü (Picea excelsa). alafrangacı lı k . âdet ve hayatı na uygun. * Alafranga saat. alafranga alafranga müzik * Batı tarz ı nda ve ölçülerinde yap ı lmı ş müzik. alacalanmak * Alaca bir duruma gelmek. alacasansar * Benekli sansar türü. alacalandı rmak * Alaca duruma getirmek. alaturka karş ı tı . alacalı bulacalı * Çok karı ş ı k ve çiğ renkli. alaca bulaca. * Eriyen karlar arası ndan yer yer toprak görünmek. * Keçeden yapı lan çadı r. renkten renge girmek. rengârenk. benek benek boyamak. * Avrupa uygarlı ğ ı nı benimsemiş .alacalama * Alacalamak iş i. Avrupa eğ itimiyle yeti ş miş (kimse). alacalı * Alaca. üzerine oturulabilen klozetli tuvalet. Frenklerle ilgili. alacamenek ş e * Hercaî menekş e. alacalandı rma * Alacalandı rmak iş i. alafranga tuvalet * Batı tarz ı nda kapakl ı . * Renkli ve renksiz kı lları n bütün vücutta düzenli ş ekilde da ğ ı lmayarak büyük ve küçük parçalar hâlinde birleş mesiyle meydana gelen bir at donu. * Frenklerin töre. alacalamak * Renk renk. alacalanma * Alacalanmak iş i. alafranga saat * Günü 24 saat sayarak. alafrangacı * Alafranga hayatı benimsemi ş olan. * Üzeri dal ve hası rla örtülmü ş kulübe. günün baş lay ı ş ı nı gece yarı sı 01 olarak kabul eden saat sistemi. * Herhangi bir heyecan dolayı sı yla benzi kı zar ı p bozarmak. çardak. alacalı k * Alacalı olma durumu.

. alâka *İ lgi. alafrangalı k * Alafranga olma durumu. alafrangalaş mak * Alafranga olmak. ilgili bulunulan. alâkaland ı rmak *İ lgilendirmek. alâimisema * Gök kuş ağ ı . sı ğ ı n (Dama dama). * Gönül bağ ı . ilginç. erkeklerinin boynuzları uca doğ ru kürek biçiminde geni ş leyen. postu benekli. as-alak.* Alafrangacı olma durumu. * Oğ lan saçı biçiminde kesilmi ş (kadı n saç ı ). alafrangalaş tı rma * Alafrangalaş tı rmak i ş i. alafrangalaş ma * Alafranga usulleri benimseme. alageyik * Geyikgillerden. alafrangalaş tı rmak * Alafrangalaş ması na sebep olmak. alâkalanma * Alâkalanmak iş i. alâkabah ş *İ lgilendirici. alâkadar *İ lgili. alâka çekmek (toplamak veya uyandı rmak) * ilgi çekmek. Güney Avrupa ve Kuzey Afrika'da yaş ayan bir cins geyik. alâkadar olmak * ilgilenmek. alafranga olma. -alak / -elek * Fiilden sı fat türeten ek: yat-alak. alâkadar etmek * ilgilendirmek. ilgi çeken. alâgarson * Kı sa kesilmiş saç. çök-elek vb. alafranga davranmak. alâkaland ı rma * Alâkalandı rmak i ş i. alâka duymak * ilgi duymak.

hemen. tüyleri alacalı bir kuş türü. zevk almak. alâmetifarika * Bazı ticaret eş yası üzerine konulan. *İ lgisiz. ilgisini kesmek. yakı nl ı k duymak. * Bir ş ey çekici gelmek. iş aret. * Beneklerle. . ayrı lmak. marka. * Orman içinde düz ve ağ açsı z yer. maskelemek. * Ayı rı cı nitelik. kamuflâj. uzunluğ u 200 ile 250. alâkay ı (veya alâkası nı ) kesmek * ilgiyi. alamana ağ ı * Kı yı lardan uzak sularda avlanmak için iki alamana kayı ğ ı tarafı ndan kullanı lan. kamufle * Balı k avlamakta veya yük taş ı makta kullanı lan büyük kayı k. tabldot karş ı tı . alâmet * Belirti. irilik bakı mı ndan ş aş ı lacak durumda olan ş ey. ay ı rı cı özellik. * Yemek listesinden yemek seçerek. fiyatları ayr ı ayrı hesaplanan (yemek). * Büyüklük. * Yemek listesinden seçilen. alâkok alalama alalamak etmek. açı k ve geni ş yer. düzlük. harf gibi özel iş aret. o eş yayı üreten veya satanı tanı tan resim. niş an. alan * Düz. alamana * Rafadan. alâkal ı alakarga *İ lgili. saha. alâminüt yemek * Kolayca hazı rlanı p tüketilebilen yemek.alâkalanmak *İ lgilenmek. * Alalamak iş i. alâminüt * Çarçabuk. ş ipş ak. alâkart alâkası z alâkası zl ı k *İ lgisizlik. ilgisi olmayan. iliş kisi kalmamak. geniş li ğ i 7 ile 25 kulaç olan büyük ağ . ötücü. anı nda. çizgilerle veya renklerle bezeyerek bir ş eyi bulunduğ u çevreye uydurmak. kestane kargası (Garrulus glandarius). iz. * Saksağ an. * Kargagillerden. meydan. * Gönül bağ lamak. iri gövdeli. kayran. alâmetifarikal ı * Alâmetifarikası olan.

alarga durmak * uzak durmak. C. uzaklaş mak. *İ çinde birtak ı m kuvvet çizgilerinin yayı lmı ş bulundu ğ u var sayı lan uzay parçası . Te gibi elementlerden olu ş an metal görünümünde katı veya sı vı karı ş ı m. * Bir alı cı merce ğ inin net bir görüntü sağ layabildiğ i derinlik ve geniş li ğ in bütünü. ala ş ı mlama * Alaş ı mlamak iş i. ya ğ ma etmek. * kapı p yere vurmak. allak bullak. alan talan * Karmakarı ş ı k. engine açı lmak. yaklaş ma. sokak gibi yerlerde duydukları ürkeklik hastal ı ğ ı . saha. alargadan seyretmek * Uzaktan bakmak. duran bir noktaya birleş tiren do ğ ru parçası nı n birim zamanda taradı ğ ı alan. bazı durumlarda metallerle. * Açı k deniz. * Eski Roma'da açı k hava gösterisi yapı lan geniş yer. park. alan talan etmek * allak bullak etmek. alarga etmek * açı k denize çı kmak. yetkilerini elinden alı p yerinden uzaklaş tı rmak. alan korkusu * Bazı kiş ilerin alan. alan talan olmak * her biri bir yana dağ ı lmak. ilgisiz davranmak. karı ş mak istememek. ala ş ağ ı etmek * birini. P. ala ş ı m *İ ki veya daha çok metalden. açı ktan. alârma geçmek * beliren tehlikeye karş ı direnebilecek. agorafobi. engin. alarga * Açı ktan geç. * Uzaktan. * Yarı ş malar ı n. ala ş ağ ı vur yukarı * çekiş e çekiş e (pazarl ı k). * geri çekilmek. kovmak. * Yüz ölçümü. alan hı zı * Hareket eden bir cismi. dayanabilecek duruma gelmek. dağ ı tmak. alan topu * Tenis. atmak. darmada ğ ı nı k. alargada durmak * uzakta durmak. alârm * Bir tehlike olduğ unda bunu herkesin haber alması için verilen i ş aret. karş ı laş maları n ve oyunları n yapı ldı ğ ı yer.* Bir konu veya çalı ş ma çevresi. alt üst etmek. .

alavereci . yalanla dolanla iş görmek. andavallı . alaturkal ı k * Alaturka olma durumu. alaturkala ş mak * Alaturka olmak. * Düzensiz. * Bir ş eyi elden ele vererek aktarma. alavandal ı * Bkz. alafranga karş ı tı . alaş ı m elementlerini eriterek katmak. alaturkala ş ma * Alaturkalaş mak durumu. alaturkac ı lı k * Alaturkac ı olma durumu. abra ş . alavere dalavere yapmak (veya çevirmek) * hileli. alaturka saat * Güneş in batı ş ı nda 12'yi gösterecek biçimde ayarlanmı ş saat. düzenli bir iş yapmak. söyleyen. * Türk müziğ inden yana olan. * Alaturka saat. alaten alaturka * Cüzamlı . alaturkala ş tı rma * Alaturkalaş tı rmak iş i. alaturka tuvalet * Tuvalet ihtiyacı nı gidermek amac ı yla çömelme usulüne göre yapı lan tuvalet. alaturka eser veren kimse. alaturka müzik * Türk müziğ i. alaturkac ı * Alaturka bilen. yöntemsiz. alavere * Bir ş eyin elden ele geçmesi. * Bu töre ve hayatı benimsemi ş (kimse). * Bu tür müziğ i seslendiren veya çalan. alavere tulumbası * Emme basma tulumbası . ezanî saat. * Kargaş al ı k. görenek.ala ş ı mlamak * Çözen metale. alaturkala ş tı rmak * Alaturkalaş mas ı nı sa ğ lamak. * Eski Türk gelenek. * Vapurlarda bu biçimde taş ı ma i ş i için bordalarda kurulan basamaklı iskele. töre ve hayatı na uygun.

vurguncu. alaya ç ı kmak * askerî bir okulda baş arı gösteremeyerek k ı taya gönderilmek. * Çok kalabal ı k. * Çok miktarda. müstehzi. pek çok. küçümseyerek eğ lenen. bir ş eyle eğ lenme. eksik vb. alay alay alay * Kalabalı k olarak. göz kama ş tı rma. gülünç.* Piyasada fiyatı düş ünce yükselir umuduyla mal alan ve fiyat yükselince malı satan toptanc ı . alay geçmek * alay etmek. * Alay etmeyi huy edinmiş olma durumu. alaya bozmak * alay niteliğ i vermek. alay malay * hep birden. alaybozan * Bir çe ş it fitilli tüfek. * Genel olarak üç tabur (süvarilerde dört veya beş bölük) ve bunlara bağ lı birliklerden oluş an asker toplulu ğ u. alay * Herhangi bir törende veya gösteride yer alan topluluk. onu küçümseme. söz. eğ lenmek. bir ş eyin. yönlerini küçümseyerek e ğ lence konusu yapmak. alâyiş * Gösteriş . hepsi. âlây ı vâlâ ile * bütün gösteri ş i ile. spekülâtör. fazla sayı da. alaycı lı k alay ı nda olmak * iş i önem vermeyerek yapmak. * Bütünü. birlikte. alay beyi * Albay rütbesinde jandarma alay komutanı . * Alay eden. alaycı * Alay etme huyu olan. alaya almak * alay etmek. alâyiş li . kusurlu. bir durumun. küçümseyen. davranı ş gibi yollarla biriyle. i ş iş aka konusu yapmak. alay gibi gelmek * inanı lacak gibi olmamak. * Ses tonu. alay etmek * bir kimsenin.

müstehzi. alazlanma * Alazlanmak iş i. . * Doğ um sı rası nda temizli ğ e dikkat edilmemesi yüzünden loğ usanı n tutulduğ u ateş li hastalı k. * Alev. alaylı * Erlikten yetiş miş subay.* Gösteriş li. albasma. küçümseyici. aleve tutmak. albay albaylı k * Albay rütbesi veya albayı n görevi. alazlanmak * Alazlamak iş ine konu olmak. * Vücutta kı zı ll ı k veya k ı zı l lekeler belirmesi durumu. albeni * Alı m. * Alev alev. miralay. alaylı alays ı * Alaya benzer. albatr albatros exulans). * Gösteriş li. * Gerekli okul eğ itimini görmeden kendini yetiş tirmiş olan (kimse). acı vermek. üstünde kı zı llı k veya kı zı l lekeler belirmek. yalaz. su mermeri. * Alay edici. yakmak. cazibe. *İ nsan derisi için. * Kaymak taş ı . soğ an vb. çekicilik. albeni vermek * çekiciliğ ini art ı rmak. * Sı zlatmak. alazlamak * Bir ş eyin yüzünü alevden geçirmek. ilgi toplamak. görkemli. hoş ve güzel göstermek. 1 m uzunluğ unda. albasma albastı * Albastı . mektepli karş ı tı . loğ usa humması . Atlantik Okyanusu'nda yaş ayan iri bir kuş türü (Diomedea * Rütbesi yarbay ile tuğ general arası nda bulunan ve ası l görevi alay komutanlı ğ ı olan üstsubay. * Fı rt ı na kuş ugillerden. ciddî olmayan. alaz alaz alaz alaza alazlama * Alazlamak iş i. debdebeli. * Dökülen tohumlarla ertesi yı l kendiliğ inden çı kan tah ı l.

albenili * Alı mlı . * Kalı n ses. durumlarda) A ş ağ ı olanları kendisiyle eş it tutan veya kendi değ erini olduğ undan a ş ağ ı gösteren (kimse). albüminli *İ çinde albümin bulunan. * Değ eri ve gücü az olan elektrik potansiyeli. alçak kabartma * Heykel sanatı nda. azot. hidrojen ve kükürt olan. * Bir sanatçı nı n eserlerinin bir bölümünün yer ald ı ğ ı kaset. en ahlâksı zca davran ı ş larda bulunan. çekici. suda eriyen. * Bile bile en kötü. pul gibi ş eyleri dizip saklamaya yarayan bir tür defter. alçak gönüllü * (makam. kendini çok beğ enmek. özellikle böbrek hastalı kları nda idrarda albümin bulunması durumu. alçak ses * Hafif ses. beyaza yak ı n renkte. alçak gerilim * Düş ük voltajlı elektrik hattı . alçak bas ı nç * Barometrede 760 mm altı nda bulunan. rezil hain. albümin iş eme * Birçok hastalı klarda. alçak * Yerden uzaklı ğ ı az olan. yüksek karş ı tı . kötü havaya iş aret olan hava durumu. birleş imi karbon. * Aş ağ ı . uzunçalar. aş ağ ı lı k. albinos albüm * Resim. alçak kavu ş um * Kavuş umda gezegenin güne ş le yer aras ı nda bulunması . alçacı k da ğ lar ı ben yarattı m demek * çok kurumlu olmak. mütevazı . yüksek olmayan (yer). * (boy için) Kı sa. * Herhangi bir konu ile ilgili kı sa aç ı klamalar verilerek resimler bası lmı ş olan kitap. fotoğ raf. yüzeyden ç ı kı ntı sı az olan kabartma. tekerçalar. hayvanları n doku ve sı vı lar ı nda bulunan. * Akş ı n. albümin * Bitkilerin. namert. oksijen. yapı ş kan madde. soysuz. alçacı k * Çok alçak. cazibeli. alçak gönüllülük * Alçak gönüllü olma durumu. ak tutma. alçak yaylak . albenisi olmak * çekiciliğ i bulunmak. para vb.

alçakça * Oldukça alçak. * Değ erini azaltmak. * Alçalmak iş i. cezir. * (insan için) Değ eri azalmak. aş ağ ı lı k kimselere yaraş ı rcası na. * Kabarma alçalma olayı nda suları n indiğ i dönem. alçarak alç ı * Az alçak. inme. alçakla ş tı rmak * Alçaklaş mas ı na sebep olmak. normal tahı l ziraatı yap ı lan alanları n bitiş iğ inde genellikle deniz seviyesinden 900-1200 metre yükseklikteki yaylak. * Düş künlük.ş enaat. hor görme. yüksekten aş ağ ı doğ ru inmek. * Alçı taş ı nı n piş irilip toz durumuna getirilmesinden elde edilen madde. alçakl ı k * Alçak olma durumu. * Alçakça davranı ş . alçaltma * Alçaltmak iş i. bayağ ı la ş ma. alçakla ş mak * Bayağ ı laş mak. * Toprağ ı n çöküp oturması . zillet. * Küçük düş ürme. * Aş ağ ı laş ma. alçakla ş tı rma * Alçaklaş tı rmak durumu.* Devamlı oturma bölgesinde. alçaltı ş * Alçaltmak iş i veya biçimi. alçalmak * Alçak duruma gelmek. alç ı taş ı . alçalı ş alçalma alçaltı alçaltı cı * Küçük düş ürücü. alçaltmak * Alçak duruma getirmek. mezellet. zül. alçakla ş ma * Bayağ ı laş mak durumu. * Alçak. alç ı kalı p * Bir ş eyin üzerine alç ı dökülerek alı nan kalı p.

aldat ı lmak * Aldatma niteliğ i olan. * Bir hileye. . jips. * Çabuk ve kolay aldatı lan kimse. * Tavan ve duvarları n alç ı ile kaplanması nda çal ı ş an iş çi. * Alçı kar ı ş tı rmak. yan ı ltı cı . alç ı lı *İ çinde alçı bulunan. sı vatmak. aldanmak * Görünü ş e kap ı larak yanl ı ş bir yargı ya varmak. alç ı pan * Tavan süslemelerinde kullanı lan ve çe ş itli desenleri olan alç ı dan yapı lmı ş kalı p. kandı rı cı . aldat ı cı aldat ı lma * Aldatı lmak iş i. * (bitkiler için) Havanı n birden ı sı nmas ı yla zamansı z açan çiçek. alç ı latma * Alçı latmak iş i.* Toprak içinde katman olarak bulunan ve piş irilip toz durumuna getirilerek alç ı yapmaya yarayan hidratlı kalsiyum sülfat. * Avunmak. * Düş kı rı klı ğ ı na uğ ramak. aldanma * Aldanmak iş i. alç ı ya almak (veya koymak) * kı rı lan bir kemiğ i gereğ i gibi kaynaması için alçı ya batı rı lmı ş sarg ı ile sarmak. aldanç aldangı ç aldan ı ş * Aldanmak iş i veya biçimi. * Üzeri ot veya kumla örtülmüş çukur. kanma. alç ı cı * Alçı taş ı nı çı karan kimse. bir yalana kanmak. * Alçı lamak i ş i. oyalanmak. alç ı lama alç ı lamak alç ı latmak * Alçı ile kapattı rmak. alç ı lanmak * Alçı lamak i ş ine konu olmak. alç ı lanma * Alçı lanmak i ş i. yanı lmak. * Alçı ile sar ı lmı ş olan. * Alçı ile sı vamak. so ğ uk sebebiyle donmak. tuzak.

umursamayan. tasası zl ı k. ald ı rtmak * Aldı rmak iş ini baş kası na yaptı rmak. ilgi göstermemek. ilgisiz kalmak. i ğ fal etmek. avutmak. aldat ı ş * Aldatma iş i veya biçimi. kay ı tsı zlı k. ald ı rmaz * Bir ş eye önem vermeyen. ilgilenmemek.* Aldatmak iş ine konu olmak. değ er vermek (bu fiil. bu anlamı ile ancak olumsuz. baş tan çı karmak. gere ğ i gibi uyanı k olmay ı ş ı ndan yararlanarak onun zararı na kazanç sağ lamak. aldatmak * Beklenmedik bir davranı ş la yanı ltmak. * (karı veya koca) E ş ine sadakatsizlik etmek. yalan söylemek. lâkaydî. kötü yola sürüklemek. * Elindekini baş kası na kapt ı rmak. kayı tsı z. * Birine verilen sözü tutmamak. ald ı ğ ı abdest ürküttüğ ü kurbağ aya değ memek * sağ ladı ğ ı yarar. * Oyalamak. * Bir ş eyin görünürdeki durumu. . * Karş ı sı ndakinin dikkatsizli ğ inden. ald ı rı ş sı z * Aldı rmaz. aldatmaca * Aldatmaya dayanan davranı ş . * Getirtmek. ald ı rı ş etmemek * önem vermemek. aldehit ald ı * Alkolleri oksitlendirme veya asitleri indirgeme yolu ile elde edilen uçucu bir s ı vı . ald ı rı ş * Aldı rmak iş i veya biçimi. ilgisizli ğ inden. * Aldı rmak iş i. o ş eyin niteliğ i bakı mı ndan yanlı ş bir kanı vermek. * Ayartmak. * (halk edebiyatı nda) söylemeye baş ladı . ald ı rma ald ı rmak * Almak iş ini yapt ı rmak. soru veya ş art biçimlerinde kullanı lı r). ald ı rmazl ı k * Aldı rmaz olma durumu. aldı rmamak. * Vücuttan herhangi bir parçayı veya organı sa ğ lı k sebebiyle operasyonla ç ı kartmak. umursamayan. * Sı ğ dı rmak. umursamamak. aldatma * Aldatmak iş i. ihanet etmek. * Önem vermek. ald ı rtma * Aldı rtmak iş i. verdi ğ i zararı karş ı lamamak. aldatı cı oyun. lâkayt.

alemci . çarçabuk. tuhaf.alegori * Bir görüntü. en çok. ivedilikle. evren. özellikle. alelâcayip * Acayip üstü çok acayip. madenden yap ı lmı ş ay yı ldı z veya lâle biçiminde süs. * Duygu. * Ortam. alelı tlak * Genel olarak. sı radan. âlem * Yeryüzü ve gökyüzündeki nesnelerin oluş turduğ u bütün. * Dünya. * (yöntem gereğ i. cihan. alelusul alem * Bayrak. alegorik aleksi * Alegori ile ilgili. * Alelâde olma durumu. * Her zaman görülen. baş kalar ı . kurala uygun bir biçimde. * Okuma yitimi. düş gücü. olağ an. âlem yapmak * sazlı sözlü eğ lenmek. * Kendine özgü birçok niteliğ i bulunan ş ey veya farkl ı davran ı ş içinde bulunan kimse. * Aynı konu ile ilgili kimseler veya bu kimselerin uğ raş ları nı n bütünü. yöntem üzere) Yol yordam gereğ ince. çevre. * Durum ve ş artlar. * Minare. * Bayağ ı . * Hele. sancak direğ i gibi yüksek ş eylerin tepesinde bulunan. * Hesaba sayarak. kubbe. düş ünce. bir yaş antı veya bir davranı ş ı n daha iyi kavranması nı sağ lamak için göz önünde canlandı rı p dile getirme. bambaş ka. alelâdelik alelhesap alelhusus alelumum * Genel olarak. alelâcele alelâde * Çok acele ederek. * Hayvan veya bitkilerin bütünü. genellikle. * Eğ lence. alem olmak * sembol olmak. * Herkes. garip.

alemdar * Bayrağ ı veya sancağ ı taş ı yan. * Açı ktan açı ğ a. zevkusefaya kapı lmak. herkesin içinde. üniversel. gizlemeden. âlem ş ümul * Dünya ölçüsünde. alerji * Bazı canlı ları n birtakı m yiyeceklere. herkesin içinde yapı lan. alet . açı kça. ilâçlara. tetikte. alesta durmak * tetikte beklemek. evrensel. sancaktar. âlemin ağ zı torba değ il ki büzesin * Bkz. alesta beklemek * hazı r durumda beklemek. alesta * Harekete hazı r. alenîle ş mek * Herkesçe bilinir duruma gelmek. alessabah * Sabah erkenden. alesta tutmak * hemen kullanı labilecek durumda bulundurmak. meydanda. alenî * Açı k. alerjisi bulunan. ortada. âleme dalmak * çevre ile ilgisini kesip iç dünyası na kapanmak. yakı ş ı klı . alenîle ş me * Alenîleş mek i ş i veya durumu. bayraktar. elin ağ zı torba değ il ki büzesin. * Herhangi bir maddeye veya kimseye karş ı olumsuz duyguları olan. aleniyet * Açı k olma durumu. toz. koku gibi nesnelere karş ı hastalı k derecesinde gösterdikleri aş ı rı tepki. uygun olur mu?. âlemi var m ı ? * yakı ş ı k alı r mı . açı klı k. * eğ lenceye. * Önder. herkesin gözü önünde. minarelerine alem yapan veya takan kimse. alerjik * Alerji ile ilgili olan. * Bir kimseye veya bir ş eye karş ı olumsuz yönde duyulan aş ı rı duyarlı k.* Camilerin kubbelerine. alenen alengirli * Gösteriş li.

alet olmak * bilerek bir çı kar karş ı lı ğ ı veya bilmeyerek kötü bir iş te aracı lı k etmek. alev gibi parlamak * canlı . * coş mak. alev alev alevlendirme * Alevlendirmek iş i. alevlendirmek . * Alevli olarak. öfkelenmek. flâma. kı vı lc ı m. alev makinesi * Düş man üzerine alevli sı vı lar püskürten taş ı nabilir alet. sı caklı k.ı ş ı lı ş ı l olmak. * Vücut ı sı sı herhangi bir sebeple artm ı ş ve bu sebeple k ı zarm ı ş olarak. yalaz. alev saçağ ı sarmak * bir olay. ucundan bir alev püskürterek yanan ve kurş un boru i ş lerinde kullanı lan bir araç. * Halife Ali yanlı sı olma durumu. telâş lanmak. aletli * Aleti olan veya aletle yapı lan. heyecana gelmek. önüne geçilemez. ateş bacay ı sarmak. * Mı zrak uçlar ı na takı lan küçük bayrak. alev lâmbas ı * Gaz veya benzinle çalı ş an. tehlikeli bir duruma gelmek. vası ta olmak. maş a. alev * Yanan maddelerin veya gazları n türlü biçimlerde uzanan ı ş ı klı dili. * Ateş . Alevî Alevîlik * Alevîliğ e bağ lı (kimse). alev k ı rmı zı sı * Alev rengi. * Bir sanatı yapmaya. alet edevat * Bu el iş ini veya mekanik bir iş i gerçekleş tirmek için kullanı lan araçlar.* Bir el iş ini veya mekanik bir iş i gerçekleş tirmek için özel olarak yapı lmı ş nesne. aletli jimnastik * Birtakı m aletler kullanı larak yapı lan jimnastik. * Hoş görülmeyen bir i ş e yard ı mcı veya aracı olmayı kabul eden kimse. alaz. alet etmek * bir iş te birini uygun olmayan bir biçimde kullanmak. heyecanlanmak. ayg ı t. alev almak * tutuş mak. * Bir makineyi oluş turan ve iş lemesine yardı m eden parçalardan her biri. yanmaya baş lamak. alev bacay ı (veya saça ğ ı ) sarmak * ateş bacayı sarmak. yalı m. uygulamaya yarayan özel araç. * Aş k ateş i.

* Karş ı . karş ı tçı . alevli * Alevi olan. q harfleri gibi. * Etkisini. alevlenmek * Alev çı karmaya baş lamak. aleyhine dönmek * destek vermekten vazgeçip karş ı duruma geçmek. aleyhinde olmak * birine karş ı olumsuz duygu ve davranı ş içinde bulunmak. * Parlamak.* Alevlenmesini sağ lamak. aleyhtarl ı k * Bir iş e. * Zorlu. * Bir iş in baş langı cı . * Kuzey Afrika'da ve İ spanya'da yetiş en ve kâğ ı t. ş iddetini artı rmak. * Bir dilin harflerini tanı tarak okuma öğ renmeyi sa ğ layan kitap. çoğ altmak. onun için iyi olmamak. aleyhtar * Karş ı olan. alfa ı ş ı nları * Radyoaktif maddelerin yaydı klar ı üç ı ş ı ndan biri. aleyhinde (veya aleyhine) söylemek (veya bulunmak) * çekiş tirmek. aleyh aleyhe dönmek * karş ı durum almak. alfabe * Bir dilin seslerini gösteren. hararetli. karş ı tçı lı k. w. birinin zararı na olmak. öfkeli veya heyecanlı bir durum almak. karş ı t. halı yapı mı nda kullanı lan bir bitki. selâmet üzerinize olsun" anlamı nda karş ı lı k. aleykümselâm * Arapça selâmünaleyküm selâmlama sözüne verilen "esenlik. ip. karş ı duruma geçmek. zı t. alevlenme * Alevlenmek iş i. tutuş turmak. *Ş iddetli. aleyhine olmak * bir iş . yermek. Türk alfabesinde bulunmayan x. aleyhte olmak * karş ı durum almak. harekete veya düş ünceye karş ı olma. . belirli bir sı raya göre dizilmiş belli sayı da harflerin bütününe verilen ad. alevlenmiş . alfa alfa * Yunan alfabesinin birinci harfi. alfabe d ı ş ı * Bir milletin alfabesinde bulunmayan harf.

algı n . çinko. algı lama algı lamak * Algı lamak iş i. idrak etme. * Su yosunu. algı latma * Algı latmak i ş i veya durumu. * Bazı gemilerin baş veya k ı ç tarafı ndan eğ ik olarak uzat ı lmı ş bulunan makaralı . alacak. idrak edilmek. algı lanma * Algı lanmak iş i veya durumu. algı bı ça ğ ı * Haş haş kozası nı çizmeye yarayan alet. algı algı * Bir ş eye dikkati yönelterek. alfabetik * Alfabe sı rası na göre dizilmiş . * Alfa ı ş ı nları nı n tedavide kullan ı lmas ı na verilen ad. algı * Kazanç. * Rüş vet. alfabetik sı ralama * Bkz. algı lanmak * Algı lamak iş ine konu olmak. algı lay ı cı * Algı yetkisi olan. o ş eyin bilincine varma. idrak etmek. alfabe sı rası .alfabe sı rası * Harflerin alfabedeki belirli düzene göre diziliş i. alfaterapi alfenit alg algarina * Ağ ı r bir ş eyi denizden çı karmak veya denize indirmek iş inde kullanı lan büyük vinçli deniz teknesi. * Vergi. * Bir olayı veya bir nesnenin varl ı ğ ı nı duyum yolu ile yal ı n bir biçimde bilinç alanı na almak. algı latmak * Algı lamak iş ini birine yapt ı rmak. idrak ettirmek. * Haş haş sütünü toplamakta kullan ı lan ka ş ı k. idrak. * Eş itlik ilkesini sağ lamak için uyulan düzen. alfabetik katalog * Eserleri yazarları n soy adları na veya adları na göre sı raya sokan katalog. *İ çinde bakı r. nikel bulunan ve çatal b ı çak takı mı yapmakta kullan ı lan gümüş lü bir ala ş ı m. kı sa ve kal ı n dikme.

al ı k * Akı lsı z.. * Azrail.. kameraman. kameraman. kamera. -al ı / -eli * ". al ı cı gözüyle bakmak * inceden inceye gözden geçirmek. * Görüntüleri alan cihaz. vurgun. görüntülerin filme al ı nması nı sağ layan kimse. * istemek. gid-eli. budala. sersem. al ı cı verici * Bağ ı ş ladı ğ ı nı geri alan. * sağ lı klı . al ı k * Hayvan çulu. * Eskimiş giyecek. algoritma * IX. moru mor * telâş veya yorgunluktan yüzü k ı pkı rm ı zı kesilmiş (olarak). al ı al. al ı cı ku ş * Atmaca. hastalı klı . alı cı hareketlerini gerçekleş tiren. k ı rlarda yetiş en yabanî bir ağ aç (Crataegus). al ı cı kı lı ğ ı na girmek * müş teri gibi davranmak. ebleh. al ı cı çı kmak * müş teri bulunmak. * Bu ağ acı n mayho ş yemiş i. Orta Ça ğ da ondalı k sayı sistemine göre yapı lan ve son zamanlarda belirli herhangi bir kurala ba ğ lı bulunan her türlü hesap iş lemine verilen ad. canl ı kanlı . almaç. al ı cı yönetmeni * Alı cı yı doğ rudan doğ ruya çal ı ş tı ran ve yöneten. tutkun. Harezmli yolu. al ı k al ı k .* Cı lı z. mü ş teri. algler * Su yosunları . * Televizyon alı cı sı nı doğ rudan çalı ş tı ran kimse. * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren cihaz. al ı cı bulmak * müş teri bulmak. * Birine gönül vermiş . al ı ç * Gülgillerden. al ı cı * Satı n almak isteyen kimse. talip olmak.-den beri" anlam ı nda zarf-fiil eki: al-alı . * Ahize. yüzyı lı n ba ş ı nda yaş amı ş olan Türk matematikçilerinden Musaoğ lu Harezmli Mehmed'e Arapları n unvan olarak verdiğ i Elharezmî adı ndan batı da yapı lan bir terim. * Kendisine bir ş ey gönderilen kimse. zayı f. görme-y-eli vb.

al ı konulma * Alı konulmak iş i. baş la-y-al ı m. al ı klaş tı rma * Alı klaş tı rmak iş i. bekle-y-elim vb. cazibe. al ı k salı k * Aptal. * Birini. al ı konulmak * Alı koymak iş ine konu olmak. al ı klı k * Alı k olma durumu veya alı kça bir iş . * Aptalca. ş aş kı nş aş kı n. -al ı m / -elim *İ stek kipinin çokluk 1. al ı m satı m bürosu * Alı ş veriş iş lerinin yap ı ld ı ğ ı veya düzenlendiğ iş ube. engel olmak. al ı klaş ma al ı klaş mak * Alı k duruma gelmek. gönlü çeken durum. alı ş veriş . al ı m satı m ofisi * Alı m satı m bürosu. al ı koymak * Bir süre için bir yerde tutmak. tatil edilmek. al ı m satı m * Satı n alma ve satma iş i. al ı koyma * Alı koymak iş i. * Mani olmak. gid-elim. al ı m * Almak iş i. * Alı klaş mak i ş i. al ı k al ı k bakmak * aptalca. ş aş kı nş aş kı n. * Kurum. al ı klaş tı rmak * Alı k duruma getirmek. . yapmakta olduğ u veya yapmak istediğ i iş ten geri tutmak. al ı m çalı m * Gösteriş . * Gözü. bir ş ey karş ı sı nda aptalla ş ı pş aş ı rmak. yer. ş aş kı nlaş mak. aptallaş mak. menedilmek.* Aptalca. * Mahrum etmek. gurur. çekici hareket. * Ayı rı p saklamak. çalı m. kiş i eki: al-alı m. al ı mcı * Baş kas ı nı n hesab ı na alacak toplayan veya kabul eden kimse.

al ı msı zlı k * Alı msı z olma durumu.al ı mlı * Alı mı olan. çalı ş arak. al ı n yazı sı * Yazgı . ar damarı çatlamı ş . galeri. kader. ön yüz. al ı nmak . * Karş ı . talih. al ı ndı al ı ndı lı * Para veya baş ka bir ş eyin teslim al ı ndı ğ ı nı gösteren belge. k ı rı lan. * Bir ocakta her türlü ayak. * Yerine gitmesini sağ lamak için gönderenin ek bir ücret ödeyerek postaya alı ndı karş ı lı ğ ı nda verilen (mektup.). mukadderat. ka ş larla saçlar arası ndaki bölümü. cazibeli. emek vererek kazanmak. paket vb. * Kurumlu. baca. zahmetli bir iş görmek. makbuz. çalı mlı . * Yapı larda cephe süsü. al ı n * Yüzün. * (bazı ş eylerde) Ön. al ı nma * Alı nmak iş i. gururlu. alnı n ortası . al ı n çatı sı *İ ki kaş ı n arası . al ı mlı çalı mlı * Gösteriş li. al ı mlı lı k al ı msı z * Alı mlı olma durumu. al ı nlı k * Kadı nları n alı nları na taktı klar ı alt ı n veya gümüş ten süs eş yası . al ı n teri dökmek * çok emek vermek. al ı n teri * Emek. cazibesiz. * Alı mı olmayan. al ı n damarı çatlamak * Bkz. al ı nganlı k * Alı ngan olma durumu. güzel. kuyu ve yolun ilerletilmekte olan yüzeyi. çekici. çabuk gücenen. al ı n teri ile kazanmak * hak ederek. al ı ngan * Aş ı rı duygulu.

al ı rl ı k al ı ş * Duygusal uyarı mları alabilme yeteneğ i. al ı r almaz * hemen. münasebet. bir davranı ş ı n kendisine karş ı oldu ğ unu sanarak incinmek. al ı ntı lama * Alı ntı lamak i ş i. * Bir sözün. * Uyarlanmak. alı ntı yapmak. al ı ş veri ş * Alı m satı m iş i. al ı ş veri ş e çı kmak * alı m satı m iş i için çarş ı ya gitmek. al ı p satmaz görünmek * ilgisiz görünmek veya davranmak. adapte olunmak. artmak. aktarmak. çekememek. geçinememek. derhal. al ı ş fiyatı * Bir mal için alı m kar ş ı lı ğ ı ödenen para ve üretim gereçleri fiyatı . al ı ntı lamak * Bir yazı ya baş ka bir yazarı n yazı sı ndan cümle veya cümleler almak. al ı p vereceğ i olmamak * bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak. al ı ş veri ş yapmak * alı m satı m iş ini gerçekleş tirmek. yayı lmak. al ı ş veri ş i kesmek * biriyle ilgisi kalmamak. iktibas. idrak kabiliyeti. al ı p yürümek * az zamanda çok ilerlemek. al ı ş ı k * Herhangi bir duruma alı ş mı ş olan.* Almak iş i yap ı lmak. al ı p vermek * yürek çarpı ntı sı geçirmek. * Almak iş i veya biçimi. iktibas etmek. ço ğ almak. al ı ntı * Bir yazı ya baş ka bir yazarı n yazı sı ndan alı nmı ş parça. * Baş ka bir dilden alı nmı ş kelime. kı rı lmak veya öfkelenmek. * Elde edilmek. aktarma. al ı p sattı ğ ı olmamak * hiç ilgisi bulunmamak. al ı p verememek * anlaş amamak. *İ li ş ki. al ı ş ı k olmak .

ı sı nmak. * Yakı nlı k. uygun gelmek. al ı ş kanl ı k. al ı ş kanlı ğ ı nda olmak * iyice alı ş ı k bulunmak. yanmaya baş lamak. intibak etmek. mutat. * Tutuş mak. . al ı ş kan * Alı ş kı n. itiyat. al ı ş ı lmı ş * Her zamanki. * Yadı rgamaz duruma gelmek. itiyat edinmek. al ı ş ı klı k * Alı ş ı k olma durumu. * Sürekli ister olmak. al ı ş mı ş kudurmuş tan beterdir * alı ş ı lan bir ş eyden kolayca vazgeçilmez. * Etkisini yitirmek. huy hâline getirmek. * Alı ş mak i ş i. * Evcilleş mek. * Bağ lanmak. * Bir ş eye al ı ş mı ş duruma gelinmek. al ı ş kanlı k * Bir ş eye al ı ş mı ş olma durumu. hiç yabancı lı k çekmemek. * Yapı lmaya al ı ş ı lmı ş davran ı ş . al ı ş ma al ı ş mak * Bir iş i tekrarlayarak kolaylı kla yapabilmek. *İ ç ve dı ş etkilerle davran ı ş ları n tekrarlanması . huy. al ı ş ı lmamı ş * Nadir. ehlîleş mek. az rastlanan. al ı ş kanlı ktan kopamamak * belli bir huydan vazgeçememek. al ı ş ı klı ğ ı bı rakamamak.* alı ş kanlı k durumuna gelmek. al ı ş kanlı k edinmek * bir ş eyi sürekli yapar olmak. arkadaş lı k. ş artlanm ı ş davran ı ş . al ı ş kı n olmak * iyice alı ş mak. ünsiyet. bilinmeyen. al ı ş kı al ı ş kı n * Bir ş eye veya bir ş ey yapmaya alı ş mı ş olan. hep aynı biçimde gerçekleş mesi sonucu beliren. * Uyar duruma gelmek. al ı ş ı lma al ı ş ı lmak * Alı ş ı lmak iş i. al ı ş kı nlı k * Alı ş kı n olma durumu.

âlicenap * Cömert. Ali * Kiş i adı olarak a ş ağ ı daki deyimlerde geçer. * Hastalı klı . temrin. al ı ş tı rmak * Alı ş mas ı na yol açmak. Ali Cengiz oyunu * "kurnazca ve haince düzen" anlamı nda kullanı lı r. * Onurlu. * Vücudun biyolojik yönden geliş imini sağ layan çalı ş ma. Veli'nin külâhı nı Ali'ye giydirmek * birinden aldı ğ ı nı öbürüne. bilici. * Uyar duruma getirmek. yüksek. âli * Yüce. âlim alimallah âlimane âlimlik * Bilginlik. ş erefli. . egzersiz. bilgiyi kazanmak için yapı lan tekrar. * Bir beceriyi. * Âlime yakı ş an.al ı ş tı rma * Alı ş tı rmak iş i. Ali'nin külâhı nı Veli'ye. alinazik * Közlenmiş patlı can. Ali k ı ran baş kesen * çok zorba. Ali k ı ran baş kesen * zorba. Ali'nin külâhı nı Veli'ye. sakat. idman. alifatik alil alim * Bilen. âlimin yaptı ğ ı gibi. ötekinden aldı ğ ı n bir baş kası na vererek i ş ini yürütmek. Veli'nin külâhı nı Ali'ye giydirmek * (bir kimse) birinden aldı ğ ı nı ötekine. söylenen bir sözün do ğ rulu ğ una inandı rmak için kullanı lı r. bir baş kası ndan aldı ğ ı nı da ona vererek i ş ini yürütmek. * Bilgin. * Açı k zincirli (organik madde). * Allah "Allah bilir" anlamı na gelen bu söz. âlicenapl ı k * Âlicenap olma durumu. sarı msaklı yoğ urt ve kı yma ile yapı lan bir çe ş it yemek.

midye. alkı ş toplamak . da ğ ı tma. alivre satı ş * Vadeli satı ş . asitlerin kı rmı zı ya çevirmi ş olduğ u bitkisel mavi rengi eski durumuna döndürme özelliğ i vardı r. en iyi. alkali metaller * Oksitlenmelerini sodyum. antiasit. aliyyülâlâ alizarin * Kök boyası . tarak gibi kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanı lan. alkalölçer * Alkalilerin saflı k derecesini belirtmeye yarayan cihaz. alkalimetre * Bkz. onaylandı ğ ı nı anlatmak için el çı rpma. kök k ı rmı zı sı . alize Alka Evli alkali * Tropikal bölgelerdeki denizlerde bütün yı l süresince düzenli esen birtakı m rüzgârlar. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. alkı ş * Bir ş eyin be ğ enildiğ ini. mükemmel. yetiş tiğ i zaman teslim edilmek üzere. rubidyum. ağ ı z kı smı demirden bir a ğ . alkı ş kopmak * birdenbire güçlü bir biçimde el çı rpı lmak. potasyum.aliterasyon *Ş iir ve nesirde uyum sağ lamak için söz baş ları nda ve ortaları nda aynı ünsüzün veya aynı hecelerin tekrarlanmas ı . alkarna *İ stiridye. alkı m * Gök kuş ağ ı . alkı ş lama. alkı ş ağ ası * Padiş ahı alkı ş lamakla görevli kimse. kalevî. alkaloit * Özellikleri ile alkalileri andı ran organik madde. sezyum elementlerinin sağ ladı ğ ı metaller. lityum. önceden pey verilerek yap ı lan (satı ş ). alivre * Ürün daha tarladayken. * Dağ ı tı m. * En güzel. * Alkali metallerin hidroksitleriyle amonyum hidroksitin genel adı . alkalimetre. alkalölçer. alkı ş almak * çok beğ enilmek. alkalik * Alkali ile ilgili olan veya içinde alkali bulunan. Bu maddelerde.

*Ş akş akç ı . alkı ş çı lı k alkı ş lama alkı ş lamak * Bir ş eyin be ğ enildiğ ini. yanı cı . * taraftar olmak belli bir görüş ten yana olmak. *İ çkili. takdir etmek. * Her türlü alkollü içki. ispirto. koruyucusu olduğ una ve tek oldu ğ una inanı lan yüce ve üstün varlı k. alkil alkol * Alkol kökü. Rab. * Beğ enmek. * Alkolden yapı lmı ş veya içinde alkol bulunan. Allah (bin bir) bereket versin . * Türk askerinin hücum narası . alkı ş lanma * Alkı ş lanmak i ş i. renksiz sı vı . yağ cı . Allah Allah! *ş aş ma veya can sı kı ntı sı anlatan bir ünlem. * Alkı ş lamak i ş i. Yaradan. C2H5OH. en usta. alkı ş tutmak * el çı rparak veya topluca. kokulu. yüze gülücü. * Alkı ş çı olma durumu. uçucu. etanol. * En büyük. patates ni ş astas ı nı nş ekere dönüş türülmesi sonucu ortaya ç ı kan glikoz çözeltilerin mayalaş mı ş özlerinin dam ı tı lmas ı yla elde edilen. alkı ş çı * Alkı ş layan (kimse). onaylandı ğ ı nı anlatmak için el çı rpmak. "var ol" gibi sözler ile birini alkı ş lamak. dalkavuk. Mevlâ. alkı ş lanmak * Alkı ş lamak i ş ine konu olmak. * Allah adı baz ı isim tamlamaları nda tamlanan kelimeyi güçlendirir.* çok alkı ş lanmak. ş arap gibi sı vı lar ı n veya pancar. alkolölçer * Sı vı lardaki alkol oranı nı ölçmeye yarayan cihaz. alkolizm alkollü * Alkollü içkilere hastalı k derecesinde düş kün olma durumu. Tanr ı . alkolik * Alkollü içkilere aş ı rı derecede dü ş kün olan (kimse). alkı ş tufanı kopmak * sürekli ve coş kun alkı ş baş lamak. Allah * Kâinatta var olan her ş eyin yaratı cı sı . * Bira. yüksek sesle "yaş a". etil alkol.

Allah bilir * belli değ il. . ş aş ma. Allah ak ı l fikir versin (veya Allah akı llar versin) * akı lsı zca bir davranı ş ta bulunanlar için kullanı lı r. Allah bahtı ndan güldürsün * (evlenecek kı z için) mutluluk dileğ ini belirtir. esirgesin. Allah belâsı nı versin * ilenme sözü. Allah büyüktür * günün birinde hakkı nı alaca ğ ı na. Allah bir yastı kta kocatsı n * yeni evlenenlere "bir arada yaş lanı n" anlamı nda söylenen bir iyi dilek sözü. ben de sana *ş imdi sana borcumu ödeyecek param yok. Allah bana. Allah aş kı na * birlikte söylendiğ i sözün anlam ı na göre ant vermek veya yalvarmak için "Allah'ı nı seversen" anlamı nda. Allah (seni) inandı rsı n * inanı lmas ı pek kolay olmayan bir ş ey anlatı lı rken yemin yerine söylenir. Allah bir * yemin yerine kullanı lı r. kendine yapı lmı ş olan haks ı zl ı kları n düzeleceğ ine inanmak gerektiğ ini anlat ı r. usanç bildirir. Allah art ı rsı n * (gerçek veya alay anlamı nda) Tanrı daha çoğ unu versin. belâdan korusun. Allah (veya Allahı m) * bir ş ey karş ı sı nda hayranlı k veya yakarma bildirir. Allah bağ ı ş lası n * (çocuğ unu. kazan ı rsam öderim. yar ı ş aş ma yollu.* bir kazanç karş ı sı nda durumundan ho ş nut olmayı belirtir. Allah can ı nı alsı n * ilenme sözü. Allah bir dedi ğ inden ba ş ka sözüne inan ı lmaz * birinin çok yalancı olduğ unu anlatmak için söylenir. bazen de gerçek öfke ile söylenen ilenme sözü. * bana öyle geliyor ki. Allah aratması n * yakı nı lacak bir durumda "Tanrı daha kötüsünü göstermesin" anlam ı nda kullanı lı r. Allah ac ı sı nı unutturması n * Tanrı bu acı yı unutturacak daha büyük bir acı göstermesin. sevdiğ ini) Tanrı kazadan. Allah cezas ı nı vermesin (veya Allah cezası nı versin) * yarı ş aka. Allah beterinden saklası n (veya esirgesin) * Tanrı daha kötü duruma düş ürmesin.

kendisine iyiliğ i dokunan biri için kulland ı ğ ı bir iyi dilek sözü. * birinin yaptı ğ ı bir hizmet an ı lı rken onun için teş ekkür yollu söylenir. Allah ecir sab ı r versin * baş sağ lı ğ ı dileğ i olarak söylenir. böyle de olsa onun varl ı ğ ı na ş ükredildiğ ini anlatı r. Allah emeklerini eline vermesin * Tanrı emeklerini boş a çı karmas ı n. Allah göstermesin * Tanrı kötü bir durumla karş ı laş maktan korusun. Allah etmesin * olması istenilmeyen bir durumdan veya bir olaydan söz edilirken söylenir. Allah herkesin gönlüne göre versin * Tanrı herkesin dileğ ini yerine getirsin. bereket versin. Allah esirgesin (veya saklas ı n) * Tanrı korusun! Tanrı kötü durumla karş ı laş tı rması n!. Allah gecinden versin * "çok yaş ayası n"' anlam ı nda kullanı lan bir iyi dilek sözü. Allah hakk ı için * ant içmek veya ant vermek için kullanı lı r. çocuğ u yetim veya öksüz bı rakmas ı n" anlamı nda bir iyi dilek sözü. Allah Halil İ brahim bereketi versin * Tanrı çok versin. . Allah eksik etmesin * Tanrı yokluğ unu göstermesin. Allah düş manı ma vermesin * anlatı lan bir kötülüğ ün büyüklüğ ünü belirtmek için söylenir. Allah eksikliğ ini göstermesin * pek gerekli olan bir ş eyin kusuru anlatı lı rken. Allah dokuzda verdiğ ini sekizde almaz * alı n yazı sı ne ise o olur. Allah derim * pek bozuk bir iş için sorulan "ne dersin?" sorusuna karş ı "söyleyecek baş ka söz bulamı yorum" anlamı nda kullan ı lı r. Allah hoş nut olsun * bir kimsenin. Allah dirlik düzenlik versin * Tanrı aile huzuru versin. Allah hay ı rlı etsin * genellikle bir olay baş langı cı nda "Tanrı uğ urlu etsin" anlamı nda söylenir. Allah dört gözden ay ı rması n * "Tanrı . doğ rusu. Allah için * gerçekten.Allah dağ ı na göre kar verir * Tanrı herkese dayanabileceğ i ölçüde sı kı ntı verir.

Allah kavu ş tursun * birinin yakı nı . kötü duruma düş ürmesin!. Allah kahretsin * "Tanrı cezası nı versin" anlamı nda bir ilenme sözü. Allah rahatl ı k versin * genellikle yatmaya gidilirken söylenen bir iyi dilek sözü. Allah kabul etsin * sevap sayı lan bir iş yap ı ldı ğ ı nda söylenir. Allah korusun (veya saklası n) * Tanr ı tehlikeye. . bulunduğ u yerden ayr ı lı nca kalanlara kavuş ma dileğ inde bulunmak için söylenen söz. Allah rahmet eylesin * ölüleri hayı rla anmak için söylenir.Allah iki iyilikten birisini versin * (ağ ı r hasta için) ya ölsün kurtulsun. * karş ı lı k beklemeksizin. * ne olursun. Allah ne verdiyse * yemek olarak evde ne varsa. Allah mübarek etsin * kutlu olsun. en yakı nları na bile muhtaç etmesin. Allah kuru iftiradan saklas ı n * bir suçlama karş ı sı nda bunun sı rf iftira olduğ unu anlatmak için söylenir. Allah müstahakı nı versin * (gerçek veya alay anlamı nda) çı kı ş ma anlatan bir söz. ya iyi olsun. Allah iyili ğ ini (veya lâyı ğ ı nı ) versin * hoş a gitmeyen bir davran ı ş karş ı sı nda hoş görü ile söylenir. Allah sa ğ gözü (veya eli) sol göze (veya ele) muhtaç etmesin * Tanrı kimseyi kimseye. Allah kerim * Tanrı büyüktür. Allah k ı smet ederse * Tanrı izin verirse. Allah ömürler versin * saygı gösterilen bir kimseye selâm veya teş ekkür olarak söylenir. * onaylanmayan bir durumda alay yollu kullanı lı r. Allah kazadan belâdan saklas ı n * Tanrı 'nı n insanı türlü kötülüklerden koruması dileğ iyle söylenen bir iyi dilek sözü. Allah manda ş ifalı ğ ı versin * çok veya ağ ı r yemek yiyenler için ş aka yollu söylenir. Allah r ı zas ı için * dilencilerin para isterken söyledikleri yalvarma sözü. Allah övmü ş de yaratmı ş * çok güzel olanlar için söylenir. Tanrı 'ya güvenmeli.

Allah taksimi * Eş itlik gözetilmeden yapı lan payla ş tı rma kul taksimi karş ı tı . * birinden pek yana olmayan bir söz söyleneceğ i zaman onun adı ndan önce getirilen giri ş sözü. Allah utandı rması n * bir iş e giriş enlere söylenen baş ar ı dileğ i. çok hı rpalamak.Allah selâmet versin * yola ç ı kanlara "Tanrı kazadan belâdan korusun" anlamı nda söylenen bir u ğ urlama sözü. * dilenciyi savmak için söylenir. Allah vermesin * bir ş eyin olmaması dileğ ini anlatı r. iyiliğ ini senden esirgemesin" anlam ı nda teş ekkür olarak kullan ı lı r. Allah tamam ı na eri ş tirsin * herhangi bir iş veya olayı n iyi sonuçlanması dileğ iyle söylenir. * uzaktaki tanı dı klar an ı lı rken kullan ı lı r. Allah vergisi * Tanrı vergisi. Allah son gürlüğ ü versin * Tanrı . yaradı lı ş tan olan yetenek veya özellik. Allah var (veya Allah' ı var) * doğ rusunu söylemek gerekirse. * yolda güçlük içinde bulunanlara iyi dilek sözü olarak kullanı lı r. Allah taksimi * eş itlik gözetilmeden yap ı lan payla ş tı rma. * "keyfin bilir. Allah sonunu hay ı r etsin * bir iş in sonucu için kaygı duyuldu ğ unda söylenen bir iyi dilek sözü. Allah tekrar ı na erdirsin * tekrar bu günleri görün. Tanrı tanı ktı r. bazen de takı lma ve ş aka için söylenir. Allah taksiratı nı affetsin * (ölüler için) Tanrı kusurları nı bağ ı ş lası n. Allah senden raz ı olsun * yapı lan bir iyilik karş ı sı nda "Tanrı seninle birlik olsun. Allah yazd ı ise bozsun . kul taksimi kar ş ı tı . Allah versin * iyi bir ş ey ele geçirenlere memnunluk bildirmek için. yaş lı lı kta sı kı ntı göstermesin. Allah vere de * iyi dilek anlatı r. Allah yap ı sı *İ nsanlar tarafı ndan değ il de tabiatta olduğ u gibi. Allah yaratt ı dememek * kı yası ya dövmek. Allah seni (veya sizi) inandı rsı n * doğ ru söylüyorum. gidersen git" anlamı nda kullanı lı r.

mescit. "bereket versin" gibi durumdan memnun olundu ğ unu anlatı r. Allah' ı n belâsı * varlı ğ ı üzüntü veren. Allah' ı n gazabı * çok sı kı ntı veren ş ey. Allah' ı (veya Allah'ı nı ) seversen * "Allah aş kı na" gibi. Allah' ı çok. insanı az bir yer * pek ı ssı z ve kuytu bir yer. Allah' ı n adamı * garip. Allah'a emanet * "Tanrı esirgesin" anlamı nda birini överken söylenir. Allah'a (bin) ş ükür * "hamdolsun". Allah'a emanet olun * ayrı lan ı n kalana söylediğ i bir esenleme sözü. * insan gönlü. Allah' ı m! *ş iddetli bir duygulanma anlatan ünlem. saf. Allah' ı n cezası * pek yaramaz.* gerçekleş mesi istenmeyen bir olay veya durum için kullanı lı r. Allah'a yalvar * kendi kusuru yüzünden güç bir duruma düş üp yak ı nan kimseye "ben sana yardı m edemem. ş aş ma veya usanç gibi duygular da anlat ı r. Allah' ı n emri * kader. ş irret. Allaha ı smarladı k * Ayrı lanı n kalan veya kalanlara söylediğ i bir iyi dilek sözü. yerine göre ant verme. Allah' ı n evi * cami. . zavallı (kimse). Allah yürü ya kulum demiş * az zamanda çok para kazananlar veya iş inde çok ilerleyenler için söylenir. Allah' ı n (veya Tanrı 'nı n) günü * (bı kkı nl ı k duygusu ile) hemen hemen her gün. yalvarma için kullanı lmakla birlikte. Allah' ı n binası nı yı kmak * kendini veya baş kası nı öldürmek. Allah'a bir can borcu var * Allah'a vereceğ i canı ndan baş ka hiç kimseye bir borcu yok. benden bir ş ey umma" anlamı nda söylenir. Allah ziyade etsin * (kahve ve yemekten sonra) "Tanrı artı rsı n" anlamı nda kullanı lan bir iyi dilek sözü.

zihin) ş aş kı na dönmek. vicdansı z. . karmakarı ş ı k olmak. insafsı z. Tanr ı sı z. Allah' ı n iş ine bak * (bir iş in. allak bullak olmak * çok karı ş ı k duruma gelmek. ş aş ı lacak bir durum alması nda kullanı lı r. Allahüâlem * Tanrı daha iyisini bilir anlamı nda kullanı lı r. Allah' ı nı seversen * istek. Allah'tan umut kesilmez * daha çok ağ ı r hastalar için söylenilen "iyile ş ebilir" anlam ı nda bir iyi dilek sözü. yazı ktı r!". allama * Allamak i ş i. yapt ı ğ ı kötülüğ ün cezası nı Tanrı versin. kar ı ş mak. ş aş ı rmak. ulu Allah. Allah' ı n kulu * insan. allak * Sözünde durmaz. allak bullak etmek * karmakarı ş ı k bir duruma getirmek. Allah'tan korkmaz * can yakı cı . Allahütealâ * Yüce Tanrı . Allah' ı ndan bulsun * ben kendisine bir ş ey yapmayaca ğ ı m. acı mas ı z. * Acı ması z. insafs ı z. * (aklı nı . Tanr ı 'nı n varlı ğ ı na inanmayan. karmakarı ş ı k. utan. altı üstüne gelmek.Allah' ı n hikmeti * beklenmeyen. kiş i. Allah'tan kork! * "yapma. allahs ı zl ı k * Tanrı sı zl ı k. * Kendisinden hiçbir iş te yararlı k umulmayan saf ve zararsı z (kimse). zihnini) dü ş ünemez duruma getirmek. sebebi anlaş ı lmayan veya ş aş ı lan ş eyler için kullanı lı r. * Kendisine güvenilmesi doğ ru olmayan (kimse). Allah'tan * iyi ki. * (akı l. * yaradı lı ş tan. düzeni bozulmak. allahlı k allahs ı z * Tanrı 'yı tanı mayan. kimse. bir olayı n) beklenmedik. allak bullak * Alt üst. dönek. aldatı cı . düzeni bozmak. dilek ve yalvarma amac ı yla kullan ı lı r.

kaldı rmak. * Almak iş i. * Allanmak iş i. * Bir ş eyi veya kimseyi bulundu ğ u yerden ayı rmak. donatmak" anlamı na gelen allamak pullamak deyiminde geçer. çok bilgili. * Bir parçanı n allegrodan biraz daha ağ ı r çalı nacağ ı nı anlatı r. * Bir ş eyi elle veya ba ş ka bir araçla tutarak bulundu ğ u yerden ayı rmak. * Al duruma gelmek. *İ çine sı ğ mak. alla ş ma alla ş mak allegretto allegro * Bir parçan ı n canlı . reseptör. * Al olma durumu. iktibas. * Derin ve çok bilgisi olan. fethetmek. * Birlikte götürmek. all ı all ı pullu all ı k * Üzerinde al renk bulunan. * Bir elektrik akı mı nı alı p baş ka bir kuvvete çeviren cihaz. allâme kesilmek * her ş eyi bilir görünmek.allamak allâme * "Süslemek. * Göz alı cı renkler ve ş eylerle süslenmiş . alma almaç almak . allâmelik taslamak * bilgisiz olduğ u hâlde her ş eyi bilir görünmek. * Alı ntı . * Yanı nda bulundurmak. allem * Bir iş i istediğ i duruma getirmek için "her türlü kurnazca çareye ba ş vurmak" anlam ı yla allem etmek kallem etmek deyiminde geçer. * Allaş mak iş i veya durumu. alı cı . neş eli ve hı zlı çal ı naca ğ ı nı anlat ı r. * Ele geçirmek. allâmelik * Allâme olma durumu. * Kadı nları n süs için yanaklar ı na sürdükleri al boya. ahize. * Satı n almak. allanma allanmak * Süslenmek.

* (erkek. * Bürümek. * (tat veya koku için) Duymak. elde etmek. bayram. * (ölüm sebebiyle) Ayrı lmak. ile evlenmek. almanak * Yı lı n gün. * (içeri) Götürmek. * Zararlı . * (yol için) Gitmek. Alman papatyas ı * Orta Avrupa'da yetiş en bir papatya türü (Anfhemis mobilis). * Alman halkı na. mayş or. Almancı * Almanya yanlı sı olan (kimse). * Davranı ş veya makam değ iş tirmek. koymak. Alman * Cermen soyundan olan halk ve bu halktan olan kimse.. iş ten çekmek. eksiltmek. * Sürükleyip götürmek. * Örtmek. * Kı saltmak. * . sarmak. gibi anlamak. (mesafe) katetmek. Almanya'ya özgü olan ş ey. * Bir yeri savaş la ele geçirmek.. ay gibi bölümlerinden baş ka. Alman usulü * Bir topluluk için yapı lan harcamada giderlerin herkese e ş it olarak bölüş türülmesi yöntemi. Almanca dil. istatistik bilgilerini gösteren kitap biçiminde takvim. * Temizlemek.* Kabul etmek. meteoroloji. Alman gümü ş ü * Çinko. * Yutmak. içine çekmek. yı l dönümü gibi belli günleri ve birtakı m astronomi. * Yerini değ iş tirmek. * Kazanmak. * Soldurmak. kaplamak. * (süre için) Değ iş tirmek. * Kendine ulaş tı rmak. çekmek. * Göreve. * Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çı karmak. bakı r ve nikelden yapı lan. koparmak. * Yolmak. * (motor) Çalı ş ması için gerekli olan elektrik veya yakı ttan yararlanı r duruma gelmek. * Hint-Avrupa dillerinin Cermence kolundan. yı kanmak. kullanmak. tehlikeli bir ş eye uğ ramak.. iş e baş latmak. * Gidermek. Avusturya ile İ sviçre'nin bir bölümünde kullanı lan * Almanları n kullandı ğ ı dil. * Çalmak. Almanya. * Baş lamak. * (içecek veya sigara için) İ çmek.. almamazl ı k * Kabul etmeme durumu. kadı n için) . * Görevden. * Kazanç sağ lamak. yok etmek. iletilmek. gümüş ü andı rı r bir ala ş ı m. * Bu dile özgü olan. . hafta. banyo için) Yapmak. * (duş . *İ çeri sı zmak.

Almancı lı k * Almancı gibi davranma. aln ı na kara sürmek * bir kimsenin haksı z yere kötü tanı nması na yol açmak. takdir etmek. aln ı nı n kara yazı sı * kötü kaderi. almaş ı klı k * Dönüş ümlü ve düzenli sı ralanma. aln ı açı k yüzü ak * çekinecek hiçbir durumu veya ayı bı olmayan. * Birinin doğ ru olmas ı ötekinin yanlı ş lı ğ ı nı gerektiren iki önermenin oluş turduğ u sistem. aln ı nda yazı lmı ş olmak * bir olayı n. alternatif. almaş ı k *İ ki veya daha çok ş eyin sı ralanmaları nda değ iş iklik olan. kötü talihi. kiş inin baş ı na gelmesini Allah' ı n buyurmuş olduğ una inanmak. Almanla ş ma * Almanlaş mak i ş i veya durumu. ön yüzü. ş erefiyle. Almanla ş tı rmak * Almanlara özgü yaş ayı ş tarz ı kazandı rmak. * Almaş lı olarak iş leyen. Almanla ş tı rma * Almanlaş tı rmak i ş i. aln ı nı karı ş lamak * küçümseyerek meydan okumak. aln ı nı n ak ı ile * ayı planacak bir duruma dü ş meden. mütenavip. almaş lı alnaç * Almaş niteliğ i olan.* Almanya'da çalı ş an Türk iş çisi. münavebe. * Bir ş eyin ön taraf ı . alo * Telefon konuş ması nda kullanı lan seslenme sözü. baş ar ı göstermiş olarak. . Almanla ş mak * Alman yaş ayı ş tarz ı nı benimsemek. aln ı ndan öpmek * beğ enmek. tertemiz. ke ş ikleme. bir solda bitmiş yapraklar. almaş ı k yapraklar * Sapı n iki yanı nda karş ı lı klı değ il de aral ı klı olarak bir sağ da. almaş *İ ki veya daha çok ş eyin sı ra ile değ iş tirilerek kullanı lmas ı veya kendiliğ inden değ iş erek çal ı ş ması .

fosfor gibi maddelerin. * Karbon. * Birkaç ş eyin içinden bize göre uzak olanı . * Oturulurken uyluk kemiklerinin yere gelen bölümü. al ş imi al ş imist alt * Elementleri altı na çevirmek isteyen bir iş alan ı . Alp yı ld ı zı * Dağ ları n çok yüksek yamaçları nda yetiş en bir çiçek (Paradisia liliastrum). ayr ı m. kahraman. * Alt kelimesi ". alt alta * Birbirinin altı nda olarak. * Bu hayvanı n yünü veya bu yünden dokunan kumaş . * Mücahit. yiğ itlik. * Yiğ it. altı nda" biçiminde kullan ı ld ı ğ ı nda "bir ş eyin etkisinde" anlamı nı verir. üst karş ı tı . uzun tüylü. alt cins * Bir cins içinden ayrı lan ikinci derecede bir cins. alt alta üst üste * birbirleriyle itiş ir kalkı ş ı r durumda. * (kaynatma veya piş irmede) Yanan ocak. * Alş imi ile uğ raş an kimse. simya. alpaks alpinist alpinizm alpl ı k * Alp olma durumu. * Kolayca bükülebilen alüminyum ve silisyum karı ş ı mı .. alt bölüm * Yazı larda bölümlerin ayrı ldı ğ ı parçalardan her biri. Güney Amerika'da yaş ayan. * Dağ cı lı k. * Bir ş eyin yere yak ı n bölümü. b) (sı nı flamalarda) ikinci derecede olan. * Bir nesnenin tabanı . kahramanl ı k. simyacı . . * (birkaç ş eyden) Yere yakı n olan. * Bir ş eyin yere bakan yan ı . ocak alevi. alpaka * Çifte parmaklı lar takı mı nı n devegiller s ı nı fı ndan.. * Alt bir isimle tamlama kelime oluş turduğ unda a) önceki ismin kavramı na etki veya yer anlamı katar: Ayak alt ı .alogami alotropi alp * Bir çiçek tepeciğ inin baş ka bir çiçek tozu ile tozlanmas ı . fiziksel bakı mdan ayrı özellikler gösterebilmesi durumu. Alp eren * Derviş . * Dağ cı . memeli bir hayvan (Lama glama pacos).

* Belli bir konuyu ele almak amacı yla bir kurul içinden birkaç ki ş i seçilerek oluş turulan kurul.alt çene *İ nsan ve hayvanlarda yiyecekleri çiğ nemeye yarayan. alt diş alt dudak * Dudaklardan altta bulunanı . alt tabaka * Tabakalardan altta bulunan. alt kat alt kurul alt olmak alt s ı nı f * Bir sı nı f içinden ayrı lan ikinci derecedeki sı nı f. içmek. * yenilmek. alt ş ube * Bir ş ube içinde kurulan ikinci derecedeki ş ube. alt etmek * üstünlük sağ lamak. alt deri * Üst derinin altı nda bulunan ikinci tabaka. çoğ u kez hücre zarlar ı kalı nlaş mı ş özel doku. * Böceklerin ağ ı z sisteminde bulunan alt parça. öbürü tikel olumsuz. . yenmek. alt damak * Damaklardan altta olanı . karş ı karş ı ya konmu ş iki önermeden her biri: Bazı insanlar bilgindirler" ile "Bazı insanlar bilgin değ ildirler" gibi. alt karş ı t * Konusu ile yüklemi aynı olan. alt çene oynamak * yemek. oynayabilen çene. * Alt çene üzerinde sı ralanmı ş diş lerin biri. sı rtı nı yere getirmek. hipoderm. alt hava yuvar ı * Dünyamı zı ku ş atan atmosferin 10 km kalı nl ı ğ ı nda olan alt katmanı . hipoderm. alt ı rk * Aynı ı rk içinde yeti ş tirme amacı na ve çevreye ba ğ lı kalı narak değ iş me uğ ratı lmı ş ve bu yolla ı rk içinde özellikle fizyolojik nitelikleri bak ı mı ndan kalı tsal sapma gösteren hayvan topluluğ u. * Bazı gövde ve yaprakları n üst derilerinin altı nda bulunan. biri tikel olumlu. * Bir yapı nı n veya aracı n katları ndan altta bulunan bölümü. alt familya * Bir familyanı n içinden ayrı lan ikinci derecede bir familya. alt güverte * Gemilerde güvertelerden altta bulunanı . alt geçit * Trafik akı mı nı kesmemek için bir yolun altı ndan geçirilen yol.

Kore ve Japon dillerinin kendisinden türediğ i varsayı lan ana dil. üst yapı karş ı tı . alt üst olmak * çok karı ş ı k duruma gelmek. * Yabancı dildeki bir filmin konuş maları nı çeviri olarak görüntünün altı nda veren yaz ı . alt taraf ı (veya yanı ) * geriye kalanı . alt yapı * Bir yapı için gerekli olan yol. Mançu-Tunguz. su. alt tür alt üst * Bir tür içinde ayrı lan ikinci derecedeki tür. elektrik gibi tesisatları n hepsi. alt yaz ı lamak * Alt yazı ları haz ı rlamak ve gerçekleş tirmek. * Çok karı ş ı k ve da ğ ı nı k. dergi gibi yayı nlarda çı kan resim ve foto ğ rafları açı klayan yaz ı . alt üst böre ğ i * Önce bir yüzü. * Altayistik ile uğ raş an kimse. alt yaz ı layı cı * Alt yazı lamak iş ini yapan (kimse). tedirgin olmak. alt yanı çı kmaz sokak * sonu gelmeyen. * iş in daha sonras ı . sonra çevrilerek öbür yüzü kı zartı larak pi ş irilen börek. * zarar vermek. Altayist Altayistik . kanalizasyon. rahatsı zlı k vermek. sonuç alı namayan iş ler için söylenir. düzenini bozmak. olup olacağ ı . yı kı lmak. * rahatsı zlanmak. üzülmek. * heyecanlanmak. * huzursuz etmek. * çok karı ş ı k duruma getirmek. alt yaz ı * Gazete. * değ eri. alt yaz ı lama * Alt yazı lmak iş i. * Türk. alt üst etmek * alt yüzünü üst yüzüne getirmek. yı kmak. Altayca * Altay Türkçesi. Moğ ol. alt yaz ı lı * Alt yazı sı bulunan (film.alt tak ı m * Bir takı m içinde kurulan ikinci derecedeki takı m. görüntü). * Toplumun ekonomik yapı sı nı oluş turan ve insan bilincinden bağ ı ms ı z olarak biçimlenen üretim iliş kilerinin hepsi.

seçenek. alternatif * Seçilebilecek bir baş ka yol. üstü ş iş hane * (giyim için) altı . alt ı lı k * Altı sı bir arada. biri tümel olumsuz. alt ı k * Konusu ile yüklemi aynı olan. * Divan edebiyatı nda her bendi altı mı sradan oluş an nazı m biçimi.* Altay grubuna giren Türk. altı kaval üstü ş iş hane. *İ skambil. * Beş ten bir art ı k. 6. * Almaş ı k. altes * Prens ve prenseslere verilen ş eref unvanı . domino gibi oyunlarda üzerinde altı iş areti bulunan kâğ ı t veya pul. Büyük Ayı 'nı n karş ı sı nda bulunan tak ı m yı ldı z. . alt ı karı ş beberuhi * kı sa boylu olanlar için alay yollu söylenir. alt ı gen * Altı kenarl ı çokgen. Vl. Moğ ol. Altı Kardeş * Kuzey kutup yönünde. biri tikel olumlu. biri tikel olumsuz iki önerme arası ndaki bağ lantı durumu. alt ı ya ş olmak * iş e birtakı m oyunlar karı ş mak. * Bu unvanı taş ı yan kimse. müseddes. alternatör * Dalgalı elektrik akı mı veren üreteç. * Beş ten sonra gelen sayı nı n ad ı ve bu sayı yı gösteren rakam. mütedahil: "Kimi insanlar fanidir" önermesi "Bütün insanlar fanidir" önermesinin alt ı ğ ı olur. Mançu-Tunguz. edebiyat. kendinde herhangi bir ş eyden alt ı tane bulunan. alt ı kaval. * Dalgalı (ak ı m). altı tane alabilen. alt ı kaval üstü ş iş hane * Bkz. biri tümel olumlu. Japon ve Korelilerin dil. kültür ve tarihleriyle uğ raş an bilim dalı . böyle bir iş e giriş mekte sakı ncalar bulunduğ u anlaş ı lmak. üstüne uymaz. yöntem. alt ı dan yemek * hastahanelerde hiç perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek. altı taneden oluş muş . alt ı okka etmek * birini kolları ndan ve bacakları ndan tutup yukarı kaldı rarak sallamak veya götürmek. alt ı alt ı alay üstü kalay * içi dı ş ı gibi özenilmiş olmayan ş eyler için söylenir. alt ı yol * Altı yolun birleş tiğ i yer. alt ı lı * Altı parçadan olu ş an.

üstün nitelikte olan. alt ı n kökü * Güney Amerika'da yeti ş en. alt ı n sarı sı * Altı n rengini andı ran. alt ı n suyu . alt ı n küpü * Altı n para biriktiren. 10640 C de eriyen. parası çok olan kimse. alt ı n babası * Çok zengin. de ğ erli. alt ı n kaplama * Herhangi bir metal altı n suyuna batı rı larak ince bir altı n tabaka ile sar ı larak altı na benzetilmek. ipeka (Cephaelis ipeca cuanha). * Niteliğ i iyi olan. atom ağ ı rl ı ğ ı 196. alt ı n çağ * En parlak ve mutlu çağ . sarı .9 olan. alt ı n gibi * altı na benzeyen. prime time. alt ı n beş ik * Bir elleriyle kendi bileklerini kavrayan iki kiş inin. * Para getiren sanat veya meslek. alt ı n kesmek * çok para kazanı r olmak. kı saltmas ı Au. kusturucu niteliğ i olan bir kök. alt ı n ad ı nı bakı r etmek * kötü iş ler yaparak temiz ve parlak ününü karartmak. yüksek de ğ erli. alt ı n saat *İ zlenme oran ı nı n en çok olduğ u vakit. alt ı n ad ı pul oldu. parası çok olan. * Altı ndan yapı lmı ş . alt ı n leğ ene kan kusmak * varlı k içinde hastalı k veya s ı kı ntı çekerek yaş amak. öteki elleriyle karş ı lı klı olarak birbirlerinin bileklerini tutmaları . alt ı n keseğ i * Yerden temiz külçe durumunda çı kan altı n. kolay iş lenen. alt ı n anahtar her kapı yı açar * para olunca her güçlük yenilebilir. paslanmaz element. alt ı n bilezik * Altı ndan yapı lmı ş kola takı lan ve pek çok türü olan süs eş yası . * Altı ndan yapı lmı ş sikke. k ı z adı dul oldu * uygunsuz davranı ş lar ı yüzünden temiz tanı nan kiş iliğ i lekelendi.alt ı n * Atom sayı sı 79. alt ı n eli bı çak kesmez * varlı klı veya değ erli ki ş ilerin elini kimse bükemez.

* kendini savunamamak. . alt ı ncı his * Bkz. özellikle plâtin ve alt ı n gibi metalleri çözmekte kullanı lan bir karı ş ı m. alt ı n yağ murcun * Bir tür ku ş . sı rada beş inciden sonra gelen. alt ı ndan kalkmak * bir güçlüğ ü yenmek. vurgulamak. * turist. altı ncı duygu. toprak olur (veya altı na yapı ş sa elinde bak ı r kesilir) * giriş ti ğ i iş lerde büyük talihsizliklere uğ rayan kimsenin durumunu anlatı r. yuvarlak. baş armak. alt ı ndan kalkamamak * bir iş i baş aramamak. * Altı sayı sı nı n sı ra s ı fatı . alt ı ncı duygu * Ön sezi. parayı düş üncesizce harcayı p tüketmek. alt ı ndan çapanoğ lu çı kmak * bir i ş te baş a dert olacak bir durumla. üzerine dikkati çekmek. alt ı n yürekli olmak * çok iyi niyetli olmak. alt ı nı çizmek * (bir sözün) önemini belirtmek. alt ı ndan Çapanoğ lu çı kmak * giriş ilen iş te baş a dert olacak bir durumla kar ş ı laş mak. alt ı nda kalmamak * karş ı lı ğ ı nı vermek. alt ı nbaş alt ı ncı * Daha çok Ege bölgesinde yetiş en. üstesinden gelememek. yumuş ak huylu görünmek. evlilik y ı lı . alt ı n tutsa. parası olan. yağ mur kuş u. alt ı n topu * güzel ve tombul olan kucak çocukları için bir benzetme sözü olarak kullanı lı r. gördüğ ü iyilik veya kötülü ğ ü kar ş ı lı ksı z bı rakmamak. alt ı ndan girip üstünden çı kmak * malı .* Bir kı sı m konsantre nitrik asit ile üç veya dört kı sı m konsantre hidroklorik asitten olu ş mu ş . alt ı n yı l * Eş lerin birlikte ulaş tı kları 50. kalı nca kabuklu güzel bir kavun türü. gelirli kimse. sanatı . alt ı na etmek (veya kaçı rmak) * yatağ ı na veya donuna abdest etmek. alt ı n yumurtlayan tavuk * mesleğ i. bir sorunla kar ş ı laş mak. alt ı nda kalmak * ezilmek. becerememek.

* Sarı kları n üstüne sarı lan sı rma ş erit. birlikte. * Bu ağ acı n kanarya sar ı sı renginde.alt ı nı ı slatmak * yatağ ı na veya donuna küçük abdestini etmek. * Alt ve üst katta olmak üzere. * Hayvanları n altı na yayı lan ot veya saman. uzun. * Ayrı renkte altı yolu olan kuma ş . genel bir kavramı n altı nda yer vermek. her birine altı . kı z memesi. altl ı k . greyfrut (Citrus decumana). * Altlamak iş i. karmakar ı ş ı k etmek. alt ı nlaş ma * Altı nlaş mak iş i veya durumu. altimetre altlama altlamak altl ı * Altı olan. * bir ş ey bulmak için aramadı k yer b ı rakmamak. sı cak bölgelerde yetiş en bir meyve ağ acı . alt ı nı üstüne getirmek * söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düş ürmek. *İ ki çeneklilerden. revolver. * Bu kumaş tan yapı lan gelin giysisi. her seferinde altı sı bir arada olan. alt ı patlar alt ı ş ar alt ı z * Bir do ğ umda dünyaya gelen altı (kardeş ). * Tabak veya bardak altı . * Arabaya koş ulan atları n yolları kirletmemesi için kuyru ğ unun altı na yerleş tirilen torba. tadı acı msı meyvesi. * Altı sayı sı nı n üleş tirme biçimi. * Yükseklikölçer. alt ı nlaş mak * Altı n durumu veya görünümü almak. alt ı ntop * Turunçgillerden. * Altı tane fiş ek alan toplu tabanca. alt ı noluk *İ ş lemeli kadı nş alvar ı . * Altı n sı rma veya kı laptanla i ş lenmiş çizgili ipek kumaş ve bu cins kumaş lar ı n üstünde bulunan sı rma iş lemeli yollar. altl ı üstlü * Altı ve üstü birlikte. *İ ri bir tür palamut bal ı ğ ı . alt ı ntop alt ı parmak * Ellerinde veya ayakları nda altı ş ar parmağ ı olan (kimse). dikenli ve kürecikler hâlinde sapları olan bir kaktüs türü (Trollius ranunculoides). greyfrut. * Özel diye alı nan bir ş eye.

fakir. alto altta kalanı n canı çı ksı n * "herkes baş ı nı n çaresine baksı n. her defası nda altm ı ş ı bir arada olan. olumlu davranmak. alümina * Bkz. * Kemanla viyolonsel arası büyük keman. * Alüfte olma durumu. alümin. altmı ş altı ya bağ lamak * temelli olmayan bir çözümle durumu kurtarmı ş görünmek. * Altı n renginde olan. 20500 C de eriyen. beyaz bir toz olan alüminyum oksit (Al2O3). * Altı kere on. altmı ş altı * Altmı ş altı sayı almakla kazanı lan bir çeş it iskambil oyunu. *İ ffetsiz. altunî alüfte alüftelik alümin * Suda çözünmeyen. viyola. alttan alta * gizlice. * Kontralto. sı rada elli dokuzuncudan sonra gelen. her birine altmı ş . cilveli (kad ı n). 60. çekiş mede yenilmek. LX.altmı ş * Elli dokuzdan sonra gelen sayı nı n ad ı ve bu sayı yı gösteren rakam. * Altmı ş yaş ı nda olan veya görünen. alttan güre ş mek * gizli gizli yenme yollar ı nı kollamak. el altı ndan. gücü yetmeyen ne olursa olsun" anlamı nda kullanı lı r. altmı ş ı ncı * Altmı ş sı fat ı nı n sı ra bildiren biçimi. altmı ş dörtlük * Bir notanı n altm ı ş dörtte biri değ erinde olan nota. oynak. altta yok üstte yok * yoksul. alttan (veya a ş ağ ı dan) almak * sert konuş an birine kar ş ı yumu ş ak. altmı ş ar * Altmı ş sı fat ı nı n üleş tirme biçimi. alüminyum . altta kalmak * herhangi bir çatı ş mada. altmı ş lı k *İ çinde altmı ş tane bulunan. elli dokuzdan bir art ı k.

amaç edinmek * bir amaca ulaş ma isteğ inde bulunmak. ferç. ama ne * ne hoş . yuvarlak. . * Beklenmeyen bir sonucu anlatan iki cümleyi onun sebebi durumunda olan cümleye bağ lar. * Görmez. * Uyarma veya ş artlı bir ifade niteli ğ inde olan bir cümleyi. alüvyon lı ğ . alyans alyon alyuvar Am * Amerikyum'un kı saltmas ı . * Torba biçiminde küçük boş luk veya geniş lemiş kı sı m. * Hedef. gümü ş parlaklı ğ ı nda.* Atom numarası 13. atom ağ ı rl ı ğ ı 26. * Bir yargı yı veya bir buyruğ u pekiş tirmek için de kullanı lı r. hedeflenen amacı n dı ş ı nda. alvere tulumbası * Emme basma tulumba. * Bir parçanı n sevimli ve cana yakı n çalı nacağ ı nı anlatı r. kil gibi çok ince taneli ş eylerin kum ve çakı lla karı ş ması yla olu ş an yı ğ ı n. am * Diş ilik organı . amma. baş ka bir cümleye bağ lamaya yarar. * Eriş ilmek istenilen sonuç. -am / -em * Fiilden isim türeten ek: tut-am. beyaz.98 olan. alveol * Akarsuları n taş ı yı p yı ğ dı kları balçı k. küçük hücre. maksat. * Alüminyumdan yapı lmı ş . alüminyum ta ş ı * Boksit. âmâ amabile amaç amaç d ı ş ı * Gaye dı ş ı . kör. * Para babası . * Bazen dikkati çekmek için cümlenin sonuna getirilir. * Gaye. ama * Çeliş kili ve tutarsı z iki cümleyi birbirine bağ lamaya yarar. çekirdeksiz. eritrosit. * Niş an yüzüğ ü. 6600 C de eriyen hafif bir element. * Kana al rengini veren. *ş aş ı lacak niteliğ i olan. dön-em vb. K ı saltması Al.

tutamak. amaçs ı zl ı k * Amaçsı z olma durumu. aman bulmak * kurtulmak. . *İ ş ler. beğ enme veya be ğ enmeme. gayeli. hedef alma. aman * Yardı m istendiğ ini anlatı r. amaçl ı * Amacı olan. amaçlanma * Amaçlanmak i ş i. zor durumda bı rakmak. aman Allah (Allahı m) *ş aş ma. amaçl ı lı k * Amaçlı olma durumu. iş lemler. kaç-amak vb.amaç gütmek * bir amacı gerçekle ş tirmeye çalı ş mak. amaçlanmak * Amaçlamak iş ine konu olmak. gayesiz. * Çok beğ enmeyi anlatı r: Aman ne güzel ş ey! Bu anlamda kullanı ldı ğ ı nda buna da edatı da getirilebilir. * Rica anlatı r. amaçlamak * Bir amaca ulaş mayı istemek. korku gibi duyguları belirtmek için kullanı lı r. * Bir suçun bağ ı ş lanması nı n istenildi ğ ini anlat ı r. amalierbaa * Matematikte dört iş lem terimine verilen ad. amade -amak amal âmâlı k * Âmâ olma durumu. * (bir iş i) Yapmaya hazı r. istihdaf etmek. * Dikkat uyandı rmak için kullanı lı r. amaçlama * Amaçlamak iş i. aman dedirtmek (veya amana getirmek) * karş ı koyan birini boyun e ğ mek zorunda bı rakmak. amaçs ı z * Amacı olmayan. * Fiilden isim türeten ek: bas-amak. * Bir amaca yönelik. istihdaf. *Ş aş ma anlat ı r. * Usanç ve öfke anlatı r.

* acı mayı p öldürmek. ambalâj * Eş yayı sarmaya yarayan mukavva. aman vermemek * rahat bı rakmamak. acı ması z olarak. profesyonel karş ı tı . * Hoş görüsüz olarak. göz açtı rmamak. * Ata binen kadı n. Amasya'n ı n bardağ ı . tahta. amana gelmek * önce direnirken zor karş ı sı nda boyun eğ mek. biri olmazsa biri daha * ele geçirilmeyen veya kaçan bir ş eye üzülmek bo ş tur. aman zaman * Karş ı sı ndakini yumuş atmak için söylenen sözleri anlatı r. amanı n * Korkma ve ş aş ma sözü. amatör * Bir iş i para kazanmak için değ il. cana k ı yı cı . ambalâjc ı * Ambalâj yapan kimse. öldürmemek. amans ı z * Aman vermez. . amazon * (eski çağ lar ı n Amazonlar ı na benzetilerek) Erkek gibi. amas ı var * herkesin bilmediğ i sakı ncası veya kusurları var. hevesli. çünkü her zaman benzeri sağ lanabilir. sand ı klamak. aman dilemek * önce direnirken zor karş ı sı nda boyun eğ ip canı nı n bağ ı ş lanması nı dilemek. savaş safları nda yer alan kad ı n.aman derim! * sakı n ha. hiç acı mayan. aman vermek * canı nı bağ ı ş lamak. amas ı maması yok! * hiçbir özrün geçerli olamayacağ ı nı anlatı r. amanname *İ slâm devletlerinde düş mana güvenlik içinde olduğ unu bildirmek üzere verilen belge. kâğ ı t. amans ı z hastal ı k * Kanser. ambalâj yapmak * (bir ş eyi) bu gibi maddelerle paketlemek. yalnı z zevki için yapan kimse. plâstik madde gibi malzeme. amans ı zca * Öldürücü bir durumda. amatörlük * Amatör olma durumu. böyle bir iş yapayı m deme.

ambarc ı lı k * Ambarcı nı n gördü ğ ü iş . ambale etmek * Birini düş ünemez duruma getirmek. * bir malı n serbest sürümünü engellemek. ambarlamak * Ambar iş i yapmak. kül renginde bir madde. * Bir malı n serbest sürümünü engellemek için konulan yasak. amber bal ı ğ ı . amber * Amber balı ğ ı ndan ç ı karı lan güzel kokulu. ambalâjlama * Ambalâjlamak iş i. çok yormak. ambalâjlamak * Ambalâj yapmak. bölge. sosyal alanlarda caydı rma amac ı yla yaptı rı m uygulamak. ekonomik. ambale olmak * Çok yorulup iş göremez. * Otomobili fazla gaz vermekten çalı ş maz hâle sokmak. gemilerin kendi limanları ndan ayrı lmas ı nı yasaklama buyru ğ u.ambalâjc ı lı k * Ambalâjcı olma durumu veya iş i. * siyasî. ambarlama * Ambar durumuna gelmek. çakı l gibi yapı malzemesini ölçmekte kullanı lan ve her yanı çoğ unlukla 75 cm olan küp ölçek. ambar * Genellikle tahı l saklanan yer. düş ünemez duruma gelmek. * Genellikle tahı lı n çok üretildiğ i yer. ambar memuru. * Kum. amber ağ acı * Baklagillerden bir cins mimoza (Geum urbonum). * bir mala el koymak. ambargoyu kald ı rmak * ambargo ile ilgili yasaklamayı kaldı rmak. ambargo koymak * gemilerin limanlardan hareketini yasaklamak. müsadere etmek. ambarc ı * Ambara bakan görevli. güçlü bir vantilâtör kullanı larak sa ğ lanan hava ak ı mı ile yeş il ve sulu yemlerin kurutulması . * Güzel kokulu bazı maddelerin ortak adı . * Yiyecek ve bazı eş yanı n sakland ı ğ ı yer. ambargo * Bir devletin. * Geminin yük koymaya ayrı lmı ş yeri. * Eş ya taş ı ma i ş leri yapan kurum veya ortaklı k. ambarda kurutma * Kapalı bir yerde.

hepsinden aldı m payı m * yakı nları ndan beklediğ i ilgi ve yardı mı görmeyen bir kimsenin art ı k yeni bir dilekte bulunmaya niyetli olmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. * Elveriş li. yalnı z dü ş ünce alan ı nda kalmay ı p iş e dönüş en uygulamalı . amelelik amelî * Amele olma durumu. kestirme. tatbikî. cankurtaran (arabası ). ambülâns * Hasta arabası . belirtke. uygun. çok yı rtı cı bir balı k. amcal ı k amcal ı k etmek * birine amca gibi yakı nlı k göstermek. amcamla dayı m. boyu 25 m'ye kadar çı kan. ötürük. *İ ş bakı mı ndan. amcazade * Amcanı n oğ lu veya kı zı . iri ve uzun taneli bir tür pirinç. ba ş ı büyük. fiil. * Amca olma durumu. * Hareketle ilgili olan. * Sürgün. f ı ndı k büyüklüğ ünde. emekçi. ameliyat . iş çe. * Atardamarda kanı n pı htı laş ması veya yağ parçacı kları nı n oluş mas ı sonucunda meydana gelen tı kanma. amca * Babanı n erkek karde ş i. ishal. amberbu amblem amboli * Hindistan'da. ada bal ı ğ ı (Catodon macrocephalus). * Soyut bir ş eyin.* Balinagillerden. * Bir kimsenin dinin buyrukları nı yerine getirmek için yapt ı klar ı . kolay. bir kavramı n sembolü olan varl ı k veya eş ya. tatbikî. *İ ş e dayanan. amele taburu * Genellikle yol yapı m iş lerinde görevli amelelerden oluş an birlik. cankurtaran. amber çiçeğ i * Amber ağ acı nı n toparlak. * Yaş lı erkeklere saygı için kullanı lan seslenme. diş li. altı n sarı sı renginde güzel kokulu çiçeğ i. pratik. amele *İ ş çi. edim. amelimanda *İ ş yapamaz durumda olan. amberbaris * Sarı çal ı . amel * Yapı lan i ş . iş üstünde. İ ran'da yeti ş en. piş ince güzel bir koku veren.

Amerika armudu * Defnegillerden. ameliyatlı * Ameliyat edilmiş . operasyon. önceden hazı rlanı p kabul edilmiş esaslara uygun olarak iş letilmesi. amenajman * Devlete ve kiş ilere ait ormanlar ı n. Amentü * Kur'an surelerinden birinin adı . "diyecek yok" gibi tasdik etme anlatı r. ameliye * Yapı lan i ş . * Tabiî kaynakları n iş letilmesi. amenna *İ nandı k anlamı ile "öyledir". amerikan * Pamuktan düz dokuma. Amerika bademi * Aselbent ve zamk gibi maddeler veren bir sı cak iklim ağ ac ı (Styrax americana). armuda benzer yemiş i. Amerika tavş anı * Kemiricilerden. ameliyathane * Hastaları n ameliyat edildiğ i yer. Amerika'da yetiş en bir a ğ aç. ameliyat masas ı * Üzerinde ameliyat yapı lan özel donan ı mlı masa. Amerika ile ilgili olan. Amerika üzümü *Ş ekerci boyas ı . iş lem. küçük bir memeli kürk hayvanı (Eriomys chincilla). * Amerika'ya özgü. Amerikan * Amerika Birleş ik Devletleri halkı ndan olan kimse. Amerika elmas ı * Antep fı st ı ğ ı gillerden. Amerikal ı * Amerika Birleş ik Devletleri halkı ndan olan kimse. Amerika'da yetiş en bir ağ aç (Persea gratissima). * Bu ağ acı n armuda benzer yemiş i. faaliyetler. İ ş ler. bilader ağ ac ı (Anacardium occidentale). Amerikal ı laş mak * Amerikalı lar ı n yaş ay ı ş tarz ı nı benimsemek. Amerikal ı laş ma * Amerikalı laş mak iş i veya durumu. hasta üzerinde kesme ve dikme yoluyla yaptı ğ ı müdahale. * ç. arka ayakları çok uzun. kaput bezi. ameliyat geçirmek * ameliyat edilmiş olmak.* Operatörün. Amerikan bezi biçiminde de kullanı lı r. "doğ ru". Amerikan bar . * Bu ağ acı n badem biçiminde çekirdekli.

. * Metal olmayan elementler. ametal ametist amfi * Amfiteatr kelimesinin kı saltı lmı ş ı .* Lokanta. amfor. Amerikanist * Amerikan tarihi ve kültürü ile uğ raş an bilimci. amerikan. sı raları arkaya doğ ru basamaklı olarak yükselen salon. Amerikanca * Amerika Birliş ik Devletlerinde kullanı lan İ ngilizce. ye ş il renkli bir silikat grubu. karnı geniş testi. Amerikanvarî * Amerikalı ya yakı ş an biçimde. amfizem amfor *İ ki kulplu. amfibol * Piroksenlere yakı n siyah. amfibyumlar * Kurbağ a ve semenderleri içine alan iki yaş ayı ş lı omurgalı lar sı nı fı . Amerikan bezi * Bkz. amfora amigo amigoluk * Bkz. Kı saltması Am. yapay olarak elde edilen aktinitlerden bir element. otel veya evlerde içki için ayrı lmı ş köş e. * Süs taş ı olarak kullanı lan mor renkte bir tür kuvars. * Amigonun yaptı ğ ı iş . amfiteatr * Dinleyicilerin oturduğ u. * Çoğ unlukla spor yarı ş malar ı nda seyircileri coş turan kimse. amerikyum * Atom numarası 95. * Vücut organları ndan bir bölümünün hava ile ş iş mesi. * Yunan ve Roma'da açı k hava tiyatrosu. yüzergezer. * Hem karada hem de suda hareket eden (taş ı t). esmer. * Toprak parçası . dibi sivri. dar boyunlu. Amerikan salatası * Rus salatası . amfibi harekât * Kara ve deniz araçları yla yap ı lan manevra. Amerikalı gibi. amfibi *İ ki yaş ay ı ş lı .

amiral * Deniz kuvvetlerinde. vücudunun biçim değ iş tirmesiyle olu ş an geçici kollar veya ayaklar üzerinde sürünerek yer de ğ iş tiren. halk deyiş iyle. * Bir iş te emir verme yetkisi olan kimse. * Kibarca olmayan. amire yakı ş an biçimde. * Amiplerin yol açtı ğ ı . faktör. etmen. . * Amir gibi. amirane amirce amiriita amirlik amiyane tabiriyle * halk ağ zı ile. * Bkz. tek değ erli hidrokarbonlu köklerin geçmesiyle oluş an ürünlerin genel ad ı . ita amiri. amipler amipli *İ çinde amip bulunan. âmin * "Allah kabul etsin" anlamı nda. amip * Amipler takı mı ndan. * Amonyaktaki hidrojen yerine. dualar ı n arası nda ve sonunda kullan ı lı r. ordudaki general rütbesine eş it rütbedeki subay. sebep. bayağ ı . amit amitoz amiyane * Amonyağ ı n hidrojeni yerine bir asit kökünün geçmesiyle oluş an birleş iklerin s ı nı f adı . amir gibi. akyuvar ve bazı bakterilerde hücre bölünmesi yoluyla olan çoğ alma.amil amilâz amin * Yapan. emreden. aminoasit * Bir amino grubu ile bir karboksil grubu taş ı yan. amirallik * Amiral olma durumu. proteinlerin temel taş ı olan organik bileş ik. * Amir olma durumu. * Amiralin makamı . * Bir hücreli hayvanları n kök bacaklı lar sı nı fı na giren bir takı mı . * Amire yakı ş ı r biçimde. * Niş astayı parçalayarak ş ekere çeviren bir enzim. etken. * Sı radan. amir * Buyuran. * Amip. tatl ı ve tuzlu sularda ya ş ayan bir hücreli canl ı (Amoibe). üst.

azotlu gübrelerin en çok kullanı lanı dı r. amonyak * Azot ve hidrojen birleş imi olan. amma velâkin * Ancak. amme hukuku * Kamu hukuku. töre d ı ş ı cı lı k. * Döl kesesi. . çağ nak. amonyum sülfat * Sanayide sentez yolu ile elde edilen amonyum nötr sülfat. amonyum karbonat * Hamur kabartmada maya olarak kullanı lan karbonik asidin amonyum tuzu. Ama. amnios suyu * Döl kesesini dolduran ve cenini içinde bulunduran sı vı . amonyaklamak * Bazı yemlerin amonyak veya bir amonyum bileş iğ i ile karı ş tı rmak veya doyurmak. n ı ş adı r kayma ğ ı . amnezi amnios * Hafı za kaybı . * Yanı na getirildi ğ i kelimenin anlamı na a ş ı rı lı k katarak ş aş ma veya hayranlı k anlatı r. nı ş adı r ruhu. bellek yitimi. amme menfaati * Kamu yararı . kamu. bununla beraber.amma * Bkz. amme efkâr ı * Kamuoyu. amonyaklama * Amonyaklamak iş i. ammada yapt ı n ha! * söylenen bir söze pek inanı lmadı ğ ı nı ve ş aş ı ldı ğ ı nı anlatı r. amme * Halkı n bütünü. amoralizm * Ahlâk dı ş ı cı lı k. amme davas ı * Kamu davası . amonyum * Amonyaklı tuzlarda maden rolü oynayan bir birleş im kökü (NH4). amor * Bir çe ş it kumaş . amme idaresi * Kamu yönetimi. keskin kokulu bir gaz (NH3). *İ çinde bu gaz ı n eritilmiş bulunduğ u su.

cihaz. * Piyangoda ödenen para kadar ödenen karş ı lı k. amperölçer * Bir elektrik akı mı nı nş iddetini ölçmeye yarayan ayg ı t. Kı saltmas ı A. * Faizin iş lemesine son vermek için bir tahvilin birden ödenmesi. amplifikatör * Alçak veya yüksek frekanslı akı mları n gerilimini. amper * Elektrik akı mı nda ş iddet birimi. ampul ş iş e. yayları n gereksiz hareketlerini gidermeye yarayan düzen. ampirist * Deneyci. * Herhangi bir bütünden bir parça kesme veya koparma. * Bu düzeni kuran öge. ampirizm * Deneycilik. akı mölçer. yumuş atmalı k. amudî * Dikey. gözleme dayanan. ampütasyon * Bir organı kesip ç ı karma. yükselteç. ampermetre * Amperölçer. havası boş altı lmı ş cam *İ çinde çoğ u kez zerk edilecek.amorf amorti * Biçimsiz. sallantı gibi hareketleri en aza indiren. elektrik akı mı ile akkor durumuna gelerek ı ş ı k verebilen bir iletkeni bulunan. sı vı durumda ilâç bulunan küçük veya büyük cam tüp. ampir ampirik * Bir kurama değ il de yaln ı zca deneye. mobilya. amudufı karî . üslûbu. dik. y ı llı k kârdan ayrı lan belirli pay. amortisör * Motorlu araçlarda sarsı ntı . amuda kalkmak * iki eli üstüne dayanarak bacakları nı havada dikey tutmak. * Birden ödenerek faizinin iş lemesine son verilen tahvil. amortisman * Taş ı nmaz malları n aş ı nmaları na karş ı lı k olarak. amorti etmek * bir giriş imde yatı rı lan parayı zamanla yeniden kazanmak. * Napoleon döneminde Fransa'da ve Avrupa'da yayı lmı ş olan yapı . ş iddetini veya gücünü art ı rmaya yarayan araç. giyim vb. amper saat * Bir amper ş iddetinde akı m geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektrik miktarı . *İ çinde. dikine.

-an / -en -an / -en ana *İ simden isim türeten ek: oğ ul-an > oğ lan. amyant an an an * Zihin. ana bilim dal ı * Üniversite veya fakültelerde bölümlerin alt bilim veya uzmanlı k dalları . küfretmek. anne. o çizginin. * Çocuğ u olan kad ı n. baba ayr ı * anaları bir. esas. * Alacağ ı n veya borcun. lâhza. belirli bir kural altı nda hareket ederek bir yüzey olu ş turmaya yaradı ğ ı nı anlatı r. ana baba yavrusu * nazlı büyütülmüş çocuk. * Yavrusu olan diş i hayvan. bel kemiğ i. ana baba * Ana ile babanı n oluş turdu ğ u birlik. ası l. ana bir. bir tür ak asbest. * Kolayca bükülen ve ateş e dayanan liflerden oluş mu ş . ana baba bir * aynı ana ve babadan olan (kardeş ler). amut * Dikme. * Sı kı nt ı lı kalabalı k. * Zamanı n bölünemeyecek kadar k ı sa bir parçası . kı z-an. * Temel. * Dince aziz tanı nan bazı kadı nlara verilen sayg ı unvanı . * Yaş lı kadı nlara sayg ı lı bir seslenme sözü olarak kullanı lı r.* Omurga kemiğ i. ana arı * Arı beyi. * Fiilden sı fat türeten ek. * Velinimet. ana avrat düz (veya dümdüz) gitmek * sövmek. kök-en vb. yer veya durum. tehlikeli zaman. ana baba eline bakmak * ana ve babanı n verdiğ i para ile geçinmek. * Çizgilerden herhangi birini anlatan kelimeye s ı fat olarak geldiğ inde. *İ ki tarla arası ndaki sı nı r. . telâş lı . dik durumda. babalar ı ayr ı olan (kardeş ler). faizin dı ş ı nda olan bölümü. ana baba günü * Çok kalabalı k.

metropol. ana fikir * Belirli bir konuda bir yazı nı n temeli olan düş ünce. * Gemilerde. . kendi ne kadar zengin olursa olsun. ana dil * Baş ka diller veya lehçeler türetmiş olan dil. ana deniz bilimi * Oş inografi. * Belli bir kurala göre yürütülerek bir biçimin oluş ması na yarayan çizgi. ana doğ rusu * Dönen silindirin yan yüzünü oluş turan dikdörtgenin bir kenarı . k ı ta. aylı k ve bilânço hesapları nı gösteren defter. metropol. ana defter * Ticarî bir kuruluş un. ana çizgi ana dal * Ağ aç. * Bir ülkede büyük kentlerden herhangi biri. * Bir ülkenin veya bir bölgenin çevresindeki yerleş im yerlerine ekonomik ve toplumsal yönlerden egemen olan ve genellikle ülkenin baş ka ülkelerle olan her türlü iliş kilerinin sağ landı ğ ı en önemli kenti. ana dili ana direk *İ nsanı n çocukken anası ndan. ana k ı zı na taht kurar. ekleme direklerde dipteki temel parça. ana gibi yâr olmaz. ana kara ana kent * Yeryüzündeki beş büyük kara parçası ndan her biri. ana duvar * Bir yapı nı n. Bağ dad gibi diyar olmaz * insanlar içinde bize ana kadar candan bağ lı dost yoktur. ana deniz * Kı talar ı birbirinden ayı ran engin deniz. evindekilerden ve soyca bağ lı olduğ u topluluktan öğ rendiğ i dil. büyük ş ehir. ana dü ş ünce * Temel fikir. kı z bahtı kocadan arar (veya ana k ı zı na taht kurmu ş . ana kap ı * Bir yapı nı n süslü. mutlu olamaz. ana kitap * Bir bilim alanı nda yazı lmı ş temel kitap. * Dönen koninin yan yüzünü oluş turan dik üçgenin hipotenüsüne verilen ad. baht kuramamı ş ) * kocası iyi olmayan bir kadı n. büyük ön kapı sı . büyük defter. dört bir yönünü çevreleyen kalı n dı ş duvar. umman. ana kad ı n * Bir ailede veya bir toplulukta en çok sayı lan kad ı n. okyanus. büyük ş ehir. ağ açç ı k veya çalı larda gövdeden ilk çı kan ve bitkinin çatı sı nı olu ş turan dal.ana cadde *Ş ehirde ara sokaklar ı n açı ldı ğ ı geniş yol. defterikebir.

holding. laytmotif. ana kraliçe * Kralı n annesi. ana mektebi * Bkz. saatler içinde en doğ ru giden ve öbür saatlerin ayarlanması nda kullanı lan * Belirli bir yerleş im birimine veya bir ş ehre verilen toplam gazı n ölçülmesi amac ı yla. nazlı büyütülmüş çocuk veya genç. ana kuca ğ ı * Ananı n sevgi ve sevecenlikle dolu çevresi. * Bir gözlem evi veya kurumda. ana motif * Bir sanat eserinde sı k sı k tekrarlanarak ona özellik kazand ı ran motif. ana rahmine düş mek * döl yatağ ı nda cenin olu ş mak. ana sözleş me * Taraflar arası düzenlenen ilk ve temel sözleş me. ana saat saat. ana ş ehir * Ana kent. ana s ı nı fı * Genellikle beş ya ş ı nı bitirmiş çocukları ilkokul öğ renimine haz ı rlayan sı nı f. ana ortaklı k * Birçok ortaklı ğ ı n pay senetlerini elinde bulundurarak onları denetimi altı nda tutan sermaye yatı rı m ortakl ı ğ ı . * Arı beyi. ana kubbe * Camilerde ayaklar veya ana duvar üzerindeki kasnağ a oturtulmu ş kubbe. ana sav ana sayaç *İ leri sürülerek savunulan düş üncelerin en belli ba ş lı olanı . ana kuyu * bir ocakta ana çı kı ş ve havalandı rmada kullanı lan kuyu. ana dağ ı tı m boru hattı baş langı cı na tesis edilen sayaç sistemi. anaokulu. ana toplardamar * Kirli kanı kalbin sa ğ kulakçı ğ ı na boş altan iki büyük toplardamardan her biri. ana muhalefet *İ ktidarı n dı ş ı nda say ı ca en üstün olan parti. ana sanlı * Soyadı nı ana yönünden alan. * Sı kı nt ı ya.ana kök * Tohumun çimlenmesinden sonra kökçü ğ ün toprağ a dalarak geliş mesi sonucu oluş an ilk kök. güç iş lere alı ş mamı ş . ana kuzusu * Pek küçük kucak çocuğ u. .

anadan (yeni) doğ muş a dönmek (veya anadan yeni doğ mu ş gibi olmak) * dertsiz. * Bir ş eyin ilk kez yetiş tigi. * geleneksel. * Sevimli. * Ana olarak. önemli bölüm. ana sevecenliğ i. bilgili. * Kurnaz. deneyli. ana yapı * Bir yapı bütünü içinde yükseklik ve biçim bakı mı ndan göze çarpan. ana yüre ğ i * Annelik duygusu. ana yön ana yurt anaçlaş ma * Anaçlaş mak iş i. göründü ğ ü yer. anabolizma * Özümleme. ana yar ı sı * Teyze. sempatik anne. anac ı l * Anası na dü ş kün (çocuk). *İ ri. sa ğ lı klı bir duruma gelmek. . ana vatan. kart. * doğ uş tan olan.ana vatan * Ana yurt. anaçlaş mak * Anaç duruma gelmek. * Cadde. anaca anac ı k * Küçük anne. * Kuzey. ana yol * Küçük yolları n kendisine açı ldı ğ ı büyük yol. güney. baş ı na buyruk. *İ lk yurt edinilen yer. tasası z. doğ u ve batı yönlerinden her biri. anaç * Yavru yetiş tirecek duruma gelmiş olan hayvan veya yemiş verecek durumdaki a ğ aç. anadan görme * annesinde gördüğ ü gibi. anadan doğ ma * çı rı lçı plak. anaçl ı k * Anaç olma durumu.

* Karmakarı ş ı k. yaba. * Notaları n müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunması nı sağ lamak için portenin ba ş ı na konulan i ş aret. anaforlamak * Yolsuz veya emeksiz olarak kazanç elde etmek. anaforlama * Anaforlamak iş i. çevri.Anadolu * Ön Asya'nı n bir parçası olarak Türkiye'nin Asya kı tas ı nda bulunan toprağ ı na verilen ad. açar. anaforlu anagram * Bir kelimedeki harflerin yerini değ iş tirerek elde edilen kelime. karş ı lı ksı z olarak baş kası nı n yararlanması na imkân vermek. yeti ş ebilen. *İ stenilen yere veya aygı ta. anaforcu * Yolsuz veya emeksiz kazanç peş inde olan (kimse). dirgen. matriarkal. eğ rim. kurgu. * Akı ntı lı . ters akı ntı lar ı n olu ş turduğ u dönme. komütatör. anaerobik * Oksijensiz yerde yaş ayabilen. anaerkillik * Kadı nı n üstünlüğ üne dayal ı toplumsal örgütlenme düzeni. anafora kaptı rmak * emeksiz. anafordan * yolsuz veya emeksiz olarak. burgaç. * Yolsuz veya emeksiz elde edilen ş ey. anahtar * Bir kilidi açı p kapamak için kullanı lan araç. anaforculuk * Anaforcu olma durumu. açk ı . anaerki * Soyda temel olarak anayı alan ve ailede çocuklar ı ana klânı na mal eden ilkel bir toplum düzeni. * Somunları veya vidaları çevirerek sı kı ş tı rı p gevş etmek için kullanı lan çelik saplı araç. sinirli. mader ş ahîlik. iste ğ e göre elektrik akı mı nı n geçmesini sağ lamak için kullanı lan düzen. girdap. * Bir ş eyin zembere ğ ini kurmak için kullanı lan araç. anafor * Bir engelle karş ı laş an su veya hava akı ntı sı nı n dönerek ve çukurla ş arak yaptı ğ ı çevrinti. Anadolulu * Anadolu halkı ndan olan (kimse). cereyanlı . güç durum. *Ş ifre yazmak ve çözmek için kararlaş tı rı lmı ş olan yol. anadut * Ekin veya ot demetlerini arabaya yüklemeye veya harmanı aktarmaya yarayan. * Ananı n egemen olduğ u aile hayatı . uzun saplı araç. . maderş ahî. anaerkil * Anaerki temeline dayanan.

anakonda * Boğ agillerden tropikal Güney Amerika'da yaş ayan. anahtar bitkiler * Mera üzerinde çok bulunan ve bunları n do ğ ru bir ş ekilde otlat ı lmaları ile tüm meran ı n do ğ ru bir ş ekilde otlanmı ş olaca ğ ı kabul edilen bitki türleri. . anahtar taş ı * (yapı cı lı kta) Kemerlerin en üstündeki taş . avı nı sararak ve s ı karak öldüren yı lan (Eunectes murinus). vası ta. anala ş tı rmak * Annedeki özellikleri kazandı rmak. anal ı * Anası olan. anahtar ağ ı zl ı ğ ı * Mobilya kapakları nı n ve çekmecelerin yüzlerine aç ı lan anahtar deliklerinin üzerine çivilenen paslanmaz çelik veya dökümden yap ı lmı ş ortası anahtara uygun. kolayca kullan ı lmas ı nı sa ğ lamak için takı ldı ğ ı maden. çağ a uymaz. delikli metal ve plâstik gereç. anahtarcı * Anahtar yapan. deri ve benzerinden yap ı lan halka veya kı lı f. anahtarcı lı k * Anahtarcı nı n yaptı ğ ı iş . satan veya onaran kimse. -anak / -enek * Fiil köklerinden isim türeten ek. açacak. anakronizm * Tarihe aykı rı lı k. anahtar kelime * Bir kompozisyonda kullanı lan temanı n ifade edildiğ i baş lı ca kelimelerden biri. anakronik * Çağ ı geçmiş . anala ş tı rma * Analaş tı rmak iş i. kasa gibi yerlere anahtar uydurarak hı rsı zlı k yapan kimse. analı .* Konserve kutular ı nı n kapa ğ ı nı keserek açmaya yarayan alet. kilit ta ş ı . araç. anahtarlı k * Anahtarları n kaybolması nı önlemek. * Çağ a uymama. anahtar uydurmak * bir kilidi açmak için kendi anahtarı ndan baş ka bir anahtar kullanmak. anahtar vermek * (tulûat tiyatrosunda) komiğ e nükte yapma kolaylı ğ ı vermek. anahtar ı beline takmak * evde yönetimi ele almak. anal ı kuzu kı nalı kuzu * Bkz. eskimiş . * Kapı . * Vesile.

analiz etmek * Çözümlemek. üzüntü gibi duygular anlatı r. tuz. benzeş me. büyük küçük herkese kar ş ı kullanı lan teklifsiz bir seslenmek. * Sermaye. * Ağ rı yı dindirme. analist * Tahlil. kapital. * Ana duygusu. * Andı rı ş . * Analiz yapan cihaz. acı yitimi.anal ı kuzu. anam avrad ı m olsun * birini kesin olarak inandı rmak için söylenen çok kaba bir ant. su. aygı t veya organ. analiz yapan kimse. analitik analiz * Çözümlemeli. anal ı k etmek * analı k görevini yapmak veya ana gibi yak ı nlı k göstermek. acı duyumunu yok etme. bulgur ve kı ymanı n yoğ rularak küçük köfteler hâline getirilmesi ve bu malzemenin et suyu ve nohut ile piş irilmesiyle haz ı rlanan yemek. anal ı kı zl ı * Salça. anam babam * teklifsiz bir seslenme. beğ enme. tahlil etmek. * Örnekseme. analizci * Analizle uğ raş an veya analiz yapan kimse. * Ana yerini tutan veya ana kadar yakı nl ı k gösteren kadı n. * Sese verilen tona göre ş aş ma. anamal . analojik * Analoji ile ilgili. ağ rı kesen. anal ı k * Ana olanı n durumu. anam! * Kadı n erkek. * Bkz. * Anaca davranı ş . acı . kı nalı kuzu * annesi sağ olan çocukları n mutlulu ğ unu anlatı r. andı rı ş ma. analizör analjezi analjezik analoji * Benzeş im. benzeş meye dayanan. tahlil. çözümleyici. * Üvey ana. * Çözümleme.

* Geleneğ e dayanan. * Bir ticaret iş inin kurulması . * Siyasî ve idarî kurumlardaki çözülme sonucu olarak devlet denetiminin kalmaması durumu.sermaye. baban yahş i * birini. * Kargaş a. sı cak ülkelerde yeti ş en ve örneğ i ananas olan bitki familyası . bu da sana öyle helâl olsun. ananasgiller * Bir çeneklilerden. anaokulu * Öğ renim çağ ı na henüz gelmemiş iki ile alt ı yaş arası ndaki çocuklar ı okul düzenine hazı rlayan eğ itim kuruluş u. kapitalist. anamalc ı * Üretim araçları nı özel mülkiyetinde bulunduran. sermayedar. kapitalizm. gelenekçi. * Anarş i niteliğ inde olan. anan ı n örekesi * saçma bir söze karş ı verilen karş ı lı k. * Anamalcı lı k düzenini benimsemiş . ananet an'anevi * Erkekte cinsel güçsüzlük. an'ane an'aneci * Gelenek. anamal sahibi. an'anecilik * Gelenekçilik. * Bu ağ acı n tad ı . anar ş ik . ananas * Ananasgillerden. yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir malları n bütünü. puluçluk. anamal birikimi * Anamalcı nı n elde ettiğ i artı k de ğ erin bir bölümünü kendi kullanı rken büyük bölümünü anamalı na ekleyerek onu büyütmesi. baş sı zlı k. anan ı n ak sütü gibi (helâl olsun) * anamı n sütü bana nası l helâl ise. an'anesiz * Geleneğ e sahip bulunmayan. geleneksel. bir iş e razı etmek için gereğ inden çok överek yumuş atmak amacı güdüldü ğ ünü ba ş kas ı na anlatı rken kullan ı lı r. anamalc ı lı k * Anamala dayanan ve kâr amacı güden üretim düzeni. kokusu çok beğ enilen meyvesi. anapara anar ş i *İ ş letilen paranı n faiz kat ı lmamı ş bütünü. baş ı bo ş luk. * Ananeye bağ lı olan. anan yahş i. sı cak ülkelerde yeti ş en bir ağ aç (Ananas sativus).

anası ndan doğ duğ una piş man etmek * çok eziyet etmek. bezini al * bir kı zı n karakterini öğ renmek isteyenler. anası ndan emdiğ i süt burnundan (fitil fitil) gelmek * bir iş i yaparken çok sı kı ntı çekmek. kenarı na bak. * Anarş izm yanl ı sı olan kimse. anar ş istle ş mek * Anarş ist özelli ğ i taş ı mak. bütün aile. anar ş istlik * Anarş ist olma durumu. anası turp (veya sarı msak). anası danası * soyu sopu. anası kı lı klı * görüş . anası na bak. anası nı bellemek * bir kimseye en büyük kötülüğ ü yapmak. huy vb. anar ş istle ş me * Anarş istle ş mek i ş i veya durumu. anartri * Dil tutukluğ u. çok üzmek. * canı ndan bezmiş . üş engeç. bakı mı ndan anası na benzeyen. bezdirmek. bitkin duruma gelmek. esaslı bir biçimde. . ası l olarak. eziyet çekmek. anası na avradı na sövmek * birinin anası nı ve kar ı sı nı amaçlayarak çirkin söz söylemek. anası ndan doğ duğ una piş man * çok tembel. babası ş algam (veya soğ an) * ne olduğ u belirsiz kimselerin çocuğ u. anası nı n hâlini göz önüne alı rlarsa aldanmamı ş olurlar. anası l * Kökten. iş i.anar ş ist * Anarş i ile ilgili olan. anası yerinde * bir gencin anası kadar yaş lı (kadı n). anarş izm * Tarihî ş artlar ne olursa olsun devletin ortadan kaldı rı lması na çalı ş an öğ reti. çok sı kı ntı çektirmek. anası ağ lamak * çok sı kı ntı çekmek. kı zı nı al. davranı ş . anası ndan emdiğ i sütü burnundan getirmek anası nı ağ latmak * bir kimseye çok eziyet etmek.

anayasa okutan (kimse). anavaş ya * Göçücü balı kları n Akdeniz'den Karadeniz'e çı kması . anası nı n gözü * çok kurnaz. anatomici * Anatomi uzmanı . anası r anası z anası zl ı k anason * Maydanozgillerden. anası nı sat! (veya satay ı m) * önem verme. anatomist * Anatomiyle uğ raş an bilimci. hinoğ luhin. dikkate almama ve umursamama anlat ı r. yargı lama güçlerinin nası l kullan ı laca ğ ı nı gösteren. anayasa * Bir devletin yönetim biçimini belirten. teş rih. yurtta ş lar ı n kamu hakları nı bildiren temel yasa. aldı rma. anayasal . gövde yapı sı . çok açı k göz.anası nı eş ek kovalası n! * sözü edilen kimse veya iş için b ı kkı nlı k. bunun için gam yeme (yemem)!. *İ nsan vücudunun anatomisi ile ilgili. hayvan ve bitkilerin yapı sı nı ve organları nı n birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim. * Beden yapı sı . anası nı n ipini satmı ş (veya pazara çı karmı ş ) * ipsiz. * Anas ı z olma durumu. * Anayasa konusunda yetkili olan. kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen (kimse). anatomi *İ nsan. yurdumuzda ekimi yap ı lan bitki (Pimpinella anisum). yürütme. kanunuesasî. anası nı n kı zı * anası nı n huylar ı kendisinde de görülen kı z. * Anatomi dersi veren öğ retim üyesi. anatomik * Anatomi ile ilgili. * Unsurlar. * Bir ş eyin olu ş umunda göze çarpan özel yapı . anası nı n nikâhı nı istemek * bir ş eye de ğ erinden çok para istemek. * Anası olmayan. umursama. anası nı n körpe kuzusu * pek küçük kucak çocuğ u. anayasadan yana olan. dalavereci. yasama. anayasac ı * Anayasayı savunan. ögeler. kokulu tohumu hamur iş lerinde ve rak ı yap ı mı nda kullanı lan. katavaş ya. teş kilâtı esasiye kanunu.

* Anı . adagio ile andantino arası . benzerlik durumu. *İ ltibas. beceriksiz. birbirinden ayr ı lmamalar ı gerektiğ ini anlatı r. kanca beraber * bir iş te iki veya daha çok kimsenin. andavall ı * Bön ve görgüsüz. "en çok". yadigâr. andaval * Ahmak. andemi andemik andezit andı k * Sı rtlan. saş kı n. andı rı ş mak * (bir ş ey) Baş ka bir ş eyi andı rmak. ancak * "Yalnı z. andı rma * Andı rmak iş i. hat ı rat. *İ ki ş ey arası nda bazı noktalardaki uygunluk. "ama". * Plâjiyoklâzlı bir yanardağ kültesi. * "Lâkin". beceriksiz (kimse). bazen de çaça. ilerisinin olmadı ğ ı nı gösterir. * Belli bir bölgede sı k sı k görülen hastalı k. andı rı ş ma * Andı rı ş mak iş i. * Belli bir bölgede sı k sı k görülen. anca * Ancak. o iş kötü de gitse. bir ş eyin daha çoğ unun. anbean * Dakikadan dakikaya. * Yarı yavaş . * Genellikle hamsi. * "Olsa olsa". gittikçe. * En erken. analoji. daha hı zlı . analoji. her an. temsil. sardalye veya tirsi balı klar ı ndan yapı lan tuzlu ve ya ğ lı ezme. . andı rı ş * Andı rmak iş i veya biçimi. "güçlükle" gibi. aptal. "yalnı z" gibi bir düş ünceye karş ı t ikinci bir düş ünceyi anlatı r. * Ajanda.* Anayasa ile ilgili. sadece" gibi sı nı rlama anlat ı r. bön. "daha çok". anca beraber. ançüez andaç andante andantino * Andante'den daha canlı . * (çoğ ul durumunda) Anı lar.

angaje olmak . endoskopi. sarı çiçekli. taahhüt etmek. nemli yerlerde yeti ş en. angaje etmek * birini söz veya yazı ile bağ lamak. * Servi ağ acı .andı rmak * Anmak iş ini yapt ı rmak. * Kansı z. andı z * Yaprakları dikenli olan bir çeş it ard ı ç. angaje * Sözle veya yazı lı olarak bağ lanan. * Cı va yerine bir maden kutu kullanmak temeline dayanan kadranlı barometre. ça ğ rı ş tı rmak. anevrizma * Bir atardamarı n bir noktası nda oluş an ur biçimindeki gevş eme ş iş kinli ğ i. * Benzer yanları bulunmak. duyum yitimi. anemometre * Yelölçer. andropoz * Erkeklerde yaş dönümü. * Uyuş turucu bir ilâçla vücudun bütününde veya belirli bir bölgesinde duyuları n yok olması . andoskop * Bkz. anele anemi anemik * Gemilerde türlü iş lerde kullanı lan bir tür demir halka. * Kı rlarda yetiş en yabanî bir otun kökü. fı kra. anestezist * Anestezi uzmanı . anemon aneroit anestezi * Dağ lâlesi. anesteziyoloji * Duyum yitimi bilimi. endoskop. * Kansı zlı k. anekdot * Kı sa veya özlü anlatı mı olan güldürücü hikâye. andı z otu * Birleş ikgillerden. acı ve kokulu bir ot (İ nula). andoskopi * Bkz.

. kendi suları ndaki yabanc ı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanmas ı . hatı r için yapmaya mecbur olmak. Anglikanizm *İ ngiliz kilisesinin tuttuğ u inanç yolu. angajmans ı z * Bağ lantı sı . * Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptı ğ ı zorunlu ücretsiz hizmeti. angajman * Yüklenme. taahhüt. evcilleş tirilebilen bir yaban kuş u (Casarca ferruginea). anı lmı ş . * Usandı rı cı . angarya * Bir kimseye veya bir topluluğ a zorla. Anglikan *İ ngiliz kilisesine bağ lı olan (kimse). * Ördekgillerden. angaryaya koş mak * birini zorunlu olmadı ğ ı hâlde bir iş te çalı ş maya zorlamak. ang ı ç ang ı n * Ünlü. bağ lantı . Kı saltması A. tüyleri kiremit renginde. * Olağ anüstü durumlarda veya sı kı yönetimde devletin vatandaş lara ait ta ş ı tlara el koymas ı . taahhüdü olmayan. angajmans ı zl ı k * Angajmanı olmama durumu. angudî angut * Angut kuş unun renginde. Anglofil *İ ngiliz yanlı sı . zorla yapı lan iş . taahhüdü olan. ve VI. üstlenme. bı ktı rı cı . angarya çekmek * bir iş i isteksizce. Anglosakson * V. * Ana dili İ ngilizce olan kimse. *İ ngilizlere has olan. angajmanlı * Bağ lantı sı . * Savaş durumundaki bir devletin. ücret vermeden yaptı rı lan iş . Angolalı * Angola'da yaş ayan (kimse).* sözle veya yaz ı lı olarak bir ş eye bağ lanmak. angström * Metrenin on milyarda biri değ erine eş it olan ı ş ı k dalgaları nı ölçme birimi. * Harman zamanı fazla sap yüklemek için öküz ve at arabaları nı n iki tarafı na takı lan parmakl ı k. meş hur. angaryac ı * Baş kas ı na ücretsiz iş yapt ı ran kimse. yüzyı lda Büyük Britanya'yı ele geçiren Cermen ı rkı ndan oymaklara verilen ad.

anı klaş ma * Anı klaş mak iş i. * Hazı rlı k. * Anmak iş ine konu olmak. anı k anı klama anı klamak * Hazı rlamak. * Yaş anmı ş olayları n anlatı ldı ğ ı yazı türü. kaba saba. anı klı k anı laş ma * Anı laş mak iş i. anı lma anı lmak * Anı lmak iş i. hatı rlamak. * Anı klamak iş i. an ı durumuna girme. hatı ra. anha minha * Aş ağ ı yukarı . * Hazı r. anı msatma * Hatı rlatma. anhidrit anı * Genellikle kaya tuzu ve alçı taş ı yla birlikte bulunan doğ al. anı msatmak * Hatı rlatmak. anı msama * Hatı rlama. susuz kalsiyum sülfat. anı msanma * Hatı rlanma. anı msamak * Hatı rlamak. * Hatı ra. anı klaş mak * Hazı r olma durumu. anı laş mak * Anı niteliğ i kazanmak.* Ahmak. anı msanmak * Hatı rlanmak. anı rı ş * Anı rma i ş i veya biçimi. .

ima etmek ihsas etmek. * Büyüklüğ ü. anı tlaş tı rmak * Anı t durumuna getirmek. anı ta benzeyen. anı tlaş tı rma * Anı tlaş tı rmak iş i. telmih. * Önemi ve değ eri çok olan eser. anı tlaş ma * Anı tlaş mak i ş i. anı tlaş tı rı lma * Anı tlaş tı rı lmak durumu. dolaylı anlatmak. * Saygı ve sevgi ile anı lı r duruma gelmek. * Eş eğ in anı rı rken çı kard ı ğ ı ses.anı rma anı rmak anı rtı anı rtma * Anı rmak iş i. anı tsal mezar. sembol niteliğ inde yapı . görünüş ü ve güzelliğ iyle görenleri etkileyen. abidele ş mek. görkemli. Anı tkabir * Atatürk'ün mezarı . göze çarpacak büyüklükte. anı tlaş mak * Anı t durumuna gelmek. anı t mezar * Görkemli. abide. anı tsal * Anı t niteliğ inde olan. anı ş tı rmak * Bir ş eyi aç ı kça söylemeyip üstü kapalı anlatmak. anı z . * (küçük a ile) Tarih değ eri olan kiş ilerin mezarı olarak yap ı lan anı t de ğ erindeki yapı . bir atasözünü anlatma veya çağ rı ş tı rma sanatı . anı t de ğ eri kazanmak. abideleş tirmek. * Anı rtmak i ş i. abidevî. * Anı ş tı rmak i ş i. anı tsı * Anı ta benzer. * (eş ek) Ba ğ ı rmak. anı t * Önemli bir olayı veya büyük bir kiş inin gelecek kuş aklarca tarih boyunca anı lması için yap ı lan. * Bir yazı da veya ş iirde bilinen bir olay ı . anı tlaş tı rı lmak * Anı tlaş tı rmak durumuna getirmek. anı rtmak anı ş tı rma * Anı rması nı sağ lamak.

farenjit. anı z biçmek * anı zı ve tarla kenarı ndaki otları biçmek. * Ansı zı n. anjiyografi * Damar içine x ı ş ı nları nı geçirmeyen bir madde ş ı rı nga edildikten sonra damarları n filminin alı nması . hunnak. bası m iş lerinde. anî ak ı n anî hı z anîde anilin boyalar * Taş kömürü eterinden elde edilen. * Boğ az mukozası nı nş iş mesi. * Bir anda gerçekleş tirilen hücum. anîden anif anilin * Ansı zı n. birdenbire. birdenbire. animasyon * Canlandı rma. bir anda. * Bir parçanı n canlı çalı nacağ ı nı anlatı r. * Hemencecik. anı z bozmak * anı zı alt üst etmek için topra ğ ı yüzden sürmek. * Bir anda oluveren. * Sert. * Benzenden türeyen bir amin. . kaba. apansı z. * Canlı cı lı k. birden. yutak iltihabı . bo ğ ak. anı zlı k anî * Anı zı sökülmemiş tarla.* Ekin biçildikten sonra tarlada kalan köklü sap. anjiyoloji * Dola ş ı m organları nı inceleyen anatomi bölümü. * Bir andaki hı z. boya sanayiinde kullanı lan organik boya cevheri. fotoğ rafçı lı kta. * Ekin biçildikten sonra sürülmemiş tarla. anjiyo olmak * anjiyografi çektirmek veya yaptı rmak. animato animizm anjin anjiyo * Anjiyografinin kı saltmas ı .

anlam çı karmak * bir cümlede veya bir metinden yeni ve değ iş ik bir anlam yakalamak veya bulup çı karmak. anlam bilimi * Dili anlam açı sı ndan inceleyen bilim dalı . ankastre * Bir oyuğ a. ankesörlü telefon * Kutulu telefon. bir düş üncenin veya eserin anlatmak istediğ iş ey. anlad ı msa arap olay ı m * hiçbir ş ey anlamadı m. anketçi * Soruş turmacı . Ankara keçisi * Uzun. kı vı rc ı k ve ipek gibi yumu ş ak kı lları olan ve Ankara yöresinde yetiş tirilen evcil keçi türü. mana. anlak anlakl ı anlam * Bir kelimeden. bir sözden. * Zekâ. anket yapmak * bir konuda soruş turma. anlam bilimsel * Anlam bilimi ile ilgili. eklem kayna ş ması . Ankara kedisi * Uzun tüylü ve Ankara yöresinde yetiş en kedi ı rkı . bir tasarı nı n. bir davranı ş veya olgudan anla ş ı lan ş ey. araş tı rma yapmak. anketçilik * Soruş turmacı lı k. sözlerin bir araya gelmesi. anket * Soruş turma. bunları n hatı rlatt ı ğ ı düş ünce veya nesne. yuvaya yerle ş tirilmiş (tesisat). * Bir önermenin. semantik. tiftik keçisi. . Zümrüdüanka. semantik. anlam ayk ı rı lı ğ ı * Karş ı t anlamlı kelimelerin. anlam bayağ ı laş mas ı * Anlam kötüleş mesi. * Zeki. * Anket yapan uzman. fehva.Anka * Masallarda adı geçen ve gerçekte var olmayan büyük bir kuş . anketör ankiloz * Oynar eklemlerde oynaklı ğ ı n kalmaması yla eklemin iş lemez duruma gelmesi. sormaca.

* Bir ş ey üzerinde bilgisi bulunmak. isimden türeme fiil. kayması veya bayağ ı laş ması . bir söze. * Sahip olmayı istemek. isteklerini. anlam iyileş mesi * Kötü ve olumsuz bir anlamı olan bir kelimenin zamanla iyi bir anlam kazanmas ı . dileğ inin yerine getirilmesini istemek. * Doğ ru ve yerinde bulmak. kavrayamam ı ş gibi davranmak. yorumlamak. anlamda ş * Eş anlaml ı . anlamazlı ktan gelmek * bir ş eyi anlad ı ğ ı hâlde anlamam ı ş . müradif. genel bir anlamdan özel bir anlama geçi ş . anlamı na gelmek (veya manaya gelmek) * (bir anlam) bildirmek. anlam kötüleş mesi * Anlamı iyi ve olumlu olan bir kelimenin zamanla kötü veya kötüye doğ ru giden bir anlam kazanması . vukuf. anlam vermek * kendince bir yargı ya varmak. anlam daralması * Geniş kavramları olan bir kelimenin. söyleyenin aklı ndan geçmeyen bir anlam vermek. bu kavramlar içinden tek bir anlam bildirmesi durumu. anlamazlı k * Bir ş eyi anlamamı ş . anlam değ iş mesi * Anlamı n daralması . * Bkz. anlam geni ş lemesi * Dar bir anlamda kullanı lan bazı kelimelerdeki anlamı n ilgili kavramlara yayı lmas ı . müteradif. anlam kayması * Yeni bir anlam vermek üzere kelimelerin gerçek anlamları ndan kayarak kal ı pla ş malar ı . anlamamak * hoş lanmamak. yararlanmak. anlama * Anlamak iş i. yanl ı ş de ğ erlendirmek. * Sorup öğ renmek. * Birinin duyguları nı . anlamland ı rma .* yersiz ve gereksiz bir yargı ya varmak. farkı na varmamı ş gibi davranmak. dü ş üncelerini sezebilmek. anlamda ş lı k * Eş anlaml ı lı k. * (olumsuz veya soru biçiminde) İ yilik görmek. sinonim. * Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğ unu görme. ilgilenmemek. neye iş aret ettiğ ini kavramak. yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteli ğ inde baş ka bir bilgi edinmek. geniş lemesi. anlamak * Bir ş eyin ne demek oldu ğ unu. anlamamazl ı k * Anlamazlı k.

anlaml ı lı k * Anlamlı olma durumu. anlamsal * Anlamla ilgili. ortaya çı kmak. anlaml ı * Anlamı olan. anla ş ı lan * anlaş ı ldı ğ ı na göre. anla ş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi * iş in iç yüzü. manas ı z. anlamsı zla ş ma * Anlamsı zla ş mak durumu. belli olmak. semantik. düş ündürücü. anlamsı zla ş tı rmak * Anlamsı z duruma getirmek. anlaml ı anlamlı * Anlamlı olarak. anlaş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi. anla ş ı lmak * Anlamak iş ine konu olmak. anlamsı z * Anlamı olmayan. galiba. anlam kazandı rmak. muğ lâk. anla ş ı lmaz * Anlaş ı lması güç olan. . itilâf. uyuş ma. manidar. bir anlam verilemeyen. kimselerden biri.* Anlamlandı rmak i ş i. anla ş ma * Anlaş mak i ş i. anla ş ı ldı Vehbi'nin kerrakesi * Bkz. kar ı ş ı k. manalı . anla ş ı lma * Anlaş ı lmak iş i. önemli bir ş ey anlatmayan. anla ş ı k * Araları nda anlaş ma bulunan taraflardan. anlamland ı rmak * Anlamı nı aç ı klamak. bir ş ey demek isteyen. gerçe ğ i öğ renildi. anlamsı zla ş mak * Anlamsı z duruma gelmek. anlars ı n ya! * açı klanmaması gereken bir olay ı dolaylı yoldan anlatmak için kullanı lı r. manas ı zl ı k. anlam vermek. anlamsı zla ş tı rma * Anlamsı zla ş tı rmak durumu. anlamsı zl ı k * Anlamsı z olma durumu.

* Anlatı lmak iş i.* Devletler arası siyasî. anla ş tı rmak * Anlaş mayı . ekonomik. itilâf. kültürel vb. anlat ı * Hikâye etme. anlat ı m bilimi * Üslûp yöntemlerini inceleyen edebî araş tı rma. * Eserlerinde hikâye etmeye. ihtilâf. ekspresyonizm. amaç bakı mı ndan birleş mek. * Bir duyguyu. alanlarda yap ı lan uzlaş ma ve bu uzlaş manı n tespit edildi ğ i belge. inceleme. anlat ı mlı * Düş ünce ve duyguyu güçlü ve canlı bir biçimde anlatan. uyuş mayı sağ lamak. uzlaş mayı . anla ş mak * Düş ünce. ifade. uyuş ma. övmek. uyu ş mazlı k. anla ş mazl ı k *İ ki veya daha çok tarafı n kar ş ı laş an düş ünce ve amaçları arası nda ayrı lı k. anlat ı m * Anlatmak iş i. anlat ı mcı lı k * Bkz. anlat ı m tonu * Anlatı mda mantı k ve dü ş ünce özelli ğ ine göre olu ş an ton. anla ş mazl ı k çı kmak * bir konuda uyuş mazlı k söz konusu olmak. anla ş malı * Anlaş maya dayanan. duygu. bir düş ünceyi. antant. fı kra gibi ş eyleri anlatan kimse. anla ş tı rma * Anlaş tı rmak i ş i. . anlat ı lmak * Anlatmak iş ine konu olmak. tahkiye. anlata anlata bitirememek * bir ş eyden çok söz etmek. anlat ı cı anlat ı lma * Hikâye. stilistik. tahkiyeye ağ ı rl ı k veren (yazar). bir konuyu söz veya yazı ile bildirme. anlat ı mcı * Yalnı zca hikâye etmeye ağ ı rl ı k veren (eser). anla ş ma yapmak * anlaş ma belgesi düzenleyip imzalamak. anla ş maya varmak * bir konuda birisiyle anlaş mak.

anl ı k entelekt. gabavet. bilgi vermek. nakletmek. anlay ı ş * Anlamak iş i veya biçimi. * Bir konu üzerinde açı klamada bulunmak. izah etmek. *İ nandı rmak. takrir. müdrike. belirtmek. kalı n kafalı . anlay ı ş lı lı k * Anlayı ş lı olma durumu. izan. * Hoş görme. izans ı zl ı k. * Hoş görülü.anlat ı ş anlatma anlatmak * Anlatmak iş i veya biçimi. zekâ. gösteriş li. hâlden anlama. anlama gücü. feraset. gabi. * Ölmüş bir insan ı hatı rlamak için yapı lan tören. anlay ı ş sı z * Anlayı ş ı kı t olan. anlay ı ş sı zlı k * Anlayı ş kı tlı ğ ı . yargı lama. * Kı sa süren. zeki. zihniyet. zihniye. ünlü. anlay ı ş göstermek * istenilen veya söylenilen bir ş eyi hoş görüyle karş ı lamak. * Söylemek. anl ı ş anl ı * Güzel. anma * Birini veya bir ş eyi akla getirerek sözünü etme. anlatt ı rmak * Bir konu üzerinde bilgisini ölçmek. * Duyu ve iradeden ayrı olarak düş ünülen bilme melekesi. . zihniyet. * Hoş görüsüz. entelektüalizm. izanlı . oysa anlay ı ş sı z kimselere ne söylense yararsı zdı r. ferasetsiz. * Hoş görüsüzlük. anlatt ı rma * Anlattı rmak iş i. kafası z. ihtifal. kalı n kafalı lı k. anlayana sivri sinek saz. usa vurma. * Ayı rı cı bir nitelik olmak bak ı mı ndan görü ş . kavrayı ş sı z. * Anlatmak iş i. * Anlama yeteneğ i. bir an içinde olan. kafası zl ı k. vurdumduymazlı k. vurdumduymaz. anlamayana davul zurna az * anlayı ş lı kimseleri en küçük bir söz bile etkiler. izansı z. açı klama yaptı rmak. telâkki. anlay ı p dinlemek * (bir olayla ilgili olarak) iyice anlamak. anl ı kçı lı k * Duyu ve irade karş ı sı nda anlı ğ ı n üstünlüğ ünü ileri süren doktrin. anlay ı ş lı * Anlayı ş ı olan. ferasetli.

bergüzar. zikretmek. * Bkz. anmak * Birini veya bir ş eyi akla getirerek sözünü etmek veya onu düş ünmek. alı ş ı lmı ş a ve kurala aykı rı olan. annelik etmek * annelik görevini yapmak veya anne gibi ilgi ve yakı nl ı k göstermek. * Adlandı rmak. anorganik *İ norganik. anons etmek * sözle veya yazı yla bir durumu. aykı rı lı k. * Sı tma mikrobunu aş ı layan bir tür sivrisinek (Anopheles maculipennis). hatı rlamak.anma töreni * Bir kiş iyi veya bir olayı hatı rlamak için yap ı lan tören. anonim ortaklı k * Sermayesi paylara bölünmüş olan ve her ortağ ı n sorumluluğ u sermayedeki pay ı yla sı nı rl ı bulunan ortaklı k. duyurma. annelik * Anne olma niteliğ i veya durumu. gayritabiî. yadigâr. düzgün olmayan. bir haberi halka bildirmek. anormal * Genel olan örneğ e. anmalı k anne anne olmak * (kadı n) çocuk sahibi olmak. anonsör anorak * Baş lı klı . sermayesi hisselere bölünmü ş ve her ortağ ı n sorumlulu ğ u sermayedeki hissesi ile sı nı rlı ortakl ı k. sunucu. anneanne * Annenin annesi. anonim ş irket * En az beş kiş inin kurdu ğ u. anons * Duyuru. su geçirmeyen spor ceket. * Bir armağ anla gönlünü almak. * Yaratı cı sı nı n ad ı bilinmeyen (eser). * Bir sözü ağ zı na almak. anofel anomali * Sapaklı k. hatı ra. * Anı lmak için verilen ş ey. anonim ortaklı k. anonim * Adı sanı bilinmeyen. anonim ş irket. * Çocuğ unu dünyaya getiren kad ı n. .

* Beynin irinsiz iltihaplı hastalı ğ ı . anormalleş mek * Anormal duruma gelmek. * Birdenbire. yemin. bilgilik. anı msamak. anîden. ant içmek (veya etmek) * bir ş eyi yapmaya veya yapmamaya ant ile söz vermek. ansiklopedi * Bütün bilim. bir ş eyi tanı k göstererek bir olay ı doğ rulama. yemin etmek. ansiklopedik sözlük * Alfabetik sı raya göre kelimelerin karş ı lı kları nı geniş bir biçimde veren. birdenbire. artı uç. . ant kardeş i * Bkz. ansiklopedicilik * Ansiklopedicinin yaptı ğ ı iş . ansiklopedici * Ansiklopedi hazı rlayan veya satan (kimse). habersiz. * Değ iş ik alanlardaki bilgileri sistemli bir yöntemle bir araya getirme veya toplama iş i. özel adları da içine alan sözlük türü. ant verdirmek * bir ş eyi yapması için bir kimseye ant içirmek. kan kardeş i. * Kendi kendine söz verme. ansiklopedik * Ansiklopedi ile ilgili. anormalleş me * Anormalleş mek iş i. ant * Tanrı 'yı veya kutsal bilinen bir kiş iyi. akı lsı z. anî olarak. ansı zı n * Hiç hatı ra gelmedik bir sı rada. anormallik * Anormal olma durumu. deli. anı msama. anot ansefal * Kafatası içindeki beyin ve yardı mcı organlar ı n hepsi. * Bkz. ansefalit ansı ma ansı mak ansı z * Anlayı ş sı z. sanat dalları nı tek veya bir arada belli bir yönteme göre inceleyen eser. * Bir elektrolitte elektrik akı mı nı n gelip bağ landı ğ ı ve içeri girdi ğ i uç. * Her konuda biraz bilgi sahibi olan.* Dengesi bozuk. * Bkz.

antarktik * Güney kutupla ilgili. * Duyarga. yurdumuzda Gazi Antep ve Siirt bölgelerinde yetiş en. Antep f ı st ı ğ ı giller * Ayrı taç yapraklı lardan. ince ve sert kabuklu. Antep i ş i * Gazi Antep yöresine özgü. * Olta ş amandı rası nı n alt ve üst kı sm ı nda bulunan ince uçlar. antenli * Anteni olan. anten * Boş lukta yayı lan elektromanyetik dalgaları toplayarak bu dalgaları n transmisyon hatları içerisinde yay ı lmas ı nı sa ğ layan cihaz. sı rt yüzgeçleri uzam ı ş kemikli balı k türü. iskeleti kemikle ş miş . güney kutup yakı nı nda olan. anterit *İ nce bağ ı rsak iltihabı . antet . antagonizma * Tezat. anten yükselteci * Anten ile alı cı arası nda yer alarak elektromanyetik dalgaları n genliğ ini yükselten cihaz. ya ğ lı yemi ş i. tipik örneğ i Antep fı stı ğ ı ağ acı olan bir familya. iplikleri çı karı lmı ş ve kafes ş eklini almı ş kuma ş üzerine aynı renk iplikle verevine sar ı larak yapı lan bir çe ş it el iş lemesi. anterosel *İ nce bağ ı rsak fı tı ğ ı . antant kalmak * anlaş mak. antarktik kara * Güney kutuptaki kara bölgesi. itilâf. uzlaş mak. antenli balı k * Göğ üs yüzgeçleri saplı . Antep f ı st ı ğ ı * Antep fı st ı ğ ı gillerin örnek bitkisi. "çocuklar ı nı n baş ı için" gibi sözlerle karş ı sı ndakini bir ş eye zorlamak. anterostomi * Bağ ı rsak dü ğ ümlenmesinin kesilip alı nması . antant * Anlaş ma. * Bu ağ acı n. uyu ş ma. anterograf * Bağ ı rsak kas ı lmaları nı ölçmeye yarayan alet. Antep baklavası * Antep yöresinde yapı lan özel bir tatl ı türü.ant vermek * "Allah aş kı na. mutabakat. yanlı ş olarak Ş am fı stı ğ ı da denilen bir ağ aç (Pistacia vera).

acayip. virüs. antifriz * Bir sı vı ya katı ld ı ğ ı nda o sı vı nı n donma derecesini düş ürerek donması nı önleyen madde. örtü. birçok mikroba karş ı kullanı lan.* Kâğ ı t veya zarf üstüne bası lmı ş ad ve adres. * Mendil. antiemperyalizm * Emperyalizme karş ı tutum. üçü bir arada tire ile sar ı larak yapı lan diş diş süs. antijen *İ çerisine girdiğ i organizma arac ı lı ğ ı yla antikor olu ş umunu sa ğ layan bakteri. panzehir. antihijyenik * Sağ lı k kurallar ı na aykı rı olma. özellikle eski Yunan ve Roma uygarl ı kları ile ilgili olan. antiasit * Alkalik. olağ ana. parazit gibi protein yap ı sı nda madde. ajur. antiemperyalist * Emperyalizme karş ı olan. antika * Eski çağ lardan kalma eser veya tarihî değ eri olan eski eş ya. antika mobilya * En az yüz sene evvel imal edilmiş olan. antikac ı . antetli * Baş lı klı . tuhaf. baş lı k. * Antik. yatak çarş afı gibi bezlerin kenarları na paralel ipliklerden bir bölümü çekilip dikey olanları n ikisi. ana hatlarda herhangi bir değ iş iklik yapı lmamı ş ve belli bir ekole göre isimlendirilen mobilya. penisilin. * Genele. antik çağ * Eski Yunan ve Roma uygarlı kları nı n geliş ip yay ı ldı ğ ı çağ . antibiyotik * Bitkilerde. streptomisin gibi maddelerin ortak adı . geleneğ e ayk ı rı . antik *İ lk Çağ daki uygarlı klarla. sı çan diş i. kalevî. * Bu çağ a özgü olan. antialerjik * Alerjilerin önlenmesinde veya tedavisinde kullanı lan ilâçları n özelliğ i. davran ı ş veya öğ reti. antibiyotik tedavisi * Bir veya birçok antibiyotiğ in durdurucu veya öldürücü etkisinden faydalan ı larak yapı lan tedavi. antidot * Bkz. antidemokratik * Demokrasiye aykı rı olan. antetsiz * Ba ş lı ksı z. özellikle küf mantarları nda bulunan veya sentezle elde edilen.

76 olan. ço ğ unlukla bası m harfleri alaş ı mı nda kullanı lan. antikomünist * Komünizme karş ı . antikite * Tarihte İ lk Çağ . boynuzlu bir hayvan (Anthilopus). * Hastalı k etkenlerini zararsı z duruma getirmek için vücudun çı kardı ğ ı madde. kanı kaynamamak. sevimsiz. * Sevimsizlik. Kı saltması Sb. çok h ı zl ı koş an. antikac ı lı k * Antika eş ya veya eserlerle uğ ra ş ma i ş i. antik devir. soğ ukluk. antikapitalizm * Kapitalizme karş ı olma. 6300 C de eriyen. haddede veya çekiç altı nda iş lenemeyen. soğ uk. antiloplar * Geviş getiren memeli hayvanları n bir familyası . antisemit . sı cak ülkelerde ya ş ayan. antimon * Atom numarası 51. antikas ı nı bilmek * en iyisini bilmek. * Antipati uyandı ran. katot ı ş ı nları nı alan elektronik lâmbadaki genellikle metal antipatik antipatik bulmak * sevimsiz bulmak. mavimtı rak beyaz renkte bir element. antikapitalist * Kapitalist rejime karş ı olan kimse. * Bu hayvanı n derisinden yap ı lmı ş . antikor antilop * Antiloplardan.* Antika eş ya veya eser satan veya toplayan kimse. * Bası ncı azaltı lmı ş bir elektrik boş alma tüpünde. antinomi antipati * Çatı ş kı . antikal ı k * Antika olma durumu. * Karş ı t duygu. antikatot yaprak. antikomünizm * Komünizm aleyhtarlı ğ ı . antipropaganda * Karş ı propaganda. atom ağ ı rl ı ğ ı 121. * Tuhaflı k.

* Güçlükle tutuş an. antrenmansı z * Antrenmanı olmayan. antisemitist * Yahudilere karş ı düş manca duygular besleyen ve Yahudilere karş ı ayı rt edici tedbirler al ı nmas ı nı isteyen görüş e bağ lı olan (kimse). antisemitizm * Yahudilere karş ı düş manca duygular besleyen ve Yahudilere karş ı ayı rt edici tedbirler al ı nmas ı nı isteyenlerin görüş ü veya tutumu. . savaş ta ittifak gibi konularda üstlenmelerini belirttikleri belge ve belgede belirtilen durum. methal. antrakt antrasit antre * Ara. * Ant içmiş veya ant içirilmiş . seçki. yazarları n. güldeste. egzersiz. antisepsi * Mikropları ilâçla öldürme yolları . antla ş ma *İ ki veya daha çok devletin saldı rmazlı k. antitoksik * Antitoksin. pakt. duman ç ı karmadan. antla ş mak * Antlaş ma yapmak. ahitle ş mek. * Bir yapı da girip geçilen yer.* Yahudilik aleyhtarlı ğ ı . bestecilerin eserlerinden alı nmı ş seçme parçalardan olu ş an kitap. antitez * Karş ı sav. koku. muahede. antisiklon * Yüksek bası nçlı atmosfer kütlesi. antl ı antoloji *Ş airlerin. idmansı z. * Baş langı ç yemeğ i. havanı n sarmal biçimli hareketi için kullanı lı r. idman. antiseptik * Antisepsi yapmak için kullanı lan veya antisepsi özelli ğ i olan (madde). büyük bir ı sı vererek yanan bir tür taş kömürü. antitoksin *İ çine giren toksinleri zararsı z hâle getirmek için vücudun çı kardı ğ ı madde. antrenman * Bir spor dalı nda yapı lan al ı ş tı rma veya hazı rlı k çalı ş mas ı . antrenman yapmak * spor amacı yla çal ı ş mak. antrenmanl ı *İ dmanlı . alı ş tı rma yapmak.

korundu ğ u yer. insan bilimi. antroponim * Kiş i adları nı inceleyen bilim dalı . bütün öbür yarat ı kları n insan için yaratı lmı ş oldukları nı söyleyen dinî nitelikli öğ reti. ardiye. antropolog *İ nsan bilimi uzmanı . antroposantrizm *İ nsanı tabiatı n merkezi sayan.antrenör * Bir spor dalı nda sporcuyu e ğ iten. anut *İ natçı . insan bilimsel. çalı ş tı rı cı lı k. * Antrepoya bakan kimse. antrenörlük * Antrenörün iş i veya mesleğ i. antropolojik *İ nsan bilimiyle ilgili. . ayak direyici. antropoit * Bkz. antrparantez * Söz arası nda. insansı lar. antrepoculuk * Antrepocunun yaptı ğ ı iş . derisi dikenlilerden. antropoitler * Bkz. yetiş tiren ve çalı ş tı ran kiş i. insansı . antrkot antrok * Sı ğ ı rı n iki kürek arası ndan ve pirzolalı k yerinden çı kartı lan kemiğ inden sı yr ı lmı ş et dilimi. antropomorfizm *İ nsan biçimcilik. antropozoik devir * Antropozoik. istitrat. biyolojik özelliklerini. deniz lâlelerinin sapları nı olu ş turan kalsiyum karbonat birleş imli fosil. antrepo * Gümrüklere gelmiş ticarî eş yanı n konuldu ğ u. antropoloji *İ nsanı n kökenini. * Triyas devri katmanları nda bulunan. çalı ş tı rı cı . insaniçincilik. evrimini. toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim. antropozoik *İ nsanı n belirmesi ve yayı lmas ı nı niteleyen antropozoik devir teriminde geçer. sı rası gelmiş ken. antrepocu * Antrepo iş leten kimse.

* Bir ş eyin. aparkat aparma * Boksta bükük kolla aş ağ ı dan yukarı ya doğ ru atı lan yumruk. aparey * Çeş itli parçalardan meydana gelen alet. apar topar * Telâş ve acele ile. apak * Çok ak. * Kalbin sol karı ncı ğ ı ndan çı kan ve vücuda kı rmı zı kan dağ ı tan büyük atardamar. * Kör bağ ı rsağ ı n ince bir parmak gibi olan son bölümü. . * Aparmak iş i. anyon anzarot * Negatif elektrikle yüklü iyon. pek ansı zı n. açı k bir biçimde görünmesi. eksin. * (bebekler ve küçük çocuklar için) Tombul. iri. * Rakı . * Çok acı . çok belirgin. ş erç. çok anî olarak.anüri anüs *İ drarı nı yapamama ş eklinde ağ ı r bir böbrek rahatsı zlı ğ ı belirtisi. * Bu ağ acı n yara tedavisinde kullanı lan reçinesi. makat. * Sı cak ülkelerde yetiş en bodur bir ağ aç (Sarcocolla). * Çok açı k. aort apac ı apaç ı k apaç ı klı k * Apaçı k olma durumu. anüs yüzgeci * Balı klarda anüs bölgesinde tek olarak bulunan yüzgeç. * Sindirim kanalı nı n doğ ru bağ ı rsak denilen son bölümündeki çı kı ş deliğ i. hiçbir kuş kuya yer bı rakmaksı zı n aydı nlı k. apansı z * Hiç beklenmedik bir sı rada. apala apalak apandis apandisit * Apandisin iltihaplanması . apansı zı n * Birdenbire. * Abla. gürbüz. yaka paça. cihaz.

apaz apazlama apı ş ı k . apı ş ak * Bacakları nı açarak yürüyen. ayrı k bacaklı . * Avuç. * Anonim ortaklı klarda sermaye artı rı mı için yap ı lan ödeme çağ rı sı . apart otel * Müş terilerin kendi yeme ve içme ihtiyacı nı karş ı layabilmek için gerekli malzemeler ile donatı lmı ş bağ ı msı z apartman veya villâ tipinde in ş a edilmi ş ancak otel gibi iş letilen konaklama tesisi. hayta. alı p götürmek. * Yelken rüzgârla dolup ş iş mek. apayd ı nlı k * Apaydı n olma durumu. * Pupa ile orsa arası nda geminin omurgası na 450 açı ile esen (rüzgâr). içinde flüor veya klor olan doğ al kalsiyum fosfat. * (gemi) Apazlama rüzgârla gitmek. güçsüz. ş aş kı n. * Böyle esen bir rüzgârla. apa ş apatit apayd ı n * Çok aydı nlı k. * Çok az. alı p kaçmak. * Bir avuç dolusu. * Apazlamak iş i. açar. * Doğ ada. çalmak. bamba ş ka. apı ş arası *İ ki bacağ ı n arası nda kalan yer. kemik dokusunda bulunan. * Külhan beyi. kabadayı . iki bacak arası . apartman * Birkaç katlı ve her kat ı nda bir veya birkaç daire bulunan yapı . * Yorgun.aparmak * Almak. * Bacakları aça aça yürüme. apayrı apaz * Büsbütün ayrı . * Gizlice almak. *İ ş tahı açmak için yemekten önce içilen içki. apazlamak * Avuçlamak. apel aperitif apı ş * Butları n iç taraf ı .

duvar lâmbas ı . apoş i * Çember biçiminde. bacakları ayı rarak çömelmek. apotr . * Derli toplu. * Apı ş tı rmak i ş i. apoletleri sökülmek * bir suç sebebiyle rütbesi indirilmek veya askerlikten atı lmak. kapalı . * Bir kumaş üzerine baş ka bir kumaş parçası nı veya bir danteli dikme yolu ile uygulayarak yapı lan süs. büyük gözlü a ğ . * Apı ş mak iş i. aposteriori * Deney sonucu ortaya çı kan (bilgi).* Kuyruğ unu apı ş arası na alarak yı lgı n yı lgı n giden (hayvan). telden yapı lma. apokrif * Doğ ruluğ una güvenilmez söz veya yazı . apı ş lı k apı ş ma apı ş mak * Ağ . aplik aplikasyon * Uygulama. * Ne yapacağ ı nı kestirememek. omuzluk. karanlı k (söz veya yazı ). süslü. zinciri toplayı p demirini kaldı rmaya haz ı r bulunması . * Oturmak. apolet * Subaylarda rütbeyi göstermek için üniformaları n omuzları na tak ı lan iş aretli parça. tetik. * Hazı r. apiko * Geminin. * Eldeki haritaya göre arazi üzerinde bir parseli kazı klarla belirtme. * Duvar ş amdanı . aplike * Düz veya desenli bir kumaş tan kesilmiş motiflerin bir baş ka kumaş a iş lenmi ş durumu. torbaya benzer. apokaliptik * Anlaş ı lmaz. * Çifte demir atarak döndükçe geminin bir alan içinde kalması nı sa ğ lamak. apı ş ı p kalmak *ş aş ı rmak. * Hayvan yorgunluktan bacaklar ı nı birbirinden ayı rarak çöküvermek. sonsal. ş ı k. aport * Avı n veya kendisine gösterilen ş eyin üzerine atı lı p getirmesi için köpeğ e verilen buyruk. apı ş tı rma apı ş tı rmak * Hayvanı çok yorarak yürüyecek gücünü bı rakmamak. * Giysilerin omuzları na süs olarak takı lan parça. ş aş ı rmak.

apsele ş me * Apseleş mek durumu. * Nisan ayı . çı ban. önsel. azarlama. koordinat. abril. apse *İ rin birikimi. * Küçümseme belirten seslenme. apse yapmak * bir doku içinde iltihap oluş mak. apsent apsis * Pelinle kokulandı rı lmı ş sert bir içki. * Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanı n. apsele ş mek * Yara irin ba ğ lamak. * Zekâsı pek geli ş memiş . iş lev yitimi. aptal olmak * aptal durumda bulunmak. aptal aptal aptal * Aptal gibi. perdahlanmamı ş veya cilâlanmam ı ş . * Dokumacı lı kta. boyacı lı kta cilâ olarak kullanı lan madde. aval aval. baş langı ç noktası na olan uzaklı ğ ı nı n cebirsel de ğ eri. apreci apreleme aprelemek * Kumaş veya deriyi cilâlamak. zekâ yoksunu. havari. perdahlanması . . * Apre yapan kimse. * Apresi yapı lmamı ş . ahmak. apraksi apre * Bkz. appassionato * Bir parçanı n coş kunca çalı nacağ ı nı anlatı r. * Aprelemek iş i. * Kumaş veya derinin cilâlanması . * Apresi olan. perdahlamak. koruyucu. * Bir noktanı n uzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olan ı . aptalca. alı k. apreli apresiz april apriori * Hiçbir denemeye dayanmayan ve akı l yordam ı yla bulunup ortaya konan. apse yapmak.* Yardı mcı .

alı klaş mak. aptal gibi. aptesbozan otu * Bkz. . apteshane * Bkz. aptalla ş ma * Aptallaş mak iş i veya durumu. abdestbozan otu. aptal gibi. aptalla ş tı rma * Aptallaş tı rmak iş i veya durumu. aptalla ş mak * Zekâsı nı iş letemez olmak. abdestbozan. aptall ı ğ a vurmak * bir ş eyi bilmez. aptalla ş tı rmak * Aptallaş ması na sebep olmak. bilmez sanmak (san ı lmak). kivi. apteslik aptessiz apukurya apul apul * Tombul çocukları n bacaklar ı nı açarak salı na sal ı na yürüyüş lerini anlatı r. ahmakça. abdest. * (apta'lca) Aptala yaraş ı r nitelikte. aptesli * Bkz. Ar * Bkz. * Bkz. * Et kesimi yortusu. apteriks aptes * Bkz. aptal duruma getirmek. abdesthane. aptesbozan * Bkz. aptall ı k etmek * aptalca davranmak veya aptalca iş görmek.aptal yerine koymak (veya koyulmak) * anlamaz. aptalcas ı na * Aptala yakı ş ı r biçimde. * Bkz. abdestlik. anlamaz gibi görünmek. ahmakla ş tı rmak. aptalca * Biraz aptal. abdestli. abdestsiz. aptall ı k * Aptal olma durumu veya aptalca iş . ahmaklaş mak.

boş luk. ölç-er vb. utanç duymamak. suv-ar-mak vb. çı kar "menfaat" vb./ -er* Fiilden ettirgen çatı türeten ek: çı k-ar-mak. ar * Tarı m alanlar ı için yüz metre kare de ğ erinde yüzey ölçü birimi. utanç duyma. * Kiş ilerin veya toplulukları n birbirine kar ş ı olan durumu veya ilgisi. açar "anahtar". geç-er. bat-ar. *İ ki olguyu. -ar. bir filmde dinlenme süresi. -ar./ -er*İ simden geçi ş siz fiil türeten ek. ar ve hayâ perdesi y ı rtı lmak * utanmamak.* Argon'un kı saltması ./ -er*İ simden geçi ş li fiil türeten ek: baş -ar-mak. ar damar ı çatlamı ş * utanç duyulacak ş eyleri hiç sı kı lmadan yapan. biç-er. ar yı lı değ il. anlaş mazlı ğ a yol açmak. * Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi. yat-ar. ara bono * Arada ödenen olağ an dı ş ı bono. * Aralı k. haftayı m. ar etmek * utanmak. kalk-ar. yüzsüzlük etmek. ara açmak * dostluğ u bozmak. ara bozucu . gid-er-mek vb. mesafe. mola. -ar. kâr yı lı * birinin sı kı lmay ı bir yana b ı rakarak yalnı z çı karı na bakt ı ğ ı anlat ı lı rken söylenir. -ar. * Toplu jimnastik dizilmelerinde. ar belâsı * namus ve onuru için baş kası söz eder korkusu. ara *İ ki ş eyi birbirinden ayı ran uzakl ı k. ara baş lı k * Esas bölümün alt baş lı kları nı anlatmak için kullanı lı r. ar * Utanma. aralı k. ar namus tertemiz * utanması olmayan. aç ı klı k. ç ı k-ar. * Futbol oyununun kı rk beş er dakikalı k iki devresi arası nda oyunculara verilen on beş dakikal ı k dinlenme süresi. iki olayı birbirinden ayı ran zaman./ -er* Belirli fiillere gelen geniş zaman eki: aç-ar. * (basketbol ve voleybol için) Takı mlar ı n oyun sı rası nda ald ı kları birer dakikalı k dinlenme ve talimat alma süresi. * Bir oyunda. utanmaz. sı radakilerin birbirlerinden yanlamas ı na olan uzaklı kları . fası la. Bu ekle yap ı lmı ş isimler de vard ı r: keser. antrakt.

ara cümle * Birleş ik veya yalı n cümlelerde anlam ı biraz daha aç ı klamak için araya giren iki virgül veya iki kı sa çizgi içinde verilen cümle. fesat. arada önlem niteliğ inde verilen karar. karaları n arası na sokulmuş deniz. katı cisimlerin birbirlerine rastladı kları ve kesiş tikleri yer. ara kesit * Çizgilerin. ara nağ mesi * Bkz. ara buluculuk etmek * ara bulmada yardı mcı olmak. ara s ı cak * Soğ uk ve sı cak yemek servisi aras ı nda ikram edilen hafif sı cak yiyecekler. ara nağ me. ara nağ me *Ş arkı . ara mal * Üretimde gerekli malı elde etmek için kullanı lan yarı iş lenmiş mal. yüzeylerin. müfsit. münafı k. sözsüz çalı nan parça. köçekçe gibi küçük güfteli bestelerde. münafı klı k. türkü. . geliş me evreleri sı rası nda beslenip bar ı ndı ğ ı konakçı lardan her biri. ara konakçı * Asalağ ı n. ara bulucu * Uzlaş tı ran kimse. uzla ş tı rı cı . ara seçim * Genel seçimler d ı ş ı nda yapı lan ara dönem seçimleri. ara buluculuk * Uzlaş tı rı cı lı k. ara bulma * Anlaş mazl ı k durumunda bulunan kimseleri uzlaş tı rma iş i. fitçi. güftenin iki kı tası arası na. ara deniz * Okyanuslardan dar ve az derin boğ azlarla ayr ı lan. ara s ı navı * Üniversite ve yüksek okullarda yarı yı l içinde yap ı lan sı nav. ara karar ı * Bir davanı n bakı lması nı kolaylaş tı rmak için yargı dan önce.* Ara bozan (kimse). * Sı k sı k söylenen söz veya açı lan sorun. ara kapı *İ ki yapı veya oda arası nda. fitçilik. ara bozuculuk * Ara bozucu olma durumu. ara bulmak * anlaş amayanları uzla ş tı rmak. baş ı na. fesatçı . sonuna da gelebilen. kolayca geçmek için aç ı lan kapı . ara kazanç * Malı bütünüyle devretmeden arada elde edilen kazanç.

istitrat. ara vermek * yeniden baş lamak için. ara tümce * Bkz. okun dibinde ve iki yanı nda bulunan uçlar ı na koş um kayı ş lar ı bağ lanan ağ aç bölüm. araba * Tekerlekli. arabalı vapur * Arabaya taş ı yan vapur. durmak. araba araba * Arabalar dolusu. araba mezarlı ğ ı * Kullanı lmaz hâle gelmiş veya eski arabaları n bı rakı ldı ğ ı yer. araba vapuru. arabalı * Arabası olan. * Araba dolduracak miktar. ara sokak * Ana yola açı lan ikinci derecedeki yol. zaman zaman. garaj. arabacı lı k * Araba sürme iş i. vapur. ara yerde ara yön * Dört ana yönden ikisi arası nda olan yönlerden her biri. araba kullanmak * araba sürmek. araba falakas ı * Çift atlı arabalarda. arabalı k * Araba konulan yer. araba vapuru * Arabalı vapur. * Araba ile taş ı nmı ş veya taş ı nacak miktar. arabacı * Arabayı süren kimse. ara cümle. * Araba yapma veya satma iş i. * Araba vapuru. arada. motorlu veya motorsuz her türlü kara taş ı tı . araba devrilince yol gösteren çok olur * iş iş ten geçtikten sonra verilen öğ üdün değ eri yoktur. bir iş i bir süre bı rakmak.ara s ı ra * Seyrek olarak. * Araba yapan veya satan kimse. birçok arabalarla. . * arası nda. ara söz * Doğ rudan doğ ruya konuş ulan veya yazı lan konuyu ilgilendirmeyen dolaylı söz.

Asya ve Afrika'nı n sı cak bölgelerinde yetiş en. * Arap dili ve edebiyatı yla uğ raş an kimse. arabas ı nı düze çı karmak * karş ı la ş tı ğ ı güçlükleri yenip i ş ini kolay yürür hâle getirmek. münaf ı k. arabozanl ı k *İ ki kiş inin arası ndaki dostluk veya geçimi bozma iş i. fesatçı . Arabist Arabistan defnesi * Dulaptal otugillerden. arabeskçi * Arabesk müzik sanatçı sı . Arabî * Araplarla ilgili. münafı klı k. arabanı n ön tekerleğ i nereden geçerse art tekerleğ i de oradan geçer * çocuklar. Araplara özgü olan. uzlaş ma sağ lamak için görevlendirmek. Arabistik * Arap dili ve kültürü araş tı rmaları . arabankürdî * Klâsik Türk müziğ inde az kullan ı lmı ş birle ş ik bir makam. * Arapça. * Üretici ile tüketici arası nda alı m satı m konusunda ba ğ lantı kuran ve bundan kazanç sağ layan kimse.araban * Klâsik Türk müziğ inde bir makam. mutavass ı t. arabeskle ş me * Arabesk durumuna gelme. müzevirlik. büyüklerin yaş ayı ş ı na uyarlar. arac ı * Uzlaş tı ran. arabizasyon * Araplaş tı rma. arac ı koymak * bir kimseyi. araba ş ı arabesk * Arap üslûbunda olan (ş ey). . arabanı n tekerine taş koymak * güçlük çı karmak. arabeskle ş mek * Arabesk özelli ğ i kazanmak veya arabesk durumuna gelmek. * Piş miş ve dondurulmu ş hamur yanı nda yenen tavuklu veya hindili çorba. anlaş ma sağ layan kimse. arabozan *İ ki kiş inin arası ndaki dostluğ u veya geçimi bozan (kimse). müzevir. kabukları hekimlikte kullanı lan bir ağ aççı k (Daphne gnidium). * Giriş ik bezeme.

doğ rudan doğ ruya yapı lan veya olan. vas ı ta. * Bir ş eye ula ş mak. tavassut. Araf Arafat * Cennet ile cehennem arası nda bir yer. vası talı . * Bir sonuca ulaş mak için kullanı lan ş ey. bilvas ı ta. arada ç ı karmak * baş ka i ş ler aras ı nda bir iş i de yapı vermek. bir ş eyi elde etmek için yararlan ı lan kimse veya ş ey. * Kiş iler veya nesneler arası nda ba ğ lantı sa ğ layan ş ey. . araçs ı z * Araç kullanı lmadan. gücünden yararlanı lan nesne. bağ lant ı kurarak. araçlı * Araçla yapı lan veya olan. arada kalmak * iki tarafı uzlaş tı rmak üzere araya girme dolayı sı yla güç duruma dü ş mek. arada kaynamak * karı ş ı k bir durumda gereken ilgiyi görmemek. aletli jimnastik. * Mekke'nin doğ usunda. hacı lar ı n. enstrümantalizm. kurban bayramı nı n arife günü topland ı klar ı tepe. tavassut etmek. mantı k ve ahlâk biçimlerinin yaln ı zca hayat ı n değ iş ik ş artları na uyma araçlar ı olduğ unu savunan dünya görüş ü. yoluyla. araçs ı zlı k * Araçsı z olma durumu. vası ta. * Taş ı t. kuramları n. vası tas ı yla. arac ı lı k * Aracı nı n gördü ğ ü iş . aradan çekilmek * iliş iğ ini kesmek. vası tas ı z. bilâvası ta.arac ı lı ğ ı yla * Aracı olarak. araççı lı k * Düş ünme biçimlerinin. aradan ç ı karmak * birçok i ş ten birini yapı p bitirivermek. araçlı jimnastik * Bkz. aradan * o zamandan bu zamana dek. araç * Bir iş yapmakta veya sonuçland ı rmakta. arada bir * seyrek olarak. arac ı lı k etmek * bir iş in çözümünde araya girerek yardı m etmek. aradan kald ı rmak * iş yapma imkânı nı yok etmek.

yarı açmak. benzer nitelikler çok az olmak. * Aralı klı duruma getirmek. aralar ı iyi * dostlukları düzenli. seyrekle ş tirmek. aralar ı ndan kara kedi geçmek (veya araları na kara kedi girmek) * iki dost birbirine gücenmek. * Aralanmak iş i. *İ ki ş ey arası nda açı klı k oluş turmak. aş ı rmak. * Gitmek.Arafatta soyulmu ş hacı ya dönmek * her ş eyini kaybedip çı rı lçı plak kalmak. araklamak * Çalmak. seyrekleş tirmek. araklama * Araklamak iş i. aragonit arak * Ter. a ş ı rma. aralar ı nda dağ lar kadar fark olmak * araları nda her yönden büyük ayrı lı klar bulunmak. aralar ı nı açmak * iki kiş i arası ndaki dostluğ u. yan ı ndan ayr ı lmak. * Bir tür küçük zurna. aralama aralamak * Aralamak iş i. * Seyrelmek. *İ ri taneli bezelye. * Bitkilerin fazla dal ve çubukları nı kesmek. sı kı fı kı arkadaş lı k kurmak. . aralar ı ndan su sı zmamak * birbirleriyle çok yakı n. -arak / -erek * Fiillerden zarf yapan ek. araka arakç ı arakç ı lı k arak ı ye * Derviş lerin giydikleri. aralanma aralanmak * Biraz açı lmak. * Beyaz. * Hı rsı zlı k. uzaklaş mak. çalan. yeş il. tiftikten yapı lmı ş ince külâh. iki dostun arası na so ğ ukluk girmek. * Pirinç ve ş eker kamı ş ı ndan elde edilen bir tür rak ı . mavimsi gri renkte billûrlaş mı ş bir tür kalsiyum karbonat. çalma. * Araklayan. çaresiz kalmak. iliş kiyi bozmak. hı rsı z. aralı k olmak.

* Bir sesi bir baş ka sesten. * Birbirine bitiş ik olan. * harfler arası nda veya satı rlar aras ı nda boş luk b ı rakmak. aralı k *İ ki ş ey arası ndaki açı klı k.aralar ı nı bozmak * iki kiş i arası ndaki ili ş kiyi bozmak. araları nda açı klı k bulunmayan. iş yeri gibi yerlerde. * Toplu beden eğ itiminde art arda dizilenleri ay ı ran açı klı k. aralı k etmek * aralamak. mesafe. arama tarama * Polisin kuş kulu gördü ğ ü kimseler üzerinde bı çak. koridor. harfler veya satı rlar arası nda açı klı ğ ı olan. taharri. * Uygun. * Borsada hisse senetlerinin alı m satı m emirlerinin verildiğ i süre. * Yı lı n 31 gün süren son ay ı . fı rsat. vakit. * Sürekli. üzerinde ve eş yası nda yapı lan araş tı rma iş lemi. kal ı na veya inceye doğ ru ayı ran uzaklı k. aralı klı * Birbirine bitiş ik olmayan. espaslı . monolog gibi eğ lendirici oyun. barı ş tı rmak. arama emri * Yapı lacak ara ş tı rma iş lemi için yetkili organdan al ı nan buyruk. * Portenin paralel çizgileri arası ndaki boş luk. * Dizgide kelimeler. aralar ı nı bulmak * birbirleriyle anlaş amayan iki ki ş iyi uzlaş tı rmak. espas. aralatmak * Aralı k duruma getirtmek. aralı k vermek * yeniden baş lamak için bir iş i kı sa süre ile b ı rakmak. bale. silâh. aralı k oyunu * Tiyatroda iki perde arası nda yapı lan koro. * Kesik kesik. * Saklanan sanı ğ ı n ve suç belgelerinin elde edilmesi için bir kimsenin ev. elveriş li durum. tam kapanmamı ş . * Ayakyolu. esrar gibi yasak ş eyler araması . * Sı ra. ilk kânun. aralı k vermeden. * (bası mcı lı kta) Harfler veya satı rlar arası ndaki açı klı k. geçenek. yarı açmak. arama * Aramak iş i. aralatma * Aralatmak iş i. * Evin iki bölümü veya iki oda arası ndaki dar geçit. aralı kta * Öbür ş eyler arası nda. biraz açt ı rmak. arama karar ı * Arama yapı labilmesi için hâkim tarafı ndan verilmi ş karar. araları nda açı klı k bulunan. * Yarı açı k. aralı ks ı z .

* Önem verip istemek.* Denizdeki mayı nları toplama veya yok etme i ş lemi. aran ı lmak * Aramak iş ine konu olmak. Aramîce. * Koyu esmer veya kara. aramakla bulunmaz * çok değ erli. * Orta Doğ u ile Kuzey Afrika'n ı n büyük bir bölümünde yaş ayan halk ve bu halkı n soyundan olan (kimse). *Ş art ko ş ulmak. * Söz konusu olmak. arant ı Arap . * Ziyarete. aramak * Birini veya bir ş eyi bulmaya çalı ş mak. * Araş tı rmak. * Arap halkı na özgü olan ş ey. *Ş art ko ş ulmak. aranmak * Aramak iş ine konu olmak. * Düzenleyici. arama yapmak * birini veya bir ş eyi bulmaya çalı ş mak. * Bkz. * Aranı lan çözüm. * (küçük a ile) Zenci. * Düzenleme. Aramca Aramîce aran ı lma * Aranı lmak i ş i veya durumu. * Samî dillerinin batı lehçelerini içine alan ve milâttan önceki dönemlerde kullan ı lmı ş bulunan ölü bir dil. *İ steklisi bulunmak. özlemek. kötü davranı ş larda bulunarak cezayı gerektirmek. * Bir yöntem bulmaya çalı ş mak. taharri etmek. * Eksikliğ i duyulmak. ancak rastlantı ile ele geçer. hatı r sormaya gitmek. yoklamak. aranje aranjman aranjör aranma * Aranmak iş i. * Kendi üstünü aramak veya ortalı kta kendi kendine bir ş eyler aramak. çok aramak. fellâh. aramak taramak (veya arayı p taramak) * dikkatle aramak. * Bir ş eyin yoklu ğ unu duyarak geri gelmesini istemek. * Olumsuz. * Bu söz "düzenlemek" anlam ı nda "aranje etmek" biçiminde kullan ı lı r.

Arap tav ş an ı * Kemirgen memelilerden bir hayvan (Daculus daculus). zamkı arabî. Arapla ş tı rma * Araplaş tı rmak iş i. arap saçı na dönmek * iş ler çok karı ş ı p çözümlenmesi güç bir duruma gelmek. Arapça * Samî dilleri ailesine giren ve Arap ülkelerinde kullanı lan dil. yumuş ak. arap saçı gibi * karmakarı ş ı k. Arapçalaş tı rma * Arapçalaş tı rmak i ş i. . * Bu dile özgü olan.arap * Negatif fotoğ raf. * Arap dili özelliğ i kazandı rmak. Arap gibi olmak * simsiyah olmak. Arapla ş ma * Araplaş mak durumu. Arap uyandı (veya Arabı n gözü açı ldı ) * geçen bir olaydan ders alı ndı ğ ı nı anlatı r. Arapsaçı * Küçük. esmer bir sabun. Arapçalaş tı rmak * Arapçaya çevirmek. Arapla ş mak * Arap olmak. Arapsaçı * Çözümlenemeyecek kadar karı ş ı k durum. Araplı ğ ı benimsemek. kararmak. Arap rakamlar ı * Bugün kullandı ğ ı mı z say ı lar ı gösteren rakamlar. Arap olay ı m * (ş aka yollu) söylenen bir ş eyin doğ rulu ğ una inandı rmak için kullanı lı r. Arap zamk ı * Akasyadan elde edilen bir zamk. yuvarlak ve çok sı k yeş il yaprakları olan uzadı kça a ş ağ ı doğ ru sarkan bir tür süs bitkisi. Arap sabunu * Potasla yapı lan. Arapl ı k * Arap olma durumu. Arapla ş tı rmak * Arap kimliğ ini kazandı rmak.

geçimsizlik olmak. araş tı rman. geçirilmek. ara ş tı rı cı * Araş tı ran. ara ş tı rı * Araş tı rma. ararot kamı ş ı * Maranta. ara ş tı rmac ı (kimse). Arasat * Müslüman inanı ş ı na göre. * Sürekli olarak. arası z arasta ara ş it * Yer fı stı ğ ı . araları nda gerginlik. inceleyen. kı yamet günü bütün ölülerin toplanacakları yer. * Meraklı . arası (veya araları ) aç ı lmak (aç ı k olmak veya bozulmak) * arkadaş lı kları sars ı lmak. çocuk maması yapmaya yarayan un. arası hoş (veya iyi) olmamak *oş eyden hoş lanmamak. taharri. vira. ara vermeden.ararot * Sı cak iklimlerde yetiş en maranta adlı kamı ş tan ve baş ka bitkilerin kökünden çı karı lan. ara ş tı rma filmi * Herhangi bir bilimsel araş tı rmada alı cı nı n salt bir kayı t aracı olarak kullan ı lmas ı yla elde edilen film. * Bilim ve sanatla ilgili olarak yapı lan yöntemli çalı ş ma. gözden. ara ş tı rı cı lı k * Araş tı rı cı nı n yaptı ğ ı iş . müstemirren. arkası kesilmeden. arası so ğ umak * aradan zaman geçerek önemini yitirmek. ara ş tı rı lma * Araş tı rı lmak i ş i. ara ş tı rma * Araş tı rmak i ş i. birbirine darı lmak. ara ş tı rı lmak * Araş tı rma yapı lmak. sı cağ ı sı cağ ı na. arası na (veya araları na) kar ı ş mak * büyüyüp yetiş mek. mütecessis. ara ş tı rma görevlisi . arkada ş lı k bağ ları kopmak. arası olmamak * geçinememek. * Çarş ı larda veya al ı ş veriş bölgelerinde aynı iş i yapan esnafı n bir arada bulunduğ u bölüm. arası geçmeden * vakit geçmeden.

yokluğ unu duyurmamak. * iki kiş iyi uzlaş tı rmaya çal ı ş mak. ara ş tı rmacı lı k * Araş tı rmac ı olma durumu. aray ı soğ utmak * zaman geçmek. araya gitmek * harcanmak. inceleme ve deneylerde yard ı mcı olan ve yetkili organlarca verilen görevleri yapan öğ retim yardı mcı sı . araya koymak * bir iş te sözü geçer bir kimsenin aracı lı ğ ı na baş vurmak. * arası aç ı lmı ş kimse ile bar ı ş mak. soruş turmak. araya vermek * yararsı z bir i ş e harcamak. aray ı cı * Bir ş eyi aramay ı iş edinen kimse. asistan. * Bilimde ve sanatta yöntemli çalı ş malar yapmak. araya girmek * iki kiş inin arası ndaki bir iş e karı ş mak. ara ş tı rmak * Birini veya bir ş eyi bulmak için bir yeri gözden geçirmek. . araş tı rman. aratmamak * yenisi. kaybolmak. istetmek. araya soğ ukluk girmek * dostluk bağ ı gevş emek. aray ı yapmak * araları aç ı lmı ş iki kiş iyi barı ş tı rmak. * Aratmak iş i.* Yüksek öğ retim kurumları nda yapı lan araş tı rma. ara ş tı rman * Araş tı rı cı . araya almak * bir çevreye kabul etmek. karı ş ı klı ğ a kurban olmak. * Aramak iş ini bir ba ş kası na yaptı rmak. eskisinin yerini doldurabilmek. aray ı açmak * aradaki uzaklı k artmak. * Arzu ettirmek. * Bir gerçeğ i ortaya çı karmak için aramalarda bulunmak. arat ı ş aratma aratmak * Aratmak iş i veya biçimi. ara ş tı rmacı * Bilim ve sanat alanlar ı nda araş tı rma yapan kimse. eski yakı nlı k. dostluk kalmamak. * bir iş yapı lı rken ona engel olacak ba ş ka bir ş ey ç ı kmak. sormak.

* Türk müziğ inde bir birleş ik makam. * Belirtiler. tahvil. * Ardı l. araziye uymak * ortama. arazbar arazbarbuselik * Türk müziğ inde bir birleş ik makam. . ardak ardaklanma * Ardaklanma iş i. arda *İ ş aret olarak yere dikilen çubuk. semptom. aray ı cı fi ş eğ i * Bir tür donanma fiş eğ i. arazi açma * fundalı k. yer. arazi * Yer yüzü parçası . sazl ı k yerleri temizleyerek tarı ma elveriş li duruma getirme. *İ çten çürümeye yüz tutmuş ağ aç. aray ı p soranı bulunmamak (veya olmamak) * kimsesi olmamak. * Kundaklı . yabancı para gibi değ erli kâ ğ ı tlar ı daha kârlı görülen baş ka kâğ ı tlarla de ğ iş tirme iş i. çevreye uymak. tetikli yay.* Arama iş iyle görevlendirilmiş kimse. *İ linek. aray ı p sormak * biri hakkı nda haber sormak veya birinin ziyaretine giderek ona karş ı ilgi göstermek. koruluk. görü ş alan ı geniş olan küçük teleskop. durumu. görünmemeye çal ı ş mak. *İ stenilen yı ldı zı teleskop içine getirebilmek için büyük teleskoplara paralel olarak bağ lı . * Maden üzerine kazı ma yapmak ve çı krı kta çevrilen ş eyleri yontmak için kullanı lan çelik kalem. toprak. * Hastalı k belirtileri. aray ı p da bulamamak * beklenmedik iyi bir durumla karş ı laş mak. arboretum * Botanik bahçesinde ağ aç ve benzeri bitkilerin dikimine ayr ı lmı ş bölüm. patı rtı . arbalet arbede * Gürültülü kavga. aray ı ş araz * Aramak iş i veya biçimi. arbitraj * Hisse senedi. yerey.

* Sataş mak.ardaklanmak * (ağ açlarda) Mantarları n sebep oldu ğ u çürümeye u ğ ramak. ard ı arası kesilmemek * aralı ksı z olarak gelmek. pencere için) sonuna kadar aç ı k. ard ı sı ra ard ı ç * Peş inden. ard ı ç otu * Ardı ç ağ acı nı n küçük bitkisi. ardı sı ra. takı lmak. arkası sı ra. güzel kokulu yaprakları nı kı ş ı n da dökmeyen. . halef. ard ı kesilmek * arkası gelmemek. tükenmek. ard ı n ardı n * Geri geri. ara vermeden. ard ı l * Birinin ardı ndan gelip onun yerine geçen kimse. sı rtı kahverengi. ardı sı ra. ard ı na (veya arkası na) dü ş mek * arkası ndan gitmek. * Servigillerden. yuvarlak kara yemiş leri ilâç olarak kullanı lan bir a ğ açç ı k (Juniperus). * Bir çı karı mda varı lan sonuç. ard ı ndan (veya arkası ndan) atlı kovalamak * bir iş i gereksiz bir telâş la yapanlar için söylenir. peş ini bı rakmamak. ard ı l görüntü * Bir duyunun kaybolması ndan sonra geriye kalan görüntü. Avrupa ve Asya ormanları nda yaş ayan. ard ı ç rakı sı * Cin. ard ı na kadar aç ı k * (kapı . ard ı lma ard ı lmak * Ardı lma iş i. ard ı nda yüz köpek havlamayan kurt. ası lmak. arkası ndan. ard ı ç kuş u * Kara tavukgillerden. öncel karş ı tı . kurt sayı lmaz * önemli kimseleri çekemeyip onlara dil uzatanları n çok olduğ unu anlatı r. ard ı ardı na * Birbirlerini kovalayarak. hemen ardı ndan. ard ı nca * Hemen arkası ndan. karnı ak. aralı ksı z. kuyru ğ u kara bir kuş türü (Turdus pilaris). * Musallat olmak. çatmak. * Birisinin sı rt ı na ası lmak.

boğ a güreş i. argaçlama * Argaçlamak iş i. ard ı nı bı rakmamak * Bkz. ard ı nı almak (veya getirmek) * bitirmek. son vermek. * Ardiyeye bakan kimse. ardiyeci arduaz arefe areometre * Sı vı ölçer. arefe günü * Bkz. . arife. argaçlamak * Dokumada argaç atmak. arena * Amfiteatrı n ortası nda. * Siyasî çekiş melerin geçti ğ i yer. argaç * Dokuma tezgâhları nda enine atı lan iplik. üç gibi birbiri ardı ndan gelen sayı lar. ard ı ş ı k görüntü * Bir duyunun kaybolması ndan sonra da devam eden görüntü. * Kayağ an taş . ard ı ş ı klı k * Ardı ş ı k olma durumu. * Ardiye iş leten kimse. tamamlamak. kayrak. * Bkz. iki. argali * Boynuzlugillerden. ard ı ş ı k * Birbiri ardı ndan gelen. ard ı nı kesmek * arkası gelmemek.ard ı ndan sapan taş ı yetiş mez * bir kimsenin çok hı zl ı gittiğ ini anlatmak için kullanı lı r. arife günü. antrepo. oyun gibi türlü gösteriler yap ı lan alan. ard ı ş ı k olgular * Bir hastalı ktan sonra görülebilen fakat hastalı ğ ı n kesin sonucu olmayan olgular. durdurmak. peş ini bı rakmamak. önlemek. depo. * Böyle bir yerde saklanı lan eş ya için ödenen ücret. mütevali. Kuzeydoğ u Asya'da yaş ayan. yarı ş . ardiye * Genellikle ticaret eş yası nı saklamaya yarar yer. atkı . ard ı ş ı k sayı lar * Bir. büyük boynuzlar ı olan yaban koyunu (Ovis ammon).

argüman ar ı * Bir çı kı ş kümesinin de ğ iş kenine verilen ad. ar ı gibi sokmak * iğ nelemek. dağ boğ azı . Kı saltmas ı Ar. argola ş mak * Karş ı lı klı argo konuş mak. kanatsı z. * Beceriksiz. derbent. tahtadan kapanları n yan tarafları na bağ lanan ağ aç parça. * Keklik tutmakta kullanı lan. ar ı beyi * Her kovanda bir tane bulunan ana arı . ar ı biti * Kör. rengi. * Günahs ı z. acı söz söylemek. ar ı gibi * çok çalı ş kan. ar ı dalağ ı * Bal peteğ i. havada %1 oran ı nda bulunan. atom ağ ı rl ı ğ ı 39. salyangoz kabuğ u biçiminde kabuğ u olan ve ahtapota benzeyen bir hayvan (Argonauta argo). argı nl ı k argı t argo * Kullanı lan ortak dilden ayrı olarak ayn ı meslek veya topluluktaki insanları n kullandı ğ ı özel dil veya söz dağ arc ı ğ ı . * Söz argo durumuna gelmek. argonot * Kafadan bacaklı lardan.9 olan. münezzeh. * Temiz. ar ı kil .argı n * Yorgun. * Argı n olma durumu. * Geçit. argolaş ma * Argolaş mak özelliğ i gösterme. boğ az. * Yabancı ş eylerden arı nmı ş . argon * Atom numarası 18. kı zı lca renkli küçük sinek (Braula caeca). halis. kokusu ve tad ı olmayan bir element. * Zar kanatlı lardan. zayı f. bal ve bal mumu yapan. bitkin. kat ı ş ı ksı z. ar ı ar ı bal alacak çiçeğ i bilir * iş ini bilen kimse nereye ba ş vuraca ğ ı nı bilir. * Serserilerin. külhan beylerinin kullandı ğ ı söz veya deyim. saf. iğ nesiyle sokan böcek (Apis mellifica).

ar ı klamak * Arı k (II) duruma gelmek. ar ı kuş u * Arı ku ş ugillerden. ar ı klaş ma * Arı klaş mak i ş i. Arı Kovanı * Yengeç takı m yı ld ı zı yöresinde bir yı ldı z kümesi. karnı mavimsi yeş il. ar ı klaş mak * Arı k (II) olmak. kaolin. ar ı k çekmek * tı kanan. yağ ı erimiş zay ı f. ar ı kovanı * Arı lar ı n içinde bal yaptı klar ı çeş itli maddelerden yapı lmı ş yuva. cı lı z. ar ı sütü ar ı cı ar ı cı lı k ar ı k * Ark. * Genç iş çi arı nı n baş ı ndaki bezlerden salgı lad ı ğ ı azotu çok madde. ar ı kuş ugiller * Omurgalı hayvanlardan kuş lar sı nı fı na giren bir familya. ar ı klatmak * Su yolu yapan kimse. * Bal almak için arı yeti ş tirme i ş i. ar ı kovanı gibi iş lemek * (bir yerin) gireni çı kanı çok olmak. Orta Asya'da az a ğ açl ı klı . ar ı k emek *İ ş çinin. sı rtı sarı . sı ska. Güney Avrupa.* Porselen yapmakta kullanı lan bir çe ş it ak ve gevrek kil. ar ı klatma * Arı klatmak durumu. bozulan arkları temizleyip açmak. ar ı sili * Tertemiz. ar ı k * Eti. * Bal almak için arı yeti ş tiren kimse. ek süre içinde harcadı ğ ı ve sonucunda artı k de ğ er yaratt ı ğ ı . . Kuzey Afrika. ar ı kçı ar ı klama * Arı klamak iş i. * Fide veya fidan dikilen yer. aç ı k yerlerde yaş ayan bir ku ş (Merops apiaster). karş ı lı ğ ı ödenmeyen emek. kuru.

ar ı laş ma * Arı laş mak durumu. özleş mek. ar ı lı k ar ı nmak . * Katı ş ı ksı zlı k. ar ı klı k * Zayı fl ı k. * Arı lanmak durumu. ar ı laş tı rma * Arı laş tı rmak iş i. ar ı lı k * Temizlik. ar ı lama ar ı lamak ar ı lanma * Arı lamak iş i. ar ı nı n yuvası na kazı k (veya çöp) dürtmek * tehlikeli kiş iyi kı ş kı rtmak. tenzih. ar ı laş mak * Arı duruma gelmek. arı duruma gelme. arı la ş ma. özleş me. * Bir ş eyde herhangi bir ay ı p veya kusur bulunmad ı ğ ı nı bildirmek. vücutlar ı . özellikle karı nları ve arka ayakları kı llarla örtülü zar kanatl ı lar familyası . ar ı nı ş ar ı nma * Arı nmak iş i veya biçimi. * Kovanları n konulduğ u yer.* Arı k (II) duruma getirmek. özle ş tirmek. tenzih etmek. * Temizlenme. ar ı ndı rma * Arı ndı rmak i ş i. ar ı laş tı rmak * Arı duruma getirmek. * Ruhun tutkulardan temizlenmesi. ar ı lar * Tek tek veya bir topluluk düzeni içinde yaş ayan. ar ı ndı rmak * Arı nması nı sağ lamak. özleş tirme. saflaş mak. ar ı lanmak * Arı laş mak. sı skalı k. * Günahsı zl ı k. kovanlı k. * Sanat yoluyla duyguları n arı nmas ı . ar ı na dokunmak * utanç duymak.

* sonradan ortaya çı kmak. karbondioksit ve su buharo gibi hidrokarbon bile ş iğ i olmayan gazlarla. tasfiyehane. * Bulaş mı ş . arı duruma gelmek. * Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü. ar ı tı cı lı k ar ı tı m ar ı tı m evi *Ş eker. * Çözgü. * Sonradan ortaya çı kan. ar ı za yapmak * Bozulmak. ar ı tma ünitesi * Doğ al gaz üretim kuyuları ndan toplama hatlar ı yla gelen gazı n içerisindeki hidrojen sülfür. ar ı zalanma * Arı zalanmak iş i. musallat olmuş . * Bir notanı n sesini yarı m ton yükseltmek. aksaklı k göstermek. sürekli görünür durumda olmak. * Aksama.* Temizlenmek. ar ı tı cı * Arı tma özelliğ i olan. bemol ve bekâr i ş aretlerinin ortak adı . ar ı za * Engebe. için) Arı tma i ş i. tasfiye etmek. ar ı z ar ı z olmak * bulaş mak. * Katı ş ı ksı z. * Deterjan. * Katı ş ı ksı z duruma getirmek. ar ı zalanmak * Arı za. ar ı tma * Arı tmak iş i. * Rahatlamak. rafinaj. . ar ı tmak * Temizlemek. ar ı ş ar ı ş ar ı ş * Araba oku. yağ vb. * Arı tma iş i. iş lemez duruma gelmek. hidrokarbon kondanstları nı n tabiî gazdan ayrı ld ı ğ ı birim. alçaltmak veya eski durumuna getirmek için notanı n soluna konulan diyez. petrol gibi maddelerin ar ı tı ldı ğ ı yer. * (petrol. rafineri. ar ı tı ş * Arı tmak iş i veya biçimi. aksaklı k.

bozulmuş . * Huzurlu. Ari arî Ari dil aria arif * Çok anlayı ş lı ve sezgili (kimse). * Soylular sı nı fı . * Çı plak. toplumsal ve siyasî gücün soylular sı nı fı nı n elinde bulundu ğ u tarihî yönetim biçimi. arioso Aristocu * Dramatik ve lirik bakı mdan yüksek bir anlatı m gücü olan ağ ı r baş lı hava. Aristoculuk * Aristotelesçilik. için) Aksayan. iş lemeyen. biçimde. * Geçici.ar ı zal ı * Engebeli. düz. * (Araç vb. * Operalarda solistlerden birinin orkestra e ş li ğ inde söylediğ iş arkı . ön gün. *İ ran'dan geçerek Kuzey Hindistan'a yerle ş en halk veya bu halktan olan kimse. * Yiyeceğ i ortakla ş a sa ğ lanan (toplant ı ). olayı n bir önceki günü veya ona yakı n günler. hür. arifane ile * ortaklaş a. arif olan anlas ı n (veya anlar) * herkesin anlayacağ ı kadar açı k söylenmeyen bir sözün gerçek anlamı nıkavrayanlar için söylenir. bu halka özgü. * Yarı m yamalak. aristokrat . * Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İ ran grubuna verilen ad. * Aksamayan. rahat. mutlu. * Bu halkla ilgili. idare edecek biçimde. eğ reti. aristokrasi * Ekonomik. ar ı zası z ar ı zî * Sonradan olan. bozulmadan iş leyen. arife * Belirli bir günün. dı ş tan gelen. arifane * Arif olana yak ı ş acak yolda. * Özgür. arya. * Engebesiz. * Aristotelesçi. varı ş lı . arife günü * Dinî bayramlardan önceki gün.

* Bu bilimle ilgili. gezimcilik. * Ritimli olmayan. * Bu felsefeyi benimsemiş olma durumu. Aristotelesçilik * Yunan filozofları ndan Aristoteles'in felsefesi..5. aritmetik dizi * Ardı ş ı k terimleri arası ndaki ayr ı m değ iş meyen dizi: 1.3. aristokratik * Aristokratlı kla ilgili. konusu sayı lar. * Yüksek bir makama sunulan mektup veya dilekçe. dizinin terim sayı sı na bölünmesiyle elde edilen sayı . aristokratl ı k * Aristokrat olma durumu.* Aristokrasi yanlı sı . aritmetik orta * Bir diziyi oluş turan say ı lar ı n toplam ı nı n. ödünç. ödünç olarak. her yönü ile. düzensiz. * Kalp atı ş ları ndaki düzensizlik ve eş itsizlik. * Sancağ ı . aritmetik * Matematiğ in. aritmetik iş lem * Aritmetik yoluyla yapı lan çözüm. Aristotelesçi * Aristotelesçilik yanlı sı olan kimse. ariyeten * Eğ reti olarak.9. aritmetiksel * Aritmetik ile ilgili. * Belli bir taş ı nı r malı n kullanı lması nı n geri verilmek ş art ı yla bedelsiz olarak bir kimseye bı rakı lması ..7. bunlar ı n özellikleri ve iş lemler olan kolu. * Soylu. ariz amik ariza arjantin * Enine boyuna. Arjantinli * Arjantin halkı ndan olan. * Büyük bira bardağ ı . aritmi aritmik ariya ariyet * Eğ reti. ark . dizisi aritmetik bir dizi olup ortak çarpan denilen değ iş mez oran ı 2 sayı sı dı r. yelkeni veya sereni direkten a ş ağ ı alma.

arka arkaya vermek * birbirini korumak için birleş mek. arka teker * Araçları n arka düzeninde yer alan tekerlek. * Bir ş eyin sı rt durumunda olan yüzeyi. dayan ı ş mak. arka olmak * maddî.*İ çinden su akı tmak için toprağ ı kazarak yapı lan açı k oluk. arka ayak * Hayvanlarda vücudun gerisinde bulunan ayaklardan biri. * Geri kalan bölüm. manevî yönden destek olmak. arka (veya sı rt) çevirmek * eski ilgiyi göstermez olmak. arka yüz arkaç * Bir ş eyin arkada kalan yüzü. beden. kayı rmak. arkada bulunan. art arda. * Dağ sı rtları nda davarlar ı n yatı rı ldı ğ ı düz. arka kap ı dan çı kmak * okuldan baş arı sı zl ı kla ayr ı lmak. * Önemsiz. * Ağ ı l. peş . arka vermek * desteklemek. kanal. kayı rı cı bulmak. * Otururken sı rtı n dayandı ğ ı yer. cetvel. dayamak. . * (insan için) Vücut. arka * Bir ş eyin temel tutulan yüzünün tam ters yan ı . arka müziğ i * Bir oyunda hareket ve sözlerin yanı sı ra etkiyi artı rmak için hafifçe çalı nan müzik. arka çı kmak * bir kimseyi baş kaları na karş ı korumak. arka plânda * Geride. geride kalm ı ş zaman. piston. rüzgâr almayan kuytu yer. yabancı gibi davranmak. kayı rı cı . * Koruyucu. * Art. arka arka * Geriye doğ ru. arka arkaya * Hemen birbirinin arkası ndan. hark. destek olmak. * Geçmiş . arka sokak * Ana yola açı lan ikinci derecedeki sokak. arka bulmak * bir koruyucu. iltimasçı . arı k. * Arkada olan.

arka taş ı * zarar veren arkadaş lar için söylenir. geride kalmak. refakat etmek. eskimiş (söz veya eser). * (ölen kimseye göre) dünyada bı rakmak. ileri gidememek. geride kalmak. bir yapı nı n özelliğ i. * değ erce ileride olanlar ı n arkası nda kalmak. arkada bı rakmak * bir ş eyden epey uzakla ş mı ş bulunmak. huyu ve düş ünceleri birbirine uymak. içten olmak. belli etmeden. gizlice. yard ı m. * Kullanı ldı ğ ı çağ dan daha eski bir ça ğ dan kalma bir biçimin. el altı ndan. * Güzel sanatlarda klâsik çağ öncesinden kalan. arkadan arkaya * Gizli gizli. * Bir kimseye güven vererek yardı m etmek. yüklenmek. * Konuş ulan ve yazı lan dilde. arkada ş canlı sı * arkadaş lı ğ a değ er veren.arkada bı rakmak * birinden daha ileri gitmek. arkada ş olmak * bir kimseyle dostluk kurmak. . arkada kalmak * geriden gelmek. arkada ş lı k etmek * bir iş te birlikte bulunmak. kullanı mdan düş müş olan eski söz ve deyim. arkadan söylemek * kendisi bulunmadı ğ ı bir yerde kimseyi çekiş tirmek. içtenlikle. arkaik * Arkaizmle ilgili. ünsiyet. eş lik etmek. arkadan vurmak * bir kimse kendisine güvenen ve inanan birine gizlice kötülük etmek. arkadaş a yak ı ş ı r davranı ş . * Birbirlerine karş ı sevgi ve anlayı ş gösteren kimselerden her biri. dostça. arkada ş lı k * Arkadaş olma durumu. omuzda ş lı k. müzaheret. arkada ş * Bir iş te birlikte bulunanlardan her biri. * bir süre beraber bulunmak. arkaizm arkalama arkalamak * Arkası na almak. * zaman bakı mı ndan geçmi ş te bı rakmak. arkada kalanlar (veya arkadakiler) * bir kimsenin öldüğ ünde veya bir yere gittiğ inde geride bı raktı ğ ı yakı nları . arkada ş değ il. arkadaş ları na çok düş kün olan kimse. refik. yâren. müzaheret etmek. dedikodusunu yapmak. destek olmak. * Arkalamak iş i. arkada ş ça * Arkadaş olarak. birlikte gitmek. hempa. korumak.

* Soğ uğ a karş ı gereğ i gibi giyinmemi ş olma durumu. güçlü olmak. yük taş ı rken kullandı klar ı arka yast ı ğ ı . arkası na bakmadan gitmek * arkada kalanlarla hiç ilgilenmeden bir yerden ayrı lmak. dayanağ ı olan. arkası sı ra * Ardı ndan. sı rt dayayacak yeri olmayan. bitirilmek. * (birini) gözden ayı rmayarak arkası ndan gitmek. arkası sı ra * arkası ndan. taş ı mak. kalı nca bir tür kı sa hı rka. koruyucusu. arkası na almak * sı rt ı na yüklemek. son bulmak. arkası kesilmek * tükenmek. destek olunmak. arkalı k. arkası pek * Güçlü birine veya sağ lam bir ş eye güvenen. . arkal ı k * Ev içinde giyilen kolsuz. arkası gelmek * devamlı olmak. arkası (veya sı rt ı ) yere gelmemek * sarsı lmamak. arkası alı nmak * sona erdirilmek. * Koruyanı . arkal ı ksı z * Arkalı ğ ı . yerinden düş ürülememek. arkal ı klı * Arkalı ğ ı .arkalanma * Arkalanmak iş i. arkası olmamak * kayı racak kimsesi olmamak. peş inden. semer. sı rt dayayacak yeri olan. arkası yufka * Sevilen bir yemeğ in arkas ı ndan baş ka bir yemeğ in bulunmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. sürekli olmak. arkası na dü ş mek (veya takı lmak) * bir iş i sona erdirmek için sı kı çalı ş mak. bir yerde durdurulmak. * Sı rt dayamaya yarar yer. * desteğ ini sağ lamak. arkal ı arkal ı ç * Arkalı k. * Sı rtı nda yük taş ı yan hamallar ı n. arkalanmak * Kendisine yardı m edilmek.

arkeen arkegon * Kambriyumlardan önce oluş an en eski yer katı . görüş me fı rsatı aramak. övmek. arkası ndan ko ş mak * iş yaptı rmak için birinin arzusunu kollamak. . dayanağ ı olmayan. koruyucusu. arke arkebüz * XV. arkası nı (birine) vermek * birinin koruyuculuğ una güvenmek. arkaya kalmak * geride kalmak. *İ lk ana madde.arkası nda (veya sı rtı nda) yumurta küfesi yok ya! * eski düş üncesini de ğ iş tirmekte. * birine çok ilgi duymak. baş ka zamana veya iş in sonuna bı rakmak. iltifat etmek. arkası nda dola ş mak (veya gezmek) * bir iş i yaptı rmak için ilgili veya yetkili bir kimsenin uğ radı ğ ı yerlere giderek görüş me f ı rsatı aramak. arkası nı getirememek * baş lad ı ğ ı bir i ş i sürdürüp sona erdirememek. yüzyı lda Fransa'da kullanı lmaya baş lanan. * Koruyanı olmayan. arkaüstü * Arkası yere gelecek biçimde. arkası nı dayamak * birinin koruyuculuğ una güvenmek. ertelemek. arkası nı almak * bir iş i tamamlamak. arkası z * Arkalı ğ ı olmayan. sözünden caymakta sakı nca görmeyenler için kullanı lı r. geriden gelmek. arkaya bı rakmak (veya koymak) * sonraya. arkası nı sı vamak * okş amak. arkası ndan * birinin orada hazı r bulunmamas ı durumunda. taş ı nabilir ateş li silâh. arkası ndan sürüklemek * arkası ndan gelmesini sağ lamak. sonraya kalmak. arkası nı (veya peş ini) bı rakmak * vazgeçmek. arkası nı (bir ş eye) vermek * dönmek.

yağ mur ve kardan korumak amac ı yla bir süre için sökmek. * Arlanmak iş i. arkeoloji uzman ı veya bilgini. arma uçurmak (veya arma budatmak) * armayı rüzgâra kaptı rmak. yelken ve ip gibi donanı mı nı düzenleyen usta. * Geminin yürümesine hizmet eden direk. kuzey kutup yakı nı nda olan. bütün kara yosunları nda ve bazı açı k tohumlularda görülen diş ilik * Kazı bilimci. arma donatmak * armayı yerli yerine koymak. * (olumsuz olarak veya olumsuz anlamlı cümlelerde kullanı lı r) Utanmak. * Köy evlerinde kapı ları n arkası na konulan kal ı n kuş ak. ip. arma ğ an .organı . arlı * Namuslu. seren. arkeolojik * Arkeoloji ile ilgili. sı kı lmaz. * Geminin direk. arkeolog arkeoloji * Eğ relti otlar ı nda. ongun. arkeopteriks * Hem kuş hem sürüngen özellikleri gösteren bir hayvan fosili. halat ve yelken takı mı . kum taş ı türünden bir tortul kayaç. limanda kı ş lamak. sı kı lgan. seren. bir hanedanı n veya bir ş ehrin sembolü olarak kabul edilmi ş resim. arkı t arkoz * Birleş iminde feldspat bulunan. * Tarih öncesi ve eski çağ lardan kalma eserleri tarih ve sanat bak ı mı ndan inceleyen bilim. armada armador * Donanma. arma soymak * hareketli olan armayı . bazı su yosunlar ı nda. armadura * Gemide direklere tak ı lı halatları bağ lamak için küpe ş tenin iç tarafı nda bulunan delikli ve çubuklu levha. utangaç. huysuz huyundan vazgeçmez * herkes kendi karakterine göre davranı ş ta bulunur. kazı bilimi. harf veya ş ekil. arlı arı ndan. arktik arlanma arlanmak arlanmaz * Utanmaz. arma * Bir devletin. * Kuzey kutupla ilgili.

mı zı ka. ana sesin frekansı ndan tam katı olan sesler. armonyum * Taş ı nabilir küçük org. yumuş ak. * Bu ağ acı n rengi sar ı dan yeş ile kadar de ğ iş ebilen tatl ı . hediye. * Ticaret gemisi sahibi. kuvvet akı mı nı toplu bir duruma getirmek için bu kutuplar arası na yerle ş tirilen demir parçası . mutlu etmek için verilen ş ey. arma ğ an etmek * birine bir ş eyi armağ an olarak vermek. * Bir bilim adamı nı n emek verdi ğ i dalda onu anmak için hazı rlanan bilimsel eser. armoni orkestrası * Yalnı z üflemeli çalgı lardan oluş an orkestra. ihsan. * Gemi iş letme iş i. sulu. armoni * Türlü sesler arası nda sağ lanan uyum. * Armonika. yurdumuzun her yerinde yetiş en. armatörlük * Armatör olma durumu. gemi i ş letmecili ğ i. armal ı armatör * Arması bulunan. ayr ı notada sesler çı karan küçük ağ ı z çalgı sı . * Fazla bön. * Akordeon. armonik * Armoni ile ilgili olan. * Bağ ı ş . armudî armudiye * Armut biçiminde nazarlı k olarak takı lan altı n. * Bir mı knatı sı n iki kutbu arası nda. armoniler * Frekansı .* Birini sevindirmek. * Ödül. armonika * Yan yana sı ralanm ı ş deliklerden her biri üflenince. armonize * Tamamlayı cı sesler eklenmiş (müzik parças ı ). Ahlatı n iyisini (dağ da) ayı lar yer. armatür * Bir aletin ana bölümünü oluş turan k ı sı m. ufak çekirdekli meyvesi. * Armut biçiminde olan. * Bir kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri. hediye etmek. bir a ğ aç (Pirus communis). armudun iyisini (dağ da) ayı lar yer * Bkz. armut * Gülgillerden. armut gibi . çiçekleri beyaz.

Arnavutluk * Arnavut olma durumu. mastı çiçeğ i. armut kaba ğ ı * Ürünü. * Bu halka özgü olan (ş ey). * Arnavut halkı nı n bütünü. armut biçiminde top. Arnavut bacas ı * Çatı penceresi. Arnavutlaş ma * Arnavutlaş mak. Arnavut biberi * Acı kı rmı zı biber. Arnavutlar ı n kullandı ğ ı dil. armut kurusu * Daha sonraki mevsimlerde yenmek üzere kurutulmuş armut. dı ş ı deri. Arnavutça * Hint-Avrupa dilleri ailesine giren. üzümün (veya kiraz ı n) çöpü var demek * her ş eye kusur bulmak. . Arnavutlaş tı rmak * Arnavut kimliğ ini kazand ı rmak. Arnavutlaş tı rma * Arnavutlaş tı rmak durumu. sı ğ ı r gözü.* çok anlayı ş sı z. armut piş ağ zı ma dü ş ! * bir iş e hiç emek harcamaksı zı n onun kendiliğ inden olması nı bekleyenlerin durumunu anlatı r. armuz Arnavut * Gemilerde güverte ve borda kaplama tahtaları nı n yan yana gelmeleri sonucu aralar ı nda oluş turduklar ı çizgi. Arnavut ci ğ eri * Ciğ er tavası . armut biçiminde olan bir süs kabağ ı . bön. * Arnavutluk ve çevresinde yaş ayan bir halk. Arnavut kald ı rı mı * Yollarda irili ufaklı taş larla geliş igüzel yapı lan kaldı rı m. Arnavutlaş mak * Arnavut dilini ve kültürünü benimsemek. armut top * Boksörün çalı ş malar ı nda kullandı ğ ı içi havalı . arnika aroma * Bitki özlerinden veya yağ lar ı ndan elde edilen ho ş koku. aromatik * Öküz gözü. armutun sapı var. hiçbir ş eyi be ğ enmemek.

* Hayvanı n diş inde bulunan ve hayvan yaş landı kça silindiğ i için ya ş ı nı belli eden bir ni ş an. * Baş maklı k. bir su deposu eklenmesiyle olu ş turulan. arpalı k * Arpa ekilen yer. * Arpa biçiminde ş ehriye.* Hoş kokulu. * Arpa konulan yer. * Arpa yetiş tirme veya alı p satma iş i. arozöz * Kamyon. harp (II). . arpacı * Arpa alan ve satan kimse. arpacı k soğ anı * Tohumdan yetiş tirilen ve tohumluk olarak kullanı lan küçük so ğ an. * Çok arpa yemekten ileri gelen bir hayvan hastalı ğ ı . * Bu bitkinin taneleri. arpa * Buğ daygillerden. arpacı k * Göz kapağ ı nı n kenarı nda çı kan küçük çı ban. arp * Bkz. * Yabanî arpa. yurdumuzda çok yetiş tirilen bir bitki (Hordeum vulgare). tabanca gibi ateş li silâhlarda namlunun en ileri bölümünde bulunan ve niş an alı rken gezle birlikte göz ile hedef arası nda ayn ı çizgi üzerine getirilen küçük ç ı kı ntı . arpa güvesi * Tahı llara dadanan bir güve türü. * Müftü ve kazasker gibi din görevlilerine aylı k yerine verilen giyecek. arpacı kumrusu gibi düş ünmek * ne yapacağ ı nı bilmeyerek derin derin dü ş ünmek. arpa ş ehriye * Arpa biçiminde dökülmüş ş ehriye. araba gibi bir taş ı t aracı na. darı çı ktı * ters sonuç veren iş ler için söylenir. arpa suyu * Bira. taneleri ekmek ve bira yapı mı nda kullanı lan. it dirseğ i. arpa ektim. hayvanlara yem olarak verilen. arpa boyu kadar gitmek (veya yol almak) * pek az ilerlemek. * Karş ı lı ksı z yarar sağ lanı lan yer veya kimse. arpa tarlası . yiyecek gibi ş eyler veya para. sulamaya yarar araç. doldurma ve boş altma düzeni olan. aromalı . arpacı lı k arpa ğ an arpalama * Atları n ayakları nda görülen ve rahat yürümelerini önleyen bir hastalı k. * Tüfek.

arsı zlı k * Arsı z olanı n durumu veya ars ı za yakı ş acak davranı ş . arpalı k yapmak * bir kaynaktan sürekli olarak çı kar sa ğ lamak. * Aç gözlü davranan (kimse). yüzsüz (kimse). yı lı ş ı k. zı rnı k. arsı zca * Arsı z gibi.91. metal görünümünde basit element. arpası çok gelmek * coş mak. yüzsüzce davranmak. Kı saltması As. atom ağ ı rl ı ğ ı 74. * Bir akort oluş turan seslerin birbiri arkası ndan çalı nmas ı . aç gözlü davranmak.arpalı k etmek * arpalı k yapmak. yı lı ş arak. kudurmak. maden filizlerinde çok yaygı n bulunan. sı rna ş ı klı k. arsı zlaş mak * Arsı z duruma gelmek. atmosfer bas ı ncı altı nda 4500 C de süblimle ş en. s ı rna ş arak. * Arp çalan kimse. çakallar ba ş keser * haksı zl ı ğ ı veya kötülü ğ ü esas yapanı n yerine bu konuda ad ı ön plâna çı kan kiş iler anlamı nda kullanı lı r. arsı zlı k etmek * utanmadan. yı lı ş ı klı k. sı kı lmadan. arslanlı . arsı zlanma * Arsı zlanmak iş i. sı çan otu. arsı z * Utanması . * Üzerine yapı yap ı lmak için ayrı lmı ş yer. arpç ı arpej arsa arsenik * Atom numarası 33. sı kı lmas ı olmayan. arsı zlaş ma * Arsı zlaş mak iş i. arsı ulusal * Uluslar arası . yoğ unluğ u 5. arslan ı n ad ı çı kmı ş . azmak. arsı z arsı z * Utanmaz bir biçimde. arslan * Aslan.7 olan. arsı za yakı ş an biçimde. * Kolayca üreyebilen (bitki). arsı zlanmak * Arsı zlı k etmek.

* Avusturya hanedanı nda prenses. ar ş ivcilik * Arş ivcinin yapt ı ğ ı iş veya görevi. art arda * Birbirinin arkası ndan. troleybüs. arş ivde saklamak. arş ı n kadar. * Belgelik. ar ş ı nlı k ar ş idük ar ş idü ş es * Arş ı n ölçüsünde.* Osmanlı devletinde kullanı lan arslan baskı lı gümüş sikke. ar ş etip ar ş ı âlâ ar ş ı n *İ lk örnek. ar ş ivlemek * Arş ive kald ı rmak. ar ş ı nlama * Arş ı nlamak iş i. ar ş ar ş e * Askerlikte "yürü" komutu. yukarı ya doğ ru uzanmı ş demir yay. * Keman yayı . geniş adı mlarla dolaş mak. tramvay gibi elektrikle iş leyen taş ı tlarda telden elektrik akı mı almaya yarayan. art * Arka. * Belgelik görevlisi veya uzmanı . * Arş idükün kar ı sı veya k ı zı . ar ş ı nlamak * Arş ı nla ölçmek. * Bir ş eyin öbür yüzü. ar ş *İ slâm dinî inanı ş ı na göre göğ ün en yüksek katı . geri. * Avusturya'da imparator ailesi prenslerine verilen unvan. * Amaçsı z. * Yaklaş ı k olarak 68 cm ye eş it olan uzunluk ölçüsü. art avurt . ar ş iv ar ş ivci ar ş ivleme * Arş ivlemek iş i. * Tren. * Dokuzuncu kat gök.

art eteğ inde namaz kı l * çok temiz huylu kimseler için söylenir. geriye kalmak.* Avurdun arka bölümü. . diyakronik. art damak * Damağ ı n arka bölümü. art düş ünce * Bir düş üncenin arkası nda gizli tutulan ası l düş ünce. bereket. art avurt ünsüzü * Dil ucunun art damağ a çarpmas ı ndan oluş an ve dilin yanları ndan akan ses. artakalma * Artakalmak iş i veya durumu. artakalmak * Artmak. artç ı lı k * Artçı nı n görevi. artç ı * Yürüyüş durumunda bulunan bir askerî birli ğ in güvenliğ ini sağ lamak için arkadan gelmek üzere bı rak ı lan kı ta. arta ğ an * Alı ş ı landan veya beklenilenden artı k verimi olan. art zamanl ı * Evrim açı sı ndan ele alı nan süre içinde birbirini izleyen. art niyet art oda art teker *İ tici gücü sağ layarak bisikleti yürüten teker. dümdar. bereketli. * Gözde iris ile billûr cismin arası ndaki boş luk. art elden * birini oyalayı p. art ı mlı . art zamanl ı lı k * Değ iş ik zaman ve evrim açı sı ndan incelenen dil olayları nı n özelliğ i. art zamanl ı dil bilimi * Dil olayları nı değ iş ik zaman ve evrim aç ı sı ndan ele alan dil bilimi. g. ğ . fazla bulunmak. diyakroni. art damak ünsüzü * Ciğ erlerden gelen havanı n dil sı rt ı yard ı mı yla art damağ ı n çeş itli noktaları nda bazen patlayarak. * Çoğ alan. * Geçmiş bir sanat veya edebiyat çı ğ ı rı nı sürdüren (sanatç ı . fazlala ş an. art bölge * Deniz kı yı sı nda bulunan bir yerin gerisindeki bölge. bazen de sı zarak oluş turduğ u ünsüz: k. hareket). arta ğ anl ı k * Alı ş ı landan veya beklenilenden artı k ürün verme durumu. hinterland. ondan gizli olarak. * Art düş ünce.

art ı k emek *İ ş çinin. gün. dört yı lda bir gelen 29. eksi karş ı tı . * Artı klamak iş i. sı fı rdan büyük sayı . * Artı rı lmak i ş i.arter * Atardamar. pozitif. art ı mlı art ı n art ı rı lma * Piş ince ş iş tiğ i için miktar ı artm ı ş gibi görünen. * Daha çok. art ı k gün * Artı k yı llarda ş ubat ayı na eklenen. sonra. art ı m * Artma. . art ı sayı * Kendisinden önce + iş areti bulunan. * Toprağ ı burgu ile delinerek aç ı lan ve suyu yükseğ e fı ş kı ran kuyu. art ı uç art ı k * Elektrikli çözümlemede. sı vı ya batı rı lı p akı mı n geçmesini ağ layan. yeter. *İ çildikten. metal uçlardan artı yüklü olanı . anot. karş ı lı ğ ı ödenmeyen emek. kar ş ı lı ğ ı nı ödemeksizin sahip olduğ u ek değ er. iş gücünün karş ı lı ğ ı olarak. * Bir ş ey harcandı ktan sonra onun artan bölümü. daha. ek süre içinde harcadı ğ ı ve sonucunda artı k de ğ er yaratt ı ğ ı . art ı * Toplama iş leminde + iş aretinin adı . * Sı fı rdan büyük. arterit artezyen artezyen kuyusu * Artezyen. * Trafiğ i yoğ un olan ana yol. yenildikten veya kullanı ld ı ktan sonra geriye kalan. artağ an. ödenen değ erin üzerinde ürettiğ i ve iş verenin. art ı k yı l art ı klama * Dört yı lda bir gelen 366 günlük y ı l. pozitif sayı . * Kalan veya artan bölüm. daha fazla. artı ş . art ı k değ er *İ ş çinin. art ı klamak * Yemekte artı k bı rakmak. çoğ alma. önünde art ı iş areti bulunan (sayı ). zait. * Atardamar bozukluğ u. * Bundan böyle. * Katyon. seneikebire.

* Değ eri yükselmek. müzayede. art ı rmak * Artması nı sa ğ lamak. * Arttı rmak iş i. sanatlı . iltihapsı z. artma. * Herhangi bir davranı ş ta ileri gitmek. süreğ en eklem hastal ı ğ ı . * Artmak iş i veya biçimi. artist gibi. art ı ş artist gibi artistçe artistik artistlik artrit artroz artt ı rma artt ı rmak . sanatkâr. güzel ve alı mlı (kimse). * Artiste benzer biçimde. çoğ altmak. * Yükseltmek. * boylu poslu. * Tutumlu davranı p biriktirmek. * Müzayedede artı rma. * Eskisinden daha çok çoğ almak. * Güzel sanatları n gerektirdiğ i niteliğ e uygun. * Eğ lence yerlerinde gösteri yapan kimse. fazlalaş mak. * Gereğ ince harcandı ktan sonra bir miktar geri kalmak. * Artist olma durumu. artma * Artmak iş i. tasarruf etmek. artı m. sanatçı . artist * Güzel sanatlardan birini meslek edinen kimse. çoğ altı lmak. * Genellikle ş ekil bozucu. * Artistin görevi. * Bir malı baş ka al ı cı ları n verdiğ i fiyattan daha yüksek bir fiyatla almak istemek. * Alı cı lar aras ı ndaki yarı ş maya dayanan ve en yüksek fiyatı sürene malı n verilmesiyle biten yöntem. art ı rı m * Bir ş eyi idareli harcayarak onun bir bölümünü art ı rma iş i. çoğ alı ş . artmak artmak * Büyük heybe.art ı rı lmak * Artı rmak iş ine konu olmak. art ı rma * Artı rmak iş i. tasarruf. * Eklem romatizması . * Artı rmak iş i yapı lmak. tezyit edilmek.

geniş lik. . arzu etmek * yürekten istemek. arz dairesi * Bkz. arz * Sunma. yüzyı lda Arius adlı bir papazı n kurduğ u ve Hristiyan inanı ş ı nı n tersine olarak İ sa'nı n tanrı lı ğ ı nı inkâr eden mezhep. enlem dairesi. arzu duymak * birine veya bir ş eye karş ı istek duymak. arzuhâl * Dilekçe. arz ve talep * Üreticinin piyasaya mal çı karması ve tüketicinin piyasadan mal çekmesi olayları . * Yer. * (büyük bir makama) Anlatma. arz arz arzuhâl gibi (veya kadar) * bir mektubun çok uzun olduğ unu anlatmak için söylenir. arz odası * Mevkii olan insanları n. * En. arz etmek * sunmak. istida. arzanî arziyat arzu *İ stek. * Enine olan. * saygı ile bildirmek. arz talep kanunu * Belirli bir piyasada sunu ve talep dengesini düzenli tutma sistemi. arz derecesi * Bkz. * Heves. arya * Operalarda solistlerden birinin orkestra eş li ğ inde söylediğ i.aruz * Hecelerin uzunluk ve kı salı k. kapalı lı k veya açı klı k değ erlerine göre türlü ses kalı pları ndan olu ş an Divan Edebiyat ı naz ı m ölçüsü. enlem. halkla görüş tüğ ü oda. * Yer bilimi. bildirme. sunu ve istem. yeryüzü. dilek. jeoloji. genellikle kendi içinde bütünlüğ ü olan parça. Aryanizm * IV.

* Sinirle ilgili. * Sinir hastalı kları ile ilgili hastahane bölümü. *İ skambil kâğ ı tları nda birli.arzuhâlci * Para ile dilekçe. * Sinir hastalı kları ile ilgili hekimlik kolu. arzulamak *İ stek duymak. * Bir iş te baş ta gelen (kimse veya ş ey). asabîle ş me * Asabîleş mek i ş i. arzuhâlcilik * Arzuhâl yazma iş i. mareş allerin. asabîle ş mek * Kı zmak. hükümdarları n. mektup vb. * Eskiden ihtiyarları n baston yerine kullandı kları uzun sopa. özlemek. yazan kimse. * Ara yön. sinirlilik belirtileri göstermek. arzulama * Arzulamak iş i. arzusu kalmak * isteğ i yerine gelmemek. * Ast sı fatı nı n kı saltı lmı ş ı . törenlerde ta ş ı dı kları bir tür ağ aç veya metalden değ nek. asas kat as yön asabiyeci . asa * Bazı ülkelerde. öfkelenmek. As * Arsenik'in kı saltması . din adamlar ı nı n güç sembolü olarak. arzulu *İ stekli. eklendi ğ i kelimenin daha aş ağ ı derecelisini anlatan yeni kelimeler türetmeye yarar. istemek. sinirlenmek. * Sinir hastalı kları uzmanı . asabîlik asabiye * Asabî olma durumu. hevesini alamamak. as as * Kakı m. sinirsel. * Herhangi bir ölçü biriminin bölündüğ ü eş it parçalardan her biri. hevesli. asabî * Sinirli.

ksenon). temel niteliğ inde olan. vekâleten kar ş ı tı . kripton. asansörcü * Asansörün bakı m ve onarı mı nı yapan kimse. ası l olarak. * Kendi adı na hareket ederek. * Bir görevi yüklenmiş olan. asamble asansör araç. asalaklaş mak * Asalak duruma gelmek. * Yapı lar. asalak bilimi * Asalakları n yapı sı nı . asalak parazit. asalaklaş ma * Asalaklaş mak durumu. tufeyli. asal gazlar * Atomları nı n dı ş elektron halkalar ı tamam ı yla veya geçici olarak elektrona doymuş olan gazlar (helyum. asap asar * Sinirler. asansör bo ş luğ u * Binalarda asansörün iş lemesi için bı rakı lan boş luk. onun zararı na yaş ayan baş ka canlı . vekillik karş ı tı . asal say ı (lar) * Bölenlerinin kümesi iki elemanl ı olan elemanlardan biri 1. * Soyluluk. o görevin sahibi olan kimse. * Baş lı ca. asaleten asaleten atama * Sürekli görev yapmak üzere bir göreve atama. asillik. öbürü sayı nı n kendisi olan doğ al sayı (lar). *İ nsanlar ı veya yükleri bir yap ı nı n bir katı ndan ötekine veya yüksek yerlere ç ı karı p indiren elektrikle iş ler * Kurul. yaş ayı ş ı nı .asabiyet asal * Sinirlilik. neon. * Yazı da veya sözde bayağ ı söz ve deyim bulunmaması durumu. parazitoloji. eserler. * Otel ve hastahane gibi büyük kuruluş larda asansörün düzenli çalı ş ması nı sa ğ layan kimse. konakçı yla iliş kisini ve yapt ı ğ ı hastalı klarla bu hastalı klara karş ı giri ş ilecek sava ş ı konu alan bilim dalı . . asabî yapı lı olma. asalaklı k asalet * Asalak olanı n durumu. esasî. argon. ekti. * Bir görevde temelli olarak. soy gazlar. * Bir canlı nı n içinde veya üzerinde sürekli veya geçici olarak. * Baş kalar ı nı n sı rtı ndan geçinen (kimse).

aselbent ağ acı nı n kabukları çizilerek elde edilen bir reçine. aselbent * Hekimlikte ve koku yapı mı nda kullanı lan. * Bu reçinenin elde edildiğ i ağ aç (Styrax officinalis). saydam. * Sirkeyle ilgili. asbaş kan *İ kinci baş kan. düzenlilik. sirkeyle aynı özellikleri taş ı yan. yalnı zı sı yardı mı ile aygı t ve pansuman gereçleri gibi ş eyleri mikropsuzla ş tı rma iş i. taş pamu ğ u. asetik asit * Sirkeye tadı nı ve özelliklerinden birçoğ unu veren asit. güçlü ve beyaz bir ı ş ı k vererek yanan hidrokarbonlu bir gaz. baş ş ehrin düzenini korumakla da yükümlü olan 28. * Siyah renkte ş ekilsiz bir cins bitüm. kaya lifi. güvenlik. kolayca alev alı r. asenkron asepsi aseptik asesba ş ı * Yeniçeri ocağ ı ndaki askerî görevinin yan ı sı ra. asetilen aseton asfalt * Renksiz. yadı n kurun. eski eserler. * Ana maddesi katran olan ve yolları n kaplanması nda kullanı lan karı ş ı m. . asbest * Tremolitin bozulması ndan oluş an lifli. e ş zaman karş ı tı . ortanı n çorbacı baş ı sı na verilen ad.asarı atika asayi ş * Eski yapı lar. * Bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunması durumu. k ı rı lmadan bükülebilen ve ateş te niteli ğ i değ iş meyen bir mineral. senkron. asbest yünü * Asbestin iş lenerek yün biçimine sokulmuş u. eter kokusunda bir sı vı . * Birçok organik maddeyi eritmekte kullanı lan uçucu. ba ş lama ve bitme anlar ı baş ka olan (olaylar). sarı msak kokulu. * Her türlü mikroptan arı nmı ş . asetat asetatlı asetik * Asetik asidin tuzu veya esteri. * Birleş imine asetat kar ı ş tı rı lmı ş . asayi ş berkemal * Güvenliğ in yerinde olduğ unu anlatı r. *İ lâç kullanmadan. * Eş zamanl ı olmayan. ases * Gece bekçisi. * Osmanlı İ mparatorluğ unda yeniçeri ocağ ı nı n kald ı rı lması ndan önceki güvenlik görevlisi.

gerçek olarak. üzerinde anla ş maya varı lan husus. asfaltit * Petrolün ayrı ş ması ile olu ş an ve çoklukta tortul kayaçlar ı n gözeneklerinde bulunan doğ al bitüm. ulaş ı m ve kültür gibi ihtiyaçlar ı nı günün fiyatları üzerinden en az düzeyde karş ı lamaya yetecek ücret. asgarî * En az. ana. asfaltlanmak * Asfalt dökülmek. köken. kaynak. en aş ağ ı . ortak payda. * Kök. Muhammed'in meclislerinde ve konuş maları nda bulunanlar. * Soy. sağ lı k. * Hz. * (a'sı l) Baş lı ca. hakikat. * Minimum. uyuş ulan konu. örnek. ası l say ı lar . ashap * Sahipler. nesep.* Asfaltlanmı ş . asfaltlanma * Asfaltlanmak iş i. en azı ndan. ası l nüsha * Bir yazma eserin veya belgenin kopyaları nı n dayandı ğ ı özgün biçimi. esas. asfaltla kaplanmak. ası l * Bir ş eyin kendisi. * Aranı lan nitelikleri en çok kendinde toplam ı ş olan. * Gerçeklik. asfaltlamak * Asfaltla kaplamak. ası -ası / -esi * Fiilden sı fat yapan ek. asfaltlama * Asfaltlamak iş i. konut giyim. * Ası lı . asgarî ücret *İ ş çilere bir çalı ş ma günü karş ı lı ğ ı olarak ödenen ve iş çinin gı da. asgar ı mü ş terek * Herkes tarafı ndan kabul edilen nokta. * Gerçek. kı zgı nlı ğ ı nı yüzüne sert bir anlam vererek belirten" öfkeli görünü ş lü yüzü olan. ası da olmak (veya ası da kalmak) * bir iş e son verilmeyip öylece bı rakı lmı ş olmak veya kalmak. * Bir ş eyin temelini oluş turan. * Asmak iş i. sahabeler. ası k * Somurtkan. kopya karş ı tı . ası k suratl ı * Hoş nutsuzluğ unu. baş ta gelen. en dü ş ük.

* Asmak iş i yapı lmak veya asmak iş ine konu olmak. ası lmı ş adam * Salepgillerden. * Karş ı cinsin ilgisini çekmek için çarpı cı davran ı ş larda bulunmak. * Bir ş ey isterken karş ı sı ndakini tedirgin edecek derecede ileri gitmek üstelemek. ası p kesmek * (genellikle iş baş ı nda bulunan bir kimse için) yasay ı çiğ neyerek sert davranmak. süspansiyon. intifa. * Boynuna ip geçirip sallandı rı larak öldürülmek. ası r * Yüzyı l. kökenli. dayanaksı z. süspansiyon. sı rna ş mak. intifa etmek. * Birini tedirgin edecek kadar üzerine düş me. çiçekleri ası lmı ş bir insana benzeyen ve köklerinden salep ç ı karı lan bir bitki. * Tutup çekmek. * Çözünemeyen madde parçacı kları nı n dibe çökmeden bir sı vı ortamda kalmı ş durumu. * Asma iş i. * Sı rnaş an. tebelleş olan kimse. . tehir. * Hı zla eline almak. ası lsı z ası ltı * Doğ ru olmayan. * Israrla üzerine gitmek. * Bir yere tutunup sarkmak. idam edilmek. köksüz (haber). temelsiz. ı srar etmek. sonuna kadar mücadele etmek. ası lanmak * Bir ş eyden yarar sa ğ lamak.* Sı ra veya üleş tirme eki almamı ş yalı n sayı lar. ası lı ası lı ş * Ası lmak i ş i veya biçimi. * Böyle bir sı vı karı ş ı mı . * Ası lmı ş olan. ası m ası m takı m * Kadı nları n tak ı ndı klar ı süs eş yası . * Ası lmak i ş i. ası ntı olmak * tebelleş olmak. ası l vurgu * Kelimenin aslı ndaki vurgu. tavik. ası ntı * Bir iş i hemen yapmayı p bekleterek geri bı rakma. ası lanma * Ası lanmak iş i. ası ll ı ası lma ası lmak * Bir kökene dayanan.

baş kaldı rmak. * Bu söz "benzeş mek". soyluluk. isyan etmek. aside asidimetre * Asitölçer. bakı ş ı ms ı z. * Baş kaldı ran. asil * Soylu. özümleme. et ve bamya ile yapı lan bir Arap yemeğ i. dik baş lı . isyan etme. asile ş me * Asileş mek i ş i. baş kaldı rmak. asilik etmek * karş ı gelmek. . * Soylu olma durumu. * Hayı rsı z.* Çağ . isyankârlı k. asalet. * Simetrik olmayan. * Soylu. asimetri asimetrik * Simetrisi olmayan. asillik * Asil olma durumu. asilik * Asi olma durumu. asimilâsyon * Benzer hâle getirme. asimile asimptot * Bir eğ riye giderek yakla ş an. ası rl ı k asi * Yüzyı llı k. ama sonuna kadar uzat ı lsa bile yaklaş tı ğ ı hâlde e ğ riyi kesmeyen doğ ru. kendine benzetme. * Un. vekil karş ı tı . sonu ş maz. ası rlarca * Yüzlerce yı l. * Benzeş me. bakı ş ı msı zl ı k. kendine uydurma. "kendine uydurmak" anlamı nda "asimile etmek" biçiminde kullanı lı r. * Yüksek duygu ile yapı lan. * Bir görevde temelli olan. isyan eden. asilzade asilzadelik * Soyluluk. asile ş mek * Karş ı gelmek.

tersane gibi hizmet yerlerine verilen ad. asker ocağ ı * Askerlik ödevinin yapı ldı ğ ı kı ş la. . konsantrasyon derecesini ölçmeye yarayan cihaz. gemi. asker olmak * askerlik ödevine baş lamak. asistanlı k * Asistan. araş tı rma görevlisi olma durumu asistanı n görevi. tahkimli bölge. asklı . ordugâh. * Yurdun korunması yolunda iyi dövüş mesini baş aran.asistan * Yardı mcı . * Bkz. fenol. * Topluluk düzenine saygı sı olan. asker ç ı karmak * (bir devlet) belli kanunlara bağ lı olarak asker toplamak. asit fenik asitölçer ask askarit * Bağ ı rsak solucan ı . * Araş tı rma görevlisi. * kı yı lara ve en çok düş man kı yı lar ı na asker indirme. * Askerlik görevi veya ödevi. asker kaça ğ ı * Askerlik ödevini yapmamak için asker ocağ ı ndan ayrı lan veya oraya gitmekten kaçan kimse. asidimetre. borik asit. * Bkz. asker tay ı nı * Erlere verilen azı k. askercilik * Askere yakı ş ı r biçimde. askerce askerci * Asker yanlı sı . * Bir asidin özelliğ ini. asker gibi * disiplinli. düzgün. * Aynı zamanda asit ve alkol grupları nı içeren birleş iklere verilen ad. hamı z. asker * Erden mareş ale kadar orduda görevli bulunan herkes. disiplinli. asit * Turnusolün mavi rengini kı rmı zı ya çevirmek özelliğ inde olan ve birle ş imindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluş turan hidrojenli birleş ik. asit alkol asit borik * Bkz. * Ordunun yalnı z er rütbesinde olan bölümü.

disiplini. askere alı nmak * askerlik ödevini yapmak için er eğ itim merkezine gönderilmek. askerî rüş tiye * Askerî ortaokul. kanunlar ı yürütmekle görevli sı nı f ve bu sı nı ftan olan asker. * Bir tür çocuk oyunu. askerî ataş e * Bir ulusun yabancı ülkelerdeki elçiliklerinde görevli askerî uzman. askerîle ş me * Askerîleş mek i ş i. askeriye * Askerlik.* Askerci olma durumu. askerlik niteli ğ i kazanmak. askerîle ş tirmek * Asker yönetimine geçirmek. askerî ambargo * Bir ülkeyi cezalandı rmak amac ı yla askerî alanda yaptı rı m uygulama. askerîle ş tirme * Askerîleş tirmek iş i. (bir ş eye) askerlik niteliğ i kazandı rmak. askere gitmek * askerlik ödevini yapmak için orduya katı lmak. askerlik ödevi ordu hizmeti. askerîle ş mek * Bir yer askerlikle iliş kili duruma gelmek. askerlik hizmeti * Orduda belirli bir sürede yapı lan yurt ödevi. askere özgü. askerlik yoklamas ı * Askerlik ş ubelerine kayı tlı kimselerin belirli zamanlarda yapı lan durum yoklaması . askerî inzibat * Askerî birlikler arası nda düzeni. askerî * Askerlikle ilgili. askerlik yapmak * kanunlara göre yurttaş lar ı n yükümlü oldukları ordu ödevinde bulunmak. askerlik * Asker olma durumu. . askere çağ rı lmak * askerlik ödevini yapmak için ş ubece istenmek. askerlik etmek * askerlik yapmak. askerî kaput * Askerlerin giydiğ i kalı n kumaş tan üstlük. askerlik dairesi * Yurttaş ları askere alma i ş leriyle görevli olan askerlik ş ubelerinin bağ lı bulundukları bölge dairesi.

ask ı ya almak * altı bo ş al ı p deste ğ i kalmayan yapı yı dikmelerle boş lukta tutarak yı kı lmaktan kurtarmak. tabanca gibi ödül. * Hastahanelerde kı rı k kol veya bacakları n ası larak tutturulduğ u araç. * Gürbüz ve yiğ it adam. uzunluğ u 160 cm. savsaklamak. * Yeni yapı lan yapı lar ı n çatı sı na. ask ı lı ask ı lı k * Avcı lar ı n sı rtları na taktı kları askı tak ı mı . * Ası lı p saklanacak sebze. Yengeç ile Baş ak burçları arası nda yer alan burcun adı . * Zodyak üzerinde. yı rt ı cı . * Düğ ünlerde geline yak ı nları tarafı ndan takı lan hediye. * Kadı nları n kullandı ğ ı altı n dizisi veya zincirli mücevherat. * Asklı mantarları n sporuna verilen ad. *İ pek böceğ inin kozası nı sarması için yan ı na konulan çalı çı rpı . kuyru ğ u 70 cm ve ucu püsküllü. hiçbir biçimde. ask ı da bı rakmak * sonuca vardı rmamak. fener. arslan. meyve. kahve taş ı maya yarar kahveci tepsisi. Afrika'da yaş ayan. * Askı sı olan. * Vestiyer. . * bir iş i zamanı nda yapmayı p belirsiz bir zamana b ı rakmak. Zodyak. ev sahibi tarafı ndan usta için veya düğ ün arabaları na düğ ün sahibi taraf ı ndan arabac ı için armağ an olarak ası lan kumaş . askl ı * Sporları ask denen torbalar içinde olu ş an (mantar). ask ı ya çı kmak * ipek böceğ i koza sarmak üzere dallara ç ı kmak. * Karş ı cinsi rahatsı z eden kimse. * Çay. * Artı rma. * oturmuş veya batm ı ş bir gemiyi yüzdürmek için baş ka teknelere asarak kaldı rmak. çok koyu sarı renkli güçlü bir memeli türü. * Saz ş airleri arası nda yapı lan deyiş yar ı ş ı nda üstün gelene verilmek için duvara ası lan kumaş . * Saklanmak için tavana ası lmı ş dizi veya hevenk. * Pantolon veya giysilerin düş mesini önlemek için omuzdan aş ı rı lan bağ . eksiltme gibi resmî iş ilânları nı n ilgili daire duvarı nda belli bir zaman süresince ası lı durması . * Hiçbir zaman. ask ı ya çı karmak (veya çı karı lmak) * evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayı tlar ı nı n bulunduğ u yerde askı yoluyla ilân etmek.ask ı * Üzerine herhangi bir ş ey asmaya yarar nesne. ask ı ntı * Baş kalar ı nı n sı rtı ndan geçinen. * Gelinin oturacağ ı yerin üstüne ası lan süsler. askospor asla Aslan aslan * Kedigillerden. ask ı da kalmak * (bir iş ) bir engel dolayı sı yla sonuca varamamak. erkekleri yeleli.

aslan yürekli * Çok yiğ it. yer pı rasası (Leonurus). cesaretlilik. aslan yatağ ı ndan belli olur * bir kimsenin oturduğ u yerin durumu. aslanca * Aslana yakı ş ı r yolda. aslan sütü * Rakı . . aslan payı * Hak edilenden daha çok alı nan pay. * sağ lı ğ ı yerinde. onun kiş iliğ ini belli eder. aslı astarı * Esası . aslangiller * Kedi cinsinden olan bütün et oburları içine alan hayvan familyası . aslı astarı (veya aslı aslı ) olmamak * yalan. aslanağ zı * Sı raca otugillerden. kokusuz çiçekleri olan bir bitki. aslı astarı * iç yüzü. türlü renkte. gerçek ş ekli. hiçbir ş eyden korkmayan. aslan gibi * boylu boslu. delikanlı lar için kullanı lan bir seslenme sözü.aslan a ğ zı * Havuz kenarları na konulan ve ağ zı ndan su akan aslan biçiminde süs taş ı . *Ş irpençe. güzel. eskiden hekimlikte terletici olarak kullanı lan bir bitki. geçerliliğ i. aslankuyruğ u * Ballı babagillerden. aslankulağ ı * Bir sap üzerinde dizili sarı veya kı rmı zı çiçekli otsu bir bitki. aslanı m! * gençler. uygun bir durumda olması gerekir. aslen * Kök veya soy bakı mı ndan. sarı . aslan gibi. aslanl ı k * Yiğ itlik. ası lsı z olmak. aslan kesilmek * aslan gibi güçlü ve cesur duruma gelmek. güçlü ve yakı ş ı klı . aslanpençesi * Gülgillerden. beyaz çiçekli bir yabanî bitki (Alchemilla). aslanı n ağ zı nda * elde edilmesi çok güç. yiğ itçe. doğ ruluğ u.

* Asmak iş i. asma merdiven * Yukarı ucundan bir yere ası larak kullanı lan ip merdiven.aslı çı kmak * gerçek olduğ u anlaş ı lmak. sebze olarak kullanı lan ürünü. asma yapra ğ ı . ası lı . esas olan. asma bı yı ğ ı * Asma dalları nı n çevresine tutunması na yarayan ye ş il uzant ı lar. * Asmagillerden. asma kilit * Kilitlenecek ş eyin üstündeki halkalara geçirilip kapatı lacak biçimde yap ı lmı ş kilit. asma kabağ ı * Kabakgillerden sürüngen veya sarı lgan. yükselmeye temel olan her aş aması . aslî nüsha * Bir yazı nı n çoğ altı lması na örneklik eden ilk nüsha. bası k tavanl ı . asmalara zarar veren. mevsimlik bir kabak türü (Lageneria vulgaris). sar ı msı renkte bir böcek. * Soyu sopu. uydurma. sülük. asliye asma * Temel. aslî maa ş * Devlet dairelerinde çalı ş an memurlara verilen aylı ğ ı n. aslı nesli aslı k * Kı sı r olan (kad ı n veya di ş i hayvan). asma kat * Yapı larda genellikle tabanla birinci kat aras ı na yapı lan. dalları çardak üzerine yayı lan bitkilere genel olarak verilen ad. * As ı lmı ş . * Bu türün ince uzun. asma asma bahçe * Ayak ve kemerler üzerine kurulan teraslardan yapı lmı ş bahçe. altı boş kat. esas. ço ğ unlukla uzun ve yüksek köprü. asma biti * Eş kanatlı lardan. aslî dü ş ünce * Ana fikir. aslî * Temel olarak alı nan. asma köprü *İ ki ba ş ı ndaki ayaklardan baş ka dayanağ ı olmayan. aslı faslı yok * yalan. * Belirli bir tür üzüm veren bitki (Vitis). filoksera (Phylloxera vestatrix). gerçek olduğ u ortaya çı kmak.

* Asma için ayrı lmı ş yer veya toprak. çağ daş laş mak. aspur * Yalancı safran. asmolen asonans * Piş miş toprak. asorti asortik asosyal * Sosyal olmayan. asrı saadet * Hz. gerçekmiş gibi gösteren haber. asrîlik * Çağ cı llı k. aynı aksanı veren ünlünün ondan sonra veya önce gelen ünsüzü hiç dikkate almadan tekrarlama ş eklinde uyak. gerçek olmayan. Muhammed'in yaş adı ğ ı zaman. asparagas * Uydurma. yaprakları doğ rudan doğ ruya topraktan çı kan bir süs bitkisi. idam etmek. asmak * Bir ş eyi a ş ağ ı ya sarkacak biçimde bir yere iliş tirip sarkı tmak. birbirini tutar renk ve yapı da olan. cüruf ve beton kar ı ş ı mı ndan yapı lan kiri ş . yabancı maddeleri emerek dı ş arı atan cihaz. * Asması olan. * Bir kimseyi boğ azı ndan ip geçirip sarkı tarak öldürmek. kuş anmak. ek ş imtı rak ilâç. asmagiller *İ ki çeneklilerden. çağ cı l. belli baş lı türü asma olan bitki familyası . * Havadaki duman.* Zeytinyağ lı ve etli dolma yapmakta kullanı lan körpe asma yapra ğ ı . birbirini tutar renk ve yap ı da olan. * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. asrîleş mek * Çağ cı llaş mak. putrel nervürler arası na konulan delikli tu ğ la. * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. her dizenin sonunda gelen. emmeç. * Modern. * Gitmek zorunda olunan bir yere özürsüz gitmemek veya görevi olan bir iş i özürsüz yapmamak. ça ğ daş laş ma. asmalı asmalı k * Yarı m kafiye. aspidistra * Zambakgillerden. genellikle saksı da yetiş tirilen. * Üzerine takı nmak. toz vb. asrî asrîleş me * Çağ cı llaş ma. aspiratör aspirin * Ağ rı kesici ve ateş düş ürücü olarak kullanı lan beyaz renkli. .

resim yapı lmadan önce sürülen boya. astarl ı * Astar geçirilmiş . astarlatmak * Astar yaptı rmak veya geçirtmek. astarl ı zarf *İ ç yüzüne ince bir kâğ ı t geçirilmiş zarf. astarlatma * Astarlatmak i ş i. * Gemicilikte bir ş eyi sağ lamlaş tı rmak için kullanı lan bez. ayakkabı gibi ş eylerde. alanı nda tanı nmı ş ve çok ünlü olan sanatç ı . * Alt. astar sürmek (veya vurmak. astar astar boyas ı * Boyacı lı kta ası l boyadan önce sürülen. astarl ı k astarya * Astar olmaya elveriş li (kuma ş vb. astarlama * Astarlamak iş i.assai assolist ast * Birlikte kullanı ldı ğ ı terimin anlamı na aş ı rı lı k kazand ı rı r: Adagio assai çok yavaş . astarlanmak * Astar geçirilmek. * Boyacı lı kta. astarlanmı ş . . astarlamak * Astar geçirmek. * Bir gemiye yükleme veya boş altma için tanı nan süre. madun. astar vurmak. astarı yüzünden pahal ı olmak * bir iş in ayrı ntı ları na harcanı lan para veya emek. * Giyecek. a ğ aç vb. * (birine göre) Rütbe veya k ı demce küçük olan asker. elde edilen sonucun de ğ erini aş mak. halat. kiri kapatmak ve sürülecek boyan ı n dayanı klı lı ğ ı nı artı rmak için kullan ı lan boya. * Üzerine resim yapı lacak bezin veya duvarı n yağ lı boyay ı emmesi için. kumaş ı n veya derinin iç taraf ı na geçirilen ince kat. çok ağ ı r. çekmek) * astar boyası ile boyamak. * Sı va veya boyadan önce vurulan kat.). astarlanma * Astarlanmak iş i. masrafl ı olmak. perde. * Birinin buyruğ u altı nda olan görevli. astar sürmek. * Bir müzik programı nda daha çok en son olarak sahneye çı kan. astar kaplama * Kontratablalarda kör ağ ac ı n biçim değ iş tirmesini önlemek amacı yla iki yüzüne yap ı ş tı rı lan kaplama katı . çanta.

ast ı ğ ı ast ı k. . astragan * Karakul kuzusunun kı vı rc ı k ve parlak postu. astigmatizm * Gözün saydam tabakası nda meridyenlerin e ş itsizliğ i yüzünden net görememe durumu. * Gök fiziğ i. kestiğ i kestik * acı ması z. astronomik fiyat * Çok yüksek fiyat. felekiyat. * Bu posttan yapı lmı ş olan. * Aş ı rı çok yüksek. astatin * Astat. ast ı rma ast ı rmak astigmat * Astı rmak i ş i. astronomi * Gök bilimi. asteğ men * Orduda en küçük rütbeli subay. * Yı ld ı z falı yla uğ raş an kimse. asteğ menlik * Asteğ men rütbesi veya asteğ menin görevi. çok sert veya istediğ i gibi davranan kimseler için kullanı lı r. * Net görmeyen. astı m hastalı ğ ı na tutulmuş olan. astigmatizme tutulmuş (göz). astronomik * Gök bilimiyle ilgili olan. müneccim. * Bronş ları n daralması ndan ileri gelen nefes darlı ğ ı . gök bilimci. * Asmak iş ini yaptı rmak. ast ı m ast ı mlı * Astı mı olan. müneccimlik. * Yı ld ı z falcı lı ğ ı . * Atom numarası 85 olan. Kı saltması At. bizmutun alfa ı ş ı nları yla bombard ı manı sonucu elde edilen yapay element.astas ı m astat * Öncüllerinden biri önceki tası mı n vargı sı durumunda olan bir ek tası m. astrofizik astrolog astroloji astronom * Astronomi bilgini.

Asya ile ilgili (olan). * Gök. * Asya'ya özgü olan.astronomik rakam *İ nsana ş aş kı nlı k verecek derecede büyük rakam. mutluluk. asude * Sessiz. astronotluk * Uzay adamı olma durumu veya uzay adam ı nı n görevi. asudelik asuman Asurca Asyalı * Asya'da yaş ayan kimse. * Huzur içinde olma. mutfak. gökyüzü. astropikal * Tropikal bölgelere yakı n. astsubay çavuş * Astsubaylı ğ ı n ilk basamağ ı . astronot * Uzay adamı . sakin. astsubay * Silâhlı Kuvvetler yasas ı na göre astsubay okulları nda yetiş erek Silâhlı Kuvvetlere katı lan astsubay çavuş tan astsubay kı demli baş çavuş a kadar rütbesi olan asker. astsubay k ı demli çavuş * Astsubaylı ğ ı n ikinci basamağ ı . fakat daha yüksek bir enlemde olan. rahat. aş damı * Bazı bölgelerde yemek piş irilen yer. astsubay k ı demli üstçavuş * Astsubaylı ğ ı n dördüncü basamağ ı . Asyalı lı k * Asyalı olma durumu. astsubay üstçavu ş * Astsubaylı ğ ı n üçüncü basamağ ı . astsubayl ı k * Astsubay olma durumu veya astsubayı n görevi. astsubay baş çavuş * Astsubaylı ğ ı n beş inci basamağ ı . aş * Piş irilerek hazı rlanan yemek. * Samî dilleri ailesine giren ve Milâttan önceki dönemlerde Ön Asya'da kullanı lmı ş olan ölü bir dil. . astsubay k ı demli baş çavuş * Astsubaylı ğ ı n altı ncı ve son basama ğ ı .

mantarlar ve kara yosunlar ı gibi su d ı ş ı nda fazla boy atmayan damarsı z bitkiler. * Bir yere göre daha alçak yerde bulunan. * Bayağ ı . yak ı nma olarak kullan ı lı r. aş ağ ı kalmamak * herhangi bir nitelik bakı mı ndan ondan geri olmamak. adî. aş ermek. adî. lokanta. hor görmek. * hamilelikte bazı yiyeceklere kar ş ı aş ı rı düş künlük göstermek. miktarı . aş ağ ı almak * devirmek. * Düğ ün ve benzeri toplant ı larda. verilecek yemekleri hazı rlamak için geçici olarak mutfak gibi kullanı lan * Tekkelerde yemek piş irilen yer. aş yermek * Bkz. aş ağ ı (falan) yukar ı * bir kimsenin adı nı n dilden düş ürmedi ğ ini. yerleş im bölgesi. aş ağ ı mahalle * Yüksek bir yerleş im bölgesine göre alçakta kalan yer. aş ağ ı görmek * küçük görmek. * Yoksullara parası z yemek yedirilen veya da ğ ı tı lan yer. çok arzulamak veya nefret etmek. beğ enmemek. onun pek gözde oldu ğ unu anlatı r. * Aş ağ ı ya. tiksinmek. niteliğ i alçalmak. * Genel ev.aş erme aş ermek aş evi * Aş ermek durumu. aş ocağ ı * Yemek piş irilip yoksullara da ğ ı tı lan yer. * daha aş ağ ı bir durumu kendine lâyı k görmez. * Niteliğ i düş ük. aş ağ ı kurtarmaz * bundan daha ucuza olmaz. denk olan. aş taş ı nca kepçeye paha olmaz * sı kı ş ı k zamanlarda önemsiz ş eylerin de ğ eri çoktur. yı kmak. yer. değ er yönünden daha az. aş hane. . aş ağ ı bitkiler * Su yosunları . aş ağ ı kalı r yeri (veya yanı ) yok * nitelikleri bakı mı ndan baş kalar ı yla kar ş ı la ş tı rı ldı ğ ı nda eksi ğ i olmayan. * Daha küçük. daha az. aş ağ ı * Bir ş eyin alt bölümü. * bir hizmette çok kullanı lan kiş ice. * Para ile yemek yenilen yer. yere doğ ru. aş ağ ı düş mek * düzeyi. aş çı . * Eğ imli bir yerin daha alçak olan yeri. kötü.

aş ağ ı lı k * Aş ağ ı olma durumu. aş ağ ı lanma * Aş ağ ı lanmak durumu. hor görmek. aş ağ ı lama * Aş ağ ı lamak iş i. * Küçültücü davranı ş larda bulunmak. mertebe. aş ağ ı dan almak * sert konuş an bir kimseye yumuş ak bir dil kullanmak. mezellet. aş ağ ı samak * Bir kimseyi veya bir ş eyi aş ağ ı lı k ve değ ersiz göstermek. tenzil etmek. aş ağ ı lanmak * Aş ağ ı duruma dü ş ürülmek. merhale. paye. hafife almak. aş ağ ı yukar ı * Tama yakı n. benliğ ini yetersiz ve küçük görmesi. yeteneksiz ve güçsüz görme duygusu. aş ağ ı latmak * Aş ağ ı lamak iş ine uğ ratmak. * Niteliğ i düş ük. aş ağ ı laş mak * Aş ağ ı lı k duruma dü ş mek. aş ağ ı sı aş ama * Aş ağ ı taraftaki. aş ağ ı latma * Aş ağ ı latmak iş i. aş ağ ı sama * Aş ağ ı samak iş i. adilik. aş ağ ı lı k kompleksi * Kendini olduğ undan yetersiz.aş ağ ı tükürsem sakal ı m. rütbe. * Önem veya değ er bakı mı ndan gitgide yükselen bir s ı ra basamakları n her biri. aş ağ ı lamak * Değ erinden düş ük göstermek. a ş ağ ı sı yukarı sı birlikte. aş ağ ı yukar ı (yürümek) * bir baş tan bir baş a (yürümek). aş ağ ı lı k duygusu * Kiş inin gerçeklere uyan veya uymayan sebeplerle. hafifsemek. basamak. yaklaş ı k olarak. aş ağ ı lı yukarı lı * Aş ağ ı sı ve yukar ı sı olan. aş ağ ı laş ma * Aş ağ ı duruma dü ş me. . yukar ı tükürsem bı yı ğ ı m * iki karş ı t ve aynı derecede sakı ncal ı durum karş ı sı nda karar verme zorluğ unu anlatı r. evre. * Varı lmas ı istenen bir amaca doğ ru geçilmesi gerekli dönemlerden her biri. alttan almak. tezyif etmek. adî.

aş çı ba ş ı * Birkaç aş çı nı n birlikte çalı ş tı ğ ı yerde bulunanlar ı n ba ş ı . * Tarı m ürünlerinden alı nan onda bir nisbetindeki vergiler. aş çı lı k * Aş çı olma durumu veya aş çı nı n görevi. * Yemek piş iren kimse. kademeli. hiyerarş i. aş ı * Organizmada belli birtakı m hastal ı klara karş ı bağ ı ş ı klı k sağ lamak için vücuda verilen. ahçı . aş çı baş ı nı n görevi. * Onluklar. aş amalı * Aş aması olan. * Bir ağ ac ı n dalı veya gövdesi üzerine. tomurcuk gibi parçalar ı kaynaş tı rma iş i veya böylece eklenen parça. aş ı olmak * aş ı yapı lmak. * Koyuca kı rmı zı . aş erat aş hane . * Bir lokanta veya evde yemek piş irmekle görevli kimse. * Bu eriyiğ in uygulanması . o hastalı ğ ı n mikrobuyla haz ı rlanm ı ş eriyik. * Otoritenin en geniş ölçüde en üst mertebede olarak değ iş ik önem sı raları arası nda katı ve kesin bir biçimde dağ ı ldı ğ ı toplumsal te ş kilâtlanı ş biçimi.aş ama sı rası * Önem ve değ er bakı mı ndan gitgide yükselen basamaklar dizisi. aş evi. aş arî aş çı aş çı baltası * Kemikli et kesmeye yarar küçük balta. göz. * Yemek yenilen dükkân. * Aş ı lı (kimse veya bitki). * Aş evi. kiremit rengi. aş ı boyalı * Aş ı boyası renginde boyanm ı ş . aş çı ba ş ı lı k * Aş çı baş ı olma durumu. * Mutfak. kı zı l veya koyu esmer renk almı ş gevrek kil. aş ar * Ondalı k. hiyerarş i. aş ı kâğ ı dı * Aş ı olanlara verilen resmî belge. aş ı boyası *İ çine karı ş an demir hidroksit miktar ı na göre pas sar ı sı . * Yemek piş irip satan kimse. * Yemek piş irme zanaat ı veya bilgisi. aynı familyanı n daha iyi bir türünden alı nan dal. lokanta. * Ondalı k.

âş ı k * Bir kimseye veya bir ş eye karş ı aş ı rı sevgi ve bağ lı lı k duyan. ayak bileğ inde bulunan küçük kemiklerden biri. sevgilisinin kusurlar ı nı görmediğ i gibi. a ş ı rma. * Halk içinde yetiş en. * Dalgı n. * Ahbap. aş ı k * Baldı r kemiğ i ile eklemle ş erek bileğ in belli baş lı oynak merkezini olu ş turan. aş ı k kemiğ i * Aş ı k. uzun mertek. tutkun (kimse). aş ı k atmak (veya aş ı k oynamak) * aş ı k kemiğ iyle oyun oynamak. aş ı cı aş ı cı lı k * Aş ı cı nı n yaptı ğ ı iş . âş ı kane * Âş ı ğ a yaraş ı r biçimde (olan). aş ı ğ ı cuk oturmak * iş i çok olumlu bir biçim almak. . âş ı klı k âş ı klı sı âş ı kta ş * Âş ı k olanı n durumu. âş ı k olmak * sevmek. * Aş ı yapan kimse. * çok seveni. âş ı ğ ı kesilmek * tutku hâline getirmek. kalender (kimse).aş ı taş ı * Taş durumundaki aş ı boyası . aş ı vurmak * bağ ı ş ı klı k veya tedavi amacı yla vücuda a ş ı vermek. vurgun. yarı ş mak. âş ı ğ ı n gözü kördür * kendisini aş ka kaptı ran kimse. deyi ş lerini sazla söyleyen. sözlü ş iir geleneğ ine bağ lı halk ş airi. tutulmak. * Seviş en bir çiftten kadı na oranla genellikle erkeğ e verilen ad. âş ı ğ a Bağ dad sorulmaz * bir ş eye çok istekli olan kimsenin. düş künü. * Birbirleriyle seviş en erkek ve kadı ndan her biri. * Yapı çatı lar ı nda. o ş eyi elde etmedeki zorluklar ı hiçe saydı ğ ı nı anlatı r. aş ı k atmak * yarı ş etmek. arkadaş gibi bir seslenme. a ş ı yapmak. çevresinde olup bitenlerle de ilgilenmez.

ilkah. * Erkek hayvanı n diş isiyle çiftle ş mesi. aş ı lmak aş ı m * Aş mak iş ine konu olmak. sı cağ a soğ uk su katma. * Aş ı latmak i ş i. * Dokunduğ u cisimleri eriterek aş ı nması na yol açmak. * (bir yere) Pek çok gidip gelmek. telkin etmek. * Baş kas ı na hastalı k geçirmek. * Yeni aş ı lanmı ş ağ aç. * Erozyon. aş ı lanma * Aş ı lanmak iş i. * Aş ı nmak iş i. sı cağ a soğ uk su katmak. aş ı lamak * Organizmada bağ ı ş ı klı k yaratmak veya yerle ş miş bir hastal ı ğ a karş ı koyabilmek için hazı rlanm ı ş bir a ş ı yı vücuda vermek. etkilemek. aş ı nı m * Aş ı nmak iş i. * Bu yolla elde edilmiş . aş ı nma . * Soğ uğ a sı cak. aş ı lanmak * Aş ı lamak iş ine konu olmak. * Elde edilmesi istenilen herhangi bir ağ ac ı n bir parçası nı anaç üzerine kayna ş tı rarak üretmek. * Aş ı lamak iş ini yapt ı rmak. aş ı lama * Aş ı lamak iş i. aş ı yapmak. * Soğ uğ a sı cak. aş ı ndı rma * Aş ı ndı rmak iş i. muaş aka. aş ı lma * Aş ı lmak durumu. aş ı ndı rmak * Aş ı nmak iş ine uğ ratmak. * Aş ı lanmı ş (ağ aç). * Birtakı m düş ünce veya duygular ı baş kası na benimsetmek. * Kendisine aş ı yapı lmı ş (bitki). aş ı latma aş ı latmak aş ı lı * Herhangi bir hastalı ğ a kar ş ı aş ı lanmı ş olan (kimse).âş ı kta ş lı k * Karş ı lı klı seviş me. * Bitkilerin aş ı yoluyla üretilmesi. âş ı kta ş lı k etmek * karş ı lı klı seviş mek.

aş ı ntı aş ı r aş ı ramento * Çalma. * Eskimek. erozyon. * Beklenenin üstünde aş ı rı davranma eğ ilimi. müfrit. itikal. aş ı rı duyu * Herhangi bir duyu organı yla ve özellikle dokunma duyusuyla sağ lanan her tür uyarana kar ş ı ola ğ an d ı ş ı bir duyarlı k gösterme durumu. * Aş ı nmı ş yer. usandı rmak. yerinden kopar ı lmaları veya eritilmeleri. * Gereğ inden fazla. aş ı rı erime * Erime noktası ndan daha aş ağ ı bir ı sı derecesine düş mesine rağ men birtakı mş artlar altı nda bir s ı vı nı n kat ı la ş maması durumu. * Aş ı rı olma durumu. * Bir ş eyin gere ğ inden çok olanı . aş ı rma. çok. sı caklı ğ ı n dü ş mesine karş ı n bir s ı nı ra kadar erimi ş olarak kalması durumu. * On sayı sı . aş ı rı bellem * Belleme yetisinin olağ anüstü bir durumda geliş miş olması . baş ta akarsular olmak üzere türlü dı ş etmenlerle yı pratı lı p. * Çı kı ntı lar ı silinmek. * Bir ş eye gere ğ inden çok fazla bağ lanan. aş ı rı uç aş ı rı cı lı k aş ı rı lı k aş ı rı lma * Aş ı rı lmak iş i. taş kı n. * Bir dinî tören sı rası nda veya cemaatle namaz kı lı ndı ktan sonra Kur'an'dan okunan on ayetlik bölüm. ötesinde. eriyebildiğ i kadar eriyen bir maddenin. fazla miktarda. aş ı rı besi * Olağ anüstü nicelikte yemek yeme veya yedirme. yı pranmak. önem veren. aş ı rı taş ı rı * Çok aş ı rı . düzleş mek. aş ı rı lmak * Politika alanı nda sağ veya sol görüş lerin en ate ş li ve y ı kı cı kanadı . aş ı rı gitmek * ölçüyü kaçı rmak. aş ı rı * Alı ş ı lan veya dayanı labilen dereceden çok daha fazla. aş ı nmak * Birbirine sürtünerek incelmek. aş ı rı doyma * Belli sı caklı ktaki bir sı vı içinde. * Ötede. .* Yer kabuğ unu oluş turan kayaçları n.

kuytu yer. * Baş kas ı nı n eserinden parçalar al ı p kendininmiş gibi göstermek. * Aş ı rmak i ş ini yapt ı rmak. belli. belirginle ş mek. * Çalı p götürmek. aş ikâr olmak * belli olmak. belli etmek. . * Aş ı rmak. * Siper. * Açı k. aş ikâre aş ina * Açı kça. * Kendisine aş ı yapı lmamı ş (bitki). aş ı rt ı aş ı rtma aş ı rtmak * Aş ı rma iş i. * Aş ı rtmak i ş i. saklamadan. * Herhangi bir hastalı ğ a kar ş ı aş ı lanmamı ş olan (kimse). aş ı rma * Aş ı rmak i ş i. aş ı sı z aş ı t aş ikâr aş ikâr etmek * açı klamak. aş ı rma kay ı ş * Bir çarkı döndürmek için kasnaktan kasnağ a geçirilen kuş ak biçimindeki kayı ş çember. aş ı rmac ı lı k * Baş kas ı na ait olan bir ş eyi izinsiz alma. kova. tanı dı k. aş ı rma. aş ı rmak * Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden öte yanı na geçirmek. * Tehlike içinde bulunan bir ş eyi acele kaç ı rmak. intihal. apaçı k. aş ı rmasyon * Çalma. meydanda olan. ortaya çı kmak. belli ederek. * Yapı çatı lar ı nda uzun mertek. * Aş ı rı lmı ş . * Küçük kazan.* Aş ı rmak i ş ine konu olmak. mı sralar al ı p kendininmiş gibi gösterme veya baş kaları nı n konuları nı benimseyip de ğ iş ik biçimde anlatma. * Aş ı lacak yer. bakraç. * Dağ geçidi. * Bildik. aş ı rı ntı * Aş ı rı lmı ş olan (ş ey). arkadaş . * Baş kalar ı nı n yazı ları ndan bölümler. dost. * Bir yazarı n ba ş ka bir yazar ı n eserinden konu veya biçim alması . a ş ı k.

aş kı n * Belli bir süreyi aş mı ş .* Bilinen. * Aş mak iş i. oturulan yer. aş ma . zahire. * Derviş ler aras ı nda selâm sözü olarak kullanı lı r. * Benzerlerinden üstün. Aş ı lamak. mesken. aş mak * Bkz. * Kuş yuvası . sevi. * Sı rası gelince kullan ı lmak için saklanan yemeklik ş eyler. aş lı k * Aş yapmak için hazı rlanan ve saklanan ş eyler. seviş mek. aş iret aş iyan * Oymak. Aş ı lama. bir tutumun çok beğ enildi ğ ini bildirir. bir tutum karş ı sı nda kı nama. aş inal ı k * Birbirini bilme. tanı ş ı klı k. coş kunluk göstermek. aş ka düş mek * âş ı k olmak. aş lama aş lamak * Bkz. * Aş ı rı sevgi ve ba ğ lı lı k duygusu. aş ka gelmek * bir ş eyi yapmak için büyük bir istek duymak. * Dövüldükten sonra savrularak temizlenen ve kurutulan buğ day. tanı dı ğ ı nı belli etmek. fazla. ötesine geçmiş . * Çok. sitem bildirir. * Ev. aş k aş k etmek * hı zla vurmak. tanı ma. aş k olmayı nca meş k olmaz * güçlü bir istek olmayı nca hiçbir ş ey elde edilemez. aş k olsun * "Aferin" sözünden daha güçlü olarak bir davranı ş ı n. aş kı ncı lı k * Birey ve evrenseli birleş tirmeye çal ı ş an ahlâkî nitelikli Amerikan felsefesi. aş inal ı k göstermek * ilgilenmek. * Beğ enilmeyecek bir davranı ş . tanı dı k olan. aş k yapmak * cinsel iliş kide bulunmak. coş mak. * Tanı ş ı klı ğ ı gösterir davran ı ş .

at binenin (veya iş bilenin). aş na * Aş ina. atlar anası . onu gereğ i gibi kullanmas ı nı bilene yakı ş ı r. uzak veya geçilmesi güç bir yerin öte yanı na geçmek. sona ermek. * (erkek hayvan) Diş isiyle çiftle ş mek. bitmek. kuru yemiş leri ş ekerle kaynatarak yapı lan bir tür tatlı . onun tutumuna göre davrandı klar ı nı anlatı r. at ba ş ı (beraber) gitmek * eş it durumda olmak. yük çekme veya taş ı ma gibi hizmetlerde kullanı lan memeli hayvan. aş urelik * Aş ure yapmada kullanı lan. açı k saç ı k kadı n. * Aş ure dağ ı tmaya yarayan süslü kap. * (süre) Geçmek. * Oynak. kokot. * Atgillerden. baş lar ı nda bulunan kiş inin etkisi altı nda kalarak. k ı lı ç kuş ananı n * her ş ey. gelir-at vb. aş ure ayı * Muharrem ayı . her yönde siyahtan beyaza ve beyazdan siyaha bir hane atlayarak L biçiminde hareket eden taş . * Gizli dostluk. aş üfte aş üftelik -at at anas ı * Bkz. aş na fiş ne * Gizli dost. * Aş üfte olma durumu. * Aş mak iş ini yaptı rmak. aş ure günü * Aş urenin piş irildi ğ i Muharrem ay ı nı n onuncu günü. aş oz * Ahş ap gemilerin omurgaları nı n uzunluğ unca ve iki yan ı nda borda kaplamaları nı n en dar yüzünü yerle ş tirmek için açı lan keskin. aş tı rma aş tı rmak aş ure * Buğ day. At at * Astatin'in kı saltması . binme. * Aş tı rmak i ş i. nohut gibi taneleri. * Satrançta.* Yüksek. at binicisine göre kiş ner * insanları n. . *İ simden isim türeten ek (Arapça çokluk eki): gidiş -at. sivri köş eli yuva. * Görünmeden kaçmak.

meydan olmaz (bulunmaz). at ko ş turacak kadar * pek geniş . * Sirklerde veya eğ lence yerlerinde. at ko ş turmak * çok geniş . at çalı ndı ktan sonra ahı rı n kapı sı nı kapamak * iş iş ten geçtikten sonra önlem almaya kalkı ş mak. at üstünde hünerlerini gösteren kimse. at h ı rsı zı gibi * kı lı k kı yafeti ve tutumu güven vermeyen (adam). örneğ i at kestanesi olan bir bitki familyası . at izi it izine kar ı ş mak * iyiyi kötüden ayı ramayacak kadar bir karı ş ı klı k ortaya ç ı kmak. at nalı kadar * (niş an. at olur. at donu at gibi * vücudu iri yarı olan (kad ı n). at oynatmak * atla hüner göstermek. at olmaz (bulunmaz) * gerekli ş artlar her zaman bir arada bulunmaz. at çevirmek * geri döndürmek. at gözlü ğ ü * Atları n koş um takı mı nda. at meydanı * at koş ular ı nı n yapı ldı ğ ı meydan. madalya. * bildiğ i ve istediğ i gibi davranmak.at cambazı * At alı p satan kimse. göz hizas ı nda bulunan korumal ı k. çiçekleri kokulu bir ağ aç (Aesculus hippocastanum). * Bu ağ acı n kestaneye benzeyen yemiş i. alabildiğ ine rahat hareket edilebilecek yer ve ortam yaratmak. * Çevresinde olup bitenleri iyi algı layamama. geniş yapraklı . . plâka gibi gö ğ se takı lan ş eyler için) pek büyük. sabit fikirlilik. at pazar ı nda eş ek osurtmuyoruz! * söyleneni dinlemeyene söylenen bir uyarma sözü. at kestanesi * At kestanesigillerden. at meydanı * At veya at arabaları koş ular ı nı n yapı ldı ğ ı yer. * yarı ş mak. değ erlendirememe. at sine ğ i * Atı n tüyünün rengi. elmas. meydan olur (bulunur). at kestanesigiller *İ ki çeneklilerden. veya bulmak. 15 ile 30 m yükseklikte.

at. * Eskiden Rus Kazakları n ba ş buğ una verilen unvan. atak atak yapmak * akı n yapmak. * Saldı rı . özellikle Selçuklularda ş ehzadelerin e ğ itimi veya ba ğ ı msı z olarak bir eyaletin yönetimi ile görevli vezir. cür'et. * Tembellik. at var. atadan babadan görmek * gelenek hâlinde eskiden beri bilmek. akı n. atabek atabey * Bkz. ata et. cür'etkâr. atavizm. sı ğ ı r ve domuzları n bacak ve kuyruk aralar ı nda yaş ayan. atı lı m yapmak. atal ı k atama . yalancı . iş lemezlik. * Atı lı m. atak * Düş üncesizce her iş e atı lan. ama kullanma imkânı yok. saldı rı ş . tayin etmek. babalı k. * Geveze. ite ot vermek * bir iş i ters yapmak. ataya çekme. atac ı lı k * Uzaklarda bulunan ve birçok kuş aktan beri görünmeyen birtakı m özelliklerin yeni bir kuş akta birden ortaya ç ı kması . ataerki ataerkil * Ataerki temeline dayanan. davranı ş . * Atamak iş i. hücum. patriarkal. ata * Baba. uygulamak. ataklı k atalet * Atak olanı n durumu veya atakça i ş . yapmak.* Çift kanatlı lardan. eklem bacaklı bir sinek türü (Hippobosca equina). tayin. * Soyda temel olarak babayı alan ve ailede çocuklar ı baba soyuna mal eden topluluk düzeni. meydan yok * yapacak güç var. * Dedelerden ve büyük babalardan her biri. *İ ş sizlik. iş siz kalma. atabey. * Eski Türk devletlerinde. * Ataya yakı ş ı r davranı ş . uzunluğ u 8 mm kadar olan. pederş ahî. atamak ataman * Birini bir göreve getirmek. kanatları büyük ve küt. hamle. pederş ahîlik.

kiş i özgürlüğ ünü. tayin edilmek. geleceğ e yönelik. Atsan at ı lmaz. bilime ve gerçeğ e dayanan. * Su aygı rı . atavizm atbal ı ğ ı atçı atçı lı k * Soy at yetiş tiriciliğ inde yapı lan at koş uları . ataş elik * Ataş e olma durumu veya makamı . ate * Atacı lı k. atavik * Atacı lı kla ilgili. Kemalist. elçilik uzman ı . * Spermayı idrar yoluna salan iki kanal. ataş ataş e * Bir elçiliğ e bağ lı uzman. at sergileri gibi çalı ş malar. uygulamalar ve ilkeler bütünü. acı ya olduğ u kadar kı vanca kar ş ı da ilgisizlik. atanma yapmak * tayin etmek. * Tutacak. * Bu ilkeye bağ lı lı k. * Soy at yetiş tiricisi. . tayin edilme. evrensel ağ ı rl ı klı . millî egemenli ğ i. Türk Devleti'nin bağ ı msı zlı k ve bütünlü ğ ünü. akla. Atatürkçülük * Atatürk'ün düş ünce ve uygulamaları ndan kaynaklanan. atanmak * Bir göreve getirilmek. ataraksiya * Hiçbir heyecan veya zihin etkisiyle uyarı lmayan ruh dinginli ğ i. atari atarkanal atasözü * Bilgisayarlarda basit programlarla düzenlenmiş bir oyun türü. atardamar * Kalbin sağ karı nc ı ğ ı ndan akciğ erlere. ş iryan. Atatürkçü * Atatürkçülük yanlı sı olan (kimse). sol karı ncı ğ ı ndan vücudun di ğ er bölümlerine kan taş ı yan damar. birbiri ile uyumlu amaçlar.atanma * Bir göreve getirilme. * Uzun deneme ve gözlemlere dayanı larak söylenmiş ve halka mal olmu ş söz. satsan satı lmaz vb. darbı mesel: Ayağ ı nı yorganı na göre uzat. * Ataş enin görev yaptı ğ ı yer. çağ daş olmayı amaçlayan.

örneğ i ateş böceğ i olan böcekler takı mı . ateş almak * yanmak. ateh * Bunama. bunaklı k. atefleksiyon * Döl yatağ ı nı n biçiminin bozulmas ı . ateş çı kmak . acı . * Tehlike. hı nç. ihtiyarlı k yüzünden alı k duruma gelme. ateh getirmek * bunamak. * Gümüş balı ğ ı . * Coş kunluk. ateş açmak * ate ş li silâhla mermi atmaya ba ş lamak. od. atölye. * Kı rmı zı . tehlikeli bir durum almak. karanlı kta ı ş ı ldama özelliğ i olan böcek (Lampyris noctiluca). ateş bacayı (veya saça ğ ı ) sarmak * bir olay. acele davranmak. * (ateş li silâh) patlamak. heyecanlanmak. * Büyük üzüntü. ateş basmak * kı zarmak. * Patlayı cı silâhları n at ı lması . öfkelenmek. ateş almaya mı geldin? * uğ radı ğ ı yerden hemen gitmeye kalkan kimseye sitem olarak söylenir. * Tutuş muş olan cisim. acele etmek. ateş böceğ i * Kı n kanatl ı lardan. ateist ateizm * Tanrı tanı mazlı k. alev renginde olan. ateş balı ğ ı * Sardalye. ateş böcekleri * Kı n kanatl ı lardan. hı rs. felâket. atelye aterina ateş * Bkz. * telâş lanmak. co ş mak. önüne geçilemez. s ı kı lı p baş ı na kan yürümek. * Tanrı tanı maz. * Öfke. tutuş mak. * Isı tma veya piş irme için kullanı lan yer veya araç.* Ateist. * Yanı cı cisimlerin tutu ş mas ı yla beliren ı sı ve ı ş ı k. * Vücut ı sı sı .

hareketli. ateş olsa cirmi kadar yer yakar * hasmı n pek önemsenmediğ ini anlat ı r. * zeki. ateş hattı * Savaş ta en ilerideki birliklerin ellerindeki silâhlarla ateş açabilecekleri hat. ateş olmayan yerden duman çı kmaz * küçük de olsa birtakı m belirtilerin önemli olaylara i ş aret olduğ unu anlatı r. ateş kesilmek * çok kı zgı n davranı ş larda bulunmak. ateş saçmak . ateş kı rmı zı sı renginde çiçekler açan bir süs bitkisi (Salvia splendens). öfkeli konu ş mak. ateş gemisi * Eski çağ larda düş man gemilerini yakmak için özel bir biçimde yapı lmı ş . ateş gibi * çok sı cak. ateş düş tüğ ü yeri yakar * bir acı yı onu çekenden baş kası tam anlayamaz veya aynı ölçüde üzülemez. çalı ş kan ve becerikli. ateş çiçeğ i * Ballı babagillerden. ateş gibi yanmak * ateş i yükselmek. * Yangı n söndürmede kullanı lan tulumbayı taş ı mak için kullanı lan büyük ve geniş kayı k. hareketli ve becerikli olmak.* Bkz. ateş pahası * Çok pahalı . ateş gecesi * Hristiyanlarda 24 Hazirana rastlayan Yahya yortusunun. ateş kesmek * ateş li silâhlarla yap ı lan atı ş a son vermek. yangı n çı kmak. ateş kayı ğ ı * Ateş bal ı ğ ı avlamak için kullanı lan ve içinde ate ş yakı lan kayı k. becerikli. bu ateş in üstünden atlamak ve çevresinde oynamak yolu ile kutlanan bir önceki gecesi. * (sonradan) çok çalı ş kan. * kı pk ı rmı zı . ateş püskürmek *ş iddetli. * Çok canlı . * Çok yaramaz (çocuk). meydanlarda ateş yakmak. ateş parçası * Ateş in bir bölümü. * çok öfkeli olmak. ateş kı rmı zı sı * Yanan ateş in rengi. çalı ş kan. ateş püskürmek. ateş etmek * ateş li silâhlarla mermi atmak. içi yakı cı maddelerle dolu gemi.

ateş i uyandı rmak * sönmek üzere olan ateş i canland ı rmak. çok öfkelenmek. ateş i baş ı na vurmak * çok öfkelenmek. coş mak. kundak sokmak. * bir ülkeyi savaş a sokarak veya kargaş a ve karı ş ı klı k yaratarak sı kı ntı ve yı kı ma uğ ratmak. * üzerine ateş li silâhla mermi atmak. * Osmanlı larda ş enlikler için donanma fi ş eklerini hazı rlayan kimse. ateş e tutmak * az ı sı tmak. ateş e vurmak * bir yemeğ i piş mek üzere ocağ a koymak. * çevresindekilere ağ ı r sözler söylemek.* çok kı zmak. ateş yağ dı rmak * ateş li silâhlarla aralı ks ı z mermi atmak. ateş ! ateş baz * ateş etmek için verilen komut. coş kun. ateş e atmak * bile bile çok tehlikeli bir iş e giri ş mek. * Ateş le hüner gösteren oyuncu. ateş e dayanı klı * aş ı rı ı sı dan zarar görmeyen. ateş i düş mek * (hasta için) ateş i geçmek veya azalmak. * bir yeri kasten yakmak. * Fabrika. ateş çilik * Ateş çinin iş i. ateş i çı kmak (veya yükselmek) * (hasta için) vücut ı sı sı olağ andan çok artmak. * aş ı rı telâş a ve sı kı ntı ya düş ürmek. . soba gibi yerlerde kullanı lan. ateş e vermek * ateş içine sokmak. ateş e vursa duman vermez * pek cimri olanlar için söylenir. sinirlenmek. vapur. ateş tuğ lası * Ocak. lokomotif gibi ateş le iş leyen yerlerde ocaklara kömür atı p ateş in sürekli yanmas ı nı sağ layan ateş çi kimse. ateş vermek * tutuş turmak. ateş e dayan ı klı tuğ la. ateş in * Ateş li.

* Coş kun. ateş li ateş li * Yoğ un ve heyecanlı bir biçimde. ateş lenmek * Ateş lemek iş ine konu olmak. ateş lendirme * Ateş lendirmek i ş i. * derece ile ateş i ölçmek. ateş lemek * Tutuş turmak. ateş le oynamak * pek tehlikeli bir iş le uğ ra ş mak. hararetli hararetli. ateş leyici * Ateş leme niteliğ i olan. * Kı ş kı rtmak. kı zı ş mak. ateş letmek * Ateş lemek iş ini yapt ı rmak. ateş le barut bir yerde durmaz * biri kı z. ateş lenme * Ateş lenmek iş i.ateş ine (veya nârı na) yanmak * bir kimse yüzünden zarara uğ ramak. mütareke. ş iddetlenmek. ateş kes * Savaş an iki kuvvetin karş ı lı klı olarak savaş ı durdurması . * Patlayı cı maddeleri ate ş lemekte kullanı lan cihaz. ateş ini almak * yüksek vücut ı sı sı nı düş ürmek. yanmayı azaltmak. ş iddetlendirmek. heveslendirmek. ateş leme * Ateş lemek iş i. ateş ler içinde * (hasta) çok ateş li bir durumda. coş turucu. biri erkek iki gencin bir yerde yalnı z baş ları na kalmaları nı n sakı ncalı olduğ unu anlatmak için söylenir. bı rakı ş ma. * Vücut ı sı sı artmak. * acı yı . kı ş kı rtmak. ateş lendirmek * Coş turmak. ateş letme * Ateş letmek iş i. tüfek gibi patlayı cı maddeleri patlatmak. coş kulu. . * Cinsel istekleri güçlü olan. ateş li * Ateş i olan. * Top. yakmak. * Coş mak.

at ı lan. * Süt veya yoğ urt çalkamaya yarar küçük yayı k. ba ğ ı ş . atı cı lı k atı f atı fet atı k atı k atı k kâğ ı t * Kâğ ı t. * Yöneltmek. atgiller atı alan Üsküdar' ı geçti * fı rsatı n kaç ı rı lı p artı k yap ı lacak bir ş ey kalmadı ğ ı nı anlat ı r. * Ateş yakı lan veya konulan yer. kayra. inayet. dayanı lmaz. *İ li ş kili bulma. atı k su * Evlerde. * Karş ı lı k beklemeden gösterilen sevgi. * Bazı ateş li silâhlar kullanarak yap ı lan spor. ası lsı zş eyler uydurup söyleyen. * Atı cı olma durumu. *İ yilik. attı ğ ı nı vuran kimse. atı l . atfen atfetme * Atfetmek iş i. * Atı lmı ş . çevirmek. çevirme. iş leme sürecinden veya kullanı mdan sonra arta kalan ve kâğ ı t veya karton üretiminde ve kâğ ı t hamuru yapı mı nda tekrar kullanı lan kâğ ı t veya karton parçaları . uydurmacı lı k. ateş perest * Ateş e tapan. isnat. * Mal ederek. tüfek gibi silâh. tek parmaklı memeliler familyası . * Yalancı . ateş lik ateş lilik * Ateş li olma durumu. ihsan. atı cı *İ yi niş an alan. yüklemek. s ı kı ntı lı durum. * Yöneltme. eş ekleri ve zebraları içine alan. iş yerlerinde kullanı mdan dolayı kirlenen ve bina dı ş ı na sevkedilen pis su.ateş li silâh * Patlayı cı madde aracı ile mermi atan top. atfetmek * Bir iş i veya bir sözü bir kimseye mal etmek. * Yalancı lı k. ateş ten gömlek * acı . üzüntü veren. * Atları . lütuf. isnat etmek. yükleyerek.

aylak. atı mcı lı k atı mlı k * At ı mcı nı n iş i. atı lı m *İ leri at ı lma. * Silâhı doldurmaya yetecek veya en az bir atı m yapabilecek barut miktarı . hücum. * (kalp. atı lganlı k * Atı lgan olma durumu. hamleci. yünü yay veya tokmak gibi bir araçla kabartma. * Konuş acak. atı ş * Atmak iş i veya biçimi. * Bkz. *İ ş siz. * Saldı rmak. nabı z için) Vuruş . at ı lı m yapan. atı p (veya atmak) tutmak * bir kimse veya bir ş ey için kötü konuş mak. hücum etmek. çarp ı ş . * Hı zla ilerleme. iş e yaramaz. * Atmak iş ine konu olmak. . atı mcı * Pamuğ u. * abartmalı konuş mak. hamle. birden bir davranı ş ta bulunmak. hallaçl ı k. savlet. * Patlamak. atı lı ş atı lma atı lmak * Atı lmak i ş i veya biçimi. * Atı lan bir ş eyin gidebildiğ i uzaklı k. yazacak söz veya bilgi. atı nı sa ğ lam kazı ğ a ba ğ lamak * eş eğ ini sağ lam kaz ı ğ a bağ lamak. hamle. * Bir silâhı n mermisini amaca ulaş tı rmak için gereken iş ve bilgi. * Atı lmak i ş i. ditme iş ini yapan kimse.* Tembel. * Bir iş e giriş mek. atı lgan * Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan. * Sayı kazanmak amacı yla yapı lan atı lı ş . * Giriş ken. atı lma. atı lı mcı atı m atı n ölümü arpadan olsun * çok sevilen bir ş ey yapı lı rken veya sevilen bir yiyecek yenilirken sonuç kötü de olsa katlanı lacağ ı nı anlatı r. süreduran. * Atmak iş i. hallaç. * Bir ş eye do ğ ru birden gitmek. * Etkisiz. * Durumunu geliş tirme gücü gösteren. atı lma iş i. ba ş lamak. * Herhangi bir konuda ilerleme çabası .

* Bazı kadı n ayakkabı lar ı nda ve çocuk patiklerinde ayağ ı n üstünden geçen. * Atkı lamak iş i. * Atı ş tı rmak i ş i. atı ş tı rmak * Acele olarak yemek veya içmek. poligon. argaçlamak. * Çabuk davranan. * Eski. atk ı lı * Atkı sı olan. * Atı ş mak iş i. * Saz ş airlerinin deyiş le tartı ş maları . eski zamanla ilgili. çevik. taş veya beton destek. çevik. atı ş tı rmal ı k * Atı ş tı rmaya yarayan. * Kendisine dargı n olan bir kimseye barı ş ı km ı ş gibi söz söylemek. * Ağ ı z kavgası etmek. ba ş a. * Dokumacı lı kta mekikle enine atı lan iplik kumaş ı n en ipli ğ i. * Dokuma tezgâhları nda mekikle enine at ı lan iplik. argaç. atik atik atik tetik atiklik * Çabukluk. * Saz ş airleri. atı ş mak atı ş tı rma atı ş tı rma yeri * Ayaküstü yemek yenilen yer. atk ı * Soğ uğ a kar ş ı omuzlara. atk ı iplik atk ı lama atk ı lamak * Dokuma tezgâhları nda mekikle atkı atmak. çeviklik. * (yağ mur veya kar) Serpiş tirmek. belli bir ayak üzerine birbirlerini küçük düş ürmek amacı yla karş ı lı klı deyiş söylemek. * Kapı ve pencerelerin yapı mı nda üst tarafa konan ağ aç. üst eş ik. yandan iliklenen ince uzun parça. ati * Gelecek. atkuyruğ u . * Çabuk hareket edebilen. s ı rta veya boyna alı nan örtü. * Büyük yaba.atı ş yeri atı ş ma * Silâh atma alı ş tı rmaları yapı lan yer.

atlama ta ş ı yapmak * daha iyi bir yere geçmek için bir durumu veya bir kimseyi araç olarak kullanmak. * Yüksek bir yerden alçak bir yere. atlangı ç * Suyu geçerken üzerine bası p atlamak için konulan büyük taş .* Atkuyruğ ugillerden. atkuyruğ ugiller * Eğ relti otugillerden. atlamak * Bir engeli sı çrayarak veya fı rlayarak a ş mak. * Çı kmak. atla arpay ı dövüş türmek (veya dalaş tı rmak) * fesat karı ş tı rmak. atlan ı lmak * Atlanmak. * Okuma. * Belirli bir yerden gerilip hı z alarak yapı lan sı çrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma veya belli bir yükseklikten a ş ı rma. * (bası nda) Haberi zamanı nda verememek veya diğ er gazetelerden ö ğ renmek. * Genç kı zları n saçlar ı nı baş lar ı nı n arkası na toplayarak uç bölümünü kaldı rı p serbest bı raktı klar ı saç biçimi. inmek. atlambaç atland ı rma * Atlandı rmak iş i. atlan ı lma * Atlanı lmak iş i. . atlanma * Atlanmak iş i. yazı yazma. * Yanı lmak. örneğ i atkuyruğ u olan bir bitki familyası . atland ı rmak * Ata bindirmek veya binecek at vermek. aldanmak. * Çocukları n atlama oyunu. * Bu biçimde en uzağ a atlamak veya en yükseğ i aş mak amacı yla yarı ş ı lan atletizm dalı . atlang ı ç. ayaküstü gelecek biçimde kendini b ı rakmak. sayı sayma gibi iş lerde bazı bölümleri bı rakı p geçmek. atlama * Atlamak iş i. * Binmek.70'e ayarlanabilen ve atlamalar için kullan ı lan beden eğ itimi aracı . kök sapı ömürlü olan. atlama tahtası * Daha iyi bir duruma geçmek için araç olarak kullanı lan yer veya kimse. atlama beygiri * Yüksekliğ i 1. atlad ı geçti Genç Osman! * bir iş in bittiğ ini veya tehlikenin atlatı ld ı ğ ı nı anlatı r. * Sı nı fı okumadan geçmek. atlama taş ı . daha çok nemli yerlerde yetiş en ve ilâç olarak kullanı lan bir bitki (Equisetum arvense). atlama ta ş ı * Suyu geçerken üzerine bası p atlamak için konulan büyük taş . ara bozanl ı k etmek.

. atlet * Atletizmle uğ raş an kimse. tarih gibi konularda toplu bilgi vermek için bir araya getirilmiş co ğ rafya haritaları derlemesi. parlak kı rmı zı çiçekler açan kaktüs. bir bölgenin fiziksel ve siyasî coğ rafyas ı ile ekonomi. atlatmak * Atlamak iş ini yapt ı rmak. isteyerek. atlas çiçe ğ i * Uzun ve sarkı k yapraklı . * istekle. atlat ı lma * Atlatı lmak iş i.atlanmak atlanmak * Ata binmek veya at edinmek. arada eş ekler ezilir * büyüklerin çatı ş ması ndan küçükler zarar görür. atlas atlas * Dünyanı n. * Savmak. atlat ı lmak * Atlatmak iş i yapı lmak veya bu iş e konu olmak. erkeksi kadı n. * Savsaklamak. atlet gibi. * (bası nda) Baş ka ilgililerden önce bir haberin yayı mlanmas ı nı sağ lamak. bir ülkenin. * Kötü bir durumu geçiş tirmek. atlar tepi ş ir. biçimli. atlatma * Atlatmak iş i. atlet fanilâs ı * Kolsuz erkek fanilâsı . atletik * Atletleri ilgilendiren. atlas çiçe ğ igiller * Kaktüsgiller. * Atlamak iş i yapı lmak. atlar anası *İ ri yarı . sı k dokunmuş bir tür ipekli kuma ş . atlas kemi ğ i * Boyun omurları nı n üstten birincisi. * Aldatmak. atlaya z ı playa * atlayarak. * Vücudu geliş miş . * Bir konuyu açı klamak için hazı rlanmı ş resim veya levhalardan oluş mu ş kitap. * Yüzü parlak. atlar nallanı rken kurbağ alar ayak uzatmaz * küçükler büyüklerin yanı nda hadlerini bilmelidir.

* Kovmak. * Yalan veya abartmalı söz söylemek. ava alı ş tı rı labilen küçük bir yı rtı cı kuş (Accipiter nisus). bir kenara koymak. * Çatlamak. ilgisini kesmek. *İ stenilmeyen bir ş eyi kendi malı olmaktan çı karmak. * Binek atı kullanan asker veya asker sı nı fı . atl ı karı nca * Yere dikilmiş bir eksen çerçevesinde döndürülen ask ı lara takı lı oyuncak atlar. * Değ erini eksiltmek. atmaca * Kartalgillerden. atma Recep. nabı z gibi kan dolaş ı mı ile ilgili organlar için) Vurmak. * Sözle sataş mak. * (kalp. * Bir ş eyi yere doğ ru bı rakmak. * Bir cismi bir yöne doğ ru fı rlatmak. tüfek gibi silâhlar için) Patlatmak. * (sı kı ntı dolay ı sı yla) Giyilen bir ş eyi ç ı karmak. yetenekleri geliş tirmeye yarayan koş u. atlama. * (sille. dı ş arı ya çı karmak. * Örtmek. çevikliğ i. atl ı * Atı olan.den oluş an bir eğ lence aracı . * Sapan. atl ı spor * At üzerinde yapı lan bütün sporları n genel adı . yı rtı lmak veya yapı ş ı k olduğ u yerden ayrı lmak. ağ ı rl ı k kaldı rma ve atma gibi. kestirerek söylemek. ok gibi ş eyleri) Hedefe iletmek. * Yazı lı veya banda alı nmı ş bir metinden baz ı bölümleri çı karmak. * Ata binmiş kimse. uçaklar vb. * Bir yerden baş ka bir yere taş ı mak. çarpmak. tek baş ı na yapı lan vücut çalı ş malar ı . atma * Atmak iş i. din kardeş iyiz * söylediklerin hep yalan (veya abartma).atletizm * Beden gücünü. ilgisini kesip uzaklaş tı rmak. atl ı karı nca *İ ri bir karı nca türü (Ponera grandis). * (zaman bildiren tümleçlerle) Geri bı rakmak. * Koymak. * Çı karmak. * (yapı lmı ş kötü bir i ş i birine) Yüklemek. * Uzatmak. süvari. gülle. kı lı ç) Vurmak. * (kurş un. atmak . * Yay ve tokmakla ditmek. atl ı kovalarcası na * gereksiz yere acele ederek. farkı ndayı z. * (bir kimseyi) Uzaklaş tı rmak. * Kullanı lması gelenek hâline gelmiş bir ş eyi kullanmaktan vazgeçmek. * (top. * Patlayı cı maddelerle havaya uçurup yı kmak. kabartmak. * Yerleş tirmek. * Bilmeden. göndermek. dı ş ar ı ya vermek. *İ çki içmek. tokat.

atmasyonculuk * Atmasyoncu olma durumu. bı rakmak. *İ çinde yaş anı lan ve etkisinde kal ı nan ortam. artı k bölünemez. * Mercanları n bir araya toplanması ile olu ş muş . cevvî.* (renk için) Solmak. sperma. bel. atom bombası * Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucu enerji olu ş mas ı temeline dayanan bomba. halka biçiminde adacı k. yollamak. ba ğ ı rmak. atom ağ ı rl ı ğ ı * Herhangi bir atomun 16 sayı sı ile gösterilen oksijen atomuna göre ağ ı rlı ğ ı . atmasyon * Uydurma. hava. * Yeri veya herhangi bir gök cismini saran gaz tabakası . atmosfer bas ı ncı * Atmosferin yeryüzünde bulunan her cisim üzerine yaptı ğ ı bası nç. atom ça ğ ı * Atom enerjisinin insanlı ğ ı n hizmetine girdi ğ i çağ . çevresinde elektronlar dolaş an. atmasyoncu * Uydurmacı . atom numarası * Bir atom çekirdeğ inin içinde bulunan protonları n sayı sı . atol atom parçacı k. mercan ada. * Söylemek. * Haykı rmak. proton ve nötronlardan olu ş an pozitif elektron yüklü merkez bölümü. atom enerjisi * Atom çekirdeklerinin parçalanması ndan veya hafif atomları n kaynaş ması ndan olu ş an büyük enerji. bozulamaz diye tasarlanan temel ögeleri. bir tek türü ise bir kimyasal ögeyi oluş turan * (eski Yunan filozofları na göre) Gerçeğ in son. * Bası nç birimi olarak kullanı lan. sahiplenmek. meni. . atmosferik * Atmosferle ilgili. alı ş mak. 150 C de deniz yüzeyinde. gaz yuvarı . er suyu. palavra. atm ı k atmosfer * Erkeklerin cinsel organı ndan salgı lanan madde. * Etkisi kaybolmak. 76 cm uzunlu ğ unda ve tabanı l cm 2 olan cı va sütununun ağ ı rl ı ğ ı (l kg 33 gr). atom reaktörü * Nükleer parçalanma sonucu oluş an enerjiyi kontrol etmekte kullan ı lan düzen. * Götürmek. * Birkaç türü birleş ince çe ş itli kimyasal birleş ikleri (molekülleri). atom çekirdeğ i * Atomun çekim kuvvetinin etkisiyle. palavrac ı (kimse). * Göndermek. * Hava yuvarı .

attı rmak Au aut geçmesi. * Top oyunları nda topun kar ş ı takı m oyuncular ı nı n vuru ş uyla oyun alan ı nı n veya kale çizgisinin arkası na * Karada. atropin * Güzelavrat otundan çı kar ı lı p hekimlikte kullanı lan zehirli bir ilâç. atom sayı sı * Bir atom çekirde ğ inin içerisinde bulunan protonlar ı n say ı sı . ton ve makam temeline ba ğ lı kalmadan oluş turulan (beste). atomik atonal atölye * Zanaatçı ları n veya resim. attar * Bkz. av * Atmak iş ini yaptı rmak. atomcu * Atomculuk yanlı sı (kimse). . attan inip eş eğ e binmek * bulunduğ u önemli görevden daha aş ağ ı bir göreve alı nmak. mü ş terileri oyalay ı cı . heykel sanatları yla uğ raş anları n çalı ş tı ğ ı yer. atraksiyon * Gazino gibi yerlerde yapı lan. denizde. attı rma * Attı rmak i ş i. ilgi çekici gösteri. bölünmez parçaları n kümelenmesinden olu ş tuğ unu ileri süren öğ reti. gölde veya akarsularda evcil olmayan hayvanları vurma veya yakalama iş i. atölye resmi * Bir iş in ayrı ntı ları nı gösteren ve atölyede yapı m sı rası nda kullanı lan 1/1 ölçüdeki teknik resim. * Bir hayvanı n bir baş ka hayvanı yemek için yakalamas ı . eğ lendirici. iş lik. atomal * Atomlarla ilgili olan. * Atomla ilgili olan. satsan satı lmaz * iş e yaramad ı ğ ı veya sı kı ntı verdi ğ i hâlde vazgeçilemeyen ş eyler ve kimseler için söylenir. * Altı n'ı n kı saltmas ı . * Yeni bir bestecilik çı ğ ı rı na göre.atom santrali * Atomdan yararlanarak enerji elde eden fabrika. aktar. * Atomla ilgili. atomculuk * Evrenin. atsan atı lmaz. attı ğ ı tı rnak kadar olamamak * bir kimsenin sözü edilenden daha değ ersiz olduğ unu anlatmak için kullanı lı r.

av köpe ğ i * Tazı . * Halk. bir aracı onarmak için kullanı lan alet tak ı mı . av kuş u * Avlanı lan kuş . aptal. av avlanmı ş . avanakça davranı ş . av dönemi * Av hayvanları nı n avlanması veya bu amaçla kullanı lan av araçları nı n kullanı lması nı n serbest oldu ğ u yı lı n belirli bölümü. zağ ar gibi ava yard ı mcı lı k etmeye al ı ş tı rı lmı ş köpek. avanağ a uygun düş en biçimde. aval * Ticarî senetlerde. * Halkı n aş ağ ı tabakas ı . avanaklı k etmek * aptallı k etmek. kendisinden yararlanı lan kimse. -av / -ev * Fiilden isim türeten ek: sı na-v. avangart * Öncü. gör-ev. * Avanak gibi. aval aval avam * Aptal bir biçimde. avadanc ı * Eski Osmanlı sarayı nda bir s ı nı f hademe. avanak avanakça avanaklı k * Avanak olma durumu. ava ç ı kmak * avlanmak için gitmek. avanak gibi davranmak. . öd-ev. aval * Saflı ğ ı sersemlik derecesine varan (kimse). avadanl ı k * Bir iş i yapmak. tav tavlanm ı ş * olan olmuş .* Bu yollarla yakalanan hayvan. ödemeden sorumlu olanları n ödememesi hâlinde üçüncü bir kiş inin alacaklı lara senet bedelini ödeyeceğ ine iliş kin verdiğ i güvence. av yasa ğ ı * Yı lı n av dönemi d ı ş ı nda kalan zamanda konulan yasak. artı k yapacak bir ş ey yok. av mevsimi * Av dönemi. iş iş ten geçmi ş . türe-v vb. iş le-v. aptal aptal. * Tuzağ a dü ş ürülen. bön. * Kolaylı kla kandı rı labilen veya aldatı labilen. kopoy.

. * Kı yı ya dayanı larak sandalı n açı lması için kürekçilere verilen komut. avantüriyer * Serüvene atı lan. peş inat. beleş çilik.avans * Alacağ ı na sayı lmak üzere önceden yap ı lan ödeme. beleş çi. avans almak * öndelik almak. Avarca * Avarları n kullandı ğ ı dil. avantajl ı * Yarar sağ layan. avantajsı z * Yarar sağ lamayan. avanta * Bir kimsenin. yüzy ı llar aras ı nda Moğ olistan'da VI. . yüzyı llar aras ı nda Orta Avrupa'da yaş amı ş halk. avans çekmek * öndelik çekmek. * III. öndelik. emek vermeden sağ ladı ğ ı kazanç. beleş ten. Avar * Kuzeydoğ u Kafkasya'da Dağ ı stan Federe Cumhuriyeti'nde yaş ayan halk. avantür * Serüven. maceracı . yarar.VI.IX. * Bir geminin ba ş ka bir gemiden veya kı yı dan açı lmas ı . avara avara avara kasnak iş lemek (veya dönmek) * hiçbir iş e yaramadan boş una. kötü. bedavacı . avaraya almak * o bölümün çalı ş ması nı durdurmak. avantacı * Çı karcı . *İ ş e yaramaz. kâr. avantacı lı k * Çı karcı lı k. yararsı z. * Üzerinde döndüğ ü ve kendisini taş ı yan milden bağ ı ms ı z olarak çal ı ş an mekanizma. avantadan * bedavadan. macera. avare . yararlı (durum veya ş ey). avantaj * Üstünlük sağ layan ş ey. bedavac ı lı k. avans vermek * öndelik vermek.

avcı eri * Piyade mangası nda her ere verilen ad. belâlar. avarya avaz avaz avaz (bağ ı rmak) * var gücüyle bağ ı rmak. nara. baş ı boş luk. sonralar ı ise sürekli olarak halktan toplanan vergi. * Osmanlı larda önceleri yalnı z olağ anüstü durumlarda. tanı tan kimse. aylaklı k. aylak dolaş mak. * Baş ka hayvanları yakalamakta usta olan (hayvan). * Çeş itli sebeplerle dayanı klı lı ğ ı nı ve esnekli ğ ini kaybetmiş yapa ğ ı ve yün. avarelik avar ı z *İ ş sizlik. iş siz güçsüz. kokusuz. baş ı boş luk. yüzey biçimleri. avazı çı ktı ğ ı kadar * çok yüksek sesle. avareleş me * Avareleş mek durumu. avcı uçağ ı * Düş man uçakları nı düş ürmek için kullanı lan uçak. avare dola ş mak * iş siz. avcı hattı * Savaş ta düş mana doğ ru dağ ı larak ön safta ilerleyen asker toplulu ğ u. * Yüksek ses. . avcı otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden.*İ ş siz. avareleş mek * Aylaklı k etmek. avare etmek * bir kimseyi iş inden al ı koymak. parlak zehirli bir bitki (Adonis). avcı lı k * Avcı olma durumu veya iş i. * Engebeler. * Avcı lara özgü olan. * Bir ş eyi büyük bir istekle izleyen ve bulup ortaya çı karan. i ş siz güçsüz. * Kazalar. tümsekler. avare olmak * iş siz güçsüz dolaş mak. aylak. engeller. avcı * Avlanmayı seven veya av ı kendine iş edinen kimse. * Bir deniz yolculuğ unda geminin veya yükünün gördüğ ü zarar. baş ı bo ş . baş ı boş . avcı lı k etmek * avlanma ile uğ raş mak.

av yeri. iri ve beyaz çiçekli bir süs a ğ ac ı (Yucca glosiosa). kurnazlı kla kandı rmak. * Yardakçı lar. * Tuzağ a dü ş ürmek. avcunun içi gibi bilmek * (bir yeri. avlanmak * Avı çok olan yer. geri gelme. bir ş eyi) çok iyi ve ayrı ntı lı olarak bilmek. . avlanma * Avlanmak iş i. geri gelmek. cam veya metal süslü aydı nlatma aracı . billûr. avdet etmek * dönmek. Amerika'dan dünyanı n her yanı na yayı lmı ş olan. avcunu yalamak * umduğ unu ele geçirememek. avcunun içine almak * bir kimseyi bask ı ve etkisi altı na almak.avcu kaş ı nmak * halk inanı ş ı na göre eline bir yerden para geçeceğ i anla ş ı lmak. ş amdanlı . * Sayı fark ı . avlak avlama * Avlamak iş i. avg ı n * Duvarda suyun geçmesi için bı rakı lan delik veya üstü kapal ı su yolu. avize biçiminde sarkı k. avdet * Dönüş . * (genellikle Musevîler için) İ slâm dinine dönmüş olan. avisto avize * Ödenmesi gereken poliçelere yazı lan ve "görüldüğ ünde" anlamı na gelen bir terim. avize ağ acı * Zambakgillerden. * Voleybolda karş ı oyuncuları n boş bı raktı ğ ı ve yetiş emeyeceğ i yere topu yavaş ça indirip sayı alma. lâmbal ı . avcunun içinde tutmak * ona istediğ ini yaptı racak güçte olmak. avdetî avene averaj * Ortalama. avcuna saymak * peş in olarak ödemek. * Tavana ası lan. avlamak * Bir avı diri veya ölü olarak ele geçirmek.

Avrupalı lar gibi. Av ş ar avuç * Bkz. Avrupalı laş mak * Avrupalı lar ı n düş ünce. Avrupa halkı ndan olan kimse. duvarla çevrili alan. * Yarı yumulmu ş elin alacağ ı miktar. avuç (veya el) açmak * dilenmek. eş . * Elin yarı yumulmuş durumu. ava çı kmak. avlatma avlatmak * Avlanmak iş ini yapt ı rmak. Avrupa kay ı nı * Avrupa'da yetiş en bir kayı n türü. Avrupalı laş ma * Avrupalı laş mak. Afş ar. * Avuçlayarak. * Avrupa'ya özgü olan. Avrupaî * Avrupalı lara vergi. para istemek. * Elin iç tarafı .* Avlamak iş ine konu olmak. Avrupalı lı k * Çağ daş olma. Avrupa ile ilgili (olan). Avrupalı lara benzer. av için dolaş mak. * Avlatmak iş ini yaptı rma. * Amerikan armudu (Persea americana). * (para için) Bol bol. * Kadı nları n öteberi satt ı klar ı pazar yeri. Avrupalı * Avrupa'da yaş ayan. pek çok. avuç dolusu . avlu avokado avrat * Bir yapı nı n veya yapı grubunun ortası nda kalan üstü açı k. * Karı . * Kadı n. yardı m istemek. düş ünce ve davranı ş ta bat ı ölçülerinde bulunma. avret * Ut yeri. avuç avuç * Her defası nda bir avuç. davranı ş ve yaş antı lar ı nı benimsemek. * Ava gitmek. avrat pazar ı * Cariyelerin satı ld ı ğ ı pazar.

avurt satmak (veya avurt zavurt etmek) * beceremeyeceğ iş eyleri becerebilecekmiş gibi konuş mak. avuçlamak * Avuçla kavramak. avukat tutmak * adlî i ş lemleri gereğ ince yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu görevli kı lmak. korumay ı meslek edinen ve bunun için yasanı n gerektirdi ğ iş artları taş ı yan kimse. avundurmak * Oyalanması nı sağ lamak. avuntu avurdu avurduna geçmek * çok zayı flamak. *İ nsanı avutan ş ey. müteselli olmak. yetinmek. avurt ş iş irmek * yanağ ı n iç tarafı ndaki boş lu ğ u su veya havayla doldurup ş iş kin duruma getirmek. teselli bulmak. devlet dairelerinde baş kaları nı n hakkı nı aramay ı . teselli etmek. avunma avunmak * Avunmak iş i. teselli. boş savunma. avurt * Yanağ ı n ağ ı z boş luğ u hizası na gelen bölümü. teselli. acı sı nı unutturmak. avurt ünsüzü . avuç içi kadar * pek küçük. teselli. * Oyalanmak. avukat * Hak ve yasa iş lerinde isteyenlere yol göstermeyi. * Bir ş eyle u ğ ra ş arak acı sı nı unutmak. s ı kı ntı lardan uzakla ş mak. avuçla almak. avuçlama * Avuçlamak iş i. avundurma * Avundurmak iş i. dar (yer). * Gereksiz. mahkemelerde. * Gerekmediğ i hâlde baş kası nı n savunması nı üstlenen kimse. * Avukatı n yaptı ğ ı iş .* (para için) Pek çok. avunç * Acı nı n hafiflemesi veya unutulması . * Acı sı nı hafifletmek. * (hayvan) Gebe kalmak. avuntu. avukatl ı k * Avukat mesleğ i. * korkutucu büyük sözler söylemek. avuç içi * Elin parmak dipleri ile bilek arası ndaki iç bölümü.

hesap belli * anlaş ı lmayacak bir ş ey yok. * Yı lı n on iki bölümünden her biri. al kelimelerindeki l ünsüzü gibi. hale. * Bir ayı n herhangi bir gününden ertesi ay ı n aynı gününe kadar geçen veya yaklaş ı k 30 gün olarak kabul edilen süre. * Oyalamak. yüz-ey vb.* Dil ucunun ön damağ a veya art damağ a çarpmas ı ndan oluş an ve dilin yanları ndan akan ses: Dil. -ay / -ey. Avusturyal ı * Avusturya kökenli olan (kimse). yapa-y vb. yüksekten atmak. avurtlama * Avurtlamak iş i. * Avutan. ay aydı n. kamer. ürkme veya sevinç anlat ı r. avutucu avutulma avutulmak * Avutmak iş ine konu olmak. * Çalı m satmak. teselli. avurtlar ı çökmek (veya avurtları birbirine geçmek) * çok zayı fladı ğ ı yüzünden belli olmak. teselli eden. * Art arda gelen iki yeni ay arası nda geçen süre. yüksekten atan. avurtlamak * Büyülenmek. açı k. *İ simden isim türeten ek: kol-ay. bal. Avustralyalı * Avustralya kökenli olan (kimse). avutma avutmak * Avutmak iş i. * Avutulmak iş i. avurtlu * Çalı m satan. dene-y. ay -ay / -ey * Birdenbire duyulan acı . dal. Avustralya kara tavu ğ u * Serçegillerden. * (bir kimsenin acı sı nı veya s ı kı ntı sı nı ) Yatı ş tı rmak. gün-ey. bel. teselli etmek. Ay * Yer yuvarlağ ı nı n uydusu olan gök cismi. el. düz-ey. y * Fiilden isim ve sı fat türeten ek: ol-ay. ağ rı veya ş aş ı rma. hesap ortada. ay ağ ı lı * Ayı n aylası . erkeğ inin kuyruğ u lir biçiminde ve çok süslü bir Avustralya ku ş u (Maenura superba). .

görünü ş ü balı k ba ş ı na benzeyen. mehtap. ay yı ldı z ay yı lı * Ayı n on iki kez yeni aydan yeni aya gelmesi için geçen süre (354 gün 8 saat). Ay tutulması * Yer yuvarlağ ı nı n Güneş ile Ay arası na girmesiyle. * Ayı n dolunay durumundaki parlak durumu. ay evi ay gibi * Ayla. ay örümce ğ i * Ay modülü.ay bal ı ğ ı * Ay balı ğ ı gillerden. * Bkz. kemer balı ğ ı (Mola mola). ay parçası . husuf. ay balta * Ağ zı yarı m daire biçiminde olan balta. * Genellikle vakit geçirmek için içi yenen kuru yemiş çe ş idi. ay modülü * Gözlem araçları nı içinde taş ı yan. aya * Türk bayrağ ı ndaki ayça ve beş ı ş ı nlı yı ldı zdan olu ş mu ş simge. ay karanl ı ğ ı * Bulutlar arkası nda kalan ay ı n yaydı ğ ı hafif ayd ı nl ı k. Akdeniz'de yaş ayan bir balı k türü. ay dönümü * Aybaş ı . teber. ay harmanlanmak * ayı n çevresinde ayla oluş mak. ay araş tı rmaları için kullanı lan ve ay yüzüne yumuş ak iniş yapan araç. Ay' ı n yer yuvarla ğ ı gölgesinde kalması . . ay dede * (çocuk dilinde) Ay. ay çekirde ğ i * Ay çiçeğ inin tohumu. geceyi açı kta geçirmek. kuyruk yüzgeci hilâl biçiminde olan. ay takvimi * Ayı n gökyüzündeki görünen hareketine ve evrelerine göre düzenlenen takvim. ay parçası (gibi) * (kadı n veya kı z için) çok güzel. kamer takvimi. pervane balı ğ ı . ay dedeye misafir olmak * gece açı kta yatmak. ay ı ş ı ğ ı * Ayı n yeryüzüne verdiğ iı ş ı k. ay bal ı ğ ı giller * Kemikli balı klar tak ı mı nı n çengel çeneliler alt takı mı na giren bir familya. 3 m boyunda.

* telâş lanmak. avuç içi. aya ğ ı (veya ayakları ) dolaş mak * yürürken telâş tan ayakları birbirine takı lmak. * bağ ı ş lanmak için yalvarmak. aya ğ ı na (veya baca ğ ı na) geçirmek * aceleyle bir ş eyi giymek. aya ğ a kald ı rmak * telâş ve heyecana düş ürmek. aya ğ ı na bağ vurmak * önüne bir engel çı karmak. aya ğ ı yerden kesilmek * ayağ ı yere de ğ mez olmak. aya ğ ı düze basmak * güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek. ayak tabanı . .* Elin parmak dipleriyle bilek arası ndaki iç bölümü. aya ğ ı üzengide * hemen yola çı kmak üzere olan. aya ğ ı yürüten baş tı r * halkı n düzen içinde çal ı ş mas ı nı baş takiler sağ lar. iyileş mek. * Yaprakları n düz ve parlak bölümü. aya ğ a kalkmak * ayakları üzerinde durmak. telâ ş a kap ı lmak. aya ğ ı na (veya ayakları na) kapanmak * alçalı rcası na yalvarmak. dikilmek. aya ğ ı (veya ayakları ) suya ermek * bir gerçeğ i anlayarak akl ı baş ı na gelmek. heyecanlanmak. aya ğ a fı rlamak * hı zla ayağ a kalkmak. aya ğ a dü ş mek * iş e ilgisiz ve yetkisiz kimseler karı ş mak. aya ğ ı alı ş mak (veya alı ş mamak) * bir yere sürekli gitmek (veya gitmemek). aya ğ ı na bağ olmak * (biri) bulunduğ u yerden ayr ı lmas ı na veya yapt ı ğ ı iş i sürdürmesine engel olmak. * (hasta) iyi olmak. aya ğ ı ile (veya kendi ayağ ı ile) gelmek * kendi isteğ iyle gelmek veya emek çekilmeden elde edilmek. * bir taş ı ta binip yaya yürümekten kurtulmak. yolu düş mek. * saygı göstermek için oturma durumundan ayak üzeri durumuna geçmek. aya ğ ı uğ urlu * geldiğ i yere uğ ur getirdiğ ine inan ı lan (kiş i). aya ğ ı düş mek * Bkz.

yorulmadan yapmak. * (birinin) iş inde yükselmesine engel olmak. aya ğ ı na ip takmak * bir kimseyi çekiş tirmek. * iş yapmakta olan birine engel olmak. aya ğ ı na çelme takmak * biri yürürken ayakları arası na ayak uzatı p düş ürmek. aya ğ ı na ü ş enmemek * hamarat olmak.aya ğ ı na çabuk * bir yere alı ş ı landan daha kı sa sürede gidip gelen. aya ğ ı nı bağ lamak * engel olmak. aya ğ ı na dolanmak (veya dolaş mak) * baş kas ı na yapmayı tasarladı ğ ı kötülük kendi baş ı na gelmek. gitmeye üş enmek. aya ğ ı nı denk almak * baş kalar ı nı n kendisine yapmas ı ihtimali bulunan kötülüklere karş ı uyan ı k davranmak. sayg ı gözetmeksizin birinin yan ı na gelmesini sağ lamak. ayak iş lerini bı kmadan. soğ uk su mu dökelim? * ender gelen bir konuğ a yarı sitem. * alı ş ı lan bir yere gitmekten kendini alamamak. . aya ğ ı na getirmek * sı ra. aya ğ ı na çağ ı rmak * yanı na gelmesini istemek. fesle ğ en ister (veya takar) baş ı na * yoksulluğ una bakmayarak süs ve gösteriş yapmak ister. aya ğ ı nı alamamak * ağ rı veya uyu ş ma dolayı sı yla ayağ ı nı oynatamamak. aya ğ ı na gelmek * alçak gönüllülük göstererek birinin yanı na gelmek. aya ğ ı nı çekmek * sı k sı k gitti ğ i bir yere artı k uğ ramaz olmak. aya ğ ı nı (veya ayaklar ı nı ) alt ı na almak * tek bacağ ı nı (veya bacakları nı ) kı vı rı p üzerine oturmak. yürümesine engel olmak. aya ğ ı na dü ş mek * çok yalvarmak. aya ğ ı na kira istemek * gelmeye nazlanmak. aya ğ ı nda donu yok. ilgiyi kesmek. yarı sevinçle söylenen söz. aya ğ ı nı (veya ayaklar ı nı ) öpeyim * yalvarı rı m. aya ğ ı na s ı cak su mu. aya ğ ı na gitmek * alçak gönüllülük ederek veya saygı göstererek birinin yanı na varmak. * emek çekilmeden elde edilmek. * dikkat.

* serbest davranması nı engelleyen iliş kilere son vermek. uğ ramamak. henüz dinlenmeden. aya ğ ı nı n bağ ı nı çözmek * kar ı sı nı boş amak. aya ğ ı nı n tozu ile * yoldan gelir gelmez. aya ğ ı nı giymek * ayakkabı sı nı giymek. aya ğ ı nı tek almak * bir iş te iyi düş ünüp dikkatli davranmak. * değ ersiz bir kimseyi üstün bir yere geçirmek. aya ğ ı nı n tozunu silmeden * henüz yoldan gelmiş ken.aya ğ ı nı denk basmak * dikkatli ve uyanı k davranmak. aya ğ ı nı sürümek * verilen bir iş i ağ ı rdan almak. aya ğ ı nı n türabı olmak * bir kimse baş ka bir kimseye kul gibi bağ lanı p onun her emrini yerine getirmek. aya ğ ı nı n bastı ğ ı yerde ot bitmez * uğ radı ğ ı yere bereketsizlik. aya ğ ı nı n pabucu olamamak * değ erce ondan çok aş ağ ı olmak. * bir yerden uzaklaş mak üzere bulunmak. . aya ğ ı nı yorganı na göre uzatmak * giderini gelirine uydurmak. aya ğ ı nı n (veya ayaklar) altı nda * (yüksek bir yerden) geniş bir alanı görür durumda. aya ğ ı nı n altı na karpuz kabuğ u koymak * bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle iş inden uzakla ş tı rmak. aya ğ ı nı n (veya ayakları nı n) altı nı öpeyim * "pek çok yalvarı rı m" anlamı nda kullanı lı r. aya ğ ı nı kesmek * bir yere gitmez olmak. aya ğ ı nı n pabucunu baş ı na giymek * dengi olmayan bir kimseyle evlenmek. * baş kas ı nı bir yere artı k uğ ramaz duruma getirmek. * halk inanı ş ı na göre bir kimsenin gelmesi. aya ğ ı nı n altı na almak * tekme ile dövmek. * ölmek üzere olmak. uğ ursuzluk getirir. aya ğ ı nı vurmak * ayakkabı ayağ ı nı yara etmek. ardı ndan baş kaları nı n da gelmesine yol açmak. aya ğ ı nı kaydı rmak * bir yolunu bulup birini iş inden veya görevinden uzaklaş tı rmak.

kendi tutumundan ş aş mamak. ayak divanı * Olağ anüstü durumlarda o anda bulunulan yerde padi ş ahı n katı lmas ı yla bir konuyu görü ş mek ve karara bağ lamak için yapı lan toplant ı . uğ ramak. * Basamak. * Bacak. ayak ba ğ ı * Bir yere veya bir iş e gidilmesine engel olan ş ey. * Büyük bir ı rmağ a kar ı ş an ikinci derecedeki akarsular ı n her biri. ayak iş i ayak izi * Birtakı m getir götür i ş leri. ayak bile ğ i * Baldı r kemikleriyle tarak kemikleri aras ı nda bulunan ve yedi kemikten oluş an ayağ ı n arka bölümü. ayak basmamak * bir yere hiç uğ ramamak. ayak ayak üstüne atmak * otururken bir bacağ ı nı ötekinin üstüne almak. * Ayakta yapı lan sohbet. avutmak. * Bir doğ runun baş ka bir doğ ruyu veya bir düzlemi kestiğ i nokta. . * Herhangi bir zemin üzerinde ayağ ı n bı raktı ğ ı iz. ayak çekmek * kandı rmaya çalı ş mak. * Vücudun belden aş ağ ı bölümü. * Halk edebiyatı nda koş uklarda kı sa yedekli dizelere verilen ad. ayakta toplanan meclis. * Yürüyüş ün ağ ı rl ı k veya çabukluk derecesi. uğ ramamak. * Halk edebiyatı nda uyak.5 cm uzunlu ğ undaki ölçü birimi. * Göl ayağ ı . ayak atmak * girmek. bağ lanmak. * (buzdolabı ölçülerinde) İ ngiliz ölçüsü fut'un kübü alı narak hesaplanan değ er. ayak değ iş tirmek * talim yürüyüş ünde k ı sa bir adı m atmak yolu ile adı mları nı baş kaları nı nkine uydurmak. fut. * Yarı m arş ı n veya 30. * 30. * (bir yere veya mesleğ e) girmek.ayak * Bacakları n bilekten aş ağ ı da bulunan ve yere basan bölümü. sı radan. gelmek. ayak atmamak * bir yere hiç gitmemek. * Aş ağ ı düzeyde. destek veya bunlardan her biri. kadem. * girmek. * Birtakı mş eylerin yerden yüksekçe durması nı sa ğ layan dayak. ayak basmak * bir yere varmak. bayağ ı . bir davranı ş ı sonuna kadar sürdürmek.4 cm değ erinde İ ngiliz uzunluk ölçüsü birimi. ulaş mak. * ilk kez gitmek. ayak diremek * bir düş ünceyi.

ayak kiras ı * Bir haber veya eş ya getirene emeğ ine karş ı lı k verilen para. ayak yalı n * Yalı n ayak. ayak vermek * âş ı k at ı ş maları nda dinleyicilerden biri uyak belirtmek. yeri. ayak topu * Futbol. ayak tak ı mı * Görgüsüzlükleri veya bilgisizlikleri dolayı sı yla toplum içinde aş ağ ı durumda olan ki ş iler. ayak makinesi * Ayak yardı mı ile i ş letilen makine. ayak teri * Ayak parmakları arası ndan çı kan pis kokulu salgı . ayak satı cı sı * Gezgin satı cı . kandı rmak için dalavere çevirmek. ayak oyunu * Hile. ayak tedavisi * Ayakta oluş an bir hastalı ğ ı n veya rahatsı zl ı ğ ı n tedavisi.ayak keseri * Ayakta durarak ağ aç yontmaya elveri ş li uzun sapl ı keser. ayak tutmak * mani yarı ş maları nda karş ı sı ndakine uyması gereken uyağ ı vermek. ayakalt ı na almak * hakir görülmek. * kendi gidiş ve davranı ş ı nı baş kası nı nkine benzetmek. ayak uydurmak * yürüyüş te adı m atı ş ı nı baş kalar ı nı nkine uydurmak. ayak teri. * gönderilen yere isteğ i ile gitmemek. ayak sürümek * verilen bir iş i ağ ı rdan almak. gözden çı karı lmak. ayak yapmak * birini aldatmak. * Hizmet için bir yere gönderilen kimseye verilen ücret. . ayak ucu * Yatanı n veya yat ı lan bir yerin ayak uzatı lan yönü. * Ayakta tedavi. ayakalt ı * Gelip geçenlerin çok olduğ u yer. ayak kirası . * Ayak parmak uçları nı n oluş turduğ u dar dayanak yüzeyi. ayak tarağ ı * Bkz. tarak.

. * Birçok kimsenin cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine kar ş ı gelmesi. * Ayak iş lerinde kullanı lan kimse. ba ş kaldı rma. ayakkabı cı * Ayakkabı yapan veya satan kimse. ayakalt ı nda dolaş mak * bir iş e yaramadı ğ ı hâlde herkesin i ş ine engel olacak biçimde ortalı kta dola ş mak.ayakalt ı nda bı rakmak * ezilmesine. korumamak. merdiven basamağ ı . * Ayakkabı yapmaya elveriş li olan (deri. * Gezici satı cı . pabuç. isyan. ayaklanmak * (çocuk için) Yürümeye baş lamak. ayakland ı rma * Ayaklandı rmak iş i. ayakbast ı * Bir yere dı ş ar ı dan gelen insan ve eş yadan alı nan vergi. ayağ ı rahatsı z etmek. ayaklama * Ayaklamak iş i. ayakç ı n * Dokuma tezgâhları nda atkı ipliklerini hareket ettirmek için ayakla bası lan tahta ayaklı k. ayakç ı ayakkabı * Özellikle sokakta ayağ ı korumak için giyilen ve altı kösele. lâstik gibi dayanı klı maddelerden yapı lan ayak giyece ğ i. * Bir iş süresince tutulan hizmetçi. kösele gibi ş eyler). ayakkabı dolabı . pabuççu. toprakbastı . ayakkabı lı k * Ayakkabı konulan yer. ayaklamak * Ayakla ölçmek. * bazı davranı ş larla konuğ u gitmeye zorlamak. ayaklanma * Ayaklanmak iş i. çerçi. * Dokuma tezgâhı ayaklı ğ ı . k ı yam. cambazları n ayakları na tak ı p yürüdükleri çifte sı rı k. ayakçak * Merdiven. yok olması na göz yummak. ayakkabı lar ı nı çevirmek * konuk ayakkabı ları nı gidiş yönüne doğ ru düzgün biçimde sı ralamak. ayakkabı cı lı k * Ayakkab ı cı nı n iş i. ayakkabı vurmak * (ayakkabı ) ayağ ı zedelemek. * Çocukları n. ayakland ı rmak * Ayaklanmak iş ini yapt ı rmak. * Ayakkabı satı lan yer. pabuççuluk.

sorulan her soruya cevap verebilen kimse. ayakları dolaş mak * yürürken ayakları birbirine takı lmak. ayakları nı yerden kesmek * bir taş ı ta binerek yürümekten kurtulmak. uyanı p kalkmak. sessiz. çi ğ nemek. * Bir destekle yere dayanan. ayakları na (veya aya ğ ı na) kara su (veya sular) inmek * uzun süre ayakta kalmak veya yürümekten çok yorulmak. ayakl ı canavar * Çok hareketli. ayakl ı kütüphane * Pek çok konuda bilgisi olan. ayağ ı nı sürümek. cin gibi çocuk. * Ayağ ı olmayan. değ erli kimseler ise en geride bı rakı lmak. ayakl ı mani * Cinaslı ayaklarla söylenen bir mani türü. ayakları geri geri gitmek * bir yere gönülsüz. ayakları yere değ memek * çok sevinmek. ayakları nısürümek * güçlükle yürümek. ayaks ı z ayaks ı zlar * Omurgalı hayvanlarda amfibyumlar sı nı fı nı n en ilkel yapı lı türlerini içine alan bir tak ı m. istemeye istemeye gitmek. * Ayak basacak yer. yaramaz. * Ayağ a kalkı p gitmeye davranmak.* (hasta için) Yürüyebilir duruma gelmek. gürültü yapmamaya özen göstererek yürümek. isyan etmek. * Taban. ayakta . ayaklar ba ş . * (birçok kimse) Cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine karş ı gelmek. * Ayakla iş letilen. pedal. ayaklar alt ı na almak * önem verilmesi gereken ş eyleri hiçe saymak. ayaklı * Ayağ ı olan. ayakları nı n (veya ayağ ı nı n) ucuna basmak * çok yavaş . * Ayakçak. baş kaldı rmak. çok ş ey okumuş ve öğ renmiş olan. baş lar ayak olmak * değ ersiz kimseler baş a geçip. ayakl ı k * Ayakla iş letilen makinelerde ayağ ı n bastı ğ ı yer. ayakl ı koş ma * Halk ş iirinde müstezat tarz ı nda söylenen deyi ş . * Uyanmak.

festfut. önemini korumak.* Ayağ a kalkmı ş durumda. yoldaş . aç ı k seçik. ayandon * 18 Ocak'ta baş layan bir f ı rtı na. yı kı lması na. heyecanlı . * Hazı r yemek. ayakta tutmak *oş eyin sürekliliğ ini sağ lamak. abdesthane. * değ erini yitirmemek. * yı kı lmamak. ayan beyan * Besbelli. kenef. memiş hane. ayaktaş ayakucu ayaküstü * Arkadaş . helâ. çökmesine engel olmak. apaçı k. çökmemek. bilinir olmak. * bir kuruluş un yaş aması nı sa ğ lamak. ayakta uyumak * aş ı rı dalgı n. ayakta durarak. *İ nsanı n besin artı klar ı yla idrarı nı boş alttı ğ ı yer. * Yeryüzünde bir noktada çekülün gösterdiğ i doğ rultudaki alt yön. ayan âyan * Belli. * bozulması na. ayaküzeri * Ayaküstü. eş . *İ leri gelenler. ayakta tutmak * oturtmak gerekirken oturtmamak. * Oturmadan. ayakta kalmak * oturacak yer bulamamak. ayan olmak * belli olmak. kı sa sürede. hempa. * Senato üyeleri. kademhane. ayakyolu ayal * Karı . ayakta tedavi * hastanı n yatağ a yatı rı lması gerekli görülmeyerek kendisine ayakta yapı lan tedavi. açı k. ayaktan * (kesim hayvanları için) canlı olarak. tuvalet. ayar . * Telâş lı . ş aş kı n veya yorgun olmak. * Acele olarak.

ayarcı * Esnafı n kullandı ğ ı ölçü aletlerini denetleyen görevli.* Bir aygı tı n gereken iş i yapabilmesi durumu. ayarı bozuk. do ğ ru. ayarlama * Ayarlamak iş i. * Ahlâk. *İ ş leri birbiriyle çatı ş mayacak veya zamanı nda bitirecek biçimde düzenlemek. düzensizlik. * Bir iş veya bir davranı ş ta gereken ölçü. ağ ı z açı klı ğ ı ayarlanabilen özel alet. düzeltilmiş . ayarlı * (saat ve makine için) Ayarlanmı ş . ayar ı bozuk * Belli bir ayarı olmayan. düzenli iş ler duruma getirmek. düzensiz. ayarlamak * Bir ölçünün doğ rulu ğ unu belli bir örneğ e göre düzeltmek. * Kandı rmak. ayarlı pense * Vida. * (altı n ve gümüş için) Belirli bir ayar ı olan. karakter veya aklı yerinde olmayan. ayarlanmak * Ayar edilmek. * Altı n. ayar etmek * (bir aygı tı n) çalı ş ması nı düzeltmek. ayars ı zlı k * Ayarsı z olma durumu. birbirine uygun duruma getirilmek. * Baş tan çı karan. * Ölçüsüzlük. * Değ er derecesi. * Bir aygı tı belli bir i ş yapabilecek duruma getirmek. ayars ı z * Ayarı yapı lmamı ş . * (altı n ve gümüş için) Belli bir ayarı olmayan. ayarlatmak * Ayar ettirmek. gümü ş gibi madenlerden yapı lmı ş ş eylerin saflı k derecesi. doğ ru yoldan saptı ran. ayarlatma * Ayarlatmak iş i. doğ ru çal ı ş ması sa ğ lanmı ş . * Davranı ş lar ı ölçüsüz. ayartan. cı vata ve musluk aksamı nı sı kı ş tı rmak amacı yla kullanı lan. . doğ rulamak. ayarlanma * Ayarlanmak iş i. ayart ı ayart ı cı * Baş tan çı karma. ayart ı cı lı k * Ayartı cı nı n yaptı ğ ı iş . düzenli. * Saatler için belli bir yere göre kabul edilmiş olan ölçü.

ayazlandı rmak * Ayazlanması nı sağ lamak. * Birini. ayazlandı rı lmak * Ayazlanması sa ğ lanmak. ayazlandı rı lma * Ayazlandı rı lmak durumu. * boş yere beklemek.ayart ı lma * Ayartı lmak iş i. do ğ ru yoldan sapt ı rmak. ayazda kalmak * soğ ukta kalmak. * Ayazda kalı p üş ümek. ayaz pa ş a kol geziyor * dı ş ar ı da çok soğ uk var. eline bir ş ey geçmemek. ayazlama * Ayazlamak iş i. ayart ı lmak * Ayartmak iş ine konu olmak. ayaza çekmek * kı ş ı n kuru so ğ uk artmak. ayazlanma * Ayazlanmak iş i. ayaz vurmak * (sebze ve meyveler için) donmak. ayartma * Ayartmak iş i. * (hava ve gece için) Soğ uk. ayazlandı rma * Ayazlandı rmak durumu. sakin havada çı kan kuru so ğ uk. * Boş yere beklemek. ayazlamak * (hava) Ayaza çevirmek. ayaz kesmek * uzun süre soğ ukta kalı p üş ümek. çalı ş tı ğ ı yerden ayı rı p ba ş kas ı nı n yanı nda çalı ş maya kandı rmak. eline bir ş ey geçmemek. * Kandı rmak. * Duru. ayartmak * Baş tan çı karmak. ayazlandı rı lmı ş rakı * Halk inanı ş ı na göre sı tma tedavisinde kullanı lmak üzere rakı nı n açı larak balkonda veya dı ş arı da bekletilmiş hâli. ayazlanmak ayaz .

ayazlı k ayazma ayba ş ı * Evlerde serinlemek için kullanı lan önü açı k yer. ayd ı nlanma * Aydı nlanmak iş i.* Ayazda bı rakı lı p soğ umak. alem. * Ayı n ilk günü. ayça * Ayı n ilk günlerinde aldı ğ ı yay biçimi. * Bir sorun üzerine gereğ i kadar bilgi edinmek. günebakan. tenevvür etmek. tahtaboş . ayçöreğ i *İ çine tarçı n. taraça. görgülü. gündöndü (Helianthus annuus). ceviz konularak ay biçiminde yapı lmı ş çörek. ayçiçeğ i * Birleş ikgillerden. ayçiçeğ i yağ ı * Ay çiçeğ inden ç ı karı lan yağ . . ayazlatma * Ayazlatmak iş i. ayd ı nger * Parlak yüzeyli. * Ayazda soğ utmak. * Kültürlü. * Kolayca anlaş ı lacak kadar açı k (söz veya yazı ). vazı h. mimarlı kta çizim için kullanı lan özel bir kâ ğ ı t. * Bu bitkinin yağ çı karı lan tohumu. saydam. karş ı sı na konulan e ş it ı ş ı k kaynakları nı n sayı sı ile orantı lı olarak ayd ı nlı k görünmesi. aydı nlı k. ayda yı lda bir * çok seyrek olarak. tenevvür. sarı renkli çiçeğ i çok iri olan. gün çiçeğ i. okumuş . âdet görmek. balkon. * Rumları n kutsal sayd ı klar ı kaynak veya pı nar. ayba ş ı olmak * (kadı nı n) ayda bir döl yata ğ ı ndan kan gelmek. * Bir sorun üzerine gereğ i kadar bilgi edinme. * Yüzü yay biçiminde bir çeş it keser. * Bayrak ve sancak direklerinin tepesindeki pirinçten yapı lmı ş ay yı ldı zlı süs. ayazlatmak * Soğ ukta bekletmek. * Bir yüzeyin. ileri düş ünceli (kimse). yurdumuzda çok yetiş tirilen bir bitki. münevver. aybeay * Aydan aya. ay ay olarak. ayd ı nlanmak * Aydı nlı k olmak. aydemir ayd ı n * Iş ı k alan. hilâl. ay dönümü. ı ş ı kl ı . * Ayı n ilk günü.

ı ş ı k. * Bir yapı nı n ortası na gelen oda ve öbür bölümlerin ı ş ı k alması için. vaz ı h. ayd ı nlı kölçer * Aydı nlı klar ı ölçmeye yarayan ayg ı t. lüksmetre. güçlü (kimse). * Duyguda ölçüyü kaçı rmı ş . aygı n * Bitkin. aygı r * Damı zl ı k erkek at. * Bir sorunla ilgili gerekli bilgileri veren. çok yorgun. vurgun. . ay-gün yı lı * Hem ay evreleri değ iş imi hem de güneş in gökyüzündeki görünen hareketi göz önüne alı narak düzenlenmiş olan takvim yı lı . * Vücutta belirli bir görevin sağ lanması na yarayan organları n hepsi. ayd ı nlatma * Aydı nlatmak iş i. ayd ı nlatmak * Karanlı ğ ı giderip görünür duruma getirmek. damı n ortas ı ndan zemine kadar açı lan boş luk. * Iş ı k alan. * Sahnelerin ı ş ı klandı rı lması iş i. aygı r deposu * Aygı rları n bak ı ld ı ğ ı büyük ahı r. temiz. * Kötülükten uzak. * Kolay anlaş ı lacak derecede açı k olan. ay-gün takvimi * Güneş in görünen hareketlerine göre düzenlenen takvim. aygı r gibi aygı t * Birçok parçadan yapı lmı ş alet. ayd ı nlatı lma * Aydı nlatı lmak i ş i. aygı n bayg ı n * Güçsüz. * Bir sorun üzerine bilgi vermek. * Kendinden geçercesine âş ı k. saf. ayd ı nlı k * Bir yeri aydı nlatan güç. cihaz. * iri yarı cüsseli. ayet * Kur'an surelerini oluş turan cümlelerden her biri. ayd ı nlatı lmak * Aydı nlatmak iş ine konu olmak. cihaz.ayd ı nlatı cı * Aydı nlı k verici. bitkin. * Birkaç aletin uygun biçimde eklenmesinden olu ş turulan ve bazı belli deneylerin yapı lmas ı na yarayan takı m.

ay ı bı nı yüzüne vurmak * birinin kusurunu yüzüne söylemek. iri gövdeli hayvan (Ursus arctos). ay ı üzümü * Fundagillerden.ay ı * Memelilerin et obur takı mı ndan. ay ı kla pirincin taş ı nı ! * bir iş in pek karı ş ı k ve içinden ç ı kı lmaz durumda oldu ğ unu anlatmak için kullanı lı r. ay ı görmeden bayram etme * bir iş gerçekle ş meden ona oldu gözüyle bakı lı p sevinilmemelidir. ay ı klama * Ayı klamak iş i. ay ı bacağ ı * Çift yan yelkenlerden birini sağ dan. kaba ve hoyrat (kimse). * kaba. uyanı k. ay ı yavrusu ile oynuyor * iri ve yetiş kin birinin ufak tefek birine. ay ı boğ an ay ı cı *İ ri yarı . ay ı gördüm. * Kaba saba. ay ı gibi * iri yarı . ay ı yürüyü ş ü * Gergin kol ve bacaklarla dört ayak yürüme. tabanlar ı na basarak yürüyen. * Memeli et oburlardan. tüylü bir bitki (Arbutus uva ursi). küçük taneli yemiş ler veren. ay ı gülü *İ ki çenekliler sı nı fı nı n düğ ün çiçeğ igiller familyası ndan bir ş akayı k türü (Peconia corollina). ayı lar ı içine alan bir familya. * Sarhoş lu ğ u geçmiş bir biçimde. bir çocu ğ a el ş akas ı yapması veya gücünü onda denemesi karş ı sı nda ay ı plama yollu söylenir. ay ı bal ı ğ ı * Fok. birini soldan kullanma biçimi. * Ayı oynatmayı iş edinen kimse. * Sert. kaba ve anlayı ş sı z (kimse). * Anlayı ş lı . anlay ı ş sı z (kimse). yurdumuzda boz türü bulunan. mesleğ i. * Sarhoş lu ğ u veya baygı nl ı ğ ı geçmiş olan. y ı ldı za itibarı m (veya minnetim) yok * bir ş eyin en iyisine alı ş tı ktan sonra ondan aş ağ ı olanlar beni doyuramaz. ay ı klamak ay ı cı lı k ay ı giller ay ı k . beş parmaklı . * Ayı cı nı n iş i.

çiz-eyim. uyamayanlar ı n yok olması . ay ı lma ay ı lmak * Ayı lmak iş i. ay ı lı k * Kabalı k. Osmanlı alfabesinde yirmi birinci harf. -ay ı m / -eyim *İ stek kipi tekil 1. kendine gelmek. * Sarhoş luk. ay ı ltı ay ı ltma ay ı ltmak ay ı n on dördü * Dolunay. ay ı klanma * Ayı klanmak iş i. i ş e yaramayan. kaba davranı ş . ay ı lı k etmek * kaba davranmak. * Ayı ltmak iş i. ay ı lı p bayı lmak * birini kendinden geçercesine sevmek. oku-y-ayı m. ay ı klatma * Ayı klatmak iş i. ay ı klanmak * Ayı klamak iş ine konu olmak. ay ı kulağ ı * Çuha çiçeğ inin bir türü (Primula auricula).* Bir ş eyin içinden. * Bir görevde gereksiz görülenleri iş inden ayı rmak. temizlemek. * aş ı rı ölçüde sinir bunalı mları geçirmek. kiş i eki: yaz-ayı m. bekle-y-eyim vb. mahmurluk. * Ayı lması nı sağ lamak. * Yaş ayan varlı klarda ortamı nş artları na en iyi uyan türlerin veya bireylerin üreyip kalmas ı . ay ı klatmak * Ayı klamak iş ini yaptı rmak. gereksiz veya istenmeyen taneleri veya maddeleri ay ı rı p çı karmak. *İ çki içmiş bir kimsenin duyduğ u ba ş ağ rı sı ve sersemlik. ay ı kmak * Ayı lmak. ay ı klı k * Ayı k olma durumu. * Aklı baş ı na gelip gerçeğ i görmek.ı stı fa. . kendine gelmek. bayg ı nl ı k gibi bir durumdan kurtulmak. uyanmak. akl ı baş ı na gelmek. ay ı n * Arap alfabesinde on sekizinci.

ay ı plama * Ayı plamak iş i. * Iş ı ğ ı yal ı n ögelerine ay ı rma özelliğ i olan.ay ı n on dördü gibi * yüzü çok güzel (kadı n veya kı z). ay ı planmak * Ayı plamak iş ine konu olmak. ay ı nga * Kaçak tütün. tütün. ay ı ngacı lı k * Tütün kaçakçı lı ğ ı . * Ayı bı . ay ı raç ay ı ran ay ı rı cı * Ayı rma özelliğ i veya gücü olan. ay ı ptı r söylemesi * "bunu söylemek size karş ı saygı sı zl ı k olacak. utanı lacak durum veya davranı ş . eksiklik. * Kusur. ama söylemek zorundayı m" anlamı nda özür dilemek için kullan ı lı r. ay ı nları çatlatmak * bu harfin gösterdiğ i Arapçaya özgü sesi gı rtlakta boğ umlamaya çalı ş mak. ay ı p yerler * vücutta örtülü tutulması gereken yerler. takbih. miyar. ay ı rı m * Cisimleri. ay ı plı ay ı ps ı z * Ayı bı . ay ı p * Toplumun ahlâk kuralları na ayk ı rı olan. . kı rkı da Ahlat üstüne * bir kimsenin hep aynı ş eyi veya hikâyeyi anlatması karş ı sı nda söylenir. ay ı p etmek (veya yapmak) * yakı ş ı ksı zca davranmak. birleş ime veya ayrı ş ı ma u ğ ratarak niteliklerini belirtmede kullanı lan madde. kusuru olan. ay ı nı n kı rk türküsü var. ay ı plamak * Kı namak. ay ı planma * Ayı planmak iş i. ay ı ngacı * Tütün kaçakçı sı . * Utanç veren. kusuru olmayan. * övünmek gibi olması n ama. takbih etmek.

* Nitelik değ iş ikliğ ini anlamak. hayı t (Vitex agnus-castus). ay ı rt etmek * Birkaç ş eyi birbirinden ayı ran niteliğ i anlamak. saklamak. * Ayı rmak iş ini yaptı rmak. fark gözetmek. nüans. * Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak. 1-2 m boyunda bir ağ aççı k. ay ı ya kaval çalmak * anlayı ş sı z bir kimseye bir ş ey anlatmaya çal ı ş mak.* Ayı rmak iş i. * Bölmek. ay ı rı m yapmak * eş it davranı ş ta bulunmamak. fark gözetmek. ay ı rmaç ay ı rmak * Bir ş eyi benzerlerinden ay ı rt etmeye yarayan durum veya öge. ay ı rtmanlı k * Ayı rtmanı n görevi. tefrik etmek. *İ ki veya daha çok kimse arası ndaki anlaş mayı . Akdeniz çevresinde yeti ş en. beyaz veya menek ş e renginde çiçekler açan. uzlaş mayı bozmak. * Ayı rtmak iş i. ikilik ortaya atmak. * Seçmek. mavi. * Aynı cinsten olan ş eyler arası ndaki ince fark. . * (bir ş ey veya yeri) Bir ş ey veya kimse için kullanmayı belirlemek. ay ı yı vurmadan postunu satmak * henüz ele geçmemiş bir ş ey üzerinde hesap yapmak. soruları n hazı rlanması ndan notları n verilmesine kadar bütün de ğ erlendirme çal ı ş maları na kat ı lan görevli. * Birbirinden uzaklaş tı rmak. mümeyyizlik. ay ı rı m yaratmak * farklı lı k çı karmak. ay ı rma * Ayı rmak iş i. * Bir yeri bir engelle bölmek. * Farklı davranmak. ay ı rt edilmek * Ayı rt etmek iş ine konu olmak. ay ı rı mlamak * Ayı rı m yapmak. mümeyyiz. temyiz etmek. ay ı rı mlama * Ayı rı m yapmak iş i. ay ı t * Mine çiçeğ igillerden. ay ı rtı ay ı rtma ay ı rtmak ay ı rtman * Sı navlarda. tahsis etmek. farika.

aylakç ı lı k * Temelli iş sahibi olmama durumu. ters düş mek. mugayeret. ters. aylakl ı k * Aylak olma durumu. yapacak bir i ş i olmamak. * Bazı kutsal kiş ilerin baş ı etrafı nda gösterilen ı ş ı k çevresi. mugayir. boş gezen. muhalefet. düz yoldan ayrı lmak. * Çapraz. *İ ş siz. ters gelmek. aykı rı la ş ma * Aykı rı laş mak iş i. aykı rı la ş mak * Aykı rı duruma gelmek. karş ı t. *İ ş siz. aykı rı düş mek * uygun gelmemek. avarelik. aykı rı lı k * Aykı rı olma durumu. ayinicem aykı rı aykı rı doğ rular * Aynı düzlemde bulunmayan doğ rular.ayin * Dinî tören. doğ ru diye bellenmiş e uygun olmayan. * Bütün noktaları ayn ı düzlemde bulunmayan. iş sizlik. avarelik. zı t olmak. dinî müzikli sohbet töreni. *İ ş sizlik. ters. aylak aylak olmak * boş ta olmak. bir ş ey yapmayarak. aykı rı katmanlaş ma * Katmanları düzenli bir biçimde olmayan katmanlaş ma. . hale. aylakç ı * Temelli iş i olmayan iş çi. * Gidilen yol üzerinde olmayı p gidi ş yönüne ters düş en. aykı rı olmak * ters olmak. bo ş oturmak. ibadet. * Alı ş ı lmı ş a. * Mevlevî ve Bektaş î tekkelerinde kadı n ve erkeğ in birlikte katı ld ı ğ ı . aykı rı lama * Aykı rı lamak i ş i. ay ağ ı lı . ayla * Ayı n ve bazı yı ld ı zları n dolayı ndaki ı ş ı k çevresi. kestirmeden gitmek. aykı rı lamak * Dikey olarak gelmek. * Mevlevî tekkelerinde okunan ağ ı r bestelerin biçimi. avare.

maaş lı . * Bir ay içinde olan veya bir ay süren. ayl ı k bağ lamak * emekli olan veya baş ka sebeplerle çalı ş mayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek. mehtapl ı .. * Çevresinde olup bitenlerin farkı na varmayan. aylanma * Aylanmak iş i. boş oturmak. * Sürmek. aylanmak * Bir yerin çevresinde dolanmak. ayland ı z * Sedef otugillerden. ayl ı k vermek * aylı k olarak üstlenilen paray ı ödemek. ay ı lmak. kı sa zamanda yetiş ip boy attı ğ ı için bir gölge ağ ac ı olarak dikilen. ayl ı * Üzerinde ay biçimi bulunan. * Baş ka geliri olmayı p yaln ı z aldı ğ ı aylı kla geçinen kimse. görevi karş ı lı ğ ı olarak veya geçimi için her ay ödenen para. aydan beri var olan. kötü kokan bir ağ aç. devam etmek. ayl ı k almak * bir aylı k çalı ş ma kar ş ı lı ğ ı nda para almak. * . Avrupa'ya Çin'den getirilmiş . bir ay için. * Ayı dolduran bir süre geçirmek. * Ay ı ş ı ğ ı olan. * Kendine gelmek. * Karş ı lı ğ ı ayl ı kla ödenen. aylarca kalmak.aylakl ı k etmek * boş durmak.. maaş . gafil. ayl ı kçı * Aylı kla çalı ş an kimse. * Aymak iş i. ayl ı k * Birine. * Aylamak iş i. * Aylı k alan (kimse). iş siz güçsüz dolaş mak. * Gerçeğ i anlamak. * gündelikten veya ücretten kadroya geçmek. ayl ı klı ayma aymak aymaz . aylama aylamak * Beklemek. ayl ı ğ a geçmek * çalı ş ması karş ı lı ğ ı olarak her ay belirli bir para alı nacak bir iş e baş lamak. * Ayda bir kez yapı lan veya çı kan. çalı ş mamak. aklı baş ı na gelmek. kokar ağ aç (Ailanthus glandulosa). * Ay olarak.

aymaza yakı ş acak durum. * Hileci. bir durumu yansı tan. * Bir olayı . * Doğ ramacı lı k ve yapı cı lı kta çerçeve içine geçirilen tahta veya taş levha. yakı ş ı ks ı z. güzel. durum. ayn ayna * Göz. gaflet. * Aynacı nı n yaptı ğ ı iş veya aynacı olma durumu. . varl ı kları n görüntüsünü veren. anı t ve çeş me gibi yerlere konan yazı lı veya yazı sı z süslü ta ş levha. * (atlarda) Diz kapağ ı . * Polis. ayna gibi aynac ı lı k aynal ı aynal ı k tahtası * Sandalları n kı ç tarafları nda oturanı n sı rt ı nı dayaması na yarayan tahta. * (Karagöz oyununda) Perde. * Iş ı ğ ı yansı tan. kötü. ayna tı rna ğ ı * Aynayı duvara tutturmak için kullanı lan nikel veya kromla kaplanmı ş metal parçası .aymazl ı k * Çevresinde olup bitenlerin farkı na varamama durumu. aynal ı sazan * Üzerinde az sayı da büyük pullar bulunan bir tür sazan balı ğ ı . *İ yi bir durumda. ters. kı rmı zı ms ı mavi renkli bir erik türü. yolunda. yakı ş ı klı . durgun. * Aynası olan. aynal ı k * Geminin ve bağ lı bulundu ğ u limanı n ad ı yazı lan. * Küreğ in yassı uç bölümü. ş ey. * Gemilerde iş aretçi erlerin kullandı ğ ı dürbün. * Hoş a gitmeyen. iş ine hile karı ş tı ran. * Parlak yüzlü. * Akı ntı ve anaforun birle ş tiğ i yerde olu ş an su burgac ı . aynabakar * Büyük. çirkin. aynaz * Bataklı k. düz veya az yuvarlak kı ç bölüm. * (deniz için) kı mı ltı sı z. yumurtamsı . ayna taş ı * Yapı . aynası zlı k * Aynası z olma durumu. * dümdüz ve parlak. cilâlı ve sı rl ı cam. göz önünde canlandı ran olay. aynası z * Aynası olmayan. biçimsiz. aynac ı * Ayna yapan veya satan kimse.

ayniyat ayniyet * Para olarak değ il. özdeş lik. * Olduğ u gibi. tı pkı sı . * Değ iş meyen. * Hiçbir değ iş iklik olmadan. * Ayı rt edilemeyecek kadar benzeri özdeş i. * Taş ı nı r veya taş ı nmaz üzerinde do ğ rudan doğ ruya egemenlik yetkisi veren ve herkese karş ı ileri sürülebilen * Aynı olma durumu. özde ş lik. araları nda ayrı m olmayan. einsteiniyum. aynı sonuca varmak. değ iş tirmeden. * Aynı lı k. olduğ u gibi. ayn ı yolun yolcusu * kötü sonları birbirine e ş olan. ayniyet.aynaz aynen ayn ı * Köy oyunları nı yöneten kimse. ayol ayraç * Daha çok kadı nları n kullandı ğ ı bir seslenme sözü. madde olarak verilen. ayn ş tayniyum * Bkz. * Baş kas ı de ğ il. ayn ı kapı ya çı kmak * sonuç bakı mı ndan fark etmemek. ayn ı telden çalmak * aynı ş eyi söylemek. çiçekleri sarı renkli bir kı r bitkisi (Calendula arvensis). aynı yla. ayn ı lı k ayn ı sefa ayn ı yla aynî * Gözle ilgili. . * Yay ayraç. aynı düş ünceyi ileri sürmek. bununla birlikte. taş ı nmas ı kolay eş ya. * Kullanı lmaya veya harcamaya elveriş li. ayn ı zamanda * Hem de. aynî aynî hak haklar. ayn ı potada erimek * benzer konuları ve sorunları birlikte dü ş ünmek veya değ erlendirmek. ayn ı ağ zı kullanmak * aynı ş eyi söylemek. yine o. * Birleş ikgillerden.

yarı sı sudur * yapı lan bir i ş in yar ı m yamalak olduğ u bildirilmek için kullanı lı r. ayranı kabarmak * öfkelenmek. ayran gönüllü * Çabuk âş ı k olan. safdil. ayranlaş mak * Ayran durumuna gelmek. ayranı yok içmeye. * Her biri için. ayr ı * Yerleri bir olmayan. sersem. değ iş ik. ba ş ka türlü. ayr ı baş çekmek * topluluktan ayrı lı p kendi baş ı na iş yapmak. ayranlaş ma * Ayranlaş mak özelliğ i veya durumu. * aş ı rı bir cinsel arzu duymak. ayran budalas ı * Aptal. sersem. atla (veya tahtı revanla) gider s ı çmaya * yoksulluğ una bakmadan gösteriş yapmaya kalkanları n gülünçlüğ ünü anlatmak için kullanı lı r. * (her biri) Ayrı olarak. ayr ı cinsten * Farklı yap ı da olan. budala. ayrancı * Ayran yapan veya satan kimse. ayrancı lı k * Ayran yapı p satma iş i. ayr ı bası m * Genellikle bir dergide yayı mlanm ı ş bilimsel bir yazı nı n ayrı bir broş ür olarak bas ı mı . ayran delisi * Bön. ayr ı çanak yapraklı lar . heterojen. ayr ı ayrı * Birbirinden ayrı olan. ası l konu ile ilgisi az olan bir bölüm sı kı ş tı rmak. coş mak. * Yalnı z. * Baş ka.ayraç açmak * söz veya yazı içine. ayran a ğ ı zl ı * Aptal. ayranı m budur. tek baş ı na olan. ayran * Süt veya yoğ urt yayı kta çalkalanarak yağ ı al ı ndı ktan sonra kalan sulu bölüm. * Yoğ urdu sulandı rarak yapı lan içecek.

. ayr ı k küme * Ortak elemanları olmayan küme. * uyuş mamak.* Çanak yaprakları birbirine bitiş miş olmayan bitkiler. * Ayrı klı olma durumu. ayr ı taç yapraklı lar * Taç yaprakları birbirine bitiş ik olmayı p yan yana yer alm ı ş bulunan bitkiler. ayr ı cal ı ksı z * Ayrı cal ı ğ ı olmayan. ayr ı düş mek * birbirinden uzakta kalmak. * Ayrı bir önem verilerek. * Ayrı k otu. imtiyazsı z. imtiyaz. * Kur'a dı ş ı . * Düzgün ve uygun olmayan. ayr ı ç ayr ı k * Yol kavş ağ ı . ayrı cal ı k tanı nan. ayrı cal ı . ayr ı k otu * Buğ daygillerden. ayr ı cası z * Ayrı tutulmadan. ayr ı tutmak * farklı davranmak. imtiyazlı . * Baş kalar ı na benzemeyen. ayr ı cal ı ayr ı cal ı k * Baş kalar ı ndan ayrı ve üstün tutulma durumu. * Ayrı tutulan. iki yolun ayr ı ld ı ğ ı yer. ayr ı seçi yapmak * birkaç ş ey arası nda fark gözetmek. ayr ı cal ı k tanı nmak (veya göstermek) * baş kalar ı ndan ayrı ve üstün tutmak. ayr ı cal ı k tanı nmayan. ayrı tutulan. müstesna. * Ayrı lmı ş . ayr ı gayrı bilmemek (veya ayrı sı gayrı sı olmamak) * birbirinden hiçbir ş ey esirgemeyecek durumda olmak. müstesna. ayr ı ca * Ayrı olarak. * Bundan baş ka. baş kalar ı na benzemeyen. kökü hekimlikte idrar söktürücu olarak kullanı lan yabanî bir bitki (Agropyrum repens). istisnası z. çarpı k. kural dı ş ı olan. benzerlerine uymayan. istisna. ayrı tutma. müstesna. ayr ı cal ı klı * Ayrı cal ı ğ ı olan. istisnaî. ayr ı klı ayr ı klı k * Ayrı tutulmuş . ayrı tutulma.

* Kaplamları birbirinden ayrı olmakla birlikte aynı yakı n cinsin kaplam ı na giren kavramlar arası ndaki bağ lantı . * Önermelerin birbirine bağ lanması iş leminde ya . ayr ı lı ş ma * Ayrı lı ş mak i ş i veya durumu. munfası l. teferrüt etmek. daire. kalı cı lı k kar ş ı tı . ayr ı ks ı * Alı ş ı lagelmiş töre ve davranı ş lara aykı rı olan. * Bir yerden. . ayr ı lı ş ayr ı lı ş mak * Birbirinden ayrı lmak. * Evlilik birliğ inin yargı ç karar ı ile geçici bir süre için kald ı rı lması . * Bir biçmeden geçen beyaz ı ş ı ğ ı n türlü renklerde görünmesi. * Düş ünce. kendilerini taş ı yan nesnelerle. ayr ı ks ı yı l * Yerin kendi yörüngesindeki günberi noktası ndan art arda iki geçiş i arası ndaki süre fark ı . bilâistisna. odağ a veya merkeze birleş tiren doğ runun büyük eksen ile yaptı ğ ı aç ı . parabol. eksantrik. * Birinden uzak düş me. mubayenet. ayr ı ks ı lı k * Ayrı ksı olma durumu. ya ve ya da ile gösterilen ili ş ki..* Bir konik (elips.. istisnas ı z. ayrı duran. bir kimseden. hiperbol) üzerinde hareket eden bir cismi. bir ş eyden uzaklaş mak. görü ş veya duygu arası ndaki uymazlı k. teferrüt. * (karı ve koca için) Evlilik birliğ ini bozmak. ayr ı lmak ayr ı lmazl ı k * Özelliklerin. ayr ı ks ı z * Hiçbir ayrı ğ ı olmadan veya hiçbirini ayrı k tutmaksı zı n. ayr ı lanmak * Ayrı duruma gelmek. ayr ı ks ı ay * Ayı n yörüngesindeki en beri noktası ndan art arda iki geçi ş i arası ndaki süre fark ı . ilineklerin tözle bağ lantı sı . * Ayı rmak iş ine konu olmak. ayr ı lma * Ayr ı lmak i ş i. * Ayrı olma durumu. ayr ı lanma * Ayrı lanmak durumu. ayr ı la ş ma * Ayrı laş mak iş i. ayr ı la ş mak * Benzerleri arası nda ayrı bir yeri ve önemi olmak. * Ayrı lmak i ş i veya biçimi. ayr ı lı ayr ı lı k * Ayrı lmı ş olan.

ayr ı mlama * Senaryonun hazı rlanmas ı nda geliş tirim ile çevrim senaryosu arası nda yer alan. * Bir iç kayanı n katı laş ması sürecinde yer ve zamana göre ayrı mları n ortaya çı kması . ayr ı mlaş mak * Ayrı mlı duruma gelmek. olayı n tamamlanmı ş bir parças ı nı veren film bölüğ ü. muhtelif. * Bir kimse veya nesnenin bir baş kası yla karı ş tı rı lmamas ı nı sağ layan ayrı lı k. ayr ı mlı * Ayrı mı olan. . farkl ı . cümle veya eş ya. * Edebiyat veya sanat eserlerinde bir bütünün ögelerinden her biri. bir ş eyi görmek. * Cinsleri ve türleri birbirinden ayı ran ana karakter. * Alt bölüm. * Ayrı türden. ayr ı mlaş ma * Ayrı mlaş mak iş i. ayr ı ntı * Bir bütünün önemce ikinci derecede olan ögelerinden her biri. fark. ayr ı ntı lı * Ayrı ntı sı olan. tafsilât. baş kalı k. ayr ı ms ı z * Ayrı mlı olmayan. aynı . detayl ı . ayr ı ş ı k * Ayrı ş mı ş olan. farklı laş ma. ayr ı ş ı klı k * Ayrı ş ı k olma durumu. * Hücrelerin veya canlı organizmaları n iş levlerine veya yaş ayı ş türlerine iliş kin yapı sal nitelik kazanması . * Ayrı lma noktası . farklı la ş ma. baş lı ca karakterlerin ayrı ntı ları yla çizildiğ i. mufassal. aralar ı nda ayr ı m bulunan. farkl ı la ş ma. değ iş ik. tefrik. teferruat. konuş malar ı n son biçimini aldı ğ ı aş ama. fark. farklı la ş mak.ayr ı m * Ayı rmak iş i. ayr ı msamak * Bir ş eyi anlamak. ayr ı msama * Ayrı msamak i ş i veya durumu. çeş it çeş it. fark etmek. teferruatlı . * Bir veya daha çok sahne içinde geliş tirilip. * Bir tiyatro eserinde ana düş ünceye yardı mcı olan kelime. detay. ayr ı ms ı zlı k * Ayrı msı z olma durumu. senaryonun sahne ve ayr ı mlar ı nı n belirlendi ğ i. benzer ş eyleri birbirinden ayı ran özellik. tafsilâtlı . ayr ı ş ı m * Ayrı ş mak iş i. ayr ı ntı lara inmek * bir konuyu en küçük noktası na kadar inceleyip ara ş tı rmak. ayr ı mlı lı k * Ayrı mlı olma durumu. farksı z. farklı lı k. farks ı zlı k.

türlü etkenlerle geçici olarak daha yalı n atom ve moleküllere bölünmesi. tartı ş mak. ayva ayva göbekli * göbeğ i çukur olan (kimse). * Birbirinden ayrı lmak. ayr ı ş mak ayr ı ş tı rma * Ayrı ş tı rmak iş i. tahallül. birli ğ i bozmak. * Ayrı ş ması nı sa ğ lamak. yaprakları nı n altı tüylü. ayva ho ş afı * Ayvadan yapı lan ho ş af. * Gülgillerden. türlü etkenler sebebiyle geçici olarak daha yalı n atom veya moleküllere bölünmek. * Moleküller. aytı ş ma * Aytı ş mak iş i. lezzetli bir tür taze fasulye. ayva tüyü * Vücuttaki ince. sarı tüyler. aysberg * Buz dağ ı . *İ ki düzlemin ara kesiti. . ayva marmelâdı * Ayva ve ş ekerden yapı lan ezme. * Bu ağ acı n büyük. bankiz. ayva kompostosu * Ayvadan yapı lan komposto. aytı ş mak * Atı ş mak. orta yükseklikte bir ağ aç (Cydonia vulgaris). mayhoş . aysfild aysı z * Buzla. * Moleküllerin. * Ay ı ş ı ğ ı olmayan (gökyüzü. ay ş ekadı n * Kı lç ı ksı z. çiçekleri iri ve pembe. ayr ı t aysar * Ayı n etkisiyle huyunun değ iş tiğ i san ı lan (kimse). ayr ı ş tı rmak * Bütünün bozulması na sebep olmak. münaka ş a etmek. gece). tüylü. kararsı z (kimse). * Değ iş ken huylu. ufak çekirdekli meyvesi. * Halk ş airleri belli bir ayak çerçevesinde kar ş ı lı klı atı ş mak. dokusu sertçe.ayr ı ş ma * Ayrı ş mak iş i. sarı renkte. ayva reçeli * Ayva ve ş ekerden yapı lan kokulu reçel.

hilekâr. bekri. nitelik. * Bir tarafı dı ş ar ı ya açı k olan oda. iş i bozulmak. ayya ş lı k ayyuk * Ayyaş olma durumu. içken. azı msamak. s ı k tüylü. ikisi de bir. yavaş yavaş . * Alı ş ı lmı ş olandan. * Göğ ün en yüksek yeri. eş .ayvadana ayval ı k ayvan * Yüksekliğ i 15-70 cm . süre bakı mı ndan eksiklik bildirir. * Bir parça. * Ayvazı n görevi. * Küçük ölçülerle. içkici. ayvay ı yemek * kötü duruma düş mek. * Göğ ün kuzey yarı m küresinde bulunan bir takı m yı ldı zı n en parlak yı ldı zı . * Nicelik. ayvaz kasap hep bir hesap * ha öyle ha böyle. * (dedikodu için) herkesçe duyulmak. * Ayva ağ açları nı n çok bulunduğ u yer. az az az buçuk az bulmak * yeterli görmemek. * Teras. çok karş ı tı . az saymak. biraz. erkek. Bu gaz N kı saltması ile de gösterilir. çok y ı ll ı k ve otsu bir bitki (Achillea nobilis). * Dolandı rı cı lı k. güç. * Uzun süreli. Az az * Azot'un kı saltı lması . umulandan veya gerekenden eksik. ayvaz * Büyük konaklarda mutfak ve yemek hizmetlerinde çalı ş tı rı lan uş ak. sundurma. ayvazl ı k ayyar ayyarl ı k ayya ş *İ çkiye düş kün. yayı lmak. * Dolandı rı cı . soluk sar ı çiçekli. az buz olmamak . * Koca. ayyuka çı kmak * (ses için) yükselmek.

az günün adam ı olmamak * çok yaş amı ş . üretimi daha çok ilkel tar ı ma dayanan. azadelik * Azade olma durumu. erkin. * Azaltmak iş i. az tamah çok ziyan getirir * hı rslı ve pinti insan her zaman zararlı çı kar. serbest. azalma azalmak * Azalmak iş i. * eğ itim düzeyi düş ük kalmı ş .* (bir ş ey) azı msanacak kadar olmak. daha çok istemek. bitmesi çok yak ı nken olmad ı ğ ı nı anlatı r. * Az denecek bir miktara inmek veya eskisinden az bir duruma gelmek. neredeyse. erkin. do ğ al kaynaklar ı nı gereğ ince de ğ erlendiremeyen (ülke). az gelmek * yetmemek. * Etkisini yitirmek. azade azade * bir ş eyden kurtulmuş . azaltma . aza * Organlar. oldukça. aza çoğ a bakmamak * olanla yetinmek. az geliş miş * geliş mesi gecikmiş olan. hafiflemek. * Baş ı boş . az daha az değ il! * az kalsı n. aza sormu ş lar: "nereye?" "çoğ un yanı na" demiş * küçük kazançları n bile hep varlı klı kimselere düş tüğ ü inancı nı belirtir. azade * Baş ı boş . vücut parçaları . eksilme. çok görmü ş bulunmak. az görmek * umduğ undan eksik bulmak. gerçekleş mesi. * Üye. * birinin herhangi bir karakter bakı mı ndan göründüğ ü gibi olmadı ğ ı nı anlatmak için söylenir. tenakus. * azı msamak. serbest olarak gürültüden azade ya ş amak. az çok * Bir parça. organ. az kaldı (veya az kalsı n) * bir iş in olması . * Vücut parçası . serbestlik. uzak.

en yüksek. paylanma. k ı rmak. azar azar azar * Paylama. * En büyük. . * Küçük ölçülerle. * Süreyi uzatarak. çalı m satmak. paylanmak. kurum. hafifletmek. kötü sözle karş ı laş mak. kurumlu. azarlanma * Azarlanmak iş i. az az. ezinç. azarlama * Azarlamak i ş i. * Debdebeli. * Gurur. tekdir etmek. * Debdebe. * Organik veya ruhî büyük sı kı ntı . * Görkem. en çok. yavaş yavaş . azamet azamet satmak * büyüklük taslamak. azametli * Ulu. * Gururlu. azar i ş itmek * azarlanmak. heybetli. maksimum. * Çalı mlı . * (Anadolu'nun birçok bölgesinde) Çiftlik uş ağ ı . heybet. azap * (Müslümanlı kta) Dünyada günah iş lemi ş olanlara ahrette verilecek ceza. azarlanmak * Azarlamak i ş ine konu olmak. paylama. çok büyük. azap vermek * acı çektirmek. üzmek. azarlamak * Paylamak. azamî azap azap çekmek * ahrette ceza görmek. * Etkisini yitirmesine sebep olmak. * Anadolu beyliklerinde donanmadaki görevlerde kullanı lan asker. * Görkemli. * çok büyük sı kı ntı ya u ğ ramak.azaltmak * Az denecek bir miktara indirmek veya eskisinden az bir duruma getirmek. * Çalı m. büyüklük. * Ululuk. tekebbür. böbürlenmek.

azd ı rma azd ı rmak * Azdı rmak iş i. azatl ı * Azat edilmiş (cariye veya köle). köle). azat eylemek * azat etmek. * Kötü davranı ş veya alı ş kanlı klara sürüklemek. * (köle ve cariyeler için) özgürlüğ ünü geri vermek. * Azat edilme vakti gelmiş olan (cariye. azatsı z azca azd ı rı lma * Azdı rı lmak i ş i. azat etmek * serbest bı rakmak. *Ş ı martmak. azelya . * Azgı n duruma getirmek. Azerî * Azerbaycan Cumhuriye'tinde ve güney Azerbaycan'da (İ ran'da) yaş ayan Türk soylu halk veya bu halktan olan kimse. * Azerî halkı na özgü olan. * Azat edilemez. Azerîce azgı n * Azerbaycan Türkçesi. Azerî halk ı ile ilgili (olan). azatl ı k * Azat olma durumu. * Açalya. azarlatmak * Azarlamak i ş ini yapt ı rmak veya azarlanması na yol açmak. salı vermek. azat * Serbest bı rakma. * Okullarda paydos. Azerbaycanl ı * Azerbaycan halkı ndan olan kimse. yoldan ç ı karmak.azarlatma * Azarlatmak iş i. serbestlik. * Azması na sebep olmak. * Azmı ş olan. azd ı rı lmak * Azması na yol açmak. * Oldukça az. * Serbest bı rakı lmı ş olan.

* Azı k olarak ayrı lan veya hazı rlanan yiyecekler. az ı di ş i * Azı . . * Azı ğ ı olan. az ı k az ı klı * Yiyecek. azgı nla ş mak * Azgı n duruma gelmek. biraz. * Azı k koymaya yarayan kap veya torba. az görmek. gı da. * Cinsel istekleri aş ı rı olan. * Gözü bir ş eyden yı lmayan. * Azgı n olma durumu. azgı nl ı k az ı * Köpek diş lerinden sonra içeriye doğ ru. * (çocuk için) Çok yaramaz. az ı nlı k karş ı tı .* (ten için) Çabuk iltihaplanan. daha fazlası nı istemek. alt ve üst çenenin iki yanı nda beş er tane bulunan ve yiyecekleri öğ ütmeye yarayan diş lerin ortak adı . * Bir toplulukta herhangi bir nitelik bakı mı ndan ayrı ve ötekilerden sayı ca az olanlar. besin. çoğ unluk * Bir ülkede egemen ulusa göre ayrı soydan ve sayı ca az olan topluluk. az bulmak. az ı msamak * Bir ş eyin umulduğ undan az olduğ u yarg ı sı na varmak. harman zamanı ndan önce biçilip savrulan ekin. * Hemen yemek üzere. az ı ço ğ a saymak (veya tutmak) * verilen küçük bir armağ anı çok ve değ erli kabul etmek. azgı nla ş ma * Azgı nla ş mak i ş i. * (süre ve miktar için) Az olarak. korkunç. az ı nlı k hükûmeti * Mecliste çoğ unluğ u olmayan bir partinin kurdu ğ u hükûmet. az ı cı k * Çok az. az ı klı k az ı lı az ı msama * Azı msamak iş i. az ı cı k aş ı m kaygı sı z baş ı m * derdim olması n da baş ka bir ş ey istemem. ekalliyet. yarası hemen kapanmayan. öğ ütücü diş . *Ş iddetli. * Yoksulları doyuran. * Cinsel istekleri aş ı rı laş mak. azgı n. biraz. * Öküz arabaları nda ön ve arka yastı kları dingile bağ layan ağ aç çivi. azı di ş i. çok etkili. ekalliyet.

azim azimet * Bir iş teki engelleri yenme kararı . azimli * Kararı nda. azimkârane * Kararlı . kararlı olarak. azizlik etmek * muziplik etmek. muazzez. * Gidiş . az ı tma az ı tmak * Azgı n duruma getirmek. az ı ş tı rmak * Azı ş mas ı na yol açmak. azimet etmek * gitmek. azil * Görevden alma. * Sultan Abdülaziz'in ve devlet adamları nı n giydiğ i fes. karş ı düş ünceye oy verenlerden daha az olmak. az ı ş tı rma * Azı ş tı rmak iş i. azit aziz * Azothidrik asit HN3 deki hidrojenin yerine bir kökün geçmesi ile türeyen birleş iklere verilen ad. eren. * Kararlı lı kla. kararlı . * Azı tmak iş i. * Azı ş mak i ş i. * Sevgide üstün tutulan. * Aziz olma durumu.az ı nlı kta kalmak * bir toplulukta belli bir sorun üzerine oy verenler. azledilme azize aziziye azizlik . * Ermiş kadı n. yola çı kmak. * Ermiş . ş iddetlenmek. * Çı ğ ı rı ndan çı karmak. * Muziplik. az ı ş ma az ı ş mak * Gittikçe kı zı ş mak. tutumunda direnen.

görevinden ç ı karı lmak. * Azma. için) Etkili. * Azı nlı k. * Bataklı k. kocaman duruma gelmek. azmanla ş mak *İ rileş mek. * Taş kı nl ı kta ileri gitmek. azmak azmak azman azman kaya * Kaya balı ğ ı nı n bir çe ş idi. kı rma. azmetme * Azmetmek iş i. * Kerestelik tomruk. azmettirmek * Bir suçu veya herhangi bir iş i kesinlikle yapması na karar verdirmek. tehlikeli duruma gelmek. azledilmek * Görevden alı nmak. * (yara. * (deniz. için) Kabarmak. hastalı k vb. * Az olma durumu. * (çamaş ı r) Artı k ağ artı lamaz duruma gelmek. ı rmak vb. . azlolunmak * Görevinden alı nmak. * Cinsel duyguları artmak. kötülüğ ünü artı rmak. azmettirme * Azmettirmek iş i. azma * Azmak iş i. melez. *İ ki ayrı ı rkı n kar ı ş ması ndan doğ an. çı karmak. metis. taş mak. azmanla ş ma * Azmanlaş mak i ş i. * Küçük su birikintisi. azmetmek * Bir iş teki engelleri yenmeye karar vermiş olmak. * Çok geliş miş . * Bir görevliyi iş inden ayı rı p açı kta b ı rakmak.* Azledilmek iş i. gölcük. azletme azletmek azl ı k * Azletmek iş i. azlolunma * Azlolunmak iş i. * (hayvanlar için) İ ki ayr ı ı rktan doğ mak. görevden almak.

Azrail'in elinden kurtulmak * ölümden kurtulmak. azol azonal azot * Atom numarası 7. azotlama * Azotlamak iş i. rengi. azotometre * Bir organik maddede bulunan azotun gaz hacmini ayarlamaya yarayan aygı t. * Azotometre. * hiç kimseye borcu kalmamak. azvay * Sar ı sabı r. havada beş te dört oranı nda bulunan. aznif * Bir tür domino oyunu. * Azotlu besin almayan bitki veya hayvanları n dokuları ndaki serbest azotu tespit etme iş i. azoik *İ çinde fosil bulunmayan (toprak). K ı saltması N. atom ağ ı rl ı ğ ı 14. azotlamak * Azotla karı ş tı rmak veya birleş tirmek. ası k yüzlü. Azrail'e bir can borcu olmak (veya kalmak) * nası l olsa ölece ğ ini kabul etmek. * Heterosiklik birleş iklerin önemli bir sı nı fı na verilen ad. iri "yarı " "kı rı cı " sinirli. . azotlanm ı ş * Azotlama iş lemi yapı lmı ş . aznavur * Gürcüce. azotlu *İ çinde azot bulunan. tadı olmayan element.008 olan. * Yeryüzünün herhangi bir noktası nda enleme bağ lı olmaksı zı n meydana gelen olay.azmı ş kudurmuş tan beterdir * "coş kun ve heyecana kapı lmı ş kimseyi zaptetmek zordur" anlam ı nda kullanı lı r. aznavur gibi * zalimce davranan. * En eski jeolojik (sistem). sert kimse. azotölçer Azrail * Tanrı buyruğ u ile insanları n canı nı almakla görevli olduğ una inanı lan melek. Azrail'le burun buruna gelmek * ölümle karş ı karş ı ya gelmek. kokusu. bütün borçları ndan kurtulmak.

Ba * Baryum'un kı saltması . Almanlar ise "si bemol"ü gösterirler. * Tarikatları n bazı sı nda tekke büyüğ ü. baba bucağ ı * \343 baba ocağ ı . baba mirası * Babanı n yaş adı ğ ı dönemden kalan değ erli mal veya dost. baba koruk (veya erik) yer. ağ aç veya beton dikme. yurt. * Çocuğ u olmu ş erkek. iyi yürekli. dededen kalma ev. yaş adı ğ ı ev. baba bucağ ı . baba nasihati * Bir babanı n verdi ğ i öğ üt. toprak ya da yurt. * Yaratı cı . .kara para aklama ve uyu ş turucu madde ticareti gibi kirli ve gizli i ş ler yapan çetenin baş ı . * Çatı merteğ i. * Gemi veya iskelede halatı n takı ldı ğ ı yuvarlak baş lı . B gösterir. baba değ il. Be adı verilen bu harf. ağ ı rbaş lı . iri demir. baba ocağ ı * Babadan. ses bilimi bakı mı ndan ötümlü. baba olmak * (erkek için) çocuk sahibi olmak. baba evi. * Kazı larda ç ı karı lan toprağ ı n miktarı nı hesaplayabilmek için yer yer bı rakı lan toprak dikme. baba hindi *İ ri ve iyi beslenmiş erkek hindi. * Koruyucu. * Ata. oğ ul babaya bir salkı m üzüm vermemiş * babalar çocukları için büyük fedakârl ı klara katlanı rlar. * Türk alfabesinin ikinci harfi. * Bu gibi kimselere verilen unvan. oğ lunun diş i kama ş ı r * babanı n yaptı ğ ı kötü iş in sı kı nt ı sı nı çocuğ u çeker. tı rabzan babas ı * babalı k görevlerini yapmayan babalar için söylenir. baba evi * Babadan. ama çocuklar babaları için fedakârlı kta bulunmazlar. baba oğ luna bir bağ bağ ı ş lam ı ş . * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde İ ngilizler b harfiyle "si" yi. * Basso kı saltmas ı . kurucu kimse. baba yurdu. bir ülkeye veya bir toplulu ğ a yararlı olmuş kimse. toprak. çift dudak patlayı cı sı nı b. baba baba adam * Yaş lı . * Silâh kaçakçı lı ğ ı . dededen kalma mülk veya bir kimsenin içinde doğ up büyüdüğ ü. baba * Çocuğ un dünyaya gelmesinde etken olan erkek. olgun adam.B * Bor'un kı saltmas ı . babalı k duyguları ile dolu kimse.

paternalizm. hoş görülü. babacanlı k * Babacan olma durumu. babacanlaş mak * Babacan duruma gelmek. baba döneminde yapı lmı ş . iyi kalpli. iri yarı . Babaî Babaîlik * Babaîlik mezhebinden olan kimse. olgun. baba yadigâr ı * Babadan kalan. baba yurdu * Baba evi. * (kadı n için) Güçlü ve gösteri ş li. babafingo * Yelkenli gemilerde direklerin ve gabyanı n üstünde bulunan en yüksek bölüm.baba tatlı sı * Bir çeş it hamur tatlı sı . * Cana yakı n. . * XIII. cana yakı n olarak. babaanne * (çocuğ a göre) Baban ı n annesi. baba ocağ ı . babaca babacan * Baba gibi. babaç babaçko * Erkek kümes hayvanları nı n en iri ve yaş lı olanı . babadan oğ ula * torunlara doğ ru zincirleme. babadan babaya * dedelere doğ ru zincirleme. sempatik baba. cana yakı nlı k. yüzyı lda Baba İ shak'ı n kurdu ğ u mezhep. babacanca * Sevgi ve sevecenlikle. babac ı l * Babası nı çok seven. * Sevimli. babası na çok düş kün olan. babac ı lı k * Devletin türlü sı nı flar üzerinde babalı k ederek bu s ı nı flar arası nda denge kurmaya çalı ş mas ı iş lemi. güvenilir (erkek). babacanlaş ma * Babacanlaş mak iş i veya durumu.ş ambaba. babac ı k * Küçük baba. hoş . babanı n hat ı rası nı taş ı yan. * ataları ndan beri. babaya yakı n.

. kay ı n peder. babal ı babal ı k * Zaman zaman sinir nöbeti geçiren. * Yaş lı veya küçümsenen adamlara seslenme olarak kullanı lı r. babal ı k etmek * baba gibi davranmak. babalanmak * Babaları tutmak. öfkelenmek. elimden gelen budur * gücüm ancak bu kadarı nı yapmaya yeter. kabadayı ca davranmak. babam! * teklifsiz bir seslenme sözü. babaları mı z * bizden. babası tutmak (veya babaları üstünde olmak) * gibi deyimlerde "çok öfkelenmek. babal ı k fı rı n has i ş ler * babası nı n parası ile geçinenlere sitem olarak kullanı lı r. babal ı * Babası olan. babası nı n (veya babaları nı n) çiftliğ i * bir malı veya kuruluş u yalnı zca kendi çı karları na araç yapmak. * Üvey baba. babası na çekmek * her yönü ile tamamen babaya benzemek. bir davranı ş karş ı sı nda "Allah senden razı olsun. * Diklenmek. * Baba olma durumu. * Kayı n baba. babası nı n hayrı na * hiçbir çı kar gözetmeksizin. babası nı n oğ lu * her yönüyle babası na benzeyen erkek çocuk. yetim. öfkesi her hâliyle belli olmak" anlamı nda geçer. babamı n (veya ustamı n) ad ı Hı dı r. babası z * Babası ölmüş çocuk. babalanma * Babalanmak iş i. babana rahmet * yapı lan bir i ş . babası na rahmet okumak * hakkı nda iyilik düş ünmemek. bizim kuş aktan öncekiler. solucanla beslenen bir tür kertenkele (Anguis fragilis). * tekrarlanan iki emir kipi arası na getirilerek i ş in sürekliliğ ini anlatmaya yarar." anlamı nda kullanı lan bir söz.babaköş * Ayaksı z olduğ u için yı lan sanı lan.

babayiğ it * Güçlü kuvvetli. oğ lan. *İ stanbul'da bu çevredeki bası n. ama değ iş ik. herkesten farklı alı ş kanlı klar. bacak kadar * ufacı k. * "Bâb'a ait" Babîlik yanlı sı . Babî Babîlik * XIX. babı ndan * Bkz. vale. Bab ı âli * Osmanlı imparatorluğ u döneminde İ stanbul'da sadaret (Baş bakanl ı k). babı nda. kabadayı . huylar edinmi ş . bacak kalemi . bacak kadar boyu var. destek veya bunlardan her biri. türlü türlü huyu var * daha küçük. baca baş ı * Ocağ ı n üstündeki ta ş raf. babayiğ itçe davranı ş . kabadayı lı k. * Bir giriş imde kendine güvenebilecek durumda olan. baca tomruğ u * Bacanı n damdan yukar ı bölümü. * Mert. babayanilik * Babayani olma durumu. baca kulağ ı * Ocağ ı n iki yan ı nda ta ş tan yapı lmı ş ufak raf. bacak bacak üstüne atmak * otururken bir bacağ ı nı ötekinin üstüne koyarak oturmak. dahiliye ve hariciye nezaretleri (İ ç iş leri ve Dı ş iş leri bakanlı klar ı ) ile Ş ûrayı Devlet (Danı ş tay) dairelerinin bulundu ğ u yapı . ayak. * Hayvanlarda yürümeye veya atlamaya yarayan organ. * Su yolu. korkusuz adam. bacak * Vücudun kası ktan tabana kadar olan bölümü.babayani * Gösteriş i ve özentisi olmayan. * Osmanlı hükûmeti. maden ocağ ı gibi yer alt ı yap ı lar ı nı n hava deliğ i. lâğ ı m. babı nda * Konusunda. İ ran'da Ali Muhammed Bab'ı n kurdu ğ u dinî ö ğ reti. baca * Dumanı ocaktan çekip havaya vermeye yarayan maden veya kâgir yol. yüzyı lda. * Bazı ş eylerin yerden yüksekçe durmas ı nı sağ layan dayak. babayiğ itlik * Babayiğ it olma durumu. * Oyun kâğ ı tlar ı nda.

baç . bacanak * Karı lar ı kardeş olan erkeklerden her biri. bacakkı ran * Nemli bölgelerde yetiş en yeş ilimsi sarı çiçekli bir bitki (Narthecium). * Bacakları uzun olan. -baç * Fiilden isim türeten -maç/-meç ekinin türü. abla. bacanakl ı k * Bacanak olma durumu. * Osmanlı İ mparatorluğ unda gümrük vergisi. haraç. kı sa boylu. bacakl ı yaz ı *İ ri ve okunaklı yazı . * Zorla alı nan para. arkadaş . * Kı z kardeş . * Özellikle hokey oyuncuları nı n giydikleri deriden yapı lmı ş koruyucu. bacası tütmez olmak * (aile için) da ğ ı lmak veya iş i bozulmak. * Dost.* Kaval kemiğ i. bacası tütmek * (aile için) yaş aması sürüp gitmek. * Bacakları kı sa olan. bacakl ı * Bacağ ı olan. bacakl ı k bacaksı z * Bacağ ı olmayan. * Tarikat ş eyhlerinin kar ı sı . * Baç alma iş i veya görevi. bacakları tutmamak * ayakları nı n üzerine bası p yürüyemeyecek duruma gelmek. * Bir evde uzun zaman çalı ş mı ş ya ş lı kadı nlara (daha çok ya ş lı zenci kadı nlara) verilen unvan. bac ı * Büyük kı z kardeş . bacakları kopmak * çok yorulmak. uzun boylu. * Yel. * Yaş ı ndan büyük iş lere kalkı ş an çocuklar için söylenir. baçç ı baçç ı lı k bad * Baç alan kimse. bodur. rüzgâr. * Felemenk altı nı na verilen ad.

yurdumuzun her yerinde yetiş en ağ aç (Amygdalus communis). badanalanmak * Badana yapı lmak. badeli â ş ı k * Düş ünde bir pirin elinden aş k badesi içerek saz çal ı p söyleyen halk ş airi. içki. *Ş arap. * Birleş ikgillerden. * Ondan sonra. bir tür yer elması . * Badanası bozulmu ş . badanac ı * Geçimini badana yapmakla kazanan kimse. badana yapmak. badanalatmak * Badanalamak iş ini yapt ı rmak. badas * Harman kaldı rı ldı ktan sonra yerde kalan toprak. badanalanma * Badanalanmak iş i. ş ekeri çok. badem a ğ ac ı . badana etmek (veya vurmak) * badanalamak. badanalamak * Duvarları boyamak için sulandı rı lmı ş kireç veya plâstik boya sürmek. badanalama * Badanalamak iş i. badanal ı * Badana edilmiş olan. badanac ı lı k * Badanacı nı n yaptı ğ ı iş . * Yüzüne çok pudra ve boya sürmüş olan (kad ı n). badanalatma * Badanalatmak iş i. badanası z * Badana edilmemiş . harman döküntüsü. çöp ve samanla karı ş ı k tah ı l taneleri. * Bu ağ acı n yaş veya kuru yenilen yemiş i. badem * Gülgillerden. badat bade badehu badeli * Aş k badesi içmiş kimse.badana * Duvarları boyamak için kullanı lan sulandı rı lmı ş kireç veya boya.

. * Ördek. içinde tohumları n sı ralanmı ş bulunduğ u kabuk. badem kürk * Tilki postunun yalnı z bacak kesiminden yapı lan kürk. badem gibi * (salatalı k için) taze ve gevrek. bademli *İ çinde badem bulunan yiyecek. kösele gibi ş eyleri yumuş atmak için kullan ı lan yağ . gönle ferahlı k veren hafif rüzgâr. badem (Amygdalus communis ve Prunus amygdalus). * Badem biçiminde olan. badem içi * Bademin dı ş kabu ğ u alı ndı ktan sonra kalan içi. badem t ı rnak * Badem biçiminde uzunca tı rnak. * Halatı n aş ı nabilecek yerine sar ı lan bez. bundan böyle. bezelye gibi taze sebzelerde. badem gözlü * Badem içi biçiminde iri göz. halat sargı sı . badem biçimindeki organ. badem ezmesi * Ezilmiş bademle yapı lan ş ekerleme. * Badem ağ açları çok olan yer. bademlik bademsi baderna badı ç * Bakla. fasulye. * Badem satan kimse. badem bahçesi. badema bademci * Bundan sonra. badem b ı yı k * Badem içi biçiminde üst dudağ ı n her iki yanı nda yer alan bı yı k. badem parmak * Baş parmak. bademcik * Boğ azı n iki yanı nda birer tane bulunan. badem ş ekeri *İ nce bir ş eker tabakası yla kaplanmı ş iç badem. badem yağ ı * Bademden çı karı lan ve deri.* Gülgillerden ilkbaharda beyaz ve pembe renkli çiçekler açan yüksekçe bir bitki. badı saba badi * Sabah vakti esen ve ruhu okş ayan.

büyükçe su kabı . tel gibi düğ ümlenebilir nesne. vapur gibi taş ı tlarda yolcular ı n yüklerinin konulduğ u yer. badminton * Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun. bagaj kilidi * Bagaj kapağ ı nı kilitlemeye yarayan alet. deste. genellikle arkada olan bölümleri. dikdörtgen biçiminde değ erli taş . iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. bagetli bağ * Bir ş eyi ba ş ka bir ş eye veya birçok ş eyi topluca birbirine tutturmak için kullanı lan ip. kı sa de ğ nek. badik * Ördek. * Düş ük gramajlı küçük boy ekmek. bagaj kapa ğ ı * Otomobillerde içine yük konulabilen bagajları kapatmaya veya kilitlemeye yarayan bölüm. badiklemek * Ördek gibi iki yana sallana sallana yürümek. badikle ş mek * Ördek gibi sağ a sol yalpa vurarak yürüme eğ ilimi göstermek. yayvan. * Sargı . *İ lgi. demet.badi badi yürümek (veya gitmek. baget *İ nce. * Bağ lam. ş erit. ili ş ki. badikleme * Badiklemek iş i. * Otomobillerin yük konulabilen. * Kemikleri birbirine bağ lamaya. badikle ş me * Badikleş mek durumu. * Çöl. ko ş mak) * ördek gibi iki yana sallanarak yürümek (gitmek). sicim. bagaj memuru * Toplu taş ı m yerlerinde ve araçlar ı nda bagaj i ş lerini yürütmekle görevli kimse. * Kı sa boylu. * Tren. badya bagaj * Ağ zı geniş . * Bageti olan. * Yolcu yükü. badire badiye * Birdenbire ortaya çı kan tehlikeli durum. palaz. rabı ta. . * Tı raş lanmı ş .

* Ur. bağ cı * Bağ yetiş tirip ürününü satan kimse. * Meyve bahçesi. bağ doku * Hücre sayı sı az. ulaç. bitki ve özellikle üzüm kütüklerini budamaya yarayan kesici alet. * Bağ lama iş inde kullanı lan ş erit biçiminde bağ . bağ cı ks ı z * Bağ ı olmayan. bağ çubuğ u * Asma fidesi. bağ boğ an * Küsküt. bağ bozumu * Bağ da ürünün toplanması . bağ budamak * bağ daki üzüm kütüklerini budamak. yemeye yüzün olsun * kiş i. bağ cı lı k . bağ cı k bağ cı klı * Bağ ı olan.bağ * Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğ u toprak parças ı . bağ bı çağ ı * Bağ ve bahçelerde yetiş en meyve fidanlar ı nı . ş eytansaçı . * Kaplumbağ a kabu ğ u. bağ fiil bağ a * Fiillerin zarf olarak kullanı lan ş ekilleri. zarf fiil: gül-e gül-e. hücre arası maddesi çok ve genel olarak diğ er dokuları birbirine bağ layarak destek görevi yapan doku. üzüm olsun. güz. karş ı lı k beklediğ i iş ten istediğ ini alabilmek için gereken harcamaları yapmalı dı r. bağ a bak. ko ş -arak. bağ sı z. bağ bozmak * bağ ı n üzümlerini toplamak. * Deniz kaplumbağ ası nı n kabu ğ u. düş ük. bağ bahçe * Bahçe gibi taş ı nmaz mal. * Bu iş in yapı ld ı ğ ı mevsim. * Bağ layan veya so ğ uk haddehaneden çı kan metal ş erit bobinlere bant yapı ş tı ran (kimse). otur-up vb. bağ an * Vakti gelmeden ölü doğ an yavru. bulunan. sonbahar. * Kaplumbağ a. * Ölü doğ an kuzunun derisi. * Kaplumbağ a kabu ğ undan yapı lmı ş veya bu kabuğ u and ı rı r biçimde olan.

Ba ğ dad'ı tamir etmek * karnı nı doyurmak. . bağ daş ı klaş ma * Bağ daş ı klaş mak durumu. bağ daş ma * Bağ daş mak iş i. bağ dalama * Bağ dalamak iş i. homojen. sol aya ğ ı sa ğ uyluğ un altı na alarak oturma biçimi. homojenleş tirmek. bağ daş ı klaş mak * Aynı özelli ğ i göstermek. * Yapı larda kullan ı lan çı ta. bağ daş ı klı k * Bağ daş ı k olma durumu. bağ daş ı lmak * Bağ daş mak iş ine konu olmak. bağ daş ı klaş tı rmak * Bağ daş ı k duruma getirmek. tutarlı lı k. bağ daş kurmak * bu biçimde oturmak. bağ dalamak * Düş ürmek için ayağ ı nı birinin ayakları na takmak. insicam. * Çocuk oyunları nda arkadaş olmak. çelme atmak.* Bağ yetiş tirme ve ürününü satma iş i. homojenlik. uymak. bağ damak * Birkaç ş eyi birbirine geçirerek bağ lamak. bağ daş * Sağ aya ğ ı sol uyluğ un. bağ daş ı klaş tı rma * Bağ daş ı klaş tı rmak i ş i. bağ dadî * Ağ aç direkler üzerine çak ı lmı ş çı talara sı va vurularak yap ı lan (duvar veya tavan). imtizaç. bağ dama * Bağ damak iş i. imtizaç etmek. homojen duruma gelmek. kör düğ üm etmek. bağ daş ı lma * Bağ daş ı lmak i ş i. uzla ş mak. * Bağ daş kurup oturmak. *İ çinden çı kı lmayacak bir duruma getirmek. bağ daş mak * Anlaş mak. bağ daş ı k * Her yeri aynı özelliğ i gösteren. bağ daş ı m * Tutarlı k. mütecanis.

bağ ı l değ er * Bir aritmetik sayı sı nı n. aynı zamanda kendine özgü bir kı mı ldan ı ş ı da bulunan bir cismin görünürdeki bu kı mı ldanı ş ı nı n niteliğ i. * Büyü. izafî değ er. bağ daş tı rma * Bağ daş tı rmak i ş i. bağ daş tı rı cı * Bağ daş ma sağ layan. bağ ı ldak * Beş ikteki çocuğ un düş memesi için beş iğ e sarı lı p bağ lanan. bağ daş tı rmacı lı k * Pek çok değ iş ik ö ğ retiyi birleş tirmeyi amaçlayan felsefî veya dinî öğ reti. tutars ı z. rölâtivite. bağ ı mlamak * Bir ş eyi ba ğ ı m alt ı na sokmak. etkisi altı nda tutmak.iş aretleri yazı ldı ktan sonraki değ eri. bağ ı l * Görece. bağ ı mlama * Bağ ı mlamak i ş i. * Baş tan çı karı cı . tâbiiyet. bağ ı mlaş ma * Bağ ı mla ş mak iş i. bağ daş tı rmacı * Bağ daş tı rmacı lı k yanlı sı kimse. * Bir ş eyin veya bir kimsenin gücü ve etkisi altı nda bulunma durumu. bağ ı l nem * Bir metre küp hava içinde bulunan su buharı ağ ı rlı ğ ı nı n. aynı ş artlardaki havan ı n doymu ş su buharı nı n ağ ı rl ı ğ ı na oranı . önüne + ve . * Kadı nları n âdet zaman ı nda bağ lad ı kları bez. bağ daş tı rmak * Bağ daş ması nı sa ğ lamak. * Görece olma durumu. sihir. izafî.bağ daş maz * Uyuş maz. * Baş ka bir cisme uyarak sürüklenen. izafî. izafiyet. * Bir sayı nı n rakamları ndan her birinin bulunduğ u basamağ a göre aldı ğ ı değ er. bağ ı ll ı k bağ ı m . kumaş tan yapı lmı ş enli bağ . * Farklı kökenlere sahip değ iş ik kültür özelliklerini birleş tirme veya kaynaş tı rma iş i. bağ daş mazlı k * Uyuş mazlı k. geçimsizlik. bağ ı bağ ı cı * Büyücü.

özgür. * Eş yayı . müstakil. bağ ı n *İ nş aatta veya kazı sı rası nda toprağ ı n çökmesini önlemek için yerle ş tirilen parça veya dayak. bağ ı ms ı zlaş tı rma * Bağ ı ms ı zla ş tı rmak i ş i. tümleçleri. tâbi. kavramları veya tasar ı mları birlik. bağ ı ntı cı * Bağ ı ntı cı lı k yanlı sı olan kimse. bağ ı ms ı zlaş tı rmak * Bağ ı ms ı z duruma getirmek. istiklâl. bağ ı ms ı zlaş ma * Bağ ı ms ı zla ş mak i ş i. bağ ı ll ı k. yüklemleri ayrı olan cümle. *İ ki veya daha çok nitelik aras ı nda matematik iş lemleri yard ı mı ile kurulan bağ lı lı k veya e ş itlik. rölâtivite. özgürlüğ ü. izafiye. * Herhangi bir kuruluş a. tâbiiyet. rölâtivizm. özerkliğ i olmayan. hür. göreli. rölâtif. bağ ı ms ı zlaş mak * Bağ ı ms ı z duruma gelmek. birliktelik gibi durumlarda toplayan görünüş veya nitelik. göreci. bağ ı ntı lı lı k . görelik. izafet. giriş imlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen. bağ ı ms ı z * Davranı ş lar ı nı . ba ğ lı lı k. bağ ı msı z.bağ ı mlaş mak * Bir ş eye veya bir kimseye tamamen ba ğ ı mlı olmak. bağ ı ms ı zlı k * Bağ ı ms ı z olma durumu veya niteliğ i. gücüne veya yardı mı na bağ lı olan. bağ ı ms ı z milletvekili * Herhangi bir partinin adayı olmadan seçilen veya herhangi bir partiye bağ lı olmayan milletvekili. görecilik. bağ ı n vurmak * kazı duvarları nı n çökmemesi için bağ ı nlarla desteklemek. rölâtivist. özellikle bilginin ba ğ ı ntı lı olduğ unu ileri süren her türlü felsefe öğ retisi. mutlak olmayan. bağ ı ntı lı * Varlı ğ ı ba ş ka bir ş eyin varl ı ğ ı na bağ lı bulunan. nispî. bağ ı mlı * Baş ka bir ş eyin istemine. izafî. partiye bağ lı olmayan kimse. bağ ı ntı * Bir nesneyi baş ka bir nesne ile uyarlı kı lan bağ . tutumunu. bağ ı ntı cı lı k * Bağ ı ntı lı lı k öğ retisi. tümleçleri veya yüklemleri ortak olan cümle. bağ ı mlı lı k * Bağ ı mlı olma durumu. bağ ı mlı sı ralı cümle * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı olan ve özneleri. bağ ı ms ı z sı ralı cümle * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı olduğ u hâlde özneleri.

bağ ı rsak iltihabı * Sindirim organı nda oluş an iltihabî durum ve buna bağ lı hastalı k. bağ ı rı ş ma * Bkz. bağ ı rı ş * Bağ ı rmak i ş i veya biçimi. bağ ı rı yanmak * üzüntü çekmek. * çok susamı ş olmak. bağ rı ş mak. izafiyet. ince bağ ı rsak ve kalı n ba ğ ı rsaktan oluş an bölümü. rölâtivite. çok acı duymak. bağ ı rsak ingini * Çoğ unlukla sürgün ve karı n ağ rı sı ile beliren bağ ı rsak iltihabı . tepkisini hemen ve sert bir ş ekilde d ı ş a vuran kimse. ahş a.* Var olabilmek veya belirlenebilmek için. bağ rı ş ma. köseleden yap ı lmı ş yelek. bağ ı ntı yolu ile baş ka bir ş eye bağ lı bulunma durumu. görelilik. * Gürültüyle. * Yüksek sesle azarlamak. bağ ı rı ş çağ ı rı ş * Gürültü. ş amata. * (ok yayı ve dağ için) Orta bölüm. * Bağ ı ldak. ş amata ederek. bağ ı rsak gibi vücut boş lukları nda bulunan organlar ı n ortak adı . bağ ı rsak kazı ntı sı * Kalı n bağ ı rsak hastalı kları nda çı kar ı lan sümüksü madde. . bağ ı rsak kurdu * Omurgalı lar ı n ve de özellikle insanlar ı n ba ğ ı rsağ ı nda yaş ayan asalak solucan. bağ ı rı ş mak * Bkz. bağ ı r yeleğ i * Eskiden zı rh altı na giyilen. * (insan) Yüksek ve gür ses çı karmak. * Ciğ er. bağ ı rdak bağ ı rgan * Bağ ı rı p çağ ı ran. bağ ı rma bağ ı rmak * Bağ ı rmak i ş i. bağ ı rsak bağ ı rsak ask ı sı *İ nce bağ ı rsağ ı karnı n arka bölümüne bağ layan ve kar ı n zarı nı n bir bölümünden oluş an askı . bağ ı rı p çağ ı rmak * öfkeyle bağ ı rmak. * Kendini belli etmek. bağ ı r * Göğ üs. * Sindirim organı nı n mideden anüse kadar olan.

bağ ı rsak otu * Farekulağ ı . bağ ı ş lamamak * karş ı sı ndakinin yanl ı ş ı ndan. * Bağ ı rtmak i ş i. * Herhangi bir ödevin veya yükümlülüğ ün d ı ş ı nda kalan. ayı rması n" gibi anlamlarda kullanı lı r. bağ ı ş lama * Bağ ı ş lamak iş i. acı madan değ erlendirmek. geliş imini. * Deyimlerde "Tanrı esirgesin. bağ ı ş çı bağ ı ş ı k . * Hibe etme. bağ ı ş * Bağ ı ş lamak iş i veya biçimi. immünoloji. * Herhangi bir kötü davranı ş için ceza vermekten vazgeçmek. bağ ı ş ı klı k * Bir ödevin veya yükümlülüğ ün d ı ş ı nda kalma durumu. teberru. affetmek. bir isteğ i. teberru etmek. affetme. özellikle çocukları n bağ ı rsaklar ı nda asalak olarak yaş ayan yuvarlak solucan. birinin aracı lı ğ ı yla duyurmak. insanları n. bağ ı rtmak * Bağ ı rması na yol açmak. af. bağ ı rsak solucan ı * Ortalama 25 cm boyunda. * Bağ ı ş lanan ş ey. bağ ı ş ı klı k bilimi * Bağ ı ş ı klı k olayları nı n ortaya çı kma ş artları nı . bağ ı rsaklar ı nı deş erim * "canı na kı yarı m. bağ ı ş lamak * Bir mal veya hakkı karş ı lı k beklemeden birine vermek. * Bazı mikroplara karş ı aş ı veya doğ al yolla kazan ı lmı ş direnç durumu. muafiyet. * Görevden çekmek. askarit. öldürürüm" anlamı nda korkutmak. hibe. gözdağ ı vermek üzere kullanı lı r. bağ ı rtı * Bağ ı rma sesi. bağ ı rtlak bağ ı rtma * Orta büyüklükte. almak. alı nabilecek önlemleri ve yapı labilecek tedaviyi inceleyen tı p dalı . muaf. eti sevilen bir cins göçebe ördek (Querquedula). bağ ı ş lanma * Bağ ı ş lanmak iş i. * Bazı mikroplara karş ı aş ı veya doğ al yolla direnç kazanm ı ş olan. * Bir haberi. bağ ı rtkan * Çok bağ ı rı p çağ ı rmak huyunda olan (kimse). * Bağ ı ş yapan kimse. affedilme. kusurundan do ğ acak fı rsatlar ı kaçı rmamak.

akit. durumlar. bağ kesen bağ laç * Makaslı böcek. affedilmek. iliş kiler örgüsü veya bağ lantı sı . âkit. deste. bağ laçlı yan cümle * Birleş ik cümlelerde ki bağ lacı yla temel cümleye bağ lanan yan cümle. aynı nitelikte iki veya daha çok kelimeden oluş an öbek. sözle ş me ile bağ lanmı ş olan. bağ ı ş latmak * Bağ ı ş lamak iş ini yapt ı rmak. bağ ı tlı * Bağ ı tla. kontekst. veya. bağ ı tlaş mak * Araları nda bağ ı t yapmak. sı fatları arası na bağ laç alan isim veya sı fat tamlaması . bağ ı ş layı cı * Bağ ı ş layan. bağ ı ş latma * Bağ ı ş latmak i ş i. bağ ı t bağ ı tçı * Sözleş me. bağ ı tlanmak * Bağ ı t ile sonuçlanmak. affolunmak. rabı t: Ve. * (herhangi bir olguda) Olaylar. bağ laç grubu * Bağ laç öbeğ i. * Eş görevli kelimeleri veya önermeleri birbirine bağ layan kelime türü. ya da birer bağ laçtı r. kontrat. bağ ı tlanma * Bağ ı tlanmak i ş i veya durumu. * Bağ ı t yapanlardan her biri. bı raktı ğ ı m (bı raktı ğ ı ) ba ğ lad ı ğ ı m (bağ lad ı ğ ı ) yerde (çayı rda) otluyorsun (otluyor).bağ ı ş lanmak * Bağ ı ş lamak iş ine konu olmak. demet. bağ laçlı * Bağ lac ı olan. bağ lam * Cinsleri aynı veya birbirine yak ı n olan ş eylerin bir arada ba ğ lanmı ş ı . . ya. affa uğ ramak. bağ ladı ğ ı yerde otlamak * Bkz. mukavele. * Bir ş iirdeki dörtlüklerin her biri. bent. bağ laçlı tamlama *İ simleri. bağ ı tlaş ma * Bağ ı tla ş mak i ş i veya durumu. bağ laç öbeğ i * Bağ laçla veya bağ laçsı z birbirine ba ğ lanmı ş olan.

bağ lamak * Bağ veya baş ka bir araçla tutturmak. * Üç çift telli olan ve mı zrapla çalı nan bir saz. birçok durumda söz konusu birimi etkileyen. tutmak. * Sona erdirmek. * Uyulması zorunlu olmak. bağ lanma * Bağ lanmak i ş i. değ erini belirleyen birim veya birimler bütünü. bağ lamacı * Bağ lama yapan veya satan kimse. * Bütün ilgisini bir yerde yoğ unla ş tı rmak. bağ lama * Bağ lamak i ş i. onun anlamı nı . bağ lantı . kendinden sonraki çekimli fiile veya fiilimsiye zaman ve ki ş i bakı mlar ı ndan uyan -ı p ekini almı ş fiil: Gelip gitti (Geldi ve gitti) Gülüp geçti (Güldü ve geçti) gibi. * Beklenen ş ey elde edilmez olmak. * Sevmek. * (bir iş için) Anlaş ma yapmak. istek uyandı rarak o ş eye ilgi. içten bağ lı olmak. bağ lama zarf fiili * Ve bağ lac ı görevinde kullanı larak. ondan önce veya sonra gelen. * (siyasî veya sosyal konularda) Yan tutma. bağ lanı ş * Bağ lanmak iş i veya biçimi.* Bir dil birimini çevreleyen. * Geçiş i engellemek. bağ lamsal * Bağ lam ile ilgili. * Birinde bir ş eye karş ı ilgi. * Gönlünü kazanmak. bağ lamalı k * Bağ lama yapmaya yarayan. * Yalnı zca belli bir iş le uğ raş mak. * Düğ ümlemek. * Bağ lama çalan kimse. bitirmek. * Denk yapmak. bağ lanmak * Bağ lamak i ş ine konu olmak. tahsis etmek. bağ lanak bağ lanı m * Bağ lanı lacak ş ey. irtibat. paket yapmak. * Yapı larda duvarlar ı birbirine ba ğ layan kiriş . meydana gelmek. . bağ lamacı lı k * Bağ lamacı nı n iş i veya mesleğ i. kontekst. yakı nlı k duyması nı sağ lamak. * (yara için) İ lâç koyup bezle sarmak. bağ lamsal anlam * Bir sözün kullan ı lan veya amaçlanan bağ lama göre anlam kazanmas ı . tamamlamak. * Bağ lanmak iş i veya biçimi. putrel vb. * Oluş mak. * Baş ka bir iş le uğ raş amaz durumda olmak. * Bir iş veya kimse için ayı rmak.

bağ laş ma * Bağ laş mak iş i. bağ lantı sı z * Araları nda bağ lantı bulunmayan. bağ lantı *İ ki veya daha çok ş eyin birbiriyle bağ lı . ittifak etmek. bağ lantı kurmak * irtibat sağ lamak. *İ ki ş ey arası nda ili ş ki sa ğ layan ba ğ . irtibatlı . bağ latma . bağ laş ı k * Araları nda anlaş ma veya sözle ş me sağ lanmı ş olan (kimse veya topluluk). bloksuz. * Sonuç. tahsis edilmek. bağ lantı sı zlı k * Bağ lantı sı z olma durumu. siyasî yönden hiçbir bloka girmeme siyaseti. bağ laş ı mlı * Araları nda karş ı lı klı destek ve bağ ı mlı lı k bulunan. bağ lantı ünlüsü * Bkz. bağ laş ı klı k * Bağ laş ı k olma durumu. rabı talı . sebep gibi birbiriyle sı kı sı kı ya bağ lı ve kar ş ı lı klı bağ ı mlı olan (nesne. bağ lantı sı zlı k siyaseti * Bağ lantı sı z ülkelerin izlediğ i siyaset. bağ laş ı m * Eş leme. ittifak. bağ lantı borusu * Katlardaki pis ve kirli suları toplayan. * Araları nda ortak çı kar bulunan devletler iliş kisi. bağ lantı sı zlı k politikas ı * Askerî. bağ lantı ünsüzü * Bkz. kolona ileten boru.* Bir ş ey bir kimseye ayrı lmak. anlaş ma. bağ lantı yapmak * iliş ki kurmak. siyasî yönden hiçbir bloka bağ lı olmayan (ülke). * Askerî. * haberleş me sağ lamak. bağ laş mak * Bir ş ey yapmak için birbirine antla ş ma veya sözle ş me ile bağ lanmak. ili ş ik veya ilgili bulunmas ı . irtibat. terim). bağ lantı lı * Araları nda bağ lantı bulunan. bloksuz ülkeler. sözleş me yapmak. müttefik. bağ layı cı ünlü. bağ layı cı ünsüz. bağ lantı sı z ülkeler * Bağ lantı sı zlı k siyaseti izleyen ülkeler.

merbutiyet. tutkun. bağ lı k bahçelik. * Bağ lamaya ve birle ş tirmeye yarayan: "Ve" ba ğ lay ı cı bir edattı r. bağ layı cı ünlü * Ünsüzle biten kelime kök ve gövdelerine ünsüz ile baş layan eklerin getirilmesi s ı rası nda ve kök ile eki birbirine ba ğ layan ünlü: al-ı -r. bağ latmak * Bağ lamak i ş ini yapt ı rmak. sevgi. aç-ı -l-mak. bağ layı cı * Bağ lama niteliğ i olan. özellik ve olayları nda görülen karş ı lı klı ilgi. bahçesi zengin ve bol olan (yer). eski-y-ince vb. * Uyulması zorunlu. bağ layı cı ünsüz * Ünlü ile biten kelime kök ve gövdelerine ünlü ile baş layan bir ek eklendiğ inde araya giren y ünsüzü. biri olmadan öteki düş ünülemeyen iki ş eyin.-ğ i * Bağ ı . sadakat. koruyucu ünsüz: okul-da-y-ı m. * Kapatı lmı ş olan. vabeste. * Sadı k. * Bir halk inanı ş ı na göre. üzüm bağ lar ı çok olan (yer). bir düş ünceye. kapalı . bağ lı su bağ lı k * Ağ açta hücre zarı nı n emdiğ i ve taş ı dı ğ ı su. tâbi olmak. * Bir kuruluş un yetkisi alt ı nda bulunan. * Birine karş ı . * Organizmanı n değ iş ik yapı . * Bir kimseye. gec-i-k-mek vb. bağ lı * Bir bağ ile tutturulmuş olan. korelâsyon. bağ lı olmak * tâbi bulunmak. bağ lı kalmak * uymak. sı nı rl ı . bağ lı la ş mak *İ ki ş ey arası nda karş ı lı klı ba ğ ı ntı olmak veya bağ lı lı k kurmak. * Sı nı rlanmı ş . . bağ lı kredi * Kredi açan ülkeden mal veya hizmet satı n alı nmas ı ş artı ile sağ lanan kredi. tâbi. saygı ile yakı nlı k duyma ve gösterme. bağ lı la ş ı k * Biri ötekine bağ lı olarak var olan. bir hat ı raya saygı veya aş k gibi duygularla bağ lanan. bağ lı la ş ı m *İ ki veya daha fazla değ iş ken arası ndaki bağ ı ntı . bağ lı lı k * Bağ lı olma durumu. büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmi ş (erkek).* Bağ latmak i ş i. bağ lı la ş ma * Bağ lı laş mak iş i. bu iliş ki yönünden durumu. * Bağ yeri. * Gerçekleş mesi bir ş artı gerektiren.

ş amata ederek. mutaassı p. bir inanı ş a aş ı rı ölçüde bağ lanı p ondan baş ka bir düş ünce ve inanı ş ı kabul etmeyen. merhametli. bağ rı ş tı rma * Bağ rı ş tı rmak iş i veya durumu. bağ nazlaş ma * Bağ nazlaş mak durumu. acı . bir inanı ş a aş ı rı ölçüde bağ lanı p ondan baş kası nı düş ünmeme durumu. dertlenmek. bağ naz * Bir düş ünceye. bağ sı z * Bağ ı bulunmayan. bağ rı ş tı rmak * Bağ ı rması na yol açmak. * Gürültüyle. bağ rı ş * Bağ ı rmak i ş i veya biçimi. . bağ rı kara *İ skete ku ş unun bir türü (Saxicola torquata). bağ rı nı delmek * çok dokunmak. sı kı ntı çekmiş . Bağ lı la ş ı m. bağ rı ş ma * Bağ rı ş mak i ş i. bağ rı na basmak * kucaklamak. birlikte ba ğ ı rma. bağ nazca davranı ş . bağ rı na taş basmak * sesini çı karmaksı zı n her türlü acı ya katlanmak. bağ rı yanı k * Çok dert. bağ nazlı k * Bağ naz olma durumu. içine iş lemek. bağ ı rarak çağ ı rarak. taassup. bağ rı nı ezmek * üzülmek. bağ rı yufka * Yufka yürekli. yetiş tirmek. * biriyle ilgilenerek onu koruyup kayı rmak. bağ rı ş çağ rı ş * Gürültü. bağ nazlaş mak * Bağ naz duruma gelmek. bağ rı ş a çağ rı ş a * Büyük gürültü ederek. ş amata. bağ rı ş mak * Birlikte veya karş ı lı klı bağ ı rmak. * Bir düş ünceye.* Bkz. taassup. hep birden bağ ı rtmak.

baha biçmek * değ erini belirlemek. bahar * Kuzey yarı m küre için. 21 Martta gündüz gece eş itliğ iyle baş layarak 22 Haziranda gün dönümü ile biten. ilkyaz. kı ş ve yaz aras ı ndaki mevsim.baha * Paha. karanfil. bahar dönemi * Yı lı n kı ş tan sonra gelen ilk aylar ı . Bahaî Bahaîlik bahane * Bahaîlik yanlı sı kimse. bahane aramak * bir iş i yapmamak için sebep aramak. bahar noktas ı *İ lkbaharda gündüz gece eş itliğ i anı nda güneş in gök ekvatoru çizgisi üzerinde bulunduğ u nokta. bahar bayram ı * Genellikle mayı s ay ı nı n ilk günlerinde kutlanan bayram. bahad ı rl ı k * Bahadı r olma özelliğ i. * Bir ş eyin gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen sözde sebep. İ ran'dan baş ka Avrupa ve Amerika'da da yayı lmı ş bir din. . karabiber gibi maddelerin toplu ad ı . saman nezlesi. * XIX. bahar * Yiyecek ve içeceklere hoş koku ve tat vermek için kullan ı lan tarçı n. karabiber gibi maddeler. zencefil. karanfil. bahad ı r * Savaş larda. çarpı ş malarda gücü ve yı lmazlı ğ ı yla üstünlük kazanan veya yiğ itlik gösteren (kimse). yüzyı lda Babîlikten do ğ mu ş olan. baharat * Tarçı n. bahar nezlesi * Bkz. bahanesiz * Bahanesi olmayan. zencefil. bahane etmek * herhangi bir ş eyi sebep olarak ileri sürmek. bahane bulmak * bir iş i yapmak veya yapmamak için sözde sebep göstermek. bahaneli * Bahanesi olan. ilkbahar. durumu. * Bu mevsimde ağ açlarda açan çiçekler ve yapraklar. * Gençlik çağ ı .

bahçeli * Bahçesi olan. baharatsı z * Baharatı olmayan. bahçe makas ı * Çeş itli ot ve bitkileri düzgün kesmek ve budamak amacı yla yapı lan bir makas türü. bahçemsi * Bahçeye benzeyen. bahçe nanesi * Bahçelerde yetiş tirilen bir nane türü.baharatçı * Baharat satan kimse. bahçe gibi düzenlenmiş yer. . bostan. bahar ı baş ı na vurmak * (alay yollu) gençliğ in verdi ğ i coş kuyla gereksiz veya aş ı rı davranı ş ta bulunmak. ağ aç ve sebze yeti ş tirme i ş iyle u ğ ra ş an kimse. baharatlı * Baharatı olan. bahçe kekiğ i * Bahçelerde özel yöntemlerle yetiş tirilen kekik. * Sebze yeti ş tirilen yer. tarçı n gibi bahar bulunan. bahçelik * Bağ lar ı . baharcı * Baharat alı m satı mı yla uğ raş an (kimse). bahariye baharlı bahçe * Divan edebiyatı nda. bahçeleri olan (yer). *İ çinde karabiber. karanfil. bahçe domatesi * Tarla ve bahçelerde sun'î gübre kullanmadan. * Çiçek ve ağ aç yetiş tirilen yer. bahçesiz * Bahçesi olmayan. bahçeci * Çiçek. bahçecilik * Bahçecinin iş i. baharatlandı rmak * Baharat ile süslemek. baharatçı lı k * Baharat satma iş i. doğ al olarak yeti ş tirilen domates türü. lezzetlendirmek veya baharat ekmek. * Bahçe yapma iş i. bahar tasviri ile baş layan kaside.

bahç ı vanlı * Bahçı vanı bulunan. bahis * Konuş ulan ş ey.bahç ı van * Geçimini bahçe ürünlerini yetiş tirip satmakla sağ layan kimse. . bahisçi * Oyunlarda veya at yarı ş lar ı nda yar ı ş ı n sonuçları nı tahmin ederek bahis oynayan veya oynatan kimse. bahname bahrî bahrî bahriye * Bir devletin deniz güçlerinin ve kuruluş lar ı nı n bütünü. bahsetme * Bahsetmek iş i. bahse girmek * görüş ünde veya iddiası nda haklı çı kacak tarafa bir ş ey verilmesini kabul eden sözlü anlaş ma yapmak. * Deniz Harp Okulu öğ rencisi. bahis mevzuu olmak * üzerinde konu ş ulmak. * Aruzdaki vezin takı mlar ı ndan her biri. * Mevlid'in bölümlerinden her biri. resimlerin bulunduğ u eser. *İ çinde cinsel konularla ilgili açı k saçı k yazı lar ı n. * Denizle ilgili. * Görüş ünde veya iddiası nda haklı çı kacak tarafa bir ş ey verilmesini kabul eden sözlü anlaş ma. bahriyeli * Deniz Kuvvetlerine bağ lı asker. bahriye çifte tellisi * Hareketli bir halk oyunu ve ezgisi. bahis tutu ş mak * karş ı lı klı bahse girmek. bahç ı vanlı k * Bahçı vanı n yaptı ğ ı iş . bahis konusu * Söz konusu. mü ş terek bahisçi. * Bir kitabı n bölümlerinden her biri. * Söz. * Bir bahçenin düzenlenmesi ve bakı mı yla görevli kimse. konu. * Yalı çapkı nı . bahir * Deniz. bahis açmak (veya aç ı lmak) * belli bir konuda konuş maya baş lamak (ba ş lan ı lmak). söz konusu olmak.

bahsi tazelemek * konuş mayı aynı konu üzerine getirmek. bahsi kapamak * bir konu üzerindeki konuş mayı kesmek. bahsi geçmek * bir konu üzerinde konu ş ulmuş olmak. bahş etme * Bahş etmek i ş i. savunulan görüş ün yanlı ş olduğ u ortaya çı kmak. talihe bağ lı iş . bahtı kara * Mutsuz. savunulan görüş ün do ğ ru olduğ u belli olmak. kaçı nı lmaz olduğ unu belirleyen ilâhî iradenin insan için veya bir toplum için çizdiğ i hayat tarzı . bahtı kapanmak * talihsizliğ e uğ ramak. bahtı açı lmak * talihi dönüp uygun duruma veya arzulanan sonuca gelmek. bahş etmek * Bağ ı ş lamak. * (kı zlar için) evlenecek istekli çı kmamak. mutsuz olmak. *Ş ans. talihsiz. baht * Olacakları n. bahş iş * Bir hizmet görene hakkı ndan ayr ı olarak verilen para. . baht iş i * Talihe bı rakı lmı ş . bahsi kazanmak * ileri sürülen.bahsetmek * Bir konu üzerinde söz söylemek. bahtı açı k * Talihli. bahtı açı k olmak * bir konuda ş ansı yaver gitmek. mutluluk. kader. bahtı kara olmak * sürekli olarak talihi yaver gitmemek. bahtı bağ lı olmak * talihi kapalı olmak. talih. sunmak. bahtı na küsmek * talihsizliğ inden yakı nmak. konuş mak. sözünü etmek. bahş iş (veya beleş ) at ı n diş ine bakı lmaz * para verilmeden sa ğ lanan bir ş eyin ufak tefek kusurlar ı nı hoş görmelidir. bahsi kaybetmek * ileri sürülen. talih yüzüne gülmek. istenen sonuca ula ş mamak.

genellikle milletvekilleri aras ı ndan. talihli. nazı r. bakalorya * (eskiden üniversite ve yüksek okullara girebilmek için lise ö ğ reniminden sonra verilen) Olgunluk s ı navı . * Hele. özellikle. merak. * Formaldehit ile bir fenolün yoğ unla ş mas ı sonucu elde edilen yapay reçine. bakkam (Haematoxylon campechianum). talihli. bakaç * Dürbün. hükûmet. mutsuzluk. *ş aş ma bildirir. bakalı m (veya bakayı m) * içinde yer aldı ğ ı cümlenin güvensizlik. bahtl ı bahtsı z * Bahtı kötü olan. bakanak * Geviş getiren hayvanları n ayakları nı n arkas ı ndaki körelmiş tı rnak. bakakalma * Bakakalmak iş i veya durumu. bakanlar kurulu * Baş bakan ve bakanlardan olu ş an kurul. bakalit kaplamalı . . bahusus bak bak! bak! * iş te. baş bakan tarafı ndan seçilerek cumhurba ş kanı nca onayland ı ktan sonra i ş baş ı na getirilen yetkili. üstelik. bahtsı zl ı k * Bahtsı z olma durumu. * Bahtı iyi olan. kemik çı kı ntı sı . bakam bakan * Baklagillerden. uyarma gibi anlamları nı peki ş tirir. talihsiz. vekil. * Hükûmet iş lerinden birini yönetmek için. mutluluk. mutsuz. * küçümseme bildirir. mutlu. kuş ku. bakakalmak *Ş aş kı nlı ğ a uğ ray ı p ne yapacağ ı nı bilmez durumda kalmak. bakalit bakalitli * Bakalit bulunduran. mutlu. odunundan kı rmı zı boya çı karı lan bir a ğ aç. bahtlı . bahtiyarl ı k * Bahtlı olma durumu. *ş aş ma anlatı r. * Bakmak iş ini yapan (kimse).bahtiyar * Bahtı olan.

bakı cı * Bakmak iş iyle görevlendirilen kimse. darülâceze. bakar bakar kör * Gözleri sa ğ lam göründü ğ ü hâlde göremeyen. * Kurum ve kuruluş larda motorlu araçlar ı n onarı ld ı ğ ı ve korundu ğ u yer veya birim. iyi bir durumda kalması için verilen emek veya emek verme biçimi. vekâlet. * olur ki. nezaret. * Kalı ntı lar. bakı cı lı k * Bakmak iş i. .bakanl ı k * Bakan olanı n durumu ve görevi. * Bir ş eyi satı n almayı düş ünmeden yalnı zca bakarak ilgilenen (kimse). barı ndı klar ı kurulu ş . * Kademe. * Falcı . bakı m yurdu * Yoksul veya kimsesiz yaş lı ve sakatları n barı ndı rı lı p bakı ld ı kları yurt. bakar m ı sı nı z? * seslenme ünlemi. * Falcı lı k. bakı m yapmak * araç ve gereçlerin düzenli çalı ş ması için onarı mı nı yapmak. * Bakanı n yönetimi altı ndaki kuruluş ları n bütünü veya bu kuruluş lar ı n bulundu ğ u yer. * Fal. bunun sonucu olarak da do ğ al ş artları nı tespit eden durumu. bakara *İ skambil kâğ ı dı ile oynanan bir kumar. bakı lma bakı lmak bakı m evi * Bakı ma ihtiyacı olan kimselerin bakı ldı kları . * Ait olduğ u yı l içinde toplanamayı p ertesi yı la kalan vergiler. * Bakı lmak iş i. sı ğ ı r. * Çok dikkatsiz (kimse). güneye veya kuzeye karş ı konumunu belirleyen. * Askerlik çağ ı na girenlerden son yoklamada bulunarak askere alı nmı ş oldukları hâlde ça ğ rı ldı klar ı nda gelmeyen veya gelip de k ı talar ı na gitmeden topland ı kları yerlerden veya yollardan savuş anlar. * Öküz. bakı m * Bir ş eyin iyi geliş mesi. bakı * Özellikle dağ lı k yörelerde bir yamacı n güneş ı ş ı nları na. * Bakmak iş ine konu olmak veya bakmak i ş i yapı lmak. bakarak bakarsı n bakaya * göre. vekillik.

* Bakı rdan yapı lmı ş . * Bakı rdan yapı lmı ş kap. bakı r rengi . yoğ unluğ u 8. üzerinde iyi çalı ş ı lmı ş . olacak ş ey mi? gibi ş aş ma anlatı r. bakı r ala ş ı mı * %1'in üzerinde çözünmüş elementlerin olu ş turduğ u bakı r ala ş ı mlar ı nı n genel adı . 10840 C ye doğ ru eriyen. bakı r * Atom numarası 29. kı zı l renkli element. bakı r oksit * Kimyasal formülü CuO veya Cu2O olan bakı rı n oksit biçimi. yüzüstü bı rakı lma durumu. doğ ada serbest veya birleş ik olarak bulunan. araş tı rmak. -e göre. bakı mlı bakı mlı k * Filmin kartpostal büyüklüğ ünde cam bir perde üzerinde görünmesini sa ğ layan cihaz. bakı r çalmak * (bakı r kaptaki yemek) bak ı r tuzlar ı ile zehirli duruma gelmek. niş angâh. bakı r kaplama * Demir benzeri madenlerin yüzeyinde bakı r katman oluş turma iş lemi. Kı saltması Cu. * Yeş ile çalar mavi renk.bakı mcı * Bakı m iş ini yapan kimse. yönü. bakı ms ı zl ı k * Bakı msı z olma. ı sı ve elektriğ i iyi ileten. değ erlendirme aç ı sı . çevreye göz gezdirmek. bak ı lmamı ş . bakı nmak * Bakmak iş i yapı lmak. kolay dövülür ve iş lenir olduğ undan eski çağ lardan beri türlü iş lerde kullanı lan. * Bakı nmak iş i. terk edilme. bakı r pas ı * Bakı r üzerinde nemli havalarda oluş an bak ı r hidrokarbonat. bakı ndı bakı nma * Bak hele. yakı nlı ğ ı na göre ayar edilecek biçimde yap ı lmı ş iner kalkar gez. bakı r çal ı ğ ı * Bakı r tuzları ile zehirli duruma gelmiş . bakı mı ndan * Bakı ş veya görüş aç ı sı .95 olan. bakı ms ı z * Özen gösterilmemiş . bakı ncak * Tüfeklerde hedefin uzaklı ğ ı na. * Muayene olmak. *İ yi bakı lmı ş . bakı mlı lı k * Bakı mlı olma durumu.

göz taş ı . konuyu. bakı r taş ı * Malakit. bakı ş ı ms ı z * Araları nda bakı ş ı m bulunmayan (iki ş ey) veya iki yanı arası nda bak ı ş ı m olmayan (bir ş ey). simetrik. bakı r tuzu * Bakı r sülfat. bakı ş ı mlı . * Kaçamak ve gizli olarak birbirine bakmak. bakı ş ı m *İ ki veya daha çok ş ey arası nda konum. bakı ş ı k * Bkz. bakı rc ı * Bakı r iş leyen veya bakı r kap kacak satan kimse. bakı ş ı mlı * Bakı ş ı mı bulunan. * Bu renkte olan. biçim ve belirli bir eksene göre ölçü uygunlu ğ u. bakı r sülfat * Göz taş ı . mütenazı r. bakı ş ı ks ı z * Bkz. bakı ş atmak * kı sa bir sürede bakı p geçmek. * Bakmak iş i veya biçimi. düş ünceyi belirli bir yönden inceleme. bakı ş ma * Bakı ş mak i ş i. bakı rla ş mak * Bakı r rengini almak. (rengi) bakı rı n rengine benzemek. asimetrik. * Eksen olarak alı nan bir doğ rudan. bakı rla ş ma * Bakı rlaş mak durumu. bakı ş ı ms ı z. bakı ş açı sı * Bir olayda. asimetri. tenazur. bakı rl ı bakı ş * Bakı r içeren maddeler. . benzer noktalar ı kar ş ı lı klı olarak aynı uzaklı kta bulunan iki benzer parçanı n birbirine göre olan durumu. simetri. bakı ş ı ms ı zl ı k * Bakı ş ı ms ı z olma durumu. bakı ş mak *İ ki veya daha çok kimse birbirine bakmak. bakı rc ı lı k * Bakı r kap yapma veya satma iş i. görü ş açı sı .* Kı zı la yakı n kahverengi.

bakkal defteri * Karı ş ı k. * Yiyecek. bakir * Cinsel iliş kide bulunmam ı ş (erkek). bakkala b ı rakma! * bir iş i "bakalı m!" diyerek savsaklamak isteyenlere söylenir. bakam. * Bu gibi ş eylerin sat ı ld ı ğ ı dükkân. * Bir zinciri oluş turan halka veya parçalardan her biri. * artakalan. bakire bakirelik bakirlik * Bakir olma durumu. geride kalan. kalan. * Bir ş eyden artan (miktar). daimî.baki * Sürekli. içecek ve baş ka ihtiyaç maddelerini perakende olarak satan kimse. * Eskimemiş . kalı mlı olmak. bakkal kâğ ı dı * Kalı n ve kaba kâğ ı t. yeni. * Cinsel iliş kide bulunmam ı ş diş i. artan. yurdumuzun her yerinde yetiş tirilen. bozulmamı ş lı k. yı pranmamı ş . bakkal bakkal çakkal * Bakkal ve benzeri iş lerle uğ ra ş an esnaf için küçümseme sözü. * Kalı ntı . düzensiz yazı larla dolu defter. kalı cı . k ı z. bakla çiçe ğ i * Sarı mt ı rak eflâtuna çalan beyaz renkte olan bitki. bakkam bakla * Bkz. bakiye * Artı k. erdenlik. * Büyük bakkal dükkânı . * Bu bitkinin yeş il ürünü veya kuru tanesi. * bir ş eyden artmak. baki kalmak * sürekli. * Baklagillerden. * El değ memiş . geri kalan. kullanı lmamı ş . bakkallı k * Bakkalı n iş i. . bakkaliye * Bakkal dükkânı nda satı lan ş eyler. öteki. taneleri badı ç içinde bulunan bir bitki (Vicia faba). k ı z oğ lan k ı z. * Bakire olma durumu. * (toprak için) İ ş lenmemi ş . el değ memiş lik.

ceviz. * At donları ndan koyu ve iri lekeli kı r. baklaval ı *İ çinde baklava bulunan. baklams ı meyve * Bkz. bakla oda nohut sofa * Bkz. baklal ı baklal ı k * Baklası olan. pire gibi küçük böcekler için) çok iri. bakla fal ı * Bakla taneleri ile bakı lan bir fal türü. ağ zı nda bakla ı slanmamak. iki çenekli ayr ı taç yapraklı lardan büyük bir bitki familyası . fasulye. * Bakla tarlası . badem gibi ş eyler konulan tatl ı . baklava börek * (bir baş ka ş eyle kar ş ı laş tı rı ld ı ğ ı nda) çok kolay ve zevkli (iş ).* Bu renkte olan. baklavacı lı k * Baklava yapma veya satma iş i. baklava açmak * baklava yapmak için gerekli olan ince yufkaları haz ı rlamak. badı ç. bakla kadar * (bit. bakliye. * çok tokluk durumunda "baklava börek olsa yemem" biçiminde kullanı lı r. baklan baklava * Anguta benzeyen kı rmı zı renkli bir çeş it yaban kazı (Otis tarda). baklava dilimi * Eş kenar dörtgen biçiminde olan. keçiboynuzu gibi. * Eş kenar dörtgen biçiminde olan nesne. . bakla k ı rı * Beyazı çoğ almı ş . bakla dökmek (veya atmak) * bakla ile fala bakmak. fı st ı k. beyazlamaya yüz tutmuş renk. akasya. * Çok ince yufkadan yapı larak arası na kaymak. badı çlı pek çok sebze ve ağ açları içine alan. bakla ı slanmamak * Bkz. baklams ı * Bakla biçiminde olan. nohut oda. baklagiller * Bakla. baklavacı * Baklava yapan veya satan kimse.

ilgilenmek. çürüme. kimyasal etkiyle öldüren (etken). farkı na varmak. * Renklerde. bakterigiller * Bakterilere verilen ad. suda. tedavi etmek. bir iş i yapmakla görevli olmak. * Bir bakracı n alabildiğ i miktar. * Bir iş i yapmak. * Aramak. bakteri * Toprakta. * Yoklamak. baklay ı ağ zı ndan çı karmak * sabrı tükenip o zamana kadar söylemediğ iş eyleri söylemeye ba ş lamak. denemek. * açı k söylemekten kaç ı ndı ğ ı bir sorunu sonunda açı klamak. baksana! baksanı za! * seslenme için kullanı lı r. * Anlamak. silindirimsi. * Baklagillerden elde edilen ürün. . * Önem vermek. tek hücre canl ı . geçindirmek. baklagiller. bakteriyoloji alanı nda çalı ş an kimse. * Beslemek. Benzemek. * Yapı labilmesi bir ş eye bağ lı bulunmak. küresel. bakraç * Çoğ unlukla bak ı rdan yap ı lan küçük kova. canlı larda bulunan. * Baş ka bir ş eyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki iş le uğ raş ı r olmak. bölünerek çoğ alan. * Bakmak iş i. bakterileri içine alan canlı lar. bakteriyel * Bakterilerle ilgili. * Gözetmek. klorofilsiz. * (yer için) Yüzü bir yöne doğ ru olmak. bakteridi *Ş arbon hücresi gibi hareketsiz bakteri. * dikkat çekmek sözü. bakteriyolog * Bakterilerle ilgili. bakliyat bakliye bakma bakmak * Bakı ş ı bir ş ey üzerine çevirmek. * (bir iş ) Birinden beklenmek. andı rmak. bakterisit * Canlı lar ı n vücudunda veya laboratuar deneylerinde bakterileri fiziksel. mayalanma veya hastalı klara yol açan. * Bkz. * Bir ş eyin geli ş mesi veya iyi bir durumda kalmas ı için emek vermek. baklaval ı k * Baklava yapı mı nda kullanı lan veya baklava yapmaya elveriş li olan. incelemek.*İ çinde baklava desenleri olan. önem vererek üzerinde durmak. kı vrı k biçimde olan. * (hasta için) Muayene etmek.

bal kelebe ğ i * Bal kovanları na çok zarar veren bir böcek (Galleria mellonella). beyinsiz kimse. bal gibi * pek tatlı . kovanları ndaki petek gözlerine doldurdukları . * Olgunlaş mı ş incirin. bal ar ı sı * Zar kanatlı lardan. bal çiçeğ i * Almaş ı k yapraklı . bakması nı sağ lamak. *ş üpheye yer b ı rakmadan. bal bal demekle a ğ ı z tatlı lanmaz * sözde kalan dilek ve tasarı ları n iş bitirmede hiçbir etkisi olmaz. bal baş ı * En temiz bal. çok iyi. dı ş ı na sı zan tatlı sı . bakteriyolojik * Bakteri bilimi ile ilgili.bakteriyoloji * Bakterilerin ve genel olarak mikropları n biçimlerini. bal alacak çiçe ğ i bilmek (veya bulmak) * çı kar sağ lanabilecek yeri veya ş eyi bilmek veya bulmak. bal yapan eklem bacaklı türü (Apis mellifica). adamakı ll ı . * Bu maddenin sanayide kullanı lmak için yapay olarak hazı rlanm ı ş ı . rengi beyazdan esmere kadar değ iş en tatlı . bal dudaklı . kı rmı zı veya k ı rmı zı ya çalar sarı renkli çiçekli ağ açç ı k. bal * Özellikle bal arı lar ı nı n bitki ve çiçeklerden topladı kları bal özünden yapı p. bakteriyoskopi * Bakterilerin mikroskopla incelenmesi iş lemi. koyu. bal dudak * Bkz. * Ağ açları n kabuğ undan sı zarak pı htı laş an besi suyu. bakt ı rma * Baktı rmak i ş i. * Aptal. . niteliklerini inceleyen bilim. baktı rmak * Bakması na yol açmak. bal kabağ ı *İ çi turuncu. sı vı madde. bal mumu * Arı lar ı n peteklerini yapmak için karı n halkalar ı arası ndan salgı ladı klar ı yumuş ak ve sar ı msı madde. bal dudaklı * Tatlı dilli. baktı kça alı r * güzelliğ i birdenbire göze çarpmayan. bal dök de yala * bir yerin çok temiz olduğ unu anlatı r. iri ve tatlı bir kabak çeş idi (Cucurbita moschata).

balaban * Atmaca veya doğ an gibi yı rtı cı bir kuş . balabanlaş ma * Balabanlaş mak durumu. üç telli Rus halk sazı . malak. toprak boya ile renklendirilmiş bal mumu. nektar. balabanlı k * Balaban olma durumu. bal rengi * Kahverengine çalan sarı renk. bal sa ğ mak * kovandan bal ürünü almak. *Ş iş man. bala balaban *İ ri. balı kçı la benzer. çocuk). bal mumu yapı ş tı rmak * unutulmaması için iş aret edip dikkati çekmek. * Üç köş eli. irileş mek. balaban kuş u * Bataklı klarda yaş ayan. * Bu renkte olan. bal özü bezi * Bitkilerin yaprak. * Yavru. bal özlü * Bal özü bulunduran. eti yağ lı ve a ğ ı r. bal mumu macunu * Mobilyadaki kusurları n onarı mı nda kullanı lan. arı lar ı n bal yapmak için emdikleri tatlı sı vı . . büyük. bal pete ğ i * Arı lar ı n içine bal doldurduğ u bal mumu levha. yumurtalı k ve erkek organları nı n dibinde bulunan ve bal özü çı karan bez. iri bir ku ş (Botaurus). balak balalayka * Bkz. balabanlaş mak * Balaban duruma gelmek. gürbüz (kimse. çocuk.bal mumu gibi erimek * çok zayı flamak. bal özülük * Çiçeklerde bal özünü çı karan bezlerin bulunduğ u organ. bal özü * Bazı çiçeklerin içinde bulunan. bal tutan parma ğ ı nı yalar * imkânları geniş bir iş in baş ı nda bulunan kimse bu imkânlardan az da olsa yararlanı r.

üç bentten olu ş an bir Batı ş iiri türü. balç ı k *İ çinde çe ş itli organik maddeler bulunan. ş oselerde düzeltilmi ş toprak üzerine döş enen taş kı rı kları . matiz ve külhan beyi tipleri tarafı ndan yabancı ülkelerin tiplerine hitap ederken kullanı lan söz. * Demir yolları nda traverslerin altı na. balata . balans balans ayar ı * Otomobilin sarsı lması nı önlemek için. romantik. * Arı yeti ş tirme veya bal alı p satma iş i. * Soğ uk ve sı cakta büyük bir sürtünme kat sayı sı na sahip olan suya ve ya ğ a dayanı klı . balans pensi * Arabaları n tekerleklerindeki dengeli dönmeyi sağ lamak için cant ile lâstik kenarı na s ı kı ş tı rı lan kurş un parças ı . mil. müzik araçları yla çalı nan veya ş arkı olarak okunan eser. * Motorlu araçlarda fren yapmayı sa ğ layan. balar balast * Çatı kiriş i olarak kullanı lan ve kiremitlerin altı na döş enen ince tahta. belirli danslara eş lik eden bir tür ş arkı . balat * Orta Çağ da. balay ı * Evlilik hayatı nı n ilk ay ı veya ilk günleri. koyu toprak.balama * Orta oyununda Rum tipi. * Güçlük çı kartan. yapı ş kan çamur. su geçirmez. yağ lı . balast yem * Çok büyük miktarda ham selüloz ihtiva eden ve dolayı sı yla yo ğ un yemlerden çok daha dü ş ük sindirilebilir besin maddeleri ihtiva eden ve hayvanlara tokluk hissi vermek amacı yla kullan ı lan yem. tekerleklere gereğ i kadar balans pensi denen kurş un parçası takarak denge sağ lama iş i. * Karagöz. * Kabzanı n demir siperi. pedavra. balast gemi * Ambarları nda yük bulunmayan gemi. * Denge. devredeki akı mı sabit tutmak için konulan direnç. * Serbest biçimli. balast direnç * Gerilimin büyük değ iş imlerinde. * Batı da. koyu. balbal balc ı balc ı lı k balçak * Kabza. * Eski Türklerde kiş inin an ı lması için mezarı nı n veya baz ı kurganlar ı n etrafı na dikilen taş . tekerlek mili üzerine yerle ş tirilmiş yarı m ay biçimindeki alet. * Arı yeti ş tirip bal alan veya satan kimse. * Safra. daha çok killi. muvazene. *İ çindeki kil oranı yüksek. yava ş aş ı nan madde.

bald ı rgan * Baldı ran. balçı k hurması . sinekgiller familyas ı ndan. iş siz. * Balçı ğ ı olan. ad ı m atı ş lara. karasineğ e çok benzeyen. balç ı k inciri * Kurutulmuş incir. bale * Belli hafif figürlere. * Bu bitkiden çı kar ı lan zehir. * Erkeğ e göre karı sı nı n kı z kardeş i. çoğ unlukla sahne düzenine ve müziğ e dayalı gösteri türü. bald ı rpatlatan * Güreş te hasmı n bir ayağ ı nı tutarak diz kapa ğ ı na kadar büküp üzerine yüklenme oyunu. karabaldı r. bald ı z baldo *İ ri ve dolgun taneli. (Conium maculatum). * Kı lı ç kayı ş ı nı n aş ağ ı uzanan parçası . kan emen. balç ı klı bald ı r * Bacağ ı n dizden ayak bileğ ine kadar olan bölümü. *Ş eytan otu. * Bu bölümün yumuş ak ve ş iş kin olan arka tarafı . bald ı rı kara * Nemli yerlerde yetiş en birçok e ğ relti otu türünün ortak adı . bald ı rsokan * Çift kanatlı lar ı n. bald ı r kemiğ i * Baldı rda bulunan iki kemikten ince olan ı . hastalı k bula ş tı ran. nemli yerlerde yetiş en zehirli bitkilerin ortak ad ı . serseri. bald ı rı çı plak * Ayak takı mı ndan. bald ı ranlı k * Çok baldı ran yetiş en yer. balerin .balç ı k hurması * Sandı klara bası larak kurutulan hurma (veya kuru incir). bald ı ran bald ı ran ş erbeti * Acı çekerek. bald ı r bacak * Açı k saçı k görülen kadı n bacağ ı . bald ı rak * Don ve pantolon gibi giysilerin dizden aş ağ ı olan bölümü. incik. yüz suyu dökerek elde edilen kazanç. * Maydanozgillerden. ağ u otu. * Bu tür gösteri yapan sanatçı topluluğ u. hayvan sa ğ lı ğ ı yönünden zararl ı bir sinek türü (Stomaxys calcitrans). pilâvlı k pirinç. ş eytan tersi otu (Ferula assa-foetida).

Zodyak. * Solunum organları nı n salgı ladı ğ ı . incecik kı yı lmı ş balı k ile soğ an. solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanları n genel adı . suda yaş ayan. bal ı k çorbas ı * Beyaz etli balı klardan yapı lan bir tür çorba. balgamlı * Balgamı olan. Kova ile Koç burçları arası nda yer alan burcun adı . bal ı k adam * Deniz dibine inilebilecek donanı mla su altı nda çalı ş mayı iş edinen kimse. bal ı k bal ı k * Omurgalı lardan. * Suda piş irilip kı lçı klar ı ayı klanmı ş . bal ı k etinde * Ne ş iş man. balgümeci * Bal peteğ ini and ı ran bir tür dikiş büzgüsü. dalgı ç. ağ ı zdan dı ş ar ı atı lan sümüksü madde. ne zayı f olan. balgam atmak * yapı lmakta olan bir iş veya bir konu üzerine kuş ku uyandı racak bir söz söylemek. Hac ı bektaş taş ı . biçimli tombul. bal ı k eti * Omurgalı lardan. bal ı k bilimci * Balı klar s ı nı fı nı inceleyen bilim adamı . balhane * Bal süzme ve paketleme iş lemlerinin yapı ld ı ğ ı yer. balerinlik * Ası l mesleğ i balerin olan kimse. mühresenk. bal ı ğ a çı kmak * balı k avlamaya gitmek. bal ı k baş tan kokar * bir iş te aksaklı ğ ı n baş ta olanlardan ba ş lad ı ğ ı nı anlatı r. * Zodyak üzerinde. patetes ve domatesten haz ı rlanan bir çorba türü. balet balgam * Bale yapan erkek sanatçı .* Bale yapan kı z veya kadı n sanatç ı . balgam taş ı * Damarlı ve yarı saydam bir tür Kad ı köy taş ı . bal ı k kartal ı . bal ı k istifi * Çok sı kı ş ı k olarak bir yere dolmuş (insanlar). havuç. yağ . suda yaş ayan hayvanları n yumuş ak ve açı k renkli eti. kurbağ a adam. bal ı k bilimi * Su ürünleri araş tı rmaları nda özellikle balı klar s ı nı fı nı inceleyen bilim.

bal ı k yemi * Balı k avlamada oltanı n ucuna takı lan genellikle yiyecek türü madde. boynu ve gagası uzun. bal ı kçı düğ ümü *İ ş leme baş langı cı nda yapı lan ve sonra kolayca çözülerek iş in tersine de tutturulan düğ üm ş ekli. bal ı kla beslenen. kahverengi çizgili. eritilmiş bal mumuna batı rı larak hazı rlanan yumurtas ı . su kı yı ları nda yaş ayan. bal ı k yağ ı *İ ri balı k ve deniz hayvanları nı n sanayide kullanı lan ya ğ ı . bal ı kçı kazağ ı * Balı kçı lar ı n so ğ uk ve nemli havalarda giydiğ i boğ azl ı ve yünlü kal ı n kazak. bal ı k tabağ ı * Balı k koymaya yarayan kap. vitaminli ya ğ . * Yayvan servis tabağ ı . beyaz. bal ı k yiyen. su kı yı lar ı nda yaş ayan. fakat ba ğ lama gücü yüksek yapı ş tı rı cı . üremelerini sa ğ layan yumurta. bal ı k yiyerek beslenen büyük bir kuş (Ardea cinerea). bal ı kçı * Balı k tutan veya satan kimse. bal ı k sütü * Yumurtlama sı rası nda erkek balı kları n çı kard ı ğ ı beyaz madde. * Balı kçı lara özgü. * Çoğ unlukla mersin balı ğ ı nı n. havyar. bal ı kçı lgiller * Leyleksiler takı mı nı n balı kçı llar alt takı mı na giren bir familya. bal ı kçı yaka * Kazaklarda boynu saran ve katlanabilen yaka. bal ı k tutmak * balı ğ ı avlamak. * Morina balı ğ ı nı n karaciğ erinden çı karı lan ve hekimlikte zayı fl ı ğ a karş ı kullanı lan iyotlu.* Kartallardan. boğ azl ı k. yavaş kuruyan. bal ı kçı l * Balı kla beslenen. bal ı k tutkalı * Balı k endüstrisi artı kları ndan üretilen. bal ı k pazarı * Balı kçı lar ı n avlad ı ğ ı balı klar ı n günlük ve taze olarak satı ş a sunuldu ğ u yer. bal ı k otu * Cava ve Malabar'da yetiş en. bal ı k yumurtası * Balı klar ı n daha çok sı ğ yerlere bı raktı klar ı . zehirli meyvesiyle bal ı klar ı sersemleterek avlamaya yarayan bir bitki (Anamirta). yı rtı cı kuş (Pandion haliaetus). * Uzun bacaklı lardan. ticarî merkez. bal ı k unu * Kurutulmuş balı ktan özel iş lemlerle elde edilen un. bal ı k kava ğ a çı kı nca * hiçbir zaman olmayacak iş ler için söylenir. bal ı kçı lı k .

* Balı ğ ı olmayan. bal ı kçı n * Perde ayaklı lardan. bal ı klava * Deniz. deniz kı rlangı cı (Sterna hirundo). esnek. bal ı ksı z bali ğ * Döl verme çağ ı na eren. bir harekete sonucunun ne olacağ ı nı düş ünmeden giriş erek. ak ı l baliğ olmak. falyanos (Balaena mistycetus). kad ı rga bal ı ğ ı . bal ı knefesi * Balinagillerin baş ı ndan çı kar ı lan ve kozmetik maddeler ve süslü mumlar yapı mı nda kullanı lan bir ya ğ . bulu ğ a ermek. bal ı kgözü * Ayakkabı lar ı n bağ geçirilen deliklerine ve kemer deliklerine takı lan maden. bali ğ olmak * bulmak. . bal ı klandı rma * Balı klandı rmak iş i. bal ı klamak * Bal ı klama tarzı suya atlamak. bal ı klama * (suya dalmada. soğ uk hava deposu olan yer. * Balı k üretme. bal ı klandı rmak * Balı k ile doldurmak. buluğ çağ ı na ermiş olan. uzunca gagalı .* Balı k tutma. uzun gagalı balı kçı l cinsinden kuş lar familyası . bal ı ksı rtı * Balı k kı lç ı ğ ı biçiminde birbirine paralel ve çapraz çizgili kumaş deseni. * Yollarda suları n ortada toplanmayarak iki yana akmas ı için yapı lan ş iş kinlik. kemik gibi ş eylerden yapı lmı ş halka. * erinlik çağ ı na ermek. bir duruma. ağ ı rl ı ğ ı 200 ton olan. yassı . bal ı kçı llar * Çoğ unlukla uzun bacaklı . bal ı klı * Balı ğ ı olan. balina * Balinalardan. atlamada) Balı k gibi gergin. * Bir iş e. bal ı khane * Balı klar ı n toptan satı ş a çı karı ld ı ğ ı . bal ı kgözü objektif * Normal objektiflerden çok daha geniş açı yı alan ve görüntüyü dı ş bükey ayna görüntüsü biçiminde veren objektif türü. erinleş mek. düz ve baş aş ağ ı bir biçimde. uzun çubuk. uzun ve çatal kuyruklu. * Giysilerin dik ve düzgün durması için bazı yerlerine özellikle yakalar ı na konulan sert. ya ğ ı ve çubukları için avlanan memeli hayvan. dar. bal ı ktan yararlanma ve satma iş i. avlama iş i. göl ve ı rmaklarda balı k yatağ ı olan yer. süslemek. eriş mek. uzunluğ u 20 m. deniz kı yı lar ı nda yaş ayan bir ku ş cinsi.

* Ağ rı . Balkanoloji * Balkan ulusları nı n dili. * Bkz. * Bir yapı nı n genellikle üst katları nda d ı ş arı ya doğ ru çı km ı ş . sancı mak. Arnavutluk.balina çubu ğ u * Balinanı n ağ zı na aldı ğ ı suyu dı ş ar ı ya süzüp içindeki deniz hayvanlar ı nı tutması na yarayan ve üst çenesinin iki yanı nda tarak diş leri gibi sı ralanmı ş . tarihi ve kültürü ile uğ raş an bilim dalı . *Ş imş ek. balkı ma balkı mak balkon . balina ya ğ ı *İ spermeçet balinası nı n kafa sinüslerinde bulunan yağ . * Güzel süslü. Balkanlar * Hı rvatistan. Slovenya. Bosna-Hersek. * Balina takı lmı ş olan. boynuz dokusunda. * Parlamak. balkı r * Parı ltı . balkan * Sarp ve ormanlı k sı ra da ğ lar. Bulgaristan. * Kesik kesik ağ rı mak. dalgalanmak. Makedonya. Yunanistan ve Trakya'y ı içine alan bölge. *Ş imş ek çakmak. Malkarca. * Balkı mak iş i. Kosova. balina geçirilmiş olan (giysi). * Su halkalanmak. balinalar balinalı balistik * Ateş li silâhlarda barut gazı nı n bası ncı ile fı rlayı p hedefe varı ncaya kadar merminin havadaki hareketini inceleyen bilim. çevresi duvar veya parmaklı kla çevrili bölümü. Balkanlarla ilgili. Balkanolog * Balkanoloji uzmanı . Romanya. kutup denizlerinde ya ş ayan memeli hayvanlar familyas ı . parı ldamak. Balkanl ı * Balkan devletlerinden olan. Balkar Balkarca balkı * Bkz. * Örnek hayvanı balina olan. parlak. S ı rbistan. Malkar. Balkanl ı lı k * Balkanlı olma durumu. sanc ı . esnek kemiksi bölümlerin ad ı . Karadağ .

* Tatlı laş mak. ball ı pasta * Bal ile yapı lmı ş veya içine bal konmuş pasta. ballandı rmak *İ mrendirecek biçimde övmek. tatlanmak. balkonumsu * Balkona benzer. ball ı babagiller * Nane. beyaz çiçekli ve çok y ı llı k otsu bir bitki (Lamiumalbum). lâvanta çiçeğ i. düzenlemek. ballanmak * Bal bulaş mak. ball ı dar ı *İ ncir. ball ı klı balo * Danslı ve resmî giyimli gece toplantı sı . ball ı börek * Çok lezzetli. küre biçiminde araç. ball ı k * Bal konulan kap. * Ballı k hastal ı ğ ı olan. balo vermek * baloyu hazı rlamak. bal sürülmek. * Ballı baba. olgunlaş mak. * Bağ larda görülen külleme hastalı ğ ı . . ballandı rma * Ballandı rmak iş i. balon * Isı tı lmı ş hava veya havadan daha hafif bir gazla doldurulan. ball ı börekli olmak * çok iyi anlaş mak. kekik gibi kokulu bitkileri içine alan ve iki çenekli bitiş ik taç yaprakl ı lardan oluş an bir familya. ball ı *İ çinde bal bulunan. balköpü ğ ü * Açı k sarı renk. ball ı baba * Ballı babagillerden. ballandı ra ballandı ra * Ballandı rarak.* Tiyatro ve sinema gibi büyük salonlarda asma kat. ballanma * Ballanmak iş i. atmosferde uçabilen.

* Baz ı ağ açlardan elde edilen. balta olmak * direnerek bir ş ey istemek. yükleri bindirip indirmekle. ası lmak. * Karnı yuvarlak ve ş iş kin. balonvari * Balona benzer. balsı ra * Yaprakları n üzerinde olu ş an bir tür küf. balonculuk * Balon yapmak veya satmak iş i. balon uçurmak * ilgililerin ne diyeceklerini ve nası l davranacakları nı anlamak amacı yla aslı olmayan bir haber yaymak. * Odun kı rı cı . antiseptik ve besleyici özelliğ i olan (ilâç.). * Önceleri sefer sı rası nda çalı lı k ve ormanlı k yerleri temizlemek. boynu dar cam kap. koru). balon gibi. parçalamak. belsem. iş çi gibi kimselerin eğ lenmek için gittikleri içkili. baltac ı k * Küçük el baltası . çadı rları kurup kaldı rmak. merhem vb. balta vurmak * balta ile kesmek. * Bir tür kudret helvası . sonraları kı zlar a ğ ası na bağ lı olarak sarayı korumak ve sarayı n dı ş hizmetlerini yapmakla görevli kimse. balon lâstik * Bisikletlerde kullan ı lan bir lâstik türü. vakitli vakitsiz tedirgin etmek.* Hava veya gazla doldurulmuş . . baltac ı * Balta yapan veya satan kimse. gerekli oyu sağ layamaması dolay ı sı yla seçimin sonuçsuz kalması . danslı yer. balotaj baloz balsam * Bir seçimde adaylardan hiçbirinin. demir araç. yarmak. kauçuktan yapı lan çocuk oyuncağ ı . baloncu baloncuk * Balon satan kimse. * Küçük balon. * Gemici. yol açmak. yontmak gibi iş lerde kullanı lan ağ aç saplı . * Yangı n söndürme kuruluş ları nda balta kullanan er. musallat olmak. parfüm ve ilâçlar ı n yapı mı nda kullanı lan reçine. * Kesmek. sı k ve gür (orman. balta balta değ memiş (girmemiş veya görmemiş ) * içinden hiç ağ aç kesilmemiş . baltaba ş * Baş bodoslaması omurga hattı na dikey olarak çelik lâmadan yapı lmı ş (gemi). balsamlı * Balsam içeren.

sabotaj. * Yolları açma ve düzenlemede balta ile donatı lmı ş asker sı nı fı . bir sı kı ntı dan kurtulmak. . baltalamak * Balta ile kesmek. balyalanma * Balyalanmak iş i. balyalamak * Balya yapmak. * Atı cı lı kta hedef vazifesi gören plâkalar ı havaya fı rlatan yaylı alet. baltrap balya * Çember ve demir tellerle bağ lanmı ş ticaret e ş yası . balya makinesi * Değ iş ik tarı m ürünlerini ip ya da çember ile balyalama veya denkleme iş ini yapan alet. pot kı rmak. bir i ş i veya bir durumu bozarak zarara yol açan harekette bulunma. Balt ı k dilleri * Baltı k ülkelerinde konuş ulan Hint-Avrupa dil grubu. Balt ı k * Baltı k denizine kı yı sı olan ülkeler ve bu ülkelerin halkı . balyalanmak * Balyalamak iş i yap ı lmak. sabote etme. baltal ı k baltası kütükten çı kmak * bir engelden. balyalama * Balyalamak iş i. * Bir köyün odun ihtiyacı nı sa ğ laması na izin verilen koruluk veya orman bölgesi. sabote etmek. baltalama * Baltalamak iş i. balya yapmak * balyalamak. * Bilinçli ve kası tlı olarak. bilinçli ve kası tlı olarak bozacak veya yı kacak davran ı ş ta bulunmak. baltal ı * Baltası olan. baltalayı cı * Baltalama hareketini yapan kimse. baltalayı cı lı k * Baltalama iş ini yapan kimse.* Değ irmen taş ı nı n ortas ı nda bulunan haç biçimindeki alet. baltadan kurtulmak * kesilmemek. denk yapmak. baltay ı taş a vurmak * farkı nda olmayarak birine dokunacak sözler söylemek. * Sı k sı k kesimi yapı lan orman. * Bir iş i.

* Bu kamı ş tan yapı lmı ş olan. bamya * Ebegümecigillerden bir bitki (Hibiscus esculentus). kahverengi. bam teli * Bazı sazlarda kalı n ses veren tel veya kiriş . varyos. Hint kam ı ş ı . sı cak ülkelerde yeti ş en. mobilya. bambul * Kurtçuk evresinde ekinlerin kökünü. farklı . uzun menzilli tunçtan top. ergin evrede baş akları kemiren. baston gibi birçok eş yanı n yapı mı nda kullanı lan bir tür kam ı ş . balyozla dövmek. bam teline basmak (veya dokunmak) * en çok kı zacağ ı ş eyi yapmak veya sözü söylemek. balyozlamak * Balyozla vurmak. balyozlama * Balyozlamak iş i. * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde Frenk ve özellikle Venedik elçilerine verilen ad. ban ağ acı . k ı n kanatl ı böcek (Anisoplia austriaca). balyozlanmak * Balyoz ile dövülmek. bambaş ka * Büsbütün baş ka. * Taş lar ı kı rmak. apayr ı . bambaş kalı k * Bamba ş ka olma durumu. bambu * Buğ daygillerden.balyemez balyos balyoz * Eskiden kara ve deniz savaş lar ı nda kullanı lan. değ iş ik. * Sakalı n. * Bu bitkinin hem taze. balyoz gibi * çok ağ ı r. kazı k çakmak gibi i ş lerde kullanı lan. ban * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde Macaristan ve Hı rvatistan'da sancak beylerine ve küçük prenslere verilen unvan. balyozlanma * Balyozlanmak iş i veya durumu. alt dudağ ı n hemen alt ı ndaki bölümü. hem kurutularak yenilen ürünü. bambul otu * Sı cak ve ı lı man bölgelerde yeti ş en otsu veya çalı türü bir bitki (Heliotropium). hezaren (Bambusa vulgaris). boyu 25 m kadar olabilen. bamya tarlası * Mezarlı k. çok iri ve a ğ ı r çekiç. merdiven. orta çapta. ezici (kol veya yumruk).

* Amerika zencilerinin çaldı ğ ı gitar biçiminde. lokma. kendilerine kötülüğ ü dokunmayan kiş iye dokunmak istemezler. bana bak! * "beni dinle" anlamı nda teklifsiz bir seslenme ve gözdağ ı sözü. çiçekleri salk ı m durumunda. aldı rı ş etmemek. sorgun. bana da . bançolaş mak * Banço durumuna gelmek. banak banal * Ekmek parçası . bana m ı sı n dememek * hiçbir ş ey etkili olmamak. demesinler * bir iş in kesinlikle yapı laca ğ ı nı belirtmek için söylenir. * Herkesin kullandı ğ ı . ses cihazı ile bant üzerine kaydetmek. bandajlatma * Bandajlatmak iş i. Kuzey Afrika ve Avrupa'nı n sı cak bölgelerinde yetiş en zehirli ve otsu bir bitki (Hyoscyamus). sargı . * Banal olma durumu. madenî gövdesi olan beş veya daha çok teli olan bir müzik banallik banço aleti. bana * Ben zamirinin yönelme hâli ekli biçimi. ban yağ ı * Hint yağ ı . bandaj * Sargı ile sarma.* Asya'nı n tropik bölgelerinde ve Afrika'nı n kuzeyinde yetiş en. bandajlamak * Sargı ile sarmak. banda almak * bir sesi. yaprakları telek damarlı . bandajlama * Bandajlamak iş i. ban otu * Asya.. bançolaş ma * Bançolaş mak durumu. meyvesinden kokusuz bir ya ğ elde edilen ağ aç (Moringa oleifera). * Bağ . * Bayağ ı .. bana dokunmayan (veya beni sokmayan) yı lan bin yaş ası n * birçok kimseler. * Sepetçi söğ üdü. sı radan. bandajlatmak . herkesin anlad ı ğ ı .

niş asta ile kaynatı lmı ş üzüm suyuna veya baş ka bir tatlı ya batı rı lmas ı yla yap ı lan sucuk. bandrollü * Bandrolü bulunan. Sümerbank gibi belirtme grupları nda banka sözünün yerine kullanı lı r. bandocu * Bandoda görevi olan kimse. kumaş ş erit. badem ve benzerlerinin.* Sargı ile sardı rmak. h ı çr ı karak ağ lamak. bani * Kurucu. bang ı r bang ı r ağ lamak * yüksek sesle. bang ı rdama * Bangı rdamak iş i. band ı ra * Geminin hangi devlete ait olduğ unu gösteren bayrak. * Kurutulacak üzümün güneş e serilmeden önce içine batı rı ldı ğ ı potaslı suyun konuldu ğ u kap. * Devletçe verginin kesildiğ ini gösteren etiket. avazı çı kt ı ğ ı kadar bağ ı rmak. * Yapan. *İ pe dizilmiş ceviz. bandaj yaptı rmak. bangı r bangı r bağ ı rmak. bang ı r bang ı r * Yüksek sesle. bandrol * Paket veya ş iş elerin ağ ı zları na konulan ş erit veya etiket. bank . bang ı r bang ı r bağ ı rmak * yüksek sesle. band ı ralı * Bandı rası olan. * Yabancı devlet bayra ğ ı . mı zı kacı . Banglade ş li * Bangladeş halkı ndan olan kimse. mı zı ka. band ı rmak * Banmak. bando * Türlü üfleme ve vurgulu çalgı lardan olu ş an ve daha çok geçit törenlerinde kullan ı lan m ı zı kacı lar toplulu ğ u veya tak ı mı . gürültüyle. band ı rma * Bandı rmak i ş i. bandoculuk * Bandocu olma iş i veya durumu. * Bayrak direğ inin tepesine süs olarak konulan uzun. * Etibank. * Çabuk kuruması ve renginin parlak sarı olması için üzüm salk ı mları nı veya inciri küllü veya potaslı ı lı k suya dald ı rı p çı karmak. kuran. bang ı rdamak * Öfkelenerek yüksek sesle bağ ı rı p çağ ı rmak.

* Çok zengin (kimse). de ğ erli belge.bank banka * Çoğ unlukla bahçelerde. * Bankacı nı n mesle ğ i. * Para. banka cüzdanı * Banka hesabı olanları n sahip oldukları küçük defter.iskonto. bankaya yatı rmak * bankadaki hesabı na para koymak. banka cüzdanı . banket *Ş ehirler aras ı yollar ı n iki tarafı nda yayaları n yürümesine ve ta ş ı tlar ı n trafiğ i aksatmadan durabilmesine yarayan çak ı l veya toprak yol. kredi. kambiyo iş lemleri yapan. bankerlik bankerzede * Banker ile olan iş iliş kilerinde zarara uğ rayan kimse. parklarda oturulacak s ı ra. banka gibi * çok zengin (kimse). bankadan çekmek (veya almak) * bankadaki hesabı ndan para almak. banka kart ı * Banka iş lemleri için otomatik makinede kullanı lan özel ş ifreli kart. * Bankacı . . bankacı lı k * Banka iş lemleri yapma i ş i. kasaları nda para. * Bankerin yaptı ğ ı iş . * Faizle para alı p veren. e ş ya saklayan ve daha ba ş ka ekonomik etkinliklerde bulunan kurulu ş . *İ ş yerlerinde üzerine e ş ya koymaya elveriş li. i ş takibi için gelenle görevli arası na konulmu ş tezgâh. bankacı * Bankacı lı k iş lemleri ile uğ raş an veya bankada görevli kimse. banka cüzdan ı . * Bankacı lı k iş leminin yapı ldı ğ ı yer. bankiz * Buzla. banka defteri * Bkz. * Banker olma durumu. bankamatik * Bankaları n para iş lemlerini günün her saatinde otomatik olarak yapan makine. biriktirmek. banknot banko * Devlet bankası taraf ı ndan piyasaya çı karı lan kâ ğ ı t para. banker * Banka sahibi. altı n gibi taş ı nı r değ erlerin ticaretiyle uğ raş an kimse.

banko geçme * Banko geçmek durumu. bant zı mpara * Çekmeye dayanı klı . bantlama * Bantlamak iş i. bant çözmek * manyetik bir bant üzerine alı nmı ş sesleri yazı ya aktarmak. genellikle zı mparalama makinelerinde kullanı lan aş ı ndı rma gereci. dolay. bant doldurmak * bir bandı ses kaydederek kullanmak. loto gibi oyunlarda. banliyö treni *Ş ehirle banliyö aras ı nda iş leyen tren. bantlay ı cı * Bant yapan kimse.ş erit. * Ses alma cihazları nda seslerin kaydı için kullanı lan manyetik oksitli plâstik veya selüloz ş erit. * Talih oyunları nda ortada toplanan paran ı n hepsine oynandı ğ ı nı anlatı r. * Bağ ı rmak. biber gibi toz durumundaki maddelerin içine bat ı rı p çı karmak. banko geçmek * Yarı ş larda veya toto. çevre. garanti olarak çı kacağ ı tahmin edilen sayı . banma banmak bant * Düz. banko say ı * Sayı sal loto oyununda. * Banmak iş i. * Yara üzerine yapı ş tı rı lan özel olarak hazı rlanmı ş ilâçlı küçük ş erit.* Talih oyunları nda. * Bantlama makinesi. yassı ba ğ . uzun kâğ ı t veya bezden üretilmiş . de ş ifre etmek. ş ehir merkezinden uzakta veya sı nı rları na yak ı n yerlerde bulunan ş ehir yöresi. * Su altı tepeliğ i. bant yapı ş tı rmak. banlamak * Horoz ötmek. banlama * Banlamak iş i. bir atı n veya sayı nı n kesin olarak tutturulaca ğ ı nı tahmin edip iş aretlemek. * Talih oyunları nda oyunu yöneten kimse. oyunu yönetenin ortaya koyduğ u para. * Katı bir ş eyi sulu veya tuz. banliyö * Genellikle oturma alanı niteliğ inde olan. . ensiz. banko at * Yarı ş larda dereceye gireceğ i kesin olarak tahmin edilen at. bantlamak * Bantla iki ş eyi birbirine tutturmak.

banyo tak ı mı * Banyo odaları nda ı slak zemine serilen altı plâstik. sı cak ülkelerde yetiş en. banyo almak * banyo yapmak. banyolu *İ çinde banyo bölümü olan. ba ş lı k. fiziksel veya kimyasal bir etki altı nda bir süre bulundurma i ş lemi. * Banyodan henüz çı kmı ş bir kimsenin durumu. banyo kabini * Duş kabini. * Duyarlı yüzeylerin iş lenmesinde belirli bir iş lemin gerektirdiğ i maddeyi erimiş olarak içinde bulunduran sı vı . banyo havlusu * Banyo sonrası kullanı lan ve özel olarak yapı lan havlu. banyo * Yapı larda. * Vücudun bir bölümünü veya bütününü. * (kitaplarda) Bölüm. * Tedavi amacı ile haz ı rlanan ilâçl ı su. bar . * Konu. husus. * Arap gramerinde mastar çeş itlerinden her biri. hamam. çok yüksek olmamakla birlikte. banyo küveti * Genellikle içine su doldurulup yı kanmaya elveriş li tekne. üstü havlu benzeri dokuma olan paspas. banyo sabunu * Banyo yaparken vücudu yı kamak için kullan ı lan sabun. içinde yı kanı lan bölüm. gövdesinin çevresi 20 m yi aş abilen bir a ğ aç (Adansonia digitata).banttan vermek * genellikle radyo ve televizyonda banttan yararlanarak daha önceden alı nmı ş bir sesi veya görüntüyü yay ı nlamak. banyo bataryası * Sı cak ve soğ uk su ile du ş bağ lantı sı nı n bir arada bulunduğ u musluk takı mı . banyo kazanı * Banyoyu ve suyu ı sı tmak için yap ı lan özel kazan veya ı sı tma aleti. bap * Kapı . banyo dolab ı * Banyo için gereken bütün malzemenin içinde bulundurulduğ u dolap. * Banyo küvetinde yı kanma. baobap * Ebegümecigillerden. banyo yapmak * yı kanmak. banyosuz * Banyosu olmayan.

bar havas ı * Bar oyunları nda tek veya toplu olarak söylenen ezgi. büğ et. * Tahta. kebe. * Halterde kaldı rı lması gereken alet. paslanmak. çinko gibi hafif ş eylerden yapı lmı ş . * Futbol veya hentbolda serbest atı ş ı yapacak oyuncunun önünde karş ı tak ı m oyuncuları nı n yanyana dizilip olu ş turduklar ı duvar. ağ ı r ritmli bir halk oyunu. * Bir cins tüylü av köpeğ i. * Ayaküstü içki içilen meyhane. baraka barakac ı k * Küçük baraka. gücünden yararlanmak amacı yla akarsu üzerinde yap ı lan bent. içkili eğ lence yeri. * Apaçı k görünmek. bar * Danslı . * Cam kaplarda oluş an pas. baraj * Suyu toplamak. barak * Tüylü. * Bir salonda içki içmek için hazı rlanmı ş köş e. atı ş noktası ndan kaleye doğ ru ve olu ş turulan baraja kadar belirlenen nizamî ara aç ı klı ğ ı . baraj yapmak (veya kurmak) * (futbol veya hentbolda kaleye yapı lan vuruş lar ı önlemek için) oyuncular kale önünü kapatacak biçimde sı ralanmak. * Herhangi bir alanda baş ar ı yı tespit etmek için gerekli olan ş art. * Hava bası nc ı birimi. baraj ate ş i * Yoğ un yaylı m ateş i. bar tutmak * bar oynamak için hazı rlanmak ve oyuna ba ş lamak. baraj mesafesi * Serbest atı ş sı rası nda. bar ateş i * Yoğ un yaylı m ateş i. . barajı aş mak * herhangi bir sebeple konulmuş olan ş art ı yerine getirip baş ar ı sa ğ lamak.* Anadolu'nun doğ u ve kuzey bölgesinde. bar bar bar bar bağ lamak * kir bağ lamak. temelsiz eğ reti yapı . ortada olmak. kı llı çuha. duvar yapmak. en çok Artvin ve Erzurum yörelerinde el ele tutuş ularak oynanan. bar bar * Bağ ı rmak fiili ile kullanı larak ba ğ ı rı ş ı n öfkeli ve yüksek sesle oldu ğ unu anlatı r.

ilkel. ucu k ı vrı k. barbarl ı k * Barbar olma durumu. * Kaba saba. kemikli bir bal ı k (Mullus barbahı s). barbekü barbunya * Barbunyagillerden. beyaz etli. * Bilim doktorları nı n ve kardinallerin giydikleri dört kö ş e külâh veya baş lı k. barbarla ş mak * Barbar gibi davranmak. kı rmı zı benekli. oval veya yassı . bir tür fasulye. * Kale duvarları nda dü ş mana ok atmak için açı lmı ş delik. barbarla ş ma * Barbarlaş mak i ş i. kı rmı zı pullu. . * Kaptanı n. * Taneleri yuvarlak. barbunya ve tekir türleri iyi bilinen bir familya. *İ htiyar Rum meyhanecilerine seslenmek için kullanı lı r. uzunca ba ş lı k. armatöre veya sigorta ortaklı ğ ı na bilerek verdikleri zarar. * Kaba ve k ı rı cı bir davran ı ş la. kale korkuluğ u. barbarizm * Bir sözün fonetik veya morfolojik yapı sı nda yapı lan büyük yanlı ş lı k. * Osmanlı sarayı nda genel olarak bostanc ı lar ı n. tayfaları n. * Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin oluş turdu ğ u girintili çı kı ntı lı dı ş duvarları n üst bölümü.baran barata * Yağ mur. gemi sahibine. * Uygarlaş mamı ş kavim. baratarya barba barbakan barbar * Uygarlaş mamı ş . barba ş ı barbata * Bar oyunları nda sı ran ı n sağ ba ş ı nda yer alan ve oyunun düzenini sa ğ layan kimse. baltac ı ve kap ı cı lar ı n giydikleri. barbut * Zarla oynanan bir çeş it kumar. barbarca * Barbara yakı ş an bir biçimde. topluluk. barbunyagiller * Dikenli yüzgeçliler alt takı mı na giren. vücutları iri pullarla kaplı . barc ı * Özellikle balkonlarda ı zgara et piş irmekte kullanı lan ve duvar içerisine gömülmüş ocak. * Kaba ve kı rı cı . kı rmı zı çuhadan yapı lmı ş .

bardakç ı * Bardak veya çömlek yapan veya satan kimse. * Yemek öncesi yenilen bardak altı büyüklüğ ünde bir tür lâhmacun. genellikle örgü. bardo barem * Ayg ı r ile di ş i eş ek çiftleş mesinden üretilen her yaş taki hayvan. kâğ ı t veya plâstik örtü. bardakalt ı * Bardağ ı n konulduğ u yeri kirletmemesi için kullanı lan. * Fı çı cı keseri. * Bir tür küçük ve tatlı yaş incir. * Devlet memurları nı n maaş lar ı nı n derece ve tutarlar ı nı düzenleyen sistem ve çizelge. * Barcı nı n iş i veya mesle ğ i. bardak * Su ve benzeri ş eyleri içmek için kullanı lan. barc ı lı k * Barcı olma durumu. barda * Dam ustaları nı n kullandı ğ ı . barça * Orta Çağ da kullanı lan kürekli ve yelkenli taş ı ma gemisi. . bardan bardan * Yük taş ı mak için kullan ı lan çanta veya çuval.* Bar iş leten kimse. barda ğ ı taş ı ran damla * sabı r tüketen a ş ı rı davranı ş veya durum. * Kalyon türünden küçük savaş gemisi. baş ı nı n bir ucu çember parçası biçiminde eğ ri. genellikle camdan yapı lan kap. bardacı k bardacı k eriğ i * Bardak eriğ i. * Çok beyaz. bardaktan boş anı rcas ı na yağ mak * (yağ mur) çok ş iddetli yağ mak. * (bazı bölgelerde) Toprak testi. öbür ucu keskin çekiç. bardan bardan * Beyaz beyaz. barçak * Kı lı ç kabzası nı n siperi. * Bir bardağ ı n alacağ ı miktar. barda ğ ı taş ı rmak * sabrı nı tüketmek. bardak eri ğ i *İ ri ve tatl ı bir tür erik.

* Barı nı lacak yer. bar ı ş * Barı ş mak iş i. metal veya plâstikten yapı lmı ş ş apka. iki ayak üzerine tutturulmuş çubuklu jimnastik arac ı .baret baret *İ ş çilerin baş ları na giydikleri. bar ı ş görüş olmak * her türlü dargı nlı ğ ı unutarak bar ı ş mak. * Yerleş mek. * Barı ş ı amaçlayan. bar ı ş çı * Barı ş ı seven. * Bkz. göç. yüksek divan. * Çevresiyle uyumlu. yaş amak için uygun ş artlar bularak oturmak. barfiks bargâh bargam barhana * Levreğ e benzer bir balı k. * Savaş ı n bittiğ inin bir antlaş mayla belirtilmesinden sonraki durum. dirlik içinde yaş amak. papaz takkesi. * Küçük takke. bar ı ndı rmak * Barı nmas ı nı sa ğ lamak. * Göç eş yası . * Bir tür süs iğ nesi. *İ çine izinle girilen yer. * (soyut kavramlar için) Bir yerde etkili olmak. barı ş sever. otağ . * Uyum. bar ı ş çı l bar ı ş çı lı k * Barı ş çı olma durumu. çit. bar ı ş yapmak * barı ş antla ş mas ı nı imzalamak. bar ı bar ı nak bar ı ndı rma * Barı ndı rmak iş i. sulhperver. sulh. ev eş yası . geliş ecek ortamı bulmak. bar ı nma * Barı nmak i ş i. sulhçu. * Kafile. küçük kervan. * Çeş itli beden hareketleri yapmaya elveriş li yükseklikte. kavga etmeme eğ ilimi. * Böyle bir antlaş madan sonra insanl ı k tarihindeki süreç. sulhsever. . melce. barı ş ı öngören. barı ş çı . * Bahçe duvarı . bar ı nmak * Doğ a etkilerinden korunmak için kapalı bir yere sı ğ ı nmak. karş ı lı klı anlay ı ş ve ho ş görü ile oluş turulan ortam.

* Bir yolu veya geçidi kapamak için her türlü araçtan yararlanı larak yap ı lan engel. bar ı ş çı l. araları ndaki darg ı nlı ğ ı kaldı rmak. ara bulmak. hiç değ ilse. ağ ı r küre. * Sevmek. öyle ise. bar ı ş ı k olmak * sevecen ve hoş görülü davranmak. sevecen. barikat yapmak * çeş itli araçlarla bir engel olu ş turmak. sulhçu. barikat barikat kurmak * engel oluş turmak. bar ı ş severlik * Barı ş sever olma durumu. uzlaş mak. . bar ı ş tı rmak * Barı ş maları nı sağ lamak.bar ı ş ı k * Baş kas ı ile barı ş durumunda bulunan. barikatlamak * Barikat ile çevirmek. baritli *İ çinde barit bulunduran. barikat yapmak. barisfer barit baritin * Doğ al baryum sülfat (BaSO4). barikatlama * Barikatlamak iş i. uzlaş ma. bar ı ş sever * Barı ş çı . * Baryum oksit (BaO) veya baryum hidroksit Ba(OH)2. bar ı ş tı rma * Barı ş tı rmak i ş i. bari * Hiç olmazsa. dargı n veya dü ş man olmayan. bar ı ş ı klı k * Barı ş ı k olma durumu. o hâlde. * Bkz. * Keş ke. baritli yı kama * Kalı nbağ ı rsa ğ ı n ve rektumun radyolojik i ş lemde baryum sülfatla doldurulması ve yı kanması . sulhsever. anlaş ma. bar ı ş ma * Barı ş mak durumu. bar ı ş mak *İ ki taraf. sulhperver. anla ş mak. zevk almak. ho ş görülü.

* Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenli ğ ini sağ lamak için kullanı lan açı lı r kapanı r engel. barlam. mimarlı k üslûbu. barmenlik * Bar tezgâhtarlı ğ ı . baro * Bir ş ehir veya bir bölge avukatları nı n bağ lı olduklar ı meslek kuruluş u.bariton * Tenor ve bas arası ndaki erkek sesi. * Açı k. barklanma * Barklanmak iş i veya durumu. barok * M. barizle ş mek * Bariz duruma gelmek. * Çizgi im. içlerinden geldiğ i gibi söyledikleri ş arkı . * Bkz. * Basso ile alto arası nda ses veren. * Herhangi bir yolu kapamak için yapı lan engel. * Ritmi üç zamanlı müzik eseri. * Engelli at yarı ş lar ı nda üzerinden atlanması gereken yapay engel. pistonlu bir tür a ğ ı z çalgı sı . evlenmek. barograf * Bir hava taş ı tı nı n uçarken izlediğ i yolun yüksekliklerini çizgi hâlinde göstermeye veya iş aretlemeye yarayan alet. barklanmak * Ev sahibi olmak. baro baş kanı * Baro genel kurulunca en az on beş yı ll ı k kı demi olan avukatlar aras ı ndan seçilen ve baroyu temsil eden baro üyesi. . bark barka barkarol * Venedik gondolcülerinin söz ve müziğ i önceden yazı lmadan. engel. * Kara yolları nı n kenarları na yapı lan korkuluk. belirgin. barkot barlam barmen * Bar tezgâhtarı .S 1600 ile 1750 yı lları arası ndaki klâsik sanatı izleyen resim. bariyer bariz barizle ş me * Barizleş mek iş i. * Büyük sandal. ev bark. yükseklikölçer. göze çarpan. * Bkz.

sinirli ve kinle dolu kimse. yüzyı llar arası ndaki müzik reformunu olu ş turan müzik. barut gibi * öfkeli. * pek ekş i veya acı . nane ve yaban keki ğ inin ortak adı . * Baron olma durumu veya baronun görevi. huysuz. abartmalı . barparalel * Düş ey direkler üzerine paralel olarak tutturulmuş iki tahta çubuktan oluş mu ş jimnastik aracı .* Batı edebiyatlar ı nda dengeden çok harekete. biçimlerin serbestçe yarat ı lmas ı ndan duyulan coş kuya önem veren. etkileyici. barut fı çı sı gibi * çok kı zgı n. aksi (kimse). barokçuluk * Barok sanat ve edebiyat görüş ve ilkelerini benimseyen ak ı m. baron baronluk * Batı ülkelerinde vikont ile ş övalye aras ı nda soyluluk unvanı . patlayı cı . barut fı çı sı * Barut koymaya. çeliş kiden çekinmeyen edebiyat akı mı . barut esmeri * Koyu esmer renkte olan (kimse). barsam barsama barudî barut * Ateş li silâhla bir merminin atı lması na veya herhangi bir aracı n fı rlatı lması na yarayan. sert. * Güzel kokulu yaprakları yemeklere konulan. * her an olay çı kacak yer veya kavgaya yol açacak durum. barometre * Bası nçölçer. barsak * Bağ ı rsak. fı çı . düş ünceden çok duyuma. doldurmaya ve muhafaza etmeye yarayan kutu. baroskop * Havanı n içinde bulundu ğ u cisimlerin ağ ı rl ı ğ ı üzerine yaptı ğ ı hafifletici etkiyi gösteren ve havası boş altı labilen bir fanus içinde terazisi bulunan fizik cihazı . barut hakk ı * Mermiyi istenilen uzaklı ğ a atabilmek için gerekli barut gazı bası ncı nı sa ğ lamaya yetecek miktarda barut. barokçu * Barokçuluk yanlı sı olan kimse. * Yüzgeçleri dikenli ve zehirli bir çeş it çarpan balı ğ ı (Trachinus vipera). kat ı madde. barok müzik * Çalgı lar arası nda veya çalgı larla sesler aras ı nda karş ı tl ı klar kuran XVl-XVlll. * Gösterge. * Koyu gri renkte olan. .

yürü.78 olan. barutçuluk * Barut yapma veya alı p satma i ş i. * Merdiveni olan. bas tutmak * ince sesli çalgı lara tek perdeden e ş lik etmek. barut kokusu gelmek * savaş tehlikesi sezilmek. do ğ ada en çok baryum sülfat ve baryum karbonat olarak bulunan. gümüş renginde. yoğ unluğ u 3. * Atom sayı sı 56. havada çabuk oksitlenen. basamak * Merdiven. . baryum karbonat * Karbondioksidin. barut rengi * Koyu giri. basak basaklı basaksı z * Merdiveni olmayan. Kı saltmas ı Ba. bas * En kalı n erkek sesi. bas (veya bas git) * çekil. barutluk baryum * Barut saklanan kap veya yer. barutçu * Barut yapan kimse. * En kalı n sesli orkestra çalgı sı . barit üzerine etkisiyle elde edilen beyaz bir katı .barut kesilmek (veya olmak) * çok öfkelenmek. defol!. git. barutla oynamak * tehlikeli iş lerle uğ ra ş mak. bas bas * Bağ ı rmak fiili ile kullanı larak ba ğ ı rı ş ı n yüksek sesle olduğ unu anlatı r. baruthane * Barut yapı lan veya saklanan yer. bas bariton * Bası n çı kamadı ğ ı ince tonlara çı kabilen. buna rağ men bası n indi ğ i kalı n ve tok tonlara inemeyen sesi olan sanatçı . katı ve basit bir element. baryum sülfat * Baritin. * Sesi böyle olan sanatçı .

basar basarî basarna basbayağ ı * Alı ş ı landan. * Bir cismin bir yanı nı kaldı raçla yükseltme iş i. hane. bası cı * Kitap. * Derece derece. * Çok yüksek olmayan. yass ı laş mı ş . dergi gibi ş eyleri basan kimse. basamak basamak olan. * Bir amaca ulaş mak için yararlan ı lan kiş i. bası klaş tı rma * Bası klaş tı rmak i ş i. alçak. resim çı karmak iş i. basar * Göz. taş kalı p kullanarak makine yardı mı ile kâğ ı da ve bez gibi ş eylere yazı . * Derece. * Bası lmı ş . bası klı k * Bası k olma durumu. * (cebirde) Bir tam denklemde bulunan bilinmeyenin en yüksek kuvveti. tâbi. * Merdivenin ayakla bası lan yüzeyi. basen * Omurganı n bel ile kalça arası ndaki bölümü. * Kı tasal uzantı dan okyanus ortası sı rtları na kadar devam eden ve 4000-5000 m derinliğ i olan deniz dibi. her rakamı nı n bulunduğ u sı ra. basamakl ı * Basamağ ı olan. bası * Resim kliş esi. * Dalyanı n kapak yeri. * (aritmetikte) On kuralı na göre yazı lmı ş bir sayı nı n. basamak yapmak * bir durumu daha yükseğ ine eriş mek için araç olarak kullanmak. bası cı lı k bası k * Bası cı olma durumu veya bası cı nı n iş i. *İ leriyi görme. birbirinden belirli aralı klarla yükselen düz yüzeylerden her biri. kerte. * Görme ile ilgili.* Bir yere çı karken veya bir yerden inerken bası lan ve art arda gelen. durum veya yer. basamak basamak * Yavaş yavaş (yükselme veya inme). * Kı sı k. bilinenden hiçbir değ iş ikliğ i olmayan. tabı . dökme harf. * Bir elipsin büyük ve küçük eksenleri arası ndaki farkı n büyük eksene oranı . algı lama yetisi. bası klaş tı rmak * Bası k durumuna getirmek. . aş ama.

. * Bası sanatı . matbu. bası n kart ı * Mesleğ i bas ı n iş leri olan kimselerin taş ı dı ğ ı kimlik belgesi. matbaacı lı k. kitap basma iş i. matbaac ı . tipografya. * Bası m evinde bası lmı ş . provalarda "bası nı z. bası mcı lı k * Bası m evi iş letme iş i. bası lı ş bası lma bası m evi * Bası iş i yapı lan yer. bası n özgürlüğ ü * Görüş ve düş ünceleri bası n ve yayı n yoluyla aç ı klayabilme ve yayabilme hakk ı .bası la * Bası mcı lı kta. bir konu veya çe ş itli konular üzerinde aç ı klamada bulunmak için gazetecilerle yapt ı ğ ı toplant ı . bası n yasa ğ ı * Bası n yayı n organları nı n bir konu hakkı nda yay ı n yapması nı kı sı tlay ı p engelleme. bası lsı n" anlamlar ı nda kullanı lan terim. dergi gibi belirli zamanlarda çı kan yayı nları n bütünü. * Bası lmak iş i. bası mcı * Bası m evi iş leten kimse. tabı . bası n dünyas ı * Görsel ve yazı lı bası n organlar ı ile burada görevlilerin tümü. matbaa. bası la vermek * prova hâlindeki bir kitabı n veya herhangi bir yazı nı n bası ma uygun olduğ unu bildirmek. * Bası iş i. bası n ata ş esi * Resmî veya özel kurum ve kuruluş larda. yabancı temsilciliklerde bası n ile ilgili konular ı düzenleyen yetkili ve sorumlu kimse. tabaat. bası lmak bası m * Basmak iş ine konu olmak veya basmak iş i yapı lmak. bası n bildirisi * Bası n yayı n organları na bilgi vermek amacı yla yetkili kurum veya kiş iler tarafı ndan hazı rlanmı ş yazı lı aç ı klama. bası lma dayanı mı * Dokusunu basarak ezmeye çalı ş an d ı ş etkilere a ğ acı n gösterdiğ i direnç. bası n * Gazete. * Bası lmak iş i veya durumu. matbuat. bası lı * Bası larak yerleş tirilmiş . bası n toplantı sı * Yetkili veya ilgili bir kimsenin.

kâbus çökmek. bası rganmak * Üzerine ağ ı rl ı k basmak. * Kâbus çökmek. çekip gitmek. basiretli * Gerçeğ i görebilen. bası p geçmek * önde gideni geçmek. * Akı ş kanları n bası nc ı nı ölçen araç. aklı na koyduğ uş eyi yapmak üzere bulunduğ u yerden uzaklaş mak. sezi ş . tazyik. bası rgama * Bası rgamak iş i. bası ölçer * Buharı n veya herhangi bir gaz ı n bulundu ğ u kabı n yüzeyine yaptı ğ ı bası ncı belirleyen alet. bası rgamak * Ağ ı rl ı k çökmek veya basmak. barometre. * önem vermeyerek uğ ramamak. anlayı ş . sa ğ görü. dikkat. bası nçlama * Bası nçlamak iş i. uzağ ı görebilen. basireti ba ğ lanmak * iyi düş ünemez. bası ş * Basmak iş i. uyanı klı k. sağ görülü. bası nçölçer * Hava bası nc ı nı ölçerek yer yükseltilerini ve hava de ğ iş imlerini tespit etmek için kullanı lan alet. uzağ ı görüş . basil basiret * Bakterilerin çomak biçiminde ince uzun olan türü.bası nç * Bir yüzey üzerine etkide bulunan gücün yüz ölçümü birimine dü ş en miktar ı . tazyikli su. bası nçl ı * Bası nç yüklenmiş olan. kavrayı ş . bası rganma * Bası rganmak durumu. gerçe ğ i göremez bir duruma düş mek. bası nçölçüm * Hava bası nc ı ölçümlerini inceleyen birim. insan organizmas ı için yeterli bası nç düzeyini sağ lamak veya ayarlamak. * Doğ ru görüş . basiretsiz . bası nçl ı su * Bası nç yüklenerek fı ş kı rtı lma düzeyine getirilmiş su. bası p gitmek * birdenbire gitmek. bası nçlamak * Hava taş ı t araçları nda. basireti olan.

basit * Yapı lmas ı veya anlaş ı lması kolay olan. basit cümle * Tek yargı bildiren cümle. kar ı ş ı k olmayan. basit kesir * Payı paydası ndan küçük olan kesir. kök durumundaki kelime. sağ görüden yoksun olma. sade bir biçime döndürmek. basite indirgemek * basitleş tirmek. basit renk * Biçmeden geçen beyaz ı ş ı ğ ı n ayrı ldı ğ ı renklerden her biri. basitle ş mek * Basit duruma gelmek. basitle ş me * Basitleş mek iş i. * Kolay. basit kelime * Anlamlı olarak daha küçük parçaya bölünemeyen. * Her zaman rastlanan. özelliğ i olmayan. basket yapmak * basketbolda sayı kazanmak. basitçe * Basit olarak. yalı n kelime. * Bilgi ve görgüsü sı nı rl ı olan. olağ an. görgüsüz.basite irca etmek. * Süssüz. gösteriş siz. kolay tarafı ndan. basit cisim * Maddesi tek elementten oluş mu ş cisim. . basitle ş tirmek * Gereksiz ayrı ntı lardan arı tarak sade duruma getirmek. ileriyi ve uzağ ı görememe. bayağ ı . basitle ş tirme * Basitleş tirmek iş i. basiretsizlik * Gerçekleri. basketbol * Basit olma durumu. ileri ve uzak görüş lü olmayan. bayağ ı . basitlik Baskça basket * Basketbolda kazanı lan sayı . basit faiz * Faizleri üzerine eklenmemiş ana paraya belli bir dönem sonunda verilen faiz. *İ spanya'nı n Bask bölgesinde kullanı lan dil. sa ğ görüsüz.* Gerçekleri görebilmekten uzak.

* Beş er kiş ilik iki takı m arası nda topu 3 m yükseklikteki kar ş ı lı klı duran ağ geçirilmiş iki sepetten birine sokup sayı kazanmak esası na dayanan bir oyun. * Giysinin içine kı vrı lı p dikilen kenarı . * Bir eserin bası lı ş biçimi veya durumu. bask ı altı nda tutmak * özgürlüğ ünü engellemek. basketbolcu * Basketbol oyuncusu. bask ı cı *İ ş lenecek kumaş lar üzerine kalı plara resim basan kimse. kı sı tlamak. * Belirli ruhî etkinlik ve süreçleri. bask ı cı lı k * Baskı cı nı n iş i. kazı ma resim. bask ı lı * Baskı sı olan. basketçi bask ı * Basketbol oyuncusu. gerçekleş tirilmesinde veya tamamlanmas ı nda baskı oluş turan güç. bask ı kalı bı * Kitap kapları na süslemeler basmak için kullanı lan kalı p. beklenmedik sald ı rı . tazyik. bask ı da kalmak * yağ mur yağ dı ktan sonra toprağ ı n üst kı sm ı sertleş erek tohumlar fidelenip toprak üstüne çı kmak. kiş inin isteğ i dı ş ı nda bilinçaltı na itmesi veya bu itilenlerin bilince çı kması nı önleme durumu. * Hak ve özgürlükleri kı sı tlayarak zor alt ı nda bulundurma durumu. bask ı yapmak * bir kimseyi bir iş i yapmaya zorlamak. bask ı lı k bask ı n * Bir masadaki kâğ ı tlar ı n uçmaması için üzerlerine konulan özel biçimdeki ağ ı rl ı k. * Kı sa süreli. bask ı grubu * Bir iş in yapı lmas ı nda. * Matbaacı lı kta bask ı iş lerini yapan kimse. zorluk bakı mı ndan) Üstün. bask ı n basan ı ndı r . pres. * Bir maddeyi sı kı p ezen alet. * Suç iş lediğ i veya suçluları n bulundu ğ u sanı lan bir yere ansı zı n girme. basketbolculuk * Basketbol oynama veya oynatmak iş i. bask ı resim * Gravür tekniğ i ile yapı lan resim. * (sertlik. * Kı sı tlayı cı . * Bası sayı sı . basketbolcu. * Karş ı takı m oyuncusunun hareketini ve sonuç alması nı engellemek amacı yla uygulanan yakı n savunma durumu. * Bir eserin bası larak tekrarlanan her bir kezi. zor kullanmak.

*İ skambil kâğ ı dı ile oynanan bir oyun. bask ı n yapmak * suç iş lendiğ i veya suçluları n bulunduğ u sanı lan bir yere ansı zı n girmek. ortası ndan veya uçlar ı ndan birine az çok yakı n değ iş mez bir noktaya dayanan kaldı raç. * Matbaacı lı k. bask ı n vermek * anî ve habersiz girmek. kitap gibi bası ile hazı rlanm ı ş yaz ı lı ş eyler. bask ı n çı kmak (veya gelmek) * (karş ı la ş tı rma konusu olan kimseyi) geçmek. bask ı sı z * Hak ve özgürlükleri kı sı tlanmamı ş . basmahane * Basma yapı lan iş yeri. matbu. * Bası lmı ş . basma kalı bı * Kitap. * Pamuklu. basma * Basmak iş i. tezek. üzerine kalı pla desen basan kimse. dergi. * Terbiyesiz. *İ ki kolu s ı ra ile kalkı p inebilen. bask ı na u ğ ramak * düş manı n beklenmedik bir sald ı rı sı yla karş ı laş mak. . tülbent vb. bohçac ı . * Gübre. * bir yerde suç üstü yakalanmak.* düş manı gafil avlayı p sald ı ran taraf sava ş ı kazanı r. * Üzerinde bası ile yapı lmı ş renkli biçimler bulunan pamuklu kumaş . * düş mana ansı zı n sald ı rmak. basmac ı lı k * Basma alı m satı mı . * ansı zı n konuk gelmek. üzerine kalı pla desen basma i ş i. basklârnet * Kalı n sesli klârnet. bask ı ncı * Baskı n yapan kimse. * Gazete. baskül * Çoğ unlukla bir kütleyi çok daha küçük bir kütle yardı mı yla tartmaya yarayan alet. matbua. saldı rı da bulunmak. * Pamuklu. * beklenmedik bir zamanda konuklar gelmek. basmac ı * Basma yapan veya satan kimse. üstünlüğ ünü göstermek. bask ı sı z büyümek * serbest bir eğ itimle yetiş mek. tülbent vb. kumaş gibi ş eylerin baskı sı için hazı rlanan kalı p. * Disiplinsiz. * Bohça ile köylerde eş ya satan kad ı n. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan. ahlâksı z.

harc ı âlem. üzüntü ve ağ ı rl ı k duymak. curuf gibi maddeleri ezmeye ve sı kı ş tı rmaya yarayan alet. * Bası nç yaparak sı vı ve gazları itmek. * Bazı isimlerle birlikte sertlik. kum. * (küçük çocuklar için) Ayakta durabilmek. basmalı * Basma özelliğ i olan. * Ağ ı rl ı k. bürümek. değ iş iklik göstermeyen. * Bir ş eyi. * En kalı n sesli orkestra çalgı sı . * Yol yapı mı nda çakı l. basmakal ı pla ş mak * Basmakalı p durumuna gelmek. * Bir kimse bir yaş a girmek. kliş e. * Kapı yı arkadan bast ı rmak için kullanı lan ağ aç dayak. * Bir ş ey üzerinde kalı p. * Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak. yük. baskı . * Bastı rma. bast ı ğ ı yerde ot bitmez * gittiğ i yere uğ ursuzluk götürür. gittiğ i yerin bereketini kurutur. basso * En kalı n erkek sesi. bast ı ğ ı yeri bilmemek * çok sevinmek. * Bası iş i yapmak. kaplamak. * Çevreyi kaplamak.basmak * Vücudun ağ ı rlı ğ ı nı verecek biçimde ayak tabanı nı bir yere veya bir ş eyin üzerine koymak. bast ı bacak * Bacakları kı sa veya çarp ı k (kimse). bast ı k bast ı rak bast ı rı k * Pestil. durumunu kontrol edememek. * Bir ş eyin etkisinde kalı p eziklik. bastarda bast ı * Kı yma ile piş irilmiş sebze. üzerine kuvvet vererek itmek. * Bkz. * Örtmek. aş ı rı lı k anlamları nda yardı mcı fiil olarak kullanı lı r. tabetmek. bastana salatası * Domates. mühür gibi bir araçla iz yapmak. * Baskı n yapmak. çökmek. baş tarda. taze soğ an. *ş aş kı nlı ktan nerede oldu ğ unu seçememek. . nane ve limon suyu kullan ı larak yapı lan bir salata türü. basmalı k * Üzerine bası lacak ş ey. ye ş ilbiber. * Sı kı ş tı rarak yerle ş tirmek. maydanoz. bilineni tekrarlayan. basmakal ı p * Özgünlüğ ü olmayan. * (çocuk için) Yaramaz.

basur memesi * Anüste geniş leyip meme gibi uzamı ş damar yı ğ ı nı . * Ansı zı n birinin yanı na gitmek. * Gidermek. bast ı rı lmak * Bastı rmak i ş ine konu olmak. * Ruh dünyası nda oluş an tepkimelerin bilinç dı ş ı na yans ı mas ı . baston gibi (veya baston yutmu ş gibi) * dimdik duran veya yürüyen (kimse). * Baskı yapmak. * Bastı . nemli ormanlarda biten. sarı çiçek açan küçük bir bitki (Ranunculus ficaria). bast ı rmak * Basmak iş ini yapt ı rmak. bastonlu * Bastonu olan. * Kümes hayvanları nı kuluçkaya yatı rmak. basur * Kalı n bağ ı rsağ ı n alt bölümünde ve anüste toplardamarları n geniş lemesiyle olu ş an varis. köklerinde basur memelerine iyi gelen bir madde bulunan. basurlu . bastonculuk * Baston yapma veya satma iş i. uzun ekmek. * Üstünlüğ ünü göstermek. bastika * Bir yelken serenine veya herhangi bir ağ aca açı lan delik. * Birdenbire ve pek çok etkisini göstermek. baston francala *İ nce. * Zararlı bir olayı önlemek. * Geminin baş tarafı ndaki yatı k direğ in (cı vadran ı n) dı ş ar ı ya doğ ru uzanan parçası . bast ı rı m bast ı rma * Bastı rmak i ş i. üzerine iyice düş mek. * Bir kumaş ı n kenarı nı kı vı rı p dikmek. bastoncu * Baston yapan veya satan kimse. * (cevap için) Hemen yetiş tirmek. basur otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden. bastonsuz * Bastonu olmayan.bast ı rı lma * Bastı rı lmak i ş i. hemoroit. baston * Yürürken dayanmaya yarayan ağ aç veya metalden yapı lan araç.

* Temel. * Bir ş eyin yak ı nı veya çevresi. * Sürekli sı kı ntı yaratan durum veya kimse. baş aş ağ ı gelmek * tepesi üstü düş mek. kulak. * ". esas. *İ nsan ve hayvanlarda beyin. baş ağ rı sı * Baş ı n ağ rı mas ı . baş ağ ı rl ı k * Ağ ı r sı klet. kendisi" anlam ı nı taş ı yan bir zamir niteliğ indedir. baş alamamak * çok uğ ra ş tı ran bir konu yüzünden vakit ve f ı rsat bulamamak. u ğ raş tı rmak. kafa. baş almak * fı rsat bulmak. baş ta oluş an rahatsı zl ı k. * Bir topluluğ u yöneten kimse. baş aş ağ ı * Baş ı aş ağ ı gelmek üzere. * "Baş " kelimesi birçok deyimde "öz varlı k. vücudun üst veya önünde bulunan bölüm. * Bir ş eyin genellikle toparlakça ucu. baş * Çı ban. burun.* Basuru olan. baş aş ağ ı etmek * tersine çevirmek.. baş aş ağ ı düş mek * kiş iliğ inden kaybederek toplum içindeki durumu sars ı lmak. ser. hemoroitli. baş ağ rı tmak * tedirgin etmek. * Bir ş eyin uçları ndan biri. yüksek nokta veya en ön. bı kk ı nlı k vermek. sarrafiye. en üstün anlamı nda birleş ik kelimeler yapar. can sı kmak. * Deniz teknelerinde ön taraf. * Para değ iş tirirken verilen veya alı nan üstelik. * Arazide en yüksek nokta. baş aş ağ ı gitmek . tohumları ndan sabunculukta kullanı lan bir yağ elde edilen. basübadelmevt * Ölümden sonra dirilme. * Kasaplı k hayvanlarda ve baz ı yiyeceklerde tane. * En uç. a ğ ı z gibi organlar ı kapsayan. baş ı na" adlardan sonra ve nicelik anlatan kelimeden önce gelerek üleş tirme anlamı verir. * Güreş te pehlivanları n ayrı ldı kları beş derecenin en yükse ğ i. * Baş langı ç.. baş ağ rı sı olmak * sı kı ntı vermek. basya baş * Sapotgillerden. Asya'da yetiş en bir ağ aç (Basia). en önemli. göz. * Önem veya yönetim bakı mı ndan ileride olan.

a ş ı rı . beraberce. baş çanağ ı * Kafa tası . * birinin arkası ndan hayranlı kla bakmak. baş biti * Bkz. bir ş eyle veya bir kimseyle yaln ı z kalması nı sağ lamak. baş aş ağ ı gitmek * iş leri ters gitmek. beraber yaş amak. baş baş a olmak * birlikte bulunmak. * baş ak vermek. intisap etmek. baş baş a * Birlikte. gururdan. sevinçten çok mutlu duruma getirmek. aş ı rı heyecanlandı rmak. * baygı nl ı k verici. baş döndürücü * (çabuklukta) olağ anüstü. baş çekmek * ön ayak olmak. baş baş a (veya kafa kafaya) vermek * iki veya daha çok kimse bir kenara çekilip konuş mak. baş baş a bı rakmak * birinin. baş bezi * Mendil.* sürekli zarar görmek veya kötüleş mek. * dayanı ş mak. baş bağ lamak * baş ı na bir örtü örtmek. baş baş a kalmak * biriyle veya bir ş eyle yalnı z kalmak. üzüntü veren. * birine veya bir ş eye bağ lanmak. baş döndürmek * baş ar ı dan. baş baş * çocukları n "Allaha ı smarlad ı k" anlamı nda ellerini baş lar ı na götürmelerini sağ lamak için söylenir. bit. sürekli zarar etmek. baş belâsı * Sı kı nt ı . baş bulmak * (alı ş veri ş te) kazanç b ı rakmak. baş çevirtmek * baş ı arkaya doğ ru döndürtmek. baş bı çağ ı * Ustura. baş döndürücü .

baş komak (koymak) * bir ş ey uğ runa ölümü göze almak. yaş arken sağ iken. ba ş ı ve kı çı üzerinde inip kalkmak. istersen soğ an baş ı ol * küçük bir iş te de olsa. arkadaş lar aras ı ndaki uyu ş mazl ı klar yabancı lara duyurulmamalı dı r. zuhur etmek. baş kaldı rmamak * Bkz. baş koş mak * bir i ş i baş armak için çalı ş mak. vuku bulmak. kabarmak. baş eğ mek * saygı göstermek için baş eğ erek selâmlamak. baş kı ç vurmak * baş tan gelen dalgalarla gemi. isyan etmek. baş kesmek * selâm için baş eğ mek. baş dönmesi * Göz kararı p düş ecek gibi olma. yönetime karş ı gelmek. baş elde iken * ölmeden. ba ş ta olmak önemlidir. serseme çevirici. * iyice coş mak. baş ı nı kaldı rmamak. baş arı kazanmak (kazanmamak). baş kı rı lı r fes içinde. baş göz olmak * evlenmek. gücü yetmek. baş göstermek * belirmek. kol kı rı lı r yen içinde * aile içindeki. baş ol da. isyan. baş etmek (veya edememek) * gücü yetmek (yetmemek). baş olan boş olmaz . ayak da oraya gider * küçükler büyüklerin izinde gider. baş edebilmek * bir kimseyi yola getirmeye veya bir ş eyi yapmaya gücü yetmek. ortaya çı kmak. her iş te onlar ı örnek tutarlar. baş gelmek * yenmek. baş kaldı rma * baş kaldı rmak i ş i. baş kaldı rmak * ayaklanmak.*Ş aş kı na. * direnmekten vazgeçip buyruk altı na girmek. baş göz etmek * evlendirmek. inkı yat etmek. baş nereye giderse.

* (buğ day vb. rotadan ç ı kmak. kol kı rı lı r kürk (yen) içinde * aile içindeki kiş ilerin anlaş mazlı kları aile içinde kalmalı dı r. baş vermek * (çı ban) olgunlaş mak. baş tacı etmek baş tacı etmek * çok sevmek ve saymak. çok yüksek tutulan (kimse veya ş ey). baş sağ lı ğ ı dilemek * ölen bir kimsenin yakı nları na ilgi ve yakı nlı k anlatan söz söylemek. ana bilgileri veren. baş yakmak * kötü duruma düş ürmek. baş örtü. baş sağ lı ğ ı * Ölen bir kimsenin yakı nları na söylenen ilgi ve yakı nlı k anlatan söz. baş örtüsü * Bkz. * iş baş ı ndaki ki ş inin i ş i çoktur. baş tacı * Çok sevilen.* bir yerde baş olan kimse taş ı dı ğ ı değ er dolayı sı yla o yere gelmiş tir. baş yarı lı r (kı rı lı r) börk (fes) içinde. baş üstünde yeri var * büyük bir saygı ve ilgi ile kar ş ı lanı r veya a ğ ı rlanı r. yapı lı ş ı ndaki veya yükseliş indeki bir bozukluk sebebiyle gemi dümene uymamak. bitkiler) baş ak ba ğ lamaya baş lamak. baş yarma * Vida yapı mı nda kullanı lacak olan perçinlerin baş lar ı na tornavida yerleri açmak iş i. el üstünde tutmak. çevirmek. kayı k) döndürmek. . fı rtı na yüzünden. baş üstüne * bir dileğ in yerine getirileceğ ini içtenlikle belirtmek için "peki" anlam ı nda kullanı lan söz. ba ş ak olu ş mak. baş üstünde tutmak * çok iyi ağ ı rlamak. baş ucu kitabı * Sı k sı k yararlanı lan. baş yapmak * (kuaför) saç bakı m ve tuvaleti yapmak. baş tutmak * elebaş ı olmak. baş ucu * Yatı lan bir yerin baş konulan yönü veya yakı nı . değ erini hiç yitirmeyen eser. baş tutamamak * rüzgâr. * (gemi. baş sallamak * karş ı sı ndakinin her sözünü uygun bulur görünmek.

baş ağ aç * Boyuna dikey yönden kesilmiş olan ve yı l halkalar ı çember biçiminde görüntü veren ağ aç. dengeli olarak. kendi istedi ğ i yolda sonuçland ı rabilmek. baş a ba ş * birinden üstün olmadan. baş a ba ş gelmek * eş it olmak. * en üstün sonucu elde etmek için mücadele vermek. baş akçı k . en usta pehlivanlar baş pehlivanlı k için yar ı ş mak. baş a ba ş * Eş it durumda. Ba ş ak baş ak * Zodyak üzerinde Aslan ile Terazi burçları arası nda bulunan burcun adı . baş ak toplamak * tarlalarda kalmı ş baş aklar ı veya bağ larda dökülmüş meyveleri toplamak. denk olmak. baş a çı kmak * güçlükler çı karan biriyle olan iş ini. baş yemek (baş ı nı yemek) * birinin ölümüne veya yok olması na sebep olmak. * Arpa. bağ larda dökülmüş veya tek tük kalm ı ş olan ürün. baş akçı * Tarlalarda kalmı ş baş akları veya bağ larda dökülmüş meyveleri toplayan kimse. baş a ba ş noktası * bir yabancı paranı n veya değ erli kâ ğ ı dı n piyasa değ eri ile üstünde yazı lı de ğ erin aynı olması durumu. yulaf gibi ekinlerde baş ak oluş mak. * Tarlalarda. baş a güre ş mek * yağ lı güreş te. baş a gelmek * (kötü bir duruma) uğ ramak. buğ day.baş yastı ğ ı * Yatakta baş ı n altı na konulan yast ı k. baş a çı kmak * bir ş eye gücü yetmek. baş a gelen çekilir * çaresiz durumlara düş üldüğ ünde insanı n kendini üzüntüye kapt ı rmayı p bu durumlara katlanması nı n olağ an ve do ğ ru bulunduğ unu anlatı r. buğ day. Zodyak. baş a vermek * değ iş tokuş yaparken üste baz ı ş eyler vermek. baş a geçmek * en üstün yeri almak. * birinin güç duruma düş mesine yol açmak. baş ak bağ lamak (veya tutmak) * arpa. yulaf gibi ekinlerin taneleri taş ı yan k ı lç ı klı baş ı .

tutmak. baş aklanmak * Baş ak ba ğ lamak. baş arı lı * Baş ar ı gösteren. baş ar ı göstererek. * Arka ucu baş ka biçimde olan (ok). baş aktrislik * Baş aktrisin iş i veya mesleğ i. performans. baş aktörlük * Baş aktörün iş i veya mesleğ i. * Baş ar ı göstermeyerek. baş arı sı z baş arı sı z olmak * baş ar ı sa ğ layamamak. baş aklama * Baş aklamak i ş i. baş aktris * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli kad ı n oyuncu. baş arı lma * Baş ar ı lmak iş i. * Gemilerde tayfa ve erlerin baş taraftaki koğ uş lar ı . takat sı nı rı . muvaffakı yetsiz. bağ larda kalm ı ş döküntüleri toplamak. baş aktör * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli erkek oyuncu. üstesinden gelinmiş . muvaffak ı yetli. .* Çiçeklerde baş ağ ı oluş turan çiçek demeti veya topluluğ u. baş arı lmak * Baş ar ı ile sona ermek. muvaffak ı yet. baş altı * Yağ lı güreş te pehlivanları n ayrı ldı ğ ı beş derecenin ikincisi. * Bir sporcunun yapabileceğ i en iyi derece. muvaffak ı yetsiz. baş aklamak * Tarlalarda. * Baş ar ı göstermeyen. baş arı m * Elde edilen bir baş ar ı . * Baş ar ı lmı ş . * Baş ar ı lı bir biçimde. baş arı göstermek (veya kazanmak) * baş armak. baş aklanma * Baş aklanmak durumu. baş arı * Baş armak i ş i veya baş arı lan i ş . baş arı gösterememek. baş aklı * Baş ağ ı olan (ekin). * Baş ar ı lamayan.

baş vekil. baş çavuş * Astsubay baş çavuş . baş çı *İ ş çi baş ı . hâkim. * Yeniçeri ocağ ı nı n çavu ş u. * Baş bakan ve görevlilerinin çalı ş tı ğ ı daire. baş çı k . muvaffakı yetsizlik. baş bakan * Hükûmet baş kanı . kabinenin ba ş ı . * Eski Türklerde baş . kuzu. baş atlı k * Baş at olma durumu. baş armak * Bir iş i istenilen biçimde bitirmek. sı ğ ı r baş ı satan kimse. * Baş bakanı n makamı . baş atlı k yasası * Irk karı ş mas ı nda güçlü öz yapı nı n sonraki soylardan üstün geldiğ ini kanı tlayan yasa. baş at * Benzerleri arası nda güç ve önem bakı mı ndan baş ta gelen. baş arı sı zlı k * Baş ar ı sı z olma durumu. baş bakanlı k * Baş bakan olma durumu ve baş bakanı n görevi. * Çiğ veya piş miş koyun. * Baş asistanı n görevi. dominant. baş asistan * En üst derecedeki asistan. baş asistanlı k * Baş asistan olma durumu. ha ş efe. * Osmanlı İ mparatorluğ unda savaş zamanı baş ka birliklerden ayrı lı p bir araya getirilerek oluş turulan birliğ in veya milis güçlerinin komutan ı . baş arma * Baş armak i ş i. bakanlar kurulunun baş ı .baş arı sı zlı ğ a uğ ramak * baş ar ı sı z olmak. baş kan. muvaffak olmak. * Çiçeklerin erkek organları nda çiçek tozunu ta ş ı yan torbacı k. komutan. baş bayi baş buğ * Bir dağ ı tı m iş inde bütün bayilerin bağ lı bulundu ğ u ana bayi. baş at karakter * Bir melezde her zaman ortaya çı kan karakter. hâkimiyet. baş çavuş luk * Astsubay baş çavuş rütbesi.

baş dekorcu * Dekorcuları n baş ı . baş mürettip. baş dekorculuk * Baş dekorcunun iş i veya mesle ğ i. . baş danı ş manlı k * Baş danı ş manı n iş i veya görevi. baş hakem * Yarı ş mayı veya oyunu yöneten hakemlerin baş ı . baş garson * Garsonları n ba ş ı . baş dümeni * Gemi veya teknelerin baş ı na yerleş tirilen ve iyi bir manevra sağ layan dümen. baş kâtip. baş efendi * Devlet dairelerinde kı demli memur. baş gedikli * En yüksek rütbeli astsubay. baş eser * Kendi türünde en mükemmel eser. baş hekimlik * Baş hekimin görevi. * En iyi ürün için tespit edilen fiyat. metrdotel. baş dizgicilik * Dizgicilerin baş ı . baş hekim * Bir hastahaneyi yönetmekle görevlendirilen hekim. baş eksper * Eksperlerin baş ı . ş aheser. * Baş garsonun i ş i. dekor hazı rlamada en üst sorumlu. sermürettip. metrdotellik. baş garsonluk * Baş garson olma durumu. * Yeniçeri bölüklerinin en kı demsiz subayı ve erlerinin en k ı demlisi. baş yap ı t. baş dümenci * Dümencilerin baş ı . baş dizgici * Bir bası m evindeki dizgicilerin baş ı .baş danı ş man * Danı ş manlar ı n ba ş ı . * Baş hekimin makamı . sertabip. baş tabip. baş eski * En kı demli kimse. baş fiyat baş gardiyan * Gardiyanları n ba ş ı .

baş ı daralmak * (para yönünden) sı kı ntı ya. gururlu. baş ı açı k * Örtü veya ş apka ile baş ı örtülmemi ş . baş hostes * Hava yolları nda hosteslerin en deneyimlisi ve yapı lan sefer boyunca hizmetten sorumlu kimse. ön ayak olmak. sı kı ntı lı bir durumda. baş ı devletli * Talihli. baş ı derde girmek * sı kı ntı lı bir duruma düş mek. baş ı dinç * Kaygı sı z ve tasası olmayan. üzücü bir durumla karş ı laş mak. kendi yanı nda tutmak. * birini yandaş olarak kazanmak. . baş ı bütün * eş i hayatta olan (kar ı veya koca). baş ı bağ lı * Serbest olmayan. baş ı belâya girmek (veya uğ ramak) * sı kı cı . baş ı dara düş mek * sı kı ntı ya girmek. baş ı ağ rı mak * bir iş ten dolayı sorumlu duruma düş mek.baş hemş ire * Bir klinik veya hastahanede hemş ireleri yönetmekle görevlendirilmiş hemş ire. baş ı dimdik * Onurlu. baş ı çatlamak * baş ı çok ağ rı mak. baş ı dertte * çözülmesi güç. baş hemş irelik * Baş hemş ire olma durumu. bahtı açı k. sı kı ntı lı durumda. baş ı bağ lanmak * biri evlendirilmek. baş ı çekmek * herhangi bir konuda önde gitmek. baş ı belâda * çözülmesi güç. darlı ğ a dü ş mek. * Evli. baş ı darda kalmak * parası zlı ktan dolayı sı kı ntı da olmak.

baş ı yastı ğ a dü ş mek * yorgunluktan veya güçsüzlükten uykuya dalmak. baş ı kalabalı k * yanı nda bir iş i konuş amayacak kadar çok kimse var. baş ı için * "çocuğ umuzun ba ş ı için". kı rgı nlı kla. baş ı hoş olmamak * bir ş eyden ho ş lanmamak. çevrede gözü olmayan. baş ı nâra yanmak * baş kas ı uğ runa büyük bir zarara uğ ramak. * para veya mevki sebebiyle ş aş ı rı pş ı marmak. baş ı tutmak * gürültüden veya üzüntüden baş ı ağ rı mak. baş ı göğ e ermek (veya değ mek) * beklenmeyen bir mutluluğ a ermek. ayağ ı nı n altı ndan yerin çekilmesi gibi bir duygu gelmek. üzüntüyle. baş ı taş a değ mek * ağ ı r bir durum kendisine ders olmak. baş ı yerde * utançla. bunalmak. a ğ ı rlanmak. * sı kı ntı yaratan bir durum karş ı sı nda bunalmak. baş ı dumanlı * Doruğ unu sis bürümüş (dağ ).baş ı dönmek * insana. baş ı önünde * uslu. eş yanı n dönmesi. "annenizin baş ı için" gibi sözlerde değ erli bir kiş i ortaya konarak kullanı lan ant veya yalvarma sözü. baş ı kazan gibi olmak * baş ı nda çok ağ rı ve uğ ultulu bir sersemlik olmak. * görkemli bir ş ey karş ı sı nda ş aş ı rmak. baş ı üstünde yeri olmak * her zaman iyi karş ı lanmak. * Sevdadan veya içkiden sarhoş . baş ı havada * sevinçli. zor durumda kalmak. * bir düş ünce veya davranı ş ı uygun bulmak. baş ı sı kı ya gelmek * herhangi bir güçlük kar ş ı sı nda bunalmak. baş ı sı kı lmak (veya sı kı ş mak) * herhangi bir güçlük karş ı sı nda kalmak. baş ı yastı k yüzü görmemek * yatağ a yatı p uyumamı ş olmak. baş ı yerine gelmek .

söz dinler (kimse). serbest bı rakı lmı ş . içinden çı kı lamayan. baş ı yukarda * onurlu. disiplinsizlik.* zihin yorgunluğ u geçmiş olmak. baş ı na bir hâl gelmek * kötü bir duruma uğ ramak. baş ı mla beraber * memnunlukla. baş ı yumu ş ak * Uysal. düzensizlik. seve seve. kötü bir duruma düş mek. * ölüm ihtimalini bildirmek için kullanı lı r. * Yönetimsiz. baskı sı z. baş ı bo ş * Bir ş eye veya kimseye ba ğ lı olmayan. * Düzensiz davranı ş . görüş eni olmamak. baş ı kabak * Saçı dökülmü ş veya dibinden kesilmiş . baş ı n sa ğ olsun * yakı nları ndan birini toprağ a vermiş bir kimseye söylenen ilgi ve yakı nlı k anlatan söz. * Kargaş al ı . denetimsiz. kendi havası na bı rakmak. * Düzensiz topluluk. kendini be ğ enmiş . baş ı bozuk * Askerlerin arası na katı lmı ş sivil savaş çı . inat etmek. baş ı na belâ açmak * kötü bir olay dolayı sı yla dert sahibi olmak. baş ı bozukluk * Baş ı bozuk olma durumu. baş ı bo ş kalmak * baskı altı nda bulunmamak. baş ı bo ş bı rakmak * üstünde hiçbir baskı veya denetim bulundurmamak. musallat olmak. baş ı na balta kesilmek (veya olmak) * sürekli istemek. baş ı bo ş luk * Baş ı boş olma durumu. * Bağ lanmamı ş . tedirgin etmek. karı ş ı k. kibirli. ı srar etmek. baş ı zapt olunmamak * binicisini alı p götürmek. baş ı na belâ almak * bir sorunla karş ı laş mak. . baş ı na belâ olmak (veya kesilmek) * sı kı ntı vermek. karı ş anı . * Baş ı nı örtmeden. baş ı m gözüm üstüne * belirtilen istekleri içtenlikle yapmayı kabul etmeyi anlatı r.

baş ı na buyruk * kimseden izin almaksı zı n dilediğ i gibi davranan. baş ı na çı kmak * birinden yüz bulup ona karş ı pek ş ı marı kça davranmak. baş ı na geçirmek * baş ı na giymek. nefretle geri vermek. * bir içeceğ i kab ı yukarı kaldı rarak sonuna dek içmek. baş ı na dikmek * birini veya bir ş eyi korumak için bir kimseyi görevlendirmek. baş ı na çorap örmek * birine. baş ı na çalmak * bir ş eyi öfkeyle. baş ı na devlet kuş u konmak * beklemediğ i büyük bir nimeti ele geçirmek. * bir iş in yönetimini ele almak. baş ı na ek ş imek * ağ ı r yük olmak. baş ı na geçmek * görevi altı nda bulundurmak. baş ı na gelmek * bir görevin baş ı na gelmek. baş ı na iş çı karmak * istenilmeyen veya uğ raş tı rı cı bir iş e yol açmak. * kötü bir durumla karş ı laş mak. * bir ş eyi öfke ile birisinin baş ı na vurmak. * bir iş i yapmaya baş lamak. ş aş ı rtı cı bir olay veya durumla karş ı la ş mak. baş ı na güne ş geçmek * güneş çarpmak. * beklenmedik. baş ı na iş açmak * uğ raş tı rı cı ve üzücü bir iş in çı kması na yol açmak. * üstüne kalmak. baş ı na dolamak * musallat etmek. haberi olmadan kötü duruma düş ürücü davranı ş ta bulunmak. baş ı na çı karmak *ş ı martmak. baş ı na dünyanı n belâsı nı sarmak * büyük felâket getirmek. baş ı na çalsı n * birine verilmek istenilen bir ş eyin öfke ve nefretle geri çevrildi ğ ini anlatmak için söylenir. çok yüz vermek. . baş ı na dert etmek (veya açmak) * bir ş eyi üzüntü konusu yapmak.

baş ı na yı kmak * harap etmek. baş ı nda olmak * aynı sı kı ntı lı durumda bulunmak. baş ı na taç etmek * çok de ğ er vermek. zor durumda bı rakmak. baş ı na ta ş düş mek (veya yağ mak) * felâkete uğ ramak. baş ı na kan ç ı kmak * öfkelenmek. . baş ı nda paralans ı n * yapı lan bir iyilik çok söylendiğ inde o iyiliğ in artı k istenmedi ğ ini belirten bir söz. * gerçekleş meyecek ş eyler dü ş ünerek vakit geçirme. baş ı na kalmak * istemediğ i hâlde bir iş i yapmak veya bir kimseye bakmak zorunluğ u ile karş ı la ş mak. eğ lence peş inde koş mak. baş ı na kakı nç etmek * yapı lan bir iyili ğ i sürekli olarak söyleyerek bı ktı rmak. a ğ zı ndan lokması nı al * uysal ve sessiz kimseler için kullanı lı r.baş ı na iş çı kmak * boş a gitmeyen ve beklenmedik bir iş veya olayla kar ş ı la ş mak. baş ı nda * (bir ş eyin) sı rada önde olan ı . önde geleni. baş ı nda beklemek (veya durmak) * yanı nda durup gözetlemek. baş ı na sarmak * birine musallat etmek. hiddete kapı lmak. baş ı nda kavak yeli esmek * (genç için) sorumluluk duygusundan uzak. baş ı na oturmak * Bir iş i yapmaya baş lamak. baş ı na vur. baş ı na kakmak * yapı lan bir iyili ğ i yüzüne vurarak birini üzmek. kontrolünü yitirmek. ilgi göstermek. baş ı na vurmak * (içtiğ i içki) ne yaptı ğ ı nı bilemez bir duruma düş ürmek. baş ı nda değ irmen çevirmek * gürültü ile tedirgin etmek. baş ı na karalar ba ğ lamak * çok kederlenmek. baş ı nda olmak * yöneticisi olmak. * (gaz veya sı caktan) ba ş ı ağ rı mak. zevk. iş e koyulmak.

* bir iş için birini tedirgin etmek. baş ı nı al ı p gitmek * izin almadan ve gideceğ i yeri bildirmeden gitmek. * sürdürülmesi gereksiz görülen bir bağ lı lı ğ a. savuş mak. baş ı nı bağ lamak * birini niş anlamak veya evlendirmek. u ğ ra ş tı rmak. baş ı nı ağ rı tmamak (veya ba ş ı nı zı ağ rı tmayayı m) * uzun uzun anlatı lan bir sorunu sonuca ba ğ larken sözün uzadı ğ ı nı anlatmak için söylenir.baş ı nda torbası eksik * eş ek gibi bir adam. baş ı nı beklemek * gözetlemek. bir iliş kiye son vermek. baş ı nı boş bı rakmak * yalnı z veya serbest bı rakmak. sorumluluğ u atmak. baş ı ndan almak * kurtulmak. baş ı nı belâya sokmak * birini. baş ı ndan atmak * yapı lmas ı güç bir i ş i yapmaktan kendini kurtarmak. . baş ı boş luktan kurtarmak. cezalandı rı lmaktan korkmak. baş ı nı ateş lere yakmak * baş ı na büyük bir dert almak. baş ı ndan korkmak * hayatı ndan kaygı duymak. baş ı nı alamamak * bir ş eyden kurtulamamak. baş ı ndan büyük i ş lere giriş mek (veya kalkı ş mak) * gücünün üstünde olan iş lere kalkı ş mak. kötü sonuçlar verecek bir duruma itmek. iş sizlikten. baş ı nı bir yere bağ lamak * birini bir iş e yerleş tirmek. baş ı ndan savmak * bir istekte bulunanı sözde bir sebeple uzaklaş tı rmak. baş ı ndan kesmek * yapı lmas ı istenmeyen bir i ş i baş tan engellemek. baş ı ndan geçmek * daha önce aynı duruma u ğ ramı ş olmak. baş ı ndan aş ağ ı kaynar sular dökülmek * üzüntülü veya kötü bir olay karş ı sı nda birdenbire büyük bir sı kı ntı duymak. baş ı ndan aş kı n olmak * iş i pek çok olmak. baş ı nı ağ rı tmak * gereksiz sözlerle birini bunaltmak.

baş ı nı kaş ı maya vakti olmamak (veya baş ı nı kaş ı yacak vakti olmamak) * arada en ufak baş ka bir iş yapamayacak kadar s ı kı ş ı k durumda bulunmak. bir iş i istenildiğ i gibi yapmamak. sakin kalmak. baş ı nı nâra yakmak * birini ağ ı r bir zarara u ğ ratmak. baş ı nı döndürmek * mutluluktan yarı sarhoş duruma getirmek. baş ı nı uçurmak * Bkz. . baş ı nı dinlemek * sessiz. baş ı nı istemek * öldürülmesini istemek. * kendine hayran bı rakmak. yataktan çı kamamak. baş ı nı toplamak * (kadı n) saç ı nı toplay ı p baş ı na bir çeki düzen vermek. baş ı nı ezmek * bir daha kötülük edemeyecek duruma getirmek. * geçimini sağ layacak bir duruma gelmek. kellesini uçurmak. baş ı nı kurtarmak * canı nı korumak. baş ı nı sokmak * barı nacak bir yer bulmak. baş ı nı gözünü yarmak * bir iş i kötü yapmak. baş ı nı duman almak * sis kaplamak. baş ı nı dik tutmak * onurunu korumak. baş ı nı koltuğ unun altı na almak * ölümü göze alarak bir iş e giri ş mek. baş ı nı çı karmak * (bitki için) filizlenmeye baş lamak.baş ı nı çatmak * baş ağ rı sı nı önlemek için alnı n üstünden arkaya doğ ru eş arp ve benzeri ş eyleri çepeçevre bağ lamak. baş ı nı kaldı rmamak (veya kaldı ramamak) * bir iş i aralı ks ı z sürdürmek. * iyileş ememek. baş ı nı derde sokmak * sı kı ntı lı bir duruma girmek veya getirilmek. sis bürümek. baş ı nı taş tan taş a vurmak * çaresiz kalarak çok piş man olmak. baş ı nı ortaya koymak * bir iş e giriş irken ölümü göze almak.

* Nitelik yönünden al ı ş ı lmı ş ı n dı ş ı nda bir üstünlü ğ ü olan.baş ı nı vermek * kendini feda etmek. baş kafiye * Dize ba ş lar ı nda aynı kelime olmamak kaydı yla ayn ı sesleri veren kelimelerden olu ş an kafiye. baş kiş i. bı ktı rı ncaya kadar sürekli konu ş mak veya söylemek. baş ı nı n altı ndan çı kmak * birinin hilesiyle yapı lmak. * "Ayrı ca üstelik bir yana" anlamları nda -dan / -den baş ka biçiminde kullanı lı r. baş ı nı yakmak * güç bir duruma sokmak. özge. baş kalar ı biçiminde kullan ı lı r. baş imam baş ka * Bilinenden ayrı . baş ı nı n dikine gitmek * kendi düş ünce ve görüş ünün en iyi olduğ una inanarak kimsenin öğ üdünü. de ğ iş ik görünmek. . baş ka biri * di ğ er bir kimse. değ iş ik. bilinenden ayrı nesne ve kimse için teklik veya çokluk olarak baş kas ı . * Birden çok imam bulunan camilerde yönetici durumundaki imam. uyar ı sı nı dinlememek. * Konu edilen. baş kaca * Ayrı ca. baş kahraman * Bir eserde baş rolü oynayan kiş i. baş ka i ş i yok mu? * Bu iş e ne diye karı ş ı yor? Bu iş onu ilgilendirmez. özveri. baş kalaş ı m * Bir kütlenin fizikçe ve kimyaca değ iş mesi. metamorfizm. baş ı nı n çaresine bakmak * kimseden yardı m görmeden kendi iş ini kendi yapmak. baş ı nı yemek * yok olması na sebep olmak. farklı . baş ka olmak * farklı olmak. istihale. baş ı nı n etini yemek * karş ı sı ndakini bezdirinceye. baş ı nı n altı nda * yastı ğ ı nı n altı nda. baş ı nı n gözünün sadakası * baş a gelecek bir belâyı savmak veya önlemek için yap ı lan bağ ı ş . baş ı nı n derdine düş mek * baş ka bir ş eyle ilgilenmeyecek kadar sı kı ntı lı durumda bulunmak.

reislik. metamorfoz. baş kâtiplik * Bir resmî dairede veya kuruluş ta çalı ş an kâtiplerin ba ş ı . baş kanlı k makam ı * Baş kanı n odas ı nı n bulunduğ u veya oturduğ u yer. değ iş mek. baş kan olarak yönetmek. istihale etmek. baş kentlik . baş kent * Baş ş ehir. farklı lı k kazanmak. isyan. herhangi bir kimse. baş kası baş kâtip * Diğ er bir ş ahı s. baş yazman. baş yazman. değ iş ik olma durumu. * Kötüleş mek. baş kan yardı mcı sı * Baş kana yardı m eden sorumlu ve yetkili kimse. * Bazı ülkelerde devletin ve hükûmetin baş ı . ötekisi. bir toplantı nı n veya bir derneğ in baş ı nda bulunan kimse. baş karakter * Oyunun önde gelen aslî karakteri . * Alı ş ı lana benzememe. istihale. reis. baş kalaş tı rma * Baş kalaş tı rmak i ş i. niteliğ e dönüş mek. baş kalaş tı rmak * Baş ka bir duruma getirmek. * Embriyon evresinden ergin olana değ in bir hayvanı n geçirdiğ i biçim ve yapı değ iş imleri. baş kan vekili * Baş kanı n iş ini görmesi için yerine b ı raktı ğ ı veya yetki verdiğ i kimse. baş kanlı k * Baş kan olma durumu. baş kalı k baş kan * Bir topluluğ un. baş kanlı k etmek * bir toplantı veya topluluğ u. riyaset. baş kaldı rı * Ayaklanma. * Biçim değ iş tirmek. bozulmak. baş kalaş mak * Baş ka bir varlı ğ a. * Bir resmî dairede veya kuruluş ta çalı ş an kâtiplerin ba ş ı . diğ eri. değ iş iklik.baş kalaş ma * Baş kalaş mak iş i. aslî tipi. baş kanlı k sistemi * Devlet yönetiminde tek bir kiş inin baş kanlı ğ ı nda hükûmet etme ve devleti yönetme esası na bağ lı siyasî sistem. * Baş kanı n görevi veya makam ı .

baş komutanlı k * Baş komutan ı n görevi. * Bu halka özgü olan. baş lama! * (hoş olmayan bir söz veya davranı ş la ilgili olarak) "tekrarlama" anlamı nda emir. baş köş eye kurulmak * saygı n ki ş ilere ayr ı lan yere oturmak. baş kumandan. serdar. baş lama * Baş lamak i ş i. baş kumandan * Baş komutan. yuvarlak baş lı lâhana (Brassica oleracea). Ba ş kurtça * Baş kurt Türkçesi. baş köş e * Bir yerde en saygı n kiş inin veya büyüklerin oturması için ayrı lan yer. baş lama meridyeni * Boylamları n hesabı nda baş langı ç olarak kabul edilen meridyen. bu halkla ilgili. dolay ı sı yla en çok yararlandı ğ ı ve ya ş amaktan hoş land ı ğ ı konakçı . baş kahraman. baş lama vuru ş u * Futbolda oyuna ilk baş lamada veya her golden sonra topu santrada yeniden oyuna sokmada yap ı lan vuruş . * Baş komutanı n makamı . Ba ş kurt * Rusya'daki Baş kurdistan Federe Cumhuriyeti'nde yaş ayan Türk halkı veya bu halkı n soyundan olan kimse. baş konakçı * Asalağ ı n en iyi geliş tiğ i. baş konsolosluk * Baş konsolosun görevi. baş kesit * Ağ acı n boyuna dikey yönde kesilmesi sonunda y ı l halkalar ı nı n çember biçiminde görüntü verdiğ i yüzey. * Baş konsolosun makam ı . . baş kilise baş kiş i * Piskoposluk makamı olan büyük kilise. baş kumandanlı k * Baş komutanlı k. deniz ve hava kuvvetlerine komuta eden en büyük komutan.* Baş kent olma durumu. katedral. baş konsolos * En yüksek derecedeki konsolos. baş lâhana * Yaprakları sı kı . baş komutan * Savaş ta bir devletin bütün kara. * Bir eserin veya bir oyunun en önemli kiş isi.

müptedi. harekete geçmek. baş lanı lmak * Baş lanmak. say ı doğ rusundaki yeri. i ş ler. baş lay ı ş * Baş lamak i ş i veya biçimi. baş lanı lma * Baş lan ı lmak i ş i. baş lı ca * En önemli. baş lanma * Baş lanmak iş i. baş langı ç * Bir iş in. baş langı ç noktası * Bir iş in veya ş eyin baş ladı ğ ı yer. . bir dönemin.nin ilk bölümü. baş latı lmak * Baş latmak i ş i yap ı lmak. bir hayatı n vb. baş lay ı cı * Bir ş ey öğ renmeye yeni baş layan (kimse). baş ta gelen. yürür duruma girmek. ortaya çı kmak. baş lanmak * Baş lamak i ş ine konu olmak.baş lamak * Bir iş e giriş mek. * Etkisini gösterme. * Sı fı r sayı sı nı n. * Hoş olmayan bir davran ı ş a koyulmak. baş latma * Baş latmak i ş i. * Olmak. * Çalı ş ı r. baş ladı ğ ı nokta veya tarih olarak kabul etmek. baş langı ç tutmak * bir iş i. belirtmek. * (birinin) Kötü konuş mas ı na yol açmak. oluş mak. bir dönemin. * Ön söz veya giriş . mukaddime. * Baş oluş mak. baş latmak * Baş laması na yol açmak. tek ba ş ı na. * Parametrelenmiş bir yayı n uçlar ı ndan biri. baş lı baş ı na * Baş ka ş eylerden ayr ı olarak kendi baş ı na. * Görünmek. baş lı * Baş ı olan. doğ mak. baş latı lma * Baş latı lmak iş i.

* Tablaları n veya i ş parçaları nı n düzgün kalması nı sa ğ lamak amac ı ile baş tarafları na tak ı lan parça. has. * Camilerde. . paş makç ı . baş mubassı r * Gözetmenlerin baş ı olan kimse. baş muallimlik * Baş öğ retmenlik. evlenirken damat kaynatası na para veya mal vermek. bir kitabı n bölümlerinin baş ı na konulan ve konuyu kı saca tan ı tan yazı . bir direğ in tepeliğ i. baş lı k atmak (veya koymak) * bir yazı ya baş lı k olarak ad bulmak. k ı z kardeş . baş mal * Anamal. * Bir sütunun. takke. baş maklı k * Padiş ahı n anne. giri ş bölümünde. anteti olan. serlevha. baş muharrir * Baş yazar. evlenirken. arpalı k. külâh. baş makale * Baş yaz ı . serpuş . kı z ve hasekilerine bağ lanan ödenek. top. baş lı ksı z * Baş lı ğ ı olmayan. * Bir yazı nı n. satan kimse. baş mabeyinci * Osmanlı sarayı nda mabeyincilerin ba ş ı .baş lı k * Genellikle baş ı korumak için giyilen nesne. baş muallim * Baş öğ retmen. paş mak. baş lı kçı baş lı klı * Baş lı ğ ı olan. baş lı k vermek * bazı bölgelerde. * Tekerlek parmakları nı n çakı lı olduğ u kı sı m. * (camide) Ayakkabı konulan yer. çı karı lan ayakkabı lara bekçilik eden kimse. * Baş lı k yapan veya satan (kimse). baş makç ı lı k * Baş makç ı nı n iş i. baş misafir * En değ erli konuk. * Antetli. baş mak * Ayakkabı . antet. kapital. * Bazı bölgelerde. baş makç ı * Ayakkabı yapan. sermuharrir. * Hayvan koş umunun baş a geçirilen bölümü. damadı n kaynatas ı na ödemesi görenek olan para. sermaye.

baş oda * Geleneksel Türk evinde özellikle konukları n ağ ı rlandı ğ ı büyük ve özenli döş enmiş oda. baş mürettip * Baş dizgici. baş örtülü * Baş ı nı ba ş örtü ile örtmüş olan (kad ı n).baş muharrirlik * Baş yazar olma durumu. eş arp. baş mühendis * En üst düzeydeki mühendis. . baş müsevvit * Yazı müsveddeleri hazı rlayan ve adı na müsevvit denen memurlar ı n ba ş kanı . baş mürettiplik * Baş mürettibin yapt ı ğ ı iş . baş murakı p * En üst düzeydeki denetçi. baş müfettiş * En üst düzeydeki müfettiş . baş oyuncu * Bir filmde veya tiyatro eserinde baş rolü canlandı ran oyuncu. baş mühendislik * Baş mühendisin yaptı ğ ı iş veya görev. baş öğ retmen * (ilkokullarda) Yönetimden sorumlu olan öğ retmen. baş oyunculuk * Baş oyuncu olma durumu. baş örtü * Kadı nları n saçları nı örtmek için kullandı kları örtü. baş nokta * Baş langı ç noktas ı . sermürettip. baş müdürlük * Baş müdürle yönetilen kurulu ş . baş murakı plı k * Baş murakı bı n yaptı ğ ı iş . * Baş müdürün çalı ş tı ğ ı daire. baş müdür * En üst düzeydeki müdür. baş müfettiş lik * Baş müfettiş olma durumu. müdür. baş öğ retmenlik * Baş öğ retmen olma durumu.

baş savc ı lı k * Baş savc ı olma durumu. * Yasası ve hükûmeti olmayan topluluk. * Bir devletin yönetim merkezi olan ş ehir. baş rahiplik * Baş rahibin görevi.baş papaz * Bazı kiliselerin papazları na. baş piskoposluk * Baş piskoposun görevi ve makam ı . * Baş savc ı nı n görevi veya makamı . baş savc ı * En üst düzeydeki savcı . * Bir filmin veya bir tiyatro eserinin baş kiş isini canlandı rma iş i. erksizlik. baş papazlı k * Baş papaz ı n görevi ve makamı . baş ta gelmek * önde olmak. baş parmak * El ve ayakta bulunan en kalı n parmak. baş sı z * Baş ı olmayan. baş rahip * Manastı rlarda en kı demli ve yönetimden sorumlu rahip. devlet merkezi. . baş pehlivanlı k * Baş pehlivan olma durumu. baş pehlivan * Birçok pehlivanı yenerek gücünü kabul ettirmi ş pehlivan. baş rejisör * Baş yönetmen. * Baş ı veya baş kanı bulunmama durumu. üstün durumda olmak. öteki papazlara göre bir üstünlük veren unvan. anar ş i. baş kent. baş kanı olmayan. baş rejisörlük * Baş yönetmenlik. baş sı zl ı k baş ş ehir baş ta (veya baş ı nda) bulunmak * bir iş in yöneticisi olmak. baş rol * Baş oyuncunun rolü. * Yöneticisi. * Baş papaz ı n sorumlulu ğ unda olan bölge. baş piskopos * Katoliklerde piskoposları n baş ı olan din adamı .

baş tan a ş ağ ı * Hepsi. . baş tan ç ı kmak * ahlâkı bozulmak. batarcası na yaş amak. * Baş ı ndan sonuna kadar. baş tanı mazl ı k * Anarş izm. gemi baş ı nı karaya vurup oturmak. yeniden. doğ ru yoldan sapt ı rmak. bir kez daha. kötü yola sürüklemek. baş tan kara gitmek (veya etmek) * sonunu düş ünmeyerek hesaps ı z. özen göstermeden. baş tabiplik * Baş hekimlik. bütünü. hepsi bir arada. isyancı . baş tan savmacı * Bir iş i yapmamak veya savsaklamak için bahane bulma. her zaman. baş tan baş a * Tamamen. pek çoğ almak. baş tan sona * Daima. baş ı ndan savma veya atma. baş tan savma * üstünkörü. bütünüyle.baş ta gitmek * en ileri durumda bulunmak. baş ta taş ı mak * çok saygı göstermek. baş tanı maz * Asi. baş tan * baş ı ndan alarak. uzun taş kiri ş lerin oluş turdu ğ u bölüm. baş tabip * Baş hekim. bir uçtan öbür uca kadar. baş tan ç ı karmak * ayartmak. baş tan a ş mak * pek çok olmak. baş tan kalmı ş (veya kalma) * baş kas ı taraf ı ndan kullanı lmı ş . sütunları n üstüne oturan ve iki sütun arası ndaki uzaklı ğ ı n üstünü örten büyük. baş tan kara etmek * batma tehlikesi karş ı sı nda. baş taban * Yunan ve Roma mimarlı klar ı nda. düzen bozucu. baş tan savmacı lı k * Bir iş i yapmamak için bahane bulma iş i.

* Geminin ön bölümünde çapanı n bulunduğ u yer. ufkun üstünde olan ı . * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağ ı kullanmak. baş teknisyen * En yüksek düzeyde bulunan teknisyen. baş tankaragiller familyası ndan. ötücü kuş lar takı mı ndan yüz kadar kuş türünü içine alan geniş bir familya. müracaat etmek. baş vekillik * Baş vekil olma durumu. baş ucu uzaklı ğ ı * Gökyüzünde verilen bir nokta veya yı ldı zı n ba ş ucu noktası ndan aç ı sal uzaklı ğ ı . baş tarda * Osmanlı donanması nda yer alan kad ı rga cinsinden bir tür savaş gemisi. baş vekâlet * Baş bakanl ı k. baş ucu noktası * Yeryüzündeki bir gözlem noktası ndan geçen düş ey doğ rultusunun gökyüzünü deldi ğ i iki noktadan. baş uzmanlı k * Baş uzman olma durumu. Avrupa ve Asya'da ya ş ayan. * Baş uzmanı n görevi. baş vekil * Baş bakan.baş tankara * Ötücü kuş lar takı mı nı n. baş vurma * Baş vurmak iş i. semtürreis. baş vurmak * Bir iş in yapı lmas ı için bir kimsenin aracı lı ğ ı nı istemek veya bir iş te bir ş eyden yararlanmak amac ı yla ona el atmak. müracaat etmesini sağ lamak. baş vurdurmak * Baş vuru i ş i yaptı rmak. çesitli renklerde olabilen bir ku ş türü (Parus maior). . baş ülke baş üstü * Sömürge imparatorlukları nda sömürgelere egemen olan ülke. müracaat ettirmek. baş teknisyenlik * Baş teknisyenin görevi. baş uzman * En yüksek düzeyde bulunan uzman. baş tankaragiller * Omurgalı hayvanları n. Kuzey Afrika. baş ucu * Bir yerin düş eyinin gök küreyi kestiğ i nokta. müracaat. baş vurdurma * Baş vurdurmak i ş i veya durumu.

baş vurulma * Baş vurulmak durumu.baş vuru * Baş vurmak iş i. baş makale. baş yukarı * Bir yer altı kuyusunun üst kı smı na geçmeyi sağ layan geçit. baş yazmanl ı k * Baş yazman olma durumu. * Baş yaverin görevi veya makamı . müracaat edilmek. müracaat. baş vurulmak * Baş vuru yapı lmak. baş rejisör. baş yaverlik * Baş yaver olma durumu. * Baş yazarı n görevi. baş yemek * Geleneksel Türk mutfağ ı nda çorbadan sonra gelen en önemli yemek. baş kâtip. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağ ı kullanma. baş yönetmenlik * Baş yönetmenin i ş i veya mesle ğ i. baş vurucu * Bir iş için ba ş vuran kimse. sermuharrir. müracaatç ı . baş yönetmen * Bir filmde veya tiyatro oyununda en üst düzeyde yönetmenlik yapan kimse. * Baş yazman ı n görevi veya makamı . baş yı ldı z * Çift yı ld ı zlarda büyük olan yı ldı z. baş yargı cı * Oyunu yöneten yargı cı lardan. referans. baş yapı t *Ş aheser. baş yard ı mcı * Bir kurum veya kuruluş ta görevli amirin yardı mcı lar ı ndan en üst düzeyde olanı . anlaş mazlı k durumunda. baş hakem. baş kâtiplik. baş yaz ı * Gazete ve dergilerde ilk sütuna veya birinci sayfaya konulan önemli yazı . kararda yetki üstünlüğ ü olanı . baş yazar * Bir gazete veya derginin baş yazı ları nı yazan kimse. bilgiye ulaş ma. baş muharrir. baş yazman * Bir dairedeki yazmanları n baş ı . baş yazarlı k * Baş yazar olma durumu. baş yaver * Yaverlerin baş ı olan kimse. bat .

*İ ş lerin zamanı nda ve gereğ ince yapı lmadı ğ ı yer. * Eline geçen parayı batı ran. * Uygunsuz ve kötü. hem ya ğ mur kuş lar ı nı içine alan kuş lar sı nı fı . batağ a saplanmak * içinden çı kı lmas ı güç bir durumda olmak. içinden çı kı lmaz iş . bata çı ka * Güçlükle zorlukla. * Hayı r gelmez. batakçı l batakçı lı k * Batakçı olma durumu. bataklı bataklı k * Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge. . pamuk otu (Eriophorum). batmı ş . s ı rt tüyleri pas rengi olan. ishak ku ş u (Asio flammeus). batakl ı klarda yaş ayan (bitki. batakçı * Borcunu ödememeyi alı ş kanlı k hâline getirmiş olan (kimse). uzun kanatlı . * Kötü durum. batakhane * Gidenlerin dolandı rı ldı ğ ı veya kötü bir durumda bı rak ı ldı ğ ı yer. bataklı k gazı * Metan. bataklı k kı rlangı cı * Kı sa gagal ı . bataklı klarda yeti ş en bir bitki. bataklı k baykuş u * Baykuş giller familyası ndan. batak çulluğ u * Çullukgillerden. bataklı k keteni * Papirüs familyası ndan. bataklı klarda yaş ayan. bataklı k nergisi * Avrupa ve Kuzey Amerika'da güneş li su kı yı ları nda yetiş en çok yı ll ı k bir bitki (Caltha palustris). hayvan). uçarken deniz kı rlangı cı nı andı ran bir tür ku ş (Glareda). batak * Üzerine bası nca çöken çamurla ş mı ş toprak. bataklı k kuş lar ı * Omurgalı hayvanlardan hem tavuksulardan. bataklı k ardı cı * Bataklı k ve sı k bitki örtülü yerlerde ya ş ayan küçük ve ötücü ku ş (Acrocephahus palustris). ş imş irden yapı lmı ş . batar * Zatürree. rengi kahverengiye çalan siyah. ahlâk dı ş ı durum. ucu sivri bir çe ş it takoz. * Bataklı kları seven. * Bataklı ğ ı olan (yer). bataklı klarda ya ş ayan bir ku ş türü.* Kurş un boruları n ağ zı nı açmakta kullan ı lan. 30 cm uzunlu ğ unda bir çulluk türü (Gallinago gallinago). yarar sağ lamaz.

* Bu yönde olan. gizli ve ak ı l dı ş ı güçlere. * Batarya ile çalı ş an (radyo. batarya kutusu * Bataryanı n bütün olarak ta ş ı nması nı sa ğ layan sandı k. * Orkestrada vurma çalgı lar takı mı . batı lı * Batı ülkeleri veya bat ı bölgesi halkı ndan olan (kimse). bataryalı * Batarya ile güçlendirilmiş veya desteklenmi ş . .batarya * En küçük topçu birliğ i. batı cı batı cı lı k batı k * (gemi için) Batmı ş . yüzyı ldan beri kullanı lan ve O ğ uzcaya dayanan Türk dili. telefon vb. batı lı la ş ma * Batı lı la ş mak i ş i. * Bulunulan yere göre güneş in battı ğ ı yönde olan bölge. garpçı . * Birkaç aygı tı n bir araya getirilerek belirli biçimde eklenmesinden oluş an takı m. * Çürük. garbî. batı l itikat. garpçı lı k. kehanetlere aş ı rı derecede bağ lı boş inanç. batı l * Doğ ru ve haklı olmayan. bu yönle ilgili. batarya ate ş i * Bir bataryada bulunan topları n hep birden ateş düzenine geçmesi. garpl ı .). * Batı yanl ı sı olan kimse. batı l inanç * Doğ a üstü olaylara. gün indi. * Güneş in 22 Martta ve 23 Eylülde battı ğ ı nokta. bateri baterist batı * Yeryüzündeki baş lı ca dört yönden güneş in battı ğ ı yön. * (siyasî anlamda) Avrupa ve Kuzey Amerika. garp. temelsiz. * Bateri çalan kimse. * Batı uygarl ı ğ ı nı benimsemiş bulunan (kimse). garp. * Batı yanl ı sı olma durumu. garpl ı laş ma. davul. * Savaş gemilerinde borda topları ve bunları n bulundu ğ u güverte parçası . davulcu. batı l itikat * Boş inanç. Batı Türkçesi * Hazar Denizinin batı sı ndaki Türk dünyas ı nda XIII. batı bloku * Batı Avrupa ülkeleri ile Kuzey Amerika ülkelerinin olu ş turdu ğ u blok.

* Göbek. batması nı sağ lamak.batı lı la ş mak * Özellikle Avrupa ülkelerinin düş üncede. soğ an. batı ş batisfer batiskaf . * Bu yöntemle hazı rlanmı ş kumaş . batı rı k * Köftelik bulgur. * Batı uygarl ı ğ ı nı benimseme. Batı nî * Batı niye mezhebinden olan kimse. batı rı lmak * Batı rmak iş ine konu olmak. * Su üstü araçları na çelik kablo ile bağ lanmı ş . batı n * Karı n. batı rma batı rmak * Batı rmak iş i. ağ ı r. domates. * Yok edilmek. negatif yüzebilirliğ i bulunan dalı ş küresi. batı lı la ş tı rmak * Batı lı la ş mas ı nı sa ğ lamak. * Sı vı nı n veya yumuş ak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak. garplı la ş tı rma. * Bir kimseyi çekiş tirip iyice kötülemek. * Deniz diplerinde inceleme yapmak için kullanı lan araç. * Kirletmek. kuş ak. * Bu kumaş tan yapı lmı ş olan (giysi). görüş ve anlayı ş ta izledikleri temel ilkeleri benimsemiş olmak. bati batik * Yavaş . * Batmak iş i veya biçimi. *İ çrek. garplı la ş tı rmak. tahin ve limon suyu kullan ı larak yap ı lan. garpl ı la ş mak. çalı ş mada. * Mahvetmek. deri veya kâ ğ ı t süslemede kullanı lan bir yöntem. batı rı lma * Batı rı lmak i ş i. taze asma yaprağ ı veya lahanaya sarı larak tüketilen bir salata tütü. dövülmemiş ceviz içi. nane. * Bir iş te sermayeyi yitirmek. Batı nîye * Görünürdeki olayları n ardı nda gizli gerçeklerin bulundu ğ unu kabul eden tarikatlara verilen ad. * Kumaş . batı lı la ş tı rma * Batı lı la ş tı rmak iş i. garplı lı k. maydanoz. batı lı lı k * Batı lı olma durumu.

* Harman makinesi. battaniye * Yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanı lan. tuzlu çubuk. * Borçları nı ödeyemez duruma düş en. * (Güneş . * Dokunmak. ço ğ u yünden dokunmuş kalı nca örtü. seyrek olarak tek tük. battaniyeli * Battaniyesi olan. iş e yaramaz duruma gelmek. battal olmak * kullanı lamaz. * Alı ş ı lmı ş olandan büyük. * Saplanmak. * Çökmek. incitmek. * Yı kı lmak egemenli ğ i sona ermek. Güneş . Ay.) ufkun altı na inmesi. yı ldı z için) Dünyanı n dönüş ü dolayı sı yla ufkun alt ı na inmek. iflâs. battı balı k yan gider * iş ler kötü gitti ğ ine göre artı k istenildi ğ i gibi davranı labilir. * Hoş a gitmeyen bir duruma uğ ramak. * (tedirgin etmemesi gereken ş eyler için) Tedirgin etmek. iflâs. batma * Batmak iş i. yok olma. *İ flâs etmek. * Yok olmak. batk ı nl ı k * Borçları nı ödeyemediğ i mahkeme karar ı ile tespit ve ilân olunan tüccarı n durumu. kullanı lmaz. müflis. Yı ldı z vb. battal edilmek * kullanı lamaz duruma getirilmek. harman dövme makinesi. * Yı kı lma. * Miktarı bölgelere ve tartı lacak ş eylere göre değ iş en eski bir ağ ı rl ı k ölçüsü. * Bir gök cisminin (Ay. . batmak * Bir sı vı nı n üstünde iken içine gömülmek. iflâs etmiş (kimse). battal etmek * kullanı lamaz bir duruma getirmek. çökme. * Kirlenmek. batöz batsat * Ara sı ra. bozulmak. battal *İ ş e yaramaz. batman batonsale * Tuzlu hamurdan yapı lan ince uzun çubuk.batk ı batk ı n * Batkı nlı k. inkı raz. * Daha kötü bir duruma uğ ramak.

bavlı ma bavlı mak bavul bavul ticareti * Gümrüksüz ve vergisiz ithaline izin verilen eş yayı yabancı ülkelerden sat ı n alı p. malı çok olan. pekâlâ. * 200 ile 2000 m arası nda derinliğ i olan (deniz). * Kibar olmayan. bavul veya çantalarla yolcu beraberinde sı nı rdan geçirerek iç piyasada değ erlendirmek iş i. Bavyeralı * Bavyera halkı ndan olan (kimse). * Hayvanı avcı lı ğ a alı ş tı rma iş i. pespaye. banal. baya ğ ı la ş ma * Bayağ ı laş mak durumu. * Parası . baya ğ ı * Aş ağ ı lı k. davranı ş . bavullu * Bavulu olan. bavulcu * Bavul yapan veya satan kimse. köpeklerini ava alı ş tı rmak için kullandı kları yapay ku ş vb. epey. * Hemen hemen. bay bay * Bey yerine kullanı lan bir unvan. uygunsuz olmak. hiçbir özelliğ i bulunmayan. âdeta. * Bavlı mak iş i. oldukça. * Her zamanki gibi olan. zengin (kimse).batur batyal bav bavcı * Bahadı r. . giyini ş için) yakı ş mamak. * Erkek özel adlar ı yerine kullanı lı r. * Yolculukta. sı radan. * Gerçekten. baya ğ ı kaçmak * (söz. *Ş ahin ve köpe ğ i ava al ı ş tı rmak. basit adî. *Ş ahin ve köpek gibi hayvanlar ı avcı lı ğ a alı ş tı ran kimse. * Çok iyi. içine eş ya konulan büyük çanta. çok. amiyane. bavlı * Ava alı ş tı rı lm ı ş (hayvan). * Avcı lar ı n. baya ğ ı kesir * Ondalı k olmayan kesir.

baya ğ ı la ş tı rmak * Bayağ ı laş ması na sebep olmak. bayat ı bayatî * Azerî ve Türkmen halk ş iirinde mani türüne verilen ad. bayatsı mak * Bayatlamaya yüz tutmak. bayatlamak * Bayat duruma gelmek. * Taze olmayan. * Klâsik Türk müziğ inde u ş ş ak dörtlüsüne buselik beş lisi kat ı lması yla yap ı lmı ş eski bir makam. bayan * Hanı m yerine kullanı lan bir unvan. * Kadı n özel adları yerine kullanı lı r. bayatlatma * Bayatlatmak iş i. özelliğ ini yitirmi ş .baya ğ ı la ş mak * Bayağ ı bir durum almak. kendinden geçmi ş . * Süzgün. Bayat * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. tazeliğ ini yitirmek. * Bayatlamaya baş lamı ş . bayat bayatîaraban * Araban ve bayatî makamları ndan oluş turulan bir birleş ik makam. bayatîbuselik * Bayatî makamı nı n buselik beş lisi veya dörtlüsü ile sona ermesinden oluş an bir birleş ik makam. baygı n * Bayı lmı ş . baya ğ ı bir duruma girmek. çok söylenmi ş . . * Eş . karı . baya ğ ı lı k * Bayağ ı olma durumu veya bayağ ı ca davranı ş . baya ğ ı la ş tı rma * Bayağ ı laş tı rmak iş i. * Güncelliğ ini. * Gönül vermiş . bayatlatmak * Tazeyken kullanmayı p bayatlaması için bekletmek. önemini. bayatlama * Bayatlamak durumu. bayatl ı k bayatsı * Bayat olma durumu.

baygı nla ş ma * Baygı nlaş mak iş i. kendinden geçmek. *İ pek böceklerinin sindirim organlar ı nda görülen ve yemden kesilmelerine yol açan bir hastal ı k. bay ı lttı rma * Bayı lttı rmak i ş i veya durumu. baygı nla ş mak * Baygı n duruma gelmek. severek. * (yer için) Geliş ip güzelleş mesi. kendinden geçme. istekle. bay ı lttı rmak * Bayı lmas ı na yol açmak. ödemek. bay ı lmak * Baygı n duruma girmek. baygı nl ı k geçirmek * bayı lmak. vücudun k ı mı ldanamamas ı gibi fizyolojik aksamalarla beliren kendinden geçme durumu. * Çok hoş lanmak. yorgunluk gibi etkenlerle dayanma gücünü yitirmek. baygı nl ı k * Baygı n olma durumu. kendini kaybetmek. hayat ş artları nı n uygun duruma getirilmesi için üzerinde çalı ş ı lmı ş olan. baygı ntı * Baygı nlı k. telâş lanmak. baygı n dü ş mek * çok yorulmak. bay ı lması nı sağ lamak. kan dola ş ı mı nı n ve solunum görevlerinin duraklaması . * çok heyecanlanmak. bay ı ltmak * Bayı lmas ı nı sa ğ lamak. * Duyumları n durması . bay ı ltı cı * Bayı ltan. açlı k. bu sebeple koza yapamama durumu. * hayranlı kla seyretmek. uyur gibi olmak. susuzluk. . çok isteyerek. dökülmüş . * Yı ğ ı lmı ş . bay ı ltma * Bayı ltmak i ş i. çok sevmek. * Vermek.*İ nsanı kendinden geçirir gibi olan. baygı n bayg ı n bakmak * kendinden geçmiş bir ş ekilde. bay ı la bayı la *İ steyerek. bay ı lma * Baygı n duruma girme. * (göz için) Süzülmek. bayı lması na yol açmak. çevreye göz gezdirmek. * Sı cak. bay ı ndı r mamur. * Bayı ltacak gibi etkide bulunan.

bay ı ndı rla ş tı rma * Bayı ndı rla ş tı rmak i ş i. baykuş giller . bay ı ndı rla ş mak * Bayı ndı r duruma gelmek. Bay ı ndur bay ı r * Küçük yokuş . bayi bayilik * Bazı maddeleri satma izni olan kimse. * Bayı ndı r duruma getirme i ş i. baykuş baykuş gibi * uğ ursuzluk getirdiğ ine inan ı lan kimseler için söylenir. bay ı rla ş ma * Bayı rla ş mak durumu. yokuş baş ı na yönelerek. bay ı r turpu *İ ri bir turp türü (Cochlearia armoracia). yı rtı cı gece kuş lar ı nı n genel ad ı . bay ı r yukarı * Tepeye doğ ru. bay ı ndı rl ı k * Bayı ndı r olma durumu. bay ı ndı rla ş tı rmak * Bir yeri bayı ndı r duruma getirmek. * Bu iş in yapı ld ı ğ ı yer. imar etmek. terbiyesiz erkek. bay ı ndı rla ş ma * Bayı ndı rla ş mak durumu. ümran. bay ı ndı rc ı * Bayı ndı r duruma getirici. * Kaba. bay ı rla ş mak * (yer ve yol için) Dikleş mek. kulak yerinde iki sorgucu bulunan. * Bir maddeyi sürekli satma iş i. * Baş ı nda. bay ı r aş ağ ı * Tepeden düze doğ ru. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. dükkân veya kuruluş . imar etme. imar. bay ı r kuş u * Çalı bülbülü.Bay ı ndı r * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri.

bayrak açmak * gönüllü asker toplamaya giri ş mek. sembol. bayrak töreni. * Aldatmak. *Ş ı marı klı k. bayrağ ı yar ı ya indirmek * millî yas ilân etmek için bayrağ ı direğ in yar ı sı na kadar indirmek. baylan * Nazlı . iş ve. renk ve biçimle özelle ş tirilmiş . * Baklagil çiçeklerinde diğ erlerinden daha üstte bulunan. * Simge. midede ezinti yapmak.ş ı marı k (biçimde). baypas * Damar aktarma. açı lı p kapatı lan kol. baylanma * Baylanmak iş i. belli bir topluluğ un veya bir kurulu ş un simgesi olarak kullan ı lan. * Gemilerde güvertenin en yüksek direğ i. puhu gibi yı rtı cı ku ş ları içine alan kuş lar familyası . daha büyük olan ve çoğ unlukla baş ka bir renkte ve yuvarlakça olan taç yapra ğ ı . baypas ameliyat ı * Kalpte tı kanm ı ş bir damarı n beslediğ i bölgeye kan akı ş ı nı art ı rmak için o bölgeye eklemek için yapı lan damar ameliyat ı . bayrak * Bir milletin. * Devre dı ş ı bı rakma. bayma baymak * (yiyecek) Baygı nlı k vermek. genellikle dik dörtgen biçiminde kumaş . etki altı nda bı rakmak. * bir ülkü yolunda toplanmaya çağ ı rmak. . bayrak merasimi * Bkz. bayrak çekmek (veya asmak) * bayrağ ı bir dire ğ e veya ipe takmak. * Baymak iş i. bayrak dikmek * bayraklı bir sopayı bir yere saplamak. naz. mideyi buland ı rmak. baylanlı k * Zenginlik. * Öncü. kandı rmak. baylanmak * Nazlanmak. bayrak direğ i * Bayrak asmak için hazı rlanm ı ş uzun direk.* Büyüklükleri çeş itli olan kukumav. ş ı marmak. * Gerektiğ inde indirilip kald ı rı lan. bayrak gibi * kendini belli edecek bir biçimde.

bayra ğ ı düş ürmeden yaptı kları koş u. bayrak yar ı ş ı * Atletizmde dört sporcudan oluş an ekibin araları nda payla ş tı kları mesafelere ba ş larken elden ele geçirmek yoluyla bir sopay ı . bayraktarlı k etmek * öncülük etmek. diken veya satan kimse. bayram * Millî veya dinî bakı mdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler. ş evval. bayraklı k * Bayrak olmaya uygun kumaş . bayraklı * Bayrağ ı olan. bayram alay ı * Bayram günlerinde padiş ahları n camiye gidiş ve geli ş sı rası nda yapı lan tören. neş e. üzerine bayrak çekilmiş bulunan (yer). sevinçli çocuk. * Özel olarak kutlanan gün. bu yakı nl ı ğ ı n bir sebebi olacak. bayram çocu ğ u * Bayram dolayı sı yla süslenmi ş . bayram etmek (veya yapmak) . bayraklaş mak * Bayrak değ eri kazanmak. bayrakaltı * Ordu hizmeti. * Bkz. askerlik. seyran değ il. bir görüş ün yayı lması nda öncü olarak çalı ş mak. * Bayrak yapan. bayraktarlı k * Bayraktarı n görevi. bayram de ğ il. bayraktar * Bayrağ ı taş ı yan kimse. yol göstermek. hı rç ı nlı k etmek. bayrakları açmak * bağ ı rı p çağ ı rarak. donatı lmı ş . * Sevinç. bayraktarlı ğ ı nı yapmak * bir akı mı n. bayram ay ı * (Hicrî takvime göre) Ramazandan sonra gelen ay.bayrak töreni * Bayrak karş ı sı ndaki saygı duruş u. eniş tem beni niye öptü * gösterilen bu ilginin. * Bayram günü doğ muş çocuk. bayrakç ı * Bayrak çeken kimse. bayraklaş ma * Bayraklaş mak iş i veya durumu. eli bayraklı . * Bayrak asmaya uygun direk.

bayram namazı * Dinî bayramları n ilk gününde sabah namazı ndan sonra kı lı nan özel namaz. bayram günü * Bayrama rastlayan. bayram ziyareti * Dinî bayram günlerinde. bayramda seyranda * seyrek olarak. Bayramî * Hacı Bayram Veli'nin tarikat ı na girmi ş olan kimse. bayram topu * Dinî bayramları n baş ladı ğ ı nı duyurmak için atı lan top.* çok sevinmek. bayramlı k ad * Birisi tarafı ndan hakaret yollu kullanı lan sözün kendisine ait oldu ğ unu bildirmek için kullan ı lı r. bayram koçu gibi * gösteriş li ve zevksiz bir biçimde süslenmiş olan. arada sı rada. bayramlaş mak * Birbirinin bayramı nı kutlamak. * Bayramlarda verilen armağ an. nadiren. nadir olarak. bayram haftası nı mangal tahtası anlamak * sözü. bayramlı k * Bayramda kullanı lan. bayramlaş ma * Bayramlaş mak iş i. konu ile hiçbir ilgisi olmayacak biçimde ters anlamak. * Bayramî tarikatı ndan olma durumu. bayrama özgü olan. sevinçli bir ortam. bayram tebriğ i * Bayramı kutlamak için yazı lı p gönderilen kart veya birine yap ı lan ziyaret. bayram havas ı * Neş eli. bayram ş ekeri * Özellikle dinî bayramlarda konuklara ikram edilen ş eker veya çikolata. bayramdan bayrama * çok seyrek olarak. bayramı kutlamak için yapı lan kı sa ziyaret. bayram hediyesi * Bayram günleri karş ı lı klı veya tek yanlı verilen armağ an. bayramlı k ağ ı z . bayram yeri * Bayram günlerinde çocuklar için kurulan açı k eğ lence yeri. bayramı n kutland ı ğ ı gün. Bayramîlik * Bayramî tarikatı .

veteriner. bir çeş it yanarda ğ kültesi. bazal bazalt bazar bazen baz ı . * Dolap gövdesinin zemine düzgün oturması na yarayan çerçeve ş eklindeki kaide. kimi vakit. pazar. * Ara sı ra. * Bir asitle birleş ince bir tuz olu ş turan madde. bayramlı k ağ zı nı açmak * kaba konuş mak. baytar * Hayvan hastalı kları hekimi. yı rt ı cı bir kuş . * Taban. arada bir. kı dem. baza * Mobilyanı n uzunluğ unca konulan dar ayak. esas. esasî. bayramüzeri * Bkz. alı ş veri ş . kimi. * Huzur ve refah içinde bulunma durumu. * Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan. sert. arada bir. esas. * Ara sı ra. baysal baysall ı k * Huzur ve refah içinde olan. bayramüstü * Bayrama yakı n. küfretmek. baytarlı k baz * Baytarı n mesle ğ i. Bayramüstü. baysungur *Ş ahin cinsinden. * Koyu renkli. kadim. * Bazı çok olan (tuz) veya bazı n özelliklerini taş ı yan (madde). bayr ı bayr ı lı k * Bayrı olma durumu. kimi vakit. * Pazarlı k.* küfür. * Temel. * Çarş ı . baz losyon * Cildin esnek ve sağ lı klı görünmesini sa ğ lamak ve özellikle yağ lı ciltlerin parlak görüntüsünü gidermek için kullan ı lan bir tür losyon. * Birtakı m.

* Türk alfabesinin ikinci harfinin adı . üç salona ayr ı lmı ş . yahu. su ile birle ş ince baz etkisi gösteren. uç kı smı nda yarı m çembere benzeyen bir ç ı kı ntı sı olan Roma mahkemesi. bazlama * Sacda piş irilmiş yuvarlak pide. arada bir. yanlardakiler daha alçak olmak üzere içi. * Dikdörtgen biçiminde. hey. bazik (tuz). * Bir maddenin baz durumuna gelmesi. * Baz niteliğ i gösteren. bazidiyospor * Bazitli mantarları n sporlar ı na verilen ad. * Tatlı sı bol. * (teklifsiz konuş mada) Ey. bazilika * Kral sarayı . * Birleş iminde asit ve baz ağ ı rlı ğ ı oran ı normal tuza göre az. küçük çocuk. baziçe * Oyun. dikdörtgen biçiminde kilise.baz ı baz ı * Ara sı ra. bazlamaç bazlaş ma bazuka . baz ı dingil döner baz ı teker * karş ı lı klı iliş kilerde her iki tarafa da zaman zaman söz söyleme hakk ı do ğ ar anlamı nda kullanı lı r. kimisi. kalı n gözleme. fakat baz oran ı normal tuza göre yüksek olan bazik oksitler * Çoğ u oksijen bakı mı ndan zayı f olan. * Bazlama. bazit * Bazit mantarları n üreme organı . iki sı ra sütunla. * Ortadaki yüksek. baz ı lar ı (veya bazı sı ) * birtakı mı . * Roketatar. bazitli mantarlar * Sporları bazitlerin içinde bulunan mantarlar grubu. bebe aspirini * Berilyum'un kı saltması . Be be be bebe * Bebek. asitlerle birleş ince tuzları veren oksitler.

karş ı lı klı yer de ğ iş tirmek.* Küçük çocuklara içirilmek üzere. bebek * Meme veya kucak çocuğ u. * Sevgi sesleni ş i olarak kullanı lı r. becelle ş mek * Cebelleş mek. bücür erkek. * Kiş inin yatkı nlı k ve ö ğ renime bağ lı olarak bir i ş i baş arma ve bir iş lemi amaca uygun olarak sonuçlandı rma yetene ğ i. yapı lmas ı güç alı ş tı rmalara yatk ı n olması durumu. Beberuhi * Karagöz oyunundaki kambur cücenin adı . budala. * Plâstik. becerikli . maharet. * Vücudun. bebeklik etmek * bebek gibi davranı ş larda bulunmak. bebek gibi * çok güzel (kadı n). becayiş becayiş etmek * değ iş ik yerdeki görevliler. * Göz bebeğ i. * Yaş ı na yak ı ş mayacak davranı ş larda bulunan kimse. bebeklik * Bebek olma durumu. becelle ş me * Becelleş mek iş i. bebek beklemek * (kadı n) gebe durumda bulunmak. ilâcı özel olarak yap ı lmı ş aspirin. bez vb. bebekle ş me * Bebekleş mek iş i. beceri * Elinden iş gelme durumu. bebekçe * Bebek gibi. bebecik * Küçük veya acı nacak durumda olan bebek. * Bebek gibi davranı ş larda bulunma. karş ı lı klı yer de ğ iş tirme. * Yeni doğ an yavrunun yetiş kinlerin bakı mı na sürekli olarak bağ ı mlı oldu ğ u dönem. * Yer değ iş me. * (küçük b ile) Sevimsiz. bebekle ş mek *Ş ı marı kça davranı ş larda bulunmak. maharet. bebek ölümü * Çeş itli hastalı klardan. * bebeğ e yak ı ş ı r biçimde. tahta. bebe ğ e yak ı ş ı r biçimde.den yapı lan insan biçiminde oyuncak. ustalı k. 0-2 ya ş grubunda bulunanları n ölümü.

bedavac ı * Her ş eyi bedavadan sağ lamaya çalı ş an (kimse). tavuk büyüklüğ ünde. beceriksizlik * Beceriksiz olma durumu. ustalı k. düş ünmeksizin. * Gerekli. tüyü mavimt ı rak kül renginde. küçük bir kuş (Passer). usta olmayan. * Irzı na geçmek. lüzumlu. bedavala ş ma * Bedavalaş mak durumu. . maharet. bedavac ı lı k * Bedavacı olma durumu. ansı zı n. * Bir konuda hazı rlı ksı z konu ş abilme yeteneğ i. * Birini öldürmek. bedaheten * Birdenbire. üstesinden gelmek. apaçı k olma durumu. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. maharetli. mahir. bedavadan ucuz * çok ucuz. Beçene bedahet * Besbelli. bedava * Karş ı lı ksı z. bedava sirke baldan tatl ı dı r * masrafsı z veya emeksiz elde edilen ş eylere herkes istek gösterir. *İ vedi. baş ı küçük ve ç ı plak. bozmak. bedavadan * Bedava olarak. becerme * Becermek iş i. evcil bir hayvan (Numida meleagris). emeksiz. acele. parası z.* Becerisi olan. beceriksiz * Becerisi olmayan. kirletmek. Beç tavu ğ u * Tavukgillerden. becet becit * Serçegillerden. elinden iş gelen. becermek * Güç görünen bir iş veya duruma çözüm bulmak. kirletmek. usta. beceriklilik * Becerikli olma durumu. * Bir ş eyi kullan ı lmaz duruma getirmek.

* Ası k suratlı . bedbinleş tirme * Bedbinleş tirmek iş i. * Kötü yüzlü. karamsarlı ğ a sokmak. bedavaya * Çok ucuza. bedbin etmek * üzmek. bahtsı z. beddua sinmek * ilencin tutması yüzünden. pesimizm. karamsarlı k. ilenç. bedayi bedbaht * Estetik yönü ağ ı r basan güzellikler. kötümserliğ e kapı lmak. *İ lenme. bedavadan. beddua beddua etmek * ilenmek. birinin i ş i sürekli ters gitmek. * Mutsuz. pesimist. bedbinleş tirmek * Kötümser. karamsar olmak. bahtsı zl ı k. bedduası tutmak . bedbaht olmak * üzülmek. bedbaht etmek * üzmek. bedbin olmak * ümitsizliğ e dü ş mek. lânetlenmiş . bedavası na * Bkz. kötümser olmak. karamsar. bedbinlik bedçehre * Kötümserlik. talihsiz. bedbinleş me * Bedbinleş mek i ş i. intizar etmek. karamsar duruma getirmek. bedbinleş mek * Kötümserleş mek.bedavala ş mak * Bedava duruma gelmek. ümitsizliğ e dü ş ürmek. bedbin * Kötümser. bedbahtl ı k * Mutsuzluk. suratsı z.

* Çok değ erli. * Bedelci. bedenî * Beden bakı mı ndan. bedelli askerlik * Askerlik çağ ı na gelmiş gençlerin belirlenen miktardaki parayı ödeyerek yaptı kları kı sa süreli vatanî görev.* ilenci yerine gelmek. kol ve bacak dı ş ı nda kalan bölümü. hizmetçi. * Uş ak. * Beden eğ itimi öğ retmeni. bedeli belirlenemeyen. fiyat. bedel ödenilmeyen. beden e ğ itimi * Vücudu güçlendirmek ve sağ lı ğ ı korumak amacı yla araçlı veya araçsı z hareketler yapma. fiilen. * Bedel verdiğ i için kı sa süre hizmet gören asker. bedel vermek * askerlik yapmamak veya kı sa süre yapmak için devlete para ödemek. kı ymet. vücut. bedel tutmak * kendi yerine askerlik yapması için birini para ile tutmak. * Baş kas ı nı n ad ı na ve onun parası ile hacca giden kimse. bedel * Değ er. bedelsiz * Bedeli olmayan. beden terbiyesi * Spor iş lerinden sorumlu makam. beden * Canlı varlı kları n maddî bölümü. bedelsiz ithalât * Yurt dı ş ı ndaki iş çilerin veya geçici görevle yurt d ı ş ı na giden kamu görevlilerinin dönü ş lerinde kendi mesleklerinin icrası veya ki ş isel kullanı m için getirdikleri mallar için yapı lan düzenleme. gövde. bedelci bedelli * Bedeli olan. bedduası nı almak * biri tarafı ndan kendisine ilenilmek. beden eğ itimi. * Eş it. * Kale duvarı . denk. bedence bedenci bedenen * Bedeniyle. . vücuduyla. bedel ödenilen. baş . * Bkz. * Askerlik yapmamak veya yapı lacak süreyi kı saltmak isteyenlerin devlete ödedikleri para. * Vücudun. çoban. * Bir ş eyin yerini tutabilen kar ş ı lı k. beden cezas ı *İ nsan vücudu üzerine uygulanan ceza.

yumağ ı . ayı n on dördü. bedenî. bediîle ş me * Bediîleş mek i ş i. bediiyat bedik bedir * Dolunay. * Çölde. gözü gönlü okş ayan. *İ çinde değ erli eş ya alı nı p satı lan kapal ı çarş ı . kötü yürekli. * Böyle bir hayat sürdüren kimse. apaçı k. * Kazak Türklerinde bir hastalı ğ ı n iyileş mesi için yapı lan tören. bedirle ş me * Bedirleş mek durumu. bediîle ş mek * Bediî duruma gelmek. * Parlak ve sağ lı klı görünmek.* Bedenle ilgili. bedensel. bedensel bedesten bedevî * Bedenle ilgili. * Bedevî olma durumu. beğ enilen. * Estetik bilimi. * Estetik. * Kötülük isteyen. çadı rda yaş ayan göçebe. yüzyı lda kurulan bir Sünnî tarikatı . bednam . bedirle ş mek * Ay bedir durumunu almak. bedirlenmek. bedirlenmek * Dolunay biçimini almak. bedevîlik bedhah bedihî bediî bedirlenme * Bedirlenmek durumu. güzel sanatlar. bedirik * Temizlenip taranmı ş ve e ğ rilmeye hazı r duruma getirilmiş yün veya pamuk topağ ı . * (büyük b ile) XIII. * (büyük b ile) Bedevîlik tarikatı ndan olan derviş . bedenli * Bedeni olan. * Güzellik ölçülerine uyan. * Besbelli.

be ğ enilir olma durumu. . zevk. * Güzeli çirkinden ayı rma yetisi. bedük * Çam sakı zı . * Son derece. kötülüğ ü ile dillere düş en. be ğ endirmek * Beğ enilmesini. * Beğ enmek i ş i. * Hint prenseslerine verilen unvan. reçine. pek çok çeş itleri bulunan sı cak ülke bitkisi (Begonia). hoş görünmesini sa ğ lamak. zevk. begüm be ğ be ğ ence be ğ endi * Bkz. aş ı rı . pek çok. be ğ enirlik * Beğ enme durumu. takriz. begonyagiller *İ ki çeneklilerden. begayet Begdili begonvil begonya * Begonyagillerden. be ğ enilmek *İ yi ve güzel bulunmak. gusto. dekoratif yaprakları ve renkli çiçekleri olan. be ğ enilen. hoş a gitmek. be ğ eni * Güzel veya çirkin yargı sı nı verdiren duygu. * Sevilmek. be ğ enilir be ğ enilme * Beğ enilmek iş i veya durumu. örneğ i begonya olan bir bitki familyası . * Bey. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. be ğ eni ş be ğ enme * Beğ enme.* Kötü ün kazanan. hünkârbeğ endi. * Akdeniz bölgesinde yaygı n bir çiçek. * Övücü tanı tma yazı sı . * Beğ enme duygusu veren. be ğ endirme * Beğ endirmek iş i.

* Onaylamamak. beis görmemek * sakı nca. * (duygular için) Hayvanca. uçmak. tasvip etmek. nasibi. bîbehre. * Dört ayaklı hayvan. hissesi olmayan. zarar görmemek. ne yapı p yapı p. beis yok bej * zararı yok. be ğ enmemek *İ yi veya güzel bulmamak. * Benzerleri arası ndan birini seçip ayı rma. nasip. * Payı . beğ enmeyenin umursanmadı ğ ı nı anlat ı r. beher * Her bir. ne olursa olsun. * Kuş ku duymak. hayvana yakı ş ı r biçimde olan. hisse. hor görmek. behi ş t behre behresiz beis * Engel. * Çı kı ş ma bildirmek için kullanı lan bir ünlem. mutlaka. * Pay. zarar. * Cennet. * Sarı ya çalan açı k kahverengi. behemehal * Her hâlde.be ğ enmek *İ yi veya güzel bulmak. * Küçümsemek. be ğ enmeyen kı zı nı (veya küçük k ı zı nı ) vermesin * bir durumun beğ enilmemesi karş ı sı nda. iyi veya güzel bulmama. * Onaylamak. . kabul etmek. uymazlı k. kuş ku ile karş ı lamak. önemi yok. be ğ enmezlik * Beğ enmeme. be ğ lik * Beylik. * Kötülük. behavyorizm * Davranı ş çı lı k. behey behime behimî behimîlik * Behimî olma durumu.

ölmezlik. bek bek beka * Savunucu. * ölüm veya boş anma dolayı sı yla eş ini yitirmek. yalnı z yaş ayan kimse. temizlik. ta ş radan gelmiş iş çilerin kalaca ğ ı oda. bekârl ı k sultanl ı k * evlenmeden tek baş ı na yaş amanı n daha iyi olduğ unu anlatı r. bekâr kalmak (veya ya ş amak) * evlenmemek. * Sanat ve düş üncede özgünlük. önemsememesi. bekâret * Kı z oğ lan k ı z olma durumu. tazelik. beka bulmak * ölmezlik erdemine ulaş mak. * Hava gazı lâmbası nı n ucu. sa ğ lam. yenilik. * Kalı cı lı k. bekâra karı boş aması kolayd ı r * bilgi ve tecrübesi olmayan bir kimsenin iş i hafife alması . evlenmemiş olmak. . masumluk. * Evli olduğ u hâlde ailesinden ayrı . bek * Sert. bekârl ı k * Bekâr olma durumu. * Bekârları n yaş adı ğ ı müstakil ev. * Saflı k. * Çulluk. bekârhane * Bekârları n kalması için ayrı lmı ş veya düzenlenmi ş oda. bekas bekçi * Bir ş eyi veya bir yeri bekleyip korumakla görevli kimse. bekar bekâr * Diyezli veya bemollü bir sesin eski durumuna getirilmesini gösteren nota iş areti. bekçilik * Bekçinin yaptı ğ ı iş . gözcü. k ı zl ı k. erdenlik. * Evlenmemiş kimse. bekçi kalmak * koruyucu. denetleyici olarak beklemek. katı . gereğ ince değ erlendirememesi tâbiîdir.* Bu renkte olan. ölümsüzleş mek. bekâr odas ı * Bekârları n. * Doğ allı k.

bekleme salonu * Doktor. beklemeli * Sı nı fta kalı p derslere devam etmeyen (öğ renci). bekinme * Bekinmek iş i. korumak. beklenmek * Beklemek iş ine konu olmak. tı kamak. * Süre tanı mak. . tı kanmak. * Aramak. bekleme odas ı * Bir kimseyi veya bir taş ı tı beklemek için gelenlerin oturdukları yer. beklemek * Bir iş oluncaya. bekleme * Beklemek iş i. ile görüş me öncesinde oturulan yer. beklenilmek * Beklenmek.bekçilik etmek * (bir ş eyi) bekleyip korumak. bekleme salonu. beklenmedik * Birdenbire. ansı zı n. bekle yârin köş esini! * yakı nda gerçekleş eceğ i sanı lmayan umutlar kar ş ı sı nda söylenir. beklenmez * Beklenmeyecek durumda olan. muhafaza etmek. acele etmemek. * Kapanmak. * Bekitmek iş i. beklenilme * Beklenilmek iş i veya durumu. * Vakit öldürme. bekleme odas ı . biri gelinceye değ in bir yerde kalmak. durmak. * Karş ı la ş ı lmas ı ihtimali bulunmak. * Bir ş eyi. istemek. beklenme * Beklenmek durumu. * Ummak. bekinmek *İ nat etmek. bir kimseyi gözetmek. avukat vb. bekleme yeri * Bir kimseyi veya taş ı tı beklemek için ayr ı lan bölme. bekitme bekitmek * Kapamak. direnmek.

bekletilmek * Bekletmek iş ine konu olmak veya bekletmek iş i yap ı lmak. beklenti * Bir olgunun sonunda gerçekleş mesi beklenen ş ey. Bektaş î dedesi * Bektaş î tarikatı nda daha üst makamlarda bulunan ve yönetimde sorumluluk ta ş ı yan derviş . Bektaş î babası * Bektaş î tarikatı ndan olan derviş . Bektaş î üzümü * Taş kı rangillerden bir çalı (Ribes grossularia). ayyaş . bekle ş me bekle ş mek * Birlikte veya karş ı lı klı beklemek. ı lı k iklimlerde yeti ş en bir kaktüs (Echinocactus). bekletme * Bekletmek iş i. nohut büyüklü ğ ünde. bel *İ çkiye düş kün. . içkici. Bektaş î sı rrı * Çok gizli tutulan sı r. bektaş îkavuğ u * Büyük ve güzel çiçekler veren. * Bekleş mek iş i veya durumu. bekri bekrilik Bektaş î * Hacı Bektaş Veli'nin tarikat ı na girmiş olan kimse. Bektaş îlik * Bektaş î tarikat ı . * Bireyin belli ş art ve durumları n alacağ ı biçimler veya kendisinden beklenenler konusundaki ön görüş ü. * Bu çalı nı n mayhoş .beklenmezlik * Beklenmeme durumu. bekleyiş * Beklemek iş i veya biçimi. ayyaş lı k. beklenmeden oldu ğ unu anlatan birle ş ik fiil. bekletilme * Bekletilmek iş i veya durumu. * Bektaş î tarikatı ndan olma durumu. beklenmezlik fiili * -acağ ı /-eceğ i biçimindeki sı fat-fiil ekine tutmak fiili getirilerek yap ı lan ve iş in istenmeden. bekletmek * Beklemek iş ini birine yaptı rmak. ak veya kara yemiş i. *İ çkiye düş künlük.

* Dağ sı rtları nda geçit veren çukur yer. bel bağ ı * Bel kemeri. i ş aret vermek. bel evlâd ı * (bir kimsenin) Öz çocuğ ı . * Hayvanlarda omuz baş ı ile sa ğ rı arası . bel bel * Durgun. * Toprağ ı kazmaya veya kirizma yapmaya yarayan. belden sağ a sola bükmek. bel ağ rı sı * Bel çevresinde oluş an ve duyulan ağ rı . * Bu bölümün. anlamsı z bakmayı anlatan bel bel bakmak deyiminde geçer. . bel bellemek * toprağ ı belle kazmak. bel kı ra k ı ra * kı rı ta kı rı ta. * Bir ş eyin varl ı ğ ı ile ilgili en önemli bölümü. güvenmek. uzun saplı . bel f ı tı ğ ı * Bel bölgesinde fı tı k. sal ı na sal ı na. meni. bel etmek * iş aret koymak. bel kemiğ i * Omurga. sı rtı n altı na rastlayan bölgesi. bel * Ses ş iddetiyle ilgili birim. bel kı rmak * gövdeyi. ayakla bas ı lacak yeri tahta. bel bağ lamak * birisinin kendisine yardı mcı olacağ ı na inanmak. kumaş veya metalden yapı lan özel ba ğ . deri. bel bel * Atmı k. ucu sivri kürek veya çatal biçiminde bir tarı m aracı . bel gev ş ekli ğ i * Cinsel gücü yitirme. bel kündesi * (güreş te) Ellerin arkadan gelip hasmı n göbe ğ i üzerinde kilitlenmesi yolundaki kündeleme. bel *İ nsan bedeninde gö ğ üsle karı n arası nda daralmı ş bölüm. temel. sperm. * Geminin orta bölümü.*İ ş aret. esas. bel kemeri * Elbise üzerinden bele dolayarak bir toka ile tutturulan.

bel soğ ukluğ una uğ ratmak * bir iş e veya bir söze gereksiz yere karı ş arak onun akı ş ı nı sektirmek. yorum gerektirmeyen. * Hak edilen ceza. belâlar mübareğ i * istenilmeyen. sak ı ncalı durum. hiçbir yanlı ş ve eksik anlayı ş a yer bı rakmayan. belâya u ğ ramak . * -den dolayı . üzücü. belâgatsiz * Belâgati olmayan. -den sebebiyle. belâ kesilmek * birisine sı kı ntı ve eziyet vermek. belâ ç ı karmak * kavga çı karmak. düzgün anlatma sanatı . belâya çatmak (girmek veya uğ ramak) * beklenmedik bir belâ ile karş ı laş mak. belâ aramak * kavga çı karmak için f ı rsat aramak. belâ okumak * birine beddua etmek. * Söz sanatları nı inceleyen bilgi dalı . * (istenmedik bir davranı ş a zorlayan) Etki.bel soğ ukluğ u * Üreme organları nı n akı nt ı lı ve bula ş ı cı bir hastal ı ğ ı . belâhat * Alı klı k. belâs ı belâs ı nı bulmak * hak ettiğ i cezayı görmek. sözle inandı rma yeteneğ i. yapmac ı ktan uzak. * Kavgacı . * Yolsuz kadı nları n zorba dostu. belâgatli * Belâgati olan. * Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak. musallat olmak. belâgat *İ yi konuş ma.ş irret. bel vermek * (duvar gibi dik ş eyler) dı ş ar ı ya veya (tavan gibi yatay ş eyler) aş ağ ı ya doğ ru kamburlaş mak. * Bir ş eyde gizli olan derin anlam. * Büyük zarar ve sı kı ntı ya yol açan olay veya kimse. * destek olmak. belâ *İ çinden çı kı lması güç. can sı kı cı . belâlı * Yorucu. retorik. kaçı nı lan bir durumun gerçekleş ti ğ i bildirilirken alay yollu söylenir.

. belediyeci * Belediye iş leri görevlisi. belediye baş kanı * Belediye teş kilâtı nı yöneten kimse. * Mekân. belediye baş kanı .* çok kötü bir durumla karş ı laş mak. * Yerleş ik. bucak gibi yerleş im merkezlerinde temizlik. çevre. belediye meclisi toplu bulunmad ı ğ ı zaman. belce *İ ki kaş arası . kalı n kumaş . ayd ı nlatma. beledî *Ş ehirle ilgili. tetkik eden ve karara ba ğ layan organ. belde *Ş ehir. tüzel kiş iliğ i olan teş kilât. belediye *İ l. belediye nikâhı * Medenî kanuna göre kı yı lan resmî nikâh. belediye meclisi * Belediye tüzel kiş iliğ ine tanı nan yetkileri kendinde toplayan organ. belediye meclisi. belediye encümeni * Belediye kanununda belirtilmi ş görevleri yerine getiren. * Bu teş kilâtı n bulundu ğ u bina. özel kanunlarla belediye meclisince verilen görevleri. su ve esnafı n denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan. belediye polisi * Zabı ta görevlisi. * Bir tür pamuklu. belediye reisi * Belediye baş kanı . belediye encümeni ve belediye memurları ndan oluş an kuruluş . belediye suçları * Belediye buyrukları na ve yasakları na ayk ı rı davranı ş lar. belâyı satı n almak * göz göre göre belâyı üstüne çekmek. üyeleri halk tarafı ndan seçilen. yer. belediye teş kilâtı * Nüfusu iki binden fazla olan yerleş im yerlerinde hükûmet kararı yla kurulan. belediye saray ı * Belediyeye ait bütün iş lerin yapı ldı ğ ı ve büroları n bir arada bulunduğ u büyük yapı . ilçe. Belçikalı * Belçika halkı ndan olan (kimse). belediye çavuş u * Zabı ta iş lerinde üst görevli. beldeitayyibe * Medine ş ehri.

parası z elde edilen. emeksiz. bele ş * Karş ı lı ksı z. * Bulanmak. belemek * (çocuğ u) Kundaklamak. belenmek * Kundaklanmak. . bulaş tı rmak. peygamber çiçeğ i. * Tepe. * Belertmek iş i. belerme * Belermek iş i.belediyecilik * Belediye iş leri. akı çok görünecek biçimde açmak. belemir * Orta Anadolu'da tarlalarda yetiş en. yüksek yer. * Beleş çi olma durumu. bele ş (veya bahş iş ) at ı n diş ine (veya yaş ı na) bakı lmaz * bedava gelen ş eyde kusur aranmaz. belediyelik olmak * belediye ile ilgili bir iş i olmak. bayı r. bulaş mak. belertmek * Gözlerini. * Dağ üzerindeki yüksek geçit. belermek belertme * (göz için) Akı iyice belirecek biçimde açı lmak. dik dağ yolu. belek * Kundak. belediyelik * Belediyeyle ilgili. bele ş çi bele ş çilik * Parası z geçinmeyi seven. çiçekleri mavimsi renkte bir yı ll ı k bir bitki. * Bulamak. örtülmek. * Beş iğ e yatı rı p ba ğ lamak. * Beş iğ e konulan yatak. belenme * Belenmek iş i. beleme * Belemek iş i. mavi kantaron (Cephalaria syriaca). çocuk bezi. lüpçü. belen * Bel. bedavacı .

bilgi ve belgelerin telefon sistemi vası tas ı yla bir yerden bir yere iletilmesini an ı nda sağ layan araç. okuldan çı karı lmak. belge almak * (iki yı l aynı sı nı fta üst üste kalan öğ renci) okuldan uzaklaş tı rı lmak. belgelendirmek * Belge göstererek belirtmek. karş ı lı ksı z. * Belge niteliğ i taş ı yan film veya televizyon program ı . belgegeçer * Yazı lı . tevsik. *İ ki y ı l üst üste aynı sı nı fta kalan ö ğ renci okuldan ç ı karı lmak. * Belge ve yazı lar ı n sakland ı ğ ı yer. film vb. * Belgesel niteliğ indeki eserleri seven veya bunlarla ilgilenen (kimse).bele ş e konmak * emek. resim. faks. belgeselci * Belgesel. belgelemek * Bir olgunun doğ ru olduğ unu belge ile göstermek. yöneten sinemacı . bele ş ten beletme * Beletmek iş i. belgeleme * Belgelemek iş i. *İ ki y ı l üst üste sı nı fta kaldı ğ ı için okula devam etme hakkı nı yitirerek belge alan. doküman. . belgelenme * Belgelenmek iş i. vesika. belgelendirme * Belgelendirmek iş i. * Belge niteliğ i bulunan (ş ey). belgeci * Belgesel filmler yapan. belgelenmek * Belgelemek iş ine konu olmak. ortaya ç ı karmak. * Emek vermeden. belgelik belgesel belgesel film * Hayattan alı nan herhangi bir olguyu. arş iv. tevsik etmek. belgeli * Belgesi olan. dokümanter. beletmek belge * Kundaklatmak. kendi tabiî çevresi ve akı ş ı içinde veya gerçeğ e en yakı n biçimde haz ı rlanmı ş yapay bir yerde iş leyen. * Bir gerçeğ e tanı klı k eden yazı . para vermeden elde etmek. belirli bir amacı yansı tan film. fotoğ raf. film çeken veya bunun üzerinde çalı ş an (kimse).

belgi * Bir ş eyi benzerlerinden ay ı ran özellik. beli çökmek * kamburlaş mak. iş aret edilemeyen. * Belgin olma durumu. belirli olan. belgileme * Belgilemek iş i. beli bükülmek * yaş lı lı k yüzünden güçsüz kalmak. belirsizlik sı fatı .belgeselcilik * Belgeselcinin yaptı ğ ı iş . güçsüz. alâmet. belirsizlik zamiri. belgit burhan. beli aç ı lmak * küçük aptesini tutamaz olmak. beliğ * Belâgati olan. belgilemek * Belgi ile göstermek. belgisiz s ı fat * Bkz. belgin belginlik belgisiz * Tam ve kesin olarak belirlenmiş olan. ş iar. gayrimuayyen. * Duyuş . belgisiz zamir * Bkz. sarih. beli bükük * Beli bükülmüş . * Bir önermeyi tanı tlamak için gösterilen ve daha önce doğ ru diye kabul edilen baş ka önerme. belgili * Belgiye dayanan. sarahat. niş an. ş iar. beli * Senet. belâgatli. belik . * Belirli olmayan. belgisizlik * Belgisiz olma durumu. düş ünüş ve inanı ş taki ayı rı cı özellik. bir iş yapamayacak duruma düş mek. * Evet. hüccet. beli gelmek * cinsel birleş me sı rası nda salgı boş almak. zavallı .

.yaslanmak. örgü hâlinde. belinden gelmek * birinin dölü olmak. determinasyon. gerektirim. belini bükmek * çaresizlik içinde bı rakmak. bariz. belik belik * Örgü örgü. açı k. belinlemek * Birden uyanarak çevresine korku ile ş aş kı nş aş kı n bakmak. beliklemek * Saçları örmek. belirginle ş tirmek * Belirgin duruma getirmek. tayin. içeriğ inin. belirginle ş me * Belirgin duruma gelme.* Saç örgüsü. irkilmek. belini vermek * dayamak. belirlenim * Belirli duruma gelme iş i. kapsam bakı mı ndan daraltmak. belirginle ş mek * Belirgin duruma gelmek. yapı sı nı n veya sı nı rları nı n tam olarak belirlenmesi iş i. * Bir kavramı n anlamı nı n. belirli kı lmak. * Yeni bir kavramı . belirleme * Belirlemek iş i. belirginle ş tirme * Belirgin duruma getirme. belinleme * Belinlemek iş i. sı nı rlamak. özünü olu ş turan ögeleri açı klayarak tanı mlamak. besbelli. tayin etmek. * Bir kavramı . belirlemek * Belirli duruma getirmek. belirginlik * Belirgin olma durumu. genellemek kar ş ı tı . belirgin * Belirmi ş durumda olan. sarih. belini doğ rultmak (veya do ğ rultamamak) * yeniden durumunu düzeltmek. ayı rı cı bir öge ekleyerek s ı nı rlamak. belikleme * Beliklemek iş i. belini k ı rmak * birini bir ş eyi yapamaz duruma getirmek.

*İ yice görünür ve anlaş ı lı r bir durum almak.belirlenimci * Belirlenimcilik yanlı sı olan (kimse). Bu zaman Türkçede -dı (-di) / -tı (-ti) ekiyle karş ı lanı r. belirlenmek * Belirli duruma getirilmek. * Bilinmeyen. tebarüz etmek. -miş 'li geçmiş . belirle ş me * Belirleş mek iş i veya durumu. * Belirli olmayan. tebellür etmek. kesin bir biçim almak. belirli nesne * Belirtme durumu ekini almı ş . * (önce belli veya görünür olmayan bir ş ey için) Ortaya çı kmak. gerekircilik. bir sebebe bağ lanmayan olay ve durumları n da bulunduğ unu öne süren görü ş . biçti.Ald ı . görülmeyen geçmi ş . indeterminizm. gerekirci. belirlenimcilik * Her olayı n ba ş ka olaylar ı n gerekli ve kaçı nı lmaz bir sonucu olduğ unu ileri süren öğ reti. gayrimuayyen. indeterminist. gülmü ş . belirme belirmek * Belirmek iş i. belirlenmezcilik * Nedensellik yasası na bağ lı olmayan. insan ı n özgür iradesinin nedensellik yasas ı na bağ lı olmadı ğ ı nı savunan görüş . belirli * Açı k ve kesin olarak sı nı rlanmı ş veya kararlaş tı rı lmı ş olan. belirlenme * Belirlenmek iş i. içinde bulunan zamandan önce olup bitti ğ ini kesinlikle bildiren kip. ağ lamı ş gibi. belirli belirsiz * Yarı belirgin durumda. geçiş li fiil durumunda olan yüklemle ilgili kelime veya kelime grubu. tezahür etmek. . içinde bulunulan zamandan önce olup bittiğ ini ba ş kas ı ndan duyarak veya belirsiz olarak bildiren kip. indeterminizm. *İ nsan iradesinin hiçbir ş arta bağ lı olmadı ğ ı nı . uçtu vb. meçhul. Türkçede bu zaman -m ı ş / -miş ekiyle kurulur: Gelmi ş . içinde bulunduğ uş artlarla belirlenmediğ ini. belirlilik * Belirli olma durumu. belirlenmezci * Belirlenmezcilik yanlı sı olan (kimse). görülen geçmi ş . * Niteliğ i hakk ı nda tam bir bilgi edinilemeyen. -di'li geçmiş . belirle ş mek * Belirgin duruma girmek. tebellür etme. belirli geçmiş * Fiilin belirttiğ i kavramı n. * Bir düş ünce veya durum için. az çok belli olan. müphem. determinist. determinizm. belirsiz belirsiz geçmi ş * Fiilin belirttiğ i kavramı n. muayyen.

belirtili tamlama * Tamlayanı -in (-nin) takı sı .belirsizlik * Belirsiz olma durumu. bir kavramı n sembolü olan varl ı k veya eş ya. belirsizlik sı fat ı *İ simleri yakla ş ı k. belirteç * Zarf. filan vb. belirtisiz tamlama * Tamlayanı yalı n durumda olan. amblem. Tuz Gölü gibi. tamlananı üçüncü ki ş i iyelik eki alan ve belirli bir kavram taş ı yan tamlama: Doğ an'ı n kalemi. * Bir olayı n veya durumun anlaş ı lması na yardı m eden ş ey. belirtisiz nesne * Yalı n durumdaki nesne. biri vb. belirten belirti belirtik belirtilen * Tamlanan. belirtilmek * Belirtmek iş ine konu olmak. belirtilme * Belirtilmek iş i. birtak ı m. niş an. * Açı k. çiçeğ in kokusu gibi. azı . belirtken * Bir özlü sözle birlikte kullanı lan iş aret. herkes. belirtisiz * Belirtisi olmayan. görüş bildirme. her. belirsizlik zamiri *İ smin yerini belirsiz. * Tamlayan. niş ane. tamlananı genellikle üçüncü kiş i iyelik eki alan ve çoğ u kez tür kavramı veren isim tamlaması : Ankara kedisi. sarih meful. belirli kı lı nan. belirtili * Belirtisi olan. birçoğ u. alâmet. belli. sarih. belirtme durumu belirtme . * Belirtilmiş olan. kabataslak belirten sı fat: bazı . birkaçı . kabataslak tutan zamir: bazı sı . tasrih. * Belirtilmemiş olan. müphemiyet. belirtili nesne * Belirtme durumundaki nesne. * Belirli kı lma. * Soyut bir ş eyin. * Gösterge. birkaç.

belleğ ini yitirmek * bellek kaybı na uğ ramak.* Yüklemi geçiş li bir fiil olan cümlede fiilin doğ rudan etkilediğ i -i (-ı . yanlı ş da olabilen. bellek kayb ı * Bellek yitimi. -ü) ekini almı ş isim. belirtme grubu * Tamlamalardan daha geniş kelime dizisi: Kalı n bir kitabı n süslü cilt kapa ğ ı bir belirtme grubudur. * Felâket. mütearife. * Olsa olsa. olası lı . soru.. keder. programı değ iş meyen verileri. ihtimalî. bellek * Yaş ananları . . * Belitleme kuramı nı ortaya koymak. muhtemel. Yazı yı okudum. * Tümden geliş imci bir bilime esas olacak belit sistemi. Kaç öğ renci? Hangi ev? Üç çocuk gibi. yükleme durumu. bunları n geçmiş le iliş kisini bilinçli olarak zihinde saklama gücü. belitlemek * Belgeye dayanarak ortaya koymak. i hâli. Evi gördüm. ihtimal. * Bir bilgisayarda. aksiyom: "Tüm. tebarüz ettirmek. haf ı za. belli ve kesin olmayan. belkili * Olası lı . belladonna * Güzelavrat otu. ya. belitken belitleme * Belitler sistemi.. dağ arcı k. akı l. akuzatif. belirtmek * Açı klamak. tasa. sayı veya belirsizlik bakı mları ndan belirten s ı fat: Bu kapı . bellek kar ı ş ı klı ğ ı * Kelimelerin doğ ru anlamı nı hatı rlayamamak veya ilk olarak görülen bir ş eyi önce gördüğ ünü sanma duygusuna kap ı lmak biçiminde beliren bir ruh hastal ı ğ ı . yapı lacak i ş için gerekli olan ara sonuçları toplayan bölüm. * Doğ ru olabileceğ i gibi. belitlenebilirlik * Belitlenebilen kuram. belirtme sı fatı * Bir ismi gösterme. belki de *ş u da olabilir. olabilir ki. ya . parçalar ı n her birinden büyüktür" sözü bir belittir. Birinci dönem. belit * Kendiliğ inden apaç ı k ve bundan dolayı öteki önermelerin ön dayanağ ı sayı lan temel önerme. -u. * Belitlemek iş i. öğ renilen konular ı . beliye belki * Muhtemel olarak.

* Sanmak. belletici. öğ retici. belletmek * Bellemesini sağ lamak. çok az belli olan. belletmen * Orta öğ retimde etütleri denetleyen kimse. belletme * Belletmek iş i.bellek yitimi * Büyük sarsı ntı veya humma yüzünden belleğ in bozulması veya kaybolması biçiminde beliren ruh hastalı ğ ı . * Belleğ in kı sa bir süre durup iş lememesi. yarı bellisiz. belli * Beli olan. muayyen. yapı k. * At ve benzeri hayvanları n sı rtı na vurulan keçe. me ş in veya kal ı n kumaş parçası . * sezdirmek. yarı belli. iyice görünür anlaş ı lı r duruma getirmek. bellenmek * Bellenmek (I) iş ine konu olmak. öğ renilmek. * Önemli. müzakereci. aş ikâr. muayyen. * Bilim kurumları nı n çalı ş maları ile ilgili yazı ve haberlerin yayı mland ı ğ ı dergi. haş a. bedihî. belli belirsiz * Zorlukla seçilebilen. bellem belleme belleme bellemek * Öğ renip akı lda tutmak. duyulabilen. anlaş ı lan. bellenmek * Bellenmek (II) iş ine konu olmak. * Bellemek iş i. ö ğ retmek. * Gizli olmayan. belleten belletici * Çalı ş tı rı cı . belli etmek * açı klamak. belli olmak . malûm. hissettirmek. ortada olan. bellemek * Bel denilen araçla toprağ ı iş lemek. zahir. belli ba ş lı * Belirli. * Belirli. belli * Bilinmedik bir yanı olmayan. * Bellemek yetisi.

* Kiş iyi öbür varlı klardan ayı ran bilinç. * Tekil birinci kiş iyi gösteren zamir. * Böylece kalı nlaş tı rı lmı ş (ses). hodbin. bence benci * Kendini beğ enen. kibirli. bencil * Yalnı z kendini düş ünen. * Pı rı l pı rı l. * Bencillik öğ retisine inanan. * Bkz. bencil olmak . bedahet. bembeyaz * Çok beyaz veya her yanı beyaz. ben ben bu i ş te yokum * ben bu iş e karı ş mam. benbencilik * Benbenci olma durumu. egoist. apaçı k. * En çok üzümde görülen olgunlaş ma belirtisi. bemol * Bir sesin yarı m ton kalı nla ş tı rı laca ğ ı nı gösteren nota i ş areti. hodkâm. * Saçta. muayyeniyet. * Bir kimsenin kiş iliğ ini olu ş turan temel öge. * Belli olmayan. bellik *İ ş aret. koyu renkli leke veya kabartı . gururlu. düş ündüğ üm gibi. ego. tende bulunan ufak. * Bana göre. megaloman. kendi çı karları nı herkesinkinden üstün tutan. ben * Çoğ u do ğ uş tan. * Kuş un yavrusuna taş ı dı ğ ı yem.* anlaş ı lmak. kendini her konuda üstün gören. açı klanmak. balsam. hodpesent. apak. ben * Olta veya tuzağ a konulan yem. marka. sakalda beliren beyazlı k. benbenci * Kendini çok öven. bellilik bellisiz belsem * Belli olma durumu. bilinemeyen. sen yolcu oldukça * özel iliş kilerimiz sürüp gittikçe (senin bana i ş in düş er). ben ş ahı mı (veya ş eyhimi) bu kadar severim * ben bundan daha çok özveride bulunamam. ben hanc ı . hep kendinden söz eden.

kendimi suçlu saymam. bencileyin * Benim gibi. bencilce * Bencile yakı ş ı r biçimde. kölenin evi. egoistlik. hodpesentlik.* bencilce davranı ş ta bulunmak. benden de al o kadar * Bkz. kölelik. bendehane * Bendenin. buna göre ahlâklı lı ğ ı n da yalnı zca kendini koruma içgüdüsünün bir biçimi olduğ unu ileri süren öğ reti. . bendezade * Bendenin oğ lu. bendir benefş e * Alaturka çalg ı aleti. bendegân * Kullar. bencille ş mek * Bencil duruma gelmek. benden söylemesi. egoizm. hodbinlik. bencilik * Benci olma durumu. bende * Kul. bencille ş me * Bencilleş mek iş i. al benden de o kadar. egoizm. bencillik etmek * bencil davranmak. benden günah gitti * Bkz. köleye ait. köle. köleler. bencillik * Bencil olma durumu. * Menekş e. benden söylemesi * ben üzerime borç saydı ğ ı mş eyi söyledim. bendeniz * alçak gönüllülükle ben yerine ve "köleniz'" anlamı nda kullanı lı r. *İ nsanı n bütün eylemlerinin ben sevgisiyle belirlenmiş olduğ unu. bendeniz cennet ku ş u * kendini tanı tı rken kullanı lan bir deyim. bendegî * Kulluk. * Köle ile ilgili. * Kendi benini ve çı karı nı hayat ı n mutlak ilkesi yapan anlayı ş .

ebedî. ebedîleş tirmek. ebedîlik. ölümsüzle ş mek. bengilik * Zamanla ilgisi. beniâdem * Âdemoğ ulları . fekül. ama kimseye kötülüğ ü dokunmayan kiş iyle u ğ raş mamalı dı r. * Sonsuz ve ölçülmez zaman. ebedîleş mek. ölümsüz. bengile ş mek * Sonsuz yaş ama niteliğ i kazanmak. insanlar. parlak taneciklerden ve parlak damarlardan olu ş muş bölüm. * Sonu olmayan. nokta. abı hayat. hep kalacak olan. * Ölmezlik. ölümsüzleş tirmek. bengileme * Bengilemek iş i.benek * Herhangi bir ş ey üzerindeki ufak leke. beniçincilik . benibeş er *İ nsan. bengi bengi * Ege ve Güney Marmara bölgesinin halk oyunları ndan biri. * Güneş lekeleri yöresinde görülen. bengi su *İ çene sonsuz hayat verdi ğ ine inan ı lan ve efsanelerde geçen su. bengile ş me * Bengileş mek iş i. benekli * Ufak lekeleri bulunan. benekle ş mek * Benek benek durum almak. benekle ş me * Benekleş mek iş i veya durumu. bengilemek * Bengi kı lmak. sonsuz yaş ama niteliğ i kazandı rmak. beneklenmek * Benek oluş mak. beniçinci * Kiş inin benliğ ini merkez sayma görüş ü. beneklenme * Beneklenmek iş i. benmerkezci. benekli köpek balı ğ ı * Kara benekli. küçük boyda bir cins köpek balı ğ ı (Scylliorhinus canicula). baş langı cı ve sonu olmayan varlı k. beni sokmayan y ı lan bin (yı l) yaş ası n * zararlı olduğ u bilinen. puan.

benildemek * Belinlemek. döner döner yine okur * "çok çalı ş mas ı na karş ı lı k verimli ve yararl ı olmuyor" anlam ı nda kı nama veya eleş tiri belirtmek için kullan ı lı r.* Dünyada kiş inin benliğ ini merkez sayan felsefe görüş ü. benliğ i yoğ urmak * kiş iliğ i oluş turmak. benimsenmek * Benimsenmek iş ine konu olmak. benliğ inden çı kmak . benimsetme * Benimsetmek iş i. birine bağ lanmak. sahip çı kma. benlenmek * Ben oluş mak. benim oğ lum bina okur. benli benli * Teninde ben bulunan. benim diyen * kendine güvenen. benimsetmek * Birinin benimsemesini sağ lamak. kabullenmek. benimseme * Benimsemek iş i. sahip çı kmak. senli benli. benimsenme * Benimsenmek iş i. beniz geçmek * benzi solmak. egosantrizm. tesahup etmek. benizli * Benzi bulunan. tesahup. benimseyi ş * Benimsemek iş i veya durumu. ı sı nmak. beniz * Yüz rengi. * Bir ş eye. benlenme * Benlenmek iş i. * Bkz. benimsemek * Bir ş eyi kendine mal etmek. güçlü olduğ una inanan. benildeme * Benildemek iş i. benze sahip olan. benmerkezcilik.

ş ahsiyet. . benlik yitimi * Kiş ilik duygusunun ve benlik bilincinin yitirilmesi ile beliren ruh hastalı ğ ı . * Kendi kiş iliğ ine önem verme. benlikçi * Her konuda hep kendini ileri süren. benmari * Bir kabı kaynar suya oturtmak yolu ile içindekini ı sı tmak veya eritmek yöntemi. benlik çat ı ş mas ı * Benliğ in ön plâna çı kması ile baş gösteren çat ı ş mas ı . benmerkezci * Beniçinci. bent olmak * bağ lanmak. kiş iliğ ini üstün görme.* kendine benzemez olmak. * Bağ lam. benlik * Bir kimsenin öz varlı ğ ı . bent * Bağ . bent etmek * kendine bağ lamak. gibi görünmek. kibir. kendilik. hep kendinden söz eden (kimse). egotizm. * Benlikçilik yanlı sı olan (kimse). rabı t. and ı rmak. gurur. benlik ikileş mesi * Öznenin kiş iliğ ini iki veya daha çok bilinç merkezine bölen ve tek kiş ide çe ş itli kiş ilikler durumunda beliren bir ruh hastalı ğ ı . * Suyu biriktirmek için önüne yapı lan set. benmerkezcilik * Beniçincilik. kitaplarda kendi içinde bütünlük oluş turan bölüm. benlik davas ı * Her ş eyi kendi düş üncesine uydurmak ve her ş eyde söz sahibi olmak çabası . bütün davran ı ş lar ı nı n ilkesi yapan kiş inin niteliğ i. * Sanı sı nı uyand ı rmak. * Kanun maddesi. büğ et. benzemek *İ ki kiş i veya nesne arası nda birbirini andı racak kadar ortak nitelikler bulunmak. * Kendi benliğ inin geli ş imini. benlikçilik * Her konuda hep kendini ileri sürme. onu kendisi yapan ş ey. benzemeklik * Benzer olma durumu. hep kendinden söz etme durumu. tutulmak. * Gazete yazı sı . ki ş iliğ i. benzemez *İ skambil veya okey oyununda farklı kâğ ı tlar ı n veya taş lar ı n bir araya gelmesi. benzeme * Benzemek iş i.

odalardan (oda-lar-dan) kelimelerinde bulunan -çü.benzen benzer * Maden kömürü katranı ndan çı kar ı lan C6H6 formülündeki hidrokarbonun bilimsel adı . teş bih. . benzeş im. dublör. benze ş lik * Benzeş olma durumu. benze ş im * Bazı ortak yönleri olan iki ş ey arası ndaki benzeş me. benzeti * Benzetme. benze ş en * Ünlü veya ünsüz benzeş melerinde etki altı nda kalan ünsüz veya ünlü: Sütçü (süt-çü). çar ş anba > çar ş amba. benze ş me * Benzeş mek iş i. mü ş abih. -ten. mü ş abehet. araları nda benzerlik bulunan. yapı ve yüz bakı mı ndan bu oyuncuyu andı ran kimse. müş abih olmak. görünüş ve yapı bakı mı ndan bir baş kası na benzeyen veya ona eş olan (ş ey). *İ ki üçgende köş elerinin e ş lenmesine göre karş ı lı klı aç ı lar ı n eş ve kar ş ı lı klı kenarları n orantı sı ndan doğ an benzersiz * Benzeri olmayan. disimilâsyon: Kı nnap > kı rnap. benze ş ik * Benzeş me özelliğ i gösteren. benze ş mezlik * Bir kelimede bulunan aynı veya benzeri seslerden birinin değ iş ikliğ e uğ raması . -dan eklerindeki ünsüz veya ünlüler gibi. aslı ndan kopya edilmiş . benzer. mü ş abih. * Benzer olma durumu. benze ş mek * Birbirine benzemek. benzeri benzerlik durum. * Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde ası l oyuncunun yerine ç ı kan. benzersizlik * Benzersiz olma durumu. o + bir < öbür gibi. attar > aktar. kehribar > kehlibar gibi. mümasil. karş ı lı klı aç ı lar ı nı n eş it bulunması durumu. * Nitelik. nazir. benze ş im oranı *İ ki ş eklin kenarları nı n arası ndaki oran. eş siz. *İ ki ş eklin kenarları nı n uzunlukları arası ndaki oran değ iş memekle birlikte. benze ş * Birbirine benzeyen. * Benzerlik gösteren. benzer ş ekiller * Kenarları nı n uzunlukları arası ndaki oran değ iş memekle birlikte karş ı lı klı açı ları eş it olan ş ekiller. ekmekten (ekmekten). * Bir kelimede bir sesin baş ka bir sesi kendisine benzetme etkisi: yurt-daş > yurtta ş . * Bkz.

benzetmek * Benzer duruma getirmek. benzin * Petrolün damı tı lması ile elde edilen. yağ gibi ihtiyaçlar ı nı karş ı layan.65 olan. benzi uçmak * yüzü sararmak. yapt ı ğ ı iş leri orijinal eser diye satan sahteci ressam.benzeti ressamı * Büyük sanatçı lar ı n yaptı kları nı . yolculara dinlenme ve alı ş veriş imkânı veren tesis. benzi atmak (veya uçmak) * ansı zı n yüzünün rengi sararmak. renksiz. benzi kül gibi olmak * yüzünden kan çekilmek. solmak. benzeyiş sizlik * Benzeş memek durumu. teş bih. özgül ağ ı rl ı ğ ı yaklaş ı k 0. benzetilmek * Benzetmek iş ine konu olmak. orijinaline bakarak yapan ve benzeti olduğ unu belirten ressam. * Benzen. benzetici * Benzeterek yapan. benzin istasyonu * Araçları n benzin. kopyacı . * Bir ş eyin neteliğ ini anlatmak için. uçucu. benzin pompası * Benzinlikte araç depoları na benzin koyma ve verilen benzin tutarı nı gösterme aracı . kendine özgü kokusu bulunan bir sı vı . sahteci. * Dövmek. benzetmek gibi olması n * kötü bir sona uğ ramı ş birinden veya bir ş eyden söz ederken. benzeyiş * Bir ş eyin ba ş ka bir ş eye benzemesi durumu. o niteliğ i eksiksiz taş ı yan bir ş eyi örnek olarak gösterme iş i. benzetiş * Bir ş eyi ba ş ka bir ş eye benzetmek i ş i veya biçimi. benzetilme * Benzetilmek iş i. benzi sararmak * yüzünün rengi solmak. * Bir ş eyde ba ş ka ş eye benzeyen yönler bulmak. ona benzetilen kimse veya ş ey için kötü bir duygu beslenilmediğ ini anlat ı r. bozmak. * Kötü bir duruma getirmek. . yüzü sararmak. benzetme * Benzetmek i ş i. benzinlik. benzetici ressam * Büyük sanatçı lar ı n üslûbunda çal ı ş arak.

* -e rağ men. benzinlemek * Benzin dökerek yakmak. bir arada. temize çı kmak. beraberinde * yanı nda. benzine kan gelmek (veya benzi kanlanmak) * sağ lı klı duruma gelmek. -e karş ı n.). benzincilik * Benzincinin iş i veya mesleğ i. benzinleme * Benzinlemek iş i veya durumu. * Benzinle çalı ş an (motor. benzol beraat * Benzin ve tolüen karı ş ı mı bir akaryak ı t. yarı ş ma) takı mları n aynı sayı yı alması yla sonuçlanmak. yarı ş ma için) takı mlar ayn ı sayı yı almak veya denk gelmek. baş a ba ş kalmak.benzinci * Benzin satı lan yer veya benzin satan kimse. beraber * Birlikte. beraberlik müziğ i . * Baş baş a kalma durumu. * Aklanma. vereceğ i olmama durumu. beraat ı zimmet ası kdı r * tersi ispatlanmadı kça insanları n suçsuz sayı lmaları ilkesini anlatı r. baş a baş gelmek. * Bir nesneyi benzine bulamak. berabere kalmak * (oyun. makine vb. benzinli benzinlik * Benzin sat ı lan yer. beraberce * Birlikte. benzinde kan kalmamak * kansı zl ı k sebebiyle yüzü sararmak. beraberlik * Birlikte olma durumu. beraat ı zimmet * Borcu. * Aynı düzeyde. berabere bitmek * (oyun. beraat etmek * aklanmak. beraber olarak. borçsuzluk. benzin istasyonu. canlanmak.

Berat Gecesi.* Orkestra. aylı k bağ lanan. berber salonu * Büyük berber dükkânı . * Darmadağ ı n. san. Muhammed'e peygamberliğ in Cebrail aracı lı ğ ı yla bildirildiğ iş aban ayı nı n 15. Akdeniz'de yaş ayan. oynar baş lı klı özel koltuk. * Sanat değ eri yüksek anlamlar taş ı yan dize. * Bu iş in yapı ld ı ğ ı dükkân. berber * Saç ve sakalı n kesilmesi. berber dükkânı * Berber. eti yenilen bir balı k (Serranus anthias). berbat * Kötü. periş an. patent. Berat Kandili * Bkz. berbat olmak * kötü duruma gelmek. niş an veya ayrı calı k verilen kimseler için çı karı lan padi ş ah buyruğ u. kirlenmek. berceste * Sağ lam ve lâtif. beğ enilmeyen. Berberî berberlik * Berberin yaptı ğ ı iş . kuyruğ unun çatalı çok uzun olan. viran. gecesine rastlayan kandil gecesi. * bozulmak. bak ı msı z. * Çirkin. * Kuzey Afrika'daki Cezayir bölgesinde Berberistan halkı ndan veya bu halkı n soyundan olan kimse. berber bataryası * Berber dükkânları nda lâvaboya su akması nı sağ layan deve boynu biçimindeki musluk takı mı . berbat etmek (veya eylemek) * kötü duruma getirmek. * Osmanlı İ mparatorluğ unda bir göreve atanan. taranması ve yapı lmas ı iş iyle uğ ra ş an veya bunu meslek edinen kimse. Berat Gecesi * Hz. berber çı rağ ı * Berber ustası nı n yanı nda yeti ş tirilmek üzere çalı ş an çocuk. berber koltu ğ u * Berberler için yapı lan hareketli. * Seçilmiş . * Bozuk. * bozmak. koro veya oda müziğ inde olduğ u gibi birçok sesin oluş turduğ u müzik. bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge. . berat * Bir buluş tan. berber balı ğ ı * Hanigillerden. seçme.

* Herhangi bir ş eyde görülen çizik. bere * Yuvarlak. bere * Vurma ve incitme sonucu vücudun herhangi bir yerinde oluş an çürük. feyz. serseri. *İ yi ki. * Yağ mur. berelemek * Bereli duruma getirmek. Tanrı 'ya ş ükür ki. * Pis.berdelacuz * Halk tahminine göre. bereket ki (veya bereket versin ki) * iyi ki. ezik. bereketsizlik * Bereketsiz olma durumu. verimli. gürlük. berdevam * Sürmekte olan. . berelenme * Berelenmek iş i veya durumu. bereketlenme * Bereketlenmek iş i veya durumu. ongunluk. iyi bir rastlantı olarak. bereketlenmek * Çoğ almak. * bir kimsenin bir durumdan hoş nutluğ unu anlatmas ı . bakı msı z. teselli bulması . bereket versin * para alan kimsenin söyledi ğ i iyi dilek sözü. bozuk. bereketlilik * Bereketli olma durumu. bereleme * Berelemek iş i. bereketli * Bol. artmak. bereketli ola! (veya olsun!) * yemek yemekte olanlara veya ürünlerini dev ş irenlere söylenen iyi dilek sözü. berelenmek * Bereli duruma gelmek. 9-18 Mart arası nda görülen kocakarı so ğ uğ u. berdu ş * Baş ı boş . sürüp giden. bereketsiz * Kendinden beklenen yararlı ğ ı sa ğ layamayan ( ş ey). yassı ve sipersiz baş lı k. neyse ki. bereket * Bolluk. feyezan.

canlı . beriberi * Genellikle Uzak Doğ u ülkelerinde B vitamini eksikliğ inden ileri gelen bir hastalı k. yadigâr. * Çı kma durumundaki kelimelerden sonra getirilerek bir iş in baş langı cı nı gösterir. berhava etmek * havaya uçurmak. beril . * bitirmek. berhane gibi * gereğ inden çok büyük (ev). harap. * Bu ağ acı n. oldukça. * Büyük. berenar ı *Ş öyle böyle. berhava * Havaya verilmiş . beriki * Beride olan. uçurulmuş . arma ğ an. beribenzer * Sı radan bayağ ı . * Mutlu. * Bu uzaklı kta bulunan. bergamot * Turunçgillerden bir ağ aç (Citrus bergamia). boş . yaş ayan. * Beride olan ş ey veya kimse. kabukları ndan reçel yapı lan ve esans ç ı karı lan meyvesi. alelâde. yok etmek. berhudar ol! * "iyi günler göresin" anlamı nda dilek olarak kullanı lı r. berhayat berhudar * Hayatta olan. biraz. * Beresi olan. berhava olmak * patlama yolu ile havaya uçmak. bergamodî * Sarı msı pembe renginde olan. beri * Konuş an ı n önündeki iki uzaklı ktan kendisine daha yakı n olanı .bereli bereli * Beresi olan. kullanı ş sı z ev. * boş a gitmek. * Yararsı z. bergüzar berhane * Anmak için verilen hatı ra. az çok.

Kı saltması Be. berkimek * Sağ lamlaş mak. aydı nlı k. takviye etmek. yanları ve karn ı beyaz. berkinmek * Berkimek. katı lı k. berraklaş mak * Berrak duruma gelmek. berkitmek * Sağ lamlaş tı rmak. * Pekiş tirilmek. ortalama 30-40 cm boyunda. berilyum * Atom numarası 4. saydam. pekiş mek. yoğ unluğ u 1. tahkim etmek. tahkim. * Berkimek iş i. zümrüt gibi baz ı taş lar ı n birleş iminde bulunan. . berklik * Sağ lamlı k. bermuda bermutat * Alı ş ı lagelen biçimde. 29700C de eriyen. Kı saltması Bk. berkinme * Berkinmek iş i veya durumu. berjer * Arkası kabarı k ve yüksek oturacak yeri geni ş koltuk. berrak * Duru. berkelyum * Atom numarası 97. her zaman olduğ u gibi.013 olan. açı k.* Doğ ada altı gen billûrlar durumunda bulunan. berk * Sert. katı . güç kazanmak. durulaş mak. * Sağ lam. berlam *İ nce pullu. berkitme * Sağ lamlaş tı rma. berraklaş ma * Berraklaş mak iş i veya durumu. * Sertlik. atom ağ ı rl ı ğ ı 294 olan. Marmara ve Ege deniziyle Akdeniz'de bol bulunan bir bal ı k türü (Merluccius merluccius). berkemal berkime * Mükemmel. * Dizlere kadar inen dar ve kı sa pantolon. amerikyum veya küryumdan elde edilen yapay element. havanı n etkisine kar ş ı ince bir oksit tabakası yla kaplı element. takviye. sı rtı açı k kahverengi.84. atom ağ ı rl ı ğ ı 9. temiz. çoğ u yeş il renkli berilyum ve aliminyum silikat. pek iyi.

berraklaş tı rma * Berraklaş tı rmak i ş i. * Anlaş ı ldı ğ ı na göre. * Çok kötü. bertafsil bertaraf * Açı klamalı . bertmek berzah besalet * Bertilmek. besbeter beselemek * Bkz. * Berelenmek yaralanmak. bere. * Yiğ itlik. *İ ncinmi ş . durulaş tı rmak. bertilmek *İ ncinmek. burkulmu ş . burkulmak. duruluk. * Kı stak. açı k olarak. eselemek beselemek. dar dil. berraklı k * Berrak olma durumu. bertaraf olmak * ortadan kalkmak. besbelli * Açı k. bertaraf etmek * ortadan kaldı rmak. yok edilmek. çürük. apaçı k. çok belli. gidermek. anlaş ı lı yor ki. bertik * Yara. uzun uzad ı ya. net ve kolay anlaş ı lı r duruma getirmek. bertme * Bertmek iş i. * Bir yana. yararlı lı k. * Bertilmek iş i veya durumu. . berraklaş tı rmak * Berrak duruma getirmek. çürümek. karasal. berri * Kara ile (toprakla) ilgili. * Açı k. * Deride mor leke. bertilme besbedava * Pek ucuz. * Morarmak. ş öyle dursun.

besi * Yaş atmak ve geliş tirmek için gereken besinleri yedirip içirmek iş i. gı da. besermek * Bkz. * Besini olan. esermek besermek. besinli besinsiz . * Bir ş eyi istenilen durumda tutmak ve oturtmak için kullanı lan takoz gibi ş eyler. besi örü * Tohum çimlenirken yeni çı kan bitkiyi beslemeye yarayan ve embriyonun çevresine yay ı lmı ş bulunan besleyici maddelerin bütünü. besinsizlik * Bitkilerin damarları nda dolaş an besleyici su. yeterli besin almayan. beslenmeye elveriş li her tür madde. varlı ğ ı nı sürdürmek için gerekli ş ey. besi doku * Tohumları n içinde embriyonu çevreleyen bölüm. besi suyu besici besicilik * Besicinin yaptı ğ ı iş . besi dokulu * Besi dokusu olan. gı dası z. * Besini olmayan. satan kimse. * Yaş amak. besihane besili besin * Besi yapı lan yer. besi meras ı * Besleme değ eri oldukça yüksek mera bitkileri ile kaplı olan ve gerektiğ inde ilâve yemler de verilerek özellikle kesime gönderilecek hayvanlar ı n fazla canl ı ağ ı rlı k kazanmaları için otlat ı ldı klar ı doğ al veya sun'î verimli mera. besi dokusuz * Besi dokusu olmayan. azı k. gı dalı . semirtilmiş . * Yumurta akı maddesi. * Yenilebilir.beserek * Tüylü ve damı zlı k erkek deve. besi hayvanı * Beslenmek amacı yla yavru iken alı nan veya besiye çekilen hayvan. davar gibi hayvanları besleyerek semirten. * Sı ğ ı r. besi dokusu * Besi doku. * Semiz.

* Bir ş eyi korumak veya sa ğ lamca durmas ı nı sa ğ lamak için. * Beslemek iş i. * Maddî yardı m yapmak. beslemelik * Besleme. beslek besleme * Besleme. * Yedirmek. gı dası zl ı k. ço ğ altmak. besleme k ı z * Besleme. besleme. besleme bas ı n * Çı kar u ğ runa. besle kargay ı . çevresini veya altı nı desteklemek. ev i ş lerinde çalı ş tı rı lan kı z. . herhangi bir kurulu ş un veya iktidardaki güçlerin görüş lerini savunan bası n. hizmetçi. katı lmak. peki ş tirmek. beslenme çantas ı * Anaokulu ve ilköğ retim okulları nı n öğ rencilerinin beslenme saatinde yiyeceklerini içinde bulunduran çanta. * Vücut için gerekli besin maddelerinin alı mı . * Hizmetçi. beslemek * Yiyecek ve içeceğ ini sağ lamak. desteklemek. beslenilmek * Beslenmek iş ine konu olmak. besiye çekmek * hayvanı semirtmek için çalı ş tı rmadan beslemek. oysun gözünü * nankörlük edenler için söylenir. * Semirtmek. * Evlâtlı k olarak alı nan. onun maddî yard ı mları dolay ı sı yla körü körüne destekleyen. ahretlik. beslenme * Beslenmek iş i. * Besleme olarak. * Eklenmek. besleme gibi * giydiğ ini kendine yakı ş tı ramayan (k ı z). * Bir duyguyu gönülde yaş atmak.* Besinsiz olma durumu. beslenilme * Beslenilmek iş i veya durumu. * Herhangi bir kuruluş u. * Yetiş tirmek. beslenen beslengi * Sönümsüz. bir veya birkaç beslenme görevinin bozulması . evlâtlı k. doldurmak. beslenme bozukluğ u * Bazı organ ve dokularda veya organizmanı n bütününde ş ekil veya çalı ş ma düzensizliğ i meydana getiren.

besletmek * Beslemek iş ini baş kası na yaptı rmak. * Besmele çekmeden.beslenme eğ itimcisi * Beslenme eğ itimi ile uğ raş an uzman. * Besteci. besletme * Besletmek iş i veya durumu. iyi beslenmenin sa ğ lı k yönünden önemi. beslenmek * Kendini beslemek. beslenme uzmanı * Beslenmenin genel özelliklerini kitle çapı nda ele alan. kompozitör. besmelesiz * Çocuklar için "piç" anlamı nda kullanı lan bir sövgü. besili. bestekâr. . beste * Bir müzik eserini oluş turan ezgilerin bütünü. ucuz ve dengeli beslenmenin yollar ı gibi konuları iş leyen bilim dalı . mugaddi. beste ba ğ lamak * bestelemek. inceleyen yetkili. beste yapmak * bir müzik eseri yaratmak. * Bkz. beslenme odas ı * Anaokulu. beslenme eğ itimi * Besin maddelerinin özellikleri. yiyecek seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar. ilköğ retim okulu gibi eğ itim kurumları nda yemek yenilen yer. ilköğ retim okulu gibi eğ itim kurumları nda yemek yeme zamanı . besli besmele * "Acı yan ve esirgeyen Tanr ı 'nı n ad ı ile" anlamı na gelen ve bir i ş e baş larken söylenilen Arapça bismillahirrahmanirrahim sözünün k ı saltması . besleyici * Besleyen. * Beslemek iş ine konu olmak. beslenme saati * Anaokulu. beslemeye yarayan. besin değ eri yüksek. besmele çekmek * bismillahirrahmanirrahim sözünü söylemek. insan vücudunun geliş mesinde yiyeceklerin etkisi ve görevi. besteci bestekâr * Beste yapan kimse. * Yüz ve boyunda güneş lekelerini azaltı p ölü hücreleri atan krem türü.

bestelenmek * Bestelemek iş ine konu olmak. birkaç. tat alma duyuları . öbürünün dört benekli yüzünün üste gelmesi. * Biraz. be ş beter * Besbeter. * Dörtten bir fazla. koklama. be ş bir be ş dört be ş duyu * Dokunma. * Beş sı nı fl ı ilkokul. be ş milyonluk * Beş milyon liralı k bütün kâğ ı t para. iş itme. bestesi yapı lmak. bestesiz bestseller be ş * Bestesi olmayan. bestelenme * Bestelemek iş i. be ş kardeş *Ş amar. besteli bestelik * Bestesi olan. * Bkz. V. bestenigâr * Klâsik Türk müziğ inde en eski birle ş ik makamlardan biri. bir parça. * Beste olma durumu. bestelemek * Beste yapmak. be ş binlik * Beş bin liralı k bütün kâ ğ ı t para. 5. be ş altı be ş aş ağ ı beş yukarı * Bkz. atı lan zarlardan birinin be ş .besteleme * Bestelemek iş i. * Oyunda. tokat. . beş yukar ı . pencüyek. be ş iki * Bkz. pencüdü. üç aş ağ ı . bestelenmiş . görme. * Dörtten sonra gelen sayı nı n adı ve bu sayı yı gösteren rakam. * Çoksatar.

be ş aret *İ yi haber. be ş parmak bir olmaz * ana ve babalar ı bir oldu ğ u hâlde kardeş ler arası nda çeş itli farklı lı klar bulunur. *İ nsanoğ lu. be ş erî co ğ rafya *İ nsanlar ı n yerleş ik bulundu ğ u yöre ile ilgisini ve o yörenin veya yerin türlü olaylar ı nı inceleyen coğ rafya kolu. aş ağ ı lı k. yoksul. be ş üç be ş vakit * Bkz.be ş on * Az sayı da. be ş erî *İ nsanoğ lu ile ilgili. be ş paralı k olmak * alçalmak. be ş paralı k * Değ ersiz. bedenle ilgili. kusurları aç ı ğ a çı kmak. *İ çinde beş yüz tane bulunan. be ş paralı k etmek * Bkz. pencüse. * Bedensel. bayağ ı . insan. iş e yaramaz. muş tu. be ş yüzlük * Beş yüz liralı k bütün kâ ğ ı t para. * Beş sayı sı nı n üleş tirme biçimi. be ş bı yı k be ş er be ş er *İ ri muş mula. her defası nda beş i bir arada. * Beş ve on santim ölçülerinde biçilmiş kereste. müjde. be ş eriyet . be ş para almamak * hiç para almamak. her birine be ş . be ş yüzlü * Beş yüzü olan cisim. erim. * Günün belirli beş vaktinde kı lı nan namaz. be ş er ş aş ar * insan her zaman yanı labilir. biraz. on paralı k etmek. be ş para etmez * hiçbir değ eri yok. be ş parası z * parası z.

be ş inci * Beş sayı sı nı n sı ra sı fatı . be ş ikten mezara kadar * bütün hayatı boyunca. hümanist. beş ibirlik. insanoğ ulları . insancı ll ı k. be ş eriyetçi * Beş eriyet yanl ı sı (kimse). büyümesine hizmet etmek. düş man için çal ı ş an örgüt. * Beş ik olmaya uygun. * Beş kenarl ı çokgen. geriye bükülü ayak bileklerini ellerle kavrayarak karı n üzerinde ba ş ve ayak yönünde sallanma. be ş ik kertme * Daha beş ikte iken anası babası tarafı ndan ni ş anlanma. * Beş er be ş er sı ralanm ı ş . be ş ikçi be ş iklik * Beş ik yapan veya satan kimse. * Yüz üstü yatı ş ta. be ş erli be ş gen be ş ibirlik * Kadı nları n süs için takı ndı klar ı . hümanizm. be ş iklik etmek * beş ik vazifesini. insancı l.*İ nsanlı k. be ş ikörtüsü *İ ki yana akı ntı sı olan çatı . * Bir ş eyin do ğ up geliş ti ğ i yer. sı rada dördüncüden sonra gelen. be ş iz . be ş inci kol * Bir ülkede gizli olarak. be ş ik kertiğ i * Daha beş ikte iken anası babası tarafı ndan ni ş anlanmı ş kimse. fonksiyonunu yapmak. be ş ik * Süt çocukları nı yat ı rmaya ve sallayarak uyutmaya yarayan. be ş ibiryerde * Bkz. be ş eriyetçilik * Beş eriyetçi olma iş i veya durumu. tahta veya demirden yapı lmı ş sallanı r bir çeş it küçük karyola. be ş ik sal ı ncak * Bayram yerinde kurulan bir tür salı ncak. * Ambalâjlanacak malı n biçimine uygun olarak alta konulan parça veya parçaları n tümü. be ş iğ ini sallamak * çocukluğ undan veya çok eskiden tanı mak. beş altı n lira de ğ erinde olan altı n. ölünceye kadar.

be ş tane alabilen. * Beş ses veya beş müzik aracı için yazı lan müzik eseri. be ş leme * Beş lemek iş i. be ş lik * Beş para. * Beş renkte dokunmuş çubuklu kumaş . be ş parmak otu * Gülgillerden. * Çı krı kçı tezgâhı nı n kütüğ ü. * Beş i bir arada olan. kendinde herhangi bir ş eyden beş tane bulunan. * Beş müzisyenin çald ı ğ ı caz orkestrası . bet * Beti benzi atmak. yollu bir çeş it kumaş . * Divan edebiyatı nda beş dizeli bölümlerden oluş mu ş manzume. yol kı yı ları nda ve çayı rlarda yetiş en.* Beş i bir arada do ğ an (kardeş ler). *İ skambil. gülümser. muhammes. * Beş taş la oynanan bir tür çocuk oyunu. beş ı ş ı nlı yı ld ı z biçiminde bir deniz hayvanı . kurt pençesi (Potentilla reptans). tuhaf. çirkin. beş pençe (Uraster). beş parmak. * Halk edebiyatı nda üçlemeli bir bende. be ş pençe be ş taş be ş uş * Güler yüzlü. beti benzi sararmak gibi deyimlerde beniz kelimesi ile birlikte. * Tahmis. konu ile ilgili aynı ölçüde bir çift dizenin ba ğ lanması yla olu ş an manzume. sürgüne karş ı kullanı lan bir bitki. * Bkz. be ş me * Her çubuğ u ayrı ayr ı beş renkte olan. kentet. be ş lemek * Bir iş i beş kez yapmak. domino gibi oyunlarda üzerinde be ş iş areti bulunan kâğ ı t veya pul. beti benzi uçmak. * Bet bereket kalmamak. beti bereketi kaçmak gibi deyimlerde bereket kelimesi ile birlikte "bolluk" anlamı nda ikileme oluş turur. * Bir ş eyin sayı sı nı beş e çı karmak. "çehre" anlamı nda ikileme oluş turur. * Tabaklanmamı ş ham deri. . be ş me be ş parmak * Derisi dikenlilerden. be ş li * Beş parçadan olu ş an. beş kuruş veya beş lira değ erinde olan akçe. be ş izli * Beş tanesi bir arada olan. bet * Kötü. beti bereketi gelmek. be ş lik simit gibi kurulmak * kendine değ er vererek bir yere yayı lı p oturmak. güleç.

bir kimseyi. kitap. betim * Betimlemek iş i. tezkere. beti * Resim ve heykel sanatları nda varlı kları n biçimi. etelemek betelemek. beta * Yunan alfabesinin ikinci harfi -B. dikleş mek. beterleş me * Beterleş mek i ş i veya durumu. bir kötülük yapacakmı ş gibi durmak. beter *İ yice kötü. beterin beteri var * çok kötü bir duruma düş en kimse. kı tla ş mak. * Bir ş eyi. betik betili * Yazı lı olan ş ey. mektup. çabuk tükenmek. beter etmek * daha kötü duruma getirmek. beta ı ş ı nları * Radyoaktif cisimlerin yaydı klar ı üç ı ş ı ndan biri. korkmak. betelemek * Bkz. beti bereketi kalmamak (veya kaçmak) * azalmak. *İ çinde insan. betili sanat * Doğ anı n görünen biçimlerini iş leyen sanat. beterleş mek * Beter duruma girmek veya o durumda bulunmak. figüratif sanat. bet bet bakmak * kötü kötü bakmak. betelenmek * Karş ı gelmek. betatron * Elektronları hı zland ı ran elektromanyetik bir araç. tasvir. betimleme. beti benzi kireç kesilmek (beti benzi atmak. . figüratif. bet suratlı * Yüreğ inin kötülüğ ü yüzünden belli olan. kafa tutmak. pusula. solmak veya beti benzi uçmak) * herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak.bet beniz kalmamak * yüzü sararı p solmak. bir olay veya duyguyu betimleyen söz veya yazı . bundan daha kötü durumları n da bulunduğ unu dü ş ünerek teselli bulmal ı dı r. hayvan ve doğ a ögeleri bulunan (resim veya heykel).

sert. betonarme * Yapı da gücü. betoniyer * Beton karma makinesi. * güçlü. betimsel * Betimle ilgili. beton gibi * çok sağ lam. betimlemeci * Betimlemeye ağ ı rlı k veren. betisiz sanat * Beti kullanmayan nonfigüratif sanat. tasvir. betimlenmek * Betimlemek iş i yapı lmak. dayanı kl ı . esnekli ğ i artı rmak için metal ve çimentodan yararlanma yöntemi. bağ lay ı cı yapay y ı ğ ı ş ı m. dayanı klı . betisiz *İ çinde insan. bevliye *İ drar yollar ı hastalı kları . betonla ş ma * Betonlaş mak durumu. betimlemek * Bir nesnenin. tasvir etmek. demirli beton.betimleme * Betimlemek iş i. beton * Çimentonun su yardı mı yla kum. üroloji. nonfigüratif. hayvan ve doğ a ögeleri bulunmayan (resim veya heykel). betimlenme * Betimlenmek durumu. tasvirî. betimlemeli dil bilgisi. . tasvirî dil bilgisi. betimleyici * Betimleme yanlı sı . betonkarar * Beton karma makinesi. kendine özgü belirtilerini tam ve açı k biçimde söz veya yazı ile anlatmak. kendine yedirememek. betimsel dil bilgisi * Bir dilin belirli çağ ı nı inceleyen dil bilgisi. tasvirci. çakı l gibi maddelerle karı ş ması sonucu olu ş an sert. betonla ş mak * Beton duruma gelmek. betoncu * Yapı larda beton dökme iş leriyle uğ ra ş an usta veya i ş çi. betine gitmek * gücüne gitmek.

duyguları n. el mi yaman. * Boy gibi küçük bir toplumun veya küçük bir devletin baş kanı . hayallerin doğ uş ve değ erlerini. * Bu renkte olan. beyaz adam . ürolog. bey * Günümüzde erkek adları ndan sonra kullan ı lan sayg ı sözü. * Erkek sı fatları nı n hemen arkası na eklenir. beyanname * Bildirge. beyan etmek * bildirmek. ileri gelen kimse. beyanat * Demeç. beyanat vermek (veya beyanatta bulunmak) * demeç vermek. bevvap * Kapı cı . * Eş . ileri sürmek. bey erki * Zengin erki. plutokrasi. el mi yaman * Bkz. bunları n anlatı mı nda tutulacak yolları konu edinen bir edebiyat bilgisi dal ı . * Zengin. anlatmak. bildirme. kokulu ve tatlı bir armut türü. * Komutan. as. *İ skambil kâğ ı tları nda birli. beyaz * Ak. koca. bildiri. * Erkek özel adları yerine kullanı lı r. bey karde ş * erkekler için seslenme sözü. * Çöl. bay. söylemek. * Beyaz ı rktan olan kimse. bey mi yaman. beyaban beyan * Söyleme.bevliyeci *İ drar yolu hastalı klar ı hekimi. bey mi yaman. bey armudu *İ ri. bey (veya pa ş a) gibi yaş amak * bolluk içinde yaş amak. kara karş ı tı . düş üncelerin. * (baskı da) Normal karal ı kta görünen harf çe ş idi. * Bir eserde. bevliyecilik * Bevliyecinin iş i veya mesleğ i. * Mahalle okulları nda hademe.

balı k vb. . beyaz perde * Göstericiden çı kan görüntülerin üzerinde yans ı dı ğ ı . beyaz baston * Görme özürlülerin yürürken kulland ı klar ı madenî çubuk. Güney ve Batı Asya ile Kuzey Afrika'da yaş ayan ve teninin rengi aç ı k olan ı rk. beyaz iş * Beyaz pamuklu veya keten kumaş lar üzerine beyaz veya renkli ipliklerle yapı lan sarma i ş . beyaz et * Tavuk. kokain gibi sı vı olmayan uyuş turucu madde. * Sinema. çamaş ı r makinesi. * Avrupalı . beyazı ms ı * Beyaza çalan. beyaz peynir * Beyaz renkli bir tür peynir. sinema filminin oynatı ldı ğ ı yüzey. beyaz etmek (veya beyaza çekmek) * yazı yı temize çekmek. beyaz cam * Televizyon ekranı . etlere verilen genel ad. Beyaz Rus * Ekim ihtilâlinde komünist kı zı l yönetimden kaçan Rusyalı kimse. beyaz oy * Onaylayı cı oy. Kuzey Amerika. * Beyaz Rusya halkı ndan olan kimse. beyaz dizi * Genellikle sevgi konuları nı basit bir biçimde iş leyen romanlardan oluş an dizi. beyaz kömür * Akarsulardan elde edilen elektrik gücü. beyaz e ş ya * Buzdolabı . beyaz ı rk * Avrupa. beyaz kitap * Bir sorunu aydı nlatmak ve savunmak için bir kurum veya hükûmetçe yayı mlanan kitap. bulaş ı k makinesi gibi ev aletlerine toplu olarak verilen ad. beyaz sabun * Beyaz renkli bir tür sabun. beyazı mt ı rak * Beyaza çalar renk. beyaz ş arap * Sadece beyaz üzüm ş ı rası ndan yapı lan ş arap.* Beyaz ı rka mensup olan ki ş i. beyaz zehir * Eroin.

beyazlanmak * Beyaz duruma gelmek. * Çocukları n babaları için kulland ı ğ ı sayg ı sözü. ağ arma. üstüne binilen at. beybaba * Yaş lı erkeklere teklifsizce sesleniş biçimi. ağ armak. beyazlatmak * Beyaz duruma getirmek. beygirci * Beygir besleyen veya kiraya veren kimse. beyazlı k * Beyaz olma durumu. * (kâğ ı tçı lı kta) Parlaklı ğ ı n iyileş tirilmesi için hamur bileş enlerinin renginin az veya çok oranda değ iş tirilmesi veya giderilmesi. beyazlatma * Beyazlatmak iş i. beyazlatı cı * Daha beyaz duruma getiren kimyasal madde. beyazlaş mak * Beyaz duruma getirmek. beyazlanma * Beyaz duruma gelme. ağ artmak. beyazsinek * Özellikle pamukları n üzerinde üreyerek bitkinin öz suyunu emen ve kuruması na sebep olan bir sinek türü. beyefendi * Saygı belirtmek için erkek adları nı n sonuna getirilen veya bu adlar ı n yerine kullan ı lan san.beyazı n ad ı . * Atlama beygiri. beygir * At. * Dokunan kumaş ları n renk tonları nı açan veya beyazlatan ve kumaş lar üzerindeki lekeleri gideren (kimse). * Ağ artı . beyaztilki * Tilkinin kı ş lı k tüyünden yap ı lan kürk. beyazlı * Beyazı bulunan. ağ artı lmak. araba çeken. ağ artma. esmerin tad ı * esmerleri övmek için söylenir. * Yük taş ı yan. beyazlatı lmak * Beyaz duruma getirilmek. beyazlaş ma * Beyazlaş mak iş i veya durumu. beygir gücü * Saniyede 75 kilogrammetrelik iş yapan bir motorun gücü. beygirli .

* Bir ş eyi yönetmede önemli görevi olan kimse. iki yarı m yuvar biçiminde sinir kütlesinden oluş an. kafa içinin. * Muhakeme. * Yararsı z. beyin jimnasti ğ i * Bkz. beyin göçü *İ leri düzeydeki meslek ve bilim adamları ile uzmanları n bir baş ka geliş miş ülkede yerleş ip çalı ş mak amacı ile kendi ülkelerinden ayr ı lmas ı . beyin cerrah ı * Beyin konusunda uzmanlı k yapm ı ş cerrah. beygirsiz * Beygiri olmayan. beyin orağ ı * Beynin iki lopu arası ndaki zar. düş üncesi yüksek düzeyde olan kimse. beyin kar ı ncı kları *İ çinde beyin-omurilik s ı vı sı bulunan. * Beygir gücünde. beslenen bölgenin çal ı ş maz duruma gelmesi. zihin jimnastiğ i. beyhudelik * Beyhude olma durumu. usa vurma. beyhude yere * boş yere. beyin kanamas ı * Beyni besleyen damarlardan bir veya birkaçı ndan dı ş ar ı kan sı zması sonucu.* Beygiri olan. dimağ . beyin takı mı * Bir kurum veya kuruluş un yönetiminde etkin rol oynayan kimseler. beyin y ı kamak . beyin omurilik sı vı sı * Örümceksi zarla ince zar arası ndaki boş lukta bulunan beyinle omuriliğ i çepeçevre saran sı vı . gereğ i yokken. beyin üçgeni * Beynin alt tarafı ndaki üç kı vrı mlı yuvarlak çı kı ntı . beygirlik * Beygire ait. eğ itimi. beyin gücü * Bir ülkede ileri düzeyde iyi yetiş miş olan meslek ve bilim adamları ile uzmanları n fikir gücü. beyhude * Boş una. beyin cerrahîsi * Hastahanelerde beyin konusunda ameliyat yapabilen bölüm. anlamsı z. * Bilgisi. duyum ve bilinç merkezlerinin bulundu ğ u organ. dört boş luğ undan her biri. beygir için. boş u bo ş una. beyin * Kafatası nı n üst bölümünde beyin zar ı ile örtülü.

beyin zarı * Beyni üst üste saran zar. * Beyinle ilgili. beylik söz * Herkesin kullandı ğ ı . * Anlam bakı mı ndan birbirine ba ğ lı iki dizeden olu ş mu ş ş iir parçası . satı mlı k. beynelmilel * Milletler arası . pis (kimse). emirlik. hareket dengesi merkezi olan organ. kendine özgü düş ünce ve dünya görüş üne yabancı laş tı rmak. * Beyni olan. korteks. devlet malı olan. beylikçi * Divanı kaleminin baş ı . beyin zarlar ı * Beyni üst üste saran üç zar. beylik * Bey olma durumu. . * Akı ll ı . beynamaz * Namazsı z. herkesin bildiğ i. düş üncesiz. namaz k ı lmayan. beylik f ı rı n has çı karı r * devlet görevlisi olmanı n insana birçok kazançlar sağ ladı ğ ı nı ş aka yollu anlatmak için söylenir. devlete özgü olan. etkisi kalmamı ş söz. * Hükûmet. dü ş ünceli. * Devletle ilgili. basmakal ı p. dimağ çe. * Akı lsı z. * Beyni olmayan. * Merkeze tam bağ lı olmayarak bir beyin yönetimi altı ndaki ülke.* insanı . beyinsel beyinsi beyinsiz beylerbeyi * Sancak beylerinin ba ş ı . * Herkesin kullandı ğ ı . beyitli * Beyti bulunan. baş ka yönde düş ünür ve davranı r duruma getirmek amacı yla çe ş itli yollarla etkilemek. mirî. uluslar arası . beyiye * Bkz. içinde beyit olan. beyincik beyinli * Kafatası nı n art bölümünde ve beynin alt ı nda. * Beyne benzeyen. enternasyonal. * Bir çeş it küçük ve ince asker battaniyesi. beyit * Ev. çok bilinen. emaret. * Rahat yaş ama.

beyni atmak * Bkz. tutamak. beysbolcu * Beysbol oynayan ve oynatan (kimse). beyni sulanmak * düzgün düş ünemez olmak. Amerika Birleş ik Devletlerinde yaygı n bir çe ş it oyun.beynelmilelci * Bkz. beytülmal * Devlet hazinesi. bunamak. beyninde * Arası nda. beyni sı çramak * aklı baş ı ndan gitmek. delil. milletler arası cı lı k. kanı t. sarsı lmak. beyninden vurulmu ş a dönmek * beklenmedik bir durum karş ı sı nda olağ anüstü bir üzüntü ve ş aş kı nlı ğ a uğ ramak. beynelmilelcilik * Milletlerin sosyal sı nı fları arası nda uygunluk olmas ı ve birlikte davran ı lmas ı gerekti ğ ini savunan görüş . * kötü bir ş ey sezinlemek. ikna etmek. beyni kaynamak * aş ı rı sı caktan sersemlemek. huzurunu kaçı rmak. beyyine * Bir olayı n doğ ruluğ unu ortaya koyabilen yöntem. * Duruş ma sı rası nda bir düş ünceyi gerçekleş tirmek için baş vurulan belge. beynini kemirmek * rahatsı zlı k vermek. tepesi atmak. bunalmak. enternasyonalizm. uluslar arası cı lı k. beyzade . beyni bulanmak * sersemlemek. * Bey oğ lu. * zihninde birden bir düş ünce doğ mak. beyni kar ı ncalanmak * zihin yorgunluğ undan düş ünemez olmak. uluslar arası cı . düş ünemez olmak. beynine girmek * herhangi bir konuda birisini yönlendirmek. beysbol * Dokuzar kiş ilik iki takı m aras ı nda bir top ve sopayla oynanan. beynine vurmak * (içki etkisiyle) ne yaptı ğ ı nı bilemez duruma gelmek. beyninde ş imş ekler çakmak * çok üzülmek.

* Pamuktan. * Geliş igüzel kuma ş parçası . usandı rmak. * Özenle büyütülmüş . gudde. b ı kkı nlı k vermek. paz ı . bezdirilme * Bezdirilmek iş i veya durumu. * Bezden yapı lmı ş . bezdirmek * Bı ktı rmak. beze * Yara veya çı ban sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluş an ş iş kinlik. bez tüyler * Bitkilerde salgı çı karan tüyler. bez bez bağ lamak * bebeklere altları nı kirletmesinler diye bez koymak. * Bir eseri süslemeye yarayan motiflerin her biri. bez * Pamuk veya keten ipliğ inden yap ı lan dokuma. nazl ı kimse. ziynet. oval.* Soylu kimse. * Herhangi bir cins kumaş . beyzî * Yumurta biçiminde. beyzadelik * Soyluluk. bezdirilmek * Bezmesine sebep olmak. söbe. * Yumurta akı ve pudra ş ekeri ile yapı lan bir çeş it kuru pasta. * Hamur topağ ı . *İ çinden geçen kandan veya öz sudan bazı maddeler ay ı rarak salg ı olu ş turan organ. * Bez (I). * Usanç veren. çaput. bezek * Süs. bezmesine yol açmak. bezcilik bezdirici * Bezcinin iş i veya mesle ğ i. bezci * Bez yapan veya alı p satan (kimse). düz dokuma. bezdirme * Bezdirmek iş i. * Herhangi bir i ş için kullanı lan dokuma. beze beze bezekçi .

bezeyici * Bezekleme yapan ressam. dekoratif. bezemek. süs. * Bezenmek iş i veya durumu. tı rmanı cı bir bitki (Pisum sativum). bezeklemek * Süslemek. tezyin. süslü. nakkaş . bezelemek * Hamur topağ ı yapmak. * Süsleme. bezeme bezemeci * Bezeme yapan oymacı veya nakkaş . donatmak. bezekli bezeleme * Bezeğ i olan. bezemek bezemeli * Süslü. bezeli * Bezeğ i olan. * Bu bitkinin yuvarlak tanesi. dekoratör. süslenmiş . bezelye * Baklagillerden. * Gelinleri süsleyen kadı n. bezekli. * Süs. süsleyen ş ey. * Süslemek. tezyin etmek. bezen bezeniş bezenme * Bezek. bezetme * Bezetmek iş i. süslenmek.* Duvar ve tavanları boyay ı p birtakı m resim veya ş ekillerle süsleyen kimse. bezetmek * Bezeme yaptı rmak. * Bezenme iş i veya biçimi. süsletmek. * Bezelemek iş i. bezekleme * Bezeklemek iş i. süslenmek. bezemecilik * Bezemecinin yaptı ğ ı iş . yurdumuzun her yanı nda yetiş tirilen. bezenmek * Bezemek iş ine konu olmak. * Kendini bezemek. .

bezleme * Bezlemek iş i. bezginleş me * Bezginleş mek iş i. * Yahudilere verilen ad. yorgunluk. bezir yağ ı * Keten tohumundan çı karı lan ve ya ğ lı boya yapmak için içine renkli maddeler kat ı lan. bezirlemek * Bezir yağ ı ile yağ lamak. bezir yağ ı . üç veya dört kiş i arası nda 96 kâ ğ ı tla oynanan bir çeş it iskambil kâğ ı dı oyunu. bezlemek * Bez veya kumaş ile örtmek veya kaplamak. * Alı ş veriş te çok kâr amac ı nı güden kimse. usanç. * Mesleğ ini sadece kazanç için kullanan kimse. bezirleme * Bezirlemek iş i. bezginleş mek * Bezgin duruma gelmek. tülbent gibi eş yaları sa ğ lamak ve bunlar ı korumakla görevli kimse. * Bkz. * Keten tohumu. * Yaş ama veya iş görme isteğ ini yitirmiş . çabuk kurur bir yağ . * Bezmek iş ine konu olmak. bezir yağ ı sürmek. bez. bezi herkesin ar ş ı nı na göre vermezler * genel kurallar kiş ilerin isteklerine göre bozulmaz. bezik *İ ki. bezilme bezilmek bezir * Bezilmek iş i. * Bir çocuk oyunu. bezirgân * Tüccar. bezirgânbaş ı * Padiş ahı n kullanaca ğ ı çuha. bezek. bezmek durumuna gelinmek. bezirgânlı k * Bezirgâna yakı ş ı r davranı ş . * Süs. bezginlik * Bezgin olma durumu.bezeyiş bezgi bezgin * Bezeme iş i veya biçimi. .

* ameliyat etmek. bı çak atmak * bir hedefe bı çak fı rlatmak. bezzazl ı k * Kumaş satma iş i. * bı çaklamak. bı kı p usanmak. * Bez dokusunda olan. bı cı lgan bı cı r bı cı r * Sürekli ve çok konuş ma için kullanı lı r. * Bkz. * Bezgin duruma gelmek. bezme bezmek bezsi bezzaz * Kumaş alı p satan kimse. * Bezmek iş i. * Bu kemikle oynanan bir oyun. . bı cı bı cı yapmak * yı kanmak. bezginlik getirmek. bezi andı ran. bı cı rgan bı çak * Boru biçimindeki maden parçaları n içini düzleş tirip parlatmakta kullanı lan alet. bezm *İ çki meclisi. bı cı l * Aş ı k kemiğ inin altı nda bulunan küçük bir kemik. manifaturacı lı k. çocuğ u belemek. dost toplantı sı . * Jilet. bı çak gibi * ince. bı cı bı cı * (çocuk dilinde) Y ı kanma.* Çocuğ un altı na bez koymak. bı çak çekmek * üzerindeki bı ça ğ ı birden ele alarak birine saplamaya hazı rlanmak.manifaturac ı . bı çı lgan. * Genellikle benzinliklerde bulunan otomobil yı kama aleti ve yeri. bı çak bı ça ğ a gelmek * bı çakla birbirine saldı racak kadar zorlu kavga etmek. * Çeş itli kesme iş lerinde kullanı lan keskin ağ ı zl ı araç. bı çak altı na yatmak * (insan için) ameliyat olmak. * Bir sap ve çelik bölümden oluş an kesici araç. keskin.

bı çak gibi kesmek * çok keskin olmak. bı çak kemiğ e dayanmak * çekilen sı kı ntı artı k katlanı lamayacak bir duruma gelmek. sohbet) birden bitmek. duruvermek. bı çaklı k . bı çaklamak * Bı çakla kesmek. bı çak kı nı nı kesmez * kötüler yararlandı klar ı kimselere kötülük etmekten çekinirler. bı çaklatma * Bı çaklatmak iş i. * Çok az (fark). bı çaklanma * Bı çaklanmak iş i. bı çaklatmak * Bı çakla saldı rı yı tahrik etmek. bı çak gibi saplanmak * (sancı . ağ rı ) birden ve güçlü olarak gelmek. bı çak yarası onulur. bı çakçı * Bı çak ve daha baş ka kesici araçlar yapan veya satan kimse. bı çak sı rtı * Bı çağ ı n keskin olmayan ters yanı . bı çak vurmak * bı çakla kesmek. bı çak silmek * bir iş i bitirmek. * birdenbire ve tamamen ortadan kaldı rmak. * Bı çakla yaralamak. bı çakla saldı rtmak ve yaralatmak. bı çak yemek * bı çaklanmak. bı çaklanmak * Bı çaklamak iş ine konu olmak. çok yakı n (aral ı k).bı çak gibi kesilmek * (söz. dil yarası onulmaz * hakaret. bı çaklı * Bı çağ ı olan. * bı çaklamak. ağ ı r söz gibi gönül kı rı cı davran ı ş ları n hiçbir zaman unutulmayacağ ı nı anlatı r. bı çaklama * Bı çaklamak iş i. bı çakçı lı k * Bı çak ve benzeri ş eyleri yapma veya satma i ş i. konuş ma.

. kabadayı . kar ş ı lı klı iki sapı olan ve iki ki ş i taraf ı ndan kullanı lan büyük testere. bı kı ş bı kı ş ma * Bı kı ş mak iş i. bı çkı evi * Tomruklardan kalas.* Bı çak koyacak yer. * Kı sa ve t ı knaz. * Bı çkı n olma durumu. * Hayvanları n tı rnak kökünde oluş an yara. bı çkı nlı k bı dı k bı kı lma * Bı kı lmak iş i. * Motorla çalı ş an bir çe ş it güçlü testere. bı çkı * Tahta veya ağ aç biçmekte kullanı lan. bı çkı tozu * Doğ ramacı lı kta bı çkı dan çı kan ve çoklukla yakacak olarak kullanı lan toz ve tala ş . * Bı çkı yapı p satan kimse. kalaslardan daha ince tahtalar kesen. bı çkı nlaş ma * Bı çkı nlaş mak iş i. bı çı k bı çı lgan * Azmı ş . * Saraç bı çağ ı . bı çkı n * Külhanbeyi. bı çkı nlaş mak * Kabadayı lı k taslamak. bı kı ş mak * Bı kma iş i veya biçimi. cesur. * Sel veya dere yatağ ı . bı çkı cı * Bı çkı ile ağ aç ve tahta kesen kimse. gözü pek. boyları nı ve kenarlar ı nı düzgün ve eş it olarak düzelten i ş yeri. bı kı p usanmak * çok bezmek. bı çkı hane * Bı çkı evi. yayı lmı ş (yara). * Bı çak yapmaya elveriş li (maden). bı kı lmak * Usanı lmak. * Bağ budamaya yarayan diş li bı çak. * Korkusuz. yürekli.

bı ktı rmak * Bı kması na yol açmak. bı ldı rc ı n * Tavukgillerden. yumuş amak. bı kkı nl ı k * Çok bı km ı ş olma durumu. etli butlu. usanmak. bezmiş . bı kkı nl ı k vermek * bir ş eyi sürekli tekrarlayarak karş ı sı ndakini usandı rmak. usand ı rmak. usanmı ş . benekli. bı ldı rc ı n gibi * kı sa boylu. bı lkı ma * Bı lkı mak iş i veya durumu. erimek. bı ldı rc ı n eti * Bı ldı rc ı n kuş unun saka ve avcı larca beğ enilen k ı rmı zı eti. al ı mlı (kadı n). bir yı l önce. bı kkı ntı * Bı kma duygusu. bı ldı r * Geçen yı l. bı ngı ldama . bunalmak. bı ngı ldak * Kafatası kemikleş meden önce kemiklerin birleş me yerlerinde bulunan kı kı rdak bölümü. eti için avlanan göçebe kuş (Coturnix). zedelenmek. bı kkı nl ı k gelmek * bı kmak. bı kkı nl ı k vermek. usanmak. bı ngı l bı ngı l * Dolgun ve pelte gibi titrek. bı kkı n * Çok bı km ı ş . bı lkı mak * Bozulmak. * Tekrarlanması . * Dayanamaz duruma gelmek. bı ktı rı cı * Bı kkı nlı k verici. bı llı k bı ll ı k * Çok tombul. bı ktı rma * Bı ktı rmak iş i. yurdumuzda en çok güzün. dolgunca. boz renkli.* Karş ı lı klı olarak birbirinden bı kmak. bı kma bı kmak * Bı kmak iş i. sürüp gitmesi yüzünden bir ş eyden doygunluk veya yorgunluk duyarak onu istemez duruma gelmek.

bı rak ki * saymasak. * Bı rakma i ş i veya biçimi. * Bı rakmak iş i. * Boş amak. * Bakı lmak. * (bulunduğ u veya dokunduğ u yerde) Olu ş turmak. korunmak için vermek. * Kötü bir durumda terk etmek. bı rakı lma * Bı rakı lmak i ş i veya durumu. * Koymak. * Saklamak. mütareke yapmak. * Yanı na almamak. * Bir iş i baş ka bir zamana ertelemek. * Sı nı f geçirmemek. bı rakı ş mak * Savaş ma. nesne vb. * Özgürlük vermek. hürriyetine kavuş mas ı nı sa ğ lamak. döndürmek. * Engel olmamak. ateş kes yapmak. * Sarkı tmak.* Bı ngı ldamak iş i. bı rak Allah'ı nı seversen * bir kimse veya nesnenin değ ersizliğ ini belirtmek için kullanı lı r. artı rmak. bı ngı ldamak * (et ve sı vı için) Yumuş aklı k veya ş iş manlı k sebebiyle oynamak. terk. * (ölen. bı rakı lmak * Bı rakmak iş ine konu olmak. * Yapı ş ı k olan bir ş ey yap ı ş ı klı ktan kurtulmak. bı rakı t bı rakma * Tereke. hesaba katmasak da. * Ayrı lmak. * Uğ raş maz olmak. yan ı nda götürmemek. ateş kes. meydana getirmek. * Sahiplik hakkı nı baş kası na vermek. ki ş i. mütareke. belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. . terk etmek. çarpı ş ma gibi durumları karş ı lı klı bı rakmak. * Eski bulunduğ u yerini veya durumunu değ iş tirmemek. yükümlülüğ ünü baş kas ı na vermek. * Bir alı ş kanlı ktan veya bir i ş ten vazgeçmek. ayrı lan birinden iş . bı rakmak * Elde bulunan bir ş eyi tutmaz olmak.) Kalmak. * Sal ı verme. görevlendirmek. terk edilmek. * (bı yı k veya sakal) Uzatmak. * Bir iş in sorumluluğ unu. * Unutmak. bı rakı m bı rakı ş * Bı rakmak iş i. titremek. * Bir pazarlı kta. artı k uğ ra ş mamak. bı rakı ş ma * Karş ı lı klı bı rakmak iş i.

bı yı klı duruma gelmek. bı yı ğ ı nı balta kesmez olmak * kimseden korkusu olmamak. büyüklerinin boyu 2 m yi bulan. bı yı k bı rakmak * bı yı k uzatmak. bı yı ğ ı nı silmek * bir iş i olmuş bitmiş sayarak onunla uğ raş maktan vazgeçmek. * Kadı nlı k organı nı n üst yanı nda cinsel zevk duyumu noktası olan bölüm. bı yı klı balı k * Sazangillerden. bı yı k alt ı ndan gülmek * birinin durumuna belli etmemeye çalı ş arak gülümsemek. bı yı ksı z * Bı yı ğ ı olmayan. bı raktı rmak * Bı rakması nı sağ lamak. ba ğ ladı ğ ı m (bağ ladı ğ ı ) yerde (çayı rda) otluyorsun (otluyor) * uzun süredir hiçbir ilerleme ve değ iş iklik göstermiyor (veya göstermiyorsun). * Ufak çocuk. bı yı k burmak (veya bükmek) * çalı m yapmak amac ı yla bı yı kları nı kı vı rmak. bı rakması na yol açmak. sar ı lı p tutunmaya yarayan sürgün. bı yı klı * Bı yı ğ ı olan. bı yı ğ ı nı tı ra ş etmemiş olan. bı tı rak * Kı rlarda yetiş en yabanî bir otun dı ş ı dikenli tohumu. bı yı klanma * Bı yı klanmak i ş i. bı zbı z bı zdı k bı zı r * Davula sol elle vurulan ince değ nek.bı raktı ğ ı m (bı raktı ğ ı ). bı raktı rma * Bı raktı rmak i ş i. bı yı ğ ı nı tı ra ş etmiş olan. bı yı k * Üst dudak üzerinde çı kan kı llar. eti sevilen bir balı k (Barbus fluviatilis). * Asma gibi bitkilerde. bı yı klar ı ele almak * delikanlı lı k ça ğ ı na girmek. . * Balı klarda deri uzant ı sı . bı yı ğ ı terlemek * bı yı ğ ı yeni yeni çı kmaya ba ş lamak. bı yı klanmak * Bı yı ğ ı çı kmak. klitoris.

* Patlı cangillerden. * Payı olmayan. gaddar. tazeyken sebze olarak yenilen veya kurutulup baharat olarak yararlanı lan ürünü. biat edilmek * birinin egemenliğ i tanı nmak. biat etmek * birinin egemenliğ ini tan ı mak. biber atmak * içine biber koymak. kabul etmek.Bi bîaman biat * Bizmut'un kı saltması . * Acı . * Genellikle süt çocukları na süt ve sulu yiyecekleri içirmekte kullanı lan emzikli ş iş e. biber katmak. * Bir kimsenin egemenliğ ini tanı ma. göz vb. çiçekleri soluk mavi renkli. biberlemek * Biber serpmek. amansı z. biberli *İ çine biber katı lmı ş . * Bu bitkinin. biber gibi * çok acı . * Hoş görüsüz.) çok acı mak. kötü talihli. biber tur ş usu * Yalnı zca uzun yeş il biberden yap ı lmı ş turş u. bîbaht bîbehre biber * Bahtsı z. yurdumuzda çok yetiş en bir bitki (Capsicum annuum). biberlik biberon . biber salças ı * Kı rmı zı biberden yap ı lmı ş salça. * Osmanlı İ mparatorluğ unda padiş ah ölünce tahta geçecek oğ lunun devlet yönetimindeki etkili gruplarca kabul ve tasdik edilmesi. kadersiz. güzel kokulu yaprakları nı dökmeyen. * Biber konulan küçük kap. pay almamı ş . * Biber yetiş tirilen yer. biber gibi yanmak * (deri. biberiye * Ballı babagillerden. zalim. Akdeniz çevresinde çok yeti ş en. çok y ı ll ı k bir bitki (Rosmarinus officinalis). biberleme * Biberlemek iş i.

kaynakça. biblo gibi * ufak tefek. bibliyografya * Kaynaklar. zavallı lı k. bibliyotek * Kitaplı k. kitap dü ş künlüğ ü. bici bicik bicili bîçare * Çaresiz. * Bkz. cicili bicili. meme baş ı . kütüphane.bibersiz *İ çine biber katı lmamı ş . bîçarelik biçem * Biçare olma durumu. bibliyotekçi * Kütüphaneci. bibliyografi * Bibliyografya. * Kitapsever. biblo * Çeş itli maddelerden yapı lan heykel. zavallı (kimse). * Bkz. vazo gibi zarif küçük süs eş yası . kaynakları bilen uzman. zarif (kı z). çaresizlik. bibliyografik * Kaynakla ilgili. bibi bibliyofil bibliyograf * Bibliyografya uzmanı . * Babanı n kı z kardeş i. . * Üslûp. bibliyomani * Hastalı k derecesine varan kitap sevgisi. bibliyoman * Bibliyomanisi olan (kimse). bîçare olmak * çaresiz kalmak. * Acı sı z. cici bici. hala. * Meme.

biçim bilimi * Yapı bilimi. biçimleme * Çeş itli maddelerin biçimsel imkânları ile birbirleri arası ndaki düzen iliş kilerini araş tı rma iş i. biçime sokmak (veya biçim vermek) * bir ş eyi biçimlendirmek. * Manzumelerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dı ş görünüş ü. morfoloji. biçimci * Biçimcilik yanlı sı olan (kimse). biçimcilik * Biçime sı kı sı kı ya bağ lı lı k. biçilmiş kaftan * bütünü ile uygun. form. ş ekil. * Özü. uygun ş ekil. çoğ u ek durumunda olan öge. * Biçmek iş ini yapan (kimse). en uygun durumunu yakalamak. hem de bağ durumuna getiren makine. biçerdöver * Ekin biçen. fı rsatı nı bulmak. * Sanat ve edebiyat eserlerinde dı ş görünü ş .biçenek * Her yı l belirli bir süre otlatı ldı ktan sonra yeniden geliş en bitkilerin biçilerek değ erlendirildi ğ i tabiî çay ı r. saman ı bağ lam veya balya durumuna getiren makine. * Alı ş ı lmı ş kural. biçimine getirmek * sı rası nı . davranı ş veya belli biçimin dı ş ı na çı kmayan (kimse). döven. * Herhangi bir ş eyin benzeri. * Biçilmek iş i. içeriğ i yeterince önemsemeden. biçim * Dı ş görünüş . biçimlendirilme . ş ekillenmek. belli bir biçime girmek. punduna getirmek. tutum. yalnı z biçim üzerinde duran.ş ekil. * Tarz. morfem. biçim birimi * Kelimelere gramer bakı mı ndan biçim veren. biçim biçim almak * biçimlenmek. ş ekilci. biçici biçicilik biçilme biçilmek * Biçmek iş ine konu olmak. formaliteci. * Biçmek iş i. biçime ağ ı rl ı k veren görüş . biçerba ğ lar * Ekini hem biçen. * Biçicinin iş i veya mesleğ i. formalist. taneleri ayı ran. * Yakı ş ı k alan ş ekil. elveriş li (iş ).

biçimsizleş mek * Biçimsiz duruma gelmek. * Kötü. biçimlendirme * Biçimlendirmek iş i. * Ortamı na uygun düş en. yakı ş ı ksı zl ı k. biçimsizlik * Biçimsiz olma durumu. biçimlenme * Biçimlenmek iş i. mevzun. * Biçime dayanan. amorf. biçimi bozuk. biçimsellik * Biçime uygun olma durumu. ş ekle ait. biçimlendirmek * Bir ş eye belirli bir biçim vermek. biçimlenmek * Bir ş ey belli bir biçim kazanmak. yakı ş ı k alan. ş ekillendirmek. biçki yapmak . biçimle ilgili. ş ekillenmek. yakı ş ı ksı z. ş ekillendirme. ş ekilsiz. biçki diki ş yurdu * Halka açı k terzilik mesleğ ini ö ğ retme ve uygulama yeri. ş eklî.* Biçimlendirilmek iş i. biçimsizleş me * Biçimsizleş mek i ş i. formel. * Çirkinlik. * Dikilecek kumaş ı belli bir modele ve ölçüye göre kesme sanatı . biçimlendirilmek * Bir ş eye biçim verilmek. biçimi bozulmak. biçki diki ş kursu * Terzilik mesleğ ini öğ retmek amacı yla verilen kurs. biçimselleş tirmek * Biçimsel duruma getirmek. biçimsiz * Kendine özgü bir biçimi olmayan. ş ekillenme. biçiş biçki * Biçmek iş i veya biçimi. hoş olmayan. biçimsel biçimselleş tirme * Biçimselleş tirmek iş i. * Bir kuramı biçimsel bir kurama dönüş türmek. biçimli * Biçimi güzel olan. * Kendine özgü billûrla ş mı ş bir biçimi olmayan (madde).

biçmek * Belli bir biçim vererek kesmek. tı rpanla. * Bedenin belden aş ağ ı bölümlerini y ı kamakta kullanı lan tuvalet aracı . *İ lgisiz. bîdar bid'at *İ slâm dininde Hz. çoğ unlukla silindir biçiminde kap. otu orakla. * Yabancı . * Alt ve üst tabanları birbirine paralel ve eş it iki çokgenden. biçki yurdu * Biçki ve dikiş okulu. biçtirmek * Biçmek iş ini yaptı rmak. sac. plâstik veya çinkodan yapı lmı ş . * Kadı nları n saçları nı kı vı rmak için kullandı kları . biftek bîgâne * Izgara veya tavada piş irilen dana eti dilimi. bide bidon bidoncu bienal * Yı l aş ı rı . baş langı ç. bîgânelik bigudi . prizma. * (değ er. bidayet * Baş lama. Muhammed zamanı ndan sonra ortaya çı kan de ğ iş ik yarg ı lar ve ilkeler. makine ile kesmek. yanal ayrı tı lar ı da eş it ve paralel doğ rulardan olu ş an çok düzlemli cisim. * Dikilecek kumaş ı belli bir ölçüye ve modele uygun olarak makasla kesmek. uyumayan. biçtirme * Biçtirmek iş i. * Ekini. * Yontulmuş yapı taş ı . * Bidon satan kimse. * Yaylı m ateş iyle öldürmek. biçkici biçme * Kumaş ı belli bir modele göre biçen (kimse). men ş ur.* dikilecek kumaş ı belli bir modele ve ölçüye göre kesmek. fiyat) Koymak. iki yı lda bir olan. boru biçiminde küçük araç. * Sonradan türeyen ş ey. * Bîgâne olma durumu. metal veya plâstikten. * Biçmek iş i. * Uyanı k. paha. *İ çine sı vı maddeler konulan.

bilâkaydü ş art * Kayı ts ı z ve ş artsı z olarak. ayrı ks ı z. belirli bir süre sonunda elde edilen iyi ve kötü sonuçlar ı n kar ş ı lı klı durumu. * Giriş ilen herhangi bir iş te. herhangi bir kı sı tlama olmaksı zı n. bikir * Kı zl ı k. sonradan. bijon anahtarı * Araba tekerleklerinin somunları nı sökmek için kullanı lan alet. bijuteri * Kuyumcunun yaptı ğ ı değ erli takı lar ı n tamamı . bilgisiz. bilâistisna *İ stisnası z. sersem. hakkı olarak. * Bir kuruluş un veya bir ticarethanenin belirli bir dönem sonundaki veya belirli bir gündeki taş ı nı r ve taş ı nmaz varlı klar ı ile bunları sa ğ lamak için kullanı lan öz ve yabancı kaynakları dengeli olarak gösteren çizelge. tersine. tereddütlü. çaresiz. bilâkis bilânço * Tersine olarak. * Kimsesiz. ayr ı m yapı lmadan. umutsuz. bilâr * Katranl ı kı ldan yap ı lan ve kalafat iş lerinde kullanı lan bir tür macun. günahsı z. sonraları . tam tersine. * Hakkı ile.bîgünah bîhaber bihakkı n * Suçsuz. daha sonra. aklı baş ı nda olmayan. bilâder ağ acı * Amerika elması . bîhu ş bîilâç *Ş aş kı n. * Bîkes olma durumu. gerçekten. süs eş yası . deli. bilâhare * Sonra. bîkes bîkeslik bikini *İ ki parçalı kadı n mayosu. * Habersiz. bikarbonat * Hidrojen karbonatları n genel ad ı . * Değ erli olmayan maden veya taş lardan yapı lmı ş tak ı . *İ lâçsı z. aksine. bîkarar * Kararsı z. . erdenlik.

bildirilmek * Bildirmek iş ine konu olmak. çok bilmiş olduğ unu anlatı r. * Bu açı klamanı n yapı ldı ğ ı kâğ ı t.-in hepsi. dolays ı z. aracı sı z. bildiri * Resmî bir makam. kurum veya bir topluluk tarafı ndan herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazı lan yaz ı . ihbar tazminatı . bildirim ödencesi * Süresi belli olmayan sürekli iş sözleş melerinin daha önce bildirim yapı lmaks ı zı n yürürlükten kaldı rı lmas ı sebebiyle yükümlü olanlarca karş ı tarafa verilmesi zorunlu olan ödence.. tebli ğ . bilâvası ta * Vası tas ı z. bildirim * Yazı lı olarak yapı lan aç ı klama. bildiğ ini yapmak * verilen öğ ütleri dinlemeyerek tutumunu sürdürmek. bildirge * Bir kimsenin resmî bir kuruluş a herhangi bir durumu bildirmek için verdiğ i çizelge. * Bilimsel bir konu üzerine yaz ı lan açı klama. beyanname. tebligat. bilcümle * Bütün. tebliğ . fil diş i toplarla ve isteka ile oynanan bir oyun. bildiri ş .bilârdo * Yeş il çuha kaplı bir masa üzerinde. hep . istediğ i gibi davranmak. tebliğ . beyanname.. bilârdocu * Bilârdo oynayan veya oynatan kimse. doğ rudan do ğ ruya. bildim bileli (veya bildik bileli) * öteden beri. bildiğ inden ş aş mamak (veya kalmamak) * hiçbir etkiye aldı rı ş etmeyerek doğ ru bildiğ i davranı ş ı sürdürmek. bildiğ ini yedi mahalle bilmez * bir kimsenin çok kurnaz. bildik * Tanı dı k. haber verilmek. eskiden beri. ihbarname. bildiğ ini okumak * herkes ne derse desin bildiğ i. * Vergi yükümlülerinin belli zamanlarda. bilârdoculuk * Bilârdo salonunu iş letme veya oynama iş i. bağ lı oldukları vergi dairelerine verdikleri gelir bildirme belgesi. bildik ç ı kmak * birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanı ş tı klar ı nı anlamak. duyurulmak. bildirilme * Bildirilmek iş i veya durumu. araçsı z.

bileğ i * Kesici araçları bilemek için kullan ı lan alet. bilecen * Her ş eyi bilen. . düş ünülerek. de. beyan. gel-ecek gibi. kasten. ifade etmek. * Aynı zamanda. * (giysi eteğ i için) yalnı z ayaklar görünecek kadar (uzun).ş imdiki zaman. bildiri ş mek * Bir duygu veya düş ünceyi i ş aretle veya sesler dizgesiyle bildirerek anla ş mak. * Herhangi bir konuda bilgi vermek. bile * Birlikte. bileğ ine kadar (veya bileklerine kadar) * (çamur. makas gibi kesici araçları bilemekte kullanı lan ince taneli sar ı ş ist. bilerek aldanm ı ş görünme. haberleş me. da. bileğ inin hakkı ile * kendi gücü ve kendi çalı ş ması ile. bildirmek * Herhangi bir ş eyi haber vermek. geniş zaman. bildiri ş im *İ leti ş im. önceden tasarlayarak. kar için) ayaklar ı içine gömülecek biçimde. bileğ i taş ı * Bı çak. belirli geçmi ş . dahi. * Bilgiçlik taslayan. bileğ inde altı n bileziğ i olmak * Bkz. bildirme cümlesi * Yüklemi bildirme kiplerinden biriyle kurulan cümle. * Üstelik. bildiri ş me * Bildiriş mek iş i veya durumu. gelecek zaman kipleri: Gel-di. gel-iyor. bildirme kipleri * Belli zaman kavramı veren. bildirme * Bildirmek iş i. isteyerek. bilecenlik * Bilecen olma durumu.* Bildirmek iş i veya biçimi. gel-ir. komünikasyon. gelmiş . belirsiz geçmiş . çakı . * Anlatmak. bile bile lâdes * Kötü bir durumu öyle gerekti ğ i için kabullenmiş görünme. her ş eyden anlayan. bileğ ine güvenmek * gücüne veya hünerine güvenmek. ukalâ. bile bile * Bilerek. kolunda altı n bileziğ i olmak.

kasten. bilek gibi * (saç veya akarsu için) gür. * isteyerek. * Bilenmek iş i. kol kuvveti. kimyasal nitelikler gösteren (madde).bilek * Elle kolun. bilemedin (veya bilemediniz) * en çok. * Ses ve görüntünün birlikte yer aldı ğ ı film parçası . keskin duruma getirmek. * Bir iş e yoğ un bir biçimde hazı rlanmak. . bilemek * Kesici aletleri zı mpara veya bile ğ i taş ı nda keskinle ş tirmek. * Güç. bilek damar ı * Nabı z. * Güçlendirmek. kalı n. en fazla. * Bilemek iş ine konu olmak. bilek gücü * Kol kuvveti. bilenme bilenmek bilerek bileş en bileş ik * Birleş erek oluş mu ş . konsantre olmak. * Oyunlarda bileğ in incinmesini önlemek için bile ğ e takı lan meş in sargı . keskin duruma getirilmek. * Bir bileş ke olu ş turan kuvvetlerin her biri. bilek kuvveti * Beden kuvveti. a ş ı rı derecede istemek. bilek güreş i * Karş ı lı klı iki kiş i dirseklerini dayayarak birbirlerinin bileğ ini bükmek. bileş ik kap * Birleş ik kap. bileş ik faiz * Süre tarihine dek birikmiş faizlerin ana paraya eklenmesiyle elde edilen toplam üstünden ödenen faiz. keskinle ş tirmek. mürekkep faiz. bilek saati * Bileğ e takı lan küçük saat. etkisini artı rmak. kuvvet. mürekkep. basit olmayan. * Hı rslanmak. bileklik bileme * Bilemek iş i. ayakla bacağ ı n birleş ti ğ i bölüm. * Kimyasal tepkimeler sonucu iki veya daha çok elementten oluş an ve bunlardan bağ ı ms ı z fiziksel.

paralel kenar kuralı na uygun olarak geometrik toplamı nı almak. biletli biletme biletmek * Bileti olan. sinema. geometrik toplam. terekküp. . * Bir cisme uygulanan birkaç kuvvetin toplam etkisine eş it olan tek kuvvet. çiçekleri kömeç durumunda toplu olarak bulunan. * Bilet satan görevli. bileş im *İ ki veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş turma. bileş ikgiller * Bitiş ik yapraklı iki çeneklilerden. bilet satmak. bileş ik önerme * En az iki önermeden oluş an yeni önerme. konser. * Bileş mek iş i veya durumu. bazı cinsleri uçucu yağ veya süt ta ş ı yan bir familya. ulaş ı m araçları na binme veya bir talih oyununa kat ı lma imkânı nı veren belge. *İ ki veya daha çok vektörün.bileş ik kaplar * Birleş ik kaplar. bileş tirmek * Bileş mesini sağ lamak. bileş tirici * Bileş tirmek iş ini yöneten kimse. bileş ke bileş me bileş mek *İ ki veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş turmak. * Bileş me sonucu oluş an cisim. * Bileş mek iş i. bileş tirme * Bileş tirmek iş i. terkip. bileş ik kesir * Payı paydası na eş it veya pay ı paydası ndan büyük olan kesir. terekküp etmek. bilet * Para ile alı nan. tiyatro gibi eğ lence yerlerine girme. muhassala. * Bilemek iş ini yapt ı rmak. bilet kesmek * bileti koparı p alı cı ya vermek. * Biletmek iş i. biletçi biletçilik * Bilet satma iş i. * Bir maddenin hangi kimyasal türlerden oluş tuğ unu belirleyen verilerin tamamı .

* Bilim. * Kelepçe. * Bir durumu öğ renmek. i ş edinerek. bilgi iş lem * Özellikle bilgisayar vb. diyelim ki. hikmet. sempozyum. araş tı rma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek. bilim alanı nda uygulanan yöntemleri. kesik koni ve benzeri ş ekilli. * Mobilyaları n ayak altları na tak ı lan kare. bilgi *İ nsan aklı nı n erebilece ğ i olgu. söz geli ş i. * Kesici aletleri bilemeyi iş edinmi ş olan kimse. *İ nsan zekâsı nı n çalı ş ması sonucu ortaya çı kan dü ş ünce ürünü. * (biliş imde) Kurallardan yararlanarak kiş inin veriye yönelttiğ i anlam. zağ cı lı k. bilgi kuram ı * Bilginin temelini. * Bilgi. * Bilezik takmı ş olan. * Bilgeye yaraş ı r (biçimde). * (İ lk Çağ felsefesinde) Kendini tanı manı n bilgisi. bilgi edinmek * öğ renmek. makinelerle yapı lan i ş lemlerin düzenli biçimde yürütülmesi. vukuf. iki ucu delik gereç. malûmat. sı nı r ve güvenilirlik bakı mı ndan inceleyip araş tı ran felsefe dalı . malûmat. hakim. * Motor pistonları na. * Bilgili. vukuf. bilgi ş öleni * Belli bir konunun tartı ş ı ldı ğ ı bilimsel toplantı . malûmat.biletsiz bileyici bileyicilik * Bileti olmayan. vukuf. olgun ve örnek (kimse). bilezikli * Bileziğ i olan. özellikle sı zı ntı yı önleme gibi amaçlarla yerleş tirilmiş . so ğ utma. hâkimane. zağ cı . bilgi almak. dikdörtgen. *İ ş olarak. * Bileyicinin yaptı ğ ı iş . genel olarak dökme demirden yapı lmı ş . yağ lama. bilfiil bilge bilgece bilgelik * Bilge olma durumu ve niteliğ i. gerçek ve ilkelerin bütününe verilen ad. * Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradı ğ ı temel dü ş ünceler. silindir. bilezik * Bileğ e süs için takı lan halka. *İ ki borunun ucunu birleş tirmeye yarayan halkaya benzer parça. sayalı m ki. malûmat. uçlar ı açı k ve esnek halka. * Öğ renme. gerçekten. bilgi toplamak . epistemoloji. iyi ahlâklı . pirinç veya nikel kaplı demirden yapı lmı ş . bilfarz * Tutalı m ki.

bilgili geçinen kimse. bilgisayarcı * Bilgisayar alı m satı mcı sı . bilgici * Sofist. bilgin tavrı nda. bildirerek. bilgilenmek * Bilgi sahibi olmak. * Bilgili kimse. bilgilik * Ansiklopedi. bilgisayarlamak * Bilimsel bir konuda çok bilgisi olan (kimse). öğ renmek. * Bilgin olma durumu. . bilgiç bilgiç bilgiç * Bilgisi olduğ unu göstererek. bilgiçlik satmak (veya taslamak) * bilmediğ i hâlde bilir görünmek. bilgin geçinmek. malûmatlı . bilgin gibi. sofizm. * Bilgisayar programcı sı . yapı mcı sı veya mühendisi. bilgilendirmek * Bir konuda bilgi sahibi olması nı sa ğ lamak. bilgin bilgince bilginlik bilgisayar * Çok sayı da aritmetiksel veya mantı ksal i ş lemlerden oluş an bir i ş i. * Bilerek. * Bilgisiz olduğ u hâlde bilgili görünmek isteyen. bilgili * Bilgi sahibi olan. elektronik beyin.* değ iş ik yer ve kaynaklardan sağ lanan bilgileri bir araya getirmek. bilgicilik * Antik Yunan felsefesinde eleş tiri ak ı mı . haberdar etmek. bilgiçlik * Bilgiç olma durumu. bilgilenme * Bilgilenmek iş i veya durumu. önceden verilmiş bir programa göre yap ı p sonuçlandı ran elektronik araç. kompüter. bilgisayarcı lı k * Bilgisayar ticareti veya uzmanlı ğ ı . âlim. safsatacı lı k. bilgilendirme * Bilgilendirmek iş i veya durumu. * Baş kas ı nı yanı ltmak için do ğ ru olmadı ğ ı bilinerek yapı lan uslamlama ve çı karsama. haberli. * Bilgine yakı ş ı r.

* Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi. cehalet. bilim adamı . bilgiyazar * Elektronik sistemle dizgi yapan alet. gayriilmî. * Belli bir konuyu bilme isteğ inden yola ç ı kan. roman vb. * Tavuk gibi kümes hayvanları nı çağ ı rmak için çı karı lan ses. bilim * Evrenin veya olayları n bir bölümünü konu olarak seçen. malûmat. bilgisiz bilgisizlik * Bilgi sahibi olmayan. özellikle. mahsus. bilim kurgu * Çağ daş bilim verileriyle düş gücünden oluş an film. bilgisayarlaş mak * Bilgisayar düzeniyle donatı lmak. * Bilen. malûmatsı z. bilim kuramı * Bilimlerin koydukları düş ünsel sorunları inceleyen ve tek tek bilimlerin yöntemlerini. bilim kurgusal * Biyoloji ve elektrikle ilgili olan. bilim kadı nı * Bkz. deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak yasalar ç ı karmaya çalı ş an düzenli bilgi. temeli olarak yalnı z bilim yöntemine önem verme. * Bilgi. . bilimci bilimcilik * Bilginin. en çok. bilerek ve isteyerek. bilim adamı * Bilimsel çalı ş malarla u ğ raş an kimse. belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araş tı rma süreci. ilim. bilim dı ş ı * Bilime aykı rı . biyonik.* Bilgisayara geçirmek. âlim. varsayı mları nı ara ş tı ran felsefe dalı . bili bili bili bilici bililtizam * Bile bile. bilimsel * Bilgin. her ş eyden önce. bilgin. bilhassa * Hele. cahil. ilkelerini. bilime uymaz. * Bilgisiz olma veya bilgi yokluğ u durumu. ba ş ta. ilimcilik.

ilmî. bilincini yitirmek * bilincini herhangi bir sebeple yitirmek. ş uur. bilime dayanan.* Bilimle ilgili. bilimsellik * Bilimsel olma durumu. bilimsel deneycilik * Her bilginin deneyle veya gözlemle doğ rulanabileceğ ini. * Bir toplumdaki ruhî etkinliklerin veya ruhî durumları n bütünü. dilendi ğ i zaman kapsam ı ndakilerin bilince çağ rı labildiğ i zihin bölgesi. ş uur. bilinçlendirmek . bilinç kayb ı * Hafı za yitimi. baskı altı nda tutulan isteklerle bunlara bağ lı düş üncelerden oluş an ve bilince ula ş amayan bölümü. bilincine varmak * anlamak. Marxçı lı k. bilinçalt ı * Bilinç dı ş ı olmakla birlikte. bilinçlendirme * Bilinçlendirmek iş i. bilimsel düş ünce * Bilim temeline dayanan özgür eleş tirici. bilimsel sosyalizim *İ htilâlci sosyalizm. bilinç ak ı ş ı * Düş üncelerin arka arkaya birbirini izlemesi. bilimsel toplant ı * Uzmanları n katı lı mı ile gündemi bilimsel konuları n oluş turduğ u toplantı . temel görüş . bilinç *İ nsanı n kendisini ve çevresini tan ı ma yeteneğ i. bilim yöntemlerine uygun olmayan gayriilmî. * Dimağ . sı nanabileceğ ini savunan felsefe akı mı . bilimselleş tirme * Bilimselleş tirmek iş i. * Kiş inin aklı ndan geçenlerin birinci ki ş i ağ zı ndan yansı tı lması . * Temel bilgi. ş uuraltı tahteş ş uur. kavramak. araş tı rı cı ve bağ ı msı z düş ünce. *İ nsan ruhunun. * Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydı nlı k olarak izlenme süreci. bilinç d ı ş ı * Bilinçsizce yapı lan i ş ve etkinliklerin bütünü gayriş uur. bilimselleş tirmek * Bilimin metotları na uygun duruma getirmek. bilimsiz * Bilime. bilimsizlik * Bilimsiz olma durumu bilimsizce iş .

* Tanrı 'nı n ve evrenin nereden türediğ inin bilinmediğ ini ve bilinemeyece ğ ini ileri süren öğ retiyi benimseyen (kimse).* Bilinçli duruma getirmek. * Tanrı 'nı n ve evrenin nereden türediğ inin bilinmediğ ini ve bilinemeyece ğ ini ileri süren öğ reti. bilindik. ş uurluluk. ş uursuz. lâedri. bilinçlenme * Bilinçlenmek iş i. bilinmek * Bilmek iş ine konu olmak. agnostisizm. meçhul. bilinmedik. bilinçli * Bilinci olan. ş uurlu. kuş kulu. bilinçlenmek * Bilinçli duruma gelmek. ş uurlanmak. bilinen bilinme * Değ eri belli olan nicelik. ş uursuz. bilinmedik * Bilinmeyen. bilinemezcilik * Bilginin bağ ı ntı lı oldu ğ una ve bundan dolayı salt olmadı ğ ı na inanan öğ reti. bilindik * Bilinen. olay ve iş lere kar ş ı uyan ı k bulunmama durumu. meçhul. bilinmeyen (nicelik). ş uursuzluk. * Bilinmek iş i. . lâedriye. anla ş ı lmak. * Bilinçli olma durumu ş uurluluk. bilinmeyen * Değ eri belli olmayan. bilinçle yapı lan. malûm. kendi etkinli ğ inin fark ı nda olan. olay ve edimlere uyanı k bulunma durumu. * Eleş tirmeli bir biçimde. bilinmezlik * Bilinmez olma durumu. bilinçlilik bilinçsiz bilinçsizlik * Biliçsiz olma durumu. * Belli olmaz. bilinçle yapı lmayan. * Kendi etkinli ğ ini eleş tirmeli bir biçimde sezmeyen. ö ğ renilmek. ş uursuzluk. * Nesne. bilinmez * Anlamı gizli ve anlaş ı lması güç olan. * Bilinci olmayan. bilinemez *İ nsan aklı yla bilinemeyen ş ey. agnostik. muğ lâk. * Nesne. bilinemezci * Bilginin bağ ı ntı lı oldu ğ una inanan (kimse). ş uurlu.

bilirki ş ilik * Bilirkiş inin yapt ı ğ ı iş . bilistifade * Yararlanarak. biliş * Canlı nı n. * Biliş mek iş i. ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş im sistemi. biliş çı kmak * tanı mak. informatik. bilisiz * Öğ renim görmemiş . ehlihibre. * Biliş im alanı nda uzman ki ş i. bilip bilmediğ ini göz önüne almadan. ehlihibre. "sayar". * Çözümlenmesi özel veya bilimsel bilgiye dayanan konularda oyuna veya düş üncesine ba ş vurulan kimse. sibernitik. tanı dı k. biliş im * Teknik. . bir nesne veya olayı n varlı ğ ı na ili ş kin bilgili ve bilinçli duruma gelmesi. dost. biliş im teknolojisi * Biliş imde kullanı lan bütün araç ve gereçlerin olu ş turduğ u sistem. muarefesi olmak. * Billûrdan yap ı lmı ş . ehlivukuf. cahillik. billâhi * Tanrı 'ya ant içerim" anlamı nda bir ant. * "İ nan olsun" anlam ı nda kullanı lı r. kristal. bilir bilmez * yarı m bilgi ile.bilir * "Anlar". cahil. bilirki ş i raporu * Bilirkiş inin hazı rlam ı ş oldu ğ u rapor. biliş im ağ ı * Teknik. * Bildik. * Duru ve temiz kesme cam. "yapar" anlamları ile isimlerle birleş erek birleş ik s ı fat kurar. vukuf. biliş imci biliş me biliş mek * Karş ı lı klı olarak birbirini tanı mak. eksper. ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş imde kullanı lan ve özellikle elektronik aletler aracı lı ğ ı ile düzenli bir biçimde i ş lenmeyi ön gören bilim. billûr * Bazı cisimlerin aldı klar ı geometrik biçim. bilisizlik * Bilisiz olma durumu. * Öğ renmek. ehlivukuf. önceden tanı ş olmak. uzman. bilirki ş i * Belirli bir konudan iyi anlayan ve bir anlaş mazlı ğ ı çözümlemek için kendisine ba ş vurulan kimse.

bilmece çözmek * bilmecenin cevabı nı bulmak. billûr durumunda yoğ unlaş mak. * Belirgin duruma gelmek. billûr cisim * Gözde. irisin arkası nda. anlamı nda bir söz. billûr gibi. mercek görevini yapan. bilmediğ i beş vakit namaz * her ş eyi pek iyi bilir.* Koç yumurtası . billûrla ş ma * Billûr durumuna gelme. anlaş ı lı r biçimde konuş mamak. billûrsu bilme bilmece * Bir ş eyin ad ı nı anmadan. * Billûra benzeyen. kristalle ş me. billûrlu *İ çinde billûr bulunan. * çok beyaz ve pürüzsüz (kol. koloit karş ı tı . * Bir ş eyin ne oldu ğ unun bilincine varma. * Diyalize uğ rayarak çözümlenen madde. billûrî * Billûra benzer. göğ üs). muamma. bilmeden * bilmeyerek. billûru andı ran. billûr gibi * çok duru. bilmece gibi konuş mak * açı k. * Bilmek iş i. * (ses için) pürüzsüz. gerdan. * Bilgi edinmenin gaye ve sonucu. billûrla ş tı rma * Billûrlaş tı rmak i ş i. * Bilinmeyen ş ey. billûriye * Billûrdan yapı lmı ş veya billûrla ilgili. kristalleş mek. niteliklerini üstü kapalı söyleyerek o ş eyin ne olduğ unu bulmayı dinleyene veya okuyana b ı rakan oyun. * sonucun ne olacağ ı nı kestiremeden. kristaloit. . billûrla ş mak * Billûr durumuna gelmek. * Genellikle billûrdan yapı lmı ş eş ya satan dükkân. netlik kazanmak. * Bol ı ş ı klı . çok temiz (su). pı rı l pı rı l parlayan (yer). billûrla ş tı rmak * Billûr durumuna getirmek. * Herhangi bir cisim moleküllerinin bazı fizik ve kimya de ğ iş meleriyle geometrik biçim alması . muamma. mercimek biçim ve büyüklüğ ündeki saydam cisim.

bilmemek * birlikte kullanı ldı ğ ı fiilin bir türlü gerçekle ş emediğ ini anlat ı r. bir ş ey bilmez göstermek. bildiğ i belli olan bir ş eyi bilmez veya baş ka türlü bilir görünecek yolda bir anlatı ş sanatı . bilsat * Kuruluş lar. bilmezleme * Bilmezlemek iş i. karş ı lı k olarak. bilmezlik * Bilmez olma durumu. * Tanı mak. bilmezlenmek * Bilmiyor gibi görünmek. bilgiçlik taslayan. farz etmek. size de. bilmezlenme * Bilmezlenmek iş i. * Bir bilim veya sanat dalı nda yeterli olmak. bilmemezlik * Bilememe durumu. var saymak. tecahülüarifane. bilmünasebe * Sı rası gelince. *İ nanmak. çok bilmiş . ş aş ma. bilmez * Anlamaz. "edemez" anlamlar ı nda kullanı lı r. * Sanmak. teçhil etmek. * Bazen "iş ine gelmek". bilmem hangi (veya bilmem kaç. bilmukabele * Karş ı lı klı olarak. bilgileş im. elinden gelmek. * (davranı ş töresinde) Ben de. tereddüt anlam ı nı verir. . hatı rlamak. cehalet. * Anlamak. * Bir iş yapmaya alı ş mı ş olmak. bilmezlikten gelmek. bencmarking. * Geniş zamanı n olumsuz birinci tekil kiş isi olarak bilmem biçiminde kullanı lı nca duraksama. hatı rbilmez. bilmezlemek * Bir kimseyi. bilmezlikten gelme * yazarı n. kim. sizlere de. * -a/-e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleş ik fiiller oluş turur. teçhil. "uygun bulmak" anlamı nda da kullan ı lı r.bilmek * Bir ş eyi anlam ı ş veya öğ renmi ş bulunmak. bilmi ş * Her ş eyi bilir geçinen. * Sorumlu tutmak. bilmezlik. ne) * önemli veya anlatı lmas ı gerekli görülmeyen ş eyler için kullanı lı r. tecahül etmek. bilmezlikten gelmek * bilmiyor görünmek. * Bkz. kadirbilmez gibi sözlerle "yapamaz". nas ı l. * Saymak. sı rası düş ünce. ş irketler aras ı nda bilgi satma. kavramaz.

1000. bin dall ı * Çoğ unlukla mor kadife üzerine sı rma ile kabartma dal. kamu. küçük yuvarlak. baş olacak bir kimse gerekir. öğ ütlerden çok daha etkilidir. kı yaslanmayacak ölçüde. gene de onu kendisinden daha iyi bilen bulunabilir. * Taş . maden. M. dokuz yüz doksan dokuzdan bir artı k. bir ba ş çı * her iş e. çok sayı da. dolaylı . yaprak ve çiçek iş lenmiş giysi veya örtü. doğ rudan doğ ruya olmayarak.. otomobil gibi taş ı tlar ı n tekerleklerinde sürtünmeyi azaltmak amacı yla içine çelik bilye yerleş tirilmiş bölüm. aş ı nmayı ve enerji yitimini önlemek için. bilyeli * Bilyesi olan.bilumum bilvası ta bilye * Bütün. dil dökmek. bilyon bin * On kere yüz. * Bir isimden önce geldiğ inde aş ı rı lı k ve çokluk bildirir. bin iş çi. sürekli olarak dü ş ünce değ iş tirmek. . hep. . misket. bin bilsen de bir bilene danı ş * bir insan bir ş eyi ne kadar iyi bilirse bilsin. gönülden. bilyeli yatak * Bisiklet.. * Motorlu taş ı tlarda dönme veya sürtünme etkilerini azaltmak. -in hepsi. cam gibi ş eylerden yap ı lmı ş küçük yuvarlak. her sı kı ntı yı gideren. * Milyar. bin bir * Pek çok. bin derde deva * pek çok iş e yarayan. çoğ unlukla çelikten. bin dereden su getirmek * birini kandı rmak için birçok sebep ileri sürmek. araçla. * (birinin) Aracı lı ğ ı ile. bin kat * Pek çok. bin bir ayak bir ayak üstüne * herkesin ayakta olduğ u kalabalı k. bin nasihatten bir musibet ye ğ dir * yaş anmı ş olaylar. bin kalı ba girmek * birbirine benzeyen birçok iş yapmak. göbeklerdeki yataklara yerle ş tirilen. toprak. bin pi ş man olmak * çok piş man olmak. * Bu sayı nı n adı ve bu sayı yı gösteren rakam. bin can ile * çok isteyerek.

bina * Yapı . kurmak. bin türlü bin yaş a! * Birbirinden çok farklı . * Çatı . . bunun için. * (memnunluk bildirmek için kullanı lan söz) çok yaş a!. bindirim * Fiyat artı rma. kendi eliyle yok etmek. bindirilme * Bindirilmek iş i veya durumu. beynamaz. bînamaz binba ş ı * Bkz. * Rütbesi yüzbaş ı ile yarbay arası nda bulunan ve ası l görevi tabur komutanlı ğ ı olan subay. * Dayanarak. bundan ötürü. bindirimli * Fiyatı art ı rı lmı ş . * Arapça fiil çatı sı nı konu edinen bilim ve kitap. binaen * -den dolayı .bin tarakta bezi olmak * birçok iş le uğ raş mak. zam. binde bir * çok seyrek olarak. -diğ i için. çok de ğ iş ik. hamil. binba ş ı lı k * Binbaş ı rütbesi veya binbaş ı nı n görevi. bindirilmek * Bindirmek iş i yapı lmak. bindi * Destek. zamlı . dayamak. * (bir düş ünce sistemine göre) kurmak. bindi ğ i dal ı kesmek * (kendisine gerekli ve yararlı olan ş eyi) fark ı nda olmadan yararsı z duruma getirmek. bin zahmetle * çok zor. büyük zorlukla. binaenaleyh * Bundan dolayı . -den ötürü. bina etmek * yapmak. yapmak. bunun üzerine. inş a etmek. bindirilmi ş kuvvetler * Motorlu taş ı tlara bindirilmiş asker birlikleri.

ahş ap parçalar ı nı n durumu. * Kemerler üzerine oturtulmuş kubbe ile kemerlerin aras ı nı kapatan üçgen biçimindeki kubbe parçaları ndan * Binme iş i. kapak veya kapı nı n arkası na doğ rudan vidalanan. * Çı karma harekâtı na katı lacak birliklerin. binek * Binmeye ayrı lmı ş ş ey ve daha çok at. binmesini sağ lamak. * Eklemek. bini çı ta. bindirme kilit * Gövdesi kutu biçiminde olan. dolap gibi ş eylerin. kanatlar ı kapanı nca kalan aralı ğ ı örtebilmek için bu kanatlar ı n kenarı na çak ı lan bini a ş mak * çok fazla olmak. binmeye yarayan. katmak. basit mekanizmalı kilit. * Üzerine binilen. binin yarı sı beş yüz (o da bizde yok) * çok düş ünceli görünen birine ş aka yollu "aldı rma!" anlamı nda söylenir. binicilik binilme binilmek . sı rada dokuz yüz doksan dokuzuncudan sonra gelen. * Ata binme ustalı ğ ı . * Binilmek iş i. oturtmak veya içine yerleş tirmek. bini bir paraya * pek çok ve ucuz. binek atı * Sadece binmek. * Kapı . * Birbiri üzerine gelerek eklenen levha.bindirme * Bindirmek iş i. * Ata binilerek yapı lan spor. * pek çok yapı lan. * Binmek iş i yapı lmak. binici * Binen. kiremit. binek ta ş ı * At veya arabaya binmek için üstüne çı kı lan yüksekçe taş . her defası nda bini bir arada olarak. bininci * Bin sayı sı nı n sı ra s ı fatı . biner bingi her biri. pek çok olan. * Bin sayı sı nı n üleş tirme biçimi. * (taş ı t) Ba ş taraf ı ndan baş ka bir ta ş ı ta çarpmak veya bir yere vurmak. bindirmek * Bir kimseyi bir ş eyin üzerine çı kartmak. her birine bin. çı karma yerine gitmek için kendilerine ayrı lan deniz araçlar ı na binmeleri. gezmek veya binicilik sporu için yetiş tirilen at. * Ata iyi binen kimse.

* Üniversite öğ retim üyelerinin giydikleri cübbe. binme binmek * Yüksek bir ş eyin veya bir hayvan ı n üstüne çı kı p ayakları nı sallandı rarak oturmak. * Eklenmek. * Birçok bin. * Bir yere gitmek için tren. * Atlı alay. binek hayvanı için) Kullanmak. * Üstüne binilen hayvan. bini ş me bini ş mek binit binit binlerce binlik * Bin liralı k kâğ ı t para. . * Belirli zamanda sı nı rları belirli bir biyotopta bulunan canlı organizmaları n toplam kütlesi. otomobil gibi bir taş ı tta yer almak. *İ ki parçadan biri. öbürünün üstünde olmak. katı lmak. * Yüksek aş amalı bilginlerin ve yeniçeri subaylar ı nı n giydikleri cübbe. biomedikal * Hem biyoloji hem de tı pla ilgili olan.bini ş * Binmek iş i veya biçimi. vapur. binek atı . * Binmek iş i. biomekanik * Biyoloji. * (bisiklet motosiklet. pek çok. * Yaklaş ı k olarak üç litrelik büyük ş iş e. * Sonuç olarak. içine konuldu ğ u oyuk gözlü tahta. *İ ş istenilmeyen veya beklenilmeyen bir biçim almak. bîperva * Çekinmez. korkusuz. gözü pek. fizyoloji ve tı p konuları nı mekanik kanunlar yöntemiyle irdeleme. * Bin tanesi bir arada olan. * Atlı alayda giyilen giysi. binnetice biny ı l biokütle * Bin yı lı içine alan zaman dilimi. sakı nmaz. * Biniş mek durumu. * Hamur durumundaki ekmeklerin. nihayet. biomikroskop * Kendine özgü bir ı ş ı k ile kullanı lan çift göz mercekli mikroskop. * Kas kiriş leri birbiri üstüne binmek. * Kı rı k bir kemiğ in iki parças ı birbiri üstüne gelmek. uçak. * Bir ş ey s ı kı ş arak yanı ndakinin üstüne ç ı kmak. fı rı na at ı lmadan önce. * Fiyat artmak.

bir * Sayı lar ı n ilki. * Ancak. * (tekrarlanarak) Bir kez.. bir abam var atar ı m. önem bakı mları ndan birbirinden farks ı z. bir an önce * Bir ara. * Bu sayı kadar olan. hep birden. bir an * Çok kı sa bir süre için kullanı lı r.. * baş ka birinin yardı mı olmaksı zı n. bir boyda. birbirine e ş it. * Sadece. birlikte. toplu olarak. bir a ğ ı zdan * hep birlikte. müş terek.. pek çok. * Ortaklaş a olan. * Tek. * Pek çok... onunla övünülmemelidir. * Birçok. * Odun. bir . * Eş . kömür gibi bazı ş eylerin ölçü birimi. bir a ğ ı zdan çı kı p bin dile yayı lı r * ortaya atı lan bir söz çok çabuk yayı lı r.. olabildiğ i kadar tez. * Herhangi bir varlı ğ ı belirsiz olarak gösterir. bir sürü. * Sı fat veya zarf durumunda baş ı na geldiğ i kelimelere kuvvet. * Değ er. istek veya kesin olmayan anlamlar katar. bir ara * Kı sa bir süre. * Toplu bir durumda. bir ac ı kahvenin kı rk yı l hatı rı vard ı r * Bkz. aynı . bir (veya sa ğ ) elinin verdi ğ ini öbür (veya sol) elin duyması n * yapı lan bir iyilik gizli tutulmalı . fazla. * Geçmiş te bir zaman. bir alay bir âlem * Kendine özgü bir niteliğ i olan. * Bu sayı yı gösteren rakam 1. birbirine benzer. hem. bir (veya tek baş ı na) * yalnı z olarak. bir (veya bir de) * hem . beraberce. yalnı z. nerede olsam yatar ı m * tek baş ı na bulunan kimsenin istediğ i yerde barı nı p rahat edebileceğ ini anlatı r. bir fincan kahvenin kı rk yı l hatı rı vardı r. bir araba bir arada .* Çekinmeden. * Birleş ik. korkmadan. I. yan ı nda kimse bulunmadan.

bir ayak önce (evvel) * bir an önce. bir bakı ma * Ba ş ka bir görü ş le. bir atı mlı k barutu olmak (veya kalmak) * bir konuda yapabileceğ i çok az ş eyi bulunmak. bir avuç * Bir avuç dolduracak kadar. bir baltaya sap olmak * belirli bir iş sahibi olmak. bir bardak suda f ı rtı na koparmak * önemsiz. . bir ayak üstünde bin yalan söylemek (veya bir ayak üstünde kı rk yalanı n belini bükmek) * çok kı sa sürede pek çok yalan söylemek. baş ka bir dü ş ünüş le. bir aya ğ ı çukurda olmak * yaş ayacak çok az zamanı kalmı ş olmak. bir bir bir bir * Birer birer. eksiksiz. bir ba ş tan (veya uçtan) bir baş a (veya uca) * bir yerin bir sı nı rdan öbür sı nı rı na kadar. * Az. dokuz evlât bir babayı beslemez * çok çocuğ u olan baba. tam tamı na. * Bkz. küçük bir sorunu büyütmek.bir aralı k * Bir ara. bir araya gelmek * bir yerde toplanmak. bir arpa boyu (gitmek veya yol almak) * çok az. bir de Allah bilir * sı kı ntı lı durumlarda söylenilen bir deyim. * Olduğ u gibi. bir ben. bir araya getirmek * toplamak. bir baba dokuz evlâdı besler. çok az. bir ba ş ı na * Tek baş ı na. buluş mak. çok yaş lanmı ş olmak. bir a ş ağ ı bir yukarı * amaçsı z olarak gidip gelmeyi anlat ı r. ayrı ayrı . hepyek. her çocuk babası na bakı lmas ı nı ötekinden beklediğ i için sı kı ntı da kal ı r. bir biçimine getirmek * çözüm yolu bulmak.

güzel bir belirti ile doyurucu sonuca ulaş ı lmaz. bir bu eksikti * sı kı ntı lı bir durum varken bir yenisinin çı kması üzerine söylenir. bir çat ı alt ı nda (olmak veya bulunmak) * aynı yapı içinde. ele alı r almaz. bir damla . * Biraz. * Hele. bir ç ı rpı da * bir ele alı ş ta. bir çuval inciri berbat etmek * düzelmekte olan bir durumu yersiz. bir çenekliler * Oğ ulcuğ u bir çenekten oluş mu ş . bir daha * bir kez daha. bir boydan bir boya * Bir yerin bir ucundan öbür ucuna kadar. bir çiçekle bahar (veya yaz) olmaz * küçük. * çapkı n kimseler için kullanı lı r. bir çenetli * Kapsüllü yemiş lerin tek parçalı olanları .bir boy * Bir kez. yanlı ş davran ı ş larla bozmak. bir daha yüzüne bakmamak * darı lı p ilgiyi kesmek. kapalı tohumlulardan bir bitki sı nı fı . baş tan ba ş a. çabucak. bir boyda * Boyları eş it. bir çöplükte iki horoz ötmez * bir yerde iki kiş i baş olmaz. bir çift söz * Bir iki söz. bir dalda durmamak * sı k sı k iş veya dü ş ünce değ iş tirmek. bir çift * Bir takı m. bir çift sözü olmak * söyleyecek bir ş eyleri bulunmak. bir çokları * çok sayı da olan (kimse veya ş ey). bir çekirdek geri kalmamak * bütünüyle denk olmak. * hiçbir zaman. bir iki.

bir don bir gömlek * yarı çı plak. * umulanı n veya beklenilenin dı ş ı nda bir durumu anlatan cümlelerin ba ş ı na gelir. . bir derece (veya bir dereceye kadar) * biraz. tutarsı z konuş mak. * (çocuk için) Çok küçük. bir duda ğ ı yerde bir dudağ ı gökte * masallardaki dev gibi korkunç ve çirkin. bir deli kuyuya bir taş atar. bir deri bir kemik (kalmak) * çok zayı flamak. * Bir kereye özgü olan. bir dostluk kald ı ! * az bir mal kalı nca sat ı cı ları n kullandı ğ ı bir özendirme deyimi. bir dolu * Birçok. bir defalı k * Bir kere yapmaya yetecek kadar. bir dokun bin ah i ş it (dinle) kaseifağ furdan * insanları konuş turmak için biraz dertlerini deş mek yeter. bir kereye özgü olarak. bir dirhem bal için bir çeki keçiboynuzu çi ğ nemek * verimi az. bir defada * ara vermeksizin. bir dediğ ini iki etmemek * her istediğ ini hemen yapmak. fazladan. bir dirhem et bin ayı p örter * biraz kilo almak bazen insanı güzelle ş tirir. bir defa * Olup bitti anlatan cümlelere katı lı r. * "ilk önce". bir dediğ i bir dediğ ini tutmamak * söyledikleri birbirine uymamak. birazcı k. bir dirhem * Çok az. bir dikili a ğ ac ı olmamak * evi veya mülkü olmamak. bir dediğ i iki olmamak * her istediğ i yapı lmak. birçok kimse tarafı ndan düzeltilemez. zahmeti çok olan bir iş le uğ raş mak. kı rk ak ı ll ı çı karamazmı ş * bazen bir kimsenin yaptı ğ ı yersiz bir iş . "hele" anlamı nda da kullan ı lı r. bir de * ve olana katarak.* Çok az.

* bir merkezden. bir eli yağ da bir eli balda (olmak) * varlı k ve bolluk içinde olmak. iki el bir yüzü y ı kar * bazı durumlarda yardı mcı sı z iş yapı lmayacağ ı nı anlatı r. bir el * (ateş li silâh için) bir kez atı m. . bir gecelik * Bir gece için. bir gece içinde olup biten. bir elman ı n yarı sı o.bir düziye * Sürekli olarak. bir elini bı rak ı p ötekini öpmek * aş ı rı saygı göstermek. bir geceye ait. bir evcikli * Mı sı r. ancak aynı kök üzerinde bulunan (bitki). bir gömlek aş ağ ı * bir derece daha düş ük (birinden). sağ ladı ğ ı bir ç ı karla ödetmek. bir göz a ğ larken öbür göz gülmez * keder veya sı kı ntı varken dostlar. bir el bir eli yı kar. f ı ndı k gibi erkek ve diş i organları ayr ı çiçeklerde. * yardı mlaş arak iş ler daha kolay baş ar ı lı r. yarı sı bu * birbirlerine çok benzeyen kimseler için kullanı lı r. akrabalar eğ lenmemelidir. bir elden * aynı kimse tarafı ndan. bir gözeliler * Yapı sı tek bir hücreden oluş an hayvanlar veya bitkiler. bir gömlek fazla eskitmiş olmak * birinden daha yaş lı ve daha görmü ş geçirmiş olmak. bir elin sesi çı kmaz * bir davanı n bir kiş i taraf ı ndan savunulması etkili ve yeterli değ ildir. tek hücreli. bir göz gülmek * hem gülüp hem ağ lamak. bir fincan (veya bir ac ı ) kahvenin kı rk yı l hatı rı vardı r * iyilik küçük de olsa unutulmaz. ceviz. bir gün evvel * olabildiğ i kadar çabuk. bir fende kaz ı k kakmak * bir bilgi veya bilim dalı nda saplanm ı ş kalmak. bir gözeli * Yapı sı tek bir hücreden oluş an (hayvan veya bitki). bir elle verdi ğ ini öbür elle almak * yapar göründüğ ü bir iyiliğ i.

garip. birkaç kez. bir kalem * Bir an için. iğ ne ipliğ e dönmek. kötü bir durum karş ı sı nda söylenir. bir ho ş olmak *ş aş ı rmak. bir ho ş eylemek * hüzünlendirmek. bir atı lı ş ta. * Aynı . bir ho ş * Tuhaf bir ş ekilde. benzer. bir içim su (gibi) * (kadı n için) çok güzel. karş ı sı ndakine vakit bı rakmadan. bir kafada * aynı düş üncede. * kazaya uğ ramak. * huyu değ iş mek. bir parça. k ı sa da sürse çekici ve güzeldir. bir günlük beylik beyliktir * hoş a giden bir durum. bir hücreli * Bkz. bir iki * Birtakı m. iyice. * hüzünlenmek. usanmak. bir hâl olmak * bir ş eyin çok tekrarlanması yüzünden bitkin duruma gelmek.bir günden bir güne * hiç. çok az say ı da. bir güzel * Çok iyi. ölmek. çok. bir i ğ ne bir iplik olmak * Bkz. fenalı k gelmek. bir iki demeden (demeye kalmadan) (veya bir iki derken) * duraksamadan. bir neş esizliğ i olmak. bir ho ş lu ğ u olmak * bir rahatsı zl ı ğ ı . bir i ş tir oldu * istenmeyen. bir gözeli. . tek tür. bezmek. biraz. bir i ş aretine bakmak * bir iş i yapmak için hazı r beklemek. hiçbir zaman. bir hayli * Epey. bir hamlede * Çabucak. bazı . duraksamadan.

* Bir kez. koş a koş a. ba ğ daş mak. bir karar * Aynı durumunu koruyarak. bir kar ı yla bir koca. bir koş u * Koş arak. bir kar ı ş * Çok kı sa. bir an için göz ardı etmek. belli durumunu de ğ iş tirmeden. bir kararda bir Allah * insan talihinin her an değ iş ebilece ğ ini ve bunun ola ğ an karş ı lanması nı öğ ütler. bir kı zı bin kiş i ister. bir kere * Aslı nda. bir kol çengi (olmak) *ş en sözler ve davranı ş larla çevresine neş e saçanlar için söylenir. bir koyundan iki post çı kmaz * birinden. bir koltuğ a iki karpuz sı ğ maz * aynı zamanda birden çok iş le ilgilenmek baş arı için sakı ncal ı dı r. bir kapı ya çı kmak * aynı sonuca varmak.bir kalem geçmek * boş vermek. bir kaş ı k suda bo ğ mak * bir kimseye çok kı zmak veya çok öfkelenmek. * Çok az. bir kerecik * Bir defaya mahsus olarak. anlamsı z konu ş ur. bir defa. bir kenarda durmak * gerektiğ i zaman kullanmak üzere haz ı rda tutmak. ama o. d ı rd ı r eder her gece * sı kı ntı veya yalnı zlı k yüzünden iki dost (bile) birbiriyle dalaş ı r. bir kı yamettir gitmek (veya kopmak) * çok fazla gürültü. telâş olmak. . gücünün yetmediğ i bir özveriyi beklememek gerekir. bir Köroğ lu. bir kalemde * birden ve toptan. bir kar ı ş beberuhi * çok kı sa boylu kimse. bir Ayvaz * bir karı kocanı n çocukları nı n. çabucak. patı rtı . yakı nları nı n yanlar ı nda bulunmadı ğ ı nı veya hiç çocukları olmadı ğ ı nı anlat ı r. uyuş mak. bir kazanda kaynamak * anlaş mak. ancak bir kiş iye kı smet olur. bir kiş i alı r * güzel ş eyi herkes ister.

bir parmak * Parmak ucuyla alı nan miktar veya parmak ucuyla alarak. baş ta gelen. bir papel etmemek * hiç bir iş e yaramamak. bir o kadar * Ne kadar varsa o kadar daha. bir kurş un at ı mı * kurş unun gidebilece ğ i uzaklı k. birinci. birçok. belli oranda. bir katı . bir örnek * Aynı biçimde olan. bir olmak * bir araya gelmek. bir misli. çeş itli yönlere. iş birliğ i yapmak. * Çok küçük (çocuk). az ı cı k.bir köş eye atmak * gerektiğ inde kullanı lmak için bir yere koymak. bir ölçüde * Biraz. bir bu yana * rastgele. bir parça * Biraz. birçok yerlere. nerede olsa yatarı m . biriktirmek. bir nice * Bir hayli. yeknesak. bir o yana. bir mum al da derdine yan * baş kalar ı yla uğ ra ş aca ğ ı na kendi durumunu dü ş ün. bir parça. iş e yaramaz bir duruma dü ş ürmek. derviş çe geçinmeyi anlat ı r. bir nefeste * (söz ve içecekler için) Ara vermeden. bir numaral ı * Birinci. bir postum var atarı m. bir paralı k etmek * çok utanacak. bir nebze * Çok az. bir kulağ ı ndan girip öbür kula ğ ı ndan çı kmak * söylenen söze önem vermemek. çok az. değ eri olmamak. bir lokma bir hı rka * hayatta azla yetinmeyi. bir numara * Tek. bir köş eye koymak * saklamak.

bir ş eyler * daha fazla açı klamamak. pek çok. * bayı lı r gibi olmak. * ölmek. bir sı kı mlı k canı olmak * çok cı lı z ve güçsüz olmak. hemen. bir ş ey söylemek * konuş mak. tutumu değ iş mek. bir sı çrars ı n çekirge. ifade etmek. * belirtmek. bir pul etmemek * hiç değ eri olmamak. çarçabuk. k ı sa kesmek gerektiğ inde söylenir. bir pula satmak * bir kimseyi bir çı kar uğ runa harcamak. ardı ard ı na. iki sı çrarsı n çekirge. bir ş ey sanmak * (bir kimseyi. bir ş eye benzememek * iş e yarar durumda olmamak. bir söyle on dinle * az konuş up çok dinlemek yaralı olur. bir ş eyler (veya bir ş ey) olmak * huyu. sonunda yakalan ı rsı n çekirge (veya üçüncüsünde avucuma dü ş ersin çekirge) * birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çı karak yapanı kötü bir duruma düş ürür. bir sı ra * Üst üste. bir tahtası eksik * akı lca eksik. bir ş eyler. bir sözünü iki etmemek * birinin her istediğ ini hemen yerine getirmek. anlatmak. bir sürü * Çok sayı da. çok kı sa bir sürede. olduğ undan baş ka türlü düş ünerek hayal kı rı klı ğ ı na uğ ramak. birden fenalı k gelmek. yeni huylar edinmek. bir yeri) gerçeğ inden. bir ş eyin ş uyuu vukuundan beterdir * söylenti veya dedikodu olayı n gerçekleş mesinden daha kötüdür. bir tahtada * bir defada. bir ş eyi. yarı m akı llı . istediğ im biçimde davranı rı m. bir solukta * Çabucak. suçlu cezası z kalmaz. yekten.* istediğ im yere gider. bir söyledi pir söyledi * uzatmadan. bir tane . de ğ erlendirmede yan ı lmak. durumu. gereğ i gibi söyledi.

* Biricik. bir vakitler * Geçmiş zamanda. benimsememek. "eskiden" anlamı nda söylenen bir tekerleme. bir yandan (yanda) * bir taraftan (tarafta). sayı lmazsa. * hiçbir biçimde. bir yana dünya bir yana * bir varlı ğ a çok değ er verildi ğ ini anlatmak için kullanı r. eskiden. bir yastı ğ a ba ş koymak * (karı koca) evli bulunmak. bir ya ş ı na daha girmek *ş imdiye değ in görmediğ iş aş ı lacak yeni bir ş eyle karş ı laş mak. bir tarafa b ı rakmak (veya koymak) * önemsememek. bir yana * -den baş ka. kuvvete yükseltme. artı k hayal olmuş . bir taş la iki kuş vurmak * bir davranı ş la birden çok yararlı sonuca ulaş mak. bir tuhafl ı ğ ı olmak * kendini iyi hissetmemek. hiçbir yolla. . bir varmı ş bir yokmu ş * bir masala baş larken. * masal gibi geçip gitmiş . bir temiz * Adamakı ll ı . yegâne. hariç tutulursa. hem .. bir torba kemik * çok zayı f. bölme. hem. bir terimli * Araları nda yalnı z çarpma. ertelemek. vaktiyle. bir yakadan baş çı karmak * bir çatı altı nda dirlik düzenlik içinde yaş amak. bir tek atmak * bir kadeh içki içmek. bir tanem * Sevgi sözü. bir türlü * (tekrarlı kullanı ldı ğ ı nda) iş in yap ı lmas ı nı n da. yapı lmamas ı nı n da aynı derecede kötü olduğ unu belirtir. kök alma iş lemleri yapı lacak olan (nicelikleri gösteren terim).. bir tutmak (veya bir görmek) * eş it saymak. bir yastı kta kocamak * (karı koca birlikte) uzun bir ömür sürmek. eş it görmek.

* Masonları n birbirlerine verdikleri ad. * Yeterince değ il. çok az. biralı k * Bira yapmakta kullanı lan. birahaneci * Birahane iş leten kimse. yeter ölçüde değ il. birazdan biracı lı k birader birazcı k . * Bira yapma ve satma iş i. birahane * Genel olarak sadece bira içilen. * Pek az. * Çok bira içen (kimse). * "Yahu. bir yol tutturmak * bir davranı ş . bira * Arpa ile ş erbetçi otunu mayaland ı rarak yapı lan bir içki. çok değ il. vaktiyle. dost. biraz. biracı * Bira yapı p satan kimse.bir y ı ğ ı n * birçok. bir zaman * Geçmiş zamanda. vaktiyle. bir yiyip bin ş ükretmek * kötü durumda olanlara bakarak kendi durumunun değ erini bilmek. * Belirli bir süre. bir sürü. arpa suyu. aynı zamanda da çabuk haz ı rlanan bazı sı cak veya soğ uk yemeklerin yenildi ğ i yer. bir zamanlar * Zamanı nda. pek çok. bir tutum biçimi belirlemek. bira bardağ ı * Bira içmek için yapı lmı ş özel bardak. bir yol * Bir kez. arkadaş " anlamı nda seslenme olarak kullanı lı r. eskiden. * Az miktarda. biraz * Kı sa bir süre için. bir yolunu bulmak * bir iş i sonuçlandı rmak için çare bulmak. bira mayası * Mayalanmı ş durumdaki biranı n yüzünden alı nan bir tür mantar. eskiden. * Erkek kardeş .

* karı ş mak. birbiri * Karş ı lı klı olarak biri ötekini. * Tekçi. birbirinin a ğ zı na tükürmek * bir sorunda. * Tekçilik. birbirine dü ş mek * araları aç ı lmak. bir hayli. çözülmeyecek duruma gelmek. * (iplik vb. tutarsı z. birazı * Bir parça. hepsi bir arada. monizm. birbirinin a ğ zı na girmek * birbirine çok düş kün olmak. * Ansı zı n. birbirini tutmaz * birbiriyle ilgisi olmayan. birbirinin gözünü oymak * araları nda aş ı rı geçimsizlik olmak. dövüş mek. birci bircilik birçoğ u * Çok sayı da olan kimse veya ş ey. için) dolaş mak. aralar ı nda anlaş mazlı k çı kmak. * Birlikte. * Biri diğ erinin yanı sı ra. olay çı karmak. * Bir defada. beraberce. araları nı bozmak. ara vermeden. birbirinin gözünü çı karmak * kı yası ya dövüş mek. öteki de onu. birbiri üstüne gelmek * arkası arkası na.* Az sonra. müteaddit. birbirine katmak * araları nı açmak. sayı sı belirsiz. ağ ı z birliğ i yapmak. bir olayda sözleş miş gibi. birbiri için yaratı lmı ş olmak * birbiriyle çok iyi anlaş mak. birbirine kötülük etmek. birçok birden * Oldukça çok. birbirine girmek * kavga etmek. hemencecik. birbirini yemek * iki veya daha çok kimse birbiriyle uğ ra ş mak. monist. birdenbire .

her birine bir. bireş im * Parçalar ı n veya ögelerin bir araya getirilip bir bütün olarak birleş tirilmesi. *İ stenildiğ i gibi. birer * Bir sayı sı nı n üleş tirme sayı sı fat ı . birdirbir * Oyuncuları n birbirinin üstünden atlayarak oynadı kları bir oyun. fert. kullanı lan tohumun belli bir katı kadar ürün vermek. sentetik. sentez. * Bireş im yolu ile elde edilen. bireş imli birey * Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varl ı k. ontogenez. ilkeden onun uygulanması na. sun'î olarak bile ş ik cisimler oluş turma. *İ nsan toplulukları nı olu ş turan. bire be ş katmak * eklemek. fasulye gibi ürünler için) toprak. * Yalı ndan karmaş ı k olana. * Doğ a bilgisinde türü oluş turan tek varlı klardan her biri. bire bir * Verilen ölçüdeki karş ı lı k. . duygusal. bire bir eş leme *İ ki kümenin elemanları arası nda. birey oluş * Yumurtanı n döllenmesinden bireyin yetkin duruma gelmesine kadar geçirdi ğ i geliş im evrelerinin bütünü. öncülden varı lan sonuca giden düş ünme biçimi. * Genellikle fertlerin çevresini aş an. * Toplumları oluş turan ve düş ünsel. birer ikiş er * Tek veya birkaçı birlikte olarak. birebir * Etkisi kesin olan. vermek * (buğ day. bire . nohut. hemencecik. insanları n benzer yanları nı kendinde taş ı makla birlikte. birey üstü * Tek bir bireyi aş an. * Bir türün kapsamı içine giren somut varl ı k. sentez. fert. zorunludan olas ı ya.. terkip. fert. kendine özgü ay ı rı cı özellikleri de bulunan tek can. arpa. * Element veya baş ka maddeleri bir araya getirerek. uygun.. soy olu ş karş ı tı . bireylerin bilincinden ba ğ ı ms ı z olan. abartmak. bir elemana kar ş ı . bire bin katmak.* Ansı zı n. iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanları n her biri. * Bu biçimde oluş an bütün. genel yasadan bireysel duruma. nedenden etkiye. küllîden cüz'îye. birer birer * Her biri ayrı olarak. bire bin katmak * çok abartmak. beklenmedik bir sı rada. miktar. birebir gelmek * etkisini hemen ve kesin olarak göstermek. bir eleman alı narak yapı lan e ş leme.

* Bağ ı ms ı z ki ş iliğ e varan geliş me süreci. toplumsal ve tarihî geli ş mesinden. kendine özgü olan ş eylerin. * Bir kiş iyi benzerlerinden ay ı ran özelliklerin bütünü. bireysel olan ı n çekilip ç ı karı lması . ferdî. bireye özgü olan. * Tamlanan olarak kullanı lan baz ı isim tamlamaları nda tamlayanı n küçümsendiğ ini. ferdiyet. bireyle ş tirme * Bireye özgü kı lma. benzeri. * Ancak ortaklaş a ve genel olarak var olan ş eyi bireylere uygulama ve yayma. ferdiyetçilik. tek olana üstünlük tanı yan görüş . ferdiyet. bireysel bireyselle ş tirme * Bireysel duruma getirme. yegâne. bireyle ş tirmek * Bireye özgü kı lmak. tutum veya politikalar ı n genel adı . tek kı lan özellikler veya bunları n tek biçimi. tek. bireyle ş me * Türle ilgili bir örneğ in bireyde gerçekleş mesi. birice biricik * En fazla. ba ş kaları ndan ayı rmak. belirtenin hor görüldüğ ünü anlat ı r. * Yüklem durumunda olan bir isim takı mı nı n belirtileni olarak kullanı ldı ğ ı nda. tek. * Bireyle ilgili olan. genele değ il de. *İ nsanlar ı n do ğ al. .bireyci * Kiş i hakları nı savunan. bireye. biri çok olmak * haddini aş arak karş ı sı ndakini usandı rmak. * Bilinmeyen bir kimse. kı yamet ondan kopar * bir ş eyden yalnı z bir veya birkaç kiş i yararlanı r da ba ş kalar ı na yararlanma imkânı verilmezse bundan büyük sorunlar ç ı kar. * Eş i. biri yer biri bakar. bireysellik * Birey olma olgusu. * Bütüne. hor görüldü ğ ünü anlatı r. individüalizm. ferdiyetçi. biri * Bir tanesi. ferdiyetçilik. * Bireyi benzerlerinden ayı ran niteliklerin bütünü. bireycilik * Bireylerin yararları nı toplumsal yararlardan daha üstün veya daha önemli sayan ö ğ reti. bireysel olarak göz önüne almak. individüalizm. biri e ş ikte biri beş ikte * ufak cocuğ u çok olan kimseler için söylenir. ikincisi olmayan ve çok sevilen. bireylik * Bir kimseyi dı ş gözlemciler gözünde benzersiz. bireyselle ş tirmek * Bir ş eyi ayrı olarak. özelliklerin. * Bireycilikten yana olan.

oluş turduğ u yapı içinde. ünite. * Toplumları n kültürel varlı kları nı n geliş ip geniş lemesi ve uygarlı k düzeyinin yükselmesi süreci. birikiş mek * Bir yere toplanmak. birincası f . * Birikme iş i veya biçimi. deneyler sonucu elde edilmiş ş eylerin bütünü. bir yerde toplanı p yı ğ ı lma. birikme havzası * Kar ve yağ mur sular ı nı n birikti ğ i bölge. biriktirim * Biriktirme. * Bir ş eyi. biriktirmek * Toplayı p yı ğ mak.birikim * Birikme. * Herhangi bir kuruluş taki alt bölümlerden her biri. birikiş birikiş me * Birikiş mek i ş i. birikme * Toplanı p yı ğ ı lma. * Birbirine eklenip çoğ almak. birikmek * Toplanı p yı ğ ı lmak. biriktirme * Biriktirmek iş i. belli bir düzlemde yer alan öbür ögelerle kurduğ u ba ğ ı ntı larla tanı mlanan ayr ı nitelikli öge. birimci ekonomi * Birime bağ lı ekonomi. * Mal ve paranı n toplanı p çoğ alma süreci. bir araya gelmek. * Bir niceliğ i ölçmek için kendi cinsinden örnek seçilen de ğ iş mez parça. yarar sağ lama gibi sebeplerle bazı nesneleri bir araya getirmek. * Dilin. birileri birim * Bazı kimseler. tasarruf. * Öğ renme. * Herhangi bir aş ı nma sürecinde veya ta ş ı ma iş i yapı lı rken alüvyonlu maddelerin bı rak ı lmas ı . * Bir yerde kendi kendine birikmiş olan ş ey. birimler bölü ğ ü * Birden dokuz yüz doksan dokuza kadar olan sayı lar bölüğ ü. koleksiyon yapmak. ünite. parayı ölçülü kullanarak art ı rmak. * Bir kümenin her elemanı veya bir çokluğ u olu ş turan varlı kları n her biri. birikinti birikinti konisi * Dağ lı k bölgelerden veya yamaçlardan sular ı n getirdiğ i kum veya ta ş parçaları nı n bir düzlükte oluş turduğ u yelpaze biçimindeki y ı ğ ı n. * Gözlemler. vahit. tasarruf etmek.

hekimlikte kullanı lan bir bitki. birinci olmak * baş ta gelmek. * Sı rada.* Birleş ikgillerden hekimlikte kullanı lan bir bitki. birisinden biri * içlerinden biri.) Birinci mevki. dı ş kabuk. yüz yüze iliş kilere dayanan iki veya daha çok insandan meydana gelen topluluk. tevhit. vapur. birincilik * Birinci olma durumu. birinin baş ı na dikilmek * birinin yanı ndan uzaklaş mamak. esas. samimî. * Az sayı da olan kimse veya ş ey. * Bir etme. ana. birinden) buz gibi soğ umak * birinden tiksinmek. * (çoğ ul durumda) Ş ampiyonluk için yapı lan yarı ş malar. * Tanrı 'nı n birliğ ini dile getirme. kötülük edemeyecek bir duruma getirmek (getirilmek). temel. birkaç birkaç ı birleme * Çok olmayan. birinci ça ğ * Yeryüzünün yaklaş ı k üç yüz milyon yı llı k çağ ı . az. uçak vb. birinci * Bir sayı sı nı n sı ra sı fat ı . susturmak. * (ulaş ı m araçlar ı nda) Mevki. * bir iş i yaptı rmak için yanı nda ayakta durmak. az sayı da. birisi * Bilinmeyen bir kimse. birinin çan ı na ot tı kmak (t ı kamak veya tı kanmak) * sesini çı karamayacak. birkaç kiş iden herhangi biri. birinci orun * (tren. * Zaman. yer. * bir ş eyin yan ı nda ve ayakta beklemek. meyve d ı ş ı . sı nı f. tek duruma getirme. onu denetim altı nda bulundurmak. paleozoik. sı ra bakı mı ndan baş kalar ı ndan önce gelen. önemde ilk yeri alan. birincil * Sı rada. birincivası f * Birleş ikgillerden. birinci zar * Yemiş lerin derisi. . önde gelmek. orun. önem sı rası nda en üstün olan kimse. birinci gelmek (veya çı kmak) * birçokları arası nda en iyi olarak seçilmek. birincil grup *İ çten.

buluş ulmak. ses türemesi. zikretmek. baş ş ehir.birlemek * Bir etmek. birleş ilme * Birleş ilmek iş i veya durumu. müttehit. sevecekmi ş (sev-ecek-miş < sev-ecek + i-miş ) sev-er-se (sev-erse < sev-er + ise) gibi. * Bir araya gelmiş . * Döllenmek için erkekle diş i hayvanı n bir araya gelmesi. birleş ik oy pusulası * Seçime katı lan bütün partilerin adayları nı ayr ı ayrı gösteren oy pusulas ı . kaptı kaçtı (< kaptı kaçtı ) gibi. kaptı kaçtı . birler birleş en birleş ik birleş ik cümle * Birkaç yan cümle veya ara cümle ile bir temel cümleden kurulan cümle. * Bir meclisin bir gün içindeki toplanmaları . * Birbirini kesen. birleş miş olan.). hissetmek (< hiss etmek). kaybolmak. birleş ik oturum * Bir arada yapı lan oturum. kelime türünün değ iş mesi. bir noktada kesiş en (doğ ru. birleş ik zaman * Yalı n zamanlı ve çekimli bir fiilin -di (i-di). birleş ik kaplar * Alt tarafları ndan değ iş ik boyut ve kesitlerde borularla birleş tirilmiş sistem. gecekondu gibi. ayakkab ı (< ayak kab ı ). birleş ik fiil *İ sim soyundan bir kelime ile biçim veya anlam bakı mı ndan kaynaş ı p bütünleş en fiil: Reddetmek. delikanl ı (<deli kanlı ). * Birleş mek i ş i. * Tanrı 'nı n birliğ ini dile getirmek. birleş im * Birleş mek i ş i. bakakalmak. birleş me de ğ eri birleş me . hasta olmak. bir araya gelinmek. birleş ik kap * Alt tarafı ndan birleş tirilmi ş kaplardan her biri. -miş (i-miş . hissetmek. inikat. yay). * Ondalı k sayı sistemine göre yazı lan bir tam sayı da sa ğ dan sola doğ ru ilk sayı nı n bulunduğ u basamak. üzerindeki ekin görevini kaybetmesi veya anlam kaymas ı dolay ı sı yla aralar ı na ek girmeyerek kalı pla ş mı ş iki veya daha çok sözden olu ş an kelime: pazartesi (< pazar ertesi). birleş ik isim * Birleş ik kelime biçiminde belirli kurallar içinde kal ı plaş mı ş isim: Aslana ğ zı . birleş ilmek * Birle ş mek i ş i yapı lmak. -se (i-se) gibi ek fiil eklerinden birini alarak bildirdi ğ i zaman: Sevdiydi (sevdi-y-di <sevdi+i-di). birleş ik kelime * Ses düş mesi. tek duruma getirmek. tedavi etmek gibi.

biryan * Tandı rda susuz piş irilen kebap. * Bir taneden oluş muş . * Birleş miş . * Buluş mak. * Belli bir topluluğ un yararlar ı nı korumak için kurulmu ş dernek. birleş mek * Ayrı iken tek bir bütün durumuna gelmek. * Tek. * Aynı amaç çevresinde toplanmak. * Cinsel ili ş kide bulunmak. birleş tirici * Birliğ i sa ğ layan. * Kaynaş mak. vahdet. as. biryan pilâvı * Biryan yağ ı ile piş irilen pilâv. birleş tirmek * Bir araya getirmek. bir arada olma durumu. halüsinasyon. bazı . birlikten kuvvet do ğ ar * toplu veya beraber davranmak daha büyük güç sağ lar. * Bölünmezliğ i içeren yalı n bütün. * Uzlaş mayı sağ layan. * Bağ lı lı k. alay gibi bir bütün sayı lan topluluk. * Sanrı . *İ ki veya daha çok nesnenin birle ş mesini sa ğ layan. domino gibi oyunlarda bir iş aretini taş ı yan kâ ğ ı t veya pul. * En büyük değ erdeki nota. bir olma durumu. * Belirsiz olarak çokluğ u anlat ı r (nitelediğ i isim çokluk biçimde olur). dört dörtlük. kimi. bir tane alabilen. birliktelik * Birlikte olma durumu. birli birlik *İ skambil. benzerlik. .* Basit bir cismin bir atomu ile birle ş ebilecek olan hidrojen atomları nı n en yüksek miktarı . birlik olmak * bir iş i yapmak için anla ş mak. bir araya gelmek. ba ğ lant ı . vahdaniyet. birleş tirme * Birleş tirmek iş i veya durumu. * Askerlikte bölük. * Konunun bir ana düş ünce çevresinde toplanması . ayn ı görüş te olmak. birlikte * Bir arada. * Uyuş mak. beraberce. beraberinde. vahdet. birsam birtak ı m birun * Osmanlı sarayı nda Harem dairesinin ve Enderun'un d ı ş ı nda kalan bölüm. tabur. * Yanı nda.

* Sı racagillerden. tatlı bir ekmek türü.biryan yağ ı * Tandı rda susuz pi ş irilerek yapı lan kebaptan çı kan yağ . süt. bisküvi * Un. küçük lokanta. * Bisiklet satma. çifttekercilik. en ufak. *İ çkili kahve. çiftteker. bit * Yarı m kanatlı lar alt tak ı mı na giren. ş eker veya tuzla yapı lan ince. kehle (Pediculus). çok küçük. birçok çeş itleri bulunan ve kuzey yar ı m kürede yetiş en bir bitki. onarma iş i. bit kadar bit otu * en küçük. bisiklet yolu * Trafikte bisikletlerin geçmesine ayrı lmı ş dar yol. bistro bisturi * Neş ter. bisiklet * Tekerleğ in ayakla çevrilmesiyle hareket eden iki tekerlekli ta ş ı t. çifttekerci. bisikletçilik * Bisikletle yapı lan spor. bisikletsiz * Bisikleti olmayan. bisikletli * Bisikleti olan. bisülfat bisülfür bi ş ek bi ş i * Çörek. bisikletçi * Bisikletle spor yapan kimse. bismillah demek * bir iş e uğ urlu olması dileğ i ile ba ş lamak. korku gibi duyguları belirten söz. bir i ş e baş larken söylenen veya ş aş ı rma. * Yayı k dövmede kullanı lan araç. insan ve memeli hayvanları n vücudunda asalak olarak ya ş ayan böcek. * Molekülünde iki kükürt atomu bulunduran birleş ik. bismillâh * "Allah'ı n ad ı ile" anlamı nda. gevrek kuru pasta türü. . biryanc ı * Biryan yapan veya satan kimse. * Hidrojenli sülfatlara verilen ad.

bitiklik bitim * Bitmek iş i. * Bitirilmek durumu. * Bkz. kuş kulu bir nokta. bitek bitelge bitevi biteviye * Aynı biçimde. mümbit. * Bitik olma durumu. bitik * Yorgunluk veya hastalı ktan gücü kalmamı ş . nihayet. flora. bîtap düş mek * çok yorulmak.ekli. biti kanlanmak * sı kı ntı içinde yaş ayan bir kiş i para ve varlı k yönünden güçlenmek. bit yeni ğ i * Bir iş in gizli kalmı ş kötü ve aksak yanı . bîtap * Bitkin. bitimli * Sonu olan. yansı zca davran ı ş . fena.* Bitlere karş ı kullanı lan bir madde. * Son. namütenahi. biteviyelik * Aynı biçimde sürüp gitme durumu. sı nı rlandı rı lı p belirlenmeyen. bitey * Bitki örtüsü. münteha. bîtaraf * Yansı z. * Toprağ ı n bitki yetiş tirme gücü. bîtarafl ı k * Yansı z olma durumu. * Durumu kötü. * Yapı ş ı k. bitirilmek * Bitirmek iş ine konu olmak. bitimsiz bitirilme * Sonu olmayan. yorgun düş mek. * Bol ve iyi bitki yetiş tiren. sonlu. verimli (toprak). tarafsı z. . sürekli olarak. biteviye. yorgun. dolaş ı k.

bitirmek * Bitmesini sağ lamak. . bitiriş yemi * Et üretimi için beslenen hayvanlara belirli bir devreden itibaren besi sonuna kadar yedirilen ve enerji değ eri daha yüksek olan karma yem. sonuçlandı rmak. bitirim yeri * Kumarhane. sona erme. barbut oynatan kimse. kumarhane. * Barbut oynatı lan yer. bitirimci * Barbut kahvesi iş leten. biti ş kenlik * Bitiş ken olma durumu. * Bitiş ken. yormak. * Bilgili. * Bir bilim dalı nda veya ba ş ka bir alanda bilginin doruğ una ulaş mı ş (kimse).sona erdirmek. * Yaman. * Onulmaz duruma getirmek. bitirimhane * Kumar oynanan yer. çok beğ enilen. kumarhane. yardı mcı fiilin i ş aret etti ğ i zamandan önce olup bitti ğ ini anlatan birleş ik fiil.bitirim * Çok hoş a giden (kimse. biti ş * Bitmek iş i veya biçimi. bitkin duruma getirmek. biti ş ik * Birbirine dokunacak kadar yakı nla ş mı ş veya yan yana olan. bitirmiş biti ş ik çanak yapraklı lar * Çanak yaprakları birbirine bitiş miş bulunan bitkiler. * Yandaki ev. mezuniyet. biti ş iklik biti ş imli biti ş ken * Kelime üretim ve çekiminde ekler getirilirken kökü veya gövdesi değ iş ikli ğ e uğ ramayan (dil). eklerle türetilen dil. iltisakî. tüketmek. yandaki. bitirme fiili * Etmiş biçimindeki sı fat-fiille ve olmak yardı mcı sı yla yapı lan ve fiilin. * Güçsüz düş ürmek. komş u. biti ş ik taç yapraklı lar * Taç yaprakları birbirleriyle yandan bitiş ik olan bitkiler. biti ş ken dil * Kelime kökleri değ iş meyen. * Bitiş ik olma durumu. yer). bitirme * Bitirmek iş i. mahvetmek. kahve. itmam. bitme. * Yan. açı kgöz. tamamlamak. zeki.

ittisal. bitkiyi andı rı r. bitki topluluğ u * Benzer doğ al olaylara ve yaş ama koş ulları na uymuş . botanik. botanikçi. ot. * Bitki yetiş tiren kimse. bitki bilimi * Bitkileri inceleyen bilim kolu. bitki örtüsü * Bir bölgede yetiş en bitkilerin topu. biti ş tirme * Bitiş tirmek iş i. bitki bilimci * Bitki bilimiyle uğ raş an.* Yeni bir kelime türetmek için köklere ek getirme özelliğ i. bitki sütü * Süt görünüş ünde bitki öz suyu. ağ aç biti. bitkile ş mek * Bitki durumuna gelmek. yosun. nebat. çiçek veya fidan biti gibi böceklerin ortak ad ı . bitki bilimi uzmanı . biti ş mek * Birbirine dokunacak kadar yanaş mak. ağ aç gibi canlı lar ı n genel ad ı . flora. belirli bir görünüş almı ş bitkilerin bir araya gelmi ş durumu. bitki * Bulunduğ u yere kökleriyle tutunup geliş en. sünger gibi bitki görünümünde olan hayvanlar. bitkin . döl veren ve hayatı nı tamamladı ktan sonra kuruyarak varl ı ğ ı sona eren. bitki patalojisi * Bitki hastalı kları nı inceleyen bilim dalı . biti ş me * Bitiş mek iş i. kı rmı z böceğ i. bitey. bitkimsi * Bitkiye benzer. bitki coğ rafyası * Yeryüzünün bitki örtüsünü ve bu örtünün çevreyle ilgisini inceleyen coğ rafya bilimi. bitki bitleri * Bitkiler üzerinde yaş ayan. bitkimsi hayvanlar * Mercan. biti ş tirmek * Bitiş mesini sağ lamak. bitkile ş me * Bitkileş mek iş i veya durumu. bitkici bitkicilik * Bitki yetiş tirme i ş i.

* Cimri. * Çok yorulmak. bitli koku ş * üstü baş ı kirli. yumurta ve baharat kullanı larak haz ı rlanan ceviz büyüklüğ ünde bir yemek. * Çok sevmek. * Sona ermek. * Tükenmek. bitli * Üstünde bit bulunan. * Birinin bitlerini ayı klamak. bitler * Kanatlı lar alt sı nı fı na giren. bitkisel hayat * Hastalı k veya kaza sebebiyle bilinçsiz ve hareketsiz duruma gelen ki ş inin hayat ı . * Bitki. nar. * Bitlenmek iş i. bitlenmek * Üzerinde bit üremek. be ğ enmek. bitkisel * Bitki ile ilgili.* Gücü tükenmiş olan. bitkisel kazein * Küspe ve sı vı yağ artı klar ı ndan elde edilen azotlu madde. ya ğ . bitkiden elde edilen. çı kı p yetiş mek. nebatî. * Beklenmedik zamanda ortaya çı kmak. memelilerde yaş ayan ve kanla beslenen bir böcek tak ı mı . saç gibi ş eyler için. bitkisel yağ * Bitkilerden değ iş ik yöntemler kullanı larak elde edilen yağ . bayı lmak. güçsüz kalmak. Bitlis köftesi * Yağ sı z kı yma. bitkinlik * Bitkin olma durumu. bitmek bitmek tükenmek bilmemek . köftelik bulgur. * Kendi bitlerini ayı klamak. a ğ ı z yapı lar ı sokup emmeye elveriş li. pirinç. çok zayı flamak. bitli (veya kurtlu) baklan ı n da kör alı cı sı olur * iş e yaramaz da olsa. her ş eyin isteklisi bulundu ğ unu anlatı r. vücut temizliğ ine bakmayan (kadı n). bitme bitmek * Bitmek iş i. çok yorgun. bitleme bitlemek bitlenme * Bitlemek iş i. bitki cinsinden olan. tüy.

bittabi bitter * Bir çeş it acı bira. uçsuz bucaksı z. karbon ve hidrojen bakı mı ndan çok zengin tabiî yakı t maddelerinin genel adı . eksilmemek. * Yol kaplaması nda. bitümlemek * Belirli bir kalı nl ı kta bitüm ile örtmek. sonu gelmeyen. kullanı lan. daha çok akvaryumlarda bulundurulan su bitkisi. vefası z. * Yaprakları halka diziliş li. küçük hareketli çubuk. biyesi olan. yoğ unluğ u bire yakı n. koyu kestane renginde madde. yer sakı zı . . * Bir çeş it ardı ç rakı sı . bitüm * Keskin bir koku. biyoelektrik * Canlı varlı kları n ürettiğ i elektrik. bir ucu pistona. tabiî ı sı da katı . kol. tabiî. * Genellikle giysinin yaka. * Makinelerde. tabiatı ile. bitpazarı * Eski eş yanı n alı nı p satı ldı ğ ı pazar. kâğ ı t ve çatı lar ı n su geçirmez duruma getirilmesinde. bitmi ş i bitnik * pazarlı kta bir ş eyin son fiyatı . *İ çinde bitüm bulunan veya bitümün bütün özelliklerini gösteren.* bir türlü sonu gelmemek. biye geçirilmemiş olan. elbette. bitümlü bîvefa * Sevgisine bağ lı olmayan. alev ve koyu duman çı kararak yanan. * Acı çikolata. * Doğ al olarak. biyaprak biye biyel biyelcik * Küçük biyel. * Biyesi olmayan. öbür ucu volanı çeviren kaldı raca geçirilmiş bulunan hareketli çubuk. bitümleme * Bitümlemek iş i. bitmez tükenmez (veya bitip tükenmez) * hiç bitmeyen. kömür tozundan briket yap ı mı nda vb. * Genel davranı ş ları ve hı rpanî giysileri ile toplum hayatı ndan kopma eğ ilimi gösteren ve toplum d ı ş ı nda bir ya ş antı sı olan genç. etek çevresine kendi kumaş ı ndan veya ba ş ka kuma ş tan geçirilen ince ş erit. biyeli biyesiz * Biye geçirilmiş .

* Mikroskopta yapı sı nı incelemek amacı yla canl ı dan bir doku parças ı alma. biyopsi biyopsi yapmak * parça almak. gübre gazı . * Fizyolojide geçen fiziksel olayları n bilimi. biyolog * Biyoloji ile uğ ra ş an kimse. biyolojik fizik. * Dirim kurgu. * Hayat hikâyesi. biyoloji uzmanı . dirim bilimi. dirimsel.biyoelektronik * Moleküler biyolojinin hücrelerin yapı sı na giren moleküller arası nda geçerli elektrostatik güçlerini inceleyen bölümü. üreme gibi ya ş ayı ş evrelerini inceleyen bilim. * Okulda biyoloji dersini veren öğ retmen. dirim bilimsel. . biyoenerji * Biyokütlenin kimyasal dönüş ümüyle elde edilen enerji. biyometeoroloji * Canlı lar üzerinde hava olaylar ı nı n etkisini inceleyen bilim. biyonik * Biyoloji ve elektronikle ilgili olan. biyofizik biyogaz * Ahı r gübresinden elde edilen yanı cı gaz. biyoloji biyolojici biyolojik * Bitki ve hayvanları n doğ ma. biyojeografi * Bitki ve hayvanları n yeryüzü üzerindeki dağ ı lı mı nı ve bunun sebeplerini inceleyen bilim. geliş me. biyosfer * Üzerinde hayat olan yeryüzü bölgesi. hâl tercümesi. biyokimya * Hücreden en geliş miş organa kadar canlı dokuları inceleyen ve bunları oluş turan maddeleri araş tı ran bilim dal ı . biyokatalizör * Canlı dokuları n hepsinde çok az bulunan ve hayat için gerekli kimyasal tepkimeleri uyandı ran veya kolayla ş tı ran madde. tercüme-i hâl. biyografik * Biyografi ile ilgili. biyoloji co ğ rafyas ı . biyograf biyografi * Hayat hikâyesi yazarı . * Biyoloji ile ilgili.

dostumuz. bı kmak. çelikten yapı lmı ş . * Katı bir ş eyi dikerken i ğ ne geçirecek yeri delmek için kullan ı lan. * Bir çeş it kara renkli mika. usandı rmak. tutar ellere ba ş ı nı açar * bize yabancı duran yakı nı mı z. * Bize göre. birbirimizi biliriz * birbirimizi çok yakı ndan tanı rı z. bizar olmak * usanmak. biz bize benzeriz * aramı zda fark yok. bizcileyin * Bizim gibi. biz * Ülkemiz suları nda yaş ayan bir mersin balı ğ ı türü. bezmi ş . bizatihi bizce * Kendiliğ inden. bezginlik getirmiş . bizim gelin bizden kaçar. bizar etmek * tedirgin etmek. * Resmî konuş mada.biyo ş imi biyotit biz * Organ dokuları ndaki kimyasal olayları inceleyen kimya kolu. özünden. t ı ğ . kendisi. bize de mi lolo? * iş in içinde bir iş oldu ğ unu bilmez miyiz sanı yorsunuz?. biz bize * Yalnı z biz. kendinden. özelliklerimiz veya tutum ve davranı ş lar ı mı z aynı dı r. akrabamı z baş kaları na rahatça içtenlikle. . onun öyle bir üstün durumu olmadı ğ ı nı biliriz. aramı zda yabanc ı bir kimse olmaksı zı n. biz attı k kemik diye. ş ip (Acipenser nudiventris). sivri uçlu ve a ğ aç saplı * Maraş iş inde kalı n karton parçaları nı n iğ neyi kı rmaması nı sa ğ lamak ve delik delmek iş leminde kullanı lmak üzere hazı rlanm ı ş tahta sapl ı . bizden * Bizim tarafı mı zda olan (kimse). usanmı ş . bîzar * Tedirgin. * (bazı yazarlar için) Ben zamirinin yerine kullanı lı r. el kaptı ilik diye * bizim iş e yaramaz diye vazgeçti ğ imizi baş kalar ı de ğ erli buldu. * Çoğ ul birinci kiş i zamiri. bazen teklik birinci ki ş i zamiri ben yerine kullan ı lı r. yardı m eder. bizdenlik * Bizden olma durumu. ince sivri uçlu bir tür çuvald ı z. biz araç. biz kı rk ki ş iyiz.

* Bizlemek iş i. *İ çine resim veya yazı kâğ ı tlar ı konulan karton kap. blokaj * Bloke etmek iş i. * Amerika'da yaş ayan bir cins hörgüçlü yaban öküzü. blokla ş ma . kendisi. yoğ unluğ u 9. ş ahsen. hareketini durdurma. atom ağ ı rl ı ğ ı 209 olan. bir bütün oluş turan. bizleme bizlemek bizlengiç bizmut * Atom sayı sı 83. * Bankacı lı kta bir varlı ğ ı n yetkili otoritelerin izni olmadan sahibi taraf ı ndan kullanı lamamas ı durumu. * Ucu çivili değ nek. * Hareketine engel olma. file üstünde karş ı oyuncunun topu sert vururken. * Politik çı karları sebebiyle birlik kuran devletler toplulu ğ u. üzerine beton dökülmesiyle yapı lan dolgu. morulâ. el konulmuş . * Sivri taş lar ı n toprak zemine dikine çakı larak.bizimki * Bizim olan. bizon bizzat * Kendi. * Birden çok bölümü bir araya getirilmiş olan. bloke bloke çek * Keş ideci tarafı ndan anlaş mazlı ğ ı n çözümüne kadar ödemenin durdurulduğ u çek türü. k ı zı lı ms ı beyaz renkli.3° C de eriyen. kocalar ı n kar ı lar ı ndan söz ederken kulland ı kları söz. 271. * Kocaman ve ağ ı r kitle. * kapatmak. * Kadı nları n kocalar ı ndan. * Kullanı lması önlenmi ş . önünde iki veya üç ki ş inin elleri ile olu ş turduklar ı perde. bizimle ilgili olan. durdurmak. kı rı lgan ve katı bir element. * savaş durumundaki bir ülkenin dı ş ülkelerle iliş kisini engellemek. * Voleybolda. blâstulâ blender blok * Yumurta hücresi embriyon olurken morulânı n geliş erek içi bo ş yuvarlak biçime girmesi durumu. * Yakı n çevremizde olan bir kimseden söz ederken kullan ı lı r. bloke etmek * kullanı lması nı önlemek amac ı yla el koymak. * Birbirine bitiş ik büyük yapı lar. Kı saltmas ı Bi. blok inş aat * Birbirine bitiş ik yapı lan yap ı lar. * Ucu çivili değ nekle hayvanı dürtmek. *İ lâç olarak kullanı lan ve ası l maddesi bizmut olan karı ş ı m.8 olan. * (futbolda kaleci) topu yakalamak. * Piş irmeden önce malzemeyi kesip karı ş tı ran elektrikli alet.

bloksuzluk * Bloksuz davranma. zehirsiz. boalar bobin * Sürüngenler sı nı fı nı n. blöf yapmak * karş ı sı ndakini yan ı ltarak veya yı ldı rarak bir iş ten caydı rmak için asl ı olmayan söz söylemek veya aldatı cı tav ı r tak ı nmak. * Makara. * (kâğ ı t ve karton için) Tampon silindiri veya mihver boru etrafı na sarı lmı ş kâğ ı t veya kartonun sürekli uzunlu ğ u. *İ çinden elektrik akı mı geçebilen yalı tı lmı ş tel ile bu telin. bobin kı rı cı * Dağ ı nı k iplik bobinlerini düzelten ve boyamaya elveri ş li biçime getiren makinede çalı ş an (kimse). * Bu kumaş tan yapı lan (giysi). blûm * Bir tür iskambil oyunu. kuru sı kı . * Boagillerden. güçlü bir yı lan (Boa constrictor). bağ lant ı sı zlı k. bağ lantı sı z. genellikle ince kumaş tan yapı lan veya iplikten örülen kadı n giysisi. kaba pamuklu kumaş . blûz boa * Vücudun üst bölümüne giyilen.* Bloklaş mak iş i. * Fotoğ raf filmi rulosu. yalnı z Güney Amerika'da yaş ayan. blokla ş mak * Blok durumuna gelmek. bobinaj * Bir filmi veya mı knatı slı ku ş ağ ı bir makaradan baş ka bir makaraya sarma. çok iri. boagiller * Avları nı yutmadan önce uzun gövdeleriyle sarı p sı karak bo ğ an ve ezen sar ı lgan y ı lanları kapsayan zehirsiz yı lanlar familyası . blöf *İ skambil oyunları nda elindeki kâğ ı tlar ı olduğ undan baş ka gösterme davranı ş ı . * Karş ı sı ndakini yanı ltarak veya yı ldı rarak bir i ş ten caydı rmak için söylenen ası lsı z söz veya takı nı lan aldatı cı tav ı r. * Blöf yapan (kimse). * Kadı nları n boyunlar ı na aldı kları yı lan biçiminde dar ve uzun kürk. yı lanlar takı mı nı n bir bölümü. boca . makara tiresi gibi sarı lı bulunduğ u silindirden olu ş an ayg ı t. bloknot bloksuz * Yaprakları kolayca çı kartı labilecek biçimde yapı lmı ş not defteri. boyun kürkü. * Hiçbir bloka girmemiş olan. blöfçü blûcin * Giysi yapı lan bir tür mavi.

bodoslamak * Açı klamak. poca. .* Geminin rüzgâr almayan yanı . * Enine göre boyu kı sa ve t ı knaz. dökmek. ileri sürmek. boduç bodur * Ağ aç veya topraktan yapı lmı ş küçük testi. kararsı z olmak. bodrum * Bir yapı nı n yol düzeyinden aş ağ ı da kalan bölümü. bocalama * Bocalamak iş i. çekilecek ş eyin bağ lı bulunduğ u urganı kendi üzerine saran çı krı k. bodrum gibi * bası k tavanl ı . boci * Ağ ı r yük taş ı maya yarayan. baş taraftan. genellikle güneş görmeyen (oda). bocalatma * Bocalatmak iş i. bodoslama * Bodoslamak iş i. * Bir iş te tutulması gereken yolu kestirememek. * (birden çevirip) boş altmak. ne yapaca ğ ı nı bilememek. boca alabanda * Boca etme komutu. bocuk * (Ortodokslarca kutlanan) İ sa'n ı n do ğ um yortusu. bodoslamadan * Ön taraftan. bodoslama * Gemi omurgası nı n baş ve kı ç tarafı ndan yukarı ya uzanan ağ aç veya demir direklerden her biri. iki kalı n ve küçük tekerle ğ i olan el arabası . orsa veya rüzgâr üstü karş ı tı . bocuk domuzuna dönmek * çok semiz ve besili olmak. bodrum kat ı * Bir yapı nı n zemin katı nı n altı nda olan ve oturulabilen en alt katı . bocalamak * (gemi) Rüzgâra karş ı gidemeyerek sürüklenmek. bocalatmak * Bocalaması na yol açmak. bocurgat * Ağ ı r yükleri çekmek için manivelâ ile döndürülen ve döndürüldükçe. belirtmek. rüzgâr üstü. boca etmek * geminin baş ı nı bocaya rüzgâr almayan tarafa çevirmek. * Domuz.

* Bu mantarı n yol açtı ğ ı hastalı k. boğ anak boğ asak * Boğ aya gelmiş veya boğ a isteyen inek. * Sağ anak. * Damı zl ı k erkek sı ğ ı r. \343 Zodyak.bodur kalmak * boyu uzamamak. bodur tavuk her gün (veya her dem) piliç * kı sa boylular olduklar ı ndan daha genç görünürler. * Anjin. bodurluk * Bodur olma durumu. bora. * çok güçlü görünen. * Boğ a olarak kullanı lmak için ayr ı lan bir yaş ı ndan yukarı erkek sı ğ ı r. özel olarak yetiş tirilmiş boğ ayı yenmek amacı yla yapı lan gösteri. astar. * Yı kanmak üzere haz ı rlanm ı ş çamaş ı rı n üzerine sı cak kül suyu süzme iş i. Boğ a boğ a boğ a gibi * Zodyak üzerinde. özellikle kökünde akonitin ad ı nda bir zehir bulunan bitki. boğ asama * (inek) Boğ asamak iş i veya durumu. bodurlaş ma * Bodurlaş mak iş i veya durumu. bodur pas * Arpa yaprakları na yerleş en ve seyrek olarak yurdumuzda da görülen ilkel mantar (Puccinia hordei). * geliş memek. . kurtboğ an otu (Acunitum napellus). Koç ile İ kizler burçları arası nda yer alan burcun adı . boğ ada * Küllü veya sodalı su ile çama ş ı r yı kama. boğ ası *İ nce bez. bodurlaş mak * Bodur duruma gelmek. boğ a güreş i * Daha çok İ spanya ve Meksika'da. vücudu iyi geliş miş (delikanlı ). boğ asamak * (inek) Boğ a istemek veya boğ aya gelmek. boğ ak boğ alı k boğ an otu * Düğ ün çiçe ğ igillerden.

imik. boğ az ola * "afiyet olsun. boğ az derdi * geçim için uğ ra ş ma. * imrenmekten boğ azı ş iş mek. boğ az tokluğ una * ayrı ca ücret verilmeden yalnı z karnı nı doyurarak. . yemek yiyenlere söylenir. boğ azı iş lemek * durmadan bir ş eyler yemek. boğ az boğ aza (veya gı rtlak gı rtla ğ a) gelmek * zorlu kavga etmek. *İ ki kara arası ndaki dar deniz. iaş e. boğ azı kurumak * çok susamak. * yemek piş irme. bereketli olsun" anlamı na.boğ aya çekmek * (inek) boğ a ile cinsel iliş kide bulundurmak. güğ üm gibi kaplarda ağ za yakı n dar bölüm. boğ az meselesi * Geçim derdi. boğ az olmak * boğ azı ağ rı mak. iltihaplanmak. * Yedirip içirme yükümü. boğ az durmaz * yeme içme ihtiyacı nı n baş ka ihtiyaçlar gibi geri bı rakı lamayacağ ı nı anlatı r. boğ azı düğ ümlenmek * üzüntüden boğ azı tı kanmak. boğ az * Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluş turan organlar. * Yiyeceğ i içeceğ i sağ lanan kimse. boğ azı inmek * bademcikleri ş iş mek. yarası n. hazı rlama sı kı ntı lar ı . boğ azı açı lmak * iş tahı artmak. derbent. keleye çekmek. *İ ki da ğ aras ı nda dar geçit. boğ az açmak * ağ açları n dibini kazarak topra ğ ı kabartmak. boğ az içinde kavga var * aş ı rı bir biçimde açlı ğ ı nı gidermeye çalı ş anlar için söylenir. boğ az dokuz boğ umdur * bir söz iyice düş ünmeden söylenmemelidir. *Ş iş e. * Yeme içme. boğ az kavgası * Geçim için yapı lan didinme.

kaygı gibi sebeplerle) isteksiz yemek. . sı kı ntı vermek. aş ı rı ölçüde. boğ azı na durmak * yediğ iş eyi yutamamak. boğ azı nı yı rtmak * olanca gücüyle bağ ı rmak. boğ azı nı sı kmak * bunaltmak. boğ azı na dizilmek * (üzüntü. boğ azlamak * Hayvan veya insanı boğ azı ndan keserek öldürmek. boğ azlama * Boğ azlamak iş i. boğ azı nı sevmek * yiyip içmeye düş kün olmak. iş tahı kesilmek.boğ azı na bir yumruk tı kanmak (veya gelip oturmak) * konuş amaz olmak. boğ azkesen * Bir boğ az ı savunmak için deniz kı yı sı nda yapı lan hisar. boğ azı nda düğ ümlenmek * söylemek istediğ ini heyecan veya üzüntü yüzünden diyememek. boğ azı ndan geçmemek * sevdiğ i bir kimsenin yokluğ u veya yoksulluğ u dolayı sı yla bir yiyeceğ i yalnı z baş ı na yemekten üzüntü duymak. boğ azı nda kalmak * ağ zı ndaki lokmayı üzüntü dolayı sı yla yutamaz duruma gelmek. sesi çı kmamak. boğ azı na sarı lmak * üstüne yürümek. lüzumundan fazla. içeceğ ine özen göstermek. boğ azı ndan artı rmak * yiyeceğ inden kı sı p parası nı art ı rmak. kan dökerek öldürmek. boğ azı na düş kün * yiyip içmeyi çok seven (kimse). boğ azı na dikkat etmek * yiyeceğ ine. boğ azı nı doyurmak * karnı nı doyurmak. * Gaddarca. boğ azı na indirmek * fazla ve geliş igüzel yemek. boğ azı ndan kesmek * yiyip içmede çok tutumlu davranmak. boğ azı na kadar * pek çok.

boğ mak * Bir canlı yı . *İ ncir. boğ azlaş ma * Boğ azla ş mak iş i. i ş tahl ı . iş tahsı z. boğ azlatmak * Boğ azlamak iş ini yaptı rmak. boğ durulmak * Boğ durmak i ş i yapı lmak. * Peş peş e yapmak. * Silik bir duruma getirmek. boğ azlanmak * Boğ azlamak iş ine konu olmak veya boğ azlamak iş i yapı lmak. boğ durulma * Boğ durulmak iş i. boğ durtmak * Boğ durmak i ş ini birine yaptı rmak. boğ azsı z * Boğ azı olmayan. boğ maca * Çoğ unlukla çocuklarda nöbet nöbet öksürüklerle görülen bulaş ı cı bir hastal ı k. boğ ma * Boğ mak iş i. yemek isteğ i çok olan. boğ durmak * Boğ mak iş ini yaptı rmak. motoru çal ı ş maz duruma getirmek. dut. boğ durma * Boğ durmak i ş i. bastı rmak. bir kimseyi bir ş eyin fazlası na eriş tirmek veya uğ ratmak. boğ durtma * Boğ durtmak i ş i. boğ azlatma * Boğ azlatmak iş i. alkol derecesi düş ük bir tür rakı . . * El. sarmak. * Çok az yemek yiyen. ip veya benzeri ile bir ş eyi çepeçevre s ı kmak. boğ azl ı * Boğ azı olan. soluk almas ı na engel olarak öldürmek. * Tamamı yla kaplamak. kuru üzümün mayalandı ktan sonra ilkel araçlarla dam ı tı lmas ı yla elde edilen. * Çok yemek yiyen. boğ macalı * Boğ macaya tutulmuş olan (kimse). * (motorlu taş ı tlarda) Fazla yakı t.boğ azlanma * Boğ azlanmak iş i. boğ azlaş mak * Birbirini boğ azlamak veya kı yası ya dövü ş mek.

* Parmak veya kamı ş . boğ umlamak * Boğ um durumuna getirmek. saz gibi bitkilerin ş iş kince bölümü. * Bunalmak. * Geliş mesine engel olmak. * (renkler için) Uygun düş memek. boğ uk boğ ulmak * Boğ mak iş ine konu olmak.* Bir durumu baş ka bir durum yaratarak örtmeye çalı ş mak. *İ nce damarları n veya sinirlerin yumak gibi toplandı ğ ı yer. boğ ulma * Boğ ulmak i ş i. * Bunaltmak. boğ uklaş ma * Boğ uklaş mak iş i. * Havası zlı ktan ölmek. boğ um * Boğ ulmuş . sı kı lmı ş yer. k ı sı klaş mak. boğ um boğ um * Çok boğ umlu. * Solunumu güçleş tiren. * Çok sı cak. * Kı sı lmı ş (ses). boğ ucu * Boğ ma özelli ğ i olan. boğ umlama * Boğ ulmak i ş i. boğ maklı * Boğ makları olan. . sı kı ntı veren. boğ uklaş mak * (Ses) Boğ uk duruma gelmek. boğ mak * Boğ um yeri. boğ ula boğ ula * Boğ ulacakmı ş gibi. boğ uk boğ uk * Boğ uk bir biçimde. boğ mak boğ mak * boğ um boğ um. bo ğ uk bir biçimde. boğ umlanma * Boğ umlanmak i ş i. k ı sı k kı sı k. boğ maklı ku ş * Toygar kuş unun bir türü.

bohça *İ çine çamaş ı r. bohça böre ğ i * Bohça biçiminde sarı lan bir çe ş it börek. * Ufak ve seçme tütün dengi. boğ unuk * Kı sı k. * Zor soluk alma. boğ umlu boğ untu * Boğ umu olan. bo ğ uk. * Bir ses çı karmak için ses yolunun herhangi bir yerinde daralma veya kapanma olmak. mahreç. elbise gibi ş eyler koyup sarmaya yarayan dört köş e kumaş . boğ umlanma noktası * Ağ ı z boş luğ unda seslerin oluş tuğ u noktaları n her biri. * Sı kı nt ı lı . bohçac ı lı k * Bohçacı nı n iş i. ihtikar. boğ untuya getirmek * birini bunaltı pş aş ı rtmak yolu ile kendisinden. bohçası nı koltuğ una almak . ç ı kak. * Boğ uş mak iş i.* Ciğ erlerden gelen havanı n. ağ ı z ve burundaki çe ş itli nokta ve bölgelerde engellemeye uğ rayarak ses olarak çı kması . bo ğ um boğ um olmak. * Güreş te rakibin kol ve ayaklar ı nı üst üste getirerek kı mı ldayamaz hâlde alttan kavrayı p kucaklamak. boğ uş ma boğ uş mak * Birbirinin boğ azı na sarı lmak. dövüş mek. vurgunculuk. * Sı kı nt ı . donuk. telâffuz. bohçalamak * Bir ş eyi bohça içine koyup sarmak. bohçac ı * Bohça içinde dokuma eş ya gezdirip satan kadı n. boğ umlanmak * Boğ um olu ş mak. *İ tiş ip kakı ş mak. kapalı . * Bir ş eyi de ğ erinden çok yükse ğ e satma iş i. bir iş veya mal karş ı lı ğ ı olarak çok miktarda para çekmek. boğ umlanma bölgesi * Ağ ı z boş luğ unda seslerin oluş tuğ u çeş itli bölgelerden her biri. boğ uş ulmak * Boğ uş mak iş i yapı lmak. bohçalama * Bohçalamak iş i. boğ uş ulma * Boğ uş ulmak iş i veya durumu.

bok can ı na olsun * bı kı lan. boka nispetle tezek amberdir * çok kötü bir ş eyin yanı nda. * (kaba konuş mada) Hor görülen. bohem * Yarı nı nı düş ünmeden günü gününe tasası z. bok * Dı ş kı . tiksinilen. bohçası nı koltuğ una vermek * kovmak. bok böceğ i * Kı n kanatl ı lardan. bok üstün bok * çok kötü. bok etmek * (bir iş i. bok atmak * (birine) leke sürmek. bok püsür * hoş a gitmeyen. boklama * Boklamak iş i. bir ş eyi) bozmak. * Güç durum. çok berbat. berbat etmek. bohem hayatı * Baş ı boş yaş ayı ş . ondan daha az kötü olanı güzel görünür. . derbeder bir yaş ayı ş ı olan edebiyat ve sanat çevresinden (kimse veya topluluk). bok yemek dü ş mek * birinin bir iş e karı ş maması . bok yemek * yakı ş ı ksı z bir iş yapmak. bohçası nı toplamak * eş yası nı toplamak. bok kar ı ş tı rmak * bir iş i bozacak biçimde davranmak. bok yemenin Arapças ı * yakı ş ı ksı zl ı ğ ı n büyüğ ü. can sı kan ş ey ve onun ayr ı ntı ve pürüzleri. kara çalmak. burnunu sokmaması gerekir. genellikle otçul memeli hayvanlar ı n gübrelerinde ya ş ayan ve bokla beslenen böcek (Geotrupes stercorarius). bok yoluna gitmek * yararsı z. bok yedi ba ş ı * burnunu her iş e sokan. iş ine son vermek. her i ş e karı ş an. gereksiz bir ş ey uğ runa yok olmak.* kendi isteğ iyle ayrı lmak. kötülüğ ü görülen ş eylere karş ı bir sövgü sözü olarak söylenir.

yumruk oyuncusu. boku ç ı kmak * bir iş veya durum tats ı zlaş mak. boklaş ma * Boklaş mak durumu. pis. bokunu ç ı karmak * bok etmek. derme çatma. pislenmek. * Kötü durum. * Belirli kurallara uyularak yapı lan yumruk dövü ş ü. * Pislik.boklamak * (bir yeri veya bir iş i) Kötü bir duruma getirmek. boklaş mak * Kötü bir duruma girmek. dar karş ı tı . * (nicelik bakı mı ndan) Olağ andan veya alı ş ı landan çok. * Korindon. boksör * Boks oynayan kimse. bokunda boncuk bulmak * birine hak etmediğ i hâlde çok de ğ er vermek. * Özel bir cam içinde likör. bol *İ çine girecek ş eyin boyutları ndan daha büyük veya geni ş olan. her ş eye öfkelenir olmak. bokun soyu (veya bok soyu) * kı zı lan veya tiksinilen bir ş eye karş ı sövgü olarak söylenir. bol . boklanma * Boklanmak durumu. bokuyla kavga etmek * çok sinirli ve geçimsiz olmak. boktan * temelsiz. boklanmak * Kötü bir duruma gelmek. meyve ve maden suyu karı ş tı rı larak haz ı rlanan içki. k ı t kar ş ı tı . boklu bokluk * Boku olan. yararsı z. yumruk oyunu. boks boksit boksörlük * Boksörün iş i veya mesleğ i. yok yere. boku bokuna * boş u bo ş una. ş arap.

* Yahudi kadı nı . zengin gönüllü. bolalma bolalmak bolarma bolero boliçe Bolivyalı * Bolivya halkı ndan olan. * Bolarmak iş i veya durumu. * Kı sa ve kolsuz kad ı n ceketi. * Dökük. sı kı ntı ya düş meden. * Bollaş mak. eli açı k. bol bulamaç * Bol bol. bollanma * Bol duruma gelme. bolla ş mak * Bol durumda olmak. bolla ş ma * Bollaş mak iş i veya durumu. * Bolalmak iş i veya durumu. . * Oldukça geniş . saçı . bol kepçe * Servis sı rası nda yiyeceğ i bol bol dağ ı tma. zenginlik. pek çok. ölçüsüz. bol keseden * bol bol.bol bol * Fazla. çokça. bol paça * Geniş paçal ı . * Ağ ı r ritmli bir İ spanyol dansı . bollanmak * Bol duruma gelmek.ş apş al. bol bolamat * Refah. çok. bolca * Oldukça çok. bolarmak * Bol duruma gelmek. * Cömert. büyük miktarda. geniş lemek. * Bu dansı n müziğ i. bol doğ ramak * (parası nı ) saçı p savurmak. bolluk.

* bir olay birdenbire ortaya çı karak herkesi ş aş ı rtmak. bollatma * Bol duruma getirme. birdenbire ve yüksek sesle bağ ı rı p çağ ı rmak. bomba gibi patlamak * öfkelenerek. gösteri ş li.bolla ş tı rma * Bollaş tı rmak i ş i veya durumu. geniş letmek. içi yakı cı ve yı kı cı maddelerle doldurulmuş . * Büyük fı çı veya varil. bombac ı * Bomba kullanan veya yapan kimse. bolluk * Bol olma durumu. bombalamak . * Bomba biçiminde. * Canlı veya cans ı z hedeflere atı lan. * Her ş eyin bol olduğ u zaman. Bol ş evik * Bolş eviklik yanlı sı kimse. * iyi hazı rlanm ı ş . bom bomba * Bir çeş it kumar. komünistlik. bombac ı lı k * Bombacı nı n iş i veya mesleğ i. bolometre * Iş ı nı mölçer. bomba gibi * iyi. bolla ş tı rmak * Bol duruma getirmek. kalı n demirden kap. türlü büyüklükte patlay ı cı . yüzyı l baş lar ı nda doğ an ve Lenin taraf ı ndan geliş tirilen komünist hareket. * Her ş eyin bol olduğ u (yer). * Fazlalı k. * Bolş eviklikle ilgili olan. bomba * Yan yelkenlerin alt yakası nı gerip açmak için kullanı lan yatay seren. göz al ı cı . sağ lam. bollatmak * Bol duruma getirmek. ateş li silâh. Bol ş evizm * Bolş eviklik. Bol ş eviklik * Rusya'da XX. bombalama * Bombalamak iş i. çok çalı ş mı ş (öğ renci).

kabarı klı k. bombalanmak * Bombalanmak iş ine konu olmak. bombard ı man etmek * top ateş i veya bomba ile bir yere saldı rmak. bombalatma * Bombalatmak iş i. bombard ı man uça ğ ı * Bombalama iş inde kullan ı lan uçak. bomboz bon otu niger). hekimlikte kullanı lan. pistonlu. bir veya iki yı llı k otsu bir bitki (Hyoscyamus * Çok boz. bombalanma * Bombalanmak iş i. kabarı k. bombesiz * Bombesi olmayan. bomba atmak. bombardon * Bandoda en kalı n sesi veren.* Belli bir hedefe. bonboncu * Bonbon yapan veya satan kimse. * Patlı cangillerden. bombalatmak * Bombalamak iş ini yaptı rmak. bombe *Ş iş kin. bombe bezi * Ayakkabı sayaları nı n burun bölümlerine içten dikilen bir kuma ş türü. * bir kimseyi ağ ı r sözlerle paylamak. uyuş turucu ve zehirli. bombeli *Ş iş kinli ğ i. bombok * Çok kötü. çoğ unlukla havadan. bonbon. kabar ı klı ğ ı olan. tamamen boş . * Bombalama. bombard ı man * Topa tutma. çok berbat. . bonbon ş ekeri * Bkz. bomboş * Büsbütün. *Ş iş kinlik. tümsekli. nefesli çalg ı . bonbon *Ş eker ş erbeti içinde kaynatı lı p üzeri ş ekerle kaplanm ı ş meyve.

ter boncuk biçiminde yuvarlak taneler oluş mak. boncukla ş mak * Boncuk biçimini almak. . * Kasaplı k hayvanlarda karnı n içinde. boncuk gibi * küçücük (göz). boncukçu * Boncuk yapan veya satan kimse. boncuklanma * Boncuklanmak iş i. maddeden yap ı lan baş lı k. bonfilelik * Bonfile yapmaya elveriş li (et). boncukçuluk * Boncukçunun iş i veya mesleğ i. boncuk tutkal ı * Boncuk biçiminde glüten tutkalı . boncuk boncuk * boncuk gibi yuvarlak taneler durumunda. boncuksuz * Boncuğ u olmayan. boncuklu * Boncuğ u olan. çoğ u yuvarlak ve renkli süs tanesi. sedef. boncuk * Cam. boncukla süslenmi ş .bonbonculuk * Bonbon yapma veya satma iş i. çiy. boncuklanmak * Gözyaş ı . bel kemi ğ inin iki yanı ndan aş ağ ı ya doğ ru uzanan ve yumuş aklı ğ ı dolay ı sı yla beğ enilen et bölümü. boncuk fasulye * Bir tür iri taneli fasulye. plâstik gibi maddelerden yapı lan. boncukluk * Boncuk olmaya elveriş li (nesne). tahta. boncuklan ı ş * Boncuklanmak iş i veya durumu. boncuk mavisi * Yeş ile çalan bir mavi. bone bonfile * Düz veya kı vrı mlı her çe ş it yumuş ak kumaş vb. boncukla ş ma * Boncuklaş mak iş i. taş . ortası delik.

* Züppece giyiniş biçimi. belirli bir paranı n. sat ı lan büyük mağ aza. eli açı klı k. bonkör bonkörlük *İ yi yüreklilik. bono * Belirli bir sürenin sonunda. * Uzun siyah ceketle. * Bu biçimde giyinen kimse. bor bor * Atom sayı sı 5. bopluk bopstil * Bop tutarı nda olma. çizgili pantolondan oluş an erkek giysisi. * Yoğ unlaş mı ş bir borik asitten türeyen sodyum tuzu. * Genellikle arkası ndan yağ mur getiren sert ve geçici yel. bonmar ş e *İ çinde her türlü giyim. borak boraks boralı boran * Rüzgâr ş imş ek ve gök gürültüsü ile ortaya çı kan sağ nak ya ğ ı ş lı hava olayı . * Eli açı k.bonjur * Günaydı n. temiz i ş kâğ ı dı . * Yağ murlu. *İ yi yürekli. sert rüzgârlı ve soğ uk havalı . eksiğ ine paraya çevirmek. . taş lı k. bono k ı rdı rmak * bir bonoyu. atom ağ ı rl ı ğ ı 10.8 olan. *İ ş lenmemiş .45 olan basit element. öfkeli. bono vermek * borç alı ndı ğ ı nı gösteren vadeli senedi imzalay ı p teslim etmek. yoğ unluğ u 2. Kı saltması B. oyuna girmek için ortaya konması gereken en az miktar. ş iddetli. bonservis * Çalı ş tı ğ ı yerden ayrı lı rken görevini iyi yaptı ğ ı nı belirtmek amacı yla birine verilen belge. cömertlik. bora bora gibi * çok sert. cömert. borani * Bor (I). tabiatta bor asidi veya boratlar durumunda bulunan. süresi dolmadan. ekilmemiş (toprak). belirli bir kimseye ödenece ğ ini belirten senet. sert. süs e ş yası oyuncak vb. bop * Poker oyununda.

* Pirinçli. vecibe. borasit * Sert billûr veya yumuş ak beyaz kütle durumunda bulunan magnezyum boratı . gerekliğ i. borç * Ödenmesi gerekli para veya baş ka bir ş ey. * Bu boruyu çalan kimse. * Üfleyerek çalı nan. borazancı * Borazan çalan kimse. borç borç almak * daha sonra ödemek üzere birinden para veya bir ş ey almak. borazancı baş ı * Birçok borazancı nı n baş ı olan borazancı . yükümlülük. borat borazan * Bor asidi ile bir oksidin birleş mesinden oluş an tuz. * Birine karş ı bir ş eyi yerine getirme. borç g ı rtla ğ ı na çı kmak * Bkz. borç harç . borç etmek * borçlandı rmak. boru. borca girmek * borçlanmak. perdesiz çalg ı . borca batmak * çok borçlu olmak. borç bini a ş mak * (borç) pek çok olmak. yumurtalı ve yoğ urtlu ı spanak veya benzeri sebze yemeğ i. borcunu kapatmak (veya borçtan kurtulmak) * borcunu ödeyip bitirmek. altı ndan kalk ı lamayacak duruma gelmek. borcunu bilmek * borcunu zamanı nda öder olmak. * Pancar. borazancı lı k * Borazancı nı n iş i. borç alt ı na girmek * borç para almak. borç para almak. borca batmak. lâhana ve et veya krema konularak yapı lan sebze çorbası . borcunu bilmek (veya saymak) * bir ş ey yapmayı yerine getirilmesi gereken bir iş olarak de ğ erlendirmek. borca almak * veresiye almak.

. borçlu ölmez. borçlu duruma getirmek. borçlandı rmak * Borçlanması na yol açmak. medyun.* Borçlanarak veya benzeri yollara baş vurarak. * Manevî bir yükümlülük altı na girmek. istikraz. borçlanı lmak * Borca girilmek. ald ı klar ı nı n parası nı hemen vermez. borçlanma * Borçlanmak iş i. benzi sarar ı r * borç kiş iyi öldürmez. yol yürümekle tükenir * birden ödenmeyen bir borç azar azar verilerek ödenebilir. borçlu ç ı kmak * görülen hesapta verece ğ i kalmak. * Bir yüküm altı nda bulunan. borç yiyen kesesinden yer * borçla alı ş veriş yapan. borçlu * Borcu olan. borç yemek * borçla geçinmek. verecekli. kiş iyi daha çok çalı ş maya zorlar. borç yi ğ idin kamçı sı dı r * borç. borçluluk dengesi * Bir ülkenin belli bir tarihe kadar birikmiş dı ş borç ve alacakları nı gösteren durum veya belge. borçlanı lma * Borçlanı lmak iş i veya durumu. ancak hasta edecek kadar üzer. borçlanmak * Karş ı lı ğ ı nı sonra vermek ş artı yla birinden para veya bir ş ey almak. borçlandı rı lmak * Borçlanması na yol açı lmak. borç yapmak * borç olarak almak. borç almı ş olan. borçluluk * Borçlu olma durumu. borçlandı rı lma * Borçlandı rı lmak iş i veya durumu. * Bir ş eyi birinin yardı mı yla elde etmi ş olan. borçlu bulunmak (veya olmak) * borçlu duruma düş mek. borçlandı rma * Borçlandı rmak iş i. ama ald ı kları nı n kar ş ı lı ğ ı kesesinden çı kacaktı r. borç edilmek. borç ödemekle (veya vermekle).

borda * Geminin veya kayı ğ ı n yanı . bordalamak * Gemiyle bir baş ka gemiye borda bordaya gelmek veya kazayla ona çarpmak. * Kuzey Afrika'da Berberîlerin giydikleri baş lı klı . * (genellikle giyim kuş am malzemesindeki) Kenar süsü. asit borik. biri (sağ da) yeş il olarak iki yanda yakı lan fenerler. * Cilt kapağ ı ndaki kal ı n çizgiler. borda bordaya * yan yana. borda hattı * Donanma gemilerinin bir sı rada ve paralel olarak gitmek için aldı kları durum. bordalama * Bordalamak iş i. * Bu renkte olan. sedef görünümde bir madde. bordro * Bir hesabı n ayrı ntı ları nı gösteren çizelge. borikli borina *İ çinde borik asit bulunan. tuvalet ve mutfak gibi ı slak zeminlerde duvar döş emeleri arası na konan motifli bir tür fayans. bordür * Kaldı rı mları n kenarları nda bulunan taş lar. * Bordan türeyen bir asit ve anhidrite verilen ad. . * Etkisi az. borik borik asit Bornova misketi * Bir çeş it üzüm. önden açı k. borçsuz harçs ı z * Hiç borç yapmadan. geni ş . beyaz. bordo * Mora çalan kı rmı zı renk. borda etmek * yandan yanaş mak. bornoz * Banyodan çı karken kurulanmak için kullan ı lan. borçsuzluk * Borçsuz olma durumu. havludan yapı lmı ş giyecek. * Dört köş e yelkenlerin yan yakalar ı na. alt tarafa doğ ru bağ lanan halat.borçsuz * Borcu olmayan. kı sa kollu bir üstlük. * Banyo. ş arap tortusu rengi. borda fenerleri * Gemilerde biri (solda) kı rmı zı .

borsa simsar ı * Müş teri ile borsa acenteleri aras ı nda aracı lı k yapan kimse. içi bo ş . borsa acentesi * Müş teriden aldı klar ı alı ş ve satı ş emirlerini borsada yerine getirip karş ı lı ğ ı nda komisyon alan kimse. boru ağ ı * Tesisatı oluş turan boruları n bütünü. borsac ı * Değ erli kâğ ı t. . borsa kâ ğ ı dı * Borsada kayı tlı .borsa * Bazı tüccarları n ve özellikle sarraflarla de ğ erli kâ ğ ı t ve tahvil alı ş veriş iyle uğ raş anları n alı m satı m ve de ğ iş im amacı yla devlet denetimi altı nda iş yaptı kları yer. borsa tahtas ı * Borsada alı m satı m fiyatlar ı nı n ilân edildiğ i pano. boru hattı * Borç (II). borsa cetveli * Borsada belirlenen fiyatları gösteren günlük bülten. para ve tahvil üzerine borsa oyunu yapan kimse. * Nefesle çalı nan perdesiz madenî çalgı . boru çiçeğ igiller * Çan çiçeğ igiller. uçlar ı açı k. borsa değ eri * Borsada arz ve talebe göre oluş an fiyat. boru bilezi ğ i * Soba boruları nı n ek yerine geçirilen süslü çember. bor ş boru * Bir yerden baş ka bir yere s ı vı veya gaz aktarmaya yarayan. lâma demiri veya çelik çemberlerden yapı lan askı . boru değ il (veya boru mu bu?) * azı msanacak. borazan. borsac ı lı k * Borsacı nı n iş i veya mesle ğ i. boru çiçeğ i * Çan çiçeğ i. uzun ve dar silindir. küçümsenecek. * Tatula. boru ask ı sı * Her tür borunun ası lması nda kullanı lan. boru çalmak * borazan öttürmek. önem verilmeyecek ş ey değ il. borsa oyunu * Borsada oynanan hava oyunu. alı nı p satı lan hisse senedi.

borucu * Boru yapı p satan kimse. süpürge ve yakacak olarak kullan ı lan bir ot türü. boru kabağ ı * Boğ umsuz. bostan dolabı * Sebze bahçesini sulamak için bir at bağ lanarak diklemesine dönen kovalarla kuyudan su çı karmaya yarayan dolap. diş açma gibi iş lemler için borunun sı kı ca bağ landı ğ ı alet. iş e yaramaz adam. * Boru montajı nda çalı ş an kimse. boruk borulu borusu ötmek * sözü geçmek. yüreksiz. borusu tutmak (veya üstünde) * (zenciler için) ağ zı köpürerek kriz geçirmek. * Kavun ve karpuza verilen ortak ad. borumsu * Boru biçiminde olan. * Borusu olan. payplayn. boru mengenesi * Kesme. boru kelepçesi * Boruyu duvara tespit etmekte kullanı lan gereç. * Bkz. yetkisi olmak. bir veya daha fazla dağ ı tı m merkezlerine veya tüketim merkezlerine do ğ al gaz taş ı nmas ı amacı yla tesis edilen boru ş ebekesi. * Kavun. bostan bozuntusu * Korkak. * Dağ larda yetiş en. * Sebze bahçesi. karpuz tarlası . çı ktı ğ ı yerden ba ş ka yere ak ı tan boru tesisatı .* Doğ al gaz arı tma ünitesinden alı nan gazı n. bostan korkulu ğ u . bostan kebab ı * Patlı can ve yeş illikler ile kuğ u inceli ğ inin toprak tencerede pi ş irilmesiyle yap ı lan kebap. boru yolu * Petrolü. boylu boslu. çok öfkelenerek etrafa sald ı rmak. bostan bekçisi * Bostanı koruyan ve kollayan kimse. bos boslu bostan * Bkz. boy bos. kokulu. borusunu çalmak * çı kar sağ ladı ğ ı kimsenin davası nı gütmek. boru gibi uzun su kaba ğ ı .

boş bulunmak * dikkatsiz ve dalgı n bulunmak. * Bilgisiz. bostancı * Bostan iş leriyle uğ raş an kimse. boş böğ ür * Bkz. iri ve yuvarlak bir patlı can türü. boş baş ak dik durur * bilgisiz olan üstün görünmek için kası lı r. boş kalmak. boş boş bakmak * amaçsı z. boş (veya boş ta) gezmek veya gezinmek * iş siz güçsüz dolaş mak. bostanlı k * Bostan olmaya elveriş li yer. . iyi sonuç vermek. * iş siz bı rakmamak. boş çı kmak * umduğ u gerçekleş memek. boş *İ çinde. anlamsı z ve bilinçsizce bakmak. görev). * söylenmesi sakı ncal ı olan bir ş eyi söyleyivermek. * Görevlisi olmayan (iş . sonuç vermemek. boş atı p dolu tutmak (vurmak) * umutsuz olarak giriş ilen bir iş . * Anlamsı z. bir kazançla çı kmak. bostancı lı k * Bostan iş leriyle uğ raş ma. * Yapı lacak i ş i olmayan. münhal. *İ ş siz. * Bir iş e yaramayan. * Osmanlı tarihinde sarayı n korunması na ve ş ehrin güvenli ğ ine bakmakla görevli olan erlerden her biri. * Verimsiz. * Bostancı nı n görevi. yiyecek gibi ş eylerle) yard ı m etmek. boş çı kmamak * bir iş ten az da olsa. böğ ür. üstünde hiç kimse veya hiçbir ş ey bulunmayan. boş bı rakmak * bir yerde kimse oturmamak. boş bı rakmamak * (para.* Kuş lar ı ürkütüp yaklaş tı rmamak için tarlaya dikilen kukla. * Kendisinden beklenilen görevi yapmayan veya kendisinden çekinilmeyen güçsüz kimse. bostancı ocağ ı * Bostancı lar ı n bağ lı olduklar ı ocak. bostan patlı can ı * Az çekirdekli.

verimsiz. boş ol (veya olsun) * erkeğ in karı sı nı bo ş amak için söylediğ i söz. boş kafalı * akı lsı z veya bilgisiz. boş kâğ ı dı * Eski ş eriat hükümlerine göre. boş olmak * evlilik birliğ i sona ermek. karı sı na gönderdiğ i boş anma kâğ ı dı . boş küme * Hiçbir ögesi olmayan küme. çal ı ş mamak. boş gezenin boş kalfası * iş siz güçsüz dolaş an kimse. lâf olsun diye söylenmiş söz. boş durmak * iş siz kalmak. mahrum etmek. boş koymak * yoksun bı rakmak. boş gezmekten bedava çalı ş mak yeğ dir * çalı ş mak insanı tembellikten kurtarı r. boş kile dipsiz ambar * Bkz. * iş siz kalmak. dar. iş e yaramayan ş ekilde konuş ma. boş gözlerle bakmak * anlamsı z bakmak. batı l itikat. biçimci inanma. boş söz * Bir düş ünce anlatmayan. boş inanç * Kaynakları bilimsel ve dinî temele dayanmayan. * birinin yaptı ğ ı na karş ı lı k olarak bir harekette bulunmak. bo ş anmak. boş oturmak * hiçbir iş i.boş dönmek * hiçbir ş ey elde edemeden geri gelmek. bilgisine dayanarak anlatmak. boş konuş mamak * gerçekleri söylemek. boş lâf * Gereksiz. dipsiz kile boş ambar. . boş durmamak * her zaman bir iş le uğ raş mak. uğ ra ş ı olmamak. boş kalmak * kimse oturmamak. ayrı lmak isteyen kocanı n. boş düş mek * (kadı n) ş eriat hükümlerine göre kocası ndan ayrı lmak.

* Gevş emek. boş altaç boş altı * Bir kabı n içindeki havayı boş altmaya yarayan araç. rölântiye almak. * Derdini. inhilâl etmek. deş arj. para) hiçbir iş e yaramamak. içinde bir ş ey kalmamak. boş a gitmek * (harcanan emek. dökülmek. açı lmak. rahatlama. * (hayvan) Bağ ı ndan kurtulmak. boş altı m . boş a çı karmak * olumlu bir sonuç alı nmas ı nı engellemek. gerçekleş memek. boş yere * Boş una. sı kı ntı sı nı birine anlatarak ferahlamak. * Elektrik yükünün baş ka bir iletkene geçiş i veya s ı fı ra düş mesi.boş torba ile at tutulmaz * çı kar veya karş ı lı k gösterilmeden bir kimse bir yere bağ lanmaz. hava boş altma makinesi. * (motorlu araçlarda) vites kolunu vitesten kurtarmak. boş almak * Boş duruma gelmek. boş a koysan dolmaz. düş ünce gibi ş eyler) sonuç vermemek. olumlu bir sonuca ulaş amamak. boş vermek * aldı rmamak. de ş arj olmak. boş altı lmak * Boş altmak i ş ine konu olmak. boş alma * Boş almak i ş i. * Derdini birine açarak ferahlama. doluya koysan almaz * içinden çı kı lamayan güç bir durum karş ı sı nda kalı ndı ğ ı nda söylenir. boş a çı kmak * (umut. boş altı lma * Boş alt ı lmak iş i veya durumu. boş yerine vurmak * böğ ürlerine vurmak. boş alı m * Boş almak i ş i. * Dı ş arı ya akmak. inhilâl. boş a vermek * boş geçirmek. * Boş alt ı m. boş zaman * Çalı ş arak geçirilen saatler d ı ş ı nda kalan süre. boş a almak * askı ya almak.

* Karı sı ile arası ndaki nikâh bağ ı nı bozmak.* Boş altmak i ş i. * Kusmak. * Dökmek. ifra ğ . yakı nmaları nı anlatmak. boş anmak * (karı ve koca) Mahkeme kararı ile birbirinden ayrı lmak. boş andı rmak * Boş anmas ı nı sağ lamak. * (karı ile kocay ı )İ stekleri üzerine kanunlara uyarak ayı rmak. * Birdenbire ve bol bol akmak. boş altma havzası * Suları nı ı rmağ a veya göle veren yerlerin bütünü. * (baskı altı nda gergin duran bir ş ey) Birden ve hı zla kurtulmak. * Gevş etmek. boş amak * Kanunlara göre iki eş . * Dertlerini. * Çok ağ lamak. * (hayvan) Baş lı ğ ı ndan. boş atmak * Boş amak i ş ini yapt ı rmak. * Bir silâhta ne kadar mermi varsa hepsini arka arkaya patlatmak. * Sindirimden sonra bağ ı rsaklarda kalan posanı n. . açmak. boş andı rma * Boş andı rmak iş i veya durumu. koş um takı mı ndan veya bağ ı ndan kurtulmak. idrar torbası ndaki idrarı n ve ter. * Eş lerden birinin boş anma ilâmı alması yla evlilik birliğ inin son bulması . * (kapalı bir yerde bulunan insanlar) Birden d ı ş arı çı kmak. boş anma davası * Eş lerden birinin evlilik birliğ ine son verecek kararı elde etmek için açt ı ğ ı dava. * Derdini dökmek. boş atma * Boş atmak i ş i. sümük gibi salg ı lar ı n vücuttan d ı ş arı atı lması . boş altı m organı * Vücuttan dı ş arı atı lması gereken maddeleri toplayı p boş altan organ. boş anma ilâmı * Mahkemenin boş anmay ı kesin hükme ba ğ lad ı ğ ı nı belirterek verdiğ i resmî belge. * Sistemlerin çalı ş abilmesi için sürekli olarak gereken boş altma iş lemleri. boş altma * Boş altmak i ş i. aile iliş kisini kesmek. boca etmek. * Sı yrı lmak kurtulmak. boş altmak * Boş duruma getirmek. boş anma * Boş anmak i ş i. tükürük. boş ama * Boş amak i ş i.

yoksunluk duygusu. boş luk * Oyuk. çukur. * Eksiklik. . al yanaklı . boş luklu serpme * Zı mpara üretiminde tanecikler arası nda %50 boş luk kalacak biçimde düzenlenen tane yapı ş tı rma iş lemi. Boş nak güzeli * Sarı saçl ı . bo ş yere. kapanmamı ş yer. yersiz. boş boğ azlı k etmek * gereksiz. kopukluk. Boş nak * Bosna halkı ndan veya bu halk ı n soyundan olan kimse. boş ta gezmek * iş siz olmak. geveze. boş attı rmak * Boş atma i ş ini yapt ı rtmak. * Kesinti. *İ çinde hiçbir cisim bulunmayan uzay. sı r saklayamayan. Boş naklarla ilgili olan. ihmal. boş una * gereksiz. boş boğ az * Saklanması gereken ş eyleri söyleyiveren. boş lamak * Bı rakmak. boş una. * Boş naklara özgü olan. nafile. boş lama * Boş lamak i ş i. boş boğ azlı k * Boş bo ğ az olma durumu. düş üncesiz konuş mak. * Yerli yersiz konuş an (kimse). beyhude. yararsı z yere. ablak yüzlü güzel. Boş naklı k * Boş nak olma durumu. ihmal etmek. * Yetersizlik. boş altaç. * Boş geçen süre. boş u bo ş una * Gereksiz yere.boş attı rma * Boş atma i ş ini yapt ı rtma. Boş nakça * Çoğ unlukla Bosna-Hersek Cumhuriyet'inde yaş ayan Bosna Müslümanları nı n kullandı ğ ı dil. boş luk tulumbası * Bkz. *İ lgi göstermemek. vakum. boş ta kalmak * iş siz kalmak.

* Destan. plâstik veya kauçuktan yapı lmı ş küçük sandal. * Uzun konçlu. gusül. * Bitki bilimi. boy * Ortak bir atadan türediklerine. en kar ş ı tı . boylanmak. botanikçi boy * Bitki bilimci.boş una bot * Boş yere. * Uzunluk. boy almak (veya sürmek) * boyu uzamak. dinlenme ve gezme amacı yla halka açı k geniş alan. kabile. gereksiz. * Vücudun yapı sı bakı mı ndan biçimi. klân. nafile. * Bir ş eyin taban ı ile en yüksek noktası arası ndaki uzaklı k. birbirleriyle kan akrabalı ğ ı bulunduğ una inanarak evlenmeyen. ı rmak. geliş mek. * Bir yüzeyde. * Ağ aç. * Küçük gemi. yararsı z yere. boy beyi boy bos * Boyun en saygı n ve lider kimliğ ine sahip ki ş isi. kapalı ayakkabı . boy abdesti *İ slâm dininin gerekli bulduğ u durumlarda ve biçimde y ı kanı p abdest alma. * Yol. * Geçerlilik. tevekkeli. değ er. * Kumaş için ölçü. * Uzaklı k. deniz k ı yı sı . boy boy * Çeş itli büyüklük ve nitelikte. ataerkil anlayı ş ı uygulayan geleneksel topluluk. toplumsal ve ekonomik iliş kilerini anaerkil. botanik parkı * Otsu ve çalı türü bitkiler ve de ğ iş ik ağ aç türleri ile düzenlenmiş . boy aynası *İ nsanı bütünüyle gösteren büyük ayna. beyhude. boylanmak. boy atmak * boyu uzamak. boy bos yerinde * uzun ve biçimli. nebatat. en sayı lan iki kenar arası ndaki uzaklı k. * Süre. bot botanik botanik bahçesi * Otsu veya çalı türü bitkilerin yetiş tirildiğ i ve incelemelerinin yapı ldı ğ ı halka açı k bahçe. .

uzamak. boy vermek * (su) insan boyunu aş acak kadar derin olmak. * gösteriş yapmak. boya kalemi * Resim yapmak için kullanı lan de ğ iş ik renkli kalem. boya kullanmak * boyanmak. * büyümek. boya kökü * Bitki köklerinden elde edilen tabiî boya. boya çekmek * boyuna büyümek. kurutulan tohumları çemen yapı mı nda kullan ı lan bir bitki (Trigonella faenum-graecum). sarı veya beyaz renkli. sürmek) * boyamak. boy ölçü ş mek * yarı ş mak. boya vurmak (veya çekmek.75-3. makyaj yapmak.50 cm uzunlu ğ unda mente ş e. boya tutmak * (boyanan nesne) iyi boyanı r olmak. çiçekleri mavi. dı ş etkilerden korumak için eş yanı n üzerine sürülen veya içine katı lan renkli madde. boy otu * Baklagillerden. boya tabancası * Sı vı boyay ı püskürtmek için kullan ı lan alet. * Renk. boya fı rçası * Boya sürmek veya resim yapmak için kullanı lan değ iş ik tür ve ölçülerde fı rça. boy menteş e * Düz yaprak menteş e benzeri 1. * Yazmak için kullanı lan mürekkep. boy vermemek * sı ğ olmak. boyac ı . * suya dalarak boyu ile suyun derinliğ ini ölçmek. boya kutusu *İ çine çe ş itli renkli kalemleri ve fı rçalar ı koymaya yarayan kutu. boya * Renk vermek. boya tabakas ı *Ş ablonlar ı n sulu kenar kapatı cı sı ile kaplanması .boy göstermek * görünmek. boy bos. (su) insan boyunu geçmemek. boy pos * Bkz. * Aldatı cı görünü ş .

fı rça. * Boyama iş ini. omuza ası larak taş ı nabilir bir çeş it küçük sandı k. boyal ı bası n * Okuyucunun ilgisini çekmek için renkli fotoğ rafa yazı ve haberden çok yer veren. boyalama * Boyalamak iş i. boyana * Boyna. boyama * Boyamak iş i. boyal ı * Boya sürülmüş . * Boya satı lan dükkân. boyac ı küpü * Bir iş in kolayca ve çabucak yapı lamayaca ğ ı nı anlatmak için boyacı küpü mü bu? boyacı küpü de ğ il ki (hemen daldı rı p çı karası n) gibi deyimlerde kullan ı lı r. boyac ı küpüne girmiş gibi * çok boyalı kadı n. boyac ı lı k * Boya yapma veya satma iş i. boyahane * Boya iş leri yapı lan yer. * Boyacı nı n yaptı ğ ı iş . cilâ gibi gereçlerini koydukları ve müş terinin ayağ ı nı bası p ayakkab ı sı nı boyattı ğ ı . makyajl ı .* Boya satan kimse. * Ağ ı r söz söylemek. * (kadı n için) Yüzünü çok boyam ı ş olan. boyalanmak * Boya sürülmek. boyama kazanı * Örgü yünlerinin veya ipliklerin boyanma iş leminin yapı ld ı ğ ı büyük tekne. boyalamak * Geliş igüzel boya sürmek. boyacı lı ğ ı meslek edinen kimse. boyanmı ş veya boyaya batı rı lmı ş . * Renkli yazma veya mendil. * Rengi boya ile sonradan verilmiş olan. boyac ı sandı ğ ı * Ayakkabı boyacı ları nı n boya. boyalanma * Boyalanmak durumu. boyama kitab ı * Küçükleri eğ itici nitelikte içinde boyanacak resimler bulunan kitap. boyanma . boyamak * Boya sürerek veya boyaya batı rarak renk vermek. aş ağ ı lamak. * Renkli. kupon veya çekiliş lerle arma ğ an dağ ı tan bas ı n.

boyda ş lı k * Boydaş olma durumu. serbest. boyası zlı k * Boyası z olma durumu. boyar boyar * Boyama özelliğ i olan madde. makyaj yapmak. boyay ı cı * Boyama özelliğ i olan. makyajsı z. boyar madde. boykot * Bir iş i. boyat ı lmak * Boyamak iş i yaptı rı lmak. * Hücre öz suyu içinde eriyik durumunda bulunan renkli madde. boyatmak * Boyamak iş ini yaptı rmak. Rusya'da soylulara verilen unvan. boyatma * Boyatmak iş i. boyca boydak * Yükü olmayan yaya. * Akran. bir davranı ş ı yapmama kararı alma. boyası atmak * boyası solmak. boyda ş * Aynı boyda olan. boyanmak * Boyamak iş i yapı lmak. boydan boya * Bir uçtan öbür uca kadar. * Renksiz. * (kadı n için) Yüzünü boyamamı ş olan. yüzüne boya sürmek. * Boya veya renkli bir ş ey sürülmek. yalnı z. boyat ı lma * Boyatı lma iş i. . * Kendi kendini boyamak. * Bekâr. boyar madde * Bazı ortamlarda çözünerek ortama belli renk veren doğ al veya yapay renkli madde. boya sürdürmek. Transilvanya'da.* Boyanmak iş i. boyası z * Boya sürülmemiş . * Boy bakı mı ndan. * Tuna bölgesinde. boya sürdürülmek.

* Sandalı kı çtan yürüten kı sa kürek. anlatmak. bir topluluk veya bir ülkeyle amaca ula ş mak için her türlü ili ş kiyi kesme. boykot etmek * bir iş i. boylu poslu * Bkz. boykotçu * Boykot yapan veya boykota katı lan kimse. boylamak *İ stemeyerek bir yere gitme durumunda kalmak. * Boyu benzerlerinden uzun olan. çı kmak. * Yükselmek. tul. * Boyu olan. boykotçuluk * Boykot yapma iş i. içindeki suyun ı sı tı lması sağ lanan depo. * Batmak. yakı ş ı klı . boylu boyunca * Boyu uzanabildiğ i kadar. . boylam * Yeryüzündeki herhangi bir noktanı n meridyen dairesiyle baş langı ç olarak alı nan Greenwich gözlem evinin meridyen dairesi arası ndaki açı değ eri. boylanma * Boylanmak iş i. boyluca boyna * Uzun boylu gibi olan. boylu boslu * Uzun boylu. boylu boslu. boylanmak * Boyu uzamak. boylanı ş * Boylanmak iş i veya biçimi. boylama * Boylamak iş i. * Destan söylemek. gösteri ş li. boylaması na * Boyu doğ rultusunda. * Düş mek. boykotaj * Boykot etmek iş i. boyu uzunluğ unca. boyler boylu * Kalorifer kazanı nı n sı cakl ı ğ ı ndan yararlanarak.* Bir kimse. bir davranı ş ı yapmama kararı almak.

kı rı lmı ş . * Bu organdan yapı lmı ş . boynu armut sapı na dönmek * çok zayı flamak. boynuna geçirmek * bir ş eyi kendine mal etmek.boyna etmek * sandalı kı çtan tek kürekle yürütmek. ac ı nacak ve yard ı m bekler durumda. zavall ı . çaresiz bir durumda kalmak. her cezaya razı olmak. boynunda kalmak * bir sözü iletmediğ i veya birine ödenecek paray ı ödemedi ğ i için üzerinde borç kalmak. kı vrı k veya çatallı korunma organı . * (bitki için) canlı lı ğ ı nı yitirmek. * Kurş un borudan kol alma iş leminde kullan ı lan demirden yap ı lmı ş alet. uzun. boynuna almak * bir ş eyi borç veya ödev olarak üzerine almak. karş ı taraf ı n gücünü kabul etmek. boynu k ı ldan ince olmak * haksı z olduğ u anlaş ı ldı ğ ı nda verilecek her cezaya razı olmak. boynunu k ı rmak * çekip gitmek. boynunu bükmek * acı ndı rı cı . boynu eğ ri * herhangi bir sebeple birine karş ı direnecek veya söz söyleyecek durumda olmayan. boynu altı nda kalsı n! * ölsün. bir iş i ister istemez kabul etmek. boynuna * üstüne. boynuz dikmek * (kadı n) ba ş ka erkekle iliş ki kurarak kocası nı aldatmak. boynuz çekmek * boynuz kullanarak kan çekmek. gebersin. boynuz e ğ mek * istemeyerek uymak. kimsesiz. boynu eğ ri * Asmaları n yeni sürgünlerini yiyen veya kemiren bağ zararlı sı . * bir durumu. boynu bükük * Üzgün. zimmetine geçirmek. hacamat etmek. tı rnaksı bir maddeden. boynunu uzatmak * her ş eye. boynuz isterken kulaktan olmak . boynunu vurmak * baş ı nı keserek öldürmek. boynuz * Bazı hayvanları n ba ş ı nda bulunan.

kar ı sı veya bir kad ı n yak ı nı taraf ı ndan aldatı lmak. boyunca. boynuzlatma * Boynuzlatmak iş i. boynuz takmak (veya takı nmak. boynuzlamak * (hayvan) Boynuzu ile vurmak. * daha iyisini. boynuzsu * Boynuza benzer. içi boş olan boynuzlar ı sürekli kalan ve dallı olmayan. mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek. süsmek. omurgalı lar ı n memeliler sı nı fı . boyu * (bir isim tamlaması nda tamlanan olduğ unda) süresince. boynuzluteke * Kı n kanatl ı lardan. * (kadı n için) Kocas ı nı baş ka bir erkekle aldatmak. boynuzlama * Boynuzlamak iş i. boynuz yarası almak. boynuzsuz * Boynuzu olmayan. * Troleybüs. boynuz gibi. boynuzlugiller * Keçi. taktı rmak) * (koca) karı sı baş ka bir erkekle ili ş ki kurarak aldat ı lmak. boynuzlanma * Boynuzlanmak iş i veya biçimi. * (erkek için) Karı sı veya bir kadı n yakı nı taraf ı ndan aldatı lmak. boynuzlaş mak * Boynuz durumuna girmek. * Karı sı nı n veya kadı n yak ı nları ndan birinin iffetsizliğ ine göz yuman (erkek). boysuz * Boyu benzerleri arası nda k ı sa olan. boynuzlanmak * Boynuzu çı kmak. sı ğ ı r ve antilopları içine alan. koyun. boynuzlatmak * Erkek.olmak. boyu (bosu) devrilsin (veya devrilesi) * "ölsün" anlamı nda ilenç sözü. * Boynuz batı rı lmak. kurtçu ğ u meş e ağ açları nda yaş ayan bir böcek (Carambyx). . Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan boynuz kulağ ı geçmek * bir konuda daha sonra yetiş enler yetenek bakı mı ndan eskileri geçmek. boynuzlu * Boynuzu olan (hayvan). boynuzlaş ma * Boynuzlaş mak iş i veya durumu.

* Dağ sı rtları nda geçmeye elveriş li alçak yer. uzunlaması na. ayakta iken baş ı öne bükmek. durmaksı zı n. kravat. enlice kumaş parças ı . güğ üm gibi kapları n veya vida. tulânî. * Sürdüğ ü zaman kadar. boyun borcu * Yapı lmas ı gereken ödev. boyunduru ğ a vurmak * baskı altı na almak. boynunu bükmek. boyun bükmek * Bkz. boyu bacadan m ı aş tı ? * daha evlenecek yaş ta de ğ il. vecibe. boyun k ı rmak * saygı duyulan bir kimse karş ı sı nda. boyun vermek * buyruk altı na girmek. boyu boyuna. katlanmak. boyun bir kar ı ş uzadı * gereğ i olmayan o i ş i yapmakla sanki yükseldin anlamı nda söylenir. boyuna * Ene dik olarak. boyun * Gövdenin baş la omuz arası nda kalan bölgesi. boyun eğ mek * isteyerek veya istemeyerek uymak. boyun bağ ı * Gömlek yakası nı n altı ndan geçirilip süs olarak ba ğ lanan uzun. boyunduru ğ a atmak (veya almak) * (güreş te) hasmı n ba ş ı nı koltuk altı na alı p boynuna kol dolamak. * (bo'yuna) Ara vermeden. * Sorumluluk. boyun olmak * kefil olmak. boyunca) beraber * kendi boyu kadar. .boyu (veya boyuna. boyunca. huyu huyuna * karı koca veya arkada ş lar aras ı nda her bakı mdan uygunluk olması gerekir. *Ş iş e. boyun kesmek * baş ı nı eğ mek. süresince. boyuna bosuna bakmadan * fizik yapı sı nı n gereğ ince geliş memiş olması nı göz önünde bulundurmadan. boyunca çocu ğ u olmak * yetiş kin çocuğ u olmak. boyunca * Boyu veya uzunluğ u kadar. cı vata gibi araçları n dar olan üst bölümü.

içerik. boyutland ı rma * Boyutlandı rmak i ş i. boyut kazanmak * yeni bir durum. kapsam kazanmak. buut. boyutlu boyutsuz boz * Açı k toprak rengi. lento. geniş lik. * Durum. kapsam. geni ş lik ve derinlikten her biri. boyut katmak * baş ka veya yeni bir görüş aç ı sı vermek. beceriksizliğ ini anlamak. omurilikte iç tabaka. boyun sarg ı sı . * Güreş te hasmı n baş ı nı koltuk altı na alı p boynuna kol dolama oyunu. * Kapı veya pencere gibi açı klı kları n üzerine konulan ağ aç. yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alı nan üç doğ rultudan uzunluk. * Doğ ruları n. boyunluk * Boyuna sarı lan ş ey. esaret. * Boyutu olamayan. . boyunduruk parası * Bir mahalleden veya köyden baş ka yere gelin götürülürken. boyunlandı rmak * Kapsam kazandı rmak. kaynatan ı n. gelinin ayr ı ldı ğ ı yerin delikanlı ları na verdi ğ i bahş iş . sürülmemi ş (toprak). taş veya beton kiriş . * Mengenenin üst yanı ndaki kemer biçimli bölüm. * Bu renkte olan. beyinde d ı ş . boyunlu * Boynu olan. * Zulüm ve zorbalı k baskı sı . geniş lik. geniş lik. boyut * Bir cismin herhangi bir yöndeki uzanı mı . * Açı lmamı ş . boz madde * Sinir hücrelerinden oluş an. * Nitelik. boz yel * Boyutu olan. boyunduruk altı na girmek * baş kas ı nı n baskı sı altı nda kalmak. boz bulan ı k * Çok bulanı k.boyunduruk * Çift süren veya arabaya koş ulan hayvanları n birlikte yürümelerini sağ lamak için boyunlar ı na geçirilen bir tür ağ aç çember. beklediğ i yakı nlı ğ ı görememek. boyunun ölçüsünü almak * kendi yetersizliğ ini. kapsam ve içerik kazandı rmak.

darı . boza olmak * utanmak. buğ day gibi tah ı lları n hamurunun ekş itilmesiyle yapı lan koyuca. bozahane * Boza yapı lan yer. bozca * Rengi boza çalan. bozdurmak * Bozmak iş ini yaptı rmak. * Bozarmak iş i veya durumu. bozdurma * Bozdurmak iş i. rengini atmak. *İ ş lenmemiş . bozdurulmak . bozdur bozdur harca * çok az olan ş eyler için alay olarak kullan ı lı r. bozbakkal * Karatavukgillerden. bozac ı lı k * Boza yapma veya satma iş i. bozum olmak. bozac ı * Boza yapan veya satan kimse. boza * Arpa. bozarı k bozarma * Bozarmı ş olan. bozdurtmak * Bozdurmak. boz renkli ardı ç ku ş u (Turdus pil ris). ham tarla. bozdurtma * Bozdurtmak iş i veya durumu. bozarmak * Rengi boz olmak. çalı lı k toprak. * Yeniçeriler tarafı ndan kullanı lan ve atları n eyerlerinde ası lı duran altı toplu gürz. tatlı veya mayhoş içecek. renk değ iş tirmek. mı sı r. bozdurulma * Bozdurulmak iş i veya durumu. bozdo ğ an * Bir doğ an türü (Falco aesalon). boza gibi * (sı vı lar için) koyu ve bulanı k. bozay ı * Tehlikeli bir cins ayı .* Lodos.

düzen bağ ı nı yitirerek asker onurunun gerektirdiğ i bütün bağ lar ı bozması . sı cak ve ı lı man iklimlerde geniş alanlara yayı lan. * Bu durumda bulunan. bozkı r kedisi * Genellikle bozkı rlarda yaş ayan yabanî kedi (Otocolobus manul). bozkı rlaş mak * Bozkı r durumuna gelmek. * Bozgun olanı n durumu. bozkı r tavuğ u * Bağ ı rtlak. bozlama bozlamak * (deve) Bağ ı rmak. . bozgunculuk * Bozguncuya yakı ş ı r davran ı ş . bozkı r * Kurakçı l otsu bitkilerden oluş an. step. yı lgı n. bozgeven * Yurdumuzda Erciyes dağ ı nda yeti ş en bir geven türü (Astragalus microcephalus). * Bu ezgiyle söylenen. bozkı rlaş ma * Bozkı rla ş mak i ş i veya durumu. * Yenilen bir ordunun. bozgun * Bir toplulukta karş ı lı klı güvenin bozulması ile beliren karı ş ı klı k. bozguna u ğ ramak (veya vermek) * yenilip periş an olmak. hezimet.* Bozmak iş i yaptı rı lmak. bozkurt * Birçok Türk destanı nda yer alan kutsal hayvan. bozmac ı * Eski ş eyleri alı p bozarak parça parça satan kimse. bozgunluk * Bozgun. hezimete u ğ ramak. konusu acı klı türküler. * Biçimi ve kullanı lı ş ı değ iş tirilmi ş . bozma * Bozmak iş i. çökmü ş . * Morali bozulmuş . bozlak * Orta ve Güney Anadolu'nun birçok bölgelerinde bir türkü ezgisi. * Bozlamak eylemi. ağ açsı z doğ al bölge. dağ ı lmak. güç vb. * Çı ğ lı k koparmak. bozkı r koyunu * Asya koyunu (Ovis vignei).). bozguncu * Bozgunluk yaratan (kimse.

* Bozulmak iş i. * Bir kimseyi beklemediğ i bir davranı ş karş ı sı nda bı rakarak veya sözünü yalana çı kararak küçük dü ş ürmek. bozuk düzen * Düzensiz. karı ş ı k. zarar vermek. * Bağ veya bostanı n son ürününü toplamak. bozuk. * Kı zg ı n. mağ lûp etmek. * (bir organ) Görevini yapamaz duruma gelmiş . bozuk. * Madenî. * Aklı nı yitirecek derecede bir ş eye düş kün olmak. bozdurmak. * (yiyecek için) Kokmak. bozguna uğ ramak. * Bir yerin. * Bozguna uğ ratmak. küçük değ erli para. bozuk bozulma bozulmak * Bozmak iş ine konu olmak. * Dağ ı lmak. ba ğ lamadan biraz büyük ve meydan sazı ndan küçük dokuz telli bir saz. bozördek * Tatlı sularda bulunan bir tür ördek. yüzü ası lmı ş olmak. ufaklı k. * Dokunmak. * Geçersiz bir duruma getirmek. * Kötü duruma getirmek. yenmek. yenilemeyecek duruma gelmek. içerlemek. * Bir ş eye kı zmak. bozrak bozuk * Rengi boza çalan. * Altı nı paraya çevirmek. * Kötümser. * Kı zl ı ğ ı na zarar vermek. * Biçimini ve kullanı lı ş ı nı değ iş tirmek. *İ yi ve de ğ erli niteli ğ ini yitirmek. düzeni bozuk olan. ek ş imek. * Büyük parayı ufak birimlere ayı rmak. * Bozuk olma durumu. * Bozulmuş olan. s ı kı ntı lı . gergin. bozuk para.bozmak * Bir ş eyi kendisinden beklenilen i ş i yapamayacak duruma getirmek. bozuk gibi. * Bir paranı n ufak birimlere ayrı lmı ş durumu. bozuk çalmak * canı sı kı lmı ş . . bozuk para gibi harcamak * değ erini dü ş ürecek biçimde bir kimseden yararlanmaya kalkı ş mak. * Sağ lı ğ ı nı yitirip zayı flamak. bozukça bozukluk * Biraz. bozuk para * Ufak birimlere ayrı lmı ş para. bir ş eyin düzenini karı ş tı rmak. dağ ı tmak. ufaklı k. * Bı rakmak. * Türk halk müziğ inde. huzursuz.

zehirsiz ve zarars ı z bir yı lan (Eryx). yenilmiş lik. mahcup etmek. baş ı küçük. * Kendinde bulunmas ı gereken nitelikleri taş ı mayan kimse veya ş ey. böbrek ya ğ ı * Kasaplı k hayvanları n böbreklerinin çevresinde oluş an yağ . döküntü. * Bozulmuş bir ş eyin kalan bölümleri. utangaçlı k. bozyürük * Üstü hafif benekli. böbrek biri.bozulu ş * Bozulmak iş i veya biçimi. bozu ş mak * Araları açı lmak. böbrek taş ı * Böbreklerde oluş an ta ş . mahcupluk. mahçupluk. hormon niteliğ inde salg ı sı olan bez (II). omurganı n sa ğ ve sol yanı nda bulunan çift organlardan her . bozu ş ukluk * Bozuk durumda. bozulmuş olan. mahcup olmak. bozu ş uk * Araları açı lmı ş . bozum etmek * utandı rmak. bozum havası * Utangaçlı k. *Ş aş kı nlı ğ a dü ş me. böbür * Kandaki zararlı maddeleri süzen. bozu ş ma * Bozuş mak i ş i. kuyruğ u kalı n ve k ı sa. bozum olmak * utanmak. bozum * Bozulmak iş i. bozumca bozuntu * Kurş un renginde iri bir kertenkele. bozuntuya vermemek * bir kimsenin hoş a gitmeyen bir durumunda fark etmemi ş gibi davranmak. bozuntuya uğ ramak *ş aş kı nlı ğ a kapı lmak. böbreksi * Böbrek biçiminde olan. utanacak duruma düş mek. böbrek üstü bezi * Böbreklerin üstünde bulunan. karş ı lı klı bozulma içinde. idrar salan.

yı rtı cı hayvan (Hyrax syriensis). . kurt ve tı rtı lı n dı ş ı nda kalan küçük hayvanc ı klara verilen ad. * Böbürlenme. yaş ayı ş ı nı ve hastal ı k yap ı cı niteliklerini inceleyen bilim dalı . böcekçil * Böcek yiyen. sı cak ülkelerde yaş ayan. böcek yiyen. sindirmeye elveriş li olan bitkilerin ortak adı . * Böcü. böcek kabu ğ u * Mor ile yeş il arası nda ve metal parlakl ı ğ ı nda olan renk. kı sa kı skaçlı . entomolojist. kurulmak. böbürlenme * Böbürlenmek iş i. böbürtü böce böcek * Eklem bacaklı lar ı n. * Bu renkte olan. böbürlenmek * Övünerek kabarmak. kibir. haş ere. karada yaş ayan hayvanlar takı mı . gö ğ üs. böceklenmek *İ çinde veya üstünde böcek üremek. entomoloji. böcek gibi * ufak tefek ve esmer (çocuk). uzunluğ u 30-40 cm kadar olan. böceklenme * Böceklenmek iş i. altı bacaklı . kar ı n olarak eklemlerden oluş mu ş hayvan s ı nı fı . çoğ u kanatlı ve vücutlar ı baş . böcek bilimci * Böcek bilimi uzmanı .* Memelilerden. böcekba ş ı * Osmanl ı İ mparatorluğ unda zabı ta görevlisi. *İ stakoza benzer. böcek bilimi * Böceklerin yapı sı nı . sarı renkli. derisi benekli. böcekçiller * Omurgalı hayvanlardan memeliler sı nı fı na giren. böcekle beslenen (hayvan veya bitki). * Kelebek. yenilen bir deniz hayvanı . * Böbürlenme. böbürlenmek * çok böbürlenmek. böcek çı karmak * ipek böceğ i yeti ş tirmek. böcekhane * Böceklik. böcekkapan * Örnek bitkisi drosera olan ve baz ı organları böcek yakalamaya.

yol kenarları nda kendili ğ inden yetiş en dikenli ve çok y ı llı k bir çalı . böcekhane. ayakları yla ağ ı z parçalar ı üçer çift olan eklem bacaklı lar sı nı fı . * Yan taraf. böğ üre böğ üre * Bağ ı rarak. böceksiz *İ çinde böcek bulunmayan. bo ş böğ ür. böcü * Kurt. *İ pek böceğ i yeti ş tirilen yer. hortlak vb. böcelenmek * (tahı l) Böceklenmek. manda. diken dutu (Rubus caesus). böğ ürtme * Böğ ürtmek i ş i. * Bu bitkinin önce kı rmı zı iken olgunlaş ı nca kararan mayhoş yemiş i. soluk sarı renkli. gibi hayalî bir varlı ğ a verilen ad. böğ ürtmek * Böğ ürtmek i ş ini yapt ı rmak. böğ * Eklem bacaklı lardan. böceklenmiş .böcekler * Vücutları baş . böğ ürtlenlik * Böğ ürtlen çalı lar ı nı n çok olduğ u yer. gö ğ üs ve kar ı n olarak üç bölgeye ayr ı lan. * Böcek. bahçe çitlerinde. böceksavar * Evdeki zararlı böcekleri savı p öldürmekte kullan ı lan ve ilâç püskürten sprey. duyargaları birer. böğ ürme * Böğ ürmek i ş i. deve) Bağ ı rmak. * Çocukları korkutmak için söylenen ve hayalet. böcül böcül * Gözlerini iki yana oynatarak (bakmak). böğ ürmek * (öküz. zehirli bir örümcek türü. böğ ürtü . böcelenme * Böcelenmek iş i veya durumu. kanatları ikiş er. böğ ür *İ nsan ve hayvan vücudunun kaburga ile kalça arası ndaki bölümü. böcekli böceklik *İ çinde veya üstünde böcek bulunan. * (insan) Anlaş ı lmaz bir biçimde yüksek sesle bağ ı rmak. böğ ürtlen * Gülgillerden.

ş ampiyonluk. bölgesel bölme * Bölge ile ilgili veya bir bölgeye özgü olan. * Birliğ in bozulması na yol açmak. * Bir bütünü iki veya daha çok parçaya ayı rmak. * Bir niceliğ i iki veya daha çok e ş it parçaya ayı rmak. oda veya sofa gibi büyük bir yerden ayrı lmı ş daha küçük yer. * Gemilerin içinde. yangı n gibi durumlarda. böldürmek * Bölmek iş i yaptı rı lmak. nahiye. parçalamak. mı ntı ka. * Kalı n ağ aç gövdesinden odun veya tekne yapmak için ayrı lan tomruk. bölme iş areti * Bölme iş leminin yapı laca ğ ı nı ifade eden bölü "/" iş areti. * Ulusal veya uluslar arası bir yarı ş mada ilk dereceyi alan. * Bölme ile ayrı lmı ş olan. bölgecilik * Belli bir bölgenin çı karları için çalı ş ma durumu.* Böğ ürme sesi. ş ampiyon. taksim. alt tür kavramları na ayı rmak iş i. bölgeci * Belli bir bölgenin çı karları için çalı ş an (kimse). ayı rma. alanı küçük oda veya kı sı mlara ayı ran ince duvar veya tahta perde. * Vücut yüzeyinde sı nı rları belli herhangi bir bölüm. * Büyük bir yeri. bölmeç bölmek * Ambalâj içinde bulunan malları birbirinden ayı rmaya yarayan koruyucu parça. * Böke olma durumu. * Bölmek iş i. * Salon. parçalama. * Cins kavramları nı tür. bölmeli bölü . bökelik böldürme * Böldürmek i ş i. iklim ve bitki özelliklerinin benzerli ğ ine veya üzerinde yaş ayan insanları n aynı soydan gelmi ş olmaları na göre belirlenen toprak parçası . taksim etmek. * Bölmek iş lemi. bölge * Sı nı rları idarî veya ekonomik birliğ e. güçlü kimse. böğ ürüş * Böğ ürmek i ş i veya biçimi. taksim. ara kapı lar kapan ı nca arı zan ı n veya hasar ı n yay ı lmas ı nı önlemek için kullanı lan birbirlerinden ayrı lmı ş yerler. bölen * Bir bölme iş leminde bölünen say ı nı n kaç eş it parçaya ayrı ldı ğ ı nı gösteren sayı . "a/b" anlatı mı . toprak. su baskı nı . birinci olan (kimse). ş ampiyona. böke * Kahraman. taksim. * Bölme iş lemini gösteren iş aretin "/" okunu ş u. "a bölü b" diye okunur.

sı nı fland ı rma. bölümlenmek * Bölümlemek iş ine konu olmak. kı sı m kı sı m. * Çağ . tasnif. birbirine eş it veya benzer olanları kümelere ayı rmak. bölük * Bir bütünden ayrı lmı ş olan parça. departman. * Bölme iş lemi sonunda elde edilen sayı . bölükba ş ı * Yeniçeri ordusunda üst rütbeli bir görevli. departman. fesatç ı . ara bozuculuk. bölücü * Bölme iş ini yapan. bölüm * Bir bütünü oluş turan parçaları n her biri. bölünebilme . kı smî. tasnif etmek. sı nı fland ı rmak. "a/b" kesri "a bölü b" diye okunur. bölme amacı nda olan. s ı nı flama. * On kuralı na göre yazı lan bir tam say ı nı n. bölümlemek * Birçok ş ey arası nda. bölen. bölücülük * Bölücünün yaptı ğ ı iş . seksiyon. parça parça. münafı k. bölümleme * Bölümlemek iş i. * Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanl ı k dalı nda eğ itim sağ layan birimlerinden her biri. bölümlendirmek * Bir ş eyi bölümlere ayı rmak. * Canlı lar ı n bölümlenmesinde filumlar ı n bir araya gelmesiyle oluş an birlik. bölümsel * Bölünme ile ilgili. * Bir siyasî partinin birliğ ini parçalamayı . * Hizip. birliğ i parçalama. * Takı mlardan olu ş an. bölük bölük * Parçalara ayrı lmı ş . bozmayı amaç edinen kimse. sı nı flamak. * Saç örgüsü.* Bir bayağ ı kesrin gösterili ş inde pay ile payda aras ı na konulan yatay çizginin okunuş u. bölümlenme * Bölümlenmek iş i veya durumu. bölümlendirme * Bölümlendirmek iş i. bölümleniş * Bölümlenmek iş i veya biçimi. s ı nı flanmak. kı sı m. * Bir topluluğ u. üçü veya dördü bir tabur oluş turan ve öbür birliklerin temeli say ı lan birlik. devir. kı sı m. bölük pörçük * Bütünlüğ ü sağ lanamamı ş durumda. sağ dan sola doğ ru üçer üçer ayrı lan basamakları ndan her bir üçlü tak ı mı . * Bir kuruluş un yönetim birimlerinden her biri.

bölütlenme * Döllenmiş yumurtanı n blâstulayı oluş turuncaya dek art arda bölünmesi. eş it bölümlere ayrı lmas ı gereken miktar veya sayı . * Bölünmek iş i. * Fraksiyon. belirli bölümlere. bölü ş türmek * Bölüş mek iş ini yapt ı rmak. * Yarı ş ta toplu olarak koş arken birbirinden ayrı lma. bölünmezlik * Bölünmez olma durumu. bölünü ş * Bölünmek iş i veya biçimi. bölünen * Bölme iş lemine uğ ratı lan sayı . . * Hücrelerin. pay ı nı almak. bölüngü bölünme * Fraksiyon. * Bölüş mek iş i. * Bölüş me. * Zigotun bölünmesinden sonra embriyonda ortaya çı kan ve az çok birbirine benzeyen parçalar ı n her biri. bölütlü bön * Bölütlere.* Kalansı z bölünür olma durumu. bölünmez * Parçalanamaz. * Budala. halkalara ayrı lmı ş olan. ayrı lamaz. halka. paylaş ma. bölünmek * Bir bütün. bölü ş bölü ş me * Bölmek iş i veya biçimi. taksim etmek. bölü ş üm bölüt * Eklem bacaklı lar ı n vücudunu oluş turan yan yana dizili parçaları n her biri. saf. parçalara ayrı lmak. taksimat. bölü ş mek *İ ki veya daha çok kimse araları nda herhangi bir ş eyi paylaş mak. bölüntü * Bölünmüş parça. belli bir büyüklüğ e varı nca eş it bölümlere ayrı lı p çoğ alması . bölü ş türme * Bölüş türmek iş i. bölüntüler * Bir bütünün ayrı lmı ş oldu ğ u bölümler. üleş mek.

safça. * Açı lmı ş hamurun veya yufkan ı n arası na. börttürmek * Börtmek iş i yaptı rı lmak. saflı k. börtme * Börtmek iş i. ı spanak gibi ş eyler konularak piş irilen çe ş itli biçimlerde hamur iş i. börekçi * Börek yapan veya satan kimse. börttürme * Börttürme iş i. külâh. kı yma. börtmek * Az piş irmek. aptallaş mak. bönle ş me * Bönleş mek iş i. bönle ş mek * Bön duruma gelmek. börek açmak * börek yapmak için hamurdan ince yufkalar hazı rlamak. böreklik börk * Börek yapmaya elveriş li olan.bön bön * Budala ve safca bakarak. bön bön bakmak * anlamayarak. * Genellikle hayvan postundan yapı lan baş lı k. börkenek * Geviş getiren hayvanları n midelerinin ikinci bölümü. börtü böcek * Çeş itli böcekler. saf (bir biçimde). . budalalı k. sersemlik. * Yağ murdan veya soğ uktan korunmak için giyilen ucu sivri boş luk. haş lamak. börekçilik * Börek yapma veya satma iş i. börek için ayrı lmı ş olan. börtük börtülme * Haş lanarak veya ateş te biraz kı zart ı larak pi ş miş olan (ş ey). bönce * Budala. * Börtülmek i ş i. aptallı k. ş aş kı nş aş kı n bakmak. bönlük börek * Bön olma durumu. peynir.

o cümlede anlatı lan ş eyin hoş karş ı lanmad ı ğ ı nı veya ona ş aş ı ld ı ğ ı nı anlatı r. . "nası l" gibi sorular bulunan cümlelerin sonuna geldi ğ inde. bu yolda. böylecene * Böylece. gene de böyle olacak. böylelikle * Bu yolda yürüyerek. bu biçimde olanı . böyle tı raş * kiş ilere yara ş an iş lemler uygulanı r. *İ ri yapı lı . *İ çinde "ne". böylesi böylesine * Aş ı rı bir biçimde. * Bir madde birdenbire gaz durumuna gelerek patlamak. * Bu bitkinin sebze olarak yararlanı lan yeş il ürünü. * Hint kastlar ı nda ilk kast. * Bu yolda. böylece * Tam böyle. * Bu kasttan olan kimse.börtülmek * Börtmek iş ine konu olmak. börülce * Fasulyeye benzer bir bitki ve bunun göbeğ i koyu benekli tohumu (Vigna sinensis). infilâk etmek. sonunda. * Bu derece. böyle gelmiş böyle gider * her zaman böyle olmuş . böyle böyle * Böylelikle. * Bösmek iş i. bacaklar ı tüylü. buna benzer. böyle ba ş a. bu biçimde. paçalı bir tavuk ı rkı . bösme bösmek böyle * Bunun gibi. böylelikle. böylelikle. böylemesine * Bu biçimde. Brahmanizm * Brahmanlı k. * Sonunda. bu biçimde. Br brahma Brahman * Brom elementinin kı saltması . * Bunun gibisi.

* Baklagillerden bazı ağ açları n kı rmı zı boya çı karı lan odunu. Brahmanizm. coş ku anlatı r. * Üstü kapalı . yayl ı at arabası .Brahmanl ı k * Kalı tı m yoluyla geçen bir kast bölünmesine dayalı toplumsal bir kuruluş u içeren Hint dini. branda * Gemilerde tayfa ve erlerin yattı ğ ı dikdörtgen biçiminde. * Linyit. bran ş bravo bre * "Ey. yayl ı hafif araba. kömür tozu ve katran tortusundan bası nçla elde edilen. kabuklu. * Dört kiş i arası nda oynanan bir iskambil oyunu. kemikli kı rı ntı ları n kaynaş ması yla oluş muş kütle. * "Be" yerine kullanı lı r. halatlarla bir yere tutturulan as ı lı yatak. brifing brik brik * Bir konuda özet olarak verilen bilgi veya açı klama. Brehmen bre ş * Bkz. arkada da boylaması na yerleş tirilmiş oturacak yerleri bulunan dört tekerlekli. kı sa kafal ı . Brahman. briketçi . * Doğ al çimento ile lâvlı . * Tekrarlanan iki emir kipi arası na getirilerek i ş in sürekliliğ ini anlatı r. *İ ki direkli. braket * Dikiş ten çı kan kitapları n sı rtı na makine ile bez geçirme. tuğ la biçimli yapı malzemesi. astarlanmı ş bezden yapı lan. briket * Linyit ve kömür tozundan bası nçla elde edilen yakı t. seren yelkenli. * Briket yapan veya satan kimse. * (bilim için) Dal. kavkı lı . hey" anlamı nda kullanı lı r. branda bezi * Keten ve pamuk ipliğ inden sı k ve sağ lam dokunmuş bez. kol. * "Vay" gibi ş aş ma anlat ı r. yaş a!. brezil br ı çka briç * Önde çok yüksek bir oturma yeri. birkaç top ta ş ı yan gemi. brakisefal * Kafatası nı n ön alt eksenine göre k ı sa olan (kimse). *Ş aş kı nlı k. * Bir tür yapay mermer. kı ş ı n kı zak olarak kullanı lan tek atl ı . * Aferin.

briyantin sürünmüş . * Pencerelerin çerçevesine. atom ağ ı rl ı ğ ı 79.briketçilik * Briketçinin iş i veya mesle ğ i. bazı göllerde çok miktarda bulunan. bronzlaş mak * Bronz rengini almak. bronzlaş ma * Bronzlaş mak i ş i. brokkoli brom * Küçük. bro ş . pis kokulu. brizbiz brokar * Sı rma veya gümüş iş lemeli bir tür ipekli kumaş . haş lanarak yemeğ i hazı rlanan bir tür sebze. bromhidrik asit * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an HBr aside verilen ad. deniz suları nda az.909 olan. briyantin * Saçı parlatmak ve yat ı rmak için kullanı lan güzel kokulu bir madde. briyantinli * Briyantinle süslenmiş . bron ş it * Bronş ve bronş çukları n iltihaplanması . tunç renginde olan. bronz * Tunç. bromürlü * Yapı sı nda bromür bulunan. bron ş * Soluk borusunun akciğ erlere giden iki kolundan her biri ve bunları n dallar ı . briketleme * Briketlemek iş i. içeriden tutturulan ince perde. briketlemek * Briket hâline getirmek. zehirli s ı vı bir element. bromür * Bromhidrik asidin tuzu veya eteri.97 olan kı rmı zı renkli. yo ğ unluğ u 2. * Atom numarası 35. bromhidrik * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an. yeş il yumrular hâlinde olan. Kı saltmas ı Br. bronz gibi * tunca benzeyen. bron ş çuk * Bronş ları n uç dalları ndan her biri.

. Frenk lâhanas ı (Brassica oleracea gemmifera).65 mm lik otomatik tabanca. buna. Çokluk biçimi bunlar). biçimlerine girer. yakmaç. bu tarzda.* Kadı nları n tak ı ndı klar ı süs iğ nesi. * Diploma. bu arada * Bu süre içinde. bu cümleden * bunlar arası nda. brülör brüt * Sı vı yakı tı kolayca yanabilecek taneciklere ayı rarak püskürten araç. küçük kitap. * Kabı ile darası çı karı lmadan tartı lan (ağ ı rlı k). beraber. bundan. brovning bröve * 7. bu kadar * bu denli. bu gidi ş le * bu biçimde. Brüksel lâhanası * Ceviz büyüklüğ ünde bir lâhana türü. Bruxelles lâhanas ı * Bkz. bu kabil * bu gibi. * En yakı nda bulunan bir varlı ğ ı veya biraz önce anı lan bir ş eyi i ş aret yolu ile belirtmek için kullanı lı r (Çekim sı rası nda bunu. zamanda veya söz zincirinde en yakı n olanı gösterir. bu (veya ş u) kadar * bir sayı dan sonra gelerek o sayı dan artı k miktarı bildirir. bu günlerde * içinde bulunduğ umuz zamanda. ş ahadetname. * Birlikte. bu abdestle daha çok namaz kı lı nı r * bir tutum veya davranı ş ı n etkisinin sürekli olacağ ı nı anlat ı r. bu haysiyetle * bu bakı mdan. bu kabilden * gibi. bu gözle * bu anlayı ş la. bunda. bu türlü. bro ş ür * Sayfa sayı sı az. bu birkaç gün içinde. bu * Yerde. çeş idinden. bunlar gibi. risale. * Kesintisi yapı lmamı ş . Brüksel lâhanası . kesintisiz (para).

bu meyanda * Bkz.. bu biçimde. bucak bucak aramak * her yerde aramak. * Dalı n gövde içindeki baş langı ç yeri olan ve tahtalarda görülen yuvarlak koyuca renkte sert bölüm. bu meyanda * Bu arada. çeliş iyor. her yanda. bu yüzden * bundan dolayı . tek ba ş ı na kullanı lmaz) . * Kesirli. bir müdürle yönetilen bölümlerinden her biri. nahiye. bu sı cağ a kar mı dayan ı r? * aş ı rı harcamalarla eldeki imkânları n tükeneceğ ini anlatı r.bu kadar kusur kadı kı zı nda da bulunur * üzerinde durulmaya değ meyecek kadar küçük bir kusurdur. bucak bucak * Her yerde. bu arada. bubi bucak * Küçük bir dokunma ile patlayan. * Dal. bu türlü * böyle. bir durum veya bir kimseyle karş ı laş mamaya çalı ş mak. . bu sefer * Bu defa. bucak bucak kaçmak * bir olay. buçuk buçuklu budak * (sayı ve üleş tirme s ı fatları ndan sonra gelir. * Ağ acı n dal olacak sürgünü. budak özü * Taze sürgün. budak deliğ i * Tahtalardaki budak yerinin çı karı lmas ı ndan sonra açı lan boş luk. her tarafta. bunun için.. buat * Elektrik akı mı devrelerinde birle ş tirme yapmak veya ak ı mı bir veya daha fazla kollara ay ı rmak için kullan ı lan araç. ve yarı m. kamufle edilmiş bombadan oluş an bubi tuzağ ı teriminde geçer. bu kez. yer. * Kenar. bu ne perhiz bu ne lâhana tur ş usu! * sözleri ve davranı ş ları birbirini tutmuyor. kutu. *İ lçelerin. köş e.

* Yeni filiz sürmesi için bir bitkinin dalları nı kesmek. budalalı k etmek * akı lsı zca davranmak. budala budala * budala gibi. * (güreş te) Rakibinin ayakları nı bir ayak oyunu veya vuruş u ile yerden kesmek. budatmak * Budamak iş ini yapt ı rmak. budaklanmak * Budak sürmek.budaklanma * Budaklanmak iş i. * Bir ş eyi eksiltmek. budala gibi davranmak. budalaca * Budalaya yakı ş ı r (biçimde). * Budamak iş i. dallanmak. budanı ş * Budanmak iş i veya biçimi. . asma gibi bitkilerin dalları nı kesmek. budala * Zekâca geri. budanmak * Budamak iş ine konu olmak. budatma * Budatmak iş i. budalalı k * Budala olma durumu. azaltmak. * Bir ş eye a ş ı rı ölçüde düş kün. dalları nı kı saltmak. * Zekâca geri olan kimse. budalalaş mak * Budala duruma gelmek. budalaca. budanma * Budanmak iş i. budalacas ı na budalalaş ma * Budalalaş mak iş i. budaklı * Budağ ı olan. * Budalaca yapı lan i ş . Buddhist * Buddhizm dininden olan kimse. budama budamak * Daha çok ürün almak veya düzgün bir biçim vermek amacı yla ağ aç.

budun kavim. etnolog. derhal. boy ve soy bak ı mı ndan da birbirine bağ lı insan topluluğ u. * bugüne değ in. bugünden yarı na * az zaman sonra. budun bilimci * Budun bilimi uzmanı . Buddhist. daha sonra baş kası nı n da ba ş ı na gelebileceğ ini hatı rlatmak için söylenir. ı rkiyat. * Araları nda töre. budun betimi * Etnografya. etnik. budun bilimsel * Etnolojik. ı st ı raptan kurtulmak için var olmaktan vazgeçmek gerekti ğ ini ileri süren. bugüne bugün * "unutma ki". *İ çinde bulunduğ umuz gün. bundan da ı st ı rabı n doğ duğ unu. * Ulus. budun bilimi * Etnoloji. *İ çinde bulunduğ umuz çağ . bugünden tezi yok * hemen ş imdi. bugünkü tavuk yarı nki kazdan iyidir . * bugün yaş ayanlardan gelecek kuş aklara.Buddhizm * Tabiatüstü kiş ileş miş bir tanr ı düş üncesi yerine. *İ çinde bulunduğ umuz günde. budunsal bugün * Kavmî. dil ve kültür ortaklı ğ ı bulunan. millet. bugün olan. bugünkü * Bugüne özgü. bugünkü günde *ş imdi. Budist * Bkz. içinde bulundu ğ umuz zamanda. "ş unu iyi bil ki" anlam ı nda kullanı lı r. budun betimci * Etnograf. Buddha'nı n ileri sürdüğ ü mistik dünya görüş ü ve din. kavmiyat. bugün bana ise yarı n sana * bugün birinin baş ı na gelen kötü bir durumun. zaman. bugün yar ı n * çok yakı nda. Hindistan ve Çin'de yaygı n olan. ş imdiki ş artlarda. salt varl ı ğ ı koyarak onun insanda arzu biçiminde belirdi ğ ini. nerede ise. bugün yapı lan.

buğ daygiller * Bir çeneklilerden. bugünlük yar ı nlı k * çok yakı nda olması beklenen ş eyler için söylenir.* sağ lanmı ş bir kazanc ı n umulan daha büyük bir kazanca feda edilmemesini ö ğ ütler. buğ day baş ak verince orak pahaya çı kar * ihtiyaç duyulan ş ey değ er kazanı r. yulaf. ekin biti (Sitophilus granarius). çiçekleri ba ş ak durumunda büyük bir bitki familyası . ayr ı k ve çayı r otlar ı . mı sı r. buğ day benizli * Açı k esmer. buğ day sürmesi * Buğ day baş aklar ı ndan oluş an ilkel mantar (Tilletia tritici). buğ daysı tohum * Bkz. çavdar. ekinlere zararlı bir böcek. buğ day unu * Yabancı maddelerinden temizlenmiş ve tavlanmı ş buğ dayları n tekniğ ine uygun olarak öğ ütülmesiyle elde edilen bir ürün. zarı ndan ayr ı lmayacak derecede kaynaş mı ş olan tohum izlenimi veren bir kuru meyve. buğ ra * Erkek deve. buğ daysı * Buğ dayı andı ran. kamı ş . iki hörgüçlü deve. buğ daysı meyve. patates. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı hastalı k. bugünlük * Bugün için. bambu olan. . * Bu mantarı n buğ day ve benzeri bitkilerin yapraklar ı nda oluş turdu ğ u hastal ı k. baş ı siyah. buğ day biti * Yarı m kanatlı lardan. vücudu yeş il. pancar tarlaları nda yaş ayan göçücü bir kuş (Luscinia svecica cyanecula). pirinç. buğ daysı tane * Bkz. arpa. örneğ i buğ day. buğ day * Buğ daygillerin örnek bitkisi (Triticum). buğ day güvesi * Tahı la zarar veren küçük bir kelebek (Tinea granella). buğ day pası * Pas mantarı gillerden asalak bir mantar (Puccinia graminisi). * Bu bitkinin baş aktan ayrı lmı ş tanesi. buğ daysı meyve * Çok ince olan kabuğ u. buğ daycı l * Bataklı k yerlerde. buğ daysı meyve. buğ day rengi * (ten için) Açı k esmer.

buğ ulaş tı rı cı * Suyu buğ u durumuna getirmek için kullan ı lan (araç). buğ ulanmı ş . * Buğ uda piş miş (yemek). buharlaş ma. yaş lı . * Hastalı k dolayı sı yla mikroplu sayı lan e ş yan ı n sı cak bu ğ u ile temizlendiğ i yer. domates. arpacı k soğ anı . . * Süzgün. buğ ulaş ma * Buğ ulaş mak iş i. buğ ulanma * Buğ ulanmak i ş i. buğ ulanı ş * Buğ ulanmak i ş i veya biçimi.buğ u * Isı etkisiyle gaz durumuna geçen sı vı . buğ u evi buğ u kebabı * Et. buğ u ile kaplanmak. tephirhane. * Soğ uk bir cisim üzerinde ince bir tabaka durumunda yoğ unla ş mı ş sı vı . buğ ulu buğ ulu * Nemli. buğ ulandı rmak * Buğ ulanması na yol açmak. sar ı msak. buğ ulandı rma * Buğ ulandı rmak iş i. buğ uya tutmak. dalgı n bakı ş lı olan (göz). sı caklı ğ ı azalmamı ş durumda. buğ ur * Buğ ra. buğ ulama * Buğ ulamak iş i. buğ ulanmak * Üzerinde buğ u olu ş mak. kekik ve baharat kullanı larak hiç su konmadan hazı rlanan bir et yeme ğ i. buhar * Isı etkisiyle sı vı lar ı n ve baz ı katı ları n dönüş tükleri gaz durumu. buharla ş mak. buğ ulu * Üzerinde buğ u bulunan. buğ ulamak * Buğ udan geçirmek. buğ usu üstünde * sı cak sı cak. dolu dolu. buğ ulaş mak * Buğ u durumuna gelmek. * Bazı yemekleri buğ u ile piş irmek. buğ ul buğ ul * Buğ u çı kararak.

buhran geçirmek * bunalı m geçirmek. buharlı tren * Buhar gücüyle çalı ş an tren. buhar makinesi * Buhar bası ncı yla iş leyen makine. kriz. buharlı ütü * Çı kardı ğ ı buharla kuru çamaş ı rları ütülemeye hazı r duruma getiren ütü. buhar valf ı * Buharlı ı sı nma sisteminde. . tebahhur. * Dalgı nla ş mak. buharlı ı sı tma * Buharı n ta ş ı dı ğ ı ı sı dan yararlanarak yap ı lan ı sı tma. buhar kurutucusu * Buhar içerisindeki su damlacı klar ı nı ayı ran ve kuru buhar elde edilmesini sağ layan araç. buharlaş tı rma * Buharlaş tı rmak i ş i. buharlaş tı rmak * Bir sı vı yı kaynatarak buhar durumuna getirmek. buharlı makine * Buharla çalı ş an makine. * Buhar gücü ile çalı ş an. buğ ula ş ma. buharlı gemi * Buhar gücüyle çalı ş an gemi. buharlaş ma * Buharlaş mak iş i. buharlaş mak * Buhar durumuna dönüş mek.buhar kazanı * Buhar elde etmekte kullanı lan kazan. buhran * Bunalı m. buharlaş ma noktası * Bir sı vı nı n kaynat ı lma sonucunda buhar durumuna geçme derecesi. buharlayı cı * Buhar hâline getiren (makine vb. hayaller içinde kalmak. kaybolmak. * Bir sı vı yı ince damlacı klar durumunda dam ı tmak. buharlaş tı rı cı * Buharlaş ma iş lemini gerçekleş tiren alet. kalorifer dairelerinde buhar ak ı ş ı nı kesmeye ve dengelemeye yarayan alet. buhar olmak * yok olmak. buharlı * Buharı olan.). tebahhur etmek. bunluk. buğ ula ş mak.

buji * Patlamalı motorlarda gazı tutu ş turmaya yarayan elektrikli araç. bukalemungiller * Sürüngenler sı nı fı nı n renklerini bulundukları yerin rengine uyduran. renk değ iş tirmesiyle ünlü sürüngen türü. demir köstek. * Çı karı na göre davran ı ş ı nı . buhranlı * Bunalı mlı . buka ğ ı vurmak * bukağ ı takmak. * Güzel koku. buhurumeryem * Tavş ankulağ ı . buhur * Dinî törenlerde yakı lan kokulu ağ aç vb. rayiha. bilek. bukalemun * Bukalemungillerden. * Kaçmaması için hayvanları n ayağ ı na tak ı lan zincir. kaya keleri (Chamaeleo chamaeleon). buka ğ ı lı k * Hayvanları n ayağ ı na bukağ ı takı lacak yer. buka ğ ı lamak * (hayvan için) Ayağ a bukağ ı takmak. bukalemun türlerini içine alan bir familyası . maddeler. buka ğ ı lı * Ayağ ı nda buka ğ ı bulunan. bukalemun gibi renkten renge girmek * sürekli düş ünce değ iş tirmek. siklâmen. * Bilekleri beyaz olan (hayvan). buhurluk *İ çinde tütsü için kullanı lan maddeler yakı lan kap. 20-30 cm boyunda. tütsü. görüş ünü değ iş tiren kimse. . hareketleri yava ş . bukanak buke * Ayak. buhurdanlı k * Buhur yapmak için kullanı lan araç.buhrana tutulmak * buhran geçirmek. buka ğ ı * Ağ ı r cezalı lar ı n ayakları na takı lı p ucuna pranga bağ lanan demir halka. buhurdan * Buhurluk. buka ğ ı lama * Bukağ ı lamak i ş i.

bukleli * Kı vrı mlar ı olan (saç). * Karı ş ı k. cı vı k hamur. * Bu koyulukta yapı lan çeş itli hamur yemekleri. . buklesiz buklet * Kı vrı mlar ı olmayan (saç). bukleli (saç). bir ş eyi. * Saraçları n kullandı ğ ı yün k ı rpı ntı sı . * Bükülmüş iplik. * Yenge. * Kirletmek. bir kimseyi) bulmak * var olanları n en değ ersizini seçmek. * Küçük lüle durumunda. bukle bukle * Kı vrı m kı vrı m.buket bukle * Çiçek demeti. * Bulamak iş i. * Sulu. kı vrı mlı saç. * kötü bir raslantı yı anlatmak için kullanı lı r. buland ı rı cı * Bulantı veren. * Yalnı z iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta. oradan buradan toplanmı ş . bukran bul bula bulamaç bulamak * Bir nesnenin her yanı nı bir ş eye de ğ direrek üstünü onunla kaplamak. amca veya dayı karı sı . buland ı rmak * Bulanması na yol açmak. bulada bulak bulama * Büyük piliç. * Bu iplikten dokunmuş (giyecek). bulanması nı sağ lamak. pı nar. bula bula bunu (onu. nefret uyandı ran. buland ı rı lmak * Bulandı rmak i ş i yap ı lmak. * Kaynak. * Tiksindirici. bir nesneyi baş ka bir maddeye batı rmak. * Genellikle üzüm ş ı rası nı n kaynat ı lmas ı ile yapı lan koyu pekmez.

çok duru olmayan. sri. * Niteliğ i tam anla ş ı lmayan. bulan ı klaş ma * Bulanı klaş mak iş i veya durumu. sulu. midesini) bulandı rmak. bulaş ı cı * Birinden ba ş kas ı na geçen. bula ş ı k deniz . Donuk. uygunsuz iş ler yapan. bulant ı vermek * (içini. * Bulanmak iş i. *İ z. bulan ı kça * Biraz bulanı k olan. * Açı k seçik görünmeyen. * Karı ş mak. anlamsı z. bulan ı klı k * Bulanı k olma durumu. bulaş an. kapalı . * (iç. * Bulaş mı ş olan. * Yapı ş kan.*İ ki veya daha çok ş eyi birbirlerinden fark edilmeyecek biçimde karı ş tı rmak. bulanmak * Bulamak iş ine konu olmak. fersiz. etki. bulan ı klaş tı rmak * Bulanı k duruma getirmek. * Duruluğ unu yitirmek. her yanı bir ş eyle kaplanmak. bula ş ı cı hastalı k * Mikrop yolu ile yayı lan hastalı k. mide içi) Bulantı sı olmak. * (bakı ş ) için. bula ş ı k bezi * Bulaş ı kları yı kamak için kullan ı lan bez. * Bulutlu. bulan ı k * Bulanmı ş olan. bula ş ı k * Yiyecek veya içecekte kullanı lan yı kanmamı ş mutfak eş yası veya kap kacak. sataş ma al ı ş kanlı ğ ı olan kimse. bulant ı * Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum. bulan ı ş bulanma * Bulanmak iş i veya biçimi. * Parlaklı ğ ı nı ve açı klı ğ ı nı yitirmek. kal ı ntı . bulan ı klaş mak * Bulanı k olmak. net olmayan. bula ş ı k adam * Yolsuz. duru olmayan.

bula ş ı kçı lı k * Bulaş ı kçı nı n iş i. okul. *İ stenilmeyen bir madde bir ş eye sürülmek. üzerine sürülen bir ş ey yüzünden kirlenmek. bula ş ı k suyu gibi * (sulu yiyecek ve içecekler için) kötü hazı rlanm ı ş . . kavga etme alı ş kanlı ğ ı olan. tadı tuzu olmayan. bula ş ı k tozu * Bulaş ı kları yı karken kullanı lan. bula ş ı k eldiveni * Bulaş ı k yı karken kullanı lan plâstikten yapı lmı şgeçirimsiz eldiven. bula ş ı klı k * Bulaş ı k olma durumu. bula ş ı lma * Bulaş ı lmak iş i veya durumu. bula ş kanlı k * Bulaş kan olma durumu. bula ş ı k deterjanı * Bulaş ı k tozu. bula ş ı k gemi * Tayfaları nda veya içindeki yolcular arası nda bulaş ı cı hastalı k bulunan gemi. bula ş ı khane * Kı ş la. otel gibi yerlerde bulaş ı k yı kamaya ayrı lan özel bölüm. bula ş ı k suyu * Bulaş ı k yı karken kullanı lan su. bula ş ı kçı *İ ş i kirli kapları yı kamak olan kimse. sirayet etmek. bula ş ı k makinesi tuzu * Bulaş ı k makinelerinde suyun içinde veya yı kananları n üzerinde kireç kalı ntı lar ı nı yok eden kimyasal bileş im. kirli iş . bula ş ı k iş * Yolsuz. yapı ş kan.* Mayı n tehlikesi olan deniz. uygunsuz. bula ş kan * Bulaş tı ğ ı yerden kolay temizlenemeyen. bula ş ı k makinesi * Bulaş ı k yı kamaya yarayan alet. temizleme ve arı tma özelli ğ i bulunan toz. bula ş ı lmak * Bulaş mak i ş ine konu olmak. * (hastalı k) Geçmek. bula ş ma * Bulaş mak i ş i. bula ş mak * Bir nesne. * Sataş ma.

Bulgaristanla ilgili olan. . bula ş tı rma * Bulaş tı rmak iş i veya durumu. alt çenesi üsttekinden uzun. buldurtmak * Bulması nı veya buldurmas ı nı sa ğ lamak. buldumcuk olmak * bir ş eye sonradan ulaş ı nca ş ı marmak. *İ stemeden veya rastlantı sonucu bir iş e karı ş mak. buldumcuk * Sonradan görme. * Bulgaristan'a özgü olan.* Çatmak. sataş mak. tekerlekli veya tı rtı ll ı bir yol makinesi. bulgari * Dört telli bağ lama. bulatmak buldok * Köpekgillerden. bula ş tı rı lmak * Bulaş tı rmak iş ine konu olmak. bula ş tı rı lma * Bulaş tı rı lmak i ş i veya durumu. buldukça bunar (veya bulmuş da bunuyor) * bulduğ uyla yetinmiyor da daha çoğ unu istiyor. bula ş tı rmak * Bulaş mas ı na yol açmak. tedirgin etmek. buldozer * Önündeki geniş bı çakla topra ğ ı sı yı rı p engebeleri kald ı ran. iri ve güçlü bir köpek türü (Canis familiaris molosus hibernicus). buldurmak * Bulmak iş ini yaptı rmak. buldurtma * Buldurtmak iş i. Bulgarca * Bulgar dili. burnu bası k. bulgu * Var olduğ u hâlde bilinmeyeni bulup ortaya çı karma i ş i ve bu iş in sonunda elde edilen ş ey. * Araş tı rma verilerinin çözümlenmesinden çı kar ı lan bilimsel sonuç. * Bulaş tı rmak. netice. buldurma * Buldurmak iş i. Bulgar * Slâvları n güney kolundan olan bir halk veya bu halkı n soyundan olan kimse. Bulgaristanl ı * Bulgaristan halkı ndan olan ( kimse).

bulgulamak * Yeni olayları ve bilgileri bulmak. * Yeni olayları ve bilgileri bulma yöntemi ve öğ retisi. bullak bulma * Bkz. bulgurculuk * Bulgurcunun iş i veya mesleğ i. bulguya ait. bulgurluk * Bulgur yapmaya elveriş li. bulgusal yöntem * Öğ retilmek istenen ş eyi. tereyağ ı ve salça kullanı larak hazı rlanan bir çorba türü. ebe bulguru. * Bulmak iş i. soğ an. bulgurcu * Bulgur yapan ve satan kimse. ö ğ rencilerin kendilerinin bulmas ı nı sa ğ layan ö ğ retim yöntemi. . Bulgurlu'ya gelin mi gidecek? * gereğ i yokken ivedi ve sürekli olarak dikiş . bulgur çorbası * Domates. araz. bulgurlu pilâv * Bulgurla piş irilen pilâv. allak bullak. bulgur * Kaynatı lı p kurutulduktan ve kabuğ u çı karı ldı ktan sonra k ı rı lan buğ day. bulgur bulgur * Bulgur tanesi gibi. bulgurcuk * Güneş yüzeyinde teleskopla seçilebilen küçük. bulgusal * Bulguyla ilgili. bulgurlamak * Bulgur tanaleri gibi küçük parçalara ayı rmak. dairesel görünü ş lü parçac ı klardan her biri. hastalı ğ ı n belirlenmesine yarayan olgu veya olay. * Güneş yüzeyinde bulgurcuk denilen taneciklerin kaynaş ması olay ı . bulgurlu köfte *İ nce bulgurla yoğ rulmu ş köfte. taze biber. semptom. bulgurlama * Bulgurlamak iş i. bulgurlanma * Bulgur taneleri gibi küçük parçalara ayrı lma. nak ı ş gibi iş lerle uğ ra ş anlara ş aka yollu söylenir. * Sert ve ufak taneler durumunda yağ an kar. bulgur. bulgulama * Bulgulamak iş i.* Vücuttaki iş levsel bir bozuklu ğ un.

ula ş mak. bulundurmak * Var olması nı . bunları n iş leniş inde yeni bir yol tutma. * Konu. icat etmek. düş ünce ve hayalde baş kaları nı n etkisinden sı yr ı larak. bulunma * Bulunmak iş i. * Kaybedilen bir ş eyi yeniden ele geçirmek. suç. * Bir yer. kusur için) Yüklemek. *İ lk kez yeni bir ş ey yaratmak. * Bilinen bilgilerden yararlanarak daha önce bilinmeyen yeni bir bulguya ulaş ma veya yöntem geliş tirme. bir yargı ya varmak. icat. bir bulu ş yapan kimse. temin etmek. radyoaktif mineralleri. * Seçmek. * Hatı rlamak. bulup buluş turmak * çaba göstererek sağ lamak. uygun saymak. bulucu bulûğ * Erin olma. detektör. eş siz. *İ stenilen ş eye kavuş mak. * Bir ş eyi bulan. . bulunmaz Hint kuma ş ı * çok az bulunduğ u ve çok de ğ erli olduğ u sanı lan ş ey. bulûğ ça ğ ı * Ergenlik çağ ı . * Bulunmaz. icat. * Sağ lamak. buluntu * Kazı veya araş tı rmalarla ortaya çı karı lmı ş olan. kâş if. * (bir yerde) Olmak. bulunmak * Bulmak iş ine konu olmak. * (kabahat. yaratmak. *İ lk defa yeni bir ş ey yaratma. nail olmak. * Eksik etmemek. keş fetmek. * Cezaya uğ ramak. bir ş eyi elde etmek. duygu. * Herhangi bir görüş e. * Eriş mek. güç bulunan. benzersiz. bir ş eyle. bulûğ a ermek * erinleş mek. aratarak buldurmayı amaç edinen oyun. buluş * Bulmak iş i veya biçimi. * Herhangi bir durumda olmak. bazen de rast gelinerek bulunan eski çağ lardan kalma eş ya. * Varlı ğ ı bilinmeyen bir ş eyi ortaya ç ı karmak. baliğ olma. * Sokakta bulunup alı nan çocuk. bir kimse ile karş ı laş mak. hazı r bulunması nı sağ lamak.bulmaca bulmak * Çeş itli biçimlerde düzenlenen ve düş ündürerek. may ı nları . bulundurma * Bulundurmak iş i. * Gazları . erinlik. * Arayarak veya aramadan. bir noktaya eriş mek. manyetik dalgaları bulmaya yarayan araç.

endiş e. bir araya getirmek. bulvar . buluş ulma * Buluş ulmak i ş i. * Bulutu bulunmayan. bulutlanmak * Bulutlarla kaplanmak. bulutlanma * Bulutlanmak iş i. yükseklikleri ve yol açtı klar ı hava olayları yla birbirinden ayr ı lan yı ğ ı nlar. buluş ma yeri * Buluş ulacak yer. bulutsu bulutsuz buluttan nem kapmak * en küçük bir ş eyden alı nmak. * Uzayda ekseni çevresinde yavaş ça dönen. bulutlu * Bulutlarla kaplanmı ş . bulut gibi * çok sarhoş . berrak. * Herhangi bir ş eyden oluş an yoğ un y ı ğ ı n. nebülöz.buluş hakkı * Bir buluş un veya o buluş u uygulama alanı nda kullanma hakkı nı n bir kimseye ait olduğ unu gösteren belgeye karş ı lı k kazanı lan hak. buluş turmak * Bir araya gelmelerini sağ lamak. bulut * Atmosferdeki su damlacı kları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğ unluk kazanması yla olu ş an. * (bellek için) Karı ş ı k. hüzünlenmek. buluş ma * Buluş mak i ş i. * Üzerinde bulut varmı ş gibi bulanı k görünen. bulutlanmı ş . buluş turma * Buluş turmak i ş i. net olmayan. çok alı ngan olmak. açı k. k ı zgı n gaz ve tozlardan oluş muş gök varl ı ğ ı . * Önceden belirlenmiş bir yer ve zamanda bir araya gelmek. * Kavuş mak. bulutçuk * Küçük bulut. * Keder. buluş mak * Bir araya gelmek. biçimleri. * Kederlenmek. karş ı la ş mak. buluş ulmak * Buluş mak i ş i yapı lmak.

* Bunağ a benzer. * Bunağ a yak ı ş ı r (bir biçimde). buna * Bu zamirinin yönelme eki almı ş durumu. bumlamak * Lâstik tı rnakları nı n janta iyi oturmaması ndan dolayı jantı n iç lâstik üzerine basması sonucu lâstik patlamak. bumburuş uk * Çok. bumlama * Bumlamak iş i. satı ş değ erlerinin dü ş mesi. bunak gibi. * Çoğ unlu ğ a iliş kin satı n alma gücünün durması . ateh getirmiş olan (kimse). * Soğ uğ un girmesini önlemek için kapı ve pencere aralı klar ı na takı lan. * Bu bağ ı rsağ a ciğ er. kriz. bumbar * Büyükbaş ve küçükbaş hayvanları n kalı n bağ ı rsağ ı . geniş cadde. bun * Sı kı nt ı . içi pamuk dolu. bunal ı m geçirmek * herhangi sebeple oluş an bunalı mı yaş amak. * Tehlikeli sonuç doğ urabilecek gerginlik. yeniden seçip alarak. kriz. uzun bez kı lı f.*Ş ehir içinde ağ açlı . * Bir hastalı kta iyileş me veya ölümle sonuçlanan. bumbuz * Çok soğ uk. * Ruhî yönden sonucu tehlikeli olabilecek durum. bunal ı mlı * Gerginlik. bunak bunakça * Bunamı ş olan (kimse). buhran. kı yma. buhran. bunluk. bunaklı k bunal ı m * Doğ al bir süreçte birdenbire oluş an aykı rı lı k. gerginli ğ i olan. iyice buruş muş olan. bumerang * Kı vrı k bir sopaya benzeyen ve f ı rlat ı ldı ğ ı nda geri dönen. bunal ı ma düş mek * ruhî bakı mdan gerginlik veya s ı kı ntı içine girmek. kriz. pirinç veya bulgur doldurularak yapı lan yemek. bunal ı ş * Bunalmak iş i veya biçimi. birdenbire olan fizyolojik değ iş iklik. * Bunak olma durumu. iyilerini seçmeye ba ş lamı ş ken önce beğ enmeyip bı raktı kları nı da sonradan. a ğ açtan yap ı lma bir av aracı . buna değ di (idi) buna değ medi (idi) diyerek * birçok ş ey arası ndan. matuh. çalı ş ma gücünün azalmas ı gibi sebeplerle ortaya ç ı kan iktisadî durum. . sı kı ntı veren. biraz bunak.

bu denli. damar tı kanması gibi iç sebeplerden ileri gelen. veranda ile çevrili ev. * Epey. damar tı kanması gibi iç sebeplerle zihnî bağ ı ntı kopmak. zihnî bağ ı ntı nı n kopması . iç sı kı ntı sı . çok tedirgin olmak. bunda * Bu zamirinin kalma durumu. * Genellikle tahtadan yapı lmı ş . durumun gizli bir yönü var. sı kı ntı veren. sı kı cı .bunalma * Bunalmak iş i. bunalt ı * Sı kı nt ı . bunca ğ ı z * Bunun gibi. bundan * Bu zamirinin çı kma eki alm ı ş durumu. bunalt ı cı * Boğ ucu. bunama * Frengi. . bunalt ı lmak * Bunalması na yol açı lmak. alkolizm gibi dı ş sebeplerden veya yaş lı lı k. * Bu kadar. bunda bir iş var * olayı n bir iç yüzü. bunaltma * Bunaltmak iş i. bundan iyisi can sa ğ lı ğ ı * bu en iyisidir. bunalmak * Soluk alması güçleş mek. bunamak * Frengi. * Çok sı kı lmak. genellikle tahtadan yapı lmı ş . bunalt ı lma * Bunaltı lmak i ş i veya durumu. bungalov * Hindistan'da tek katlı . ateh. daha iyisi olamaz. alkolizm gibi dı ş sebeplerden veya yaş lı lı k. bunaltmak * Bunalması na yol açmak. tek katlı ev. bundan böyle * bundan sonra. çok. bunay ı ş bunca * Bunamak iş i veya biçimi. ateh getirmek.

. * Bunun böyle olduğ una bakmayarak. burası * Bu yer. bunlu bunluk bunmak bunu * Bu zamirinin belirtme eki almı ş durumu. sı kı ntı . bura. * Beğ enmemek. koku gibi havada yayı lan ş eyler için) Pek çok. azı msamak. bungunlaş tı rmak * Bungun hâle getirmek. * Sı kı nt ı lı . * Bu yerde. buradan * Buradan. bunlar * Bu zamirinin çoğ ul eki almı ş durumu. * Çok yakı n ve belirli bir yeri gösterir. bural ı * Bu memleketli. buram buram * (duman. bura ğ an buralar * bu yerler. bunun * Bu zamirinin tamlayan durumu.bungun * Sı kı nt ı lı . * Bunalı m. bununla birlikte * Buna ek olarak. bura * (bu ve ara kelimelerinden) Bu yer. küçümsemek. burdan biçimlerinin kullan ı ldı ğ ı da görülür. bunun burası * dikkati çekmek için "burası " anlamı nda kullanı lı r. bu yerin halkı ndan. burac ı kta burada buraday ı m diye ba ğ ı rmak * göze çarpacak bir yerde bulunmak. * Kalma ve çı kma durumlar ı nda orta hecenin düş tüğ ü ve burda. * Güçlü esen rüzgâr.

burdurma * Burdurmak iş i. burgulamak * Burgu ile delmek. \343 Zodyak. ucu sivri ve helis biçiminde demir alet. burgaç burgata burgu * Anafor. Balı k) e ş it aral ı klarla da ğ ı tı ld ı ğ ı ku ş ak. * Telli sazlarda. burç * Kale duvarlar ı ndan daha yüksek. delik açmak. keskin. taneleri hayvan yemi olarak kullanı lan y ı llı k bir yem bitkisi (Vicia ervilia). yuvarlak. burdurmak * Burmak iş ini yaptı rmak. * Zodyak üzerinde yer alan on iki takı m yı ldı za verilen ortak ad. * Tel ve bitkisel halatları n pus (2. burgu makarna * Burgu biçiminde dökülmüş ve f ı rı nlanmı ş makarna. İ kizler. . dört köş e veya çok kö ş eli kale çı kı ntı sı . Terazi. O ğ lak. burgacı k * Bkz. burç burçak burçlar ku ş ağ ı * Gök küresinde tutulma çemberinin geçtiğ i ve üzerinde on iki burçun (Koç. burgulanma * Burgulanmak iş i. burcumak * Güzel koku yaymak. burcu burcu * (koku için) Güzel güzel. tirbuş on. Aslan. burgulanmak * Burgulamak iş ine konu olmak. kargacı k burgac ı k. burgulama * Burgulamak iş i. * Bu bitkinin mercimeğ e benzeyen tanesi. girdap. yivli. telleri germeye yarayan mandal. burgu ile delinmek.54 cm) olarak çevresini belirten birim. * Yerin orta ve derin katmanları na inebilmeyi sağ layan delici alet. * Tı pa çekmeye yarayan. Ba ş ak. * Tahtada belirli delik açmaya yarayan delgiye takı lı sarma. Boğ a. pek güzel. Yay. burgulu * Burgusu olan. Kova.burcu * Güzel koku. ı tı r. Yengeç. * Ökse otu. Akrep. çelik alet. * Baklagillerden.

burkucu burmak . * Burkma iş ini yapan. i ğ diş etme. * Acı vermek. burjuvaya yakı ş an biçimde. burkmak * Burarak çevirmek. burjuva edebiyatı * Orta s ı nı f halk kesimine hitap eden edebiyat. burma * Burmak iş i. * Bir ş eyi iki ucundan tutup ekseni çevresinde çevirerek bükmek. * Yaş iken burularak kurutulan ot. * Burgulanmamı ş olan. özel imtiyazlardan yararlanan ş ehirli. burjuvazi burkma * Burkmak iş i. * Üzücü. üzmek. kent soylu. * Burulmuş . * Orta sı nı ftan olan kimse. * Sarı ğ ı burma tatlı sı nı n bir adı . * Burjuva sı nı fı . * Üzüntü duymak. burularak yapı lmı ş . burgusuz * Burgusu olmayan. * Vücuttaki organlardan biri birdenbire kendi eklemi üzerinde dönmek. * Burularak yapı lmı ş bilezik. burjuvaca * Burjuva gibi. * Belgit. * Hadı m etme. komikliğ e dayanan bir tür. burlesk * Sanat alanı nda ve özellikle edebiyatta rastlanan. * Eğ rilmek için bükülmüş yün. * Musluk. burjuval ı k * Burjuva olma durumu. * Kuru incir. burjuva *Ş ehirlerde yaş ayan. burkulma * Burkulmak iş i. burkulmak * Burkmak iş ine konu olmak. burhan * Kanı t.* Burgulanmı ş olan. kı vrı lmı ş . kent soyluluk. * Burkulmak.

kaçamak bulamayacağ ı duruma getirmek. burnundan solumak * çok öfkelenmiş olmak. gururundan vazgeçmek. * Ağ za kekre tat vermek. burnundan yakalamak * birini yönetimi altı na almak. iğ diş etmek. burnu havada * kendini çok beğ enmiş (olmak). burnu sürtülmek (veya burnu sürtmek) * sı kı ntı çektikten sonra daha önce be ğ enmediğ i bir durumu kabul etmek. burnundan (fitil fitil) gelmek * elde ettiğ i güzel ş ey. burnu yere dü ş se almaz * kendini beğ enmi ş . sı kı ntı vermek. * Üzmek. çok huysuz olmak. * umduğ unu bulamamak. burnu büyük * kibirli. burnundan ayr ı lmamak * yanı ndan gitmemek. burnu havada (veya kaf da ğ ı nda) (olmak) * çok kibirli (olmak). . uzaklaş mamak. burnunu çekmek * sümüğ ünü çekmek. büyüklenmek. burnundan düş en bin parça olmak * çok ası k suratlı olmak. bağ ı rsak) Sancı mak. burnundan k ı l aldı rmamak * kendisine hiç söz söyletmemek. burnunu k ı rmak * birini güç durumda bı rakarak büyüklenmesini veya direni ş ini yok etmek. burnu k ı rı lmak * büyüklenemez duruma gelmek.* Hadı m etmek. burnu bile kanamamak * tehlikeli bir durumdan yara bere almadan kurtulmak. burnuna girmek * birine çok sokulmak. * (mide. burnu büyümek * kibirlenmek. amac ı na ulaş amamak. kibirli. burnunda (veya gözünde) tütmek * çok özlemek. sonradan gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak. burnaz *İ ri ve uzun burunlu.

burnunun yeli harman savurmak * büyüklenmek. çok üzülmek. * Burs almayan. burnunun ucundan ötesini (veya ilerisini) görmemek * kı t dü ş ünceli olmak. burnunun dibine sokulmak * çok yaklaş mak. * çok öfkelenmek. çalı lı k yer. * Tadı kekre olan. burnunun dibi * çok yakı nı . bursu olan. burnunun dire ğ i sı zlamak * (maddî veya manevî) çok acı duymak. iyice yaklaş mak. * Burs alan. burnunun dire ğ i kı rı lmak * çok pis bir koku duyarak tedirgin olmak. burukla ş ma . * Taş lı k. ödenen aylı k para. bursu olmayan. * Alı narak küskünlük gösteren. kibirlenmek. buruntu. buruk * Burulmuş olan. gücenmiş (kimse). burnunun dikine (veya do ğ rusuna) gitmek * öğ üt dinlemeyerek kendi bildiğ i gibi davranmak. burnunu sokmak * gerekmediğ i hâlde her iş e karı ş mak. burukça * Tadı biraz buruk olan. * Uygun olmayan ş artlar sonucu dönerek büyüyen ağ acı n kerestesi. * Bu amaçla vakfedilmiş paran ı n veya mal ı n geliri. burs * Bir öğ rencinin öğ renimini yapması veya bir kimsenin bilgi ve görgüsünü art ı rması için belli bir süre devlet veya özel kuruluş larca. burnunun ucunu görmemek * çok sarhoş olmak. buruk buruk * Buruk bir biçimde.burnunu s ı ksan canı çı kacak * çok zayı f ve güçsüz kimseler için kullanı lı r. burslu burssuz burtlak buru * Sancı .

gücenmiş lik. * Burulmak iş i. önem vermemek. burun boş luklar ı * Burun deliklerinden yukarı doğ ru açı lan. burun * Alı nla üst dudak arası nda bulunan. * Kibir. kekrelik.* Buruklaş mak i ş i veya durumu. iki delikli koklama ve solunum organ ı . enfiye. buruksu burulma burulma dayan ı mı * Elyafı nı bükerek kı rmaya çalı ş an kuvvete karş ı ağ acı n gösterdiğ i direnç. burun ş iş irmek * kibirlenmek. * Küskünlük. burukluk * Buruk olma durumu. gücenmek. . özellikle yüksek ve dağ lı k kı yı larda. burun kanad ı * Burun deliğ inin yan tarafı ndaki kabarı k bölüm. burum burum * Burulmak fiili ile birlikte "çok fazla burulmak" anlamı nda kullanı lı r. çı kı nt ı lı . * karş ı sı nda hissetmek. * Karanı n. * Bazı ş eylerin ön ve sivri bölümü. burun buruna gelmek * beklenmedik bir anda karş ı la ş mak. * Sancı mak. mukozayla kaplı boş luklar. küçümsemek. türlü biçimlerde denize uzanmı ş bölümü. büyüklenme. burun deli ğ i * Burnun iki boş luğ undan her biri. buruk gibi. burun otu * Burna çekilen tütün. burulmak * Ekseni çevresinde döndürülmek. burun bükmek * beğ enmemek. * Alı narak küskünlük göstermek. birbirlerine çok yaklaş mak. burun perdesi * Burun boş luğ unu ikiye ayı ran bölme. burun k ı vı rmak * önem vermemek. * Buruğ a benzer. burukla ş mak * Buruk durum almak. ağ rı mak. beğ enmemek. burun buruna * Birbirine çok yakı n ve yüz yüze.

buru ş turma * Buruş turmak i ş i. pek düzgün olmayan. sancı . burunlamak * Dı ş lamak. * Ciltte oluş muş kı rı ş ı k. buru ş ma * Buruş mak i ş i. * (ağ ı zda) Kekrelik duymak. * Kendini beğ enmiş . Burundili * Burindi halkı ndan olan (kimse). hoş lanmamak.burun yapmak * üstünlük taslamak. * Burunsak. buru ş mak * Düzgünlüğ ü bozulmak. buru ş uksuz * Buruş uğ u olmayan. burunluk burunsal ı k * Burunsak. * Çı kı ntı sı olan. buru ş ukluk * Buruş uk olma durumu. onurlu. buru ş turmak * Buruş uk duruma getirmek. burunlu * Herhangi bir biçimde burnu olan. düzgünlüğ ü kalmamı ş buruş mu ş olan. * Hayvanları n burunlar ı na geçirilen ip. üzerinde kı rı ş ı k ve katlamalar olmak. a ş ağ ı lamak. buru ş uk * Gerginliğ i. busbulanı k . buruntu * Buru. burunsak * Hayvan yavrusunun anası ndan süt emmesini önlemek için burnuna geçirilen baş lı k. kibirli. buru ş buruş * Çok buruş mu ş . yavaş a. * Tiksinmek. burunduruk * Hayvanları nallarken ı sı rmaması için dudakları nı kı stı rmaya yarayan k ı skaç. bağ ı rsak bozuklu ğ u. buru ş ukça * Biraz buruş uk olan.

* Yanlı ş lı k. * Soğ uktan donarak ölmek. etli bölümü. buyma buymak * Buymak iş i. buselikaş iran * Klâsik Türk müziğ inde birle ş ik bir makam. buse * Öpücük. butik butikçi butikçilik * Butik iş letme iş i. butlan * Batı l olma durumu. busines klas *İ ş lik orun. * Butik iş leten kimse. butafor * Oyun için gerekli sahne eş yası . * Yatakta ı sı nmak için kullanı lan s ı cak su torbas ı . buyot buyru ğ u altı na girmek * bir kimse baş ka bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak. but * Vücudun kalça ile diz arası ndaki bölümü. buselik * Klâsik Türk müzi ğ inde on üç basit makamdan biri. * Çok üş ümek. * Giyim ve süs eş yası satı lan dükkân. hükümsüzlük. * Geçersizlik. * Çalı ş tı rmaya yarayan dü ğ me. * Uzunluk. buyruk . * Hayvanları n. buut * Boyut. öpüş . haksı zl ı k. bacaklar ı nı n gövdeye biti ş ik olan dolgun. çok üş ütmek. butaforcu * Oyun için gerekli sahne eş yası nı yapan uzman. buton buydurmak * Dondurmak. öpme.* Çok bulanı k.

* Çok soğ uk bir etki uyandı ran ş ey veya kimseleri anlatmak için kullan ı lı r. buyurgan * Sı k sı k buyruk veren. buz bağ lamak . ş aka yollu üzüntü anlat ı r. demek. buyurucu * Buyruk. buyruk verir gibi konuş an. * Gelmek. emir.* Belirli bir davranı ş ta bulunmaya zorlay ı cı söz. buyur buyur etmek * "buyurun" diyerek konuğ u saygı ile içeri almak veya sofraya çağ ı rmak. buyruk kulu * Emir kulu. emrediniz. buyur? * anlamadı m. * Söylemek. emretmek. gitmek. buyrukçu * Buyuran. beylerbeyi gibi yüksek devlet görevlilerince yazı lan buyruk. * Egemenlik. buyrulmak * Buyurmak iş i yapı lmak. emir veren. buyrultu * Sadrazam. buyurganl ı k * Buyurgan olma durumu. *İ rade. girmek. vezir. buz alanı * Buzla. * 'Etmek. * Buyurun anlamı nda bir hitap sözü. buz * Donarak katı duruma gelmi ş su. ferman. geçmek. buyurmak * Bir ş eyin yap ı lmas ı nı veya yapı lmamas ı nı kesin olarak söylemek. buyurma * Buyurmak iş i. * söyleyiniz. düş üncesini bildirmek. * Almak. eylemek' anlamı nda yardı mcı fiil olarak kullanı lı r. buyuru * Buyruk. emreden (kimse). emir. sözünüzü tekrarlar mı sı nı z?. buyrulma * Buyrulmak iş i. buyurun cenaze namaz ı na! * hiç beklenmedik kötü bir durum karş ı sı nda.

buz kalı bı * Suyun belli biçimlerde donması nı sa ğ layan özel kap. önü aç ı k. buz gibi * çok soğ uk. buza ğ ı * Sütten kesilmemiş sı ğ ı r yavrusu. buz kesmek * çok üş ümek. çember biçimli çukurluk. buz tutmak * (sı vı için) üstünde buz oluş mak. * bir kimseye etki yapmayan sözler söylemek. buza ğ ı sı z * Buzağ ı sı olmayan. buza ğ ı lamak * (sı ğ ı r için) Yavrulamak. buz kesilmek * buz gibi soğ umak. arzu edilmeyen. aysberg. buza ğ ı lama * Buzağ ı lamak iş i. buz duvarı * Samimî olmamaktan ortaya çı kan. buza ğ ı lı * Buzağ ı sı olan. * çok üş ümek. buzla kaplanmak. buza ğ ı la ş mak * Buzağ ı durumuna gelmek. buz yala ğ ı * Yüksek dağ larda kalı cı kar ve buzulun birlikte oluş turduğ u. buz durumuna gelmek. * (et için) temiz ve yağ lı . arada soğ ukluk yaratan durum. arkası ve yanları dik. buz üstüne yaz ı yazmak * süresi. buza ğ ı la ş ma * Buzağ ı la ş mak iş i. *ş aş ı lacak. üzülecek bir durum karş ı sı nda donakalmak. buz torbası * Tedavi amacı yla kullanı lan ve içinde buz parçaları bulunan plâstik bir torba. etkisi çok az olacak bir iş yapmak. * (kötü nitelikler için) kesin bir gerçeğ i belirtir. donmak. .* (sı vı lar için) yüzeyi donmak. buzcu * Buz satan kimse. buz dağ ı * Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akı nt ı larla yer değ iş tiren büyük buz parças ı .

buzhane * Buz yapı lan yer. dargı nlı k. buzlanma * Buzlanmak iş i. içine buz katı larak soğ utulmu ş . buzla * Deniz suyunun donması yla kutup bölgelerinde oluş an buz alanı . buz tutmak. buzuki buzul * Kutup bölgelerinde veya dağ baş ları nda aş ağ ı ya doğ ru ağ ı r ağ ı r yer de ğ iş tiren büyük kar ve buz kütlesi. gerginlik ortadan kalkmak. buzla ş ma * Buzlaş mak iş i. buzlu ğ an buzluk * Üzerinde buz eksik olmayan yüksek dağ tepesi. saydam olmayan. bozuk düzen çalı nan bir Yunan çalgı sı . buzdolabı * Yiyecek ve içecek gibi ş eyleri soğ uk olarak saklamaya yarayan. buzla soğ utulan kap veya dolap. glâsyolojist. bankiz. .buzculuk buzçözer * Buzcunun iş i veya mesle ğ i. * Buğ ulanmı ş gibi olan. donmayı önleyen alet. * aradaki soğ ukluk. buzul bilimci * Buzul bilimi uzmanı . * Bağ lamaya benzer. buz ba ğ lamı ş olan. buzlar çözülmek * buzlar erimeye ve kı rı lmaya baş lamak. * Televizyon ekranı . göl veya ı rmaklarda ulaş ı mı öteki gemilere kolaylaş tı rmakta kullanı lan. * Yiyecek ve içecekleri soğ utarak saklamak için kullanı lan. defroster. * Soğ uk hava deposu. motorla çalı ş an dolap. aysfild. buzlu cam * Saydamlı ğ ı giderilmiş cam. * Buzdolabı nı n içinde buz yapan bölme. buzları kı rarak yol açmak için yapı lmı ş gemi. buzkı ran * Donmuş deniz. * Buz içinde tutularak. buzlu * Buz tutmuş . buzlanmak * Buzla kaplanmak. * Buzu çözen. cumudiye. buzla ş mak * Buz durumuna gelmek.

altı na rastlayan bölümü erimekten koruyan ve böylece buzdan bir ayak üzerinde kalan kütle.buzul bilimi * Fizikî coğ rafyanı n buzulları ve yeryüzündeki iş levlerini konu alan bölümü. moren. büfeci * Büfe iş leten kimse. buzul kar * Bir buzulun oluş ması nda temel olan katı laş mı ş kar kümesi. glâsyoloji. buzul dönemi * Buzulları n yayı ld ı ğ ı dördüncü zaman. * Buzulu olmayan. buzul taş * Buzulları n ta ş ı yı p biriktirdikleri. * Bkz. bücürleş me * Bücürleş mek iş i. yiyecek türü ş eylerin sat ı lı p tüketildiğ i yer. * Bücür olma durumu. * Geçmiş çağ larda ve ş imdi geniş veya dar bir bölgenin buzullarla örtülmesi olayı . Edi ile Büdü. * Toplantı larda yiyecek ve içeceklerin konuldu ğ u masa. * Ufak tefek ve kı sa boylu. buzullu buzulsuz bücür * Buzulu olan. yeryüzünün bugünkünden daha büyük bölgelerinin buzullarla örtülü bulunduğ u dönemi. . *İ çki. buzul masası * Çevresindeki buzlar erirken. buzul kaynağ ı * Buzulun eriyerek topra ğ ı n altı na inen suyunu dı ş arı ya veren kaynak. buzulla ş mak * Buzul durumuna gelmek. bücürlük Büdü büfe *İ çine sofra tak ı mları nı n kondu ğ u dolap. üzerleri çok kez parı ltı lı veya çizikli ta ş lar. buzulla ş ma * Buzul durumuna gelme. buzul çağ ı * Dördüncü zamanı n. bücürleş mek * Bücür duruma gelmek. pleistosen. bodur (kimse). buzul seli * Buzulun erimesiyle oluş an sel.

soprano büğ lü. büken büklük büklüm * Bükülmüş . bakı rdan. bük. * Eğ mek. * Akarsu kı yı ları ndaki verimli tarlalar. * Kara çalma. * Oynak kemikleri arası ndaki açı ları daraltan kasları n genel adı . * Su birikintisi. gölcük. bükme * Bükmek iş i. perdeli veya pistonlu müzik araçları nı n ad ı . kı vrı m kı vrı m. * Dönemeç. kı vı rmak. * Büğ emek iş i. kı vrı lmı ş ş eylerin oluş turduğ u kat. * Dönemeç. eğ ri büğ rü. alto büğ lü. * Büve. viraj. * Bükülmüş kaytan veya iplik. * Birkaç tel ipliğ i burarak sarmak. büğ elek büğ eme büğ emek büğ et * Büve. büğ rü bühtan * Bkz. * Akarsu kı yı ları ndaki verimli tarlalar. * Böğ ürtlen. açan kar ş ı tı . iftira. büğ lü * Küçük büğ lü. bariton büğ lü olarak dört türü bulunan. * Oğ uz Türklerinin 24 boyundan biri. bükmek . * Suyu önüne bent yaparak toplamak. iftira etmek. * Sertçe çevirmek. * Vücudun bir bölümünü yanı ndaki bölüm üzerine k ı vı rma. büklüm büklüm * Çok büklümlü.büfecilik Bügdüz büğ e * Büfe iş letme iş i. bühtan etmek * kara çalmak. bük * Ovada veya dere kı yı sı nda çalı ve diken topluluğ u.

* (iplik. kı vı rtmak. bükünme . içinde veya sonunda türlü değ iş ikliklerin olması . kı vrı m. bükülgenlik * Bükülgen olma durumu. bükülmek * Bükmek iş ine konu olmak. bükülme * Bükülmek iş i.* Katlamak. bükücü * Ağ aç veya kontraplâkları kalı pla veya elle bükerek ş ekil veren kimse. bükünlü dil * Gramer görevleri ve yapı bakı mı ndan kelime köklerini değ iş tiren dil: Arapça fail. katlanmak. büküm * Bükmek iş i. insiraf. * Bükünlü. büktürme * Büktürmek iş i. bükük bükülgen * Kolay eğ ilip bükülen. büktürmek * Bükmek iş ini yapt ı rmak. * Döndürmek. insirafî. * Bükülmüş . bükümü olmayan. eğ ilmi ş olan. * Bükülmüş olan. bükünlü * Türetmede ve çekimde kelime kökleri değ iş ikliğ e uğ rayan (dil). * Yönelmek. kelime köklerinin ba ş ı nda. kat. ş iir gibi. bükülü * Bükülmüş olan. * Bir ş eyin bükülmüş yeri. bükümlü bükümsüz * Bükülmemiş olan. * (iplik için) Eğ rilmek. için) Bir defada eğ rilmiş ip miktarı . bükülüş * Bükülmek iş i veya biçimi. bükün * Gramer görevleri ve yapı bakı mı ndan. bükümü olan. * Eğ ilmek. ş air. bükücülük * Bükücünün iş i veya mesleğ i. yün vb. fiil.

bülbül gibi ş akı mak * güzel sesle. bülbül gibi söylemek * hiçbir ş ey saklamadan bildiklerini söylemek. yine de yurdunu özler. bülbül gibi konu ş mak (veya okumak) * kolaylı kla konu ş mak. . okumak. itiraf etmek. bükü ş bülbül * Karatavukgillerden. bülbülyuvası * Daire biçiminde. bülbülleş me * Bülbülleş mek i ş i. bülbülün çektiğ i dili belâsı * ilerisi düş ünülmeden söylenen söz insanı n baş ı na dert açabilir. viraj. bülbül gibi bilmek * çok iyi öğ renmiş olmak. bükünmek * Kı vrı lmak. sesinin güzelli ğ i ile tanı nmı ş olan ötücü kuş (Luscinia megarhynchos). * Ağ rı dan. bülbülü altı n kafese koymuş lar.* Bükünmek iş i. * Sesi çok güzel olan kimse. neş eyle konuş mak. yurdu dı ş ı nda ne kadar zengin olursa olsun. bülbül kesilmek * bir etki veya baskı altı nda çokça konuş mak. bülbül gibi konuş turmak (veya söyletmek) * itiraf ettirmek. sancı dan k ı vranmak. * Dergi. büküntü * Bükme sonucu oluş an biçim veya iz. * Bağ ı rsakta olan a ğ rı . ortası çukur ve bu çukur yere piş tikten sonra dövülmüş Antep fı stı ğ ı konulan bir tür hamur tatlı sı . * Dönemeç. bükülmek. * Bükmek iş i veya biçimi. bülten * Özel veya resmî kurum ve kuruluş lar veya yetkili kiş ilerce herhangi bir durumla ilgili olarak süreli veya süresiz yayı mlanan duyuru. bülbülkona ğ ı * Bir tür hamur tatlı sı . "ah vatanı m" demi ş * kiş i. bülbül çana ğ ı * Çok ufak (kâse). bülbülleş mek * Bülbül gibi ötmek veya ş akı mak.

katlanmı ş olan ş ey. * Danı ş ma ve yazı iş lerinin yürütüldü ğ ü iş yeri. bürokrasi * Kı rtasiyecilik. bürümcük * Ham ipekten dokunmuş giysi kumaş ı . *İ nce perde. dürülmüş . bünyece bürgü bürgülü büro * Çalı ş ma odası . * Bölüm. * Yapı . bürümcek * Koza gibi yumaklanmı ş ş ey. bürokrat * Devlet dairesinde çalı ş an görevli. bürokratik * Kı rtasiyecilikle ilgili. * Ham ipekten dokunan bir tür iç çamaş ı rı kumaş ı . * Kamu yönetimi. * Bünye olarak. istilâ etmek. * Bürülmüş . * Kı rtasiyeci. * Kamu yönetimi ile ilgili. bürülü bürüm * Bürünmüş . * Atkı . * Yazı masası . bünye bakı mı ndan. bürümek * Sarmak. bürünme . güçlü etkilemek. bürüme * Bürümek iş i. bürudet bürük * Duvak. * Baş örtüsü. ş ube. * Çarş af.bünye * Vücut yapı sı . * Çok. basmak. * Bürgüsü olan. kaplamak. örtmek. kuruluş . yaz ı hane. * Soğ ukluk.

yakı t olarak yararlanı lan HC formülündeki hidrokarbür gaz ı . * Çok sayı daki varlı k ve nesnelerin hepsi. bütçelemek * Bütçe yapmak veya hazı rlamak. biryan. * Ufaklı k. bütçe yı lı * Bir bütçenin uygulanmaya ba ş lad ı ğ ı günden ertesi y ı l aynı güne kadar geçen süre. pirinç. bütün bütün * Büsbütün. bütün bütüne * Bütün olarak. bütüncü ekonomi . bazen de omuzları içine alan sanat ürünü. örtünmek. büryancı * Bkz. bir aile veya bir kimsenin gelecekteki belirli bir süre için tasarladı ğ ı gelir ve giderlerini tür ve ayrı ntı ları yla gösteren çizelge. domates. tamamı yla. * Eksiksiz.* Bürünmek iş i. tamamı yla. tam. * Heykeltı raş lı kta ba ş ı . bütünü. * Parçalanmamı ş . büst * Vücudun. biryancı . * Sarı nmak. tamlı k. soğ an. iyice. temelli. * Bir görünü ş e girmek. bütçe * Devletin. * Devlet ve öteki kuruluş veya topluluklar ı n belirli bir dönem içindeki gelir ve giderlerinin oranlama niceliklerini önceden belirleyen. onaylayan ve bu iş lemlerin yapı lmas ı na izin veren kanun veya karar. bir kuruluş un. bütan * Metal bidonlar içinde az bir bası nç altı nda s ı vı laş an. büsbütün *İ yiden iyiye. büryan pilâv ı * Kemiksiz koyun eti. tamamen. baharat ve yağ karı ş ı mı yla fı rı nda piş irilen bir pilâv türü. bütçeleme * Bütçelemek iş i. bütçe açı ğ ı * Bütçede belirlenen giderlerin gelirlerden çok olması durumu. göğ sü. bürünmek * Bürümek iş ine konu olmak. * Birlik. bozukluk olmayan (para). büten bütün * Olefin grubundan C4H8 formülünde iki hidrokarbonun adı . büryan * Bkz. omuzlarla birlikte göğ üsten yukar ı bölümü.

bütünletmek * Bütün durumuna getirmek. mütemmim. tamamlama. * Ufak. bütünlemeli * Bütünleme sı navı na girmesi gereken (öğ renci). bozuk paraları büyük para durumuna getirmek. bütünler aç ı * Ölçülerinin toplamı nı 180° ye ç ı karan açı lardan her biri. . ikmal imtihan ı . bütün. bütüncüllük * Bütüncül olma durumu. bütünlenmek * Bütünlemek iş ine konu olmak. bütünle ş me * Bütünleş mek iş i. bütüncül * Totaliter. tamamlatmak. total. bütünlenme * Bütünlenmek iş i veya durumu. tamamlanmak. bütünleyici * Bütünleme iş ini yapan. tek parça durumuna getirme. mütemmim. bütünleme s ı navı *İ lk ve orta dereceli okullarla üniversite ve yüksek okullarda bütünlemeye kalan öğ renciler için genellikle yaz tatili veya dönem sonunda açı lan sı nav. bütünleyen * Bütün durumuna getiren. ikmal.* Ekonominin bütün alanları nı kapsayan yapı ve olu ş um. ikmale kalmak. bütünle ilgili. bütünler * Bütün durumuna getiren veya bütün durumuna getirmek için eklenen. tamamlamak. ikmal edilmek. bütünlemek * Eksiksiz duruma getirmek. * Bütün niteliğ inde olan. bütünleme * Bütünlemek iş i. * Bütünleme sı navı . bütünlemeye kalmak * bir öğ renci yarı yı l veya öğ retim yı lı sonunda bir veya birden çok dersten bir kez daha sı nava girmek üzere baş arı sı zlı ğ a uğ ramak. bütünle ş mek * Bütün duruma gelmek. bütünletme * Bütünletmek iş i. bütünlük bütünsel * Bütün olma durumu. makro ekonomi.

büyü bozmak * yapı lmı ş bir büyüyü etkisiz duruma getirmek. belli bir yaş a gelmi ş . büyük * (somut nesneler için) Boyutları . * Biraz büyük. ortalamayı aş an. tiyatro. büyü yapmak * büyü yolu ile etki altı na almaya veya ald ı rmaya çal ı ş mak. kaka. ba ğ ı . büvelek büvet büvet * (istasyon. sinema gibi yerlerde) Yiyecek ve içecek sat ı lan küçük büfe. büyüğ e yak ı n. büyük gibi. benzerlerinden daha fazla olan. füsun. Büğ et. * Bkz. * Önemli. * Yetiş kin. * Karş ı durulmaz güçlü etki. vı zı ltı ları yla tedirginlik yaratan sokucu sinek (Hypoderma * Büve. * (soyut kavramlar için) Çok. büyücek büyücü * Büyü yapan kimse. sihirbazlı k. büyü * Tabiat kanunları na ayk ı rı sonuçlar elde etmek iddiası nda olanları n baş vurdukları gizli iş lem ve davranı ş lara verilen genel ad. * Niceliğ i çok olan. * Çevresindekileri çabuk ve güçlü olarak etkileyen kimse. büyüğ ümsü * Büyüğ e yak ı ş ı r. küçük karş ı tı . sihir. büyük aile . büyük abdest * Dı ş kı . sihirbaz.bütünsellik * Bütün olma durumu. afsun. büyücülük * Büyücünün yaptı ğ ı iş . büyük (söz) söylemek * yapacağ ı bir ş ey hakk ı nda kesin konuş arak övünmek. büyüklere özgü. * Daha çok sı ğ ı rlara sald ı ran. büyü bozulmak * yapı lmı ş bir büyü etkisiz duruma getirilmek. büve bovis). * Üstün niteliğ i olan. büyük abdesti gelmek * göden bağ ı rsağ ı nı bo ş altma gerekliğ ini duymak. onları n kan ı nı emen.

büyük çember * Bir kürenin merkezinden geçen bir düzlemde ara kesiti olan çember. büyük kan dolaş ı mı * Kalbin sürekli kası lı p gevş emesiyle kan ve lenfin vücudun büyük bölümünü dolaş mas ı . büyük bal ı k küçük bal ı ğ ı yutar * güçlüler. büyük defter * Ticarî bir kuruluş un aylı k ve bilânço hesapları nı gösteren defter. büyük elçilik * Büyük elçi olma durumu. büyük boy * Normal ölçülerden daha büyük. kilokalori. . büyük han ı m * Yaş lı kadı n. güçsüzleri ezer. * Büyük elçinin makamı . büyük dalga * (radyo yayı nı için) Uzun dalga. büyük lâf etmek * Bkz. nine. büyük anne ile bunları n evli o ğ ulları ndan. büyük atardamar * Kalbin kası lması ile kar ı ncı klardaki kanı bütün vücuda ta ş ı yan ana atardamar. büyük ba ş ı n derdi büyük olur * büyük iş lerin baş ı nda bulunanları n karş ı la ş aca ğ ı güçlükler de çoktur. büyük anne * Annenin veya babanı n annesi. majüskül.50 C ye ç ı karmak için gereken ı sı miktarı .50 C den 15. özel biçimli harf. büyük elçi * Üstün aş amalı elçi. büyük ana * Büyük anne. büyük söz söylemek. dede. büyük kalori * 1 atmosfer bası nç altı nda 1 kg suyun sı cakl ı ğ ı nı 14. büyük harf * Özel adlarla cümle baş ları gibi yerlerde kullanı lan ve büyük yazı lan.* Büyük baba. büyük amiral * Bazı ülkelerde kara ordusunda mareş ale denk say ı lan donanma subaylar ı nı n en yüksek aş aması ndaki amiral. gelinlerinden ve çocuklar ı ndan oluş an aile. yüceltmek. büyük baba * Annenin veya baban ı n babası . büyük görmek (bilmek veya tutmak) * kendini veya baş kası nı olduğ undan üstün saymak.

büyük ünlü uyumu. ö. ü) sonra ince ünlülerin gelmesi kural ı . büyük ünlü uyumu * Türkçe bir kelimenin ilk hecesinde kalı n bir ünlü varsa. ince bir ünlü varsa sonraki hecelerin de ince ünlülerle sürüp gitmesi kuralı : Çocuklaş mak. majör. i. büyükçe * Biraz büyük. Büyükayı * Kuzey yarı m kürede yedi yı ld ı zdan oluş muş tak ı m yı ldı z. büyük tövbe ayı * Ay takvimin beş inci ay ı . dede. cemaziyülevvel.büyük lokma ye büyük söyleme * baş aramayacağ ı n. büyükle büyük. o. küçükle küçük olmak * her yaş ve durumdaki kiş ilere kar ş ı dostça. Dübbüekber. büyüklenme . u) sonra kalı n. arkadaş ça davranmak. * Oldukça önemli. büyükbaş * Sı ğ ı r. büyük tansiyon * Kan bası ncı nı n yüksek olması . tersi bir durumun baş a gelmemesi dileğ ini belirtir. sonuçlandı ramayacağ ı n bir konuda kesin sözler söyleme. büyük peder * Büyük baba. büyük para * Çok para. büyük sesli uyumu * Kelimede kalı n ünlülerden (a. rebiyülevvel. büyük terim * Kapsamı daha geniş olan son uç önermesinin yüklemi görevini taş ı yan terim. ince ünlülerden (e. büyük yemin etmek * bir ş eyi yapmamak konusunda en kutsal ş eyler üzerine ant içmek. manda gibi hayvanları n niteliğ ini belirtmek için kullanı lı r. * büyük bir tehlikeyi göze alarak bir iş e giriş mek. büyük önerme * Tası mı n öncüllerinden büyük olanı . ı . Yedigir. büyük ş ehir * Ana kent. denizcilik gibi. büyük mevlit ayı * Ay takviminin üçüncü ayı . büyük mağ aza * Her türlü tüketim maddesinin bol miktarda satı ş a sunulduğ u yer. büyük sözüme tövbe! * bir konuda çok kesin konuş uldu ğ unda. büyük oynamak * çok para koyarak kumar oynamak. ondan sonra gelen bütün hecelerin kalı n ünlülerle.

büyüklük * Büyük olma durumu. * Etkisi alt ı na almak. böbürlenmek. ululuk. büyüklük taslamak. kibir. büyüleyiş . büyüksemek * Büyük olduğ unu kabul etmek. büyüklerin ellerinden. teshir etmek. büyümüş e benzer. * Büyüklere yaraş ı r bağ ı ş layı cı davran ı ş . büyüklük taslamak * kendini üstün görmeye çalı ş mak. birini kendine bağ lamak. gösterme hastalı ğ ı . büyükseme * Büyüksemek iş i. büyülenmek * Büyülemek iş ine konu olmak. büyülenme * Büyülenmek iş i. büyüklü küçüklü * Büyük küçük hepsi bir arada. küçüklerin gözlerinden öpmek * sevgi ve saygı göstermek. çekici niteliğ i olan. kibirlenmek. büyüleyici özellik * Sürekli büyüleyici ve etkileyici olma. büyüklük göstermek * gönül ululuğ u göstermek. ekber evlât hakkı . büyüleyici * Etkileyen. büyükten büyü ğ e * mirası n önce büyüğ e. büyüklük satmak * gururlanı p üstünlük taslamak. megalomani. büyüleniş * Büyülenmek iş i veya biçimi. büyüklük hastalı ğ ı * Kendini olduğ undan daha büyük ve önemli görme.* Kendini büyük gösterme. büyülemek * Büyü ile etki altı na almak. büyüksü * Büyük gibi. büyüklenmek * Kendini büyük göstermek. o ölünce kalanları n en büyüğ üne geçmesi kuralı . büyüleme * Büyülemek iş i.

eskisinden büyük duruma gelmek. agrandisor. * Sayı ca artmak. büyüklerinki gibi olan. * Abartmak. * Birisi tarafı ndan yetiş tirilmiş kimse. büyültme * Büyültmek iş i. * (resim. büyütmek * Büyük duruma getirmek.* Büyülemek iş i veya biçimi. * Fotoğ raf ve resimlere boyut kazandı rma iş lemi. büyüme * Büyümek iş i. * Abartmak. büyütülmek * Büyütmek iş i yap ı lmak. bakmak. büyülü * Kendisine büyü yapı lmı ş (kimse). büyüsel büyüteç * Odak boyutu birkaç santimetre olan yaklaş tı rı cı mercek. büyütken doku * Sürgen doku. güçlenmek. harita gibi ş eyler için) Daha büyük örneğ ini yapmak. büyütme * Büyütmek iş i. * Uzakta duran cisimlere dürbün veya benzeri bir araçla bakı ldı ğ ı nda cismi gören açı nı n çı plak gözle bakı ld ı ğ ı zamanki açı ya oran ı . * Yaş ı artmak. ş iddeti artmak. pertavs ı z. büyülteç * Fotoğ raf ve resim büyültmeye. büyütürlük * Büyü ile ilgili olan. * Geniş lemek. * Artmak. büyümek * Organizmanı n bütününde veya bu bütünün bir bölümünde. büyültmek * Bir ş eyi büyük duruma getirmek. sihirli. mübalâğ a etmek. * Yetiş mek. büyültüp basmaya yarayan aygı t. büyütülme * Büyütülmek iş i. * Önem ve değ er kazanmak. agrandisman. boyutlar artmak. büyümü ş de küçülmüş * (çocuk için) konuş ması ve davranı ş lar ı yaş ı na uymayan. * Büyü gücü olan. geniş letmek. yaş lanmak. . * Yetiş tirmek. * Organizmanı n bütününde veya bu bütünün bir bölümünde boyutlar ı n artması . irileş mek. büyütmek.

büzdürme * Büzdürmek iş i. * Büzmek iş ini birine yaptı rmak. bir kenara çekilmek. büzgüleme * Büzgülemek iş ini yapmak. büzdürmek * Büzmek. küçük kı vrı m. * Kapatmak.* Aş ı rı laş tı rma. kuma ş ı n bollu ğ unu azaltan s ı k. büzgüsüz * Büzgüsü olmayan. büzülme * Büzülmek iş i. * Dikiş te kumaş ı n bir ucundan istenilen yere kadar geçirilen bir ipliğ in çekilmesi ile olu ş an. . * Kalı n bağ ı rsağ ı n sona erdiğ i yer.). büzülerek dikilmiş olan. kafadar. büzgülemek * Büzgü ş eklini vermek. büyütüş * Büyütmek iş i veya biçimi. * Buruş turarak. bir ş eyin o kimsenin çekiciliğ inden kurtulamamak. ş aş kı nlı k. büyüye kapı lmak (veya tutulmak) * yapı lan büyünün etkisinde kalmak. büzmek büzük büzükta ş * Kafa dengi arkadaş . * Korku. s ı kı ş tı rarak veya kı vrı m yaparak bir ş eyin alan ı nı ve hacmini küçültmek. büyüyü ş * Büyümek iş i veya biçimi. * Yüreklilik. cesaret. * Ağ zı büzülerek kapatı lan (kese. büz * Künk. büzgen büzgü * Kası larak vücuttaki herhangi bir deliğ i açan veya kapayan çember biçimindeki kasları n genel adı . * Toplanarak büzülmüş . büzgülü * Büzgüsü olan. torba vb. soğ uk gibi etkenlerle bir kenara sinmek. dedikodu yapı lmas ı na engel olmak. büzme * Büzmek iş i. büzülmek * Büzmek i ş i yapı lmak. anüs.

karş ı lı ksı z. C * Türk alfabesinin üçüncü harfi. Ca * Kalsiyum'un kı saltması . sen-ce vb. ben-ce. * Karbon'un kı saltması . sayı ca eş itlik bildiren zarflar türetir: Yüzy ı llar-ca. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde do sesini gösterir. yavaş -çacı k. hükümet-çe vb. * Romen rakamları nda 100 sayı sı nı gösterir.büzülüp oturmak (kalmak) * bir kenarda çekingen bir tavı rla oturmak. soluk-ça. onca vb. ayran içine hı yar veya marul doğ ranarak yapı lan. büzüş mek * Büzülerek alan hacmini küçültmek. topluluk beraberlik anlatan zarflar türetir: Aile-ce.diş eti ünsüzünü gösterir. cadaloz * Çok konuş an. fazladan. İ ngiliz-ce. bedava. -ça / -çe * Sı fatlardan küçültme sı fatları türeten ek: Sarı ş ı n-ca. "-a göre" anlam ı na zarf türetir: Onlar-ca. "bak ı mı ndan" anlamı na zarf türetir: Para-ca. para vermeden al ı nan ş ey. -cac ı k / -cecik * Zarf türeten ek (vurgusuz): hemen-cecik. aylar-ca. günler-ce. * Bir tür ot. -ca / -ce. esmer-ce. -ca / -ce. huysuz ve ş irret (kadı n. * Elektrik kapasitesinin kı saltı lması . caba * Bir ş ey ödemeden. yaş -ca vb. Ce adı verilen bu harf ses bilimi bak ı mı ndan ötümlü kat ı ş ı k diş . büzüş me * Büzüş mek i ş i. "kadar" anlam ı na zarf türetir: Bun-ca. * Bkz. iş tah açı cı yiyecek. üstelik.. -ça / -çe * Vurgusuz zarf eki: K ı sa-ca. cac ı k cac ı k * Yoğ urt. büzülü ş * Büzülmek iş i veya biçimi. dil adlar ı türetir: Alman-ca. * Fazla olarak. cadalozla ş ma . ço ğ u kez sarı msaklı . "tarafı ndan" anlamı na zarf türetir: Bakanlı k-ça. Türkçe vb. kocakarı ). sert-çe vb. usul-cac ı k vb. Rus-ça. cabadan * Bedava olarak. büzüş ük by-pass C * Büzülerek yüzey veya hacmi küçülmüş olan. açı k-ça. mert-çe vb. biz-ce. binler-ce vb. c. ev-ce. köy-ce vb. baypas. kı rı ş ı k. kı rı ş mak. büzüş mü ş . iyi-ce.

cadalozluk * Cadaloz olma durumu. cadı gibi davranmak. * saçı baş ı dağ ı nı k.* Cadalozlaş mak iş i. kapamak. ş irret. cad ı gibi cad ı kazan ı * dedikodunun. cadde *Ş ehir içinde ana yol. * (korkulu bir durumda) baş ı nı al ı p gitmek. * Bu mantarı n yol açtı ğ ı bitki hastalı ğ ı . cav. çirkin. cadalozla ş mak * Cadaloz gibi davranmak. * Karı ş ı k. uzaklaş mak. cad ı laş ma * Cadı la ş mak iş i. cad ı * Geceleri dolaş arak insanlara kötülük etti ğ ine inan ı lan hortlak. *Ş iîliğ in bir kolu ve bu koldan olan kimse. cad ı lı k * Cadı ya yakı ş ı r davranı ş . huysuzluk. cad ı süpürgesi * Emeçleri özellikle dal uçları ndaki kabuk altı nda sı kı bir ağ örerek çekirdekli yemiş ağ açları nı n çiçeklenmesine. gürültülü patı rtı lı . * Parmaklı k. ş atafatlı . cad ı laş mak * (kadı n) Çirkinleş ip huysuzlaş mak. * Gösteriş li. caddeyi tutmak * herhangi bir sebeple bir yoldan geçiş i engellemek.ş atafat. cafcafl ı Caferî cağ ca ğ . cad ı lı k etmek * huysuzluk etmek. * Büyük bez veya deri torba. * Bitki bakı ms ı zl ı ktan yabanîleş mek. * Ağ ı z kalabalı ğ ı ile bir ş eyi elde eden. fazla ş ı k. cafcaf * Gösteriş . dolay ı sı yla meyve verimine engel olan asklı mantar (Taphrina cerasi). ihtiyar kadı n. tehlikeli. * Huysuz. tı rnakları uzun ve pis kadı nlar için kullanı lı r. * Çok güzel göz. fesadı n çok olduğ u yer. * çok becerikli. korkuluk.

toyluk. yasa. genç. caka yapmak * gösteriş li davranmak. yakı ş ı k olan. okumamı ş . bilgisizlik. yap ı lı p iş lenmesine izin verilen. * Gençlik. cakac ı * Caka yapmayı seven. azı k. * Deneysiz. bilgisi olmamak. caka satmak * gösteriş yapmak. * Yazı da bir sözün olduğ u gibi tekrarlandı ğ ı nı göstermek için alt hizası na konulan t ı rnak biçimindeki noktalama i ş areti. * Cahilce. caka * Gösteriş . cahile yakı ş ı r (biçimde). * Cahil olma durumu. toyluk. duş . cahillik etmek * bilgisizliğ ini göstermek. cahil * Öğ renim görmemiş . cahiliyet cahillik * Cahillik. * Yol yiyeceğ i. banyo. * gençlik. bilgisiz. çözgü makinesinde çözgü ipliğ i bobinlerinin desen ve renk sı rası na göre yerleş tirildiğ i ca ğ lı k sehpa. fiyakalı durumda olmak. * Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan. çalı m satmak. deneysizlik ve bu yüzden iş lenen kusur. yerlerde atı k suyun akmas ı nı sa ğ layan zemindeki delik. çalı m. caize *Ş airlerin kasidelerle övdükleri büyükler tarafı ndan kendilerine verilen bah ş iş . -cak / -cek. cahil kalmak * bilgi edinememek. cakac ı lı k . * Hamam. uygun. yapı lmas ı nda sakı nca olmayan. fiyaka.ca ğ * Lavabo. töre veya baş ka bakı mdan iş lenmesinde. kuzu-cak vb. caiz * Din. bilgisizlik. banyo vb. kabadayı lı k. toy (delikanlı veya kı z). * Cahil gibi. -çak / -çek * Küçültme isimleri türeten ek: Yavru-cak. cahile yak ı ş ı r (biçimde). yerinde say ı lan. cahilâne cahilce cahiliye * Araplarda Müslümanlı ktan önceki ça ğ . deneysizlik yüzünden kusur iş leme. * Dokumacı lı kta.

çeken. gösteriş li. kavak. * Cakası olmayan. cakal ı cakas ı z calî * Yapmacı klı .5-2. saydam ve çabuk k ı rı lı r cisim. düzme. * Cakası olan. * Tümü veya bir bölümü bu maddeden yapı lmı ş . * Gözü takma olan. hortumlar ı körelmi ş kelebekler familyası . * Kadeh. tamahkâr. cam evi * Cam takma iş leri yapı lan dükkân. cam gibi cam göz cam kanatl ı lar * Kurtçukları . boyları 1. cam çivisi * Yaklaş ı k çapları 1 mm. elma. cakalanmak * Caka satmak. kanatları cams ı . caka ile yapı lan. kayı n. * Çerçevelerde camı n yerleş tirilmesi için açı lan yiv. * Aç gözlü. cam suyu . sı rça. cam mozaik * Renkli taş parçaları yerine cam parçalar ı ndan yapı lan mozaik. calip Calvinci * Celp eden. ş effaf. Kalvenci. meş e ve gürgen ağ açları na zarar veren. cakalanma * Caka satma. Calvincilik * Bkz. camcı . cansı z. içki. saydam. * (göz için) donuk. * Bkz. cam macunu * Camı yuvas ı na tutturmak ve yal ı tkanlı k sağ lamak amac ı ile kullanı lan bezir yağ ı ve üstübeç karı ş ı mı . * Pencere.* Cakacı olma durumu veya cakalı davranı ş . sahte. cam resim * Renkli camları n kesilip birbirlerine kurş un çubuklarla bağ lanması ile yapı lan süs veya resim. cam * Soda veya potas katı lmı ş silisli kumun ateş te eritilmesiyle yapı lan sert. çekici.5 cm arası nda değ iş en ince ve ba ş sı z tel çivi. Kalvencilik. * arkası görünen.

* Bir yeri. cambaz akrobat. * Hamamlarda soyunulan camlı yer. cambul cumbul * (yemek için) Çok sulu. camcı * Cam ticaretini veya cam takmayı meslek edinmiş kimse. hileci. * Usta. camcı lı k * Cam alı p satma veya takma iş i. camadanl ı * Camadan giymiş olan. akrobasi. at. suyu bol. cambazhane * Cambazları n oyunları nı gösterdikleri yer. * Gözlük. cambazl ı k * Cambazı n iş i veya mesleğ i. ipek veya s ı rma iş lemeli bir tür kı sa yelek. * At alı p satma veya yetiş tirme iş i. camlı k. becerikli kimse. vitrin. hilecilik. * Göstermelik. camadan vurmak * fazla rüzgâra karş ı yelkeni kasmak. akrobatlı k. * Ser (II). camekân . * Osmanlı Devletinde atlı olan ve savaş larda padiş ahı n önünde dü ş mana kar ş ı ilk saldı rı ya geçen birlik. heyecan verici gösterileri yapan kimse. bisiklet vb. * At alı p satan veya yetiş tiren kimse. satı lı kş eylerin sergilendiğ i camlı bölme veya yer. * Evin içini pencereden gözetleyen kimse. bir veya daha çok bölüme ayı ran cam bölme. tehlikeli. * Kurnaz. * Potas veya sodanı n kuvars ile eritilmesinden elde edilen. * Evin içini pencereden gözetleme. camadan * Çapraz düğ meli. sergen. a ğ acı n böceklere ve ateş e direncini artı ran renksiz cam yuvası * Cam evi. camcı elması * Ucundaki küçük. camcı macunu * Cam ile çerçeve arası ndaki aral ı kları kapatmakta kullanı lan ve kaba üstübeçle bezir ya ğ ı ndan yap ı lan hamur. üzerinde dengeye dayanan. camadan ı fora etmek * bağ lar ı koyuverip kı sı lmı ş yelkeni açmak. dönebilen elmas parças ı ile camı çizerek kesmeye yarayan araç. * Dört köş e yelkenleri boğ arak yüzeylerini küçültme iş i. * Kurnazlı k.sı vı . cam yünü * Çok ince. bükülebilir cam liflerinin oluş turduğ uı sı ve ses yalı tı mı nda kullanı lan madde. * Yerde ve tel.

camgöbe ğ i * Yeş ile çalar mavi renk. camı z cami cami * Toplayan. . camı çerçeveyi indirmek * etrafı kı rı p dökmek. * Deniz kı yı sı na yakı n yaş ayan. * Donmuş . * Camlamak iş i. camlama camlamak * Cam geçirmek. pembe. boyu bir buçuk metre kadar olan. camekânl ı kutu * Televizyon. ama mihrab ı yerinde * yaş land ı ğ ı hâlde güzelliğ i bozulmamı ş (kad ı n). camla ş mak * Cama benzer duruma gelmek. k ı rmı zı çiçekler açan bir tür k ı na çiçe ğ i (Impatiens sultan ı ). eti lezzetli bir tür köpek balı ğ ı (Galeius camgüzeli * Evlerde süs olarak yetiş tirilen. cami yı kı lmı ş . * Cansı z. içinde bulunduran. camlanmak * Cam takı lmak. su sı ğ ı rı . * Müslümanları n hep birlikte namaz k ı lmak için toplandı kları yer. bir araya getiren. * Manda. kömüş . camlanma * Camlanmak iş i. * Bu renkte olan. camgöz canis). her ş eyi parçalay ı p dağ ı tmak. zümre. *İ çine alan. camekâns ı z * Camekânı olmayan.camekânl ı * Camekanı olan (yer). cam takmak. camia camit * Topluluk. camla ş ma * Camlaş mak iş i.

en çarpı cı . can dostu. can arkadaş ı * Bkz. hayat. caml ı * Cam takı lmı ş . camsı * Cam gibi saydam. * Yerin içinden yüze çı kan erimi ş sı cak maddelerin. can baş ı na sı çramak * çok korkmak. caml ı köş k * Saraylarda veya bahçelerde soğ uktan korunmak için camla örtülmü ş oda. camlatmak * Cam taktı rmak. cama benzer. * Kiş i. . can al ı cı * En önemli. * Bektaş îlik ve Mevlevîlikte tarikat kardeş i. * Çok içten. soğ uma sı rası nda billûrlaş mayı p biçimsiz olarak kat ı la ş mı ş durumu. birey. camekân. * Yakı nlı k duygusu belirten bir seslenme sözü. can alacak nokta (veya yer) * bir ş eyin en önemli yeri. cams ı z can * Camı olmayan. takatsizlik göstermek. * Yaş ama. * Çiçek. caml ı k * Camlı çerçeve ile bölünmüş yer. * Azrail. * Güç. can atmak can baş üstüne * istenilen ş eyin büyük bir memnunlukla yap ı laca ğ ı nı anlat ı r. can bayı lmak * iç geçmek. *İ nsanı n kendi varlı ğ ı . can acı sı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan ş iddetli acı . camı olan. *İ nsan ve hayvanlarda yaş amayı sa ğ ladı ğ ı na ve ölümle vücuttan ayrı ldı ğ ı na inanı lan madde d ı ş ı varlı k. can al ı p can vermek * ölüm sı kı ntı sı ve acı sı içinde bunalmak. ş irin. salon. sevimli. dirlik. * Gönül. sevilen. sebze gibi bitkileri dı ş etkenlerden korumak için yapı lmı ş küçük limonluk.camlatma * Camlatmak iş i. özü. cam geçirilmiş .

s ı kı fı kı . can derdine dü ş mek * ölüm korkusuna kapı lmak. can boğ azdan gelir (veya geçer) * insan yiyeceğ ine önem vererek güçlenebilir veya yemeden yaş amak mümkün de ğ ildir. can çabası * varlı ğ ı nı kanı tlama amacı yla aş ı rı gayret. can ci ğ er * Çok yakı n. can bunaltı sı * Aş ı rı üzüntü sebebiyle canı n sı kı lma. can ci ğ er kuzu sarmas ı * içli dı ş lı . * sona ermek. baş ba ş a * herkesin kendi canı nı n.can beraber * Çok sevgili. bunalma hâli. candan. can cana. can borcunu ödemek * ölmek. bir ş eyin ya ş aması için en önemli araç. can cümleden aziz * insanı n kendisi herkesten önce gelir. can beslemek * kaygı sı zca yiyip içip rahatı na bakmak. pek içten. can çeki ş mektense ölmek yeğ dir * bir iş te çeş itli sı kı ntı ve üzüntülerle kar ş ı la ş ı p olağ anüstü gayret harcamaktansa o iş ten vazgeçmek daha iyidir. can damarı * En önemli veya hassas nokta. can damarı na basmak * bir iş in en önemli yönü üzerinde durmak. pek içten (arkada ş ). * baş kas ı nı n yiyeceğ ini. can derdinde olmak * zor bir durumdan kurtulmaya çalı ş mak. can ci ğ er olmak * birbiriyle çok yakı n arkadaş olmak. kendi ba ş ı nı n kaygı sı na dü ş tüğ ü bir tehlike anı nı anlatı r. can dayanmamak * bir ş ey karş ı sı nda insanı n dayanı klı lı ğ ı elden gitmek. can dire ğ i . içeceğ ini sağ lamak. bitmek. can çeki ş mek * ölmek üzere bulunmak. tükenmek. huyları ndan vazgeçirmek mümkün değ ildir. * birbirini seven iki kiş i bir arada yalnı z olarak. can çı kmayı nca (veya çı kmadan) huy çı kmaz * insanı al ı ş kanlı klar ı ndan.

davranı ş lar karş ı sı nda söylenir. gücü tükenmek. öldürmeyi bile dü ş ünen dü ş man. can ku ş u * Ruh. * Yüreğ in altı ndaki bölge. . * ölüm korkusundan doğ an güçlü bir tepki ile. * En duyarlı yer. can feda * Çok imrenilen iyi veya güzel ş eyler. sulu bir tür erik. can kurban * Can feda. can kulağ ı * çok yakı n dost. can olmak * sevimli. can noktas ı * En önemli husus.. can korkusu * Ölüm korkusu. can düş manı * Aş ı rı düş manlı k güden kimse. can dostu * Pek içten dost. can evinden vurmak * en etkileyici yönünden saldı rmak. vurgulanması gereken yer. can korkusu * Bkz. yürek. can gelmek * canlanmak. s ı rdaş .. alt ve üst kapakları arası nda dikili duran çubuk. can havli ile. can eri ğ i can evi * Genellikle yeş ilken yenen sert. can kulağ ı ile dinlemek * büyük bir dikkatle dinlemek. can kayg ı sı na düş mek * her ş eyden vazgeçip sadece kendi hayatı nı koruma veya kurtarma çabas ı nda olmak. can havli * ölüm korkusu. can havli. can kurban.* Kemanı n içinde. can kalmamak * bitkin bir duruma gelmek. can gözdesi * Sevgili. hoş görünmek. güçlenmek.

can sevecek bir ş ey * hoş a gidecek bir ş ey. cana yakı n * Sevimli. can s ı kmak * bı kkı nlı k vermek. can s ı kı ntı sı * yapı lacak bir iş olmamaktan ve hiçbir ş eyle oyalanma imkân ı bulunamadı ğ ı için duyulan tedirginlik. * ruha güç vermek. * üzmek. can sa ğ lı ğ ı *İ nsanı n sağ ve sağ lı klı olması . can vermek * ölmek. can pazar ı * Herkesin kendi canı nı n kaygı sı na dü ş tüğ ü ve kendini kurtarmaya çal ı ş tı ğ ı bir durum. can sohbeti *İ çtenlikle konuş an çok yakı n dostlar bir arada söyleş ip dertleş me. cana minnet saymak (veya bilmek) * bir lütuf olarak kabul etmek.can pahası na * canı nı vererek veya tehlikeye koyarak. can s ı kı cı * Üzüntü yaratan.). cankurtaran yeleğ i. cana yakı nl ı k . can yakmak * zulmetmek. üzücü. acı vermek. cana can katmak * yaş ama gücünü art ı rmak. * bir ş eyi çok istemek. bunal ı m. * canlanması na yol açmak. * bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak. can yele ğ i * Bkz. can tahtas ı * Göğ üs kemiğ i. cana k ı ymak * öldürmek. can yolda ş ı * Yalnı zlı ktan kurtulmak için birlikte yaş anı lan (kimse vb. cana * Sevgiliye hitap sözü. eziyet etmek.

canavar gibi olmak.* Cana yakı n olma durumu. gönülden. * Korkunç. * Acı ması z. * Kurt. tiz ses çı karan alet. candan geçmek * ölmek. domuz gibi cana kı yan yaban hayvanı . ilgiyle. ürkütücü bir durum almak. canavara uygun düş en biçimde. candan yürekten * içtenlikle. yı rtı cı hayvan. candanlı k * Candan olma durumu. *İ çten. sevgili. canavar düdüğ ü * Taş ı tlarda bulunan. cancağ ı zı isterse deyiminde ise önemsemezlik anlatı r. kötü ruhlu. . tarı m bitkilerine zarar veren asalak bir bitki familyas ı . canavar gibi * iri yarı . canavarlaş ma * Canavarlaş mak iş i. istekle. canavarca * Canavar gibi. canavar kesilmek * hı rçı nlaş mak. canavar * Masallarda sözü geçen yabanî. candan candan *İ çtenlikli bir biçimde. * Haş arı . canan * Gönülden sevilen. *İ çtenlikle. canavarlı k * Canavar gibi davranma. * (tasavvufta) Tanrı . samimî. yürekten. canavar otugiller * Bitiş ik taç yapraklı iki çeneklilerden. * Köpek balı ğ ı . yaramaz çocuk. canavar otu * Canavar otugiller familyası nı n örnek türlerinden olan ve kenevirle tütün köklerinin asalaklar ı ndan biri sayı lan çiçekli bitki (Orobanche ramosa). * Acı acı ses çı karan ve uzaklara kadar tehlike iş areti vermek için kullanı lan düdük. gönül verilmiş olan kadı n. canca ğ ı z candan * Cancağ ı zı m sözünde sevgi ve teklifsizlik. zalim (kimse). canavarlaş mak * Canavar gibi davranmak. * çok fazla. saldı rgan.

ince dokunmuş . sonucu acı duymak. periş an olsun. canfes * Üzerinde desen bulunmayan. can ı çı kası ca! * "büyük zarara veya kötülüğ e uğ rası n. tahammül etmemek. * içi ezilmek. taze ve sinirsiz yaprak. can ı burnunda olmak * çok yorgun ve bezgin olmak. can ı can ı na (veya içine) sı ğ mamak * sabı rs ı zlı k göstermek. can ı çı kmak * Türk müziğ inde çok az kullanı lmı ş bir birle ş ik makam. canfes gibi yaprak * (asma ve dut yaprakları için) ince. can ı cehenneme * sevilmeyen bir kimse için duyulan öfke ve nefreti bildirir. tok. çok heyecanlanmak. can ı cebinde * zayı f ahlâklı kimse.candarma * Jandarma. * Karı ş ı klı k. * aş ı rı duygulanmak. istek duymak. acı . can ı cana ölçmek * baş kas ı na yapı lacak ş eyi kendine yapı lacak gibi düş ünmek. cangı l cungul * Hayvanlara takı lan çanları n veya baş ka maden eş yan ı n çı kardı ğ ı kaba sesleri anlatı r. can ı ağ zı na (veya bo ğ az ı na) gelmek * büyük bir tehlike karş ı sı nda ölecekmiş gibi bir korkuya kap ı lmak. arzulamak. tüyler ürpertici. vurma vb. can ı çekilmek * (vücudun herhangi bir organı için) canl ı lı ğ ı azalı r gibi olmak. canfeza cangı l * Bkz. ölsün" anlamları nda kullanı lan bir ilenme sözü. * üzülmek. kargaş a. cengel. rahatsı z olmak. . can ı çekmek * bir ş eyi istemek. can ı burnuna (veya burnundan) gelmek * bir ş ey yaparken çok zorluk çekmek. ipekli kumaş . * Bu kumaş tan yapı lmı ş . * Bu biçimdeki gürültü. canh ı raş * Yürek paralayan. can ı ac ı mak * çarpma. parlak. kulak tı rmalayan.

sabı rsı z. can ı tez * Beklemeye dayanamayan. can ı yanmak * çok acı duymak. * çok yı pranmak. can ı gelmek * yeniden canlanmak. çok sevilen bir ş eye zarar gelecek diye kaygı lanmak. ölüm dö ş eğ inde can çekiş mek. * ümit ve ümitsizlik arası nda kalı p heyecanlanmak. yarı öfkelenmek. can ı sı kk ı n * keyfi kaçmı ş . can ı gibi sevmek * çok güçlü bir sevgiyle bağ lanmak. can ı tatl ı * Sı kı nt ı ya ve acı ya katlanmak istemeyen. * ölmek. çok isteyerek. * keyfi kaçmak. canı yerine gelmek. can ı sı kı lmak * içi sı kı lmak. can ı gelip gitmek * ayı lı p bayı lmak. can ı gönülden (veya can ı yürekten) * içtenlikle. . can ı sa ğ olsun! * üzülmeye gerek olmadı ğ ı nı karş ı tarafa bildirmek için kullanı lı r. can ı istemek * heves duymak. bir iş te zarar görmek. * büyük sı kı ntı ya düş mek. can ı isterse * (olumsuz bir cevap karş ı sı nda) "kabul etmezse etmesin!" anlamı nda kullanı lı r. can ı gitmek * özen gösterilen.* çok yorulmak veya çok zorluk çekmek. sı kı ntı ya karş ı dayan ı klı . * ac ı bir deneme geçirmek. can ı ile oynamak * tehlikeli iş lerle uğ ra ş mak. can ı ile u ğ ra ş mak * ağ ı r hasta olmak. yapacak bir iş i olmamaktan tedirginlik duymak. can ı pek * Acı ya. * yarı üzülmek. can ı yanan e ş ek attan yüğ rük olur * zarara veya kötülüğ e uğ rayan kimse acı sı nı çı karmak için aş ı rı çaba harcar. can ı çı ksı n! * "ölsün. gebersin" anlamı nda bir ilenme sözü.

* kendini öldürmek. can ı na dü ş kün * kendine iyi bakan. can ı na rahmet . bana göre hava hoş " anlamı nda kullanı lı r. * gücünden fazla iş görerek aş ı rı derecede kendini yormak. çok değ er verilen. * (ca:nı m) çok güzel.can ı yerine gelmek * yorgunluğ u geçmek. batmak. can ı m! * hoş nutsuzluk anlat ı r. can ı mı n içi *ş efkat veya sevgi sesleniş i. can ı n isterse! * "dilediğ in gibi olsun. * birini öldürmeye hazı rlanmak. can ı yürekten * Bkz. * ruhu ş ad olmak. can ı na değ mek * çok hoş lanmak. can ı na acı mamak * kendini düş ünmeden. can ı mı sokakta bulmad ı m * tehlikeye veya herhangi bir sı kı ntı ya katlanmaya hiç niyetim yok. canı na iş lemek (veya canı na kâr etmek) * çok etkilemek. can ı na ezan okumak * bir kimsenin hakkı ndan gelmek. canı gönülden. canı m çı ksı n diyor sanmak * birinin en gönül okş ayı cı sözleri bile kendisine dokunmak. can ı na kasdetmek * intihara kalkı ş mak. can ı m dese. can ı na geçmek. can ı m ci ğ erim * içten bir sevgi sesleniş i. gücünü kazanmak. can ı na okumak * berbat ve periş an etmek. * sevgi sesleniş i olarak kullanı lı r. öldürmek. can ı na kı ymak * acı madan öldürmek. sağ lı ğ ı nı . kendine bakmadan ya ş amak. kendini koruyan. can ı yok mu? * birinin katlandı ğ ı sı kı ntı yı ba ş kalar ı na örnek göstermek için söylenir. sen bilirsin. can ı na minnet * beklenilmeyen iyi bir durumla karş ı laş ı nca duyulan memnunlu ğ u anlatmak için söylenir.

can ı nı sı kmak * keyfini bozmak. can ı nı vermek * kendini feda etmek. can ı nı diş ine almak (veya takmak) * her tehlikeyi göze alarak iş e giriş mek. * hiçbir ş ey esirgememek. hayranlı k veya öfke gibi türlü duygular anlatı r. can ı na yandı ğ ı m (veya yandı ğ ı mı n) * sevgi. * sı kı ntı ya sokmak. can ı na tak demek (veya etmek) * dayanamaz duruma gelmek. * bir ş eye çok dü ş kün olmak. çok yormak. can ı na tükürdüğ ümün (veya üfürdüğ ümün) * kı zgı nl ı k ve öfke belirtir. fazla çalı ş tı rmak. can ı nı (bir yere) dar atmak * bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sı ğ ı nmak. can ı nı almak * (Tanrı ) öldürmek. neş esini kaçı rmak. can ı ndan geçmek * ölmek için hazı r olmak. * canı nı verdirecek kadar memnun etmek. bı kmak. can ı nı acı tmak * birine acı vermek. can ı nı bağ ı ş lamak * öldürülmesi gerekirken vazgeçmek. can ı nı burnundan getirmek * çok yormak. * birini öldürmeyi istemek. can ı na yetmek * katlanamayacak duruma gelmek. can ı nı sokakta bulmak * sağ lı ğ ı korumak gerektiğ ini anlatan bir söz. bezmek. çok sevmek. can ı ndan bezmek (veya bı kmak. sabrı kalmamak. yı prand ı rmak. can ı na susamak * ölmek istemek.* "Alllah rahmetini esirgemesin" anlamı nda kullanı lı r. can ı nı cehenneme göndermek (veya yollamak) * öldürmek. can ı nı yakmak . can ı nı çı karmak * hı rpalamak. usanmak) * ölümü göze alacak kadar sı kı ntı içinde olmak.

fosforlu ş amandı ra. canice. gemilere belli etmek için kullanı lan çan (veya düdük).* acı verecek biçimde cezalandı rmak. * Cinayet iş lemiş olan kimse. cankurtaran * Hastahane veya kliniklere hasta veya yaralı taş ı maya özgü araç. . cankurtaran ş amandı rası * Denize düş enlerin kolayca belirlenip kurtar ı lmaları için denize bı rakı lan ve kazaya uğ rayanları n bulup kendilerini göstermeleri için kullanı lan. * Cani gibi. cani canice canilik canip * Yan. çok sevmek. caniye yakı ş ı r (biçimde). filika. büyük simit veya yelek biçiminde yap ı lmı ş araç. cankurtaran yok mu! * ölüm tehlikesi karş ı sı nda yardı m isteme sözü. cankurtaran yeleğ i * Yelek biçiminde yapı lmı ş cankurtaran arac ı . çok sı kı ntı ve zarara sokmak. ambülâns. * bir kimseyi. cankurtaran düdüğ ü * Cankurtaran çanı . parlak renkli. kı yacı . kürekli sandal. yanan veya batma tehlikesi ile karş ı karş ı ya kalan gemileri kurtarmaya yarayan gemi. caniyane * Cani gibi. tehlikeden koruyan ve onları kurtaran kimse. taraf. * Havuz veya plâjda yüzme bilmeyenleri uyaran. * Cani olma durumu. can ı nı n içine sokacağ ı gelmek * çok hoş lanmak. cankurtaran sal ı * Deniz kazaları nda kullanı lmak üzere gemilerde bulundurulan sal. can ı nı n derdine düş mek * canı ndan baş ka bir ş ey düş ünemeyecek kadar s ı kı ntı da olmak. cankurtaran simidi * Suda boğ ulma tehlikesine karş ı kullanı lan ve sudan hafif maddelerden. cankurtaran kulübesi * Dağ geçitlerinde tipiden veya so ğ uktan korunmak icin sı ğ ı nak olarak yapı lmı ş kulübe. cankurtaran gemisi * Karaya oturan. cankurtaran sandal ı * Deniz kazaları nda veya gemi batmak üzere iken insanları kurtarmaya yarayan motorlu. cankurtaran çan ı * Tipili veya sisli havalarda sı ğ ı nacak veya yönelecek yeri yolculara.

canland ı rı lmak * Canlandı rmak iş ine konu olmak. canl ı cenaze * Çok zayı f. * Depreş mek. * Yoğ unluk. hayat dolu. * Geçmiş bir olayı n geliş mesini ve sonucunu aynı biçimde yansı tarak sunma. * Güçlü. lokal vb. canl ı model * Figürlerle süslü veya heykeltı ra ş lı kta yararlanı lan kadı n veya erkek. diri. canland ı rma * Canlandı rmak iş i. canlanmak * Gücü artmak. canl ı müzik * Gazino. var gücüyle. * Kiş ileş tirme. * Yaş ayı p yer değ iş tirebilen yaratı k. canlanması na yol açmak. * Geçmiş te yaş anan bir olay veya durum yeniden hatı rlanmak. * Yaş atmak. etkinlik kazandı rmak. canlı lı k kazandı ran. . tazelik. * Tek tek resimleri veya hareketsiz cisimleri gösterim sı rası nda hareket duygusu verebilecek biçimde düzenleme ve filme aktarma i ş i. (birinin) kı lı ğ ı na girmek. * Etkinliğ i artmak. yaş ayan. * Bir canlı resim veya ş ema filmi için hareketlili ğ i sa ğ layan tek tek resimleri yapan sanatç ı . etkili. bir deri bir kemik kalmı ş kimse. hareketlilik kazanmak.cankurtaranlı k * Cankurtaran olma durumu. canland ı rmak * Canlanması nı sa ğ lamak. yerlerde yemek sı rası nda bir veya birkaç müzisyenin çalgı ve sesleri ile parçalar ı seslendirmesi. * Canlı lı k. henüz ölmemi ş . canland ı rı cı lı k * Canlandı rı cı olma durumu. canla ba ş la * Seve seve her türlü yorgunluğ u göze alarak. hayvan. hareketli. canl ı * Canı olan. diri duruma gelmek. canland ı rı lma * Canlandı rı lmak i ş i. canlanma * Canlanmak iş i. canland ı rı cı * Canlı lı k veren. * Heyecanla. dirilik getirmek. canlandı rı m * Ortada kalan kalı ntı lar ı na göre bir eserin ana tasar ı sı na uygun olarak yeniden çizimi. canl ı canlı * Diri diri.

cansı zlaş mak * Cansı z duruma gelmek. * Çocukta bir düş ünce biçimi olarak bütün cisimlerin canlı olduğ una inanma. capcanlı . cansı z gibi. * Tek ve aynı ruhun fikrî ve organik hayat ı n ilkesi olduğ unu ileri süren öğ reti. canl ı resim * Bir hareketi parçaları na ayı rı p bunları n elle yapı lan resimlerinin alı cı yla tek tek çevrilmesine dayanan ve gösterimde sürekli bir hareketi ortaya koyan film tekni ğ i. *İ lgi uyandı rmayan.canl ı özdekçilik * Evrenin temeli olarak düş ünülen maddenin canlı olduğ unu savunan doktrin. cantiyane * Kantiyane. * Bağ ı ms ı z bir ruhî varl ı ğ ı n insanda ve doğ a nesnelerinde yerleş ik olduğ una inanan ilkel dinî görüş . * Neş elilik. * Güçsüz. cansı z düş mek * hastalı k veya yorgunluk yüzünden bitkin bir duruma gelmek. cansı zlaş tı rmak * Cansı z duruma getirmek. * Durgun. cansiparane * Canı nı verircesine. özveriyle. camit. * Hareketsizlik. * Bir diş in canlı dokusunu yok etmek. canl ı cı lı k * Olup bitenin ruhlar alanı nı n gizli güçlerince yönetildi ğ ine inanan ilkel anlay ı ş . sönük. * Canlı olmayan (varlı k). cansı z hedef *İ nsan ve hayvan dı ş ı nda kalan hedef. alı cı yla tespit edildi ğ i anda yapı lan yayı n. cansı zlaş tı rma * Cansı zlaş tı rmak i ş i. cansı zlı k * Cansı z olma durumu. canl ı lı k * Canlı olma durumu. ölmüş . cansı zlaş ma * Cansı zlaş mak iş i. mecalsiz. animizm. cansı z cansı z * Cansı z olarak. hareketlilik. canl ı yayı n * (televizyon ve radyo için) Daha önceden herhangi bir gereç üzerine tespit edilmemi ş . cansı z * Canı nı yitirmiş . hilozoizm.

haykı rmak. tellâl ile duyurma. her konuda efendisinin isteklerine ba ğ lı bulunan genç kadı n. cari para cari ücret cariye * Geçerli olan. * aynı maksatla genç kadı nlardan söz edilirken onlar ı anlatan kelimelere bir unvan gibi getirilirdi. car * Bazı yerlerde kadı nları n kolları na örttükleri veya boydan boya örtündükleri çarş af.* Çok canlı (bir biçimde). yardı m. carcur carcur cari * "Geli ş igüzel konuş mak" anlamı na gelen carcur etmek deyiminde geçer. car car * Çok ve yüksek sesle. halayı k. yürürlükte bulunan para. cariyeniz (veya cariyeleri) * eskiden. * Geveze. carlamak . * Fermuar. ş arjör. zar. * Yabancı ülkelerden kaç ı rı lı p özgürlükten yoksun edilen. *İ ş gücü piyasası nda iş gücünün. car * Çağ rı . al ı nı p sat ı labilen. cari masraf * Belirli bir dönemde yapı lan harcamalar. geçen. ilân. imdat. cari hesap *İ ki taraf arası nda sürüp giden alacak verecek iş lemlerinin tutulan hesab ı . * Tehlike durumu. ilân etmek. cariyelik * Cariye olma durumu. arz ve talebe göre belirlenen fiyatı . gürültülü bir biçimde (konuş ma). * Olagelen. söz söylenen kimseye aş ı rı bir sayg ı göstermiş olmak için kadı nlar tarafı ndan "ben" zamiri yerine kullan ı lı rd ı . yaygaracı . carcar carcur * Bkz. carlama * Carlamak iş i. car etmek * nara atmak. yürürlükte olan. * Akan. cariyelik etmek * cariye gibi hizmet etmek.

* Yellenme. örtüsüz. çaş ı tlı k. çağ (II). cavalacoz * Değ ersiz. casusluk etmek * casus olarak çalı ş mak. derme çatma. carlı cars ı z * Carı (II) olmayan. cavla ğ ı çekmek * ölmek. çaş ı t. cart * Sert bir ş ey yı rt ı lı rken çı kan ses. çok tüysüz. cart curt etmek * göz korkutmak veya övünmek amacı yla abart ı lı konu ş mak. * Bir devletin veya bir kimsenin sı rları nı baş kası nı n hesab ı na öğ renmeyi üstüne alan kimse. nara atmak. carta cartadak cartadan * Cartadak. cascavlak kalmak * bütün imkânları elinden alı nmı ş olarak ortada kalmak. * Birdenbire ve gürültü ile. *İ lân etmek. cavlak . çok söylemek. abartı lı söz. * Carı (II) olan. cart curt * Gerekli gereksiz yerde söylenen. * Çı rı lçı plak. casus casusluk * Casus olma durumu. önemsiz. duyurmak. hiç tüyü olmayan. cartayı çekmek * ölmek. cart cart ötmek * kendini beğ enmi ş bir davranı ş la ve buyururcası na söz söylemek.* Bağ ı rarak konuş mak. cart kaba kâ ğ ı t * yüksekten atana veya çalı mlı bir tavı r takı nana karş ı söylenen hafifseme ünlemi. hayk ı rmak. cav * Bkz. cascavlak * (ba ş için) Çok saçsı z.

cay ı r cayı r * Bir cismin çabuk ve ş iddetle yandı ğ ı nı . çı plak kalmak. cay ı rtı yı basmak (veya cayı rtı koparmak) * birdenbire bağ ı rı p çağ ı rmaya baş lamak. caygı n * Vazgeçip iş in ard ı nı bı rakan. kararı ndan döndürmek. gürültü. cay ı rdatmak * (nesneler için) Sert. çı plaklı k. cayd ı rı ş cayd ı rma * Caydı rmak i ş i. vazgeçirilmek. cayd ı rı cı lı k * Caydı rı cı olma durumu. * Ölmek. cavlama cavlamak cavlamak * Cavlamak iş i. * Caydı rmak i ş i veya biçimi. sözünden döndürücü. karar ı ndan döndürülmek. etkili olarak. cayd ı rı cı * Kararı ndan. * Kavlamak. . tüyünü dökmek. dönek. vazgeçirmek. yı rtı ldı ğ ı nı anlatmak için kullanı lı r. gürültülü ses çı kartmak. cavlakl ı k * Cavlak olma durumu. y ı rtı lma sesi. *Ş iddetli. cayd ı rı lmak * Cayması sa ğ lanmak.* Çı plak. cay ı rdamak * (nesneler için) Ses çı kararak yanmak veya yı rtı lmak. cay ı rtı *Ş iddetli yanma. cayd ı rmak * Cayması nı sağ lamak. tüysüz. cay ı rtı vermek * gürültü ile gözdağ ı vermek. cay ı rdatma * Cayı rdatmak i ş i. cay ı rdama * Cayı rdamak iş i. uzun. cay ı ş * Caymak iş i veya biçimi.

cazibele ş me * Cazibeleş mek durumu. cazibele ş mek . caz ı rtı cazibe * Cazı rdama sesi. * Cazcı nı n iş i veya mesle ğ i. alı mlı . albeni. kararı ndan dönmek. caz ı rdamak * Caz diye ses çı karmak. cazibe kanunu * Yer çekimini belirten kurallar bütünü. * Sözünden. * Cazgı r olma durumu. * Baş langı çta Kuzey Amerika zencilerinin müzi ğ i iken sonraları bütün dünyada benimsenen bir müzik türü. cazgı rlı k caz ı r cazı r * (bir cismin kaynama ve yanması nı belirtirken) Güçlü ve sesli olarak. * Alı m. caz ı rdatmak * Cazı rdaması na yol açmak. * Güreş ecek olan pehlivanları yüksek sesle izleyicilere tanı tan ve duaları nı okuyarak onları alana süren kimse. cazbant * Caz müziğ i çalan orkestra.cayma caymak caz * Caymak iş i. cazc ı cazc ı lı k cazgı r * Caz müziğ i çalan veya besteleyen kimse. çekicilik. caz ı rdatma * Cazı rdatmak i ş i. caz tak ı mı * Caz müziğ i çalan orkestranı n bütün çalgı lar ı . * Çekim. alı mlı lı k. * Caz müziğ i çalan orkestra. * Fitneci. cazibedar * Çekiciliğ i olma. caz ı rdama * Cazı rdamak iş i. vazgeçmek.

cazı r cazı r. alı msı z. albenili. elveri ş li. * Kadmiyum'un kı saltması . ağ ı rl ı ğ ı olan. cazur cazur * Bkz. cazibele ş tirmek * Çekici. ce ce * Türk alfabesinin üçüncü harfinin adı . * Çekici olmayan. caziple ş tirme * Cazipleş tirmek durumu. çekici. * Yabancı devlet elçiliklerine ait arabaları n plâkaları nda kullanı lan kı saltma. cazibeli * Çekici. cazibesiz cazip caziple ş me * Caziple ş mek durumu. * Kemanı n sı rt ve göğ üs tahtası nı iki yanı ndan C harfi biçiminde çenten oyuklar. bebekleri eğ lendirmek için çı karı lan ses. * Önemli. cazipli caziplik * Cazip olma durumu. cc Cd CD Ce * Seryum'un kı saltması . albenili. cazlı cazsı z * Cazı olan. * Çekici.* Çekici. alı mlı duruma getirmek. alı mlı . *İ lgi uyandı ran. caziple ş mek * Cazip duruma gelmek. caziple ş tirmek * Cazip duruma getirmek. alı mlı . alı mlı duruma gelmek. * Cazı olmayan. . * Kucak çocukları nı . Cb * Kolombiyum'un kı saltmas ı .

cebeli * Osmanlı İ mparatorluğ u döneminde. * Silâh. -ca / -ce (I). Tanrı . boş toprak. * Kudret sahibi. tart ı ş mak. -ca / -ce (II). * Sahipsiz. * Ekilmemiş tarla. merhametsiz. züğ ürt. * Acı ması z. zorbalı k. cebin . * (tasavvufta) Allah'a varmanı n üçüncü basamağ ı . ce demeye mi geldin? * "Bu kadar az oturmaya mı geldin?" anlam ı nda kullanı lı r. savaş ta ordunun silâh ve cephanesini ulaş tı ran yaya kapı kulu ocakları ndan bir sı nı f asker. açı k göz (kadı n). münakaş a etmek. cebbar * Zorlayı cı . * Aynı dönemde illerdeki atlı inzibat kuvveti. zorba. zeamet sahiplerinin dirlikleri oranı na göre yanları nda götürmekle yükümlü bulundukları atlı asker. ceberut * Tanrı 'nı n her ş eyin üstünde olan kudreti. * Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yı ld ı z kümesi. * Becerikli. cebine indirme. cebelle ş mek * Uğ raş mak. cebelle ş me * Cebelleş mek iş i. çekiş mek. * ("büyük kudret" anlamı ndan kayarak) Merhametsizlik. savaş sı rası nda t ı mar. zorba. cebellezi * Hakkı olmayan bir ş eyi kendisine mal edip cebine koyma. onaran ve bakı mı ile görevli bulunan. cebeci * Yeniçeri ordusunda silâh yapan. cebi delik (kimse) * para tutmayan. cebi para görmek * parası yokken para kazanmaya ba ş lamak. parası z. cebe * Zı rh. savurgan. cebel * Dağ . cebellezi etmek * cebine indirmek. ekime elveriş li olmayan yer.-ce -ce * Bkz. * Bkz. cebi delik * Tutumlu olmayan (kimse).

cebren cebretme * Cebretmek iş i. cebirsel * Cebirle ilgili. süyek.* Korkak. cebirsel deyim * Bilinen veya bilinmeyen büyüklük ölçüleri üzerinde. fatalizm. * Artı ve eksi gerçek sayı larla. kendini tutma. ceddine lânet (veya yedi ceddine lânet!) * "soyun sopunla birlikte Tanrı cezanı zı versin!" anlamı nda ilenme bildiren söz. cebir kullanmak * bir iş i yaptı rmak için zora baş vurmak. yüz. * Zorla. . cebirsel formül * Cebirsel deyim. cebriye * Yazgı cı lı k. cebirsel ifade * Cebirsel deyim. cebrinefs * Kendini zorlama. cebinden çı karmak * ondan çok üstün olmak. zoraki. bunları n yerini tutan harfler yard ı mı yla nicelikler aras ı nda genel bağ lantı lar kuran matematik kolu. zorlayı ş . cebire * Kı rı k kemikleri yerinde tutmak için kullanı lan tahta. cebrî yürüyüş * Bir yere kuvvet yetiş tirmek veya düş mandan önce varmak için yapı lan s ı kı yürüyü ş . cebine indirmek (veya atmak) * (para için) hakkı olmadı ğ ı hâlde kendine mal etmek. kadercilik. cebini doldurmak * karş ı la ş tı ğ ı elveriş li durumlardan yararlanarak bol para kazanmak. cebir cebir * Zor. üzeri bezle kaplanan levha. * Alı n. koaptör. bunlara bağ lı bir büyüklük ölçüsünü çı karmak için gerekli i ş lemleri gösteren ve birbirine cebirsel iş aretlerle bağ lanan harf ve sayı lar bütünü. zor kullanarak. zor kullan ı larak yaptı rı lan. mukavva veya tenekeden yapı lmı ş . cebretmek * Zorlamak. cebrî * Zorla yapı lan.

eziyet. cefa çekmek (veya görmek) * üzüntü. cehennem azab ı * Cehennemde uğ ran ı laca ğ ı na inan ı lan ceza. eziyet etmek. bravo" veya "Tanrı senden raz ı olsun" anlamı nda kullanı lı r. . cehdetme * Cehdetmek iş i. bir çı rp ı da. * Yeni. eziyet. cehdetmek * Çalı ş ı p çabalamak. sı kı ntı çekmek. Cedî cedit cedre * Guatr. ceffelkalem * Hiç düş ünüp taş ı nmadan. cefake ş cefalı * Cefa çeken. * Çok büyük sı kı ntı . bilmezlik.ceddine rahmet! * "aferin. cehennem gibi * çok sı cak. cehalet * Bilgisizlik. * Oğ lak burcu. * Çok sı kı ntı lı yer. cehennem * Dinî inanı ş lara göre. kötülük yapanlar ı n öldükten sonra ceza görecekleri yer. cefalı . sı kı ntı ya katlanan. tamu. üzgü. cehennem kütü ğ ü * Cehennemde yanmaya yaraş ı r kimse. guş a. cehennem hayat ı * Büyük sı kı ntı ve üzüntülerle dolu ya ş ay ı ş . cefa * Büyük sı kı ntı . cefakâr * Cefalı . cefaya katlanmak * sı kı ntı veya üzüntüyü sabı rla kar ş ı layı p tahammül etmek. * Sı kı nt ı ya. cefa etmek * üzmek. eziyete katlanmı ş veya katlanan.

istediğ i yere kadar gitsin. cehennemleş mek * Cehenneme dönmek. kalçayı örten. cehenneme kadar yolu var * "defolsun. * Modern ekmek fı rı nları nda ateş in bulunduğ u en sı cak bölüm. cehennemlik * Öldükten sonra yerinin cehennem olacağ ı sanı lan. havaya dayanı klı . cehennemî * Cehennemle ilgili. * Hamamı n ocağ ı . acı ması z kimse. cehennem zebanisi * Zalim. çabalama.cehennem ol * defol!. Jaketatay. ceht -cek * Bkz. cehennemin bucağ ı (veya dibi) * çok uzak yer. külhan. * Pamuk.ı ş ı kta bozulmayan beyaz kristal. cehennemin dibine gitmek * (kı zı lan kimse için) defolup gitmek. yakı cı . * Çaba. kabuk veya odunundan güzel kı rmı zı renk elde edilen bir kök (Rhamnus infectorius). * Üzücü. cehil cehre cehri * Bilgisizlik. -cak / -cek. * Bkz. cehennem olmak * defolmak. cehennemleş me * Cehennemleş mek durumu. genellikle önden dü ğ meli. cehennemi boylamak * (sevilmeyen kimse için) ölmek. kollu giysi. meyve. yün. * Aş ı rı üzüntü ve s ı kı ntı çekilen yer hâlini almak. cehenneme lâyı k (kimse). ipek gibi ş eyleri eğ irip iplik durumuna getirmeye yarar araç. korkum yoktur" anlamı nda sövme. ceket ceketatay * Erkeklerin ve kadı nları n giydiğ i. cehennem gibi. . iğ . * Kök boyası gillerden. bilmezlik. cehennem taş ı * Gümüş ün nitrik asitte ergitilmesiyle elde edilen.

celâdet celâl * Yiğ itlik. aş ikâr. kat ı yürekli. sı ğ ı r gibi kesilecek hayvanlar ı n ticaretini yapma iş i. * Büyüklük. İ brahim Pa ş a ve Edirne sarayları na alı nı p türlü devlet hizmetleri için aday olarak yeti ş tirilen genç. * Celâlli gibi. cellât * Ölüm cezası na çarptı rı lanlar ı öldürmekle görevli olan kimse. cellât gibi * acı ması z. * Parlak. * Katı yüreklilik. kı zg ı nlı k. coş kun. kı zmak. Celâlî *İ lk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde ortaya çı kı p devlete isyan eden Bozoklu Derviş Celâl'in adamları na ve ondan yana olanlara. * Açı k. celâllenme * Celâllenmek iş i. * Topkapı . kolaylı kla suç iş leyen. sı ğ ı r gibi kesilecek hayvanlar ı n ticaretini yapan kimse. celil * Çok büyük. zalim. keçi. zalimlik. * Öfke. sonralar ı da türeyen bütün eş kı yaya verilen ad. celâllice celbe celep * Koyun. * Hı rç ı n. cellâtl ı k * Cellâdı n görevi. celî yazı * (Arap harfleriyle) Uzaktan okunacak biçimde istif edilmiş iri sülüs levha yazı sı . celâlli * Sert ve öfkeli (kimse). celeplik celî * Koyun. * Tanrı 'nı n sı fatları ndan biri. keçi. ulu. kahramanlı k. * Acı ması z. celâllenmek * Öfkelenmek. ululuk. celp . celâlliye benzer. Celâlîlik * Celâlî olma durumu. * Avcı çantası . cilâlı . Galata.

cemaatli * Cemaati olan. . * getirmek. cemadat cemal * Yüz güzelliğ i. kendi üzerine çekme. celpname * Celp kâğ ı dı . cemaate uymak * içinde bulunulan bir topluluğ a uyarak davranmak. celseyi tatil etmek * oturuma ara vermek. cansı z varlı klar. cemaat ne kadar çok olsa (veya cami ne kadar büyük olsa) imam gene bildiğ ini okur * bir yetkili kimse. cemaatsizlik * Cemaatsiz olma durumu. cemaatle namaz k ı lmak * imama uyarak namaz kı lmak. celse * Oturum. edilene veya tanı klara gönderilen ça ğ rı belgesi. cem'an * Cansı zlar. çevresindekilerin düş üncesi ne olursa olsun kendi istediğ ini yapmaya çalı ş ı r. cemaat * Bir imama uyup namaz kı lan kiş iler. cemaatle ş me * Cemaatleş mek iş i veya durumu. celseyi açmak * oturumu açmak. çağ rı belgesi. çağ rı belgesi. celpname. * Mahkeme tarafı ndan dava edene. cemaatsiz * Cemaati olmayan. celp etmek * kendine çekmek. celp kâğ ı dı * Çağ rı kâğ ı dı . * Askerlik ödevini yapmaya çağ ı rma. cemaatle ş mek * Cemaat hâline gelmek.* Getirtme. * Bir dinden veya bir soydan olanları n topluluğ u. *İ nsan kalabalı ğ ı . cemaatimüslimin * Müslüman halk.

cemaziyülevvel * Ay takviminin beş inci ay ı . cemilenme * Çoğ ullanma i ş i. * Birbirine uygun veya zı t anlamlı kelimeleri tenasüp veya tezat sanatları yoluyla bir araya getirme. * Tanrı 'nı n sı fatları ndan biri. geçmiş teki kötü bir yönünü veya kötü durumunu bilmek.* Toplayarak. toplam olarak. hepsi. büyük tövbe ay ı . cembiyesiz * Cembiyesi olmayan. çokluk. (bir ş eyin) tümü. . hep. * Düğ ün. cemaziyülevvelini bilmek * bir kimsenin herkesçe bilinmeyen. * Bir olayı veya ki ş iyi kutlama amac ı yla bir araya gelen topluluk. cemetme * Cemetmek iş i. hançer. * (kadı n için) Güzel. * Topluluk. hepsinin tamamı . cem'an yekûn * Toplam olarak. * Gönül alı cı davranı ş . bir araya getirmek. cemaziyülâhı r * Ay takviminin altı ncı ayı . * Toplama. toplum. cemilenmek * Çoğ ullanmak. cembiye * Bir çeş it eğ ri kama. cemil cemile cemilendirme * Çoğ ulland ı rma iş i. küçük tövbe ayı . (bir ş eyin) hepsi. * (erkek için) Güzel. çokluk hâline getirmek. * Toplama. cembiyeli * Cembiyesi olan. cemetmek * Toplamak. cemi * Bütün. * Çoğ ul. cemiyet * Dernek. cemilendirmek * Çoğ ulland ı rmak.

* Saygı . cenaze merasimi * Cenaze töreni. kötü. cenaze gibi * benzi sararmı ş . cenaze namaz ı * Cenaze gömülmeden önce musalla taş ı nı n üstüne konan tabutun önünde kı lı nan namaz. sonra suda ve en sonra toprakta oluş tuğ u sanı lan sı cakl ı k cemre düş mek * sı cakl ı k yükseliş i o hafta içindeki günde baş lamak. cenaze töreni * Cenaze namazı ndan mezara kadar yapı lan dinî tören. onur ve büyüklük anlam ı yla kullanı lı r. pres. *Ş ubat ay ı nda birer hafta aralı klarla önce havada. * Cenaze töreni. cenah * Kuş kanadı .cemiyetli cemre yükseliş i. hoş lanı lmayan kimse veya ş ey. cenaze levazı mat ı * Ölünün kefenlenmesi sı rası nda gerekli olan malzemeler. cenaze alayı * Ölüyü kaldı rma töreni veya bu törende yer alan veya cenazeyi izleyen topluluk. cenaze duası * Cenaze defnedilirken okunan dua. * Yan. gömmek. derli toplu. Tanrı . dağ ı nı k olmayan. * Kefenlenip tabuta konmuş . * Savaş düzenindeki ordunun iki yan ı ndan her biri. taraf. ezmek gibi i ş lerde kullanı lan mekanizma. cenabet * Cünüp. pazı . * Kol. gömülmeye hazı rlanm ı ş insan ölüsü. * Manevî baskı . Cenabı hak * Allah. cendere * Bir ş eyi sı kmak. cenap cenaze cenderele ş me . cenazeyi kaldı rmak * ölüyü gömmek üzere götürmek. * Pis. * Cemiyet içinde geçen. cenbiye * Ağ zı eğ ri bir tür Arap bı çağ ı .

. münakaş a etmek. cennet bal ı ğ ı * Cennet balı ğ ı gillerden. cenk * Savaş . cendereye sokmak * manevî baskı altı na almak. cenderele ş mek * Manevî baskı altı nda mücadele etmek. cengel cenin * Otlarla ve s ı k ağ açlarla örtülü geniş Hindistan ormanları na verilen ad. dövü ş çü. savaş kan. uçmak (II). günahsı zları n. cenkle ş mek * Savaş mak. * Cenkçi olma durumu. cenkle ş me * Cenkleş mek iş i.* Cendereleş mek iş i. cengâverce * Cengâvere yakı ş ı r biçimde. * Çok güzel. Cenevizli * Ceneviz (bugünkü Cenova ş ehri) Cumhuriyeti halkı ndan olan kimse. çeki ş mek. cenk etmek * savaş mak. * Büyük çaba. öldükten sonra sonsuz bir mutluluğ a kavuş acakları yer. *İ yi dövü ş en. uğ ra ş . mavi ye ş il zemin üzerine bak ı r rengi çizgili tropikal balı k (Macropodus viridiauratus). cennet * Dinî inanı ş lara göre. mücadele etmek. çeki ş me. cennet bal ı ğ ı giller * Kemikli balı kla r takı mı nı n kefallar alt takı mı na giren bir familya. cengâver * Savaş çı . cengâverlik * Savaş çı lı k. dövüş çülük. savaş kanlı k. kavga. * Atı ş mak. vuru ş kan. ceninisak ı t * Düş ük. kavga. cenkçi cenkçilik * Savaş çı . huzur veren yer. * Ana rahminde doğ ma zamanı nı tamamlayamam ı ş veya vaktinden önce düş mü ş çocuk. kavgacı . iyilik yapanları n.

centilmenlik * Centilmen olma durumu. bakı mlı bir yer durumuna gelmek. cennete çevirmek * temiz. alı mlı kadı n. cennet gibi * güzel. centilmen *İ yi arkadaş lı k eden. centilmence * Centilmene yakı ş ı r (bir biçimde). * Güneyli. ancak tarafları n kar ş ı lı klı güvenlerine dayanan sözlü antla ş ma. cennet öküzü * Yüreğ i temiz ama budala denecek kadar saf kimse. bakı mlı (yer). cennet ku ş u * Cennet kuş ugillerden. tüyleri güzel renkli bir kuş (Paradisea apoda). güzel bir yer durumuna getirmek. * Güney. güney.cennet biberi * Zencefilgillerden karabiber tadı nda bir bitki. * Centilmene yakı ş ı r davran ı ş . görgülü. cennetleş mek * Cennet durumuna girmek. cennetmekân. . * Henüz pek küçükken ölen bebek. kibar (erkek). bakı mlı . cennetleş me * Cennetleş mek durumu. cennet taamı * Tadı çok güzel olan yemek veya yiyecek. * Cennetin güzellikleriyle donanmak. * (ölmüş kimse için) Yeri cennet olan. cennete dönmek * güzel. cennet ku ş ugiller * Omurgalı hayvanlardan kuş lar sı nı fı nı n bir familyası . saygı lı . cennetlik * Öldükten sonra yerinin cennet olacağ ı na inanı lan (kimse). * Güzel. güneye özgü olan. centilmenlik antlaş ması * Hukukî ve resmî olmayan. cenubî cenup cenuplu * Güneyle ilgili. cennetmekân * Cennetlik. rahat yaş anı lı r.

ta ş ı nabilir. cep harçlı ğ ı nı çı karmak * günlük masrafı nı karş ı layacak kadar kazanç sahibi olmak. cephanelik * Cephanenin saklanması na yarar kapalı ve korunmuş yer. * Belirtisiz isim tamlaması yap ı sı nda. * Yan. * Ateş li silâhlarla atı lmak için hazı rlanan her türlü patlayı cı madde. cephaneci * Kara. alnaç. cepçilik cephane * Yankesicilik. * Üzerinde savaş ı n sürdüğ ü bölge.cep * Genellikle bir ş ey koymaya yarar. taraf. * Savaş alan ı nı n bir yerinde dü ş manı n geriletilmesiyle ortaya çı kan taktik durum. cep defteri * Cebe sı ğ abilecek büyüklükteki defter. cep televizyonu * Çok küçük boyutları olan veya cebe sı ğ abilecek küçüklükteki televizyon. cep sözlüğ ü * Cepte taş ı nabilecek ve günlük ihtiyaca hemen cevap verebilecek küçük sözlük. * Kablosuz telefon. cep feneri * Pille çalı ş an ve cepte taş ı nan küçük fener. çökertme. * Belli bir düş ünce. cephe * (yapı larda) Yüz. cepçi * Yankesici. yön. cep telefonu * Cebe sı ğ abilecek küçüklükte olan. savaş a hazı rlanmak ve baş lamak. deniz ve hava birliklerinde cephanelik görevlisi veya sorumlusu olan kimse. cep saati * Cepte taş ı nan saat. . cep takvimi * Cepte taş ı nabilecek küçük boy takvim. * Trafiğ i kolaylaş tı rmak için yaya kaldı rı mları nda veya yollarda yapı lan cep biçimindeki ta ş ı t yanaş ma yeri. cep kitabı * Cepte taş ı nacak. cep harçlı ğ ı * Bir kimseye ufak tefek gündelik harcamaları karş ı laması için verilen para. giysinin belli bir yeri açı larak içine yerleş tirilen astardan yapı lmı ş torba veya giysinin üzer