P. 1
11. SINIF KİMYA DERSİ KİTABI

11. SINIF KİMYA DERSİ KİTABI

5.0

|Views: 28,041|Likes:
Yayınlayan: Kimya Bilimi

“Kimyager, her şeyi yerli yerine koyandır.” ÖNSÖZ Günümüzde din ve ilmin beraber ele alınmasının yeni ufuklar açacağı hususu en önemli meselelerimizdendir. Bundan dolayı din ile ilmi birleştirmek için çalışma yapmamız, kendi dünyamızı kurmaya çalışmamız gerekmektedir. İnsanlık, her geçen gün biraz daha fazla ilim ve fenne dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden ve fenden alacaktır. Karar mekanizmaları, güç ve kuvvet ilmin eline geçecektir. Bu sebeple ilme sahip çıkmalıyız; ilmin hikmet olarak kalması, zulmet ve abesiyete dönüşmemesi için çok çalışmalıyız. Mevcut kimyanın bir kısım aşırı pozitif yanlarını ayıklamaya çalışmalıyız, hakikatle uyum içinde olanlarını almalıyız. Metafizik ve akıl, her ikisini de ihmal etmemeliyiz; bundan dolayı da aklımızın nurunu, vicdanımızın ziyasıyla birleştirip himmetimizi kamçılama yolunda olmalıyız. Aklı ihmal etmemeliyiz; çünkü zihnin gayesi marifettir. Kalbi, devre dışı bırakmamalıyız; çünkü kalbin gayesi müşahededir. Hissimizi hakikat ve ilim aşkına kanalize etmeye çalışmalıyız; çünkü hissin gayesi muhabbettir. Bunlarda başarılı olabilmek için rehber olan irademizi gerçek gayesine yönlendirmeliyiz. İnsan gerçek kimya ilmini, evreni okuyarak elde eder. Elde ettiği bu ilim neticesinde kendini tanır (tümevarım); veya değişik bir yolla önce kendini tanır, sonra evreni okuyarak gerçek kimya ilmini elde eder (tümdengelim). Kimya kanunların doğru anlaşılması ve arka planlarının ne gösterdiğinin bilinmesi çok önemli hususlardır. Kimya tanımları; efradını (bütün fertlerini) cami (içeren), ağyarına (kendinden başka olanlarını) mani (engel) olmalıdır. Bu kurala da her an uyulmalıdır. Her bir fen dalı gibi kimya ilmi de kendi nevindeki düzenliliği ve intizamı gösterir; her şeyin hikmet üzere konulduğunu, faydasızlık ve abes olmadığını bize öğretir. Kimyanın kendine özgü dili dinlenmelidir. Bu sayede kimya ilmi evham olmaktan, ondaki hikmetler de abese dönüşmekten kurtulacaktır. Zihnin darlaşmaması, aklın göze inmemesi için kimya ilmi ruhlu olmalı, aynı zamanda ruha bilimsel olgunluk da kazandırılmalıdır. Böylece kimya ilminden beklenen gaye yerine gelmiş olacaktır. Her ilmin bir lisanı olduğunu gibi kimya ilminin de kendine mahsus bir lisanı vardır. Günümüzdeki her bir kimya kitabı da farklı bir dildir. Ancak kimyanın lisanına eşlik eden kimyacıların da anlatması lazımdır. İlmî çalışmalarda başarıya ulaşmada iki yol vardır: Birincisi; düşünmek, ezberlemek, fikri çalıştırmaktır. Bu; zamanla olanıdır. İkincisi; sezgi (sezi) adını verdiğimiz bir anda ulaşılan başarıdır. Bu da iki kısımdır: Kesbî olanı; çalışmakla, tecrübe suretiyle elde edilenidir. Kekule’nin rüyasında benzen halkasını bulmasını; yine Bohr’un rüyasında kendi adıyla anılan atom modelini keşfetmesini buna örnek verebiliriz. Bir anda ulaşılan başarının ikincisi ise; ilhamdır. Herkes potansiyel olarak buna açık var edilmiştir. Bu yolda; peygamberler, doğruluktan şaşmayan akıl, kusursuz kalp ve temiz duygu/düşünce taşıyan kalp sahipleri vardır. Bu başarı; mevhibeiilahiye olarak verilir. Sezi yoluyla ulaşılan keşifler, kimyadaki metafiziğe örnektir. Başarının sırrı, melek saflığında olmaya bağlıdır. Melek safiyetinde olmak; kâinattaki dengeyi koruyarak çalışmak demektir. Doğal dengenin kimyası iyi bilinmelidir. Ancak o zaman; melek, sırrını insana verecektir. Ayrıca maddenin emrimizde olduğunu anlamalı, duymalı ve görmeliyiz. Maddenin sırlarını aklımızla görme azmimiz, her an devam etmeli ve bizimle beraber olmalıdır. Etrafımızd

“Kimyager, her şeyi yerli yerine koyandır.” ÖNSÖZ Günümüzde din ve ilmin beraber ele alınmasının yeni ufuklar açacağı hususu en önemli meselelerimizdendir. Bundan dolayı din ile ilmi birleştirmek için çalışma yapmamız, kendi dünyamızı kurmaya çalışmamız gerekmektedir. İnsanlık, her geçen gün biraz daha fazla ilim ve fenne dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden ve fenden alacaktır. Karar mekanizmaları, güç ve kuvvet ilmin eline geçecektir. Bu sebeple ilme sahip çıkmalıyız; ilmin hikmet olarak kalması, zulmet ve abesiyete dönüşmemesi için çok çalışmalıyız. Mevcut kimyanın bir kısım aşırı pozitif yanlarını ayıklamaya çalışmalıyız, hakikatle uyum içinde olanlarını almalıyız. Metafizik ve akıl, her ikisini de ihmal etmemeliyiz; bundan dolayı da aklımızın nurunu, vicdanımızın ziyasıyla birleştirip himmetimizi kamçılama yolunda olmalıyız. Aklı ihmal etmemeliyiz; çünkü zihnin gayesi marifettir. Kalbi, devre dışı bırakmamalıyız; çünkü kalbin gayesi müşahededir. Hissimizi hakikat ve ilim aşkına kanalize etmeye çalışmalıyız; çünkü hissin gayesi muhabbettir. Bunlarda başarılı olabilmek için rehber olan irademizi gerçek gayesine yönlendirmeliyiz. İnsan gerçek kimya ilmini, evreni okuyarak elde eder. Elde ettiği bu ilim neticesinde kendini tanır (tümevarım); veya değişik bir yolla önce kendini tanır, sonra evreni okuyarak gerçek kimya ilmini elde eder (tümdengelim). Kimya kanunların doğru anlaşılması ve arka planlarının ne gösterdiğinin bilinmesi çok önemli hususlardır. Kimya tanımları; efradını (bütün fertlerini) cami (içeren), ağyarına (kendinden başka olanlarını) mani (engel) olmalıdır. Bu kurala da her an uyulmalıdır. Her bir fen dalı gibi kimya ilmi de kendi nevindeki düzenliliği ve intizamı gösterir; her şeyin hikmet üzere konulduğunu, faydasızlık ve abes olmadığını bize öğretir. Kimyanın kendine özgü dili dinlenmelidir. Bu sayede kimya ilmi evham olmaktan, ondaki hikmetler de abese dönüşmekten kurtulacaktır. Zihnin darlaşmaması, aklın göze inmemesi için kimya ilmi ruhlu olmalı, aynı zamanda ruha bilimsel olgunluk da kazandırılmalıdır. Böylece kimya ilminden beklenen gaye yerine gelmiş olacaktır. Her ilmin bir lisanı olduğunu gibi kimya ilminin de kendine mahsus bir lisanı vardır. Günümüzdeki her bir kimya kitabı da farklı bir dildir. Ancak kimyanın lisanına eşlik eden kimyacıların da anlatması lazımdır. İlmî çalışmalarda başarıya ulaşmada iki yol vardır: Birincisi; düşünmek, ezberlemek, fikri çalıştırmaktır. Bu; zamanla olanıdır. İkincisi; sezgi (sezi) adını verdiğimiz bir anda ulaşılan başarıdır. Bu da iki kısımdır: Kesbî olanı; çalışmakla, tecrübe suretiyle elde edilenidir. Kekule’nin rüyasında benzen halkasını bulmasını; yine Bohr’un rüyasında kendi adıyla anılan atom modelini keşfetmesini buna örnek verebiliriz. Bir anda ulaşılan başarının ikincisi ise; ilhamdır. Herkes potansiyel olarak buna açık var edilmiştir. Bu yolda; peygamberler, doğruluktan şaşmayan akıl, kusursuz kalp ve temiz duygu/düşünce taşıyan kalp sahipleri vardır. Bu başarı; mevhibeiilahiye olarak verilir. Sezi yoluyla ulaşılan keşifler, kimyadaki metafiziğe örnektir. Başarının sırrı, melek saflığında olmaya bağlıdır. Melek safiyetinde olmak; kâinattaki dengeyi koruyarak çalışmak demektir. Doğal dengenin kimyası iyi bilinmelidir. Ancak o zaman; melek, sırrını insana verecektir. Ayrıca maddenin emrimizde olduğunu anlamalı, duymalı ve görmeliyiz. Maddenin sırlarını aklımızla görme azmimiz, her an devam etmeli ve bizimle beraber olmalıdır. Etrafımızd

More info:

Categories:Types, Research, Science
Published by: Kimya Bilimi on Jun 07, 2009
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOCX, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/03/2014

pdf

text

original

Sections

1

ORTAÖĞRETĠM 11.
SINIF KĠMYA DERSĠ
KĠTABI








(2010–2011 EĞĠTĠM VE ÖĞRETĠM YILINDA
YÜRÜRLÜĞE GĠREN YENĠ ÖĞRETĠM
PROGRAMINA GÖRE HAZIRLANMIġTIR.)








2

















“Kimyager, her Ģeyi yerli yerine koyandır.”

3
ÖNSÖZ
Günümüzde din ve ilmin beraber ele alınmasının yeni ufuklar
açacağı hususu en önemli meselelerimizdendir. Bundan dolayı din
ile ilmi birleĢtirmek için çalıĢma yapmamız, kendi dünyamızı
kurmaya çalıĢmamız gerekmektedir.

Ġnsanlık, her geçen gün biraz daha fazla ilim ve fenne
dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden ve fenden alacaktır. Karar
mekanizmaları, güç ve kuvvet ilmin eline geçecektir. Bu sebeple
ilme sahip çıkmalıyız; ilmin hikmet olarak kalması, zulmet ve
abesiyete dönüĢmemesi için çok çalıĢmalıyız.

Mevcut kimyanın bir kısım aĢırı pozitif yanlarını ayıklamaya
çalıĢmalıyız, hakikatle uyum içinde olanlarını almalıyız.

Metafizik ve akıl, her ikisini de ihmal etmemeliyiz; bundan dolayı
da aklımızın nurunu, vicdanımızın ziyasıyla birleĢtirip himmetimizi
kamçılama yolunda olmalıyız. Aklı ihmal etmemeliyiz; çünkü
zihnin gayesi marifettir. Vicdan kültürü de dediğimiz marifet,
bilginin tabiata mal edilmesiyle kazanılır. Kalbi, devre dıĢı
bırakmamalıyız; çünkü kalbin gayesi müĢahededir. Hissimizi
hakikat ve ilim aĢkına kanalize etmeye çalıĢmalıyız; çünkü hissin
gayesi muhabbettir. Bunlarda baĢarılı olabilmek için rehber olan
irademizi gerçek gayesine yönlendirmeliyiz.

Ġnsan gerçek kimya ilmini, evreni okuyarak elde eder. Elde ettiği
bu ilim neticesinde kendini tanır (tümevarım); veya değiĢik bir
yolla önce kendini tanır, sonra evreni okuyarak gerçek kimya ilmini
elde eder (tümdengelim).

Kimya kanunların doğru anlaĢılması ve arka planlarının ne
gösterdiğinin bilinmesi çok önemli hususlardır.
4

Kimya tanımları; efradını (bütün fertlerini) cami (içeren), ağyarına
(kendinden baĢka olanlarını) mani (engel) olmalıdır. Bu kurala da
her an uyulmalıdır.

Her bir fen dalı gibi kimya ilmi de kendi nevindeki düzenliliği ve
intizamı gösterir; her Ģeyin hikmet üzere konulduğunu, faydasızlık
ve abes olmadığını bize öğretir.

Kimyanın kendine özgü dili dinlenmelidir. Bu sayede kimya ilmi
evham olmaktan, ondaki hikmetler de abese dönüĢmekten
kurtulacaktır. Zihnin darlaĢmaması, aklın göze inmemesi için
kimya ilmi ruhlu olmalı, aynı zamanda ruha bilimsel olgunluk da
kazandırılmalıdır. Böylece kimya ilminden beklenen gaye yerine
gelmiĢ olacaktır.

Her ilmin bir lisanı olduğunu gibi kimya ilminin de kendine mahsus
bir lisanı vardır. Günümüzdeki her bir kimya kitabı da farklı bir
dildir. Ancak kimyanın lisanına eĢlik eden kimyacıların da
anlatması lazımdır.

Ġlmî çalıĢmalarda baĢarıya ulaĢmada iki yol vardır: Birincisi;
düĢünmek, ezberlemek, fikri çalıĢtırmaktır. Bu; zamanla olanıdır.
Ġkincisi; sezgi (sezi) adını verdiğimiz bir anda ulaĢılan baĢarıdır.
Bu da iki kısımdır: Kesbî olanı; çalıĢmakla, tecrübe suretiyle elde
edilenidir. Kekule‟nin rüyasında benzen halkasını bulmasını; yine
Bohr‟un rüyasında kendi adıyla anılan atom modelini keĢfetmesini
buna örnek verebiliriz. Bir anda ulaĢılan baĢarının ikincisi ise;
ilhamdır. Herkes potansiyel olarak buna açık var edilmiĢtir. Bu
yolda; peygamberler, doğruluktan ĢaĢmayan akıl, kusursuz kalp
ve temiz duygu/düĢünce taĢıyan kalp sahipleri vardır. Bu baĢarı;
mevhibeiilahiye olarak verilir.

Sezi yoluyla ulaĢılan keĢifler, kimyadaki metafiziğe örnektir.
5

BaĢarının sırrı, melek saflığında olmaya bağlıdır. Melek
safiyetinde olmak; kâinattaki dengeyi koruyarak çalıĢmak
demektir. Doğal dengenin kimyası iyi bilinmelidir. Ancak o zaman;
melek, sırrını insana verecektir. Ayrıca maddenin emrimizde
olduğunu anlamalı, duymalı ve görmeliyiz. Maddenin sırlarını
aklımızla görme azmimiz, her an devam etmeli ve bizimle beraber
olmalıdır. Etrafımızdaki olayları aydınlatmak, kavramak,
keĢfetmek azminde olunmalıdır. Bilgiler, sırtta yük olmamalıdır.
Bilgi hamalı olunmamalıdır. Ġlimler gayeli öğrenilmelidir. Hayattaki
olaylar ile vicdan arasında iliĢki kurulmalıdır. Hayatın en büyük
muallim olduğu unutulmamalıdır.

Kimyanın lisanı bizi büyülemelidir. Öğrendiklerimiz bize cazip ve
orijinal gelmelidir. Bu konulardaki konsantremiz tam olursa, sürekli
huzurlu oluruz. Böylece hem stres yenilmiĢ hem de kinetik enerji
dengelenmiĢ olur.

Meseleleri sürekli olağanüstülüklere bağlamak ise kâinat kitabını
anlayamamanın ifadesidir.

Batı dünyasında bilimde metafiziğin yerinin ayrı bir önemi vardır.
Hazreti Ġsa‟nın getirdiği mesaj, Batı medeniyetinin en güçlü, en
sağlam ve en önemli temelini oluĢturur. Batı medeniyeti böylece
varlık sahnesine çıkmıĢtır; çünkü Batı medeniyetinin esası; Grek
felsefesi (matematiksel düĢünce), Roma hukuku ve gerçek
Hıristiyan dinine dayanmaktadır. Batı‟da; hem laikliğin
doğuĢundan hem de Rönesans‟tan sonra Galileo, Newton,
Einstein, Pascal gibi dindar ve dinin ilimden kopuk hâline üzülen,
metafiziğe önem veren insaflı Batı bilim adamları mevcuttur.

Batı, tarihinin hiçbir döneminde metafiziğe karĢı tamamen
duyarsız kalmamıĢtır. Batı‟da metafiziğe önem veren hem
düĢünür de çoktur. Eflatun milattan önce 427–347 tarihleri
arasında yaĢamıĢtır. Hem Eflatun ve hem de Henry Bergson
6
(1859–1941) düĢüncesinde bilimde metafiziğin ayrı bir yeri vardır.
Batı, tarihinin her döneminde farklı zaman dilimlerinde, bu iki
düĢünür gibi düĢünce adamları yetiĢtirmiĢtir.

Batı‟daki bilimsel geliĢmeye Rönesans‟la beraber zemin
hazırlayan aslında bizim ilim tarihimizdir.

Metafiziği ihmal ettiğimizden dolayıdır ki hem eskiye hem de
Batı‟nın hâlihazırdaki durumuna göre bilim ve teknikte geri kalmıĢ
vaziyetteyiz.

Ġslam dinini Hıristiyan dinine kıyas edip Avrupa gibi dine lakayt
olmak, çok büyük bir hatadır. Ayrıca; Avrupa, dinine sahiptir.
BaĢta Wilson, David Lloyd George (Deyvid Loyd Corc), Venizelos
gibi Avrupa büyükleri dindardılar. Bu büyüklerin bir papaz gibi
dinlerine mutaassıp olmaları, Avrupa‟nın dinine sahip olduğunun
göstergesidir.

Ġslamiyet‟i Hıristiyan dinine kıyas etmek, yanlıĢ kıyastır; çünkü
Avrupa, dinine mutaassıp olduğu zaman medeni değildi; taassubu
terk etti, medenileĢti.

Ne vakit Müslümanlar dine ciddi sahip olmuĢlarsa, ilimde o
zamana göre çok yüksek ilerleme kaydetmiĢlerdir. Ne vakit dine
karĢı lakayt vaziyeti almıĢlar, fen ve teknolojide periĢan vaziyete
düĢerek tedenni etmiĢlerdir. BaĢka dinin aksine, dinimize bağlı
olma derecesinde milletimiz ilerlemiĢ; ihmali nispetinde de geri
kalmıĢtır. Bu, tarihsel bir gerçektir.

Türk milleti fen ve sanatı metafizik ile yoğurarak eskide ilimde ileri
gittiği gibi ileride de gidecektir. Hakiki medeniyete sarılarak
insanlığa yine rehber olacaktır.


Ankara, 3 Eylül 2009
7

“Bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu
ölçü ile hangi Ģeyin bu dine uygun olup olmadığını
kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi Ģey ki akla,
mantığa, amme menfaatine uygundur; biliniz ki o,
bizzat dinimize uygundur. Ġslamiyet son ve kâmil
dindir. Akla, mantığa ve hakikate uymaktadır.*”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk


















* “Atatürk‟ün Söylev ve Demeçleri I-III” kitabı “Atatürk‟ün Söylev ve
Demeçleri I” Bölümü, 98. sayfa, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Atatürk AraĢtırma Merkezi Yayınları, 2006.


8
ĠÇĠNDEKĠLER
1. ÜNĠTE: KĠMYASAL
REAKSĠYONLAR VE
ENERJĠ

ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI
• 1. Sistemler ve Enerji Türleri
• 2. Sistemlerde Entalpi DeğiĢimi
• 3. Ġstemlilik

2. ÜNĠTE:
REAKSĠYON
HIZLARI VE
KĠMYASAL DENGE
9
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI
• 1. Reaksiyon Hızı
• 2. Reaksiyon Hızının Bağlı Olduğu Etmenler
• 3. Kimyasal Reaksiyonlarda Denge
• 4. Kimyasal Dengeye Etki Eden Faktörler
• 5. Kimyasal Tepkimelerde Ürün Verimi


3. ÜNĠTE:
ÇÖZELTĠLERDE
DENGE
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI
• 1. Suyun Otoiyonizasyonu
• 2. Asitlerin ve Bazların AyrıĢma Dengeleri
• 3. NötralleĢme Reaksiyonları
• 4. Çözeltilerde Çözünme ve Çökelme Olayları
• 5. Kompleks OluĢma – AyrıĢma Dengeleri
• 6. Titrasyon


4. ÜNĠTE:
ELEKTROKĠMYA
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI
10
• 1. Madde – Elektrik ĠliĢkisi
• 2. Standart Elektrot Potansiyelleri
• 3. Elektrokimyasal Hücreler


5. ÜNĠTE: ÇEKĠRDEK
KĠMYASI
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI
• 1. Çekirdeğin Yapısı ve Kararlılık
• 2. Yapay Çekirdek Reaksiyonları, Fisyon ve Füzyon
• 3. Aktiflik, Radyoaktif IĢınların Sayımı ve Sağlığa Etkisi
• 4. Radyoaktif Maddelerin Kullanım Alanları












11
ORTAÖĞRETĠM 11.
SINIF KĠMYA

1. ÜNĠTE: KĠMYASAL
REAKSĠYONLAR VE
ENERJĠ

ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI
• 1. BÖLÜM: Sistemler ve Enerji Türleri
• 2. BÖLÜM: Sistemlerde Entalpi DeğiĢimi
• 3. BÖLÜM: Ġstemlilik

1. BÖLÜM: SĠSTEMLER VE
ENERJĠ TÜRLERĠ

SĠSTEM VE ORTAM

12
SĠSTEMLER
• Kapalı sistem, açık sistem ve izole sistem olmak üzere üç çeĢit
sistem vardır.
• Termodinamik, bu sistemlerin çevre ve evren ile olan iliĢkisini
inceleyen bilim dalıdır.
• Sadi Carnot (1796–1832) termodinamik biliminin kurucusu
olarak kabul edilir. Carnot çevrimi olarak bilinen termodinamiğin
II. yasasıdır.

ENERJĠ TÜRLERĠ ADI VE SĠMGESĠ
• H = Entalpi
• S = Entropi
• E veya U = Ġç enerji
• w = ĠĢ
• q veya Q = Isı
• G = Gibbs serbest enerjisi (Gibbs enerjisi veya serbest enerji)

ULUSLARARASI BĠRĠM SĠSTEMĠNDE (SI)
ENERJĠ TÜRLERĠ BĠRĠMLERĠ
• E (Ġç enerji) birimi: kJ
• G (Gibbs enerji) birimi: kJ/mol
• H (Entalpi) birimi: kJ veya kJ/mol
• S (Entropi) birimi: kJ/K mol
• w (ĠĢ birimi): kJ
• q (Isı birimi): kJ

ENERJĠ TÜRLERĠ DEĞĠġĠMĠ* NASIL
GÖSTERĠLĠR?
• ΔG
tepkime
= Gibbs serbest enerjisi değiĢimi (Gibbs enerjisi
değiĢimi veya serbest enerji değiĢimi)
• ΔH
tepkime
= Entalpi değiĢimi
• ΔS
tepkime
= Entropi değiĢimi
13

*DeğiĢim ΔG
tepkime
, ΔH
tepkime
ve ΔS
tepkime
için söz konusudur.

STANDART ġARTLARDA* ENERJĠ TÜRLERĠ
DEĞĠġĠMĠ NASIL GÖSTERĠLĠR?
• ΔG°
tepkime
= Standart Ģartlarda Gibbs serbest enerjisi değiĢimi
• ΔH°
tepkime
= Standart Ģartlarda entalpi değiĢimi
• ΔS°
tepkime
= Standart Ģartlarda entropi değiĢimi

* Standart Ģartlar 1 atm basınç ve 25 °C sıcaklıktır.

FORMÜLLER

ĠÇ ENERJĠ, Ġġ, ISI ĠLĠġKĠSĠ FORMÜLÜ
ΔE = q + w (Termodinamik I. yasanın formülü)

HACĠM SABĠT OLDUĞUNDA Ġġ YAPILMAZ, ĠÇ
ENERJĠ DEĞĠġĠMĠ ISIYA EġĠT OLUR
ΔE = q + w
Hacim sabit olduğunda iĢ yapılmadığından (w = 0)
ΔE = q olur.

SABĠT BASINÇTA ISI (q
P
) ENTALPĠ
DEĞĠġĠMĠNE (ΔH) EġĠTTĠR
Basıncın sabit olması qP = ΔH anlamına geldiğinden, ΔE = q + w
formülünde qP yerine ΔH yazılırsa;
ΔE = ΔH + w
w = ΔE - ΔH
ΔH = ΔE - w formülleri elde edilir.

14
11.SINIF KĠMYA PROGRAMINDA OLAMAYAN
BĠR DĠĞER FORMÜL
ΔH = ΔE - w
w = - PΔV
ΔH = ΔE - (- PΔV)
ΔH = ΔE + PΔV

ΔG°, ΔH°, ΔS°
sistem
FORMÜLLERĠ
ΔG° = ∑nG°
ürünler
– ∑nG°
girenler

ΔH° = ∑nH°
oluĢma entalpisi (ürünler)
– ∑nH°
oluĢma entalpisi (girenler)

ΔS°
sistem
= ∑nS°
ürünler
– ∑nS°
girenler

DĠĞER FORMÜLLER
ΔS°
toplam
= ΔS°
sistem
+ ΔS°
ortam

Sabit basınç ve sıcaklıkta ΔS
ortam
=- ΔH/T
ΔS°
toplam
= ΔS°
sistem
- ΔH
sistem
/T
Önce eĢitliğin her iki tarafı -T ile çarpılır; –TΔS
toplam
= ΔG°
olduğundan yerine yazılırsa aĢağıdaki ifade elde edilir:
ΔG° = ΔH°
sistem
- TΔS°
sistem


FORMÜLLERLE ĠLGĠLĠ BAZI BĠLGĠLER
• ΔG dengede sıfırdır.
• E (Ġç enerji) değerlerinin hepsi artıdır.
• E (Ġç enerji) ölçülemez.
• w>0 ise sisteme iĢ yapılmıĢtır; w<0 ise sistem iĢ yapmıĢtır.
• GenleĢince iĢin eksi, ısının ise artı olması lazımdır.

ĠZOTERMAL DEĞĠġĠM
• Ġzotermal değiĢim, sıcaklık farkının olmadığı değiĢimlerdir.
• Ġzotermal değiĢim olursa serbest enerji (G) hesaplanabilir.
• Ġzotermal değiĢim dıĢında serbest enerji hesaplanamaz. T
1
ve
T
2
aynı ise (izotermal değiĢim) adyabatik, izokorik, izobarik hem
15
tersinir hem de tersinmez tepkimelerde ΔH ile ΔE aynı değerdir.

ĠZOKORĠK DEĞĠġĠM
• Ġzokorik değiĢim, hacim farkının olmadığı değiĢimlerdir.

ĠZOBARĠK DEĞĠġĠM
• Ġzobarik değiĢim, basınç farkının olmadığı değiĢimlerdir.

ADYABATĠK DEĞĠġĠM
• Adyabatik değiĢimlerde duvar izole edilmiĢtir.
• Adyabatik ortam ısı ve kütle kaybının veya kazancının olmadığı
hâldeki süreçtir.
• Adyabatik bir ortam oluĢturabilmek için sınırlanmıĢ alan, ısı ve
kütle geçiĢine karĢı tamamen yalıtılmıĢtır.
• q
sistem
=0 ise adyabatiktir.

ENERJĠ ĠLE ISI AYNI MIDIR?
• Isı enerji birimidir.
• Ancak maddenin sahip olduğu enerjiyi göstermez.
• Ġki sistem arasında enerji alıĢ veriĢi olunca ısı söz konusu olur;
bu esnada evrenin toplam enerjisi değiĢmez, sabit kalır.
• Alınıp verilen Ģey enerjidir. Ancak enerji yerine ısı diyoruz.
• Enerji yerine ısı diyoruz diye de “Enerji ile ısı aynıdır.”
diyemeyiz; çünkü enerji her zaman vardır, ısı ise enerji alınıp
verilince ortaya çıkar.
• Maddenin ısısı olmaz. Maddenin ısısından söz edebilmek için
sıcaklıkları farklı iki durumun olması gerekir.
• “Maddenin toplam enerjisi” denir.
• “Maddenin toplam ısısı” denemez.

ISI KAPASĠTESĠ (ISINMA ISISI)
16
• 1 mol maddenin sıcaklığını, sabit sıcaklık ve sabit basınçta 1 °C
arttırmak için gerekli ısı miktarına denir.

SICAKLIĞI ÖLÇMEK SURETĠYLE NE YAPMIġ
OLUYORUZ?
• Her bir taneciğin E
ĠÇ
‟leri (tek tek E
K
‟leri) farklı farklı olduğundan
taneciklerin ortalama E
K
‟leri denir.
• Taneciklerin hepsi hareketlidir. Bundan dolayı E
K
‟leri vardır.
Hareket ısıyı doğurur. Isı, sıcaklığı yükseltir.
• Sıcaklığın ölçülmesiyle taneciklerin ortalama E
K
‟leri
karĢılaĢtırılmıĢ, derecelendirilmiĢ olur.

ISI ALIġ VERĠġĠ NĠÇĠN OLUR? SICAKLIK
NASIL ÖLÇÜLÜR?
• Isı alıĢ veriĢi sistemler arasındaki sıcaklık farkından dolayı olur.
• Sıcaklığını ölçmek istediğimiz suyun içine termometreyi
daldırırız. Sıcak suyun kinetik enerjisi fazladır. Bu enerji, önce
termometre camına aktarılır. Camdan da termometre içine
aktarılır. Termometrenin içindeki cıva atomları daha hızlı hareket
ettiğinden yükselir. Böylece sıcaklık ölçülmüĢ olur.

ĠÇ ENERJĠ

ΔE (ĠÇ ENERJĠ DEĞĠġĠMĠ) NĠÇĠN
ÖLÇÜLEMEZ?
• E
2
ve E
1
ölçülemez. Bu nedenle de ΔE ölçülemez.

MADDENĠN TOPLAM ENERJĠSĠ HESAP
EDĠLEBĠLĠR MĠ?
• Maddenin toplam enerjisi hesap edilemez.
17


E
T
= E
M
(E
P
+ E
K
) + E
ĠÇ
(E
P
+

E
K
)




E
ĠÇ
=

E
ÖTELEME
(E
K
)

+

E
DÖNME
(E
P
+

E
K
)

+ E
TĠTREġĠM
(E
K
)

+

E
ÇEKĠM
(E
K
)


• E = mc
2
ile hesaplanan enerjiye E
P
denilebilir. Ancak farklı bir
boyuttur.
• Sonuç olarak E
ĠÇ
hesap edilemez.
• Bir kiĢinin maddi zenginliği hesap edilse bile zenginlik denince
akla; beyin, duygu, akıl, fikir, idrak, kavrama, hafıza vb. her türlü
zenginlik geldiğinden iç zenginlik hesap edilemez.

ISI VE Ġġ

ISININ ĠġARETĠ NE ZAMAN POZĠTĠF (+)
OLUR?
• Endotermik değiĢimlerde ısının (q) iĢareti pozitif (+) olur; baĢka
bir ifadeyle q>0‟dır.
• GenleĢince ısının iĢareti pozitif (+) olur.
• Sistemin ısı kazanması, olayın endotermik olduğunun
göstergesidir; ısının iĢareti pozitif (+) olur.

ISININ ĠġARETĠ NE ZAMAN NEGATĠF (-)
OLUR?
• Ekzotermik değiĢimlerde ısının (q) iĢareti negatif (-) olur; baĢka
bir ifadeyle q<0‟dır.
• SıkıĢtırınca ısının iĢareti negatif (-) olur.
• Sistemin ısı kaybetmesi, olayın ekzotermik olduğunun
göstergesidir; ısının iĢareti negatif (-) olur.

18
Ġġ ĠġARETĠ NE ZAMAN POZĠTĠF (+) OLUR?
• ĠĢaretlerin karıĢtırılmaması ve akılda kolay kalması açısından,
ortamın sisteme iĢ yapması endotermik olarak düĢünülebilir.
ĠĢaretler iĢ için de ısıda olduğu gibidir.
• Ortamın sisteme iĢ yapması durumunda ise iĢ (w) iĢareti pozitif
(+) olur; baĢka bir ifadeyle w>0‟dır.
• Bu durum soruda “Sisteme Ģu kadar kJ‟lük iĢ yapılmıĢtır.” diye
verilir.
• Pistonun sıkıĢtırılarak hacminin azalması da buna örnek
verilebilir. SıkıĢtırmada sisteme iĢ yapılır; iĢin iĢareti (+) olur.

Ġġ ĠġARETĠ NE ZAMAN NEGATĠF (-) OLUR?
• ĠĢaretlerin karıĢtırılmaması ve akılda kolay kalması açısından,
sistemin ortama iĢ yapması ekzotermik olay olarak düĢünülebilir.
ĠĢaretler iĢ için de ısıda olduğu gibidir.
• Sistem tarafından ortama (dıĢarıya) iĢ yapılırsa iĢ (w) iĢareti
negatif (-) olur; baĢka bir ifadeyle w<0‟dır.
• Bu durum genellikle soruda “Sistem Ģu kadar kJ‟lük iĢ
yapmıĢtır.” diye verilir.
• Pistonun hacminin geniĢlemesi buna örnektir. GenleĢmede
sistem iĢ yapar; iĢin iĢareti (-) olur.

GENLEġME VE SIKIġTIRMA ĠLE
TERMODĠNAMĠK ĠLĠġKĠSĠ
• GenleĢmede sistem iĢ yapar; iĢin iĢareti (-) olur.
• SıkıĢtırmada ise sisteme iĢ yapılır; iĢin iĢareti (+) olur.

GAZLAR GENLEġĠRKEN GENELDE SOĞUR
• Azot, oksijen vb. çoğu gaz genleĢirken soğur.
• Helyum ve hidrojen gazları genleĢince soğumazlar, tam tersine
ısınırlar.
19

JOULE THOMSON KAT SAYISI
• Joule Thomson kat sayısı + (artı) olanlar genleĢirken soğuyan
gazlardır.
• Joule Thomson kat sayısı – (negatif) olanlar ise genleĢirken
ısınan gazlardır.

TERMODĠNAMĠĞĠN I. KANUNU

TERMODĠNAMĠK 4 YASADAN OLUġUR
• Termodinamik bilimi dört temel doğal yasaya dayanır: Birinci
yasa, ikinci yasa, üçüncü yasa ve sıfırıncı yasa.

• I. YASA: ENERJĠNĠN KORUNUMU YASASI
• Termodinamiğin birinci yasası, enerjinin korunumunu ifade eder.
Enerji, bir Ģekilden diğerine dönüĢebilir. Toplam enerji sabit
kalır.
• Termodinamiğin I. yasasına göre enerji, miktar yönüyle yok
edilemez.
• ΔE = q + w (Termodinamik I. yasanın formülü)
• Enerji, entalpi, ısı; aynı anlama gelen kelimelerdir.
• C + O
2


CO
2
+ ısı
• Nefes alıp vermemizde C ve O
2
‟nin enerjileri toplamı; CO
2
‟nin
enerjisi ile açığa çıkan enerjinin toplamına eĢittir.

ΔE = q + w FORMÜLÜ ĠLE ĠLGĠLĠ
PROBLEMLER
• SORU: Sabit basınçlı bir sisteme 303 J‟lük iĢ yapılırken sistem
78 J‟lük ısı kaybediyor. Sistemin iç enerji değiĢimini
hesaplayınız.
• ÇÖZÜM: Sisteme iĢ yapıldığından dolayı w = +303 J olur.
Sistem ısı kaybettiğinden dolayı q = -78 J olur.
20
• ΔE = q + w
• ΔE = -78 J + (+303 J)
• ΔE = +225 J

SABĠT HACĠMDE Ġġ YAPILMAZ VE SĠSTEM
HAREKETLĠ OLDUĞUNDA q
P
= ΔH OLUR
• SORU: Standart Ģartlarda 1 mol hidrojenin sabit hacimli kapalı
bir silindirde yanması sonucu su buharı oluĢurken 240,68
kJ/mol‟lük ısı açığa çıkmaktadır. Yine standart Ģartlarda 1 mol
hidrojenin sürtünmesiz hareket eden bir silindirde yanması
sonucu 241,82 kJ/mol‟lük ısı açığa çıkmaktadır. ΔE, ΔH ve w
değerlerini hesaplayınız.
• ÇÖZÜM: Sabit hacimli kapalı bir silindirde 240,68 kJ/mol‟lük ısı
açığa çıktığına göre q iĢareti (-) olur (q = -240,68 kJ).
• Kapalı bir silindir denildiğinde hacim sabit olduğundan iĢ
yapılmamıĢtır. w = 0 olur.
• ΔE = q + w formülünde iĢ yerine 0 yazılırsa ΔE = -240,68
kJ/mol bulunur.
• Hareket eden silindirde sistem hareketli olduğundan basınç
sabittir. Isı açığa çıktığına göre q = -240,68 kJ olur.
• qP = ΔH olduğundan ΔH = -241,82 kJ/mol olur.
• qP = ΔH olduğundan ΔE = q + w‟te q yerine ΔH yazılırsa formül
ΔE = ΔH + w Ģeklinde olur. Buradan w = ΔE – ΔH formülünde
sayısal değerler yerine konursa w = -240,68 - (-241,82) kJ
olduğundan w = +1,14 kJ bulunur.

2. BÖLÜM: SĠSTEMLERDE
ENTALPĠ DEĞĠġĠMĠ

TERMOKĠMYA VE KĠMYASAL REAKSĠYON
21
ÇEġĠTLERĠ
• Bütün kimyasal reaksiyonlarda enerji değiĢimi söz konusudur.
• Kimyasal olayların tamamı dıĢarıdan ısı alarak veya çevreye ısı
vererek gerçekleĢir. Isı alma ya da ısı vermenin olmadığı bir
kimyasal tepkime yoktur.
• Bir kimyasal tepkime dıĢarı ısı veriyorsa ekzotermiktir.
• Bir kimyasal tepkime ısı alarak gerçekleĢiyorsa endotermiktir.
• Bir kimyasal reaksiyonda reaksiyonun baĢlaması için verilen
enerji, reaksiyondan sonra açığa çıkan enerjiden daha büyükse
bu tür reaksiyonlar endotermiktir (ısı alan).
• Reaksiyonun baĢlaması için verilen enerji, reaksiyondan sonra
açığa çıkan enerjiden daha küçükse bu tür reaksiyonlar
ekzotermiktir (ısı veren).
• Bir kimyasal tepkimede enerji çıkıĢı oluyorsa, bu açığa çıkan
enerji, kütlenin enerji karĢılığı değildir; kimyasal bağlarla ilgilidir.

ENTALPĠ

REAKSĠYON ISISI (ENTALPĠ DEĞĠġĠMĠ)
• Sabit basınç altında gerçekleĢen kimyasal reaksiyonlardaki
enerji değiĢimine reaksiyon ısısı denir. ΔH ile gösterilir.
• ΔH, kimyasal reaksiyonlardaki enerji değiĢimini gösteren bir
büyüklüktür.
• Reaksiyon ısısı olarak ΔH Ģu farklı isimlerle de anılır: Tepkime
ısısı, reaksiyon ısısı, entalpi değiĢimi, reaksiyon entalpisi
değiĢimi, tepkime entalpisi değiĢimi.
• Ekzotermik tepkimelerde ΔH‟ın iĢareti eksidir.
• Endotermik tepkimelerde ΔH‟ın iĢareti artıdır.
• Açığa çıkan enerji ve gerekli olan enerji artılı ve eksili olmaz. ΔH
da artısız ve eksisiz olmaz.
• ΔH°>0 ise istemsiz bir tepkimedir.

22
ISI ĠLE ENTALPĠ AYNI MIDIR?
• Sabit basınç altında gerçekleĢen kimyasal reaksiyonlardaki ısı
değiĢimi (tepkime ısısı) ile tepkimedeki entalpi değiĢimi aynı
anlama gelmektedir ve birbirlerine eĢittirler (q
P
= ΔH).
• Tepkime ısısı yabancı kaynaklarda q bizde genelde Q ile entalpi
ise H simgesi ile gösterilir.
• Sabit basınçtaki reaksiyon ısısı da q
P
ile belirtilir.
• Sabit hacim altında gerçekleĢen kimyasal reaksiyonlardaki ısı
değiĢimi q
V
ile simgelenir.
• q
V
ile q
P
eĢit değildir. Dolayısıyla reaksiyon ısısı ΔH ile de
gösterildiğinden; reaksiyon ısısına, sabit basınç altındaki
reaksiyon ısısı denilmelidir. Ancak denilmez. Bunun sebebi
Ģöyle açıklanır:
• Sabit basınç altında Ģartı, kimyacılar için bir gerekliliktir.
• Bu nedenle malumu ilam kabilinden olmasın diye genelde
kimyacılar “sabit hacim altında” tabirini söylemezler. Bu durum,
noksanlık veya hata sayılmamalıdır.
• q simgesi Δ‟yı da içerir; çünkü ısı, zaten enerji alıĢ veriĢi olunca
söz konusu oluyordu. BaĢka bir ifadeyle maddenin ısısından söz
edebilmek için sıcaklıkları farklı iki durumun olması gerekiyordu.
Bu nedenle q‟nun baĢ tarafına Δ yazılmaz.

REAKSĠYON ĠÇERĠSĠNDE VERĠLEN ISILAR,
REAKSĠYON DIġINA TAġINARAK
REAKSĠYON ISISI (ΔH) OLARAK GÖSTERĠLĠR
• C + O
2


CO
2
+ 94 kcal
C + O
2


CO
2
ΔH = – 94 kcal

• N
2
+ O
2
+ 22 kcal



2NO
N
2
+ O
2


2NO ΔH = + 22 kcal


STANDART OLUġUM ENTALPĠLERĠ
23

ΔH°
tepkime
VE ΔH°
oluĢma entalpisi
SĠMGELERĠNĠN
BĠRBĠRĠNDEN FARKI
• ΔH° = ∑nH°
ürünler
– ∑nH°
girenler

• ΔH°geneldir, her ikisini de içerir.
• ΔH°
tepkime
bütün tepkimeler için söz konusu olan bir simgedir.
• ΔH°
oluĢma entalpisi
ise bileĢiğin yalnız elementlerinden oluĢmasına
ait reaksiyon denkleminin ΔH°‟ını sembolize eder.

OLUġMA ISISI (OLUġUM
ENTALPĠSĠ)
• Aynı ΔH simgesi oluĢma ısısı için de kullanılır. OluĢma ısısı
olarak ΔH Ģu farklı isimlerle de anılır: TeĢekkül ısısı, oluĢum
ısısı, oluĢma entalpisi, teĢekkül entalpisi, oluĢum entalpisi.
Aslında oluĢma entalpisi değil, oluĢma entalpi değiĢimi demek
gerekir; pratikte denilmiyor.
• OluĢum ısısı, bileĢikler için geçerli bir tabirdir.

• OLUġMA ISISI TANIMI: 1 mol bileĢiğin elementlerinden
oluĢmasına ait reaksiyon denkleminin ΔH değerine o bileĢiğin
“oluĢma ısısı” denir.

• ELEMENTLERĠN OLUġMA ISISI 0‟DIR: Elementlerin oda
koĢullarında bulundukları fiziksel hâllerinin oluĢma ısıları sıfır
kabul edilmiĢtir. Yapı taĢı molekül olan 10 adet elementin de (F
2
,
Cl
2
, Br
2
, I
2
, At
2
, H
2
, O
2
, N
2
, S
8
, P
4
) oluĢma ısısı sıfırdır.

ΔH ĠLE AYNI ANLAMA GELEN DĠĞER
TERĠMLER
• NötrleĢme ısısı: Asit baz reaksiyonlarında 1 mol maddenin
nötrleĢmesine ait reaksiyon denkleminin ΔH‟ına denir. Olay
24
ekzotermiktir.
• Yanma ısısı: Yanma reaksiyonlarında 1 mol maddenin
yanmasına ait reaksiyon denkleminin ΔH‟ına denir. Olay
ekzotermiktir.
• Erime ısısı: 1 mol maddenin katı fazdan sıvı faza geçmesine ait
reaksiyon denkleminin ΔH‟ına denir. Olay endotermiktir.
• BuharlaĢma ısısı: 1 mol maddenin sıvı fazdan gaz faza
geçmesine ait reaksiyon denkleminin ΔH‟ına denir. Olay
endotermiktir.
• Çözünme ısısı: 1 mol maddenin bir sıvıda çözünmesine ait
reaksiyon denkleminin ΔH‟ına denir. Olay bazen endotermik
bazen ekzotermiktir.

ΔH HESAPLAMA YOLLARI
• 1 – OLUġMA ISILARINDAN
• 2 – KĠMYASAL BAĞ ENERJĠLERĠNDEN
• 3 – HESS PRENSĠPLERĠNDEN
• 4 – MOL HESABIYLA
• 5 – HÂL DEĞĠġĠM GRAFĠKLERĠNDEN
• 6 – KALORĠMETRĠK HESAPLAMALARDAN
• 7 – AKTĠFLEġME ENERJĠSĠNDEN
• 8 – FARKLI ĠKĠ SICAKLIKTAKĠ DENGE SABĠTĠ
DEĞERLERĠNDEN
• 9 – ĠÇ ENERJĠ DEĞĠġĠMĠ VE Ġġ DEĞERLERĠNDEN
• 10 – ĠÇ ENERJĠ DEĞĠġĠMĠ, BASINÇ VE HACĠM
DEĞĠġĠMĠNDEN

OLUġUM ENTALPĠLERĠNDEN ΔH
(TEPKĠMENĠN ENTALPĠ DEĞĠġĠMĠ)
HESAPLANMASI
• ΔH, ürünlerin oluĢma entalpileri toplamından girenlerin oluĢma
entalpileri toplamının çıkarılmasıyla bulunur. Reaksiyon
denkleminde Ģayet kat sayı varsa, oluĢma entalpisi o kat sayı ile
25
çarpılır.
• ΔH° = ∑nH°
ürünler
– ∑nH°
girenler


TEPKĠME SONUNDAKĠ ENTALPĠ DEĞĠġĠMĠ
• Tepkimeye giren ve tepkimeden çıkan maddelerin mol sayıları
hesaplanır.
• Arta kalan maddenin yalnız giren kısmının molü hesaba katılır.
• ΔH aĢağıdaki gibi bulunurken; tepkimeye giren ve tepkimeden
çıkan maddelerin etkin molleri oluĢum entalpisiyle çarpılır.
• ΔH° = ∑nH°
ürünler
– ∑nH°
girenler


AKTĠFLEġME ENERJĠSĠNDEN
ΔH HESAPLANMASI
• AKTĠFLEġME ENERJĠSĠ: Kimyasal tepkimenin gerçekleĢmesi
için gerekli olan en az enerjiye aktifleĢme enerjisi denir. Örneğin;
tutuĢma sıcaklığına gelene kadar maddeyi ısıtırken verilen
enerji, aktifleĢme enerjisidir. ΔH, ileri reaksiyonun aktifleĢme
enerjisinden geri reaksiyonun aktifleĢme enerjisinin
çıkartılmasıyla bulunur.
• ΔH° = Ea
ileri
– Ea
geri


ĠÇ ENERJĠ DEĞĠġĠMĠ VE Ġġ BĠLĠNĠRSE
ENTALPĠ DEĞĠġĠMĠ NASIL BULUNUR?
ΔE = q + w
q
P
= ΔH
ΔE = ΔH + w
w = ΔE - ΔH
ΔH = ΔE - w

ĠÇ ENERJĠ DEĞĠġĠMĠ, BASINÇ VE HACĠM
DEĞĠġĠMĠNDEN ΔH BULUNMASI
26
ΔE = q + w
q
P
= ΔH
ΔE = ΔH + w
ΔH = ΔE - w
w = - PΔV
ΔH = ΔE – (- PΔV)
ΔH = ΔE + PΔV

HESS KANUNU

HESS PRENSĠPLERĠ
• Birden fazla reaksiyon denklemi taraf tarafa toplandığında yeni
bir reaksiyon denklemi elde ediliyorsa, reaksiyon denklemlerinin
ΔH değerlerinin cebirsel toplamı, net reaksiyon denkleminin
ΔH‟ına eĢittir.
• Bir reaksiyon denkleminde maddelerin kat sayıları herhangi bir
sayı ile çarpılarak geniĢletiliyorsa, ΔH değeri de aynı sayı ile
çarpılır.
• Bir reaksiyon denkleminde maddelerin kat sayıları herhangi bir
sayıya bölünerek sadeleĢtiriliyorsa, ΔH değeri de aynı sayıya
bölünür.
• Bir reaksiyon denkleminde reaksiyona giren maddelerle ürünler
yer değiĢtirirse, ΔH değeri de iĢaret değiĢtirir.

BAĞ ENERJĠLERĠ

KĠMYASAL BAĞ ENERJĠSĠ
• Atomlarda kimyasal bağ enerjisi söz konusu değildir.
• Moleküllerin atomlardan meydana geldiğini biliyoruz.
Moleküldeki atomları bir arada tutan kuvvet kimyasal bağlardır.
Kimyasal bağ enerjisinden söz etmek için molekülün olması
27
lazımdır.
• Element moleküllerinin kimyasal bağ enerjisi vardır.
• Bütün kimyasal reaksiyonlar, kimyasal bağların kırılması veya
oluĢması ile meydana gelir. Doğal kimyasal reaksiyonlarda,
kimyasal bağ oluĢurken enerji açığa çıkar. Doğal bir bileĢiğin
kimyasal bağlarını kırmak için de enerji vermek gerekir.
• Bir kimyasal bağın meydana gelmesi sırasında açığa çıkan
enerjiye veya kimyasal bağın kırılması için gereken enerjiye bağ
enerjisi denir.
• Bir kimyasal bağ kırılırken ne kadar enerji veriliyorsa, aynı
kimyasal bağ oluĢurken de o kadar enerji açığa çıkar. Bu
enerjiye kimyasal bağ enerjisi denir.
• Molekülü oluĢturan atomlar arasındaki kimyasal bağların
enerjilerinin sayısal değerini gösteren tablolarda, kimyasal bağ
enerjisi kcal/mol veya kJ/mol cinsindendir.

BAĞ ENERJĠLERĠNDEN YARARLANARAK
STANDART ENTALPĠ DEĞĠġĠMĠNĠN
HESAPLANMASI
• Bağ enerjilerinden yararlanarak herhangi bir tepkimenin entalpi
değiĢiminin hesaplanabilmesi için tepkimedeki tüm maddelerin
gaz fazında olması gerekir.
• ΔH°, girenlerin kimyasal bağ enerjileri toplamından ürünlerin
kimyasal bağ enerjileri toplamının çıkarılmasıyla bulunur.
DenkleĢtirilmiĢ reaksiyon denkleminde Ģayet moleküllerin baĢ
tarafında kat sayı varsa, molekülün kimyasal bağ enerjisi o kat
sayı ile çarpılır.
• Bunun için önce verilen reaksiyon denkleminin denkleĢtirilmesi,
daha sonra reaksiyon denklemindeki moleküllerin açık
formüllerinin yazılması gerekir.
• ΔH°
tepkime
= ∑nH°
girenlerin bağ enerjisi
– ∑nH°
ürünlerin bağ enerjisi


MOLEKÜLÜN KĠMYASAL BAĞ ENERJĠSĠ
28
NASIL BULUNUR?
• Açık formülü yazılan bir molekülün içerdiği kimyasal bağların
enerjilerinin toplanması ile elde edilen sayısal değerdir.

DOĞAL TEPKĠMELERDE ÜRÜNLERĠN BAĞ
ENERJĠSĠ TOPLAMININ GĠRENLERĠNKĠNDEN
BÜYÜK OLMASINDAN ÇIKARILMASI
GEREKEN DERS
• Termodinamiğin II. yasasına göre reaksiyon sonunda üretilen
ürünlerin kimyasal bağ enerjileri artar.
• Buradan Ģu dersi çıkarmamız gerekmektedir: Bağ enerjilerinin
artması çeĢitli kabiliyet ve bilgilerle mücehhez olmamız
gerektiğini bize ders vermektedir.

3. BÖLÜM: ĠSTEMLĠLĠK

ĠSTEMLĠ VE ĠSTEMSĠZ
DEĞĠġĠMLER

FORMÜLLERLE ĠSTEMLĠLĠK ġARTLARI
• ΔS°toplam>0 ise istemli
• ΔG°>0 ise istemsiz
• ΔH°>0 ise istemsiz

ĠSTEMLĠLĠK ġARTLARI
• Tepkimenin genelde ekzotermik olması
• BirleĢme kabiliyeti olması
29
• EĢik enerjisini aĢabilecek gerekli aktivasyon enerjisine sahip
olması
• BirleĢecek maddelerin yeterli olması
• Uygun Ģartlar olması

ĠSTEMLĠLĠK ĠLE ĠLGĠLĠ GENEL BĠLGĠLER
• Ġstemli olaylarda düzensizlik artmasına rağmen, her Ģey yok
olma ihtimalini aĢarak basitten mükemmele sanat harikası
olarak varlık dünyasına çıkmaktadır.
• Isının açığa çıktığı tepkimeler genelde istemlidir.
• Sistemin (ürünlerin) entalpisinin azaldığı tepkimelere ait olaylar
genelde istemlidir.
• Bağ enerjilerinin arttığı tepkimelere ait olaylar istemlidir.
• Entropinin büyüdüğü olaylar istemlidir.
• Doğal olaylar, istemli olup entropiyi arttıracak yönde cereyan
eder.
• Hem evrenin entropisinin artması hem de mekânın geniĢlemesi
her ikisi de istemlidir ve entropi kanununa irca edilebilirler.
• Kimyasal tepkimelerde düzensizlik yönü istemlilik yönüyle
aynıdır.
• Ekzotermik bir olayda sistemin entropisi artıyorsa istemlidir.
Endotermik bir olayda entropi azalıyorsa istemsizdir; zaten böyle
bir olayı gerçekleĢtirmek mümkün değildir.

MĠNĠMUM ENERJĠ VE MAKSĠMUM
DÜZENSĠZLĠK
• Doğal olaylarda minimum enerji yönü, ısının olduğu yöndür.
Diğer yön ise maksimum düzensizlik yönüdür. Düzenlilik, ısının
olduğu tarafa doğru tepkimenin yürümesi ile sağlanır. Doğal
olaylar, zaten böyledir.
• Hem V hem de T arttıkça düzensizlik artar.
• Ġstemli olaylarda düzensizlik artmasına rağmen, her Ģey yok
olma ihtimalini aĢarak basitten mükemmele sanat harikası
30
olarak varlık dünyasına çıkmaktadır.

DOĞAL TEPKĠMELERDE ÜRÜNLERĠN
ENERJĠSĠ DAHA AZDIR. BUNDAN
ÇIKARMAMIZ GEREKEN DERS NEDĠR?
• Termodinamiğin II. yasasına göre reaksiyon sonunda üretilen
ürünlerin enerjileri azalır. Buradan Ģu dersi çıkarmamız
gerekmektedir: Ürünlerin enerjilerinin az olması bize alçak
gönüllü, kendini öne çıkarmayan, kibirden uzak fertler olmamız
gerektiğini hatırlatmaktadır.

ENTROPĠ

HAYAT, ENTROPĠYE KARġI KOYARAK
VARLIĞA ERME BAġARISINI ELDE ETMĠġTĠR

• Kullanılamayan termal enerjinin ölçüsüne entropi denir.
• Doğal olaylar, entropiyi arttıracak yönde cereyan eder. Evrenin
entropisi artmaktadır.
• Mekânın geniĢlemesi, entropi kanununa irca edilebilir.
• Hayat, entropiye karĢı koyarak varlığa erme baĢarısını elde
etmiĢtir.
• Bir sistemin sıcaklığı ne kadar büyükse, entropisi o kadar
büyüktür.
• Ekzotermik bir olayda sistemin entropisi artıyorsa istemlidir.
Tersi durum için; endotermik bir olayda entropi azalıyorsa
istemsizdir. Böyle bir olayı gerçekleĢtiremezsiniz.
• Tersinmez olaylarda entropi artar. Tersinir olaylarda entropi
değiĢmez.
• Her istemli olayda evrenin toplam entropisi artar.
• BuharlaĢma, erime, çözünme, ısıtma gibi olaylar entropide
31
artıĢa; yoğunlaĢma, donma, çökme, sıcaklık düĢmesi olaylar
entropide düĢüĢe neden olur.
• Doğal olaylarda ısı açığa çıkınca;
1. Sistemin (ürünlerin) entalpisi azalmaktadır.
2. Bağ enerjileri artmaktadır.
3. Entropi genelde büyümektedir.

MEKÂNIN GENĠġLEMESĠ
• Mekân, devamlı ve sürekli olarak geniĢlemektedir. GeniĢleme,
iki türlü açıklanmaktadır: Birincisi; evrenin geniĢlerken parçalara
ayrılması, bunun sonucunda da galaktik kütlelere dönüĢmesidir.
Einstein, bu geniĢlemeyi “Bilemediğimiz yerlerde değiĢik âlemler
teĢekkül ediyor.” cümlesiyle ifade etmiĢtir. Ancak, tam olarak
açıklamamıĢtır. Evrenin geniĢlemesini ilk keĢfeden George
Lemaitre (1894–1966) adlı bilim adamıdır. Belçika'da
doğmuĢtur. Louvain Üniversitesi'nde astrofizik ve gök bilimi
okumuĢ ve daha sonra Louvain Üniversitesi‟ne gök bilim
profesörü olarak atanmıĢtır. Lemaitre, Einstein'ın Genel Görelilik
Kuramı'ndan yararlanarak evrenin geniĢlediğini söylemiĢtir.
Evrenin, bir zamanlar bir atomun içinde sıkıĢmıĢ olduğunu iddia
etmiĢtir. Bu atomun parçalandığını ve her yana sıcak gazlar
saçtığını öne sürmüĢtür. Buna Büyük Patlama (Big Bang)
kuramı denir. Prof. Dr. Sir James Jeans (Sör Ceyms Jiyns)
(1877–1946), Albert Einstein (Elbırt Aynsstayn) (1879–1955) ve
Ġngiliz astrofizikçi Arthur Stanley Eddington (1882–1944) gibi
önemli ilim adamları evrenin geniĢlemesini kabul etmiĢlerdir ve
savunmuĢlardır. “Evrenin durmadan geniĢletildiği” çok önceleri
zaten söylenmiĢtir. Evrenin geniĢleme hızı çok yüksektir; bu
yüksekliğe, “durmadan geniĢleme” cümlesiyle iĢaret
edilmektedir. Evrenin geniĢlemesini açıklayan ikinci görüĢte;
geniĢlemenin, galaksilerin kaçıĢıyla olduğu belirtilmektedir.
Sonuçta her iki görüĢte de geniĢlemeden söz edilmektedir.

32
ENTROPĠ VE MADDENĠN SONU
• Sıcak cisimler soğuyarak, soğuk cisimler de ısınarak ortak bir
sıcaklığa gitmektedir.
• Evrendeki bu değiĢim devam etmektedir. Evren ısı bakımından
homojen hâle doğru gitmektedir. Soğuk odadaki bir soba,
ısınacak kadar yakılıp söndürülse; oda ile kendi sıcaklığı
arasında denge kurulana kadar ısı yayar. Bunun tersini, yani
etrafa yayılan enerji miktarının tekrar sobada toplanmasını
beklemek mümkün değildir.
• ġu hâlde geriye dönmeyen bir olay söz konusudur.
• Evrende ve günlük yaĢamımızda buna benzer geriye dönmeyen
olay çoktur.
• Belli bir sıcaklıkta termodinamik kıyamet kopacaksa maddenin
bir baĢlangıç sıcaklığı var demektir. Madde var edildiğinde
maddeye bir baĢlangıç sıcaklığı tayin edilmiĢtir. Evrende hayat
sürmektedir. Belirlenen son sıcaklığa kadar da dünya devam
edecektir.
• ġayet madde ezelî olsaydı (maddenin baĢlangıcı olmasaydı)
çoktan ortak sıcaklığa ulaĢılmıĢ olacaktı. BaĢka bir ifadeyle
kıyamet kopmuĢ olacaktı. Kopmadığına göre madde sonradan
var edilmiĢtir. Öyleyse madde ezelî değildir.
• BaĢlangıcı olanın sonu da olur. Madem son gelmemiĢtir,
kıyamet kopmamıĢtır, ileride kopacağı muhakkaktır.
• Bununla beraber kıyametin nerede ve nasıl yaĢanacağı
konusunda netlik yoktur. Bu nedenle iddiada bulunmamak
lazımdır. Net detaylardan sakınmak gereklidir.
• Eğer belirlenen yaĢından önce, dıĢtan bir müdahale sonucu
hastalık veya tahrip edici bir hadise dünyanın baĢına gelmezse
ve doğal ömründen önce dünya bozulmazsa bilimsel bir hesap
ile kıyametin zamanı bellidir.
• GüneĢin dünyadaki görevinin sona ermesi çeĢitli Ģekillerde
olabilir. Buna yüzündeki iki siyah leke de sebep olabilir. Bu iki
siyah leke Ģimdilik küçüktür. Büyümeye yüz tutmuĢtur. Lekelerin
büyümesi neticesinde güneĢten dünyamıza gelen ısı ve ıĢık
33
geriye alınacak, güneĢin kendinde kalacaktır.

Modern ilimlere göre ısının değiĢmesi olayı son
noktasına ulaĢmıĢ değildir. ġayet böyle bir Ģey olmuĢ
olsaydı bugün biz yeryüzünde bulunup bu konu
üzerinde düĢünemezdik. Bu olay zamanla atbaĢı
yürümektedir. Bu sebeple evrenin bir baĢlangıcı
vardır. Sözün kısası evrenin ezelî olması
imkânsızdır.

Prof. Dr. Sir James Jeans*
(Sör Ceyms Jiyns)
(1877–1946)

* Ġngiliz fizikçi ve gök bilimci, en çok termodinamik ve ısı konuları
ile ilgilendi. “Etrafımızdaki Kâinat” kitabı, termodinamik ve ısı
konularıyla özellikle ilgilidir.

Gördüğümüz alev alev yanan güneĢ, pırıl pırıl
parıldayan yıldızlar ve çeĢitli hayat sahipleriyle dolup
taĢan dünyamız bütünüyle evrenin belirli bir
noktadan baĢladığını, muayyen bir zamanda var
olduğunu açıkça göstermektedir.

Prof. Dr. Frank Allen* (1908–2001)


* Kanadalı fizikçi, Ġskoçya‟da yaĢadı.

Evren sonradan meydana gelmiĢ bulunmaktadır.
34
Eğer maddenin baĢlangıcı olmasaydı (madde ezelî
olsaydı) termodinamik kıyametin çoktan kopmuĢ
olması lazımdı.

Prof. Dr. Frank Allen

EVRENDEKĠ TOPLAM ENTROPĠ DEĞĠġĠMĠ
• Doğadaki olaylarda sistem ile ortam arasındaki ısı alıĢveriĢinden
dolayı hem sistemin entropisi hem ortamın entropisi değiĢir hem
de evrendeki toplam entropi değiĢir.
• Evrendeki toplam entropi değiĢimi (ΔS
toplam
), sistemin entropi
değiĢimi ile (ΔS
sistem
) ortamın entropi değiĢiminin (ΔS
ortam
)
toplamına eĢittir.
• ΔS
toplam
= ΔS
sistem
+ ΔS
ortam

• Evrendeki entropi değiĢimi, bir olayın kendiliğinden oluĢup
oluĢmayacağının göstergesidir. ΔS°
toplam
>0 ise olay istemli olup
kendiliğinden oluĢabilir.
• Sabit basınç ve sıcaklıkta ΔS
ortam
=- ΔH/T Ģeklinde yazılabilir.
• ΔS°
sistem
= ∑nS°
ürünler
– ∑nS°
girenler


SOĞUTMA SUYU NEDENĠYLE NÜKLEER
ENERJĠYE KARġI ÇIKMAK DOĞRU MUDUR?
• Entropi kanunu öğretisi; açığa çıkan enerjiyi değerlendirmeyi, en
faydalı hâlde muhafaza etmeyi ve israf etmemeyi gerekli
kılmaktadır. Bu doğrudur.
• Ġtiraz edenler; su buharının, suya dönüĢtürülmesi esnasında
kaybolan enerjiye itiraz etmektedirler.
• Bu ise (soğutma suyu nedeniyle kaybolan enerji) ihmal edilebilir
boyuttadır.
• Bu nedenle, bu konuyu bahane ederek nükleer enerjiye karĢı
çıkmak yersizdir.
• Temennimiz ileride bu israfın da önüne geçilmesidir.
35

KAR YAĞDIĞI ĠÇĠN MĠ HAVA SOĞUR, YOKSA
HAVA SOĞUK OLDUĞUNDAN MI KAR
YAĞAR?
• Hava soğuk olduğundan kar yağar.
• H
2
O
(s)
→ H
2
O
(k)
+ ısı
• Böylece hava ısınmıĢ olur.
• Karın sayısız faydaları vardır.
• Kar, H
2
O
(k)
demektir.
• Donma olayı, ekzotermik reaksiyondur.

SICAK KARPUZ KESĠLĠNCE NĠÇĠN SOĞUR?
• Sıcak bir karpuzun içindeki su, kesilmeden önce buharlaĢamaz.
Karpuz kesildiğinde ise su buharlaĢır. Su buharlaĢırken,
karpuzun içindeki ısıyı alır. Isısı alınan karpuzun sıcaklığı düĢer;
böylece karpuz yaklaĢık 10–15 dakika sonra tam yeme
kıvamında soğukluğa gelir.
H
2
O
(s)
+ ısı → H
2
O
(g)

TERMODĠNAMĠĞĠN II. VE III.
KANUNLARI

TERMODĠNAMĠĞĠN II. YASASI: ENTROPĠ
KANUNU VE EKSERJĠ (CARNOT KANUNU)
• Termodinamiğin II. yasası, maddenin ezeliyetini imkânsız kılar.
Sonsuz ilim, irade, kudret isteyen varlığı, cansız, Ģuursuz,
ilimsiz, iradesiz, güçsüz maddeye vermek ve onu yaratıcı
konumuna çıkarmak büyük bir cahilliktir. Materyalistler, varlığı
tamamen maddeye verip maddenin ezeliyetine inanırlar.
• Termodinamiğin II. yasasına rağmen, her Ģey yok olma ihtimalini
36
aĢarak basitten mükemmele sanat harikası olarak varlık
dünyasına çıkmaktadır. Termodinamiğin II. yasasına göre,
merkezdeki ısı, etrafa sıcaklık yaymak suretiyle bir gün
bitecektir. IĢık ve enerji kaynakları, çevrelerine ıĢık ve enerji
yaymak suretiyle bir gün evrende enerji eĢit duruma gelecektir.
Bu da, enerjinin yok olması anlamına gelmese de, hayatın bitip
ölümün gelmesidir; artı ve eksinin yok olması demektir.
• Carnot, bu kanunu, evinde kaynattığı su ve sobasının
sıcaklığından edindiği deneyimlerine dayanarak ortaya
koymuĢtur.
• Carnot‟un bu deneyimleri daha sonra geliĢtirilmiĢtir ve
günümüzde Carnot kanunu adı altında öğretilmektedir.
• Bu sahadaki deneyimler gösteriyor ki, eğer daha önce bir baĢka
sebeple kıyamet kopmazsa, muhakkak bir termodinamik
kıyameti olacak, evrendeki enerji sona erecek ve sistem
çökecektir.
• Termodinamik kıyamet ile maddenin ezelî olmaması arasındaki
iliĢki vardır?
• Bu iliĢkiden sonsuzluğu iddia edilen zaman ve mekânın zarar
görmesi söz konusu mudur?
• Maddeye ezeliyet verenler, ezeliyetin ne demek olduğunu
bilmemektedirler. Çünkü ezel, sonsuz demektir.
• Ezelî olan birleĢmiĢ (birleĢik) olmaz, birleĢime girmez; basit ve
parçalanmaz olur.
• Ezelî olan kesinlikle değiĢmez ve kendisine müdahalede
bulunulamaz. Zaman, mekân kayıtlarının ve dolayısıyla zamana,
mekâna bağlı hareketin dıĢında olur. Mutlaka ebedîdir; çünkü
zamanın dıĢındadır.
• Ezel ve ebed, zamansızlık demek olduğundan, bir bakıma aynı
noktada birleĢirler.
• Bu özelliklerin hiçbiri maddede yoktur.
• Madde değiĢkendir.
• Madde, enerjiden ayrı düĢünülemez. Enerji ise termodinamiğin
II. yasasında da ortaya konulduğu üzere, ortak sıcaklığa
eriĢmek suretiyle bir gün etkisini kaybedecektir.
37
• Ayrıca, madde hem her türlü etkileĢime açıktır hem de zaman
ve mekân kaydı altındadır.
• Mekân, küçük ölçekte atomlardan, büyük ölçekte ise
güneĢlerden oluĢmuĢtur. GüneĢlerden biri olan bizim
güneĢimizde, saniyede 564 milyon ton hidrojen helyuma
dönüĢmekte ve bunun neticesinde etrafa milyonlarca kalorilik ısı
ve ıĢık olarak enerji yayılmaktadır. Tüm güneĢ sistemlerine
yayılan bu enerjinin bir kısmı da yeryüzüne gelmektedir.
• Evren, bu türlü güneĢlerden meydana gelmiĢtir.
• Bizim güneĢimiz, bir gün tükenme noktasına ulaĢacaktır.
Merkezkaç bir hareketle çok korkunç infilaklar olacak, ardından
merkezçek bir hareketle büzülme ve kasılmalar meydana
gelecek ve artık etrafındaki meyveleri barındıramayacak,
dolayısıyla bir kıyamet koparacaktır.
• Bütün evren, temel taĢı olan bu güneĢlerden birleĢik olduğuna
göre, enerjileri sürekli tükenmeye doğru giden bu güneĢlerin
ezelî olması düĢünülemez.
• Çünkü ezelî, yani sonsuz olan, birleĢmiĢ olmaz. Madde ezelî
olsaydı zaman ve mekân kaydı altına girmez; dolayısıyla
aĢınmaz, kendinde en küçük bir değiĢiklik meydana gelmezdi.
Oysa görüyoruz ki, madde ve maddi dünya sürekli değiĢmekte,
hâlden hâle girmekte, çözülme ve yeniden oluĢmalara
uğramakta veya sebep olmaktadır. ġu hâlde maddenin hem
baĢlangıcı vardır hem de sonludur; zaman ve mekân kayıtlarıyla
sınırlıdır.
• Termodinamiğin II. yasasına göre enerji, Ģekil itibariyle sürekli
değiĢmektedir (entropi kanunu).
• Doğal reaksiyonlarda ürünlerin enerji kapasitesi girenlerinkinden
azdır. Doğal reaksiyonlar ekzotermik reaksiyondur. Ürünlerin
enerjisi daha az olduğundan, “Doğal olaylar, minimum enerji
yönüne yürür.” denir.
• Solunumda CO
2
üründür. C ve O
2
ise girendir.
• CO
2
‟nin enerjisi; C ve O
2
‟nin enerjileri toplamından daha azdır.
CO
2
, entalpisini düĢürmüĢtür.
• C + O
2


CO
2
+ ısı
38
• Bu konuda geçen “enerji kalitesinin düĢmesi” tabiri, ürünlerin
enerjisinin azalması anlamındadır.
• Solunumda açığa çıkan enerji israf edilmez. Bunun gibi doğal
reaksiyonlarda da enerji israf edilmez.
• Oksijen, nefes içinde kana temas ettiğinde kanı kirleten karbonu
kendine çeker. Ġkisi birleĢir. CO
2
oluĢur. Hem vücut ısısını temin
eder hem de kanı temizler. C ile O
2
arasında birleĢme kabiliyeti
vardır. Bu iki tanecik birbirine yakın olduğu vakit, aralarında
kimyasal reaksiyon olur. BirleĢmeden dolayı ısı açığa çıkar;
çünkü elementlerden doğal bileĢik oluĢumuna dair kimyasal
reaksiyonların tamamı ekzotermik tepkimedir.
• Açığa çıkan ısıyı Ģöyle açıklayabiliriz: C atomu ve O
2
molekülünün her birinin ayrı ayrı hareketleri vardır. Kimyasal
değiĢim anında her iki tanecik, yani C atomu ile O
2
molekülü
birleĢerek bir tane CO
2
molekülü oluĢtuğundan bir tek hareketle
hareket eder. Bir hareket açıkta kalır; çünkü birleĢmeden önce
iki hareket idi. ġimdi iki tanecik bir oldu. Her iki tanecik bir
tanecik hükmünde bir hareket aldı.
• Diğer hareket baĢka bir kanun ile ısıya dönüĢür.
• Zaten “Hareket ısıyı doğurur.” bilinen bir kanundur. Böylece
vücut ısısı ortaya çıktığı gibi, hem kandaki C alındığından kan
temizlenir hem de CO
2
nefes vermek suretiyle dıĢarı atılırken
konuĢma gibi önemli bir iĢ de yapılmıĢ olur.
• Tabii olan bütün kimyasal reaksiyonların, ekzotermik olduğunu
ve açığa çıkan enerjinin değerlendirildiğini görüyoruz.
• Biz de doğal olan bu vb. olayları örnek almalıyız. Enerji israfı
yapmamalıyız.
• Piller ve doğal kaplama reaksiyonları, kimyacıların doğallığı
örnek alarak geliĢtirdikleri çalıĢmalara iki örnektir.
• Entropi kanunu öğretisi, hem çalıĢmalarımızda ekzotermik
reaksiyonlara öncelik vermeyi hem de ekzotermik tepkime
sonucu açığa çıkan enerjiyi değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.
Böylece doğal kanunlara uymuĢ olacağız.
• Enerji tasarrufu, enerjiyi en faydalı hâlde muhafaza etmektir.
39

TERMODĠNAMĠĞĠN II. YASASINDAN
ÇIKARILMASI GEREKEN DERSLER
• Kusursuzluk
• Mükemmellik
• Sıfır israf
• Azami tasarruf
• Çevreye pozitif enerji yaymak

GÜNLÜK HAYATTA TERMODĠNAMĠĞĠN II.
YASASI VE VERĠMLĠLĠK
(ENTROPĠ KANUNUYLA DÜNYAYA YENĠ BĠR
BAKIġ VEYA ENTROPĠYE DAYALI BĠR
DÜNYA GÖRÜġÜ)
• Günümüzde entropi, kimya ilmiyle sınırlı bir kavram olmaktan
çıkmıĢtır.
• Sosyal yaĢam, politika, psikoloji, teknoloji, aile hayatı vb. her
alana girmiĢtir. Genel bir kanun olarak ele alınmaktadır.
• Çevrenin tahrip ediliĢine, ekolojik dengenin bozulmasına karĢı
çözüm entropi kanununda yatmaktadır.
• Entropi kanunu bize ekonomik enerjili durumu tercih etmeyi,
azami tasarruf prensibine uymayı, israftan kaçınmayı, dengeli
yaĢamayı, doğal tepkimeleri örnek alarak her alanda ilerlemeyi
tavsiye ediyor.

CARNOT DEVĠNĠMĠ (CARNOT ÇEVRĠMĠ)
• Mükemmel makinede tüm ısının iĢe çevrilmesi lazımdır.
Dizaynın tersinir olması gereklidir.
• Carnot devinimi, tersinir bir makinedir. Tersinir en verimli
çalıĢandır.
40

TERMODĠNAMĠK III. YASA
• Saf maddelerin kusursuz kristalinin 0 K‟de entropisi 0‟dır.

TERMODĠNAMĠĞĠN SIFIRINCI YASASI
• Termodinamiğin en basit yasasıdır.
• Eğer iki sistem birbirleriyle etkileĢim içerisindeyken aralarında ısı
veya madde alıĢ veriĢi olmuyorsa bu sistemler termodinamik
dengededirler.
• 1931 yılında Ralp H. Fowler tarafından tanımlanmıĢtır.
• Sıfırıncı yasa Ģöyle der: ġayet hem A ve B sistemleri
termodinamik dengede iseler hem de B ve C sistemleri
termodinamik denge içerisinde iseler; A ve C sistemleri de
termodinamik denge içerisindedirler.
• Bu yasa, sonradan ortaya konulsa da temel bir kimya ilkesi
olarak karĢımıza çıkmıĢtır. Bu nedenle doğal olarak I. II. ve III.
yasalardan önce gelme zorunluluğu doğmuĢ ve IV. yasa adını
almamıĢtır.
• I. II. ve III. yasalardan sonra ifade edildiği hâlde termodinamik
ilminde sıfırıncı yasa olarak yerini almıĢtır.

EKSERJĠ NEDĠR?
• Ekserji, bir sistemin sahip olduğu kullanılabilir iĢ potansiyelidir.
Bir sistemin herhangi bir termodinamik yasaya aykırı olmaksızın
sağlayabileceği maksimum iĢi ifade eder.
• Enerjinin sadece bir bölümü iĢe çevrilebilir. Toplam enerjinin
kullanılabilen kısmı ekserjidir.
• Ekserji, enerjinin iĢe çevrilebilme potansiyelidir. Bir kaynaktan
elde edilebilecek maksimum iĢi ifade eder.
• Bir hâl değiĢimi sırasında kaybedilen iĢ potansiyeli, ekserji kaybı
olarak tanımlanır. Ekserji kayıpları ne kadar az ise üretilen iĢ o
kadar fazladır.
• Ekserji, ikinci termodinamik yasasına dayanır.
41
• Ekserji analizi sonuçları, sistem performansının iyileĢtirilmesinde
kullanılır.

GĠBBS SERBEST ENERJĠSĠ

GĠBBS SERBEST ENERJĠSĠ BĠRĠMĠ
• G (Gibbs serbest enerjisi) birimi: kJ/mol

GĠBBS SERBEST ENERJĠSĠ DEĞĠġĠMĠ
• ΔG
tepkime
= Gibbs serbest enerjisi değiĢimi (Gibbs enerjisi
değiĢimi, serbest Gibbs enerjisi değiĢimi veya serbest enerji
değiĢimi)
• ΔG°
tepkime
= Standart Gibbs serbest enerjisi değiĢimi (Standart
Gibbs enerjisi değiĢimi, standart serbest Gibbs enerjisi değiĢimi
veya standart serbest enerji değiĢimi)
• ΔG° = ∑nG°
ürünler
– ∑nG°
girenler


ΔG° = ΔH°
sistem
- TΔS°
sistem
FORMÜLÜNÜN
ÇIKARILMASI
G = H – TS
ΔG = ΔH – TΔS
ΔG° = ΔH°
sistem
- TΔS°
sistem

Bu formül Ģöyle çıkarılır:
• ΔS
toplam
= ΔS
sistem
+ ΔS
ortam

• Sabit basınç ve sıcaklıkta ΔS
ortam
=- ΔH/T olduğundan ΔS
toplam

yerine - ΔH/T yazılır:
ΔS
toplam
= ΔS
sistem
+ (- ΔH/T)
ΔS
toplam
= ΔS
sistem
- ΔH
sistem
/T
• EĢitliğin her iki tarafı -T ile çarpılır:
-TΔS
toplam
= ΔH
sistem
- TΔS
sistem

• -TΔS
toplam
= ΔG olduğundan -TΔS
toplam
yerine ΔG yazılır:
42
ΔG = ΔH
sistem
- TΔS
sistem

• Aynı formül standart Ģartlarda aĢağıdaki gibi yazılır:
ΔG° = ΔH°
sistem
- TΔS°
sistem

• Gibbs serbest enerjisi, değiĢimlerin istemliliğini etkileyen iki
faktörü birleĢtirir. Bunlardan birincisi minimum enerjili olma
eğilimi, ikincisi ise maksimum düzensizlik (entropi artıĢı)
eğilimidir.

KĠMYASAL OLAYLARDA
ĠSTEMLĠLĠK VE GĠBBS SERBEST
ENERJĠSĠ
• ΔG° değerinin negatif olması (sıfırdan küçük bir değer çıkması),
reaksiyonun ürünler yönüne doğru istemli olduğunu gösterir
(ΔG°<0 ise istemli).
• ΔG° değerinin pozitif olması (sıfırdan büyük bir değer çıkması),
reaksiyonun ürünler yönüne doğru istemsiz, girenler yönüne
doğru ise istemli olduğunu gösterir (ΔG°>0 ise istemsiz).





43
2. ÜNĠTE:
REAKSĠYON
HIZLARI VE
KĠMYASAL DENGE
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. Reaksiyon Hızı
• 2. Reaksiyon Hızının Bağlı Olduğu Etmenler
• 3. Kimyasal Reaksiyonlarda Denge
• 4. Kimyasal Dengeye Etki Eden Faktörler
• 5. Kimyasal Tepkimelerde Ürün Verimi

Hız ölçüsünde dengeli olmak gerekir. Mantık ve
muhakeme hıza feda edilmemelidir.

1. REAKSĠYON HIZI
• Reaksiyon hızı, maddenin birim zamanda miktarındaki
değiĢmedir. Bu değiĢme reaksiyona girenler için azalma, ürünler
için artma Ģeklindedir. Buradaki miktar; gram, kilogram, mol,
hacim, molarite cinsinden alınabilir. Ancak hesaplarda genellikle
molarite kullanılır. Zaman ise reaksiyonun cinsine göre saniye,
dakika, saat, gün, ay, yıl olabilir.
44
• Demirin paslanması çok yavaĢ gerçekleĢirken dinamitin
patlaması çok hızlı gerçekleĢir. Bunun gibi her reaksiyonun
kendine özel bir hızı vardır. Ġki tür hızdan bahsedilebilir:
• 1 – Ortalama hız
• 2 – Anlık hız

REAKSĠYONLARDA HIZ TAKĠBĠ

• Kimyasal reaksiyonların hızları reaksiyonun cinsine göre basınç,
renk, iletkenlik, ısı ve pH gibi değiĢmeler gözlenerek takip
edilebilir.
• Gaz fazındaki reaksiyonların hızı basınç değiĢmesi yardımıyla
tespit edilir.
• N
2(g)
+ 3H
2(g)
→ 2NH
3(g)
reaksiyonunda 4 mol gaz (1 mol N
2
ve 3
mol H
2
) reaksiyona girip, 2 mol gaz oluĢmaktadır.
• Zamanla mol sayısı azalmaktadır. Mol sayısıyla basınç doğru
orantılı olduğundan basınç da azalır. Basıncın birden azalması
ya da yavaĢ yavaĢ azalmasına göre reaksiyonun hızı
yorumlanabilir.
• Ġyonlu çözeltilerin reaksiyonları elektrik akımı iletkenliği
yardımıyla tespit edilebilir.
• Kimyasal reaksiyona giren ya da reaksiyondan çıkan
maddelerden en az biri renkli ise renk değiĢimi yardımıyla
reaksiyon hızı tespit edilebilir.

BĠR REAKSĠYONUN GERÇEKLEġMESĠ ĠÇĠN
GEREKEN ġARTLAR

• 1 – AKTĠFLEġME ENERJĠSĠ (E
a
): Kimyasal tepkimenin
baĢlaması için gerekli minimum enerjiye denir. AktifleĢme
enerjisi ne kadar büyükse tepkime o kadar yavaĢ gerçekleĢir.
AktifleĢme enerjisi ileri veya geri reaksiyonun gerçekleĢebilmesi
için eĢik enerjisi olup negatif değer almaz. Radikal
tepkimelerinde E
a
0‟dır.
45

• 2 – UYGUN DOĞRULTUDA VE YÖNDE GAZ
TANECĠKLERĠNĠN ÇARPIġMASI (ÇARPIġMA TEORĠSĠ
GAZLAR ĠÇĠNDĠR): ÇarpıĢma meselesi gaz fazındaki maddeler
için söz konusudur. Katı, sıvı ve çözeltilerde durum farklıdır.
Kimyasal reaksiyonların gerçekleĢebilmesi için gaz fazındaki
reaktif maddelerin birbiriyle çarpıĢmaları gerekir. Gaz
taneciklerin çarpıĢması sonucu kimyasal olayların olduğunu
ifade eden teoriye çarpıĢma teorisi denir.
• Her çarpıĢan gaz taneciği kimyasal reaksiyon vermez. Uygun
doğrultu, yön ve yeterli enerjide olan çarpıĢmada reaksiyon
gerçekleĢir.
• Gaz molekülleri hareketleri sırasında birbirlerine çarpıĢmak için
yaklaĢırlar. Bu esnada kinetik enerjileri azalır, potansiyel
enerjileri artar.
• Gaz tanecikleri uygun çarpıĢma olduğunda, yüksek potansiyel
enerjiye ulaĢır.
• Bu sırada kararsız durumda (yüksek potansiyel enerjili)
aktifleĢmiĢ kompleks denilen ara ürün oluĢur. Ara ürün; girenler
ya da ürünlere dönüĢür. Girenlere dönüĢürse reaksiyon olmaz.
Ürünlere dönüĢürse reaksiyon olur. Potansiyel enerji azalır,
kinetik enerji artar.

KENDĠLĠĞĠNDEN OLUġ VE ÇARPIġMA
TEORĠSĠ

• “Kendiliğinden olan” reaksiyonlarda, uygun çarpıĢma doğaldır.
Kendiliğinden denmesinin sebebi, sanki insan eli karıĢmadan
olduğundandır.
• “ÇarpıĢma teorisi” denmesi de, çarpıĢmayı kaza anlamında
alırsak Ģöyledir: Programda yazılı olan, aynen yazılı olduğu gibi
oluyor. BaĢka bir ifadeyle kaderde olan kaza oluyor/çarpıĢıyor
demektir.

46
ÇARPIġMAMASI GEREKEN TANECĠKLER
ĠÇĠN KONULAN ENGELLER

• Maddenin hâli
• BirleĢme kabiliyetinin olmaması
• Maddelerden birinin miktarının çok az olması
• E
a
‟nın yetersiz oluĢu
• Çift yönlü oluĢ engeli
• Endotermik reaksiyon engeli
ġimdi bunları birer örnekle görelim:

BĠRLEġME KABĠLĠYETĠNĠN OLMAMASI

• Altın oksitlenmez.
• Soy gazlar hiçbir maddeyle tepkime vermez.
• Havada bulunan N
2
gazı, inert (reaksiyonlara karĢı ilgisiz)
gazdır.

MADDELERDEN BĠRĠNĠN MĠKTARININ ÇOK
AZ OLMASI

• Havada hem N
2
hem de H
2
bulunur. Buna rağmen H
2
miktarı az
olduğu için, tepkime ekzotermik olduğu hâlde birleĢmezler ve
NH
3
oluĢmaz.

E
a
‟NIN YETERSĠZ OLUġU

• Havada hem N
2
hem de O
2
bulunur. Yağmur yağdığında HNO
3
(kezzap) oluĢması için Ģartlar hazır olduğu hâlde, gerekli olan
yüksek aktivasyon enerjisi (eĢik enerjisi) sağlanmadığından
HNO
3
(nitrik asit) oluĢmaz.

47
ÇĠFT YÖNLÜ OLUġ ENGELĠ

• H
2
O‟nun iyonlaĢma tepkimesi çift yönlüdür. 10 milyon H
2
O
molekülünden yalnız 1 tanesi iyonlarına ayrıĢarak (OH)
–1
ve H
+1

iyonlarını oluĢturur.
H
2
O ⇌ (OH)
–1
+ H
+1


ENDOTERMĠK REAKSĠYON ENGELĠ

• Bütün yanma reaksiyonları ekzotermik olduğu hâlde azotun
yanması endotermiktir.
N
2
+ 2,5O
2
+ H
2
O

+ yüksek sıcaklık ⇌2HNO
3
Bu nedenle havadaki N
2
ve O
2
birleĢmezler. Kezzap oluĢmaz.

KĠMYASAL TEPKĠMELERDE HIZ
DENKLEMĠNĠN ÇIKARILIġI

• AĢağıdaki tek basamaklı reaksiyonun hız ifadesi, girenlerden
gaz ve sulu çözeltilerin kat sayılarının molar deriĢimlerine üs
olarak yazılması ve k sabitiyle çarpımlarından bulunur.
• 2A(g) + B(g) → C(g) + 2D(g) reaksiyonu için hız ifadesini
yazalım: RH = k [A]
2
[B]
• k hız sabitidir.
• Her reaksiyon için hız sabiti k‟nın sayısal değeri farklıdır.
• Katı ve sıvı maddelerin deriĢimleri sabit olduğundan reaksiyon
hız denklemine yazılmazlar, sadece gazlar ve suda çözünmüĢ
iyonların molar deriĢimleri hız bağıntısına yazılır.

KATI VE SIVI MADDE DERĠġĠMLERĠ HIZ
ĠFADESĠNDE NĠÇĠN YAZILMAZ?

• k, katı ve sıvılar hesaba katılarak ayarlanmıĢtır.
• Birim hacme düĢen katı ve sıvı tanecik sayısı tepkimede
48
değiĢmez.

TEPKĠME HIZI ÇIKANLARIN DERĠġĠMĠ ĠLE DE
ĠLĠNTĠLĠ OLABĠLĠR

• 2A
(g)
+ B
(g)
→ C
(g)
+ 2D
(g)
reaksiyonunun hız ifadesi Ģayet
tepkime tek basamaklı ise RH = k [A]2[B] Ģeklinde yazılabilir.
• ġayet tepkime birden fazla basamaklı ise hız, çıkanların deriĢim
ile de ilintili olabilir.
• Bundan dolayı hız ifadesi deneysel bulunur.

KATALĠZÖR, HIZ ĠFADESĠNDE YER ALABĠLĠR
MĠ?
• ġayet tepkime birden fazla basamaklı ise katalizör, hız
ifadesinde yer alabilir.

k HIZ SABĠTĠNE ETKĠ EDEN FAKTÖRLER (k
YALNIZ SICAKLIKLA DEĞĠġĠR)

• k hız sabiti, yalnız sıcaklıkla değiĢir.
• Temas yüzeyi artınca hız da artar. “Hız arttığına göre k
büyümüĢtür.” denilemez. Tepkimenin hızlanması, temas
yüzeyinin k hız sabitini arttırmasından ötürü değildir; temas
yüzeyi, mekanizmayı değiĢtirdiği için tepkime hızlanmıĢtır, k
değiĢmemiĢtir.
• Bazı kaynaklardaki “Hız sabiti k‟yı temas yüzeyi değiĢtirir.”
Ģeklindeki bilgi yanlıĢtır.
• Aynı meseleyi katalizör için de söyleyebiliriz. Katalizör,
mekanizmalı tepkimelerde mekanizmayı değiĢtirir; bu nedenle
tepkime hızlanır. Mekanizmalı tepkimelerde tepkimenin
hızlanması, katalizörün k hız sabitini arttırmasından ötürü
değildir; katalizör, mekanizmayı değiĢtirdiği için tepkime
49
hızlanmıĢtır, k değiĢmemiĢtir.
• Dolayısıyla bazı kaynaklardaki “Hız sabiti (k), katalizör ile
değiĢir.” Ģeklindeki bilgi de yanlıĢtır.

KADEMELĠ TEPKĠMELERDE HIZ (TEPKĠME
MEKANĠZMASI)

• Kimyasal reaksiyonların bir kısmı birden fazla basamak içeren
mekanizmalarla oluĢur. Birden fazla basamakta gerçekleĢen
reaksiyonların (mekanizmalı reaksiyonlar, kademeli
reaksiyonlar) hız denklemleri, en yavaĢ basamağa göre yazılır.
Kademeli bir tepkimenin hızı en yavaĢ basamağın hızına eĢittir;
çünkü bir zincir en zayıf halkası kadar kuvvetlidir.
• BaĢka bir ifadeyle en yavaĢ yürüyenin adımıyla yürünmüĢtür.
• Konu; “Korkunuz ki kimse korkmasın veya yalnız korkulacaktan
korksun.” ile de eĢ anlamlıdır.
• “ġayet korkuyorsanız, sizi düĢman bilenler kaçmaktadır.” ise
kanundan çıkaracağımız sosyal dersin baĢka bir boyutudur.
• Doğru mekanizma önerilmelidir. Önerilen mekanizmanın verdiği
hız ifadesiyle deneysel hız ifadesi örtüĢmelidir.
• Mekanizmada önerilen maddeler deneyde gözlemlenemeyebilir;
çünkü önerimdir. Gözlemlenmemesi önerilen mekanizmanın
yanlıĢlığına delalet etmez.
• Atomların, moleküllerin ve iyonların davranıĢlarına dayanarak,
tepkimelerin gerçekleĢme yollarının ayrıntılı olarak
tanımlanmasına tepkime mekanizması denir.

REAKSĠYON DERECELERĠ

• Reaksiyonun hız bağıntısından her bir maddenin deriĢimi
üzerindeki üs o madde üzerinden tepkime derecesini
(mertebesini), bu üslerin toplamı ise toplam tepkimenin
derecesini verir.
• RH = k[A] [B]
2 2
olan bir kimyasal reaksiyon A maddesine göre
50
birinci, B'ye göre 2. derecedendir. Reaksiyon toplam olarak 3.
Derecedendir (Reaksiyona göre 3. derecedendir).
• Tepkime dereceleri her zaman tam sayılı olmaz. 1/2‟nci,
2/3‟üncü, sıfırıncı vb. dereceler de olabilir.
• AĢağıdaki tepkimenin hız ifadesini yazalım. Girenlerdeki
maddeler katı ve sıvı olduğundan hız ifadesinde yer almaz. Hız,
k‟ya eĢit olur. Hız ifadesi, Hız=k olarak yazılır; tepkime sıfırıncı
derecedendir.
Na
(k)
+ H
2
O
(s)
→ NaOH
(suda)
+ 1/2H
2(g)


2. REAKSĠYON HIZININ
BAĞLI OLDUĞU
ETMENLER
REAKSĠYON HIZINA ETKĠ EDEN FAKTÖRLER

• 1. Maddenin cinsi
• 2. Temas yüzeyi
• 3. DeriĢim (Konsantrasyon)
• 4. Basınç – Hacim
• 5. Katalizör
• 6. Sıcaklık
• 7. Gaz taneciklerinin etkin çarpıĢma sayısı

• 1. MADDE CĠNSĠNĠN REAKSĠYON HIZINA ETKĠSĠ
• Kimyasal reaksiyonlarda, moleküller arasında ve molekül içinde
kopan ve tekrar yeni düzenleme ile oluĢan bağ sayısı ne kadar
fazla ise çarpıĢma teorisine göre reaksiyon o kadar yavaĢ olur.
• Nötr reaksiyonlar genellikle iyonlar arası reaksiyonlardan yavaĢ
olur.
51
• Zıt yüklü iyonların reaksiyonları genellikle çok hızlı olur.
• Organik bileĢiklerin reaksiyonları genellikle çok yavaĢtır.

REAKSĠYONLARDA HIZLIDAN YAVAġA
DOĞRU ÖRNEKLER

AgNO
3(suda)
+NaCl
(suda)
→ AgCl
(k)
+NaNO
3(suda)

Fe
(k)
+ 2Ag
+1
(suda)
→ Fe
+2
(suda)

+ 2Ag
(k)
2H
2
+ O
2


2H
2
O
CH
4
+ 2O
2


CO
2
+

2H
2
O
C + O
2


CO
2
4Fe

+ 3O
2
→2Fe
2
O
3

YAVAġ OLAN REAKSĠYONLARA ÖRNEKLER


4Fe + 3O
2


2Fe
2
O
3
• H
2
O ⇌ (OH)
–1
+ H
+1


YAVAġ OLMASI BEKLENEN
REAKSĠYONLARIN HIZLI OLMASI

• 1 tane protein molekülünün; binlerce atomun uygun doğrultuda,
simetrik ve zamanında çarpıĢmasıyla meydana geldiği
düĢünülecek olursa tepkime hızıyla ilgili yazılan kurallar, daha iyi
anlaĢılır.

GERÇEKLEġTĠRĠLEMEYEN
REAKSĠYONLARA ÖRNEKLER

• Au + O
2


GerçekleĢmez.
• He + O
2


GerçekleĢmez.
• Ne + O
2


GerçekleĢmez.
52
• Ar + O
2


GerçekleĢmez.

BĠRLEġME KABĠLĠYETLERĠ OLMADIĞI
HÂLDE ÖZEL ġARTLARDA
BĠRLEġTĠRĠLEREK GERÇEKLEġTĠRĠLEN
REAKSĠYONLARA ÖRNEKLER

• Fe + Cr
+3
→ Fe
+3
+ Cr

2H
2
O → 2H
2
+

O
2

N
2
+ 3H
2
⇌ 2NH
3

• 2. TEMAS YÜZEYĠNĠN REAKSĠYON HIZINA ETKĠSĠ
• Reaksiyona giren maddelerin temas yüzeyinin artmasıyla
reaksiyon hızı artar.
• Odunun kütük olarak yanması yavaĢ iken küçük parçalar veya
talaĢ hâlinde yanması hızlıdır. Küp Ģekerin toz Ģekerden, onun
da pudra Ģekerinden daha yavaĢ çözünmesinin sebebi de temas
yüzeyidir.
• Temas yüzeyi yerine yüzey alanı da denilebilir.

• 3. DERĠġĠMĠN REAKSĠYON HIZINA ETKĠSĠ
• Reaksiyona giren maddelerin deriĢimleri arttıkça reaksiyon
hızlanır, azaldıkça yavaĢlar.
• Kademeli reaksiyonlarda en yavaĢ basamaktaki girenlerin
deriĢimi değiĢtirilirse hız değiĢir.

• 4. BASINÇ – HACĠM DEĞĠġĠKLĠĞĠNĠN REAKSĠYON HIZINA
ETKĠSĠ
• Basınç veya hacim etkisi, deriĢim etkisi olarak da düĢünülebilir.
Hacim azalması veya artması deriĢimde değiĢmelere sebep
olacağından hızı etkiler.
• Gazlar arasındaki reaksiyonlarda basıncın artmasıyla (hacim
53
azalmasıyla) reaksiyon hızı artar, basıncın azalmasıyla (hacim
artmasıyla) reaksiyon hızı azalır.

• 5. KATALĠZÖRÜN REAKSĠYON HIZINA ETKĠSĠ
• Katalizörler, kimyasal reaksiyona girdiği gibi çıkan, reaksiyonun
hızını, aktifleĢme enerjisini, mekanizmalı tepkimelerde
mekanizmasını değiĢtiren, ΔH‟a etki etmeyen maddelerdir.
• Reaksiyonun hızını arttıranlar pozitif katalizörler (aktivatör),
yavaĢlatanlar ise negatif katalizörlerdir (inhibitör).
• Katalizör aktifleĢme enerjisini düĢürmüĢtür.
• Katalizör, mekanizmalı tepkimelerde mekanizmayı değiĢtirir,
yavaĢ adım tepkimesi değiĢtiğinden dolayı hız ifadesi de değiĢir.
Her bir tepkimenin kendine özgü k sabiti değeri olduğundan
dolayı k sabiti de değiĢmiĢ olur. DeğiĢen k, farklı bir tepkimenin
k‟sıdır. Aynı tepkimenin k‟sı yalnız sıcaklıkla değiĢir.
• Katalizörler; baĢlamıĢ ama yavaĢ olan baĢka bir ifadeyle zaten
gerçekleĢen reaksiyonları hızlandırır, gerçekleĢmeyen
reaksiyonun gerçekleĢmesini sağlayamazlar.
• Katalizör olarak varsaydığımız madde kullanılmadığında Ģayet
tepkime olmuyorsa o maddeye katalizör diyemeyiz.
• Katalizörler az miktarda kullanılır, miktarı fazla olan madde
katalizör olamaz.
• Enzimler, doğal biyolojik katalizörlerdir.
• Kademeli reaksiyonlarda kullanılacak katalizör en yavaĢ
basamağa uygun olacak Ģekilde seçilmelidir.
• Mekanizmalı tepkimelerde katalizör, hız ifadesinde yer alabilir.
Katalizör, bazen hız ifadesinde yer alır, bazen almaz.
• Katalizör, tepkimelerde ok iĢaretinin üzerine yazılır.
• Mekanizmalı tepkimelerde katalizör, yavaĢ adımın aktivasyon
enerjisini (E
a
) düĢürmekle beraber, yavaĢ adım tepkimesi de
değiĢir. Tek basamaklı tepkimelerde katalizör, aktivasyon
enerjisini (E
a
) düĢürür.

• 6. SICAKLIĞIN REAKSĠYON HIZINA ETKĠSĠ
54
• Hem endotermik hem de ekzotermik reaksiyonlarda sıcaklığın
artmasıyla reaksiyon hızı artar. Yalnız polimerizasyon
tepkimelerinde sıcaklık hızı azaltır.

• 7. GAZ TANECĠKLERĠNĠN ETKĠN ÇARPIġMA SAYISININ
REAKSĠYON HIZINA ETKĠSĠ
• Tepkime hızı, gaz taneciklerinin etkin çarpıĢma sayısıyla doğru
orantılıdır.

N
2
O‟DAN N
2
VE O
2
OLUġUMU
(KATALĠZÖRSÜZ)

• N
2
O
(g)
→ N
2(g)
+ O
(g)

• O
(g)
+ N
2
O
(g)
→ N
2(g)
+ O
2(g)

• Bu iki denklem taraf tarafa toplanırsa aĢağıdaki denklem elde
edilir.
• 2N
2
O
(g)
→ 2N
2(g)
+ O
2(g)

• Ara ürün O‟dur; katalizör yoktur.

GENELLĠKLE ARA ÜRÜNÜN GĠRENLERDE
OLDUĞU BASAMAK YAVAġ ADIMDIR

• SORU: 2N
2
O
(g)
→ 2N
2(g)
+ O
2(g)


Ģeklindeki mekanizması
aĢağıda verilen reaksiyon denkleminin hız ifadesini yazınız.
N
2
O
(g)
→ N
2(g)
+ O
(g)

O
(g)
+ N
2
O
(g)
→ N
2(g)
+ O
2(g)

• CEVAP: Ġkinci basamak yavaĢ adımdır. Hız=k [N
2
O] [O] olur.
Mekanizmalı tepkimelerde ara ürün genellikle hız bağıntısında
yer alır.

N
2
O‟DAN N
2
VE O
2
OLUġUMU
(KATALĠZÖRLÜ)

• Cl
2(g)
→ 2Cl
-
(suda)

55
• 2N
2
O
(g)
+ 2Cl
-
(suda)
→ 2N
2(g)
+ 2ClO
-
(suda)

• 2ClO
-
(suda)
→ Cl
2(g)


+ O
2(g)

• Bu üç denklem taraf tarafa toplanırsa aĢağıdaki denklem elde
edilir.
• 2N
2
O
(g)
→ 2N
2(g)
+ O
2(g)

• Cl
2
katalizördür; Cl
-
ve ClO
-
ara üründür.

ARA ÜRÜNÜN ÜRÜNLERDE OLDUĞU
BASAMAK GENELLĠKLE YAVAġ ADIM
OLAMAZ

• SORU: Mekanizması aĢağıda verilen 2N
2
O → 2N
2
+ O
2

reaksiyon denklemine ait hız ifadesini yazınız.
Cl
2
→ 2Cl
-

2N
2
O + 2Cl
-
→ 2N
2
+ 2ClO
-

2ClO
-
→ Cl
2
+ O
2

• CEVAP
Cl
2
→ 2Cl
-
(hızlı adım)
2N
2
O + 2Cl
-
→ 2N
2
+ 2ClO
-
(hızlı adım)
2ClO
-
→ Cl
2
+ O
2
(yavaĢ adım)
Birinci basamak yavaĢ adım olamaz; çünkü ara ürün
ürünlerdedir (Cl
-
). Ġkinci basamak da yavaĢ adım olamaz; çünkü
burada da ara ürün ürünlerdedir (ClO
-
). Sonuçta üçüncü
basamağın yavaĢ basamak olduğu anlaĢılır.

Hız=k [ClO
-
]
2
olur.

3. KĠMYASAL
REAKSĠYONLARDA DENGE

KĠMYASAL DENGE
56

• Ürün ve reaktiflerin deriĢim oranlarının sabit kalmasıdır.
• Sabit sıcaklıkta kapalı kapta; A+B ⇌ C+D tepkimesini
inceleyelim: Kaba önce bir miktar A ve B koyalım. Zamanla A ve
B‟nin reaksiyona girmesinden dolayı miktarı azalacak, C ve
D‟nin miktarı artacaktır. OluĢan C ve D reaksiyona girip tekrar A
ve B oluĢacaktır.
• Bir müddet sonra A ve B‟den C ve D oluĢma hızı ile C ve D‟den
A ve B oluĢma hızı eĢit olur. Bu duruma denge durumu denir.
• Denge anında maddelerin konsantrasyonu değiĢmemekle
birlikte her iki yönde reaksiyon eĢit hızda sürmektedir (Dinamik
denge). Denge tepkimelerinin çift okla gösterilmesinin sebebi
budur.
• Kimyasal denge iki yönlü tepkimelerde söz konusudur.
• Ġki yönlü tepkimelere tersinir tepkime, reversibl tepkime, çift
yönlü tepkime de denir.
• Tek yönlü tepkimeler ise geriye dönmeyen tepkime, tersinmez
tepkime, irreversibl tepkime adlarıyla da biliniyordu.

KĠMYASAL DENGE SABĠTĠ (K)

• Sabit sıcaklıkta denge durumunda; ileri yöndeki reaksiyonun hız
sabitinin geri yöndeki reaksiyonun hız sabitine oranı sabittir. K
ile belirtilir.
• Molar deriĢimler cinsinden denge sabiti ve kısmi basınç
cinsinden denge sabiti olmak üzere iki çeĢit K vardır.

DERĠġĠM CĠNSĠNDEN
KĠMYASAL DENGE SABĠTĠ (K
c
)

• Molar deriĢimler cinsinden denge sabiti K
c
ile gösterilir.
• K denildiğinde de K
c
anlaĢılmalıdır.

57
KISMĠ BASINÇ CĠNSĠNDEN
KĠMYASAL DENGE SABĠTĠ (K
P
)

• Kısmi basınç cinsinden denge sabiti ise K
P
ile gösterilir.

KĠMYASAL DENGEDE DENGE BAĞINTISININ
MOLAR DERĠġĠMLER KULLANILARAK
YAZILIġI

• 2A(g) + B(g) ⇌ C(g) + 2D(g) reaksiyonu için molar deriĢim
cinsinden denge ifadesi; [D]
2
[C]‟nin, [A]
2
[B]‟ye bölümünün K
c
‟ye
eĢitlenmesiyle elde edilir.
• Bir kimyasal reaksiyon sonucu oluĢan gaz ve sulu çözeltilerin
molar konsantrasyonları çarpımının (kat sayıların molar deriĢime
üs olarak yazılması kaydıyla), reaksiyona giren gaz ve sulu
çözeltilerin molar konsantrasyonları çarpımına (kat sayıların
molar deriĢime üs olarak yazılması kaydıyla) bölünmesiyle çıkan
sayısal değer, denge sabitine (K
c
) eĢittir.
• Denge sabiti hız sabitlerinden yola çıkılarak bulunduğundan katı
ve sıvı fazdaki maddeler denge bağıntısında yer almaz, gaz
fazındaki ve suda çözünmüĢ durumdaki maddeler yazılır.

KĠMYASAL DENGEDE DENGE BAĞINTISININ
KISMĠ BASINÇLAR KULLANILARAK YAZILIġI

• 2A(g) + B(g) ⇌ C(g) + 2D(g) reaksiyonu için kısmi basınç
cinsinden denge ifadesi; P
D
2
P
C
‟nin, P
A
2
P
B
‟ye bölümünün K
P
‟ye
eĢitlenmesiyle elde edilir.
• Bir kimyasal reaksiyon sonucu oluĢan gazların kısmi basınçları
çarpımının (kat sayıların kısmi basınca üs olarak yazılması
kaydıyla), reaksiyona giren gazların kısmi basınçları çarpımına
(kat sayıların kısmi basınca üs olarak yazılması kaydıyla)
58
bölümü, K
P
denge sabitine eĢittir.

MEKANĠZMALI OLARAK GERÇEKLEġEN
TEPKĠMELERĠN DENGE BAĞINTISI
• 2X
(g)
+ Y
(g)
⇌ X
2
Y
(g)
(Hızlı)
X
2
Y
(g)
+ Y
(g)
⇌ 2XY
(g)
(YavaĢ) mekanizmasına sahip,
2X
(g)
+ 2Y
(g)
⇌ 2XY
(g)
tepkimesinin denge bağıntısı nedir?
• Mekanizmalı olarak gerçekleĢen tepkimelerin denge bağıntısı
olarak toplu tepkimenin denge bağıntısı alınır.

KISMĠ BASINÇLAR CĠNSĠNDEN DENGE
SABĠTĠ (K
P
) ĠLE DERĠġĠM CĠNSĠNDEN
DENGE SABĠTĠ (K
c
) ĠLĠġKĠSĠ

• Gaz fazında gerçekleĢen kimyasal reaksiyonlarda kısmi
basınçlar cinsinden denge sabiti ile deriĢim cinsinden denge
sabiti iliĢkisini belirten bağıntı Ģu Ģekildedir: K
P
= K
c
(RT)
Δn

• Bağıntı Ģöyle de yazılır: K
c
= K
P
/ (RT)
Δn

• T = Mutlak sıcaklık (K)
• R = Ġdeal gaz sabiti
• Δn = Gaz fazındaki ve çözelti hâlindeki ürünlerin kat sayıları
toplamı – Gaz fazındaki ve çözelti hâlindeki girenlerin kat
sayıları toplamı

GAZLARIN KISMĠ BASINÇLAR CĠNSĠNDEN
DENGE SABĠTĠ (K
P
) DEĞERLERĠ TABLOLARI

• Gazların kısmi basınçlar cinsinden denge sabiti (K
P
) değerlerinin
yazıldığı tablolar atm‟ye göre ayarlanmıĢtır.
• Farklı birimlere göre de K
P
değerleri olabilir.
59

DENGE SABĠTĠNE ETKĠ EDEN
FAKTÖRLER

1. Sıcaklık
2. Kat sayıların değiĢimi
• K denge sabitinin sayısal değerini dıĢ etkilerden yalnız sıcaklık
değiĢtirir.
• K denge sabitinin sayısal değerine deriĢim, hacim, basınç ve
katalizörün etkisi yoktur.

DENGE SABĠTĠNE SICAKLIK DEĞĠġĠMĠNĠN
ETKĠSĠ

• Ekzotermik reaksiyonlarda sıcaklığın arttırılmasıyla denge,
girenler lehine kayar. Bağıntıda girenlerin molar deriĢimi
paydaya yazıldığından K denge sabitinin sayısal değeri küçülür.
• Ekzotermik reaksiyonlarda sıcaklığın azaltılmasıyla denge,
ürünler lehine kayar. Bağıntıda ürünlerin molar deriĢimi paya
yazıldığından K denge sabitinin sayısal değeri büyür.
• Endotermik reaksiyonlarda sıcaklığın arttırılmasıyla denge,
ürünler lehine kayar. Bağıntıda ürünlerin molar deriĢimi paya
yazıldığından K denge sabitinin sayısal değeri büyür.
• Endotermik reaksiyonlarda sıcaklığın azaltılmasıyla denge,
girenler lehine kayar. Bağıntıda girenlerin molar deriĢimi
paydaya yazıldığından K denge sabitinin sayısal değeri küçülür.

FARKLI ĠKĠ SICAKLIKTAKĠ K
1
VE K
2

DEĞERLERĠNDEN ΔH HESAPLANMASI

• log K
2
/K
1
= ΔH/2,303R.(T
2
–T
1
)/(T
2
.T
1
)
• R=8,314 J/mol. K
60

K
1
VE ΔH DEĞERLERĠ BĠLĠNĠYORSA K
2

HESAPLANABĠLĠR

• log K
2
/K
1
= ΔH/2,303R.(T
2
–T
1
)/(T
2
.T
1
)
• R=8,314 J/mol. K

DENGE SABĠTĠNE KAT SAYI DEĞĠġĠMĠNĠN
ETKĠSĠ (DENGE REAKSĠYONLARINA HESS
PRENSĠPLERĠNĠN UYGULANMASI)

• Sabit sıcaklıkta bir kimyasal reaksiyonun denge sabiti K ise;
denklem ters çevrilirse denge sabiti 1/K olur.
• Denge denkleminin kat sayıları bir sayı ile çarpılırsa aynı sayı
denge sabitine üs olarak alınır.
• Denge denkleminin kat sayıları 2‟ye bölünürse, denge sabitinin
karekökü alınır.
• Denge reaksiyon denklemi birden fazla reaksiyon denkleminin
toplamından elde ediliyorsa bu denge denkleminin denge sabiti,
toplanan reaksiyon denklemlerinin denge sabitlerinin çarpımına
eĢittir.

NĠÇĠN DENGE?
• Maddelerin tümünün yapısında minimum enerjiye yönelme
eğilimi ve maksimum düzensizlik eğilimi mevcuttur.

MĠNĠMUM ENERJĠYE EĞĠLĠM
• Bütün maddeler düĢük potansiyel enerjili olmak isterler.
• Kimyasal reaksiyonlarda minimum enerjiye eğilim ısının olduğu
tarafadır.
• Örneğin; A + B ⇌ C + ısı reaksiyonunda minimum enerjiye
eğilim ürünler yönünedir.
61

MAKSĠMUM DÜZENSĠZLĠĞE EĞĠLĠM
• Minimum enerjiye eğilim yönü ile maksimum düzensizlik yönü
birbirine zıttır.

MĠNĠMUM ENERJĠ VE MAKSĠMUM DÜZENSĠZ
EĞĠLĠMĠ HANGĠ YÖNDEDĠR?
• Maddenin katıdan gaza doğru düzensizliği artmaktadır.
H
2
O
(k)
+ ısı → H
2
O
(s)

H
2
O
(s)
+ ısı → H
2
O
(g)

Yukarıdaki reaksiyonlarda maksimum düzensizliğe eğilim sağa
doğrudur, baĢka bir ifadeyle ürünler lehinedir.
• Gaz reaksiyonlarında mol sayısının çok olduğu yöne doğru
düzensizlik artmaktadır.
COCl
2(g)
⇌ CO
(g)
+ Cl
2(g)
Yukarıdaki reaksiyonda maksimum düzensizliğe eğilim sağa
doğrudur, baĢka bir ifadeyle ürünler lehinedir.
• Tuzların suda çözünmesi sırasında iyonlaĢma yönünde
düzensizlik artar.
NaCI
(k)
+ ısı + su → Na
+
(suda)
+ Cl

(suda)

Yukarıdaki reaksiyonda maksimum düzensizliğe eğilim sağa
doğrudur, çözünme yönünedir, baĢka bir ifadeyle ürünler
lehinedir.
• Suda çözünen madde katı bir tuz olduğu gibi sıvı bir madde de
olabilir. Alkol-su karıĢımında istisna olarak hem maksimum
düzensizlik faktörü hem de minimum enerjiye meyil aynı yönde
olup ürünler lehinedir; bu tür sıvılar, birbiriyle her oranda
karıĢabilen sıvılardır. Alkol, suda çözünmek suretiyle alkol
oranını azaltmak eğilimindedir.
C
2
H
5
OH
(s)
→ C
2
H
5
OH
(suda)

• Gazların suda çözünmesi olayında düzensizlik azalır.
O
2(g)
+ su ⇌ O
2(suda)
+ ısı

CO
2(g)
+ H
2
O
(s)
⇌ 2H
+
(suda)
+ CO
3
–2
(suda)
+ ısı
Yukarıdaki reaksiyonlarda maksimum düzensizliğe eğilim sola
62
doğrudur.
• Suyun iyonlaĢma denkleminde maksimum düzensizliğe eğilim,
iyonların olduğu yöne yani sağa doğrudur, baĢka bir ifadeyle
ürünler lehinedir.
H
2
O
(s)
⇌ H
+1
(suda)
+ OH
–1
(suda)

• Bağ oluĢumu ekzotermik reaksiyondur.
H + H→ H
2
+ enerji
Yukarıdaki reaksiyonda maksimum düzensizliğe eğilim sola
doğrudur.

• Bir tepkimede minimum enerjiye eğilim ilkesi denklemin bir
tarafına doğru, maksimum düzensizliğe eğilim ilkesi denklemin
diğer tarafına doğru ise olay denge reaksiyonudur (çift
yönlüdür), her iki eğilim de aynı yönü destekliyorsa olay tek
yönlüdür.
• Tek yönlü tepkimelerde her iki eğilimin de aynı yönü
desteklemesi; maksimum düzensizlik eğiliminin baskı altına
alınması anlamına gelmektedir.

4. KĠMYASAL DENGEYE
ETKĠ EDEN FAKTÖRLER

KĠMYASAL DENGEYE ETKĠ EDEN
FAKTÖRLER LE CHATELĠER PRENSĠBĠNE
GÖRE YORUMLANIR

• Kimyasal Dengeye Etki Eden Faktörlerin Le Chatelier
Prensibine Göre Yorumlanması: Denge hâlindeki bir sisteme
dıĢarıdan bir etki yapıldığında sistem bu etkiyi azaltıp yeniden
dengeye gelecek Ģekilde tepki gösterir.

63
KĠMYASAL DENGEYE ETKĠ EDEN
FAKTÖRLER

1. KONSANTRASYON (DERĠġĠM) ETKĠSĠ
2. BASINÇ – HACĠM ETKĠSĠ
3. SICAKLIK ETKĠSĠ

KONSANTRASYONUN (DERĠġĠM) KĠMYASAL
DENGEYE ETKĠSĠ

• Bir denge reaksiyonunda denge bağıntısında olan maddelerden
birinin deriĢimi arttırılırsa denge, deriĢimi arttırılan maddeyi
azaltacak yönde; denge bağıntısında olan maddelerden birinin
deriĢimi azaltılırsa denge deriĢimi azaltılan maddeyi arttıracak
yönde tepki gösterir.
• Katı ve sıvı maddelerin deriĢimlerinin arttırılmasının veya
azaltılmasının kimyasal dengeye etkisi yoktur; çünkü bu
maddeler denge bağıntısında yer almazlar.

DENGE KESRĠ (YALANCI DENGE SABĠTĠ)

• Herhangi bir andaki denge bağıntısına Q dersek, sistemin
dengede olup olmadığı K ile Q‟nun karĢılaĢtırılması ile bulunur.
• K = Q ise sistem dengededir.
• K < Q ise sistem dengeye ulaĢmak için girenler lehinde yürür.
• K > Q ise sistem dengeye ulaĢmak için ürünler lehinde yürür.

BASINÇ – HACĠM DEĞĠġĠKLĠĞĠNĠN KĠMYASAL
DENGEYE ETKĠSĠ

Sabit sıcaklıkta bir miktar gazın hacmi azaltılırsa basıncı artar,
hacmi arttırılırsa basıncı azalır.
64
• Dengedeki bir sistemin hacmi azaltılırsa basıncı artacağından
denge, sistemin basıncını azaltacak yöne (gazların mol
sayısının az olduğu yöne) kayar.
• Dengedeki bir sistemin hacmi arttırılırsa basınç azalacağından
denge, sistemin basıncını arttıracak yöne (gazların mol
sayısının çok olduğu yöne) kayar.
• Denge denkleminde reaksiyona girenlerin ve ürünlerin gaz
olarak mol sayısı birbirine eĢit ise hacim ve basınç değiĢimi bu
tür reaksiyonlara etki etmez.
• Hacim etkisini deriĢime paralel olarak da düĢünebiliriz. Hacim
artarsa deriĢim azalır, hacim azalırsa deriĢim artar. Denge de
deriĢime göre tepki gösterir.

SICAKLIK DEĞĠġĠKLĠĞĠNĠN KĠMYASAL
DENGEYE ETKĠSĠ

Isı artıĢı dengeyi ısıyı harcayacak yöne, ısı azalması ise ısı
üretecek yöne kaydırır.
• Ekzotermik reaksiyonlarda sıcaklığın arttırılmasıyla denge,
sıcaklığın azalacağı yön olan girenler lehine kayar.
• Ekzotermik reaksiyonlarda sıcaklığın azaltılmasıyla denge,
sıcaklığın artacağı yön olan ürünler lehine kayar.
• Endotermik reaksiyonlarda sıcaklığın arttırılmasıyla denge,
sıcaklığın azalacağı yön olan ürünler lehine kayar.
• Endotermik reaksiyonlarda sıcaklığın azaltılmasıyla denge,
sıcaklığın artacağı yön olan girenler lehine kayar.

KATALĠZÖRÜN DENGEYE ETKĠSĠ YOKTUR

• Katalizörler, dengede olan bir sisteme etki etmez, ancak
dengede olmayan sistemin (ileri ve geri yöndeki hızını
arttırabileceğinden) daha kısa sürede dengeye ulaĢmasını
sağlar.
65

REAKSĠYONA GĠRMEYEN HERHANGĠ BĠR
MADDENĠN EKLENMESĠNĠN DENGEYE
ETKĠSĠ BAZEN YOKTUR, BAZEN VARDIR

• Dengedeki bir sisteme hacim ve sıcaklık değiĢtirilmeden
reaksiyona girmeyen herhangi bir maddenin eklenmesi denge
durumunu değiĢtirmez.
• Ġdeal sürtünmesiz bir kapta cereyan eden herhangi bir denge
reaksiyonunda; dengedeki bir sisteme, reaksiyona girmeyen
herhangi bir maddenin eklenmesi denge durumunu değiĢtirir;
çünkü kap sürtünmesiz olduğundan, hacim geniĢler, gazların
molaritesi ve kısmi basıncı azalır. Eklenen tepkimeye girmeyen
helyum vb. gazın etkisi, molarite veya basınç azalmasının
kimyasal dengeye etkisi olarak düĢünülür.

Le Chatelier (Lö ġatölye) Prensibi

• Bir sisteme dıĢarıdan bir etki yapıldığında sistem bu etkiyi
azaltacak Ģekilde tepki gösterir.
• Le Chatelier prensibi, evrendeki kanunlardan biridir.
Hayatımızda bu prensiple iç içeyiz. Bazı konuları Le Chatelier
prensibi ile açıklayabiliriz.

LE CHATELĠER PRENSĠBĠ ĠLE
AÇIKLANABĠLEN BAZI KONULAR

• Sıcak su içmenin bedenin doğal serinletme sistemini
çalıĢtırması
• Kemik erimesi ilaçlarının kemik erimesi hastalığı yapması
• Sentetik erkeklik hormonlarının erkekliği azaltması
• ġeker düĢürücü ilaçların Ģeker hastalığı yapması
66
• Kan vermenin kanı arttırması
• Kan yapıcı ilaçların kansızlık yapması
• Antiasit ilaçların mide asidini arttırması
• Astım ilaçlarının astımı kronikleĢtirmesi
• Tansiyon ilaçlarının tansiyonu kronikleĢtirmesi
• Ağrı kesicilerin ağrıyı müzminleĢtirmesi
• Depresyon ilaçlarının depresyonu arttırması
• Mutlu olmak niyetiyle alınan ecstasy (ekstazi) hapının insanı
mutsuz etmesi

BEDENĠMĠZDEKĠ DOĞAL SERĠNLETME
SĠSTEMĠNĠNLECHATELĠER PRENSĠBĠNE
GÖRE YORUMLANMASI

• Sıcak su içmek, bedenin doğal serinletme sistemini çalıĢtırır.
Böylece baĢta kan dolaĢımının hızlanması olmak üzere birçok
fayda ortaya çıkar.
• Hamam ve saunadan sonra sıcak içecekler tercih edilir.
• Yapılan etki sıcaklığı arttırmak olduğu hâlde, Le Chatelier
prensibine göre zıddı olur ve vücudun sıcaklığı azalır. Böylece
insan serinlemiĢ olur.

KEMĠK ERĠMESĠ ĠLAÇLARININ KEMĠK
ERĠMESĠ HASTALIĞI
YAPMASININLECHATELĠER PRENSĠBĠNE
GÖRE YORUMLANMASI

• Örneğin; Fosamax ilacı, kemik erimesine karĢı kullanılmaktadır.
BaĢta çene kemiğinde erime olmak üzere vücutta kalsiyum
azalması sonucu kemik erimesi yapmaktadır.
• U.S. FDA [United States Food & Drug Administration] (Yunaytıd
Steyts Fuud end Drag EdministreyĢın) (ABD Gıda & Ġlaç ĠĢletimi)
67
2005 yılında Fosamax ilacına kemik erimesi yaptığına dair etiket
koydurtmuĢtur. Ġlaçtan zarar görenler, ilacın piyasadan
kaldırılmasını istemektedirler. Bu nedenle üretici firmayı dava
etmiĢlerdir. Bu konuda mahkemeler devam etmektedir.
• Yapılan etki kemik erimesini durdurmak olduğu hâlde, Le
Chatelier prensibine göre zıddı olmuĢ ve vücutta kemik erimesi
artmıĢtır.

ERKEKLĠĞĠ ARTTIRMAK AMACIYLA
KULLANILAN ĠLAÇLAR ERKEKLĠĞĠ
AZALTIYOR

• DıĢarıdan alınan sentetik erkeklik hormonlarına örnek olarak
testosterondan üretilmiĢ steroitleri verebiliriz. Bu hormon
alındığında; LH (lüteinleĢtirici hormon) ve FSH (folikül stümüle
hormon) hormonlarının vücuttaki üretimi azalır. Bu azalma ilacı
bıraktıktan sonra bile 12 hafta süreyle devam eder.
• LH ve FSH erkeklikle ilgili hormonlardır. FSH, erkeklerde
spermin yapımında etkilidir. LH ise erkeklerde testosteron
hormonunun salgılanmasını sağlar.
• Steroitler genelde vücut geliĢtirme amaçlı olarak sporcular
tarafından alınır.
• Alınan steroitler aynı zamanda erkeklerde östrojen hormonunun
artmasına neden olur.
• Östrojen hormonunun artması, ömür boyu sürecek kalıcı zarar
doğurur.
• Östrojen hormonunun erkeklerde artması sonucu göğüsler
kadınlardaki gibi büyür, kıllar dökülür.
• “ĠĢleyen demir ıĢıldar.” atasözü konumuzla ilgilidir. ĠĢletilmezse,
örneğin; hormon dıĢarıdan verilirse, hormon yapan bez
durgunluğa düĢer.
• Erkeklik hormonu, erkekliği arttırmak için verildiğinde silah geri
tepmiĢtir. Le Chatelier prensibine göre zıddı olmuĢ ve erkeklik
azalmıĢtır.
68

ġEKER DÜġÜRÜCÜ ĠLAÇLAR ġEKER
HASTASI YAPAR

• Tip–2 Ģeker hastalığında kullanılan Ģeker düĢürücü ilaçlar,
tedaviye yönelik değildir. Hastalığı ortadan kaldırmaz.
• ġeker düĢürücü hap kullanan Ģeker hastaları 5 yıl içerisinde
ensülin almak zorunda kalabilirler. Tip–1 Ģeker hastalığı ortaya
çıkmıĢ olur.
• Pankreasın Ģeker düĢürme görevi vardır.
• Pankreasın Ģeker düĢürme görevi; mecbur olunmadığı hâlde,
dıĢarıdan verilen bazı ilaçlarla yapılmaya kalkılınca pankreas
atalete düĢmektedir. En iyisi pankreası tembelliğe atmamaktır.
• Yapılan etki Ģekeri düĢürmek olduğu hâlde, Le Chatelier
prensibine göre zıddı olmuĢ ve vücutta Ģeker artmıĢtır.


KAN VERMEK KANI ARTTIRIR

• Kan veren kiĢinin vücudunda kan oluĢumu hızlanır. Yapılan etki
kanı azaltmak olduğu hâlde, Le Chatelier prensibine göre zıddı
olmuĢ ve vücutta kan artmıĢtır.
• Aynı Ģekilde kansızlık hastalığına, hiç kan vermeyen kiĢilerde
daha çok rastlanır.
• Kan alan kiĢilerde ise kanın oluĢumu baskılanır.

KAN YAPICI ĠLAÇLAR KANSIZLIK YAPAR

• Kan, kemik iliğinde yapılır.
• Kansızlık hastalığında kullanılan kan yapıcı ilaçlar, kemik
iliğinde zafiyete neden olur. Bunun sonucunda da kansızlık
ilerler.
• Yapılan etki kanı arttırmak amaçlı olduğu hâlde, Le Chatelier
prensibine göre zıddı olmuĢ ve vücutta kan azalmıĢtır.
69

ANTĠASĠT ĠLAÇLAR MĠDE ASĠDĠNĠ ARTTIRIR

• Mide ekĢimelerinde kullanılan antiasitler, o anda iyi gelir. Ertesi
gün daha fazla mide ekĢimesi olur. Bundan dolayı da antiasit
kullanımının arttırılması zorunluluğu ortaya çıkar.
• Belli bir süre sonra hiçbir antiasit etki etmez. Bu nedenle de
mide kanamalarında kullanılan ilaçlar antiasit amaçlı iki günde
bir kullanılır. Böylece ancak mide ekĢimesi geçer.
• Yapılan etki mide ekĢimesini gidermek olduğu hâlde, Le
Chatelier prensibine göre zıddı olmuĢ ve mide ekĢimesi
arttırılmıĢtır.

AĞRI KESĠCĠLER HAFTADA ĠKĠ KEZDEN
FAZLA KULLANILMAMALIDIR

• Ağrı kesiciler haftada iki kereden fazla kullanılmamalıdır.
Kullanılırsa ağrı müzminleĢir.
• Her bir insanın kendine özel bir ağrı eĢiği vardır. ġayet insan, o
ağrı eĢiğine kadar sabır gösterip ağrıya dayanabilirse vücutta
doğal ağrı kesici salgılanır.
• Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicinin adı endorfin maddesidir.
• DıĢarıdan alınan ağrı kesici ilaçlar insanın ağrı eĢiğini düĢürür.
Her bir alınan ağrı kesici ile insan ağrıya karĢı daha
tahammülsüz hâle gelir.
• Ağrının kaynağını bulmak ve ağrıya neden olan sebebi ortadan
kaldırmak gerekir.
• Yapılan etki ağrıyı gidermek olduğu hâlde, Le Chatelier
prensibine göre zıddı olmuĢ ve ağrı arttırılmıĢtır.

ASTIM ĠLAÇLARI, TANSĠYON ĠLAÇLARI VE
DEPRESYON ĠLAÇLARI HASTALIĞI
70
KRONĠKLEġTĠRĠR

• Astım ilaçları astımı kronikleĢtirir.
• Tansiyon ilaçları da tansiyonu kronikleĢtirir.
• Depresyon ilaçları depresyonu arttırır.
• Bu hastalıklarda da Le Chatelier prensibine göre istenenin zıddı
bir durum ortaya çıkmıĢtır.
• Astım ilaçları, tansiyon ilaçları ve depresyon ilaçları hastalığı
ortadan kaldırmaya yönelik değildir. Tedavi edici özellikleri
yoktur. Hastayı o anda rahatlatmak içindir.

MUTLU OLMAK NĠYETĠYLE ALINAN
ECSTASY (EKSTAZĠ) HAPI ĠNSANI MUTSUZ
EDER

• Ecstasy (ekstazi), yasa dıĢı sentetik bir maddedir.
• Ecstasy (ekstazi), vücutta serotonin maddesinin salgılanmasını
sağlar. Serotonin, mutluluk meydana getiren bir maddedir.
Serotonin, mutluluk anında beynin arka kısmında bulunan beyin
sapındaki sinir uçlarından salgılanır.
• Ecstasy (ekstazi) hapının yutulması suretiyle salgılanan
serotonin sahte bir neĢe sağlar. Hapı yutan kiĢi saatler boyunca
hiper aktif ve uyanık olur. Hap, dikkati olağanüstü derece arttırır.
Ġnsan kendisini güçlü ve enerjik hisseder. Bütün bu etkiler
ecstasy (ekstazi) hapının, serotonin maddesinin bütün
depolarını boĢaltması suretiyle olmuĢtur. Vücudun dengesiyle
oynanmıĢtır. Vücut, oyuncak değildir.
• Ertesi gün bir adet daha ecstasy (ekstazi) hapı almadan, kiĢi
kafasını kaldırılamaz. Hapın etkisi geçtikten sonra ise aĢırı
yorgunluk ve tahmin edilemeyecek derecede bitkinlik görülür.
• Hap almadığı anda kiĢi aĢırı karamsar olur (ruhsal etki). Bu
nedenle kendisini hap almaya mecbur hisseder.
• KiĢi hap aldığı zamandaki gibi hep enerjik kalmak için hapı
71
tekrar tekrar istemeye baĢlar (fiziksel etki).
• Zanneder ki hapı alınca mutlu olacağım. Ne yazık ki vücutta
serotonin kalmamıĢtır. Organizmanın dengesi bozulmuĢtur.
Hapı almasına rağmen mutlu olamaz. Yapılacak bir Ģey
kalmamıĢtır. KiĢi kendisine, geriye dönüĢü olmayan büyük bir
zarar vermiĢtir.
• Ecstasy hapı, kısa sürede ciddi bağımlılık yapar.
• Uzun süre kullanan bağımlı kiĢilerde zaman içinde ölümler
görülür. Bazı kiĢilerde ilk kullanımda ani ölüm riski dahi söz
konusudur.
• ġayet kullanan kiĢide intikam ve nefret hissi varsa bu his açığa
çıkar. Ecstasy (ekstazi) hapı, aĢırı güven ve kontrolsüz cesaret
de oluĢturur. KiĢi ölümü göze alarak gösterilen hedefe
yönlendirilebilir. Ecstasy (ekstazi) hapının bu etkisini bilen çete,
mafya, örgüt gibi menfaat Ģebekeleri ve Ģer odakları bu etkiyi
terör maksadıyla kullanırlar. Kullandıkları adamı 8–10 saat
sürecek bir eyleme ve bir takım kötü amaçlara yönlendirirler.
Hatta onları intihar komandosu bile yapabilirler.
• Mutluluk hapı, mutluluğu bitirmiĢtir. Ġstenilenin zıddı bir durum Le
Chatelier prensibi gereğince ortaya çıkmıĢtır.
• Ecstasy (ekstazi) hapının toleransı yok denilebilecek kadar
azdır. Tolerans; hoĢgörü, müsamaha demektir. Ecstasy
(ekstazi) hapının toleransının zayıf olması, kullanmaya
baĢlayanların geriye dönüĢü çok zor olan bir yola girdikleri
anlamını taĢır.

DOĞAL FĠZĠKSEL DENGE
REAKSĠYONLARI

YERYÜZÜNDEKĠ FĠZĠKSEL DENGE

• Yeryüzünde ne kadar H
2
O
(s)
(su) varsa atmosferde de o kadar
72
H
2
O
(g)
(su buharı) vardır.
• Yeryüzüne inen yağmur, her sene aynı miktardadır.
• Yeryüzünden her sene ne kadar su buharlaĢırsa; yine o ağırlıkta
su yağmur, kar ve dolu olarak dünyaya yağar.

SORU: H
2
O
(s)
→ H
2
O
(g)

Dünyamızdaki suyun buharlaĢması tepkimesi yukarıda verildiği
gibi tek yönlü olsaydı ne olurdu?
CEVAP: Dünyada su kalmazdı.

SORU: H
2
O
(g)
→ H
2
O
(s)

Yukarıdaki tepkimede görülen dünyamızdaki değiĢim; tek yönlü
olsaydı ne olurdu?
CEVAP: Yeryüzünü su kaplardı.

SORU: Bu olayın ölçülü, dengeli ve dinamik olması ne anlama
gelir?
CEVAP: Ölçülü, yeryüzünde bulunan su kadar atmosferde su
buharı bulunduğu anlamına gelir. Dengeli, reaksiyonun denge
reaksiyonu (çift yönlü reaksiyon) olduğu anlamına gelir. Dinamik
ise, bu olayın her an, yer–gök arasında devam ettiği anlamına
gelir.

• Dünyada suyun varlığı; güneĢle aramızdaki uzaklığın hassaslığı
ile de alakalıdır.
• Dünya ile güneĢ arasındaki uzaklık Ģimdikinden farklı olsaydı su,
ya buharlaĢacaktı ya da donacaktı.

YAĞMURUN YAĞMASI VE ATMOSFERDE
FĠZĠKSEL DENGENĠN KORUNMASI

• Sıcaklık, suyu buharlaĢtırmakla suyun bünyesini tahrip ettiği
zaman, o tahrip sonucu oluĢan su buharı yok olmaz. Belirli bir
yere sevk edilir ve belli bir düzeye çıkar; icap ettiğinde yağmak
73
için orada durur.
• Atmosferdeki su buharı molekülleri, atmosferdeki hava
moleküllerinin onda birini teĢkil edince su buharı yoğunlaĢır.
• Atmosferde bulunan belli bir düzeydeki su buharının
yoğunlaĢması suretiyle yağmur yağar.
• Atmosferde fiziksel dengenin korunması için, yağan katrelerden
boĢ kalan yerler, denizlerden ve yerlerden kalkan buharlarla
doldurulur.
• Yağmur yağması hakkında en kısa yol Ģöyle tarif edilir: Su
buharı molekülleri, emir aldıkları zaman, o moleküller her
taraftan toplanmaya baĢlarlar ve bulut Ģeklini alıp, hazır
vaziyette dururlar. Yine ikinci bir emirden sonra bir kısım
moleküller yoğunlaĢarak, katrelere dönüĢürler. Sonra kanunların
temsilcileri vasıtasıyla, çarpıĢmadan kolayca yere düĢerler.
• Atmosfer, denizin rengini andırır. Havada, denizlerdeki sudan
daha fazla su vardır. Bu nedenle, “atmosferde denizin
bulunduğu teĢbihi” mecaz olarak akıldan uzak değildir. Sanki Ģu
atmosfer boĢluğu yağmur ile dolu bir havuzdur.
• Bulutların bir kısmı negatif elektriği üzerlerinde taĢımaktadır, bir
kısmı da pozitif elektriği üzerlerinde taĢımaktadır. Bu kısımlar
birbirlerine yaklaĢıp aralarında çarpıĢma olduğunda, ĢimĢek
çakar.
• Bulutların bir kısmının hücum ettiği, bir kısmının ise kaçtığı
zaman aralarında havasız kalan yerleri doldurmak için atmosfer
tabakası hareket ve heyecana geldiğinde gök gürlemesi (gök
gürültüsü) meydana gelir.

Bu hâllerin olması bir nizam ve kanun altında
olur ki, o nizam ve o kanunu temsil eden gök
gürlemesi ve ĢimĢek aracılarıdır.

KÜRESEL ISINMAYA BAĞLI KURAKLIKTAN
74
SÖZ ETMEK HATTA BUNA DAĠR SOMUT
VERĠ BULMAYA ÇALIġMAK BĠLĠMSEL
SKANDALDIR

• Türkiye son senelerde kuraklık yaĢıyor.
• Kuraklık; dünyada yağıĢlar azaldığından değildir; çünkü
yeryüzüne inen yağıĢ, her sene aynı miktardadır. YağıĢlar yer
değiĢtirmiĢtir.
• Dünyanın bazı bölgelerinin çok yağıĢ aldığını duyarken, bazı
bölgelerinin daha az yağıĢ aldığını görüyoruz. Örneğin; özellikle
Türkiye‟de yağıĢlar azaldı, Amerika‟da ise arttı.
• Sorun da buradan çıkıyor. Bu sorunu doğuran, insandır. Ġnsanın
canlı–cansız ekosisteme karĢı olumsuz müdahalesi, yağıĢ
dağılımını bozmaktadır.
• Kuraklığın insafımıza ve insanlığımıza olan uyarıcı görevini bir
an önce anlayıp, gerekli çalıĢmaları yaparak bu problemin
üstesinden gelmeliyiz.

DOĞAL KĠMYASAL DENGE
REAKSĠYONLARI

ġĠMġEK ÇAKTIĞINDA NADĠREN OLUġAN
HNO
3

ĠHMAL EDĠLEBĠLĠRDĠR

• ġimĢek çaktığında nadiren gerekli olan yüksek aktivasyon
enerjisi sağlandığında bile reaksiyonun sağa doğru cereyan
yüzdesi çok düĢük olduğundan az miktarda azot oksitleri oluĢur
ve toprağa geçer.
N
2
+ 2,5O
2
+ yüksek sıcaklık ⇌ N
2
O
5
• Azot oksitlerin suyla birleĢmesine ait reaksiyon da çift yönlü olup
75
ileri reaksiyonun hızı çok yavaĢtır.
N
2
O
5
+ H
2
O ⇌ 2HNO
3

Her ĢimĢek çakıĢında HNO
3
(kezzap) oluĢması için Ģartlar hazır
olduğu hâlde hayat devam etmektedir.
• Bütün yanma reaksiyonları ekzotermik olduğu hâlde azotun
yanması endotermiktir.

EKZOTERMĠK OLDUĞU HÂLDE
GERÇEKLEġMEYEN REAKSĠYON (SULARIN
ACILAġMAMASI)

• Havada N
2
ve H
2
bulunduğu ve tepkime ekzotermik olduğu
hâlde NH
3
oluĢmaz.
• OluĢsaydı sular acılaĢacaktı; çünkü NH
3
, suları acılaĢtıran bir
maddedir.
N
2
+ 3H
2
⇌ 2NH
3
+ 22 kcal
NH
3
+ H
2
O

⇌ NH
4
OH

OKSĠJENĠN OZONA DÖNÜġMESĠ KĠMYASAL
DENGE REAKSĠYONUDUR

• Oksijenin ozona dönüĢmesi (3O
2
⇌ 2O
3
) kimyasal denge
reaksiyonudur.
• Ozon tabakası, stratosfer tabakasındadır.
• Yüksek enerjili, zararlı ve tehlikeli ıĢınların aĢağı geçerek
yeryüzüne inmesine stratosfer tabakasındaki ozon vesilesi ile
izin verilmez.
• Ozon, üç atomlu bir oksijen molekülüdür. Bu moleküller güneĢ
ıĢınlarının zararlarını filtre eder.
• Zararlı ultraviyole ıĢınları, oksijenin ozona dönüĢtürülmesinde
kullanılır.
• GüneĢten gelen zararlı ıĢınlar ozon tabakasında yakalanır.
• Böylece gökyüzü, korunmuĢ bir tavan kılınmıĢtır.
76
• Kimyasal denge reaksiyonundaki sağa doğru cereyan yüzdesi
belirlenmiĢtir.
• Yine dengenin sola doğru kayması sonucunda, ozon molekülleri
azalmıĢ olsaydı; ultraviyole ıĢınları rahatça yere inecekti. Bu ise
kanserlilerin sayısında anormal derecede artıĢın olmasını netice
verecekti; çünkü ultraviyole ıĢınları, kısa dalga boylu ve enerjisi
çok yüksek ıĢınlar olduğundan dolayı, canlı bünyesindeki DNA
moleküllerindeki bağları koparıp bozar ve kansere yol açar.
Kimyasal denge insan eli karıĢmadıkça bozulmaz.
• Dengenin sola doğru kayması sonucunda, ozon molekülleri
azalmıĢ olsaydı; ozon tabakası ile filtre edilen bu zararlı ıĢınlar,
filtre edilmeyecekti. yere inseydi yeryüzü daha fazla ısınacaktı.
Yüzyıllardır değiĢmeyen ortalama sıcaklık değerinde de
bozulma görülecekti. Ortalama sıcaklığın 10 °C artması bile
insanların ve hayvanların kanını, bitkilerin öz suyunu
kaynatmaya yeterli olacaktı.

YAPAY KĠMYASAL DENGE REAKSĠYONLARI
SANAYĠDE YAPAY KĠMYASAL DENGE
REAKSĠYONLARI

• TUZ RUHU ELDE EDĠLMESĠ
H
2(g)
+ Cl
2(g)
⇌ 2HCl
(g)


2HCl
(suda)

• KEZZAP ELDE EDĠLMESĠ: Yüksek sıcaklık ve yüksek basınçta
elde edilir.
N
2(g)
+ 2,5O
2(g)
+ yüksek sıcaklık ⇌ N
2
O
5(g)


N
2
O
5(g)
+ H
2
O
(s)
⇌ 2HNO
3(suda)

• DERĠġĠK AMONYAK ELDE EDĠLMESĠ: Yüksek sıcaklık ve
yüksek basınçta elde edilir.
N
2(g)
+ 3H
2 (g)
⇌ 2NH
3(g)
+ 22 kcal
NH
3(g)
+ H
2
O
(s)
⇌ NH
4
OH
(suda)
77

• DERĠġĠK SÜLFÜRĠK ASĠT ELDE EDĠLMESĠ: Yüksek sıcaklık ve
yüksek basınçta katalizör kullanarak elde edilir.
2SO
2(g)
+ O
2(g)
⇌ 2SO
3(g)
+ ısı
SO
3(g)
+ H
2
O
(s)
⇌ H
2
SO
4(suda)

5. KĠMYASAL
TEPKĠMELERDE ÜRÜN
VERĠMĠ

• Ekzotermik reaksiyonlarda sıcaklığın azaltılmasıyla denge,
sıcaklığın artacağı yön olan ürünler lehine kayar.
• Endotermik reaksiyonlarda sıcaklığın arttırılmasıyla denge,
sıcaklığın azalacağı yön olan ürünler lehine kayar.







78


3. ÜNĠTE:
ÇÖZELTĠLERDE
DENGE
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. Suyun Otoiyonizasyonu
• 2. Asitlerin ve Bazların AyrıĢma Dengeleri
• 3. NötralleĢme Reaksiyonları
• 4. Çözeltilerde Çözünme ve Çökelme Olayları
• 5. Kompleks OluĢma – AyrıĢma Dengeleri
• 6. Titrasyon

1. SUYUN
OTOĠYONĠZASYONU

SUYUN ĠYONLAġMA DENKLEMĠ VE ON
MĠLYONDA BĠR ORANINDA
ĠYONLAġMASININ FAYDALARI
79

H
2
O
(s)
⇌ H
+1
(suda)
+ OH
–1
(suda)

• 10 000 000 H
2
O molekülünden 1 tanesi iyonlarına ayrıĢır.
• Hiç ayrıĢmasaydı veya daha fazla oranda ayrıĢsaydı ne olurdu?
• Saf su, çok hassas aletlerle anlaĢılabilecek derecede iletkendir.
• Elektrik kaçağının olduğu, içi su ile dolu bir çamaĢır
makinesinde elimizi suyun içine sokarsak, bize zarar vermez,
ancak elektrik kaçağını anlayabiliriz. H
2
O molekülü iyonlarına hiç
ayrıĢmasaydı, elektrik kaçağını hissedemediğimizden tedbir
alamayacaktık; su, sigorta görevini yapamadığından bir anda
daha büyük zararlar, derecesine göre ortaya çıkacaktı, yaĢam
son bulacaktı.
• Elektrikli aletin içine su kaçarsa kontak yapar. Bu bir sigortadır
ve uyarıdır; tedbirli olmamız, elektrikli aletin tamirini yapmamız
için bir ikazdır; çünkü tedbirsiz ve ihtiyatsız olarak aletin tamiriyle
uğraĢılırsa, elektrik çarparak öldürür. H
2
O molekülü iyonlarına
hiç ayrıĢmasaydı, tedbirli olmamız için ikaz meselesi ortadan
kalkacaktı.
• H
2
O molekülü iyonlarına daha fazla ayrıĢsaydı, sayılamayacak
kadar çok arıza ortaya çıkardı. Örneğin; su nötr olmayacaktı,
hem asidik hem de bazik özellikte olduğundan dolayı hayatın
canlılar için devamı mümkün olmayacaktı. Yine elektrikli aletin
içine su kaçtığında, alet kendi kendini durduramayacak, kontak
yapamadan, bir anda büyük ve ölümcül patlamalar, yangınlar
meydana gelecekti.

SUYUN ĠYONLAġMASI (SAF SUDA [H
+1
] VE
[OH

] HESABI)

• H
2
O
(s)
+ H
2
O
(s)
⇌ H
3
O
+
(suda)
+ OH

(suda)

• K
su
= [H
3
O
+
(suda)
] [OH

(suda)
]
• K
su
= 1,008 x 10
–14

(25 °C‟ta)
80
• Denge bağıntısı yazılır.
• [H
+1
] = [OH

] olduğuna göre;
• [H
+1
] = 10
–7
M olur.
• [OH

] = 10
–7
M olur.

SAF SUDA pH VE pOH HESABI

• p, power kelimesinin kısaltılmıĢı olup herhangi bir sayının eksi
logaritmasıdır.
• pH = –log [H
+1
] formülünden;
• [H
+1
] = 10
–7
M olduğuna göre;
• pH = 7 olur.
• pOH = –log [OH

] formülünden;
• [OH

] = 10
–7
M olduğuna göre de;
• pOH = 7 olur.

K
su

• K
su
, suyun denge sabitidir.
• 2H
2
O
(s)
⇌ H
3
O
+
(suda)
+ OH

(suda)

• Bu denklemin denge bağıntısını yazalım:
• K
su
= [H
3
O
+
] [OH

]
• K
su
= 10
–14
olduğuna göre Ģu iki formülü yazabiliriz:
• [H
3
O
+
] [OH

] = 10
–14

• [H
3
O
+
] = 10
–14
/ [OH

]
• [OH

] = 10
–14
/ [H
3
O
+
]

pH VE pOH

• K
su
= 10
–14

• pK
su
= –log [10
–14
]
• pK
su
= 14
• K
su
= [H
+
] [OH

]
• –log K
su
= –log [H
+
] [OH

]
• –log K
su
= (–log [H
+
]) + (–log [OH

])
81
• pK
su
= pH

+

pOH
• pH

+

pOH = 14

KUVVETLĠ ASĠT VE KUVVETLĠ BAZLARIN
ĠYONLAġMASI

• Kuvvetli asitler ve kuvvetli bazlar suda tam olarak iyonlarına
ayrıĢır. Bu nedenle suda çözünme denklemleri tek yönlü okla
ifade edilir. Örneğin;
• HCl
(g)
→ H
+
(suda)
+ Cl

(suda)

• NaOH
(k)
→ Na
+
(suda)
+ OH

(suda)


KUVVETLĠ ASĠTLER

• HCl
• HNO
3

• H
2
SO
4


KUVVETLĠ BAZLAR

• LiOH
• NaOH
• KOH
• RbOH
• CsOH
• FrOH
ÇÖZÜMLÜ pH PROBLEMLERĠ

• ÖRNEK: [H
+1
] = 10
–1
M olan çözeltinin pOH‟ını bulunuz.
• ÇÖZÜM
[H
+
] [OH

] = 10
–14

[H
+
] = 10
–1
M
[10
–1
] [OH

] = 10
–14

82
[OH

] = 10
–14
/ [10
–1
]
[OH

] = 10
–13
M
pOH = –log [OH

]
[OH

] = 10
–13
M olduğuna göre;
pOH = 13 olur.

• ÖRNEK: pOH‟ı 5 olan çözeltide H
+1
molar deriĢimi kaçtır?
• ÇÖZÜM
pOH = 5
pH = 9
[H
+1
] = 10
–9
M

• ÖRNEK: 0,1 M NaOH çözeltisinde pH kaçtır?
• ÇÖZÜM
[NaOH] = [OH

] = 0,1 M = 1x 10
–1
M


pOH = 1
pH = 13

• ÖRNEK: 0,05 M H
2
SO
4
çözeltisinin pH‟ını bulunuz.
• ÇÖZÜM
H
2
SO
4(suda)
→ 2H
+1
(suda)
+ SO
4
–2
(suda)

[H
2
SO
4
] = 0,05 M
[H
+1
] = 0,1 M = 1x 10
–1
M
pH = 1

• ÖRNEK: Deniz suyundan alınan bir numunede OH

iyon
deriĢimi 10
–8
M olduğuna göre; deniz suyunun pOH‟ını ve pH‟ını
bulunuz.
• ÇÖZÜM:
pOH = –log [OH

]
[OH

] = 10
–8
M
pOH = 8
pH = 14 – pOH
pH = 14 – 8
pH = 6
83


KUVVETLĠ ASĠT VEYA KUVVETLĠ BAZIN
MOLAR DERĠġĠMĠ < 10
–7
M ĠSE SORU FARKLI
ÇÖZÜLÜR

• ÖRNEK: 10
–9
M HCl çözeltinin pH‟ını bulunuz.
• YANLIġ ÇÖZÜM: Doğrudan doğruya formülden çözülürse yanlıĢ
sonuç çıkar. pH = –log [H
+1
] formülünden;
[H
+1
] = 10
–9
M olduğuna göre;
pH = 9 olur.” denilemez.
• DOĞRU ÇÖZÜM: Soruda [H
+1
] < 10
–7
M ise çözüm ortak iyon
etkisi düĢünülerek çözülebilir; bu çözüm uzun bir yoldur. Sudan
gelen [H
+1
] = 10
–7
M‟dır. Seyreltik asit çözeltisinden gelen [H
+1
] =
10
–9
M‟dır; bu çok küçük bir sayı olduğundan ihmal edilir,
hesaplamaya katılmaz. Netice olarak asit çözeltisi, saf su gibi
algılanıp çözüm yapılır. Saf suda; [H
+1
] = 10
–7
M olduğuna göre;
pH = 7 bulunur.

MATEMATĠK ĠLE KĠMYA FORMÜLÜNÜN
UZLAġMASI VEYA BĠR KĠMYA PARADOKSU

• 10
–8
M HCl çözeltisinin pH‟ı 8 değildir.
• 10
–9
M HCl çözeltisinin pH‟ı da 9 değildir.
• Asit çözeltisinde sudan gelen H
+
deriĢimi zaten 10
–7
M‟dır. Bir de
ne kadar seyreltik olursa olsun asitten gelen H
+
vardır.
• Ġhmal edilmeden yapılan ince hesap sonucunda pH, 7‟den
küçük ama 7‟ye çok yakın bir rakam çıkar.
• Görüldüğü gibi hem matematiksel hem de kimyasal çözüm belli
noktalarda yetersiz kalıyor; baĢka Ģeylerin de düĢünülmesi
gerekiyor.

• ÖRNEK: 10
–9
M HCl çözeltinin pOH‟ını bulunuz.
• ÇÖZÜM: [H
+1
] = 10
–9
Bu soru bir önceki soru gibi çözülemez.
84
Saf su gibi kabul edilerek çözüme gidilmelidir. pOH = 7 olur.

• ÖRNEK: 10
–11
M HCl çözeltisinin pH‟ını bulunuz.
• ÇÖZÜM: [H
+1
] = 10
–11

pOH = 7

• ÖRNEK: 10
–10
M NaOH çözeltinin pOH‟ını bulunuz.
• ÇÖZÜM
[OH

] = 10
–10
M
pOH = 7


2. ASĠTLERĠN VE BAZLARIN
AYRIġMA DENGELERĠ

SULU ÇÖZELTĠLERDE ASĠT BAZ TANIMLARI

• ARHENĠUS ASĠT BAZ TANIMI: Suda çözündüklerinde H
+

katyonu veren maddeler asit, OH

anyonu veren maddeler baz
olarak tanımlanır.

• LOWRY BRONSTED ASĠT BAZ TANIMI: H
+
iyonu (proton)
verebilen maddelere asit, H
+
iyonu alabilen maddelere de baz
denir.

• LEWĠS ASĠT BAZ TANIMI: Bir elektron çifti alabilen maddeler
asit, bir elektron çifti verebilen maddeler baz olarak tanımlanır.

ZAYIF ASĠTLER VE ZAYIF BAZLAR
K
su
, K
a
,

K
b

• K
a
, asitlik denge sabitidir.
85
• K
b
, bazlık denge sabitidir.
• Ks
u
, suyun denge sabitidir.

ZAYIF ASĠTLERĠN VE ZAYIF BAZLARIN
ĠYONLAġMASI

• Konjuge asit baz çiftlerinin K‟larının çarpımı K
su
‟yu verir.
• HA
(s)
+ H
2
O
(s)
⇌ H
3
O
+
(suda)
+ A

(suda)

• A

(suda)
+ H
2
O
(s)
⇌ HA
(s)
+ OH

(suda)

• Bu iki denklem taraf tarafa toplanırsa aĢağıdaki denklemi verir:
• 2H
2
O
(s)
⇌ H
3
O
+
(suda)
+ OH

(suda)

• Bu denklemin denge bağıntısını yazalım:
• K
su
= [H
3
O
+
] [OH

]
• K
su
= 10
–14
olduğuna göre Ģu iki formülü yazabiliriz:
• [H
3
O
+
] [OH

] = 10
–14

• [H
3
O
+
] = 10
–14
/ [OH

]
• [OH

] = 10
–14
/ [H
3
O
+
]
• Konjuge asit baz çiftlerinin K‟larının çarpımı K
su
‟yu verir.
• K
su
= K
a
K
b

• K
su
= 10
–14
olduğuna göre Ģu iki formülü yazabiliriz:
• K
a
= 10
–14
/ K
b

• K
b
= 10
–14
/ K
a

pK
su
, pK
a
,

pK
b

• pK
a
, asitlik sabitinin eksi logaritmasıdır.
• pK
a
= –log K
a

• pK
b
, bazlık sabitinin eksi logaritmasıdır.
• pK
b
= –log K
b

• pK
su
, suyun denge sabitinin eksi logaritmasıdır.
• pK
su
= –log K
su

• K
su
= 10
–14

• pK
su
= –log [10
–14
]
• pK
su
= 14 olur.
• pK
su
= pK
a
+

pK
b

86

KUVVETLĠ ASĠT VE KUVVETLĠ BAZLARIN
ĠYONLAġMASI

• Kuvvetli asitler ve kuvvetli bazlar suda tam olarak iyonlarına
ayrıĢır. Bu nedenle suda çözünme denklemleri tek yönlü okla
ifade edilir. Örneğin;
HCl
(g)
→ H
+
(suda)
+ Cl

(suda)
NaOH
(k)
→ Na
+
(suda)
+ OH

(suda)


ZAYIF ASĠT VE ZAYIF BAZLARIN
ĠYONLAġMASI

• Zayıf asit ve bazlara Ģu örnekler verilebilir: HF, CH
3
COOH, H
2
S,
H
2
CO
3
, H
3
PO
4
, NH
3
, AgOH, Fe(OH)
3
, Mg(OH)
2
, Cu(OH)
2

• Zayıf asit ve zayıf bazların suda az bir kısmı iyonlarına ayrılırken
büyük bir kısmı molekül hâlinde kalır.
• ĠyonlaĢma denklemleri çift yönlüdür.
• Örneğin, HCN‟nin suda iyonlaĢma denklemi;
HCN
(suda)
⇌ H
+
(suda)
+ CN

(suda)
Ģeklindedir.

ZAYIF ASĠT VE ZAYIF BAZLARDA DENGE
BAĞINTISI
• K
a
asitlik sabitidir.
• K
a
(asitlik sabiti) değeri ne kadar büyükse asit o kadar kuvvetli,
ne kadar küçükse asit o kadar zayıftır.
• Ürünlerin molar deriĢimlerinin, girenlerin molar deriĢimlerine
oranı K
a
asitlik sabitine eĢitse sistem dengededir. Kat sayılar üs
olarak yazılır. Katı ve sıvılar alınmaz.

EġLENĠK ASĠT-BAZ ÇĠFTLERĠNDE K
a
ve K
b

ĠLĠġKĠSĠ
87

• Konjuge asit baz çiftlerinin K‟larının çarpımı K
su
‟yu verir.
• K
a
K
b
= K
su

• Soru: HCOOH‟ın K
a
değeri 1,8x10
–4
‟tür. HCOOH‟ın konjuge
bazının K
b
değerini bulunuz.
• Cevap:10
–14
/1,8x10
–4
=5,56x10
–11


HĠDROLĠZ

• Kuvvetli asitlerle zayıf bazların reaksiyonlarından oluĢan asidik
tuzların katyonu ve kuvvetli bazlarla zayıf asitlerin
reaksiyonundan oluĢan bazik tuzların anyonu suda hidroliz olur.
• Nötr tuzlar, suda hidroliz olmazlar.
• Bazik tuzlara KCN, NaF, CH
3
COONa örnek verilebilir.
• Asidik tuzlara NH
4
Cl, FeCl
3
, AlCI
3
örnek verilebilir.
• Nötr tuzlara KCl, NaNO
3
, Na
2
SO
4
örnek verilebilir. Nötr tuz
çözeltilerinin pH‟ı 7‟dir.

ASĠDĠK TUZ ÇÖZELTĠLERĠNDE pH
BULUNMASI

• Asidik tuz çözeltilerinin pH bulunurken K
b
verilmiĢtir.
• 1,85 M‟lık NH
4
Cl tuzu çözeltisinin (asidik tuz) pH‟ı kaçtır? (NH
3

için K
b
=1,85x10
5
)
• K
h
=K
su
/K
b

• K
h
=10
14
/1,85x10
5

• K
h
=5,4x10
10

• NH
4
Cl → NH
4
+
+ Cl


• NH
4
+
+ H
2
O ⇄ NH
4
OH + H
+

• BaĢlangıç: 0,185 M 0 0
• DeğiĢim: -X +X +X
• Dengede: (0,185-X) X X
• K
h
= X
2
/0,185-X
88
• (X ihmal edilir.)
• 5,4x10
10
= X
2
/0,185
• X
2
=10
10

• X=H
+
= 10
5
M
• pH= 5

BAZĠK TUZ ÇÖZELTĠLERĠNDE pOH
BULUNMASI

• Bazik tuz çözeltilerinin pOH bulunurken K
a
verilmiĢtir.
• 10
2
molar KCN tuzu çözeltisinde OH

 ve pOH kaçtır? (HCN
için K
a
=10
10
) (KCN, hidroliz olan asidik bir tuzdur.)
• K
h
=K
su
/K
a

• K
h
=10
14
/10
10

• K
h
=10
4

• CH
3
COONa → Na
+
+ CH
3
COO


• KCN → K
+
+ CN


• CN

+ H
2
O ⇄ HCN + OH


• BaĢlangıç: 10
2
M 0 0
• DeğiĢim: -X +X +X
• Dengede: 10
2
-X X X
• K
h
= X
2
/10
2
-X
• (X ihmal edilir.)
• 10
4
= X
2
/10
2

• X
2
=10
6

• X=OH

= 10
3
M
• pOH= 3

ZAYIF ASĠT VE BAZLARDA ORTAK ĠYON
ETKĠSĠ (TAMPON ÇÖZELTĠLER)

• Ġki çeĢit tampon çözelti vardır.
89
• Birincisi (Asidik tampon): Zayıf bir asit ile bu asidin kuvvetli bir
bazla olan –asidin anyonunu içeren– tuzu aynı kapta çözünürse
oluĢan çözelti asidik tampondur.
• Ġkincisi (Bazik tampon): Zayıf bir baz ve bu bazın kuvvetli bir
asitle olan –bazın katyonunu içeren– tuzu aynı kapta çözünürse
oluĢan çözelti bazik özelliktedir. Bu nedenle de bazik tampon
çözelti denir.

BAZĠK TAMPONLARDA pOH BULUNMASI

• 0,54 mol NH
3
ve 1 mol NH
4
Cl‟nin çözünmesiyle 1 L tampon
çözelti elde ediliyor. H
+
 ve pH nedir? (NH
3
için K
b
=1,85x10
5
)
• OH

=K
b
[Baz]/[Tuz]
• OH

=1,85x10
5
x0,54/1 M
• OH

=10
5
M
• pOH=5

ASĠDĠK TAMPONLARDA pH BULUNMASI

• 0,1 mol HCN ve 1 mol NaCN‟nin çözünmesiyle 1 L tampon
çözelti elde ediliyor. H
+
 ve pH nedir? (K
a
=10
10
)
• H
+
 =K
a
[Asit]/[Tuz]
• H
+
 = 10
10
x0,1/1 M
• H
+
 = 10
10
x10
1
M
• H
+
 = 10
11
M
• pH =11

3. NÖTRALLEġME
REAKSĠYONLARI

90
NÖTRALLEġME

• Asit ve baz çözeltilerinin karıĢtırılması ile nötrleĢme ya tam ya
da kısmen olur.
• KarıĢım sonucunda arta kalan madde yoksa % 100 nötralleĢme
olmuĢtur.
• KarıĢım sonucunda arta kalan madde varsa kısmen nötralleĢme
olmuĢtur.

ASĠT VE BAZ ÇÖZELTĠLERĠNĠN
KARIġTIRILMASI SONUCUNDA TAM
NÖTRLEġME VE pH

• Kuvvetli asit ile kuvvetli bazın karıĢtırılması sonucunda % 100
nötralleĢme olduysa pH=7‟dir.
• Kuvvetli asit ile zayıf bazın karıĢtırılması sonucunda % 100
nötralleĢme olduysa pH, 7‟nin altındadır.
• Kuvvetli baz ile zayıf asit % 100 nötralleĢtiyse pH, 7‟nin
üstündedir.
• Zayıf baz ile zayıf asit % 100 nötralleĢtiyse pH, 7‟nin üstünde de
olabilir, altında da olabilir.

ASĠT VE BAZ ÇÖZELTĠLERĠNĠN
KARIġTIRILMASI ĠLE HĠDROLĠZ ĠLĠġKĠSĠ

• Asit veya bazdan birisi zayıf, birisi kuvvetliyse ve aynı zamanda
% 100 nötralleĢme gerçekleĢtiyse (arta kalan madde yoksa)
ortamda yalnız hidroliz olan bir tuz var demektir. Önce bu tuzun
molaritesi bulunur, sonra hidroliz denklemi yazılır, [H
+1
] hidroliz
denge bağıntısından hesaplanır.

KARIġTIRILAN ASĠT VE BAZ
91
ÇÖZELTĠLERĠNDEN BĠRĠSĠ ZAYIFSA VE %
100 NÖTRALLEġME OLMAMIġSA BU
KARIġIMLARIN BĠR KISMINDA TAMPON
ÇÖZELTĠ OLUġUR

• Kuvvetli asit ile zayıf bazın karıĢması sonucu arta kalan zayıf
baz veya zayıf asit ile kuvvetli bazın karıĢması sonucu arta
kalan zayıf asit ise oluĢan tampondur.
• Önce karıĢımdaki molar deriĢimler, sonra tampon çözelti
formülünden [H
+1
] bulunur, son olarak da pH hesaplanır.

KARIġTIRILAN ASĠT VE BAZ
ÇÖZELTĠLERĠNDEN BĠRĠSĠ ZAYIFSA VE %
100 NÖTRALLEġME OLMAMIġSA BU
KARIġIMLARIN BĠR KISMINDA TAMPON
ÇÖZELTĠ OLUġMAZ

• Kuvvetli asitle zayıf baz karıĢınca kuvvetli asit arta kalırsa veya
zayıf asitle kuvvetli bazın karıĢınca kuvvetli baz arta kalırsa,
tampon çözelti oluĢmaz.
• Böyle karıĢımlar kuvvetli asit veya kuvvetli baz çözeltisi gibi
düĢünülür.
• KarıĢımda kuvvetli asit arta kaldıysa önce toplam hacimdeki
kuvvetli asit molar deriĢimi, dolayısıyla H
+1
molar deriĢimi, son
olarak da pH bulunur.
• KarıĢımda kuvvetli baz arta kaldıysa önce toplam hacimdeki
kuvvetli baz molar deriĢimi, dolayısıyla OH

molar deriĢimi, son
olarak da pH bulunur.
• Ortamdaki asidik tuzun hidrolizinden gelen H
+1
molü veya
ortamdaki bazik tuzun hidrolizinden gelen OH

molü hesabına
gerek yoktur; ihmal edilir.
92

HAYATIMIZDAKĠ DOĞAL ZAYIF ĠNORGANĠK
ASĠT

• H
2
CO
3
(Karbonik asit ): Doğal maden sodalarında en çok oranda
bulunan maddedir.

HAYATIMIZDAKĠ YAPAY ZAYIF ĠNORGANĠK
ASĠTLER

• H
3
PO
4
(Fosforik asit): Kolalarda bulunur.
• H
2
CO
3
(Karbonik asit): MeĢrubatlarda bulunur.
• H
3
BO
3
(Borik asit ):

Alerjik göz kaĢıntılarında borik asit çözeltisi
kullanılır. Borik asit, beyaz toz hâlinde katı bir bileĢiktir. Borik
asit yapay bir bileĢiktir. Kütahya Emet‟te bulunan Eti Maden
ĠĢletmeleri Genel Müdürlüğüne ait devletin borik asit
fabrikasında, yine Emet‟te çıkarılan bor cevherinden borik asit
elde edilmektedir. Bor, en çok borik asit olarak ihraç
edilmektedir. Borik asit, pek çok sektörde yaygın olarak
kullanılmaktadır.

HAYATIMIZDAKĠ ZAYIF BAZLAR

• Ca(OH)
2(k)
: SönmüĢ kireçtir. Yalnız kireç denince de sönmüĢ
kireç anlaĢılır.
• Ca(OH)
2(suda)
: Kireç suyu, kalsiyum hidroksitin doymamıĢ veya
doymuĢ çözeltisidir. CO
2
gazının ayıracıdır.
• Ca(OH)
2(süspansiyon)
: Badana yapımında kullanılan kireç
bulamacıdır.
• Mg(OH)
2(k)
ve Al(OH)
3(k)
: Antiasit mide pastilleridir.
• NH
3
(Amonyak):

Gübre yapımında kullanılır. Amonyak, çoğu
temizlik malzemesinin bileĢimine girer. % 25‟lik olan deriĢik
amonyak 5–10 misli seyreltildikten sonra doğrudan temizlik
93
maddesi olarak koltuk, döĢeme, halı temizliğinde ve kumaĢ
lekelerinin çıkarılmasında kullanılır. GümüĢ eĢyalar da
amonyakla temizlenir. Amonyak, yüksek sıcaklık ve basınçta
üretilir.
N
2
+ 3H
2
⇌ 2NH
3
+ 22 kcal

MĠDE EKġĠMESĠNDE KULLANILAN MĠDE
PASTĠLLERĠNĠN GÖREVĠNĠN REAKSĠYON
DENKLEMĠYLE GÖSTERĠLMESĠ

Mg(OH)
2
+ 2HCl → MgCl
2
+ 2H
2
O

Al(OH)
3
+ 3HCl → AlCl
3
+ 3H
2
O

MĠDE EKġĠMESĠNDE KULLANILAN
KARBONATIN GÖREVĠNĠN REAKSĠYON
DENKLEMĠYLE GÖSTERĠLMESĠ

NaHCO
3
+ HCl → NaCl

+ H
2
O + CO
2


ASĠT YAĞMURU

SO
2
+ ½O
2
→ SO
3


SO
3
+ H
2
O ⇌ H
2
SO
4

Filtresi olmayan fabrika bacalarından çıkan SO
2
gazı; havadaki
O
2
ile birleĢir, SO
3
gazı oluĢur. SO
3
gazı; yağmur yağdığında
H
2
O ile birleĢir. Asit yağmuru adıyla bilinen H
2
SO
4
meydana
gelir.

HNO
3

94
ENDÜSTRĠDE YÜKSEK BASINÇ VE
SICAKLIKTA ELDE EDĠLĠR

• Bütün yanma reaksiyonları ekzotermik olduğu hâlde azotun
yanması endotermiktir. Endotermik reaksiyonlar, kendiliğinden
gerçekleĢmez.
N
2
+ 2,5O
2
+ yüksek sıcaklık ve basınç ⇌ N
2
O
5
• Azot oksitlerin suyla birleĢmesine ait reaksiyon da çift yönlü
olup ileri reaksiyonun hızı çok yavaĢtır.
N
2
O
5
+ H
2
O ⇌ 2HNO
3


EKZOTERMĠK OLDUĞU HÂLDE
GERÇEKLEġMEYEN REAKSĠYON (SULARIN
ACILAġMAMASI)

• Havada N
2
ve H
2
bulunduğu ve tepkime ekzotermik olduğu
hâlde NH
3
oluĢmaz.
• OluĢsaydı sular acılaĢacaktı.
• NH
3
, suları acılaĢtıran bir maddedir.
N
2
+ 3H
2
⇌ 2NH
3
+ 22 kcal
NH
3
+ H
2
O ⇌ NH
4
OH

VÜCUT SIVILARINDA pH‟IN ÖNEMĠ

• Vücut sıvılarının belli pH değerlerinde olması gerekir. Aksi hâlde
çeĢitli hastalıklar meydana gelir.
• Kanın pH‟ı 7‟ye düĢerse veya 7,8‟e çıkarsa insan ölür.
• Ġdrarın pH‟ı, alınan besin maddelerine göre değiĢir.
• Tükürüğün pH‟ı ağız mukozasının fonksiyonlarını en iyi
yapabileceği seviyededir.
• Mide öz suyu pH‟ının 2‟nin altına düĢmesi ülser
rahatsızlığındandır; pH‟ın artması ise hazımsızlık demektir.
95
• Sıhhatli durumlarda pH belli aralıklarda tutulmaktadır.
• Hücre içinde her an asidik ya da bazik özellikte maddeler
meydana gelmesine rağmen meydana gelen asitler, bazlarla;
bazlar ise asitlerle birleĢerek tuzları oluĢturur. Böylece hücre içi
pH değeri sabit tutulur.
• Hücre zarının seçici geçirgenlik özelliği vardır.
• Hücrede, hayatın devamı için önemli tedbirler mevcuttur.
• pH‟ın sabit tutulması için; zardan belli maddelerin hücre içine
girmesi, bazen de pH‟ı bozan maddelerin hücre dıĢına
atılması gerekmektedir.
• Bazı hücrelerde her an 2000 kimyasal reaksiyonun olduğu göz
önüne alınırsa pH‟ın sabit tutuluĢundaki hassasiyet daha iyi
anlaĢılmıĢ olur.
• pH‟ın değiĢmemesi için hücrenin ihtiyacı olan maddeler
hücreye zamanında ve ihtiyaç miktarında girmekte, zararlı
maddeler de hücreden atılmaktadır; böylece pH
korunmaktadır.
• Vücudun ihtiyacı olan moleküller, gerektiğinde hücre
içinde de sentezlenebilir. Bu sentez esnasında pH‟ın da
korunduğu görülmektedir.
• Her bir molekül için hücre zarında özel bir Ģifre vardır. Böylece
hücreye girmek üzere gelen her çeĢit molekülün faydalısı
zararlısından ayrılmaktadır. Gereksinim duyuldukça da yeni
Ģifrelemeler olmaktadır. Gereksinim; yeni ortaya çıkan, yapay
olduğundan dolayı da sağlığa zararlı bazı moleküllere karĢı
duyulmaktadır. Bu Ģifreleme, elbette her zaman olmaz. Ġnsan,
kendi isteğiyle zarara razı olmuĢ olabilir. Hastalıklarda ve
ölümde sebeplerin perde olduğu da unutulmamalıdır.
• Sağlığı bozacak ölçüde pH değiĢimine neden olan yabancı
moleküllere karĢı hücre zarı karĢı koyar; karĢı koyamazsa,
hücre ya hastalanır ya da ölür. Ölen hücreler, vücudun dıĢına
bilinen yollarla çıkarılır.

GASTROENTESTĠNAL SĠSTEM VE pH
96

• Mide ve bağırsak asitliğinin derecesinin ayarlanmasında çok
hassas dengeler gözetilir. Bu dengeler bozulursa değiĢik
rahatsızlıklar ortaya çıkar.
• Özellikle insanın ruhsal durumunun, mide hareketleri ve mide
salgısına etkisi büyüktür.
• Gıdalardan yalnız proteinlerin sindiriminin bir kısmı midede olur
ve kuvvetli asidik ortamda yürütülür.
• Midede pepsin enzimi ve hidroklorik asit etkisiyle proteinler
peptonlara parçalanır.
• Ġnce bağırsakta; yağlar, karbonhidratlar, bir de midede peptona
parçalanan proteinler yapı taĢına ayrıĢır.
• Ġnce bağırsaktaki sindirimde ortamın; nötre yakın asidik veya
nötre yakın bazik olması gerekir.
• Her bir besin maddesinin sindirimi için gereken pH değerleri
farklıdır.
• Ġnce bağırsakta farklı pH değerlerinin ayarlanmasında; ince
bağırsak duvarı, pankreas ve safra salgısı görevlidir.
• Midenin çıkıĢında 4–7,2 arasında değiĢen pH değeri, ince
bağırsağın baĢlangıcında 5,6 ile 7 arasında, ince bağırsağın
ortalarında 6,8 ile 7,6 aralığında, ince bağırsağın sonlarında ise
7,2 ile 8,3 arasında olur.
• Mide, salgı yaptığında koruyucu mukusun altındaki pH, 7‟dir.
Mukusun üstündeki pH, 2‟dir.
• Kör bağırsakta 5,8–7,6 olarak belirlenen pH derecesi, kalın
bağırsakta 6,5–7,8‟dir.
• DıĢkının (gaita) pH‟ı 6 ile 7,3 arasında değiĢir.
• Mide ve bağırsakta pH değerlerinin belli aralıklarda olması, hem
sindirim ve emilmenin devamı hem de bağırsak bakterilerinin
görevlerini yapabilmeleri için gereklidir.
• Mideden yemek borusuna geri kaçan karıĢımın pH‟ı düĢük
olduğundan reflü hastalığına sebep olur.
• Reflü; yemek borusundaki ağrı, yanma ve iltihaptır.

97
YAġAM VE TAMPON ÇÖZELTĠLER

• Bazı kimyasal deneylerde ortam pH‟ının uzun süre sabit kalması
istenir. Bu deneylerde tampon çözeltiler kullanılır.
• Hücre ancak nötre yakın ortamda fonksiyonlarını yürütür. Hücre
içi ve hücre dıĢı sıvının nötr ortamı kaybetmesi hücre
çalıĢmasını imkânsız hâle getirir. Bu nedenle vücut sıvılarının
nötr ortamda tutulması için denetim mekanizmaları kurulmuĢtur.
• Bunlardan en önemlisi proteinlerdir. Proteinler, tampon görevi
yaparak pH değiĢikliklerine mani olmakla görevlidir.
• Denetim mekanizmalarından ikincisi ise mineral maddelerdir.
• Ġyonların bazıları asit, bazıları da baz oluĢturma özelliğine
sahiptir. Asit oluĢturanlar kükürt, fosfor ve klorür iyonları; baz
oluĢturanlar ise sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve
demir iyonlarıdır. Bu iyonları yiyeceklerle alırız.
• Bunlar birbirleriyle birleĢerek tuz oluĢturup vücut sıvısının nötr
ortamda kalmasına yardımcı olurlar.
• Asit yağmurundan sonra deniz ve göl sularının pH‟ında
değiĢiklik olmaz. pH değiĢseydi yaĢayan canlılar için tehlike söz
konusuydu. Deniz ve göldeki tampon sistemler, asit
yağmurundan dolayı pH düĢmesine engel olur.

pH, KUVVETLĠLĠK VE ÇOKLUK ĠLĠġKĠSĠ

• pH‟ın kuvvetlilikle iliĢkisi yoktur. Kuvvetli asit Ģayet seyreltik ise
pH‟ı yüksek olur. HCl kuvvetli asit, CH
3
COOH ise zayıf asittir.
10

6
M HCl çözeltisinin pH‟ı 6‟dır. 0,05 M CH
3
COOH çözeltisinin
pH‟ı ise 3‟tür.
• Kuvvetlilik çok H
+
olmasına göre değildir. Kendinde mevcut
olanın tamamını vermesi ile ilgilidir.
• pH ise H
+
çokluğuyla ilgilidir.

98
ASĠDĠN KUVVETĠYLE REAKSĠYONA GĠRME
KABĠLĠYETĠ FARKLIDIR

• Çaydanlıktaki kireç, limon suyu ile çözülür.
• Limon suyu, zayıf asit olan sitrik asittir.
• Kireci kuvvetli asitlerle bile çözemeyiz.

pH 0‟DAN KÜÇÜK, pOH DA 14‟TEN
BÜYÜK OLABĠLĠR

• 1‟in logaritması 0‟dır. 1‟den büyük sayıların eksi logaritması
0‟dan küçüktür (eksidir). H
+
deriĢimi 1‟den büyük asitlerin pH‟ı
eksidir. pH + pOH = 14 olduğuna göre pOH da 14‟ten büyüktür.
• Bu nedenle skalanın ucu açık olmalıdır.

ASĠTLĠK VE BAZLIK VARDIR, ASĠT VE BAZ
YOKTUR

• Asitlik ve bazlık kimyasal bir özelliktir.
• pH‟ı 7‟den küçük diye her maddeye asit, pH‟ı 7‟den büyük diye
de her maddeye baz denmez. Örneğin; “Sabun bazdır.”, “NH
4
Cl
asittir.” gibi söylemler yanlıĢtır; çünkü ikisi de tuzdur.
• Bununla beraber asit–baz denince HCl, NH
3
vb. sadece bazı
maddeler de anlaĢılır.

ASĠTLER VE BAZLAR KONUSUNDA
KARġILAġILAN DĠĞER SÖYLEM HATALARI

• Bir maddenin baz olması için yapısında (OH)

bulunması
gerekmez; örneğin, NH
3(g)
,

(OH)

içermediği hâlde bazdır.
• Asit olması için de suya H
+
vermesi gerekmez. Örneğin;
99
CH
3
COOH
(s)
,

su olmadan da ortama H
+
verir.

SOSYAL ALANDA KULLANILAN KĠMYA
KELĠME VE DEYĠMLERĠ

• Bazı hadiseler; sap ile samanın birbirinden nasıl ayrıldığını –bir
turnusol kâğıdı gibi– gösteren önemli olaylardır.


4. ÇÖZELTĠLERDE
ÇÖZÜNME VE ÇÖKELME
OLAYLARI

ÇÖZÜNÜRLÜK DENGESĠ

• Suda az çözünen tuzların sudaki çözünmeleri bir denge olayıdır.
Örneğin bir miktar suya yavaĢ yavaĢ AgCl tuzu ilave edilirse
önce ilave edilen tuz suda çözünür, çözelti doygunluğa
ulaĢtıktan sonra ise tuz çökmeye baĢlar. Çözelti doygunluğa
ulaĢtıktan sonra kapta yine iyonlaĢma vardır.
• Ancak ne kadar tuz iyonlaĢıyorsa, o kadar tuz çökmektedir. Yani
birim zamanda tuzun iyonlaĢma ve çökme miktarı birbirine eĢit
olacaktır. Bu eĢitliğin olduğu durum çözeltide çözünme–çökelme
dengesinin kurulmasını ifade eder. Denge durumunda çözeltinin
konsantrasyonu değiĢmez.
• Olayın denge denklemi;
AgCl
(k)
⇌ Ag
+
(suda)
+ Cl

(suda)
Ģeklindedir.
• Olayın denge bağıntısı denklemi ise;
100
K
çç
= [Ag
+
] [Cl

] Ģeklindedir.
• AgCl katı olduğu için denge bağıntısına alınmaz.
• Buradaki denge sabitine (K
çç
) çözünürlük çarpımı denir. K
çç
‟deki
ç harfi çözünmeyi anlatmak için kullanılır.

ÇÖZÜNÜRLÜK

• Belirli sıcaklıkta 1 litre çözeltide çözünebilen maddenin (çözünen
maksimum maddenin) mol sayısıdır. Diğer bir ifade ile doygun
çözeltinin molar deriĢimidir.
• Çözünme hızı zamanla azalırken, çökme hızı artmaktadır.
Çözünme ve çökelme hızlarının eĢit olduğu anda denge
kurulmuĢtur.

ÇÖZÜNÜRLÜK ÇARPIMI (K
çç
)

• Doygun çözeltideki iyonların deriĢimleri çarpımıdır.
• Çözünürlük çarpımı bir denge sabiti olduğundan yalnız sıcaklığa
bağlı olarak değiĢir.
• Çözünürlük çarpımı verilen tuzların, çözünürlükleri
karĢılaĢtırılabilir.
• Çözünürlük çarpımı verilen bir tuzun molar çözünürlüğü
bulunabilir. Suda az çözünen tuzlarda molar çözünürlüğe kısaca
çözünürlük denir; baĢka bir ifadeyle suda az çözünen tuzlarda,
çözünürlük denilince molar çözünürlük anlaĢılır, doygun
çözeltinin molar deriĢimidir.
• Çözünürlüğü verilen tuzun çözünürlük çarpımı hesaplanabilir.

ÇÖZÜNÜRLÜĞE, ORTAK OLMAYAN
YABANCI ĠYON ETKĠSĠ

• Ortak olmayan yabancı iyon etkisiyle çözünürlük artar.
• DoymuĢ bir çözeltinin iyon Ģiddetini arttırmak için çözeltiye,
101
çökelti ile ortak iyonu olmayan bir anorganik bileĢik katılır; ortak
olmayan bu yabancı iyonun etkisiyle çökeltinin çözünürlüğü
artar.

ÇÖZÜNÜRLÜĞE ORTAK ĠYON ETKĠSĠ

• Suda az çözünen tuzlar, kendisiyle ortak iyon içeren çözeltilerde
saf sudakine göre daha az çözünürler.
• Çözeltideki ortak iyonun deriĢimi ne kadar fazla ise çözünürlük o
kadar küçük olur.
• Ortak iyon çözünürlüğü azaltır. Çözünürlüğün azalması
dengeden kaynaklanır. Tepkime sola kayar; çözünürlük azalır.
• Örnek olarak doymuĢ AgCl çözeltisine katı NaCl ilave edilirse,
Cl

iyonları deriĢimi artar, denge AgCl‟nin çökmesi yönünde
kayar, bir miktar AgCl çöker.
• Bu durumda AgCl‟nin çözünürlüğü saf suya göre azalmıĢ olur.

Fe(OH)
3
‟ĠN

MOLAR ÇÖZÜNÜRLÜĞÜNÜN
BULUNMASI (K
çç
= 2x10
–39
)

• Bu sorunun çözümünde Fe(OH)
3
‟in K
çç
‟si, K
su
‟dan daha küçük
olduğundan dolayı çözümde su ihmal edilemez duruma gelir.
• K
su
= 10
–14
olduğundan, sudan gelen hidroksil iyonu deriĢimi;
[OH

] = 10
–7
M olur. Fe(OH)
3
‟ten gelen [OH

] ihmal edilir; sanki
suda Fe(OH)
3
yok gibi varsayılır.
• K
çç
= [Fe
+3
] [10
–7
]
3

• K
çç
= 2x10
–39
olarak verilmiĢti.
• 2x10
–39
= [Fe
+3
] [10
–7
]
3

• [Fe
+3
] = 2x10
–39
/ 10
–21

• [Fe
+3
] = 2x10
–18

• Varsayım doğrudur; çünkü [Fe
+3
] < [OH

] çıkmıĢtır. 2x10
–18
M,
10
–7
M‟dan düĢüktür.

102
Fe(OH)
3
‟ĠN

MOLAR ÇÖZÜNÜRLÜĞÜNÜN
ĠKĠNCĠ YOLDAN BULUNMASI

• Bu soru ortak iyon etkisinden de çözülebilir.
• Doğrudan doğruya formülden çözülürse yanlıĢ sonuç çıkar.

DOYMUġLUK, DOYMAMIġLIK, ÇÖKELME

• Ġki çözelti karıĢtırıldığında çözeltilerdeki iyonların birleĢmesinden
oluĢan tuzlarla ilgili üç durum söz konusudur.
• Bir çözeltideki, iyonların konsantrasyonları çarpımı çözünürlük
çarpımından küçük ise çözelti doymamıĢtır. Doygunluğa
ulaĢıncaya kadar daha tuz çözebilir.
• Ġyonların konsantrasyonları çarpımı çözünürlük çarpımına eĢit
ise çözelti doymuĢtur. Artık aynı tuzdan daha çözemez.
• Ġyonların konsantrasyonları çarpımı çözünürlük çarpımından
büyükse çözelti doygunluk sınırını aĢmıĢtır, dengeye gelinceye
kadar çökelme gözlenir.
• Çözünürlük çarpımı (K
çç
) ve iyonların konsantrasyonları çarpımı
(Q) olmak üzere aĢağıdaki Ģekilde ifade edebiliriz.

• K
çç
> Q

⟹ DoymamıĢtır, çökme olmaz.
• K
çç
= Q ⟹ DoymuĢtur, çökme olmaz.
• K
çç
< Q ⟹ DoymuĢtur, çökme olur.

ÇÖZELTĠLERĠN KARIġTIRILMASINDAN
SONRAKĠ ĠYON MOLARĠTELERĠNĠN
HESAPLANMASI

• a) Tepkime yoksa
• b) Tepkime varsa

103
• a) Çözeltilerin karıĢtırılmasından sonra Ģayet tepkime
olmadıysa, çözeltilerin karıĢtırılmasından sonraki iyon
molaritesi hesaplanması: Bir bileĢik; 1A grubu katyonu, NO
3


iyonu, NH
4
+
iyonu, H
+
iyonu veya CH
3
COO

iyonu içeriyorsa
böyle maddeler iyi çözünür. Bu iyonları ihtiva eden çözeltiler
deriĢik bile olsalar karıĢtırıldıklarında Ģayet nötrleĢme
olmuyorsa, tepkime yok demektir. KarıĢımdan sonraki molar
deriĢimler M
1
V
1
=M
2
V
2
formülünden hesaplanır. Ġki çözelti
karıĢtırıldığında çözünürlüğü düĢük olan bir bileĢiğin (suda az
çözünen bileĢik, baĢka bir ifadeyle K
çç
‟si olan bileĢik) iyonları bir
araya geldiğinde maddenin çözünürlük sınırı aĢılmazsa çökme
olmaz. Bu durum; çok seyreltik çözeltilerin karıĢtırılmasıyla
mümkündür. Ġki seçenek olabilir. Birincisi: K
çç
> Q ise çözelti
doymamıĢtır. KarıĢımdan sonraki 4 iyonun molar deriĢimleri de,
yine M
1
V
1
=M
2
V
2
formülünden hesaplanır. Ġkincisi: Çözeltiler
karıĢtırıldığında K
çç
= Q

ise doymuĢ çözelti elde edilmiĢtir.
Doygun çözelti, K
çç
‟si olan (suda az çözünen) bileĢiğin doygun
çözeltisidir. Bu bileĢiğin iki iyonunun molar deriĢimi, karekök K
çç

vb. formüllerden; diğer iki iyonun molar deriĢimi ise M
1
V
1
=M
2
V
2

formülünden hesaplanır.

• b) Çözeltilerin karıĢtırılmasından sonra Ģayet tepkime
oluyorsa, bu tepkime genelde aĢağıdaki iki tepkimeden
birisidir.
1– NötrleĢme tepkimesi (asit + baz)
2– Çökme tepkimesi: Ġki çözelti karıĢtırıldığında Ģayet K
çç
‟si olan
bir bileĢik oluĢuyorsa ve K
çç
< Q ise çözünürlüğü düĢük olan bir
maddenin iyonları bir araya geldiğinden ve maddenin
çözünürlük sınırı aĢıldığından çökme olur. Burada da iki
seçenek olabilir. Birincisi: Reaksiyonda arta kalan madde
olmamıĢtır. Arta kalan olup olmadığı, denkleĢmiĢ reaksiyon
denklemine göre moller bulunarak anlaĢılır. Çöken bileĢiğin iki
iyonunun molar deriĢimi, karekök K
çç
vb. formüllerden; diğer iki
iyonun molar deriĢimi ise M
1
V
1
=M
2
V
2
formülünden hesaplanır.
104
Ġkincisi: Reaksiyonda arta kalan madde olmuĢtur. Çöken
bileĢiğin iki iyonundan birisinin molar deriĢimi M=n/V
formülünden ihmal iĢlemi yapılarak bulunur. Diğeri ortak iyon
formülünden yine ihmal iĢlemi de yapılarak bulunur. Diğer iki
iyonun molar deriĢimi ise M
1
V
1
=M
2
V
2
formülünden hesaplanır.

ÇÖZELTĠLER ARASINDAKĠ YER DEĞĠġTĠRME
REAKSĠYONLARINDAN HANGĠLERĠ
GERÇEKLEġĠR?

• KCl + NaNO
3


Reaksiyon gerçekleĢmez.
• GerçekleĢen reaksiyonlarda ya ürünlerde suda çözünmeyen
madde oluĢmuĢtur, bu maddeye çökelek diyoruz. Veya gaz
çıkıĢı olmuĢtur. Ya da ürünlerde su meydana gelmiĢtir.

SEÇĠMLĠ ÇÖKTÜRME

• Çözelti içerisinde bulunan farklı deriĢimdeki birden fazla iyon,
çözünürlüğü az olan tuz oluĢturarak baĢka bir iyonla
çöktürülebilir. Bu iyonlardan hangisi doygunluğa daha önce
ulaĢıyorsa, o iyon önce çökecektir. Doygunluğa ulaĢan diğer
iyonlarda sırasıyla çökelir.
• Bu olayda bir çözelti içerisinde bulunan istenmeyen bir iyon
çöktürülerek çözeltiden uzaklaĢtırılır.

ÇÖZÜNME VE ĠYONLAġMA ĠLĠġKĠSĠ

Çözünme yüzdesini zenginlik, iyonlaĢmayı vermek kabul
edersek; çözeltileri dört gruba ayırırız:

1. ÇOK ÇÖZÜNEN VE % 100 ĠYONLAġAN ÇÖZELTĠLER
(ZENGĠN, TAMAMINI VEREN)
NaCl
(k)
+ su → Na
+1
(suda)
+ Cl
–1
(suda)
105

2. AZ ÇÖZÜNEN VE % 100 ĠYONLAġAN ÇÖZELTĠLER
(FAKĠR, TAMAMINI VEREN): Bu grup, çözünürlük dengesi
konusundaki bileĢikler olup iyonlaĢma denklemleri yanlıĢ olarak
çift yönlü okla gösterilir. Bunun nedeni çözünürlük
hesaplamalarının denge mantığıyla yapılmasındandır. Aslında
suda çözünmezler, bunlar kimyada az çözünen diye geçer.
Çözünmeleri milyonda veya trilyonda birkaç mertebelerindedir.
Ca(OH)
2(k)
+ su ⇌

Ca
+2
(suda)
+ 2(OH)
–1
(suda)


3. HER ORANDA ÇÖZÜNEN VE AZ ĠYONLAġAN
ÇÖZELTĠLER (ZENGĠN, AZINI VEREN)
CH
3
COOH
(s)
⇌ CH
3
COO
–1
(suda)
+H
+1
(suda)


4. AZ ÇÖZÜNEN VE AZ ĠYONLAġAN ÇÖZELTĠLER (FAKĠR,
AZINI VEREN)
NH
3(g)
+ H
2
O
(s)



NH
4
+1
(suda)
+ OH
–1
(suda)


YAġAMIMIZDAKĠ BAZI ÇÖZÜNÜRLÜK
DENGE BĠLEġĠKLERĠNĠN ĠYONLAġMALARI

DiĢin yapısı: CaF
2(k)


Ca
+2
(suda)

+ 2F
–1
(suda)


Kemiğin yapısı: Ca
3
(PO
4
)
2(k)
⇌ 3Ca
+2
(suda)

+ 2(PO
4
)
–3
(suda)


Mide pastilleri: Al(OH)
3(k)


Al
+3
(suda)

+ 3(OH)
–1
(suda)


BaSO
4(k)


Ba
+2
(suda)
+ SO
4
–2
(suda)

• BaSO
4
(BARYUM SÜLFAT): Ameliyat esnasında kullanılan
sargı bezi, pamuk, makas vb. steril ameliyat malzemeleri
baryum sülfat çözeltisine batırılmıĢtır. Ameliyat esnasında
vücudun içinde unutulan ameliyat malzemelerini, röntgen
106
çekiminde BaSO
4
gösterir. Ayrıca BaSO
4
ve hint yağı karıĢımı;
XM solüsyonu adındaki ilaçtır. Röntgen filmi çekiminden az önce
hastaya içirilir. Ġçirilen sıvının mideden bağırsağa kaç dakikada
geçtiği BaSO
4
ile anlaĢılır; geçiĢ süresine göre hastalığa teĢhis
konur.

• Al(OH)
3
:

Antiasit mide pastilleridir.

5. KOMPLEKS OLUġMA–
AYRIġMA DENGELERĠ

KOMPLEKS ĠYON OLUġUMU SABĠTĠ (β
n
)

• Kompleks oluĢma–ayrıĢma dengesinde K sabiti, kompleks iyon
oluĢumu sabiti (β
n
) ismiyle anılır. K‟dan baĢka beta β (beta)
harfiyle de gösterilir.
• Cu
+2
+ Cl

⇌ [CuCl]
+1
K
1

=

β
1
• [CuCl]
+1
+ Cl

⇌ CuCl
2

K
2

=

β
2
• CuCl
2
+ Cl

⇌ [CuCl
3
]
–1
K
3

=

β
3




• [CuCl
3
]
–1
+ Cl

⇌ [CuCl
4
]
–2
K
4

=

β
4
• K
1
, K
2
, K
3
, K
4

1

, β
2

, β
3

, β
4
) aĢamalı denge sabiti adını alır.

• 4 denklem taraf tarafa toplandığında elde edilen tepkime
aĢağıdadır.

• Toplam tepkime: Cu
+2
+ 4Cl

⇌ [CuCl
4
]
–2

• Bu toplam tepkimenin kompleks iyon oluĢumu sabiti (β
n
), ilk 4
tepkimenin aĢamalı denge sabitlerinin çarpımına eĢittir.
• K
n
=K
1

x K
2
x K
3
x K
4

n

1

x β
2

x β
3

x β
4
)

6. TĠTRASYON
107
TĠTRĠMETRĠ

• Titrasyon, titrimetri demektir. Titrimetri; volumetrik (hacim
ölçümüne dayanan) nicel (kantitatif) analiz metodudur.
• Titrimetrik yöntemlerde kullanılan baĢlıca araçlar büret, mesnet,
mesnet kıskacı, mesnet növesi, erlenmayer, balon joje, dereceli
silindir, çözelti ĢiĢesi ve pipettir.
• Titrant büretteki çözeltidir. Titre edilecek madde erlenmayere
konulur.
• Titrant, ayarlı çözeltidir.
• EĢdeğerlik noktası (ekivalens nokta) ile dönüm noktası
karıĢtırılmamalıdır.
• EĢdeğerlik noktası (ekivalens nokta) ile dönüm noktası
arasındaki fark titrasyon hatasından kaynaklanır.
• Titrasyon hatası yoksa eĢdeğerlik noktası (ekivalens nokta) ile
dönüm noktası aynıdır.
• Titrimetride, titrasyon hatasını önlemek için kör çözelti kullanılır.
• Dönüm noktası titrasyonun bittiği noktadır. Dönüm noktasına
titrasyon bitiĢ noktası da denir.
• EĢdeğerlik noktası (ekivalens nokta) ise reaksiyon denklemine
göre titrasyonun gerçekten bitmesinin gerektiği noktadır.
• Ġndikatör, titrasyonun bitiĢ noktasında renk değiĢtiren
fenolftalein, metil oranj, niĢasta vb. organik maddelerden
hazırlanmıĢ çözeltilerdir.
• Potasyum permanganatla yapılan redoks titrasyonlarında
dönüm noktasındaki renk değiĢikliği, indikatörsüz gözlemlenir.
• Büretteki ayarlı çözelti erlenmayerdeki karıĢıma damla damla
ilave edilir ve sürekli çalkalanır. Ġlave edilen titrantın son bir
damlasıyla dönüm noktasında ortamın rengi değiĢir. Bu anda
büretin musluğu kapatılır, sarfiyat okunur. Hesaplamalar yapılır.

AYARLI ÇÖZELTĠ HAZIRLANMASI

• Ayarlı çözelti, kesin molaritesi bilinen çözeltidir; bir de yaklaĢık
108
molariteli çözelti vardır.
• Ayarlı çözelti Ģöyle hazırlanır: Önce genelde 0,1 M‟lık çözelti
hazırlanır. Hazırlanan 0,1 M‟lık bu çözeltiye yaklaĢık molariteli
çözelti denilir. Primer standart madde kullanılarak yapılan bir
titrasyonla faktör bulunur.
• Faktör, kesin molaritenin bulunması için yaklaĢık molaritenin
çarpılması gereken 1‟e yakın bir sayıdır.
• Primer standart madde, %100 yalnız kendisini içeren saf bir
maddedir ve hava, rutubet, güneĢ vb. dıĢ Ģartlardan etkilenmez.
• Böylece ayarlı çözelti hazırlanmıĢ olur.

TĠTRĠMETRĠK YÖNTEMLER

• 1. Asit–baz titrasyonları (Nötralimetri)
• 2. Redoks titrasyonları
• a. Potasyum permanganatla yapılan titrasyon
(Permanganometri)
• b. Ġyodür ile yapılan titrasyon (Ġyodimetri)
• c. Seryum iyonuyla yapılan titrasyon (Serimetri)
• 3. Cu
+2
iyonunun EDTA (etilen di amin tetra asetik asit) ile
fotometrik titrasyonu
• 4. Çöktürme titrasyonları (Arjantimetri)
• 5. KompleksleĢtirme titrasyonları (Kompleksometri)

NÖTRALĠMETRĠ

• Asit–baz titrasyonlarına nötralimetri denir. Nötralimetri asidimetri
ve alkalimetri olmak üzere iki çeĢittir. Asidimetri, büretteki ayarlı
asit çözeltisiyle yapılan titrasyondur. Alkalimetri, büretteki ayarlı
baz çözeltisiyle yapılan titrasyondur.
• Nötralimetrik yöntemde titrant madde kuvvetli asit veya kuvvetli
baz olmalıdır. Erlenmayerdeki analizi yapılacak madde ise zayıf
asit veya zayıf baz olabilir.
• Uygun indikatörün seçimi önemlidir; aynı titrasyon için birden
109
fazla uygun indikatör olabilir. Ayarlı 0,1 M HCl çözeltisiyle
yapılan asidimetrik titrasyonda indikatör olarak hem metil oranj
çözeltisi hem de fenolftalein çözeltisi kullanılır. Ayarlı 0,1 M
NaOH çözeltisiyle yapılan alkalimetrik titrasyon için de indikatör
olarak hem fenolftalein çözeltisi hem de metil oranj çözeltisi
kullanılır.

4. ÜNĠTE:
ELEKTROKĠMYA
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. Madde – Elektrik ĠliĢkisi
• 2. Standart Elektrot Potansiyelleri
• 3. Elektrokimyasal Hücreler

1. MADDE – ELEKTRĠK
ĠLĠġKĠSĠ

ELEKTROLĠZ OLAYININ TANIMI

• Ġçerisinde anyon ve katyonların bulunduğu bir karıĢımdan
elektrik akımı uygulamak suretiyle iyonların nötrlenmesidir.

ELEKTROLĠZ OLAYINDA BAġLICA NĠTEL
110
KURALLAR

• Anyonlar negatif yüklü, katyonlar ise pozitif yüklüdür.
• Anot elektrot pozitif yüklü, katot elektrot ise negatif yüklüdür.
• Anyonlar anot tarafına, katyonlar katot tarafına gider.
• Anotta yükseltgenme, katotta ise indirgenme olur.
• Anyonlar negatif olduğundan pozitif yüklü anot tarafına,
katyonlar pozitif olduğundan negatif yüklü katot tarafına gider.
• Anyonlar anotta, katyonlar katotta açığa çıkar.
• Ortamda birden fazla katyon varsa katotta önce indirgenme yarı
pil potansiyeli büyük olan indirgenir.
• Ortamda birden fazla anyon varsa anotta önce yükseltgenme
yarı pil potansiyeli büyük olan yükseltgenir.

ELEKTROLĠZ OLAYINDA FARADAY
PRENSĠPLERĠ

• 1. Elektroliz devresinden geçen akım miktarı ile katot ve anotta
toplanan ya da çözünen madde miktarı doğru orantılıdır.
• 2. Bir elektroliz devresinden 1 faradaylık akım geçirilirse anot ya
da katotta 1 eĢdeğer gram madde toplanır ya da çözünür.
1 faraday = 1 mol elektron = 96500 coulomb (kulon)
Q = It
Q: Elektrik yükü (coulomb)
I: Akım Ģiddeti (amper)
t: Zaman (saniye)
• 3. Seri bağlı elektroliz kaplarından aynı akım geçtiğinde birinin
katodunda ya da anodunda toplanan ya da çözünen madde
miktarı bilinirse diğer kapların katot ya da anotlarında toplanan
ya da çözünen madde miktarları hesaplanabilir.

ELEKTROLĠZLE METAL KAPLAMA VE
111
BAġLICA UYGULANDIĞI YERLER

• Kendiliğinden gerçekleĢmeyen kimyasal reaksiyonlarda
kaplama iĢleminin elektrolizle olması Ģarttır. Demirin krom ve
çinko ile kaplanması, bakırın nikel ile kaplanması buna örnektir.
YanlıĢ uygulamalardır.
• Kendiliğinden gerçekleĢen kimyasal reaksiyonlarda kaplamanın
daha kalın olması için elektroliz yöntemi kullanılabilir. Demirin
nikel ile kaplanması buna örnektir.
• Krom kaplamaya kromaj, nikel kaplamaya nikelaj denir.


ENDÜSTRĠDE ELEKTROLĠZ

2Al
2
O
3
→ 4Al + 3O
2
2ZnSO
4
+ 2H
2
O → 2Zn + O
2
+ 2H
2
SO
4
2NaCl + 2H
2
O → 2NaOH + H
2
+ Cl
2
2NaCl
(s)
→ 2Na + Cl
2

SODYUM KLORÜRÜN ELEKTROLĠZĠ
• NaCl
(s)
elektrolizinde Na ve Cl
2
elde edilir.
• NaCl
(suda)
elektrolizinde H
2
ve Cl
2
elde edilir. AĢırı gerilimde O
2

de elde edilir.

2. STANDART ELEKTROT
POTANSĠYELLERĠ

AKTĠFLĠK

112
• Elementlerin bileĢik oluĢturabilme kabiliyetlerine aktiflik denir.
• Kimyasal reaksiyonlarda, elektron veren element
yükseltgenirken, elektron alan element indirgenir. Elektron veren
(yükseltgenen) elemente indirgen, elektron alan (indirgenen)
elemente yükseltgen denir.
• Reaktifler arasında elektron alıĢ veriĢi olan reaksiyonlar redoks
reaksiyonudur.

YÜKSELTGENME YARI PĠL POTANSĠYELĠ

• Elementlerin aktifliğinin karĢılaĢtırılmasının bir diğer yolu da
yükseltgenme yarı pil potansiyelidir. Bir elementin yükseltgenme
yarı pil potansiyeli değeri ne kadar büyükse elektron verebilme
kabiliyeti (aktifliği) o kadar büyüktür.

ĠNDĠRGENME YARI PĠL POTANSĠYELĠ

• Yükseltgenme yarı pil potansiyeli değerinin ters çevrilmiĢ hâlidir.

YARI PĠL POTANSĠYEL DEĞERLERĠ NE
ANLAM TAġIR?

• Yükseltgenme yarı pil potansiyeli veya indirgenme yarı pil
potansiyeli değerlerinin sıfırdan büyük (+) olması, söz konusu
yarı reaksiyon denkleminin istemli olduğunu; sıfırdan küçük (–)
olması ise söz konusu yarı reaksiyon denkleminin istemsiz
olduğunu gösterir.
• Sayısal değerin büyüklüğü veya küçüklüğü ise, mukayeseli
olarak olayın ne derece istemli veya istemsiz olduğunun
göstergesidir.

YARI REAKSĠYONLARDA GERĠLĠM TABĠRĠNĠ
113
KULLANMAMAK GEREKĠR

• Yarı reaksiyonlarda gerilim tabirini kullanmamak lazımdır; çünkü
gerilim, iki potansiyel arasındaki farktır. Yarı reaksiyonda ise tek
bir potansiyel söz edilmektedir.
• Standart elektrot potansiyeli denilmelidir, Standart elektrot
gerilimi denilmemelidir. Aynı Ģekilde standart anot potansiyeli
veya standart katot potansiyeli denilmelidir. Standart anot
gerilimi veya standart katot gerilimi denilmemelidir.

AVAMETRE

• Gerilim değerleri, avametre adı verilen alet ile daha pratik olarak
ölçülebilir.

HANGĠ ĠġARET STANDART ġARTINI
GÖSTERĠR VE STANDART ġART NE
DEMEKTĠR?

• E°‟daki E‟nin üstündeki iĢaret, standart Ģartı gösterir. Standart
sıcaklık (referans sıcaklık) genelde 25 °C‟tır. IUPAC‟ın önerdiği
standart basınç 1 bardır. Kafa karıĢmasın diye hâlâ 1 atm
denilmektedir (1 bar = 0,98692316931 atm).

STANDART HĠDROJEN YARI PĠLĠ

• Hidrojenin yükseltgenme ve indirgenme yarı pil potansiyeli oda
Ģartlarında (25 °C ve 1 atm) 0,00 volt kabul edilmiĢtir.
H
2(g)
→ 2H
+
+ 2e ΔE° = 0,00 volt
2H
+
+ 2e → H
2(g)
ΔE° = 0,00 volt
• Diğer maddelerin yükseltgenme yarı pil potansiyelleri standart
hidrojen yarı pilinden yararlanılarak bulunur.
114

KONSANTRASYON DEĞĠġMESĠNĠN PĠL
GERĠLĠMĠNE ETKĠSĠ

• Pillerde denge olayı vardır. Pile yapılan etkilerle sistem ürünler
lehine kayarsa gerilim artar; girenler lehine kayarsa gerilim
azalır. Gerilimin arttırılması, pilin ömrünün uzaması demektir.
Gerilimin azalması ise, pilin ömrünün kısalması demektir. Pil
kullanıldıkça, gerilim azalır. Gerilim 0 volta düĢünce pil
tükenmiĢtir.

ELEKTROKĠMYASAL HÜCRE DENGEYE
ULAġTIĞINDA, POTANSĠYEL VE AKIM
DEĞERLERĠ

• Dengede pil tükenmiĢtir.
• Potansiyel ve akım her ikisi de 0 (sıfır) olur.

ELEKTROKĠMYASAL TEPKĠMELERDE HESS
PRENSĠBĠNĠN UYGULANMASI

• 1) Bir elektrokimyasal pil tepkimesinde reaksiyon bir sayı ile
çarpılırsa pil potansiyeli (ΔE°) bu sayı ile çarpılmaz.
• 2) Yükseltgenme ya da indirgenme yarı reaksiyonları ters
çevrilirse pil potansiyeli iĢaret değiĢtirir
• 3) Pil tepkimesi iki ya da daha fazla pil reaksiyonunun
toplamından elde ediliyorsa, bu tepkimenin pil potansiyeli diğer
reaksiyonların pil potansiyelleri toplamına eĢit olur.

3. ELEKTROKĠMYASAL
115
HÜCRELER

ELEKTROKĠMYASAL PĠLLER

• Kendiliğinden olan bir kimyasal tepkime, elektrik enerjisi
üretiyorsa buna galvanik pil (pil) denir. Kimyasal enerjiyi elektrik
enerjisine çeviren sistemlerdir.
• Pilin tersi de elektrolitik iĢlemdir (elektroliz).
• Pillerde yükseltgenme ve indirgenme yarı reaksiyonları ayrı
kaplarda gerçekleĢtirilir. Kaplar bir tuz köprüsü ile ve elektrotlar
da iletken tel ile bağlandığında devreden akımın geçtiği görülür.
• Bir elektrokimyasal pilde tuz köprüsü, her bir kaptaki yük
dengesini sağlamak içindir.
• Tuz köprüsünün içerisindeki çözelti suda çok çözünen KNO
3
,
KCl, NaNO
3
, NH
4
Cl gibi tuzların çözeltisidir.
• Çözeltisi U borusunun içerisine konulmuĢtur.
• Dökülmemesi için uçları pamukla veya bir tamponla kapatılır.
• Kaplara ters olarak yerleĢtirilir.
• Tuz köprüsünde katyonlar katoda, anyonlar anoda göç ederler.
• Bir kimyasal pildeki yükseltgenmenin ve indirgenmenin olduğu
çubuklar elektrottur. Yükseltgenmenin olduğu elektrota anot,
indirgenmenin olduğu elektrota katot denir. Anot ve katotta
gerçekleĢen reaksiyonların toplamı pil reaksiyonudur.

ELEKTROKĠMYASAL HÜCRELERDE “PĠL
GERĠLĠMĠ” YERĠNE BAġKA HANGĠ
TABĠRLER KULLANILABĠLĠR?

PĠL POTANSĠYELĠ
ELEKTROKĠMYASAL PĠL GERĠLĠMĠ
116
ELEKTROKĠMYASAL PĠL POTANSĠYELĠ
ELEKTROMOTOR POTANSĠYELĠ
ELEKTROMOTOR GERĠLĠMĠ
ELEKTROMOTOR KUVVETĠ
ELEKTROMOTOR POTANSĠYELĠ
REDOKS GERĠLĠMĠ
REDOKS POTANSĠYELĠ

ÖLÇÜLEN DEĞERLERĠN ARTI VEYA EKSĠ
OLMASI SÖZ KONUSU DEĞĠLDĠR (E
0
pil

FORMÜLÜ)


• Katot ve anotta ölçülen potansiyel değerlerinin artı veya eksi
olması söz konusu değildir. Katot potansiyelinden anot
potansiyelinin çıkarılması ile pil gerilimi hesaplanmıĢ olur.
• E
0
pil

= E
0
katot

- E
0
anot

• Pil gerilimi her zaman pozitif çıkar.
• IUPAC kuralına göre formül Ģu Ģekildedir: E
0
pil

= E
0
sağ

- E
0
sol

• Sağdaki hücre katot, soldaki hücre ise anottur.

E
0
katot

ve E
0
anot
DEĞERLERĠ ĠLE KAST EDĠLEN
NEDĠR?

• Hidrojen ile yapılan deneylerde katot ve anotta ölçülen
potansiyel değerleri (standart indirgenme potansiyelleri) kast
edilmektedir.

STANDART ĠNDĠRGENME POTANSĠYELĠ VE
STANDART YÜKSELTGENME POTANSĠYELĠ
117
ARTI VE EKSĠSĠZ OLMAZ

• Standart indirgenme potansiyeli ve standart yükseltgenme
potansiyelleri (hidrojen hariç) artı ve eksisiz olmaz.

PĠL GERĠLĠMĠNĠN (E
0
pil
) ĠKĠNCĠ BĠR
FORMÜLLE HESAPLANMASI

• E
0
pil

= E
0
indirgenme potansiyeli

+ E
0
yükseltgenme potansiyeli


STANDART POTANSĠYEL DENĠLĠNCE HANGĠ
POTANSĠYEL ANLAġILIR?

• Standart potansiyel denilince, standart indirgenme potansiyeli
anlaĢılır. Standart indirgenme potansiyeli de elbette denilebilir.
• Yükseltgenme standart potansiyeli kast ediliyorsa aynen
söylemek gereklidir.

ELEKTROKĠMYASAL HÜCRELERDE
ELEKTROT ĠġARETLERĠ

• Katot elektrot pozitif yüklü, anot elektrot ise negatif yüklüdür.

ELEKTROKĠMYASAL HÜCREDEKĠ
ELEKTROT ĠġARETĠ ĠLE PĠLDEKĠ ELEKTROT
ĠġARETĠ BĠRBĠRĠNĠN TERSĠDĠR

• Elektrokimyasal hücrelerde katot elektrot pozitif yüklü, anot
elektrot negatif yüklüdür.
• Elektrolizde ise anot elektrot pozitif yüklü, katot elektrot negatif
yüklüdür.
118
• Elektrokimyasal hücrelerde iĢaret terstir, doğrusu elektrolizdeki
iĢarettir; neticede bu bir gösterimdir, bundan dolayı önemli
değildir.

KONSANTRASYON FARKINDAN DOLAYI
ÇALIġAN PĠLLER (DERĠġĠM PĠLĠ)

• Aynı cins elektrotlardan oluĢan pillerde pil çözeltileri arasında
konsantrasyon farkı varsa bu tür piller de çalıĢır.

REDOKS REAKSĠYONUNUN PĠL OLABĠLMESĠ
ĠÇĠN GEREKLĠ ġARTLAR

• 1) Yükseltgenme ve indirgenme reaksiyonları ayrı kaplarda
gerçekleĢtirilmelidir.
• 2) Elektronların dıĢ devreden iletken tel yardımıyla akıĢı
sağlanmalıdır.
• 3) Çözeltiler tuz köprüsü ile birleĢtirilmelidir.
• 4) Bir kimyasal pilin çalıĢabilmesi için pil çiftleri arasında ya
konsantrasyon ya da aktiflik farkı olmalıdır.

ġARJ EDĠLEBĠLEN PĠL VE ġARJ
EDĠLEMEYEN PĠL ARASINDAKĠ FARK

• ġarj edilebilen pillerdeki tepkimeler tersinirdir; Ģarj edilemeyen
pillerdeki tepkimeler ise tersinir değildir.

PĠLĠN ġARJ EDĠLMESĠ ĠLE ELEKTROLĠZ
AYNIDIR

• Pilin Ģarj edilmesi ile elektroliz aynı anlama gelmektedir.
119

DOĞAL METAL KAPLAMA

• Kaplama esnasındaki kimyasal reaksiyon kendiliğinden
gerçekleĢiyorsa buna doğal kaplama denir. Doğal kaplama ince
olur, buna rağmen yıllar sonra bile aĢınmaz.
• Ġndirgenme potansiyeli en büyük olan, soy metallerdir. Soy
metal iyonu içeren bir çözelti (altın suyu) içine örneğin bir demir
yüzük daldırılırsa yüzük altınla kaplanır.

DOĞAL METAL KAPLAMA VE UYGULANDIĞI
YERLER

• Kaplama esnasındaki kimyasal reaksiyon kendiliğinden
gerçekleĢiyorsa buna doğal kaplama denir. Doğal kaplama ince
olur, buna rağmen yıllar sonra bile aĢınmaz.
• Ġndirgenme potansiyeli en büyük olan, soy metallerdir. Soy
metal iyonu içeren bir çözelti (altın suyu) içine örneğin bir demir
yüzük daldırılırsa yüzük altınla kaplanır.
• Sanayide uygulandığı yerler; demir metalinin nikel ile
kaplanması, değersiz metalden yapılmıĢ süs eĢyalarının gümüĢ
ile kaplanması ve değersiz metalden yapılmıĢ takıların altın ve
gümüĢ ile kaplanmasıdır.

ELEKTROLĠZLE METAL KAPLAMA VE
BAġLICA UYGULANDIĞI YERLER

• Kendiliğinden gerçekleĢmeyen kimyasal reaksiyonlarda
kaplama iĢleminin elektrolizle olması Ģarttır. Demirin krom ve
çinko ile kaplanması, bakırın nikel ile kaplanması buna örnektir.
YanlıĢ uygulamalardır.
• Kendiliğinden gerçekleĢen kimyasal reaksiyonlarda kaplamanın
daha kalın olması için elektroliz yöntemi kullanılabilir. Demirin
120
nikel ile kaplanması buna örnektir.
• Krom kaplamaya kromaj, nikel kaplamaya nikelaj denir.

DEMĠRĠN PASLANMASI

• Metalik demirin, hava oksijeniyle paslanmasına ait reaksiyon
denkleminin toplam gerilimi, pozitif sayısal değerdir.
• Rutubetli ortam oto katalizördür; çünkü oksijenin indirgenme yarı
reaksiyonu tam yazıldığında ürünlerde su çıkmaktadır.
• Fe
2
O
3
pastır.
• Paslanmayan borular kullanılmadığı müddetçe, sulardan pas
akacaktır.
• Demirin; yağlı boya, paslanmaz çelik üretimi vb. yollarla
paslanmaya karĢı korunması önemlidir.

ġEHĠR ġEBEKE SULARINDAN PAS AKMASI
NORMALDĠR

4Fe
0
– 8e → 4Fe
+2
E
0
yükseltgenme

= +0,44 V
4Fe
+2
– 4e → 4Fe
+3
E
0
yükseltgenme

= –0,77 V
3O
2
+ 12e → 6O
–2
E
0
indirgenme

= +1,23 V

Bu 3 tepkime toplandığında aĢağıdaki tepkime elde edilir:

4Fe
0
+ 3O
2
→ 2Fe
2
O
3
E
0
redoks
= +0,90 V

• Metalik demirin, hava oksijeniyle paslanmasına ait reaksiyon
denkleminin toplam gerilimi, pozitif sayısal değerdir.
• Rutubetli ortam oto katalizördür; çünkü oksijenin indirgenme yarı
reaksiyonu tam yazıldığında ürünlerde su çıkmaktadır.
• Fe
2
O
3
pastır.
• Paslanmayan borular kullanılmadığı müddetçe, sulardan pas
akacaktır.
121
• Demirin; yağlı boya, paslanmaz çelik üretimi vb. yollarla
paslanmaya karĢı korunması önemlidir.

Al(NO
3
)
3

ÇÖZELTĠSĠ Zn KAġIK ĠLE
KARIġTIRILABĠLĠR MĠ?

Al
+3
‟ün Al
0
‟a indirgenme potansiyeli

= –1,66 V
Zn
0
‟ın Zn
+2
‟ye yükseltgenme potansiyeli

= +0,76 V

Bu 2 tepkime toplandığında aĢağıdaki gerilim elde edilir:

Redoks tepkimesinin gerilimi = –0,90 V

E
0
redoks

< 0 olduğundan karıĢtırılabilir; çünkü reaksiyon olmaz.

AgNO
3

ÇÖZELTĠSĠ DEMĠR KAPTA
SAKLANABĠLĠR MĠ?

2Ag
+1
+ 2e → 2Ag
0
E
0
indirgenme

= +0,80 V
Fe
0
– 2e → Fe
+2
E
0
yükseltgenme

= +0,44 V

Bu 2 tepkime toplandığında aĢağıdaki tepkime elde edilir:

2Ag
+
+Fe
0
→ 2Ag
0
+Fe
+2
E
0
redoks

= +1,24 V

E
0
redoks

> 0 olduğundan saklanamaz; çünkü reaksiyona girer.

PĠLDEN BAġKA
KENDĠLĠĞĠNDEN GERÇEKLEġEN
YAġAMIMIZDAKĠ
REDOKS TEPKĠMELERĠNE
ĠKĠ ÖRNEK
122
1. Asit Yağmurunun Çinko Olukları AĢındırması
2. Demirin Altınla ve GümüĢle Kaplanması

ASĠT YAĞMURUNUN ÇĠNKO OLUKLARI
AġINDIRMASI

Zn + H
2
SO
4
→ ZnSO
4

+ H
2


DEMĠRĠN ALTINLA VE GÜMÜġLE
KAPLANMASI

Fe + 3AuNO
3
→ Fe(NO
3
)
3

+ 3Au
Fe + 3AgNO
3
→ Fe(NO
3
)
3

+ 3Ag

BĠTKĠLERLE TEDAVĠ VE HĠJYEN

• Fotosentez olayı bir redoks reaksiyonudur. Bunun sonucunda
bitkiler oluĢur. Fotosentezde ve fotosentezin devamında yaprak
gereklidir. Tedavide ve hijyende bitki yaprakları önemlidir.
Sigara kâğıdı gibi ince yeĢil yapraklar, yazın çok Ģiddetli
sıcaklıkta bile aylarca yaĢ kalır, kurumaz.

DOĞAL ġĠFALI SULARLA TEDAVĠ

• Yeraltından gelen sular karĢılaĢtıkları sert taĢ, kaya ve toprağa
çarptığında elektron aktarımı olur. Örneğin, elementel demir
(sıfır yükseltgenme basamağındaki demir) içeren bir kayayla su
temas edince; demir, +2 hâline geçer. Sıfır yükseltgenme
basamağındaki demir suda çözünmez. Demir +2 ise az çözünür.
• Bu redoks tepkimeleri sonucunda yeryüzüne çıkan kaynak suları
123
ve Ģifalı sular az veya eser miktarda onlarca farklı minerali içerir.
Ülkemizde Keçiborlu suyu, Ģifalı sulara örnektir.
• Köklerin ipek gibi yumuĢak damarlarının sert taĢları delmesi
anında da benzer redoks reaksiyonları gerçekleĢir.

KĠMYA LABORATUVARLARINDAKĠ LAVABO
VE PĠS SU BORULARI ĠLE KENDĠLĠĞĠNDEN
OLUġAN TEPKĠME ĠLĠġKĠSĠ

• Kimya laboratuvarlarındaki lavabolar, çelik lavabo olmamalıdır;
çünkü çelik, asitlerle kimyasal tepkimeye girer. Zaten bu hususa
dikkat edilmektedir.
• Kimya laboratuvarlarında lavabolar ve çalıĢma tezgâhları
laminant da olmamalıdır; çünkü laminant, çoğu çözelti ile
tepkimeye girer ve leke kalır.
• Kimya laboratuvarlarında pis su boruları, bakır ve çinko
olmamalıdır. Bakır asitlerle tepkimeye girer. Çinko ise hem asit
hem baz hem de bazı çözeltilerle tepkimeye girer.
• Bu hususlara kimya laboratuvarlarının kurulmasında dikkat
edilmektedir.

DEMĠRĠN KROMLA KAPLANMASI

Hem kromun ele batma tehlikesi vardır hem de alttaki demir
paslanır. Krom kaplı musluklarda buna rastlanır.
Kromaj kaplı et kıyma makinelerinde ise alttaki demir
paslandığından kıyma makinesinde sabahları ilk çekilen
kıymalar paslı olur.

REDOKS TEPKĠMESĠ VE ELMA

Elma 1 sene boyunca ihtiyacımızın olduğu bir meyvedir, her
mevsim turfanda elma bulunur.
124
Fe
+2
kanımızdaki hemoglobinin temel maddesidir. Gıdalardaki
ve ilaçlardaki demir iyonu ise Fe
+3
‟tür.
Fe
+2
ihtiyacımızı elma ve nisan yağmuru ile karĢılamamız
gerekir. Veyahut elma çekirdeği yenilmelidir.
Kansızlık için alınan Fe
+3
preparatları bağırsakları tahrip eder ve
genelde faydası görülemez; çünkü ilaç olarak veya gıdalarla
aldığımız Fe
+3
vücudumuzda ancak elma çekirdeğiyle
indirgenerek Fe
+2
‟ye dönüĢebilir.
Günde 1 tane elma ile beraber 1 tane de elma çekirdeği
yenilmelidir. Elma çekirdeği 1 taneden fazla yenilmemelidir. 1
adet elmada bulunan Fe
+2
, insanın günlük Fe
+2
ihtiyacı kadardır.
Elmada Fe
+2
zaten vardır. Elma ağacı, kökleri vasıtasıyla
topraktan aldığı Fe
+3
‟ü indirgeyerek Fe
+2
hâline getirir ve
meyvesinde depolar.
Bu redoks tepkimesi günümüzde laboratuvarda henüz
gerçekleĢtirilememiĢtir; çünkü zor bir kimyasal iĢlemdir. Kırmızı
renkli Fe
+2
‟nin laboratuvarlarda elde edilmesi bu nedenle
mümkün değildir.
Nisan yağmuru bereketlidir ve içilirse Ģifalıdır. Genelde nisan
ayında yağan ikinci yağmur, kırmızı renkli Fe
+2
içerir. Bu Fe
+2
‟nin
kaynağı çöllerdeki tozdur. Sahra tozları nisan ayında rüzgârla
dünyanın her yerine taĢınır. Tozlar bulutların içine girince de
yağıĢ oluĢur. Bu yağmurdan sonra arabaların üzeri kırmızılaĢır.

YERYÜZÜNDE BULUNAN DOĞAL
ELEMENTLER VE DOĞAL BĠLEġĠKLER
HANGĠLERĠDĠR?

METALLERĠN SERBEST YA DA BĠLEġĠK
OLARAK DOĞADA BULUNMASIDAKĠ KURAL

• Ġndirgenme yarı pil potansiyeli listesinde; indirgenme potansiyeli
hidrojenden yüksek olan metaller, soy (altın, platin, gümüĢ)
125
metaller ve yarı soy (bakır, cıva) metallerdir.
• Soy metaller doğada yalnız elementel hâlde bulunur, bileĢikleri
hâlinde bulunmaz.
• Yarı soy metaller ise hem elementel hâlde hem de bileĢiği
hâlinde bulunur.
• Amalgam diĢ dolgular; cıva ve gümüĢ içerir. Altın diĢ dolgusu da
vardır. Platin metali ise, protezlerde kullanılır. Bütün bu
kullanımlarda altın, platin, gümüĢ ve cıva; aynen doğadaki gibi
metalik hâldedir. Sıfır yükseltgenme basamağındadır. Bu
nedenle de sağlığa zararları yoktur.
• Bakır ve cıva da soy metaller gibi genelde doğada serbest hâlde
bulunur.
• Bakır ve cıva metallerine, yarı soy metal denmesinin sebebi;
doğada doğal bileĢiklerinin de olmasıdır.
• Bu 5 element dıĢındaki bütün metaller, yaklaĢık 70 metal
doğada yalnız bileĢikleri hâlinde bulunur, hiçbiri serbest hâlde
bulunmaz.
• Örneğin doğada Na, Ca, Al yoktur. NaCl (yemek tuzu), CaCO
3

(mermer), Al
2
O
3
(alüminyum metalinin elektroliz yöntemiyle elde
edildiği boksit cevheri) vardır.
• Tabiatta bulunan ve suda çözünmeyen doğal metal bileĢiklerine
cevher (filiz) denir.
• Genellikle kaya tuzu gibi suda çözünenler yerin derinliklerinde,
suda çözünmeyenler ise yerin üstündedir.
• Demir ve nikelin indirgenme potansiyeli hidrojenden az olmasına
rağmen, yerkürenin merkezinde erimiĢ elementel hâlde de
bulunurlar.
• Ġnsan evrenin küçültülmüĢ bir örneği olduğundan; evrende hangi
doğal element ve bileĢik varsa, insanda numunesi vardır.
• Zemin yüzündeki doğal element ve doğal bileĢiklerin çok faydalı
görevleri vardır. Özellikle de insanın hizmetine koĢmaktadırlar.

AMETALLERĠN SERBEST YA DA BĠLEġĠK
OLARAK DOĞADA BULUNMASIDAKĠ KURAL
126

• F
2
gazı ve Cl
2
gazı, tabiatta bulunmaz. Doğada florür bileĢikleri
ve klorür bileĢikleri vardır.
• F
2
gazı ve Cl
2
gazından baĢka bütün ametaller; doğada, hem
elementel hâlde hem de bileĢiği hâlinde bulunur.

PĠL ÇEġĠTLERĠ

Pilleri genel olarak iki ana gruba ayırmak mümkündür:
• DOLDURULAMAYAN PĠLLER
Ġçerisindeki kimyasal enerji tükendiğinde Ģarj edilemeyen
pillerdir.
• DOLDURULABĠLEN PĠLLER
Ġçerisindeki kimyasal enerji tükendiğinde Ģarj edilebilen pillerdir.

PĠL KONUSUNDA DĠKKAT EDĠLMESĠ
GEREKEN HUSUSLAR

• Piller daima taze satın alınmalıdır.
• Gereksiz yere bol miktarda pil alıp saklanmamalıdır; çünkü
zamanla bayatlar ve ömrü azalır.
• Saklanması gerekiyorsa, buzdolabı gibi soğuk ve serin yerlerde
saklanmalıdır.
• Piller, devamlı güneĢ ıĢığı alan yerlerde tutulmamalıdır, soğuk
ve karanlık yerlerde saklanmalıdır.
• Pillerin kutupları birbirine değdirilmemeli, kısa devre
yaptırılmamalıdır. Aksi durumda pil ömrünü kaybeder.
• Uzun süre kullanılmayan cihazlardaki piller akarak cihaza zarar
verebilir. Bu nedenle kullanılmayan cihazların pillerini çıkarmak
ihmal edilmemelidir. Bir aleti pil takılı iken 30 gün
çalıĢtırmıyorsak, pili aletin içinden çıkarmalıyız. Aksi durumda pil
sızmasından ve pilin kendi kendine deĢarjından dolayı alet zarar
görür.
• ġarj edilmeyen piller ve özellikle de lityum türleri kesinlikle Ģarj
127
iĢlemine tabi tutulmamalıdır. Aksi takdirde aĢırı ısınma, ĢiĢme,
gaz çıkıĢı, alevlenme ve hatta patlama görülebilir.

PĠLĠN ÇEVREYE ETKĠSĠ

• Piller en pahalı enerji kaynakları arasında yer almaktadır.
• Ayrıca bünyesinde çok pahalı ürünler bulundurmaktadır.
• Hatta içeriğinde riskli kimyasallar vardır. Bu yüzden piller
yutulduğunda tehlikeli ve ölümcül olabilirler.
• Artık çoğu bölgelerde, kullanılmıĢ pillerdeki toksik maddelerin
geri kazanımı için, geri dönüĢüm merkezleri kurulmuĢtur.
• Çevreye atılan atık piller çevre kirliliğine sebep olur.
• GüneĢ ısısının etkisiyle atık pillerin patlama olasılığı
kaçınılmazdır. Patlama mekanik zarar doğurur. Bundan baĢka,
patlama sonucu pilin içindeki kimyasal maddeler dıĢarı çıkar. Bu
kimyasallar, insan sağlığı için risk unsuru taĢır.

ATIK PĠLLER NEREYE ATILMALI?

• Ömürleri tükenen piller, diğer evsel atıklardan ayrı olarak atık pil
kutularına atılmalıdır.
• Biriktirilen bu atık piller geçici depolama alanlarında
depolandıktan sonra gerekli birimlerce ve gerekli yöntemlerle
bertaraf edilmektedir.
• Atık piller yakılmamalıdır, denize atılmamalıdır ve toprağa
gömülmemelidir.

ATIK PĠLLERĠN TOPLANMASI

• Atık piller evsel atıklardan ayrı toplanmalıdır.
• Atık piller, pil ürünlerinin dağıtımını ve satıĢını yapan iĢletmeler
veya belediyeler tarafından oluĢturulan atık pil toplama
noktalarına bırakılmalıdır.
128
• Atık piller, ekolojik sisteme uyum sağlayabilecek Ģekilde
depolanmalı, toplanmalı, taĢınmalıdır.

ATIK PĠLĠN BERTARAFI VEYA GERĠ
DÖNÜġÜMÜ

• Atık piller toplandıktan sonra toprak altında inĢa edilmiĢ,
geçirimsizlik koĢulları sağlanmıĢ, nemden arındırılmıĢ,
meteorolojik Ģartlardan korunmuĢ, kapalı, sızdırmaz ve su
geçirmez özellikli depolama alanlarına gömülür veya geri
kazanımı yapılır veya ihracat yoluyla muhtemel olumsuz
çevresel etkileri giderilir.

CABĠR BĠN HAYYAN (721–805)

• Paslanmayan çelik alaĢımı elde etmiĢtir.
• Çeliklerde paslanmayı önlemiĢtir.

5. ÜNĠTE: ÇEKĠRDEK
KĠMYASI
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. Çekirdeğin Yapısı ve Kararlılık
• 2. Yapay Çekirdek Reaksiyonları, Fisyon ve Füzyon
• 3. Aktiflik, Radyoaktif IĢınların Sayımı ve Sağlığa Etkisi
• 4. Radyoaktif Maddelerin Kullanım Alanları

129
1. ÇEKĠRDEĞĠN YAPISI VE
KARARLILIK

Maddenin en küçük parçası olan cüz–ü layetecezzada yoğun bir
enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun
parçalanamayacağı söylenemez. O da parçalanabilir.
Parçalanınca da öylesine bir enerji meydana gelir ki Bağdat‟ın
altını üstüne getirebilir. Bu, Allah‟ın bir kudret niĢanıdır.
Cabir bin HAYYAN*
(721–805)

* Kimya ilminin babası, Türk bilim adamı, büyük dâhi, Harran
Üniversitesi rektörü.
Madde, sonsuz denecek ölçüde parçalanabilir.
Nazzam*
(792–845)

* Ġslam âlimi, Basra‟da doğdu, Basra‟da yaĢadı, hayatının son
devresini Bağdat‟ta geçirdi.

RADYOAKTĠFLĠK

• Bazı atomların çekirdeklerindeki kararsız yapıdan dolayı kararlı
hâle gelebilmek için atomların çekirdeklerinden enerji ve/veya
parçacık fırlatması veya dönüĢümler gerçekleĢtirmesine
radyoaktiflik denir.
• n / p oranı 1,5‟tan büyük veya eĢit olan tanecikler ile n / p oranı
1‟den küçük tanecikler radyoaktiftir.
• Atom numarası 83‟ten büyük olan doğal elementler arasında
radyoaktif olmayan element yoktur.
83
Bi dâhil olmak üzere hepsi
radyoaktiftir.
• Atom numarası 83‟ten küçük olan elementler
82
Pb dâhil olmak
130
üzere kararlıdır. Kararlı elementlerin sentetik izotopları, kararsız
(radyoaktif) olabilir.
• Radyoaktif taneciklerin çekirdeklerinden enerji veya parçacık
fırlatmaları olayına ıĢıma denir.

IġIMALAR

• 1–Alfa ıĢıması: Atom çekirdeğinden 2 nötron ile 2 protonun
beraber fırlatılmasıdır. Alfa ıĢıması yapan atomun atom
numarası 2, kütle numarası 4 azalır.
• 2–Proton ıĢıması: Atom çekirdeğinden 1 protonun
fırlatılmasıdır. Proton ıĢıması yapan atomun atom numarası 1,
kütle numarası 1 azalır.
• 3–Nötron ıĢıması: Atom çekirdeğinden 1 nötronun
fırlatılmasıdır. Nötron ıĢıması yapan atomun atom numarası
değiĢmez, kütle numarası 1 azalır.
• 4–Beta ıĢıması: Atom çekirdeğindeki 1 nötronun; proton ve
elektrona dönüĢmesidir. Beta ıĢıması yapan atomun proton
sayısı 1 artar, kütle numarası değiĢmez.
• 5–Pozitron ıĢıması: Atom çekirdeğindeki 1 protonun; nötron ve
pozitrona dönüĢmesidir. Pozitron ıĢıması yapan atomun proton
sayısı 1 azalır, kütle numarası değiĢmez.
• Beta ve pozitron ıĢımaları beta sembolüyle gösterilir. + iĢareti
varsa pozitron, iĢaret yoksa veya – iĢareti varsa betadır.
• Elektron yakalama: Bazı çekirdekler 1. yörüngelerinden
elektron yakalayabilir. Bu yakalanan elektron, çekirdekteki bir
protonu nötrona dönüĢtürür. Elektron, çekirdek tarafından
yakalanınca, onun boĢalttığı yer, daha yüksek enerji düzeyinden
bir elektron tarafından doldurulur. Pozitron ıĢıması ile elektron
yakalanmasında aynı olay gerçekleĢir (protonun nötrona
dönüĢmesi). Elektron yakalamada çekirdekten fırlatılan bir
parçacık yoktur.
• 6–Gama ıĢıması: Atom çekirdeğinden fazla enerjinin
fırlatılmasıdır (enerji paketi). Genelde diğer ıĢımalarla beraber
131
veya diğer ıĢımaların sonrasında gerçekleĢir. Gama ıĢıması
yapan atomun atom ve kütle numarası değiĢmez.
• BOMBARDIMAN: Kararlı çekirdeklerin veya radyoaktif
çekirdeklerin bazı parçacıklarla (alfa, beta, nötron gibi)
çarpıĢtırılmasıdır.

YARI ÖMÜR (YARILANMA SÜRESĠ)

• Radyoaktif bir maddenin baĢlangıç kütlesinin yarısının ıĢımalarla
bozunması için geçen süreye yarı ömür veya yarılanma süresi
denir.

YARILANMA SÜRESĠ MADDENĠN SONRADAN
VAR EDĠLDĠĞĠNĠ GÖSTERĠR

• Radyoaktif maddeler yarılanma sonucunda bitmediğine göre bir
baĢlangıçları var demektir. ġayet madde ezelî olsaydı
(maddenin baĢlangıcı olmasaydı) radyoaktif maddeler çoktan
bitmiĢ olacaktı. Bitmediğine göre sonradan var edilmiĢtir.
Öyleyse madde ezelî değildir.

YARI ÖMÜR VE MADDE–ENERJĠ ĠLĠġKĠSĠ

• Madde, kaç yarılanma geçirirse geçirsin belirli bir miktarı kalır.
Örneğin; uranyum bozununca kripton, baryum, nötron ve enerji
meydana gelir. Çıkan ıĢının kütlesi kadar madde enerjiye
dönüĢmüĢtür.

DOĞAL ATOMLARIN YARI ÖMRÜ ÇOK
YÜKSEKTĠR (RADYASYON TEDBĠRLERĠ)

• Potasyum–40 ve karbon–14 izotoplarının yarı ömürleri, diğer
atomlara göre çok azdır.
132
• Bu azlığa rağmen, örneğin; potasyum–40 atomunun yarı ömrü,
insana zarar vermeyecek kadar uzundur. Potasyum–40
atomlarının yarısının bozunması için 1,3 milyar yılın geçmesi
gerekmektedir.
• Ġnsan vücudunda en çok bulunan radyoaktif izotoplar potasyum–
40 ve karbon–14 izotoplarıdır. Diğer radyoaktif izotopların yarı
ömrü de insana zarar vermeyecek kadar uzundur.
• Potasyum–40 atomlarının yarı ömrünün uzun olması sayesinde,
bir hücre Ģayet yaĢasaydı 200 senede ancak 1 kez potasyum–
40 bozunmasıyla karĢı karĢıya kalacaktı.
• Bir hücre bu kadar uzun yaĢamadığına göre, potasyum–40
bozunması ve izotopun yarılanmasından dolayı radyasyon
yayılması söz konusu değildir.

KARARLILIK KUġAĞI

• Kabaca n / p oranı 1,5‟tan büyük veya 1,5‟a eĢit olan tanecikler
ile n / p oranı 1‟den küçük tanecikler kararsızdır. Bunun dıĢında
kalanlar kararlıdır.
• Kararlı elementler; atom numarası 1 ile 82 arasındaki 82
elementtir.

82
Pb‟den sonraki elementler kararsızdır.

ÇEKĠRDEĞĠNDE NÜKLEON BAġINA DÜġEN
BAĞLANMA ENERJĠSĠNĠN EN YÜKSEK
OLDUĞU ELEMENT: DEMĠR

• Demirin bağlanma enerjisi en yüksektir.
• Bağlanma enerjisinin en yüksek oluĢu, ileride demir çekirdeği
parçalanabilir anlamına gelebilir.
• Yerkürenin çekirdeğinde demir vardır.
• Çekirdekte ağaca ait özelliklerin tamamı bulunur.
• Günümüzde dünyada yaklaĢık 90 doğal element tespit
133
edilmiĢtir. Element sayısı 114‟tür.
• Demir dünyanın çekirdeği olduğuna göre acaba demirde de
dünyadaki doğal elementlerin bütünü var mıdır?
• Magma tabakasındaki yüksek sıcaklığın, demirin nükleer
reaksiyonundan kaynaklandığı bilinmektedir. Bu yüksek sıcaklık,
demiri eritmektedir.
• Demirde elementlerin çoğunun geçtiği bugün keĢfedilmiĢtir.
• ĠĢte bunlardan dolayı ileride demir çekirdeğinin parçalanarak
çeĢitli elementlerin elde edilebileceğini söyleyebiliriz.

RADYASYONU VÜCUTTAN ATMAK ĠÇĠN:
KURġUN

• KurĢun geniĢ bir kapta eritilip insanın etrafında gezdirilir.
• Daha sonra suya dökülür.
• Suya döküldüğünde çıkan sesten sonra kurĢun dağılmadıysa,
külçe hâlinde kaldıysa radyasyon yoktur. Saçma tanesi gibi
dağıldıysa radyasyon var demektir.
• Aynı iĢleme, kurĢun dağılmayıncaya kadar devam edilir.

RADYASYONU VÜCUTTAN ATMAK ĠÇĠN
GEREKLĠ OLAN BAġLICA ĠKĠ GIDA

• Kimyon
• Limon

RADYOAKTĠVĠTEYLE ĠLGĠLĠ BAZI NOTLAR

• 1– Radyoaktif olaylarda kütle enerjiye dönüĢür.
• 2– Radyoaktif olaylarda toplam proton sayısı ve toplam nötron
sayısı değiĢebilir. Ancak proton ve nötronların toplam sayısı
(toplam nükleon sayısı) asla değiĢmez.
• 3– Herhangi bir dıĢ müdahale olmaksızın kendiliğinden ıĢıma
134
yapan tanecikler doğal radyoaktiftir.
• 4– Radyoaktif özellikler (ıĢıma, yarı ömür, fisyon vb.) sıcaklık,
basınç, bileĢik oluĢturma gibi fiziksel veya kimyasal etkilerle
değiĢmez.
• 5– Yarı ömür tüm atomlar için farklıdır.
• 6– Yarı ömür her bir atomun farklı izotopları için de farklıdır.
• 7– Yarı ömrü uzun olan atomlar, yarı ömrü kısa olanlara göre
daha kararlıdır.
• 8– Yarılanma hızı birim zamanda bozulan madde miktarıdır.
Dolayısıyla hem madde miktarına hem de kütleye bağlıdır.
• 9– Genelde fisyon, füzyon ve bombardıman olayları çekirdek
tepkimesi olarak isimlendirilir. IĢımalar ise bozunma olarak
isimlendirilir.

ELEKTRONLARDAN ENERJĠSĠ DÜġÜK OLAN
MI YOKSA YÜKSEK OLAN MI HIZLI DÖNER?

• 7 enerji düzeyi vardır. Çekirdeğe en yakın olan 1. enerji düzeyi,
en uzak olan da 7. enerji düzeyidir.
• 1. enerji düzeyinden 7. enerji düzeyine doğru enerji düzeylerinin
enerjisi fazlalaĢır. 1. enerji düzeyinin enerjisi en az; 7. enerji
düzeyinin enerjisi en çoktur.
• Çekirdeğe yakın elektronlar daha hızlı, çekirdeğe uzak
elektronlar ise daha yavaĢ dönerler.
• Herhangi bir atomun üst enerji düzeyindeki elektronların enerjisi
daha fazladır. Buna rağmen diğerlerine göre daha yavaĢ
dönerler. Elektronun hızı ile enerji düzeyinin enerjisi ters
orantılıdır; bu iki konu birbiriyle karıĢtırılmamalıdır.
• Kimyasal bağ, en üst düzeydeki elektronların bir kısmı ile
meydana getirilir.

BAĞLANMA ENERJĠSĠ (NÜKLEER ENERJĠ)

• Çekirdekteki nükleer enerjinin görevi, birbirlerini iten pozitif yüklü
135
protonların bir arada durmalarını temin etmektir. Bağlanma
enerjisi denmesi, bu sebepledir.
• Einstein, çekirdekteki nükleer enerjiyi E=mc
2
formülü ile açıklar.
Formüldeki m maddenin kütlesi, c ıĢık hızı, E ise enerjidir.
• Hidrojen dıĢındaki bütün atomların, bir tartılan kütlesi bir de
hesap edilen kütlesi vardır. Tartılan kütle, mutlak surette her
zaman daha az çıkmaktadır. Bu azalan miktar kadar madde,
daha ilk oluĢumda, hidrojen hariç tüm atomların çekirdeğinde,
enerjiye dönüĢmüĢtür. ĠĢte bu enerji, nükleer enerjidir.
• Nükleer enerji, çekirdek reaksiyonları, radyoaktivite, radyoaktif
atom, radyasyon, kararlılık kuĢağı, kararsız atom gibi tabirleri
konuyu iyi anlamak için bilmek gerekir.
IĢın yayan atomlara radyoaktif atom, bu konuya da radyoaktivite
denir.
Atomun çekirdeğinde pozitif yüklü protonlar bulunmaktadır.
Aynı yükler birbirini iter. Çekirdekte birden fazla proton
bulunursa bunlar, pozitif yüklü, yani aynı yüklü oldukları için
birbirlerini iterler.
Hidrojen hariç bütün atom çekirdeklerinde birden fazla proton
bulunur.
Çekirdekteki nötronlar, protonların birbirlerini itmelerini
önleyerek bağlayıcı rol oynar.
Bu da protonlar, nötronsuz bir arada bulunamazlar demektir.
Bunun tersi de söz konusudur; nötronlar da her zaman
protonlara muhtaçtır; çünkü onlar da tek baĢlarına kaldıkları
zaman 13 dakikada yarısı bozulmaya uğrayarak proton ve
elektron çıkartırlar.
Nötron = Proton + Elektron
Atom çekirdeği büyüdükçe proton ve nötron sayısı eĢit olarak
değil, nötron sayısı daha fazla olacak Ģekilde artar.
Tabii her Ģeye rağmen bu artıĢın yine de bir sınırı ve ölçüsü
vardır: Nötron sayısının proton sayısına oranı en az 1, en çok da
1,5 olmalıdır. ġayet nötron sayısının proton sayısına oranı bu
ölçüyü geçmiĢse atom çekirdeği kararsız bir durum arz eder. Bu
atomlara kararsız atom denir. Kararsız bir çekirdek de kendi
136
içinde meydana gelen radyoaktivite ile kararlı hâle kavuĢur.
Çekirdeğinde 83 ve daha fazla proton bulunan elementler ne
kadar çok nötrona sahip olurlarsa olsunlar kararsızdır. Bu kadar
çok pozitif yük, atom çekirdeğinde devamlı tutulamaz. Çekirdek
küçülerek kararlı bir duruma düĢer.
En istikrarlı atom hidrojen, en istikrarsız atom ise uranyum
atomudur.
Uranyum atomunun protonları, bulundukları yerde sürekli
gürültü ve infilaklara sebebiyet verir.
Onun için atom bombasında da temel unsurlardan biri olarak
uranyum kullanılmaktadır.
Uranyumun atom numarası 92‟dir. Proton sayısı da 92 olur.
Nötron sayısı ise 238–92=146 olur.
Alfa ıĢıması yapmak, helyum çekirdeği yaymak demektir.
Alfa ıĢıması yapan atomun atom numarası 2, kütle numarası 4
azalır.
238
U (Uranyum–238) atomu, bir alfa parçacığı neĢrederek proton
sayısını 92‟den 90‟a, nötron sayısını da 146‟dan 144‟e düĢürür.
90 protona 144 nötron biraz fazladır.
Uranyum bu defa bir beta parçacığı neĢreder.
Beta ıĢıması elektron yaymaktır. Beta ıĢıması yapan atomun
atom numarası 1 artar, kütle numarası ise değiĢmez.
NeĢredilen beta ıĢını sonucunda uranyum çekirdeği proton
sayısını bir arttırır, nötron sayısını değiĢtirmez. Böylece proton
sayısı 91 olur, nötron sayısı 144‟te kalır. Beta bozunması
sırasında çekirdekteki nötronlardan biri, proton ve elektrona
parçalanmıĢtır.
Nötron → Proton + Elektron
Proton sayısının her değiĢmesinde farklı bir element oluĢur. Bir
seri hâlinde bu iĢ devam eder gider. Nihayet uranyum atomu
çekirdeği, 82 protonlu ve 124 nötronlu olan kararlı kurĢun atomu
çekirdeğine dönüĢür.
Radyoaktif bozunma, yalnız nötron–proton dengesizliğinden
(nötron sayısının proton sayısına oranının yüksekliğinden)
kaynaklanmaz.
137
Bazen sadece proton sayısının yüksek oluĢu da buna sebep
olabilir (pozitron bozunması).
Pozitron, elektronun zıt ikizidir; kütlesi elektronun kütlesine
eĢittir; her Ģeyi elektronla aynı, sadece yükü farklıdır. Elektronun
yükü –1, pozitronun yükü ise +1‟dir. Pozitron bozunmasında;
atom numarası 1 azalırken, kütle numarası değiĢmez.
Çekirdekteki nötronlar, elektrik bakımından yüksüzdür. Yüksüz
oldukları için bir madde içinde uzun yol alabilirler. Bu ağır
parçalar, ağırlıklarına göre süratlenirler. Hızları, ıĢık hızından
saniyede birkaç km‟ye kadar değiĢir. Nötronların bazıları çok
ağırdır; bu ağırlıklarından dolayı öyle hız kazanabilirler ki, en
kesif maddelerin bile bir tarafından girip öbür tarafından
çıkabilirler.
Nötronlar bu süratle, 30 cm kalınlığındaki demir ve kurĢundan
bile geçebilir. Ancak atom çekirdeğiyle çarpıĢmalarında
enerjilerini kaybederler.
KuĢ havada ne kadar rahat uçuyor veya balık denizde ne kadar
rahat yüzüyorsa, nötronlar da o hız sayesinde o kadar rahat
hareket ederler.
Bu özellikleri taĢıyan nötronlar, çekirdek içinde enerjilerini,
protonları bir arada tutmak için kullanırlar.
Hidrojen hariç bütün atom çekirdeklerinde, mutlaka nükleer
enerji bulunur. Hidrojen atomunun çekirdeğinde proton 1 adet
olduğundan, hem nötrona hem de nükleer enerjiye ihtiyaç
yoktur.
Einstein, çekirdekteki nükleer enerjiyi E=mc
2
formülü ile açıklar.
Formüldeki m maddenin kütlesi, c ıĢık hızı, E ise enerjidir.
Nükleer reaksiyonlarda, atom numarası ve kütle numarası
korunmaktadır; bu durum kütlenin korunduğu anlamına gelmez.
Nükleer reaksiyonlarda kütle kaybı olur.
Hidrojen dıĢındaki bütün atomların, bir tartılan kütlesi bir de
hesap edilen kütlesi vardır. Tartılan kütle, mutlak surette her
zaman daha az çıkmaktadır.
Bu azalan miktar kadar madde, daha ilk oluĢumda, hidrojen
hariç tüm atomların çekirdeğinde, enerjiye dönüĢmüĢtür. ĠĢte bu
138
enerji, nükleer enerjidir.
Olay, saatin kurulup bırakılması gibi de değildir: Protonların
birbirlerini itmemeleri için baĢlangıçta maddenin enerjiye
dönüĢmesiyle baĢlayan görevi, nötronlar her an
sürdürmektedirler. Ayrıca var etme her an sürmektedir.

YALNIZ HĠDROJEN ATOMUNUN
ÇEKĠRDEĞĠNDE NÖTRON
BULUNMAMASININ SEBEBĠ

• Nötronun görevi; birden fazla protonu bulunan çekirdeklerde,
protonların birbirlerini itmesini önlemektir.
• Hidrojen atomunun çekirdeğinde 1 tane proton bulunduğundan,
böyle bir görev söz konusu değildir. Bu nedenle de hidrojen
atomunun çekirdeğinde nötron yoktur.

PROTON VE NÖTRON SAYISI, HANGĠ ATOM
ÇEKĠRDEKLERĠNDE EġĠTTĠR?

• Atom numarası çift ve 20‟ye kadar olan atomlarda, proton sayısı
ile nötron sayısı birbirine eĢittir.

NÖTRON SAYISININ; PROTON SAYISINA
GÖRE DAHA FAZLA OLACAK ġEKĠLDE
ARTMASININ, BELLĠ BĠR SINIR VE ÖLÇÜSÜ
VAR MIDIR?

• Atom numarası tek ve 20‟ye kadar olan atomlarda nötron sayısı,
proton sayısından bir fazladır. Atom numarası 20‟den sonra,
nötron sayısının gittikçe fazlalaĢarak arttığı görülür. Bu artıĢın
139
belli bir sınır ve ölçüsü vardır.

NÖTRON SAYISININ PROTON SAYISINA
BÖLÜMÜ 1,5‟U GEÇMĠġSE NASIL BĠR
DURUM ORTAYA ÇIKAR?

• Atom numarası 20‟nin üzerindeki atom çekirdeklerinde; nötron
sayısının, proton sayısına göre gittikçe daha fazlalaĢarak artıĢı,
belli bir sınır ve ölçüyü geçerse kararsızlık baĢlar.

ÇEKĠRDEK KARARLILIĞIYLA ATOM
KARARLILIĞI KARIġTIRILMAMALIDIR

• Çekirdek kararlılığı ile atom kararlılığı; farklı hususlardır.
• Atom kararlılığındaki ölçü, soy gaza benzemedir.
• Çekirdek kararlılığındaki ölçü ise, n/p oranının 1,5‟tan küçük
olmasıdır. Doğal elementlerde oran 1‟den küçük olmaz.

ÇEKĠRDEK KĠMYASIBÖLÜMÜNDE KARARLI
ELEMENT NE DEMEKTĠR VE
HANGĠLERĠDĠR?

• Kararlı element; ıĢın yaymayan ve bozunmayan elementtir.
• Nötron sayısının proton sayısına bölümünün 1,5‟a kadar olduğu
elementler kararlı elementlerdir.
• Bunlar; atom numarası 1 ile 82 arasındaki 82 elementtir.
1
H‟den
baĢlar,
83
Bi‟ta son bulur. Sonuncu kararlı element
82
Pb‟dur.

KARARSIZ ELEMENTLER

• Kütle numarası 206 olan
82
Pb‟dan sonraki elementler
kararsızdır.
140
• n/p oranı arttıkça ve proton sayısı yükseldikçe atom
çekirdeğindeki kararsızlığın arttığı görülür.
• Kararsız elementlerde n/p oranı 1,5‟tan büyüktür.
• Kararsız doğal elementler
83
Bi (bizmut),
84
Po (polonyum),
85
At
(astatin),
86
Rn (radon),
87
Fr (fransiyum),
88
Ra (radyum),
89
Ac
(aktinyum),
90
Th (toryum),
91
Pa (protaktinyum) ve kütle numarası
238 olan
92
U (uranyum)‟dur.

92
U‟den sonraki elementler sentetiktir.

KARARSIZ ELEMENTLERE KARġI NASIL BĠR
ÖNLEM ALINMIġTIR?

• Kararsız 10 atom; hem çevrelerine ıĢın yayar hem de
çekirdeklerindeki enerjiyi dıĢarı verir. Böylece kararlı duruma
geçerler (nükleer reaktörler). Bu elementlere radyoaktif element,
bu olaya da radyoaktivite denir.

RADYOAKTĠF BOZUNMA SERĠLERĠ

• Uranyum, toryum ve aktinyum serisi olmak üzere 3 seri vardır.
Her 3 seride de atom çekirdeği, bir seri değiĢim sonucunda 82
protonlu olan kararlı kurĢun atomu çekirdeğine dönüĢür.
• Her bir değiĢimde atomlar enerjisini dıĢarı verir. Enerjinin dıĢarı
verilmesiyle atom kararlı hâle geçer. Zaten kararlı elementlerin
sonuncusu kurĢundur.

ATOM NUMARASI EN BÜYÜK KARARLI
ELEMENT: KURġUN

Bazı kaynaklarda bizmut geçmektedir. Bizmut Ģu yönlerden
olamaz:
• Bizmutun n/p oranı 1,5‟tan büyüktür.
• Kararsız atom çekirdekleri, bir seri değiĢim sonucunda 82
141
protonlu olan kararlı kurĢun atomu çekirdeğine dönüĢür.
Bizmutta karar kılınmaz, kurĢunda karar kılınır.
• KurĢun radyoaktiviteyi alır, bizmut radyasyon yayar.

KARARSIZ ÇEKĠRDEKLERDEKĠ DÖNÜġÜM
REAKSĠYONLARI

• Nötron → Proton + Elektron
• Proton + Elektron → Nötron
• Proton → Pozitron + Nötron
• Pozitron + Nötron → Proton
• Pozitron + Elektron → Gama ıĢını
• Gama ıĢını → Pozitron + Elektron
Denklemler formüllerle yazılırsa giren ve ürünlerin, atom ve kütle
numaralarının eĢit olduğu görülür.

NAZZAM‟IN PARTĠKÜL TEORĠSĠ ĠLE ĠLGĠLĠ
12–13 ASIR ÖNCEKĠ KEġFĠ

• Atom teorisini ilk ortaya koyan Yunan bilginleri maddenin en
küçük parçasının atom olduğunu söylerken bir Ġslam âlimi olan
Nazzam, maddenin sonsuz denecek ölçüde parçalanabileceğini
söylemiĢ ve günümüzün ilim adamlarından biri gibi
konuĢmuĢtur.
• Bugünün partikül teorisi perspektifinden atom altı parçacıklar
düĢünülerek bu meseleye bakıldığında Nazzam‟ın 12–13 asır
önce, çok derin Ģeyler söylemiĢ olduğu iddia edilebilir.

NAZZAM “MADDE, SONSUZ DENECEK
ÖLÇÜDE PARÇALANABĠLĠR.” DEMEKLE
NELERĠ SÖYLEMĠġTĠR?
142

• 1. Atomun parçalanabileceğini belirtmiĢtir.
• 2. Atom altı parçacıklara iĢarette bulunmuĢtur.
• 3. Maddenin bir baĢlangıçtan itibaren var olduğunu ifade
etmiĢtir.
• 4. Yarı ömürden söz ettiği düĢünülebilir.

ESĠR VE ENERJĠ

• Atomların yapı taĢı birdir. Proton, nötron ve elektronun farklı
adetlerinin bir araya gelmesiyle farklı atomlar ortaya çıkar.
Bunun gibi proton, nötron, elektron ve diğer atom altı parçacıklar
da aynı yapı taĢının farklı adetlerinin bir araya gelmesiyle ortaya
çıkar. Buz ile su buharının birleĢmesinden su oluĢabilir. Bunun
gibi atom içinde de birleĢme, dönüĢüm ve eĢitlik gerektiğinde
olur.
• Bu birleĢme, dönüĢüm ve eĢitlikler çekirdek tepkimesidir. Bu
durum bize hem esir maddesinin enerji ile ilgili olduğunu ispat
eder. Hem de atomdaki taneciklerin yapı taĢının aynı olduğu
konusunda fikir verir.
• Bu birleĢme, dönüĢüm ve eĢitliklerden bazıları Ģunlardır:
Proton + Elektron → Nötron
Nötron → Proton + Elektron
• Esirde tabir caiz ise büyük bir enerji olduğu düĢünülüyor.
• Kandiller bir zaman zeytinyağı ile yakılır. Sonra petrol ve elektrik
enerjisi devreye girer. Petrolün devrinin bitmesi yakın görünüyor.
Yer ve gök hazinelerinin üstündeki perdenin kalkacağı ve yeni
enerji kaynaklarının açılacağı bir dönem beklenmektedir. O
dönemin ulaĢım vasıtaları temiz enerjiyle veya enerjiye bile
lüzum görülmeden çalıĢacaktır.

KUARK ADIYLA BĠLĠNEN ATOM ALTI
PARÇACIKLAR VE NÜKLEER KUVVET

143
• Kuarklar; proton ve nötronları oluĢtururlar.
• Kuark adı verilen partiküller de çiftler hâlindedir: Yukarı kuark–
aĢağı kuark, üst kuark–alt kuark, tuhaf (garip) kuark–tılsım
kuark.
• Kuarklar; hem elektromanyetik kuvvet, zayıf kuvvet ve nükleer
kuvvetin ortaya çıkmasına sebeptir hem de bunların etkilerini
duyarlar.
• Kuarklar belki de esirdir.

MADDENĠN ZIT EġĠ (ANTĠ MADDE) VE
ENERJĠ

• Bildiğimiz atoma karĢılık olarak çekirdeği negatif, elektronu
pozitif (pozitron) olan atomlar da vardır. Bu atomlardan oluĢan
madde; maddenin zıt eĢi veya anti madde olarak adlandırılır.
• Sebepler dünyasında her Ģeyin çift yaratılmıĢ olmasını, anti
madde ile evren bazında da görmüĢ oluyoruz.
• Madde, enerjinin yoğunlaĢmıĢ Ģekli olarak da tarif edilebilir ve
tekrar enerjiye dönüĢebilir.
• Fisyon ve füzyon reaksiyonlarında, kütlenin binde bir, on binde
bir gibi çok küçük bir kısmı enerjiye dönüĢür. Geri kalan
kısmından ise baĢka element oluĢur.
• Anti madde, kuantum mekaniğinin en sırlı konularındandır.
• Dünyada anti madde yoktur.

• Anti maddenin varlığı CERN‟de tanecik hızlandırıcılarda ortaya
konulmuĢtur. Atom altı parçacıkların ıĢık hızına yakın hızda
parçalanmasıyla CERN‟de çok küçük miktarda bir görünüp bir
kaybolan anti madde ispatlanmıĢtır.
• Anti madde bazı yıldız sistemlerinde bulunmaktadır.
• Evren var edildiğinde, eĢit miktarda madde ve anti maddenin
yaratıldığı tahmin edilmektedir.

144
ANTĠ MADDE NĠÇĠN BĠR GÖRÜNÜP BĠR
KAYBOLUYORDU? (DÜNYADA ANTĠ MADDE
NEDEN YOKTUR?)

• Beta bozunmasında, nötron protona dönüĢür ve dıĢarıya bir
elektron ile bir anti nötrino denilen tanecik neĢrolunur.
• Nötron → Proton + Elektron + Anti nötrino
• Bazı nadir izotoplarda ise çift beta bozunması görülür.
• Çift beta bozunmasında, nötronların ikisi birden aynı anda
bozunur. Ġki protona dönüĢür. Bu esnada iki elektron ile iki anti
nötrino yayılır.
• Çift beta bozunmasının farklı bir versiyonunda ise anti nötrino
oluĢmaz.
• Beta bozunmasında dıĢarıya bir anti nötrino neĢredilir. Çift beta
bozunmasında ise dıĢarıya iki anti nötrino neĢredilir. Bu; bir
nötronda bir anti nötrino bulunduğu anlamına gelir.
• 2Nötron → 2Proton + 2Elektron
• Çift beta bozunmasının farklı versiyonunda oluĢan anti nötrino
çekirdekten dıĢarı çıkamadan, çekirdekteki bir baĢka nötron
tarafından absorbe edilir. Bizim bunu gözlemimiz, anti
nötrinonun bir görünüp bir kaybolması Ģeklinde olur. Buna, anti
nötrinonun gizlenmesi de diyebiliriz. Dünyada anti maddenin
olmayıĢı, anti maddenin gizlenmesinden dolayı olabilir. ġayet
böyleyse; nötronun yapısında gizlenmiĢ anti nötrino maddenin
temel parçacıkları arasında ayrı bir yer alacaktır.

• Anti madde, tanecikler arasında müstakil olarak mevcut değildir.
• Anti madde, evrenin baĢlangıcında yüksek sıcaklık Ģartlarında
mevcuttu.

DÜNYADA NĠÇĠN ANTĠ MADDE YOKTUR?

145
• Anti madde ile madde birbirine temas ettiğinde her ikisi de
büyük bir enerji açığa çıkararak ortadan kaybolurlar.
• Madde ile anti madde karĢılaĢtığında; maddenin %100‟ü
enerjiye dönüĢür. Bu, patlayan bir hidrojen bombasının
bıraktığının, 143 katı fazla enerji demektir.
• ġayet dünyada anti maddenin gizlenmesi olmasaydı, dünya
olmayacaktı.

ELEKTRON ĠLE POZĠTRON BĠRBĠRĠNĠN ANTĠ
MADDESĠDĠR

• Elektron ve pozitron arasındaki temas neticesinde, 511000
elektron volt (eV) gibi enerjiye sahip gama ıĢınları meydana
gelir.
• e elektron, V ise volt demektir. eV elektron volt olarak okunur.
Bazı kitaplarda elektro volt olarak geçmektedir. Doğrusu
elektron volttur.
• Gama ıĢını, enerjisi en yüksek ıĢındır.
• Elektronun (madde) atom numarası –1, kütle atom numarası
0‟dır. Pozitronun (anti madde) atom numarası +1, kütle atom
numarası 0‟dır.
• Ġkisini topladığımızda atom numarası da kütle atom numarası da
0 olan gama ıĢını oluĢur ve enerji açığa çıkar.

KARANLIK ENERJĠ VE KARANLIK MADDE

• Bir görüĢe göre de bilinmeyen % 96‟nın; % 70‟i karanlık enerji,
% 20‟si ise karanlık maddedir.
• Evrendeki maddenin sadece % 4‟ünün ne olduğu bilinmektedir.
• Varlığın gözlemlediğimiz kısmı; bütününe göre çok azı, ufak bir
parçasıdır.

FOTON (IġIK PARÇACIĞI), GÜNEġTEKĠ
146
ENERJĠYĠ DÜNYAYA TAġIR

• Foton, evrenin en hızlı parçacığıdır. Kütlesiz ve elektrikçe
yüksüzdür. Saniyede 300 milyon km yol alır.
• Fotonun görevi, güneĢteki enerjiyi dünyaya taĢımaktır.
• Elektromanyetizmanın taĢıyıcısıdır.
• Elektrik yüklü parçacıklar üzerine etkir.

FOTON, GÜNEġĠN MERKEZĠNDE VAR EDĠLĠR

• Ġlk var edildiği yer, güneĢin merkezidir. GüneĢin merkezindeki
sıcaklık 15 milyon °C‟tır.
• GüneĢin merkezinde var edilen her bir foton ilk baĢta yüksek
enerjiye sahiptir.
• Fotonlar güneĢin merkezindeki çarpıĢmalar sonucunda soğur.
Böylece farklı özellikte, düĢük enerjili birçok değiĢik foton
meydana gelir.
• GüneĢten çıkan foton, yaklaĢık 8,5 dakikada dünyaya ulaĢır.
• Foton çeĢitlerinden zararlı olanları, dünyamıza ulaĢamaz. Ozon
tabakası, bunları tutmakla görevlidir.
• GüneĢte füzyon sonucu 4 adet hidrojen çekirdeğinden, 1 adet
helyum çekirdeği oluĢur ve 2 adet pozitron meydana gelir.
Böylece her saniye 564 milyon ton H (hidrojen) elementi, He
(helyum) elementine dönüĢmüĢ olur.
• Bu dönüĢüm esnasında güneĢ, her saniye kütlesinden E=mc
2

formülüne göre 4 milyon ton kaybeder.
• Bu azalan kütle enerjiye dönüĢtürülür.
• GüneĢ enerjisi hâlinde dünyamıza gelir.
• Foton ve nötrinolar da böylece meydana gelir.
• Foton adı verilen parçacıklara da atom altı parçacık denebilir.
Fotonlar çeĢitlidir.

147
NÖTRĠNO VE ENERJĠ

• Nötrino atom altı parçacıklardandır.
• Nötrino da; fotonlar gibi, güneĢte, hidrojenin helyuma dönüĢmesi
anında, maddenin enerji karĢılığı olarak meydana gelir.

ÇEKĠRDEK KUVVETĠ, GLUON (GULON)
TARAFINDAN TAġINIR

• Atomun yapısında gluon adı verilen parçacık da belirlenmiĢtir.
• ġiddetli çekirdek kuvveti, gluon diye bilinen sekiz parçacık
tarafından taĢınır.
• Kütlesiz ve elektrik yüksüzdür.
• Elektromanyetik kuvvet ve zayıf kuvvete karĢı duyarsızdır.

TAKYON (TACHYON) VE ENERJĠ

• Takyon, Latincede “çok hızlı” demektir.
• Takyonlar ıĢıktan hızlı, kütlesi eksi, boyutları sıfırdan küçük olan
atom altı parçacıklardır.
• Takyonların keĢfi, enerjinin ıĢıktan hızlı gidebileceğini
göstermiĢtir.

MADDE NAKLĠ OLMASI ĠÇĠN ĠZAFĠYET
(RÖLATĠVĠTE=GÖRELĠLĠK) TEORĠSĠNĠNĠN
GEÇERLĠLĠĞĠNĠ YĠTĠRMESĠ MĠ GEREKĠR?

• Cisimlerin hareket ettikleri yönde boylarından kaybedeceklerini
ve ıĢık hızına eriĢince de yok olacaklarını belirtmiĢtik.
• Einstein‟ın izafiyet teorisine göre ise, ıĢık hızına eriĢen bir cismin
148
kütlesi sonsuz oluyordu. Günümüzde böyle olmadığı ortaya
çıkmıĢtır. IĢık hızının aĢılmasıyla, kütlenin sonsuz olmadığı ispat
edilmiĢtir.

PROF. DR. PAUL DĠRAC (1902–1984) VE
UCUZ ENERJĠ ÜRETĠMĠ

• Prof. Dr. Paul Dirac, fizik profesörüdür.
• Prof. Dr. Paul Dirac, esir maddesinin kabul edilmesi sonucunda
ilmî görüĢlerde yeni değiĢiklikler olacağını ve ucuz enerji
üretiminde faydalar elde edileceğini belirtmiĢtir.
• Prof. Dr. Paul Dirac, her yanı kaplayan ve hareket eden bir
tanecik denizinden söz etmiĢtir.
• Prof. Dr. Paul Dirac, 1933'te Schrödinger ile beraber Nobel Fizik
Ödülü almıĢtır.

DR. FRANK M. MENO (1934–…) VE ENERJĠ

• Pittsburgh Üniversitesi'nden Dr. Frank M. Meno adlı bilim
adamının esir maddesiyle ilgili hipotezi vardır. Dr. Meno, esir
üzerindeki çalıĢmalarına 1961 yılında baĢlamıĢtır. 1990 yılında
Kanada'da "Physics Essays" isimli uluslararası bir dergide esirle
ilgili yazısı yayımlanmıĢtır.
• Dr. Meno'nun teorisine göre; gyron (jayron) denilen atom altı
parçacık esir maddesinin temelini teĢkil eder. Gyron küresel
değildir. Ġki ucu sivri ve ortası dar bir kalem Ģeklindedir. Kâinatta
her Ģey bu maddeden ve bu maddenin dinamiğinden ibarettir.
Bir adet atomda yaklaĢık 1020 gyron vardır. Dolayısıyla evrenin
en küçük parçacığı gyrondur. Dr. Meno„ya göre; esirin uygulama
alanları ileride; telepati, düĢünce akıĢı, iletiĢim, enerji kontrolü,
tıbbi tedavi gibi alanlar olacaktır.

ESĠRLE ĠLGĠLĠ KEġĠF VE BULUġLAR, ENERJĠ
149
PROBLEMĠNĠN ÇÖZÜLMESĠNDE YENĠLĠK
GETĠRECEKTĠR

• Kimyacılar ve fizikçiler esir maddesine özel bir önem
vermelidirler. Esirle ilgili keĢif ve buluĢlar, enerji probleminin
çözülmesinde yenilik getirecektir.
• Yerlerin ve göklerin insanlık için bütün hazinelerini açması belki
de bu yolla olacaktır...

SENTETĠK RADYOAKTĠF ĠZOTOPLARIN
KULLANIMI


Sentetik izotoplar, radyoaktiftir. Belirli bir dozajı geçerse,
kansere sebep olur.

• Radyoaktif olan
60
Co sentetik izotopu, ambalajlı gıdaların
ıĢınlanmasında kullanılır. IĢınlamadaki radyoaktif madde belirli
bir limiti geçerse, alet otomatik olarak durur. Bu amaçla eskiden
60
Cs de kullanılırdı, kanser riski fazla olduğundan artık
kullanılmamaktadır.
• Radyoaktif olan
14
C sentetik izotopu eskiden, ağaçların ve
fosillerin yaĢının tayininde kullanılırdı. Bulunan sonuçların yanlıĢ
olduğu belirlendiğinden günümüzde terk edilmiĢtir. Güvenilir bir
metot olmadığı açığa çıkmıĢtır.

99
Tc,
201
Tl,
67
Ga,
111
In,
123
I sentetik izotopları da radyoaktiftir ve
sintigrafi çekimlerinde kullanılır.

131
I ve
60
Co sentetik izotopları da radyoaktiftir, kanser
tedavisinde kullanılır.
• “Sentetik izotoplar bilimde hiçbir Ģekilde ve hiçbir alanda
kullanılmamalıdır.” diyen ilim adamları çoktur.
• “Kanserden öldü.” denilen hastaların çoğu kanserden değil,
kanser ilaçlarının yan etkisinden ölmektedir.
• Sentetik izotop vb. ilaçlarla son derece riskli olan kanser tedavi
yolları denenmektedir. Gelecekte bir kısım antikorların
üretilmesiyle kanser tedavisinde daha baĢarılı olunacaktır.
150
• Radyoaktif sentetik izotopların ve radyoaktif ıĢınların kansere
karĢı kullanımı önümüzdeki günlerde terk edilecektir. Böylece
hastalar günümüzün kanser ilaçlarının ölümcül bile olabilen yan
etkisinden kurtulacak ve zarar görmeyeceklerdir. Kanser
hastalığı, insanlığın korkulu rüyası olmaktan çıkacaktır.

2. YAPAY ÇEKĠRDEK
REAKSĠYONLARI, FĠSYON
VE FÜZYON

FĠSYON (BÖLÜNME, PARÇALANMA)

• Büyük kütleli çekirdeklerin; genelde birbirine yakın kütledeki iki
çekirdeğe ayrıĢmasıdır. Bu olayda çok büyük enerji açığa çıkar.
Nükleer santrallerde bu reaksiyonlarla enerji üretilir. Atom
bombasında açığa çıkan enerji de, kontrolsüz fisyon
sonucundadır.
• Bir atom çekirdeğine bir nötron taneciğinin çarpmasıyla kararsız
iki atom çekirdeği oluĢur. Bu arada üç tane nötron ve enerji
açığa çıkar. Açığa çıkan nötronlardan her biri baĢka bir
çekirdeğe çarparak yeni kararsız çekirdeklerin oluĢmasına ve
yeni nötronlarla enerjinin açığa çıkmasına sebep olur.
• Bu olay zincirleme devam eder. Fisyonla açığa çıkan bu enerji,
nükleer reaktörlerin ve atom bombasının temelini oluĢturur.

FÜZYON (BĠRLEġME)

• Küçük kütleli çekirdeklerin birleĢerek büyük kütlede çekirdeğe
dönüĢmesidir. Bu olayda fisyondan çok daha büyük enerji açığa
151
çıkar. GüneĢ‟teki enerji, füzyon ile ortaya çıkar. Hidrojen
bombasında açığa çıkan enerji de, kontrolsüz füzyon reaksiyonu
neticesindedir.

FĠSYON VE FÜZYON OLAYLARINDA
KULLANILAN MADDENĠN NE KADARI
ENERJĠYE DÖNÜġÜR?

• Fisyon ve füzyon reaksiyonları, kütlenin binde bir, on binde bir
gibi çok küçük kesirlerinin enerjiye dönüĢmesi demektir. Geri
kalan kısmı baĢka elemente dönüĢür.

FÜZYON NĠÇĠN GERÇEKLEġTĠRĠLEMEZ?

• Füzyon, güneĢte 15 milyon °C‟ta gerçekleĢir.
• Füzyon için dünyada 100 milyon °C‟lık sıcaklık gerekir; çünkü
dünyadaki basınç güneĢtekinden daha düĢüktür.
• Bu sıcaklığa eriĢilebilmesi mümkün değildir.

ATOM BOMBASININ BULUNDUĞU ÜLKELER

• PAKĠSTAN
• HĠNDĠSTAN
• ÇĠN
• TÜRKĠYE
• AMERĠKA
• ĠSRAĠL
• KAZAKĠSTAN
• FRANSA
• ĠNGĠLTERE
• LĠBYA*
• KUZEY KORE**
• GÜNEY AFRĠKA***
152

* 1993 yılında nükleer silah programına son verdiğini açıkladı.
** ġubat 2005‟te atom bombasının olduğunu açıkladı. Haziran 2008‟de de
atom bombası kulelerini yıktığını dünya kamuoyuna televizyon
ekranlarından gösterdi.
*** 1990‟da nükleer silah reaktörünü söktüğünü açıkladı, Ġsrail ile
beraberdi.

GÜNEġTE HER SANĠYE 4 MĠLYON TON
MADDE NÜKLEER ENERJĠYE DÖNÜġÜR

• GüneĢte her saniye 564 milyon ton H (hidrojen) elementi, He
(helyum) elementine dönüĢür.
• Bu esnada güneĢ, her saniye kütlesinden E=mc
2
formülüne göre
4 milyon ton kaybeder.
• Madde, nükleer enerjiye dönüĢmüĢ olur. GüneĢ enerjisi hâlinde
dünyamıza gelir.
• Bu nükleer enerji, güneĢteki füzyondur. Çekirdek birleĢmesi
veya çekirdek kaynaĢması da denir.
• Belli bir zaman sonra güneĢteki hidrojenin tamamı helyum
hâline dönüĢecektir. GüneĢ soğuyarak ölecektir. Bu da
dünyadaki hayatın sonu olacaktır.
• Her an güneĢte yeni bir keyfiyet meydana gelmektedir. Var
etmenin her an olduğu güneĢte apaçık görülmektedir.

URANYUM ELEMENTĠNDEN AÇIĞA ÇIKAN
NÜKLEER ENERJĠ MĠKTARININ
HESAPLANMASI (ĠLĠMLERĠN ORTAYA ÇIKIġI)

• Uranyumun yakıt olarak kullanıldığı bir fisyon olayında cereyan
eden kanunlardan örnek verelim: ġayet bu kanunlar
konulmasaydı ilimler meydana gelemeyecekti.
• Çok küçük bir zaman diliminde ne kadar zincirleme reaksiyon
153
olacağı ve ne kadar enerji açığa çıkacağı bellidir. Böyle bir
prensip olmasaydı ne atom bombasından ne de nükleer
santrallerden söz edilebilirdi. ĠĢte bu ve benzeri sabit kanunlar
sayesindedir ki fiziğin, kimyanın, astronominin sabit birer hakikat
olduğundan bahsedilebilmekte ve onlarla sabit sonuçlara
varılabilmektedir.
• Her konu gibi bu da icraata perde olmuĢtur. Zamana tabi
olmadan kısa bir zamanda da olabilirdi. Ancak sebepler
dairesinde Ģu kadar güce sahip olan ve Ģu kadar bir kuvvetle
merkez tarafından çekilen ve Ģu kadar merkezkaç durumu olan,
Ģu kadar hidrojen atomu, Ģu kadar helyuma dönecektir Ģeklinde
bazı prensipler hayatın devamı ve ilimlerin ortaya çıkması için
konmuĢtur.

ÇEKĠRDEĞĠNDE NÜKLEER ENERJĠ
BULUNMAYAN TEK ELEMENT OLMASINA
RAĞMEN EN BÜYÜK ENERJĠ KAYNAĞI:
HĠDROJEN (H
2
)

PERĠYODĠK CETVELĠN
ĠLK ELEMENTĠ OLAN
HĠDROJENE BENZEMEK
(KENDĠNĠ SIFIRLAMAK)

• Atomlardan yalnız hidrojen atomunun çekirdeğinde nükleer
enerji (bağlanma enerjisi) yoktur. Buna rağmen bütün enerjilerin
kaynağı olmuĢtur.
• Hidrojen hariç diğer bütün atomların çekirdeklerinde nükleer
enerji vardır.
• Bu enerji, nükleer isminden de anlaĢılacağı gibi çok büyük bir
enerjidir. Maddenin enerji karĢılığıdır, çekirdekte saklıdır.
154
• Atom bombası veya nükleer santrallerde açığa çıkan enerji,
çekirdekte saklı olan bu enerjinin dıĢarı çıkmasıdır.
• Hidrojen atomunun çekirdeğinde yalnız bir adet proton
olduğundan, protonların birbirini itmesi diye bir Ģey söz konusu
olmadığından, böyle saklı bir nükleer enerjinin çekirdekte
bulunması gereksiz bir iĢ olacaktı.
• Zaten abes ve hikmetsizliğin çekirdeğin içine girmesi
düĢünülemezdi.
• Bu nedenle de hidrojen atomunun çekirdeğinde nükleer enerji
yoktur.

• SORU: O hâlde güneĢte hidrojenin helyuma dönüĢmesinde
açığa çıkan enerji, çekirdekte enerji bulunmadığına göre
nereden çıkmaktadır?
• CEVAP: Bu enerji, maddenin enerjiye her an dönüĢtürülmesiyle
anında açığa çıkan enerjidir. Biz de hidrojen atomunu örnek
alıp, kendimizi sıfırlayıp, etrafımıza enerji kaynağı olmalıyız.
Yok, yoksa var olur.

EN KÜÇÜK ATOM: Hidrojen
EN BÜYÜK ATOM: Uranyum

EN ĠSTĠKRARLI (KARARLI) ATOM: Hidrojen
EN ĠSTĠKRARSIZ (KARARSIZ) ATOM:
Uranyum

HĠDROJENĠN ENERJĠSĠ (FÜZYON),
URANYUMUN ENERJĠSĠNDEN (FĠSYON)
DAHA FAZLADIR. FÜZYON GÜNEġTEDĠR,
FĠSYON ĠSE NÜKLEER SANTRAL, NÜKLEER
155
LABORATUVAR VEYA ATOM
BOMBASINDADIR.


3. AKTĠFLĠK, RADYOAKTĠF
IġINLARIN SAYIMI VE
SAĞLIĞA ETKĠSĠ

DOĞAL RADYOAKTĠF ELEMENTLERĠN
ZARARI VAR MIDIR?

• Her elementin izotoplarının yüzde oranları bellidir. Bu oran,
dünyanın her yerindeki her bir parça aynı element için
değiĢmez.
• Doğada bulunan bu elementlerin radyoaktif izotoplarının etrafı
radyoaktif olmayan izotoplarla sarılıdır. Bu sebeple insana zarar
vermezler.

238
U atomları,
235
U ile sarılıdır.

FEN VE TEKNĠK BERABERĠNDE, ĠNSANLIĞI
DÜġÜNME ĠLE KALP VE VĠCDAN
DUYARLILIĞINI DA GETĠRMELĠDĠR

• Einstein, atom çekirdeğindeki saklı nükleer enerjiyi enerji
ihtiyacını karĢılamada kullanmayı düĢünürken, atomu bir
canavara kaptırdığını ancak HiroĢima ve Nagazaki‟nin yerle bir
olmasından sonra anlayabilmiĢtir. Ağlayarak Japonyalı bilgin
156
dostundan özür dilemiĢtir.
• Bu özür çok geç kalmıĢ ve iĢ iĢten geçtikten sonraki bir özürdür.
• Nükleer enerjinin, enerji ihtiyacımızın giderilmesi, aydınlatma,
ısıtma, çeĢitli araçların ve fabrikaların çalıĢtırılması vb. yerlerde
kullanılınca yararlı olacağı malumdur. Ancak nükleer enerji;
sorumsuz ve acımasız düĢünce sahibi bir kısım Batılı elinde akıl
ve vicdanın kontrolünden çıkınca, insanlığın yararına olmamıĢ,
zararına olmuĢtur.
• 1945 yılında HiroĢima ve Nagazaki‟ye atılan atom bombası,
büyük bir alanı senelerce yaĢanmaz hâle getirmiĢtir. Japonya‟da
dev Ģehirlerin yerle bir olmasına, 80 000‟i anında olmak üzere
300 000‟den fazla insanın ölümüne sebep olmuĢtur. Atom
bombasının zararlı radyoaktif etkileri hâlâ devam etmektedir.
• Günümüzde de tehdit unsuru ve tedbir unsuru olarak değiĢik
ellerde tutulmaktadır.
• Ġnsanın bir görevi de; maddeye hükmetmektir, atom
çekirdeğindeki nükleer enerjinin ne için var edildiğini idrak
etmektir.
• Ġnsanın keĢfettiği nükleer enerji; atom çekirdeğinde saklı
bulunan ve var olan bir nükleer enerjidir.
• Çernobil faciasının; bizi nükleer enerjiden vazgeçirmek için bir
tertip olduğu, kasten meydana getirildiği, suikast olması ihtimali
vardır. Bu yüzden, uyanık olmalıdır.
• ġayia, aldatmaca ve maksatlı olan nükleer kaza riski ile atom
bombasından korkup, nükleer enerjiden vazgeçmemelidir.
• Korkulacak konu; uyuĢukluk ve tembellik yapıp nükleer santral
ve nükleer laboratuvar kurmamaktır.
• Atılan atom bombasının tahribatı ve Çernobil‟deki nükleer kaza
gibi nükleer enerjinin bir kısım zararları, bizi nükleer enerjiden
vazgeçirmemelidir.
• Çernobil, dıĢa sızandır. Duyurulmayan baĢka sızmalar da
olmuĢtur.
• Fayda–zarar analizi yapıldığında iĢin doğrusu; insanın, nükleer
enerjiyi genel olarak ele alması ve ortaya çıkan olumsuz
durumlardan baĢta kendini, sonra da atom çekirdeğinde saklı
157
bulunan nükleer enerjiyi suiistimal edenleri kınamasıdır.
• Bu nedenle, bilimsel çalıĢmalarımızı hızlandırarak bir an önce
ve zamanı gelince toryum reaktörünü kurmalıyız.
• Bu bakımdan insan unsurunun iyi eğitilmesi gerekir.
• Akıl ve düĢünce prensipleri üzerine oturtulan fen ve teknik,
insanlığı düĢünme ile kalp ve vicdan duyarlılığını da beraberinde
getirebilmelidir.

1 MART 1954 GÜNÜ BĠKĠNĠ ATALÜ
ÜZERĠNDE PATLATILAN HĠDROJEN
BOMBASI

• 1 döteryum atomu çekirdeği ile 1 trityum atomu çekirdeği
birleĢtirilmiĢtir. 1 helyum atomu çekirdeği meydana gelmiĢtir. Bu
arada 1 nötron ve enerji açığa çıkmıĢtır.
• BirleĢme için gerekli olan 15 milyon °C‟lık sıcaklık
235
U
izotopunun fisyonundan sağlanmıĢtır.

ATOM HARBĠNĠN MORFĠNLE ÖNLENMESĠ

• Morfin, atom Ģokundan olan ölümü önler.
• Amerika, Türkiye‟deki alkaloit fabrikalarını senelerce bloke etmiĢ
ve morfin stoklamıĢtır.

NÜKLEER SANTRAL ATIKLARI

• YanmıĢ yakıt, 10 sene yüksek sıcaklık ve basınca dayanıklı
havuzda muhafaza edilir. Bu suretle radyoaktivitenin % 99‟u
ölmüĢ olur.
• Kalan % 1‟i plütonyumdur. Plütonyumun yarı ömrü 24 000 yıldır.
Yenilse bile zararı olmaz. Plütonyum çeĢitli Ģekillerde
değerlendirilebilir veya depolanabilir.
158
• Plütonyum atığı, tekrar yakıt olarak kullanılabiliyor; yapay
elementtir.

SOĞUTMA SUYU NEDENĠYLE NÜKLEER
ENERJĠYE KARġI ÇIKMAK DOĞRU MUDUR?

• Entropi kanunu öğretisi; açığa çıkan enerjiyi değerlendirmeyi, en
faydalı hâlde muhafaza etmeyi ve israf etmemeyi gerekli
kılmaktadır. Bu doğrudur.
• Ġtiraz edenler; su buharının, suya dönüĢtürülmesi esnasında
kaybolan enerjiye itiraz etmektedirler.
• Bu ise (soğutma suyu nedeniyle kaybolan enerji) ihmal edilebilir
boyuttadır.
• Bu nedenle, bu konuyu bahane ederek nükleer enerjiye karĢı
çıkmak yersizdir.
• Temennimiz ileride bu israfın da önüne geçilmesidir.

NÜKLEER SANTRALĠN ÇEVREYE ZARARI
YOKTUR

• Evde veya iĢ yerinde otururken bile bir nükleer santralin çevreye
yaydığı radyasyondan 460–470 misli daha fazla radyasyona
maruz kalınır. Reaktörün yanı baĢına oturulsa dahi bu kadar
radyasyon olmaz.
• Dünyanın her tarafında uranyum vardır.
• Uranyum zamanla bozunup radona dönüĢür veya baĢka bir
element uranyuma dönüĢür. Radon gazı her yerden geçer.
Sürekli etki hâlindeyiz. Bunlar doğal ve faydalı olaylardır.
• Kozmik ıĢınlarla gelen radyasyon, nükleer reaktörle gelenden
120 kat daha fazladır.
• Nükleer santraller, kaza durumunda ısınınca kendi kendini
kapatıp zincirleme reaksiyonu kapatacak Ģekilde tasarlanmıĢtır.
159
• Soğutma suyu nedeniyle kaybolan enerji ve dünyanın ısı
dengesinin bozulması abartıdır ve ihmal edilebilir boyuttadır.
• Nükleer kaza riski ve çevreye zarar konusu ve iddiaları ya
kasıtlıdır ya da cahilliğe bağlı abartılardır.
• Bu konuları bahane ederek nükleer enerjiye karĢı çıkmak bu
nedenlerle yersizdir.

NÜKLEER ENERJĠYE KĠMLER KARġI
ÇIKIYOR?

• Nükleer enerjiye karĢı olanlar ya nükleer enerji sorunsalını
bilmeyenlerdir ya da ajanlardır.
• Çoğunluğu iyi niyetli, dürüst ve idealist insanlardan oluĢan bazı
kiĢiler çevreye zarar zannıyla nükleer enerjiye karĢıdırlar. Bunlar
nükleer enerjiyi araĢtırdıklarında, cahilliklerinden karĢı çıkmıĢ
olduklarını anlarlar.
• Nükleer enerjiye karĢı çıkanların içlerinde azınlık da olsa
dünyayı yöneten petrol lobisinin içimizdeki ajanları ile
Türkiye‟nin birinci sınıf devlet olmasını istemeyen çevrelerin
ajanları vardır.
• Nükleer enerjiye karĢı çıkma iĢi genelde çevre koruması adı
altında gerçekleĢtirilmektedir. Çevre koruma kuruluĢlarının
içlerine de az da olsa ajanlar girmiĢtir.


4. RADYOAKTĠF
MADDELERĠN KULLANIM
ALANLARI

160
ZENGĠNLEġTĠRĠLMĠġ URANYUM

• Uranyumun
235
U ve
238
U olmak üzere iki izotopu vardır.
• Uranyum bileĢiklerinde doğal olarak
235
U izotopu % 0,7 oranında
bulunur.
238
U izotopu ise % 99,3 oranında bulunur.
• Nükleer enerji elde edilmesinde uranyum bileĢikleri yakıt olarak
kullanılır.
• Önce zenginleĢtirme iĢlemi yapılmalıdır.
• Nükleer enerji
235
U‟ten elde edilir.
• ZenginleĢtirme; uranyum bileĢiklerindeki % 0,7 olan
235
U izotopu
oranının arttırılmasıdır.
• Uranyumun nükleer santrallerde yakıt olarak kullanılabilmesi
için, zenginleĢtirme oranı; % 2 – % 5 arasında olmalıdır.
• Nükleer araĢtırma laboratuvarlarında % 80 oranında
zenginleĢtirme olmalıdır.
• Atom bombasında zenginleĢtirme % 90 oranında olur.

DOĞAL URANYUM BĠLEġĠKLERĠ

• U
3
O
8
(UO
2
+2U
3
O
8
)

UCl
4

UF
6

UCl
6

KUF
5

UO
2

UO
3

UF
5

NÜKLEER ENERJĠ SANTRALĠNĠN KISIMLARI

Nükleer reaktörlerde baĢlıca dört büyük bölüm vardır.
• Fisyon reaktörü
• Su kazanı
• Buhar türbini
161
• Jeneratör

FĠSYON REAKTÖRÜNÜN KISIMLARI

Fisyon reaktörü, baĢlıca dört kısımdan meydana gelir.
• Reaktörün kalbi
• Nötron yavaĢlatıcı
• Soğutucu
• Kontrol çubukları

ATOM BOMBASINDAKĠ FÜSYON ĠLE
NÜKLEER REAKTÖRDEKĠ FĠSYONUN FARKI

• Atom bombasında fisyon maddeleri küçük bir hacim içinde
toplanmıĢtır ve fisyon tepkimesi aniden, patlamayla, yıkım gücü
yüksek ve kontrolsüz olarak gerçekleĢir.
• Nükleer reaktörde ise fisyon tepkimesinin hızı yavaĢlatılmıĢtır.
Böylece kontrollü bir Ģekilde nükleer enerji elde edilmiĢ olur.

NÜKLEER REAKTÖRÜN ÇALIġMA PRENSĠBĠ

• YavaĢlatılmıĢ ve kontrollü fisyon tepkimesiyle ısı açığa çıkar.
• Açığa çıkan ısı, suyu buharlaĢtırır.
• Su buharı, buhar türbinini çevirir.
• Buhar türbini, jeneratörü çalıĢtırır.
• Jeneratörde de, elektrik enerjisi üretilir.

NÜKLEER SANTRAL

• 31 ülkede 449 nükleer santral iĢletiliyor. 28 nükleer santral hâlen
inĢa edilmektedir.
• Amerika‟da 104, Fransa‟da 59, Japonya‟da 55 reaktör vardır.
162
• Dünya elektrik talebinin % 16‟sı nükleer santrallerden
karĢılanıyor.
• Nükleer santrallerin % 95‟i geliĢmiĢ ülkelerdedir.

TORYUM

• Günümüzdeki nükleer santrallerin tamamı uranyum yakıtıyla
çalıĢmaktadır. Önümüzdeki yıllarda nükleer reaktörlerin yakıtının
toryum olması için çalıĢmalar sürmektedir. Bu konuda sona
yaklaĢılmıĢtır. Toryum madeni Türkiye için stratejik öneme
sahiptir, ülkemizi ilerilere götürecek bir kaynaktır.

TORYUM VE REAKTÖRÜ

• Dünyada bulunan 1 071 000 ton toryumun 789 000 tonu
Türkiye‟dedir. Bu miktar, dünya rezervinin yaklaĢık % 80‟ine
karĢılık gelmektedir.
• Toryumun nükleer yakıt olarak kullanıldığı nükleer santral,
henüz dünyada yoktur. Toryuma dayalı nükleer santrallerin
kurulma çalıĢmaları, deneme safhasındadır. Dünyada deneyler
devam etmektedir.
• ABD, Fransa ve Japonya‟da devam eden bu çalıĢmalarda Türk
mühendisler de bulunmaktadır.
• Toryumun nükleer yakıt olarak kullanılması, CERN‟deki atom
hızlandırma çalıĢmalarıyla da ilgilidir. 2007 yılında Isparta‟daki
uçak kazasında vefat eden rahmetli Engin Arık‟ın CERN‟deki
atom hızlandırma çalıĢmalarına katılmasının sebebi toryumun
nükleer yakıt olarak kullanılması içindi. Toryum kaynaklı yeni
nesil santral kurulması çalıĢmaları Türkiye‟de ekip hâlinde hızla
sürdürülmektedir. Isparta‟daki uçak kazasında 6 ekip üyesinin
vefat etmesine rağmen çalıĢmalar durmamıĢ, ilerlemiĢtir.
Isparta‟daki toryum toplantısına giderken uçak kazasında vefat
eden öğretim üyeleri, Boğaziçi ve DoğuĢ Üniversitesi‟ndeki
toryum çalıĢması yapan öğretim üyeleriydi.
163
• Ülkemizdeki toryum madeni kaynakları EskiĢehir–Sivrihisar–
Beylikahır–Kızılcaören köyünde ve Malatya‟da Hekimhan–
Kulancak‟tadır.
• Toryumun, ileride uranyumun yerini alacağına kesin bir gözle
bakılmaktadır.
• Toryuma, kısaca tor da denmektedir.
• Toryum santralleri iĢletilmeğe baĢlanırsa, Çernobil‟in benzeri
kasıtlı patlatma tehlikesi olmayacaktır.
• Kasten meydana getirilen patlama anında bile, reaktörün fiĢi
çekilecek, her türlü iĢlem duracak; bu suretle de hiçbir tehlike
yaĢanmayacaktır.
• Toryum, yerli ham madde olmasından ötürü de çok önemlidir.
Nükleer santral kurulduğunda, dıĢa bağımlılık olmayacaktır.
• Elimizdeki toryumun kıymetini bilmeliyiz. Gerçek değerinden
düĢük fiyata zamanından önce satmamalıyız. Toryumla çalıĢan
reaktörler devreye girdiğinde değerinin artacağını
unutmamalıyız.

NÜKLEER REAKTÖRLERĠN BULUNDUĞU
ÜLKELER VE REAKTÖR SAYILARI

• ABD 104
• ALMANYA 18
• ARJANTĠN 2
• BELÇĠKA 7
• BREZĠLYA 2
• BULGARĠSTAN 4
• ÇEK CUMHURĠYETĠ 6
• ÇĠN 10
• ERMENĠSTAN 1
• FĠNLANDĠYA 4
• FRANSA 59
• GÜNEY AFRĠKA 2
• GÜNEY KORE 20
164
• HĠNDĠSTAN 16
• HOLLANDA 1
• ĠNGĠLTERE 23
• ĠSPANYA 9
• ĠSVEÇ 11
• ĠSVĠÇRE 5
• JAPONYA 55
• KANADA 18
• LĠTVANYA 1
• MACARĠSTAN 4
• MEKSĠKA 2
• PAKĠSTAN 2
• ROMANYA 2
• RUSYA 31
• SLOVAKYA 6
• SLOVENYA 1
• TAYVAN 6
• UKRAYNA 15

TÜRKĠYE‟DE NÜKLEER SANTRAL ĠNġA
EDĠLECEK

• Türkiye‟de ilk nükleer santralin Mersin Akkuyu‟da inĢası
planlanmıĢtır. 2015 yılında elektrik üretecektir.
• Ġkinci nükleer santralin inĢası da Sinop Ġnceburun‟da
planlanmıĢtır.

NÜKLEER SANTRALLER NEREDE ĠNġA
EDĠLMELĠDĠR?

• Nükleer santraller inĢa edilirken “soğutma suyu” ihtiyacı
yüzünden deniz kenarı, göl kenarı veya nehir kenarına kurulma
mecburiyeti vardır.
165

Geiger (Gayger) Sayacı, Elektroskop

• Radyoaktif maddeler geiger (gayger) sayacı ile tespit edilir.
• Radyoaktif maddelerin aktivitesi elektroskop ile ölçülür.

Uluslararası Atom Enerji Ajansı (UAEA)

• Ġngilizcesi “International Atomic Energy Agency” olup “IAEA”
kısaltmasıyla gösterilmektedir.
• Nükleer enerjinin barıĢçıl amaçlarla kullanılmasını ve
planlanmasını sağlamak, nükleer güvenlik için gerekli
standartları hazırlamak amacıyla 1957 yılında kurulmuĢtur.
• 2005 Nobel BarıĢ Ödülü, Uluslararası Atom Enerji Ajansı
(UAEA)‟nın Mısırlı baĢkanı Muhammed El Baradey'e verilmiĢtir.
• Merkezi Avusturya‟nın baĢkenti Viyana‟dadır.
• BirleĢmiĢ Milletler bünyesinde faaliyet göstermektedir.

TÜRKĠYE ATOM ENERJĠSĠ KURUMU (TAEK)

• Türkiye'de nükleer ve radyasyon güvenliğinden sorumludur.
• 1956 yılında Ankara‟da nükleer faaliyetler yapma yetkisiyle
kurulmuĢtur.
• Doğrudan BaĢbakan‟a bağlı olan bir devlet kuruluĢudur.
• Nükleer enerjiyle ilgili araĢtırma, düzenleme, denetleme ve
çalıĢma yapar.
• Çekmece nükleer araĢtırma ve eğitim merkezi, Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu'na bağlı olarak Ġstanbul'da Küçükçekmece gölü
kıyısında kurulan nükleer araĢtırma merkezidir. Kısaca ÇNAEM
olarak adlandırılan bu merkez 1962 yılında kurulmuĢtur.
• Çekmece‟de bulunan nükleer yakıt pilot tesisi ve iki adet
araĢtırma reaktörü günümüzde atıl durumdadır.
• GeçmiĢ yıllarda Çekmece‟de tıp ve endüstride kullanılmak üzere
radyoaktif sentetik izotop üretilmiĢtir. Ayrıca uranyum yakıtı ile
166
ilgili test mahiyetinde araĢtırma çalıĢmaları yapılmıĢtır.
• TAEK BaĢkanı, Okay Çakıroğlu‟dur.
• Türkiye Atom Enerjisi Kurumu‟nun geçmiĢ yıllardaki BaĢkanı
Ahmet Yüksel Özemre (1935–2008) nükleer enerji konusunda
dünya çapında önemli bir isimdir. Profesör Doktor Ahmet
Yüksel Özemre‟nin “Çernobil Komplosu” adlı kitabı meĢhurdur.
• ABD‟nin Küresel Nükleer Enerji Ortaklığı (Global Nuclear
Energy Partnership – GNEP) projesi kapsamında ABD ve
Türkiye beraber çalıĢmaktadır.

NÜKLEER ENERJĠ POLĠTĠKAMIZ

• Türkiye‟deki uranyum ve toryum rezervlerinin uluslararası
tröstlerce ele geçirilmeye çalıĢılabileceği unutulmamalıdır.
Nükleer santral inĢa etmeye talipmiĢ gibi gözüken yerli
firmalardan bazılarının da yabancıların taĢeronu olabileceği göz
ardı edilmemelidir. Yakın geçmiĢimizde, bor madeninde bu
durumlar yaĢanmıĢtır.
• Belki de bu tür ayak oyunlarından dolayı nükleer reaktör inĢası
gecikiyordur.
• Uranyum ve toryum devlet tarafından çıkartılmalıdır ve
iĢlenmelidir. Nükleer santrali devlet inĢa etmelidir. Yerli
sermayeye dayalı toryum veya uranyum santrali kurmalıyız.
Nükleer santral, özel sektöre iĢlettirilmemelidir; devlet
iĢletmelidir. Devletin patron olduğu güvenilir özel sektör,
kontrollü kabul edilebilir. Aslında nükleer santral devletin iĢidir,
özel sektörün iĢi değildir.
• Uranyum ve toryum Türkiye için stratejik öneme sahiptir.
Ülkemizi ilerilere götürecek kaynaklardandır.

TÜRK MĠLLETĠ URANYUM ELEMENTĠ
GĠBĠDĠR

• Uranyum, elementlerin sonuncusudur. Türk milleti de dünyada
167
kıyamete kadar insanlığa hizmet edecek milletlerin
sonuncusudur. Sonuncusu olduğuna göre eskideki durumunu
tekrar kazanacak, belki de geçecektir.
• Uranyum doğalların sonuncusudur. Türk milleti de uranyum gibi
doğaldır; samimidir, yapmacık değildir, suniliği sevmez.
• Elementler içinde uranyumun, milletler içinde de Türk milletinin
Ģanı yücedir.
• Uranyum gibi, Türk milleti de enerjisini etrafına verir.
• Uranyum, bağlanma enerjisi en yüksek olan elementlerdendir.
Türk milletinin de fertler arasındaki irtibatı ve diyaloğu
kuvvetlidir. Ancak demir kadar değildir. Zaten bağın kuvvetliliği,
biraz da zayıflıktan kaynaklanır.
• Uranyum çekirdeğinin verdiği enerjinin nükleer reaktör veya
nükleer laboratuvardaki enerji olması için kontrol edilmesi Ģartı
vardır. Nötronun çekirdeğe çarpması ve çekirdeğin kontrollü
dağılmasıyla enerji verir. Kontrolsüz olanı atom bombasındaki
enerjidir. Türk milleti de dıĢ etkiyle parçalanır. Parçalanması
aynı anda enerji vermek demektir. Parçalanması zincirleme
devam eder. Bu nedenle kontrolün iyi yapılması gerekir. Türk
milleti asker millettir.
• Türk milleti akıllı ve zekidir. Kalplerinden hürmet ve merhamet
çıksa, akıl ve zekâları onları, dehĢetli ve acımasız hâle getirir ve
idareleri mümkün olmaz.
• Türk milleti, Müslümanlar içinde en çok nüfusa sahip üstün bir
ırktır. Dünyanın her tarafında olan Türkler, Müslüman‟dır. Diğer
ırklar gibi Müslüman olan ve olmayan olarak iki kısma
ayrılmamıĢtır. Nerede Türk topluluğu varsa Müslüman‟dır.
• Bir Ģeyin en iyisi bozulunca en kötüsü olur; bunun gibi
Müslümanlıktan çıkan veya Müslüman olmayan Türkler,
Türklükten dâhi çıkmıĢlardır (Macarlar gibi). Hâlbuki küçük
ırklarda bile, hem Müslüman hem de gayrimüslim vardır. Bu
nedenle biz Türkler, atom bombası olma riskimiz olduğundan,
özellikle çok dikkat etmeliyiz.
• Bazı Türk kabileleri eski zamanda yanlarına bir kısım baĢka
kabileleri beraber alarak kaç defa Avrupa‟yı hercümerç
168
etmiĢlerdir.
• Fransız ihtilali ile geliĢen hürriyetin arkasından sosyalistlik
doğdu. Sosyalistlik komünistliğe inkılap etti. Komünistlik; insani
ve ahlaki kuralları dinlemediğinden, anarĢistlik meyvesini verdi.
AnarĢistlik fikrinin tam yeri ise dünyanın yedi harikasından birisi
olan Çin seddinin yapılmasına sebep olan bir kısım Moğol ve
Kırgız Türk kabileleridir.
• Bu bilgiler ıĢığında, Türk milletini karalamaya girmemelidir.
Hercümerce neden olan topluluklar aslen Türk değildirler.
Özellikle Moğollar, Türkler ile irtibatlandırılmıĢtır. Anadolu,
memerriakdam olmuĢtur; daha önceleri çok farklı toplulukların
gelip geçtiği yaĢam yeridir.
• Türk milleti, izole edilmediği takdirde; gökten gelen Ģualarla, her
zaman infilak eder ve dünyanın değiĢik yerlerinde kendini
hissettirir. Türk milletini izole eden unsurlar; ondaki hak, hukuk,
adalet, temkin, baĢkalarını rahatsız etmeme, hürmet, merhamet,
birleĢen su damlaları gibi olma vb. üstün hasletlerdir.
Uranyumun,
235
U ve
238
U olmak üzere iki izotopu vardır. Nükleer
enerji
235
U‟ten elde edilir. Uranyum bileĢiğinde % 0,7 oranında

235
U izotopu; % 99,3 oranında ise
238
U izotopu bulunur. Tüm
uranyum bileĢiklerinde
235
U izotopunun etrafı,
238
U izotopu ile
izole edilmiĢtir.
• Günümüzde uranyumun kötüye kullanılmasına karĢı, tüm
insanlığın tepkisi vardır; bu baĢka meseledir. Türk milleti,
uranyum elementi gibi olduğunu bildiğinden ötürü, baĢka bir
deyimle kendini tanıdığından dolayı, kuru gürültüye pabuç
bırakmamaktadır. Kalbin gayesi, müĢahededir. MüĢahede;
feraset, basiret, sezgi, sezi, altıncı his, kalp gözü açıklığı, ilhama
mazhar olma gibi meziyetlerle kendini belli eder. Bu üstün
meziyetlerin %90‟ı Türk milletine verilmiĢtir; %10‟u ise diğer
ırklara dağıtılmıĢtır. Aslında herkes potansiyel olarak buna açık
var edilmiĢtir. Bu yolda; peygamberler, doğruluktan ĢaĢmayan
akıl, kusursuz kalp ve temiz duygu/düĢünce taĢıyan kalp
sahipleri baĢta olmak üzere Türkler vardır. Bu baĢarı,
mevhibeiilahiye olarak verilen bir baĢarıdır; kendimizden
169
bilmemeliyiz.
• Bütün dünya Türk milletinin vatanıdır. Türk milleti, gittiği her yeri
vatanı bilir. Hem sahip olduğu güzellikleri oralara götürür hem
de gittiği yerlerden alacağını alır. Bununla beraber ana vatan
baĢkadır. Vatan, çok önemlidir. Vatan sevgisi imandandır.
Vatanı olmayanın, tüm dünya vatanı olamaz. Bu nedenle;
kırmızıçizgiler, mutlak anlamda hiçbir zaman kalkmaz.
• Bizim milliyetimiz, dinimizle et ile kemik gibi birleĢmiĢtir;
ayrılmaları mümkün değildir. Ayırırsak mahvoluruz.
• Türk milleti, tarihte mefahiri çok bir millettir. Türk milletinin
Ġslamiyet‟ten önceki övünülecek her Ģeyi Ġslamiyet defterine
geçmiĢtir.
• Türk milleti, büyük insaniyetin bayraktarıdır. Dünyada en
mukaddes ve en muhterem bir mevkii kazanmıĢlardır.
• Türk milleti fen ve sanatı, mana ile yoğurarak ileri gittiği gibi
ileride de gidecektir. Hakiki medeniyete sarılarak insanlığa
rehber yine olacaktır.
• Türk milleti, tarihinin Ģahadetiyle cihana bütün güzellikleri
neĢretmiĢtir. Eski çağlarda cihangir Asya‟da kahraman Türk
askerleri ve Türk milleti 1000 sene insanlığa hizmet etmiĢtir. 500
senedir yatıyoruz. Uyanmalıyız. Gaflet ve uykuyu bırakmalıyız.
Ancak böylece hakiki medeniyet inkiĢaf edecektir.
• VahĢet ve gaflete düĢmemek için birleĢen su damlaları gibi
olmalıyız. Dünyayı kirlerden temizlemeliyiz.

Albert Einstein
(Elbırt Aynsstayn)‟ın Hayatı
(1879–1955)

• 1905 yılında izafiyet (rölativite=görelilik) teorisini ortaya koydu.
• 1921‟de Nobel ödülü aldı.
• Yapay einsteinium elementine Albert Einstein ismine izafeten bu
ad verilmiĢtir.
• Einsteinium elementinin atom numarası 99‟dur ve Es
170
sembolüyle gösterilir.
• Einstein atomu bir canavara kaptırdığını ancak HiroĢima ve
Nagazaki‟nin yerle bir olmasından sonra anlayabilmiĢtir. Nükleer
enerji, Batılıların elinde akıl ve vicdanın kontrolünden çıktığı için
Japonya‟da dev Ģehirlerin yerle bir olmasına, binlerce insanın
ölmesine sebep olmuĢtur.
• Günümüzde de atom bombası, tehdit ve tedbir unsuru olarak
değiĢik ellerde tutulmaktadır.
• Bu bakımdan insan unsurunun iyi eğitilmesi gerekir. Akıl ve
düĢünce prensipleri üzerine oturtulan fen ve teknik; beraberinde,
insanlığı düĢünme ile kalp ve vicdan duyarlılığını da
getirebilmelidir.
• Maddenin dalga özelliği ile ilgili “süper sicim teorisi” veya uluslar
arası ismiyle “superstring teorisi” 1915 yılında Einstein
tarafından keĢfedilen bir teoridir.

Albert Einstein (Elbırt Aynsstayn)‟ın MeĢhur
OlmuĢ Sözleri

• “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır.” (“Ġlimsiz din topal, dinsiz
ilim ise kördür.”)
Albert Einstein

• “Kâinatın yaratıcısına olan inanç, ilmi araĢtırmanın en kuvvetli
ve en asil muharrik (tahrik eden, harekete geçiren) gücüdür."

Albert Einstein

• “Allah zar atmıyor. Buna ikna oldum."
Albert Einstein


171
FĠSYON KONUSUNDA
DOĞRU BĠLGĠLERĠ
ĠLK ORTAYA KOYAN
TÜRK BĠLGĠN

CABĠR BĠN HAYYAN (721–805)

Kimyanın babası Cabir bin Hayyan‟dır.

Britannica Ansiklopedisi

Horasan‟da doğdu. Kufe‟de vefat etti.
Kimya ilminin babasıdır. Türk bilim adamıdır. Büyük dâhidir.
Dönemin en büyük ilim merkezlerinden Harran Üniversitesi‟nin
rektörüdür. Adı Latince‟ye Geber diye geçmiĢtir.
Cabir bin Hayyan‟ın baĢta kimya olmak üzere tıp, fizik,
astronomi, matematik, felsefe ve eğitim alanlarında çok
hizmetleri olmuĢtur.

Bunların içinde Ģüphe yok ki en önemlisi atomla ilgili buluĢudur.
Yunanlı bilginler maddenin en küçük parçasına, bölünemeyen
en küçük parçacık anlamına gelen atom demiĢlerdi. Ġslam
bilginleri, bu kelimeyi o zamanın bilim dili olan Arapçaya
çevirirken cüz–ü layetecezza dediler. Cüz–ü layetecezzanın
diğer adı cüz–ü ferttir. Hem atom hem de molekül yerine
kullanılabilir. Cabir bin Hayyan ise Yunanlıların atomun
parçalanamayacağı yolundaki teorilerine karĢı çıktı.

Bu konuda gerçek mahiyeti asırlar sonra anlaĢılabilecek farklı
görüĢü ortaya koydu.
Günümüz dünyasında, atomla ilgili ilk çalıĢmaların Ġngiliz
kimyager John Dalton (1766–1844) tarafından yapıldığı,
172
uranyumun çekirdeğinin parçalanabileceği fikrinin de 1944
Nobel Kimya Ödülü sahibi Alman kimyacı Otto Hahn (1879–
1968) tarafından ortaya atıldığı fikri yaygındır.
Hâlbuki onlardan 1000 yıl önce yaĢamıĢ olan Müslüman kimyacı
Cabir Bin Hayyan‟ın aĢağıdaki sözleri asrımızın ilim adamlarını
dahi hayrete düĢürecek mahiyettedir: “Maddenin en küçük
parçası olan cüz–ü layetecezzada yoğun bir enerji vardır. Yunan
bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun parçalanamayacağı
söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir
enerji meydana gelir ki Bağdat‟ın altını üstüne getirebilir. Bu,
Allah‟ın bir kudret niĢanıdır.

Cabir de simyacılar gibi kalay, kurĢun, demir ve bakırdan altın
elde edilebileceğini düĢünüyordu. Ancak bunun yolunun
atomların kontrol altında parçalanıp değerlerinin değiĢtirilmesiyle
olacağını belirtmekteydi.
Günümüzde nükleer laboratuvarlarda kontrollü çekirdek
reaksiyonlarıyla yeni yapay elementler veya mevcut
elementlerin yapay izotopu elde edilmektedir. Ġleride altın da
elde edilebilir. Simyacılar, fiziksel veya kimyasal yolla
elementleri altına çevirmek istedikleri için boĢuna uğraĢıyorlardı.
Yine kontrolsüz çekirdek reaksiyonlarının atom bombası olduğu
da bilinmektedir. Cabir, çok eski yıllarda bütün bunlardan söz
etmiĢti.

Cabir, Lavoisier‟den önce Lavoisier kanununu (kütlenin
korunumu kanunu) ifade etmiĢtir.
Newton‟dan önce Newton kanununu (yer çekimi kanunu)
açıklamıĢtır.
Gay Lussac‟dan önce Gay Lussac kanunundan (gazlarda
basınç–sıcaklık iliĢkisi kanunu) bahsetmiĢtir.

GüneĢ enerjisinden faydalanma çığırını açmıĢtır.
Kimya ilminin hem teorik hem de pratik alanda büyük geliĢimine
sebep olmuĢtur. Cabir‟in en bariz vasfı deneyciliğidir.
173

Modern kimya laboratuvarını ilk kuran kiĢidir. Cabir‟in kimyadaki
diğer hizmetlerini Ģöyle sıralayabiliriz:
• HCl formülüyle gösterilen hidroklorik asidi (tuz ruhu) elde
etmiĢtir.
• HNO
3
formülüyle gösterilen nitrik asidi (kezzap) elde etmiĢtir.
• 1 hacim deriĢik HCl ile 3 hacim deriĢik HNO
3
karıĢımından
oluĢan kral suyunu keĢfetmiĢtir. Günümüzde de bütün dünyada
kuyumculukta kullanılmaktadır.
• Altın, yalnız kral suyunda çözünür. Kral suyu, baĢka hiçbir
elementle reaksiyona girmez. Bundan altının, hem saf olup
olmadığının anlaĢılmasında hem de saf olarak elde edilmesinde
faydalanılır. Bugün de, altının saflığının belirlenmesi ve
sahteciliğin önlenmesinde Türkiye‟de kullanılan en yaygın
yoldur.
• Üretilen asitler sayesinde, hem Cabir hem de sonraki kimyacılar
bazı metal bileĢiklerini elde edebildiler.
• Cabir‟in elde ettiği bazı bileĢikler Ģunlardır: ġap (KAlSO
4
),
niĢadır (NH
4
Cl), gümüĢ nitrat (AgNO
3
) vb.
• Cabir kristalizasyon, süzme, eritme, buharlaĢtırma,
süblimleĢtirme, damıtma, çözme vb. metotları geliĢtirdi veya
kimya ilmine kazandırdı.
• Bir kısım tabirler vardır ki Cabir ve diğer kimyacılar sayesinde
Batı dillerine geçmiĢtir. Bunlardan bir kısmı Ģunlardır:
• Alcohol (Arapça aslı el kuhl)
• Alkali ( Arapça aslı el kali)
• Kimya (Arapça aslı kimie)
• Alembic (Arapça aslı el imbik)
Görülüyor ki Cabir, günümüzün modern ilminin dayanmıĢ olduğu
gözlem ve deney metotlarını, asırlarca önce kullanmıĢtır.

ÇEKĠRDEK KĠMYASI BÖLÜMÜYLE ĠLGĠLĠ
SOSYAL ALANDA KULLANILAN KĠMYA
KELĠME VE DEYĠMLERĠ
174

• Radyoaktif etki: Ġkinci dereceden etki.
• Alfa, beta, gama etki: Alfa etki en kuvvetli etki, beta etki daha
zayıf etki, gama etki ise en zayıf etkidir.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->