P. 1
9. SINIF KİMYA DERSİ KİTABI (ESKİ PROGRAMA GÖRE)

9. SINIF KİMYA DERSİ KİTABI (ESKİ PROGRAMA GÖRE)

|Views: 84,869|Likes:
Yayınlayan: Kimya Bilimi
ÖNSÖZ

Ne vakit Müslümanlar dine ciddi sahip olmuşlarsa, ilimde o zamana göre çok yüksek ilerleme kaydetmişlerdir. Ne vakit dine karşı lakayt vaziyeti almışlar, fen ve teknolojide perişan vaziyete düşerek tedenni etmişlerdir. Başka dinin aksine, dinimize bağlı olma derecesinde milletimiz ilerlemiş; ihmali nispetinde de geri kalmıştır. Bu, tarihsel bir gerçektir.

(2008-2009 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINDA YÜRÜRLÜĞE GİREN ÖĞRETİM PROGRAMINA GÖRE HAZIRLANMIŞTIR.)


İÇİNDEKİLER


1. ÜNİTE: KİMYANIN GELİŞİMİ

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI

• 1. İNSAN MADDE İLİŞKİLERİNİN TARİHÇESİ
• 2. KİMYANIN TEMEL KANUNLARI
• 3. KİMYASAL BAĞ KAVRAMININ GELİŞİMİ


2. ÜNİTE: BİLEŞİKLER

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI

• 1. BİLEŞİKLER NASIL OLUŞUR?
• 2. İYONİK BİLEŞİKLER
• 3. KOVALENT BİLEŞİKLER


3. ÜNİTE: KİMYASAL DEĞİŞİMLER

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI

• 1. REAKSİYON NEDİR?
• 2. REAKSİYON TİPLERİ
• 3. POLİMERLEŞME VE HİDROLİZ


4. ÜNİTE: KARIŞIMLAR

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI

• 1. KARIŞIMLARIN SINIFLANDIRILMASI
• 2. KARIŞIMLARIN AYRILMASI


5. ÜNİTE: HAYATIMIZDAKİ KİMYA

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI

• 1. TEMİZLİK MADDELERİ
• 2. YAYGIN MALZEMELER
• 3. BİYOLOJİK SİSTEMLERDE KİMYA
• 4. ÇEVRE KİMYASI
ÖNSÖZ

Ne vakit Müslümanlar dine ciddi sahip olmuşlarsa, ilimde o zamana göre çok yüksek ilerleme kaydetmişlerdir. Ne vakit dine karşı lakayt vaziyeti almışlar, fen ve teknolojide perişan vaziyete düşerek tedenni etmişlerdir. Başka dinin aksine, dinimize bağlı olma derecesinde milletimiz ilerlemiş; ihmali nispetinde de geri kalmıştır. Bu, tarihsel bir gerçektir.

(2008-2009 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINDA YÜRÜRLÜĞE GİREN ÖĞRETİM PROGRAMINA GÖRE HAZIRLANMIŞTIR.)


İÇİNDEKİLER


1. ÜNİTE: KİMYANIN GELİŞİMİ

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI

• 1. İNSAN MADDE İLİŞKİLERİNİN TARİHÇESİ
• 2. KİMYANIN TEMEL KANUNLARI
• 3. KİMYASAL BAĞ KAVRAMININ GELİŞİMİ


2. ÜNİTE: BİLEŞİKLER

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI

• 1. BİLEŞİKLER NASIL OLUŞUR?
• 2. İYONİK BİLEŞİKLER
• 3. KOVALENT BİLEŞİKLER


3. ÜNİTE: KİMYASAL DEĞİŞİMLER

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI

• 1. REAKSİYON NEDİR?
• 2. REAKSİYON TİPLERİ
• 3. POLİMERLEŞME VE HİDROLİZ


4. ÜNİTE: KARIŞIMLAR

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI

• 1. KARIŞIMLARIN SINIFLANDIRILMASI
• 2. KARIŞIMLARIN AYRILMASI


5. ÜNİTE: HAYATIMIZDAKİ KİMYA

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI

• 1. TEMİZLİK MADDELERİ
• 2. YAYGIN MALZEMELER
• 3. BİYOLOJİK SİSTEMLERDE KİMYA
• 4. ÇEVRE KİMYASI

More info:

Categories:Types, Research
Published by: Kimya Bilimi on Jun 06, 2009
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOCX, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/03/2014

pdf

text

original

1

ORTAÖĞRETĠM
9. SINIF KĠMYA
DERSĠ KĠTABI
(ESKĠ PROGRAMA
GÖRE)







2008–2009 EĞĠTĠM VE ÖĞRETĠM YILINDA
YÜRÜRLÜĞE GĠREN ÖĞRETĠM
PROGRAMINA GÖRE HAZIRLANMIġTIR
(ESKĠ PROGRAM)

2

















3




“Kimyager, her Ģeyi yerli yerine koyandır.”
ÖNSÖZ
Günümüzde din ve ilmin beraber ele alınmasının yeni ufuklar
açacağı hususu en önemli meselelerimizdendir. Bundan dolayı din
ile ilmi birleĢtirmek için çalıĢma yapmamız, kendi dünyamızı
kurmaya çalıĢmamız gerekmektedir.

Ġnsanlık, her geçen gün biraz daha fazla ilim ve fenne
dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden ve fenden alacaktır. Karar
mekanizmaları, güç ve kuvvet ilmin eline geçecektir. Bu sebeple
ilme sahip çıkmalıyız; ilmin hikmet olarak kalması, zulmet ve
abesiyete dönüĢmemesi için çok çalıĢmalıyız.

Mevcut kimyanın bir kısım aĢırı pozitif yanlarını ayıklamaya
çalıĢmalıyız, hakikatle uyum içinde olanlarını almalıyız.

Metafizik ve akıl, her ikisini de ihmal etmemeliyiz; bundan dolayı
da aklımızın nurunu, vicdanımızın ziyasıyla birleĢtirip himmetimizi
kamçılama yolunda olmalıyız. Aklı ihmal etmemeliyiz; çünkü
zihnin gayesi marifettir. Vicdan kültürü de dediğimiz marifet,
bilginin tabiata mal edilmesiyle kazanılır. Kalbi, devre dıĢı
bırakmamalıyız; çünkü kalbin gayesi müĢahededir. Hissimizi
hakikat ve ilim aĢkına kanalize etmeye çalıĢmalıyız; çünkü hissin
gayesi muhabbettir. Bunlarda baĢarılı olabilmek için rehber olan
irademizi gerçek gayesine yönlendirmeliyiz.

Ġnsan gerçek kimya ilmini, evreni okuyarak elde eder. Elde ettiği
4

bu ilim neticesinde kendini tanır (tümevarım); veya değiĢik bir
yolla önce kendini tanır, sonra evreni okuyarak gerçek kimya ilmini
elde eder (tümdengelim).

Kimya kanunların doğru anlaĢılması ve arka planlarının ne
gösterdiğinin bilinmesi çok önemli hususlardır.

Kimya tanımları; efradını (bütün fertlerini) cami (içeren), ağyarına
(kendinden baĢka olanlarını) mani (engel) olmalıdır. Bu kurala da
her an uyulmalıdır.

Her bir fen dalı gibi kimya ilmi de kendi nevindeki düzenliliği ve
intizamı gösterir; her Ģeyin hikmet üzere konulduğunu, faydasızlık
ve abes olmadığını bize öğretir.

Kimyanın kendine özgü dili dinlenmelidir. Bu sayede kimya ilmi
evham olmaktan, ondaki hikmetler de abese dönüĢmekten
kurtulacaktır. Zihnin darlaĢmaması, aklın göze inmemesi için
kimya ilmi ruhlu olmalı, aynı zamanda ruha bilimsel olgunluk da
kazandırılmalıdır. Böylece kimya ilminden beklenen gaye yerine
gelmiĢ olacaktır.

Her ilmin bir lisanı olduğunu gibi kimya ilminin de kendine mahsus
bir lisanı vardır. Günümüzdeki her bir kimya kitabı da farklı bir
dildir. Ancak kimyanın lisanına eĢlik eden kimyacıların da
anlatması lazımdır.

Ġlmî çalıĢmalarda baĢarıya ulaĢmada iki yol vardır: Birincisi;
düĢünmek, ezberlemek, fikri çalıĢtırmaktır. Bu; zamanla olanıdır.
Ġkincisi; sezgi (sezi) adını verdiğimiz bir anda ulaĢılan baĢarıdır.
Bu da iki kısımdır: Kesbî olanı; çalıĢmakla, tecrübe suretiyle elde
edilenidir. Kekule‟nin rüyasında benzen halkasını bulmasını; yine
Bohr‟un rüyasında kendi adıyla anılan atom modelini keĢfetmesini
buna örnek verebiliriz. Bir anda ulaĢılan baĢarının ikincisi ise;
5

ilhamdır. Herkes potansiyel olarak buna açık var edilmiĢtir. Bu
yolda; peygamberler, doğruluktan ĢaĢmayan akıl, kusursuz kalp
ve temiz duygu/düĢünce taĢıyan kalp sahipleri vardır. Bu baĢarı;
mevhibeiilahiye olarak verilir.

Sezi yoluyla ulaĢılan keĢifler, kimyadaki metafiziğe örnektir.

BaĢarının sırrı, melek saflığında olmaya bağlıdır. Melek
safiyetinde olmak; kâinattaki dengeyi koruyarak çalıĢmak
demektir. Doğal dengenin kimyası iyi bilinmelidir. Ancak o zaman;
melek, sırrını insana verecektir. Ayrıca maddenin emrimizde
olduğunu anlamalı, duymalı ve görmeliyiz. Maddenin sırlarını
aklımızla görme azmimiz, her an devam etmeli ve bizimle beraber
olmalıdır. Etrafımızdaki olayları aydınlatmak, kavramak,
keĢfetmek azminde olunmalıdır. Bilgiler, sırtta yük olmamalıdır.
Bilgi hamalı olunmamalıdır. Ġlimler gayeli öğrenilmelidir. Hayattaki
olaylar ile vicdan arasında iliĢki kurulmalıdır. Hayatın en büyük
muallim olduğu unutulmamalıdır.

Kimyanın lisanı bizi büyülemelidir. Öğrendiklerimiz bize cazip ve
orijinal gelmelidir. Bu konulardaki konsantremiz tam olursa, sürekli
huzurlu oluruz. Böylece hem stres yenilmiĢ hem de kinetik enerji
dengelenmiĢ olur.

Meseleleri sürekli olağanüstülüklere bağlamak ise kâinat kitabını
anlayamamanın ifadesidir.

Batı dünyasında bilimde metafiziğin yerinin ayrı bir önemi vardır.
Hazreti Ġsa‟nın getirdiği mesaj, Batı medeniyetinin en güçlü, en
sağlam ve en önemli temelini oluĢturur. Batı medeniyeti böylece
varlık sahnesine çıkmıĢtır; çünkü Batı medeniyetinin esası, Grek
felsefesi (matematiksel düĢünce), Roma hukuku ve gerçek
Hıristiyan dinine dayanmaktadır. Batı‟da; hem laikliğin
doğuĢundan hem de Rönesans‟tan sonra Galileo, Newton,
6

Einstein, Pascal gibi dindar ve dinin ilimden kopuk hâline üzülen,
metafiziğe önem veren insaflı Batı bilim adamları mevcuttur.

Batı, tarihinin hiçbir döneminde metafiziğe karĢı tamamen
duyarsız kalmamıĢtır. Batı‟da metafiziğe önem veren hem
düĢünür de çoktur. Eflatun milattan önce 427–347 tarihleri
arasında yaĢamıĢtır. Hem Eflatun ve hem de Henry Bergson
(1859–1941) düĢüncesinde bilimde metafiziğin ayrı bir yeri vardır.
Batı, tarihinin her döneminde farklı zaman dilimlerinde, bu iki
düĢünür gibi düĢünce adamları yetiĢtirmiĢtir.

Batı‟daki bilimsel geliĢmeye Rönesans‟la beraber zemin
hazırlayan aslında bizim ilim tarihimizdir.

Metafiziği ihmal ettiğimizden dolayıdır ki hem eskiye hem de
Batı‟nın hâlihazırdaki durumuna göre bilim ve teknikte geri kalmıĢ
vaziyetteyiz.

Ġslam dinini Hıristiyan dinine kıyas edip Avrupa gibi dine lakayt
olmak, çok büyük bir hatadır. Ayrıca; Avrupa, dinine sahiptir.
BaĢta Wilson, David Lloyd George (Deyvid Loyd Corc), Venizelos
gibi Avrupa büyükleri dindardılar. Bu büyüklerin bir papaz gibi
dinlerine mutaassıp olmaları, Avrupa‟nın dinine sahip olduğunun
göstergesidir.

Ġslamiyet‟i Hıristiyan dinine kıyas etmek, yanlıĢ kıyastır; çünkü
Avrupa, dinine mutaassıp olduğu zaman medeni değildi; taassubu
terk etti, medenileĢti.

Ne vakit Müslümanlar dine ciddi sahip olmuĢlarsa, ilimde o
zamana göre çok yüksek ilerleme kaydetmiĢlerdir. Ne vakit dine
karĢı lakayt vaziyeti almıĢlar, fen ve teknolojide periĢan vaziyete
düĢerek tedenni etmiĢlerdir. BaĢka dinin aksine, dinimize bağlı
olma derecesinde milletimiz ilerlemiĢ; ihmali nispetinde de geri
kalmıĢtır. Bu, tarihsel bir gerçektir.
7


Türk milleti fen ve sanatı metafizik ile yoğurarak eskide ilimde ileri
gittiği gibi ileride de gidecektir. Hakiki medeniyete sarılarak
insanlığa yine rehber olacaktır.


Ankara, 3 Eylül 2009

“Bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu
ölçü ile hangi Ģeyin bu dine uygun olup olmadığını
kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi Ģey ki akla,
mantığa, amme menfaatine uygundur; biliniz ki o,
bizzat dinimize uygundur. Ġslamiyet son ve kâmil
dindir. Akla, mantığa ve hakikate uymaktadır.*”


Gazi Mustafa Kemal Atatürk














8




* “Atatürk‟ün Söylev ve Demeçleri I-III” Kitabı “Atatürk‟ün Söylev
ve Demeçleri I” Bölümü, 98. sayfa, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Atatürk AraĢtırma Merkezi Yayınları, 2006.
ĠÇĠNDEKĠLER

1. ÜNĠTE: KĠMYANIN
GELĠġĠMĠ
ÜNĠTENĠN KONU BAġLIKLARI

• 1. ĠNSAN MADDE ĠLĠġKĠLERĠNĠN TARĠHÇESĠ
• 2. KĠMYANIN TEMEL KANUNLARI
• 3. KĠMYASAL BAĞ KAVRAMININ GELĠġĠMĠ

2. ÜNĠTE: BĠLEġĠKLER

ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. BĠLEġĠKLER NASIL OLUġUR?
• 2. ĠYONĠK BĠLEġĠKLER
• 3. KOVALENT BĠLEġĠKLER
9


3. ÜNĠTE: KĠMYASAL
DEĞĠġĠMLER
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. REAKSĠYON NEDĠR?
• 2. REAKSĠYON TĠPLERĠ
• 3. POLĠMERLEġME VE HĠDROLĠZ

4. ÜNĠTE: KARIġIMLAR

ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. KARIġIMLARIN SINIFLANDIRILMASI
• 2. KARIġIMLARIN AYRILMASI

5. ÜNĠTE: HAYATIMIZDA
KĠMYA

ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

10

• 1. TEMĠZLĠK MADDELERĠ
• 2. YAYGIN MALZEMELER
• 3. BĠYOLOJĠK SĠSTEMLERDE KĠMYA
• 4. ÇEVRE KĠMYASI

1. ÜNĠTE: KĠMYANIN
GELĠġĠMĠ
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. ĠNSAN MADDE ĠLĠġKĠLERĠNĠN TARĠHÇESĠ
• 2. KĠMYANIN TEMEL KANUNLARI
• 3. KĠMYASAL BAĞ KAVRAMININ GELĠġĠMĠ

KĠMYANIN TANIMI
Kimya; maddenin iç yapısını, birbiriyle uyumunu, iliĢkisini,
intizamını, ahengini, bizimle iliĢkilerini, içerdikleri fayda, önem ve
gereklilikleri inceleyen; düzenliliklerdeki perdeyi kaldırarak kanun
olarak ifade eden ve buradan elde ettiği bilgileri insanlığın
faydasına sunan, zamanla değiĢme ihtimali olmayan gerçek
teoriler üreten, elde ettiği kimya bilgi ve kazanımlarıyla insanlığı
doğruya, varlığın hakikatini keĢfetmeye götüren ve insana kendi
özünü tanıttıran bir ilim dalıdır.

1. ĠNSAN MADDE
11

ĠLĠġKĠLERĠNĠN TARĠHÇESĠ

SĠMYA

• Günümüzdeki modern kimya biliminin temelleri atılmadan
binlerce yıl önceden baĢlayıp 17. yüzyıla kadar etkileri devam
eden, maddeleri birbiriyle karıĢtırıp değiĢtirmeye çalıĢan simyacı
adı verilen insanların yaptıkları çalıĢmalara verilen genel ada
simya denir.
• Simya ile en az 2500 yıl uğraĢıldığı bilinmektedir.
• Simya ile ilk olarak Mezopotamya, Eski Mısır, Ġran, Hindistan ve
Çin'de uğraĢılmıĢtır.
• Klasik Yunan döneminde Yunanistan'da, Roma
Ġmparatorluğu'nun hüküm sürdüğü coğrafyada, önemli Ġslam
baĢkentlerinde ve daha sonra 19. yüzyıla kadar Avrupa'da
simyaya ilgi duyulmuĢtur.
• Günümüzde kullanılan bazı deney ve araç gereçlerinin ilk
hâllerini simyacılar keĢfetmiĢ ve kullanmıĢlardır.
• Simya bir bilim dalı değildir. Simyacıların çalıĢmaları teorik bir
temele dayanmaz, deneme-yanılma yolu ile çalıĢırlar.
ÇalıĢmalarında sistematik bilgi ve bilgi birikimi oluĢmamıĢtır.
• Simyacılar farklı amaçlar için çalıĢırken istemeden bazı Ģeyleri
keĢfetmiĢlerdir.
• Kostik, soda, kükürt, cıva, sönmüĢ kireç, nitrik asit gibi birçok
madde ilk defa yüzyıllar önce simyacılar tarafından da
kullanılmıĢtır.
• Simya içerisinde tıp, felsefe, astroloji, kimya, din gibi birçok
konuda motifler içerdiği için simyacılar; ölümsüzlük iksirini
keĢfetmek, sonsuz zenginliğe ulaĢmak,
gibi konularla ilgili çalıĢmalar da yapmıĢlardır. Bu nedenle, bir
simyacı tarih boyunca bazı zamanlar doktor, kahin, filozof hatta
büyücü olarak kabul edilmiĢtir.
• Simyacıların arasında Türk ve Ġslam dünyasından çok önemli
12

isimler yer almaktadır.
• Simyanın günümüz kimya biliminin ilk temellerini oluĢturduğu
söylenebilir.
• Eski Mısır‟daki boya ve cam yapımı gibi üretimler ile eski Yunan
felsefesi, Ġskenderiye'de bir araya gelerek kaynaĢmıĢ ve milattan
önce 400‟lü yıllarda uygulamalı kimya bilgisi geliĢmeye
baĢlamıĢtır.
• Zaman içerisinde simya, bilimsel araĢtırmalara yönelerek
kimyayı oluĢturmuĢtur.
• Yapılan araĢtırmalar sonucunda simyacıların yaptıkları
çalıĢmalarda günümüzdeki kimya, tıp, felsefe, din vb. birçok
konu ile ilgili motifler olduğu anlaĢılmıĢtır. Simya, modern bilimin
temelini atan disiplinlerden biridir.
• Simya, günümüzdeki anlamıyla bilimsel metotlar kullanılmadan
yapılan iĢlemler olduğu için bir bilim dalı kabul edilmemektedir.
Dolayısıyla da simyacılara bilim adamı denilmemektedir.
• Günümüz kimya endüstrisinde kullanılan birçok madde ve iĢlem,
eski dönem simyacılarının keĢfidir.

MEġHUR TÜRK VE ĠSLAM KĠMYA
BĠLGĠNLERĠNĠN HAYATLARI VE KĠMYA
ĠLMĠNE KATKILARI

CABĠR BĠN HAYYAN (721–805)

Horasan‟da doğdu. Kufe‟de vefat etti.
Kimya ilminin babasıdır. Türk bilim adamıdır. Büyük dâhidir.
Dönemin en büyük ilim merkezlerinden Harran Üniversitesi‟nin
rektörüdür. Adı Latince‟ye Geber diye geçmiĢtir.
Cabir bin Hayyan‟ın baĢta kimya olmak üzere tıp, eczacılık, fizik,
astronomi, matematik, felsefe ve eğitim alanlarında çok
hizmetleri olmuĢtur.

13

Bunların içinde Ģüphe yok ki en önemlisi atomla ilgili buluĢudur.
Yunanlı bilginler maddenin en küçük parçasına, bölünemeyen
en küçük parçacık anlamına gelen atom demiĢlerdi. Ġslam
bilginleri, bu kelimeyi o zamanın bilim dili olan Arapçaya
çevirirken cüz–ü layetecezza dediler. Cüz–ü layetecezzanın
diğer adı cüz–ü ferttir. Hem atom hem de molekül yerine
kullanılabilir. Cabir bin Hayyan ise Yunanlıların atomun
parçalanamayacağı yolundaki teorilerine karĢı çıktı.

Bu konuda gerçek mahiyeti asırlar sonra anlaĢılabilecek farklı
görüĢü ortaya koydu.
Günümüz dünyasında, atomla ilgili ilk çalıĢmaların Ġngiliz
kimyager John Dalton (1766–1844) tarafından yapıldığı,
uranyumun çekirdeğinin parçalanabileceği fikrinin de 1944
Nobel Kimya Ödülü sahibi Alman kimyacı Otto Hahn (1879–
1968) tarafından ortaya atıldığı fikri yaygındır.
Hâlbuki onlardan 1000 yıl önce yaĢamıĢ olan Müslüman kimyacı
Cabir Bin Hayyan‟ın aĢağıdaki sözleri asrımızın ilim adamlarını
dahi hayrete düĢürecek mahiyettedir: “Maddenin en küçük
parçası olan cüz–ü layetecezzada yoğun bir enerji vardır. Yunan
bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun parçalanamayacağı
söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir
enerji meydana gelir ki Bağdat‟ın altını üstüne getirebilir. Bu,
Allah‟ın bir kudret niĢanıdır.”

Cabir bin Hayyan da simyacılar gibi kalay, kurĢun, demir ve
bakırdan altın elde edilebileceğini düĢünüyordu. Ancak bunun
yolunun atomların kontrol altında parçalanıp değerlerinin
değiĢtirilmesiyle olacağını belirtmekteydi.

Günümüzde nükleer laboratuvarlarda kontrollü çekirdek
reaksiyonlarıyla yeni yapay elementler veya mevcut
elementlerin yapay izotopu elde edilmektedir. Ġleride altın da
elde edilebilir. Simyacılar, fiziksel veya kimyasal yolla
elementleri altına çevirmek istedikleri için boĢuna uğraĢıyorlardı.
14

Yine kontrolsüz çekirdek reaksiyonlarının atom bombası olduğu
da bilinmektedir. Cabir bin Hayyan, çok eski yıllarda bütün
bunlardan söz etmiĢti.

Cabir bin Hayyan, Lavoisier‟den önce Lavoisier kanununu
(kütlenin korunumu kanunu) ifade etmiĢtir; Newton‟dan önce
Newton kanununu (yer çekimi kanunu) açıklamıĢtır; Gay
Lussac‟dan önce Gay Lussac kanunundan (gazlarda basınç–
sıcaklık iliĢkisi) söz etmiĢtir.
GüneĢ enerjisinden faydalanma çığırını açmıĢtır.
Kimya ilminin hem teorik hem de pratik alanda büyük geliĢimine
sebep olmuĢtur. Cabir bin Hayyan‟ın en bariz vasfı
deneyciliğidir.

Modern kimya laboratuvarını ilk kuran kiĢidir.
Cabir bin Hayyan‟ın kimyadaki diğer hizmetlerini Ģöyle
sıralayabiliriz:
• HCl formülüyle gösterilen hidroklorik asidi (tuz ruhu) elde
etmiĢtir.
• HNO
3
formülüyle gösterilen nitrik asidi (kezzap) elde etmiĢtir.
• 3 hacim deriĢik HCl ile 1 hacim deriĢik HNO
3
karıĢımından
oluĢan, günümüzde de bütün dünyada kullanılan kral suyunu
keĢfetmiĢtir.
• Altın, yalnız kral suyuyla kimyasal reaksiyona girer; baĢka hiçbir
elementle reaksiyona girmez. Kral suyu, hem altının saf olup
olmadığının anlaĢılmasında hem de altın alaĢımlarındaki altının
yüzde bileĢim miktarının bulunmasında kullanılır. Altının
saflığının belirlenmesi ve sahteciliğin önlenmesinde bugün de
kullanılan en yaygın yoldur.
• Üretilen asitler sayesinde, hem Cabir bin Hayyan hem de
günümüze kadar bütün kimyacılar bazı metal bileĢiklerini elde
edebildiler.
• Cabir bin Hayyan‟ın elde ettiği bazı bileĢikler Ģunlardır: ġap
[KAl(SO
4
)
2
], niĢadır (NH
4
Cl), gümüĢ nitrat (AgNO
3
) vb.
• Cabir bin Hayyan kristalizasyon, süzme, eritme, buharlaĢtırma,
15

süblimleĢtirme, damıtma, çözme vb. metotları geliĢtirdi veya
kimya ilmine kazandırdı.
• George Sarton (Corc Sörtın), “Fen Bilimleri Tarihine GiriĢ” adlı
önemli çalıĢmasında 750 ile 800 yılları arasındaki dönemin en
önemli ilim adamı olarak Cabir bin Hayyan‟ın adını vermiĢtir.
• Bir kısım tabirler vardır ki Cabir bin Hayyan ve diğer kimyacılar
sayesinde Batı dillerine geçmiĢtir. Bunlardan bir kısmı Ģunlardır:
• Alcohol (Arapça aslı el kuhl)
• Alkali (Arapça aslı el kali)
• Kimya (Arapça aslı kimie)
• Alembic (Arapça aslı el imbik)
Görülüyor ki Cabir, günümüzün modern ilminin dayanmıĢ olduğu
gözlem ve deney metotlarını, asırlarca önce kullanmıĢtır.

Ünlü Fransız bilim tarihçisi Marcellin Berthelot (1827–1907)
Cabir bin Hayyan hakkındaki düĢüncelerini Ģöyle açıklamıĢtır:
"Aristo'nun mantık ilmindeki yeri neyse, Cabir bin Hayyan'ın
kimya ilmindeki yeri de odur. Aristo, mantığın kurucusu ve
üstadı olarak kabul edildiği gibi Cabir bin Hayyan da kimyanın
kurucusu ve üstadıdır."

Alman oryantalist ve fen bilimleri tarihçisi Julius Ruska da
(1867–1949), kimyanın temellerinin Yunanca tercümelerle
atılmadığını, Arapça eserlerin tercümeleriyle atıldığını
belirtmektedir.

Ortaçağ felsefecilerinin önemli isimlerinden olan ve felsefenin
görevini; “insanı Tanrı bilgisine götürme ve insanı onun
hizmetine koĢturma” olarak dile getiren Roger Bacon (1214–
1294), Cabir bin Hayyan'ı “ustaların ustası” olarak anmaktadır.


RAZĠ (864–925)‟NĠN KĠMYA ĠLMĠNE
HĠZMETLERĠ
16


Razi‟nin önemi büyüktür.
Asırlar boyunca Avrupa‟ya ders veren Arap kimyager ve
doktordur.
Tahran‟a yakın Rey‟de doğdu, Bağdat‟ta vefat etti.
Asıl adı Ebubekir Muhammed bin Zekeriya‟dır. Doğum yerinden
dolayı Razi adını almıĢtır.
Ġskit Türklerindendir.

H
2
SO
4
, etil alkol, antiseptik vb. kimyasal maddeleri keĢfetmiĢtir.
Devrinin en büyük bilginidir.
Doğum günü olan 27 Ağustos Ġran‟da her sene Tıp Bayramı
olarak kutlanır.
230 kitabı vardır. Bu kitaplardan 12 adedi kimya eseridir. Kitab–
ül Esrar (Sırların Kitabı) adındaki en meĢhur kimya kitabı, 14.
asra kadar kimya ilminin baĢ eseri olarak Batı‟da okutulmuĢtur.
Kimyayı tıbbın hizmetine sunmuĢtur.

Bütün eĢyayı fiziksel ya da kimyasal yolla altına çevirme
iddiasında olan simyacıların saçma düĢünceleriyle mücadele
etmiĢtir.
En büyük hizmeti tıp sahasında olmuĢtur.
Böbrek mesanedeki taĢları ilaçla parçalıyor veya cerrahi
müdahale ile çıkarıyordu; bundan dolayı operatörlüğün
ilerlemesine katkısı büyüktür.
Hayvan bağırsağından ameliyat ipliği (katgüt) yapılarak
cerrahide kullanılması, onunla tıp tarihine girmiĢtir.

Bitkiden ilaç yapmayı ilk geliĢtirendir. Bir ilaç terkibi yaparken
onu önce hayvanlar üzerinde denerdi. Bitkilerden ilaç yapma
konusunda Ġbni Sina, Razi‟den çok daha ileridedir.
George Sarton, An Introduction to the History of Sciences (Fen
Bilimleri Tarihine GiriĢ) adlı kitabında 750 ile 1100 yılları
arasında geçen 350 senelik ilim tarihinin her birini 50 yıllık 7
döneme ayırmıĢ ve her bir döneme o dönemdeki en önemli ilim
17

adamının ismini vermiĢtir. 850 ile 900 yılları arasını da Razi‟nin
adıyla anmıĢtır. Petrolün ilk defa damıtılması ve günümüzdeki
adı olan nafta ismiyle kullanılmaya baĢlanması Razi‟nin
buluĢudur.

ĠBNĠ SĠNA (980–1037)‟NIN KĠMYA ĠLMĠNE
HĠZMETLERĠ

Ġslam hükemasının Eflatun‟udur. Filozofların üstadıdır.
Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak
okutulmuĢtur.
Doktorların sultanı unvanıyla anılmıĢtır. En büyük hizmeti tıp
sahasındadır. Çağların en büyük tıp araĢtırmacısıdır. Tıp
noktasında “Tıp ilmini iki satırda topluyorum. Sözün güzelliği
kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört, beĢ saat
kadar yeme. ġifa hazımdadır. Kolayca hazmedeceğin miktarı
ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hâl, taam taam üzerine
yemektir.” demiĢtir. Yemek konusunda vücuda en zararlı olan,
dört, beĢ saat ara vermeden yemek yemek veyahut lezzet için
çeĢitli yemekleri birbiri üstüne mideye doldurmaktır.
Kimya ilmini tıbbın hizmetine sokmada, Razi‟yi örnek almıĢtır; bu
konuda dünyada Razi‟den sonra ikincidir diyebiliriz.
Zamanının en büyük dâhisidir.
Tıp ve kimya ilminden baĢka felsefe, jeoloji, coğrafya, fizik,
matematik, botanik, zooloji, müzik dallarında da çok araĢtırma
ve keĢifleri vardır.
Isı ve gaz basıncı konularında keĢifleri olmuĢtur. Toriçelli‟den
önce açık hava basıncını ölçmüĢtür.
Suların temizlenmesiyle ilgili çalıĢmalar yapmıĢtır. Ġçme
suyunun, sağlık üzerindeki etkisini araĢtırarak suyun kalitesinin
önemini belirtmiĢtir.
Farklı branĢlardaki 29 meselede Avrupalı bilim adamlarına
öncülük yapmıĢtır.
Tıp alanında onlarca hastalığı ilk teĢhis ve tedavi etmiĢtir.
18

Örneğin; Ģeker hastalığında, idrarda Ģeker bulgusunun varlığını
ilk keĢfeden odur. BulaĢıcı hastalıklara küçük
mikroorganizmaların sebep olduğunu tespit etmiĢtir.
Ameliyatlardan önce hastaya anestezik ilaç yapmak da onun
buluĢudur. Etil alkolü tıpta steril amaçlı olarak ilk kullanandır.
Damar içine yapılan Ģırınga da Ġbni Sina‟nın icadıdır.
Koruyucu hekimlik ve tedavide Ġbni Sina‟nın belirttiği 780 ilacın
istisnasız hepsi günümüzde kullanılmaktadır.
Batılılar ona Avicenna derler.

EBU‟L HEYSEM (965–1051)

• Atmosfer basıncıyla ilgili öncü çalıĢmalar yapmıĢtır.

EBU'L VEFA (940–988)

• Matematik ve astronomi âlimidir.
• Yoğunluk ölçmeye yarayan piknometre (pikometre) aletini ilme
kazandırmıĢtır.

TÜRK VE ĠSLAM BĠLGĠNLERĠ, KĠMYA ĠLMĠNĠN
GELĠġMESĠNE ZEMĠN HAZIRLAMIġLAR VE
BU KATKIYI BATILI BĠLĠM ADAMLARI
ONAYLAMIġLARDIR.

MEġHUR TÜRK–ĠSLAM KĠMYACILARININ
ÖZDEYĠġLERĠ

Maddenin en küçük parçası olan cüz–ü
layetecezzada yoğun bir enerji vardır. Yunan
19

bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun
parçalanamayacağı söylenemez. O da
parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir enerji
meydana gelir ki Bağdat‟ın altını üstüne getirebilir.
Bu, Allah‟ın bir kudret niĢanıdır.
Cabir bin HAYYAN*
(721–805)

* Kimya ilminin babası, Türk bilim adamı, büyük
dâhi, Harran Üniversitesi rektörü.

Ben gerçek düĢünür diye kimya ilmini bilene derim.
Razi*

* Arap kimyager, Tahran‟a yakın Rey‟de 864‟te
doğdu, 925‟te Bağdat‟ta vefat etti, asıl adı Ebubekir
Muhammed bin Zekeriya‟dır, doğum yerinden
dolayı Razi denmiĢtir. H
2
SO
4
, etil alkol, antiseptik
vb. kimyasal maddelerin mucididir. Doğum günü
olan 27 Ağustos Ġran‟da her sene Tıp Bayramı
olarak kutlanır. 230 kitabı vardır.


Maddenin içi, dolu gözüktüğü hâlde aslında boĢtur.
Ġmam Rabbani*
(1563–1624)

* Ġkinci bin yılının müceddididir. Türkistanlı
20

mutasavvıftır. Evren ve nesnelerin oluĢumuyla ilgili
düĢünceleri günümüze ıĢık tutmaktadır.


Madde, sonsuz denecek ölçüde parçalanabilir.
Nazzam*
(792–845)

* Ġslam âlimi, Basra‟da doğdu, Basra‟da yaĢadı,
hayatının son devresini Bağdat‟ta geçirdi.

MEġHUR TÜRK–ĠSLAM KĠMYACILARINI
TASDĠK EDEN BATILILARDAN BAZILARININ
SÖZLERĠ

Kimya Müslümanlar tarafından kurulmuĢtur.
Müslümanlar binlerce keĢif ve metotlarıyla kimya
ilminin kuruluĢuna yardım etmiĢlerdir.
William James Durant*
(Vilyım Ceymıs Dürant)
(1885–1981)
*Amerikalı filozof, tarihçi, yazar.


Orta çağda Ġbni Sina tıp yazarlarının en büyüğü, Razi
en büyük Doktor, Beyruni en büyük astronom, Ġbni
Heysem en büyük optik âlimi, Cabir bin Hayyan en
21

büyük kimyagerdi.
William James Durant


Kimya Ġbni Sina‟nın buluĢlarıyla bugünkü seviyesine
ulaĢabilmiĢtir.
Berthold Schwartz*
(1318–1384)
*Barutu bulan Alman kimyager.


Kimyanın babası Cabir bin Hayyan‟dır.
Britannica Ansiklopedisi


Razi modern kimyanın kurucusudur.
Eric John Holmyard*
(Erik Caan Homyard)
(1891–1959)
*Ġngiliz bilim adamı, kimya tarihçisi.


Cabir‟den sonra yaĢayan Razi kimya ilminin büyük
kurucularındandır.
Eilhard Wiedemann*
(1852–1928)
*Alman fizikçi.


22

Ġslam kimyacılarının kendilerinden sonra gelenlere
bıraktıkları miras saymakla bitmez.
ROGER GARAUDY*
(1913–2012)
* Fransız filozof ve yazar, 1982‟de Müslüman oldu,
Müslüman olmadan önce Marksizmin önemli
savunucularındandı.



Gerçek kimyager Razi‟dir.
Dr. Sigrid Hunke*
(1913–1999)
* Alman felsefeci, Avrupa Üzerine Doğan Ġslam
GüneĢi kitabının yazarı.


Müslümanlardan önce kimyanın mevcut olmadığını
söylersek mübalağa etmiĢ olmayız.
Haydar Bammat*
(1890–1965)
* Dağıstan‟da doğdu, Paris‟te yaĢadı, devlet adamı,
diplomat, yazar.


ġimdiki kimyayı deney malzemeleriyle ilk defa
kuranlar Müslümanlar olmuĢtur.
Corci Zeydan*
23

(1861–1914)
*Hıristiyan Arap tarihçi, Beyrut doğumlu.


Müslümanların ayrı bir mesai gösterip geliĢtirdikleri
Ġslam‟da ilk ele alınan disiplinlerden biri kimyadır.
Dr. Philip K. Hitti*
(1886–1978)
*Arap tarihçisi.


Kimyaya deneyciliği kazandıran Müslümanlardır.
Cabir bin Hayyan kimya ilmine buharlaĢtırma,
süzme, saflaĢtırma, eritme, damıtma, kristalizasyon
metotlarını keĢfederek uygulamaya soktu.
Max Meyerhof*
(1884–1951)
*Alman bilim adamı.

BATI‟DA BĠLĠMSEL GELĠġMEYE ZEMĠN
HAZIRLAYAN BAġLICA DÖRT FAKTÖR

BATI‟DA BĠLĠMSEL GELĠġMEYE ZEMĠN HAZIRLAYAN BAġLICA
DÖRT FAKTÖR VARDIR:

1. HAZRETĠ ĠSA‟NIN GETĠRDĠĞĠ MESAJ

2. RÖNESANS‟TAN (XVI. YÜZYIL ĠLE XVII. YÜZYIL) SONRA
BĠZĠM ĠLĠM TARĠHĠMĠZDEKĠ BÜYÜK ĠLĠM ADAMLARIMIZI
ÖRNEK ALMALARI
24


3. FRANSIZ ĠHTĠLALĠNDEN (1789) SONRA LAĠKLĠĞĠN
DOĞUġUNUN BĠLĠME KATKISI

4. BATI DÜNYASINDA BĠLĠMSEL ÇALIġMALARDA KULLANILAN
TETKĠK, TAHKĠK VE ARAġTIRMA METOTLARININ
DOĞRULUĞU ĠLE BATI ĠNSANINDAKĠ ĠLĠM VE HAKĠKAT AġKI

HAZRETĠ ĠSA‟NIN GETĠRDĠĞĠ MESAJ

• Hazreti Ġsa‟nın getirdiği mesaj, Batı medeniyetinin en güçlü, en
sağlam ve en önemli temelini oluĢturur. Batı medeniyeti böylece
varlık sahnesine çıkmıĢtır; çünkü Batı medeniyetinin esası; Grek
felsefesi (matematiksel düĢünce), Roma hukuku ve gerçek
Hıristiyan dinine dayanmaktadır.

RÖNESANS‟TAN (XVI. YÜZYIL ĠLE XVII.
YÜZYIL) SONRA BĠZĠM ĠLĠM TARĠHĠMĠZDEKĠ
BÜYÜK ĠLĠM ADAMLARIMIZI ÖRNEK
ALMALARI

• Batı‟daki bilimsel geliĢmeye Rönesans‟la beraber zemin
hazırlayan, aslında bizim ilim tarihimizdir.

RÖNESANS‟TAN VE FRANSIZ ĠHTĠLALĠ‟NDEN
SONRA BATI‟NIN BĠLĠMDE ĠLERLEMESĠ

• Rönesans; baĢta bilim olmak üzere çeĢitli dallarda Batı‟nın
ilerlemesidir.
• Rönesans, XVI. ve XVII. yüzyıllarda yaĢanmıĢtır.
• Fransız Ġhtilali 1789 yılında olmuĢtur.
• Batı‟nın Rönesans‟tan ve Fransız Ġhtilali‟nden önceki problemi
dinle değil; bozulmuĢ din adamlarıyla ve dinin emirlerini kendi
25

kiĢisel çıkarları için kullanan o günkü kilise teĢkilatıylaydı. Eski
sisteme teokratik düzen deniyordu. Ġhtilalden sonraki sisteme
laik düzen denildi. Laiklikten önce ruhban sınıf ne söylerse
doğruydu, asla sorgulanamazlardı. Ruhban sınıfın baskısına
karĢı laiklik doğmuĢtu. Hıristiyanlık tahrif olduğundan
(bozulduğundan) ve tam hayatın içinde olmadığından kilise
teĢkilatı ilme karĢıydı. Gerçek Hıristiyanlığın dinle çatıĢması
düĢünülemezdi. Kilisenin yanlıĢlığı, bilim adamlarında tepki
oluĢturdu. Bilim adamlarının çoğunluğu Descartes (1596–1650)
(Dekart)‟ın “Metafizik, bilim olmaz; bilgi ancak ölçülebilirdir.”
sözünü esas alıp bilimin konusunu maddeyle sınırlandırmak
istediler. Din ile bilim arasında Batı‟da uzun süren çatıĢmalar
yaĢandı. Sonunda bilim adamları yanlıĢ olarak, din ile bilim
arasında ayrılık var sandılar. Sonuçta da, din ile bilim ayrıĢması
gerçekleĢti. Din ve bilim, iki ayrı alan olarak ele alındı. Din ve
bilimin iki ayrı alan olarak ele alınması, Batı‟daki çaresizlikten
baĢvurulan bir Ģeydi.
• Günümüzde, üniversitelerimizde benimsenen de budur.
• Dekartçı düĢünceye, Kartezyen düĢünce baĢka bir ifade ile
Kartezyenizm de denir. Kartezyen felsefe, din ile ilim ayrılmasını
netice vermiĢtir. O dönemde Kartezyenizm, pansuman tedavi
olarak ortaya atılmıĢtır. Ġlerici ve gerici deyimleri de ilk olarak
Batı‟da kullanılmıĢtır. Kilisedekilere ve kilise taraftarlarına gerici,
kiliseye karĢı gelenlere ise ilerici denilmiĢtir.
• Batı‟da; hem laikliğin doğuĢundan sonra hem de Rönesans‟tan
sonra Galileo, Newton, Einstein, Pascal gibi dindar ve dinin
ilimden kopuk hâline üzülen insaflı Batı bilim adamları da
çıkmıĢtır. Bunların içinde en meĢhuru Pascal‟dır. Pascal (1623–
1662), Hıristiyanlık ile bilimin beraber olabileceğine
inananlardandı; ancak baĢarılı olamadı; birleĢmeyi sağlayamadı.
Pascal gibi diğerleri de her ne kadar din ile ilmi birleĢtirmek için
gayret göstermiĢ olsalar da belirtilen sebeplerden dolayı bu
hususta bir ilerleme kaydedememiĢlerdir.
• Böyle bir ayrılık Müslümanlar olarak bizim inanç sistemimizde
de, ilme bakıĢımızda da, tarihimizde de yoktur. Bilim zihnin, din
26

ise kalbin ıĢığı olarak görülmüĢtür. Din ile bilim, bizim
tarihimizde hiçbir zaman çatıĢır görülmemiĢtir, birbiriyle iç içe
yer almıĢtır.
• Bu konuda Müslümanlar, çok Ģanslı sayılır; çünkü Ģimdiye kadar
ilim adına keĢfedilen çok Ģey vardır ve bundan sonra da pek çok
Ģey olacaktır. Ġbni Sina, Cabir bin Hayyan, Razi hem büyük birer
kimyacı hem de çok iyi bir dindardılar. Diğer branĢlarda da
durum aynıydı ve daha bunlar gibi on binlercesi vardı.
• Ġslam dininin ilme karĢı olmadığı açıktır. Nutuk‟u dikkatle
okuyanlar Atatürk‟ün dinine sahip çıktığını apaçık görürler.
“Atatürk‟ün Söylev ve Demeçleri” kitabının 2. cilt 98. sayfasında
Atatürk Ģöyle demektedir: “Bizim dinimiz için herkesin elinde bir
ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi Ģeyin bu dine uygun olup
olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi Ģey ki akla,
mantığa, amme menfaatine uygundur; biliniz ki o, bizzat
dinimize uygundur. Ġslamiyet son ve kâmil dindir. Akla, mantığa
ve hakikate uymaktadır.” Atatürk bu sözleriyle, dinimizin
Hıristiyanlıkla mukayese olunamayacağını belirtmiĢtir.
• “Bütün bilimsel buluĢları dinimiz daha önceden söylemiĢtir.”
demek aĢağılık kompleksini hatıra getiren bir cümle olabilir. Bu
nedenle böyle bir yaklaĢımda bulunmamalıdır. Fakat ilim adına
ortaya konan hususların hiçbirinin dinimizle çeliĢmeyeceğini
bilmek gerekir. Günümüzdeki bilimsel geliĢmeler incelendiğinde
her bir gerçeğin dinimizle örtüĢtüğünü ve uyum içinde
bulunduğunu görmek mümkündür.
• Ġslam dinini Hıristiyan dinine kıyas edip Avrupa gibi dine lakayt
olmak, çok büyük bir hatadır. Ayrıca; Avrupa, dinine sahiptir.
Ġslamiyet‟i Hıristiyan dinine kıyas etmek, yanlıĢ kıyastır; çünkü
Avrupa, dinine mutaassıp olduğu zaman medeni değildi;
taassubu terk etti, medenileĢti.
• BaĢta Wilson, David Lloyd George (Deyvid Loyd Corc),
Venizelos gibi Avrupa büyükleri dindardılar. Bu büyüklerin bir
papaz gibi dinlerine mutaassıp olmaları, Avrupa‟nın dinine sahip
olduğunun göstergesidir.
• Thomas Woodrow Wilson (1856–1924), Amerika BirleĢik
27

Devletleri'nin 1913–1921 tarihleri arasındaki 28. BaĢkanıdır.
1919 yılında Nobel BarıĢ Ödülü'ne layık görülmüĢtür.
• David Lloyd George (1863–1945), 1916–1922 tarihleri arasında
Ġngiltere baĢbakanıdır.
• Elefterios Venizelos (1864–1936) ise Yunanistan'ın 1910–1915
tarihleri arasındaki baĢbakanıdır.
• Ne vakit Müslümanlar dine ciddi sahip olmuĢlarsa, ilimde o
zamana göre çok yüksek ilerleme kaydetmiĢlerdir. Ne vakit dine
karĢı lakayt vaziyeti almıĢlar, fen ve teknolojide periĢan vaziyete
düĢerek tedenni etmiĢlerdir. BaĢka dinin aksine, dinimize bağlı
olma derecesinde milletimiz ilerlemiĢ; ihmali nispetinde de geri
kalmıĢtır. Bu, tarihsel bir gerçektir.

BATI DÜNYASINDA BĠLĠMSEL
ÇALIġMALARDA KULLANILAN TETKĠK,
TAHKĠK VE ARAġTIRMA METOTLARININ
DOĞRULUĞU ĠLE BATI ĠNSANINDAKĠ ĠLĠM VE
HAKĠKAT AġKI

• Bilimsel çalıĢmalarında Batılıların büyük bir çoğunluğu, pozitivist
ve natüralist sonuçlara ulaĢma niyetiyle çalıĢmalarını
sürdürmüĢlerdir. Bu niyet, dini ilimden ayıran bir niyettir.
Batılıların pozitivist ve natüralist amaçları olumsuz bir amaç olsa
bile bu olumsuz amaca ulaĢma yönünde kullanıldıkları vesileleri,
hak vesilelerdir. Aslında bu vesileler, Müslümanlarda olması
gereken vasıflardır. Müslümanlarda olması gereken davranıĢlar
Batılılara geçmiĢ, Müslüman ise dinine ters olumsuz vesilelere
sarılmıĢtır.
• Batılılarda olan onların ilimde ilerlemelerini sağlayan hak
vesileler arasında Ģunları sayabiliriz: Mesainin tanzimi, iĢ
bölümü, çalıĢkanlık, az uyuma, yardımlaĢma, bilimsel
çalıĢmalarda kullanılan tetkik metotlarının doğruluğu, tahkik
metotlarının doğruluğu, araĢtırma metotlarının doğruluğu vb.
28

vasıflar.
• “Ġnsan için, çalıĢmasından baĢka bir Ģey yoktur.” hakikatine
Batılılar davranıĢları ile uydukları için Allah onları bilimde
baĢarılı kılmıĢtır.
• Pozitivist ve natüralistlerin hakkı temsil edenlere galip
gelmelerinin nedeni, kullandıkları vesilelerin hak olmasıdır.
Bundan dolayı kazanan, pozitivist ve natüralistler değil; yine de
haktır.

BATILI
BĠLĠM ADAMLARINDAN BAZILARININ HAYATI
VE
MEġHUR OLMUġ ÖZDEYĠġLERĠ

Bana bir dayanma noktası gösteriniz. Dünyayı
yerinden oynatayım.
ArĢimet*
* Yunan matematikçi, fizikçi, astronom, filozof ve
mühendistir. Milattan önce 287 yılında doğmuĢtur.
Milattan önce 212 yılında ölmüĢtür. Hamamda
yıkanırken suyun kaldırma kuvvetini bulmuĢtur.
Bilime en büyük katkısı bu keĢfidir.


Ġnsan, hangi fen dalı ile fazla meĢgul olursa onda
fani olur.
Prof. Dr. Sir James Jeans*
(Sör Ceyms Jiyns)
(1877–1946)
29


*Sir James Jeans ikinci Einstein olarak bilinir. Esrarlı
Kâinat ve Etrafımızdaki Kâinat isimli eserleri Milli
Eğitim Bakanlığı tarafından tercüme ettirilip
yayınlanmıĢtır.

Modern ilimlere göre ısının değiĢmesi olayı son
noktasına ulaĢmıĢ değildir. ġayet böyle bir Ģey olmuĢ
olsaydı bugün biz yeryüzünde bulunup bu konu
üzerinde düĢünemezdik. Bu olay zamanla atbaĢı
yürümektedir. Bu sebeple evrenin bir baĢlangıcı
vardır.
Prof. Dr. Sir James Jeans*
(Sör Ceyms Jiyns)
(1877–1946)
* Ġngiliz fizikçi ve gök bilimci, en çok termodinamik ve
ısı konuları ile ilgilendi. “Etrafımızdaki Kâinat”
kitabı, termodinamik ve ısı konularıyla özellikle
ilgilidir.


Sözün kısası evrenin ezeli olması imkânsızdır.
Prof. Dr. Sir James Jeans

Gördüğümüz alev alev yanan güneĢ, pırıl pırıl
parıldayan yıldızlar ve çeĢitli hayat sahipleriyle dolup
taĢan dünyamız bütünüyle evrenin belirli bir
noktadan baĢladığını, muayyen bir zamanda var
30

olduğunu açıkça göstermektedir.
Prof. Dr. Frank Allen*
(Firenk Ellın)
(1908–2001)
* Kanadalı fizikçi, Ġskoçya‟da yaĢadı.


Evren sonradan meydana gelmiĢ bulunmaktadır.
Eğer maddenin baĢlangıcı olmasaydı (madde ezeli
olsaydı) termodinamik kıyametin çoktan kopmuĢ
olması lazımdı.
Prof. Dr. Frank Allen


BLAISE PASCAL (1623–1662)‟IN HAYATI

• MeĢhur Fransız matematikçisi, fizikçisi ve kimyacısıdır. Aynı
zamanda filozof ve yazardır.
• Maddenin boĢluklu yapısı üzerinde çalıĢmalar yaptı. 1647
yılında bu çalıĢmalarını “BoĢlukla Ġlgili Yeni Deneyler” ve “BoĢluk
Ġncelemesine GiriĢ” adlı kitaplarında yayınladı.
• Ġlk hesap makinesinin mucididir.
• Basınç üzerine çok sayıda çalıĢmaları vardır. Toriçelli (1608–
1647)‟nin varsayımlarını yaptığı deneylerle doğruladı.
• Uluslararası sistemde (SI) basınç ölçüsü birimi, pascaldır. Pa
kısaltmasıyla gösterilir. Pa tanımını Pascal (Paskal) Ģu Ģekilde
yapmıĢtır: 1 m
2
‟lik yüzeye dik doğrultuda etki eden kuvvet 1
Newton ise bu yüzeydeki basınç 1 pascal olur.
• 1652‟de manastıra kapanarak kendini ilme verdi. 1654‟te
yaĢadığı bir vecd hâlinden sonra kesin kararlar aldı. Bundan
sonra Pascal, bütün varlığıyla Tanrı‟ya yöneldi. Hayatındaki bu
31

kararından sonra yoğun bir Ģekilde bilimsel araĢtırmalarına da
devam etti.
• Descartes (Dekart), bilimin konusunu maddeyle sınırlandırmıĢtı.
• Hıristiyanlık tahrif olduğundan (bozulduğundan) ve tam hayatın
içinde olmadığından kilise teĢkilatı ilme karĢıydı. Kilise
teĢkilatında ilme karĢı olmayan, azınlık bazı kiĢiler de az da olsa
mevcuttu.
• Tahrif olmuĢ din ile bilim arasında Batı‟da uzun süren çatıĢmalar
yaĢandı. Sonunda bilim adamlarının bir kısmı yanlıĢ olarak din
ile bilim arasında ayrılık var sandılar. Böylece din–bilim
ayrıĢması gerçekleĢti.
• Aslında kilisenin yanlıĢlığına karĢın bilim adamlarında oluĢan
tepki, dine karĢı olduklarından değildi, zaruretten ileri geliyordu.
Descartes (Dekart) bu tepkiyi gösterenlerin baĢında gelen akılcı
insan olmasına rağmen “Allah vardır.” diyordu.
• Dekartçı düĢünceye, Kartezyen düĢünce baĢka bir ifade ile
Kartezyenizm denir. Kartezyen felsefe, din ile ilim ayrılmasını
netice vermiĢtir.
• O dönemde Kartezyenizm, pansuman tedavi olarak
mecburiyetten dolayı ortaya atılmıĢtı.
• Ġlerici ve gerici deyimleri ilk olarak Batı‟da kullanılmıĢtır.
Kilisedekilere ve kilise taraftarlarına gerici, kiliseye karĢı
gelenlere de ilerici denilmiĢtir.

BLAISE PASCAL‟IN MEġHUR OLMUġ
SÖZLERĠ

• “Between us and heaven or hell there is only life,
which is the frailest thing in the world.”
• “Bu dünya ile öbür dünya arasında çok ince bir
perde vardır, her an oraya da geçebiliriz veya
burada da kalabiliriz.”
Blaise Pascal
32



• “Faith certainly tells us what the senses do not, but
not the contrary of what they see; it is above, not
against them.”
• “Ġman bize kesinlikle aklımızın zıddını değil; aklın
gereğini hatta daha da üstünü söyler.”
Blaise Pascal


• “If you gain, you gain all. If you lose, you lose
nothing. Wager then, without hesitation, that He
exists.”
• “Kazanırsan, her Ģeyi kazanırsın. Kaybedersen,
hiçbir Ģey kaybetmezsin. Tereddüt etmeden, bahse
gir, ki O var.”
Blaise Pascal

Galilei Galileo (Geliley Gelileyo) (1564–
1642)‟nun Hayatı

• Ġtalyan astronom, matematikçi ve fizikçidir.
• Dinamik ilminin kurucusudur.
• Sıvılı termometrenin mucididir.
• Ġlk mikroskobun kâĢifidir.
• Dürbünü bulmuĢtur.
• En çok gök cisimleri üzerine çalıĢmıĢtır.
• Çevresine rağmen bilimsel mücadelesinde “Her Ģeye rağmen
dünya dönüyor.” demesiyle meĢhurdur.
• Dünyanın yuvarlak olduğunu keĢfeden bilim adamıdır. 1633‟te
“Dünya yuvarlaktır.” dediğinden engizisyon mahkemesine
33

çıkarılmıĢtır. Söyleminden vazgeçti gibi gözüktüğünden
giyotinden kurtulmuĢ; fakat bundan sonraki hayatı, ömrünün
sonuna kadar göz hapsinde geçmiĢtir.
• Bunun iki nedeninden birincisi kilisenin ilme karĢı oluĢudur.
Ġkincisi ise Galileo‟nin ilimle dini birleĢtirmek isteyen gerçekten
inançlı biri olmasıdır.

Galilei Galileo (Geliley Gelileyo)‟nun MeĢhur
Sözü

• “I do not feel obliged to believe that same God who
endowed us with sense, reason, and intellect had
intended for us to forgo their use.”
• “Allah bize verdiği bu aklı, akıldan istifa etmemiz
(vazgeçmemiz) için vermemiĢtir; Allah aklı bize
idrak edelim, muhakemeli ve mantıklı olalım diye
vermiĢtir.”
Galilei Galileo (Geliley Gelileyo)

ISAAC NEWTON (AYZIĠK NĠÜVTIN) (1642–
1724)‟IN HAYATI

• Ġngiliz fizikçisi, matematikçisi ve astronomudur.
• Newton çekim kanununu (evrensel çekim teorisi) bulmuĢtur.
Newton çekimi veya Newton kanunu olarak da adlandırılan bu
kanun Ģöyle ifade edilir: Gezegenler arasında kütleyle doğru,
aradaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olan bir çekim vardır.
• Aynı çekimi atomda da görüyoruz.
• Tarih ve dinle ilgili kitapları da vardır.
• Dinle ilgili eserleri, iki tanedir.
• Simya üzerine çalıĢmaları vardır.
34

• Yere düĢen bir elma gibi önemsiz bir olay, Newton‟da büyük
ilhamlara kapı aralamıĢtır.

ISAAC NEWTON (AYZĠK NĠÜVTIN)‟IN
MEġHUR SÖZÜ

• “Nature and nature's laws lay hid in night;
God said "Let Newton be" and all was light.”
• “Tabiattaki Allah‟ın kanunları karanlıktaydı (insanlar
tarafından bilinmiyordu); Allah Newton'a emretti ve
her Ģey aydınlandı (insanlar kanunlardan haberdar
oldu).”
ISAAC NEWTON (AYZIĠK NĠÜVTIN)


Albert Einstein
(Elbırt Aynsstayn)‟ın Hayatı
(1879–1955)

• 1905 yılında izafiyet (rölativite=görelilik) teorisini ortaya koydu.
• 1921‟de Nobel ödülü aldı.
• Yapay einsteinium elementine Albert Einstein‟ın adına izafeten
bu isim verilmiĢtir.
• Einsteinium elementinin atom numarası 99‟dur ve Es
sembolüyle gösterilir.
• Einstein atomu bir canavara kaptırdığını ancak HiroĢima ve
Nagazaki‟nin yerle bir olmasından sonra anlayabilmiĢtir.
Ağlayarak Japonyalı bilgin dostundan özür dilemiĢtir. Nükleer
enerji, Batılıların elinde akıl ve vicdanın kontrolünden çıktığı için
Japonya‟da dev Ģehirlerin yerle bir olmasına, binlerce insanın
ölmesine sebep olmuĢtur.
• Günümüzde de atom bombası, tehdit ve tedbir unsuru olarak
35

değiĢik ellerde tutulmaktadır.
• Bu bakımdan insan unsurunun iyi eğitilmesi gerekir. Akıl ve
düĢünce prensipleri üzerine oturtulan fen ve teknik; beraberinde,
insanlığı düĢünme ile kalp ve vicdan duyarlılığını da
getirebilmelidir.
• Maddenin dalga özelliği ile ilgili “süper sicim teorisi” veya
uluslararası ismiyle “superstring teorisi” 1915 yılında Einstein
tarafından keĢfedilen bir teoridir.

Albert Einstein (Elbırt Aynsstayn)‟ın MeĢhur
OlmuĢ Sözleri

• “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır.” (“Ġlimsiz din
topal, dinsiz ilim ise kördür.”)
Albert Einstein
(Elbırt Aynsstayn)

• “Kâinatın yaratıcısına olan inanç, ilmi araĢtırmanın
en kuvvetli ve en asil muharrik (tahrik eden,
harekete geçiren) gücüdür."
Albert Einstein

• “Allah zar atmıyor. Buna ikna oldum."
Albert Einstein

METAFĠZĠK AKLA TERS DEĞĠLDĠR

• Descartes, Gottfried Wilhelm Leibniz, Nicholas Malebranche
akılcı insandı ama “Allah vardır.” diyorlardı.
• Shakespeare ve Goethe de Allah‟a inanıyordu.
36

• Bunlar gibi baĢka Batılı düĢünürler de iman hakikatlerinin akla
ters olmadığını rahatlıkla her ortamda belirtebiliyorlardı.

“Cehalet Tanrı‟nın laneti olduğuna göre, bilgi
göklere uçabileceğimiz kanatlardır.”

William Shakespeare *
(1564–1616)


* Ġngiliz tiyatro yazarı ve düĢünürüdür.

“Mezardakilerin piĢman oldukları Ģeyler için
dünyadakiler birbirlerini yiyor.”

Johann Wolfgang von Goethe *
(1749–1832)

* Alman romancı, oyun yazarı, Ģair, hümanist, bilim adamı, filozof
ve politikacısıdır.

Gottfried Wilhelm Leibniz (1646–1716)

• Ünlü Alman filozofudur.
• Bilim dünyasının en önemli sistemci düĢünürlerindendir.
• Matematik, metafizik ve mantık alanlarında ileri sürdüğü yeni
düĢünce ve görüĢleriyle tanınır.
• Akılcı insandır ama “Allah vardır.” demektedir.

Nicholas Malebranche (1638–1715)

37

• Nicholas Malebranche, Fransız filozofudur.
• Malebranche, zihinle beden arasındaki gözle görülür bağın
Tanrı'nın müdahalesiyle kurulduğunu ifada eden okkasyonalist
görüĢü geliĢtirmiĢtir.
• Akılcı insandır ama “Allah vardır.” demektedir.
• Malebranche; “Tanrı, gücünü insana aktarmıĢ değildir. Bir Ģeyi
bildiğimiz zaman Tanrı'nın bildirmesiyle biliriz. Tanrı zihnindeki
ideaları bilir. Bizi aydınlatmak suretiyle insana herhangi bir Ģeyi
bilme olanağı veren Tanrı'dır.” demiĢtir.

MADDENĠN YAPISINDA VURGULANMASI
GEREKEN BAġLICA ÖGELER

• Maddenin yapısı taneciklidir.
• Maddenin yapısı boĢlukludur.
• Maddenin tanecikleri hareketlidir.
• Tanecikler arasında çekim kuvveti vardır.
• Tanecikler arasındaki mesafeler farklı farklıdır.
• Taneciğin fiziksel özelliği yoktur; tanecik hâl değiĢtirmez.

ATOM ALTI PARÇACIKLAR GÖRÜLEBĠLĠR
MĠ?
ATOM VE MOLEKÜLLER GÜNÜMÜZDE
GÖZLEMLENEBĠLĠR MĠ?

• 30 milyon defa büyülten STM (tarayıcı tünel mikroskobu) ile
atom ve moleküller görülebilmektedir.
• Bilgisayardaki renklendirme dıĢında, görülen gerçek görüntüdür.
• Kitaplardaki molekül modelleri yanlıĢtır, gerçek görüntü değildir.
• Atomlar yuvarlak olarak, moleküller de birbirine geçme modeli
Ģeklinde görülürler.
• Atom çapı 10
–8
cm olduğuna göre, atom mikroskopta 0,3 cm
38

büyüklüğünde görülür. Günümüzde çekirdek, proton, nötron,
elektron zaten görülemezler. Esirin de görülmesi mümkün
değildir. Ancak belirtilen ispat yollarıyla varlığına delil
getirilmektedir.
• Göremediğimiz, mikroskop veya X ıĢınlarıyla bile tespit
edemediğimiz madde de vardır. Bunlara ancak günümüzün
teknolojisi ile ulaĢılmaktadır.

PARTĠKÜL TEORĠSĠ
(ATOM ALTI PARÇACIKLAR VE ESĠR)

ESĠR ĠLE ĠLGĠLĠ BĠLDĠKLERĠMĠZ

• 19. asrın sonları ve 20. asrın baĢlarında bilim dünyasının yoğun
bir Ģekilde tartıĢtığı esirin varlığı konusunda günümüzün bilim
adamları arasında birlik olduğu söylenebilir. Yine de bazı
kiĢilerin kabul etmediğini söyleyebiliriz.
• Esir, atomdan çok küçüktür. Esirin de zerreleri vardır.
Günümüzün bilinen en küçük parçacığı, esirin zerreleridir.
• Önce esir, sonra atom var edilmiĢtir. Atom esirden yapılmıĢtır.
Atomun yapı taĢları esirdendir.
• Esir, atomların tarlasıdır. Esiri bir deryaya benzetirsek onda
yüzen varlıklar; atomlar, moleküller, iyonlar, formül–birimler ve
galaksiler olur. Yeryüzü de esir denizinde yüzen bir gemi gibi
düĢünülebilir.
• Esir, su gibi akıcıdır. Hava gibi nüfuz edicidir. Esirin nüfuz
etmediği madde yoktur.
• Isı, ıĢık, elektrik ve sesin yayılması esirin varlığını gösterir;
çünkü boĢlukta bunların yayılması düĢünülemez. Dolayısıyla
uzay boĢluğu yoktur. Uzayın derinlikleri, sonsuza kadar uçsuz
bucaksız bir boĢluk değil; uzay, kesinlikle esir maddesiyle
doludur. Gezegenler arasındaki çekme ve itme kanunları da
39

ancak esirin varlığıyla açıklanabilir. Yine uzay boĢluğu dıĢındaki
her çeĢit boĢlukta da esir vardır.
• Atomların yapı taĢı birdir. Proton, nötron ve elektronun farklı
adetlerinin bir araya gelmesiyle farklı atomlar ortaya çıkıyor.
Bunun gibi proton, nötron, elektron ve diğer atom altı
parçacıklarının da aynı yapı taĢının farklı adetlerinin bir araya
gelmesiyle ortaya çıktığını söyleyebiliriz.
• Buz ile su buharının birleĢmesinden su oluĢabiliyor. Bunun gibi
atom içinde de birleĢmeler, dönüĢümler ve eĢitlikler gerektiğinde
oluyor.

TANECĠK DÖNÜġÜMLERĠ, ENERJĠ VE ESĠR
ĠLĠġKĠSĠ

• Bu birleĢme, dönüĢüm ve eĢitliklerden bazıları Ģunlardır:
• Proton + Elektron → Nötron
• Nötron → Proton + Elektron
• Bu durum bize hem esir maddesinin enerji ile ilgili olduğunu
ispat eder. Hem de atomdaki taneciklerin yapı taĢının aynı
olduğu konusunda fikir verir.
• Esirde tabir caiz ise büyük bir enerji olduğu düĢünülüyor.
• Kandiller bir zaman zeytinyağı ile yakılır. Sonra petrol ve elektrik
enerjisi devreye girer. Petrolün devrinin bitmesi yakın görünüyor.
Yer ve gök hazinelerinin üstündeki perdenin kalkacağı ve yeni
enerji kaynaklarının açılacağı bir dönem beklenmektedir. O
dönemin ulaĢım vasıtaları temiz enerjiyle veya enerjiye bile
lüzum görülmeden çalıĢacaktır.
• Maddenin 4 hâli olduğu gibi esirin de hâlleri vardır.
• Maddenin hâllerinde formül aynı kalmakla beraber isimler ve
görünüĢler farklı oluyor. Su buharı, su, buz örneğinde olduğu
gibi gaz, sıvı ve katı üç tür maddenin de formülü H
2
O‟dur. Bunun
gibi esir maddesi de esir kalmakla beraber, diğer maddeler gibi
farklı Ģekil alabilir ve ayrı suretlerde bulunabilir.
• Hem madde esirden yapılmıĢtır hem de madde içinde esir
40

vardır.
• Esirin farklı Ģekillerinden bir kısmı tartı ve ölçüye gelir, bir kısmı
ise tartı ve ölçüye gelmez. Demek ki ölçülemeyen de bilim
oluyor. Esir, tartı ve ölçüye gelmeyen ortamları da oluĢturur.
Esir; madde ve mana âlemlerinin arasında bir yapıya sahiptir.
Bu nedenle esir maddesi, manevi varlıkların da yaĢama ortamı
olarak düĢünülebilir.
• Demek ki bilimin konusu maddeyle sınırlı değildir; metafizik de
bilim kabul edilmelidir. Esir ruha yakın bir yapıda olup vücudun
en zayıf mertebesidir. Esirle ilgili ortaya çıkacak ispatlar, bizi, din
ile ilmin buluĢtuğu noktalara götürebilir.
• Maddenin % 96‟sını oluĢturan ve günümüzde bilinmeyen madde
olan karanlık maddenin esir olabileceği düĢünülmektedir.


ATOM ALTI PARÇACIKLAR DA ESĠRDEN
YAPILMIġ OLABĠLĠR

• Esir maddesi atom altı parçacık olduğu gibi diğer atom altı
parçacıklar da esirden yapılmıĢ olabilir.
• Atom teorisini ilk ortaya koyan Yunan bilginleri maddenin en
küçük parçasının atom olduğunu söylerken bir Ġslam âlimi olan
Nazzam, maddenin sonsuz denecek ölçüde parçalanabileceğini
söylemiĢ ve günümüzün ilim adamlarından biri gibi
konuĢmuĢtur. Bugünün partikül teorisi perspektifinden atom altı
parçacıklar düĢünülerek bu meseleye bakıldığında Nazzam‟ın
12–13 asır önce, çok derin Ģeyler söylemiĢ olduğu iddia
edilebilir.

NAZZAM “MADDE, SONSUZ DENECEK
ÖLÇÜDE PARÇALANABĠLĠR.” DEMEKLE
NELERĠ SÖYLEMĠġTĠR?
41


• 1. Atomun parçalanabileceğini belirtmiĢtir.
• 2. Atom altı parçacıklara iĢarette bulunmuĢtur.
• 3. Maddenin bir baĢlangıçtan itibaren var olduğunu ifade
etmiĢtir.
• 4. Yarı ömürden söz ettiği düĢünülebilir.

HĠGGS PARÇACIĞI (HĠGGS BOZONLARI):
KEġFEDĠLMEMĠġ ATOM ALTI PARÇACIK

• Higgs parçacığı (Higgs bozonları), günümüzdeki madde
kuramının henüz keĢfedilmemiĢ taneciğidir. Higgs bozonları
atom altı parçacıklardandır.
• Higgs bozonlarının esir olabileceği düĢünülmektedir.
• Cenevre‟de Avrupa Nükleer AraĢtırma Merkezi (CERN)‟in yerin
altındaki büyük laboratuvarına dünyanın en büyük süper iletken
mıknatısı indirilmiĢtir. Mıknatıs, Büyük Hadron ÇarpıĢtırıcısında
(LHC) “parçacık çarpıĢtırma deneyi” için kullanılacaktır. Büyük
Hadron ÇarpıĢtırıcısının niçin inĢa edildiğini tek bir cümleyle
yanıtlarsak bu yanıt “Higgs bozonlarının keĢfedilmesi amacıyla
inĢa edildiği” Ģeklinde olacaktır.
• Higgs kelimesinin sözlük anlamı “çok büyük bir sıçrama”
demektir.

AVRUPA NÜKLEER ARAġTIRMA MERKEZĠ
(CERN)‟DEKĠ YÜZYILIN DENEYĠ

• CERN Cenevre‟dedir.
• CERN‟de 2008 yılının eylül ayında büyük bir deney
gerçekleĢtirilmiĢtir.
• CERN‟de görevli bilim adamlarının bazıları Türk bilim adamıdır.
Ancak CERN‟e üye değildirler.
• Maddenin baĢlangıcının olduğu, baĢka bir ifade ile maddenin
42

belli bir baĢlangıçtan itibaren var edildiği konusu, CERN‟deki
deneylerin sonucunda deneysel olarak da ispat edilecektir.
• Big Bang (Büyük Patlama) teorisine göre madde zaten ezelî
(öncesiz) değildir.
• Ġlk var ediliĢin nasıl olduğunu tam olarak bilemeyiz; çünkü
göklerin ve yerin yaratılıĢına Ģahit tutulmadık.
• Zamanı geriye götürüp bu gerçeğe Ģahit olma konusu ise..!

BĠG BANG (BÜYÜK PATLAMA) TEORĠSĠ

• Big Bang (Büyük Patlama) teorisi basitçe Ģöyle özetlenebilir:
13,7 milyar yıl önce evren bir nokta olarak var edildi ve
geniĢletildi. Bu teoriye göre evrenin bir baĢlangıç noktası vardır.
Bu baĢlangıç noktasından önce madde ve zaman yoktur.
• Evrenin baĢlangıç noktası denildiğinde, noktanın boyutunun
olmadığı bilinmelidir.
• Var ediliĢ ve geniĢleme, bir emirle baĢlamıĢtır ve devam
etmektedir.

ZIT ĠKĠZ ATOM ALTI PARÇACIKLAR

• Kâinatın herhangi bir noktasında bir partikül yaratılınca onunla
birlikte zıt ikizi de meydana gelir.
• Elektronun zıt ikizi pozitron, protonun zıt ikizi anti proton,
nötronun zıt ikizi anti nötron, nötrinonun zıt ikizi anti nötrinodur.

KUARK ADIYLA BĠLĠNEN ATOM ALTI
PARÇACIKLAR

• Kuarklar; proton ve nötronları oluĢtururlar.
43

• Kuark adı verilen partiküller de çiftler hâlindedir: Yukarı
kuark–aĢağı kuark, üst kuark–alt kuark, tuhaf (garip) kuark–
tılsım kuark.
• Kuarklar; hem elektromanyetik kuvvet, zayıf kuvvet ve
nükleer kuvvetin ortaya çıkmasına sebeptir hem de bunların
etkilerini duyarlar.
• Kuarklar belki de esirdir.

ANTĠ MADDE ADIYLA BĠLĠNEN ATOM ALTI
PARÇACIKLAR

• Bildiğimiz atoma karĢılık olarak çekirdeği negatif, elektronu
pozitif (pozitron) olan atomlar da vardır. Bu atomlardan oluĢan
madde; maddenin zıt eĢi veya anti madde olarak adlandırılır.
• Sebepler dünyasında her Ģeyin çift yaratılmıĢ olmasını, anti
madde ile evren bazında da görmüĢ oluyoruz.
• Madde, enerjinin yoğunlaĢmıĢ Ģekli olarak da tarif edilebilir ve
tekrar enerjiye dönüĢebilir.
• Fisyon ve füzyon reaksiyonlarında, kütlenin binde bir, on binde
bir gibi çok küçük bir kısmı enerjiye dönüĢür. Geri kalan
kısmından ise baĢka element oluĢur.
• Anti madde, kuantum mekaniğinin en sırlı konularındandır.
• Dünyada anti madde yoktur.
• Anti maddenin varlığı CERN‟de tanecik hızlandırıcılarda ortaya
konulmuĢtur. Atom altı parçacıkların ıĢık hızına yakın hızda
parçalanmasıyla CERN‟de çok küçük miktarda bir görünüp bir
kaybolan anti madde ispatlanmıĢtır.
• Anti madde bazı yıldız sistemlerinde bulunmaktadır.
• Evren var edildiğinde, eĢit miktarda madde ve anti maddenin
yaratıldığı tahmin edilmektedir.

ANTĠ MADDE NĠÇĠN BĠR GÖRÜNÜP BĠR
KAYBOLUYORDU? (DÜNYADA ANTĠ MADDE
44

NEDEN YOKTUR?)

• Beta bozunmasında, nötron protona dönüĢür ve dıĢarıya bir
elektron ile bir anti nötrino denilen tanecik neĢrolunur.
• Nötron → Proton + Elektron + Anti nötrino
• Bazı nadir izotoplarda ise çift beta bozunması görülür.
• Çift beta bozunmasında, nötronların ikisi birden aynı anda
bozunur. Ġki protona dönüĢür. Bu esnada iki elektron ile iki anti
nötrino yayılır.
• Çift beta bozunmasının farklı bir versiyonunda ise anti nötrino
oluĢmaz.
• Beta bozunmasında dıĢarıya bir anti nötrino neĢredilir. Çift beta
bozunmasında ise dıĢarıya iki anti nötrino neĢredilir. Bu; bir
nötronda bir anti nötrino bulunduğu anlamına gelir.
• 2Nötron → 2Proton + 2Elektron
• Çift beta bozunmasının farklı versiyonunda oluĢan anti nötrino
çekirdekten dıĢarı çıkamadan, çekirdekteki bir baĢka nötron
tarafından absorbe edilir. Bizim bunu gözlemimiz, anti
nötrinonun bir görünüp bir kaybolması Ģeklinde olur. Buna, anti
nötrinonun gizlenmesi de diyebiliriz. Dünyada anti maddenin
olmayıĢı, anti maddenin gizlenmesinden dolayı olabilir. ġayet
böyleyse; nötronun yapısında gizlenmiĢ anti nötrino maddenin
temel parçacıkları arasında ayrı bir yer alacaktır.
• Anti madde, tanecikler arasında müstakil olarak mevcut değildir.
• Anti madde, evrenin baĢlangıcında yüksek sıcaklık Ģartlarında
mevcuttu.

DÜNYADA NĠÇĠN ANTĠ MADDE YOKTUR?

• Anti madde ile madde birbirine temas ettiğinde her ikisi de
büyük bir enerji açığa çıkararak ortadan kaybolurlar.
• Madde ile anti madde karĢılaĢtığında; maddenin %100‟ü
enerjiye dönüĢür. Bu, patlayan bir hidrojen bombasının
bıraktığının, 143 katı fazla enerji demektir.
45

• ġayet dünyada anti maddenin gizlenmesi olmasaydı, dünya
olmayacaktı.

ELEKTRON ĠLE POZĠTRON BĠRBĠRĠNĠN ANTĠ
MADDESĠDĠR

• Elektron ve pozitron arasındaki temas neticesinde, 511000
elektron volt (eV) gibi enerjiye sahip gama ıĢınları meydana
gelir.
• e elektron, V ise volt demektir. eV elektron volt olarak okunur.
Bazı kitaplarda elektro volt olarak geçmektedir. Doğrusu
elektron volttur.
• Gama ıĢını, enerjisi en yüksek ıĢındır.
• Elektronun (madde) atom numarası –1, kütle atom numarası
0‟dır. Pozitronun (anti madde) atom numarası +1, kütle atom
numarası 0‟dır.
• Ġkisini topladığımızda atom numarası da kütle atom numarası da
0 olan gama ıĢını oluĢur ve enerji açığa çıkar.

ATOM ALTI TANECĠKLERĠN DĠLĠ

• Atom altı tanecik araĢtırmalarında daha derinlere inildikçe, çok
küçük kütleli, kütlesiz, çok hızlı ve çok kısa ömürlü taneciklerin
varlığı bize Ģunları düĢündürüyor:
• Madde her an, sanki varlık–yokluk sınırından ve hatta yokluktan
var ediliyor.
• Atom altı dünyası sabit ve hareketsiz değildir. Var edildikten
sonra kendi hâline bırakılmamıĢtır.
• Bu kadar küçük, hızlı, her an oluĢan ve baĢka Ģeylere dönüĢen
bu kadar çok taneciğin var edilmesi bizim, büyüklüğü, ilmi,
hesabın inceliğini ve sonsuzluğu anlamamız içindir.

46

ETER VE ETER ALTI ADIYLA BĠLĠNEN ATOM
ALTI PARÇACIKLAR

• Küçük âlem diyebileceğimiz atom altı partiküller, değiĢik
çevrelerde eter, eter altı gibi adlarla da anılmaktadır.
• Eteri bazıları kabul eder, bazıları kabul etmez.

MUON ADIYLA BĠLĠNEN ATOM ALTI
PARÇACIKLAR

• Uzaydan dünyaya gelen muon adı verilen parçacıklara da atom
altı parçacık denebilir.

FOTON (IġIK PARÇACIĞI), ÖZELLĠKLERĠ VE
GÖREVĠ

• Foton adı verilen parçacıklara da atom altı parçacık denebilir.
• Foton, evrenin en hızlı parçacığıdır. Kütlesiz ve elektrikçe
yüksüzdür. Saniyede 300 milyon km yol alır.
• Fotonun görevi, güneĢteki enerjiyi dünyaya taĢımaktır.
• Elektromanyetizmanın taĢıyıcısıdır.
• Elektrik yüklü parçacıklar üzerine etkir.

FOTONUN MEYDANA GELĠġĠ

• Ġlk var edildiği yer, güneĢin merkezidir. GüneĢin merkezindeki
sıcaklık 15 milyon °C‟tır.
• GüneĢin merkezinde var edilen her bir foton ilk baĢta yüksek
enerjiye sahiptir.
• Fotonlar güneĢin merkezindeki çarpıĢmalar sonucunda soğur.
Böylece farklı özellikte, düĢük enerjili birçok değiĢik foton
meydana gelir.
47

• GüneĢten çıkan foton, yaklaĢık 8,5 dakikada dünyaya ulaĢır.
• Foton çeĢitlerinden zararlı olanları, dünyamıza ulaĢamaz. Ozon
tabakası, bunları tutmakla görevlidir.
• GüneĢte füzyon sonucu 4 adet hidrojen çekirdeğinden, 1 adet
helyum çekirdeği oluĢur ve 2 adet pozitron meydana gelir.
Böylece her saniye 564 milyon ton H (hidrojen) elementi, He
(helyum) elementine dönüĢmüĢ olur.
• Bu dönüĢüm esnasında güneĢ, her saniye kütlesinden E=mc
2

formülüne göre 4 milyon ton kaybeder.
• Bu azalan kütle enerjiye dönüĢtürülür.
• GüneĢ enerjisi hâlinde dünyamıza gelir.
• Foton ve nötrinolar da böylece meydana gelir.
• Fotonlar çeĢitlidir.

FOTON (IġIN) ÇEġĠTLERĠ

• Alfa ıĢını (kozmik ıĢın), beta ıĢını ve gama ıĢını
• X ıĢınları
• Ultraviyole (mor ötesi) ıĢınlar
• Görünen ıĢık
• Ġnfrared (kızıl ötesi) ıĢınlar: IR ıĢını
• Mikro dalgalar
• Radyo dalgası
• Lazer ıĢını

GÖZÜN ALGILAYABĠLDĠĞĠ IġINLAR

• Nanometre, nm kısaltmasıyla gösterilir.
• 1 nm = 1 milimikron = 10 angström
• 1 milimikron = 10
–3
mikron
• 1 mikron = 10
–3
mm
• 1 mm = 10
–3
m
• Gözün algılayabildiği ıĢınlar 380 nm ile 780 nm arası dalga
boyundaki görünür ıĢınlardır.
48


NÖTRĠNO
• Nötrino atom altı parçacıklardandır.
• Nötrino da; fotonlar gibi, güneĢte, hidrojenin helyuma dönüĢmesi
anında, maddenin enerji karĢılığı olarak meydana gelir.

GULON

• Atomun yapısında gluon adı verilen parçacık da belirlenmiĢtir.
• ġiddetli çekirdek kuvveti, gluon diye bilinen sekiz parçacık
tarafından taĢınır.
• Kütlesiz ve elektrik yüksüzdür.
• Elektromanyetik kuvvet ve zayıf kuvvete karĢı duyarsızdır.

LEPTON

• Çekirdek kuvvetinden etkilenmez.
• YalıtılmıĢ bireyler olarak gözlemlenir.

KARANLIK MADDE

• Maddenin % 96‟sının ne olduğu günümüzde bilinmiyor. Buna
karanlık madde denmektedir.

KARANLIK ENERJĠ VE KARANLIK MADDE

• Bir görüĢe göre de bilinmeyen % 96‟nın; % 70‟i karanlık enerji,
% 20‟si ise karanlık maddedir.
• Evrendeki maddenin sadece % 4‟ünün ne olduğu bilinmektedir.
• Varlığın gözlemlediğimiz kısmı; bütününe göre çok azı, ufak bir
parçasıdır.
• Atom altı parçacıklarla ilgili ortaya konan günümüzün partikül
teorisi, perdenin arkasında daha nice varlıklar olabileceğini
49

kanıtlamaktadır.

IġINLAMA GERÇEKLEġECEK MĠ?

• Günümüzde ses nakli radyoyla, görüntü nakli de televizyonla
gerçekleĢmiĢ oldu.
• Radyo ve televizyon ile yapılan suretin naklidir.
• Henüz aynen nakil olmamıĢtır. Gelecekte daha çok ıĢınlama
konusu üzerinde çalıĢmalar olacaktır.
• Gerçi radyo ve televizyonun ileri dereceleri konusunda da daha
yapılacaklar vardır.
• ġayet çok çalıĢırsak, yakın bir gelecekte, zemin yüzünü; her
tarafı, her birimize görülen ve her köĢesindeki sesleri herkes
tarafından iĢitilen bir yer konumuna getirebiliriz.
• IĢınlama konusu bize, Ģu an için mümkün olamayacakmıĢ gibi
geliyor; çünkü cisimler hareket ettikleri yönde boylarından
kaybetmekte ve ıĢık hızına çıkınca da yok olmaktadırlar. Bu
durumda insanın kalbi ve nabzı nasıl olur bilinemez...!
• Ancak gelecekte ilimler çok geliĢecektir.
• Bu geliĢmeler, beraberinde birçok sürprizi de getirecektir.
• Teknik ve teknoloji ilerledikçe, Ģimdi bize imkânsızmıĢ gibi gelen
olaylar gerçekleĢecektir.
• Uzak mesafelerden eĢyayı aynen hazır etmek, mümkündür.
KiĢisel çabalarla o noktaya yetiĢilmezse de, insanlığın ortak
çalıĢmasıyla yetiĢilebilir. Maddeten eriĢilmezse de, manen
eriĢilebilir.

MADDENĠN IġIN HÂLĠ

• Plazma hâl veya akkor hâl de denir.
• Plazma hâli, her maddede vardır. Plazma hâline geçiĢ; her
maddede, her zaman, belirlenen ve planlanan düzeyde
olmaktadır.
• Ġnsanın plazma hâlinden etkilenmesi; solunum yoluyla veya
50

deriden doğrudan kana geçmek suretiyledir. Havadan beslenme
konusu, maddenin plazma hâliyle ilgilidir. Plazma hâli havayla
karıĢınca ve solununca tedavi eder.

MADDENĠN IġIN HÂLĠNĠN DELĠLLERĠ

• Altın gibi kıymetli metaller ve yakut gibi kıymetli taĢlar, maddenin
4. hâli olan ıĢın hâline kolay geçerler. Eskiden beri, deriye temas
ederek kana geçmek suretiyle veya temassız solunum yoluyla,
koruyucu hekimlikte ve tedavide kullanıldığı bilinmektedir.
Madde ıĢın hâline geçince kütlesinden kaybetmez; çünkü ya
hava ve suda Ģarj olur, ya da hassas tartım aletleriyle bile kütle
kaybı ölçülemez.
• Cisimlerin ileride ıĢınlanabileceğinden söz edilmektedir.
• Esir maddesinin farklı durumlarından bir kısmı tartı ve ölçüye
gelir, bir kısmı ise gelmez. Demek ki ölçülemeyen de madde
oluyor ki; bu konunun ıĢın hâliyle iliĢkisi olabilir.
• Uzayın derinlikleri, sonsuza kadar uçsuz bucaksız bir boĢluk
değildir; uzay, kesinlikle esir maddesiyle doludur. Uzayda
maddenin ıĢın hâlinin olduğuna dair görüĢler vardır.

MADDE TRANSFERĠ HANGĠ SICAKLIKTA
OLACAK?

• Madde transferinin sıfır kelvin sıcaklığında olacağı öngörülüyor.
0 K bilindiği gibi en düĢük sıcaklıktır. Günümüzde 0 K‟e
inilememiĢtir.
• Sıcağın yakması gibi soğuğun da yakması vardır. Buna
“bürüdetiyle ihrak etmek” baĢka bir ifadeyle “soğukluğuyla
yakmak” denir.
• Demek ki soğuğun da yakacağı bir sıcaklık derecesi vardır. KıĢ
mevsiminin en soğuk günleri olan zemheride soğuğun
yakmasını görüyoruz.
51

• Maddenin ıĢın hâli, yüksek sıcaklıkta olmakla beraber her bir
sıcaklıkta da olur; maddenin diğer üç hâli için de bu böyledir.
• Öyleyse en düĢük sıcaklıkta da plazma hâli olabilir. Belki de 0
K‟e eriĢebildiğimizde madde transferini de gerçekleĢtirmiĢ
olacağız.
• Madde transferi (maddenin ıĢınlanması) için maddenin ıĢın
hâlinde olma gerekliliği bilinmektedir.

TAKYON (TACHYON)

• Takyon, Latincede “çok hızlı” demektir. Takyonlar ıĢıktan hızlı,
kütlesi eksi, boyutları sıfırdan küçük olan atom altı
parçacıklardır. Takyonların keĢfi, enerjinin ıĢıktan hızlı
gidebileceğini göstermiĢtir.

MADDE NAKLĠ OLMASI ĠÇĠN ĠZAFĠYET
(RÖLATĠVĠTE=GÖRELĠLĠK) TEORĠSĠNĠNĠN
GEÇERLĠLĠĞĠNĠ YĠTĠRMESĠ MĠ GEREKĠR?

• Cisimlerin hareket ettikleri yönde boylarından kaybedeceklerini
ve ıĢık hızına eriĢince de yok olacaklarını belirtmiĢtik.
• Einstein‟ın izafiyet teorisine göre ise, ıĢık hızına eriĢen bir cismin
kütlesi sonsuz oluyordu. Günümüzde böyle olmadığı ortaya
çıkmıĢtır. IĢık hızının aĢılmasıyla, kütlenin sonsuz olmadığı ispat
edilmiĢtir.


GYRON (JAYRON) DENĠLEN ATOM ALTI
PARÇACIK

• Bazı bilim adamlarına göre gyron (jayron) denilen atom altı
parçacık, esir maddesinin temelini teĢkil eder ve evrenin en
52

küçük parçacığıdır.
• Bir adet atomda yaklaĢık 1020 gyron vardır.

ESĠRĠN BĠLĠM DÜNYASINCA 1990‟LI YILLARA
KADAR KABUL EDĠLMEMESĠNĠN NEDENLERĠ

• BirleĢik Alan Teorisi‟nde hata yaptığını sonradan Einstein‟ın
kendisi de kabul etmiĢtir. Buna rağmen fizik dünyası Einsteinizm
diyebileceğimiz görüĢ dıĢındaki her görüĢe karĢı uzun süre
kapalı yaĢamıĢtır. Bu sebeple de esir ile ilgili çalıĢmalar 1990‟lı
yıllara kadar yayımlanamamıĢtır.

ESĠR MADDESĠNDEN SÖZ EDEN BAġLICA
BĠLĠM ADAMLARI

PROF. DR. PAUL DĠRAC (1902–1984)

• Prof. Dr. Paul Dirac, fizik profesörüdür.
• Prof. Dr. Paul Dirac, esir maddesinin kabul edilmesi sonucunda
ilmî görüĢlerde yeni değiĢiklikler olacağını ve ucuz enerji
üretiminde faydalar elde edileceğini belirtmiĢtir.
• Prof. Dr. Paul Dirac, her yanı kaplayan ve hareket eden bir
tanecik denizinden söz etmiĢtir.
• Prof. Dr. Paul Dirac, 1933'te Schrödinger ile beraber Nobel Fizik
Ödülü almıĢtır.

PĠTTSBURGH ÜNĠVERSĠTESĠ'NDEN DR.
FRANK M. MENO (1934–…)

• Pittsburgh Üniversitesi'nden Dr. Frank M. Meno adlı bilim
adamının esir maddesiyle ilgili hipotezi vardır. Dr. Meno, esir
53

üzerindeki çalıĢmalarına 1961 yılında baĢlamıĢtır. 1990 yılında
Kanada'da "Physics Essays" isimli uluslararası bir dergide esirle
ilgili yazısı yayımlanmıĢtır.
• Dr. Meno'nun teorisine göre; gyron (jayron) denilen atom altı
parçacık esir maddesinin temelini teĢkil eder. Gyron küresel
değildir. Ġki ucu sivri ve ortası dar bir kalem Ģeklindedir. Kâinatta
her Ģey bu maddeden ve bu maddenin dinamiğinden ibarettir.
Bir adet atomda yaklaĢık 1020 gyron vardır. Dolayısıyla evrenin
en küçük parçacığı gyrondur. Dr. Meno„ya göre; esirin uygulama
alanları ileride; telepati, düĢünce akıĢı, iletiĢim, enerji kontrolü,
tıbbi tedavi gibi alanlar olacaktır.

Rus Fizikçi Nikolai Aleksandrovich Kozyrev
(1908–1983)

• "Rusya'da Tanrıya DönüĢ" isimli kitabında Rus fizikçi Nikolai
Aleksandrovich Kozyrev, esir maddesinden söz etmektedir.
• Ayrıca zamanı bir madde olarak ele almakta ve ona enteresan
özellikler yüklemektedir.

ESĠR MADDESĠNĠN BĠRKAÇ CÜMLE ĠLE
FARKLI TANIMLARI

• Esir gayet latif, nazenin, itaatkâr bir icraat sayfasıdır.
• Emirlerin nakil vasıtasıdır.
• Tasarrufun zayıf bir perdesidir.
• Yazıların latif bir mürekkebidir.
• En nazenin bir icraat hullesidir.
• Sanat eserlerinin mayasıdır.
• En küçük maddelerin yaratıldığı bir ham madde ve bir tarladır.
• Atomlar esir maddesinden yaratılmaktadır.

54

ESĠR MADDESĠNĠN YOKLUĞUNU ĠSPAT ĠÇĠN
YAPILAN DENEYĠN HATALI BĠR DENEY
OLDUĞU AÇIĞA ÇIKMIġTIR

• Michelson ve Morley, kendi isimleriyle anılan meĢhur
Michelson–Morley deneyini yapmıĢlardır.
• Bu deney, esir maddesinin yokluğunu ispat için yapılmıĢtır.
• Sonraki yıllarda deneyin hatalı olduğu ispatlanmıĢtır.

ESĠR MADDESĠ ÜZERĠNDE ÇOK
DURULMASININ SEBEBĠ

• Kimyacılar ve fizikçiler esir maddesine özel bir önem
vermelidirler.
• Esirle ilgili keĢif ve buluĢlar, enerji probleminin çözülmesinde
yenilik getirecektir. Çaresi bulunmamıĢ bazı hastalıkların
tedavisinde rol oynayacaktır.
• Yerlerin ve göklerin insanlık için bütün hazinelerini açması belki
de bu yolla olacaktır...

MADDENĠN ĠKĠ KARAKTERĠ

1. TANECĠKLĠ YAPI
2. DALGA KARAKTERĠ
• Atom ve daha küçük boyutlara inildiğinde maddenin tanecik
özelliğinin yanı sıra dalga özelliği de deneylerle gözlemlenebilir.
• IĢık da madde gibi hem tanecik hem de dalga özelliğine sahiptir.

MADDENĠN DALGA KARAKTERĠ

• Atom ve daha küçük boyutlara inildiğinde maddenin tanecik
özelliğinin yanında dalga özelliği de deneylerle
55

gözlemlenmektedir.
• Mesela; atomdaki elektron ispat edilirken elektronun dalga
özelliğinden yararlanılır.

SEMANIN MEKFUF MEVC OLMASI

• Mevc, dalga demektir.
• Mekfuf kelimesinin değiĢik anlamları vardır. Her bir anlam
dalganın farklı bir yönünü, değiĢik bir özelliğini, ayrı bir
karakterini açıklar.
• Sema, mekfuf mevc özelliğine sahiptir.
• Sema; dalgaları kararlaĢmıĢ, durgunlaĢmıĢ, sakin hâle gelmiĢ
bir denizdir.

DALGANIN ÖZELLĠKLERĠNDEN BAZILARI:
KARARLAġMAK, DURGUNLAġMAK, SAKĠN
HÂLE GELMEK

• Evren, dalgalardan meydana gelmiĢ bir denizdir. KararlaĢmak,
durgunlaĢmak, sakin hâle gelmek; dalganın baĢlıca
özelliklerindendir.

SCHRÖDĠNGER, KARARLAġMIġ
DALGALARDAN SÖZ EDER

• Kuantum mekaniğine göre belli bir hıza sahip olan her kütleye
karĢılık olan bir dalga vardır.
• Dalga boyu Broglie'nin ortaya koyduğu denklemle
hesaplanabilir.
• Mesela; 1 cm/s hıza sahip bir elektron dalgası yaklaĢık 7 cm
boyundadır.
• Hız arttıkça dalga boyu kısalır.
56

• Daha karmaĢık sistemlerde dalga özellikleri, Schrödinger‟in
bulduğu “Schrödinger denklemi” ile ifade edilir.
• Schrödinger, kararlaĢmıĢ dalgalardan söz eder.

Broglie (1892–1987) ve Schrödinger (1887–
1961) Kimdir?

• Broglie, 1929 yılı Nobel ödülü sahibidir. Fransız fizikçidir.
• Schrödinger, kuantum mekaniğine olan katkılarıyla, özellikle de
1933'te kendisine Nobel ödülü kazandıran “Schrödinger
denklemi” ile tanınır. Avusturyalı fizikçidir.

DALGA ÖZELLĠKLERĠNĠN DAHA FAZLASINI
ÖĞRENMEMĠZ YASAKLANMIġTIR

• Mekfuf kelimesinin bir manası da “yasak edilmiĢ veya
menolunmuĢ” demektir.
• Mekfuf mevc, yasak edilmiĢ dalga anlamındadır.
• Kuantum mekaniğinde dalga özelliklerinden en önemlisi;
dalganın konum ve momentum bilgilerinin, belli bir sınıra kadar
ölçülebilir olmasıdır.
• Dalga özelliklerinin daha fazlasını öğrenmemiz yasaklanmıĢtır.
Fiziksel olarak da bu zaten mümkün değildir. Buna “Heisenberg
belirsizlik ilkesi” denir.
• Bu özellik aynı zamanda, mutlak determinizmi reddeder ve
kader gerçeğine kapı aralar.

Süper Sicim Teorisi (Superstring Teorisi)

• “Süper sicim teorisi” veya uluslararası ismiyle “superstring
teorisi” maddenin dalga özelliği ile ilgilidir. Bu teoriye göre
maddenin en temel özellik parçacığı sicimlerdir. Kütle ve elektrik
yükü gibi özellikler, sicimlerin belli salınımları ile ortaya çıkar.
57

Dolayısıyla bir dalga hareketi söz konusudur. Sicim teorisi; açık
sicim ve kapalı sicim olmak üzere iki ana gruba ayrılır.

AÇIK SĠCĠM TEORĠSĠ VE KAPALI SĠCĠM
TEORĠSĠ

• Açık sicim teorisine göre, sicimlerin uçları hem birleĢebilir hem
de ayrılabilir. Kapalı sicim veya açık bir sicim Ģekli olabilir.
• Kapalı sicim teorisinde ise sicimin açılabilme özelliği yoktur. Her
zaman kapalı bir halka görünümündedir. Zaten mekfuf
kelimesinin bir diğer anlamı da “kulplarından sıkıca bağlanıp
heybe gibi asılmıĢ” demektir.
• Düğümün açılıp kapanabilme özelliği göz önünde tutulduğunda,
açık sicim teorisinin tercih edildiği düĢünülebilir.

DÜRÜLMÜġ DALGA KARAKTERĠ (ÜÇ BOYUT
DIġINDAKĠ DĠĞER BOYUTLARIN ÜÇ BOYUT
ĠÇĠNDEKĠ DÜRÜLMÜġLÜĞÜ)

• Mekfuf kelimesi, “dürülmüĢ” anlamına da gelmektedir. Süper
sicim teorisi için üç boyut (buut) yeterli değildir, ek boyutlar
gerekmektedir. Ek boyutlar, dürülmüĢ bir vaziyette bildiğimiz üç
boyutta gizlenmiĢtir. Bu görüĢ, bu konudaki en yaygın yorumdur.
• 3 boyutlu bir âlemde yaĢamaktayız. 4. boyut, itibari hat
dediğimiz zamandır. Ġçine zamanı da alan 5. boyut da vardır.
Zaman, itibari bir Ģeydir; hakiki vücudu yoktur. Zamana değer,
hayatiyet ve canlılık kazandıran Ģey, o zaman zarfı içinde
yapılan iĢlerdir. Einstein, hem bu boyutlardan hem de 6.
boyuttan söz etmiĢtir. Einstein‟ın iddia ettiği bu 6. boyut, seyr ü
seyahat olarak bilinir.
• Mekfuf kelimesinin “dürülmüĢ” anlamında da; maddenin dalga
karakterine, süper sicimlere ve 3 boyut dıĢındaki diğer boyutlara
58

çarpıcı bir iĢaret görülmektedir.
• Süper sicim teorisi, 1915 yılında Einstein tarafından bulunan bir
teoridir.
• Diğer âlemde insanın görmesi ise belki 100 boyutlu olacaktır.
Ġnsan öbür dünyada bir Ģeyi aynı anda 100 boyutlu olarak görüp
hissedebilecektir.
• Sonuç olarak kuantum mekaniğine göre, evrendeki her bir
zerreye karĢılık gelen bir dalga vardır. Evren, bu dalgalardan
meydana gelmiĢ bir denizdir.

KĠMYANIN GELĠġĠMĠ ĠÇĠN KĠMYA DĠLĠNĠ
OKUMAK VE DOĞRU ANLAMAK GEREKĠR
(BAġARILI BĠR KĠMYACININ ÖZELLĠKLERĠ)

• Maddenin birbiriyle uyumunu ve iliĢkisini
• Ġntizamını
• Ahengini
• Bizimle iliĢkilerini
• Ġçerdikleri fayda, önem ve gereklilikleri fark edebilmelidir.
• Maddenin emrimizde olduğunu anlamalı, duymalı ve görmelidir.
• Evrendeki nizamın taĢıyıcısı olan ve arz etmekle görevli bulunan
fizik ötesi varlıkların saflığında olmalıdır.
• Maddenin sırlarını aklımızla görme azmimiz, her an devam
etmeli ve bizimle beraber olmalıdır.
• Doğal dengenin kimyası iyi bilinmelidir.
• Bütün bunlar yapılırsa kimya ilmine karĢı tavır alınmamıĢ,
düĢmanlık vaziyetini takınılmamıĢ olur.
• Kimyacı, inandığı değerleri bozacak Ģeyleri müthiĢ feraset ve
marifetiyle hemen ayırt edebilmelidir.
• BaĢkalarına ait yanlıĢ bilgi kırıntıları ile zihnini ve hafızasını
kirletmemelidir.
• Zihni temiz, duru ve diri olmalıdır.
• Anlama ve yorumlama konusunda kimyanın temel
59

kaynaklarından faydalanmalı, baĢka yanlıĢ kaynaklara müracaat
etmemelidir.
• Merak ilmin hocasıdır. Merak edene teveccüh olur, merak
karĢılıksız kalmaz.
• Bilimsel çalıĢmalardaki ilk Ģart; bakıĢtaki derinlik olduğundan,
kimyacı bir Ģeyler keĢfedeceğine itimat ederek, tam bir
inanmıĢlık içinde maddeye bakmalıdır. Böylece ilim hazinesi
açılır; sırlar paylaĢılır.
• Gerçek bir kimyacının kimyaya yaklaĢımı, natüralistler gibi
değildir. BaĢarılı bir kimyacı, kimya ilmine zemin teĢkil edecek
kanunların; doğru okunmasının, doğru anlaĢılmasının ve arka
planlarının ne gösterdiğinin bilinmesinin çok önemli hususlar
olduğunun bilincindedir.
• Ġnsan gerçek kimya ilmini, evreni okuyarak elde eder. Elde ettiği
bu ilim neticesinde de kendini tanır (tümevarım). Veya değiĢik
bir yolla önce kendini tanır. Sonra evreni okuyarak gerçek kimya
ilmini elde eder (tümdengelim).
• Kimya tanımları; efradını (bütün fertlerini) cami (içeren),
ağyarına (kendinden baĢka olanlarını) mani (engel) olmalıdır.
• Kimyanın kendine özgü dili dinlenmelidir. Bu sayede kimya ilmi
evham olmaktan, ondaki hikmetler de abese dönüĢmekten
kurtulur.
• Zihnin darlaĢmaması, aklın göze inmemesi için kimya ilmi ruhlu
olmalı, ruha da bilimsel olgunluk kazandırılmalıdır. Böylece
kimya ilminden beklenen gaye yerine gelmiĢ olacaktır.
• Hedefi ve gayesi belli olan kimya bilgi ve kazanımları; insanı
doğruya, varlığın hakikatini keĢfetmeye götürür ve insanın kendi
özünü tanımasına yardımcı olur. Bu nedenle bilmenin ne
anlama geldiğini ve ne demek olduğunu anlayarak, kendi
özümüzü keĢfedip, potansiyelimizi ustalıkla harekete
geçirmeliyiz.
• Ġnsanlık, her geçen gün biraz daha fazla ilim ve fenne
dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden ve fenden alacaktır. Karar
mekanizmaları, güç ve kuvvet; ilmin eline geçecektir. Bu
sebeple ilme sahip çıkmalı; ilmin hikmet olarak kalması, zulmet
60

ve abesiyete dönüĢmemesi için çok çalıĢmalıdır.
• Vicdan kültürü de dediğimiz marifet, bilginin tabiata mal
edilmesiyle kazanılır.
• Meseleleri sürekli olağanüstülüklere bağlamak kâinat kitabını
anlayamamanın ifadesidir.

KĠMYA ĠLMĠ GELECEKTE DAHA DA
GELĠġECEKTĠR

• Gelecekte kimya ilmi çok geliĢecektir. Ġnsanlar, her geçen gün,
kimya ilmine daha çok önem vereceklerdir.
• Ġleride kimya ilminde daha da inkiĢaf oldukça, insanlar her Ģeyi
daha net, daha açık ve seçik göreceklerdir.

KĠMYA ĠLMĠNĠN AÇIKÇA GÖSTERDĠĞĠ
GERÇEK

• Her Ģey, belli bir hesap ve planla yerli yerine konmuĢtur.
• Zaten kimyager, her şeyi yerli yerine koyandır.
• Bu yerli yerinde oluĢtan hiçbirisini tesadüflere vermek mümkün
değildir.
• Kimya ilmi bize bu gerçeği açıkça gösterir.

KĠMYA FENNĠ

• Kimya dili ile evrene bakılmalı ve evrenin sayfaları okunmalıdır.
O zaman akılları hayrette bırakan yüksek nizam görülür.
• Tek bir kimyacının fikri ve bakıĢı yüksek nizamı bulmakta
yetersiz kalır. Zaten bir tek Ģahıs, kimyanın her alanında ihtisas
sahibi de olamaz.
• Kimya fenni de her fen gibi fikirlerin birleĢmesinden ortaya
çıkmıĢ, zamanın geçmesiyle de geliĢmiĢtir.
• Kimya fenni, gözlemlediğimiz nizamın bir kısmını içerir.
61

• Kimya fenni de her fen gibi evrende yüksek bir nizamın
bulunmasına bir delildir.
• Kimya fenninin rapor ettiği nizam maddedeki fayda ve menfaatle
ilgilidir.
• Kimyanın lisanı bizi büyülemelidir. Öğrendiklerimiz bize cazip ve
orijinal gelmelidir. Bu konulardaki konsantremiz tam olursa,
sürekli huzurlu oluruz. Böylece hem stres yenilmiĢ hem de
kinetik enerji dengelenmiĢ olur.

2. KĠMYANIN TEMEL
KANUNLARI

KĠMYA TEORĠLERĠ

• Bütün teorilerde olduğu gibi kimya teorileri mutlak doğru
olmayabilir.
• Ġleride doğru olmadığı anlaĢılacak bir teoriyi iĢlemek insanı
sorumlu yapar.
• Teori (faraziye), her ne kadar birtakım ön bilgilere dayansa da,
temelde, tecrübe edilmemiĢ görüĢler, iddialar demektir.

KĠMYA KANUNLARI

• Her kanunda olduğu gibi kimya kanunlarında da kanunların
zihnimizde varlıkları söz konusudur. DıĢla ilgili bir varlıkları söz
konusu değildir.
• DıĢla ilgili varlıkları olsaydı, örneğin; atomun içinde hem itme
hem de çekme kanunundan söz edemeyecektik; çünkü bunlar
birbirine zıt kanunlardır. Aynı yerde bulunmaları hayret vericidir.
• Bu kanunlardan söz ettiğimize göre varlıkları zihnimizdedir.
62

• Kanunların nasıl gerçekleĢtiğinin anlaĢılması veya kanunun bir
isimle ifadesi, olayın harikalığını azaltmaz.
• Kanun, kanun koyucuyu gerektirir ve kanun koyucuyu görmeden
kanunları varlığın esası, meydana getiricisi saymak, Ģu
örnekteki duruma benzer:
• Akılsız bir adam büyük bir saraya girer. MuhteĢem bir mimari
eser olan sarayın çok muhteĢem donatılmıĢ olduğunu görür.
Koltuk, masa, sandalye, vazo, çiçek, tablo, soba, kalorifer vb.
her Ģey yerli yerindedir. Bu akılsız adam, böyle bir tefriĢatı kimin
yaptığının merakı içinde sarayın içini dolaĢır, fakat kimseyi
göremez. Masanın üzerinde bir kitap bulur. Kitapta, sarayın
tefriĢ programı yazılıdır. Akılsız adam, kimseyi göremediğinden
"Bu sarayı böyle güzel döĢeyen, iĢte bu kitaptır." der.
• Bir sarayın tefriĢi, onu tarif eden kitaba verilebilir mi?
• Aynı Ģekilde bir makinenin yapımı ve çalıĢması, o makinenin
iĢletim kılavuzuna verilebilir mi?
• Kanunlar; sonsuz bir kuvvetin eseridir.

HER BĠR FEN DALI GĠBĠ KĠMYA ĠLMĠ DE BĠZE
NEYĠ ÖĞRETĠR?

• Her bir fen dalı gibi kimya ilmi de kendi nevindeki düzenliliği ve
intizamı gösterir; her Ģeyin hikmet üzere konulduğunu,
faydasızlık ve abes olmadığını bize öğretir.

KĠMYA PROBLEMLERĠ

• Kimya problemleri matematikselliği öne çıkarmaktadır; bu doğru
değildir.

ATOMDAKĠ TEMEL KANUNLAR

• ÇEKĠM (CAZĠBE) KANUNU
• MERKEZKAÇ KUVVETĠ
63

• ĠTME (DAFĠA) KUVVETĠ
• ZIT SPĠNDEN DOLAYI ORTAYA ÇIKAN, ELEKTRONLARI BĠR
ARADA TUTMAKLA GÖREVLĠ KANUN
• NÜKLEER KUVVET (BAĞLANMA ENERJĠSĠ)

• ÇEKĠM (CAZĠBE) KANUNU: Atomun çekirdeğinde pozitif yüklü
protonlar, etrafında ise negatif yüklü elektronlar bulunmaktadır.
Bu iki zıt değer birbirini çekmektedir.

• MERKEZKAÇ KUVVETĠ: Protonlar, etrafındaki elektronları
dağılmadan çekebilmesi ve döndürebilmesi için, çekirdek
maddesinin çok büyük ve ağır olması gerekmektedir.
Bu yüzden de protonlar, elektronlardan yüzlerce kez daha
büyüktür ve ağırdır. Mesela; 1 elektronun ağırlığı 1 birim ise bir
proton ondan tam 1836 defa daha ağırdır. Bu ağır cisim
etrafında, hafif olan elektronlar kendilerine göre çok hızlı hareket
etmektedirler.
Elektronlar, bu süratli dönüĢleriyle yörüngede kalmaktadırlar.
Her elektronun hızı farklı farklıdır.
Bu hususun genel bir tasvirini yapacak olursak; etrafta Ģiddetli
hareket etme, çekirdekte ise ağır bir yük yüklenme vardır.
Dolayısıyla ağırlık merkezdedir. Çekirdeğin veya merkezi tutan
ağırlığın önemi büyüktür.
Çekirdeğin etrafındaki elektronlar biraz yavaĢ dönse veya
elektronlar dağılıp gitse, atom çekirdeğiyle beraber evren müthiĢ
bir gürültü ile infilak edip yok olacaktır.
Elektronlar, dönmesi gereken hızda dönerler. Elektronlar biraz
yavaĢ dönseydi çekirdeğe yanaĢacaktı, biraz hızlı dönseydi
dağılıp gidecekti. Bu kanunun sosyal boyutuyla ilgili Ģunları
söyleyebiliriz: En iyisi konumumuzun gereğini yerine getirmektir.
Gerekli donanımı olmadığı hâlde, olduğundan fazla gözükerek
kendini ülkesine hizmet ediyor gibi göstermek tehlikelidir.
Büyük gözükerek yavaĢ dönmesine rağmen çekirdeğe
yanaĢanlar, bu yanaĢmanın gereği olan samimi çalıĢkanlığı,
baĢka niyetleri olduğundan dolayı sergilemediklerinden
64

kendilerine zarar verirler, çekirdeğe zararları olmaz.
Çekirdeğe yakın elektronlar daha hızlı dönerler. Bu kiĢiler bu
doğal kanuna uymadıklarından, bunların yakınlığı uzaklık sebebi
olmuĢtur.
Olduğundan hızlı gözükerek maddi ve manevi donanım, imkân
ve kabiliyetlerini kendini göstermek için kullananların durumu ise
Ģöyledir: Çekirdeğin cazibesi devam ettiği, çekirdek fırlatmadığı
hâlde, onlar kendiliklerinden dağılıp giderler, çekirdekten
uzaklaĢırlar. Burada çekirdeğin de yok olması söz konusudur ki
bu çok tehlikeli ve veballi bir durumdur; çünkü insan, iradesi olan
bir varlıktır. Doğrusu elektron gibi insanın da kendi makamında
olmasıdır. Olduğundan fazla ya da noksan görünmemelidir. AĢırı
alçak gönüllülük de gururdandır.
Çekirdek çok ağır yük taĢımaktadır. Elektron ise çok rahatlıkla
akıp gitmektedir. Elektronların çekirdekten uzaklıkları, 1 mm‟nin
milyonda biri kadardır. Saniyedeki hızları ise 1000 km ile 15 000
km arasında değiĢir. Bu hızdaki elektronlar, çekirdek etrafında
minicik yollarında saniyede milyarlarca defa tur atarlar.
Elektronların dönüĢ hızı her atomda farklı farklıdır. Merkezkaç
kuvvet bu dönüĢle oluĢur.

• ĠTME (DAFĠA) KUVVETĠ: Aynı yükler birbirini iter. Çekirdekte
birden fazla proton bulunursa bunlar, pozitif yüklü, yani aynı
yüklü oldukları için birbirlerini iterler. Hidrojen hariç bütün atom
çekirdeklerinde birden fazla proton bulunur. Elektronlar da,
negatif yüklü, yani aynı yüklü oldukları için birbirlerini iterler.
Bunların nasıl gerçekleĢtiğinin anlaĢılması harikalığı azaltmaz.

• ZIT SPĠNDEN DOLAYI ORTAYA ÇIKAN, ELEKTRONLARI BĠR
ARADA TUTMAKLA GÖREVLĠ KANUN: Hidrojen hariç, bütün
atomlarda birden fazla elektron vardır. Elektronlar, negatif yüklü,
yani aynı yüklü oldukları için birbirlerini iterler. Bu durumda her
iki elektrondan birisinin saat yönünde, diğerinin ise saat
yönünün tersi istikamette dönmesi; elektronların birbirlerini
itmelerini önleyerek bir arada kalmalarında rol oynar. Zıt spin,
65

farklı yönde dönüĢ demektir.

ELEKTRONLARDAN ENERJĠSĠ DÜġÜK OLAN
MI YOKSA YÜKSEK OLAN MI HIZLI DÖNER?

• 7 enerji düzeyi vardır. Çekirdeğe en yakın olan 1. enerji düzeyi,
en uzak olan da 7. enerji düzeyidir.
• 1. enerji düzeyinden 7. enerji düzeyine doğru enerji düzeylerinin
enerjisi fazlalaĢır. 1. enerji düzeyinin enerjisi en az; 7. enerji
düzeyinin enerjisi en çoktur.
• Çekirdeğe yakın elektronlar daha hızlı, çekirdeğe uzak
elektronlar ise daha yavaĢ dönerler.
• Herhangi bir atomun üst enerji düzeyindeki elektronların enerjisi
daha fazladır. Buna rağmen diğerlerine göre daha yavaĢ
dönerler. Elektronun hızı ile enerji düzeyinin enerjisi ters
orantılıdır; bu iki konu birbiriyle karıĢtırılmamalıdır.
• Kimyasal bağ, en üst düzeydeki elektronların bir kısmı ile
meydana getirilir.

• NÜKLEER KUVVET (BAĞLANMA ENERJĠSĠ): Nükleer enerji,
çekirdek reaksiyonları, radyoaktivite, radyoaktif atom,
radyasyon, kararlılık kuĢağı, kararsız atom gibi tabirleri konuyu
iyi anlamak için bilmek gerekir.
IĢın yayan atomlara radyoaktif atom, bu konuya da radyoaktivite
denir.
Atomun çekirdeğinde pozitif yüklü protonlar bulunmaktadır.
Aynı yükler birbirini iter. Çekirdekte birden fazla proton
bulunursa bunlar, pozitif yüklü, yani aynı yüklü oldukları için
birbirlerini iterler.
Hidrojen hariç bütün atom çekirdeklerinde birden fazla proton
bulunur.
Çekirdekteki nötronlar, protonların birbirlerini itmelerini
önleyerek bağlayıcı rol oynarlar.
66

Bu da protonlar, nötronsuz bir arada bulunamazlar demektir.
Bunun tersi de söz konusudur; nötronlar da her zaman
protonlara muhtaçtırlar; çünkü onlar da tek baĢlarına kaldıkları
zaman 13 dakikada yarısı bozulmaya uğrayarak proton ve
elektron çıkartırlar.
Nötron = Proton + Elektron
Atom çekirdeği büyüdükçe proton ve nötron sayısı eĢit olarak
değil, nötron sayısı daha fazla olacak Ģekilde artar.
Tabii her Ģeye rağmen bu artıĢın yine de bir sınırı ve ölçüsü
vardır: Nötron sayısının proton sayısına oranı en az 1, en çok da
1,5 olmalıdır. ġayet nötron sayısının proton sayısına oranı bu
ölçüyü geçmiĢse atom çekirdeği kararsız bir durum arz eder; bu
atomlara kararsız atom denir; grafikteki kuĢak da kararsızlık
kuĢağıdır. Kararsız bir çekirdek de kendi içinde meydana gelen
radyoaktivite ile kararlı hâle kavuĢur.
Çekirdeğinde 83 ve daha fazla proton bulunan elementler ne
kadar çok nötrona sahip olurlarsa olsunlar kararsızdırlar. Bu
kadar çok pozitif yük, atom çekirdeğinde devamlı tutulamaz.
Çekirdek küçülerek kararlı bir duruma düĢer.
En istikrarlı atom hidrojen, en istikrarsız atom ise uranyum
atomudur.
Uranyum atomunun protonları, bulundukları yerde sürekli
gürültü ve infilaklara sebebiyet verirler.
Onun için atom bombasında da temel unsurlardan biri olarak
uranyum kullanılmaktadır.
Uranyumun atom numarası 92‟dir. Proton sayısı da 92 olur.
Nötron sayısı ise; 238–92=144 olur.
Alfa ıĢıması yapmak, helyum çekirdeği yaymak demektir.
Alfa ıĢıması yapan atomun atom numarası 2, kütle numarası 4
azalır.
238
U (Uranyum–238) atomu, bir alfa parçacığı neĢrederek proton
sayısını 92‟den 90‟a, nötron sayısını da 146‟dan 144‟e düĢürür.
90 protona 144 nötron biraz fazladır.
Uranyum bu defa bir beta parçacığı neĢreder.
Beta ıĢıması elektron yaymaktır. Beta ıĢıması yapan atomun
67

atom numarası 1 artar, kütle numarası ise değiĢmez.
NeĢredilen beta ıĢını sonucunda uranyum çekirdeği proton
sayısını bir arttırır, nötron sayısını değiĢtirmez. Böylece proton
sayısı 91 olur, nötron sayısı 144‟te kalır. Beta bozunması
sırasında çekirdekteki nötronlardan biri, proton ve elektrona
parçalanmıĢtır.
Nötron → Proton + Elektron
Proton sayısının her değiĢmesinde farklı bir element oluĢur. Bir
seri hâlinde bu iĢ devam eder gider. Nihayet uranyum atom
çekirdeği, 82 protonlu ve 124 nötronlu olan kararlı kurĢun atomu
çekirdeğine dönüĢür.
Radyoaktif bozunma, yalnız nötron–proton dengesizliğinden
(nötron sayısının proton sayısına oranının yüksekliğinden)
kaynaklanmaz.
Bazen sadece proton sayısının yüksek oluĢu da buna sebep
olabilir (pozitron bozunması).
Pozitron, elektronun zıt ikizidir; kütlesi elektronun kütlesine
eĢittir; her Ģeyi elektronla aynı, sadece yükü farklıdır. Elektronun
yükü –1, pozitronun yükü ise +1‟dir. Pozitron bozunmasında;
atom numarası 1 azalırken, kütle numarası değiĢmez.
Çekirdekteki nötronlar, elektrik bakımından yüksüzdür. Yüksüz
oldukları için bir madde içinde uzun yol alabilirler. Bu ağır
parçalar, ağırlıklarına göre süratlenirler. Hızları, ıĢık hızından
saniyede birkaç km‟ye kadar değiĢir. Nötronların bazıları çok
ağırdır; bu ağırlıklarından dolayı öyle hız kazanabilirler ki, en
kesif maddelerin bile bir tarafından girip öbür tarafından
çıkıverirler.
Nötronlar bu süratle, 30 cm kalınlığındaki demir ve kurĢundan
bile geçebilirler. Ancak atom çekirdeğiyle çarpıĢmalarında
enerjilerini kaybederler.
KuĢ havada ne kadar rahat uçuyor veya balık denizde ne kadar
rahat yüzüyorsa, nötronlar da o hız sayesinde o kadar rahat
hareket ederler.
Bu özellikleri taĢıyan nötronlar, çekirdek içinde, enerjilerini,
protonları bir arada tutmak için kullanırlar.
68

Hidrojen hariç bütün atom çekirdeklerinde, mutlaka nükleer
enerji bulunur. Hidrojen atomunun çekirdeğinde proton 1 adet
olduğundan, hem nötrona hem de nükleer enerjiye ihtiyaç
yoktur.
Einstein, çekirdekteki nükleer enerjiyi E=mc
2
formülü ile açıklar.
Formüldeki m maddenin kütlesi, c ıĢık hızı, E ise enerjidir.
Nükleer reaksiyonlarda, atom numarası ve kütle numarası
korunmaktadır; bu durum kütlenin korunduğu anlamına gelmez.
Nükleer reaksiyonlarda kütle kaybı olur.
Hidrojen dıĢındaki bütün atomların, bir tartılan kütlesi bir de
hesap edilen kütlesi vardır. Tartılan kütle, mutlak surette her
zaman daha az çıkmaktadır
Bu azalan miktar kadar madde, daha ilk oluĢumda, hidrojen
hariç tüm atomların çekirdeğinde, enerjiye dönüĢmüĢtür. ĠĢte bu
enerji, nükleer enerjidir.
Olay, saatin kurulup bırakılması gibi de değildir: Protonların
birbirlerini itmemeleri için baĢlangıçta maddenin enerjiye
dönüĢmesiyle baĢlayan görevi, nötronlar her an
sürdürmektedirler.

NEREYE GĠDĠLĠRSE GĠDĠLSĠN KANUNUN
DEĞĠġMEDĠĞĠ GÖRÜLMEKTEDĠR

• En büyük âlemdeki en büyük sistemlerdeki itme ve çekme
kanunları ile en küçük atom parçacıklarındaki kanunlar aynıdır.
Eğer bu tür kanunlar değiĢseydi, hiçbir ilim inkiĢaf edemez ve
kanunlar belirli, kararlı olamadığından hiçbir formülden, sabit
sayıdan vb. hususlardan bahsedilemezdi. Ġlimlerin meydana
gelmesi, bu değiĢmez kananlar vasıtasıyla olmaktadır.

GÜNEġ SĠSTEMĠ ĠLE ATOM ARASINDAKĠ
BENZERLĠKLER

69


Atomun çekirdeği ile elektronları arasındaki mesafe
ve münasebet, adeta güneĢ manzumesinin bir
minyatürü gibi küçük bir güneĢ sistemini
andırmaktadır.

Hendrik Antoon Lorentz*
(1853–1928)
* Atom üzerinde çalıĢtı. Bu çalıĢmaları 1902 yılında
Nobel ödülüne layık görüldü.

GüneĢin etrafında dönen gezegenleri, atom çekirdeğinin etrafında
dönen elektronlara benzetebiliriz. Bu dönüĢ hiç ĢaĢırmadan ve
nizamı bozmadan olmaktadır. GüneĢ sistemi ile atom arasındaki
bu benzerlik, kâinatın her zerresinde görülen birliği sembolize
eder.

BaĢlıca 4 benzerlik vardır:

Bir kısım kürelerin güneĢin etrafında peykler hâlinde sürekli
dönmeleri gibi elektronlar da atom çekirdeğinin etrafında hareket
etmekte ve dönmektedirler.

GüneĢin büyüklüğüne nazaran dünya ile olan uzaklık mesafesi ne
ise, atom çekirdeğinin küçüklüğüne nazaran elektronlar arasındaki
uzaklık mesafesi de aynıdır.

Elektronların hızı, çekirdeğe olan uzaklıklarına göre değiĢir.
GüneĢe en yakın gezegen en fazla hıza sahip olduğu gibi
çekirdeğe en yakın elektron da en yüksek hıza sahiptir.

Elektronların öz kütlesi, çekirdeğe olan uzaklıklarına göre değiĢir.
GüneĢe en yakın gezegen en fazla öz kütleye sahip olduğu gibi
70

çekirdeğe en yakın elektron da en büyük öz kütleye sahiptir.
Dünyada en çok bulunan element demirdir. GüneĢe bizden daha
yakın olan gezegenlerin öz kütlesi demirden fazladır. GüneĢe
bizden daha uzak olan gezegenlerin öz kütlesi ise demirden azdır.
Elektrolarda da öz kütleden söz edilir.

BOHR (1885–1962)‟UN RÜYASI, GÜNEġ
SĠSTEMĠ ĠLE ATOMUN YAPISI ARASINDA
BENZERLĠK DÜġÜNMESĠNE VESĠLE OLDU

• Niels Bohr, Danimarkalı bilim adamıdır.
• 1922 yılında Nobel ödülü almıĢtır.
• Bu rüya Bohr‟un güneĢ sistemi ile atomun yapısı arasında
benzerlik düĢünmesine vesile olmuĢtur.
• Bohr‟un rüyası Ģöyleydi: “Bohr, güneĢin kızgın gazlarla dolu
merkezinde duruyordu. Gezegenler de ince ipliklerle bağlı
oldukları güneĢin etrafında dönüyorlardı. Her gezegen Bohr‟un
yanından geçerken bir düdük çalıyordu. Sonra kızgın gazlar
soğuyup katılaĢtı.”

GÜNEġ SĠSTEMĠ ĠLE ATOM ARASINDAKĠ
BENZERLĠĞĠ BOHR‟UN RÜYADA KEġFĠ BĠR
ANDA ULAġILAN BAġARIDIR

• Ġlmî çalıĢmalarda baĢarıya ulaĢmada iki yol vardır:
• Birincisi; düĢünmek, ezberlemek, fikri çalıĢtırmaktır. Bu;
zamanla olanıdır.
• Ġkincisi; sezgi adını verdiğimiz bir anda ulaĢılan baĢarıdır. Bu da
iki kısımdır: Birisi gayret gösterme sonucunda ilhamla olanı
diğeri de o branĢta çalıĢmadan ilhamla olanıdır.
• Gayret gösterme sonucunda ilhamla olanı, çalıĢma ve tecrübe
ile ama çalıĢma sonucu değil de farklı bir zamanda ele geçer.
71

Bohr‟un güneĢ sistemi ile atomun yapısı arasındaki benzerliği
rüyada keĢfetmesi buna örnektir.
• Bir anda ulaĢılan baĢarının ikincisi, o branĢta çalıĢmadan gelen
ilhamdır. Herkes potansiyel olarak buna açık var edilmiĢtir. Bu
yolda; peygamberler, doğruluktan ĢaĢmayan akıl sahipleri ve
temiz duygu, temiz düĢünce taĢıyan kalp sahipleri vardır. Bu
baĢarı; mevhibeiilahiye olarak verilir.

ELEKTRON BULUTU

• Elektronlar, çekirdek etrafında dönerken bulut görünümü
oluĢtururlar.
• Elektron bulutunun görevi, çekirdeği korumaktır.

Elektronlar, çekirdek etrafında hızlı dönerken bir
bulut görünümü arz ederler.
James Chadwick*
(Ceymıs Çeedvik)
(1891–1974)
* Ġngiliz atom fizikçisi ve kimyacısı, atomda
elektronların dönüĢünde bulut modelini keĢfetti,
nötronu buldu, 1935 yılında Nobel fizik ödülünü
aldı.

HEĠSENBERG BELĠRSĠZLĠK ĠLKESĠ

• Bulut içinde elektronlar, her an herhangi bir yerde bulunabilme
özelliğine sahiptir. Buna Heisenberg belirsizlik ilkesi denir.

Elektronlar, çekirdeğin etrafında hızlı döndüklerinden
her an, herhangi bir yerde bulunma özelliği
72

gösterirler.
Werner Karl Heisenberg*
(1901–1976)
* Heisenberg belirsizlik ilkesini ortaya koyan Alman
kimyacı, 1932‟de Nobel ödülü aldı.

MEVLEVĠ GĠBĠ DÖNENLER

• Elektronlar
• Akyuvarlar
• Uydular
• Gezegenler
• Diğerleri

ATOMDA VE YILDIZLARDA AYNI KANUN
GEÇERLĠDĠR

• KÜTLESEL ÇEKĠM KUVVETĠ: Gezegenlerdeki kanundur.
Çekim; gezegenlerin kütleleriyle doğru, aradaki uzaklığın
karesiyle ters orantılıdır. G, kütlesel çekim kuvvetine ait sabit
sayıdır. Sonuç Newton cinsinden çıkar.

• COULOMB (KULOMB) ÇEKĠM KUVVETĠ: Atomdaki kanundur.
Elektron ve protonun birbirini çeker. Çekim; elektron ve protonun
yükü ile doğru, aradaki uzaklığın karesiyle ters orantılıdır. k,
coulomb çekim kuvvetine ait sabit sayıdır. Sonuç Newton
cinsinden çıkar.

• G ve k sabit sayıdır. F, çekim kuvvetidir; birimi Newton (N)‟dur. r,
uzaklıktır. m gezegenlerin kütlesi, q ise elektron ve protonun
yüküdür.

73

• Gezegenlerdeki ve atomdaki kanunun adı değiĢmiĢtir, ama aynı
kanundur.

• En büyük âlemdeki en büyük sistemlerdeki itme ve çekme
kanunları ile en küçük atom parçacıklarındaki kanunlar aynıdır.
Eğer bu tür kanunlar değiĢseydi, hiçbir ilim inkiĢaf edemez ve
kanunlar belirli, kararlı olamadığından hiçbir formülden, sabit
sayıdan vb. hususlardan bahsedilemezdi. Ġlimlerin meydana
gelmesi, bu değiĢmez kananlar vasıtasıyla olmaktadır.

SABĠT ORANLAR KANUNU

• Oksijen, nefes içinde kana temas ettiğinde kimyasal aĢktan
dolayı kanı kirleten karbonu kendine çeker. Ġkisi birleĢir. CO
2
oluĢur. Bu birleĢme gerçekleĢtiğinde hem karbonun hem de
oksijenin tamamı da birleĢmiĢtir. Karbondan da oksijenden de
her ikisinden de arta kalan madde kalmamıĢtır (sabit oranlar
kanunu).

• C + O
2


CO
2
+ ısı

• Örneğin; kanı kirleten 1 mol karbon varsa 1 mol de oksijene
gereksinim vardır.
• Bu mikro düzeyde de böyledir. Örneğin; 1 adet karbon atomu ve
1 adet oksijen molekülü dahi arta kalmama kaydıyla bu iĢ
hayatımız boyunca devam eder. Böylece yaĢamın sağlıkla
devamı temin edilir.
• Kanı kirleten karbon elementinin tamamının ne kadar oksijenle
reaksiyona girmesi gerekiyorsa o kadar oksijeni solunumla
alıyoruz.

KĠMYA KANUNLARINDAN SAPIġIN (ĠSTĠSNA
KANUNLARIN ORTAYA ÇIKIġININ)
74

SEBEPLERĠ

• Âdetin harikalığını göstermek içindir.
• AlıĢılmıĢlık perdesini yırtmak içindir.
• Dikkatimizi toplayıp bakıĢımızı sebepten baĢka tarafa çevirmek
içindir.
• Tanrı, evrendeki her kanuna bir istisna koymuĢtur ki, insanlar,
bu kanunlara takılıp onların gerisindeki asıl Yaratıcı'yı
unutmasınlar.
• Su gibi bazı maddeler; çok önemli olduklarından, yeknesaklık
kaidesine girmemek için, çok yönlerden farklı kanunlara tabidir.

SUDAKĠ FARKLI KANUNLARA GENEL BAKIġ

• Normalinde maddenin katı hâlinde moleküller, birbirine sıvı
hâline göre daha yakındır; sıvı donunca hacim büyümesi değil,
hacim küçülmesi olur. Yalnız suya has olan farklı bir durum
ortaya çıkmıĢtır. Su donunca, diğer sıvılara zıt olarak genleĢir.
• Suyun benzeri olan moleküllerde hidrojen bağından hiç söz
edilmezken, suda hidrojen bağı vardır. Bu sayede; suyun
kaynama noktasının –80 °C olması beklenirken, +100 °C
olmuĢtur.
• Buz erirken kristal yapı bozulur. Moleküller birbirine yaklaĢır.
Hacim küçülmesi istisna bir kanun olarak +4 °C‟a kadar devam
eder; 0 °C‟ta kalmaz. +4 °C‟a kadar az da olsa kristaller bulunur;
bunlar H
2
O
(s)
kristalleridir.
• ġimdi bunları daha detaylı görelim:

BUZUN YOĞUNLUĞU SUDAN AZDIR

• Genelde maddelerin katı hâli, sıvı hâli içinde batar. Suda istisna
olarak farklı bir durum vardır. Genel kaidenin tersine buzun
yoğunluğu, sudan küçüktür. Su katı hâle geçince hacmi geniĢler.
75

Bu nedenle buz, su üzerinde yüzer. KıĢın buzların su yüzeyinde
durması, yoğunluğunun sudan daha az oluĢundandır. Denizler,
göller, akarsular donsa bile, bu olay yüzeyde olur. Böylece,
suyun içindeki canlılar için, donma olayı, adeta koruyucu bir
tabaka meydana getirir. KıĢın tarlaları örten karın altındaki
ekinlerin korunması da sudaki bu özelliktendir. Diğer maddeler
gibi katı hâl en yoğun hâl olsaydı, denizler, göller, akarsular
alttan donardı. Bu durum denizlerin, göllerin ve akarsuların buz
hâline gelmesine neden olurdu ve canlı kalmazdı. Bu da bütün
suların buz olması ve hayatın sona ermesi demek olacaktı.

SUYUN YOĞUNLUĞU HANGĠ SICAKLIK
DERECESĠNDE EN BÜYÜKTÜR?

• Sıcaklık +4 °C iken suyun yoğunluğu en büyüktür. Denizlerde ve
büyük göllerde en alttaki su +4 °C‟ta bulunur. Yukarıya doğru
çıktıkça suyun sıcaklığı yazın yükselir, kıĢın düĢer. +4 °C‟taki su
ısıtılsa da soğutulsa da yoğunluk düĢer. En yoğun hâlin +4 °C
olması denizlerde hayatın devamı için Ģarttır.

BUZDA H
2
O
(k)
MOLEKÜLLERĠ ARASINDA
KOVALENT KRĠSTAL ÖRGÜ BAĞI VE HACĠM
GENĠġLEMESĠ

Su, buz hâlindeyken H
2
O
(k)
molekülleri neredeyse
hareketsizdir ve su moleküllerine kıyasla buz
molekülünde, moleküller arası mesafe fazladır.

• Buz molekülü; birisi düzgün dört yüzlünün ağırlık merkezinde,
diğer dördü de dört köĢesinde olmak üzere beĢerli
moleküllerden oluĢur.
• Buzun kristal örgüsü, düzgün dört yüzlüdür. Bu kristal örgünün
76

bozulmaması için moleküller hareketsizdir. Bu Ģekliyle kararlıdır.
• Buz molekülleri arasındaki uzaklık, su molekülleri arasındaki
uzaklığa göre % 11 oranında daha fazladır. BaĢka bir ifadeyle
su donunca % 11 hacim büyümesi gerçekleĢir.
• Suyun bu istisnai özelliğinin hayat için çok faydaları vardır.
• Su donma noktasına gelince, H
2
O
(k)
molekülleri arasında
kovalent kristal örgü bağı ortaya çıkar.
• Kovalent kristal örgü bağı, en kuvvetli kimyasal bağlardandır. Bu
nedenle su donduğunda, içinde bulunduğu demir kabı bile
parçalar.

• SORU: Moleküller arası bağ olduğu hâlde niçin kovalent bağ
denmiĢtir?
• CEVAP: Çok kuvvetli bir kimyasal bağ olduğundan ve kristal
yapı oluĢtuğundan denmiĢtir.
• SORU: Buz molekülleri arasındaki kimyasal bağın kuvvetli
olması nereden anlaĢılır?
• CEVAP: Su donunca içinde bulunduğu demir kabı
parçalamasından anlaĢılır.
• SORU: Buzdaki kimyasal bağ çok kuvvetli diye niçin yanlıĢ
olarak kovalent bağ denmiĢtir?
• CEVAP: Tanecik içi kimyasal bağ, tanecikler arası kimyasal
bağdan daha kuvvetlidir. Kovalent bağ tabiri, tanecik içi bağı
anımsatmaktadır. Kuvvetli olduğunu ifade için denmiĢtir.

KRĠSTAL SUYU ĠÇEREN BĠLEġĠKLERDE,
ORTAMDA SU OLDUĞU HÂLDE BĠLEġĠK
NĠÇĠN ISLANMAZ?

• Bazı iyonik katıların kristal olabilmesi için H
2
O
(s)
içermesi gerekir.
Buna kristal suyu denir. AĢağıdaki örnekler verilebilir:
• Göz taĢı (CuSO
4
x 5H
2
O)
• Alçı taĢı (CaSO
4
x 2H
2
O)
• Boksit (Al
2
O
3
x H
2
O)
77

• Bu bileĢiklerde H
2
O katı hâlde değil, sıvı hâldedir. Buna rağmen
0 °C‟ın üstündeki sıcaklıklarda çözünme olmaz. Ġyonik
bileĢiklerdeki kristal su, toz hâldeki maddeyi oda sıcaklığında
ıslatmamakta ve kristal yapıyı bozmamaktadır. Kristal suyu
içeren iyonik bileĢik güneĢte az bir zaman kalsa veya kısa bir
süre ısıtılsa kristal yapı bozulur, bileĢik bulamaç hâline gelir.
Buna rağmen kristal suyu içeren bileĢiğin içindeki su, toz
hâlindeki katıya zarar vermemektedir.
• Bu konunun +4 °C‟a kadar suda bulunan H
2
O
(s)
kristalleri ile
ilgisinin olduğundan Ģu yönlerden söz edilebilir: Buz erirken
kristal yapı bozulur. Moleküller birbirine yaklaĢır. +4 °C‟a kadar
hacim küçülmesi devam eder. +4 °C‟a kadar az da olsa kristaller
bulunur; bunlar H
2
O
(s)
kristalleridir. Kristal yapı +4 °C‟ta
tamamen bozulur. +4 °C‟ta yoğunluk en büyüktür. +4 °C‟tan
sonra su ısıtıldıkça hacim geniĢler, yoğunluk azalır. Suya 0 °C
ile +4 °C arasında H
2
O
(s)
kristallerinin bulunabilme özelliği
verilmiĢtir. Kristal yapı, yalnız buzda değildir. Buzda olduğu gibi,
suda da kristal yapı vardır. Kristal yapı, katılara ait bir özelliktir.
Su, kristal olunca, katıyla etkileĢmez. Demir kabı donduğunda
parçalayan su, kristal olduğunda tam tersine yan yana olduğu
suda çok çözünen toz hâlindeki katı maddeyi ıslatmıyor bile..

H
2
O‟DA ÖZEL OLARAK BULUNAN KĠMYASAL
BAĞ: HĠDROJEN BAĞI

• VI A grubu elementleri, hidrojenle birleĢerek sırasıyla H
2
O, H
2
S,
H
2
Se, H
2
Te bileĢikleri oluĢur.
• Bu bileĢiklerin hepsinde moleküller arasında dipol–dipol
etkileĢimi ve Van der Waals bağı vardır. Molekül kütlesi arttıkça,
bu bağların kuvvetliliği de artar.
• H
2
O‟nun molekül kütlesi en düĢük olduğundan kaynama
noktasının da an düĢük olması beklenirdi. Ancak öyle
olmamıĢtır. Bu durumu daha iyi anlamak için hidrojenin VI A
grubu elementleri ile yaptığı bileĢiklerin kaynama noktası ve
78

molekül kütlesini karĢılaĢtıralım: H
2
Te‟ün molekül kütlesi en
büyük olduğundan, kaynama noktası da en yüksektir. Molekül
kütlesi azaldıkça, moleküller arası kimyasal bağ zayıfladığından,
kaynama noktası da azalır. Suyun kaynama noktasının –80 °C
olması beklenirken, +100 °C olmuĢtur.
• Suyun benzeri olan moleküllerde hidrojen bağından hiç söz
edilmezken, suda ayrıca bir de hidrojen bağı vardır. Bu sebeple
kaynama noktasının +100 °C olması sağlanmıĢtır.
• Bu istisnai sebep, diğer bir deyimle suya has bu özel ayrıcalık;
suya ayırt edici farklı özellikleri kazandırmakla görevlidir.
Hidrojen bağı, su molekülleri arasına konulmasaydı; su –80
°C‟ta kaynayacaktı. Bu kaynama noktasından ötürü de
yeryüzündeki suların tamamı su buharı olacaktı. Bu durumda
içeceğimiz, kullanacağımız suyu nasıl bulacaktık? Canlılar
hayatlarını nasıl devam ettireceklerdi?

3. KĠMYASAL BAĞ
KAVRAMININ GELĠġĠMĠ

Kimyasal bağların tamamı, zıt değerlerin birbirini
çekmesidir. Ancak her zıt değerin birbirini çekmesi,
kimyasal bağ adını almaz.

Ne kadar Ģey varsa hepsi de çift (zıt kutuplu baĢka
bir ifadeyle pozitif ve negatif olarak) var edilmiĢtir.

Farklı yükler birbirini çeker.
Bu çekimin bir kısmı kimyasal bağdır.

79

HER BĠR TANECĠĞĠN YA POZĠTĠF (+) YA DA
NEGATĠF (–) OLMASI

• SORU: Her bir taneciğin + veya – olmasına “Küçük Ģeylerle
uğraĢıyor.” diyebilir misiniz?
• CEVAP: UğraĢmasaydı eksiklik olurdu. Kıyamet kopardı. Bir tek
zerre güneĢin ısı, ıĢık ve yedi renginden ayrı kalırsa güneĢe
noksanlık olur.

MĠKRO ÂLEMDEKĠ TANECĠKLER

Kimyanın çoğu olayı maddenin tanecikli yapısıyla açıklanır.
• Atom
• Molekül
• Ġyon
• Formül–birim
• Proton
• Nötron
• Elektron
• Atom–altı diğer tanecikler

POLARLIK

• Polar madde, kutuplu madde demektir.
• Kutuplu madde, hem pozitif hem de negatif yük içerir.
• Kimyasal bağın polarlığı baĢkadır, bileĢiğin polarlığı baĢkadır.
• Kimyasal bağın polarlığı: Polar kovalent bağın diğer adı polar
bağ, apolar kovalent bağın diğer adı ise apolar bağdır.
• BileĢiğin polarlığı: Ġyonik bileĢiklerin tamamı polardır. Apolar
kovalent bağlı bileĢikler, apolardır (polar değildir). Polar kovalent
bağlı bileĢiklerin bir kısmı polardır, diğer bir kısmı ise apolardır.
• Polar kovalent bağlı bileĢikler, farklı ametal atomlarından
oluĢmuĢtur. Yapılarında pozitif ve negatif zıt iki kutup vardır. Bu
80

durum molekülün polar olabilmesi için yeterli değildir.
• Polar kovalent bağlı bileĢiklerin, polar olup olmaması molekülün
geometrisine bağlıdır.
• Ġyonik bileĢiklerde geometri söz konusu değildir.
• Geometrinin belirlenmesinde periyodik tablodan faydalanılır.
Örneğin; hidrojen atomu ile VI A grubu elementleri arasında
oluĢan moleküllerin tamamında geometri kırık doğrudur, baĢka
bir deyimle açısaldır. H
2
O molekülünde açı 104,5
o
‟dir.
• Hidrojen atomu ile VI A grubu elementleri arasında oluĢan diğer
moleküllerin tamamında açı farklı farklıdır, ancak kırık doğru
olma mecburiyetinden dolayı hepsinde de açı 180
o
‟den daha
küçüktür.
• Molekülün geometrisindeki atomlar arasındaki kimyasal bağlar
vektörmüĢ gibi varsayılır. ġayet vektörel toplam, baĢka bir
söylemle dipol moment; sıfırdan büyükse molekül polardır,
sıfırsa polar değildir.

MADDENĠN TANECĠKLĠ YAPISI VE KĠMYASAL
BAĞLAR

• Kimyasal bağın daha iyi anlaĢılması için; maddenin tanecikli
yapısını kavramak ve polar madde, polar olmayan madde,
kimyasal bağın polarlığı, molekülün polarlığı, elektron–nokta
yapısı, açık formül gibi konuları önceden bilmek gerekir.
• Evreni mikro âlem, normo âlem ve makro âlem olarak üçe
ayırabiliriz. Her üç âlemde de farklı isimlerle çekim bulunur.
• Kimyasal bağı tanecik içi kimyasal bağ ve tanecikler arası
kimyasal bağ olmak üzere ikiye ayırabiliriz.
• Tanecik içi kimyasal bağ iki grupta incelenir.
• Tanecik içi kimyasal bağın birincisi elektron alıĢ veriĢi sonucu
oluĢan iyon yapılı bileĢiklerde görülür. Ġyonik bağ adını alır.
Anyon (–) ile katyonun (+) birbirini çekimi olarak ortaya çıkar.
• Tanecik içi kimyasal bağın ikincisi; elektronlarını ortak
kullanarak soy gaza benzeyen kovalent yapılı bileĢiklerdeki
81

çekimdir. Bunlardaki çekim Ģöyle oluĢur: Bağ elektronları,
elektron severliği fazla olan atoma daha yakındır. Bağ
elektronlarının yakın olduğu atom kısmi negatif, uzak olduğu
atom kısmi pozitif olur. Böylece bileĢiği oluĢturan atomlar
arasındaki kısmi pozitif ve kısmi negatiflikten dolayı çekimin
ortaya çıkmasıyla kovalent bağ oluĢur.
• Mikro âlemdeki taneciklerden bazılarının (atom, molekül ve iyon)
arasındaki çekim kuvveti de kimyasal bağdır. BaĢka baĢka
Ģekillerde ortaya çıkarak görülür ve değiĢik adlarla anlatılır.
• Bilindiği gibi elementler; metal, ametal ve soy gaz olmak üzere
üç çeĢittir.
• Atom da, molekül de nötr taneciklerdir.
• Atom, erkek ve diĢi olarak iki cinstir. Atom nötr hâldeyken de;
atomlardan birisi pozitif, diğeri negatif gibi olur.
• Aynı Ģeyi molekül için de söyleyebiliriz.
• ġimdi üç grup elementte zıt kutupların nasıl oluĢtuğunu görelim.
• Yan yana olan iki metal atomunun birinde elektron verme isteği
öne çıkar, diğerinde ise boĢ değerlik orbitalinin bulunması etkili
olur. Böylece metal atomlarının biri pozitif, diğeri negatif gibi
davranarak birbirini çekerler. Aslında nötrdürler. Yük oluĢumu
düzenliliğin gereği olan çekim içindir. Bu çekim kimyada, metal
bağı olarak tanımlanır.
• Örneğin; 1A grubunu ele alalım. 1A grubunda en üstteki metal
lityumun metal bağı, en kuvvetlidir; çünkü 1A grubunda çapı en
küçük olan metal, lityumdur. Bundan dolayı da lityum atomları
arasındaki mesafe, gruptaki diğer metal atomları arasındaki
mesafeye göre daha fazladır. Bu nedenle elektronun gideceği
yol, gruptaki diğer elektronların gideceği yola göre daha
uzundur.
• Bir diğer konu da lityum atomunun çapı küçük olduğundan, aksi
yönde çekim güçlü olmasına rağmen elektronun dıĢa doğru
hareket etmesidir.
• Aksi yönde çekim güçlü ve gideceği mesafe fazla olmasına
rağmen lityum atomunun elektronunun hareket etmesi,
lityumdaki metal bağını kuvvetli kılmıĢtır.
82

• Kendine rağmen ve mesafelere rağmen ziyarete götüren
sevgidir.
• Metal bağının bir görevi de metal kristalinin oluĢumudur. Metal
kristali, metal atomlarının düzenli diziliĢiyle ortaya çıkar.
• Ametaller, yapı taĢı molekül olan elementlerdir. Ametal
molekülünün birinde elektronun dıĢarıya doğru, diğerinde içeriye
doğru hafif kayması sonucu simetri bozulması dediğimiz bir
düzenlilik ortaya çıkar. DıĢarıya doğru kayan elektronun
bulunduğu ametal molekülü pozitif, içeriye doğru kayan
elektronun bulunduğu ametal molekülü negatif olur. Görüldüğü
gibi ametallerde de iki zıt değer– molekül nötr kaldığı hâlde–
birbirini çekmektedir.
• Soy gaz atomları arasındaki çekim de ametal molekülleri
arasındaki çekim gibi açıklanır. Soy gaz atomunun birinde
elektronun dıĢa doğru, diğerinde ise içe doğru hafif kayması
sonucu simetri bozulması dediğimiz bir düzenlilik ortaya çıkar.
DıĢarıya doğru kayan elektronun bulunduğu soy gaz atomu
pozitif, içeriye doğru kayan elektronun bulunduğu soy gaz atomu
negatif olur. Görüldüğü gibi soy gazlarda da de zıt kutuplar
birbirini çeker.
• Moleküller; polar molekül ve apolar molekül olmak üzere iki
çeĢittir.
• Moleküller arası kimyasal bağ da diğer bağlar gibi, pozitif yük ile
negatif arasındaki çekimdir.
• Polar molekülde moleküller arasında çekimin olacağı zaten
malumdur.
• Apolar moleküller; aynı cins atomdan oluĢan apolar molekül ve
farklı cins atomdan oluĢan apolar molekül olmak üzere iki
çeĢittir.
• Aynı cins atomdan oluĢan apolar molekül, ametal molekülleridir.
Ametal molekülleri arasındaki kimyasal bağ daha önce
açıklanmıĢtı.
• Farklı cins ametallerin birleĢmesiyle oluĢan apolar moleküller
arasında da çekim vardır. Bu cins apolar moleküllerde de
elektronların simetrisinin değiĢmesi ile her bir molekülde farklı
83

kutup oluĢur. Sonuç olarak apolar moleküller de birbirini çeker.
• Apolar moleküller ve nötr atomlarda da (metal, ametal ve soy
gaz atomları) bir Ģekilde zıt iki kutup oluĢuyorsa demek ki
kimyasal bağsız madde yoktur.

HÜSNÜNĠYET ÖYLE BĠR KĠMYADIR KĠ;
KÖMÜRÜ ELMAS YAPAR

FARKLI BĠR GÖRÜġ: Kömür ile elmas allotroptur. Aralarındaki
fark kitaptaki bilgilere göre fizikseldir. Ancak iç yapıda kovalent
kristal örgü bağından dolayı değiĢiklik olmaktadır. Bu nedenle
olaya kimyasal olarak da bakabiliriz.

KÖMÜR ĠLE ELMAS

• Madenlerin en düĢüğü kömürdür; en kıymetlisi ise elmastır.
• Kömür ile elmas arasında tek basamaklı çok basit bir fark
vardır.
• Bu konuya dikkat etmek lazımdır.

MĠKRO ÂLEMDE KĠMYASAL BAĞ DIġINDAKĠ
ÇEKĠMLER

• Atom içinde, her Ģey zıddıyla dengelenmiĢtir:
a) Protonların birbirini itmesi nükleer kuvvetle (bağlanma
enerjisi) dengelenmiĢtir.
b) Elektronların birbirini itmesi zıt spinli dönüĢle dengelenmiĢtir.
c) Protonla elektronun birbirini çekmesi merkezkaç kuvvetiyle
dengelenmiĢtir.
• Atomun yapısında eĢit sayıda proton (+) ve elektron (–)
olmasıyla denge sağlanmıĢtır.
• Proton ile elektron birbirini çeker. Elektrondaki merkezkaç
kuvveti bu çekimi zıt yönde dengeler.
84

• Elektronlar, atom çekirdeği etrafında ikiĢerli dolanırlar. Biri saat
yönünde, diğeri ise saat yönünün tersi yönde döner. Böylece
elektronlar da, kendi aralarında eĢlenmiĢtir.
• Kâinatın herhangi bir noktasında bir partikül yaratılınca onunla
birlikte zıt ikizi de meydana gelir. Elektronun zıt ikizi pozitron,
protonun zıt ikizi anti proton, nötronun zıt ikizi anti nötron,
nötrinonun zıt ikizi anti nötrinodur.
• Proton ve nötronun meydana geldiği kuark adı verilen partiküller
de çiftler hâlindedir: Yukarı kuark–aĢağı kuark, üst kuark–alt
kuark, tuhaf kuark–tılsım kuark.
• Bildiğimiz atoma karĢılık olarak; çekirdeği negatif, elektronu
pozitif olan atomlar da vardır. Bu atomlardan oluĢan madde;
maddenin zıt eĢi veya anti madde olarak adlandırılır. Anti madde
bazı yıldız sistemlerinde bulunmaktadır.
• Elektriğin de pozitif ve negatif olmak üzere iki cinsi vardır.

NORMO ÂLEM VE MAKRO ÂLEMDE
GÖRÜLEN ÇEKĠMLER

• Vücut sıvılarında pozitif iyon kadar da negatif iyon vardır.
• Ġnsanlar ve hayvanlar, erkek ve diĢi olarak çift var edilmiĢlerdir.
• Bitkilerde çoğalma tozlaĢmayla sağlanmaktadır.
• Yağmur damlaları pozitif ve negatif tanecikler olarak inmektedir.
• Bulutların pozitif ve negatif olanı vardır.
• Mıknatısın da iki ucunda güney kutup ve kuzey kutup olmak
üzere birbirine zıt iki kutbu vardır. Bir mıknatıs ne kadar küçük
parçalara ayrılırsa ayrılsın her seferinde iki ayrı kutup meydana
gelir.
• Dünyamız da dev bir mıknatıs gibidir. Kuzey kutup ve güney
kutup olmak üzere iki zıt kutba sahiptir.
• Gezegenler arasında da kütleyle doğru orantılı, aradaki
uzaklığın karesiyle ters orantılı olan Newton çekimi veya Newton
kanunu olarak adlandırılan çekim vardır.

85


EVRENĠN SĠNESĠNDEKĠ CĠDDĠ VE HAKĠKĠ
AġKIN BĠR ÇEġĠDĠ OLAN KĠMYASAL BAĞLAR
(KĠMYASAL BAĞLARIN FARKLI BĠR BAKIġ
AÇISIYLA OKUNMASI)

CANLILARDAKĠ MUHABBET MADDENĠN
TANECĠKLERĠNDEKĠ KĠMYASAL BAĞDIR

• Ağacın mahiyetinde olmayan bir Ģey, esaslı bir surette
meyvesinde bulunmaz. Evren (kâinat) ağaca benzetilirse
meyvesi insan olur. Ġnsan meyvesindeki ciddi aĢk gösterir ki;
evren ağacında –fakat baĢka baĢka Ģekillerde– hakiki aĢk ve
muhabbet bulunuyor.
• Evrenin sinesindeki Ģu hakiki muhabbet ve aĢk, çekim kuvveti
adıyla karĢımıza çıkıyor.
• Evren ağacı mikro, normo ve makro âlemden oluĢur.
• Mikro âlemdeki çekim kuvvetinin bir kısmına kimyasal bağ adını
veriyoruz. Mikro âlemde bir de proton ile nötron arasındaki
çekim vardır.
• Mikro âlemdeki varlıklarda çok suretlerde tezahür eden kimyasal
bağ adını verdiğimiz çekimler ile normo ve makro âlemdeki diğer
incizaplar, cezbeler, cazibeler; uyanık olan akıl ve kalplere
insaniyete layık bir surette yükselmeyi, hakiki insan olmayı
gösterir!..
• Gezegenler arasında da kütleyle doğru orantılı, aradaki
uzaklığın karesiyle ters orantılı olan Newton çekimi veya Newton
kanunu olarak adlandırılan çekim vardır.
• Daha bunlar gibi çift olan bilmediğimiz nice Ģeyler vardır.
• Kimyasal bağ, insanı hakiki aĢkın derinliklerine çeker; çünkü
kendi kalbinde olduğu gibi sonsuz evrende de her Ģeyin aĢk
etrafında cereyan ettiğini bilimsel olarak öğrenmiĢ olur.

86

ATOM BAġIBOġ DEĞĠLDĠR

• “Bir tek atom bile baĢıboĢ değildir.” sözünde bir atomun diğer
atomlarla çekiminden söz edilmektedir. Bu çekim, kimyasal
bağdır.
• Her bir insan da atom gibi olmalıdır. Zaten insanlığı tam
yaĢayan gerçek insanlar, atom parçası gibidir; baĢıboĢ
değildirler.
• Aile, bütün fertleriyle bir moleküldür. Akrabalık, milliyet vb.
irtibatlar vardır.
• Medeniyet, insan sevgisi doğurur. Rus ve Ermeni ile olan,
hürriyet tanıma bağımız bile, hakiki dünya birliği Ģuurunun
temelini oluĢturmaktadır.

SOSYAL ALANDA KULLANILAN KĠMYA
KELĠME VE DEYĠMLERĠ

FENNĠMÜNAZARA
• Temel kültür kaynaklarımıza bağlı geliĢen, bir kısım disiplinler
çerçevesinde oluĢan bizim münazara Ģeklimizdir. Herhangi bir
konuda hakkın emrinde ve hakkı tutup kaldırma istikametinde
gerçekleĢtirilen fikir yürütme ve karĢılıklı konuĢmadır. Bu
münazarada diyalektiğe girmeden, mugalatalara sapmadan
mantık yürütme önemli bir ahlaki disiplindir.
• Böyle bir münazarada mesnetsiz, delilsiz ve peĢin hükümlere
bağlı anlayıĢlardan olabildiğine uzak durulur; her Ģey gerçek
bilgi yörüngesinde götürülür.
• Münazaraya katılanlar birbirlerine kızmaz, öfkelenmez, saygılı
davranır, centilmence hareket eder, kimse kimseyi hafife almaz,
onunla alay etmez.

MERKEZKAÇ (ANĠL MERKEZ) KAÇIġ
• Geriye dönüĢün çok zor olduğu kaçıĢlara merkezkaç (anil
87

merkez) kaçıĢ denir.

KĠMYA
• Üstün özellik taĢıyan çok değerli kıymetleri ifade için kimya
kelimesi mecaz olarak kullanılır. Örneğin; ReĢat Nuri Güntekin
“Emniyetlerini kazanmak için bu esrar bir kimya gibi gizli
kalmalıdır.” demektedir.

KĠMYA OLMAK
• “Bulunmaz olmak” demektir. Bir halk türküsünde;
“Sıla kimya olmuĢ burnuma tüter
Yol ver dağlar ben sılaya gideyim.” ifadeleri yer almaktadır.


VÜCUDUN KĠMYASININ BOZULMASI
• Bazı olumsuz değerlendirmeler sonucu ruhta gerilim oluĢması,
tansiyonun yükselmesi, hatta psikosomatik rahatsızlıklara
insanın sürüklenmesi ile vücudun dengesinin bozulması
durumudur.

SÖZ KĠMYAGERĠ
• 1. Sözlerdeki değer, samimiyet, doğruluk vb. dereceleri
rahatlıkla fark edebilen. 2. Yüksek kıymette, gönülleri aydınlatan
nurlu sözler karĢısında, Ģiir gibi kendi sözlerinden bile
vazgeçerek o güzel sözleri anlamaya çalıĢan.



88




2. ÜNĠTE:
BĠLEġĠKLER

ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. BĠLEġĠKLER NASIL OLUġUR?
• 2. ĠYONĠK BĠLEġĠKLER
• 3. KOVALENT BĠLEġĠKLER

1. BĠLEġĠKLER NASIL
OLUġUR?

BĠLEġĠKLERĠN TANIMI

• Farklı cinsteki atomların belirli oranlarla kimyasal özelliklerini
kaybederek birleĢmeleriyle oluĢan yeni saf maddeye denir.

89

BĠLEġĠKLERĠN ÖZELLĠKLERĠ

• 1– Aynı cins molekül ve farklı cins atomdan oluĢmuĢlardır.
• 2– Saftırlar (Arı).
• 3– Homojendirler.
• 4– Yoğunluk, erime ve kaynama noktaları karakteristiktir.
• 5– Kimyasal yolla bileĢenlerine ayrıĢırlar.
• 6– Formülle gösterilirler (CO, H
2
O, HNO
3
).

BĠLEġĠK FORMÜLLERĠ

• 1– KABA FORMÜL (BASİT FORMÜL) (AMPİRİK FORMÜL):
Bir bileĢiği oluĢturan elementleri ve bu elementler arasındaki en
basit oranı gösteren formüldür.
• 2– MOLEKÜL FORMÜLÜ (KİMYASAL FORMÜL): BileĢiği
oluĢturan temel birimi ve bu birimdeki atomların sayılarını
gösteren formüldür.

KABA FORMÜL (BASĠT FORMÜL) (AMPĠRĠK
FORMÜL)

• Kaba formülden; bileĢikte hangi elementlerin bulunduğu,
bileĢikteki elementlerin sayıca (molce) oranı, eğer atom
ağırlıkları verilirse bileĢikteki elementlerin kütlece oranı
bulunabilir.

MOLEKÜL FORMÜLÜ

• Molekül formülünden; kaba formülden anlaĢılan her Ģey
anlaĢılabilir, ayrıca bileĢiği oluĢturan elementlerin sayıları ve
atom ağırlıkları verilirse bileĢiğin mol kütlesi bulunabilir.
• Her iki formülden de fiziksel veya kimyasal özellik anlaĢılamaz.
90


DEĞERLĠK VE YÜKSELTGENME BASAMAĞI
FARKI

• Değerlik, bir atomun bağlayacağı hidrojen atomu sayısıdır.
Değerlikte + ve – söz konusu değildir, rakamsal değerlerdir.
• Yükseltgenme basamağı ise taneciğin elektriksel yüküdür.
Nötr atom, verdiği elektron sayısı kadar + yükseltgenme
basamağı; aldığı elektron sayısı kadar da – yükseltgenme
basamağı kazanır.
• Örneğin; sodyum iyonunun değerliği 1‟dir, yükseltgenme
basamağı ise +1‟dir.
• Bu farka çok dikkat edilmez. Değerlik de yükseltgenme
basamağı gibi aynı anlam için kullanılmaktadır.

FORMÜL YAZMA

• Formül yazarken çaprazlama yapılır.
• Öncelikle pozitif değerlikli element yazılır.
• Değerlikler bilinmelidir.
• Değerliği değiĢken olanlar bilinmelidir.

BĠLEġĠKLERĠN ĠSĠMLENDĠRĠLMESĠ

1– METAL + AMETAL
• NaCl: Sodyum klorür
• CaF
2
: Kalsiyum florür
• MgO: Magnezyum oksit
• AlN: Alüminyum nitrür
• K
2
S: Potasyum sülfür
• Ba
3
P
2
: Baryum fosfür

91

• 2– METAL + KÖK
• LiNO
3
: Lityum nitrat
• Mg
3
(PO
4
)
2
: Magnezyum fosfat

• 3– KÖK + AMETAL
• NH
4
Cl: Amonyum klorür
• (NH
4
)
2
S: Amonyum sülfür

• 4– KÖK + KÖK
• NH
4
OH: Amonyum hidroksit
• (NH
4
)
2
CO
3
: Amonyum karbonat

• 5– DEĞERLİK DEĞİŞTİREN METALLERİN BİLEŞİKLERİ
• FeO: Demir (II) oksit
• Fe
2
O
3
: Demir (III) oksit
• PbCl
2
: KurĢun (II) klorür
• PbCl
4
: KurĢun (IV) klorür
• BileĢiklerinde değerliği değiĢkenlik gösteren metaller: Fe, Mn,
Pb, Sn, Cr, Au, Hg, Cu.

• 6– AMETAL + AMETAL
• 1– mono
• 2– di
• 3– tri
• 4– tetra
• 5– penta
• 6– hegza
• 7– hepta
• 8– okta
• 9– nona
• 10– deka

• NO: Azot monoksit
• NO
2
: Azot dioksit
• N
2
O
5
: Diazot pentaoksit
• PCl
3
: Fosfor triklorür
92

• CS
2
: Karbon disülfür
• CO: Karbon monoksit

BĠLEġĠKLERĠN SINIFLANDIRILMASI

• 1– ASĠTLER
• 2– BAZLAR
• 3– OKSĠTLER
• 4– TUZLAR

OKSĠTLER

• Oksijenin yanında tek cins elementin bulunduğu (OF
2
hariç)
bileĢiklerdir.

• 1– ASİT OKSİTLER (AMETAL OKSİTLER)
• Ametallerin oksijence zengin oksitlerine denir. Örneğin: CO
2
,
NO
2
, N
2
O
5
, SO
3
, SO
2
.
• Asit oksitlerin suyla tepkimelerinden asitler, bazlarla
tepkimelerinden tuz ve su oluĢur.

• 2– BAZİK OKSİTLER (METAL OKSİTLER)
• Metallerin oksitlerine denir. Örneğin: Na
2
O, CaO, Li
2
O.
• Bazik oksitlerin suyla tepkimelerinden bazlar, asitlerle
tepkimelerinden tuz ve su oluĢur.

• 3– NÖTR OKSİTLER
• Ametallerin oksijence fakir oksitlerine denir. Örneğin: CO, NO,
N
2
O.
• Nötr oksitler; suyla, bazlarla ve asitlerle tepkime vermezler.
• Oksijenle yanarak asidik oksitlerine dönüĢürler.

• 4– ANFOTER OKSİTLER
93

• Anfoter metallerin oksitlerine denir. Örneğin: Al
2
O
3
, Cr
2
O
3
, ZnO,
PbO, SnO.
• Anfoter oksitlerin bazlar ve asitlerle tepkimelerinden tuz ve su
oluĢur. Suyla tepkime vermezler.

• 5– PEROKSİTLER
• Oksijenin –1 değerlikli olduğu oksitlerdir.1A ve 2A grubu
metallerinin peroksitleri vardır. Örneğin: Na
2
O
2
, Li
2
O
2
, H
2
O
2
,
K
2
O
2
, CaO
2
, MgO
2
, BaO
2
.
• Peroksitler ısıtıldıklarında normal oksitlerine dönüĢür.

H
2
O
2
+ ısı → H
2
O + 1/2O
2

• 6– BİLEŞİK OKSİTLER
• Birden çok değerlik alan metallerin birden çok değerliğinin bir
arada bulunduğu oksitlerdir. Örneğin:
• FeO. FeO
2
→ Fe
3
O
4

• PbO. PbO
2
→ Pb
2
O
3

• PbO. Pb
2
O
3
→ Pb
3
O
4


TUZLAR

• Anyon ve katyon içeren, suda genelde çözünebilen, suda
çözündüğünde veya sıvı hâlde elektriği iletip katı hâlde
iletmeyen, oda Ģartlarında katı hâlde bulunan maddelerdir.

TUZ ÇEġĠTLERĠ

• 1– ASİDİK TUZ
Kuvvetli asitle zayıf bazların tepkimesinden oluĢan veya
yapısında H
+
iyonu (NaHSO
4
) bulunduran tuzlardır.

• 2– BAZİK TUZ
Kuvvetli bazların zayıf asitlerle tepkimesinden oluĢan veya
yapısında (OH)

iyonu bulunduran tuzlardır (MgOHCl).

94

• 3– NÖTR TUZ
Denk kuvvetlerde asit ve bazın tepkimesinden oluĢan tuzlardır.

• 4– ÇİFT TUZ
KAl(SO
4
)
2
→ K
+
+ Al
+3
+ 2SO
4
–2

• 5– KOMPLEKS TUZ
Fe
3
[Fe(CN)
6
]
2
→ 3Fe
+2
+ 2[Fe(CN)
6
]
–3



ELEMENTLERDEN BĠLEġĠK OLUġMASI

• EVREN VAR OLDUĞUNDA OLUġAN BĠLEġĠKLERE ÖRNEK
H + H → H
2
+ enerji

• HER AN OLUġANAN BĠLEġĠKLERE ÖRNEK
C + O
2
→ CO
2
+ enerji

DALTON‟UN TANECĠKLĠ YAPIYI
AÇIKLAMADA TAKĠP ETTĠĞĠ YOL

• Dalton, maddeleri tarttı.
• BirleĢtirdi.
• Bazısının 1/2, bazısının 7/4, bazısının 1/8 oranında birleĢtiğini
gördü.
• Buradan Ģu sonuca gitti: Madde tanecikli yapıdadır.


BĠLĠM ADAMI ELEMENT BULMAK ĠÇĠN MĠ ĠġE
BAġLAMIġTIR?

• EVET! Günümüzde nükleer laboratuvarlarda yapay elementler
elde edilmektedir.
• HAYIR!
95

Fe
2
O
3
+ 3C + yüksek sıcaklık → 2Fe + 3CO
• Fe
2
O
3
, doğada hematit adındaki demir bileĢiğidir; kömürle
ısıtıldığında demir elementi elde edilir. Ġlk elde ediliĢi gayriiradi
olabilir.

ĠNSANLAR SÖNMÜġ KĠREÇ BĠLEġĠĞĠNĠ
NASIL KEġFETTĠ?
(SENORYA ÜRETMEK..!)

• Kireç taĢını ısıttılar.
CaCO
3
+ yüksek sıcaklık → CaO + CO
2
• Yağmur yağınca bulamaç oldu.
CaO + H
2
O → Ca(OH)
2
• Elleri kirlenince duvara sürdüler.
• Duvarın kirliliği gitti.
• Böylece badana maddesi keĢfedilmiĢ oldu.

ELEMENT TANIMIYLA ĠLGĠLĠ SÖYLEM
HATALARI

• Her elementin yapı taĢı atom değildir. Yapı taĢı molekül olan
elementler de vardır. Bunlara element molekülleri denir.
• Element tanımında; “aynı cins atomdan oluĢan saf madde”
derken izotoptan söz etmelidir; çünkü her bir aynı cins atomun
farklı izotopu vardır; bu yönden farklı atom olmaktadır.

BĠLEġĠK TANIMIYLA ĠLGĠLĠ SÖYLEM
HATALARI

• Her bileĢiğin yapı taĢı molekül değildir. Yapı taĢı formül–birim
olan bileĢikler de vardır.
• BileĢik diyebilmemiz için farklı cins atomların kimyasal yolla
96

birleĢmesi gerekir. Aynı cins atomların kimyasal yolla
birleĢmesinden oluĢan element molekülleri, elementtir; bileĢik
değildir.

2. ĠYONĠK BĠLEġĠKLER
• Ġyonik bileĢikler anyonlarla katyonlar arasında meydana gelir.
Genelde metal atomu son yörünge elektronlarını vererek katyon,
bunu alan ametal atomu da anyon oluĢturur. Bu iyonlar bir
kristal yapı oluĢturmak üzere elektriksel çekim kuvveti ile
birbirlerini çekerler. Bu etkileĢimden iyonik bileĢikler oluĢur.

ĠYONĠK BĠLEġĠKLERĠN ÖZELLĠKLERĠ

• Ġyonik bileĢikler kristal yapıda bulunurlar.
• Ġyonik bileĢikler katı hâlde elektrik akımını iletmezler. Sulu
çözeltileri ve sıvı hâlleri, elektrik akımını iletir.
• Kristalleri saydamdır.
• Aktif bir metal ile aktif bir ametal arasında oluĢan bileĢik kuvvetli
iyonik karakter gösterir.
• En kararlı iyonik bileĢikler iyonlaĢma enerjisi düĢük element ile
elektron ilgisi yüksek elementler arasında oluĢur.


ĠYONĠK BAĞLI BĠLEġĠKLERDE NĠÇĠN
MOLEKÜL FORMÜLÜNDEN SÖZ EDĠLEMEZ?

• Ġyonik bağlı bileĢiklerin erimiĢ hâllerinde ve çözeltilerinde,
molekül formülünden söz edilemez; çünkü iyonlar serbest hâle
geçmiĢlerdir. Katı hâlde zaten molekül yoktur; formül–birim
vardır.
97

• Molekül, kovalent bağlı bileĢiklerin yapı taĢıdır. Ġyonik bağlı
bileĢiklerin yapı taĢına molekül denmez; formül–birim denir.

YEMEK TUZU KRĠSTALLERĠ VE FORMÜL–
BĠRĠM

• NaCl
(k)
‟da 1 tane Na
+1
(k)
iyonu 6 tane Cl
–1
(k)
iyonu ile 1 tane Cl

1
(k)
iyonu da 6 tane Na
+1
(k)
iyonu ile çevrilidir.
• Böylece kristal yapı oluĢmuĢtur.
• Kristal yapının formülü, Na
6
Cl
6
Ģeklinde gösterilir.
• Formül–birim ise NaCl Ģeklinde gösterilir.

3. KOVALENT BĠLEġĠKLER

• Kovalent bileĢikler, elektron çiftinin atomlar arasında ortaklaĢa
kullanılmasıyla oluĢur. Burada ortaklaĢa kullanılan elektronlarla,
pozitif atom çekirdekleri arasındaki çekme kuvveti etkisiyle
kimyasal bağ oluĢur.


APOLAR KOVALENT BĠLEġĠKLER

• Aynı cins ametal atomları arasında olan kovalent bağlı
bileĢiklerdir. Örnek olarak iki hidrojen atomu arasında oluĢan
hidrojen molekülünü inceleyelim: Her bir hidrojen atomu 1
elektrona sahiptir. Bu birer elektronun ortaklaĢa kullanılmasıyla
hidrojen atomları arasında bir bağ meydana gelir. OluĢan
molekül H
2
molekülüdür.
• Hidrojen molekülü; H..H veya H–H Ģeklinde gösterilir. Birincisi
elektron nokta yapısı (Lewis yapısı), ikincisi ise açık formüldür.
• O
2
, F
2
, Cl
2
, Br
2
, I
2
ve N
2
moleküllerinde de apolar kovalent bağ
98

vardır.

POLAR KOVALENT BĠLEġĠKLER

• Örnek olarak HF molekülünün oluĢumunu inceleyelim: Florun
son enerji düzeyinde 7 elektronu, hidrojenin ise 1 elektronu
vardır. Hidrojen ve flor arasında bir kovalent bağ oluĢur. Florun
elektron severliği hidrojenden fazla olduğundan ortaklaĢa
kullanılan elektronları kendisine daha fazla çekeceğinden kısmi
negatif yükle, hidrojen de kısmi pozitif yükle yüklenir.
• Bağda kutuplanma meydana gelir.
• OluĢan HF bileĢiğidir.
• H..F elektron nokta yapısıdır.
• Açık formül H–F Ģeklinde gösterilir.
• Molekül doğrusaldır.
• Farklı cinste ametal atomları arasında oluĢan kovalent bağlı
bileĢiklerdir.
• HF, HCI, CO, NO molekülleri polar kovalent bileĢiklerdir.


HÂL DEĞĠġTĠRME ANINDA KIRILAN
KĠMYASAL BAĞIN CĠNSĠ; ĠYONĠK
BĠLEġĠKLERDE KOVALENT BĠLEġĠKLER
ARASINDA FARKLILIK GÖSTERĠR

• Hâl değiĢikliğinde tanecikler arası mesafenin değiĢmesi,
kovalent bileĢikler için geçerlidir; burada kırılan tanecikler arası
bağdır.
• Kovalent bileĢiklerin hâl değiĢtirmesinde tanecik içi kimyasal bağ
aynen kalır.
• Ġyon yapılı bileĢikler hâl değiĢtirirken ise tanecik içi kimyasal bağ
olan iyonik bağ kırılır.
99



KSENONUN OKSĠJENLE YAPTIĞI
BĠLEġĠKLER


XeO
3

XeO
4
• Na
4
XeO
6
x nH
2
O

2Ba
2
XeO
6
x 3H
2
O



KSENONUN OKSĠJENLE VE FLORLA
YAPTIĞI BĠLEġĠKLER


XeO
2
F
2

XeOF
2

XeOF
4
• KXeO
3
F
• (NO)
2
XeF
8


KSENONUN FLORLA YAPTIĞI BĠLEġĠKLER


XeF
2

XeF
4

XeF
6

XeF
6
x SbF
5

XeF
6
x AsF
5

XeF
2
x 2SbF
5

XeF
2
x 2TaF
5

XeF
6
x BF
3

RbXeF
7

NaXeF
8

K
2
XeF
8
100


Cs
2
XeF
8

Rb
2
XeF
8

KRĠPTON VE RADONUN FLORLA YAPTIĞI
BĠLEġĠKLER


KrF
2

KrF
2
x SbF
5

KrF
4

RnF
n

SOY GAZLAR YAPAY BĠLEġĠK OLUġTURUR

• Soy gazlardan He (helyum), Ne (neon), Ar (argon)
elementlerinin hiçbir bileĢiği yoktur. Kr (kripton), Xe (ksenon) ve
Rn (radon) elementleri ise özel Ģartlarda O
2
(oksijen) gazı ve F
2

(flor) gazıyla bileĢik oluĢtururlar.
• Neden soy gazlardan ilk üçü bileĢik yapmıyor da son üçü bileĢik
yapıyor?
• Neden yalnız O
2
ve F
2
elementleriyle bileĢik oluĢturuyorlar?
• Elektronegatiflik; bağ elektronlarını çekme kabiliyetidir.
• Elektronegatiflik, periyodik tabloda soldan sağa doğru artar. Soy
gazların elektronegatifliği diğer gruplara göre yüksektir. Bununla
beraber O ve F elementlerinin elektronegatifliği; Kr, Xe ve
Rn‟dan daha fazladır. He, Ne ve Ar elementleri için
elektronegatiflik söz konusu değildir. Oksijenin elektronegatifliği
3,5, florun 4, kriptonun 3, ksenonun 2,6, radonun ise 2,4‟tür.
• Oksijen ve florun elektronegatifliği ile son üç soy gazın
elektronegatiflikleri arasında fark azdır. Bu nedenle oluĢan
bileĢik, kovalent özelliktedir. Elektronegatifliği az olan Kr, Xe ve
Rn kısmi pozitif konumunda; elektronegatifliği fazla olan O ve F
ise kısmi negatif konumundadır.
• Soy gaz bileĢikleri, yapaydır. AraĢtırma amaçlı üretilmiĢtir.
• Kullanım yerleri yoktur.
101

• OluĢturulma reaksiyonları, endotermik olduğundan masraflıdır.
• Tabloda görüldüğü gibi çok farklı bileĢik oluĢtururlar. Ġki element
arasında çok sayıda bileĢiğin meydana gelmesi; kararsızlığın ve
zorla oluĢturulmanın göstergesidir.
• Kararsız bileĢik, hemen bozunan bileĢik anlamına gelir.
• Soy gaz bileĢikleri, ametal– ametal bileĢikleri gibi adlandırılır.
• Soy gazlar, havada elementel bulunan elementlerdir.
• Soy gaz bileĢikleri, 1964 yılında üretilmiĢtir.

METALLERĠN SERBEST YA DA BĠLEġĠK
OLARAK DOĞADA BULUNMASIDAKĠ KURAL

• Ġndirgenme yarı pil gerilimi listesinde; indirgenme potansiyeli
hidrojenden yüksek olan elementler, soy (altın, platin, gümüĢ)
metaller ve yarı soy (bakır, cıva) metallerdir.
• Soy metaller doğada yalnız elementel hâlde bulunur, bileĢikleri
hâlinde bulunmaz.
• Yarı soy metaller ise hem elementel hâlde hem de bileĢiği
hâlinde bulunur.
• Amalgam diĢ dolgular; cıva ve gümüĢ içerir. Altın diĢ dolgusu da
vardır. Platin metali ise, protezlerde kullanılır. Bütün bu
kullanımlarda altın, platin, gümüĢ ve cıva; aynen doğadaki gibi
metalik hâldedir. Sıfır değerliklidir. Bu nedenle de sağlığa
zararları yoktur.
• Bakır ve cıva da soy metaller gibi genelde doğada serbest hâlde
bulunur.
• Bakır ve cıva metallerine, yarı soy metal denmesinin sebebi;
doğada doğal bileĢiklerinin de olmasıdır.
• Bu 5 element dıĢındaki bütün metaller, yaklaĢık 70 metal
doğada yalnız bileĢikleri hâlinde bulunur, hiçbiri serbest hâlde
bulunmaz.
• Örneğin doğada Na, Ca, Al yoktur. NaCl (yemek tuzu), CaCO
3

(mermer), Al
2
O
3
(alüminyum metalinin elektroliz yöntemiyle elde
edildiği boksit cevheri) vardır.
102

• Tabiatta bulunan ve suda çözünmeyen doğal inorganik metal
bileĢiklerine cevher (filiz) denir. Formülü basit olan cevherler
olduğu gibi, kompleks olanları da vardır.
• Genellikle kaya tuzu gibi suda çözünenler yerin derinliklerinde,
suda çözünmeyenler ise yerin üstündedir.
• Demir ve nikelin indirgenme potansiyeli hidrojenden az olmasına
rağmen, yerkürenin merkezinde erimiĢ elementel hâlde de
bulunurlar.

AMETALLERĠN SERBEST YA DA BĠLEġĠK
OLARAK DOĞADA BULUNMASIDAKĠ KURAL

• F
2
gazı ve Cl
2
gazı, tabiatta bulunmaz. Doğada florür bileĢikleri
ve klorür bileĢikleri vardır.
• Bu ikisinden baĢka bütün ametaller, hem elementel hâlde hem
de bileĢiği hâlinde bulunur.

BĠLEġĠKLER BÖLÜMÜYLE ĠLGĠLĠ SOSYAL
ALANDA KULLANILAN KĠMYA KELĠME VE
DEYĠMLERĠ

• Aile, toplumun molekülüdür.



103




3. ÜNĠTE:
KĠMYASAL
DEĞĠġĠMLER


ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. REAKSĠYON NEDĠR?
• 2. REAKSĠYON TĠPLERĠ
• 3. POLĠMERLEġME VE HĠDROLĠZ



1. REAKSĠYON NEDĠR?

KĠMYASAL TEPKĠMELERDE DEĞĠġMEYEN
104

ÖZELLĠKLER

• Toplam atom sayısı ve cinsi
• Toplam kütle
• Toplam proton sayısı
• Toplam nötron sayısı
• Toplam elektron sayısı
• Çekirdek yapısı
• Toplam yük

KĠMYASAL TEPKĠMELERDE DEĞĠġEBĠLEN
ÖZELLĠKLER
• Mol sayısı
• Molekül sayısı
• Tanecik sayısı
• Kat sayı
• Madde sayısı (çeĢidi)
• Taneciğin elektron sayısı
• Hacim ve basınç (gazlar için)
• Fiziksel ve kimyasal özellikler


DENKLEM KAT SAYILARININ YORUMU

• Denklem kat sayıları maddelerin tanecik sayısını
• Molünü
• Ayrıca madde gaz ise hacmini ve basıncını oranlamamıza
yardımcı olur.

BASĠT DENKLEM DENKLEġTĠRME

• En kalabalık taneciğin baĢına 1 yazılarak denkleĢtirmeye
baĢlanır. BileĢiklerin ve atomal hâldeki elementlerin baĢına
kesirli sayı yazılamaz.
105



KĠMYASAL REAKSĠYON VE KĠMYASAL
TEPKĠME

• Kimyasal tepkime ile kimyasal reaksiyon eĢ anlamlıdır.
• Eskiden kimyasal reaksiyon denirdi, bir ara kimyasal tepkime
tabiri kullanıldı, günümüzde yine kimyasal reaksiyon deniyor.
• Türkçemizde reaksiyon, tepki göstermek demektir. Bu nedenle
de reaksiyon ile tepki göstermek aynı anlama gelir.
• Türkçede aynı anlamı taĢıyor diye kimyasal reaksiyon
sözcüğünden tepki göstermek, karĢı koymak gibi anlamlar
çıkarılmamalıdır. Anlamı baĢkadır.
• Kimyadaki reaksiyon, batı dillerinden Türkçemize geçtiğinden
batı dillerindeki anlamını taĢımaktadır. Bu anlam Ģöyledir:
• “Re”, yeniden demektir.
• Reaksiyon, yeniden aksiyon manasınadır. “Reaksiyondan önce
de aksiyon vardı. Reaksiyondan sonra da aksiyon var.”
demektir.
• Kimyasal reaksiyona, kimyasal tepkime dediğimizde; bütün bu
anlamları aklımıza getirmeliyiz. Sonra söyleyebiliriz.

REAKSĠYON ÇEġĠTLERĠ

• KĠMYASAL REAKSĠYON
• FĠZĠKSEL REAKSĠYON
• NÜKLEER REAKSĠYON

DOĞAL KĠMYASAL REAKSĠYONLARDA
GEREKLĠ ġARTLAR

• Tepkimenin ekzotermik olması
• BirleĢme kabiliyeti olması
106

• EĢik enerjisini aĢabilecek gerekli aktivasyon enerjisine sahip
olması
• BirleĢecek maddelerin yeterli olması
• Uygun Ģartlar olması

BĠLEġĠKLERĠN SAĞ ALTINA YAZILAN,
FĠZĠKSEL HÂLĠDĠR

• NaCl üzerinden açıklayalım: NaCl
(k)
, NaCl
(s)
, NaCl
(g)
ve NaCl
(suda)
olmak üzere dört farklı yazım vardır.
• Hâller parantez içinde, küçük harfle, küçük puntoyla, kısaltılarak
yazılır.
• NaCl
(k)
, katı yemek tuzu; NaCl
(s)
, erimiĢ yemek tuzu; NaCl
(g)
, gaz
hâlindeki yemek tuzu, NaCl
(suda)
ise suda hazırlanmıĢ yemek
tuzu çözeltisi demektir.
• NaCl
(suda)
,NaCl
(aq)
Ģeklinde de yazılabilir.
• Aqua, Latince‟de su demektir; (aq), (aqua) kelimesinin
kısaltılmıĢıdır.
• Çözücü, hangi maddeyse o yazılır. Örneğin; iyot, suda
çözünmez. Alkolde çözünür. Bu nedenle I
2(alkolde)
Ģeklinde yazılır.
• Kastedilen hâl, oda sıcaklığındaki hâl ise malumu ilam
olmaması için yazılmayabilir. Örneğin; suyu belirtmek için H
2
O
yazılabilir; su buharı kastediliyorsa kesinlikle H
2
O
(g)
diye
yazılmalıdır.
• Bazen de hâller yazılmamıĢ olsa da, reaksiyon denkleminden
anlayabilmelidir:
AgNO
3
+ NaCl → AgCl
(k)
+ NaNO
3
Girenlerdekilerin oda sıcaklığındaki hâlleri katıdır. Ancak katı
olduklarında reaksiyona girmeyecekleri malumdur. Bu nedenle
çözeltidirler. Ġyonik bileĢiklerin sıvı hâlleriyle bir tepkime kimyada
zaten yoktur.
AgNO
3(suda)
+NaCl
(suda)
→AgCl
(k)
+NaNO
3(suda)

• Bununla ilgili bir diğer husus daha vardır:
• H
2
denilince 1 tane H
2
molekülü anlaĢılır.
107

• H
2(g)
denilince ise 1 mol H
2
anlaĢılır.

2.REAKSĠYON TĠPLERĠ
1– ASĠT– BAZ TEPKĠMELERĠ
2– METAL– ASĠT TEPKĠMELERĠ
3– AMFOTER METAL– BAZ TEPKĠMELERĠ
4– AKTĠF METAL– SU TEPKĠMELERĠ
5– ANALĠZ (AYRIġMA) TEPKĠMELERĠ
6– SENTEZ (BĠRLEġME) TEPKĠMELERĠ
7– YANMA TEPKĠMELE
8– EKZOTERMĠK (ISI VEREN) TEPKĠMELER
9– ENDOTERMĠK (ISI ALAN) TEPKĠMELER
10– YER DEĞĠġTĠRME TEPKĠMELERĠ
11– REDOKS (YÜKSELTGENME– ĠNDĠRGENME)
TEPKĠMELERĠ

TEPKĠMEDEKĠ REAKSĠYON ĠġARETĠNĠN TEK
YÖNLÜ OK VEYE ÇĠFT YÖNLÜ OK
OLMASINA GÖRE TEPKĠMELER ĠKĠYE
AYRILIR

• Kimyasal tepkimelerin bir kısmı iki yönlü, bir kısmı tek yönlü
tepkimelerdir.
• Ġki yönlü tepkimelere tersinir tepkime, reversibl tepkime, çift
yönlü tepkime de denir.
• Tek yönlü tepkimeler ise geriye dönmeyen tepkime, tersinmez
tepkime, irreversibl tepkime adlarıyla bilinir.

3. POLĠMERLEġME VE
108

HĠDROLĠZ
BAZI POLĠMER ve DOĞAL ÜRÜNLERĠN
KISALTMALARI

• PL polyester (polyester)
• PA poliamit (naylon)
• PE polietilen
• SE silk (ipek)
• WO wool (yün)
• WM moher
• WP keçi yünü
• WS kaĢmir
• LĠ linen (keten)
• LY likra

MONOMER KANSER RĠSKĠ TAġIR

• Teflon tavalar çizilirse sıcaklığın etkisiyle polimerden monomer
ayrılır.
• PVC fabrikalarında PVC tozunda monomer bulunur.
• Plastik bardaklar içine konan 70 derece santigradın üzerindeki
içecekler, içinde bulunduğu plastik malzemeyi ısı etkisiyle çözüp
monomerine ayırır.
• Köpük bardakların ısıya dayanıklılığı daha yüksektir. Ancak
daha yüksek sıcaklıktaki sıvılar bu materyali de monomerine
ayırır.
• Plastik ve köpükten imal edilen bardaklardan uzun süre sıcak
sıvı içenler kanser tehlikesiyle karĢı karĢıya kalabilir.
• Monomerler tehlikeli kanserojen maddelerdir.
• Plastik bardak yerine kâğıt bardak önerilebilir.

109




4. ÜNĠTE:
KARIġIMLAR

ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. KARIġIMLARIN SINIFLANDIRILMASI
• 2. KARIġIMLARIN AYRILMASI

1. KARIġIMLARIN
SINIFLANDIRILMASI

KARIġIM NEDĠR?

• KarıĢım, birden fazla maddenin kimyasal özellikleri
değiĢmeyecek Ģekilde bir araya gelmesiyle oluĢan madde
topluluğudur. Saf maddeler element ve bileĢiklerden oluĢur.
Fakat maddelerin çoğu ne tek bir elementtir; ne de tek bir
bileĢiktir. Maddelerin çoğu saf madde olmayan karıĢımlardır.
110


KARIġIMLARIN ÖZELLĠKLERĠ

• 1- Yapılarında iki ya da daha fazla madde bulundururlar.
• 2- Ġstenilen oranda karıĢtırılırlar.
• 3- Fiziksel olarak karıĢırlar.
• 4- Kendini oluĢturan maddelerin özelliklerini taĢırlar.
• 5- Kendini oluĢturan maddelere fiziksel yöntemlerle
ayrıĢtırılabilirler.
• 6- Saf değildirler.
• 7- Belli erime ve kaynama noktaları yoktur.
• 8- Yapı taĢları element ya da moleküllerdir.
• 9- Belli bir formülleri yoktur.

KARIġIMLAR
• HOMOJEN KARIŞIMLAR
• HETEROJEN KARIŞIMLAR

HOMOJEN KARIġIMLAR

• Her tarafında aynı özelliği gösteren, tek bir madde gibi
gözüken karıĢımlardır.
• KarıĢımı meydana getiren maddeler gözle veya optik aletlerle
görülemezler.
• Homojen karıĢımlara genel olarak “çözeltiler” de denir.
• Tuzlu su, Ģekerli su, alkollü su, çeĢme suyu ile içerisinde
bulunduğumuz havayı homojen karıĢıma örnek verebiliriz.

ÖRNEK
SU + TUZ = TUZLU SU
(BileĢik)+(BileĢik)=(HOMOJEN KARIġIM)

111

ÇÖZELTĠ TANIMI

• Çözücü ve çözünenin oluĢturduğu homojen karıĢımlara çözelti
denir.
• Maddelerin katı-gaz hâlleri hariç diğer tüm hâlleri homojen
olarak karıĢarak çözeltileri oluĢtururlar.

ÇÖZELTĠNĠN BĠLEġENLERĠ

• Çözeltilerin iki bileĢeni vardır.
• 1– Çözücü
• 2– Çözünen
• Çözücü: Genelde miktarı çok olan ve diğerini çözen maddedir.
• Çözünen: Genelde miktarı az olan ve diğeri tarafından çözülen
maddedir.

ÖRNEK
SU + TUZ = TUZLU SU
(ÇÖZÜNEN) + (ÇÖZÜCÜ) = (ÇÖZELTĠ)


DOYGUNLUĞA GÖRE
ÇÖZELTĠ TĠPLERĠ
• DOYMAMIġ ÇÖZELTĠ
• DOYMUġ ÇÖZELTĠ
• AġIRI DOYMUġ ÇÖZELTĠ

DOYMAMIġ ÇÖZELTĠ

• Belli Ģartlarda bir çözücüde, çözünebilenden daha az madde
çözünmüĢ ise bu tip çözeltilere doymamıĢ çözeltiler denir.
112


DOYMUġ ÇÖZELTĠ

• Belli Ģartlarda bir çözücüde, çözünebilen kadar madde
çözünmüĢ ise, bu tip çözeltilere doymuĢ çözeltiler denir.

AġIRI DOYMUġ ÇÖZELTĠ

• ġartlar değiĢtirilerek, bir çözücüde çözünebilenden daha fazla
madde çözünmüĢ ise bu tip çözeltilere aĢırı doymuĢ çözeltiler
denir.
• AĢırı doygunluk hâli kararsız hâl olup çözeltiyi aĢırı doygun
hâle getiren faktörler ortadan kaldırılırsa çözelti tekrar doygun
hâle döner.
• Bal, pekmez ve reçel örnek verilebilir.

DERĠġĠME GÖRE
ÇÖZELTĠ TĠPLERĠ
• SEYRELTĠK ÇÖZELTĠ
• DERĠġĠK ÇÖZELTĠ

SEYRELTĠK ÇÖZELTĠ

Çözüneni çok az, çözücüsü fazla olan çözeltilere denir.

DERĠġĠK ÇÖZELTĠ

Çözüneni fazla, çözücüsü az olan çözeltilere denir.

ALAġIMLAR

113

• Katı ile katı arasındaki homojen karıĢımlara alaĢım denir.
• AlaĢımı oluĢturan elementler, kristal yapılarını kaybetmezler.
• Sıcaklık yükselince metalin kristal formu değiĢebilir.
• Yüzey merkezli küp, düzgün sekiz yüzlü (oktahedral) vb. metal
kristal tipleri vardır.

ALAġIM ÇEġĠTLERĠ

• Yer değiĢtirme alaĢımları: AlaĢımı oluĢturmadan önce kristal
yapıları aynı olan alaĢımlardır. Bu çeĢit alaĢımlarda, alaĢımı
oluĢturan element atomlarının yarıçapları en fazla %15 farklılık
gösterir.
• Konumlar arası alaĢımlar: Kullanılmayan boĢluklara küçük
elementler yerleĢir. Örneğin; çelikte boĢluklara karbon atomları
yerleĢmiĢtir.

ÇELĠĞĠN PASLANMAMASI

• Çelik, demire göre daha kararlı olduğundan kimyasal
tepkimelere karĢı ilgisiz hâle gelir.

BAġLICA ALAġIMLAR

ALAġIMIN ADI BĠLEġĠMĠ
PĠRĠNÇ % 63 Cu
% 37 Zn
BRONZ (TUNÇ) % 70–95 Cu
% 5–30 Sn
LEHĠM % 60 Sn
% 40 Pb
SAÇMA % 99,5 Pb
% 0,5 As
114

MATBAA HARFĠ % 73 Pb
% 15 Sb
% 12 Sn
AMALGAM DĠġ
DOLGUSU
% 40–55 Hg
% 45–60 Ag
22 AYAR ALTIN % 91,7 Au
% 5 Ag
% 2 Cu
% 1,3 Zn

ALTIN ALAġIMLARI

Renk Ayar AlıĢımdaki Elementlerin
Yüzdeleri
Sarı 22 Altın 91,67%
GümüĢ 5%
Bakır 2%
Çinko 1,33%
Kırmızı 18 Altın 75%
Bakır 25%
Gül 18 Altın 75%
Bakır 22,25%
GümüĢ 2,75%

Renk Ayar AlıĢımdaki Elementlerin Yüzdeleri
Pembe 18 Altın 75%
Bakır 20%
GümüĢ 5%
Beyaz 18 Altın 75%
Palladyum veya Platin 25%
115

Beyaz 18 Altın 75%
Palladyum 10%
Nikel 10%
Çinko 5%
Gri–
Beyaz
18 Altın 75%
Demir 17%
Bakır 8%
YeĢil 18 Altın 75%
GümüĢ 25%

Renk Ayar AlıĢımdaki Elementlerin Yüzdeleri
Açık YeĢil 18 Altın 75%
Bakır 23%
Kadmiyum 2%
YeĢil 18 Altın 75%
GümüĢ 20%
Bakır 5%
Koyu
YeĢil
18 Altın 75%
GümüĢ 15%
Bakır 6%
Kadmiyum 4%
Beyaz–
Mavi
veya Mavi
18 Altın 75%
Demir 25%
Mor – Altın 80%
Alüminyum 20%

Renk Ayar AlıĢımdaki Elementlerin Yüzdeleri
116

Sarı 22 Altın 91,6%
GümüĢ 5,5%
Bakır 2,9%
Sarı 18 Altın 75%
GümüĢ 16%
Bakır 9%
Yoğun
Sarı
22 Altın 91,6%
GümüĢ 3,2%
Bakır 5,1%
Sarı 14 Altın 58,5%
GümüĢ 30%
Bakır 11,5%
Koyu
Sarı
9 Altın 37,5%
GümüĢ 31,25%
Bakır 31,25%

ALTIN ALAġIMI FOTOĞRAFLARI


Mor
Mavi – YeĢil –
Pembe
Gül
Beyaz
Sarı (24 Ayar)
Sarı (22 Ayar)
117

HETEROJEN KARIġIMLAR

HETEROJEN KARIġIMLARIN TANIMI VE
ÇEġĠTLERĠ

• Her tarafta aynı özelliği göstermeyen ve içindeki taneciklerin
gözle görülebildiği karıĢımlardır. 4 grupta incelenir.
• Süspansiyon
• Emülsiyon
• Aerosol
• Koloit
• Adi karıĢım

SÜSPANSĠYON

• Katı-sıvı heterojen karıĢımlara denir.

ÖRNEK
• TebeĢir tozu- su
• Su-talaĢ
• Ayran

YAġAMIMIZDAKĠ SÜSPANSĠYONLAR

• Ca(OH)
2
(KALSĠYUM HĠDROKSĠT) SÜSPANSĠYONU:
SönmüĢ kireç ismiyle satılan, suda çözünmeyen beyaz tozun
suyla karıĢtırılması ile oluĢur. Kireç denince, sönmüĢ kireç
anlaĢılır. Badana yapımında kireç süspansiyonu kullanılır.
• Mg(OH)
2
(MAGNEZYUM HĠDROKSĠT) SÜSPANSĠYONU:
Magnesi kalsine adıyla bilinen antiasit mide süspansiyonudur.
118

• BaSO
4
(BARYUM SÜLFAT): Ameliyat esnasında kullanılan
sargı bezi, pamuk, makas vb. steril ameliyat malzemeleri
baryum sülfat çözeltisine batırılmıĢtır. Ameliyat esnasında
vücudun içinde unutulan ameliyat malzemelerini, röntgen
çekiminde BaSO
4
gösterir. Ayrıca BaSO
4
süspansiyonu ve
hint yağı karıĢımı; XM solüsyonu adındaki ilaçtır. Röntgen filmi
çekiminden az önce hastaya içirilir. Ġçirilen sıvının mideden
bağırsağa kaç dakikada geçtiği BaSO
4
ile anlaĢılır; geçiĢ
süresine göre hastalığa teĢhis konur.

EMÜLSĠYON

• Sıvı-sıvı heterojen karıĢımlara denir.

ÖRNEK
• Zeytinyağı–su karıĢımı
• Lipo ve hidro olmak üzere iki çeĢittir.
• Lipo, yağ içindeki su emülsiyonudur. Bazı kremler örnek
verilebilir.
• Hidro, su içindeki yağ emülsiyonudur. Balık yağı örnek
verilebilir.

AEROSOL
• Katı-gaz ya da sıvı-gaz heterojen karıĢımlara denir.

ÖRNEK
• Duman
• Sis
• Spreyli parfümler
• Spreyli böcek ilaçları

KOLOĠT

119

• Çıplak gözle bakıldığında heterojen olduğu anlaĢılmayan katı-
sıvı karıĢımlara denir.
• Koloitlerde çözünen madde ancak mikroskopla görülebilir.

ÖRNEK
• Duman
• Boya
• Süt
• Krema
• Koloitlerde, katı tanecikler bir sıvı içerisinde çıplak gözle
görülemeyecek kadar küçük tanecikler hâlinde heterojen
olarak dağılmıĢtır.

ADĠ KARIġIM

• Süspansiyon ve emülsiyon özelliği göstermeyen karıĢımlara
denir.

ÖRNEK
• Salata

ÇÖZÜNÜRLÜK

• Belirli bir sıcaklık ve basınçta 100 gram suda çözünen en fazla
maddenin kütlesine o maddenin çözünürlüğü denir.
• Çözünürlük = Çözünebilenin kütlesi(g) / 100 g su


ÇÖZÜNÜRLÜĞE ETKĠ EDEN FAKTÖRLER
• Sıcaklık
• Basınç
120

• Çözücü ve Çözünenin Cinsi

SICAKLIK

• Katı ve sıvıların sudaki çözünürlükleri sıcaklıkla genellikle
artar.
• Gazların sudaki çözünürlükleri ise sıcaklıkla azalır; çünkü
gazların, sıvılardaki çözünürlüğü ekzotermiktir.

BASINÇ

• Katı ve sıvıların sudaki çözünürlükleri basınçla değiĢmez.
• Gazların sudaki çözünürlükleri ise basınçla artar.

ÇÖZÜCÜ VE ÇÖZÜNEN CĠNSĠ

• Genel olarak benzer maddeler birbiri içinde iyi çözünür. Polar,
polarda iyi çözünür. Apolar, apolarda iyi çözünür.
• Tuz, suda iyi çözünür; çünkü her ikisi de polardır.
• Alkol, suda iyi çözünür; çünkü iki molekül bir biriyle hidrojen
bağı oluĢturur.
• Naftalin suda iyi çözünmez; çünkü iki molekül arasında bir
benzerlik yoktur.




2. KARIġIMLARIN
AYRILMASI
KARIġIMLARIN BAZI AYIRMA TEKNĠKLERĠ

• Suyla yıkayarak sürükleme: Altının kumdan temizlenmesi
121

• Ekstraksiyon: ġeker pancarından Ģeker elde edilmesi
• Eleme
• Durultma: Katının sıvıdan ayrılması yöntemi
• Santrifüjleme: Santrifüj cihazıyla yapılan çabuk çöktürme
• Kurutma ile ayırma: Etüv cihazında yapılan; rutubetin
giderilmesi, suyun süratle uçurulması gibi iĢlere yarayan metot
• Flotasyon: Genelde madencilikte cevherdeki bazı maddeleri
elde etmek için kullanılan yüzdürme ile ayırma yöntemi

AZOT VE OKSĠJEN GAZLARININ ELDE
EDĠLMESĠ

• Hava yüksek basınçta sıvılaĢtırılır. Sıvı havanın ayrımsal
damıtılmasıyla azot ve oksijen gazları, linde cihazında elde
edilir.
• Azotun kaynama noktası –194 °C, oksijenin kaynama noktası
ise –183 °C‟tır. Bu nedenle önce azot gazı, sonra oksijen gazı
ele geçer.
• Sıvı hava; dewar (devar) kaplarında saklanır.

UÇUCU YAĞIN SUYU, ÖRNEĞĠN; GÜL SUYU,
KEKĠK SUYU NASIL ELDE EDĠLĠR?

• Bitkisel uçucu yağlar, ayrımsal damıtmayla elde edilir.
• Bu yağlar uçucu olduklarından, ayrımsal damıtma esnasında su
üstünde toplanmalarına özen gösterilir. Böylece hem israf
önlenmiĢ hem de yeni bir ürün ortaya çıkmıĢ olur.
• Ayrımsal damıtmanın sonunda uçucu yağ üstten alınır.
• Uçucu yağlar, suda çözünmemelerine rağmen, su ile temas
hâlinde olduklarından zamanla; doymamıĢ veya doymuĢ gül
yağı çözeltisi, kekik yağı çözeltisi vb. uçucu yağ çözeltileri alttaki
kısımda elde edilir ki, iĢte bunlara gül suyu, kekik suyu vb.
isimler verilir.
122


KARIġIMLAR ÜNĠTESĠ LE ĠLGĠLĠ SOSYAL
ALANDA KULLANILAN KĠMYA KELĠME VE
DEYĠMLERĠ

• YumuĢak alaĢımlı üslup: Herkesin birbirine karĢı ses tonunu
yükseltmeden sevgi ruhu ile hareket etmesi, her söylenene laf
yetiĢtirme yerine, dövene elsiz, sövene dilsiz olma hâli
(YumuĢak alaĢımlı üslup mevzuu herkesten beklenemez;
özellikle zihniyet değiĢikliği gereksinimini hissetmek lazımdır).
5. ÜNĠTE:
HAYATIMIZDA
KĠMYA

ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. TEMĠZLĠK MADDELERĠ
• 2. YAYGIN MALZEMELER
• 3. BĠYOLOJĠK SĠSTEMLERDE KĠMYA
• 4. ÇEVRE KĠMYASI




1. TEMĠZLĠK MADDELERĠ
ÇAMAġIR SUYU
123


• ÇamaĢır, bulaĢık, fayans, ıslak zemin, tuvalet, banyo
temizliğinde kullanılır.
• ÇamaĢır ve bulaĢıkta; 2 litre suya 1 yemek kaĢığı çamaĢır suyu
katılır.
• Diğer temizliklerde; saf olarak kullanılabilir.
• ÇamaĢır suyunun formülü NaClO‟dir. Sodyum hipoklorür veya
sodyum hipoklorit diye okunur.
• Saf (% 100‟lük) sıvıdır; çözelti değildir.

TUZ RUHU ÜRETĠMĠ

H
2(g)
+ Cl
2(g)
→ 2HCl
(g)

HCl
(g)
+ su → HCl
(suda)

Temizlikte doğrudan kullanılan % 36‟lık deriĢik HCl (hidroklorik
asit), tuz ruhudur; sıvıdır.

Fayans, taĢ vb. ıslak zeminde, ağır
kirleri temizlemek için kullanılır. Tuvaletlerde de kullanılmaktadır;
fakat sağlığa zararlıdır.

ÇAMAġIR SUYU VE TUZ RUHU BĠRLEġĠNCE
AÇIĞA ÇIKAN KLOR GAZI ÖLDÜRÜR

NaOCl

+ 2HCl → NaCl

+ H
2
O + Cl
2

Tuvalet temizliğinde aynı anda hem çamaĢır suyu hem de tuz
ruhu kullanılmamalıdır. Açığa çıkan Cl
2
öldürücü dozdadır.

ġEHĠR SULARININ TEMĠZLENMESĠ

• Büyük belediyelerde Cl
2
(klor) gazı katılarak Ģehir suyu
temizlenir.
124

• Küçük belediyelerde NaClO (sodyum hipoklorit) sıvısı katılarak
Ģehir suyu temizlenir.
• Eczanelerde musluk suyunun dezenfekte edilmesi için satılan
bileĢik ise kireç kaymağı diye bilinen Ca(ClO)
2
(kalsiyum
hipoklorit) tabletleridir.
• En zararlısı Cl
2
gazıyla yapılan klorlamadır.
• Cl
2
gazı yeĢil renklidir.
• NaClO (sodyum hipoklorit), renksiz ve saydam sıvıdır.
• Ca(ClO)
2
(kalsiyum hipoklorit) ise beyaz tozdur.

KLOR YERĠNE ÇAM ÇIRASI KULLANILABĠLĠR
MĠ?

• Çam çırasının sudaki dezenfektan etkisi, ispatlanmıĢtır.
• Dezenfektan etki; mikrop üremesini engelleyen ve mikrobu
öldüren etkidir.
• Eskiden su depolarına çam çırası konurdu.
• Çam ağacından imal edilmiĢ su testileri, geçmiĢte çok yaygındı.

AMONYAK ÜRETĠMĠ

N
2
+ 3H
2
+ yüksek sıcaklık ve basınç ⇌ 2NH
3
+ 22 kcal
Amonyak, çoğu temizlik malzemesinin bileĢimine girer. % 25‟lik
olan deriĢik amonyak 5–10 misli seyreltildikten sonra doğrudan
temizlik maddesi olarak koltuk, döĢeme, halı temizliğinde ve
kumaĢ lekelerinin çıkarılmasında kullanılır. GümüĢ eĢyalar da
amonyakla temizlenir.

SODA (ÇAMAġIR SODASI)

• Van gölü suyu, çamaĢır sodası çözeltisidir. Ancak, içinde her
çeĢit deterjan da vardır.
• Soda saf hâlde Beypazarı‟nda bulunur.
125

• Doğada beyazımsı renksiz, Ģeffaf ve taĢ Ģeklindedir.
• Piyasadaki sodalar, sodanın toz edilmiĢidir.
• ÇamaĢır sodasına, trona da denir.
• Van gölündeki çamaĢır sodası, dünyanın ihtiyacını karĢılayacak
kadar çokluktadır.
• Formülü Na
2
CO
3
‟tür.
• Ġleride sabun ve deterjanın yerini alacak kıymette bir
kaynağımızdır.
• Soda denildiğinde çamaĢır sodası anlaĢılır, yemek sodası
anlaĢılmaz.

2. YAYGIN MALZEMELER
HAYATIMIZDAKĠ BAZI ELEMENTLERĠN
ELEMENTEL HÂLDE ĠKEN ÖNEMLĠ
KULLANIM ALANLARI

• H
2
(HĠDROJEN): Sıvı hidrojen roket yakıtıdır. H
2
gazı; margarin
elde edilirken sıvı yağların doyurulması iĢleminde, uçan
balonlarda, NH
3
(amonyak), HCl (hidroklorik asit) ve CH
3
OH
(metil alkol) bileĢiklerinin sentezinde kullanılır. Havanın hacimce
% 0,00005‟i hidrojendir.

• Pb (KURġUN): Matbaacılıkta, çatıların kaplanmasında, boru,
halat, akü ve boya yapımında kullanılır. Lehim; kurĢun ve kalay
karıĢımıdır. Saçma; kurĢun ve arsenik karıĢımıdır. Matbaa harfi;
kurĢun, kalay ve antimon karıĢımıdır.

• Zn (ÇĠNKO): Pirinç alaĢımında çinko ve bakır vardır. Çatı
kaplamalarında, otomobil endüstrisinde, kaplamacılıkta ve boyar
madde üretiminde kullanılır.

126

• Ti (TĠTANYUM): Ġlk olarak titan uydusunda keĢfedildiğinden bu
isim verilmiĢtir. Tıpta beyin tümörlerinin tedavisinde, güdümlü
mermi ve uçak gövdesi imalinde, uydu alıcılarını saptırmada ve
aĢınmayan balata üretiminde kullanılır. Titanyum ile krom
karıĢımından oluĢan alaĢımdan, elektrik israfının olmadığı
elektrik kablosu yapımında faydalanılır.

• W (VOLFRAM VEYA TUNGSTEN): Ampullerin içindeki teller
volframdır.

• I
2
(ĠYOT): Tentürdiyot; I
2
(iyot) ve KI (potasyum iyodür)‟ün
C
2
H
5
OH (etil alkol)‟deki çözeltisidir. Radyoaktif izotopu,
hipertiroidizimde kullanılır.

• P (FOSFOR): Kırmızı fosfor, kibrit üretiminde kullanılır.

• Ne (NEON) VE Ar (ARGON): Flüoresanlı lambalarda tüplerin
içine bu gazlar doldurulur. Havanın hacimce % 0,0012‟si neon,
% 0,94‟ü ise argondur.

• Bi (BĠZMUT), Po (POLONYUM), At (ASTATĠN), Rn (RADON),
Fr (FRANSĠYUM), Ra (RADYUM), Ac (AKTĠNYUM), Th
(TORYUM), Pa (PROTAKTĠNYUM), U (URANYUM): Radyoaktif
elementlerdir. Enerji üretimi ve ıĢın elde edilmesinde kullanılır.

• Sn (KALAY): Teneke, kalaylanmıĢ sacdır. Sac, ince demir–çelik
ürünüdür. Bronz (tunç) alaĢımı; kalay ve bakırın karıĢımıdır.
Lehim; kurĢun ve kalay karıĢımıdır. Matbaa harfi; kurĢun, kalay
ve antimon karıĢımıdır.

• Mn (MANGAN): Sert çelik imalinde kullanılır. Panzer paletleri,
manganlı çeliktir. Madeni para alaĢımında da, mangan metali de
vardır.

• Pt (PLATĠN): Platin tel ve platin elektrot gibi laboratuvar
127

araçlarında, takı yapımında, sanayide sıvı yağlardan
hidrojenlendirmeyle margarin elde edilmesinde katalizör olarak,
cerrahide ve diĢ protezlerinde kullanılır.

• Cu (BAKIR): Elektrik kablosu, mutfak aracı, elektrot ve süs
eĢyası yapımında kullanılır. Bronz (tunç) alaĢımı; kalay ve
bakırın karıĢımıdır. Pirinç; bakırın çinkoyla olan alaĢımıdır.
Bakırın erime noktası düĢüktür. Bakır, yeryüzünde elementel
hâlde bulunan beĢ metalden birisidir. Bakır, korozyona karĢı
dayanıklı bir metaldir. Bu sayılan özelliklerinden dolayı; eskiden
beri, hatta günümüzde de bakırdan faydalanılmıĢtır.
Ġnsanoğlunun geçmiĢten günümüze; medeniyette ilerlemesi ve
maddi güç yönüyle önemli bir kalkınma elde etmesi; bakırın
eritilmesi iledir.

• Si (SĠLĠSYUM): Kuvars, akik taĢı ve çakmak taĢı silisyum
kristalidir. Kuvars kristali, enerji verir ve tansiyonu düzenler.
Bütün akik taĢları stres ve gama iyi gelir. Kırmızı akik taĢı meni
noksaniyetini tamamlar, kan dolaĢımını düzenler. Mavi akik taĢı,
düĢünce yeteneğini geliĢtirir ve güzel konuĢmayı sağlar. Pembe
akik taĢı, kötü duygulara fırsat vermez ve sempati kazandırır.
Mor akik taĢı, ametist olarak bilinir.

• Cr (KROM): Çelik üretiminde ve kaplamacılıkta kullanılır.

• Hg (CIVA): Termometre yapımında, bileĢik elde edilmesinde,
barometre üretiminde, cıva buharlı lamba imalinde kullanılır.
Amalgam alaĢımı, diĢ hekimliğindeki diĢ dolgu maddesidir; cıva
ve gümüĢten oluĢur.

• Ni (NĠKEL): Paslanmaz çelik üretiminde, madeni para
yapımında kullanılır. Magma; erimiĢ demir ve erimiĢ nikeldir.

• S (KÜKÜRT): Tarımsal mücadelede ve akülerin sıvısı olan
128

sülfürik asit üretiminde kullanılır.

• O
2
(OKSĠJEN): Havanın hacimce % 21‟i azottur; azot solunum
maddesidir. Kaynakçılıkta ve çelik endüstrisinde kullanılır.
Oksijenin allotropu O
3
(ozon); havanın hacimce % 0,00006‟sıdır.
Ozon tabakası, güneĢ ıĢınlarının zararını filtre eder.

• Al (ALÜMĠNYUM): Otomobil, gemi, vagon ve uçak yapımında;
elektrik ve kimya endüstrisinde; mutfak araç–gereçlerinin ve
elektrikli ev aletlerinin imalinde kullanılır. Vagonlar, alüminyum
metalinden olmalıdır; çünkü alüminyum metali hafiftir. Vagonlara
demir taĢıtmamalıdır. Manavgat suyu adı altında Toros
dağlarında Al araĢtırıyoruz.

• Fe (DEMĠR): Ġnsanlık, sosyal yaĢamında demire çok muhtaçtır.
ĠnĢaat sektöründe, harp sanayisinde, otomotiv ve ulaĢım
alanında demir–çelik endüstrisinin önemi çok büyüktür.
Mekanik, elektronik vb. her dalda kullanılan, her çeĢit alet
demirden yapılır. Demiri hamur gibi yumuĢatmak, tel gibi
inceltmek ve Ģekil vermek, endüstriyel kalkınmanın aslı, anası,
esası ve kaynağıdır. Bu sebeple demirin önemine vurgu için;
“Demir yerden çıkmıyor, gökten iniyor.” denmiĢtir. Yerkürenin
merkezi; erimiĢ demir ve erimiĢ nikel karıĢımıdır. Semadan
düĢen taĢlara, gök taĢı denir. DüĢen gök taĢlarının tetkik edilen
parçalarında; demir, çelik ve baĢka maddeler karıĢık olarak
bulunmaktadır.

• Os (OSMĠYUM): Kaliteli tükenmez kalemlerin ucu osmiyumdur.

• N
2
(AZOT): Havanın hacimce % 78‟i azottur. Azot; amonyak ve
nitrik asit üretiminde kullanılır.

• Th (TORYUM): Önümüzdeki yıllarda nükleer reaktörlerin yakıtı
toryumdur.

129

• Mg (MAGNEZYUM): AlaĢımları uçak, füze ve ev eĢyası
yapımında, ayrıca fotoğrafçılıkta flaĢ olarak kullanılır.

• Kr (KRĠPTON) VE Xe (KSENON): Fotoğrafçılıkta, çok hızlı
hareket eden cisimlerin görüntülenmesinde kullanılır. Havanın
hacimce % 0,0001‟i kripton ve % 0,94‟ü ise ksenondur.

• He (HELYUM): Uçan balonların ĢiĢirilmesinde kullanılır. Havanın
hacimce % 0,000009‟u helyumdur.

• Rn (RADON): Kanser tedavisinde alfa ıĢını kaynağı olarak
kullanılır.

• C (KARBON): Kömür, elmas ve grafit olmak üzere üç allotropu
vardır. Kömür yakacak, elmas ziynet eĢyası, grafit ise elektrot ve
kurĢun kalem ucu olarak kullanılır.

• U (URANYUM): Nükleer reaktörlerde hâlen kullanılan yakıttır.
Ağrı dağında, Soma‟da ve Van gölünde uranyum yatakları
vardır.

• As (Arsenik): Ağır metaldir. Ağır metallerin hepsi, hem kendileri
hem de bileĢikleri zehirdir. Kaynak sularında bulunmazlar. Yer
altından gelen ağır metal içeren sular Burdur gölü, Acı göl gibi
göllerde, ağır olduklarından toplanırlar; yeryüzüne çıkamazlar.
Diğer sularla bulunan arsenik, çevre kirlenmesi sebebiyledir.
Halk arasında zırnık adıyla bilinen madde arseniktir.

ARSENĠK ĠLE ZEHĠRLEME

• Arseniğin zehir olarak kullanılması çok eskidir. Roma tarihinde
Hıristiyanlara karĢı kullanmıĢlardır, eskilere dayanmaktadır.
Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim baĢta olmak üzere
çok sayıda Osmanlı padiĢahının, günümüzde de Turgut
130

Özal‟ın, Bülent Ecevit‟in zehirlendiği söylenmektedir.
Zehirlenenler genelde iyi insandır, vücutları çürümeden
duruyordur.

TARĠHÎ ġAHSĠYETLERĠN MEZARLARI
AÇILARAK ZEHĠRLENDĠKLERĠ AÇIĞA
ÇIKARILMALI MI?

• Böyle tarihî Ģahsiyetler için bu yapılmalıdır. Mezarları açılmalı
ve adli tıpa gönderilmelidir, bunun hiçbir mahzuru yoktur, en
azından mesele kestirilip atılarak konu kapatılmıĢ olur.

B (BOR)

• Dünya bor rezervinin % 76‟sı Türkiye‟dedir. Bor madeninin
üretiminde ve ihracatında Türkiye dünyada birinci sıradadır.
• Ülkemizde en çok bor Kütahya–Emet‟te bulunmaktadır. Bolu
tüneli havalisinde de bor bulunmuĢtur. Bolu tüneli yapımı 15
sene sürmüĢtür.
• Ülkemizdeki bor üretim merkezleri; Balıkesir–Bandırma,
Balıkesir–Bigadiç, EskiĢehir–Kırka, Bursa–Kestelek‟tedir.
• Bor bileĢikleri, hidrojen kaynağıdır. Bordan elde edilen hidrojen,
yakıt olarak kullanılır. Bor bileĢiğinin içerdiği hidrojen yakıtıyla
çalıĢan arabalar vardır. Bunlara bor arabaları denir. Yine bor
cevherindeki hidrojenin, hava oksijeniyle yanması suretiyle
çalıĢan bor pili ve bor reaktörü de vardır. Borun yakıt olarak
kullanılması, en önemli kullanım alanıdır. Bu alanda, gelecekte
çok ileri geliĢmelerin olacağı tahmin edilmektedir.
• Önemli bir diğer kullanım alanı da bor alaĢımlarıdır. Borun
çelikle olan alaĢımı elastikiyet kazanır. Bu özelliğinden dolayı
150 katlı binalarda kullanılır.
• Uzay mekiği yapımında da bor kullanılmaktadır.
• LCD televizyon ekranı yapımında da bor kullanılmaktadır.
131

• Bor madeni 400 farklı alanda katkı maddesi olarak
kullanılmaktadır.
• Bor; deterjan, seramik, ısı izolasyonu, ilaç, elektronik, tarım,
sağlık, tekstil, cam vb. pek çok sektörde yaygın olarak kullanılır.
• Hızlı tren raylarında kullanımının ayrı bir önemi vardır.
• Borun dünya fiyatını Türkiye belirlemektedir. Bor madeni Türkiye
için stratejik öneme sahiptir, ülkemizi ilerilere götürecek bir
kaynaktır.
• Günümüzde bor, en çok borik asit olarak ihraç edilmektedir.
Borik asit, yapay bir bileĢiktir.
• Bor, doğada genelde cevherleri hâlinde bulunur.
• Nadiren elementel hâlde de bulunur.
• Elementel hâldeki kullanım alanları ve yakıt olarak kullanımı
aslında çok daha önemlidir.
• ÇeĢitli yöntemlerle, doğal bor bileĢiğinden bor elementi elde
edilir. Türkiye‟de bu üretime henüz baĢlanmamıĢtır.

BOR CEVHERLERĠ

• Na
2
B
4
O
7
x 10H
2
O (SODYUM TETRABORAT DEKAHĠDRAT):
Tabiattaki boraks bileĢiğidir. Cam yapımında ve suların
sertliğinin giderilmesinde kullanılır.

• NaBO
2
H
2
O
2
x 3H
2
O (KATI PETROL): Doğadaki bor filizinin en
önemlisidir. Bu bileĢikten elde edilen H
2
ile havadaki O
2

yakılarak enerji elde edilir.

• NaBO
3
X 4H
2
O (SODYUM PERBORAT TETRAHĠDRAT):
Otomobil camı imalinde yaygın olarak kullanılır.

• KALSĠNE TĠNKAL: % 33 B
2
O
3
bileĢiği içeren bor cevheridir.
BileĢim; CaO de ihtiva eder.

• KOLEMANĠT: % 45 B
2
O
3
bileĢiği içeren bor cevheridir. BileĢim;
SiO
2
ve CaO de ihtiva eder.
132


KATI PETROL ADIYLA BĠLĠNEN BOR
CEVHERĠNDEN (NaBO
2
H
2
O
2
x 3H
2
O)
HĠDROJEN ELDE EDĠLMESĠ

• Katı petrol de denilen NaBO
2
H
2
O
2
x 3H
2
O bileĢiğinden bir dizi
reaksiyon sonucu önce NaBH
4
(sodyum borohidrür) elde edilir.
• NaBH
4
bileĢiğinin H
2
O ile tepkimesinden NaBO
2
(sodyum meta
borat) bileĢiği oluĢur.
NaBH
4
+ 2H
2
O → 4H
2
+ NaBO
2

• Son olarak da oluĢan H
2
(hidrojen) gazı havadaki O
2
(oksijen) ile
yanarak enerji verir.
2H
2
+ O
2
→ 2H
2
O + enerji

BOR NĠÇĠN ÖZELLEġTĠRĠLMEDĠ? (BOR
POLĠTĠKAMIZ)

• Yakın bir geçmiĢte Türkiye‟deki bor rezervlerini uluslararası
tröstler ele geçirmeye çalıĢtılar.
• ÖzelleĢtirme günlerinde bora talipmiĢ gibi gözüken yerli firmalar,
yabancıların taĢeronuydu.
• Bu ayak oyunlarından dolayı bor özelleĢtirme kapsamından
çıkarıldı.
• Bor, Eti Maden ĠĢletmeleri tarafından çıkarılmaktadır ve
iĢlenmektedir. Eti Maden ĠĢletmeleri, bir devlet kuruluĢudur.
• Bor madeni Türkiye için stratejik öneme sahiptir, ülkemizi
ilerilere götürecek bir kaynaktır.
• Kütahya Emet‟te borik asit fabrikasında; yine Emet‟te çıkarılan
bor cevherinden, borik asit elde edilmektedir.

YAPAY BOR BĠLEġĠĞĠ

133

• H
3
BO
3
(BORĠK ASĠT): Alerjik göz kaĢıntılarında borik asit
çözeltisi kullanılır. Yapay olduğundan ve toksik etkisinden dolayı
hassas kiĢilerde yan etki olarak gözde ağrı, yanma ve kızarıklık
görülür. Ayrıca baĢ ağrısı ve görmede geçici bozukluk da yapar.
Borik asit, beyaz toz hâlinde katı yapay bir bileĢiktir. Kütahya
Emet‟te, Eti Maden ĠĢletmeleri Genel Müdürlüğüne ait devletin
borik asit fabrikası vardır. Borik asitten, ayrıca pek çok sektörde
yaygın olarak faydalanılır.

Au (ALTIN)

• Altın, kadınlarda yüksek ahlakın temini içindir.
• Altın, hem erkekte hem de kadında kadınlık hormonunu arttırır.
• Erkek ile kadın arasındaki muhabbeti altın, Ģayet kadın takarsa
arttırır.
• Altının bakır ve gümüĢ alaĢımları, altının yumuĢaklığını
gidermek için üretilir.

ALTIN REZERVLERĠMĠZ NEREDEDĠR?

• Altın yatakları ülkemizde Hatay ve Konya‟da bulunmaktadır.
• Bakır madeninin bulunduğu her yerde altın da çıkarılır. Bakır ile
altın, beraber bulunur.
• Fırat nehri Murgul‟dan geçmektedir. Murgul‟da bakır madeni
vardır. Henüz bulunmasa da Murgul‟da altın rezervi
araĢtırmaları sürdürülmektedir.

ALTIN REZERVĠNDE DÜNYA
DOKUZUNCUSUYUZ, KAYNAKLARIMIZI
ĠSPAT ETTĠĞĠMĠZDE DÜNYA ĠKĠNCĠSĠ
OLACAĞIZ

134

• Dünyada takı olarak kullanılan 650 000 ton altının 65 000 tonu
Türkiye‟dedir.
• Fırat‟ın suyu çekilince altından altın çıkacağı söylenmektedir.

“FIRAT‟IN SUYU ÇEKĠLĠR VE ALTIN
MADENĠNDEN BĠR DAĞ ZUHUR EDER.”
SÖZÜNDE HANGĠ OLAYLARA ĠġARETLER
VARDIR?

• Fırat suyunun altın değerinde olabileceği bir döneme mecaz
olarak iĢaret olabildiği gibi yapılacak barajlardan elde edilecek
gelirlere de altın sözüyle iĢaret olabilir.
• Fırat‟ın suyu tamamen çekilerek, altında çok büyük altın ve
petrol yataklarının çıkacağı da bildirilmiĢ olabilir. Ayrıca, toprak
çökmeleri neticesinde altın madeninin de bulunması olasıdır.
• Sözün devamındaki “Kim orada bulunursa bir Ģey almasın.”
sözünden de o bölgenin, bünyemizde, bir dinamit gibi,
potansiyel bir tehlike olduğunun anlatılmasında Ģüphe yoktur.

GÜMÜġ VE ALTIN CĠNSĠNDEN OLMAYAN
HAZĠNELER

• Peygamber Efendimiz buruk bir tebessümle “Müjde Tâlekan‟a!
Orada Allah'ın gümüĢ ve altın cinsinden olmayan hazineleri var.”
demiĢtir.
• Tâlekan, petrol yatakları bol olan bir mıntıkanın adıdır. Tâlekan
bölgesinde bulunan Kazvin Ģehrinde petrol çıkmaktadır. Kazvin,
günümüzde Ġran sınırları içerisindedir.
• Ġleride o bölgede uranyum, elmas vb. baĢka değerli madenler de
bulunabilir.
• Raif Karadağ “Petrol Fırtınası” adında bir kitap yazmıĢ, otel
odasında öldürülmüĢtür.
135


TOPRAKTAKĠ ALTINI SĠYANÜR YÖNTEMĠYLE
ÇIKARTMAK ZARARLI MIDIR?

• Bergama‟da altının çıkartılmaması için, uzun zaman yürüyüĢ
yapıldı. Necip Hablemitoğlu ölümünden az önce siyanür
yürüyüĢünün bahane olduğunu açıklamıĢtı.
• Bergama‟da altın çıkarılmaya baĢlandı. Senede 100 ton siyanür
kullanılıyor, tamamı yok ediliyor. Bu sebeple çevreye zararı
olmuyor.
• Ülkemizde çevreye baĢka sebeplerle atılan zaten 265 000 ton
siyanür vardır.

SĠYANÜR YÖNTEMĠYLE ALTIN ELDE
EDĠLMESĠNE AĠT KĠMYASAL REAKSĠYON
DENKLEMLERĠ

• 4Au + 8NaCN +2H
2
O + O
2

4NaAu(CN)
2
+ 4NaOH

• 2Na + 2Au(CN)
2
+ Zn →
2Au + Na
2
Zn(CN)
4

ALTININ AYARININ BELĠRLENMESĠ (ALTIN
SAHTECĠLĠĞĠNĠN ÖNLENMESĠ)

• Cabir bin Hayyan; HCl formülüyle gösterilen hidroklorik asidi (tuz
ruhu), HNO
3
formülüyle gösterilen nitrik asidi (kezzap) elde
etmiĢtir.
• Cabir bin Hayyan bu iki buluĢundan baĢka bir de; 3 hacim
deriĢik HCl ile 1 hacim deriĢik HNO
3
karıĢımından oluĢan,
günümüzde de dünyada kullanılan kral suyunu keĢfetmiĢtir.
136

• Altın, yalnız kral suyuyla kimyasal reaksiyona girer. Kral suyu,
baĢka hiçbir elementle kimyasal reaksiyona girmez.
• Bu özellikten, hem altının saf olup olmadığının anlaĢılmasında
hem de altın alaĢımlarındaki altının yüzde bileĢim miktarının
bulunmasında (altının ayarının tayini) yararlanılır.
• Altının saflığının belirlenmesi ve özellikle sahteciliğin
önlenmesinde günümüzde de kullanılan dört iĢlem basamağı
olan en yaygın ve önemli bir yöntemdir.
• Birinci basamakta; altın yüzdesi tayin edilmek istenen metal
karıĢımından oluĢan bileĢimden (ayarından veya sahteliğinden
Ģüphe edilen altın) hassas tartım alınır.
• Ġkinci basamakta; üzerine kral suyu ilave edilir. Kral suyuyla,
yalnız altın kimyasal reaksiyona girdiğinden yalnız altının
bileĢikleri oluĢur; gümüĢ, bakır, nikel, çinko gibi altınla beraber
bulunması muhtemel olan metallerin bileĢikleri oluĢmaz. Altın
yükseltgenmiĢ; diğer metaller ise kimyasal reaksiyona girmemiĢ
olur.
• Üçüncü basamakta ise; ikinci basamakta oluĢan altın
bileĢiğindeki altın katyonu, tekrar sıfır değerlikli altına indirgenir.
Bu iĢlem Ģöyle yapılır: Altın bileĢiğindeki altın katyonu, Fe
+2
çözeltisi ile reaksiyona sokulur; böylece altın katyonu tekrar
elementel altına indirgenir, Fe
+2
ise Fe
+3
‟e yükseltgenir.
• Dördüncü (son) basamakta ise; ele geçen saf altın tartılır;
baĢtaki tartımla oranlanarak altının yüzde safiyeti bulunmuĢ olur.

HAYATIMIZDAKĠ BAZI BĠLEġĠKLER

• HCl (HĠDROKLORĠK ASĠT): Tuz ruhu adıyla bilinir, kütlece %
36‟lık deriĢik HCl (hidroklorik asit) çözeltisidir. Mide asidi de
HCl‟dir.

• NH
3
(AMONYAK): Temizlik malzemesidir. Arı sokmasında
kullanılır. Yapay gübre sentezinde temel maddedir. Kimya
laboratuvarının temel çözeltisidir.
137


• NaClO (SODYUM HĠPOKLORÜR): ÇamaĢır suyu adıyla
bildiğimiz renksiz ve saydam saf sıvıdır.

• Ca(OH)
2
(KALSĠYUM HĠDROKSĠT): SönmüĢ kireç ismiyle
satılan, suda çözünmeyen beyaz tozdur. Kireç denince, sönmüĢ
kireç anlaĢılır. Badana yapımında kireç süspansiyonu kullanılır.
Kireç suyu; doymuĢ veya doymamıĢ Ca(OH)
2
çözeltisidir. Harç;
Ca(OH)
2
‟in kum, çimento ve suyla olan karıĢımıdır.

• CaSO
4
x 2H
2
O (KALSĠYUM SÜLFAT DĠHĠDRAT): Cevher adı
jipstir. Doğal bileĢiktir. Piyasada alçı olarak satılır.

• CaCl
2
(KALSĠYUM KLORÜR): Nem çekicidir. GeliĢmiĢ
ülkelerde, toz kalkmasını önlemek amacıyla yollara serpilir.
Laboratuvardaki hassas elektronik cihazları nemden korumak
için kullanılır. Örneğin; üstü camekânla kapalı hassas elektronik
terazilerde, camekânın içinde, naylona sarılı CaCl
2
bulunur.

• H
2
O
2
(HĠDROJEN PEROKSĠT): DeriĢik H
2
O
2
% 30‟luktur,
perhidrol adıyla bilinir. Eczanelerde oksijenli su diye satılan
çözelti, % 3‟lük H
2
O
2
çözeltisidir; tıpta yaraları temizlemek için
yararlanılır. Saçları hafif sarartmak için de oksijenli su kullanılır.
Boyamadan önce saçın doğal rengini gidermek için de 3–4 kez
seyreltilmiĢ perhidrol kullanılır. Perhidrol açık renk saçlarda 3
kez sulandırılır, koyu renk saçlarda ise 4 kez sulandırılır. Saçı
boyamadan önce, rengini açmak için kullanılan yaklaĢık %
10‟luk H
2
O
2
ciddi bir ilaçtır. Bu nedenle sanatkâr, iĢinin ehli
kiĢilere saç boyatılmalıdır; insan, saçını kendisi boyamamalıdır.
Dikkatli olmalıdır. Saçın derisine H
2
O
2
değdirilmemelidir; çünkü
sıcaklık, 50 °C– 60 °C‟a çıkar. Temas durumunda; kafada
ĢiĢmeler, yaralar, alerjik reaksiyonlar olur.
Ayrıca H
2
O
2
pamuklu kumaĢ endüstrisinde renk ağartıcı olarak
kullanılır.
138


• NH
4
Cl (AMONYUM KLORÜR): NiĢadır olarak bilinir. Pil
yapımında ve kalay kaplamacılığında kullanılır.

• KOH (POTASYUM HĠDROKSĠT): Teknikteki adı potas kostiktir.
Yapay gübre ve arap sabunu sentezinde kullanılır. Doğada
bulunmaz, yapay elde edilir.

• NaNO
3
(SODYUM NĠTRAT): Yapay gübre üretiminde kullanılır.
ġili güherçilesi de denir. Doğada bulunmaz, yapay elde edilir.

• Ba(OH)
2
(BARYUM HĠDROKSĠT): Diğer adı barittir. Barit suyu,
doymuĢ veya doymamıĢ Ba(OH)
2
çözeltisidir.

• Ca(ClO)
2
(KALSĠYUM HĠPOKLORÜR): Kireç kaymağıdır.

• BaSO
4
(BARYUM SÜLFAT): Ameliyat esnasında kullanılan
sargı bezi, pamuk, makas vb. steril ameliyat malzemeleri
baryum sülfat çözeltisine batırılmıĢtır. Ameliyat esnasında
vücudun içinde unutulan ameliyat malzemelerini, röntgen
çekiminde BaSO
4
gösterir. Ayrıca BaSO
4
ve hint yağı karıĢımı;
XM solüsyonu adındaki ilaçtır. Röntgen filmi çekiminden az önce
hastaya içirilir. Ġçirilen sıvının mideden bağırsağa kaç dakikada
geçtiği BaSO
4
ile anlaĢılır; geçiĢ süresine göre hastalığa teĢhis
konur.

• KMnO
4
(POTASYUM PERMANGANAT): Antibiyotik,
antibakteriyel ve antifungal (mantar hastalığına karĢı) etkilidir.
Toz hâlinde veya tablet Ģeklinde satılır. Hamamlara ve yüzme
havuzlarına girerken; önce ayağımızı KMnO
4
çözeltisinin içine
daldırıp sonra gireriz. Mantar pomatları kullanılmadan, sürülecek
yer önce bu çözeltiyle yıkanır. Kimyada manganometrik
titrasyonlarda da kullanılmaktadır. Doğada bulunmaz, kimyasal
yolla elde edilir.
139


• CaC
2
(KALSĠYUM ASETĠLENÜR): Karpit adıyla tanıdığımız kirli
beyaz görünümlü taĢtır. OlgunlaĢmamıĢ muzlar, olgun
gösterilmek için karpitlenir; sağlık açısından dalında
olgunlaĢmıĢı tercih edilmelidir. Ayrıca karpit üzerine basit bir
düzenekle su dökülür, asetilen gazı açığa çıkar; açığa çıkan
asetilen gazı ile de kaporta kaynağı yapılır.

• H
2
CO
3
(KARBONĠK ASĠT): Kola ve gazoz gibi içeceklerdeki
gazın esas maddesidir. H
2
CO
3
, CO
2
(karbon dioksit) çözeltisidir.

• Al
2
O
3
(ALÜMĠNYUM OKSĠT): Boksit cevheridir. Alüminyum oksit
bileĢiğinin elektroliziyle SeydiĢehir alüminyum tesislerinde
alüminyum metali elde edilir. Ġlkel bir metot olsa da, SeydiĢehir
alüminyum tesislerinde alüminyum metali, hâlâ bu yöntemle
elde edilmektedir. Alüminyum kaplar, mutfakta
kullanılmamalıdır; Ģayet kullanılırsa, alüminyum korozyonu
sonucu kronik zehirlenme tehlikesi vardır.

• PbS: KurĢun(II)sülfür galen filizidir.

• CaCO
3
(KALSĠYUM KARBONAT): Kalsiyum karbonatın piyasa
adı, kireç taĢıdır. Mermer taĢı, % 98 ile % 100‟lük; kalker taĢı ise
% 90 ile % 98‟lik kalsiyum karbonat bileĢiğidir. CaCO
3
‟tan;
çimento, tuğla, fayans ve harç gibi çeĢitli maddeler üretilir.
Çimento; CaCO
3
‟ın piĢirme, soğutma ve öğütme iĢlemlerinden
geçirilmesiyle elde edilir.

• CaO (KALSĠYUM OKSĠT): SönmemiĢ kireçtir.

• CH
3
COOH (ASETĠK ASĠT): Sirke asidi de denir. Yapay sirke
kütlece % 5‟lik CH
3
COOH‟tir. Sirke ruhu ise % 100‟lük
CH
3
COOH‟tir. Sirke ruhunun kimyasal adı, anhidr asetik asit
veya susuz asetik asittir. Doğal sirke de % 5‟lik CH
3
COOH‟tir;
140

ayrıca içinde yüzlerce az veya eser miktarda çeĢitli maddeler
vardır. Bu maddelerin baĢlıcaları; mineral maddeler, vitaminler
ve faydalı mikroorganizmalardır.

• Fe
3
O
4
(FeO + Fe
2
O
3
): Manyetit filizidir.

• SiO
2
(SĠLĠSYUM DĠOKSĠT): Kumun asıl maddesidir.

• (NH
4
)
2
SO
4
(AMONYUM SÜLFAT): Fenni sülfat gübresidir.
Yapay maddedir.

• (NH
4
)
3
PO
4
(AMONYUM FOSFAT): Fenni fosfat gübresidir.
Yapay bir maddedir.

• NH
4
NO
3
(AMONYUM NĠTRAT): Fenni nitrat gübresidir. Yapay
bir maddedir.

• H
2
SO
4
(SÜLFĠRĠK ASĠT): Akülerdeki asittir. Yapay bir maddedir.

• Mg(OH)
2
(MAGNEZYUM HĠDROKSĠT) ve Al(OH)
3

(ALÜMĠNYUMYUM HĠDROKSĠT): Talcid, Mucain vb. antiasit
mide ilaçlarıdır. Yapay olduklarından kabızlık yaparlar ve uzun
süreli kullanımlarda fosfat yetersizliği görülür.

• NaHCO
3
(SODYUM BĠKARBONAT): Yemek sodası ve
kabartma tozu olarak satılan maddedir.

• FeO: Demir(II)oksit siyah zeytinleri çabuk olgunlaĢtırmak için
hile amacıyla kullanılır. Zeytin boyası olarak bilinir.

• Sb
2
S
3
(ANTĠMON SÜLFÜR): Kibrit çöplerinin baĢ kısmındaki
madde karıĢımının bileĢimine girer.


C
6
H
12
O
6
(GLĠKOZ): Kan Ģekeridir. En çok üzüm ve balda
bulunur. Serum dekstroz, % 5‟lik glikoz çözeltisidir.


141

• NaCl (SODYUM KLORÜR): Yemek tuzudur. Serum fizyolojik, %
0,9‟luk NaCl çözeltisidir.

• Na
2
CO
3
(SODYUM KARBONAT): Soda, çamaĢır sodası, trona
diğer isimleridir. Doğal bileĢiktir.

• C
12
H
22
O
11
(SAKKAROZ): Çay Ģekeridir.

• ZENCEFRE: HgS

formülüyle gösterilen

cıva(II)sülfür filizinin özel
adıdır.

• NaOH (SODYUM HĠDROKSĠT): Teknikteki adı kostiktir. Beyaz
sabun imalinde kullanılır. Ayrıca piyasada bulunan yeĢil
zeytinlerin tamamı kostiklidir; kostiksiz zeytin bulmak zordur;
bununla beraber mevsimi geldiğinde (ekim, kasım aylarında)
ağaçtan toplanmıĢ zeytini pazardan alarak ev ortamında her
çeĢit zeytini kurmak hiç de zor değildir. Kostik; zeytini, normal
süresinden çok daha kısa sürede, yaklaĢık 5–6 günde sarartır;
bu nedenle “Daha fazla kâr veya hile amacı ile kullanılır.” bile
diyebiliriz. Kostikli zeytinlerin farklı, hoĢ olmayan bir kokusu
vardır; maalesef insanların çoğunluğu bu kokuya alıĢtıklarından
dolayı, kokunun hoĢ olmadığının farkına bile varamazlar. Kostik
ayrıca kimya laboratuvarlarındaki nitel ve nicel analizlerde çok
kullanılır. Yapay bir maddedir.

• KAl(SO
4
)
2
(POTASYUM ALÜMĠNYUM SÜLFAT): ġap adıyla
bilinir.

• HNO
3
(NĠTRĠK ASĠT): Yapay gübre üretiminde ve patlayıcı
madde yapımında kullanılır. Kezzap; deriĢik nitrik asittir. Yapay
maddedir.

• CH
4
(METAN): Doğal gaz adıyla bilinir.

• C
2
H
2
(ASETĠLEN): Kaporta kaynakçılığında kullanılan gazdır.

142

• C
3
H
8
(PROPAN) VE C
4
H
10
(BÜTAN) GAZLARI KARIġIMI: LPG
gazıdır.

• C
8
H
18
(OKTAN): Benzinin bileĢiminde en fazla bulunan bileĢiktir.

• C
2
H
5
OH (ETĠL ALKOL): Etanol diğer adıdır. Yüzlerce alkol
vardır. Alkol denince de, etil alkol anlaĢılır. Ġçkilerdeki alkol, etil
alkoldür. Kolonya, hacimce % 80‟lik etil alkol çözeltisidir.

• KROMĠT FĠLĠZĠ: Cr
2
O
3
formülüyle gösterilen (krom oksit) ve FeO
formülüyle gösterilen demir(II)oksit karıĢımından ibaret
cevherdir.

• CaF
2
(KALSĠYUM FLORÜR): Florit filizidir.

• C
2
H
4
(ETĠLEN): Erken toplanan turunçgillerin kabuğu yeĢildir.
Kabuğun doğal rengini alması için, hile amacıyla, C
2
H
4
(etilen)
gazı odalarında; turunçgiller bekletilir. Bu suretle; portakal,
mandalina ve limonun erken toplandığı ve ekĢi tatta olduğu
saklanır. Sağlık açısından dalında olgunlaĢmıĢ portakal,
mandalina ve limon tercih edilmelidir. Ayrıca kuru temizlemede
etilenin türevi olan bir bileĢik kullanılır.

• CuSO
4
x 5H
2
O (BAKIR SÜLFAT PENTAHĠDRAT): Çiftçilerin göz
taĢı veya gök taĢı dedikleri bileĢiktir. Mavi kristallerden oluĢan,
suda çok çözünen bir maddedir. Elmanın kabuğu, çok faydalı
olmasına rağmen yenmemelidir. Elma, kabuğu soyularak
yenmelidir; çünkü elma ağaçları CuSO
4
çözeltisiyle ilaçlanır. Bol
suyla yıkansa bile kabukta Cu
+2
kalır. Cu
+2
sapta en çoktur. Cu
+2
düzeyinin kanda yükselmesi ile Wilson adı verilen ölümcül
karaciğer hastalığı baĢ gösterebilir. Yapay bir maddedir.

• PbO
2
: KurĢun(IV)oksit göze çekilen sürmedir. Erkekler gece,
kadınlar her zaman kullanırlar. Gözü radyoaktiviteden korur.
143


• AlPO
4
x nH
2
O (HĠDRATLI ALÜMĠNYUM FOSFAT): Kıymetli
taĢlardan turkuazdır. Firuze taĢı da denir. Yeteneği arttırır.
Tansiyonu ayarlar. Kalp ve damar hastalıklarına karĢı iyi gelir.
Küpe ve yüzük taĢı olarak kullanılır. YeĢilimsi mavi renktedir.
Saydam değildir.

• Al
2
(SiO)
3
(ALÜMĠNYUM SĠLĠKAT) VE BeSiO
3
(BERĠLYUM
SĠLĠKAT) : Cam parlaklığında, yeĢil renkte, saydam ve zümrüt
adıyla bilinen süs taĢıdır.

• ZEBERCET: FeSiO
3
ve MgSiO
3
formülüyle gösterilen
demir(II)silikat ve magnezyum silikat taĢıdır. Sarı renkte ve cam
parlaklığındadır. Kalp çarpıntısı ve korkuya iyi gelir. Krizalit
adıyla da bilinir.

• TiO
2
(TĠTANYUM DĠOKSĠT): Pomza veya diğer adıyla ponza
taĢıdır.

• STRONSĠYUM BĠLEġĠKLERĠ: Strese karĢı iyi gelir. Suda
çözünmeyen herhangi bir stronsiyum bileĢiği, içme suyunun
içine konur veya odanın bir köĢesinde bulundurulur.

• % 99 Al
2
O
3
(ALÜMĠNYUM OKSĠT) VE % 1 Cr
2
O
3
(KROM
OKSĠT): Yakut taĢıdır. Koyu kırmızı, kırmızı–turuncu ve hafif
morumsu renklerdedir. Yakutun pembe olanı safir adını alır.

• MALAHĠT: CuCO
3
ve Cu(OH)
2
formülüyle gösterilen
bakır(II)karbonat ve bakır(II)hidroksit filizi veya değerli taĢıdır.
Sol elde bulundurulursa, vücuttaki elektriğin fazlasını alır.

• FeS
2
(FeS + S): Demir(II)sülfür ve S (kükürt) elementini beraber
bulunduran pirit cevheri veya taĢıdır. Altın sarısı renktedir. Ġrade
gücünü arttırır.

144

• HEMATĠT: Fe
2
O
3
formülüyle gösterilen demir(III)oksit filizi veya
değerli taĢıdır. Diğer adı kırmızı demir taĢıdır. Kan dolaĢımını
düzenler. Mafsal romatizmasına iyi gelir. Dalağın sıhhatli
çalıĢmasını sağlar. Fe
2
O
3
‟ün C (kömür) ile ısıtılmasından Fe
(demir), elde edilir.

• FELDSPAT: Kil endüstrisinin ana ham maddesidir. Volkanik
kayaların yapısında üç tip feldspat bulunur.
• Potas feldspat: K
2
O. Al
2
O
3
. 6SiO
2
(potasyum oksit) (alüminyum
oksit) (silisyum dioksit)
• Soda feldspat: Na
2
O. Al
2
O
3
. 6SiO
2
(sodyum oksit) (alüminyum
oksit) (silisyum dioksit)
• Kireç feldspat: CaO. Al
2
O
3
. 6SiO
2
(kalsiyum oksit) (alüminyum
oksit) (silisyum dioksit)

• KĠL: Hidratlı alüminyum silikattır. Kil adıyla bilinen birçok mineral
vardır. Bunlardan en saf olanı Al
2
O
3
. 2SiO
2
. 2H
2
O formülüyle
gösterilen kaolindir. Kaolin; feldspatın, su ve karbon dioksit ile
ayrıĢması sonucu oluĢur.
K
2
O. Al
2
O
3
. 6SiO
2
+

CO
2
+

2H
2
O →
K
2
CO
3
+

Al
2
O
3
. 2SiO
2
. 2H
2
O +

4SiO
2
Yapısında demir oksitleri içeren kaolin, adi kil adı ile bilinir.
Seramik, fayans, porselen, emaye ve tuğla yapımında kil
kullanılır.


• OPAL: Silisyumlu bileĢiklerin tamamını içeren, çok kıymetli bir
taĢtır. Opalde, bütün değerli taĢların hasiyeti vardır. Özellikle
eklem iltihabına iyi gelir.

• KEHRĠBAR, MERCAN, ĠNCĠ, SEDEF: Organik kaynaklıdırlar ve
formülleri komplekstir.

• KEHRĠBAR: FosilleĢmiĢ reçinedir. Guatr, astım, bronĢit ve
alerjiye iyi gelir. Açık sarıdan kızıla kadar türlü renklerde olan,
145

yarı saydam, kolay kırılan, süs eĢyası yapımında kullanılan bir
taĢtır.

• SEDEF: Midye vb. deniz hayvanlarının kabuklarının iç kısmını
astarlamıĢ olarak bulunur. Kalker taĢı (% 90 ile % 98‟lik
kalsiyum karbonat bileĢiği) ile organik madde karıĢımından
ibarettir. Gök kuĢağı gibi görünen, parlak yüzeyli olan bir taĢtır.

• MERCAN: Mercan iskeletinden elde edilir. Solunum açıcıdır.
Kırmızı renkli bir taĢtır. Süs eĢyası yapımında kullanılır.

• ĠNCĠ: Ġstiridye vb. deniz hayvanlarının içinde oluĢan sedef
renginde süs tanesidir.

• FULVĠK ASĠT: Bütün elementleri içeren organik moleküldür.

• HUMĠK ASĠT: Fulvik asit zamanla humik aside dönüĢür.

• SÜLFATO: Sülfonamit grubundan, fulvik asit türevi olan bir
maddedir. Gelecekte birçok ilacın yerine geçeceği tahmin
edilmektedir.

TAġLAR

TAġLARIN GÖREVLERĠ

• TaĢların değeri, en az kıymetli taĢlar kadardır.
• TaĢların çoğunluğu toprağın altındadır.
• Yerkürenin temel taĢı, taĢ tabakasıdır.
• TaĢ tabakasının üç önemli görevi vardır:
• Birinci görevi; toprağın, bitkilere analık edip yetiĢtirdiği gibi, taĢ
da toprağa dayelik edip yetiĢtiriyor.
• Ġkinci görevi; yeryüzü bedeninde kan damarları hükmünde olan
suların düzenli olarak dolanmalarına hizmetidir.
• Üçüncü görevi; ırmakların, nehirlerin, çayların muntazam bir
146

ölçü ile çıkmalarına ve devamlarına kaynaklık etmektir.
• TaĢların aslı suydu. Suyun katılaĢması sonucu taĢ oluĢmuĢtur.
• Dağlar, yekpare taĢtır.
• GeçmiĢte dağların bir kısmı ufalanıp toprağa dönüĢmüĢ,
bitkilerin oluĢumuna vesile olmuĢtur. Diğer bir kısmı taĢ kalarak,
yuvarlanıp derelere, ovalara dağılıp zemin yüzündekilere
hizmetkârlık etmiĢlerdir.

TAġLARIN KĠMYASI

• TaĢların bileĢiminde 2000–3000 kadar bileĢik belirlenmiĢtir.
• Tek bir taĢ cinsinde bile onlarca bileĢik vardır.
• TaĢların bileĢiminde bazı elementler de bulunur.

TAġLARIN BĠLEġĠMĠNDEKĠ ELEMENTLER

• Au
• Ag
• Pt
• Hg
• Sn
• S
• C

TAġLARDAKĠ BĠLEġĠKLER

• TaĢların bileĢimindeki bileĢikler; hidroksit, karbonat, oksit, silikat,
sülfat, klorür, sülfür bileĢikleridir.

TAġLARDAKĠ HĠDROKSĠT BĠLEġĠKLERĠ

• Ca(OH)
2
(KALSĠYUM HĠDROKSĠT)
• Mg(OH)
2
(MAGNEZYUM HĠDROKSĠT)
• Al(OH)
3
(ALÜMĠNYUMYUM HĠDROKSĠT)

TAġLARDAKĠ KARBONAT BĠLEġĠĞĠ

147

• CaCO
3
(KALSĠYUM KARBONAT)

TAġLARDAKĠ OKSĠT BĠLEġĠKLERĠ

• K
2
O (POTASYUM OKSĠT)
• Al
2
O
3
(ALÜMĠNYUM OKSĠT)
• MgO (MAGNEZYUM OKSĠT)
• TiO
2
(TĠTANYUM DĠOKSĠT)
• SiO
2
(SĠLĠSYUM DĠOKSĠT)
• SnO
2
(KALAY DĠOKSĠT)
• MnO
2
(MANGAN DĠOKSĠT)
• Na
2
O (SODYUM OKSĠT)
• Fe
3
O
4
(FeO + Fe
2
O
3
) (DEMĠR OKSĠTLER)

TAġLARDAKĠ SĠLĠKAT BĠLEġĠKLERĠ

• Al
2
(SiO)
3
(ALÜMĠNYUM SĠLĠKAT)
• MnSiO
3
(MANGAN SĠLĠKAT)
• MgSiO
4


TAġLARDAKĠ SÜLFAT BĠLEġĠKLERĠ

• CaSO
4
(KALSĠYUM SÜLFAT)
• BaSO
4
(BARYUM SÜLFAT)

TAġLARDAKĠ FLORÜR BĠLEġĠĞĠ

• CaF
2
(KALSĠYUM FLORÜR)

TAġLARDAKĠ KLORÜR BĠLEġĠKLERĠ

• NaCl (SODYUM KLORÜR)
• KCl (POTASYUM KLORÜR)

TAġLARDAKĠ SÜLFÜR BĠLEġĠKLERĠ

148

• HgS

CIVA(II)SÜLFÜR
• PbS

KURġUN(II)SÜLFÜR
• ZnS

ÇĠNKO SÜLFÜR
• FeS
2
(FeS + S) DEMĠR(II)SÜLFÜR ve S (KÜKÜRT) ELEMENTĠ
KARIġIMI


POLĠSLĠKLE ĠLGĠLĠ BAZI KĠMYA BĠLGĠLERĠ

POLĠSLĠKLE ĠLGĠLĠ BĠLEġĠKLER

• BĠBER GAZI: Toplantıyı belli etmeden dağıtır. Toplantıya
katılacaklarda aksırık ve öksürük baĢlar. 1997 yılından beri ABD
ve Brezilya‟dan ithal edilen biber gazı, 2010 yılından itibaren
MKE‟de üretilmeye baĢlanmıĢtır.

• AMYANT: Bugün insanoğlu amyant maddesini keĢfederek,
ateĢte yanmamanın bir kısmını gerçekleĢtirmiĢ sayılır.

• SĠHĠT OTU VE TATULA BĠTKĠSĠ: Her iki bitki de mazi ile irtibatı
keser.

• VX GAZI: Odaya sıkılır veya uçakla belli bir bölgeye havadan
verilir. Mankafa yapar. Buna karĢı ardıç yağı veya titanyum
kullanmalıdır.

• SĠNĠR GAZI

• HARDAL GAZI

• SĠYANÜR

• ARSENĠK (ZIRNIK)

AFYONUN EN ÇOK BULUNDUĞU ÜLKELER

149

• TÜRKĠYE
• AFGANĠSTAN
• ĠRAN

AFGANĠSTAN VE SOMALĠ

• Ruslar, geçmiĢte Afganistan dağlarındaki madenleri boĢalttılar.
• ABD de Somali dağlarındaki madenleri boĢalttı.

SPEKTRAL ANALĠZ (ALEV RENGĠNDEN
MADDE TAYĠNĠ)

• Her bir maddenin alevdeki rengi farklıdır. Bu esasa dayanarak
yapılan analize spektral analiz denir. Spektral analiz;
spektroskopi veya kolorimetri cihazlarıyla nicel olarak yapılır.
Platin tel vasıtasıyla da nitel olarak yapılır.
• Tayini istenen maddenin hazırlanan çözeltisine, temiz platin tel
önce daldırılır; daha sonra aleve tutulur. Alev rengine göre
maddenin cinsine karar verilir.
• Stronsiyum bileĢikleri, alevin rengini koyu kırmızıya değiĢtirir.
• Bakır bileĢikleri, alevin rengini yeĢile değiĢtirir.
• Sodyum bileĢikleri, alevin rengini sarıya değiĢtirir.
• Baryum bileĢikleri, alevin rengini parlak yeĢile değiĢtirir.
• Lityum bileĢikleri, alevin rengini kırmızıya değiĢtirir.
• Potasyum bileĢikleri, alevin rengini soluk viyola rengine
değiĢtirir.
• Kalsiyum bileĢikleri, alevin rengini tuğla kırmızısına değiĢtirir.

HAVAĠ FĠġEKLERE HANGĠ ELEMENTLER
IġIĞINI VERĠR?

• Havai fiĢekleri yerden kendine has sesiyle çizgi hâlinde yükselir.
• Belirli bir yükseklikte patlar.
150

• Patlama ile gökyüzünde, elementlerin farklı alev renkleri ortaya
çıkar.
• Stronsiyum koyu kırmızı, bakır yeĢil, sodyum sarı, baryum
parlak yeĢil, lityum kırmızı, potasyum soluk viyola, kalsiyum
tuğla kırmızısı, magnezyum ise parlak beyaz ıĢık vererek yanar.

KÜTLE SPEKTROMETRESĠ ALETĠ

• Elementlerin izotoplarının tabiattaki bulunma yüzdeleri ve
dolayısıyla da küsurlu ve net olarak atom kütleleri, kütle
spektrometresi aleti ile belirlenir.

ĠZOTOP

• Belirlenen ve tayin edilen yüzdede her elementin doğal izotopu
vardır. Örneğin;
12
C,
13
C karbonun doğal izotoplarıdır.
• Ġzotopu olmayan element yoktur.
• Sentetik izotoplar da vardır.
• Yan etkisi olanlar, sentetik izotoplardır.

SENTETĠK ĠZOTOPLARI KULLANMA
(Sentetik izotoplar, radyoaktiftir.)


Belirli bir dozajı geçerse, kansere sebep olur.


60
Co sentetik izotopu, ambalajlı gıdaların ıĢınlanmasında
kullanılır. IĢınlamadaki radyoaktif madde belirli bir limiti geçerse,
alet otomatik olarak durur. Bu amaçla eskiden
60
Cs de
kullanılırdı, kanser riski fazla olduğundan artık
kullanılmamaktadır.

14
C sentetik izotopu eskiden, ağaçların ve fosillerin yaĢının
tayininde kullanılırdı. Bulunan sonuçların yanlıĢ olduğu
belirlendiğinden günümüzde terk edilmiĢtir. Güvenilir bir metot
olmadığı açığa çıkmıĢtır.
151


99
Tc,
201
Tl,
67
Ga,
111
In,
123
I sentetik izotopları, sintigrafi
çekimlerinde kullanılır.

131
I ve
60
Co sentetik izotopu, kanser tedavisinde kullanılır.
• “Sentetik izotoplar bilimde hiçbir Ģekilde ve hiçbir alanda
kullanılmamalıdır.” diyen ilim adamları çoktur.
• “Kanserden öldü.” denilen hastaların çoğu kanserden değil,
kanser ilaçlarının yan etkisinden ölmektedir.
• Sentetik izotop vb. ilaçlarla son derece riskli olan kanser tedavi
yolları denenmektedir. Gelecekte bir kısım antikorların
üretilmesiyle kanser tedavisinde daha baĢarılı olunacaktır.
• Radyoaktif sentetik izotopların ve radyoaktif ıĢınların kansere
karĢı kullanımı önümüzdeki günlerde terk edilecektir. Böylece
hastalar günümüzün kanser ilaçlarının ölümcül bile olabilen yan
etkisinden kurtulacak ve zarar görmeyeceklerdir. Kanser
hastalığı, insanlığın korkulu rüyası olmaktan çıkacaktır.

EN ÖNEMLĠ KAYNAKLARIMIZ (YER ALTI
ZENGĠNLĠKLERĠMĠZ)

Madenlerimizi, değerli taĢlarımızı ve cevherlerimizi bulmak,
zamanı gelince çıkarmak ve iĢlemek; endüstriyel kalkınmamızın
aslı, esası ve kaynağıdır. Yerin derinliklerinde çok zenginlikler
vardır. Enerjinin hem kolay ele geçmesi hem de pahalı
olmaması tercih nedenidir.

• TORYUM (TOR)
• BOR
• TĠTANYUM
• URANYUM
• ALTIN
• GÜMÜġ
• HĠDROJEN
• ALÜMĠNYUM CEVHERĠ
• BAKIR
152

• PERLĠT
• TUZ
• SODA (TRONA)
• PETROL
• DOĞAL GAZ
• SU
• FOSFAT CEVHERLERĠ

DOĞAL KAYNAKLARIMIZDAN BAZILARININ
BULUNDUĞU YERLER

• Petrol, ġırnak‟ta bulunur.
• Alüminyum, Hakkâri‟de, SeydiĢehir‟de ve Toros dağlarında
bulunur.
• Titanyum Isparta‟da bulunur.
• Ülkemizdeki toryum madeni kaynakları EskiĢehir–Sivrihisar–
Beylikahır–Kızılcaören köyünde ve Malatya‟da Hekimhan–
Kulancak‟tadır.
• Tuz, KırĢehir‟de bulunur.
• Altın, Hatay ve Konya‟da bulunur.
• Bakır, Ergani ve Murgul‟da bulunur.
• Bor; Kütahya–Emet, Balıkesir–Bandırma, Balıkesir–Bigadiç,
EskiĢehir–Kırka ve Bursa–Kestelek‟te bulunmaktadır.
• Uranyum; Ağrı dağında, Soma‟da ve Van gölünde vardır.

HANGĠ ÖNEMLĠ CEVHER REZERVĠNDE
DÜNYADA BĠRĠNCĠYĠZ?

• Dünyadaki bor cevherinin % 76‟sı Türkiye‟dedir.
• Dünyadaki toryum cevherinin % 80‟i Türkiye‟dedir.
• Dünyadaki titanyum cevherinin % 100‟ü Türkiye‟dedir.

ÇEġĠTLĠ KAYNAKLARDA ÜLKELERĠN MADEN
153

YÜZDELERĠ NĠÇĠN FARKLIDIR?

• Bir element, farklı cevherlerden elde edilebilir. ġayet herhangi
bir elementin; cevherdeki yüzde içeriği azsa ve günümüz
tekniğine göre henüz o cevherden elde edilmesi ucuz yolla
gerçekleĢtirilemediyse, o kaynak yok sayılıyor.
• Ülkemizde çok bulunan titanyumun bir görevi de, uydu
haritalarında maden kaynaklarımızı tam göstermemektir.
• Hazinelerin üstünü örtme konusu, kaynaklarımızın üstüne
üĢüĢülmesini önlemesi açısından günümüzde önem
taĢımaktadır. Biz, hazinenin üstünü örtüyor veya örttürüyor
olabiliriz.
• KapatılmıĢ araziler bor dıĢında olabilir. Bor madeni
devletleĢtirilmiĢtir. KapatılmıĢ araziler, devlet dıĢında cereyan
eder. Devlet kendi, arazi kapamaz. Kapasa da, “kapadım”
demez. Derse Abdülhamit siyaseti olmaz.
• Cevher olmasına rağmen, bizi uyutmak için yabancı güçler “yok”
diyebilirler. Gerçekten, özellikle de eski yıllarda, aldanmıĢ
olabiliriz veya salağa yatıyoruzdur.
• Yer altı zenginliklerinde değiĢim de vardır. Örneğin; günümüze
gelene kadar kaç defa denizler dağ, dağlar da deniz olmuĢtur.
• Henüz muttali olmadığımız baĢka zenginliklerimiz de vardır.
Zenginliklerimizi araĢtırma aĢkı, sonsuza dek ilim insanlarınca
sürdürülmelidir. Maddeten terakkimiz buna da bağlıdır.

KENDĠ DERĠNLĠKLERĠMĠZDEN GAFĠL
YAġAMAMALIYIZ

• Kendi derinliklerimizden gafil yaĢamamalıyız. Diğer derinlikler
gibi, yerin derinlikleri de insanı mest eder. Bor, toryum ve altın
bizi mest etmeye yetecek en önemli yer altı zenginliklerimizdir.
• Yaratıcı kendine “Gizli Hazine” demiĢtir. Bunun anlamı, yer altı
hazinelerinin keĢfi oranında, insanın Yaratıcı‟ya da
yanaĢmasıdır.
154

• Yaratıcı, arz ve semaya sığmamıĢ, mümin kulunun kalbine
sığmıĢtır.
• Ġnsanlar, madene benzetilebilir. Her bir insan, farklı bir maden
gibidir. Altın, en kıymetli madendir. Altın, Türkiye‟de azdır.
Yeryüzünde de altın rezervi azdır. Bununla beraber ekstradan
altın yaratılabilir; buna inancımız tamdır.

PERLĠT

• Cam gibidir. Ġnci taĢı da denir. Doğaldır.
• Volkanik kayadır. Feldspat cinsindendir.
• Pudra hâline getirilerek yem maddelerinin preslenmesinde
kullanılır.
• BileĢiminde aĢağıdaki bileĢikler vardır:
Na
2
O
K
2
O
CaO
Al
2
O
3
SiO
2


EVRENĠN %90‟ı ELEMENTEL HĠDROJEN

• Yıldızlarda ve gezegenlerin birçoğunda elementel hidrojen
bulunur. Evrenin %90‟ı elementel hidrojendir. Elementel
hidrojen, sıfır değerliklidir. Elementel hidrojene serbest hidrojen
de denir.
• Dünyada elementel hidrojen çok azdır. Dünyamızdaki hidrojen
kaynağımız sudaki hidrojendir. Sudaki hidrojen +1 değerliklidir.

HĠDROJEN ENERJĠSĠ (SU ĠLE ÇALIġAN
ARAÇLAR)

• Bir yönüyle “Aracın benzin deposuna su koyacağız, araç
155

gidecek.” diyebiliriz.
• Sudaki hidrojen elektrolizle elementel hidrojene ayrıĢtırılır.
• AyrıĢtırma iĢlemi için uygun olanı güneĢ enerjisidir.
• Elde edilen elementel hidrojen, havadaki oksijenle birleĢerek
enerji verir. Su veya su buharı da açığa çıkar.
• Açığa çıkan su veya su buharından tekrar hidrojen üretilir.
• Bu Ģekilde çalıĢan sisteme hidrojen pili denir.

GELĠġMĠġ ÜLKELERDE HĠDROJEN
ENERJĠSĠYLE ĠLGĠLĠ ÇALIġMALAR

• ÇalıĢmalar henüz deneme amaçlıdır; çünkü güneĢ enerjisini
belirli bir noktada odaklayarak elektrolizin gerçekleĢtirilmesi zor
bir iĢlemdir. Yaygın olarak yapılamamaktadır.
• Buna rağmen geliĢmiĢ ülkelerde hidrojenle çalıĢan piller ticari
olmuĢtur.
• Hidrojenle çalıĢan otomobil, otobüs ve uçak yapılmıĢtır.
• Ġnsanların merak konusu olduğundan dolayı geliĢmiĢ ülkelerde
su ile çalıĢan araç kiralamak mümkündür.

HĠDROJEN ENERJĠSĠ VE TÜRKĠYE

• “Uluslararası Hidrojen Enerjisi Birliği” baĢkanı Nejat
Veziroğlu‟dur.
• Nejat Veziroğlu, Miami Üniversitesi profesörlerindendir. Bu
üniversitenin Temiz Enerji AraĢtırma Enstitüsü‟nde görev
yapmaktadır.
• Nejat Veziroğlu, 2000 yılında Nobel‟e aday gösterilmiĢtir.
• Nejat Veziroğlu, aynı zamanda Ġstanbul‟daki UNIDO–ICHET
müdürlüğünü de yürütmektedir.
• UNIDO (United Nations Industrial Development Organization),
“BirleĢmiĢ Milletler Endüstriyel GeliĢim Organizasyonu”dur.
• UNIDO‟nun alt kuruluĢu olan ICHET (International Centre for
Hydrogen Energy Techologies) ise “Uluslararası Hidrojen
156

Enerjisi Teknolojileri Merkezi”dir.
• Karadeniz bölgesinde, özellikle Samsun‟da mavi akım projesi
adı altında hidrojen araĢtırması yapıyoruz.

DEĞĠġKEN DEĞERLĠKLĠ CEVHERLERĠN
TEKNĠKTE ÖZEL ĠSĠMLERĠ

• Hg (I) bileĢikleri: Merküro
• Hg (II) bileĢikleri: Merküri
• Cu (I) bileĢikleri: Kupro
• Cu (II) bileĢikleri: Kupri
• Fe (II) bileĢikleri: Ferro
• Fe (III) bileĢikleri: Ferri adıyla bilinir.

ASĠTLERĠN ELDE EDĠLMESĠNE AĠT
REAKSĠYON DENKLEMLERĠ

• SO
3
+ H
2
O ⇌ H
2
SO
4
• P
2
O
5
+ 3H
2
O ⇌ 2H
3
PO
4
• N
2
O
5
+ H
2
O ⇌ 2HNO
3

H
2
+ Cl
2
⇌ 2HCl


ALTIN, GÜMÜġ, PLATĠN BAKIR, AZOT VE
OKSĠJEN ELEMENTLERĠNĠN ELDE EDĠLMESĠ

• Altın, gümüĢ, platin gibi soy metaller doğadan doğrudan alınır.
• Bakır gibi yarı soy metaller de doğadan doğrudan alınır.
• Azot ve oksijen havadan fiziksel yöntemle elde edilir.

HAYATIMIZDAKĠ BAġLICA METALLERĠN
ELDE EDĠLME REAKSĠYONLARI

157

ELEKTROLĠZLE ALÜMĠNYUM ELDE
EDĠLMESĠ

2Al
2
O
3
→ 4Al + 3O
2

CIVA ELDE EDĠLMESĠ

HgS + O
2
+ yüksek sıcaklık → Hg + SO
2


NĠKEL ELDE EDĠLMESĠ

NiO + H
2
+ yüksek sıcaklık → Ni + H
2
O

DEMĠR ELDE EDĠLMESĠ

Fe
2
O
3
+ 3C + yüksek sıcaklık → 2Fe + 3CO

KURġUN ELDE EDĠLMESĠ

PbO

+ C + yüksek sıcaklık → Pb + CO
ÇĠNKO ELDE EDĠLMESĠ

ZnO

+ C + yüksek sıcaklık → Zn + CO

ANTĠMON ELDE EDĠLMESĠ

Sb
2
O
3
+ 3C + yüksek sıcaklık → 2Sb + 3CO

KROM ELDE EDĠLMESĠ

Cr
2
O
3
+ 2Al + yüksek sıcaklık → 2Cr + Al
2
O
3

158

MEYVE SULARINDA ETĠL ALKOL YOKTUR

• % 100 doğal meyve sularında etil alkol yoktur. Meyve suyu
nadiren de olsa bozunabilir. Meyve suyu bozununca; önce
maltozun (meyve Ģekeri veya malt Ģekeri) hidrolizi, sonra da
oluĢan galaktozun fermantasyonuyla etil alkol meydana gelir ve
CO2 gazı açığa çıkar.

C
12
H
22
O
11
+ H
2
O → C
6
H
12
O
6
+ C
6
H
12
O
6
Meyve Ģekeri Galaktoz Galaktoz
(Malt Ģekeri)

C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2
Galaktoz

• Bozunan kâğıt ambalajlı meyve sularında açığa çıkan CO2
gazından dolayı kâğıt ambalajın ĢiĢmesi, etil alkolün
oluĢtuğunun göstergesidir.
• Doğala özdeĢ meyve aroması içeren meyve sularında etil alkol
vardır. Bu etil alkol çözücü amaçlı ilave edilen etil alkoldür. Bu
tür meyve sularının tadı ve kokusu doğal değildir. HoĢ olmayan
kokusu vardır. Boğazı yakar, genizde gıcık yapar.

MEġRUBATLAR–ĠÇECEKLER VE ETĠL ALKOL

• MeĢrubatlardaki alkol; doğala özdeĢ meyve aromasından
kaynaklanmaktadır.
• Gazozlarda tat ve koku verici esanslar kullanılmaktadır. Bu
esanslar suda çözünmez, etil alkolde çözünür.
• Etil alkolden baĢka çözücüler de kullanılabilir, ancak maliyet
artar.
• MeĢrubatlarda genelde bu nedenle alkol vardır.
• Gazozlardaki alkol oranı % 0,05 ile % 0,15 arasındadır. Sarı
içeceklerde ve kolalarda ise en fazla % 0,01 alkol vardır.
• Boza, kefir, kımız gibi içeceklerdeki etil alkol ise fermantasyon
159

sonucu ortamda oluĢan etil alkoldür.
• Zamanı geçmiĢ koruk ekĢisinde de fermantasyon ile ortamda etil
alkol oluĢur.
• Sonuç olarak; gazoz, kola, sarı içecek gibi meĢrubatlardaki etil
alkol, ortama dıĢarıdan ilave edilmiĢtir. Kefir, kımız, boza, koruk
ekĢisi ve bozulmuĢ meyve sularındaki etil alkol ise ortamda
tahammür sonucu oluĢmuĢtur.
• Ġlave edilmiĢ etil alkol içeren gazoz, sarı içecek ve kola gibi
meĢrubatlar ne kadar içilirse içilsin zaten sarhoĢluk vermez.
• OluĢmuĢ etil alkol içeren boza, kefir, kımız ve koruk gibi
içecekler ise belli bir dereceye kadar içilirse yine sarhoĢluk
vermez.
• Bundan dolayı gazoz, sarı içecek ve kola gibi meĢrubat veya
boza, kefir, kımız ve koruk gibi içecek içmek içkiden ayrı
tutulmuĢtur.
• ġarap hangi maddeden yapılıyorsa, o maddeden elde edilen
içkiye içki denilmiĢtir.
• Diğer maddelerden yapılan içecekler (boza, kefir, kımız veya
koruk) ise sarhoĢluk verdiği zaman ve sarhoĢluk verecek kadarı
sakıncalı sayılmıĢtır. Dolayısıyla kimilerine göre o türlü
içeceklerin birkaç bardağı mahzurlu olmayabilir; bunun belli bir
dayanağının olduğu da söylenilebilir.
• Eğer Osmanlı‟da bazıları, denildiği gibi bu iĢi yapmıĢlarsa ihtimal
böyle bir içecek (boza, kefir, kımız veya koruk) içmeleri söz
konusudur.
• II.Selim, Sarı Selim, Kanuni‟nin Oğlu, Hürrem‟in Oğlu, Yıldırım
için de bu böyledir.
• Bir menkıbede Ģöyle anlatılır: Yıldırım Han Bursa‟daki camiyi
yaptırırken Emir Sultan Hazretleri diyor ki: “Caminin bir eksiyi
var. 4 köĢesinde 4 tane de meyhane lazımdı.”
• Yıldırım Han‟ın bu cümleyi garipsemesi üzerine, ondan sonra da
Emir Sultan Hazretleri “Senin yaptığın binanın dört köĢesinde
dört meyhane olmuĢ ne mahzuru var ki; sen asıl Beytullah olan
kendi mahiyetini, kendi kalbini kirletiyorsun.” demiĢtir.
• Yıldırım Han ile Emir Sultan arasında olan bu muhaverenin bir
160

benzeri de farklı zamanlarda yaĢamıĢ olsalar da Ġbni Sina ile
Ġmam Gazali arasında nakledilir.
• Ġmam Gazali, Ġbni Sina‟ya “Fazlası zararlı olanın azı da
mahzurludur. Alkolü tedavide kullanma iĢini nereden çıkardın.”
der.

BAZI MEYVELERDE ETĠL ALKOL VAR MIDIR?

• Yediğimiz doğal hiçbir besin maddesinde etil alkol yoktur. Bu
konu; halk arasında yanlıĢ bilinen bir mevzudur.
• Alkoller, bir konu baĢlığıdır. BaĢka bir ifadeyle, alkol denince
yüzlerce alkol anlaĢılır.
• Ġçkilerde bulunan alkol, etil alkol (etanol) adıyla bilinen alkoldür.
• Etil alkol ise yüzlerce alkolden sadece birisidir.
• Ġnsanları ĢaĢırtan husus; meyvelerde etil alkolden baĢka bazı
faydalı alkollerin bulunmasıdır.
• Örneğin; karbonhidratlar, polihidroksi alkoldür.
• Bazı alkoller de faydalı olmamalarının yanı sıra çok zararlıdırlar.
Örneğin; metil alkol, sarhoĢluk vermez ama gözleri kör eder,
insanı öldürür.

ġARAP ELDE EDĠLMESĠ (FERMANTASYON)

Üzümün posası ayrıldıktan sonra kalan suyuna Ģıra denir. ġıra
fıçılara aktarılır. Fıçının tıpası O
2
gazının girmemesi
gerektiğinden kapalı olmalıdır. O
2
gazı girerse sirke olur.
Bununla beraber tıpa, karbon dioksit gazının da çıkması için sıkı
kapatılmamalıdır. 3–5 ay sonra Ģarap elde edilir.

C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2

FERMANTASYONLA Eġ ANLAMA GELEN
DĠĞER KELĠMELER

161

• Mayalanma, ekĢime, tahammür etme fermantasyonla aynı
manaya gelir. Fermantasyonun anlamı; glikozdan etil alkolün
oluĢması iĢlemidir. Etil alkol, sarhoĢluk veren alkoldür.

HANGĠ ÜLKEDE HANGĠ ĠÇKĠ EN ZARARLI
OLMUġTUR?

• Votka Rusya‟da
• Bira Almanya‟da
• ġarap Ġngiltere‟de
• Rakı Türkiye‟de en zararlı olmuĢtur.

SAHTE ĠÇKĠ

• Ġçkilerde yalnız etil alkol vardır.
• Metil alkol etil alkolden daha ucuzdur. Metil alkollü içkiler sahte
içkidir.
• Metil alkol gözü kör eder, insanı öldürür.
• 2004 yılının YeĢilay haftasında sahte içki imal ederek piyasaya
süren içkili restoran sahibi iki kiĢi sahte içkiden ölmüĢtür.
• 2005 yılının YeĢilay haftasında ülke genelinde 5 milyon rakı
toplanmıĢtır (YeĢilay haftası 1–7 Mart tarihleri arasındadır).

EKMEKTE ETĠL ALKOL YOKTUR

• Hazır mayalarda % 1,5 etil alkol vardır.
• Ekmek piĢerken etil alkol uçar.
• EkĢi mayalarda etil alkol yoktur.
• EkĢi mayayla yapılan ekmekler daha lezzetlidir. Hazır mayayla
yapılan ekmeğin tadı yarı yarıya azalır.
• 1 gün beklemiĢ hamur ekĢi mayadır ve doğaldır.
• Hazır maya yaĢ ve kuru olmak üzere ikiye ayrılır. Kuru maya
bira mayasıdır, yaĢ maya ise pak maya adıyla yaygın olan
mayadır.
162

• Hazır mayayla yapılan ekmekte etil alkol yoktur. Etil alkol,
ekmek piĢerken buharlaĢır. Etil alkolün kaynama noktası 76
°C‟tır; bu nedenle 76 °C‟tan sonraki sıcaklıklarda, etil alkolün
zerresi kalmaz.

FERMANTASYONA UĞRAMAYAN TEK
ġEKER: LAKTOZ

• Sütün fermente olması için kefir bitkisi gereklidir. Süt Ģekeri
(laktoz) özel Ģartlarda ve çok zor fermente olur. Bu bize sütün
önemini gösterir.
• Örneğin; sütten yapılan ve etil alkol içeren kefirin yapımı ile ilgili
Ģu bilgiler bize bu zorluğu gösterir.

KEFĠR

• Kefir kuru iken kirli beyaz renkli, kıkırdak görünüĢündedir. Taze
hâldeyken ise parlak beyaz renkli, nohut büyüklüğünde küremsi
tanelerdir.
• Kefir yumrusu içinde birçok mikroorganizma bulunur.
• Sütün fermente olması için kefir yumrusuna ihtiyaç vardır.
Laktoz dıĢındaki fermente olan Ģekerlerde hiçbir dıĢ etkene
gerek olmaksızın doğal olarak maya oluĢur.

DĠSAKKARĠTLERDEN KEFĠR VE KIMIZ ĠMALĠ

Kefir ve kımız imalinde; sütte bulunan süt Ģekeri adı verilen
laktoz fermente olarak etil alkole dönüĢür.

C
12
H
22
O
11
+ H
2
O → C
6
H
12
O
6
+

C
6
H
12
O
6
Laktoz Glikoz Galaktoz
(Süt Ģekeri)
163


C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2


DĠSAKKARĠTLERDEN MUTLAK ETĠL ALKOL
ELDE EDĠLMESĠNE AĠT REAKSĠYON
DENKLEMLERĠ

ġeker pancarından mutlak etanol elde edilir.

C
12
H
22
O
11
+ H
2
O → C
6
H
12
O
6
+ C
6
H
12
O
6

Sukroz Glikoz Fruktoz
(Çay Ģekeri)

C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2

ÜZÜMDEN ETĠL ALKOL ELDE EDĠLMESĠNE
AĠT REAKSĠYON DENKLEMĠ

C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2
Glikoz


POLĠSAKKARĠTLERDEN MUTLAK ETĠL
ALKOL ELDE EDĠLMESĠNE AĠT REAKSĠYON
DENKLEMLERĠ

(C
6
H
10
O
5
)
n
+ nH
2
O → nC
6
H
12
O
6
NiĢasta Glikoz

C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2
164


ARPADAN BĠRA ELDE EDĠLMESĠNE AĠT
REAKSĠYON DENKLEMLERĠ

(C
6
H
10
O
5
)
n
+ nH
2
O → nC
6
H
12
O
6
Arpa niĢastası Glikoz

C
6
H
12
O
6
→ 2C
2
H
5
OH

+ 2CO
2

DÜNYA SAĞLIK TEġKĠLATININ
ARAġTIRMASI

• Cinayetlerin % 85‟inin
• ġiddet olaylarının % 50‟sinin
• Trafik kazalarının % 60‟ının
• EĢlerin maruz kaldığı Ģiddetin % 70‟inin
• Akıl hastalıklarının % 40‟ının sebebinin etil alkol olduğu bu
araĢtırma ile gösterilmiĢtir.

ETĠL ALKOLÜN TEDAVĠDE KULLANILMASI

• Dezenfekte edici olarak kullanılır.
• Ġlaçlardaki etken maddeyi çözmek için kullanılır.
• Yüzlerce ilaçta yardımcı madde olarak bulunur.
• Ġlaçlarda adı; etanol, ethanol, etil alkol veya alkol olarak geçer.
Sadece “alkol” denildiğinde etil alkol kastedilmiĢtir.
• Ġlaçlarda bulunan izopropil alkol, dikloro benzil alkol, setil alkol
gibi çözücüler sarhoĢluk veren alkol değildir. Etil alkol dıĢındaki
alkoller için yalnızca “alkol” ismi kullanılmaz.
• Alkol en çok; Ģurup, ağız gargarası, sprey, buğu, enjektabl
preparat, losyon ve damlalarda bulunur.

165

ETĠL ALKOL KOMASINDAN ÖLÜM

• Alkol koması, alkol yüzdesi % 40 – % 50 olan içkileri bir kerede
fazla miktarda içenlerde görülür.
• Etil alkol doğal olarak en fazla % 16‟lık olur. Bundan fazla
yüzdelerde maya bile ölür, fermantasyon sona erer.
• % 16‟dan daha fazla etil alkol içeren içkiler, dıĢtan doğal veya
sentetik etil alkol ilave edilerek üretilmiĢlerdir. Etil alkol oranı %
16‟dan fazla olan içkileri içenler alkolik olmasalar dahi, alkol
koması sonucu ani ölüm riski ile karĢı karĢıyadırlar.

MUTLAK ETĠL ALKOL

• Etil alkol su çekicidir. Bu sebeple % 100‟lük elde edilemez.
Ancak % 95,5 saflıkta olabilir. Buna mutlak etil alkol denir.
• Etil alkolde, havadan nem kaparak kendini seyreltme eğilimi
vardır.
• Mutlak etil alkol, doğal yolla elde edileni ve yapay yolla elde
edileni olmak üzere iki çeĢittir.

DOĞAL MUTLAK ETĠL ALKOL ELDE
EDĠLMESĠ

• Doğal mutlak etil alkol elde edilmesinde; etil alkol % 16‟lık
olunca maya öldüğünden dolayı bu yüzdeye gelmeden önce etil
alkol ortamdan destilasyonla çekilir. Kalan kısımda
fermantasyon devam eder. Bu iĢlem sürekli tekrar edilir. Böylece
% 95,5 etil alkol içeren mutlak etil alkol elde edilmiĢ olur.
• Doğal mutlak etil alkol Ģeker pancarı, üzüm ve polisakkaritlerden
elde edilir.

ETĠL ALKOL ORANI YÜKSEK ĠÇKĠLERDEKĠ
166

DOĞAL ETĠL ALKOL NASIL ELDE EDĠLĠR?
(SUMA FABRĠKASI)

• Etil alkol oranı % 16‟nın üzerinde olan içkiler rakı, votka, viski,
cin, kanyak ve likördür.
• Bu içkilerde bulunan belirli yüzdelerdeki doğal etil alkol,
sumadır.
• Rakı imalatında genelde doğal etil alkol kullanılır. Etil alkol oranı
yüksek diğer içkilerde sentetik etil alkol olabilir. Bu nedenle
suma kelimesi rakıyla özdeĢleĢmiĢtir.
• Rakı üretiminde içine henüz anason konulmamıĢ ve damıtılarak
elde edilen % 40 ila % 50‟lik etil alkole suma adı verilir.
• Suma da mutlak etil alkolün elde edilmesinde olduğu gibi
damıtmayla elde edilir. Suma, ilk damıtılandır ve etil alkol
yüzdesi daha düĢüktür.
• Suma kelimesi Osmanlıca lügatte “gizli riyakârlık” anlamını da
taĢır. Bu belki de, düĢünülmesi gereken bir denk geliĢtir.
• Ġçkilerdeki etil alkol genelde üzümden elde edilir. Bildiğimiz etil
alkol, bu fabrikalarda, fermantasyon ve damıtma yoluyla
üretildiği hâlde adına, etil alkol fabrikası denilmemiĢtir. Özellikle
Anadolu‟da suma fabrikası denilmiĢtir!..
• Suma fabrikası, rakının esas maddesini elde etmek için açılır.
• Tıpta kullanılan doğal etil alkolün elde edildiği fabrikaya mutlak
etil alkol fabrikası denir, suma fabrikası denilmez.
• Zaten 2005 Baskı TDK Türkçe Sözlük‟te, suma kelimesinin
karĢılığında “Ġlk damıtılan ve içinde anason bulunmayan rakı.”
denilmektedir. Dolayısıyla “Rakı fabrikası açıyoruz.” demelidir.
Halk iĢin doğrusunu bilmektedir.

YAġAMIMIZDAKĠ YAPAY KARBOKSĠLLĠ
ASĠTLER

• Asetik asit, yapay sirkede bulunur.
• Salisilik asit, nasır ilaçlarında bulunur.
167

• Askorbik asit, C vitaminidir.
• Asetil salisilik asit, aspirindir.
• Sitrik asit (limon tuzu), koruyucu katkı maddesidir.

HAYATIMIZDAKĠ DOĞAL ĠNORGANĠK
ASĠTLER

• HCl: Hidroklorik asit – Mide asidi
• H
2
CO
3
: Karbonik asit – Maden sodası

HAYATIMIZDAKĠ YAPAY ĠNORGANĠK
ASĠTLER

• HCl: Hidroklorik asit – Tuz ruhu adıyla bilinen maddedir.
• H
2
CO
3
: Karbonik asit – MeĢrubatlarda kullanılır.
• H
2
PO
4
: Fosforik asit – Kolalarda kullanılır.
• H
2
SO
4
: Sülfürik asit – Aküde kullanılan sıvıdır.
• HNO
3
: Nitrik asit – Kezzap – Gübre ve patlayıcı elde
edilmesinde kullanılır.
• HBO
3
: Borik asit: Çözeltisi alerjik göz kaĢıntılarında kullanılır.

HAYATIMIZDAKĠ BAZLAR

Ca(OH)
2(süspansiyon)
: Badana yapımında kullanılan kireçtir.
Ca(OH)
2(k)
: SönmüĢ kireç veya kireç adıyla bilinen maddedir.
Ca(OH)
2(suda)
: Kireç suyu olarak bilinen CO
2
‟nin ayıracı olan
çözeltidir.
KOH (Potas kostik): Gübre ve arap sabunu yapımında kullanılır.
Mg(OH)
2
: Antiasit mide pastilleridir.

Al(OH)
3
:

Antiasit mide pastilleridir.

NaOH: Kostik adıyla bilinir. Sabun imalinde ve yeĢil zeytinleri 5–6
günde sarartıp piyasaya sürmek için katkı maddesi olarak
kullanılır.

168

NH
3
: Gübre yapımında, Ag eĢyaların temizlenmesinde, kumaĢ
lekelerinin çıkartılmasında kullanılır.

ĠÇKĠLERDEKĠ ETANOL YÜZDELERĠ

Birada % 6 etil alkol vardır.
ġarapta % 16 etil alkol vardır.
Rakıda % 40 – % 50 etil alkol vardır.
Votkada % 65 – % 70 etil alkol vardır.
Viskide % 65 – % 70 etil alkol vardır.

ETANOL YÜZDESĠ YÜKSEK OLAN
ĠÇECEKLER

Kımız: DiĢi at (Kısrak) sütünün fermantasyonu ile elde edilir. %
2 etil alkol vardır.
Boza: Mısırın (Darının) fermantasyonu ile elde edilir. % 0,3
(Mevzuat limiti en fazla % 2‟dir.) etil alkol vardır.
Kefir: Ġnek, koyun veya keçi sütünün fermantasyonu ile elde
edilir. % 0,5 etil alkol vardır.

3. BĠYOLOJĠK
SĠSTEMLERDE KĠMYA
BĠYOLOJĠK SĠSTEMLER ĠLE HAYAT,
CANLILIK, KĠMYASAL MADDE ĠLĠġKĠSĠ

• Biyolojik sistemlerdeki bütün atom, iyon ve moleküller
kendilerine düĢen görevi hiç aksatmadan yerine
getirmektedirler. Bu görev, biyolojik sistemin yapısına, genel
169

düzenine uygun bir uyum ve mükemmellik içinde
sürdürülmektedir. Bu uyum ve mükemmellik, milyonlarca
seneden beri müthiĢ bir yardımlaĢma zinciri içerisinde devam
etmektedir.
• Biyoloji, ”hayat bilimi” manasına gelir. Biyolojik sistem, hayatlı
sistemlerdir.
• Ġlköğretim, ortaöğretim, üniversite ve lisansüstü seviyesinde
biyoloji kitapları incelendiğinde, hayatı açıklamadığı görülecektir.
• Kısacası biyoloji, canlılık ve ruhun devreye girdiği hayatı
açıklamakta aciz kalır.
• Günümüzde “Canlılık ve hayat nedir?” sorusuna verilen
cevapların, canlılık ve hayatı açıklamaktan daha çok canlılık ve
hayata görünüĢte sebep olan perdeleri tarif etmeye yönelik
olduğu görülür.
• Havayı teneffüs etmemiz, su içmemiz veyahut beslenmemiz
aldığımız gıdalardaki atom, molekül ve iyonların sebep
olmasıyla cereyan eder. Böyle olması, canlılığın ve ruhla irtibatlı
biyolojik hayatın, perdelere bağlı olarak devam etmesi içindir.
• Sözgelimi, bir bakteri veya virüsün maddi yapısını oluĢturan yapı
taĢları en ileri laboratuvarda bir araya getirilse bile, bu bir araya
getirilen maddelerin canlı ve hayat sahibi olabilmesi; sebeplerin,
hatta en büyük sebep olan insanın baĢarabileceği bir husus
değildir. Bu durumda ölü bakteri veya ölü virüs elde etmiĢ
olacağız.
• Koparılan bir çiçeğin, koparmakla hiçbir maddesi eksilmediği
hâlde, çiçek ölmüĢ, canlılık ve hayatı kalmamıĢtır.
• Canlılık ve hayatta, maddi hiçbir sebep yoktur.
• Aslında canlılık ve hayatta var gibi görünen sebepler, perde
olması için zahirde sebeptir. Biraz düĢünülse bunların sebep
olmadığı anlaĢılacaktır.
• Hayat denilen sırlı durum, bir anda belirtileriyle ortaya
çıkmaktadır. Bu hâl, hayatın hakikatinin açıklamasını, fenlerin ve
felsefenin dıĢında aramağa, bizi mecbur bırakmaktadır.
• Evrenin en yüksek hakikati hayattır.
• Kâinatın ruhu, mayası, esası, neticesi, özü hayattır.
170


ĠNSAN VÜCUDUNDAKĠ ATOMLARIN ÖMRÜ

• Bazı atomların birkaç saniyelik ömürleri vardır.
• Her senede iki defa, derece derece ve yavaĢ yavaĢ; insan
vücudunun atomları tazelenmektedir.
• Her bir ruh kaç yıl yaĢamıĢ ise; o kadar sene, insan bedenindeki
atomlar komple yenilenmektedir.
• 5–6 senede insanın bütün atomları değiĢmektedir.

ATOMLAR CANLI MIDIR?

• Bitki, hayvan ve insan olmak üzere üç grup canlı varlık vardır.
• Canlılıkla, atomun canlılığı arasında doğrudan bir iliĢki yoktur.
• Dünyadaki canlıların bünyesindeki atomlar canlı değildir.
Cansızlardaki atomlar da cansızdır. Her bir cansız atom; canlı
olan insan, hayvan, hatta bitki cismine girince, orada adeta
canlılık kazanır. Bu canlı bünyeler, cansız atomlar için bir nevi
misafirhane, kıĢla ve okul gibidir. Burada bir talim ve terbiye
yarıĢındadırlar. Bu yarıĢ; bütün atomların hayat sahibi olduğu bir
yerde bulunabilmek içindir.

SANKĠ CANLI GĠBĠ ORGANĠK BĠR MOLEKÜL:
FULVĠC ASĠT (FULVĠK ASĠT)

• Fulvik asit; sanki canlı gibi organik bir molekül olarak literatüre
geçen tek organik maddedir.
• Fulvik asit; bütün elementleri ihtiva eden ve molekül kütlesi 500
ile 2000 arasında olan bir organik moleküldür.
• Fulvik asit; Türkiye‟de Isparta‟nın kazası Keçiborlu‟da, dünyada
ise Himalaya dağlarında ve ABD‟nin Utah (Yuta) eyaletinde vb.
bazı yerlerde yer altından çıkar.
• Fulvik asit; magma tabakasından gelerek yeryüzüne ulaĢan
171

suların içinde bulunan kompleks bir bileĢiktir.
• Fulvik asidi 2005 yılı kasım ayında U.S. FDA [United States
Food & Drug Administration] (Yunaytıd Steyts Fuud end Drog
EdministreyĢın) (ABD Gıda & Ġlaç ĠĢletimi) ilaç olarak kabul
etmiĢtir.
• Fulvik asit organizmaya girdiğinde, acilen vücutta ihtiyaç olan
maddeler sentezlenir.
• Fulvik asit; lağım suyu, ağır metal iyonu, kimyasal kalıntı,
kimyasal atık madde, kimyasal artık madde ve çeĢitli zehirlerin
karıĢtığı kirlenmiĢ suları 2 ay içerisinde berrak hâle getirir.
• Fulvik asit zamanla humik aside dönüĢür. Humik asit, siyah
renktedir ve molekül kütlesi 1 000 000‟dur.
• Sülfato adıyla bilinen sülfonamitler, fulvik asit türevidir.
Gelecekte birçok ilacın yerine geçeceği tahmin edilmektedir.
• Fulvik asit, genetik bozukluğu birinci jenerasyonda kalıcı olarak
düzeltir.
• Fulvik asit, ölümcül olan en ağır gıda zehirlenmelerini, birkaç
dakikada ortadan kaldırabilir.
• Fulvik asidin bulunduğu sıvıda 5 grup faydalı mikroorganizmanın
tamamı bulunur.
• 5 grup faydalı mikroorganizma; fotosentez bakterileri, laktik asit
bakterileri, mayalar, küf mantarları ve aktinomiset adıyla bilinen
toprak mikroorganizmalarıdır.
• Bu faydalı mikroorganizmalar, yeryüzüne çıktığında ısı, ıĢık ve
oksijenle aktif hâle gelerek eĢeysiz ve eĢeyli üreme ile
probiyotikleri üretirler.
• Probiyotikler; doğal amino asit, vitamin, nükleeik asit, enzim,
hormon, esansiyel yağ asidi, antioksidan, antibiyotik, antifungal,
nano gıda zerresi, keton, sterol, tanen, flavon, flavonoit vb.
biyoaktif maddelerdir.
• Fulvik asidin bulunduğu sıvıda bu bileĢiklerin tamamı doğaldır.

ATOMLARIN HAREKETĠ

172

• Cesedimiz, atomlardan oluĢur.
• Cesedimiz, ruhumuzun evidir; elbisesi değildir.
• Ġnsan vücudundaki atomların belli bir ömrü vardır.
• Organizmadaki atomlar, sürekli değiĢmektedir.
• Vücudun değiĢtirilmesi ve devamı için; yıkılan, atılan atomların
yerini dolduracak, onlar gibi çalıĢacak yeni atomlar lazımdır.
• Yeni atomların insan vücuduna gelmesi için çeĢitli bileĢiklere
ihtiyaç vardır. Bu bileĢikler, alınan gıdalarla sağlanır.
• Gıdalarla alınan bileĢiklerdeki atomlar, giden atomların yerine
dağıtılır.
• Örneğin; kalsiyum kemiklere, demir kana, flor diĢe, kükürt saça,
fosfor beyne gider.
• Beyinde ölen bir fosfor atomunun yerine gelen fosfor atomu;
topraktan bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana, yenilen
gıdalar ile geçmiĢ ve sonunda da beyne sevk olunmuĢtur.
• Fosfor atomu bu yolculuğunda hangi Ģeye girmiĢ ise;
görüyormuĢçasına, duyuyormuĢçasına, biliyormuĢçasına
muntazam hareket edip ve sonuçta gerekli olduğu yerine ve
hedefine giderek, örneğin; beyne girmiĢ, oturmuĢ ve
çalıĢmasına baĢlamıĢtır.
• Bu bize, baĢlangıçta, o fosfor elementinin; hangi kiĢinin beyni
içinse, o kiĢi için planlı olduğunu gösterir. “Her adamın alnında
rızkı yazılıdır.” bilimsel bir gerçektir.
• Atomların hareketi boĢu boĢuna değildir. Kendilerine uygun bir
yükselme içindedirler: Elementteki atomlar maden derecesine,
madendeki atomlar bitki hayat tabakasına, bitkideki atomlar
hayvanın otlanması sonucu hayvan mertebesine, hayvandaki
atomlar insanın beslenmesiyle insan hayatı makamına, insanın
vücudundaki atomlar da süzüle süzüle saflaĢarak beynin ve
kalbin en ince ve kritik yerine çıkarlar.
• Canlıların çekirdek ve tohumlarındaki atomlar, ağaca bir ruh
hükmüne geçer. Ağacın bütün atomları içinde bir kısım
atomların bu düzeye çıkmaları, o ağacın hayata sahip olması ve
hayata hizmet etmesi gibi önemli görevleri yerine getirmesiyle
anlaĢılır.
173

• Evrendeki atomların her birisi, her tür özelliğinde, her Ģey
olabilme ihtimalinde iken, o atom sonsuz yollar içinde yalnız tek
bir yola yönlenir, sınırsız durumlara girebilme alternatifinde
sıyrılarak bir vaziyete girer, sayısız sıfatlardan bir sıfatla
sıfatlanır. Doğru bir kanun üzerine programdaki hedefe doğru
harekete baĢlar ve görev aldığı herhangi bir gerekliliği derhâl
yerine getirir. O faydalı hâllerin ortaya çıkması ancak o atomun
o çeĢit hareketiyle olabilir.
• Atomu aksiyona sevk eden yerinde duramamasıdır ve Ģevkidir.

SOLUNUM

C + O
2


CO
2
+ 94 kcal

FOTOSENTEZ

6CO
2
+ 6H
2
O + güneĢ enerjisi + klorofil → C
6
H
12
O
6
+ 6O
2


ġEKER PANCARINDA SAKKAROZUN
OLUġUMUNA AĠT REAKSĠYON DENKLEMĠ

6CO
2
+ 6H
2
O + güneĢ enerjisi + klorofil → C
6
H
12
O
6
+ 6O
2

C
6
H
12
O
6
+

C
6
H
12
O
6


C
12
H
22
O
11
+ H
2
O
Glikoz Fruktoz Sakkaroz

DĠSAKKARĠTLERĠN SĠNDĠRĠMĠNĠN
REAKSĠYON DENKLEMLERĠ

C
12
H
22
O
11
+ H
2
O + Sakkaraz → C
6
H
12
O
6
+ C
6
H
12
O
6
Sakkaroz Glikoz Fruktoz

174

C
12
H
22
O
11
+ H
2
O + Maltaz → C
6
H
12
O
6
+ C
6
H
12
O
6
Maltoz Glikoz Glikoz

C
12
H
22
O
11
+ H
2
O + Laktaz → C
6
H
12
O
6
+ C
6
H
12
O
6
Laktoz Glikoz Galaktoz

POLĠSAKKARĠTLERĠN (NĠġASTA, SELÜLOZ
VE GLĠKOJEN) OLUġUMUNA AĠT
REAKSĠYON DENKLEMĠ

6CO
2
+ 6H
2
O + güneĢ enerjisi + klorofil → C
6
H
12
O
6
+ 6O
2

nC
6
H
12
O
6


(C
6
H
10
O
5
)
n
H
2
O + (n–1)H
2
O
Polisakkarit

MĠDE EKġĠMESĠNDE KULLANILAN MĠDE
PASTĠLLERĠNĠN GÖREVĠNĠN REAKSĠYON
DENKLEMĠYLE GÖSTERĠLMESĠ

Mg(OH)
2
+ 2HCl → MgCl
2
+ 2H
2
O

Al(OH)
3
+ 3HCl → AlCl
3
+ 3H
2
O

MĠDE EKġĠMESĠNDE KULLANILAN
KARBONATIN GÖREVĠNĠN REAKSĠYON
DENKLEMĠYLE GÖSTERĠLMESĠ

NaHCO
3
+ HCl → NaCl

+ H
2
O + CO
2


MĠDE EKġĠMESĠNDE ĠÇĠLEN MADEN
175

SODASININ GÖREVĠNĠN REAKSĠYON
DENKLEMĠYLE GÖSTERĠLMESĠ

(HCO
3
)


+ H
+
→ H
2
O + CO
2


YAġAMIMIZDAKĠ DOĞAL KARBOKSĠLĠK
ASĠTLER

• Bütirik asit (Tereyağı asidi): Tereyağında bulunur.
• Katı yağ asitleri (Palmitik asit, stearik asit): Katı yağlarda bulunur.
• Sıvı yağ asitleri (Oleik asit, linoleik asit, linolenik asit): Sıvı yağlarda
bulunur.
• Sitrik asit (Limon asidi): Limonda bulunur.
• Malik asit (Elma asidi): Elmada bulunur.
• Asetik asit (Sirke asidi): Sirkede bulunur.
• Okzalik asit: Kuzukulağı bitkisinde bulunur.
• Laktik asit (Süt asidi): Yoğurtta, ekĢimiĢ sütte ve yorulunca
kaslarda bulunur.
• Formik asit (Karınca asidi): Karınca salgısında ve ısırgan otunda
bulunur.
• Askorbik asit (C vitamini): KuĢburnu, limon, portakal vb.
meyvelerde bulunur.
• 22 amino asit: Proteinlerin yapı taĢıdır.

4. ÇEVRE KĠMYASI

ASĠT YAĞMURU

SO
2
+ ½O
2
→ SO
3


176

SO
3
+ H
2
O ⇌ H
2
SO
4

Filtresi olmayan fabrika bacalarından çıkan SO
2
gazı; havadaki
O
2
ile birleĢir, SO
3
gazı oluĢur SO
3
gazı; yağmur yağdığında H
2
O
ile birleĢir. Asit yağmuru adıyla bilinen H
2
SO
4
meydana gelir.


SULARIN ACILAġMAMASI

N
2
+ 3H
2
⇌ 2NH
3
+ 22 kcal

NH
3
+ H
2
O ⇌ NH
4
OH


Havada N
2
ve H
2
bulunduğu ve tepkime ekzotermik olduğu
hâlde NH
3
oluĢmaz. OluĢsaydı sular acılaĢacaktı. NH
3
, suları
acılaĢtıran bir maddedir.

KÜRESEL ISINMAYA BAĞLI KURAKLIKTAN
SÖZ ETMEK, BUNA DAĠR SOMUT VERĠ
BULMAYA ÇALIġMAK BĠLĠMSEL
SKANDALDIR

• Türkiye son senelerde kuraklık yaĢıyor.
• Dünyada yağıĢlar azalmadı.
• YağıĢlar yer değiĢtirdi.
• Dünyanın bazı bölgeleri çok yağıĢ alırken bazı bölgelerinin daha
az yağıĢ aldığını görüyoruz.
• Örneğin; Türkiye‟de yağıĢlar azaldı, Amerika‟da yağıĢlar arttı.
• Sorun da buradan çıkıyor.

SĠYANÜR YÖNTEMĠYLE ALTIN ÇIKARTMAK

177

• Bergama‟da altının çıkartılmaması için, uzun zaman yürüyüĢ
yapıldı. Necip Hablemitoğlu ölümünden az önce siyanür
yürüyüĢünün bahane olduğunu açıklamıĢtı.
• Bergama‟da altın çıkarılmaya baĢlandı. Senede 100 ton siyanür
kullanılıyor, tamamı yok ediliyor. Bu sebeple çevreye zararı
olmuyor.
• Ülkemizde çevreye atılan 265 000 ton siyanür vardır.

NÜKLEER SANTRAL ATIKLARI

• YanmıĢ yakıt, 10 sene yüksek sıcaklık ve basınca dayanıklı
havuzda muhafaza edilir. Bu suretle radyoaktivitenin % 99‟u
ölmüĢ olur.
• Kalan % 1‟i plütonyumdur. Plütonyumun yarı ömrü 24 000 yıldır.
Yenilse bile zararı olmaz. Plütonyum çeĢitli Ģekillerde
değerlendirilebilir veya depolanabilir.
• Plütonyum atığı, tekrar yakıt olarak kullanılabiliyor; yapay
elementtir.

NÜKLEER SANTRALĠN ZARARI YOKTUR

• Evde veya iĢ yerinde otururken bile bir nükleer santralin çevreye
yaydığı radyasyondan 460–470 misli daha fazla radyasyona
maruz kalınır. Reaktörün yanı baĢına oturulsa dahi bu kadar
radyasyon olmaz.
• Dünyanın her tarafında uranyum vardır.
• Uranyum zamanla bozunup radona dönüĢür veya baĢka bir
element uranyuma dönüĢür. Radon gazı her yerden geçer.
Sürekli etki hâlindeyiz. Bunlar doğal ve faydalı olaylardır.
• Ayrıca doğal kozmik ıĢınlarla gelen radyasyon bile, bir nükleer
reaktörden gelen radyasyondan 120 kat daha fazladır.
• Nükleer santraller, kaza durumunda ısınınca kendi kendini
kapatıp zincirleme reaksiyonu kapatacak Ģekilde tasarlanmıĢtır.
• Nükleer kaza riski ve çevreye zarar konusu ve iddiaları, kasıtlı
178

ve cahilliğe bağlı abartılardır.
• Soğutma suyu nedeniyle kaybolan enerji ihmal edilebilir
boyuttadır.

SAĞLIĞIMIZA ZARARLI BAZI
MADDELER

SĠYAH ZEYTĠNLERĠN ÇOĞUNDA ZEYTĠN
BOYASI VARDIR

• Siyah zeytinleri çabuk olgunlaĢtırmak için hile amacıyla FeO
formülü ile yazılan demir(II)oksit kullanılır. Zeytin boyası olarak
bilinir.

NARENĠYE ETĠLEN GAZI ODALARINDA
BEKLETĠLĠR

• Erken toplanan turunçgillerin kabuğu yeĢildir. Kabuğun doğal
rengini alması için hile amacıyla turunçgiller, C
2
H
4
(etilen) gazı
odalarında bekletilir. Bu suretle; portakal, mandalina ve limonun
erken toplandığı ve ekĢi tatta olduğu anlaĢılmamıĢ olur.

YEġĠL ZEYTĠNLERĠN HEPSĠ KOSTĠKLĠDĠR

• NaOH (sodyum hidroksit)‟in teknikteki adı kostiktir. YeĢil
zeytinlerin tamamı kostiklidir. Kostik; yeĢil zeytini, normal
süresinden çok daha kısa sürede, yaklaĢık 5–6 günde sarartır.
Kostikli zeytinlerin farklı istenmeyen bir kokusu olur. Kostik,
siyah zeytinin rengini koyulaĢtırmak için de kullanılır.

179

ELMAYI SOY DA YE..!

• Elmanın kabuğu, çok faydalı olmasına rağmen yenmemelidir.
Elma, kabuğu soyularak yenmelidir; çünkü elma ağaçları, göz
taĢı veya gök taĢı denilen CuSO
4
çözeltisiyle ilaçlanır. Bol suyla
yıkansa bile, kabukta Cu
+2
kalır. Zehirli Cu
+2
kalıntısı, en çok
elma sapında bulunur. Karaciğer, Cu
+2
‟nin yıkılması ve

kanda
yükselmemesi için çok çalıĢır, sonunda iflas eder. Cu
+2
düzeyinin kanda yükselmesi neticesinde Wilson adı verilen
ölümcül karaciğer hastalığı baĢ gösterebilir.

KLORSUZ DOĞAL KAYNAK SUYUNUN
ÖNEMĠ

Dr. Masaru Emoto, Japon bilim adamıdır. 1943 yılında Japonya‟da
doğmuĢtur. Alternatif tıp doktorudur. Yaptığı deneylerden elde
ettiği su kristalleri fotoğraflarını „‟Suyun Verdiği Mesajlar‟‟ isimli
kitabında yayınlamıĢtır.

Dr. Masaru Emoto “Su cansız bir madde değildir. Canlı ve
duyguları algılayan kristallerden oluĢmaktadır. Çevresinden pozitif
ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir.” demektedir.

Suyun Verdiği Mesajlar adlı kitabında suyu çeĢitli yönlerden ele
alan Dr. Masaru Emoto, çalıĢmalarının bilimsel temelini
oluĢtururken din gerçeğini de göz ardı etmemiĢtir. Dr. Masaru
Emoto Ģöyle demektedir: "21. asırda en önemli olayın ilimle dinin
yeniden buluĢması olacağını düĢünüyorum. Eğer din olmasaydı
insan aptallaĢacak, modern ilim de hiçbir zaman ortaya
çıkmayacaktı."

Dr. Masaru Emoto yaptığı deneylerde; temiz kaynaklardan alınan
su örneklerinin ve kendilerine sevgi dolu sözcükler söylenen su
örneklerinin aynen kar tanesi kristallerine benzeyen çok parlak,
180

yoğun motifli, simetrik, estetik, çok ince dizayn edilmiĢ, çok renkli
ve altıgen kristallerden oluĢtuklarını göstermiĢtir.

Kar tanelerinden hiçbirisinin birbirine benzemediği bilinmektedir.
Bunun gibi su kristalleri de birbirinden farklıdır. Zaten karın sudan
meydana geldiği de malumdur.

Dr. Masaru Emoto klorlu çeĢme sularıyla, çevre kirliliğinin çok
olduğu bölgelerden aldığı su örnekleriyle ve negatif düĢüncelere
maruz bırakılan su örnekleriyle yaptığı deney sonucunda ise
kristal yapının bozulduğunu gözlemlemiĢtir. Küfür sözlerinin
aksettiği suyun kristal yapısı tamamen parçalanıp dağılmıĢtır.

Demek ki kötü söz de iyi söz de su üzerinde tesirli oluyor.
Dr. Masaru Emoto, bu çalıĢmalarıyla görünmeyen bir ruh âleminin
varlığına da iĢaret etmektedir.

Dr. Masaru Emoto, dünyanın her tarafına konferanslar vermek
üzere davet edilmektedir. Japonya, Avrupa ve Amerika‟da yaptığı
canlı deneylerle düĢünce, davranıĢ ve duygularımızın çevre
üzerinde ne derece derin etkileri olduğunu göstermiĢtir.

Bu konu ile ilgili olarak Amerikan Holistik Tıp Derneği (American
Holistic Medical Association) BaĢkanı Dr. Norman Shealy Ģu
yorumu yapmıĢtır: „‟Dünyanın yarısı sularla kaplıdır ve bizim
vücudumuzun dörtte üçü de sudur. Su, bizim içinde yaĢadığımız
dördüncü boyutla ruhumuzun beĢinci boyutu arasındaki
bağlantıyı temsil eder. Suyun infrared (kızıl ötesi) IR ıĢınlarını
emmesi gibi su ile ilgili pek çok çalıĢma, suyun gözle görünmeyen
etkilerini meydana çıkartmıĢtır. Ancak, bu çalıĢmaların hiçbirisi Dr.
Masaru Emoto‟nun zarif çalıĢması ile boy ölçüĢemez. DüĢünce ve
güzelliğin etkisi bundan evvel bu kadar iyi bir Ģeklide bilim
adamlarınca hiç anlatılmamıĢtı.‟‟
181

Holistik düĢünde; hayatın fiziksel, mental ve ruhsal yönlerine
bağlantılı, bütüncül ve dengeli bakıĢtır. BaĢka bir ifadeyle bilim ve
ruhun birleĢmesiyle dünyayı algılamaktır.
Naturally Well mecmuasının editörü olan Dr. Marcus Laux ise
Ģöyle bir yorum yapmıĢtır: „‟Galileo, Newton, Einstein gibi Dr.
Masaru Emoto‟nun net vizyonu da bize hem kendimizi hem de
evreni farklı bir Ģekilde algılamayı göstermiĢtir. Burada bilim ve
ruh birleĢerek bizim dünyayı algılayıĢımızla ilgili inkâr
edilemeyecek bir kuantum sıçraması yapmıĢ, sağlığımızı
kazanarak nasıl huzur duyabileceğimizi göstermiĢtir.‟‟

SOSYAL ALANDA KULLANILAN KĠMYA
KELĠME VE DEYĠMLERĠ

• Kaynağa cıva akıtmak: Kaynağı kurutmak demektir.
• Zırnık: Arsenik.
• Zırnık bile koklatmamak: En ufak bir Ģey bile vermemek
demektir.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->