P. 1
10. SINIF KİMYA DERSİ KİTABI (ESKİ PROGRAMA GÖRE)

10. SINIF KİMYA DERSİ KİTABI (ESKİ PROGRAMA GÖRE)

5.0

|Views: 66,417|Likes:
Yayınlayan: Kimya Bilimi
ÖNSÖZ

İslam dinini Hıristiyan dinine kıyas edip Avrupa gibi dine lakayt olmak, çok büyük bir hatadır. Ayrıca; Avrupa, dinine sahiptir. Başta Wilson, David Lloyd George (Deyvid Loyd Corc), Venizelos gibi Avrupa büyükleri dindardılar. Bu büyüklerin bir papaz gibi dinlerine mutaassıp olmaları, Avrupa’nın dinine sahip olduğunun göstergesidir.

(2009-2010 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINDA YÜRÜRLÜĞE GİREN ÖĞRETİM PROGRAMINA GÖRE HAZIRLANMIŞTIR. ESKİ PROGRAMDIR. 2014-2015 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINDA YENİ ÖĞRETİM PROGRAMI YÜRÜRLÜĞE GİRECEKTİR.)

1. ÜNİTE: ATOMUN YAPISI

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI
• 1. Atom ve Elektroliz
• 2. Atom Modellerinin Tarihsel Gelişimi
• 3. Kuantum Mekaniğinin Gelişimi
• 4. Atomun Kuantum Modeli
• 5. Bağıl Atom Kütlesi Yaklaşımı ve Mol Kavramı


2. ÜNİTE: PERİYODİK SİSTEM

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI

• 1. Periyodik Sistemin Tarihçesi
• 2. Özelliklerde Periyodik Değişim
• 3. Elementlerin Özellikleri


3. ÜNİTE: KİMYASAL TÜRLER ARASI ETKİLEŞİMLER

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI
• 1. Kimyasal Türler ve Etkileşimler
• 2. Güçlü Etkileşimler
• 3. Zayıf Etkileşimler


4.ÜNİTE: MADDENİN HÂLLERİ

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI
• 1. Gazların Genel Özellikleri
• 2. Gaz Kanunları
• 3. Gaz Karışımları
• 4. Gerçek Gazlar
• 5. Sıvıların Özellikleri
• 6. Hâl Değişimleri
• 7. Amorf ve Kristal Katılar


5. ÜNİTE: KARIŞIMLAR


ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI
• 1. Çözeltiler
• 2. Derişim (Konsantrasyon)
• 3. Çözeltilerin Derişime Bağlı (Koligatif) Özellikleri
• 4. Heterojen Karışımlar
ÖNSÖZ

İslam dinini Hıristiyan dinine kıyas edip Avrupa gibi dine lakayt olmak, çok büyük bir hatadır. Ayrıca; Avrupa, dinine sahiptir. Başta Wilson, David Lloyd George (Deyvid Loyd Corc), Venizelos gibi Avrupa büyükleri dindardılar. Bu büyüklerin bir papaz gibi dinlerine mutaassıp olmaları, Avrupa’nın dinine sahip olduğunun göstergesidir.

(2009-2010 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINDA YÜRÜRLÜĞE GİREN ÖĞRETİM PROGRAMINA GÖRE HAZIRLANMIŞTIR. ESKİ PROGRAMDIR. 2014-2015 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILINDA YENİ ÖĞRETİM PROGRAMI YÜRÜRLÜĞE GİRECEKTİR.)

1. ÜNİTE: ATOMUN YAPISI

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI
• 1. Atom ve Elektroliz
• 2. Atom Modellerinin Tarihsel Gelişimi
• 3. Kuantum Mekaniğinin Gelişimi
• 4. Atomun Kuantum Modeli
• 5. Bağıl Atom Kütlesi Yaklaşımı ve Mol Kavramı


2. ÜNİTE: PERİYODİK SİSTEM

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI

• 1. Periyodik Sistemin Tarihçesi
• 2. Özelliklerde Periyodik Değişim
• 3. Elementlerin Özellikleri


3. ÜNİTE: KİMYASAL TÜRLER ARASI ETKİLEŞİMLER

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI
• 1. Kimyasal Türler ve Etkileşimler
• 2. Güçlü Etkileşimler
• 3. Zayıf Etkileşimler


4.ÜNİTE: MADDENİN HÂLLERİ

ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI
• 1. Gazların Genel Özellikleri
• 2. Gaz Kanunları
• 3. Gaz Karışımları
• 4. Gerçek Gazlar
• 5. Sıvıların Özellikleri
• 6. Hâl Değişimleri
• 7. Amorf ve Kristal Katılar


5. ÜNİTE: KARIŞIMLAR


ÜNİTENİN KONU BAŞLIKLARI
• 1. Çözeltiler
• 2. Derişim (Konsantrasyon)
• 3. Çözeltilerin Derişime Bağlı (Koligatif) Özellikleri
• 4. Heterojen Karışımlar

More info:

Categories:Types, Research
Published by: Kimya Bilimi on Jun 06, 2009
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOCX, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/03/2014

pdf

text

original

1

ORTAÖĞRETĠM
10. SINIF KĠMYA
DERSĠ KĠTABI










(2009–2010 EĞĠTĠM VE ÖĞRETĠM YILINDA
YÜRÜRLÜĞE GĠREN YENĠ ÖĞRETĠM
PROGRAMINA GÖRE HAZIRLANMIġTIR.)


2














―Kimyager, her Ģeyi yerli yerine koyandır.‖
3
ÖNSÖZ
Günümüzde din ve ilmin beraber ele alınmasının yeni ufuklar
açacağı hususu en önemli meselelerimizdendir. Bundan dolayı din
ile ilmi birleĢtirmek için çalıĢma yapmamız, kendi dünyamızı
kurmaya çalıĢmamız gerekmektedir.

Ġnsanlık, her geçen gün biraz daha fazla ilim ve fenne
dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden ve fenden alacaktır. Karar
mekanizmaları, güç ve kuvvet ilmin eline geçecektir. Bu sebeple
ilme sahip çıkmalıyız; ilmin hikmet olarak kalması, zulmet ve
abesiyete dönüĢmemesi için çok çalıĢmalıyız.

Mevcut kimyanın bir kısım aĢırı pozitif yanlarını ayıklamaya
çalıĢmalıyız, hakikatle uyum içinde olanlarını almalıyız.

Metafizik ve akıl, her ikisini de ihmal etmemeliyiz; bundan dolayı
da aklımızın nurunu, vicdanımızın ziyasıyla birleĢtirip himmetimizi
kamçılama yolunda olmalıyız. Aklı ihmal etmemeliyiz; çünkü
zihnin gayesi marifettir. Vicdan kültürü de dediğimiz marifet,
bilginin tabiata mal edilmesiyle kazanılır. Kalbi, devre dıĢı
bırakmamalıyız; çünkü kalbin gayesi müĢahededir. Hissimizi
hakikat ve ilim aĢkına kanalize etmeye çalıĢmalıyız; çünkü hissin
gayesi muhabbettir. Bunlarda baĢarılı olabilmek için rehber olan
irademizi gerçek gayesine yönlendirmeliyiz.

Ġnsan gerçek kimya ilmini, evreni okuyarak elde eder. Elde ettiği
bu ilim neticesinde kendini tanır (tümevarım); veya değiĢik bir
yolla önce kendini tanır, sonra evreni okuyarak gerçek kimya ilmini
elde eder (tümdengelim).

Kimya kanunların doğru anlaĢılması ve arka planlarının ne
gösterdiğinin bilinmesi çok önemli hususlardır.
4

Kimya tanımları; efradını (bütün fertlerini) cami (içeren), ağyarına
(kendinden baĢka olanlarını) mani (engel) olmalıdır. Bu kurala da
her an uyulmalıdır.

Her bir fen dalı gibi kimya ilmi de kendi nevindeki düzenliliği ve
intizamı gösterir; her Ģeyin hikmet üzere konulduğunu, faydasızlık
ve abes olmadığını bize öğretir.

Kimyanın kendine özgü dili dinlenmelidir. Bu sayede kimya ilmi
evham olmaktan, ondaki hikmetler de abese dönüĢmekten
kurtulacaktır. Zihnin darlaĢmaması, aklın göze inmemesi için
kimya ilmi ruhlu olmalı, aynı zamanda ruha bilimsel olgunluk da
kazandırılmalıdır. Böylece kimya ilminden beklenen gaye yerine
gelmiĢ olacaktır.

Her ilmin bir lisanı olduğunu gibi kimya ilminin de kendine mahsus
bir lisanı vardır. Günümüzdeki her bir kimya kitabı da farklı bir
dildir. Ancak kimyanın lisanına eĢlik eden kimyacıların da
anlatması lazımdır.

Ġlmî çalıĢmalarda baĢarıya ulaĢmada iki yol vardır: Birincisi;
düĢünmek, ezberlemek, fikri çalıĢtırmaktır. Bu; zamanla olanıdır.
Ġkincisi; sezgi (sezi) adını verdiğimiz bir anda ulaĢılan baĢarıdır.
Bu da iki kısımdır: Kesbî olanı; çalıĢmakla, tecrübe suretiyle elde
edilenidir. Kekule‘nin rüyasında benzen halkasını bulmasını; yine
Bohr‘un rüyasında kendi adıyla anılan atom modelini keĢfetmesini
buna örnek verebiliriz. Bir anda ulaĢılan baĢarının ikincisi ise;
ilhamdır. Herkes potansiyel olarak buna açık var edilmiĢtir. Bu
yolda; peygamberler, doğruluktan ĢaĢmayan akıl, kusursuz kalp
ve temiz duygu/düĢünce taĢıyan kalp sahipleri vardır. Bu baĢarı;
mevhibeiilahiye olarak verilir.

Sezi yoluyla ulaĢılan keĢifler, kimyadaki metafiziğe örnektir.
5

BaĢarının sırrı, melek saflığında olmaya bağlıdır. Melek
safiyetinde olmak; kâinattaki dengeyi koruyarak çalıĢmak
demektir. Doğal dengenin kimyası iyi bilinmelidir. Ancak o zaman;
melek, sırrını insana verecektir. Ayrıca maddenin emrimizde
olduğunu anlamalı, duymalı ve görmeliyiz. Maddenin sırlarını
aklımızla görme azmimiz, her an devam etmeli ve bizimle beraber
olmalıdır. Etrafımızdaki olayları aydınlatmak, kavramak,
keĢfetmek azminde olunmalıdır. Bilgiler, sırtta yük olmamalıdır.
Bilgi hamalı olunmamalıdır. Ġlimler gayeli öğrenilmelidir. Hayattaki
olaylar ile vicdan arasında iliĢki kurulmalıdır. Hayatın en büyük
muallim olduğu unutulmamalıdır.

Kimyanın lisanı bizi büyülemelidir. Öğrendiklerimiz bize cazip ve
orijinal gelmelidir. Bu konulardaki konsantremiz tam olursa, sürekli
huzurlu oluruz. Böylece hem stres yenilmiĢ hem de kinetik enerji
dengelenmiĢ olur.

Meseleleri sürekli olağanüstülüklere bağlamak ise kâinat kitabını
anlayamamanın ifadesidir.

Batı dünyasında bilimde metafiziğin yerinin ayrı bir önemi vardır.
Hazreti Ġsa‘nın getirdiği mesaj, Batı medeniyetinin en güçlü, en
sağlam ve en önemli temelini oluĢturur. Batı medeniyeti böylece
varlık sahnesine çıkmıĢtır; çünkü Batı medeniyetinin esası; Grek
felsefesi (matematiksel düĢünce), Roma hukuku ve gerçek
Hıristiyan dinine dayanmaktadır. Batı‘da; hem laikliğin
doğuĢundan hem de Rönesans‘tan sonra Galileo, Newton,
Einstein, Pascal gibi dindar ve dinin ilimden kopuk hâline üzülen,
metafiziğe önem veren insaflı Batı bilim adamları mevcuttur.

Batı, tarihinin hiçbir döneminde metafiziğe karĢı tamamen
duyarsız kalmamıĢtır. Batı‘da metafiziğe önem veren hem
düĢünür de çoktur. Eflatun milattan önce 427–347 tarihleri
arasında yaĢamıĢtır. Hem Eflatun ve hem de Henry Bergson
6
(1859–1941) düĢüncesinde bilimde metafiziğin ayrı bir yeri vardır.
Batı, tarihinin her döneminde farklı zaman dilimlerinde, bu iki
düĢünür gibi düĢünce adamları yetiĢtirmiĢtir.

Batı‘daki bilimsel geliĢmeye Rönesans‘la beraber zemin
hazırlayan aslında bizim ilim tarihimizdir.

Metafiziği ihmal ettiğimizden dolayıdır ki hem eskiye hem de
Batı‘nın hâlihazırdaki durumuna göre bilim ve teknikte geri kalmıĢ
vaziyetteyiz.

Ġslam dinini Hıristiyan dinine kıyas edip Avrupa gibi dine lakayt
olmak, çok büyük bir hatadır. Ayrıca; Avrupa, dinine sahiptir.
BaĢta Wilson, David Lloyd George (Deyvid Loyd Corc), Venizelos
gibi Avrupa büyükleri dindardılar. Bu büyüklerin bir papaz gibi
dinlerine mutaassıp olmaları, Avrupa‘nın dinine sahip olduğunun
göstergesidir.

Ġslamiyet‘i Hıristiyan dinine kıyas etmek, yanlıĢ kıyastır; çünkü
Avrupa, dinine mutaassıp olduğu zaman medeni değildi; taassubu
terk etti, medenileĢti.

Ne vakit Müslümanlar dine ciddi sahip olmuĢlarsa, ilimde o
zamana göre çok yüksek ilerleme kaydetmiĢlerdir. Ne vakit dine
karĢı lakayt vaziyeti almıĢlar, fen ve teknolojide periĢan vaziyete
düĢerek tedenni etmiĢlerdir. BaĢka dinin aksine, dinimize bağlı
olma derecesinde milletimiz ilerlemiĢ; ihmali nispetinde de geri
kalmıĢtır. Bu, tarihsel bir gerçektir.

Türk milleti fen ve sanatı metafizik ile yoğurarak eskide ilimde ileri
gittiği gibi ileride de gidecektir. Hakiki medeniyete sarılarak
insanlığa yine rehber olacaktır.


Ankara, 3 Eylül 2009
7

―Bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu
ölçü ile hangi Ģeyin bu dine uygun olup olmadığını
kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi Ģey ki akla,
mantığa, amme menfaatine uygundur; biliniz ki o,
bizzat dinimize uygundur. Ġslamiyet son ve kâmil
dindir. Akla, mantığa ve hakikate uymaktadır.*‖

Gazi Mustafa Kemal Atatürk


















* ―Atatürk‘ün Söylev ve Demeçleri I-III‖ Kitabı ―Atatürk‘ün Söylev
ve Demeçleri I‖ Bölümü, 98. sayfa, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Atatürk AraĢtırma Merkezi Yayınları, 2006.
8
ĠÇĠNDEKĠLER

1. ÜNĠTE: ATOMUN
YAPISI
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. Atom ve Elektrik
• 2. Atom Modellerinin Tarihsel GeliĢimi
• 3. Kuantum Mekaniğinin GeliĢimi
• 4. Atomun Kuantum Modeli
• 5. Bağıl Atom Kütlesi YaklaĢımı ve Mol Kavramı

2. ÜNĠTE:
PERĠYODĠK SĠSTEM

ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. Periyodik Sistemin Tarihçesi
• 2. Özelliklerde Periyodik DeğiĢim
• 3. Elementlerin Özellikleri
9
3. ÜNĠTE: KĠMYASAL
TÜRLER ARASI
ETKĠLEġĠMLER
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. Kimyasal Türler ve EtkileĢimler
• 2. Güçlü EtkileĢimler
• 3. Zayıf EtkileĢimler

4. ÜNĠTE:
MADDENĠN HÂLLERĠ
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. Gazların Genel Özellikleri
• 2. Gaz Kanunları
• 3. Gaz KarıĢımları
• 4. Gerçek Gazlar
• 5. Sıvılar ve Özellikleri
• 6. Hâl DeğiĢimleri
• 7. Amorf ve Kristal Katılar

10
5. ÜNĠTE:
KARIġIMLAR

ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI
• 1. Çözücüler ve Çözeltiler
• 2. DeriĢim (Konsantrasyon)
• 3. Çözeltilerin DeriĢime Bağlı Özellikleri (Koligatif Özellikler)
• 4. Heterojen KarıĢımlar







11
1. ÜNĠTE: ATOMUN
YAPISI
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. Atom ve Elektrik
• 2. Atom Modellerinin Tarihsel GeliĢimi
• 3. Kuantum Mekaniğinin GeliĢimi
• 4. Atomun Kuantum Modeli
• 5. Bağıl Atom Kütlesi YaklaĢımı ve Mol Kavramı

1. ATOM VE ELEKTRĠK

ELEKTROLĠZ OLAYININ TANIMI

• Ġçerisinde anyon ve katyonların bulunduğu bir karıĢımdan
elektrik akımı uygulamak suretiyle iyonların nötrlenmesidir.

ELEKTROLĠZ OLAYINDA BAġLICA NĠTEL
KURALLAR

• Anyonlar anotta, katyonlar katotta açığa çıkar.
• Ortamda birden fazla katyon varsa katotta indirgenme yarı pil
potansiyeli büyük olan önce indirgenir.
• Ortamda birden fazla anyon varsa yükseltgenme yarı pil
potansiyeli büyük olan anotta önce yükseltgenir.
12

ELEKTROLĠZ OLAYINDA FARADAY
PRENSĠPLERĠ

• 1. Elektroliz devresinden geçen akım miktarı ile katot ve anotta
toplanan ya da çözünen madde miktarı doğru orantılıdır.
• 2. Bir elektroliz devresinden 1 Faradaylık akım geçirilirse anot
ya da katotta 1 eĢdeğer gram madde toplanır ya da çözünür.
1 Faraday = 1 mol elektron = 96500 coulomb (kulon)
Q = It
Q: Elektrik yükü (coulomb)
I: Akım Ģiddeti (amper)
t: Zaman (saniye)
• 3. Seri bağlı elektroliz kaplarından aynı akım geçtiğinde birinin
katodunda ya da anodunda toplanan ya da çözünen madde
miktarı bilinirse diğer kapların katot ya da anotlarında toplanan
ya da çözünen madde miktarları hesaplanabilir.

ELEKTROLĠZLE METAL KAPLAMA VE
BAġLICA UYGULANDIĞI YERLER

• Kendiliğinden gerçekleĢmeyen kimyasal reaksiyonlarda
kaplama iĢleminin elektrolizle olması Ģarttır. Demirin krom ve
çinko ile kaplanması, bakırın nikel ile kaplanması buna örnektir.
YanlıĢ uygulamalardır.
• Kendiliğinden gerçekleĢen kimyasal reaksiyonlarda kaplamanın
daha kalın olması için elektroliz yöntemi kullanılabilir. Demirin
nikel ile kaplanması buna örnektir.
• Krom kaplamaya kromaj, nikel kaplamaya nikelaj denir.


ENDÜSTRĠDE ELEKTROLĠZ

13

2Al
2
O
3
→ 4Al + 3O
2

2ZnSO
4
+ 2H
2
O → 2Zn + O
2
+ 2H
2
SO
4

2NaCl + 2H
2
O → 2NaOH + H
2
+ Cl
2

2NaCl → 2Na + Cl
2

2. ATOM MODELLERĠNĠN
TARĠHSEL GELĠġĠMĠ

NĠELS BOHR (1885–1962)‘UN RÜYASI VE
―BOHR ATOM MODELĠ‖NĠN KEġFĠ

• Niels Bohr, Danimarkalı bilim adamıdır.
• Bohr Atom Modeli‘ni 1919 yılında ortaya sürmüĢtür.
• 1922 yılında Nobel ödülü almıĢtır.
• Niels Bohr‘un kendi adıyla anılan ―Bohr Atom Modeli‖ bir rüya ile
ortaya çıkmıĢtır.
• Bohr‘un rüyası Ģöyleydi: ―Bohr, güneĢin kızgın gazlarla dolu
merkezinde duruyordu. Gezegenler de ince ipliklerle bağlı
oldukları güneĢin etrafında dönüyorlardı. Her gezegen Bohr‘un
yanından geçerken bir düdük çalıyordu. Sonra kızgın gazlar
soğuyup katılaĢtı.‖
• Bu rüya Bohr‘un güneĢ sistemi ile atomun yapısı arasında
benzerlik düĢünmesine vesile olmuĢtur.
• Böylece ―Bohr Atom Modeli‖ bir rüya ile baĢlamıĢ oldu.
• Bohr‘un rüyası, Bilim ve Teknik Dergisi‘nin Ağustos 1972
sayısının 8. sayfasında ―Rüya Görerek BaĢarıya UlaĢın‖
yazısında yayımlanmıĢtır.
• Bohr‘un rüyasında olduğu gibi sadık rüyalarla ortaya çıkan
bilimsel buluĢ ve keĢifler, hem ruhun hem de kaderin varlığına
delil teĢkil eder.
14
• Birçok keĢif ve buluĢun temelinde sadık rüyada verilen mesajlar
vardır.

RÜYASINDA NĠELS BOHR‘UN ―BOHR ATOM
MODELĠ‖NĠ KEġFĠ BĠR ANDA ULAġILAN
BAġARIDIR

• Ġlmî çalıĢmalarda baĢarıya ulaĢmada iki yol vardır:
• Birincisi; düĢünmek, ezberlemek, fikri çalıĢtırmaktır. Bu;
zamanla olanıdır.
• Ġkincisi; sezgi adını verdiğimiz bir anda ulaĢılan baĢarıdır. Bu da
iki kısımdır: Birisi gayret gösterme sonucunda ilhamla olanı
diğeri de o branĢta çalıĢmadan ilhamla olanıdır.
• Gayret gösterme sonucunda ilhamla olanı, çalıĢma ve tecrübe
ile ama çalıĢma sonucu değil de farklı bir zamanda ele geçer.
Rüyada Kekule‘nin benzen halkasını keĢfetmesi, Bohr‘un da
atom modelini bulması buna örnektir.
• Bir anda ulaĢılan baĢarının ikincisi, o branĢta çalıĢmadan gelen
ilhamdır. Herkes potansiyel olarak buna açık var edilmiĢtir. Bu
yolda; peygamberler, doğruluktan ĢaĢmayan akıl sahipleri ve
temiz duygu, temiz düĢünce taĢıyan kalp sahipleri vardır. Bu
baĢarı; mevhibeiilahiye olarak verilir.

MEġHUR TÜRK–ĠSLAM KĠMYACILARININ
ATOMUN YAPISIYLA ĠLGĠLĠ ÖZDEYĠġLERĠ

Maddenin en küçük parçası olan cüz–ü layetecezzada
yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettiği gibi
bunun parçalanamayacağı söylenemez. O da
parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir enerji
meydana gelir ki Bağdat‘ın altını üstüne getirebilir. Bu,
15
Allah‘ın bir kudret niĢanıdır.
Cabir bin HAYYAN*
(721–805)

* Kimya ilminin babası, Türk bilim adamı, büyük dahi, Harran Üniversitesi rektörü.


Madde, sonsuz denecek ölçüde parçalanabilir.
Nazzam*
(792–845)

* Ġslam âlimi, Basra‘da doğdu, Basra‘da yaĢadı, hayatının son
devresini Bağdat‘ta geçirdi. ―Maddenin tanecikli yapısı‖ baĢka bir
deyimle ―partikül teorisi‖ dünyada ilk olarak Nazzam tarafından
belirtilmiĢtir.

Maddenin içi, dolu gözüktüğü hâlde aslında
boĢtur.
Ġmam Rabbani*
(1563–1624)


* Ġkinci bin yılının müceddididir. Türkistanlı mutasavvıftır. Evren ve
nesnelerin oluĢumuyla ilgili düĢünceleri günümüze ıĢık tutmaktadır.

MEġHUR TÜRK–ĠSLAM KĠMYACILARININ
ATOMUN YAPISIYLA ĠLGĠLĠ KEġĠFLERĠNĠ
TASDĠK EDEN BATI DÜNYASININ BAZI
SÖZLERĠ

Kimya Müslümanlar tarafından kurulmuĢtur.
16
Müslümanlar binlerce keĢif ve metotlarıyla kimya
ilminin kuruluĢuna yardım etmiĢlerdir.
William James Durant*
(Vilyım Ceymıs Dürant)
(1885–1981)

*Amerikalı filozof, tarihçi, yazar.

Müslümanların ayrı bir mesai gösterip geliĢtirdikleri
Ġslam‘da ilk ele alınan disiplinlerden biri kimyadır.
Dr. Philip K. Hitti*
(1886–1978)
*Arap tarihçisi.

Müslümanlardan önce kimyanın mevcut
olmadığını söylersek mübalağa etmiĢ olmayız.
Haydar Bammat*
(1890–1965)


* Dağıstan‘da doğdu, Paris‘te yaĢadı, devlet adamı, diplomat, yazar.


Ġslam kimyacılarının kendilerinden sonra
gelenlere bıraktıkları miras saymakla bitmez.
ROGER GARAUDY*
(1913–2012)


* Fransız filozof ve yazar, 1982‘de Müslüman oldu, Müslüman olmadan önce Marksizmin önemli
savunucularındandı.


Kimyanın babası Cabir bin Hayyan‘dır.
17
Britannica Ansiklopedisi


ATOMUN YAPISIYLA ĠLGĠLĠ KEġĠF YAPAN
BATILI
BĠLĠM ADAMLARINDAN BAZILARININ
MEġHUR OLMUġ ÖZDEYĠġLERĠ

Atomun çekirdeği ile elektronları arasındaki mesafe
ve münasebet, âdeta güneĢ manzumesinin bir
minyatürü gibi küçük bir güneĢ sistemini
andırmaktadır.
Hendrik Antoon Lorentz*
(1853–1928)



* Atom üzerinde çalıĢtı. Bu çalıĢmaları 1902 yılında Nobel ödülüne layık görüldü.

Elektronlar, çekirdek etrafında hızlı dönerken bir
bulut görünümü arz ederler.
James Chadwick*
(Ceymıs Çeedvik)
(1891–1974)

* Ġngiliz atom fizikçisi ve kimyacısı, atomda elektronların dönüĢünde bulut modelini
keĢfetti, nötronu buldu, 1935 yılında Nobel fizik ödülünü aldı.

Elektronlar, çekirdeğin etrafında hızlı döndüklerinden
her an, herhangi bir yerde bulunma özelliği
gösterirler.
Werner Karl Heisenberg*
18
(1901–1976)


 Heisenberg belirsizlik ilkesini ortaya koyan Alman kimyacı,
1932‘de Nobel ödülü aldı.

MEVLEVĠ GĠBĠ DÖNENLER

• Elektronlar
• Akyuvarlar
• Uydular
• Gezegenler
• Diğerleri

3. KUANTUM MEKANĠĞĠNĠN
GELĠġĠMĠ

ATOMUN YAPISINDA VURGULANMASI
GEREKEN BAġLICA ÖGELER

• Maddenin yapısı taneciklidir.
• Maddenin yapısı boĢlukludur.
• Maddenin tanecikleri hareketlidir.
• Tanecikler arasında çekim kuvveti vardır.
• Tanecikler arasındaki mesafeler farklı farklıdır.
• Taneciğin fiziksel özelliği yoktur; tanecik hâl değiĢtirmez.

MADDENĠN TANECĠKLĠ YAPISI
GÖZLEMLENEBĠLĠR MĠ?

• 30 milyon defa büyülten STM (tarayıcı tünel mikroskobu) ile
19
atom ve moleküller görülebilmektedir.
• Bilgisayardaki renklendirme dıĢında, görülen gerçek görüntüdür.
• Kitaplardaki molekül modelleri yanlıĢtır, gerçek görüntü değildir.
• Atomlar yuvarlak model olarak, moleküller de birbirine geçme
modeli Ģeklinde görülürler.
• Atom çapı 10
–8
cm olduğuna göre, atom mikroskopta 0,3 cm
büyüklüğünde görülür. Günümüzde çekirdek, proton, nötron,
elektron zaten görülemezler. Esirin de görülmesi mümkün
değildir. Ancak belirtilen ispat yollarıyla varlığına delil
getirilmektedir.
• Göremediğimiz, mikroskop veya X ıĢınlarıyla bile tespit
edemediğimiz madde de vardır. Bunlara ancak günümüzün
teknolojisi ile ulaĢılmaktadır.

ATOM ALTI PARÇACIKLAR (PARTĠKÜL
TEORĠSĠ)

NAZZAM‘IN PARTĠKÜL TEORĠSĠ ĠLE ĠLGĠLĠ
12–13 ASIR ÖNCEKĠ KEġFĠ

• Atom teorisini ilk ortaya koyan Yunan bilginleri maddenin en
küçük parçasının atom olduğunu söylerken bir Ġslam âlimi olan
Nazzam, maddenin sonsuz denecek ölçüde parçalanabileceğini
söylemiĢ ve günümüzün ilim adamlarından biri gibi
konuĢmuĢtur.
• Bugünün partikül teorisi perspektifinden atom altı parçacıklar
düĢünülerek bu meseleye bakıldığında Nazzam‘ın 12–13 asır
önce, çok derin Ģeyler söylemiĢ olduğu iddia edilebilir.

NAZZAM ―MADDE, SONSUZ DENECEK
ÖLÇÜDE PARÇALANABĠLĠR.‖ DEMEKLE
NELERĠ SÖYLEMĠġTĠR?
20

• 1. Atomun parçalanabileceğini belirtmiĢtir.
• 2. Atom altı parçacıklara iĢarette bulunmuĢtur.
• 3. Maddenin bir baĢlangıçtan itibaren var olduğunu ifade
etmiĢtir.
• 4. Yarı ömürden söz ettiği düĢünülebilir.

ESĠR ĠLE ĠLGĠLĠ BĠLDĠKLERĠMĠZ

• 19. asrın sonları ve 20. asrın baĢlarında bilim dünyasının yoğun
bir Ģekilde tartıĢtığı esirin varlığı konusunda günümüzün bilim
adamları arasında birlik olduğu söylenebilir. Yine de bazı
kiĢilerin kabul etmediğini söyleyebiliriz.
• Esir, atomdan çok küçüktür. Esirin de zerreleri vardır.
Günümüzün bilinen en küçük parçacığı, esirin zerreleridir.
• Önce esir, sonra atom var edilmiĢtir. Atom esirden yapılmıĢtır.
Atomun yapı taĢları esirdendir.
• Esir, atomların tarlasıdır. Esiri bir deryaya benzetirsek onda
yüzen varlıklar; atomlar, moleküller, iyonlar, formül–birimler ve
galaksiler olur. Yeryüzü de esir denizinde yüzen bir gemi gibi
düĢünülebilir.
• Esir, su gibi akıcıdır. Hava gibi nüfuz edicidir. Esirin nüfuz
etmediği madde yoktur.
• Isı, ıĢık, elektrik ve sesin yayılması esirin varlığını gösterir;
çünkü boĢlukta bunların yayılması düĢünülemez. Dolayısıyla
uzay boĢluğu yoktur. Uzayın derinlikleri, sonsuza kadar uçsuz
bucaksız bir boĢluk değil; uzay, kesinlikle esir maddesiyle
doludur. Gezegenler arasındaki çekme ve itme kanunları da
ancak esirin varlığıyla açıklanabilir. Yine uzay boĢluğu dıĢındaki
her çeĢit boĢlukta da esir vardır.
• Atomların yapı taĢı birdir. Proton, nötron ve elektronun farklı
adetlerinin bir araya gelmesiyle farklı atomlar ortaya çıkıyor.
Bunun gibi proton, nötron, elektron ve diğer atom altı
parçacıklarının da aynı yapı taĢının farklı adetlerinin bir araya
gelmesiyle ortaya çıktığını söyleyebiliriz.
21
• Buz ile su buharının birleĢmesinden su oluĢabiliyor. Bunun gibi
atom içinde de birleĢmeler, dönüĢümler ve eĢitlikler gerektiğinde
oluyor.

TANECĠK DÖNÜġÜMLERĠ, ENERJĠ VE ESĠR
ĠLĠġKĠSĠ

• Bu birleĢme, dönüĢüm ve eĢitliklerden bazıları Ģunlardır:
• Proton + Elektron → Nötron
• Nötron → Proton + Elektron
• Bu durum bize hem esir maddesinin enerji ile ilgili olduğunu
ispat eder. Hem de atomdaki taneciklerin yapı taĢının aynı
olduğu konusunda fikir verir. Esirde tabir caiz ise büyük bir enerji
olduğu düĢünülüyor.
• Kandiller bir zaman zeytinyağı ile yakılır. Sonra petrol ve elektrik
enerjisi devreye girer. Petrolün devrinin bitmesi yakın görünüyor.
Yer ve gök hazinelerinin üstündeki perdenin kalkacağı ve yeni
enerji kaynaklarının açılacağı bir dönem beklenmektedir. O
dönemin ulaĢım vasıtaları temiz enerjiyle veya enerjiye bile
lüzum görülmeden çalıĢacaktır.
• Maddenin 4 hâli olduğu gibi esirin de hâlleri vardır.
• Maddenin hâllerinde formül aynı kalmakla beraber isimler ve
görünüĢler farklı oluyor. Su buharı, su, buz örneğinde olduğu
gibi gaz, sıvı ve katı üç tür maddenin de formülü H
2
O‘dur. Bunun
gibi esir maddesi de esir kalmakla beraber, diğer maddeler gibi
farklı Ģekil alabilir ve ayrı suretlerde bulunabilir.
• Hem madde esirden yapılmıĢtır hem de madde içinde esir
vardır.
• Esirin farklı Ģekillerinden bir kısmı tartı ve ölçüye gelir, bir kısmı
ise tartı ve ölçüye gelmez. Demek ki ölçülemeyen de bilim
oluyor. Esir, tartı ve ölçüye gelmeyen ortamları da oluĢturur.
Esir; madde ve mana âlemlerinin arasında bir yapıya sahiptir.
Bu nedenle esir maddesi, manevi varlıkların da yaĢama ortamı
olarak düĢünülebilir.
22
• Demek ki bilimin konusu maddeyle sınırlı değildir; metafizik de
bilim kabul edilmelidir. Esir ruha yakın bir yapıda olup vücudun
en zayıf mertebesidir. Esirle ilgili ortaya çıkacak ispatlar, bizi, din
ile ilmin buluĢtuğu noktalara götürebilir.
• Maddenin % 96‘sını oluĢturan ve günümüzde bilinmeyen madde
olan karanlık maddenin esir olabileceği düĢünülmektedir.

ATOM ALTI PARÇACIKLAR DA ESĠRDEN
YAPILMIġ OLABĠLĠR

• Esir maddesi atom altı parçacık olduğu gibi diğer atom altı
parçacıklar da esirden yapılmıĢ olabilir.

HĠGGS PARÇACIĞI (HĠGGS BOZONLARI):
KEġFEDĠLMEMĠġ ATOM ALTI PARÇACIK

• Higgs parçacığı (Higgs bozonları), günümüzdeki madde
kuramının henüz keĢfedilmemiĢ taneciğidir. Higgs bozonları
atom altı parçacıklardandır.
• Higgs bozonlarının esir olabileceği düĢünülmektedir.
• Cenevre‘de Avrupa Nükleer AraĢtırma Merkezi (CERN)‘ün yerin
altındaki büyük laboratuvarına dünyanın en büyük süper iletken
mıknatısı indirilmiĢtir. Mıknatıs, Büyük Hadron ÇarpıĢtırıcısında
(LHC) ―parçacık çarpıĢtırma deneyi‖ için kullanılacaktır. Büyük
Hadron ÇarpıĢtırıcısının niçin inĢa edildiğini tek bir cümleyle
yanıtlarsak bu yanıt ―Higgs bozonlarının keĢfedilmesi amacıyla
inĢa edildiği‖ Ģeklinde olacaktır.
• Higgs kelimesinin sözlük anlamı ―çok büyük bir sıçrama‖
demektir.

AVRUPA NÜKLEER ARAġTIRMA MERKEZĠ
(CERN)‘DEKĠ YÜZYILIN DENEYĠ
23

• CERN (Sörn), Cenevre‘dedir.
• CERN‘de 2008 yılının eylül ayında büyük bir deney
gerçekleĢtirilmiĢtir.
• CERN‘de görevli bilim adamlarının bazıları Türk bilim adamıdır.
Ancak CERN‘e üye değildirler.
• Maddenin baĢlangıcının olduğu, baĢka bir ifade ile maddenin
belli bir baĢlangıçtan itibaren var edildiği konusu, CERN‘deki
deneylerin sonucunda deneysel olarak da ispat edilecektir.
• Big Bang (Büyük Patlama) Teorisine göre madde zaten ezelî
(öncesiz) değildir; bir baĢlangıçtan itibaren vardır hem de hesap
edilebilen belli bir süre sonra son bulacaktır.
• Ġlk var ediliĢin nasıl olduğunu tam olarak bilemeyiz; çünkü
göklerin ve yerin yaratılıĢına Ģahit tutulmadık.
• Zamanı geriye götürüp bu gerçeğe Ģahit olma konusu ise..!

BĠG BANG (BÜYÜK PATLAMA) TEORĠSĠ

• Big Bang (Büyük Patlama) teorisi basitçe Ģöyle özetlenebilir:
13,7 milyar yıl önce evren bir nokta olarak var edildi ve
geniĢletildi. Bu teoriye göre evrenin bir baĢlangıç noktası vardır.
Bu baĢlangıç noktasından önce madde ve zaman yoktur.
• Evrenin baĢlangıç noktası denildiğinde, noktanın boyutunun
olmadığı bilinmelidir.
• Var ediliĢ ve geniĢleme, bir emirle baĢlamıĢtır ve devam
etmektedir.

ZIT ĠKĠZ ATOM ALTI PARÇACIKLAR

• Kâinatın herhangi bir noktasında bir partikül yaratılınca onunla
birlikte zıt ikizi de meydana gelir.
• Elektronun zıt ikizi pozitron, protonun zıt ikizi anti proton,
nötronun zıt ikizi anti nötron, nötrinonun zıt ikizi anti nötrinodur.
24

KUARK ADIYLA BĠLĠNEN ATOM ALTI
PARÇACIKLAR

• Kuarklar; proton ve nötronları oluĢtururlar.
• Kuark adı verilen partiküller de çiftler hâlindedir: Yukarı kuark–
aĢağı kuark, üst kuark–alt kuark, tuhaf (garip) kuark–tılsım
kuark.
• Kuarklar; hem elektromanyetik kuvvet, zayıf kuvvet ve nükleer
kuvvetin ortaya çıkmasına sebeptir hem de bunların etkilerini
duyarlar.

ANTĠ MADDE ADIYLA BĠLĠNEN ATOM ALTI
PARÇACIKLAR

• Bildiğimiz atoma karĢılık olarak çekirdeği negatif, elektronu
pozitif (pozitron) olan atomlar da vardır. Bu atomlardan oluĢan
madde; maddenin zıt eĢi veya anti madde olarak adlandırılır.
• Sebepler dünyasında her Ģeyin çift yaratılmıĢ olmasını, anti
madde ile evren bazında da görmüĢ oluyoruz.
• Madde, enerjinin yoğunlaĢmıĢ Ģekli olarak da tarif edilebilir ve
tekrar enerjiye dönüĢebilir.
• Fisyon ve füzyon reaksiyonlarında, kütlenin binde bir, on binde
bir gibi çok küçük bir kısmı enerjiye dönüĢür. Geri kalan
kısmından ise baĢka element oluĢur.
• Anti madde, kuantum mekaniğinin en sırlı konularındandır.
• Dünyada anti madde yoktur.
• Anti maddenin varlığı CERN‘de tanecik hızlandırıcılarda ortaya
konulmuĢtur. Atom altı parçacıkların ıĢık hızına yakın hızda
parçalanmasıyla CERN‘de çok küçük miktarda bir görünüp bir
kaybolan anti madde ispatlanmıĢtır.
• Anti madde bazı yıldız sistemlerinde bulunmaktadır.
• Evren var edildiğinde, eĢit miktarda madde ve anti maddenin
25
yaratıldığı tahmin edilmektedir.

ANTĠ MADDE NĠÇĠN BĠR GÖRÜNÜP BĠR
KAYBOLUYORDU? (DÜNYADA ANTĠ MADDE
NEDEN YOKTUR?)

• Beta bozunmasında, nötron protona dönüĢür ve dıĢarıya bir
elektron ile bir anti nötrino denilen tanecik neĢrolunur.
• Nötron → Proton + Elektron + Anti nötrino
• Bazı nadir izotoplarda ise çift beta bozunması görülür.
• Çift beta bozunmasında, nötronların ikisi birden aynı anda
bozunur. Ġki protona dönüĢür. Bu esnada iki elektron ile iki anti
nötrino yayılır.
• Çift beta bozunmasının farklı bir versiyonunda ise anti nötrino
oluĢmaz.
• Beta bozunmasında dıĢarıya bir anti nötrino neĢredilir. Çift beta
bozunmasında ise dıĢarıya iki anti nötrino neĢredilir. Bu; bir
nötronda bir anti nötrino bulunduğu anlamına gelir.
• 2Nötron → 2Proton + 2Elektron
• Çift beta bozunmasının farklı versiyonunda oluĢan anti nötrino
çekirdekten dıĢarı çıkamadan, çekirdekteki bir baĢka nötron
tarafından absorbe edilir. Bizim bunu gözlemimiz, anti
nötrinonun bir görünüp bir kaybolması Ģeklinde olur. Buna, anti
nötrinonun gizlenmesi de diyebiliriz. Dünyada anti maddenin
olmayıĢı, anti maddenin gizlenmesinden dolayı olabilir. ġayet
böyleyse; nötronun yapısında gizlenmiĢ anti nötrino maddenin
temel parçacıkları arasında ayrı bir yer alacaktır.
• Anti madde, tanecikler arasında müstakil olarak mevcut değildir.
• Anti madde, evrenin baĢlangıcında yüksek sıcaklık Ģartlarında
mevcuttu.

DÜNYADA NĠÇĠN ANTĠ MADDE YOKTUR?

26
• Anti madde ile madde birbirine temas ettiğinde her ikisi de
büyük bir enerji açığa çıkararak ortadan kaybolurlar.
• Madde ile anti madde karĢılaĢtığında; maddenin %100‘ü
enerjiye dönüĢür. Bu, patlayan bir hidrojen bombasının
bıraktığının, 143 katı fazla enerji demektir.
• ġayet dünyada anti maddenin gizlenmesi olmasaydı, dünya
olmayacaktı.

ELEKTRON ĠLE POZĠTRON BĠRBĠRĠNĠN ANTĠ
MADDESĠDĠR

• Elektron ve pozitron arasındaki temas neticesinde, 511000
elektron volt gibi enerjiye sahip gama ıĢınları meydana gelir.
• Elektronun (madde) atom numarası –1, kütle numarası 0‘dır.
Pozitronun (anti madde) atom numarası +1, kütle numarası
0‘dır.
• Ġkisini topladığımızda atom numarası da kütle numarası da 0
olan gama ıĢını oluĢur ve enerji açığa çıkar.

ATOM ALTI TANECĠKLERĠN DĠLĠ

• Atom altı tanecik araĢtırmalarında daha derinlere inildikçe, çok
küçük kütleli, kütlesiz, çok hızlı ve çok kısa ömürlü taneciklerin
varlığı bize Ģunları düĢündürüyor:
• Madde her an, sanki varlık–yokluk sınırından ve hatta yokluktan
var ediliyor.
• Atom altı dünyası sabit ve hareketsiz değildir. Var edildikten
sonra kendi hâline bırakılmamıĢtır.
• Bu kadar küçük, hızlı, her an oluĢan ve baĢka Ģeylere dönüĢen
bu kadar çok taneciğin var edilmesi bizim, büyüklüğü, ilmi,
hesabın inceliğini ve sonsuzluğu anlamamız içindir.

ETER VE ETER ALTI ADIYLA BĠLĠNEN ATOM
27
ALTI PARÇACIKLAR

• Küçük âlem diyebileceğimiz atom altı partiküller, değiĢik
çevrelerde eter, eter altı gibi adlarla da anılmaktadır.
• Eteri bazıları kabul eder, bazıları kabul etmez.

MUON ADIYLA BĠLĠNEN ATOM ALTI
PARÇACIK

• Uzaydan dünyaya gelen muon adı verilen parçacıklara da atom
altı parçacık denebilir.

KARANLIK MADDE

• Maddenin % 96‘sının ne olduğu günümüzde bilinmiyor. Buna
karanlık madde denmektedir.

KARANLIK ENERJĠ VE KARANLIK MADDE

• Bir görüĢe göre de maddenin bilinmeyen % 96‘sının; % 70‘i
karanlık enerji, % 20‘si ise karanlık maddedir.
• Evrendeki maddenin sadece % 4‘ünün ne olduğu bilinmektedir.
• Varlığın gözlemlediğimiz kısmı; bütününe göre çok azı, ufak bir
parçasıdır.
• Atom altı parçacıklarla ilgili ortaya konan günümüzün partikül
teorisi, perdenin arkasında daha nice varlıklar olabileceğini
kanıtlamaktadır.

FOTON (IġIK PARÇACIĞI), ÖZELLĠKLERĠ VE
GÖREVĠ

28
• Foton, evrenin en hızlı parçacığıdır. Kütlesiz ve elektrikçe
yüksüzdür. Saniyede 300 milyon km yol alır.
• Fotonun görevi, güneĢteki enerjiyi dünyaya taĢımaktır.
• Elektromanyetizmanın taĢıyıcısıdır.
• Elektrik yüklü parçacıklar üzerine etkir.

FOTONUN MEYDANA GELĠġĠ

• Ġlk var edildiği yer güneĢin merkezidir. GüneĢin merkezindeki
sıcaklık 15 milyon °C‘tır.
• GüneĢin merkezinde var edilen her bir foton ilk baĢta yüksek
enerjiye sahiptir.
• Fotonlar güneĢin merkezindeki çarpıĢmalar sonucunda soğur.
Böylece farklı özellikte, düĢük enerjili birçok değiĢik foton
meydana gelir.
• GüneĢten çıkan foton, yaklaĢık 8,5 dakikada dünyaya ulaĢır.
• Foton çeĢitlerinden zararlı olanları, dünyamıza ulaĢamaz. Ozon
tabakası, bunları tutmakla görevlidir.
• GüneĢte füzyon sonucu 4 adet hidrojen çekirdeğinden, 1 adet
helyum çekirdeği oluĢur ve 2 adet pozitron meydana gelir.
Böylece her saniye 564 milyon ton H (hidrojen) elementi, He
(helyum) elementine dönüĢmüĢ olur.
• Bu dönüĢüm esnasında güneĢ, her saniye kütlesinden E=mc
2

formülüne göre 4 milyon ton kaybeder.
• Bu azalan kütle enerjiye dönüĢtürülür.
• GüneĢ enerjisi hâlinde dünyamıza gelir.
• Foton ve nötrinolar da böylece meydana gelir.
• Foton adı verilen parçacıklara da atom altı parçacık denebilir.
Fotonlar çeĢitlidir.

FOTON (IġIN) ÇEġĠTLERĠ

• Alfa ıĢını (kozmik ıĢın), beta ıĢını ve gama ıĢını
• X ıĢınları
29
• Ultraviyole (mor ötesi) ıĢınlar
• Görünen ıĢık
• Ġnfrared (kızıl ötesi) ıĢınlar: IR ıĢını
• Mikro dalgalar
• Radyo dalgası
• Lazer ıĢını

GÖZÜN ALGILAYABĠLDĠĞĠ IġINLAR

• Nanometre, nm kısaltmasıyla gösterilir.
• 1 nm = 1 milimikron = 10 angström
• 1 milimikron = 10
–3
mikron
• 1 mikron = 10
–3
mm
• 1 mm = 10
–3
m
• Gözün algılayabildiği ıĢınlar 380 nm ile 780 nm arası dalga
boyundaki görünür ıĢınlardır.

NÖTRĠNO

• Nötrino atom altı parçacıklardandır.
• Nötrino da; fotonlar gibi, güneĢte, hidrojenin helyuma dönüĢmesi
anında, maddenin enerji karĢılığı olarak meydana gelir.

GLUON (GULON)

• Atomun yapısında gluon adı verilen parçacık da belirlenmiĢtir.
• ġiddetli çekirdek kuvveti, gluon diye bilinen sekiz parçacık
tarafından taĢınır.
• Kütlesiz ve elektrik yüksüzdür.
• Elektromanyetik kuvvet ve zayıf kuvvete karĢı duyarsızdır.

LEPTON

30
• Çekirdek kuvvetinden etkilenmez.
• YalıtılmıĢ bireyler olarak gözlemlenir.

IġINLAMA GERÇEKLEġECEK MĠ?

• Günümüzde ses nakli radyoyla, görüntü nakli de televizyonla
gerçekleĢmiĢ oldu.
• Radyo ve televizyon ile yapılan suretin naklidir.
• Henüz aynen nakil olmamıĢtır. Gelecekte daha çok ıĢınlama
konusu üzerinde çalıĢmalar olacaktır.
• Gerçi radyo ve televizyonun ileri dereceleri konusunda da daha
yapılacaklar vardır.
• ġayet çok çalıĢırsak, yakın bir gelecekte, zemin yüzünü; her
tarafı, her birimize görülen ve her köĢesindeki sesleri herkes
tarafından iĢitilen bir yer konumuna getirebiliriz.
• IĢınlama konusu bize, Ģu an için mümkün olamayacakmıĢ gibi
geliyor; çünkü cisimler hareket ettikleri yönde boylarından
kaybetmekte ve ıĢık hızına çıkınca da yok olmaktadırlar. Bu
durumda insanın kalbi ve nabzı nasıl olur bilinemez!
• Ancak gelecekte ilimler çok geliĢecektir.
• Bu geliĢmeler, beraberinde birçok sürprizi de getirecektir.
• Teknik ve teknoloji ilerledikçe, Ģimdi bize imkânsızmıĢ gibi gelen
olaylar gerçekleĢecektir.
• Uzak mesafelerden eĢyayı aynen hazır etmek, mümkündür.
KiĢisel çabalarla o noktaya yetiĢilmezse de, insanlığın ortak
çalıĢmasıyla yetiĢilebilir. Maddeten eriĢilmezse de, manen
eriĢilebilir.

MADDENĠN IġIN HÂLĠ

• Plazma hâl veya akkor hâl de denir.
• Plazma hâli, her maddede vardır. Plazma hâline geçiĢ; her
maddede, her zaman, belirlenen ve planlanan düzeyde
olmaktadır.
31
• Ġnsanın plazma hâlinden etkilenmesi; solunum yoluyla veya
deriden doğrudan kana geçmek suretiyledir. Havadan beslenme
konusu, maddenin plazma hâliyle ilgilidir. Plazma hâli havayla
karıĢınca ve solununca tedavi eder.

MADDENĠN IġIN HÂLĠNĠN DELĠLLERĠ

• Altın gibi kıymetli metaller ve yakut gibi kıymetli taĢlar, maddenin
4. hâli olan ıĢın hâline kolay geçerler. Eskiden beri, deriye temas
ederek kana geçmek suretiyle veya temassız solunum yoluyla,
koruyucu hekimlikte ve tedavide kullanıldığı bilinmektedir.
Madde ıĢın hâline geçince kütlesinden kaybetmez; çünkü ya
hava ve suda Ģarj olur, ya da hassas tartım aletleriyle bile kütle
kaybı ölçülemez.
• Cisimlerin ileride ıĢınlanabileceğinden söz edilmektedir.
• Esir maddesinin farklı durumlarından bir kısmı tartı ve ölçüye
gelir, bir kısmı ise gelmez. Demek ki ölçülemeyen de madde
oluyor ki; bu konunun ıĢın hâliyle iliĢkisi olabilir.
• Uzayın derinlikleri, sonsuza kadar uçsuz bucaksız bir boĢluk
değildir; uzay, kesinlikle esir maddesiyle doludur. Uzayda
maddenin ıĢın hâlinin olduğuna dair görüĢler vardır.

MADDE TRANSFERĠ HANGĠ SICAKLIKTA
OLACAK?

• Madde transferinin sıfır kelvin sıcaklığında olacağı öngörülüyor.
0 K bilindiği gibi en düĢük sıcaklıktır. Günümüzde 0 K‘e
inilememiĢtir.
• Sıcağın yakması gibi soğuğun da yakması vardır. Buna
―bürüdetiyle ihrak etmek‖ baĢka bir ifadeyle ―soğukluğuyla
yakmak‖ denir.
• Demek ki soğuğun da yakacağı bir sıcaklık derecesi vardır. KıĢ
mevsiminin en soğuk günleri olan zemheride soğuğun
32
yakmasını görüyoruz.
• Maddenin ıĢın hâli, yüksek sıcaklıkta olmakla beraber her bir
sıcaklıkta da olur; maddenin diğer üç hâli için de bu böyledir.
• Öyleyse en düĢük sıcaklıkta da plazma hâli olabilir. Belki de 0
K‘e eriĢebildiğimizde madde transferini de gerçekleĢtirmiĢ
olacağız.
• Madde transferi (maddenin ıĢınlanması) için maddenin ıĢın
hâlinde olma gerekliliği bilinmektedir.

TAKYON (TACHYON)

• Takyon, Latincede ―çok hızlı‖ demektir. Takyonlar ıĢıktan hızlı,
kütlesi eksi, boyutları sıfırdan küçük olan atom altı
parçacıklardır. Takyonların keĢfi, enerjinin ıĢıktan hızlı
gidebileceğini göstermiĢtir.

MADDE NAKLĠ OLMASI ĠÇĠN ĠZAFĠYET
(RÖLATĠVĠTE=GÖRELĠLĠK) TEORĠSĠNĠNĠN
GEÇERLĠLĠĞĠNĠ YĠTĠRMESĠ MĠ GEREKĠR?

• Cisimlerin hareket ettikleri yönde boylarından kaybedeceklerini
ve ıĢık hızına eriĢince de yok olacaklarını belirtmiĢtik.
• Einstein‘ın izafiyet teorisine göre ise, ıĢık hızına eriĢen bir cismin
kütlesi sonsuz oluyordu. Günümüzde böyle olmadığı ortaya
çıkmıĢtır. IĢık hızının aĢılmasıyla, kütlenin sonsuz olmadığı ispat
edilmiĢtir.

GYRON (JAYRON) DENĠLEN ATOM ALTI
PARÇACIK

• Bazı bilim adamlarına göre gyron (jayron) denilen atom altı
parçacık, esir maddesinin temelini teĢkil eder ve evrenin en
33
küçük parçacığıdır.
• Bir adet atomda yaklaĢık 1020 gyron vardır.

ESĠRĠN BĠLĠM DÜNYASINCA 1990‘LI YILLARA
KADAR KABUL EDĠLMEMESĠNĠN NEDENLERĠ

• ―BirleĢik Alan Teorisi‖nde hata yaptığını sonradan Einstein‘ın
kendisi de kabul etmiĢtir. Buna rağmen fizik dünyası Einsteinizm
diyebileceğimiz görüĢ dıĢındaki her görüĢe karĢı uzun süre
kapalı yaĢamıĢtır. Bu sebeple de esir ile ilgili çalıĢmalar 1990‘lı
yıllara kadar yayımlanamamıĢtır.

ESĠR MADDESĠNDEN SÖZ EDEN BAġLICA
BĠLĠM ADAMLARI

PROF. DR. PAUL DĠRAC (1902–1984)

• Prof. Dr. Paul Dirac, fizik profesörüdür.
• Prof. Dr. Paul Dirac, esir maddesinin kabul edilmesi sonucunda
ilmî görüĢlerde yeni değiĢiklikler olacağını ve ucuz enerji
üretiminde faydalar elde edileceğini belirtmiĢtir.
• Prof. Dr. Paul Dirac, her yanı kaplayan ve hareket eden bir
tanecik denizinden söz etmiĢtir.
• Prof. Dr. Paul Dirac, 1933'te Schrödinger ile beraber Nobel Fizik
Ödülü almıĢtır.

PĠTTSBURGH ÜNĠVERSĠTESĠ'NDEN DR.
FRANK M. MENO (1934–…)

• Pittsburgh Üniversitesi'nden Dr. Frank M. Meno adlı bilim
adamının esir maddesiyle ilgili hipotezi vardır. Dr. Meno, esir
34
üzerindeki çalıĢmalarına 1961 yılında baĢlamıĢtır. 1990 yılında
Kanada'da "Physics Essays" isimli uluslararası bir dergide esirle
ilgili yazısı yayımlanmıĢtır.
• Dr. Meno'nun teorisine göre; gyron (jayron) denilen atom altı
parçacık esir maddesinin temelini teĢkil eder. Gyron küresel
değildir. Ġki ucu sivri ve ortası dar bir kalem Ģeklindedir. Kâinatta
her Ģey bu maddeden ve bu maddenin dinamiğinden ibarettir.
Bir adet atomda yaklaĢık 1020 gyron vardır. Dolayısıyla evrenin
en küçük parçacığı gyrondur. Dr. Meno‗ya göre; esirin uygulama
alanları ileride; telepati, düĢünce akıĢı, iletiĢim, enerji kontrolü,
tıbbi tedavi gibi alanlar olacaktır.

Rus Fizikçi Nikolai Aleksandrovich Kozyrev
(1908–1983)

• "Rusya'da Tanrıya DönüĢ" isimli kitabında Rus fizikçi Nikolai
Aleksandrovich Kozyrev, esir maddesinden söz etmektedir.
• Ayrıca zamanı bir madde olarak ele almakta ve ona enteresan
özellikler yüklemektedir.

ESĠR MADDESĠNĠN BĠRKAÇ CÜMLE ĠLE
FARKLI TANIMLARI

• Esir gayet latif, nazenin, itaatkâr bir icraat sayfasıdır.
• Emirlerin nakil vasıtasıdır.
• Tasarrufun zayıf bir perdesidir.
• Yazıların latif bir mürekkebidir.
• En nazenin bir icraat hullesidir.
• Sanat eserlerinin mayasıdır.
• En küçük maddelerin yaratıldığı bir ham madde ve bir tarladır.
• Atomlar esir maddesinden yaratılmaktadır.

35
ESĠR MADDESĠNĠN YOKLUĞUNU ĠSPAT ĠÇĠN
YAPILAN DENEYĠN HATALI BĠR DENEY
OLDUĞU AÇIĞA ÇIKMIġTIR

• Michelson ve Morley, kendi isimleriyle anılan meĢhur
Michelson–Morley deneyini yapmıĢlardır.
• Bu deney, esir maddesinin yokluğunu ispat için yapılmıĢtır.
• Sonraki yıllarda deneyin hatalı olduğu ispatlanmıĢtır.

ESĠR MADDESĠ ÜZERĠNDE ÇOK
DURULMASININ SEBEBĠ

• Kimyacılar ve fizikçiler esir maddesine özel bir önem
vermelidirler.
• Esirle ilgili keĢif ve buluĢlar, enerji probleminin çözülmesinde
yenilik getirecektir. Çaresi bulunmamıĢ bazı hastalıkların
tedavisinde rol oynayacaktır.
• Yerlerin ve göklerin insanlık için bütün hazinelerini açması belki
de bu yolla olacaktır...

MADDENĠN ĠKĠ KARAKTERĠ

1. TANECĠKLĠ YAPI
2. DALGA KARAKTERĠ
• Atom ve daha küçük boyutlara inildiğinde maddenin tanecik
özelliğinin yanı sıra dalga özelliği de deneylerle gözlemlenebilir.
• IĢık da madde gibi hem tanecik hem de dalga özelliğine sahiptir.

MADDENĠN DALGA KARAKTERĠ

• Atom ve daha küçük boyutlara inildiğinde maddenin tanecik
özelliğinin yanında dalga özelliği de deneylerle
36
gözlemlenmektedir.
• Mesela; atomdaki elektron ispat edilirken elektronun dalga
özelliğinden yararlanılır.

SEMANIN MEKFUF MEVC OLMASI

• Mevc, dalga demektir.
• Mekfuf kelimesinin değiĢik anlamları vardır. Her bir anlam
dalganın farklı bir yönünü, değiĢik bir özelliğini, ayrı bir
karakterini açıklar.
• Sema, mekfuf mevc özelliğine sahiptir.
• Sema; dalgaları kararlaĢmıĢ, durgunlaĢmıĢ, sakin hâle gelmiĢ
bir denizdir.

DALGANIN ÖZELLĠKLERĠNDEN BAZILARI:
KARARLAġMAK, DURGUNLAġMAK, SAKĠN
HÂLE GELMEK

• Evren, dalgalardan meydana gelmiĢ bir denizdir. KararlaĢmak,
durgunlaĢmak, sakin hâle gelmek; dalganın baĢlıca
özelliklerindendir.

SCHRÖDĠNGER, KARARLAġMIġ
DALGALARDAN SÖZ EDER

• Kuantum mekaniğine göre belli bir hıza sahip olan her kütleye
karĢılık olan bir dalga vardır.
• Dalga boyu Broglie'nin ortaya koyduğu denklemle
hesaplanabilir.
• Mesela; 1 cm/s hıza sahip bir elektron dalgası yaklaĢık 7 cm
boyundadır.
• Hız arttıkça dalga boyu kısalır.
37
• Daha karmaĢık sistemlerde dalga özellikleri, Schrödinger‘in
bulduğu ―Schrödinger denklemi‖ ile ifade edilir.
• Schrödinger, kararlaĢmıĢ dalgalardan söz eder.

SCHRÖDĠNGER DENKLEMĠ

• Schrödinger denklemine göre eksi sonsuzdan (–∞)‘dan artı
sonsuza (+∞)‘a elektronun uzayda bulunma olasılığı vardır.
• P: Olasılık
• HΨ = EΨ
• P = –∞∫+∞Ψ2dx = 1

Broglie (1892–1987) ve Schrödinger (1887–
1961) Kimdir?

• Broglie, 1929 yılı Nobel ödülü sahibidir. Fransız fizikçidir.
• Schrödinger, kuantum mekaniğine olan katkılarıyla, özellikle de
1933'te kendisine Nobel ödülü kazandıran ―Schrödinger
denklemi‖ ile tanınır. Avusturyalı fizikçidir.

DALGA ÖZELLĠKLERĠNĠN DAHA FAZLASINI
ÖĞRENMEMĠZ YASAKLANMIġTIR

• Mekfuf kelimesinin bir manası da ―yasak edilmiĢ veya
menolunmuĢ‖ demektir.
• Mekfuf mevc, yasak edilmiĢ dalga anlamındadır.
• Kuantum mekaniğinde dalga özelliklerinden en önemlisi;
dalganın konum ve momentum bilgilerinin, belli bir sınıra kadar
ölçülebilir olmasıdır.
• Dalga özelliklerinin daha fazlasını öğrenmemiz yasaklanmıĢtır.
Fiziksel olarak da bu zaten mümkün değildir. Buna ―Heisenberg
belirsizlik ilkesi‖ denir.
• Bu özellik aynı zamanda, mutlak determinizmi reddeder ve
38
kader gerçeğine kapı aralar.

Süper Sicim Teorisi (Superstring Teorisi)

• ―Süper sicim teorisi‖ veya uluslararası ismiyle ―superstring
teorisi‖ maddenin dalga özelliği ile ilgilidir. Bu teoriye göre
maddenin en temel özellik parçacığı sicimlerdir. Kütle ve elektrik
yükü gibi özellikler, sicimlerin belli salınımları ile ortaya çıkar.
Dolayısıyla bir dalga hareketi söz konusudur. Sicim teorisi; açık
sicim ve kapalı sicim olmak üzere iki ana gruba ayrılır.

AÇIK SĠCĠM TEORĠSĠ VE KAPALI SĠCĠM
TEORĠSĠ

• Açık sicim teorisine göre, sicimlerin uçları hem birleĢebilir hem
de ayrılabilir. Kapalı sicim veya açık bir sicim Ģekli olabilir.
• Kapalı sicim teorisinde ise sicimin açılabilme özelliği yoktur. Her
zaman kapalı bir halka görünümündedir. Zaten mekfuf
kelimesinin bir diğer anlamı da ―kulplarından sıkıca bağlanıp
heybe gibi asılmıĢ‖ demektir.
• Düğümün açılıp kapanabilme özelliği göz önünde tutulduğunda,
açık sicim teorisinin tercih edildiği düĢünülebilir.

DÜRÜLMÜġ DALGA KARAKTERĠ (ÜÇ BOYUT
DIġINDAKĠ DĠĞER BOYUTLARIN ÜÇ BOYUT
ĠÇĠNDEKĠ DÜRÜLMÜġLÜĞÜ)

• Mekfuf kelimesi, ―dürülmüĢ‖ anlamına da gelmektedir. Süper
sicim teorisi için üç boyut (buut) yeterli değildir, ek boyutlar
gerekmektedir. Ek boyutlar, dürülmüĢ bir vaziyette bildiğimiz üç
boyutta gizlenmiĢtir. Bu görüĢ, bu konudaki en yaygın yorumdur.
• 3 boyutlu bir âlemde yaĢamaktayız. 4. boyut, itibari hat
39
dediğimiz zamandır. Ġçine zamanı da alan 5. boyut da vardır.
Zaman, itibari bir Ģeydir; hakiki vücudu yoktur. Zamana değer,
hayatiyet ve canlılık kazandıran Ģey, o zaman zarfı içinde
yapılan iĢlerdir. Einstein, hem bu boyutlardan hem de 6.
boyuttan söz etmiĢtir. Einstein‘ın iddia ettiği bu 6. boyut, seyr ü
seyahat olarak bilinir.
• Mekfuf kelimesinin ―dürülmüĢ‖ anlamında da; maddenin dalga
karakterine, süper sicimlere ve 3 boyut dıĢındaki diğer boyutlara
çarpıcı bir iĢaret görülmektedir.
• Süper sicim teorisi, 1915 yılında Einstein tarafından bulunan bir
teoridir.
• Diğer âlemde insanın görmesi ise belki 100 boyutlu olacaktır.
Ġnsan öbür dünyada bir Ģeyi aynı anda 100 boyutlu olarak görüp
hissedebilecektir.
• Sonuç olarak kuantum mekaniğine göre, evrendeki her bir
zerreye karĢılık gelen bir dalga vardır. Evren, bu dalgalardan
meydana gelmiĢ bir denizdir.

ATOMUN YAPISI VE ELEKTRON BULUTU

• Elektronlar, çekirdek etrafında dönerken bulut görünümü
oluĢtururlar.
• Elektron bulutunun görevi, çekirdeği korumaktır.

HEĠSENBERG BELĠRSĠZLĠK ĠLKESĠ

• Bulut içinde elektronlar, her an herhangi bir yerde bulunabilme
özelliğine sahiptir. Buna Heisenberg belirsizlik ilkesi denir.

4. ATOMUN KUANTUM
MODELĠ
40

ATOMUN YAPISINDAKĠ KANUNLAR

• ÇEKĠM (CAZĠBE) KANUNU: Atomun çekirdeğinde pozitif yüklü
protonlar, etrafında ise negatif yüklü elektronlar bulunmaktadır.
Bu iki zıt değer birbirini çekmektedir.

• MERKEZKAÇ KUVVETĠ: Protonlar, etrafındaki elektronları
dağılmadan çekebilmesi ve döndürebilmesi için, çekirdek
maddesinin çok büyük ve ağır olması gerekmektedir.
Bu yüzden de protonlar, elektronlardan yüzlerce kez daha
büyüktür ve ağırdır; çünkü etrafındaki elektronları dağılmadan
çekebilmesi ve döndürebilmesi için protonun ağır olması gerekir.
1 elektronun ağırlığı 1 birimdir. 1 proton ondan tam 1836 defa
daha ağırdır; protonun ağırlığı 1836 birimdir.
Bu ağır cisim etrafında, hafif olan elektronlar çok hızlı hareket
etmektedirler. Elektronlar, bu süratli dönüĢleriyle yörüngede
kalmaktadırlar. Her elektronun hızı farklı farklıdır.
Etrafta çok hızlı hareket etme, çekirdekte ise ağır bir yük
yüklenme vardır. Dolayısıyla ağırlık, merkezdedir. Çekirdeğin
veya merkezi tutan ağırlığın önemi büyüktür.
Çekirdeğe en yakın elektron en yüksek hıza sahiptir.
Çekirdekten uzaklaĢtıkça elektronların hızı azalır.
Çekirdeğin etrafındaki elektronlar biraz yavaĢ dönseydi,
elektronlar dağılıp gidecek ve çekirdek yok olacaktı. Bunu koca
dünya çekirdeğinin müthiĢ bir gürültü ile infilak edip yok olması
takip edecekti.
Elektronlar, dönmesi gerekenden biraz daha hızlı dönseydi ve
elektron çekirdeğe yanaĢsaydı, düzenlilik yine bozulacaktı.
Bu kanunun sosyal boyutuyla ilgili Ģunları söyleyebiliriz: En iyisi
konumumuzun gereğini yerine getirmektir. Gerekli donanımı
olmadığı hâlde, olduğundan fazla gözükerek kendilerini ülkesine
hizmet ediyor gibi gösterip çekirdeğe yanaĢanlar, bu
yanaĢmanın gereği olan samimi çalıĢkanlığı, baĢka niyetleri
olduğundan dolayı sergilemediklerinden, kendilerine zarar
41
verirler; çünkü çekirdeğe yakın elektronlar daha hızlı dönerler.
Bunların yakınlığı ise uzaklık sebebi olmuĢtur.
Gerekli donanımı olduğu hâlde, kendilerinden beklenen hızı
göstermeyenlerin durumu ise Ģöyledir: Çekirdeğin cazibesi
devam ettiği, çekirdek fırlatmadığı hâlde, onlar kendiliklerinden
dağılıp giderler, çekirdekten uzaklaĢırlar. Burada çekirdeğin de
yok olması söz konusudur ki bu çok tehlikeli ve veballi bir
durumdur; çünkü insan, iradesi olan bir varlıktır. Doğrusu
elektron gibi insanın da kendi makamında olmasıdır.
Olduğundan fazla ya da noksan görünmemelidir. AĢırı alçak
gönüllülük de gururdandır.
Çekirdek çok ağır yük taĢımaktadır. Elektron ise çok rahatlıkla
akıp gitmektedir. Elektronların çekirdekten uzaklıkları, 1 mm‘nin
milyonda biri kadardır. Saniyedeki hızları ise 1000 km ile 15 000
km arasında değiĢir. Bu hızdaki elektronlar, çekirdek etrafında
minicik yollarında saniyede milyarlarca defa tur atarlar.
Elektronların dönüĢ hızı her atomda farklı farklıdır. Hızlarını hiç
kesmeden dönerler. Merkezkaç kuvvet bu dönüĢle oluĢur.

• ĠTME (DAFĠA) KUVVETĠ: Aynı yükler birbirini iter. Çekirdekte
birden fazla proton bulunursa bunlar, pozitif yüklü, yani aynı
yüklü oldukları için birbirlerini iterler. Hidrojen hariç bütün atom
çekirdeklerinde birden fazla proton bulunur.
Elektronlar da, negatif yüklü, yani aynı yüklü oldukları için
birbirlerini iterler.

• NÜKLEER KUVVET (BAĞLANMA ENERJĠSĠ): Çekirdekteki
nötronlar, protonların birbirlerini itmelerini önleyerek bağlayıcı rol
oynarlar. Bu da protonlar, nötronsuz bir arada bulunamazlar
demektir. Bunun tersi de söz konusudur; nötronlar da her zaman
protonlara muhtaçtırlar; çünkü onlar da tek baĢlarına kaldıkları
zaman 13 dakikada yarısı bozulmaya uğrayarak proton ve
elektron çıkartırlar. Nükleer kuvveti kavramak için nötronların
özelliklerini görelim:
42
Çekirdekteki nötronlar, elektrik bakımından yüksüzdür. Yüksüz
oldukları için bir madde içinde uzun yol alabilirler. Bu ağır
parçalar, ağırlıklarına göre süratlenirler. Hızları, ıĢık hızından
saniyede birkaç km‘ye kadar değiĢir. Nötronların bazıları çok
ağırdır; bu ağırlıklarından dolayı öyle hız kazanabilirler ki, en
kesif maddelerin bile bir tarafından girip öbür tarafından çıkarlar.
Nötronlar bu süratle, 30 cm kalınlığındaki demir ve kurĢundan
bile geçebilirler. Ancak atom çekirdeğiyle çarpıĢmalarında
enerjilerini kaybederler.
KuĢ havada ne kadar rahat uçuyor veya balık denizde ne kadar
rahat yüzüyorsa, nötronlar da o hız sayesinde o kadar rahat
hareket ederler.
Bu özellikleri taĢıyan nötronlar, çekirdek içinde, enerjilerini,
protonları bir arada tutmak için kullanırlar.
Hidrojen hariç bütün atom çekirdeklerinde, mutlaka nükleer
enerji bulunur. Hidrojen atomunun çekirdeğinde proton 1 adet
olduğundan, hem nötrona hem de nükleer enerjiye ihtiyaç
yoktur.
Einstein, çekirdekteki nükleer enerjiyi E=mc
2
formülü ile açıklar.
Formüldeki m maddenin kütlesi, c ıĢık hızı, E ise enerjidir.
Nükleer reaksiyonlarda, atom numarası ve kütle numarası
korunmaktadır; bu durum kütlenin korunduğu anlamına gelmez.
Nükleer reaksiyonlarda kütle kaybı olur.
Hidrojen dıĢındaki bütün atomların, bir tartılan kütlesi bir de
hesap edilen kütlesi vardır. Tartılan kütle, mutlak surette her
zaman daha az çıkmaktadır. Bu azalan miktar kadar madde,
daha ilk oluĢumda, hidrojen hariç tüm atomların çekirdeğinde,
enerjiye dönüĢmüĢtür. ĠĢte bu enerji, nükleer enerjidir.
Olay, saatin kurulup bırakılması gibi de değildir: Protonların
birbirlerini itmemeleri için baĢlangıçta maddenin enerjiye
dönüĢmesiyle baĢlayan görevi, nötronlar her an
sürdürmektedirler.

• ZIT SPĠNDEN DOLAYI ORTAYA ÇIKAN, ELEKTRONLARI BĠR
43
ARADA TUTMAKLA GÖREVLĠ KANUN: Hidrojen hariç, bütün
atomlarda birden fazla elektron vardır. Elektronlar, negatif yüklü,
yani aynı yüklü oldukları için birbirlerini iterler. Bu durumda her
iki elektrondan birisinin saat yönünde, diğerinin ise saat
yönünün tersi istikamette dönmesi; elektronların birbirlerini
itmelerini önleyerek bir arada kalmalarında rol oynar. Zıt spin,
farklı yönde dönüĢ demektir.

ELEKTRONLARDAN ENERJĠSĠ DÜġÜK OLAN
MI YOKSA YÜKSEK OLAN MI HIZLI DÖNER?

• 7 enerji düzeyi vardır. Çekirdeğe en yakın olan 1. enerji düzeyi,
en uzak olan da 7. enerji düzeyidir.
• 1. enerji düzeyinden 7. enerji düzeyine doğru enerji düzeylerinin
enerjisi fazlalaĢır. 1. enerji düzeyinin enerjisi en az; 7. enerji
düzeyinin enerjisi en çoktur.
• Çekirdeğe yakın elektronlar daha hızlı, çekirdeğe uzak
elektronlar ise daha yavaĢ dönerler.
• Herhangi bir atomun üst enerji düzeyindeki elektronların enerjisi
daha fazladır. Buna rağmen diğerlerine göre daha yavaĢ
dönerler. Elektronun hızı ile enerji düzeyinin enerjisi ters
orantılıdır; bu iki konu birbiriyle karıĢtırılmamalıdır.
• Kimyasal bağ, en üst düzeydeki elektronların bir kısmı ile
meydana getirilir.

EVRENDEKĠ KANUNLARIN DEĞĠġMEDĠĞĠ
GÖRÜLMEKTEDĠR

• En büyük âlemdeki en büyük sistemlerdeki itme ve çekme
kanunları ile en küçük atom parçacıklarındaki kanunlar aynıdır.
Eğer bu tür kanunlar değiĢseydi, hiçbir ilim inkiĢaf edemez ve
kanunlar belirli, kararlı olamadığından hiçbir formülden, sabit
sayıdan vb. hususlardan bahsedilemezdi. Ġlimlerin meydana
44
gelmesi, bu değiĢmez kananlar vasıtasıyla olmaktadır.

GÜNEġ SĠSTEMĠ ĠLE ATOM YAPISI
ARASINDAKĠ BENZERLĠKLER

Bir kısım kürelerin güneĢin etrafında peykler hâlinde
sürekli dönmeleri gibi elektronlar da atom çekirdeğinin
etrafında hareket etmekte ve dönmektedirler.

GüneĢin büyüklüğüne nazaran dünya ile olan uzaklık
mesafesi ne ise, atom çekirdeğinin küçüklüğüne nazaran
elektronlar arasındaki uzaklık mesafesi de aynıdır.

Elektronların hızı, çekirdeğe olan uzaklıklarına göre
değiĢir. GüneĢe en yakın gezegen en fazla hıza sahip
olduğu gibi çekirdeğe en yakın elektron da en yüksek hıza
sahiptir.

Elektronların öz kütlesi, çekirdeğe olan uzaklıklarına göre
değiĢir. GüneĢe en yakın gezegen en fazla öz kütleye
sahip olduğu gibi çekirdeğe en yakın elektron da en büyük
öz kütleye sahiptir. Dünyada en çok bulunan element
demirdir. GüneĢe bizden daha yakın olan gezegenlerin öz
kütlesi demirden fazladır. GüneĢe bizden daha uzak olan
gezegenlerin öz kütlesi ise demirden azdır.

ATOMUN YAPISINDA VE YILDIZLARDA AYNI
KANUN GEÇERLĠDĠR

• KÜTLESEL ÇEKĠM KUVVETĠ: Gezegenlerdeki kanundur.
45
Çekim; gezegenlerin kütleleriyle doğru, aradaki uzaklığın
karesiyle ters orantılıdır. G, kütlesel çekim kuvvetine ait sabit
sayıdır. Sonuç Newton cinsinden çıkar.

• COULOMB (KULOMB) ÇEKĠM KUVVETĠ: Atomdaki kanundur.
Elektron ve protonun birbirini çeker. Çekim; elektron ve protonun
yükü ile doğru, aradaki uzaklığın karesiyle ters orantılıdır. k,
coulomb çekim kuvvetine ait sabit sayıdır. Sonuç Newton
cinsinden çıkar.

• G ve k sabit sayıdır. F, çekim kuvvetidir; birimi Newton (N)‘dur. r,
uzaklıktır. m gezegenlerin kütlesi, q ise elektron ve protonun
yüküdür.

• En büyük âlemdeki en büyük sistemlerdeki itme ve çekme
kanunları ile en küçük atom parçacıklarındaki kanunlar aynıdır.
Eğer bu tür kanunlar değiĢseydi, hiçbir ilim inkiĢaf edemez ve
kanunlar belirli, kararlı olamadığından hiçbir formülden, sabit
sayıdan vb. hususlardan bahsedilemezdi. Ġlimlerin meydana
gelmesi, bu değiĢmez kananlar vasıtasıyla olmaktadır.

ATOMUN YAPISINDA KĠMYASAL BAĞ
DIġINDAKĠ ÇEKĠMLER

• Atom yapısında, her Ģey zıddıyla dengelenmiĢtir:
a) Protonların birbirini itmesi nükleer kuvvetle (bağlanma
enerjisi) dengelenmiĢtir.
b) Elektronların birbirini itmesi zıt spinli dönüĢle dengelenmiĢtir.
c) Protonla elektronun birbirini çekmesi merkezkaç kuvvetiyle
dengelenmiĢtir.
• Atomun yapısında eĢit sayıda proton (+) ve elektron (–)
olmasıyla denge sağlanmıĢtır.
• Proton ile elektron birbirini çeker. Elektrondaki merkezkaç
kuvveti bu çekimi zıt yönde dengeler.
46
• Elektronlar, atom çekirdeği etrafında ikiĢerli dolanırlar. Biri saat
yönünde, diğeri ise saat yönünün tersi yönde döner. Böylece
elektronlar da, kendi aralarında eĢlenmiĢtir.
• Kâinatın herhangi bir noktasında bir partikül yaratılınca onunla
birlikte zıt ikizi de meydana gelir. Elektronun zıt ikizi pozitron,
protonun zıt ikizi anti proton, nötronun zıt ikizi anti nötron,
nötrinonun zıt ikizi anti nötrinodur.
• Proton ve nötronun meydana geldiği kuark adı verilen partiküller
de çiftler hâlindedir: Yukarı kuark–aĢağı kuark, üst kuark–alt
kuark, tuhaf kuark–tılsım kuark.
• Bildiğimiz atomun yapısına karĢılık olarak; çekirdeği negatif,
elektronu pozitif olan atomlar da vardır. Bu atomlardan oluĢan
madde; maddenin zıt eĢi veya anti madde olarak adlandırılır.
Anti madde bazı yıldız sistemlerinde bulunmaktadır.
• Elektriğin de pozitif ve negatif olmak üzere iki cinsi vardır.

ORBĠTAL

• Atomda elektronların bulunduğu varsayılan yerlerdir. Maddi
varlığı olan bir yapı değildir; meridyen ve paralel daireleri gibidir.
• Bir orbitalde en çok iki elektron bulunabilir.
• Orbitaller boĢ, yarı dolu veya tam doludur.

ORBĠTALLERĠN ENERJĠSĠ

• Çekirdeğe en yakın orbitalin enerjisi en düĢük, çekirdeğe en
uzak orbitalin enerjisi ise en yüksektir.
• Orbitallerin enerjisiyle ilgili baĢlıca 3 kuralı bilmek gerekir:
Birincisi; orbitallerin enerjisi n+l değerinin artmasıyla yükselir.
Ġkincisi; n+l değerinin aynı olması durumunda, n sayısı büyük
olanın enerjisi daha yüksektir. Üçüncüsü ise; bilinen sıradır.

ORBĠTAL ENERJĠLERĠNĠN DÜġÜKTEN
47
YÜKSEĞE SIRALANIġI

• 1s <2s <2p <3s <3p <4s <3d <4p <5s <4d <5p <6s <4f <5d <6p
<7s <5f < 6d <7p
AUFBAU KURALI

• Temel hâlde elektronlar, çekirdeğe en yakın düĢük enerjili
orbitalden baĢlayarak sırayla yüksek enerjili orbitale doğru
dolarlar. Buna Aufbau kuralı denir.

HUND KURALI

• EĢ enerjili orbitallere, elektronlar önce birer birer yerleĢir. Sonra
her bir orbitaldeki elektron sayısı ikiye tamamlanır. Buna Hund
kuralı denir.

KUANTUM SAYILARI

• Bohr atom kuramına göre, elektronlar çekirdek etrafında belirli
enerji düzeylerinde dolanmaktadır. Enerji düzeyleri, 1‘den
baĢlamak üzere sırasıyla 7‘ye kadar tam sayılı rakamlarla
belirtilir. Bu rakamlara kuantum sayısı denir.
• BaĢ kuantum sayısı, açısal momentum (ikincil) kuantum sayısı,
manyetik kuantum sayısı ve spin kuantum sayısı olmak üzere
dört çeĢit kuantum sayısı vardır.
• Ġlk üç kuantum sayısı, elektronların bulunma olasılığının en
yüksek olduğu yerlerin belirlenmesinde kullanılır.
• Bohr atom kuramında bir varsayıma dayanan kuantum sayıları,
Schrödinger dalga denkleminde matematiksel analizle de
ispatlanmıĢtır.
• Kuantum sayısına kuantum numarası da denir.

BAġ KUANTUM SAYISI (n)
48

• BaĢ kuantum sayısı ―n‖ harfi ile gösterilir.
• n; 1‘den baĢlamak üzere sırasıyla tam sayılı rakamlardır (n = 1,
2, 3, 4, 5, 6, 7).
• BaĢ kuantum sayısı, elektron katmanının çekirdeğe olan
uzaklığı ile ilgilidir.
• n sayısının büyüklüğü elektronun çekirdeğe olan uzaklığı ve
potansiyel enerjisi ile doğru orantılıdır.
• BaĢ kuantum sayısına katman veya kabuk da denir. Bu
katmanlar 1, 2, 3… gibi sayılardan baĢka K, L, M… gibi harflerle
de gösterilebilir.

AÇISAL MOMENTUM SAYISI (l)

• Ġkincil kuantum sayısı da denir.
• Açısal momentum (ikincil) kuantum sayısı, ―l‖ ile gösterilir.
• l, küçük harf l‘dir.
• Teorik ve deneysel çalıĢmalar l‘nin, n‘ye bağlı olarak bütün tam
sayı değerlerini alabileceğini göstermiĢtir.
• l = n–1 formülü ile belirlenir.
• Açısal momentum (ikincil) kuantum sayısı, elektron bulutunun
Ģeklini ve Ģekil farkı nedeniyle oluĢan enerji seviyelerindeki
değiĢmeyi belirlemede kullanılır.
• Açısal momentum (ikincil) kuantum sayısı, baĢ kuantum enerji
düzeylerinin de alt gruplara ayrılabileceğini gösterir. Bu enerji
seviyelerine de ikincil katman denir.
• Ġkincil katmanlar s, p, d, f, g gibi harflerle gösterilir. Bunlar,
orbital sembolleridir.
• Bu harfler l‘nin her bir sayısal değerine karĢılık gelir.
• n = 1 olursa; l sadece 0 değerini alır. Bu ifade; 1. enerji
düzeyinde açısal momentum kuantum sayısı l = 0 olan yalnız s
orbitali olduğunu (1s), bir tane alt kabuk olduğunu belirtir.
• n = 2 olursa l; 0, 1 değerlerini alır. Bu ifade; 2. enerji düzeyinde
açısal momentum kuantum sayısı l = 0 ve l = 1 olan 2s ve 2p
orbitali olduğunu, iki tane alt kabuk olduğunu belirtir.
49
• Aynı Ģekilde n = 3 olursa l; 0, 1, 2 değerlerini alır (s, p, d
orbitalleri).
• n = 4 olursa l; 0, 1, 2, 3 değerlerini alır (s, p, d, f orbitalleri).

s ORBĠTALĠ

• l = 0‘dır.
• Her bir enerji düzeyinde bir tane s orbitali vardır.
• 1s orbitali en küçük, 7s orbitali en büyüktür.

p ORBĠTALĠ

• l = 1‘dir.
• p orbitali çizimlerinde orta kısım boĢ bırakılır; çünkü s orbitalinin
olduğu yerdir.
• p orbitalleri p
x
, p
y
ve p
z
olmak üzere üç çeĢittir; bu üç p
orbitalinin özdeĢ oldukları varsayılır; örneğin, Hund kuralına
göre p
2
, p
x
1
ve p
y
1
anlamına gelmez, p
z
1
de olabilir. ÖzdeĢ
denilmesinin nedeni, p
x
, p
y
ve p
z
orbitallerinin ayırt
edilememesidir.

d ORBĠTALĠ

• l = 2‘dir.
• 5 çeĢit d orbitali vardır. Bunlar; d
x
2
y
2
, d
z
2
, d
xy
, d
xz
ve d
yz

orbitalleridir.

ENERJĠ DÜZEYĠNDE BULUNABĠLECEK EN
FAZLA ELEKTRON SAYISI

• Enerji düzeyinde bulunabilecek en fazla elektron sayısı, 2n
2
formülü ile hesaplanır; n enerji düzeyi numarasıdır.
50

MANYETĠK KUANTUM SAYISI (m
l
)

• Manyetik kuantum sayısı, m
l
ile gösterilir.
• Alt katmandaki orbital sayısını, aĢağıdaki bağıntı ile
hesaplayabiliriz:
• m
l
(Alt katmandaki orbital sayısı) = 2l+1
• Verilen l değeri için m
l
değeri; 2l+1 kadar farklı değer alır.
• Açısal momentum kuantum sayısı l olan her bir kabukta, 2l+1
tane orbital yer alır; örneğin l, 1 ise üç tane p orbitali vardır.
• I = 0 olursa m
l
= 0 olur (s).
• I = 1 olursa (2 x 1) + 1 = 3 olur. Bundan dolayı da m
l
= –1, 0,+ 1
değerlerini alır (p
x
, p
y
ve p
z
).
• I = 2 olursa (2 x 2) + 1 = 5 olur. Bundan dolayı da m
l
= –2, –1, 0,
+1, +2 değerlerini alır (d
x
2
y
2
, d
z
2
, d
xy
, d
xz
ve d
yz
).

ENERJĠ DÜZEYĠNDE BULUNABĠLECEK EN
FAZLA ORBĠTAL SAYISI

• Enerji düzeyinde bulunabilecek en fazla orbital sayısı, n
2
formülünden bulunur; n enerji düzeyi numarasıdır.

SPĠN KUANTUM SAYISI (m
s
veya m
e
)

• Elektronun davranıĢını belirlemede kullanılan kuantum sayısıdır.
• Spin kuantum sayısına, spin kuantum numarası da denir.
• Orbitaldaki her iki elektrondan birisinin saat yönünde, diğerinin
ise saat yönünün tersi istikametinde dönmesi gerekliliği ile ilgili
sayılardır.

PAULĠ ĠLKESĠ veya PAULĠ DIġARILAMA
ĠLKESĠ
51

• Her orbital en fazla 2 elektron alır. Bu iki elektronun kendi
eksenleri etrafındaki dönme hareketleri (spinleri) birbirine zıttır.
• Elektronların birbirini itmesi zıt spinli dönüĢle dengelenmiĢtir.
• Hidrojen hariç, bütün atomlarda birden fazla elektron vardır.
• Elektronlar, aynı yüklü olduklarından birbirlerini iter. Bu durumda
her iki elektrondan birisinin saat yönünde, diğerinin ise saat
yönünün tersi istikametinde dönmesi gereklidir ki; elektronların
birbirlerini itmelerinin yanında bir arada kalmaları da sağlanmıĢ
olsun. Aynen öyle de olmuĢtur. Zıt spin, farklı yönde dönüĢ
demektir.
• ĠĢte, zıt spinden dolayı ortaya çıkan ve elektronları bir arada
tutmakla görevli bu kanuna Pauli dıĢarılama ilkesi denir.
• Bazı kaynaklarda Pauli dıĢarılama ilkesi; ―Bir atomda aynı 4
kuantum sayısına sahip birden fazla elektron bulunmaz; baĢka
bir ifadeyle her bir elektron kendine özeldir, baĢka bir eĢi
yoktur.‖ Ģeklinde de ifade edilir. 4 kuantum sayısı; n, l, m
l
ve m
s

(m
e
)‘dir.
• Pauli dıĢarılama ilkesi, bir baĢka deyimle; ―Ġki elektron aynı
enerjiye sahip olamaz.‖ Ģeklinde de ifade edilebilir.

ORBĠTAL ġEKĠLLERĠNĠN ORTAYA ÇIKIġI

• Ġhtimal hesaplarına göre elektronların çarpıĢma ihtimalinin
olduğu düĢünülmüĢtür. ―Elektron, filan noktada bulunursa, orası
s orbitalinin alanı olduğundan dolayı elektronlar çarpıĢabilir,
madem çarpıĢmıyor, demek ki orada bulunmuyor.‖ gibi bir
mantıkla yola çıkılarak her bir orbitale belli bir Ģekil biçilmiĢtir.

Örneğin; d
z
2
orbitali, ortada s orbitalinin varlığından dolayı simit
Ģeklinde varsayılmıĢtır. Aslında hem her bir Ģekilde olur hem de
çarpıĢmaz; çarpıĢmama sebebi bellidir. Bu Ģekiller zaten
matematikseldir ve varsayımdır; gözleme bağlı değildir.


DALGA FONKSĠYONU ORBĠTALĠN ġEKLĠNĠ
52
BELĠRLER

• Orbitalin çekirdeğe uzaklığına göre radyal dağılım eğrisi çizilir.
• Orbital değiĢtikçe radyal dağılım değiĢir.
• Düğüm noktasında hiç elektron yoktur.
• Tepe noktası, elektronun en çok bulunma ihtimalinin olduğu
yerdir.

PERDELEME VE ETKĠN ÇEKĠRDEK YÜKÜ

• Alt orbitallerin üsttekini etkilemesine perdeleme denir.
• Perdelemeden dolayı yük olarak dıĢa yansıması, enerji düzeyi
arttıkça azalır. Bundan dolayı, etkin çekirdek yükü kavramından
söz edilir.
• Perdeleme, etkin çekirdek yükünde azalmaya neden olur.
• Aradaki elektronlar, çekirdeğin dıĢtaki elektronları çekmesini
perdeler.
• Perdelemenin etkisi, perdeleme sabiti ile belirtilir.
• Perdeleme sabiti, sigma (б) harfiyle gösterilir.
• Çekirdek yükü, Z harfiyle gösterilir.
• Etkin çekirdek yükü ise Z* veya Z
etkin
Ģeklinde gösterilir.
• Z
etkin
= Z – б formülü ile etkin çekirdek yükü hesaplanır.
• Etkin çekirdek yükü arttıkça, atom yarıçapı küçülür.
• Konu iyonlaĢma enerjisiyle de alakalıdır.
• ĠE
H
= 1316,7 kJ/mol
• ĠE
He
= 2374,2 kJ/mol

SLATER KANUNU (KABUKLARDAKĠ
ELEKTRONLARIN PERDELEME SABĠTĠNE
KATKISI)

• Hangi elektronun çekirdekten ne kadar etkilendiği, Slater
53
kanunuyla ifade edilir. Ancak kanunun yetersizlikleri vardır. Bazı
noktalar tam açıklanamamaktadır.

SLATER KANUNUNUN YETERSĠZLĠKLERĠ

• 1. yetersizlik: s ve p aynı derecede etkilenir gözüküyor.
Aslında öyle değildir.
• 2. yetersizlik: s, p, d ve f orbitallerinin her bir enerji düzeyinde
aynı perdelemeyi yaptığı düĢünülüyor; farklı olması gerekir.

GĠRGĠNLĠK

• Çekirdeğe yakın olabilmeye girginlik denir. Çekirdeğe yakın olan
elektronun girginliği daha fazladır; örneğin çekirdeğe 3s 3p‘den,
3p de 3d‘den daha yakındır. Bundan dolayı elektronların
girginliklerini 3s > 3p > 3d Ģeklinde ifade edebiliriz. Çekirdekçe
en çok çekilen 3s‘dir.
• Girginliği fazla olanın perdelemesi azdır.

ELEKTRON ―l‖ DEĞERĠ YÜKSEK OLANDAN
KOPAR

• Küresel simetri gösteren orbitaldeki elektronları koparma daha
fazla enerji gerektirir; bu nedenle de elektron küresel simetri
göstermeyenden kopar. BaĢka bir deyimle l değeri yüksek
olandan kopar.
32
Ge:[Ar] 3d
10
4s
2
4p
2

32
Ge
+1
:[Ar] 3d
10
4s
2
4p
1

• Daha basit bir ifadeyle; atom elektronunu 4s‘den değil, 4p‘den
verir. 4s elektronları, çekirdeğe 4p elektronlarından daha
yakındır; bu nedenle daha güçlü çekilir. Bundan dolayı da
54
elektron 4p‘den verilir.
• ―Elektron l değeri yüksek olandan kopar.‖ kanunu zaten bu
mantıktan hareketle ifade edilmiĢtir.

KÜRESEL SĠMETRĠ

• Bir atomun elektron diziliĢindeki en son orbitalin tam dolu ya da
yarı dolu olması atoma küresel simetrik durum kazandırır. Bu
hâldeki atom daha kararlıdır.
24
Cr:[Ar] 4s
2
3d
4
olması beklenirken;

24
Cr:[Ar] 4s
1
3d
5
Ģeklindedir.
29
Cu:[Ar] 4s
2
3d
9
olması beklenirken;

29
Cu:[Ar] 4s
1
3d
10
Ģeklindedir.

PARAMANYETĠK MADDELER

• ġayet He atomundaki iki elektron da aynı spine sahip olsalardı,
bunların net manyetik alanlarının birbirlerini güçlendirmesi
gerekirdi. Böyle bir elektron düzeni de He atomunu
paramanyetik yapardı.
• Paramanyetik maddeler, eĢleĢmemiĢ elektrona sahiptirler ve
mıknatıs tarafından çekilebilirler.
• Bir bileĢiğin paramanyetik olması için bileĢiği oluĢturan
atomların son yörüngelerinde toplam elektron sayısı tek
olmalıdır; örneğin, NF paramanyetiktir. Lewis yapısı yazılırsa N
atomunun son yörüngesinde bağ oluĢturmayan üç elektron, yani
tek sayıda elektron olduğu görülür.

DĠYAMANYETĠK MADDELER

• Diyamanyetik maddeler, elektron spinleri eĢleĢmiĢ olan
maddelerdir. Bu eĢleĢmeden dolayı, manyetik etkiler birbirlerini
yok eder. Buna tanıma göre, bir mıknatıs tarafından çok az itilen
55
maddeler diyamanyetik maddelerdir.

5. BAĞIL ATOM KÜTLESĠ
YAKLAġIMI VE MOL
KAVRAMI

ATOMUN YAPISI VE ĠZOTOP

• Belirlenen ve tayin edilen yüzdede her elementin doğal izotopu
vardır; örneğin
12
C,
13
C karbonun doğal izotoplarıdır.
• Ġzotopu olmayan element yoktur.
• Sentetik izotoplar da vardır.
• Yan etkisi olanlar, sentetik izotoplardır.

KÜTLE SPEKTROMETRESĠ ALETĠ

• Elementlerin izotoplarının tabiattaki bulunma yüzdeleri ve
dolayısıyla da küsurlu ve net olarak atom kütleleri, kütle
spektrometresi aleti ile belirlenir.

SENTETĠK ĠZOTOPLARIN KULLANILMASI

• Sentetik izotoplar, radyoaktiftir.



Belirli bir dozajı geçerse, kansere sebep olur.


60
Co sentetik izotopu, ambalajlı gıdaların ıĢınlanmasında
kullanılır. IĢınlamadaki radyoaktif madde belirli bir limiti geçerse,
alet otomatik olarak durur. Bu amaçla eskiden
60
Cs de
kullanılırdı, kanser riski fazla olduğundan artık
kullanılmamaktadır.
56

14
C sentetik izotopu, ağaçların yaĢının tayininde kullanılırdı,
bulunan sonuçların yanlıĢ olduğu belirlendiğinden günümüzde
terk edilmiĢtir.

99
Tc,
201
Tl,
67
Ga,
111
In,
123
I sentetik izotopları, sintigrafi
çekimlerinde kullanılır.

131
I ve
60
Co sentetik izotopu, kanser tedavisinde kullanılır.
• ―Sentetik izotoplar bilimde hiçbir Ģekilde ve hiçbir alanda
kullanılmamalıdır.‖ diyen ilim adamları çoktur.
• ―Kanserden öldü.‖ denilen hastaların bir kısmı kanserden değil,
yapay izotopların yan etkisinden ölmektedir.
• Sentetik izotop vb. ilaçlarla son derece riskli olan kanser tedavi
yolları denenmektedir. Gelecekte bir kısım antikorların
üretilmesiyle kanser tedavisinde daha baĢarılı olunacaktır.
• Sentetik izotopların ve radyoaktif ıĢınların kansere karĢı
kullanımı önümüzdeki günlerde terk edilecektir. Böylece hastalar
günümüzün kanser ilaçlarının ölümcül bile olabilen yan
etkisinden kurtulacak ve zarar görmeyeceklerdir. Kanser
hastalığı, insanlığın korkulu rüyası olmaktan çıkacaktır.

ĠNSAN VÜCUDUNDAKĠ ATOMLARIN ÖMRÜ

• Bazı atomların birkaç saniyelik ömürleri vardır.
• Her senede iki defa, derece derece ve yavaĢ yavaĢ; insan
vücudunun atomları tazelenmektedir.
• Her bir ruh kaç yıl yaĢamıĢ ise; o kadar sene, insan bedenindeki
atomlar komple yenilenmektedir. 5–6 senede insanın bütün
atomları değiĢmektedir.

ATOMLARIN YARIġI (ATOMLAR CANLI
MIDIR?)

• Bitki, hayvan ve insan olmak üzere üç grup canlı varlık vardır.
• Canlılıkla, atomun canlılığı arasında doğrudan bir iliĢki yoktur.
• Her bir cansız atom; canlı olan insan, hayvan, hatta bitki cismine
57
girince, orada âdeta canlılık kazanır. Bu canlı bünyeler, cansız
atomlar için bir nevi misafirhane, kıĢla ve okul gibidir. Burada bir
talim ve terbiye yarıĢındadırlar. Bu yarıĢ; bütün atomların hayat
sahibi olduğu bir yerde bulunabilmek içindir.
• Bu dünyada madde olarak atom ve atom altı parçacıklardan var
edildik. Ancak bütün atomların hayat sahibi olduğu öteki
dünyadaki varlığımızın özellikleri hakkında kesin ve net
konuĢmaktan kaçınmalıyız. Orada insan, atom ve atom altı
parçacıkların ötesinde bir maddeden veya atom ve atom altı
parçacıklara esas teĢkil edecek olan daha farklı bir maddeden
var edilebilir. Sonraki hayatta insan varlığını oluĢturan yapı
taĢlarına madde denilebileceği de aslında bizce meçhuldür.
• Aslında atomlarda hayat yoktur. Atomlar hayata mazhar* olmak
için benzersiz ve insanda hayret uyandıran tavırlardan geçerler.
(mazhar*: Bir Ģeyin göründüğü, açığa çıktığı yer.)
• Hayat çeĢitlerinin en basiti bitki hayatıdır. Bitki hayatının
baĢlangıcı, çekirdekte ve tohumda hayat düğümünün uyanıp
açılmasıdır.

ATOMLARIN HAREKETĠ

• Cesedimiz, atomlardan oluĢur.
• Cesedimiz, ruhumuzun evidir; elbisesi değildir.
• Ġnsan vücudundaki atomların belli bir ömrü vardır.
• Organizmadaki atomlar, sürekli değiĢmektedir.
• Vücudun değiĢtirilmesi ve devamı için; yıkılan, atılan atomların
yerini dolduracak, onlar gibi çalıĢacak yeni atomlar lazımdır.
• Yeni atomların insan vücuduna gelmesi için çeĢitli bileĢiklere
ihtiyaç vardır. Bu bileĢikler, alınan gıdalarla sağlanır.
• Gıdalarla alınan bileĢiklerdeki atomlar, giden atomların yerine
dağıtılır.
• Örneğin; kalsiyum kemiklere, demir kana, flor diĢe, kükürt saça,
fosfor beyne gider.
• Beyinde ölen bir fosfor atomunun yerine gelen fosfor atomu;
topraktan bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana, yenilen
58
gıdalar ile geçmiĢ ve sonunda da beyne sevk olunmuĢtur.
• Fosfor atomu bu yolculuğunda hangi Ģeye girmiĢ ise;
görüyormuĢçasına, duyuyormuĢçasına, biliyormuĢçasına
muntazam hareket edip ve sonuçta gerekli olduğu yerine ve
hedefine giderek, örneğin; beyne girmiĢ, oturmuĢ ve
çalıĢmasına baĢlamıĢtır.
• Bu bize, baĢlangıçta, o fosfor elementinin; hangi kiĢinin beyni
içinse, o kiĢi için planlı olduğunu gösterir. ―Her adamın alnında
rızkı yazılıdır.‖ bilimsel bir gerçektir.
• Atomlar, vücudun her parçasının gereksinimlerine göre önceden
belirlenmiĢ bir kanun ile pay edilir ve bedenin her tarafına apaçık
bir nizam ile düzenli, sürekli ve düzgün bir biçimde dağıtılır.
• Atom, hangi yere girerse, o yerin nizamına boyun eğer; hangi
tavra geçtiyse, onun özel kanunuyla iĢ yapar ve hangi tabakaya
misafir gitmiĢ ise, muntazam bir hareket ile sevk edilmiĢtir.
• Tesadüf idam edilmiĢtir. Hiçbir Ģey rastlantı değildir.
• Atomların hareketi boĢu boĢuna değildir. Kendilerine uygun bir
yükselme içindedirler: Elementteki atomlar maden derecesine,
madendeki atomlar bitki hayat tabakasına, bitkideki atomlar
hayvanın otlanması sonucu hayvan mertebesine, hayvandaki
atomlar insanın beslenmesiyle insan hayatı makamına, insanın
vücudundaki atomlar da süzüle süzüle saflaĢarak beynin ve
kalbin en ince ve kritik yerine çıkarlar.
• Canlıların çekirdek ve tohumlarındaki atomlar, ağaca bir ruh
hükmüne geçer. Ağacın bütün atomları içinde bir kısım
atomların bu düzeye çıkmaları, o ağacın hayata sahip olması ve
hayata hizmet etmesi gibi önemli görevleri yerine getirmesiyle
anlaĢılır.
• Atomu aksiyona sevk eden yerinde duramamasıdır ve Ģevkidir.

ATOMUN YAPISINDA ÇEKĠRDEKTEKĠ
ENERJĠYĠ FORMÜLE EDEN ALBERT
EĠNSTEĠN (ELBIRT AYNSSTAYN)‘IN HAYATI
59
VE BAZI ÖZDEYĠġLERĠ

Albert Einstein
(1879–1955)

• 1905 yılında atomun yapısıyla ilgili izafiyet (rölativite=görelilik)
teorisini ortaya koydu.
• 1921‘de Nobel ödülü aldı.
• Yapay einsteinium elementine Albert Einstein‘dan dolayı bu isim
verilmiĢtir.
• Einsteinium elementinin atom numarası 99‘dur ve Es
sembolüyle gösterilir.
• Einstein atomu bir canavara kaptırdığını ancak HiroĢima ve
Nagazaki‘nin yerle bir olmasından sonra anlayabilmiĢtir.
Ağlayarak Japonyalı bilgin dostundan özür dilemiĢtir. Nükleer
enerji, Batılıların elinde akıl ve vicdanın kontrolünden çıktığı için
Japonya‘da dev Ģehirlerin yerle bir olmasına, binlerce insanın
ölmesine sebep olmuĢtur.
• Günümüzde de atom bombası, tehdit ve tedbir unsuru olarak
değiĢik ellerde tutulmaktadır.
• Bu bakımdan insan unsurunun iyi eğitilmesi gerekir. Akıl ve
düĢünce prensipleri üzerine oturtulan fen ve teknik; beraberinde,
insanlığı düĢünme ile kalp ve vicdan duyarlılığını da
getirebilmelidir.
• Maddenin dalga özelliği ile ilgili ―süper sicim teorisi‖ veya
uluslararası ismiyle ―superstring teorisi‖ 1915 yılında Einstein
tarafından keĢfedilen bir teoridir.

Albert Einstein (Elbırt Aynsstayn)‘ın MeĢhur
OlmuĢ Sözleri

• ―Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır.‖ (―Ġlimsiz din topal, dinsiz
ilim ise kördür.‖)
60

Albert Einstein

• ―Kâinatın yaratıcısına olan inanç, ilmi araĢtırmanın en kuvvetli
ve en asil muharrik (tahrik eden, harekete geçiren) gücüdür."

Albert Einstein

ATOMUN YAPISIYLA ĠLGĠLĠ KEġĠF YAPAN
CABĠR BĠN HAYYAN ‘IN HAYATI

CABĠR BĠN HAYYAN (721–805)

Horasan‘da doğdu. Kufe‘de vefat etti.
Kimya ilminin babasıdır. Türk bilim adamıdır. Büyük dahidir.
Dönemin en büyük ilim merkezlerinden Harran Üniversitesi‘nin
rektörüdür. Adı Latince‘ye Geber diye geçmiĢtir.
Cabir bin Hayyan‘ın baĢta kimya olmak üzere tıp, fizik,
astronomi, matematik, felsefe ve eğitim alanlarında çok
hizmetleri olmuĢtur.
Bunların içinde Ģüphe yok ki en önemlisi atomla ilgili buluĢudur.
Yunanlı bilginler maddenin en küçük parçasına, bölünemeyen
en küçük parçacık anlamına gelen atom demiĢlerdi. Ġslam
bilginleri, bu kelimeyi o zamanın bilim dili olan Arapçaya
çevirirken cüz–ü layetecezza dediler. Cüz–ü layetecezzanın
diğer adı cüz–ü ferttir. Hem atom hem de molekül yerine
kullanılabilir. Cabir bin Hayyan ise Yunanlıların atomun
parçalanamayacağı yolundaki teorilerine karĢı çıktı.
Bu konuda gerçek mahiyeti asırlar sonra anlaĢılabilecek farklı
görüĢü ortaya koydu.
Günümüz dünyasında, atomla ilgili ilk çalıĢmaların Ġngiliz
kimyager John Dalton (1766–1844) tarafından yapıldığı,
uranyumun çekirdeğinin parçalanabileceği fikrinin de 1944
61
Nobel Kimya Ödülü sahibi Alman kimyacı Otto Hahn (1879–
1968) tarafından ortaya atıldığı fikri yaygındır.
Hâlbuki onlardan 1000 yıl önce yaĢamıĢ olan Müslüman kimyacı
Cabir Bin Hayyan‘ın aĢağıdaki sözleri asrımızın ilim adamlarını
dahi hayrete düĢürecek mahiyettedir: ―Maddenin en küçük
parçası olan cüz–ü layetecezzada yoğun bir enerji vardır. Yunan
bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun parçalanamayacağı
söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir
enerji meydana gelir ki Bağdat‘ın altını üstüne getirebilir. Bu,
Allah‘ın bir kudret niĢanıdır.

ATOMUN YAPISI ÜNĠTESĠNDE SOSYAL
ALANDA KULLANILAN KĠMYA KELĠME VE
DEYĠMLERĠ

ATOM PARÇASI AĞIRLIĞI
• En küçük miktarı anlatmak için kullanılan bir deyimdir. Atom
parçası ağırlığındaki iyiliğin de kötülüğün de karĢılığı mutlaka
verilir.

MERKEZKAÇ (ANĠL MERKEZ) KAÇIġ
• Geriye dönüĢün çok zor olduğu kaçıĢlara merkezkaç (anil
merkez) kaçıĢ denir.

ATOMUN YAPISIYLA ĠLGĠLĠ SÖYLEM
HATALARI

• Her elementin yapı taĢı atom değildir. Yapı taĢı molekül olan
elementler de vardır. Bunlara element molekülleri denir.
• Element tanımında; ―aynı cins atomdan oluĢan saf madde‖
derken izotoptan söz etmelidir; çünkü her bir aynı cins atomun
farklı izotopu vardır; bu yönden farklı atom olmaktadır.
• Her bileĢiğin yapı taĢı molekül değildir. Yapı taĢı formül–birim
62
olan bileĢikler de vardır.
• BileĢik diyebilmemiz için farklı cins atomların kimyasal yolla
birleĢmesi gerekir. Aynı cins atomların kimyasal yolla
birleĢmesinden oluĢan element molekülleri, elementtir; bileĢik
değildir.










63
2. ÜNĠTE:
PERĠYODĠK SĠSTEM

ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. Periyodik Sistemin Tarihçesi
• 2. Özelliklerde Periyodik DeğiĢim
• 3. Elementlerin Özellikleri

1. PERĠYODĠK SĠSTEMĠN
TARĠHÇESĠ

MENDELEEV (MENDELYEF)‘ĠN PERĠYODĠK
SĠSTEMĠ

• Kimya bilgini Mendeleev (Mendelyef), elementleri bir arada
gösteren bir cetvel yapmıĢ ve buna periyodik sistem adını
vermiĢti. Elementleri kütle numaralarına göre sıralamıĢtı. O
zamanlar henüz daha bütün elementler keĢfedilmediğinden
periyodik sistemdeki hanelerin hepsi dolu değildi, bir kısmı boĢ
duruyordu.
• Mendelyef, ileride boĢ hanelerin ileride dolacağını düĢünüyordu.
BoĢ bıraktığı yerlerdeki elementlerin bazı özelliklerini de
belirtmiĢti. Mendelyef, söylediği özelliklere uygun olarak eksik
elementlerin bulunup daha sonra boĢ kalan yerlere
yerleĢtirileceğini biliyordu. Mendelyef‘in cetveli bu durumuyla
64
bile ileride bulunacak bütün elementlerin kütle numaralarını,
özelliklerini daha bulunmadan ortaya koyuyordu.
• Daha sonra keĢfedilenler aynen Mendelyef‘in dediğine uygun
olarak ortaya çıktı. Hiçbir kimse Mendelyef‘e ―Nereden biliyorsun
da element henüz daha bulunmadan, elementi görmeden
elementin atom kütlesini, periyodik sistemdeki yerini, özelliklerini
belirtiyorsun, böyle saçmalık olur mu?‖ demedi, diyemezdi de…
Çünkü bu, kâinatta gözlenen nizamın gereğiydi.

MÜSLÜMANLARIN BULDUĞU ELEMENTLER

• Alkali kelimesi, Arapça el kali kökünden türemiĢtir. Arapçada
lügat manası bazik olan madde demektir. Kalevi de denir. Cabir
bin Hayyan, potasyuma özelliğine uygun kalium adını vermiĢtir.
Potasyum, bazik özellikte bir elementtir. Kalium, kalevi özelliğe
sahip madde anlamındadır. Kalevi kelimesinin Latincesi olan
kalium sözcüğü Arapçadan Latinceye geçmiĢtir.
• Müslümanların bulduğu elementler 800‘lü yıllara rastlar.
• 10 kadar elemente ismini Müslümanlar koymuĢtur.

IUPAC‘IN PERĠYODĠK SĠSTEMDE SON
DEĞĠġĠKLERĠ

• 1994 yılında aldığı bir kararla IUPAC, A ve B grupları olarak
isimlendirmeyi kaldırdı. Gruplara 1‘den 18‘e kadar numara verdi.
GeçiĢ dönemi olarak 10 senelik süre içerisinde her ikisini de
kullanma kararı aldı.
• Yeni üretilecek elementlerin ismini belirledi:
• Kural olarak; rakamların Latinceleri birleĢtirildikten sonra sonuna
ium eki ekleniyor.

• LATĠNCE RAKAMLAR
• 0 – nil
65
• 1 – un
• 2 – bi
• 3 – tri
• 4 – quadr
• 5 – pent
• Örneğin; 205 atom numaralı elementin adı binilpentium olacak.

IUPAC
Uluslararası Temel ve Uygulamalı Kimya Birliği
The International Union of Pure and Applied Chemistry

GRUPLARIN BAġLICA ÖZEL ADLARI

• 1. GRUP: Alkali metaller
• 2. GRUP: Toprak alkali metaller
• 5. GRUP: Piniktojenler (Boğanlar)
• 6. GRUP: Kalkojenler (Kayaç oluĢturanlar)
• 7. GRUP: Halojenler (Tuz yapanlar)
• 8. GRUP: Soy gazlar veya asal gazlar veya 0 grubu elementler

2. ÖZELLĠKLERDE
PERĠYODĠK DEĞĠġĠM

ATOM YARIÇAPI

• Heisenberg, yarıçapı 2r/2 = r olarak düĢünmüĢtür.
• Katı maddeler için x ıĢınlarıyla kristal ölçümüne dayanan r (atom
yarıçapı) tayin cihazı geliĢtirilmiĢtir.
• Ġyonik bileĢiklerde koordinasyon sayısına göre yarıçap değiĢir.
Koordinasyon sayısı arttıkça yarıçap büyür.
66
• Aynı periyotta soldan sağa doğru gidildikçe atom yarıçapı
küçülür. BaĢka bir ifadeyle etkin çekirdek yükü arttıkça atom
yarıçapı küçülür.

ATOM YARIÇAPI SORULARI

• ÖRNEK:
11
Na,
4
Be ve
12
Mg atomlarının yarıçaplarını büyükten
küçüğe doğru sıralayınız.
• ÇÖZÜM: Na, Mg, Be

ĠYONLAġMA ENERJĠSĠ

• M
(g)
→ M
+
(g)
+ e

ĠE
1

• Elektron koparmak, elektronu sonsuza götürmek demektir.
• ĠE hep + (pozitif) değerdir.
• Aynı periyotta soldan sağa doğru gidildikçe iyonlaĢma enerjisi,
iki yer istisna olmak üzere artar: 1A <3A <2A <4A <6A <5A <7A
<8A
• Tüm elementler için sayısal değer olarak en küçük, 1.iyonlaĢma
enerjisidir. Sonra sırasıyla 2.iyonlaĢma enerjisi, 3.iyonlaĢma
enerjisi, 4.iyonlaĢma enerjisi, 5.iyonlaĢma enerjisi, 6.iyonlaĢma
enerjisi ve 7.iyonlaĢma enerjisi gelir. Bir elementin en yüksek
iyonlaĢma enerjisi, Ģayet varsa 8.iyonlaĢma enerjisidir: ĠE
1
<ĠE
2

<ĠE
3
<ĠE
4
<ĠE
5
<ĠE
6
<ĠE
7
<ĠE
8

• Aynı grupta yukarıdan aĢağıya doğru inildikçe iyonlaĢma enerjisi
azalır.
• ĠyonlaĢma enerjisi verilen bir elementin grubu, değerlik elektron
sayısı ve değerlik orbitalleri bulunabilir.

ĠYONLAġMA ENERJĠSĠ SORULARI

• ÖRNEK:
7
N,
4
Be ve
10
Ne elementlerinin elektropozitifliğini
büyükten küçüğe doğru sıralayınız.
• ÇÖZÜM:
10
Ne,
7
N,
4
Be
67

• ÖRNEK:
18
Ar,
11
Na,
17
Cl ve
13
Al elementlerini artan iyonlaĢma
enerjisine göre sıralayınız.
• ÇÖZÜM:
11
Na,
13
Al,
17
Cl,
18
Ar

• ÖRNEK: AĢağıdaki iyonlaĢma enerjilerinden hangisi en
büyüktür?
• A. Rb‘un ikinci iyonlaĢma enerjisi
• B. Mg‘un ikinci iyonlaĢma enerjisi
• C. Ba‘un üçüncü iyonlaĢma enerjisi
• D. Al‘un üçüncü iyonlaĢma enerjisi
• E. Mg‘un üçüncü iyonlaĢma enerjisi
• ÇÖZÜM
• E. Mg‘un üçüncü iyonlaĢma enerjisi

• ÖRNEK: AĢağıdaki dizilimlerden hangisi iyonlaĢma
enerjilerindeki azalıĢı doğru olarak göstermektedir?
• A. F> O> N> C> B> Be> Li
• B. F> N> O> C> Be> B> Li
• C. Li> Be> B> C> N> O> F
• D. F> O> B> C> Be> N> Li
• E. N> O> F> B> Li> Be > C
• ÇÖZÜM
• B. F> N> O> C> Be> B> Li

ELEKTRON AFĠNĠTESĠ (ELEKTRON ĠLGĠSĠ)

• Elektron afinitesi, örgü enerjisini hesaplarken gereklidir.
• F
(g)
+ e

→ F

(g)
EĠ = +337 kJ/mol
• Denklem ısı veren bir reaksiyon denklemidir (ΔH = –337 kJ/mol).
Hesaplarda ΔH kullanılacaktır. BaĢka bir ifadeyle tabloda verilen
EĠ değerlerinin ters iĢaretlisi düĢünülecektir.
• Elektron afinitesi, gaz durumundaki bir atomun bir elektron
alması sırasında oluĢan enerji değiĢiminin ters iĢaretlisidir.
68
• Elektron afinitesi en yüksek element flor değil klordur. Flor, bağ
elektronlarını çekme kabiliyeti en yüksek olan elementtir; buna
rağmen elektron ilgisi azaltılmıĢtır; bu nedenle de klor kadar
bileĢiği yoktur; zaten sentetik bazı flor bileĢiklerinin kanserojen
olduğu ve deodorant ve soğutuculardaki flor bileĢiğinin ozon
tabakasını incelttiği bilinmektedir.
• Flora yakın elementlerde elektron ilgisi entalpi olarak
düĢünülürse; elektron alındığından dolayı enerji açığa çıkar,
entalpi de (ΔH) eksi olur.
• Elektron almayı istemeyen elementler, pozitif elektron ilgisi
değerine sahiptir.
• Elektron almayı isteyen elementler, negatif elektron ilgisi
değerine sahiptir.
• Elektron ilgisi değeri pozitif veya negatif olabilir.
• Aynı periyotta soldan sağa doğru gidildikçe elementlerin
çekirdek yükü artarken atom yarıçapı azalır. Atom yarıçapı
azaldığı için de atomun elektron çekme gücü (elektron ilgisi)
artar.
• Aynı grupta yukarıdan aĢağıya doğru inildikçe atom yarıçapı
artar. Atom yarıçapı arttığı için de atomun elektron çekme gücü
(elektron ilgisi) azalır.
• Soy gazların elektron ilgisi sıfırdan küçüktür.
• Metallerin elektron ilgisi, genellikle ametallerinkinden daha
düĢüktür.
• Oksijen atomunun elektron ilgisi pozitiftir, yani gaz hâlindeki
oksijen atomunun 1 adet elektron alarak -1 değerlikli oksijen
iyonu hâline gelmesine ait reaksiyon ekzotermik bir
reaksiyondur.
• Birçok elementin anyonu kararsız olduğundan, elektron ilgilerini
belirlemek oldukça zordur.

ELEKTRONEGATĠFLĠK

• Elektronegatiflik enerji değildir.
69
• Elektronegatifliği, Pauling, kimyasal bağ enerjilerinden
yararlanarak hesaplamıĢtır.
• Linus Carl Pauling ABD'li kuantum kimyageridir (1901–1994).
• Kitaplardaki Pauling elektronegatifliğidir. Mulliken
elektronegatifliği daha hassastır. Robert Sanderson Mulliken
(1896–1986) ABD'li kuantum fizikçisi ve kimyageridir.
• X
M
= ½ (ĠE + ĠE)
• X
P
= 1,35 (X
M
– 1,37)
1/2

• Güçlü elektronegatifler; yüksek elektron ilgisi olan ve yüksek
iyonlaĢma enerjisine sahip bulunan elementlerdir (Mulliken‘in
tanımı).
• Elektronegatifliğin birimi yoktur.
• BileĢiği oluĢturan elementlerin elektronegatiflikleri arasındaki
fark 1,7 ve 1,7‘den daha yukarıysa bileĢik iyonik karakterlidir.
• BileĢiği oluĢturan elementlerin elektronegatiflikleri arasındaki
fark 1,7‘den azsa bileĢik kovalent karakterlidir.
• Elektronegatifliği en yüksek element flor, en düĢük element ise
fransiyumdur.
• Elektronegatifliğin zıddı elektropozitifliktir (Elektronegatiflik x
Elektropozitiflik).
• Elektropozitiflik, elektronun dıĢarıdan zorla alınmasıdır.
Elektropozitifliğe ait reaksiyon, endotermik reaksiyondur.

ALFRED–ROCHOV ELEKTRONEGATĠFLĠĞĠ

• X
AR
= 0,359 Z*/r
2
+ 0,744
• Etkin çekirdek yükü fazla olanların elektronegatifliği daha
yüksektir. Flora yakın elementler için düĢünüldüğünde
elektronegatiflik, yarıçapla ters orantılıdır.
• Alfred 1885–1964 tarihleri arasında, Rochov ise 1893–1946
tarihleri arasında yaĢayan kimya ilmine hizmet eden bilim
adamlarıdır.

70
BĠLEġĠKLERĠN SINIFLANDIRILMASI

• 1– ASĠTLER
• 2– BAZLAR
• 3– OKSĠTLER
• 4– TUZLAR

HAYATIMIZDAKĠ DOĞAL ĠNORGANĠK
ASĠTLER

• HCl (Hidroklorik asit): Mide asididir.

• H
2
CO
3
(Karbonik asit ): Doğal maden sodalarında en çok oranda
bulunan maddedir.

HAYATIMIZDAKĠ YAPAY ĠNORGANĠK
ASĠTLER

• HCl (Hidroklorik asit): Tuz ruhu adıyla bilinen ve temizlikte
doğrudan kullanılan madde, % 36‘lık deriĢik HCl (hidroklorik
asit)‘tir. Sıvı olup yoğunluğu 1,16 g/mL‘dir. Fayans, taĢ vb. ıslak
zeminde, ağır kirleri temizlemek için kullanılır. Tuvaletlerde de
kullanılmaktadır; fakat sağlığa zararlıdır.

• H
3
PO
4
(Fosforik asit): Kolalarda bulunur.

• H
2
CO
3
(Karbonik asit): MeĢrubatlarda bulunur.

• H
2
SO
4
(Sülfürik asit):

Aküde kullanılan sıvıdır.

• HNO
3
(Nitrik asit):

Kezzap da denir. Nitrat gübresinin elde
edilmesinde kullanılır. TNT (trinitro toluen) ve nitro gliserin
(dinamitin esas maddesi) patlayıcılarının imalinde nitrik asit
gereklidir.

71
• H
3
BO
3
(Borik asit ):

Alerjik göz kaĢıntılarında borik asit çözeltisi
kullanılır. Borik asit, beyaz toz hâlinde katı bir bileĢiktir. Borik
asit yapay bir bileĢiktir. Kütahya Emet‘te bulunan Eti Maden
ĠĢletmeleri Genel Müdürlüğüne ait devletin borik asit
fabrikasında, yine Emet‘te çıkarılan bor cevherinden borik asit
elde edilmektedir. Bor, en çok borik asit olarak ihraç
edilmektedir. Borik asit, pek çok sektörde yaygın olarak
kullanılmaktadır.

ASĠT YAĞMURU

SO
2
+ ½ O
2


SO
3


SO
3
+ H
2
O ↔ H
2
SO
4

Filtresi olmayan fabrika bacalarından çıkan SO
2
gazı; havadaki
O
2
ile birleĢir, SO
3
gazı oluĢur SO
3
gazı; yağmur yağdığında H
2
O
ile birleĢir. Asit yağmuru adıyla bilinen H
2
SO
4
meydana gelir.


HAYATIMIZDAKĠ BAZLAR

• Ca(OH)
2(k)
: SönmüĢ kireçtir. Yalnız kireç denince de sönmüĢ
kireç anlaĢılır.

• Ca(OH)
2(suda)
: Kireç suyu, kalsiyum hidroksitin doymamıĢ veya
doymuĢ çözeltisidir. CO
2
gazının ayıracıdır.

• Ca(OH)
2(süspansiyon)
: Badana yapımında kullanılan kireç
bulamacıdır.

• KOH: Potas kostik ismiyle bilinin maddedir. Gübre ve arap
sabunu yapımında kullanılır.

• NaOH: Kostik adıyla bilinir. Sabun imalinde ve yeĢil zeytinleri 5–
6 günde sarartıp piyasaya sürmek için katkı maddesi olarak
72
kullanılır.

• Mg(OH)
2(k)
ve Al(OH)
3(k)
: Antiasit mide pastilleridir.

• NH
3
(Amonyak):

Gübre yapımında kullanılır. Amonyak, çoğu
temizlik malzemesinin bileĢimine girer. % 25‘lik olan deriĢik
amonyak 5–10 misli seyreltildikten sonra doğrudan temizlik
maddesi olarak koltuk, döĢeme, halı temizliğinde ve kumaĢ
lekelerinin çıkarılmasında kullanılır. GümüĢ eĢyalar da
amonyakla temizlenir. Amonyak, yüksek sıcaklık ve basınçta
üretilir.

N
2
+ 3H
2
↔ 2NH
3
+ 22 kcal

ASĠTLĠK VE BAZLIK VARDIR, ASĠT VE BAZ
YOKTUR

• Asitlik ve bazlık kimyasal bir özelliktir.
• pH‘ı 7‘den küçük diye her maddeye asit, pH‘ı 7‘den büyük diye
de her maddeye baz denmez; örneğin, ―Sabun bazdır.‖, ―NH
4
Cl
asittir.‖ gibi söylemler yanlıĢtır; çünkü ikisi de tuzdur. Sabun,
bazik özelliktedir. NH
4
Cl asidik özelliktedir.
• Bununla beraber asit–baz denince HCl, NH
3
vb. sadece bazı
maddeler de anlaĢılır.

SULU ÇÖZELTĠLERDE ASĠT BAZ TANIMLARI

• ARHENĠUS ASĠT BAZ TANIMI: Suda çözündüklerinde H
+

katyonu veren maddeler asit, OH

anyonu veren maddeler baz
olarak tanımlanır.
• LOWRY BRONSTED ASĠT BAZ TANIMI: H
+
iyonu (proton)
verebilen maddelere asit, H
+
iyonu alabilen maddelere de baz
denir.
• LEWĠS ASĠT BAZ TANIMI: Bir elektron çifti alabilen maddeler
73
asit, bir elektron çifti verebilen maddeler baz olarak tanımlanır.

ASĠTLER VE BAZLARLA ĠLGĠLĠ SÖYLEM
HATALARI

• Bir maddenin baz olması için yapısında (OH)

bulunması
gerekmez; örneğin NH
3(g)
,

(OH)

içermediği hâlde bazdır.
• Asit olması için de suya H
+
vermesi gerekmez; örneğin
CH
3
COOH
(s)
,

su olmadan da ortama H
+
verir.

SOSYAL ALANDA KULLANILAN ASĠTLERLE
ALAKALI KĠMYA KELĠME VE DEYĠMLERĠ

• Bazı hadiseler; sap ile samanın birbirinden nasıl ayrıldığını –bir
turnusol kâğıdı gibi– gösteren önemli olaylardır.

OKSĠTLER

• Oksijenin yanında tek cins elementin bulunduğu (OF2 hariç)
bileĢiklerdir.

• 1– ASĠT OKSĠTLER (AMETAL OKSĠTLER)
• Ametallerin oksijence zengin oksitlerine denir; örneğin CO
2
,
NO
2
, N
2
O
5
, SO
3
, SO
2
.
• Asit oksitlerin suyla tepkimelerinden asitler, bazlarla
tepkimelerinden tuz ve su oluĢur.

• 2– BAZĠK OKSĠTLER (METAL OKSĠTLER)
• Metallerin oksitlerine denir; örneğin Na
2
O, CaO, Li
2
O.
• Bazik oksitlerin suyla tepkimelerinden bazlar, asitlerle
tepkimelerinden tuz ve su oluĢur.
74

• 3– NÖTR OKSĠTLER
• Ametallerin oksijence fakir oksitlerine denir; örneğin CO, NO,
N
2
O.
• Nötr oksitler; suyla, bazlarla ve asitlerle tepkime vermezler.
• Oksijenle yanarak asidik oksitlerine dönüĢürler.

• 4– ANFOTER OKSĠTLER
• Anfoter metallerin oksitlerine denir; örneğin Al
2
O
3
, Cr
2
O
3
, ZnO,
PbO, SnO.
• Anfoter oksitlerin bazlar ve asitlerle tepkimelerinden tuz ve su
oluĢur. Suyla tepkime vermezler.

• 5– PEROKSĠTLER
• Oksijenin –1 değerlikli olduğu oksitlerdir.1A ve 2A grubu
metallerinin peroksitleri vardır; örneğin Na
2
O
2
, Li
2
O
2
, H
2
O
2
,
K
2
O
2
, CaO
2
, MgO
2
, BaO
2
.
• Peroksitler ısıtıldıklarında normal oksitlerine dönüĢür.

H
2
O
2
+ ısı → H
2
O + 1/2O
2

• 6– BĠLEġĠK OKSĠTLER
• Birden çok değerlik alan metallerin birden çok değerliğinin bir
arada bulunduğu oksitlerdir. AĢağıdaki verilenler bu oksit türüne
örnektir.
• FeO. FeO
2
→ Fe
3
O
4

• PbO. PbO
2
→ Pb
2
O
3

• PbO. Pb
2
O
3
→ Pb
3
O
4


TUZLAR

• Anyon ve katyon içeren, suda genelde çözünebilen, suda
çözündüğünde veya sıvı hâlde elektriği iletip katı hâlde
iletmeyen, oda Ģartlarında katı hâlde bulunan maddelerdir.

75
TUZ ÇEġĠTLERĠ

• 1– ASĠDĠK TUZ
Kuvvetli asitle zayıf bazların tepkimesinden oluĢan veya
yapısında H
+
iyonu (NaHSO
4
) bulunduran tuzlardır.

• 2– BAZĠK TUZ
Kuvvetli bazların zayıf asitlerle tepkimesinden oluĢan veya
yapısında (OH)

iyonu bulunduran tuzlardır (MgOHCl).

• 3– NÖTR TUZ
Denk kuvvetlerde asit ve bazın tepkimesinden oluĢan tuzlardır.

• 4– ÇĠFT TUZ
KAl(SO
4
)
2
→ K
+
+ Al
+3
+ 2SO
4
–2

• 5– KOMPLEKS TUZ
Fe
3
[Fe(CN)
6
]
2
→ 3Fe
+2
+ 2[Fe(CN)
6
]
–3


3. ELEMENTLERĠN
ÖZELLĠKLERĠ

PERĠYODĠK SĠSTEMDEKĠ BAZI
ELEMENTLERĠN ELEMENTEL HÂLDE ĠKEN
ÖZELLĠKLERĠ VE ÖNEMLĠ KULLANIM
ALANLARI

• H
2
(HĠDROJEN): Sıvı hidrojen roket yakıtıdır. H
2
gazı; margarin
elde edilirken sıvı yağların doyurulması iĢleminde, uçan
76
balonlarda, NH
3
(amonyak), HCl (hidroklorik asit) ve CH
3
OH
(metil alkol) bileĢiklerinin sentezinde kullanılır. Havanın hacimce
% 0,00005‘i hidrojendir.

• Pb (KURġUN): Matbaacılıkta, çatıların kaplanmasında, boru,
halat, akü ve boya yapımında kullanılır. Lehim; kurĢun ve kalay
karıĢımıdır. Saçma; kurĢun ve arsenik karıĢımıdır. Matbaa harfi;
kurĢun, kalay ve antimon karıĢımıdır.

• Zn (ÇĠNKO): Pirinç alaĢımında çinko ve bakır vardır. Çatı
kaplamalarında, otomobil endüstrisinde, kaplamacılıkta ve boyar
madde üretiminde kullanılır.

• Ti (TĠTANYUM): Ġlk olarak titan uydusunda keĢfedildiğinden bu
isim verilmiĢtir. Tıpta beyin tümörlerinin tedavisinde, güdümlü
mermi ve uçak gövdesi imalinde, uydu alıcılarını saptırmada ve
aĢınmayan balata üretiminde kullanılır. Titanyum ile krom
karıĢımından oluĢan alaĢımdan, elektrik israfının olmadığı
elektrik kablosu yapımında faydalanılır.

• W (VOLFRAM VEYA TUNGSTEN): Ampullerin içindeki teller
volframdır.

• I
2
(ĠYOT): Tentürdiyot; I
2
(iyot) ve KI (potasyum iyodür)‘ün
C
2
H
5
OH (etil alkol)‘deki çözeltisidir. Radyoaktif izotopu,
hipertiroidizimde kullanılır.

• P (FOSFOR): Kırmızı fosfor, kibrit üretiminde kullanılır.

• Ne (NEON) VE Ar (ARGON): Flüoresanlı lambalarda tüplerin
içine bu gazlar doldurulur. Havanın hacimce % 0,0012‘si neon,
% 0,94‘ü ise argondur.

• Bi (BĠZMUT), Po (POLONYUM), At (ASTATĠN), Rn (RADON),
77
Fr (FRANSĠYUM), Ra (RADYUM), Ac (AKTĠNYUM), Th
(TORYUM), Pa (PROTAKTĠNYUM), U (URANYUM): Radyoaktif
elementlerdir. Enerji üretimi ve ıĢın elde edilmesinde kullanılır.

• Sn (KALAY): Teneke, kalaylanmıĢ sacdır. Sac, ince demir–çelik
ürünüdür. Bronz (tunç) alaĢımı; kalay ve bakırın karıĢımıdır.
Lehim; kurĢun ve kalay karıĢımıdır. Matbaa harfi; kurĢun, kalay
ve antimon karıĢımıdır.

• Mn (MANGAN): Sert çelik imalinde kullanılır. Panzer paletleri,
manganlı çeliktir. Madeni para alaĢımında da, mangan metali de
vardır.

• Pt (PLATĠN): Platin tel ve platin elektrot gibi laboratuvar
araçlarında, takı yapımında, sanayide sıvı yağlardan
hidrojenlendirmeyle margarin elde edilmesinde katalizör olarak,
cerrahide ve diĢ protezlerinde kullanılır.

• Cu (BAKIR): Elektrik kablosu, mutfak aracı, elektrot ve süs
eĢyası yapımında kullanılır. Bronz (tunç) alaĢımı; kalay ve
bakırın karıĢımıdır. Pirinç; bakırın çinkoyla olan alaĢımıdır.
Bakırın erime noktası düĢüktür. Bu nedenle bakırın eritilmesi
eskiden beri önem kazanmıĢtır. Bakır, doğada elementel hâlde
bulunan beĢ metalden birisidir. Bakır, korozyona karĢı dayanıklı
bir metaldir. Bu sayılan özelliklerinden dolayı; eskiden beri, hatta
günümüzde de bakırdan faydalanılmıĢtır.
Ġnsanoğlunun geçmiĢten günümüze medeniyette ilerlemesi ve
maddi güç yönüyle önemli bir kalkınma elde etmesi; bakırın
eritilmesi ile tel ve levha hâline getirilmesi ile olmuĢtur.

• Si (SĠLĠSYUM): Kuvars, akik taĢı ve çakmak taĢı silisyum
kristalidir. Kuvars kristali, enerji verir ve tansiyonu düzenler.
Bütün akik taĢları stres ve gama iyi gelir. Kırmızı akik taĢı meni
noksaniyetini tamamlar, kan dolaĢımını düzenler. Mavi akik taĢı,
78
düĢünce yeteneğini geliĢtirir ve güzel konuĢmayı sağlar. Pembe
akik taĢı, kötü duygulara fırsat vermez ve sempati kazandırır.
Mor akik taĢı, ametist olarak bilinir.

• Cr (KROM): Çelik üretiminde ve kaplamacılıkta kullanılır.

• Hg (CIVA): Termometre yapımında, bileĢik elde edilmesinde,
barometre üretiminde, cıva buharlı lamba imalinde kullanılır.
Amalgam alaĢımı, diĢ hekimliğindeki diĢ dolgu maddesidir; cıva
ve gümüĢten oluĢur.

• Ni (NĠKEL): Paslanmaz çelik üretiminde, madeni para
yapımında kullanılır. Magma; erimiĢ demir ve erimiĢ nikeldir.

• S (KÜKÜRT): Tarımsal mücadelede ve akülerin sıvısı olan
sülfürik asit üretiminde kullanılır.

• O
2
(OKSĠJEN): Havanın hacimce % 21‘i azottur; azot solunum
maddesidir. Kaynakçılıkta ve çelik endüstrisinde kullanılır.
Oksijenin allotropu O
3
(ozon); havanın hacimce % 0,00006‘sıdır.
Ozon tabakası, güneĢ ıĢınlarının zararını filtre eder.

• Al (ALÜMĠNYUM): Otomobil, gemi, vagon ve uçak yapımında;
elektrik ve kimya endüstrisinde; mutfak araç–gereçlerinin ve
elektrikli ev aletlerinin imalinde kullanılır. Vagonlar, alüminyum
metalinden olmalıdır; çünkü alüminyum metali hafiftir. Vagonlara
demir taĢıtmamalıdır.

• Fe (DEMĠR): Ġnsanlık, sosyal yaĢamında demire çok muhtaçtır.
ĠnĢaat sektöründe, harp sanayisinde, otomotiv ve ulaĢım
alanında demir–çelik endüstrisinin önemi çok büyüktür.
Mekanik, elektronik vb. her dalda kullanılan, her çeĢit alet
demirden yapılır. Demiri hamur gibi yumuĢatmak, tel gibi
inceltmek ve Ģekil vermek, endüstriyel kalkınmanın aslı, anası,
esası ve kaynağıdır. Bu sebeple demirin önemine vurgu için;
79
―Demir yerden çıkmıyor, gökten iniyor.‖ denmiĢtir. Yerkürenin
merkezi; erimiĢ demir ve erimiĢ nikel karıĢımıdır.

• Os (OSMĠYUM): Kaliteli tükenmez kalemlerin ucu osmiyumdur.

• N
2
(AZOT): Havanın hacimce % 78‘i azottur. Azot; amonyak ve
nitrik asit üretiminde kullanılır.

• Th (TORYUM): Önümüzdeki yıllarda nükleer reaktörlerin yakıtı
toryumdur.

• Mg (MAGNEZYUM): AlaĢımları uçak, füze ve ev eĢyası
yapımında, ayrıca fotoğrafçılıkta flaĢ olarak kullanılır.

• Kr (KRĠPTON) VE Xe (KSENON): Fotoğrafçılıkta, çok hızlı
hareket eden cisimlerin görüntülenmesinde kullanılır. Havanın
hacimce % 0,0001‘i kripton ve % 0,94‘ü ise ksenondur.

• He (HELYUM): Uçan balonların ĢiĢirilmesinde kullanılır. Havanın
hacimce % 0,000009‘u helyumdur.

• Rn (RADON): Kanser tedavisinde alfa ıĢını kaynağı olarak
kullanılır.

• C (KARBON): Kömür, elmas ve grafit olmak üzere üç allotropu
vardır. Kömür yakacak, elmas ziynet eĢyası, grafit ise elektrot ve
kurĢun kalem ucu olarak kullanılır.

• U (URANYUM): Nükleer reaktörlerde hâlen kullanılan yakıttır.
Ağrı dağında, Soma‘da ve Van gölünde uranyum yatakları
vardır.

• As (Arsenik): Ağır metaldir. Ağır metallerin hepsi, hem kendileri
hem de bileĢikleri zehirdir. Kaynak sularında bulunmazlar. Yer
80
altından gelen ağır metal içeren sular Burdur gölü, Acı göl gibi
göllerde, ağır olduklarından toplanırlar; yeryüzüne çıkamazlar.
Diğer sularla bulunan arsenik, çevre kirlenmesi sebebiyledir.
Halk arasında zırnık adıyla bilinen madde arseniktir.

ARSENĠK ĠLE ZEHĠRLEME

• Arseniğin zehir olarak kullanılması çok eskidir. Roma tarihinde
Hıristiyanlara karĢı kullanmıĢlardır, eskilere dayanmaktadır.
Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim baĢta olmak üzere
çok sayıda Osmanlı padiĢahının, günümüzde de Turgut
Özal‘ın, Bülent Ecevit‘in zehirlendiği söylenmektedir.
Zehirlenenler genelde iyi insandır, vücutları çürümeden
duruyordur.

TARĠHÎ ġAHSĠYETLERĠN MEZARLARI
AÇILARAK ZEHĠRLENDĠKLERĠ AÇIĞA
ÇIKARILMALI MI?

• Böyle tarihî Ģahsiyetler için bu yapılmalıdır. Mezarları açılmalı
ve adli tıpa gönderilmelidir, bunun hiçbir mahzuru yoktur, en
azından mesele kestirilip atılarak konu kapatılmıĢ olur.

B (BOR)

• Dünya bor rezervinin % 76‘sı Türkiye‘dedir. Bor madeninin
üretiminde ve ihracatında Türkiye dünyada birinci sıradadır.
• Ülkemizde en çok bor Kütahya–Emet‘te bulunmaktadır. Bolu
tüneli havalisinde de bor bulunmuĢtur. Bolu tüneli yapımı 15
sene sürmüĢtür.
• Ülkemizdeki bor üretim merkezleri; Balıkesir–Bandırma,
81
Balıkesir–Bigadiç, EskiĢehir–Kırka, Bursa–Kestelek‘tedir.
• Bor bileĢikleri, hidrojen kaynağıdır. Bordan elde edilen hidrojen,
yakıt olarak kullanılır. Bor bileĢiğinin içerdiği hidrojen yakıtıyla
çalıĢan arabalar vardır. Bunlara bor arabaları denir. Yine bor
cevherindeki hidrojenin, hava oksijeniyle yanması suretiyle
çalıĢan bor pili ve bor reaktörü de vardır. Borun yakıt olarak
kullanılması, en önemli kullanım alanıdır. Bu alanda, gelecekte
çok ileri geliĢmelerin olacağı tahmin edilmektedir.
• Önemli bir diğer kullanım alanı da bor alaĢımlarıdır. Borun
çelikle olan alaĢımı elastikiyet kazanır. Bu özelliğinden dolayı
150 katlı binalarda kullanılır.
• Uzay mekiği yapımında da bor kullanılmaktadır.
• LCD televizyon ekranı yapımında da bor kullanılmaktadır.
• Bor madeni 400 farklı alanda katkı maddesi olarak
kullanılmaktadır.
• Bor; cam, deterjan, seramik, ısı izolasyonu, ilaç, elektronik,
tarım, sağlık, tekstil, cam vb. pek çok sektörde yaygın olarak
kullanılır.
• Borun dünya fiyatını Türkiye belirlemektedir.
• Bor madeni Türkiye için stratejik öneme sahiptir, ülkemizi
ilerilere götürecek bir kaynaktır.
• Bor, doğada genelde cevherleri hâlinde bulunur.
• Nadiren elementel hâlde de bulunur.
• Elementel haldeki kullanım alanları ve yakıt olarak kullanımı
aslında çok daha önemlidir.
• ÇeĢitli yöntemlerle, doğal bor bileĢiğinden bor elementi elde
edilir. Türkiye‘de bu üretime henüz baĢlanmamıĢtır.

BOR NĠÇĠN ÖZELLEġTĠRĠLMEDĠ? (BOR
POLĠTĠKAMIZ)


• Yakın bir geçmiĢte Türkiye‘deki bor rezervlerini uluslararası
tröstler ele geçirmeye çalıĢtılar.
82
• ÖzelleĢtirme günlerinde bora talipmiĢ gibi gözüken yerli firmalar,
yabancıların taĢeronuydu.
• Bu ayak oyunlarından dolayı bor özelleĢtirme kapsamından
çıkarıldı.
• Bor, Eti Maden ĠĢletmeleri tarafından çıkarılmaktadır ve
iĢlenmektedir. Eti Maden ĠĢletmeleri, bir devlet kuruluĢudur.
• Bor madeni Türkiye için stratejik öneme sahiptir, ülkemizi
ilerilere götürecek bir kaynaktır.

Au (ALTIN)

• Altın, kadınlarda yüksek ahlakın temini içindir.
• Altın, hem erkekte hem de kadında kadınlık hormonunu arttırır.
• Erkek ile kadın arasındaki muhabbeti altın, Ģayet kadın takarsa
arttırır.
• Altının bakır ve gümüĢ alaĢımları, altının yumuĢaklığını
gidermek için üretilir.

ALTIN REZERVLERĠMĠZ NEREDEDĠR?

• Altın yatakları ülkemizde Hatay ve Konya‘da bulunmaktadır.
• Bakır madeninin bulunduğu her yerde altın da çıkarılır. Bakır ile
altın, beraber bulunur.
• Fırat nehri Murgul‘dan geçmektedir. Murgul‘da bakır madeni
vardır. Henüz bulunmasa da Murgul‘da altın rezervi
araĢtırmaları sürdürülmektedir.

ALTIN REZERVĠNDE DÜNYA
DOKUZUNCUSUYUZ, KAYNAKLARIMIZI
ĠSPAT ETTĠĞĠMĠZDE DÜNYA ĠKĠNCĠSĠ
OLACAĞIZ

83
• Dünyada takı olarak kullanılan 650 000 ton altının 65 000 tonu
Türkiye‘dedir
• Fırat‘ın suyu çekilince altından altın çıkacağı söylenmektedir.

―FIRAT‘IN SUYU ÇEKĠLĠR VE ALTIN
MADENĠNDEN BĠR DAĞ ZUHUR EDER.‖
SÖZÜNDE HANGĠ OLAYLARA ĠġARETLER
VARDIR?

• Fırat suyunun altın değerinde olabileceği bir döneme mecaz
olarak iĢaret olabildiği gibi yapılacak barajlardan elde edilecek
gelirlere de altın sözüyle iĢaret olabilir.
• Fırat‘ın suyu tamamen çekilerek, altında çok büyük altın ve
petrol yataklarının çıkacağı da bildirilmiĢ olabilir. Ayrıca, toprak
çökmeleri neticesinde altın madeninin de bulunması olasıdır.
• Sözün devamındaki ―Kim orada bulunursa bir Ģey almasın.‖
sözünden de o bölgenin, bünyemizde, bir dinamit gibi,
potansiyel bir tehlike olduğunun anlatılmasında Ģüphe yoktur.

GÜMÜġ VE ALTIN CĠNSĠNDEN OLMAYAN
HAZĠNELER

• Peygamber Efendimiz buruk bir tebessümle ―Müjde Tâlekan‘a!
Orada Allah'ın gümüĢ ve altın cinsinden olmayan hazineleri var.‖
demiĢtir.
• Tâlekan, petrol yatakları bol olan bir mıntıkanın adıdır. Tâlekan
bölgesinde bulunan Kazvin Ģehrinde petrol çıkmaktadır. Kazvin,
günümüzde Ġran sınırları içerisindedir.
• Ġleride o bölgede uranyum, elmas vb. baĢka değerli madenler de
bulunabilir.
• Raif Karadağ ―Petrol Fırtınası‖ adında bir kitap yazmıĢ, otel
odasında öldürülmüĢtür.
84

TOPRAKTAKĠ ALTINI SĠYANÜR YÖNTEMĠYLE
ÇIKARTMAK ZARARLI MIDIR?

• Bergama‘da altının çıkartılmaması için, uzun zaman yürüyüĢ
yapıldı. Necip Hablemitoğlu ölümünden az önce siyanür
yürüyüĢünün bahane olduğunu açıklamıĢtı.
• Bergama‘da altın çıkarılmaya baĢlandı. Senede 100 ton siyanür
kullanılıyor, tamamı yok ediliyor. Bu sebeple çevreye zararı
olmuyor.
• Ülkemizde çevreye baĢka sebeplerle atılan zaten 265 000 ton
siyanür vardır.

SĠYANÜR YÖNTEMĠYLE ALTIN ELDE
EDĠLMESĠNE AĠT KĠMYASAL REAKSĠYON
DENKLEMLERĠ

• 4Au + 8NaCN + 2H
2
O + O
2
→ 4NaAu(CN)
2
+ 4NaOH

• 2Na + 2Au(CN)
2
+ Zn → 2Au + Na
2
Zn(CN)
4


ALTININ AYARININ BELĠRLENMESĠ (ALTIN
SAHTECĠLĠĞĠNĠN ÖNLENMESĠ)

• Cabir bin Hayyan; HCl formülüyle gösterilen hidroklorik asidi (tuz
ruhu), HNO
3
formülüyle gösterilen nitrik asidi (kezzap) elde
etmiĢtir.
• Cabir bin Hayyan bu iki buluĢundan baĢka bir de; 3 hacim
deriĢik HCl ile 1 hacim deriĢik HNO
3
karıĢımından oluĢan,
günümüzde de bütün dünyada kullanılan kral suyunu
keĢfetmiĢtir.
• Altın, yalnız kral suyuyla kimyasal reaksiyona girer. Kral suyu,
85
baĢka hiçbir elementle kimyasal reaksiyona girmez.
• Bu özellikten; hem altının saf olup olmadığının anlaĢılmasında
hem de altın alaĢımlarındaki altının yüzde bileĢim miktarının
bulunmasında (altının ayarının tayini) yararlanılır.
• Altının saflığının belirlenmesi ve özellikle sahteciliğin
önlenmesinde günümüzde de kullanılan dört iĢlem basamağı
olan en yaygın ve önemli bir yöntemdir.
• Birinci basamakta; altın yüzdesi tayin edilmek istenen metal
karıĢımından oluĢan bileĢimden (ayarından veya sahteliğinden
Ģüphe edilen altın) hassas tartım alınır.
• Ġkinci basamakta; üzerine kral suyu ilave edilir. Kral suyuyla,
yalnız altın kimyasal reaksiyona girdiğinden yalnız altının
bileĢikleri oluĢur; gümüĢ, bakır, nikel, çinko gibi altınla beraber
bulunması muhtemel olan metallerin bileĢikleri oluĢmaz. Altın
yükseltgenmiĢ; diğer metaller ise kimyasal reaksiyona girmemiĢ
olur.
• Üçüncü basamakta ise; ikinci basamakta oluĢan altın
bileĢiğindeki altın katyonu, tekrar sıfır değerlikli altına indirgenir.
Bu iĢlem Ģöyle yapılır: Altın bileĢiğindeki altın katyonu, Fe
+2
çözeltisi ile reaksiyona sokulur; böylece altın katyonu tekrar
elementel altına indirgenir, Fe
+2
ise Fe
+3
‘e yükseltgenir.
• Dördüncü (son) basamakta ise; ele geçen saf altın tartılır;
baĢtaki tartımla oranlanarak altının yüzde safiyeti bulunmuĢ olur.

ELEMENT OLARAK KULLANDIĞIMIZ DOĞAL
KAYNAKLARIMIZIN BULUNDUĞU YERLER

• Alüminyum, Hakkâri‘de, SeydiĢehir‘de ve Toros dağlarında
bulunur.
• Ülkemizdeki toryum madeni kaynakları EskiĢehir–Sivrihisar–
Beylikahır–Kızılcaören köyünde ve Malatya‘da Hekimhan–
Kulancak‘tadır.
• Titanyum Isparta‘da bulunur.
• Altın, Hatay ve Konya‘da bulunur.
86
• Bakır, Ergani ve Murgul‘da bulunur.
• Bor; Kütahya–Emet, Balıkesir–Bandırma, Balıkesir–Bigadiç,
EskiĢehir–Kırka ve Bursa–Kestelek‘te bulunmaktadır.
• Uranyum; Ağrı dağında, Soma‘da ve Van gölünde vardır.

HANGĠ ELEMENTTE DÜNYADA BĠRĠNCĠYĠZ?

• Dünyadaki borun % 76‘sı Türkiye‘dedir.
• Dünyadaki toryumun % 80‘i Türkiye‘dedir.
• Dünyadaki titanyumun % 100‘ü Türkiye‘dedir.

ÇEġĠTLĠ KAYNAKLARDA ÜLKELERĠN MADEN
YÜZDELERĠ NĠÇĠN FARKLIDIR?

• Bir element, farklı cevherlerden elde edilebilir. ġayet herhangi
bir elementin; cevherdeki yüzde içeriği azsa ve günümüz
tekniğine göre henüz o cevherden elde edilmesi ucuz yolla
gerçekleĢtirilemediyse, o kaynak yok sayılıyor.
• Ülkemizde çok bulunan titanyumun bir görevi de, uydu
haritalarında maden kaynaklarımızı tam göstermemesidir.
• Hazinelerin üstünü örtme konusu, kaynaklarımızın üstüne
üĢüĢülmesini önlemesi açısından günümüzde önem
taĢımaktadır.

KSENONUN OKSĠJENLE YAPTIĞI
BĠLEġĠKLER


XeO
3

XeO
4
• Na
4
XeO
6
x nH
2
O

2Ba
2
XeO
6
x 3H
2
O



87
KSENONUN OKSĠJENLE VE FLORLA
YAPTIĞI BĠLEġĠKLER


XeO
2
F
2

XeOF
2

XeOF
4
• KXeO
3
F
• (NO)
2
XeF
8


KSENONUN FLORLA YAPTIĞI BĠLEġĠKLER


XeF
2

XeF
4

XeF
6

XeF
6
x SbF
5

XeF
6
x AsF
5

XeF
2
x 2SbF
5

XeF
2
x 2TaF
5

XeF
6
x BF
3

RbXeF
7

NaXeF
8

K
2
XeF
8

Cs
2
XeF
8
• Rb
2
XeF
8


KRĠPTON VE RADONUN FLORLA YAPTIĞI
BĠLEġĠKLER


KrF
2

KrF
2
x SbF
5

KrF
4

RnF
n

88

SOY GAZLAR YAPAY BĠLEġĠK OLUġTURUR

• Soy gazlardan He (helyum), Ne (neon), Ar (argon)
elementlerinin hiçbir bileĢiği yoktur. Kr (kripton), Xe (ksenon) ve
Rn (radon) elementleri ise özel Ģartlarda O
2
(oksijen) gazı ve F
2

(flor) gazıyla bileĢik oluĢtururlar.
• Neden soy gazlardan ilk üçü bileĢik yapmıyor da son üçü bileĢik
yapıyor?
• Neden yalnız O
2
ve F
2
elementleriyle bileĢik oluĢturuyorlar?
• Elektronegatiflik; bağ elektronlarını çekme kabiliyetidir.
• Elektronegatiflik, periyodik tabloda soldan sağa doğru artar. Soy
gazların elektronegatifliği diğer gruplara göre yüksektir. Bununla
beraber O ve F elementlerinin elektronegatifliği; Kr, Xe ve
Rn‘dan daha fazladır. He, Ne ve Ar elementleri için
elektronegatiflik söz konusu değildir. Oksijenin elektronegatifliği
3,5, florun 4, kriptonun 3, ksenonun 2,6, radonun ise 2,4‘tür.
• Oksijen ve florun elektronegatifliği ile son üç soy gazın
elektronegatiflikleri arasında fark azdır. Bu nedenle oluĢan
bileĢik, kovalent özelliktedir. Elektronegatifliği az olan Kr, Xe ve
Rn kısmi pozitif konumunda; elektronegatifliği fazla olan O ve F
ise kısmi negatif konumundadır.
• Soy gaz bileĢikleri, yapaydır. AraĢtırma amaçlı üretilmiĢtir.
• Kullanım yerleri yoktur.
• OluĢturma reaksiyonları, endotermik olduğundan masraflıdır.
• Kararsız bileĢik, hemen bozunan bileĢik anlamına gelir.
• Soy gaz bileĢikleri, ametal– ametal bileĢikleri gibi adlandırılır.
• Soy gazlar, havada bulunan elementlerdir.

SOY GAZLARIN KULLANILDIĞI YERLER

• He: Balon yapımında, soğutucularda, roket yakıtı olarak,
anestezik gazların seyreltilmesinde
• Ne: Kırmızı ıĢık elde edilmesinde
89
• Xe: Araba farlarında
• Rn: Kanser tedavisinde

METALLERĠN SERBEST YA DA BĠLEġĠK
OLARAK DOĞADA BULUNMASIDAKĠ KURAL

• Ġndirgenme yarı pil gerilimi listesinde; indirgenme potansiyeli
hidrojenden yüksek olan elementler, soy (altın, platin, gümüĢ)
metaller ve yarı soy (bakır, cıva) metallerdir.
• Soy metaller doğada yalnız elementel hâlde bulunur, bileĢikleri
hâlinde bulunmaz.
• Yarı soy metaller ise hem elementel hâlde hem de bileĢiği
hâlinde bulunur.
• Amalgam diĢ dolgular; cıva ve gümüĢ içerir. Altın diĢ dolgusu da
vardır. Platin metali ise, protezlerde kullanılır. Bütün bu
kullanımlarda altın, platin, gümüĢ ve cıva; aynen doğadaki gibi
metalik hâldedir. Sıfır değerliklidir. Bu nedenle de sağlığa
zararları yoktur.
• Bakır ve cıva da soy metaller gibi genelde doğada serbest hâlde
bulunur.
• Bakır ve cıva metallerine, yarı soy metal denmesinin sebebi;
doğada doğal bileĢiklerinin de olmasıdır.
• Bu 5 element dıĢındaki bütün metaller, yaklaĢık 70 metal
doğada yalnız bileĢikleri hâlinde bulunur, hiçbiri serbest hâlde
bulunmaz.
• Örneğin doğada Na, Ca, Al yoktur. NaCl (yemek tuzu), CaCO
3

(mermer), Al
2
O
3
(alüminyum metalinin elektroliz yöntemiyle elde
edildiği boksit cevheri) vardır.
• Tabiatta bulunan ve suda çözünmeyen doğal inorganik metal
bileĢiklerine cevher (filiz) denir. Formülü basit olan cevherler
olduğu gibi, kompleks olanları da vardır.
• Genellikle kaya tuzu gibi suda çözünenler yerin derinliklerinde,
suda çözünmeyenler ise yerin üstündedir.
• Demir ve nikelin indirgenme potansiyeli hidrojenden az olmasına
90
rağmen, yerkürenin merkezinde erimiĢ elementel hâlde de
bulunurlar.

AMETALLERĠN SERBEST YA DA BĠLEġĠK
OLARAK DOĞADA BULUNMASIDAKĠ KURAL

• F
2
gazı ve Cl
2
gazı, tabiatta bulunmaz. Doğada florür bileĢikleri
ve klorür bileĢikleri vardır.
• Bu ikisinden baĢka bütün ametaller; hem elementel hâlde hem
de bileĢiği hâlinde bulunur.

ELEMENT TANIMIYLA ĠLGĠLĠ SÖYLEM
HATALARI

• Her elementin yapı taĢı atom değildir. Yapı taĢı molekül olan
elementler de vardır. Bunlara element molekülleri denir.
• Element tanımında; ―aynı cins atomdan oluĢan saf madde‖
derken izotoptan söz etmelidir; çünkü her bir aynı cins atomun
farklı izotopu vardır; bu yönden farklı atom olmaktadır.

BĠLEġĠK TANIMIYLA ĠLGĠLĠ SÖYLEM
HATALARI

• Her bileĢiğin yapı taĢı molekül değildir. Yapı taĢı formül–birim
olan bileĢikler de vardır.
• BileĢik diyebilmemiz için farklı cins atomların kimyasal yolla
birleĢmesi gerekir. Aynı cins atomların kimyasal yolla
birleĢmesinden oluĢan element molekülleri, elementtir; bileĢik
değildir.


91
3. ÜNĠTE: KĠMYASAL
TÜRLER ARASI
ETKĠLEġĠMLER
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. Kimyasal Türler ve EtkileĢimler
• 2. Güçlü EtkileĢimler
• 3. Zayıf EtkileĢimler

1. KĠMYASAL TÜRLER VE
ETKĠLEġĠMLER

KĠMYASAL BAĞLAR

• Ġki ya da daha fazla atom arasında elektron alıĢ veriĢi veya
elektronların ortak kullanılmasıyla oluĢan bağlar kimyasal
bağlardır.
• Bir kimyasal bağ oluĢurken ısı açığa çıkar.
• OluĢan bu bağın kırılması için de aynı miktar enerji gerekir.
• Bu enerjiye kimyasal bağ enerjisi denir.
• Bir moleküldeki bağ enerjisinin toplamı ne kadar büyükse
molekül o kadar kararlıdır.
• Kimyasal bağlar iki gruba iki farklı Ģekilde ayrılarak incelenebilir:

• BĠRĠNCĠ SINIFLENDIRMA
TANECĠK ĠÇĠ KĠMYASAL BAĞLAR
92
TANECĠK ARASI KĠMYASAL BAĞLAR

• ĠKĠNCĠ SINIFLANDIRMA
Güçlü EtkileĢimler
Zayıf EtkileĢimler

MADDENĠN TANECĠKLĠ YAPISI VE KĠMYASAL
BAĞLAR

• Kimyasal bağın daha iyi anlaĢılması için; maddenin tanecikli
yapısını kavramak ve polar madde, polar olmayan madde,
kimyasal bağın polarlığı, molekülün polarlığı, elektron–nokta
yapısı, açık formül gibi konuları önceden bilmek gerekir.
• Evreni mikro âlem, normo âlem ve makro âlem olarak üçe
ayırabiliriz. Her üç âlemde de farklı isimlerle çekim bulunur.
• Kimyasal bağı tanecik içi kimyasal bağ ve tanecikler arası
kimyasal bağ olmak üzere ikiye ayırabiliriz.

KĠMYASAL BAĞLARIN HANGĠSĠ KUVVETLĠ,
HANGĠSĠ ZAYIF ETKĠLEġĠMDĠR?

• Tanecik içi kimyasal bağlar ile tanecikler arası kimyasal
bağlardan metal bağı ve kovalent kristal örgü bağı güçlü
etkileĢimlerde görülecektir.
• Tanecikler arası diğer bağlar ise zayıf etkileĢimlerde
görülecektir.

2. GÜÇLÜ ETKĠLEġĠMLER
BeĢ grupta incelenir:

93
TANECĠK ĠÇĠ KĠMYASAL BAĞ (2 ÇEġĠT)

AĞ ÖRGÜSÜ BAĞI

ĠYONĠK KATILARDA TANECĠK ARASI BAĞ

METAL BAĞI (METALĠK BAĞ)

TANECĠK ĠÇĠ KĠMYASAL BAĞ

• Tanecik içi kimyasal bağ iki grupta incelenir.
• Tanecik içi kimyasal bağın birincisi elektron alıĢ veriĢi sonucu
oluĢan iyon yapılı bileĢiklerde görülür. Ġyonik bağ adını alır.
Anyon (–) ile katyonun (+) birbirini çekimi olarak ortaya çıkar.
• En kuvvetli kimyasal bağdır.
• Tanecik içi kimyasal bağın ikincisi; elektronlarını ortak
kullanarak soy gaza benzeyen kovalent yapılı bileĢiklerdeki
kovalent bağ adını alan çekimdir. Bunlardaki çekim Ģöyle
oluĢur: Bağ elektronları, elektron severliği fazla olan atoma daha
yakındır. Bağ elektronlarının yakın olduğu atom kısmi negatif,
uzak olduğu atom kısmi pozitif olur. Böylece kovalent bağlı
bileĢiği oluĢturan atomlar arasındaki kısmi pozitif ve kısmi
negatiflikten dolayı çekim ortaya çıkar.
• Her bir kovalent bağın enerjisi farklıdır.
• Kovalent bağlar üçe ayrılır: Apolar kovalent bağ, polar kovalent
bağ ve koordine kovalent bağ.
• Apolar kovalent bağ; aynı cins ametal atomları arasındaki
kimyasal bağdır.
• Polar kovalent bağ; farklı cins ametal atomları arasındaki
kimyasal bağdır.
• Koordine kovalent bağ; bağ elektronlarının ikisinin de aynı
atoma ait olduğu bağdır. Bu kimyasal bağ, diğer iki kovalent
bağdan bu yönüyle ayrılır.

TANECĠK ĠÇĠ KĠMYASAL BAĞ

94
• ĠYONĠK BAĞ: Ġyonik bağ anyonlarla katyonlar arasında
meydana gelir. Genelde metal atomu son yörünge elektronlarını
vererek katyon, bunu alan ametal atomu da anyon oluĢturur. Bu
iyonlar bir kristal yapı oluĢturmak üzere elektriksel çekim kuvveti
ile birbirlerini çekerler. Bu etkileĢimden iyonik bağ oluĢur.

ĠYONĠK BĠLEġĠKLERĠN ÖZELLĠKLERĠ

• Ġyonik bileĢikler kristal yapıda bulunurlar.
• Ġyonik bileĢikler katı hâlde elektrik akımını iletmezler. Sulu
çözeltileri ve sıvı hâlleri, elektrik akımını iletir.
• Kristalleri saydamdır.
• En kararlı iyonik bileĢikler iyonlaĢma enerjisi düĢük element ile
elektron ilgisi yüksek elementler arasında oluĢur.
• Aktif bir metal ile aktif bir ametal arasında oluĢan bileĢik kuvvetli
iyonik karakter gösterir.

KOORDĠNASAYON SAYISI

• En yakın komĢu iyon sayısıdır.
• ġöyle yazılır:
• NaCl: (6: 6)
• Birinci rakam katyon için, ikinci rakam ise anyon içindir.
• NaCl‘nin koordinasyon sayısı 6‘dır.

BĠRĠM HÜCRE (TEKRARLANAN BĠRĠM)

• NaCl‘de birim hücrede 4Na
+
ve 4Cl

görülür.

• KOVALENT BAĞ: Kovalent bağ, elektron çiftinin atomlar
arasında ortaklaĢa kullanılmasıyla oluĢur. Burada ortaklaĢa
kullanılan elektronlarla, pozitif atom çekirdekleri arasındaki
95
çekme kuvveti etkisiyle bağ oluĢur. Ametal atomunun son
yörüngesinde kaç tane yarı dolu orbital varsa o kadar kovalent
bağ oluĢturur. Bazen de atomun son yörüngesinde
ortaklanmamıĢ olan elektronlar uyarılarak yarı dolu orbitaller
oluĢturulur ve atom daha fazla bağ yapabilecek hâle gelir.

APOLAR KOVALENT BAĞ

• Aynı cins ametal atomları arasında olan kovalent bağlardır. Bu
bağlarda yük dağılımı simetrik olduğu için kutupsuzdur.
• Örnek olarak iki hidrojen atomu arasında oluĢan bağı
inceleyelim: Her bir hidrojen atomu 1s orbitalinde 1 elektrona
sahiptir. Bu birer elektronun ortaklaĢa kullanılmasıyla hidrojen
atomları arasında bir bağ meydana gelir. OluĢan molekül H
2

molekülüdür.
• H
2
molekülünde kimyasal bağ oluĢtuktan sonra her bir elektron,
her iki hidrojen atomu etrafında dolanır.
• Hidrojen molekülü; H..H veya H–H Ģeklinde gösterilir. Birincisi
elektron nokta yapısı (Lewis yapısı), ikincisi ise açık formüldür.
• Molekül Ģekli doğrusaldır. Moleküldeki H atomlarının elektronları
çekme yetenekleri aynı olduğundan molekül apolar olur.
• O
2
, F
2
, Cl
2
, Br
2
, I
2
ve N
2
moleküllerinde de apolar kovalent bağ
vardır.

POLAR KOVALENT BAĞ

• Farklı cinste ametal atomları arasında oluĢan kovalent bağlardır.
• Bu tür kimyasal bağlarda elektron yük yoğunluğu elektron
severliği fazla olan atoma daha yakın olduğundan kimyasal
bağda kutuplaĢma meydana gelir.
• Ġki ametal atomu arasında kovalent bağ varsa, bu iki atomun
elektron çekme yetenekleri arasındaki fark ne kadar büyükse,
kimyasal bağ da o kadar polar olur.
• HF, HCI, CO, NO molekülleri arasındaki kovalent bağlar
polardır.
96
• Örnek olarak HF molekülündeki kimyasal bağı inceleyelim:
Florun 2 p‘deki yarı dolu orbitali ile hidrojenin 1 s‘deki yarı dolu
orbitali arasında bir kovalent bağ oluĢur. Florun elektron
severliği hidrojenden fazla olduğundan ortaklaĢa kullanılan
elektronları kendisine daha fazla çekeceğinden kısmi negatif
yükle, hidrojen de kısmi pozitif yükle yüklenir.
• Kimyasal bağda kutuplanma meydana gelir.
• OluĢan HF bileĢiğidir.
• Açık formül H–F Ģeklinde gösterilir.
• Molekül doğrusaldır.

KĠMYASAL BAĞIN POLARLIĞI
• Elektronegatiflik farkı arttıkça kimyasal bağın polarlığı artar.
• AĢağıda bağ polaritesindeki artıĢla ilgili bir örnek verilmiĢtir:
• B-C ‹ N-F ‹ C-F ‹ B-F ‹ Al-F
• 3A-4A ‹ 5A-7A ‹ 4A-7A ‹ 3A-7A ‹ 3A-7A

PERYODĠK CETVELDEKĠ II. PERĠYOT
ELEMENTLERĠNĠN HĠDROJENLE YAPTIĞI
BAĞLAR VE MOLEKÜL ġEKĠLLERĠ

• Periyodik cetveldeki II. periyottaki elementler Li, Be, B, C, N, O,
F ve Ne‘dur. Bunların hidrojenle oluĢturdukları molekülün Ģeklini,
kimyasal bağın polarlığını ve molekülün polarlığını inceleyelim:
• Hidrojenin; 1 elektronu ve 1 yarı dolu orbitali vardır ve 1 tane
kimyasal bağ yapabilir.

1A grubu

• Lityumun elektronlarının diziliĢi
3
Li:1s
2
2s
1
Ģeklinde olup 1 tane
yarı dolu orbitali vardır. 1 tane kimyasal bağ yapar. LiH bileĢiği
oluĢur.
• Molekülün elektron nokta yapısı Li..H Ģeklindedir. Li—H Ģeklinde
97
de gösterilir.
• Molekülün geometrisi doğrusaldır.
• Hidrojenin elektron severliği Li‘dan fazla olmasından dolayı
molekül polardır.
• Hidrojen, bileĢiklerinde -1 yükseltgenme basamağında ise bu
bileĢiklere hidrür bileĢikleri denir.
• Hidrürler, yüksek sıcaklık ve yüksek basınçta oluĢur.
• 1A grubunun hidrürleri iyonik bileĢiktir.
• 2A grubunun hidrürleri BeH
2
hariç iyonik bileĢiktir; BeH
2
kovalent
bileĢiktir.
• 3A grubunun hidrürleri kovalent bileĢiktir.

2A grubu

• Berilyumun elektronlarının diziliĢi
4
Be: 1s
2
2s
2
Ģeklindedir.
Berilyumun 2s orbitali enerji düzeyi ile 2p orbitali enerji
düzeyinin birbirine çok yakın olmasından dolayı 2s orbitalindeki
elektronlardan biri 2p
x
orbitali enerji düzeyine uyarılır. Böylece 2
tane yarı dolu orbital oluĢur.
• Yani
4
Be: 1s
2
2s
1
2p
x
1
2p
y
1
2p
z
0
Ģeklinde olmak üzere s ve p
orbitallerinden farklı iki tane sp orbitali meydana gelir.
• Bunlara hibrit orbitalleri, olaya da hibritleĢme (melezleĢme)
denir.
• Be. + 2H. → H..Be..H elektron nokta yapısının oluĢumudur.
• H — Be — H açık formüldür.
• BeH
2
molekül formülüdür.
• Berilyumun 2 tane sp orbitali ile iki tane hidrojenin s orbitallerinin
giriĢiminden sigma bağları oluĢur. OluĢan kimyasal bağlar
polardır.
• BeH
2
molekülü doğrusaldır. BeH
2
molekülündeki sp hibrit
orbitallerinin özdeĢ olmasından ve bir doğru boyunca
berilyumun iki tarafında aynı elektron severliğe sahip iki tane
hidrojen atomunun bulunmasından molekül apolar özellik
gösterir.
98

3A grubu

• Borun elektron diziliĢi
5
B: 1s
2
2s
2
2p
1
Ģeklindedir. 2s orbitalindeki
1 elektron, 2p orbitaline uyarılır. UyarılmıĢ hâlin elektron diziliĢi
5
B: 1s
2
2s
1
2p
x
1
2p
y
1
2p
z
0
Ģeklindedir.
• Böylece 3 tane sp
2
hibrit orbitalleri oluĢur. Bu 3 tane sp
2
hibrit
orbitalleri ile 3 tane hidrojenin s orbitallerinin giriĢiminden 3 tane
sigma bağı oluĢur.
• BH
3
molekülünün Ģekli düzlem üçgendir.
• Kimyasal bağ açısı 120°‘dir.
• Kimyasal bağlar polardır.
• BH
3
molekülü apolardır.

4A grubu

• Karbonun elektron diziliĢi
6
C: 1s
2
2s
2
2p
2
Ģeklindedir.
6
C: 1s
2
2s
2
2p
x
1
2p
y
1
2p
z
0
Ģeklinde de gösterilebilir.
• 2s‘deki 1elektron 2p
z
orbitaline uyarılır.
• Böylece
6
C: 1s
2
2s
1
2p
x
1
2p
y
1
2p
z
1
olur.
• Bu orbitaller kendi aralarında melezleĢir (hibritleĢir). Böylece 4
tane sp
3
hibrit orbitali oluĢur. 4 tane hidrojenin s orbitali ile 4
tane sp
3
orbitalinin giriĢiminden 4 tane sigma bağı oluĢur.
• CH
4
molekülü meydana gelmiĢtir.
• Molekül Ģekli düzgün dörtyüzlüdür.
• Hidrojen atomları düzgün dörtyüzlünün köĢelerine yerleĢmiĢtir.
H—C—H açısı 109,5 derecedir.
• Molekül apolardır.

5A grubu

• Azotun elektron diziliĢi
7
N: 1s
2
2s
2
2p
3
Ģeklindedir.
• 3 tane p orbitallerindeki birer elektron hidrojenin s orbitalindeki
elektronlarla 3 tane sigma bağı oluĢturur.
99
• Azotun 2s orbitalindeki elektron çifti bağ yapımına katılmaz.
• NH
3
molekülü oluĢur.
• Molekül üçgen piramit Ģeklindedir.
• N—H kimyasal bağları polardır.
• Azotun elektron severliği hidrojenden büyük olduğundan azot
kısmen negatif, hidrojenler kısmen pozitif yüklüdür.
• Molekül polardır.

6A grubu

• Oksijenin elektron diziliĢi
8
O: 1s
2
2s
2
2p
4
Ģeklindedir.
• 2p orbitallerinde 2 tane yarı dolu orbital bulunduğundan 2 tane
kimyasal bağ yapar.
• Oksijenin p orbitalleri ile 2 tane hidrojenin s orbitalleri arasında 2
tane sigma bağı oluĢur.
• Oksijenin kimyasal bağ yapmamıĢ elektronlarından dolayı
molekül kırık doğrudur.
• Kimyasal bağ açısı 104,5 derecedir.
• Molekül polardır.

7A grubu
• Florun elektron diziliĢi
9
F: 1s
2
2s
2
2p
5
Ģeklindedir.
• 1 tane yarı dolu orbitali vardır.
• 1 tane kimyasal bağ yapar.
• Hidrojenle HF molekülünü oluĢturur.
• H..F veya H—F Ģeklinde gösterilir.
• Molekül doğrusaldır.
• Moleküldeki vektörel kuvvetlerin farklı olmasından dolayı
molekül polardır.

8A grubu

• Neonun elektron diziliĢi
10
Ne: 1s
2
2s
2
2p
6
Ģeklindedir.
• Bütün değerlik orbitalleri doludur.
• Yarı dolu orbitali bulunmadığından Ne bileĢik oluĢturamaz.
100

KARBONUN BAĞ YAPILARI

CH
4
MOLEKÜLÜNÜN KĠMYASAL BAĞ YAPISI

• Karbonun elektron diziliĢi
6
C: 1s
2
2s
2
2p
2
Ģeklindedir.
6
C: 1s
2
2s
2
2p
x
1
2p
y
1
2p
z
0
Ģeklinde de gösterilebilir.
• 2s‘deki 1elektron 2p
z
orbitaline uyarılır.
• Böylece
6
C: 1s
2
2s
1
2p
x
1
2p
y
1
2p
z
1
olur.
• Bu orbitallerden s ve p‘nin enerjileri birbirinden farklıdır.
Dolayısıyla bu orbitallerin oluĢturacağı kimyasal bağların
enerjileri de farklı olmalıdır.
• Ancak yapılan deneylerde CH
4
molekülündeki tüm kimyasal
bağların enerjilerinin eĢit olduğu bulunmuĢtur. Ayrıca bu
kimyasal bağların enerjileri hem s orbitali ile yapılan hem de p
orbitali ile yapılan kimyasal bağlarınkinden farklıdır. Her ikisinin
arasında bir değerdir. Bu durumda s orbitalinin enerjisinin
arttırılıp, p orbitallerinin enerjilerinin azaltılıp ortak bir enerjide bu
4 orbitalin melezleĢtiği kabul edilir. Bu olaya melezleĢme
(hibritleĢme) adı verilir.
• Böylece 4 tane sp
3
(1 tane s 3 tane p orbitalinin hibritleĢtirildiğini
anlatır.) hibrit orbitali oluĢur. Hidrojenin 4 tane s orbitali ile
karbonun 4 tane sp
3
orbitalinin giriĢiminden 4 tane sigma bağı
oluĢur.
• Böylece CH
4
molekülü meydana gelir.
• Molekül Ģekli düzgün dörtyüzlüdür.
• Molekül simetrik (vektörel kuvvetler birbirini sıfırlar) olduğundan
apolardır.
• Hidrojen atomları düzgün dörtyüzlünün köĢelerine yerleĢmiĢtir.
H—C—H açısı 109,5 derecedir.

C
2
H
4
MOLEKÜLÜNÜN KĠMYASAL BAĞ YAPISI

• Karbonun 2s orbitali ile 2 tane p orbitali hibritleĢerek üç tane
özdeĢ sp
2
orbitali oluĢturur. Bu sp
2
orbitalleri aynı düzlemde
101
bulunup aradaki açı 120 derecedir. HibritleĢmeye katılmamıĢ
diğer p orbitali sp
2
hibrit orbitallerinden farklıdır. Bu orbital pi
bağlarının oluĢumunda kullanılır.

C
2
H
2
MOLEKÜLÜNÜN KĠMYASAL BAĞ YAPISI

• Karbon atomunda 1 tane 2s orbitali ile 1 tane 2p orbitali
hibritleĢerek iki tane sp orbitalini meydana getirir. Diğer iki tane
p orbitali hibritleĢmeye katılmaz. HibritleĢmeye katılmayan bu p
orbitalleri iki tane pi bağını oluĢturur. Asetilenin molekülü
doğrusal olup apolardır.
• C‘lar arasındaki 3 kimyasal bağın 1 tanesi sigma diğer 2‘si pi
bağıdır. C–H kimyasal bağları sigma bağıdır.

AĞ ÖRGÜSÜ BAĞI

• Ağ örgülü kovalent katılar genellikle karbon elementinin
allotroplarında görülen kimyasal bağ türüdür. Karbonun grafit ve
elmas yapısı buna örnektir. Elmas, karbon atomunun sp
3
hibrit
orbitali yapmasıyla oluĢturduğu durumdur. Bir zincir oluĢturacak
Ģekilde ağ örgüsüne sahiptir. C atomları arasında sigma
kimyasal bağları mevcuttur.
• Elmas elektrik akımını iletmez. Karbonun sp
2
hibrit obitali ile
oluĢturduğu allotropik yapısı ise grafittir. Az da olsa elektrik
akımını iletir. Ağ örgüsü içeren maddelerin erime ve kaynama
noktaları genellikle çok yüksektir.

HÜSNÜNĠYET ÖYLE BĠR KĠMYADIR KĠ;
KÖMÜRÜ ELMAS YAPAR

• Kömür ile elmas allotroptur. Aralarındaki fark kitaptaki bilgilere
göre fizikseldir. Ancak iç yapıda kovalent ağ örgü bağından
dolayı değiĢiklik olmaktadır. Bu nedenle olaya kimyasal olarak
da bakabiliriz.
102

KÖMÜR ĠLE ELMAS

• Madenlerin en düĢüğü kömürdür; en kıymetlisi ise elmastır.
• Kömür ile elmas arasında tek basamaklı çok basit bir fark
vardır.
• Bu konuya dikkat etmek lazımdır.

ĠYONĠK KATILARDA TANECĠK ARASI
KĠMYASAL BAĞ

• Ġyonik bağlı bileĢikler oda koĢullarında katı hâlde bulunurlar.
Ġyonik bağlı bileĢiklerde (+) ve (–) yüklü iyonlar birbirlerine çok
yakın bir Ģekilde bulunurlar. Ġyonların hareket kabiliyeti
olmadığından katı hâlde elektriği iletmezler, iyonik katı sıvı hâle
getirilirse ya da suda çözülürse iyonlar hareket edebilir hâle gelir
ki elektriği iletirler. Bu katılar kırılgan yapıdadır ve kristal yapıları
vardır.

METAL BAĞI (METALĠK BAĞ)

• Metallerin az sayıdaki değerlik elektronları boĢ değerlik
orbitallerinde devamlı olarak her yönde hareket ederler.
• Bu özelliği ile elektron bir atoma değil metalin bütününe ait olur.
• Böylece pozitif ile negatif çekiminden oluĢan kararlı bir yapı
meydana gelir.
• Birden fazla çekirdek etrafında hareket eden bu değerlik
elektronlarının oluĢturdukları bu kimyasal bağa metalik bağ
denir.
• Bu tür kimyasal bağ bulunduran katılar da metalik katılardır.
• Kovalent bağda her bir atom belirli sayıda kimyasal bağ yapmak
zorundadır. Metalik bağda ise değerlik elektronları kristal
içerisinde hareketinden dolayı atoma değil, kristalin bütününe ait
103
olur. Bu durum metalik bağın kovalent bağdan farklı olmasına
yol açar. Metaller, değerlik elektronlarının oynaklığından dolayı
ısı ve elektrik akımı iletkenliği, Ģekil verilebilme gibi özelliklere
sahip olurlar.

AYNI KĠMYASAL BAĞ HEM ĠYONĠK HEM DE
KOVALENT KARAKTERDE OLUR

• Kimyasal bağların iyonik ve kovalent karakteri birbirini %100‘e
tamamlar.
• Her bir bileĢiğin iyonik ve kovalent karakteri birbirinden farklıdır.
• NH
4
Cl vb. bileĢiklerde zaten hem iyonik bağ hem de kovalent
bağ zaten vardır; bu, farklı bir meseledir.

DEĞERLĠK BAĞI TEORĠSĠ

• Heitler ve Lewis‘in birlikte, 1927 yılında, değerlik bağı teorisi
(Heitler–London teorisi) adıyla ortaya koydukları bir teoridir.
• Bazı moleküllerin bağlarını, yalnız değerlik orbitaliyle açıklamak
mümkün değildir.

HĠBRĠT ORBĠTALĠ

• PCl
5
molekülünde sp
3
d hibritleĢmesi vardır.
• SF
6
molekülünde sp
3
d
2
hibritleĢmesi vardır.
• Bazı kitaplarda geçen NH
3
molekülünde ve H
2
O molekülünde
sp
3
hibritleĢmesi olduğuna dair bilgi yanlıĢ bilgidir.
• BeH
2
molekülünde sp orbitali, bağla aynı yöndedir.

SĠGMA BAĞI HANGĠ ORBĠTALLER ARASINDA
OLUR

104
• 1. s–s orbitalleri arasında olana H–H örnek verilebilir.
• 2. s–p
z
orbitalleri arasında olana H–Cl örnek verilebilir.
• 3. p
z
–p
z
orbitalleri arasında olana Cl–Cl örnek verilebilir.

PĠ BAĞI HANGĠ ORBĠTALLER ARASINDADIR

• 1. p
x
–p
x
orbitalleri arasında olur.
• 2. p
y
–p
y
orbitalleri arasında olur.

METAL ATOMLARI ARASINDA OLUġAN
KOVALENT BAĞ

• Ġki metal atomu arasında olur; metal bağı değildir.
• GeçiĢ elementleri arasında, örneğin; Co‘ta görülür. Kobalt
atomları arasında moleküler bir yapı oluĢur. OluĢan kimyasal
bağ kovalent bağdır.

DELTA BAĞI HANGĠ ORBĠTALLER ARASINDA
OLUġAN KĠMYASAL BAĞDIR

• dx
z
–dx
z
orbitalleri arasında olur.

MOLEKÜLER ORBĠTAL TEORĠSĠ (MO
TEORĠSĠ)

• Moleküler orbital teorisi (MO teorisi) hem iyonik hem kovalent
etkileĢimi dikkate alır.
• LCAO (Atom Orbitalleri Doğrusal BirleĢimi)
• L: Lineer
• C: Kombinasyon
• A: Atom
105
• O: Orbital
• Farklı geometrik yapıdaki moleküllerin merkez atom orbitallerinin
enerjilerini ve simetrilerini açıklar.
• Önce verilen molekülün MO‘su çizilir; bağ yapan orbitaldeki
elektron sayısı ile bağa karĢı olan orbitaldeki elektron sayısı
belirlenir.
• Bağ sayısı
MO teorisi
= ½ (Bağ yapan orbitaldeki elektron sayısı –
Bağa karĢı olan orbitaldeki elektron sayısı)

MOLEKÜLER ORBĠTAL TEORĠSĠ (MO
TEORĠSĠ) ÖRNEKLERĠ

• ÖRNEK: Hidrojenin bağ sayısını MO teorisi formülünü
kullanarak bulunuz.
• ÇÖZÜM: Önce hidrojen molekülünün MO‘su çizilir. Bağa karĢı
olan sigma daha yüksek enerjidedir.
H
2
‘nin bağ sayısı
MO teorisi
= ½ (2 – 0) = 1 bağ

• ÖRNEK: Helyum atomunun niçin kimyasal bağ yapmadığını MO
teorisi formülünü kullanarak bulunuz.
• ÇÖZÜM: Önce helyum molekülünün (He
2
) MO‘su çizilir.
He
2
‘nin bağ sayısı
MO teorisi
= ½ (2 – 2) = 0
Helyum atomu kimyasal bağ yapmaz.

• ÖRNEK: B
2
‘nin mümkün olup olmadığını MO teorisi formülünü
kullanarak bulunuz.
• ÇÖZÜM: B
2
molekülü için 6 elektron yerleĢtirmemiz gerekir.
Önce B
2
molekülünün MO‘su çizilir.
B
2
‘nin bağ sayısı
MO teorisi
= ½ (6 – 4) = 1 bağ

• ÖRNEK: He
2
, He
2
+1
ve He
2
+2
‘nin bağ derecelerini MO teorisi
formülünü kullanarak bulunuz.
• ÇÖZÜM
106
He
2
‘nin bağ derecesi
MO teorisi
= ½ (2 – 2) = 0 bağ bulunmuĢtu.
He
2
+1
‘in bağ derecesi
MO teorisi
= ½ (2 – 1 ) = 0,5 bağ
He
2
+2
‘nin bağ derecesi
MO teorisi
= ½ (2 – 0 ) = 1 bağ

MOLEKÜLER ORBĠTAL TEORĠSĠ (MO
TEORĠSĠ) FORMÜLÜ UYGULAMALARINDA
BAĞ SAYISI KÜSURLU ÇIKABĠLĠR

• Örnekte görüldüğü gibi He
2
+1
‘in bağ sayısı, 0,5 bulundu.
• Bağ uzunlukları konusu ise farklı bir meseledir.

3. ZAYIF ETKĠLEġĠMLER

Moleküller arası kimyasal bağların tamamı,
zayıf etkileĢimdir. Bu nedenle zayıf
etkileĢimlere, moleküller arası kimyasal
bağlar da denilebilir.

ZAYIF ETKĠLEġĠMDE ĠKĠ FARKLI
SINIFLANDIRMA

• YABANCI KAYNAKLARDAKĠ SINIFLANDIRMA: Zayıf
etkileĢimlerin tamamına Van der Waals bağı adı verilir. Van der
Waals bağını; hidrojen bağı, dipol–dipol etkileĢimi ve London
kuvvetleri olmak üzere üçe ayırır.

• YERLĠ KAYNAKLARDAKĠ SINIFLANDIRMA: Van der Waals
bağı ile London kuvvetlerini aynı kimyasal bağ olarak kabul
eder.

107
MOLEKÜLLER ARASI KĠMYASAL BAĞLAR

• Maddeler gaz hâlinde iken moleküller hemen hemen birbirinden
bağımsız hareket ederler ve moleküller arasındaki itme ve
çekme kuvveti yok denecek kadar azdır.
• Maddeler sıvı hâle getirildiklerinde ya da katı hâlde
bulunduklarında moleküller birbirlerine yaklaĢacağından
moleküller arasında bir itme ve çekme kuvveti oluĢacaktır.
• Bu etkileĢmeye moleküller arası kimyasal bağ denir.
• Maddelerin erime ve kaynama noktalarının yüksek ya da düĢük
olması molekül arasında oluĢan kimyasal bağların kuvvetiyle
iliĢkilidir.

DĠPOL – DĠPOL BAĞI

• Polar moleküller arasında oluĢan kimyasal bağlardır.
• Bir molekülün (–) kutbu diğer molekülün (+) kutbuna doğru
yönelir. Böylece moleküller arasında bir çekim meydana gelir.
• Bu Ģekilde oluĢan kimyasal bağlar dipol–dipol bağlarıdır.
• Örneğin; HCl, NH
3
, H
2
O, CO, NO vb. polar moleküllerde bu
kimyasal bağ vardır.

HĠDROJEN BAĞI

• HF, NH
3
, H
2
O gibi hidrojenin en aktif üç ametal (F, O, N) ile
oluĢturduğu bileĢiklerin molekülleri arasında görülen bir
kimyasal bağ türüdür.
• Kuvvetli dipol dipol bağları olarak da düĢünülebilir. Bir molekülün
negatif ucu (elektron çifti) ile diğer bir molekülün hidrojeninin
etkileĢiminden hidrojen bağı oluĢur.
• Hidrojen bağının varlığı; bileĢiğin erime noktası, kaynama
noktası, yoğunluk ve viskozitesinin artmasına sebep olur.

VAN DER WAALS ÇEKĠMLERĠ
108

• Soy gaz (He, Ne, Ar, Kr, Xe, Rn) atomları arasında ve apolar
yapılı kovalent bağlı moleküller (H
2
, N
2
, O
2
, Cl
2
, P
4
, CH
4
, CO
2
)
arasında bulunan tanecikler arası çekim Van der Waals
çekimidir.
• Van der Waals çekimi molekülün Ģekline ve büyüklüğüne
bağlıdır.
• Molekülün büyüklüğü ve elektron sayısının artmasıyla Van der
Waals çekimleri de artar. Bunun sonucu olarak molekülün erime
noktası ve kaynama noktası artar.
• Halojenlerde F
2
, Cl
2
, Br
2
, I
2
sırasında Van der Waals çekimleri
artarken erime ve kaynama noktası da artar.
• Soy gazlarda He, Ne, Ar, Kr, Xe, Rn sırasında erime ve
kaynama noktası artar.

Kimyasal bağların tamamı, zıt değerlerin
birbirini çekmesidir. Her zıt değerin birbirini
çekmesi, kimyasal bağ adını almaz.

NE KADAR ġEY VARSA HEPSĠ DE ÇĠFT OLARAK (ZIT
KUTUPLU, BAġKA BĠR ĠFADEYLE POZĠTĠF VE
NEGATĠF) VAR EDĠLMĠġTĠR.

FARKLI YÜKLER BĠRBĠRĠNĠ ÇEKER.

BU ÇEKĠMĠN BĠR KISMI KĠMYASAL BAĞDIR.

HER BĠR TANECĠĞĠN YA POZĠTĠF (+) YA DA
NEGATĠF (–) OLMASI

• SORU: Her bir taneciğin + veya – olmasına ―Küçük Ģeylerle
uğraĢıyor.‖ diyebilir misiniz?
109
• CEVAP: UğraĢmasaydı eksiklik olurdu. Kıyamet kopardı. Bir tek
zerre güneĢin ısı, ıĢık ve yedi renginden ayrı kalırsa güneĢe
noksanlık olur.

MĠKRO ÂLEMDEKĠ TANECĠKLER

Kimyanın çoğu olayı maddenin tanecikli yapısıyla açıklanır.
• Atom
• Molekül
• Ġyon
• Formül–birim
• Proton
• Nötron
• Elektron
• Atom–altı diğer tanecikler

POLARLIK

• Polar madde, kutuplu madde demektir.
• Kutuplu madde, hem pozitif hem de negatif yük içerir.
• Kimyasal bağın polarlığı baĢkadır, bileĢiğin polarlığı baĢkadır.
• Kimyasal bağın polarlığı: Polar kovalent bağın diğer adı polar
bağ, apolar kovalent bağın diğer adı ise apolar bağdır.
• Apolar kovalent bağlı moleküller, apolardır (polar değildir).
• BileĢiğin polarlığı: Ġyonik bileĢiklerin tamamı polardır. Polar
kovalent bağlı bileĢiklerin bir kısmı polardır, diğer bir kısmı ise
apolardır.
• Polar kovalent bağlı bileĢikler, farklı ametal atomlarından
oluĢmuĢtur. Yapılarında pozitif ve negatif zıt iki kutup vardır. Bu
durum molekülün polar olabilmesi için yeterli değildir.
• Polar kovalent bağlı bileĢiklerin, polar olup olmaması molekülün
geometrisine bağlıdır.
• Ġyonik bileĢiklerde geometri söz konusu değildir.
• Geometrinin belirlenmesinde periyodik tablodan faydalanılır;
110
örneğin, hidrojen atomu ile VI A grubu elementleri arasında
oluĢan moleküllerin tamamında geometri kırık doğrudur, baĢka
bir deyimle açısaldır. H
2
O molekülünde açı 104,5
o
‘dir.
• Hidrojen atomu ile VI A grubu elementleri arasında oluĢan diğer
moleküllerin tamamında açı farklı farklıdır, ancak kırık doğru
olma mecburiyetinden dolayı hepsinde de açı 180
o
‘den daha
küçüktür.
• Molekülün geometrisindeki atomlar arasındaki kimyasal bağlar
vektörmüĢ gibi varsayılır. ġayet vektörel toplam, baĢka bir
söylemle dipol moment; sıfırdan büyükse molekül polardır,
sıfırsa polar değildir.

MOLEKÜLÜN GEOMETRĠSĠ, KĠMYASAL BAĞ
AÇILARI VE KĠMYASAL BAĞ
UZUNLUKLARININ BELĠRLENMESĠ

• X ıĢınlarının absorbsiyon (soğurma veya emilim) özelliğinin
kullanılması suretiyle geliĢtirilen aletler yardımı ile bu tespit
deneysel olarak günümüzde yapılabilmektedir.

TANECĠKLER ARASI KĠMYASAL BAĞ

• ġimdi tanecikler arası kimyasal bağı görelim: Mikro âlemdeki
taneciklerden bazılarının (atom, molekül ve iyon) arasındaki
çekim kuvveti de kimyasal bağdır. BaĢka baĢka Ģekillerde ortaya
çıkarak görülür ve değiĢik adlarla anılır.
• Bilindiği gibi elementler; metal, ametal ve soy gaz olmak üzere
üç çeĢittir.
• Atom da, molekül de nötr taneciklerdir.
• Atom erkek ve diĢi olarak iki cinstir. Atom nötr hâldeyken de;
atomlardan birisi pozitif, diğeri negatif gibi olur.
• Aynı Ģeyi molekül için de söyleyebiliriz.
• ġimdi üç grup elementte zıt kutupların nasıl oluĢtuğunu görelim:
111
• Yan yana olan iki metal atomunun birinde elektron verme isteği
öne çıkar, diğerinde ise boĢ değerlik orbitalinin bulunması etkili
olur. Böylece metal atomlarının biri pozitif, diğeri negatif gibi
davranarak birbirini çekerler. Aslında nötrdürler. Yük oluĢumu,
düzenliliğin gereği olan çekim içindir. Bu çekim, metal bağı
olarak tanımlanır. Metal bağının bir görevi de metal kristalinin
oluĢumudur. Metal kristali, metal atomlarının düzenli diziliĢiyle
ortaya çıkar.
• Örneğin; 1A grubunu ele alalım. 1A grubunda en üstteki metal
lityumun metal bağı, en kuvvetlidir; çünkü 1A grubunda çapı en
küçük olan metal, lityumdur. Bundan dolayı da lityum atomları
arasındaki mesafe, gruptaki diğer metal atomları arasındaki
mesafeye göre daha fazladır. Bu nedenle elektronun gideceği
yol, gruptaki diğer elektronların gideceği yola göre daha
uzundur.
• Bir diğer konu da lityum atomunun çapı küçük olduğundan, aksi
yönde çekim güçlü olmasına rağmen elektronun dıĢa doğru
hareket etmesidir.
• Aksi yönde çekim güçlü ve gideceği mesafe fazla olmasına
rağmen lityum atomunun elektronunun hareket etmesi,
lityumdaki metal bağını kuvvetli kılmıĢtır.
• Kendine rağmen ve mesafelere rağmen ziyarete götüren
sevgidir.
• Ametaller, yapı taĢı molekül olan elementlerdir. Ametal
molekülünün birinde elektronun dıĢarıya doğru, diğerinde içeriye
doğru hafif kayması sonucu simetri bozulması dediğimiz bir
düzenlilik ortaya çıkar. DıĢarıya doğru kayan elektronun
bulunduğu ametal molekülü pozitif, içeriye doğru kayan
elektronun bulunduğu ametal molekülü negatif olur. Görüldüğü
gibi ametallerde de iki zıt değer– molekül nötr kaldığı hâlde–
birbirini çekmektedir. Bu kimyasal bağa Van der Waals (Van
der Valz) bağı veya London (Landın) kuvvetleri denir.
• Soy gaz atomları arasındaki çekim de ametal molekülleri
arasındaki çekim gibi açıklanır. Soy gaz atomunun birinde
elektronun dıĢa doğru, diğerinde ise içe doğru hafif kayması
112
sonucu simetri bozulması dediğimiz bir düzenlilik ortaya çıkar.
DıĢarıya doğru kayan elektronun bulunduğu soy gaz atomu
pozitif, içeriye doğru kayan elektronun bulunduğu soy gaz atomu
negatif olur. Görüldüğü gibi soy gazlarda da de zıt kutuplar
birbirini çeker, kimyasal bağ yine Van der Waals bağı (London
kuvvetleri) adını alır.
• Polar moleküllerin hepsinde moleküller arası kimyasal bağ
olarak dipol–dipol bağı vardır.
• Polar moleküllerin bir kısmında tanecikler arası kimyasal bağın
en kuvvetlisi olan hidrojen bağı vardır. Bu kimyasal bağ; karbon
atomuna bağlı olmayan bir hidrojen atomu içeren polar
moleküllerde bu molekülün hidrojeni ile diğer bir molekülün flüor,
oksijen veya azot atomu arasındaki kimyasal bağdır.
• Allotropu olan metallerde atomlar arasında kovalent kristal
oluĢturan kovalent bağ vardır. Bu kovalent bağ, molekül içi
kovalent bağdan farklıdır.
• Bunlara kovalent kristaller veya ağ örgülü katılar denir. Kristal
yapıları farklı farklıdır. Bu farklılık atomların diziliĢinden
kaynaklanır.
• IV A grubu elementlerinden C (karbon), Si (silisyum), Ge
(germanyum) ve Sn (kalay) elementlerinde bu tür kimyasal bağ
vardır.
• SiC (silisyum karbür) ve SiO
2
(silisyum dioksit) gibi bileĢikler de
ağ örgülü katıdır.
• Allotrop konusunu daha iyi anlamak için karbonun allotroplarını
inceleyelim.
• Üç çeĢit C vardır: Kömür, elmas ve grafit.
• Kömür amorf yapıdadır. Amorf yapı; opak (saydamın zıddı),
Ģekilsiz ve düzensizdir.
• Elmas ve grafit ise kristal yapıdadır.
• Elmasta her C atomu, düzgün dört yüzlünün köĢelerinde ve
ağırlık merkezinde yer alır. C atomları arasındaki her bağ sp
3
hibrit orbitalleri ile oluĢur. Her bir C atomu 4 tane sigma bağı
yaparak, diğer 4 C atomuna bağlanmıĢtır.
• C elementinin kristal Ģekillerinden biri de grafittir. Grafitte C
113
atomları sp
2
hibrit orbitalleri ile 3 tane sigma bağı yaparak, diğer
3 C atomuna bağlanmıĢtır. HibritleĢmeye katılmayan p
orbitalleri, pi bağlarını yapar. C atomları böylece altıgen
oluĢturur; altıgende C atomları arasında sırasıyla bir tek bağ, bir
çift bağ vardır. Grafitteki C atomları, bu nedenle polardır. Grafitin
elektriği iletmesi bundan dolayıdır. Kimyasal bağların 120
0
‘lik
açı yapacak Ģekilde yönlenmiĢ olması ağ örgüsünün bir
düzlemde kalmasını sağlar.
• Apolar moleküller ve nötr atomlarda da (metal, ametal, yarı
metal ve soy gaz atomları) zıt iki kutup varsa, demek ki kimyasal
bağsız madde yoktur.

POLAR MOLEKÜLLERĠN HEPSĠNDE
BULUNAN MOLEKÜLLER ARASI KĠMYASAL
BAĞ: DĠPOL–DĠPOL KUVVETLERĠ

• Bir molekülün pozitif kısmı ile diğer bir molekülün negatif kısmı
etkileĢir. Di, iki; pol, kutup demektir. Dipol, iki kutuplu
anlamındadır. Dipol–dipol etkileĢmesi ise iki kutuplu bir
molekülün, hem baĢka iki kutuplu bir molekülü çekmesi hem de
o molekül tarafından çekilmesidir; iki kutuplu iki molekülün
etkileĢmesidir.

YAĞMUR TANECĠKLERĠNDE DĠPOL–DĠPOL
KUVVETLERĠ

• Su, polar bir moleküldür.
• Polar moleküllerde moleküller arası kimyasal bağ, dipol–dipol
bağıdır.
• Bu kimyasal bağı daha iyi anlamak için yağan yağmurdaki her
bir su taneciğinin dipol–dipol özelliğini açıklayalım:
• Yan yana olan yağmur damlacıkları, farklı kutuptur. Kütleleri
eĢittir.
114
• Her bir yağmur taneciği birbirini eĢit derecede çeker ve baĢka bir
tanecik tarafından da çekilir. Böylece tanecikler arası mesafe
korunarak, bütün taneciklerin birbirlerine eĢit uzaklıkta olması
sağlanır. Âdeta balıkçı ağı gibi bir görünüm meydana gelir.
• Yağmur taneciklerinin birleĢerek zararlı cisimler olarak düĢmesi
problemi ortadan kalkar. ġiddetli rüzgâr ve fırtınaya rağmen
yağmur damlaları tane tane düĢer.

TANECĠKLER ARASI BAĞ, MADDENĠN HÂL
DEĞĠġTĠRMESĠNDE VEYA ALLOTROPTA
ETKĠLĠ OLDUĞU HÂLDE NĠÇĠN FĠZĠKSEL BAĞ
DEĞĠL DE KĠMYASAL BAĞ DENMĠġTĠR?

• Katı hâlde tanecikler birbirine yakın, gaz hâlde uzaktır. Hâl
değiĢikliğinde madde hâl değiĢtirmez, madde aynı olarak kalır,
yalnız tanecikler arası mesafe değiĢir.
• Maddenin hâllerinde formül aynı kalmakla beraber isimler ve
görünüĢler farklı oluyor. Su, su buharı, buz üçünün de formülü
H
2
O‘dur.
• Tanecikler arası kimyasal bağ çeĢitleri anlatılırken, iç yapının az
da olsa değiĢtiğini, bu suretle kutupların oluĢtuğunu görmüĢtük.
• Kömürün elmas olması da kimyanın konusuna girer. Elmas ile
kömürün formülü aynıdır. Her ikisi de C ile gösterilir. Her iki
allotropta da C atomlarının diziliĢleri farklıdır.
• ―Ġyi niyet öyle bir kimyadır ki‖ denmiĢtir, ―fiziktir ki‖ denmemiĢtir;
kömürün elmas olması, az da olsa kimyadır.
• ―Ġyi niyet öyle bir kimyadır ki; kömürü elmas yapar.‖ cümlesinde;
allotropların diziliĢlerinin farklı olmasının, ancak iç yapıdaki
değiĢiklikle mümkün olabileceğine vurgu vardır.
• Bu değiĢimler, fiziksel değiĢimdir. Ancak fiziksel değiĢime, iç
yapıdaki değiĢiklik sebep olur.

HÜSNÜNĠYET ÖYLE BĠR KĠMYADIR KĠ;
115
KÖMÜRÜ ELMAS YAPAR

FARKLI BĠR GÖRÜġ: Kömür ile elmas
allotroptur. Aralarındaki fark kitaptaki bilgilere
göre fizikseldir. Ancak iç yapıda kovalent kristal
örgü bağından dolayı değiĢiklik olmaktadır. Bu
nedenle olaya kimyasal olarak da bakabiliriz.

TANECĠKLER ARASI KĠMYASAL BAĞLA
ĠLGĠLĠ SORULAR

• SORU: Hangi bileĢiğin molekülleri arasında kovalent bağ vardır?
• CEVAP: SiC (silisyum karbür), SiO
2
(silisyum dioksit), BN (bor
nitrür) ve H
2
O
(k)
.
• SORU: Elementler, elementel hâlde iken atomları arasında
hangi kimyasal bağ vardır?
• CEVAP: Metal atomları arasında metal bağı, soy gaz atomları
arasında Van der Waals bağı, karbon atomları arasında
kovalent bağı vardır.
• SORU: Moleküller arası kimyasal bağın kaç çeĢit olduğunu ve
nerelerde bulunduğunu birkaç cümleyle özetleyiniz.
• CEVAP: Yapı taĢı element olan elementlerde element
molekülleri arasında ve farklı ametal atomlarından oluĢan apolar
moleküller arasında Van der Waals bağı vardır.
Polar moleküllerin hepsinde dipol–dipol bağı vardır.
Polar moleküllerin bir kısmında ise hidrojen bağı vardır.

KĠMYASAL BAĞLARIN BAĞIL NĠCEL
KUVVETLĠLĠK DERECESĠ*

116
* AĢağıdaki tablodaki gruba kovalent bağı dâhil etmek için
asimetrik yapıda olanlarının olması lazımdır; o zaman 2. sıraya
gelirdi; çünkü tanecik içi kimyasal bağ, moleküller arası kimyasal
bağdan daha kuvvetlidir. Apolar kovalent bağlı maddelerin ve
polar kovalent bağlı olup da apolar olan maddelerin kuvvetliliğini
2. sıraya yazmamak gerekir. Diğer bir husus; bağların kuvvetlilik
derecesi fikir vermek içindir. Kıyaslama aynı türden olanlar
arasında olursa tablo geçerlidir; farklı türden maddeler arasında
yapılan kıyaslamada istisnalar çoktur.

KĠMYASAL
BAĞIN ADI
BAĞIL NĠCEL
KUVVETLĠLĠK
DERECESĠ
Ġyonik bağ (Ġyon–
iyon bağı)
250
Hidrojen bağı 20
Dipol–dipol bağı 2
Van der Waals
bağı (London
kuvvetleri)
0,1

HEM TANECĠK ĠÇĠ HEM DE TANECĠKLER
ARASI AYNI CĠNS KĠMYASAL BAĞ ĠÇEREN
FARKLI MADDELERDE KĠMYASAL BAĞIN
KUVVETLĠLĠK DERECESĠ FARKLI FARKLIDIR

• Nasıl ki her bir maddenin öz kütlesi, atom kütlesi, molekül kütlesi
117
vb. özellikleri farklıdır; örneğin aynı Van der Waals bağı olmakla
beraber, kimyasal bağın kuvvetlilik derecesi o madde için ayırt
edici bir özelliktir.

20 KĠLOGRAMI KALDIRAN 2 KĠLOGRAMI VE
0,1 KĠLOGRAMI DA KALDIRIR

• Bu mantık iyonik bileĢikler için geçerli değildir. Ġyonik bileĢikler,
yalnız iyonik bağ içerirler.
• Hidrojen bağı içeren bileĢikler, hem dipol–dipol bağı hem de
London kuvvetlerini içerirler.
• Dipol–dipol bağlı bileĢikler, mutlaka London kuvvetlerini de
içerirler.
• Yalnız London kuvvetleri içerenler, baĢka kimyasal bağ
içermezler.

KĠMYASAL BAĞDAN YARARLANARAK
BĠLEġĠKLERĠN KAYNAMA NOKTASININ
SIRALANIġI

BileĢiklerin kaynama noktası yüksekten düĢüğe doğru aĢağıda
sıralanmıĢtır:
• Ġyonik bileĢikler
• Hidrojen bağlı polar moleküller
• Dipol–dipol bağlı polar moleküller
• Yalnız London kuvvetleri içeren moleküller (Apolar moleküller)

YALNIZ LONDON KUVVETLERĠ ĠÇEREN
MOLEKÜLLERĠN KAYNAMA NOKTALARININ
KENDĠ ARALARINDA SIRALANIġI

118
• Molekül ağırlığı yüksek olanın kaynama noktası yüksektir.
• Molekül ağırlıkları aynıysa temas yüzeyi yüksek olanın kaynama
noktası yüksektir.

HÂL DEĞĠġTĠRME ANINDA KIRILAN
KĠMYASAL BAĞIN CĠNSĠ, ĠYONĠK VE
KOVALENT BĠLEġĠKLERDE FARKLI
FARKLIDIR

• Hâl değiĢikliğinde tanecikler arası mesafenin değiĢmesi,
kovalent bileĢikler için geçerlidir; burada kırılan tanecikler arası
kimyasal bağdır.
• Kovalent bileĢiklerin hâl değiĢtirmesinde tanecik içi kimyasal bağ
aynen kalır.
• Ġyon yapılı bileĢikler hâl değiĢtirirken ise tanecik içi kimyasal bağ
olan iyonik bağ da kırılır.

MĠKRO ÂLEMDE KĠMYASAL BAĞ DIġINDAKĠ
ÇEKĠMLER

• Atom içinde, her Ģey zıddıyla dengelenmiĢtir:
a) Protonların birbirini itmesi nükleer kuvvetle (bağlanma
enerjisi) dengelenmiĢtir.
b) Elektronların birbirini itmesi zıt spinli dönüĢle dengelenmiĢtir.
c) Protonla elektronun birbirini çekmesi merkezkaç kuvvetiyle
dengelenmiĢtir.
• Atomun yapısında eĢit sayıda proton (+) ve elektron (–)
olmasıyla denge sağlanmıĢtır.
• Proton ile elektron birbirini çeker. Elektrondaki merkezkaç
kuvveti bu çekimi zıt yönde dengeler.
• Elektronlar, atom çekirdeği etrafında ikiĢerli dolanırlar. Biri saat
yönünde, diğeri ise saat yönünün tersi yönde döner. Böylece
119
elektronlar da, kendi aralarında eĢlenmiĢtir.
• Kâinatın herhangi bir noktasında bir partikül yaratılınca onunla
birlikte zıt ikizi de meydana gelir. Elektronun zıt ikizi pozitron,
protonun zıt ikizi anti proton, nötronun zıt ikizi anti nötron,
nötrinonun zıt ikizi anti nötrinodur.
• Proton ve nötronun meydana geldiği kuark adı verilen partiküller
de çiftler hâlindedir: Yukarı kuark–aĢağı kuark, üst kuark–alt
kuark, tuhaf kuark–tılsım kuark.
• Bildiğimiz atoma karĢılık olarak; çekirdeği negatif, elektronu
pozitif olan atomlar da vardır. Bu atomlardan oluĢan madde;
maddenin zıt eĢi veya anti madde olarak adlandırılır. Anti madde
bazı yıldız sistemlerinde bulunmaktadır.
• Elektriğin de pozitif ve negatif olmak üzere iki cinsi vardır.

NORMO ÂLEM VE MAKRO ÂLEMDE
GÖRÜLEN ÇEKĠMLER

• Vücut sıvılarında pozitif iyon kadar da negatif iyon vardır.
• Ġnsanlar ve hayvanlar, erkek ve diĢi olarak çift var edilmiĢlerdir.
• Bitkilerde çoğalma tozlaĢmayla sağlanmaktadır.
• Yağmur damlaları pozitif ve negatif tanecikler olarak inmektedir.
• Bulutların pozitif ve negatif olanı vardır.
• Mıknatısın da iki ucunda güney kutup ve kuzey kutup olmak
üzere birbirine zıt iki kutbu vardır. Bir mıknatıs ne kadar küçük
parçalara ayrılırsa ayrılsın her seferinde iki ayrı kutup meydana
gelir.
• Dünyamız da dev bir mıknatıs gibidir. Kuzey kutup ve güney
kutup olmak üzere iki zıt kutba sahiptir.
• Gezegenler arasında da kütleyle doğru orantılı, aradaki
uzaklığın karesiyle ters orantılı olan Newton kanunu olarak
adlandırılan çekim vardır.

EVRENĠN SĠNESĠNDEKĠ CĠDDĠ VE HAKĠKĠ
120
AġKIN BĠR ÇEġĠDĠ: KĠMYASAL BAĞLAR

(KĠMYASAL BAĞLARIN FARKLI BAKIġ
AÇISIYLA OKUNMASI)

CANLILARDAKĠ MUHABBET TANECĠKLER
ARASINDAKĠ KĠMYASAL BAĞDIR

• Ağacın mahiyetinde olmayan bir Ģey, esaslı bir surette
meyvesinde bulunmaz. Evren (kâinat) ağaca benzetilirse
meyvesi insan olur. Ġnsan meyvesindeki ciddi aĢk gösterir ki;
evren ağacında –fakat baĢka baĢka Ģekillerde– hakiki aĢk ve
muhabbet bulunuyor.
• Evrenin sinesindeki Ģu hakiki muhabbet ve aĢk, çekim kuvveti
adıyla karĢımıza çıkıyor.
• Evren ağacı mikro, normo ve makro âlemden oluĢur.
• Mikro âlemdeki çekim kuvvetinin bir kısmına kimyasal bağ adını
veriyoruz. Mikro âlemde bir de proton ile nötron arasındaki
çekim vardır.
• Mikro âlemdeki varlıklarda çok suretlerde tezahür eden kimyasal
bağ adını verdiğimiz çekimler ile normo ve makro âlemdeki diğer
incizaplar, cezbeler, cazibeler; uyanık olan akıl ve kalplere
insaniyete layık bir surette yükselmeyi, hakiki insan olmayı
gösterir.
• Gezegenler arasında da kütleyle doğru orantılı, aradaki
uzaklığın karesiyle ters orantılı olan Newton kanunu olarak
adlandırılan çekim vardır.
• Daha bunlar gibi çift olan bilmediğimiz nice Ģeyler vardır.
• Kimyasal bağ, insanı gerçek aĢkın derinliklerine çeker; çünkü
kendi kalbinde olduğu gibi sonsuz evrende de her Ģeyin aĢk
etrafında cereyan ettiğini bilimsel olarak öğrenmiĢ olur.

121
ATOM BAġIBOġ DEĞĠLDĠR

• ―Bir tek atom bile baĢıboĢ değildir.‖ sözünde atomlar arasındaki
sımsıkı iliĢki ve çekimden, mükemmel ahenkten, belli gayelere
yönelik, çok sayıda hikmet ve maslahatı içeren davranıĢ ve
hareketten söz edilmektedir ki bütün bu faaliyetlerde kimyasal
bağ görev yapmaktadır.
• Molekül ve molekülü teĢkil eden atomlardaki bu faaliyetin
gösterdiği iĢaret vardır.
• Her bir insan da atom gibi olmalıdır. Zaten insanlığı tam
yaĢayan gerçek insanlar, atom parçası gibidir; baĢıboĢ
değildirler.
• Aile, bütün fertleriyle bir moleküldür. Akrabalık, milliyet vb.
irtibatlar vardır.
• Medeniyet, insan sevgisi doğurur. Rus ve Ermeni ile olan
hürriyet tanıma bağımız bile hakiki dünya birliği Ģuurunun
temelini oluĢturmaktadır.

ZITLIK VEYA ZAYIFLARIN BĠRLEġMESĠNDEKĠ
KUVVET

• Kovalent bağlar; tekli bağ, ikili bağ ve üçlü bağ olmak üzere üçe
ayrılır. Dörtlü bağ yoktur.
• N
2
molekülünde N atomları arasında üçlü bağ vardır. Üçlü bağ,
en zayıf kimyasal bağdır. Üçlü bağ içeren bileĢikler, kolayca
kimyasal reaksiyona girer. N
2
gazı ise üçlü bağ içerdiği hâlde;
tepkimeye girmez. N
2
gazı, inert gazdır. Ġnert gaz, reaksiyonlara
karĢı ilgisiz gaz demektir.
• Bütün kimyasal reaksiyonlarda olduğu gibi, N
2
molekülünün
kimyasal reaksiyonlarında da, önce N
2
molekülünün atomlarına
ayrıĢması gerekir. N
2
molekülüne mahsus özel bir durum vardır.
Yüksek enerji verilse bile N
2
molekülü atomlarına ayrıĢtırılamaz.
• Zayıf olan üçlü bağın, her bir tanesi de çok zayıftır.
• Ancak üçünün birleĢmesinden kuvvet doğuyor ve ayrılmayan bir
122
birlik oluĢuyor.
• Zayıfların bir araya gelmesi, kuvveti doğuruyor.
• Kadınlar zayıf, yumuĢak huylu, nazik, halim, selim olduklarından
birleĢerek etkili, kuvvetli cemiyet kurarlar. Kadın hakları, kadın
hukuku, kadın hürriyeti gibi kadınlıkla ilgili güçlü dernekler
çoktur.
• Ermeniler az ve zayıftır. BirleĢerek büyük kuvvet kazanırlar.
Seslerini dünyaya duyururlar (Ermeni soykırımı konusu).
• Kadınlar, erkek artikel alır; çünkü kadın cemiyetleri serttir ve
Ģiddetlidir; bu nedenle bir nevi erkeklik kazanır.
• Erkekler, diĢi artikel alır; çünkü kendilerine güvenirler. Her bir
fert kendi gücüne güvendiğinden, cemiyetleri zayıf olur. Özellikle
kendine güvenen Arap milletinde buna çokça rastlanır.
• Bütün yanma reaksiyonları ekzotermik olduğu hâlde azotun
yanması endotermiktir. Endotermik reaksiyonlar, kendiliğinden
gerçekleĢmez.
• Havadaki N
2
ile O
2
arasında kimyasal reaksiyon olmamasının en
baĢta gelen sebebi; N
2
molekülünün atomlarına ayrılmamasıdır.
N
2
+ 2,5O
2
+ yüksek sıcaklık ↔ N
2
O
5
• Reaksiyonun olmamasında baĢka Ģu sebepler de vardır:
• ġimĢek çaktığında bile genelde gerekli olan yüksek aktivasyon
enerjisi sağlanamaz.
• Nadiren sağlandığında da ileri reaksiyonun cereyan yüzdesi çok
düĢük olduğundan, ĢimĢek çaktığında bile nadiren yükseklerde
az miktarda azot oksitleri oluĢur.
• Azot oksitlerin suyla birleĢmesine ait reaksiyon da çift yönlü olup
ileri reaksiyonun hızı çok yavaĢtır.
N
2
O
5
+ H
2
O ↔ 2HNO
3

• Bu nedenle oluĢan HNO
3
çok az olur. Yağmurlu ortamda çok
seyreltiktir. Yağmurla toprağa düĢer.
• Azot döngüsünde, toprak için gerekli olan azot ihtiyacı baĢka
Ģekillerde karĢılanır.
• Yukarıdaki gibi karĢılanan azot çok azdır.
• Her ĢimĢek çakıĢında HNO
3
(kezzap) oluĢması için Ģartlar hazır
olduğu hâlde; kezzap oluĢmamakta, hayat devam etmektedir.
123

ALLOTROPUN GÖRÜLDÜĞÜ ELEMENTLER
VE ÖNEMĠ

• Allotrop C, Si, P, S ve O‘de görülür.
• C canlıların, Si toprağın, P beynin, O havanın esas maddesidir.
S‘ün proteinlerde önemli bir yeri vardır.
• CO
3
–2
(karbonat), SiO
3
–2
(silikat), PO
4
–3
(fosfat) ve SO
4
–2
(sülfat)
doğadaki en önemli anyonlardır.
• Doğadaki önemli maddeler hem çok bulunur hem de allotrop vb.
farklı farklı Ģekillerde karĢımıza çıkar.

SUDA ÖZEL OLARAK BULUNAN KĠMYASAL
BAĞ: HĠDROJEN BAĞI

• VI A grubu elementleri, hidrojenle birleĢerek sırasıyla H
2
O, H
2
S,
H
2
Se, H
2
Te bileĢikleri oluĢur.
• Bu bileĢiklerin hepsinde moleküller arasında dipol–dipol
etkileĢimi ve Van der Waals bağı vardır. Molekül kütlesi arttıkça,
bu kimyasal bağların kuvvetliliği de artar.
• H
2
O‘nun molekül kütlesi en düĢük olduğundan kaynama
noktasının da en düĢük olması beklenirdi. Ancak öyle
olmamıĢtır. Bu durum tabloda görülmektedir.

HĠDROJENĠN VI A GRUBU ELEMENTLERĠ ĠLE
YAPTIĞI BĠLEġĠKLERĠN FORMÜLÜ,
KAYNAMA NOKTASI VE MOLEKÜL KÜTLESĠ

• H
2
Te‘ün molekül kütlesi en büyük olduğundan, kaynama noktası
da en yüksektir. Molekül kütlesi azaldıkça, moleküller arası
kimyasal bağ zayıfladığından, kaynama noktası da azalır. Suyun
kaynama noktasının –80 °C olması beklenirken +100 °C
124
olmuĢtur.
• Suyun benzeri olan moleküllerde hidrojen bağından hiç söz
edilmezken, suda ayrıca bir de hidrojen bağı vardır. Bu sebeple
kaynama noktasının +100 °C olması sağlanmıĢtır.
• Bu istisnai sebep, diğer bir deyimle suya has bu özel ayrıcalık;
suya hangi ayırt edici farklı özelliğini kazandırmakla görevlidir?
• Hidrojen bağı, su molekülleri arasına konulmasaydı; su –80
°C‘ta kaynayacaktı. Bu kaynama noktasından ötürü de
yeryüzündeki suların tamamı su buharı olacaktı. Bu durumda
içeceğimiz, kullanacağımız suyu nasıl bulacaktık? Canlılar
hayatlarını nasıl devam ettireceklerdi?

KALICI DĠPOLLER

• Kalıcı dipol karakter dipol–dipol bağında ve hidrojen bağında
görülür. Polar moleküllerin arasındaki çekimdir.
• Örneğin; HF, HCl, H
2
O vb. moleküllerde görülür.

ĠNDÜKLENMĠġ DĠPOLLER

• ĠndüklenmiĢ dipollere örnek yalnız London kuvvetleridir. Apolar
moleküllerin tanecikleri arasındaki çekimdir.
• Örneğin; sıvı He atomları veya sıvı N
2
molekülleri arasında
görülür.

ĠYON–KALICI DĠPOL ETKĠLEġĠMĠ

• NaCl çözünürken Na
+
ve Cl

ile H
2
O arasındaki çekimdir.

ĠYONĠK BĠLEġĠKLERĠN SUDA ÇÖZÜNMELERĠ
(BĠRLĠKTEN KUVVET DOĞUYOR, ÇÖZÜNME
OLAYI GERÇEKLEġĠYOR)
125

• Zayıfların bir araya gelmesi, kuvveti doğurur. Bu konuya sosyal
yaĢamdan aĢağıdaki örnekleri verebiliriz:
• Kadınlar zayıf, yumuĢak huylu, nazik, halim, selim olduklarından
birleĢerek etkili, kuvvetli cemiyet kurarlar.
• Kadın hakları, kadın hukuku ve kadın hürriyeti gibi kadınlıkla
ilgili güçlü dernekler çoktur. Kadınlar, erkek artikel alır; çünkü
kadın cemiyetleri serttir ve Ģiddetlidir; bu nedenle bir nevi
erkeklik kazanırlar. Erkekler ise, diĢi artikel alır; çünkü
kendilerine güvenirler. Her bir fert kendi gücüne güvendiğinden,
cemiyetleri zayıf olur. Özellikle kendine güvenen Arap milletinde
buna çokça rastlanmaktadır.
• Ġkinci örnek; Ermeniler ile ilgilidir. Ermeniler dünyada azdırlar ve
zayıftırlar. Ancak birleĢerek büyük bir kuvvet kazanıp seslerini
tüm dünyaya duyurabildikleri bilinen bir husustur (Ermeni
soykırımı konusu).
• Diğer bir örnek; KurtuluĢ savaĢında güçsüz olan Kuvayı
Milliyenin, güçlü olan Ġngilizleri yenmesidir.
• Yemek tuzu ve su; her ikisi de polardır. Suyun polarlığı, yemek
tuzunun polarlığına göre çok azdır.
• Na
+
Cl

(k)
örgü yapısındaki iyonlar arasındaki çekim, en güçlü
çekimdir.
• H
2
O molekülleri arasında dipol–dipol etkileĢimi vardır. Ġyonik
bağın kuvveti 250 birim, dipol–dipol bağının kuvveti ise 2
birimdir.
• Yemek tuzunun suda çözünmesi, reaksiyon denklemiyle Ģöyle
gösterilir:
• Na
+
Cl

(k)
+ su



Na
+
(suda)
+

Cl

(suda)

• H
2
O‘nun polarlığı 2 birim derecesinde olduğu hâlde, nasıl oluyor
da polarlığı 250 birim derecesinde olan Na
+
Cl

(k)
‘nin örgü
yapısındaki iyonlarını birbirinden ayırıp yapısını bozarak suda
çözünmesini sağlıyor?
• H
2
O molekülü dipol yapıdadır.
• Bundan dolayı H
2
O‘nun pozitif ve negatif ucu vardır.
• H
2
O‘nun pozitif ucu Cl

ile negatif ucu ise Na
+
ile etkileĢir.
126
• Böylece Na
+
Cl

‘de iyonlar arasındaki iyonik çekim ortadan
kalkar.
• Burada düĢünülmesi gereken; tuza kıyasla zayıf polarlığa sahip
suyun, bunu nasıl baĢarabildiğidir.
• Birlikten kuvvet doğuyor, çözünme olayı gerçekleĢiyor.
• 1 tane Na
+
iyonu, en az 125 tane H
2
O molekülünün negatif ucu
ile 1 tane Cl

iyonu da, çok sayıda (en az 125 tane) H
2
O
molekülünün pozitif ucu ile sarılır. Böylece çözünme olayı
gerçekleĢir.
• Zayıflar; birliğe / birleĢmeye mecburdur.
• Koyun ve keçiler sürü hâlinde yaĢayarak kurtlardan korunurlar.
• ―Kurdun olduğu yerde koyun olunmaz.‖ denir. Ġttifak olursa kurt
zarar veremez.

ĠYON–ĠNDÜKLENMĠġ DĠPOL ETKĠLEġĠMĠ

• Ġyonik bir maddenin polar olmayan bir çözücüde çözünmesi
iyon–indüklenmiĢ dipol etkileĢimidir. CCl
4
gibi apolar olan
maddelerde yalnızca indüklenmiĢ dipoller oluĢabileceğinden ve
iyon–indüklenmiĢ dipol etkileĢimleri oldukça zayıf olduğundan
bu sıvılarda polar moleküllerin çözünürlüğü yok denecek kadar
azdır.
• Yok denilecek kadar az dediğimiz bu etkileĢim; örneğin NaCl ile
apolar bir çözücü olan CCl
4
gibi sıvılar arasındaki etkileĢimdir.
• Apolar maddeler apolar çözücülerde, polar maddeler de polar
çözücülerde çözünür. ―Benzer benzerini çözer.‖ bilinen bir
kanundur.


127
4. ÜNĠTE:
MADDENĠN HÂLLERĠ
ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. Gazların Genel Özellikleri
• 2. Gaz Kanunları
• 3. Gaz KarıĢımları
• 4. Gerçek Gazlar
• 5. Sıvılar ve Özellikleri
• 6. Hâl DeğiĢimleri
• 7. Amorf ve Kristal Katılar

GAZLAR

GAZLAR BÖLÜMÜNDE YANLIġ ANLAġILAN
BAZI KAVRAMLAR

Bir kapta su ısıtılırken çıkan kabarcıklar, hava
kabarcıkları değildir; H
2
O
(g)
molekülleridir, su
buharlarıdır.

Madde hâl değiĢtirdiğinde, maddenin tanecikleri hâl
değiĢtirmez. Tanecikler aynen kalır; yalnız
aralarındaki uzaklık farklılaĢır. Ġyonik bileĢiklerde
durum farklıdır.
128

Her maddenin 4 hâli de her an, her yerde vardır. Çok
az miktarda olduğundan fark etmiyoruz.

1. GAZLARIN GENEL
ÖZELLĠKLERĠ
• 1– Maddenin en yüksek enerjili hâlidir.
• 2– Maddenin en düzensiz hâlidir.
• 3– Tanecikler arası boĢlukların en çok olduğu hâldir.
• 4– Gazlar bulundukları kabın her tarafına aynı basıncı
uygularlar.
• 5– Gazlar bulundukları kabın hacmini alırlar.
• 6– AkıĢkandırlar.
• 7– SıkıĢtırılabilirler.
• 8– Gaz molekülleri hareketlidir.
• 9– Moleküler hacim ihmal edilebilir düzeydedir.
• 10– Gaz moleküllerinin çarpıĢması esnek çarpıĢmadır.
• 11– Ġdeal gazda moleküller arası etkileĢim yoktur. Gerçek
gazlarda ise moleküller arası itme ve çekme vardır.
• 12– Gaz molekülleri farklı hızdadır. ÇarpıĢınca enerjileri
fazlalaĢır veya azalır; toplam enerji değiĢmez.
• 13– Gaz moleküllerinin ortalama kinetik enerjileri eĢittir.
• 14– Gaz moleküllerinin ortalama kinetik enerjisi sıcaklıkla doğru
orantılıdır.
GAZLAR ĠÇĠN DÖRT NĠCELĠK

• Gazlar için 4 niceliğin önemi büyüktür: Bunlar P (basınç), V
(hacim), n (mol sayısı), T (mutlak sıcaklık)

BASINÇ VE ÖLÇÜMÜ
129

• Basınç ve ölçümü: Birim yüzeye etki eden kuvvete basınç
denir.
• 1– Açık hava (atmosfer) basıncının ölçümü
• 2– Kapalı kapta basınç ölçümü

• 1– Açık hava (atmosfer) basıncının ölçümü: Barometre ile
ölçülür. Toriçelli cıva ile yaptığı deneyle deniz seviyesinde
atmosfer basıncını 0 °C‘ta 76 cm Hg bulunmuĢtur.
• 76 cm Hg = 760 mm Hg = 1atm
• Sıvılarda basınç formülü: P=hd

P = 76 cm Hg x13,6 g/cm
3
• P=1033,6 g/cm
2
(atmosfer basıncı)
• Gaz problemlerinde cıva yerine baĢka bir sıvı kullanıldığında;
h
1
d
1
= h
2
d
2
formülü kullanılır.
• 2– Kapalı kapta basınç ölçümü: Manometrelerle ölçülür.

BASINÇ BĠRĠM ÇEVĠRĠLERĠ

• 1 atm = 101325 Pa
• 1 atm = 10
5
Pa (yaklaĢık)
• 1 atm = 1,01325x10
5
Pa
• 1 bar = 10
5
Pa
• 1 atm = 1,01325010000438 bar
• 1 atm = 760 torr
• 1 atm = 760 mm Hg

KĠNETĠK TEORĠ KULLANILARAK ÇIKARILAN
TEMEL EġĠTLĠK

• PV = 1/3 Nmv
2

• N: Tanecik sayısı
• m: Molekül kütlesi
130
• v
2
: Molekülün hızının karesi

KĠNETĠK ENERJĠ, SADECE SICAKLIĞA
BAĞLIDIR

• E
K
= 3/2 nRT

SIFIR KELVĠNE ĠNĠLMEDĠ

• 0 K‘e inilmedi.
• Helyum 4 K‘de sıvılaĢtırılmıĢtır. Günümüzde inilen en düĢük
sıcaklık 4 K‘dir. 0 K‘e yanaĢılmıĢtır.
• 0 K‘de gaz kalmaz.

2. GAZ KANUNLARI
a.
• 1. P–V ĠLĠġKĠSĠ (n, T SABĠT) (BOYLE MARIOTTE KANUNU):
Miktarı ve sıcaklığı sabit tutulan bir gazın hacmi ile basıncı
ters orantılıdır.

• 2. P–n ĠLĠġKĠSĠ (V,T SABĠT) (DALTON KISMĠ BASINÇLAR
KANUNU): Hacmi ve mutlak sıcaklığı sabit tutulan bir gazın
miktarı ile basıncı doğru orantılıdır.

• 3. P–T ĠLĠġKĠSĠ (V,n SABĠT) (GAY LUSSAC KANUNU): Hacmi
ve miktarı sabit tutulan bir gazın mutlak sıcaklığı ile basıncı
doğru orantılıdır.

• 4. V–n ĠLĠġKĠSĠ (P,T SABĠT) (AVOGADRO HĠPOTEZĠ): Aynı
koĢullarda (basınç ve sıcaklık aynı) gazların eĢit hacimlerinde
eĢit sayıda tanecik vardır. Basıncı ve sıcaklığı sabit tutulan bir
gazın mol sayısı ile hacmi doğru orantılıdır.
131

• ÖNEMLĠ NOT: Gazlarla ilgili problem çözümlerinde sıcaklık
birimi mutlaka Kelvin olarak alınmalıdır.

• 5. V–T ĠLĠġKĠSĠ (P, n SABĠT) (CHARLES KANUNU): Basıncı
ve mol sayısı sabit tutulan bir gazın mutlak sıcaklığı ile hacmi
doğru orantılıdır.

• 6. n–T ĠLĠġKĠSĠ (P, V SABĠT): Basıncı ve hacmi sabit tutulan bir
gazın mutlak sıcaklığı ile mol sayısı ters orantılıdır.

DĠFÜZYON VE EFÜZYON

• Difüzyon, bir gazın diğer bir gaz içinde yayılmasıdır. Difüzyon
tabiri yaygın olmasa da, sıvılar için de kullanılır.
• Efüzyon ise, bulunduğu kabın duvarındaki küçük bir delikten
gazın kaçıĢıdır.
• Türkçe kaynaklarda efüzyon da difüzyon diye anlatılır. Aslında
ikisi birbirinden farklıdır.

3. GAZ KARIġIMLARI

KISMĠ BASINÇ

• Kısmi basınç kapalı bir kapta birden çok gaz bulunduğu
durumda gazlardan her birinin basıncına denir. Kaptaki gazların
kısmi basıncı sıcaklık ve hacim değiĢiminden aynı oranda
etkilenir. Gazların kısmi basınçlarını farklı oranda etkileyecek tek
faktör mol sayısıdır.

KAPLARIN BĠRLEġTĠRĠLMESĠ
132
(GAZLARIN KARIġTIRILMASI)

• KarıĢtırılan gazlar tepkimeye girmiyorsa ve sıcaklık sabitse;

P
1
V
1
+ P
2
V
2
+ .....= P
s
V
s

4. GERÇEK GAZLAR

ĠDEAL GAZ

• Gaz taneciklerinin öz hacimlerinin ve gaz tanecikleri arasındaki
etkileĢimlerin ihmal edildiği, baĢka bir deyimle 0 sayıldığı gazdır.
• Hiçbir gaz ideal olamaz, ancak ideale yaklaĢabilir.

GERÇEK GAZI ĠDEAL GAZA YAKLAġTIRAN
ġARTLAR

• 1– DüĢük basınç
• 2– Yüksek sıcaklık
• 3– Küçük mol ağırlığı

ĠDEAL GAZ VAR MIDIR?

• UlaĢılan en düĢük sıcaklık –270 °C‘tır.
• Kinetik teoriye göre ideal gaz –273,15 °C‘ta (0 K) olur.
• –273,15 °C‘ta gazın hacmi ve basıncı 0 olmaktadır. Maddenin
hacminin ve basıncının 0 olması ise maddenin yok olması
anlamına gelmektedir. Bu nedenle madde olduğu sürece, bu
düĢük sıcaklığa (–273,15 °C) eriĢmek mümkün değildir. Bundan
dolayı ideal gaz yoktur.

133
GAZ KANUNLARI ĠDEAL GAZLAR ĠÇĠN
GEÇERLĠDĠR

• Deneylerde kullanılan gazlar, gerçek gazdır. Bu nedenle
sonuçlar hatalı çıkabilir.
• Örneğin, PV çarpımının eĢit olduğunun gösterildiği deneyde
değerler büyük alınmamalıdır.

VAN DER WAALS EġĠTLĠĞĠ

• P
düzeltilmiĢ
V
düzeltilmiĢ
= nRT
• EĢitlikte basınçta ilave, hacimde ise çıkarma yapılır.
• Van der Waals eĢitliği, ideal gaz denklemi olarak da bilinir.
• Düzeltme yapılmasının sebebi, Van der Waals eĢitliğinin ideal
gazlar için geçerli olmasındandır.

GAZLARDA YOĞUNLUK

• Yoğunluk problemlerinin çözümünde d=m/V formülü kullanılır.
• Ancak bazı gaz problemlerinde PM
A
=dRT formülü kullanılır.

GAZLARDA KĠNETĠK ENERJĠ VE DĠFÜZYON

Ek = 3/2kT
Ek = 1/2mv
2


• Gazların ortalama kinetik enerjisi yalnızca sıcaklıkla değiĢir. 1.
formülden de görüleceği gibi mutlak sıcaklık kaç katına çıkarsa
ortalama kinetik enerji o kadar katına çıkar. (Toplam kinetik
enerji ise kütleyle de ilgilidir.)
• Ġki gazın mutlak sıcaklıkları eĢitse ortalama kinetik enerjileri de
eĢittir.
• Buna göre; T
A
= T
B
ise
134
Ek
A
(ortalama) = Ek
B
(ortalama)
• Ortalama kinetik enerjilerde kütle mol kütlesi olarak alınır.
½ M
A
V
A
2
= ½ M
B
V
B
2

JOULE – THOMSON OLAYI (JOULE –
THOMSON GENLEġMESĠ)

• E
K
= 3/2kT formülünde de görüldüğü gibi gazlar düĢük sıcaklıkta
düĢük ortalama hıza sahiptir. Buna göre gazı yavaĢlatmak, gazı
soğutmak anlamına gelir. Gazlar genleĢtirildiğinde moleküller
birbirlerinden uzaklaĢır ve ortalama hızları düĢer.
• GenleĢen gazın moleküllerinin arasındaki çekim kuvvetlerinin
yenilmesi için gereken enerji, dıĢ sistem ısıca yalıtılmıĢ
olduğundan ortamdan alınamaz. Bu durumda moleküller
enerjiyi, kendi öz ısılarını kullanarak karĢıladıklarından, hızla
genleĢtirilen gaz soğur. Soğuyan gaz, bulunduğu ortamı da
soğutur.
• Joule – Thomson olayı sonucunda genleĢme sırasındaki
sıcaklık değiĢimi ne kadar küçük ise gaz ideale o derece
yakındır.

JOULE – THOMSON GENLEġMESĠ
KANUNUNDAN YARARLANARAK HAVANIN
SIVILAġTIRILMASI

• Joule – Thomson olayından yararlanarak 1877 yılında Louis
Paul Cailletet, önce havayı soğutmuĢ, sonra hızla
genleĢtirmiĢtir. Böylece hava, sıvı hâle geçmiĢtir.
• Daha sonra sıvılaĢtırılan havanın içindeki azot gazı ve oksijen
gazı damıtma yoluyla birbirinden ayrılarak elde edilmiĢtir.

JOULE – THOMSON GENLEġMESĠ
KANUNUNA GÖRE BUZDOLAPLARININ
135
SOĞUTMA PRENSĠBĠNĠN AÇIKLANMASI

• Soğutucularda da Joule – Thomson olayından yararlanarak
amonyak, metil klorür, propan gibi kolay buharlaĢabilen akıcı
maddeler kullanılır.
• Sıvı hâle getirilen madde, borularla buzdolabının iç yüzeyine
verilir. Madde borular içinde gaza dönüĢürken buzdolabının içini
soğutur. Aynı gaz kompresör tarafından basınç altında yeniden
sıvı duruma getirilir.

JOULE – THOMSON GENLEġMESĠ
KANUNUNA GÖRE KLĠMALARIN ISITMA VE
SOĞUTMA PRENSĠBĠNĠN AÇIKLANMASI

• Klimalardaki gaz, kompresör aracılığı ile emilip sıkıĢtırılarak
sıvılaĢtırılır. SıkıĢma esnasında açığa çıkan ısı, bir fan
vasıtasıyla dıĢ ortama atılır.
• Sıvı üzerindeki basınç düĢürülünce, sıvı bulunduğu ortamdan ısı
çekerek gaz hâle geçer; böylece dıĢ ortamın sıcaklığını da
düĢürmüĢ olur.
• Soğutma akıĢkanının kompresör tarafından emilmesiyle çevrim
aynı Ģekilde tekrarlanır.

KRĠTĠK SICAKLIK

• Bir gazın sıcaklığı ne kadar yüksek ise sıvılaĢması o kadar
zordur ve gazı sıvılaĢtırmak için gereken basınç o kadar
yüksektir.
• Her bir gaz için farklı değerde olan öyle bir sıcaklık vardır ki bu
sıcaklığın üzerinde bulunan gaz, hiçbir basınç altında
sıvılaĢtırılamaz.
• Her bir gaz için karakteristik olan bu sıcaklığa kritik sıcaklık
136
denir.
• Kritik sıcaklık, bir gazın basınç uygulanarak sıvılaĢtırılabileceği
en yüksek sıcaklıktır. Kritik sıcaklığın üzerinde basınç ne kadar
arttırılırsa arttırılsın, sıvılaĢma olmaz. H
2
O
(g)
‘ın kritik sıcaklığı
374,3 °C‘tır. H
2
O
(g)
374,3 °C‘ın üzerinde sıkıĢtırılsa bile
sıvılaĢmaz.
• Kritik sıcaklık, T
K
ile gösterilir.

BUHAR, GAZ VE KRĠTĠK SICAKLIK

• Kaynama noktası ile kritik sıcaklığın arasında buhardan, kritik
sıcaklığın üzerinde ise gazdan söz edilir.

BASINÇ ÖLÇÜSÜ BĠRĠMĠ PASCAL, BLAISE
PASCAL‘A (1623–1662) AĠTTĠR

• MeĢhur Fransız matematikçisi, fizikçisi ve kimyacısıdır. Aynı
zamanda filozof ve yazardır.
• Maddenin boĢluklu yapısı üzerinde çalıĢmalar yaptı. 1647
yılında bu çalıĢmalarını ―BoĢlukla Ġlgili Yeni Deneyler‖ ve ―BoĢluk
Ġncelemesine GiriĢ‖ adlı kitaplarında yayınladı.
• Ġlk hesap makinesinin mucididir.
• Basınç üzerine çok sayıda çalıĢmaları vardır. Toriçelli (1608–
1647)‘nin varsayımlarını yaptığı deneylerle doğruladı.
• Uluslararası sistemde (SI) basınç ölçüsü birimi, pascaldır. Pa
kısaltmasıyla gösterilir. Pa tanımını Pascal (Paskal) Ģu Ģekilde
yapmıĢtır: 1 m
2
‘lik yüzeye dik doğrultuda etki eden kuvvet 1
Newton ise bu yüzeydeki basınç 1 Pascal olur.
• 1652‘de manastıra kapanarak kendini ilme verdi. 1654‘te
yaĢadığı bir vecd hâlinden sonra kesin kararlar aldı. Bundan
sonra Pascal, bütün varlığıyla Tanrı‘ya yöneldi. Hayatındaki bu
kararından sonra yoğun bir Ģekilde bilimsel araĢtırmalarına da
devam etti.
137
• Descartes (Dekart), bilimin konusunu maddeyle sınırlandırmıĢtı.
• Hıristiyanlık tahrif olduğundan (bozulduğundan) ve tam hayatın
içinde olmadığından kilise teĢkilatı ilme karĢıydı. Kilise
teĢkilatında ilme karĢı olmayan, azınlık bazı kiĢiler de az da olsa
mevcuttu.
• Tahrif olmuĢ din ile bilim arasında Batı‘da uzun süren çatıĢmalar
yaĢandı. Sonunda bilim adamlarının bir kısmı yanlıĢ olarak din
ile bilim arasında ayrılık var sandılar. Böylece din–bilim
ayrıĢması gerçekleĢti.
• Aslında kilisenin yanlıĢlığına karĢın bilim adamlarında oluĢan
tepki, dine karĢı olduklarından değildi, zaruretten ileri geliyordu.
Descartes (Dekart) bu tepkiyi gösterenlerin baĢında gelen akılcı
insan olmasına rağmen ―Allah vardır.‖ diyordu.
• Dekartçı düĢünceye, Kartezyen düĢünce baĢka bir ifade ile
Kartezyenizm denir. Kartezyen felsefe, din ile ilim ayrılmasını
netice vermiĢtir.
• O dönemde Kartezyenizm, pansuman tedavi olarak
mecburiyetten dolayı ortaya atılmıĢtı.
• Ġlerici ve gerici deyimleri ilk olarak Batı‘da kullanılmıĢtır.
Kilisedekilere ve kilise taraftarlarına gerici, kiliseye karĢı
gelenlere de ilerici denilmiĢtir.

TORĠÇELLĠ‘DEN (1608–1647) ÇOK DAHA
ÖNCE AÇIK HAVA BASINCINI ÖLÇEN BĠLĠM
ADAMI: ĠBNĠ SĠNA (980–1037)

Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak
okutulmuĢtur.
Batılılar ona Avicenna derler.
Zamanının en büyük dâhisidir.
Tıp ve kimya ilminden baĢka; felsefe, jeoloji, coğrafya, fizik,
matematik, botanik, zooloji, müzik dallarında da çok araĢtırma
ve keĢifleri vardır.
Isı ve gazların basıncı konularında keĢifleri olmuĢtur.
138
Toriçelli‘den (1608–1647) önce açık hava basıncını ölçmüĢtür.
Ġslam hükemasının Eflatun‘udur.
Filozofların üstadıdır.
Suların temizlenmesiyle ilgili çalıĢmalar yapmıĢtır. Ġçme
suyunun, sağlık üzerindeki etkisini araĢtırarak, kalitesinin
önemini belirtmiĢtir.
Kimya ilmini tıbbın hizmetine sokmada, Razi‘yi örnek almıĢtır; bu
konuda dünyada Razi‘den sonra ikincidir diyebiliriz.
Koruyucu hekimlik ve tedavide Ġbni Sina‘nın belirttiği 780 ilacın
istisnasız hepsi günümüzde kullanılmaktadır.
Tıp alanında onlarca hastalığı ilk teĢhis ve tedavi etmiĢtir;
örneğin Ģeker hastalığında, idrarda Ģeker bulgusunun varlığını
ilk keĢfeden odur. BulaĢıcı hastalıklara küçük
mikroorganizmaların sebep olduğunu tespit etmiĢtir.
Ameliyatlardan önce hastaya anestezik ilaç yapmak da onun
buluĢudur. Etil alkolü tıpta steril amaçlı olarak ilk kullanandır.
Damar içine yapılan Ģırınga da Ġbni Sina‘nın icadıdır.
Doktorların sultanı unvanıyla anılmıĢtır. En büyük hizmeti tıp
sahasındadır. Çağların en büyük tıp araĢtırmacısıdır. Tıp
noktasında ―Tıp ilmini iki satırda topluyorum. Sözün güzelliği
kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört, beĢ saat
kadar yeme. ġifa hazımdadır. Kolayca hazmedeceğin miktarı
ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hâl, taam taam üzerine
yemektir.‖ demiĢtir.
Yemek konusunda vücuda en zararlı olan, dört, beĢ saat ara
vermeden yemek yemek veyahut lezzet için çeĢitli yemekleri
birbiri üstüne mideye doldurmaktır.
Tıp ve kimya ilminden baĢka felsefe, jeoloji, coğrafya, fizik,
matematik, botanik, zooloji, müzik dallarında da çok araĢtırma
ve keĢifleri vardır.
Isı ve gaz basıncı konularında keĢifleri olmuĢtur. Toriçelli‘den
önce açık hava basıncını ölçmüĢtür.
Suların temizlenmesiyle ilgili çalıĢmalar yapmıĢtır. Ġçme
suyunun, sağlık üzerindeki etkisini araĢtırarak suyun kalitesinin
önemini belirtmiĢtir.
139
Farklı branĢlardaki 29 meselede Avrupalı bilim adamlarına
öncülük yapmıĢtır.

EBU‘L HEYSEM (965–1051)

• Atmosfer basıncıyla ilgili öncü çalıĢmalar yapmıĢtır.

SOSYAL ALANDA KULLANILAN KĠMYA
KELĠME VE DEYĠMLERĠ

• Umumi atmosfer: Toplumun genel ahenk ve durumu. (Umumi
atmosfer maksadı aĢan söz ve davranıĢlarla kirlenir.)
• Sıcak atmosfer: Etrafımızda cereyan eden güzel olayların tümü
veya onların meydana getirdiği mutluluklar.
• Soğuk atmosfer: Etrafımızda cereyan eden olumsuz olaylar
veya onların meydana getirdiği menfilikler.
• Olumlu atmosfer: Çevremizdeki olumlu durumlar.
• Olumsuz atmosfer: Etrafımızı saran olumsuz etmenler.
• Hava boĢluğuna düĢmek: Ġnsanın olumsuz bir atmosfere
düĢtüğü hissine kapılmasıdır.
• Hava boĢluğunu atlatmak: Ġnsanın düĢtüğü olumsuz durumdan
kurtulmasıdır.

SIVILAR

5. SIVILAR VE
ÖZELLĠKLERĠ

SIVILARIN YÜZEY GERĠLĠMĠ
140

• Genelde sıvıların kendi yüzey alanını geniĢletme eğiliminde
olduğu bilinmektedir.
• Sıvının içindeki moleküllerin sıvının yüzeyine doğru hareket
etmesi, sıvılara verilen bir özelliktir.
• Her bir sıvının yüzey gerilimi farklıdır.
• Sıcaklığın yükselmesi yüzey gerilimini düĢürür.

ADEZYON VE KOHEZYON KUVVETLERĠ

• Sıvı molekülleri arasındaki (benzer moleküller arasındaki) çekim
kuvvetine kohezyon kuvvetleri; sıvı molekülleri ile kap
molekülleri arasındaki (farklı moleküller arasındaki) çekim
kuvvetine de adezyon kuvvetleri denir.
• Eğer kohezyon kuvvetleri adezyon kuvvetlerinden daha büyükse
sıvı damlası biçimini korur.
• ġayet adezyon kuvvetleri kohezyon kuvvetlerinden daha
büyükse sıvı damlası film Ģeridi gibi yayılır. Yüzeyi daha çok
ıslatan maddeler adezyon kuvvetlerinin daha büyük olduğu
sıvılardır.

YÜZEY AKTĠF MADDELER

• Bir sıvıya (çözücü), o sıvıda çözünen bir baĢka madde
eklendiğinde; Ģayet eklenen madde çözücünün yüzey gerilimini
düĢürüyorsa, bu maddeye yüzey aktif madde denir.
• Deterjanlar, asitler, alkoller, esterler yüzey aktif maddedir.

YÜZEY ĠNAKTĠF MADDELER

• Bir sıvıya (çözücü), o sıvıda çözünen bir baĢka madde
eklendiğinde; Ģayet eklenen madde çözücünün yüzey gerilimini
arttırıyorsa, bu maddeye yüzey inaktif madde denir.
• ġeker, gliserin, organik asit tuzları yüzey inaktif maddeye
örnektir.
141

VĠSKOZĠTE

• Sıvıların akmaya karĢı gösterdiği dirence viskozite denir.
• Sıvının viskozitesi ne kadar büyükse o derece yavaĢ akar.

AKIġKANLIK (AKICILIK)

• Viskozitenin tersine akıĢkanlık denir.
• Böylece her bir sıvıya layık olan akıĢkanlık derecesi ortaya
çıkarılmıĢ olur. AkıĢkanlık, her bir sıvı için kendine özel
değerlerdir.

6. HÂL DEĞĠġĠMLERĠ
MADDENĠN HÂLLERĠ

• Maddenin katı, sıvı, gaz ve plazma olmak üzere dört hâli vardır.

PLAZMA HÂLĠ

• Plazma hâlinde tanecikler geniĢ bir alanda hareket eder.
• Günlük yaĢamda kullanılan floresan lambalarda, eğlence
yerlerini ve kentleri aydınlatan neon lambalarda ve ateĢte
maddenin plazma hâline rastlanabilir.

IġINLAMA VEYA MADDE NAKLĠ (IġINLAMA
GERÇEKLEġECEK MĠ?)

• Günümüzde ses nakli radyoyla, görüntü nakli de televizyonla
gerçekleĢmiĢ oldu. Radyo ve televizyon ile yapılan suretin
naklidir. Henüz aynen nakil olmamıĢtır. Gelecekte daha çok
ıĢınlama konusu üzerinde çalıĢmalar olacaktır. Gerçi radyo ve
142
televizyonun ileri dereceleri konusunda da daha yapılacaklar
vardır.
• ġayet çok çalıĢırsak, yakın bir gelecekte, zemin yüzünü; her
tarafı, her birimize görülen ve her köĢesindeki sesleri herkes
tarafından iĢitilen bir yer konumuna getirebiliriz.
• IĢınlama konusu bize, Ģu an için mümkün olamayacakmıĢ gibi
gelmektedir; çünkü cisimler hareket ettikleri yönde boylarından
kaybetmekte ve ıĢık hızına eriĢince de yok olmaktadırlar. Bu
durumda insanın kalbi ve nabzı nasıl olur bilinemez! Ancak
gelecekte ilimler çok geliĢecektir. Bu geliĢmeler, beraberinde
birçok sürprizi de getirecektir. Teknik ve teknoloji ilerledikçe,
Ģimdi bize imkânsızmıĢ gibi gelen olaylar gerçekleĢecektir.
• Uzak mesafelerden eĢyayı aynen hazır etmek mümkündür.
KiĢisel çabalarla o noktaya yetiĢilmezse de, insanlığın ortak
çalıĢmasıyla yetiĢilebilir. Maddeten eriĢilmezse de, manen
eriĢilebilir.

TAKYON (TACHYON)

• Takyon, Latincede ―çok hızlı‖ demektir. Takyonlar ıĢıktan hızlı,
kütlesi eksi, boyutları sıfırdan küçük olan atom altı
parçacıklardır. Takyonların keĢfi, enerjinin ıĢıktan hızlı
gidebileceğini göstermiĢtir.

MADDE NAKLĠ OLMASI ĠÇĠN ĠZAFĠYET
(RÖLATĠVĠTE=GÖRELĠLĠK) TEORĠSĠNĠNĠN
GEÇERLĠLĠĞĠNĠ YĠTĠRMESĠ MĠ GEREKĠR?

• Cisimlerin hareket ettikleri yönde boylarından kaybedeceklerini
ve ıĢık hızına eriĢince de yok olacaklarını belirtmiĢtik.
• Einstein‘ın izafiyet teorisine göre ise, ıĢık hızına eriĢen bir cismin
kütlesi sonsuz oluyordu. Günümüzde böyle olmadığı ortaya
143
çıkmıĢtır. IĢık hızının aĢılmasıyla, kütlenin sonsuz olmadığı ispat
edilmiĢtir.
• Gelecekte ilimler çok daha fazla geliĢecektir. Bu geliĢmeler,
beraberinde birçok sürprizi de getirecektir. Teknik ve teknoloji
ilerledikçe, zamanında bize doğru gibi gelen sabit fikirler
değiĢecektir, ölçülemeyen madde de olduğu açığa çıkacaktır.
Metafizik gerçekler kanıtlanacak, din ile ilmin birlikteliği tüm
insanlarca gözlenecektir.

MADDE TRANSFERĠ HANGĠ SICAKLIKTA
OLACAK?

• Madde transferinin sıfır kelvin sıcaklığında olacağı öngörülüyor.
0 K bilindiği gibi en düĢük sıcaklıktır. Günümüzde 0 K‘e
inilememiĢtir.
• Sıcağın yakması gibi soğuğun da yakması vardır. Buna
―bürüdetiyle ihrak etmek‖ baĢka bir ifadeyle ―soğukluğuyla
yakmak‖ denir.
• Demek ki soğuğun da yakacağı bir sıcaklık derecesi vardır. KıĢ
mevsiminin en soğuk günleri olan zemheride soğuğun
yakmasını görüyoruz.
• Maddenin ıĢın hâli, yüksek sıcaklıkta olmakla beraber her bir
sıcaklıkta da olur; maddenin diğer üç hâli için de bu böyledir.
• Öyleyse en düĢük sıcaklıkta da plazma hâli olabilir. Belki de 0
K‘e eriĢebildiğimizde madde transferini de gerçekleĢtirmiĢ
olacağız.
• Madde transferi (maddenin ıĢınlanması) için maddenin ıĢın
hâlinde olma gerekliliği bilinmektedir.

SIVI BUHAR BASINCI VE KAYNAMA

• Tüm sıvılar her sıcaklıkta buharlaĢırlar. Kapalı bir kapta bulunan
sıvılar önce buharlaĢır, sonra miktarları yeterli ise sıvılaĢırlar. Bir
144
süre sonra buharlaĢma ve sıvılaĢma (yoğunlaĢma) hızları
eĢitlenir. Bu anda sıvının buharının kapta oluĢturduğu basınca
sıvı buhar denge basıncı denir.

SIVI BUHAR BASINCININ DEĞĠġMESĠ

• Sıvı buhar denge basıncı sadece iki Ģeyle değiĢir:

1– SICAKLIK
2– SIVININ CĠNSĠ

• Sıcaklık arttıkça buhar basıncı artar. Sıvı molekülleri arasındaki
çekim arttıkça buhar basıncı düĢer. Buhar basıncı büyük olan
sıvılar, uçucu sıvılar olarak tanımlanır.

KAYNAMA SICAKLIĞI

• Bir sıvının buhar basıncının dıĢ basınca eĢit olduğu sıcaklık o
sıvının kaynama sıcaklığıdır.
• Kaynama noktası iki Ģeye bağlıdır:
• 1– SIVININ BUHAR BASINCI
• 2– DIġ BASINÇ

BUHAR BASINCI, DIġ BASINÇ, KAYNAMA
SICAKLIĞI

• Ġki sıvı karĢılaĢtırıldığında buhar basıncı büyük olan sıvının
kaynama noktası küçüktür. Dolayısıyla kaynama noktası buhar
basıncıyla ters orantılıdır. DıĢ basınç arttıkça kaynama noktası
yükselir, yani kaynama noktası dıĢ basınçla doğru orantılıdır.

YERYÜZÜNDEKĠ FĠZĠKSEL DENGE

145
• Yeryüzünde ne kadar H
2
O
(s)
(su) varsa atmosferde de o kadar
H
2
O
(g)
(su buharı) vardır.
• Yeryüzüne inen yağmur, her sene aynı miktardadır.
• Yeryüzünden her sene ne kadar su buharlaĢırsa; yine o ağırlıkta
su yağmur, kar ve dolu olarak dünyaya yağar.

SORU: H
2
O
(s)
→ H
2
O
(g)

Dünyamızdaki suyun buharlaĢması tepkimesi yukarıda verildiği
gibi tek yönlü olsaydı ne olurdu?
CEVAP: Dünyada su kalmazdı.

SORU: H
2
O
(g)
→ H
2
O
(s)

Yukarıdaki tepkimede görülen dünyamızdaki değiĢim; tek yönlü
olsaydı ne olurdu?
CEVAP: Yeryüzünü su kaplardı.

SORU: Bu olayın ölçülü, dengeli ve dinamik olması ne anlama
gelir?
CEVAP: Ölçülü, yeryüzünde bulunan su kadar atmosferde su
buharı bulunduğu anlamına gelir. Dengeli, reaksiyonun denge
reaksiyonu (çift yönlü reaksiyon) olduğu anlamına gelir. Dinamik
ise, bu olayın her an, yer–gök arasında devam ettiği anlamına
gelir.

• Dünyada suyun varlığı; güneĢle aramızdaki uzaklığın hassaslığı
ile de alakalıdır.
• Dünya ile güneĢ arasındaki uzaklık Ģimdikinden farklı olsaydı su,
ya buharlaĢacaktı ya da donacaktı.

YAĞMURUN YAĞMASI VE ATMOSFERDE
FĠZĠKSEL DENGENĠN KORUNMASI

• Sıcaklık, suyu buharlaĢtırmakla suyun bünyesini tahrip ettiği
zaman, o tahrip sonucu oluĢan su buharı yok olmaz. Belirli bir
146
yere sevk edilir ve belli bir düzeye çıkar; icap ettiğinde yağmak
için orada durur.
• Atmosferdeki su buharı molekülleri, atmosferdeki hava
moleküllerinin onda birini teĢkil edince su buharı yoğunlaĢır.
• Atmosferde bulunan belli bir düzeydeki su buharının
yoğunlaĢması suretiyle yağmur yağar.
• Atmosferde fiziksel dengenin korunması için, yağan katrelerden
boĢ kalan yerler, denizlerden ve yerlerden kalkan buharlarla
doldurulur.
• Yağmur yağması hakkında en kısa yol Ģöyle tarif edilir: Su
buharı molekülleri, emir aldıkları zaman, o moleküller her
taraftan toplanmaya baĢlarlar ve bulut Ģeklini alıp, hazır
vaziyette dururlar. Yine ikinci bir emirden sonra bir kısım
moleküller yoğunlaĢarak, katrelere dönüĢürler. Sonra kanunların
temsilcileri vasıtasıyla, çarpıĢmadan kolayca yere düĢerler.
• Atmosfer, denizin rengini andırır. Havada, denizlerdeki sudan
daha fazla su vardır. Bu nedenle, ―atmosferde denizin
bulunduğu teĢbihi‖ mecaz olarak akıldan uzak değildir. Sanki Ģu
atmosfer boĢluğu yağmur ile dolu bir havuzdur.
• Bulutların bir kısmı negatif elektriği üzerlerinde taĢımaktadır, bir
kısmı da pozitif elektriği üzerlerinde taĢımaktadır. Bu kısımlar
birbirlerine yaklaĢıp aralarında çarpıĢma olduğunda, ĢimĢek
çakar.
• Bulutların bir kısmının hücum ettiği, bir kısmının ise kaçtığı
zaman aralarında havasız kalan yerleri doldurmak için atmosfer
tabakası hareket ve heyecana geldiğinde gök gürlemesi (gök
gürültüsü) meydana gelir.
• Bu hâllerin olması bir nizam ve kanun altında olur ki, o nizam ve
o kanunu temsil eden gök gürlemesi ve ĢimĢek aracılarıdır.

KÜRESEL ISINMAYA BAĞLI KURAKLIKTAN
SÖZ ETMEK HATTA BUNA DAĠR SOMUT
VERĠ BULMAYA ÇALIġMAK BĠLĠMSEL
147
SKANDALDIR

• Türkiye son senelerde kuraklık yaĢıyor.
• Kuraklık; dünyada yağıĢlar azaldığından değildir; çünkü
yeryüzüne inen yağıĢ, her sene aynı miktardadır. YağıĢlar yer
değiĢtirmiĢtir.
• Dünyanın bazı bölgelerinin çok yağıĢ aldığını duyarken, bazı
bölgelerinin daha az yağıĢ aldığını görüyoruz. Örneğin; özellikle
Türkiye‘de yağıĢlar azaldı, Amerika‘da ise arttı.
• Sorun da buradan çıkıyor. Bu sorunu doğuran, insandır. Ġnsanın
canlı–cansız ekosisteme karĢı olumsuz müdahalesi, yağıĢ
dağılımını bozmaktadır.
• Kuraklığın insafımıza ve insanlığımıza olan uyarıcı görevini bir
an önce anlayıp, gerekli çalıĢmaları yaparak bu problemin
üstesinden gelmeliyiz.

7. AMORF VE KRĠSTAL
KATILAR

KRĠSTAL ÇEġĠTLERĠ

• ĠYONĠK KRĠSTALLER: Metal– ametal bileĢiklerinin bir kısmı
kristal suyu içerdiğinde kristal yapıdadır (CuSO
4
x 5H
2
O); bir
kısmı kristal suyu içermediği hâlde kristal yapıdadır (NaCl). Az
bir kısmı ise kristal yapıda değildir (NaOH).
• METAL KRĠSTALLERĠ: Metal atomları birbirleriyle metal bağı ile
bağlıdırlar ve belli geometrik Ģekiller meydana getirirler. Buna
metal kristalleri denir.
• YARI METAL KRĠSTALLERĠ: Karbon allotroplarından olan
148
elmas ve grafitte; silisyum allotroplarından akik taĢı, kuvars ve
çakmak taĢında görülen kristallerdir (elementel kıymetli taĢlar).
• AMETAL KRĠSTALLERĠ: Fosforun ve kükürdün allotroplarında
görülen kristallerdir (Rombik kükürt, monoklin kükürt, beyaz
fosfor, kırmızı fosfor).
• MOLEKÜL KRĠSTALLER: SiC (silisyum karbür), SiO
2
(silisyum
dioksit), BN (bor nitrür), H
2
O
(k)
gibi ağ örgülü katılarda görülen
kristaldir.

ALLOTROPUN GÖRÜLDÜĞÜ ELEMENTLER
VE ÖNEMĠ

• Allotrop C, Si, P, S ve O‘de görülür.
• C canlıların, Si toprağın, P beynin, O havanın esas maddesidir.
S‘ün proteinlerde önemli bir yeri vardır.
• CO
3
–2
(karbonat), SiO
3
–2
(silikat), PO
4
–3
(fosfat) ve SO
4
–2
(sülfat)
doğadaki en önemli anyonlardır.
• Doğadaki önemli maddeler hem çok bulunur hem de allotrop vb.
farklı farklı Ģekillerde karĢımıza çıkar.

ELEMENTEL KIYMETLĠ TAġLAR C (KARBON)
VE Si (SĠLĠSYUM) OLMAK ÜZERE ĠKĠ
ÇEġĠTTĠR

• Süs taĢlarının önemi çok büyüktür.
• Elementel kıymetli taĢlardan olan elmas, C (karbon)‘dur; kuvars
ise Si (silisyum)‘dur.
• C, canlıların; Si, toprağın esas maddesidir.
• Ġnsanın ilk oluĢumuna sebep; Si ve H
2
O‘nun Ģekillenmesidir.
• C (karbon) ve Si (silisyum); periyodik tabloda aynı gruptadır.

ĠYONĠK BĠLEġĠKLERDEKĠ KRĠSTAL SUYU
149
NASIL OLUYOR DA TOZ HÂLDEKĠ MADDEYĠ
ODA SICAKLIĞINDA ISLATMIYOR VE
KRĠSTAL YAPI BOZULMUYOR?

• Kristal suyu içeren iyonik bileĢik güneĢte az bir zaman kalsa
veya kısa bir süre ısıtılsa kristal yapı bozulur, bileĢik bulamaç
hâline gelir.
• Bazı iyonik katıların kristal olabilmesi için H
2
O
(s)
içermesi gerekir.
Buna kristal suyu denir. AĢağıdaki örnekler verilebilir:
• Göz taĢı (CuSO
4
x 5H
2
O)
• Alçı taĢı (CaSO
4
x 2H
2
O)
• Boksit (Al
2
O
3
x H
2
O)
• Yukarıda örnek olarak verilen bileĢiklerde H
2
O katı hâlde değil,
sıvı hâldedir. Kristal suyu sıvı hâlde olmasına ve sıcaklık 0 °C‘ın
üstünde olmasına rağmen; su, toz iyonik katıyı ıslatmaz.
• Bu konunun +4 °C‘a kadar suda bulunan H
2
O
(s)
kristalleri ile ilgisi
vardır.

Suyun Kristal Yapıda Olabileceğini Japon Bilim
Adamı Dr. Masaru Emoto Açıkladı


Dr. Masaru Emoto, Japon bilim adamıdır. 1943 yılında Japonya‘da
doğmuĢtur. Alternatif tıp doktorudur. Yaptığı deneylerden elde
ettiği su kristalleri fotoğraflarını ‗‘Suyun Verdiği Mesajlar‘‘ isimli
kitabında yayınlamıĢtır.

Dr. Masaru Emoto ―Su cansız bir madde değildir. Canlı ve
duyguları algılayan kristallerden oluĢmaktadır. Çevresinden pozitif
ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir.‖ demektedir.

Suyun Verdiği Mesajlar adlı kitabında suyu çeĢitli yönlerden ele
alan Dr. Masaru Emoto, çalıĢmalarının bilimsel temelini
150
oluĢtururken din gerçeğini de göz ardı etmemiĢtir. Dr. Masaru
Emoto Ģöyle demektedir: "21. asırda en önemli olayın ilimle dinin
yeniden buluĢması olacağını düĢünüyorum. Eğer din olmasaydı
insan aptallaĢacak, modern ilim de hiçbir zaman ortaya
çıkmayacaktı."

Dr. Masaru Emoto yaptığı deneylerde; temiz kaynaklardan alınan
su örneklerinin ve kendilerine sevgi dolu sözcükler söylenen su
örneklerinin aynen kar tanesi kristallerine benzeyen çok parlak,
yoğun motifli, simetrik, estetik, çok ince dizayn edilmiĢ, çok renkli
ve altıgen kristallerden oluĢtuklarını göstermiĢtir.

Kar tanelerinden hiçbirisinin birbirine benzemediği bilinmektedir.
Bunun gibi su kristalleri de birbirinden farklıdır. Zaten karın sudan
meydana geldiği de malumdur.

Dr. Masaru Emoto klorlu çeĢme sularıyla, çevre kirliliğinin çok
olduğu bölgelerden aldığı su örnekleriyle ve negatif düĢüncelere
maruz bırakılan su örnekleriyle yaptığı deney sonucunda ise
kristal yapının bozulduğunu gözlemlemiĢtir. Küfür sözlerinin
aksettiği suyun kristal yapısı tamamen parçalanıp dağılmıĢtır.

Demek ki kötü söz de iyi söz de su üzerinde tesirli oluyor.
Dr. Masaru Emoto, bu çalıĢmalarıyla görünmeyen bir ruh âleminin
varlığına da iĢaret etmektedir.

Dr. Masaru Emoto, dünyanın her tarafına konferanslar vermek
üzere davet edilmektedir. Japonya, Avrupa ve Amerika‘da yaptığı
canlı deneylerle düĢünce, davranıĢ ve duygularımızın çevre
üzerinde ne derece derin etkileri olduğunu göstermiĢtir.

Bu konu ile ilgili olarak Amerikan Holistik Tıp Derneği (American
Holistic Medical Association) BaĢkanı Dr. Norman Shealy Ģu
yorumu yapmıĢtır: ‗‘Dünyanın yarısı sularla kaplıdır ve bizim
vücudumuzun dörtte üçü de sudur. Su, bizim içinde yaĢadığımız
151
dördüncü boyutla ruhumuzun beĢinci boyutu arasındaki
bağlantıyı temsil eder. Suyun infrared (kızıl ötesi) IR ıĢınlarını
emmesi gibi su ile ilgili pek çok çalıĢma, suyun gözle görünmeyen
etkilerini meydana çıkartmıĢtır. Ancak, bu çalıĢmaların hiçbirisi Dr.
Masaru Emoto‘nun zarif çalıĢması ile boy ölçüĢemez. DüĢünce ve
güzelliğin etkisi bundan evvel bu kadar iyi bir Ģeklide bilim
adamlarınca hiç anlatılmamıĢtı.‘‘
Holistik düĢünde; hayatın fiziksel, mental ve ruhsal yönlerine
bağlantılı, bütüncül ve dengeli bakıĢtır. BaĢka bir ifadeyle bilim ve
ruhun birleĢmesiyle dünyayı algılamaktır.
Naturally Well mecmuasının editörü olan Dr. Marcus Laux ise
Ģöyle bir yorum yapmıĢtır: ‗‘Galileo, Newton, Einstein gibi Dr.
Masaru Emoto‘nun net vizyonu da bize hem kendimizi hem de
evreni farklı bir Ģekilde algılamayı göstermiĢtir. Burada bilim ve
ruh birleĢerek bizim dünyayı algılayıĢımızla ilgili inkâr
edilemeyecek bir kuantum sıçraması yapmıĢ, sağlığımızı
kazanarak nasıl huzur duyabileceğimizi göstermiĢtir.‘‘

METAL KRĠSTALLERĠ

• OluĢan metal bağı, metal atomları arasındadır. Metal atomları
belirli geometrik Ģekilleri oluĢturacak Ģekilde dizilirler.
• Metallerde üç tip kristal yapı görülür.
• Hacim merkezli kübik yapıda; atomlar, küpün köĢelerine ve
merkezine yerleĢir. Demir (Fe), Cr (krom), Mn (manganez), W
(volfram), Ta (tantalyum), Ti (titanyum), Na (sodyum), K
(potasyum) metal kristalleri bu kristal çeĢidine örnek verilebilir.
• Yüzey merkezli kübik yapıda; atomlar, küpün köĢelerinde ve
yüzlerinde yerleĢir. Al (alüminyum), Cu (bakır), Ni (nikel), Au
(altın), Ag (gümüĢ), Pt (platin), Pb (kurĢun), Ca (kalsiyum)
kristalleri buna örnektir.
• Hegzagonal sistemde ise atomlar, altıgen prizmanın köĢelerinde
152
ve birer adet de düzlemlerin ortasında yerleĢir. Be (berilyum),
Cd (kadmiyum), Mg (magnezyum), Zn (çinko), Zr (zirkonyum)
metallerinin kristalleri de bu tür kristale örnektir.

METAL BAĞI KUSURU

• Metal atomlarının diziliĢi bazen tam olmamaktadır. Ġdeal gibi
görünen bu diziliĢi bozan bu duruma kimyada metal bağı kusuru
denir.
• Metal bağı kusuru Ģu Ģekillerde ortaya çıkar: Geometrik
Ģekillerin köĢelerindeki bazı atom yerleri boĢ kalmakta, bir atom
fazladan araya sıkıĢmakta, bazı yabancı atomlar ara yerlere
girmekte veya atomların diziliĢi belirli bir yerde kesilmektedir.

METAL BAĞI KUSURUNUN NE GĠBĠ
FAYDALARI VARDIR?

• Hata ve kusur kelimeleri bir eksikliği akla getirse de metal bağı
hatası diye bilinen bu konu, bir eksiklik değil; mükemmelliktir.
• Bir metalin kırılmadan Ģekil değiĢtirebilmesi, atomlarının kusur
dediğimiz mükemmel yerleĢmesiyle olmaktadır. Metal içindeki
bu kusurlu yapılaĢma olmasaydı, o metali; eğerek, bükerek,
döverek Ģekillendirme mümkün olmayacaktı. Mesela; bir inĢaat
demirini kıvıramayacaktık.

METALĠN ATOMLARI KUSURSUZ DĠZĠLSEYDĠ
NE OLURDU?

• Metalin 1 mm
2
‘si, 37 kg kuvvet taĢıyabilecekti. 3,5 tonluk bir
ağırlık, yaklaĢık 1 mm çapında bir tel ile kaldırılabilecekti. Bu,
çok iyi bir özellik olarak görünebilir. Fakat bu kadar mukavemetli
bir metalin kullanılabilmesi, baĢka bir ifadeyle tel ve levha hâline
153
getirilebilmesi mümkün olmayacaktı. Böyle bir metal de
faydasız, iĢe yaramaz bir madde olacağından; esas kusur,
kusursuz atom diziliĢine sahip olmakta olacaktı.

ĠYĠ NĠYET, OLUMLU DÜġÜNCE VE GÜZEL
GÖRÜġ ÖYLE BĠR KĠMYADIR KĠ; KÖMÜRÜ
ELMAS, TOPRAĞI ALTIN YAPAR

• Elmas ile kömürün formülü aynıdır. Her ikisi de C ile gösterilir.
Fark, karbon atomlarının diziliĢindedir.
• Altın, topraktan fiziksel yolla elde edilir. Altın, en kıymetli
metaldir. Ġleride toprağın altına dönüĢtürülmesi de
gerçekleĢebilir.

TANECĠKLER ARASI BAĞ, MADDENĠN HÂL
DEĞĠġTĠRMESĠNDE VEYA ALLOTROPTA
ETKĠLĠ OLDUĞU HÂLDE NĠÇĠN FĠZĠKSEL BAĞ
DEĞĠL DE KĠMYASAL BAĞ DENMĠġTĠR?

• Katı hâlde tanecikler birbirine yakın, gaz hâlde uzaktır. Hâl
değiĢikliğinde madde hâl değiĢtirmez, madde aynı olarak kalır,
yalnız tanecikler arası mesafe değiĢir.
• Maddenin hâllerinde formül aynı kalmakla beraber isimler ve
görünüĢler farklı oluyor. Su, su buharı, buz üçünün de formülü
H
2
O‘dur.
• Tanecikler arası bağ çeĢitleri anlatılırken, iç yapının az da olsa
değiĢtiğini, bu suretle kutupların oluĢtuğunu görmüĢtük.
• Kömürün elmas olması da kimyanın konusuna girer. Elmas ile
kömürün formülü aynıdır. Her ikisi de C ile gösterilir. Her iki
allotropta da C atomlarının diziliĢleri farklıdır.
• ―Ġyi niyet öyle bir kimyadır ki‖ denmiĢtir, ―fiziktir ki‖ denmemiĢtir;
kömürün elmas olması, az da olsa kimyadır.
154
• ―Ġyi niyet öyle bir kimyadır ki; kömürü elmas yapar.‖ cümlesinde;
allotropların diziliĢlerinin farklı olmasının, ancak iç yapıdaki
değiĢiklikle mümkün olabileceğine vurgu vardır.
• Bu değiĢimler, fiziksel değiĢimdir. Ancak fiziksel değiĢime, iç
yapıdaki değiĢiklik sebep olur.

BUZDA H
2
O
(k)
MOLEKÜLLERĠ ARASINDA
KOVALENT KRĠSTAL ÖRGÜ BAĞI

• SORU: Moleküller arası kimyasal bağ olduğu hâlde niçin
kovalent bağ denmiĢtir?
• CEVAP: Çok kuvvetli bir kimyasal bağ olduğundan ve kristal
yapı oluĢtuğundan denmiĢtir.
• SORU: Buz molekülleri arasındaki kimyasal bağın kuvvetli
olması nereden anlaĢılır?
• CEVAP: Su donunca içinde bulunduğu ağzı kapalı demir kabı
parçalamasından anlaĢılır.
• SORU: Buzdaki kimyasal bağ çok kuvvetli diye niçin yanlıĢ
olarak kovalent bağ denmiĢtir?
• CEVAP: Tanecik içi kimyasal bağ, tanecikler arası kimyasal
bağdan daha kuvvetlidir. Kovalent bağ tabiri, tanecik içi kimyasal
bağı anımsatmaktadır. Kuvvetli olduğunu ifade için denmiĢtir.

SU, BUZ HÂLĠNDEYKEN H
2
O
(k)

MOLEKÜLLERĠ NEREDEYSE
HAREKETSĠZDĠR VE SU MOLEKÜLLERĠNE
KIYASLA BUZ MOLEKÜLÜNDE,
MOLEKÜLLER ARASI MESAFE FAZLADIR

• Buz molekülü; birisi düzgün dört yüzlünün ağırlık merkezinde,
diğer dördü de dört köĢesinde olmak üzere beĢerli
moleküllerden oluĢur.
155
• Buzun kristal örgüsü, düzgün dört yüzlüdür. Bu kristal örgünün
bozulmaması için moleküller hareketsizdir. Bu Ģekliyle kararlıdır.
• Buz molekülleri arasındaki uzaklık, su molekülleri arasındaki
uzaklığa göre % 11 oranında daha fazladır. BaĢka bir ifadeyle
su donunca % 11 hacim büyümesi gerçekleĢir.
• Normalinde maddenin katı hâlinde, moleküller birbirine sıvı
hâline göre daha yakındır; sıvı donunca hacim büyümesi değil,
hacim küçülmesi olur.
• Yalnız suya has olan bu durum, suyun donunca diğer sıvılara zıt
olarak genleĢmesinden ileri gelir.
• Suyun bu istisnai özelliğinin hayat için çok faydaları vardır.
• Su donma noktasına gelince, H
2
O
(k)
molekülleri arasında
kovalent kristal örgü bağı ortaya çıkar.
• Kovalent kristal örgü bağı, en kuvvetli kimyasal bağlardandır. Bu
nedenle su donduğunda, içinde bulunduğu ağzı kapalı demir
kabı bile parçalar.
• Buz erirken kristal yapı bozulur. Böylece moleküller birbirine
yaklaĢır. +4 °C‘a kadar hacim küçülmesi devam eder. +4 °C‘a
kadar az da olsa kristaller bulunur; bunlar H
2
O
(s)
kristalleridir.
Kristal yapı +4 °C‘ta tamamen bozulur. +4 °C‘ta yoğunluk en
büyüktür. +4 °C‘tan sonra su ısıtıldıkça hacim geniĢler, yoğunluk
azalır.




156
5. ÜNĠTE:
KARIġIMLAR

ÜNĠTENĠN BÖLÜM BAġLIKLARI

• 1. Çözücüler ve Çözeltiler
• 2. Çözeltilerin DeriĢimi
• 3. Çözeltilerin DeriĢime Bağlı Özellikleri (Koligatif Özellikler)
• 4. Heterojen KarıĢımlar


1. ÇÖZÜCÜLER VE
ÇÖZELTĠLER

ÇÖZELTĠLERĠN TANIMI VE BĠLEġENLERĠ

• Homojen karıĢımlara çözelti denir. Çözeltilerin iki bileĢeni vardır.
• 1– Çözücü
• 2– Çözünen
• Çözücü: Genelde miktarı çok olan ve diğerini çözen maddedir.
• Çözünen: Genelde miktarı az olan ve diğeri tarafından çözülen
maddedir.

ÇÖZELTĠLERLE ĠLGĠLĠ TERĠMLER

• 1– DeriĢik çözelti: Aynı koĢullarda diğer çözeltilere göre daha
157
çok oranda madde çözünmüĢ olan çözeltidir.

• 2– Seyreltik çözelti: Aynı koĢullarda diğer çözeltilere göre
içinde daha az oranda madde çözünmüĢ olan çözeltidir.

• 3– DoymuĢ çözelti: Belirli Ģartlarda çözebileceği maksimum
miktardaki maddeyi çözmüĢ olan çözeltidir.

• 4– DoymamıĢ çözelti: Belirli Ģartlarda çözebileceği maksimum
miktardaki maddeyi çözmemiĢ olan çözeltidir.

• 5– AĢırı doymuĢ çözelti: Belirli Ģartlarda çözebileceği
maksimum miktardaki maddeden daha fazlasını çözmüĢ olan
çözeltidir.

• 6– Ġyonal çözelti: Genellikle iyonik maddelerin suda
çözünmesiyle oluĢan, iyonlar içeren, elektriği ileten çözeltilerdir.
Su–tuz karıĢımı bu tür çözeltiye örnektir.

• 7– Moleküler çözelti: Genellikle kovalent bağlı maddelerin
suda çözünmesiyle oluĢan, moleküller içeren, elektriği iletmeyen
çözeltilerdir. Su–Ģeker karıĢımı buna örnektir.

ÇÖZÜNÜRLÜĞE ETKĠ EDEN FAKTÖRLER

• ÇÖZÜNÜRLÜK TANIMI: Belirli bir sıcaklıkta, 100 gram
çözücüde (suda) çözünebilen maksimum madde miktarına
denir.

• 1– Çözücü cinsi: Bir maddenin çözünürlüğü, çözücü
değiĢtirildiğinde değiĢir.

• 2– Çözünenin cinsi: Çözünen madde değiĢtiğinde çözünürlük
değeri değiĢir. Ayrıca polar çözücüler polar maddeleri, apolar
çözücüler apolar maddeleri genelde iyi çözer; örneğin HCl polar
olduğundan, yine polar olan H
2
O‘da iyi çözünür. CH
4
apolar
158
olduğundan polar molekül olan H
2
O‘da iyi çözünmez. CS
2
apolar
olduğundan CH
4
‘te çözünürken HCl‘de çözünmez.

• 3– Sıcaklık: Genellikle çözünmesi endotermik (ısı alan) olan
katı ve sıvıların çözünürlükleri, sıcaklıkla artar.

X
(katı veya sıvı)
+ ısı → X
(suda)
• Genellikle çözünmesi ekzotermik (ısı veren) olan katı ve sıvıların
çözünürlükleri, sıcaklıkla azalır.
• Y
(katı veya sıvı)
→ X
(suda)
+ ısı
• Gazların tamamının çözünmesi ekzotermik olduğundan
çözünürlükleri sıcaklıkla azalır.

• 4– Basınç: Katı ve sıvıların çözünürlüğüne basıncın etkisi
yoktur. Gazların çözünürlüğü ise basınçla artar. Ancak gazın
çözünürlüğünün artması için çözünecek gazın basıncının
arttırılması gerekir (Gazozların basınçlı gaz içermesi).

• 5– Ortak iyon: Ortak iyon, çözünürlüğü azaltır; örneğin AgCl
katısı saf suda, NaCl çözeltisindekinden daha çok çözünür.


ÖRGÜ ENERJĠSĠ (KRĠSTAL ENERJĠSĠ)

• Ġyonik bileĢiklerin niçin yüksek sıcaklıkta eridikleri ve her bir
iyonik bileĢiğin erime sıcaklıklarının neden farklı olduğunu
anlamak için örgü enerjisinin sayısal değerini bilmek gereklidir.
Örgü enerjisi deneysel olarak ölçülemez. Endirekt yollardan
hesaplanır. Hesaplama basittir, yalnız bir toplama iĢlemidir. Bu
hesaplamaya ―Born–Haber çevrimi‖ denir.
• Ġyonik kristalde iyonları ayırmak için gerekli enerjiye örgü enerjisi
denir.

BORN–HABER ÇEVRĠMĠ (BORN–HABER
DÖNGÜSÜ)

159
• ―NaCl‘yi Na ve Cl atomlarından nasıl elde edebiliriz?‖ sorusunun
teorik cevabı bize örgü enerjisinin sayısal değerini verir.
• AĢağıdaki üç reaksiyonun enerjileri toplanınca örgü enerjisi
bulunmuĢ olur.
• Na
0
(k)
→ Na
0
(g)

• Na
0
(g)
→ Na
+
(g)

• Cl
0
(g)
→ Cl

(g)

• Hess yasası kullanılarak yapılan taraf tarafa toplama sonucunda
Na
0
(g)
‘lar birbirini götürür. Sodyum ve klor atomlarından tuzun
meydana geliĢ reaksiyon denklemi ortaya çıkmıĢ olur:
• Na
0
(k)
+ Cl
0
(g)
→ Na
+
(g)
+ Cl

(g)


HĠDRASYON ENERJĠSĠ (HĠDRATASYON
ENERJĠSĠ)

• HidratlaĢma enerjisi de denir.
• NaCl‘nin çözünebilmesi için; çok sayıda su molekülünün artı (+)
kısımlarının NaCl‘deki klorürün, eksi (–) kısımlarının da
NaCl‘deki sodyum katyonunun etrafını kaplaması gerekir.
• HidratlaĢma enerjisinin sayısal değeri, örgü enerjisinin sayısal
değerinden büyükse iyonik katı suda çözünür.

OKSĠTLERĠN SUDA ÇÖZÜNMEMESĠNĠN
SEBEBĠ ÖRGÜ ENERJĠSĠNĠN YÜKSEKLĠĞĠDĠR

• Örgü enerjisinin yüksekliği, kristalin kararlılığını gösterir.
• O
(g)
+ e

→ O

(g)
ΔH = –141,3 kJ/mol
• O

(g)
+ e

→ O
–2
(g)
ΔH = +844 kJ/mol
• Çözeltide tek baĢına O
–2

görülmez; (OH)


görülür.

ÇÖZÜNME ENTALPĠSĠ (ÇÖZÜNME ISISI)

160
• Çözünme olayına ait reaksiyon denkleminin ΔH‘ına çözünme
entalpisi denir.
• Ġyonik bileĢiklerin çözünürlüğü hakkında genelleme yapamayız.
Bunun nedeni ise örgü enerjisidir; örneğin, NaCl‘nin suda
çözünmesi endotermiktir.

ĠYONĠK KATININ SUDA ÇÖZÜNMESĠ
SIRASINDAKĠ ENERJĠ DEĞĠġĠMĠ

ΔH
çözünme
= – Kristal enerjisi + HidratlaĢma ısısı
• Endotermik tepkimelerde ΔH
çözünme
pozitif değer çıkar,
ekzotermik tepkimelerde ise ΔH
çözünme
negatif değer çıkar.
• Ġyonik katıların suda çözünmesi genelde endotermiktir.

ĠYONĠK BĠLEġĠKLERĠN SUDA ÇÖZÜNMELERĠ
(BĠRLĠKTEN KUVVET DOĞUYOR, ÇÖZÜNME
OLAYI GERÇEKLEġĠYOR)

• Zayıfların bir araya gelmesi, kuvveti doğurur. Bu konuya sosyal
yaĢamdan aĢağıdaki örnekleri verebiliriz:
• Kadınlar zayıf, yumuĢak huylu, nazik, halim, selim olduklarından
birleĢerek etkili, kuvvetli cemiyet kurarlar.
• Kadın hakları, kadın hukuku ve kadın hürriyeti gibi kadınlıkla
ilgili güçlü dernekler çoktur. Kadınlar, erkek artikel alır; çünkü
kadın cemiyetleri serttir ve Ģiddetlidir; bu nedenle bir nevi
erkeklik kazanırlar. Erkekler ise, diĢi artikel alır; çünkü
kendilerine güvenirler. Her bir fert kendi gücüne güvendiğinden,
cemiyetleri zayıf olur. Özellikle kendine güvenen Arap milletinde
buna çokça rastlanmaktadır.
• Ġkinci örnek; Ermeniler ile ilgilidir. Ermeniler dünyada azdırlar ve
zayıftırlar. Ancak birleĢerek büyük bir kuvvet kazanıp seslerini
tüm dünyaya duyurabildikleri bilinen bir husustur (Ermeni
soykırımı konusu).
161
• Diğer bir örnek; KurtuluĢ savaĢında güçsüz olan Kuvayı
Milliyenin, güçlü olan Ġngilizleri yenmesidir.
• Yemek tuzu ve su; her ikisi de polardır. Suyun polarlığı, yemek
tuzunun polarlığına göre çok azdır.
• Na
+
Cl

(k)
örgü yapısındaki iyonlar arasındaki çekim, en güçlü
çekimdir.
• H
2
O molekülleri arasında dipol–dipol etkileĢimi vardır. Ġyonik
bağın kuvveti 250 birim, dipol–dipol bağının kuvveti ise 2
birimdir.
• Yemek tuzunun suda çözünmesi, reaksiyon denklemiyle Ģöyle
gösterilir:
• Na
+
Cl

(k)
+ su



Na
+
(suda)
+

Cl

(suda)

• H
2
O‘nun polarlığı 2 birim derecesinde olduğu hâlde, nasıl oluyor
da polarlığı 250 birim derecesinde olan Na
+
Cl

(k)
‘nin örgü
yapısındaki iyonlarını birbirinden ayırıp yapısını bozarak suda
çözünmesini sağlıyor?
• H
2
O molekülü dipol yapıdadır.
• Bundan dolayı H
2
O‘nun pozitif ve negatif ucu vardır.
• H
2
O‘nun pozitif ucu Cl

ile negatif ucu ise Na
+
ile etkileĢir.
• Böylece Na
+
Cl

‘de iyonlar arasındaki iyonik çekim ortadan
kalkar.
• Burada düĢünülmesi gereken; tuza kıyasla zayıf polarlığa sahip
suyun, bunu nasıl baĢarabildiğidir.
• Birlikten kuvvet doğuyor, çözünme olayı gerçekleĢiyor.
• 1 tane Na
+
iyonu, en az 125 tane H
2
O molekülünün negatif ucu
ile 1 tane Cl

iyonu da, çok sayıda (en az 125 tane) H
2
O
molekülünün pozitif ucu ile sarılır. Böylece çözünme olayı
gerçekleĢir.
• Zayıflar; birliğe / birleĢmeye mecburdur.
• Koyun ve keçiler sürü hâlinde yaĢayarak kurtlardan korunurlar.
• ―Kurdun olduğu yerde koyun olunmaz.‖ denir. Ġttifak olursa kurt
zarar veremez.

ÇÖZÜNME OLAYI FĠZĠKSEL OLAY MIDIR
162
YOKSA KĠMYASAL OLAY MIDIR?

• H
2
O‘nun pozitif ucu Cl

ile H
2
O‘nun negatif ucu ise Na
+
ile
etkileĢti.
• Böylece Na
+
Cl

‘de iyonlar arasındaki iyonik çekim ortadan kalktı.
• Bunun sonucunda da suda çözünme olayı gerçekleĢti.
• Görüldüğü gibi zıt kutupların birbirini çekimi iyonik bileĢiklerin iç
yapısında değiĢikliğe neden oldu. Bu yönüyle çözünmeyi
kimyasal olay olarak düĢünebiliriz.
• Aslında çözünme, fiziksel olay olarak bilinir.

ÇÖZÜNME VE ĠYONLAġMA ĠLĠġKĠSĠ

Çözünme yüzdesini zenginlik, iyonlaĢmayı vermek kabul
edersek; çözeltileri dört gruba ayırırız:

1. ÇOK ÇÖZÜNEN VE % 100 ĠYONLAġAN ÇÖZELTĠLER
(ZENGĠN, TAMAMINI VEREN)

NaCl
(k)
+ su


→ Na
+1
(suda)
+ Cl
–1
(suda)
NaCl
(k)
+ H
2
O
(s)


→ Na
+1
(suda)
+ Cl
–1
(suda)

Reaksiyon denklemi yukarıdaki gibi her iki Ģekilde de yazılabilir.

2. AZ ÇÖZÜNEN VE % 100 ĠYONLAġAN ÇÖZELTĠLER
(FAKĠR, TAMAMINI VEREN): Bu grup, çözünürlük dengesi
konusundaki bileĢikler olup iyonlaĢma denklemleri yanlıĢ olarak
çift yönlü okla gösterilir. Bunun nedeni çözünürlük
hesaplamalarının denge mantığıyla yapılmasındandır. Aslında
suda çözünmezler, bunlar kimyada az çözünen diye geçer.
Çözünmeleri milyonda birkaç ile trilyonlarda birkaç civarındadır.

Ca(OH)
2(k)
+ su ↔

Ca
+2
(suda)
+ 2(OH)
–1
(suda)


163
3. HER ORANDA ÇÖZÜNEN VE AZ ĠYONLAġAN
ÇÖZELTĠLER (ZENGĠN, AZINI VEREN)
CH
3
COOH
(s)
+ su ↔ CH
3
COO
–1
(suda)
+ H
+1
(suda)



4. AZ ÇÖZÜNEN VE AZ ĠYONLAġAN ÇÖZELTĠLER (FAKĠR,
AZINI VEREN)
NH
3(g)
+ H
2
O
(s)



NH
4
+1
(suda)
+ OH
–1
(suda)


ĠYON YAPILI BĠLEġĠKLER SIVI HÂLDE VE
ÇÖZELTĠ HÂLĠNDE ELEKTRĠĞĠ ĠLETĠR

NaCl
(k)
+ yüksek sıcaklık



Na
+1
(s)
+ Cl
–1
(s)

NaCl
(k)


+ su



Na
+1
(suda)
+ Cl
–1
(suda)

ÇÖZELTĠLERDE DERĠġĠM ĠLE ĠLETKENLĠK
ĠLĠġKĠSĠ

• Ġletkenlik, çözeltinin deriĢimi arttıkça belli bir noktaya kadar
yükselir.
• DeriĢim belli bir oranı geçince iletkenlik azalır.
• Doygun çözeltiye eriĢildikten sonra iletkenlik değiĢmez.

SAF SIVILARDA DERĠġĠM ĠLE ĠLETKENLĠK
ĠLĠġKĠSĠ

• Ġletkenlik, saf sıvıların deriĢimi arttıkça belli bir noktaya kadar
yükselir.
• Saf sıvıların deriĢimi belli bir oranı geçince iletkenlik azalır.

ĠLETKENLĠK ÇEġĠTLERĠ
164

• 1. Metallerin iletkenliği: Sıcaklıkla ters orantılıdır. Elektronun
aktarımı ile olur.
• 2. Çözeltilerin iletkenliği: Sıcaklıkla doğru orantılıdır. Farklı
yükteki iyonlarla olur.

ĠYONLAġAN MOLEKÜLER BĠLEġĠKLER VE
ĠYONLAġMAYAN MOLEKÜLER BĠLEġĠKLERĠN
SUDA ÇÖZÜNMELERĠ

HCl
(g)
+ H
2
O
(s)
→ H
3
O
+1
(suda)
+ Cl
–1
(suda)

HCl
(suda)
→ H
+1
(suda)
+ Cl
–1
(suda)

HCl
(g)
+ su

→ H
+1
(suda)
+ Cl
–1
(suda)

C
6
H
12
O
6(k)
+ su



C
6
H
12
O
6(suda)


DERĠġĠK DEYĠMĠ HEM NĠTELLĠK HEM DE
NĠCELLĠK ĠÇERĠR

• DeriĢik çözelti; çözeni az, çözüneni çok olan çözeltidir. Nitel bir
kavramdır. Belli bir sınırı yoktur; ―ġu yüzdenin üzerinde olursa
deriĢiktir, Ģu yüzdenin altında olursa seyreltiktir.‖ diyemeyiz.
• DeriĢik deyimi nicel bir anlam da içerir; örneğin deriĢik HCl
denince, yalnız kütlece % 36,5‘luk HCl anlaĢılır (DoymuĢ HCl
çözeltisi).

DERĠġĠK VE SEYRELTĠK TABĠRLERĠNĠN,
DOYMUġ VE DOYMAMIġLIKLA ĠLĠġKĠSĠ
YOKTUR

165
• DoymuĢ bir çözelti, seyreltik olduğu gibi; doymamıĢ bir çözelti
de deriĢik olabilir; örneğin doymuĢ kireç çözeltisi, kesinlikle
seyreltiktir. DoymamıĢ H
2
SO
4
çözeltisi, deriĢik olabilir.

DERĠġĠK ASĠTLER NĠÇĠN EN FAZLA
MOLEKÜL KÜTLESĠ KADAR YÜZDEDE
OLUR?

• DeriĢik HCl kütlece % 36,5‘luktur (DoymuĢ HCl çözeltisi).
• DeriĢik H
2
SO
4
kütlece % 98‘liktir (DoymuĢ H
2
SO
4
çözeltisi).
• DeriĢik HNO
3
kütlece % 63‘lüktür (DoymuĢ HNO
3
çözeltisi).
• (H:1, Cl:35,5, O:16, S:32, N:14)
• DeriĢik HCl, deriĢik H
2
SO
4
, deriĢik HNO
3
denince; yalnız
yukarıda belirtilen yüzdelerdeki asitler anlaĢılmalıdır.
• Diğer çözeltilerde olduğu gibi; çözeni az, çözüneni çok olan
çözelti anlaĢılmamalıdır.

KRĠSTAL SUYU ĠÇEREN BĠLEġĠKLERDE,
ORTAMDA SU OLDUĞU HÂLDE BĠLEġĠK
NĠÇĠN ISLANMAZ?

• Kristal suyu içeren bir bileĢik, hafif ısıtılsa veya güneĢte kalsa;
külçe hâline gelir, kristal yapısı bozulur. Normal zamanda ise
kristal yapıdadır. Kristal suyu içeren bileĢiğin içindeki su, toz
hâlindeki katıya zarar vermez.
• 0 °C ile +4 °C arasında H
2
O
(s)
kristallerinin bulunabilme özelliği
vardır. Kristal yapı, yalnız buzda değildir. Buzda olduğu gibi,
suda da kristal yapı vardır.
• Kristal yapı, katılara ait bir özelliktir. Su, kristal olunca, katıyla
etkileĢmez.
• Ağzı kapalı demir kabı donduğunda parçalayan su, kristal
olduğunda tam tersine yan yana olduğu suda çok çözünen toz
hâlindeki katı maddeyi ıslatmıyor bile..
166

EBU'L VEFA (940–988)

• Matematik ve astronomi âlimidir.
• Yoğunluk ölçmeye yarayan piknometre (pikometre) aletini ilme
kazandırmıĢtır.

ÇÖZELTĠLERLE ĠLGĠLĠ SOSYAL ALANDA
KULLANILAN KĠMYA KELĠME VE DEYĠMLERĠ

• YoğunlaĢmak (Konsantre olmak): Herhangi bir iĢe kilitlenmek,
kendini bir iĢe istekle vermek, yumulmak. Bütün dikkati,
düĢünceyi, duyguyu ve gücü bir konu üzerinde, bir noktada
toplamak.
• YumuĢak alaĢımlı üslup: Herkesin birbirine karĢı ses tonunu
yükseltmeden sevgi ruhu ile hareket etmesi, her söylenene laf
yetiĢtirme yerine, dövene elsiz, sövene dilsiz olma hâli
(YumuĢak alaĢımlı üslup mevzuu herkesten beklenemez;
özellikle zihniyet değiĢikliği gereksinimini hissetmek lazımdır).

ÇÖZELTĠLER ĠLE ĠLGĠLĠ SÖYLEM HATALARI

• ―Çözündü‖ yerine ―eridi‖ kelimesi kullanılır; örneğin, ―Ģeker
çözündü‖ denilmesi gerekirken ―Ģeker eridi‖ denilmektedir.
• Çözünme olayı fiziksel olay olarak bilinir. Ancak kimyasal olarak
da düĢünülebilir.

2. ÇÖZELTĠLERĠN DERĠġĠMĠ

KONSANTRASYON BĠRĠMLERĠ
167

• 1– MOLARĠTE: 1 L hacmindeki çözeltinin içinde bulunan
çözünmüĢ maddenin mol sayısına denir.

• 2– NORMALĠTE: 1 L hacmindeki çözeltinin içinde bulunan
çözünmüĢ maddenin eĢdeğer gram sayısına denir.

• 3– MOLALĠTE: 1 kilogram suda çözünmüĢ olan çözünen
maddenin mol sayısıdır.

• 4– FORMALĠTE: Birim hacimde çözünmüĢ iyonik maddenin mol
sayısına denir. Formalite, iyonik bağlı bileĢikler için geçerlidir.

• 5– KÜTLECE % DERĠġĠM: Kütlece % deriĢim 100 gram
çözeltide kaç gram madde çözündüğünü ifade eder. %30‘luk
çözelti denince; 100 gram çözeltide 30 gram çözünen madde ve
70 gram su olduğu anlaĢılır.

• 6– HACĠMCE % DERĠġĠM: Hacimce % deriĢim 100 mL
çözeltide kaç mL madde çözündüğünü ifade eder.

• 7– YOĞUNLUK: Birim hacimdeki çözeltinin kütlesidir.

• 9– ppm (parts per million) CĠNSĠNDEN DERĠġĠM: Milyonda bir
oranında deriĢim demektir. Birimsiz niceliktir.

• 10– ppb (parts per billion) CĠNSĠNDEN DERĠġĠM: Milyarda bir
oranında deriĢim demektir. Birimsiz niceliktir.

• 11– OSMOLAR DERĠġĠM: Ozmotik basıncı, kanın ozmotik
basıncı ile aynı olan steril çözeltilerdir. Bunlara izotonik çözelti
de denir; örneğin, % 5‘lik C
6
H
12
O
6
(glikoz) çözeltisi ve % 0,9‘luk
NaCl (sodyum klorür) çözeltisi izotoniktir.

DERĠġTĠRME, SEYRELTME

168
• Bir çözeltiye su eklenir veya çözünmüĢ madde miktarı azaltılırsa
çözelti seyrelir.
• Bir çözeltiden su buharlaĢtırılır veya çözünen maddeden
eklenirse çözelti deriĢir.
• Bu iĢlemlerin tamamında M = n / V formülü kullanılır.

ÇÖZELTĠLERĠN KARIġTIRILMASINDAN
SONRAKĠ ĠYON MOLARĠTELERĠNĠN
HESAPLANMASI

• a) Tepkime yoksa
• b) Tepkime varsa

• a) Çözeltilerin karıĢtırılmasından sonra Ģayet tepkime
olmadıysa, çözeltilerin karıĢtırılmasından sonraki iyon
molaritesi hesaplanması: Bir bileĢik; 1A grubu katyonu, NO
3


iyonu, NH
4
+
iyonu, H
+
iyonu veya CH
3
COO

iyonu içeriyorsa
böyle maddeler iyi çözünür. Bu iyonları ihtiva eden çözeltiler
karıĢtırıldıklarında Ģayet nötrleĢme olmuyorsa, tepkime yok
demektir. KarıĢımdan sonraki molar deriĢimler M
1
V
1
=M
2
V
2

formülünden hesaplanır.

• b) Çözeltilerin karıĢtırılmasından sonra Ģayet tepkime
oluyorsa, bu tepkime genelde aĢağıdaki iki tepkimeden
birisidir.
1– NötrleĢme tepkimesi (asit + baz)
2– Çökme tepkimesi: Ġki çözelti karıĢtırıldığında çözünürlüğü
düĢük olan bir maddenin iyonları bir araya geldiğinde maddenin
çözünürlük sınırı aĢılıyorsa çökme olur.

ÇÖZELTĠLER ARASINDAKĠ YER DEĞĠġTĠRME
169
REAKSĠYONLARINDAN HANGĠLERĠ
GERÇEKLEġĠR?

• KCl
(suda)
+ NaNO
3(suda)


Reaksiyon gerçekleĢmez.
• GerçekleĢen reaksiyonlarda ya ürünlerde suda çözünmeyen
madde oluĢmuĢtur, bu maddeye çökelek diyoruz. Veya gaz
çıkıĢı olmuĢtur. Ya da ürünlerde su meydana gelmiĢtir.

3. ÇÖZELTĠLERĠN
DERĠġĠME BAĞLI
ÖZELLĠKLERĠ (KOLĠGATĠF
ÖZELLĠKLER)

ÇÖZELTĠLERDE BUHAR BASINCI, DONMA
NOKTASI VE KAYNAMA NOKTASI

• Saf bir sıvıda uçucu olmayan bir katı çözündüğünde çözeltinin
buhar basıncı ve donma noktası saf çözücününkinden düĢük,
kaynama noktası ise büyük olur.
• Bir çözeltinin kaynamaya baĢlama noktası (suya göre kaynama
noktasındaki yükselme miktarı) içerdiği yabancı madde
çözeltisinin molaritesi ile doğru orantılıdır.
• Bir sıvıda baĢka bir sıvı çözündüğünde kaynama noktası
yükselebilir de düĢebilir de, ancak genelde donma noktası
düĢer.
• Yine bir sıvıda gaz çözündüğünde genellikle kaynama noktası
etkilenmez; çünkü o sıcaklığa kadar gaz uçar. Donma noktası
170
ise genelde düĢer.

KOLĠGATĠF ÖZELLĠKLER

• a. Buhar basıncı düĢmesi
• b. Donma noktası alçalması
• c. Kaynama noktası yükselmesi
• d. Ozmotik basınç

BUHAR BASINCI DÜġMESĠ

• Çözeltilerin buhar basıncı saf sıvıların buhar basıncından
farklıdır.
• Tuz, suyun buhar basıncını etkileyerek kaynama sıcaklığını
yükseltmiĢ, buhar basıncını düĢürmüĢtür.
• Çözünenin deriĢimi ile çözeltinin buhar basıncı arasındaki iliĢki
Fransız kimyacı F.M.Raoult tarafından bulunmuĢtur.

RAOULT YASASI

• Raoult yasasına göre uçucu bileĢeni bulunmayan bir çözeltideki
buhar basıncı düĢmesi çözeltideki çözünen maddenin mol
kesriyle orantılıdır.
• Herhangi bir çözeltinin buhar basıncı (P
T
), çözeltiyi oluĢturan
bileĢenlerin buhar basınçlarının (P
A
, P
B
, …) toplamına eĢittir.
• P
T
= P
A
+ P
B
+ …
• Çözücüsü A, çözüneni B olan iki bileĢenli ideal bir çözeltide P
A

çözücünün kısmi buhar basıncı, P
B
çözünenin kısmi buhar
basıncı olsun.

Çözücünün kısmi buhar basıncını hesaplamak için; saf
çözücünün belirli bir sıcaklıktaki buhar basıncı (P
0
A
) ile aynı
çözücünün çözeltideki mol kesri (X
A
) çarpılır. P
A
=

P
0
A
X
A
olur.

• O hâlde çözünenin kısmi buhar basıncı da; P
B
=

P
0
B
X
B
olur.
171

Buradan P
T
=

P
0
A
X
A
+

P
0
B
X
B
formülü çıkar.


• ÖRNEK: %70 C
2
H
6
O
2
(etandiol veya glikol) içeren sulu
çözeltinin 53 °C‘taki buhar basıncını hesaplayarak saf suyun
buhar basıncıyla karĢılaĢtırınız. 53 °C‘ta P
0
saf su
= 107,2 mm Hg
ve aynı sıcaklıkta P
0
etandiol
= 1 mm Hg‘dır (C
2
H
6
O
2
: 62, H
2
O:18).

• ÇÖZÜM: C
2
H
6
O
2
arabaların radyatör peteklerine soğutma
amaçlı olarak katılan ve antifriz (donmayı önleyici) olarak
kullanılan radyatör sıvısıdır. Etilen glikol adıyla da bilinir.
• 100 g‘lık çözelti varsayılırsa bunun 70 g‘ı C
2
H
6
O
2
, 30 g‘ı da H
2
O
olur.
• 30 g H
2
O = 1,67 mol‘dür.
• 70 g C
2
H
6
O
2
= 1,13 mol‘dür.
• Toplam mol 2,80‘dir.
• H
2
O‘nun buhar basıncına katkısı 1,67/2,80 oranında, C
2
H
6
O
2
‘nin
katkısı ise 1,13/2,80 oranında olacaktır.
• 53 °C sıcaklıkta saf H
2
O‘nun buhar basıncı 107,2 mm Hg
verildiğine göre 107,2 mm Hg‘nın 1,67/2,80‘si alınır (63,94 mm
Hg).
• 53 °C sıcaklıkta C
2
H
6
O
2
‘nin buhar basıncı da 1 mm Hg
verildiğine göre 1 mm Hg‘nın 1,13/2,80‘si alınır (0,40 mm Hg).
• Daha sonra bu iki kısmi basınç değerlerinin toplanması ile sonuç
bulunmuĢ olur:
• P
T
=

63,94 + 0,40 = 64,34 mm Hg
• Görüldüğü gibi 53 °C sıcaklıkta saf H
2
O‘nun buhar basıncı 107,2
mm Hg idi. %70‘lik C
2
H
6
O
2
çözeltinin buhar basıncı ise 64,34
mm Hg‘dır.
• Görüldüğü gibi problemi Raoult‘un ortaya koyduğu formülleri
kullanmadan, basit orantı mantığı ile çözdük.
• Raoult yasası, François–Marie Raoult tarafından 1882 yılında
ortaya konulduğundan dolayı bu adla anılmaktadır.

DONMA NOKTASI ALÇALMASI
172
(KRĠYOSKOPĠ)

• ΔT
d
= K
d
m i
• ΔT
d
= Donma noktasının kaç°C alçaldığı (ΔT
donma
)
• K
d
= Su için donma noktası alçalma sabiti (1,86 °C m
–1
)
• m = Molalite
• i = Moleküler katılarda 1‘dir, iyonik katılarda ise iyon sayısıdır.

KAYNAMA NOKTASI YÜKSELMESĠ
(EBÜLĠYOSKOPĠ)

• ΔT
k
= K
k
m i
• ΔT
k
= Kaynama noktasının kaç °C yükseldiği
• K
k
= Su için kaynama noktası yükselme sabiti (0,52 °C m
–1
)
• m = Molalite
• i = Moleküler katılarda 1‘dir, iyonik katılarda ise iyon sayısıdır.

SUDA MOLEKÜLER KATI ÇÖZÜNDÜYSE
KRĠYOSKOPĠK VE EBÜLĠYOSKOPĠK
HESAPLAMALAR

• Molalite, 1 kg suda çözünen maddenin mol sayısıdır.
• 1 kg suda 1 mol moleküler katı çözününce donma noktası 1,86
°C alçalır.
• 1 kg suda 1 mol moleküler katı çözününce kaynama noktası
0,52 °C yükselir.

SUDA ĠYONĠK KATI ÇÖZÜNDÜYSE
KRĠYOSKOPĠK VE EBÜLĠYOSKOPĠK
HESAPLAMALAR

173
• 1 kg suda 1 mol iyonik katı çözününce donma noktası 1,86 °C‘ın
iyonik katının iyon sayısıyla çarpıma kadar alçalır.
• 1 kg suda 1 mol iyonik katı çözününce kaynama noktası 0,52
°C‘ın iyonik katının iyon sayısıyla çarpıma kadar yükselir.

DONMA NOKTASI BULUNMASI VEYA
DONMA NOKTASI ALÇALMASI
HESAPLAMALARI

• Hesaplanan ΔT
d
değeri, donma noktasının kaç °C alçaldığını
gösterir. ġayet çözeltinin donma sıcaklığı soruluyorsa bulunan
bu değer, 0 °C‘tan çıkarılmalıdır. BaĢka bir ifadeyle bulunan
değerin eksi (–) iĢaretlisi alınmalıdır.
• Hesaplamaları orantıyla yapmak bazı sorularda daha pratik
olabilir.

KAYNAMA NOKTASI BULUNMASI VEYA
KAYNAMA NOKTASI YÜKSELMESĠ
HESAPLAMALARI

• Hesaplanan ΔT
k
değeri, kaynama noktasının kaç °C yükseldiğini
gösterir. ġayet çözeltinin kaynama sıcaklığı soruluyorsa 100 °C
ile bulunan bu değer toplanmalıdır.
• Hesaplamalar orantı yoluyla da yapılabilir.

KRĠYOSKOPĠK VE EBÜLĠYOSKOPĠK
HESAPLAMALARDA ÇÖZELTĠNĠN HACMĠ
SUYUN KÜTLESĠ KABUL EDĠLEBĠLĠR

• Seyreltik molar çözeltilerde çözeltinin mL cinsinden hacmi,
suyun gram cinsinden miktarı olarak kabul edilir. Hassas
174
hesaplamaya lüzum yoktur.

KRĠYOSKOPĠK PROBLEMLERĠN ORANTI
YOLUYLA ÇÖZÜMÜ

PROBLEM: 4,81 x 10
–2
M‘lık moleküler bir çözelti suyun donma
noktasını kaç °C düĢürür? (K
d
= 1,86 °C/m)

ÇÖZÜM
• 1. iĢlem: Çözeltiyi 1 L kabul edersek çözünen madde miktarı
4,81 x 10
–2
mol olur.
• 2. iĢlem: 1 L çözeltiyi 1000 g su olarak alabiliriz; molar çözelti
seyreltik olduğundan, hata ihmal edilebilirdir.
• 3. iĢlemde orantı kurulur: 1 mol moleküler madde suyun donma
noktasını 1,86 °C düĢürürse 4,81 x 10
–2
mol moleküler
maddenin suyun donma noktasını 0,09 °C düĢürdüğü bulunmuĢ
olur.

KRĠYOSKOPĠK PROBLEMLERĠN FORMÜLLE
ÇÖZÜMÜ

PROBLEM: 4,81 x 10
–2
M‘lık moleküler bir çözelti suyun donma
noktasını kaç °C düĢürür? (K
donma
= 1,86 °C/m)

ÇÖZÜM
• ΔT
d
= m K
d

• ΔT
d
=

4,81 x 10
–2
m x 1,86 °C/m = 0,09 °C

FORMÜLLE ÇÖZÜMDE TÜRLER VE
BĠRĠMLER
• ΔT
d
= K
d
m i
175
• ΔT
d
: Donma noktasının kaç°C alçaldığı (ΔT
donma
)
• K
d
: Su için donma noktası alçalma sabiti (1,86 °C m
–1
)
• m: Molalite
• i: Moleküler katılarda 1‘dir.

TEORĠK ĠYON SAYISI ĠLE DENEYSEL ĠYON
SAYISI AYNI DEĞĠLDĠR

BĠLEġĠĞĠN ADI i
teorik
i
deneysel

Na
2
SO
4
3 i<3
NaCl 2 i<2
Al
2
(SO4)
3
5 i<5

DENEYSEL KRĠYOSKOPĠ VE EBÜLĠYOSKOPĠ
DEĞERLERĠ, TEORĠK DEĞERDEN GENELDE
DAHA AZ ÇIKAR

• Kaynama noktasının 1 °C yükselmesi hesaplanmasına rağmen
0,7 °C‘lık bir yükselme olabilir. Bunun nedeni i
deneysel
değerinin
i
teorik
değerinden daha az olması ve suyun polarlığı gibi
sebeplerdir.
• Deneysel kriyoskopi ve ebüliyoskopi değerlerin teorik değerden
farklı çıkmasında, çözünme tepkimesinin endotermik veya
ekzotermik olmasının da rolü vardır. Tepkimenin endotermik
veya ekzotermik oluĢuna göre farklı formüller ortaya
konulmamıĢtır.
• Aynı Ģekilde hem çözücünün hem de çözünenin polarlığı da
formüle yansımamıĢtır.
• Soruda molarite verildiyse, bu değer molalite olarak alınabilir.
176
Molaliteyi molariteye çevirmeye lüzum yoktur; çünkü molar
deriĢimler genelde düĢük verildiğinden hata ihmal edilebilecek
boyutta olur.
• Zaten hesaplanan değere göre deneysel sonucun farklı
olduğunu belirtmiĢtik.

OZMOTĠK BASINÇ

• YaĢamın temeli olan hücreye madde giriĢlerinin bir kısmı,
ozmos kanunu vasıtasıyla gerçekleĢtirilir.
• Ozmos olayında; suda çözünmüĢ maddelerin çok olduğu kısım,
suda çözünmüĢ maddelerin az olduğu kısma bir emme kuvveti
uygular. Tabiattaki bitkilerin topraktan suyu emmeleri bu Ģekilde
gerçekleĢir. Bu emme kuvveti, ozmotik basınç olarak tanımlanır.

OZMOTĠK BASINÇ ĠLE KRĠYOSKOPĠ VE
EBÜLĠYOSKOPĠ ĠLĠġKĠSĠ

• Belirli sıcaklıkta ozmotik basıncı bilinen bir çözeltinin donma ve
kaynama noktası hesaplanabilir.

OZMOTĠK BASINÇ FORMÜLÜNDE TÜRLER
VE BĠRĠMLER
• Π = c R T
• Π (pi): Pa (paskal) cinsinden ozmotik basınç
• c (molar konsantrasyon): 1 m
3
çözelti içinde çözünen maddenin
mol sayısı
• R (sabit sayı): 8,314
• T: Kelvin (K) cinsinden mutlak sıcaklık

OZMOTĠK BASINÇ PROBLEMLERĠ

177
PROBLEM: Ozmotik basıncı 300 K‘de 120 kPa olan moleküler
çözeltinin donma noktasını hesaplayınız (R

= 8,314).

ÇÖZÜM: Önce çözeltinin molaritesi bulunur, sonra donma
noktası hesaplanır.
• Π = c R T
• 1. iĢlem olarak çeviri yapılmalıdır: kPa, Pa‘ya çevrilir (120 kPa =
120 x 10
3
Pa).
• 2. iĢlem olarak verilenler formülde yerine konulur: 120 x 10
3
Pa
= c x 8,314 x 300
• 3. iĢlemde ise c (ozmotik basınç) hesaplanır: c = 48,1 mol/m
3
(1
m
3
çözeltinin içinde 48,1 mol çözünen madde vardır).
• 1 m
3
çözelti = 1 x 10
3
dm
3
çözelti = 1 x 10
3
L çözelti = 1 x 10
3
kg

çözeltidir.
• 1 x 10
3
kg çözelti = 1 x 10
3
kg su (Çözelti seyreltiktir, bu nedenle
hata ihmal edilebilir boyuttadır.)
• 1 x 10
3
kg suda 48,1 mol çözünen madde varsa, 1 kg suda 48,1
x 10
–3
mol çözünen madde vardır (molalite).
• 48,1 x 10
–3
= 4,81 x 10
–2
mol çözünen madde vardır (molalite).
• Son iĢlem olarak da orantı kurulur: 1 mol moleküler madde
suyun donma noktasını 1,86 °C düĢürürse 4,81 x 10
–2
mol
moleküler madde 0,09 °C düĢürür.
• Çözeltinin donma noktası= -0,09 °C olur.

HĠDROSTATĠK BASINÇ

• Bir sıvının, içinde bulunduğu kabın çeperine ya da içlerine
daldırılan cisimlere yaptığı basınca hidrostatik basınç denir.
• Hidrostatik basınç, sıvının yüzeyinde sıfırdır. Derinlere inildikçe
yükselir.
• Hidrostatik basınç (P), cismin bulunduğu derinlik (h) ve sıvının
yoğunluğuna (d) bağlıdır.
• P= hd olur.

178
4. HETEROJEN
KARIġIMLAR

KOLOĠTLER

• Katı taneciklerin bir sıvı içerisinde çıplak gözle görülemeyecek
kadar küçük tanecikler hâlinde heterojen olarak dağılmasıyla
oluĢan karıĢıma koloit karıĢım denir.

HOMOJENĠZASYON

• Homojenizasyon; süt içerisinde bulunan yağ globüllerinin,
fiziksel yöntemler ile çaplarının küçültülerek kolloidal fazdan
homojen faza geçmesi için uygulanılan iĢlemdir.
• BaĢka gıdalarda da uygulanabilir.

EMÜLSĠYON

• Emülsiyon, heterojen karıĢımdır.
• Lipo ve hidro olmak üzere iki çeĢittir.
• Lipo, yağ içindeki su emülsiyonudur. Bazı kremler örnek
verilebilir.
• Hidro, su içindeki yağ emülsiyonudur. Balık yağı örnek verilebilir.

SÜSPANSĠYON

Süspansiyon, heterojen karıĢımdır.

• Ca(OH)
2
(KALSĠYUM HĠDROKSĠT) SÜSPANSĠYONU: SönmüĢ
kireç ismiyle satılan, suda çözünmeyen beyaz tozun suyla
karıĢtırılması ile oluĢur. Kireç denince, sönmüĢ kireç anlaĢılır.
179
Badana yapımında kireç süspansiyonu kullanılır.

• Mg(OH)
2
(MAGNEZYUM HĠDROKSĠT) SÜSPANSĠYONU:
Magnesi kalsine adıyla bilinen antiasit mide süspansiyonudur.

• BaSO
4
(BARYUM SÜLFAT): Ameliyat esnasında kullanılan
sargı bezi, pamuk, makas vb. steril ameliyat malzemeleri
baryum sülfat çözeltisine batırılmıĢtır. Ameliyat esnasında
vücudun içinde unutulan ameliyat malzemelerini, röntgen
çekiminde BaSO
4
gösterir. Ayrıca BaSO
4
süspansiyonu ve hint
yağı karıĢımı; XM solüsyonu adındaki ilaçtır. Röntgen filmi
çekiminden az önce hastaya içirilir. Ġçirilen sıvının mideden
bağırsağa kaç dakikada geçtiği BaSO
4
ile anlaĢılır; geçiĢ
süresine göre hastalığa teĢhis konur.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->