P. 1
KÜLTÜRDEN İRFANA

KÜLTÜRDEN İRFANA

|Views: 94|Likes:
Yayınlayan: Cihat Sarıgül

More info:

Published by: Cihat Sarıgül on Jun 19, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

04/21/2015

pdf

text

original

Sections

  • «KÜLTÜR» DEN «İRFAN» A
  • KÜLTÜR MÜ ÎRFAN MI?
  • BATI KÜLTÜRDEN NE ANLIYOR?
  • İDEOLOJİ «FİKRİYAT» MIDIR?
  • SÖMÜRGECİLİK VE KLASİK ANTROPOLOJİ
  • ORYANTALİZM : SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF KOLU
  • ORYANTALİZMİN KAYNAĞI
  • ÎSLÂM DENEN MEÇHUL
  • ŞEHBENDERZADE AHMED HİLMÎ
  • İSLAM'DA TARİH VE MÜVERRİHLER
  • BİR GURUP VE BÎR TULU'
  • TUNUSLU HAYRETTİN'DEN CELAL NURİ'YE
  • İSLÂM VE MEDENİYETİ
  • İSLÂM TARİHÎNDE ZAMAN BOYUTU
  • BÎR ÇAĞA ADINI VEREN ADAM : EL BÎRUNÎ
  • İBN SİNA ÜZERİNE BİR ÎKÎ NOT
  • İBN RÜŞD VE ORTA-ÇAĞ ÎSLÂM DÜŞÜNCESİ
  • İNSANLIĞIN SON SÖZÜ AGNOSTİSİZM Mİ?
  • ATEİZM NEDİR?
  • RIZA TEVFİK VE STUART MÎLL
  • DÜŞÜNCE HAYATIMIZDAN ÜÇ KESİT
  • BÎR TARTIŞMA VESİLESİYLE
  • İKİ DÜŞMAN KARDEŞ
  • IğgyAMÎ'YÎ OKURKEN YAHUT
  • DOĞULU KALAN TEK MÜSTAĞBÎP
  • HAMÎD VE DEHA
  • jCUĞUNUN SON ŞARKISI
  • BÎR «HALK EDEBİYATI» VAR MIDIR?
  • BİZDE ROMAN
  • «EDEBİYAT-I CEDİDE'NİN OTOPSİSİ» YAHUT KIVILCIMLIYA DAİR
  • «ALÎ BABA’ınIN MAĞARASI»
  • DİLİMİZİN EN BÜYÜK LÜGATNÜVİSÎ. : REDHOUSE
  • Kafamızda istifhamlar yaratan dağınık bilgi kırıntıları
  • Edebiyat Kamusları
  • ARAPÇA ÖĞRENMEK
  • OSMANLI ARAPÇA BİLÎR MİYDİ?
  • DİL KURUMU, DİL AKADEMİSİ
  • İSLÂM'DAN ÖNCE İRAN EDEBİYATI
  • BİNBÎR GECE ÎLE MUKADDİME
  • ARAP EDEBİYATI
  • «EDEBİYAT CUMHURİYETİ»
  • ABELAKD ÎLE HELOİSE
  • ÇOCUK EDEBİYATI
  • POLONYA'NIN EN BÜYÜK ŞAİRİ
  • GANDHÎ'YÎ DÎNLERKEN
  • yeĞtrf VE TARÎH fgP1
  • BATININ YENİÇERİLERİ : «GENÇ OSMANLILAR
  • DÂVÂ, BUGÜNÜ DÜNE BAĞLAMAKTIR

Cemil Meriç insan yayınları İstanbul, 1986

birinci bölüm
«KÜLTÜR» DEN «İRFAN» A
Soru : «Kültür», aydınlarımızın çok sık kelimelerden biri. Tarifini rica etsek:. kullandığı anahtar

Cevap : Bu işi Amerikalı iki sosyolog yapmış. Kimsenin okumadığı/ fakat herkesin zikrettiği ünlü eserlerinde «161» tarifi var, kültürün. Her zevke uyan bu tariflerden 'bir örnek verelim: «Dünyada kültürden daha kaypak mefhum tanımıyorum. Tahlil edemezsiniz, çünkü unsurları sonsuz. Tasvir edemezsiniz, çünkü bir yerde durmaz. Mânâsını kelimelerle belirtmeğe kalkıştınız mı, elinizle havayı tutmuş gibi olursunuz, Bakarsınız ki her yerde hava var, ama avuçlarınız bomboş». Gerçekten de, kültür, batının düşünce sefaletini belgeleyen kelimelerden biri: kaypak, karanlık, samimiyetsiz. Tarımdan idmana, balıkçılıktan medeniyete kadar akla gelen ve gelmeyen düzinelerce mânâ. Kelime değil, bukalemun. Soru : Kültürün, düşünüyorsunuz? çağdaş dünyadaki gelişmeleri üzerinde ne

Cevap : Kültürün en yüksek düzeye ulaştığı Yeni. Dünya'da kültür yok artık, onun yerine karşı kültür, anti kültür, hipi kültür, kültür sonrası, devrimci kültür var. Amerika'dan gelen salgın bütün Avrupa'ya da yayıldı. Çağımız geleneklere değil, geleneğin kendisine düşman. Hayata birşey eklemek istemiyor, hayâtı alt üst etmek peşinde. Kültür mefhumunu çatlatan bir davranış karşısındayız. Artık «kazanılmış bir bilgiler bütünü» değil, kültür; «herşeyi okuyup, herşeyi unuttuktan sonra kalan» değil. Daha çok bir özlem. Keşfedilmesi, yaratılması gereken bir dünyanın özlemi. Amaç, eski yasaları ve ölçüleri yerle bir etmek. İdeolojiler de, teknik de yenikuşaklara güvensizlik veriyor. Hepsi de ütopyalara susuz; taze, sıcak, tabiî ütopyalara. Bu isyan batıda uzun zamandan beri seyrine alıştığımız bir trajikomedinin devamı; dadaizm, fütürizm, gerçek üstücülük. Yalnız çılgınlık şimdi çok daha yoğun, çok daha yaygın, çok daha topyekün. Soru : Şu halde batının birçok çevrelerinde kültür, anarşi demek. Peki kelimenin haysiyetini korumak isteyen batılılar da yok mu? Cevap : Olmaz olur mu? İşte Pierre Emmanuel. Fransa'da devrin Kültür Bakanı Andre MalrauxJya yazdığı bir mektupda «gerçek kültür, bir tutkudur» diyor. «İnsana inanıştır, kendini insanlığın kaderinden sorumlu tutuştur. Bir sevgidir kültür.

İnsanın kendi kendini fethidir. Dünya çapında bir hümanizmanm inşasıdır. Bugünü mazi ile zenginleştirmektir. Mazi ve istikbal ile. Toplum, kişinin bir ruhu olduğunu unutmuşa benziyor. Kişilere ferman dinleten, iktisadın şuursuz kanunları. însamn tek değeri, ürettiği ve tükettiği, kendisi değil. Şehirde yaşamak bir işkence. Önünde iki kaçış var insanın. Biri televizyona kaçış, öteki gençlerin kaçışı: Terörizm. İnsanın kendi kendine soracağı geliyor: Kültürü kurtarmak için zengin ülkelerin yoksullaşması mı lâzım? Dileriz ki insanlar «kültür»ü benimsesin ve insan tekrar «insanlaşsın». Soru : Pierre Emmanuel'in özlediği bu «kültür» anlayışı, bizim eski «irfan»ımızı hatırlatmıyor mu, biraz. Cevap : Nasıl hatırlatmaz? İrfan, düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir kelime. İrfan, insanoğlunun has bahçesi. Ayırmaz, birleştirir. Bu bahçede kinler susar, duvarlar yıkılır, anlaşmazlıklar sona erer. İrfan kendini tanımakla başlar. Kendini tanımak, önyargıların köleliğinden kurtulmaktır, önyargıların ve yalanların. Tecessüsü madde dünyasına çivilemeyen, zekâyı zirvelere kanatlandıran, uzun ve çileli bir nefis terbiyesi, irfan. Kemâle açılan kapv amelile taçlanan ilim. İrfan, bir Tanrı vergisi, Cehidle gelişen bir m evhibe.. Kültür, irfana göre, katı, fakir ve tek buudlu. İrfan, insanı insan yapan vasıfların bütünü. Yani hem ilim, hem iman, hem edeb. Kültür, Homo Ekono™ mikus'un kanlı fetihlerini gizlemeye yarayan bir şal; İrfan, dinî ve dünyevî diye ikiye ayrılmaz, yani her bütün gibi tecezzi kabul etmez. Pierre Emmanuel'in adını koyamadığı bu ideal, ihtiyar doğunun uzun zamandır aşinası olduğu İrfan’ın ta kendisi. Batı, kültürün vatanıdır. Doğu, irfanın. Soru : Siz, bir Türk hizmetindesiniz, irfanın mı? aydını olarak kültürün mü

Cevap : Heyhat! Hidayet ilahî bir lütuf. Ben de belli bir çağın insanı olarak kültürün hizmetinde idim şimdiye kadar. Dünya kütüphanelerinin kapılarını yurdumun insanlarına açmak istedim. Hint ormanlarının uğultusunu taşıdım, edebiyatımıza, Batının büyük düşünce fatihlerini konuşturdum. Eserlerimin «kültür» cildi, aşağı yukarı tamamlandı. Bundan sonra «İrfan» cildi başlayacak. Ayrıntılarla fazla uğraştım şimdiye kadar. Artık bu uzun yolculukta devşirebildiğim hakikat meyvalarım takdime çalışacağım okuyucularıma. Kültürden çok irfanla uğraşmak istiyorum. Soru : Kültür meselelerimiz... Cevap : Dante'nin cehennemine yeni bir fasıl eklemek istemiyorum. İrfan, batı intelijansiyasının «Gnoz» (gnose) adını verdiği «ilm-i Ledün»dü. Karanlıkları ışığa boğan bir şimşek. Yan ilham, yan seziş. Cedlerimiz, ilâhî esrarın heybeti karşısında «Süphane, ma arefnâke hakkı marifetik, ya

Maruf» diye çarpmıyorlardı. diyordu. eşek zekerinin dibi ve kökü. Böyle bir bilgiye fert olarak da. dilimizi de kaybettik.:» Peki «hars»? Onun da mukabillerini Firuz Abadı kamusundan aktarır: «Kesb-i kâr edib mal toplamak. fünün ve bediiyatı zer etmek. Âsim’ın Fîruz Âbâdî tercümesinde.» Celâl Nuri. daha kuvvetli ve şetaretti buluyorum» (Hayat-ı Edebiyye. Kültür mukabili olarak «irfan» kelimesini hem lafız. ifrat ve mübalağa üzere cımâ eylemek. Abdullah Cevdet. çağının Avrupa'sında aşırı bir itibar kazanmağa başlıyan kültür kelimesiyle karşılaşınca. Rabbini bilir» buyurur. s. Ne mutlu bize ki. Bu kelimede mânâ cihetiyie de fazla bir ciyâdet ve taravet göremiyorum. mefhumu nasıl ifade edebileceğini düşündü.» Ama İttihat ve Terakki Fırkası’nın yarı resmî ideologu. beşeriyet olarak da /en çok şimdi muhtacız. Kültür'e gönül verenler mavera karşısında böyle bir dehşet duymazlar.. 'kültür'ün Türkçe mukabili «irfan»dır (Süleyman Nazif ve Faik Âli de böyle düşünmektedir). Vatan. ne Türkistan. Tarihimiz mührü çözülmemiş bir masal hazinesi. hiç bir tenkide kulak asmıyacak kadar memnundu «müstehcen» . «Türk İnkılâbı» (1926) isimli kitabında. 324). KÜLTÜR MÜ ÎRFAN MI? Ziya Gökalp. tarlaya tohum ekmek. colere mastarından. hem mânâ itibariyle daha nefis ve munis. Bu bedbaht. Devrinin Frenkçe lügatlerine bir göz attı: «kültür». «Nefsini bilen. Filhakika.' Hadis-i Kudsi. hars’ın âheng-i telaffuzu pek abûs.» Ve mütaleasım şöyle özetler: «fikrimce. Ne batıyı tanıyoruz. Ekip biçmek demekti colere: toprağı ekip biçmek. Latince 'cultura'dan geliyordu.. «irfan» İkinci Meşrutiyet aydınları için çok sevimli bir kelimedir. büyük ve müebbed bir ülkedir: İrfan. kelimenin Littre lügatindeki mânâlarını sıralar: «1 — toprak işi.... binek hayvanım fazla yormak. 'cultura'. Üstâd. bu musikisiz kelime İttihad ve Terakki'nin yarı resmî nazariyecisi tarafından ortaya atıldığı için zamane aydınlarının bütün itirazlarına rağmen uzun zaman yaşıyacaktı. ne doğuyu. En az tanıdığımız ise. İlk isyan edenlerden biri Resimli Kitap yazarlarından Raif Necdet Bey: «bana. «hars kelime-i muhaddesi 'kültür' mukabili midir?» diye sorduktan sonra. bir kişi dört hâtûn almak. Ziya Gökalp'in Turancılık davasıyla istihza ederken. «Turan»ın yerine «İrfan»ı koyarak onun meşhur beytini şöyle değiştirir: «Vatan ne Türkiyedir bizlere. ulûm. kendimiziz. 4 — mecazi: edebiyatı. cemiyet olarak da. pek soğuk ve kaba geliyor. 2 — ekilmiş toprak. aradığı kelimeyi buldu: hars. 3 — bir nebatı yetiştirme.

Fransızca sözlüklerde ve denemelerde. mefhumu yeni «baştan değerlendirerek dilimizi için. medeniyet demek. . Bu uğursuz kelime. Daha sonra. bizim sosyal ilimlerimizi de büyülemiş. medeniyet. Almancanın ve Amerikancanın taarruzlarına rağmen «ideal» mânâsını korumaktadır. den çıkılmaz açmazlara soktular. Tarif edilmeyen ve edilemeyen bir kelime. Amerikan ve İngiliz Antropoloji Mektebini fethettikten sonra. dilimize iki ayrı kaynaktan girmiş: Fransızcadan. Müstamere: sömürge. bu kalıplaşmış kültürden şikayetçi. olduğu gibi iktibas etmeliydik. Fransızca kültürün Türkçe. kültür Avrupa'da doğmuş bir kelimeydi. Alman için başkadır. ömür. bir kazanılmış hünerler mecmuası. müphemiyeti ve seyyaliyetiyle Avrupa'dır. Demek ki kültür. irfan: Amerikanca kültürün. çok netameli ve hiç bir zaman berrak bir tarife kavuşturulmamış bir mefhumdur. «uydurca»ya gönül vermiş bir takım hayranlara. nüfus. ahali. kaypaklığı. Ümran. Kültür. aşağı yukarı. aşağı yukarı. Nitekim. Medeniyet ne? Cuvillier. bazen bir alışkanlıklar. Avrupa'nın uydurduğu bir mefhumdur. Demek ki ümran çok zengin çağrışımları olan bir kelime: yerine göre halk. Amerikancadan. Medeniyet ve kültür aynı bütünün iki cephesi. «Sosyoloji'nin Elkitaibı»nda.. Fransızcada kültür. kelimenin yirmi tarifini vermiştir. Bu anlamıyla kültür. Muammir: «colon». Başka feir deyişle kültür. medeniyet. Kısaca kültür. amr'dan gelir. İslâm bu keşmekeşten asırlarca önce kurtulmuş. Mamure: dünyamız v.s. Fransız için başka. Kâh suda. «insanı insan yapan bilgilerin bütünü» anlamına gelir.buluşundan. Biz. Amerikan antropolojisi'ne merak saranlar. karşılığı. edebiyatçılar için başka. bir evi tanzim etmek. antropologlarla sosyologlar için başkadır. Fransızcadan aldık. Fransız aydınları bu sahte. Artır: bir yerlerde oturmak. kültür. kâh karada yaşan bir hilkat garibesi.s. Almanca ve İngilizce eserlerde ağır basan mânâ: sosyal yaşayıştır. amr kökünden gelir. Bazen içtimaî hayatın kendisidir. Gerçi üstadın. Tylor'un Almancadan aktardığı «kültür» ise. Şakirtler de üstadın «hars»ını sakız gibi çiğnediler her zaman. Sonra en iyisini yaptık. toprağı işlemek. Bütün. tek kelime ile ifade edilmiş: Umran. biriyle düşüp kalkmak. Müstanür: «colonialiste». hars'ı «ekin»le karşılamağa niyetlendiler ama o da hars gibi bir kaç mevsim kulaklarımızı tırmaladıktan sonra uçup gitti. müreffeh hale getirmek v.. kelimeyi tek bildiğimiz Avrupa dilinden yani .

ilk duraklarından ele alarak. Aziz Lahbabi. İnsanın içtimaî bir varlık olarak elde ettiği bütün kabiliyetleri kucaklayan. adeti. İnsanın bütün inkişafını takip eden topyekün bir ilim olan tarih. fikrî.İnsan ilimlerinin en büyük kurucusu İbn Haldun. en geniş mânâda içtimaî hayat: «aynı insan topluluğunda maddî. geniş mânâsıyia kültür demek: «bilgiyi. Yazar. Temeddün: şehir medeniyeti. Arap aydınları da. medeniyetle kültürün aynı şey olduğu kanaatinde İbn Haldun'la birleşmektedirler. . Haderiyetin de (şehir hayatı) çeşitli mertebeleri var. Fakat çağımızın büyük tarihçileri. Tunuslu filozof insanı parçalamıyor. insanın içtimaî durumunu yani medeniyeti ve bu medeniyetin icabı olan hadiseleri anlatmak». ümranın ilk merhalesi. İbn Haldun için. tarihi ve insanı bütün olarak kucaklayan bir kelime. İbn Khaldoun. Filhakika. İbn Haldun'un ilim tasnifine tarihi almayışı bundan. Başka bir tarifle: «bir kavmin yaptıklarının ve yarattıklarının bütünü. daha önce mevcut herhangi bir disipline bağlanmayı reddeder. Umran'i. inancı. Onları kaynaklarında yakalar. Avrupa'nın hiç bir zaman ve hiç'bir kelimesiyle kucaklayamadığı bir bütün. hem bedevîliği hem haderiliği kucaklayan daha geniş bir mefhum: medeniyet ve kültür (Lahbabi Aziz. Ümran iki şekilde tezahür eder: badiye hayatı. Paris 1988). ilimlerin temelidir. Avrupa'nın asırlarca tammlayamadığı tek ve bölünmez gerçek. sosyolojinin. Çağdaş bir Arap yazarı. kendi kendini aşacak olan bir merhale. «içtimai hayat»la karşılayabiliriz diyor. ümran ile asabiyet. İktisadî ve sosyal çağrışımları olan bir tasnif. toplumların maddi ve manevî fetihlerini tek kelimeyle ifade etmişti. sanatı. Kültür ve medeniyetle ilgili edebiyat. Ümran. Bu inkişafın muharrik kuvveti: asabiyet. «Tarihin amacı. hukuku. içtimaî ve dinî düzen. bir kelime ile. antropolojinin ana konusu: Umran'dı. soyumuzun büyük macerasını. bedevi ümranı ilkel kültür. sayfalar dolduracak kadar bereketlidir. en mütekâmil biçimlerine kadar takib ediyordu. ahlâkı. Tarihe. Çeşitli ilimleri yeni bir metotla ele alır. Eserinin iki anahtar mefhumu. târihin. adetler ve inançlar. girift bütün» (Tylor). şehir hayatı. ruhi hayatı perçinleyen herşey». en girift. Ümran ise. Bedevilik. Biz bunlara daha ilerlemiş bir kavimde raslarsak. beşerî ilimlerin ilmî haysiyetini kazandıran bir ihtilâldir bu. Tunuslu tarihçinin anahtar kelimesi ümran. temeddünle ümran farklı mefhumlardır. haderi ümranı medeniyetle karşılamaktadırlar. İbn Haldun'a göre. medeniyet admı veriyoruz» (Dixon).

Bununla beraber okuyucularımıza serlerin oldukça geniş birer özetini sunmak istiyoruz.BATI KÜLTÜRDEN NE ANLIYOR? Kültürle medeniyet batı dillerinin içinden çıkılması en güç iki kavramı. çeşitli kavimlerin yaşayış tarzlarıyla yakından ilgilenmiş. Bu bakımdan aynı bilgiler tekrarlanıyor her ikisinde de. Psikiyatrislerle psikologlar. İkincisi. Tıpta ve beslenmede önemli araştırmalar yapılırken hep kültürden söz ediliyor. Kroeber ile Clyde Kluckhohn. sosyal ilimlerle uğraşan herkesçe kabul edilmeyecek belki. mihaniki olarak yazıyorlar bu kelimecikleri. «Culture. Bununla beraber antropolojik mânâ da kültür mefhumunun çağdaş Amerikan düşüncesinin anahtar mefhumlarından biri olduğuna da pek az entelektüel itiraz edecektir. kültürün ne kadar izafî olduğunu açık açık söylemiş. I — «Kavramlara ve Tanımlara Eleştirel Bir Bakış» «Antropologlarla sosyologların kullandığı kültür mefhumu. Batı dillerinde bu meseleyi inceleyen iki kitap gördük. Kavramlara ve Tanımlara Eleştirel Bir Bakış) Yazarları: A. «Felsefenin Sağladığı Teselli» adlı eserinde. biolojide tekâmül gibi kategorilere benzetilebilir. Heradot. Kelimenin ifade ettiği mefhum yeni değil şüphesiz. Fransızca yazılmış. Paris 1970. Hipokrat. Stuart Chase'in son zamanlarda ileri sürdüğü bu hüküm. daiha doğrusu bir takım ihtirazî kayıtlarla kabul edilecek. L. Boethius. Kitab-ı Mukaddes. Bu kaypak ve karanlık lafızları aydınlatmak için yıllarca emek harcadık.» Descartesin «Metod Üzerine Deneme»sinde mefhumu daha gelişmiş bir biçimde buluruz: «Seyahat ederken bizim gibi yaşamayan insanlar görürüz. Her iki kitap da aynı konuyu ele almaktadır. açıklayıcı değeri ve uygulanışındaki genellik bakımından fizikte yerçekimi. kültür üzerine denemeler ve risaleler yayımlıyorlar boyuna. toplum bilimleriyle. bir takım hukukçu ve iktisatçılar genellemelerine «bizim kültürümüzde» cümleciğini eklemektedir. 1952. Çinli bilginler. değerler ve estetik konularında «kültürel boyut» tabirini sık sık kullanıyorlar. Ama bize benzemiyorlar diye ne barbardırlar ne de . Üç ciltlik bir «Genel Sosyolojiye Giriş»in ilk cildi: «Action Sociale» (Toplumsal Eylem). tıpta hastalık. sosyal ilimlerin temel taşlarından biri olmak üzeredir». Filozoflar mantık. içlerinden bir şüphe de geçse. a Critical Review of Concepts and Definitions» (Kültür. Hommer. Kelime. «Çeşitli mîlletlerin töreleri ve kanunları öylesine farklıdır ki bazılarının makbul saydıklarını başkaları kabahat sayar. Yazık ki tam bir başarıya ulaşamadık. İlk baskı: New York. Edebiyatçılar. Mefhum. Birincisi aydınlarımızca uzun zamandır zikredilen fakat okunmuş olduğu çok şüpheli İngilizce bir eser. azınlıklar ve gelişmemiş kavimlerin problemleriyle uğraşan herkesin Ortak malzemesi arasına girdi. hatta daha sonra. müellifi: Guy Rocher.

çok benzer mefhumlar kullanıyorlar da kültür kelimesini kullanmıyorlar. kültür merkezleri. hatta antropologlardan daha fazla sosyologlarca. kültürün bazı tariflerine tıpa tıp uyar: «Sosyal mirasımız öğretim ve eğitim yoluyla elde ettiğimiz bilgi ve becerilerden ibarettir». modern antropolojik düşüncenin yaklaşımlannı hatırlatan bir çok fikirler bulabilir. kültür örnekleri. Ondokuzuncu yüzyılda temel mefhum. 1914. Belki bizim kadar. kültür göçleri. Bununla beraber «Sosyal Miras» dan anladığı. 1921).» . Asrımızda bile kültür. Öte yandan Spencer. entellektüel çevrelerde. aydınlık ve genel bir biçim altında billurlaşmağa hazırdır. Tylor'un «İlkel Kültür»üyle Walter Bagehot'un «Fizik ve Politika»sı 1871-1872 de yayımlanır.. kültür alanları. hatta bizden çok akıllıdırlar. Arayan. Spencere atfedilen şöyle bir kültür tarifi gördük: «kültür. iyiden iyiye yerleştiği halde bir çok tanınmış yazar. kültürün yücelmesi olmuştur. kültür bütünleri.. teknik bir tabir olarak. yavaş yavaş teknik bir tabir olarak yerleşecektir. Pico della Mirandello'da Pascal veya Montesquieu'de. «Sosyal Mirasımız». kültürel yaklaşımlar. Spencer'in kitaplarında bulamadı Umumiyetle kültürü Matthew Arnold ile diğer İngiliz hümanistleri gibi kullanır Spencer. Kültür. edebiyatta ve antropologların şuurunda başka 'her sözü unutturan bir önem kazandı. 1930larda antropoloji mektebinin durumunu isabetle belirtirler: «Yirminci asrın ilk on yılında. Ne gariptir ki bu iddia bir çok sosyologlar tarafından da benimsenmektedir. antropolojik kültür anlayışını müjdeler ama kendisi kültür kelimesini pek kullanmaz. Mesela. Bagehotlin «Töre Kalıpları»yla 'tylor'un «Culture»ü aşağı yukarı aynı şeydir. kültür yayılışı. E. «en geniş anlamıyla kültür.vahşi. Almanca «Kultur» kelimesinin doğuşunu biraz ilerde anlatacağız. Graham Wallace.B.» Malinowski'ye göre kültür: Bütün sosyal ilimlerin en can alıcı noktasıdır. antropologların nazarî davranışı. Kültür özellikleri. insanın başarılarının bütünüdür. Yine de kültür kelimesine itibar etmez kitaplarında. antropolojik yayımların hiç de yabancısı değil. çünkü kelimenin tarihî çağrışımları vardır ve Tylor kelimenin hudutlarını daha keskin ve daha soyut olarak çizmiştir. Aynı kişi ömür boyu Çinliler veya Yamyamlar arasında yaşayacağına Fransızlar veya Almanlar arasında yaşamış olsaydı başka olurdu. hayatın bütününe hazırlanış demektir». Kelime.» Ama bu tarifi. Zaman zaman tarife yanaşmadan «medeniyet» lafzını kullanır(«Büyük Toplum». «İçtimaî İlimler Ansiklopedisi» (Encyclopaedia of the Social Sciences) yazarları «Savaş ve Yeni Yönelişler» başlıklı makalede. kültür tipleri.

olgunlaşması ve silinmesi uzun uzadıya anlatılmış bizden önce. Önce antropologların sosyologların. Sapıklarla psikolojik bakımdan tedirgin olanlar. antropologlar kültürün anatomisini. mefhumun çok yönlü tahlillerine ve çeşitli teorilerin kurulmasına ydl açtı. Sonra da çok önemli bir mefhumun nasıl su yüzüne çıktığını. diyor (1919). Chapple ve Coon'un «Antropoloji Prensipleri»nde kültür kelimesine bile bile yer verilmemiştir. Filhakika. konunun aydınlık bir dökümünü yapmanın tam zamanıdır artık.Kültürün doğuşu. «kelime tasvirî sosyolojide asla kullamlmamalıdır». Dahası da var. kültür kavramını. Radcliffe(3) A. değişiklikleri tespit etmenin. hatta milletlerarası münasebetlerle ilgili bazı yaklaşımlar kültür teorisiyle yakından ilgilidir. yazarların yaptığı tarifleri bir arada sunmak istiyoruz. hangi safhalardan geçerek billurlaştığını belgelemek niyetindeyiz. temasları. az gelişmiş toplumlar. Bir mefhumun tarihini. Çeşitli disiplinleri temsil eden kimselerin farklı kıstaslara dayanması ve değişik nüanslar kullanması kaçınılmaz belki de. karışıklığa yol açacaktır8. Lawrence Loweirin hümanist kültür kavramı için söylediklerini. Klasik geleneğe uyarak. Alman sosyologu Leopald Wiese. Böylece son zamanların entellektüel tarihine ait bir meseleye ışık tutmuş olacağız. zımnî olarak veya açıktan açığa. ilmî tartışmalarda kullanılmayacak kadar geniş. Lundberg'e göre kavram müphemdir (1939). daha dünlere kadar bu sorunla ilgilenen âlimlerin çok küçük bir yekûn tuttuğu düşünülürse. bir kelimeyle. Güç bir işti bu. çeşitli ülkelere ve akademik disiplinlere yayılışını. azınlık problemleri. mefhuma verilen mânâ büyük bir önem taşıyor çünkü zamanımızda psikiyatrik tedavi. hatta öyle olması daha da iyi. onlara karşı davranışımız ve nasıl bir tedavi izleyeceğimiz. antropolojik kültür için de tekrarlıyamaz mıyız? «Kültürden söz etmek zorunda kaldım. ülkeden ülkeye atlayışı. filozofların v. ister istemez. .s. şimdiden bir kaç sosyolog. kaynaşmaları ve üremesi. henüz tam bir anlaşmaya ve tam bir vuzuha varılmamış olmasına şaşılmaz. Opler doğru söylüyor. Çok yönlü bir amaç peşindeyiz. Mefhumun seksen yıldan az bir zamandan beri bir isme kavuşmuş olduğu. Yoksa dalıa geniş bir aydınlar tabakası tarafından benimsenmesi beklenen bir aydınlık getireceğine. görüşleri karşılaştırmanın. Nihayet üzerinde birleşilen veya birleş ilmeyen tarifleri sergileyerek başka araştırıcılara yardımcı olmak arzusundayız. ve daha geniş fikir akımlarının etkisiyle değişikliğe uğramasını izlemek antropolojik bir davranıştır. veya değer hükümlerine bulanmış buldukları için reddetmişlerdir. çok kere kendi kültürleriyle çatıştıklarına göre. Araştırmamız sonunda şu inanca vardık. biyografisini kaleme almışlar. kabul edilen kültür anlayışımızdan etkilenecektir».«Kültür mefhumunun keşfi ve genelleşmesi. psikologların. hatta antropolog. gelişmesi.

Jan Huizinga şöyle der: «Kültürden ne anlıyoruz? Kelimenin kaynağı Almanya. Oysa belli bir mânâda her gün kullanılıyor oralarda. Bugünkü etnografik mânada kültür kelimesini kullanan KLemn (1802-1867) olmuş (1843). Bazı tereddütlerden sonra Almancadan kültür kelimesini aldı. yorumlar takip etmektedir. Her tarif kategorisini. İtalya ve Amerika'da da öyle. Bu bir tesadüf değil. Fransa'da ise modern antrpoolojik manâsıyla kültür. Dördüncü bölüm. Bakarsınız ki her yerde hava var ve avuçlarınız bomboş». İspanya. İkinci bölümdeyse tariflerin listesini takdim edeceğiz. Hollanda. şimdi tartıştığımız mânâda kullanılıyordu. kültür kelimesini Almanca ve Amerikan İngilizcesinin kullandığı mânâda kullanırlar. Almanya'da kelime. Yalnız Fransa ve İngiltere'de hâlâ mukavemet görüyor. Almanca lugatın ilk baskısında (1774) yok. Mânâsım kelimelerle belirtmeğe kalkıştınız mı elinizde havayı tutmuş gibi olursunuz. Bununla beraber 'kültürel' sıfatı itibar görmektedir. Tylor «Medeniyet» kelimesinden hoşlanmıyordu. Ispanyolcayla Rusça da dahil. Bununla beraber İngiliz ve Amerikan sözlüklerine ancak elli yıl sonra girebilmiştir.Dünyada kültürden daha kaypak mefhum tanımıyorum. Üçüncü bölümde tarif çerçevesini aşan hükümler verilmektedir. Tylor kelimeyi ondan alarak sokmuş İngilizceye. İngiliz sosyal Birinci bolümde «Kültür» kelimesinin semantik gelişmesi sergilenecek ve «Medeniyet» mefhumuyla münasebetleri hakkında bazı mülahazalar eklenecektir. Ama bu iki dilde ulu orta medeniyet yerine kullanılmıyor. Tasvir edemezsiniz çünkü bir yerde durmaz. 1 — Kelimenin Tarihçesi Kültür kelimesi/bugünkü teknik ve antropolojik anlamıyla İngilizce'ye Tylor tarafından 1871 de yerleştirilmiştir. Bu tarifler kavramsal ağırlıkları bakımından sıralanmış iseler de aşağı yukarı kronolojik bir sıra da ihmal edilmemiştir.» Paul Hazard'a göre «kultur». genel hüküm. İlmî çevrelerde istenmeye istenmeye kullanılmaktadır. genel olarak yerleşmemiştir henüz. . Fransızca ve İngilizcenin eski ve zengin bir ilmî lügat hazinesi var. Brown ile onun etkisi altında kalan bazı antropologları kelimeye iltifat etmemişlerdir. Başka bir çok batı dilleri. İlk defa olarak 1793 de beşinci baskısında karşımıza "çıkıyor. İskandinavya ve Slav ülkeleri tarafından uzun zamandır benimsendi. gibi Almanca'dan kelime almak ihtiyacında değiller. Tahlil edemezsiniz çünkü unsurları sonsuzdur. Öteki diller.

«civilization» (medeniyet) de birbirinden farklı. kültürü İngilizceye çevirirken maddî medeniyet terimini kullanmalıyız. insanın hayat şartlarına söz geçirmek için tasarladığı mekanizmaların veya organizasyonun bütününü anlıyoruz. Ama kelimenin tarif edilmesi gereken teknik bir anlamı da var. Başka bir deyişle medeniyet. Yine de arada farklar var. bu görüşü eleştirir. dinde. Çünkü İngilizce'de ‘kültür’. hem moral. tabiat güçlerinden ve tabiattaki malzemeden yararlanmak demek» (1903). toplumun sahip olduğu bir imkân veya başarı. Üstelik ‘kültür’. medeniyet. yabanî ve barbar kavimlerin sanatları anlamına da gelir. Şu halde kültür. Kültür ise. entellektüel maceralar dünyasıdır. hissi bağlılıklar. . İngilizcede «kültürlü bir kişi» deriz: Almancada böyle bir şey söylenemez. hem de spirtuel olayları kucaklar. politika dediğimiz şeyin bir yüzüdür. İngilizce'de ise kültür. Merton.». eğlencede yaratılışımızın ifadesidir.2 — Amerikan sosyolojisinde Kültür ve Medeniyet ayrımı Bazı sosyologlar bu iki deyim arasında kesin bir zıddiyet olduğunu ileri sürmüş. tabiatın ilimler ve sanatlar tarafından kontrol altına alınması. Medeniyet. Başka bir Amerikan sosyologuna göre. maddî şartlar manasınadır.. medeniyetin antitezidir (1931)». Almanca «Kulturgeschichte» aşağı yukarı İngilizcede medeniyet tarihiyle eş anlamdadır. İki yıl sonra yayımlanan bir eserde Albion Small da aynı şeyleri söyler: «Almanların anladığı mânada kültür nedir? Gerçi Almanlar da kelimeyi kullanmakta pek tutarlı değillerdir ya. kültür aşamaları denir. Bireysel değildir. Hatta bu aşamalara halk arasında. sanatta. Yirmi yıl önce şöyle söylemiştim: «maddi medeniyet. Kültür ise yaşayış üslubumuzda. kültür amaçları (Mac iver). üslûplar. Zira medeniyet vahşilikten ve barbarlıktan daha yüksek bir aşama belirtir. günlük münasebetlerimizde. İngilizcede böyle bir ayrılık yok. Almancada «culture» ve . Bu görüşü ilk ileri süren Alman Alfred Weber olmuştur: «Demek ki medeniyet deyince. Almanlar «gebildet» derler. Bazı etnologlar böyle bir fark uydurmuş ama okuyucular tarafından anlaşılmamış. araçları içerir. Almanca. Önce kültür. Medeniyetin ise böyle bir anlamı yoktur. Kültür ise teknik teçhizatımızın bütünü. Lester Ward’a göre: «Almancada kültürle medeniyet birbirinden çok ayn iki kavram. hem fizik. Burada «culture» Almanca «Kultur» la eş anlamlıdır. Alman düşüncesinden kaymaklanan bir hüküm bu. ilkel beşerî güdülerin cemiyet tarafından inzibat altına alınmasının gittikçe artışıdır. tamamen farklı bir kavram belirtir: «Humanities». Almanca kültür. Kültürün ülkesi: değerler. edebiyatta. düşüncemizde.

Weber) kültürle medeniyete bir takım vasıflar yüklerler. Kültür ise kişilere bağlı ve sübjektif. Humboldt'un kullandığı kelimeler de meseleyi bir kat daha karanlıklaştmyor. Bu idealler tektir. Sonra zıddiyet devam etti fakat anlam tersine döndü. bir sürü kaypak ve karanlık kelime. Schaeffle (1875-1878) dan söz ederken şöyle diyecektir: Schaffle. kültüre kıyasla daha birikimci.. Bart’ın özeti şu: Kültür..tabiatın. Fark o kadar bariz değildir. Sonra Humboldt. insanın tabiat üzerindeki hâkimiyeti. Birikim. Tonnies'in tasnifi şöyle (1887): Cemaatle. Oysa medeniyet kalitatif bir ilerlemedir. . kabul edilmeye daha elverişlidir. Her iki yazar da (Mac iver. Cemaatin kültürü vardır. dinler. medeniyetin soyut bir özeliği. Bu kullanışıyla Humboldt'un kültür anlayışını destekler. daha sonra A. Barth (1922) kültür ismini maddî veya teknolojik unsur anlamına kullanan son yazardır. Medeniyet ise kendi üzerindeki hâkimiyetidir. Bu kültür uzvıdir.Özetlersek. 3 — Almanya'da durum Amerikan sosyolojisindeki bu gelişme Almanya'daki düşünce akımlarının bir yankısıdır. «gesittung»u ikiye ayırır: kültür ve medeniyet. bu güçlükleri önlemiş. Üstelik her iki kavram birbirinin zıddı olmaktan çıkıp aynı anlamda kullanılmağa başlandı.. medeniyet ismini aldı. Medeniyet. Kültür ise: bir değerler.. anlatmaya Barth.. tabiata söz geçirmek için bir teknik araçlar mecmuası. sanatlar girer. Ona göre medeniyet: sadece bir amelî ve entellektüel bilgi bütünüdür. daha kolay yayılıcıdır. tarih içinde ne benzerleri vardır. Kültür ve medeniyet kavramları arasındaki münasebetin Amerikan sosyolojisi tarihinde gösterdiği gelişmeyi şöyle özetliyebiliriz. özellikle antropolojide. Yalnız orada kültür-medeniyet denklemi. bir idealler tasarısı. Hurnboldt'a göre kültür. Alfred Weber. önceleri kültürle medeniyet zıt kavramlar olarak kullanılıyordu. Medeniyet «kişiler dışı» ve objektifdir. Teknoloji ile ilim. bu insanlaşmanın nasıl olacağını çalışır. Kültürün içine âdetler. cemiyet ayrı kavramlardır. ilkel beşerî güdülerin toplum tarafından gittikçe artan kontrolü. ne devamları. «Bu çeşit ayırdedişlerin güçlüğü şuradan geliyor: herkesin dayandığı saik başka. medeniyetin ise kanunlar ve ilimler. Gelişmesi daha süreklidir. Cemiyet olunca medeniyet yani mekanik bir oluşum söz konusudur. maddî ürün ve teknoloji idi. milletlerin ins anlaşmasıdır. kültürle medeniyet birbirinden ayırdedilmeden önce kurulmuş bulunuyordu. Medeniyet. Kültür. ilim ve teknoloji veya faydalı sanatlar «kunts» ile zap-ı rapt altına almışıdır.

Klemn. 1788 de bir «insanlık Tarihi » yazmış. Romalılar. Onları devam ettiren Almanlar. isviçreli. Üçüncü kitap. psikolojik olarak ele alıyor. Tümdengelime! ve tecrübeüstü birtakım. b) Tarih felsefesinden doğan bir başka düşünce akımı daha var. yabanilik durumu. Bu tarihlerin en tanınmışı Herder'inkidir. insanoğlunun dünya üzerinde nasıl geliştiğini araştırdılar ve daha çok bu gelişmenin aşamalarını belirlemek istediler. kısaca. dinlerine. felsefî olarak yorumlamaktı. «Tarih Felsefesi»nde kültür kelimesini hiç kullanmaz. Eserde ne kültür ne medeniyet kelimeleri var. Bu dönemde modern mânâ gelişirken etnograf Klemn'le kültür tarihçisi Burchardt’ın gayretlerini de unutmamak gerekir. Bunların en ünlüleri Herder. «Tarih Felsefesi»nde bizi ilgilendiren kişiler: îrwing. bugün «kültür» dediğimiz geleneklerine bakarak çizilebilirdi. Hepsinin eserleri 17791801 arasında yayımlanmış. Sekiz kitaptan ilki kısam.. ama Rousseau gibi düşünmüyor).. Klemn eserlerini yayımlamağa başlamadan sadece oniki yıl önce ölmüştü. 'Tarih Felsefesi' deyimi 1765 de Voltaire tarafından ortaya atılmıştı. hem de tesadüfi olarak. Herder. Üçüncü merhale 1850den bugüne kadar. inançlarına. Meiners ve Jenisch. tarihi. Beşinci kitaptan sekizinci kitaba kadar da toplumun ilerlemesi: Doğu kavimleri. Dördüncüsü tarımın gelişmesi (medeniyet). Klemn'den Tylor'a. Ruslara ve başkalarına geçecektir. Kültürü Herder de Kant da kullandığına göre Hegel'in bilmemesi düşünülemez. Özel ve kişisel olaylar onları daha az ilgilendiriyordu. kelimeyi Herder den almış ve modern anlamda kullanmıştır. ikincisi. a) İnsan soyunun dünya üzerinde gelişmesi tarihleri. Almanya da «kültür» kavramı üç tarihî merhaleden geçer. Voltaire ile ansiMopedistlerin amacı. onsekizinci asır Aydınlanma Çağının son merhalesini ifade eder. . Iselin. birbirini izleyen çeşitli -kavimlerin sanatlarına. Hegel. medeniyette bir merhaledir. daha çok Almanya'da güçlüydü ve 'kültür kelimesini sık sık kullanıyordu. «tabiat şartları» içinde inceliyor (Rousseau'nun «tabii hal»i. Kavram ilk defa onsekizinci asır sonlarında cihan tarihi ile uğraşanlar arasında belirir. Bu gelişme aşamaları. Dünya tarihi yazanların çoğunda kullanılan kültür kelimesi çağdaş anlamını Klemn ile kazanacak (1843) . Aydınlanma akımı. ikinci merhale: Kant'tan Hegel'e kadar gelişen felsefî görüşü aksettirir. Adelung. Yunanlılar. sonra da Irwing ve Adelung'dan kısaca sözedelim. Avrupa milletleri. Bu akımın en güçlü temsilcisi Hegel'dir. Kültürün ehemmiyeti gittikçe azalır. Aydınlanma (Aufclarung) Çağından gelir.. Medeniyet kelimesini de bir kere kullanmış. Oysa Hegel..Spengler'e göre de medeniyet kültürün bir merhalesidir sadece: kuruma ve kemikleşme merhalesi. Önce Isaac Iselin'den. Kültür.

belli kavramların. sosyal yaşayışın sıkı dokunmuş karşılıklı münasebetler aşamasına geçiştir. Tufan'dan Musa'ya kadar. bütün insan soyu bir erkekle . Adelung (1732-1806). en alt aşamalarından tutun da Avrupa kültür aşamasına.. der Adelung. 683'den İ. İnsanlar. İnsan soyunun hızla büyümesi. Olgun insanın hayattan kâm alması. Herder ve Adelungün onsekizinci asır sonrasında kullandıkları «kültivasyon» mânâsına gelen kültürle. yabanîlik ve barbarlık. Haçlı seferleri.S. insan kemâlinin ölçüsüdür.Ö. birinci yüzyıla kadar. Aşağıdaki pasajda daha çok modern mânâyı seziyoruz: «İnsanlığın en ilkel yaşayışından başlayarak derece derece nasıl yükseldiğini araştırmak ve tespit etmek istiyorum. başka bir deyişle alışkanlıklar kazanmaları. Önsözünde şöyle diyor Adelung: «Kültür. dilleri ioad ediyor. Makul bir izah. dini bakımdan tam bir aydındır. İnsanlık aydın bir kişidir. İnsan soyunun başlangıcını ele alır. bu da kültüre doğru atılmış bir ilk adım. hüner . 400—1096 arası. İnsan.Yazar. duyulara dayanan hayvanca şartlardan.. Kültürün gelişmesinde ilk etken ise nüfusun artışı. 1096—1520. Tylor sonrası ve modern anlamda kültür anlayışı arasında yer alır. boyuna gelişen ve ister istemez büyüyen bir idrak yekûnundan ibarettir. inanmaktadır. 1782'de «İnsan Türünün Kültür TarihCni yayımlar. Adelung. Meğer ki Musa'yla beraber bu çifti «Allah yaratmışa diyelim.» ve «Manevî kültür. insanların organik milletler halinde teşkilâtlanmaları. İnsanlık olgunlaşıyor. kültür sayesinde hayvanlıktan uzaklaşırlar.» Klemn'in kültür anlayışı. Fertler ancak eğitim yoluyla kendi milletlerinin kültürüne sahip olabilirler. ilerde gelişecek bir takım kabiliyetlerle dünyaya geliyor. Kültür. Musa'nın anlattığına göre. Musa'dan İ. İlerlemenin Irwing (1725-1801) 'e göre kültür. insanlığın şanmdandır. Zenaatları kurmadan. Birinci yüzyıldan Göçlere kadar. Ama bu çift nereden gelmiş? Buna cevap veremiyoruz. İnsanlık delikanlıdır.. Umumiyetle kültürün aşamalarından söz eder Klemn. bedenin davranışların iyileşmesinden ve incelmesinden ibarettir. Adelung. içinde bulunduğumuz aşamaya kadar. «kültivasyon » ve ilerlemedir. 1520—1782.» Başka bir tarif: «Kültür.bir kadından türemiştir. 683'e kadar. Soyumuz kültürce çocuktur. Başlangıçta. insan soyunun gelişmesini sekiz döneme ayırır: 1 2 3 4 5 6 7 8 Başlangıçdan Tufan'a kadar. Birinci dönemi anlatırken Âdem'in yaratılışından söz etmez. insanlığın ilerlediğine zıddı.

kültürün kâşifi olmasa da büyük havarisi. diiletanlar dillerine doladılar. . Bu târifi kabul edenler için kültür. 4 — İngiltere'de ve başka ülkelerde «Humanities» olarak Kültür Dikkate lâyık değil mi? Kültür. kafanın ve ruhun bir iç özelliğidir. gibi bir lalardı bu. edebî bir kelime olarak halk tarafıııdan benimsendi. ferdî kişiliğin ifadesidir. daha doğrusu öyle olmahdır. Zira kelime moda oldu.» Arnolddan beri kültürün «hümanistik » manâsını vurgulayan nice eserler birikti. aileye kök salar ve bütün insan kültürü mülkiyetle başlar.» Sosyal ilimlerle uğraşanlar. Arnold. Kültür. Matthew Arnold'un «Kültür ve Anarşi»de (1889) ileri sürdüğü görüşler John Bright'e bir cevaptı. İngiltere'de Tylor'un eserinden iki yıl önce yayımlanan bir kitap sayesinde. Kelimeyi işlerine nasıl gelirse öyle kullanıyorlar. Bu kemal. iç vasıfları bir yana. Mr. kısaca alışkanlıktan gelen bir hüner olmayıp.edinmeleri. -«Kültürün Mânâsı» nda resmî eğitimden çok kendiliğindenlik üzerinde durur. bizi en çok ilgilendiren konularda işe yarar. Kültür araçları önce özel hayata. Kültür yoluyla peşinde koşulan 'kemalin başlıca vasıflan ise güzellik. Almanya'da «Zivilisation». barış veya savaş halinde. Summer 1880lerde yazdığı bir denemede şöyle acı bir yorum getiriyordu: «Kültür. bu kelimeyle Yunanca ve Latince gibi ölü iki dilin bir kavramını aşağı yukarı ifade etmek istiyorlar. ne söylenilmiş ve ıie yapılmışsa hepsini bilmek suretiyle elde edilir. aile hayatı ve kamu hayatı yaşamaları. ahlâkın ve dinin yasakları yerine geçecek zihnî bir engel kazandırmasıdır. Bana kalırsa. İngiltere'de kültür kelimesinin itibarden düştüğü gibi.» c) Ondokuzuncu asrın ikinci yarısından itibaren Hegel'cilerin kültür yerine «geist»i tercihleri sona erer. ilimler ve güzel sanatların bu çeşitli dönemlerde zaman içinde ortaya çıkması. Dinler. sevimlilik ve ışıkdır. Kavramı çözümlemeğe kalktı. Kültür. Göstermeğe çalıştım ki kültür kemal aşkıdır. Kültürü târif etmeğe kalksam bu yargıyı tekrar ederdim. Kültürün özü dışarda kalıyor.» Arnold'u-n yaptığı tarif ise bir fert tarafından girişilen faaliyeti vurguluyordu: «Topyekûn kemal peşinde koşmaktır kültür. kendi alanında egemen olur. zekâ. Kültürle kendi kendini kontrol eş anlamlıdır. kullanılmaz olur. Bize göre kronoloji de kültürün bir parçasıdır. John Cowper Powys. dış hatlarıyla beliren bir çeşit haricî zerafetten ibaret. Kültürün bize sağlaması gereken. başka bir deyişle. Bright bir konuşmasında şöyle demişti: «Kültürden söz edenler. Ona göre kültür. Netice şu: kültür sevimlilik ve aydınlık demekmiş. daha doğrusu. kahve demek süt ve şeker demektir. Arnold'un neler söylediğini pekâla biliyorlardı. tesadüflere bağlı bir belirti değil. bize dilin nasıl yozlaştığını gösteren bir kelimedir.

şuurlu olarak öğrendiğimiz her şeyi unuttuktan sonra bâki kalır. Bununla beraber tabirin muhtevasında herhangi bir vuzuhsuzluk bulunmamalıdır. Bunlara kültür diyoruz. hazım ve dolaşımdan ne daha çok ne daha az biyolojik. Mesela John Dewey'nin «Cyclopaedia of Education» (1911) daki «Kültür» makalesi. Eserde eğitimin yeri.» . Shaw antropolojik kültür kavramından hiç söz etmez.Kültür. tarife sığmaz bir özellik anlıyor. Kültürün hümanistik veya felsefî mânâsı. daha geniş bir açıdan şöyle tanımlanabilir: her şeyi taşıdığı değer ve amaçlarına bakarak idrak etme ve kıymetlendirme alışkanlığı. C. dostluğun verdiği huzur onun için sonsuz bir haz kaynağıdır» (1938). «Hastings Encylopaedia of Religion and Ethics» (1912) Ansiklopedisinde antropologların yazdığı makaleler ve ilkel dinler üzerine zengin malzemeler buluruz. «Kültürün Mânâsı» 1929'larda yayımlanır. Shaw'a göre kültürü İngiltere'ye tanıtan Bacon'dır. dünya üzerinde karşılaştığımız açmazlardan tek başımıza kurtulamayacağımızı anlayarak zekâmızı kullanmaktır» (1929). Daha sonra da antropoloji yayımlarını izlemişti: Dewey şöyle diyor yazısında: «Kültür. Kültürlü bir kişide entelektüel bir incelik. Yalnız vitalist (hayatî) görüş ağır basar yazıda: «Şimdi kültür kelimesine gerçek mânâsını verebiliriz. bir kitap. Hayatın kendisinden bağımsız bir rejime uymak şartiyle mevcutturlar. Powys'in telkin etmek istediği görüş. kültür için ileri sürülebilecek biricik görüş değildir şüphesiz. bir kuş cıvıltısı. Kültür. kitabı şöyle özetliyor: «Powys kültürden. ince bir duman. Ama 'kültür' maddesini kaleme alan filozof C. Kültür. kişinin kendi kendine harcayacağı gizli ve ziihnî gayrete kıyasla çok önemsizdir. Objektif kanunlara boyun eğen hayatî görevler vardır. Antropolog olarak yalnız Wund'u anar. Bobert Bierstedt. Bu çekirdeğe eskiden ruh denirdi. Kayalar arasında akan bir ırmak. insana çevresiyle uyum sağlayan bu vasıf. İspanyol filozofu Ortega y Gasset. bir takım biyolojik faaliyetlerden ibarettir. hayvanî gücümüzün geliştirilmesine verdiğimiz belli bir doğrultudan başka bir şey değildir. Kolombiya'dayken Boas'Ia tanışmıştı. Bu çaba. uzun zaman başvuru eserlerinde karşılaşılan tek mânâ olmuştur. yazısını frümanistik gelenek İçinde kaleme alır. Oysa yazar. Gerçi bunlar hayati oldukları kadar organizmanın içinde sübjektif olaylardır.G. kişiliğin çekirdeği haline gelecek sürekli bir alışkanlık olum caya kadar devam etmeli. güzellik konusunda estet'ce bir sevgi vardır. ne Tylor'u zikreder ne başka bür antropolog'u.G. Delil olarak da «Bilginin İlerlemesi» (Advancement of Learning) ni gösterir.

Ana fikirleri bir kaç iktibasla belirtelim: «Dünyanın genel bir görüşü söz konusu olunca şöyle özetlenebilir: ampirik somut dünya gelişme halinde bir dünyadır..bir realite olmayıp tarihî bir realite olmaktır. müesseseleri devralmak. İnkâr ettiğimiz sadece kültürün tekelci özelliğidir. der. Kültürün ilk görevi bir görüş tarzının seçilmesidir» (1939). başka bir deyişle. Bu görevlerden biri. her çağın yaşadığı bir düşünce sistemi» (1944). 'kültür'e istikamet veren hayattan bağımsız kanunlar değildir. hayat ise. kültür. hayatın hiçbir mânâsı olmadığını ileni sürer. ya hayatın. insan canlı bir varlık olarak iyi olmalıdır. «Kültür. değerleri. Her yeni nesil doğrudan doğruya bir evvelki neslin yarattığı şekillerle karşı karşıyadır. yalnız kendi objektif kanunlarıyla yönetilemez. Çağdaş gelenek bize iki zıt yöntem arasında yapılacak bir seçim 'sunar. insanî olmalıdır. İdealizm/in de natüralizm'üı de konusu dünyanın soyut olarak tecrid edilmiş yönüdür. her çağın sahip olduğu hayatî düşünceler sistemidir. yaşanmalıdır . Yazının diğer kısımlarında Ortega y Gasset kültürün antropolojik mânâsında esas saydığı noktaları sergiler: «Nesiller birbirinden türemiştir. somut ve ampirik dünyanın kendisi değil. . kültürün de hayata o kadar ihtiyacı vardır. Hayata yer bırakmak için kültürün objektif değerimi büsbütün reddeder» (1933). fizik .. Kültür dışı hayat barbarlıktır. Öteki rölativizmdir. Demek ki hayat. kültürü tabiîliğin zıddı gibi göstermek temayülündedir: «Kültür. Bizi idare eden birbirine zıt iki emredici güç var. Znaniecki Polonyalı bir sosyolog. Kültürün değerlerine de dokunmuş olmayız. bir önceki neslin yardımıyla hayatın belirtisi olan fikirleri. iyi olan. Kültür hayatla uyuşmalı. her yeni nesil için iki boyutlu bir görevdir. kültür aleyhtarı bir inanç belirtmiş olmayız. «Kültür Gerçeği» adlı kitabını İngilizce yazmış (1919). Bunlardan biri rasyonalizmdir. kültür olayı üzerinde gelişen düşüncelere açıktan açığa veya zımnî olarak dayanan önfaraziyeler zemini üzerinde kurulabilecek bir dünya görüşü için kullanacağız. diye emreder.Yazar. Böyle fbir dünyada mutlak olarak ebedî hiçbir şey bulamazsınız. hayat kültür olmalıdır ama kültür de hayatî olmak zorundadır. Yani.. Asırlarca kültürsüz hayat olamayacağını söyleyin durduk. F. Daha doğrusu. hayatın bütün haklarından yararlanmasını istemekle.. Hayattan kopan kültür ise bizantinizmdir. Ama kitap daha çok felsefî bir eser. Hayalın kültüre ne kadar ihtiyacı varsa. ya kültürün anatomisiyle uğraşacağız. Kültürü korumak için. daha doğrusu. Hayatla kültürü birbirinin zıddı saymak ve kültürün karşısında. «Kültüralizm» tabirini. Gelişen bir dünya olmak bakımından ilk vasfı bir tabiat dünyası değil bir kültür dünyası olmaktır. hayat için zorunlu olmalıdır.

antropolojik bir kavram olarak yaşayış tarzı veya belli bir milletin karakteridir. her toplumun kültür yoluyla değerler aradığını ve bir ölçüde bulduğunu ileri sürer.S. paideia. «ideal» bir dünya kurma gücü. kendine ait bir dünya.bir imaj geçecek». Kültür. «Kültür. daha genel"»bir anlamda kullanıyoruz: dünyanın.. İskenderiyelilerde malûmat mânâsına) Yunan zekâsının bir buluşu. çeşitliliğini değişmezliğini ve karşılıklı münasebetlerini tespit etmektir. din. Bu itibarla antropolojik kültür kavramıyla uyuşmaz. daha beylik. Bu imaj nasıl başka bir imajın yerini aldıysa. kültürün çeşitli ontropolojik tariflerinden birini kabul ediyor.. Arnold'un tarifi kültürü bir çeşit müze haline getiriyor»(1949). bütün kavimlerinde bulunan bir özelliği anlatmak için herhangi bir kavimin özelliklerini belirten bütün yaşayış yollarını ve ifadelerini bu kelimeyle belirtiyoruz» (1945). Dü. (Yunancası Arete ve paideia. Alman bilginleri ise. Eliot. Jaegerln kültür kavramı yalnız insanmerkezci değil. Antropolojik davranış ise göreci bir davranış. Powys'in. înşâ ettiğimiz dünya imajı. 'kültür'ü ideallerin ve değerlerin ülkesi diye sınırlıyor. Alknan filozofu Ernst Cassirer. edebiyatçıların ve . Antropolojik kültür kavramı ise bu orijinal kavramın modern bir uzantısı. babadan kalma bir değer dizisi . Yunanca «paideia» yla eşanlamda. Bunun da mânâsı. alelade ve beylik malzemeyi allayıp pullayarak kültürün sınırlarını genişletiyorlar. ilim bu vetirenin çeşitli safhalarıdır. Her millete uygulanabilecek tasvirî bir kavram. yunan merkezci de. ilmin kendisi de dahil. Bunların hepsinde de insanoğlu yeni bir güç keşfeder ve dener. Jaeger. Antropolojinin görevi de bu sayısız değerlerin sırasını. bütün beşerî değerlerin tarih bakımından ne k&dar izafî olduğunu gösteriyor. tarihî bir değer. sosyal ilimlerle son yorumlar T.-kültürünün fenomenolojisi»dir. günden güne daha somut olarak. diyor. Bir de humanistik kültür var. güzel sanatlar. Arnold'un tarifinde bile asıl mânâsı (insanlığın kemal ideali) karanlıklaşmış. Arnold'un. bütün olarak ele alınırsa. bir çok Batı hümanistinin davranışından şikâyet ediyor: «Bunlar. insan . Ama bir değer kavramından türemiş. Kültür ideali. en ilkelleri de dahil. 'beşerî kemâlin idealidir. Kültür anlayışı antropolojik olmaktan çok felsefî: «Beşerî kültür. Zamanımızda bir çok genç Amerikalı filozof.» (1944). Biz 'kültür' kelimesini yalnız Yunanmerkezci dünyanın idealini tasvir etmek içdn kullanmıyoruz. «İnsan Üzeninde Deneme adlı eserimin konusu. Kelime zamanla mânâsını kaybetmiş.ile başlamaz işe. Hümanistik kültür kavramıyla ilgili Eliot'undur. insanın kendini yavaş yavaş kurtarması olarak tasvir edilebilir. Bütün öteki değerler gibi bu da izafî. mutlak'a yönelen bir tarif. istikbalde bu imajın yerine de başka .Bilginin kültür konusunda ilerleyişi.

Hohbes (1651). «oyster culture(midyecilik). Ortalama yığından kendini yükseltip seçkinlere (elit) katılması. yüzyılın gotik kiliseleri ve Edgarin müziği gibi meraklar». son bir kadeh. Macaulay (1848). hayatı yaşamağa deger kılar. «Kültür». Ayrıca yüceltmek. More.filozofların kültür anlayışları arasında bir köprü kurar. zevklerin.» Antropologlar. bir kavmin bütün karakteristik faaliyetlerini ve meraklarını içerir: «at yarışı günü. «bacterial culture» (bakteri üretme)». bir kavmin yaşayış tarzıdır. Cultura. sirkeye yatırılmış pancar kökü. yeteneklerin. gelişmesi. din. kaynamış lahana. davranışlarm eğitimi (1510). böylece eğitilen ve incelen yaşayış şartı yâni medeniyetin entellektüei yönü. Ayrıca kültürün hem muhtevasında hem de örgütlenişinde bulunan çağdaş antropolojik kavramı cja benimser Eliot. — Topyekûn toplumun daha az şuurlu olan yaşayış tarzları». ibadet (1483). Belli sanatlar ve teknikler kulanarak «geliştirme»: «Silk culture» (ipekçilik). düşünüş ve duyuş tarzları. Bu mânada o halkın kültürü ile aynı şeydir. Edebî dergiler de Eliot'un ileri . ikültür'ü bazı antropologlar gibi somut anlamda kullanır. somut olarak ele alınırsa. . «bee culture» (arıcılık). 12 ağustos. hümanistik görüşle sosyal ilimlerin görüşü arasında bir uzlaşma kurmasını pek beğenmezler. Bir yerde de şöyle der: «Kültür. pohpohlamak. Eliot'un bir seçkinler zümresi üzerinde durmasını. Bir mektep hocasıymışcasına tanımlar kültürü: «— Ferdin şuurlu olarak kendi kendine yetiştirilmesi. iken sonra Culture olmuş. incelmesi. Kültür'. toprağı işlemek (1420). köpek yarışları. Eliot. çiftçilik anlamlarına da kullanılıyor. zihnin. Kültür kavramının tarihçesini tespit ederken önce İngiliz dilinin tanınmış âbidesi olan «Oxford Dictionary»den yararlanacağız. Hohbes kelimeyi jimnastik anlamına da kullanmış (1628). Anlamı: bakmak veya ihtimam göstermek.sürdüğü delillerin pek ciddî olmadığı kanısmdadırlar. Kültür yalnız bir çok faaliyetlerin toplamı olmayıp aynı zamanda bir yaşayış tarzıdır. Johnson (1752). Aşağıdaki anlamlarda kullanılmış İngilizcede: Tanm. Eski Fransızcada Couture. Zekânın. Örnek olarak Wordsworth ve Matthew Arnold'dan yapılan iktibaslar yer alıyor. — Ferdin de içinde bulunduğu toplumdaki belli bir zümrenin inanış. Hıristiyan yazarlarında ibadet mânâsına geliyor. Hern Tylor'u zikreder hem Arnold'u. «colere» mastarından gelen latince «Cultura»dan türemiştir. davranışların eğitimi.XIX. halkın şuuruna medeniyet kelimesinden daha geç sızabilmiş. nişan tahtası. 5 — Sözlüklerde bir gezinti Kültürün antropolojik anlamı.

aletler.. değer. alet yapma. «kültür medeniyet demektir». Kültürün açıktan açığa görülen yönü toplumun âdetlerinde. kültür kelimesinin bilimsel anlamını üç başlık altında belirtir. düşünceler. Ama tarif olarak pek sağlam oldukları söylenemez.. ilimler. Kültürü bütün olarak tarif etmek için hem sübjektif hem de . törelerinde ve müesseselerindedir. nasıl bir aydınlığa varabiliriz? Gerçi antropologlarla sosyologlar başka başka tarifler ileri sürerler. hukuk.gibi deyimlerde kültür bu mânâda kullanılır. Yunan kültürü...-.. kültür karışımı.. Şuhalde 'kültür' deyince yolnız dil.1893'de basılan orijinal Oxford Sözlüğünde. inançlar. kültür merkezi. dinî veya sosyal bir topluluğun arka-planını oluşturan ayırıcı başarılar. standardlar ve duyular gibi. ikinci başlıklar 1929 baskısmdaki tariflerin hafifçe düzeltilmesinden ibarettir. 1871'de Tylor'un en ünlü eserine başlık yaptığı «Prdmitive Culture»dan söz edilmez. «Sosyal bir tabakanın kendine has başarıları». kültür kelimesinin sosyal ilimlerde uzun zamandır özel bir anlam kazandığını ispat etmektedir. Antropolojide... Kültür alam. iletişim araçları gibi... Kelimenin antropolojik mânâsını ilk belirten İngilizce sözlük.» 1936 baskısı. kültür sayesinde yapılmış olan maddî araçlar da gelir: yapılar. Fakat her iki zümre de henüz aradığı tarifi bulmuş değildir.. Lügatçılar fazla titiz. semboller yardımıyla sosyal.. gelenekler bütünü. olarak kazanılan ve sosyal olarak aktarılan bütün davranışlara verilen kollektif ad.. Kelimenin yeni kullanışları onları tedirgin ediyor. «Bir kabilenin gösterdiği çapraşık özellik».. Bu kıssadan alınacak hisse şu olsa gerek: Kelimenin halk tarafından kullanılışı ile sosyal ilimlerce benimsenişi arasında yarım asırlık bir fasıla var. «Bir zümrenin arka-planım oluşturan ayırıcı başarılar». veya ayrı bir insan biriminin Bu cümleler. endüstri.. kültür olayı . Webster'in «New International Dictionary» sidir: «Medeniyetin ilerleyişinde belli bir aşama. makinalar. Birinci. bir kavmin ve sosyal bir topluluğun kendine has başarısı. «Belli bir ilerleme aşaması». ahlak ve din gelmez akla. Bu antropolojik anlam ancak kırk yıl sonraki sözlükte (1933 eki) yer alır. Yeni tarifler şöyle: «Irki. gibi deyimlerin birbiriyle ne ilgisi var? Anlatmak istedikleri gerçek nedir? Bunları Tylor'un asırlık tarifiyle karşılaştırırsak. inançlar. kültür bütünü. ler. güzel sanatlar. sosyal geleneklerinde aranmalıdır: bilgi. hükümet. Kitapta 'kültürün tarifini Ellwood yapmış (1944): «Kültür. ilkel kültür gibi.. Kültürün esas kısmı toplumun. bir kabilenin gösterdiği çapraşık özellik».. En iyisi bir Sosyoloji Sözlüğüne başvurmak. kültür modeli.

objektif yönlerini dikkate almalıyız.» (Fazla bilgi için bkz. Kroeber ve Kluckhchn, ag.e. sh. 3-66).
II — «Toplumsal Eylem» de «kültür, medeniyet ve İdeoloji» Dünya tarihinde

Kültür, onsekizinci asır sonlarında dünya tarihi ile ilgili çalışmalarda, insanlığın terakkideki gelişmelerini belirtmek için, Almanya'da kullanılmıştır. Adelung 1782'de «İnsan Soyunun Kültür Tarihi Üzerine Deneme»yi yazdı. Tarihçi ye göre soyumuzun yaşayışında, kişinin hayatındakine benzeyen sekiz dönem vardır. Adelung'un çağdaşı olan başka tarihçiler de kültürü aynı mânâda kullanır. Hepsi de kelimeyi Fransızca'dan almış. Önceleri «cultur» olarak yazılan kelime, ondokuzuncu asrın sonlarında «Kültür» olmuş. Ortaçağ Fransızcasmda kültür, din, mezhep mânâsınaydı. «Kutur» ve «kotür» sürülmüş ve ekilmiş bir tarla için kullanılıyordu. «Kulturer » ve «kuturer» fiilleri toprağı ekip biçmek demekti. Onsekizinci asırda kültür, zekânın eğitimi mânâsına kullanılmağa başlar. Kişinin entellektüel gelişmesi, bu gelişmeyi sağlayacak çalışma. Adelung ile meslektaşlarının Almancaya aktardıkları kültürün anlamı, benzetme yoluyla daha da genişledi: genel olarak insanın fikrî ve sosyal gelişmesi. Kelime; ilk defa olarak kollektif .'bir çağrışım kazanıyordu. Ama hep ileriye doğru bir atılım, bir iyileşme, bir oluşum anlamı da içeriyordu. Dünya tarihi yazarlarının yazarlarmmkinden başka idi. kelimesini kullanacaktı.
Antropolojide ve Sosyolojide

görüş tarzı, tarih felsefesi Felsefe, kültür yerine «Geist»

Kültür, Almancadan İngilizceye geçerken tekrar anlam değiştirecektir. Tylor, kültürü medeniyet yerine kullanır («Primitive Culture», 1871). Kaynağı Alman tarihçi Kleinn: «İnsanlığın Kültürünün Evrensel Tarihi» (10 cilt, 1843—1852). Tylor'a göre kültür kelimesinin etnografyadaki geniş anlamı; medeniyettir. «Bir toplumun üyesi olarak insanın kazandığı bilgiler, inançlar, sanat, hukuk, ahlâk, töre vesair kabiliyet ve alışkanlıklar bütünü». Bu, bir tariften çok bir tas-, vir; yeni ve özgün yanı şu: kültür artık bir ilerleyiş ve bir oluş değil, tarihin belli bir ânında gözlemlenebilecek, evrimi izlenebilecek bir olaylar bütünüdür. Antropolojik kültür kavramı ortaya çıkar böylece. Gerçi Herbert Spencer kelimeyi bu anlamda kullanmaz ama ilk İngiliz ve Amerikan antropologları bu anlamda, kullanmış hep. Mesela Surnmer, Keller, Malinowski, Lowie, Wisler, Sapir, Boas, Benediot. AB.D.de antropoloji kendini, 'kültür ilmi' olarak tarif eder. İngiltere'de ise antropoloji ikiye ayrılır: fizik antropoloji, sosyal antropoloji (fizik antropoloji insan vücudunun gelişmesini ve büyümesini inceler). Amerikalılar

sosyal antropoloji yerine kültürel antropolojisi) deyimini kullanırlar.

antropoloji

(kültür

Sosyolojide kültür, ilk Amerikan sosyologları tarafından çabucak benimsenir (Albion, Small, Park, Rurgsss ve Ogburn), ama antropolojide olduğundan daha güç kabul edilir, çünkü sosyolojinin büyük kurucuları (Comte, Marx, Weber, Tönnies, Durkheim) kelimeyi kullanmamışlardı. Ne yazık ki, bugün kültür, hem antropolojinin hem de sosyolojinin kelime hazinesi içindedir. Bununla beraber Fransa'da sosyoloji ve antropoloji bu yeni kelimeyi daha geç benimser. Delil isterseniz işte lügatler.. İngiliz lügatlerinin hemen hepsinde kültürün sosyolojik ve antropolojik bir tarifini bulursunuz, oysa Fransız lügatlerinin son baskılarında bile böyle bir tarife rastlanmaz. Sebebi şu olsa gerek: Fransa'da sosyoloji Durkheim'in kullandığı terminolojiye sadıktır. Ayrıca iki dünya savaşı arasında Fransa'da sosyoloji sönükleşmiş, kültür kavramı ise o esnada yaygınlaşmış ve kesinlik kazanmıştır. Kelime, Amerikan sosyolojisinin etkisiyle ancak İkinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan Fransız sosyologlarmca kullanılmağa başlamıştır. Şöyle bir yorum da yapılabilir: kültür deyimi, Fransız düşüncesinin klasik bir dönemine bağlı olduğu için, ister istemez, kelimenin hümanist mânâsı ağır basmaktadır. Kısaca.. Fransızcadan alınan, Almancadan İngilizceye aktarılan 'kültür', dilden dile geçerken, genişleme ve benzetme yoluyla, yeni bir nüans kazanmış, ilk mânâsını kaybetmemiş, ama yeni mânâlarla da zenginleşmiş.
Kültür ve Medeniyet

Alman tarihçilerinin dilinde kültür lafzı, daha önce mevcut olan ‘Medeniyet'e çok yakın bir mânâ kazanır. Bununla beraber bir takım ayrılıklar önerilir. Kültür, insanoğlunun fizik dünyaya, fizik çevreye söz geçirmek için sahip olduğu kollektif araçlar bütünüdür. başka bir deyişle ilim, teknik ve uygulamalarıdır. Medeniyet ise insanın kendini inzibat altına alması, fikirce, ahlakça, ruhça yükselmesi İçin lüzumlu olan kollektif araçların tümü, güzel sanatlar, felsefe, din ve hukuk gibi.. Ama bunun aksini ileri sürenler de var. Onlara göre, medeniyet toplum yaşayışının maddi ve faydacı amaçlarına hizmet eder, akılcıdır: emeğin, üretimin, teknolojinin ilerlemesi için gerekli bir akılcılık. Peki kültür, o da toplum yaşayışının daha hasbî, daha manevî yönlerini kucaklar, saf düşüncenin, hassasiyetin, idealizmin meyvesidir. Bu tekliflerden hangisine katılacağız? İki taraf da hem sayıca birbirine eşit hem de birikim olarak Amerikan sosyologları ise, belki de beğendikleri Alman sosyologlarına uyarak

(Tönnies ve Alfred Weber gibi) (bilhassa Mac Iver'le Merton).

ikinci

anlayışı

benimsemiş

Fakat antropolog ve sosyologların çoğu böyle bir anlayışı lüzumsuz ve karanlık bulmuş. Onlara göre ruhla madde, gönülle akıl, kavramlarla varlıklar arasında böyle bir ikilik kurulamaz. Sosyolog ve antropologların yüzde doksanı ‘ınedeniyet' kelimesini kullanmaz, 'kültür' kelimesini tercih ederler. Kimine göre bu iki kavram eş anlamlıdır. Kimine göre farklı. Bu iki kavramı ayıran çağdaş sosyologlar a göre, medeniyet kelimesi —aralarında yakınlık bulunan veya ortak bir kaynaktan gelen— millî kültürler bütününü belirtmek için kullanılmalıdır. Mesela Batı medeniyeti denince Fransız, İngiliz, İtalyan, Amerikan kültürleri anlaşılmalıdır. Yani kültür kavramı belli bir topluma bağlıdır. ‘ınedeniyet' ise zaman ve mekânda çok daha geniş, çok daha kucaklayıcı bütünler için kullanılmalıdır. Durkheim ile Mauss, ‘ınedeniyetten, belli btir sosyal organizmaya bağlı olmayan sosyal olayları anlarlar; «bu olaylar millî ülkeleri aşar, belli bir toplumun tarihi ile de sınırlanamaz, milletlerüstü bir hayâtları vardır» (Annee Sociologıque 12, 1909 — 1912, « Note sur la notion de civilisation»). Medeniyet kelimesi, ilmî ve teknik gelişme, şehirleşme, sosyal organizasyonun giriftliği bakımından daha ileri bir aşamada bulunan toplumlar için kullanılır. Kelimenin eski anlamı bu idi. Zamanımızda daha çok, sanayileşme, modernleşme, gelişme gibi lafızlar tercih edilmektedir. Medeniyet kelimesinin beraberlinde getirdiği değer hükümlerinden sıyrılmanın başika çaresi yoktur.
Kültürün Tarifi

Tylor’un ve başkalarının tariflerinden esinlenerek şöyle bir tarif teklif edebiliriz: az veya çok kalıplaşan düşünüş, duyuş ve davranış tarzları; bu bütünü bir çok insan öğrenir ve bölüşür. Böylece kültür, belli kişileri hem objektif hem de sembolik olanak başkalarından ayrı bir topluluk haline getirir. Durkheim’ın tarifini Tylor'unkinden daha kucaklayıcı ve daha genel bulduğumuz için tercih ettik. Demek ki kültür her türlü insan faaliyeti kucaklar. Fikri, hissi, harekî her faaliyeti. Her şeyden önce yaşanılan bir eylem.
İdeoloji ve kültür

Marksçılara göre, ideoloji, kültürün parçası değil bütünüdür. Kimine göre ise kültürün bir unsurudur ideoloji. Toplumun bütünü için geçerli olmayabilir. Bununla beraber kültürün gerçek çekirdeğidir. İdeoloji, belli bir insan topluluğu için birinci derecede bir sosyoloji, tabiî bir sosyolojidir. Her kültürde ideolojinin imtiyazlı bir yeri vardır. İdeoloji

dadına birlik ve beraberlik peşindedir. Ama muradına eremez çok defa. Birleştireyim derken ayırır. Oysa kültürle değerler bir consensus yaratmak isterler, tabiî bir consensus. İdeoloji, kültür içinde model ve değerlere kıyasla daha rasyonel, daha vazıh. Bu itibarla daha militan. Kültürün daha gevşek ve daha yumuşak meyvesi içinde sağlam ve sıkı (bir çekirdek». (Fazla bilgi için bkz. Guy Rocher, a.g.e, «Culture, civilisation et ideoloji», «Kültür, medeniyet ve ideoloji » bölümü, sh. 102-129).
III — Batı, başka ne anlıyor Kültür'den?

Lügatlerin verdiği bilgi, bu eserlerden aldığımız bilgilere kıyasla çok sığ. Fransızca sözlükler kelimenin hümanist anlamı üzerinde daha çok duruyor. Paul Bobert'in beş ciltlik kamusunda kültür için şu bilgiler verilmiş: 1 — Toprağı ekip biçme, tarım. 2 — Mikrop kültürü, belli bir mikrop türünün uygun biyolojik şartlar içinde yetiştirilmesi. Mecaz: 1 — Tenkit kabiliyetimizi, zevkimizi, muhakememizi geliştiren bilgilerin bütünü. (Bilgi, kültürün yaz geçilmez şartı, ama yeterli şartı değil). 2 — Kültür arada medeniyet yerine de kullanılır». Son on ciltlik Larousse'da da şunları okuyoruz: «Culture, Latince Cultura'dan, mastarı Colere: ekip, biçme veya bir takım bitkileri yetiştirme. Geniş anlamıyla, bazı tabiat ürünlerini yetiştirme sanatı: ipekçilik. Mecazî: Bazı zihin terimleri ile melekelerimizi geliştirme, zenginleştirme; bu yoldan zenginleşen bir kafa. «Kültür, her şeyi unuttuktan sonra kalan şey» (Herrot). Kendimize mal ederek zihnimizi zenginleştirdiğimiz bütünü. Belli bir bilgi dalı ile ilgili malûmat. Bilginin belli bir biçimi: miras: greko-latin kültürü. Kültür fizik: beden eğitimi. Mikrop kültürü, doku kültürü. Kültürel: kültürle veya medeniyetle ilgili.» , Bir de Fransız Akademisi Lügati nin yeni baskısı için hazırlanan bir tasarıyı aktaralım. Tasarıyı sunan: PierreHenri Simon «Kültür: 1 — Soyut ve genel anlamda, tabiata eklenen insan zekasıdır, amaç: tabiatın sunduklarını değiştirmek, zenginleştirmek, çoğaltmak. Bu anlamda kültür, toprağı daha verimli kılmayı amaçlayan çabaların ve tekniklerin bütünüdür; bazı hayvanların yetiştirilmesidir; incilerin kültürüdür. klasik kültün Fikri bilgiler manevî

ve

batı kültürü. Genel kültür. nitekim kültür fizik de. edebî kültür. ilim ve sanatlarla uğraşarak.. rasyonel idman bareketleriyle vücudu geliştirmektir. Seyircilerin üçte birinden çoğu üniversite . Geliştirilmek istenen alana göre.2 — İnsan söz konusu olunca. okuyup yazma bilmediklerinden. kültür. yaşayış üsluplarının bütünü: greko-latin kültürü. bir haç çizerek imzalıyorlarmış. köylülerin % 82'si kitap okumuyor.. halleri vakitleri yerinde ailelerdendir. her çeşit mesleki uzmanlaşmayı destekleyen Sosyal planda. kadınların yarısı evlenme cüzdanlarını. kültür edinmenin temel aracıydı ve aracıdır. Personnalite et Societes». sağlam bir kültür. Bununla beraber Fransızların % 58’i kitap okumuyor. Mutlak olarak.» (3. Bitirirken Acaba bütün medenî dünyanın peşinde koştuğu bu kültür Fransa'da nasıl ve ne kadar elde edilebiliyor? Bu soruyu cevaplandırmak için 1973'de basılan bir kitaba başvuracağız: «Culture. müşahade ve tefekkür yolu ile doğuştan mevcut melekelerin metodlu bir surette geliştirilmesidir.7. % 87'si tiyatroya gitmiyor. belli bir disipline has bilgiler anlamına gelir.. yahut klasik. otodidakt kültürden. Demek ki okuyanlarla okumayanlar aşağı yukarı birbirine eşit.. eğitim görmüşlerdir. kültür.. Oysa kitap.1972 tarihli Le Monde gazetesi). teknik kültürden söz edilebilir. Gençlerin % 81 hiç konser dinlememiş. moral. Üretim teknikleri son derece gelişti. yahut bilgi biçimi. İşçilerin % 74'ü. artistik veya fennî kültür. bugün. Acaba okumayanların sosyal niteliği nedir? 1971'de yayımlanan altıncı plan raporuna bir gözatalım. Esere şöyle başlamış Gerard Belloin: «Şubat 1970 de dördüncü plan münasebetiyle yayımlanan bir raporda kültür işleri komisyonu genel sekreterliği şöyle diyordu (komisyona başkanlık eden Akademi üyesi Pierre Emmanuel): Fransızların % 58’i kitap okumuyor. Zaten 1914'den beri beri sadece musikiye ayrılan tek salon kurulmamış ya. felsefî kültür. Raporun verdiği rakama göre gidenler % 13. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde Fransa'nın kültür durumu böyle! 1855lerde evlenen erkeklerden üçte biri. bir medeniyetin özelliklerini gösteren entellektüel. zekânm kültürü. geniş. Raporun çıkardığı netice şu: okuma bir sınıf meselesidir. edebiyat. Fransızların çoğu da tiyatroya gitmez. ampirik kültürden. modern. kastedilerek: kitabî kültürden. maddî yanlarının. Kitap okuyanlar gençtirler. hassasiyetin kültürü. muhakemenin kültürü. 3 — Bir sıfatla beraber kullanınca. kentte otururlar. değer sistemlerinin. Kitap yılı için Fransız komisyon başkanı Julien Cain şöyle demiş: Okuma konusunda Fransa azgelişmiş bir ülkedir. Kazanış şartları.

öğrencisidir. Aşağı yukarı ikiyüz yıldan beri batı dillerinin baş belâsı olan bu kelime günümüzde dallanıp budaklanmış ve içinden çıkılması güç bir lügaz (bilmece) olmuştur. «ülkü» ile karşılar ideolojiyi. Düşünceye düşman Napolyon. mantığı da içerecekti. yümuşakçagillerden bir hayvandır bizde. Fikirden mefkure. 1 _ Gözümüzde o kadar büyüttüğümüz batının kültürce en gelişmiş saydığımız ülkesi Fransa. İslâmiyet de öyle bir ideolojidir» üstad için. O dönemin mefhum üreticileri arasında en yamanı.. eski Yunan'dan onsekizinci asrın sonlarına kadar batı düşüncesinin bütününü kucaklamış. Fransızlar tiyatroyu sevmez mi acaba? Ne münasebet bayılırlar. müfekkire/fikriyat uydurulmuş.. İdeolojinin Türkçede ilk karşılığı —tek kelime olarak— «fikriyat» dır. «Marksizm nasıl bir ideoloji ise. İDEOLOJİ «FİKRİYAT» MIDIR? Asrın başlarında Arapçanın en kısır kökleri şaşılacak ıbir veludiyet kazanmış dilimizde. riyaziyat. ideale rakip olarak kullanılıyor. Hudutları meçhul.. ideolojiyi hep fikriyat olarak anlarlar. De . İdeoloji. Felsefe. dergilerde yayımlanan denemelerini «Ideölocya Örgüsü» başlığıyla kıitaplaştırır. yani psikolojiyi de. Zamanımızda ideolojinin en yaygın tarifi: «Sosyal bir sınıfın yarı hakikatlerini sergileyen 'bir nevi yutturmaca»dır.. ama idealdeki bütünlükten mahrum çünkü metafizik yok. bir kara cahiller yurdudur. bir Amerikalı. Zamanla batıda ideolojinin mânâsı değişir. Konusu fikirler olacak. ihtiyar ve 'aşınmış bir kelime. Necip Fazıl. belli bir tarife bağlanmış berrak bir lâfızdan çok. İnsanlığın bütünü aşağı yukarı aynı durumdadır ve azgelişmişlik bize mahsus bir vasıf olmaktan uzaktır. en aydınlık düşünce adamları kelimeye eski itibarını kazandıramayacaktı. Mefhumu uğursuz bir gölge gibi kovalayacaktı bu büküm. Tiyatro sevenlerden bir çoğu iktisadî imkânsızlıklar yüzünden tiyatroya gidemiyor». aynı gerçeğin ayrı isimleri. De Tracy. bir Avrupalının doğarken sahip olduğu kültürü ancak elli yaşlarında elde edebiliyor diyordu. O dönemin en dürüst. % 13'ü ise hoca ve araştırıcı. Gökalp. Bununla beraber yazarlarımız kelime olarak «fikriyat» dan vazgeçseler bile. 2 — Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür. Felsefe. Oysa tanınmış Amerikan romancısı Upton Sinclair. Kaynaklardan söz edersek. Profesör Hüseyin Hâterni. ideolojiyi «metafizik bir gevezelik» olarak damgaladı. Remzi Oğuz Ank'a göre kelimenin onbeş yirmi yıllık bir mazisi vardır. Edebiyat. ideoloji. dünya görüşü. . onun yerini tutsun diye uydurmuş ideoloji'yi İnsan ilimlerinin bütününü kucaklayacaktı kelime. arziyat gibi.

'Cumhuriyetten sonra misafir edilir «İdeoloji». idrâkimize giydirilen deli gömlekleri» dir demiştim. Bir topluma şeref veren ansiklopediler bile bu suçlamadan kurtulamamış. fakat dumanlı diye ışığı reddedecek miyiz? Hiçbir ilim hakikatin bütününü sunmaz. Müstağriplerimizin biricik dildâdesi: «Obscurantisme» (obskürantizm). haikikatin bütününü kucaklamaz. Kaosu kozmos yapan insan zekâsı. . İdeoloji. Onuncu asırda kaleme alman «İhvanı Safa» risaleleri Fatımî devleti için hazırlanan siyasî bir müdafaanâme imiş. «Yabani.. Ve surların arkasında bekleyen bütün yalanlar. Eski toplumlar. Hamlet me'yus çığlığında alın yazımızı okur gibi oluyoruz: «yaşamak veya yok olmak». ideolojiler aleyhine ideolojik bir ikazdı. «İlm-i efkâr». İdeolojiler tehlikelidir. amennâ. «Dünya görüşü» diye Türkçeleştirilen bu Almanca sözcüğün kirli bir mazisi yok. gelişmemiş beyinler için.. Sözlüklerimizdeki bu müphemiyet bizi şaşırtmamalı. Ama uzak denizlere açılanlar pusuladan vazgeçemez. gelişen burjuvaziye yol gösteren siyasî bir kılavuz.. felsefenin yerini tutacak başka bir deyim bulunur: Weltanschaung. hayatın sırlarını mitoslarla çağdaş insanın hırsız feneri: ideoloji. Esnek ve müphem. bütün ideoloji enkazları karanlık ve çamurlu bir sel gibi sökün etmiş ülkeye. tecrübelerini ve fetihlerini. tecrübelerini ideolojilerde sergilemiş. belli bir cemaatin müdafaa silâhı. İnsan ilimlerinin hepsi de bir yanıyla ideolojidir. reddi için bir fetva sanıldı. Ama ömür boyu hisarda oturulmaz. onlar da milletlerarası düşünce pazarlarında gönüllerine göre tek «izm» bulmuşlar. «Aklın suretleri ilmi». spor veya siyaset yıldızları.. Emperyalizmin taarruzlarına karşı genç zekâları uyarmak için «ideolojiler. tahtadan ve taştan putlara tapar. aydınlatmış. Batı düşüncesinin. diyorlar. belli bir inancın. etten ve kandan putlara» demiş Bernard Shaw. yani belli bir medeniyetin.. gibi tabirlerle karşılaşılarlar. Bu düstur. İdeolojiler sisle karışık. daha doğrusu düşüncenin. Diderot'nun baş mimarı olduğu «XVIII. Bilgiyle zırhlanmamış kalabalıklar için aşırıya kaçmayan bir yabancı düşmanlığı emniyetli bir hisardır. Tenkit zihniyetini boğan böyle bir ruh ikliminde hakikatler değil sloganlar konuşur. Yığınlar tefekküre her zaman şüpheyle bakmıştır. Nihayet dev kocamış..Tracy'nin uydurduğu kelime gözden düşünce. İdeolojilere gözlerini kapamak sürülüğe razı olmaktır. Eski lügatçiler kelimeyi: «Mebhasül efkâr». Yasaklanan ideolojilerin yerine yeni putlar geçer: sinema. Ya aydınlarımız. Asır Fransız Ansiklopedisi». Dilimize. medenî insan. İdeoloji.

Polonyalı bir sosyolog (Adam Schaff) karışıklığı önlemek için şöyle bir tanım önerir: «İdeoloji. 1891). Tekrar ediyoruz. . ne İngilizce Sosyal İlimler Ansiklopedisi'nde var. yahut Napolyon'un. Encylopedia İtaliana. zümrenin veya kişinin ilerlemesi için varılması düşünülen hedefleri tâyin eden düşünceler sistemi. Sosyologun tavsiye ettiği çıkış yolu «ideoloji. batının hiçbir büyük sözlüğünde ideolojinin sosyal ve politik mânâlarını bulamayız. ideolog diye onsekizinci asır sonu Fransız yazarlarını sıralamış sadece.» İdeoloji ile ilmin sınırlarını çizmek son derece güç. ‘metafizik gevezelikler' diye kötülediği hayattan kopmuş laf ebelikleri. ve 1970'de çıkan Encylopedia Universalis gibi. Zamanımızda yapılan bir araştırma bu sözcüğün otuz ayrı anlamda kullanıldığını göstermiş. 1950'den beri Lalande’ın Felsefe Sözlüğü.1796’da uydurulan kelime. siyasî bir ideolojidir. 2 — Sosyal durumların değerlendirilişi. Kelime. ne Ghambers’ın Cyelopedia'sında.. Napolyon'un yaygınlaştırdığı bir tabir. ideclojistleri küçümsemek için Chateaubriand'ın icad ettiği. Yirminci asırda tarih. 4 — Bir sınıf tarafından yaratılan ve onu haklı göstermeğe yarayan her türlü medeniyet eseri. İktisat da. 6 — Felsefî bilgi (doğrulaması olmadığı için). ya «düşünceler ümi»dir. İdeolog ise. İdeolojinin felsefedeki (Marx öncesi) anlamları için en tafsilatlı ve en güvenilir kaynak Picavet'nin altiyüz küsur sayfalık büyük eserdir: «Les Ideologues» (Felix Alcan. Son yıllarda yayımlanan bazı kamus ve ansiklopediler geçen nesillerin bu garip ihmâlini telâfiye çalışmaktadır. 5 — Sosyal ilimler ve daha geniş olarak insan ilimleri (marksist ekonomi hariç). kelimenin Marksçı yayımlarda geçen çeşitli anlamlarını yedi başlık etrafında toplar: 1 — Şuurlu veya şuursuz vehimler (aldatıcı terkipler). 7 — Din (doğru olmadığı için). ideolojist ile ideolog'u bir tutar. Paul Robert'in Sözlüğü ideolojiyi anlatırken bir sürü yazardan örnekler alır ama bu yazarlar içinde tek marksist veya «marksizan» yok. sosyoloji de öyle. tarifler güdük ve topal: «düşünceler ilmi. Oysa ideolojist-bilindiği gibi Cabanis ile De Tracy'nin kendilerini adlandırmak için uydurdukları bir kelime. siyasî bilgi» mânâsına kullanılmalıdır. Sosyolog Gurvitch. 3 — Bu vehim ve yorumları haklı göstermek için hazırlanan doktrinler. ne Britannica Ansiklopedisinde. yerleşmiş bir değerler bütününe dayanan bir toplumun. Fransız Akademisi'nin Lügatine 1835’de alınmış. Kısaca diyebiliriz 1950lere kadar. Yıllarca sonra yayımlanan Littre'nin Büyük Kamus'unda da vuzuh yok. çok defa ve açıktan açığa. Üstad kelimenin yaratıcısı olan Destutt de Tracy'nin adını bile anmaz. düşüncelerin kaynağı ve kuruluşu hakkında sistem». Yirminci asrın ikinci yarısına kadar ideoloji.

yabani. Hatta ideoloji yapmadan ideolojiden bile sözedemiyoruz. Türk aydını. düşüncelerimizi onlardan ayırmak imkânsızlaşmış. yabanî. İstikbal ideoloji. kâinat ideoloji. şiir. Bu vasıfların hepsi üçüncü dünyanın bütünü veya parçaları için kullanılmış. belli bir çıkarlarını allayıp pullayan bir ideologdur. üçüncü dünyanın sömürgelikten kurtuluşu ile belli oldu açıkça. ideolojilerle o kadar kaynaşmışız ki. kendi dünyalarının. Bunun içindir ki evrimci antropoloji müspet bir ilimden çok Batı'nın çıkarlarım maskeleyen bir ideoloji. reel. «Eski Toplum» adlı eserinin ilk sayfalarından itibaren şöyle der: «insanoğulları aynı babanın çocuklarıdır. hangi cinayetlere gerekçe diye kullanıldığını hâlâ bilmiyoruz. Avrupa'nın imal ettiği bir 'bilgi dalı. İkisi de ondokuzuncu asım ikinci yarısında doğdu. Antropoloji. dünyanın kendisi ideoloji». Morgan. Ama tarih gösteriyor ki. onun ilkel. kendi medeniyetlerinin üstünlüğünü kabul ettirmek istiyorlardı. Bu dönemde alan inceleyen ile nazariyeçi kendi toplumları ile kaynaşmış kimselerdi. bu sessizlik döneminden yeni yeni çıkıyor» Yani kıtalar arasında bir diyalog olmamış. bu yeni ilimle uzun zaman ilgilenmemiş. geleneksel. geleneksel. sonsuz. toplum içinde yaşayan insanın ayniyetidir. söz sayesinde yaşayan her şey. Çok defa sömürge olmağa elverişli oldukları için ilkellikle damgalandılar. Kelime hem İslâm düşüncesinin hem de Osmanlının yabancısı. Sömürgeci emperyalizmle antropoloji çağdaş. bu toplumlar incelenirken boyuna ad değiştirmişler. Çağdaş antropologlara göre. içtimaî sınıfın Bir kelimeyle ilkel toplumlar dış dünyayı izah için mitlere baş vurmuş.. adalet. Valery'nin mit için söylediklerini ideolojilere de tatbik edebiliriz: «Söz sayesinde var olan. Gelişmiş toplumların sosyal ve politik dünyada pusulası: ideolojiler. aşk. Kafamız ideolojilerle öylesine dolu. Bu temel. sayı. başka kavimlere yutturmak istediği yalanlar da yok. Evet ama az çok rasyonel bir temele de dayanmak zorundaydılar. Antropolojinin sömürgecilikle ilgisi. arkaik diye damgaladığı toplumların ortak özelliği: sömürgeleşmiş olmak. aynı ilerleme . İlkel. Üçüncü dünya neresi? Batının sömürgecilik iştihasını kabartan geniş ve dağınık bir ülkeler bütünü. her aydın. insan toplumlarının ilmi. arkaik. halk.Gramsci'ye göre. sosyal antropolojinin tarifi. Neden ilgilensin? Antropolojinin konusu da değil. Şöyle diyelim: önce Viktorya çağının emellerini dile getiren bir antropoloji var. Hakikati araştırmaktan çok. Antropoloji çok yakın bir dönemde üniversitelerimize kabul edildi ama hangi merhalelerden geçtiğini. Üçüncü dünya konuşmamış şimdiye kadar. Avrupa dışı toplumların belli tarihi şartlar içinde yorumu idi. SÖMÜRGECİLİK VE KLASİK ANTROPOLOJİ Antropoloji.

Yeni antropoloji için. Her toplum belli bir anda. Gerçi. sosyal ve kültürel bütünler yaratır. ilminin namusunu kurtarmak. Tarih. insanoğlunun kucağında yaşadığı tekdüze bir ortamdır. insanın değerini tarihe dayanarak verir. Bir Malinowski’yi. aynı aletleri ve araçları yaratabilmiş. daha cihanşumül değerlere gönül vermiştir. kaybolan bir toplumdan kalma artıklardır. bâtıl inanç diyordu. Comte'un Spencer'in Marx'ın tarih anlayışları birbirinden çok farklıdır ama hepsi de insanın birliği inancına dayanır. benzer şartlar içinde. Şimdilik bu çelişkinin altnı çizmekle yetinelim. medeni insanda da var. insanlığın bütünü olmadığı gibi en mükemmel temsilcisi olmak vasfından da uzaktır. Bugün bize saçma gelen bir çok âdetler. Viktorya dönemindeki meslektaşları gibi sömürgeciliğin destekleyicisi değildir. İnsanlar hayvanca bir kalabalıktan yabaniliğe. daha geniş. bir yandan böyle derken. . batının refah seviyesine ulaşacaklardı. Evrimci antropoloji ile muarefeleri olmayan Cumhuriyet sonrası aydınlarımızdan bir çoğu Avrupa'nın sunduğu bu teseliyetkâr düşünceleri. bir yandan da ilkel dediği kavimleri insafsızca kırıp geçirir.» Avrupa. Nasıl olsa onlar da kalkınacak. Zeka ilkelde de. teknik ve ekonomik bir aşamayı temsil eder. tarihi maddecilik adı altında kolayca benimsediler. yani hem araştırıcıdır. bunların hepsi de belli gelişme derecelerinde izahı yapılabilen alışkanlıklardır. aynı sosyal şartlar "içinde kafalarının işleyişi de aynıdır. asır. Geri kalmış ülkeler için rahatlatıcı bir ideolojiydi bu. hem de kendine özge kavramlarla alanın tasvirini yapar. Avrupa'nın inançlarına ters düşen herşeye. barbarlıktan medeniyete geçerler. barbarda da. evrim merdiveninde yükseliş ölçüsü: teknolojidir. Bütün toplumlar aynı aşamalardan geçerler. alan araştırıcısı ise bir bilgi sağlayıcısı. Bunun içindir ki insanlık. Bu sefer de fonksiyonalizm imdada yetişti. Fonksiyonalizmin kurucuları için Avrupa. hem alanı inceler. Evrimcilik. maddî istihsal münasebetleridir. Belli şartlar içinde ve belli bir coğrafyada bir araya gelen insanlar belli iktisadî. 18. Yapılacak iş. Tek yönlü evrimciliğin anahtarı bu tarihi aşamalar yahut evrim aşamaları kavramıdır. benzer müesseseler kurabilmiştir. Çağdaş antropolog. Antropolojiye göre. yabanilikten barbarlığa. Oysa şimdi antropolog. onlar da ayni istasyonlardan geçerek. İnsanlar arasındaki farklar belli bir tarihî durumun eseridir.konaklarında aynı ihtiyaçları duyarlar. Fakat sömürgecilik düzeni yine de çöküyordu. kıtanın entellektüel hâkimiyetine gölge düşürmemek lazımdı. Denildi ki eskiden antropolog kütüphanede çalışan soyut bir nazariyeci idi. bir Radcliffe-Brown'u hatırlayalım. Sanayi devrimi çağında. sabır ve tevekkül içinde tarihin akışını beklemekten ibaretti. medeniyetleri yaratan. hem nazariyeci. hiç değilse Avrupa.

medeniyet öncesi toplum biçimlerinin incelenmesi idi. sosyal gelişme hep aynı çizgiyi takip etmez. toplumların ilerleyişini yalnız ekonomik ve teknik seviyeye. mü yabanileri? 'Ne münasebet' demiş. Avrupa medeniyetini de yargılamaktır. toplumu «içerden» anlamanın tek yolu bu. palavradır. «İktisadî kalkınma gerçekleşince toplumun üyeleri arasında daha kâmil münasebetler kurulmaz mutlaka.. başka bir deyişle. uzun zaman «alan»da yaşamalıdır. tabiat üzerinde egemenlik söz konusudur. Antropoloji. Şöyle der. Belki aksi olur. çeşitli ırklar çok eskiden ve hızla başka başka istikametlere yönelmiş ve birbirinden ayrılmıştır. Çağdaş antropolojiden çok şeyler öğrenebiliriz ama hep ihtiyatlı olmak. 'Allah saklasın. Ne bilgelik artar. iddiaların arkasındaki gerçek maksatları gözden kaçırmamak. insan topluluklarında ise aşağı düzeyden üst düzeye geçildiğini ileri süren nazariye hiç bir esasa dayanmıyordu. bir nevi romantik kanat açış. totemizm üzerine oniki ciltlik bir deneme yazmış: «Altın Dal». demek.Malinowski'ye göre. Üstada sormuşlar: gidip gördünüz. altyapıya bakarak değerlendiremeyiz. Daha doğrusu tek ölçü bu değildir. insan-dışı ve çılgın mahiyetini vurguladım diye karamsarlıkla suçlandım. Medeniyetin bütün alanlarda üstünlüğü diye bir şey olamaz.. Her alanda basitten çapraşığa. Eskiden bunun tam tersi olmuş. ne adalet şuuru. Gerçeği inceleyenler bilirler ki. iyi ama bir çoğunuz benim gibi düşünmüyor mu? Modern makinalaşmanın amaçsız hamleleri bütün ruhî ve sanatkârane değerler için bir tehdit değil mi? . standartlaşmış medeniyetimizin dışına kaçıştır.» Kısaca. sosyal ve ahlaki bakımından da ileri olmasını gerektirmez. evrim aşamalarının tek çizgi halinde birbirini izlediği. olsa olsa teknolojik bir üstünlük. Şu halde Avrupa'nın üstünlük iddiası da lâftan ibaretti. alamaz da. Unutmayalım . Antropoloji İslâm dünyasını ciddi olarak ele almamıştır. Fakat çağdaş ilmin bütün buluşlarından yararlanmak İslâm dünyasının yan çizesmiyeceği bir görevdir. Antropolog. Bir başka antropologa (Lowie) sorarsanız. antropoloji batı kültürünün bambaşka kültürlerle teması sonucu doğmuştur. «İnsanları rofbotlaştıran teknik terakkinin. bu başkalık çabucak giderilebilecek mahiyette değildir. Malinowski için mesele çok daha çapraşık. hiç olmazsa benim için. amaç bu toplumları modern dünya ile kaynaştırmaktı. hatta bunun tersine düşünmek şartıyla. Avrupa'nın her ileri sürdüğünü mutlak hakikat saymamak. karşılaştırmalı frenskler çizeceğine.» Viktorya dönemi için antropoloji. antropolojinin amacı. Böyle bir karşılaştırmanın nazari ifadesidir antropoloji ve önceleri bilimsel değildir. yalnız başka kültürleri nazari planda sigaya çekmek değil. Frazer. zira (iktisadî gelişme ile insanın insanı sömürmesi daha da keskinleşir. Bir toplumun teknik ve ekonomik alanda daha ileri olması.

«XIX. Güzel ama Oryantalizmin konusu olan «bu «orient» neresi? Yine Larousse'a başvuralım: «Avrupa'nın batısına -kıyasla doğuda bulunan ülkelerin bütünü: Asya. Küçük Asya'ya ve İran'a «doğu» adı verilmez oldu.» Bir mânası da «Batı kavimlerinin menşelerini. Ama Akdeniz ticareti. Oryantalizm Fransız Akademisi Sözlüğü'ne 1838'de kabul edilmiş. Fransa'da 1799 da. Çağımız ilmi de. ORYANTALİZM : SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF KOLU İbn Haldun üzerine Avrupa'nın çalışmalarını incelerken çoktandır şuur altında yaşayan bir inanç berraklaşmış ve son ifadesini bulmuştu: «Oryantalizm: sömürgeciliğin keşif kolu». politikacılar. Akdenizin doğu sınırındaki bölgelere «Levant» adını verdiğinden. Yunan istiklal savaşından ve Cezayir'in fethinden sonra gelişti» (Paul Robert). ilimlerinin. Bizce. Doğu dillerinin. Doğu. Oryantalizm elbette ki yalnız bu değil. Batının kamusları bu müphem mefhumu daha da müphemleştirmiş. Tarifi son derece güç olan bu disiplinler bütünü herhangi bir slogana hapsetmek imkansız. Çağdaş bir kamus da şu bilgileri veriyor: «Doğuya ait nesneler ve Doğu dilleri ilmi. şinuazöriler modasıyla başlayan Oryantalizm XIX. hikmet müslümanm kaybedilmiş malı. Zaten bütün izmler idrakimize giydirilen deli gömleği değil miydi? «Oryantalizm: sömürgeciliğin keşif kolu» parlak foir formül ama her genelleme gibi hakikatin ancak bir kısmını belirtiyor. doğu yaşayış biçimlerinin taklidi» (Lorousse). ve sanatlarını doğuya borçlu olduklarını ileri sürenlerin sistemi. yeni bir ilimdir. Seyyahlar. Oryantalist ve Oryantalizm kelimeleri Batı kamusları için oldukça yeni. Avrupa'nın dikkatini asırlardan beri kendi üzerine çekmiş.ki. asırda türköriler.. ilimlerini.. Mısırın batta Avrupa'nın bir kısmı..» «Geniş anlamda. hikmetin bir parçası olduğu ölçüde dikkatle incelenmelidir. . sanat adamları. Oryantalist İngiltere'de ilik defa 1779'da kullanılmış. bütün Afrika ile Okyanusyayı da inceleme konusu yaptıklarından hepsine birden «Orient» dediler. XVIII. Bununla beraber Akdeniz'de sınırları olan ülkelere daha çok «Levant» denilir. Oryantalistler. Asrın Üniversal Sözlüğü» şöyle diyor: «Doğu kavimlerine ait bilgilerin bütünü: felsefî görüşleri veya yaşayış tarzları. tarihinin incelenmesi. «Doğu» (Sibirya müstesna) bütün Asya kıtasıyla Mısır için kullanılmalıdır yalnız». Ne var ki. Oryantalizm. törelerinin. asırda. Mısır seferinden. dillerini. Mısır'a Türkiye'ye.

Sinoloji. Oryantalizm içinde mahpus kalan. toplum var. Onsekizinci asrın ikinci yansından itibaren Rusya'da da. Mensup oldukları topluluğun başka topluluklar üzerindeki hakimiyeti Oryantalizm mefhumunu güçlendirmiş ve bu durum oıılann görüş açısını adamakıllı çarpıtmıştır. 1822'de Journal Asiatique yayımlanmağa başlar. Derneğin Bombay kolu da 1841'de kendi gazetesini çıkarmağa başlar. Spesifik kalan başka karakteristikleri kendi dışında bırakmak zorundadır. 1804'den itibaren Karkor'da ve bilhassa Kazan’ın müslüman bölgelerinde Doğu dilleri. üniversite eğitiminde yer alır. Bu antitelerden birini veya birçoğunu ele alan her ortak çalışma. Hint'de William Jones ve arkadaşlarının kurduğu Benal Asya Derneği ve Gazetesi (1832). Tarihin çeşitli dalları olan sosyoloji. 1834'de derneğin gazetesi yayımlanır. bir getto'ya kapanan ve çok defa bundan hoşlanan nice oryantalist var hâlâ. Bu ilimler çeşitli kavimlere veya (bölgelere şu veya bu dönemlere uygulanabilir. lengüistik. 1842'de Amerikan Doğu Derneği de bir dergi yayımlar. Oryantalizm. Kurucusu: Langles. Von Hamimer’ın kurduğu dergi de Oryantalizmin büyük bir rol oynayacaktır (1809-1818). inceleme konusudur. 1845'de Leipzig'de Alman Doğu Derneği ve Gazetesi. Dinleyelim: «1. Rodinson gelişmesini kalm çizgileriyle şöyle anlatır: Doğu ilimlerinin «Pariste «Yaşayan Doğu Dilleti Mektebi» Konvansiyon tarafından 1795'de açılmıştır. antropoloji veya etnoloji gibi. Dünya üzerinde bir sürü kavim.s. 3. 2. Mektebi Avrupa'daki Oryantalizm faaliyetinin merkezi haline getiren Silvestre de Sacy. gelişmesinde Ondokuzuncu asrın başlarından itibaren Doğu ile ilgili bir çok dernekler kurulur: 1812'de Paris Asya Derneği. bu bölgelerin veya devrelerin özellikleri dikkate alınabilir. Doğu diye bir şey de yoktur. Başka kültürlerle uğraşan Avrupalı bilginler amelî ve geçici bir takım zorunluluklarla karşılaştıkları için Oryantalizm mefhumunu uydurmuşlar. diye bir şey yoktur. . Konuları ve özel proglematikleri ile tanımlanan belli ilmî disiplinler vardır. İyi ama Oryantalizm bütün bu milletlerarası çalışmalara rağmen ciddî bir ilim hüviyeti kazanmış mıdır? Rodinson'un bu soruya verdiği cevap kesin bir 'hayır'dır. Doğu. iranoloji v. Bu kavimlerin. demografi.asırlardır merak etmiş Doğuyu. bölge. iktisat. ülke. belli bir dönem boyunca devam eden bazı ortak vasıflara dayanmak zorundadır. 1823'de Royal Asiatic Society of Great Britain and İreland. Bunların bazılarının sürekli veya geçici olarak vasıfları var.

Bu cins Oryantalizm batının üstünlük sürdürme taktiği. kendi bilimsel disiplinleri ile birlikte oryantlizmin içine katmak mümkündür. yapılan benzetmeler. Çeşitli budalalıklar var. Ayrıca genel veya özel anlamda. Profesyonel uzman yetiştiremeyen azgelişmiş ülkeler bu uzmanların etkisinden kurtulamazlar. . Marx bir ülkenin hayatını parlamentodaki mücadeleler arkasından gören kimseleri «meclis budalaları» diye vasıflandırıyordu. çünkü ebedi esaslara sadıktırlar. bir eğitim ve öğreti. takınılan tavırlar. etnolog. Oryantalizm konusunda Rodinson’dan daha zalim. kurumlar beraberliği. hareketin aleyhindedir. tarihçi ve filozofları da. bu uygarlığın kültürel ve ideolojik açıdan değişik bir anlatım şeklidir değişik bir kelime hazinesi. Oryantalizm. hayaller ve düşünceler toplamı. Tutuculuk çok kere şuur altıdır. Tutuculuk değişkenlikten korkmak. Kurulu müesseselere sadakatten ayrılma yalnız hatalı bir davranış değil zararlıdır da. Avrupanın maddi kültürünün ve uygarlığının ayrılmaz bir parçasıdır. Uzmanlaşmanın icapları. Uzmanlaşma ciddi ve derinlemesine her ilmî çalışma için kaçınılmazdı. Profesyonelliğin cazibeleri de baştan çıkarıcıdır: çevreden görülen hayranlık. Oryantalistler kendi gettolarından hoşnutturlar dedik. verilen beyanatlar.. Edward Said. bir cins öğreti yönetim biçimi veya hükümet şeklidir. bir çokları konformist bir tutuculuğa yakalanmışlardır. Doğu hakkında ders veren. Bu davranışları daha da vahimleştiren bir husus var. Konformizm ise davranışlarda bir kolarasyon. İlmî problemleri sadece kendi uzmanlığı hudutları içine sıkıştırarak görmek de bir nevi budalalık değil mi? 5. doğu üzerine otorite kurma çabasıdır. Onsekizinci yüziyılın sonu ele alındığında Oryantalizm. Doğu. profesyonelliğin cazibeleri yüzünden bu hoşnutluk daha da vahimleşmiştir. Her istikrarsızlık endişe vericidir. Ama olayların sakatlanmış ve sınırlı bir açıdan görülmesine de yol açıyordu. belli bir ortamda iktidara yükselebilme hırsı.4. doğuyu konu edinen kurumların tamamı. Çok sınırlı bir iktidar ama elde etmek için harcanan gayretleri düşünürsek Napolyon veya Sezar'a yakışacak bir hırs... Bu günkü strüktürler ebedidirler. doktrinler ve hatta sömürge yönetimi için gerekli bürokrat kadrolar ve yerli yönetim elemanlarıdır Oryantalizm. Emperyalizmden çok canı yanan Filistinli edebiyat hocası için Oryantalizm bir felaketler kumkumasıdır. Başka disiplinlerdeki uzmanlar oryantalistleri kendi gettolarında kalmaya zorlarlar. Oysa istikrarsızlık tarihin kanunudur. Bugünkü strüktürlerin sürüp gitmesini ister. itibar ve üstünlük. sosyolog. değişkenliğe güvensizlikle bakmak demektir. yazı yazan ve araştirma yapan herkes oryantalist'dir. Tutucu.

1840ların sonlarından Birleşik Amerika'nın sahneye çıktığı günümüze.. belli bir sınır çizmek için Althusserin koyduğu bir mefhumdan faydalanıyor. Fransa ve İngiltere ondokuzuncu yüzyılın başından 2. kadar. Said devam ediyor: «Bu kitabı üç kısım.. Oryantalizm... bir sosyal yaşatanın tam ortasında yahut en azından yaşadığı toplumun parçaları arasındadır. 'Bu kelime. kitaplarla. Doğuyu inceleyen kişi.. onun sırlarını batıya yarar bir biçimde ele almakta ve onu batı için konuşturmaktadır. Bilgiye sahip olan yahut onu kullanmak isteyen hiç bir insan bu koşulları değiştiremez. akademilerle. İnsan ilimleri objektif olamaz. İngiltere ve Fransa'nın doğuya karşı özel bir ortaklığıdır... Oryantalizmin kucakladığı meselelerin «tamamını İngilizlerin. Savaştan bu yana Doğu'da Birleşik Amerika öne geçmiş ve konuya aynen İngiliz ve Fransızların geleneksel görüş açıları ile yaklaşmıştır. «Bu eserde üzerinde durduğum amaçlardan biri Oryantalizmin tarihî otoritesini açığa çıkarmak ve Oryantalizmin içinde otorite kurmuş kişileri tanıtmaktır. büyük bir tevazu ile itiraf ediyor: «Bu kitap bir başlangıçtır. kadar geçen devrede. Bir kaç neslin birlikte çalışarak uzun yatırımlarla meydana getirdiği önemli bir doktrinler ve uygulamalar paketi. Sonra yazar.. ister Avrupalı........ baskı ve yönetme emeli taşımadan. Diğer kültürler ve diğer halklar. belli bir sınıfın adamıdır.. Fransızların ve Amerikalıların Doğu hakkındaki düşünceleri ile sınırlamayı düşündüm. onibir bölüme ayırdım 'Oryantalizm Alanı adını . bir hikmet nazariyeci gibi aktarılmaya çalışılan bu fikir sisteminin.. kendi gerçeginin zorladığı tamel kuralların dışına çıkamaz. bütün Oryantalizmlerin ortak yönü «Batı kültürü içinde. şair veya bilgin olarak doğudan söz açarken. Oryantalizm coğrafî bir ayırım değil. Bir inançlar bütününün içinde. Said için. Söylediklerinin içinde doğu hiç bir zaman ön plana geçmez. hür ve bağımsız bir görüş açısı ile nasıl incelebilir?» Yazarın bu programı hangi ölçüde gerçekleştirdiğini.. aslında korkunç olduğu kadar basit ve anlaşılması kolay bir seri yalan kumkuması olduğu bilinmelidir. üniversitelerle. kongrelerle.. hiç olmazsa onsekizinci yüzyıl başlangıcına. kitabı dikkatle okuyanlar anlayacaktır. bir seri çıkarlar toplamıdır».Kısaca. Belki şu sırada yapılacak en önemli araştırma Oryantalizmin yerine neyin geçebileceğini düşünmektir. Âlim de belli bir çerçevenin. problematik. ister Amerikalı olsun. dış işleri bakanlıkları ile.. sadece Hint kıtasını ve İncil'de adı geçen ülkeleri kapsamına almış bulunuyordu. Bilgi her yönden hayatın şartları ile çevrilidir. Bu kadar geniş bir alanı incelemeğe nereden başlayacağız? Said. Eğer doğu kendi kendisini takdim edebilseydi herhalde sonuç başka türlü olurdu».» Sonra yazar bu davranışının mucib sebeblerini bir bir sıralıyor.. Doğu'da kurulmuş bir cins otorite» olmaları. Dünya savaşının sonuna kadar Doğu'nun doğuculuğun yegâne egemen güçleri idi. Doğubilimci.

Aşağı yukarı aynı konuyu işleyen Rodinson. Tehlike şurada: Said'in tahlilleri sınırlarına kadar götürülürse. ehliyetini kabul ettirmiş bir İngiliz edebiyatı hocasından geliyor. şarkiyatçılar. Dünya Savaşı ile en yüksek noktasına ulaşan Doğu'nun büyük sömürülüş çağıdır. Bu devir 2. yani 1870lerden başlar. ihtiyatlı bir hayranlıkla eseri tavsiye eder: «Şarkiyatçıları. aydınlık. elektrik cereyanı gibi sarstı kitap. Ama bu defa darbe. Bir hatadan kurtulurken daha büyük bir hataya düşmek. 3. yerli yazarlar tarafından şuurlu veya şuursuz birer ajan olarak damgalanmağa alışıktılar. Yanlış ve tehlikeli bir yol». Jdanov'unkine benzeyen yanlış bir hükme varılabilir. yerinde bir iş yapmış olur. proleter ilmi gibi mübağalı tasnifler çıkabilir ortaya. sanatkârların ve bir ölçüde değer taşıyan bilginlerin eserlerinde yer alan ortak noktalar araştırılır. Susan milyonların müdafaanamesi. Burjuva ilmi. yıkıyor ve aydınlatıyor. önceki Oryantalizmin bittiği yerden. «Düzenlenen ve Yeniden Düzenlenen Oryantalizm» adını taşıyan ikinci kısım. Belki sakin bir aydınlık değil ama yıldırımda sükûnet aranır mı? Okuyacak ve çok defa kendi kendinize kızacaksınız. Uyuşuk zekâları tokatlıyarak uyandırmağa çalışıyor. düşünce tarihimizin . «Üçüncü Dünya»nın ne korkunç bir gaflet içinde bocaladığını sergiliyor. nüans demek. Şarkiyatçılara. «sizi yalancılar» diye çıkıyor. «Bugünkü Oryantalizm» başlığı altında gelişen üçüncü kısım ise. sömürge ilmi ile emperyalistlerin ikni diye iki ayrı ilimden söz etmeye başladılar. öğretici. Said'in kitabı dokunulmaz birer hakikat diye yutturulan hain ve sinsi yalanları bir bir deviriyor. üzerinde çok konuşulan bir kitap. Çok doğru! Hele bizim gibi müzmin bir fikir tembelliği içinde bocalayan toplumlar için. Nice aydınlar.. Nitekim. Said'in takdire değer yönü Avrupa Oryantalizminin ondokuzuncu ve yirminci asırlardaki ideolojisini aydınlık bir tarife kavuşturmasındandır. daha doğrusu.. zaman ve tarihsel tecrübe içinde Oryantalizmin geniş bir tablosunu çizerek aynı zamanda onun felsefi ve politik motiflerini ele alır. modern Oryantalizmin gelişim çizgisini incelemeği hedef tutar.taşıyan ilk kısım. Bu kısımda bir kronoloji izlenerek şairlerin. Düşman. sandıkları kadar masum olmadıklarını anlatabilirse. kısmın son bölümü. Filistinli bir Arab. hegomanyanın İngilizlerin ve Fransızların ellerinden Amerikalıların ellerine nasıl geçtiğini anlatır. Düşünceye çağıran bir düşünce kitabı. hepimizin ortak düşmanı: Yalancı Avrupa ve şuursuz Orta-Doğu insanı. Düşünce. ağlarını dünya üniversitelerine ve basınına geren bütün bir uzmanlar güruhunun karşısına. zencilerin ilmi ile beyazların ilmini birbirinden ayıran bir çok «kontesftaterier» görülmüştür. Makyavelizmlerin ferman dinlettiği bir dünyada tarafsızlık meziyet olabilir mi? Oryantalizm bomba kitap. konuşulması lâzım gelen. «Oryantalizm».. Konuşulan.

daha doğrusu.» Ali Canip Yöntem Diz çöken bir isyan. Ve olmayacaktır. padişah.. İkinci şair daha coşkun ve bir anlamda daha insafsız. Hâlâ hurafeler yaşatır her çürük kafes. Kendimizi. Yükselmeyen tazarru'un ey şark bitmiyor. Her zulmü. Ey şark uyan yeter. uyan yeter!. çok defa. Şark. Hâlâ huşua kubbeler en hisli bir penâh. han. batının imâl ettiği çarpıtıcı bir aynadan seyrediyor. hâlâ o tozlu ses. yoksa gerçekten bu kadar ehliyetsiz miyiz? Neden «Oryantalizm» e uzaktan veya yakından benzeyen bir kitabın altında bir Türk'ün imzası yok? Çağdaş aydınlarımızın Batı karşısında davranışlarını iki şair çok güzel özetlemiş. Kendimize ait milletler arası sempozyumlarda adımızın bile geçmemesi beni çok üzmüştür. Said'in kitabı tartışılmaz bir hakikatler mecellesi değil. « Hayyâ lel-felah» mı gökler işitmiyor. Hâlâ minarelerde tevekkül diyen bir ah. Yaksın bütün ufukları artık belaların. Ey şark. Dönsün zeminlerinde de isyana secdeler. daha doğrusu. Fakat böyle bir şark. Üzerinde aç esirlerin kıvrandığı bir toprak. Avrupa'nın buğday ambarıdır. yeter ey şark. Yanlış anlaşılan. sisleri dağıtan bir projektördür. yani Avrupa'nın görmek istediği şark bu. Mihrace.en az yarım asırdır şâhidi olduğumuz bir alınyazısı. hamam..» Nazıma göre. bu aynadaki hayale göre inşa etmeye çalışıyoruz. Gümüş tepsilerde rakseden sultan. kahn boğmaya bir parça kan yeter... Sönsün fezalarında sükûn işleyen seher.. hiçbir zaman yoktu. hamam. bir yanıp yıkılış dile geliyor. anlatılmak istenen bir düşman.. kanmadın mı asırlarca uykuna?. Hâlâ saçaklarında güler baykuş evlerin. Sonra şair hızını alamayarak Piyer Loti'ye verip veriştiriyor: «Senden yakındır bize. Işık. şadırvan.. Birincisinde Mazoşist bir teslimiyet. Kirli muşamba derilerimizden birbirinize geçen . dakikada binlerce basılan kitapların. gözlerimizi kamaştırıyor. han. şadırvan. Çizilen şark aşağı yukarı ayni: «Kafes. Binbir yaşında bir şah.. Kafes. Acaba inkâr edilen bir liyakat mı söz konusudur. sadece aydınlığı görüyoruz. Hâlâ köpek enikleri serper sokakta kin. Diz çökmesin sağır göğe öksüz duaların.. Hâlâ beşik gıcırtısı.. «Şarkın ufukları» adını taşıyan şiir şöyle başlıyor: «Daldım gözünde vehm uyuyan susmuş ufkuna. aydınlatılan eşyayı değil.

bana göre. Said'in kitabı iki dünyanın bir muhasebesi. 2— Kendi mazisini bilmiyor. 1960lardan sonra böyle bir kitap yazmayı ben de çok isterdim. Kısaca meseleyi rahatça anlaması için hazırlayıcı bilgilere ihtiyacı var. fazla insafsız. Orta çağda başlayan. Tercüme. Fert planında aczimiz aşikâr. İlk iş okumak. İsyan hep aynı. Kitabı tanıdıktan sonra. zaman zaman kükremiş. Avrupalı bir hümanisttir. Mefhumlara. gıyaben verilen mahkûmiyet kararlarının farkında bile değil. Althusser'i dikkatle incelemiş. benim de zaman zaman faydalandığım kitaplar. Hedef yine yanlış tâyin edilmiş. böyle bir işin üstesinden gelemiyeceğimi anladım. bizim okuyucumuz bir kaç yüz kişiyi aşmaz. Türkçeye çevrildi. daha doğrusu en sorumsuz bir temsilcisi olan sözde Türk dostu Piyer Loti. mutlak ölçüsüne varıyor. Edebiyat ve siyaset arasındaki ilişkiler meçhulü değil. Renan'a çatmış. ama Batının yalanlarına. sömürgeciliğin keşif kolu» cümlesini Edward Said'in kitabının kapağında görmek beni çok sevindirdi. Said'in kaynaklarından çoğu. bütün medeniyet dünyası. bu işi yaparken boğulmamak için nasıl bir usule başvurmak gerektiğini de hocalarına yani Avrupa'ya sormuş.Tifüsün biti. «Oryantalizm. hıristiyan dünya tarafından başlatılan bir hesaplaşma. Bu da dile kolay. Teferruata ait bir takım yanlışlar bulup göstermek hiç bir işe yaramaz. Yalnız Üçüncü Dünya'ya seslenmiyor. bütün olaraik hiç de fena değil. yabancıdır. bu nisbı aciz. Yine de bana kıyasla daha az doğulu. Evet. Ama bu defa İslâmiyet değil. Ama böyle bir terkibi yine de başaramazdım. Kısaca Batı irfanının bütün hazinelerinden haberdar. şairlerimiz. Avrupa'nın belki en suçsuz. Foucault'yu. Kitap. Said. Türk okuyucusu eserdeki şahısları tanımaz. daha doğrusu. İlk defa olarak şuurlu bir ses yükseliyor. deliller göstererek ışık tutan ilim adamlarımız nerede? Edward Said'i okurken eksikliklerimizi daha yakından gördüm. On küsur yıl önce kelimeleştirdiğim bir hakikati. Edward Said. daha kötü işlenmiş mısralar. Bizce eksik olan aydınlatıcı notlardır. Emperyalizmden çok ağzı yanmış. «Ey şark uyan yeter. Toplum söz konusu olunca. Ali Canib'e kıyasla daha başarısız. Türkiye henüz bu ayarda bir ithamname kaleme almak ehliyetinden uzaktır. Avrupa suçlanıyor. Sanıyorum ki Türk aydınlarının bugün yapabileceği en isabetli iş. Hayalimiz ne kadar geniş olursa olsun. 1— Avrupa'yı tanımıyor.» diye gürlüyor. Saidleri çevirmek ve yorumlamak. yeter ey şark uyan yeter» feryadını tekrarlamaktan başka yapacak işler de var. Demek . İnsan ilimlerinin ideoloji olduğunu üniversitedeki çalışmaları ile zaten biliyor. Doğu. Said. Said İngilizce yazıyor yani okuyucusu. yalnız Oryantalizm denilen bitmez tükenmez okyanusu taramakla kalmamış. «Oryantalizm» sadece okumak bile kolay kolay erişemeyeceğimiz bir seviye gerektiryor. Namık Kemal. Alî Canib'in.

filozofların kendilerini hükümdar sandığı bir devir.ki. belki de insanlığın en bereketli. Heyhat. en hummalı araştırmalarını içine alan o dönemi iki tarih araşma sıkıştırmışlar: 1715—1789. Fransız Devriminin mayalamş asrı. ORYANTALİZMİN KAYNAĞI «Akıl Çağı» veya «Aydınlıklar Asrı». ne önemi var? Edebiyat tarihçileri. yıkan fakat aynı zamanda inşa eden. selahiyetli araştırmalarını bir ilim adamı da benim gibi düşünmüş ve benim kelimelerimle özetlemişti. Edward Said'e armağan etmek cömertliğini göstermiş. Fransa'nın. benim buluşumu mirî malı sanmış olacak ki.. kelimelerin.. Türkçeye çeviren. . yanılmışım. eser in aslında böyle bir formül yoktu.. Hükümdarların filozofluğa göz diktiği. Bir yaratıcılar veya hocalar dönemi.

Kendinden başka hikmet-i vücudu da yoktur insanın. Ne var ki birbiri ardınca gelen nesilleri çalkalayan dalgalar. Bu dönemi bize en ehliyetli şekilde tanıtanların başında gelen bir Fransız aydını da Paul Hazard. Birinciler hıristi yandır. doğu alemine bakışı da değişecekti elbet. bir kendini bulma. kilise baskısının yerine hoşgörünün geçtiği bir aydınlıklar çağı. naslardan nefret ederler. Avrupalının bakış açısının değiştiği. Bu yeni devir. çırılçıplak ortadaydı. Röneşansdan doğan ve Devrimi hazırlayan Avrupa'nın düşünce tarihinde bundan daha önemli bir devir yoktur. bir arayış devri. esran olmayan bir din. mertebeler dizişiydi. ben de bir bakıma yobazım.. maske takmıyordu.. çekine çekine itiraf eder: «herkesin bir yobaz tarafı var. Yazık ki bu yobazlık kimsenin hiçbir zaman hoşuna gitmiyecek: hoşgörü». metottur. «akıldan yana olanlarla «dinden yana olanlar» yandaş kazanmağa çalışıyor ve bütün düşünen Avrupa’ına seyircisi olduğu bir kavgada meydan okuyorlardı birbirlerine. aklın ışığı. ikinciler tabiî hukuka! birinciler farklı sınıflara bölünmüş bir toplumda yaşarlar. öyle sanırlar ki dünyayı yeni baştan kuracaklar. Çocuklar babalarına çatmaktan zevk alırlar. Bu değişikliği de şöyle anlatıyor Hazard: «. dünyaya geldiler ya. Rousseau. 1860'lerde Avrupa şuuru bir buhran içindedir. otoriteden. mevcut değer hükümlerinin ait üst olduğu. ikincilerin tek rüyası eşitliktir. ne de gizli. artık her şey düzelecektir.. naslara dayanmayan bir ahlâk. «alçak» kilisedir. birinciler ilâhî hukuka inanır. Bierre Bayie'in dediği gibi. zincirleri ve korkunç engizisyonu ile kilise.Zekayı hakikatin fethine kanatlandıran biricik kılavuz.. Îlâhî hukuktan sıyrılmış bir politika inşa edilmeliydi. ikinciler hıristiyanlığa düşman. bu bir devrimdi. eleştiren bir gözüpeklikti Herkesçe kabul edilen mefhumlardan şüphe ediliyordu.» Bu yeni Avrupa'nın İslâm dünyasına.. diye haykırır. Akıl artık dengeli bir hikmet değildi. Vazife hissi üzerine . Yeni bir felsefe kurulmalıydı.. otoritenin sağlamayı yüklendiği nizam. birden. Saldıranlar ağır basıyordu yavaş yavaş. hayatı sıkı sıkıya düzenleyen üaslar. inzibat. «Ne tezat! Ne ani geçiş. Voltaire. tanrı meçhul ve akıl ermez göklere itiliyordu. Herşeyin ölçüsü insandı. gayesi de. güvenilecek tek ışık. yalnızca insan. «ezelim alçağı». Onsekizinci asır insanları ise baskılardan. darağaçları. Fransızlar Voltaire gibi düşünmeğe başladılar. Onyedinci asır insanının hoşlandığı. İnkâr. itizal (heresle) artık ne tek başına idi.. Avrupa şuurunda ortaya çıkan bir buhran. Konuya ayırdığı iki ciltlik değerli eserine kulak verelim. 1680'lerle 17151er arasında gerçekleşen bir devrim. bu kadar hızlı ve böylesine kesin bir değişikliği izah edemez tek başlarına. metafizik rüyalardan vazgeçen bir felsefe. Fransızların çoğu Bossuet gibi düşünüyordu.

Bu alimlerin başında Herbelot'yu. düşüncelerin akışını izlerken. Gambridge üniversitesinde Arapça okutan Ockley'i görürüz. güzel ve asil. Avrupa her zamanki gibi arayış içindedir. MuhammetUe Sahabelerinin. Utrecht'te doğu dilleri hocalığı yapan Reland'ı. Müslümanların aklından geçmeyen saçmalıklar onlara aitmiş gibi gösterilip cerhedilmiş.. suçlu mu? Amacın. Temple. Arabistan'ın siyasî ve ahlâkî hayatına eğilir. Çin'in Peru'nun.kurulmuş bir medeniyetin yeni filozofları. siyasî. yeniden sorguya çekiliyor: günahsız mısm. işlemedikleri suçlar isnat edilmiş Araplara. siyasî hayatın dağdağlarmı terkederek. Oxford Üniversitesinden Pacocke'u. Muhammet'le ilgili ©açma sapan masalları bir yana bırakacaklar ve Arapların şehadetine başvurunca Hz. onların da kanunları. mutlak yoktur dünyada. herşeyin izafîliği'dir. hak «fikri üzerine kurulmuş bir medeniyet ikame etmek isterler. ama seyyahlar da alimler de el ele verip bu asırlık yalanları tasfiye edeceklerdir. aynı düşüncelerle karşı karşıyayız. Avrupalı yeni yeni tiplerle karşı karşıya gelir: iyi kalpli yabani. Bu yeni dünyanın haritasını incelerken.. Dünyayı tanımanın kazandırdığı ilk hakikat. Tataristan'ın. fert ve vatandaş haklan. Şüphe.. ebedî saadet mi? İhtilaf bugün de karara bağlanmış değildir. seyahatnamelere dalar: başka ülkelerde de bize ıbenziyen insanlar yaşamaktadır.. Marifet mi bu? Hakikatte islâmiyet akla uygun bir din. vicdan hakları. akıl doyuramamaktadır insanları. hakikati ve mutluluğu arıyor yine. metinleri yeni bir gözle okuyacak ve eskilerden çok farklı hükümlere varacaklardır. Muhammed çeşitli hücumlara uğramıştı. Bugün de. müşahade ufku alabildiğine genişlemiştir. felsefî. Avrupalının ruh dünyasındaki bu değişikliğin sebebleri nedir? Seyahatler çoğalmış. talebesi Galland'ı. şüphe etmeyen hiç bir şeyi incelemez. sosyal problemleri ortaya atarken. endişe. İnsan bir mahkeme önündedir. aklın halkları. Müslüman Arap. dünyadaki yaşayış mı. devletleri var. gerek kafa gerek gönülce öteki kavimlerin en ünlü kahramanlarına denk olduğunu anlayacaklardır. Pierre Bayie. Bu Avrupalı bilginler. tenkit etme hakkı. örfleri. tereddüt. eski dünyayı yöneten prensipleri tekrar ele alır.. yerleşmiş kanaatleri tenkit ederken yolcuların müşahadelerine dayanır. Hz. İlmin başlangıcı şüphedir. hiç bir şey incelemeyen hiç bir hakikati keşfetmez (Chardin). îslâm medeniyeti . Müslüman Araplar da aynı ilgiyi uyandıracak mıydı acaba? Orta Çağdan bu yana Hz. herkes bir aşk tanrısının susuzluğu içindedir. Akim hükümdar olduğu o çağda bile. bir kere daha anlıyoruz ki yaşayışımızı yönelten maddî güçler değil fikrî ve ahlâkî güçlerdir.. dinî. Mistisizm de o çağın özellikleri arasında. Bir Sir William Temple. Mısırlı bilge.

Batı. Doğu da bir çok dâhilerin vatanıdır. İsa yahudilerinkini. kendi hakikatini. Bakışlar değişmişti. karanlığa gömülen devirleri parça parça aydınlatır. Osmanlı ise vakalar . İranlı tarihçiler. felsefe ve dinleri görmüş ve herşeyin izafî olduğu sonucuna varmışlardı: aksi fikirler ileri sürülebilir. ikinci bölüm ÎSLÂM DENEN MEÇHUL Her nesil yeniden yazar tarihi. Herbelot'yu.. Batı’nın Doğu'ya üstünlüğü bir masaldır. taban tabanı zıt görüşlerin. Doğu'nun hikmetine en küçük bir ilâvede bulunmamıştır. bir zaman kınananlar şimdi seviliyordu ve bu devrim kısa bir zaman içinde gerçekleşmişti. şiire daha düşkün. Muhammet Arapların hikmetini temsil eder. Seyyahlar çeşitli örfleri. herşeyden şüphe edilebilirdi. yaşayış biçimlerini. Reland'ı. bugünle yarın denizden iki damla. Toplumların diri ve uyanık tecessüsü. zamanı mumyalamış. Okuyucunun hürriyetine müdahale etmek istememiş. Avrupa'nın kendi kendine yetebileceğini ve başka medeniyetlere hiç ihtiyacı olmadığını sananlar burunlanndan ötesini gö-remiyenlerdir sadece. dünyayı barbarlık sarınca. kendi mutluluğunu bulmuş bir başka dünya. değişik bir bakış imkanı sunuyordu batıya.' gördüklerini ve duyduklarını olduğu gibi kaydetmiş. maziye yeni sualler sorar. Vakanüvisler. Bir seyyaha göre.ise üstün bir medeniyet. Geçmiş geleceğin malzemesidir. birbirinden farklı medeniyetlerin varlığı karşısında Avrupalı artık inanmıyordu o zamana kadar kendisine anlatılanlara. Ocklay'i saygıyla yadettikten sonra. Bu düşünce Avrupa'ya yayılır. Dünle bugün. Arap tarihçileri. Yaşayış Doğu'da daiha mutludur. Üstelik Avrupa'nın şuurunu sarsacak. bütün günaüı ve sevaplarıyla o uçsuz bucaksız kağıt ummanmda. her biri en mükemmele ulaştığına inanan. köşesinde bir ‘ınuhammet'in Hayatı'nı kaleme alır. İnsanoğlu. tedbir ve basiret. Boulainvilliers Kontu adlı bir Fransız. Oha göre de her milletin kendine mahsus bir hikmeti vardır. tek başına kendi ahlâkım. Pacocke'u. düşünce ve kültürün haklarını İslâmlar korumuştur. Avrupa doğu alemiyle temasa geçmiştir bir kere: hırıstiyanlığın karşısına İslâmiyet! çıkaran. iştahaları dizginlemek. Her biri tek ve gerçek hakikat olduğunu iddia eden. Allah korkusu.. Ocklay'e göre. her hal ve kârda haya ve itidal gibi insanı insan yapan konularda. Seyahatnameler de yeni bir ufuk. açıkça gündeme getirdiği yıldır. Artık herkes başka türlü görüyordu islâmiyet! 1708: Ocklay'in ikiyüz yıl sonra bile tartışılan bir hakikat veya bir vehmi.. Avrupa'yı kendinden şüpheye düşürebilecek kadar da etkili».

Bizde. Goldziher. daha doğrusu temeli olan ümran ilmi. orijinal bir . Biz de hocamız batının kayıtsızlığını paylaşmışız. onsekizinci asra kadar bir masallar yığınıdır. El-Hilâl dergisini kurmuş. Mesleğinden pek hoşlanmamış. kâşifini bekleyen bir seyyare. böyle bir mazhariyetten mahrum oldukları için îslâm dinini bütün derinliğiyle kavrayamazlar. 2 cilt). bu hakikati unutturmamalı.. Türkçesi 1912. Cevdet Paşa böyle diyor. Önce. Zeydan. insanlığa İslâm dünyasının armağanı. Bize gelince. galiba eczacı da. Yaşamak istiyorsak. Romancı.. Ondokuzuncu asır tarih asrıdır Batı'da. bir Şarklı kaleminden çıkmış ve dilimize çevrilmiş «İslâm Medeniyeti Tarihi». ondördüncü asırda yeni bir ilim kurmuş. Yazarlığa vermiş kendini. mavi sakalın kırkıncı odası. Kitap. modern şark hayatına dair bilgilerini de eklemiş bunlara. yalanlarla. İslâmiyet! gerçekten tanımak için onu bütün icaplarıyla yaşamak yani «Müslüman» olmak şart. Yeni harflerle ikinci baskı Üçdal. romandan daha abes bir yazı türü. Şehbenderzade. Batı için tarih. Beşerî ilimlerin ilmi. dilci ve tarihçi. Yazar. tanımak da istemiyoruz.. Tanımamışız kendimizi. Tanımıyoruz kendimizi. Kremer. Cevdet Paşa gibi zirveler. beş cilt. yani medeniyet tarihi. İslâmiyet. Yakın zamanlara kadar dilimizde okuyabileceğimiz îslâm Tarihleri üç beş taneyi aşmaz. materyalist tarihçilerin de. Zeki Megamiz'in Türkçsye kazandırdığı bu kitaibm yazan Cürci Zeydan Efendidir (yazılış tarihi: 19021908. daha olduğu gibi kavramaları da imkânsız değildir. Avrupa tarihçileri zamanla kendi hatalarını düzeltmeğe çalıştılar. anlayışsızlıklarla dolu.zincirinde sebep ve netice bağlan aramış. aklî delillerle irfan dünyasına ispat eden o nefis eser bugün de değerini korumaktadır. Abdullah Cevdet Dozy'nin «İslâm Tarihi»ni dilimize çevirmiş. Şehbenderzade 'leri tanımak Hıristiyan tarihçilerin de işine gelmemiş. ilim çevreleri tarafından ıslıklanır. tarihten kopuş asrı. Protestan kolejinde okumuş. Avrupalılar. Başkalarını nasıl tanıyabilirdik? Avrupa'yı Avrupa'nın istediği kadar tanıdık. Asya.. dünyadaki yerimizi bilmek zorundayız. Dozy'nin yanlışlarını düzeltmek için kaleme sarılmış ve 1910larda iki ciltlik bir «İslâm Tarihi» yazmış. destandan daha tatsız. Evet. Ama mazbut ve batının tarih anlayışına oldukça uygun. Şarkiyatçıların nasıl hataya düşmek zorunda olduklarım. malûmatlı. İstanbul 1971-1972. İbn Haldun. «İslâm Medeniyeti Tarihi»nin başlıca kaynakları: Şarkiyatçılar: Sedillot. Ama İslâm medeniyetini. Bugün bir Dozy'nin şuurlu ve şuursuz yanlışlarını tekrarlayacak bir îslâmiyatçı.. Kim bu Cürci veya Corci Efendi? Terbiyeli. Arapça eserlerden yapılan ilavelerle zenginleşmiş kitap. Sosyal tarih. kelli felli bir Arap. başka bir de-yişle. İslâm'ın dış görünüşünü daha tarafsız.

tarihindeki avamiliğe mazeret bulmak için şöyle diyor: «Arap dünyası çocukluk çağmdadır henüz. Fakat batı yazarlarını büyük bir dikkatle okumak. bütün ihtişamı ve Araftayız. yalnız dahilî değil. Bir nevi Ahmet Mithat. Yazar. Bugün Batı tarihçileri çok eserler yazıyorlar. Oysa Barthold. yalnız ilmî değil. Köprülü'ye göre/ Gerçi. Barthold'un «İslâm Medeniyeti Tarihi». İslâm tarihi ile sona erer. Meselâ daha bir geniş.» Türkçeye çevrilen bir başka eser de. Oysa istenilen kitap hazır: Barthold'un-Rusçası 1918de yayımlanan «İslâm Medeniyeti Tarihi». Kadim medeniyet.» Ne yazık ki. Ama «O yüzlerce sahifelik eserlerden. cihan tarihinin umumi kadrosu içinde. Kısaca. bütün mahremiyetiyle kavrayamamış. bu ihtiyacı karşılayacak ciddî bir kaynaktan mahrumuz. îslâmiyatçıların İslâm dünyasına karşı duydukları alaka. «Türk tarihinin en mühim ve en parlak bir devri olan Osmanlı İmparatorluğu» nu pek sathi olarak tanıyor. Fakat yazılan kitaplar içinde «îslâm kavimlerinin tarihî tekâmülü» nü anlatan yok. bütün sıcaklığı. Barthold da İslâm medeniyetini azametiyle aksettirmekten uzak1. çok Barthold'la daha bir ihatalı Miquell . Tarihi herkesin kolay okuyabileceği bir üslûpla yazmış. İslâm medeniyetinin dünya tarihi içindeki hakiki yerini ve tekâmülünü öğrenmek mümkün değildir». Filhakika. Eserinin sıklet merkezi. eser «Onbeşinci asırdan sonraki müslüman dünyasının çok acele ve eksik bir tavsifini yaparak» beklenmedik bir anda biter. Walter Scott'un şakirdidir. «îslâm medeniyetini. Kitabın önsözünde şöyle diyor: «İslâm tarihi eski çağla yeni çağı birleştiren köprü. Köprülü Tatarcadan çevirtmiş eseri. Fikir ve sanat tarihi. Ne yazık ki. Romancı. yaratmak hususunda kendilerinin de büyük rolleri olan bu kültürü layıkıyle tetkik etmek. yapılacak ilk iş. bu mecburiyet daima kendini gösterir»-. İranlılarla eski Türkler. «Abbase» adlı romanı da dilimize çevrilen yazar. bir kelimeyle içtimaî tarihin bütün şubeleri için. Bu fetret döneminde kılavuzlunuz ister istemez Avrupa olacak. 1940'da geniş izahlar ve düzeltmelerle yayımlanmış. Zeydan’ın «Medeniyet-i Islâmiye Tarihi» ile Seyyid Emir Ali'nin iki ciltlik « Tarih-i İslâm» ı var. «Şimalî Afrika memleketleriyle ve Arap dünyasıyla» da fazla uğraşmamış. İrfanımızı maziye bağlayan köprüleri berhava ettik. din tarihi. şuurlu veya şuursuz yalanlarını düzeltmeğe çalışmak. haricî âmilleriyle de tasvir ve izaha çalışılmıştır. Müslüman olmadığı için İslâm medeniyetini bütün ruhu. Köprülü bu işe niçin lüzum gördüğünü şöyle anlatıyor: «Tarihlerinin bin yıllık bir devresini 'Yakın Şark İslâm Kültürü' dairesi içinde geçiren Türkler için. millî bir mecburiyettir. Birinci Dünya Savaşından sonra bir kat daha artmış.araştırıcı değil ama gaip metotlarını kullanan Hıristiyan bir Arap yazarı. bugünkü medeniyet İslâm'la başlar».

Genç aydınlarımız bir medeniyet tarihi nasıl yazılmalıdır. Şehbenderzade'yi tanımıyorum.kıyaslamak bile imkânsız. Said Nursi'nin yıllarca sonra kaleme aldığı Risalelerde Dozy hâlâ yok edilmesi gereken bir düşmandır.. Dozy'nin hatalarını düzeltmek için kaleme alınmış. Ahmediye ve Muhammedi ye gibi manzum eserleri bir yana bırakırsak okuma yazma bilen vatandaşlar evliya tezkereleri ile menaklb kitaplarına başvurmak zorundaydılar. İki cildlik bir İslâm tarihinin yazarı. Cürci Zeydan’ın «Medeniyet-i İslâmiye Tarihi» bile henüz çevrilmemişti dilimize. Ziya Gökalp gibi. Dilimize bir an önce kazandırılması gereken bu aydınlık ve mümkün olduğu kadar dürüst kitabı hararetle tavsiye ederim.. Renan^a karşı çok yumuşak. yan destanî eserciklerdi. yoksa Şehbenderzade onu tashih için böyle bir îslâm tarihi de yazmayacaktı. himmet gösterip Dozy'yi çevirdi. Halk arasında itibar gören. Dozy'den çok daha ihtiyatlı. Dozy. Bununla beraber hiç de yobaz değil. Başlıca vurabalıya'sı oryantalistler. Dozy'yi tenkit ederken arada bir ölçüyü kaçırıyor. Dozy'den önce İslâm dünyasında okunan belli başlı bir İslâm tarihi var mıydı? Sanmıyoruz. Abdullah Cevdet. Bunların hepsi de belli bir görüşü tekrarlayan ve halka anne sütüyle beraber aşılanan telkinleri sunan yan dini. Fakat Dozy'nin uyandırdığı öfke öylesine büyük ki zamane yobazlarını üstüne sıçratmamak için sesini fazla yükseltmiş de ölabilir. Bir ara Fizan'a sürülmüş. Ama istibdatla mücadelesi devam etmiş. Francesco Gabrieli'nin Hz. Ye örnek alınacak bir çalışma. Belli ki ilmî bir inzibattan mahrum değil. Kenan Rifai ile tanışmış mı? Neden tanışmasın! O da. Kitap. sorumluluğunu da idrâk etmiş1. Gabriedi. Muhakkak olan şu ki asrımızın yobazlarına benzemiyor. Çok zengin bir bibliyografya. Galatasaray'da okumuş. Müellifi: Andre Miquel. «İslâm ve Medeniyeti» kendi dünyamızın meselelerine ışık tutan nefis bir kitap. Ittiihad ve Terakki iktidara gelince İstanbul'a dönmüş.. Esmeri tarikatına sülük etmiş. Çok meçhullü bir denklem. ŞEHBENDERZADE AHMED HİLMÎ Şehbenderzade kırkdokuzunda ölmüş. Sirenlerle Cevdet Paşa'nın «Kısas-i Enbiya» sı idi. Zaman zaman aşırılığa kaçsa da çabucak toparlıyor kendini. Yazdıklarında çevrenin baskısı ne kadar mevcut? Karşımızdaki Şehbenderzade çırıl çıplak mı? Yoksa belli bir rolü oynamak için mi sahneye çıkmış? Bilemem. bütün çağdaşları gibi Sultan Hamid'e düşman. Şehbenderzade de —Namık . görsünler ve ibret alsınlar. O devirde Dozy'ye çatmak her müslüman aydının görevi. Muhammed ile ilgili kitabında... Yani teşbih caiz ise bir anti-Dozy'dir. Şehbenderzade'nin eseri Dozy tarihinin fasıl başlıklarını kullanır. Oradan Mısır'a geçmiş. çevirenin de adını lekeleyen lânetli bir isim Ama büsbütün haksızlık da etmeyelim. Bununla beraber iki yazar arasında çok büyük bir anlayış farkı bulunduğunu sanmıyorum. 1985’de Armand Coiin kitap evi tarafından «Dünyanın Kaderi» dizisinde yayımlanmış.

Fakat Şehbenderzade. Genç nesillerin büyük bir dikkatle okuması gereken sayfalar. felsefenin ve dinin yetki sınırlannı dikkatle çizer. «Draper Reddiyesi» lüzumundan fazla kabarık.. Hâlâ bir İslâm tarihimiz yok. Oryantalizm.Kemal gibi— Avrupalıların îslâmiyeti anlamayacaklarını peşin peşin vurgulamış.. Efganiler. Ne yazık ki kitabında Ibn Haldun'un adı geçmiyor. irfan tarihimizde böyle bir dönemin varlığından habersiz veya habersiz görünmek istiyor. İbn Sina. kabule şayan olmak için böyle ıbir imtihandan geçmek zorundadır. Yazar. Tarih felsefesinin kurucusu yüzde yüz rasyonalist bir düşünce adamı olarak Filifbeli'ye büyük bir yardımcı olabilirdi. bir Şehbenderzade teker teker incelenmedikçe böyle bir işi başarmamız düşünülemez. Efendinin üslüb derbederliği kitabın okunmasını bir kat daha güçleştiriyor. hıristiyan olanlar için îslâmiyet' uydurma bir dindir. Draper'i ve o çağm Batı düşüncesini incelemiş kimseler için cazip. en selâhiyetli temsilcisi Ahmet Midhat. Fakat «Hace-i Evvel». Şehbenderzade'nin bu cehaletini nasıl izah edeceğiz? Şöyle: Galatasaraylı. Şehbenderzade. Vuzuh yok. bir İzmirli. bir Abdullah Cevdet. Çağımızın hikmeti de ilimdir. İslâmiyet» cihan ölçüsünde. daha çok Fransız kültüründen . Abduh'lar. bir Renan'ı tanıyor. Nitekim Said Nursî Islâmî nasslarm çağımız ilmi ile uzlaştığını ispat için risale üstüne risaJle yazdı. Avrupalının dinsizi ise her şeyi ilim menşurundan görür. Akifler zincirinin bir halkası Şehbenderzade. şüphelerini. Serahat bol. Nitekim İslâm filozofları (Farabi. oryantalistlerin çoğunu karıştırmış. çağının düşüncesini Said'den daha iyi tanıyor. Bundan sonra yazar. El Biruni. İslâm camiasınca tutulmayışı da eserin değerini ispat ediyor. Bu çerçeve içinde İslâmî nasslar akla uygundur. Öyle ya. Tek kusuru ûslûbundaki derbederlik. Kur'an'a inansalar kendileri de İslâmiyet! kabul ederlerdi. bir kelimeyle dillerini çok iyi biliyor. Yirminci asır müslüman yazarları böyle bir karşılaştırmayı göze almak zorundaydılar. Efendinin arkasında bir Galatasaray yok. Ve esasen dinlerin hiç birine inanmadığından İslâmiyet! de reddeder. Acaba şöyle desek hatâ mı etmiş oluruz: İkinci Meşrutiyetteki İslârnî düşüncenin en toplayıcı. ilmin. Son tahlilde dinle akıl arasındaki hiç bir ihtilâf yoktur. bir Mehmed Ali Ayni. Her meseleyi tek tek ele alıp tartışıyor. inançların arkasına sığınmıyor. bir Rıza Tevfik.. «İslâm Tarihi» rasyonalist bir kitab. İbn Rüşd) İslâmiyeti Yunan felsefesiyle karşılaştırmış ve hikmetle dinin ayniyetini ileri sürmüşlerdi. Bir Carra de Vaux'yu. bir Muir'i. bir Said Halim. İkinci Meşrutiyet aydınlarının tereddütlerini. Kendi kendini yetiştirdiği için sesini kalınlaştırmak zorunda. Bağışlanması güç bir kusur. Şehbenderzade'den daha geveze ve daha dağınık. İnançlarını aklın muhakemesine çekiyor. Anti-Draper. Zamanenin güdük tecessüsü üstadın serseri ve serazad cevelanlannı takip edemiyor. İkinci meşrutiyet intelijansiyası.

çeşitli arşivler. Kenan'la boy ölçüşebilir. allâkasıııı esirgedi. gerek Şehbenderzadenin Dozy'yi düzeltmek için kaleme aldığı «îslâm Tarihi». eski harfleri sökemeyecek kadar hazırlıksız. Ziya Nur beyin kalemine borçlu olduğumuz mütalaalar. Ama önce kendi insanlarımızı tanımakla mükellefiz.. O smır tanımayan tecessüs. Midhat Efendi Draper'e kızarak «Niza'ı İlim ve Din» de Amerikalı ilim adamına oldukça sert (bir ders vermeğe kalkışmıştı. konu ile uğraşanlar için emsalsiz bir çalışma. bitmez tükenmez polis raporları. hem Farsça. Dozy'yi çevirirken de başlıca amacı.. hâlâ bereketli bir kaynak. üstelik çok değerli şerhlerle de zenginleştirilmiş. yobazlığa düşman. ne Kemal. Evet. müslüman yazarların hıristiyan tarihçiyi düzeltmeleri idi. komşu ülkelerin fikir adamlarında da faydalanmak hem borcumuz. gerekse Ziya Nur'un dikkatli ve titiz şerhleri bizim için çok daha lüzumlu ve faydah bir kılavuz. Şüphe yok ki Cürci Zeydan’ın «Medeniyet-i îslâmiye Tarihi». Dağ gibi kitabiyat. bütün eksikliklerine rağmen. O. «Renan Müdafaanâmesi» ise. Bir zamanlar Namık Kemal de Hammer'in hatâlarını düzeltmek için «Osmanlı Tarihi»ni kaleme alınıştı. Şehbenderzade'nin kitabı. Hayatı tetebbu ile geçmiş. irfana aşık bir şairdi. vazifesini ihmal eden encümenin yerine. İkinci Meşrutiyetten kalma bir peşin hüküm. Batı'dan da. kütüphanelerimizde uzun müddet unu-tulduktan sonra bir yayın evinin himmetiyle yeniden okuyuculara sunuldu2. hem de Fransızca biliyor. Şehbenderzade hem Arapça. Ne var ki. çağdaş bir fazılın kolay (kolay bulunamayacak aydınlatmaları. sonra da Ahmet Hilmi Bey. Esefle bildirelim ki bu asil alâ ka kitabın aleyhinde oldu.feyz almış bir Türk aydınıdır Şehbenderzade ve Galatasaray'da okurken İbn Haldun Batı için bir alâka merkezi değildi artık. Cevdet'i ne bahasına olursa olsun maddeci ve İslâmiyet düşmanı göstermek istemiş. beklenen tenkitleri büyük bir vukuf ve ciddiyetle kamu oyuna sunmuştu «Tarih-i İslâm» (1328-1327). Suçlar! Türk olmak mı? Düşünce susuzluğu içinde kıvranan günümüz gençleri kendi dünyalarının bağrından yükselen bu dost sesleri ibret ve dikkatle dinleseler hem ufukları genişler. Tezi sunan. Müslüman okuyucu. Ziya Nur ise dürüst ve çalışkan bir îslâm mütefekkiri. Fuat Köprülü'nün Barthold tercümesi. Bir not Abdullah Cevdet hakkında bir doktora tezi. Nitekim önce maarif vekâletinde bir komisyon kurulmuş. «îslâm Tarihi».. hem de vazifemiz. hem de bir kadirşinaslık borcunu ödemiş olurlar. bir çoklarının rahatını kaçırmıştı» Oysa Cevdet. eser Türkçülüğü ile tanınmış bir müessese tarafından yayımlandığı için. Ama bu kadar iftiraya . o bülent zekânın hamiyetini ebediyete kadar ispat edecek bir vesikadır. Her ikisinin eseri de ideolojiktir. ne «Hace-i Evvel» Draperle. O dönemin Müslümanları Dozy'yi çevirmesini affedememişlerdi üstadın. Dozy ile uğraşırken Fransa'nın tecessüs alanı îslâm dünyasından uzaklaşmıştı.

Baha Tevfik'e. «Tarih karşısında İlim ve Din». Celal Nuri'ye yüklenmiş. Lehimci Bünyan'ın «Necat Yolunda»sı İngiltere'de Kitab-i Mukaddes'den sonra en çok okunan kitapmış. «tenkit zihniyetinden mahrumiyet». Tasavvufla ilgili risaleler yazmış. İkinci Meşrutiyetin fikir münakaşalarını üzülerek hatırlıyorum. yalnız bu üslûpta «derin bir incelik. Oysa Şehzenderzade Ahmet Hilmi neslimizin büsbütün meçhulü. Bir Adnan Adıvar.. Midhat Efendi romancı olarak üzerinde çok konuşulmuş bir yazar. Evet. Ama hepsi için değil. eserleri. İSLAM'DA TARİH VE MÜVERRİHLER «İslâm'da Tarih ve Müverrifler» (M. Kendinden önceki tarih yazarlarını minnet ve şükranla yâd eden bir kadirşinaslık. Namık Kemal'in cehaletiyle alay eder. «A’ınâk-ı Hayâl» i katıştıran kaç Türk aydını var? Hilmi Bey başka romanlar da yazmış. Okuyucuya baş vurduğu kaynakları tanıtmak isteyen titiz ve dürüst bir ilim adamı karşısındayız. «Neşrine başladığımız İslâm tarihi. kendi aydmlanmıza karşı tamtamanıışız. Yerinde bir iddia. Üç perdelik bir sahne eseri de var. Darülfünun'da felsefe okutmuş. Şemsettin) 1925'de basılmış. .. Yaman bir polemikçi. çağımızın ilmî metodlarına göre yazılmamış. ama hepsi de çok değerli birer «hazine-i vesaik. Filhakika İslâm tarihçilerinin ayırıcı vasfı: büyük bir çalışma gücü. Kimse merak edip yeni harflere çevirtmedi. Çeşitli dergiler ve gazeteler çıkarmış. «kuru bir üslüb». yaran bir müşahit değil mi? Tarih felsefesinin kurucusu İbn Haldun. Belki de doğru. Kısaca o dönemin düşünce hayatına renk verenlerden biri. Kaldı ki bu kumluk daha çok Arap tarihçilerinde. çağdaş tarihçilere yol gösteren bir üstattır hâlâ. eseri hangi vesileyle kaleme aldığını anlatıyor. «Başlangıç» ta yazar. 400 sayfalık bir kitap. «A’ınâk-ı Hayâl» dilimizde ilk defa yazılan felsefi bir roman. kuvvetli bir vuzuh ve kat'iyet» vardır. Türk tarihinin İslâmiyet devrine ait bir methal». kılı kırka. «Draper Reddiyesi» ni çeyrek asırdan beri her kitapçı dostuma tavsiye etmişimdir.uğrayan medeniyetlerin kendilerini savunmaları meşru değil mi? Kaldı ki kendimizi Avrupa'ya karşı değil. Bir El-Birûnî «Asâr-ı bâkîye»sinde «İnsanları hakikati tahrife sürükleyen sebepleri teşrih ederken hatanın psikolojik bir nazariyesini» kurmamış mıdır? İbn Miskevey. geniş bir kavrayış ve topladıkları bilgilerin zenginliğidir.» Batılılar İslâm tarihçilerinde iki kusur buluyor. antiDraper'in müdafaasıdır. İranlı yazarların ifadesi lüzumundan fazla şairane. İslâm tarihçilerinde tenkit yokmuş.

bütün ihtişamıyla tarihi bir dekor. saygı gösterilmesi gereken bir . Esefle kaydedelim ki politikacı Günaltay. Ahmet Vefik Paşa’nın. Çok geniş bir tetebbuun mahsulu olan bu güzel eserin ımutulmuş olması ne hazin. Vakur. Oysa «İslâm'da Tarih ve Müverrihler» ile «Tarihte Usûl» birbirini tamamlamaktadır. Togan’ın «Tarihte Usul» adlı nefis araştırmasında. tarihçi M. Bu fanteziyi biraz geliştirelim. Cevdet Paşa ıslahatçıdır. kendi kişiliğini kendisi kurmuş. sorumluluğunu müdrik bir devlet adamı ve bir yazar. en küçük bir tahrife yer vermeden gelecek nesillere aktarmaktır. Cevdet Paşa medresenin son sözüdür. Kitabın yazarı hem sürükleyici bir üslûba sahip. Paşa maziden devraldığı bütün değerleri mükemmelleştirmek. Reşid Yasimi'nin tarihle ilgili düşünceleri de bir bir anlatılmış. Gelenbevî Tevfik'in. hakikatin keşfine çalışacaklar için lüzumlu malumat ve rivayetleri gelişi güzel toplamaktır. Müşir Paşa’nın. Köprülü Fuad’ın. Okuyucu. Z. İslâm aleminde tarih ne surette başladı. tedbirli. Hedefleri. Kemal için geçmiş. coşkun ve her an yeni bir fetih peşinde bir gazeteci-şair. atak. «İslâm'da Tarih ve Müverrihler» bu konuda kaleme alman en mufassal ve en vakıfâne eserlerden biri. «Ahmed Cevdet Paşa'yla bir dönem kapanır. Rousseau ile bir dönem açılır» demiş Byron. Şemseddin ismine rastlayamadık1. M. hem de sözünü ettiği ki-tapları çok iyi tanıyor. Kafiyeci'nin görüşlerinden. Namık Kemal inkılapçı. BİR GURUP VE BÎR TULU' «Voltaire ile »bir dönem kapanır. 145-175). Şemseddini unutturmuş sonraları.V. Fakat Togan bir ilim adamından beklenen kadirşinaslığı nedense Günaltay'dan esirgemiş. Aydınlarımız arasında lâyık olduğu alâkayı bulmamış. okuyucuya dosyalar sunar. medresenin tehzibinden geçmemiş. işittiklerini ve okuduklarım toplamak. Akçuraoğlu'nun. Oysa kitabın en zengin bölümlerinden biri «İslâm Şarkında Tarih Telakkileri»ne ayrılmış (s. vereceği kararlarda tamamen hürdür. Buna benzer bir hükmü kendi edebiyatımıza uygulamak istersek.İslâm tarihçileri rivayetleri karşılaştıran ve okuyucuya kesin hükümler sunan birer yargıç olmak istemezler. Tarihçi. sualini cevaplandırıyor. îslâm tarihiyle uğraşanlar için her iki eser de vaz geçilmez birer kılavuz. Bu çok veciz başlangıçtan sonra ilk bölüm. İbn Haldun'un tarih felsefesi. şöyle bir laf söyleyebilir miyiz acaba:. Bir kelimeyle hakikati keşfetmek istemezler. Onu etkilemeye kalkışmaz. Arap ve Yunan tarihçileri incelenmiş. bir dönemin müjdecisidir». kucağında yaşadıkları içtimai çevreyle bir bir anlatılmış. Arada İslâm tarihinin tanınmış yazarları. Namık Kemal yeni. korumak ister. Son bölüm ise Yakut El-Hamevi'ye ayrılmış. Amaçları. Tahâ Hüseyin'in. El-Biruni ile İbn Miskeveyh'in tarih anlayışı. Namık Kemal.

Cevdet'in siyasî ihtirası nihayet zat-ı şahanenin dürüst bir müşaviri olmaktır.daha çok destancı. Bunun için. bütün ciddiliğine rağmen. Ahmed Mithat Efendi ile birilikte sosyal düzenin inanmış bir koruyucusudur. Tunus lu Hayrettin'den sonra. îkisi de edib. Öyle sanıyoruz ki. Geniş ilmine. Burada Cevdet Paşa'yla Mithat Paşa arasında bir karşılaştırma yapmak yerinde olur. kendisiyle sona erecek olan bir zevk ve ihtisas dünyasının kemalidir. hedeflerine varmak için sefaretlere yaslanmakta tereddüt etmez. Cevdet Paşa.hatıradır. kâtiplikten valiliğe yükselmiş. Medreseden siyasete atlayan Paşa. Mithat. Paşa. Mithat. Umumiyetle Fransız kültürüyle yetişmiş/tir. Bir kelimeyle. Kanun-ı Esasi müzâkerelerinde iki Paşa sık sık anlaşmazlığa düşer. çok beklediği mühr-ü saderet kendisine verilmemiştir. Valilikten sadaret makamına yükselen Mithat Paşa’nın hayali. Gerçi hem Cevdet Paşa. şairlikten kopmamıştır. fakat bir türlü sadrazam olamamıştır. Paşa’nın hayatım zehirleyen bir kaç talihsizlik var. Anayasa bir araçtan çok bir amaçtır. Reşit Paşa’nın himayesi ve takdiriyle ilmiyeden mülkiyeye atlamış. Bulunduğu her vilayette ıslahat yapmış. ütopyasını gerçekleştirmek için her fedakârlığı göze alır. Paşa. kendisinden sonra kurulacak olan bir dünyanın zürriyeti çok bereketli. hem Batı'ya hayran. Mertebeleri adım adım fethetmeyen ve birden zirveye atlayan bu yeni intelijansiya eski medreseliyi rahatsız eder. İbn Halduncudur. Kemal'in ailesi hâlâ yaşamaktadır. Hatta hazretin gönlünde daha büyük bir arslan yatmaktadır. ikisi de hem Doğu'ya aşina. Mithat Paşa için -başlıca emel meşrutiyettir. Mithat Paşa. Ama yürüyüşüne engel olduğu zaman bu sevgili hatıraları üzülerek de olsa bir yana itmekten çekinmez. Hepsinin de tek meziyeti vardır: Fransızca bilmek. Paşa’nın kökü ise kurumuş bulunuyor. Cevdet. en mühim hazırlıklarda liyâkatini ispat etmiş. Ve yükseldiği her makamı büyük emekler sayesinde elde etmiştir. hem Namık Kemal çağlarının damgasını taşırlar. bir cedd-i âlâsı. başarılı bir devlet adamı. Fransızca. Kemal. . Kemal'in coşkun mizacı tarihçiliğe özenmesini engellemez. Paşa. Onlara şirin görünmeğe çalışır.. Cevdet. Mithat Paşa. Paşa için bir küçüklük ukdesidir. Kemal'i takip eden bütün Türk şair ve edipleri onun çocuğudur. ne torunu. Kemal. Rüyalarının hududu sadrazamlıktır. Az zaman sonra da sadrazam olmuştur. ne şâkirdi vardır ne takipçisi. Cevdet Paşa’nın Sedat Bey'den ve Fatma Aliye hanımdan başka ne çocuğu vardır. büyük zekâsına yakışmayan bir kompleks. «Neden bir Âl-i Osman gibi bir Âl-i Mithat da olmasın?» diyecek kadar aşırı bir ikbalperesttir. Her iki Paşa da İstanbullu değillerdir. Kemal. bir çeşit Rişölyölüktür (Richelieu). Bu amacın gerçekleşmesi için eli kalem tutan genç kabiliyetleri çevresinde toplar. mükemmel bir validir. kamu oyunu istedikleri yöne çeviren bir alay zıpçıktının itibar kazanmasından şikâyetçidir. Paşa'yı destekleyen intelijansiya da kendisi gibi Batı hayranıdır. Çağdaşlarının şahadetiyle sabit.

Cevdet hiçbir zaman medresenin parlak bir talebesi olmaktan kurtulamamıştır.. «Senin aklın bu işlere ermez. Yani kendisi değildir. hak ettiği cevabı vermekten çekinmez. Kaderin kendisine yüklediği her vazifeyi büyük bir sabır ve yüce bir tevekkülle sonuna kadar ifâ eder. Pederâne bir şefkat yerine bir nevi saygı geçer. Daha doğrusu Kemal. Bir kelimeyle Kemal'in ayırıcı vasfı şairlik ve gazetecilik. Cevdet Paşa. Doğu'dan geldiği halde huysuzlukları. hem ilmî vesikalara değerlendirir. Kemal. Birden ona karşı muamelesi değişir. Cevdet de. «Kıssas-ı Enbiya» zamanımıza kazar bir benzeri yazılmayan ve geniş halk kitlelerine kendi tarihlerinin çok parlak sayfalarını seve jseve okutan bir halk kitabı. Sevgilerinde de öfkelerinde de aşırı. . Kemal. çünkü Fransızca 'bilmezsin. çok titiz. tenkit yazılarında eski oyuncaklarını kırmaktan zevk duyar.Cevdet'e. kızının ıbu başarısına hayrandır. Cevdet Paşa. Evet.. Kemal'in «Hal Tercüme»leri bir Selahaddin Eyyûibi. Konu açılmışken bir olay daha anlatalım. kavga eder gibi yazar. Aliye Hanım babasının haberi olmadan Fransızca öğrenmeğe başlamıştır. Mübalağaya kaçmaz. bütün zaaflarıyla çırılçıplak karşımızdadır. tarihçi olduğunu bir an bile unutmaz. daima bir vaizdir. daima bütün mahremiyeti.. Murat sayesinde hakikat olacağını sanıyordu. bir Yıldırım Beyazid. İslâm talihinin yetiştirdiği fikir adamlarının son ve kâmil bir örneğidir. Kemal'in hâkim vasfı şairlik ve gazetecilik. bir Nevruz Bey. Kendi kendini tashih etmekten çekinmez. Kemal. yüklendiği mesuliyetin farkında bir ilim adamıdır. [Bugünkü dille söylersek bir militan. Tarih yazdığı zaman çok insaflı. «Belagat-ı Osmaniye» de İslâm irfanının dağınık bilgilerini kısa bir hacim içinde ülkesine armağan eder. Evlendikten sonra bilgisini daha da ilerletir ve Fransızcadan bir roman çevirir. tarihten çok destandır. Tarihçi Kemal. kendi gibi mason olan V. Paşa'daki sabır ve inzibat.» diye çatar. «Fransa'da herhangi bir kundura tamircisi kendi dilini senden çok iyi bilir» diye. Gazeteci. Ona göre önemli olan istikbaldir. Namık Kemal masondu. Şinasi'den daha coşkun. Yalnız Vefik Paşa’nın Mithat Paşa’nın Tunuslu Hayrettin Paşa'nın başlıca faikiyetleri yabancı sefaretlerin takdirini kazanmış olmalarıydı diyebiliriz. Yani tam bir ferdiyetçidir. Paşa «bejden nefret eder. Cevdet Paşa’nın sadarete yükselmeyişinde Fransızca bilmeyişinin payı var mıdır? Kesin bir cevap vermek zor. Kabına sığmayan bir hassasiyet. Daima karşısında bir düşman vardır. Paşa ise şair olduğu zaman bile umumîde kalır. Hem üslubunu düzeltir. O da Mithat Paşa gibi ikbâlperestti. «Tezakir » ve «Maruzat» da günün olaylarına eğilen geniş tecessüslü bir gazetecidir ama en tehlikeli konularda bile dürüst ve objektif kalmasını bilir. İstikbal rüyalarının. Paşa. Gazeteci olarak büyük -bir tecessüs ve sürükleyici bir ifade gücü. daha nüfuzlu ve okuyucular üzerinde çok daha etkili bir edebiyatçı. Paşa. Kemal'in meçhuludur.

Avrupa dünyasının her çelişkisine akıl erdirdiği ve İslâm dünyasının bir çok üstünlüklerini kavradığı halde arafta bocalamaktan kurtulamamıştır. Asrımız Avrupası müselsel aldanışlardan sonra aradığı mutlak hakikati nihayet bulacağa benziyor. fakat halkının nabzını yoklamasını bilen deli dolu bir düşünce adamı. O gurubu hâlâ sonsuz bir hayranlıkla seyrediyoruz. Geniş kültürlü ve oldukça tarafsız bir ilim adamıydı. Cevdet Paşa muhteşem bir guruptur. bilgisiyle beraber sevgisi de artmış. daha doğrusu çağımızın kararsız. Redhouse. yazılarından çok etkisiyle' büyük. Sonra İslâm düşüncesiyle ilgili makalelerini. bugün de bir çok meselelerimize ışık getiriyor. o fecrin gelişen pırıltıları. mezar taşına yazdırdığı «Yusuf Hammer» adına lâyık olmağa çalışır ve İslâmiyetle müşerref olurdu. Kemal kadar Cevdet Paşa'yı da tanısınlar. Geniş tecessüsü yüzünden İslâmiyeti yakından tanımak ihtiyacını duymuş. . nihayet mutlak hakikate teslim olmuş. Kemal. Kemal coşkun bir tulü'. zirveye ilk yükselen yabancı ilim adamlarından biri. Yalnız Doğu irfanına yıllarca emek harcayan dürüst ve namuslu Avrupalıların da kadrini teslim etmeliyiz. Gönül isterdi ki istikbalin mimarı olacak genç kabüiyetlerimiz. dilimizin hâlâ en büyük lügatnüvisidir. dün olduğu gibi. O da Rodinson gibi komünist partisinden atılmıştı. Bütün 'bir şairler kafilesi. «İslâm'ın Vaadettikleri» adlı eser. Nazif'in «Edeb-i Azâm» iltifatı hâlâ gerçeği aksettirmektedir. Türkçe'nin ilk büyük sözlüğü bir Polonyalı allâme tarafından kaleme alınmıştır. Rodinson. GARAUDY'DEN HAMMER'E ihtida eden bir komünist Garaudy eski bir aşina. iman konusunda yeterli bir rehber değildir. Cevdet Paşa. Sihirli bir bilgi adı Ondokuzuncu asır Avrupası gönlünü Hint düşüncesine kaptırmıştı. Ne yazık ki Batı’nın bütün araştırıcıları ilâhi hidayete inazhar olamamaktadır. zulmetten nura yükselen bu felsefe doktorunun rucü macerasını' ayrıntılarıyla ifşa eder. hoca. Osmanlı tarihi Hammer çapında bir araştırıcı bulamamıştır hâlâ. Bir kelimeyle İslâmiyet ilâhî bir hidayettir. Öyle olsaydı bir Hammer yalnız mezarını Müslüman mezarları gibi yaptırmakla kalmaz. Sonra marksizmin bütününü ele alan bir eserini okudum.tereddütleri. Garaudy. Kemal. bizim için de Cevdet Paşa o'dur. İlim. İngiltere için Burke neyse. sevgileri ve öfkeleriyle Batılı bir «entellektüel». «Cevdet Tarihi». Saint Simon'u incelerken onun onsekizinci asır Fransız materyalizmi ile alâkalı kitabından çok faydalanmıştım. Hülâsa edersek. Bilgi kâfi gelseydi oryantalistlerin hepsi İslâmiyeti kabul ederdi. bir kelâm ve kelime virtüözü.

her devrin ve her çağın insanı. İlâhî nurla gözleri kamaşmış bir nebi vecdi içinde zavallı kardeşlerine kurtuluşun niçin Islâmiyette olduğunu anlatıyor. insanın kendisidir. sefaleti arttıkça cazibesi de artan bir Doğu). Doğu'nun tetkiki olan bağımsız bir ilim gelişmeye başlar.. Rodinson bu ilmin gelişme safhalarım şöyle anlatır: Ondokuzuncu asırda birbiriyle kaynaşan üç temayül görüyoruz Avrupa'da. Yakın Doğu ile uğraşmak isteyenlerin merkezi. o ülkelerde din-dışı Oryantalizm ister istemez amatörler tarafından geliştirilecekti. farklı oluşundan gelir. Niçin gelecek asırlar Garaudy'nin temenni ettiği gibi İslâmiyet'in cihanşumul zaferiyle taçlanmasın? Oryantalizm henüz emekleme çağında. Almanca konuşan ülkelerde üniversiteler ilâhiyatçıların elindedir.. Doğu'da da. İsteyenin doğru. 1981'de yayımlanan kitabının bir adı da «L'İslam Habite Nötre Avenir». yolda kılavuzu» dur. 1 — Faydacı ve emperyalist bir batılılaştırma Cöteki medeniyetleri küçümseyen bir davranış). 1809-1818). Bu üç temayül birbiriyle çatışmaz. bir yaşayış biçimi olarak İslâmiyet. Hazineleri. birbirini tamamlar. Paris. Yabancının cazibesi. Kelime ilk defa İngiltere'de 1779'da. Başlığın altında Kur'an'dan alman bir-epigrafi «Allah doğunun da batının da Rabbi. Avrupa. Sacy bütün Avrupa şarkiyatçılarının üstadı olur. Avrupa'da yayımlanan ilk oryantalist dergi onun himmetiyle kurulur: «Fundgruben des Orients» (Doğunun Maden Ocakları. Demek ki. yakın doğunun dillerini ve medeniyetini merak edenler. Fransa'da 1799'da kullanılır.Çağdaşlarına tanıtmak istediği. Hint düşüncesi de Avrupalının şuurunu bir hamlede fethedememiştir. 2 — Romantik egzotizm (büyülü bir Doğu'ya tutkunluk. 3 — İhtisaslaşan bir ilim (bu yeni ilmin en çok uğraştığı konu eski çağlardır). Avrupa kendine benzemiyeni. Paris ve Viyana'da tercüman yetiştirmek için mektepler açılır. garip olanı daha çok merak etmeye başlamıştır. Islâmiyeti yeni yeni tanımaktadır. Avrupa'da. Ve konusu. Bu çağın büyük ismi Sylvestre de Sacy. Dergi. Şarkiyatın Büyük Tacidarı . bir dünya görüşü. bakışlarını Paris'teki «Yaşayan Doğu Dilleri Mektebi»ne çevirirler (1795). Nurslu bilgenin elli yıl önce müjdelediği rüya dileriz ki bütünüyle gerçekleşir. Şarkiyatçıların başında Viyana’nın Doğu Akademisinden mezun ve mesleği tercümanlık olan Hammer gelir (1774-1856). Ama egzotik dünyayı tanımak arzusu uzun zaman evrensel ve klâsik görüşe bağlı kalacaktır. başka ülkelerde de aranan. Hammer'i biraz daha yakından tanıyalım. Egzotizmin kaynağı Batı hassasiyetinin iç gelişmesidir. İslâm'ın hatırlarda yaşayan muhteşem mazisi değil. Avrupa'daki bütün şarkiyatçıların ve Doğulu aydınların neşir organıdır. daha doğrusu.

«Kırım Tarihi»ni yazmış. Doğu yazarlarıyla öylesine haşru neşr olmuştu ki onlar gibi düşünmek. 1802'de İngiltere'yi ziyaret eder. bü-tün araştırıcıların üzerinde birleştiği kaanat şu: İslâm kavimlerini en iyi tanıyan ve dünyaya tanıtan şarkiyatçı odur. Goethe ve Jean de Muller'le tanışmış olan Hammer onların teşvikiyle Osmanlı tarihini yazmağa başlar. onlar gibi yazmak bir alışkanlık olmuştu onda. Hammer. Şark dillerinden yaptığı manzum tercümeleri yer yer anlaşılmaz bulurlar. uzun zaman ara vermeden çalışırmış. Ömür boyu şarap içmemiş. Jenish. dinleri ve tarihinin bütün yönleriyle dünyaya tanıtan bu eşsiz mimarın eserlerinde elbette bazı kusurlar bulunacaktı. 1799'da Herberk'in Sekreteri olarak İstanbul'a gelir. Tenkitçiler. Gençliğinde Wieland. dünya zevklerine pek iltifat etmezmiş. Ömer Hayyam'ın rubailerini Almancaya aktarmış. 1810'da Marie-Louise'le beraber Paris'e gelir. Oniki büyük cild olarak tasarlanan kitap «Müslümanlarda İlim» adlı ansiklopedisine bir giriş olacakmış. On yabancı dili rahatça konuşan ve hatasız yazan Hammer için bu diller araştırma vasıtasıdır sadece. «Mütenebbi»nin divanı da Avrupa dillerine kazandırdığı şaheserler arasında «Evliya Çelebi Seyahatnamesini Avrupa'ya tanıtan yine o. . Tartışmadan çok hoşlanırmış. Hammer'e «Almanca yazan bir doğulu» diyenler çıkmıştır. Vassafm «İlhanlılar Taribi»ni tanıtmış Avrupa'ya. Eserleri arasında bir «Türk Edebiyatı Tarihi» de var. yetaıişaltı yaşında bir «Arap Edebiyatı Tarihi» yazmağa başlamış. 1837'de Purgstall soyadını kullanmağa hak kazanır. Meninsky'nin «Arap. Onlar aracılığı ile tarih vesikalarını tanımak ister. şiirleri metindeki vezni muhafaza ederek çevirmiştir. Ne olursa olsun. 1817'de Avusturya İmparatoru tarafından danışman ve saray tercümanı tayin edilir. Uyuşukluktan hoşlanmayan üstat. Seksen yaşından sonra bile saat dörtte uyanır. ve belgeleri Viyana İmparatorluk Kütüphanesine hediye edecektir. Eserlerinin tam bir listesini vermek lüzumsuzdur. dilleri. Fars ve Türk Dilleri Sözlüğü»nü basan adam. Gazâli'nin «Ey Çocuk» adlı ahlâk kitabını da çevirmiş. İstanbul'a Papa elçisinin tercümanı olarak döner. Sonra Mısır'a yollanır.1796'da Doğu Akademisini bitirir ve Von Jenish'in sekreteri olur Hammer. Doğu'yu âdetleri. Ayrıca Baki Divanim manzum olarak çevirmiş. Bir çok eserler üzerinde birden çalışırmış üstat. 1801'de Sidney Smith'in tercümanı olur. Bu büyük dâhi. Burada Sylvestre de Sacy ile sıkı bir münasebet kurar. Onu dünyaya tanıtan da bu büyük üstatlardır. Onlara göre üstadın edebî zevki ve anlatış kabiliyeti de pek parlak değildir. 1807'ye kadar Yaş'da konsolostur. Burada topladığı çeşitli yazmaları. Hammer'in adı elli yıldan fazla bir zaman şarkiyatla uğraşanların tacidan olarak tanınacaktır. Otobiyografisi kızı tarafından yayımlanmış. Çünkü Hammer. Herder.

Ahmed efendi belki asil bir ailenin adını taşıdığı. Sancalı’nın tecessüsüne borçlu olduğum Hammer hayranlığı aradan geçen yarım asır içinde ne kadar küllenmiş olursa olsun bugün de bütün canlılığını korumaktadır. Araştırmaları ne oldu bilmiyorum. Namık Kemal beyin eserinde ise Hayrullah Efendi ile Hammer'in tesirleri pek barizdir. Nihayet onsekiz cilt olarak yeniden Fransızcalaştırılmış. Hammer. «Devlet-i Aliyye Tarihi» nin birinci cildini bana getirip. Belki kulakları ağır işittiği için hatıralara ve kitaplara sığınmak ihtiyacım duymuştu.. Hammer'in Osmanlı tarihinden ve De la CroDc’nın vakayinamesinden istifade etmiştir. William Jones. Şimdi de Tarihçi Mükrimin Halil'in Hammer Tarihi ile ilgili mütalealannı nakledelim. «Mufassal» adlı büyük eserinde. îslâm Doğu'nun bütün tarihini.. Sonra Dockez.. Avrupa tarihine ait kısımlar için esas .Eserin yedi büyük cildi o hayattayken tamamlanıp yayımlanmış. Reyhaniye'nin bilmem hangi köyünden Ahmed Efendi tarafından okunacak kadar yaygındı. Arap şiiri ve edebiyatı üzerine yazılmış en muhteşem abidelerden biri «Osmanlı Devleti Tarihi» de Peşte de yayımlanmış (1827-1830). Sarıçalı. kitap ile hiçbir ilgisi kalmamış veya olmamış bir topluluk içinde nasıl ve neden zuhur ettiği güç anlaşılır bir garibe idi. belki okur yazar olduğu. yazı ile. Herbelot.. larla birlikte Şark dünyasının büyük bir kâşifi. Hammer ismini ilk defa ondan duydum.. 1835-1843 arasında Fransızcaya aktarılmış. Mütercimi Helbert (dört cilt). ama alamayacağım kadar pahalı idi. tekrar çevirmiş Fransızcaya (1840-1841. Ata bey tercümesini bütün olarak ancak bir kaç sene evvel bulabildim Okşadım. Doğu'da meczuplar saygı gören bir zümredir. Ahmet Midhat. Hülasa. kokladım ve kütüphaneye yerleştirdim. bütün edebiyatını dünyaya tanıtan bir dev. Daha evvel yazıldığı halde Meşrutiyetten sonra bastırılan Sadnesbak Kâmil Paşa merhumun «Tarihi Siyasi-i Devleti Osmaniye» adlı eserinin ilk iki cildi Hammer Tarihinin bir hülasasından ibarettir. -başvurduğu kaynakları da anlatan Mükrimin Halil sözlerini şöyle tamamlıyor: «. Türkmenlerin yaşayışını merak ediyordu. o zamanlar pek makbul olan Cantu'nun eserini.. Bu tespitin mucip sebebleri: Hammer. Hiçbir kâtip ve yardımcı kullanmadan tamamlamak istediği bu eser. Sacy. dokuz büyük cilt. Hayatını bu konuyu tetkike adamıştı. büyük bir hayranlıkla önsözünü ve kaynakları okumuştu. Hayrullah Efendinin tarihini anlatırken. İktifa sahibi Ata Bey (Nurullah Ataç’ın babası) 1913'de yayımlanmağa başlayan çok değerli bir «Hammer Tarihi» mütercimidir. Fransızca Hammer tercümesi sahaflara bir iki defa düştü. belki de ağır işittiği için yaşamasına göz yumulan feir Tanrı kuluydu. üç cilt). Hatıraların alaca karanlığında Sarıçalı Ahmed Efendi.

Osmanlı Devleti ve Yabancı Bilginler s. Avusturya hariciye nezaretinde ve bir aralık bu devletin İstanbul'daki elçiliğinde (1799-1807) ve sonra da memleketinde tercümanlık ve baş tercümanlık ve lıatta müsteşarlık görevlilerinde bulunmuş olan bu zat. 1837'de eline geçen bu nişanı. belki dikkatsizlik saikasıyla. sayısı yetmişaltıyı bulan telif ve tercüme eserler meydana getirmiştir. Ama onsekiz cilde kıyasla iki cilt nedir? Bununla beraber Milliyet yayınları arasında çıkan bu derli toplu hülâsa. Mahmut'a ithaf etmiş ve Padişah tarafından mücevher bir iftihar nişanıyla taltif edilmiştir. ya da eski harfleri öğrenmek zorundadır. herkesin elinde bulunan Solakzâde ve Naima tarihleri gibi birkaç eserle Hammer tarihinden başka bir kitap görmemiş ve hatta mehazlarını okumadığı için Hammer'in muazzam eserini inceden inceye mütalaa ve içindeki malûmatı güzelce öğrenmeğe de sabır tahammülü gösterememişti. «Tarih-i Ebülfaruk»da mevcut olan intikadi ve tezyifkâr fikirlerin mühim bir kısmı.itihaz etmiş. Avusturyalı bilginler önde gelmektedir. Hülâsayı yapan Abdülkadir Karahan kitabın başına Hammer'in biyografisini eklediği gibi mütercim Ata Beyle ilgili malûmat da vermiş.. yanlış yazmıştı. 2. Kitabı II. Daha sonra ise yeni kurulan Viyana îlimler Akademisinin başkanıdır. bir taraftan Hammer'de doğru ve mevsuk olarak yazılan şeyleri de. Padişahın doğum gününü kutlamak vesilesiyle . Büyük eserlerden Hammer'in meşhur Osmanlı Tarihi'nin tercümesine iki defa teşebbüs edilmişse de akim kalmıştır. Hammerle ilgili bilgiler maalesef Ek olarak Cemal Tukin'in 1968'de neşredilen makalesinden alınmış bazı bilgileri de takdim edelim (Bkz. Allah razı olsun. hatıralarında büyük bir zevkle yadeder. mehazının müellifi olan Hammer'indir ve Murat Bey kendine mal etmiştir. ya Fransızca. Türk Tarih Kurumu 1968.. Türkçe'de görebildiğimiz bunlardan ibaret.» Cumhuriyet nesli Hammer'i tanımak için ya Almanca. Bunların başında da diplomat. Mahmut tarafından iftihar nişanı ile taltif edilen yabancı ilim adamları arasında. Yazar bu kitapta ikibin ikiyüz şairi incelemiş ve onların seçme şiirlerini Almancaya aktarmıştır (1836-1838). Murat Bey. Nişan pek hoşuna gitmiş olacak ki. 711-733)... Hammer. Osmanlı mebahisinde Hammer'in malumatını tenkitsiz ve tahkiksiz bir şekilde kitabına geçirmiştir. Hammer'in edebiyat tarihimiz için büyük bir değeri olan dört ciltlik bir Şairler Tezkeresi var. Gerçi yeni harflerle yapılmış iki ciltlik bir «Osmanlı Tarihi» hulâsası var. tarihçi ve müşteşrik Hammer. Tukin'e göre. Hammer Tarihini tanımak isteyenler için güzel bir giriş sayılabilir. Necati Lugal armağanı. Bu sebebten mehazı olan Hammer'in yanlışlarına iştirak eden Murat Bey.

Mekteb-i Harbiyeye. Ne yazık ki bu defa dilediği mücevher kutuya nail olamaz. Kendi dünyamızı ele alırsak ondokuzuncu asırda yazılan düşündürücü kitapların başında Tunuslu Hayrettin Paşa’nın «En Emin Yol»u gelir CAkvem el Mesalik) A Ne kadar hazindir ki. Oysa Tunuslu. hesaplanır. sualin vazedildiği şartlar da çok farklı. Almanya'da baş tercümanlıktan uzaklaştırılmış. J. bu önemli sorunla sık sık karşı karşıyadır. Hammerle ilgili başka müracaat. Kâşifini bekleyen bir hazine. o zamandan beri. Bu defa düğümü çözmeye çalışan. Fakat meseleye «rasyonel» bir cevap getiremedik. İlber Ortaylı’nın değerli bir kitabında rastladık: Gelenekten Geleceğe. «İslâm kalarak çağdaşlaşmak. çünkü bizden önceki düşüncelerden habersisiz. iddia ediyoruz ki. Kimine göre «Kitab-ı Mukaddes».. 1982. Eser satın alınır. Her takım bin kuruştur. kimine göre «Kapital». Sadrazam.» Ül-kemiz. Böyle bir şeref hangi eserlere nasip olmuş? Kişiden kişiye. Hayrettin Paşa’ınn getirdiği aydınlıkla «Türk înkilabı» nm üstüne eğildiği meseleler . profesyonel bîr aydın. bir kavmin veya bir cemaatin. yüzyılın başlarında aynı meseleyi yeniden önümüze çıkardı. eserin alınmasını 2. Bu talep. Tercüme Odasına birer takım gönderilerek hemen tercüme edilmesi istenir. Tanzimat dönemi sonlarında İslâm ülkelerinde yapılabilecek ıslahatın tespitine çalışıyordu. Osmanlı tarihini Fransızcaya çeviren müsteşrik J.bir «Gülşen-i Baz» tercümesi de takdim eder Padişaha. Mahmut'a hararetle tavsiye eder. bütün bir tarihe ışık tutan bu dürüst kitap. Ne kadar yol alınmış. Intelijansiyamız. Bazan bir kitap. bütün bir medeniyetin «defter-i âmali»dir. ne yazık ki uzun zaman yerine getirilememiş ve 1913'de Atâ Bey uzun zamandır hayran olduğu kitabın iki cildini Türkçe'ye kazandırmıştır. Tarih. Hammer hakkında en esaslı failgilere. 5564). sefaretlere. Cemal Tukin'in lüzumsuz tafsilatla şişirilen makalesinde bulduğumuz bilgiler "bundan ibaret. Sebebi de şu: Hammer. toplumdan topluma değişir cevap. Avrupa'nın bir çok hükümdarları esere önceden talip olmuşlardır. sayın Dr. Türk düşüncesi için hâlâ bir soru işaretidir. Helbert tarafından yapılır. (Nil yayınları. Fakat. makaleyi yazdıktan sonra. kervanlar gibi. Çözmek istediği kör düğüm. Amerika'yı her gün yeni den keşfetmeğe çalışan bir şaşkınlar kervanı. kimine göre «Usûl Üstüne Konuşma». s. Eserin altı cildini tamamlayan bu zat Babı Âli'ye başvurarak kitabından en az on takım satın alınmasını ister. Tabii. Bir medeniyetin. TUNUSLU HAYRETTİN'DEN CELAL NURİ'YE Toplumlar da arada bir dinlenir. Metternich'in gazabına uğramıştır. Bir kelimeyle Hammer henüz el değişmemiş bir hazinedir.

geniş tecrübesi olan bir devlet adamı. unsurlar meselesi. Fatih. 1981lerde çalışmamı şu satırlarla sunmuşum: «Meşrutiyet aydınları bizden çok daha sıhhatliydiler. Bizans'ın taklidine girişmiş ve İslâm'da Rum Kilisesi'ni hatırlatan bir rahipler zümresi türemiştir. geniş tecessüsüne rağmen Hayrettin'i okumamıştır. Evet. ırk. îyi bir hukukçu ve ufku geniş bir püblisist. fethi. Ricalden bazıları hastalığı görmüş. kitabın aslını merak ederse faydalı bir iş yapmış olurum. o dönemin en uyanık.karşılaştırümadıkça dertlerimize sürekli ıbir çözüm bulunamayacaktır. Sonra «Tarih-i Tedenniyat-ı Osmaniye». tarihimizi iyi bilen bir müstağrip. Meşrutiyetle süren yenileşme hareketinin son perdesi: Cumhuriyet. Dünya ahvalinden tamamen habersizdiler. Okuyucularım. «Türk İnkılabı»nı okurken bir özetini de yaptım.. anlayışsız kimselerdi.. Türk tarihi bakımımdan hayırlı ibir iş olmamıştır. Taine'in nazariyesi imdadına yetişmiş: muhit. Sonra «Taç Giyen Millet» ve kutuplarla ilgili bir seyahatnamesini gördüm. «Türk înkilabı». Esas Teşkilat Kanunu hazırlanırken sekreterlik yapmış. Kostantiniyye'nin bu. fakat kurtuluşun yolunu bulamamıştı. Çevresindekiler bilgisiz. Kanuni zamanı da kopkoyu bir cehalet devri. Osmanlıyı yıkan şebeblerin başında. Ne var ki karşısına çıkan tesadüflerden lâyıkıyle yararlanamaz Osmanlı. çok sayılmış. Celal Nuri'yi. îlk elime aldığım eseri Türkçemiz üzerine yazılmış bir risale idi. Ama maalesef Celal Nuri. çocuk yaşlarında okumağa başlamıştım. yazarımız. zaman. Bu iki dürüst zekânın birbiriyle tartışması şüphesiz ki irfanımız için çok hayırlı olurdu. Tanzimatla başlayıp. İlk Millet Meclisinde Gelibolu mebusu. izansız. dini bütün bir Müslüman. Tarihten çok acı dersler alan Türk milleti büyük . kitabı yeni harflere çevirtmeli ve ele aldığı her konu üzerinde uzun uzadıya tartışmalıyız. ile Avrupa'yı birbirine bağlayan bir ticaret merkeziydi. Tarihî tesadüfler de Osmanlının işini kolaylaştırır. Celal Nuri. Ulemâ. Türk ırkı devlet kurma kabiliyetine sahiptir. en şuurlu yazarlarından biri. Celal Nuri. Patrikhaneye büyük imtiyazlar verdi. «Edebiyat-ı Umumiye» dergisi Birinci Dünya Savaşı'ndan önce baş yazarlığını yaptığı bir dergi idi.. Âlimleri ülkeden uzaklaştırdı. gelir. Bir kelime ile. Bir kelimeyle Yunan’ın mirasını zorla Avrupa'ya kazandırdı. Zamanında çok sevilmiş. İstanbul'un. hem de eski Yunan medeniyetinin hazinelerini saklayan (bir irfan merkezi. Bana çok şey öğreten bir yazardı üstat.» «Türk înkilabı» nda imparatorluğun feth-i meyyit (otopsi) raporunu hazırlamakla işe başlıyor. Tunuslu. Osmanlı devleti kurulurken şarkî Roma çöküyordu. istanbul hem Asya. İktisadi hayatla uğraşacağına lüzumsuz fetih maceralarına atıldı... Böylece devlet içinde bir devlet burulmasına zemin hazırladı. asırlık bir dâvanın bir çeşit «fezleke»sL Yarınki nesillerin de aynı şaşkınlık içinde yaşamasını istemiyorsak. iki hususiyetini de istismar edemedi.

bir fer. inkilabımızı yalnız kendi tarihimizin değil. Bir an önce kitaptaki ana-düşünceleri sergileyelim. Kısaca. Biz. bir milleti hatta (beşeriyeti bile fikrinden döndürmüştür. henüz biliurlaşmayan Türk inkilafcmı nasıl izah ediyor. Türk inkilabmm mahiyeti hakkında ilmî ve tarihî önem taşıyan hiç bir mütalaa ileri sürülmemiştir».» Evet. Celal Nuri'nin kitabı üzerinden aşağı yukarı 60 yıl geçtiği halde hiç kimse Türk înkılabinı bu kadar geniş bir çerçeve içinde ele almamıştır. bir sonuçtur. di değil. Gerçi müstağriptir ama ülkesini seven ve bir çok peşin hükmüne rağmen tarihini tanıyan. Demek ki inkilabı anlamak için Osmanlı devletinin kuruluşuna kadar uzanmak lâzım. Ama bu da yetmez. Türk inkilaibmı incelemeğe nereden başlamalı? înkilap (bir başlangıç değil. anas diline ve irfanına hürmetkar bir Batı hayranı. Hadiseler. Peyami Safa'nın Türk înkilabma Bakışlar'ı Celal Nuri'ninkine kıyasla çok sığ ve tarihî temelden mahrum bir karalamadır. (bugünkü hükümlerimizi de yalancı çıkarabilir. ülkedeki büyük sosyal ve siyasi değişikliği nasıl karşıladı? Altı asırlık bir idarenin çökmesini bekliyorlar mıydı? Cumhuriyetin ilâm.. Oysa «Birinci Dünya Savaşının patlamasından sonra açılan tarih faslının en büyük bölümü Türk inkilabıdır. Celal Nuri. Bizce. «Şimdiye değin. Vaktiyle başka türlü düşünüyorduk diye üzülmek boşuna. Konuşan. üstadı bir sabit fikir gibi tedirgin eder.: «Olayların akışım önceden kestiremeyiz. yazarın paylaşmadığımız hükümlerini sınırları belli bir özette tartışmak istemiyoruz. Ama düşüncelerimizi tespit etmek de lüzumlu ve faydalıdır. etrafında şahlanarak: hayat hakkını kabul Dikkate lâyık olan taraf: Celal Nuri'nin daha sonraki dalkavukluklardan hiçbirine tenezzül etmemesidir. Avrupa toplumlarının gelişmesini de bir bir incelemek zorundayız. acaba aydınlarımız. musfcağriplerimizi gafil mi avladı? Ülkesinin sosyal durumuyla yakmdan ilgilenen bir Celal Nuri. hareketin geleceği için neler düşünüyordu? Önce mukaddimeye bir göz atalım2. Ve yaşadığı çağda Avrupa'yı en iyi tanıyanlardan bir allame * * * Celal Nuri'ye göre İstanbul'un fethi bir talihsizlik olmuştur Osmanlılar için.» Esefle belirtelim ki. «Tarih-i Tedenniyat-ı Osmaniye»de gerekçesini uzun uzadiye anlattığı bu uğursuz zafer. Yenileşme fikri. haysiyetini idrak etmiş bir ilim adamıdır hep. bazı siyasilerin ve düşünce adamlarının aklına gelen bir temenni değil. dünya tarihinin çerçevesi ve ana hatları içinde araştırmaya muhtacız. Yazar bu . Gelecek.bir kumandanın ettirmiştir. son derece dikkate lâyık bir mesele. Osmanlı tarihini anlatırken yaşadığı devrin en büyük sosyolog tarihçisi H. sosyal bir ihtiyaçtı. Taine'in faraziyelerine baş vuruyor.

Küçük Asya ve Anadolu denilen yarımadayı bin yıldan beri yurt edinmiştir.konuyu daha önce de Umumiyye mecmuaları}. Nitekim. Osmanlılık. Biz de Sadi 'gibi milletler birbirinin âzasıdır. diyebiliriz. Asyaî ve eski mâhiyetini unutamıyordu. (Esas Teşkilat Kanunu. Çevre (muhit) Osmanlı ülkesi yekpare bir bütün olmaktan uzaktır. Avrupalılaşmak ihtiyacı —ki ancak bu suretle yaşamak mümkündü— hakiki bir açlık gîbi Osmanlılığın bünyesini kemiriyordu. Kısaca. yazara göre. Dünyada saf ırk yoktur. Osmanlı saltanatı. Fakat Avrupalılaşamıyorduk. Anadolu. Mesela bir Akdeniz âlemi vardır. Dernek ki Osmanlılar. ya çevre değiştirmek zorundaydılar yahut da yenileceklerdi. Balkan Yarımadası'na da yerleşmiş ama orada Anadolu'daki kadar rahat olamamış.. Bu âlem'in kendine özgü bir birliği olduğu inkâr edilemez. Uyum yeteneğimiz yoktu. dünyayı kıtalara değil başka coğrafi bölümlere ayırmak daha pratiktir. Avrupa'nın ortasında bir Asya yaratmağa ve onu ayakta tutmağa çalışmıştı. Milletin oluşumunda ne ırk farkı gözetilir ne din farkı. Tüılk ulusu. hem de Asyalılığımızı koruyacaktık! Bu taibiata aykırı olurdu. Edebiyat-ı Maksadımız. işlemiş bulunuyor (Bkz. devletin temeli sakattı. İkinci bölüm : Irk. Türkiye ise eskiden mevcut olmayan bir kavram. Çevreyle iklim öylesine güçlü ki yok olmadıkça etkilerinden kurtulamayız. milletlere göre ayrılır. köprüsüdür. Kaldı ki. Deniz. Biz Türkiye'yi ne (kadar Asya'dan sayarsak o ölçüde aldanırız. Bu iki yarımadanın birleştiği nokta İstanbul. Avrupa ibir bütündür. ilimde irticai olamayacağını ve boyle bir kitabı kaleme almak için uzun yıllar hazırlanmak gerektiğini hatırlatmaktır. Asya'dan çok Avrupa'ya yakındır. İnsan toplulukları ırklara göre değil. Osmanlılık ile çevre ve resmen Osmanlı sayılan miletler arasında uyuşmazlık vardı. Millet. Batı dünyasını o yoldan tanır ve anlar. Ülkemiz. milletleri birbiriyle kaynaştırmıştır. İlk bölüm . Hem Avrupa'da kalacak. sonra da esir olur ve nihayet tarih sahnesinden silinirler. Asya paramparça. çevreyle uzlaşa/mayan Osmanlılar sonunda dağıldılar. ne denirse densin. alın yazısı da onunla ortak. Fakat Asya'dan çok Avrupa'dadır.. Dünyanın kıtalara bölünmesi de gerçek değil itibarîdir. Ama tabir de etnografyanın tarifi var: ona göre İstanbul'da yaşayan bir . bu birlikten uzaklaşanlar önce geride kalır. Milletin resmen tarifi bu. Nitekim. Coğrafyadaki bölümler gibi etnografyadaki sınıflamalar da itibaridir. Gerçi. madde 88). bir devletin uyruğu olan insan topluluğudur.. Bu şehir en eski zamanlardan beri Avrupa ve Asya denilen kıtaların geçidi.

yine Türk milletidir. Evet. Oysa İstanbul 1100 yıldan beri. Türk înkilabı bir mucize değil. Rumların verecekleri haraçdan istifade etmek için 2. duraklama aşamasına girmişti. irfan. İngiliz ve Fransızlar bizim halimizde bulunacaklardı şimdi. asırlarında. Rum Konstantiniyesi'nde böyle bir egemenlik yoktu. Tarih.. o zamanın ricali hakikati görüp İstanbul denilen kürsüden Doğu'ya değil de.. Bizans'ı taklide giriştiler. asırlardır süren bir maceranın son perdesidir. Bu ırkın belli başlı vasfı. Osmanlı îstanbulunda belli bir aile egemendir. 31). her gün Konstantiniye ile alış verişte oldukları halde. kıyafete kadar rum ruhbanını örnek âldı. Üçüncü bölüm : Zaman Celal Nuri'ye göre Tanzimatla başlayan ıslâhat hamlelerini Cumhuriyet taçlandırmış. Ulemamız. Bedeviden sürülerle imparator gelmiştir. hükümet etmektir. Türk milleti. devrin gelişmelerine yabancıydılar.Rum. kanunlara bağlıdır. Avrupa'nın öteki kısımları karanlık içindedir henüz.... Bir milletten bulunmak arzusu. çöküş ve çürüyüş humması içindeydiler. . Son zamanlarda. dinden de daha önemlidir. Orada her zorba. Osmanlı devletinin Fatih devrinden bu yana ayırıcı vasfı cehalettir. Osmanlı devleti. Ermeniden. «Osmanlı ricali. Sanki mühim bir hazine keşfeden Fatih. Kısaca. Kadim Yunan ve Roma'ya baksalardı. ortak menfaatleri ve tarihi olmak. Mehmet'in ilk gördüğü işi. milletlerin doğuşunda ırktan da. Zamanın zaferden sarhoş Osmanlı ricali ise olan bitenlerden tamamen habersizdiler. İslâm'a aykırı bir Müslüman ruhbanlığı kuruldu. ve sömürge hareketleri birbirini kovalar. Kayserin istiskal ettiği patrik'i makamında alıkoymak ve ona fazla imtiyazlar tanımak olmuştur» (Bkz.. Kanuninin bendeganı ricali.. Avrupa'da ise Rönesans. bundan asla haberdar değillerdi. bahtiyar bir çağda kurulmuştur. Oysa Doğu medeniyetleri (Arap ve İran) o devirde bütün güçlerini tüketmiştiler. Fatih'in pür-gurur ve nahvet Konstantiniye'ye girdiğini tasavvur ediniz. Avrupalılaşmak lüzumunu duyan ilk (ve bugün için tek) hıristiyan olmayan Doğulu toplum. bir kültür merkezi. daha sonra Batı'ya yöneleceğine Doğu'ya çevirdi yüzünü... dilden de. Nitekim Araptan.. Doğu'da din. kayser olabilirdi. Kanunî zamanında Osmanlı cehlinin en koyu devridir. yaşayabilmek için yenileşmek. yalnız altınların bulunduğu küplerle iktifa edip muhteviyatını bırakmış oldu. s. Türk değil Rımıdur. «. Hızlanan düşüş o zaman başlar. Anadolu'da ise bin yıldan beri pek az değişen bir Türk ırkı vardır. Fatih'in yanındaki bilgisiz âlimler. Reform. biz dini. lisan canlılık ve seyyaliyetini kaybetmiş. keşifler. irfanı hatta lisanın bir kısmını Doğu'dan aldık. bu sebepten dolayı. Ama bunları iktibas ettiğimiz vakit.

Türklerin herhangi bir milli gayeleri yoktur. Böyle bir topluluk ister istemez muhafazakârdır. yine talî'dir. bu sayede hem irfanca. Yani Osmanlı devleti. Osmanlı. Bu safhasında saltanatın imdadına «Avrupa muvâzenesi» yani devletlerin rekabeti yetişmiştir (Hünkâr İskelesi. Müslüman olmayanlar.. . Hastalığın teşhisini şöyle yapabiliriz: 1. milliyeti korumak ve güçlendirmek için kurulmuş yarı gizli hükümetçiklerdi. Tanzimata gelince. İktisadiyatın yerine fethiyat geçti. Bosna-Hersek'in AvusturyaMacaristan'a katılışı. İmparatorluk yıkıldı. onu mutlak bir devlet mertebesine çıkardı. Patrikhaneler. İmparatorluk mahiyeti itibariyle.Doğu Roma İmparatorluğu çökmektedir/Osmanlı tarihçileri. Ayes tefanos muâhedeleri). Bulgaristan'da bağımsızlık. Hıristiyan cemaatlerin ruhanileri her türlü yenileşmeğe açıktılar. Fatih'in mağlup ettiği Konstantin'in adını bile anmaz. üçüncü merhale 1324 (1908) meşrutiyeti. Ve Amerika keşfedildi.. «Elcezîret-ül Hadra» anlaşması ihmal edilip Fas'ın tamamiyeti çiğnenince Trablus'a saldıran İtalya. Üîke tam bir anarşi içinde.. hem iktisatça yükselirler. Bütün güçleriyle saltanatı korumaya çalışırlar. ondan «tefkur-u makhur» diye söz ederler.. Türkler ise geride kalır. mezhep imtiyazları yüzünden Osmanlı istiklalinin haczaltmda bulunması. çünkü hastaydı. 2.. Osmanlı Devleti'ni müstebit bir devlet olmaktan kurtardı. karşısına çıkan eşsiz fırsatlar kaçırdı. Reşit Paşa her teşebbüsünde taassup engeliyle karşılaşır. eline geçen iktisadî anahtarı kullanamadı. birer ruhanî makam olmaktan çok. Hemen hepsi de bozgunla sona eren savaşların vesilesi bu yabancı müdahalelerdir.. Çöküş başlayınca komşu devletler hıristiyan unsurları kışkırtmaya başladılar. milletlerin üstünde bir hükümet demektir.. İstanbul'u fethetti ama onun sunduğu iktisadî imkânlardan yararlanamadı Akdeniz Osmanlıların eline geçince hıristiyan kavimler Hind'e ulaşmak için yeniyollar araştırdılar. ilk bakışta sahipsiz görünüyordu ama arkalarında ruhanî bir teşkilat vardı. Osmanlılığın can çekişmesini bir iki asır uzatan yine «zaman» dır.. Ricalin başlıca endişesi.. Sonra «Dünya Savaşı» ve Sevr. Yunan’ın Anadolu'ya saldırısı. Yani millî olamaz. 3. Bunu izleyen «Balkan İttifakı».. Ayrıca Avrupa'nın ısrarlı müdahaleleri. bu gâile ile uğraşmak oldu. Celal Nuri'nin bu konudaki yargısı bizce çok yerinde: Tanzimat-ı Hayriye. Yazarın bu konudaki inancı da çok gerçekçidir: bu meşrutiyet iyi niyetle ilân edilmesine rağmen «İttihat ve Terakki» egemenliğinin gerçekleşmesi için kurulmuş oldu. Sonra talîsiz günler. Kısaca devlet. müslüman olmayanlar milliyet şuuruna sahiptirler. Devletin içinde bir çok unsurların olması.

Abdullah Cevdet. dünya savaşı bozgunundan sonra fırsatlardan faydalanmak ehliyetini «belagâ mabelâg» göstermiştir. küçük bir azınlık. Nerede hata ettik? Başka türlü davranabilir miydik? Bugün neler yapmalıyız? Bu soruların cevabını verirken elimizdeki dosyanın içindekileri çok iyi bilmek zorundayız. Afrika'nın çoğu ve Ja. Medeniyet. Fransızca civilisation'u karşılamak için Tanzimat paşalan tarafından uydurulmuş ve bugüne kadar 'berrak bir tarife kavuşamamış. o dönem Türk aydınlarının üzerinde birleştikleri bir nevi «bedahet» tir. Türkçeye 19. Demek ki. yeni baştan ele alınmaları. Batı irfanıyla yetişmiş bir aydın. Eğer bu fırsatlar zuhurunda millette hazırlık ve uyanıklık olmasa. Yerinde sayan . Nitekim Ağaoğlu Ahmet «Üç Medeniyet» adlı kitabında meseleye cevap aramış ve hükmünü kesin olarak ifade etmiştir: Örnek alınacak tek medeniyet vardır: Avrupa medeniyeti. kurulacak toplumun hangi esaslara dayanacağını belirtmeğe çalışmaktır. Bu hüküm. Bugünkü sosyal yaşayışımızı yöneten de 2. Çeşitli ufuklardan gelen Türk aydınlan arasında bir çeşit konsensüs kurulmuştur. «Gazi» ayarında da bir zat bulunmasa idi acalba kurtulabilir miydik? Celal Nuri kuşkuludur! Diyor ki: «Türkler için zafer ve inkilap ancak bu amillerin biraraya gelmesinden doğmuştur. asırda girmiş bir kelime. Celal Nuri gibi bir zattan bu müphemiyete son vermek endişesi beklenirdi. (a) kitabı olmayanlar: Hint ve Çin Hindi gibi.. Osmanlı devleti gibi istiklâli «mukayyet» bir toplulukla inkilaiba imkân yoktu.» Her inkilabm anahtarı zaferdir. bölüme şöyle başlıyor: «İnsanlık. Mustafa Kemal'in başkanlığında Türk milleti.. hatta birtakım ihtirazı kayıtlar bdr yana. Ne yar ki. Maalesef Ağaoğlu'nda da ciddî bir tarife rastlayamıyoruz. Bunları da ikiye ayırabiliriz. sözlerini şöyle sürdürüyor: Önca bir Avrupa medeniyeti var. meşrutiyette ortaya atılan bu fikirlerdir. Yazar. medeniyet bakımından birbirinden çok farklı topluluklar sergilemektedir. tartışmaya bir tarifle başlamalıydı. Celal Nuri.. Fakat yazar.» Doğru bir tespit. ve tartışılmalın kaçınılmaz bir zorunluluktur. Yeni bir bölüm : Medeniyet Gerçekten de Osmanlı Devletinin «feth-i meyyit» raporu büyük bir belâgatle geleceğin tarihine sunulmuştur artık. Şimdi sıra. Bizce bir kusurdur bu. İnsanların çok daha büyük bir kısmı başka medeniyetlere bağlı. (b) Müslümanlar. bulunduğumuz yüzyılda.Ne var ki. Avrupa medeniyeti yükselmekte. Celal Nuri daha aydınlık : yükselen medeniyetin özelliği : dinamik yani devingen olmaktır.ponya. Akçuraoğlu Yusuf. Sait Halim Paşa hep aynı düşünceyi paylaşırlar. Türkiye Cumhuriyeti bahtiyar tesadüfler içinde doğuyor. öteki medeniyetler yerinde saymaktadır (Ağaoğlu Ahmet Bey de öyle düşünür). medeniyetten ne kastettiğini açıkça söylemiyor.

Ama bu medeniyet bir hürriyet medeniyetidir. Asya kavimleri ilimde ve düşüncede gerçekçi olmadıkları gibi siyasette de gerçekçi değildirler. «Avrupa'dan yalnız teknik alalım» diyorlar. Bu insanlar birbirlerinden uzaktırlar ve kaynaşmamışlardır. Batı'da akl'a dayanılır. Tekniği yaratan düşüncedir..beri zaten Avrupayı taklit ediyor. Kaçınılmaz bir inkilap bu. Arap ve Acem medeniyetlerine dayanıyordu. gerçek geri. 2 — Hıristiyanlık. muhakemedir. Mesela bir Nietzsche. gelişen bir medeniyet. gelişigüzel bir taklit. Gerçi İsa'nın tebliğ ettiği dinle bugünkü nasrâniyetin münasebeti azdır. Her medeniyet eleştirilebilir. Türk milleti bir çok sebeplerden dolayı mensup olduğu medeniyet camiasından ayrılıp Avrupa medeniyetine katılmaktadır. içtihat kapıları fiilen kapandı. Avrupa medeniyetine muhalif olanlar daha çok Avrupalılardır. Doğu'da nakl'e. mensup olduğu camiadan ahlâk ve maneviyatça da kopuyor. Avrupalılar arasındaki bu tecanüs nereden geliyor acaba? 1 — Avrupa'nın küçük bir kıta oluşundan. Avrupa'nın serbest içtihat üzerine kurulmuş fennî bir düşünüş usulü vardır. Bunları birbirinden ayıramayız. ırmak ve sair geçitler sayesinde birbiriyle kaynaşmışlardır. daima ileridir. yüzyıldan . Doğu'da bütün ilimler bir veya daha ziyade madde-i nakliye üzerinde kurulur. Unutmayalım ki düşünce. Eski fetvalara zincirlenip kaimdi. Batı gerçeğe. Asya'nın batı ucunda bir yarımada. . Oysa bu surette ilerleyen bazı hıristiyanlar. Av-rupa medeniyetinin de kötü yanlan var şüphesiz. serbest düşündükleri halde. Denizler. kilise büyüklerinin içtihatlarına rağmen her devirde o devrin görüş ve düşünüşüne uymuştur. asırlarca önce hayatiyetlerini kaybetmişler. Bu medeniyetler ise. Müslüman âleminin yenilikleri benimsemesine engel olmuştur. Avrupalı deyince gözümüzün önüne oldukça mütecanis bir topluluk gelir. Bu din. Yalnız Türk kavmi bir istisnadır. Zamanın tebeddülü ile ahkâmın da değişeceği düşünülmedi. İslâmlık. Avrupa medeniyeti ilerlemekte ve karşılaştığı bütün engelleri yok etmektedir. Müslüman ve mecusî âlemlerinde ise böyle bir tecanüs yok. En mühim ilmî muaheze ise Sosyalistlerden gelmektedir: Mars ve şakirtleri. Doğu göreneğe dayanır. Bir kıta bile değil. yine kiliseye bağlı kalıyorlar. «Ruh-u İslâmiyet» körletildi. Oysa Avrupalıyla Avrupalı olmayanlar arasında büyük ayrılıklar söz konusudur. Artık onlardan ne alınabilir? Türk milleti. Batı'da akıl ve tecrübe üzerine. Oysa eski medeniyetimiz lagardı. Fikren ilerleyen bir müslüman. Asya'nın bu uyuşukluğundan ilk kurtulan biz Türkleriz. bir Max Nordau.medeniyetler ise: statik yani «rrıütevazin»dirler (durgun dese daha doğru olurdu). son yüzyıllardaki ulemânın egemenliği altında durgun (bir hâle geldi. Dinde görenek.

Programımız kayıtsız şartsız Avrupa medeniyetine katılmaktadır. 89'da Fransa. Kısmî değil topyekûn bir inkilap. önce 89 ihtilalini ele alıyor. yaşayışta. acaba Türk inkılabı inkılaplardan hangisine benzer? Yazar. Nitekim Umumi Harb böyle bir darbe oldu. Osmanlı Batı ile Doğu arasında kalmış bir topluluktu. sanki jeolojik bir hadise ile Asya'dan koptu. Türk ili. kendimizce en uygun saydığımız tefekkür ve muaşeret. Karşımızdaki Avrupa'yı bulunduğu nisbî olgunluk mertebesine çıkaran denenmiş ve belli usulleri alıyor ve uyguluyoruz. Biz ise Umumî Harbe kadar böyle bir yola girmiş değildik. Halbuki Türk inkılabından evvel bağımsız bir Türk devleti yoktur. Üçyüzyıldan beri bizi bağlayan ve şaşırtan Doğu fikir ve idare tarzına veda ettik. îbtidai değil itbaî bir inkilap. Millî mücadeleden itibaren hareket tamamiyle şuurludur. İbtidaî bir inkilap (orijinal demek istiyor). Ibtidaî (orijinal) Medeniyet — Yeniçeriliğin ilgasından Vahdettin'in kaçışına kadar geçen zaman bir gebelik dönemi.Evet. Herhangi bdr sarsıntı. Üstelik Türklerin siyasî ve içtimaî yapısı da değişti. üzerinde.. ilerleyen bir toplulukta denenebilir. hükümet. Yani Türkler bu hareketleriyle düşünüşte. yani biz bu hareketlerle mevcut. yapay bir topluluk. . irfan ve idare usullerine uyuyoruz. înkiiapla Osmanlılık tarihe göçtü. Fransa'da eski yönetim biçiminde. Türkler yaşamak için saltanattan ayrılmak zorunda idiler. Bağımsız bir Türk devleti kuruldu. dumanlar içinde doğdu. 1789'dan daha mühim bir olaydı bu. bir devlet tarzını bırakıp diğerine geçti. Evet. unsurlar arasındaki mekanik bağı çözecek ve hepsini darmadağın edecekti. Kurtarılması canı gönülden istenilen hastalar neticesi şüpheli tıbbî deneylere girişilemez. savaşın ve inikilabın çocuğudur. İlerlemek için mutlaka yeni usuller icad etmek zorunda değiliz. olsa olsa. Türk inkılabının en doğru tarifi: Türk milletinin Osmanlılıktan kopuşudur. Avrupa'ya kavuştu. bu inkilap hiçbir yönüyle orijinal değildir. imparatorluk ancak hareketsizlik sayesinde ayakta durabiliyordu. inkilap itbaî'dir. İnkilap kanlar. medeniyetlerden birine.. Cumhuriyet. Menfaatleri birbiriyle çelişen bir kavimler topluluğu. Bu çeşitli unsurlar hiçbir zaman kaynaşmamıştı. Medeniyetimiz gelişmemişti. Celal Nuri. Demek ki şimdi tek ödevimiz var: iktibas. Olayları 1871'e kadar kısaca hatırlatarak şu hükme varıyor: Fransız ve Türk inkilaplarmı karşılaştıracak olursak görürüz ki bunların birbiriyle alâkalan yoktur. ve maarif usullerinde dünyaca bilinmeyen yepyeni bir tarz ibda etmiş olmuyorlar. bu tespitlerden sonra şöyle bir soru atıyor ortaya.

Başka bir deyişle milletin yol göstericisidir. înkilap. Bizde ise ne babadan oğula geçen imtiyazlar vardı. Ne Fransız ihtilâli tek kişiye bağlanabilir ne Rus ihtilâli. Fransız ihtilâli meşrutiyet ve milliyet kavramlarının parıldayışıdır. İslâm'ın zuhuru inkılabında biraz durmalıyız. Fikrî Hazırlıklar Celal Nuri'ye göre Yeniçeriliğin ilgasına kadar hiçbir yenilik gerçekleşemezdi. yıkılmaya yüztutmuş müesseseleri defnetti sadece. belli «bir tarz ve usûlün halka benimsetilmesidir. İnkılabımız. ne asalet müessesesi. zamanın ihtiyaçlarına cevap vermesinin de büyük payı var şüphesiz. Buna mâni olan saltanat ve hilâfetin çöküşünden sonra gerek devlet teşkilatında. Başarısında. Diğer inkılaplarla Türk Înkilabı arasında münasebet. Ama yine de bu kadar çabuk. Dünyayı tanımıyorduk. yeni fikirler eski binanın temellerini aşındırıyordu. Tanzimat'dan sonra da «teceddüt» hamleleri taassubun duvarlarına çarptı. noktaları aramak lâzımsa. Oysa Fransız milliyeti 89'dan çok önce olanca açıklığı ile belirmişti. Hatta davranışlarında ümmeti bir zabıta altında bulundurmuştur. Şapka giymek için kanun konulması inkılabımızın demokratlığını gösterir. Türk inkılabı. Fakat zaman ilerliyor. Türk milletinin Batı âlemine uyması demektir. Hiçbir ciddî mukavemet görmeyişi başka türlü izah edilemez. bütün talepleri akla ve mantığa uygundu. bu . İddia ediyoruz ki orijinal ve ne olacağı belli olmayan deneylere girişmektense sonuçları belli bir mesleği benimsemek daha akıllıcadır. Evet. Daiha doğrusu bütün tabakalar eşitsizlikten değil idaresizlikten şikâyetçiydi. İki inkilap arasında ortak bir nokta: Türk inkilabı demokrattır. Türk inkilabı. Türkler. köhne fikirleri. gerek düşünüşte kendisine daha yakın gördüğü bir âlemin üyesi olmak istiyor. milliyet «umde»sinin muzaffer oluşudur. Ruslar milliyeti inkâr ettiler... işte bu kadar. Müslümanlık da liberal olmaktan çok demokratdır. Şurasını da ekliyeiim: Türk inkilabı yalnız demokratik olması bakımından son Rus inkilabma benzetilebilir. nakle dayanan düşünceleri ve eski yaşayışı istememektedir.. Fransız ihtilâli iMdaidir. kurtulmak ve yükselmek için milliyet umdesine dayanırken. Oysa Türk inkılabının nâzımı ve kahramanı M. âmmenin yararına olduğu için. bizimki ifcbâî. înkilabımızda aslolan hürriyetten çok. Kemal'dir.sosyal tabakalar arasında hukukça korkunç bir eşitsizlik vardı.. Millete »avamın düşünemediği /bir yaşayış biçimini öğretiyor ve kabul ettiriyor. Türk inkılabı Bolşevik inkılabına da benzemez. Bizde ise halk tabakası içinde böye bir eşitsizlik yoktu. Fransa'da kral ile halk mücadele etmekteydi.

. selahiyeti dışında olduğuna karar verdi (Tabii istemeyerek). Avrupa medeniyetini kabul ediyor. Daha sonraki ulema ancak seleflerinin içtihatlarından kıyas yoluyla ahkâm çıkarabilirler. yani Avrupa düşüncesi hıristiyun milletlerin inhisarında değildir artık. Sonra dört imamla tilmizlerinin içtihatları gelir ki bunlar da dinle kaynaşmıştır. İslâm'ın tarihçesi çok farklı. dünya ahkâmında. 2 — Başka bir deyişle: Tarihte ilk defa olarak bir îslâm topluluğu «itikadatda tamamiyle esâsât-ı îslâmiyeyi muhafaza ettiği halde. Asya'nın içtimaî ve tarihî mukadderatından ayrılıyor. tarihte ilk defa olarak. Nasrâniyet esasından çok uzaklaşmıştır. 1 — Hıristiyan olmayan hir millet. inkilaibm karşımıza çıkardığı en mühim meseleleri bir bir ele alıyor. Ne var ki. Bunun içindir ki vicdaniyatta terakki ve tekâmüle lüzum bile yoktur. bizimkiler de odur. İnsan bilinmeyenler önünde şüphe duyar. ilerlemez olur. Ulema bugüne kadar. dört imamdan az sonra katılaşır. Bu din dört İncil'den ibaret değildir. Müslümanlık. serbesti-i harekâtı ihraz etti. Diyor ki: Müslümanlığın iki kaynağı var: Kur'an-ı Kerim'le Peygamberin hadisleri. Nakle dayanan akideler murakabeye tabi olamaz. Halibuki kilise. Hıristiyanlığa gelince. îlk devirlerde konsiller akideyi ve bazı ahkâmı tespit etmişlerdi. Eskilikler Bu bölüm kitabın en can alıcı kısmı. makülât sahasına giremez.» .kadar kesin bir muvaffakiyet beklenemezdi. ondan sonra da hıristiyanlık saibit kalmamış. Sür'atin üç sebebi var: 1 — Millet uyanıktı ve olaylardan ders almıştı. Hıristiyanların âmentüsü bile İncirden değil. konsillerin m ukarrarâtmdan alınmıştır. islâmiyetle Narâniyetin tarihteki inkişaflarına bir göz atıyor. muamelâtı da dinin içinde saydı. hem de muamelata ait ahkâmı kucaklar. 3 —Olayların akışı. Celal Nuri. akideye taalluk etmeyen maddelerin. Dernek ki islâm bin seneyi aşan bir müddetten beri duraklamaktadır. olduğu yerde kalır. Bu şüphelerin uyuşturulmasını ister. Böyle bir macerayı bekleyen istikbal »nedir acaba? Celal Nuri bu soruları ortaya attıktan sonra. Aydınlanmamış bazı noktalar: Yenilikler. 2 — Muhafazakârlar teşkilâtsızdılar. Hem vicdaniyata.» 3 — Tarihte ilk defa olarak Orta Asya'dan gelip Batı Asya'ya yerleşen bir millet. her asırda bazı şeyler eklenmiştir. «İkfbin sene evvelki bir ceddimizin hevayiç-i vicdaniyesi ne ise.

Muhammed'in asrına o kadar yakın bir devirde mevcut ahkâma dokunamazlardı. îki milletten biri ahkâmın değişmesi. Ne dinin sağlam esasları muhâfaza edilebilmiş. Türkler seziş yoluyla bu hakikati anladılar. hıristiyanlığm merasim ve ibadetlerini bediî bir şekle sokabildiler.. mâbadlı. tekâmüle mâni oldular. Kur'an’ın mushaf şeklinde toplanmasını da tasvip etmez. Oysa papazlar. ne de cahil ulemaya karşı bir kıyam vukubulmuştur. «Esası çürük bir nasrâniyet.» Hadis-i Şeriflere gelince. Cemal Nuri'ye göre İslâm'da bir ruhban sınıfı yoktur. İnkilabımızda etkin düşüncelerden biri de budur. İşte bunun için Batı medeniyetini benimsiyoruz. Müslümanların devingen bir medeniyeti yoktur. Osman'ın bu teşebbüsü son derece takdir edilecek 'bir iş değildir. Bunca asırdan beri hiçbir istilaha şâhit olmuyoruz. Sonraki ulema İslâmm elastikiyetini bozdular. toplayıcı bir iman ve itikat rnenbaı olduğuna göre bu dinin hürriyetçi düsturlarına dayanmalı ve muamelatta icma'a önem vermelidir. Osmanlıların «Avrupa Milletler camiası» içinde . Herhangi (bir asrın ahkâmı diğerlerine teşmil edilmek istenirse. Bir bakıma Avrupa'nın zaferidir !bu. Dinimiz cumhurî bir devlet şekli kabul eder. Her hüküm ancak zamanına göre izafî ve muvakkat bir kıymeti haizdir. hiçibir ilerleme olmaz. Dinin amacı insanların mutluluğudur. Ulemanın ortaya çıkması İslâm'ın ilerlemesine mâni olmuştur. «Kur'an’ın mukaddimeli.Halbuki ahkâm ve muamelat vicdaniyata benzemez. hal ve istikbal mazinin baskısı altında kalır. öteki de değişmemesi umdesini kabul etseler. «Hz. Gerçi 1856 Paris Kongresinde Avrupalılar. Daha sonra fıkıhla uğraşanlar dini bediî bir ifadeye bile kavuşturamadılar. İhtiyaçlar günden güne artar ve değişir. dinin kendisinde değil.» İslâm'ın bir talihsizliği de reformdan mahrum oluşu. Kaldı ki ahkâmın değişmeyeceği fikri İslâmiyet dışıdır. Medeniyet böylece genelleşme^0' ^ir ^1S1IÎ1 insanların tekelinde olmaktan çıkmaktadır. Selefin içtihatları ise bizim için hiç bir değer taşımaz. Oysa şunu yapmaları lazımdı: İslâm. Yazar. Bunların ancak yirmi kadarını sahih telakki edebiliriz. Evet. bu cumhurî şekli daha başlangıçta körelttiler. onu egemenliklerinin sürdürülmesine alet eden zorba hükümdarlarla onların uşakları olan ulemadadır. Muhammed istememiştir. Ulema ise müstebit hükümdarların emri altında. temeli sağlam bir müslümanlıktan ziyade câzib gösterildi. bunlardan birincisi şüphesiz diğerini ezer. hâtimeli bir cild haline gelmesini» Hz. Öyle olmasaydı dört mezhebin kurucuları Hz. Eğer bu amacı gerçekleştiremiyorsa kabahat.' Ama başka bir bakımdan Avrupa topluluğu dışındaki bir milletin Avrupa üzerice zaferi de sayılabilir.

yumurtanın kabuğunu kırmış. «Avrupalı oldum» demekle Avrupalı olunmaz. «Türk lnkilaibı»na dönelim. Unutmayalım ki 1919 Ekim Devrimi beş altı yıl önce gerçekleşmiş ve sosyalizm Avrupa devletlerinin gündemine gelmiştir. bu çok önemli mesele de ne düşünüyordu acaba? Anarşizm konusunda nasıl bir kanaat besliyordu? îslâmiyetle aşın sol arasında herhangi bir uzlaşma olabileceğine ihtimal veriyor muydu acaba? Bu soruların cevabını aydınlık olarak 1975lerde yayımlanan bir kitapda buluyoruz: Sosyalizm Tarihine Katkı. Osmanlı tarihini oldukça iyi biliyor. güçlü bir müdafaa. Meselâ medeniyet konusunda Larousse'un Büyük Kamusu'nu taramış. Çünkü dil. Bugünkü inkilaplar. Lisan Bahsi Toprak temizlendi. medeniyetin de aynasıdır. Cum-huriyetin ilanıyla bu saha her türlü inşaata elverişli bir hâle geldi. düzeltilmiş bir alan üzerine muhteşem bir saray kurulacak. Şimdi de üstadın yaşadığı çağı ne kadar tanıdığı sorusuna cevap verelim. düşüncenin de. İnkilap. Bu zincirler yok edilmedikçe Avrupalılaşamazdık. ancak gelecekteki ilerlemelerimiz için meydanı temizlemekten ibarettir. Kollan sıvayıp ümran ve irfan sarayını kurmağa başlayalım.. İnkılaptan sonra Batı medeniyetinin kabul ve tatbikine mâni olan engellerin sökülüp atılması lazımdır. Bu işde cezri (radikal) davrandık.sayılmasını kağıt üzerinde kabul etmişlerdi. zaman. Artık yapmak devri geldi çattı. Celâl Nuri. ilerlememiz için bir araçtır. yazan: Cerrahoğlu. Avrupa devletler hukukundan ıbiz de yararlanacaktık sözde! Ama Kapitülasyonlar kaldırılmadı. hiç değilse aramak. Türkçenin . bundan sonra bir amaç değil. Gelişmesi için tek ihtiyacı vardır. Metkı bir muhakeme. Başvurduğu Batı kaynakları da güvene lâyık. Daha doğrusu kendisidir. 60 yıl önce rastgele bir gazetecinin yararlanabileceği bir kaynak değil bu. çağdaşı elan aydınlara kıyasla ciddi ve tarafsız. hayat sahasına çıkmıştır.. İşe nereden girişeceğiz? Celal Nuri büyük bir is&jbetle«dilden» diyor. yaşayanların yani bizim vazifemiz. Mahmut döneminden başlayarak meydanın ufak tefek pürüzlerini düzeltmiştik. Bu işi başarmak için iki meziyete muhtacız: bilgi ve samimiyet. «Türk Inkilaibı» yazarı. Bundan sonra. Civciv. İnkılabın bir kazancı da devletler hukuku bakımından hıristiyan devletlerinden farkımız kalmamasıdır. Yaşayış ve düşünüşümüz de bu amaca göre değişmelidir. İrfanı ta başlangıcından tetkik etmeliyiz: Komşularımızın dilleri Avrupa irfanını ifade edecek olgunluktadır. II. Yıkmak da önemli bir iş idi. Evet ama inkilap niçin uyandırdığı ümitleri gerçekleştiremedi? Hatamız veya hatalarımız nerede? Bu suallerin cevabını verebilmek. Artık iki hukuk-u düvel yofktur dünyada.

Sonra yazar. bunlar zamanla umu frulur. Batı medeniyetini ifade edebilecek bir olgunluğa erişinceye kadar ne yapacağız? Başka milletler ne yapmışsa onu. Zamanın yerine muassırlar geçerse yapılan iş hatalı olur. Türkçenin tarihiyle ilgili tafsilata girişiyor: Fuzulî Batı Türkçesi kurulurken şöyle demiş: . Slav. Türevce zenginleştik ama ziyanımız da oldu. üslûp düzelmiş. Ne zararı var. Saydığımız diller. «Türkçe en mükemmel lisandır» iddiası da temelsiz. lisanı gelişmiş olmayan da lisan iktibasına mecburdur. Cermen lisanlan medeniyetin umumi tekâmülü içinde işlenmiş. gelişmeye çok. işte yenilik dostlarının üzerinde uğraşacakları verimli (bir alan. Latin. îngilizceyi ikinci bir dil olarak kabul etmişler.ise sarf ve nahivi. Ne var ki dilimize bir çok lüzumsuz kelime de girmişti. Bir kökten otuzbeş kelime doğar. Nitekim Abdülaziz devrinden sonra. Bir kere ön ve art edatlar bakımından zengin. Türkler îslâmiyeti kabul ettikleri zaman Arapça duraklama devrindeydi. Arapçadan çok kelime aldık. Zaman lüzumsuz kelimeleri atar. Kelime ve ıstılah bakımından yetim bir dil Türkçe. imlâsı bile hâlâ mazbut değildir. Medenî dilleri bilenler. Lüzumlu istilalıların (terim) ancak beşte biri mevcut. Japonlar. elverişli. Atadan kalma malı bulunmayan. kelime oyunları azalmıştır. Fakat lafızca fakir.. Daiha geniş ve daiha refah düşünebilmemiz için hiç olmazsa bunun iki misli lafza ihtiyacımız vardır. Fransızca. Kamusu yoktur. Onları kamusdan çıkarırsak dilsiz kalırız. Sonra mürekkep (birleşik) isimler türetebilirler. İngilizce yüzbin kelime. Eğer böyle bir hazine emrimizde olmasaydı halimiz haraptı. bunun için lisanlan da böyle bir feyzden maihrum kalmış. Ve talbiî olmadığı için de tepki yaratır. Bu sayede üslüp ciyadet kazanacaktır. nasıl çalışarak servet kazanırsa. büyük medeniyetlerin mirasına konarlar. Arapça ön ve art takılar bakımından fakirdir ama türev bakımından çok zengindir. Dilimizde yalnız art edatlar (£akı) var. Japonca ilerleyinceye kadar ellerini bağlamamışlar. Elbette ki dilimizin gelişmesine eskisinden daha çok çaba göstermeliyiz. Almanca gibi) öğrenirsek yerimizde saymaz ve dünya irfanını izliyeibiliriz. Fransızcanm etkisiyle yeni kelimeler doğmuş.. Hele şu sıralarda bir muhitü'l-mâarif (ansiklopedi) bile hazırlanamaz. Zengin devletlerin tebası da zengin olur. Türkçenin kendine göre iyi yanları var. Batı medeniyetine katılmamışlar. ön edatlar yok. Türkler. Türkçe otuzbin civan. Ama o istenilen zenginliğe erişinceye kadar medeni dillerden birinin (İngilizce. Türkçe. onunla birlikte ilerlemiştir. Batı dillerini bilmek o dillerde düşünmek demektir. Peki. Bumun da anadilimiz üzerine büyük faydalan olacaktır. Kaldı ki Arapçadan gelen kelimelerin çoğu son derece mühimdir. Vaktiyle Galatasaray bu maksatla açılmış.

Bir kelimeyle Celal Nuri'nin tenkitleri akl~ı selime yüzde yüz uygun. Bunları rastgele atamayız. o zamandan" berü lisanımız bir kaç renge girdi. ittir&dden mahrum... anarşi büsbütün koyulaştı. doğru. Pek çok tebeddülat gördü.. herkesin anlayabileceği bir dille yazılamaz. Nesrimizcleki bu gelişmemişliğin sebeplerini «Şiirden Düşünceye» başlıklı incelemede uzun uzadıya anlatmıştık. Celal Nuri. Bu da çok sık unuttuğumuz bir hakikat.«Türkçede Beyan-ı vekâyi düş var ve (Türkçenin) ekser elfâzı rekîk ve ibârâtı nâ-hemvâr'dır» (Türkçede olup bitenleri anlatmak güç ve Türkçenin lafızlarından çoğu tutuk ve cümleleri ise eğri büğrü). Cemil Meriç. . Medeniyet açıktan açığa hakkımız. Düşüncemizin yapısı haline. Netice: lügatimiz. «Açık. nahvimiz hâlâ müdevven değildir. Arapçadan lüzumsuz kelimeler. Aradan geçen 60 yıl bu dertlere bir deva getiremedi. mütaibakat. ıslah etmek ve onu medenî diller seviyesine çıkarmak. Ama yapacağımız ilk iş. sarfımız. Ama teklifleri ne kadar uygulanabilir? Bilemiyoruz. ne yapmalıyız? Lüzumlu İstılahları Arapça. Farsçadan alabilir miyiz? Hayır. kaideler almışız.. «Tecanüsden. «Şiirden Düşünceye») Celal Nuri. Bin yıldır irfanımız bu kelimelerle kurulmuştur... örnekler vererek şu hükme varıyor: hiçbirinde üslûp ciddiyeti yok. sarf-u nahiv» nok-talarından hepsi de düşkün.. Bir kaç kere lisanını değiştirmiş ve usl-u hatt ve imlasını bile şaşırmış bir eski müverrih. Eğer onun yoluna gitseydik dilimiz çoktan istikrar kazanırdı. Cevdet Paşa da 1302'de Namık Kemal'e yazdığı bir mektupta kendini şöyle niteler: «. Sonra büyük yazarlarımızı ele alıyor Celal Nuri. cehalet yoğunlaştı. ifade aletimiz olan dili inzibat altma almak.. isteklerini şöyle vurguluyor: Bütün engeller ortadan kalktı. Üstadın bu hükümlerine —ne kadar zalim olurlarsa olsunlar— biz de katılıyoruz. Avrupa dillerinde artık hiçbir hatâ hoş görülmez. Arapça kelimelere duyduğu-muz düşmanlık onları bilmediğimizden ileri geliyor. imlâmız. gelmiştir bu kelimeler. Ama yine de bir tekâmül vardır.» Unutmayalım ki Fuzulî Batıdaki rönesans zamanında yaşar. Mağaradakiler. Görülüyor ki aradan üç asır geçtiği halde lisan hâlâ yerine oturmamış. «Fesahat. fakat her konu. Biz de ise fasih bir ibareye rastlamak müşküldür. (Bkz.» . Ama yağmurdan kaçalım derken doluya da tutulmayalım... sade Türkçe ile yazalım» diye bağırıyoruz. İfade saflaşmıştır ama Türkçemizde fevza (anarşi) bugün de egemen. tenakuzlarla dolu bir ifade. bu tespitlerden sonra can alacak suali yapıştırıyor: Peki. Pekâla.

. Bu anarşiyi ancak devlet sona erdirebilir. Bazı yazarlar ise böyle bir davranışın dili yoketmek olacağını ileri sürüyorlar. Özetlersek. lafız sanatlarının ne kadar kötü kullanıl-dığını ispat etmeğe çalışıyor). Önce Latin harfleri. değiştirecek miyiz? Celal Nuri'nin bu suale verdiği cevap çok düşündürücüdür: Hayır. ler dilimizle ne kadar uyuşabiliyor? Bir müddet denenmeli.. Cevdet Paşa'dan. kopuşun belirmesine meydan . Evet ama «elifıba'yı» hemen. eski harflerle yazılmış başlıca eserler Latin harflerine geçirilmeli. yazı dili. Aceleye lüzum yok. Dilde ittirad olmadığından zihnimiz de perişan. Sonra da OsmanlıcaTürkçe meselesini ele alıyor. Yeni harf. edebî eserleri olmasa biz de Arnavutlar gibi Latin harflerini tereddütsüz kabul ederdik. Lisaniyatla ilgili hiçfbir eser yayımlanmamıştır. Becaizade Ekrem'den. Harfleri değiştirmek isteyenler bu psikolojik. Şehirden şehre. Osmanlıcanın yerine Turanî kelimeleri koymak ve dili saflaştırmak lâzımdır. Bütün içtimaî ve ruhî tarihimiz o'nda meknuzdur. yavaş yavaş yeni eserler basılır. Elif-Ba (alfabe) meselesi Arap harfleriyle okumak da güç öğreniliyordu. Her millette konuşma diliyle yazı dili ayrıdır. Eskilerden muhalled (klasik) olanlar yeniden basılır. kamusu Arapça ve Farsça kelimelerden temizlemek. Eğer atalarımızın ilmî. fennî. Fakat bir dilimiz var. Gerçi Osmanlı döneminde de ortak bir dil vardı ama ikiye ayrılıyordu bu dil: konuşma dili. Hem atalarımızın hem de çocuklarımızın ortak malıdır. Bir kısım yazarlara göre. elif-ba bir anda değiştirilirse mazi ile istikbal arasında bir kopuş olur. Arap harflerinin yerine La. mahalleden mahalleye ayrı lehçeler kulla. Aşırılığa kaçmayalım. Oysa bir çocuk Latin alfabesindeki 25 harfi kısa bir zamanda öğrenebilir. Celal Nuri. yardımcı bir elif-ba olarak okutulmalı. lisanın kabiliyetleriyle ne kadar uyuştuğu denenmelidir.. (Celal Nuri. Bir fâsıla-ı lisâna meydan verilmeden yeni bîr denge kurulmuş olur. Bu konuda herkes aklına geleni söylemektedir. lehçelerin üstünde ortak bir Türkçe varsa onu merkeziyete ve devlete borçluyuz. Bugün. filolojik vp içtimaî ilkeleri unutmamalıdır. Sait Paş-aV dan aldığı parçalarla lisanımızın nasıl anlaşılmaz hale geldiğini. Lisan terkip edilmez. Kütüphanelerimizi kapamağa mecbur olmadan. Yalnız bu iş aceleye getirilmemeli.Kelime ile beraber medenî âlemin bütün fikirlerini ve düşünüş tarzını da Türkçemize ve milletimize nakletmiş olacağız. Unutmayalım ki Türkçe yalnız bugünkü nesillerin dili değildir. mlıyor. Düşündüğünü de çarçabuk yazar ve kolayca okur. tin harflerinin kabulünü —prensip olarak— faydalı buluyor. yazmak da. nesiller arasında herhangi bir . teşkil edilmez teşekkül eder. Dilimizin tarihi yazılmamıştır. terekküp eder.

düzenli olarak tespit edilecektir. Askerlikte. Meşrutiyet aydınları arasında bu şikâyet oklukça iti. herkes millî terbiyeye hevesli ama bu terbiyenin henüz tarifine bile rastlayamadık. Aksi takdirde hiçbir milleti yenemeyiz. Arap harflerinin terakkimize mani olmadığını ileri sürmek cesaretini göstermiştir. bu medeniyetin en payidar tecellisi olan edebiyatını da tanımak zorundayız. Madem ki biz de Avrupalı olmaya karar verdik. seci. kelime. Tekâmülümüzü murakabe altında bulundurmak zorundayız. Zaten inkılabımızın tuttuğu yol Avrupa'nın (beğenilen töre ve âdetlerini iktibas etmek değil midir? Nakil ye iktibastan sonra ilk merhale ibda'dır (yaratış). Avam ilk tahsil. Yapılacak ilk iş. Avrupa edebiyatında aslolan fikirdir. Mütercim ve edibleriımize de büyük bir görev düşüyor. bilhassa kâfiye. İktibaslarımız tam /olmadıkça yeni bir döneme geçemeyiz. foar kazanmıştır. Arap harflerinden şikâyet.. Böyle bir davranışın aleyhinde bulunanlar gerçek bir azınlıktır. cehlin yok edilmesi olmalıdır. her ne pahasına olursa olsun. Muaşeret (görgü) hakkında Fakat . Yeni harflere ilk iltifat edenlerin başında Abdullah Cevdet gelir. her iki öğretime de aynı derecede ihtiyaç var. Batı edebiyatlarının sıhhat ve fesahat kurallarını. Resmî. bunun yolu nedir? Ben kesin bir cevap veremeyeceğim. gayrı resmî yayın hiçbir usule dayanmıyor. İslâm'daki çöküşün başlıca müsebbibi olarak Arap harflerini görmüş ve göstermiştir. Ba-tı’ınn klâsiklerini Türkçeye kazandırmaik olmalı. Mesela Darülfünun hocalarından Avam Galanti.verilmemeli. Önce üstadımız olan Avrupa. hekimlikte. İrfana Dâir İnkılabımızın şiarı. Duygularımız da gelişi güzel değil. Edebiyat Hakkında Bir milletin hakiki tarihi. İktibas devrinde olduğumuzu unutarak iddiacılıga kalkıyoruz. onların yazış tarzlarını (benimsemek. Şark edebiyatı. ahenk edebiyatıdır. onsekizinci yüzyıldan beri aydınları-mızı uğraştıran müzmin bir hastalıktır. Avrupa'nın ortak bir edebiyatı var. mühendislikte olduğu gibi edebiyatta da ilk işaktarmaktır. Mürebbîler yüksek tahsil görmeli. edebiyatından anlaşılabilir. Demek ki. Batı milletlerinin yüz yıllardan beri denenmiş töre ve alışkanlıklarını ülkemize aktarmak. Evet. Batı’nın usullerini lâyıkıyle hazmedince hayatımızı daha mâkul ve daha tabii bir surette tasvir edebileceğiz.

dikkatini kadınların durumu çeker: Kadın insanlığın yarısıdır. ne pahasına olursa olsun. İyi ama «bu alçalış ve yükselişi yaratan devlet» asırlarca ülkeyi imrenilecek bir medeniyet merkezi yapmadı mı? Celal Nuri devam ediyor: «îşte Cumhuriyet herşeyden önce.» Yazar. çünkü hayatı cazip değildir. Şarkın hu felç ve atâletine. Türkler. Batı. bu tasvirin fazla idealleştirilmiş bir tablo olduğunu fark ederek hemen ihtirazı bir takım kayıtlar öne sürer: «Batıdaki yaşayışın yalnız çekici yönlerini anlattık. Doğuda ise kadın. Savaştan sonra kadın konusunda serbestlik son haddine varmıştı. Doğu ise mağmumdur. Batı’nın toplumsal hayatı bizimkine kıyasla çok daha yüksek. Ama ne yapalım ki bütün bu tereddiyâta rağmen Batı medeniyeti yine de en sağlam medeniyet. Medeniyet. zelil ve hakir bir mahluk. bizde olmayan müesseseleri Avrupa'dan iktiibes etmek lazım. tavırlarımıza çeki düzen vermeliyiz. Gülerse de zoraki güler. Ayrıca Batı’nın sosyal durumunu da öğrenmek zorundayız. o medeniyetin dışındadır. Netice: «Şark Şark'tır. gülmeyi bilir. bu davamızı gözden uzak bulundurmamalıdır. işte. . Medenî bir toplumda bir çirkinlik görüyorsak elbette ki. Neş'enin ve güzelliğin. Maraz ise alınmaz. Bana göre Doğu'nun yükseliş ve alçalışı devlet tarzından ileri gelir. edebiyat. irfan müesseseleri. neş'enkı vatanıdır. En aziz emelimiz bu teşkile • tın gelişmesidir.Önce Şark ‘ın sefaletini sergileyen bir kaç fırça darbesi. Yazar. Elbette ki Avrupa medeniyetinin fbu yönleri üzerinde uyanık ve uzak görüşlü olmalıyız. Sonra bu iki tabloyu karşılaştırm ak. Yani tam bir çöküş manzarası karşısındayız. Sadullah Paşaları hatırlatan bir Batı hayranlığı. bu lâkaydlığma ve intizamsızlığa karşı isyan bayrağını açtılar. sağlamlığını kaybediyor. Doğu kadının yardımından mahrumdur. lisan ve dimağımıza.» Tanzimat'tan beri hep aynı terane. sosyal yaşamımızın neden bu kadar perişan olduğunu araştırırken. Bunun içindir ki günden güne aile. tedavi edilir. Ziya Paşaları. Herkes. Millet ve hükümet teşkilâtı. Talihsizliğimiz bu medeniyete ikiyüz yıl önce katılacakken şimdi intisap ediyoruz. Garb Garb'dır. aşağıdaki tekâmülleri gerçekleştirecek devlet teşkilatını kurdu. Dünya savaşından sonra bu alametler zeytinyağ lekeleri gibi büyüdü. Biz Avrupalılaşmak kararını verdiğimiz anda böyle mütefessih bir Av-rupa var önümüzde. zenginleşmek ve hayattan kâm almak emelinde. çirkinliği ihtiva etmeyen bir mefhumdur. Oysa bu hayatın yozlaştığmı gösteren nice alâmetler var. Toplum hayatımızı sergileyen bir tabloya ihtiyacımız var. Böyle bir yaşayışa katılmak istiyorsak hepimiz kalıp ve kıyafetimize. ona musallat olmuş bir hastalıkdır. Namık Elemalleri. davranış ve terbiyemize.. Batı. Batıyı güzelleştiren o.

baymdıklık işlerine dayanır. baymdırlık siyasetlerimizin mihveri nüfusu arttırmak olmalıdır. Celal Nuri. Hatta teknik de yetmez Anadolu'nun en az otuz milyon nüfusu olmalıdır.. Demek ki iktisat. Nüfusunuzu artırın ve güçlendirin ki. İtalya küçük.. Bunun için de gelecek insanların topraklarımızda bugün yaşadıkları ülkelerdekilerden ziyade bir cazibe. İşte inkilap bize bu ihtimali sağlıyor ve bu ufku açıyor. «Ey Türkler! Vatanınız geniş. bir huzur ve refah bulmaları. Bugünün savaşlarına hâkim olan.İnkilap başlayalı seneler oldu.. herkesi aile kurmağa teşvik etmek (bunun içinde iktisadi gelişme şart). Bu geniş toprakları ele geçirmek. İtalyanlar kalabalık ve sizden uzak değiller. araçlar değil tekniktir. eski Romalılar gibi hırfetten tiksinirdi.» Biraz iktisadiyat İnkilabm gerçekleşmesi ve ülkenin medenileşmesi için tek şart zenginlik. ticarî ve sınaî kâbiliyetlerin gelişmesine mâni olmuştur. bunun niteliğini açıklayan eserler nerede! Nüfus Topraklarımız geniş. 2 — Cumhuriyet hudutları dışında kalan Türkleri vatana çekmek. milletin iktisadî terbiyesini mürakabe altında bulundurmak. yâni iktisâden kalkınmaktı. Hükümetçi bir unsurdu. Önce bir program yapılmalı. sayınız az. Ticaret. Hangi yazarımız Batı hayatının esaslı yönleri hakkında milleti aydınlattı? Avrupa medeniyeti diyoruz. Hergün hutbelerde şu hakikati haykıracak bir Demosten'e. arttırmak. İtalya için çok cazip olabilir. Millî irfan... Cihan Buhranı . Türk olmayan Osmanlıların elinde kaldı. Celal Nuri'nin tavsiyesi de Guizot (Gizo)'nunki gibi tek kelimeyle ifade edilebilir: «Zengin olunuz!» İmparatorluk. İktisadiyat. bir kâr. sıhhiye. iktisadiyata dayanır. Nüfusu çekmek ve ülkemizde toplamak. inkilabm görevidir.. yâni nicel olarak ilerlemek. Bunun için. Milli gelişme. başka bir deyişle yapılacak işler ciddî bir plana bağlanmalı. Demosten'i hatırlatıyor ve 'bizde de böyle Demosten'lere ihtiyaç var. ahalinin okuyup yazması ve zengin olması. Osmanlı saltanatı iktisadî bir devlet değildi. Bu tehlikeyi hiçbir zaman gözden kaçırmamalıyız. Havas ile avam arasında orta bir tabaka. Türk vatanı ikinci bir İtalyan vata» nı olmasın. Türk. yani nitel olarak ilerlemek.. Nüfus iki türlü çoğalabilir: l — Doğanları muhafaza. Nüfusumuz az. yani esnaf yokta.

Dünyayı alt-üst edeceğe benzeyen bu çeşitli akımları dikkatle takip etmeliyiz: sosyalizm. Mesela İngiltereye bir inkilap memleketi değil. Türk milleti inkilap sayesinde kendisiyle ilgilenmeyen müesseseleri yıktı. Bunlar değiştirilemez. bu inkişaf ve tekâmülü kolaylaştırmaktan ibaret olmalıdır. alanıdır. Çünkü inkilap maziyi yıkar. kendini bütün milletlere kabul ettiren bir devletler hukuku yok henüz. Ve ona. tekâmül sahasıdır. İtalya. Tekâmül ise istikbali inşa eder. siyasî. Ülkemizde. Oysa Fransa bir inkilaplar ülkesidir. bırakmak tabiidir. bir yandan eski saflığına dondürülmeli. Osmanlı tarihi asla İngiliz tarihine benzemezd en çok Fransa'nınkini andırır. ahlâkîyet ve maneviyatta bizim ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir hale gelmeli. Bazı uygulamalar . Tekâmül yoluyla diğerlerini ise inkilafca Elbette ki. Dil. Rusya. Ama. tehlikeli akımlar doğurdu. Demek ki inkılâbımızın bu konuda yapacağı şey. Gerçi sanayimiz gelişmemiş ama henüz sermaye ile emek arasındaki anlaşmazlıklardan da uzağız. inkılaptan sonra tekâmül gelecek. Lakin din. gerek proletarya ülkemizde yeni yeni öğrenilen kavramlar. kişiler arasındaki anlaşmazlıkları medenî hukuk yardımıyla çözümleyebiliyor. Kimine göre de Türkler ne ârîdirler ne de nasrânî. Yalnız inkilabın da sınırlan olduğunu kabul eder. İslâm'ın milletçe benimsenmiş esasları var. içtimaî. Cihan. doğru yolu gösterecek asri bir peygarnber de yok. ihtilâl içindedir. hem tekâmül gerçekleşecek amaçları tekâmüle. tekâmüller ülkesidir. Eski denge bozuldu. pekâlâ uyuşabilirler. komünizm. Yazar.İnsanlık. yerine yeni bir denge kurulamadı. Karamsar olmayalım. Mesela. Aykırı Düşünceler İnkilap aleyhinde bulunanlar var. anarşizm mutlaka tanımamız gereken toplumsal olaylardır. her yeniliğe karşı gelen bir muhafazakârlar zümresi var. tutucuların kökü ancak ciddî bir eğitim sistemiyle kurutulabilir. Ama. tam bir inkilapcıdır. Büyük tehlikeler ortasındayız*. dil'de inkilap olmaz. inkılap irticai yok etmiştir. Yunanistan. Diyorlar ki. İktisadî buhran. bir yandan da muamelata.. Yunan ve Roma medeniyetlerine de nisbetleri yoktur. Ârî ve nasrânîlerin Yunan ve Roma irfanı üzerine kurulmuş medeniyetleriyle nasıl uyuşabilirler? Celal Nuri'ye sorarsanız.. Devletler arasında emniyet cârî değildir. hem inkılap. Gerek kapitalizm. iktisadî bir durumdan diğerine ya tekâmül yoluyla yahut da inkilapla geçilebilir. Din.

Son Bölüm Bizim inkilabımız. ede. tekâmülle güçlendikçe Avrupa medeniyetine dahil olmayan müslüman ve mecus âlemlerine de sirayet edecektir. 285). Önemli olan dile esneklik kazandırmaktır. Türklerden bir Basteur. Ediplerimiz bol ama dilcilerimiz nerede? înkilap. Kamuslarımız çok ilkel. çeşitli eserlerdeki Türkçe kelime nisbetlerini yüzde olarak tesibit ediyor. Bugün de -bu alışkanlıktan faydalanarak Arap ve Fars dillerine başvurabiliriz. diyen yazar takip edilecek yolu şöyle anlatıyor: Önce dilin lügatini yapmalıyız. Gelişigüzel fakat oldukça ciddi. Bu yüzden çok sıkıntı çekiyoruz. Türkçenin bağımsızlığına engel olmamıştır. bir Darwin yetişecek ve Türklerin Cermenlerle Latinlerden. Hadîkadüs-şuada % 22. Ne nisbet edatımız var. (s.: Lisan hakkında Gelişigüzel sıralanmış bir sürü düşünce ve malumat.. Dilin ihtiyacı. Ama bu dillerdeki takıların Türkçe köklerle kaynaşmasını sağlamış. İlimde lügatten evvel gramer gelir. Bu bilgiler. Türk milleti azmetmiştir: onun da. yalnız kendini değil. mekân ismi. medeni milletlerin sözlükleriyle karşılaştırıp noksanlarımızı tespit etmeliyiz.Madem ki Avrupalılığı kabul ediyoruz. ulûm ve fünunu. dilde tekâmülün yolunu açmalıdır. insan hakları beyannamesi bakımından 89 inkilabmm bir uzantısı sayılabilir. kesin bir hükümle noktalanıyor: Hiçbir dil diğerleriyle karabet peyda etmeden ve onlardan istianede bulunmadan yaşayamaz. Önce lisanla ilgili mefhumlar. Kamus nasıl yapılır? Gramer nasıl kurulur? Sorularını bu ilimlerin ışığında aydınlatacağız. Bu tekâmül nasıl olacaktır? Kamus'dan önce gramerimiz hazırlanmalıdır. Sonra yazar. Sonra bir Lahika. İhtiyaçlarımız ortadadır. ne gereği kadar alet ısmı. Eskiler. başlangıçta bu iş kolayca yapılabilirdi. kelimeden çok. Herşeyden -önce usul. biyat ve bediiyatı bulunduğu kademeden biraz daha yukarısına çıkaracaktır. Şefiknâme'de %17. bazı gramer unsurlarına (morfem) ve isim terkiıblerinedir. Kısaca Türk çalışacak. zaman ismi.. onun bütün özelliklerini ve bilhassa düşünme ve çalışma usullerini de almağa mecburuz. İnkilaibımız. Turan ağacına yapılmış bir aşı. Etimoloji daha sonraki iş. Slavlarla Anglo-Saksonlardan seviyece bir farkı kalmayacaktır. insanlığı yükseltmek sırası gelmiştir artık. Sonra bu lügati. . Çerçeveyi hazırladıktan sonra kelimeler tasnif edilebilir. sonra dil aileleri. Arapça ve Farsçadan bol bol kelime almış. Arapça. Fakat daha önce lengüistik ve mukayeseli filoloji öğrenmeliyiz. filoloji ile lengüistik'in farkları. Böyle bir yardım. Sanıyoruz ki. Türkçede ön-takılarm bulunmayışı.

1500 yıldır sürüyor. Avrupa medeniyetinin üstünlüğü çeşitliliğinden ileri gelir. Batı lügatleri de doyurucu değil. Ama onların hepsinden ayrı bir terkiptir. Halkın. Bir kelimeyle gelişen bir medeniyet. aşıl mânâsından hayli uzaklaşmıştır. Avrupa medeniyeti bir bütündür. İnkilap. Kitabın en mühim Yazar. Guizot. Larausse'un Büyük Sözliik'ü de aynı sırayı izlemektedir. de dilimiz hakkında bir kitapçık yazmıştı. hem de islah edilemez.. «medeniyet» denilince ne anlıyor? Gündelik dilde. ilim ve fenlerden. hükümet şekilleriyle ilgili değildir. .Sayfa 291'de Arap elif-ba'smın mahzurları sergilenmiş. büyüğünü m edin e denir. Bu medeniyet. hürriyette de belirebilir (Celal Nuri bu görüşe katılmıyor). Celal Nuri'nin üzerinde durduğu tez şu. medeniyet: şehirlilik. yeni Avrupa medeniyetini karşılaştırır. En iyi vasıflarını mazinin çeşitli medeniyetlerinden almıştır. 1 — Sosyal etkinliklerin gelişmesi. Medenî.. «medeniyet» deyince kast ettiği bu nimetlerdir. Avrupa bugün. hem Türkçeye uygun değildir. isimler yapmak şiveyi bozmadan. Aşağı yukarı 60 yıl sonra biz de yazarın dil bahsindeki görüşlerine katılıyoruz. nezaket ve terbiye. Küçük şehre belde. güven ve asayişten yararlanmak. îki şartı var medeniyetin. lisanda inkilap pek güçtür. rahat bir hayat sürmek. anlamlarına gelir. medineye mensup. Batı yaşayışının parolası: inkişafta tenevvü ve hürriyetti. Kelime zamanla. sanat ve ticaretten. Filozofların anlayışı biraz daha farklıdır. vahşetten ve bedevilikten ayrı bir sosyal durum. medeniyet: haderiyet. Mutlakıyette de. bu konuyu Bu konuda her türlü aşırılığa düşman. tekâmüle tâbidir. Meselâ Guizot'ya göre medeniyetin kıstası: ilerleme ve gelişmedir. Avrupa'nın yaşayışı ne dardır ne tekelci. daha önce Yani. Guizot karşısında herhangi bir tasdik veya red belirtmeden Gobineau'ya atlıyor. ancak yazı dilleri olmayan milletlerde. dille ilgili olan bu ek. mesela Macarca ve Çekçede düşünülebilir. tabii aşırıya kaçmadan "ve Yeni kelimelere de kullana kullana alışılır. Bu elif-ba. oldukça iyi biliyor. Diller inkılaba değil. Türkçeyi zenginleştirmek için mürekkep tavsiyeye şâyan. ikinci bir ekle zenginleşiyor: Medeniyet Tabir ve Mefhumu hakkında Medeniyet kelimesi Firuz-Âbâdfde yok. Mütercim Asım'dan öğrendiğimiz bunlar. Sonra kitap. 2 — Bireysel etkinliklerin gelişmesi. eski medeniyetlerle. Gobi-neau'ya göre medeniyet. ilerlemeye elverişli bir tarzda düzenli ve dürüst yaşamak ve birarâya gelmek. bölümlerinden biri. Celal Nuri.

her senede. Medeniyet hakkında kesin bir hükme varılamaz. 11—15 Mayıs tarihleri arasında yapılan İkinci Milletlerarası Atatürk Devrim Sempozyumu. Celal Nuri. ele aldığı konuyu Batı’nın belli başlı kaynaklıyla aydmlatarak irdelemiş. . «Türk inkilabınm anlam ve önemini önce kendi insanımıza . her dakikada fikren olsun. Her asrın. İbn Haldun'un fikirleriyle noktalıyor. Bu sempozyumda tarih. üstadın müşahedelerine ne gibi bilgiler eklemiş? Prof. Celal Nuri' niîi 'bir özelliği de hiçbir zaman aşırıya kaçmaması. Celal Nuri. Mukaddimeden sonra yeni bir Batı tarihçisinin görüşlerine de yer veriyor.Gobineau'dan sonra Buckle’ın Fourier'ye geçiliyor. politika konularında Atatürk'ün görüşleri incelenmişti. Celal Nuri'nin kitabı yarım asır önce yayımlanmış. Evet.» Enstitünün 1981 yılında gerçekleştirdiği en hayırlı faaliyet. Bu kadar dolu. ve asrımızın noksanları varsa insaniyet onları birer birer yok etmektedir. en uygun ve en mükemmel medeniyete katılarak bu görevini yerine getirmiş oluyor. Ferrero'ya göre ilerleme kavramı kişiden kişiye değişir. Türk milleti ise. Daha doğrusu konuyu. Hemen altını çizelim: başvurulan kaynaklar sağlam ve ciddi. Medeniyet birikim demek. Aradan geçen bunca yıl. edebiyat. Avrupa'yı bu kadar yakından tanıyan başka bir Türk gazetecisi bilmiyoruz. İnsanın rüşdü her an artıyor. Ufku bu kadar germiş. Gugîielmo Ferrero. Noktalıyor demek yanlış. Bugünü beğenenlerin de. sonra Büyük Larousse'dan aktarılan bu bilgilere fazla bir şey eklemeyen Celal Nuri. Duruy'nin tarihinden bir kaç sayfa sunarak Eski Yunan’ın çağdaş Avrupa'ya bıraktığı miraS1 özetlemeğe çalıyor. Yunan Medeniyeti Celal Nuri. Fakat şurasını unutmamalıyız ki. 60 yıl öncesini aydınlatan ustaları yakından tanımadıkça onları aşmağa kalkmak büyük bir budalalık olur. bir kitabı bu kadar kısa bir hacim içinde özetlemek imkânsız. Kadim. maddeten olsun ilerlemektedir. kültür planında meşrutiyetle boy ölçüşebilecek aydınlar kazandırmamıştır. Atatürk Devrimleri Araştırma Enstitüsü Başkanı. dünü özliyenlerin de hakkı var. nihayet İbn Haldun'u anlatıyor. akl-ı seliminin çizdiği yoldan uzaklaşmamasıdır. herşeye rağmen görüşünde ısrar eder. ekonomi. insanlık her asırda. benim yıllarca önce kendi faydalanmam için yaptığım bu topal hülûsaya ihtiyaç kalmaz. İnsanlığın genel ilerleyişine ortak olmak her milletin vazifesi. mütalâları yer alıyor.. tarihin ele övüneceği bir konudur. Bayrak dergisinin bir muhabiriyle yaptığı konuşmada (28 Eylül 1981) şöyle diyor: «Türk inkilaibı konusunda ciddî çalışmalar gerekli. Yılmaz Altuğ. Esefle söyleyelim ki inkilap. Umanm ki «Türk înkilabı» eski harfleri iyi bilen bir gayret saMbin'in himmetiyle yeni harflere kazandırılır da.

bu hedeflerden uzak düştüğünü son yıllarda karşılaştığımız olaylar gösteriyor». fazla nikbin değildir. Dante. Altuğ'u üzen bir başka konu da: Atatürk'ün İslâmiyet karşısındaki durumunun yanlış anlaşılmış olmasıdır.anlatmalıyız. Latinceden Rusçaya kadar eski yeni birçok dilleri biliyor. daha çok Fransız Deyrimi üzerinde çalışmış. Ibıı ALKalbi. Roma Üniver' sitesi İslâm Araştırmaları Enstitüsünde müdür. Âfet İnan’ın bir teklifini hatırlatıyor: Açık müzeler yapmak. Hıristiyan. Al-bin Michel Paris 1965. Victor Hugo. Renaıı. Grek ve Latin menşe-ler. Renan'dan Hugo'dan alıntılarla zenginleştirmiş1. yönetiliyorlardı: peyki: Laihmiler. Çektiğimiz sıkıntıların başlıca kaynağı da budur. (Payot. yani yan tutmayan bir müşahit. Lenin'i de büyük vukufla incelemiş. îbranice_ den Yunancaya. Presentation de Mohamet par Gabrieli F. yedinci asrı. «Toplumda bir kesimin.» Sonra Altuğ. Türk tarihi. Na> polyon'dan. «Atatürk bu ülkeye laikliği getirmiştir ama dinsizliği asla. Her asrı bir insanda somutlaştıran bir eserler dizisine başlamış «Çağların Anıtları» (Le Memorial des Sidcles). fbu hedefe ne kadar yaklaşılmış? Altuğ. 389 sayfa. Tafcari. İslâm tarihi açısından yorumlanmalıdır. . Sosyolojik. 60larda yayımlanmağa başlayan bu dizi için sağlam bir güvence olsa gerek.. Sadece âlim. Tabari'den. Dante'den. Okuyucuya hatırlatırız. hattâ Marksist de değil.. ekonomik şartlar açısından meselenin izahı yapılmalıdır.» İnkilabm hedefi «Türk toplumunu her alanda yüceltmek» dir. « len»: İbrani. Maçoudi. Kitabın yazan Francesko Gabrieli. Diziyi yöneten çağımızın en büyük tarihçilerinden biri: Gerard Walter. Bu anlatış hikâye şeklinde olmamalı. Walter komünist de. İranlıların . Mesudi'den. üçüncü ıbdlüm ÇAĞLARIN ANITLARI Albin Michel. Bizans'ın peyki: Gassaniler. dizinin alâkamızı çekişi bundan. Fransa'nın en tanmmış yaymevlerinden biri. Peki. Ibn Icfoak. Hazret-i Muhammed'e ayırmış. Cl) Mâhomet. o günkü maddî ve manevî şartları canlandırmak. Bir kelimeyle gerçekleşememiştir. Nepoleon. tarihî. Eseri. inkilabm hedefleri geniş ölçüde Bu karamsar ifadeye herhangi bir ilavede bulunmak istemiyoruz^ (3) Celal Nuri Beyin makalesiyle ilgili geniş bilgi «Somut» dergisinin 4 Mayıs 1984 tarihli nüshasmdadır. Ciddiyetini defalarca ispat etmiş bu ilim adamının ismi. 1931). Albin Michel. Walter'i dünyaca üne kavuşturan ilk kitap: «Komünizmin Menşe. Saint-Just ile Robespierre'e hayran. İbn îshak'dan. Textes de Mahomet.

Gassani filarklığmı kaldırmış. Yesrib (Medine) ve Taif. Kabe inşa edilmiş ve Kabe'nin koruyuculuğu babadan oğula geçerek Kureyşlilere kadar gelmiş. V. sonra Acemlerle anlaştı diye. Yaman bir kadın bu Marya. saldırılarını önlemek için Irak ve Suriye hudutlarında hıristiyan Araplar Bizans ve îran uğruna boğazlaşırken. bir kervan merkezi ise. bü küpelerin dünyada bur benzeri daha yokmuş. İstanbul. Laihmiler. lâkabı: Ekber. Kaldı ki. Başka bir deyişle kaderilerle göçebeler. Hicazdaki putperest Arap camiaları. Babasının öcünü almak isteyen oğlu da tutuklanıp sürgüne yollanmış. En ünlüleri 495de tahta çakan IV. Göçebeler ya tehlikeli bir yol kesici idiler ya da zenginlerin emrinde zaptiy e. her biri güvercin yumurtası büyüklüğünde iki inci. şehirlerinin de imtiyazlı bir yeri vardı. Haris. karısı ile bu taşın üzerinde yatmış. Toprak çorak olduğundan. En eski kervancılar. Suriye'den Hint Okyanusu sahillerine giden yollar oradan geçiyordu. yakalayıp Sicilya'ya sürülmüş. iki zümreye ayrılmıştı: Zenginlerle yoksullar. Mekkeliler için biricik kurtuluş yolu ticarettiJİthal ettikleri malları tüketmedikleri. çünkü hem ticaret merkezi. Mari'nin şöhreti ise küpelerinden geliyor. daha doğrusu dul karısı Marya. Bunun için çok geniş bir teşkilata ve önemli yatırımlara ihtiyaç vardı. Onbeş prensliğe ayrılan Gassaniler ülkesi İranlıların eli-ne geçmiş ve böylece Hıristiyan-Arap devleti zeval bulmuş. Tevrat'ın sözünü ettiği ilk bezirganlar Hazret-i İsmail'in ahfadı idiler. bu beraberlikten Hazret-i İsmail doğmuş ve bu taş bütün Araplarca kutsal sayılmış. devecileri ağırlayacak müstahdem ve gelen . İranlıların Gassani korudukları bir topluluk. Roma'ya kafa tutmuş. Haris. İbrahim Hâcer'i ilerde Mekke olacak yere getirmiş. orada bir taş görmüş. hem de mukaddes şehir. başka bir deyişle milletlerarası ticaretin ilk aracılarıydılar. Mekke ele bir kervan merkezi oldu. hükümranlık tacı giymiş. üzerine yollanan bir çok orduları bozguna uğratmış. Yerine geçen El Mundir.Gassaniler sülâlesi tarihimi P^k az biliyoruz. Binlerce deveyi barındıracak damlar. Birbirleriyle yarışan üç belde görüyoruz: Mekke. Sülâleden onbeş hükümdar gelmiş. . Sasanilerin yükseliş devrinde nasıl Palmir. komşuları. Jüstinyen tarafından genel fiüark nasbediîrniş. dörtyol ağzında bulunmak. Batı tarihçilerinin kendisinden bahsettiği Gassani hükümdarlarından ilki: ÎL Haris. O da ününü karısı Mari'ye borçlu. En üstünleri Mekke. beldeyi Hazret-i İbrahim kurmuş. yaibancı ülkelerle yap-tıkları ticâret' sayesinde zenginleşmiş. Kabe halkı. Müslümanlara göre. kendilerinin de üretimi olmadığı için ister istemez transitle uğraşacaklardı. monofizist temayüllü bir hıristiyan olduğundan Theodora’ınn iltifatına nail olmuş.

.. Mekke'de içtimai hayata hükmeden üç âmil var: Kervanlar. Batı Arabistan'ın en kalabalık panayırı: Ukkaz'dadır 2 —' Politeizmin mirası : . Hudutta. zaten Araplarda herkes şairdir. Cumhuriyet olması için. Bu devrin iki özelliği var: Rahiplerin ve ordunun bulunmayışı. Bizansla. Bedeviler. tellâl zümresine ihtiyaç vardı. bir seçime ihtiyaç vardır. Kervanların uğradığı bölgelerin aşiret reislerine kârdan pay verilecekti. Bizansla aktedilen anlaşmaya göre mübadeleler hudut yakınlarında olacaktı. her yerde onları görürüz. hem merkeze hem de civara hükmedecek merkezî bir organa ihtiyaç vardı. her zaman.malları koruyacak depolar lâzımdı. panayırlar. Ahalinin hemen hepsi bu teşebbüslerde ortaktı. Kadınlardan sonra şairler gelir. herkesin aynı katkıda bulunması şart değildi. hem girişte hem çıkışta. İranla. Deveci olmak için. Mekke'deki gerçek hükümet şeklini ifade etmez. hem geniş ticarî bilgilere sahip olmak. Çok geniş bilgisi kadar. reisleri tarafından temsil edilen büyük ailelerin elinde idi. sermayedarlar aralarında ortaklık kuruyorlardı. Ânter imiş. Hazret-i Muhammed'in zuhurundan hemen önceki devirde. topraklarından geçilecek aşiretlere ödenmesi gereken resimi. Şiir bir sanat olmaktan çok. katip. İktidar. yolcuların üstleri ve yükleri sıkı sıkıya aranıyordu. yabancı ülkelerle ticaret münasebetlerine girişti. Mühim olan. Panayırlar daha çok hac mevsimine rastlar. Şairlerden sonra râviler. şairleri sevmez ama düşmanlarının tuttuğu şairlerin hücumlarına cevap vermek üzere kendi de şairler bulundurmuştur. Bu masraflar tek tüccarın gücünü aşıyordu çok defa. Habeşistanla ticarî anlaşmalar yaptı. Devecilik büyük itibar kazandı. Bu işler için kalabalık bir muhasip. Bu faaliyeti yönetecek. Mekke'de iktidar en büyük on ailenin temsilcileri elinde idi: Bir nevi vekiller heyeti (Walter bu hakim ailelerin isimlerini ve imtiyazlarını birer birer anlatır). Hazret-i Peygamber'in eski şairler içinde en çok beğendiği. kâra da zarara da katılıyordu. Mekke'nin bütün tüccarları tarafından kurulan idare meclisi. kervanlardan fazla para sızdırmak için her vesileye başvuruyorlardı. Hazret-i Muhammed. hem de büyük bir cesaret ve gözü-açıklık gerekiyordu.. bir nevi oligarşi. kuyulardan faydalanmak için verilecek tazminatı tâyin etmekti. hac. Ve kadının oynadığı büyük rol. apaçık tarafgirliği ile meşhur olan cizvit papazı Henri Lammens'e göre. Elli yıl önce ortaya atılan ve bir slogan haline gelen bu tabir. Mekkeliler bu işin de çaresini buldular. bir nevi ifade vasıtasıdır. bu organ tüccarlar cumhuriyetidir. Menşeinde Mekke monarşi ile yönetiliyordu. Hazret-i Muhamımed'in doğumundan bir asır önceye çıkan bir saltanat.

Bu ibadetlerden biri de Hac'lardı. oraları İslâmiyet için mübarek yerler saymış (Hacer-i esved. Hıristiyanlarla. Daha sonra birçok temaslar olmuş tabii. sh. Gassani kralı Ebu Cübeyle. «bazı hahamların lüzumundan fazla semiz olduğunu hiç mi okumadın?» demiş. İslâmiyet politeizmin tanrılarını silip süpürmüş ama mabetlerine pek dokunmamış.Arap politeizminde sayısız mabetler ve ibadetler vardı.belli başlı reislerini keserek yönetimi Araplara teslim eder Yahudilerin kılıç artığı kendi köşelerine çekilip servet toplamakla uğraşmış ve hakir miyet sevdasına kalkışmamış bir daha. yahudilerin . Zemzem kuyusu ve Hira dağı üzerine malumat. 34-44). bankacıydılar. Muhakkak olan şu ki. bkz. Bazı yanlışlar . Hazret-i Muhammed. Hazret-i Musa'ya Tora'yı bahşeden adına söyle. iki taraf da zaman zaman hayal-lere kapılmış. bu yüzden birçok çekişmeler olur. hurma bahçeleri varmış ve Araplar üzerinde bir çeşit hakimiyet kurmuşlar. Medine civarına Yemenden bir çok aşiretler gelecektir. sh. Hirschfeld «Hicret olmasa İslâmiyet olamazdı. Çok kızan Malik «Tanrı insana hiç bir vahiyde bulunmamıştır» diye cecap verince münazara sona ermiş. 49-50). sonbaharda hurmaların hasat mevsiminde yap ılınmış. her kafile belli yerlerde otağ kurarmış (eski hacılar için bkz. «Hıristiyanların çoğu doktordular. Putperestliğin Mekke'ye girmesi Kuzait'ier zamanına rastlar. Malik çok «semiz» bir adammış. Toprakları. arkama bir yahudi gizlendi. Yahudiler Arapların zenginleştiğini görerek. Yahudiler ise kasaplık ve köşkerlik gibi bayağı işler görüyorlardı. onu katlet diyecektir. Hacılar Arafat ovasına kafile kafile gelir. Üçüncü asırdan itibaren durum değişecek. onları hakimiyetleri altına almak isterler. İslâmiyet! tanımak istemişler. katiptiler. Hazret-i Muhammed'in zuhuru. yahudiler aşağı yukarı aynı zamanda -Arabistan'a gelmiş. Haham Malik. Hicret» diyecek kadar aşırılığa kaçmıştır. yahudiler ise kolonizatör olarak. hıristiyarilar daha çok misyoner. ikinci asrın sonundan itibaren Medine ve civarı yahudilerin elindedir. Medine'de yahudiler olmasa. Kitabın kendisi geniş malumata dayanıyor ama Gabrieli hıristiyan. Peygamberle münazara için Mekke'ye yollanmış. Modern bir yahudi alimi. bir yahudi bir taşın arkasına saklandı mı. yahudilere karşı daha çekingenmişler. onları bu kayıtsızlıktan uyandırmış. Daha önce Mekkeliler. 3 — Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın etkisi : Walîter'e göre Arapların çoğu hıristiyanmış. Buhari'nin topladığı hadislerden biri müminlere şu buyruğıı verir: «Yahudilerle savaşacaksınız. Eski Araplarda dua diye birşey yok ama hac çok yaygın/ Hac.» Walter'in girişi aşağı yukarı bu kadar. taş dile gelecek ve ey Tanrı kulu. Walter'e göre Hazret-i Muhamrned politeizmin mirasındaki temelleri korumuş ama onları muhtevalarından sıyırarak vahdaniyet umdesine bağlamıştır. hahamı görünce. İbrahim dinine mensuplarmış. aktardılar.

din allâmesi. Bu derleme. Yedi bölümden oluşan kitabın üç bölümü.yedinci yüzyılın en önemli şahsiyeti olarak ele. Arap tarihçi ve düşünürlerinin eserlerinde. Bâtı’nın en tanınmış zekâlarının bu konudaki görüşlerine yer verilmiş. Almanca olmak üzere birçok dile çevrilmiş. İhtiyatla okunması ve kaynak. metinlerle karşılaştırılarak faydalanılması gereken. Türkçe. fıkıhçı Taberi'nin en ünlü eseri «Ghronique» (Kronik) lerden derlenmiş bir kısım: «Hazret-i Muhammedln Hayatı ve Yaptıkları». Ibn Hişam'ın eseri aracılığıyla samanımıza tüaştığı şekliyle. Farsça. Batıda Hazret-i Muhammed için neler söylenmiş? Burada da Dante'nin «İlahî Komedya» smdan. Peygamberin Özdeyişleri izliyor. fbatıda iş başındaki papalar.'Taberi'nin fcu eseri. Meselâ 68. Hadislere göre «Hazret-i Muhammedln Özel Hayatı» nı anlatan bölümü. alındığı «Çağların Anıtları» dizisi. Yoltaire'in «Adetler Üzerine . hacım oarak. Büyük bir seyyah da olan Mesudi'nin «Altın Çayırlar» adlı kitabında. sayfada-şöyle bir hata: İlk müminlerden bazıları Hazret-i Muhammed'in yakın akrabaları idi. Fransa ve italya'da tahta çıkan krallar. bu kitabın da büyük bir bölümünü metinlere ayırmış.gözünden kaçmış. Gabrieli'nin yaklaşık elli sayfalık yazısında: «Hazret-i Muhamrnedin Portresi». Eserde. İspanya'nın vizigot hükümdarları. Walter'in kısaltarak özetlemeğe çalıştığımız yaklaşık kırk sayfalık girişinden sonra. Bunları da Mesudi derlemiş. Şöyle bağlıyalım: «huz ma safa. bu bölümde bulduğumuz ilk metin. Özdeyişlerin bir kısmı ne kadar Peygamber'in ağzından çıkmış tespit mümkün değil ama bütünüyle Peygamberin ahlâkî ve psikolojik düşüncelerini sadık bir şekilde ifade ettikleri de muhakkak. yedinci yüzyılın teferruatlı bir kronolojisi yer alıyor. da’ına keder». İslâmiyet'in menşei ve Peygamber hakkında önemli bilgiler var. Hazret-i Muhammedln . Bir Müslümanm kolay kolay hoş göremeyeceği hükümlerden de söz etmeye lüzum yok. amcazadesi Ali ile amcası Abbas. Bizans İmparatorları. Çağatayca. Sonra. Onu da Peygamberin hayatının bir kronolojisi izliyor. genel bir biyografya şeklinde insanlık tarihine mal eden ilk Arap tarihçisi Ibn Ishakln yazdıkları. Fransızca. miladî ve hicrî takvimlerin karşılaştırmalı bir tablosu yerleştirilmiş Gabrieli'nin yazısından sonra. Hazret-i Muhamrned İn hayât hikâyesini. O devirde. Okuyucuya yardımcı olmak amacıyla. kitabın en uzun kısmı. Kitabın ağırlığı. Yaklaşık 170 sayfalık bir metin. hiç şüphe yok ki. mesela. Peygamber'e ayrılmış. bir eser. oldukça insaflı. İslâm âleminde hüküm süren ' halifeler. bize Hazret-i Muhammedi en iyi şekilde tanıtabilecek parçalardan yapılmış derlemelerin yanısıra. dizinin diğer kitaplarında olduğu gibi.

Denemesi» sinden. inden. Hugo'nun seçilmiş metinler sıralanıyor. okunması kolay. mesela «Medine şehri için düzenlenen Anayasa». 1958'de Fransızcaya çevrilen kitaba Maxime Rodinson bir «Önsöz» yazmış. Walter'e göre. genç bir ilim adamı. Londra 1956. Carlyle’ın Çıkan Kahraman» yazısından. Ondört asrı kucaklıyor.. olayları anlatmak değil. kıymetli ıbir başvuru kitabı. biliyoruz». Ondört asır. Bunlardan ilki Montgomery Watt'ın iki ciltlik bir eseri: 1) Muhammed at Mecca. Walter. Fransızcaya 1959'da çevrilmiş. mesela «Peygamberin Veda Hutbesi». Gaudefroy-Demombynes isimli yazarın «Mahomet»ini öğütlüyor. Konuyla ilgili çok önemli bir tarih eseri. . Girişin geniş bir hülasasını takdim edelim. Kenan'ın «Muhammed ve «Asırların Destanı» şiirinden «Ek Metinler» kısmında ise. Eser. İslâm tarihi. iktisadî ve sosyal yanlarına ağırlık verilerek ele alınmış. Hazret-i Muhammed'in yaptıkları. mesela «İslâm Öncesi Arabistan'da Panayırlar». Üçüncü olarak da Hamidullah'ın «Le Prophete de 1 islam» (İslâm'ın Peygamberi) adlı kitabından haberdar ediyor okuyucuyu Walter. bir bibliyografya çalışmasıyla son buluyor. Metin ve renkli bir üslûbu ve bütünü kucaklamağa çalışan yorulma bilmez bir tecessüsü var.» Sekiz asır boyunca —büyük keşiflere kadar— bilinen dünyanın üçte biri İslâm. 700 sayfa civarı. Yazar. Gerard Walter. Londra 1953. Bir öncekinin devamı. İslâm'ın kaderine ve dolayısıyla insanlığın kaderine ışık tutmak arzusundadır. o kadar tarafsız Miquel. Bir Avrupalı ne kadar tarafsız olabilirse. Colin yayınevinin «Dünyanın Kaderi» dizisinde yayımladığı 571 sayfalık bir eser. Çalışmanın başında ise. «Günlük»lerinden. Yazar An dr e Miquel. Napoleon'un «Peygamber Şeklinde Or^ taya Lamartine'in «Türkiye Tarihi I» İslâm'ın Menşei» inden. beşyüz sayfaya sığar mı? Kitabımız bir taslak bile değil.«Azametli bir tarih. 2) Muhammed at Medina. ikinci olarak. Bundan sonra yazar. Paris'de 1957'de basılmış. 412 sayfa. eserini kaleme alırken karşılaştığı güçlükleri anlatıyor: «I — Tarihî vesikaların^ kifayetsizliği ve tarafgirliği. bir İslâmiyet uzmanı tarafından kaleme alman ve dinine bağlı bir Müslüman aydının (bu konudaki düşünce ve araştırmalarını yansıtması bakımından çok önemli bir kitap. kitapta sözü geçen bazı önemli olaylar genişletilmiş bir şekilde ele almıyor. 220 sayfa. Hazret-i Muhammed'in hayatı ve eseri ile ilgili en ciddî kabul ettiği üç kitabı hararetle tavsiye ediyor okuyucuya. Çok mütevazi bir ışık. 1959'da Paris'te basılmış 744 sayfalık iki cilt. İSLÂM VE MEDENİYETİ «İslâm ve Medeniyeti» A.

bir şehir İslâm'ı. Bütünü parçalayan bir anlayış bu. yirminci asra kadar ciddî olarak incelenmemiştir. mekteblerinin çokluğu bakımından çeşitli. Şiiliğin Sünnilikten çok daha fazla araştırma konusu yapılması. İslâm kendi mazisini kendisi inceliyor. parlak'a. barbarların baskını. millî ve cihanşümul İran tarihinin herhangi bir safha-sından ibaret. dini taassup birçok şehirleri yok etmek için.. Tarih hep mühim vakalarla uğraşır. mevcut . Ziraat. Bu itibarla Şiîliğin mahkum ettiği kişilere karşı haşin. Sünniler ve herbirinin şübeleri. Bir çöl islâm'ı. Geleneksel Oryantalizmin zaafları: Doğu’ınm tarih geleneği. meslekler. klasik İslâm ondokuzuncu asrın ıslahatçı İslâm'ı. hâriciler. Yazarlar. birçok edebiyatlar gibi münevver ve müreffeh bir sınıfın ede~ biyatı. birbirlerini kopya ettikleri için gerçeği öğrenemeyiz. Avrupa oryantalistlerini de damgalamışlar. Ama bütün bu teferruat iki kutupta mihraklaşır: Sünnîlik ve Şiîlik. denecek ama bilinen ile yetinmek tehlikeli. Kavimlerin üstünlük arzusu: Her İslâm kavminin kendine göre bir islâm anlayışı var. arşivleri dağıtmak ve kütüphaneleri yakmak için elele vermiş gibi. Arap tarihçilerinin çoğu Şiî mezhebinden kimseler. buluşları daha zengin. Başlangıçtaki İslâm. Büyük'e. Önce tarihin kendisinden gelen eksiklik: içtimai isyanlar. Sonra İslâm. muhteşem'e meraklıdır. Yani taraf tutan bir edebiyat söz konusu. Gündelik olaylarla pek ilgilenmez. II — İslâm'ın basamakları îslâm coğrafya bakımından da ayrılmış. Şarkiyat. Kuzey Afrika'nın hatta. Öteki adidir: ticarî muamelelerden alınır. Kültür alışkanlıkları: Arap edebiyatı da. Siyasî ile dinî içiçe. az 'bilinen bir tarih. Zamanda da çeşit çeşit îslâm var. zanaattan sonra gelir. kültür farkları. Vergi ikiye ayrılmıştır: biri asildir: toprak vergisi (Arap tarihçileri sayfalarca bundan söz ederler). Hükümleri daha isabetli. İspanya'nın İslâm tarihinde oynadığı büyük rol. Bir başka gara/bet de. Mektep ve fırkalar: İslâm'da büyük bir mektep ve fırka bolluğu ile karşılaşıyoruz. Mesela siyah kıtanın nasıl İslâmlaştığını anlatan hemen hiçbir metin yok. Kültürün beşiği ve modeli başta Irak olmak üzere Doğu'dur. şiîler. Bu resimlerden ya hiç söz edilmez yahut yekunları ve kötülükleri abartılır. Batı’nın bilhassa Mağribin metinlerde adı çok az geçer. oysa tarihi yapan bunlar. Zanaat içinde de en muteberi lüks sanatlar. parçalayan ve çok defa tahrif eden bir anlayış. bir köy İslâm'ı.İslâm tarihi. Ama İslâm tarihinde hâlâ karanlık bölgeler var. Batı’nın inhisarında değildir artık. Kavimler. Meselâ İranlılar için İslâm tarihi. Kalan malzeme ile çalışılsın. Meselâ İslâm'ın ilk asrını umumiyetle çekingen hatta düşman bir geleneğin yardımı ile tanıyoruz.

Tir. Bu itibarla gündelik hayatını dualar arasında düzenler. kaideye bir yan çiziş sayılabilir. Bir Kur'an var. Bununla beraber İslâm'ın nüfuz ve tesiri başka birçok dinlerinki ile kıyas edilemeyecek kadar derin. savaşlar. Hem bir dini mesaj. hem bir devlet teşkilatı prensibi. sığmak —çöl fakat aynı zamanda geçiş— çöl. büyük katliamlar münasebetiyle tariîı yazarı. kıtlıkların ve büyük sarsıntıların tabii besleyicisi olan bir kalabalık. Bununla beraber iklim bakımından hiç de talihi yar olmayan İslâm. İster şiî ister sünnî. bürokrat veya para aristokrasisinin altında. Bu medeniyetin şaşaası ve' ihtişamı. şiîler ile Sünnîler İslâm olduklarını derhal hatırlar ve ilân ederler. Ayaklanan yoksulların barbarlığı. bir Mehdiye yahut içtimâi adalete hasret çeken suklar ve varoşlar. insan ve hayvan resimleri. daima medeniyete saldıran barbarın. bakımından da farklılaşmaların olduğu Çeşitli milletler veya ferdîleşmiş mütecanis bölgeler de çıkıyor karşımıza: Dağlık Kuzey Afrika da isyankâr Beriberiler hâriciliğin sığmağıdır. Arap ve İslâm işgali yüzünden büyük dünya ticaretinin aracısı olmak durumu. nasıl yemek yiyeceğini. her Allah'ın günü tedirgin ve kararsız olan bu kitleler pek az tanıdığımız bir fresk çizerler. Aracı yoktur. başka dinler söz konusu oldu mu. İslâm'ın ananevi dinle diyalog kurduğu Hint. Fâtihlerini boyuna iğfal eden sanatkâr ve memur tersanesi şiî İran.dinlerle münasebetler unutulmamalı. mânia-çöl. İslâmlığı çok kere animizm ile kaynaştıran siyah Afrika. Asker. Meselâ bankacılık. Sonra dışarının barbarlığı. onları da sahneye çıka. hiçbir zaman tehlikeye düşmeyen Mısır. yani barbarın barbarlığı. İslâm'ın da klasik bir medeniyeti var. kanı davet eden kan. ticarî muamelenin dayandığı şeref yasası. Bunların . Hanefi Türkiye. IIÎ — Bir medeniyetin değişmezleri Yoksul kitleler. Önce çöl çıkar İslâm'ın karcısına. Her mümin Allah karşısında mes'uldür. Topraklar ve denizler. Bu ideâl bir kaide denecek şüphesiz. sanatlarda ilham veya yasak kaynağı. tenkillerin dehşeti. duııgun ve çok defa yoksul bir kitleler temeli üzerinde yükselir. taştan veya kumdan ücralıklanyla ve sınırlarındaki ülkelerle büyük dünya ticaretinin dört yol ağzında istisnaî bir yer işgal eder: bir geçit yolları ve kanallar bölgesi. Ama bütün bu bölünmelerin temelinde değişmeyen bir hakikat var: İslâmiyet. İktidarla müminler arasındaki münasebetin temeli. bir de İslâmiyeti kabul eden ve kendi hususiyetlerine uyduran çeşitli milletlerin tarihi inkişafları. Yani ruhanî ile cısmam. Ama tam bir bütündür İslâmiyet Hem maddî ve hem manevî bir medeniyet Aralarındaki anlaşmazlıklar ne kadar büyük olursa olsun. Ancak büyük isyanlar. nasıl aşk ya-pacağını îslâm tayin eder. Salgınların. İslâm'ı bütünüyle kucaklamak ve incelemek güç.

petrol çöle bağlı değildir. müesseselerini. İslâm için yeni bir seyyaliyefc çağıdır bu: Osmanlıların . oynaklığına karşı yükseltmekte. çölün. Hint'le Avrupa'nın güney denizleri ile doğrudan doğruya teması. İslâm'ın kaderi Akdeniz'e bağlı kalmışta. talarma. haderi. Az çok kararlı bir denge halinde şehir. (Petrol denecek. oyunu idare eden Doğudur. Konak şehirler. köprü başı. Petrol çölden zorla fethediliyor). değişmez bazı prensipleri ülkeden ülkeye. Onu tarif eden de bu prensipler. başarıyla karşı koymakta.. Fakat denizlerde Avrupa'nın uyanışı başlamıştır. fakat çölde pek yaşanmaz. İslâm az veya çok başarı ile bunları ele geçirmeğe kalkacaktır. Yalnız Kahire ile Bağdad'ı ihyâ etmiş olmak bile az mı? Demek ki peyzajda iki dünya: bedevi. Alt yapının büyük tesiri inkâr edilmez ama bu tesir İslâm cemiyetinde. Akdeniz'in hıristiyanlara kaydığını görecektir. ötekilerinden daha az derin. aşağı yukarı sekiz asır İslâm Orta Asyalıların. Haderî ile bedevi rekabeti. Oysa kültür bakımından yabancı medeniyetlerle temas yüzünden oluş halinde-. kültürünü. • 3 — 1050'den 1800'e kadar. Dünyanın kaderi hâlâ Doğu'nun elindedir. Arızasız bir coğrafya. Ortaçağın sonunda Akdeniz'in doğusundan çok batısında talihi yaver olan İslâm. bugün bile. Dünya tariihi bakımından. Çölden geçilir. dir. Modern çağa kadar değişmez temel: ûin. temel ifâdesini sitede (Medine) bulacaktır. Osmanlı hamlesi çabuk geçecektir. depo veya liman olup. çağdan çağa aktarabilmek gibi bir mazhariyete sahip. Kültür. Çöllerin ığırlığı. Bu zaman zarfında İslâm Arapların inhisarandadır. 2 — Sonra 1050'ye kadar İslâm toprak bakımından istikrara kavuşmuştur. kütlesini. kadar bir genişleme devri. ama İslâm oraya çakılmış gibidir.iki yanında ise denizler var. Portekizlilere kadar doğu denizlerinde daha bahtiyar. Bunların hepsi de ya~ kervan konağı. Güney kıyılan hep İslâm'ın elinde olacaktır. O devre hâkim olan İran. kültür. yine din. Kültür alt yapıya ve yabancı kültürlere. Moğol ve bilhassa TürHerin mhisarmdadır. IV — İslâm'ın dört çağı 1 — Menşeinden (610 yılları) sekizinci asrın or. Çöl bügün de İslâm memleketlerinde bir geri kalmışlık faktörü olarak ağır basmaktadır. ticaretle ilgilidirler. Arabistan'ın sâhüb olduğu nâdir bir şehir muhitinde doğan ve site çevresi içinde tasarlanan İslâm Medeniyeti. Eski Doğu ve Akdeniz medeniyetinin mirasçısı olan İslâm birçok siteleri canlandıracak ve yeni yeni şehirler kuracaktır. Farklı içtimâi rejimler ve iklimlerde İslâm. haderi topluluklarının adacığı ve ocağı. İslâm'ı az çok havasızlığa mahkûm etmiştir.

İslâm dünyası ve düşüncesiyle ilgili bu kitapların yanısıra Gardet. Bu tanınmış Fransız medeniyet tarihçisi aynı zamanda hoca. Orta Asya'da. Ve yavaş yavaş denizlere hâkim olan ve Osmanlı ilerleyişini durduran Avrupa ile karşılaşma. dokuzuncu asırda Avrupa'nın hâkimiyeti mutlak gibi. 1967. «Connaitre l'İslâm» (İslâm'ı Tanımak). çok uzun zaman.Avrupa'ya yayılışı. Hindistan'da. ümit ve endişelerinden hareketle. Bu devrin büyük kısmında tarih hamlesi Avrupalılardan gelir.1 Konu bazen «İspanyol İnşam» dır. belli başlı eserleri. Ansiklopedisi»ne çeşitli makaleler hazırlıyor. bir kitabını da İslâmiyet'e ayırmış: «İslâm'ın Büyük İnsanları». «Les Hommes de rlslam» (İslâm'ın Büyük İnsanları) 1977. Paris 1968). 4 — Nihayet ondokuzuncu ve yirminci asırlarda. Dramı». 1954. sonra bu fetihlerin. İslâm kültür ya da . «L'İslam. ötede üçüncü dünyanın fakir milletleri». «Zamanımız ve İnsanlar» başlığı altında. Sosyal ve Siyasî Hayat). Ve yine Araplara geçen İslâm dünyasının şampiyon-. luğu. Çeşitli Arap ülkelerinde verdiği derslerin yanı sıra. religion et communaute» (İslâmiyet. Fakat Avrupa ile İslâm kendilerini aşan bir kavganın içine girerler: Bir yanda zengin milletler. Sömürgeleşen Arap ülkeleri II. 1967. A. Dünya Savaşı'ndan sonra bağımsızlığa kavuşur. Colin. «İslâm «İslâm «İslâm'ın Büyük İnsanları» adlı kitabın tanıtma yazısı şöyle: «Batı dünyası. VH e —XXe sidcles. İslâm'ın kültürel ve siyasî uyanışında ve bu. Önce emperyalist fetihler. yeni bir mayalanma devri. İSLÂM TARİHÎNDE ZAMAN BOYUTU 'Her biri kendi dalında uzman tarihçiler. Yazan Louis Gardet (doğumu 1904). profesör Gilson'la (birlikte Vrin yayınevinin Araştırmaları» başlıklı dizisini yönetiyor. doğrudan doğruya oynadığı rol Bu reaksiyonla başlayan kesin değişiklikler. «La Çite Musulmane. Önce kültürel İslâm'da modernleşme. fethe karşı reaksiyonunda. Haohette yayınevinin çıkardığı ve College de France profesörlerinden Jean Belumeau'nun yönettiği «Zamanımız ve İnsanlar» dizisi. L'Islam et sa Civilisation. günümüz meseleleiine cevaplar getiriyorlar. din ve toplum). bakışlannı geçmişe çeviriyor ve aydınlatmağa çalıştıkları o geçmişin içinden. Vie Sociale et Politique» (Müslüman Şehir. eser 1976'da dördüncü kere basılmış. Yavaş yavaş bu hâkimiyet sarsılır. bazen «Bizansm. (Miquel Ândre. İslâm'ın Afrika'da. Om. 1958. «Les Grands Problemes de la Theologie Musulmane» «İslâm Teolojisinin Büyük Problemleri). "bazen «Onaltıncı yüzyılda Roma». bugünün. Malezya'da Endonezya'da ilerleyişi. Sonra siyasî İslâm'da: yeni bağımsızlıklar. 19571972 arasında Toulouse'un Milletlerarası Mukayeseli Felsefe Okulunda «Islamoloji» dersleri okutmuş.

îslâmiyette her zaman. onun Müslüman Arap. da . ülkeye veya ırkının özelliklerine göre ele almıyacağız. kitapta ele aldığı meseleleri «Giriş» kısmında toplu bir şekilde sunuyor. Sosyal ilişkiler de. oluşum halindeki İslâm tarihi içinde. gurur duyduğumuz bir medeniyete. Bugün İslâmiyet çeşitli «kültür devrimleri» yaşıyor. bir kurallar ibütünüdür. dil. Burada önemli olan. Türk. bazı araştırma alanları açmak istiyor. tarih farklarına rağmen. ülkeler ve çağlar arasındaki farklara rağmen. İslâm büyüklerinin portreleriyle dolu bir galeride dolaştırmaktan çok. Bu itibarla. arkalarında bıraktıkları eserin önemine göre. kaynaklara dönüş. Sosyal ilişki kaideleri Vahiy şeklinde gelmiş olduğundan. yoksa kesjn cevaplar ve katı hükümler getirmiyor. batı insanına çok şey kazandıracaktır. İslâm hayatını yönlendiren ve herkes için ortak prensiplerden oluşan bir birlik ekseni varolmuştur. belli bir topluluğu oluşturan insanların hayatının o topluluğa yansımasıdır. Kaldı ki kendi kendini kurmağa çalışan bir tarihin akışı içinde bu mümkün de değil. ortak yanlarını ortaya çıkararak. tarihin her hangi bir döneminde. bir kültüre bağlı olmak demektir. İranlı. Zihniyet. Duyguların bir ifadesidir. . aynı zamanda zekamızın bir inşasıdır da. kültür de kaynağım Kur'andan alır. İslâm büyüklerini de. diğer dinlerden farklı olarak. fbir hayat felsefesidir. Bu kitap. bütün Müslümanlar için ortak bir insan tipi şekillendirmiş midir. Bir Zihniyet. Bir dünya görüşüdür. inançlar da. Okuyoruz. bu uzaklardan. bir milletin veya sosyal bir grubun rehberi ve sözcüsü oldukları ölçüde ele alacağız. yani herşeyden önce bir topluluğa ait olmak duygusudur. yoksa. devrim. «İslâm'ın kendine has değerleri asırlar boyunca ne şekiller aldı acaba? Çeşitli ülkelerde ve toplum tabakalarında. aynı zamanda da çok yakından gelen sese kulak vermek. Ama İslâmiyet. Günlük yaşayış tarzımızı da düzenler.» Gardet. bütün İslâm âlemi için geçerli Müslüman/bir insan tipini tarif etmeğe çalışırken. incelemedi ya da bilmezlikten geldi. değişik tarihî dönemlerde yaşayan İslâm büyüklerinin İslâmiyetten anladıkları neydi? İslâmiyet. Kendini arayan İslâm gençliğinin karşısında üç anahtar mefhum var: modernleşme. bu mesajı duymak. aralarındaki ırk. belli bir siyasî teşkilâtlanmadır.kültürlerinin en parlak olduğu dönemleri dahi merak etmedi. Her din. günlük davranışları hiç ilgilendirmeyen bir temel düşünce ve tercih şekli midir? Okuyucuyu. 'bir Zihniyet' şekülendirir bünyesinde. Kürt. Hintli ya. okuyucııya bazı düşünce ufuklan. İslâm âleminde yaşayan çeşitli milletleri. incelemek istiyoruz. Ama artık inanıyoruz ki. onu yaşadığı çağa. Tarihî ve siyasî şartlar karşısında devamlı değişir.

«başkası» na. mezhebi önemli. Karşımızda. böylece «mukadder hedef» e doğru ilerler. îslâm ise. kınlan ve boyuna tazelenen bir ritme. çok boyutlu zengin bir çalışma karşısındayız.Endonezyalı hatta Afrikalı olması değil. Çöküş döneminde ise. Gardet'nin büyük bir vukufla incelediği «İslâm'da Zaman Boyutu» meselesi. Her fert gibi. insanlık medeniyet tarihi içinde yerini alan bugünün şuurlu mftslüman aydını var. çöküş ve yeniden canlanma yönündeki gelişmesi içindeki yerleri. «helezonî» Obir ilerleyiş. 'belli sıkı kuralların kısır döngüsü içinde sıkışmış kalmıştır. gözlerimizin önünde şekillenmektedir. Kaynaklann ilk Anı ile Son saati birleştirmedikçe. İslâm idealleri karşısındaki tutumu. galip yabancı ideolojilerin karşısında bir çıkış yolu aramakta. çağlar boyunca. milletlerarası platformda layık olduğu yere oturtmak için uğraşmaktadır». insanların tarihi. çoğu zaman birbiriyle iç içe ama sürekli birbirinden etkilenen şu üç noktayı gözönünde bulundurmakla mümkün: Tanımlamağa çalıştığımız müslüman insan tipini oluşturacak. Bir zaman parçası. mezhepler 3) İslâm tarihinin yükseliş. her kavmin de bir eceli vardır. bir çizgi istikametinde gelişiyor. îslâm tarihi. mesleği. Kavimlerde sübjektif zaman «Îslâmî tarih anlayışına hakim olan iki zaman var: uçsuz bucaksız süre (dehr) ile. Modern Batı. bu aralıksız akış içinde aralıklı zaman parçalan CVakit). ele alman meseleleri yerine oturtmak için üzerinde düşünülmesi -gereken bir konu da. Sosyal ve kültürel bir tiplemeye varabilmek. İslâmiyeti yaşayış biçimi. düz fakat biteviye devam etmiyor. aynı müslüman. örf ve âdetlerin. tavır alışı. Bu anlayışa göre. Müslüman. olsa olsa çabasının kesin olmayan sonucunu meydana çıkarır. Günümüzde müslüman. kendi mihveri üzerinde dönmedikçe. müslümanlarm 1) İslâmiyetin klasik çağında ve daha sonraki dönemlerinde yaşayış tarzları 2) Bağlı oldukları dinî ekoller. . batı tarihine paralel bir şekilde incelenirken. İçimizdeki zurnan anlayışı başkadır. Gerek tarih içinde gerekse bugün yaşadığı kırsal ya da kentsel ortam. . tslâmiyeti. Böylece elde edebileceğimiz tipleme. biteviye bir ilerleyiş değil bu şüphesiz. alçalışlan yeni doğuşlar. Çok yönlü. îslâm İn büyük insanları arasında sıyrılarak. Kavimler ve bilhassa Peygamber'in ümmeti. rakama vurulan zaman anlayışı başk&. îslâm medeniyetini oluşturan müslüman insan tipi de. «kendinden olmayan» a açıktır. Bizi tarihin içinden bugünlere getiren bu entelektüel gelişme boyunca. aralıksız ve zorunlu bir ilerleyişe inanır. Yükselişleri alçalışlar izler. bütün değildir. birarayış Îslâmiyetin en parlak döneminde yaşayan.

bir taraftan Bizans çökmektedir. düşünce tarzları ve ideolojileriyle pençeleşmektedir. Hindistan. Demek ki. sanayi devrimiyle.). a — Birinci zaman: islâm'ın Büyük Çağı Yedinci yüzyıldan/aşağı yukarı onüç-ondördüncü yüzyıla kadar. İslâmiyet'in fetih ve zirveye yükseliş çağında. Önce ikiüç asır Osmanlının askerî hakimiyeti.. Batı önce vebayı ve onbeşinci yüzyılın «ölüm danslanm» yaşadıktan sonra. 2) Doruk noktası (sekizinci ve onikinci yüzyıllar arası).İslâm toplumlarının tarihini üçüzlü bir ritm içinde incelemek kabil. ilk Çağ îslâm kavimlerinin çözüldüğü dönemin ikinci yansında da. Saf evi'İran ve Hint Moğol İmparatorluğu karşısında elde edilir. İslâm'ın çözülme tehlikeleriyle savaştığı dönemin yarısında (onüç-ondördüncü yüzyıllar) Batı. sonra da. (Dinî eserler. Büyük Orta dönemini yaşamaktadır. îslâm ülkeleriyle Batıda tarih çağları birbirinden çok farklı. Batıda modern çağlar. Büyük Keşifler» Yeni Dünya'nın fethi. yirminci yüzyıl Avrupa'sının çağdaş sayılamıyacaMarını gösteren bir farklılaşma bu. ortaya çıkan manzara şu. Tarih içindeki bu zaman farklılığı hiç de önemsiz değildir. İslâm. 3) Savaş dönemi (onüç ve öndördüncü yüzyıllar) Ortaya çıkan çözülüşler ve Doğu'-da yani kavimlerin (Mongol ve Türk) gittikçe artan etkisi. Elde edilen başarılar. İslâm'da klasik çağ. İki ayrı dünyaya rengini veren ve bugünün İslâm ülkeleriyle. çözülüş devresi. Orta Çağdan önce gelmiştir. Arap kaynakladım hem devam ettirir hem de o kay-naklardan kopar ve evrenselleşir. Bu yenileşme cehdi. önemli başarılara rağmen.. . Batı dünyasının tarihî gelişmesiyle karşılaştırdığımızda. İslâm'ın gerçek bir orta çağ yaşadığı döneme rastgelir. bütün bu ülkelerde. c — Üçüncü zaman : Yenileşme Çabası Ondokuzuneu yüzyılın son çeyreğinden bu yana. Pakistan ve Endonezya'da bir yenileşme çalbası ve arzusu. b — İkinci zaman: Koksalına ve Çözülüş Onibeş ve onaltmcı yüzyıldan ondokuzun sonuna kadar. Türkiye. îslâm klasik çağını yaşarken. bütün ihtişamıyla Rönesans. Hem Doğu'da hem de Magrip'te. Latin Avrupa demir çağını yaşıyordu. Arap ve Araplaşmış kavimlerde. siyasî zaferleri ve teknik gücüyle modem çağı yaşar maktadır. Batı’nın teknik gücüyle. İran. Oysa. tiiğer taraftan Latin dünyası karanlıklar içindedir. Bu çağ da üç aşamaya ayrılabilir: 1) Savaş ve fetih dönemi (Peygamberin ölüm tarihi olan 632'den sekizinci yüzyılın sonuna kadar). îslâm tarihindeki bu gelişmeyi. Uzuıı bir köksaîma. katedraller.

Rus. İkincisi 197B dev 1973. İslâm'ı daha da kalıplaşmış bir orta çağa mı sürükler? Çağdaş islâm aydını. İslâm'ın parlak dönemlerinden kalan zengin mirasın en değerli yanlarından vazgeçmekle mi mümkün olabilecek. 1964lerde Hint Edebiyatını yazarken şöyle demiştim: «Hint düşüncesinin ilk fatihi Harzemli bir Türk. bu fetihler zamanın icapları içinde de sürüp gidebilir mi? Gayet aktüel olan bu problemlere çözüm getiriyorlar mı? Yoksa geçmişin bu şerefli hatıralanna sarılmak. Haohette. Avrupa'nın bilim ve teknikleriyle karşı karşıya ve bunlardan faydalanmak da istiyor. îslâm klasik çağım yaşamış bulunuyor.bu itibarla. ama ne bahasına? İslâm'ın bünyesinde. Yazarlar da tanınmış uzmanların imzasını taşıyor. El .. çağımızın şapşal ve kayıtsız insancıklarına tanıtmak amacıyla çıkarılan bu «nefis» derginin adi: Görüş. Ortaya çıkan bu karşılıklı bilgisizlik ve anlayışsızlık ta. İki taraf da birbirini tanıdığını zannediyor ama gerçekte birbirinden habersiz. kavimlerin hafızalarında hâlâ canlıdır Ibu fetihler. zaman zaman bir dergi çıkarıyor. Ancak. Bati aydını da doğuyu tanımıyor. İslâm aydını.d. Biruni'nin bininci doğum yıl dönümü. böyle bir değişimin seçkinler ve yığınlar üzerinde etkisi nasıl hesaplanabilecek? Günümüzde İslâm aydını» hem klasik çağ. bu devrini. Bu mevkutenin iki sayısını görebildik. yer yer «kültürel ıbir devrim» arzusu beliriyor. hıristiyanlığm tarihini de bugününü de bilmek zorunda. birbirini olduğu gibi göremiyor. Les Hommes de l'Islam. İslâm'ın bugün kendini arama çabası ve yenileşme ihtiyacını da Batıdaki Rönesans hareketinin muadili saymak yanlıştır. v. İranlı bir üniversite hocası. Afganlı bir bilgin vs. Paris 1977. BÎR ÇAĞA ADINI VEREN ADAM : EL BÎRUNÎ Unesco. ya da tanıdığı kadarıyla Müslüman dünyanın yaşadığı gerçeği anlayıp kabullenebilmesi mümkün değil. yoksa —Abbasiler döneminde Yunan ve İran düşüncesinin Îslâmî özelliklerle kaynaştırıla-rak benimsenmesi olayı gibi— bir iç gelinme sonucu. İslâm dünyası ile Brahmanlar diyarı arasına atılan ilk köprü onun eseri. Birincisi 1973 Haziranında çıkmış. çağdaş Batı medeniyetinin beraberinde getirdiği problemler üzerinde düşünebilmek "için. Approche des mentalites. Özgün bir değişimle mi gerçekleşecek? Ayrıca. Dergi çok güzel resimlerle süslenmiş. İnsanlığın en büyük evlatlarını. (i) Gardet Louis. O zaman akla şu sorular geliyor*. Bu çağın büyük kültür fe~ tihlerini yok farzedemeyiz. hem de çöküş devri İslâm aydınını anlamadan kendini tanıyamaz. Çorbada tuzu olmayan yalnız biziz. Dominiken rahibi. st 279. kültür tarihçilerini çok zor durumda bırakıyor» ı.

. Şemseddin. yayımlayanlar Sohacht ve Bosworth. Romanhlar'da tarih.xford 1974. Dinî ve felsefî görüşlerine katılmaz hekimin. Sonra. Bunun sebebi şu olsa gerek: mütercimler.»2. takipçisidir. (1) Bkz. alışkındırlar. O. Biruni. Şemseddin Sami. tanınmış tır. Razi. Ama din dışı konularda üstadın. baskı 1979. * (2) The Legaoy of islam. «Kamus-u Alam »d. bu 'kitapta. Cemil . ilimden çok bir sanat dalıdır (Takitus müstesna). Oysa El Biruni Avrupa'ya ondokuzuncu asrın sonlarında malûm olmuştur. Her üç dönemde de hâkim olan . Ötüken. Üzülerek kaydedelim ki. İslâm ilminde rasyonalizmin . Bir Dünyanın Eşiğinde. Faaliyetlerini yalnız tabiat ilimlerine veya yalnız insan ilimlerine hapsetmezler. a kısa bir hal tercümesini verir üstadın. Bu âlimlerden en büyükleri: doktor El Razi (865-925) ile El Biruni (973-1038). Ne var ki.. İstanbul. İslâm orta çağının en büyük allamesi El Biruni. Bize gelince. eserlerindeki dil güçlüklerinden ve ele aldığı konuların çetrefilliğinden ürkmüş ve seleflerivle haleflerinin daha kolay olan eserlerini tercih etmişlerdir. Ondördüncü asrın en ansiklopedik kafası İbn Haldun da.» Sonra da «İslâm'ın Ancıuetil'i» başlığı altında: «Sebuk Tekin'in oğlu Ganj vadisini ele geçirirken El Biruni de Hint düşüncesini fetheder. «The Legacy of islam» bu gecikmenin sırrını şöyle açıklıyor: «İslâm orta çağındaki âlimler de (batıdakiler gibi bir çok alanlarda temayüz ederler. «Tarihte Usul» adlı araştırmasının «Müslüman Şarkta Tarih» bölümünde şunlan yazar: «Tarihte felsefî bir yol takip eden ilk âlimler. İslâm orta çağının fbu en büyük bilgini Batıda çok geç. Türk aydınları.V..öncülerinden biri. üstadın adıtıı bir kere bile anmaz. Yazar. İslâm mutasavvıf larıyla Hint bilgelerini karşılaştırır. bin yıl önce yaşayan El Biruni'den. İslâm'ın insanlığa şeref veren büyüklerini ancak batı dillerine aktarıldıktan somnra tanımağa. tarih eski Yunan'da vardığı merhaleye kıyasla çok gerilerde kalmıştır. Şaşılacak şey. Başlıca eserlerinin konularına dokunur. Hilmi Ziya ve bilhassa Z.Biruni'den bahsediyorum. Yani İslâm'ın mirası içinde yer almaz. Bizansta da öyle. Togan'dır.. uzun zaman Avrupa için bir meçhuldur. Gita ve Patancah doktrinleriyle Hıristiyan ve Yunan akideleri arasındaki yakınlıkları gösteriri. Yunanlı Tukidides ve Polibias'tır: Pragmatik tarih usulü. 'Tahkik Malil Hind'. Geniş tecessüsüyle Razi yi bile geride bırakan Harzemli. Hıristiyanlık ve İslâmiyet devrinde. Togan. El Birüniden söz eden yazarlarımız M. Razi'nin hâltercümesmi de kaleme almış. Tunuslu hakimin Biruni'yi tammayışı Harzem ile Mağrib arasındaki uzaklık ve matbaanın keşfedilmemiş olmasıyla izah edilebilir. 3. Hint hakkında yazılmış en değerli eser.Meriç.

Tek başına koruyamaz kendini. Tabiata söz geçirmek ve hayatını korumak için. rivayetleri tetkik ananesi bu sayede yerleşecekti. derebeylik doğmuştur. Plotinus zamanına kıyasla. Üretilen eşyalar . Beşeriyetin hayatı da arzınki gibi tarih öncesine uzanır. tabiî ve riyazi ilimlere dayanır. Binaenaleyh tarihçi.. Devlet bu iihtiyaçtan doğmuştur.kolaylıkla mübadele edilmediğinden. «sünnet-i ilahiye»yi araştırmak ve keşfetmek gibi bir hürriyete sahiptir. paranın ortaya çıkışı insanlar arasındaki uçurumu da derinleştirmiştir. sanat ve hirfetleri geliştirmiş insan. Akıllı ve olgun kişiler ancak ebedî kıymetlerden ve maneviyattan haz duyar. El Biruni. insanın hayatî ihtiyaçlarından doğmuştur. Hayat bunlarla düzenlenmiştir. Ama üstadı katı bir maddeci saymak da yanlış. Araplarda. Başka insanlar tarafından ezilmemek için. . ortak bir mübadele vasıtası bulunmuştur: altın ve gümüş. Saltanat. îyi ahlakın başında mürüvvet ve fütüvvet gelir. Para toplama hırsı artmış. Mesela El Biruni. arz tabakalarında husule gelen değişiMikleri tetkikle öğrenilir. Anarşiye mütemayil olan insan. Muassır idealistlerin de piridir El Biruni. tarihî olayların tek yaratıcısı vardır: Allah ve kader. İnsanın yaşayışında ahlâkın büyük rolü vardır. Bu anlayışa göre. Bir kelimeyle tarihin en güvenilir kaynaklan jeoloji ile arkeolojidir. Topluluğunu sürdüımesi için kahir bir kuvvete ihtiyaç vardır. dinî ve kavmi hislerden uzak ve tarafsız olarak kaleme alınmalıdır.teolojidir. İlimler. Ne var ki. Ceyhanî'nin zamanında. Her şey Allah'ın iradesine bağlıdır. insan tabii yaşayışından uzaklaşmıştır. Müslüman tarih telakkisi îslâmiyetten önceki rivayetlerinin etkisiyle olgunlaşmıştır. İlim. Başlıca kaynaklan: Plotinus. İnsan yaratılıştan anarşiye mütemayildir. çağdaş pozitivist ve maddecilerin mübeşşiri sayılabilir. Ama Allah her şeyi belli kanunlara göre yapar. Evet. Gerçi îslâm dünyasında belli bir tarih görüşü olan alimler de yok değildi. Arzın hayatı «Kütüb-û Mukaddese» ile değil. İslâm dünyası eski Yunan tarihçilerini tanımamıştır. jeoloji ve iktisadiyata başvurur. Bizans ve Süryânilerdir. Arap ve Fars «Usul-i Hadis» hadislerin mevsukiyetini tahkik için başvurulan bir nevi tenkit. Tabii ve iktisadî amillere büyük yer ayıran El Biruni. 2 — Vazl olanlar. Ceyhanî'nin zamanına kıyasla kendi zamanında ilerlemiştir. bir takım insanlarla birleşmiş. İnsan davranışları ikiye ayrılır: 1 — Tabiî olanlar. içtimai ve iktisadi kanunlar kurar. ' Ona göre tarih. ablakî inzibat sayesinde mutluluğa erer. tarih me-selelerini aydınlatmak için arkeoloji'ye. İktisadiyat. Yalnız İslâmiyet sebeplere daha geniş yer ayırır. Medeniyetin durmadan geliştiğine inanır. Medeniyetteki değişiklikler ise mamurelerin harabelerinde araştırılır. budalalar ise şehvetlerinin ve hislerinin esiridir.

1017'de Mahmut Harzem-i ele geçirdi. . Belki felsefî eserlerinde bu konuyu daha etraflıca aydınlatmış fakat. Evet. S. 1001'de ünlü eseri «Asar-ı Bâkiye»yi kaleme almış. Togan’ın dediği gibi: «Batı'nın modern ilmine en. Güç ve ağır bir yol. Sachau'nun incelemeleri ile başlar. Hint düşüncesinin çeşitli tezahürlerini incelemek fırsatı buldu.g. «İlim Tarihine Giriş» adlı kitabında İbn Sina. İbn'ül Haysam ve Ali bin İsa. bugünkü Hiva. Bu yüzdendir ki. Beşerî zaaflara ışık serpen üstadımız gerçek bir rasyonalisttir. a. Gökbilimci ve matematikçi E'bu Nasr el Man^ surdan ders görmüş. V. Bu rönesansm merkezi ve mihveri El Biruni. bölgedeki küçük: İran krallıklarını bir bir deviriyorlardı.Tarih olaylarını eleştirirken alınacak ölçü: mukayese olmalıdır. tek bir milletin tarihini daihi tahkik ve ihataya kâfi gelmez. bakımdan güç bir iş: Evvela bugün elimizde olan eserlerinde bu konu pek ele alınmamış. en büyük mühendisi. Avrupa'nın Biruni ile ilgilenmesi E. çok yaklaşmış Doğulu bilgin»dir El Biruni. El Biruni Harzem şehrinin dışında dünyaya gelmiş (362/873) Harzem» eskilerin Korazmiya'sı. 999dan 1013'e kadar Gürcan'da.e. bir insanın ömrü tekmil milletlerin değil. Daha çocukken ilme karşı derin bir ilgi göstermiş. Siyasî düşünceleri Aristo'nunkilere yakındır. pek haklı olarak. en büyük dil "bilimcisi. istidlal ve mukayesedir. İslâm bilginleri ve müellifleri içinde en başta gelenlerden biri olan El Biruni'nin kozmolojik doktrinleri hakkında aydınlık bir araştırmaya girişmek iki. gibi büyüklerin yetiştiği onbirinci asrın ilk yarısını. en büyük astronomu. Sonra İran'ın bir çok bölgelerini dolaşmış. onlar da bugün yok. Tarihçi daima uyanık olmalı. kendilerini asil bir menşeden gelmiş göstermek için şecereler uydurur veya uydurturlar. Kaldı ki tahriflerin psikolojik seıbebleri de var.» s Çağının en büyük coğrafyacısı. İnsanlar kabilelere ayrılmıştır. Togan.v kip saydığı el Biruni'yi Gazne'ye götürdü. Bu kabileler içinden biri ötekilere hâkim olur. Bu arada Hind'in istilasında da hazır bulundu. Ve ertesi yıl siyasî bir reis) Z. Kabile ve zümrelerin başında bulunarak hükümdarlığa yükselen kişiler. Şems el Maali Kabus'un sarayında kalmış. Türkler Orta-Asya'da egemenliklerini kuruyordu. bu büyük alimin adına izafe eder. Biruni Saray müneccimi ve heyetçisi olarak Mahmut'un bir çok seferlerine katıldı. 17§. Başlarında Gazneli Mahmut. Dr. İslâm'ın bir çok büyük âlimlerini yetiştiren bölge. Sarton. Tarihte hakikati meydana çıkarmanın yolu: akıl. Çağımızın Batı yazarlarına göre oııbirinci yüzyılın başları Orta Asya'da bir ilimler rönesansma şahit olmuştur..

Yakut'a göre yüzseksen. Eserlerinin çoğu Arapça. dini anlamak için ne büyük bir çaba harcadığını ispat eder. Vefatı 1051. Mahmut iktidara geçtiği yıİ el Biruni «Mesud Kanunu» adını taşıyan büyük astronomi eserini ona ithaf etti. Felsefî eserleri kaybolmuş fakat felsefeyi derinden derine incelediği muhakkak. Babil. Bir kısım risalelerinin konusu da felsefe. Büyük eserlerinden başka astronomi ve coğrafya ile ilgili risaleler yayımlamış. Maniheen. Mahmut 1030da ölmüştü. dokunmadık konu bırakmamıştır. Vedanta ile de çok uğraşmış. hıristiyan ve hindu ilimleriyle muarefe kurmamış Yunan. Kitabın hatalarım sergileyen bir de eser yazmış. hem Cahiliye devrinin şiirlerinden iktibaslar yapmakla kalmaz. bilhassa Razi. Anadili ise Harzemce. hiç şüphesiz Farsça yazılan ilk ilim kitaplarının en mühimidir. metinleri kaybolmuş Goldani ve Grek eserlerini de tanımak lâzımdır. madeniyât. hayatının son yıllarında da optik. «İlimler Arapçaya çevrilmiş. Zerdüşt ilimlerini de taramıştır. Doğu Asyadaki dinî şölenler için yazdıkları. Sebep: tercüme edilmeyişi. Süryanî ve İskenderiye devrinde yazılmış eserlerden de alıntılar yapar. Bagavat-gitadan yaptığı iktibaslar. . Avesta ve Kur'an. Oğulları arasında çekişme sonunda Mesud muzaffer oldu ve el Biruni'yi himayesine aldı. «Kitab-ı Tefhim»! yazdı. Mukayeseli din hakkındaki eseri en önemli kitapları arasındadır. İbn Sina gibi. Eser.1032de Gazne'ye dönerek en ünlü kitabmı «Tahkik Mali Hind»i ve.» «Kitab-ı Tefhim» hem Arapça hem Farsça yazılmıştır. -En çok ilgilendiği anti-Aristocu filozoflar. Eserlerinin sayısı kesin olarak belli değil. güzelleşmiş gönüllere nüfuz etmiştir. Ömrünün sonuna kadar çalıştı. tıp. Hayatının geri kalan kısmını Gazne'de geçirdi. Bir çok dinlerin mukaddes kitaplarının da aşinasıdır: Tevrat ve İncil. çağının Latin dünyası tarafından çok tanınmış bir ilim adamı değildir. Eserlerinde hem İslâm. farmakoloji ile uğraşacaktır. Biruni yalnız çağının müslüman. Hint. Acem nesrinin ve dilinin ilk kaynakları arasındadır. yazdı.. Şöyle der: . Arapçayı çok sever çünkü evrensel bir dildir. Katip Çelebi'ye göre yüzonüç. Siyasî çevredeki değişiklikler El Biruni'nin tecessüs alanını da ister istemez etkileyecekti. Fakat âlaka merkezi ne olursa olsun daima dindar bir adam olmuştur. Razi'nin «Sır el ' Esrar» kitaibmı kırk yıl aramış ve nihayet bulmuş. Önceleri matematikle astronomiyi merak ederken sonraları kronoloji ve tarihle. Devrinin İslâm dünyasını karış karış dolaşmış. Biruni. İran. bir kaçı Farsça. Dilin güzelliği damarlarmuzdaki kana karışmıştır. «Kanun» gibi bir kitap yalnız İslâm eserlerini tanıyarak yazılmaz.

tercih ediyor. Mutasavvıflara bütün müslümanlar gibi hürmetkardır ama kendisi onlardan değildir. müşahededen ve tefekkürden öğrenmiş. Yazılarından sünni veya şii olduğunu bile çıkaramayız. koyu bir müslüman. Nitekim «sanat için sanat» ela saçmadır. Biruni İslâmiyetin bir cihan dini olduğunun şuuru içindedir. İnsan.İslâm dünyasında ise astronomi. Biruni'nin eserleri onbirinci yüzyıl entellektüel faaliyetinin zirvesini teşkil eder. Bu cihanşumulluk Kur'an’ın şahadetiyle de sabittir. coğrafya ve matematik alanlarında tartışılmaz bir üstattır. (4) B-kz. Çeşitli kavimleri birbiriyle kaynaştıran birdin. Mukayeseli dinle uğraşmış'fakat «eklektik» olmamıştır. Biruni'ye göre «ilim için ilim» gibi bir abes olamaz. İslâm Kozmoloji Öğretilerine Giriş. Biruni'nin ihlâsı su götürmez ama çeşitli hiziplerden hangisine mütemayil olduğu bilinmiyor. çünkü fayda varlıkların degerini tâyin etmez. Biruni'nin eserlerine bir göz atmak bile islâmiyet'e ne kadar bağlı olduğunu ispata yeter. İstanbul. «Hindistan» adlı eseri İslâm tarihinde emsalsiz bir kitaptır. Büyük bir ilim adamı ve. Bununla beraber ilmî araştırma amelî bir fayda gütmez. öbür yanı şiilere. Her iki mezhebi de çok iyi biliyor ama hangisini. . Nasr'a göre. Sanatlar da ilimler de İslâm hayatının hedefine hizmet etmelidir. Coğrafya.» Yani üstat her iki mezhebe de mensup olduğunu göstermek istiyor. Biruni 'bilhassa astronomi ve astroloji'de rakipsiz bir üstattır. Allah'ın «bi'l Hak» yarattığı semavatı ve dünyayı" tanımakla mükelleftir. hayatının ilk kısmında Şia'nın cazibesine kapılmış. astroloji. Ruhun temizlenmesi ve mükâşefe yoluna pek itibar etmez. Biruni'nin eseri o devirde îsilâm ilmiyle. Kendisi şöyle der: «Parmağımdaki yüzük aynı taşın iki ayn çeşidinden yapılmış. belli değil. İslamların varisi olduğu kadim ilimlerin bir çok kollarını birleştirmek için girişilmiş en başarılı teşebbüstür. Diğer dinleri ineklerken hakikatin cihanşumul olduğunu kabul eder.. Son kısmında ise tam bir Sünni4. astronomi gibi tetkikler İslâm camiasının dini hayatı için önemli olduğundan ve kaynaşma hedefi gözönünde tutularak ele alınmalıdır. Bildiklerinin çoğunu kitaplardan. Bir yanı sünni lere göre yüce. İnsan Yayınları. «Asar-ı Bâkiye» Batı Asya'nın kronolojisi ve din olayları bakımından en mükemmel kaynaktır. Daha çok imanını güçlendirmiştir mûslüman olarak. «Kitab-ı Tefhim» daha sonraki asırlarda bir çok eserleri ilham etmiştir. Bilakis ilmî araştırmaların geçerliliği Kur'an’ın hükmüne dayanır. Ve gözetilecek tek amaçtır. Mutasavvıf da değil. Seyyid Hüseyin Nasr. Müslümanlar için ibu yaşayış yaşayışların en güzelidir. çeviren Nazif e Şişman.

İbn Sina'nın bininci doğum yıl dönümünü kutlamak için yayımlanmış. Daha sonraki asırlarda kurulacak olan «îş-< rakiye» mektebiyle münasebeti yoktur. Bu güzel derginin. tek insanda bir ara-ya gelen yüzlerce insan. Matematiğe. hepsi birbirinden güzel. Yunanhlann. İbn Sina. coğrafyaya veya astronomiye ait çalış-" malarında en teknik riyazi münakaşalar yahut rasyonel deliler. arasına girer ne herhangi ıbir sufi mektebine bağlanabilir. Doğu'da yakın zamanlara . Sağ ise dilini anlayamayacağı bu çetin makalelerle boğuşacak sabırdan mahrumdur. Işık Doğudan Gelir. s. Hermetik düşünceyle meşbu bir çok yazan (mesela El Razi'yi) çok iyi tanır. 47 ve 68-67..1985. yalnız yine de «hakim» dir. bir müslüman allamesinden söz eden yazarlar arasında tek Türk'e rastlanmayışı. Bizi üzen. ıslahatçı veya şair olarak gelebilir dünyamıza. dünyanın kadim ve hâdis oluşu gibi konularda Aristoculara katılmaz. İBN SİNA ÜZERİNE BİR ÎKÎ NOT Unesco'ıııın fikrî çalışmalarını dünyaya yayan «Görüş». peygamber olarak tecelli edebileceği gibi. dünyanın en büyük düşünce adamlarından.d. Aklın asil yanı. veriyor. Sokratik anlayışına büyük bir saygı gösterir. hikmet ise mümkün olduğu kadar Allah'a yakınlaşmak. Doktor. Kahraman. Rönesans sonrasına kadar Batı'da tıp'denince İbn Sina akla gelmiş. yazılar. Aristo'nun ilmî başarılarına hayrandır. El Biruni'yi hakikat arayıcıları arasında nereye yerleştireceğiz? Ne îsmaililer . Felsefenin . Felsefe hikmettir. Biruni'yi «hükema»dan sayabiliriz. El Birunfye ayrılan özel bir sayısından söz etmiştim. Sol cenahın yobaz tecessüsü bu konulara tamamen yabancıdır. tabiat âlimi. Nasr’ın eseriyle ilgili olarak bkz. şair. akıl üstü gerçeklere ve imana köprü oluşundan ibaret. Ekim 1980 sayısı da. îskoçyalı hakimin tanımadığı için zikretmediği gerçek bir kahramandır. Çünkü «tabiat felsefesi»nde tabiatın tecellilerini hikmet-i ilâhiyenin âyetleri sayar. Akim görevi. ahlakçı. Cariyle.. Fakat hilkatin manâsı.. Aristo'nun kıyasa dayanan rasyonalist felsefesinden hiç hoşlanmaz. Aristocularla ise hiçbir bağlılığı yoktur. Ona göre insanlık tarihi kahramanların hal tercümesinden ibarettir. her şeyin mütteal sebeplerine tabii olarak ulaşmamızı sağlamaktır. s. Sonra da dergide kullanılan dilin okunmayacak kadar uydurmaca oluşu. 123 v. haritalar.... insanın yaşayışını ve düşünce ufkunu genişleten «büyük insanlara «Kahraman» adı. Cemil Meriç.. Resimler. tabii olarak halikin şu veya bu vasfını izah gibi bir neticeye götürür. Bu kadar muhteşem bir derginin lâyık olduğu alâkayı /bulamaması Unesco'yu hiç ıjıi rahatsız etmez. filozof. Paris'de çıkıyor. takipçisi değildir. îslâm düşüncesinin en derin yönlerinden biridir «bu.

Onu hesap öğrensin diye bir manava yollamış. Batı çok uğraşmış İbn Sina'yla. Fatimileri tutan babası. S. Aydınlarımızdan bir kaçı «Hay İbn Yakzan»ı duymuşlardır. Hilmi Ziya imzasını taşıyan bu inceleme de yazarın bütün eserleri gibi sevimsiz ve darmadağınık. Penseurs de i'Islam (İslâm (2) Saliba (D j emil). Etüde sur la Metaphysique d'Avicerme (İbn Sina'nın Metafiziği Üzerine İnceleme).e. Sonra ünlü matematikçi Abdullah Natili'yi evine misafir ederek İbn Sina'nın riyaziyede ilerlemesini sağlamıştır babası.d. îlk başlık. Arap yazarları da bir haydi mürekkep harcamış. (3) Bkz. 205 v.U. kelam okumuş. «İslâm An-siklopedisinde İbn Sina hakkında uzun bir bent var. şakirtleri için sadece Reis. Babası Belh'den gelmiş. eserleri.g. Çocuk. Cemil Saiiba’nın Fransızca eseri 1926 dan bugüne kadar değerini kaybetmemişi Doğu yazarları arasında üstadı en iyi tanıtan sanıyorum ki Hüseyin Nasr «An întroduction to Islamic Cosmological Dostrines»de yüze yakın sayfa ayrılmış allâmemizes. a. Sânı anilerden Mansuroğlu Nuh'un saltanatı döneminde. Ne kadar tamyoruz İbn Sina'yı? Halk. güya ölümün çaresini de bulmuş. edebiyat. Namık Kemai'in çok insafsız bir tespiti var. Samanoğullarmm payitahtı ve bir irfan merkezi. . Paris 1921. Kur'an-ı Kerim'i de hatmetaıiştir. Gazneli Mahmud'un saltanatına kadar bu hanedan Doğu İran'ın büyük bir kısmım idare edecektir. efsanelerini hatırlıyor zaman zaman. 980'de Buhara civarında doğmuş. Üstat. İsmail Zahid'den fıkıh okumuştur. Öldükten sonra. O kadar heyecanlanmış ki elinden şırıngayı düşürmüş ve büyük sır böylece kaybolmuş. Batı dünyasında Doktorların Şahı.» Okuyucular ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar Hilmi Ziya'nın İbn Sina'sını tetkike kalkınca haklı olarak böyle bir hükme varabilirler. îlk kâşiflerinden biri Carra de Vaux*. bulduğu kırk üacm damarlarına zerk edilmesini vasiyet etmiş. Paris 1926. İbn Sina beş yaşından itibaren ailesiyle beraber Buhara'dadır. Diypr ki «Ahlak-ı Alâyi okumaktansa hapishanede yatmağı tercih ederim. Şakirdi vasiyeti yerine getirirken üstadın dirilmeğe başladığını görmüş. On yaşma geldiği zaman nahiv.H Nasr. P. veya Hakkın Hücceti. İbn Tufeyl'in bu felsefi hikâyesi Halide Edib'ten beri nice tecessüsü alevlendirmiştir ama «Hay İbn Yakzan»ı ilk yazanın İbn Sina olduğu pek bilinmez. Buhara. s.kadar «Kanun»la «Şifa» hekimliğin tartışılmaz iki mecellesi sayılmış. Les Düşünürleri). İbn Sina'nın hayatı ve (1) Carra de Vaux.F. oğlunun eğitimine büyük önem vermiştir. İsmailî mezhebinden olan. Malumu ilâm olacak ama hatırlatalım: Çağdaşlarının ona verdiği ad Şeyhe! Reis.

Ve «Kitab el Ma'âd»ı yazar. sonra da yeniden Gürcan'dadır. ilimlerin tümünü ele alan yirmibir ciltlik «Kitab el Hâsıl vel Mahsul». Şems el Maali Kabus'un ilme büyük bir değer verdiğini duymuştur. bu huzur çağı da uzun sürmez. Tanınmış ariflerden 1 Said ibn Ebil Hayir'ı ziyaret ettikten sonra ver elini Curcan. Yıllarca sonra dostu Curcani'ye şöyle diyecektir: «Bugün ne biliyorsam hepsini o zaman öğrenmiştim. Yeni hükümdar vezirlikte kalmasını teklif ederse de kabul etmez. Ne yazık ki bu arada Kabus vefat etmiştir.. Saygı ile karşılanan İbn Sina büyük bir huzur içinde kitaplarını yazmağa koyulur. 1021 de koruyucusu ölür. Farabi'nin şerhlerinden okuyunca pek aydınlık bulmuştur.Onunla Almagest'i. Hamadan'da. Kolit'e . Bu arada Gazneli Mahmud'un gücü artmakta ve Harzemlerin sarayında bile kendini hissettirmektedir. Bu sayedesaray kütüphanesinin kapıları kendisine açılmış ve genç doktar çağının ilim hazinelerinden dilediği gibi faydalanmıştır. İsfahan büyük bir. 1002 de babası ölmüş. Derviş kıyafetine girerek hapishaneden kaçar ve dostu Curcaniyte beraber İsfahan'a varır. Gazneli'den hoşlanmayan İbn Sina Curcaniye'den de kaçmak zorunda kalır. Bu başarı vezirliğe yükselmesine sebep olur. Önce köyüne döner. meselâ «Danişname-i Alâ~ ye»yi. Siyasî faaliyetlerin ağır yükü altında ifan eserlerini de yazar.» İlk eserlerini yirmibir yaşında kaleme almış. Buhara'yı terk edip Harzemoğullarımn payitahtı Curcaniye'ye yerleşmiş. Karışıklık ve savaş yılları. Sâmanoğullan'ndan Nuh bu arada hastalanmış ve delikanlı hükümdarı sağlığa kavuşturarak dünyaca şöhret kazanmıştır (997). Yerine oğlu geçer. ayrıca ahlâk üzerine bir eser. riyaziye ve astronomi ile ilgili bir eser yazar. Onbeş yıl içinde en tanınmış eserlerini' armağan eder ebediyete: meselâ «Necat»ı. Genç alim. 1014 İe 1015 arası Rey'dedir. Önceleri çok güç bulduğu Aristo metafiziğini. Ve rakiplerinin entrikası yüzünden Kamadan civarındaki Farcan şatosuna hapsedilir. Hiçbir zaman bitmeyecek olan bir rasathane inşâsına da girişir. Sadece biraz daha olgunlaştım. Koruyucusu için. ilim merkezi haline gelmiştir. Zindanda kaldığı dört ay içinde bir çok kitaplar kaleme alır. Harzemşahm sarayında büyük bir saygı ile karşılanan İbn Sina. Öklid'in «Elemanlarını ve bir parça mantık okuyan delikanlı çok geçme-den hocasını geride bırakmıştır. Ömür boyu arkadaşı kalacak olan Curcani de yanma gelir. Üstadın çileli hayatı sona ermemiştir.. 1020 de Aristo felsefesinin şaheseri sayılan «Kitab el Şifâ». bilhassa vezir Sühali' nin gözbebeğidir. Burada da bir çok eserler yazar. Şemsed Devle'yi ağır bir hastalıktan kurtarır. «Hay İbn Yakzan» risalesi de bu aradadır. Tanınmış devlet büyüklerini tedavi eder. Heyhat. Riyaziyenin bütününü sergileyen «Kitab el Mecmu». Gazneli Mahmud'un oğlu Mesud İsfahan'a saldırır ve o karışıklık içinde üstadın birçok kitapları yok olur. Onaltı yaşındayken çağmm bütün ilimlerini tamamlamış ve tabip olarak büyük bir ün kazanmıştır.

ile «El Kanun fi'l Tıb». Yazara göre. . Bugüne kadar da îran Mimleri üstadın Şii olduğunu iddia ederler. Gazali bile kozmolojisinin etkisinde kalmıştır. felsefesini . Bununla beraber. esinlendiği daha çok bir şark geleneği olan îsmaililiktir. Yunanlıların büyük hayranı olduğu halde Yunan daima îslâm perspektivine uydurmaya çalışmıştır. Babası Îsmailî olduğu halde İbn Sina şiiliğin bu koluna alâka duymamış. îslâm dünyasının doğusunda Yunan felsefesi İbn Sina'dan daha büyük bir yorumcu bulamamıştır. İbn Sina'yı ilhad ile suçlayan bir çok çağdaşları çıkmıştır.» Ibn Sina'yı Şii mezhebinden sayanlar Şiilerdir. mektupları bize kadar gelmiştir. Eserlerinden hangi mezhebe mensup olduğunu anlamak mümkün değil. Dini bütün bir müslüman olduğu şüphesiz. Fe'lsefî ve ilmî müşküllerini aydınlatması için camiye gidip Allah'ın yardımım niyaz edermiş. Aristo felsefesiyle onun İskenderiyeli yorumculannı> bilhassa Yeni Eflatuncuları kaynaştırmış ye onların hepsini tevhid inancıyla uzlaşacak tarzda yorumlamıştır. burada yeni bir konuya giriyor: İbn Sina ve islâmiyet. Hayatının sonlarına doğru Şiiliğin Oniki îmarn inancına daha yakındır. Üstat. «Kaderin. «İbn Sina'nın şeriat karşısındaki durumunu tespit etmek çok güçtür. En ünlüleri muazzam «Kitab el Şifa». fizikî. ben de dinsiz isem Dünya üzerinde başka bir müslüman yok demektir. Sırrı Üzerine» Eserlerinin hepsini dört gruba ayırmak mümkündür: felsefî. bazı kitaplarında görülen rakamlara ve harflere ait remizler Îsmailî doktrine sempatisi olduğunu kanıtlıyor.yakalanan ve çeşitli huzursuzluklar iğinde kıvranan şeyhimiz kendini Hamadan'a atar ve 1037 Ramazanında ölür. Konusu Doğu ve Batı felsefelerin değerlendirilmesi. Üstadın bunlara cevabı çok kesindir: «Bana dinsiz diyenler' hezeyan benimkinden daha güçlü değildir ediyor Hiç kimsenin imanı Bütün dünyada tekim ben. Belki. Bunlara remzi. dini. Felsefesi yalnız Latin skolastiği üzerinde değil İslâm felsefesi üzerinde de pek derin bir etki yapmıştır. O da çağdaşı El Biruni gibi Sünnî-Şiî ihtilâfına karışmamış.» ' Hüseyin Nasr. de Ali bin Talib hanedanına demek daha doğru olur. du. Gerçi eserinin bazı yönleri Gazali ile Fahreddin el Razi'nin tenkidlerine hedef olmuşsa da kelâmcılarm başlıca kaynaklarından biridir. Kitaplarının bir çoğu ya büsbütün.' On ciltlik «Lisan el Arab. Sonra üç beş sayfalık risaleler: «Fiil ve İnfial üzerine». Nitekim Massignon da. ya kısmen kaybolmuştur. İbn Sina ilhamını Yunanî bir kaynaktan almamıştır. der.» îkiyüz elliden fazla eseri: kitapılar. ve metafizik hikâyeleri de ekleyebiliriz. kozmolojik.Mesela yirmi ciltlik «Kitab el İnsaf».

fizik. diyen yazar. Mesela iktidar ve amel. Konuları İbn Sina'dan farklı olarak sıralamış. metafizik. Hüseyin Nasr. Arap filozofu için de. hukuk lisaniyesi ve pedagog. Niçin yazarlarımız bu çapta eserler veremiyor? Sanıyorum ki bu yetersizliğin iki kaynağı var: 13 Saliba. Yüz civarında kaynak. Arap. İbn Sina üzerine karıştırmak-mutluluğuna erdiğim ikinci eser Cemil Saliıba’nın. Sonra da Arap felsefesinin menşe ve mahiyetini hülasa ediyor.Nasr’ın kitabı uçsuz bucaksız bir umman. Giriş takip ediyor. Felsefenin o zamanki bütün dalarını kucaklıyor: mantık. Allah'la dünyanın münasebetleri ve bilhassa Zat-ı Bari ile Şer meselesini ele alıyor. On sayfa tutan bir revak: konu. Kaynaklan. İbn Sina bu yanı ile tam bir nev eflatunî'dir. Carra de Vaux yalnız El Şifa’nın . Saîiba’nın kitabı şu ismi taşıyor: «Ibıı Sina'nın Metafiziği üzerine İnceleme». Ciddi. Fırtınalı bir hayatın medd ü cezirleri içinde kaleme alman bu kitap İbn Sina'nın en mühim felsefî eserlerinden biri imiş. Üçüncü bölümde mümkün ile zaruri mefhumları aydınlatılıyor. Sina üzerine yapılan çalışmalar El Şifa'dan habersiz. dolgun. Yunan felsefesini bütün incelikleri ile biliyor. Önce muhteşem bir kitabiyat. 1926. P. ve metafizik. metodlu. «kitabımızda İbn Sina'nın bütün metafiziği yok diyor. İster istemez genel mahiyette olan bu izahları mütekellimin'in fikirleri takip ediyor. Massignon gibi müşavirleri var. Bu dönemde Türk aydınına düşen görev. Bu bir kaç damlayla yetindiğimiz için okuyucunun bağışlamasını dileriz. Beşinci bölüm. çünkü üstadın bu alanlardaki görüşleri Aristo'nunkilerle aynı». Nev Eflatun! görünüşüyle İbn Sina metafiziğini ele alıyor. 2) Avrupada okumuş: felsefe doktoru. belki de doktora tezi. Kısmen latinceye çevrilmiş: «Suîficientiae». Farsçayı da çok iyi bilmektedir. Zamanımızın en büyük müsteşriklerinden ders görmüş. Ibn Sina sisteminin mihveridir.F. makuleler ve arazlar nazariyesi'ne dokunmadık. Bu doktrinleri tanımadan İbn Sina felsefesini anlayamayız. Önce. 213 sayfalık bir tez. riyaziyat. Metafizik. Paris. Ne yazık ki Fransızcada ibn . Aristo için olduğu gibi» «mevcudun ilmi»dir. Yani hem doğuyu tanıyor. Saliiba'ları okuyup anlamamız büyük bir devlet. Cemil Saliba gibi üstatları ülkesine tanıtmak. Dördüncü bölümün konusu südur nazariyesi (emanation). hem batıyı. Yazar. Farabi'ye ayrı bir bölüm ayırmamış. İbn Sina'da ontolojik bir ayırdediş. kendi dilini de.U. metod. Nihayet faydalandığı asıl kaynağı belirtiyor yazar: «El Şifa». diyor. menbaiar. Saliba. İkinci bölümde ise zatla (essence) vücud (existence) arasındaki farkları açıklıyor. madde ve suret. illetler nazariyesi gibi temel mefhumları aydınlatıyor. Altıncı bölümün konusu ruh ve akıl meselesi. Aristodaki mantıkî ayırdediş yerine.

. Doğu'nun ve Batı’nın bütün hazineleri var. sonra da. O ülkenin edebiyat tarihçileri iki isme büyük bir imtiyaz tanırlar. (elbette ki bu hüküm de izafidir): Taine ile Renan. İnsan ilimlerinin en güçlü —en ünlü demek belki daha doğru olur— temsilcileri Fransız. yapılan çalışmaları dilimize aktarmak. LE BON MU RENAN MI? Geçen asır. Sorbonne'da verdiği talihsiz bir konferans olmuştur. «İşaretler» 1892'de Deiden'de tabedilmiş. ne de eflatuniye mektebini. Hülasa. Fransa. Renan. Birçok büyük alimler şerhler yazmış kitaba. Cemaleddin ise çok daha 'hazırlıklı ve ihtiyatlıdır. Makaleler de bölümlere ayrılmış. Belki bu sayede biz de yıllarca sonra irfan kervanına katılabiliriz. değerli bir edip. daha seyyal bir zekâ. Metafizikte on makale varmış. ömrümüz kifayet ederse ve becerebilirsek. Esasen Renan'ı da layikiyle okumamıştır. Adnan Adıvar. Kaldı ki Kenan'a yazdığı mektup bir Fransız gazetesinde yayınlanmak üzere kaleme alınmıştı. islâmiyet hakkında aşırı ve yersiz isnatlarla dolu olan o konuşmayı âteşin belagatiyle cevaplandırmıştı. Servet-i Fünun mektebinin akıl hocalarından.. tecessüsü hudutsuz bir ilim adamı. Hüseyin Cahit'le Raif Necdet'i müritleri arasmda sayabiliriz. Bu iki ciltte yalnız fizikle metafizik mevcutmuş. mefhumları tanımıyoruz. aydınlık ve sadık bir yorumunu yapmış «El Mile! vel Nihei». mesela Fahreddin-i Bazi. büyük bir tarihçi. Namık Kemal'le cahil diye alay eder.nnda şerhler de yar. Biz. Batı'daki gelişmelerden de haberdar. İbn Sina bu kitabı avam için yazmadığını. Şahristani de «Necat»m mükemmel bir hülasasını. Bu çok mühim kitap o dönem Türk aydınlarını etkileyemezdi ve etkilemedi. Saliba Şifa'dan başka «İşaretler ve Tembihler» kitabını da incelemiş İbn Sina'nın. Aynı konferans Afganlı Cemaleddin'e çok daha yumuşak ve dostça düşünceler ilham etmişti. Kendi medeniyetinden kopmamış. Türkçeye yalnız bir kitabı çevrildi: «Hayat-ı Yesu ». ne Aristo'yu bilenimiz «var. felsefi hazırlığı olmayanların boşuna zahmet etmemelerini tavsiye' edermiş. Hicretin 1303 yılında Tahran'da basılmış Arapça metin. Belli bir mektebe bağlıyamazsmız onu. kemalle koşan kafilenin başlarında. Müdafaanamesi hamiyet sahibi bir edebiyatçının isyanını dile getirir. Salilba nın incelediği metin. kena.hülasasından yani «El Necat»dan faydalanmış. Yanılmıyorsam. Renan'ı intelijansiyamıza tanıtan. Kendisi başlı başına bir mektep. Şair Namık Kemal. Kitabı Massignon'un özel kitaplığından atoıış. Şüphe yok ki Kemal. Renan'la boy ölçüşecek bir ilim adamı değildir. O da Renan'ı kitaplarından . Mesela Nasreddin-i Tusi. Cemil Saliba’nın emrinde. anlamağa'çalışmak. bu bahtiyar ilim adamlarıyla nasıl yarışacağız? Dilimiz yok. Önce diz çöküp okumak. Taine. Kesin yargılardan hoşlanmaz. maddeci Avrupa'nın zirveye tırmandığı asır. Biz bu istihzaya katılmıyoruz.

değil. bugün de ister istemez tanımak zorunda olduğumuz mührü açılmamış bir hazinedir. Büyük . tereddütleri. Şehbenderzade Hilmi Bey. Renan. Hz. Ümrandan Uygarlığa. Shakespeare'in «The Tempest»ine zeyl olarak kaleme aldığı «Caliıban». Cemil Meriç. Sanıyorum ki o büyük mütefekkirin ana-eserlerini tetkik edenler için böyle bir hükme katılmamak ol-dukça zordur. Ayrıca İbn Rüşd'ün Batı'da nasıl tanındığını. Yazımızın konusu üstadın eserlerini tanıtmak değildir. Makalesi bir çeşit taarruzdu. orta-çağ düşüncesi içindeki yerini derin bir vukufla anlatmıştır.Şarkiyatçı. ondokuzuncu asrın yetiştirdiği en geniş ufuklu tarihçi ve lisaniyatçılardan biridir. bütün ümitleri. îyi niyet sahibi bazı yazarlar. Şair'in ilham perisi öfkedir* mütefekkirin ise anlaşma arzusu. Üstadın bizi en çok ilgilendiren kitabı 1852lerde yayımlanan ve daha sonra da defalarca basılan (bizdeki 'baskı 1882) «İbn Rüşd ve İbn Rüşdçülük» adlı büyük ve muhteşem kitabıdır2 İslâm dünyasının İbn Rüşd'ü yeteri kadar tanımadığmı ileri süren tarihçi. özleyişleriyle o kitaptadır. Cemaleddin geniş ve seyyal zekâsıyla Renan'ın taassuba düşman ve her türlü düşünceye açık görüşlerini sezer gibi olmuştu. Fakat düşünceyle ilgili konularda büyük bir ilim adamının getirdiği aydınlığa gözlerimizi kapayamayız. İslâmiyet hiçfbir zaman yobazlığın yanında olmamıştır. Niyetim sadece vesikaları konuşturmaktı. «Cemaleddin Efgani dosyası». demokrasi aşıklarını ibretle düşündürecek korkunç bir hicviyedir. Ama açık kapı bırakan bir anlaşma taarruzu. Son zamanlarda dilimiz yeni bir Renan tercümesi daha kazandı: «İlmin Geleceği». Hemen belirteyim ki Renan’ın her hükmüne katılmak büyük bir hamakat olur. Yahudi şakirtlerini. Yalnız bir hayret ve üzüntüyü dile getirmek istiyorum. Avrupa ilmi. milletlerarası ününden tanır. Felsefî tiyatro eserleri de yazmıştır. Efganlı’nın makalesini yüz yıl önce yayımlanan «Les Debats » gazetesinden kopye ettirmiş ve Türkçeye kazandırmıştım1. Cevap vermedim. buldular. Kısaca her iki Türk yazarı da Renan'ı okumamışlardır. oryantalistler arasında Kenan'a imtiyazlı bir yer verir. İbn Rüşd'ü hazırlarken İtalyan ve İspanyol kaynaklarından geniş ölçüde faydalanmış ve bizce bilinmeyen bir çok Arapça yazmaları da gün ışığına çıkarmıştır. Ama düşünce dünyasında yerimizi almak istiyorsak yapılacak ilk iş kendi . Ona göre Renân İslâmiyet konusunda en insaflı Avrupalılardan birisidir. (1) Bkz. Cemaleddin ile ilgili yazımı insafsız. Süleyman'a atfedilen «Agniyetiî Agani»yi İbrani edebiyatının en parlak şiiri olarak yeni baştan yayımlamıştır. Renan'ın 1848 de kaleme aldığı fakat yayımlamaktan vazgeçtiği bu kıymetli eserin özünü «Kırk Ambar» in Hümanizm'e ayrılan bölümünde hülasa etmiştim.

aslında. Orta Çağ Arap felsefesinin Avrupa düşüncesi üzerindeki etkilerini en iyi bilen ve en güzeİ anlatan yazarlardan biri. Renan gibi üstatların yanında adı bile zikre değmez. komünizm gibi aşın cereyanlarla mücadele etmesi yetmez. cihanşümul dinlerin derin kökler saldığı bir dünyanın çocuğu. Renan bir İbn Haldun'u unutmuşa benziyor. insanlık tarihinin en yüksek kültür olayıdır. Ne gariptir ki Le Bon'un bir çok eserlerini'dilimize çevirdik. Lozan'da. İbn Rüşd. Paris 1882. geniş tecessüslü. o halde bu konudaki çalışmaları dilimize kazandırmak gerekir. prağmatik ve rasyonalist düşünce ile mistik düşünce arasındaki çatışmadır. İranlı kafasını canlandıran Gazali arasındaki düşünce zıddiyeti. Madem ki biz. Onikinci yüzyıldan sonra bu düşünce. meseleyi idrak ettiğini ifşadan geri durmaz. İslâmiyet'e karşı da cephe alması lâzımdır». Der ki. ama görmezden gelir onları. Türklere karşı da lüzumundan fazla haksız.düşünce adamlarımızı lâyikiyle tanımak olmalıdır. İspanyol kafasının temsilcisi olan ibn Rüşd ile. Renan ise bir çok benzerleri . diyecek kadar koyu bir Avrupalıdır. Ayrıca «Tarih Felsefesi» adiı eserinde Hz. Düşünce Endülüs'den İtalya'ya ve Avrupa'ya göçmüştür. «medeniyet dünyasının yalnız sosyalizm. amatör bir fel-. üzerinde tartışılacak bir düşünce kitabı. daha o zamandan Bacon'ları. sefeci. sonraları İngiltere'de prağmatinin. hayatımızı kuşatan sırların farkındadır. İbn Rüşd ise Arapça konuşan bir Batılı. Kendi meselelerimizde ebediyen susacak mı(2) Renan Ernest. İBN RÜŞD VE ORTA-ÇAĞ ÎSLÂM DÜŞÜNCESİ İhvan-ı Safa üzerindeki bilgileri bir araya getirirken Guadrfclen geniş ölçüde faydalanmıştım. yız? Batılıların şu veya bu maksatla ileri sürdükleri . essai historique. Onun da bütün rasyonalist sistemler gibi zayıf bir yanı vardır: Reybilik. Sienne Üniversitesinde öğretim üyesi. İbn Rüşd'ün mübeşşiri olduğu düşünceyi. «İbn Rüşd». amatör bir tarihçi. bir kelimeyle ilim adamı ol-maktan çok. Averroes et l'Averroisme. Renan için ortaTçağ İslâm düşüncesi. Esasen bir dönemin Türk aydınlarına^ büyük bir mütefekkir gibi görünen bu zat. Gustave le Bon. Bir vesileyle arz etmiştim. kabiliyetli bir gazetecidir. bir İbn Rüşd'ü ve İbn Rüşdçülüğü inceleyecek seviyede değiliz.metliiyelere değil. haksız ve yersiz hükümler de ihtiva etse ciddî incelemelerine ihtiyacımız var. Muhammed'den çok saygısız bir dille söz ettiği de unutulmamalı. «Arap Medeniyeti» gibi nefis bir eserin yazarıdır ama îslâmiyetin muhibi değildir. Fransa'da rasyonalizm denilecektir. Bununla beraber. Ona göre Gazali. Quadri. iman . hükümdarların ve geniş halk yığınlarının anlayışsızlığı yüzünden sıhhat ve feyyazlığmı kaybetmiştir. gibi hâlâ ışığı bize kadar gelmeyen bir yıldız.. Descartesları müjdelemiş.

Porfir'in «isagoci»sinden. Aristo'nun fiziğine Eflatun'un politik düşüncesi eklenecekti. hıristiyanlar ve yahudiler tarafından Latinoeye çevriliyordu. Doğu rahaniyetini emiyordu. sanıldığından daha büyük bir etki yapmıştır.avam için biçilmiş kaftandır. Batı. Kitaib-ı Mukaddes hep Kitab-ı Muikaddes'ti fakat gerçeğin yorumunu yapanlar Arap ve Yahudi filozoflarıydı artık. Aziz Albert (Büyük). (1) Quadri G. Bu temessülün yolu Pirenelerdi. Biz ise. Hem de Batı’nın henüz kendi kendini aradığı bir dönemde». îmanını savunmak için İslâm düşüncesini cerh etmeğe çalışır O dönemde. Batı dünyasının tazelenmesinde. «Aristo şarihlerinin en büyüğü olan» İbn Rüşd'ün düşüncelerini uzun zaman anlatan Quadri. Bütün Orta Çağın felsefesi olan Arap felsefesi. Aşağıdaki sayfaları «Başlangıcından İbn Rüşd'e kadar. 123 v. İstanbul 1935 «Le Bon'perestîer» s. İletişim Yaynıları 5. Aristo'nun fiziği ve metafiziği pekala biliniyordu ama «Politik»! uzun zaman meçhul kalacak. ne Batı'yı taıyoruz. Renan'ın «İbn Rüşd ve İbn Rüşd'cülük» isimli klasik eserini bile dilimize çevirmedik henüz. baskı. Bu arada İslâmiyet çık. Batı kafası. Quadri ise büsbütün meçhulümüz. birçok topluluklar dinlerini değiştirdiler ama daha önceki polemikler silinmedi. Arap doktrinleri yahudiler aracılığı ile. Arapçaya çevrilen İbranice Metinler Paris'te bir araya geliyor.d. mistik alanda olduğu gibi akli alanda da. merkezi ise Paris. yani Kitab-ı Mu-kaddes. Yunan yazarlarının süryaniceye geçmiş eerleri. Doğu felfesefi aşılanıyordu böylece. Yahudi filozoflarını da Arap filozoflarını da büyük bir dikkat ve ihtiramla okumuştur. dini metnin .. teslis lehinde çok önemli deliller buldukları bu kitapları süryaniceye çeyirtmişlerdi. eserinin birçok yerlerinde Arap düşüncesi ile Latin düşüncesini karşılaştırır. Aristo'nun «mantığından» ve «metafiziğin-den» faydalanmışlardı. Orta Çağ Avrupasmda Arap Felsefesi» isimli kitaptan derliyorum1 Orta çağ düşüncesinin kökleri Hıristiyanlar. îspanya kanalından Avrupa'ya sızmış bulunuyordu. Çok defa. Paris 1960. Latin ve Cermen dünyasının teolojisine. Süryaniceden Arapçaya çevrildi. düşüncesinin kendi köklerini araştırırken varmak zorunda olduğu hüküm bu. tı ortaya. Bilhassa yahudiler bu yoldan çok para kazandılar. şu neticeye varır: «Rönesansla gelişen insanlık bu düşüncelerden doğmuştur. La Philosophie Arabe dans l'Europe Medrâvale des Origines a Averroes^ Payot. £3) Bkz. Suriye ve Filistin kiliseleri. Cemil Meriç. Bu Ülke. ne de İslâm düşüncesinin tarihini. yine de emirin hür düşünceyi desteklemesine bütün gücü ile çalışır. teslis konusuîıu tartışırken geniş ölçüde Yunan felsefesine başvurmuşlar.

bütün varlıklar tek ışık ve hayat kaynağından fışkırmıştı. bu mektebin Heraklit ile Parmenid'den aktardıkları «anlayış ve sudur nazariyesi». birbiri ile çok sıkı bir temas halinde bulunan iki saha birbirinden ayrılı yordu: ruhi sulta. Ne var ki. Peygamberin ölümünden bir asır sonra güçlükler ve tereddütler ortaya çıkmağa başlar. Başlangıçtan itibaren Kur'an. daha doğrusu ulemanın ittifakı mânâsına geldi. fakat işin içinden çıkamazlar. çeşitli sistemler Aristo'yu en büyük otorite olarak göstererek. öte taraftan Kilise babaları. o zamanın Arap bocalandır. îslâm İn ilk büyük hukuk mekteplerinden birincisi hanefi mezhebidir.kelimelerine dayanılarak yorumlanmıyor. Bilhassa. akıl ön plana geçiyordu. ortaya halledilmesi gereken meseleler çıkar: Hukuk ve alılak meseleleri. Peygamber yaşarken birçok güçlükleri otoritesi ile halletmişti. Basra'da müderrislik .195 şarüılerinin izlediği yollardan geçilerek en cesur hükümlere varılır. doğu hıristiyan düşüncesi ile îslâm düşüncesi arasında tam bir süreklilik vardır. FakiMer. ortaya çıkar çıkmaz güçlü ve olgun. Kurucusu Ebu Hanife. Böylece aristocuların önünde çok geniş bir ufuk beliriyorclu. Filozof denilince akla gelen Aristo'nun şakirtleri idi. Avrupa düşüncesini ikiye ayıran 'bir tartışmanın başlamasına yol açar: îllüminizm'in ilk fecri karşısındayız. Aristo . Bu görüşler. Bir taraftan üstatlar üstadı Aristo. ağır bastığı bir dönemdeyiz. dünyevi sulta. sahneye çıkmak hürriyetine kavuşuyorlardı. cihanşümul kanundur. ilahî kelamın tefsircisi olduğuna göre. Filozofun yüklendiği bu görev piskoposlarla rahiplerin gözünde Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedidin şerhleri kadar saygıya layıktı. Kıyas da çeşitli somut vakalara hukuk kuraillanmn uygulanışı idi. sonra nesilden nesile geçerek yazıya dökülmüştür: sünnet (hadis). Fakih. Hukukun iki kaynağı daha olacaktı: îcma ve kıyas. hem düşünceyi hem de ameli kucaklar. Asıl önemli olan. kitapları kanştırır. Roma hukukunun da baş vurduğu bu yardımcı: re'y idi. İslâm'ın hudutları genişledikçe. ona aitmiş gibi sunuluyordu. Hadiselerin dışında şahsi bir karar vermek zorunluydu. Modern hukuk felsefesinin kuruculan. Quadri'ye göre. Aristo'nun yazmadığı eserler bile. Küf eli. önceleri eshabm ittifakı demekti. Mutlak vahdetin binbir tecellisiydi görülenler. yeni yaşayış sistemine felsefenin girmesiydi. objektif bir anlayışa göre t ef sır ediliyordu. sonraları bütün îslâmlann. Düşüncenin bu serazad boy atışında Yeni Eflatunculuk da büyük bir rol oynamıştır. îslâm düşüncesinin çocukluk dönemi yok. îcma. Bu anlayışa göre. Oysa. Kitab-ı Mukaddesken mevrus nasslarm. Kararlan önce şifahi olarak ashaba aktanlmış.

Hülasa. Medine'de kurulmuş. . hukukun başlıca kaynaklarıydı. kıyas. Böylece icma ile kıyas büyük bir önem kazanır. hukuk bir emirden çok bir zorunluluktur. Kıyas ve istihsan ile istislaha yeni bir mefhum daha ilâve eder: kanunların kök ve illet'i. örf ve istihsan. Mezhebin adi: Zahirilik. bugün Mısır'da hakim bir mezhep. kurucusu Malik bin Enes (ölümü 795). Medineli fakihlerin ortak kana-atidir. Hukukim tatbikatında fakihe geniş bir hürriyet tanıyan ıbu anlayışa göre. Sünnetin yerine daha çok' fetvalardan faydalanır. kıyas yetersiz kalınca. bütün islâm kavimlerinin rızası demek. Malik icma’ın hudutlarını genişleterek. Ebu Hanife'nin yazılarından çoğu ölümünden sonra talebeleri tarafından yayımlanmıştır. 767 de zindanda ölmüş. hukukçu olmaktan çok hukuk nazariyecisi. Osmanlı İmparatorluğunun resmi mezhebidir. Skolastiklerin £abii hukuku ile en küçük bir münasebeti yoktur bu hukukun. Kelamcı. Kurucusu: Muhammed bin İdris eş Şafi (ölümü 817). re'yi reddeder. Doğunun birçok yerlerinde kabul edilmiş. Hanefilik. yani tercih. Ebu Hanife. insan aklının otoritesine dayanmaktadır. onun için icma. re'y. öteki mezheplerin antitezi olarak sunmuş: Ebu Süleyman Davud (ölümü 883). Maliki mezhebi de çok yayılmış bir mezhep. Zahiriler için hukukun tek kaynağı Kur'an'la hadislerdir. Maliki mezhebi günümüze kadar Cezayir'de ve Kuzey Afrika'nın öteki bölgeleriyle Hindistan'da hakim olmuştur: Üçüncü büyük mezhep: Şafiilik. Oda harfe ve kanuna titizce bağlı. (ölümü 855) Hukukçuda^ çok. Eseri: Muvatta (ameli sistematizasyon). Kelimeler en hakiki manalarayla yorumlanmalıdır. İcma’ın hudutlarını genişletmiş.yapmış. Kurucusu Ahmed İbn Hanbel. İcma eshabm ittifakı değildir artık. Şafiin bir talebesi.Birçok eser yazmış fakat hepsi kaybolmuştur. Kelamın aleyhindedir. re'yi mümkün olduğu kadar kısıtlanmıştır. tam bir Sünni'dir. Çok dar ve çok gerici olan bu mezhep. yani fakihin adlini ileri sürmüştür. fakiMerin tepkisi ile kakılandı ve birkaç asır sonra ^u^ Dördüncü büyük mezhep Hanbelilik. Ona göre icma. Herşey bu kutsal kaynaklar tarafından tespit edilmiştir. hukukun diğer kaynağma baş vurmuştur: İstihsan. İstihsan'ın yerine de amme menfaatini yani istislah'ı ikame eder. Kıyası ön plana geçirmiştir. Kur'an'ın ve sünnetin yanında hukuk kaynağı olarak re'y. kurduğu mezhebi. Kur'an ile Sünnet ikinci planda kalır.

Gnostik hakikati yakalamak için kâh zirvelere tırmanır. kâh «Lâirfaniye». her türlü (ontolojik) metafiziği de saçma bulur. Yunancada bilgi. Gnostik. gnoz'dan (Fransızcasi: gnose) türemiş* Gnoz. aklî yollardan da eşyanın topyekûn izahını bulmağa çalışan bütün mezheplerin ortak adı. dinî konularda sokaktaki adamın bilgisiyle yetinmez.. ilm-i âlâ'dır. . Agnostik. İnsan zekâsının. imanı da aşarak bilgiye. ilme ananevi hıristiyanhğı reddeden. Birçok ülkelerde belli bir dinden olduğunuzu söylemek mecburiyeti veya alışkanlığı vardı. dünya berzâhmda yolunu şaşıran ruhu. İnsanlar müesses dinlere inanmaz olur ve hayat muammasının sırlarına aklî dinlerde bir cevap bulamazlarsa gnoz'a. cihan ölçüsünde bir gerçeği isimlendiriyor. yâni mârifetullah'a varmaktır. kâh uçurumlara dalar. medresenin yanında tekke. ne felsefe. Batılılar hemen benimsemiş kelimeyi. yalnız manevî dinleri değil. anlamındadır Aydınlar için ise zihni bir alışkanlıktır agnostisizm. şeriatın kabuğunu kırmak ister. varlığı. kucağından yuvarlandığı yüce âleme yeniden ulaştırmak ister. umumiyetle dinî meselelerde şüpheci. Gnoz'u niteleyen sıfatlar: bâtmî (ezoterik) ve hermetik'tir. agnostisizm. îrfaniye. . şeriatın yanında tasavvuf'tur. bu fâni dünyaya hapsedilen ilâhî bir pırıltı. marifet. akıl-üstü yollardan da. Halk dilinde inandığı için agnostik. ama kâh İngiliz filozofu Huxîey 1860da uydurmuş agnostisizmi. ■ . Şeriat ehlinin kurcalamamağı tercih ettiği bâtmî. sığınırlar. Eskiler «Lâedriye» demiş. Gnostisizm. Gnostik. Buh. «bizatihi şey» i kavrayamayacağını ileri süren felsefe nazariyelerinin hepsi agnostiktir. eski metinlerde irfaniye ile karşılanır. Onun bilgisi: marifet'tir. mükemmele. . Gnoz'urı amacı. Gnoz. Agnostik rahatça söylenenebilecek bir cevap olabilirdi. Huxley de kurduğu mezhebin adını Paulus'un bu hatırasından esinlenerek uydurmuş olmalı: agnosto theo. Gnoz ne dindir. usturevî (mitolojik) ve sihrî bilgiler. Şöyle diyor: «Metafizikçiler Kurulu'ndaki meslekdaşlarımın hepsi de 'izm' ile biten birer doktrin icat etmiş. irfan'dır.dördüncü bölüm İNSANLIĞIN SON SÖZÜ AGNOSTİSİZM Mİ? Agnostisizm/bütün felsefe ıstılahlarımız gibi yabancı. . niçin benim de felsefî »-bir mezhebim olmasın?» Aziz Pâulus. Atinadaki bir mabette şöyle bir kitabe görmüş: «agnosto theo» (meçhul bir tanrıya). Kelime.

ama bu ilmin kaynağı ııe? Eskiler genel olarak doğmatik'tirler. Oysa ilim ne objektiftir ne realist. metafizik yapmak ve varlık hakkında gelişi güzel çeşitli görüşler ileri sürmek zorunda kalırlar (Kantda nazarı akıl. Agnostisizm deyimine dilimizde misafirlik hakkı kazandıran yazarların başında Rıza Tevfik gelir. Comteda pozitivist din. çelişki. Zekâya sınır çizilemez. Ondokuzuncu asrın bilinemezciliği (agnostisizmi) çekingen bir maddeciliktir. üstelik yeniden üretildiler. akılla. Üretebildiğimiz şeyin bilinmez olduğu elbette düşünülemez. Engels'e göre. ilinin dev adımlarıyla ilerlemesi sırasında kavrandılar. ilhamla. her türlü gnoz'u peşin peşin reddeder. bu çelişkileri yüzünden aydınlık ve işe yarar neticelere varamamıştır. Agnostisizm. pozitivizm. Bilgi edinmenin tek yolu vardır: tecrübe. Parlamentolarda sağ'la' sol arasında bir orta bulunduğu gibi. sufiler. çünkü hakikat üç yoldan idrâk edilebilir: duygularla. İlmimiz. Bununla beraber dogmatikler görüşlerinden vazgeçmemişlerdir. çözümlendiler. Üstada göre. Bunlara göre mutlak hakikat ancak keşf-i zamir . Bütün agnostik akımların ortak bir yönü var. bütün karanlıkları yok edecek ve her sırrı aydınlatacaktır. Tek istisna vardı: reybiyyun (septikler). Hegel için de «bir şeyin bütün vasıflarını biliyorsanız. yeni-eflâtuncular. «İnsanların hakikati bileceğini ileri süren filozoflara dogmatik denilir. Berkeley'in son eserlerinde spitüalist realizm gibi). ruhu tasfiye mücahede ve mükâşefe yolu. Düşünce dünyasında sık sık görülen garip bir yaratık. ve daha başlangıçta metafiziği ve hadsî bilgileri reddederler. bir yandan da ilme' çatarlar. spiritüaîistlerle materyalistler arasında da bir agnostikler zümresine rastlarız. Bir yandan mutlak'ı bilemeyiz. Bugün de bilmediklerimiz var ama bilmediklerimizi yarın bileceğimizden şüphe etmeğe hiç bir sebep yok». bizatihi şeyi de biliyorsunuz demektir». «lâedriye» lafzıyla karşılar. Agnostikler. ilme yönelen tenkitleri yersiz bulurlar. Engels de şöyle der: «Kavranamaz nesneler. mistik ve akıl dışı bir tekim pos-tulatlara dayanmak. Bugün mutlak hikkâte erişemeyeceğimiz herkesçe kabul ediliyor. Mutlak hakikat diye bir kavram yoktur. Spencer'in ve Stuart Mill'in «şakird-i irfanı» olmakla övünen filozof-şair. Bunları üç zümrede toplaya-biliriz. taaddisiyyün. Pozitivist de diyebilirdik. Çağımız düşüncesinde ağır basan eğilim. Nitekim. izafi (göreceli) olmasına izafî. için insanları davet ettiği Agnostisizm. Agnostik. Onlara göre ilim. çok defa ilimcidir. der.îhvan-ı Safa'nın. İslâm'daki lâedriye'cilerle çağdaş Avrupa'nın agnostikleri arasında şaşırtıcı benzerlikler bulur. Marksçılar. bu mezhebi.

derunu mahşerdir» -diyor Hamid. «Subhane ma-arefnâke hakkı marifetike. tasavvuf ve tarikatlerle ilgili yazılan ufkunun ne kadar geniş olduğunu ispat etmektedir. Nimetlerini tefekkür ediniz. hermetizm gibi maddelerin olmayışı çok üzücü. Dışı sükûn ile zahir.» İslâm dünyasında agnostisizm şüphe götürmez nasslara dayanır. Abdullah Uçman tarafından yayımlanan. semavî dinlerin kaynağında. Hakkı yok mu? Her alın bir mezar taşı. varlığına ister istemez inanır. hem de ümitlerimizi sonsuzca kanatlandıracak bir teşvik. İlim ve felsefenin acze düştüğü yerde şiire başvurması bundan değil mi? îslâmiyethem küstahlıkları önleyecek ilâhı bîr irşat'tır. Bu ölümsüzler arasında çok sevdiği Hamid de unutulmamış tabiî. Herçeşit gonoz Hint'den gelir insanlığa.. Mevlana. Fahreddin-i Râzi. însan ne kadar kâmil. Allah'ın zatını tefekkür etmeyiniz. ATEİZM NEDİR? «Şu taş cebinime benzer ki aynı makberdir. O zamanlar bir de gnostikler namıyla bir fırka peyda olmuştu. Kamus'da gnoz. gnostik'den ilham alarak agnostik! uydurmuş. Hint ise mistisizmin temelinde yer alır. Zerdüştyani Avesta vardır. der Hadis-i Şerif. Huxley. Bu daire dışına çıkamaz. yeni eflâtunculuğun şiirimizde ne büyük izler bıraktığını bir çok makalelerinde göstermiş. bu hakikati ispat için Doğu'nun bir çok şair ve nâsirini sahneye çıkarır: EbulAlâ. Yalnız yarattıklarına bakarak var olması gerektiğini anlar. Ses ne kadar kendi sesimiz! Sözler yalnızlığımızı yabancı gözlerden saklamak için uydurulan yoğun bir sis perdesi. Bunun için de Eflatun'un ve yenieflatunculann mebadi-i itikatlarını (inanç ilkelerini) ahkâm ve nusus-u diniyeye uygulayarak. Hâfız. Üstat. Batı’nın kültürü ile: Doğu'nun irfanını kaynaştıran nadir düşünce adamlarından biri. nakl-i akıl ile aydınlatmağa çalıştılar. Daha doğrusu sefil ve abes bir komediyi gizleyen et ve kemikten bir perde. ya mâruf» kavlini bilmeyen var mı? Rıza Tevfik. Şuurun şahadetine katlanabilecek kaç babayiğit var! İkide bir soyunmamız gerekseydi çıplak . Sâkit ve samit. Hele hakikatlerin hakikati olan Allah'ın varlığı’ın idrak etmesi ne haddine. Agnostiklere göre. Bunların başlıca mesleği bilhassa kütüb-ü mukaddeseyi ve ahkâm-ı diniyeyi makul bir surette tefsir etmekten ibaretti. Batı’nın îslâmiyeti kabul etmiş bir aydının nefis bir açıklamasıyla noktalayalım.yani ilham ile kavranabilirdi. ne derece akıllı olsa yine eşyanın içyüzünü kavrayamaz. Konuyu. Kelimeler içimizdeki gülünç faciayı sadakatle aksettirmez. Rıza Tevfik. Şebisterî ve Feyzi Hindi. beşer aklı yalnız fenomenler (olaylar) dünyasını kavrayabilir. Garaudy'y© göre.

Liyakatsizliğim nereden geliyor? Üstadın zekâsı mı üstün. geçen asrın çok iyi tanıdığı Amerikalı 'bir ilim adamıdır. olduğumuz gibi görünmekten çok daha tehlikesiz. zevkperest ve şımarık bir çöküş devri münevveri idi. Farsçası sağlam. Descartes'den Marx'a kadar düşüncenin bütün serden geçtiler ömür boyu maskeyle dolaşmış. işitmediğini söyleyince hayret içinde armağan etmiştim kitabı. Önce maddenin kaynaklarına bir göz atalım: 1 -— Voltaire'in «Felsefe Sözlüğü».. tereddütleri. Evet.yaşardık. Bazan lafızların. Her üç eser de mirî malı olduğu için daha sonraki ulemaca ihticaca lâyık görülmemiş. Ve nihayet Tıbbiye. tecessüsü mü? Kim bilir. Tevfik gibi kendi kendini yetiştirmiş alaylı bir felsefecinin yarım asır önce kaynak olarak kullandığı bir eser. Şu taş cebinime benzer. «Kamus-u Felsefe» den ateizm maddesini okutuyorum. kusur bulmak için okuyordum. ikisi de mânâsız. Genç yaşında yabancı dil öğrenmiş ve etrafındaki mevaşiden ayrılmış. Anlayışsız bir çevrenin bühtanları canına tak demiş Rıza Tevfik'üı. Fransız çayla İngilizceyi biliyor. Rıza Tevfik. Üstat. Maddeyi ilk defa kırk küsur yıl önce okumuş ve hiçbir şey anlamamıştım. «İlimle Dinin Çatışması» adlı eserini Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye .. Çeyrek yüzyıl önce profesör Vehbi Eralp'a kitaptan söz etmiş. aydın haysiyetinin. Utanarak düşünüyorum. Bu iddianın elbette ki ilmî bir mesnedi yok. hiçbir zaman güvenilmeyecek bir muamma. O zaman da bugün de Felsefe Sözlüğü'nü dikkatle okumuş ve anlamış kaç Türk gösterebiliriz? 2 — Frank'ın başkanlığı altında Fransa'nın başlıca düşünürleri tarafından hazırlanan «Felsefî İlimler Kamusu». Draper. bizi' yalnız erişemeyeceğimiz bilgi irtifaları ile değil. Anlamak için değil..isyanları ve çileleriyle de geride bırakıyorlar. geçelim. düşünce haklarının sağlam bir müdafaanamesi. Ancak son okuyuşta o parlak lâfızların altında ne derin bir acının saklandığım sezer gibi oldum.. faikiyetinin sırrı ne? irsiyet mi? Terbiye mi? Çevre mi? irsiyet. Rıza Tevfik. 4 — Draper’ın «Avrupa'nın Fikri Tekâmül Tarihi». o maddeyi yazarken benden çok daha gençti. Ondokuzuncu asır Fransasınm spirtüalist akımını temsil eden bu muhteşem lügatten felsefe hocalarımızın hiçbiri haberdar olmamıştır. sonra Galatasarayda okumuş. Arkadaşları içinde tecessüsünün genişliği ile tanınıyordu. şüpheleri . Peki. Fransada felsefe doktorası yapmıştı. Er alp. Rıza. bazan sükûtun arkasına gizlenmek. Yani hem yaşadığı dünyanın irfan mirasına konmuş hem Avrupa'nın. bir azınlık mektebinde. Sonra iki kere daha okudum ve yine anlamadım. Bunlar birer imtiyaz elbette. Cumhuriyet öncesi aydınları. nasıl oluyordu da bir felsefe profesörünün meçhulu kalabiliyordu! 3 — Graııde Encyclopedie.. Arapçası oldukça metin.. Ateizm.

bir İbn Rüşd veya İbn Sina'ya karşı yükseltilen «ilhad» suçlamalarını ele alıp bir bir cevaplandırıyor. Üstada göre kendilerine mulhid denen kimseler «Allah'a inanımyanlar değil.. Çevrilmek şöyle dursun Rıza Tevfik'den boşka. Rıza Tevfik. Bir kelimeyle 1915'lerin «Kamus-u Felsefe»si sığ ve zavallı irfanımızın kâbına erişemeyeceği muhallet bir eserdir. medeniyetler tarihinin komısudur. Ateizmin tarifi de çok dikkate lâyık. Rıza Tevfik.» • Ciltlerce kitap değerinde. İran'ın Araplar tarafından fethi. Aristo. Sokrat. Galile. çok aydınlık bir hükümle noktalanıyor: «Ateizm. Bruno. sâiki değil. Ancak siyasî emeller işe karışınca din. Hepimizin okuması gerekirdi. Fikir hayatımız için son derece önemli olan bu üç ciltlik eser dilimize hâlâ çevrilmemiştir. Unesco'nun bastığı «İnsanlığın Tarihi» gibi. Zen. nice kelâm kitapları karıştırmış. Yazar. ilgi duyan her kültürlü insanın elinin altında bulunacak harcıâlem kaynaklardır. Vanini. Kendi (başlarına -düşünen. «Avrupa'nın Fikrî Gelişmesi Tarihi» daha sonra aynı konuda. yazılan belli başlı tarihlere. Dil de mazbtıt ve aydınlık. Üstat. mezdekçilik. Mithat Efendi. Nihayet İslâm Dünyası. Sonra zendi'nin zmdık'a inkılabı. avamın inançlarım paylaşmayanlar» dır. Draper'in denemesine üç ciltlik bir cevap yazdı. iktidardakilerin menfaatleri için tehlike teşkil etmeyen kimseler. Yunan'dan sonra Roma. eserden faydalanana da rastlamadım. Konuşan daima kendisi. Bu saydığım eserler Batı’nın entelektüel hayatına. Doğu'nun bir çok şairlerini konuşturmuştur.Hanım dikkat ve alâkayla okumuş ve kafasında canlanan sualleri cevap-landırsın diye Ahmet Mithat Ef endi'ye aktarmıştı. Stuart Mili. dolgun ve doyurucu bir araştırma. rahat bırakılmış. Modern Avrupa. dinler tarihinden çok. Rıza Tevfik için îslâm «tesamuh» dinidir. Kütüphaneler dolusu vesika taramış. kaleme alman o çok değerli eserden haberdar değiliz bugün. kaynaklık etmiştir. Rıza Tevfik'in üstün yanı bu klâsik eserlere baş vurması değildir. mesela Will Druant’ın «Medeniyetler Tarihi». ateşperestlere Zendi denilmesi. Geçen asrın sonlarında Türk kadınları böyle çerden çöpten konularla uğraşıyorlardı. bir çok cinayetlerin vesilesi olmuş. Spinoza. davasını ispat için medeniyetler tarihine eğiliyor: Protagoras. Avesta. Sonra filozofumuz. Batı'yı çok iyi tanıyor ama AvTupa’nın hiçbir moda düşüncesine teslim olmayacak kadar geniş bir irfan sahibi. Üstadın Arap ve Acem edebiyatından yaptığı iktibasları kıraate kadir hocamız yoktur bugün. Bir asır önce . Makale. bir İbn Arabi karşısında duyulan tepkiyi. Spencer. . zend. Ama gözlerimizi kamaştıran malzemenin zenginliği değil. Ortaçağ ve Rönesans. ateizmin tarihçesine girmeden Türkçüdeki zındık kelimesinin menşei üzerinde oldukça akla yakın bir faraziye sunuyor.

Ateizm maddesini bir de fîritannica Ansiklopedisi'nden okudum. Nefis bir ansiklopedi maddesi fakat yaşamıyor, çünkü ateizm bugünkü Avrupa için aktüel bir mesele değil. Batı, 1789'dan bu yana vicdan hürriyeti davasını kesin olarak çözümlemiş. Grand Diction:naire Universel'deki «ateizm maddesi»de kuru ve şahsiyetsiz. Rıza Tevfik'den sonra bir «ateizm maddesi» yazılabilir mi? Hayır.. Çünkü kucağında yaşadığımız -çevre Rıza Tevfik'in okuyucularıyla kıyaslanmayacak kadar bağnaz. En masum yazılarda suç arayan aydınlarımız, bugün Rıza Tevfik'i bir kaşır suda boğar" lardı.

RIZA TEVFİK VE STUART MÎLL
Rıza Tevfik, Stuart Millin «şâkird-i îrfaıı»ı olduğunu söyleyerek övünürdü. Filozofluktan daha iddialı bir kartvizit. İkinci Meşrutiyetin fikir adamları bizden daha ciddî idiler. Cumhuriyet nesli, Batı düşünce tarihinde ya sığ bir pozitivizme saplanacaktı, ya iğdiş edilmiş bir marksizme... Stuart Millin «şakird-i irfanı» olmak, gerçekleşmemiş bir ideal de olsa, bir tecessüsün hudutlarını belirtmesi bakımından göğüs kabartıcı. Yeni kuşaklar, ne Rıza Tevfikl tanır ne Stuart Milli. Rıza Tevfik, hece vezninde şiirler yazmış, bir ara politikaya sürüklenerek Sevr'i imzalamak hamakatini göstermiş talihsiz bir yazardır. Fikir adamını hiç birimiz merak etmeyiz. Dilimizde yazılan en geniş, en özgün, en değerli felsefe dersleri onun imzasını taşır. Türkçenin tek «Felsefe Kamusu»nu o yazmıştır. Düşünce tarihimizde bir dönem açan «Ulum-u İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası»mn üç kurucusundan biridir. Düşünceyi afaroz eden bir dünyada yaşıyordu. Bir çöküş döneminin temsilcisiydi. Asırlar süren bir medeniyetin heybetli çöküşü... Sevimli filozof, Stuart Millin belli başlı eserlerini okumuş muydu? İngiliz hakiminin eserlerini ne kadar anlayabilirdi? O dönemde düşünceleri anlamak, hele hele benimsemek mümkün müydü? Bilmiyoruz.. Ulum-u İktisadiye Mecmuasında şöyle bir makaleye rastlıyoruz: «Hürriyet, John Stuart Mili hürriyeti nasıl anlıyor?» (cilt 11, sayı ı, ss. 19-39 ve sayı 2, ss, Rıza Tevfik, bu altmışyedi büyük sayfada neler söylemiş? Çağımızın büyük fetişlerinden birini nasıl izah etmiş? Kimsenin umurunda olmamış. Yalnız Hüseyin Cahit 1927'de Stuart Mill'in «On Liberty» sini Fransızcadan dilimize çevirmiş. Çevirmiş de ne olmuş! Aydınlarımız okumuş ve ilgilenmiş mi? Ne münasebet... Stuart Mili çok cepheli bir yazar. Ben, üstadı Taine'in «İngiliz. Edebiyatı Tarihi»nden tanımıştım (cilt 5). Babası iktisatçı James Mili. Çocuk, kimseninkine benzemeyen bir terbiye ile yetişiyor. Herkesin çelik çomak oynadığı yaşlarda Eflatun'u, Arisyo'yu okumuş. Latin tarihçileri ile senli benli dost. Rıza Tev~ fik'in büyük muhabbetinde bu geniş ufukluluğun

payı. da olsa gerek. O da, üstadı gibi, düşüncenin bütün zirvelerinde at koşturmuş. Üstelik hocası da yok, kılavuzu da. Üstadımızın üstadını biraz daha yakından tanıyalım. Evet.. Stuart Mili de Doğu'nun büyük allâmeleri gibi bir hezarfen: mantıkçı, iktisatçı, sosyolog. Fildişi kulede yaşamamış. Liberalizmin tehlikelerini görmüş ve önlemek çarelerini araştırmış. Onyedi yaşında Hint Kumpanyasında memur. İlk iktisat kitabını 1828de kal®10 almış. 1843de «Mantık», 1848de «İktisat Prensipleri». 1853de Kumpanyadan ayrılmış. Bir müddet Fransada kalmış 1859da «Hürriyet»! yayımlamış. Bir ara İngiliz parlementosunda üye. Diğer eserleri de şunlar: «Ütilitaryanizm» (1863), «Auguste Comte ve Pozitivizm» (1865), «Temsilî Hükümet», «Kadının Kö ieleştirilmesi», «Otobiyografi» (1899), « Din Üs tünd e Denemeler». Geç evlenmiş ve karısının etkisi altında düşüncelerinden vageçmiş, derler (önce liberal gençlikteki

sonra sosyalist). Bununla beraber ferdiyetçilikten hiçbir zaman ayrılmamış. Klasik İngiliz doktrinine daima sadık. Tam rekabetten yana. Gelir dağılımı konusunda Ricardodan ayrılır: onun için mühim olan, en iyi dağılım nasıl gerçekleştirilebilir sorunudur. Özel mülkiyet bir çok çözüm yollarından bir tanesidir. Otobiyografisinde şöyle der: «gelecek, kişi hürriyetiyle ortak mülkiyet arasında bir uzlaşma yapacaktır». Mill'e göre, toprak rantı sosyalleştirilmeli, miras kısıtlanmalıdır. Üretim kooperatifleri aracılığı ile ecirlik ortadan kaldırılmalıdır. Ecirlik kötüdür, çünkü ça-lışanın üretim sonuçlan ile ilgisini keser. İktisatçımızın başlıca amacı: asalaklığı ortadan kaldırmaktır. Bazı noktaların altını çizelim: Mili, yalnız bir iktisatçı değil, bir filozof ve bir ıslahatçıdır da. Düşünce adamının iktisadi kalkınma nazariyesine en büyük katkısı, durgunluk teorisidir. Sosyolojik ve ahlâkî bir görüş. İktisatçılara göre servetin artışı sonsuz olamaz. Demek ilerleme aşamasını bir durgunluk izleyecek. Ne yaparsak yapalım, ilerleme ırmağı durgun bir denize dökülecek. Bir kelimeyle iktisadî bir sizifizm kaçınılmaz. Yükselişin sonu: yoksulluk. Malthus, insanlığın bu zalim akıbetten nasıl kurtulacağını söylemiş. Miirde Eflatun gibi düşünür: doğum nispeti ölüm nispetini aşın amalidir. Kaldı ki durgunluk aşamasından korkmağa lüzum ela yok. Bu dönemde iktisadî gelişme durgunlaşacak ama insan zekâsı hamlelerini sür-dürecektir. Mill'e göre insan faaliyetleri içinde iktisadî faaliyet sanıldığı kadar önemli değildir. Şimdiye kadar insanlık, enerjisini servet fethine harcamış. Ama bütün o didinmeler soyumuza mutluluk yerine felâket getirmiş. Gelişen insan zekâsı, artık daha yüksek amaçlar peşinde koşacaktır. Mili, daha da ileri gider; iktisadî ilerlemenin olduğu yerde ne ahlâkî gelişmeden söz edilebilir, ne zihni gelişmeden.

Durgun merhalede üretim kaygısı da durgunlaşır. İnsanlar daha adaletli bir dağılım üzerinde kafa yorarlar. Geleceğin toplumunu şöyle tasavvur eder Miliemeğin karşılığını alan bir işçi kalabalığı ve sınırlı bir servet. Herkesin boş zamanı olacak ve herkes bu İmkândan faydalanarak kafa işleriyle uğraşacak Ahlâk ve sosyal kültür gelişecek, sanat ve hırfetler iîer^ liyecek. Bir kelimeyle şairlerin rüyâsmı gördüğü Altm Çağ gerçekleşecektir. Artık keşif ve icatlar üretimi artırmağa yönelmiye-cek, insanlara boş zaman kazandırmak amacı güdecektir. Makina ancak o zaman hayırlı bir rol oynayabilir ve insanlığı maddenin esaretinden kurtararak hakiki hürriyete kavuş turabiiir. Oysa şimdiye kadar gerçekleştirilen icatlar tek insanın yorgunluğunu azaltmış değildir. İkinci Meşrutiyet döneminin politikacıları bir an önce endüstri kervanına katılmak için. ne yapacaklarını bilemezken İngiliz filozofunun bu tavsiyeleri dinleyici bulabilir miydi? Rıza Tevfik, bütün uzak görüşlülüğüne rağmen Stuart MilTin tavsiyelerini ne kadar anlıyabilirdi? Onu bırakalım, bugün endüstrileşme humması içinde çırpman yazarlarımız o büyük insanın endişe ve ümitlerini ne kadar paylaşabiliyorlar?

DÜŞÜNCE HAYATIMIZDAN ÜÇ KESİT
Carra de Vaux, Rıza Tevfik e ayırdığı bölümde, üstadı paşalığa tâyin etmiş1. Saygının telkin ettiği bir zühul olsa gerek. Gerçekten de Rıza Tevfik, irfan hayatımızın kelli felli bir «paşa» siydi. Tecessüsü, çocukça hevesleri, çağdaşlarına meydan okuyuşu üe çöken bir düzenin sırmaları sökülmüş bir çeşit Ahmed Vefik Efendisi. Edebiyat tarihi ile uğraşanlar isminin başındaki «feylesof» sıfatını sonuna kadar yagırgaclılar. Osmanlı münevverleri içinde bu makama talip olan hiç kimse görülmemişti. Kelimenin Yunan'daki mânâsıyla bir filozofdu Rıza Tevfik, yani bir hikmet âşıkıydı. Kimsenin dolaşmayı akıl etmediği, hatta varlığından bile haberdar olmadığı metruk mabetlerde tek başına dolaşan bir nevi büyücü. Dudaklarında işi-tilmemiş isimler, koltuğunda kalın ciltler, meçhul kaynaklara eğilen bu garip yolcu nereye gidiyordu acaba? Yolunu mu şaşırmıştı? Arada bir cesaretini bağışlatmak için halkın arasına bağdaş kurup, onun dilinden bir türkü tutturuyordu. Liliputlar ülkesindeki bu Güliver, bu kubbede düşüncenin değil, bir hoş sedanın baki kalacağını biliyordu galiba.. Fakat Sokrat’ın demon'u gibi onu da büyüleyen bir ifrit vardı: tecessüs.. Her kılığa giriyordu onu bağışlatmak için. Şimdi meddah/dı, şimdi pehlivan, az sonra politikacı, derken saz şairi. Onuncu asırda yaşasa Safa Kardeşlerimden (İhvan-ı Safa) biri olurdu, onaltmcı asır Fransasında Babelais. Abdülhak Hamid hakkındaki «Mülhazât-ı felsefiye» sinde Hamid den çok kendisi var. Yani kitap daha çok bir otobiyografi. «Kamus-u Felsefe»» ikinci Meşrutiyet Osmanlı aydmlarmm tecessüs hudutlarını ifşa eden bir harita. Zavallı

Rıza., ne klâsik bir lise tahsili görmüş, ne düşüncenin çorak ve tehlikeli yollarım emin bir kılavuzun ihtarları ile dolaşmak , mutluluğuna ermişti. Tek kılavuzu vardı: inzibatsız ve serazad bir merak. Bu rehber onu nice zirvelere sürükledi.. Bu çetin yolculuk, büyük fetihlerle sona eremezdi. Çünkü o da anasız doğmuştu, Ovidius'un dediği gibi: «Prolem sine matre creatam»2. Masonlukta üstad-ı azam oldu; bektaşilikde postnişin kutup, felsefede ise şakirdi olmayan bir hoca. (1) Bkz. «Les Penseurs de ÎTslam», cilt 5. Marifet iltifata tâbidir. Bu Arlequin libası içindeki hakim müsveddesini ne çağdaşları görebildi, ne daha sonrakiler: zirvelerde dolaşanın alın yazısı.. Edebiyat tarihimizi şuerâ tezkeresi olmaktan çıkarıp bir kültür, bir düşünce tarihi yapmağa çalışan Tanpınar da kabiliyetli bir şair olarak etiketlenmedi mi? İkisi de Augias’ın ahırında efsane söyleyip uykuya daldılar. Namık Çankı'yı hatırlamağa çalışıyorum. Mefisto'ya benzeyen bir hayâlet. Neden felsefeye merak sarmıştı? Belki de başka birşey yapamadığından. Şehrahlardan habersiz olduğu için aradığı meçhule, keçi yollarından varmağa çalışan asasız ve abasız bir derviş. Lalande’ın «Felsefe Sözlüğü»nü çevirmiş dilimize; tercüme bürosuna beğendir em emiş. Aristo ile ilgili, bir çok risaleler yazmış. Hiçbiri ciddiye alınmamış. Ne müslü(2) «Anasız düşünür. doğan çocuk», bir modeli, bir rehberi olmayan

m andı, ne hıristiyan. Bir Ahmed Naim de olamazdı, bir Rıza Tevfik de. Felsefeyi ciddiye almak isteyen, ciddiyetten mahrum bir cumhuriyet öğretmeni. Ama yıkılan bir kültürün mirasçısıydı ne de olsa. Az çok Osmanlıca biliyordu. Otuz şu kadar yıl bir enkaz satıcılığı yaptı. Sonunda perişen hayatını perişan bir eserle tamamlamak gibi hazin bir bahtiyarlığı da tattı: «Felsefe Ansiklopedisi».. Bu şatafatlı isim altında hazmedilmemiş bir irfanın istifrağı gizlenmiş. Zavallı Çankı. Yabancı dili topaldı. Kader onu da muhteşem bir ziyafet sofrasının misafirleri arasına sokmuştu. Nefis taamları ve mahiyetini bilmediği içkileri midesine indirdi. Sonra bu hazmedilmemiş muhtevayı kağıtlara tevdi etti. Ne bir şâirdi, ne de bir nâsir. Felsefe Ansiklopedisi adını verdiği geniş bitpazarmda eski eşya meraklılarının antika diye müzelerine koyacağı nice eşyalar bulunabiliri Nereden geldiği belli olmayan, envanteri yapılmamış bir değerler hercümerci. Taşıdığı malzemenin yükü altında çatırdıya çatırdıya ilerleyen eski bir konak arabası. Çankı, talihsiz bir Hilmi Ziya idi. İkisi de müşterisi olmayan birer müzayede memuru. Bence ülkemizde felsefenin son büyük temsilcisi Rıza Tevfik'tir. Belli bir felsefe mektebine mensup değilmiş. Varsın olmasın.. Rıza Tevfik'den beri, felsefe ciddiyetini

Yirmi yol önce basılan bir kitabı okurken bunları düşündüm. Bir hal tercümesinden çok bir hâile. her inancı susturmak ayırıcı vasıflarıdır bu habasetin. Yazar. Hallac'ı taşlayan. Ya hepsi büyüktür.. îhvan-ı Safa risalelerini toplatan. edebiyatın bir çok dallarında kendini denedikten sonra aradığı «açıl susam açıl»ı felsefede bulacağını düşünerek fikir bahçelerini talan etmeğe karar vermiş. Hissediyoruz ki yazar da tasvirini yaptığı hâilenin acılarını bütün meraretiyle yaşamıştır. Yazar . Nasıl da kahredici bir dünyada yaşamış. Aristo'yu ülke dışına kovanlar. Ama kuşkulandım birdenbire. bir çeşit müdafaaname. Eser. Felsefeye merak sardıranlar düpe düz birer meczup sayılıyor. Obskürantizm nura düşmanlıktır. Bölümlerin hepsi iyi işlenmiş. Şarlatanlığı isminde bile sırıtan bu bahtsız eseri incelemek lüzumunu dahi duymadık. eski bir üniversite hocasıydı. Çankı'dan sonra Cemil Senâ bey de bir «Büyük Filozoflar Ansiklopedisi» yayımladı. daha doğrusu bir destan. Binbir biçime bürünen bu hastalık daha çok ayak takımından kimseler arasında yayılıyordu. Sokrat'ı zehirleyenler. Bütün değerlerin altüst edildiği bir çöküş dönemi.. ansiklopediye mi? Filozofun büyüğü küçüğü olmaz. bir engizitör keşişinin kafası birbirinden çok mu farklıydı? Demek ki obskürantizm denilen belâ ne bir kavmin inhisarmdaydı. Ulemamız arasında Marxı karıştıran kaç kişi gösterilebilir ki? BÎR TARTIŞMA VESİLESİYLE Dilimizde ifadesi bulunmayan mefhumlardan biri de: obskürantizm. Dünyayı dize getirecek tılsım-ı azam: marksizmdir. Bu küçük kitap o büyük insanm feryat ve ümitlerini dile getirmiş. başka bir gerekçesi vardı. Bahtiyardır çünkü ne aradığım önceden biliyor. Kahramanının arka-sında varlığını sezdiğimiz silik ve sessiz bir gölge. Zavallı Fikret.büsbütün kaybetti. Galile'yi mahkûm edenler bu illete yakalanmışlardı. Büyük sıfatı filozofa mı ait. Rıza Tevfik'in amatörce dolaştığı. Ama kendinden hemen hiç söz etmiyor. Her satırından sevgi ve irfan fışkıran bu derbeder sayfalar beni çok etkiledi. ne bir çağın. İslâm'ın tanımadığı bir illet diye sevini-yordum. İnsanın insan için kurt kesildiği o mundarlıklar dünyasında asalet ve nezahatini koruyabilen yaralanmış bir gönül: Fikret. İmam-ı Azâm'ı zindana atan kafayla. Gerçi üstadın marksizmle de pek muarefesi yok ama ne beis var. Ailesini.. Hakikatin her tecellisini yadırgamak. Bu eski polis. Çankı'nınkine rahmet okutacak bir hezeyan deposu. Her ülkede başka bir adı. Tarihin bütün cinayetlerini yüklenebilecek kadar habis ve lânetli bir kelime. İslâmiyette tek kelimeyle karşılanabilirdi: Taassup. Çankı'nın saika-ı kaderle içine fırlatıldığı düşünce bahçelerine hazine'bulmak iştiyakıyle giren bir sahib-i huruç. taleblik yıllarını uzun uzadıya anlatıyor. Hançerlioğlu. ya hepsi küçük. çevresini. Tam bir cumhuriyet araştırıcısı.. İsmail Hikmet (Ertaylan) şairi doğuşundan itibaren adım adım izliyor.

sövülmüş. dövülmüş. masonlukta Kutb-u Azam. Rıza Tevfik. Ne var ki. daima çelik pazularmdan. iyi niyetleri çok şüphe götüren bazı dinleyiciler tarafından gazetelere aktarılmış. ama Fikret'in dürüst ve nezih mizacı da onu büyülüyor. Şair ve bir çok bakımdan karaladığı kimseye bir kardeş kadar yakın. Bu zengin ihtisaslar ve müşahedeler mecmuasında çoktandır unuttuğum bir münakaşa şuuruma bıçak gibi saplandı. mütefekkir. daimi bir arayış içindedir. Fakat horoz dövüşüne bayılan aylak ve şuursuz yığın. Şair olmadan önce. O döne-min tanınmış İslâm ulemasından Darülfünun müderrisi Naim Bey çok sinirlenmiş bu müdafaaya. Buhari'nin hadis tercümesine Zebidî'den çevirdiği «Tecrid-i Sarih» isimli kitabı eklemiş. geniş bilgisinden ve emsalsiz cerbezesinden çekinmişler. hem İstanbul Darülfünununda uzun zaman hocalık yapan bu âli himmet zat. Ama bütün bu tezatlar içinde samimi ve sevimli. Hem Galatasaray Lisesi'nde. yeis dolu bir ömrün bütün kahrını kelimeleştiren bu manzumeyi «Rebab-ı Şikeste» ye almamış. Saldıranlar. -ayrıca 498 sayfalık mükemmel bir önsöz yazmıştır. Fonsgrive'den çevirdiği «llm-i el Nefs». bu çirkin hicviyeyi ölüm döşeğinde okumuş. Doğu'yu da Batı'yı da anlamak ve değerlendirmek isteyen sonsuz bir tecessüs. ama bütün hakaretler karşısında metanetini koruyabilmiş. Türk Ocağında şair dostunu birtakım izansızlarm suçlamalarına karşı müdafaaya kalkışmış. dürüst ve namuslu bir kitap. Gerçi bu tatsız itham çoktan beri geçerliliğini kaybetmiş bulunuyor. Allah hatalarını affetsin. «Tarih-i Kadim» başlıklı bir manzumede feryatlaştırmış. Hamid'in şairliğine hayran. " Önce tartışanları tanıyalım. hem büyük seziş ve anlayış cehdiyle o dönemin en dikkate lâyık temsilcilerinden biri.. çağdaş Batı ilminin de aşinasıdır. Yasak bölge tanımayan serazad ve hürendiş bir zekâ. Konuşma. Belgelerle dolu. Fikret'in dindarlığı idi. Ahmet Naim Bey kalabalık içinde kaybolan herhangi bir fâni değildir. Fikret. o manzumeyi mal bulmuş mağribi gibi ele almış ve şairin hâtırasına hakaret kusmak için vesile yapmışlar. Rıza Tevfik hem geniş irfanı. Münakaşayı Rıza Tevfik başlatmış. felsefe ıstılah-larımızı merak edenler için bugün de çok değerli bir kaynaktır. Kabına sığmayan bu büyük kabiliyet. zaman zaman ona da saldırmış. «Sırat-ı Müstakim» ve «Sebil-el Reşad» mecmualarmdaki makaleleri ise Îslâmî ilimlerdeki behresine su götürmez birer burhandır. O da tertemiz bir insan. Müselsel hayıl kırıklıklarını.edebiyatın dışına çıkmamak için çok gayret harcıyor. bütün meselelerin yeni baştan ele alındığı bir düşünceye başlayış dönemi. Fikret. İkinci Meşrutiyet. sağlığında da bir kadm kadar hassas bir şair olan Tevfik Fikret'tir. İlk kurşunu atan Mehmet Akif olmuş. Taassubun boy hedefi artık konuşamayan. Ben bu . Avam her ülkede avamdır. Bektaşilikte Postnişin Dede. ama yine de hatır-lamakta yarar var sanıyorum. Konu. Taassup. yalnız Doğu ilimlerinin değil..

Bu hicviye. Fikret'i tekfir için tartışılmaz bir delil vardır elinde: İslâm'ın amentüsü. mülhit de olsa faziletli bir adamdı. Bir daha gelmemelidir». Bir müslüman âlimi. yok muydu? Merhumun ehl-i sünnet nazarında müslim sayılıp sayılmayacağı bence büyük bir önem taşımaz. gazetelere geçerken bir hayli tahriflere maruz kalan bu konuşmaya fena halde sinirlenir. . Şeyh-i Ekber de aynı kanaattadır. Ve filozofa çok terbiyeli fakat oldukça sert bir cevap yazar. Fikret'i solun istismarına mahkûm eden. ne islâm Ansiklopedisi'nde. Akif ve Naim beylerin bu düşmanca peşin hükümleri olmuştur. budist de mümindir.kitaptan geniş ölçüde faydalandığımı (beyan eder ve merhum üstadın hatırasına şükranlarımı sunarım. hisse daha ziyade ehemmiyet veririm. «Bir failin measiridir cümle hâdisat Her itikad. Fikret. kişinin amellerine.. Naim beyin ne Meydan-Larus'da ismi vardır. Konf eransda araştırdığım Fikretde. Gelelim Rıza Tevfik'in cevabına: Filozof her zamanki gibi ihtiyatlıdır ama. böyle bir fail-i müessirin vücuduna dair kesin bir inanç var mıydı. Ama bizce Naiın beyin suçlamaları yersizdir. Kanaatlerine gönülden katılsak da. ihlas-ı îmana. Naim Bey. hıri-stiyan da. «Tarih-i Kadim»i yazdıran. itikadda bütün urafay-ı sû~ fiyyenin fikrine tercüman olmakla beraber tekfir edilmişti. Rıza Tevfik. bu davranışı ciddi bir münevvere yakıştıramıyoruz. Kalabalık. yani fikre değil. Akif beyin hicviyesi olmuştur. bir nesli töhmet altında bırakacak bir yobazlık örneğidir. Türk Ocağı'ndaki konuşmasında bir inancını dile getirmiş: Fikret mülhit değildir. ukalâlıkdan da vazgeçemez. zamanımızın vicdaıiına yakışmaz. «Tarih-i Kadim»den ustaca seçtiği mısralarla dâvâsmı karşı konmaz bir kesinlikle ispata çalışır. akla göre gaibanedir» diyen. maalesef tamamlanmayan Türk İslâm Ansiklopedisi'nin de yazı ailesindendir. îmanı bir şekil meselesi olarak ele almamak. Musevi de. Bu his. Bazı dindarlar faziletli olur. yani ahlâkî davranışlarma bakmak lâzımdır. avam-ı nas gibi davranamaz ve davranmamalıdır. Önce çağımızın bir kadir bilmezliğini belirtmek istiyorum. «Evet. Fazilet sahibi olmak için mutlaka dindar olmak gerekmez. Filhakika filozofa göre bütün dinler haktır. Naiın bey.. ilhamını gayzdan yani taassubtan almaktadır. bazıları olmaz. Ehl-i salip ile beraber mündefi oldu gitti. Ne yazık ki. Ziya Paşa merhum. Bu şapşal kadirbilmezlik. iddia edildiği gibi. mümindir. kendi dilini konuşan ve annesinden doğdu doğalı işittiği «hakikatleri» tekrarlayan hoca efendiyle beraberdir şüphesiz.. ben din bahsindeki şekl-i itikada değil. Geçiyorum. Nezaketin gerektirdiği bazı iltifatlardan sonra amacını şöyle belirtir: «Medeniyet-i sahiha şeriati ile uyuşması mümkün olmayan taassub hissesine cihad açmak ve hiç olmazsa genç vicdanlarda o zehirli yılanı boğmak».

belki içinde bulunduğu çevrenin baskılarıyla fâni ve minnacık kinlerin tercümanı olmuştur: Allah her ikisine de rahmet eylesin. Rıza Tevfik. sana ben söyleyeyim Ne hüviyette şu karşında duran eş'arım Bir yığın söz ki samimiyeti ancak hüneri Ne tasannu' bilirim çünkü ne sanatkârım». arada bir ümit dolu bir çığlık. İKİ DÜŞMAN KARDEŞ Fikret ile Akif. «Kamus-u Felsefe»nin daha bir çok maddeleri gibi. İbretle okunması gereken bir madde. uzun uzadıya tesbitten sonra bazı yöneticilerin İslâm büyüklerine karşı tatbik ettiği istisnai zulumlarm kaynağını araştırıyor. Fikret. Akif'in hicviyesini İslâmiyete aykırı bulur. amellerde aramalıyız.Fazileti inançda değil. dilenmem perr-ü bal Kendi cevvim. Naim bey üstadımız ise (1) Bkz. Rıza Tevfik. Başlıca düşmanı da taassup ve her düşünene kâfir denilmesidir. Şimdi de Akif'i dinleyelim : «Bana sor sevgili kari. Türkçe'nin bu iki büyük şairi eserlerine epigraf yaptıkları mısralarla bütün iç dünyalarını dile getirirler. Kendisini silen ve gururundan soyunan bir tevazu. Muarızların ikisi de terbiyeli ve kibar. . hatta insanlık dışı kesilebilmiştir. Ateizm (zındıklık) başlığını taşıyan bu yazıda İslâm'ın İnsafa verdiği büyük önemi. 201.. kendi eflakimde kendim tairim İnhina tavkı esaretten girandır boynuma Fikri hür. Bu isyanı hangi hayal kırıklığı zehirleştirmişti? Bilemeyiz. İtikat halis ise amelde tezahür eder. Akif için şiir samimiyettir. önüne gelene kâfir damgasını vuran bu habis zihniyeti îslâm tarihinden aldığı bir çok örneklerle kınar.. Bildiğimiz şu ki. Fakat bu konudaki düşüncelerini daha etraflı olarak «Kamus-u Felsefe»nin nefis bir maddesinde buluruz. Yazık ki aynı üslup nezahatini daha sonraki tartışmalarda bulamıyoruz. Taine'nin dediği gibi «Sanat bir çığlıktır. fikir ve vicdan hürriyetini savunmaktadır.. Ve bütün bu. kepazeliklerin temelinde siyasî menfaatler vardı. «Ateizm Nedir» başlıklı yazı.» Çok kere acı. Sanki konuşan içli bir sanatçı değil şeytanın kendisidir. irfanı hür. dünya edebiyatında pek az şair bu kadar toplum. Evet. benliğini bir küçük burjuva anarşistine yakışacak bir gururla yüceltir: «Kimseden ümmid-i feyz etmem.. vicdanı hür bir şairim».* Üzülerek altını çizelim: Yankıları hâlâ sürüp giden bu tatsız tartışmada Rıza Tevfik. neticesine varıyor. s.

Herkes aldanabilir. Evet. Yalmz o büyük vatan evladı. Ne garip Akif için yazılmış en güzel kitap hâlâ Kerim Sadi'nin imzasını taşıyor. tırnaklarının ucuna kadar aristokrattır. Aradaki mizaç farkları daha çok yetişme tarzlarından. hâlâ gülünç ve çocukçadır. Akif'e eğilirken ideolojik saplantılarından kurtulmasını bilmiş. hiçbir zaman yalan söylememiş ve kimseyi hataya sürüklemek istememiştir. aile çevrelerinden gelir. Şair. Bununla beraber o da Akif'in gerçek kişiliğini belirtmekten uzak. Ama çevresindeki bir çok peşin hükümleri de bombardıman ediyor. Cevdet Paşa'yla başlayan. istanbul 1964. Yani aynı ölçülere göre «sol»un kendisi. Ne var. ilerici ve samimi bir sanat adamıdır. Bir İslâm Reformatörü: Mehmet Akif. Başka deyişle Avrupa'nın ölçülerine göre halis bir «sağ».Ölçülerin altüst edildiği bir dünyada yaşıyoruz. Fikret'te sosyalizmi ifşa edecek tek mısra bulmak kabil değildir. <1) A. Ondan alacağımız derslerin başında çoktandır kaybettiğimiz bir fazilet var: İnsaf. Cerrahoğlu. Çoktandır hasretini çektiğim dürüst ve efendice bir yazı. Fikret aleyhindeki yazılarını «Safahat» a almamak efendiliğini göstermiş. Ufak tefek yanlışlıklarına rağmen dürüst ve oldukça isabetli2. Ama her iki şair de ülkemizin barındırdığı milyonlarca «ecsad» arasında ihtişamla parlayan temiz birer nasiyedir. tufana yakalanmış bahtsız bir toplumu gemisine çağıran bir nevi Nuh Peygamber. Akif ise sömürgeciliğe bütün gönlü ile düşman. Akif ise iliklerine kadar halktandır. Günümüzün Türk aydını gönlünü tutuşturan korkunç ve içinden çıkılmaz meselelerin cevabını Akif de arayabilir. hayatının . Aynı zat. Tezat.büyük bir kısmını Fikret'i yazmağa adamıştı.ki. Süleyman Nazif'in Akif'i anlatan kitabı dostça ve oldukça isabetli. buhranlar içinde kıvranan toplumumuz Akif den bir çok dersler alabilir ve almalıdır da. «İslâm Ansiklopedisinde Akif'i anlatan 'bir makale yok. Ne gariptir ki «Safahat» dilimizin en çok okunan şiir kitabı olduğu halde Akif hakkında verilen hükümler. Türk basınında son aylarda görebildiğim en değerli yazı. Yazar belki bütün peşin hükümlerden sıyrılamamış.. politikacıların kaleminde bir sosyalist ola-rak yüceltilmiş. Fikret. Mahmut Kemal'in «Son Asır Türk Şairleri»nde de çok sığ üç beş' satır. sol bir dergide yayımlanmış. Akif'i Fikret'ten çok severim. Tunuslu Hayrettin ve Sait Halim Paşalarla devam eden bir düşüncenin son büyük temsilcisidir. İkisi de bir yıkılış döneminin bütün ızdı: raplarmı yaşayan ve gönülleri kendi ülkelerinin meseleleriyle dolu birer Osmanlı. Akif. Akif ise muhafazakârların bayrağı olarak alkışlanmıştır. hayatın kanunudur. her iki şair de Batı'dan yanlış olarak aktarılan hödükçe sıfatların yüzde yüz dışındadır. Akif. İnsanları kaypak klişelere hapsetmek sadece cehaletimizi ifşa eder. Keşke . Ölünceye kadar eserini bastıracak bir yayınevi bulamadı. Kerim Sadi. Fikret. Ben.

«Safahat». Kemal Kendi derdi gönlümün billâh gelmez yâdına». her an tazedir. Akif'i dertlendiren umumi hüzün yalnız kendi tarihinden yükselen ıztırap sayhaları değil bütün mazlum îslâm milletlerinin bugün maruz kaldığı insafsız istismar faciasıdır.hatalarımızın sonu gelmez. Akif'lere belki her zamandan çok bugün ihtiyacımız var. . Şiir bahçesi muhteşem çiçeklerle donanmış. Batı'nın her kepazeliğini yücelten. Akif hem bir ülkenin sesidir. Türk dilinin en mükemmel ve en dolu kitaplarından biri. Her namuslu insanın yol arkadaşı ve düşünce tarihimizin kilometre taşlarından biridir. Yah(2) Güngör F. kendi insanlarında hiçbir çelişkiye tahammül edemeyen gafil bir neslin veballerinden kurtulmağa çalışmalıyız. Akif ise mistik hülyalardan uzak. Akif.. Namık Kemal: «Bâis-i şekva bize hüzn-ü umumidir. Evet. Bu iki düşman kardeşi sevgiyle bağrımıza basmak ve yıkılış çağının kaçınılmaz çelişkilerinden kurtula-madıkları için suçlamak küstahlığına kapılmamak bugünkü nesillerin en esaslı bir görevi.. O çiçeklerin dikenlerine takılmayıp ıtırları zevkle koklamak.torfcarsm. Fikret de. Akif. demiş.. Akif de. Ama yaşadığı kıtanın tarihini bütün derinlikleri ile bilen ve dertlerini ömür boyu kendi derdi olarak haykıran ezeli bir düşünce adamıdır da. Fakat bir mabede girer gibi saygı ile ve sevgiyle eğilmeliyiz o sayfalara.. Akif'i bütün buudlarıyla tanımak için kitabını elimizden düşürmemeliyiz. Zekâsı. Bu çığlığa kulaklarımızı ve gönlümüzü açık bulunduramazsak . Hiçbir şairimiz sömürgeci Avrupa'nın kepazeliklerini onun kadar isabetle sergilememiş ve Hıristiyan mede-niyetinin kangrenleşmiş yaralarını gözler önüne sermemiştir.Sultan Hamit'le ilgili hicviyesine de o güzel eserde yer vermemiş olsa idi. hem haysiyetimiz için en selâmetli yoldur. yapraklarını sevgiyle okşamak ve maziyi değerlendirirken günümüzün politika çamuruna bulanmamak hem şuurumuz. sayı 26.. Emperyalizm hiçbir zaman Akif kadar müthiş bir düşman tanımamıştır. Ama bu beyti söylemek hakkı herkesten çok Akif'indir. ya Kemal de.. kördüğüm olmuş bir çok meseleyi aydınlığa kavuşturacak bir vicdandır Akif. Bilim ve Sanat.. Necip Fazıl da bu ülkenin en mümtaz ve en asil kalemleridir. Hem bir edebiyat şöleni hem de bir iman tazelemek. Hem sonsuz bir zevk duyacaksınız. Fikret nasıl sosyalist değilse Akif de gerici değildir. Tüzün.. «Safahat»ı okuyun. şairdir. sezişi ve imanıyla. Allah bizi içine düştüğümüz mazoşizm girdabından bir an pnce. hem de bütün bir kıtanın. hem de bir çok hakikatlere aşina olacaksınız.. tam bir Asr-ı Saadet müslümanı.

bahtiyardı. romana lâf olsun diye misafir edilmiş. Cumhuriyet döneminin. İstanbul'un en şairane semtlerinden birinde. Fakat kitap daima loş ve kasvetli. Ele aldığı meseleler. Vauquer ana diye tanınan dul bir kadının işlettiği bu pansiyon kaç ojçuyncunun hayatına girmiştir? Bilemem. Ömür boyu hakikati arad. nazizme hayran. Naci. her ikisi de samimi. harcıâlem bir iki numarayla tecessüsümüzü gıcıklıyor: merdivende dolaşan çıplak kadın. Onun gibi hasta ve tedirgin. Romanın baş kahramanı eski bir üniversiteli. ihtiyar bir siXru insanı bu güzel manzaralı eve sürüklemiş. soluk birer kartpostal. önce.. Muallim Naci ile Recaizade'yi kanlı bıçaklı düşman yapan bir fikir ihtilâfı mı idi? Hayır. Tatvanlı bir hizmetçi kız. Paris'in ücra ve kasvetli bir mahallesinde değil. Rastignacdan ço\z Raskolnikov'u hatırlatıyor. Çaftuu ve çevresini aşan dev bir tecessüs. bütün güçlerini biribirini yıkmağa harcamaları olmuştur. metapsikoloji. Ama tesadüfler birbirine pek az benzeyen genç. Sevdiklerinin anlayışsızlığı yüzünden. Dualar mırıldanan Vafi bey. Peyami. fert ve şahsiyet. Batıyı Naci'den daha iyi tanıyordu. herhangi bir kilisenin. Kişilerin hepsi sisler arkasında. Romanı yazan: Cingöz Recai. romandan çok felsefî bir diyalog.IğgyAMÎ'YÎ OKURKEN YAHUT. Diyalogu sunan usta bir entelektüel. ne istediğini bilmeyen. arada bir «cingözleşiyor». ilmin değeri vs. iyisaatte olsunlann kaçırdığı ermeni kadın. birbirini anlamak. Muîıtar. kişi hürriyeti.nesi.-Hikâyede canlı olan yalnız bir 61ü: Noralya. kaybolan anahtar. Selma ile Nilüfer. birbirini tamamlamak için yaratılmış aydınların. Hayatını kalemiyle kazanmak zorunda olan gazeteci bir Eflatun. Eda hanımın karanlık ve sefil hayatı. Felsefe talebesi Ferid'in arkadaşları da birer soyutlama: Saim.. Bursa canavarının bıçakladığı teyze. sevmedikleriyle yol arkadaşlığı yapmak zorunda kaldı. herhangi bir izm'in emrine giremeyecek kadar serazadtı. Peyami'nin sajh. daha çok Anadolu idi. merdivenlerde dolaf şan fotoğrafçı. «İnsanlık Komesy ası» nın İD elli başlı kahramanlaj^yla bir kira evinde tanışırız ilk defa. Serüvenler. realizm ile nominalizm tartışması. O coşkun zekâ... Dosto'dan çok Eflatunca yakın. hiç birini aydınlık alarak göremiyoruz. Peyami yalnız adamdı. Peyami. Her ikisi de dürüst. mânâ-sız bir gurur sürtüşmesi. Sayfaları çevir-dikçe sis dağılıyor. Recaizade İstanbullu idi.. şapşal bir komünist. Düşünce tarihimizin büyük faciası. 'Açılarıyla tecessüsleriyle yalnız.. iradesi mefluç Raskolnikov'u. karanlıkdan geliyordu.. Peyami. sosyal hürriyet. Hoffman’ın dünyasına benzeyen suni ve hasta bir âlemdeyiz. dikkatimizi avlamak için ustaca kullanılan birer olta. her ikisi de şiire . Kitap.. ezelden beri çözülmemiş ve çözülemeyecek birer kördüğüm: duyular dışı idrak.

Fikret'le Akif'in anlaşmazlığı da bir başka facia. uyuklamayan bir şuur. Peyami doğuştan hasta. kadirşinaslığını istirdade gayret edelim. Ve kendi kendini yaratan bir düşünce adamı dır. Gladyatör döğüşüne bayılan işsiz güçsüz ve dâvâsız çevreler.ve edebiyata aşık.. Bize düşen. mânâda tam bir sol. halkı yani solu temsil eder. hepimizi yutacak Kadar korkunç bir uçurum haline geldi. Batı'nın anladığı. parlak bir kaç manzume yazarak. kanlı canlı. Tajipsiz Peyami ile aristokrat Nazım. j^stah ve bahtiyar. Yalçm bir irade. Peyami-Nazım. Mefhumların böylesine tersyüz edildiği ^içbir ülke ve hiçbir çağ yoktur. Gerçekten batılılaşmak istiyorsak Avrupanm fuhşiyatım taklide değil. Şımarık. Nazım. Biz insafı batıdan öğrenmek zorunda değiliz. Peyami. Fikret. Midhat Efendi. jsjzif sağın. düşünce hayatımız onulmaz yaralarından birini daha alır. damarlarında tarihin nabzı atan bir çocuğu. O dönemin en güçlü nesir ustalıyla en kabiliyetli şairi jurnalci derekesine düşerler. nesillerin tecessüsünü dünya düşüncesine kanatlandıran bir yol göstericidir. Hataları. Peyami'ye kıyasla ^utlu azınlığın temsilcisidir. bu kini körükler. ömür boyu aydınlık peşinde koşan. büyük ^akasma rağmen. Bu aydın yamyamlığına bir son verelim. bu iki düşman kardeşi günahlarında n sıyırarak anlamak ve muhabbetle bağrımıza basmaktır. Son eserimde ilk hocamı hatırlamak bir kadirşinaslık borcuydu. DOĞULU KALAN TEK MÜSTAĞBÎP İmzamı taşıyan en kalın kitap: «Kırk Ambar»1. Kendi yarattığımız kin. lihsMiğe bakın ki. öfkesiyle yığındır. kalemiyle kuyu kazmak zorunda. Bugün bir Fransız aydını için Barresle Jaures Fransız dilinin ve edebiyatının eşsiz zirveleridir. yakışıklı bir paşazade. yıllarca sürecek bir kavganın başlatıcısı oldular. El Biruni soyundan ansiklopedist bir kafa. Fikret solun bayrağı yapıldı. Az çok ciddî bir tahsil görmüş. . çevresinin büyük ilgisini fethetmiş. engin bir -tecessüs. Bu kör döğüşünde Naci. Peyarni Safa-Nazmı kavgası da bu trajikomedi'son perdelerinden biri. fildişi kulesine mahpus. kabalığı. incir çekirdeği doldurmayan bir gurur yarası yüzünden. doğuş'yoksul. pir kelimeyle Peyami'nin yeri sol. Darbeleri saymakla keyiflenenler.. iki büyük zekânın birbirini hırpalayışını sadist bir zevkle takip ederken. Akif. her ikisi de hemen hemen bütün çağdaşları gibi batıya hayran olan bu iki dost. birbirlerinin can düşmanı olurlar. Nazım'ın sağ. Nazım. kısa süren bir dostluktan sonra. yüzde yüz ferdiyetçi bir sağ. ikisi de Türk dilinin eşsiz birer mimarı. Mefhumlar biraz daha karanlıklaşır. Peyami. derli toplu bir nesrin ilk yaratıcısı.

İslâm'a tevcih edilen her tenkit karşısında aşılmaz bir hisar(1) Kırk Ambar. felsefe. Osmanlıların Diderots'u. Midhat Efendi'nin bir çok eserle-" rini toplayan ortak bir addır. Xenephon'un «Husrev-Nâme» sinden. Amerikalı profesör Draper'in iddialarını «Niza-ı îlim ve Din» adlı üç ciltlik eserde tuzla buz etmiştir. daha doğrusu Pierre Larousse'u. Midhat efendinin büyük talihsizliği edebiyatçılar tarafından anlaşılmamış olmaktır. Schopenhauer felsefesinden söz açan ilk müslüman yazar O'dur. Lafızlara âşık. şapşal bir intelijansiya içinde fikirlerin özüne inmeğe çalışan dürüst ve şatafatsız bir yazar. Şöhreti fethetmek için nazmın cazibesine dev tenezzül etmedi. «Üss-ü Inkılab» yalnız aklı selimin değil.. Tarih. denmiş. belagat oyunlarına da. Cervantes'in «Don Kişot»una. İstanbul. «Kırk Ambar». hem gazetesini. Midhat efendiyi okumalıyız ama «Rakım efendi ve Eflatun bey» veya «Hasan Mellah» gibi hikâyelerini değil «Avrupada bir Cevelân». Hepimizin o büyük yol göstericiden öğreneceği çok şey var. dır Midhat. Çok sevilen. coğrafya. dünya edebiyatının enafis-i asarını onun büyük gayreti sayesinde tamdık. hem ı de kitaplarını . Midhat efendi bir asrı dolduran düşünce-dir. vicdanın da sesidir. hem dergisini. Oysa Midhat efendi ele aldığı bir düzine ilimde üniversite hocalarımıza diz çöktürecek kadar vukuf sahibidir. Oysa Ahmet Midhat. Schiller'in «Haydutlarıma kadar. 487 sayfa. O kibar ve ağırbaşlı insan. Ötüken Yayınları. protestan bütün haçlılarına meydan okur. Tanzimat'ın dev şöhretleri Hace-i Evvel'e kıyasla tek boyutludurlar. Zola’nın romanlarına. Kıymetli dostumun bu zühulünü düzeltmek isterim. Midhat efendi için roman. Başta ciddiyet ve hamiyet. dinler tarihi ve bütün şubeleriyle şarkiyat hâlâ onun kâbına varacak bir kalem sahibi yetiştirememiştir. İftiraya uğrayan bir devri. Darülfünunda Dinler Tarihi okutan üs-tat. bir mecmuanın ismidir. «Üss-ü înkilâb».. İlâyı Kelimetullah uğrunda hıristiyan dünyanın katolik. «Niza-ı ilim ve Din» gibi ciddi kitaplarını. imkânların son derece kısır olduğu bir devirde. çok okunan ve bir benzerine hâlâ şahit olamadığımız bir mecmua. 1980. gafil ve hırçın bir intelijansiyaya karşı o savundu. Son kitabımı tanıtmak için kaleme alman bir yazıda «Kırk Ambar». din ve devletin haklarını korumak söz konusu olunca kalemini kılıç gibi kullanır. Müsteşrikler kongresinde Türkün ve İslâm'ın haklarını Avrupa'nın kendini beğenmiş ilim adamlarına vakur bir celadetle haykıran ve o milletlerarası kongreden Naci efendiyle Zihni efendiye iki altın nişan kazandırarak dönen yine üstadımızdır. «Hace-i Evvel» e sataşanlar onun sathiliğini dile dolarlar.İhsan-ı Safa topluluğımun onuncu yüzyılda başarmak istediği büyük terkibi geçen yüzyılda tekbaşma gerçekleştirdi. geniş kalabalıkları çağının bilgilerine ısındıracak bir vasıtadan ibaretti.

yatak odasına girer gibi sık sık o mağaraya uğrar. La Harpe’ın klasik ve akılcı zevkine aykırı düşer. Çünkü zaferleriyle sarhoş bir neslin bayrağıdır. HAMÎD VE DEHA Dâhi. «Aveng-i Tesavir»inde Hamid'i ebedileştirirken dehaya şöyle seslenir: «Deha ey neyyir-i esrarı fushat Hamid midir evreng-i ârâmm. Fransız edebiyatının büyük nazariyecilerinden La Harpe. Ahmet Midhat Efendi. Musset. tarifi imkânsız ve herkesin dilediği gibi kullandığı bu lafız.geniş bir kalabalığa okutabilmişti.» Tokadızade Şekip. Muallim Naci. fazla gerçekçi bir övünme mi. Hamid'in felsefî fikirlerini şerh etmek için koca bir kitap yazar. Büyük ırmaklar gibi coşkun ve bulanık. tecrübeli bir hekinpı sezişiyle. şüphesiz ki yersiz değildir. ben dâhi değil bâhiyim» diye karşılık verirmiş. Bu muhabbetler. hatta Hugo ne kadar dâhi ise Hamid de o kadar dâhidir. «Mon şer. aktardığı malzeme. hudutları meçhul. Ye bütün aceleciliğine. Bir şairin .» Rıza Tevfik. tahkim eder. Batı düşüncesi. bütün sabırsızlığına rağmen. bir «abide-i samimiyet»tir. müphem ve karanlık. romantik çağm aşırı coşkunluklarını ifade eden bir sıfat. Doğulu kalan belki de tek müstağrip. Yalnız üstat. Kendisine dâhi tacı giydirmek isteyenlere «Dâhi. bu zıpçıktı sıfattan hiç hoşlanmazmış. Klasiklere yakışan bir mahviyet mi. Batı’nın tanıtıcısı olduğu halde.. Ücra bir köy kulübesinde harfleri yeni yeni sökerken amcamın kitapları arasında bulduğum «Kırk Ambar» tecessüsümü sonsuz ufuklara kanatlandırmışdı. uzviyetimize lüzumlu vitaminleri boca eder eserlerine. bütün tecellileriyle müslümanın meşru malıdır. içtimaî bünyemizi tahrip etmez. Hamid'e dâhi sıfatım verebilir miyiz? Neden vermeyelim! Lamartine. bilemiyorum. Cihanşümulluğunun sırrı müphemiyetindedir. «dekadan»larm insafsız slo_ ganlanyla yıkmak istedikleri bir «heykel-i hamakat» değil. Hikmet. «genie» lafzı o yavuz belagatçinin bütün yıldırımlarına karşı koyar. Hace-i Evvel. buna denmez mi Genie etmeli insaf» diye yeni lafızla alay ederken talebesi Fikret. Bununla beraber. O sararmış sayfaların cazibesi nereden geliyordu acaba? Şüphe yok ki samimiyetlerinden. bu aşırı iltifattan pek hoşlanmazmış. Filhakika Hamid'in şiiri üç kıtaya ferman dinleten bir imparatorluğun sesidir.Okuduğum edebiyat tenkitlerinden en çok beğendiğim Rıza Tevfik beyin «Hamidnamesi» dir. Üstat. Kırk Haramilerin mağarası. yaşar ve yayılır. bu mânâda bir medeniyet taşıyıcısıdır. îçi boş. tekrar eder: Fikret'in bu zan ilhamın Senin pişan-i iltifatını yavanlaştırarak «Ettin bizi aşina dehaya Faniye nasip olan bekaya. dâhi.

O şahikalar ve girdaplarla örülü şiirler. Nev-Yunanilik üstat'la gelip geçici bir hastalık. İnsanı bütün olarak ele alinak. Elbette ki cemiyetin yükselen sesi ve konuşan dili olan şair de. Ülkelerden ve tarihlerinden kopan. kulak kabartarak. Yahya Kemal Devlet-i Aliyye'nin tarihe karıştığı. Cemiyet zaman zaman lyuhran geçirir.ilham dünyasına bu kadar gür bir ışık tutan başka bir eser hatırlamıyorum Türkçede.T. Ufak tefek inhiraflar. zamanımızın sığ irfanına hitap edebiliyor mu? Bir çağın göklere çıkardığı şair-i azâmi anlamak için ilk iş dilimizi öğrenmek. Emelleri hasta. Alkan. Üzüntüyle belirtelim ki edebiyat tarihçilerimizden pek azı. Divan dergisi. ağzına kadar bilgi ve düşünce dolu olan bu nefis kitabı okumak sabrını. kucağında yaşadığı toplumun buhranlarını aksettirecektir. Şair insanların en hassasıdır. gerçek Türk! — Yahya Kemal'in nev-yunaniliği hususunda ne düşünüyorsunuz? — Nev-Yunanilik de Avrupa'dan gelen bir moda idi. Bir yoklayış. Zavallı Hamid. Batı kültürüne açık olan bir şairin nezleye tutulur gibi yeni cereyana yakalanması bizi şaşırtmamalıdır. hayatının bütünü hesaba katılarak vermek lâzımdır. tarihin ihtarlarına Cl) Yahya Kemal'in yirminci ölüm yıldönümü münasebetiyle Cemil Meriç'le sohbet. Elbette çevresindeki çeşitli fikir cereyanlarından müteessir olacak. bir nevi büyüme hastalığıdır. -ülkesinin asırlık değerlerine koşmakta tereddüt etmeyecektir. Ama bu yol arkadaşlığı hiç bir zaman uzun sürmeyecek ve Yahya Kemal vicdanının sesine. Yahya Kemal bütün hüviyeti ile Türk'tür. bu gençlik . kasım 1978. geçtiği merhaleleri seciyesinin esas unsuru saymamak ve hükmü. daha doğrusu dirayetini göstermiştir. bir arayış. onları nağmeye. bir çırpmış devriydi bu. Jöntürk değil. Konuşan A. gelecek asırların da zevkine sunabileceğimiz muhteşem bir be di a olabilir. heyecanları fânidir. jCUĞUNUN SON ŞARKISI — Size göre Yahya Kemal bir Jöntürk sayılabilir xni? Hiç değilse hayatının belli bir döneminde?! — Şair. Eserlerinden yapılacak titiz bir seçme asrımızın da. yeni bir arz-ı mev'ud hayaliyle büyülenen serap peşindeki bir avuç müstağriple zaman zaman birleşecektir şair. bütün heyecanlarını dile getiren adamdır. büyük şairin asıl istikâmeti hakkında şüphe uyandırmanialıdır. Çevresinden âlaka görmeyince. ahenge kalbedecektir. vatan ufkunu kara bulutların istila ettıgı ■bir devirde yaşıyordu. çağının bütün emellerini.

Beyaz nazım. başka bir kelimeyle kendisi olmuştur. Zaman zaman Fransız şairlerinin de rağbet gösterdiği bu tasannusuz nazma. — Beyaz Lisan tabiri ile Yahya Kemal ne kasdediyordu? — Yahya Kemal. Dünün zevkini. Batı dilerinde Beyaz Şiir diye bir tâbir vardır. bülent servilerin gölgesinde. maziyi. sadeliği içinde muhteşem ve ihtişamı içinde sade bîr dile duyduğu hasreti anlatmak istemiştir. Yirmibirinci yüzyılın makina gürültüleri içinde sersemleyen insanlarına Lâle devrinin "unutulmaz şarkılarını. bu kanatlı şiirin bir fikir tarafı da var. Edebiyatımızın has bahçesinde boy . lekesiz ve pırıl pırıl bir ifade vasıtası haline gelmesini istiyordu. Tanpmar da olamazdı. Beyaz Lisan bir şairin uydurduğu talihsiz bir terkip. güzelliğine âşıktı.238 atan şâhâne bir gül.. ürpertilerini terennüm eden «kökü mazide olan âtidir. Dilin bütün curufundan temizlenmesini . parazitlerinden kurtulmuş. Türk düşüncesme bir başka armağanı da yetiştirdikleri: bilhassa Tanpmar. Bu itibarla Yahya Kemal'i girift hüviyeti ile tanımak için Tanpmar'ın «Yahya Kemal» kitabına eğilmek en emin yol. — Yahya Kemal. dikkatlerimizi büyük ve şerefli bir tarihe çevirmiş olmasıdır. Yalnız üstadı geniş irfânma rağmen. «Kaybolan Cennet»i bu beyaz nazımla kaleme almıştır. Şiirin içinde eriyen bir fikir. Türkçe'nin şiiriyetine musikisine. kafiyeyi atan ve mısralarm kendi iç musikisini sun'i kayıtlardan âzâde olarak terennüm eden bir nazım şeklidir.» Bir rüyanın devamıdır YahyaKemal. Bir insandan daha ne bekleyebiliriz? Türk dilini. sanıyorum ki Beyaz Türkçe ile. Yahya Kemal olmasa. yani mazinin ebedi değerlerini dile getirerek dehrin hayhuyuna kahkahalarla gülen bir rinttir. şiirlerinde hiçbir zaman iltifat etmeyen Yahya Kemal. metotlu ve sistemli düşünen bir yol gösterici saymak hata olur. Milton. getirmiştir? Türk edebiyatına ve fikir hayatına ne — Yahya Kemal. ebediyyen yaşayacak olan bir avuç şiirle zenginleştirmek. yalınkılıç. Üstadın en mühim mirası. Şairin sohbetleri ile bütün bir nesli nasıl büyülediğini unutmamalıyız. Kuğunun son şarkısı. Bakışlarını ezeliye çeviren. Elbetteki bu hassas. iftiraya uğrayan bir tarihi bütün ihtişamı ile diriltmek ve Türk irfanına bir Tanpmar hediye etmek: kaç faniye nasip olabilir? . Bitmeyen ve bitmeyecek olan bir rüyanın. Şiire açılan bir fikir. bu kubbede.günahından istiğfar etmiş ve asıl sesini bulmuş. yaşadığı çağın insanlarına aşılayabilen bir büyücü. ihtiraslarını. yani kendi gök kubbemizde ebediyyen yaşayacak olan bir sestir.

896). menşeî olan Arapçada.. Bir nesneyi yumuşatmak. cilt 2. avam'a mahsus» diye ikiye ayırmak sanıyorum ki Ziya Paşadan kaynaklanan bir hezeyandır. halk için edebiyat. Nitekim halk dahi denir. iftira. Hayvanlara da denir. cemiyet-i beşeriye. mütercim Asım. işçi sınıfı için ayrı bir edebiyat olamıyacağım. Ve nass manasınadır ki mahluklar demektir. Demokrasi «imtiyazsız. Ağacın budaklarını ve düğümlerini düzeltmek. ikiye ayrılabilir: sözlü edebiyat. yazılı edebiyat. Mahluk manasınadır. bilhassa konuşma dilinde istimal edilmez. aydınlar için edebiyat diye ikiye ayırmak büyük bir hamakattir. Biı4 de «Büyük Türk Lugatı»nı dinleyelim: «Halk. «Kamus-u Okyanus». aşıl ve emsalsiz ibda' eylemek. Edebiyat. daha çok fiil olarak kullanılır. Halika. Cumhuriyet aydınlarının Arapçayla ülfetleri yoktur.BÎR «HALK EDEBİYATI» VAR MIDIR? Edebiyatımızı «havas'a. «Firuz Abadi» tercümesine bir göz atalım: «Halk. İslâmiyet de aile asaletini şiddetle reddeder. Mekke ile Yemâme arasında bir su adıdır. Çağımızda. Hicazda bir yer adıdır. Bir nesneyi örneksiz. yazının cihan şümul bir mahiyet kazandığı zamanımızda ancak tarihî bir değer taşıyabilir. daha önce veya daha sonra yazdığı şiirlerle de ciddiye alınacak bir yazar olmadığını göstermiştir.. . Bizce bir ülkenin edebiyatını. isim olarak: ebna-ı beşer. proletaryanın dünya klasiklerini okuması gerektiğini ısrarla belirtir. Halk-ı âlem». Kazıldığı sırada. kâffe-i nas. düzeltmek. İnsanlar. s. Bu ise yapılmamıştır ve yapılamaz. umum. üstadın «Şiir ve İnşâ» başlıklı makalesini. Cumhuriyet aydınları. Şemseddin Sami'nin «Kamus-ı Türki»si de şöyle demiş: «Halk: icat. sınıfsız kaynaşmış bir kitle» den söz eder. kurma. Lenin. sefine vezninde insanın özelliği olan tabiata denir. olsa olsa. Yağmur taşıyan bulut. Cemaat. Zamanımızda bütün edebiyatlar yazılıdır. Çünkü önce «halk» mefhumunu müphemiyetten kurtarmak ve ilmî bir tarife bağlamak lâzım. füruh. kalabalık». Oysa Paşa «Harabat» isimli antolojisiyle bu makaledeki hükümlere hiç de inanmadığını ispat ettiği gibi. takdir eylemek ve yalan uydurmak. oranlamak ve ölçümle m ek ve takdir manasınadır. Kaldı ki böyle bir tasnif. kuyu. Nas ve mahluk mânâsına da gelir. Görüyoruz ki halk kelimesi. (Bkz. tartışılmaz bir delil imiş gibi her vesileyle öne sürer. Halk edebiyatının tarifi yapılmadığı gibi halkın da ne olduğu tâyin edilmiş değildir. ihtira'. İnsanlara nisbet edilirse. ben-i adem. Batı'nın hiçbir edebiyat tarihinde böyle bir tasnife rastlayamazsınız. Doğru takdir.

Acaba bu müphem kelii me aslında olmayan bu mânâyı ne zamandan beri velhasıl yüklenmiş? Başka bir deyişle halk. Oldukça eski bir devirde.B. Filhakika şifahî edebiyatlar arkaik veya ilkel toplumların imtiyazı değildir. «Müntehibat»'da: «Halk için yaratılmış herşey diyor. Bu geleneklerin kaynağı nedir? İlerde göreceğiz? Yalnız şimdiden şurasını işaret edelim: folklorcu ve etnologların derlediği malzemenin çoğunluğu için «edebi» sıfatını kullanmak yerinde olur kanaatmdayız.Redhouse. türküleri. halk matinesi: cheap afternoon performance. halk edebiyatı: folk literatüre. crowd. halkın ağzına düşmek: to be subject of gossip or scandal. Yazara göre ise. people. population. nation. atasözlerini. maddesini görelim: «Bu müphem başlık. kalabalık». Halk ağzı: gossip. masalları. Nesilden nesle sözle aktarılırlar. Ama etnoloji ile de sosyoloji ile de ilgilidir. folk.F. . bilmeceleri ve oyunları kucaklar. söz yolu ile korunur ve aktarılır.» Şimdi de CasselTın Edebiyat Ansiklopedisinden «Folk literatüre» . Şifahî edebiyatlar konusu N. Aydının ölçüsü ne? Kalabalıkla aydını kesin olarak ayıran bu tarif demokrasiyle nasıl uzlaşabilir? Önceki kamusların hiçbirinde rastlamadığımız bu küçümseyici anlayış. the common people. babadan kalma efsaneleri. Meydan-Larousse'un tarifi de şu: «Yöneticilere göre bir ülkedeki vatandaşların tamamı. halk bilgisi: study of folklore. Bunların hepsi de ya ilkel kavimlerin eğlencesidir Centertainment) yahut uygar milletlerdeki eğitim görmemiş kimselerin. aydınların dışında kalan topluluk.. Avrupa ve Doğu toplumlarında da görülür. Sınırlarını çizmek güç. bir kıssa ile bir şecere arasında. ne zamandan beri hakaretâmiz bir kelime olarak kullanılmaktadır? Galiba. Cumhuriyet aydınlarının ruh dünyasını ifşa etmek bakımından çok değerlidir.» Tanınmış bir üniversite hocasının imzasını taşıyan yazı çeşitli milletlerdeki masal ve hikâyelerin ortak yanlarını ve dünyaya nasıl yayıldıklarını anlatarak devam ediyor. Folklorcun alanı içindedir şifaliî edebiyat. Romanyalı allâme Mircea Eliade şöyle başlıyor söze: «Konu uçsuz bucaksız. Cumhuriyetten beri. halk yığınlarının ülke kaderine hâkim oldukları bir yönetim değil mi? Halk yığınları kendi kendilerini mi küçümsemektedir acaba? Biraz daha aydınlık İçin Redhouse'un 1968'de yayımlanan «Yeni Türkçe-îngilizce Sözlük»ünü okuyalım: «Halk. Hepsinde de kültür mirasının bütünü. Geniş anlamda: avam» millet».' m bastığı «Edebiyatlar Ansiklopedisinin de ilk yazısı. bir meselle dini bir menkibe arasında. Bir Avustralya veya Afrika ustûre ve efsanesi. bir anglo-sakson ballad'ı ve büyüsü.. halk musikisi: music of the uneducated people. özellikle insanoğlu. Oysa Cumhuriyet. koşmaları" (ballad). Özellikleri şifahi olmaktır. aşağı yukarı tesadüfen yazıya geçirilmiş ve ancak son zamanlarda medeniyet tarihinin bir bölümü sayılarak ilim adamlarının dikkatini çekmiştir.

okuyucu olgunlaşmıştır. «Türk Romanının Doğuşu»nu Fransız okuyucuya şöyle tanıtmış: «Bayan: Dino'nun denemesi. «îdeal Devlet»inden şairleri kovmağa kalkıştığı için sonu gelmeyen hücumlara .. hayalî bir zamanda olup bitenlerin hikâyesidir. Peki ama büyü de bir hikâye değil midir? Hamasî şiirlerdeki soy sop fıkraları büe birer hikâyedir». Üstada soralım: . Oysa roman. efsaneyle avunmayacak. tekâmülünü tamamlamış. meselelerimize ışık getirmek isteyen serâzâd bir düşünce adamının tereddütlerini. yalnızca Türk romanının oluşumunu değil. Güzin Dino'nun «Türk Romanının Doğuşu» adlı kitabını okurken Tanpmar’ın ne büyük bir zirve olduğunu bir kere daha anladım1. İnsan ilimleri istiklallerini kazanmış. bir talebe kitabından çok. Tanzimat sonlarına kadar manzum söz söylemek okur yazar sayılmanın vazgeçilmez şartıydı. Binbir mesele içinde bocalayan kalabalığın karşısına masallarla çıktık. karşılaştığı kör düğümleri ilimlerin ışığındaçözmeğe''çalışacaktır» . O devrin yazarları içinde nazma iltifat etmeyenler sanıyorum ki Ahmet Midhatla Beşir Fuat. «XIX. ihtiyar. Sonra asırlardan beri aşinası olduğumuz hikâyeyi atıp mânâsını da. Eliade’ın makalesi çok değerli ve çok öğretici. sömürgecilikten kurtulan ülkelerin romanlarının genel sorunu da açıklar». Profesör Etiemble. ne muhterem romancılarımızı sınır dışı etmek aklımdan geçmişti. Fakat konumuz şifâM edebiyat değildir.. sonra da toplumun hafızasında yer almış ne varsa. şifahî edebiyata girer. mahiyetini de pek iyi bilmediğimiz bir edebiyat nev'ine gönül verclik. Batı dünyasında. her eli kalem tutan roman yazmağa özendi. Yaratılış ustûresi (mitosu). Söylediklerim yanlış anlaşıldı. ifşalarını sergileyen bir deneme.hedef olmuştu.biçimce ne fark var? Söylenilmiş. Önce Güzin hanımın eserini tanıtalım. çok zengin bir müşahadeler ve oldukça isabetli hükümler mecmuası. Yazarlık ehliyetini ispat etmek isteyen genç. Asır Türk Edebiyatı Tarihi» bütün dağınıklığına. o kadar. varabileceği hudutları fethetmiş bir edebiyat nev'idir. Ne Edebiyat Cumhuriyeti Yunanlı hakimin ütopyası kadar dardı. Çünkü bütün bu metinler kendilerine göre bir hikâye anlatırlar. bütün derbederliğine rağmen. Tanpınar. Yirmibirinci asır. Eflatun. Türk edebiyatı üzerinde kafa yoran engin bir tecessüs. BİZDE ROMAN Edebiyat Vakfı'nın tertip ettiği bir sohbet toplantısında aşağı yukarı şöyle konuşmuştum: «Bir zaman edebiyat şiir demekti. Son zamanlarda müptelası olduğumuz halk edebiyatı tabirinin ilmî bir gerçek ifade etmediğini belirtmek istiyoruz. başlangıçta.

bayan Dino'nun denemesini tenkitlerini güçlendirecek bir delil olarak kullanmak . bir ilim adamının ciddiyeti ile uzlaştırılamaz. beri alışık. geleneksel sözlü Türk hikâyeleri ve Arap-Fars kaynaklarından gelen yazılı mesnevilerin kavşağında oluşur. «Arap-Fars kaynağından gelen yazılı mesneviler» sözü de bize çok müphem göründü. roman türüyle. umumiyetle hamse denir. Etiemble. daha doğrusu müptelâ olduğu bir Profesör iltifatlarına devam ediyor: «İleri sürülen düşünceler istenerek Marksça. Şark-îslâm dünyasında kazandığı büyük ün. belli ki Lukacs ile Goldmann'ın roman hakkındaki tezini beğenmemiş. Avrupa yazmıyla. ilin ezelden özelliktir.. Kendi bileceği şey. bu İki zatın romanla burjuva sınıfı arasındaki münasebeti açıklamak isteyen görüşlerini ne kadar çürütebilir? Etiemble'a göre: «întibah’ın 175. Celâleddin Rûmî'nin tasavvuf! görüşlerini kucaklayan kitaba alem oluşundandır.» Düşüncelerin istenerek Marksçı olması ne demek? «Bayan Dino'ya göre. edelim: 1) Sayın Etiemble. Türk Romanının Doğuşu Cem Yayınevi. Bayan Dino'nun denemesi. Gerçekçi Türk romanının doğuşu üzerine ortaya bir varsayım atılmıştır».. Üstat devam ediyor: «Namık Kemal'in İntibah yani Uyanış —bu başlık bile çok anlam taşır— adlı romanıyla. olmakla beraber.. Tecrübesiz bir yazarın karalaması... yalnız. Kıssadan hisse çıkarmak şark hikâyesi(1) Güzin Dino. Mesnevi. Türk romanının «oluşumunu» açıkla-mak için yeterli bir belge midir? 2 — Sömürgelikten kurtulan ülkelerin romanı ile İntibah arasında nasü bir münasebet kurulabilir? Osmanh devleti ne zaman ve kimin sömürgesi olmuştur? Derin bilgisine inanmak istediğimiz bir üniversite hocasının bu kadar laubali hükümler vermesi Fransızların ünlü nezaketiyle izah edilse bile.. anlamına kısmen değişiklik getirecektir».. Bu takdim yazısının üzerimizde bıraktığı intibaları hülasa. edebiyatımızın gelişmesi hakkında hiç bir şey bilmemektedir.. Divân edebiyatında hikayelere.1 — Bayan Dino'nun denemesi Namık Kemal'in İntibah romanını ele almaktadır. burjuva sınıfı arasındaki ilişkiyi ortadan kaldırmasa bile. romanın ikinci ismidir ve hiç bir anlam taşımaz. Hikâye ile doğrudan doğruya bir münasebeti yoktur..» întibah’ın «Avrupa yazını» ile her hangi bir münasebeti olduğunu ispat eden bir emareye rastlamadık. sayfası. Divan Edebiyatında sık sık rastlanan bir nazım şeklidir. 2) Lukacs ile Goldmann'ın izahlarını kifayetsiz bulmaktadır. «İntibah». İstanbul 1978. Osmanlı Türkiyesi ekonomisinin ve siyasal koşullarının incelenmesi.

Daha sonra yazar. hükmüne varıyor. Kemal'in tek gerçek romanı imiş. yüzyıldan ya da matbaa baskısından bize kadar gelen «hikâye» ler. Bayan L.» Sayın Dino. Bir Evliya Çelebi seyahatnâmesi Farsçadan kaynaklanan mesneviler arasında sayılabilir mi? Sanıyoruz ki Güzin hanımın başlıca kaynağı «Türkçede Hikâye ve Roman» adlı karalamasıclır. Hüsrev ile Şirin vs. Sonra «Giriş». biçimlerini yitirmişti artık».N. «Romandan önce klasik Osmanlı yazınında anlatım türü. asır Türk Edebiyat Tarihi'ni dikkatle okumuş olsaydı «Osmanlı yazınında» biricik «anlatım türü»nün Farsçadan kaynaklanan mesneviler olmadığını anlardı. İntibah romanını ele almış çünkü bu kitap N. Kemal'e ayrılmış. takip edilmesi gereken yolun Boratav tarafından keşfedildiğini söylüyor: Türk folkloru öğelerini belirtmek lazımmış Tanzimat romanlarında. yalnız Tanpmar’ın XIX.» Acaba ne yapılacaktı? Güzin hanım. Muhtevalar «beylik ve kalıplaşmış. Sayın Güzin Dino. halk ağzına bağlı geleneklere göre bozulmuş. Türkçede romanla ilgili araş-. Menakıbnameler'i bir yana bırakalım.» . Güzin Hanıma göre: «Türk romanı üzerine çalışmalar. Mithat efendiyle N. bunlardan en çok bilinenler Leyla ile Mecnun. M. «Aşk-ı Memnu'su» gibi latifeler. M. ele aldığı konuyu ne büyük vukufla inceleyecek kabiliyette olduğunu peşin peşin göstermektedir. Etiemble’ın takdim yazısını çevirirken Türkçeyi ne kadar iyi bildiğini her satırda isbat etmektedir. Alikaeva'nın Moskova'da basılan «Türk Romanında Konular ve Kişiler» (1966) adh kitabının yüzseksendört sayfasından ellidördü A. Beklenmedik bir müttefik bulmuş olmanın sevinci içinde ünlü Fransız nezâketinin güzel bir örneğini vermiştir.istemiştir. Farsçadan kaynaklaı nan mesnevilerle kendini gösterir. Tanpınar da sitayişe lâyık bulunuyor az çok. «Sanayisi». Yusuf ile Züleyha. Yazar. sürekli olarak çok genel bir bölümlemeye yönelmiş ve bunlarda batı yazını eğilimlerinde esinlenerek yakıştırılmış bir terminoloji kullanılmıştır. Naima tarihi ile diğer vakanüvisleri de geçelim. Tanzimattan sonra ortaya çıkan «yeni bir aydın çevresinin isteklerinden hiç birine karşılık vermiyordu. Evliya Tezkerelerini. zincirleme ve bitmez tükenmez» bir takım karalamalardır. Namık Kemal'in bir hikâyesi hakkında deneme yazmağa kalkan sayın Dino. dir. yalın kat bir «tarih felsefesi.» Güzin hanım Boratav'a dayanarak «XIX. cümle kuruluşları. Nihat Ozonun kitabına oldukça imtiyazlı bir yer ayırıyor. O. Sol cenahın zevkine uygun. Özön'ün Bu basma kalıp hükümleri «Osmanlı Toplumunun Genel Çizgileri» takip ediyor. tırmaların azlığından şikâyetçidir.

Ash ile Kerem. Kemal'in Celal Mukadclemesinden alınmış tarif ve izahlarına raslıyoruz. Geçmiş yüzyıllarda İbret gibi.. iyi niyetli.. Fakat Kütüphane-i adâbımız da mevcut olan birkaç tercümeden anlaşılacağı veçhile romandan maksat.. aşağı yukarı. o türlü hayallere ne fikir ile müracaat olunduğu meselenin suret-i tasvirinden bedâheten meydana çıkar. Lâkin.. Namık Kemal şöyle diyor : «Roman kısmını da millete nevzuhur addettiğimize ta'accüp olunmasın.» veya «leyse kurbi kabri Harbi kabra» gibi tekerlemelerin papucunu dama atmış. 2) Olmamışsa bile olması olağan bir olayın.. Esefle kaydedelim ki Güzin hanım.. Yazık ki Güzin hanım. Konuya büyük bir yenilik getirmemektedir. Ama her türlü hayallere hangi düşünce ile başvurulduğu sorunu betimleme biçiminden açıkça ortaya çıkar. Asr-ı kadimde İbretnumâ gibi Muhayyel ât gibi.. . Cümlenin geriye kalan kısmını da anhyamadık maalesef. gibi.Demek ki XIX. cinler periler gibi hayalî varlıklar. gibi. Kitap. asrın ikinci yarısında ortaya çıkan Türk romanım kavramak için «Orta çağ dünya. ahlâk ve töre ve duygular ve olasılıkla ilişkileri her türlü ayrıntıyla betimlemektir. Sayın yazarın ısrarla üzerinde durduğu hakikat şu: II.» Şimdi de Güzin hanımın tercümesine bakalım: «Roman türünün de yeni ortaya çıktığını sandığıma şaşılmasın.. Fakat edebiyat kitaplığımızda bulunan birkaç çeviriden anlaşılacağı gibi. «bu iki dünya görüşü» nü açıkça anlatmıyor. Güzin hanım. Romanlara nadiren mevcudât-i ruhaniyye karıştırıldığı vardır. Nihayet «intibalı»daki «eylem ve kurgu»yu anlatan birinci bölüm. Romanlarda pek az dinsel varlıklar karıştırılır. olmamışsa bile olması olağan bir olayın.» 1) Asr-ı Kadim: Eski zaman. bu basit cümleleri anlayamamış. «Yani devlet mekanizmasının ortaya çıkması. 3) Dinsel varlık değil.. gibi bir takım hikâyeler var idi. Bölümün ilk sayfasında N. Dürüst. kakafoni için belagat kitaplarında zikr edilen «bir berber bir berbere. Ferhat ile Şirin gibi birtakım hikâyeler var idi.. Türkçeyi pek iyi bilmeyen kabiliyetli bir talebenin müşahade ve hükümlerini sergilemektedir.» Daha sonra.. güzeran etmemişse bile gü~ zeranı imkân dahilinde olan bir vak'ayı ahlâk ve âdet ve hissiyat tafsilatıyle beraber tasvir etmektir. amaç. ve olasılıklı ilişkileri. ideolojileri Batı'ya yönelmiş bir dünya görüşünün güttüğü ve koşullandırdığı yeni bir seçkin çevrenin temel gücü olmuştur. görüşüyle modernleşme istemi arasında yer alan bir geçiş dünya görüşü»ne eğilmek lâzım. fakat sığ bir çalışma.. bütün mektep kitaplarına geçmiş yarı resmî diyebileceğimiz bilgiler. Mahmut'tan sonra bürokrasi büyük bir önem kazanmıştır.

ilk defa kendi kendime sorduğum zaman.Madem ki bir Türk romanı var diyorsunuz. terleye terleye. üslûplusu. Fakat bu tasdikte de pek ısrar edemezsiniz. vâsıl olduğu neticeleri bildiriniz. yok diyorsun ama. işte bak sana yüzlerce kitap ismi. Ve yine işte bu romanın kendisine mahsus usulleri.» Türk romancısı. Tanpınar'a dönelim. eski şark hikâyeciliğinin bir istihalesi nazariyle bakmak çok mümkündür.» Tanpınar'a göre. derhal soruverirler. o halde lütfen bize evsafını söyleyiniz. öteden beri. romanımızın en büyük eksiği: insan. Bu ithamdan kurtulmak için her çareye başvurdu Türk romancısı. size derhal ispat ederler. iki adım ötede bir kül yığınına kalbolurlar. an'aneleri ve hatta işte şaheserleri. belki biraz eksik. hem var. tek cepheli bir mevzu içinde. Görüyorsunuz ki inkâr o kadar kolay değil. halkçısı. Hakikat maalesef budur. ciddi muhatabı daima müşkül mevkide bırakacak bir sualdir. Güzin hanıma göre. korkunç bir itham karşısmdadır: Hakiki hayatı aksettirmemek. O halde var. Genellemeler fazla cesur. hepsi var." bir alay muharrir. hangi mükemmeliyete vâsıl olmuştur? Ve siz. üstadından acemisine. Türk romanı geçen asrın sonlarında doğmuş. muntazam fasıllara ayrılmış birer agrandismanı tesiri yapar. idealistinden sürrealistine kadar sınıf sınıf. kolay kolay ne inkâr ne de tasdik edilebilir. Filhakika onun varlıkla yokluk arasında her ikisinin hadd-i fâsılmda kalmış öyle paradoksal bir mevcudiyeti vardır ki. tatsız oyunlarını oynayan ve neticede bilmem nedense çok defa ölen veyahut öldüren bir sürü kukla.» «Bütün ağırlık noktasını. kibarı. aşk dedikleri.întibahin kişileri —bilhassa kadınlar— ustaca tahlil edilmiş. hangi insanî hakikatleri keşfetmiştir. yok mu? Bu. «Eserlerini bambaşka memleket . acıklı yahut meraklı bir aşk vak'ası teşkil eden bu cins eserlere. belki biraz insafsız. romanlarımız okuyanların üstünde çok defa âdi gazete havadislerinin. Bu «cansız bebekleri bulundukları kitabın dışına çıkarın. Ne kadar serpilip gelişmiş acaba? Daha doğrusu hüviyeti açık seçik belli bir Türk romanı var mıdır? Tanpınar 1930 larda soruyu şöyle cevaplandırıyordu : «Bir Türk romanı var mı. İnkâr ederseniz. üslupsuzu. fakat bu namda tanıdığımız hakiki ihtirasla hiç bir alâkası olmayan. ne büyük ihtiyatsızlık ettiğimi anladım. fakat herhalde doğru hülâsası. bütün bu suallere müspet bir cevap veremezsiniz. Bunun içindir ki. dünya edebiyatına getirdiği yenilikleri sayınız. geçtiği merhaleleri. diğer milletlerin romanından onu ayıran seciyeleri gösteriniz. O halde yok. bunala bunala. bu kemiyeti hakikî bir varlık telakki edemeyiz». hem yok. İşte bugünkü Türk romanının bir cümlede. Madde itibariyle düşünülünce. «Darlığı ile boğucu bir mahbes havasmı andıran.

Oysa edebiyatın öteki alanlarında Avrupa'nın çırağıyız sadece. ne ortak bir dünya görüşü. bir sualle başlıyor yazıya: «Bir Türk romanı niçin yoktur?».. Yabancı bir ülkenin şiirinden zevk almak. peyzajlar yurdumuza aittir. Nefis bir tahlil yazısı. ama yine de bir sunilik sezilir bu romanlarda». çünkü şiir millîdir. Bu şiir —Tanzimattan çok önce— sınırlarını yoklamış. ama yine de Rus. en ince zevkleri doyuracak mahiyette. Boşuna: «Tasvirler kitaplarımıza posta pulu gibi yapıştılar. Kaldı ki bizim kökü asırlara dayanan şiirimiz. Biz ezelden beri şair milletiz ve edebiyat —bütünü ile— şiir demektir bizim için. bir edebiyat tarihi var mı M? Şiir diyemiyeceğiz. hürriyet yok. kıvamına erişmiş. Hocalarımızın asırlardan beri geliştirdikleri nevilerde ciddi bir başarı göstermemiz beklenebilir mi? Aşı hemen tutmaz. yabancı ülkelerde bu sanatın verdiği iyi örnekleri okuyan ve hayat üze rinde az çok fikir sahibi olan okur-yazarlarımızin büyük bir zevkle tattığı bir Türk romanı henüz yoktur» (2) 22. kolay yazmak.» Sebeb: kolaya olan zaafımız. beraber. kağnı gıcırtılarıyle doldurdu». en titiz. İkinci Kanun. insafsız bir hüküm. 2. Meselâ Dokuzuncu Hariciye Koğuşu. Tanpınar. îyi ama. Türk romanının cılızlığı Batı edebiyatlarını taklit etmesinden gelmiyor Tanpmar'a göre. ortak bir inanç veya ideal var mı? 1928de alfabeye başlayan bir millet 1936'da nasıl kendini ifade edecek edebiyat şaheserleri yaratabilir? Tabiî yok Türk romanı! Çünkü oku yucu yok. ve nihayet kolay bir şöhret kazanmak. bir tenkit. no. «Kolay düşünmek. Fransız romanının çırağı olmuş. oldukça geniş bir okuyucu kalabalığıyla bu romanın yazıcıları arasında karşılıklı bir tesir bile» mevcut.» Bu çorak toprakta ümitlerimizi kanatlandıran serin kaynaklar da var. Roman. en olgun. Çünkü bir edebiyat (başka edebiyatlardan pekâlâ faydalanabilir. Bizde Roman2. mükemmeli yakalamıştı. «Hem de kendi cemiyetimiz içinde kalmakla beraber. Sık sık tekrarlanan bir sual bu. Tanpınar'a göre. onu tadabilmek için çetin bir hazırlığa ihtiyaç var. Batı dili bilenlerin zevkle okudukları bir > deneme. Daha doğrusu. 1936.tasvirleri. telkin veya tebliğ edeceğimiz ortak bir düşünce. Kültür Haftasında yayımlanan makalenin başlığı. bir Türk romanı vardır. gelişen içtimai bir sınıfın emellerini dile getirir. Kaldı ki her gövdeye aşı da yapılamaz. «Bununla. garb dillerinden birini bilen. Beylik yalanlar bir yana. . Bizde ne böyle bir sınıf var. Tanpınar. birikim yok. muharebe tabloları.. altı yıl sonra tekrar dönecektir konuya. Meselâ Rus romanı da. Dosto'nun kahramanları bütün Avrupa'yı dolaşan bir insan tipi. «Bizim romanların kahramanları Türk ismi taşır.

ayrıldığın yüzleri.» Hiç kimse ona dememişti ki. Yaşadığın. belli bir dünya içinde kendisi olmak. «Bir memlekette bir sanat nevi tek başına inkişaf edemez. o bütünden koparıp kendi manevî toprağımıza dikmek başarılı olabilir miydi? Avrupa düşüncesinin zirvelerini bulutlar arkasından bile görmemiştik. kasabaya gidin.. Yalnız orada hakikat vardır. Avrupa'nın işportaya düşmüş avamî hikayelerine meftun bir ebcedhânlar topluluğu. Roman okuyan halktır.saati. 29 ikinci kanun 1936. Namık Kemal nesli ne kendi meselelerini biliyordu. köye. 3. birbirine kapalı iki dünya değildir. her gün içini parçalayan sızıları ve her akşam sana yaşamak aşkını veren ümitleri anlat. Batı’nın çıraklığına talip olduğu zaman. ne inançlarından haberdardır. Namık Kemal nesli. kendi düşüncelerini anlatması daha doğru olurdu. Petro'dan beri Avrupa düşüncesi ile iç içedir. Ne Don Kişot'u okumuştur. Sonra. Bu yanlış bir yoldur. Bütün aristokrasinin dili Fransızcadır. Ona müsait vasatı verecek bütün bir edebiyat hayatının bulunması lâzımdır. başka bir dünyanın yaşayışını aksettiren romanı. tek başına bir realitesin. Japon edebiyatı da. «Sen. bu realiteyi bize anlat. romanın ne olduğunu bilmez. Tanpmar bu arada roman yazmak için köye giden bir gencin macerasını anlatır. ne Kanti. Evliya Çelebi'yi tanımamıştır. Ahmet Midhat. Gencin kendi içine eğilmesi. Avrupa romanının inkişâf tarihini bilmez. no.Neden acaba? Çünkü Rusya bir yönüyle Avrupa'dır. Hint edebiyatı da bütünü ile meçhulüdür. Hüsrevnâme'den Don Kişot'a kadar uzanan obur bir «tecessüs. Her toplumun romanı kendi meselelerini ifade eder. Tek kaygısı vardı o neslin-. O dönemin tek cihanşümul tecessüsü. Batı’nın ne tarihini bilir. Başka bir dünyada doğan. daha kucaklayıcı^ «Tenkidin mersiye ile yürüdüğü yegâne sanat hayatı bizimkidir. Fransızca ve Almanca. Bütün gençliğinde ona bunu tavsiye etmişlerdi: «Halka karışın. Tanpmar'a göre.» (3) Kültür Haftası. Yabancı dil bilenler Türkçe okumaz. ne. Ne Descartes'i tanıyorduk. teceddüt. Zavallı Türk romancısı. Daha olgun. Doğu'nun hayal hazinesinden de habersizdir o nesil.» Kendimizle alânadar değiliz. Rusya'da Batılı olan yalnız romancı mı? Ne münasebet? En az Belinski'den .. Tanpmarin bir hafta sonraki makalesi de aynı konuyu işliyor. gördüğün . Sarayda Fransızca konuşulur. Rus romancısının yaptığı. «Fakat dostum sbu yanlış adımda haklı idi. birbirine düşman..beri her Rus yazarı Batılıdır. sonra fakirdir. de Avrupa'nın meselelerine aşina idi.. Bir kere hıristiyan olduğu için. ne Rabelais'yi okuyabilir. «Binbir Gece» ile veya «Siret-i AnteMe ciddî olarak meşgul olduğu çok şüphelidir. Sanat hayatımız evvelâ dağınık. Yani Rusya ve Avrupa. duyduğun günü.

belagat kanunlarını hiçe sayıyor. Lise yıllarının kazandırdığı tek alışkanlık: oldukça ahenkli cümleler kurabilmek.. parçalıyordu. Kaldı ki romancılık meslek de olmamıştır. «o da bizdenmiş» çığlıkları ile bayram etsin diye mi soyunacaklardı? Kıvılcımlinm. Evvelâ ferdin yetişmesinde. ikinci olarak memleketimizin umumî sanat anlayışında ve nihayet kitapçılık hayatımızda değişmesi lâzım gelen birtakım şeyler vardır. porselen mağazasına giren fil gibi. Ben burada da en faydalı şeklin biz zat romanlarımızın ve romancılarımızın üstünde ko nusmak olduğuna inanıyorum»4. Türkçe «henüz ferde ait te-cessüsle başlıyan tecrübe dediğimiz şeyi» tanımamaktadır.. romancı tek başına tasavvur edilemez.. bu biraz da yok demektir». Elverir ki güzel yazasın. Romancı.. vitrinden hayran hayran seyrettiğim o muhteşem heykelleri deviriyor. olsa bizim için Entelektüel hayat bir bütündür. hasret ve gurbetlerin biliyoruz. Descartes maskeli. gazeteciliğin bir şubesidir. «Fikir hayatımız gündelik gazetelerin elindedir. Nâzım’ın şiirleri ile ilk karşılaştığım zaman. Bizde roman.» bize Türk bütün bile yeter. her dürüst yazarın kaderi değil mi? Cervantes maskeli. 74-220. Kıvılcımlı. senin benliğinde bütün bir Türk cemiyeti. Böyle bir katliamdan zevk alamazdım.manzaraları. demir parmaklıklar arkasından geliyordu. C4) Cemil Meriç'in romanla ilgili bir incelemesi için bkz. en zekî ve en çırılçıplak serdengeçtisi Voltaire maskeli. Bir memlekette tam bir roman vücûda gelmesi için bu sanatın onunla uğraşanı geçindirmesi lâzımdır. çünkü biz iklimi. bir yabancı dilde yazılan kitapları az çok sökebilmekten ibaretti. hatta bunların arasında onları konuştur. Şarkıdan çok çığlığa benz'/en bu ses. bütün bir bir insanlık var. çiğniyor. ss. mevcudu bilmekle kabildir. onsekizinci asrın en yiğit. Mahalle çocuklarından daha şuursuz ve daha şımarık okuyucu nesilleri. elindeki balyozu bir dönemin sevgi ve takdirleriyle taçlanmış o kibar heykelciklere meyyid masasına . . Kırk Ambar «Romanın Romanı». Yazar. duyduğum tedirgin ve düşmanca bir ruh haleti ile ayrıldım o sayfalardan. edebiyat-ı cedideyi feth-i yatırdığı küçük fakat dopdolu karalamayı I •kırk yıl önce okumuştum. Kıvılcımlıyı anhyamazdım.256 «EDEBİYAT-I CEDİDE'NİN OTOPSİSİ» YAHUT KIVILCIMLIYA DAİR Keşiş Meslier'ye benzemek.. Edebiyat-ı cedidecileri toptan seviyordum. Görülüyor ki roman meselesi tek başına değildir. Bir edebiyat amatörü idim. Söyleyeceğin yalan kıymet-tir. Fakat bu hususta tam ve selâhiyetli bir konuşma. «arada mutavassıt olmadığı için her şeyi kendi yapmak zorundadır. Romancının sefaleti biraz da kullandığı dilden geliyor.

«Otopsi» de. olamazdı da. en çetrefil muammalarını çözen bir peygamber hüviyetine büründü veya büründürüldü.savurup duruyordu. belli bir çevrenin kahramanı oldu. Tarih tezini Fransızcaya çevirmemi teklif etti. Nâzım’ın «Resimli Ay» daki «Putları Deviriyoruz» tefrikasını karalamak için şâirâne kabiliyet. tercümanı olduğu medeniyetin hastalıkları olarak teşhis etmek. O zaman için pek tabii olan aşırılıklar düzeltilebilir. Oysa şimdi bir ihtiyarla karşı karşıyaydım. oynadığı rolü başan ile yürütecek kütüphane çalışmalarından uzakta yaşamıştı.. yeni bilgilerle zenginleştirilebilir. Ciddiye almadım. Düşünen bir adamdı Kıvılcımlı. Batı estetiği ile bir miktar yatıp kalkmış olmak yeter de artardı. Ufukta beliren her yakamozu bir ışık kaynağı sanıp kayranlık ra'şeleri duyacak yaşta de-ğildim. . tıp tahsili yapmıştı. hiç bir zaman. deli dolu bir yazardı Kıvılcımlı. Tanıştık. soğukkanlı bir ilim adamı olamamıştı. bu edebiyatın hastalıklarını. terbiyesiz. Kıvılcımlı bir kâhin edasıyla yapılması gereken araştırmanın oldukça başarılı bir taslağını sundu. Hızla düşünen bir adamdı. «Otopsi». Her tahrip içimizde uyanan canavarı şevke getirir. Zavallı Kıvılcımlı: Kemalizm'in zaferinden sonra. Aristoluğa özenen bu yaş^ lı adam. sert bir içki gibi. Kutupluğa özenen meczub bir derviş. bir çağ edebiyatını bütün pislikleri. Kıvılcımlı. «Otopsi». Kıvılcımlı. Marksizm. Bu bir polemiktir. ibir kelime ile Batı ile Doğu'nun muhasebesini yapmağa kalkmak kıyaslanamıyacak kadar çetin bir işdi. bütün anakronizmleri ve başarıya benzeyen başarısızlıklarıyla tasfiyeye koşan bir neslin en uyanık. Yıllar geçti. Kıvılcımlı ülkemizin yetiştirdiği en büyük polemikçilerden biri olmak vasfını uzun zaman sürdürecektir. başına vurmuştu. Ama edebiyat-ı cedide'nin gerçek bir otopsisini yapmak. Sabırsızdı. en şuurlu temsilcilerinden biriydi. Otuzbeşlerin edebiyat tenkitçisi. Atak. Fransızcası zayıftı. Yazılarından çok mahpusluk yılları ile iftihar ediyordu. Çığlıkta âhenk aranmaz. Daha sonraki Marksçılardan hiç biri onun vardığı irtifaa çıkamadılar. Zincirlerini şakırdatan bir arslan edâsıyla kükrüyordu. yerini bulamamış haşin ve haşarı bir tecessüsün arayış ve buluşları vardı. Zekiydi. mahiyetini açıkça bilmediğim günahkâr bir sevinç de telkin ediyordu bana. Hakikati aramadan bulmuş ve düşmanlarının insafsız bir tavsifi ile Marksizmin meczubu kesilmişti. bir kaç cümlesi ile insanlık tarihinin en kesif bulutlarını dağıtan.

Türk aydınlarının tecessüs ve ümitlerini dile getirir. en az 2. Gelibolu milletvekiline göre İnkılap. «Yeniciler» kesin bir başarı elde edememişlerdi. hayalimizden geçmeyen zevkler sunan Ali Baha'nın Mağarası. Avrupalılaşma çabalan çeşitli engellerle karşılaşmış. Littre'nin Kamusu. teceddüt hamlelerini köstekleyen her maniayı yıkmıştı nihayet. büyük evlatlarından birim satır. Sonra da kelimeleri bölümlere ayırmak. bize yeni hazineler. kırmızı gözlü beyaz tavşanın ardından gitmiş. noksanlarımızın şuuruna varmak. Bu bir lügat değil. dilimizin yapısını. aydınlatmak istediği her mefhum için Doğunun en tanınmış sözlüklerinden biriyle (Firuz Âbadî tercümesi) Batı’nın en muhteşem dil âbidesine (Littre) başvurur. naşirler de kıt sayılmazdı. . Zemin düzelmiş. yani kendimizi bir nevi imtihandan geçirmek doğru olurdu. 2 Haziran 1881 Gabriel Matzneff şöyle demiş bu yıl dönümü vesilesiyle: «Littre'nin Sözlüğü. her sıkıntıdan kurtarır insanı.. Kelimelerin mufassal bir sicil defteri tutulduktan. Geleceğin Türkiye'sini kurabilirdik artık. Mahmut döneminden beri gelişen tarihî bir sürecin kaçınılmaz sonucuydu. her lafız emsal ve şevahid ile aydınlatıldıktan sonra elde edeceğimiz müsveddeyi medenî bir dilin (Fransızca veya İngilizce gibi) tanınmış bir sözlüğü ile karşılaştırmak. Önce. ne üniversitemizde derseniz ne bir ses ne bir göre Littre. Ama şimdiye kadar tek filolog yetiştirmemiştik Dilbilim alanında ana kavramların cahili idik. Yapışkan ve sırnaşık lafızların tasallutundan korur. Ne dilimizde istikrar vardı. hangi dil ailesinden geldiğini öğrenmeliydik. Bu kitap. insanlık. Dil kurumu nefes. Le Mondedan öğrendiğimize de hayata gözlerini yummuş. ne düşüncemizde. en kaybetmiş.. Türkçenin ilk lügatini ise Îskoçyalı bir maceperest «Redhouse-i îngilizi» kaleme almış. aynanın öbür tarafına geçmiş olursunuz. Bir sarfımız da yoktu.. Celal Nuri'yi hatırladım. Medeniyetimizin temelleri sağlam değildi. İnşaata nereden başlıyacaktık? Dilden yani irfandan. ona dalınca. Celal Nuri. Fransız dilinin ve düşüncesinin büyük tutanağı». Buğun Firuz Abadi tercümesinden herhangi bir kelimeyi bulup okuyabilecek bir düzine aydınımız yoktur*. 1926da yazılan «Türk înkilabı». Harikalar Diyarmdaki Alis gibi. Ne basınımızda tek herhangi bir toplantı.beşinci bölüm «ALÎ BABA’ınIN MAĞARASI» Yüz yıl önce. Gramer kurallarım tespit etmeden önce lisanımızın mahiyeti hakkında ilmî (bilgilere ihtiyaç vardı.. înkılap. Türkçenin lügati ancak bu çalışmalardan sonra hazırlanabilirdi. ele alınacak bir lügatimiz da. Şairlerimiz boldu. ışığı hâlâ bize yetişmeyen bir' gezegen. yıkıntılar temizlenmişti. gramerdeki yerlerini tespit etmek lâzımdı.

Ataç'la bir konuşmamızı hatırlıyorum. O ummanın derinliklerine her dalışımda hayret ve dehşet duymaktan kurtulamadım hâlâ. Akademiye alınmaması için elinden geleni yapmış. Bulak (Mısır). Yalnız onun da Littre'yi incelediği çok şüpheli. Dilimizi hiçbir zaman benimsememişiz. Dupanloup cenaplarına göre üstat mülhidin biridir. Şinasi Paris'te Littre . Fikir plânında gerçekten Batılılaşmak için böyle bir temele ihtiyaç vardı. Batı irfanının kilometre taşlarından biridir.. Edebiyatın her alanında yüzümüzü ağartacak öncüler çıkmış. Batı demek bir parça da Littre demektir. Yapılması gereken iş. Bir Lastik Sait. Batinin bir çok lügatlerinden haberdar «Galatat-ı Tercüme» dil alanındaki geniş bilgisine şahadet ediyor. O da be nim gibi düşünüyordu. (1) Firuz Abadi'nin yazdıtı lügat: Tac-ül Arus fi Lügat-ül Okyanus. Avrupa irfanı bütün heybeti. Edebiyatnnızda gerçek bir yenileşme yapmak için işe 'Littre tercümesinden başlamalıydık. mefhumlar yerli yerlerine oturtulmadan Batı edebiyatının şaheserlerini nasıl tercüme edebilirdik? Devletin el attığı tercüme faaliyeti fiyaskoyla neticelenmişse bunun başlıca sorumlularından biri Avrupa dillerini bilmeyişimiz değil midir? Tanımıyoruz Avrupa'yı. Yıllar ne çabuk geçiyor. iyi kötü filozoflarımız da var. Ataç'la bu konuyu tartışalı otuz küsür yıl oluyor. Dil Kurumu girişemezdi bu işe. Celal Nuri'nin dil konusundaki sözlerine katılmıyorum. Orlean Piskopos'u. Dil Kurumu niçin böyle bir teşebbüse girişmemiş? Littre'yi çevirmek Türk diline ve Türk düşüncesine yapılacak en büyük hizmet olurdu.. Tanzimat intelijansiyası için Batinin muteber fikir adamları. Kaşgarlı Mahmut'clan Celal Nuri'ye kadar dille uğraşan hiçbir ilim adamımız yok. Kelimeler vuzuha kavuşmadan. en faziletli insanı olarak göklere çıkarır. ruhbanın kibarlarıdır. Ondokuz cilt. Larousse'un Kamusunu çevirmeğe çevirmeğe kalkmış. Zavallının sabrı an-. Filhakika Littre'nin affedilmesi güç suçları var. daha çok sinonim (eşanlamlılar) lügatleri üzerinde yoğunlaşmış.Kısaca. MütercimAsım eseri üç büyük cilt halinde özetliyerek türkçeleştirmiştir. Üstat. Bu değerli zat. Bizim aydınlarımız ne Sainte-Beuve'den haberdardır ne de Littre'den. Fransızcanın asırları kucaklayan fetihlerini kendi dilimize kazandırmak bir dev ordusunun göze alabileceği himmetlerdendi. önce lengüistik öğrenmek değil Avrupa'nın büyük lügatlanndan birini dilimize kazandırmağa çalışmaktır. Kırk yıldır Littre'nin Kamusunu tavaf ederim. Littre. Fransa'nın en uyanık ve en geniş bilgili tenkitçisi SainteBeuve. en güzel yönleriyle Batı. cak «ampul» kelimesine kadar dayanmış. yani dilimiz medenî bir dille karşılaştırılıp. 1863de Littre'yi devrinin yalnız en büyük ilim adamı değil. bütün diriliği ve canlılığı ile o dört buçuk ciltte ziyaretçisini beklemektedir2. Ben.

: REDHOUSE Şarkiyatçılık sömürgeciliğin keşif kolu. (2) Littre E. Littre söz konusu olunca hiçbir sitayiş yersiz sayılmamalı. Hipokrat külliyatını Fransızcaya kazandırmak için ömrünün çeyrek asnnı harcayan. Hachette Paris 1873. tereddüt etmeden Redhouse'un «Lexi~ con»udur demişti. Her biri bir millete. Nissen'in «Büyük Tıp Lügati» m tıp dünyası^ na armağan eden o. DİLİMİZİN EN BÜYÜK LÜGATNÜVİSÎ. Tanzimatm o yerini bulmamış fikir adamı. Çağımızın müslüman aydınlan İbn Sina'yı da. Vefik Paşa’ınn «Lehçe-i Osmanisi»de Şemsettin Sami'nin «Kamus-u Türkisi» de. onun Fransızca tercümesinden okudu. Bu hükmü fazla insafsız buluyorum. Kamusunun zeylinde Fransızcaya geçen Arapça kelimeleri bir bir işaret eder. ne pozitivizm. 1956'larda İstanbul Üniversitesi Rektörü Tevfik Sağlam Paşa ile eski maarif vekili Hasan Ali Yüoel'e ilk lügatimizin adını sordum . Dictionnaire de la Langue Française. hükmünü veriyordu. Bu aslı olmayan bir rivayet de olsa Tanzimat intelijansiyası için iftihara şayandır. hatta bütün insanlığa. düşünce tarihinde yeni ufuklar açan Straus'un «Isanm Hayatı» adlı eseri a as lından çok. Bir İbn Rüşd'ün. İnsanlık. Redhouse hâlâ di-limizin en büyük lügatnüvisi. Nesiller Osmanlı tarihini Hammer'den öğrendiler. Çeyrek asır önce Rıza Tevfik'ten Türkçenin en güvenilir lügati hangisidir diye sormuştum. . ve bir Ek 1879. Redhouse'un müsveddelerinden faydalanılarak tertip edilmiştir. İtalyancayı hem mensur hem de manzum yazacak kadar biliyordu. demiştim. Doğu dillerini ne kadar öğrenmişti? Kestirmek güç. Littre olmasa ne Auguste Comte bu kadar şöhret kazanabilirdi. Türkçenin ilk mazbut sözlüğü. Kimdi bu Redhouse? «Müntehebatı Lugat-ı Osmaniye» 1846'da yayımlanmış. liseyi bitirdikten sonra Arapça ve Sanskritçeye merak sarmış. Littre'yi de tanımak ve o kardeş ruhlan aynı takdir ve hayranlıkla benimsemek zorundadır.ikisi de Redhouse'dan habersizdiler. Latinceden Baba Pilin'iıı «Tabiat Tarihi» ni çağdaş dünyaya tanıtan bir allame idi hazret. dört cilt. El Biruni. Bizde ilim adamlarının neden kökü kurudu? Littre'nin hâl tercümesine eğilirsek bu facianın sebep lerine daha iyi akıl erdiririz.. İnsanlık bir bütündür. Gerçi îngilizceyi. geçen asırda yaşasa bir Littre olurdu. Aristo karşısındaki davranışını biz de bir Littre karşısında göstermeliyiz. Hafızam aldatmıyorsa Littre'nin hayranlarından biri de Beşir Fuat'tır. ondokuzuncu asrın bir «Littre asrı» olduğunu ileri sürerken bilgisinden çok sezişlerine dayanıyordu şüphesiz. îslâm Doğunun ölümsüz allamelerini hatırlatan çağdaş bir Avrupalı.ile tanışmış. Littre. Almancayı. Littre. Velet Çelebi Doktor Knoş'un bir kitabına yazdığı önsözde. şeref veren çalışmaları bunlardan ibaret değil..

Kafamızda istifhamlar yaratan dağınık bilgi kırıntıları.. Çocukluk yılları sisler içinde.Tanımamışız Redhouse'u. Ne muhallet kamuslarından haberdarız. bir aile dostunun yardımıyla Christ Hospital'e yerleştiriliyor. ailesi hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Heyhat i Ne yobazların kökü kurumuş. 1826'da ahlâksızlığı yüzünden tardedilmiş. Osmanlıya ait herşey. trigonometri. İngilizce öğrenmek isteyen Türkler Cumhuriyet Türkiyesine kadar Redhause'un 1861de yayımlanan Lügatine başvurmak zorunda kalmış. «Kamus-u Alam»da da ciddî bir bilgi bulamadık. 1834de Londra'ya döner. 1826'dan 1853'e kadar ülkemizdedir. Sonra Akdeniz'e giden bir gemiye atmış kapağı. Redhouse hayatının bir çok kısımlarını isteyerek karanlıkta bırakmış. serüven peşinde koşan bu serseri yolcuyu müsevvitliğe tayin etmiş. 1890'daki «Türkçeden İngilizceye Sözlük» bugüne kadar yayımlanmış Osmanlıca lügatlerin en mükemmelidir. İngiltere'yi bu müsamahasızlığı. denizcilik. Okuldan mezun olanlar İngiliz Bahriyesinden hizmet görürler. Ömür boyu iki medeniyeti birbirine tanıtmak istemiş üstat. 1918-1826 arası Christ Hospital'da okumuş. Zaten birçok yönleriyle garip bir adam. Bu esrarengiz dahiyi daha yakından tanımak isteyenler Amerikanın Ohio Üniversitesi araştırıcılarından Carter V. Bu hak-sızlık kısmen cehaletten. 1822'de Mathematical Sohool'dadır. sonra Akdeniz yolculuğu: İzmir ve İstanbul. İngilizlerin ünlü «Tercürne-i Hal Kamusu» da aydınlatmıyor bizi. Bu inancımı Osmanlılara da aşılamağa çalıştan. Genç Redhouse kabiliyetini İstanbul'da . Kendisini dinleyelim: «Osmanlı lehinde konuşurken büyük bir şevk duyuyorum. Avrupa'ya da İngiltere'ye de vahşi bir kin telkin ediyor. daha da çok dini taassuptan ileri geliyor. Adı İslâm Ansiklopedisine geçmemiş.elli yıl önce inanıyordum ki dini taassup diye bir şey kalmamıştı Avrupa'da. bir çoklarını inandırdım da. Avrupa'nın onlara gösterdiği haksızlık yüzümü kızartıyor. mizacından ve yaşayış tarzından kaynaklanan bir eksantriktik. Nesiller dillerine ait müşkülleri Redhause'lar çözümlemiş. hıristiyan Avrupa ile kardeş olmak istiyordu. Türkiye. bu anlayışsızlığı yüzünden sevmiyorum». Findley'in yazısına eğilmek zorundadırlar. «Müntehabat» yıllarca mekteplerde okutulmuş. 30 Aralık 1811'de dünyaya gelmiş. Redhouse mektebi bitirdiğini söyler ama bitirememiş. Türkiye'ye ve Türkçeye gönülden dost. Yabancı dil var mı yok mu bilmiyoruz. ne mürayilerin. Batı dillerinde yapılmış en ciddi biyografi onun imzasmı taşıyor. Yayımladığı ilk eser: «Türkçe ÎngilizceFransızca Sözlük». 1830'da Rusya'dadır. Devlet-i Aîiyye. Öğrendiklerimizi şöyle özetleyebiliriz: İngiltere'nin Suffolk bölgesinden Londra'ya gelmiş beş yaşında bir yetim. haritacılık. Kırk. okulun çok yüklü bir programı var: teknik bilgiler. ne kişiliğinden.

Fuat Efendinin İKavair-i Osmaniye» si neşredilir. Burada dört yıl kalacak. Constatinople) «Kitab-ı Mani-Lehçe» adıyla yayımlanan bu abide eser. «Grammaire Raisonnee de Langue Ottomane» (Osrnanlıcanm İlmi Grameri). Mehmet Namık Paşa gibi. yazı hayatmı orada sürdürür. 1840'da Suriye'ye çağrılır. Baibıâlideki Dışişleri erkânıyla tanışmak olur. Bu arada yeni bir sözlük yazmağa başlar. Arapça ve Farsçasmı bir hayli ilerletmiştir. Bu arada KitabiMukaddes heyeti. üstat artık onbeş sene İstanbul'dan ayrılmayacaktır. 1856'da «Türkçeden . Bianchi «Türkçeden Fransızcaya Lügati»m yayımladığı için Redhouse'un kitabı basılmaz. sonra da Divan-ı Hümayun tercümanı. 1853'den ölümüne kadar (1892) İngiltere'dedir. belki Rusça öğrenmek için. Sonra Erzurum'da İranlılarla bir hudut meselesini halletmek için kurulan bir komisyona mütercim tayin edilir ve dört yıl heyetteki İngiliz temsilcisinin emrinde çalışır. 1853'de sıhhî sebepler yüzünden İngiltere'ye döner. Önce elçi Nuri Efendiyle münasebet kurmuştur sonra da Reşit Beyle (Mustafa Reşit Paşa). yayımlanır. 1837 38'de Sarim Efendi hocasını Reşit Paşa'ya yollar. Burada değerli koruyucular bulur: Vefik Paşa. «İngilizceden Türkçeye» iki küçük sözlük. Önce Babıâli tercüme kalemindedir. Reşit Beyin yerine gelen Sarim Efendi'nin Fransızca hocasıdır. Walker'in maiyetinde çalışır. Tekrar Hariciye Vekaletinde mütercimdir. bir nevi arpalık. Kırım savaşı Osmanlı'ya karşı alâkayı arttınnca İngiliz zabitam için bir «Vademecum» yayımlar. Lord Sradfort Caning İstanbul'a büyükelçi olarak gelince hariciye nazın Sarim Paşayla Caning arasında mahrem aracıdır. İstanbul'a gelir gelmez ilk işi Harbiye ve Bahriye mekteplerinin hocalarıyla. Redhause'un İstanbul'da bulunmayışı yüzünden hayli kısıntılara uğramış. Sonra Redhouse'u İngiltere'de buluyoruz. Başhoca îshak Efendi'nin yardımıyla Tercüme Odasına girer.İngilizceye». Kitab-ı Mukaddesin yeni bir tercümesini ısmarlar Redhause'a. Sonra Hüsrev Paşanın tercümanı olur. 1881 64 arası Royal Asiatic Society'de sekreter. 1861'de «İngilizce Türkçe Sözlük». 1850'de Encümen-i Daniş âzâsıdır.. Aynı yıl Paris'te yeni bir eseri yayımlanır:. I84l'de Nişan-ı İftihar alır. Başladığı sözlüğü sıkı bir çalışmayla 1846'da tamamlar: «Müntehebat-ı Lügât-ı Osmaniye». Bir ara bahriye tercümanı ve umur-u bahriye şûrasında âzâ. belki de diplomatik bir misyonla. 1890'da «Türkçe İngilizce Lügat» («A Turkish and English Lexicon». .keşfedecek. Fevzi Paşa’nın Mısır'a teslim ettiği donanmayı getirmek üzere Walker'la beraber İskenderiye'ye gider. Hariciye nezaretinde şark dilleri mütercimi. emsal ve şevaitin büyük bir kısmı tayedilmiştir. ilmî inkişafı Os-manlı devletinin hizmetinde gerçekleşecektir. Tercüme Odasmdayken «İbni Barata Seyahatnamesi»ni çevirir Türkçeye. 1834'de «Türkçe İngilizce Fransızca Sözlük». 1830'da Rusya'ya gider. 1833'de İstanbul'da.

O devrin kayıtsızlığı yüzünden bu gerçek hazine bir yerlerde unutulup kalmıştır. Doğumunun 170'inci yıldönümünde sana büyük kabiliyetin ve paha biçilmez hizmetlerinle mütenasip bir abide kurmak isterdim. «Medeniyetlerin defter-i âmali: ansiklopediler». 1888'de ise bu nişanların şövalye rütbesine lâyık görülür. insan bilgisinin hepsini kucaklamak iddiası gütmeyen kitaplara da çağımız ansiklopedi adını veriyor. Fransızca ve îngilizcede hazırlanmış belli başlı ansiklopediler içinde yıllardan' beri kullandığımız «etimizin eti «kanımızın kanı» olmuş kitaplar üzerinde duracağız. gibi. Yani. Hadis'ten. Yazımız ne bütün dilleri kucaklayacak. Zavallı Redhouse. 1835'de St. Güzel Sanatlar Ansiklopedisi. Mikael ve St. adi: «Külliyat-ıl Aziziye fil Lugat-ıl Osmaniye». Arap ve Acem şairlerinden çok geniş örnekler vermiş. Ansiklopedileri «medeniyetlerin defter-i â’mali» olarak tanıtmıştık1. Redhouse her kelime için Kur'an'dan. Fuad Paşa'ya bir mektup yazarak eserin beşte birini tamamladığını söyler ve kitabına himmet edilmesini rica eder. Fransızcada yazılmış ilk büyük ve cihanşumul «Edebiyatlar Kamusu» nu. 1885'e kadar kamus'u yazmağa devam eden Redhouse sonra. Sefir İstanbul'a bu teklifi bildirir. Sosyal İlimler Ansiklopedisi. ayrıntılarla kaybolmamak ve daha sonraki çalışmalar için dürüst bir kılavuz olabilmektir. ne de bütün ansiklopedileri.. Bu naçiz hatırlatmayı hoşgör. İngiltere 1884'de bu kıymetli evladına edebiyat doktoru payesini verir. Yazımızın konusu. Lexicon'un İstanbul'daki tâbilerin cimriliği yüzünden makaslanan müsveddelerinin tamamı Eritish Museum'da kadirşinas ilim adamlarını beklemektedir. Paşa'dan cevap alamayan Redhouse iki yıl sonra Musurus Paşa'ya başvurur eserin dört cildini (cim harfinin sonuna kadar) tamamlamıştır. İslâm Ansiklopedisi.. Işık Doğu'dan Gelir. bu işten vazgeçer. Ali Paşa aylarca sonra muvafakat cevabı verir. edebiyatları konu edinen kamuslar olacaktır. Cemil Meriç. belli başlı ansiklopedileri tanıtmak için hazırladığımız bu makale de ister istemez ansiklopedik olacaktır. «Külliyat-ı Aziziye»nin bulunamayışı dilimizin tarihi için son derece esef edilecek bir kayıptır. Hemen belirtelim. yılda bir cilt olarak eseri on senede bitirecektir.Yazar 1861'de Türkler için mufassal bir lügat hazırlamağa başlamıştır. Fakat. Jorj nişanlarıyla taltif eder. Yazılan o cilt İstanbul'a yollanmış fakat müsveddelerin nerede kaldığı hâlâ öğrenilememiştir. 1 Bkz. Edebiyat Kamusları İyi bir ansiklopedinin ayırıcı vasfı: bütünü kucaklamak. Kitabı yüz İngiliz lirası karşılığı Türk hükümetine satmak niyetindedir. .

deneme. Aydınlık. retorik. Asrımızın Batı irfanına şeref veren üç ciltlik bir «Edebiyatlar Ansiklopedisi» ni insanlık 3 kütüphanesine N. üç kısma ayrılmış. soluk bir tercümesini yapmak bile kolay kolay erişilemiyecek bir ülkü. romantizm. NRF. mizah ve nükte. örnek bir eser2. fazla görülebilir» diyor önsöz. Matbaa ve yayım. Litteratures Frinçaises. «Fakat bu yazarların İngilizce veya Fransızca gibi yaygın Avrupa dillerinde hazırlanan benzer müracaat kitaplarında yer almadığı düşünülürse. vezin. mitoloji. Âli Paşa ile başhyan . orientales et orales (Anonim ve Sözlü Edebiyatlar. lan). . Sansür. Fakat Vapereau'yu yaşatan gerçek abide: «Edebiyatlar Kamusu». Üçüncü kısım: 1914'den sonra yaşanlar.. her biri Fransa'nın en ehil kalemlerinden çıkmış makaleler. Encylopedie dela Pleiade: Histoire des Litteratures. O hazine kitabı tanımamış olmarnız çok hazin. Vapereau. Mukaddes Kitaplar. Doğu Edebiyatları) II Litteratures occidentales (Batı Edebiyat-. connexes et marginales (Fransız ve Fransız Dili Edebiyatları. Bizim için eserin bir benzerini yazmak değil. Dictionnaire Üniversel des Litteratures. klasisizm. III. İran.geçen asrın sonlarında Vapereau derlitoplu. fakat bizim için belki daha da faydalı bir kitaptan söz edeceğim: «Cassell's Encyclopaedia of Literatüre. Aforizm. Gallimard.R. kurgu bilim.. Edited by S. İkinci kısım: 1914 den önce ölmüş yazarların hal tercümeleri.. «OrtaAvrupa ve Asya yazarları için ayrılan yer.. Uzunluğu iki satırdan onbin kelimeye kadar. Bu bölümde beşyüzellibeş makale var. tercüme. polisiye.272 Raymond Queneau yönetiminde. üç sayfalık bir önsözden sonra yazarların adlarını ve ünvanlarmı sergileyen yirmibir sayfa. Edebiyatlar sarayına Doğu revak’ından giriyoruz: Hint. İbrani edebiyatları. Eser. tabiatüstü hikâyeler. Gerçekten yüzağartıcı bir hazine.F. Metin yorumları. daha doğrusu. Cehaletimizin sonsuzluğunu idrak etmemiz için fihristine bir gözatmak yeter de artar bile. telif. davranışımız haklı görülebilir» . Çin. romanlar. Steiniberg».Kara Todori ve Musurus Paşaları da içine alan bu zengin hal tercümesi kamusuda bizim için çok faydalı bir kaynak. şöhretlerine kıyasla. 3 cilt. hazırlamış. Hachette. genel konuları kucaklıyor.. İki büyük cilt. Paris 1884. Bildiğimiz. İlk defa olarak 1953de basılmış. Birinci kısım. Şimdi de çok daha mütevazi. çağının en büyük allâmelerinden biri. epigram. ütopyalar ve bütün edebi neviler. Marjinal Edebiyatlar) hakkı. b Edebiyatı ilgilendiren ana meseleler. Hiçbir ülke ve hiçbir çağ. Üstadın çok değerli bir de «Çağdaşlar Kamusu» vardır. Aradaki yüzlerce benzeri edebiyat kamusunu bir kalem geçerek zamanımıza gelelim. Paris 1958. Bu son ansiklopedi alfabetik olarak tertip edilmemiş ye tabiatıyle Fransız edebiyatına aslan payı ayrılmış. a Dünya edebiyatlarının tarihçesi. 2 3 Vapereiu. Ve nerdeyse izah edilemiyecek bir gaflet.. Hiçbir ülke unutulmamış. «Edebiyat Yıllığı» ismi altında yayımladığı mevkutelerde dünya edebiyatını baştan başa tarar ve ondokuzuncıı asır Fransasmı cihânın fikir hareketlerinden tazesi tazesine haberdar ederdi. bildiğimizi sandığımız ve hiç bilmediğimiz bütün edebiyatlar o muhteşem mecellenin binlerce sayfası içinde tecessüsümüze arzedilmiş.. I Litteratures anonyrnes.H.. yayınevi armağan etmiş 3.

'in Ansiklopedisini ise. CasselFin Edebiyatlar Ansiklopedisi'ni örnek diye alabilir veya dilimize kazandırmak isteyebiliriz. Elbetteki. ne bir Diderot. yalnız şiir söylediği yahut düşmanlarına çattığı zaman kendisi olabiliyor. Bayle'ler. Çürümüş bir toplumca dev yetişmez. bir heyecanın. öfkelenmediği zaman ukalâ ve sevimsiz.Evet. pelki de medrese ile tekkenin farkı. Dergâhçılar bu denemelerden sonra. Onların elindeki teknik imkanlardan da külliyen mahrumuz. Batı’nın tecrübelerin den faydalanmak zorundadırlar. fakat ciddî kişiliği var. «Meydan-Larousse» para kazanmak için girişilmiş foir teşebbüs. sıcaklık yok. Ama bir ansiklopedi hazırlamak isteyenler elbetteki bu örnekleri incelemek. Diderot'lar cihangir bir sınıfın öncüleri veya ideologları idi. Naci bir rüşdiye hocasıdır. delikanlılar çok çetin. ne Tâhir'ül Mevlevi'nin laubali derbeder kalenderliği. Bir İbn'ül Emin Mahmut Kemal beyin irfanından da mahrumdurlar. ne kadar faydalandı? Cevap vermek zor. okuyacak seviyede değildirler. Onun için ölü doğdular. Kitabı okurken. Kafayı çekmediği. yeni yeni kanatlanan genç kabiliyetlere yol göstermek arzusu ile kaleme aldığı mütevazi bir eser. Hocasız kemal olmaz. N. insan bir Kıza Tevfik neslini için sizliyarak anıyor. Ama haksızlık etmeyelim. ikisi de bir humma'nın. bir yolculuğa tek başlarına çıkmışlardır. Dergâh’ın Ansiklopedisinde. yosun bağlamış mezar taşları. Bizim Larousse'umuz: Şemseddin Sami. Çeşitli ihanetlere uğramış ve . jsle var ki delikanlılarımız Vapereau'yu görmemişlerdir. bir aşjtin eseri değil. 28 Eylül 1980'de şunları yazmışım günlüğüme: «Dergahın Edebiyat Ansiklopedisini karıştırıyoruz. Yazısı silinmiş. Cassell'i de tanımazlar. Sevgi yok. Biliyoruz ki.F. Türkiye'de ne bir Bayie yaşıyabilirdi. bütün bu ansiklopediler kültür dünyasının ortak emeği ile hazırlanabilmiştir. Ama ansiklopedi yazmağa kalkmanın asgari şartları vardır. renksiz kokusuz. sahneye çıktıkları için daha az kusurlu olmak zorundaydılar. Bir Vapereau'nun «Edebiyatlar Lügati» erişilemiyecek bir zirve olmasa gerek. Talihsizlik şurada ki mazeretleri de yok. ne Naci'nin soğuk. Kimler faydalandı o kaynaktan. Yazar kavga etmiyor. kin yok. Bir Rüştiye mualliminin. Yirminci asrın son çeyreğinde yazıyor.. Tâhir'ül Mevlevi'nin «Edebiyat Lügat» i daha deli daha sıcak. bürokrasinin bir ödentisi. «Lugat-ı Naci» de. Bir mezarlıkta dolaşır gibiyiz. biz olsa olsa. Zavallı memleket! Naci'nin «Istılahat-ı Edebiye» si de kişiliği olmıyan bir kitap. Bu kitabları kişiliğini saklamak için yazmış sanki. Zaten rahmetli. yazar karşınızdadır. Samimiyetsizlik kitabın isminden başlıyor: «Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi».R. «Türk Ansiklopedisi».

Taşıdıkları yükün altında ezilmemeleri takdir ve tebrike lâyık bir himmet ve cesaret örneğidir. Koyu ve inanmış bir müslüman. Fakat asıl mürşidi: Malcorn X. Cevdet Perin. (Cromwell mukaddimesi. yâni insana. «Makber» mukaddimesi de. Muhakkak olan şu ki bir Amerikan Üniversitesinde hoca. Bazan yaratıcı bütün ustalığını revakta tüketiyor. Juvenalis'in kaleminden çıkmışçasına heybetli. saray kadar muhteşem: Dusaubc'nun Juvenalis tercümesine yazdığı giriş. hidayete ermiş. 0EVAK VE SARAY Önsözleri atlayanlar yaratıcıya saygı duymayanlardır. bir Amerikan Üniversitesinde hoca. daha sonraki Türk nesrinin inkişâfında büyük payı olan bir âbide parçası. ihtişamlı bir revak. Bazan revak. Uzun zaman Türk edebiyatı «Harzemşah» mukaddimesine dayanacaktır. Yani bu çiçeği burnunda müslüman. bilmiyorum. Çağımızın şaşkın aydınlarına seslenirken protestan bir Amerikalının bütün kültür mirasına dayanmaktadır. bu kesafette bir edebiyat kamusu kazanmıştır. «yenilik edebiyatımızın bir beyannamesi» dir mukaddime. Bucklein «İngiliz Medeniyeti Tarihi». hiç de abuk sabuk konuşmuyor. ARAPÇA ÖĞRENMEK Ömer Faruk. Teferruata ait kusurlar üzerinde durmak neye yarar? Eser bir ilim abidesi olmasa bile bir iyi niyet ve yorulma bilmeyen bir emek şaheseridir. saraydan daha muhteşem: İbn Haldun'un «Mukaddime» si. Kurulmak istenen.. yani baskılarda daha kâmil ve ismine daha layık bir ansiklopediye sahib olacağımızı ummak isteriz». Bütün gönlümüzle tamamlanmasını diler. Bu nrtıkaddime de birincisi gibi.277) ile Harzemşah mukaddimesi arasındaki benzerlikler için bkz. Ama mukaddime bir mektebin. Deli mi. Sarayı inşaya yetmiyor ömrü. Namık Kemal «Celaleddin Harzemşah Mukaddimesi» ni yazamazdı. ışık ve gölge ile işlenmiş ikiyüzelli sayfa. O garib dramın son okuyucuları mısralardaki velveleye âşık bir kaç Hugoperest. Hayatım ilayı kelimetullah'a vakfetmiş. İslâm'ın insanlık için tek kurtuluş olduğuna inanıyor. Tanzimat Edebiyatında Fransız tesiri). Bazan revak. Hugo'nun «Cromwell»i. Homeros'un sesinde bile zaman zaman hınç ve isyan çığhklaşmıyor mu?» diye başlıyor Dusaulx ve hicvin tarihini anlatıyor. İbn Haldun'un «Mukaddime»si gibi bir giriş.bekledikleri yardımı bulamamışlardır. bir tahassüs dünyasının bayrağı. bir revak. ama kurulmayan âbidenin kendisini düşünün. «Minnetten çok isyana yatkın insan kalbi. «Cromwell Mukaddimesi» olmasa. Türkçemiz ilk defa olarak bu hacimde. Yaratıcıya. Tanpmar'a göre. Konusu: İslâmiyet Çeşitli mabetlerde dolaştıktan sonra. dâhi mi. ölü doğmuş bir kitap. Vahdet düşüncesine bir parça da Spinoza'dan gelmiş. geri kalmış .

sağ M. Ajan biz miyiz acaba. Bir Huart'dan. Anlamak istemiyoruz ki hiç bir zafer bedava kazanılmaz. sosyal meseleler önünde aynı şuursuzluk. Şemseddin'in «îslâmda Tarih ve . Mekteplerinizde Arapça okutmalı. Kendisi. Konuşmayı yapan Erzurum Üniversitesinde bir asistan. Edward Said'in ithamları geliyor aklıma: Oryantalistler ajandırlar. Osmanlıcadan ne haber? KİT'lerde istanbul Darül Fününuhda Arap Edebiyatı okutulmuş. uyanıkken görülen birer rüyâdır. Hiç bir inkılap bir ithal metâı değildir. Ne kadar yazık! Bir Ömer Faruk'un irfan ve iz'am ile yarım kuracak müslüman gençliğimizin idraksizliğini mukayese edince. İsmini bile bilmediğim bir çok İslâm fakihinin çağımız insanına yol göstereceğini iddia etmektedir. yüzümüz kızarıyor. tarihe tahammülü yok. Mucizeler çağında yaşamıyoruz.ülkelerin şapşal aydınlarından çok farklı. İran'daki inkılap da. veya Güney Amerika. tadsız ve ukalâ bir yol arkadaşı. diyor. Ne îmrül Kays'ı tanıyoruz. Bu ihtiyacı duyan kaç Türk aydını var? Bırakın Arapça öğrenmeyi. Kimsenin hügiye. Aynı sihri düşünce. Nâdir Şah tarihini Voltaire'in diline kazandırmış. 1980'de neşredilmiş nefis bir mülakattan öğreniyoruz bunları. Çetin ve sıkıntılı hazırlıklara ihtiyacımız var. Ama neyin ajanı? Adam Farsçanın zamanımıza kadar muteber bir gramerini Fransızca olarak kaleme almış. İran veya Turan. Sol'un bu aceleciliği müslüman gençliğini de yakalamışa benziyor. Ghe Guavera'lar aldı. ne Sûk ul Ükkaz'ı. Ve sözde müslüman ülkelerin. Hiç bir inkilâp birikimsiz olmaz. Güney Amerika'daki ayaklanmalar gibi meccani bir zafer sağlayacak ve bütün insanlık takdir-i ilahi sayesinde islâm'ın üstünlüğünü temsil edecekti. Marx. Kapağını açan kaç kişi var? Hazretin hal tercümesini hiç bir yerde bulamadım. Bağdatlı Müderriszade Mehmet Fehmi efendi derslerini «Arap Edebiyatı Tarihi» adıyla yayımlamağa başlamış. Batılılar mı? Sol'un yerli şeyhülislamları Saint Simon'u okumayınız diye fetvalar ısdar eder. kaç kişi üzerine düşünmüş. bir Blachere'den daha büyük bir selahiyet. Ömer Faruk İslâm'ı tanımak için ilk adım Arapça öğrenmektir diyor. Belki doğru. tefekküre. karar vermek mevkii. okumamıza imkân olmayan başlıca me'hazları taramış. İslâm fıkhı üzerinde çalışmaktadır. gençliğine ilk tavsiyesi «Arapça öğreniniz». kurulu düzeni serseme çevirecek ve kaşla göz arasında iktidara kurulacaksın. Humeyni'nin beyanatları varken Fehmi efendiyi kim okur? William Jones'un Muallakat tercümelerini düşünüyorum. Allah'a malum. Müslüman politikanın dışında kalamaz. Ajan bu mu? Biz yarım asır önce yazılan bir «Arap Edebiyatı Tarihi» nden habersisiz. Kaç kişi okumuş. Cahiliye devrini ele alan birinci cilt dokuz yüz sayfalık bir hazine. Silahı kapınca 'belli cinayetler işleyecek. Onun yerini Ddbray'ler. Osmanlı Edebiyatının İran ve Arap edebiyatları içinde çok orijinal bir yeri olduğunu delilleriyle isbat etmiş. Politika. Üstat bizim görmemize.

Arapçadan başarısızlığa uğradı. Lisede de dört yıl. Her iki eser de yankı uyandırmamdan yok olup gitmiş. Kuran da öğretiyordu. Onun için davranışlarımızda ciddiyet ve samimiyet yok. Oysa İmamHatip mezunuydu. Lisede «Duruş el Kavvâs» isimli bir sarf kitabı okutuluyordu. Hocalarım saygıdeğer kişilerdi. Neden Arapça öğrenememiştim? Şahsî bir tembellik söz konusu olamazdı. Çeşitli üniversitelerde asistanlık imtihanına katıldı. Türk toplumunun ve ölüme mahkum bütün kavimlerin. kendini korumak isteyen bir dünyanın peygamberi idi. Fehmi efendi'nin abide kitabı unutulur ve unutturulurken bu ölü kalabalığın tecessüsünü hangi israfil suru canlandırabilir. Eski bir idadi mezunu olan babam bana kıyasla Arapça biliyordu. Umumiyetle Arapça konuşuyorlardı. Sonra. Arapça öğretmiyordu. Arapça hocamız. Erol Güngör'ün Hicretin 1500. ikincisinin akıbeti meçhul. Ama hiç biri Arapçayı sökemedi. can-ı gönülden yapılan her şey güzeldir. Acaba harfler değişmese. Ve bize Kelile ve Dimne'yi söktürmeğe çalıştı.Müverrihler» ini unutturmaya çalışır. 28lere kadar kimse eğilmemiş mi bu kitablara? Cezmi Ertuğrul da Fehmi efendi de tanınmamış birer insan. Ömer Faruk elbetteki dikkati çekmez. Yaşıyan ve yaşıyacak olan bir dünyanın. Samiha Ayverdi'nin «Kölelikten Efendiliğe» adlı risalesi de unutulup gitti. Burke. yılı münasebetiyle yayımladığı kitap henüz hiç bir yankı uyandırmadı. hocamız oldu.. gerekse Yüksek İslâm Enstitüsü. Türk toplumunun Sıfat-ı kâşifesi kadirşinaslıkdır. Burke hakkındaki makaleyi çevirirken bunları düşünüyordum. Rüştiyede dört yıl Arapça okumuştum. Demek ki gerek İmam-Hatip. Ömer Yahya adında bir şâir. Ama bu bilginin hudutları neydi? . Bu müddet içinde Franscızcayı pekâla sökebilmiş tim. Neden öğrenememiştim Arapçayı? Sınıf arkadaşlarımın da hemen hepsi az çok Fransızca öğrendi. Oysa Osmanlıcayı çok iyi biliyordum. zaten ya Araptılar veya Arapça biliyorlardı. Rüştiyede. Okuduğum lisede Arap talebeler de vardı. Biz hiç bir şeyi can-ı gönülden yapmıyoruz. Hocalarımızın bir çoğu da Arapça konuşuyorlardı. «Tehzib el Ahlâk» isimli bir kitaptan da faydalanıyorduk. Kendi tahsil yıllarımı hatırladım. Pekiyi. netice çok mu farklı olurdu? Birikim yokluğunun bütün günahını harf inkılabına yükleyebilir miyiz? Sanmıyorum. Ama Arapça Jher zaman meçhulüm kalmıştı. Birincisi intihar etmiş. Cezmi Ertuğrul'un «Dil ve Edebiyatı» ile Fehmi efendinin «Tarih-i Edebiyat-ı Arabiye»si aynı yılda yayımlanmış. İngilizceden daima başarılı oldu. Tutucu imiş. Beyrut'ta basılan Reşid Eş-Şartûnî'nin «Sarf ve Nahiv» kitablarını okumuştuk. Osmanlı büyük bir savaş içindedir. Muhitimde Arapça konuşulurdu. OSMANLI ARAPÇA BİLÎR MİYDİ? Yüksek İslâm Enstitüsünde öğrenimini tamamlayan genç bir arkadaşım vardı. Sevsinler tutuculuğu! Burke'ün dediği gibi.

mesele. onlan belirtmektir. Gerçi Âsim Efendi.Suali umumileştirmek ve 'Osmanlı Arapça biliyor muydu? şeklinde ortaya atmak daha doğru olacak. Yüksek İslâm Enstitüsü'nü bitir en genç arkadaşın da. Osmanlı: 1ar da hiç bir dönemde Arapça bilmiyorlardı. kemiğimize girmemiş ki. Cedleıimiz Arapçayı ne kadar sökmüştü acaba? Bir Namık Kemal gerçekten biliyor muydu Arapçayı? Kemalin kültür dili Arapça mıydı. meşhur Firûz Âbâdî Kâmûs'unıı o dönemde hülâsa etmiş. Akademi. Demek ki. yoksa Akademi kendi kendine hiç bir şey değildir. Âsim tercümesinden kaç kişi faydalandı? Ve o kaynak yardımı ile hangi kitaplara başvurul-du? Süleyman Nazif. ne kelime uydurur. Arapça biliyordu. ne sarf şekillerine müdahale eder. Onaltmcı yüzyılda yazılan «Mevzuat-ül Ulum» ise. DİL AKADEMİSİ Milletlerin tarihinde Akademiler çok büyük bir rol oynamazlar. ötesi teferruattır. benim de Arapça öğrenemeyişimiz. Elbette ki Naci. kendi kültür eserlerimizi okuyup anlamaktır. Bu itibarla. Fransızca mı? Aynı suali Muallim Naci için de tekrarlayabiliriz. Niçin öğreneceğiz? Se~ v bebi nedir? Bütün Arapça kitaplar nasıl olsa îngilizFransızca veya diğer bir batı diline çevrilmiştir. Akademinin vazifesi sadece mevcut müşahhas kelimeleri atarak daha çok mücerret düşünceyi ifade edebilen kelimelerin üzerinde durmak. bugünkü nesillerin böyle bir gayreti göze almaları tam bir hayal olur. Akademinin bu vazifeyi yapabilmesi de Akademiye seçilen insanların vasıflarına bağlıdır. Ama Fransızcadan tercümeleri. ancak anarşiye dur diyebildiği ölçüde. Farsçayı bildiğini fakat Arapçaya o kadar hâkim olamadığını itiraf etmekten çekinmez. Bilhassa bizim örnek aldığımız Fransız Akademisi ancak bir müşahittir. neden Belâgat'ı Arapça kaleme almak ihtiyacını duymamış? Onsekizinci asırda. Paşa. Kitabiyat Ansiklopedisi'ni «Keşf-uz Zunun» ismiyle Arapça yayımlamıştı. saik yok. belli bir hudut içinde de olsa. bir inzibat unsuru olduğu ölçüde işe yarar. Kaldı ki Arapça veya Farsça okutacak kaç hocamız var? Önce Osmanlıcayı okutsak daha iyi olmaz mı? Bence. Arapçaya ne kadar yer veriyordu? Gerçi Beyân. Katip Çelebi. Türk aydınlarına başvurabilecekleri bir kaynak sağlamıştı. . Kurulduğu günden beri. Arapçadakilerden daha büyük bir yekûn tutar. bütün ciddiyetine rağmen. Bedi' ile ilgili bir çok kitapların Türkçesi. Medrese. bir otorite sağlayabildiği ölçüde. Yazarların kullandığı en güzel dili tespit etmek gibi bir vazife yüklenmiştir. Arapça dilimize. meselâ «El Telhis vel Mutavvel» tercümesi okutuluyordu. kendi ilmimizi. çok tabiî idi. DİL KURUMU. günümüzün güç şartları içinde. motivasyon yok. Esasen. Herşeyden önce içtimaî bir tahrik ve anane kurulmamıştı. Cevdet Paşa da «Belâgat-ı Osmaniye» ye Arap irfanının zübdesini aktarmıştı. Osmanlıcadır.

Akademi üyelerinin vasıfları tespit edilmelidir herşeyden önce. bu tavsiyeleri neden tutulmadı. dürüst olmaları.d. Cezmi Ertuğrul «Lisanımız ve Edebiyatımız» isimli risalesinde aynı konuyu ele almıştır ama bunr(l) Bkz> Tunuslu Hayrettin'den Celâl Nuri'ye s. yazdıklarını yeni harflere çevirmek. ele alınmadan. Celal Nuri. gerçekten Akademi azası olabilecek vasıfta insanların ortaya çıkması. Yakın tarihimizde. «Lisan Bahsi». belli hal çareleri tavsiye ettiler. Biz Çanakkale'yi yedek subaylarla yani aydınlarla yaptık. sözü dinlenen gerçek bir aydındı. Dil Akademisi gibi müesseseler üzerinde. bazı aydınlar memleket meselelerine. Bizden öncekiler. okutmak. okumak. Abdullah Cevdet. Bu itibarla herşeyden önce bu konuda biz-den öncekilerin neler düşündüğünü. Akademiye ihtiyaç olmadığı yolunda idi. heler tavsiye ettiklerini bilmek. ehliyetlerini ispat etmeleri. Bu büyük aydınların tavsiyeleri dinlenmedi. dan da habersiziz.Vaktiyle Encümen-i Daniş'in muvaffak o lam ad an dağılışı. bedbaht savaşların yol açtığı bir bölünme oldu nesiller arasında. Yakup Kadri'nin başkanlığını yaptığı komisyon bir çok anketler yayımladı ama alınan cevapların çoğu.. delilleri çürütülmeden veya . dil konusunda ne gibi şeyler tavsiye ettiler. dil konusunda da çok selahiyetli bir insandı. Hatta ilgisizliğimiz. gerçek ihtiyaç olmadığı takdirde. nerelerde hata yapmışlardı? Celal Nuri. tartışmak zorundayız. Ama biz bu metinden habersiziz*. bu çeşit müesseselerin ömürlü olamayacağının bir işareti olarak görülmelidir. aydınlar arasındaki tereddüt ve şüphe üzerine Dil Kurumunu kurdu. bundan elli yıl kadar önce de münakaşalar yapıldı. Aslında bugün içinde bulunduğumuz boşluk. cehaletimiz o kadar efsanevi bir buut kazanmıştır ki günümüzde yazılmış sayılabilecek bir İsmail Habib'in «Dil Davası» isimli kitabından bile habersiziz. Dil Kurumu. eğildiler. İki Batı dilinin yanında Arapça ve Farsça bilen. Hüseyin Kazım Kadri. çok da tanınıyordu. bu arada dil meselesine de. içtimai bir ihtiyaca cevap verememiştir. Şurası muhakkak ki. Neden bu şekilde düşünüyorlardı. Türk diline gönülden bağlı olmaları şartıyla bir Akademi her zaman faydalı olabilir. Bugün de bir Dil Akademisi ku-rulabilmesi için. Fakat hiç bir şey yapamadan sönüp gitmiştir çünkü.şekilde. Büyük bir aydın kaybıyla karşı karşıya idik. hem de çok belirgin bir . birinci anayasa komisyonunda zabıt katibiydi. bugün bunlar göz önünde bulundurulabilir mi? Bir İsmail Habib'in ortaya attığı dâva hatırlanmadan.. Atatürk bir Dil Akademisi kurabilecekken. «Türk İnkılabı» isimli kitabında bu konuyla ilgili fikirlerini de yazmıştır. «Lisan Hakkında». Encümen-i Daniş aslında çok iyi niyetlerle kurulmuştu. maziyi iyi tanımayışımızdan doğmaktadır. 109 v. samimi olmaları. Mesela Cezmi^ Ertuğrul. dergiler anketler düzenlediler. Çanakkaleden sonra da. «Elif-ba Meselesi».

dil meselesini halledemez. Dil Kurumu'nun dahi dışında kalmıştır. Bu Batı'da da böyle olmuştur. Bir Ldttre. makalelerle boyuna tekrar eden Dil Kurumudur. üzerinde tekrar düşü-nebilelim. Meşru bir vazife. menfaatlerin dışına çıkabilen parmakla gösterilecek kadar az. ütopyadan başka bir şey değildir. Artık bir Yahya Kemal'in. Fransız Akademisi. kafalarımızı tahrip ettiğini. kendi kalabilen. bir Larousse. Türk dilinin kelimelerini tespit etmek vazifesini fertler yapmaktadır. fertlerin işidir. yüksek sesle konuşabilen. Kurulacak bir Dil Akademisi. bir Refik Halitln yaşadığı devirde değiliz. bir takım danışmanların keyfine göre seçilmiş bir Akademi. kanser mikrobu gibi hepimizi sardığı nı. bizde de. hayatım boyunca esefle müşahade ettim. bu. neye taraftarsınız. düşünce adamlarımızdır. Ne söylüyorsunuz. konuşmak mecburiyetindeyiz.. seslerini daha yükseklere çıkarmalanna fırsat verecek. dışında gelişmiştir. günümüzde bir Mehmet Doğan. Yoksa sadece konuşmak havada kalıyor. istikamet verecek olanlar yazarlanınız. Lügat yapmak Akademinin vazifesi olduğu halde Akademinin dışında kalmış. Bizde de lügat teşebbüsü Akademinin dışında kalacaktır. tekrar tartışabilelim. Konuşmak. Kullandıkları 'kelimelerle Türkçeye nizam verecek. son nesil gitmiştir ve biz hepimiz o üstatlar karşısında sadece yabancı bir kalem sahibiyiz. Bu Kuruma karşı çıkacak bir müessesenin Kurum'dan yüksek bir ehliyeti olması. bir elin parmaklan kadar azdır. Kaldı ki bugün sözü dinlenen. Saflan sıklaştırmak lâzım. hiç bir yere de götürmüyor insanı. herkes şahsiyetinden fedakarlık yapmıştır (Yahya Kemal gibi bir kaç aydını bunun dışında tutuyorum) Bu «uydurma dil»in bir hain virüs giibi. Fransız dilini sokağın taarruzundan. düşünmek.. hâl çareleri aramak. Bir Dil Akademisi Türk insanına ne getirir? Türkiye'de dil şuuru olmadan Akademinin bir mucize yaratması beklenemez. Havadan konuşmak olmaz. bir inzibat vazifesi görmüştür. Evet bir Dil Akademisi kurma düşüncesi dahi büyük bir hadisedir. . bugün Türkçeyi salahiyetle temsil edecek kimse yoktur. bunu birçok eserlerle.. bunları yazılı metinler halinde tespit edelim. birtakım vatandaşlara selahiyetler verecek. Bir Hüseyin Kadri. ancak belli bir zemin üzerinde meseleler tespit edildikten sonra mümkündür. Gerçekten dürüst kalabilen. Bunun ise Dil Kurumu faciasını devam ettireceği korkusundayım. onu unutturacak hazırlıkta olması gerekir. Ama Fransız dilinin sözlüklerini yazanlar Akademinin dışındadırlar. bir şuurun ifadesidir ama Anayasa icabı kurulacak bir Akademi. hiç bir iş göremez. Akademi olsun veya olmasın bütün imkânımızı kullanarak yazmak. cehaletin taarruzundan korumuş. Bu «uydurma dil» konusunda namuslu kalabilenler. ferdî gayretlerle halledilebilir. neye itiraz ediyorsunuz. bir Şemsettin Sami.kuvvetlendirilmeden konuya eğilmek çok hatalıdır.. Yoksa siyasî iktidarın bir işaretiyle. bence.

siyasi mevkilerden Caize ve mevki koparmak isteyen bir mahluktur. aylık fikir ve sanat ıdergisi. Akademinin sağlayacağı otoritenin kötüye kullanılması. kendimize güvenemediğim gibi Akademiye de güvenmiyorum. Akademi kendi kendine olmaz.. milletin takdiri yürütmektedir ve yürütecektir. çöller alın teriyle sulandığı için vahalaştı. İpliği kopan bir kolye gibi dağıhveren İskender İmparatorluğu. Haysiyeti kalmıyan entelektüelin. bütün Asya kavimlerinin zaman zaman konakladıkları kervansaray.. Ve nihayet ateşgedelerin titrek ışığını ebediyen dolduran gümrah nur: İslâmiyet.. Ama bütün mesele ferdî gayrete inhisar ediyor. İran yiğiüerinin kanlı mızraklarla çizdiği fütuhat haritasını paramparça eden Makedonyalı süvariler.. harem ağaları. milletin dâvasını. Yanlış anlaşılmasın.. Hazer kıyılarından kopup gelen kıvırcık saçlı Ary alılar bu yavuz tabiatı. lügat yazılabilir. Cennet bahçelerinde yaşanan binbir gece masalı. yazar olarak aydına ve fikir adamına güvenmeyişimden. kendi tembelliğimizden ileri geliyor. Yıkılan mabetler. içtimai bir ihtiyacın cevabıdır.. Entelektüel. Cemiyette Akademi dışında da çalışılabilir. İSLÂM'DAN ÖNCE İRAN EDEBİYATI İran. Sonra yatağına çekilen sel. Korkum. Korkum kendi cehaletimizden. gerçek bildiklerini gerçek olarak devam ettireceklerine inanmıyorum. . entrikalar. kendi gayretsizliğimizden. Eski imparatorluk lan iskambilden şatolar gibi deviren kuzeyli akıncılar. söylediğim şu. mazideki şaheserler çevrilebilir. Entelektüel. Türk Edebiyatı. kanlarıyla yoğurarak vatanlaştırdılar. medeniyetlerin dürt yol ağzı. maalesef Türkiye'de dürüstlük vasfını çoktan kaybetmiştir. dil konusunda da büyük bir haysiyet ve fedakarlık göstereceğini ümit edemiyorum. suistimal edilmesi. zincire vurulan hükümdarlar ve şehinşahlar sarayına bir altın nehri gibi akan hazineler. Akademi' olsunveya olmasın. ben Akademinin aleyhinde de değilim. Efsaneyle kaynaşan bir tarih. Akademinin etrafında toplanacak insanların siyasi grupların kurbanı oimıyacaklanna. O ülkede kışla yaz kucak kucağıdır. Iran göklerine yeniden kanat geren Simurg. Eski İran ‘ın inançlarını şekillendiren. yani geçmişle bir köprü kurulabilir. Ben. çorak toprakların bağrında ırmaklar gizlidir..sesimizi ne kadar yüksek çıkartırsak çıkartalım. Nerede Hkıt'in hazinelerini bir masal sultanı cömertliğiyle dağıtan tabiatı? İran'da hayatın ilk kanunu savaştır. A (2) Ahmet Kabaklı’ınn yönettiği «Anayasada Dil Akademisi» konulu açık oturumda Cemil Meriç'in verdiği cevapların bir özeti. cariyeler. korkum. bu çetin kavgadır. kızgın çölleri karlar çerçeveler. eylül 1982. onların dil konusunda sahip oldukları otoriteye sahip olamayız.

Güneş ülkeleri aydınlatır. ormanlarıyla cevap verir. İnsanoğlunun yeri elbette ki ışık ordusunun ateş hattı olacaktı. bütün varlıkların iki düşman kampta kümelenmesi: Ahuramazda ile Angramenyu. altıbin 30i sürecek olan bu kozmik kavganın başlıca kahramanları. bir cellat satın kadar soğuk ve ürperticidir. yalnız ölüm dilsizdir. toprağın bağrından altın başaklar fışkırtacak. çeşitli medeniyetlerin mirasına konan îran. dünya edebiyatında çok mütevazı bir miras bırakabildi: Anquetil Duperron'un (1731— 1805) sonsuz fedakarlıklar pahasına karanlıklardan kurtarabildiği «Avesta». cinleri cehenneme tıkan Cemşit. çarmıha gerilen hükümdarlarla mağrur şehinşahlann menkıbelerini ebedileş tiren üç beş kitabe. İran destanının kaynaklarında ne var? Mağaralarmda yıldızlar barınan kutsal dağ. Zaman. söz milletleri. ışıkla karanlık. Başlangıçta ne vardı? Işık ve Söz. Altın kanattı Amşapantlarla tunç bedenli devler.. belli ki kalbi de granitten. fecrin ilk pırıltılanyla konuşmağa başlar gök ve toprak. canlı ve cansız. Dev iştahlı başbuğlar için uğraşılmağa değer üç meşgale vardı: cenk. dehanın kudretini ispat ettikleri için sayfalarımızda yer alıyor. devleri zincire vuracak ve pırıl pırıl bir dünya yaratacaktı. ve aşk. İlk yalan. mağaraları. İşte Angremenyu'nun sırtına binip dünyayı dolaşan Tahraurat.. bu çetin savaşın yankılarıyla dolu. kelimelerin alevini söndürse de. Kutsal Kitap. Sonra güneş susar. gümüş yeleli atlar gibi şahlanan ölümsüzlük ırmağı. altmış bin beyitlik destanını bu geleneklerle yoğurdu.. îran’ın eski geleneklerini dile getiren pehlevice yazılmış dağınık sayfalar. Üç başlı ejderhanın (Dahhak) İran ülkesinde bin yıl süren saltanatı. Bihust'un granitlerinden yükselen sesi. Firdevsi.. Bunun içindir ki. Dara’nın. Halk. ilk gözyaşları. hayatla ölüm. gürzle nasırlaşan pençelerine kalemi yakıştıramadılar. dilsiz çölleri kuş cıvıltılanyla şenlendirecek. ırmakları. «Şehname» adlı muazzam aMdede mermer birer sütun selabeti kazanan bu silik hatıralar. küllerin altındaki kıvılcımlar bir nefeste yıldızlaşır. Göklerin sözü olan Işık ve gönüllerin ışığı olan Söz. Yalnız çöl. hakikatle yalan. insan beyinleriyle beslenen o korkunç canavara .. Cemşit'i sarhoş eden ikbal. yıldızlar konuşur. kötülük tanrısı Angramenyu'nun sahneye çıkışı.Zaferden zafere koşan Arya beyleri edebiyatı hor görüyorlardı. gölgesinde kutsal boğanın böğürdüğü hayat ağacı ve Ahura-Mazda’nın ışıktan tahtı önünde diz çöken Zerdüşt. av. Işık ve Söz. Sonra ilk insanla ilk boğanın yaratılışı ve mutlak bir saadet içinde geçen altıbin yıl Nihayet ilk çiftin dünyaya gelişi: Mahya ve Mahyana. derin bir cehalet içindeydi.

Dinî metinlerin tozlu sayfalarında küllenen o kıvılcımlar. bir çok sulandırılmış Mukaddimeleri okuyup İbn Haldun'un keşiflerini yeniden keşfettikten sonra.. Binbir Gece'de. kara günleri aydmlatmıyacaktı.karşı yükselen isyan ve istiklal bayrağı: Demirci Feridun ve Demavant dağlarında zincire vurulan Dahhak. Kave. İşte çağların karanlığında ateş böcekleri gibi ışıldayan hatıralar. O iki kitabı anlayarak. Kitab-ı Mukaddes var mı sanki? İnsanı bütün zaafları ile yakalamış Asya. severek okuyan kaç Türk aydını var? Ne Kitab-ı Mukaddesi kavrıyacak irfan seviyesine ulaşmışız. Bu utanç duygusu hakikatte bize mahsus bir zaaf değil. kıssaya da küçümsiyerek bakjnış. okumayı söker sökmez eline iki kitap tutuşturulmuş: «Kitab-ı Mukaddes» le «Binbir Gece. Batı romanının erişemediği bir şahika: «Binbir Gece». İspanyol romanının tümü —Don Kişot da dahi— o kaynak kitaptan fışkırmışa benzer. Satirikon'dan habersizdir. Dördüncü Murat da «şârib ül leyi vennehar» iken meyhaneleri kapatmamış mı? Şark için hikâye istimnaya benzeyen mekruh bir zevk kaynağı. Dağu'dan çok Batı insanının hayâlini kanatlandırmış. aydınlatmış. ondokuzuncu asır Avrupalısın a seslenen bir Binbir Gece. boş zamanlarını o hikâyeleri okumakla geçirirmiş. BİNBÎR GECE ÎLE MUKADDİME Hikâyenin hasmı Asya söylemiş.. Şuuru ve şuur altını. Doğu'nun en büyük bedbahtlığı kendine yasaklar icat etmesinde. «Mukaddime» de ârâfta beklemiş asırlarca. bütün bir milletin ruhunu ısıtmayacak.» Yâni bütün Doğu. inkâr kabul etmez tecessüsüne rağmen. «Gargantua» ile «Pajıtagruel» o bitmez tükenmez kitabın bir kaç ırtephası. Galiba Batılıdan farkımız kabuklu hayvan oluşumuzdan ibaret. Andre Gide. hiç bir zaman kitabın büyüsünden kurtulamamış. Soluk. Hazinelerimizin hepsini Batılı hocaların himmeti ile tanıyoruz. gizli bir günah işler gibi karıştırmış o canım kitabı. hikâye okumuş. «İnsanlığın Komedya» sı. ne Binbir Gece Masalları'nı. Fransızlaşmış bir Binbir Gece. dehanın büyülü nefesiyle fecirleşmeseydi. Üzülerek altını çizelim: dilimizde hâlâ okunabilecek bir Binbir Gece yok. İbn Haldun'u bütün derinliği ve bütün yeniliği ile ne Pirizade tanıyabilmiş. Gide'nin bir yumurcakken ezberler gibi okuduğu Galland tercümesini ben yirmi yaşlarında keşfettim. masala da. Ama pek ciddiye almamış hikâyeyi. «Fransa insan zekâsının . Tarihin kapısında dinlenen efsane. Şövalye romanlarını yasak eden Şarlken. Binbir Gece'yi okuyanlar. Tunuslu dâhiyi anlamağa başlamış. Yığınlar her çağda hikâye dinlemiş. Pikaro‘ının âlâsı. sisli iğdiş edilmiş. ne Cevdet Paşa. Duyduğu zevkten utanmış. Bir Tükidides. sindirerek. Edebiyat dünyasının kanun koyucuları. hiç bir peşin hükme kapılmadan. Mardrus'ün on altı cilt tutan nefis tercümesini elli yaşlarında karıştırabildim. Avrupa. Bizde neden Gide yok? Çocuk Gide.

tecessüsümüzü harekete geçirmiyor. ARAP EDEBİYATI Edebiyat tarihi. Batı'da da ondokuzuncu asrın sonlarına doğru ilmî bir hüviyet kazanan bir çalışma alalıdır. Huart’ın «Arap öğreniyoruz: Edebiyatı» eserinin önsözünden şunları . bir çeşit has bahçeleri sayarlardı. Sadi'nin «Gülistan ve Bostan» ı Cumhuriyet'e kadar Eüşdiye talebelerinin tecessüsüne açıktı. Muallim Naci Arap ve Acem edebiyatının belli başlı şâheserlerini her fırsatta tanıtmağa çalışmışta'.çevirdiği «Çağdaş Arap Düşüncesi: Bağımsızlık. sözü bu bakımdan yabana atılacak bir hüküm Sanıyorum ki Müslüman Doğu'nun insan zekâsına armağan ettiği binlerce eser arasında tazeliğini hiç bir zaman kaybetmeyen — vahiy eserlerini bir yana bırakırsak— iki şaheser var: «Binbir Gece» ile «Mukaddime». Doktora tezi olarak hazırlanan bu değerli antoloji. Osmanlı aydınlan sık sık ziyaret ettikleri İslâm dünyasının muhaliedâtını. Divan şairleri çok defa medreseden yetişmişlerdi. İslâm dünyasının belli başlı edebiyat mahsûlleri. yabancıları değildi. İslâm dünyası bu ferdî himmetlerden sonra. İrfanımızın kökleri küt. «Ser ÂmedânıSühan» başlığı altında Hüseyin Dâniş tarafından hazırlanmıştır. îlk «Arap Edebiyatı Tarihi» de Bağdatlı Fehmi bey tarafından Da rülfünuııda tedris edildikten sonra İstanbul'da bastırılmıştır Dokuzyüz büyük sayfa tutan bu çok değerli eser Cahüiye devri Arap edebiyatını incelemektedir. Ama ilk îran edebiyat antolojisi. Sosyalizm» başlıklı eserden tanıyoruz.sekreteridir» değil. Bununla beraber kalabalığın okuyabileceği derli toplu bir edebiyat tarihi tertip edilmemişti. «Tercüme-i hal ve şerh-i Ömer Hayyam»ı da dilimize kazandırmıştır. Hemen her şairin divanında Farsça şiirler yer alırdı. ne yazık ki ülkemizde çok az okunmuştur. Adnan CemgiTin Enver Aibdül Mâlik'den . Arapça daha çetin ve kutsiyetle haleli bir dil olduğundan Farsçaya kıyasla daha az bilinirdi. Çağdaş Arap düşüncesini ise. Ali Nihat Tarlan beyin Farsçadan çevirdiği söylenen «İran Edebiyatı Tarihimde. tekrar karanlığa gömülür. Kitabın müslüman aydınlarca ele alınması Arap dünyasının bütünü ile anlaşılması için çok yararlı olurdu. Üzülerek söyleyelim ki kendi dünyamızı tanımıyoruz. Cemal Sezginin Huart'dan dilimize aktardığı «Arap Edebiyat» da Cumhuriyet devrinin anılmağa lâyık hayırlı birer teşebbüsüdür. Bunda yazarın tanınmış bir marksist olması ve kitabın Altın Kitaplar gibi daha çok harc-ı âlem romanlar yayımlayan bir müessese tarafından basılması da rol oynamıştır. 1909'da İstanbul Darülfünunu Tarih-i Edebiyatı îran müderrisi olan bu zat.

1945-49. Bir çok tenkitlere uğrayan bu kıymetli eser. Muhammed'in zamanını. Brockelmann'dan sonra. Eserini kılavuz olarak kullandık. Binaenaleyh Brockelmann’ın tasniflerine fazla önem vermemeliyiz. ikinci baskısı Leiden. her şeyden önce tarihîdir. Edebiyatın altın devri. Ama Arap edebiyatını bütünü ile inceleyen. Rusya ile İtalya ise bu bakımdan daha talihlidirler. Ne var ki Abbasi hilafetinin çöküşü ve Mısır'ın Türkler tarafından fethedilmesi. ikinci bâb Hz. siyasî bakımdan dikkate lâyık sonuçlar doğurmuşsa da. 1000 yıllarında inhitat hissedilmeğe başlar. 1000 yıllarına kadar olan dönemdir. Avusturyalı bir müsteşrik olan Hammer PurgstalFdır. Maarif nazırı Münif Paşadan da hayli yardım görmüştür. A. Konu üzerinde son büyük eser Brockelmann’ın . İngilizceden de pek yetersiz bazı kitaplar yaymılanmıştı. İs-lâmiyet! kabul eden bütün milletlerin Arapça eserlerini kucaklar. Paris 1931. . Brockelmann. ne var ki bunları gerektiği ölçüde değerlendirmemiştir. edebiyat üzerinde büyük bir etki yapmamıştır. İkinci bölüm Abbasi hilafetinin başlangıcından 1000 yıllarına kadar uzanan klasik döneme ve Bağdad’ın Moğollar tarafından 1258de almışına kadar uzanan klâsik-sonrası döneme ayrılmıştır. Brockelmann’ın ikinci cilti. sulman. Viyana'da basılan yedi ciltlik «Arapların Edebiyat Tarihi(1850 — 1858) sayısız vesikaları göz önüne sermiş. Brockelmann’ın üslubu da çok kurudur. yani doğrudan doğruya kavmî edebiyata ayrılmıştır. gerçek bir edebiyat tarihinden çok faydalı malumatı bir arada toplamıştır. Bağdat'ın zaptından Mısır'ın 1517de Selim I tarafından fethine kadar geçen devreyi ve modern zamanları (1517'den zamanımıza) kucaklar. Paris 1961. 2 cilt.«Fransızca bir Arap edebiyatı tarihi yoktu.C I Litterature Arabe. gerek Avrupa kütüphanelerindeki kataloglardan. 6 Sauvaget J. Colin. 4 Geschichte der Arabischen Litteratur. Introduction a l'Histoire de FOrient Mu. Muhammed'in nübüvvetine kadar olan dönemi. İslâm dünyasına. İkinci bölüm. gerekse İstanbul cami kütüphanelerindeki Arapça kataloglardan yararlanmıştır. ikinci cilti Berlin 1902)4. îlk böiüm Arapların millî edebiyatına. eserin ayrıca yine Leiden'de basılmış üç ek cildi mevcut (1937 – 1942 5 ) Huart. üçüncüsü Emeviler devrini ele alır. ait bibliyografyayı Sauvaget'nin «İslâm Doğunun Tarihine Giriş»6 adlı eserinde buluyoruz. ilk bölümün birinci bâbı. kaynaklardan Hz. * Brockelmann’ın ilk cilti. Biz daha çok verdiği bilgilerden yararlandık»5. kronolojik ve sistematik zengin bir izahlı bibliyografya. iki ciltlik «Arap Edebiyatı Tarihi» dir (Birinci cilti 1397-98 Weimar.

1670. «Edebiyat Cumhuriyeti» bütün çağların ilim ve sanat adamları ile dolu hayali bir belde. hem bir moralist. ABELAKD ÎLE HELOİSE Abelard'ı düşünüyorum. Saavedra da. İyi yönetilen bir ülke burası.altıncı bölüm «EDEBİYAT CUMHURİYETİ» Geniş bir şehirdeyiz. Madrid. Onikinci yüzyılın. Bu . soğan sattırır Kleopatra'ya. Şairler kuş kafesi satar. Makyavel de. doktorlar. ressamlar. Aldanmayın. Ya Rabelais? Raibelais de Aristo'ya salça yaptırır. Rabelais kadar insafsız. çöpçatan. Tenkitçiler. yazarlar: birbirini çekemiyen.. bir İspanyol yazarının medine-i fâzıla'sı. bu tımarhanenin ezelî misafirleri. Bütün çağların ve bütün ülkelerin mi? Hint. deliler ülkesinde tımarhane bile var: arkeologlar. meskükatçılar. Varoşlarındaki büyük fabrikalar yalnız kağıt imâl eder. Tunuslu devlet adamının müsteşarı. Başlıca ilham kaynağı Erasmus iken onu ip canbazı yapar. lâğım. İspanyol yazarlarının onseki:zinci asra kadar Rabelais yi tanımadıklarını söylüyor. muhteşem cepheler görürsünüz. Kitap. Ama «Republica Literaria» (1651) çok daha canlı. Birbirini yağma ile geçinir hepsi. Daha içerde. Saavedra uzun zaman İspanya'nın dışında yaşamış. Araştırıcılar. müsteşar. Hendeklerinde su yerine mürekkep akıyor. Hem bir devlet adamı. Millî Savunma Bakanı: Sezar. En iyi mimarlar orada. şâirler. yaman bir üslûpça. Birus'a kurbağa avlatır. Müslüman dünya. Yazar Saavedra Faxardo (1576-1648). O ülkede herkes hırsızlıkla yaşar. Şairler kendilerine yeni binalarkurmak için eskilerini yıkmakta meşguldürler. her asrın insanına seslenebiliyor1. En ünlü eseri: «îdea de un principe politıco cristiano» (1640). Taklit mi? Hayır. daha doğrusu seyisi. Saavedra öldükten sonra yayımlanır. Zaman zaman meçhulün perdesini aralayabilen o büyük reybî. heykeltraşlar oturur. Birinci hisarda mimarlar. Nesillerin hayran kaldığı o ünlü kişiler alay konusu olmak için boy gösterirler sanki. Bize göre başbakanlık makamına İbn Haldun geçebilirdi. Bir hiciv ve mizah şaheseri. akrostisçiler. ip cambazı. karanlıkları içinde hakikati aramağa çalışan coşkun bir keşiş. yine de çok garip kurulmuş şehir. Erasmus ise. Çin. üstadın eserine kabul edilmemiş. Tacitus: Dış İşleri Başkanı. Seutonius. Dilbilimciler şehri bekliyen köpekler rolündedir. «Edebiyat Cumhuriyeti». Bazı koltuklar da boş. bazı fertleri . Materyalistlerin yeri:. simyagerler. Arkası boştur bu cephelerin. tarihçiler. birbiri ile anlaşamayan bir yığın insan. Şairler mahallesinde. Ama. berber.

varak-ı Abelard ve Heloise hangi tecessüsü gıcıklıyabilir? Dokuzyüz yıl ârâfta bekleyen o ölümsüz hadım. Rousseau çağını fetheden biricik aşk romanı «Yeni Heloise» başlığı ile sunmuş.korkarak konuşan. Flaubert. Unesco'nun «İnsan. kalabalık bir kafilenin meş'ale taşıyıcılarından biri. Eserlerine gösterilen alâka: ihrak-ı binnar. Fulbert'in hışmına' uğrayıp canavarca iğdiş edilmese adından bile habersiz olacaktık. fe tutan önsöz. Yanılmıyorsam o bedbaht papazın adını ilk defa Ahmet Midhat'ta görmüştüm. bilmiyorum. «Britannica»ya bakıyorum. Petekle dolu* bir kovan. bazı fertleri tarihin kumlarında en küçük bir iz bırakmadan göçüp giden. Aristo'dan gelen «üniverseller» dâvâsı İslâm Ortaçağ'ı için de bu kadar önemli miydi. Tecessüsüm bir kaç parmak balla tıkanıyor. Müelliflerin kimine göre. Nefis. çoğu hiçbir değer taşımayan bu abuk sabuk yayınlar mıdır? Çocuk xıe demek? Geç gelişen. Zavallı Abelard! hafızalardaki tahtını yazılarına değil. Ortaçağ’ın en -büyük filozofu. Talebesiyle aşkları Avrupa edebiyatında geniş yankılar uyandırmış. beyni ve gönlü hadım edilmiş bir topluluk için bir istifham işareti bile değildir. Rousseau da Emil'ine tek roman okutur: Robenson. felâketlerine borçlu. Bir kere çocuk kimdi? Bütün bu çocukların tecessüs ve idrakleri birbirine eşit mi? Andre Gide. Ama dünya çocuklarının ortak hazinesi. çocukların şairleri okumamasını istiyordu. Ne var ki. Ezop'un kıssaları belki de hiçbir zaman bu kadar geniş bir okuyucu kitlesine seslenememiştir. İki buçuk sütun. renkli bir safha-i tarih. Frank’ın «Kamusunda oniki sayfa. lık Tarihi»nde birkaç paragraf. «Don . Kimine göre ortaçapta bir müderris. Çocukça bir smırlandırış. En az iki sayfası eserlerinden iktibaslarla örülmüş. okumağa başlar başlamaz iki »kitap tutuşturulmuş eline. her Yunanlı eğitim hayatma Homeros'un şiirleriyle başlıyordu. «Binbir Gece»yle «Kitab-ı Mukaddes». Teslisin sırları üzerinde kafa yoracak kadar huzur içinde midir? Volf'un «Ortaçağ Felsefesi» başlıklı kitabından Abelard'ı okuttum. Bir kaç meolis-i ruhani tarafından af aroz edilmiş. Yüzlerce sahi. Ortaçağı bir baştan bir başa uğraştıran «Les universaux dâvâsı kaç kişiyi ilgilendirir? Nominalizm ve realizm tartışmaları insan kaderi için gerçekten mi önemliydi? Türk insanı. hatta umumiyetle insan. Kesif ve doyurucu. Oniki büyük sahife. Bir Voltaire varken Abelard'a eğilmek reva mı? Varak-ı mihr ü vefâ'ya eğilmeyen bir toplulukta. ÇOCUK EDEBİYATI Her ülkede çocuklar için yazılan ve pazarlaııan kitaplar var. hatta hiç gelişmeyen tecessüsler yok mu? Yayınevi sahiplerinin se fil çıkarları uğruna piyasaya sürdükleri abur cubur kitaplara körpe zekaları teslim etmeğe kimin hakkı var! Eflatun. Abelard ile Heloise 1830'da basılmış. İktibasların hepsi latince. madam Guizot'nun.

ve «Sefiller». hayali zenginleştiren bir iklim. iktisatçıları Stuart. Mili bebek denilecek yaşta hatmetmiş. Kostantinidi efendi. Gelin de dehşete düşmeyin. Bir İbn Sina'yı. Sonra Süleyman Şevket'in «Güzel Yazılar»ı ve onu takip eden benzeri yayımlar. bunların tecessüs ve ihatası da Stuart MilTinkilerle rahat rahat boy ölçüşebilecek çapta. Çocuk edebiyatının ne sınırları belli ne mahiyeti. bir Biruni'yi. Uptain Sinclair. Ama hiçbiri hafızamda iz bırakmadı.Kişot'u okuduğum zaman kelimeleri yeni söküyordum» diyor. Şark Masalları». Marcel Proust. filozofları. çocuk ruhunu istenildiği kadar aydınlatabildiler mi? Mesele yalnız psikolojiyi de ilgilendirmez.. Yazık ki efendiyi takib eden başka bir «Müntehebat» cimiz zuhur etmemiştir. İkinci cilt ise yetişkinler içindir. Dünyanın masal ağacı Hint'te yazılmış. «Dünya Hikâyelerinden Seçmeler» gibi çocuklar için yayımlanmış bir sürü kitapçık da okudum. bir Amerikalı bir Avrupalının irfan seviyesine ancak ellisinden sonra yükselebiliyor. dil gibi müesseseler de dikkate alınmalıdır. Çocukluğumun ilk yıllarını güzel bir rüyaya çeviren kitapları düşünüyorum. çocukken okuduğu kitapların başında Teophile Gautier'nin «Capitaine Fracasse»mı hatırlıyor. Çocuklar için kitap yazanlar çocuk psikolojisinin gelişme dönemlerini bilirler mi? Kaldı ki böyle bir psikoloji. çağımızdaki bütün çabalara rağmen. büyükler için yazılan kitapları da okur. Gerçi. Stuart Millin otobiyografisini okurken bu hakikati bir kere daha idrak ettim. bir İbn Haldun'u düşünüyorum. Köyden köye dolaşıp hikâyeler anlatan dervişlerin. Benim isimlerini yeni yeni duyduğum bir çok tarihçileri. dilencilerin . Çocuk edebiyatı. Piaget'yo kadar konu üzerinde kafa yoran büyük araştırıcılar. «Abbase». Bir kelimeyle tarihî miras. ilmî bir mahiyet kazanabilmiş midir? Bousseau'dan Binet'ye. sekizinde lâtinceye. Üç yaşında Yunancaya başlamış. Yaşla baş arasında kesin bir münasebet kurmak mümkün değil. Şüphe yok ki çok yerinde bir teşebbüs. «iki Çocuğun Devri Alem Seyahati». çocuklar için yazılan kitapların bütününü kucaklıyor ama çocuk. Bu ülkenin özelliği ne? Yarı aylak bir hayat. Şüphe yok ki bütün çocuklar Stuart MilFle boy ölçüş em ez ? ama tanımadığımız kaç Stuart Mili var? Demek ki çocuğun anlayış ve kavrayış hudutlarını belli standartlara irca etmek ham bir hayal. Batı'daki örneklere uyarak Osmanlı Edebiyatının ilk ciddî antolojisini iki cilt halinde sunar. Homeros da Kal-u Bela'dan beri aşinası. Ata Beyin «îktitaf»lan Galatasaray'ın genç okuyucularına edebiyatımızı tanıtmak amacıyla hazırlanan sevimsiz bir mektep kitabı. Birinci ciltteki yazıların muhatabı çocuklardır. Eflâtunla Aristo'yu başkalarının çelik çomak oynadığı yaşlarda tanımış. üstelik zihni melekeleri bakımından ortanın altında olduğunu söylüyor. çocuğun yaşadığı sosyal çevreyi de tanımak zorundayız. diyor.

Her an. Pança-tantra. Onbeşinci yüzyılın sonlarında Nasrullah’ın dilini eskimiş" bulan Hüseyin bin Ali Vaiz. hassasiyetin. ahiretle dinle. bir giriş. «hayır» diyor bu soruya. masallar..hikâyecikler. Efeaber Şah beğenmemiş bu tercümeyi. Kelile ve Dimne'yi gençleştirmiş. Yani büyük balıkların küçükleri yuttuğu bir dünya.. Hayvanların insana yaşama dersi verdiği bu hikâyelerde heyecanın. Bugün tanıdığımız masalların ana kaynağı: « Pança-tantra» (politika ve idare sanatı üzerine beş kitab).gördüğü büyük rağbet. 1590'da tamamladığı esere «Eyyâr-ı Dâniş» adını vermiş. Kral arslan. Neden dile gelmesin? Neden tecrübeleri ile yolumuzu aydınlatmasın? Bu inanç. yarın tanrılaşacak. Her bölümde bir çerçeve hikâye. Mitra-Bheda (Dostluğun bozuluşu) . çok tantanalı bulmuş. Kahramanlar. Ebulfazl. Eseri pehleviceden Arapçaya çeviren İbn-el Mukaffa kitaba çakalların adını vermiş: «Kelile ve Dinine»1. bir önsöz yazmış ve «Envar-ı Süheyli» adıyla yayımlamış. Bazı yeni masallar ek-. Ve milletlerarası politikanın birçok girift problemlerini Hint masallarının ışığı altında kavrıyabileceğimizi ileri sürüyor. müşaviri boğa ve nedimleri iki çakal: Karataka ile Damanaka. yavuz bir kendini koruma iç güdüsü. manzum hikmetler var. beş bölüm... felsefeleşmiş. David Sahid imzasını taşıyan bu tercüme Envar-ı Süheylinin ilk dört kitabıdır ve La .t çok ilgilenmiş politika ile. birbirini yiyerek yaşıyan mahlûklar. Sonra. Eserin ilk şekli kayıp. ruhların göçü inancı: hayvan dün bir insandı. Ama politika sanatını bütün yönleriyle öğreten. lemiş esere. İbn el Mukaffa tercümesi yeniden Farsçaya tercüme edilmiş. Gaznelilerden Behram Ş ah’ın emriyle yapılmış. Edirneli Ali Çelebi. ahlâkın yeri yok. yeniden kaleme almış. Kavga tekniği. On ikinci yüzyılda yapılan bu tercüme Nasrullah’ın eseri. Hükümdarları nifakçıların şerrinden kurtarmak için yazılmış. Envar-ı Sûheylfyi. Birinci bölümün adı.. azgın bir başarı hırsıyla karşılaşmaktayız.. insan planına aksettiren bir teknik bu. ilmi eserlerden çok. Sanki okyanusun deriniiklerindeyiz. Zaten bu edebiyat türünün adi: «Matsya-nyâya» (balıkların kanunu). Hin. Hüseyin bin Ali Vaizin tercümesi üzerinde yirmi yıl uğraşmış ve «Hümayunnâme»yi Kanuni Süleyman' a ithaf etmiş. onun içinde de . Pilpay CBeyd-i Ba)’ın hikâyelerini yüzyıllardan beri zevkle okuyan Avrupa onlardaki derin ve gerçekçi hayat felsefesini anlıyabilmiş midir? Zimmer. çok süslü. Kelile ve Dinine'nin Doğu dillerinden yapılan ilk Fransızca tercümesis 1644'de yayımlanmıştır. ilgisiz. Hayvanlar dünyasındaki insafsız boğazlaşmayı. Birbirini parçalayan. masalı kanatlandırmış ve hayal.

. Konularında hiç bir yaratıcılık yok. Andersen'in masallarına kadar bir çok meşhur eser sanskritçe kaynaktan geniş ölçüde faydalanmış. Ben Fransızcanın sırlarını çözebilmek için bütün bir ömür harcayan bir hoca ve mütercim olarak ancak elli yar feımdan sonra La Fontaine'in güzelliklerini anlamağa başladım. îlki' 1260 da yapılmış (Horasanlı Ahmet).başlı. rulı kaybolmuş. Kıssalarını şöyle takdim etmiş La Fontaine: Uçsuz bucaksız bir komedya. Gesta Romanarum ve Fabliaulardan. Bunun için klasiğin en has. Arapçadan yapılan ilk Fransızça tercüme S. Sacy'nindir Kitap. Orta Çağ Avrupa'sının Kelile ve Dimne'ye karşı gösterdiği «büyük ilgiyi şehir burjuvazisinin gelişmesi ile açıklıyanlar var (Meselâ VValter Buiben). Zaten okuduğumuz şaheserlerin kaçta kaçını gerçekten tadabiliyoruz? . kendi ülkesinin folklorunu güzelce taramış. Bulduklarını almış ve onlara biçim mükemmelliği kazandırmış. aktaranıamışlar dillerine. Ben Kelile ve Dimne'yi mektepte okudum. Divan nesrinin en parlak örneklerinden biri sayılan Hümayunnâme Şeyhülislâm Yahya Efendi tarafından kısaltılmış: «Mulahhas-ı Hümayun». en erişilmez örnekleri olmuş fabller. Daha yeni. Kelile ve Dimne'nin Türkçede en az onbir tercümesi daha var. çocuklar La Fontaine'i anlayamaz diyor. Fransız şairi Kelile ve Dimne tercümesinden başlayarak. sahnesi ise kainat. Ve o hazine kitap yıllarca silik bir hatıra olarak yaşadı hafızamda. Hint masalları. Belki bir mektep kitabı diye okutulduğu için fazla ısınamadım. aradığı müttefiki Hint'in masal kitabında bulur. Griîîîûdaln. yüzlerce değişik perdesi var bu komedyanın. Bunun içindir ki Fransız edebiyatını merak den bütün şairlerimiz önce La Fontaine'e eğilmişi ama üslubu. hem milletlerarası.).'de (1818). kiliseye karşı açtığı savaşta . Arapça hocamız şair Ömer Yahya.Fontaine'in belli . îlk İngilizce tercüme 1819'da yayımlanır. La Fontaine'in. Bir kitabın bu kadar uzaklara yayılabilmesi tesadüfi değildir. Görüş dergisinin Haziran 82 sayısında çok iyi sandığım bir çok kitapların tahlillerini bildiğimi okuyunca. Nihayet İkinci Abdülhamit'in fermanı ile yeniden yorumlan mış ve özetlenmiş (Ahmet Midhat Efendi 1304 h. Rousseau. 1700'de Galland’ın başladığı Hümayunııâme tercümesini Cardonne tamamlar. kaynaklanndandır. daha hür bir hayat felsefesine susayan burjuvazi. Hem millî. büyükler anlayabilirim ki? Fabllerin belli başlı İngilizce çevirileriyle Türkçe çevirilerini birbir inceledim. eseri büyük bir sevgi ile tanıttı bize. onsekizinci yüzyılın sonlarına kadar altmış dile çevrilir. bütün balı o minnacık şiirlerde. ikisinde de yalnız iskelet var. İzlanda'dan Moğolistan'a ve Cava'ya kadar yayılır. Doğu ve Batı medeniyetlerinin bütün usaresi. Türk çocuklarının dünyasına girmiş midir? Bu soruyu cevaplandırmak çok güç.

Bu tarihten önce gençlere mahsus edebiyat. «Güliverin Seyahatleri» (Swift) gibi.cehaletimizin sonsuzluğunu bir kere daha anladım. Çocuk kitapları Balzac’ın «İnsanlık Komedyası»ndan çok daha girift. Konu. Fransa. Ansiklopedideki yazı sürüp gidiyor. Tek amaçları öğretim olan bu eserler. çocuk kitaplarına verilen ödüller bütün ayrıntılarıyla anlatılmış. Masallar. Ne «Pinokyo»yu tanımışım. Bu dönemde kozmopolit temayüller ağır basar. Lockela Rousseau'nun eserleri. Korkunç bir tezat değil mi? İngiliz gençlerinin ve Kuzey Amerikalı küçük okuyucuların 166Q-1720 arası en çok zevk aldığı kitaplar tüyler ürpertici «hükümler» ve «istiğfar» dualarıyla biten dinî (püriten) eserlerdir. Cassel’ın Edebiyat Ansiklopedisi «Çocukların Kitapları» bölümüne şöyle giriyor: «Çocukları eğlendirmek amacı güden kitaplar Batı Avrupa'da onsekizinci asrın ortalarına doğru yayımlanmağa başlamıştır. çok daha esrarengiz. Çocuk dergiciliği. Türk okuyucusu için fazla lüks sayılabilecek bir alay bilgi. Britannica Ansiklopedisinde «çocuk edebiyatı» maddesi on büyük sütun. ne «Alis Harikalar Diyarında»yı. dini eserler. hikâyeler.. hayvanlara ait kitaplar ve sokaktaki adama hitap eden benzeri eserler çocukların çok hoşuna gidiyordu. matbaanın icadından önce yazma olarak elden ele dolaşıyordu. Ama çocuklar çeşitli konularda basılan ve seyyar satıcılar tarafından ucuza satılan kitapçıkları daha çok severlerdi. eğitim alanında büyük alaka uyandırır. Çocuklar eğlenmek istedikleri zaman mektep kitaplarından daha çekici eserler arıyorlardı. İlk basılan kitaplar arasında da onları görürüz. seyahat kitapları. yetişkin insanlar için yazılan kolay anlaşılır kitaplar da bunların arasındaydı. Doğu'dan yalnız Binbir Gece tercümeleri. Protestan İngiltere'de büyüklerin çocuklar için en uygun saydığı eserler: Kitab-ı Mukaddes ile Havarilerin Menkıbeleri idi. Daha sonra çocuk kitapları basan özel yayınevleri kuruluyor. Mark Tvvain'in «Huckleberry Finn»i ise idrakimin bugün kü nüfuz edemediği bir dünya. Ezop'un Masalları gibi. görgü kitapları ve okul kitaplarından ibaretti. Birçok kitapları uyuyarak okumuşuz. Locke ve Rousseau -gibi terbiyecilerin türün gelişmesi üzerindeki etkilerine geniş yer veren bu makale de İngiltere ile kuzey Amerika üzerinde duruyor. daha çok ingiliz ve Amerikan çocuk edebiyatı üzerinde yoğunlaşmış. Çocuklar bu iç karartan yayımlardan illallah diyerek büyükler için yazılmış kitaplara el atarlar: «Robinson Crusoe» (Defoe). İngiltere ve Almanya ahlakî konulan ele alan bir çok eserler aktarır birbirlerinden. Shakespeare’ın tiyatrolarını hikaye şekline sokup bastırırlar çocuklar için: «Shakespeareden Masallar». Berquiıx ile Madam Genlis İngilterede çok tutulur». Charles Lamb ile Mary Lamb. biraz da Kelile ve .

Aynı masalın yalnız Fransa'da değil dünyanın çeşitli ülkelerinde bir çok benzerleri bulunmuştur. Eserin bütününe bir önsöz yazan Raymond Queneau. dadıların anlattığı hikâyelerdi asılında. Yani bu sayfalarda. masallarının altına kıssadan hisseler eklerken aidanıyordu şüphesiz veya yalancıktan aklanmış görünüyordu. ağırbaşlı ve kuru Batının edebiyat tarihlerinde. kurgu bilim işlenecektir». Ciddî. o kadar uzun bir zamandan beri mevcut olduklarına ve zamanımızda bile bu kadar çekici olduklarına göre. bu masallara saçma sapan diyemeyiz pek.Dimne münasebetiyle ibir yazı. polis romanı. Meselâ «Parmak Çocuk». söz ediliyor. ne . kaynakları bir düzineyi aşıyor. çocuklar için edebiyat. Andre-Bay konu üzerinde çok çalışmış. temsilcileri umumiyetle edebiyat tarihlerinde yer almıyân ifade tarzları. aşırlar boyu pusulasız yelken açan bir gemi. Bu masallar. kolportaj edebiyatı. Fransa'da. Andre-Bay'in çok geniş ve sürükleyici bir yazısı var bu konuda. Çocuklar haritadaki sınır işaretlerine aldırmaz. Perrault. Makalenin geniş bir hülâsasını takdim ediyorum: «Çocuk edebiyatı. edebiyatların başlangıcından beri desek. uğradığı her limandan ganimetler devşirmiş». Ama bu kıssadan hisseleri. halk romanı. ne yapalım ki Batı edebiyat tarihlerinin bize sunduğu en etraflı inceleme de şimdilik bu. 1697'de Perrault’ınm masallarıyla resmi bir kişilik kazanır. Andre-Bay doğru söylüyor: «çocuk edebiyatı çok geniş bir dünya. Meseleye eğilen folklorcular bunların sayısız çeşitlemelerini ortaya çıkarmışlardır. tam bir tablosunu sunmak imkânsız. «Marjinal» adım verdikleri edebiyatlardan ne anladığını şöyle belirtiyor: «Marjinal edebiyatlardan kastedilen. anlattığı hikâyelere fazla karıştırmamak bilgeliğini de gösteriyordu. Hakikatte ise uzun zamandan beri şifahî olarak mevcuttu. bilindiği gibi. belki ondan da çok sosyolojiyi ilgilendiren bu çetrefil konuyu uzatmak istemiyoruz. Edebiyat kadar. çocuk edebiyatı diye bir bölüm yok. 1958 de yayımlanan son büyük edebiyat ansiklopedisinin üçüncü cilti Fransa'ya ayrılmış Eserin sonunda «marjinal edebiyatlar» bölümü içinde çocuk edebiyatı da yer almış. Bu edebiyat. Her ülkede bu hikâyelerle karşılaşıldığına. Daha çok Fransa ve anglo-sakson dünya üzerinde durulmuş. Avrupalı çocukların okuduğu ve sevdiği belli başlı kitaplar geçit resmi yapıyor makalede. Konu ister istemez cihanşümul. yanlış olmaz. araçları veya türleridir. Batı kültürünün bütün fetihleri emrinde ama yine de konuyu bütünüyle kucaklaya»mamış. meselâ «Ormanda Uyuyan Güzel». Amaç çocuk edebiyatı kavramının Batı edebiyat tarihlerindeki yerini işaret etmek.

o kadar güzel. Yeni doğan peri masallar (nispeten saf iken). olmasına şairane ama yine de Onları da pekala Fenolon'un sağlayan. Hazard. lüzumundan fazla ahlakçı didaktik niyetler. Ne var ki -Galland'ın çevirdiği «Binbir Gece Masalları» bir sürü yeni masallara yol açar: «Binbir Gün». öyle taze bir kitaptı ki bu. «Binbir Çeyrek Saat» ve bilhassa Moğol masalları. türü zenginleştirir ve tazeler. şifahi geleneğe saygısı vardı. Madam d'Aulnoy ile ve daha başka bayanlarla salon pandomimlerine dönüşür. kaynaklandıkları inançlar. bir •başlarına. salonlar çağında küçümsenmeyecek bir ustalık. ahlâk. Çocuk edebiyatı. Çocuk edebiyatının gelişmesini sayıca artması olmuştur. nitekim daha sonra Grimin Kardeşler ile Andrew Lang da aynı şeyi yapacaklardır. masalları ve perileri yeryüzüne indirir ve vaaz" bataklığına saplar. Madame de Beaumont'un eserinin adı başlı başına bir program: «Çocukların Dünyası». bugün insanların çocuklarma bağlı duygularla iç içe.. bir daha ayrılmak istemiyeceklerdi». onsekiziırci asım başlarım istila eden bu masal tufanından büyük bir fayda sağlamaz önceleri. Bunları yaratanlar halktan kişiler.yazık ki aynı bilgeliği daha sonraki yazarlarda bulamıyacağız. bu sürekli ilginin sebeblerini aydınlatmak kabil belki de. akıl dışı denecek ama çocıık hayalini derinden derine etkilemeleri bundan değil mi? Bu peri masalları gerçekçi de. Perrault' nun «Geçmiş Zaman Masalları» için şöyle diyor: «Tarihte ilk defa olarak Fransa’ına daha sonra da bütün dünyanın çocukları gönüllerince bir kitap buldular. Çocuk edebiyatı iki kayalık. çığımdan çıkar. ormanda bırakılmış olarak görüyoruz. iki gerçek dişilik arasında yalpa vurur. Perrault'un masalları şairane eğitici bir değerleri var. eseri yaşatan ve türün özelliklerini yapan da bu. Daha ciddi yazarlar tarafından işlenen bu hikâyeler. P. Bu masalların düşmanı çok: akıl. Perrault işittiği gibi anlatıyordu bu hikâyeleri.eğlenceli olmak isteyen münasebetsiz tuhaflıklarla. Çin hikâyeleri gibi. Bu masalların kahramanlarını hayatın ilk tecrübeleriyle cebelleşirken. dün insanlığın 'çocukluğuna. Bu yönleriyle masalların öğretici bir değeri var. Madame de Beaumont'un pedagoji kaygısı. «Telemak»ına benzetebiliriz. çocuk okuyucuların Masallar hâlâ çocuk edebiyatının şehrahı (ana edebiyatı). ama yine de herkes bayılıyor. Garip bir içiçelik: tabiî ile tabiat üstü sarmaş dolaş. Perrault ilk masallarından itibaren bu beraberliği sürdürmüş. Niyeti halisane: kibar çocuklara ahlâk dersi vermek ve dünyayı . pedagoji adına çatmayan kalmadı bu masallara. Onlarda hayali kanatlandıran bir takım simgeler var. Perrault da özgünlüklerini koruyabilmiş.

Onlardan sonra her yazar kendi halk edebiyatını araştırmaya koyulur. özellikleri ne olursa olsun. Birkaç yıl önce. Zamanımızda en çok okunan çocuk kitabi: Hector Malot'nun «Sans Famille» adlı eseri (1887). pansiyon hayatı. hem «Sefiller»in Kozet'ini hem de Daudet'nin «Petit' Chose»unu müjdelemiştir. Hayatın fethine çıkan çocuk. hayatı bir rüya gibi. Cooper Avrupa'yı kızılderililere istila ettiriyordu.tanıtmak. ciddidirler. Scott'un. Hector Malot da çocuk edebiyatının klasikleri arasındadır. faydalı hikayeler. Yaşanan ve hayal edilen bu macera. adasına ayak basan Robenson kadar cahil ve endişelidir. çok geçmeden bütün dünya çocuklarının ortak hazinesi olur. kıssadan hisseler v. Bu kunduracı çocuğu. Çocuk edebiyatının bir cephesi de budur: çocuk edebiyatını onun için yazılmamış şaheserlerden mahrum bırakamayız. Gençlerin sevgisini kazanan ve onlar üzerinde etki yapan bir başka İngiliz de Dickens'dir. îlk çocuk kütüphanesini onlar kurar 1748'de. genç gönülleri büyüleyecektir bunun için. Çocuk edebiyatı. bazı gayretkeş aktarıcılar. Çocuk edebiyatının gelişmesine yardım kitapçı Hetzel var. «gnomlar»ı dünyayı dolaşır ve bütün ülkelerin çocuklarını büyüler. Yetişkinlerin hatın kalmasın: «çocuklara anlatılan hikâyeleredir bunlar (1835). «Mohikanların Sonuncusu» (1828) toplumun içinde bulunduğu durumu ifşa eder. mücadeleci ve talepleri olan bir edebiyat yaratmış. . başka bir deyişle iki asırdır amaçlar pekaz değişmiş fakat bu amaca ulaştıracak yollar düzelmiştir. Yabancı dillerden edenlerin bir çok başında eserler . bununla beraber. edebiyatın su götürmez şaheserlerinden biridir. hikâyelerini ise gerçek gibi yaşar. Rusya'ya» Amerika Birleşik Devletleri'ne. «Grim-m Kardeşler» ise. Cervantes'in «Don Kişot» ti gibi. bununla beraber Daniel Defoe’ınm «Robinson Crusoe»si (1719). Bugün de. 1757'deıı beri. yetim tipleri sokmuş. talihsiz çocuk. masalları başka türlü ele alırlar: şiire ve halk inançlarına merak salmış birer filologdurlar. bozularak benimsenirler. Andersen'in dostu olan bu zat. Skandinav ülkelerine kıyasla Fransa geridedir. komşu folklorları çevirerek yağma eder ve dünya çocuk kütüphanesini zenginleştirir. Çocukları çok seven İngilizlerin bu konudaki katkıları öteki milletlerinkinden fazladır. bütün ülkelerin çocuklarını fetheder ve onlar sayesinde ün kazanır: başlangıçta çocuklar için yazılmamış eserler. Fransız çocuk edebiyatı resmen Perrault ile başlar.. Andersen hem folklardan yararlanır hem de muhayyölesinden. edebiyata.s. Hikâyeleri. vatanperverdirler. bazen de Swift'in «Gulliver»i. İngiltere'ye. Cooper'in romanları gibi.

L. Eserin can alıcı noktası «nasıl olmuş?» sualine verilecek cevaptır. Gerçekle hayalî içiçedir. Serüvenler biraz hayalî. okuyucular hemen benimsemiş kahramanları. okuyanların yaşdaşıdır çok defa. Çevre oldu-ğu gibi çizilmiş. Çocuk. iyi ahlâk gibi bir amaç gütmemeli roman. Kullanılan dil. halk sevgisi. dünyanın bütün çocukları için bir dost oluveren bir kahraman yaratıyordu Mark Twain: «Hucklebery Finn» (1884). «Alis Harikalar Diyann»da da. romanın kahramanlarla büyük bir ilgisi yoktur. Bu modern peri masallarının kendilerine göre tutarlı bir mantıkları vardır. zekilik numarası yapmak lüzumsuz. adi: «Bilinen ve Bilinmeyen Dünyalarda Harikulade Seyahatler». zamanın en büyük yazarlarını çocuklar için yazmağa teşvik etmiştir. Macera romanının klasiğini gerçek bir seyyah kaleme alacaktır: R. Kahramanı delikanlılar olan nice realist roman yazılmış. ama hiçbirinde Twain'in havası yok. mesela Erich Koestner'in «Emil ve Dedektifler». Çocuk edebiyatından söz ederken «Alis Harikalar Diyarında» yı (1885) unutmak olmaz. ama hayale geniş ufuklar açar ve daima taze kalırlar. yaşadıkları macerayı benimsey ebilmelidir. Sahici bir fantezi realizmden üstündür. İtalya için Pinokyo. «Hazine Adası»mn yayımlanmasından bir yıl sonra. Evet. peri masalları da akıl-dışıdırlar. Dünyanın fethi bu yüzbir ciltle başlar ve atom çağının akla durgunluk veren keşiflerine rağmen hâlâ çekiciliğini sürdürür. fakat kitabın değerini yapan o bölümleri değil. Danimarka için Denizkızı. Misissipi'ye verilen yer çok daha önemli. Büyüler de. abes başka. sömürgeciliğin. daha çok Jules Verne sayesinde olmuştur bu. dost bir gönül. Birleşik Devletler için Huck Finn.in çocukluk hatıralarına bağlıdır.. köklü idealizm ve çocuklara duyulan sahici muhabbet.çevirmiş. Bu eşsiz romanın çekiciliğini yapan: mizah. köleliğin hicvi var şüphesiz. Eserin büyük çekiciliği oradan geir. Bütün hüner: anlatmasını becermekte. Çocuk hikâyelerinin kahramanları. «Huck Finn» de insanlığın.. Stevenson'un «Hazine Adası» (1883). Stevenson'a göre. Fransız çocuk edebiyatı Anglo sakson çocuk edebiyatının yanında saygı değer bir yer tutabilmişse. Stevenson. Gerçekçi olmak isteyen bir eser. Mark Twain. Mühim olan: olaylarla onların sergileniş tarzıdır. «Aynanın öbür Yüzündende uyanıkken görülen rüyalardır. Yüzbir cilt tutan eserin. hayattan alınmış. Tom ile Huck ise. Lewis Caroll fantezinin çocuklara nasıl sunulacağını çok iyi anlatmıştır. «Tom Sawyer» (1878)ın arkadaşı idi bu. Molnar’ın «Pal Sokağının Çocukları». İngiltere için Peter Pan Millî birer . Alice de yazarlarına pek benzemez. Jules Verne'in ilk yayımcısı da odur. romanını önce bir çocuk dergisinde yayımlar. Akıl-dışı başkadır. Fazla bilgiçlik göstermek. Ama «Hazine Adası»nda olduğu gibi yazarın kabiliyeti sayesinde. romanın genç kahramanı anlatmaktadır. çünkü eskimez. Hikâyeyi. «Hazine Adası»nın kahramanı da. kendini onların yerine koyabilmeli.

Bogheora’nın kanuna yan çizenlere savurduğu darbelere kin duymadan katlanmak. nefsine hakim olmak. Annesi dişi bir kurt (Romus ve Romulus'unki gibi). başka bir folklordan faydalanmak da çok yararlı. yani binde bir görülecek bir takım olaylar bir araya gelmese. sevimli bir yumurcak. Heykelleri dikilmiş. Meselâ küçük Mowglı.kahraman sayılmıştır. «Cangıl kitabı». Belki «Sophie'nin Başına Gelenler». çocuk edebiyatının.. örnek izciler ve centilmenler için bir ahlâk alfabesi: itaat etmesini bilmek. okunmaya lâyıktır da.. Çocuklar hayvanları sever. Oysa Kontes andığımız yazarlardan önce Fransız çocuk edebiyatının belki köşetaşlarmdan biri olmuştur. Mesela Alexandre Dumas’nın «Üç Silahşor ler» i» . Bu olaylara Joel Chandler Harris'in (1880) «Remus Amcasmdaki hikâyeleri de eklemek lâzım. Comtesse de Segur. Comtesse de Segur'den öğrendiğimiz. Emekleme çağındaki bu edebiyatın çiçeklenişi. Çünkü hem tabiata uygun bir mutluluk anahtarı verir bize. Kontesi ünlü «Bibliotheque Rose»den ayıramayız. Hayvanları canlandırmasını bilmiştir. hem bir bilgi aracıdır. «Bir Eşegin Hatıraları». Kahramanlığın yüceltilmesi ve günümüz Fransız İmparatorluğunun şanını terennüm eden kitaplar kalıcı es er bırakmamıştır pek. Kipling de olamazdı. «Sophie'nin Başma Gelenler». Masalların anlattığı tarih de. Rusya'da bir generalin kızı. Fransız edebiyatında Perrault'nun masallarıyla. Cangü'la efsanenin çocuğu. Çocuk edebiyatı türünde egzotizmle üniversalizm aynı şey.. bu sevginin geniş ölçüde sömürüldüğü de bir hakikat. Avrupa'nın dışında doğmuş olmak hiç de fena değil: Jules Verne adada doğmuş. yazarın kendi çocukluğundan alınmış oldukça acı olaylara dayanmaktadır. Şüphe yok ki Rusya'da geçen çocukluğu ilhamını kamçılamıştır. Kontes. hem de beklenen yoldaşları sunar. Fabliau'lar ve «Roman de Renard» neyse. Çocukken dinlediği hikâyeler. Galiba az çok uzak bir geçmişe uzanmak daha hoşa gidiyor. eylemlere perestiş. Günümüzde hayvan kodemisi sık sık başvurulan bir konudur. «Remus Amca» da Amerikan çocuk edebiyatı için o'dur. hayvanlara nasıl davranılması gerektiğidir. ziyaretçileri olmuş. Sevilen bir çocuk yazar olmak için. perilerin büyülü asası yerine sık sık kamçıya başvurur. Ama onun doğuşunda Comtesse de Segur'ün hiçbir payı yok. İngiltere'nin emperyalist gücü (Trafalgar :Square Arslanlarmm Gücü) olmasa. ister istemez. Başka bir dil bilmek. Bir dönemi yansıtan bu minnacık «İnsanlık Komedisi» hâlâ okunuyor. Rudyard Kipling Hindistan'da dünyaya açmış gözlerini. belli başlı dallarından biri olmuştur. Çocuk edebiyatının son büyük temsilcilerinden biri Rudyard Kipling. susmak. Kipling meslekdaşlarmdan hiç birinin başaramadığı bir işi başarmış: sıkıcı olmadan bir hikâyeye bütün bir ahlâk sokabilmiştir. Yalnız ele aldığı hayvanlar evcil hayvanlar değildir. Fransa'da 1870 bozgunu ile yaşıttır. akın akın Huck Finn.

gezegenler arası yolculuklar. güldesteler mevcut. Az zaman önce yazıya geçirilmiş. Tek kelimeyle. babaları da pedagogları da telaşlandırmıştır. Bu yayımların gördüğü rağbeti sağlayan resimli hikâyeler (comics) dir. Gelecekle. Lucie Delarue. Bununla beraber «Pieds Mickeles»nin yerini. masallar kadar cihanşumul bir tür. hepsini birden kötüleyemeyiz ama kalıcı eserler verdikleri de söylenemez. dili baloncuklar için teksif ederek «doğrudan üslubun» nefis örneklerini sunmaktadırlar. Leopar derisinden donu ile yenilmez Tarzan. Mardrus de çocuMar için şiirler yazmak istemiştir ama pek başarılı olamamışlar. Wells'inkilerle Jules Verne'inkiler. çocuk dergileri ister istemez milletlerarası problemlere yol açacaktı. silindir şapkası ile kurşun işlemez «Mandrake» bu garip mitolojinin başlıca kahramanları. Scott usulü yazılmış tarih en çok hoşlanılan eserler arasında. .Walter Scott'un orta-çağ romanları veya «Pompei'nin Son Günleri». «Chanson»un kız kardeşi Bu kafiyeli hikâyelerdeki peri masallarını ezberlemek için okuma yazma bilmeye lüzum yok. kafiyeli bu şiirlere Fransa'da «Comptines». çöllerdeki serüvenler olağan şeylermiş gibi görünmektedir. Bir çocuk şiiri var. İngiltere'de «Nursery Rhymes» denir. bir çok ailelerde «Tintin»le «Spirou» almıştır. Çocuk dergilerini anmadan çocuk edebiyatı tamamlanmış olmaz. yaşanılan hayattan daha çekici. Çocuk edebiyatı milletlerarası bir nitelik taşıdığı için. Masallar kadar esrarengiz. Gücü günden güne artan bu dergiler eleştirilere yol açtı. Mesela Jules Verne'in kitapları ile «Hazine Adası. «fanteziler rafı»nda en çok beğenilen kitaplar hâlâ H. bu şiirin kaynakları da biliniyor. Zamanımızda da bir çok şairler «Comptines» leri taklit ediyor.» 1822 ile 1854 arasında Perrault'un masallarından Madam d'Angot'unkilere kadar bir çok eserler resimlerle anlatılmıştır. François Copee. durumların olağan üstülüğü. Dergilerle baskı teknikleri geliştiğinden bu çeşit edebiyat türü gözden düştü. Ama modern ilmi bilgilere rağmen. Bu renkli resimlerin telkin gücü sayesinde gerçek dişilik. Bu resimli dergilerde ne şiir var ne şairanelik. geleceğin sakladığı sırlar. Oyun için yazılan ahenkli. Sully Prudhomme. belki de en az göze çarpan fakat en canh olanı. Çocuk edebiyatının bir dalı bu. italyanlar buna «fumetti» diyorlar. «Comics» ler.G. Bu dergilerde boy gösteren şiddet ve sadizm. İstikbalin bugünden başlamış bulunduğunu çocuk dergilerinin çizgi romanlarından öğreni-yoruz. Hugo'nun şiirleri arasında da çocuklara seslenenler var. çocuklar için yazan şairler. Rosny'nin tarih öncesi hikâyeleri. iz bırakan eserlerden çoğu bu dergilerde doğdu. bununla beraber 1904'de kurulan bir çok periodikler hâlâ yaşamaktadır.

. İslâmiyeti kabul etmiş. harita şubesine memur edilmiş. bu süzgeçler yüzünden karışıklıklar oluyor ama gerçek değerler d korunuyor. Bununla beraber görevini de saygıdeğer bir biçimde yerine getirmektedir. güzel anlatılmış hikâyeler aracılığıyla ahlâk dersi verilir. cinsiyet. 1875'de Karadağ savaşlarında yaralanarak ölmüş. hem lüks hem de ucuz albümlere ve sayısız kitaplara bir göz atarsak şöyie bir hükme varırız: bu edebiyat ısmarlama bir edebiyattır. talihsiz bir kavmin çilesine eğilmek.. Çocuklar anlam azmış La Fontaine'i. söylediklerine delil olarak da Heredot. inzibatsız ve serkeş: Polonya'da neler oluyor? Dâva. içtimaî sınıflar.. Çocuklar hâlâ La Fontaine'i okuyor. Paşa eski Yunan ve Latin. Fabllerden kalkarak hikâyeler yazılabilir. Thukudides vb. ahlâkın emirleriyle. Polenezköyün nefis piliçleri Polonya'nın çileli tarihinden daha çok ilgi uyandırıyor. ticaretin ve hürriyetin emirleri arasında emekleyerek yolunu aramaktadır henüz. Dışardan gelen kitaplar önemli yer tutmakta. yüzbaşı olarak Osmanlı ordusuna girmiş. Yaş. kaynaklarına dayanarak ilkçağ kavimleri arasında Türklerin çok geniş bir yeri olduğunu iddia eder.. Sovyet Rusya'nın dillere destan makyevelizmini bir kere daha yermek. hal. tarihin derinliklerinden ibret dersleri çıkarmak değil.Şiirle masal arasında. «chantefable» la «fable» var. Lehistan niçin ve ne zamandan-beri Polonya olmuş? Merak eden yok. Şeyhülislâm kendisine Mustafa Celaleddin adım vermiş. bizim gibi. hikâyeler de roman için değerli bir kaynak. Bu iş için büyüklerin yardımına da ihtiyaç var. psikolojinin. Saint-Expery'nin «Küçük Prens»! yazması gibi.» POLONYA'NIN EN BÜYÜK ŞAİRİ Serseri bir tecessüs. Fabl'ler çocuklar için biçilmiş kaftan: konuşan hayvanlar. Oysa. Oysa bu talihsiz ülkenin insanları düşünce hayatımızda da silinmez izler bırakmış. mazi. istikbâl dikkate alınmak istenmiyor. Fransız veliahtmı düşündürmek için Ezop'dan aktarılmış çoğu. «Bu zat 1828'de Kleszov'da doğmuş ve civardaki papaz mektebinde tahsil görmüştür.. Önemli olan . Çocuklar için yayımlanan nefis ansiklopedilere. Strabon. Fransız çocuk edebiyatı oldukça talihli. Celaleddin Paşa’nın ünlü eseri «Eski Türkler» (Les Anciens Turcs) . Babaları: Perrault ile La Fontaine. Mustafa Celaleddin 1848 İhtilaline katıldığı için vatanım bırakmak zorunda kalan Polonya asillerinden Constantin Bergenski'dü". dünyanın ■ {bütün çocuklarına seslenen bir edebiyat peşinde insanlık. Bugün «Ad Usum Delphini»^ bir edebiyat söz konusu değil artık. gibi klasik tarihilerin eserlerini gösterir. Ama onlar da.. din. Bal gibi anlarlar.Polonya meselesi Osmanlı tarihçilerini sile sık uğraştıran bir konu. Polonya İstiklal savaşlarında başarı kazanamayınca bir kaç vatandaşı ile Türkiye'ye sığınmış. Çeşitli süzgeçler var. Ortalama nitelik bakımından Fransız yazarlarmkinden üstün de. kendilerine göre anlarlar.

Filomatlar. içlerinde doğru tarafları olan bu filolojik fantezilerin çevrildiği hedef. hayal kırıklığıyla sona eren bir aşk. Şairimiz romantizmle de tanışmıştır. Rus aydınları onu büyük bir sevgiyle bağırlarına basar ve Mickiewicz bu dostlar çevresinde edebiyat çalışmalarım rahatça sürdürür. H. Değerli hocalar. İspanyol yazarı Caniveı. Ülken. Alman Ülis'i ise Doktor Faust». Nitekim Mustafa Celaleddin'in bu tezi sonraki nesillerde de tutundu ve ardından gidenler oldu»1. O da Puşkin gibi Kırım'a seyahat eder. Biz de İspanyol yazarından esinlenerek Polonya'nın gerçek temsilcisi Adam Mickiev/icz'dir diyoruz. Fakat duygularını ahenkli mısralarla terennüm eden genç öğretmen.. sıkı bir öğrenim hayatı. hayatının özeti bu. Don Kişot'un çağdaşları» na şöyle tanıtır: «Her kavmin gerçek veya muhayyel bir kahramanı var.nokta. şairimiz için dayanılmaz bir çile değildir. sonra da aynı ordunun ibret verici ricatını görmüş. şair için yepyeni bir ufuktur bu. hayalindeki Doğudur şairin. Byron'un etkisi altındadır ve Kırım. yani Türklerin kendi kendilerini küçük görmemeleri.. Anglo-sakson Ülis'i: Robenson. büyük bir kavimler ailesinden gelmiş olduklarını hatırlatmasıydı. Türkiyede Çağdaş Düşünce Tarihi. manya devrimciliğinden esinlenen gençler topluluğudur. İtalyan Ülis'i «İlahî Komedi»nin mimarı Dante. sonra ülkenin belli başlı ilim mihraklarından Wilno Üniversitesine girer. dilber Marila'ya tutulmuştur. Ne var ki dünya edebiyatı ile uğraşanlar için Polonya Adam Miskiewicz'in vatanıdır. Yunanlının hası: Ülis. Bu arada «filomat» mahfilleriyle yakın temaslar. masonik düşüncelerle Genç Alcı) Bkz. . Delikanlılığında Rusya'ya doğru ilerleyen Napolyon ordusunun satvet ve heybetine şahit olmuş. Ömrünün ilk yıllan balta girmemiş ormanların kucağında geçmiş. Rum makamları «filomat>larm faaliyetlerinden kuşkulanırlar. 1798'de —yani Puşkin'den bir yıl önce— Litvanya'da dağar.. Büyük şairin fırtınalı hayatına bir göz atalım. İstanbul 1960. liseyi bir papaz mektebinde bitirir. Gözaltında geçen sürgün hayatı. «Kondrad Valenrod». Müreffeh bir ailenin çocuğudur. Yirmiddrt yaşma gelinceye kadar. Genç -üniversite mezununu az sonra bir lisede hoca olarak görüyoruz.Z. en güzel örnek. İspanya'nın dışında çağdaş bir Ülis ararsak. Her edebiyatın bir ana yapıtında yaşayan bu kahraman zamanının toplumuyla bağlantı kurar. şair tutuklanır. Ülken Yayınları. Bu kahramanda kendi vasıflarını somutlaştınr kavim. ülkesinin tanınmış bir şairidir. bir süre hapishanede yattıktan sonra Rusya'ya sürülür. sansürün dikkatsizliği sayesinde yayımlanır. Dostlarının himayesi takibata uğramasını önler. İspanyolların Ülisi: Don Kişot.

Dresden ve Paris'de geçen parlak dönem. 1834'de edebiyat alanındaki faaliyeti sona ermiştir. şairimiz 1855'de koleraya yakalanır ve İstanbul'da hayata gözlerini yumar. Kondrad'da Byron'la Puşkin'in etkisi açıktan açığa hissedilir. Huzura kavuşmanın yolu tevekkül ve teslimiyettir şaire göre. Mickiewicz'in ilk şiirleri «Balad ve Romanslar». ömrünün son yıllarını hayal kırıklıkları içinde geçirir. Bambaşka bir insan tarafından yazılmış gibidir. Öniki yıl süren bir edebî faaliyet. ay sonra Paris'de tamamlanacaktır. Zavallı Mickiewicz. Aynı yıl dünya evine girer. 1840'dan 1844'e kadar College de France'da Slav edebiyatı okutacaktır. bütün bu çilelere kahramanca katlanır. Kazandığı büyük ün sayesinde sürgündeki Polonyalıların. insanlığa kurtuluş ve fedakârlık yolunu gösteren bir ınesüı millettir. Güstav. " Rus döneminde güzel bir şark kasidesi «Faris». Aynı yıl «Polonyalılar ve Polonyaya Seyahat Üzerine Kitaplar» yayımlanır. daha doğrusu bütün Polonyalıların manevi başkanı olarak kabul edilir. millî. bir yanıyla dinî. vatandaşlarına yön vermektir. Polonya edebiyatında romantizmin manifestosu mahiyetindedir. Lozan'da hoca olur. Onikibin mısralık epik bir poem. Romantik coşkunluktan hiç bir eser yoktur kitapta. İstanbul'a gider» oradaki Polonyalıları toplayıp ülkesini esaretten kurtaracaktır. bir . Aynı dönemde kuğunun son şarkısını yazmağa -başlar: «Mesir Tade». Bu Litvanyalı «mürşit» yeni bir mesianizm (mehdicilik) tebliğcisidir. beşerî ıstırapların sözcüsüdür kitapta. Rus dönemi. 1823'de yayımlanan şiirlerinde UGrazvna» ile 'Ataların üç bölümü) çok daha olgun. Şair yeni bir doktrinin müjdecisidir burada: çarmıha gerilen Polonya. Şair daha sonra da aynı konuyu işleyecektir: tabiat düzenine karşı ayaklanan kahraman. önce Dresden'dedir sonra Paris'de. En güzel eserlerini bu üç yıl içinde kaleme alır. Tarihçiler üç döneme ayırırlar bu faaliyeti: Litvanya dönemi. nefis «iKırım soneleri» ve «Konrad Valenrod» kaleme alınmıştır. bir yanıyla siyasî bir mehdicilik. eser on sekiz. karısı hastalanır ve ölür. Hayatının geri kalan yıllarını Andre Towienski'~ nin fikirlerini yaymağa adayacaktır. ideal bir sadelik. daha doğrusu. Yüce özlemlerden örülen şiir. hem hıristiyan hem milli. çok daha kendisidir. tam bir düzen.bir pasaport elde * edip Almanya'ya kapağı atar. fakat o. bu ha-yal gerçekleşemez. artık kimse tarafından rahatsız edilmeyecektir. fakat milli hareketin başarısızlığa uğraması ruhunda fırtınalar yaratır. 1830 devrimine inanmadığı için eyleme katılmaz. Artık yazı yazmak gibi bir çaba peşinde değildir: amacı konuşarak gönülleri tutuşturmak. Romantik şiirin zirvelerinden biri olan konuşmasında Tanrıyı insaniyetin çilesine kayıtsız kalmakla suçlar.

ümit neşidesidir de. Rosenthal. lıakikî ve sembolik "bir Polonya. ondokuzuncu yüzyıldaAvrupa'nın entelektüel tarihini üç ciltte okuyucuya sunmuştu. birbiri ile çatışan. İbn Haldun'dan önce. Bilim ve Kültür Teşkilatı demek.. İngilizceye çevirmiş bulunuyordu. Daha doğrusu her çağın kabalizmi ayrı. Önce bir insanın mitosunu yazan şair. gerçek ve yüceltilmiş. Bu garip harflerin esrarını çözebilmek için ne. aşırılığa kaçmadan homerik diye vasıfiandırabileceğimiz biricik destan. kişiliklerinden vazgeçip alfabenin işaretlerine sığınınca. İnsanlığın asırlardan beri rüyasını gördüğü büyük ve muhteşem Kuruluş. insa. kabalizme başvurmak yeter ne hurûfîiikten aiıİamak. Geçelim. «Mesir Tade»de bütün Polonya canlanır. Bu rastgele harflerin arkasındaki g^eTÇBgi keşfedebilmek için büyük emekler harcamak ^orundayız. UNESCO da. Sloganlar da manâsını idrâk edemediğimiz onbeş-yirmi harf kümesinden ibaret değil mi? Düşünce yok artık.S. Büyük milletler. Evet ama. aynı planı genişletmiş.. Polonya'ya mahrum olduğu millî destanı kazandırmakla kalmıyor. 16 Kasım 1948'da doğmuş. En son ve en muhteşem eseri. Adının ürpertil! bir saygıyla tekrararladığımız bu muhteşem müesse-se otuz dört yılda neler yapmış acaba? Önce güzel bir tarih yayımlamış: «İnsanlığın Kültürel ve Îlmî Gelişmesinin Tarihi» (1969). harf yığınları. Bunu da geçelim. S. . sevgiler de bir takım işaretlerin emrinde: Kızıl karşısında kuduran azgın boğalar gibiyiz. Birbirleriyle dövüşen. UNESCO'nun dünya düşüncesinden çağdaş insana sunduğu şaheserler daha çok kendi şaheserleri. Sonra Voltaire vs.CJB. Çağımızda topluluklar insanî vasıflarını kaybettil0T. Avrupa kafasının yarattığı bütün müesseseler gibi. cömertliğini göstermiş... muteber kaynaklara göre. insanlar değil. B-D. UNESCO. şimdi de bir milletin mitosunu gerçekleştiriyordu.. fazilet ve zaaflarıyla mazideki Polonya ve geleceğin ideal Polonyası. Kaderimize alfabenin harfleri hükmediyor. Osmanlı ve İslâmiyet bu on ciltte çok mütevazi bir yer tutmaktadır. Asya ve Afrika'yı da tarihine misafir olarak kabul etmek . İbn Haldun «Mukaddime»sini Fransızcaya kazandırmak. Sözü bir edebiyat tarihçisine bırakalım: «Parisin bir tavan arasında Mickiewicz eşsiz bir eser yaratıyordu. önce Avrupa'yı ele alacak.ıalar da sloganlara teslim oldular. doktrinlerinden çok bu eseriyle milletin gönlünü fethetmiştir. Draper. Birleşmiş Milletler Eğitim. ve ebediyete kadar kalbinde yaşayacaktır» (Cyril Wilczkowskjı). modern zamanların biricik destanını da yazmış oluyordu. UNESCO. İtalyan Vico." Peşin hükümlerden sıyrılmış mı? Sanmıyoruz. NATO vs. UNESCO'nun İslâm dünyasına gösterdiği bir teveccüh de. Kinler de. UNESCO. aynı kitabı çok daha önce.

yalnız esir milletlere değil. Amerika'da uygulanmaktadır. Amacı: Asya ile Afrika'yı terbiyeli bir sirk hayvanı haline getirmek. Ama İsrafil'in sûr'u kadar heybetli. Mirriyetin havarisidir. İnanıyorum. UNESCO Avrupa'nın binbir aldat-macasından biri. Arada bir Asya'yı hatırlamak lütfûnda bulunuşu ne devlet. Vedalar bu sesle okunur. Berrak. Zavallı Asyaî İkinci Dünya Savaşı'nda Asya'nın hiç bir günahı yok. Milyonları kudurmuş sürüler halinde birbirine saldırtan yalanları o imal etmedi.. Süslü kutularla sunulan bir afyon UNESCO. sâkin. Sevgili Amerika bir yandan sulhun. kurdun dişlerini törpülemek ve köpekleştirmek. Almanya'da gelişti. ak saçlı arya çobanları tanrılara bu sesle hitap etmişlerdi. îsrailoğulları Arz-ı Mev'uda geldikleri zaman karşılarında Jeriko'yu buldular. Tevrata göre önce Söz vardı. UNESCO. UNESCO da deniz kızma benzer. Filistinli Arap mültecilerine yardımlar yapmış. Îsrailoğullarının topu tüfeği yoktu. Latin Amerika'da ilk öğretimin yaygınlaştırılmasına hizmet etmiş. telaşsız. Sömürgeciliğin alnına Mane Tekel Fares1 damgasını vuran. Upanişadlar bu sesle fısıldanır. Irkçılık Fransa'da doğdu. Yalnız Hint'e. UNESCO ideali bir çeşit afyon. bu güzel. İlâhîler yani ses. Şüphesiz daha meşkûr hizmetleri de var UNESCO'nun. söz gönüllerin ışığı» diyor. Batı’nın mimarı olduğu her kuruluş gibi. GANDHÎ'YÎ DÎNLERKEN Zend Avesta «Işık göklerin sesi. Bana öyle geliyor ki tarihe yol gösteren bütün resuller böyle konuşurdu. Jeriko’ınm duvarlarını ilahîler yıktı. Hindistan ve İsrail'de çöl enstitüleri kurdurmuş. bir yandan kendi vatandaşlarına kuduz köpek muamelesi yapar. Bu seste bütün Hint var. bütün Hint hatta bütün insanlık. Söz yani ses. Yalçın ve aşılmaz duvarlarıyla. bu dost. Britanya adalarında kurt sürüleri dolaşırken. Ramayana’nın şarkıları bu sesle haykırılırdı. düşman bir ülkeydi Jeriko. Avrupa'da nükleer araştırmaları geliştirmiş. açıkgöz düşünce cambazlarının büyük bir istiha ile memelerine sarıldıkları garip bir inek. bütün insanlığa sesleniyor. . muhteşem bir baş altında sefil bir kuyruk. Öğretim alanında. Himalaya dorukları hu sesle ürpermişti. yalnız Asya'ya.Bu gayet tabii. bu mübârek ses karşısında saygı ile eğiliyorum. Gandhi'nin bu dost ve yumuşak sesi de tahakkümün duvarlarını iskambilden şatolar gibi devirmedi mi? Üç yüz milyonun şuuruna takılan zinciri bu ses kırdı.

. «Hint Kültür Cemiyetlinde Gandhi'nin sesi banttan dinlendikten sonra. onların dilini konuşuyordu. Binlerce bedbaht'ın kulübesi önünde durdu. bir millet yarattı. Mahatma yani büyük ruh. derisinin rengi. dilediği ufuklara kanatlandırırken. Mahatma bu mucizeyi nasıl başardı? Kalabalıkları bir masal küiıeylânı gibi. tekmelendi. Tokatlandı. bir zaman efsanelerin hâlesine . Onun için Mahatma dediler Gandhi'ye. Etrafındaki-lerden saygı görmeye alışık vakur ve içine kapalı bir genç. Ve gerçek Aşk Hintlinin kapısını çalar çalmaz. Mohandas politikayı ulvileştiren adamdır. Tagore'u dinhyelim: «Nihayet Gandhi göründü. Hukuk tahsilini Londra'da yapmış. Soyları. Hakikat dile geliyordu dudaklarında. însan getiren ızdırabın Yıl 1893. «İnsanlığı bir boğa yılanı. llyada.. dövüşmekten çok dua etmek için yaratılmış narin Möhandas. Kitaplardan öğrenmişti söylediklerini. İstiklâli için değil. Hakkı var. bütün destanlar gibi. Çağımızın ve belki de. denen balçığı tunçtan bir heykel haline yıldırımlarıdır. hiç bir zaman hoşlanmamıştır Gandhi. o kapı ardına kadar açıldı. benliğindeki azameti keşfettiren yol gösterici. gönülden gelen ses2. otellerden kovuldu. Esmer olduğu için trenden atılan genç avukat mezelletin ne olduğunu o yolculukta öğrendi. inanan adamın sesi. Ötede. insanlığın kurtuluşu için de feda-yı can eden mesih-millet ve Gandhi. Mahabharata. Mahatma'nın yarattığı epope yanında ne kadar zavallı. Tereddütler kalktı ortadan. Acılar eritti o elmasın cürufunu.Bir sesi böylesine kadirleştiren hangi mucize? Hangi sesler milletlerin hafızasına ateşten harflerle yazılaibiliyor? Hangi sesler gökte yıldız oluyor. bütün çağların en büyük destanı bu. Bir vicdanla bir imparatorluk arasındaki cenk o gün başladı. yazar tarafından irticalen yapılan konuşmanın metnidir. Nietzsche felaketler diliyor dostlarına. topları tüfekleriyle koca bir imparatorluk. Milliyetini gösteren yalnız '»başındaki sarıkla. dilleri. hakikat hakikati uyandırdı». Onlar gibi giyinmişti. dinleri birbirinden farklı üç yüz milyon insanı tek kalp haline getirmek. kendi ruhundaki kuvvetleri keşfetti. Hintliden çok Avrupalı. gönülde ışık? Bir milletin emellerini dile getiren sesler. Bu destanı da. Bu onun gerçek adı.. Hakikatla temas eden Hint. Bu korkunç kavga yanında Davut'la Goliat’ın dövüşü ne kadar gülünç. Güney Afrika'dayız. gibi kıskıvrak saran» politikadan. Aşk ve marifet yolu ile Tanrıya erişen. Bir yanda. bir kondüktör'ün eli. hiç. ona. Pretoria'ya giden trenin birinci mevki kompartımanında genç bir adam var. Hint: Zulmün süngüsünü kanının alevinde eriten ve yalnız kendi iste) Bu metin. Hind'in bütün insanları onun bir parçası.. Şehname. Ve elliyedi yıl süren kavga. Bu sakin delikanlıyı yakasından yakalayıp tarihin girdabına fırlatan.

tenezzül etmedi. Düşmanlarının bile kendisinden evliya gibi bahsettikleri bu adam her türlü tabiat üstü ünvandan müteneffirdi. Hem de hurafelerin hakikatla sarmaş dolaş olduğu bir ülkede. Karşısında diz çöken kalabalıklara, o kalabalıktan herhangi biri gibi hizmet etti. Mahatma ikbâlin sarhoş edemediği tek büyük lider. Mahatma lahutî sesler duymak iddiasında bulunmıyan tek büyük, mistik. «Hayatın ezeli hakikatları üzerinde tecrübeler yapan, arada bir aldanan,» sizin, benim gibi bir insan. Ama yalnız kendisinin değil, dalgalandırdığı insan okyanuslarının da sorumluluğunu yüklenecek kadar dürüst ve fedakar. Belki onu bu kadar sevişimiz de bize çok yakm oluşundan. Tarihin hiç bir kahramanı Gandhi kadar mütevazi değildir. Alkış rahatsız eder onu. Vahiyle ilgisi yoktur. Jan Dark (Jeanne d'Arc) gibi sesler duymaz. Tam bir samimiyet. «Ben de her hintli gibi dua ederim. Ama Tanrının hiç bir ilhamına mazhar olmadım. Tanrının sesi her insanın vicdanmda tecelli eder. Ama içimizden yükselen o sese ku-laklarımızı tıkarız. Ben Hind'in ve insanlığın âciz bir .hizmetkârı, âciz bir isçisiyim. Bir tarikat kurmak istemiyorum. Yeni hakikatler getirdiğim yok». Perse canavarlar avlarken yüzünü bir bulutla örtermiş. Gandhi'nin en çok iğrendiği şey: Sis ve sır. Başı bulutlar arasında kaybolan bir masal kahramanı değil Mahatma. Ama mitolojinin bütün kahramanlarından daha yüce. Bröton savaşçıları, zırhlı düşmanlarıyla çıplak dövüşürlermiş. Çıplak ve yalın kılıç. Gandhi düşman süngülerine, göğsü ile karşı koyan adam. Bu son şövalyenin tek silâhı var: feragat kılıcı. Bu kılıç Gandhi'ye ecdadından kalmış. Önce ellerini kana boyayan ihtiyar Bişiler kılıcın faydasızlığmı anlamakta gecikmemişler, ve yeni bir silah icat etmişler: ahimsa. Ahimsa bütün kapıları açan anahtar: Cana kıymıyacak, gönül yıkmıyacaksın. Şiddet, uçuruma açılan bir yol. Bütün tarih bunu haykırmıyor mu? İnsanlığın kurtuluşu bahsinde son ümit: Ahimsa. Ahimsa’nın tevekkülle ilgisi yok. Kollarını kavuşturup beklemiyeceksin. Meydan okuyacaksın ölüme. Ve ölüm korkacak senden. Zafere götüren tek yol: Satyagraha, Hak yolu, aşk yolu, «Kuzey kutbu ile Güney kutbu arasında ne kadar fark varsa, Satya-graha ile pasif mukavemet arasında o kadar fark var. Pasif mukavemet zayıfların silahıdır, zayıflar hedefe varmak için şiddet de kullanabilir. Halbuki Satya-graha kuvvetlinin silahıdır ve şiddeti red eder» s. (3) Satya_graha, kelime anlamı haklı deneme, haksızlığa karşı koymak mânâsına kullanılıyor. Gandhi'nin tarifine göre hakikate bağlanmak. Hakikatin gücü, sevgi gücü, ruhî güç. Sonra da ruhî güç ve sevgi gücü sayesinde hakikatin zaferi. Satya-graha Gandhinin buluşu. Gandhi'yi dinleyelim: «Birinin hakikat sandığını, diğeri hata sayabilir. Hakikati aramak için karşısındakine şiddet kullanmamak, hasmını sabır ve sempati ile îıa-tadan kurtarmak lâzım. Sabretmek, acıya katlanmak demek... Hayat ölümden

doğar. Başağın fışkırabilmesi için tohumun çatlaması lâzım. Izdırap kanunu varlığımızın bir parçası. Hürriyet bir mükâfat. Ferahıın mükâfatı». Gandhi'nin başbuğluk ettiği orduda ve yer yok. «Öldürmeden ölmek cesaretlerin en büyüğü. Kavgadan kaçacağına silaha sarıl. Şiddet, alçaklıktan daha üstün. Zor hayvana yakışır, Ahimsa insana. Hayvanın gücü pençesindedir, İsanınki ruhunda. Bir tek adam bütün bir imparatorluğa meydan okuyabilir. Zafer, ızdıraba katlanmasını bilenindir, zor'a başvuranın değil. Hint zillet için yaşıyacağına silaha sarılsın, daha iyi. Ama onun silaha tank ve tüfek değil, ruhundaki sonsuz güç, büyüK feragat.» Gandhi milliyetçidir. İnsanlığı sevdiği için milliyetçiMillet sevgisi ile insan sevgisi aynışey ona göre. «Hind'e hizmet edeceğim diye İngiltere veya Almanya'ya kötülük edemem. Evimin dört bir yandan duvarîa kuşatılmasını, pencerelerimin kapatılmasını isteinern. Her ülkenin kültürü bir bahar rüzgarı gibi serbestçe esebilmeli odamda. Ama beni önüne katıp götıirmemeli. îman bir zindan değildir. Tanrının bütün yaratıklarına açıktır bu iman. Ne ırk ayrılığı tanırlxn, ne renk ayrılığı.» Hıristiyanların Tanrısı dünyaya bir kere iner. Bu onım için büyük bir fedakârlıktır. Hind'in tanrısı evrensel savaşa sık sık katılır, dünyayı karanlıklar basınca tarih sahnesinde boy gösterir ve yeni bir devir açaX, kızmadan, heyecanlanmadan başarır işini. Tanrının zaman zaman insan kılığında belirmesi, kâinatın bitip tükenmiyen operasında bir nevi leitmotiv. Krişna, Rama, Buda... ve Gandhi, tecellisinden bir kaçı değil mi? bu ezelî cevherin binbir

ZORA YOK DEMEK
Lanzo del Va&to acı acı şikâyet ediyor: «GandhiV niıı eseri ancak: yarı yarıya çevrilmiş Fransızcaya. «Zor-Yok» îıareKetinin (Kumarappa ve Maşruvala gibi Hintli, Riclıard Gregg gibi yabancı) en büyük nazariyelerini kinişe tanımıyor. Gandhi'nin yerine geçen Vinaba» da, bir meçhul. Gandhi'nin Batı'daki kaynaklarım da merak etmiyoruz. Ne Tolstoy'u «Tanrının Beldesi îçinizdadir», ne Ruskin'i «Sonuncuyu da Kendin Gibi» ne Thoreau'yu «Medenî İtaatsizlik», okuyan var». Anlaşmalıları zor,yolla çözmek, tek kurtuluş yolu del Vasto'ya göre. «Korkunç bir tehlikenin arifesindeyiz. Çatışan milletlerle sınıflar, gelişen teknik: uçuruma açılan iki ray. Dünyamız bir zaman, birleşmeğe bu kadar yakın, birlikten bu kadar uzak olmamıştır. İmparatorluklar yok artık, iki blok var. Bu blokların îrîr>r?M<i rnilleüer de sadece 'kitle', yani şekilsiz, «r ve b« 5ey, «ere* a^ yuvarlan-

maya hazır nesne. Hâkim devletler bir ülkenin adını taşımıyor, isimleri baş harflerinden ibaret. Pençeleri birbirinin karnına geçmiş iki canavar. Bu azgın düşmanların en göze çarpan tarafı benzerlikleri. Benzerliklerinin başında da insanı sevmeyişleri geliyor. Canavar sıfatı bile hafif onlar için. Canavar, hayvani ve tabiî bir ucube. İnsan cemiyetleri ise hayvani tabiatlarını bile kaybettiler. Birbirine çevrili iki makina, bütün insanları ezmeğe hazır. Her iki blokun rejimi de. kanlı bir ihtilâl üzerine kurulu. Temellerinde «zor» var ve zor sayesinde ayakta duruyorlar. Zor veya yalan. İkisi de bir. Gandhi, zor-yok'la hakikat aynı şeydir diyor. Demek ki zor da yalandan ayrılmaz. Zorlamak bozmaktır. Zorlanan hakikatlerden, yani yalanlardan ilki her iki rejimin de zora dayandıklarını inkâr etmeleri ve barışçı olduklarını ileri sürmeleridir. Oysa ikisinin de iftihar vesilesi: atom. Birinci blokun temelinde Fransız İhtilâli var. Mecburî askerlik hizmetini kanunlaştıran o; topyekûn savaşa ilk hazırlık. ikinci blok, kadınları da silahlandırdı. İkisi de barış boynuzları kuzu ayni: madde. Bu kırabilir. Kavga diye meliyorlar, «ama sesleri ejder sesi, boynuzu». Vasıtaları bir; şiddet. Kanunları lanet zincirini ancak hakikat, adalet ve aşk kanlı bir abesten ibaret, zafer yok. çehresi:

Tekniğin son mucizesi: bomba. Batı’nın iki kapitalizmle komünizm. Biri kumarhane, öteki mahpes.

ÜçüncüyoL zekânın yolu. Silahı.zor-yok. Zora «yok» demek, erkekçe bir direniş, boyun eğen bir direniş değil. Bu kavgada, tembelliğe, tarafsızlığa yer yok. Korktuğu için haksızlığa boyun eğen, zora «yok» demiş olmaz. Cinayete ses çıkarmayan,, caninin suç ortağı olur. Zor-yok barış mı savaş mı? Savaş. Her zorba yiğitlikten dem vurur. Sahte bir kahramanlık! Zorba kuşatılınca teslim olur, tehlike karşısında sıvışır. Zora yok diyen, her an tehlikeyle karşı karşıyadır. Kendini korumaz, gerilemez, susmaz, bir yana çekilmez. Tek gerçek yiğitlik: zora yok. demek. Zora yok demek, insana güvenmektir. Düşmanı dost ederek yoketmek, kaçırmak değil, vicdanıyla başbaşa bırakmak. Küçültmek değil, küçültmekten kurtarmak. Hakkın gücüne inanan zor-yok diyebilir, jiakknı ezelî, cihanşümul gücüne. Düşman aldanandır. Savaş bir diyalog, ışıkla ka~ ranlığın diyalogu. Düşman, gözü bağlı olandır. Savaşm amacı bu bağlan çözmek, kinin, öfkenin bağlarımı, peşin hükmün, küçümseyişin, güvensizliğin,, inadın bağlarını.

Zora yok diyen şuna inanır: haksız olduğunu anlayan kavgayı sürdüremez. Bunun için Gandhi, hakikatle zor-yok aynı şey, diyor. Bunun için zor-yok savaşının adı «satya-graha», Hakikatle-kaynaşma. Zoı>yok mücahidinin davası açık olmalı, bir veUim uğrunda savaşıyorsa bozguna uğrar, yani haksız olduğunu kabul etmek zorunda kalır. Zora yok dernek, hakka hak vermektir»*. (i) Mashrouwala K, Gandihi et Marx Fransızcası F. Didier. Denoel, Paris 1957. Lanzo del Vasto'nun «Sunuş» yazısından ss. 9-42.

Yedinci bölüm
yeĞtrf VE TARÎH fgP1
püyük Adam’ın Menşei Çağının aşın rasyonalizmine karşı bir tepki nazariyesi» nin kaynağı Almanya'dır. ■ nıazhar doktrini» Fichte'dendir. Fichte'olan l^^manlar kişiler

çro?e> herşey bir nevi libas veya görüntüdür. Bu yG ^^tüleriîi derununda bir öz vardır: «ilahî ruh». Yı^^^jünyanın kabuğunda yaşar, içindeki özü görej3üyük adam bu ilâhî özü görmek ve bize göstermet gönderilmiştir dünyaya. îlâhl ruh her nesübir dille konuşur. Şâir bu dili anlayan ve ^^rlyle için büyük adam, yâni yaratıcı ve yıkıcı jjâM Ruh/un idrâki ile eşittir. Tarih büyük adamgü-Ç' yaptıklarından ibarettir. Topluluk ne başarmış, l^^^pmışsa, hepsinin de kılavuzu, mimarı, örneği büneS ^dam olmuştur hep. j^saıı hayatının en önemli unsurudin. Varlığın ^j^îinı tayin eden, inanç. Kahraman da, önce, bir vaSX, jjîıam kaynağı olarak ele alınır. Hadiseler, şartilâl*3^^ malzemedir sadece. Tutuşmaya hazır olan bu ilahî bir ateş olan kahraman tutuşturur. Kahramanlar»ı ne bir sosyoloji kitabıdır, Carîyne bir tarih incelemesi. Büyük sezişlerle dolu coşkun bir beyanname1. Ferdin tarihteki rolü asırlardan beri tarih felsefesinin başlıca konusu. Bu kördüğümü çözmeye uğraşanlar meseleye üç ayn cevap getirmişler: 1 — Fert, tarihin gerçek âmilidir, faaliyeti ile tarihi hareketi yaratan o'dur. En köklü, en yaygın inanç. Aydınlıklar Çağı'nın tarih felsefesi bu temele dayanır, filozoflar insanlığın kaderini büyük adamla izah ederler. Wood, miletlerin tarihini hükümdarları-nın kişiliğine bağlar. Max

Speneer. geniş bilgisi. fişlerdir. Rıza Tevfik kendini Stuart Mili ile Herbert Spencer'in şakirdi olarak takdim eder.Weber bile çağımızı tehdit eden bürokrasi âfetinden ancak büyük adamlar sayesinde kurtulabileceğimize kanidir. tarihin yapıcısı değil. Etkin ve şuurlu tek faktör vardır: çevresini işleyen fert. Bu şartları değerlendirecek olan insandır. le Culte des Heros et l'Heroique dans i'Histoire. Oysa tabiî. ekonomik. Şahısların arkasında hâdiselerin gerçek mimarı olan girift şartlar var: Sosyal ve iktisadı şartlar. Büyük adamı. Nesneler kendi kendine tarihî hadiseleri tayin edemezler. kumandanlar. onu bu harekete iten sâikleri araştırmak lâzımdır. bazan peygamber veya sosyal mühendis». devlet adamları kültürün gelişmesini engelle(1) Calyle Thomas. gitmez. tarihin akışına şuurlu ve etkin bir faktör olarak katılır. eseridir. Buckle'a göre. Hiç . Sidney Hook. Bu iştiyak sessiz bir dua şeklinde de tecellî edebilir. Tarihî akışı yaratmak için objektif şartların İnsan tarafından idrâk edilmesi lâzımdır. Kahramanlar. «Fert. Çağdaş psikoloji büyük adama karşı duyulan bu susuzluğu kâh hürriyet korkusu ile izah eder (Jung). Ama bu sadece aldatıcı bir görünüştür. 2 — Fert. büyük adam uzun bir 3 — Sübjektif ve objektif görüşün terkibi. A. İstanbul 1976. Şu veya bu olayı falan veya filan insan yapmış olabilir. kuvvetli mantığıyla hayran bırakan Herbert Speneer «Uhım-u İktisadiye ve İçtimaiye» dergisinde adı en çok anılan düşünce adamlarından biridir.. X —1 Büyük Adam Uzun Bir Gelişmemişi Son Halkası Asrımızın başlarında Türk aydınlarını. şuurlu fert tarafından verimlileştirilmedikce. Buhran ne kadar aşın ise buhranı alt edecek kahramana duyulan iştiyak da o derece yoğundur. kâh bir baba bulmak ihtiyacı ile (Freud).. Filhakika . sosyal çevre ister istemez pasiftir. İmgilizceden Fransızcaya çeviren Jean Izoulet. Colin Paris 1922. mâşeri bir teşvik suretinde de. Türkçe bir çevirisi Beihzat Tanç. bazan şövalye. Vico ile başlıyan bu görüşün en tanınmış temsilcisi Buckle'dir. tarihin gerçek çehresini gizliyen bir paravana sayanlar da var. Sosyal ve siyasî işler sarpa sarınca kahramana karşı duyulan alaka daha da artar. Les Heros. o kadar ileriye gelişmenin son halkasıdır. Kutluğ Yayınları. şöyle diyor: «İnsanlar daima kendilerini kurtaracak birini ararlar. Tabiî veya sosyal çevre. Tarihî olayların arkasında bu insanı yaratan şartlan. Çevre ancak fert aracılığı ile kendini ifade eder.bir tarihî değeri olmayan birer 'kukla'dırlar. Kahramana bazan kurtarıcı denir. hükümdarlar. Objektif çevre ancak o zaman tarihin malzemesi olabilir. asırlardan beri toprağın derinliklerinde yatan maden damarlarına benzer» (Rappoport).

Her yorumcu ilahî iradeyi kendi işine gelen tarzda yorumluyor. sosyal bir ilimden Sosyal olayları ilmî olarak izah etmekten aciz bir zümre daha var. adamların zaferlerini . veya para basılırken Dei Gratie formülü unutulduğu için kolera afeti zuhur etmiş. işe karışınca. başbuğun veya başka cengâverlerin cesaret ve ustalığıdır. Tarihî yorumlarda da aynı telakkiye sık sık rastlıyoruz. Kabilenin mesut günlerini hatırlatan bu hikâyeler. şiirin. İlk tarihî kavimler için de Asurilerin duvar resimleri. biyografinin. büyük bir alaka görür. don olacak. biridir. Îlahî iradeyi insan mutluluğu ile doğrudan ilgisi bulunmayan alanlarda bile etkin sayan böyle bir anlayış. Bu söz şöyle bir inançtan kaynaklanır: kar yağacak. Politikada şöyle bir iddia ileri sürülür zaman zaman: İngiltere Kara Avrupasma kıyasla daha müreffeh çünkü pazar tatiline daha riayetkar. Tanrının müdahalesine (başvurmak ihtiyacım duyuyoruz. tarih ve edebiyatın ortak kaynağıdır bu hikâyeler. ya az önce vefat eden ünlü bir başbuğ söz konusu olur. Her konuda ilahî irade elbetteki söz edilemez. «Her sene sonbahar gelince. büyük Mısır'ın kabartmaları. Çok yaygın bir düşünce tarzı bu. Bu inanç nereden geliyor acaba? Ateş başında toplanan yabaniler. Musikinin. yolculuğa çıkmadan veya ev değiştirmeden önce Kitab-ı Mukaddes'e başvururlar. Meselâ Cariyle der ki «Benim anladığım mânâda cihan tarihi büyük adamların yaptıklarından ibarettir. ya kabilenin efsanevi bir kurucusu. Savaş dönüşünde en çok konuşulan. insan söz konusu olunca. Yabaninin hayatında dikkate -alı-nacak başka hadiseler yoktur.Speneer. Tabiat kanunlarında illiyet© inanıyoruz. pozitif sosyolojinin belli başlı kurucularından Ferdin tarihte rolü konusuna ayırdığımız bu araş tınmayı Spencer'in düşünceleriyle başlatmayı uygun gördük Tarih felsefesinin en can alıcı tartışmaların-dan birinin ağırlık merkezini teşkil eden meseleyi Spencer'in «Sosyolojiye Giriş» adıyla Fransızcaya çevrilen kitabından hülasa ediyoruz. karşılarına çıkan ilk cümle Tann’nın davranışlarım tasvip ettiğinin veya etmediğinin delilidir.» Hepimiz aşağı yukan bu telkinlerle yetiştik. İçlerinden kim maharet göstermişse övülür. dramın.^ Metodistler. Şayet o gün dikkate lâyık bir hadise olmamışsa. o gün yaptıkları avm nasıl geçtiğini anlatırlar. öyle. kehanetler duyarız: Kış bu yıl sert olacak çünkü yaban gülleri bol. Bazan şarkıların anlattığı zaferler dramatik bir raksla kutlanır. fert veya toplum olarak insan kaderi üzerinde ilahi iradeyi el-bette ki daha büyük bir güvenle sahneye çıkaracaktır. kuşcağızlar yiyeceksiz kalmasın diye Tanrı yaban güllerini ihsan ediyor.

Mühim olan Agamemnon'la Sezar'dır. saray hadiseleri. Bu tutku çocukken başlıyor. İlme büyük değer verilir şüphesiz. Müphemle yetinirseniz. Kahramanlara herkes hayrandır. her dakika şahıs zamirleri kullanılır. soyut hakikatler geçmiştir? İnsanları bu bakımdan ele alırsanız hemen görürsünüz ki yüzde doksanı. Sonra bu yoldan elde edeceğiniz bilgiler hem çok sade hem ele kolayca anlaşılır mahiyettedir. Saul. elde ettiğimiz bilgiler istidlal yolu iledir. Bir kimsenin zekâ derecesini ölçmek istiyorsanız. müesseseler değil. Tarih de başka mı sanki? Mitolojide de hükümetlerin ve askerlerin önemi hep ilk plandadır. Resim. ne çıkar. insanlar ve hadiselere ait geniş tecrübelerden çıkarılmış. hükümdar menkıbeleri dışında. ya tabiîdir. sosyal hadiseleri sadece biyografik bakımdan ele alır. Hangi ölçüde kişilere ait somut hakikatlerin yerine. Ne kadar cazip bir doktrin. Diyelim ki toplumların ilerlemesi büyük adamların eseridir. hiyeroglif ve kitabe gibi iptidaî vesikalardan. Demek ki. Davud. tarihte büyük adamlar nazariyesi her ülkede taraftar bulacaktı. Bütün ilkel geleneklerde aynı kanaata şahit olmuyor muyuz? Mekteplerde sayısız örneklerle perçinlenen görüş bu değil mi? Büyük adam nazariyesinin kamu oyunu fethedişinde daha özel sebebler de var.ebedileştirir. İlkel insan için bir meziyet olan bu hayranlık halâ sürüp gidiyor. Likürg'den önceki sosyal durumu veya Aeropaj’ın menşe ve vazifelerini bilmezmişsiniz. şaşmaz bir ölçü var. boşanma vakaları. Yunan destanlarından çıkardığımız bilgiler de öyle değil mi? Bugün medenî çocuklara verilen dersler barbarlarıhkinden çok mu farklı? Onlar da. Deniliyordu ki. insan tarihinde hatırlanmağa değer belli başlı hadiselerin ünlü kişiler tarafından yapıldığını öğrenmiyorlar mı? Din dersleri de öyle: İbrahim. kaza haberleri vs. söylenenler sizi tatmin de eder. Sokak konuşmalarında bile duyarsınız. Büyük adamı Tanrı gönderiyorsa konu ilmin sınırlarım aşar. ile karşılar. Zeus'un aşklarını bilmemek veya Maraton7daki kumandanlardan habersiz olmak yüz kızartıcıdır. Dahası da var. Dikilitaşlardaki kitabeler hükümdarların yaptıklarını nakleder hep. iyi ama büyük adam nereden geliyor? Büyük adamın menşei ya tabiat-üstüdür.sözlerinde genelle özelin nisbeti. Bana masal anlat diyen çocuk. medeniyetin nasıl geliştiğini anlamak içi seçkin insanların hayat hikâyelerini okumak kâfidir. ama konuyu bir parça derinleştirme© tutarsızlıklarla karşılaşırsınız. çünkü yabaninin kafasında yaşayan inancın aydınlık bir ifadesi idi bu. büyük adam teorisi hem birşeyler öğretiyor hem de eğlendiriyordu. Büyük adamların . bir kahramanın maceralarını dinlemek istemiyor mıı? Gençler bu ihtiyacı polis raporları..

Top Charles Rappoport çok geniş kültürü olan bir düşünce adamıdır. cağınız parçayı «Tarih Felsefesi» adlı kitabından derliyoruz. büyük adamın da izahı asırları kucaklayan içtimaî şartlarda aranmalıdır. toplumun onu inşa etmiş olması gerekmez mi? Başardığı değişikliklerin asıl kaynağı kendisinden önce gelen nesillerdir. toplum belli bir seviyeye gelmemiş. Rappoport iktisatçıdır ve Rus intelijansiyasmın Fransa'ya yerleşmiş temsilcilerindendir. Dünya dillerinde yayımlanan oniki ciltlik tek Sosyalist Ansiklope3i'nin mimarları arasındadır. lumdaki bir gelişmenin sonucudur. tarihin hareketi yapan odur. kucağında yaşadığx toplumdan çok farklı bir insandır. zekâlar ve sosyal bir teşkilat olacak ki iş görebilsin. — Fert bazen tarihin âmilidir. Okuya (2) Spencer Herbert Introduction â la Science Sodale» Paris 1882. Anatole France'in yakın dostu. maddî ve manevî bir zenginliğe tevarüs etmemişse büyük adam ne yapsın? Çevresinde insanlar. töreler gibi. °lînadıkça. büyük adam top- Her nesil önceki nesillere bağlı olduğu gibi büyük adam da toplumun daha önceki durumuna bağlıdır. Emrinde İngilizce gibi bir dil. dil. Tutulun ki büyük adam kucağında yaşadığı toplumun. 2 3 gerçek âmilidir. «Ferdin tarihdeki rolünü araştıranlar üç çözüm yolu getirmişlerdir: 1 — Fert. Ayrıca «Bir Gelişme İlmi Olarak Tarih Felsefesi» (ikinci baskı 1925) isimli nefis bir eserin de yazarıdır. barut olmadıkça ne işe yarar?2. Faaliyetiyle tarihî — Ferdin kendisi tarihî gelişmenin mahsulüdür. toplumu değiştirmeden önce. Büyük adam her ülkede ve rastgele içtimai şartlar içinde zuhur etmez. İbn Haldun'u Batı dünyasına tarih felsefesinin kurucusu olarak tanıtan kitap. Hotanto'lar arasında doğabilir mi? Milton'un bir kızılderili ailesinden çıkması mümkün mü? Büyük adam uzun bir gelişmenin son halkasıdır. tarihin belli başlı meselelerini de ele almaktadır. Değişikliklerin de. Asırlar boyunca el ele veren bir sürü kuvvetin muhassaiasıdır: müesseseler. ilim. yapısını ve davranışlarını değiştirdi ama toplum o gelmeden de değişmiyor muydu ve değişmeyecek miydi? O.ortaya çıkması akılla izah edilebiliyorsa. Newton. önünde sayısız tecrübeler olmasa Shakespeare dramlarını yazabilir miydi? Demirin olmadığı bir ülkede Watt ne işe yarar? Büyük adam toptaki barutu ateşleyen kapsüldür. Bir an için kabul edelim: büyük adam. . 2. bazen eseri. Etkin ve Şuurlu Tek Faktör .

Organistlerde biyolojik organizma. insanın belli başlı ihtiyaçları her devirde aynı gibi görünür. çağdan çağa değişir. Tarihten o sorumludur. Objektif sosyoloji. hak ve hakikat idealine aykırı olan ne varsa mahkûm eder. En gülünç temsilcisi ise Sümer'-dir. Organisist nazariye Menenius Agripa masalının ilim kılığına sokulmuş ifadesidir. onun aracılığı ile sosyal çevredir. Tarihî sürecin. davranışlarını da tayin eden üstün bir güç var. Hepsinin de ortak karakteri şu: Ferdin seviyesini de. Evet. sisteminin mihveri yapan objektivist nazariyenin bu basit olayı görmemesi hazin değil mi? . Fert kendi başına ve kendisi için yaşamaz. ihtiyaçlarına. bir çevrenin eseridir. Hepsinin birleştiği iddia şu: Fert. lanetliyen de o'dur. Asırları ve kahramanları o yüceltir veya yerin dibine batınr. Geçmişi de bu günü de yargılar. Terakkinin belli başlı özelliklerinden biri de hısan ihtiyaçlarının çoğalmasıdır. Gelişmenin hem başlangıç noktası ve hem de hedefidir.Fert hareket eder. büyük bütünün. Bu görüşün en tanınmış temsilcisi Caryle'dır: «Tarih büyük adamların biyoigrafisidir». İnsan boyuna değişen bir güçler. Ferdî iradenin üstünde olan sosyal güçler onun davranışlarını dikte eder. Geriye ma'şerî muhassalalar kalır. İhtiyaçlar da boyuna artar ve yoğunlaşır. Birbiriyle çatışan ferdî temayüller. Hegele göre ruh veya zamanın ruhudur bu faktör. Bu itibarla da pek ilmî değildir. Uzuvları da. 2) Hegel gibi metafizikçilerin. Topluma hâkim olan fizyolojik iş bölümünün bir hüeresidir. Tabiî çevre de —sosyal bir çevre gibi— fert için bir malzeme deposudur. Oysa fert bilinen ve hep aynı kalan bir unsur değildir. neticeleri de ülkeden ülkeye.. ferdi. ama bu ihtiyaçların tatmin yolları da. Menfaatine. Düşünen ve yaratan fert değil. gerekse sosyal eşitsizlikten tatmin edilememesi. bağımsız ve tayin edici bir faktör olarak kabul etmez.1) Fert tarihin en önemli ve nispeten en bağımsız faktörüdür. Ferdi hep aynı kalan basît bir unsur olarak alır. Toplum bir organizmadır. veya çok uysal bir ajanıdır. Ama sadece görünüşte. Taçlandıran da. Objektivist görüşte fert belli bir teşkilâtın az. ihtiyaçlar bütünüdür. uyguladıkları bu görüş.in.. Boyuna artan ihtiyaçların gerek tabii kaynakların eksikliği yüzünden... organisistlerin ve objektivist olduğunu söyleyen sosyologların görüşüdür. ihtiyaçların yekunu ile ölçülür. işleyişlerini tayin eden de bu organizma. Tarihçilerin genel olarak. Objektivist sosyologlarda sosyal çevre. etkinliklerini kaybederler. psikolojik tarih görüşüne bağlıdır. İlmî olduğunu söyleyen ve tekâmülü. düşünceler. Ferdin şuuru büyük bir tarihî rol oynamaz. Her şey fertle ve fert i. İki medeniyetin farkı. buhranların ve devrimlerin başlıca sebebi değil midir? İnsanı sabit bir unsur saymak yanlıştır. Objektif sosyolojinin özelliği soyut ve müphem oluşudur. Hatta görünüşte şuur ve irade sahibidir. çağlar ve kavimler içinde gelişen düşüncenin bir ânıdır.

sosyal. onu dizgin-leyen faktörler de. Terakkiyi engelleyen çeşitli menfaatlarla mücadele. Onlardan faydalanmak için madencinin kazmasına ihtiyaç var. Tabiî engellerle mücadele. çevrenin tarihteki yeri âlet olmaktır. tabiî. Fert tarafından işlendiği ölçüde terakki imkân olmaktan çıkar. İnsanoğlu uzun zaman kendi dışındaki güçlere güvendi. Bununla beraber metodolojik yönden önemi büyük.. İlerlemek isteyenler vehimlerle avunmanı alıdırlar. Tarihî sürecin objektif gücü yeni tanrılara inanmıyoruz. Objektif görüşün başlıca hatası çok genel ve çok soyut oluşu. Tabiî veya sosyal çevre şuurlu fert tarafından verimlileştirilmedikçe asırlardan beri toprağın derinlerinde yatan maden damarlarına benzer. Namuslu insanların görevi büyük. ekonomik çevre ister istemez pasiftir. ki objektivist anlayış yetersizdir. Bu şartlan değerlendirecek olan insandır. Şöyle diyebiliriz: Fert terihin akışına şuurlu ve etkin bir faktör olarak katılır. Toplum tabakalarından çoğu hâlâ ilkel Batı medeniyetinin yayıldığı bölgeler yeryüzünün küçük bir kısmı.'Terakki kendi kendine olmaz. Oysa. . bazan tarihi bir adım ileri götürmek için çevresindeki müspet unsurlardan faydalanır. Bazan terakkiye engel olan menfî unsurları yokeder. fikrî ve ahlakî kurtuluşu kendi eseri olacak veya hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir»^ . Nesneler kendi kendilerine tarihî. Fert. kötülükle. taassup hüküm sürüyor. Çevre ancak fert aracılığıyla kendini ifade eder. Budalalıkla. Güçlükle elde edilen fetihler her an tehlikededir. Nikbin ve çocukça bir objektivizme bel bağlayamayız. Fert. Her iki durumda da biricik etkin ve şuurlu faktör ferttir. sefalet. Tek ilerleme gücü va'tîl başına yahut toplu olarak çahşan insandır Wnm maddî. Objektif çevre ancak o zaman tarihin malzemesi olabilir. cehaletle mücadele. gerçek olur. Kaldı ki terakki sandığımız şey çok defa ciladan ibarettir. Çok defa tarihin akışına bir engeldir. hadiseleritâyin edemezler.3) Sübjektif ve objektif görüşün terkibi. Kaldı ki çevre daima bir ilerleme faktörü de değildir. Terakkinin fert dışında kendine has bir korunma güeü yoktur. Çevre pasif olduğuna göre. Tecrübe ile ilim binbir güçlükle alteder bu engelleri. Tek boyutlu görüşleri reddettiği için daha rasyonel bir anlayışa yol açar. Etkin ve şuurlu tek faktör vardır: Çevresini işleyen fert. Muhafaza" edilmesi için her an çaba göstermemiz lâzım. Terakki demek mücadele demektir. Tarih o zaman başlar. Tarihî akışı yaratmak için objektif şartların insan tarafından idrak edilmesi lazımdır. Objektivistler de ister istemez kabul ederler bunu. Demek. Dünyanın birçok bölgelerinde cehalet. faaliyetiyle çevreyi harekete geçirmelidir. kendi zaaflarımızla mücadele. Kendi tutkularımız. Demek tarihin akışına yardım eden faktörler de var.

1950 lerde yayımlanan bu araştırmada konuyu bütün ayrıntılarıyla ele alıyor. Toplumdaki bu gelişme kendiliğinden olmaz. Bu gelişmeyi engelleyen saikler insanlar tarafından altedilir. Marksizm. Kişinin siyasî rengi ne olursa olsun buhranın sona ereceği ümidi güçlü veya zeki bir liderin zuhur edeceği ümidinden ayrılmaz. Kâinatta hâkim olan dialektik. Buhran ne kadar ağırsa buhranı alt edecek kahramana duyulan iştiyak da o derece yoğundur. önemlidir şüphesiz. İnsanlar daima kendilerini kurtaracak birini ararlar. Sosyal ve siyasî işler sarpa sarınca kahramana karşı duyulan âlâka daha da artar. İktisadî gelişmenin motoru üretim güçlerinin aralıksız gelişmesidir. Bu zaruret kendini. Tarihle. insanların faaliyetleri ya bu zarurete uyacaktır yahut karşı koyacaktır. Hegel mistiktir. Gelişen güçlerle bu güçleri baskı altında tutan üretim münasebetleri arasında devamlı bir çatışma vardır. marksizmle ilgili bir çok çalışmaları var. Üstadın en dikkate lâyık eserlerinden biri «The Hero in History» (Tarihte Kahraman) . Okuyucuya kitabın özetini kalın çizgilerle sunmak istiyoruz: «Bizi kurtaran kahramandır. zamanımızın en tanınmış beşerî ilimler uzmanlarından biri. însan faaliyeti ancak iktisadî zaruretle el ele veriyorsa etkili olabilir. günlük tecrübelerimizi meydana getiren bir sürü olay aracılığı ile belirtir. Fhilosophie de THistorie çömmeune neş'et eden bir takım mantıkî prensiplerdir.3. bazan «peygamber» veya «sosyal mühendis». İhtiyaç veya tehlike herkesin kapısına dayanmıştır. Kahramana bazen «kurtarıcı» denir. Ama yüksek gerilini dönemlerinde unutulmaya mahkûmdur. Marksistlere göre kendi determinizmleri sağlam tarihî tecrübelere dayanır. Engels'e göre tarih alanında «zaruret» hâkimdir. «şövalye». Temel faraziyeleri şu: üretim biçimlerindeki değişiklik ve bundan doğan sınıf menfaatlerinin çatışması beşer tarihinin tâyin edici faktörüdür. maşerî bir teşvik suretinde de. zaruretin spesifik bir tecellisi. Programlar. Büyük Adam ve Sosyal İhtiyaç Sidney Hook. Çatışma ne kadar uzarsa . Science de 1'Evolution. Marksistler kendilerini ilimci monist olarak takdim ederler. tarihte büyük adamların rolünü de kabul eder. Karşı koyarsa etkisiz kalmağa mahkûmdur. Bu iştiyak sessiz bir dua suretinde tecelli edebilir. Tarihi insanlar yapar. Sosyal determinizm nazariyesi «bu doktrinden (3) Kappoport Charles. Madem ki tarihi yöneten iktisadî zarurettir. Kaldı ki program denilen şey niyet ve vaitten başka nedir? Spencer'de tekâmül doktrini metafizik bir prensiptir. Speneer eklektik. Bu zaruret aslında iktisadî bir zarurettir.

onun yerini dolduracak başka bir insan bulunacaktır. Evet. kültürel. Spengler için de. Çıkmadı diyelim. Ne olursa olsun üretim güçlerini baskıdan kurtarmağa ve yeni bir içtimaî sistemi kurmağa yar dım edecektir. Büyük adamın kim olacağı meçhul. . her kültürün kendine göre büyük adamları vardır.. Yaşadığı zamanın ruhunu veya belli bir kültürün özünü ifade eden bir varlıktır. Engels'e göre. Her kültür gerçekleştireceği ideali. ihtiyaç yoktur. siyasî. Hayatı dağdağa içinde geçer çünkü vazifesi yarını kurmak ve tarihin akışına yardımcı olmaktır. Büyük adam ya katledilir (Sezar gibi) yahut sürgüne yollanır (Napolyon gibi). toplumun büyük adama ihtiyaç duyduğunu nereden bileceğiz? Ortaya çıktıktan sonra mı? Engels'e göre. onu takip eden Spengler için olduğu gibi. mutlaka iyi kötü. O halde her zaman mevcuttur. Her iki anlayış da hadiselere değil metafiziğe dayanır. belli bir zamanda. «büyük adamlar nadiren tarih sahnesine çıkarlar» di yor. tarihte kahramana ihtiyaç vardı. îyi ama. büyük adam. Ama ne zaman böyle bir adama ihtiyaç duyulmuşsa mutlaka ortaya çıkmıştır. belli bir ülkede şu veya bu vasıfta bir insanın ortaya çıkması tesadüf işidir. Ama bu zarureti dile getiren büyük adamlar olacaktır. Tarihin diyalektik akışına uygundur. insanların şuurunu sosyal değişmelerin gerektirdiği devrime hazırlar. Napolyon olmasa onun yerine bir başkası çıkardı. Düşünce adamı. Engels. Cariyi e’ın kahramanın tarihteki rolü konusundaki' aşın iddiaları. Cumhuriyet savaşlarıyla perişan olan Fransa'da bir Napoiyon'un zuhur etmesi düpedüz talih. büyük adam vasıtasıyla gerçekleştirir. yahut kahramanın ortaya çıktığı dönemdeki ihtiyaçlar. Bu sosyal kuvvetler ânm. tarihî kanunlar. iktisadî ihtiyaçlar. Anm Hegel için de. Tarih bugün de bir iktisadî zaruret alanıdır.değişikliği yapacak insanlara olan ihtiyaç da o kadar artar. maddî (sosyal veya biyolojik) şartların ürünü değildir. Sosyal ve ekonomik olaylarla herhangi bir ilgisi yoktur. büyük adam sosyal bir ihtiyacın kaçınılmaz cevabıdır. tepki uyandırmakta gecikemezdi. Hegel için bu varlık hürriyete kavuşturacaktır insanlığı. devrimin zafere ulaştıracağı veya yenilgiye uğratacağı sınıflar arasındaki kavgayı organize eder. Aksiyon adamı. tarihî icaplarını yerine getirecek bir kahramanın ortaya çıkmasına sebep oluyordu. Her filozof bu ihtiyaçları başka başka yorumluyordu: metafizik. îhtiyaç olduğuna göre. Büyük adamın hüviyetini o sahneye çıktıktan sonra fark edebiliriz. Bazı filozoflar için ise kahramana ihtiyacını kitle ve sınıflar karşılar.. Ne düşünecek? Neler yapacak? Bilemeyiz. Ama kahramanın en etkili olmasını tâyin eden. Hepsini birden ifade etmek için sosyal diyeceğiz. ideal.

Toplumun Yapısı Plekİıanov (1856—1918). Ama aynı sosyal çevrede yetişmiş insanlar arasındaki farklılığı nasıl izah edeceğiz? Bütün insanları yapan toplumdur ama bazı insanlar toplumun çehresini değiştirebiliyorlar» 4. Onu inşa eden toplumun kendisidir. eşsiz bir gücü olabilir. Gerçek bir alternatif yoktur. kültürüyle hudutludur. Spencer. Buckie kadar ileri gitmez. Mihaylovski. Üstat. «İlerleme faktörü olarak zekâ ve duygu» başlıklı bir makale yazmış. tarih felsefesiyle ilgili görüşlerini bir bir anlattıktan sonra konunun can alıcı noktasına gelir. Tarihî olayların arkasın-da bu insanı yaratan şartlan. Bu teoriye göre her toplum aynı şekilde. Bu. Çok mühim bir nokta: Kültür ancak bir yönde gelişmeyi mümkün kılar. Ama istediklerinin de. Zamanıyla. onu bu harekete iten saikleri araştırmak lâzımdır. Buckle'a göre hükümdarlar. Bu mânâda büyük adamın faaliyeti. Eşsiz bir zekâsı. Önce Rusya'daki muarızlarını eleştirir. ciddi bir düşünce adamı olduğu kadar da çetin bir polemikçidir. Şu veya bu olayı falan veya filan insan yapmış olabilir. Ama bu sadece aldatıcı bir görünüştür.» Acaba öyle mi? Evet. Hiçbir tarihî değeri olmayan birer «kukla» dırlar. 4. Sosyal çevre ve terbiye şahsiyetini yoğurmadan önce. tekâmülün birikimlerini etkisiz bırakabilirdi.. hukuk. Devrim. din. insanlığın ilerlemesinde duygunun esas rolü oynadığını zekânın ise ikinci planda kaldığını ispata çalışıyor. toplumun yolunu değiştirebilse toplumların gelişmesinde biteviyelikten sözedilemezdi. Büyük adam ancak kültürünün imkân verdiği şeyleri yapar. daha da kötüsü tedricilik kalmazdı. büyük adam hakkındaki nazariyesine tarihi tetkik ederek varmış değildir. dil. Spencer'e dayanarak. «1870lerde Kablitz (1848-1893). her fert biyolojik bir varlıktır. «Ferdin Tarihte Rolü» hürriyetle zaruret münasebetlerini aydınlatan bir yazı. yapmak istediklerinin de kökleri «Objektif zihniyet» dedir f bugünkü antropologların tabiriyle ferdin «kültür» üne. kültürün bir yönüyle öteki yönü arasında karşılıklı bir etkileşme olarak ele alınmalıdır. sanat ve ilim gibi fert-üstü müesseselere bağlıdır. kumandanlar. devlet adamları. Ferdin Rolünü Belirleyen. Unutmayalım ki üstat. ferdin çevreye karşı faaliyeti olarak değil. Üstatlarının düşüncesini geniş kültürüyle destekleyen bir ilim adamı. geçen asrın Rus intelijansiyası içinde Batı felsefesini en yakından tanıyan bir marksist. kültürün gelişmesini engellemişlerdir. .. Spencer'e göre de «Büyük adam toplumu yeni baştan kurmaz. İçtimai tekâmülü anlamak için büyük adamların haltercümesini okuma hiçbir işe yaramaz. içtimaî tekâmül hakkındaki teorisinden çıkarılmıştır. Spencer. aile.. Herhangi bir dâhi veya maceraperest.Spengler der ki: 1) Hiçbir fert tarihi yeni baştan inşa edemez. tedricî olarak ve ileriye doğru gelişir.

Diyalektik maddeciliği tenkit ederken de bu noktadan hareket eder: ekonomik faktör bütün diğer faktörlerden önemli tutulmuş ve kişinin tarihteki rolü sıfıra indirilmiştir. dünyayı kaderciliğe teslim ettiler».» insanlar bu sayede inanılmayacak zaferler başarırlar. Luther ne demiş: «Buradayım. Ekonomik zaruretten söz edilen yerde de kişi hürriyetinden bahsedilemez». Secker and Warburg. insan idaresinin en enerjik insan faaliyetleriyle bağdaştığıdır. «insan iradesinden en fazlasını isteyen bütün doktrinler. bir takım tecritlere başvurmaktadır. inancı şeklinde intikal eder. Mihaylovski. kesin olan. Lüzumlu bir halka ise tereddüt© mahal yok. Nitekim ünlü İngiliz âlimi Priestley'in teorisini tahlil eden Price. Hamlet bu ruh. düşünceleri içinde kaybolur. Hz. bazan eylemin kaçınılmaz psikolojik temeli olmuştur.zekâyı arka plana iten bu anlayışı alayla karşılamış. Faktörler nazariyesi sosyal hayatın çeşitli yönlerini birbirinden ayırmakta yani bütünü görememekte. Kaldı ki. ona göre. uzun zamandan beri benzer tenkitlere maruz kalmışlardır. Zorunlu bir olaylar zincirinde falan adamın davranışı. haletinin yabancısıdır. ihtiyari hareketi yok sayıp. maddeciliğin hürriyet kavramına ters düştüğünü ve her türlü kişisel teşebbüsü yok ettiğini ileri sürer. Öyle yapmamış. maddeci görüşte. Kablitz'den farklı (4) Hook Sydney. The Hero in History. Aşın bir iddia. Hatası şu: sosyal hayatta şu veya bu faktörün mutlak bir rolü olacağını iddia etmek yanlış. Plekhanov'a göre. Hürriyetin. bu şuuruma. Onun için sadece yakınır. başka türlü hareket edemem. Çünkü kendisi de eklektizmden kurtulamamış. îraclei cüziyeyi inkâr etmek mutlaka kaderciliğe götünnez insanı. fatalizmin kendisi de eylemi kösteklemek şöyle dursun. der. 1945. zorunlu olaylar zincirinde bir halka mıdır değil midir? Mesele bu. prensip olarak iradenin aczini kabul ettiler. sosyal hayatta bütün faktörlerin' eşit derecede rolü olduğu görüşündedir Mihaylovski. adam da buna inammşsa. çünkü başka türlü yapamam. Bir olaylar dizisinin kaçınılmaz olduğuna inanmak başka. zorunlu bir halka ise. «maddeci görüşü savunanlar. Kaldı ki Lanson da çok önemli bir tarih olayım aydınlığa çıkarmış. bir zaruretin şuuruna vararak hareket etmek . Plekhanov aksi kanaattedir. Hatırlatalım: onyedinci yüzyılda püritenler enerji bakımından bütün öteki partileri gölgede bırakmışlardır. Lanson'a göre. Muhammed'in sahabeleri de öyle: kısa bir zaman içinde Hindistan'dan İspanyaya kadar çok geniş toprakları hâkimiyetleri altına almışlardır. olarak. Kablitzln meseleyi ortaya atmasını eleştirmeliydi. Harcayacağım çaba. Hemen karar verip eyleme geçelim. onların gerçekleşmesine çalışmak veya gerçekleşmeleri için emek harcamak yine -başka.

böyle bir şııura varmak. Ama bu hürriyetsizlik aynı zamanda hürriyetin en kâmil belirtisi değil midir? Simmel şöyle demiş: «Hürriyet daima başka bir şeye nisbetle mevcuttur. ay tutulması'nın şartlarından biri de insan çabası. şuuruna varılan zarurettir» tezini çürütmez kil Hegele göre «hürriyet. yalnız bunun için lüzumlu şartlar toplamının (buna S diyelim) Dır araya gelmesi lâzım. Muhammed veya kendini karşı konmaz bir kaderin seçtiği insan sayan bir Napolyon veya ondokuzuncu asrın bazı siyasileri gibi kendini karşı konmaz bir tarihî hareketin sözcüsü sayan kimseler.» Bir olayın kaçınılmaz olduğunu anlamak. bu itibarla faydasız bir hareketten sakınmak olacaktır. Bir adam düşünün. zaruret benim için sıkıntı değildir. Saçma sapan bir örnek. Böyle olunca. Allah'ın Besûlü Hz.» Doğru ama bu harc-ı âlem hakikat. insan zekâsının en büyük keşiflerinden biri olan «hürriyet. Örnek olarak ay tutulması hâdisesini gösterir. A olayı ister istemez gerçekleşecek. zaruretin karşısına hürriyeti çıkartamam. yaptığımdan başka türlü hareket edemeyeceğime inanmaktır. Hamlet'lerin önlerine yığdığı bütün engelleri. Batı'nın birçok doktrinleri çelişkilerle dolu imiş. Böyle yapacakların kiyetizm'i (dingincilik) lüzumsuz. Bana gösteriyorsunuz ki. Hadisenin gerçekleşeceği mutlu günü bekleyerek sırt üstü yatıyorum. hürriyet bir engelin zıddı olarak düşünülürse mânâ taşır. Biz olmadan ay tutulması olamaz inancında olanlar sırf bir ay tutulması temaşa etmek için böyle bir partiye girerler miydi? Hayır.şeklinde yorumlandığı bir felsefeyi Hamlet'in kabul etmesi hiçbir zaman söz konusu değildir tabiî ki. O kimse adı geçen olayın kaçınılmazlığını anlamış da gerçekleşmesi için en küçük bir çaba harcamıyorsa. Netice: «S» toplamı biraraya gelmediği için (bu toplamda benim eylemim de hesaba katılmıştı) durum . amenna. Çünkü ay tutulması için insan müdahalesine ihtiyaç yoktur. Yaptığı. Fichte'nin de haklı olarak dediği gibi: «İnsanına göre felsefe». Bildiğimiz kiyetizm'den çok farklı bir davranış. bu olayın gerçekleşmesini isteyen ve kendini bu gerçekleşmeyi tâyin eden güçlerden biri olarak gören kimsenin gayretini arttırır. Stemler'e göre. Diyelim ki. gerisi de ilerde (T anında) var olacak. iskambilden şatolar gibi devirirler. gerekli şartlardan bir kısmı şimdiden mevcut. Şu mânâda hür değilim: hürriyetle zaruretin aynı şey olmadıklarını iddia edemem. kendini kanıtlamaktan ibarettir. benim için zaruretle hürriyet aynı şey olur. İradem hür değildir. yapmakta olduğu ve yapacağı hareketlerin hepsi de kaçınılmaz geliyor ona. hesap bilmiyor demektir. O zaman «A» nm olma-sından yanayım. Ay tutulmasını sağlamak için bir parti kurmak fikri ancak tımar haneler de belirebilir. «Ala» diyorum. Eğer hareketlerim yapılması mümkün olan hareketler arasında en çok hoşuma gidenler ise.

değişiyor. Benim yerime bir .başkası harekete geçse, gerekli şartlar biraraya gelmiş olabilirdi. Böyle biri yoksa, arzu edilen sonuç da gerçekleşmiyebilir. îyi ama, kaçınılmaz olanın gerçekleşmesini istemiyen biri nasıl davranacak? Direnme gücü kırılabilir mi? belki... Olayın kaçmılmağlığım gösteren alametler tartışılmaz ise böyle bir sonuç ortaya çıkar. Ne var ki, olayın kaçınılmazlığı, aleyhindekilerin hepsinde aynı tevekkülü uyandırmayabilir. Hatta, bazıları kaçınılmazlığı düşünerek gayretlerini hızlandırabilirier; ümitsizliğin verdiği bir gayret. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Sübjektivistler tarihte ferdin oynadığı rolü, lüzumund.au fazla büyütürler. Hasımları da tarihte kanunların ağır bastığını ileri sürerek fertlerin etkisini inkâra, kalkışırlar. Her iki davranış da ciddiyetten uzak. Tez de yanlış, anti-tez de. Mühim olan: Her iki iddiam^ doğru yanlarını bir sentezde verebilmek. Son zamanlarda tarihte büyük adamın rolü meselesi Alman tarihçilerini çok uğraştırdı. Kari Lamprecht büyük adamların (bilhassa Bismarck’ın) şahadetine dayanarak, büyük adamın tarihte önemli bir rol oynamadığını ispata çalışmış. Bismarck 16 Nisan İ869*da şunları söylemiş parlamentoda: «Ne mazinin tarihini görmezlikten gelebiliriz, ne geleceği inşa ^tnaek elimizdedir. Bazıları saatin yelkovanı ile oynıyarak zamanın akışım hızladıracaklarım sanıyorlar. Yanlış. Umumiyetle benim olaylar üzerinde büyük etkim olduğu söyleniyor. Oysa ben sadece olaylara dayandım. Tarihî inşâ ettiğim kimin aklına gelebilir?! Gerçi sizlerle el ele vererek bütün dünyaya karşı koyabiliri^ ama tarihi inşâ etmek haddimiz değildir. Yapacağımız şey: tarihin oluşumunu izlemekten ibaret. Lambanın altına koyarak meyveyi olgunlaştırmayınız. Hanı meyveyi koparmak neye yarar? Olgunlaşmasını önlemeğe ve çürütmeğe değil mi?» Bismarck, başka yerlerde de aynı inancı dile getirmiş: «Büyük siyaset olaylarını biz imâl edemeyiz, hadiselerin tabiî akışını izlemek zorundayız. Yapabileceğimiz; olgunlaşan hadiseleri tesbit etmek.» Laanprecht'e göre, derin bir hakikat bu, hakikatin bütünü, tarihçi görüş ufkunu kısa bir zaman çerçevesi içine hapsetmemeli. Genel tarihî şartlar, en büyük insanlardan çok daha güçlüdür. Lamprecht, kendi anlayışını cihanşumul olarak vasıflanOir^ Lamprecht'in zayıf yönü nerede? Bismarck'tan aktardığı hükümler psikolojik bir belge olarakçok dikkate lâyik şüphesiz. Ama Bismarck'ı «tevekkül»le suçlamak kimsenin aklından geçmez.

«İrticaın savunucusu hiç de bir lafebesi değildir.» Lamprecht de, Monod gibi, kişilerden çok, müesseseleri ele almak gerektiğini söyler. Ve iktisadî şartlara dikkati çeker. Ne var ki, bu yeni bir görüş değildir. 1820lere doğru tarih iHmleıinde meydana çıkmıştır. Temsilcileri ise: Guizot, Mignet, Augustin Thierry ve daha sonra Tocqueville'dir. Yalnız bütün bu tarihçiler de ferdin tarihte oynadığı role kesin ve aydınlık bir cevap getirememiştir. Restorasyon devri tarihçilerinin görüşleri onsekizinci yüzyıl görüşlerinin bir çeşit antitezidir. O asrın tarihçileri bütün hadiseleri kişilerin şuurlu aksiyonu ile açıklıyorlardı. Fransız devriminden sonra, tarihin bir takım fertler tarafından inşâ edildiği inancı sürüp gidemezdi. Kaldı ki, bu tarih felsefesi, burjuvasinin halkçı temayüllerine ters düşüyordu. Chateaubriand, yeni tarih görüşlerini kaderci olarak tanımlar. Ona göre bu mektebin araştırıcılardan beklediği görev şu idi: «Kılı bile kıpırdamadan en büyük zulümleri hikâye etmek, en büyük faziletleri dile getirirken de en küçük bir sevgiye yer vermemek. Toplum krşı konmaz bir takım yasaların etkisindeydi, her şey kaderin emrine uyarak cereyan ediyordu ve edecekti, kızmak da boşunaydı sevinmek de,» Şüphesiz ki, yanlış bir hüküm.. Yeni mektep tarihçiden hissiz kalmasını istemiyordu. Thierry diyor du ki, siyasî tutkular araştırıcının zekâsını biler ve hakikati ortaya çıkarmasına yardımcı olur. Guizot'un, Thiers'in, Mignet'nin eserlerine bir gözatın, hepsi de aristokrasiyle savaşan burjuvaziden yanadırlar. Kesin olan şu: Yeni tarih mektebi 1820 ile 30 arasında ortaya çıkarken burjuvazi aristokrasiyi yenmiş bulunuyordu. Sınıfları zafer kazanmıştı ve tarihçiler bunun gururu içindeydiler. Yenilenlere karşı şefkat beslememeleri, mensup oldukları sınıfın katı kalpliliğinden ileri geliyordu. Guizot, «En güçlü zayıfı yutar, bu onun hakkıdır» diyecekti. Yeni mektep, tarihi kanunların yönettiğini belirtmek istiyordu, bu itibarla büyük şahsiyetlerle uğraşmak gibi bir amacı yoktu. Onsekizinci asrın tarih görüşü ile yetişenlere abes geliyordu bu. Tartışmanın hâlâ da sonu gelmemiştir. Sainte-Beuve, Mignet'nin «İhtilâl Tarihi» ni tenkit eder, ona göre genel kanunların yanında, hadiselerin akışını değiştiren ferdî hususiyetler de dikkate alınmalıdır. Yerinde bir tenkit ama ferdî hususiyetlerin etkin olması için yine sosyal kanunların işlemesi lâzım gelmez mi? Kişi ancak içtimaî münasebetlerin elverişliliği ölçüsünde tarihî bir faktör durumuna yükselebilir. Kabiliyetleri de sözt konusu değil midir? Söz konusudur tabiî ama toplumdaki yeri, bu kabiliyetleri göstermesine uygun olduğu ölçüde. Yani hep sosyal yapı ön plandadır. Ferdin rolünü tayin eden toplumun yapısı. Sosyal gelişme kanunlara

uyar; ferdin rolü bu kanunlarla çelişebilir mi? Hayır. Sadece mevcut olan imkânlardan birinin gerçekleşmesi üzerine etki yapabilir. Tarihte tesadüflerin de rolü vardır, fakat tesadüfler toplumun bütün akışım değiştirmez. İlmin konusu bitendir, her bitende tesadüfün payı vardır.. Olayları ilmî olarak kavrayabilir miyiz? Evet. Tesadüf nisbfdir, kaçınılmaz süreçlerin kesiştiği yerde karşımıza çıkar. Avrupalıların Amerika'da boy gösterişi Perulu ve Meksikalılar için tesadüfi olmuştur. Şu mânâdaki, ülkelerindeki gelişmeyle bir ilgisi yoktu bu olayın. Ama Ortaçağ sonlarında batılıların denizlere açılması bir tesadüf değildi. Yerlilerin direnişini kolayca yok etmeleri de tesadüf eseri olmamıştır. Amerika'nın fet-hinin amillerini iki sebebe bağlayabiliriz: fethedilen ülkelerin iktisadî durumuyla fatihlerin iktisadî durumu, bu da ilmî bir araştırmaya pekâlâ konu olabilir. Sonuç olarak, tesadüf unsuru, olayların incelenmesine bir engel teşkil etmez. ilmi olarak

Evet, kişilerin bir toplumun kaderi üzerinde etkileri olduğunu kabul ediyoruz ama bu etkinin, o toplumun iç yapısına ve diğer toplumlar karşısındaki durumuna bağlı olduğunu da biliyoruz. Yine de, kişinin tarihteki rolü problemini tamamiyle halletmiş sayılmayız. Meseleye başka bir açıdan da yaklaşmak gerekecek. Sosyal münasebetleri şekillendiren, son tahlilde, üretim güçlerinin içinde bulunduğu durumdur. Kişiler, üretim güçlerini ve bu güçlerin ortaya çıkardığı sosyal , münasebetleri doğrudan doğruya etkileyemezler. Ama, kişi, bir takım özellikleriyle, mevcut iktisadî münasebetlerden doğan sosyal ihtiyaçları kolayca karşılayabilir veya onları kabul etmiyebilir. Kişi, zekâsının üstünlüğü ve diğer bazı özellikleri sayesinde, olayların bir .-bölümünü ve sonuçlarını, kısmî olarak, değiştirebilir ama olayların akışını etkileyemez, bu akışı belirleyen bambaşka kuvvetler vardır. Ayrıca, büyük adamların tarihteki rolü üzerinde düşünürken, hemen daima şu hataya düşüyoruz; bir büyük adamın ortaya çıkması, ortaya çıkabilecek diğer büyük adamların ortaya çıkmamasına yol açar, bunu unutmamak gerekir. Mesela, Napolyon yerine tarih sahnesine çıkabilecek ne kadar çok general vardı Fransa'da ve onlar da aynı rolü, onun kadar iyi olmasa bile, benzer şekilde oynayabilirlerdi. Ama toplum, ihtiyacı olan güçlü bir askerî diktatör bulunca, bütün diğer yetenekli askerlerin hiç bir şansı kalmıyordu artık. îşte olaylara bakış açısındaki hata burada: ortaya çakan kahramanın kişisel kudreti hakkında çok mübalağalı bir sonuca varmamız. Kahramana arka çıkan bütün sosyal itici gücü de onun kişiliğine bağlıyoruz. Oysa onun bize istisna bir kahraman gibi gözükmesi, kendisine benzer kişiliklerin hayat hakkı bulamamalarından da kaynaklanıyor.

Büyük adamın ortaya çıkması ve olayları PtkilP mesi için iki şart lâzım. Birincisi, kahramanın kabi liyetleri sayesinde, zamanın sosyal ihtiyaçlarına di gederinden daha iyi çözümler bulabilmesi. Eibetteki Napolyon askeri bir döha yerin© Beethoven'in müzik ustalığına sahip olsaydı, Fransa'ya imparator olamazdı. İkinci olarak da. mevcut SOsyal dÜ2enin( belirli bir anda, gerekli ve faydalı kabiliyetlere sahip kişiye engel olmaması. Fransa'da ihtilâf yıkılan eski rejim yetmişbeş sene daha sürseydı, Napolyon öldüğü zaman, kimsenin pek tanımadığı teğmen Bonapart olarak kalmağa mahkûm olacaktı. Kabiliyetli kişiler, hemen daima, kabiliyetlerinin gelişmesine uygun bir sosyal ortamda görülürler Bu da, ortaya çakan, yani sosyal bir kuvvet haline ge_ len her kabiliyetin, sosyal münasebetlerin bir meyvası olduğunu kanıtlar. Yukarda söylediğimiz gibi> kabm„ yet sahibi kişiler olayların bir yüzünü değiştirebilirler ama genel akışım etkileyemezler, onlar bu akışın içinde ve sayesinde vardırlar, onsuz olamazlar Özetlersek: büyük adamların özelikleri," tarihî olayların bir cephesini etkiler Ve şekillendirir, tesadüf unsuru da bunda rol oynar, ama tarihî olayların akışını asıl şekillendiren genel sebeplerdir. Bu genel sebepler de, üretimin ekonomik Ve sosyal sürecinin insanlar arasında doğurduğu üşkiler bütünüdür üretim güçlerinin gelişmesidir. Büyük adam, zamanının ihtiyaçlarına bütün diğer çağdaşlaîlîldan daha iyi ce, verecek özelliklere sahip olduğu için bayüktür> Mşi. liği tarihin akışına yön verdiği iç|n de|;ilj> Plekhanov bu konudaki görüşlerini, bütün insanların büyük adam, kahraman ya da yol gösterici ola. bileceğine olan inancım belirten iyilîıser düşünceler. le noktalıyor. Okuyalım: «Carlyfe, ünlü kitabmda bü. yük adamlara 'yol göstericiler' diyor (initiateurs/beginners). Çok yerinde bir kelime. Evet, büyük adam bir yol göstericidir, ileriyi görür, diğerlerinden çok daha fazlasını düşünür ve ister. Toplumun entelektüel gelişmesinin ilerde ortaya çıkaracağı meseleleri öngörür ve çözer. Ayrıca toplumun sosyal gelişmesinin de doğurabileceği meselelerin ilk farkına varan ve çözmeye çalışan odur. O bir kahramandır ama, olayların tabiî akışını durdurabileceği veya değiştirebileceği için değil, bu olayların şuuruna vararak hareket ettiği, toplumun psikolojisini kavrayabildiği için. Toplumun psikolojisini bilmek ve etkilemek de, bir anlamda, tarihî olayları etkilemek demektir. Bu geniş hareket ve etkileme imkanı, sadece 'yol göstericiler'e ve büyük adamlara da mahsus değil Görmek için gözleri, duymak için kulakları ve gelecek nesilleri sevecek bir yüreği olan herkese açık bir imkân. Büyük adam deyimindeki «büyük» kavramı nisbî bir kavram. Ahlâkça büyük olan, İncil'in de dediği gibi, hayatmı bir sonraki nesil için feda edebilendir»5.

kendi de itiraf ormanlarına dalmış yabanî bir boğa». İlk eğitimini doğduğu şehirde tamamladıktan sonra Edinburg Üniversitesinde okumuş. Dalkavukluğa yatkın aydınlarımız için mukaddes bir kitap olmuş eser. Afallarsınız.» Cariyle bir «cermen». intelijansiyamız.II — Carlyle'ı Tanıyor muyuz? Reşat Nuri. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir lisede matematik hocası. garip heyecanlar duyarsınız okudukça ve her sabah bir önceki fikrinizi değiştirirsiniz. Meçhul bir dünyaya ayak basmışsınızdır. O sırada yayımlanan bir ansiklopediye makaleler yazarak başlamış mesleğe (bilhassa Montesquieu. zıplar ve çığlık atarlar. Dinlemezsiniz tabiî. palyaço libasları içinde beyefendiler ve manyaklar görürsünüz. Bu dünyanın insanları baş aşağı yürürler. düşünce adamlarınız kimdir? diye sordunuz mu verecekleri ilk isim: Cariyle'dır.V. eder: «Cermanya 1795 de îskoçya’nın Dumfrishire bölgesinde dünyaya gelmiş. Histoire de la Litterature Anglaise. uzun zaman İngiliz üniversitelerinde okutulan «İngiliz Edebiyat Tarihi» nin beşinci cildinde Cariyle'ı Fransızlara şöyle tanıtır: «ingilizlere. Montaigne. Onyedinci asrın tahlilci yazarları «mantık kasapİşarı» dır ve ona göre. kıvranır. Paris 1947. Paradoksları birer prensip olarak: çıkarır karşımıza. din hakkındaki görüşleri büyük bir sarsıntı geçirdiğinden ken (6) Taine H. beş cilt. düşünceler. yabancı bir dünyada bir nevi mastodont»6. Ama sakın okumaya kalkmayın. Yepyeni bir dili sökmek zorundasınız. cümlelerin biçimi. (5) Plekhanov C. Les Questions Fondamentales du Maraisme (Marksizmin Ana Meseleleri! Edition Sociales. Nihayet anlarsınız ki harikulade bir varlık karşısmdasmız. sağduyuyu abes gibi gösterir. Paris 1863. Carlyle'da her şey yeni. kökü kurumuş bir soyun enkazı. Taine. «Kahramanlar»! elli küsur yıl önce çevirmiş Türkçeye. Hoca-larının derslerinden çok kendi iç dünyasının ifşalarına açık bir mizaç. modern bilginlerin katalog ve tasnifleri için münasip gördüğü ad: «kastorların ilmi. üslup. dini yazı hayatına vermiş. diye de eklerler. . Eser. Üstadın Batılı aşıkları da «Kahramanlar» yazarına rüyada sevdalanmışlar. caize koparmak için onun şahadetine sığınmış. bir şey anlamazsınız. Önce rahip olması isteniyormuş. tıkamak istersiniz kulaklarınızı. Cumhuriyet döneminin bir çok mitosları Iskoçyalı şairin ruhaniyetinden yararlanılarak inşa edilmiş. Nelson ve iki Pitt üzerine) «Schiiler'in Hal Tercümesini kaleme almış (1823-1825). Carlyle'ı okumadan Carlyle'cı kesilmiş. Tarihçiler. Carlyle'nin yirmi cildine saldırırsınız. hatta kelime hazinesi.

Cariyle'in Alman edebiyatı üzerine denemeleri. Üslubuyla o anki düşüncesi öylesine kaynaşmıştır ki aynı cildin içindeki yazılar başka insanlar tarafından yazılmış sanılır.az sonra Goethe'nin önsözüyle Almancaya çevrilmiş. 1825 de evlenmiş ve çiftliğine çekilip bir kaç yıl edebiyat ve felsefeyle uğraşmış. canlı. monografilere teksif eder. daima ferdî'yi. bir düşünceden diğerine zıplar. 1837lerde «Modern Avrupa'd aki Devrimler» üzerine dersler vermiş. İnzivasından ayrılıp Londra'ya yerleşen Cariyle. mühim olanı mühim olmayandan ayırın. ingiltere. Frederik'le ilgili büyük eseri. 1824'de Goethe'nin «Wilhelm Meister'in Çıraklık Yılları»nı îngilizceye kazandırmış. Cromwellle ilgili eseri. elektrik şokuna benzeyen bir etki. alışılmış istidlallere de boş verir. Bu dersler büyük bir ilgi ile karşılanmış. Ama yönelmen hedef tektir. 1839'da «Chartism» adlı eseri basılmış. daha sonra kitap halinde neşredilecek olan «Kahramanlar» üzerine konferanslar vermesine sebep olmuş. Frederik de hâlâ benzeri yazılmamış ve daha yıllarca canlılığını koruyacak bir biyografi şaheseri. Başka yazarlar. II. Tekrarlara . Süslü ibarelere de. 1827 de «Edinburg Review»nun yazı ailesine katılıyor. Mekteplerdeki belagat kaidelerine hiç aldırmaz Cariyle. tenkit tarihinde yeni bir dönem açar. hep «kanatlı sözler» peşindedir. Derslerin göMüğü ilgi. 1858 de II. 1838 de basılınca Cariyle Modern Avrupanın en ünlü yazarlarından biri oluvermiş. Siyasî veya ahlakî tecritlerden hiç hoşlanmaz. Alman edebiyatının güzelliklerini ilk defa Carlyle'den öğrenir. 1845'te «Cromwell'in Mektupları ve Nutukları». kesik ve çarpıcı cümlelerle bayılır. yazar.» Tarihi. 1844'de «Dün ve Bugün». müşahhası ve muayyen'i arar. «Sartor Resartus»u 1830 da yazmış ama hiç bir tâbi basmaya yanaşmamış. Cromwell aleyhinde yerleşmiş hükümleri Cromwell'in hatıralarına ve mektuplarına dayanarak alt üst etmiş. bitip tükenmeyen bir biyografiler hazinesi olarak tarif eder Cariyle. Çeşitli dergilerde çıkan makaleleri «Müteferrik Yazılar» başlığı altında kitaplaştınlmış. Kısa. ilk yazısı: «Jean Paul Richter». Üslup ise okuyucuyu büyüleyecek kadar canlı. 1837'de Alman edebiyatı ve umumiyetle edebiyat üzerinde konferanslar vermeğe başlamış. Bu sistemin en mükemmel ifâdesi siyasî bir destana benzeyen «Fransız Devrimi » d ir. okuyucuyu dehanın beklenmedik şimşekleriyle aydınlatır. İngiltere'ye adını tanıtan ilk eser 1837'de yayımlanan «Fransız İhtilâli». Cariyle tarihi. Bu hedefe varmak için seçilen yollar başkaiarmmkine benzemez. Denemelerinden birinin sonunda tenkitçilere şu öğütleri verir: «tenkit edilecek eseri tanımak için onu derinden derine inceleyin. . tarihî araştırmalarına biyografiler serpiştirmişler.

ustaca x yöneltilen birçok sorularla hasmı kendi kendini çürütmeğe zorlar. Var diyoruz sadece ama mahiyetini bilemiyoruz. Kahkaha ile gözyaşını kaynaştıran bir üslup.» Carlyle'a göre dil. Duyuların hiçbir zaman erişemiyeceği. Sokrat'ın istihzasına sık sık başvurur. Tanrı bu duygudadır. Richter'inki kadar coşkun bir «humour». Ama bu kuşağı yaratan güneş arkamızda kalıyor hep. perestiş ediyor ızdaraba.. Bütün bu değersiz görünüşler altında ne var? Bize ifşa ettikleri tanrı nasıl bir tanrı? Carlyle’ın cevabı şu: «bilen yok. Metinler de nesneler de iki tarzda yorumlanabilir. Alaydan rikkate geçer. bir kişi olarak tasarladığı bu karanlık mavera. kilise. onun için . velileri anlıyabiliyor. Bu yüce kabiliyet sayesinde ruh hodgâmlıktan sıyrılıyor. Swift'inkinden çok daha insanca. Böyle bir duygu olmasa. sonuna kadar meçhulümüz kalırdı. aklın tarif edemiyeceği. günümüzün çelişki ve akıldışı'lıklanna ışık tutan mahrem bir kavrayış. hazdan vazgeçiyor. sanatlar. kahramanlık bir nur. «Sartor Resartus»u okuyalım: «Sokaktaki adam için insan nedir? Pantolon giyen iki ayaklı bir hayvan. Cariyle'da hıristiy anlık çok serazad bir anlayış. ilâhî.Bu deha'nın en ele avuca sığmayan. Hissediyoruz ki. ilahî'nin. hakkın. Biri herkesin yapabileceği maddi yorum. hayalin bir hükümdar. kainat güzel ve korkunç ama özüne bir isim bile veremiyoruz. İçimizde mutluluğa karşı duyduğumuz sevgiden daha yüce bir duygu var. Cariyle. bir zekâ. Geliş de Tanrıdan. Bu tenden libas altında esrarlı bir ben gizlidir. öteki gülünç yönünü. Kahraman orada yaşar. Fazilet bir vahiydir. Cervantes'deki kadar ince. ezeli'nin dünyasında. İyi ama Carlyle'ın bir filozof. Varlıkların iç dünyasında. ilahî bir tecelli. bütün mistikler için olduğu gibi herşeyin çift anlamı vardır. bakışlardan biri varlıkların hüzünlü ve acı yönünü görür. Ahlâksızlıklar ve safsatalar sözkonusu olunca yıkıcı bir 'istihza. idea.. Carlyle’ın ahlakî mistisizmini şöyle belirtebiliriz: Tanrı bir sırdır. onu göremiyoruz. gidiş de Tannya. bu dünya her zaman vardır. yüce yorum. şiir. Onun sayesinde eriyoruz hakikate. velilerin dünyasıdır. ledün'dür. nereye gidiyoruz? Duyularımız cevap vermiyor. Kahramanı «Tenfelsdrockh» da öyledir. Onun sayesinde meçhul ve ulvî bir dünyayı seziyoruz. bir nevi çifte bakış. bu muammanın adi. vicdan bir felsefe. öteki birçoklarına kapalı olan. acılar karşısında bağışlayan bir şefkat. devlet hep birer remiz. tabiat gözlerimizin önünde uzanan şaşalı bir gökkuşağı. kinle sevginin inanılmaz bir bileşimi olan bu esrarengiz şahsın kahkahaları bir hıçkırık içinde sona erer. en seyyal yönü: «homour». dünyevı'nin bayağı’nın altındaki bu alemi yığın göremez». İkincisi ideal hayat için. Akla sorarsanız bir ruh. bir muammadan başka bir muam-maya gitmedeyiz. Nereden geliyoruz. kendine boşveriyor. bir düşünür olarak değeri nedir acaba? Cariyle için de. Birincisi gündelik hayat için geçerlidir. Yalnız seziyoruz ki.

Bütün dinlerin ortak amacı zaten aşağı yukarı bildiğimiz bir hakikati hatırlatmakdır: Salih bir insanla. birincisine benzemek. Muhammed'e karşı beslemeye başladığı hayranhkta «kahramanlar» yazarının büyük payı olduğunu belirtir. Sonra gençliğinin putlarına isyan. Nefret ettiği tek din vardır. îskoçyalıdır. Eseri kanatlandıran Carlyle’ın ruhu. çoğunun kaynağı Almanya. Carlyle’ın o konudaki konferansını kaç müslüman lâyık olduğu dikkatle okumuştur acaba? Bu çok kısa hatırlatmalardan sonra üstadın nasıl bir çağda yaşadığını da anlatalım. Dünya görüşünde Almanya'nın etkisi büyük.gönlün sesine kulaklarım tıkayan. öteki olmamağa bütün gücünde çalışmaktır. Cariyle böyle bir tutkudan uzak. Fichte'den. Onsekizinci yüzyılın en parlak örneğini sunduğu Fransız entellektüalizmiyie savaşmak için karşı kanatta yer alacaktır... kötü bir insan arasında sonsuz. Heröer'den. Çevresindekilerin çoğu berrak düşünce peşinde.«İnsiyakın havarisi. Vazifen. Carlyle'a ayırdığı bölümü «İdealist Tepki» başlığı altında sergilemektedir. Latinlerin berrak düşünceye aşık temayüllerine karşı Cermanizml düşüncesine vatan yapacaktır. İngiliz edebiyatının dünyaca tanınmış tarihçilerinden Cazamian. Bütün dinleri kabul eder Cariyle. İbadet bütün değerini duygudan alır.panteist olduğu söylenilir. ezberletilmiş ayinlerle. Zaman zaman İslâm velilerini hatırlatan bir düşünce irtifaı. Profesör Watt. özü ızdıraba tapış olan bir mitos. manası anla-şılmayan düsturları mırıldanmakla yetinen din (İngiltere'nin dinî riyakarlığına saldırış). Kanından ve ilk terbiyesinden gelen özellikler Alman idealizmini güçlendirecektir. bu mizacı gittikçe geliştirecektir. bu duygu ahlâk duygusudur. Kitab-ı Mukaddesteki prof et izm. JeanPaul Richter'den ve Goethe'den çok şeyler almış. bugünün protestanlığmdakd soğuk ve beylik ibadetten çok daha saygıya lâyıktır. Buhran ve kesin olarak teşekkül eden kişiliği. Kavgasını müpheme kaçmadan tâyin edecek kadar şuurlu. Kitap ve bilgi sevgisi içinde geçen yıllar. ilhamını. tahlilin düşmanı. Schelling'den. Ona göre hıristiyanlık bir mitos'dur. Carlyle’ın karanlık ve girift kişiliği bir yönüyle aydınlandı mı acaba? Hiç bilmediğimiz bir dünya bu. Batı'nın Hz. Yaşadığı çağdan iğrenir o. «Sartor Resartus» düşünce ve imajlarla dolup taşan bir kitap. Birini bütün gönlünle sevip sayacaksın. bir filozof şair tarafından yeniden yaşanan püriten . Saint-Edmondun kemikleri önünde diz dökün onikinci asırda yaşamış bir keşiş'in huşu'u. ötekinden ise fersah fersah kaçacaksın. dualaran mihaniki tekrarıyla. henüz ifadesini bulamayan bu mistik püritanizm'den alacaktır. bir fark var. İskoç ruhunun iki yönü var: faydacılık veya mantıka dayanan zalim bir incelikle bulanık sessiz bir mistisizm. Cariyle. Novalis'den. Kendi özünü keşfeden Cariyle.

İnsanoğlunun geçmişi bu büyük ilham sahiplerinin saçtığı ışıkla aydınlanır. İnkılapların kaynağı insanın iç dünyasidir. Bugün muvazenesizlik içtimaîleşmiştir. Modern toplum hastadır. Toplum da onlar sayesinde dirilecek. Sefil halk yığınlarını çekiyor kendine ve darmadağın ediyor. Sanayi talî bir kuvvet. Makina asrının da kendine göre çetin problemleri var. şerle mücadele halindedir. Kahramanlıkları. ayaklanmalarından doğmuştu ve kavgaların menfi zaruretlerine rağmen yaşadılar. yeni doğan medeniyetin kanun koyucuları da. marazî bir benlik kaygısından. Müesseselerin foüründüğü birer libas olan amelî faaliyetler. Frederik savaştan. ezelî inkârdan' kesinliğe ve tasvibe geçiş. Zincirden boşanan tutkuların mantığı icabı Fransa anarşiden kaosa sürüklenmiş. şüphe ve çocukça bir kasvet. ruhu ölmüş bir toplumun sonu. bir Cromwell din. ruhî bir gençleşme sayesinde yenilenecektir. Napolyon'u. Fransız devrimi. düşünce adamlarıdır. güçlerini yapan o anlatılmaz itimad-ı nefisden. bütün dünyanın emellerine cevap verişlerinden. Zarurî olan bu tahripten hiç bir hayat prensibi doğmamıştır. Psikolojik sıhhatin kanunları : kendini unutmak. Oysa bir II. içi kof bir vücudun yerle bir oluşudur. kurucu dehalarını sosyal bir inzibatın tesisine harcadılar. fakat bu ferdiyetçi ahlâk sosyal bir ahlâka bırakıyor yerini. nihayet ümitsiz düzen ihtiyacı zalim bir kurtarıcıyı. onlar olmadan başarı kazanılamaz hayatta. Kâinatın ilahî planı hergün tehlikeye düşer ve lıergün yeniden kurulur. Ruhunun tarihçesi: hodgâm bir endişeden. canlanacaktır. «Wilhelm Meister» dünyaya sunulan bir şifa incili. rahip ve hükümdarların bugünkü varisleri olan. bütün engelleri aşan irade güçlerinden. örfler.coşkunluk. Carlyle’ın eseri bu ana düşünceler etrafında gelişir. Onları nasıl tanıyacağız? Halaslarından. feragat ve aksiyon. birbirini takip eden medeniyetlere kendi damgalarım vurmuştur bu insanlar. Ama kör olduğu için toplum bünyesini ezip yaralıyor. Kahramanın muammalı kişiliği arkasında yazarın biyografisi gizli. Kişiliğe gücünü veren bu vasıflar. Haksızlığı yokedip yeni bir adalet koyacak kadar güçlü bir kahraman çıkmamıştır ortaya. bütün tohumlar var. Byron çağı yerini Goethe çağına bırakmalıdır. sürünün çobanlarında. EzechieFin alev alev imânına eklenen -metafizik bir idealizm. Başka tarih felsefesi olamaz. Gündelik hayata işleyen ve ona destek olan bu mistik unsurilahî tecelli-üstün bir seziş halinde bir takım imtiyazlı varlıklarda yoğunlaşır: Mürşitlerde. Atlattığı buhranın merkezinde ferdiyetçi bir ahlâk. İktisat hocaları için tek kurtulup yolu: iktisadî çarkların daha . iş başına getirmiştir. Sartor'da bütün düşünceler. bu iç bozuluşun alametleri ise romantizm afeti. Ezelden beri ilhama mazhar aksiyon. tabiat üstü bir bilgi ve aksiyon mihrakı ile aralıksız temaslardan gelir.

Almanlar arasında en çok Jean-Paul Richter e yakın. bu hassas mizacın bir çeşit zırhı. «Sartor». boş zamanlarında Eflatunla. daha hür işlemesi. yazar. acı çeken bir halkın bulanık bir müddücezrı. Şan. Paris 1913. Sevdiği yazarların başında Jean-Paul Richter gelir ve Jean-Paul Richter'e göre de Yunanlılar çocuktur. Orta-çağda uyanık bir rahip. Kof bir rasyonel dogma ile durdurulamaz. Kılı kırka yaran bir ciddiyet. Bu müddücezir. İyilik güzelliğin içindedir. Emorson'un tabiriyle îskoçyalı bir halk çocuğu Üstelik tesadüfen büyük bir âlim ve güçlü bir (7) Cazamian L. o. Carlyle’ın üslubunda ağır basan «humour». Saint Augustin ile Calvin'i okuyor ama yine bir bahçevan gibi ukalalığa kaçmadan konuşuyor. ruhun mer-kezini. Düşünce birliği falan palavra. Cariyle. Kumaşın rengine bağlı bir fark meselesi. Görevlerine lâyık olsunlar. içtimaî vücudun gerçek beyinciğini yani kesemizi nereye koyardık. Swiftliı fıçı hikâyesine benzeyen bir hiciv ve mizah şaheseri. Bu kerim ve babaca otorite. Toplum baştan başa kumaş üzerine kurulmuştur. Bu vasfın gelişmesinde Richter'in de etkisi olmuş. Cariyle için ahlâk ve vazife. önce Spinoza sonra Goethe nihayet Jean-Paul Richter. İnsanı yapan elbisedir. Mutlak bir zaruret bu. onu tahrik eden haklı tutkuyu yatıştırmak lâzım. Hülasa edersek Carlyle’ın düşünce dünyasını yoğııran. Otorite olmadan düzen olamaz. Shakespeare'i. . Cariyle klasik edebiyatla pek uğraşmamış ve Yunana büyük bir hayranlık duy-mamıştır. Bilimsel bir «bırak-yapsın»cılık toplumu kurtaramaz. Tabiî Fichte'yi de unutmamalıyız. Gelecek onların elindedir»7. İktisadî akitlerin yerine beşerî anlaşmalar geçmeli. Daha çok çağının insanıdır. Şartizm. Klasik bir davranış. «Sartor»da karşımıza çıkan hep bu yanı. însan hayatına istikamet veren kutup yıldızı.hızlı. haklı gücünü kabul ettiren kimsenin bir vasfı mı? Hayır efendim. îskoçyalı bir bahçıvan düşünün-. Otorite nedir? En liyakatlinin kazandığı bir nüfuz mu. mu him olan güzellik. servetin canlı araçlarım insan olarak ele almalıdır. Zalim ve insafsız bir alaycılık. Edmond Barthelemy'nin Cariyle ve «humour»u ile ilgili yazdıkları da. vakar hep elbiseden gelir. bütün mefhumların üstünde. dünyevî bir hükümdar değil miydi? Sanayi şefleri arasında da yeni bir aristokrasi kurulmaktadır. mevki. Karşımızda Cariyle. Ayaklanma dalgasını zaptırapt altına almak için. çalışmayı bir düzene sokmak şart. meşruiyeti kendi içinde. Belli ölçüde hermin veya herhangi bir kürk parçası belli bir insanın üstüne yerleştirilmiş ise alın size bir yargıç. «Humour» gündelik hayatın adiliklerine karşı. Kumaş olmasa baş uzvumuzu. Cariyle en çok hor gördüğü nesnelere büyük bir itibar gösterir gibidir. Örnek mi istiyorsunuz? Kilise. Bu bakımdan. özetle şöyle «Goethe için. kozmik bir ritme tâbi.

«3artor*da metafizik zirvelerde dolaşan düşünce. Başlıca konu ferdi ve sosyal hayatın ahlâk kurallarıdır. uzuvlarını parçalar zavallının ve iskeletini tıp öğrencilerine armağan eder. Hepsinin de derummda bir öz vardır: «Dünyanın ilâhî idesi». Sonra cerrah gelir. Fichte'nin ektiği otorite tohumlarını geliştirir Cariyle. Bir saat sallanır. ferdî amillerle izah edilir ve bü-. Yığm kâinatta böyle bir özün olduğunu farketmez. İrade ilham mefhumuna yeni bir renk katar. Topluluk ne başarmış. Fichte'ye göre. sükûnet bulmuştur artık. İnsanın en önemli vasfı iradedir. Dünyanın kabuğunda yaşar. «Kahramanlık Üzerine Konferanslar»da (1840) büyük adam doktrini. İngiliz zihniyetinin yeni bir zaferidir bu. Boğazına bir düğüm takarlar. ilâhi idenin idraki ile eşittir. insanlık tarihine tatbik edilir. hırpani kuzu kuzu darağacmın yolunu tutar. Carlyle’ın felsefesi gittikçe aksiyona yönelir. Almanya'nın düşüncesine zerk ettiği entelektüel hümma. Hikmeti. Herkes bilir ki bu takke hâkimlerin başında bulunur. İlhama mazhar kişiler doktrini. yük adamların yaptıklarından ibarettir. içindeki insana ne lüzum var? İbadetlerimizi terzihanelerde yapmalıyız»s.iki insan var: biri parlak bir kırmızı kumaş giymiş. Fichte'den alınmıştır. Hırpani titremeye başlar ve garip bir mucize zuhur eder. Carlyle’ın kahraman nazariyesi. Kırmızı kumaş hırpaniye şöyle der: asıl ve parçalan. Paris. Elbise her şey olduğuna göre. Essai Biographique et Critique». Edebiyatçı. bu ilâhî ideyi görmek ve bize göstermek için yollanmıştır dünyaya. (8) «Sartor Resartus» ün Fransızca mütercimi Barthelemy'nin tercümeye yazdığı önsöz. Her yeni nesilde başka bir dille konuşur ilahide. Ayrıca Barthelemy'_ nin Cariyle üzerine bir de biyografi kitabı var: «Thomas Cariyle. bu düşüncelerin kendi mizacından süzülen ifadesidir. başta gelir. İlk konferansından itibaren inancını keskin çizgilerle belirtir: tarih. Bunun hikmeti nedir? Kırmızı elbisenin hırpani libas üzerinde hiçbir maddî gücü yoktur. Tarih Büyük Adamların Yaptıklarından ibarettir. ne yapmışsa hepsinin de kılavuzu. Ona göre. Bununla beraber ahlâkî enerjinin kaynağı hep bu idealizmdir. örneği büyük adam . öteki kaba saba bir elbise. mimarı. yaratıcı veya yıkıcı güç. dünyada gördüğümüz veya vasıta olarak kullandığımız her şey —biz de dahil bütün insanlar— bir nevi libas veya görüntüdür. «Kahramanlarda müşahhas sağlam zemine iner. içindeki ilahî özü görmez. kırmızı elbisenin başında hermin kürkünden bir takke olması. Mistik vahiy tarzları arasında saf en iyi (yani amel). «Edebiyatçı Olarak Kahraman» konferansında. Elbetteki bu dünyanın kahramanı «dandy»lerdir. borcunu açıkça ifade eder Cariyle. Edebiyatçının görevi bu dili anlamak ve anlatmaktır.

Dış görünüşleri ile birbirinden kahramanlar. büyük adamı çağıyla izah etmeye çalışıyorlar. çağı büyük adamla değil. Bütün dinlerde karşımıza çıkan: bu kıvılcım. Aklın bu değerler dizisini yıkmaya çalışması boşuna. Anglosakson ruhunun en asil yönü onda tecelli etmiş: samimiyet. Bu farklar görünürdedir sadece. aynıdır. Vahye mazhar olmuş. toplumlar ve ruhlar çalkalanıyor. Reform ve püritanizm. Rahip: Luther ve Knoks. Alman araştırıcıların bu konudaki menfi bükümlerini biliyor ama yine de dogmatik inancında ısrarlı: bir zamanlar Odin diye biri vardı. Gerçekten büyük olana teslimiyet. Bu çabayla alay eder Cariyle. üstün ve yiğit bir insan. Varlığm vasıflarım tâyin eden inanç. peygamberlerle peygamberleştirilmiş tanrı birdir: Odin. İlim de demokrasi gibi. Bu ezelî olmayana saygı. kurtuluş yolunda bir durak. şartlar bir malze-medir sadece. tabiatta ve insanda ilahîyi sezişdir paganizm. Tanrıya yapılması gereken ibadeti.olmuştur hep. Sonra şairde kahramanlık: Dante ve Shakespeare. Hadiseler. tabiata yapar ama tabiatın en asil ferdine. ilahî bir ateş olan kahraman tutuşturur.376 zaman ve mekânın en uzak raman seçer. Her insan topluluğu bu ilkeye dayanır. Yaşayacak olan bütün toplulukların. Tezini izah için bölgelerinden. çok farklı Temel. 'her insanın kalbine kök salan ezelî bir insiyak. Rousseau ve Burns. Sonra Muhammed ve İslâmiyet. Bir hata olan paganizmin ruhu hakikattir. bir ilahi ilham kaynağı olarak ele alınır. Kahraman da. hep İnsan hayatının en önemli unsuru: din. milletlerin tarihinde ferdin üstünlüğünü inkâr etmiştir. Demokrasi yalana karşı zarurî bir ayaklanma. Napolyon. Hükümdar: Cromvvell. ümit verici bir temel. Yoksa devrimler sökün eder. Valkirlere inançta da îskandinavlarm bir başka meziyetini buluyor: cesaret. Kahramana. Daha büyük olana saygı ve itaat. İnsanlığın istikbaline inananlar için bu hayranlık ve itaat duygusu. Bugün. Edebiyat adamı: John-son. kendisi de tanrının kurduğu mertebeler dizisini unutunca yalan olur. Cariyle. karşı duyulan sevgi bu çılgın gayretlere rağmen sürüp gidecektir. îmanın sarsıldığı bir çağdayız. paganizmde kahramanın ilahi bir prestiji vardır. «Kahramanlar»^ paganizmin tetkikiyle başlar. altı sınıf kah . Hiç bir asır. Filhakika insan tanrının timsali ve barınağı değil midir? İskandinav mazisinin gecesinde bir hakikat kıvılcımı parıldar. hiç bir millet bu sevgiden vazgeçememiştir. kahramanlık ölçülerine göre kurulmuş bir değerler dizisi vardır. İstikbalin kahramanı ve kâhini düşünce . Odin'in yaşadığından emin değildir. tutuşmaya hazır olan bu malzemeyi. demokrasi çıkar ortaya. önee.

Oysa Cariyle güçlü bir iyimserdir. Carlyle'-in incelediği. dallan bütün kainata. Dinler bir metafizik. onbirinci asra kadar yaşamış. Güneşin tutulması bir kaç dakika sürer. eseri Fransızcaya çeviren Izoulet'nin «Kahramanlar» a yazdığı önsözden alınmıştır: «Güneş tutulunca yabaniler ışık öldü diye dövünür! ermiş. öteki bakire Savaşçılar: Valkir'ler. gelecek nesiller de bize gülecek. Gövdesi göklere uzanır. 1 — Antikite ve Paganizm. çünkü ırkının inancı bu. İskandinav dininde iki sembol: Biri hayat ağacı: îğdrasil. Üstelik astronomideki inkılapların kanunu. Orta-çağ ve Hristiyanlık. imanın bedahatini ve kendinde ümit dolu sözler söylemek hakkını bulan herkesi heyecanla karşılıyoruz. Günü kabul edyorsa gelecek bir bayrın müjdecisi olduğu içindir. ata demek. İstikbal. Modern zamanlar ve. Yanlış anlamaya yol açan bir sıfat.adamı olacak. Biz. İlerimizi göğe kaldırarak çığlığı basıyoruz: Tanrı Öldü. Hal. muzdarip bir ümit. Bu eski Edda. «Censeur» denince asık çehreli karamsar bir insan gelir akla. Hayat ağacının kökleri: Hela (ölüm). «Eddaûyı bir hıristiyan papazı kaleme almış: Saemund Edda. Ölecekleri O elin'in sarayına yollamak onların işi. acılı bir sevinç. Ne oyun. Mahzun bir iyimserlik. toplumdaki inkılapların kanununa kıyasla çok daha kolay kavranabilir. Avrupa'nın ilk tarihi: paganizm. susuzluğa çöle katlanan îsrailoğulları gibi. acılı fakat kahramanca. b Kuzey-Batı paganizmi/ İskandinav paganizmi. bir e tik ihtiva ederler. aksiyon adamı. Yenisinin Saemund'un torunu Snorro Stuleoon'a borçluyuz. Aşağıdaki sayfalar. ideninki ise yüzyıllarca sürebilir. Antikite ve paganizm. ikinci paganizm. İyimser ama zamanın gidişatından hiç de memnun değil. Son biçimini «Edda»da buluyoruz. Paganizm. yabaninin afallayışma nasıl gülümsüyorsak. Arz-ı mevud uğruna açlığa. ne yalan. ezelî değişim Carlyle'a göre Batı üç medeniyet merhalesinden geçmiş*. Valkir'ler kurbanları seçerler. daha yeni bir kahramana ihtiyaç var: yıkılan düzeni kuracak olan. Mistik kayın ağacı. «Asrının büyük censeur'ü» demişler ona. Çağdaş İngiltere'nin düşünce kahramanı Cariyle da bunlardan biri işte. . Ne zaman başlamış bu inanç bilmiyoruz. îğdrasil. Evet doğru.. Kitaptaki ana fikirlerden ikisi şu: toplum. İdeal kararınca da biz medenîler. Ölüm ülkesinde üç norm: Mazi. Zamanımızdaki bir çok Batılının kapıldığı endişeye —hadi ümitsizliğe demiyelim— şaşmıyoruz. hakikatin kendisi.. Paganizmi ayırmak lâzım a-Güney Doğu paganizmi/Helen paganizmi. Norveçliler hâlâ Odin'e inanıyorlardı. ama daha acil. İhtiyar hükümdarlar ölümün yaklaştığını anlayınca bir gemiye biner ve sefineyi tutuşturarak sonsuz denizlere açıhrlarmış. Bu itibarla. içinde ve bu değişimin mimari: kahramanlar.

Hakikat fazilettir. Hıristiyan orta-çağmı anlatmak için kaynak: Dante'nin «İlâhî Komedya» sı. jhıristiy anlığın baş fazileti: Nedamet. bir görüntü. Cariyle. onyedinci asırda Mirabeau. hastalık ve hamakat kaynağıdır. Papalar. bir duvara vuran oynak gölge. işte Goethe. «Worms diyeti» Lutherln erkekçe cevabı. 3 _ Modern zamanlar ve. Cennet. Ortaçağın sözcüsü. onyedinci asırda Cronrvvell. Görünmeyen dünya üç bölüm. bu sahte dirilişe aklanmayalım: Protestanlık ayaktadır. Mağfiret dağı. Avrupa tarihinin kökü Protestanlıkta. Reformla başlamış 1789'da sona ermiş. Sıhhati de gücü de yaratan o. Avrupa'nın tarihi iıçyüz yıldan beri oynanan üç perdelik bir dram. mağfiret sayesinde affa mazhar olur. İhtiyaç kalmamış tövbeye. İngiliz piiritanizmi dünyevî sultaya karşı bir ayaklamış. Hakikatleri de anlamak ve manevî mirasına katmak lazım. uçurumu gizleyen bir köpük. işte Fransız devrimi. Danton. Çağımız ihtilaller çağı. Avrupa'nın en büyük eseri feodalite. Metafizik sembol.Sonra hıristiyanlığm zaferi. Ama o da ölmüş. Nedamet. Dünyevînin ruhu manevîdir. feodaliteye de. işte Alman Edebiyatı. üç bölümlü bir katedral. Avrupa. Çünkü gurura kapılmış insan. Hata ile günah. İngiltere. İşlediği: Vatikan. Ama dinini mesküt geçer. Protestanlık nihai hakikattir. Papahk büsbütün öldü mü? Bir inanç hiç kimseyi bahtiyar etmiyorsa tarihten silinmeye mahkumdur. On asrı ilahı musiki halinde ifade eder. Fransa. bozulunca bütün medeniyet bozulur. Kalabalık yeni hakikatten . Hep hayaletlerle savaş. püritanizm. Birinciler sadece ismen protestan. katoliklik yaşamıyor artık. yolunu bulmuştur artık: ikinci yol. cenneti parsel-lemiş ve satmış. 2 — Orta-çağ ve hıristiyanlık. Bonaparte. Fakat protestanlık Almanya'da çabucak yozlaştı. Onaltmcı asırda Luther. Dante.. Fizik sembol. Ya İngiltere'deki presbiterianizm? O da haşin ve sakat. hür düşünceliler. Avrupa ruhani sultadan kurtuldu. hudut-suz. Araf. En mühim bölge: Araf. Cehennem. Almanya. Katolikliği papalar öldürdü. ikinciler. Modern insanın kurtuluş kavgası bitmedi henüz. Protestanlar da ikiye ayrılmalı hudutlu. Cariyle İsa konusundan son derece saygılı.. katolikliğe de hayrandır. Protestanlık ruhanî sultaya karşı bir ayaklamştır. Fransız ihtilali manevî ve maddî sultalarınsona erdiğini veya ereceğini ispat eden bir isyan. Duyular dünyası. Reform.yoksa tükeninceye kadar yaşar! Protestanlık tabii mecrasından uzaklaşan hıristiyanlığı eski saffetine kavuşturmuştur. ihtilâl. Gerçi yer yer bir canlanma görüyoruz ama. gerçek protestan yani «Libre-penseur». bir duman. Uç perde daha doğrusu üç ihtilal.

. yaşadığı için canlı kalmak ve değişmek Tarih demek ruh ve zeka demek. Yeni hakikatler çakar ortaya. felsefeler mutlak peşindeki ruh sayesinde gelişirler. görünüşte öyle. Goethe'ler kurulacak kilisenin velileri rahipleri. Bir kelimeyle zorundadır. hakikatin bir kısım insanlar tarafından görülüp kabul edilmesi do yetmez. Carlyle'e göre. tufanlar ve ihtilaller bile bir şekil değiştirmeden ibarettir. İstikbalin cihan kilisesi Avruya’nın büyük ve ilhama mazhar düşünce adamları tarafından kurulacaktır. Her tahrip daha geniş bir ölçüde bir yaratışın müjdecisidir»9. Dinde devrim mukadderdir. Shakespeareler. 2 — Katolik Fransa'ya. hıristiyanlık gibi konuları ele alıp Epilogla son buluyor. sadece zaman ve mekanda parçalara ayrılmıştır. Yıldızların hareketsiz. İnsanlık iki düşman kampa ayrılmış olur sadece. Bir halita değil. Meselâ paganizm dönemi medeniyetlerinin temel fazileti cesaretti. hıristiyan medeniyetinin: merhamet. onları da eski hakikatlere katmak gerek. medeniyetlerin. Milton'lar. doğacak fecirlerin müjdecisidir. Terkip bir günde olmaz. Her siyasî yeniliğin temelinde dinî bir yenilik yatar. toplumların ve nasslarm da değişmez olduğuna inanılabilirdi.hoşlanmaz. uzun zaman gerek. bugün. Ölen vücuttur. cesaret de hakikat. Dinler. din. Oysa dünkü hakikatle bugünkünü kaynaştırmak kabildir. Kitaptan alınacak iki ders var. Eski krallık düzeninden daha adisi ve daha sağlam bir düzen kurmak istiyorsak eski inançtan daha derin bir inanca dayanan inanç kurmamız lâzım. dün. hakikatler zamanla yozlaşır. Hakikat tektir. Cariyle iki Avrupa'ya birden hitap ediyor. paganizm. yeter ki hatalardan temizlensinler. Avrupa'nın düşünce tarihi. ruh değil. Alacakaranlıklar. Özü cüruf'dan ayırmak ve parçalan birleştirmek lazım. İnsan zekası hiçbir şeyin ebedî olmadığını keşfetti. Zıt mefhumlar diyeceksiniz. Merhamet hakikatse. «Kahramanlar». Mesele bir sentez kurmak. kahramanları. Allah peşindeki ruh. yarın. iki Avrupa'ya ve iki Fransa'ya: 1 — Antikatolik Fransa'ya (Proteston ve Librepenseur) diyor ki dünyevînin ruhu manevîdir. dağların ebedî olduğuna inanıldığı müddetçe. Terakki parçalara bölünmüş bir yılan. onlara eski saflıklarım kazandırmak lâzım. hiç bir şey aslî halinde kalmaz. müesseseler. parçaları birleştirmek için büyük çaba gerek. Mutlak. ideal. bir terkip söz konusu. Demek ki tez'de antitez de var.

dost olan düşmandır. Fatihler için tek mukaddes kelâm vardır. Bir davetçiler. idrakine vurulan zinciri kırarken . Osmanlı. Tanzimat. tercümesinin başına sekizinci bölüm BATININ YENİÇERİLERİ : «GENÇ OSMANLILAR Osmanlı. mm narin omuzlarında. Avuçları memnu meyvelerle dolu. Milletler de ihtiyarladıkça gevezeleşir. Kâfir çocuklarına kucağını açmış. taşıyıcısı da. çıplak gerdanında göz kamaştırıcı mücevherler var. Osmanlının en büyük mucizesi. küfürü yok etmek için kanlarını sebil ederler. onlara kendi ruhunu nefhetmişti. kardeşliğe.(9) Jean Izoulet'nin «-Kahramanlar» yazdığı giriş (Paris 1922). ' Avrupa. aydınlatarak dost yapmıştı düşmanı. «Tiers etat»nın kılıcı: söz. Nass'a karşı düşünce. Evet ama. kâfiri kâfire kırdırmak. Genç Osmanlılar. Batı. Edebiyatı bir aldatmaca olarak kullanır. bir tarike-i dünya libası değil. yaşayan bir toplulukta. alacalığı içinde mütecanis. hayatın yerini söz. satranç gibi. Aydınlarımız. hakikat ve medeniyet götürüyorlardı. ötesi yani edebiyat. «Kelâm-ı Kadim» Ötesi: eğlence. yiğitliklerini. bize karşı aynı silahı kullanmak ister. cirit gibi. Edebiyat. Damarlarında yabancı kanı taşıyan yüzbinlerce insan. Aynı silâhı mı? Osmanlı. irfan kalemize sokulan tahta at. dudakları vaitlerle. zaferlerini. Mağlupların evlatları birer cihan pehlivanı oldular: «Ruy-u zemine şemşir gibi» saldığımız «demir kuşaklı birer cihan pehlivanı». Genç bir toplulukta. birer sulh güverciniydiler. Kahramanların sözle kaybedecek zamanları yok. Politika kulislerinde kazanılacak zafer. Avrupa'yı Avrupa'ya. Gafil bir intelijansiya. Ülkelere sefalet değil. O zafer şahinleri. Dağınıklığı içinde yekpare. kâh imanla halleden bir toplulukta laf ebeliğine ne lüzum var? Yükseliş çağında küffan irşat ederdik. Peri-i ilha. uçuruma açılan bir tereddiler dehlizi. küfürle istişare değil. Ve kelimelerle büyüler intelijansiyamızı. Yeniçeri. eşkiyalar ve keşişler topluluğu. adalete. yâdelleri kanıyla vatanlaştırmıştı. bir köleler topluluğuydu asırlarca: köleler. gazalarını. Burjuvazi. O en güzide evlâtlarımızı ayartarak koyulur işe. maziyi. akından akma koşan bir mücahitler ordusu. tezatlarını kâh kılıç. uşakların zaferi. Hamlenin yerini belagat alır. kelimelerle yani yalanla. hidayete eren küfür. kanıyla ve adaletiyle. sirenlerin şarkılarım dinleyerek diyar-ı küfre yelken açar. saadete davet. Yeniçeri. Medeniyetin yalnız yaratıcısı değil. Avrupa'nın yeniçerileri. zulmeti nura kalbetmek için.. bu tehlikeli nazeninin kollarında maziyi unuturlar.

hasta bir tecessüstür Yunandan mantığı alır. Aşil'in kılıcı tedavi eder. kalabalık aydın. Onun dilini konuşmağa. bir kelime medeniyeti değildir. Bütün kaleleri zorlar. Avrupa. çağdaş Avrupa. edebiyatı önce bir sınıf silahı. Avrupa'nın en güzide âlimleri. bütün ifşalarını eski Yunan'dan beri tüketmiş bulunmuyor mu? Hakikatta incir çekirdeği doldurmayan ifşalar. kölelik sayesinde gerçekleştirdi. kâh kuduz bir çoban köpeği. Avrupa'dan gelen her oyuncak gibi tehlikeli. Aydının kalabalığa ifşa edeceği bir hakikat yoktu. bir kelimeyle mucizeler yaratmaya kâfi idi. Avrupa medeniyeti. demokrasi adını verdiği bir avuç insanın hürriyet ve hakimiyetini. topraktan hazineler fışkırtmağa. Bugün bir tek dünya var. Edebiyatı derken. kâh uyuz. Birer tılsım sandık. çağdan çağa kanatlanır. mantığı yani metodu. Biri zenginleştikçe öteki fakirleşmeğe mahkûm. cinleri hüddamîaştırmağa. sömürgecilik sayesinde. bir çoban köpeğidir Batı'da. sloganları. Kurulu düzenin emrinde. bütün zaferlerini yamyamlığına borçlu. Biz de edebiyatı bir millî müdafaa silahı olarak kullanmağa mecburuz. mücerrette yani metafizikte. bu gevezeliklere elbette ki iltifat etmeyecekti. Küffarın hükümran olduğu bir dünya. Sınıfların kurulmadığı ve kurulamayacağı bir «düzende» mümin kiminle kavga edecekti? Avrupa'nın mabâdüt tabiyesi (metafiziği) neyi halletmiş? Felsefe. Bazı heceleri telaffuz etmek. sosyalizm kelime. . kilisenin payandaladığı şatoyu. sonra bir istilâ vasıtası yaptı. Tekrar ediyoruz: Osmanlı medeniyeti. meseleleri başka başka. Osmanlının selim aklı. Osmanlının «arif-i ümmi»leri yanında birer tıfl-ı ebcedhandır. İnanan için felsefe. ülkeden ülkeye. kiliselere kurulur. baştan sona tecrit.balyozlaştırır sözü. Doğu ile Batı iki ayrı dünya. İslâm.. Pahalıya mal olan bir gaflet. Osmanlı için bir oyuncaktı matbaa. Aydın kalabalıktı. Batı. bu itibarla hesap mücerrette görülür. Şunu anlayamadık ki. bütün baskılan alteder. kelimelerin kurbanı olduk sonunda. onun silahlarını kullanmağa mecburuz. Eski Yunan. Bir kelimeyle hepimiz Avrupalıyız. Kozasını yırtan düşünce. hürriyetin değil lâfızların esir~i hüsnü olduk.. Matbaa. Ama bunlar maziye ait tahliller. saraylara girer. Amaç: Şatoyu yıkmak. sözün ölümsüzleşmesidir. Ne yazık ki. ne imanı imtiyaz haline getiren içtimaî bir zümre. Aşil'in açtığı yarayı. İslâm'ın Devlet-i Aliyye'y® mirası laf cambazlığı değil. sadece. Ve «Kelam-ı Kadim» her müminin hafızasında veya elindeydi. Politaka tehlikeli bölge. En samimi evlâtlarının itirafıyla sabit: Filozof denen hayvan. Abese karşı bâtıl. Avrupa kiliseyi felsefeyle devirir. Liberalizm kelime. Bizde ne kilise var. Birkaç «şibh-i hakikat» etrafında kümelenen namütenahi kelime. adalet ye imandır.

uçuruma yani yasak bölgelere. Her beşeri düzen kusurludur. înkiraz devri intelij ansiyasınm bedbaht ve serseri tecessüsünü avlamak için bir avuç yaldızlı söz yetti de arttı bile. Düşman: kendimiz. Siyasî misyoner muhatabını iyi seçti: İmanını kaybeden. Avrupa'nın dinî akaidi bahis konusu derece ihtiyatlıydı. dayanmanın. Çehremi. Nasıl bir tarihin çocuklarıyız? Ne soran var. Batı’ınn dinî bâtılları karşısında gösterdiğimiz dûrendişliği. mağrur bir karşısında. yerli ve yabancı tahriflerin. bir uçuruma sürükliyebilir insanı. Çare? Zindanımızı yıkmak. Düşünce bir serdengeçtilik. Kendi elleriyle gözlerini çıkaran birer idrâk hastasıyız hepimiz.. mimarı ve işçisi cehaletimiz olan zindanı. şuurlu. kendi aczimizden. Önce. Vesikalara eğilmek. kendi ser-semliğimizden. zehi hayal-i muhal». şuursuz ve tehlikeli bir isyan. . yerli ve yabancı cehaletlerin karışık bir yumak haline getirdiği tarihi bütün ihtişamı ile tanımak fetihlerin en büyüğü. siyasî yalanları karşısında gösteremedik. İstikbalimizin üzerinde yükseleceği tek sağlam zemin: Tabu tanımayan gerçek bir hürriyet. Maziden koparılmışız. bir abesden başka bir abese kaçış. yani aydın. ne bilen. tesamuh idi. Bir medeniyet. İslâm dünyasının eski Yunan karşısındaki tavrı. Bir yalandan başka bir yalana. Bu zincirleri ne zaman kıracağız? Kendi kendimize vurduğumuz zincirleri. Kimden korkuyoruz? Kendi boşluğumuzdan. bu çapta bir gafleti ancak tarihden silinerek ödiy©bilir. Ve düşman topraklarımıza girmek üzeredir. benliğimi kim tanıtacak ba-na? Bu isli. Topyekûn bir kavga bu. direnmenin ilk şartı: şuur. tecrübeli bir millet. Cami avlusunda bulunmuş bir çocuk şuursuzluğu içinde çırpmıyoruz. Çanları duymuyormusunuz? Kulaklarınız tıkalı mı? Yalnızız. cihatların en mukaddesi. kendimizi tanımalıyız. Ama yaşamanın. Hepimiz birer «Genç Osmanlı» yız. . bu «izinli» hürriyetle kalkınmak mümkün mü? «Zehi tasavvur-u bâtıl. köksüz ve zavallı bir mahlûk.Avrupa'nın uydurduğu bütün izm'leri kastediyorum. Boğanın boynuzlan: kanunlar.. Birleşmek ve düşünmek zorundayız. yerli ve yabancı tahriplerin. Bu hadım edilmiş idrakle. Misyonerler. Anarşizm. Kimse boğayı boynuzlarından yakalamağa cesaret edemiyor. bu kusurları göremez. başlarını yalçın çarptılar: İslâmiyet. eski Yunan ve çağdaşı olan Avrupa Ecdadımız. bu sırları dökülmüş ayna mı tarih? Heyhat atılacak her adım. eserimiz olan hayaletlerin. Misyonerin muhatabı millet. yalanlara hapsedilen idrakin isyanı. olunca son bir kayaya Devir değişti. yani men edilirse. Aydm. uyanık. Hayaletlerin korkusu içinde çarpmıyoruz. ya körü körüne saldırıya geçer yahut köleleşir.

Derebeylik nizamım devirmek isteyen Avrupa burjuvazisi. Fakat bu zafer Avrupa'ya çok pahalıya mal olur. alkış bir yalandır. Kiliseyi yıkarken nassları da devirir Maoddecilik bu yükselen içtimai sınıfın kavga silahıdır. durun diyemiyorum. Üzerimize ölü toprağı serpilmiş.tık» olduğu için. İnsan. Bu teslimiyet bir idrakin ihtiharıdır. . aynı haklara sahip. Susmaya mahkûm edilirse. Ve bugün tam bir mağlubiyet içindedir. İnsanın tek izzeti: tefekkür. Fransızca bilirim. Soru —Türkiyemiz bugün şiddetli buhranlar içinde yüzüyor. En büyük tehlike: Bu tefekkür ataleti. yalnız muharref hıristiyaniığı değil. Madde üzerindeki fetihleri. Hisar. Yarım asrı aşan hayatım okumak ve okutmakla geçti. önce kiliseyle hesaplaşır. ne haddiniz diyemiyorum size. bu gururundan soyunuş. Büyük Gazete bu buhranların ana sebebi olarak Tanzimat'tan beri devam eden İslâm'dan uzaklaşma cereyanını görmektedir. İstikbâlimizi kendimize karşı kazanmak zorundayız önce. Siz bu mevzuda ne düşünüyorsunuz? Cevap —> Buhran cihanşumuldür. Türk insanı büyük bir medeniyetin varisidir.. Sekizi tercüme. Allahsız bir dünyanın kanma bilmeyen ihtirası insanlığa çok pahalıya mal oldu. Hakikat uğrunda bu kadarcık bir tehlikeyi göze alamayanların yaşamaya hakları var mı? DÂVÂ. Zaferin biricik şartı: Fedakarlık. Kendisine sonsuz düşmanlıklar kazandıran bir mazi. Bâtıllarla beraber hakikatler de imha zedilir. «ahsen-i takvim» dir.Aydm. Derebeylik müessesesi de. Uçuruma koşuyorsunuz. Tenkit hakkının mutlak olmadığı her ülkede. ısırır veya boğulur. BUGÜNÜ DÜNE BAĞLAMAKTIR Soru — Kendinizi tanıtır mısınız? Cevap — Yazar ve hocayım. «hayvan-ı na. aynı ağırlıkta iki muhatap olarak. Bu yalanların devamında kimin menfaati var? Kimsenin. Korkunuz. fakat istismar hümmasmdan da vaz geçemiyor. kurtuluşun ilk merhalesi: Sonra Batıyla hesaplaşacağız. Başlıca işim düşünmek ve düşündüklerimi cemiyete . bir idrakin yani bir milletin. rahiplerin saltanatı da sona erer. Bu cihatta zafer. Tann inancını da yok eder. bu zillete rıza. Kavgaların en çetini karşısındayız: Kendimizle kavga. dördü telif bir düzine kitabım ve yüzlerce makalem var. Haysiyet ve namus kavgası.sunmaktır. sefilleştirilen bir yalan. Ama ben vicdanmızirn. Esaretimden memnunum demek. küçülten. Batı insanını doyuramıyor artık. Batı dünyası. Kızmadan. îngilizceyi anlar ve Arapçayı sökerim. vicdanınız ve şuurunuz. Beni hayvan-ı natık olmaktan men ediyorsunuz. toplumun vicdanıdır. Kubbealtı. Zilletten gurur duyuyoruz. Türk Edebiyatı adlı dergi ve haftalık gazetelerde tetkik ve tenkitlerim yayımlanmaktadır.

tarihine yabancı olduğumuz. Hangi müesseselerin hangi iklimlerde gelişeceği ancak uzun bir tefekkür ve sabırlı bir tetkik ile anlaşılır. ihtişamlı mazisinden uzaklaştırılmaya çalışıldı. yani ezelî hakikatlerin. sarayla etrafındaki bir avuç yabancılaşmış havasın. İslâm'ın mukavemet kaleleri Yeniçeri ile beraber yıkılmıştı. Her müessese her iklimde gelişmez. Bu çözülüş hızla ilerledi. Eskiden yekpare bir topluluktuk. Şeriatın. Batılılaşmanın. Hulâsa olarak diyebiliriz ki. Soru — Tanzimat'tan bu yana ısrarla yürütülen Batılılaşma hareketi millet. genç bir medeniyet karşısında mağlûp olmaya mahkûmdu. îslâm bu devrimin-mazideki mürevviçlerine bir göz harflerinin terakkimize mani olduğunu ileri . Ulemâ Şeriatin temsilcisiydi.. Hatada ısrar edilirse. Cevap — Bir medeniyetin başka bir medeniyete istihale etmesi ham bir hayaldir. temel direklerinden biri olan Yeniçerileri imha etmek suretiyle kendi ölümünü hazırlamış oldu.. kendi içtimaî bünyemizi bilmeden. Sonra başsız kalan kitle. Bu itibarla İkinci Mahmut'un ve Abdülmecit'in istibdadı karşısında hiç bir engel kalmamıştı artık. Tercüme Odası'nda yetişen. saltanatın her türlü keyfî hareketini önleyen aşılmaz bir setti. Önce Avrupa'da okuyan. yani entliansiya geçmişti. zararlı mı olmuştur? Cevap — Önce atalım.. Ulema sahneden çekilmiş yerine hiçbir fikir çilesi. yani bürokrasinin eseridir. ciddî bir netice alamazsa orduya dayanarak hükümdarı tahttan indirecekti. Yeniçeri. Kendi tarihimizi. Bu hayali çok pahalıya ödedik..Biz de dünyanın bir parçasıyız. yerine hiç bir hazırlığı olmayan yeni bir zümre. Kanunııâme-i Süleyman! sonsuz bir selâhiyet veriyordu ulemâya. Devlet-i Aliyye. Hatâ eden hükümdarı ikaz etmek. Bunu yalnız Avrupa'nın taarruzlarıyle izah edemeyiz. Aynı iman etrafında kümelenen. vükelayla bilistişâre ikazlarını tekrarlayacak. beraber gülüp beraber ağlayan bir mü’ıninler topluluğu. Bu malzeme bütün insanlığın ortak mâlıdır. Soru -— Harf devrimi faydalı mı. devlet ve ülkemizi ilerletmeğe muvaffak oldu mu? Yoksa geriletti mi?. batmak olduğunu idrak ettiğimiz zaman iş işten geçmişti. ulemanın biricik desteği idi. bir kelimeyle yeni bir dünyanın iğvalarma herkesten çok mâruz bulunan entelijansiya halktan koptu. Kaynaklarından uzaklaşan ihtiyar bir medeniyet. Avrupa'nın taarruzları. Bugünün şaşkın/ zavallı ve paramparça topluluğu haline geldik. Batılılaşma. Ulema ister istemez sahneden çekilecekti. El ele veren bu iki zümre. Bir medeniyet başka bir medeniyetten ancak malzeme alır. onun vazifesiydi. Bugünkü buhran uzun bir tarihin eseridir. temellerine eğilmediğimiz» tezatlarından habersiz bulundu-ğumuz bir dünyanın siyasî müesseselerini aynen benimsemek hatâların hatâsı idi. Yeniçeri ortadan kalkınca ulemâ tabiî müttefikini kaybetmiş oluyordu. halktan kopan aydınlar zümresini kolayca büyüledi.

Osmanlıca'nın mekteplerimize girmesi. ilmin ve ihtisasın sesine kulak verilmesi.s. Nesillerin hafızası ile oynamanın ne vahim neticeler doğurduğunu biliyoruz. insan beyninin ilk yarım küresidir.. ecdadın tefekkür hazinelerini bugünkü nesillerin tecessüsüne açmak. Harf devrimin fayda ve zararları ortadadır. Batı ile Doğu. Türkiye'nin kendisi kalması. latin harflerinin yanında İslâm harflerine de hayat hakkı tanınması. elbise değiştirir gibi harf değiştirmemizi teklife yeltendiler. Bir Volney. . irfanımızdan. İnsanlık bir bütündür. «Hikmet İslâm'ın kaybedilmiş malıdır. Avrupa'nın bizi yok etmeye karar vermiş yazarlarıydı. refahını. kendi ihtiyacımız olan unsurları iktibas etmeliydik. bütün fetihlerinden faydalanarak ihtişamlı mâzisine lâyık bir istikbal inşa etmesi başlıca muradım. Lâtin harfleri kabul edilmiş. Yakın çağlarda Abdullah Cevdet gibi Avrupa irfaniyle sermest münevverler. nerede bulursa almalı» emr-i cehlini unutmamalıyız. dünyaya adalet ve kardeşlik dağıtmış bir ülkenin hiç bir zıpçıktı «uygarlığı» taklide ih-tiyacı yoktur. bize teklif ettiği müesseseleri değil. Ziya Paşa gibi: «Eyvah bu bâziçede bizler yine yandık/Zira ki'ziyan ortada bilmem ne kazandık!» demek budalaca bir şikâyet olur. insanlığın bütün keşiflerinden.. Batılılaşmış entelijansiyamız bu teklifi can kulağı ile dinledi. Bu bedbaht telkinler önce birçok dürüst Türk münevverini de büyüler gibi oldu. Dâva. Dava bir karşı devrimle yeniden eski harflerimize dönmek değildir. irfanımızı yeniden fethetmek. islâmiyet'e düşmandılar.sürenler.. Üç kıtaya hâkim olmuş bir medeniyetin. Biz Batı’nın. bir Baron de Tott v. aklın ve tecrübenin süzgecinden geçmek ve içtimaî bünyeye uymak şartiyle faydalıdır. Tekâmül meşalesi elden ele dolaşır. bu harflerle aşağı yukarı elli yıldan beri kitaplar basılmış.. Soru — Türkiye niçin Ortadoğu'nun Japonya'sı olamadı? Cevap — Niçin olsun? Ben Japonya'nın maddi fetihlerini. Başlıca hedefleri bizi tarihimizden. bir kelimeyle îslâmiyetten koparmaktı.. Soru — Batı’nın faydalı taraflarını uğramamızın sebebi sizce nedir? taklitte başarısızlığa Cevap — Batı’nın faydalı tarafı diye bir şey yok. inkırazın eşiğine sürüklenen zavallı ülkemizin kaderi üzerinde hiç bir peşin hükme saplanmadan düşünülmesidir. Dava.. Dâva. Şöyle diyelim: Köklü bir medeniyetin iktibasları şuurlu olmak. dergiler çıkarılmış yayınlanmıştır. Sonra meselenin vehametini kavramakta gecikmediler. bir kelimeyle şevket ve ikbalini gıptaya şayan bulmuyorum. bir kelimeyle bugünü düne bağlamaktır.

Tek çıkar yol. Düşman bir dünyanın kucağında yaşıyoruz. Her yeni iktidar eski iktidarı horlamayı marifet saydı. hemderd yok. bu korkunç tefrikaya bir son vermek. Radyomuz sabahtan akşama kadar şuursuz lânetlemelerin yer aldığı bir cehennem makinesi halini aldı.. o kadar düşünce. Bir hürmet ve muhabbet buhranı içindeyiz. çılgınlıklarımızı dizginlemek. başkalarına hürmet etmek ve kinin yerine sevgiyi ikâme etmektir. o kadar ıslahat reçetesi.Tekrar ediyorum: Batı'yı Batı yapan fikri temeller. o kadar ideoloji. Memleket bir intihar salgını içindedir. Onlar da birbirlerini tahribe başladılar. Birbirimize kenetlenmez. insanlığın ve İslâm'ın ortak hazinesinden alınmıştır. İslâm'ın şiarı olan mü-samaha. Sonra Îttihad ve Terakki de yerin dibine geçirildi. tâli zebun». Soru — Son yıllarda çıplaklık. faziletleri. adalet ve sevgiye kulaklarımızı tıkamakta ısrar edersek. Siyaset bir zarftan ibaret. şahsiyetleri tahrip.. Tarih bir küfürler kitabı. grup.. Bu facia dünyanın başka hiç bir ülkesinde görülmemiştir. Kime güvenecek. Bizim için söz konusu olan "bir istirdattır» yani kaybettiğimiz hazinelere sahip çıkmaktan ibarettir. kelimeler herkes için başka mânâlar taşıyor. Bu hal. Ülkemizde ferman dinleten tefrikadır. devran sükünî/Derd çok. müstehcen basın ve sinema cemiyetimizi sardı. Soru — Sadece siyasî faaliyetlerle kurtulabilir. fırka ve cereyanlara bölünmüş görünüyor. Bu mefhum.. düşman kavî. seks. İttihat ve Terakki. yüz kızartıcı bir facialar yığını ile karşılaştılar. Maşerî şuurda on kişinin üzerinde birleştiği bir dünya görüşüne rastlamak imkânsız.. miyiz? Cevap — Hayır! yalnız siyasî Zira millî bünyemize musallat olan tehlike değildir. felek bi-rahm. neye dayanacaklardı? Büyükleri bir tahrip humması içinde idiler. sağ paramparça. . ve mukaddes hercümerci içinde hayvanlığın ve biyolojinin hayâsız zevklerine teslim olmak mukadder değil mi? Soru — Sağ cephe çeşitli hizip. Şöhretleri. bombayla. Bu parçalanma mevzuunda görüş ve temennileriniz nelerdir? Cevap — Evet. Kanaatimce sag ve sol tasnifi Avrupa'dan ithal edilen bir bid'attir. Zavallı gençler bakışlarını maziye çevirince.. Hepimiz aynı tarihin çocuklarıyız. sosyal bir hastalığın belirtisi midir? Cevap —Elbette öyledir. İslâm'ın birleştirici bayrağı altında toplamaz.. Hem de sözle değil kurşunla. Kaç insan varsa. ahmakça sloganların esiri olarak birbirimizi hançerlemekten vazgeçmez. dünyanın en büyük medeniyetini gerçekleştirmiş olan bu zavallı milletin mezarcısı oluruz. «Dost bi perva. Evvelâ dillerimiz ayrı. zaferini padişahlara hakaretle sağlamak zavallılığa düştü. bi- Sol perişan.

.1 (1) 2 Haziran ■ 1976'da Büyük Gazete'de yayımlanmış bir ' söyleşi. nitekim daha sonraki devirlerde meselâ Gazali vs. . kendi irfanlarını. Sonra «ikrâ» emr-i celiline uymak. kendilerini yani ikbal ve idbarlariyle tarihlerinin bütününü. çok daha cihanşümul bir inkişafa mazhar olabilirdi. İbn Rüşd. Sizce bu durgunluk ve içe kapanmanın sebepleri nelerdir? Cevap — Cevabı ciltler isteyen çok çetin bir soru. buyuruyor. Gazali bütün azametine rağmen «rasyonel» den «irrasyonelce sığınmıştır.394 ilerini öğrenmeden böyle bir fethe çıkılabileceğini sanmıyorum. İdareyi belli bir isimle damgalamak ve kurtuluşu rejim değişikliğinde aramak kendi kendini aldatmaktır.. mazinin büyük ve ağır mirasını taşıyacak ehliyette şuurlu insanlara ihtiyacımız var. dış kaynaklarla münasebetini •kesen ve kendi içine kapanan bir düşüncenin son büyük hamlesidir. İNANMIŞ AYDININ PROBLEMLERİ Soru — Hangi tarihte başladığı tartışmalı da olsa. Başka bir deyişle. Önce kendilerini tanımalılar. kendi dillerini.) 2) Bir Batı dili Avrupa'yı. kim olduğunu bilen.. imtiyazlı birkaç züppenin vesayetine ihtiyaç duymadan bizzat tetkik etmek için bir batı dili bilmekten başka çare yoktur. İbn Haldun. Dikkati zarfa değil mazrufa çevirmeliyiz. Bu çetin yolculukta iki çetin yardımcıya ihtiyaç var D Milli irfan hazinelerini taramaya yetecek zengin ve köklü bir Türkçe (İslâm harf. Bir odadan ötekine geçer gibi» bir ideolojiden ötekine atlamak çocukça bir oyundur. Asya ve Avrupa'nın her düşüncesini hiç bir peşin hükme saplanmadan incelemek. Soru — Gençlere. Aynı insanlar her rejimde aynı insanlardır. El Biruni. İbn Sina.Tanzimattan beri bu hakikati anlayamadık. kendi dinlerini. çok zengin ve tefekkürün bütün cephelerini kucaklayan vahyin belli bir istikamette geliştirilmesidir. Önce insan. kendini tanıyan Rabbini de tanır. İhvan-ı Safa risalelerinin açtığı çığır kapanmamış. çapında büyük mütefekkirlerin görülmediği biliniyor. Gazali'den sonra İslâm düşüncesinde bir durgunluk ve içe kapanmanın ortaya çıktığı. Safa Risalelerinin açmış olduğu . Bizce Gazali. İslâm düşüncesi insan düşüncesinin bütünüyle olan münasebetlerini kesmemiş bulunsaydı. Bununla beraber Gazali'yi bu düşüncenin son ve biricik hatimesi sanmak da yanlış. yetişmeleri için ne tavsiye edersiniz? Cevap — Hadis-i şerif. Yani. Sonra insanlığın tarihine eğilmek. dünya içindeki yerini tayin eden. genellikle.

Akif güzel söylemiş. yaşayanlardan habersiz olmamızı gerektirmez. yani insan zekasını belli hudutlar içerisine hapsetmek gayretkeşliğidir. Hiç birimiz Gazali'yi okuyacak ve anlayacak seviyede değiliz. Soru — Bugünkü bazı müslüman düşünürler İslâm'ın özünü ve bunun çağımıza yönelen mesajını tam kavrayabilmek için «tarihî» olanla «dinî» olanın tefrik edilmesini. ilim zihniyeti bile değiştiği gibi. hem dinî. yaşayan temsilcilerini lüzumu kadar okumalı. «Asrın idrâkine söyletmeliyiz Kur'an'ı. Batı'nın düşünce alanındaki bütün başarılarını temessül edecek. Soru — Bugün. İslâm düşüncesinin son sözü değildir. daha hür bir tecessüse ve insan düşüncesini bütünüyle fethe yöneltmelidir. halin. Bir Said-i Nursi'yi. zira bir çok «tarihî» şekil veya normun «dinî» zannedilmesinin zihnî ve sosyal gelişmeyi önlediğini iddia ediyorlar. Hatamız şu: Mazi erişilmez bir ihtişam arzediyor. dikkatle izlememiz gereken büyük kılavuzlardır. arayış ve buluşlarını küçümsemek hakkım vermez kimseye. Kenan Rıfai'yi. bir Samiha Ayverdi'yi hatta bir Erol Güngör'ü kaçta kaçımız tanıyoruz? Hayranlık. «hikmet müminin kaybettiği bir hazinedir» diyerek bu hazineyi nerede bulursak istirdat etmek. Ama yolumuzu aydınlatmak için bir ömür boyu çalışan muasır kıymetlerden de haberimiz yok. Biz bu ihtişam karşısında gözleri kamaşmış. dersiniz? Cevap — Bu hükme bütün gönlümle katılıyorum. Mazinin ihtişamı gözlerimizi kamaştırmamak. mütevazi de olsa. Siz ne. İslâm toplumları ve İslâm kültürü. İlk vazifemiz. bir İbn Sina ve bir İbn Rüşd. bu itibarla. Bir EKBiruni. çağımızdaki düşünce adamlarını da yok farzediyoruz. mazinin fetihleri karşısında. Elbette ki zamanımızın düşünce adamlarından bir Gazali olmaları istenemez ama. bu îslâmi düşüncenin durduğu mânâsına gelmez. Her çağın kendi çapma göre mütefekkirleri vardır.» Soru — O zamandan günümüze kadar ilim. Geçmişteki büyükler. Durgunluk ve içe kapanmanın sebepleri İslâm'ın ruhuna tamamen yabancı olan taassup. Genellikle az gelişmiş ülke durumunda bulunan İslâm .çığın genişleten büyük düşünce fatihleridir. Gazali.. îslâm lüşüncesi durmamıştır. hem dünyevî bir vazifedir. kelâmı felsefe ile felsefenin konuları bile değişmiştir. Şehbenderzade'yi. bizi daha büyük bir cehde. çağımızı ve çağımızın inanmış mücahitlerini tanımak ve değerlendirmektir. bir İbn Haldun. felsefe ve 'sahasında önemli gelişme ve değişmeler kaydedilmiş. İslâm düşüncesi inkâr etmeden bu mesafeyi nasıl kapatabilir? düşünce meselâ bugünkü kendini Cevap — Tohumları îslâm dünyasında atılmış olan ilmî düşünce. sosyalist ve kapitalist dünyaların baskılarından şikâyetçidirler. en muhteşem meyvelerini Batı'da vermiş. insanlığın ortak mirasım kendi irfan hazinemize katacağız. Bir kelimeyle.

Cevdet Paşa' . Yahya . Şiir bahçesinde çeşit çeşit çiçek var. Hayrettin'leri. Elbette ki Akif. Mesele. Sait Halim Paşa'dan Ziya Gökalp'e kadar bir çok aydın.dan. uyanık ve ilerici bir müslümandır. Türk insanı. Unutmayalım ki. Bence yapılması gereken bizden önce verilen cevaplara eğilmek ve lüzumsuz. 'Ne var ki milletimiz mizahça şairdir. kokularından ve güzelliklerinden faydalanmaktır. Akif de. Hiç kimse hata işlememekle öğünemez. Ahmet Mithat'tan. Akif'in yazılarında bir çok tenakuzlar bulabilir. irfandan önce sevğiye ve anlayışa muhtaçtır. Hiç kimse bu çapraşık sualleri bir hamlede cevaplandıramaz. tekrarlarla konuyu büsbütün içinden çıkılmaz hale getirmemektir. bu suallere parça parça da olsa aydınlık getirmiştir. Sait Halimleri dikkatle okursak. Samiha Ayverdi ve Erol Güngör'e kadar uzanan düşünürler zincirinin üzerine eğildiği son derece önemli sorular. Hakikatleri bir şairden dinlerse daha iyi anlar. en iyisi bütün bu çiçekleri zevkle okşamak. Ama bu sevgi inhisarcı değildir. Akif'i de muhabbetle bağrımıza basarsak. Cedi erimiz bizden daha aydınlık düşünebiliyorlardı. bu meseleler etrafında düğümleniyor.toplumlarının zihnî olduğu kadar iktisadî ve sosyal gelişmesini sağlamak için İslâm düşüncesinin fonksiyonları ne olabilir veya olmalıdır? Cevap — Cevdet Paşa ile Tunuslu Hayrettin'den başlayarak.. Yıkılan bir dünyada. Bize daha yakın olduğu ve bizim dilimizi konuştuğu için Akif'i anlamaya çalışmanızı teklif ediyorum. tufana yakalanmış çağdaşlarını imanın gemisine çağıran bir nevi Nuh Peygamber. hayatın kanunudur. Bugünün insanı. Örnek diye Akif'e sarılışım şundan: Akif çağının hiçbir problemini gözden kaçınmamış. bize tezat gibi görünen bu «tutarsızlıkların» üstünde ısrarla takip edilmesi gereken yolu işaret eden bir kılavuzdur. Kucağmda yaşadığı toplumun bütün kepazeliklerini görmüş ve kurtuluşun gerçek İslâm'a dönüşte olduğunu idrâk etmiştir. uzun zamandır müptela olduğumuz yobazlık. Fikret de. Tekrar ediyorum. irfan hayatımızın kördüğümlerini daha rahat çözebiliriz. tezat. Yanlış anaşılmasın. Sait Halimden veya Samiha Ay verdi ile Erol Güngör'den vazgeçelim demiyorum. Uzağa gitmeye ne hacetî Sorularınızın cevabını bir Mehmet Akif'te bulabilirsiniz. Fikret'i de. dertlerimizi ömür boyu gönüllerinde taşıyan insanlara sevgiyle eğilmek ve hödük idrâkimize hata gibi gelen kusurları cımbızla ayıklamaya kalkışmamak. şairi devri içinde ele almak ve tazatların çok defa görünüşte olduğunu idrâk etmektir. Tanzimat'tan bugüne kadar Türk-İslâm düşünce tarihi. Bize düşen. En büyük tehlike.. Ben Akif'i daha çok severim. yani samimi xve dürüsttür. Şairdir. Kaldı ki. Bazılarının sandığı gibi mistisizmden eser yoktur Akif'te. ikisi de bize büyük dersler verebilir. Denilebilir ki. soğuk kanlı bir düşünce adamı değildir. Gerçekçi ve akılcı bir sanat adamıdır. Akif.

Elbette ki başlıca kaynağımız Kur'an ve Hadisler. Bilgiyi beşikten mezara kadar aramak. yakından tanımağa çalışalım. Bu ne şuursuzluk! İslâmiyet bir yerde insaftır. Bu teşebbüsün en yararlı tarafı. her ikisini de tanımak ve getirdikleri aydınlıktan faydalanmak zorundadır. insan beyninin iki yarım küresi. Orta Çağın afaroz hacaletini bir yana bırakmak ve reçetecilikten vazgeçerek.. Cl) Hamle. Doğu ile Batı. kendi mizaç ve idrakinin müsaadesi nisbetinde anlamaya ve anlatmaya çalışmış iki şairimizdir. ülkemizin barındırdığı «milyonlarca ecsad» arasında pâk ve parlak birer «nasiye»dir. aynı büyük hakikate eğilmiş ve her biri bu hakikati. kendi geçmişimizde karşımıza çıkan minnacık kusurlara takılıp kalıyoruz.7. bu ülkenin içli ve dürüst birer münevveridir. KÜLTÜRÜN TEK TAŞIYICISI dergisi 9. haftalık aktüaüteJhaber-yorum tarihli sayısında yayımlanan «Mülakat». Bütün bu düşünce adamları. İlâhî nur her yerde ve herkeste' takdir ve takdis edilmeli... taassubun da yeri yoktur. bir Sokrat'a. ilahîyi sırf kendimizindır diye küçümsemeyelim. sonra beşerî irfanın bütünü.1983 . Mevlânalara. bir Pisagor'a. yapılmış çalışmaları değerlendirmek olmalıdır1. Kendi içimizdeki güzeli. bir Samiha Ayverdi ibret ve dikkatle okunmalı. Said-i Nursi ile Kenan Bıfai de aynı ilâhi kaynaktan feyz alan birer büyük düşünce adamı. Kısaca. Necip Fazıl'ı beğenmemek mânâsına gelmez. İkinci Meşrutiyet döneminde. Bü hakikatlerin ilki. Kısaca. İkisi de.Kemal de bu toprağın mümtaz evlatları. çağdaşlarımızın kitaplarına eğilmek zorundayız. her müslümanin ha. Unutmayalım ki. Ama bu iki ilâhî kılavuzun kıstaslarına ters düşmeyen her düşünceyi benimseyecek ve gözlerimizi her yandan gelecek ışıklara açık tutacağız. Önce kendi irfanımız.. bazı hakikatleri tekrar etmeye vesile oluşudur. Hakikat hiç kimsenin inhisarında değildir. Türk aydınının başlıca -derdi. Onları sevelim ve tekrar tekrar okuyarak. İnanmış aydından beklediğimiz. düşünmenin ilk ve vazgeçilmez şartıdır. Hakikat bütündedir bize göre. En azından bir Erol Güngör. bir Eflatuıı'a tanınmamış peygamberler gözüyle bakmış ve Kur'an'ı anlamakta onların getirdiği aydınlıktan da faydalanmak istemişlerdir. Akif'i sevmek. sorularınız böyle bir anketin çerçevesi içinde cevaplandınlamaz.şlıcâ vazifesi değil midir? Tekrar edelim: Bu anketiniz çok yerinde bir teşebbüs. Sevgi. Bugünün aydını. Fikret'le Akif. Hacı Bektaş Velilere yakışan bir anlayış yüceliği ve bütünü kucaklayan bir sevgidir. İslâm büyükleri. bir düşünce geleneğinden mahrum olmaktır. Yunuslara. Dinimizde kinin de. Batı -tarihindeki her kepa-zeliği yüceltirken. İnsafını kaybedenler hiç bir hakikati bütünüyle kavrayamazlar.

. hiçbir zaman okumak ve düşünmek alışkanlığı kazanmamış sokaktaki adam için icat edilmiş bir nevi afyondur. şuuru iğdiş edilmiş. sürekli bir cehdin hak edilmiş mükâfatıdır. Tekrarlana tekrarlarla temcit pilavına dönen bu tatsız suallere istemiyerek cevap verdim. aylak. Televizyon. kültürle münasebetlerini kesmeye karar verenlerin uydurduğu . Tanzimatta kültür yoktu. Tam bir kaçıştır televizyon. Hiçbir düşünce emeksiz fethedilemez. gerçekleşmedi de. ne dininden.. Beşir Fuat mı? Her zümrenin sevdiği yazarlar başka başkaydı. bugün de. şuurdaki son pırıltıları da yokeden bir cehennem makinesidir. Televizyon.. yoksa Namık Kemal mi. Büyük bir çoğunluğu okuma yazma bilmeyen bu topluluk nasıl Batılılaşacaktı? Soru —7* Televizyon kültürünün. boşluğa.. Bir çeşit. Şu noktanın da altını çizeyim: Tanzimat derken çok hatalı bir genelleme yapıyoruz. kurbanlarını batılılaştırmaz batırır. Ahmet Mithat mı. millî iffet ve haysiyetini koruyabilmiştir. Kısaca televizyon kültürü. Tanzimat için Batılılaşma diye bir amaç da yoktu. Avrupa'nın fuhşiyatını titizce hudut dışı bırakmağa çalışmıştır. Bu korkunç tiryakilik. Fakat o nesil. Batı. şuursuzluğa açılan bir kapı. . Yokluğa. Ne dilinden kopmuştu. Başka bir deyişle Tanzimat m-onolitik bir düşünce değildir. edebiyatı ile millî kütüphaneye eklenecek bir raftı sadece. Soru — Televizyon kültürü ile Tanzimatla başlayan Batılılaşma hareketi arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır? Cevap — Tanzimat intelijansiyası için Batı.Mavera Dergisi/ aydınlar arasında bir anket tertip etmişti. Konu: Batılılaşma ile TV arasındaki ilişkilerdi1. kültür hızlandırması karşısında neler önerirsiniz? değişimini Cevap — Televizyon kültürü diye bir mefhum tanımıyorum. Bir avuç yazarın telkinleri ne kadar zararlı olursa olsun kitlelerin inançlarını zedeüyem ez. Hümanizma ihtiyacını edebiyatla'karşılıyorduk. Aydının adı edip idi.. her şeye rağmen. Kültürün dün de. düşüncesiyle. Türkün henüz yıkılmamış olan zevki. Bugün kutsal' saydığımız bütün mefhumlar tarihî birer hatıra. Ali Suavi mi. fethedilecek bir dünya idi. Tefekkür. Tanzimatın temsilcileri kimler? Tunuslu Hayrettin mi. Koruyabilmiştir-çünkü maziyi yaşıyordu. «kırk haramilerin mağarası». Şahikalara ancak dikenli patikalardan tırmamlabilir. yarın aa tek taşıyıcısı vardır: Kitap. Dava en güzel ifadesini Şinasi'de bulmuştur: Avrupa'nın «bikr-i fikri» ile Asya'nın «akl~ı piranesi»ni evlendirmek. Kaldı ki. Böyle bir rüya gerçekleşemezdi. irfan vardı. Kişiyi gerçek hayattan koparan ve bir hayâl dünyasında yaşatan hissi bir istimna. Cevdet Paşa mı.

. Bu itibarla seslerin ve renklerin cümbüşü ile bir kat daha sarhoşlaşır ve kendimizden geçeriz. Sirenlerin şarkısı çok masum bir hayal. aylık edebiyat yayımlanan bir «Soruşturma». Eskiler «me denileşmek frengîleşmek»dir («La civilisation sypMlisation>>) demiş. Televizyonu dinlerken şuurumuz yarı uykudadır. Televizyonun cömertçe medeniyet de ibu çeşit bir medeniyet. Ekim 1882 c'est la dağıttığı sayısında . f (i) Mavera. Batının bütün fuhşiyatım haremimize taşıyan bu kanalizasyonun hayırlı bir işe yarayacağını ummak büyük iyimserlik olur. dergisi.bir yalandır.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->