P. 1
Sevan Nişanyan - Sözlerin Soyağacı

Sevan Nişanyan - Sözlerin Soyağacı

|Views: 441|Likes:
Yayınlayan: Ali M. Yağarkar

More info:

Published by: Ali M. Yağarkar on May 20, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

08/16/2014

pdf

text

original

SÖZLERİN SOYAĞACI ÇAĞDAŞ TÜRKÇENİN KÖKENBİLİM SÖZLÜĞÜ Sevan Nişanyan

www.iskenderiyekutuphanesi.com

+zede ~ Fa zada vuran, vurulan < Fa zadan, zanvurmak, çarpmak, çalmak, çalgı çalmak, yere çalmak (= Ave cad-, can- a. a.) +zen çalan < Fa zadan, zan- vurmak, çalmak, darbetmek " +zede â+ katılma bildiren fiil öneki ~ HAvr *ad- a. a. ~ Fa -zan vuran, çalan, çalgı

~ â- bir şeye yönelme ve

* Aynı kökten Lat ad, İng at, Fr à (yönelme ve katılma edatı). ab Sans ap a.a.) HAvr *âp- a. a. [xiv] ~ Fa/OFa âb su (= Ave âp- a.a. =

ab+ ~ Lat ab(s) bir şeyden veya yerden ayrılma, özünden uzaklaşma, aykırı olma bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *apo a. a. * Aynı köktenEYun apó, Ger *af > İng of, off, Alm auf; Sans ápa-, Ave apa- (a.a.). Ayrıca HAvr *ap-tero- biçiminden EYun apoterö, İng after (ard, sonra). aba [xiv] ; abayı yakmak [188+] aşık olmak (argo) ~ Ar cabâ'/qabâ' yünden yapılmış üst giysi, cübbe = Aram qsbây a.a. * Fa kaba/qaba, Erm kapa/kapani, İt gabano biçimleri Arapçadan alıntıdır. 7. yy'dan itibaren kaydedilen OLat cappa biçiminin bir Sami dilinden alındığı anlaşılmaktatır. EŞKÖKENLİLER: Ar caba : aba, abanAr qaba : kaban Lat cappa : handikap, kaporta2, kapuçino, kaput, kapüşon, kep, şap3, şapel, şaperon, şapka? abad [xiv] ~ Fa/OFa âbâd bakımlı, bayındır,

mamur, meskûn (= Sogd âpât bakılan, korunan = Ave âpâta- a.a.) ß Fa/OFa â- yönelme edatı + Fa/OFa pâdan, pay- bakmak, korumak, gözetmek " â+ abajur [187+] pencerenin alafranga kafesi; [189+] lamba siperi - Fr abat-jour "gün-kısan", "ışık-kısan", lamba siperi ß Fr abat kısar (< Fr abattre kısmak, düşürmek ) + Fr jour gün, ışık (~ Lat diurnus gün < Lat dies gün, gündüz ) " bateri, jurnal • Ahmet Vefik Paşa'nın verdiği "pencere kafesi [panjur]" tanımı örneklenmeye muhtaçtır. Fransızcada sözcüğün bu anlamına rastlanmadı. Karş. Panjur. • abaküs [xx/b] ~ Lat abacus 1. her türlü masa, pano, tabla, 2. hesap tahtası ~ EYun ábaks, abak- tabla, masa aban[mak < Tü aba aba * Karş. çullan- < çul. abandone [196+] boksta oyunu terketme ~Fr s'abandonner boyun eğmek, vazgeçmek, pes etmek < EFr à bandon mahkûm, cezalı, yargılanarak hüküm giymiş olan ß Fr à bir şeye + Fr ban/bandon ferman, hüküm " ad+, banal abanoz abanus [xiv] ; ebenus [xvii] Fa/OFa âbnüs/abanüs abanoz ağacı ~ EYun ébenos a.a. ~ Mıs hbny a.a. * Batı dillerine Yunancadan geçmiştir. Karş. İng ebony, Fr ébène. abart[mak Tü? abart-/obart- [xvi] mübalağa etmek; apırt- [Kırg] a.a. Tü *abar- büyümek? ~ [xix] çullanmak, üstüne yüklenmek

* Nihai kökeni ve türeyiş biçimi belirsizdir. abazan [xx/b] cinsel anlamda aç habazan/abazan [192+] iştahlı, aç (argo); ~ Çing habezan aç < Çing habe yemek " habe

abdal [xi] dilenci derviş, kalender, meczup ~ Ar abdal [#bdl çoğ.] 1. bedeller, 2. sufi düşüncesinde rical-i gaybın bir rütbesi < Ar badal karşılık olarak verilen şey, bedel" bedel * Esasen esoterik sufi öğretisine ait bir kavram iken, 13. yy'da Anadolu'da heterodoks İslami tarikatler bünyesindeki meczup dervişler için kullanılmıştır. abdest suyu", el yıkama, namaz öncesi törensel yıkanma " ab, dest [xiv] ~ Fa âbdast/âb-i dast "el

abdomen karın boşluğu

[xx/c]

~ Lat abdomen, abdomin-

aberasyon [xx/b] ~ Fr aberration sapma, yanlış yola girme ~ Lat aberratio a.a. < Lat aberrare yanlış yola sapmak ß Lat ab- aykırı + Lat errare dolaşmak, gezmek ~ HAvr *ers- a.a. " ab+ abes [xiv] ~ Ar caba6 [#cb6 msd.] boşa vakit geçirme, oyalanma < Ar cabi6a boşa vakit geçirdi, oyalandı * Türkçede sıfat olarak kullanımı yakın döneme aittir. abıhayat suyu ß Fa âb su + Ar Hayât" ab, hayat1 abi + < Tü ağabey" ağa, bey ~ Fa âb-i Hayât can

abide [191+] ebedi kalan şey, anıt (Fr monument karşılığı) < Ar âbid [#'bd fa.] kalan " ebed * Modern Osmanlıca türev Ar abidat (unutulmaz olay, büyük felaket) sözcüğüyle birleştirilemez. abiye [xx/b] gece kıyafeti ~ Fr habillé giyinik, özellikle gece kıyafeti giymiş < Fr habiller hazırlamak, donatmak, giydirmek Lat habitus kılık, donanım < Lat habere sahip olmak " habitat abla çoc aba [xi] ana; aba/ebe [xiv] anne, nine; aba/apa/apu/ebe [xivxix] yaşlıca ve saygıdeğer kadın, bacı, büyük kızkardeş; abla [xix] a.a. " ebe * -l- ara sesi Türkiye Türkçesinde geç dönemde türemiştir. Asya Türk dillerinde ape, apay, appa biçimlerine rastlanır. ablak [xiv] yassı ve yuvarlak yüzlü ablaq [#blq sf.] siyahlı beyazlı (at rengi), yassı ve yuvarlak yüzlü (insan) * Renk ve kusur sıfatları yapan af cal vezninde. abluka abloka [xix] bloke etme ~ İt a blocco bloke edilmiş < İt blocco abluka ~ Fr blocus a.a. ~ Hol bloc-huis müstahkem mevki, karakol" blok abone [187+] ~ Fr abonné a.a. < Fr abonner abone olmak, abone etmek ß Fr à bir şeye + Fr bon2 ödeme emri, kupon, senet" ad+, bono aborda abordo [xvii] (gemi) yanaşma ~ İt abborda yanaş! < İt abbordare yanaşmak ß İt ad- bir şeye + İt bordo kenar, yan " ad+, borda ~ Ar

abra kadabra sözü ~ OLat abra cadabra a. a. ~ E Yun abraksas a. a. ~? İbr abraş [xiv]

[xx/b]

~ Fr abra cadabra büyü

~ Ar abraş [#brş] çilli, alaca benekli

* Renk ve kusur sıfatları yapan af cal vezninde. abrıl a.a. < Etr Apru Etrüsklerde bir tanrıça [xvi] ~ Yun aprílios Nisan ayı ~ Lat aprilis

absorbe [etm [xx/b] özümsemek ~ Fr absorber emmek, özümsemek ~ Lat absorbere bütün olarak yutmak, silip süpürmek ß Lat ab- bir şeyden + Lat sorbere emmek ~ HAvr *srebh- a. a. " ab+ abstre [xx/b] soyut (resim) ~ Fr abstrait soyut, özet, hülasa ~ Lat abstractus a.a. < Lat abstrahere, abstract- bir bütünden çekip ayırmak, özünü almak, suyunu sıkmak ß Lat ab- bir şeyden + Lat trahere, tract- çekmek " ab+, traktör

absürd [xx/b] ~ Fr absurd saçma, anlamsız ~ Lat absurdus < Lat surdus sağır ~ HAvr *sur-do- sağır, dilsiz, boğuk sesli abuk sabuk ikil [xix] saçma sapan

* İkinci unsur belki Tü sab/sav (söz) biçimiyle ilişkili olabilir. Abuk sözcüğünün "saçma" anlamında bağımsız bir sıfat olarak kullanımı yakın yıllarda ortaya çıkmıştır. abullabut [188+] avanak (argo) ~ Ar *abü-l-labüT çifte atan hayvan ß Ar abü baba + Ar labüT [#lbT im.] tekmeleyen, saldırgan " ebu abur cubur ikil söz; [xix] karmakarışık apur sapur [xv] darmadağınık; abur cubur [xvii] düzensiz yemeği ifade eden " abuk sabuk

* Belki yansıma ses kökenli olabilir. Karş. hapır hupur, şapır şupur. abus cabasa kaş çattı, surat astı [xvii] ~ Ar cabüs [#cbs im.] çatık kaşlı, asık suratlı < Ar

abüze [etm [xx/a] ~ Fr abuser kötüye kullanmak ~ Lat abuti, abus- a.a. ß Lat ab- özüne aykırı + Lat uti, us- kullanmak " ab+ acaba [xiv] ~ Ar cacabâ [#ccb zrf.] "şaşırarak, hayret ederek", soru sözcüğü < Ar cacab [msd.] şaşırma, hayret" acep acar sığmaz, atılgan, taze, güçlü acarlı [xvii] yeni (Anadolu lehçesinde); acar [xx/a] ele avuca ~?

* Erm acar (kas lifi, sinir) ile bağlantısı gösterilemez. Ar cacar (çıkıntı, kabartı, şişkinlik) ile birleştirilmesi abestir. acayip [xiv] tuhaf şey < Ar min al-cacâ'ib tuhaf şeylerden (biri) < Ar cacâ'ib [#ccb çoğ.] tuhaf şeyler < Ar cacîbat^ tuhaf şey, hilkat garibesi" acep * Türkçede tekil sıfat olarak kullanımı 17. yy'dan itibaren kaydedilmiştir. acele cacelet usit. c^acele [xvii] ivme, evecenlik < Ar cacila acele etti acemi [xiv] beceriksiz bilmeyen kimse, barbar, İranlı < Ar cacam a. a. ~ Ar cacalat^ [#ccl msd.]

~ Ar cacamî [#ccm nsb.] Arapça

acente [186+] ~ İt agente başkası adına iş yapan, vekil~ Lat agens, agent- 1. yapan, eyleyen, iş gören, 2. vekil < Lat agere, act- yapmak, etmek " aksiyon acep [xi] hayret, taaccüp; [xx/b] hayret ederek, acaba cacab [#ccb msd.] şaşırma, hayret < Ar caciba şaşırdı, hayret etti ~ Ar

* Zarf olarak kullanımı halk diline özgü olup yakın dönemde genel dile girmiştir. aceze cacîz [sf.] " aciz acı acıTü [xvii] ~ Ar cacazat^ [#ccz çoğ.] acizler, düşkünler < Ar

âçığ [viii+] 1. acı tad, 2. ağrı, sancı

< Tü açı- acımak "

acı[mak Tü < Tü *ağşı- < Tü ağ acık[mak aç Tü

açı- [viii+] 1. acılaşmak, ekşimek, 2. canı yanmak acı ve üzüntü bildiren ünlem açık- [xi] < Tü âç- [viii, xi] aç hale gelmek "

* Pekiştirici -(ı)k- ekiyle. acil aciz acul

. Eski Türkçe isim ve fiil köklerinin birliği dikkat çekicidir, ~ Ar câcil [#ccl fa.] acele eden " acele [xi] ~ Ar câciz [#ccz fa.] acz gösteren, güçsüz" acz ~ Ar cacül [#ccl im.] aceleci, hızlı" acele

acun YT acun [193+] dünya ~ Tü ajun Budist inançta yaşam evresi, enkarnasyon [viii+ Uy], bu dünya, yeryüzü alemi [xi, xv+ Çağ] ~ Sogd ajün yaşam, Budist inançta enkarnasyon < Sogd jaw-/jüyaşamak ~ HAvr *gweis-l yaşamak, canlı olmak "can * Türkiye Türkçesinde kullanılmayan bir kelime iken Dil Devrimi döneminde "Öz Türkçe" olduğu zannıyla canlandırlmıştır. acur [xix] ~ Ar caccür [#ccr] bir tür hıyar veya yeşil kavun < Ar cacara burdu, büzdü, (biçimsiz ve çirkin bir surette) kabardı veya kabarttı * Yun < OYun angoúri (hıyar) biçimi Mısır Arapçasından veya başka bir Ortadoğu dilinden alıntıdır. Alm Gurke (a.a.) bir Slav dili üzerinden Yunanca biçime dayanır. Karş. Pol ogórek, Rus ogurec vb. (a.a.). acuze [xix] ihtiyar kadın (kadın veya erkek) < Ar cacaza aciz idi" acz acz güçsüz idi, yaşlı ve düşkün idi aç Tü [xiv] < Ar cacüz [im.] yaşlı ve düşkün

~ Ar cacz [#ccz msd.] güçsüzlük < Ar cacaza

âç [viii] açlık (isim); âç [xi] aç (isim ve sıfat)

* İsim kullanımı acından ölmek deyiminde korunmuştur. aç[mak Tü aç- [viii] a.a.

açalya/açelya [xx/b] ~ İt azalea kumlu toprakta yetişen bir çiçek ~ YLat azalea a.a. #Linnaeus, İsv. doğabilimci (1707-1778) < EYun azaléos susamış, susuzluktan yanan ~ HAvr *asd- < HAvr *as- yanmak * Türkçedeki açı açık açıkla[mak açkı açYT -ç- sesi İtaly YT Tü YT [193+] zaviye açuk [viii+] a. a. < Tü aç-" aç< Tü aç-" aç< Tü açık " açık [xiv-xx] cila, < Tü aç-

[193+] tasrih etmek perdah; [194+] anahtar

* "Anahtar" anlamı 15. yy'da kaydedilen tek örneğe dayanarak Dil Devrimi bünyesinde dolaşıma sokulmuştur. açmaz düşmesi ad Tü <Tü [xvii] niyetini belli etmeden davranma; [xix] satranç oyununda şahın kapana < Tü aç-" açât [viii] isim, nam ~ Lat ad bir şeye yönelme veya katılma bildiren

ad+ edat ve fiil öneki ~ HAvr *ad- a. a.

* Eklendiği fiilin ilk sessizine asimile edilir. Ör: ad-similare > assimilare, ad-paratus > apparatus. Klasik-sonrası türevlerde belirli bir yön anlamı taşımaksızın isimlerden fiil yapar. Ör: abonner <bon. . Aynı köktenEFa/Faâ, İng at, Fr à (a.a.). ada <Tü ayıradağ [xiii] etrafı suyla çevrili kara parçası; atow [xiii] < Tü *a5- ayırmak "

* Anlam gelişmesi için karş. Lat insula (ada) > insulare (ayırmak, izole etmek). ada[mak Tü kesmek, söz vermek adak adale adalet adl Tü âta- [viii+] isim vermek, çağırmak, bir göreve atamak, bir amaca adamak, söz < Tü ât isim " ad atak [viii+] adanan şey azal et [xvii] [xvii] < Tü âta-" ada~ Ar cadalat^ [#cdl msd.] kas

~ Ar cadâlat^ [#cdl msd.] adillik, hak gözetme"

adam [xi] ~ Ar âdâm [#'dm] 1. insanların atası, Adem, 2. insanoğlu ~ İbr âdâm a.a. = İbr adâmah toprak * Karş. Fen 'adm (insan), Ugar 'b 'dm (insanların atası). "Toprak" kavramıyla ilişkisi için karş. Lat homo (insan) < humus (toprak). Bak. hümanizm.

adap usul bilgisi" edep

~ Ar adab [#'db çoğ.] < Ar adab görgü, terbiye,

adapte [etm adaptasyon [192+] ~ Fr adapter uyarlamak ~ OLat adaptare bir şeye uydurmak, tatbik etmek ß Lat ad- bir şeye + Lat aptare a. a. < Lat aptus uygun"ad+ * Karş. İng apt (uygun), inept (beceriksiz), aptitude (yetenek). adavet Ar cadâ düşmanlık etti, saldırıda bulundu aday YT [193+] namzet [xiv] ~ Ar cadâwat^ [#cdw msd.] düşmanlık < < Tü ad" ad

* Karş. Fr nominé (aday) < nom (ad) sözcüğüne kıyasla. add [etm itibar etme < Ar cadda saydı, sandı adem idi, eksik idi [xiv] ~ Ar cadd [#cdd msd.] sayma, sanma, ~ Ar cadam [#cdm msd.] yokluk < Ar cadima yok

ademimerkeziyet + Ar markazî merkeze ait" adem, merkez

[190+]desantralizasyon

ß Ar cadam yokluk, yoksunluk +

* Fr décentralisation karşılığı olarak "Prens" Sabahaddin Bey tarafından üretilmiş terkiptir. -iyyet nisbet ekinin terkibe eklenmesi cüretkârdır. adet1 [xi] ~ Ar cadad [#cdd msd.] sayı" add

adet2 [xiv] ~ Ar câdat^ [#cwd msd.] düzenli olarak tekrarlanan şey, alışkanlık, itiyat < Ar câda geri geldi" avdet adeta sanki, hemen hemen [xix, xx/a] bayağı, alelade, bermutad; atın bir yürüyüşü; [xx/b] ~ Ar câdatâ [zrf.] adet olduğu üzere, ber mutad " adet2

* Türkçe bayağı sözcüğünün ikili anlamından türemiş olması muhtemel gözüken ikinci anlam 20. yy ikinci yarısından önce kaydedilmemiştir. Buna karşılık karş. câdetce (sanki, hemen hemen - xvii). adıl YT [1974] gramerde zamir <Tüad"ad

* -ıl ekinin işlevi belirsizdir. adım <Tü âtım/adım [xiv] a. a. < Tü *a5t-ım < Tü a5ıt- açmak, ayırmak " ayır-

* Karş. ayak.

adi câdat^ alışkanlık " adet2 adil

[xvii] [xiv]

~ Ar cadı [#cwd nsb.] alışılmış, sıradan < Ar ~ Ar câdil [#cdl fa.] denge gözeten, adaletli" adl

adisyon [xx/c] ~ Fr addition 1. toplam, yekûn, 2. restoran ve bar hesabı ~ Lat additio toplama, ekleme < Lat addere, addit- eklemek, aritmetikte toplama işlemi yapmak ß Lat adbir şeye + Lat dare, dat- vermek " ad+, data adiyö [187+] ~FràDieu"Allaha", vedasözü<FrDieu tanrı ~ Lat deus a.a. ~ HAvr *deiwos a.a. < HAvr *dyeu- ışımak, parlamak, güneş adl cadala dengeledi, eşitledi, adil idi [xi] ~ Ar cadl [#cdl msd.] adalet, hak gözetme < Ar < Ar cadlî

adliye (daire-i) adliye [xix] adli işler dairesi [#cdl nsb.] adalete ilişkin, adalete ait" adl

adrenalin [xx/b] ~ Fr adrenaline böbreküstü bezlerinin salgıladığı hormon ^1901 Yokichi Takamine, Jap. kimyacı / İng adrenalin a.a. ß Lat ad-katılma edatı + Lat renes böbrek " ad+, renal adres [192+] ~ Fr adresse 1. hitap, bir mektubun hitap cümlesi, 2. adres < Fr adresser birine veya bir şeye yönelmek, yöneltmek, hitap etmek ~ OLat addirectare a.a. ß Lat adbir şeye + Lat directus yönelen, doğru, düz " ad+, direkt aer(o)+ bileşiklerde) (~ Lat aer) ~ E Yun aer hava ~ HAvr *âwer~ Fr aér(o)- / İng aer(o)- hava (sadece

EŞKÖKENLİLER: EYun aer : aerobik, aerodinamik, aerosol, arya, kurander, malarya, şambrel aerobik [xx/c] ~ İng aerobic oksijen alma tekniğine dayalı bir egzersiz türü # 1968 Kenneth Cooper, ABD < İng aerobe biyolojide oksijenle yaşayan hücre türü ~ YLat aerobius " aer(o)+, biy(o)+ aerodinamik gücüne ilişkin " aer(o)+, dinamik [xx/b] ~ Fr aérodynamique havanın kaldırma

aerosol [xx/c] ~ İng aerosol a.a. ^ 1926 Erik Rotheim, Norv. mühendis ß Lat aer hava + Lat solutio eriyik " aer(o)+, solüsyon af/aff[xiv] ~ Ar cafw [#cfw msd.] silme, giderme, cezasını iptal etme < Ar cafa sildi, giderdi, affetti, muaf tuttu, kaçındı afacan <Tü ivecen [xiv-xvii] acul, aceleci; afacan [xix] yaramaz, yerinde durmaz (çocuk) < Tü év- acele etmek, koşuşmak " ivedi -ecen/-acan eki ve ses değişimi açıklanmaya muhtaçtır.

afacan <Tü ivecen [xiv-xvii] acul, aceleci; afacan [xix] yaramaz, yerinde durmaz (çocuk) év- acele etmek, koşuşmak " ivedi * -ecen/-acan eki ve ses değişimi açıklanmaya muhtaçtır, afakan » " hafakan < Ar âfaq [#'fq çoğ.] 1.

< Tü

afaki [xix] havai, mesnetsiz ufuklar, 2. uzak ülkeler, dünyanın dört bucağı < Ar ufq ufuk " ufuk afalla[mak <ikil belirten bir deyim " aval aval

[xx/b] şaşkınlaşmak, aptallaşmak

< Tü afal afal/aval aval şaşkınlık

* Anadolu ağızlarından yazı diline aktarılmıştır. afazi [xx/c] ~ Fr aphasie konuşma yeteneğini yitirme, konuşamama ~ EYun afasía a. a. ß EYun a(n)- olumsuzluk öneki + EYun femi, fa- konuşmak, söylemek ~ HAvr *bhâ-2 a. a. " an+, fon(o)+ aferin [xv] ~ Fa âfirin övgü, kutsama, alkış ~ OFa âfrîn a.a. < OFa âfrîtan, âfrîn 1. övmek, kutsamak, 2. yaratmak " â+ EŞKÖKENLİLER: OFa afritan : aferin, ifrit afet [xiv] ~ Ar afat [#'wf] bela, felaket, salgın hastalık ~ Yun afe dokunuş,

afi [192+] fiyaka, caka, gösteriş (argo) el becerisi ~ EYun (h)afe a.a. < EYun (h)âptö, af- dokunmak, değmek, ellemek afif caffa kaçındı, utandı" iffet afiş poster " afişe [xiv] [192+]

~ Ar cafff [#cff sf.] iffetli, temiz ahlak sahibi < Ar ~Fraffiche duvara yapıştırılan kâğıt,

afişe [etm [xx/b] ilan etmek, faş etmek ~ Fr afficher sabitlemek, iliştirmek, yapıştırmak ~ OLat affixare a.a. ß Lat ad- bir şeye + Lat fixus iliştirilmiş < Lat figere, fix- tutturmak, iliştirmek " ad+, fiks * Türkçe anlamı afiş sözcüğünden etkilenmiştir. afitap afitab [xiv] ~ Fa âftâb güneş, gün ışığı ß OFa âb2 parıltı, parlaklık (= Sans âbhâ parıltı) + OFa tap- ısı, ışık " tav2 afiyet sağlık, canlılık " af [xi] ~ Ar câfiyyat^ [#cfw msd.] hasta olmama hali,

aforizm/aforizma [xx/b] ~ Fr aphorisme vecize, güzel ve özlü söz ~ E Yun aforismós tanımlama < E Yun afbrizö 1. sınırlamak, belirlemek, tanımlamak, 2. sürgün etmek, dışlamak ß EYun apó -den + EYun (h)óros sınır, hudut" apo+ aforoz aforos [xvii] ~ Yun aforízo cemaat dışına

çıkarmak ~ EYun afbrizö dışlamak, sürgün etmek " aforizm afra tafra afrodisyak ikil [xx/c] çalım, gösteriş [xx/b] " tafra

~ Fr aphrodisiaque cinsel uyarıcı ~ EYun

afrodisiakós Afrodit'e ait, a.a. < öz Aphrodite aşk ve cinsellik tanrıçası afsun » [xx/b] " efsun ~ Fr aphte ağızda ağrılı ödem ~ EYun áftai yanık

aft < EYun (h)âptö tutuşmak

aftos [188+] dost, sevgili zamiri, o (erkek) ~ EYun autós kendi" ot(o)+1

~ Yun autós eril üçüncü tekil şahıs

afyon ~ Ar âfyün afyon ~ EYun ópion a.a. < EYun ópos özsuyu, reçine, özellikle afyon özü ~ HAvr *sokwo- özsuyu, reçine * Batı dillerine Yunancadan geçmiştir. Karş. Lat, İng opium (afyon). agâh âkâs/âkâh a. a. agat a%âtes a. a. agav EYun agauós soylu, seçkin [xiv] [xx/b] [xx/c] ~ Fa agâh uyanık, haberdar, bilgili ~ OFa ~ Fr agate bir cins yarı değerli taş, akik ~ EYun ~ Fr/İng agave Amerika kökenli bir kaktüs cinsi ~

aglütine [etm [xx/c] ~ Fr agglutiner yapışmak, yapıştırmak ~ Lat agglutinare a. a. < Lat gluten, glutin- zamk, tutkal" ad+, glüten agnostik agnostisizma[192+] ~Fragnostiquebilmezci, tanrının bilinemeyeceğini savunan kimse ~ İng agnostic a.a. ^ T. H. Huxley, İng. düşünür (1825-1895) ß EYun a(n)değil + EYun gnöstikös bilen, bilgisi olan < EYun gignöskö, gnö-bilmek " an+, gnostik agora [xx/b] ~ Yun agorá çarşı ~ EYun agorâ/agyris toplanma yeri, kamuya ait açık alan, çarşı < EYun ageirö toplanmak ~ HAvr *sger- < HAvr *ger-toplanmak, toplu halde olmak, sürü, güruh agorafobi agora, fobi [xx/b] ~ Fr agoraphobie açık alan korkusu"

agraf [xx/a] Ger *krappön çengel, kanca " kramp

~ Fr agrafe çengelli iğne < EFr graffe çengel ~

agrandisman [192+] fotoğraf büyütme ~Fragrandissement büyüme, irileşme < Fr agrandir, agrandiss- büyümek, büyütmek ~ OLat aggrandire a.a. < OLat grandus büyük " ad+, gran * Agrandize etm. Türkçeye özgü bir türevdir. agreman [xx/b] elçilik onay mektubu ~ Fr agrément onaylama, benimseme < Fr agréer uymak, onaylamak ~ OLat aggratare a.a. < Lat gratus makbul, hoşa giden ~ HAvr *gwrs-to- < HAvr *gwers-3 makbul olmak " ad+ agresyon [xx/c] ~ Fr agression saldırı, saldırganlık ~ Lat agressio a. a. < Lat aggredi, aggress- saldırmak, üstüne yürümek ß Lat ad- bir şeye + Lat gradi, gress- yürümek, adım atmak " ad+, grado aguş ~ Fa âğuş sarmalama, kucaklama, kucak, belek < Fa âğaştan sarmalamak, bulamak, bulaştırmak, belemek ağ ağ[mak Tü âğ [xi] 1. seyrek dokuma, balık ağı, 2. iki bacağın arası, apış < Tü *â- açmak, ayırmak " ayırTü âğ- [viii] yükselmek, çıkmak, belirmek, aşmak, değişmek

* Karş. Moğ okı- (yükselmek) ağa unvanı ağaç Tü ığaç [viii] a.a.; yığaç [xi] <Tü [xiv] beyazlamak < Tü âk " ak [xiii] -Moğakal.büyükerkekkardeş, 2. birsaygı

ağar[mak

* Renklerden fiil yapan -ar- ekiyle. Karş. bozar-, göğer-, karar-, kızar-, morar-, sarar-, yeşer-Uzun sesli etkisiyle k > ğ değişimi tipiktir. ağda akıde/ağde [xvii Mü] kıl almakta kullanılan yapışkan madde - Ar caqîdat^ [#cqd sf. f.] koyu kıvamlı şey, pıhtı, karamel" akide2 ağı/ağu ağıl Tü? Tü âğu [viii+] zehir

ağıl [viii] hayvanların gece kapatıldığı etrafı çevrili alan

* Karş. avlu < EYun aule (a.a.). Gerek Eski Türkçe gerek Grekçe biçimlerin İrani bir dilden alıntı olması güçlü ihtimaldir.

ağır

ağır [viii] pahalı, değerli; ağar [viii+] hafif olmayan, tez olmayan Tü ağırla- [xi] hürmet göstermek, izzet ve ikram etmek < Tü ağır pahalı, değerli" ağır

ağırla[mak

ağıt YT [193+] mersiye < Tü ağıtçı/ağıdıcı [xviii] ölülerin arkasından ağlayan kadın < Tü ağır-/ağdır-/*ağıd- [xiv-xix TS] ağlamak, haykırmak, anırmak < Tü ağ acı ve üzüntü ünlemi" ağla* 18. yy'dan itibaren kaydedilen ağıtçı sözcüğünün *ağıt adına değil, ağıtmak fiiline bağlı olduğu anlaşılıyor. YTü -it eki için bak. anıt. ağız/ağzağla[mak acıTü Tü âğız [viii] a. a. < Tü *â- açmak " ayır< Tü ağ/ığ acı ve üzüntü bildiren ünlem "

ığla- [viii+] ; ağla- [xiv]

ağnam [xvii] küçükbaş davar < Ar ġanam koyun, mal, davar ağrı ağrı[mak Tü ağrığ [viii+] a. a.

~ Ar ağnam [#ġnm çoğ.] koyunlar, < Tü ağrı-" ağrı-

Tü ağrı- [viii] hastalanmak; [xiv] sancımak, acı duymak < Tü ağ acı ve üzüntü nidası" acı-

ağustos ağostos [xvii] ~ Yun aúgoustos bir ay adı ~ Lat Augustus 1. Roma imparatoru Octavianus'un (MÖ 30-MS 18) lakabı, 2. Roma takviminin altıncı ayı < Lat augere artırmak, büyütmek, yüceltmek " otorite ağyar başkası" gayrı ah2 ahali bir yerin yerlisi " ehil ahbap Habîb sevgili, dost" habip ahçı ahenk OFa hang terbiye, eğitim, edep aheste ahfad " hafid [xv] ~ Fa âhasta yavaş, sessiz ~ Ar aHfâd [#Hfd çoğ.] torunlar < Ar Hafıd torun » " aşçı ~ Fa âhang uyum < Fa hang vezin, ölçü, edep ~ [xiv] ~ Fa âh feryat, lanet ~ Ar ahâlin [#'hl çoğ.] yerliler, yerli halk < Ar ahl [xiv] ~ Ar ağyar [#ġyr çoğ.] başkaları < Ar ġayr başka,

~ Ar aHbâb [#Hbb2 çoğ.] sevgililer, dostlar < Ar

ahır axur [xi] hayvan barındırılan yer ~ Fa a%wur hayvan besleme yeri, yemlik ~ OFa â%war yemlik (= Sogd âxwer a.a.) ß OFa â- yöneliş, katılma, aidiyet bildiren önek + OFa %\var(d) yemek " â+, +hor ahi verilen ad ahir [xiii] Anadolu'ya özgü bir örgütlenme biçiminin mensuplarına ~ Ar a^î [#'%w] kardeşim < Ar ax erkek kardeş (= Aram a%â a. a. = İbr a% a.a.) [xi] ~ Ar â%ir [#'^r] sonraki, son

EŞKÖKENLİLER: Ar #'?r : ahir, ahiret, bilahare, tehir, uhrevi ahiret/ahret ölümden sonraki hayat" ahir [xiii] ~ Ar â%irat [#'^r fa. f.] sonraki şey,

ahit/ahdahd[xiv] ~ Ar cahd[#chdmsd.]1. tanıma, 2. yükümlülük, yemin, söz < Ar cahida tanıdı, kabul etti, üstlendi ahize [#'%5 sf.] alan, alıcı" ahz * Karş. Ar a%ı5at (zorla alınan şey). ahkâm Hukm yargı" hüküm ahlak yaradılış " halk2 [xiv] [xiv] ~ Ar aHkâm [#Hkm çoğ.] hükümler < Ar [xx/a] telefon alıcısı (Fr récépteur karşılığı) < Ar a^5

~ Ar axlâq[#xlq çoğ.] yaradılış, huylar < Ar xulq ~ Yun a%lada yaban armudu, pyrus ~ Ar aHmaq [#Hmq sf.] aptal, budala < Ar

ahlat a%lat [xvii] amigdaliformis ~ EYun a%râs, -d- a.a. ahmak Hamuqa aptal idi" hamakat * Kusur ve renk sıfatları yapan afcal vezninde, ahmer * Hilali ahmer "kızıl ay" demektir. ahsen Hasan güzel" hüsn ahşap Ar %aşb tahta, ağaç [xiv] [xiii]

~ Ar aHmar [#Hmr sf.] kırmızı

~ Ar aHsan [#Hsn kıy.] daha güzel, en güzel < Ar ~ Ar a%şâb [#%şb çoğ.] ağaçtan şeyler, kereste <

ahtapot ıxtapod[xvii] ~ Yun o%tapödi "sekiz ayak", a.a. ß Yun októ sekiz (~ HAvr *oktö- a.a. ) + Yun pódi ayak " okt(o)+, podyum ahu a.a. = Ave âsü a.a.) ahu zar ahududu ahval ahz aidat gelir, rant, bir yatırımdan geri gelen " avdet + ~ Fa âh u zar ah vah, ağlama ahu dutu [xix] kırmızı ağaç çileği [xiv] " ahu, dut [xvi] ~ Fa âhü ceylan ~ OFa âhüg a.a. (= Sogd âsük

~ Ar aHwâl [#Hwl çoğ.] haller < Ar Hâl" hal1 ~ Ar a%5 [#'%5 msd.] alma, alım < Ar a%a5a aldı

~ Ar câ'idât [#cwd çoğ.] gelirler < Ar câ'idat^

aile ayilet [xiv] ~ Ar câ'ilat^ [#cwl sf. f.] bir kişinin bakmakla yükümlü olduğu hane halkı, bağımlılar < Ar câla [msd. cawl/c^iyâlat^] geçimini sağladı, besledi, baktı ait taalluk eden, ilgisi olan " avdet ~ Ar câ'id [#cwd fa.] 1. dönen, geri gelen, gelir, 2.

ajan [192+] ~Fragentsecret gizli görevli <Fragent iş yapan, görevli, vekil ~ Lat agens, t- < Lat agere, act- yapmak, eylemek " aksiyon ajanda [xx/b] ~ Fr agenda gündem, günlük işler defteri ~ Lat agenda [n. çoğ.] yapılacak olan şeyler < Lat agendus yapılacak < Lat agere, act- yapmak, eylemek " aksiyon ajans [186+] ; [189+] haber kurumu ~ Fr agence vekâlet, vekillik kurumu, aracı kuruluş ~ Lat agentia < Lat agere, act- yapmak, eylemek " aksiyon ajda firmasının çay bardağı modeli [200+] büyükçe çay bardağı < marka Aida Paşabahçe

* Markanın yanlış okunmasından ötürü şarkıcı Ajda Pekkan'ın adıyla birleştirildiği rivayet edilir. ajite [etm [xx/b] ~ Fr agiter tahrik etmek, harekete geçirmek ~ Lat agitare a.a. < Lat agere, act- yapmak, eylemek " aksiyon ak ak[mak Tü Tü âk [viii] beyaz < Tü *â- açmak, açılmak " ayır-

ak- [viii+] (sıvı) akmak; [xi] akın etmek, yağma için hücum etmek ~ Ar caqb [#cqb msd.] 1. ayak topuğu, 2.

akab[inde ard, peş, sonra (= Aram caqsb- topuk = Akad iqbu a.a.)

akademi akademya [181+] ~ Fr académie 1. bilimsel kuruluş, yüksek okul, 2. özellikle 1635'te kurulan Fransız Akademisi / İt accademia a.a. < Akademía 1. Eski Atina'da bir semt, 2. Eflatun'un (Platon, MÖ 429-347) bu semtte kurduğu felsefe okulunun adı * Modern dönemde ilk kez 1474'te Floransa'da kurulan Platonik Akademi için kullanılmıştır. akait [xvii] ~ Ar caqâ'id [#cqd çoğ.] ilkeler, aksiyomlar, İslam inancının temel ilkeleri < Ar caqldat^ " akide 1 akaju fıstık ~ Port a caju ~ Karib akamet sonuçsuz, etkisiz < Ar caqama kısır idi, kısırlaştırdı akar akaret caqâr " akar akasya acacia arabica ~ E Yun akakía a.a. [xix] [xiv] ~ Ar caqâr [#cqr] gelir getiren mülk ~ Ar caqârât [#cqr çoğ.] gayrımenkuller < Ar [xx/a] ~ Fr acajou tropik bir ağaç, bu ağaçtan elde edilen ~ Ar caqâmat^ [#cqm msd.] kısır,

~ Fr acacia kurak bölgelere özgü bir ağaç,

* 16.-19. yy'da rastlanan Tü akakiya biçimi doğrudan Yunancadan alıntıdır. akbaba akça/akçe + <Tü [xvii] başı beyaz olan bir tür yırtıcı kuş, a.a. " ak, baba [xiii] 1. beyaz, 2. gümüş, 3. gümüş para < Tü ak " ak

* Karş. Fr argent, İsp plata (1. gümüş, 2. gümüş para, genel anlamda para). Karş. sarıca (altın). akıbet [xi] ~ Ar câqibat^ [#cqb fa. f.] ard, son, sonra < Ar caqaba ardından geldi, takip etti < Ar caqb topuk " akab akıl [xi] ~ Ar caql [#cql msd.] a.a. < Ar caqala 1. dizginledi, gem vurdu, 2. akıl süzgecinden geçirdi, akıl yürüttü (= İbr #cql rehin etme, haczetme) akın akışkan Tü akın [xi] sel; [xiv] baskın, yağma, dalga YT [194+] seyyal < Tü *akış-" ak< Tü ak-" ak-

Akışmak fiili mevcut değildir.

[xvii] eritilip sertleştirilmiş şekerden yapılan şekerleme - Ar caqîdat^ [#cqd sf. f.] 1. katılaşmış şey < Ar caqada düğümledi, bağladı, (alçı) dondurdu, (bal) katılaştırdı" akit1 akide2 [xvii] ~ Ar caqîdat^ [#cqd sf. f.] 2. kesin sayılan ilke veya öğreti, aksiyom < Ar caqada düğümledi, bağladı, katılaştırdı" akit1 akif [xiv] ~ Ar câkif [#ckf fa.] adayan < Ar cakafa [msd. cuküf] adadı, kendini verdi, meşgul oldu, müptela oldu akik taş, agat akil akim [xiv] ~ Ar câqil [#cql fa.] akıllı, rasyonel" akıl ~ Ar caqîm [#cqm sf.] sonuçsuz kalan " akamet ~ Ar caks [#cks msd.] yansıma, [xiv] ~ Ar caqîq [#cqq sf.] 1. yarık, 2. bir tür değerli

akide 1

akis/aksaks [xiv] tepki, bir şeyin tersi < Ar cakasa yansıdı, tersine döndü akit1/akdakd [xiv] düğüm, 2. sözleşme < Ar caqada bağladı, düğümledi, ilikledi akit2 [xvii]

~ Ar caqd [#cqd msd.] 1. bağ,

~ Ar câqid [#cqd fa.] akteden, sözleşen" akit1

akompanye[etm [187+] ~Fraccompagner eşlik etmek ~ OLat accompaniare a.a. ß OLat ad- bir şeye, birine + OLat *companiare yoldaşlık etmek < OLat companio "ekmek paylaşan", yoldaş " ad+, kumpanya akor [xx/b] uyumlu ses grubu ~ Fr accord uyum, ses uyumu, akor < Fr accorder uyum sağlamak, ses veya fikir birliğine varmak ~ OLat *accordare B Lat ad- katılma edatı + Lat cor, cord- yürek, akıl, gönül" ad+, kör2 * Veya < Fr corde < Lat chorda (tel, çalgı teli). Bk. kordon. akordeon [xx/a] ~ Fr accordéon bir müzik aleti ~ Alm akkordeon a.a. ^ 1829 Cyril Demian, Avst. müzik aleti yapımcısı < Alm akkord akor " akor akort akorda [xix] bir çalgının uyumunu sağlama uyum, ses uyumu, akor < İt accordare " akor akr(o)+ HAvr *ak-ro- < HAvr *ak- keskin, ekşi, sivri ~ İt accordo

~ Fr/İng acr(o)- ~ EYun akrós uç, sivri ~

* Aynı kökten EYun oksys (ekşi), Lat acer (keskin), acus (iğne, sivri), acetum (sirke). Tü ekşi sözcüğünün bu grupla ilişkisi tartışılmıştır. akraba qarîb [sf.] yakın " kurbet ~ Ar aqrabâ' [#qrb çoğ.] yakınlar < Ar

akran eşleşenler, yaşıtlar < Ar qirn eş, çift" karine 1 akredite [etm [xx/b]

~ Ar aqran [#qrn çoğ.] eşler, bir yarışta ~ Fr accrediter kredi vermek, inandırıcı

kılmak ~ OLat accreditare a. a. ß OLat ad- bir şeye + OLat creditus inanca, kredi" ad+, kredi akreditif [xx/b] ~ Fr accreditif kredi mektubu" akredite

akrep [xiv] ~ Ar caqrab [#cqrb] 1. zehirli bir haşere, akrep, 2. sivri uçlu bir tür çengel, 3. saatin kısa kolu (= Aram caqrsbâ akrep = Akad aqrabu a.a.) * EYun skorpíos (akrep) biçimi muhtemelen bir Sami dilinden alınmıştır. akrilik [xx/c] ~ Fr acrylique akrooleinden elde edilen bir polimer / İng acrylic a.a. < Fr acryle/acryl < Lat acer keskin, ekşi " akr(o)+ akrobat [xx/b] ~ Fr acrobate cambaz ~ EYun akróbatos parmak uçlarında yürüyen ß EYun akrós uç + EYun bátos yürüyen (< EYun bainö, bat-yürümek, adım atmak ) " akr(o)+, baz akropol [xx/b] ~ Fr acropole antik kentlerde hisar, iç kale - EYun akrópolis hisar, yukarı kent ß EYun akrós uç + EYun pólis kent" akr(o)+, politik akrostiş [xx/b] ~ Fr acrostiche bir şiirin mısralarının ilk harfleriyle yapılan söz oyunu ~ EYun akrosti%es ß EYun akrós uç + EYun stíks, sti%- sıra, satır, mısra " akr(o)+ aks [xx/c] ~ Fr axe eksen, dingil, üzerinde tekerleklerin döndüğü mil ~ Lat axis a.a. ~ EYun âksön a.a. ~ HAvr *aks- a.a. aksa[mak Tü ağsa- [xi] yavaş gitmek, topallamak < Tü *ağıs ağır, yavaş " ağır

* Karş. Tü akru (yavaş - xi). aksak Tü aksak/ağsağ [viii+] aksayan, yavaş giden < Tü a%sa-[xi] " aksa-

aksam qism " kısım

~ Ar aqsâm [#qsm çoğ.] kısımlar < Ar

aksan [188+] ~ Fr accent konuşma vurgusu, aksan ~ OLat accentus (bir metni veya sözü) makamla söyleme ß Lat ad- bir şeye + Lat cantare terennüm etmek, şarkı söylemek " ad+, kanto aksata alışveriş " ahz, ita ~ Ar a%5 wa icTâ ahz u ita, alıp verme,

akselere [etm [xx/b] ~ Fr accélérer hızlanmak, hızlandırmak ~ Lat accelerare a.a. ß Lat ad- + Lat celer hızlı, seri ~ HAvr *kel-es- hızlı" ad+

akseptans [xx/c] ~ Fr acceptance kabul ediş, kabul belgesi < Fr accepter kabul etmek ~ Lat accipere, accept- a. a. ß Lat ad- bir şeye + Lat capere, capt- el koymak, tutmak " ad+, kapasite aksesuar [xx/b] ~ Fr accessoire eklenti, tali unsur, süs ~ OLat accessarius a. a. < Lat accedere, access- yanına gitmek, yanaşmak, katılmak ß Lat ad- bir şeye + Lat cedere, cessgitmek, varmak, ayrılmak ~ HAvr *ked- gitmek, terketmek, ayrılmak "ad+ aksır[mak +kirTü asur- [xi] a.a.; aksur- [xiv] < Tü *askur- < Tü as [onom.] aksırık sesi "

* Ses yansımalı fiiller yapan -kır- eki varsayılmalıdır. Karş. Azer asqur- (a.a.). aksi aksiseda caks yansıma, akis + Ar Sadân ses, eko " akis, sada ~ Ar caksî [#cqs nsb.] ters " akis ~ Fa caks-i Sadâ ses yansıması, eko ß Ar

aksiyom [192+] ~Fraxiome matematikte ispatı gerekmeyen ilke ~ EYun aksiöma < EYun áksios denk, uygun, değerli aksiyon [xix] hisse senedi; [xx/b] eylem ~ Fr action 1. eylem, edim, icraat, 2. hisse senedi ~ Lat actio eylem < Lat agere, act- yapmak, eylemek, icra etmek, harekete geçirmek ~ HAvr *ag- harekete geçmek veya geçirmek Aynı kökten EYun âgo (sürmek, sevketmek, götürmek), agón (yarış). EŞKÖKENLİLER: Lat agere : acente, ajan, ajanda, ajans, ajite, aksiyon, aktif, aktive, aktör, aktris, aktüarya, aktüel, antrakt, hiperaktif, kaşe, kaşkol, manej, reaksiyon, radyoaktif EYun ágo : demagog, pedagog, sinagog, strateji EYun agón : antagonist akson [xx/c] ~ Fr/İng axon/axone sinir hücresinin sinirsel uyarıyı ileten uzantısı ~ EYun âksön eksen " aks aksülamel + caksü-l c^amel [xix] karşı eylem (Fr réaction karşılığı) B Ar caks yansıma, tepki + Ar camal eylem " akis, amel ~ Sogd %Şâm akşam, akşam

akşam a%şam [xi] yemeği (= Ave %Şaprt akşam veya gece = Sans kşapâ a.a.) aktar attar aktar[mak Tü attar [xiii]

~ Ar caTTâr [im.] ıtır satan, parfümeri"

ağtar- [viii+] çevirmek, devirmek, döndürmek

actaktüel [xx/b] eylemsel < Lat actus eylem. İng. eylem < Lat agere. act. 2. rabıta " ad+ * Karş. vitamin [xx/c] [xx/b] ~ Fr aquarelle suluboya ~ İt ~ Alm aquavit bir tür alkollü içki ~ Lat akuple [etm [xx/c] ~ Fr accoupler çift koşmak ~ OLat *accopulare ß OLat ad. etkin ~ Lat activus < Lat aktinyum [xx/b] ~YLatactinium radyoaktif bir element^ 1899 André-Louis Debierne. akupunktur [xx/c] ~ Fr/İng acupuncture iğnelerle tedavi yöntemi ß Lat acus iğne + Lat punctura delme " akut. act. güncel aktüarya [xx/c] ~ Fr actuariat sigortacılıkta ihtimal ve risk hesabı < İng actuary sigortacılıkta ihtimal ve risk hesabı uzmanı ~ Lat actuarius zabıt kâtibi < Lat acta [n. marina akuarel/akvarel acquarella a. ~ akuamarin [xx/b] ~ Fr aquamarine 1. şua * Yunanca sözcük Lat radius (ışın) karşılığıdır. ~ Fr actuel fiili. zabıt < Lat actus edim. kayıtlar.işitmek . a. ~ İt acqua / Fr aqua.a. ponksiyon akustik [192+] ~Fracoustique işitmeye ilişkin. icracı. radyum. işitsel ~ EYun akoustikós < EYun akoüö işitmek ~ HAvr *skous-yo. eylemek " aksiyon ~ Fr actif.yapmak. çoğ.aktif [xx/b] agere. aktîn. -ive eylemli. boyunduruk.bir şeye + OLat copulare bağlamak < Lat copula iki şeyin bağı.] "edilmiş şeyler".su ~ Lat aqua a. a. dekuple. a. aktive [etm [xx/c] ~ Fr activer etkin hale getirmek" aktif aktör [xix] ~ Fr acteur eyleyen.] " aktör aktüalite konular < Fr actuel" aktüel [xix] ~ Fr actrice kadın tiyatro oyuncusu ~ Lat actrix [195+] ~Fractualité güncellik. bu renkte bir süs taşı ^ İlk anlamda 1846 John Ruskin. güncel ~ OLat actualis fiili. Fr. sanat eleştirmeni ~ Lat aqua marina deniz suyu " akua+. < İt acqua su " akua+ akuavit aqua vitae hayat suyu " akua+. kimyacı < EYun aktîs. fiil" aksiyon akua+/akva+ HAvr *akwâ. tiyatro oyuncusu ~ Lat actor icra eden < Lat agere. Karş. yeşilimtrak açık mavi renk.< HAvr *kous.yapmak. eylemek " aksiyon aktris [f.ışın.

" fırça alaca <Tü [xiv] karışık renkli < Tü ala " ala alacık Tü [189+] ~Fr à labrossef ı r ç agibi<Fr alaçu [viii+] bir tür büyük çadır alafranga usulü < öz Franco Frank.akut [xx/b] ~ İng acute keskin. suya ait" akua+ akya [xix] bir tür büyük balık.[viii] elde etmek.bir yere + Lat cumulare toplamak.). güzel. ß Lat ad. Fr liche/lichié (a. lichia Tü ~? * Karş. Yun lítsa/létsa. sağanak. Lat lichia. devrilme < Ven bòra ani * Ven albora < alborar (direk dikmek) fiiliyle ilgisi gösterilemez. kuzu balığı. al âl [viii] kırmızı * Karş. biriktirmek ~ Lat accumulare a. taraf" bandıra alabora rüzgar.a. ani (sancı. alabros brosse fırça ~ OLat bruscia a. sivri " akr(o)+ akü akümülatör[192+] ~Fraccumulateur1. toplanmak. İng. ornitolog < Lat aquarius suya ilişkin.). 3. Frenk .] daha yüksek. alaca alâ (zarf). toplayıcı.keskin. hastalık) . Moğulağan>ulaan (a. küme olmak " ad+. sivri uçlu. 2.] içinde su canlılarının yaşatıldığı yapay ortam # 1850 Philip Gosse. İt lezza/lizza/alicia. keskinleştirmek ~ HAvr *ak-u. Fransız " frank [187+] ~ İt alla franca Frenk gibi.< HAvr *ak.a. en yüksek. güzel" anlamı Türkçeye özgüdür.a. zaptetmek. pek güzel. karışık renkli. al[mak Tü al. iyi (sıfat) [xiv] 1.biriktirici.Lat acutus < Lat acuere sivriltmek. a. fırtına " bora [xvii] altüst olma. kümülüs akvaryum [189+] ~YLataquarium[n. en yüksek " ali * "İyi. alabanda [xvii] ~ İt alla banda gemicilikte dümeni sağa veya sola sonuna kadar kırma < İt banda2 yan. [xvii] 2. daha yüksek. pek iyi ~ Ar aclâ' [#clw kıy. elektrik biriktiren cihaz < Fr accumuler " akümüle akümüle [etm [xx/b] ~ Fr accumuler birikmek. almak ala Tü al kırmızı" al Tü ala [xi] renkli.

özellikle kıyamet belirtileri calâmat^ [#clm msd. ~ Fr à la cocque kabuklu yumurta < Fr [xix] bir tür balıkçı kayığı. geniş ~ Lat largus a. dürüst olmayan iş . liste " kart2 alakok coque yumurta kabuğu alamana [xx/a] ~ Fr à la carte "listeye göre".İt alamanna [f. sarktı.alagarson Fr garçon oğlan " garson [xx/b] ~ Fr à la garçon oğlan gibi (saç kesimi) < alaimsema [xviii] gökkuşağı ~ Ar calâ'imu-s-samâ' gökte beliren alametler ß Ar calâ'im [#clm çoğ. alaturka usulü < öz Turco Türk " Türk alavere [187+] ~İt alla turca Türk gibi. sema1 * "Gökkuşağı" anlamı Türkçeye özgü olmalıdır. çabuk pişirilen ~ Fr à la mode modaya uygun < Fr mode " alarga [xvi] gemicilikte "açıktan geç" komutu ~ İt allarga açıl!. alakart [189+] restoranda seçmeli menü < Fr carte kart. alamet) + Ar sama' gök " alamet.] Alman tarzı.] işaretler. " ad+.a. ilgi. belirti. ilgilendi [msd.fiilinden benzerlik yoluyla türetildiği anlaşılmaktadır. Alman usulü < öz Alamanno Alman " Alman ~ Ar alamet [xiv] belirtiler. bu tür kayıklara mahsus ağ . her çeşit ikaz sinyali [xvii] ~ İt all' arme silahlara! < İt arma silah " arma alaşım YT [194+] halita < Tü *alaş-" ala * Bulaş. alaca bulaca. bağlantı < Ar caliqa [msd. calaq] 1. im " alem1 alaminüt [xx/b] yemek < Fr minute dakika ~ Lat minutus " mini1 alamod moda alan Tü [xx/a] alan [xi] açık ve düz yer ~ Fr à la minute dakikalık. Karş.] işaret. alametler (< Ar calâmat^ işaret. bağlandı. asıldı.] ilişki. uzaklaşmak < İt largo açık. uzaklaş! < İt allargare açılmak. 2. larj alarm [xx/b] ikaz sinyali ~ Fr alarme silaha çağrı [xiv]. Türk alavera [xix] dolap. alaka [xiv] ~ Ar calâqat^ [#clq msd.

Karş. kandırmak < aldan[mak <Tü Tü âl2 [viii] hile. [xix] dünyevi gösteriş. uysallaşmak " alış* Özgün anlamı alçak gönüllü deyiminde korunmuştur. yumuşak huylu.bulaşmak " alay2 ~ Fa alaz <Tü [xvii] = Tü yalaz/yalaw/yalan/yalm alev. ben1 [xx/b] ~ Fr albinos doğuştan saçları ak + al beni [xix] çekicilik. yy'dan itibaren kaydedilmiş olup merkezdeki piyade birliğinin sağ ve solunda konuşlanan süvari birliklerini ifade eder. kanat.yumuşamak " alışaldan. Fiziksel anlamda kullanımına 15.a. sosyal anlamda daha düşük pozisyonda olan < Tü *alış-ak < Tü alış. yanma.. pest.] beyaz şey. düzgün saflar halinde dizili süvari birliğidir. kirletmek alayiş [xvii] bulaşma. bey albeni " al-. yumurta akı < Lat albus beyaz " albinos alçak Tü alçak [viii+] mütevazı. yozlaşma < Fa âlüdan. âlây. dalavere. beyaz kâğıt. 2. yy'dan itibaren rastlanır. alşak [xiv] a. albüm [xix] ~ Fr album boş yapraklardan oluşan kitap.[xiv] kandırılmak < Tü alta.] dalgıç albay YT [193+] < Tü alaybeyi" alay1. yanmak " yanalbatros [xx/b] ~ Fr albatros bir tür deniz kuşu ~ Port alcatraz balıkçıl kuşu.parlamak. alçı <Tü alçığ [xiii] duvar ve sıva yapımında kullanılan bir tür ak toprak < Tü *alış-ığ yumuşak < Tü alış. aldatma . bulaşıklık. pelikan ~? Ar al-ğaTTâs [#ġTs im. alçak [xvii] hakir.* Almak vermek fiillerinden veya Fr alivrer sözcüğünden türemiş olması zayıf olasılıktır. alay2 alay etmek [188+] eğlenmek. yozlaşma. alay1 [xiv] bir tür süvari formasyonu ~ O Yun allági(on) Bizans ordusunda bağımsız süvari birliği ~ Lat alae [çoğ. âlây. cazibe albinos/albino olan < Lat albus beyaz ~ HAvr *albh. parıltı < Tü yal. debdebe .] < Lat ala 1. uysal.evcilleşmek.a. Türkçe sözcüğün orijinal anlamı. kirletme < Fa âlüdan.a. ciltli defter ~ Lat album [n. tahkir etmek (argo) âlây bulaşma.Fa alâyiş bulaşış.bulaşmak. Roma ordusunda süvari birliklerine verilen ad * Latince sözcük MÖ 2. geleneksel Türk akıncı düzeninin aksine. boş sayfa < Lat albus beyaz " albinos albümin [192+] ~Fralbumine yumurta akında bulunan bir protein ~ Lat albumen ak madde.[xi] aldatmak. Yunanca biçim ilk kez VIII Konstantin Porphyrogenetos'un 959 tarihli yasa derlemesinde görülür.

işaret. üstü. söylemek " kategori * HAvr *al. az pişmiş makarnayı tarifeden bir söz < İt dente diş ~ Lat dens. Sans dantaka. aldur-[xiv] almasına neden olmak. ebediyet. bayrak " alem1. genel ~ Ar cala-1-uSül usul üzere. karşı. dent. alemdar sancak. adet2 alelumum olarak " ale+.(öte).a. ebediyet). alışılmış ~ Ar cala-1-c^umüm genellikle. alem2 [xi] ~ Ar câlam [#clm] dünya. usulü gibi" ~ Ar calam [#clm] simge.a. odont-. acele ~ Ar cala-1-c^âdat^ adet üzere. 2. önemsemek < Tü al-" al* Geç döneme ait olan ikinci anlamın kaynağı açık değildir. ult. bayrak " ilim [xiii] sancak ~ Ar cala-1-c^acalat^ acele ile.(diş).[viii+] almasına neden olmak.[xix] aldırış etmek. * Aynı kökten Fa dand. aldır[mak Tü altız. ale+ ~ Ar cala(y) üzeri. üzere (edat) alegori [xx/b] ~ Fr allégorie simgesel anlatı ~ EYun allegoria başka türlü söyleme. EYun odoús. İng tooth < Ger *tanth. herkes ~ Aram câlam 1.aldehid [xx/c] ~ Fr aldéhyde alkollerden elde edilen bir kimyasal madde sınıfı / İng aldehyde a.a. uls. hidr(o)+2 aldente [xx/c] ~ İt al dente "dişe gelir". usul1 alem1 sancak. alelacele olarak " ale+. evren * Karş. yeryüzü. başka) + EYun agoreüö konuşmak. umum alelusul ale+. belirti.a. açık. başka şey ima etme ß EYun állos başka (~ HAvr *al-1 öte. +dar alengir[li -? ~ Fa calamdâr sancaktar < Ar calam alenî ~ Ar çalanı [#cln nsb. sonsuz süre. ~ HAvr *dent.] gizli olmayan. aşikâr oldu . göz önünde < Ar calana [msd. gibi. kaptırmak .kökünden Lat alter (başka). < YLat alcool dehydrogenatus hidrojeni alınmış alkol" alkol. dünya.a. calâniyyat^] açığa çıktı. Belki "burnundan kıl aldırmak" deyiminden. aldır. acele alelade surette " ale+. İbr colam (sonsuz süre.

] araç. Fenike alfabesinin ilk harfi = Aram âleph Arami/İbrani alfabesinin ilk harfi * Fenike yazısında A harfi öküz başı simgesiyle gösterildiği için.a. çalışma " alegori. yalab yalab (parıl parıl xiii). xv+ * Karş. * Arapça sözcüğün nihai anlamı "dönen şey. beta ~ Fr alphabet harfler dizisi ~ EYun álfa beta ~ Fr alphanumérique harf ve rakamları alfanümerik [xx/c] içeren dizi / İng alphanumeric(al) a. erg alesta [xvii] hazır etmek ß İt ad bir şeye + İt lesto hazır " ad+ alet awl/ma'âl] döndü [xiv] ~ İt allesta hazır ol! < İt allestire hazır ~ Ar âlat [#'wl msd. Ebi Talib. Avst.] Ali'ye mensup olan < öz cali Ali b. 2. [xx/c] bazı tıp ve elektronik terimlerinde kullanılan bir bileşen. numara . ~ Ar calayhi-s-salâm barış ~ Ar calaykum as- aleyhisselam [xi] selam sözü (onun) üzerine < Ar calay-hi onun üzeri" aleyh aleykümselam [xiv] selam sözü salâm barış (sizin) üzerinize < Ar calay-kum sizin üzeriniz " aleyh alez [xx/c] ~Fràl'aise1. alev <Tü alâv/alev [xvii] . rahat ~ OLat *adiaces çevre. farklı + EYun érgon iş. yatak çarşafının altına serilen emici örtü < Fr aise hareket alanı. = Tü yalab yalab [DK] parıl parıl ~ Fa âlâw parıldama.sesinin inceltilmesi Farsça etkisi veya Farsçadan ikincil alıntı gösterir. gönlü ferah. bitişmek alfa [xx/b] bir tür radyoaktifışın. Akad alpu.(parıldamak. Fenike yazısı Arami yazısının bir varyantıdır. yalabık (parlak xvi). İbr eleph (öküz). aygıt < Ar âla [msd. Alevi [xi] ~ Ar calawl [#clw nsb. alev Tü yalaw [Abuş. karşı.alerji [195+] ~Frallergie vücudun bir dış etkene verdiği normal dışı tepki ~ YLat allergia ^ 1905 Clemens von Pirquet. . a. İslam peygamberinin damadı aleyh ile. ferahlık. etraf < Lat adiacere etrafında olmak. calev [xvii] Çağ] a. [200+] popüler psikolojide aktif erkekler için kullanılan bir sıfat ~ EYun álfa Yunan alfabesinin ilk harfi ~ Fen alep öküz.rahat. TTü yalabı. ışımak xiv)." belki "çömlekçi çarkı" olmalıdır. " alfa. alfabe [xx/a] Yunan alfabesinin ilk iki harfi" alfa. Esasen Türkçe bir kelime olduğu halde -l. gibi" ale+ [xiv] ~ Ar calay-h(um) onun üzeri < Ar cala(y) üzere. hekim ß EYun állos başka. Karş.

[xi] alışveriş etmek. ~ OFa alüg a. hazret. allah ~ Fr alizarine kırmızı kök boya < Fr [xi] ~ Ar calim [#clm fa. kat. evcilleşmek. fırınladı . dolap âl-i Cengiz Cengiz Han sülalesi. Anlam için karş. bilgin < alizari kök boya hammaddesi ~ Ar al-cuSârat^ öz suyu. alt olunmak.ekinin refleksif kullanımıyla "kendine almak" anlamında. alıç ^ küç. taraf" ali. [194+] idrak algoritm/algoritma [xx/b] ~ Fr algorithme matematikte bir problemi çözmek için uygulanan prosedürler dizisi ~ EFr algorisme Arap sayılarıyla aritmetik işlem yapma yöntemi [esk. bilen. alicenap ~ Fa câlîy canâb yüce makam. aluk/alığ [xi] kel. yy) < öz %warizm Orta Asya'da bir ülke. [xiv] benimsemek. sodyum hidroksit < Ar qalâ yaktı. cenap alicengiz alicengiz oyunu [xix] dalavere.a. evcilleşmek) < suescere (benimsemek.a. yy son yarısında Kırım hanlarını ilgilendiren karmaşık siyasi entrikalardan dolayı.[xi] kendine almak.] yüksek. usare " usare alize [xx/b] ~ Fr alizé tropik bölgelerde esen bir rüzgâr ~ ? alkali [183+] ~Fr/İng alkali bir kimya terimi~Ar alqall [#qlw] kostik soda. yüceldi ~ Ar câlîy [#clw sf. almak). adet edinmek. hassasiyet göstermek < Tü al-" alalış[mak Tü alış. yumuşamak < Tü almak " al* Türkiye Türkçesinde -iş. < Tü al-" al- [193+] ganimet.] ilim sahibi. Lat consuescere (alışmak. [xiv] yenilmek. yükseldi. [xiii] değişmek. cephe.] < al-%warizmı İslam matematikçisi Harezmi (9. majeste ß Ar câlîy yüksek + Ar canâb nezd. uysallaşmak. alim Ar calama bildi" ilim alimallah alizarin [xx/b] ~ Ar câlimu-llâh Allah bilir " alim. ali [xiv] culüw] yüksek idi. [xvii] üstüne almak.alg algı YT [xx/b] ~ Fr algue yosun ~ Lat alga a. yüce < Ar calâ [msd. takas etmek. Harezm alıç oxyacantha alık Tü [xi] meyvesi eriğe benzeyen yabani bir meyve. cüsseli ve kaba kimse. değiştirmek. özellikle bu sülaleden gelen Kırım ve Besarabya hanları < Tü * Muhtemelen 18. crataegus ~ Fa âlüça küçük erik. ahzetmek. alın alın[mak Tü alın. aptal alın Tü alın [viii+] ön taraf.

< E Yun alöpeks tilki ~ HAvr *wlp-e. salname. hareketli allem kallem konuştu " ilim. bula* Moğ alag bulag (a.a. allegro [192+] müzikte bir tempo neşeli ~ OLat *allecrus ~ Lat alacer. kellik / İng . karıştırmak " ala.] çok bilen. antimon veya kurşun sülfat < Ar kaHala karardı * İmbikle damıtma tekniği 12. her + Ger *manniz insan. yy'da İspanya Arapları tarafından Avrupa'ya getirildiği ve kurşun sülfat maddesi de alkol gibi damıtıldığı için. fazlasını kesti.a.[xi Ha] karmak. alo [ 192+] genel selam sözü ~ EFr ho là "hey oradaki!" alopesi [xx/c] alopecy a. # 1267 Francis Bacon. İng. redakte edilmiş. özetlenmiş (yazı) < Ar naqqaHa [II] bir kitabı redakte etti. allame alim. alacr. Tü al.canlı.fiiliyle birleştirilmesi keyfidir. alak bulak [xv-xvii] . kısalttı. kelam ß Ar callama [II] bildirdi + Ar kallama [II] Alman Alaman [xvii] ~ Fr Allemand a.a. naqH] budadı almaşık YT [194+] alternatif <Kırg almaş nöbet.tüm.alkış Tü alkış [viii+] övgü. çeşitli bilgiler içeren takvim ~ YLat almanac a. < öz Alamanni 3.) biçimi Türkçeden alıntı olmalıdır.a. en alim " ilim [xiv] ~ Ar callâmat^ [#clm im. a. kutsama < Tü alka. ~ Ar al-kuHl [#kHl] göze sürülen sürme. çok ~ İt allegro şen. düşünür ~ Ar al-munaqqaH [#nqH II mef. özetledi < Ar naqaHa [msd. erkek " manken almanak [xix] ~ Fr almanach yıllık. münavebe * Kırgızca sözcüğün etimolojisi açık değildir. ~ Fr allo telefon hitabı ~ İng hallo/hullo ~ Fr alopécie saç dökülmesi.a. alaca bulaca [xvii] ala karışık renkli + Tü bulğa.] gözden geçirilmiş. kutsamak alkol [xix] ~ Fr alcool mayalı içkilerden damıtma yoluyla elde edilen kimyasal madde ~ İsp alcol a.a.[viii+ Uy] övmek. yy'da ortaya çıkan bir Germen aşiretleri birliği ß Ger *all. Allah [xi] ~ Ar allâh [#'lh] < Ar al-(i)lâh tanrı" ilah ß Tü allak bullak ikil alas bulas [xi] karma karışık.

3. a. tenor [esk. başka " alegori alternatör cihaz < Fr alterner " alternatif altes [xix] [xx/b] ~ Fr alternateur alternatif akım üreten ~ Fr altesse prens rütbesindeki kişilere hitap şekli . seçenek.İt altezza yükseklik.yüksek. Sans lopâsâ.bir alüminyum alaşımı ß YLat aluminium + Lat pax. öteki ~ HAvr *al-tero. pac. .a.]. sırayla değişen. İngiliz kimyacı < Lat alumen şap ~YLat aluminium bir . a.iki şeyden başka olan. < Quech pako kızıl kahverengi alpaka2 [xx/b] ~ YLat alpax. < HAvr *al-3 (bitki veya canlı) yetişmek. yüksek ~ HAvr *al-to. diğer < HAvr *al-1 öte.a. Aynı kökten Lat vulpes. Karş.a. 2. a. buna eşdeğer perde ~ Lat altus boy atmış. yücelik < İt alto yüksek " alto altı Tü Tü altı [viii] a. [xx/a] ~ Fr alpinisme dağcılık sporu < Fr alpin alternatif [xx/b] ~ Fr alternatif 1.> Fa röbâ (tilki).* Tilki yılda iki kez tüylerini döktüğü için. ~ Fr altimètre yükseklik ölçme cihazı ß altimetre [xx/b] Lat altus yüksek + EYun métron ölçü " alto. alpaka 1 [192+] ~İspalpaca Güney Amerika'ya özgü bir memeli hayvan. almaşık < Fr alterner ~ Lat alternare bir işi sırayla yapmak < Lat alter öbür. +metre altmış Tü altmış [viii+] a. alpinizm Alp dağlarına ait < öz Alpe Alp dağları alt Tü alt [viii+] a. < Tü altı" altı * -mış ekinin işlevi belirsizdir. a. alto [189+] ~İtalto1. alüminyum [192+] 1808 Humphrey Davy. alpac. Fr/İng altitude < Lat altitudo (yükseklik). boy atmak * Aynı kökten Lat alescere (büyümek. pes perdeden kadın sesi [xvi]. boy atmak).barış " alüminyum. pakt * 1920 Versailles barış antlaşmasıyla aynı günlerde icat edildiği için. büyümek. müzikte yüksek perdeden erkek sesi. bu hayvanın yünü ~ Quech alpako a. Erm aġvés < EErm alwes. Ave raopis. 2. altın altun [viii] a.

maksat" anlamını Dil Devriminden sonra kazanmıştır. Moğ aman (ağız).bir yere + Lat lavare.. âmây. ittifak. a. hazır < Fa/OFa amalgam [xx/c] ~ Fr amalgame civa alaşımı.a. " merhem aman [xi] ~ Ar âmân [#'mn] güvenlik. 2. dere mili < Lat alluere suyla sürüklenmek ß Lat ad. olmak.suyla akıtmak. duyguları altüst olmuş < Fr s'emballer gemi azıya almak. krem ~ EYun málagma. laut. amçık [xiii] a. a. nikâh yüzüğü < Fr allier bağdaşmak.gelmek. amaç [xi] ~ Fa âmâc hedef. erkeksi veya savaşçı kadın ~ EYun amazon savaşçı kadınlar kavmi * Yunanca sözcüğün a-mazós (memesiz) sözcüğünden türetilmesi halk etimolojisidir.bir şeye + Lat ligare bağlamak " ad+. -t. maamafih ~ Ar acmâ' [#cmy sf.a. altüst olmak Lat ballare " balad . * Karş. lavabo alyans [xx/a] ~ Fr alliance 1. yumuşak ve kolay şekillenen her çeşit alaşım / İng amalgam a. varmak. < EYun malâssö. Orijinal biçimin amçık (ağızcık?) olduğu düşünülebilir. ittifak etmek ~ Lat alligare a. 2.+ Fr balle balya. ambalaj [192+] ~ Fremballage paketleme. güvence" emanet amatör [192+] ~Framateur bir işi zevk için yapan ~ Lat amator seven < Lat amare sevmek ~ HAvr *am. paket < Fr emballer paketlemek ß Fr en. bulamaç. amade âmâdan. karanlık olma [xiv] emma [xi] ~ Ar amma gelgelelim. ama1/amma (bağlaç) < Ar am fakat ama2 camiya kör olma. ~ OLat amalgama simyada civa alaşımı ~ Ar al-malġam alaşım. top " in+1. lig am Tü am [xi] dişilik organı.a. gözleri görmeyen < Ar * Kusur ve renk sıfatları yapan afcal vezninde.] kör.a. bağdaştırmak. Yunan efsanesinde savaşçı kadınlar kavmi. yıkamak " ad+. amçuk [xiv] a.a. nişangâh * "Gaye.sevmek amazon [xx/a] ~ Fr amazone 1. ß Lat ad. hazır olmak ~ Fa âmâda gelmiş. balya ambale [xx/b] ~ Fr emballé gemi azıya almış (at). a. malag-yumuşatmak ~ HAvr *melag.alüvyon [xx/b] ~ Fr alluvion akarsuyun sürüklediği kumlu toprak.

getirmek " hem. eylem. ~ EFa hambâra a. işlem. saplama < EYun embâllö katmak. (= Sans sambhâra bir araya getirme. bu2 ambi+ çepeçevre ~ Lat ambi. < OLat barra engel. dolanmak < Lat ambire. abluka ~ İsp embargar etrafını çevirmek. amblem ~ EYun emblema. [xix] ishal msd. ortam. " ambiyans amca <Tü abıca/abuca [xvi] babanın ağabeyi [viii] ağabey. ambiyans [xx/b] ~ Fr ambiance çevre. genel hava ~ Lat ambientia dolaşım < Lat ambire. +ber ambargo [192+] ~Frembargo bir limana giriş çıkışı engelleme. iyon amblem [xx/b] ~ Fr emblème simge. kumanya) ß HAvr *sem. bu kelime ile başlayan formül < Ar amana [IV] inandı" emanet . a.a. işlem. erzak.] işçiler < Ar câmil işçi ~ Ar camaliyyât [#cml çoğ. a. işledi * "İshal" anlamı muhtemelen "bağırsak boşaltma işlemi" anlamında bir hüsnü tabirden türemiştir. balistik ambülans [xx/b] ~ Fr ambulance tıbbi taşıt aracı < Fr hôpital ambulant gezici hastahane < Lat ambulare gezmek. ~ HAvr *ambhi iki taraf. -t. İslami inanç formülünün ilk kelimesi. birlikte + HAvr *bher-1 taşımak. eylem < Ar camala çalıştı.a. iki yanlı. yol almak ~ HAvr *eigitmek " ambi+.] işlemler < Ar amenna [xiv] ~ Ar âmannâ [#'mn IV] inandık.a.ambar [xiii] ~ Fa anbar depo. her çeşit güzel koku = OFa anbar a. dolaşmak.dolaşmak. amberbu Ar canbar + Fa büy koku " amber.] iş. barikat dikmek < OLat inbarricare a.her ikisi. işlem " amel ~ Ar camalat^ [#cml çoğ.a. ambit. ambit.sokuş. it-gitmek. birikim. a. güvendik (birinci çoğul şahıs) < Ar amana [IV] inandı. amele " amel ameliyat camaliyyat^ ameliye. dolanmak ß Lat ambo + Lat ire. içine sokmak ß EYun én içine + EYun bâllö atmak " en+. güvendi" emanet amentü [xiv] ~ Ar âmantu [#'mn IV] "inandım". barikat. beraber.a. yaşlı ve saygıdeğer kimse " ece < Tü *aba eçe ß Tü âpa [viii] baba + Tü eçe ~ Ar camal [#cml amel [xi] iş.bir. mağaza ~ OFa hanbar a. bariyer " bar1 amber [xi] ~ Ar canbar [#cnbr] bir tür balinanın midesinden çıkarılan güzel kokulu madde. çevre ~ Fa canbar büy güzel kokulu bir çiçek ß ~ Fr/İng ambi.

dost.iki yanlı + EYun théatron tiyatro " amphi+. +ber amigo seyircisini coşturan kimse amatör [196+] Meksikalılara özgü hitap şekli. cumq/c^amâqat^] derin idi ~ Ar camîq [#cmq sf. matiz * Ametist taşının sarhoşluğa engel olduğu inancından ötürü. amin2 amfibi [xx/b] ~ Fr amphibie 1.değil + EYun methüö sarhoş olmak " an+.] . amfetamin [xx/c] ~ Fr/İng amphetamine merkezi sinir sistemi uyarıcısı olan bir kimyasal madde < Fr/İng alpha methyl phenyl ethy " alfa. şişirmek " en+. üfürmek. haritacı < öz Amerigo/Americus Vespucc Amerika kıtasının ayrı bir kıta olduğunu ilk ileri süren İtalyan seyyah (1451-1512) < Emmericus/Emmeric Doğu Gotlara özgü bir erkek adı * Vespucci'nin önadı Alm Heinrich (> İng Henry) adının Doğu Got diyalektindeki biçiminin İtalyanca uyarlamasıdır. dibine kadar < Ar camuqa [msd. tiyatro * İlk kez MÖ 53'te Roma'da Gaius Scribonius Curio'nun inşa ettirdiği çift sahneli oval tiyatro için kullanılmıştır. ametal metal [xx/c] ~ Fr ametal metal olmayan mineral" an+. fenol. for. [197+] futbol ~ İsp amigo arkadaş ~ Lat amicus sevgili. etil. Alm.a.taşımak ~ HAvr *bher-1 taşımak.Amerika ~ öz (İt/Lat) America bir kıta ^ 1507 Martin Waldseemüller. ametist [xx/b] ~ Fr amethyste bir tür süs taşı ~ EYun améthystos "sarhoş etmez". amfizem [xx/c] ~ Fr emphysème tıpta bir vücut dokusunun gazla şişmesi ~ EYun emfysema. amik ('ariz ve amik' deyiminde) derin. su ve karada yaşayan canlı. a. ß EYun a(n). t.iki yanlı. biy(o)+ amfiteatr amfiteatro[187+] ~Framphithéatre daire veya yarım daire şeklinde tiyatro ~ Lat amphitheatrum çift yanlı (tam daire veya oval) tiyatro B EYun amfi. su ve karada hareket eden araç veya askeri birlik ~ EYun amfibíos çift canlı" amphi+. fışkı amfora < EYun amforeús/amfiforeús iki kulplu küp ß EYun amfi. çepeçevre + EYun ferö. arkadaş < Lat amare sevmek " * Türkçe sözcüğün ikinci anlamı Beşiktaşlı taraftar Amigo Orhan'ın lakabından türemiştir. Yarım daire şeklinde tiyatrolar için kullanımı modern döneme özgüdür.içine üfleme. metil. getirmek " amphi+. 2. şişirme < EYun emfysâö < EYun fysâö üflemek.

doğru.] kamu." 2. memur. genel. halk.hal değiştirmek < HAvr *mei-1 değişmek. güvenilir. işçi. halk câmmat^ [#cmm fa. Kuran'ın otuzuncu cüzünün adı. f. bey [xi]. borcu taksitle tüketmek ~ OLat *admortire/*ammortire ß OLat ad. özellikle sıradan halk. dua sözü < İbr #'mn güvenilir olma. yer değiştirmek. morf(o)+ [xx/b] ~ Fr amorphe şekilsiz ß EYun a(n). göçmek " mütasyon amir ~ Ar âmir [#'mr fa.amil etken.adım adım öldürmek. mantalite amok Malay amok a. anımsama < EYun mnáomai anımsamak. sönük. tüketmek.yönelme edatı + OLat mors ölü " ad+.] emreden " emir1 amiral [183+] Avrupa donanmalarında komutanı.< HAvr *men-1 düşünmek " an+. amiyane [#cmm nsb. doğru olma " emanet * #'mn kökü Arapça ve İbranicede ortak olmakla birlikte dua sözü olarak kullanılan amin İbranicedir.] avama ait. mort amortisman [185+] ~Framortissementfinansve muhasebede bir kavram < Fr amortir tüketmek. [193+] Türk donanmasında bir rütbe ~ Fr amiral Arap veya Müslümanlarda komutan. 2. borcu taksitle ödemek " amorti .değil + EYun amorti [xx/b] ~ Fr amorti ölü. "öyledir. 2. [xx/c] ~ İng amok öldürme hırsıyla gözü dönmüş olma ~ amonyak [xix] ~ Fr ammoniac Kimyada NH3 bileşiği veya bunun tuzları ~ EYun (h)ammoniakós Libya'da Juppiter Ammon tapınağı yakınında çıkarılan bir tür tuz < öz (h)Ammon bir Mısır tanrısı. görevli.(falan) komutanı " emir2 * Türk donanmasında 26/11/1934 tarihli kanunla kullanıma girmiştir. hatırlamak ~ HAvr *mnâ.] 1. a. itfa etmek. Amun amorf morfe şekil " an+. adi" amme [xiv] ~ Fa câmTyâna avam tarzında < Ar câmmî ~ Ar amme [xiv] 1. itfa edilmiş < Fr amortir. deniz komutanı [xiv] ~ Ar amîru-1. avam " umum amnezi [xx/b] ~ Fr amnésie hafıza kaybı ß EYun a(n)değil + EYun mnesis hafıza. amin2 ammonia " amonyak [xx/b] ~ Fr amine kimyada bir bileşik < Lat amip [xx/b] ~ Fr amibe tek hücreli bir canlı ~ EYun amoibe değişken < EYun ameibö değişmek ~ HAvr *smeigw. etmen " amel [xiv] ~ Ar camii [#cml fa. amortiss. amin1 [xiii] ~ Ar âmîn dua sözü ~ İbr âmen 1.

zikretmek 2. imparatorluk. sanmak. amaçladı.ve ög biçimlerine karşılık. cam tüp. amfi.] < Lat ampora testi ~ EYun amforeús " amfora ampüte [etm [xx/b] ~ Fr amputer insan gövdesinden bir organ kesmek ~ Lat amputare budamak ß Lat ambo + Lat putare 1. öğüt. pekiştirdi. destekledi. genişletmek. < HAvr *ne olumsuzluk ve yoksunluk edatı" na+ * Ünsüzlerden önce a-. a-fazi.[xiv] yadetmek. riske girmek " en+ amplifiye [etm [xx/b] ~ Fr amplifier büyütmek. 2.a. onı-/onu. . hedefi vurmak.(okla nişan almak.her ikisi. . Karş. ampul ~ Lat ampulla [küç. Oğuz ve Kıpçakçada an.ve an biçimleri kullanılmıştır. Bak. 2. ß EYun a(n).] sütun.biçimini alır. direk < Ar camada dikti. an [xiv] ~ Ar ân [#'wn] en kısa süre an+ ~ EYun a(n). biçmek. an-arşi.(1. konsantre olmak). fact. hedefi vurmak.< HAvr *per-3 denemek. hatırlamak. doğru tahmin etmek.kesik < HAvr *pau-2 biçmek. onul (zekâ. bir işi bilerek yaptı amyant [xx/b] ~ Fr amiante ateşten etkilenmeyen bir mineral ~ EYun amiántos "lekesiz. her iki el. budamak.iki zıt şeyi ya da bir şeyin iki yanını ya da bir şeyin tüm çevresini ifade eden önek ~ EYun amfís.a. bir problemi çözmek.a. tehlikeye atılmak. Diğer Türk dillerinde tercih edilen ö. * Ayrıca karş. a. an[mak Tü an. dikilitaş. düşünmek ~ HAvr *pu-to. çepeçevre (edat ve zarf) ~ HAvr *ambhi her iki el" ambi+ ampir [xix] ~ Fr empire 1.değil + EYun miainö lekelemek " an+ * Ateşe tutulduğunda leke ve kirlerini kaybettiği için. ses hacmini yükseltmek ~ Lat amplificare ß Lat amplus bol. ünlülerden önce an. saymak. bir problemi çözmek. 2. sınamak.olumsuzluk ve yoksunluk öneki HAvr *n. doğru tahmin etmek. gez). kavrayış). teşebbüs etmek ~ HAvr *perya. lekelenmez". Fransa'da Birinci İmparatorluk (1804-1815) dönemine özgü mobilya stili ~ Lat imperium imparatorluk " imparator ampirik [192+] ~Frempirique deney ve gözleme dayanan < EYun empeiría deneyim ß EYun én + EYun peirâö denemek. Moğ onı (okun üstündeki çentik.yapmak " faktör ampul [192+] ~ Fr ampoule şişecik. anlamak ) (= Moğ 1.amper [192+] ~ Fr ampère elektrik birimi ^1881 Paris Elektrik Kongresi < öz André-Marie Ampère Fransız fizikçi (1775-1836) amphi+ ~ Fr/İng amphi. büyük + Lat facere. bıçak vurmak " ambi+ amut amud [xiv] ~ Ar camüd [#cmd im. anlamak)onıla.

a. özellikle güneşin doğuşu. a.a. a.çözmek ~ HAvr *leu-1 çözmek. çıkmak ß EYun aná yukarı + EYun tellö.analyt-çözümleme. " ana+ anakonda henakandaya "kırbaç yılanı" [xx/c] ~ İng anaconda bir yılan türü ~? Sinhali Tü ~ EYun aná yukarıya ve açığa yönelme bildiren anaç [xi] anacık. 2. geri geliş < EYun anaferö yukarı taşımak. kalkış. ~ EYun anoigö açmak ß EYun aná + EYun oigö a. +ber anahtar [xiv] ~ Yun anoi%teri açkı. Alm an.taşımak " ana+. ayrıştırma ~ EYun análysis a. 2. modern olmayan ß EYun aná yukarıda olma edatı + EYun %ronos zaman. gevşetmek " ana+. doğu. çağ " ana+.değil + EYun algaisía acı duyma ß EYun álgos acı + EYun aisthânö duymak.ana Tü ana [viii+] anne * Daha eski olan ög (anne) sözünün yerini almıştır. öksüz. açacak ~ EYun anoikter a. zamana uymayan ~ Fr anachronique 1. anaç ana Anadolu anaToli [xvi] Orta Anadolu ~ Yun/EYun Anatolía Doğu ülkesi. tolkalkmak. kaldırmak ~ HAvr *tels. a. Ege'nin doğusu < EYun anatellö doğmak. a. acı duygusunu giderme ß EYun an. ana+ edat ve fiil öneki ~ HAvr *an-1 a. doğuş. çağın gerisinde kalmış. tolere anafor [xvi] ~ Fr anaphore gelgit. Türkçede ikinci anlam ağır basmıştır. lys. kron(o)+ * Fransızca sözcüğün ana anlamı birincisi iken. anal analfabetizm an+. estetik . olgun kız çocuğu < Tü ana " anakronik [xx/b] çağ dışı. alfabe [xx/b] ~ Fr anal makata ilişkin" anüs [xx/c] ~ Fr analphabétisme okuryazar olmama" analiz [189+] ~Franalyse. kaldırmak ß EYun aná yukarı + EYun ferö. İng on. < EYun analüö ayrışmak. " ana+. Bak. * Karş. for. hissetmek " an+. Ege'nin doğu kıyısı ile Fırat nehri arasındaki ülke ~ EYun anatole 1. burgaç ~ EYun anaforá dönüş. ayrıştırmak ß EYun aná açığa + EYun lüö. eski zamana ait bir anlatım veya tasvire yeni zamana ait unsurlar katan. 3. lös analjezi [xx/b] ~ Fr analgésie uyuşturma.

a. log. 2. o " o ancak <Tü ançak [xiii] < Tü anca ki öyle ki. anatomi [xx/b] ~ Fr anatomie kadavraları kesme yöntemiyle doku ve organları inceleyen tıp dalı ~ EYun anatomía a.a. * Güney Amerika yerli dillerinden anane aktarılan anlatı. .erkek. ß EYun aná açığa + EYun temnö. +log ananas [192+] bir meyve ~ Port ananas a. a.erkek (sadece bileşiklerde) < EYun anér. önderlik " an+. (doğal hareketi taklit etme anlamında) dijital olmayan ~ E Yun análogon [n. enayi (argo) < öz * Çeşitli Yunanca sözcüklerden türetme çabaları zorlamadır.kesmek. benzeri ß EYun aná + EYun legöl. kıyaslanabilir. anarşist [191+] ~ Fr anarchie yönetimsizlik. hesaplamak " ana+. adam ~ HAvr *snr. çiroz ~ Bask anchuva kuru andaval/andavallı Andaval Niğde yakınında bir kasaba andavallı [188+] bön.] orantılı şey. İng anise biçimleri Latince yoluyla Yunancadan alınmıştır. kargaşa ß EYun an. şöyle ki" anca ~ İng anchovies Atlantik hamsisi < İsp ançüez [xx/b] anchoa kurutulmuş balık.analog [xx/b] ~ Fr analogue 1.değil + EYun ar%e iktidar. * Fr anis.saymak. o surette < Tü an işaret zamiri. ~ Yun ánison anason bitkisi.a. +arşi anason anîson [xiv] pimpinella anisum ~ EYun ânethon/ânnethon a. andezit Andes And dağları andıç YT [193+] muhtıra Tü [xx/c] ~ Fr andésite bir tür volkanik kaya < öz < Tü an-" anarjduz [xi] kökü ilaç olarak * -dıç ekinin mahiyeti belirsizdir.a. tom(o)+ anca Tü ança [viii] öyle.a. gelenek ~ Ar canc^anat^ [#cnc^n msd. er. ~ Tupi/Guarani ananá a. andız kullanılan bir bitki andr(o)+ ~ Fr/İng andr(o). bölmek " ana+. tom.< HAvr *ner. benzer. andr. hükümranlık.] kuşaktan kuşağa ~Fr ananas tropik ükelerde yetişen anarşi anarşi [189+] .

adnex. duyumsuzlaştırma ~ YLat anaesthesia ^ 1848 Sir J. -t. 2. Simpson. bağlayıcı bir söz vermek angarya [xvii] ~ Yun angareía bedelsiz hizmet ~ EYun angareía bedelsiz kamu hizmeti. do.android [xx/c] ~ İng android insana benzer yaratık. düğüm " ad+ * Aynı kökten Lat nodus (düğüm). İng. rüzgâr. hem(o)+ [xx/b] ~ Fr anémie kansızlık ß EYun an. aneks [xx/c] ~ Fr/İng annexe müştemilat.Y. irtibat < Lat adnectere.vermek " an+. yayma.kan " an+.a. eklenti ~ Lat adnexus bağlantı. insan + EYun eîdos şekil. ecir .değil + EYun anemon [xx/b] ~ Fr anémone 1. ipotek etmek. dedikodu ß EYun an. ipotek ~ EFr wage a. görüntü " andr(o)+. andr. andr. yumuşakçalardan bir hayvan ~ EYun anemöne rüzgâr gülü < EYun ánemos rüzgâr ~ HAvr *ans-mo.bir şeye bağlamak ß Lat ad.bağlamak ~ HAvr *ned. doz * Bizanslı tarihçi Prokopios'un 6. yayımlama ß EYun ék + EYun didömi.bir şeye + Lat nectere. ß EYun an. bir bitki. insansı ß EYun anér. İran kralının posta görevlisi ~ EFa hangaraücret. Manisa lalesi. poz * Batı dillerinde 1950 dolayında kullanıma girmiştir. esinti < HAvr *ans. algılamak " an+. anekdot [xx/b] ~ Fr anecdote bir kişi hakkında anlatılan kısa ve gerçek öykü ~ EYun anékdotos yayınlanmamış hikaye. baloncuk ß EYun aná yukarı + EYun eurys şişik. istihdam etmek < Fr gage rehin.erkek + EYun gyne kadın " andr(o)+.nefes.değil + EYun ékdotos yayınlanmış < EYun ékdosis dışa verme. " ana+ anfi » " amfiteatr angaje [etm angajman [192+] ~ Fr engager bağlamak. anemi (h)aîma. salma.bağ. meşgul etmek. rehin etmek.erkek. İng net (ağ).değil + EYun aisthânö duymak.esmek anestezi [192+] ~Franésthesie uyuşturma. nex.erkek + EYun paúsis durma. ~ Ger *wadjan ~ HAvr *wadh. jinekoloji andropoz [xx/c] ~ Fr/İng andropause erkeklerde cinsel etkinliğin sona ermesi ß EYun anér. sona erme " andr(o)+. bedel. andr.a. yy saray dedikodularına ilişkin olup ölümünden sonra yayınlanan Anekdota adlı eserinin adından. estetik anevrizma [xx/b] ~ Fr anévrisme damar şişmesi.rehin etmek. kabarık ~ HAvr *wers-l a. +oid androjin [xx/c] ~ Fr/İng androgyne erkek gibi olan kadın B EYun anér. imece < EYun ángaros ulak.

kısıt. soyut.(gürültü etmek. ölçüt. harekete geçirme < Lat animare can vermek < Lat anima nefes. yapıt. [188+] budala. ağır. dikit. an ı t [193+] abide < T ü an-" an- * Fr monument (abide) < Lat monere (anımsatmak) karşılığı olarak türetilmiştir.viii+ Uy) aynı fiilin varyantıdır. tarihçi < Lat anima nefes. 2. kanıt. rüzgâr " anemon animizm [xx/b] ~ Fr animisme cansız varlıklara ruh atfeden inanış. kalıt. konut. tiftik keçisi. Taylor.] bağırış.[xi] eşek sesi çıkarmak. ruh. yanıt. özellikle koyu mavi. anız Tü anız [xi] ekin biçildikten sonra tarlada kalan sapları ani [xx/b] ansızın. belit.[xvii] < Tü ağ/arj [onom. a. can ~ HAvr *ans-mo. yazıt. birdenbire < Ar ân en kısa süre" an * Ansızın ve anide zarflarından yakın dönemde geri türetilme yoluyla oluşturulmuş sıfattır.J. İng. sarsak (argo) anha minha B Ar canha ona + Ar minha ondan an ı anımsa[mak YT [193+] hatı ra < Tü an-" an- Tü anıt [xi] ördeğe karmaşık akıl yürütmeler için kullanılan bir söz YT [194+] müphem olarak hatırlamak. taşıt.nefes. ruh " anime . anilin [192+] ~Fr/İng aniline bir tür kimyasal boya~ Alm anilin a. ^ 1841 C. ^ 1866 Sir Edward B. ecir. ruhçuluk ~ İng animism a. koyu renk. * Kentin adı Yunancaya bilinmeyen bir Anadolu dilinden alınmış olmalıdır. çivit bitkisi ve boyası anime [etm [xx/c] ~ Fr animer canlandırma. Karş. arjğır.* Karş. [xx/c] ~İngangora1.a. yakıt.Fritzsche. İlk kez bu sözcükte kullanılan YTü (i)t eki daha sonra ayrım gözetmeksizin etkin ve edilgin ortaylar ve fiil adları yapımında kullanılmıştır.[xiv] . kesit.Ankara. angora tiftik yünü < Ankara ~ Ankyra a. 2. eşek sesi" +kirYT anır[mak * Tü yarjur. angut benzeyen bir kuş. [xx/c] hatırlamak < Tü an-" anTü arjıla. Alm. kimyacı < Alm anil çivit bitkisi ve boyası ~ Port anil ~ Hind/Sans nîla 1. çınlatmak . koşut.a.

[xiv] anlamasına sebep olmak ana [viii+] .Lat anxietas a.bükmek. daraltmak. a. kasa anket [192+]tetkikat. binek vb. Karş. boğmak ~ HAvr *angh. ankraj [xx/c] ~ Fr ancrage demirleme. soruşturmak ß Lat in-+ Lat quaerere. quaestsormak " in+1 * Karş. a. boğmak ~ HAvr *angh. ana/âne [xvii-xix] . hortlak. sıkı" anjin anla[mak Tü hatırlamak " ananlak YT anla.dar.a. korkak. < Lat castrum sağlam yer " kasara ankesör [xx/b] ~ Fr encaisseur tahsildar.[xi] a. ~ HAvr *ank-ulo. çapa atma < Fr ancre gemi demiri. < Tü an [xiv Kıp] akıl. Alm angst (sıkıntı). anx. daraltma ~ E Yun an%one a. anne [192+] * N duplikasyonu muhtemelen çocuk dili etkisi gösterir. kasaya koyan < Fr encaisser kasaya koymak ß Fr en. yatak. yy başlarından önce kaydedilmemiştir. hafıza < Tü an. daraltmak.çengel < HAvr *ank. . a. question (soru). .+ Fr caisse kasa " in+1. yy'dan itibaren kaydedilen âne biçimi Şemseddin Sami'ye göre İstanbul şivesidir. taharriyat ~Frenquête her türlü soruşturma ~ OLat inquaesta a. sıkıca gömmek ~ İt incastrare a.dar. kıvırmak * Aynı kökten İng angle (olta çengeli. anksiyete [xx/c] ~ Fr anxiété sıkıntı. idrak. çapa ~ Lat ancora ~ EYun ankyra a.[xiv Kıp] [193+] idrak yeteneği < Tü anla-" anla- * Sıfat yapım eki olan -(e)k takısının fiil adı yapımında kullanılması keyfidir. İng anger (sıkıntı > öfke). kaçak. parlak.anjin [192+] ~Frangine boğaz veya damar sıkışması Lat angina sıkma.a. < Lat angere. < E Yun ân%ö sıkmak. sıkı * Aynı kökten Lat angere (sıkmak) > İng anxious (sıkıntılı). yazı dilinde 20.sıkmak. anjiyo [xx/c] ~ İng angio < İng angiography damarlara renkli bir sıvı zerkederek görüntü alma yöntemi < EYun angeîon damar ankastre [etm [xx/c] ~ Fr encastrer yuvasına sokmak. inquaest. eng (dar). < Lat inquirere. açı). İng inquest (soruşturma). sebepsiz korku . a. endişe.araştırmak. anlam anlat anne YT <Tü Tü [193+] mana < Tü anla-" anla" anla" ana anlat. 14.

kan ve can vermek. sıradan.olumsuzluk öneki + EYun óreksis iştah " an+ anormal [xx/a] + Fr normale kurala uygun.+ Lat nuntius tellal. ilan etmek ~ OLat annuntiare a. bir örnek " an+. ped(o)+ ant Tü ant [viii+] sözleşme.a. # 1873 W. od(o)+ * Elektriğin dönüş yolu anlamında. Alm. yasasızlık ß EYun a(n).anod [xx/b] ~ Fr/İng anode pozitif elektrot # Michael Faraday. haberci" ad+ anorak ve başlıklı ceket.+ Lat simul bir. yaramak " an+ anomali [xx/b] ~ Fr anomalie uyumsuzluk. ónyma.a.ad " an+.a. < YLat anorexia nervosa a. norm ~ Fr anormal kuraldışı ß EYun a(n). töre " an+. W.değil + EYun ónoma. Gull. fizikçi (1791-1867) ~ EYun ánodos yukarıya giden yol " ana+.W. tekdüze. düzenli < EYun (h)ómos aynı. anoreksi [xx/c] ~ Fr anoréxie patolojik iştahsızlık / İng anorexia a. sikl. normal " an+. yemin < Tü *ân. idrak " an< Tü arjsuz [xiv Kıp] anlamaz.değil + EYun nómos yasa. zikretmek " an- . parka ~ İnuit anoraq * Grönland Eskimoları dilinden.hatırlamak. simüle ansızın <Tü anğsuzm [xiii] anlamadan varmaz < Tü arj akıl. eş.değil + EYun ofeles < EYun ofellö güçlendirmek. her konuya değinen eğitici kitap [xviii] ß EYun enkyklios çepeçevre. beslemek. biyolog ~ EYun anofeles zayıflatan. aynı " in+1. Meigen.değil + EYun (h)omalós bir örnek. hom(o)+ anomi [xx/c] ~ Fr/İng anomie kuralsızlık. genel + EYun paideüö eğitmek " en+. ß Lat ad. onomatope anons [195+] ~Frannonce duyuru <Frannoncer duyurmak. ß EYun an. İng. küme. anofel [xx/b] ~ Fr anophèle sıtmaya neden olan sivrisinek türü ~ YLat anopheles ^ 1818 J. sıra dışılık ß EYun an. topluluk ~ Lat insimul ß Lat in. hisseleri nama yazılı olmayan şirket ß EYun an. İng.değil [xx/c] ~ İng anorak Eskimolara özgü içi kürklü ansambl [xx/b] ~ Fr ensemble beraber. farkına ansiklopedi ancuklopedya [181+] ~ Fr encyclopédie ~ YLat encyclopaedia genel eğitim programı [xvi]. beraber. +nomi anonim [187+] ~ Fr anonyme 1. (kanını) kurutan ß EYun an. 2. adsız.

karşı karşıya * Aynı kökten Lat ante (ön. kulak vermek ß Lat in.antagonist [xx/c] ~ Fr antagoniste rakip. tens-germek " in+1. +jen1 antik [xx/b] eski Yunan ve Roma uygarlığına ait.+ Lat tendere. Alm ent.a. 2. ~ HAvr *preus. mektup kâğıdı başlığı < Fr tête baş ~ Lat testa 1. [199+] eski zamana ait ~ Fr antique 1. topraktan yapılan saksı. muarız ~ EYun antagönistes ß EYun antí karşı + EYun agön yarışma ~ HAvr *ag. tansiyon antarktik anti+. [189+] tuhaf . tuhaf) biçimi ayrışmıştır. çok eski. do-vermek " anti+. biyofizikçi ß EYun antí karşı + EYun bíos. elektromanyetik alıcı ve verici anteni ~ YLat antenna böcek duyargası ~ Lat antenna/antemna yelken direği antet [xx/b] ~ Fr en-tête başlık. kafa " test anti+ olma bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *ant. " anti+ antijen [xx/b] ~ Fr antigène bir organizmaya girdiğinde antikor oluşumuna neden olan yabancı öge (zehir.İt antico eski ~ Lat antiquus a. alın. değerli eski eşya. biy(o)+ antidot [xx/b] ~ Fr antidote zehire karşı verilen ilaç.) ß Fr anti. 2.a. doz antifriz [xx/b] sıvıların donmasına engel olan madde .(karşıtlık bildiren önek). a.a. eski eser.harekete geçirmek. mikrop vb.İng antifreeze anti-don ß İng ant. ilgilenmek. arktik [xx/b] ~ Fr antarctique Güney kutbuna ait" anten [192+] ~ Fr antenne 1. böcek duyargası. Eski Çağa ait ~ Lat antiquus eski < Lat ante önce ~ HAvr *ant. ve). İng and/Alm und ("karşılıklı". froze donmak ~ Ger *freusan a. karşı" anti+ * Türkçe kullanımda İtalyancadan alınan antika (1. antika [186+] eskiliğinden ötürü değer taşıyan eşya. alın alına. antibiyotik [194+] ~ İng antibiotic "canlı organizmalara karşı". 2. önce).+ Fr -gène1 doğuran.ön. alın ~ EYun antí yüzyüze. biot. (geç dönem halk dilinde) kafatası. sürmek " anti+.+ İng freeze. 2. bakterisidlerin genel adı ^1941 Selman Waksman. sebep olan " anti+. kâse. ß EYun antí karşı + EYun dötos verilen < EYun didömi. " antik . Amer. panzehir ~ EYun antidöton a.can. aksiyon antant [190+] ~Frentente mutabakat <Frentendre anlamak ~ Lat intendere yönelmek. hayat" anti+.ön. garip.a.

tez2 an tl a şma YT [xx/b] ~ Fr antithèse. " anti+. çiçek) + EYun logeía derleme. pat(o)+ antisemit [xx/b] ~ Fr antisémite Yahudi düşmanı ß Fr anti+ Fr sémite Sami ırkından olan < Sém Nuh'un oğlu. nefret.hissetme. kömür. çalıştırmak ß Fr en.a. sevmeme ~ EYun antipátheia a.a. a. path. sürüklemek ~ OLat traginare a.seçmek.a. şiir derlemesi ß EYun ánthos çiçek (~ HAvr *andh. ~ Ar al-i6midun [#8md] kurşun sülfat veya antimon. < Lat trahere. ~ HAvr *en-ter. korpus antilop efsane yaratığı [xx/b] ~ Fr antilope ceylan ~ OYun ánthalops bir antimon/antimuan antimuan [xix] ~ Fr antimoine bir element / Alm antimon a. a. ~ OLat antimonium a. ß EYun antí karşı + EYun pâs%ö. a. tract. çekip çevirmek.çekmek.karşıt sav ~ EYun < T ü a nt " an t [1 93 +] m ua he de antoloji [192+] ~Franthologie~EYunanthología 1.karşı + Fr corps vücut. septik1 antitez antíthesis karşısına koyma. antithet. traktör antrenör < Fr entraîner " antrenman [192+] ~Frentraîneur antrenman yaptıran .+ Fr traîner çekerek götürmek. log. gövde " anti+. acı duyma " anti+.tomurcuk. 2.a. çiçek derlemesi. derlemek " +loji antrakt [192+] ~Frentr'acte tiyatroda iki perde arası ß Fr entre arası + Fr acte tiyatroda perde " inter+. Yahudi ve Arap ırklarının atası olduğu söylenen mitolojik şahsiyet ~ Şem a. aksiyon antrasit [xix] ~ Fr anthracite bir tür kömür. şap (şarbon) hastalığı antre [192+] Lat intrare a. koyu gri renk ~ EYun anthrakites kömüre benzeyen < EYun ánthraks 1. 2. toplama < EYun legöl. eğitim < Fr entraîner peşinden çekmek. göz sürmesi antipati [192+] ~Frantipathie "karşı duygu". güldeste.karşı + Fr septique çürümeye ait" anti+.a.antikor [xx/b] ~ Fr anticorps vücudun zararlı organizmalara karşı ürettiği madde ß Fr anti. " anti+ antiseptik [192+] ~Frantiseptique çürümeye engel olan (ilaç veya prosedür) ß Fr anti. sürmek " in+1.iç " inter+ ~ Frentrée giriş <Fr entr er içeri girmek~ antrenman [xx/b] ~ Fr entraînement talim.

çalmak. eklenti.insan (sadece ~ YLat anus makat ~ Lat anus halka. aer.a. post2 antrikot antrkot [189+] arası". transit deposu < Fr entreposer depolamak ~ Lat interponere a. +oid antropoloji antrop(o)+. aparat [xx/b] ~ Alm/Rus apparat cihaz. ekli olmak ß Lat ad. hırsızlık etmek * Türk dillerinde eşdeğeri olmayan bir fiildir. parantez anüs HAvr *âno.alıp götürmek.antrepo [189+] ~Frentrepôt ihraç ve ithal mallarının geçici olarak depolandığı yer. eklenti < Lat appendere ucundan sarkıtmak.koymak " inter+. tedarik etmek ~ HAvr *pers-l a. 2. appendic. zeyl.a. yüzük ~ * Karş. bir et kesimi ß Fr entre arası + Fr côte kaburga " inter+. pandantif apar[mak [xiv] alıp götürmek (Doğu Anadolu ve Azerbaycan) ~? OFa appurdan. [xix] rakı .eklenme edatı + Lat pendere sarkıtmak " ad+. ß Lat inter iki şey arası + Lat ponere.halka [xx/b] [xx/c] [xx/b] [xx/b] ~ Fr anthropoïde insana benzer ~ Fr anthropologie insanbilim" ~ Fr entre parenthèses parantez arası" ~Fr entre côte "kaburga ~ Fr/İng anthrop(o). parite .sarkan şey. yukarı çıkarmak ~ HAvr *wer-2 kaldırmak * Aynı kökten EYun artería (atar damar). kör bağırsak ~ Lat appendix.kaldırmak. anzarot [xiv] tatlandırıcı olarak kullanılan bir bitki. trifolium odoratum aort [xx/b] ~ Fr aorte ana atardamar ~ EYun aorte [f. Fr anneau (yüzük) < Lat annellus < anus. antropoloji antropoid antrop(o)+.bir şeye + Lat parare hazırlamak. kot1 antrop(o)+ bileşiklerde) ~ EYun ânthröpos insan EŞKÖKENLİLER: EYun ánthropos : antropoid. posit. appar. " ad+. antrparantez inter+.Ar canzarüt ilaç ve baharat olarak kullanılan bir bitki.] yukarı çıkan ^ Bugünkü anlamda Aristoteles (MÖ 384-322) < EYun aeirö. apandisit [192+] ~Frappendicite kör bağırsak iltihabı ~ Fr appendice 1. mekanizma ~ Lat apparatum hazırlanmış şey < Lat apparare (bir şey için) hazırlamak ß Lat ad.

apartman [189+] 1.açmak ~ HAvr *ap-wer-yo. büzmek " ad+. sıkmak. serseri < öz Apache Kuzey Amerika'da bir kızılderili kavmi apel [xx/c] ~ Fr appel çağrı < Fr appeler çağırmak.] a.açmak " apış apuş. a. 2. 2. pli apne [199+] ~Frapnée nefes durması~EYun apnoía a. bir şeyin üstüne katılan veya eklenen şey. a. hitap etmek ~ Lat appellare mahkemeye celbetmek ß Lat ad.[xvii] şaşakalmak. kuyumculuk terimi [esk.açmak " ayır< Tü *ap. ağzın aralanması ~ [xv] iki bacak arası < Tü *â-/*aP. bir ailenin oturmasına mahsus daire. uydurmak ~ Lat applicare a. uzaklaşma. mekanizma ~ Lat appariculum [küç. düzenek " aparat aparküt upper üst. sürmek " ad+. solumak " pnömoni apo+ ~ EYun apó bir şeyden ayrılma.]. ß EYun a(n). parça parça " parsel apaş [191+] ~ Fr apache [1902] şehirli suç çetesi mensubu. tek mumlu duvar lambası < Fr appliquer ekleme. hisselere bölmek < Lat ad partem hisseli. ağzı açık kalmak aplik [xx/b] ~ Fr applique 1.değil + EYun pneö nefes almak. uygulama " aplike aplike [etm [xx/b] ~ Fr appliquer uyarlamak. apert. < Lat apparatum hazırlanmış şey. " ab+ .bir şeye veya yere + Lat pellare gütmek.bir şeye + Lat plicare bükmek.a. a. özellikle süs. ß Lat ad. filtre aperitif [192+] ~Fr apéritif iştah açıcı~OLat aperitivus açıcı < Lat aperire. kiraya verilmek üzere dairelere bölünen çok katlı bina ~ Fr appartement müstakil dairelere bölünmüş bina ~ İt appartamento Roma'ya özgü çok katlı konutlara verilen ad [xvi] < İt appartare ayırmak. yukarı + İng cut kesme [xx/b] ~ İng uppercut bir boks vuruşu ß İng * Türkçe telaffuzu kısmen Fransızcadan alınmıştır.açmak/açılmak < Tü *âp.aparatçik " aparat [xx/c] ~ Rus aparatçik Komünist Partisi mensubu aparey [xx/a] ~ Fr appareil cihaz. kapatma bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *apo a.kapalı < HAvr *wer-5 kapamak. örtmek apertür Lat apertura açılma " aperitif apış apış[mak <Tü <Tü [xx/b] ~ Fr aperture açılma.

ß Lat ad.[xi] ardından gitmek. ard " arka arka-/arğa. utanılacak şey. abscess. mahkemede suçlamalara cevap verme ß E Yun apó karşı + EYun legöl. yy) ortaya attığı terimdir. +loji aport [xx/a] köpeğe "getir!" emri ~ Fr apporte getir! < Fr apporter getirmek ~ Lat apportare a. orta Tü < Tü ar-kesmek. ~ HAvr *sps-dh.kesip ayırmak ß Lat ab. kavis aptal ar1 utanma duyusu yaptı ar2 arazi » [xx/c] ~ Lat apsis kilisede mihrap yeri. seğirtti. kalkmak ß Lat ab.apolet apolet/epolet [xix] ~ Fr épaulette [küç.a. ~ E Yun apología karşı konuşma. +sid apsis2 girinti ~ EYun (h)apsís. (genel kullanımda) ~ Ar car [#cyr1] utanılacak şey. özellikle subaylarda rütbe belirten omuz işareti < Fr épaul omuz ~ Lat spathula [küç. logsöylemek " apo+. 2.bir yerden + Lat cedere. a.kürek apolitik politik [xx/c] ~ Fr apolitique siyasi olmayan" an+. ara ara[mak Tü ara [viii] iki şey arasındaki kesinti. apsis1 [xx/c] ~ Fr abscisse matematikte bir yayı kesen doğru < YLat linea abscissa kırık çizgi < Lat abscidere. boş * 1795'te Fransa Meclisince yüzey ölçü birimi olarak tanımlanmıştır. a. portatif apre [xx/b] ~ Fr apprêt hazırlık.kabarmak. ayıp < Ar cara gezdi. d. yaramazlık [xx/b] ~ Fr are alan ölçü birimi ~ Lat area alan. arsa. kabarma ~ OLat abscessus a.] kürekçik. aksesuar * EYun apöstema karşılığı olarak tabip Celsus'un (MS 1. kavisli " abdal [xiv] . kumaşları satışa hazırlamak için yapılan son işlemler < Fr apprêter hazır etmek ~ OLat *apprestare a.] omuzluk. tutarsız idi. [xvii] 1. caes.bir şeye + Lat praesto hazır. yoklamak araba caraba [xiii] arabası ~ Lat raeda dört tekerlekli ağır araba ~ Kelt ~? Ar carrâdat^ dört tekerlekli savaş .a. kürek < E Yun spathe a.kemer.gitmek " ab+. absciss. kürek kemiği < Lat spatha pala. presto apse [xx/b] ~ Fr abscès (tıpta) doku kalkması.bir yere + Lat portare taşımak " ad+. < Lat abscedere. özür / İng apology a.kesmek. cess. a. ayıp. yarmak " yar < Tü *ar arka.bir şeyden + Lat caedere. elde " ad+. apoloji [xx/c] ~ Fr apologie savunma. kırmak " ab+. ß Lat ad.

toprak parçası. tertip etmek < ~Fr aranjman [xx/b] düzenleme.ekiyle. bu bitkinin kökünden yapılan içki ~ Karib aruaru arasta rast araştır[mak YT [xvi] çarşı ~ Fa râstâ/râsta düz ve doğru yol. araka bezelyegillerden bir bitki. belki nohut * Karş. cadde " < Tü ara-" ara- [193+] taharri etmek * Dönüşlülük ve sıklık bildiren -(ı)ştır. yeryüzü " arz2 ~ Ar carad [#crd msd] tıpta semptom. rütbe " ring [xx/b] ~ Fr arranger düzenlemek. mancınık " ark2. balistik arbede zıtlaşma [xvii] ~ Ar carbadat^ [#crbd msd. yy'dan itibaren rastlanır. [196+] uyarlanmış şarkı arrangement uyarlama. şark usulü < Tü ara" ara * İsme eklenen -ç ekinin mahiyeti belirsizdir. düzen. [194+] 10 Ocak 1945 tarihli yasayla birinci kânun ayına verilen ad < Tü ara " ara aranje [etm Fr rang sıra. arakla[mak [192+] aşırmak. araz accidens " arz1 arazi [xvii] 1. arsa.a. çalmak (argo) çabuk ~ OFa rag/rahag yürük. düzenleme < Fr arranger " aranje ararot [xix] frenk salebi ~ İng arrow-root Orta Amerika'ya özgü bir bitki. 2. Fr haricot (fasulye). ß Lat arcus yay + Lat ballista fırlatma aygıtı. felsefede ~ Ar arâdin [#'rd çoğ] topraklar. Sözcüğün ayn ile yazılan biçimine bellibaşlı Türk dillerinde 14. . [xix] iki bayram arasına gelen zi'lkade ayına halk arasında verilen ad. yer.] kavga. arsalar < Ar ard arbalet [xx/b] ~ Fr arbalète mekanik ok atma aygıtı ~ Lat arcuballista a. hızlı. yollu < OFa rah yol" rahvan < Erm arak ~ Yun araká bezelye ~ EYun árakos aralık <Tü [xiv] iki şeyin arası. Tü *or oba etimolojisi fantezidir. arabesk süsleme < öz Arabe Arap araç YT [193+] vasıta [xx/b] ~ Fr arabesque Arap tarzı.* d > r değişimi açıklanmaya muhtaçtır.

ifade. vadi.fiili de mevcut değildir. erg argüman [xx/b] ~ Fr argument tez. tanık arboretum [198+] ~YLatarboretum araştırma amacıyla oluşturulmuş ağaç koleksiyonu. aykırı. Paris hırsızlarının özel dili [xvi]. yorgun argın yorgun < Tü ar. [xx/a] gümrük deposu arduvaz kullanılan ince siyah taş [xix] gümrükte bir malın "yer kaplaması" karşılığında < Ar ard yer " arz2 [189+] ~Frardoise çatı örtücü olarak ~ Lat (h)arena kum. dermansız kalmak argo [xx/a] ~ Fr argot 1. stadyumun kumluk zemini argaç Tü zıt yönde " arka argın <Tü arkağ [xi] dokuma tezgâhında enine atılan iplik < Tü *ar çapraz. 2. arabulucu. eylemsiz. arı [xvii] pak. botanik bahçesi < Lat arbor ağaç ardıç Tü artuç [viii+] bir tür bodur bitki. arabuluculuk < Fr arbitrer arabuluculuk etmek < Lat arbiter hakem. suyun akıntısıyla oluşan yarık < Tü ar-/yar.yarmak. juniperus a r d ı l <Tüart"art YT [194+] birbirini izleyen < Tü art" YT [193+] halef * -ıl ekinin işlevi belirsizdir. ardışık art * Art edatı -ış fiil ekini alamayacağı gibi. hakim.arbitraj [xx/b] ~ Fr arbitrage hakemlik. ardiye ödenen harç. arena [xx/b] şiddet sporlarında sahne kumsal.değil + EYun érgon iş " an+. herhangi bir meslek veya zümreye ait özel dil ~ ? argon [xx/b] ~ YLat argon asal bir gaz ^ 1894 Rayleigh & Ramsay < EYun argós tembel. ifşa etmek arı1 arı2 arık1 Tü Tü arı [xi] bal yapan böcek ârığ [viii] temiz. kanıtlamak. ardış. çalışmaz ß EYun a(n).[viii] yorulmak. saf. nezih < Tü ârı-[viii+ Uy] temizlemek " arın- Tü arık [viii+] ırmak. kesmek " yar- . tartışma ~ Lat argumentum < Lat arguere açıklamak.

a. özellikle kalp ~ Ar câriyyat^ [#cwr] ödünç. f. Fr aryen. bir ulus adı * Karş. " an+.arık2 arın[mak Tü Tü aruk [viii+] zayıf. soylu. ritm ariyet " avret ariza arjantin ~ Ar carîdat^ [#crd sf.< HAvr *re(i). Ar cirafat (fal bakma.] çıplak.Ar carafat^ [#crf msd. [xx/b] beklenen bir olayın öncesi . saygın. accidens " arz1 ari1 [msd. asıl olmayan * Belki Fr argentée (gümüş katılmış. yoksun < Ar cariya ari2 [xx/b] ~ Alm arisch Hintavrupa "ırkına" mensup olan / Fr arien a. soylular zümresi ~ EYun aristokrateía soylular iktidarı ß EYun áristos en iyi. İng aryan. Kurban bayramından önceki gün < Ar carafa bildi" irfan * Muhtemelen "önceden bilme. geleceği haber verme" anlamında. 2.a. felsefede bir varlığın özüne ait olmayıp dış etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan şey.a. ark1 » ı rmak. geleceği haber verme). aristokrasi [192+] ~Fraristocratie soylular iktidarı.] sunuş " arz1 [xx/c] votka eklenmiş bira ~ ? [xiv] ~ Fr arythmie ritm bozukluğu. cury/c^uryat^] çıplak idi [xvii] ~ Ar cârin^ [#cry fa. ~ EFa/Sans arya. seçkin kimse.] Zilhicce ayının dokuzuncu günü.1. başa gelen. Arjantin ülke adıyla bağlantısını kurmak güçtür.yormak " argın < Tü ârı-temizlemek arıza [xvii] ~ Ar câridat^ [#crd fa] arız olan şey. eklenmek ) + EYun krátos güç " arma. eğreti. dermansız ârm. ~ EYun arithmetike sayı saymaya ilişkin < EYun arithmós sayı ~ HAvr *3r3İ-dhmo. su kanalı " ar ı k1 .en uygun < HAvr *ar. irfan sahibi " irfan [xiv] bayramdan önceki gün.saymak. soylu (~ HAvr *ar-isto.uymak. Karş. gümüşi).] bilen.[viii+] temizlenmek < Tü ar. arif arife [xiv] ~ Ar cârif [#crf fa. +krasi aritmetik [xx/b] ~ Fr arithmetique a. akıl yürütmek " racon aritmi [xx/c] atışında / İng arhythmy a.

a. armatür [xx/c] elektrik veya tesisat aksamı armature donanım < Fr armer donatmak " arma ~ Fr armoni/harmoni [xix] ~ Fr harmonie uyum. ard. ilkel < EYun ar%aîos eski. gemi donanımı ~ Lat arma edevat.a. 2. arka. silah ~ HAvr *ar-mo. yy'a dek egemen olan Tü ayakdaş (a. arkış (kervan).(ardından konuşmak. eklenmek. eklemlenmek " arma . EYun harmós (uyum).< HAvr *ar. kavis ~ Lat arcus a. áristos (en uygun). yay. art. beddua etmek). peşkeş. Ave arsthna (dirsek). ~ arka Tü arka [viii] peş. silahlandırmak ~ Lat armare a. armatör armador [xix] ~ Ven armadòr gemi donatan / Fr armateur a. arkaik [xx/b] ~ Fr archaïque çok eskiye ilişkin ~ EYun ar^aikös eskiye ait. árthron (eklem). Tü yarmak sözcüğünün etimolojisi de açık değildir. birlik < EYun (h)armós 1. askeri donanım. araç gereç. eklem. < Fr armer donatmak. artık). dost. beceri).(ok ve) yay [xx/b] ~ Fr arc kemer.< HAvr *ar. sırt. geri. arka vermek.) sözcüğünün yerini almıştır. ayakdaş. ark (tortu. < EYun árktos ayı. arkalaş kılmak (yardım etmek . yardımcı bildiren edat. Kutup Yıldızı ~ HAvr *rkto-s ayı arma [186+] ~ İt arma zırh. " arma armağan Tü yarmak [viii+ Uy] para yarmağan/armağan [xi] doyumluk. eklenmek * Aynı kökten Lat artus (eklem). aykırı < Tü *ar gidilen yöne zıt istikamet * Aynı kökten Tü arka. arka.uymak.(geride kalmak). uyum ~ HAvr *ar-smo. ganimetten verilen pay < Tü * -an ekinin işlevi belirsizdir. (ordu veya gemi) silahlandırmak ~ Lat armare a. ses uyumu EYun (h)armonía uyum. arğa.(peşinden gitmek). yy başında Fransızcaya göre düzeltilmiştir. " arma * Türkçe telaffuzu 20. +loji [xx/a] ~ Fr archéologie çok eski şeyler bilimi. ars (sanat.a. Buna karşılık karş. arktik [xx/b] ~ Fr arctique Kuzey kutbuna ait ~ EYun arktikós a.a.ark2 HAvr *arku. özellikle omuz eklemi. art (arka).xiv Kıp). Küçük Ayı. armada ~ İsp armada donanma < İsp armar donatmak. arkadaş <Tü [xix] yoldaş. geri. karşıt. kadim " +arşi arkeoloji antik harabat bilimi" arkaik.a.a. hempa < Tü arka " arka * 19.uymak.

~ Ger *harpön EŞKÖKENLİLER: Fr harpe : arp. a.] keman yayı < Fr arc yay " ark2 arşın [xiii] 40 cm dolayında bir uzunluk birimi. göğün dokuzuncu tabakası ~ Aram carş taht şeklinde yatak. Habsburg ailesine mahsus bir soyluluk sıfatı ß Lat archi. ABD < EYun (h)armonikós uyumlu " armoni armut aroma arömat. ön kol). ön kol. a. a.a. Fa araş (dirsek. [xx/a] ~ Fr arpège müzikte bir akoru oluşturan notaların [xx/b] ~ Fr harpe bir müzik aleti ~ EAlm ardarda çalınması ~ İt arpeggio arp çalma < İt arpa arp " arp arsa arsenik O Yun arsenikón a. dük . a. arozöz [xx/b] sulama kamyonu ~ Fr arroseuse sulayıcı.armonika armonik [192+] ~ YLat harmonica bir müzik aleti # 1762 Benjamin Franklin. a. bir uzunluk birimi ~ EFa araşn. " +lan arş1 [xiv] ~ Ar carş [#crş] 1. ~ OFa zarnîkâ a. ror-çiy.] açık ve düz alan.a. TTü arış. nem. su püskürtmek ~ OLat *arrosare < Lat ros. avlu ~Frarsenic zehirli bir madde~ arslan [viii+] a.a.OFa araşn dirsek.sesinin düşmesi Fransız askeri kullanımından alınmıştır. ~ OFa urmöd a. arslan/aslan Tü [187+] ~ Ar carSat^ [#crS msd.a. taht. arşidük [xix] ~ Fr archiduc birinci dük.(< EYun ar%os baş.a. özellikle Baal tapınağında bulunan taht ~ Akad erşu Mezopotamya'da açık havada yatmak için kullanılan taht şeklinde yatak arş2 [xix] < Fr marche askerlikte "yürü!" komutu" marş * m. ön) + Lat dux dük " +arşi. Lat aroma güzel koku ~ EYun âröma.dirsek ) " arma * Karş. ıslaklık arp/harp harpa/harfa a. arşe arşın [xx/b] ~ Fr archet [küç. arpej arpa arpej Tü arpa [viii+] a. arşun [xiv] . armud [xi] [xx/b] Fa amrûd a. 2. sulama cihazı < Fr arroser sulamak. a. (= Ave arsthna.

< HAvr *ar.eklenmek.] a.] eklemcik. mimar ~ EYun ar%itektön a.< HAvr *ar. madde madde saymak ~ Lat articulare a. geri arter [xx/b] ~ Fr artère damar. geri" arka art[mak Tü art.[viii] arkada kalmak. yukarı çıkarmak " aort arterioskleroz [xx/b] sertleşmesi ß EYun arteria atardamar + EYun sklerös sert" arter ~ Fr artériosclérose damar artezyen [xx/b] bir tür kuyu ~ Fr artésien Fransa'nın Artois bölgesinde Bélidor (1698-1761) tarafından geliştirilen kuyu tekniği < öz Artois Kuzey Fransa'da bir bölge artı YT [193+] zait < Tü art-" art- * Atatürk'un bulduğu kelimelerdendir.a. sanat ~ HAvr *ar-ti.arşitekt [xx/c] ~ Fr architecte mimar ~ Lat architectus ustabaşı.uymak. [xvii] daha çok. < Lat articulus [küç. artık Tü < Tü art-" artartuk [viii] artan. ß EYun ar%os baş. 2.< HAvr *ar.a.a. evlenen kişi aruz [xiv] ~ Ar carüd [#crd im] 1. art/ard< Tü *ar arka. fazla olmak < Tü *ar arka. eklemlemek. fazla (sıfat). eklenmek " arma * Türkçe kullanımda aktris < Fr actrice (kadın sahne oyuncusu) sözcüğünü asimile etmiştir. özellikle atardamar ~ EYun arteria atardamar ~ HAvr *wer-2 kaldırmak. önünü kesti" arz1 . kesen. arta kalan. yönetim " +arşi * Fransızca ve İngilizcede sadece çoğul şekli kullanılır. bundan fazla (zarf) artiküle [etm [xx/c] ~ Fr articuler birbirine eklemek. artrit [xx/b] ~ Fr arthrite eklem enfeksiyonu < EYun árthron eklem ~ HAvr *ar-dhro. devlet belgesi < EYun ar%e devlet. ilk + EYun tektön usta " +arşi. uymak " arma arus ~ Ar carüs [#crs] damat. art.a. şiirde her beytin birinci mısraının son hecesi. şiir vezni < Ar carada yoluna çıktı. madde < Lat artus eklem ~ HAvr *ar-tu. geri" arka Tü art [viii] arka.el becerisi. ~ EYun ar%aîa [çoğ. < EYun ar%aîon resmi evrak.uymak. eklenmek " arma artist [191+] ~Fr artiste sanatçı <Fr art sanat~Lat ars. tektonik arşiv [xx/b] ~ Fr archives evrak koleksiyonu ~ OLat archiva a.

coğrafyada enlem. 2. sakin olmak ~ Ar caSab [#cSb msd. hava. [xx/b] ~ Fr as iskambilde birli. opera arz1 [xiv] ~ Ar card [#crd msd] 1. sunuş. şarkı" aer(o)+ ~ İt aria hava.) [xiv] ~ Ar ard [#'rd msd] yer. rahatlık.arya [xx/b] opera şarkısı şarkısı ~ Lat aer 1. denkleştirmek " ad+. sükûn < . tırmanmak " ad+.[viii+] a. gösteri. ermin [xiv] ~ Ar caSan^ [#cSw] değnek. âsây. göründü. toprak (= arzu [xi] ~ Fa ârzü bir şeye yönelik istek. taban" anlamında bir Tü *as sözcüğüne yazılı kaynaklarda rastlanmamıştır. kakım. hal1 as[mak as1 .bir şeye + Lat simulare benzetmek. "Temel. belirdi arz2 İbr/Aram ereS a. soy " asıl YT [193+] tufeyli < Tü as-" as~ Ar aSâlat [#'Sl msd. mühendis < Fr ascendre yükselmek. baston ~ Fa âsâl temel. sunma. = Ave bsrsj-.bir yere doğru + Lat scandere basamak çıkmak. yeryüzü. esas Tü as. Fr. simüle asansör [189+] ~Frascenseur mekanik tırmanma aracı # 1867 Edoux. en. kas lifi < Ar caSaba ~ Fa âsâyiş huzur. karşısına çıktı.a. bsrsg istek. asalak asalet aSl kök. 2. önerme < Ar carada yoluna çıktı. ülke. arzetme + Ar Hâl durum " arz1.a.] sinir. sıktı. arzu)" â+ arzuhal [xvii] ~ Fa card-i Hâl durumunu arzetme. dilekçe ß Ar card sunma. kendini sundu. kastı asayiş [xiv] huzur Fa/OFa âsüdan.a. iskele asap burdu. tırmanmak ~ Lat adscendere a. heves ~ OFa âwarzög a. ß Lat ad.a. (= Sogd âbra%se a. bir işte başta gelen kimse * Dil Devrimi sırasında Eski Türkçe olduğu varsayımıyla kullanımı teşvik edilmiştir. önüne çıktı.] köklü olma.Lat as en küçük bakır para birimi as2 asa asal Tü as [xi] bir tür küçük memeli. cinsel istek.dinlenmek. her çeşit şarkı.a. toplamak ~ OLat *assimulare ß Lat ad. soyluluk < Ar asamble [xx/b] ~ Fr assemblée meclis < Fr assembler bir araya getirmek.

ilke.eklenme edatı + Lat sistere. sigorta < EYun asfale?s "düşmez".] en küçüğe ilişkin < Ar ~ Ar aSl [#'Sl msd. sağlam ß EYun a(n). dikmek/dikilmek. ekşi. güvenli. ß Lat ad. ~ Ar câSin^ [#cSy fa. " asetik asetik [xx/b] ~ Fr acétique sirkeye ait. Fr.. yamak < Fr assister yanında durmak. soy. acet. keskin " akut . kavi olmak ~ HAvr *si-sts. simüle asistan [xx/b] ~ Fr assistant yardımcı. güvenlik. keskinleşmek " akr(o)+ asetilen [192+] ^Berthelot.düşmek.a. denk gelmek " an+. el vermek.] isyan eden" isyan ~ Ar aSîl [#'Sl sf. aynılaştırmak. özümsemek ~ Lat assimilare a. selüloz asetat bazlı bir tür şeffaf polimer / İng acetate a.] çağ [xi] ~ Ar aSğarî [#Sġr nsb.bir şeye + Lat simulare benzetmek " ad+. a. temel.] kök. sirke asidi ^ 1787 de Morveau.< HAvr *stâ. esas asır/asrasi asil " asıl asimetri " an+. kimyacı (1823-1907) < Fr acétique " asetik aseton [xx/b] solvent olarak kullanılan bir uçucu madde " asetik ~Fracétylène kimyada bir bileşim ~ Fr acétone kimyada asetik asit ketonu. emin.asemptot [xx/c] ~ Fr asymptote geometride hiperbol eğrisiyle kesişmeyen çizgi ~ EYun asymptötes buluşmaz.] köklü.ekşimek.değil + EYun syn. 2. en küçük < Ar Sağır küçük asıl/aslöz. yardımcı olmak ~ Lat assistere a. ß Lat ad.durmak " ad+. simetri [195+] [xiv] [xiv] ~ Ar caSr [#cSr msd. asfalt ~ EYun ásfalton a.] daha küçük. statdurmak/durdurmak. keskin.a. sıkı durmak. kimyacı < Lat acetum sirke < Lat acescere. istasyon asit [192+] ~ Fr acide 1. Fr. rastlaşmaz ß EYun a(n).a. soy ~Frasymmétrie simetrik olmama asimile [etm [xx/b] ~ Fr assimiler benzetmek. asetik asit tuzlarının genel adı. ptö.değil + EYun sfâllö düşürmek. 2. kimyada asit ^ 1545 Guéroult.bir arada + EYun piptö. Fr. semptom asetat [xx/c] ~ Fr acétate 1. Babil ve İran'da bulunan bir tür neftli madde asfalya sigorta (Ege ağzı) ~ Yun asfalía güvence. kimyacı ~ Lat acidus ekşi. soylu < Ar aSl kök. çelmek asgari aSġar [kıy. asfalt [ 192+] ~ Fr asphalte bitüm. rastlamak.

esas. 1960 Ümit Deniz. yy'daki başlıca anlamı "zincirle sarığa asılan ziynet veya küpe"dir. sort. Askı sözcüğünün 18.< HAvr *ser-3 dizmek " ad+. küpe. Türkçede halk dilinde tekil ad olarak kullanımı askere gitmek. aslen. muallak < Tü as-" asasla [xiv] ~ Ar aSlâ [zrf. askı <Tü [xviii] asılan şey. seri1 asosyal asparagas asparagus kuşkonmaz ~ EYun asfáragos * Türkçe anlamın kaynağı belirsizdir. 2. askere yazılmak vb.a. .asitane ~ Fa asitan/asitana kapı eşiği. aspava [xx/c] içki ve yemek esnasında kullanılan bir iyilik dileği < Tü Allah sağlık para aşk ve ^ y. kök " asıl aslan » " arslan (mahkeme-i) aslîye [xix] Tanzimat döneminde kurulan < Ar aSH [#'S1 nsb. kök veya öz itibariyle. kısmet ~ HAvr *srti. Karş. belirsiz bir süreye ertelenmiş şey. varma bildiren edat ve önek + EFa stâna durma ~ HAvr *stâ.a. (olumsuz fiille) hiç. orijinal < Ar aSl kök.) biçiminden türediğine ilişkin tez ses bakımından kuşkuludur.] asıl. özellikle hükümdar kapısı ve makamı ~ EFa *â-stâna ß EFa â. sosyal ~ İng [xx/b] pişmiş topraktan yapılan bir tür dolgu kalıbı [xx/c] gazetecilikte uydurma haber * Ümit Deniz'in yarattığı polisiye roman kahramanı Murat Davman tarafından popülerleştirilmiştir. askı. yy'da türemiş olmalıdır. a. asmolen ^7 asorti [xx/b] ~ Fr assorti uyumlu < Fr assortir bir örneğe uygun olarak seçmek ß Lat ad. özellikle ziynet ve hediye.] 1.yönelme. " istasyon asker ordu " leşker [xiv] ordu ~ Ar caskar [#cskr] ordu ~ OFa laşkar * Lat exercitus (a. katiyen < Ar aSl soy.bir şeye + Lat sortiri (kura ile) seçmek < Lat sors. [xix] pantolon askısı. romancı [xx/c] ~ İng asocial sosyal olmayan" an+. soy " asıl [xvii] üzüm bitkisi < Tü as-" as- asliye mahkemelerden biri asma <Tü * "Üzerinde üzüm salkımları asılı şey" anlamında.kura. deyimlerden 19. önünde olma. .

.değil + EYun stígma.yaymak. astım darlığı. stigmatnokta. etiket astr(o)+ ~ Fr/İng astr(o).a.a.sivri < HAvr * steig. a.a.yıldız (sadece bileşiklerde) ~ EYun ástron yıldız ~ HAvr *sster. astragan astrakan [192+] doğmamış kuzunun kıvırcık postundan yapılan kürk < Astragan Hazar Denizi kıyısında bir kent < %ass-i tarlan 1460 yıllarında Hazar Denizinin kuzeyinde kurulan Tatar beyliği ve bu beyliğin başkenti < Tü tarlan bir yönetim veya asalet ünvanı. astro. * Karş.(a. İng.(sivri uç) batmak.). tarkan astroloji [xx/b] ~ Fr astrologie yıldız bilimi ~ EYun astrologeía a. Sans prá-stará (a.a. astronomi inceleyen bilim ~ EYun astronomía a. ~ Alm acetylierte spirsäure asetil spirik asit < Lat spiraea asetil spirik asidin doğal kaynağı olan bitki" asetik ast/as YT [193+] madun. delmek ~ HAvr *stig-yo. denizci " astr(o)+.a. Erm asdġ (yıldız). Fa sitara. a. Fagustar/gustariş (yaygı. ß EYun ástron yıldız + EYun logeía " astr(o)+. < HAvr *ster-2 a.a. sermek ~ HAvr *ster. a.a. ^ 1849 William Whewell. ß Lat ab. espri aspirin [190+] bir ilaç ~ marka Aspirin Bayer firmasına ait ilaç markası # 1899 Bayer AG. bilim adamı ß EYun a(n).bir şeyden + Lat spirare solumak " ab+.aspiratör [xx/b] ~ Fr aspirateur elektrikli süpürge < Fr aspirer havayı veya bir sıvıyı içine çekmek ~ Lat aspirare a.a.a. +loji * Batı dillerinde 14. navigasyon * İngilizce sözcük Yunan mitolojisindeki Argonaut'lara (Argo yolcuları) benzetme yoluyla 1929'da türetilmiş ancak 1961'de yaygınlık kazanmıştır. * Aynı kökten Fr étoile < Lat stella. döşek. yy'dan itibaren "yıldızlar aracılığıyla gelecekten haber verme" anlamında kullanılmıştır. " astr(o)+.a. halı) < OFa wistarag < Ave *vi-starsna.).). aşağı ~ Tü ast [xiii Kıp] aşağı. soluk soluğa kalma [xx/b] ~ Fr asthme astım hastalığı ~ EYun ásthma nefes astigmat [xx/b] ~ Fr astigmate gözü noktaları seçemeyen kimse ~ İng astigmatic a. benek < EYun stizö (sivri bir şey) batmak.yıldız + EYun naütes gemici. Ave upa-starsna. delmek " an+.yanına veya üstüne sermek < EFa/Ave star. astar [xiv] ~ Fa astar giysilerin iç yüzünde kullanılan kaba kumaş ~ EFa *â-star. Alm stern. +nomi ~ Fr astronomie yıldızların düzenini astronot [196+] ~ İng astronaut uzay yolcusu ß EYun aster. İng star.(a. alt = Tü astın [viii+ Uy] a.

paye < Tü ~ Ar acşâr [#cşr çoğ. perçin. aşğaru [xv] dibe doğru.(yemek). Erm %aş (sulu yemek. aşağı <Tü aşağa [xiii] . ondalık vergileri < Ar cuşr onda bir < Ar caşara on " aşiret aşçı aşı1 Tü Tü aşçı [viii+] yemek pişiren < Tü aş1 " aş aş3 [xi] kenet.inmek * Yön bildiren -ru ekiyle. oyunda zar * Yapı itibariyle incik sözcüğünün eşdeğeridir. aşın[mak aşağı Tü aşğın. incik. aş[mak Tü aş. asay.a. aşama aş-" aş* Fiil gövdesine eklenen -a.asude huzurlu olmak " asayiş asuman . Karş. rubric aşı2 [boyası aşık1 aşık2 [atmak Tü [xiv] ~ Ar câşiq [#cşq fa.[xi Oğ] dip. sınır aşmak. avrupa.EFa/Ave asman. a.ekinin mahiyeti belirsizdir. [xiv] (hayvan) çiftleşmek < Tü aşak. sema Asya [xix] ~ İt Asia ~ Lat Asia ~ EYun Asia Akdeniz'in Doğusundaki ülkelerin genel adı = Akad asü çıkmak. aşar [xiv] YT [193+] mertebe. güneş doğmak * Karş. özellikle sulu ve sıcak yemek * Eski bir İran dilinden alıntı olasılığı tartışılmıştır. aşağ. asman [xiv] ~ Fa âsuman/âsmân gökyüzü. [xix] bitki aşısı Tü aşu [xi] kırmızı boya elde edilen bir tür toprak. alta alçak < Tü *aş.] ondalıklar. haşlama). alt.] seven" aşk1 < Tü *aş. aşı/aşu [xviii] çiçek aşısı. Fa aş = Ave asa. Karş. sürtünerek çukurlaşmak < Tü aşak/aşağ aşağı" .dinlenmek. aş Tü aş [viii] yemek. öteye geçmek. [xv] ~ Fa asuda huzurlu < Fa asudan.inmek " aşağı aşuk [xi] ayak topuğu kemiği.[viii] dağ aşmak.[xi] aşınmak.

işret. züht < Sans sramáti çile çekmek aşure aşura [xiv] . boy. bilinen. +şinas aşiret ~ Ar caşîrat^ [#cşr sf. şnâs-bilmek. < OFa âşnüdan. (= Ave âviş-kâra. tanıdık ~ OFa âşnâg a. f. aşağı. belirgin ~ OFa âşkârâg a. aşık idi * 'Işk biçimi 18. deste. tanımak " â+. belli." aş- aşifte aşüfte [xiv] ~ Fa âşuAa oynak. yy'a dek tercih edilmiştir. a. grup oluşturdu * Aynı kökten Ar caşara (on) sözcüğünün nihai anlamı muhtemelen "grup. [xix] hırsızlık etmek < Tü aş-" aşaşurı [xvii] aşırık.yönelme edatı + OFa şnüdan. aşure. aşla[mak Tü aşla. ölçüyü aşan.a. eros < Ar caşiqa sevdi. bilmek ß OFa â. [xix] bu günde yapılması gelenek olan karışık aş .< HAvr *au-4 duymak.oynamak. c^aşq [xvii] [#cşq msd.[xi] eklemek. on parmaktan oluşan birim" olmalıdır. aşk2 [etm Tü aşak [xi] dip.Fa caşürâ Muharrem ayının onuncu günü ~ Ar caşürâ [#cşr] Muharrem ayının onuncu günü < Ar caşr/c^aşarat^ on " aşiret . kararsız < Fa âşuftan.a. < Sans sramah zahmet. görünen) ~ HAvr *âwis. kaynak " aşı1 aşram [200+] ~ İng ashram Hindu tekkesi ~ Sans âsramah a. aşık/aşak [xiii-xvii] aşağı * Tokat aşketmek deyiminde. muaşeret. belirgin kılmak < Ave âviş belli. çile. oynama aşikâr [xiii] ~ Fa âşikâr/âşkâr açık. klan < Ar caşara birlik oldu. cışq var. kıpırdamak < Ave %Şufan hareket etmek.açığa çıkarmak.] akrabalardan oluşan topluluk. âşnâw. öşür aşiyan ~ Fa âşiyân yuva ~ Ar cişq/c^aşq aşk1 cışq [xiii] . aşüb.anlamak.aşır[mak aşırı <Tü <Tü aşur. aşiret. oynamak ~ HAvr *kseubh-sallanmak. son derece < Tü aşır.] şiddetli ve yakıcı sevgi. algılamak. EŞKÖKENLİLER: Ar #cşr : aşar. perçinlemek < Tü aş3 ek. algılamak " estetik aşina ~ Fa âşnâ bilinen.[xiv] öte yana geçirmek.

te(o)+ aterina hepsetus ~ EYun atherine a. savaşa girişmek < Ger *stakön kazık ~ HAvr *stog. Fa aşurdan (katmak. atılgan atak2 [xx/b] ~ Fr attaque saldırı.[viii+ Uy. saplamak " etiket ataşe [185+] çalışan diplomat < Fr attacher iliştirmek " ataş ~ Fr attaché bir elçiliğe bağlı olarak ateizm [xix] ~ Fr athéisme tanrı tanımazlık < Fr athée tanrı tanımayan. hücum < Fr attaquer 1. dinsiz ~ EYun átheos a. < Jap ataru "dikkat" veya "nişan al" anlamında emir ataş [xx/b] ~ Fr attache birleştirme teli.a.ateş ~ Yun atherína gümüş balığı. zımba < Fr attacher iliştirmek. ß EYun a(n). at.a.[viii+] a. atherina ~ Fa âtaş yanma. hareketsizlik < Ar caTila hareketsiz ve başıboş kaldı. at at[mak ata Tü Tü Tü at[viii]a. Amer. eklemek ~ EFr attachier saplamak Ger *stikan delmek.a.yanmak) ~ HAvr *âter. Fr nominer (atamak) < nom (ad). yoksun kaldı atari [198+] bilgisayar oyunu ~ marka Atari video oyunları firması ^ 1972 Nolan Bushnell ve Ted Dabney. meydan okumak. karıştırmak) fiilinin etkisini gösterir.a. saldırmak. a. sopa atalet [xvii] ~ Ar caTâlat^ [#cTl msd.) sözünün yerini almıştır.] boşluk.a. ataerkil atak1 <Tü YT [194+] pederşahi " ata. Anlam için karş. 2. girişimciler. ateş âtarş. cüretkâr. (= Ave .]. Dil Devrimi sırasında arkaik biçimiyle ve keyfi bir anlamlandırmayla yeniden benimsenmiştir. adıyla * TTü ada.a. daha eski olan kan (a. kazık dikmek. işsizlik. hak iddia etmek [esk. ata [viii+] baba * Muhtemelen çocuk dili kökenli bir sözcük olup.değil + EYun théos tanrı" an+. xi] ad vermek.< HAvr *steg.* "Karışık aş" anlamı ve geleneği İran'a özgü olup. erk < Tü at-" at- [xix] düşüncesiz.biçimini alan Eski Türkçe sözcük. < Ave atar. ateş ~ OFa âta%ş a. ata[mak çağırmak " adaYT [193+] tayin etmek ~ Tü ata.kazık.a.

fiiliyle ilişkisi yapı ve anlam bakımından açıklanmaya muhtaçtır. [192+] boyuna sarılan kumaş. bir adımla aşmak Tü * At. matuf atıl atılgan ati Ar atâ geldi YT [xvii] ~ Ar câTil [#cTl fa.ateşin ~ Fa atasın ateşli" ateş atıf/atfatf[xiv] ~ArcaTf[#cTfmsd." a t ~ Ar âtin [#'ty fa.] 1. EŞKÖKENLİLER: Ar #ct?f: atıf. 2.]1. meylettirme. sabık. gramerde bağlaç veya alt cümle < Ar caTafa eğdi. kolsuz fanila athlète sporcu ~ EYun athletes yarışçı < EYun athleö yarışmak * Türkçe ikinci anlamı atlet fanilası deyiminden türemiştir. sonra gelen. 2. eskidi. Hol. çevirme. yaşlandı. saten atlas2 [ 180+] ~ Fr atlas haritalar kitabı # 1569 Gerardus Mercator.eğme.] hediye.] boş. uydurma (argo) < Tü atma" . hareketsiz " atalet < T ü a tı l . işsiz. Atlant. ödül [xix] dokuma tezgâhında mekikle enine atılan iplik. atlas 1 [xiv] ~ Ar aTlas [#Tls] bir tür ağır ipekli kumaş. atmasyon at[193+] asılsız. 2.[xi] bir şeyin üzerine çıkmak.] gelen. 2.mitolojide yeryüzünü sırtında taşıyan Titan * Mercator atlasının ilk baskısının kapağındaki Atlas figüründen. < Tü at-" atTü atla. büktü. atlet [xx/b] 1. atletizmle uğraşan kimse. kartograf < Atlas. gelecek < [ 1 9 3 + ] cü r e t k â r atik [xi] eski ~ Ar catîq [#ctq sf. citq] 1. eski. azatlı köle < Ar cataqa [msd. yy'ın son çeyreğine aittir. Türkçeye çevirilen ilk atlas 1803'te Mühendishane matbaasında basılan Atlas-ı Kebir tercümesidir. (köle) azat edildi atiye atkı kaşkol atla[mak at-" at<Tü ~ Ar caTiyyat^ [#cTw msd. [xiii] zıplamak. atmaca tür yırtıcı kuş Tü at-" at<Tü ~ Fr atmaca toğan [xiv] bir * Atmak fiiliyle semantik ilişkisi açık değildir. bağladı İng to refer/reference karşılığı olarak kullanımı 20.

Moğ aba (a.ateş " ateş ~ Lat atrium ocak. İng.yetişmek. a.ateş yeri < HAvr *âter. bölmek " an+. " astr(o)+ atraksiyon [xx/b] ~ Fr attraction 1. yönelmek " an+.] bölünemeyen şey ß EYun a(n).a. dışarı. parfümeri < Ar ~ İng out 1. âw [xi] [xiv] [xx/b] ~ Ar caTTâr [#cTr im. tropik attar ciTr ıtır " aktar aut atılması ~ HAvr *ud.çekmek ß Lat ad.< HAvr *ster-2 a. ^ 1638 John Wilkins. çanak . güzelavrat otu < EYun átropos 1. tract. cazibe. bilimci ß EYun atmós buhar.a. 2.) avadanlık çömlek " ab. traktör atrium [xx/c] üstü kapalı iç avlu evin iç avlusu ~ HAvr *âtr-yo. nefes (~ HAvr *awet-mo. ilgi çekici sahne gösterisi ~ Lat attractio a. değişmez. tomkesmek.]. +dan1 [xiv] kap kacak < Fa âbdan su kabı. modern bilimsel kullanıma 1805'te İngiliz fizikçi Dalton tarafından önerilmiştir.< HAvr *wet-1 üflemek.* Fransızca kelimelere eklenen -(a)syon ekiyle.a. < Lat attrahere. trop. attract.değil + EYun trefo.değil EYun temnö.dönmek. sürmek. atölye atelye [xix] işlik ~ Fr atelier demirci işliği [esk. har ~ Lat stella yıldız ~ HAvr *ster-la.] ıtır satan. 2. çekim. eğilmez.çekmek. avlanan hayvan. 2. dumura uğrama ~ EYun atrofeía a. her türlü işlik < EFr astelle kıvılcım. sürüklemek " ad+. beslemek. kader tanrıçalarından birinin adı ß EYun a(n)-değil + EYun trepö. büyütmek atropin [xx/b] ~ Fr atropine belladonna bitkisinden elde edilen zehir ^1818 Nysten < YLat atropa belladonna bitkisinin bilimsel adı. tom(o)+ * Filozof Demokritos (MÖ 460-370) tarafından felsefi bir kavram olarak ortaya atılmış. ß EYun a(n). esmek) + EYun sfaîra küre " sfer atol [xx/b] ~ İng atoll mercan adası ~ Maldiv atolu atom [192+] ~Fratome maddenin daha küçük parçalara bölünemeyen zerresi ~ EYun átomon [n.dışarı EŞKÖKENLİLER: İng out: aut. atmosfer [xix] ~ Fr atmosphère a. dönmez. lokavt. yetiştirmek. futbolda topun dışarı * Karş. trof.a. atrofi [xx/b] ~ Fr atrophie gelişemeyip büzülme.bir yere + Lat trahere. nakavt av Tü âb [viii] avlanma eylemi.

] geri gelme. gitmek " ad+. avangard avan. ait olduğu yere geldi. aylak ~ OFa âbârag avaz [xiv] ~ Fa/OFa âwâz ses.konuşma. vâc. önceden < Lat ante önce ~ HAvr *ant.bir yere + Lat venire. vent.seslenmek. alın.geliş < HAvr *gwem. avanzare] 1. döndü. karşılıksız kazanç ~ İt avanto [mod. ön ödeme. borç verilen para < Fr avancer 1.] yardımcılar < Ar cawn [#cwn] 1. gard [xx/b] sanatta öncü ~ Fr avant-garde öncü" ~ Ar avans [xx/b] ön ödeme ~ Fr avance 1. bayındır yer" anlamına gelen abadanlık ile karıştırılmış olabilir. 2. tekrar gelme < Ar câda geri geldi. artmak. artmak. baz avare a. yardım. insan veya hayvanın küçüğü < OFa yawân genç " civan avane [xix] kötü bir işte yardımcılar. yardakçılar *cawanat^ [çoğ. söylemek (= Sans vâç ses. ilerlemek. 2. borç verilen para < İt avantare [mod. [xiv] ~ Fa âwâra amaçsızca gezen. yardımcı * Arapçada kullanılmayan bir türevdir. avanta [xvii] bedava. 2. ilerlemek.a. umum < avan [xx/b] ~ Fr avant önce ~ Lat ab ante önden.] başa gelen şeyler < Lat advenire başına gelmek. eşek yavrusu ~ OFa yawânag [küç.gelmek ~ HAvr *gwemyo. borç vermek ~ OLat *abantare " avan * Karş. 2. öne geçmek.] sıradan halk. ilerletmek. önceden " avan avantaj ön. borç vermek < Lat ab ante önden. uğramak ß Lat ad. karşı" anti+ avanak [xix] aptal kimse ~ Erm (h)avanag sıpa. önce " avan [195+] ~Fravantage öncelik <Fr avant avantür avantüriye[192+] ~Fraventure macera~ OLat adventura [çoğ. ilerleme. avanzo] 1. aval aval belirten deyim avam Ar cammat^ " amme aval aval/afal afal [192+] şaşkınlık ve sersemleme ~ ? [xiv] ~ Ar cawâmm [#cmm çoğ.gelmek. söz) ~ HAvr *wekw. ilerleme.* "Bayındırlık. insan sesi " vokal avdet ~ Ar cawdat^ [#cwd msd. ön ödeme.] yavru. İng advance. öne geçmek. özellikle insan sesi < EFa vartan. ilerletmek.ön. 2. (bir şeye) dönüştü . dönme.

kusur. zaaf ve kusurlar < Ar cawrat^ kusur. hasar < Ar cawâr [#cwr] hasar. 800) kaydedilmiştir.a. Karş. ~Latadvocatus tanık olarak mahkemeye çağrılan kimse. etrafı duvar veya binalarla çevrili iç alan * Lat aula (a. Bak ari1. avukat < Lat advocare mahkemeye çağırmak ß Lat ad. EYun Europe Batı ülkelerinin genel adı ~ Aram csrebâ gün batımı. avlu.? .a. avın. eklenme bildiren önek + HAvr *weig. aritmetik ortalama [xviii] ~ İt avariaggio < İt avaria deniz ticaretinde kayıp. ~ Lat Europa a. sallanmak. avli [xvi] ~ Yun/EYun aule 1.yönelme.a. asya.] (kadının) edep yerleri. avuç Tü adutça [viii+] bir el dolusu. xi] avuç ~ İng avocado tropik bir bitki ve meyvesi avukat [186+] ~İtavvocatoa. ayıp < İbr #crh çıplak olma. çıplak olma) ile eşdeğerdir. lamba < Fa/OFa âwe%tan.] 1. savunucu. Avrupa Evropa [xviii] ~ İt Europa a. avrat [xiv] kadın.a.asmak. 2. edep yerleri.averaj [xx/b] ortalama ~ Fr average gemi sigortasında hasar payının ortaklara dağılımı [xv]. sarkmak ß Fa/OFa â.bir yere + Lat vocare çağırmak. hayvanların gece kapatıldığı etrafı çevrili alan. zevce ~? Ar cawrât [#cwr çoğ. edep yerleri ~ İbr cerwah çıplaklık. özür " avret avize ~ Fa âweza asılı süs.sapmak. Batı = Akad erebu a. " garp * Karş.[xiv] teselli < Tü *âb. ağıl. küpe. avret [xiv] ~ Ar cawrat^ [#cwr msd. ayıplı ve özürlü olma. avokado [xx/c] .a. (edep yerlerini) örtmeme (= Akad üru (özellikle kadının) edep yeri ) * Arapça sözcük İbraniceden alıntı olmakla birlikte Ar #cwr (tek gözü kör olma. keyif almak.[viii+] rahatlık ve sevinç duymak. bağırmak. sakat olma) köküyle birleşmiştir. 2. özür. Yunanca sözcük Homeros'tan itibaren (MÖ y. husye * Meyvenin şeklinden ötürü. katılma.) Yunancadan alınmıştır.İsp avocado ~ Nahuatl ahuacatl testis. vokal avun[mak bulmak Tü âbın. Tü ağıl sözcüğü ile benzerlik ilgi çekicidir. havlu [xv] . ağıl. avuç [xv] < Tü a5ut/awut [viii+ Uy. ayıp. edep yeri" avret * Arapça "(özellikle kadının) örtünmesi gereken yerleri" anlamına gelen sözcük kullanımda muhtemelen ETü urağut (kadın) ile birleştirilmiştir. asılmak. âwez. Oysa İbr #crh kökü Ar #cry (üryan. ses etmek " ad+. ileri geri gitmek avlu avlağu [xiv] .

miyar ayart[mak ayaz Tü Tü? [xvii] kandırmak < Tü ayar. eşraf < Ar cayn göz " ayn ayan2 belli < Ar cayn göz " ayn iyân [xiv] ~ Ar ciyân [#cyn] gözle görülen. Karş. 2.] 1. seçkinler. ayan1 [xiv] önde gelenler ~ Ar acyân [#cyn çoğ. memleketin önde gelenleri. ağız. ay ışığı?.açmak. aya ayak Tü Tü aya [viii+] elin iç tarafı adak [viii] a. Halk dilinde kullanıldığı veya ayıl.fiili ile bağlantılı ise orijinal anlamı "adım" olmalıdır. yy'a ait bir tek muğlak örnek dışında eski yazılı örneği yoktur. aydınlık Tü *ay(ı)t.kutsama < EYun (h)agíos kutsal. ay cismi ve süre birimi ay[mak <Tü [xx/b] kendine gelmek. EŞKÖKENLİLER: Ar #cyr2 : ayar.fiilinden yakın dönemde geri türetildiği düşünülebilir. Erm lusin (ay) = lus (ışık).] standart.avurt Tü? [xiv] çene. gözler.aydınlatmak < Tü ay ay. < HAvr *yag. ayırmak " ayır- * Eğer *a5. uyanmak < Tü ayıl. aşikâr. seğirtti. yaramazlık yaptı) fiiliyle ilişkisi kurulamaz. . özellikle kutsal pınar ~ EYun (h)agíasma. kutsama.[xiv Kıp] teşvik etmek ayaz [viii+] kuru soğuk. a." ayıl- * 15. cıyâr vulg. Rumlarca kutsal sayılan yer. ayyar. ışık " ay < Tü *aytın(ı)ğ aydınlanık < * Anlam ilişkisi için karş Lat luna (ay) = lux (ışık).a. 1935'ten sonra münevver < Ar nür karşılığı olarak kullanılmıştır. [xiii] ışık. aziz ~ HAvr *yag-yoa. c^ayâr [xvii] ~ Ar ciyâr [#cyr2 msd. aydinger [xx/b] şeffaf kâğıt cinsi ~? marka Eidinger . ayar cıyâr [xv] . altın ve gümüşün saflık ölçüsü. 2. saatin hassas ölçümü ~ Aram #cyr gözetme. < Tü *a5. lakırdı. -t.tapınmak aydın Tü aydın [xi] ışık. ayas [xi] ayazma [xvii] ~ Yun agíasma 1. sohbet Tü ay [viii] gök * Muhtemelen onomatope kökenlidir. gözünü üzerinden eksik etmeme Ar cara (gezdi.

töre " ayna aykırı Tü arkuru [viii+] çapraz yönde.ile aç.[viii+] ayırmak. ayırmak < Tü *â~ Ar cayb [#cyb msd.) a5ığ [xi] uyanık. ayırt [etm Tü adırt [viii+] fark. ayırdeder hale gelmek < Tü *â5. alfabenin her bir harfi ~ İbr öt a. ayet [xiv] ~ Ar âyat 1. alamet. . örf. işaret. apış. kepeğini ayırmak.(ağzını açmak). hata.] kusur.a.) sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetildiği açıktır. usul.a.açmak. adet. Kısa a. ayırmak " ayırayıp/aybcayb [xi] utanacak şey < Ar caba kusurlu idi. işaret. kendine gelmek. kusur etti * Sıfat olarak kullanımı Türkçeye özgüdür. gelenek. 2.* Ayrıntılı bilgi bulunamamıştır.kökünün bu grupla ilişkisini açıklamak güçtür. aygır adğır [viii] erkek at a y g ı t YT [193+] cihaz ~ ? Tü Tü * Kökeni belirsiz olan sözcüğün Anadolu ağızlarından derlendiği ileri sürülmüştür. ayır[mak Tü açmak veya açılmak adır. adet. töre." ayır- ayin [xi] örf ~ Fa âyin 1. simge. * Tevrat'ın bazı bölümlerinde bölüm başlıkları alfabenin harfleriyle belirtilmiştir. Kuran sözü ~ Aram 'âta simge. ağ (seyrek dikiş veya iki bacağın arasındaki açıklık). ayı adığ [viii+] ayık ayıkla[mak [xvii] Tü (= Moğ ötege a. ayrım < Tü a5ır.[xiv] kabuğunu soymak. tefrik etmek < Tü *â5-açmak. tören ~ OFa â5en/â5enag görenek. diklemesine.ayırmak " ayıl- <Tü ayırtla-/ayıtla. arkuru/arkırı [xiv-xix] < Tü arkuk [xi] çapraz konuma gelmiş < Tü *ar çapraz. zıt yönde " arka.[xi] farkına varmak. sarhoş olmayan < Tü *a5. * Aynı kökten ak (açık renkli). apış (iki bacağın arasındaki açıklık). sinyal. 2. a. ayık-la< Tü ayırt" ayır- ayıl[mak Tü âdm-/âdıl. +ri YT [193+] hale Tü ay" ay ayla Hale (a.

] 1. zat." ayır-YT [194+] < Tü ayrıca " ayrı zcüğe isim yapım eki eklenmesi kuraldışıdır. aynasız (argo) [188+] yakışıksız. [189+] polis memuru < Tü ayna " ayna * Karş aynalı (yakışıklı. Ayrık otu = "boynuz otu" anlamı düşünülebilir. 2. göz. [195+] parantez bir içecek ayruk [xi] başka. ayna (= Ave avidayana. işsiz. İslam hukukunda maddi değeri olan nesne. işe yaramaz dolanmak. yaban koyunu). 2.] 1.görmek)" dide * Fa ahan (demir) veya Ar cayn (göz) ile birleştirilmesi yakıştırmadır. a. TTü ayrık (çatal boynuzlu hayvan. 4. gezinmek aymaz YT [xx/b] gafil.göstermek < Ave dâi-. 3. bab YT [193+] tafsilat < Tü ayır-" ayır- < Tü ayır-" ayır- . aynı aynî [xiv] < Ar cayn bizzat. seçkin kimse. gözle görülür nitelikte. boynuz. Tü ay-" ay- ayn [xiv] ~ Ar cayn [#cyn msd. geyik. biçimsiz (argo). gayrı imtiyaz Tü < Tü ayır. bir şeyin ta kendisi. ayrım ayrıntı YT [193+] fark. di. 5. güzel). pınar. oğul [193+] miyar." ayır-ayran [xi] sütten elde edilen < Tü ayır. adrık [xi] 1. ta kendisi " ayn ~ Ar caynî [#cyn nsb. yaba. göze.[xiv TS. farkında olmayan < Tü aylan. ayrıksı YT [193+] tuhaf. mal (= İbr cayin göz = Akad Inu a. göze ilişkin. maddi. Kıp] dönmek. çatal. hukukta malın bizzat kendisi < Ar cayn göz " ayn ayol ayraç ayran ayrı ayrıcalık * Zarf yapısındakis ayrık [otu " ayır- <T ü YT Tü Tü < Tü ay oğul/hay oğul" hay. [194+] fasıl.) ayna ayine [xiv] ~ Fa ayına ayna ~ OFa âSenag göstergeç. 2.aylak Tü? [xv] boş dolaşan. ayrık otu * Karş. ayrılma. farklı < Tü ayrık" ayır- * Sıfata eklenen -sı ekinin işlevi belirsizdir.

serseri. saf.a. eziyet. soylu = Fa âzâd özgür " azamet ~ Ar cazâmat^ [#czm msd." ayır[192+] ~İngicebergbuzdağı~Hol ijsberg a. az az [viii] çok değil * Karş. * Lat auriga (keçi yıldızını içeren takım yıldız) adı muhtemelen bir Sami dilinden alıntıdır.[xiv] kırıcı davranmak ~ Fa âzâr incitme.] ayyar [xvii] hilebaz.] uzuvlar < Ar cudw " uzuv Tü ~ Fa âzâda özgür. eziyet etti [xi] ~ Ar aczâml [#czm nsb. küçük). Karş.] (gıda maddeleri satan kimse. seğirtti" ar1 ayyaş [#cyş] yaşadı. az[mak aza azade azat Tü az.kökünü düşündürür. muazzam idi azami aczâm [kıy. eziyet. arsız < Ar cara gezdi. Ar cayyaş [im. azarla. ayyuk[a çıkmak gökyüzünün en yüksek yeri ~ Ar cayyüq keçi yıldızı.] daha büyük.] acı. işkence < Ar azar azar olmak [xiv] incinmek. acıtma ~ OFa âzarm a.a. azar. kırılmak. ß Hol ijs buz (~ Ger *îs. haramzade gezgin. a. < Fa/OFa azardan.a. ayva [xiv] ~ Fa âbiyâ ayva ~ Ar cayyâr [#cyr im. acı vermek " â+ Farsça sözcüğün Türkçedeki anlam evrimi Tü kınamak fiiline paraleldir. sapmak. ekmekçi).[viii] yoldan çıkmak. içkici < Ar câşa * "İçici" anlamı Türkçeye özgüdür. geçindi" maişet [xvii] zevke ve işrete düşkün kimse. Capella.ayrış[mak aysberg YT [193+] muhalefet etmek.] çok büyük olma.] en büyüğe ilişkin < Ar ~ Ar ca5âb [#c5b msd. yücelik < Ar cazuma aşırı derecede büyük idi. Moğ aray (az). arı. Her iki biçim Tü *(y)ar. taşmak [xiv] ~ Ar acdâ [#cdw çoğ. narın (ince.(birini) incitmek. en büyük " azamet azap caSaba acı verdi. [194+] tahallül etmek < Tü ayır. .) + Hol berg dağ ayva avya [xi] .

egemen (= Aram cazız güçlü = İbr caz güç.doğmak. azot [xix] ~ Fr azote havayı oluşturan gazlardan biri ^ Antoine de Lavoisier.] görevden alma. kuvvet ) " izzet azmak birikintisi azman ~ ? <Tü [xiv] aşırı iri < Tü az-" az-. zade azı [dişi dişi)" azazık Tü Tü azığ [viii+] köpek dişi.ekinin işlevi belirsizdir.azat azad [xi] ~ Fa azad serbest. yüce. ~ Ar as-sumüt [#smt çoğ. işten ~ Ar cazm [#czm msd. .] büyük. a.(= Moğ araga azı azuk [viii] yol için alınan yiyecek. soylu. +men1 [xv] ark. doğurmak)" â+. yırtıcı hayvan dişi < Tü az.] kararlılık < Ar ~ Ar cazım [#czm sf. açılar < Ar samt yön " semt aziz [xi] ~ Ar cazız [#czz sf.değil + EYun zöö yaşamak " an+. can vermeyen ß EYun a(n). azil/azlçıkarma < Ar cazala azletti azim1/azmcazama karar verdi. özgür (= Ave âzâta.soylu. yüce" azimut [xx/c] ~ Fr azimut bir yıldızın ufuk çizgisine olan açısı / İng azimuth a. zo(o)+ "Can veren" oksijenin karşıtı olduğu için. özgür ~ OFa azad soylu.] yönler.] güçlü. asil < OFa azn soy " +aver * Erm aznvavor (soylu. erzak azınlık < Tü az" az YT [193+] ekalliyet * Sıfata eklenen -ın. [xvii] akarsu kenarında oluşan su aznavur [xiv] Gürcü asilzadesi ~ Gürc aznauri Gürcü soylularının bir sınıfına mensup kişi ~ OFa aznâwar soylu. kimyacı (ö 1794) ~ EYun azötes yaşatmayan. köylü veya köle olmayan. nesebi belli olan ß Ave â-yönelme ve eklenme bildiren önek + Ave zâta. Fr. kararlı idi azim2/azîm azamet [xiv] [xiv] [xiv] ~ Ar cazl [#czl msd. su cedveli. asil) biçimi Orta Farsçadan alınmıştır.

) Bacı (kızkardeş) sözcüğüyle ilişkisi ve -nak ekinin anlamı belirsizdir. Tüm dillere çocuk dilinden alınmıştır. saygı ve sevgi hitabı. karıları kardeş olan erkeklerden her biri (= Tü baca/paca [xv+ Çağ] kızkardeş. babacan babafingo babalık baba babayani baba + [xvii] Bektaşi dervişlerine hitap şekli [xvii] " baba. yy'dan önce kaydedilmemiştir. can ~ Ven papafìgo bir tür yelken < Tü baba" < Tü baba" [xvii] üvey baba veya kayınbaba babayane [xvii] baba gibi. abla = Moğ baca a. Fr papa vb. havalandırma deliği < Fa bâd câh ß Fa bâd hava akımı. eski tarz baca [xiv] pencere ~ Fa baca pencere. bacanak Tü? [xiii] kadının kızkardeşinin kocası.a. Karş. derviş). Yun papá. yaşlı adam. baba. geçit" bad bacak [xvii] Tü paça" paça * 17. rüzgâr + Fa câh yer.baba çoc baba [viii+] 1. 3. ata * Karş. 2. Fa baba/babu < OFa papak (baba. paycama (pantolon). . muhterem kişi. dede. Fa paça (hayvan ayağı).

~ Fa bâda 1. budur] aniden geldi * Servet-i Fünun döneminde eski sözlüklerden bulunup yanlış anlam yüklenen bir kelime olması muhtemeldir.bacı baç Tü? [xv] kız kardeş [xiv] (= Moğ baca kızkardeş. şarap (< Fa budan ~ Ar bacdahu ondan sonra < Ar bacd badi1 [xx/c] askerlikte yoldaş ~buddy yakın arkadaş < bud ABD zenci ağızlarında kardeş < brother kardeş ~ HAvr *bhrâter. a.] öfke ve düşüncesizlikle yapılan şey veya söylenen söz ve bundan kaynaklanan kötülük < Ar badara [msd. badehu [#bcd] sonra badem bâdâm [xiii] ~ Fa bâdâm a. bade olmak) ~ OFa bâdag a.a. bedeni sıkıca saran ~ Erm bdig/bzdig küçük.erkek kardeş " birader badi2 [xx/c] ~ İng bodyguard "gövde koruması. olgun. yel-OFawâda." koruma görevlisi ß İng body gövde + İng guard koruma " gard badi3 bluz badik bızdık [xx/c] ~İngbody1. f. badana [xvii] duvarlara uygulanan kireç boya ~? * İkinci anlamda Ar biT?ana (astar) ile bağdaştırmak düşünülebilir. 2. a. beden.) ~ HAvr *wa(n)t. yy ortalarında kaydedilmiş olup kökeni belirsizdir. eşya ve . badana badana [xv] kuyumcuların pota yapmakta kullandığı kil.a. Sans vati (esmek). a.a.gövde. (= Ave vata. olmuş. ufak" [xx/a] kısa boylu badire [xix] 1. ansızın gelen vaka ~ Ar bâdirat [#bdr fa. gümrük resmi bad [xiv] -Fabâdhavaakımı. rüzgâr. torba [xx/b] ~ Fr bagage yolculukta taşınan ağırlık. abla) ~ Fa/OFa bâc vergi.esmek * Aynı kökten Lat ventus. Fr badigeon (duvarlara uygulanan sarımtrak kireç boyası) sözcüğü en erken 18. 2. Alm wehen. İng wind (yel). ~ OFa wâdâm a. bagaj edevat < Fr bague çanta. 2.yel < HAvr *we. düşünmeden söylenen ve olumsuzluk doğuran söz.

zorla alma. [TDK 1944] bağımsız Tü bağın/bağım [1935 YT] tabiiyet. bağımsız YT [CepK 1935] bağınsız tabi olmayan.] (birinin malına veya hakkına) göz diken.ekinin işlevi açık değildir.a. irtibat < Tü bağ-bağlamak " bağ1 * Ada eklenen -im ekinin işlevi belirsizdir. [Kıp xiv] bangır- < Tü ba [onom. baston < Lat baculum a. af ~ Fa ba%ş ihsan. fahiş < Ar bağa [msd.baston. ~ HAvr *bak. baġy] hakkı olmayana göz dikme. asa baği [Kıp xiv] ~ Ar bâğin [#bġy fa. .bağdadi bölme veya tavan [KT xix] ahşap çıtalar üzerine sıva uygulanarak yapılan < öz Bağdad Irak'ta bir kent < Tü bağda.] bağırma Tü [Uyviii+]bağırsak/bağarsuka. bağışık YT [CepK 1935] muaf < Tü *bağışmak" bağışla- * Bağışlamak fiilinin kökenine dair yanlış bir varsayıma dayanarak üretilen bağış. ince uzun ekmek ~ İt bacchetta [küç.kökünden türetilmiştir.a. zulmetme bağıl YT [TDK 1944] izafi < Tü bağ" bağ1 * -ıl ekinin işlevi açık değildir. <Tü bağır iç organlar.[xvi TS] bağdaş <Tü [Kıp xiv] bacaklarını kavuşturarak oturma güreşte çelme takmak.sarıp bağlamak < Tü bağ " baget [ xx/b] ~ Fr baguette çubuk. genelde iç organlar bağır[mak sesi" +kirbağırsak karaciğer " bağır bağış YT Tü [Oğ xi] bakır-. müstakil. hediye " bağışla- * Farsça kökenli bahş etmek/bağışlamak fiilinden geri türetilmiştir. özellikle [CepK 1935] bahş.] çubuk. bağıntı bağır/bağrYT Tü [Fel 194+] izafet <Tü bağ-bağlamak "bağ1 < [Uy viii+] bağır karaciğer. zalim. bağdaş[mak bağ1 YT [CepK 1935] imtizaç etmek < Tü bağda. bacaklarını kavuşturmak < Tü bağ " bağ1 * -da. değnek.

kahraman ~ Moğ bağatır a. daha eski bir dilden kalıntı olmalıdır. [ xiv] ~ Fa bahâna vesile. [ xx/b] konu başlığıyla değinme. gerekçe ~ OFa bahadır bahar1 [Gül xv] ~ Fa bahar ilkbahar ~ OFa wahâra. [Barkan xvi] yemeğe çeşni için katılan nesne .Fa bâhâdur soylu kişi.a. primavera (ilkyaz) biçimleri aynı Hintavrupa kökünden türemiştir.) ~ HAvr *wesr-/*wer. yy] * Eski Türkçede sadece kişi adı olarak kullanılan sözcük.(mülk) sözcüğünden. buphthalmum. umman [Gül xv] bağçe bân [Aş xiv] bahr ~ Fa bâğça bân bahçe ~ Ar baHr [#bHr msd. DK xiv] . ~ EFa vahara. hediye " bahş [ xi] bağışla. bağlaç bağlam bağnaz YT YT YT [CepK 1935] rabtiye. çölde yağmurdan sonra açan bitkilerin genel adı ~? Fa bahar ilkbahar " bahar1 bahçe bahçe"bağ2 [CodC xiii] bağçe ~ Fa bâğça a. < Fa bâğ her çeşit bahar2 * Form olarak -ça küçültme ekiyle yapıldığı düşünülürse de anlamında küçültme yoktur.a. araştırdı. Belki Ave va%şa. a. [CodC xiii] bağatur . Hun Kağanı Mete'nin lakabı [MÖ 2. kısaca söz etme ~ Ar baH8 [#bH8 msd. = Tü bağatur bir erkek adı.] tartışma. Env xiv] bâhâdur .a. bir konuyu etraflıca tartıştı . a.bahar * Lat ver (yaz).] deniz.Ar bahar [#bhr msd.bağışla[mak ihsan. güzel kokulu bir bitki.a. bahane wahânag a.ihsan etmek < Fa/OFa ba^ş * Dil Devrimi esnasında Tü ba-/bağ kökünden geldiği varsayımıyla türevleri yapılmıştır. [Aş. 2. DK. sebep.a. bahçe bakan " bahçe. soruşturdu. bahçıvan gözeten. [KT xix] tartışılan konu. bahis/bahs[Yus. +ban bahir/bahrengin. (= Ave vanhar. [Karş 1972] kontekst [CepK 1935] mutaassıp < Tü bağla-" bağ1 < Tü bağ " bağ1 * Belki kurnaz sözcüğünden esinlenen -naz ekinin işlevi belirsizdir.] 1. münazaa. söz yarıştırma < Ar baHa6a aradı. konu başlığı. [TDK 1944] gramerde bağlaç < Tü bağla-" bağ1 [TDK 1944] demet. a.

özellikle. karşılıksız verme ~ OFa ba%şışn a. kısmet.Fr baccara [1851] bir kumar <Tübak-"bak- * Ar #nz?r (bakmak) > bakara oyunu ~? bakaya Ar bâqiyyat geri kalan baki bakir " bakiye . bhága ("paylaştıran. İng bachelor (bekâr) < EFr. bölüştürmek " bahş bahtiyar baht. ~ Fa ba%t yâr şansı yardım eden.a. < OFa bâttan. Yus xiv] ~ Fa bahşiş bahşediş.Ar baqayat[#bqy çoğ. ihsan eden". [ xiv] ~ Fa/OFa ba%t talih.a. KT xix 1 kız olan . ihsan etmek. Ave bhaga (tanrı). . bhaktá (1. paylaşılan şey. bahşiş [Aş. kısmet < OFa bâttan. yar2 bahusus beraber (edat) + Ar %uSüS özellik " husus bak[mak Tü [Uyviii+]bak-a. Aş xi] [LO. talihli" & Fa bâ ile. [Bah 1924] . yemek).] denize ait" bahir [ xix] (kuva-i) bahriye deniz kuvvetleri.ihsan etmek.pay vermek. L. hediye < OFa bâttan.Ar bâqin [#bqy fa .a. birlikte. bilhassa bakalit [ xx/b] ~ İng bakelite bir tür sentetik polimer < öz H.bahriye < Ar baHrî [nsb. genç kız " bikir Ar bakir (erken) sözcüğünden bağımsız olarak Türkçe halk ağzında türetilmiş bir kelimedir. Baekeland Belçikalı-Amerikalı mucit (1863-1944) bakalorya [ARasim 1897-99] ~Frbaccalauréat üniversite giriş sınavı < OLat baccalarius genç adam. pay. talih). kalıcı" beka kız (lugatı müvelled d e ) <Ar bikr ilk doğan evlat. ba%ş-" bahş baht [Kut xi] ba%ş. 2. bahşetmek * Aynı kökten Sans bhaga (pay. paylaştırmak (= Ave ba%şaiti a. pay vermek. şövalye adayı. bakan YT [CepK 1935] nazır Tü nazır çevirisidir. ba^ş.ihsan etmek. ihsan.] geri kalanlar < [Kut. donanma bahş [etm [KGunya xiv] ~ Fa/OFa ba^ş ihsan.) ~ HAvr *bhag. bekâr ~ EFr bacheler * Karş. Ayrıca EYun fagö (yemek).] kalan. bazı tanrıların sıfatı).

manav.). artık [Kan xv] bostancı. vicia faba baklava bakraç bakır " bakır [Kıp xiv] baqla semizotu. Alm. bakterisid bactericide a.] sebze satan kimse.] kalan şey. Alm kupfer. manav. palaz 1? balâ [Aş xiv] ~ Fa/OFa bâlâ yüksek . özellikle fasulyegiller Tü [TS xv] baklağı/baklağu a. balaban (kuş yavrusu). bakire erken.a. a. çubuk ~ HAvr *bak. # 1838 Ch. [MŞ xiv] bezelyegillerden malum < Ar baql [#bql] her çeşit sebze.a. G. +sid bal Tü [Oğ xi] bal [ xx/b] ~ Fr bactéricide bakteri öldüren / İng * Karş. asa " baget * Bakteriyolojihane-i Şahane ve Daülkelb (Kuduz) Hastanesi 1887'de kurulmuştur. turfanda / Ar bikr genç kız " bakir [Barkan xvi] evlenmemiş kız < Ar bakir * Araçaya benzetilerek Türkçede üretilmiş bir kelimedir. Fr cuivre (a. " bakteri. İng copper. balaban.a. [Men xvii] (vulg.) sebze dahil ~ Ar baqqâl [#bql im. * Karş. Ehrenberg. bostancı < Ar baql sebze bakla bitki.bakır Tü [ viii] bakır a. baldız (yaşça küçük akraba).baston.a. Nihai kökeni çocuk dilinden alınmış olmalıdır. baston. bakiye " beka bakkal her türlü yiyecek eşyası satan " bakla [ xiv] ~ Ar baqiyyat [#bqy msd. < Tü bakteri [ 188+] ~ Fr bactérie tek hücreli canlı YLat bacterium a.: bala. bala Tü [ xi] bala kuş ve hayvan yavrusu * Karş. baldız.a. ? <T [T S xvi xvi] bakrac küçük bakır kazan ü * Alet isimleri yapan -aç ekiyle. doğabilimci (1795-1876) ~ EYun bakterion değnek. Erken antik çağda dünyanın en önemli bakır kaynaklarından biri olan Kıbrıs adasının adından metatez yoluyla Türkçeye alınmış olması ihtimali üzerinde durulabilir.) < Lat aes ciprum (Kıbrıs tuncu). EŞKÖKENLİLER: Tü bal. Moğbal (a.

conium maculatum.atmak. 14. baldız Tü küçük kızkardeşi [Uy viii+] baltır karının küçük kızkardeşi. Rus baldıryan (kedi otu. mimusops balata. sümük ~ Ar balġam irin. balad [ xx/b] ~ Fr ballade bir şiir türü ~ Prov balada oyun havası < Lat ballare dansetmek < EYun balle hoplama. valeriana officinalis) adıyla ilişkisi açık değildir. < İt ballare dans etmek " bale balet [Tz 1992] erkek bale sanatçısı * Türkçeye özgü bir türevdir. * Sözcüğün kökeni belirsizdir. balata [ xx/b] kauçuk. balgam [Kut xi] irin. lastik ayakkabı tabanı. -t.irin. Men ~ ? baldıran Tü? xv] baldıran a. < Tü ba.a. [ xi] baltız karının (= Moğ balçir küçük çocuk. bağlanmak < Tü [Kıp xiv] baltır bacağın dizden aşağı olan bölümünün kası. [Amr.] dansçık. eski tıbba göre insanı oluşturan dört maddeden biri ~ EYun flégma. [ xx/c] otomobil lastiğinin denge ayarı . iltihap. a.< HAvr *bhel-1 yanmak " flama bali [ xx/c] ~ marka Bally .a. fırlatmak " balistik balalayka çalgı balans [ML xx/c] ~ Rus balalayka Rusyaya özgü telli [ xx/c] denge. [TS xv xv] baldır [İdr xiv] baldaran bir tür zehirli otsu bitki. a. iltihap < EYun flegö.balaban <Tü palaz < Tü bala yavru [CodC xiii] bir tür yırtıcı kuş. ~ İt balletto [küç. kauçuk ağacı. Alm baldrian. [ xi] baltır üvey evlat. flog.yanmak.Fr balance terazi. yy'dan itibaren kaydedilmiş olup ayrı bir bitkiyi ifade eden OLat valeriana > Fr valériane. bol. bilanc. bebek ) " bala ~ Fr ballet a. 2. dans < EYun bâllö. denge ~ Lat bilanx. fren pabucu * Batı dillerine tropik bir ülke dilinden 1770 dolayında girmiştir.iki kefeli terazi" bilanço ~ Fr balata 1.a. iltihaplanmak ~ HAvr *bhleg. 3. çakır doğan = Kırg balapan kuş yavrusu.bağlamak " bağ1 baldır Tü? < Tü *balış-yapışmak. İng valerian. balçık Tü [Oğ xi] balçık/balık yapışkan çamur bal. [ xx/a] ~ Fr ballerine kadın bale sanatçısı ~ İt < Tü bale " bale bale [188+] kısa gösteri dansı < İt ballo dans " balad balerin ballerina a. eril aktör adı yapan -t ekinin kaynağı anlaşılamamıştır.

. ~ Ar baliğ [#blġ fa. sıcak hava veya gazla yükselen nakil aracı ~ İt ballone [büy.19 186+] ~ İt ballo dans. halkalanmak balkon [ xviii] ~ Ven balcòn [İt balcone] bir kirişle taşınan ev çıkması. [EvÇ. Alm wal (balina). erişen.a. tomruk). büyük top.a. taşıyıcı ağaç HAvr *bhelg. atılmak. cumba / Fr balcon a. rayiha.a. top şeklinde büyük şişe. < İbr #bsm güzel kokma (= Aram bssâmâ güzel koku. balkı[mak (su veya yumuşak bir şey) oynamak. danslı eğlence < balon [LO 1876] havaya uçurulan çadır ~ Fr ballon 1. EYun bole ve blema (atış). parfüm ) balsıra madde balta [EvÇ xvii] çam dallarında bir parazitin oluşturduğu tatlı ~ ? Tü [Uyviii+]baltua. kabarmak " balya * Aynı kökten İng whale. her çeşit merhem ~ EYun bálsamon pelesenk ağacı ve merhemi ~ İbr bâsâm a. pelesenk ağacı. 2. fırlatmak ~ HAvr *gwl-ns. ulaştı. gövdeyi gererek atılmak * Karş.] eren. balistik [ xx/b] ~ Fr balistique fırlatılan nesnelere ait < Lat ballista mancınık ~ EYun bállista < EYun bâllö atmak. balina ~ EYun fállaina a.atmak.a.kalın ağaç gövdesi" falaka * Aynı kökten Alm balke (mertek. bu ağaçtan elde edilen merhem. olgunlaştı" büluğ balık Tü [Uyviii+]balıka.< HAvr *gwels. uzanmak. ~ Ger *balkan mertek. vardı. 3. HAvr *bhel-2 şişmek. balina [LO xix] balena ~ İt balena a. kütük. Men xvii] balıkçın/balıkçıl < * -çır/-çın/-çıl ekinin işlevi açık değildir. balle (hoplama) < bâllo.baliğ [KGunya xiv] Ar balaġa erdi. a. 2.] büyük top < İt balla top " balya balsa [ML xx/c] ~ İng balsa çok hafif olan kerestesi sal yapımında kullanılan bir tropik ağaç ~ İsp balsa sal balsam [ML xx/c] ~ İng balsam 1. ergin < balıkçıl <Tü Tü balık " balık [TS xiv] balıkçır balık yiyen bir kuş.a. ~ Lat balaena dev balık. balo Lat ballare dans etmek " balad [Mesail 3.

balüstrad [ xx/b] ~ Fr balustrade trabzan parmaklığı < Fr balustre özel şekilli trabzan kolonu ~ Lat balauster nar çiçeği ~ EYun balaústion a. bamya [LO xix] bir sebze. hüküm.a. bam [teli perde teli [ xiv] ~ Fa bam/bâm müzikte pes perde. angarya. * Biçiminden ötürü. Yakındoğu kültürleri ile çok eski bir etkileşim muhtemel gözükmektedir. bohça. görev yüklenmek < Lat baula yük " bavul * Karş.]. Aynı Hintavrupa kökünden Ger *bullaz (tomruk. balya [Kan xvi] ~ İt balla top. resmi görevli). Lat follis (kese.a. denk ~ Ger *ballaz top ~ HAvr *bhol. ferman okumak.suya batırmak. İng bailiff (kral temsilcisi. feodal hukukta bir beyin tüm tebaasına salınan yükümlülük.< HAvr *bhel-2 şişmek. gürbüz).(cesur. balyemez [LF xvii] balimoz ~ Ven balla meza bahriyede orta boy top & Ven balla top + Ven mezo [İt mezzo] orta (~ Lat medius a. 2. banal [ xx/b] adi ~ Fr banal 1. ağır çekiç < Yun/EYun barys ağır (sıfat) " bar(o)+ ~ Yun bariós ağır balyoz2 [Arg xvi] bayloz/balyoz ~ Yun bailós Venedik elçisi ~ İt bailo elçi. EFr bale > İng bale (bohça). köylü işi [esk. adi. torba).* Karş. ~ Port bambus a.a. pes bambu [Bah 1924] ~ Fr bambou sıcak iklimlerde yetişen bir tür kamış / İng bamboo a. yy'da Güney Hindistan'dan getirilmiştir. özel görevli. kabarmak * Aynı Germanik kökten İng ball (top). ben2. Akad paltu (balta). daldırmak * İnisyal b > m dönüşümü için bak. Türkçede -n sesi ile bittiği halde transitiv/geçişli anlamı olan tek basit fiildir.a. EYun fállos (fallus). *baltha.)" balya. Fr bailli. salma < Ger *bannan/*bandan yüksek sesle ilan etmek. sıradan < EFr ban/bandon ferman. alcaea aegyptiaca veya abelmoschus esculentus ~ ? ban[mak Tü ~ Ar bâmiyâ Habeşistan kökenli [ xi] man. mez(o)+ balyoz 1 [KT xix] varyoz ağır çekiç şey. resmi temsilci < Lat baiulare ağır bir şey taşımak. kütük). ~ Tamil * Avrupa'ya 16. askere çağırmak .

banço * ABD zenci ağızlarından. yy ortalarından beri kullanımdadır. tümsek şeklinde toprak yığını ~ Ger *bankiz/*bankon a. simge. bez afiş. Ayrıca karş. seki. ~ OLat bandum 1. sancak. seki" bank banknot para " banka. özellikle müzisyen takımı).Fr banderole 1. bir sancak altında toplanan güruh. sancak * Fr bannière > İng banner (sancak) biçimleri İtalyancadan alınmıştır.]binaeden" bandrol bank [Bia xix] banka ~ İt banco oturma sırası. 2. kumarda banka. grup. İt banda2 (takım. İng band. yar). Fr bande. tezgâh. not [187+] ~ İng banknote banka kâğıdı. Mezidxv] " bar3 -Arbânic[#bnyfa. bandıra [LF xviii] ~ Ven bandéra [t bandiera] bayrak < Ven banda1 bayrak.] küçük sıra < Fr banque set. sancak. banka [ 184+] bank/banka finans kurumu ~ İt banco 1. şerit şeklinde bayrak. [ xx/b] banjo ~ İng banjo bir müzik aleti bandana [ xx/c] ~ İng bandanna lekeler bırakılarak boyanmış mendil ~ Hind bandhanu kumaşı düğümleyerek boyama usulü < Sans bandh-bağlamak ~ HAvr *bhendh. banka ~ Ger *bankiz/*bankon " bank banker banka [ 186+] ~ İt banchiere bankacı < İt banca" ~ Fr banket [ xx/b] . [ML xx/c] yol kenarı seddi banquette [küç. banko. İng river bank (nehir kıyısındaki set. kazanacağına kesin gözüyle bakılan şey ~ İt banco banka " banka . 2. kâğıt banko [ xx/b] 1. masa. a.a. sarraf tezgâhı. bakarada bankadaki tüm parayı ortaya sürme. 2. üstü yazılı kurdele ~ İt banderuola bayrakçık < İt bandera bayrak " bandıra bangır bani bina onom bağırma sesi [Ömerb. banket. çete " bandıra [KT xix] Tekel mamullerine yapıştırılan vergi etiketi . * Karş. çete. set. özellikle gemilerde kürekçilerin oturduğu sıra / Fr banque set.a. bando [ xix] ~ İt banda2 müzik grubu / Fr bande takım. "Bağ" anlamına gelen band ayrı bir sözcüktür.bağlamak " bant * İngilizce sözcük 18. 2. Güncel kullanımı İng band (şerit) sözcüğünden etkilenmiştir. gemide sancak tarafı ~ Ger *bandwa işaret.

a. çok tohumlu kişi veya varlık & Ar bü baba + Ar Hibâb [#Hbb1 çoğ. brutus (kaba). bar1 [Aİhsan 1891] içki tezgâhı ~ İng bar 1. adansonia digitata ~ Ar bü Hibâb "tohumların babası". ~ İt bagno hamam. a. çevre. bond (bağ). ferman + Fr lieu yer " banal.a. 2.a. Lat gravis (ağır). topluluk. yağmur ) . halka halinde yapılan dans ~ HAvr *per-1 halka. kapı. Sans bandhati (bağlamak). ayakta içki içilen yer ~ Fr barre engel. bariyer. bar2 [D S ] Erzurum dansı ~ Erm bar 1. bir kitabı oluşturan bölümlerin her biri ~ Aram bâbâ 1. benmari. çubuk. 2. dış mahalle. banu hanımefendi ~ OFa bânüg a. içki tezgâhı. [LO xix] ~ İt baracca kulübe.a. hap1 bap/bab[Kut. bariyer ~ OLat barra a. ~ Fr bande1 bağ.banliyö [ xx/b] varoş ~ Fr banlieu bir kentin yargı alanı içinde bulunan kırsal bölge. kapı. bundle (deste). lokal bant [ xx/b] band < Ger *bindan bağlamak ~ HAvr *bhendh. ~ E Yun balaneîon hamam EŞKÖKENLİLER: Lat balneum : banyo. Fa bandan. bind (bağlamak). halka.a. soylu kadın. Talmud'u oluşturan risalelerden her biri (= Akad bâbu kapı) bar(o)+ ağırlık/bary$s ağır ~ HAvr *gwrsu. 2.< HAvr *gwers-2 ağır * Aynı kökten Sans guru-. hüküm. varoş & EFr ban yargı. engel.] tohumlar (< Ar Habb )" ebu. 2. grup. şofben baobab [Bah1924] ~Frbaobab Afrika'da yetişen bir ağaç. şerit ~ Ger *bandam a. kaplıca ~ Lat banyo [ 186+] yıkanma yeri balneum/baneum a. [Ferec xv] ~ Fa bânü prenses. bound (bağlı). Aş xi] bâb ~ Ar bâb [#bwb] 1.ağır. * Aynı kökten İng band (bağ). ağırlık < EYun báros baraj yolunu kapatmak " bar1 baraka yapı ~ ? ~ Fr barrage su seddi < Fr barrer engellemek.a. etraf" per+1 bar3 onom [Men xvii] bar bar (ayı gibi) homurdanma sesi [ xx/b] " bağır~ Fr/İng bar(o). < OFa wârîdan yağmak (= Ave var yağmur = Sans vâri/varshâ su. derme çatma baran [Ferec xv] ~ Fa bârân yağmur ~ OFa wârân a.

kimyacı.a. varil ~ İsp barrica a.Lat barbarus a. üre * 5 Aralık Azize Barbara yortusu günü keşfedildiği için. a. < Lat barba sakal ~ HAvr *bhardhâ. a.a. Alm bart (sakal).a. defa [xx/b] [KıpGul xiv] ~ Frbarrefixe sabit çubuk. hiç olmazsa < Fa barikat [ 185+] barikad ~ Fr barricade Paris'te 1588 ihtilali esnasında asilerin büyük fıçıları toprak ve taş doldurarak yaptığı mevzilere verilen ad.dönüşümü tipiktir. ~ EYun bárbaros [onom. • Aynı kökten Fr barbe. her çeşit derme çatma korunak < Fr barrique fıçı. [ARasim 1897-99] bir fasulye türü ~ Yun barboúnia [çoğ.> Lat -b.a. mullus barbatus. barbekü füme edilen bir tür ahşap tezgâh ~ Karib [ xx/c] ~ İng barbecue ~ İsp barbacoa üzerinde et barbiturat [ML xx/c] ~ İng barbiturate kimyasal bir madde # 1864 Adolf von Bäy er. barbut oynanan bir oyun [ 1842] Mısır'a özgü bir altın para.konut edinmek < Tü bark konut" bark * Bar. [LO xix] zarla ~ Ven barbùt [İt barbato] sakallı.] "koca sakal". argoda bir tür para < Ven barba sakal" barbunya * Muhtemelen kral resmi basılı bir sikke adından. barın[mak <Tü [T S xiv] barın. HAvr -dh. . barbunya [ xix] bir balık türü.] < Yun barboúni bir balık türü ~ İt barbone [büy.a. < Alm barbitursäure barbitürik asit & öz Barbara bir kadın adı + Lat urea idrar. bardak <Tü [CodC xiii] < Tü bart [xi] su içilen kap barem [ResmiG1934] ~Fr barème sayısal basamak tablosu < öz François Barrême Fransız matematikçi ve modern muhasebe sistemlerinin kurucusu (1640-1703) barfiks alet" bar1. fiks bari bâr kere. Alm.> var.] "anlaşılmaz bir dil konuşan kimse". ancak. vahşi . İng beard.a. jimnastikte bir ~ Fa bârı bir kere.fiilindeki ses dönüşümünden sonraki bir devirde ortaya çıkmış bir türev olduğu açıktır.barbar [VartanP1851] ~Frbarbare yabancı. * Fasulye türünün adlandırılış nedeni anlaşılamadı.

aşikâr < Ar baraza [msd. ~ EYun pyrites (líthos) ateş taşı. barmen [Hay 1959 195+] ~Frbarman barda içki servisi yapan görevli & İng bar içki tezgâhı + İng man adam " bar1.] çubuk. yurt < Tü bar.bağlamak " bağ1 * ETü barış-1 > varış. +metre baron baro erkek.). Karş. barmeyd [ xx/b] ~ İng barmaid barda çalışan kız & İng bar + İng maid genç kız (~ Ger *magadi.korunmuştur. ulaşmak. engel" bar1 barok [ xx/b] ~ Fr baroque Batıda 17.a.a. ortaya çıktı. alıp verme ~ ? barut [Tz xvi] ~ Ar bârüd a. burüz] çıktı. yy'da ev bark ikilemesi haricinde kullanılmayan bir sözcük olarak kaydedilmiştir.a. karşılıklı ziyaret etmek) fiiliyle ilişki kurulması doğru olmasa gerek. engel.a. mahkemede avukatlara ayrılan bölme ~ Lat barrellus [küç. elde etmek " var- * Final -k etkisiyle inisyal b. bariton [ xix] ~ Fr baritone müzikte orta erkek sesi ~ İt baritono & EYun barys ağır + EYun tónos ses " bar(o)+. ~ HAvr *maghu. mania < Fr barre çubuk. [CodC xiii] bazlaş-/bazış-.a. kendini gösterdi bark Tü [ viii] bark konut. engel " bar1 ~ Fr barrière engel oluşturmak için bariz [Ali xvi] ~ Ar bariz [#brz fa.) baro [Bah1924] ~Frbarreau1. barometre basınç ölçme cihazı " bar(o)+. değiştokuş ~ EFr barater takas etme. çıkıntı.varmak.a.a. çakınca ateş alan bir mineral < EYun pyr ateş " pir(o)+ .] ortaya çıkan. sözleşme < Tü ba. xiv Kıp] bağ. ve 18. [TS xv < Tü *bar/baz [viii. pyrítida] a.çubuk. ton1 bariyer [ xx/b] kurulan düzenek. yiğit kişi ~ Ger [187+] [LO187+]barometro ~Fr baromètre ~Fr baron bir soyluluk ünvanı ~OLat ~ İng barter [ xx/c] reklam karşılığı mal veya hizmet anlaşması barter takas. İng bartender (a. • 11. 2. ~ O Yun pyrites [mod. akit.barış[mak xv] barış- <Tü [İMüh xiii] barlaş. yüksek. manken * Fransızcaya özgü bir İngilizce bileşiktir. yy'a özgü aşırı süslü sanat uslubu ~ Port barroco büyük ve tuhaf şekilli inci * Önceleri aşağılayıcı anlamda kullanılmıştır.sulh yapmak. antlaşmak.(birbirine gitmek.

[T S xvi xvi] ekin toplandıktan sonra tarlada kalan artık. sümbüle < Tü baş " baş başar[mak Tü [Or viii] başğar. İng kimyacı (1778-1829) < Lat barytes barit. [ viii] bas. reis. .] çubuk şeklinde bakteri ^ 1853 Ferdinand Cohn. baston " baget basın YT [CepK 1935] matbuat < Tü bas-" bas~ Tü basınç [viii+ Uy] basınma. baskın yapmak ~Frbasse müzikte pes bas1 [ARasim 1897-99] baso perde ~ İt basso ~ OLat bassus aşağı. değnek. botanikçi (1828-98) < Lat baculum çubuk. bacin] leğen. [Men xvii] ekin başı. alçak bas2 onom [OKemal 1948] bas bas bağırma ifade eden söz " bağır- başak Tü [Kaş.ayağını basmak. basen basınç YT [CepK 1935] basınç tazyik baskı < Tü bas-" bas-. çukur kap ~? Kelt basil [ xx/b] ~ YLat bacillus [küç. [ xx/c] kalça . [Kıp xiv] başar. başlamak. [DK xiv] muvaffak olmak < Tü baş " baş başat YT [CepK 1935] hakim < Tü baş " baş * Ada eklenen -at ekinin işlevi açık değildir. başbuğ + [TS xvi] önder. ezmek. emir. insight < Ar baSar görme yeteneği [KıpGul xiv] ~ Ar baSîrat [#bSr msd. asker başı (=? Tü boğra/buğra [Kaş xi] her hayvanın aygırı. boğa [ xx/b] belden 20 cm aşağıdan alınan ölçü. serasker & Tü baş + Tü buğ [T S xvi] reis. güreşte galip gelmek.] kavrayış. yol göstermek. a. tazyik.öncülük etmek. kalça ~ OLat bacinus leğen < OLat bacus/bacarium tekne. baryum sülfat minerali < EYun barys ağır " bar(o)+ baş bas[mak Tü Tü [ viii] baş a. özellikle erkek deve )" baş. basiret sezgi.bitirmek. leğen kemiği.baryum [Bah 1924] ~ YLat barium bir element # 1808 Sir Humphrey Davy.Fr bassin [esk. +inç * Türkiye Türkçesinde kullanılmayan bir sözcük iken Dil Devrimi döneminde yazı diline ithal edilmiştir. Alm. İdr xi] başak mızrak veya ok başı.

çubuk ~ OLat bastum/basto a.A. açtı başka <Tü ~ Ar basıT [#bsT sf. yalnız) deyiminden türemiş bir biçimdir. her çeşit terazi < EFr baculer tepmek. -ka eki dativ çekim ekidir. basketbol [ xx/b] ~ İng basketball a.içine girmek. et parçası [Uy viii+] bat. . kolay. saplanmak [ xi] batığ bataklık.bir işe girişmek [ xx/a] < Tü baş " baş ~ İt basta yeter < İt bastare yetmek " bas-. badehu. pil takımı.a.a. Kanad. TTü *başan şeklini verir. [CodC xiii] diğer.)" balya baskül [Bah 1924] ağır yükler için terazi ~ Fr bascule bir eksen üzerinde oynayan çubuk. basübadelmevt ~ Ar bac6u bac^da-l-mawt ölümden sonra diriliş & Ar bac6 ayağa kalkma. mat2 basur bat[mak batak batarya takımı Tü Tü ~ Ar bâsür hemoroid ~ Aram bassrâ et. • Eski Türkçe sözcükte. ayrı. serdi. dirilme + Ar bacad sonra + Ar al-mawt ölüm " mebus. bacak [ xx/a] kısa boylu * *Mastı bacak biçiminden türetilmesi fantezidir. # 1891 J. engelsiz.basit [Yus xiv] yalın < Ar basaTa [msd. [Bah 1924] pil ~ İt batteria top takımı. arka " batarya başla[mak basta bastıbacak + Tü [ viii] başla. fiil eki olan -ğan takısının işlevi açık değildir. hekim ve eğitmen & İng basket sepet + İng ball top (~ Fr balle a. başkan YT [CepK 1935] reis ~ başğan [Kaş xi] büyük balık. tekme atmak & Fr battre dövmek + Fr cul kıç. lider *baş-" baş * ETü başğan biçimi. baston [ xviii] alafranga değnek bastone ] değnek. * Aynı sözcüğün Fransızca biçimi baton olarak alınmıştır.a. Dil Devrimi döneminde benimsenen -kan takısı keyfidir. Naismith. [T S xv xv] batak < Tü bat-" bat~ Ven bastòn [İt [ 182+] belli sayıda toptan oluşan takım. [T S xv-xix] bir başına. tahtırevalli. vurma çalgılar takımı < İt battere dövmek ~ Lat battere a.] düz.a. yalnız < Tü baş " baş * Muhtemelen baş başka (tek başına. basT] yaydı.

hiç" [passimxiv] batın/batn[Aş. yy'a dek yaygın olarak kullanılan Tü bay (zengin) sözcüğü ile anlam ilişkisi kurulamaz. pil takımı.] hükümsüz. Yus xiv] ~ Ar baTn [#bTn msd. battaniye batıni ~ Ar bâTinî [#bTn nsb. bay YT [Bah 1924] [TarD 193+] hitap deyimi ~ İt baule yolculukta taşınan yük. vurma çalgılar takımı < Fr battre dövmek.] örtücü " batın bavul Lat baula a. bir şeyin en iç bölümü ) EŞKÖKENLİLER: Ar #bt?n : batın. aşağı basmak " batarya batı batik Malay batik batıl butlan <Tü [CodC xiii] batış güneşin battığı yön.]boş. " baston battal Tü [Uy viii+] badman/batman terazi. gizli olma (= Aram baTsnâ karın. bir kişinin veya şeyin iç yüzü. batıni. işe yaramaz.] içte olan. rahim.] Kuranın gizli anlamlarını araştıran kimse < Ar bâTin [fa. geçersiz. örtünme. geçersiz " butlan ~ Ar baTTâniyyat [#bTn] yorgan battaniye [Bah 1924] yerine kullanılan yün örtü < Ar baTTân [im. bayağı 1 Tü [Uy viii+] baya az önce.bateri [ xx/b] ~ Fr batterie top takımı. gizli olan < Ar baTana [msd. demin . bir tartı birimi [ xx/b] ~ Fr bâton çubuk. a. derman bırakmamak < Tü bayıl-" bayıl- * Bayıl.Ar baTTâl [#bTl im. bay[mak <Tü [LO xix] yormak.] 1. örtündü batman baton a. vurmak. 2. geçersiz. a. karın. [MMem xvi] batı < Tü bat-" bat[ xx/b] ~ İng batik lekeler bırakılarak boyanmış kumaş ~ -ArbâTil[#bTlfa. [LO xix] aşırı iri . baTn/buTün] gizlendi. değnek ~ OLat bastum/basto [Aş xiv] hükümsüz.fiilinden modern bir geri-türetmedir. 19. bavul ~ ~? Tü bay [viii-xix] zengin * Bey sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetildiği açıktır.

tali + İng pass geçme " pas2 ~ İng bypass yandan dolaşarak * Amerikan kullanımında "trafiği rahatlatmak için açılan tali yol" (1922). bayat [MŞ xiv] bayad veya dünden kalan < Ar bata geceledi. bayc] sattı. mutluluk. bayram [ xi] badram. deminki. baypas [198+] geçme & İng by yan. tekrar (önek) + İr *râma. sükûn & İr *pati. [Men xvii] bayıl. / Sogd patram neşe. bayrak.a. işe yaramadı baykuş Tü? [KıpGul xiv] baykuş .bayağı2 bayan YT Tü [Uy viii+] bayakı önceki.] satan.sükûn. eski [TarD 193+] hitap deyimi < Tü bay" bay < Tü baya"bayağı1 * -an ekinin mahiyeti belirsizdir. Tü tuğ (mızrak ucunda taşınan flama) ile Fa tığ (mızrak) arasındaki ilişki de üzerinde durulmaya değer. huzur. barış ve mutluluk (= Sans rama a.biçimine eski kaynaklarda rastlanmamıştır. [Oğ xi] bayram ~ OFa paSrâm a.geri. bayrak Tü Tü batır-" bat[Uy viii+] badruk mızrak ucuna geçirilmiş flama. tembelleşmek. sözcüğün aslının *bayk kuşu olduğunu düşündürür. Fa şabma (akşamdan kalma. "bir tür kalp ameliyatı" (1957). konakladı" beyit * Karş. bayat) < şab (akşam). sahra ~ Ar bâ'ir [#bwr fa.a. ikincil. [Men xvii] baykuşı * Çağatayca biçim. çöl. [ xi] batrak < * Sözcüğün nihai anlamı "mızrak" olmalıdır. bayi [Barkan xvi] baca [msd. [Çağ xv] bayk/baykız . nadasa bırakıldı. satış için anlaştı bayıl [mak geçmek Tü ~ Ar bâyic [#byc fa. bawâr] (toprak) boş durdu. müreffeh olmak < Tü bay zengin < Bayındır eski bir Türk adı < Tü bayu- bayır [DK xv] yaban yer. bayındır YT [CepK 1935] mamur zenginleşmek.kendinden * *Bay. yaban < Ar bâra [msd.)" ram bayt birim " bit2 [198+] ~ İng byte sekiz bitten oluşan sayısal . satıcı < Ar ~ Ar bâ'it [#byt fa.gevşemek.] işlenmeyen toprak.] akşamdan [kaş xi] mayıl.

altın ayarını sınamak için kullanılan kara bir taş ~? Prakrit pâsâna taş * Latince biçim doğabilimci Plinius'un yazmalarındaki bir yazıcı hatasından kaynaklanır. 2. a. adım atmak. kimi zaman" bazilika [DTC1944] ~ Lat basilica Roma imparatorluğunda bir tür kamu binası < EYun stoabasilike "kral revakı". adım atan).a.] kısmen. baytar [ xiv] ~ Ar bayTâr/bayTar [#bTr] veteriner. < EYun básanos mihenk taşı.geliş < HAvr *gwem. adım. gitmek ~ HAvr *gwm-yo. kolun omuzla dirsek arasında kalan bölümü ~ OFa bâzüg/bâzâ a. bazalt [ xx/b] ~ Fr basalte koyu renkli bir volkanik kaya ~ Lat basaltes a. gitmek * Aynı kökten EYun -bates (yürüyen. kaide.yürümek.gelmek. basamak. kimyada bir asitle birleşince tuz oluşturan madde ~ Lat basis altlık. [DK xv] yavru < . ~ EYun basanites a. +iyatr baz [ xx/b] ~ Fr base 1. bir parça. temel. bazan/bazen Ar bacD birtakım. baza temel. nalbant ~? EYun (h)ippíatros at doktoru " hip(o)+2. 2. Lat venire (gelmek). [DK xv] bazlambaç yufka ekmeği bazu/pazu [Aş xiv] ~ Fa bazu üst kol.a.* İngilizce sözcük bite (ısırık) sözcüğünden esinlenerek 1964'te türetilmiştir.a. altlık. heykel kaidesi < EYun bainö. taban. kaide ~ EYun básis 1. at doktoru. biraz bazı bazan [Kutxi] ~ Ar bacDan [zrf.) bazuka [ xx/b] ~ İng bazooka elde taşınan roketatar ~ ? * İngilizce sözcük Amerikalı komedyen Bob Burns'un (1896-1956) sahnede kullandığı bir müzik aletinin adından ödünç alınmıştır. kısmi olarak < ~ Ar bacDî[nsb] kısmi. be be+ bebe/bebek çoc ünl hitap ünlemi " bre ~ Fa ba ile. (= Ave bâzu a. [Kıp xiv] göz bebeği. Atina'da yüksek mahkeme olarak kullanılan revakın adı < EYun basileús kral bazlama [İdrH xiv] bazlamaç . taban. = Sans bâhu a.a.a. bat. altyapı" baz [ xx/c] yatağın altına konan kasa ~ İt/Fr base altlık. aracılığıyla (edat) ~ OFa abag a.

ilk kez yapılan şey " bidat bedayi [Ali xvi] ~ Ar badâyic [#bdc çoğ. bedevi çöl göçeri. orijinal şeyler. insan gövdesi. bedevi [Yus. +istan * Z > d dönüşümü dissimilasyon eseridir. bedava ~ Fa bâd ü hawâ "hava civa". Ar bubu (a. DK xiv] ~ Ar badawl [#bdw nsb.] 1. ~ Ar badan [#bdn msd. İng baby. Fr bébé.] karşılık. kale duvarı [Aş xiv] ~ Fa bad ducâ ilenme & Fa bad kötü + Ar ~ Ar badal [#bdl msd. [ <1970] cinsel ilişkide bulunmak = Tü başar-" başarbedava [Men xvii] badı heva karşılıksız. dua bedel [İrşad. icatlar < Ar badicat^ icat. eşdeğer idi beden 2.görmek)" bet1 beddua ducâ' dua " bet1. Fa baba. becer[mek <Tü [DK xv] becer.a. KGunya xiv] eşdeğer < Ar badala yerine geçti.] yenilikler.] yenilikler. özellikle kumaşçılar çarşısı & Ar bazz kumaş + Fa -istân yer bildiren takı" bez1. baht [CodC xiii] ~ Fa bad bâ%t kötü bahtlı ~ OFa ~ Fa bedbin [KT xix] karamsar (Fr pessimiste karşılığı) *bad bin kötü gören & Fa bad kötü + Fa bin gören (~ OFa wen = Ave vaena. zahmetsiz veya tesadüfen elde edilen şeyler için kullanılan bir deyim & Fa bâd rüzgâr + Fa hawâ hava " bad.a. bedel oldu.başa çıkmak. bedhah [Men xvii] kötü niyetli. hava bedayi [Ali xvi] ~ Ar badâyic [#bdc çoğ. icatlar < Ar badicat^ icat. orijinallik. ilk kez yapılan şey " bidat bedbaht wâdba%t a. orijinal şeyler.). muvaffak olmak. orijinallik.] ~ Fa bad %\vâh kötüyü isteyen. becayiş [LO xix] görev veya makamı değiştokuş etmek < Fa ba cay (birinin veya bir şeyin) yerine & Fa ba -e hali bildiren edat + Fa cay yer be+ * Farsça deyimden Farsça fiil adı yapan -iş ekiyle türetilmiş Türkçe kelimedir.* Karş. düşman & Fa bad kötü + Fa %\vâh isteyen " bet1 . bedesten [Men xvii] bezistân/bedestân ~ Fa bazistân/bazzâzistân her tür çarşı. Türkçe sözcük başka bir dilden alıntı değildir. " bet1. [ xix] uygunsuz bir davranışta bulunmak.

] emsali olmayan.] dolunay ~ Fa bad nâm kötü ünlü. behavyorizm [DTC1942] İng behavior davranış < İng behave davranmak < İng have ~ İng behaviorism davranışçılık < behemehal ~ Fa ba hama Hâl her durumda. [KT xix] behimiyyet ~ Ar bahlmiyyat [#bhm msd. güzel" bidat bedir bednam kötüye çıkmış " bet1. taqdır.1710) begüm ~ YLat begonia bir çiçek cinsi < öz [ xx/a] Hindistan'da soylu kadınlara hitap tarzı . Bak. her behimiyet [Men xvii] behimî. adı [İMüh xiii] bégen-/bégel. kendiliğinden oldu.1.begum kraliçe. Yus xiv] bedr [Mercimek xv] ~ Ar badr [#bdr msd. = İbr bshlmah a. Kudret ve iktidar ile değer biçme/değer verme arasındaki semantik ilişki ilgi çekicidir. < öz Louis Antoine de Bougainville Fransız denizci ve seyyah (1729-1811) begonya [ xx/b] Michel Bégon Fransız idareci ve botanikçi (1638. nasip ~ OFa bahrag . hisse.] hayvanlık. soylu kadın ~ Tü begüm [xv+ Çağ] soylu kadınlara hitap tarzı < Tü beg bey " bey * Hanım sözcüğüyle paralel yapıdadır. öküz gibi hantal ve aptal olma < Ar bahîmat hayvan. harikulade. beraber. hanım. gözle görünen.A r b a dî h î [ # b d h n s b ] aşikâr. [KGunya xiv] ~ Fa bahra pay. beylik etmek. takdir ve tasvip etmek < Tü * Karş. behre a. a. a. her (< Fa ham bir.bedihi [NKemal1867] . her halde & Fa ba ile + Fa hama tüm. iqtidar.a. vuku buldu bedii [ 190+] sanatsal yaratıcılığa ilişkin (Fr esthétique karşılığı) < Ar badîc [#bdc sf. davar. birlikte ) + Ar Hâl durum " hem. 2. Ar qadır. beğeni YT [CepK 1935] rağbet < Tü beğen-" beğen- begonvil/bugenvilya [ xx/c] ~ YLat bougainvillea bir tür çiçekli sarmaşık ^ 1866 Fr.) * İng behemoth (efsanevi bir canavar) sözcüğü İbr bshımot (su aygırı) biçiminden alınmıştır. prenses. büyükbaş (= Aram bshlmtâ a. derhal kavranan < Ar badaha aniden geldi. hal1 beher [Ferec xv] ~ Fa ba har her biri" be+. orijinal. nam beğen[mek <Tü bég bey " bey [Aş.

denedi (= Aram bslâ [#bl'] tükenme = Akad balü/belü sönme. gözcü ~ Ar bakârat [#bkr msd. komi & İng bell çan. kapalı.] genç [ xx/a] ~ Fr becarre bir müzik işareti ~ İt B quadro < Tü bek katı. büyük sıkıntı < Ar balâ sınadı. [İMüh xiii] nöbet durmak < Tü bek sağlam. zorluk. berk "pek bel1 Tü [ xi] bél gövdenin orta bölümü. zarar. güvenceye almak.] 1. bekar dörtgen B " beta * Simgenin şeklinden ötürü. DK xi] ~ Ar baqâ' [#bqy msd. kız olma hali < Ar bikr ilk doğan evlat. kuşak. (birini) etkiledi" büluğ belboy [199+] ~ İng bellboy otellerde yardımcı eleman. yokuş. retorik < Ar balaġa erdi. güç. saklı " pek bekle[mek Tü [Uy viii+] bekle. kalıcı olma < Ar bakârat genç kızlık < bekâr [Men xvii] evli olmayan Ar bikr ilk doğan evlat. zor. kemer ) bela [KGunya xiv] ~ Ar balâ' [#blw msd.] kalma. arta kaldı [Alus1944] [ xx/b] ~Frbeige bir renk ~ İng fullback futbolda geri oyuncusu < İng back [Kut. çıngırak + İng boy oğlan çocuğu (~ EFr embuié uşak. sakınca (= Aram #b'ş kötü olma. rahatsızlık verme ) bej bek geri ~ Ger *bakam beka < Ar baqâ kaldı. serf < EFr embuier prangalamak.] iletme yetisi. bekâret [EvÇ xvii] kızlık. mihenk taşına vurdu.beis [Men xvii] be's ~ Ar ba's [#b's msd.pekitmek. aylak) sözcüğüyle kontaminasyon görülür. . genç kız " bikir * Türkçeye özgü bir sözcüktür. genç kız " bikir bekçi <Tü [Yus xiv] muhafız. iki dağ arasındaki eşik (= Moğ bel meyil. güzel söyleme yeteneği. saklamak. Kullanımda Fa bıkar (işsiz. 2. harcanma) belagat [Kut xi] ~ Ar balâğat [#blġ msd. pek. sağlamlaştırmak. mahfuz. ayağını bağlamak) * İngilizce deyim eskiden otellerde elinde çıngırakla müşteriye mesaj ileten hizmetçilerden alınmıştır. vardı. korumak.] sınav. dağın eteğine yakın veya iki dağ arasındaki eğim.

bilmek " belir- ~Moğbelge resmi yazı. Modern Türkçe biçimi belgi olan sözcüğün Moğolca biçimi Dil Devrimi döneminde benimsenmiştir. * -ge eki Moğolcadır.fiilinin varyant biçimi görünümündedir. belle. şehir. bedava " belge YT [CepK 1935] vesika alamet. bulamak. belli olmak < Tü *bél. zuhur etmek " belirbeleş bila+. Karş. belek (hediye).meydana çıkmak. belirle[mek YT [Fel 194+] tayin etmek < Tü belir-" belir< Tü belir-" belir-belirli YT [TDK 1944] muayyen * Belirsiz sözcüğüne kıyasla üretilmiş yeni bir sözcüktür. belirti belit belki YT YT [TDK 1944] araz [DTC 1944] aksiyom [DK xv] ~ Fa bal ki hatta. beliğ belagat belir[mek Tü [KıpGul xiv] ~ Ar baliğ [#blġ sf. kentsel < Ar balad kent. ülke.belde memleket bele[mek Tü [Neş xv] ~ Ar baldat [#bld msd. pörtlemek =? Tü bélgür-/bélür[viii+ Uy] meydana çıkmak. bulaştırmak * İkinci anlamı bula. o kadar ki < Tü belirt-" belir- . şehir.] güzel konuşan" [Uy viii+] belğür. bebek kundaklamak. [Kaş xi] béle. Ar calam (belirti.gözleri aşırı açılmak. belgü (alamet. vesika~ Tü belgü işaret. Anlam ilişkisi için karş.] kent.fiilinin varyant biçimi olmalıdır. belediye [ xix] (daire-i) beledîye 1854 idare reformuyla İstanbul'da kurulan idari birimlerin adı (Fr municipalité karşılığı) < Ar baladı [#bld nsb. bil.(öğrenmek) vb. belli (bilinen). ülke. calâmat (belirti). sarmak.1. nişan < Tü *bel. sancak). cilm (bilme). dağ Tü béle-" bel1 * -er) ekinin işlevi açık değildir. 2.bilmek " bil- * Tü *bel. şey [LO xix] bedava ~ Ar bilâ şay' karşılıksız. nişan).] kente ait olan. yokuş. beler[mek <Tü [T S xiv] beler. memleket" belde belen <Tü [T S xiv] belen dağlık ve dik yer.kökü.

band. ben1 Tü [ viii] ben birinci tekil şahıs zamiri ben2 Tü [Uy viii+] men ciltte koyu renk nokta * Orijinal biçim *ben olup çeşitli diyalektlerde n/m etkisiyle oluşan inisyal b > m dönüşümü ikincildir. beyin. * Türkçeye 1980 dolayında Mağrip müziğinden alınmıştır. 2.) sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetildiği açıktır.] çitlenbik. bir enstrümanın sesini diğerinden ayıran özellik) modern dönemde Fransızcadan alınmıştır. İng timbre (ses rengi. bin-. ban-. keçi derisinden imal edilen geniş yüzeyli davul. bencil YT [CepK 1935] egoist < Tü ben" ben1 ~ Fa banda bağlı olan. Mağrip müziğine özgü. ezberlemek [Geom 193+] bildirge < Tü belli" belli Tü belle-bilmek. hizmetçi" bende bende [KGunya xiv] bandag a. boncuk. işaret. . bengi. belli bellü <Tü [Kıp xiv] belgülü/bilgülü/bellü bilinen. sivilce < Fa Türkçe ben2 ile benzerlik tesadüf olmalıdır. köle. tutsak ~ OFa < Fa banda köle. buna-. [T S xiv] belgülü .a. beniz. bin. rezonans amacıyla bu davulun iç kısmına gerilen ip ~ Fr timbre/tymbre [onom?] (ortaçağ müziğinde) a. boynuz.bağlamak " bent bendeniz bendir [ xx/c] ~ bendir 1. Karş.a.belladonna [Bah 1924] belladon ~ İt belladonna eczacılıkta kullanılan bir bitki. güzelavrat otu & İt bella güzel + İt donna hanımefendi" dam2 belle[mek belleten <Tü YT [LO xix] bilmek. aşikâr.a. gösterge < Tü *bél-" bil~Fr bémol müzik bemol [ARasim 1897-99] pesleştirme işareti ~ İt B molle yumuşak B " beta * Simgenin şeklinden ötürü. öğrenmek. öğrenmek " belle- * Güneş Dil Teorisi çerçevesinde Fr bulletin (a. < EFa bastan. açık. benze-. [KGunya xiv] < Tü belgü alamet. benefşe menekşe benek ban çitlenbik tanesi [Mercimek xv] [İdr xiv] ~ Fa banafşa menekşe" ~ Fa banak [küç.

a.) ~ HAvr *bhendh. (= Ave bast-. su bendi < Fa bastan. ben2. (= Ave upairi. super+. sahiplenmek [Uy viii+] meniz görünüş. berhudar.a. Cava " labne * Karş. benmari [ xx/b] ~ Fr bain-marie ateşle doğrudan temas ettirmeden. 3. sürpriz. yy'dan itibaren kullanılmıştır.a. Ficus benjamin (styrax ailesinden Doğu Hint adalarında yetişen bir ağaç) < benjoin/benzoin. sürşarj İng over : overlok. & Ar lubân zamk.bağlamak ~ OFa bastan. süper. EŞKÖKENLİLER: Fa bar : beraber. berceste. band. Alm.a. sürreel.a. bermutat. üzere. kuşak. hiperbol. hipertansiyon. -e doğru (edat).a. ebedi * Orijinal biçim *ben olup çeşitli diyalektlerde n/m etkisiyle inisyal b > m dönüşümü ikincildir.485 187+] ~Fr benzine benzol içeren hidrokarbür karışımı ~ Alm benzin a. kokulu reçine + Ar câwâ' Hint Okyanusunda bir ada. up (yukarı). hipermetrop. hipertrofi Lat super : soprano. band. sürmenaj.) ~ HAvr *uper a. " bant benze[mek Tü [Uy viii+] menze. suma.a.4. kimyacı < Alm benzoe(säure) benzoik asit < OLat labenzoe " benzen ber+ ~ Fa bar üst. < Tü meniz görünüş " beniz <Tü Tü [LO xix] kendine mal etmek.a. suya batırılan kap içinde pişirmek ~ Lat balneum Mariae "Meryem banyosu". Benzoe biçimi Batı dillerinde 15.a.a.a. bağlanan şey. -e. berduş.a.a.a. auf. berbat. Bak. bağ. pulover . a. a.a. üzeri. yüz < Tü benim " ben1 benzen [ xx/b] ~ Fr benzène çeşitli maddelerden elde edilen organik solvent < OLat/Ven labenzoe/benzoe styrax ağacından elde edilen kokulu reçine ~ Ar lubân câwl Cava zamkı. suret. benimse[mek beniz/benz* Bak. İng over (üst. bertaraf EYun (h)yper : hiperaktif. ^ 1830 Eilhardt Mitscherlich. band. ben2. EYun hyper. Alm über.a. 2. * Aynı kökten Erm i ver. = Sans upari a. üzeri). benzin [Düs I. (simya terimi) & Lat balneum banyo + öz Maria Meryem (muhtemelen: Musa'nın kızkardeşi olup simya ilminin kurucusu sayılan Miriam) " banyo bent [Kut xi] bağ ~ Fa band 1.bengi Tü [Uy viii+] mengü ölümsüz. berhava. sürfile.a. Lat super > Fr sur. yukarı (önek) ~ OFa abar.

yan yana. devam berduş gibi hercai. talih ~ Aram bsrâkâ/bsrâkstâ a. yüceltme. sıçramak. Kuran'a göre Hz. zayıf ve tekrarlanan eylem bildiren berele. Ar baraka (diz çöktü). (ur veya apse) çıkmak. a.] 1. nerede akşam orada sabah Fa düş/döş omuz " ber+ bere1 <Tü [Men xvii] yara ~ Fa bar dawâm sürekli olarak. kutsanma" fiili türemiştir. berbat havaya savurmak.a. 2. özellikle tanrının İsrailoğullarına ve onların peygamberlerine verdiği ahit * İbranice sözcüğün etimolojisi muğlaktır.yukarı + EFa yasat. ahit. a. berat [Kutxi] ~ Ar bar'at[#br'msd.fiilinden nisbeten geç dönemde türetildiği anlaşılmaktadır. yücelme. fışkırmak " ber+ berdevam [Yus xiv] devamlı & Fa bar + Ar dawâm " ber+.] kutsama. seğirmek. < İbr/Aram #brk (birinin önünde) diz çökme < İbr berek diz = Akad birku diz * Karş. Arapça ad fiilin Aramice biçiminden alıntıdır. a. * İsim formunun. a. seğirmek & EFa apar. ferman. burnus bereket [CodC xiii] ~ Ar barakat [#brk msd. ~ İbr bsrakah a. bere2 [Cumh 1929] ~ Fr béret bir tür kenarsız şapka ~ Bask berret a. 2. < OLat birrus bir tür külahlı cübbe. belge.Fa barcasta fırlamış.beraat [Kıp xiv] bera'et ~ Ar bara'at [#br' msd. yok etmek " ber+. [LO ] hane berduş salyangoz ~ Fa %âna bar döş "evi omuzunda".[xiv Kıp] yaralamak < Tü *ber. [LO ] mısra-i berceste şiirde öne çıkan veya seçkin mısra . evsiz barksız kimse & Fa bar + Tü berele. bir suç veya borçtan kurtulma < Ar bari'a aklandı. kurtuldu beraber eşit" ber+ [Yus xiv] ~ Fa bar â bar üst üste. bolluk. [Men xvii] ber düş omuzda. . öne çıkmış < Fa barcastan fırlamak. Muhammed'e peygamberlik tebliğ olunduğu gece ~ İbr bsrît sözleşme.] aklanma. Tüm Sami dillerinde "diz" anlamına gelen #brk kökünden İbranicede "diz çökerek saygı gösterme. muaf oldu. diploma. kutsama. kabarmak. helecan.sıçramak. bad [Fuzuli xvi] berbâd ~ Fa bar bâd (dadan) berber [Kan xvi] traşı yapan kimse < Ven barba sakal" barbunya berber [Kan xvi] yapan kimse < Ven barba sakal" barbunya ~ Ven barbièr [İt barbiere] sakal ~ Ven barbièr [İt barbiere] sakal traşı berceste [Men xvii] bercesten 1.

Amer. . [Neş xv] sağlamlaştırmak. < Sinhali beri yorgun. [CepK 1935] < Tü berk pek.yemek " ber+. bir tür koltuk ~ Tü berk [viii+ Uy] güçlü.. +ri beriberi [ xx/b] ~ Fr béribéri tropik bölgelerde rastlanan bir hastalık / İng beriberi a. halsiz berilyum [ xx/b] ~ YLat beryllium parlak kristalleri olan bir element ^ 1797 Nicolas Louis Vauquelin. genel olarak kristal ~ EYun beryllos (~ EFa *vilürya ) ~ Sans vâiDürya bir tür mücevher. [ xx/a] berhava etmek (barut veya dinamitle) havaya uçurmak ~ Fa bar hawâ havaya. a. depo. ziyan olmuş. 2. kristal. metin. eşya ile dolu ev & Fa/OFa bâr yük (< Fa/OFa burdan. " pek * Eski Uygurcaya özgü bir varyant iken Dil Devrimi çerçevesinde Türkçe kullanıma dahil edilmiştir. kemal berkit[mek YT berk [Ferec xv] ~ Fa bar kamâl "kemal üzere".d. güçlü " Türkçe yazı dilinden düşmüş bir kelime iken Dil Devrimi döneminde canlandırılmıştır. Fr. getirmek) + Fa %âna ev " +ber. kedigözü * Aynı nihai kökten Ar billur (kristal) biçimi Yunanca veya Süryaniceden alınmıştır. %w^ur.bergamot [Bah1924]bergamut turunçgillerden bir meyve ~ İt bergamotta ~ Tü beğ armudu ~Frbergamote berhane [LO xix] barhane ~ Fa bâr %âna yüklük. tahkim etmek. hava berhudar [Men xvii] berhurdar ~ Fa bar^wurdâr nasipli < Fa bar%wurdan faydalanmak. berkelyum [ML xx/c] ~ YLat berkelium yapay bir element ^ 1949 Glenn Seaborg v. kimyacı < Lat beryllus akuamarin veya zümrüt.a. berjer < Fr berger çoban. fizikçiler < öz Berkeley Kaliforniya'da bir kent ve üniversite berkemal kusursuz halde " ber+. [Uy viii+] berü bu yana < Tü bu " bu1.taşımak. +hor beri Tü [Or viii] bérgerü . hava-yukarı " ber+.] 1. çoban köpeği berk YT [CepK 1935] [ xx/b] ~ Fr bergère [f. bâr. hane berhava [LO xix] havaya gitmiş. sağlam = Tü bek/pek a. nimete kavuşmak & Fa bar + Fa xwurdan. kadın çoban.

kâfi * Anlam ilişkisi için karş.] çok parlak. bir dörtlüğün her mısraı arasında söylenen müzikli nakarat. * Muhtemelen pış/bış yansıma sesinden. sıkıntı. yeter > yetiştirmek. Fa/OFa bas yeter. Fr. 2. yy sonlarında Panama Kanalı münasebetiyle gündeme gelmiştir. genel olarak insan türü.bermuda [ xx/b] ~ İng bermuda shorts bir tür uzun paçalı şort < öz Bermuda Atlantik'te bir ada < öz Juan de Bermudez İspanyol denizci ve kâşif bermutat mutat berrak [Men xvii] ışıltılı < Ar baraqa parladı. bağlı şey. zincir halkası. ayıraç.] insan. aşçı (1615 . [KT ] iki denizi birbirinden ayıran dar ~ Ar barza% 1. etten kemikten yapılmış olanlar (= Aram bassrâ et = İbr bâsâr et. ~ Ar barrâq [#brq im. Louis'nin sarayında görevli Fransız banker ve yönetici (1630-1703) beşer [Yusxiv] ~ Ar başar [#bşrmsd. kıvılcımlandı bert[mek Tü ~ Fa bar muctâd alışıldığı üzere " ber+. band.a. b e ş [Orhviii]béşa. aralık. Dil Devrimi döneminde Öz Türkçe olduğu varsayımıyla türevleri yapılmıştır. taraf berzah kara parçası (Fr isthme karşılığı) kıyamet arasındaki süre ~ ? [Men xvii] aralık. besle[mek terbiye etmek [CodC xiii] bésle.hayvan yetiştirmek. dört mısradan oluşan şiir < Fa bastan.a. [Uy viii+] bert. 3. eklem. ışıldadı.1678) < öz Louis de Béchameil 14. insan bedeni ) beşik Tü [Orhviii]béşik/béşüka. yeterli. besin YT [CepK 1935] gıda < Tü beslemek" besle- * Türetiliş biçimi açık değildir.bağlamak " bent . beşamel [ xx/b] ~ Fr béchamel bir tür sos ^ François Tü Pierre de la Varenne. semirtmek. bağ. Kuran'a göre ölümle * Türkçe ikincil anlamı 19. besmele bismillah [Envxv] ~ Ar b-ismi-llâhi Allah'ın adıyla" beste [Yus xiv] bağlı ~ Fa basta 1.yaralamak [MMemxvi] < Tü *ber-yaralamak " bere1 ~FabarTarafkardanbiryana bertaraf atmak & Fa bar + Ar Taraf" ber+. bağlı. darlık. 2.

bevl [etm bala işedi. donanımlı " beton. yy'da yaygın kullanıma kavuşmuştur. [LO xix] betik biti. beta ~ EYun beta Yunan alfabesinin ikinci harfi ~ Fen bet ev. betonarme armé zırhlı. şarıl şarıl akıttı [ xiv] ~ Ar bawl [#bwl msd. evlenmemiş genç kız ~ Aram bstülâ bakir genç erkek / Aram bstültâ bakire.] işeme. çehre.yazmak" betik < Tü beton [Bah 1924] ~ Fr béton çimento veya kireç harcı ~ Lat bitumen zift. [TS xiv-xviii xiv] biti. beşuş [LO xix] başşa [msd. başş/başâşat] yüzü güldü ~ Ar başüş [#bşş im. genç kız * Karş. bet1 bet2 Tü [Aş xiv] bed ~ Fa bad kötü ~ OFa wad a. EŞKÖKENLİLER: Tü biti. [Gül xv] ~ Fa badtar [kıy. yy'dan önce dolaşımdan kalkmış bir sözcük iken Dil Devrimi bünyesinden canlandırılması denenmiştir.: betik. idrar < Ar . betik Tü [Uy viii+] bitig yazı.a. Ugar btlt (tanrıça Anat'ın sıfatı. bakire).* "Her çeşit müzikal kompozisyon" anlamı Türkçeye özgüdür. 19. belge.] güleryüzlü < Ar * Az duyulmuş bir Arapça sözcük olup eski Osmanlıca sözlüklerde rastlanmaz. reçine ~ Kelt *betu. Çağ xiv] a. kitap. [Kıp.] çok kötü. arma betoniyer [ xx/b] ~ Fr bétonière beton yapan aygıt" beton [Bah 1924] ~ Fr béton armé demirli beton < Fr betül ~ Ar batül bakire.a. * Sadece bet beniz ikilemesinde. Fenike alfabesinin ikinci harfi = Aram bet Arami/İbrani alfabesinin ikinci harfi" beyit beter en kötü < Fa bad kötü " bet1 [Kut xi] bedter . betim betim YT [Fel 194+] tasvir < Tü biti.akçaağaç reçinesi * Lat betula (akçaağaç) Gallia dilinden alıntıdır.[viii] yazmak ~? Çin pi-ti yazı kalemi * 19. [Uy viii+] bét yüz.

saygısız " bi+2.vermek. ayırdı. a. el3.] açıklama. [İMüh xiii] béyni a. boş & Fa bîyoksunluk edatı + Fa huda hak. KGunya xiv] ~ Ar baytu-al-mâl "hazine beyzbol [ xx/b] temel. idrar" ~ Ar bawwâb [#bwb im.] işeme. devlet hazinesi" beyit. namaz ~ Ar bayt ~ Ar bayna [#byn] iki şeyin arası (edat) < Ar bana [Ali xvi] bînamaz ~ Fa bî namaz namaz beynelmilel + [Tz 1930] uluslar arası (Frinternational karşılığı) & Ar bayna arası + Ar al-milal [çoğ. ulu kişi. hümayun beyin Tü [Uy viii+] méñi beyin. ayırdı. dah.] kapıcı < Ar bâb [Or viii] bég reis. balya beyzi oval ~ İng baseball bir top oyunu & İng base [Men xviii] beyz yumurta. yaratmak " bi+2. ben2. ilik. ayrıştırdı" beyan beynamaz kılmayan.) beyn+ açtı. Aynı kökten Ar bayDat (yumurta). fayda ~ OFa hudahag a. şiirde kıta [#byt msd. beyaz [Ali xvi] beyazlık. ev. hane. mal [İrşad. açıkça söyleme < Ar bana açtı. açıkladı beyanname + [ xx/b] bildirge & Ar bayan + Fa nâma yazı " beyan. hakikat.a. ayrıştı.] beyaz olma. üs + İng ball top (~ Fr balle top )" baz. 2. getirmek.] 1.a. +gir [Tz xvii] ~ Fa bâr gir yük hayvanı & Fa bâr beyhude [Gül xv] ~ Fa bî huda faydasız. el3. aydınlandı. aydınlattı. a. beygir yük + Fa gır taşıyan " +ber. [LO ] beyzî yumurta şeklinde olan. * İnisyal b/m dönüşümü için bak. < Ar bayD/bayDat [#byD] yumurta " beyaz . = Akad bîtu a. ev.bevliye bevl bevvap kapı" bap bey Tü [ xix] üroloji [ xiv] < Ar bawl [msd. beyaz renk < Ar abyaD beyaz (sıfat) * Sıfat olarak kullanımı Türkçeye özgüdür. Aşxi] ~ Ar bayan [#byn msd. name ~ Ar bayâD [#byD msd. beyit/beyt[Kut xi] beyt 1.] milletler (< Ar millat millet)" beyn+. 2. millet beytülmal evi". şiirde kıta (= İbr/Aram bet ev = Fen bt a. soylu kişi beyan [Kut. & OFa hu iyi + OFa dadan.

salgı bezi.] < Lat pisum a.a. şeker ve kremadan < Tü be5iz süs beze [ xx/b] yapılan bir tür tatlı ~ Lat basiare öpmek beze[mek bezek Tü Tü [Uy viii+] bedze. ~ EYun píson a.olarak (edat) * Bazı kalıp deyimlerde yemin ifade eder. bez2/beze Tü [Uy viii+] bez gudde. 2.* Anlam ilişkisi için karş. yoksunluk edatı). albumen (yumurta akı). saçtı bezirgân wâzâragân a. kabarcık ~ Fr baiser 1. Lat albus (beyaz).iki .) biçiminde Eski Yazı Türkçesinde mevcuttur. İng peas (a. bi+3 ~ Fa bî-/bay. Ayrıca karş. iki ~ Lat bi.a.çift.süslemek [ xi] bezek nakış.a. bi lâ ("ile değil". bi-llahi (Allah adına yemin ederim ki). ör. . bez[mek Tü [ xi] bez. * Karş.a. ~ Akad büSu ince dokunmuş keten kumaş * Aynı sözcük ETü böz (a. EYun byssos (ince keten veya pamuklu kumaş) bir Sami dilinden alınmıştır.a. bi+2 a. • Fa basıla (a.) biçimi muhtemelen Türkçeden alıntıdır.-siz (yoksunluk edatı) ~ OFa abe~ Fr/İng bi. ziynet < Tü *be5izek < Tü beSize-süslemek " beze- bezelye [BK1799] ~ İt pisello baklagillerden malum sebze.a. öpücük. pisum sativum ~ Lat *pisellum [küç. " pazar bezzaz tüccarı < Ar bazz kumaş " bez1 bi+1 [ARasim 1897-99] [ xiv] bezr ~ Fr bésique bir iskambil oyunu ~ Ar bazr [#bzr msd. bezik bezir [yağı bazara tohum attı.a.] tohum < Ar ~ Fa bâzârgân tüccar ~ OFa [CodC xiii] bazargân [KıpGul xiv] ~ Ar bazzâz [#bzz im.) < Eİng pise < Lat pisum. TTü bez biçimi Arapçadan ikincil bir alıntı olarak değerlendirilmelidir.a.] kumaş ~ Ar bi ile. [Kıp xiv] usanmak bez1 [DKxiv] ~ Ar bazz pamuk veya keten kumaş Aram büSâ a.titremek. sıtmaya tutulmak.

Karş. barsama. Karş. buçuk bıçak biçare biçem YT Tü [Uy viii+] bıçak a. bucak. karabiber bitkisi ve meyvesi * Batı dillerine Latince yoluyla Yunancadan geçmiştir. EYun pósis (içki).a. Tü biber * Anlam ilişkisi açık değildir. İng pepper.a. meyvecik.sesinin etkisiyle sesli incelmesi görülür.: bıçak. Türevlerde inisyal b-etkisiyle yuvarlaklaşmaya da rastlanır. < [Bah 1924] ~ Fr bibliographie bir ~ Fr bibelot küçük dekoratif nesne ~ EFr * İng bauble (ucuz ve değersiz süs nesnesi) Eski Fransızcadan alınmıştır. biberiye rosmarinus [Men xvii] beberiye baharlı bir bitki. yy'dan itibaren Arnavut biberi adıyla kaydedilmiştir. • Byblos kentinin özgün adı olan Gubla (modern Cubayl) Fenike dilinde "küçük dağ. biberon [ xx/b] ~ Fr bibéron emzikli şişe ~ İt biberone [büy. Alm pfeffer. Karş. Yeşil/ kırmızı biber Amerika kökenli bir bitki olup Türkçede 19. küçük meyve.olup. biçim. çare < Tü biç-" biç- . Yus xiv] [TDK 1983] stil <Tübıç-"biç~ Fa bî çara çaresiz " bi+2. bıçkı. modern Cübeyl * Fr/İng Bible (Kutsal Kitap) esasen sadece "kitap" anlamındadır.kesmek * Özgün biçim bıç. biç[mek Tü [ viii] bıç. Lat piper. kölelik veya itaat sözleşmesi yapma. -ç. +grafi biblo beubelet a. cebel. Fr poivre.içmek * Aynı kökten Lat potare (içmek). bucak.kitap ~ EYun byblíon/biblíon papirüs rulosu. 2.] büyük şişe < Lat bibere içmek ~ HAvr *pl-ps-o. karabiber ~ EYun péperi a. tepe) anlamına gelir. buçuk. biçem.a. EŞKÖKENLİLER: Tü bıç-/buç. kitap < EYun byblos/biblos papirüs < öz Byblos papirüs ticaretiyle ünlü bir Fenike kenti. egemen olarak tanıma " bayi biber [MŞxiv]büber ~ Yun pipéri Güney Asya'dan ithal edilen bir baharat. anlaşma. bibliyografi/bibliyografya [ xx/a] konudaki kitapları derleyen makale veya liste " bibli(yo)+. [Aş. Beberiye ("kaplan otu") düşünülebilir. ~ Sans pippalî 1. biç-.< HAvr *pö(i). bibli(yo)+ ~ Fr/İng bibli(o).biat [Envxv] ~ Ar baycat^[#bycmsd] el sıkışma.

EYun boús. bodur. Ger *köus > İng cow. kova [ xx/b] ~ Fr bidet "beygircik". Ar #bdc (yenilik yapma. Arambsdâ (a. bidon [ xx/b] ~ Fr bidon varil ~ Nor *bida kap. İbr #bdâ/ #bdh (yenilikyapma. Yus xiv] yoksunluk öneki + Ar %abar haber " bi+2. ateşte pişirilmiş et (~ Nor steikja şişte et kızartmak ~ Ger *staiko şiş ~ HAvr * steig. bov." biç[Uy viii+] bıçğu kesme aleti. bad'] başladı [Ferec xv] ~ Ar bidâyat [#bd' msd. endam. Fa gav. bıçak. ~ HAvr *gwou.) + İng steak kızartma. bov. Lat bos.a. tırıs gitmek bıdık küçük. * Karş. icat. boy pos.iki + Lat annus yıl " bi+3 bifokal [ xx/c] bi. fokus ~ Fr/İng bifocal çift odaklı (gözlük) & Lat biftek [AMithat 1877] ~ Fr bifteck bir et kesimi ~ İng beef steak sığır kızartması & İng beef sığır eti (~ Fr boeuf sığır ~ Lat bos. Lett gúovs.a. [CodC xiii] bıçku testere bidat [DK xiv] ~ Ar bidcat^ [#bdc msd.a.a.* Tü tutam sözcüğüne nisbetle türetilmiştir.sivri)" etiket * HAvr *gwou.a. icat etme). ufak " bızdık * Ayrıca karş. yenilik. bide ata binmek. Sans gaü.] başlama. bigudi [ xx/b] ~ Fr bigoudie saç sargısı ~ ? ~ Fa bı%abar habersiz & Fa bî[Ali xvi] ~ Fa bi gâna yabancı ~ OFa bihaber [Aş. Kökün ikili biçimi diğer Sami dillerinde de mevcuttur. icat etti" bidayet bidayet başlangıç < Ar bada'a [msd.] 1. [Men xvii] biçim < Tü biç. 2.kökünden karş. dinde yeni usul çıkarma < Ar badaca [msd. Erm gow. biçim bıçkı <Tü Tü [TS xiv] biçin suret. Türkçede sadece tutam sözcüğünde rastlanan -em ekinin işlevi açık değildir. badc] yenilik yaptı. sığır). ayaklı küvet < EFr bider ~? Erm bdig/bzdig [LO xix] ayakları kısa.). Karş. haber . bigâne begânag a.a. Gael bó (inek.iki + Fr focal odak < YLat focus odak " bi+3. icat etme).> Fr boeuf. bodur bienal [ xx/c] ~ Fr biénnale iki yılda bir tekrarlanan < Lat biennus iki yıllık süre & Lat bi.

~ Ar bi lâ "ile değil". [Kırg ] * Muhtemelen kusma ifade eden bığ/böğ/büğ yansıma sesinden. 2. tıkmak biju bijuteri mücevher dükkânı " biju bık[mak bököTü [ xx/b] ~ Fr bijou mücevher ~ bizou yüzük < biz parmak [ xx/b] ~ Fr bijouterie mücevher kutusu. kayıt. moda tasarımcıları < öz Bikini Pasifik'te bir ada grubu * 1946'da Bikini atolünde patlatılan nükleer bombaya atfen adlandırılmış. Karş. hak1 biilaç edatı + Ar cilâc " bi+2.öneki "iki parça" anlamını çağrıştırır. DK xiv] bekâr veya bakire. -siz (yoksunluk edatı)" " birader * r > l dönüşümü dissimilasyon örneğidir. kusacak olmak. Bi. karbonat [ xx/b] ~ Fr bicarbonate iki karbon atomu içeren bikini [ 196+] ~ Fr/İng bikini iki parçalı kadın mayosu 1946 Louis Reard ve Jacques Heim. yoksunluk [xx/c] somun başlıklı vida ~Frbouchon1. gına getirmek. taze.bihakkın olarak " bi+1. genç kız veya erkek (= Aram bakara türfanda meyve. bikarbonat molekül" bi+3.tıpa. monokini. [ xi] bük-2 usanmak. bilahare sonraki" bi+1. haklı ~ Fa bî cilâc dermansız & Fa bî. la+ bilader » Tü [Orhviii]bil-a. bakire. turfanda. bikir/bikr[Yus. eski tip elektrik sigortalarında vidalı porselen gövde < Fr boucher tıkamak. ancak 1960 dolayında genel kullanıma girmiştir.) bil[mek bila+ bi+1. bi-3.a. ilaç bijon [Yus xiv] ~ Ar bi-Haqqin hakkile. [KT xix] bakire olma hali. yeni. ilk ürün = İbr bskür ilk doğan evlat = Akad bukru a. hymen (galat) ~ Ar bikr [#bkr msd. Fr. [Arg xvi] bık-. şart1 ~ Ar bi-al-â%irat sonradan < Ar â%irat ~ Ar bilâ qayd wa şarT kayıtsız şartsız " . [Men xvii] genç kız.-siz. a.] ilk doğan evlat. el3. ahir bilakaydüşart bila+.

zıt" bi+1. özellikle el eklemi bileş[mek eklemlemek " bilek bilet YT [Fel 194+] terekküp etmek. [Uy viii+] bileğü a. fiş. hep bilcümle beraber " bi+1 bıldır bıldırcın buSursm a.birleştirmek.a. [Düs I. ile (bağlaç). < Fr bille1 kısa yazı. borda . 2.iki + Lat lanx. 2.bilakis sf. bile[mek bileği/biley bilek " bile Tü Tü Tü [Uy viii+] bile.344 186+] bilet tren bileti . leğen * Karş. muhasebede borç ve alacak dengesi ile bu dengeyi gösteren hesap ~ Lat bilanx.kefe. [passim xiii-xviii] bile/birle " bir * Zarf olarak bile/birle korunurken. Tü Tü? cümle [MMem xvi] xi] bıldır geçen yıl [Kıp xiv] bu] Tü * Biçim itibariyle yabancı bir alıntı olduğu muhakkak olmakla birlikte kökeni meçhuldür. bilanc.a. Fr/İng balance (denge. [ 184+] bilyeto .terazi & Lat bi. el3. lanc.] karşıt. Türkiye Türkçesinde bağlaç olarak 14.a. kapçık " bi+3.a. pusula. kütük ~ Kelt bilbord [ xx/c] ~ İng billboard ilan tahtası & İng bill ilan. . [Uy viii+] bile/birle . beraber (sıfat). billet] ] kısa not. not ~ OLat billa a. bildirge [CepK 1935] takrir < Tü bildir-" bil- YT bile Tü [Orh viii] birle birlikte.a. denge. bilardo [İM582 187+] ~İtbiliardo/bigliardo~Fr billard 1.) + Fr board tahta. yazılı kâğıt (~ Fr bille1 a. yy'dan itibaren ile biçimi kullanılmıştır. EŞKÖKENLİLER: Fr bille : bilbord.a. bıçağın keskin ağzı < Tü bile-" bile< Tü *bile-birleşmek. bilet .İt biglietto tiyatro giriş pusulası / Fr billette [[mod. < Tü bi [viii+ Uy] bıçak. terazi. eklemlenmek [Uy viii+] bilek eklem. a.2. terazi) < Lat bilanx. afiş. tabela " bilet. dahi (zarf). hokey veya bilardo sopası < Fr bille2 sopa. eklemlenmek < Tü *bile. ucu kıvrık değnek.a.Ar bi-al-cumlat tümüyle.el3. akis ~ Ar bi-al-cakıs aksine < Ar al-cakıs [#cks bilanço [ xx/a] ~ İt bilancio 1.

gergin. +inç bilişim YT [ 197+] enformatik < Tü *biliş-" bil- * 1971 dolayında Hacettepe Üniversitesinde Aydın Köksal tarafından önerilmiştir. [ xi] bilezük < Tü . [Or viii] bilgili kişi. bilhassa hassa bilim YT [CepK 1935] irfan. Bilişmek fiili mevcut değildir. DK xiv] ~ Ar bi-allâhi Allah ile " bi+1. seçkin. Türkçe tek kerelik eylem adı (ism-i merre) yapan -im ekinin buradaki kullanımı keyfidir. bilgisayar " bil-. solgun vb. eylemli olarak " bi+1. [Kaş xi] bilig . el3. durgun.bilezik Tü bilek yüzük ' yüzü " bilek. olgun. k bilfiil el3. azgın. (geçişsiz) ve bıçkın. fiil bilge Tü [Uy viii+] bilerzük a. [CodC xiii] bilik . say+ [TDK 1969] kompüter # 1 9 6 9 A y d ı n Köksal. bitkin. * Erken bilgisayarların daha çok aritmetik uygulamalarında kullanılmasından ötürü. bilgin < Tü bilmek " bil- * Türkiye Türkçesinde 15. dolgun. baygın. üzgün (geçişli/edilgen). tutkun. ilim ~ Ar bi-al-%âSSat özellikle " bi+1. .a. < Tü bil-" bil- * Ar cilm > ilim sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetildiği açıktır. Hacettepe Üniv.] yumuşak dokunun titreme sesi EŞKÖKENLİLER: Tü bılk/bıngıl : bılkım. Karş. bilinç YT [Fel 194+] şuur < Tü bil-" bil-. yy'dan sonra unutulmuş bir kelime iken Dil Devrimi döneminde yeniden dolaşıma sokulmuştur. bılkım <onom [ xx/c] < Tü bılk/bıllık [onom. [İdr xiv] bilgü * Geçişli fiilden etken sıfat yapımı için -gin eki kullanılması keyfidir.Ar bi-al- ficl eylem ile. bıngıldak billahi allah [Kıp.. bilgi < Tü bil-" bilbilgin YT [CepK 1935] alim < Tü bil-" bil[Or viii] bilig .

) ~ Aram bslürâ a. Fr frère. genel olarak [ xx/a] cam veya metalden küçük küre ~ İt biglia topçuk ~ Fr bille1 bilye. Alm brüder (a. küçük top ~ Ger bin[mek bin1 bin2 bina Tü Tü [ xiv] [ viii] bin.a. ~ Fa birâdar erkek kardeş * Aynı kökten Lat frater.< Tü bıngıl [onom. Ancak karş. Aş xi] ~ Ar bina' [#bny msd. umum bilye ~ Ar bi-al-cumüm genellikle.] -e dayanarak.a.] yapı < Ar bana [MMem xvi] ~ Ar bina'an [zrf. İng brother.] et gibi sallanma ve titreme sesi" bılkım bint bir Tü [ xiv] [Or viii] bir a. yy'dan eski hiç örneğinin bulunmaması şaşırtıcıdır. ~ HAvr *bhrâter.a.billur [Kıp xiv] billevr ~ Ar billawr/billur kristal (= Fa bllür a. salmak. el3. erkek evlat [Kut. . kız evlat" bin2 bira [Bia xix] ~ İt bira mayalanmış arpa içkisi ~ OLat *blbra < Lat biber her çeşit içki < Lat bibere içmek " biberon * Karş. İng beer (bira). ondan dolayı" binaen.). vazgeçmek * 14.a. birader [T S. yaptı. vermek.a. Çuv pıra%-(a. ~ EFa *vilürya ~ Sans vâiDürya bir tür mücevher. kristal" berilyum bilumum " bi+1..a. inşa etti binaen üzerine bina ederek ' binaenaleyh [Menxvii] dayanarak. aleyh -Arbinâ'ancalayhiona bıngıldak <onom [EvÇ xvii] bıngıldayık küçük çocukların kafasındaki yumuşak yer < Tü bıngılda.). Neş xv] EFa/Ave brâtar a. [Uy viii+] min 1000 sayısı ~ Ar bin [#bn] oğul.a. a. Yakut bıra%-. ~ Ar bint [#bn] kız. beverage (her çeşit içki) < Lat biber.a. bırak[mak Tü? [passim xiv] koymak. göndermek.a.a. = Sans bhrâtar a. İt fratre. [Uy viii+] min-[ viii] bin .

konserde genel istek üzerine çalınan program harici parça ~ Lat bis iki kez " bi+3 biseksüel [ xx/c] a. bit1 [ xi] bit hayvan ve bitkilerde yaşayan asalak haşere Tü . ikinci kez 2. isim. bir velosiped modelinin adı ^ 1865 Pierre Lallement.a. kebap < Fa biriştan. küçük bar ~ Rus bistro çabuk * Rus ordusunun 1815'te Paris'i işgali sırasında askerlere "çabuk" hizmet veren kafelerden ötürü. bisküvi [ xx/a] ~ Fr biscuit iki kez pişmiş kurabiye & Fr bis iki kez + Fr cuit pişmiş (< Fr cuire pişirmek ) ~ Lat coquere " bi+3. Türkçesi 1898'de kaydedilmiştir. fert" bir [Uy viii+] birik. biryan/büryan [KıpGul xiv] ~ Fa biryân tavada susuz olarak kızartılan et. seks ~ Fr bisexuel iki cinsiyetli / İng bisexual bisiklet [ARasim 1897-99] ~ Fr bicyclette [küç.birey birik[mek YT Tü [CepK 1935] fert ~ Tü bireğü [xiv Kıp] kişi. * Orijinal kökün bit. 2. kavurmak ~ OFa briştan.a.a. Fr. iki kez. [TDK 1955] bir çokluğu oluşturan ögelerin her biri.1. brîz. sikl * Fransızca sözcük ilk kez 1880'de.kızartmak. toplanmak <T ü bir"bir [TDK 1944] vahdet. HAvr *bhr-îg.a. kuzine bismillah bi+1. & Lat bi.iki + Lat sexus cinsiyet" bi+3. tamamlanmak. [CodC xiii] bit[Uy viii+] büt.tekrar. olgunlaşmak. bisturi [Bah 1924] ~ Fr bistouri ameliyat bıçağı ~ ? * Ustura < Fa ustura ile benzerliği dikkat çekicidir. allah bistro [ xx/b] [Kut xi] ~ Ar bi-ismi-allâhi Allahın adıyla" ~ Fr bistro kafe. biriy.olup dudak ünsüzü nedeniyle i > ü dönüşümü gerçekleştiği düşünülebilir. (bitki) yetişmek. " fritöz bis [xx/a] ~Frbis1. < Fr bicycle "iki tekerli".a.bir araya gelmek. 1880 Fr. bit[mek Tü ermek.] a. sanayici" bi+3.< HAvr *bher-4 a. sona ermek. ünite < birim YT Tü bir " bir * İsme eklenen -im fiil ekinin işlevi belirsizdir.

değmek [CepK 1935] nebat < Tü bit-" bit~ Ar bi-T-Tabîcî doğal olarak " bi+1. biot.yoksunluk edatı + Fa tâb güç.a.a. bitap [Men xvii] güçsüz bî. a. sütsüz ve az şekerli çikolata ~ İng bitter acı (tad) ~ Eİng biter ısıran. +loji ~Frbiologie canlılar bilimi . < HAvr *gweis-l yaşamak " can biye [ xx/b] ~ Fr biais çapraz çizgi Tü * Karş. kudretsiz & Fa ~ Fa bî Tarafdar taraf tutmayan. doğabilimci " biy(o)+. hayat (sadece bileşik isimlerde) ~ EYun bíos.a.bitişik olmak. Alm. ümitsiz kişi (argo) bitter [ARasim 1897-99] acı tadı olan bir içki.a.HAvr *bheidısırmak. tabii < Tü büt-" bit<Tü [T S xiv] bitevi yekpare ~ Fa bîtâb güçsüz.yoksunluk öneki + Ar Taraf" bi+2.a. kayıp. yontmak bitüm *gwetümen a. parçacık) sözcüğünden esinlenmiştir. bıyık [ xi] bı5ık a. ~ HAvr *gwi-wot. kudret" bi+2. acı < Ger *bîtan ısırmak .a. " beton [Bah 1924] ~ Fr bitume zift ~ Lat bitumen a. [DTC 1942] biografya . keskin. bitiş[mek bitki bittabii YT Tü [ xi] bütüş. +grafi biyoloji [Bah 1924] 1802 Reinhold Treviranus.yaşam. tarafsız & < Tü *biteği < Tü bit-" bit- [AL 192+] serseri. eğilim). ikişer " bi+3 * İng bit (lokma.bit2 [ 198+] ~ İng bit < İng binary digit ikili aritmetikte 1 ve 0 rakamları < OLat binarius ikişerli < Lat bini çift. tav2 bitaraf Fa bî. biyografi [REkrem <1887] bioğrafi.Fr biographie yaşam öyküsü " biy(o)+. taraf biteviye bitirim Tü bitir-" bit* Anlam evrimi açık değildir. İng bias (çapraz çizgi. ~ Kelt biy(o)+ ~ Fr/İng bi(o).

Sözcüğün fiil biçimine Fransızcada rastlanmamıştır. Amer. bizzat & Ar 5ât zat. kısa bızır ~ Ar bi-5âtihi kendisi.a. diyagonal kesim * Karş. . yorgun. iğ = Tü bi bıçağın keskin ağzı" bile- bizar [Kıp. bezmiş. boş. bizatihi kendi + Ar -hi üçüncü tekil şahıs iyelik eki " bi+1.a. Meninski'ye göre Türkçe anlam Fa zarıdan (ağlamak) fiili ile kontaminasyon eseridir. hoşnutsuz & Fa bî yoksunluk edatı + Fa zar bir şeyin yetiştiği veya bol olduğu yer. Yus xiv] bıkkın ~ Fa bîzâr 1. zat ~ İng blender karıştırıcı < İng to blend blöf [Bah 1924] (~ Fr bluff) ~ İng bluff (özellikle pokerde) elini olduğundan güçlü göstererek rakibi kandırma hamlesi ~ Hol bluff böbürlenme. < İng bioelectronic " biy(o)+ biyopsi [ML xx/c] ~ Fr biopsie canlı doku örneğinin mikroskopla tetkiki / İng biopsy a. İng bezel (a. ufak. bizzat blender karıştırmak ~ Nor [ xx/c] ~ Ar bi-5-5ât şahsen.biyonik [ML xx/c] ~ İng bionic canlı organizmalara ait özellikleri mekanik ve elektronik sistemlere uygulama disiplini ^1958 Jack Steele. kendi başına " bi+1. ^ Ernest Besnier. zat bızdık bdig/bzdig küçük. mühendis. optik biz1 biz2 Tü <Tü [ viii] biz birinci çoğul şahıs zamiri [İMüh xiii] biz sivri bir alet. EAlm wls beyaz bizon [ xx/b] *wisand. ~ Erm [TDK 1955] ufak çocuk (halk dili) [Men xvii] bazr dılak dedikleri nesne ki avretlerin fercinde olur . faydasız. tabip (1831-1909) & EYun bíos yaşam + EYun ópsis görme. yüksekten atma Türkçe telaffuz Fransızcadan alınmıştır. 2. dolu. vulg. usanmış.] klitoris (= Akad biSSüru kadın cinsel organı) [Bah1924] ~Frbismuthyarı-metalikbir bizmut element ~ Alm wismut a.pis kokmak ~ Fr bison bir tür yaban sığırı ~ Lat bison ~ Ger bizote [ xx/b] < Fr biseau/bizeau cam veya tahta veya mücevher kesiminde eğimli kenar < Fr biais eğim. Fr. görüş " biy(o)+.pis kokan? < Ger *wis.a.Ar buZr/baZr [#bZr msd.). serbest. münbit * Farsça sözcüğün yapısı açık değildir.

2. günce " pafta blok (~ Hol blok kütük. kapatmak < Fr ~Frbloc-notes not almaya [Radyo Haf 1950] blucin [ xx/b] ~ İng bluejeans & İng blue mavi + İng jeans bir tür pamuklu kumaş [esk. [ xi] böğür . < İng weblog & İng web 1.. (gemi) yelaltına gelmek. kütük.a. not [ 185+] bloküs [ xx/b] ~ Fr bloc kütle.< HAvr *webh. " podyum bocala[mak poggia (gemi) yelaltı" boca [MMem xvi] pocalamak yalpalamak < İt böcek <Tü [TS xv] böce .dokumak ) + İng log 1. yığın. tomruk. abanmak. geminin hızını ölçmeye yarayan bir araç. [TS xvi xvi] böcek büyük ve zehirli örümcek Farsçadan alınan -ce/-cek küçültme ekiyle. destek. işçi gömleği tarzında hafif gömlek [xix] ~ ? boa [Aİhsan 1891] bir tür zehirsiz yılan ~ Lat boa bir tür deniz yılanı ~ Fr blouse bol işçi ~ Fr/İng boa tropik iklimlere özgü bobin [Bah 1924] ~ Fr bobine üzerine tel veya iplik sarılan silindir şeklinde araç < Fr bob. doku. ayak ~ Lat podium a.blog [Hürr 2002] ~ İng blog internette yayımlanan günce # 1999 Peter Merholz. seyir defteri. kütük. taban. bilgisayar ağı (~ Ger *wabjam dokuma.[onom. yy'da Cenova kentinde ticareti yapılan pamuklu dokumaya verilen ad. ağ. < Tü *bögce(k) [küç. yönünü rüzgâra çevirerek şahlanmak < İt podio 1. blog yazarı.] < öz Genes Cenova kenti [esk. gemi güncesi. kumaş ~ HAvr *wobh-yo. bluz [AMithat 1877] amele gömleği gömleği [esk.] şişkinlik ve büyüklük ifade eden yansıma kök böbrek böbürlen[mek veya leopar boca [etm Tü [Uy viii+] böğre a. [Men xvii] böbrek [Men xvii] beberlen< Fa babr kaplan [LF xvii] poca alabanda dümeni aniden yukarı kaldırma . 2.] < Tü bög bir tür .].] * 16. yaslanmak. 3.İt poggiare 1. kumaş.a. 2. tıkaç ~ Fr bloquer tıkamak. dayanak. tomruk ) ~ Frk bloke [etm bloque " blok bloknot yarayan kâğıt bloku " blok.

Bazı türevlerde yuvarlak sesli etkisiyle inisyal b > w > 0 evrimi görülür. busan. pod. büzmek < Tü *bo-/*bu-/*bü- * Dudak harfini izleyen yuvarlak seslilerin istikrarsızlığı tipiktir. bük-. boğum < Tü boğ-" boğ-böğür [ xi] bögür böbrek böğür[mek <onom böğürme sesi" +kirböğürtlen Tü? [CodC xiii] bögöwür.Yun *ypodrómeos sokak altı & Yun (h)ypo alt + Yun drómos yol.(çift toynaklı hayvanların erkeği). bükmek).. Kelt bukko. sıkarak daraltmak sıkmak.bodoslama [LF xvii] bodostama/bodoslama ~ OYun podóstima geminin baş ve kıç tarafındaki ağaç & EYun poús. bıdık. Tü boğra/buğra (her hayvanın erkeği.> usan. sokak (~ EYun drómos 1. koşu yolu. Buna karşılık ESlav byku (boğa). revak < EYun tre%ö. Ave buza. drom. böğürslen.(davar) bağırmak. -t-durma. koşu. büz.sıkmak.< HAvr *der-1 adım atmak. özellikle erkek deve). dromo. sistem [Men xvii] podrom şarap mahzeni. burjğ (sıkıntı). bükmek. boğaça boğaz boğum Tü Tü » " poğaça < Tü boğ-sıkmak. büldirgen. burmak.(sıkılmak). bodur [Men xvii] kısa boylu bodrum * Karş. bücür. duruş " podyum. Evcil hayvan isimleri alanında Türkçe ile Hintavrupa dilleri arasındaki benzerlikler ilgi çekicidir. koşmak. bok (sıkılmış şey). . tırıs gitmek ~ HAvr *drem-. bürlügen biçimlerine rastlanır. Tümü "kısa boylu" anlamına gelen bu sözcüklerin kökeni muğlaktır. İng buck (teke. koridor.(teke).koşmak. [Uy viii+] boğuz/bokuz [ xi] boğum eklem. daraltmak " boğTü [ viii] boğuz a.(sıkmak. Türkçeden alıntı olmayan Erm bzdik ve bdik (küçük. bızdık. kısa) biçimlerinin varlığı düşündürücüdür.ayak + EYun stema. rubus caesus < Tü bö Türki dillerde böyürtkem. ayak basmak). erkek geyik) < HAvr *bhugo. [DK xiv] bögür[MŞ xiv] meyvesi yenen bir çalı. boğa Tü [ viii] buka çift toynaklı hayvanların erkeği * Karş. boğ[mak Tü [ xi] boğ. hızlı yürümek. [LL 1732] bodrum .a. 2. tırıs gitmek ) " hip(o)+1 * Aynı kökten Ger *tredan/tre(m)pan (adım atmak. Aynı kökten bur-.

bereketli * 14. Orta Avrupa'da Tü [Uy. tipografide kalın yazı ~ Ger *baltha cesur. Çağ xiv] çok. bold [Hürr 2002] ~ İng bold 1. en büyük. Fr. güçlü kuvvetli ~ HAvr *bhol-to. kabarmak " balya bolero danslı eğlence < Lat ballare " balad bölge <Tü [ xx/b] ~ İsp bolero bir tür dans < İsp bola balo. cesur. 2.< HAvr *bhel-2 şişmek. mineralojist. bohem kültürlü kimse bir ülke bok [ xx/a] geleneksel toplum değerlerinin dışında yaşayan ~ Fr bohéme çingene [xvii]. cüretli. [Oğ xi] dışkı < Tü *bo. Kaş viii+] bok ekmek küfü. Tü üle-/öl(e)-(bölmek. berduş. ayırdetmek * Türevlerde yuvarlak sesli etkisiyle inisyal b > w > 0 dönüşümü görülür. boks 1897-99] boksör [AMithat 1877] boks İngilizlerin yumruk müdarebesi. büzmek " boğ- * Asli anlamın "dışkı" olduğu varsayılabilir. kısım [ 1928] şube. kısım < Tü böl-" böl< Tü böl-" böl- . Karş.a. DK. bucak bolşevik [191+] ~Rusbol'şevik"azamici". geniş. Rus Sosyal Demokrat Partisinin maksimum devrimci programı savunan hizbi (1903) < Rus bol'şiy daha büyük. ~ ? boksit [1937] ~Frbauxite alüminyum hidrat içeren bir mineral ^ 1821 Pierre Berthier. < öz Beaux Güney Fransa'da bir köy bol Tü? [Kıp. Yazılı örneklerde ikincil anlamlar edep kaygısıyla ön plana çıkarılmış olmalıdır. böl[mek Tü [ viii] böl. bağlamak * Farsçadan alınan -ça küçültme ekiyle.sıkmak. bakır pası. [ARasim ~ Fr boxe yumruk sporu ~ İng box2 a. < Tü böl-" böl- [T S xvii] mıntıka. azami < Rus bol’şoy büyük ~ ESlav bolişi * Bolşoy Tiyatrosu "büyük tiyatro" anlamındadır. bölük bölüm Tü YT [Uy viii+] bölük hayvan veya insan grubu.ayırmak. sanatçı [xix] < öz Bohême Bohemya.bohça " boğ- <Tü [Men xvii] boğça < Tü boğ [xi] bohça. had ve ölçü tayin etmek).sıkmak. paket < Tü *bo. yy'dan eski örnekleri mevcut değildir.

konveks hale getirmek < Fr bom. kör2 [ xx/a] cömert ~ Fr bonjour "iyi gün". değerli kâğıt. hizmet ~ İng bonus ikramiye. senet ~ Lat bonum [n.* Piyade Talimname Komisyonu tarafından 1928'de önerilen ilk "Öz Türkçe" kelimelerdendir. a. servis bonus [ xx/c] emri.a. uğultu [LF xviii] ~ İt bomba patlayıcı düzenek ~ Lat bombardman [ARasim 1897-99] ~Frbombardement bombalama < Fr bombarder bombalamak < OLat bombarda bir tür top " bomba bombe [ARasim 1897-99] ~Fr bombé kabarık. ödül. bir et kesimi & Fr bon iyi (~ Lat bonus a. fileto bonjur [ 187+] Fr bon iyi (~ Lat bonus a.] iyi şey. konveks < Fr bomber şişirmek. ödül ~ Fr bon2 ödeme * Çağdaş Amerikan kullanımında ortaya çıkan -us eki yanlış Latincedir.[onom.) + Lat filet fileto " bono. kupon. kupon. [Kıp xiv] " boyun bonfile [ 189+] ~ Fr bon filet "iyi fileto". bonzai cüce ağaç & Jap bon kesme + Jap sai ağaç [ xx/c] ~ Jap bonsai özel yöntemle yetiştirilen . bone dokuma [ xx/a] ~ Fr bonnet bir tür başlık ~ EFr bonet bir tür Tü? [Kıp xiv] aptal. bomba bombus boğuk ses. ben2. ) + Lat jour gün " bono. senet ~ Lat bonum " bono ~ Fr bonne service "iyi hizmet". buono] ödeme emri. saf adam [Bah1924] ~Fr bonbon şekerleme [Uy viii+] monçuk/munçuk/munçak kolye veya kolye taşı. günaydın & ~ Fr bon coeur iyi yürekli bono [ 186+] ~ İt bono2 [mod. ikramiye < Lat bonus iyi bonservis [ xx/b] belgesi < Fr bon iyi ~ Lat bonus " bono.] şişkinlik ifade eden yansıma kök " bobin bön bonbon boncuk Tü bonşuk/munçak/munçuk * İnisyal b/m için karş. jurnal bonkör & Fr bon iyi + Fr coeur yürek " bono.

) * Erm bard (borç) biçimi Eski Farsçadan alınmıştır. yy başlarında Fransızca biçimi tercih edilmiştir. çizgilerle bölünmüş tablo < Fr bord kenar.a. " börek * Rivayete göre Türk hakanı Buğra Han veya Husrev Perviz'in kızı olan Buran veya Halife Memun'un eşi olan bir başka Bürân onuruna adlandırılmıştır. güveç). kıvılcımlandı" berrak * Osmanlıcada Arapçadan burak şekli kullanılırken 20. İng border (kenarlık. çerçeve). kısa süren şiddetli yağış ~ Moğ boruğan yağmur Moğ boru gri. Buna karşılık Ar barniyyat.a.bor [KT xix] ~ Fr bore borakstan elde edilen ametalik element ~ YLat boracium a. [Bah 1924] ~ Fr bordure kenarlık. İng. Acem yahnisi < Fa bürâ a. baranı (çömlek. koyu renk * Yun boreás (Kuzey rüzgârı) ile birleştirilmesi mümkün değildir.a. DK xiii] ~ Sogd pürç ödünç alınan veya verilen para < Sogd *partu-ç "borç veriş" = EFa partu.kesmek. borazan + [Men xvii] boruzen vulg. güherçile < Ar baraqa parladı. kenar çizmek " borda Karş. sınır. " borda bordür border bitişmek. borani [Yus xiv] Acem yahnisi. çerçeve < Fr & Tü boru + . sodyum borat ~ OLat borach/borac a.a. sınır. CodC. [EvÇ xvii] boran kar fırtınası. kıyı ~ Ger *bordhaz a.borç vermek veya almak (= Ave pairya. salma. [LO xix] her türlü sebze yemeği ~ Fa bürâhl kesilmiş hamur parçaları ve sebze ve etle yapılan bir yemek. bu kente özgü koyu kırmızı şarap bordro [Bah 1924] ~ Fr borderau çizelge. kıyı (= Ger *bordham biçilmiş tahta. borazan boru veya boru çalan kişi Fa zan çalan " boru. borda [Men xvii] ~ İt bordo geminin yanı ~ Ger *bordhaz kenar. ~ Ar büraq [#brq] gümüş parlatmakta ve lehimcilikte kullanılan bir madde. kimyacı < OLat borax " boraks bora [Çağ xv] borağan kısa yağmur veya kar fırtınası. çoğ. kereste ) ~ HAvr *bherdh.a. #1812 Sir Humphrey Davy. +zen borç [İMüh. boraks [Bah1924] ~Fr/İngborax bir mineral. biçmek bordo [ xx/b] ~ Fr bordeaux kırmızı şarap rengi < öz Bordeaux Fransa'da bir kent. boz.a.

[Kıp xiv] dolu karşıtı boşa[mak boş bostan Tü [ viii] boşu. borsa [ 187+] ~ İt borsa 15. * Aslı Bruges kentinde van der Burse konağında işleyen kumaş borsası anlamında iken kullanımda Fr bourse (para kesesi) kelimesinden etkilenmiştir. külah [Yus xiv] bürnus ~ Ar burnüs/burnus külahlı bornoz cübbe ~ Lat birrus a. boş Tü <T ü <T [Uy viii+] burğu/borğuy boynuz şeklinde üfleme çalgısı. bitki bilimi ~ EYun botanikós < EYun botâne ot.serbest bırakmak. Men xv] böğrülce her çeşit fasulye < Tü [ viii] boş hür. tekne ~ HAvr *bhoid. gevşek.a. < OFa büy/böy güzel koku " bu2. [Uy viii+] boşa[CodC xiii] büstan < Tü boş " ~ Fa büstân/büyistân bahçe. özellikle çiçek bahçesi ~ OFa böyistân a.[xv+ Çağ] kabarmak. Acem yahnisi veya salma veya buğra aşı.bükmek.). Yak börüök (a.a. 2. kıvırmak " bur[Amr.börek [İdr. böğür "böğür ü böbrek * Şeklinden ötürü. +istan bot1 [ xx/a] ~ Fr botte kalın ve kaba ayakkabı. Buna karşılık Türk hakanı Buğra Han tarafından veya onun adı ile adlandırıldığına ilişkin rivayet ihtiyatla karşılanmalıdır.yontmak. yy'da Felemenkli tüccar ailesi / Fr bourse menkul değer çarşısı < öz van der Burse a.< HAvr *bheid. kendinden yetişen bitki . serbest. postal ~ ? bot2 [ xx/b] ~ İng boat tekne.a. gemi ~ Ger *boitaz kano.] 1. salınmış. Türkiye'de ilk borsa 1871'de açılmıştır. ısırmak botanik [ xx/a] ~ Fr botanique bitkilere ilişkin. sembuse < Fa büra/buğra Acem yahnisi ~? Tü * Farsça sözcüğün bir Türk dilinden alıntı olması güçlü ihtimaldir.a. * Latince sözcüğün kökeni belirsizdir. Yus xiv] börek/börük ~ Fa burak [küç. börk Tü [Kaş xi] börk başlık. Karş. azat etmek. Tü bur. sandal. hamur ve etle yapılan bir yiyecek. börtü böcek şişmek boru borazan börülce Tü ikil < Tü bürt-/bört. üçgen böreği.

boya. ben2. endam. ulus. Karş. kavim * Boy2 (duruş. katmak " boya- boyunduruk . Alm. ilaç firması ~ İng botulinum toxin & YLat botulinum botulizme yol açan bakteri ^ 1895 Emile Van Ermengem.boyamak boyar . ulus). öyle boyler [ xx/c] ~ İng boiler kaynama kazanı < İng to boil kaynamak ~ OLat bullire "kabarcıklanmak". boy1 [ viii] bo5 aşiret. Kıpxiv] <Tü öyle "bu1. yy'dan önce Tatarcadan alınmıştır.[viii+ Uy] bağlamak. endam) sözcüğüyle ilişkisi muğlaktır. * İnisyal b/m için bak. kına. aşiret. duruş. Ar qawm (1. Amer. Cunningham Boycott İrlanda Toprak Birliğinin direniş eylemine hedef olan İrlandalı toprak sahibi (1832-1897) * Türkçede ilk kez Ekim 1908'de Avusturya-Macaristan ürünlerine karşı ilan edilen boykotaj münasebetiyle yaygınlık kazanmıştır. boykot [passim 1908] boykotaj ~ İng boycott bir mal veya hizmeti satın almamak suretiyle yapılan direniş eylemi < öz J. iki şeyi eklemek. iki şeyi eklemek " boya- Tü [Uy viii+] boyunturuk çift hayvanlarına takılan bağlaç < Tü bo5un. [Kıp xiv] boyağ < Tü bo5u-" boya[Uy viii+] bodı-/bodu. yapıştırmak.bağlamak.Tü bay zengin " bayındır [EvÇxvii] ~Rus boyar Rusya'da büyük toprak sahibi * Rusça sözcük 15. eklemek. tabip < Lat botulus sosis ) + İng toxin zehir * Yüz estetiği alanında kullanımı 2002 yılından itibaren yaygınlaşmıştır. kabarcık. katmak. boy2 boya Tü Tü [Uy viii+] bo5 duruş. sıvamak.botoks [Hürr2001] ~ marka Botox botulinum toxin-A maddesinin ticari adı ^ 1989 Allergan. rulo ~ HAvr *beuşiş.[viii+ Uy] bağlanmak < Tü bo5u. çivit. 2. boyun/boynTü [Uy viii+] boyın/boyun baş ile gövde arasındaki eklem < Tü bo5ı. Tü boya[mak Tü [ xi] bo5u. kaynamak < Lat bulla yuvarlak nesne. top. böyle <Tü [TS.a. yuvarlak boynuz Tü [Uyviii+jmünüz/müynuza. biyolog (< YLat botulismus şarküteri ürünlerinin bozulmasına yol açan bir bakteri enfeksiyonu ^ 1870 Justinus Kerner. dikey uzunluk [Uy viii+] boduğ yakı. Alm.[viii+ Uy] bağlamak.

açmak branş bravo korkusuz bre ünl [ xx/b] ~ Fr branche dal. TS xv xiv] boza * Fa boza/bursum (a.] ~ ? [Bah 1924] biriç ~ İng bridge2 bir kâğıt oyunu < İng .) Türkçeden alınmış olabilir. brahman [Bah1924] ~Hind brahmán Hindistan'da alimler sınıfına mensup kimse ~ Sans brahmán rahip < Sans bráhma Hindu inancında evrenin ruhu. gözüpek. Yun bré/moré.a. +sefal branç [198+] ~ İng brunch öğle yemeği ile birleştirilen büyük kahvaltı & İng breakfast kahvaltı + İng lunch öğle yemeği branda brandire kılıç çekmek. belirsiz renkli.) + EYun kéfalos kafa " brifing.a.yıkmak. aferin [DK xiv] bre/mere/more hitap ünlemi * Çeşitli Balkan dillerinde kullanılan benzer ünlemlerle etimolojik ilişki olasılığı zayıftır. mutlak varlık brakisefal [ xx/b] ~ Fr brachycéphale kısa kafalı & EYun bra%ys kısa (~ HAvr *mregh-u. [LO xix] ~ İt branda asker yatağı. Karş. Lat iugum (boyunduruk). darıdan yapılan ekşi içki.yanmak " term(o)+ briç biritch a. Karş. meslek dalı ~ OLat branca dal ~ İt bravo cesur.a. karışık renkli (= Moğ börte/börtü alaca. hamak İt [LO xix] alkış sözü. iugulum (boğaz). boz benekli) boz[mak Tü Tü [ viii] boz alaca.a. [Kıp.). boyut YT [Geom 193+] buut < T ü boy2" boy2 * Ar bucd > Tü buut sözcüğünden esinlendiği açıktır.* Orijinal biçim *bo5unturuk olmalıdır. Arn more (a. Boyun (= baş ile gövde arasındaki eklem) sözcüğüyle kökdeş olduğu halde ondan türetilemez.a.[esk. brendi [ xx/b] ~ İng brandy şarabın damıtılmasıyla elde edilen içki ~ Hol brandewijn yakılmış şarap < Hol branden yakmak < Ger *brandaz ateş < Ger *brennan yanmak ~ HAvr *gwher-/*gw^hr. Uy viii] boz-/buz. tahrip etmek boza Tü? [Kaş xi] bu^sı/bu^sum pişmiş buğdaydan yapılan bir bulamaç. [Or.

briket [Bah 1924] kömür tozundan yapılan tuğla şeklinde kömür kütlesi ~ Fr briquette [küç. J. " fragman briyantin [ARasim 1897-99] ~Frbrillantine1. * Aynı HAvr kökten Yunanca bra%ys (kısa). gürültü bronş [Bah 1924] bronşit ~ Fr bronche nefes borusunun ana dalları ~ EYun brön%os yutak veya nefes borusu ~ HAvr *gwrs. bröve [ xx/a] < Fr bref kısa yazı. kırma.a. 2.çok parlak bir tür ipek [esk. brifing [ xx/b] ~ İng briefing kısa bilgilendirme konuşması < İng brief resmi mektup.] ~ Fr broderie tığla işleme. kısa. mektup ~ Lat brevis kısa ~ HAvr *mreghu. kimyacı (1802-1876) < EYun brómos pis koku. nakış < Fr ~ Fr brocart kabartma işlemeli ipek kumaş brokoli [ xx/c] ~ İng broccoli karnabahara benzer bir sebze < İt broccolo tomurcuk < İt brocco kabarık. tuğla < Ger *brekan kırmak ~ HAvr *bhreg.a. parlatıcı saç veya sakal yağı < Fr brillant parlak.a.< HAvr *gwers-4 yutmak bronz pirinç [xiii] ~ Fa birinc " pirinç2 broş saplamak [Bah 1924] [LO xix] ~ Fr bronze tunç ~ İt bronzo tunç veya ~ Fr broche şiş.] tuğlacık < Fr brique tuğla ~ Hol bricke kırık. mektup. süslemek ~ Frk *brozdon brokar [ xx/b] .İt broccato kabartmalı < İt broccare kabarmak [esk.a. belge " brifing ~ Fr brevet imtiyaz veya ödül içeren resmi belge [ xx/b] ~ Fr bretelle at dizgini. 19. 2. parıldayan < Fr briller parlamak ~ İt brillare a.]. görev yazısı ~ Fr bref 1. şişik " brokar brom [LO xix] ~ Fr brome kimyada bir element ^ A.a. kısa not.* İng bridge1 (köprü) sözcüğüyle ilişkisi ses benzerliğinden ibarettir. Fr. süs iğnesi < Fr brocher broşür [ xx/a] ~ Fr brochure ciltlenmeden dikilmiş birkaç sayfadan oluşan kitapçık < Fr brocher saplamak. İng bridle (dizgin). yy'da İstanbul'da yaşayan İngilizler arasında ortaya çıkan oyunun adının Türkçe bir-üç'ten geldiği ciddi olarak savunulmuştur. Balard. pantolon askısı ~ EAlm . şiş veya çuvaldızla dikmek. " berilyum broderi [ xx/b] broder tığla işlemek. kitabın ciltlemek amacıyla dikmek " broş brötel brettil dizgin ~ Ger *breghd* Karş.

çiğ. ördek bucak Tü [ xi] buçğak köşe. bücür [LO xix] kısa boylu ~ ? " bodur bucurgat [ xvi] bocurgat yelken ipi manivelası. ~ EYun ~ İng booby trap "aptal tuzağı". [ML xx/c] başka bir nesne süsü verilmiş patlayıcı düzenek < İng booby aptal. meczup abdal Budizm Buddha " put budun YT [TarD 193+] millet.< HAvr *gwers-2 ağır " bar(o)+ bu1 Tü [ viii] bu işaret sıfatı [Ömer b. 2. yelken çekme halatı + Yun ergâtes 1. (gemi) yelaltı. büfe satılan tezgâh [ 188+] bir tür dolap. ırgat buda[mak Tü [Uyviii+]butı-/buta-a. a. makina.] abdallar. dervişler arasında seçkin bir zümre. -d. sufi hiyerarşisinde bir rütbe < Ar badîl abdal" [Bah 1924] ~ Fr Bouddhisme Buda dini < Sans Tü [Uy viii+] butık dal budala [Men xvii] aptal. 2. ~ Ar budala' [#bdl çoğ.a. salak. kesim. pişmemiş. [EvÇ xvii] boci ergat & İt poggia 1.) * Tü bu (buğu. Mezid xv] ~ Fa/OFa büy/böy güzel koku. kaba.a. bubi [tuzağı [ML xx/c] ~ Fr boîte kutu ~ OLat buxida a. 2.a. işçi.etkisiyle ı > u dönüşümü tipiktir.a. kavim [çoğ. üzerinde yiyecek ve içeceklerin sergilendiği masa. işlenmemiş ~ Lat brutus ağır.brülör [ xx/b] ~ Fr bruleur ateşleme aygıtı < Fr brûler yakmak brüt [Bah 1924] ~ Fr brut 1. kesit < Tü bıç. koku) ile benzerliği tesadüf olmalıdır. [ARasim 1897-99] yiyecek ve meşrubat ~ Fr buffet 1.a. 2. hantal. kaba. budak < Tü butı-" buda[TS xiv] abdallar. aptal ~ HAvr *gwru-to. amele. buat pyksís.] < Tü bo51 boy " boy1 ~ Tü bu5un [viii] aşiretler konfederasyonu * ETü bu5un biçiminin Türkiye Türkçesinde eşdeğerinin *buyun veya *boyun olması gerekir." biç< Tü bıç-/buç-" biç-buçuk Tü [ xi] bıçuk kesilmiş olan şey. yarım * İnisyal b. bir . manivela " bocala-. bu2 parfüm (= Ave bao5a. buhar.

~ Lat bübalus a.] kin. Karş.burmak. koruluk. [Kıp xiv] bök sıkıştırmak " boğbük[mek Tü [Uy viii+] bük.]. buğu < Ar ba%ara ~ Ar buHrân [#bHr msd.< Tü bük-" bükbuğu Tü < Tü *bügrüg < Tü [ xi] bü buhar.sıkmak " boğ- . bu2. parfüm) ile benzerliği tesadüf olmalıdır. boğmak < Tü *bo-/*bu. +dan1 buji [ xx/b] ~ Fr bougie 1. < Tü *bü-sıkmak " boğ< Tü bukağı Tü [Uy viii+] bokağı köstek. buğu çıkardı [Aş xiv] [Ferec xv] ~ Ar buġD [#bġD msd. yemek kokusu gibi buharlı koku.a. Becaya bük Tü [ xi] bük sık çalılık. Mezid xv] hastalığın dönüm noktası. ( = M o ğ b u d a g a n h e r türlü tahıl. KGunya xiv] ~ Ar bühtan [#bht msd.a. nefret < Ar ~ Ar bu%âr [#b^r] buhar. çerez ve meşrubat dükkânı [xx] ~ ? buffalo [ML xx/c] ~ İng buffalo bir tür yaban sığırı ~ İt bufalo a. ~ EYun boúbalos a. sığır " bütan buğday hububat) Tü [Uyviii+]buğdaya. daratlmak. büğrü Tü [Uy viii+] büğrü bükülmüş. tren istasyonlarında yiyecek satılan yer [xix]. iftira attı buhur buhar [Yus xiv] [İrşad.sıkmak.sıkmak. Kıp xiv] buğ * Fa buy (güzel koku. tutan " buhur.a. bir çeşit balmumu [esk. bühtan bahata şaşırttı.] iftira < Ar ~ Ar baxür [#b%r msd.tür yemek odası dolabı. benzinli motorlarda buji < öz Bougie Cezayir'de eskiden balmumu ihraç eden bir liman.] buhran [Ömer b. 2. hayvanların ayağına vurulan ket *boka-/*buka. 3. nöbet ~? EYun * Klasik Arap kaynaklarına göre Yunanca bir tıp terimi olmasına karşılık.] tütsü " ~ Fa basurdan tütsü kâsesi & Ar buhurdan [Ali xvi] baxür tütsü + Fa -dânl kap. mum. kriz. kıvırmak < Tü *bo-/*bü. buğz baġuDa nefret etti buhar tüttü. Yunanca kökeni tesbit edilememiştir. burulmuş *büg(ü)r. < EYun boús inek. [TS xiv.a. şoke etti.

toprak + EYun leön aslan)" ebu. buke [ xx/b] ~ Fr bouquet 1. bukalemun) çevirisidir. aş bülbül [CodC xiii] bir kuş. çiçek aroması.+ Tü aş " bula-.bukalemun [ xiv] ~ Ar bu qalamun "kalemun babası". tatminsiz açlık & EYun boûs sığır + EYun limós açlık " biftek . leopar * Yunanca sözcük muhtemelen Akad neşa qaqqari ("yer aslanı". 3. (A)bü bileşeni Arapça hayvan isimlerinde tipiktir.a. şarap aroması ~ EFr bosquet [küç. ağır dayak atma. özellikle ABD Güney eyaletlerinde 1876 başkanlık seçimi sırasında zenci seçmenlere uygulanan şiddet yöntemlerine verilen ad " buldog. çiçek demeti. Tü bulğak (karışıklık. luscinia < Ar balbala "blbl" sesi çıkardı ~ Ar bulbul [#blbl onom.karmak. 2.] miğferin çene kayışı < Lat bucca ağız " bijon bul[mak bula[mak Tü Tü [ viii] bul. çalı yumağı. [ viii] bulğa.] küçük çiçek ~ Fr bouclé tokalı.(karışmak). kargaşa . doz bulgu YT [CepK 1935] vicdan.çalılık. lüle Fr boucle toka ~ Lat buccula [küç. burbal.viii+ Uy).] ötücü * Arapça sözcük aynı zamanda "ibriğin (bl bl sesi çıkaran) ağzı" anlamına gelir. İng chamaeleon.a. [Fel 194+] keşif [Kıp xiv] burġul/burġun < Tü bul-" bul~ Fa barġul/burġul bulgur kaba öğütülmüş buğday bulimi [ xx/c] ~ İng boulimia aşırı yeme hastalığı < EYun boulimía "sığır açlığı". orman buket [ARasim 1897-99] demeti < Fr bouquet çiçek demeti" buke bukle ~ Fr bouquette [küç. karıştırmak * Karş. buldog İng bull boğa + İng dog köpek [KT xix] ~ İng bulldog bir köpek cinsi & buldozer/dozer [ xx/b] ~ İng bulldozer bir tür ağır iş makinası # 1930 ABD < İng bull dose "boğa dozu". halkalı < [Bah 1924] saç kıvrımı. karışık aş & Tü bula-/bulğa. Fr caméléon biçimleri Yunancadan alınmıştır. bir tür sürüngen & Ar bü baba + EYun %amaileön "bodur aslan". bukalemun (& EYun %amai yere ya da toprağa yakınlık bildiren.] çalılık < EFr bosc orman ~ Ger ~ HAvr *busk. bulamaç <Tü [Kıp xiv] bulamaç/bulğamaç çorba.

] [Kaş xi] bur-/bür.çok ihtiyarlamak Tü *bu. ulaştı.bülten [ xx/b] ~ Fr bulletin kısa rapor. Bombay'de Bengal'li göçmen işçilerin kulübelerine verilen ad < öz Bengal Hindistan'da bir ülke bünyan [Menxvii] yapım. mühürlü belge. bunal[mak ıztırap " buna<Tü [Aş xiv] bunal. (bilgi veya söz) yerine vardı. strüktür.canı sıkılmak < Tü bun [Or viii] keder. bulvar [NKemal 1872] geniş cadde ~ Fr boulevard 1. bungalov [MLxx/c] ~ İng bungalow hafif yazlık ev~ bangalo 1. [Men xvii] < Tü bun/mun [Or viii] keder. (birini) etkiledi bulut Tü [Uyviii+]bulıta. büzmek < Tü *bu-/*bü- . kıvırmak. 18.]yapı. mühür mumuyla yapılan damga. bumbar [LO xix] mumbar/bumbar sucuk doldurdukları bağırsak . ferman " boyler * Fransızca sözcük ilk kez Napoleon'un 1799 İtalya seferinden halkı bilgilendirmek amacıyla gönderilen bildiriler için kullanılmıştır. iş yapmak ) " balya. vardı.edilgen biçimi eski anlamını korurken buna. 2. kabarmak. sıkıntı. bohle] (< HAvr *bhel-2 şişmek.sıkıntı duymak.bükmek. erg * İng bulwark (istihkâm) Almancadan alınmıştır. kalın bağırsaktan yapılan sucuk ~ İng boomerang Avustralya bumerang [ML xx/c] yerlilerine özgü helezoni kesimli çubuk ~ Avustral buna[mak Tü buna. sur & EAlm bol kütük.çalışmak. ~ Ar bunyat [#bny msd. dert. özellikle bedenin yapısı < Ar bana inşa etti" bina bur[mak Tü sıkmak " boğ-Arbunyân[#bnymsd. İnisyal b/m dönüşümü için karş. bildiri ~ İt bulletino [küç.] < OLat bulla 1. tomurmak ) + Alm werk iş. olgunlaştı. ben2. yapı (~ HAvr *werg. 2. tomruk [mod. bünye < Ar bana yaptı. cinsel olgunluk yaşına erdi. büluğ [Ferecxv] ~ Ar bulûğ [#blġmsd. ıztırap < Tü *bun.fiili Türkiye Türkçesinde özel anlam kazanmıştır. yuvarlak şey.sıkılmak < * Bunal.sıkmak " boğ- [Uy viii+] muna. Bengalli. yy'dan itibaren yıktırılan kent surları yerine açılan geniş cadde ~ Alm bollwerk dikme kütüklerden yapılan koruma duvarı. şaşırmak. 2. kederlenmek. varma < Ar balaġa erdi. boy pos. istihkâm. şehir suru. sıkıntı.] ulaşma.Fa mübâr kalın bağırsak.a. bina etti" bina bünye [Men xvii] biny e/bünye yapı.

büz. . Karş. tümü "sıkmak" anlamına gelen *bo-/*bu. ~ EYun pyrgos kule. kese bürü[mek Tü [ xi] bürün.kokmak. hisar < HAvr *bhergh. bük-. büro [Bah 1924] ~ Fr bureau 1. kale " burç burk[mak <Tü < Tü bur. buğusu yükselmek < Tü bu buğu.korumak burçak Tü vicia sativa. Fr. Men xvii] purgaz/burguz [ xiv] ~ Yun/EYun burgaz pyrgos savunma kulesi. hisar.şiddetle burmak. 2. bürokrasi [Bah 1924] ~ Fr bureaucratie devlet memurları iktidarı ^ Vincent de Gournay. sarınmak. fırça veya kadife gibi tüylü yün kumaş * İkincil anlamı 1690 dolayında Fransa'da ortaya çıkmıştır. Aş xi] ~ Ar burc 1. delil burjuva [ 188+] ~ Fr bourgeois şehirli.köküyle alakalıdır. 2. burç " burç burhan ~ Ar burhan [#brhn/#brh] kanıt. orta sınıf mensubu < Fr bourg kale. koku burç [Kut. üstü çuha kaplı yazı masası.+re < Tü bur-[viii+ Uy] kokmak. keçe ~ Lat burra keçe.ekiyle. boğbura <Tü [xiv] işaret zarfı <Tü bu işaret sıfatı" bu1.(örtmek). yazıhane. < Tü *bur(ı)şak < Tü bur-" bur- <Tü [T S xvi xvi] burca burca güzel koku ifade eden bir söz < Tü bur. fiğ burcu [Uy viii+] burçak bezelyegillerden yay şeklinde tendrilleri olan bitki. hisar. burk-. kule. iktisatçı (1712-59) & Fr bureau devlet dairesi + Fr -cratie iktidar " büro. +krasi burs [ xx/b] ~ Fr bourse 1.* Tü bur-. ofis. buram <Tü güzel koku ifade eden bir söz tütmek. [TS xiii xiii] büri-örtmek. bir çırak veya öğrenciye hibe edilen para < OLat bursa para kesesi ~ EYun byrsa deri. bürünçek (örtü) Türkçeden alıntı olmalıdır.yüksek yer. hisar ~ HAvr *bhrgh. buharı tütmek < Tü bu buhar " buğu [EvÇ. zodyak üzerindeki 12 yıldız kümesinin her biri ~ Aram burgâ a.örtünmek. surla çevrili kent ~ Ger *burgs ~ HAvr *bhrgh. para kesesi." bur* Pekiştirici -k.biçimleri eş anlamlı olup. özellikle devlet dairesi < EFr bure çuha.yüksek yer.a. sarmak [ xvi] burka-/burğa. 2. bükmek Moğ bürü.

ölü yakılan yer.a. iptal edildi. örtü [Uyviii+]burın/buruna.]. 2.a. ölen kişinin küllerinin konulduğu insan başı şeklinde vazo büstiyer üst kısmı " büst but Tü [ xx/c] ~ Fr bustier göğüslük < Fr buste gövdenin [Uy viii+] büt bacak. müjdeleme büst [Sabah 1907] ~Fr buste insan gövdesinin üst kısmını temsil eden heykel ~ İt busto a. [DK xv] bud bütan [ xx/b] ~ Fr butane kimyasal bir bileşik < Fr acide butyrique bütirik asit. 2.] iyi haber. çıkın < Lat bulga torba. 2. depo & EYun apó + EYun theke ambar. a. saklama yeri < EYun tithemi. ) + EYun tyros kaymak. evrak veya para kesesi. yok hükmünde olma < Ar baTala geçersiz kaldı. Tü [ xi] *burış-/bürüş.koymak " apo+.a. özellikle İngiltere Hazine Bakanının yıllık hazine hesabını Parlamentoya sunarken kullandığı çanta [esk.a. öpücük < Fa büsîdan ~ Fa büsa öpücük < Fa büsidan öpmek büşra ~ Ar buşrâ' [#bşr sf. mağaza ~ OLat *apotica ~ EYun apotheke mağaza. müjde ~ Aram bîssrâ 1. öpmek buse Tü Tü [ xi] bürünçük kadın giysisi. the.a.. inek (~ HAvr *gwou. lor veya peynir " biftek bütçe [KT xix] büdce ~ Fr budget gelir ve giderleri gösteren çizelge ~ İng budget 1. f. hükümet bütçesi. tütmek < Tü bü buhar. büzüşmek < Tü bur-/bür. bohça ~ HAvr *bhelgh. kakmak ~ Ger *buttan bütün Tü [ xi] bütün tam. bozulmuş tereyağında bulunan bir asit < EYun boutyron tereyağı & EYun boús sığır. » " biryan ~ Fa büs öpüş. ~ Lat bustum 1. dağarcık. yok hükmünde idi buton [ xx/b] kumanda düğmesi düğme < EFr boter/bouter sokmak. mezar.a. < Tü bürün-"bürü<Tübür-kokmak.buruşmak. bitmiş ~ Fr bouton her çeşit < Tü büt.bürümcük burun/burnkoku " buğu buruş[mak bükmek " burbüryan bus etm. gelir-gider çizelgesi ~ EFr bouget [küç. butik [ xx/b] küçük dükkân ~ Fr boutique her çeşit dükkân.] kese.a.bitmek " bit- . İncil < Aram #bsr ilan etme.burmak. tez2 butlan [Menxvii] ~ Ar buTlân[#bTlmsd] geçersiz olma.

sıkmak. bükmek " boğ(=Moğ bıragu iki yaşında buzağı Tü sığır yavrusu ) " boğa [Uyviii+]bozağu/buzağua. büyücü. boy < Ar bacuda uzak idi.buut [Menxvii]bucd mesafe.a.] uzaklık. Fa buzak (küçük erkek keçi). uzaklaştı.burmak. .a. a." buyur- [Or viii] bögü sihirbaz. büyü büyü[mek büyük buyur[mak büyüteç buz büz büz[mek Tü [ xx/b] <Tü Tü Tü YT Tü [Uy viii+] buyruk emir ~ Ar bucd[#bcdmsd.emretmek [CepK 1935] pertavsız [Uy viii+] buz a. [CodC xiii] büğü a. bilgin. Karş. < Tü büyüt-" büyü- < Tü bu5. büzük <Tü [Kıp xiv] makat < Tü büzmek" büz- buzuki [ 196+] ~ Yun bouzoúki Yunan meyhane müziğinde bir çalgı ~ Tü bozuk Türk müziğinde bağlamadan büyük dokuz telli saz < Tü boz-" bozbuzul YT [TDK 1944] dağlarda oluşan buz yığını (Fr glacier karşılığı) < Tü buz " buz -ul ekinin işlevi açık değildir. Men xvi] büğü Tü [Uyviii+]bedü-a. bilge .[xi] donmak ~ Fr buse künk ~ Hol buyse [İMüh xiii] büz< Tü *bü.a. [ viii] bedük a. < Tü buyur. < Tü be5ü-" büyü- [Oğ xi] buyur.. [Arg. a. * İran dilleriyle paralellikler ilgi çekicidir. uzadı buyruk büyü Tü sihir. buze (teke) < OFa büz (keçi) < HAvr *bhugo-s (çeşitli hayvanların erkeği).

< Tü çapmak çarpmak. [EvÇ xvii] çabalaklanmak < Tü çapmak çarpmak. a. çabala[mak <Tü [T S xv] çabalamak .caba [Kan xv] toprak sahibi olmayanlardan alınan bir tür vergi. çevik) biçimini açıklamak zordur. çevik (~? Tü *çapuk a. [Men xvii] karşılıksız verilen şey. çok konuşmak . angarya. Ancak bu halde 5. toplama çaba YT [CepK 1935] gayret < Tü çabalamak " çabala- * Dil Devrimi döneminde çabalamak fiilinden yanlış bölünme yoluyla elde edilmiş isimdir. Allahın sıfatlarından biri < Ar cabara güç kullandı" cebir çabuk [Ferec xv] çâbük ~ Fa çâbuk/çabuk hızlı. para alma.] gürültü yapmak. [Çağ xv] çapalamak çırpınmak. çırpmak " çarp* Sürekli ve zayıf eylem belirten -ele. bedava ~ Ar caba' [#cby] bir tür vergi < Ar caba [msd.ekiyle. yy'dan itibaren kaydedilen EErm ç'apuk (hızlı. cibâyat] vergi aldı ~ Aram #gby tahsil etme.] kudret sahibi. eller ve kollarla girişmek. cabbar [DK xiv] ~ Ar cabbâr [#cbr im. çaçaron [LO xix] ~ Ven ciaciarón [İt ciacchierone] çok konuşan kocakarı < Ven ciaciaràr [onom. Buna karşılık Farsça biçimin nihai olarak Türkçeye dayandığı da ileri sürülmüştür. dört nala gitmek)" çarp* Türkçe sözcüğün Farsçadan alındığı muhakkaktır.

büyücü = Sans yâtü büyücü. çağanoz yengeç ~? ç ağ d aş YT [Men xvii] çağanos [ Ce pK 1 93 5] m ua s ır [T S xiii] çağır~ Yun tsaganós bir tür < T ü ça ğ" ç ağ < Tü *çağ-/*çaw. [EvÇ xvii] zaman (Doğu Anadolu ve ~ Moğ çağ zaman. bir tür kötü ruh. 2. yar. mil (= [CodC xiii] zaman. çarpma sesi. tente. ana yol < Ar cadda kesti " ciddi cadı [Aş xiv] cadu ~ Fa câdü a. Tü çaw/çoğ (insan sesi. f. Onomatope özellikleri gösteren bu kök "1. Tü çağıla. CodC.[xi] seslenmek. şakırtı" çak[T S xvi] (akarsu) köpürerek akmak < Tü çak/çağ [onom. Her iki biçimin zayıf derecesi çığ-/çığır. kartaloz. şakırtı" olmak üzere iki ayrı anlam alanına sahiptir. çadır (= Sans çhâttra şemsiye. gölgelik. yelloz. gürültü . Karş. a. a. yy'da Doğu Anadolu ve Azerbaycan'a özgü bir sözcüktür. a.xi) ve çağla-(şakırdamak.Fa çaġala ham meyve çağla[mak <onom çarpma sesi. nal sesi.) çağ Azerbaycan lehçesi) ~ Erm caġ demirden yapılmış şiş.cadı.örtmek cağ [kebabı Gürc cali a. cin ) çadır [Kaş.xi-xviii).] [T S xv] çağala badem kabuğuyla yenen ham badem . (= Ave yâtu. cadde [Men xvii] ana yol ~ Ar câddat [#cdd2 fa. şıkırdamak . gölgelik < Sans çhadati örtmek) ~ HAvr *sked.] 1.xiv). bir hükümdarın yönetim süresi * Evliya Çelebi'ye göre 17.şeklindedir. su sesi. bağırmak. ünlemek " +kir- * Karş. ~ OFa câdüg a. çağır[mak Tü haykırmak. [DK xiv] çadır ~ Fa/OFa çâdar/çâdur her tür örtü. akarsu yatağı. yolun orta veya ana bölümü. nida" ve "2. zırtapoz. İkinci anlam grubunun türevleri çakmaddesi altında gösterilmiştir. ün. nida. İdr xi] çatır. bağırmak . kendinden yetişen her tür nebat [LO xix] cadıya benzer kadın < Tü cadı" * Özellikle kadınlara ilişkin olumsuz sıfatlar yapan -(al)oz ekinin kaynağı açık değildir. hayvanların açtığı patika. Karş.(seslenmek. çağla . insan sesi. İMüh. tente. [ xix] Van'da otlu ~ Fa jâj çeşitli yemeklik yabani otlara verilen ad. paçoz. devir. şaşkaloz.cacık peynire verilen bir ad cadaloz cadı [EvÇ xvii] cacı% yemeğe katılan bir ot. taş sesi.

çıt-/çit-) mevcuttur. çal-. [Kaş xi] çağrı doğana benzer yırtıcı kuş. çarpmak. benekli) Türkçeden alıntı olmalıdır.] bilmeyen < Ar cahila ~ Ar câ'iz [#cwz fa. [BK xviii] çağlağan < Tü çağla-" çağla- * -ğan müstakil bir ek midir. çıl-. • Moğ çoğur (alaca.a. çakmaktaşı çakmak. çekiçle vurmak.) * Avrupa dillerine Türkçe veya Farsçadan geçmiştir. [KGunya xiv] çakal Fa/OFa şağâl köpekgillerden yırtıcı bir hayvan (= Sans srigâla/srikâla a. [Men xvii] çakıl taşı < Tü çağıl/çakıl [onom. İng jackal. vurmak" anlamına gelir ve paralel anlam genişlemelerine sahiptir. çep-. Karş. Hind çaku (a. çap-/çarp-. işlem). şakırtı) çıkarmak * Çak.sesiyle oluşturulmuş zayıf derecesi (çığ-/çık-. bende. geçki < Ar caza geçti" cevaz çak[mak Tü [Uy viii+] çak. [Kıp. .) Türkçe veya Moğolcadan alınmıştır.a.). Sözcüğün nihai anlamı "çalık. kazık çakmak.çağlayan <Tü [TS xvi] çağlan .kökü pekiştirme ve sertlik bildiren -k. association [CodC xiii] < Tü çağr-ış-mak" çağır- ~ Ar câhil [#chl fa. gösteriş (argo) ~ ? ~ çakal [Kıp xiv] şağal/çağal/şakal. akarsu sesi. çakıl <onom [ xvi] çağıl küçük taş parçası.] şakırtı ve şıkırtı sesi " çak- çakır Tü [Kaş xi] çakır alaca veya gri-mavi göz rengi. caiz [Aş xiv] usul. Fr chacal. alaca" olmalıdır. TS xiv] çakır her iki anlamda " çak* Karş. Ar zurraq (çakır doğan) = azraq (mavi). • Çak-. çet-) ve -ı. çat-köklerinin her biri "çat sesi çıkarmak. Çağ çakan (balta).a.'çat' sesi çıkaracak surette vurmak. (a. Hepsinin ç. çakırkeyf karışık renkli + Tü keyif" çakır. -rj < -nğ ekinin metatezi midir? çağrışım cahil bilmedi" cehalet YT [Fel 194+] tedai. keyif [LO 187+] biraz sarhoş & Tü çakır alaca.ekiyle türetilmiştir. çaker çakı <Tü [Mercimek xv] ~ Fa çakar kul. çel-. Alıntı yönü açık değildir.). Moğ çak?u (a.a. hizmetkâr Tü çak-" çak- [LO xix] çakı açılıp kapatılabilen bıçak * Karş. çivi çakmak < Tü *çağ-/*çaw-[onom. çıp-. Fa çaqu.] çarpma ve vurma sesi (taş sesi.] geçerli. geçen (para. nal sesi. caka [LG188+] kurum.sesi etkisiyle sesli incelmesine uğramış varyant biçimleri (çek-.

saz vurmak " çal- * Karş. insan bedenindeki 6 mistik halkadan her biri ~ HAvr *kwekw^lo-s tekerlek " çark çakşır [TS xv] çâğşîr/çâğşir baldırdan bağlanan erkek şalvarı.kesmek.vurmak. 2. çabalamak < Tü çal. kesik. Çağ çalağan (a. mızrap) < d?arb (vurma). atik. kakmak.(vurmak. boy pos < Tü çal. çalı <Tü hale getirmek " çal[TS xiv] çalu bodur yaban bitkisi < Tü çal. [T S xv] gayret etmek.çarpmak. alacalı hale getirmek. çalğıçı (ot biçen kimse) < çal. 2. saz çalmak) çevirisi olmalıdır. çevik . endam. döngü. gösteriş. 2. yaralı. vuruş.Tü çalık [Kıp xiv] a. [LO xix] çaqşır/çaqşur ~? * Fa çaqşur muhtemelen Türkçeden alıntıdır. tokuşmak. [Men xvii] yüzünde çıban izi olan çarpmak. dörtnala gitmek < Tü *çağ-/*çaw-[onom.çakmak " çak- Tü [ xi] çakmak çakılınca kıvılcım çıkaran taş < Tü *çak-ınak < Tü çak-ın- çakra [Hürr1999] ~Sansçakrá1. çömlekçi çarkı. ayakla vurmak. 3. çağıran" çalış[mak Tü [Kaş xi] çalış.tekerlek. çalık <Tü [Zatî xvi] çarpık. bıçak vurmak. bir şeyin çatlakları veya ek yerleri açılmak.a.) Ayrıca çalı çırpı.vurmak " çal[Men xvii] ~ Ar câlib [#clb fa. dört nala gitmek " çal* Türkçede her zaman Farsçadan alıntı olarak algılandığı ve o şekilde kullanıldığı halde.1. güreşmek. çamur veya boya vurmak. devre. [Ali xvi] çakşır . Kırg çalğı (tırpan). yağmalamak. çalgı <Tü [Kan xvi] çalğu her çeşit müzik aleti < Tü çal.vurmak. [DK xiv] talan etmek. çalak [Kıp xiv] ~ Fa çâlâk eline ayağına çabuk. bıçak vurmak.] celbeden. çark. şaklamak. TS xv] 1. bıçak vurmak. Ar mid?rab (çalgı. a. Ayrıca karş. alacalı * Karş. kakmak. çelik2 (kesik dal parçası). 2. çal[mak Tü [Uy viii+] çal. Kıp xiv] saz çalmak.] çarpma ve vurma sesi çıkarmak. şakırdamak " çak* "Saz çalmak" anlamı Fa zadan (1. çarpmak " çal- . vurmak. Farsça biçimin Türkçe kökenli olduğu açıktır. darbe. < Tü çal. alacalı hale getirmek " çalçalım calip celp <Tü < Tü çal- [DK. kesmek). [T S xiv. çarpışmak. vurmak. vuruşmak.

çamaşır [Arg xvi] 1. f. cami [İrşad. şüy. deli gibi öteye beriye hareket etmek < Tü çalık [T S xv-xviii] çok sıçrayan. bir araya getiren. cuma mescidi" cem camia [ xx/a] toplum.. < OFa gâv inek. Karş. 2. su sığırı = Aram gamüş a. soyunmak * Güncel anlamı cam kelimesinin etkisiyle sonradan türemiştir. Ancak Ar şamc (mum. 2. bardak" iken 17. SIRÇA. topluluk insanları bir araya getiren şey veya olay " cem ~ Ar câmic [#cmc fa. haşarı. dört parçalı köçek zili. giysi yıkayıcı.a. KGunya xiv] toplayan. pare çam Tü? [Kıp xiv] şam ağacı. ŞİŞE. yy'a dek ayrı ad olarak değerlendirilmemiş ve sözlüklerde yer verilmemiştir. [Çağ xv+] çam ağaç ~ Fa çar para ~? Tü *çâm * Türkçenin sadece Oğuz ve Kıpçak kollarına özgü bir kelime olması düşündürücüdür. [Men xvii] cam Fa/OFa cam bardak. deli gibi oynak < Tü çalvurmak. çamaşırcı & Fa cama giysi + Fa şüy/şür yıkayan (< Fa şustan. camız/camus [Env xv] camuş. çam Tü? [Kıp xiv] şam ağacı.] * Osmanlı Türkçesinde camie sözcüğünün dişil biçimi olarak kullanılmış.yıkamak ) " camekân cambaz hilebaz.] 1. sürahi (= Ave yama. ~ OFa gâw meş a. balmumu) sözcüğüyle birleştirilmesi mümkün değildir.) ~ * Özgün anlamı "kadeh. itip kakmak.a. [Mü xvi] camuz ~ Ar câmüs/câmüş manda.a. fakat 20. +baz camekân [Mercimek xv] hamamda giysi çıkarılan yer. [T S xv] çalkan-sıçrayıp oynayarak yürümek. [KT 1876] camla çevrili veya örtülü yer ~ Fa câmakan soyunma yeri. [Tuh.sarsmak. balmumu) sözcüğüyle birleştirilmesi mümkün değildir. [Men xvii] cameken/camekân a. yıkanmak üzere ayrılmış giysiler ~ Fa cama şüy giysi yıkayan. dört parça. kadeh.* Modern kullanımı "çarpışmak. kâse. cem eden. kastanyet" çehar.a.a. kavga etmek" anlamından türemiştir. 2. çarpmak " çalçalpara [LO ] çar pâre/çalpara kastanyet 1. sığır ~ HAvr *gwou. yy'dan sonra Türkçe sırça sözcüğünün yerini almıştır. soymak. a. akrobat [Kan xv] canlı hayvan tüccarı. ~ Ar câmicat^ [#cmc fa. Neş. cam [Yus xiv] kadeh. [Çağ xv+] çam ağaç ~? Tü *çâm * Türkçenin sadece Oğuz ve Kıpçak kollarına özgü bir kelime olması düşündürücüdür. giysilik & Fa cama giysi + Fa kandan çıkarmak. " biftek . bardak. Arg xv] ~ Fa cânbâz canlı hayvan ticareti yapan " can.a. Ancak Ar şamc (mum. çalka[mak <Tü [T S xv] çalka.

HAvr gwî-wo. çok (< Fa fuzüdan. çan. yaralayan (< Fa %imşldan tırmalamak)" can cani işledi" cinayet ~ Ar canin [#cny fa. * HAvr *gwi-o. parlak ve yanar döner renkli ipekli kumaş .Fa can fızâ cana can katan. Tü *çoğmur dibe çöken şey. fazla.biçiminden EYun zöio (yaşamak). fedakârca .biçiminden EYun bíos. [passim xiv] ~ Fa/OFa can hayat (= Sogd cwân/jwân a.a.] yan. oturmak " çökçan Tü [Kıp xiv] çamur a.) ~ HAvr *gweis. cangıl [ xx/b] çorak yer. vigor (canlı ve güçlü olmak). ferahlık veren & Fa can + Fa fizâ/fizây artıran. iç tırmalayan & Fa can + Fa %imş tırmalayan. M A N D A . zoe (yaşam). yy sonuna dek rastlanmaz. ~ Fa cânwar canlı yaratık. canan canavar özellikle yabani hayvan. domuz canfes [Yus xiv] ~ Fa cânân [çoğ.yaşamak = Ave cyâiti/cvâiti a. fızâ. = EFa civa-/cwa. a. şiirde "sevgili" [CodC xiii] . tortu < Tü *çö/*çoğ- [Uy viii+] çan 1. yüksek rezonanslı darbe sesi. her çeşit hayvan " can. yaka = & Fa [KT xix] canını siper ederek. Lat vîvus (canlı). Lat vigere. büyüten.biçiminden İng quick (canlı). çıngırak can [Kut xi] . [Men xvii] canver vulg.biçiminden Sans cıva-. çul) ile ilişkisi kurulamaz. ekime elverişli olmayan arazi ~ İng jungle tropik orman ~ Sans cangala çöl.a. HAvr *gwi-g.a.] suç işleyen < Ar canâl suç * Arapçada ender kullanılan bir biçim olup Osmanlıca sözlüklerde 19. hayat). kenar. HAvr gwl-wotbiçiminden Sans cîvita-. canip Ar canb yan cansiperane can can + Fa sipar siper " can. Gael beatha (can. canhıraş [Neş xv] ~ Fa can %irâş acı veren. +aver [KT xix] ince. HAvr gwi-wot. çoğaltmak ) * Ar cunfâs (çuval bezi. canavar hayvan.artırmak. Bak.] canlar.a. 2. siper [Kıp xiv] ~ Ar cânib [#cnb1 fa.* Anadolu ağızlarındaki komeş/komış biçimi Erm komeş < OFa gawmeş'ten alınmıştır. Lat vîta (hayat). çamur <Tü çökmek.

pislik. balık tutmak ~? Ven *ciaparìn olta < < * Venedikçe etimoloji Kahane&Tietze tarafından önerilmiştir. yy sonlarından önce kaydedilmemiş olan sözcüğün Venedikçeye dayandırılması problemlidir. saldırı. talan. a. yalı çapkını (hırsızlık eden bir tür kuş).alacalı hale getirmek? dokumak? " çarpAynı anlamda çapan/çapğan (Çağ xv+). [TS xv] talan eden. çapulcu çap. yalpalama. talan etmek. tüfek ve mermi ölçüsü. [TS xvii] çapıt eski bez. kılıksız &? Fa çapan eski çapaçul püskü. çapraş[mak [TS xvi] karmaşık hale gelmek solsağ. çaput Tü [Kaş xi] çapğut birbirine dikili parçalardan oluşan dış giysi. [Redh 1890] iki dişli gemi demiri .çalmak. sol (< Fa çapîdan dönmek. sapmak) + Fa rast düz. < Tü . [Men xvii] çepüt eski pamuk < Tü çap. çapul. 1. çap çapa [Bia xix] boru ölçüsü. rast EŞKÖKENLİLER: Fa çap : çapraş-. yalpa. diyagonal & Fa çap aykırı. ancak final -n sesinin kaybı açıklanmaya muhtaçtır.çarpmak.a.İt zappa bahçıvan aleti.Erm ç'ap' [v] ölçü [PiriR xvi] bir bahçıvan aleti. hacim ölçüsü . dört nala at sürmek " çarp* Karş.çanta xvii] çanta a. yalpalama. 19. +dan1 [İdH xiv] camedan giysi veya eşya konulan çanta. [Kıp xiv] çapak a. heybe. * md > t değişimi doğaldır. çapraz çapul <Tü [Çağ xv] çapawul yağma. çarpmak. zıt yönlerde olma. pejmürde + Tü çul" çul çapak Tü [ xi] çalpak/çalpan kir. sağ " çeper.a. yalpa. [Men xvii] bir tür düğme ~ Fa çap rast "sol-sağ". 2. Tü *çalp-/çap. özellikle göz pisliği.çarpmak. paçavra. akın. tutarsızlık " çapraz < Fa çaprâst < Tü çapraz [İdrH xiv] çatışma. [TS xvii] çapul a. (Tatarca) *çapağul < Tü çap. [EvÇ ~ Fa camadan giysi çantası. talan etmek " çarp* -ağul/-awul eki Çağatay Türkçesinde ve Moğolcada görülür. genel anlamda kese veya heybe < Fa cama giysi" camekân. bel [LO xix] pasaklı. çapkın <Tü [CodC xiii] çapkun akın. savulmak. alacalı hale getirmek " çarpçapari [LO 1876] çok iğneli olta Ven ciapàr [İt chiappare] tutmak.

usul.car. çar1 [Aş xiv] dört ~ Fa çâr/çahâr dört" çehar çar2 [EvÇ xvii] Rus hükümdarı ~ Rus tsar imparator.) ~ HAvr *kwekw^lo-s tekerlek < HAvr *kwel-1 ekseni etrafında dönmek. ~ OFa çârag (= Ave ~ Ar cârin [#cry fa.seslenmek.bağrışmak. Yus xiv] çar% ~ Fa/OFa çar% 1. çarık [Uy viii+] çaruk Türklere özgü kaba ayakkabı cariye [DK. KT xix] cerr-i esqâl makaralar yardımıyla yük kaldırma ilmi. İvan'ın 1547'de benimsediği ünvan ~ Lat caesar imparatorluk sıfatlarından biri" kayser caraskal + [KatipÇ xvii] (cilm-i) cerrü'l-esqâl. carıl onom [TS xiv] car etmek/car urmak ses. yükler (< Ar 6iql yük ) " cer. devir (= Ave ça%ra. çare ) cari süregiden " cereyan çariçe çar2 * Sırp kralitsa modeline göre üretilmiş Türkçe bir türevdir. döngü.] çekme + Ar a6qâl [çoğ. dişi köle < Ar cara aktı.yöntem. yuvarlanmak * Aynı kökten E Yun kyklos (tekerlek). car car çağırmak. çark. [LO ] car car yaygara ve gevezelik sesi < Tü çağır/çarjır gürültülü konuşma veya ötme sesi < Tü *çâ-/ çağ. 1923'te James P. çardak ikil [Kaş xi] abur cubur.a.Fa çar Tâq "dört kemer".] yük. [ML 1969] bir tür biber . kylindo (dönmek. tak1 [Kut. yuvarlanmak). Aş xi] [Kıp xiv] [AResmi1757] ~ Fa çâra/çâr a. 2. [Men ] çarTak vulg.a. Johnson'ın bir bestesiyle üne kavuşan dans türü. tekerlek.a. kontrolsüz ve oburca yemek için kullanılan bir deyim [DK xiv] çarTak . gürültü. bar bar bağırmak. divanhane " çehar. akan. [ xx] caraskal mekanik yük asansörü & Ar carr [#crr msd. dört kemer veya dört ayak üstünde duran çatı. = Sans çakrá a. gürültü etmek " çağır* Karş. çark [Aş.] cereyan eden.veya -n-etkisini düşündürür. Gül xiv] hizmetçi. 2. f. [LO. sıklet çarçur etm.İng charleston 1. & Rus tsar + Sırp-itsa dişil eki" çare çârâ. . İnisyal ç.] 1. Karş.sesinin ötümlüleşmesi -n. Rus hükümdarı 4. mekanik . koştu " cereyan Tü ~ Ar câriyat [#cry fa. çardak . [TS xiv] carılda. kayzer. imparatoriçe. genç kız. nara . a. çarliston [Cumh 1928] bir dans.

ekiyle çal. şebboy çarşamba [CodC xiii] çehar şembe ~ Fa çâr şanba haftanın dördüncü günü & Fa çâr dört + Fa şanba/şanbih hafta (~ Aram şabbstâ/şabbeh 1. cass/macassat] yokladı. ferman.seğirtmek. çarşaf [CodC xiii] çarçav . yan. akın etmek. koşmak. ) " çehar cart onom [TDK 1955] yırtma sesi. ferman. [DK xv] çarp.a. [TDK 1955] cart curt etmek korkutmak amacıyla yüksek perdeden konuşmak. talan etmek. dinlenme ) " çehar * Yedi günlük hafta düzeni MÖ 6. çarpı YT [Geom 193+] < Tü çarp-" çarp- * Atatürk tarafından bulunan kelimelerdendir. dörtyol. yağmalamak < Tü *çalp. [CodC. yol (~ OFa sög a. göze batan (renk) < car " car çarter [ 198+] ~ İng charter 1. çârşef/çârşaf .2. " çak* İşlevi tam olarak anlaşılamayan bir -p. Zarb < Ar #Drb (aritmetikte çarpma işlemi) sözcüğünden esinlendiği anlaşılmaktadır. istihbarat elemanı < Ar cassa [msd. Karş. Anlamların tümü "vurmak. Ferec xv] ~ Fa çar mîx dört çivi. el yordamıyla aradı (= Aram #gşş elleme. pazar yeri & Fa çâr dört + Fa sü taraf. iki yüzlü. araştırma. DK xiii] çap. ruhsat < Lat charta kâğıt" kart2 çaşıt Tü [ xi] çaşut yalancı. çapak. ani eylem sesi. casus casus [KıpGul. 2. yön. atı hızlı sürmek. a. şak/şakır sesi çıkarmak" kavramına dayanır. inceleme ) . çalmak. berat. ordunun önünden giderek bilgi toplayan kimse. yy'dan itibaren İbrani toplumundan. talan etmek. çarşı [Gül xiv] çarsû ~ Fa çâr sü dörtgen. na+ çarp[mak Tü [Kaş xi] çap-. vulg. ortak Arami kültürü aracılığıyla Ortadoğu ve İran'a yayılmıştır.çarpmak. kılıç vurmak. DK xiv] ~ Ar câsüs [#css] izci. vurmak.kökünden türediği anlaşılıyor. Cumartesi.] "kâğıtçık". 2. [Arg xvi] çârşeb. gemi veya uçak kiralama sözleşmesi ~ OLat chartula [küç.a. elle yoklama. Cumartesi < İbr #şbt dinme.kamçı vurmak. [ xx/c] frapan. mıh [T S. ara verme. yellenme sesi. kılıç vurmak < Tü çal. ABD Tarım Bakanlığı Tarımsal Araştırma Servisince geliştirilmiş bir sivri biber cinsi < öz Charleston ABD Güney Carolina eyaletinde bir kent çarmıh çehar. haç " ~ Fa çar nâçâr işe yarasın çarnaçar [Tz xv] yaramasın & Fa çâr2 çare + Fa nâçâr çare değil" çare. hafta ~ İbr şabbât dinlenme günü. ruhsat.Fa çâdarşab gece örtüsü & Fa çâdar örtü + Fa şab gece " çadır.

Tü? . [LO ] darbe sesi. [LO xix] < Tü çağla-" çağla- * Halk ağızlarına özgü bir biçim iken Dil Devrimi döneminde yazı diline ithal edilmiştir. çatla[mak Tü [Kaş xi] çatla. [BK 1799] çağlağan . çapraz olarak < Tü *çağ-/*çaw. ETü çantur. vaz geçmek * Fiilin basit biçimi 15. dikmek. ahşap çatırtısı < " çakçat pat/çatra patra anlatan deyim ~ Bul çetır pet dört beş çat[mak birleştirmek çatal <Tü [LO xix] çatra patra bir dili çok az bilmeyi Tü [Kaş xi] çat.[onom.a.a.çarpmak. çavuş Tü [Or viii] çawuş bir tür görevli. yy'dan önce kaydedilmemiş ise de karş. bugün Romanya'da Cetate [Men xvii] evin çatısı < Tü çat-" çat- * "Birbiriyle açı oluşturacak şekilde çatılmış düğerler" anlamında olup düz dam için kullanılmaz.a. vurmak. dayak sesi. genelde tahıl. topal. akarsu. çatır onom [TS xiv-xvii] çatıldı/çatıltı silah çarpıştırma sesi.çat. şelale. çatana çatı <Tü [LO xix] Tuna nehrine özgü küçük buharlı nehir teknesi < öz Çatana Tuna nehri üzerinde bir kasaba. [Men ] çat çat dişlerin birbirine çarpma sesi. hububat (= Ave yava.şaklamak.Kaş xi) < *çaw(u)n-tur-. çatlama sesi. [Kıp xiv] padişah önünde yüksek sesle bağıran görevli. [Kaş xi] savaşta safları gözetip kargaşayı önleyen görevli.seslenmek. [Oğ xi] katmak.dönmek. bağırmak.a.) ~ HAvr *yewos a. haykırmak " çağır* Özgün anlamının bağırmakla ilgili bir görev olduğu açıktır. cay[mak [DK xv] çay. Ayrıca Kıp çawrunmak (çevirilmek .] çarpma ve vurma sesi çıkarmak " çak[Tuhf xiv] iki veya daha çok dişli tarım aleti < Tü çat-" çat- * Dil Devriminden önce Türkçe köklerden -el ekiyle yapıldığı izlenimini veren iki kelimeden biridir. çavdar Fa caw arpa. = Sans yavah a. [Ferec xv] yüzeyi yarılmak < çat çarpma veya çatlama sesi " çat çavdar [Men xvii] çavdar ~ Fa cawdar arpa ve buğday tarlasında parazit olarak yetişen bir tahıl. Karş. dazlak.(caydırmak . cavlak " çıplak çavlan çağlayan <onom [LO xix] çıplak.xv). münadi < Tü *çağ-/*çaw. [LG 188+] cavlak çekmek ölmek (argo) <Tü [TS xvi] çağlan çağlayan. el çarpma sesi çıkarmak.

+dan1 cayır çayır onom Tü? [Tz 1899] çaydan çay pişirme kabı [ARasim 1897-99] cayır cayır yanma sesi "caz2 [Kıp xiv] şayır şimen otlak. milvus milvus. çekicilik < Ar câ5ib . camellia sinensis. bu bitkiden yapılan içecek (= Rus çay a. [Men xvii] çaylak bir tür yırtıcı kuş. +kir* Edirne halk ağzından 20. Batı Avrupa dillerinde aynı sözcüğün Xiamen lehçesinden Portekizce vasıtasıyla alınan tê biçimi benimsenmiştir. Üçüncü anlam. Türkçe sözcüğün Farsçadan mı. • Türkçe sözcük ilk kez Damadzade Ahmed Efendinin 1731 tarihli Çay Risalesinde yaygın kullanım buldu. cazır onom yanma veya ateşte kızarma sesi.a . bando cazgır <onom [Tz 1944] güreşecek pehlivanları yüksek sesle tanıtan kişi Tü *cazğır-/cazğırda. [TDK 1974] toy.] bağırma sesi" caz2. tecrübesiz < Tü *çawlak bağırgan < Tü çawlabağırmak. [Çağ xv+] çayır Tü çaylak <Tü [Tuhf xiv] çarlak .a. acemi çaylak ("tecrübesiz tellal") deyiminden krasis yoluyla türemiştir.çay1 [Damadzade 1731] ~? Fa çay 1. takım " caz1. caz1 [passim 1921] ağızlarında "gürültülü eğlence".bağırıp çağırmak. cazibe çeken " cazip [Men xvii] çekim gücü. yy ortalarına doğru Batı Avrupa ve Rusya'da tanındı. gürültü etmek < Tü caz/cazır [onom. tellal. ses etmek < Tü çaw ses. 1910 dolayında kullanıma girmiştir. 2. bir tür müzik ~ İng jazz 1. çığlık " çağır* Sözcüğün iki orijinal anlamı "bağıran" fikrine dayanır. yy ortalarında genel kullanıma geçmiştir. ç a y2 Tü ? [D Kx v] d er e. [ xix] bağırarak haber götüren bir tür haberci. bağırış. şamata. [Ç ağ xv +] a . * Çin kökenli olan bitki 17. Caz müziği Fransa'da 1918'den başlayarak popüler olmuş. Güney ABD zenci * İngilizce sözcüğün kökeni belirsizdir. Tü & Tü çay + çaydanlık Fa -dan " çay1. Rusçadan mı alındığı açık değildir. [DK xv] çayır . 2. yapraklarından içecek yapılan bir bitki.a. 1920-21'de İstanbul'da duyulmuştur. caz2.) ~ Çin ça' a. ateşe değen su sesi ~ İng cazbant [Bah 1924] bir nevi Amerikan orkestrası jazzband & İng jazz + İng band grup. Asya ve Doğu Avrupa dillerinde Gwangdong lehçesinden alınan ça' biçimi yaygınken.

[Kan xvi] cebeci < Moğ cebe silah.] cezbeden. çalma (argo) Tü [LO ] eziyet çeken .] kabalık. özellikle ok veya mızrak ~ Ar cabal [#cbl msd. iktidar. yeni < Ar cadda kesti. olağanüstü büyük güç ~ Aram gebsrütâ güç. zor. 2. İng algebra (matematikte cebir) biçimleri Arapçadan alınmıştır. güç. güç kullandı (= Aram #gbr üstesinden gelme. taze kesilmiş (kumaş veya meyve). 3.Ar cabarüt azamet. keskin idi. azamet taslama (Allaha mahsus olup insana yakışmadığı içün ibad hakkında ancak zem maksadiyle kullanılır). çeken. [KT ] ceberut kibir.* İsm-i failden -e ekiyle masdar türetilmesi Türkçeye özgüdür. kaynaştırdı. taşra. & Ar cafâ' eziyet + Fa kaş [TDK 1955] cebine atma. Jeminasyon da yakın dönemin ürünü olmalıdır. şişme. celal. Arapça kökün iki anlam grubu arasındaki ilişki açık değildir. [ML 1969] cedelleşmek hlk.] 1. uzak ülke ) cebelleş[mek [Men xvii] cedel tartışma. Aş xi] ~ Ar cafâ' [#cfw msd. cebelleşmek < Ar cadal [#cdl msd. [TDK 1955] ceberut merhametsiz. canlı ve gayretli idi" ciddi cefa zahmet < Ar cafâ kırıcı davrandı cefakeş çeken " cefa. mantıkta diyalektik < Ar cadala burdu. ceberrut [Men xvii] ceberut Tanrının her şeyden üstün olan gücü. [HE Adıvar 192+] cedelleşmek . [Kadı xiv] cebe silah. çekişme. yy'da türemiştir.] tartışma. çekişme. zorba (sıfat) . cazip [Ferec xv] çekici < Ar caSaba kendine doğru çekti" cezb cebeci cephaneci er ~ Ar câ5ib [#c5b fa. kırık kemiği kaynaştırma. kesik. kabarma. 2. yy Arap matematikçisi İbn Musa el-Hwarizrm'nin Kitâbu'1-cabr wa'l-muqâbala adlı eserinden alınmıştır. cedit [KıpGul xiv] cedid yeni ~ Ar cadîd [#cdd2 sf. şiddet ~ Ar cabr [#cbr msd. 2. [TDK 1955] becelleşmek . birleştirdi. • Fr algèbre. çekişti" cidal cebellezi cep " cep * -ellezi ekinin yapısı açık değildir. keş1 [Kut. şiddet < Ar cabara 1. güç gösterme " cebir * Sıfat olarak kullanımı 20.] dağ (= İbr gsböl cebel [Kıp xiv] sınır = Fen gbl sınır. büktü.] 1. cephane. kahramanlık ve cesaret gösterme ) * Matematikteki anlamı "kırık kemiği bütünleme" anlamından türetilmiş olup 9. matematikte cebir. özellikle tanrının gücü < Aram #gbr kabarma. sentez. cebir/cebr[Kut xi] cebr zor. niza. zorluk.

Slav çatr. cehalet < çehre [KıpGul xiv] çihre ~ Fa çihra insan yüzü ~ OFa çihrag bir şeyin doğası veya özü.-7. çekince. çekimser.a. * İran'da Part ve Sasani hanedanları döneminde (1. yy'da Batı dillerinde kullanıma girmiştir. E Yun tetr-. ~ OFa çakk a. yy'da kral Hosea tarafından yıkıldıktan sonra burası lanetli sayılmış ve Kudüs kentinin çöplüğü olarak kullanılmıştır. hip(o)+1 ceket [AMithat1877]jaket ~Frjaquette[küç.a.görünme. çekingen. görüntü. yy'da Abbasi maliyesinde aynı anlamda kullanılmış ve en geç 12. tahammül etmek * "Çekmek" ve "tartmak" kavramları arasındaki ilişki için karş. quadraginta (kırk). belirme. katlanmak. çeki. EŞKÖKENLİLER: Tü çek.a. ~ Ar Sakk a.) ~ HAvr *kwetwer a. "jokey çeki <Tü [Arg xvi] bir tartı ölçüsü < Tü çek. xiv] tartmak. ~ Fa/OFa çahâr/çâr dört (= Ave * Aynı kökten Lat quatr-. pondus (tartı). ~ OLat scaccus a.(dört). satranç oynu ~ Fa şah hükümdar ) + İng up aşağıdan yukarıya hareket bildiren edat" şah1. çizgi çekmek. kan çekmek.a. denetlemek.a. 2. çek[mek Tü [Kaş xi] çek. cehl Ar cahala bilmez idi" cehalet [Aş xiv] ~ Ar cahl [#chl msd. cahl/cahâlat] bilmez idi çehar/çar1 [Ferec xv] çar çathvar. Lat pendere (çekmek. cehennem ~ İbr ge hinnöm Gözyaşı Vadisi. Ayrıca Lat quartus (dörtte bir).] Avrupai cepken < Fr jaque 1. satrançta şah hamlesi [xiv]. = Sans çatúr a. çekin-. suret ) çek [LO xix] ~ İng cheque/check üçüncü şahıslara devredilebilen ödeme emri ~ EFr (é)chec a.tartmak " çek- . Kudüs yakınında bir yer < İbr hinnöm gözyaşı. ~ Ar cahalat [#chl msd. çektiri çekap [ xx/c] ~ İng check-up kontrol. suret = Sans çitrá resim. asmak.a.] bilmeme.a. 2.: çek-.] bilmeme.cehalet [Ali xvi] habersiz olma < Ar cahila [msd. idea (= Ave cithra. ağıt * Hinnom vadisinde kurulan Moloh tapınağı MÖ 8.ip çekmek. cehennem [Kut xi] ~ Ar cahannam Kuran'a göre kıyamette günahkârların gideceği yer. tartmak). köylü. [passim.a. bir şeyin gözle görünen yüzü. baştan aşağı gözden geçirme & İng to check 1.a. yy) devlet hazinesi adına yazılı ödeme emirlerine verilen ad iken 8. dize kadar inen köylü giysisi < öz Jacques bir erkek adı < Jacobus a. kontrol etmek [xvi] (~ EFr (é)chec satrançta şah.

şakırdamak < Tü çak/çakır [onom. kızgınlık . çalım/çelme. Karş. çal-/çel-. [Kıp xiv] şekirdek/çekürdek < Tü çakırda-/şakırda-/*şekirde-çıtırdamak. carıldamak < Tü çak/çakır [onom. İnisyal ç. yücelik < Ar calla çok büyük ve yüce idi . çekin[mek etmek çekince çekingen <Tü [T S xv] . özellikle ayakla vurmak = Tü çal. [TDK 1983] celal öfke. ululuk. [KT xix] içtinap ve ihtiraz < Tü çek-" çekYT YT [CepK 1935] mahzur.] ihtişam. • ç. [KT xix] celalli çabuk kızan. [LL xviii] arzulamak.fiilini andırır. sağlam idi < Ar cild " cilt ~ Ar calâdat [#cld msd.] şakırdama sesi" çak< Tü *çekür(t)- * Esasen yeşil çekirge veya cırcır böceğinin adı olmalıdır.] sabır.Ar calâl [#cll msd. [Kıp xiv] çeküç < Tü *çakıç < Tü çak-" çak- * Araç isimleri yapan -iç ekiyle. [PiriR xvi] çekdürür gemi kürekle yürütülen gemi < Tü (kürek) çekmek " çekçekül çel[mek » <Tü çal" şakul [TS* xv] .etkisiyle ünlü incelmesi tipiktir.a.[YT 195+] çeker gibi < Tü çekinmek" çekin- çekirdek Tü [Kaş xi] şekirtük her türlü kabuklu yemiş ve meyve çekirdeği. [TDK 1955] celallenmek öfkelenmek. azamet.. çekimser YT yapmak < Tü çek-" çek* Anlamca çekin. [Çağ xv+] çegürtge şakırdamak. celadet [Ali xvi] direnç < Ar caluda direndi.çekiç Tü [Oğ xi] çekük a.sesinin etkisiyle ünlü incelmesi tipiktir: karş.vurmak " * Çalmak fiilinin varyant biçimidir. ihtiraz kaydı [CepK 1935] muhteriz < Tü çekinmek " çekin[TDK 1955] müstenkif < Tü çekimse. [Men xvii] vurmak.] vurma ve kırma sesi " çakçekirge Tü [Oğ xi] çekürge a.. çektiri <Tü [T S xv] çekdirü . yücelik. celal [KıpGul xiv] büyüklük. azamet. İng cricket (yeşil çekirge) < crick (cırcır sesi). sert tabiatlı. içi çekmek.a.

(mecazen) rab.. (bıçak) vurmak " çal* Fa çalık/çalik (a. kızgınlık" anlamı muhtemelen İstiklal Marşı'ndaki ". terbiyeli kimse < Tü çeleb/çalap [passim. ya da Türkçe kökenli olup Farsça üzerinden gerialıntılanmış olması mümkündür. tedarikçi < Ar calaba çağırdı.] kırbaçlayıcı [esk. 2. celep [Kıp xiv] ~ Ar callâb [#clb im. [ xx/a] (meclis veya toplantıda) ~ Ar calsat [#cls msd.kesmek. xiii] yüce kişi.] oturma < Ar calasa oturdu " cülus [Kan xv] çeltük ~ Fa şaltük/çaltük pirinç bitkisi . çelim[siz <Tü [LO xix] çelim çalım. boy pos = Tü çalım " çalım * İnisyal ç. getirdi celse oturum çeltik [Ali xvi] celb ~ Ar calb [#clb msd. tokatladı" cilt çello [ xx/b] ~ İng cello ~ İt violoncello [küç. [LO ] çeleng metalden yapılan çatma sorguç (demir iskelet üzerine mücevher veya yapraklardan oluşan taç) =? Fa çelân demirden yapılan her türlü alet ve edevat Fa çiling/çiring [onom. kesilmiş dal. endam. [TS xvii] kibar.] mal getiren. efendi. Sözcüğün 11.] violone'nin küçüğü olan bir çalgı < İt violone viola'nın büyüğü olan bir çalgı" viyola celp Ar calaba çağırdı. çubuklarla oynanan bir çocuk oyunu çal-/çel. işkence ve idam görevlisi < Ar calada suya veya deriye vuruş sesi çıkardı. İsa " çelik2 <Tü [Kıp xiv] 1. mal getirdi" celp çelik 1 <Tü [Arg xvi] dövülmüş demir. çelebi salip * Süryanice telaffuz 'tslab' şeklinde olup fonetik açıdan Türkçe çeleb ile uyumludur. usta. vurmak " çal< Tü [TS xiv] sahip. haç.etkisiyle sesli incelmesi görülür.) Türkçeden alıntı olmalıdır. ferforje < Tü çal-/çel-dövmek. DK. yy'dan önce Nasturi din adamları yoluyla Orta Asya'ya yayılmış olması muhtemeldir. gösteriş. kırbaçladı.]. Gül xiv] cellad ~ Ar callâd [#cld im.* Halen yaygın olan "öfke.] çağırma. çubuk.bu ne hiddet bu celal" deyiminin yanlış yorumundan kaynaklanmaktadır. ithal eden. mola verme. cellat [Kıp.. getirme < [Ali xvi] oturma. çelenk [Men xvii] çelenk/çelek demir kova.] demirin demire çarpma sesi * Tü çalmak/çelmek (demir dövmek) fiilinden türemiş. tanrı ~? Aram Slab/Slâb 1.a. 2.

[DK xv] sarık şeklinde kadın başörtüsü. çemkir[mek [MMakal 1954] kesik kesik havlamak. carum carvi [v] (~ OFa *çaman ) = Akad kamunu kimyon " kimyon * Ermenice kelime 5.ile telaffuzu Farsça etkisi gösterir. Şubat ayında artan sıcaklık (= Aram gamrâ a. #cmhr kökleri "toplama. • Erkek adı olan Cem Farsça olup bununla ilgili değildir. [KT ] cemaziyülevvel evveliyat. kasnak = Fa çapar a. halka. a.) * Karş. yy başlarından itibaren Fr société karşılığı olarak kullanılmıştır. cemse [ xx/b] askeri personel taşıma aracı ~ marka GMC askeri personel taşıma aracı markası < marka General Motors Corporation motorlu taşıt üreticisi Amerikalı firma . kazan çember [Yus xiv] . < EYun kymbe kâse. caml ] tam ve eksiksiz olma cemaziyülevvel [ xiv] ay adı. bir araya getirdi * Ar #cmm. toplantı" cem [Kut xi] ~ Ar camâcat^ [#cmc msd. geçmiş ~ Ar cumâdâ'u-al-awwal İslami ayların beşincisi" el3.]1. " çeper çemen [LO xix] pastırma yapımında kullanılan ot Erm ç'aman/ç'amun kimyona benzer bir bahar. Karaman kimyonu. [FBaykurt 1971] hırlamak. a. [Men xvii] kasnak.cem [Kutxi] ~ Ar camc[#cmcmsd.] 1. yy ikinci yarısında yazı diline geçmiştir. toplanma. = Akad gumâru a. DKxi] camala [msd. Farsça "çayır" anlamına gelen çaman ile birleştirilmesi yanlıştır. yy'dan itibaren kaydedilmiştir.] güzellik < Ar cemal [Kut. bir araya getirme" anlamını taşır.] toplama. 2. tekne. dırlamak.] ~ Ar camâl[#cml msd. evvel * -z. köz. topluluk < Ar camaca topladı. toplantı" cem [Aş. a. KıpGul xiv] toplum ~ Ar camciyyat^ * 20. fıçıları bir arada tutan metal halka ~ Fa/OFa çanbar kuşak. #cmc. öfkeli cevap vermek < " +kir* Yerel bir ağızdan 20. k > ç dönüşümü Orta Farsçada tipiktir. çembalo [LO xix] ~ İt (clavi)cembalo klavyeli bir çalgı. toplama. cemre [Kıp xiv] ~ Ar camrat [#cmr msd. aritmetikte toplam. kor. klavsen ~ Lat cymbalum metal tepsi şeklinde vurmalı bir çalgı ~ EYun kymbalon a. kömür.a. cemiyet [#cmc msd. 2. cemaat topluluk.

[İdr xiv] çene . özellikle vahşi hayvan tırnağı * Erm cang (vahşi hayvan tırnağı) Farsçadan alınmıştır.Fa çangâl/çangal pençe. çene [TS xiv] çene/çene . gasl etmeyi gerektiren durumda olma.> İng chin (a. hırsızlık etme * Arapça sözcük Aramiceden alıntı olup Ar canb (yan) sözcüğüyle etimolojik ilintisi yoktur. cendere [Men xvii] Sans yantra her tür makine. -k ekinin işlevi belirsizdir. * Karş. Fa çana zadan (= çene çalmak). kat. a.cenabet [İrşad. bu durumda olan kişi ~ Aram ganâbâ hırsız.] kanat. bir şeyin iki yanı.a. etrafını çevirmek ) " cin1 . etrafını çevirme (= Akad ganânu korumak. "Namaza yanaşması caiz olmayan kişi" açıklaması halk etimolojisidir.a. şer'an kirli olma. tırnakla çalınan bir çalgı" çengel cenin şey. kapatma.a. çengi [Kıp xiv] ~ Fa çangî çalgıcı.] 1. tırnak. özellikle gece vakti ve gizlice çalan hırsız < Aram #gnb çalma.a. ~ HAvr *genu-2 a. nezd. çenek YT [TDK 1944] botanikte çiçeğin bir kısmı < Tü çene çene * Çene sözcüğünün Öz Türkçe olduğu varsayımıyla türevleri yapılmıştır. < Fa çang tırnak. hengâme ) [Men xvii] ~ Ar canın [#cnn sf.). araç ) ~ Fa candara baskı mengenesi (= ~ Fa çana/çâna a. +aver [İdrH xiv] çengâl kıvrık sivri uçlu metal nesne . Yus xiv] ceng cennet [Har xii] ~ Ar cannat [#cnn msd. cenah [Mercimek xv] mecazen kol. özellikle çeng adı verilen çalgıyı çalan < Fa çang tırnak. KGunya xiv] ~ Ar canabat [#cnb2 msd. embriyon " cin1 cenk büyük olay.a. hadise. sağ ve sol cenap [MMem xvi] cenab bir saygı deyimi < Ar canb yan " canip ~ Ar canâH [#cnH msd. cenaze [KGunya xiv] cinaze ~ Ar/Fa cinâza ölünün içine konulduğu tabut ~ Aram ganszâ gömü. Aynı kökten Ger *kinn. ~ Ar canâb [#cnb1] yan. 2.] kutsal kitaplarda adı geçen bahçe ~ Aram gannâ/gannstâ bahçe < Aram #gnn koruma.EFa çanu. a. cengâver çengel [LO ] ~ Fa cangâwar savaşçı" cenk. hazine ~ OFa ganz/ganzmag a.a.] gizli veya örtülü olan ~ Fa/OFa cang savaş (= Ave yang- [Aş. mekanizma.

2. • Cep telefonu deyimi ilk kez 1995'te kaydedilmiştir. gömlek veya şalvar içinde bulunan torba ~ Ar cayb [#cyb msd.] yara" . [KatipÇ xvii] cebehane cebe%âna silahhane. çevirme < Fa çapîdan dönmek EŞKÖKENLİLER: Fa çapar/çanbar : çember.] çekme. kuşak. [TS xvi] çent-kertmek. çeper [DD xx/b] dış kenar. ceb/cîb 1. [Men xvii] ceyb vulg. koyun. 3. yük [T S xv] çör çöp [Yus xiv] < Tü çör/çörüntü tortu. sürükledi çer çöp cerahat cerh ikil [Mercimek xv] cerr ~ Ar carr [#crr msd. çeper cephane [DK xv] cebehane . gömleğin göğüs veya baş geçirilen yarık yeri. bahçe).] 1. yüz (= İbr gobha yüksek < İbr/Aram #gbh yüksek veya çıkık olma ) cepken <Tü [Çağ xv] çapğan birbirine dikili parçalardan oluşan üst giysi. bir şeyin ön tarafı. çent[mek Tü? [TS xiv] çendele. 2.ince ince kesmek. Karş. cep [İrşad xiv] ceyb . gömleğin göğüs veya boyun yarığı. cidar ~ Fa/OFa çapar/çanbar 1. iki meme arası.[viii+ Uy] dokumak " çaput * İnisyal c/ç nedeniyle sesli incelmesi tipiktir.] 1. şimal.* Karş. kucak. [LO xix] cepgen omuza atılan kısa kaput < Tü çap. kasnak.] güney < Ar canb * Gün doğumuna oranla yan tarafta olduğu için. daire şeklinde çadır veya saz kulübe. çevre duvarı. 3. kibar (~ Lat gentilis soylu ) + Lat man adam " janti. çit. Akad gannu (bahçe) Aramiceden alıntıdır. çentik açmak centilmen [ARasim 1897-99] ~ İng gentleman beyefendi. kibar kimse & İng gentle zarif. 2. pislik " çöp1 ~ Ar carâHat [#crH msd. halka. matematikte sinüs * Arapça sözcük Lat sinus ile eş anlamlıdır. artık. Yun parádeisos (kutsal kitapta anılan cennet) < EFa pairidaeza (etrafı çevrili yer. manken cenup yan" canip [Aş xiv] ~ Ar canüb [#cnb1 im. alın. cer çekme < Ar carra çekti. hane ~ Fa cephe [Men xvii] cebhe ~ Ar cabhat [#cbh msd. askeri donanım deposu & Moğ cebe silah + Fa %âna ev " cebeci. 2.

kâğıt tabakası" cirit ceriha [KT xix] yara < Ar caraHa [#crH] yaraladı" cerh * Arapça sözlüklerde mevcut değildir. cerrah cerrah (= Aram garâ% cerrah ) " cerh [ xiv] ~ Ar carrâH [#crH im. cariye. & Fa çar dört + Fa çüba çubuk (~ OFa çobag a. çaçaronluk. cerbeze ifade gücü " gürbüz [LO xix] cüret.] yaralama.a. macera.] suç. garmiyan (germiyan. 2. " term(o)+ * Aynı kökten Fa garm (sıcak). dolandırıcı ~ Fa gurbuz * Türkçedeki anlam kayması açıklanmaya muhtaçtır.] hilekârlık.a. f. cop çerçi [CodC xiii] seyyar satıcı hizmetçi. asker ceride [Men xvii] defter. [T S xiii] çeri er. suç. f. yonga. kitap. mecra çerez yaş yemiş [Mercimek xv] çeres . suça karşılık ödenen ~ Ar carimat/carîmat^ [#crm sf. dolan < Ar curbuz hilekâr. [Men xvii] çeres içki ile yenen kuru ve ~ Fa çaras dilenciye verilen sadaka ~ Ar carH [#crH msd. koştu [Ferec xv] ~ Ar carayân [#cry msd. EŞKÖKENLİLER: Ar #cry : cari. akış < Ar cara (hızla) aktı. tabaka. çermik [Kan xvi] ~ Erm çermig ılıca (Doğu Anadolu'da) < Erm çerm ısı. yaprak.a. günah " cürüm * Arapça sözcük cürm ile eş anlamlıdır. özellikle gelir ve giderlerin kaydedildiği muhasebe defteri. [ y 1860] gazete ~ Ar carîdat [#crd fa.)" çehar. icra. Anlam ayrışması Türkçeye özgüdür. a. maceraperest. ayak işleri yapan " yarıcı cereme/cerime para cezası ~? Moğ carçı/caruçı [Men xvii] cerime 1.a. cereyan. ılıcalar). vücudu cerh [Men xvii] kesici bir aletle kesme < Ar caraHa yaraladı çeri Tü [Or viii] çeriğ ordu . çerçeve [Arg xvi] çerçive ~ Fa çar çüba dört çubuk.] ameliyat eden. . sıcaklık ~ HAvr *gwher-mno. cereyan akıntı.] soyulmuş şey. [KT xix] beceriklilik. dil ve ~ Ar carbazat [#crbz msd. soymuk. dörtgen.* "İrin" anlamı Türkçeye özgüdür.] akım.

göze ~ OFa çaşmag a. eskiz. büyük. müsvedde < EYun s%edios geçici. çâş.tatmak. [Men xvii] çâşnî tad. ~ Ar cadd [#cdd1 msd. çâş. gözüpek. mostra. ataklık < Ar casara bir dere veya vadiyi geçti. risk aldı ceset [Aş xiv] ~ Ar casad [#csd msd. aydınlanma. 2.tatmak. çeşit [Men xvii] çeşide tadılmış. bülbül * Kuş adı olan bülbül ile ilişkisi çok dolaylıdır. a. tad. " çeşm [Aş xiv] ~ Fa çaşma göz gibi olan şey. internette real-time mesaj alışverişine verilen bir ad < İng chatter [onom. cesim [Men xvii] şişman < Ar casuma büyük idi.] insanın fiziksel varlığı. ışık < HAvr *kwek. satılan bir malın örneği ~ Fa çaşîda tadılmış.görmek çeşme pınar. [LO xix] çeşid/çeşin nümune. lezzet tadım.a. bir tür cam işi & Fa çaşm göz + Ar bulbul2 ibrik veya ibrik ağzı.] cüsseli.] girişken. EYun geüo (tatmak. küç. çeşni [Aş xiv] . a. HAvr *kweks-mn. girişti.görme. yer kapladı < Ar cism " cisim cesaret [Men xvii] ~ Ar casârat [#csr msd. atıldı. tad almak). tadılan. tadılan.tatmak (= Ave çâş. seçmek * Aynı kökten Lat gustare. tadan. müsvedde ~ EYun s%edârion [n. cüsse < Ar casuma büyük idi. rastgele . kadavra.cesamet [Men xvii] ~ Ar casamat [#csm msd. yemek) ~ OFa çaşnlg a. tadan < Fa çaşîdan.] çiziktirme. sürahi" çeşme. önemsiz.) ~ HAvr *geus. ata [Men xvii] ~ Fa çâşnî ~ Ar casür [#csr im. çeteci [Kan xvi] akın. " çeşit cesur atak " cesaret cet/cedddede.] büyüklük. lezzet (< Fa çaşîdan. akıncı topluluğu (Rumeli'de) çetele [Men xvii] ~ İt cedola kağıt parçası ~ Lat schedula [küç. çeşm [Ferec xv] ~ Fa/OFa çaşm göz ~ EFa çaşman.a. çeşmibülbül ~ Fa çaşm-i bulbul bülbül gözü. Karş. yer kapladı" cisim ~ Ar casîm [#csm sf. laklak çete Sırp çeta haydut.] cesur olma. ölü gövde = Aram güşdâ kadavra.] [DK xiv] cedd çet [Hürr 2000] ~ İng chat 1. Ar cu66at (cüsse) ve casad (cesed) biçimlerinin farklı Sami diyalektlerini yansıttığı varsayılabilir.a.a.] kâğıt parçası. ceset * Süryanice guşda ve Nabatice gtta biçimleri eşdeğerdir. cüsse.] lakırdı. hacimlilik. sohbet.

DEVİR-.] yanıt ~ Ar cawâz [#cwz III msd.fiilleri arasındaki ilişki açık değildir. sert (özellikle ceviz). eğir-/ewür-. gerdi" cidal * Türkçe ikincil anlamı cedvel tahtası deyiminden türemiştir. çevik çabuk çevir[mek Tü [Aş. * Karş. Erm nguz (a. çat pat.a. eğir-. [Kazak ] Tü çat-/çet. kıymetli taşlar < Ar cawhar " cevher cevap cevaz belgesi. çizgili liste veya tablo < Ar cadala burdu. çarpmak " çat[LO xix] bozuk şive ile konuşulan Türkçe için kullanılan ~ ? cevherler.] dönme. [Men ] düz çizgi çizmeye mahsus alet ~ Ar cadwal [#cdl] 1. bükük cevher kıymetli taş ~ OFa gawhar/göhar a. a. küçük akarsu. dolanma < Ar câla döndü. Karş. öz. cevahir [Aş. Yus xiv] [CodC xiii] çevük neşeli [ xi] çewür. izin < Ar caza geçti [Kut. ~? Fa çabuk hızlı. kriket < Fa çawl kıvrık. dolandı ~ Ar cawalân/cawlân [#cwl msd. [Kırg ] çetin zor. İbr egoz. Yus xiv] ~ Ar cawâhir [#cwhr çoğ. a.). Doğu Anadolu kökenli olan bitkinin adının Ermenice veya başka bir Anadolu dilinden yayılmış olması muhtemeldir." çevir-. ~ Aram gawzâ a. bu sopayla oynanan oyun. Aş xi] cevab [Ali xvi] ~ Ar cawâb [#cwb msd. geçiş cevelan [ xiv] dolaşma.vurmak. kesiksiz çizgi. çabuk " Tü *çeğir- çevgan [Yus. çetrefil bir deyim * Karş. DK xiv] sopa. +men2 ~ Ar cawz a. çetin Tü çitin a.çevirmek. a. 2. zor. a. ~ Fa çawgân bir ucu kıvrık ~ Ar cawhar [#cwhr] cevher. EVİRçevirmen ceviz YT [CepK 1935] mütercim < Tü çevir. teğir-/tewür. ip ördü.] geçit. döndürmek * Eş anlamlı olan Tü çewür-.] [İdrH xiv] kırılması güç. cetvel [Kıp xiv] cedvel su kanalı. su kanalı. sert. OFa gawz. .* İng schedule (program kâğıdı) Latinceden alınmıştır.

ateş parçası. [İMüh xiii] çiban vücutta çıkan kabartı çıban .] tasavvufta ~ Ar cezerye [TDK 1998] havuçla yapılan bir tür tatlı *ca5ariyyat [#c5r nsb.Ar cihaz [#chz msd." çevir~ Ar cawşan [#cwşn] 1. dolaştı" cevelan çeyiz [LO ] ~ Ar cawwâl [#cwl im. " cihaz [EvÇ.] çekme. ~ Fa çar yak ceylan antilop ~ Moğ cegere(n) a. çok [KıpGul xiv] cihaz evlilikte kız tarafının getirdiği mal ve eşya .] 1. halka cevval dolanan < Ar câla döndü. 2.] cevelan eden. f.a. 2. [LO xix] ce5ve kahve pişirecek ibrik . havuç " cezri * Yakın dönemde Hatay ağızlarından Türkçe genel kullanıma geçmiş bir sözcüktür.Ar ca5wat [#c5w] 1. 2. ~ Ar caSbat [#c5b msd.] a. cevşen [DK xv] örme zırh göğüs. muhit. köklü (Fr radical karşılığı) ca5r/ci5r 1.] < Ar ca5r kök. asl. kor. tazmin etti (= Aram #gzy ödeme ) cezb [etm [Men xvii] baştan çıkarma. cezir < Ar cazara su çekildi. göğsü örten zırh Fa cawş zincir baklası.çevre <Tü [T S xiii] çevre etraf. çeyrek dörtte bir " çehar. DK xiv] caza bedelini ödedi.a. çeyrek ceyş [Men xvii] ~ Ar cayş [#cyş msd.] askeri birlik. yerçekimi < Ar caSaba kendine doğru çekti cezbe bilinçten arınma hali " cezb [Ferec xv] ~ Ar caza' [#czy msd.] suyun ~ Ar cazîrat [#czr sf. Men xvii] ceren/ceran/ceyran ~ Fa carân ahu. 2. köken. ordu (= Aram gaysâ akıncı birliği. yek [Men xvii] çâryek vulg. sığlaştı cezire su çekildi " cezir [Ferec xv] ~ Ar cazr [#czr msd. ordu < Aram #gys akın ve gaza etme. < Ar ~ Ar ca5b [#c5b msd. civar. cezir/cezr[MMem xvi] çekilmesi. a. [CodC xiii] çövre/çüvre < Tü *çewreg < Tü çewür.a. donanım. kor. ateşten köz almaya yarayan çubuk Tü [Uy viii+] çıbıkan/çubakan hünnap meyvesi. havuç cezve [Men xvii] ce5ve köz. f. kök. yağmalama) ceza [Yus.] ada < Ar cazara < Ar cezri [Tıngır 1891] kökten.

keskin idi. [Aş xiv] çüft ~ Fa cuft eş. gayret. güç gösterme ) cidar çit.a.a.emmek * Cıcığını çıkarmak deyimi Erm //ign hanyl (a. gayretli < Ar cidd [#cdd2 msd. şişmek. [Men ] çufud/çifud cuhüd/cihüd Yahudi ~ İbr yshüd a. çıplak cilt sesi " şap1 cibilliyet [Ferec xv] cibillet ~ Ar cibilliyyat [#cbl] yaradılış. cıcık [D S ] cıcığı çıkmak emilen şey. şekil verdi = Aram #gbl hamur yoğurma. cıbıl onom suda yıkanma sesi. kuvvetle gerdi (= İbr/Aram #gdl 1. follis (şişkin şey. Lat floş (çiçek). ip ördü. posa < Erm dzudz. 2. süslü < ~ Erm dzdzig 1.) çevirisidir. üflemek.kabarmak. * Nihai anlamı "tomurcuk" olmalıdır. kese. biçim verme cibinlik tatarcık çiçek Tü tomurmak " şiş<Tü [Men xvii] cıbınlık/cibindarlık < Tü çıbın sinek.] çatışma. Anlam ilişkisi için karş. [Uy viii+] çiçek a. balon) = flâre (üflemek.. ş > ç dönüşümü tipiktir. güçlenme. meme ucu. tartışma < Ar cadala burdu. 2. şişkin şey.çift koşmak.) ~ HAvr *yug-ta. 2.a.< HAvr *yeug.a. çift [CodC xiii] cüft/ceft. cici çoc [DK xv] cici bici süs.a. mücadele. çift koşulan öküz ~ OFa cu%t a. [ML* xx/c] bir bilye oyunu. şişirmek) < HAvr *bhel.cıbı. dzdz. ip bükme. İng blow (1. sivrisinek. çiçek açmak). " yahudi * İnisyal y > c dönüşümü Farsçada tipiktir. çiçek açmak). iki şeyin biri. keskinlik < Ar cadda kesti.a. koza). mafiş anlamında deyim. örme. [DS 1952] bazı çocuk oyunlarının adı. 2. iki şeyi birleştirmek ~ Fa . emzik. [Kıp xiv] çiçek/şişek < Tü * şişek < Tü şiş.] ciddiyet.) [Men xvii] ~ Ar cidar [#cdr] duvar (= Aram gsdîrâ ciddi [LO xix] ciddi. (= Ave yu%ta.(1. bilye ~? cidal [ xiv] ~ Ar cidal [#cdl msd. Ayrıca Fa gul (çiçek) = gül (top. esmek. maya. cicim yaygısı ~ ? [BK 1799] cecim ~ Fa câcim renkli iple dokunan yer cicoz [LO xix] 'yok'. duvar = İbr gader a. huy < Ar cabala kalıp döktü. a. ciddi ve gayretli idi çıfıt [CodC xiii] cuhüd yahudi.

* Aynı HAv kökten EYun zygón. [CodC xiv] çiyik . kw > p dönüşümü Yunancada tipiktir. yaşlık .a. nem (isim) Karş. yaşlık. İng yoke. karda yürüyerek açılan yol çığır[mak <Tü [DK xv] bağırmak. çığış (gürültü . y > c dönüşümü Farsçada tipiktir. çiftlik çift [Env xv] bir çift öküzle sürülebilen arazi < Tü çift" çığ <Tü [LO xix] 1. yaşlık " çiğ1 çigan [ xx/b] Macar çingene müziği .a.a. gürültü " çağır- < Tü çaw/çoğ * Belki çaw/çoğ sözcüğünün varyant biçimi olarak değerlendirilebilir. Ancak -(i)dem eki açıklanamamıştır. Ar zawc (çift) sözcüğü Aramca yoluyla EYun zeûgos'tan alınmıştır. çiğ1/çiy Tü [Kaş xi] çî/*çiğ yaş (sıfat). çiğdem. ciğerpare ciğer + Fa para parça " ciğer. Lat iocur." çağır- . [İMüh xiii] çig .xi). zeûgos (çift). Sans yóga (boyunduruk. nemli " çiğ1 * Belki sonbahar yağmurlarından sonra ıslak toprakta yetiştiği için. dağdan yuvarlanan kar kümesi ses. [ 191+] cigara ~ Fr tsigane çingene ~? İsp cigarro" [Uy viii+] çigidem soğangillerden bir bitki. crocus Tü çig yaş. patika.a. iugum. • Karş. ciğer [CodC xiii] ~ Fa cigar/cîgar karaciğer ~ OFa yakar/cagar a.xiv). 2. iocor.sıfat ve isim).). = Sans yákrt a. Tü çığırla-(karda yürüyerek patika açmak . yüksek ses. çiseçiğ2 Tü [Kaş xi] yig pişmemiş (özellikle et). çağırmak. pare çığır Tü [KT xix] ciğer parçası (sevgi sözü) & Fa cîgar [Kaş xi] çağır/çığır dar yol.a. gürültü. Lat iungere. ses etmek < Tü çağır. çiğ2?.a. [İdr xiv] çi =? Tü çî/çig yaş.(a. zeûgma.Mac cigány çingene ~ Yun tsingána " çingene cıgara sigar çiğdem Tü [KT 189+] çıgara.) ~ HAvr *yekwr. çift koşma). (= Ave yâkars a. EŞKÖKENLİLER: Tü çi: çiğ1. Fa tar (yaş. * Aynı kökten EYun (h)epar. çile-.

cihangir. cihanşümul cihangir [Ömer b.] yüz. Aş xi] ~ Fa cihan dünya.göstermek ) " cihan. cihan (= Ave gaethâ. [KT xix] çatının üstüne inşa edilen manzara taraçası & Fa cihan dünya + Fa numâ gösteren (< Fa numüdan. evren ~ OFa gehân a. [LO 1876] gizlice gözetilen < Tü çık. +gir ~ Fa cihan gır cihan fatihi cihannüma [Neş xv] dünyayı gösteren.] 1. [KıpGul xiv] çiyne.a. nümayiş cihat [Env xiv] cihâd ~ Ar cihâd [#chd msd.* Ses yansımalı kelimelerde zayıf ses bildiren a > ı dönüşümüyle. [TS xv] çigne- * Belki çı/çiğ (yaş. veche = Ar wachat yüz cik onom k uş s e s i çık[mak Tü [Kaş xi] çık. atlas. a. mücadele. cihannüma." çık- * İstek ve yöneliş bildiren -sa." çık- * "Menfaat" anlamı öteden beri halk ağzında ve çeşitli deyimlerde mevcut iken. coğrafya veya tarih kitabı. hareket etmek çıkar menfaat [Men xvii] çıkar yol mahreç. çıkarım çıkarsa[mak YT YT [TDK 1974] mantıkta endüksiyon.] donanım ~ Ar cihat [#wch msd.içeriden dışarıya [Kıp xiv] [Aş. yön. gayret. cahd] çabaladı. Dil Devrimi döneminde yazı diline aktarılmıştır. . nida çiğne[mek Tü? [CodC xiii] çayna. ıslak) sıfatından "ağzında ıslatmak" anlamında. çaba.a. 2..bağırmak <Tü [LO xix] feryat. istidlal [Fel 1942] mantıki sonuç çıkarma < Tü çıkarmak " çık- < Tü çıkar.a.) [Kut. çığlık < Tü *çığrık < Tü çığır. numâ. Mezid xv] & Fa cihan dünya + Fa gır tutan. alan " cihan. KıpGul xiv] ~ Ar cihaz [#chz msd. a. din uğruna savaşma < Ar cahada [msd. gayret etti cihaz cihet bakım. EŞKÖKENLİLER: Fa cihan : cihan.ekiyle..

aydınlattı. deride [Arg xvi] şıkırtı ve çığıltı sesi ('çil altın' deyiminde) çil3 bit [Men xvii] bit ('çil yavrusu' deyiminde) ~ Erm oçil cila [Ömer b. * Nihai kaynağı Meksika yerlileri dilinden. [LO xix] çıldır. karışık renkli. makara. tekerlek ~ OFa çardak çark [Kaş xi] çil deride renkli lekeler = Tü çal alaca. paketlemek < Tü [TS xiv] bir sorun veya kişiyle başa çıkmak. fıldır fıldır dönme sesi " çak- . Her iki biçimin etimolojisi belirsizdir.çıkın çıkış[mak çık. [LO xix] azarlamak ciklet/çiklet [TDK 1955] çiklet kokulu ve şekerli sakız ~ marka Chiclets bir yapay sakız markası ^ 1906 Cadbury Adams. çıkrık (= Sans çakrá a. ~ İsp chicle Meksika'da yetişen sapodilla bitkisinin sakızı ~ Nahuatl tzictli a. sulu yemek [T S xiv-xviii] ~ Moğ çılbugur yular. şakırtı ve şaplama sesi. parlatma < Ar calâ parlattı.a. delirmek. örtüsünü açıp gün ışığına çıkardı. dizgin " * Tü yular sözcüğünün Moğolca eşdeğeridir.a. Mezid xv] ~ Ar cila' [#clw msd. ortaya çıkardı.gözleri çıldır çıldır dönmek.dürmek.a.)" çark çil1 Tü renkli lekeler " çalçil2 onom [ xi] çı%n çıkrık. belirginleşti çilav çılbır1 çılbır2 yular ~ Fa çulâw sade pirinç pilavı [Arg xvi] çırbır/çılbır/çilpik yoğurtlu yumurta yemeği . çıldır[mak <Tü [TS xiv] çıldıra.çıtırtı veya şakırtı sesi çıkarmak. çiklet çikolata » " ciklet [186+]çekolata/çokolata ~İtcioccolata kakao yağı ve şekerle imal edilen yiyecek maddesi ~ İsp chocolate a.] parlaklık. berraklaştırdı. gazaba gelmek < çıl/çıldır çatlama sesi." çık- <Tü <Tü [ xiv] bohça < Tü çığ. ABD.Erm tswabur yumurta aşı & Erm tsu yumurta + Erm abur aş. ~ Nahuatl xocolatl kakaodan elde edilen baharatlı içecek & Nahuatl xocolli acı + Nahuatl atl su * 1519'da Hernan Cortés tarafından Avrupa'ya getirilen ürünün adı Aztek dilinden alınmıştır.

gelinin duvağını açarak yüzünü damada göstermesi. yüzünü açma. Ancak y > c dönüşümü Asya Türk dillerinde yaygın olduğu halde Türkiye Türkçesinde örneklerine rastlanmaz. çilek <Tü [Arg xvi] çilek böğürtlen veya ahududu çileği < Tü yé.. kâr cılız [LO xix] zayıf. hafifçe yağmur yağmak < Tü çi ıslaklık. = İbr geled a. cıvık.] deri (= Aram gelsdâ cilve [Aş xiv] cila. tarikat erbabının kırk günlük halvet ve perhiz süresi. nem çile1[ çekmek [Men xvii] cille/çille ~ Fa çilla 1. aydınlattı. deli dönmek < çıl şakırtı ve şaplama sesi" çıldır< Tü *çılğır-çıldırmak. özellikle erkek incir). 2. kaymak gibi. kırklık. kapıların demir aksamı + OFa kâr yapan " çelenk. çılgın <onom [LO xix] gözleri parlak. kırk günlük süre.a. yüze sürülen parlatıcı < Ar calâ parlattı. • Bugün çilek adı verilen meyve 19. Hıristiyanlarda Paskalyadan önceki kırk günlük oruç < Fa çil/çihil kırk çile2 iplik veya yün kangalı [Kan xvi] cihle kumaş topu. a.) ~ Ar cild [#cld msd.çile[mek " çiğ1 <Tü [Kıp xiv] çile. kaygan cilt [Kıp xiv] cild a.yemek =? Tü yilek [Çağ xv+] yaban * Karş.] 1. a. narin zayıf. ortaya çıkardı" cila . iplik yumağı. veremli < Erm clel aşırı zayıflamak. [Ali xvi] çille a. fırıl fırıl çilingir1 [Men xvii] çilinger kilit yapan ~ Fa *çelângâr & Fa çelân demirden alet ve edevat. ilek/yilek (Anadolu ağızlarında her türlü yaban meyvesi. = Akad gildu a. veremli olmak cılk <onom ~ Erm cladz aşırı [Men xvii] cıvık çamuru ifade eden bir sözcük EŞKÖKENLİLER: onom cılk : cılk. cıvıcillop <onom [ xx/c] pürüzsüz ve yumuşak (cilt). yy'da ehlileştirilmiştir. bir tür su kabı. a. gebelik * Fa gule (gülle. [Men xvii] cüle ~ Fa culla sepet. kâr çilingir2 [LO xix] 'çilingir sofrası' deyiminde ~ Fa şelângâr şölen veren & Fa şelân şölen. top) sözcüğünün varyant biçimi olduğu düşünülebilir. yüze sürülen boya ~ Ar cilwat [#clw msd.ıslatmak. Moğollarda büyük törensel yemek + Fa kâr yapan " şölen. 2. çelimsiz.

halat cımbız [TS xvi] cinbiş kıl yolma aleti. kırık taş.çim Tü [Uy viii+] çim yakıt olarak kullanılan kuru yosun. sefil.veya *yınğ-eşdeğeri olup. bıçak veya keski vurmak " +sid cimnastik » " jimnastik [ xiii] soysuz. kırmak. 2. çimento [ 188+] ~ İt cimento duvarcı harcı ~ Lat caementum 1. [ xi] ayrık otu çim[mek <Tü [Kıp xiv] çım. Moğolca biçim Türkçe *yım. >c.kesmek. [LO xix] ~ Ar cumcumat [#cmcm onom.suya dalmak) * İnisyal ç. Men xvii] cinbistra/cımbıstra kerpeten veya kıl yolma aleti ~ Yun tsimpídi/tsimpístra küçük maşa. yunfiiliyle muhtemel bir ilişkiyi düşündürür. Dd2. ~ Aram glmel Arami/İbrani alfabesinin üçüncü harfi. dilenci . Fenike alfabesinin üçüncü harfi) * EYun gámma (Yunan alfabesinin üçüncü harfi) Fenikece veya başka bir Kuzeybatı Sami alfabesinden alınmıştır. [EvÇ.] cinsel cima [İrşad. cımbız < Yun tsimpó çimdiklemek. (sinek) sokmak cimcime bir nevi küçük karpuz çimdik çimen Tü alan " çim <Tü [Men xvii] cümcüme 1. = Aram gamslâ deve (= Fen gml deve. sefil. TS] çimdiklemek [Uy viii+] çimğen .[xiv Kıp. 2. KGunya xiv] birleşme < Ar camaca bir araya getirdi" cem çıma [LO xix] ~ İt cima kalın ip.suda yıkanmak (= Moğ cımu. cim2 salonu " jimnazyum [ xx/c] spor salonu ~ İng gym < İng gymnasium spor ~ Ar cimâc [#cmc msd. kafatası. [Kan xvi] cömert olmayan ~ Fa cimri cimri soysuz. Modern Türkçe biçimin Farsçadan geri-alıntı olması muhtemeldir. cim1 [Kıp xiv] ~ Ar cim Arap alfabesinin beşinci harfi. [Veled xiv] çümen . tahta kâse [Men xvii] < Tü çımdı-/çimdi-/çimdir.) Türkçeden alıntıdır.] kafatası. taş duvarın iç bölümüne doldurulan kırık taş ve kireç karışımı < Lat caedere. otla kaplı * Fa çaman (a. tahta kâse. mıcır.etkisiyle sesli incelmesi görülür. [Gül xv] çemen Tü çım çayır. (pire) ısırmak.a. caes.

• Ar canâ2 (kefaret gerektiren bir suç işledi) fiili muhtemelen isimden türemedir.] suç. yy'da Hintçeden aktarılmıştır.a.a. görünmez varlık < Aram #gny gizleme. yy sonuna dek kullanılmıştır. örttü (= Aram gensyâ cin. yy başlarına dek "her türlü suç.ardıç çinakop çınar a. sakladı. kefaret gerektiren eylem ~? OFa winâh a.Ar cinn [#cnn] bir tür görünmez varlık < Ar canna [msd. kapatma ) * Cin çarpması insan gözünün fıldır fıldır dönmesine neden olacağı için. özellikle İslam hukukunda kabahatten daha ağır olan suç. kürkü makbul bir kemirgen < İsp chinche tahtakurusu * Pis kokusundan ötürü. " günah * Türkçede 20. saklama = Aram #gnn koruma. hiperaktif veya çok zeki kişiler de cine benzetilir.] bir cinsten olma. günah. kavga (argo) tsíngra kavga. çinçilya [LO 1876] şinşille ~ İsp chinchilla Güney Amerika'ya özgü. çitle çevirme. Batı dillerine 16. cunün] gizledi.Çin [ xiv] ~ Fa çm Asya'da bir ülke ~ Sogd çın [MS 1. [Barkan xvi] çingâne ~ Yun tsingános/tsingána [f. telmih. ölüm cezası gerektiren suç ~ Aram gunâyâ [#gny] suç. Çin ç'un a. pun < Ar cins " cins cinayet [İrşad. cin ~ Lat iuniperus ardıç ~ HAvr *yoi-ni. çıngar [LG188+] gürültü. yoksul . çın. ~ Çin ts'in Çin ülkesini ilk kez birleştiren imparatorluk hanedanının adı (MÖ iii) * Tü Tabğaç/Tavğaç terimi 11. sefil < Tü çığañ [Or viii] fakir. yy] a. cin2 [Bah 1924] ~ İng gin ardıç meyvesiyle tatlandırılmış alkollü içki ~ Hol genever ardıç. Sans çına biçimi Sogdca veya Toharca üzerinden MÖ 2. Canâl (meyve veya ürün topladı) filiyle anlam bağı kurulamaz. KGunya xiv] ~ Ar cinâyat [#cny2 msd. özellikle ağır suç" anlamında kullanılırken 1927 tarihli Türk Ceza Kanununda sadece adam öldürme suçları için kullanılmıştır. eş sesli kelimelere dayanan söz oyunu.a. [LO xix] [Men xvii] ~ Yun tsinokópos lüferin küçüğü ~ Fa çanâr/çanâl çınar ağacı ~ OFa çinâr cinas ~ Ar cinas [#cns msd. çıngır cin1 onom [DK xiv] çınlamak yüksek rezonanslı hafif darbe sesi " çan [Yus xiv] insanlarda deliliğe neden olan görünmez varlık . yy'da alınmıştır. gürültü ) ~? İt zingaro çingene ~ Yun tsingána " çingene (~ Yun çingene [PiriR xvi] çingen. berduş.a.] Anadolu'da Romanlara verilen ad ~? Tü çığan [passim xiv-xvii] avare.

a. zıpkın.] çıplak cilt sesi" cıbı * Türkiye Türkçesine özgü bir türevdir. basit şarkı. çarpmak. Çin işi. 2. örttü " cin1 cins [CodC xiii] ~ Ar cins [#cns] tür. diken. pis (sıfat). çinko2 doldurunca kazanılan avantaj [SaitFaik 1950] tombalada bir satırdaki beş sayıyı ~ İt cinque beş ~ Lat quinque. a. Rumca sözcük bugünkü anlamıyla ilk 1378'de kaydedilmiştir. quint.] bilinç örtünmesi.] " çın <onom [<1987] ~İngjingletekerleme. Aristoteles mantığında bir kavram ~ Aram genssâ a. çip entegre devre " cips [ 199+] ~ İng chip yonga. " genetik cinsel YT [CepK1935] < Ar cins "cins * -el eki Fr sexuel sözcüğünün etkisini gösterir. < Tü . arazi aracı < İng gp "genel kullanım aracı" deyiminin ilk harflerinden oluşturulan kısaltma < İng general purpose vehicle çipil <Tü [TS xiv] çepel/çipil kirli. İng zinc (a. " kental ~ Ar cinnat [#cnn msd. ırk. mikroelektronik cip/jip [TDK 1955] cip ~ İng jeep II.çalmak. pislik (isim) çap-/çıp. * Almanca ad metalin dikenler şeklinde kristalleşme özelliğine işaret eder.a. reklam [Arg xvi] çınğrak küçük çan. Çin ~ İt zinco tutya madeni~E Alm çinko 1 zinko 1. Telaffuzdaki istikrarsızlık onomatope yapısından ileri gelir. 2. çatal dişi.a. zil [KıpGul xiv] Çin işi çanak [LOxix] < Tü çınra-Zçmgırda- çini porseleni < öz Çın " çin ~ Fa çim 1. ~ EYun génos a. Buna karşılık Rumca biçimin kökeni açık değildir ve Türkçe çığan < çığañ sözcüğünden aktarılma olasılığı dışlanamaz. Dünya Savaşında kullanılan bir askeri araç türü.a. cingıl müziği < çıngırak [onom.* Türkçe sözcüğün biçim bakımından Rumcadan alındığı muhakkaktır.) Almancadan alınmıştır.a. alacalı veya kirli hale getirmek " çarp< Tü *çapal/* çıpıl < Tü çıplak <onom [TS xiv] cavlak/cıbılak/cıbıldak/cıblak giysisiz veya kılsız/saçsız cıbı/cıbıl [onom. kıymık. cinnet [Men xvii] delilik < Ar canna gizledi.a. Arapça kökenli cins sözcüğünden "Öz Türkçe" kelime türetilmesi ilgi çekicidir. soy.

çevirmek " ciro çırçır 1 çurçur çı r ç ır 2 çırpma sesi [EvÇ xvii] çuçurya bir balık türü. DK xiv] çirağ/çerağ lamba. meşale " çıra ciranta [ xix] ~ İt girante 1.] cüsse.)" cürüm . & EYun (h)íppos at + EYun ourá kuyruk " hip(o)+2 cır.a.a.cips/çips İng chip yonga [ xx/b] ~ İng potato chips patates yongası. coryphaena hippurus ~ EYun (h)íppouros "at kuyruklu".) * Karş.a. meratibin ilk basamağında görevlendirmek. [Aş.a.a. 2. [ARasim 1897-99] ~ ? <o no m [L O xi x] p am uk a tm a ma ki na sı < çı r çır gıcırdama sesi. gövde (= İbr gerem kemik = Aram garsmâ a. ab çirkin Fa çirk pislik. kabuğunu sıyırdı * Anlam evrimi için karş. çeviren. yoksa Farsça yazılı biçim analojik bir düzeltme midir? cirit [passim xvi] cirîd sırık. uşak .Fa çarâğ/çirâğ kandil. (= Ave sraeş.a. cırıl onom [CodC xiii] çırlak cırcır böceği. çirkef [KGunya xiv] çirkâb Fa çirk pislik + Fa âb su " çirkin. çips < çipura ~ Yun tsipoúra çipura balığı. kirli. a. 2. döndüren. bu bitkinin kökünden elde edilen hamura benzer tutkal Fa sirîştan hamur yoğurmak ~ OFa sriştan a.kâğıt üzerinde kalem sesi < Tü car gürültülü konuşma veya ötme sesi" car çıra [CodC xiii] çırak mum. çiriş [Kıp xiv] şiriç/çiriş ~ Fa sirîş zambakgillerden bir bitki. güzel olmayan < cirm [Men xvii] ~ Ar cirm [#crm msd. lağım & ~ Fa çirkin 1. [Men ] çira ateş yakmaya yarayan reçineli tahta parçası ~ Fa çarâğ/çirâğ/çirâ% kandil. Tü sıyırmak > sırık.] kabuğu soyulmuş hurma dalı. [Men xvii] çerâğ/çirâğ hizmetçi. Türkçe ve Ermenice biçimler regresif disimilasyon ürünü müdür. Erm çreş (a. sırıklarla oynanan bir oyun ~ Ar carîd [#crd sf. pis. mum fitili ~ OFa çirâg çırak [TS xv] çerâğ etmek (tarikat ve loncada) inisiye etmek. meşale. • Ses değişimi inisyal c. senedin arkasını imzalayan kişi < İt girare döndürmek. hacim. card] soydu. lamba.etkisiyle açıklanabilir. asphodelus. [Kıp xiv] çırlak akan suyun sesi. kandil.). sırık < Ar carada [msd. [TS xv] cırılda. irin [CodC xiii] ~ Fa çirk âb pislik suyu.

[TS xvi xvi] çıtlamık/çıtlayık/çatlağuç yaban sakızı ağacının yemişi. fındık.katmak. ticarette ciro .a. yaşlık cisim/cism[Aş. büyüklük = Aram gişsmâ [#gşm] insan bedeni.hafifçe yağmur yağmak < Tü çi nem.[xix LO] elde çamaşır ovalamak çitlembik <Tü [Kıp xiv] çatlawuk/çetlewük/çetleyik fıstık. kabuklu yemiş. çırpı <Tü [CodC xiii] çalı çırpı kuru ağaç. hafifçe çarpmak. cırt cart çiş onom çoc [LO ] cırtlak tiz sesle kendini öven. terebinthus. a. [EvÇ xvii] çitlemik < Tü çıt [onom. dönüş. [DK xv] çırpındı < Tü çarp. talaş.ciro [ 186+] ~ İt giro 1. [BK 1799] çırpı yapı ustalarının kullandığı çırpma ipi < Tü çırpmak " çırp* Çalmak çırpmak ikilemesiyle anlam ilişkisi muğlaktır. 2. mızrak < Tü çit. dikmek " çıt.a.OLat gyrus a." çarp- * Yansımalı bir sesin zayıf derecesini belirten a > ı dönüşümüyle. ~ EYun gyros dönüş. < Sans çitrakâyah alacagövde.] " çat İnisyal ç. çıta çiti ^7 [DK xv] cıda [LO xix] ~ Moğ cıda süngü. gövde çit çatTü [ viii] çıt kamış veya dikenden yapılmış ayıraç onom [LO ] hafif vurma veya kırılma sesi [ML xx/c] " çat Tü çat.a. döngü. çıtır çita ~ İng cheetah kedigillerden bir yırtıcı hayvan ~ Hind cîtâ a.etkisiyle sesli incelemesi tipiktir. [TDK 1955] cırt tiz ve çirkin ses [ xi] çiş çocukların idrar etmesi için söylenen bir söz " cıs onom = cız " cız <Tü küçük çocuklara ateşe yaklaşmamaları için söylenen söz çise[mek " çiğ1 [Kıp xiv] çise-/çisele. fiziksel varlık. 2. tekerlek çiroz [LO xix] ~ Yun tsyros kurutulmuş uskumru balığı * EYun kserös (kuru) sözcüğünden türetilmesi ses bakımından mümkün gözükmemektedir. kargı. KıpGul xiv] cism ~ Ar cism [#csm msd. .] beden. kesmek. çırp[mak <Tü [ xiv] 1. döngü.

] havalar. tığ < Tü *çıw * Aynı kökten çıız.(sivri bir uçla kertmek). civanmert [Mercimek xv] .a. Belki sıvık/sıvamak etkisiyle. İng young. " cılk L > v dönüşümü ses bakımından ilgi çekicidir. [AL 192+] cıvımak sulanmak. biz. (= Ave yavan.a. civa2 iklim koşulları < Ar caww hava civan hava civa deyiminde ~ Ar ciwâ' [#cww çoğ. [Men xvii] civciv/ çivçiv serçe kuşu. cıvı[mak < Tü cıvık sulu. İng quicksilver (a. civa ~ EFa jîva. Ayrıca bak. dolay . kişi) .a. komşuluk. komşuluk < Ar cawara [msd.a. [KT ] cüvan vulg. Fr jeun. [Men xvii] cüvân merd cuwân mard delikanlı.Ar ciwâr/cuwâr [#cwr III msd. delikanlı ~ OFa yawân/yuwân a.a. cüce.genç ) ~ HAvr *yuwen.] küçük anahtar. canlılık * Aynı kökten Lat iuvenis. < HAvr *yeu. a. cömert kimse " civan. civelek [Kan xvi] toprak sahibi olmayan kimse (Güneydoğu ağzı).canlı olmak " zinde * Anlam ilişkisi için karş.< *çıwz.Fa cawân/cuwân genç. civa OFa jîvag/cîvag 1. [TS xv] cücük tavuk yavrusu. [LO ] etraf.genç olma. delikanlı" civan çivi Tü [Kaş xi] çij çivi. özellikle kuş yavrusu. " kilit civciv <onom [TS xiv] cüje kuş yavrusu.) < quick (canlı). bulaşık " cıvık cıvık = Tü cılk [xvii] a.a. 2. Fa cuje/cuce (yavru. [Yus xiv] cüvan genç. [LO ] henüz çıkmış kuş yavrusu < civ/civil kuş sesi" cıvıl * Farsça ile etkileşimin yönü ve niteliği muğlaktır. piliç). İnisyal ç. < civata [LF xviii] Ven ciàve [İt chiave] anahtar ~ Lat clavis a. Karş. mert civar ~ Fa [Men xvii] civâr/cüvâr yakınlık. [EvÇ xvii] eşcinselliğe yatkın delikanlı ~ Fa cuwânak [küç. cawr] komşu idi ~ Ven ciavéta [küç.etkisiyle w > j dönüşümünün Kaşgarlı'da birkaç örneği mevcuttur. Alm jung (genç). Lat argentum vivum (canlı gümüş = civa).] mücavir olma. bulaşmak (argo) [ARasim 1897-99] sulu ve bulaşık (yumurta.a.civa1 [Kıp. çamur. [Kıp xiv] çuwu sivri uçlu alet. canlı.] oğlancık < Fa cuwân oğlan. yiğit. T S xiv] jive ~ Fa jıwa/cıwa sıvı metal. civan .

cıvıl onom [TS xv] civildi kısık sesle söylenme. Moğolca fiil adı yapan -lge ekinden esinlenmiş olmalıdır.a. kısık sesle söylemek. bu cemiyetin mensubu / Fr jesuite "İsa'cı".). Karş. yy'da kurulan bir cemiyet. a.(a. İnisyal ç. [LO xix] civirdemek/civildemek/ cıvıldamak ufak kuşların topluca çıkardığı ses < çivit Tü? edilen mavi boya çiy ciyak onom » [Uy viii+] çüwit Hindistan kökenli indigofera tinctoria bitkisinden elde " çiği [Alus 1933] cıyak cıyak bağırma sesi çiyan Tü [ xi] ça5an akrep veya çiyan. cızır çizme sesi onom < " caz2 [TS xvi] cızıldı kebap sesi.(= Moğ cırug çizgi. ki İran Türkisinde çekme derler Tü çiz." çiz* Semantik evrimi açık değildir. cızlam [LG 188+] cızlam çekmek ölmek (argo). resim ) " çiz< Tü çiziktir[mek çiz. [LO ] cızlamak/cızırdamak tavada kızarma sesi.biçimi muhtemelen dissimilasyon ürünüdür. [BK xviii] çizme tabir olunan ayakkabı. çizgi Tü <Tü [Uy viii+] çızığ < Tü çız. çizburger [198+] ~ İng cheeseburger peynirli hamburger & İng cheese peynir + İng hamburger " hamburger çizelge YT [CepK 1935] liste.sivri bir uçla çentmek veya kazımak. [Oğ xi] çayan cız...hızlı ve kararsız bir şekilde yazmak veya çizmek * -iştir. [Men xvii] çivildemek/çiviltı fısıldamak." çiz- [LO xix] cızıktır. [OC Kaygılı 1938] cızdam/cızlam kaçma. cizvit [185+] ~ İt gesuita Katolik kilisesi bünyesinde 16. < öz Gesù/Jésus İsa .etkisiyle sesli incelmesi görülür. cam çiz[mek Tü [Uy viii+] çız-/çiz.ekiyle eş işlevli olan -iktir. çizgi çizmek *çıw çivi. cetvel < Tü çiz-" çiz- < Tü * Türkçede mevcut olmayan -elge eki. Tuva ülelge (bölme işlemi) < Moğ.a. sıvışma (argo) ~ ? çizme <Tü [Kan xv] uzun konçlu ayakkabı. sivri uçlu alet" çivi * Karş. Moğ cıru.

gürültü etmek " çağır* Karş. çoğrama (fokurdama. yy'dan sonra kop (miktarca çok) sözcüğünün yerini almıştır. çoğal[mak <Tü [MŞ xiv] çoğal< Tü çok " çok çöğen/çöven Tü? [İMüh. [Çağ xv+] çoçğa domuz yavrusu < "küçük * Çocuk dilinden alınmış ekspresif bir deyimdir. çoban [Aş.] haraç. ETü çıçamuk (küçük parmak). MŞ xiv] ço%/çoğ/çok kalabalık. [Çağ xv+] çuçak cüce. Aynı kökten *çönğ. çök[mek *çoğ.xi). Tü çoğı (münakaşa .etkisiyle sesli incelmesi görülür.pekiştirme ekidir. koparmak " çal- . oturmak. çağırmak. Ayrıca cücük. küçücük. -k.(bağırmak. çoban.xi). belki çürü. çökelek <Tü [Kenz xviii] süt pıhtısından yapılan peynir < Tü çök-" çök- çökertme <Tü kaldırılan ağ (halk) çöl çolak Tü izi olan [TDK 1955] deniz dibine indirilerek balık geldiğinde dört köşesinden çekerek < Tü çökert. İslam hukukunda gayrımüslim halktan alınan vergi ~ Aram gazîtâ bir tür vergi < Aram #gzy ödeme " ceza * Arapça sözcük Ar #czy (ceza.indirmek " çök[T S xvi] ~ Moğ çöl bozkır. +grafi çok Tü [Kaş xi] çök kalabalık. saponaria coğrafya ~ Ar cuğrafiya "tarif-i arz ilmi" ~ E Yun geografıa yeryüzünün tasviri.> çöm(dibe çökmek).vurmak. • Sıfat olarak 14. tarım yapılmayan yer [Uy viii+] çoluk sakat. çöp (tortu). her şeyin küçüğü.dibe inmek. Kıp xiii] çoğan/çuğan çöven bitkisi. kaynaşma -xi). [passim xiv-xv] çok< Tü *çö/ * Nihai kök çok. çıpçık/çıpçuk (serçe kuşu). inisyal ç. çoğla. bedeninde yara < Tü çal. haritacılık. ço%. Tü [Kaş xi] çok-/çök. öncü. DK xiv] ~ Fa çöbân/çubân/şubân/şiwân davar güden ~ OFa şubân 1. sayıca çok (sıfat) < Tü *çowık < Tü *çağ-/*çaw.a. kesmek. a. 2.(üşüşmek . [CodC xiii] çocuk/çoçka domuz yavrusu. coğrafya " je(o)+. gürültü.cizye [ xiv] ~ Ar cizyat [#czy msd. çağırmak .(tortulaşmak). köy yöneticisi (=? Ave *fşupân mal-güden)" +ban çocuk <çoc [Kaş xi] çocuk domuz yavrusu. [DK.xi). cıcık. tazmin etme) kökünden türetilemez.olup. Karş.bağırmak. [T S xv-xvi] çalık bir organı kesik veya kopuk. kaynaşma (isim). reis.

özellikle savaşta düşmana vurup atından devirmek için kullanılan kalın ve uzun sopa . a. eklem arasına konan yalıtıcı tabaka ~ Ven zonta [İt giunto ] eklem.sesi içeren Türkçe üç fiil kökünden biridir (diğerleri em.batmak. [Kıp xiv] çömçe/çömçü/çömiç tahta ~ Fa çamça [küç. Kürd çemık (kepçe). [Kıp xiv] çomak/çomuk/çokmar . iri başlı hayvan " çomak [CodC xiii] çömiş .çolpa + Fa pâ ayak." * Karş. Final -m. bacak " pa çoluk Tü [LO xix] [Uy viii+] çoluk sakat ~ Fa çulpa sakar. [Kan xv] çölmek . mert çömez <Tü [LO xix] medresede talebenin hizmetçisi < Tü çöm. dibe inmek < Tü *çorj-/*çörj< Tü *çoğ. çömlek conta [ xx/a] iki mekanik aksamın eklem yeri. 2. sopa." çöm- * Muhtemelen "oturan. darbe indirmek ) çomar çömçe kepçe Tü? [EvÇ xvii] çoban köpeği (Anadolu ağızlarında) Tü çokmar 1. vurmak. < Fa çam tahta kadeh. çör. gürz. çömlek Tü [ xi] çörjğek içinde yemek pişirilen taş veya kilden kap. değnek Tü [xi]çöptortu.ve göm-). telve <Tü*çö(ğ)-dibe inmek.TS xiv-xvi). Kaş viii+] çom-/çöm. birbirine bağlamak ~ HAvr *yeug. lobut. cimri olmayan < Fa cawân mard genç adam. beceriksiz & Fa çul eğri " çolak çöm[mek Tü [Uy.fiilinin varyant biçimi olarak kabul edilmelidir. çomak Tü? [Kaş xi] çomak asa.çift koşmak. kepçe <Tü [idr xiv] diz üstüne çökmek < Tü çöm.] a. iunc-kenetlemek. iri başlı topuz. çömel[mek çöm- cömert [CodC xiii] cevmerd ~ Fa cawmard/cômard eli açık. [T S xiv] çomak/çokmar/çomar (= Moğ çoqımaq çekiç. tokmak < Moğ çoqı-çakmak. [ARasim 1897-99] cop zabıta ~ Fa/OFa çüb/çob dal. kâse. Tü çökek. iki şeyi birleştirmek " çift cop sopası çöp1 [Men xvii] çob/çop değnek. birleştirmek. çörüntü (tortu . . çömelen" anlamında. çökmek " çök- Karş. delikanlı" civan.inmek " çök* Çök. sopa. kenet ~ Lat iuncta < Lat iungere. çöl. çökelti. Ancak -ez ekinin işlevi açık değildir. [Men xvii] çölmek vulg. çöp.

[Kıp xiv] cirâb torba. benekli) = Tü çakır/çağır. SN xiv] çorak tuzlu ve verimsiz yer. karışık + Fa bâ yemek. tuz gölü.Ar cirâb/cürâb deri veya bez torba. daire. ajite olmak.) ~ HAvr *yeus-s. kabarma. kebap şişi ~ Fa/OFa çob dal.ara biçimine işaret eder. (hayvan) azmak. çorak alan [Kıp. Moğ çoğur (alaca. [Çağ xv] şorak tuzlu ~ OFa çörag/şörag tuzla.a.a. zarf * Erm kulba < EErm gulba (çorap) Aramcadan alıntıdır. galeyan (= Ave yaoşti.a.a. şık genç (argo) ~ İt giovino < Fa cöşîdan coşmak. " jön .a. coşku YT gelmek " coşçöven » [TDK 1944] teheyyüç. çorba [Yus xiv] şorbâ .a.Fa şörbâ a.) Orta Farsçadan alınmıştır. ekşi. zyme (maya). yumuşak deriden iç ayak kılıfı ~ Aram gurbâ/gsrâbâ a. kangal" çörek çorman » " karman çorman coş[mak [DK xv] cüşa gelmek kaynamak.çarpmak.a. 2. aş (~ OFa bâg a. • Karş.) [ xi] çörek yuvarlak ekmek < Tü *çewrek yuvarlak.a.veya *çalp. Men xvii] çapar/çopur çiçek bozuğu. bulanık. tuz çölü < OFa çör/şör tuz ~ HAvr *sü-ro-tuzlu. galeyan etmek. galeyana covino genç adam ~ Lat iuvenis a. galeyan etmek. [Arg xvi] çorba . tuz. tuzlu. lekeli çap. [T S xiv-xviii] şorva . • Dil Devrimi sırasında yanlışlıkla Türkçe sanılarak türevleri yaratılmıştır. acı" çorba * Ar şurac (a. köpürmek < Fa cöş kaynama. < HAvr *yeus. kılıf. sopa " < Tü çopur [EvÇ.a. kangal < Tü çorap çörek Tü çewür-" çevir- çöreklen[mek <Tü [LO xix] kıvrılıp kangal haline gelmek < Tü çörek/çevrek halka.çöp2 cop [ xi] çöp çıta. [Men xvii] cürâb ayak kılıfı . mayalanmak * Aynı kökten E Yun zeo (kaynamaki kabarmak).a. = Akad gurâbu torba. = Sans yüşân. [Men ] cüşmek ~ Fa cöşîdan kaynamak.a. kese. & Fa şör 1.enthousiasme " çöğen [LG188+] süslü.kaynamak. alacalı hale getirmek " çarp- * a > o dönüşümü muhtemelen bir *çawp. halka.

iplik gibi bir şeyi çekip sökmek. değnek " cop ~ OFa çobag cüce [TS xiv] cüje yavru. [KT ] pek kısa boylu insan vesaire ~ Fa cüja/cüca yavru. çıkıntı ) " cephe EŞKÖKENLİLER: Ar cubba : cübbe. kuş yavrusu ~ Fa cücak [küç. cuk <onom cuk/cup düşme sesi cukka <onom düz oturması" cuk [ xix] cuk oturmak aşık kemiği oyununda kemiğin düz düşmesi < [ xx/b] talihli olay. mezar çoku.] küçük değnek. ~ Fa çübak [küç. cücük civciv * Karş. * Nihai kökeni belki bir Hint veya Doğu Asya dilinden. göz yuvası. sopacık < Fa çüb değnek. [CodC xiii] çıbuk değnek.etkisiyle ünlü incelmesi tipiktir. [CodC xiii] çöz- * Kaşgarlı'daki çöjmek biçimi ilgi çekicidir.] cahiller < [Kaş xi] çübek çocuk penisi. bir bağı açmak. külahlı ve kolsuz entari (= İbr gaboh kaş ~ İbr #gbh yüksek. jüpon çubuk [Uy viii+] çıbık. çuha [DK xiv] çuka/çu%a ~ Fa çü%a bir tür yünlü kumaş [TS xv] civciv. küçük. kaşın altındaki kemik. cühela Ar câhil" cehalet çük penis [Men xvii] ~ Ar cuhalâ' [#chl çoğ.] yavru.[xi. xv+ Çağ] dibe inmek. [Kıp xiv] çük erkeklik organı. ince dal < OFa çob dal. Gül xiv] ~ Ar cubbat 1. sopa " cop * Yuvarlak ünlüden sonra -b.çöz[mek Tü [ xi] çöj. civciv * Karş. denk gelme (argo) < Tü cuk aşık kemiğinin çukur <Tü [Kıp xiv] çuğur/çukur/şukur derin veya alçak yer. çökmek " çök- < Tü çok-/ . 2. özellikle kuş yavrusu. özellikle tavuk yavrusu. Karş. [BK 1799] cüce tavuk pilici. çöküntü. küçük. çizçözelti YT [TDK 1974] kimyada analiz sonuçu ortaya çıkan madde < Tü çöz-" çöz- cübbe/cüppe [DK. çıta.erimesi ve ç.

cümle [passim xiv] bütün.] ~ İt gibbo çıkıntı. halk ~ Ar cumhur [#cmhr] halk topluluğu. bütünlük. KGunya xiv] ~ Fa culahâ [CodC xiii] çulğan.] oturma. herkes " cem [ 179+] halk idaresi (Fr république karşılığı) * İsviçre. halk topluluğu. 2. Cuma < Ar camaca topladı" cem cumba çıkıntısı * İtalyanca sözcüğün etimolojisi belirsizdir. [LG < Tü çul" çul [ xi] çulık eti yenen bir kuş [Neş xv] ~ Ar culüs [#cls msd. oynaşma (< Fa cunbıdan kımıldamak. örtünmek. ABD gibi ülkelerin yönetim biçimine önceleri cumhur adı verilirken. umum. KGunya xiv] toplanma günü.] 1.çulla sarınmak. tüm (isim ve sıfat) [#cml msd. [Men ] 1.] bütün olarak. cumbul/cumbur cümbür [cemaat onom » [LO 187+] ~ Ar cumcat^ [#cmc msd. binalarda üst kat [LO ] cumbur/cumbul/cumbadak suya düşme sesi < " cup " cumhur * Belki cümbüş sözcüğünün etkisiyle. bir şeyin tümü. [TDK 1955] cumburlop düşme ve yuvarlanma sesi < cup/cumbur düşme sesi" cup cümbüş [Aş xiv] cünbiş hareket ~ Fa cunbîş oynama. . cumburlop onom [LO ] şumburlop . özellikle cülus tahta oturma < Ar calasa oturdu cuma [İrşad. tamlık. gramerde önerme " cemal cümleten tümüyle " cümle [Men xvii] ~ Ar cumlat ~ Ar cumlatan [zrf. [Men ] cüll vulg. • Arapça masdar olan cumhur sözcüğüne masdar yapan -iyyet eki eklenmesi kural dışıdır. 2.çul [İdr xiv] çul. Fransız Devrimi yıllarında cumhuriyet sözcüğü yaygınlık kazandı. çul ~ Ar cull [#cll] atları soğuktan korumak için örtülen örtü çulha çullan[mak 188+] hücum etmek (argo) çulluk Tü [Tuhf. hareket etmek) ~ OFa cumbişn hareket cumhur idaresi (république karşılığı) cumhuriyet < Ar cumhur " cumhur [Ferec xv] sıradan halk. bütün.

.İsp junta 1.Tü çöb/çöp tortu. KGunya xiv] ~ Ar cunüb/cunub [#cnb2 msd. 2.. ittifak. 3. cuş u huruş [Neş xv] ~ Fa cöş u %uröş kargaşa.Fa çun ki açıklama bağlacı & Fa çun böyle. kemik kırdı.] cesaret < Ar caru'a [Ferec xv] cürmümeşhut ~ Ar curmu-1-maşhüd görgü tanığı olan suç & Ar curm suç + Ar maşhüd [mef. yüzyılda ise Latin Amerika'nın çeşitli ülkelerinde kurulan askeri ve sivil devrim komiteleri için kullanılmıştır.çünkü [passim xiv] çün ki 1. [EvÇ ~ ? ~ Ar cur'at [#cr' msd. öyle ki . * Karş. 2.] suç < Ar carama 1. (sel) alıp götürdü cürüm/cürm[ xiv] cürm ~ Ar curm [#crm msd. a. dinen kirli olma " cenabet cup cüppe cura onom » [T S xvii] [TDK 1955] cuk/cup suya düşme sesi " cübbe ~ Fa cüra/curra tanbura benzer müzik aleti < " cuk curcuna xvii] cürcüne/curcuna yaygara. [Kıp xiv] çürü-/şürü-Tü *çöwrü.] beden. 2. telve " çöp1 cüruf [Aş xiv] curüf ~ Ar curf/curüf [#crf] akıntıyla sürüklenen şey. şamata cüret cesaret etti. ne zaman ki. alüvyon. madem ki. birlik. şunun gibi + Fa ki ilgi edatı ~ İng junta ihtilal komitesi cunta [Hay 1959 195+] junta . eti kemiğinden ayırdı.] " conta * İspanyolca sözcük İspanya Bağımsızlık Savaşı (1808-1814) sırasında kurulan Devrimci Komiteler (juntas revolucionarias) nedeniyle siyasi anlam kazanmış. maden posası < Ar carafa (su) sürükledi. yüksek sesle bağırış " coşcüsse gövde. 20. şehadet çürü[mek <Tü [CodC xiii] çüyri-/çüri. ceset. risk aldı [TS xv] cürcüni kalçasını oynatarak yapılan raks. [Men xvii] cüsset ~ Ar cu66at [#c66 msd. suç işledi (= Aram garsmâ kemik ) çüş ünl eşeği durdurmak için kullanılan ünlem * Eski kaynaklarda tesbit edilemedi.] şahit olunan " cürüm. ihtilal komitesi ~ Lat iuncta [f. ceset = Aram gttâ a. herkesin öfke veya heyecanla birbirine girdiği durum & Fa cöş galeyan + Fa xuröş haykırış.] cenabet olma. cünüp [İrşad.

rulolar şeklinde bir kitabın her bir rulosunu taşımaya mahsus torba & Ar cuz' birim. portföy . [Men xvii] kitap veya evrak çantası.dikmek)" çuval cüz ünite. ca5m] vücudun bir parçasını kopardı (= Aram #gdm vücuttan bir uzuv veya kemik koparma. unsur. dadı dağ[lamak [Kut xi] ~ Fa/OFa daġ kızgın demirle hayvanlara vurulan damga (= Ave da%a. 2. gıcıklama. az " cüzzam/cüzam [TS* xv] cü5âm ~ Ar cu5âm [#c5m msd.(yakmak).a. İdr xii] tağarcuk dağdağa [Men xvii] ~ Ar daġdaġat [#dġdġ msd. kitap fasikülü + Fa -dânl kap " cüz. anlaşılmaz şekilde konuşma.] 1. teşviş < Ar daġdaġa [onom. gıdıklama.) [Uy viii+] tağar torba. Karş.] cüzam hastalığı.çuval [DK xiv] ~ Fa cuwal kaba kumaştan yapılmış torba çuvaldız [CodC xiii] çuvâldüz ~ Fa cuwâl düz çul iğnesi & Fa cuwâl çul + Fa düz dikiş iğnesi (< Fa duttan. +dan1 cüzi cüz [ xiv] ~ Ar cuz'I [#cz' nsb. dağ dağar Tü [Or viii] tağ (= Moğ tağ a.] gıdıkladı. dağıl[mak <Tü [ xiv] tağıl-/dağıl< Tü *tağ- . a. a. [İMüh. düz. ağabey. tadını beğenmek. lepra < Ar caSama [msd.yakmak) ~ HAvr *dhegh.] çok küçük (miktar). delikanlı (Erzurum ağzı ve Azerice) < Tü dadı [DK xiv] ~ Fa dadu halayık.Fa cuz'dan cüz kesesi. anlaşılmaz şekilde konuştu vb. kitap forması. Sogd daġ. [Men xvii] dada-/dadan[D S ] erkek kardeş. Paris’li sanatçılar < Fr dada anlamsız bir sözcük dadan[mak tat" tat dadaş <çoc Tü [ xi] tatğan. kargaşa. birim. * Farsçaya Türkçeden alındığına ilişkin Mahmud Kaşgari'nin görüşü yanlıştır.tat almak. fasikül cüzdan [ xiv] ~ Ar cuz' [#cz'] bir bütünün küçük parçası. kesme ) dadaizm [ xx/a] ~ Fr dadaisme modern sanatta bir akım # 1919 Hans Arp ve Tristan Tzara. 3.

] akıllı. f.] döngü.] giren.] (bir şey etrafında) dönen. inceltti" dikkat ~ Ar * Güncel anlamı dakika sözcüğünden etkilenmiş olup 1960’lardan itibaren kaydedilmiştir.] devam eden. tarı. daha (zarf) [Men xvii] " daha ~ Tü takı/dakı de. f. ince). kazanç. [KT xix] bir konak veya büyük bina içinde birkaç odadan oluşan müstakil birim.(dağıtmak. saçmak).suya dalmak dal1 Tü [Uy. daha (zarf) EŞKÖKENLİLER: Tü takı: daha. getiri.] ince. 2. gelir. daha Tü [Uy viii+] takı/dakı de. 2. iç " dahil1 daim [Kıp xiv] [Aş.* Aynı kökten Tü tar-/tara. deveran eden < Ar dara döndü. suit dâ'irat [#dwr fa. teker < Ar dara döndü " devir dakik dikkatli olan [Gül xv] . Yus xiv] ~ Ar dâ%ü [#d%l fa. girme. araya girme. zamanı kullanmada çok ~ Ar daqîq [#dqq sf. rafine. deveran etti" devir daire [Ferec xv] halka.bayılmak. çevre. narin < Ar daqqa ufaladı. derecenin ve saatin altmışta biri" dikkat * Karş. nüans.] 1. kurnaz " deha ~ Ar da%l [#d%l dahil1 /dahl[Kıp xiv] da%l getiri. büro. ince (iş). [Kıp [Uy viii+] tal ağaç dalı . dahi ~ Ar dâhin [#dhy fa. [TDK 1974] 1. de dahi1 dahi2 Tü [Or viii] takı ve (bağlaç). [Ali xvi] muhit. partikül. yorulmak . Akad daqqiqu (çok küçük. ofis. daha (zarf) (bağlaç). devamlı < Ar dama devam etti" devam daima [Yus xiv] ~ Ar dâ'imâ [#dwm zrf. halka. içeride ~ Ar dâim [#dwm fa.(tohum saçmak). 2. [LO xix] yönetim mekânı. verim msd. mahsul < Ar da%ala girdi dahil2 olan. ince ayrıntı. bilinci kararmak. dakika [KıpGul xiv] incelik ~ Ar daqîqat [#dqq sf. dahi1. Kaş viii+] tal. çember.] devamlı" daim dair [Ali xvi] ~ Ar dâir [#dwr fa. dönüş. dahi (bağlaç). daktilo [Bah 1924] daktilograf ~ Fr dactylo < Fr dactylographe parmakla yazma aygıtı & EYun dáktylos parmak + EYun grafe yazı" +graf dal[mak Tü xiv] dal.] 1.

dal2

[EvÇ xvii] Tal yalın, çıplak

~?

dala[mak Tü [Uy viii+] tala- saldırmak, talan etmek, yağmalamak; [DK xiv] dala- ısırmak; [Çağ xv+] tala- saldırmak, ısırmak dalak Tü [Uy viii+] tal; [Kaş xi] talak a. a. ~ Ar Dalâlat [#Dll msd.] yoldan çıkma, ~ ?

dalalet [Men xvii] sapma, azma < Ar Dalla saptı, yanlış yola gitti dalavere * Alavere dalavere ikilemesinden ayrışmıştır.

[Cumh 1929]

dalga Tü? [Kıp xiv] dalğa ; [Çağ xv+] dalğa (= Moğ dolğıya a. a. < Moğ dolğıdalgalanmak, sıçramak, fışkırmak, rahat durmamak, koşuşturmak ) dalgıç dalkavuk <Tü + [Çağ xv+] dalğıci su altına dalan kimse; [Men xvii] dalğıç < Tü dal-" dal[Men xvii] sarıksız külah giyen, müdahin " dal2, kavuk

daltonizm [ xx/b] ~ Fr daltonisme renk körlüğü / İng daltonism a.a. < öz John Dalton İngiliz fizikçi (1766-1844) dalya 1 [KT xix] bazı oyunlarda sayı kesik, çentik < İt tagliare kesmek ~ OLat taliare çelik aşısı yapmak, kesmek * İng tally (oyunda sayı) biçimi İtalyancadan alınmıştır. dalya2 [LO xix] ~ YLat dahlia bir süs çiçeği # 1791 Antonio Jose Cavanilles, İsp. botanikçi < öz Anders Dahl İsveçli botanikçi ve Linnaeus'un öğrencisi (1751-1789) dalyan1 [Kan xv] balık ağlamak için kurulan sabit ağ düzeneği ~ İt taglio

* Yun alieüo (balık tutmak) fiilinden *aliáni biçimi tesbit edilememiştir. dalyan2 Italiàn İtalyan < Italia " italik [EvÇ xvii] bir tür uzun namlulu tüfek

* Dalyan boylu deyiminde muhafaza edilen bu sözcüğün dalyan1 (bir tür balık tutma düzeneği) ile ilişkisi kurulamaz. dam1 [Uy viii+] tam duvar; [T S xiii, CodC xiii] dam/tam ev, evin çatısı; [Çağ xv+] tam evi çatısı olan ev = Sogd daman ev = Ave daman a.a. = Sans dam/dama a.a. ~ HAvr *dem- a.a.

* Tam olarak belirlenemeyen bir İran dilinden alıntı olduğu muhakkaktır. dam2 [ 188+] ~ Fr dame hanımefendi, bayan ~ Lat domina [f.] ev sahibesi < Lat domus ev ~ HAvr *domos a.a. < HAvr *dem- a.a. " dam1 dama [İM582 187+] ~ İt dama 1. hanımefendi, soylu kadın, 2. "kraliçe oyunu", dama ~ Fr dame hanımefendi" dam2 damacana [Kieffer-Bia1835] enli su şişesi ~ Fr dame-jeanne a.a. / Prov damajana a.a. ~İtdamigianabüyükve

* İlk kez 16. yy sonlarında kaydedilen Fransızca sözcüğün etimolojisi belirsizdir; Dame Jeanne ("bayan Jeanne") biçiminin yakıştırma olduğu açıktır. İng demijohn (a.a.) Fransızcadan alınmıştır. damak Tü [LO xix] ağzın damı [Uy viii+] tamak/tamğak gırtlak, boğaz, geniz; [LL 1732] küçük dil ve etrafı; < Tü tam- damlamak " damla-

* Karş. Lat guttur (gırtlak, geniz) < gutta (damla). Sözcüğün orijinal anlamı damak tadı deyiminde korunmuştur. "Ağzın damı" anlamı dam sözcüğünden kontaminasyon yoluyla oluşmuş olmalıdır. damar Tü [Uy viii+] tamar/tamır sinir veya damar ; [Kaş xi] tamır/tamur Moğ tamır beden gücü, kas gücü, damar) damask/damasko [LO xix] damasko ~ İt damasco Suriye kökenli bir tür kumaş, dımışkî / Fr damasque a.a. < öz Damasco Dımışk, Şam kenti damat [Ferec xv] dâmâd ~ Fa/OFa dâmâd güvey, damat ~ EFa *dâmâtar- düğün sahibi (= Ave zâmâtar- a.a. = Sans câmâtr a.a.) < HAvr *gems- düğün, evlenmek " gamet damen [Ferec xv] ~ Fa daman etek (=

* Karş. tiz-i reftar olanın payına damen dolaşır (hızlı gidenin ayağına etek dolaşır). damga Tü [Or viii] tamğa (= Moğ tamağa(n) mühür, arma, amblem) ~ Tütamıt- [viii+ Uy] damlatmak < Tü

damıt[mak YT tam- damlamak " damla-

[CepK 1935] distile etmek

damızlık <Tü [ xv] yoğurt mayası; [EvÇ, Men xvii] döl alınacak hayvan < Tü tamuz-/damız- [viii+ Uy] damlatmak < Tü tam- damlamak " damla* Karş. damzur- (damlatmak ? xvii Men), damzurma (mühür mumu ? xvii Men), damla [Kıp xiv] tamla a.a. < Tü tam- [xi] damlamak <Tü

damper [ xx/b] kamyonu < İng to dump [onom.] kabaca dökmek damping bir malı piyasaya sürme " damper dan onom [ xx/b]

~ İng dumper dökücü, kaldıraçlı yük ~ İng dumping dökme, fiyat ucuzlatarak

rezonanslı darbe sesi

< Tü tak sert darbe sesi" tak2

* Rezonans belirten -n sesi etkisiyle inisyal t yumuşamıştır. Bazı türevlerde d'li ve t'li biçimler bir arada görülür; ör. dandun/tantun, dangır dungur/tangır tungur. dana dandik Tü? [Kıp xiv] tana bir yaşında sığır yavrusu [AL 192+] ince, nazik (argo); [ xx/b] uyduruk

dandini

<çoc

[EvÇ xvii] oynama, raks; [LL 1732] çocuğu dizinde oynatma

* Karş. Fr dandiner, İng dandle, İt dondolare (çocuğu dizinde oynatma). dangalak <onom [Men xvii] dangel/dıngıl ebleh, bi-endam kişi, deyyus; [LO xix] dangalak dangıl dungul konuşan kimse, kaba adam < dangıl [onom.] boş bir nesneye vurma sesi " dangıl dangıl/dangır onom boş kutu veya teneke sesi " dan

danış[mak Tü [Kaş xi] tanuş- karşılıklı konuşmak, söyleşmek; [ xiv] konuşmak, müşavere etmek < Tü tanu- konuşmak, söz söylemek danışık daniska şeyin en iyisi * Karş. lepiska. danışman YT [CepK 1935] müşavir Tü danış-" danış-, +men2 <Tü [Tz xiv] söz, konuşma (Azerbaycan'da) < Tü danış-" danış-

[EvÇ xvii] Almanya'dan gelen kaliteli kürk; [ xix] bir < öz Daniska Danzig/Gdansk, Baltık denizinde bir liman kenti

* Fa danişmand (bilen, bilgili) sözcüğünden esinlenmiş olduğu açıktır. dans sallanmak, koşuşmak [NKemal 1873] [ xx/b] ~ Fr danse a.a. < Ger *dintjan ~ Fr densité yoğunluk ~ Lat densitas a.a. <

dansite Lat densus yoğun ~ HAvr *dens-2 a.a.

dantel/dantela [ARasim 1897-99] dantela [küç.] iğne oyası < Fr dent diş ~ Lat dens, dent- a. a. " aldente

~Frdentelle

* Sözcük Fransızcadan alındığı halde erken örneklerde İtalyanca biçim tercih edilmiştir. dar1 [Uy viii+] tar geniş olmayan, sıkı, bunaltıcı EŞKÖKENLİLER: Tü dar : dar1, darıl-

dar2 [ xiv] ~ Ar dar [#dwr] ev, konut, konak, yurt (= Aram dwârâ/dürâ konut, konaklama yeri = Akad dâru göçebe ve çobanların konakladığı yer, oba) < Ar dara döndü, dolandı" devir * Aslı muhtemelen "etrafı çitle çevrili yer" anlamında. Karş. Tü ev =? evirdar3 [ağacı [Ferec xv] ~ Fa/OFa dar 1. ağaç, 2. çarmıh, haç, idam ağacı (= Ave dâru- ağaç = Sans dáru a.a.) ~ HAvr *deru-2/doru- ağaç, özellikle meşe ağacı * Aynı kökten EYun dóry/déndron, İng tree (ağaç). dara [LO xix] kap payı ~ Ar TarH çıkarma, atma " tarh darbe vurgu < Ar daraba vurdu " darp ~ İt tara tartıda brüt ağırlıktan çıkarılan ~ Ar Darbat [#Drb msd.] vuruş,

[Aş xiv] Darbet

darbımesel [Men xvii] ~ Fa Darb-i ma6al hikâyenin bitirme cümlesi, kıssadan hisse & Ar Darb vuruş, vurgu, şiirde beytin son ayağı + Ar ma6al masal, kıssa " darp, mesel darbuka küçük davul (Mıs.) [TDK 1955] ~ Ar darabukka [onom.] bir tür

darı Tü [Uy viii+] tarığ ekin, her tür hububat, özellikle arpa ve buğday; [Kıp xiv] tarığ/tarı/darı ekin, özellikle darı, panicum viliaceum < Tü tarı- ekin ekmek, tohum saçmak " dağıl* Aynı kökten Tü tar- (dağıtmak, yaymak, saçmak) = Moğ tara-/tark?a- (dağılmak, saçılmak). Anlam ilişkisi için karş. EYun spérma/sporá (tohum) < speirö (saçmak, dağıtmak), diasporá (dağılma); Ar Sarrat (tohum) < 5arra (saçmak). Ayrıca karş. ETü tarım (nehrin dallara ayrıldığı yer, delta). darıl[mak Tü [Uy viii+] tarık- içi sıkılmak, müteessir olmak, bunalmak; [ xi] tarılğana.a.; [Men xvii] darla-/darıl- kızmak, küsmek < Tü tar/dar " dar1

darma dağın ikil [Kıp xiv] dardağan ; [Mercimek xv] dardağan ; [Neş xv] dardağan tamamen dağılmış < Tü târ- [viii+ Uy, xi] dağıtmak, saçmak < Tü *tağ-dağılmak " dağıldarp [Kut, Aş xi] Darb çarpma, para basma < Ar Daraba vurdu ~ Ar Darb [#Drb msd.] vurma,

darphane + [Selaniki xvi] ; [Men xvii] zarbhane/darabhane para basma yeri çarpma, vurma, para basma + Fa %âna ev " darp, hane darülfülfül [Men xvii] dâr-i fülfül ~ Ar dâru-al-fulful biber ağacı ~ Fa dâr-i pilpil & Fa dar ağaç + Fa pilpil biber ~ Sans pippalî meyvecik, biber " dar3, el3, biber data [ xx/c] ~ İng data veri ~ Lat data [n. çoğ.] verilmiş şeyler < Lat datus verilmiş < Lat dare, dat- vermek ~ HAvr *ds- < HAvr *dö- a.a. * Aynı kökten Lat donum (hediye), E Yun didomi, do-, Fa dadan, Erm da-, Rus daty (vermek), dativ daüssıla & Ar dâ hastalık + Ar Silat sıla " sıla dava tez, mahkemeye çağırma " davet davar [Kut, Yun xi] [DTC 1943] ~ Ar dâu-S-Silat sıla hastalığı, sıla hasreti

& Ar Darb

~ Ar dacwâ' [#dcw msd.] iddia, hukuki

Tü [Uy viii+] tapar mal, mülk, servet, büyükbaş hayvan < Tü taP-/tap-2 bulmak, elde etmek

* Erm tavar (a.a.) sözcüğü 5. yy'dan itibaren kaydedilmiştir. İki dil arasındaki ilişkinin mahiyeti açık değildir. • Moğ tavar ve Rus tovar/tovarış (mal, servet) biçimleri Türkçeden alıntıdır. davet < Ar dacawa çağırdı [Aş xiv] ~ Ar dacwat^ [#dcw msd.] çağırma, çağrı

davlumbaz [TS xiv] davulbâz/davlunbâz ata giydirilen göğüs zırhı; [DK xiv] davul; [ xix] yandan çarklı gemilerde pervaneyi örten yarım daire şeklinde kapak < Tü davul" davul * -baz ekinin anlamı açık değildir. davran 1[mak Tü [Uy viii+] taPran- acele etmek, hızlı hareket etmek; [Men xvii] canlanmak, (bir hastalıktan sonra) ayağa kalkmak; [KT xix] ayağa sıçramak, hamle etmek, teşebbüs etmek < Tü taPra- [viii+ Uy] hızlı ve aceleci olmak Tü *taP-hareket etmek? kımıldamak? Karş. Tü tawış/tawuş (kımıldanma - xi), tawışğan (tavşan).

davran2[mak < Ar Tawr tavır " tavır

[LO xix] bir tarzda hareket etmek, tavır almak

* Türkçe kökenli olan davran-1 fiili ile anlam bakımından ilgisi kurulamaz. Dil Devrimi döneminde bu husus göz önüne alınmadan türevlerin yapılması dikkatsizlik eseridir. davudi [Kıp xiv] ~ Ar dâwüdî [nsb.] Davut peygamberin sesi gibi gür ve kalın ses < öz Dâwüd Davut, Kur'anda peygamber olarak zikredilen Yahudi kralı (MÖ 11. yy) ~ İbr dâwld sevilen, Davut < İbr #dwd sevme * İbr Dawid adının Arapça karşılığı wadud (Vedut) veya wadad (Vedat)'dır. davul [Kaş xi] tavıl; [passim. xiii-xix xiii] Tabl davul, özellikle savaş davulu ~ OFa *tabil a. a. ~ Ar Tabl

* Fa tabal ???, Ar Tabl ???, Erm daviġ biçimleri Orta Farsça kökenlidir. Arapçadan Batı dillerine aktarılmıştır; karş. İsp atabal, İttaballo, EFr tabour (a.a.). daya[mak Tü [Kaş xi] taya- destek ağacı koymak, diremek

dayak Tü [Uy viii+] tayak direk, destek, değnek; [Men xvii] dayak değnek, sopa taya- dayamak " dayadayanak YT [CepK 1935] mesnet < Tü dayan-" daya< Tü dayan-" daya-dayanışma

< Tü

YT

[CepK 1935] tesanüt dayı dazlak de Tü Tü

[Uy viii+] tağay annenin erkek kardeşi, dayı; [Kıp xiv] tay/tayı; [DK xiv] dayı <Tü [Kıp xiv] Tazluk ; [Mercimek xv] Tazlak " dahi1 < Tü taz [viii+ Uy] kel

[Uy viii+] takı bağlaç; [Kıp xiv] de/da [ xx/b] [ xx/b]

de fakto (edat) + Lat factum fiil, edim " faktör de jure (edat) + Lat ius, iur- kanun, hukuk " jüri

~ Lat de facto fiilen & Lat de -den, ile ~ Lat de iure hukuken & Lat de -den, ile

de+ ~ Lat de bir şeyden ayrılma veya uzaklaşma, eksilme, yüksek bir yerden aşağı inme, gitme, kaybolma, sona erme bildiren edat ve fiil öneki * Fransızcada de-, dé- ve (seslilerden önce) dés- biçimleri görülür. Modern türevlerde daha çok "olumsuzluk" anlamı ağır basmıştır. Ör: bloke/debloke, şarj/deşarj, avantaj/dezavantaj. EŞKÖKENLİLER:

Lat de-: debi, debloke, debriyaj, dedüksiyon, defans, defi, defile, deflasyon, defo, deforme, defrost, degaj, degrade, degüstasyon, dejenere, dekadan, dekafeine, deklanşör, deklare, dekoder, dekolte, dekont, dekupe, dekuple, delege, demarke, demarş, demode, d de[mek debdebe Tü [Orviii]té-a.a.

[Men xvii] davul gürültüsü; [LO xix] haşmet, saltanat - Ar dabdabat [#dbdb msd.] 1. kısa adımlarla ve ayağını vurarak yürüme, 2. at nalı sesi, 3. davul sesi < Ar dabdaba [onom.] * Farsça ve Türkçede "maiyetiyle yürüyen hükümdarın gürültüsü" anlamında kullanılmıştır. debelen[mek <Tü [Kıp xiv] sağa sola yuvarlanmak < Tü tep-" tep-

* Sürekli ve zayıf eylem bildiren -ele- ekiyle. debi [ xx/b] ~ Fr débit 1. dilimleme, perakende satma, azar azar verme, 2. belli bir sürede akan sıvı hacmi < Fr débiter tomruğu kereste haline getirmek, perakende satmak & Fr de+ Frk *bitte tomruk " de+ debloke [etm Fr bloquer tıkamak " de+, bloke debelen[mek <Tü [ xx/b] ~ Fr débloquer tıkanmış bir şeyi açmak <

[Kıp xiv] sağa sola yuvarlanmak

< Tü tep-" tep-

* Sürekli ve zayıf eylem bildiren -ele- ekiyle. debi [ xx/b] ~ Fr débit 1. dilimleme, perakende satma, azar azar verme, 2. belli bir sürede akan sıvı hacmi < Fr débiter tomruğu kereste haline getirmek, perakende satmak & Fr de+ Frk *bitte tomruk " de+ debloke [etm Fr bloquer tıkamak " de+, bloke [ xx/b] ~ Fr débloquer tıkanmış bir şeyi açmak <

debriyaj [ xx/b] ~ Fr débrayage makine milini dişlilerden ayırma, dekuple etme, debriyaj & Fr de- ayırma edatı + Fr braie mil, değirmen mili" de+ deccal [ xiv] ~ Ar daccâl [#dcl im.] Kuran'a göre kıyametten önce yeryüzüne gelecek olan sahte peygamber ~ Aram daggalâ kandırıcı, sahteci < Aram #dgl kandırma, görünme (= Akad dagâlu bakma, görme ) dede çoc [Oğ xi] baba; [DK xiv] büyükbaba, yaşlı kişi

dedüksiyon [ xx/b] ~ Fr déduction çıkarsama, tümdengelim ~ Lat deductio a. a. < Lat deducere, deduct- sevketmek, -den götürmek, sonuç çıkartmak & Lat de- bir şeyden + Lat ducere, duct- sevketmek " de+, dük

def1 [Aş xiv] defc itme, tepme, dışarı çıkarma [#dfc msd.] tepme, geri çevirme, geri verme, ödeme < Ar dafaca itti, tepti, geri çevirdi

~ Ar dafc

def2/tef [ xiv] ~ Ar/Fa daf/daff tek yüzlü davul, def, çalpara ~ Aram dappâ tabla, tepsi ~ Akad dappu a.a. ~ Sumer defa bir kerede ödeme " def1 [Ferec xv] ~ Ar dafcat^ [#dfc msd.] 1. itiş, darbe, 2.

* Kelimenin Türkçedeki anlam evrimi için karş. Fr dans un coup (bir vuruşta, bir defada). defaat dafcat^ " defa [Ali xvi] ~ Ar dafcât [#dfc çoğ.] defalar < Ar

defans [ xx/b] ~ Fr défense savunma < Lat defendere, defenssaldırıyı püskürtmek, savunmak & Lat de- uzağa + Lat fendere, fens- tepmek, tepelemek ~ HAvr *gwhen-do < HAvr *gwhen- a.a. " de+ * Aynı kökten Ger *gund- (savaş). defaten [Ali xvi] ödemede < Ar dafcat^ itme, darbe, ödeme " defa ~ Ar dafcatan [zrf.] bir defada, bir

defi [ xx/c] ~ Fr défi meydan okuma < Fr défier meydan okumak, kendine güvenip ortaya çıkmak ~ Lat defidere a. a. < Lat fıdere güvenmek ~ HAvr *bheidh- a. a. " de+, federasyon defihacet giderme + Ar Hâcat ihtiyaç " def1, hacet ihtiyaç giderme & Ar dafc defetme,

defile [TDK 1955] moda geçit resmi ~ Fr défilé her çeşit geçit resmi < Fr défiler tek sıra halinde geçmek & Lat de- + Lat filare tek sıra halinde dizilmek < Lat fila iplik, dizi" de+, filament defin/defndafana gömdü EŞKÖKENLİLER: Ar #dfn : defin, define define şey, gömü " defin [Ferec xv] ~ Ar dafınat [#dfn sf. f.] gömülü [Env xiv] ~ Ar dafn [#dfn msd.] gömme < Ar

deflasyon [TDK 1955] ~Frdéflation şişmiş olan para arzının daraltılması ~ İng deflation (şişmiş bir şey) inme, havası kaçma, a.a. < İng deflate (şişmiş bir şey) sönmek, söndürmek & Lat de- eksilme ve inme edatı + Lat flare, flat-üflemek, şişirmek ~ HAvr *bhle- üflemek " de+ defne laurus nobilis [MŞ xiv] defni ~ Yun/EYun dafne defne bitkisi,

* Aram dapna (a.a.) biçimi muhtemelen Yunancadan alınmıştır. Nihai kökeni muhtemelen bir Anadolu veya Akdeniz dilidir. defo [xx/a] ~ Fr défaut hata, kusur~Lat defectus a.a. < Lat deficere, defect- bozmak, eksik ve kusurlu yapmak & Lat de- + Lat facere, fact- yapmak " de+, faktör * Karş. İng defect (defo, kusur). deforme [etm deforme etmek ~ Lat deformare " de+, form defrost buzlanma, don " de+, antifriz [ xx/c] [ xx/a] ~ Fr déformer biçimini bozmak,

~ İng defrost buz çözmek < İng frost

* Latince olmayan bir köke de- önekinin getirilmesi kuraldı şıdır. defter [Yusxiv] ~ Ar daftar yazı tableti~Aram dipterâ a.a. - EYun difthéra 1. tabaklanmış deri, 2. yazı tableti olarak kullanılan kesilip perdahlanmış deri tabakası * ETü tepter (a.a. - Uyg) Aramca veya Orta Farsçadan erken bir alıntı olarak değerlendirilmelidir. defterdar maliyeci < Ar daftar " defter, +dar [Ali xvi] ~ Fa daftardâr defter emini, baş

değ[mek Tü [Or viii] teg- ulaşmak, erişmek, bitişmek, bitişik olmak, aynı hizada olmak; [ xi] denk olmak, bedel olmak, eşit olmak * Aynı kökten Tü tek/teg (kadar, gibi, eş), terjğ (denk, eşitlik), terjğe- (kıyaslamak, ölçüştürmek). degaj [ xx/b] degajman ~ Fr dégagement rehin verilen şeyi geri alma, bağlı bir şeyi çözme, kurtarma, salma < Fr dégager rehin çözmek & Fr de- + Fr gage rehin " de+, angaje değer değil Tü Tü [Kaş xi] tegir paha, kıymet < Tü teğ- eşit olmak, bedel olmak " değ-

[Oğ xi] degül olumsuzluk bildiren sözcük; [Çağ xv] değül a.a.

değin

[Kaş xi] tegin kadar, gibi (edat) YT

< Tü tek eşit, denk " dek

değin[mek

[TDK 1955] değin- bir konuya temas etmek < Tü değ-" değ-

değirmen Tü [Uy viii+] tégirmen değirmen, değirmen taşı < Tü *teğirğen dönen şey < Tü teğir-/tewir- döndürmek, çevirmek " devir* -men eki büyük olasılıkla -ğen ekinin dissimile biçimidir. değirmi Tü [Uy viii+] tégirmi halka, çevre; [ xi] téğirme daire şeklinde olan şey, değirmen taşı, yuvarlak para < Tü teğir-/tewir-" değirmen değiş[mek Tü [Uy viii+] tegiş- rastlaşmak, denk gelmek; [Kıp xiv] değiş- mübadele etmek, takas etmek; [TS xiv xiv] tebeddül etmek, dönüşmek < Tü teğ-/değ- eşit olmak, bedel olmak " değ* Anadolu ağızlarında deniş- biçimi yaygındır, değme her bir, herhangi bir * Değ- fiiliyle ilişkisi belirsizdir. değnek <Tü [DK, Men xiv] degenek baston, asa < Tü değ-" değTü [Kaş xi] tégme her,

* Yun dekaníki (a.a.) < Lat decanus (onbaşı) etimolojisi için yeterli delil yoktur. degrade [etm [ xx/c] ~ Fr dégrader kademe kademe azaltmak & Fr de- + Fr grader kademelendirmek, derecelendirmek < Lat gradus adım, kademe, derece " de+, grado degüstasyon [ xx/b] ~ Fr dégustation tadını çıkarma, tadına bakma < Lat degustare tadına bakmak & Lat de- bir şeyden + Lat gustare tad almak, tadına bakmak " de+, gusto deha karşılığı) [Men xvii] kurnazlık; [LO, KT xix] olağanüstü zekâ (Fr génie ~ Ar daha' [#dhy msd.] kurnazlık, beceriklilik < Ar dahiya kurnaz idi

Türkçedeki modern anlamı 19. yy'da ortaya çıkmıştır. EŞKÖKENLİLER: Ar #dhy : deha, dahi2 dehen zathan- a.a.) [Ömer b. Mezid xv] ~ Fa/OFa dahân/dahan ağız (= Ave ~ Fa dihlîz koridor, geçit, sofa ~

dehliz [KıpGul xiv] dihliz OFa dahrîz revak, kapı girişindeki sütunlu eşik, propylon

dehşet [Ferec xv] ~ Ar dahşat [#dhş msd.] şaşkınlık, hayret, ani ve şiddetli korku < Ar dahişa şaşkınlık ve hayrete kapıldı, korktu dehşetengiz [LO xix] " dehşet, +engiz

deizm [Bah 1924] deizma bağımsız tanrı inancı, teizm < Lat deus tanrı * Karş. teizm.

~ Fr déisme müesses dinlerden

dejenere [etm [Bah 1924] ~ Fr dégénérer soysuzlaşmak, soysuzlaştırmak ~ Lat degenerare a.a. & Lat de- eksik, ayrı + Lat genus soy " de+, jenerasyon dek Tü [ viii] tek gibi (benzetme edatı); [Uy viii+] kadar (kıyas edatı) < Tü *te- varmak, denk olmak " değ~ Fr déca- / İng deca- on (sadece

deka+ bileşiklerde) ~ E Yun déka on ~ HAvr *dekm a. a.

* Aynı kökten Lat decem, Fr dix, İng ten, Alm zehn, Fa dah, Sans dása, Erm das (on). dekadan [ARasim 1897-99] ~ Fr décadent 1. yoz, sefih, 2. bohem ~ OLat decadens < OLat decadere bozulmak, geri düşmek, yozlaşmak & Lat de- bir şeyden + Lat cadere düşmek " de+, kadans dekafeine décaféiner kafeinini almak " de+, kafein [ xx/c] ~ Fr décaféiné kafeini alınmış < Fr

dekan [ResmiG 1934] ~ Alm dekan üniversitede bölüm başkanı ~ OLat decanus kilise hiyerarşisinde bir rütbe ~ EYun dekanós onbaşı, on kişinin yöneticisi < EYun déka on " deka+ * Türkçeye 1933'te Alman akademik sisteminden aktarılmıştır. dekatlon [ xx/b] & EYun déka on + EYun áthlon yarış " deka+, atlet ~ Fr décathlon on dalda spor müsabakası

* İlk kez 191 1’de İsveç'te tanımlanmış ve 1912 Stockholm Olimpiyatlarında uluslararası kullanıma girmiştir. KArş. pentatlon. deklanşör [ xx/b] ~ Fr déclencheur tetikleyici < Fr déclencher mandalını çekmek, tetiklemek & Fr de- + Fr clenche mandal ~ Frk *klinka mandal, çengel" de+ deklare [etm [ xx/a] ~ Fr déclarer ilan etmek, beyan etmek ~ Lat declarare yüksek sesle ilan etmek & Lat de- bir yerden veya bir şey hakkında + Lat clarare bağırmak < Lat clarus yüksek sesli, açık, parlak, temiz " de+, klarnet deklase [ xx/b] ~ Fr déclassé sınıf düşmüş, değer kaybetmiş (kimse) < Fr déclasser sınıf düşürmek & Fr dé+ ayrılma, uzaklaşma bildiren önek + Fr classe sınıf" de+, klas dekoder "de+,kod [ xx/c] ~ İng decoder kod çözücü < İng code kod

dekolte [ARasim 1897-99] ~Frdécolleté kadın giyiminde gerdan ve üst göğüs açıklığı & Fr de- + Fr collet [küç.] gerdan < Fr col boyun ~ Lat collum a. a. " de+, koli1 dekont [ xx/b] şeyden + Fr compter hesaplamak " de+, kompüter ~ Fr décompte hesap dökümü & Fr dé- bir

dekor [Bah 1924] ~ Fr décor ziynet, süs ~ Lat decus, decor1. zerafet, terbiye, uygun davranış, 2. ziynet, süs ~ HAvr *dek-es- < HAvr *dek- (öğreti, terbiye, adap) benimsemek " disiplin dekovil [ xx/b] ~ Fr decauville dar demiryolu hattı ^ 1889 Paris Sergisi'nde < öz Paul Decauville Fransız mühendis (1846-1922) dekupe [etm [ xx/b] ~ Fr découper keserek çıkarmak, testere ile ince ağaç işçiliği yapmak & Lat de- bir şeyden + Fr couper kesmek " de+, kup dekuple [etm [ML xx/c] dekuplaj ~ Fr découpler çift olan bir

şeyi ayırmak & Fr de- ayrı + Fr couple çift" de+, akuple del[mek Tü [Uyviii+]tel-a.a. ~ Ar dalâlat [#dll msd.] yol

delalet [Kıp xiv] gösterme, işaret etme, delil olma < Ar dalla gösterdi, işaret etti

delege [Bah 1924] ~ Fr délegué murahhas, birini veya bir şeyi temsil etmek üzere gönderilen kimse < Fr déleguer görev vermek, görevli olarak göndermek ~ Lat delegare a. a. & Lat de- bir şeyden + Lat legare, legat- bir sorumluluk veya yükümlülük vermek, görevlendirmek (< Lat lex, legkanun, yükümlülük)" de+, legal

delgi deli delik delil delişmen
+men1
Akad daltu kapı)

YT
Tü Tü

[CepK 1935] matkap delü [Kaş xi] telik a. a. sf.] a. a. " delalet <Tü

< Tü del-" del-[Uy viii+] teipe/telfe a.a.; [ xi] telü ; [DK xiv] < Tü tel-" del-[Aş xiv] yol gösteren [LO xix] deli gibi, biraz deli ~ Ar dalîl [#dll

< Tü deli" deli,

* -işmen ekinin işlevi açık değildir. delta [KT xix] ~ EYun délta 1. Yunan alfabesinin dördüncü harfi, D$, 2. Nil nehrinin delta harfine benzeyen ağzı ~ Fen dlt kapı, Fenike alfabesinin dördüncü harfi (= Aram dal et kapı, Arami/İbrani alfabesinin dördüncü harfi, Dd3; =

dem(o)+ ~ Fr dém(o)- / İng dem(o)- halk (sadece bileşik isimlerde) ~ EYun demos 1. ilçe, memleket, ülke, 2. taşra halkı, memleketli, 3. halk,

ahali < EYun daio bölmek, pay etmek, kısımlara ayırmak ~ HAvr *da- bölmek, kısımlara ayırmak dem1 [Aş xiv] vakit Sans dhámi/dhamáni nefes, soluk, üfleme ) ~ Fa/OFa dam 1. nefes, 2. vakit, zaman (=

* Farsça ikinci anlamın "soluklanmak, es vermek" anlamında dam çordan ve dam zadan deyimlerinden türediği düşünülebilir. dem2 [Yus xiv] ; [ xx/b] çay kıvamı (= Aram dsmâ a. a. = İbr dam a. a. = Akad dâmu a. a.) ~ Ar dam [#dm] kan

demagog [Bah1924] ~Frdémagogue halkı galeyana getirme ~ EYun demagögös "halk güden", a.a. & EYun demos halk, ahali, özellikle aşağı tabakadan halk + EYun agögös önder, öncü (< EYun âgö gütmek, sürmek, sevketmek)" dem(o)+, aksiyon demarke [etm işaretleyerek ayırmak, sınır çizmek " de+, marke [ML xx/c] ~ Fr démarquer ~ Fr démarche

demarş [ xx/b] diplomatik girişim girişim, gidiş, süreç < EFr démarcher yürüyüp gitmek " de+, marş demeç YT [TDK 1944] beyanat

< Tü de-" de-

* Fiil köküne eklenen -meç ekinin işlevi belirsizdir. Türkçe araç isimleri yapan -eç ekiyle benzerlik yüzeyseldir. demet [Kan xvi] demed ~ Yun demáti deste < EYun déma,

demat- bağ, deste, bohça, çıkın < EYun deö bağlamak, sarmak demin Tü [Uy viii+] témin hemen (önce veya sonra) demir Tü

[Or viii] témür a.a.; [Uy viii+] témir * Moğ temür (a.a.) Türkçeden alıntı olmalıdır. demirhindi ~ Ar tamr-i hindi Hint hurması, tropik ülkelerde yetişen bir ağaç, tamarind < Ar tamr hurma (= İbr tamar hurma ağacı) * Lat tamarindus, İng tamarind biçimleri Arapçadan alınmıştır. Batı dillerinde kadın adı olarak kullanılan Tamar/Thamar biçimi İbraniceden alınmıştır. demode geçmiş < Fr mode moda " de+, moda [ARasim 1897-99] ~Fr démodé modası

demografi [ xx/b] ~ Fr démographie nüfus kayıtları, nüfus olgularını inceleyen uzmanlık dalı ~ EYun demografta a.a. & EYun demos halk + EYun grafe yazı, kayıt" dem(o)+, +grafi

demokrasi [187+] ~Frdémocratie halk iktidarı~ EYun demokrateîa a.a. & EYun demos halk, ahali + EYun krâtes güçlü, iktidar sahibi" dem(o)+, +krasi demon ruh, iblis ~ Lat daemon ~ EYun daimon demonte [etm ayırmak " de+, monte demoralize [etm " de+, moral [DTC1943] [ xx/b] [ xx/b] ~Frdémon mitolojide bir tür kötü ~ Fr démonter sökmek, parçalarına ~ Fr démoraliser moralini bozmak

demotik [ML xx/c] demotikos ~ Fr démotique avam tabakasına ait, avam dili ~ EYun demotikos a.a. < EYun demos halk, avam " dem(o)+ denden [ xx/a] dendan yazıda tekrar işareti,» ~ Fa dandân [çoğ.] 1. dişler, 2. Arap alfabesinde be, te, sin, ye gibi harflerin dişe benzeyen çıkıntıları < Fa dand diş ~ HAvr *dent- a.a. " aldente dene[mek <Tü [DK xiv] dene- eşleştirmek, kıyaslamak, sınamak, tartmak derjğ eş, eşdeğer " denk denek YT [Fel 1942] üzerinde deneme yapılan YT < Tü dene-" dene[TDK 1955] kontrol < Tü

* Fiil köküne eklenen -k ekinin işlevi belirsizdir, denet < Tü dene-" dene* Fiil köküne eklenen -t ekinin işlevi belirsizdir. denetim YT

[TDK 1955] murakabe, kontrol YT

< Tü denet" dene<

* Ada eklenen -im ekinin işlevi belirsizdir, deney Tü dene-" dene* Fiil köküne eklenen -y ekinin işlevi belirsizdir. deneyim tümü

[Fel 1942] tecrübe

YT [Fel 1942] deney yapma; [TDK 1983] tecrübe, deneyle kazanılan bilgilerin < Tü dene-" dene~ dengbêj

dengbej [YaşarK 1976] Kürt saz şairi şarkıcı & deng ses + bêj söyleyen, ses veren (< bej m söylemek denge YT [CepK 1935] muvazene < Tü denk" denk

Ada eklenen -e ekinin işlevi belirsizdir.

deniz denk Tü tartı, yük denklem denli

[Kaş xi] teniz

(= Moğ tenis göl, deniz )

[Or viii] ten denk, eşit, eşdeğer (sıfat); [Uy viii+] denge, eşitlik, eşdeğerlik (isim), < Tü *ten- denk olmak, eşit olmak < Tü teğ- a.a. " değYT [CepK 1935] eşitlik < Tü denkle-" denk < Tü derjg eşitlik, eşit" denk

<Tü

[DK xiv] derjlü kadar (kıyas edatı)

denomine [etm [ xx/c] ~ Fr dénominer belirlemek, ad vermek ~ Lat denominare bir şeyi başka bir şeyin adıyla adlandırmak & Lat de- bir şeyden + Lat nominare ad vermek (< Lat nomen, nomin- isim ) " de+, nominal densiz denk denyo (argo) <Tü [Men xvii] dengsiz ölçüsüz, saygısız < Tü derjg denge, tartı"

[ARasim 1897-99] ; [AL 192+] zıpır, kaçık, dejenere, serseri < öz Denyo orta oyununda bir karakter

deodoran [ xx/c] ~ Fr déodorant ~ İng deodorant koku giderici ^ 1869 İng. & Lat de- olumsuzluk öneki + Lat odor koku ~ HAvr *od-os- < HAvr *od- kokmak " de+, osmiyum deontoloji [ML xx/c] ~ Fr déontologie ahlaki görevler kuramı / İng deontology a. a. < E Yun deon, -t- görev, ödev (~ HAvr *deu- yapmak, ifa etmek, bir görevi yerine getirmek ) " +loji depar [ xx/b] ~ Fr départ ayrılma, uzaklaşma, harekete geçme < Fr départir vazgeçmek, ayrılmak, uzaklaşmak & Lat de- bir şeyden + Lat partiri ayrılmak " de+, parsel departman [ xx/a] ~ Fr département bölüm, kısım < Fr départir bölmek, bölümlere ayırmak & Lat de- bir şeyden + Lat partire bölmek " de+, parsel deplase [etm [ xx/b] ~ Fr déplacer yerinden çıkarmak, yer değiştirmek, başka yere gitmek veya götürmek " de+, plase * Karş. İng displace (a.a.). depo [LO xix] debboy ~ Fr depôt 1. bir yana koyma, saklama, biriktirme, 2. saklanan veya biriken şey, 3. biriktirme yeri, depo ~ Lat depositum a.a. < Lat deponere, depositbir yana koymak, saklamak, biriktirmek & Lat de- bir şeyden ayrı + Lat ponere, posit- koymak " de+, post2 depozit/depozito [Tarik 1884] depozito ~Frdéposite / İt deposito 1. bir yana koyma, saklama, 2. saklanan veya biriken şey ~ Lat depositum a.a. " depo

depre[mek tep-" tepdeprem

[Uy viii+] tepre- yerinden oynamak, kımıldamak, hareket etmek

< Tü

YT

[CepK 1935] zelzele

< Tü depre-" depre-

depresyon [ xx/b] ~ Fr dépression 1. çukur, çöküntü, 2. ruhsal veya ekonomik çöküntü ~ Lat depressio çukur < Lat deprimere, depress- bastırmak, çökertmek & Lat de- aşağı + Lat premere, press- basmak " de+, pres der+ ~ Fa dar/andar -de, içte, içinde, içeride olma bildiren edat ~ EFa/Ave antar- a. a. ~ HAvr *en-ter- a. a. " inter+ * Aynı kökten Sans antar/antara (iç, içeri), Lat inter, Ger *under (iki şey arası). der[mek [ viii] tér- derlemek, toplamak EŞKÖKENLİLER: Tü tér- : der-, dergi, deriş-, derle-, dernek, terki der1 [Ferec xv] dvara- a.a. = Sans dvâra a.a.) ~ HAvr *dhwer- a.a. ~ Fa dar kapı ~ EFa dvara- a.a. (= Ave Tü

* Aynı kökten EYun thyra, Alm tür, İng door (kapı), Lat fbras (kapı dışına), forum (dış avlu). derbeder [Ömer b. Mezid xv] (dolaşmak, dilenmek), evsiz barksız, dilenci < Fa dar kapı" der1, be+ derbent der+, bent [Aş xiv] ~ Fa dar ba dar kapı kapı

~ Fa dar band kapı bağı, geçit"

derbi [ xx/b] ~ İng derby önemli spor karşılaşması < öz Derby 1778'de 12. Derby Kontu Edward Smith-Stanley tarafından tesis edilen at yarışları derdest der+, dest dere yarık (= Ave darenâ- vadi) [Yus xiv] ~ Fa dar dast elde, yakalanmış, tutuklu " ~ Fa dara/darra vadi, iki dağ arasındaki

derece [ xiv] ~ Ar daracat [#drc msd.] basamak, adım < Ar daraca [msd. durüc] yürüdü, adım attı, adım adım ilerledi (= Aram darsgâ [#drg] yürüme, adım = Akad daraggu patika, yürüme yolu ) * Ar darakat (merdivenin en dip basamağı) biçimi muhtemelen Aramca kökün ikincil biçiminden alıntıdır. Karş. dereke. dereke [ xiv] ~ Ar darakat [#drk msd.] merdivenin en alt basamağı, bir şeyin en dip noktası ~? Aram dsrâkâ basamak, yol < Aram #drk ayağıyla basma = Aram #drg yürüme, gitme " derece

dereotu + [Men xvii] tere otı roka veya tere veya ısırgan otu; [LO xix] tere otu tarhun veya roka; [ xx/a] tere veya dereotu (anethum graveolens) < Tü tere taze yenen her türlü sebze " tere, ot dergâh der+, +gâh dergi YT [Aş, Yus xiv] ~ Fa dargâh kapı mahalli, eşik"

[Mercimek xv] açılıp dürülen sofra; [CepK 1935] mecmua < Tü der-" der[ xiv] ~ Fa dar Hâl şimdiki zamanda, hemen &

derhal Fa dar + Ar Hâl şimdiki zaman " der+, hal1 deri Tü

[Uyviii+]teria.a.

* Karş. Ave dereto- (yüzülmüş deri) < HAvr *der- (derisini yüzmek). Aynı kökten EYun dero (derisini yüzmek), dorós (yüzülmüş deri). derin deriş[mek Tü YT [Uyviii+]terirjğa.a. [TDK 1944] temerküz etmek, konsantre olmak < Tü der-" der-

derive [etm [ML xx/c] derivasyon ~ Fr dériver 1. (nehir) yönünü değiştirmek, başka yöne çevirmek, 2. türetmek < Lat derivare akarsu yatağını değiştirmek & Lat deayrı + Lat rivus akarsu, ırmak ~ HAvr *reiwo- vadi, dere yatağı < HAvr *rei- yarmak " de+ derkenar kenarı, marj " der+, kenar derle[mek Tü [Ali xvi] [Uy viii+] térle~ Fa dar kanar kenarda olan, sayfa < Tü tér-" der-

* Modern dönemde sadece derleyip toplamak deyiminde rastlanan bir biçim iken Dil Devriminden sonra bağımsız bir fiil olarak değerlendirilmiştir. derma(to)+ ~ Fr/İng dermat(o)- deri (sadece bileşik isimlerde) < EYun dérma, -t- deri, cilt < EYun derö soymak, deri yüzmek ~ HAvr *der-2 a.a. derman [Aş, Yus xiv] ~ Fa/OFa darmân ilaç, tedavi, sağaltım (= Ave drva- sağlık) ~ HAvr *dher-2 sağlam olmak, sağlamak, sağalmak * Aynı kökten Sans dharma (sağlam şey, yasa). dernek Tü [Kaş xi] térnek toplantı tér- [xi Ha] dermek, toplamak " der< Tü tér-in- [xi] derinmek, toplanmak < Tü

derogasyon [ xx/c] ~ Fr dérogation özel bir durumda yasa veya hukuk ilkesinin uygulamasından vazgeçme < Lat derogare bir yasayı tadil ya da

değiştirmeyi önermek ya da kapsamını daraltmak & Lat de- + Lat rogare önermek, yasa tasarısı sunmak ~ HAvr *rogâ-" de+, rast derpiş [etm dar + Fa peş/piş ön " der+, peşin [Men xvii] ~ Fa dar piş önceden, önden & Fa

ders [Ferec xv] ~ Ar dars [#drs msd.] bir metni (özellikle Kur'anı) cümle cümle yorumlayarak öğretme, ders verme, vaaz verme ~ Aram dsrâş yorum, Tevrat'ı cümle cümle yorumlayarak öğretme yöntemi < Aram #drş yorumlama, tefsir etme * Arapça sözcüğün özel anlamı Aramiceden alınmıştır. Karş. Ar #drs1 [msd. dars] (tepme, dövme, üstüne basma). dert deruhte [Aş, Yus xiv] derd ~ Fa/OFa dard elem, keder ~ Fa dar cuhdat^ giriftan

[Men xvii] der cuhde

sorumluluğu altına almak & Fa dar + Ar cuhdat^ sorumluluk " der+, uhde derun [ xiv] ~ Fa darün iç, iç taraf, içyüzü, gönül" der+

derviş [passim xiv] ~ Fa darwlş/darweş 1. fakir, yoksul, 2. tarikat uğruna dünya mülkünden vazgeçen kimse, zahit ~ OFa daryöş yoksul derya zraya- a. a.) [Aş, Yus xiv] ~ Fa daryâ deniz ~ EFa draya- a. a. (= Ave

derz [ xiv] ~ Fa/OFa darz dikiş (= Ave dareza- dikme, bağlama, sağlam kılma) ~ HAvr *dheregh- pekiştirmek, dikmek deş[mek Tü [ xi] teş< Tü *tel- delmek " del-

* Del- fiilinin varyant biçimidir. Karş. delik deşik. L/Ş eşdeğerliği Türk dillerinde tipiktir. deşarj [ xx/b] boşaltmak < Fr charge yük " de+, şarj ~ Fr décharge yük boşaltma < Fr décharger yük

desen [ResCGaz 1911] ~ Fr dessin çizim, tasarım < Fr dessiner taslağını çizmek, işaretlemek, betimlemek ~ Lat designare a.a. & Lat de- ayrı + Lat signare işaretlemek, damgalamak, belirtmek " de+, sinyal deser [ xx/a] ~ Fr dessert yemek sonunda yenen tatlı veya meyve < Fr desservir sofra servisini kaldırma & Fr de- olumsuzluk öneki + Fr servir hizmet etmek, sofra kurmak < Fr service hizmet, sofra servisi" de+, servis desi+ ~ Fr déci- / İng deci- onda bir (sadece bileşiklerde) < Lat decimus onuncu, onda bir < Lat decem on ~ HAvr *dekm a.a. " deka+ desibel [ xx/b] ~ Fr décibel fizikte ses yoğunluğu birimi İng decibel a.a. ^ 1928 ABD. & Fr deci- onda bir + öz Alexander Graham Bell Amerikalı fizikçi (1847-1922) "desi+

deşifre [etm Fr chiffre rakam, şifre " de+, şifre

[DTC 1943]

~ Fr déchiffrer şifresini çözmek < ~ Fr décimal ondalık ~ Lat decimalis < ~ Fr dessinateur tasarımcı < Fr dessiner

desimal [ xx/b] Lat decimus onuncu, onda bir < Lat decem on " desi+ desinatör tasarlamak " desen [ xx/b]

desise [Men xvii] desîs ~ Ar dasîs/dasîsat [#dss sf.] gizli amaçlar gütme, entrika < Ar dassa [msd. dass] sakladı, gizledi, bir şeyin altına koydu desperado [ xx/c] ~ İsp desperado umudu tükenmiş, çaresiz, haydut < İsp desperar ümidi kesmek ~ Lat desperare a. a. & Lat de- olumsuzluk eki + Lat sperare ummak, ümidi olmak < Lat spes, sper- ümit ~ HAvr *spe-l bereket, talih " de+ * Karş. İng despair (ümitsiz olmak). despot [Env xv] yerel Rum hükümdarı, üst düzey Rum rahibi; [Bah 1924] diktatör, müstebit ~ Yun despötes efendi, egemen, hükümdar ~ EYun despötes ev sahibi ~ HAvr *dems-poti- & HAvr *dem- ev + HAvr *poti- güçlü, muktedir " dam2, potansiyel * Türkçe modern kullanımı Batı dillerinden alınmıştır. dest [Yus xiv] ~ Fa/OFa dast el ~ EFa dasta- a.a. (= Ave zasta- a.a. = Sans hásta a.a.) ~ HAvr *ghes-to- < HAvr *ghes- a.a. destan epos, hikaye (= Ave dasta- bilgi)" +dan2 deste Fa dast el" dest destek sağlamlaştırmak için eklenen nesne [ xiv] [Aş xiv] dasitan ~ Fa dastân/dâsitân anlatı,

~ Fa dasta tutam, avuç, bir elin tutacağı miktar <

[Men xvii] elcik; [LL 1732] duvar ve ağacı ~ Fa dastak [küç.] "elcik", tutamak, alkış < Fa dast el" dest

destinasyon [ xx/c] ~ Fr destination bir şeyin ulaşacağı hedef, gidilen yer < Lat destinâre belirlemek, tayin etmek, kaderini çizmek & Lat de- ayrı + Lat *stenâre durdurmak, dikmek, mukavim kılmak ~ HAvr *sts-nâ- < HAvr *stâ- durmak " de+, istasyon destmal mâl silen " dest, mala [ xiv] ~ Fa dast mâl mendil & Fa dast el + Fa

destroyer [xx/b] ~İngdestroyer1.yıkan, tahrip eden, 2. bir tür savaş gemisi ^ İkinci anlamda 1882 ABD. < İng destroy yıkmak, tahrip etmek ~ EFr

germek " de+.örtüsünü kaldırmak. ruhsat.a.a.silmek.örtmek " de+.a.a. "el almış". tens. tansiyon detantör [ xx/c] düşürücü < Fr détendre gerilim azaltmak " detant ~ Fr détenteur basınç veya gerilim detay [Bovary (Akyüz) 1942] ~ Fr détail 1.destruir [mod. izin. Amer. ^ 1938 Procter & Gamble Co. < Lat detergere.a. bilge. gerilim düşmesi < Fr détendre gevşemek. strüktür * Türkçede 20.+ Lat tendere. Yus xiv] izin. ~ Ave daeva. & Lat de. gürlemek ~ HAvr *(s)tens. struct-dikmek. gevşetmek ~ Lat detendere a.a. 2.a. < İng to detect ortaya çıkarmak. temizlemek & Lat de. & Lat de. detect. a.bir şeyden + Lat terminare sınırlamak " de+.tanrı < HAvr *dyeu. kimya şirketi. +ber detant [ 1972] ~ İng détente Soğuk Savaş döneminde bloklararası yumuşama politikasına verilen ad ~ Fr détente gevşeme. terminal detonatör [ xx/c] ~ Fr détonateur patlatıcı.a. perakende satmak & Fr de. ayrıntı < Fr détailler kesip ayırmak. güneş tanrısı " jurnal .+ Lat tegere.+ Lat struere.a. vezir. tuğla detektör [Bah 1924] elektromanyetik dalgaları tesbit etmeye yarayan alet ~ Fr détecteur ~ İng detector ortaya çıkaran. bilgin. 2. güneş. détruir] a. ~ Lat destruere.temizlemek " de+ determinizm [Bah 1924] determinizma ~Fr déterminisme/prédéterminisme insan kaderinin önceden belirlenmiş olduğunu ve özgür iradenin varolmadığını savunan felsefi görüş < Fr déterminer belirlemek < Lat determinare a.a.gün. tect.bir şeyden + Lat tergere. müsaade ~ Fa dastür 1. destruct.Zerdüşt inancında kötülük tanrısı. "el alma".. & OFa dast el + OFa (â)war sahip " dest. şeytan. & Lat de. açığa vurmak & Lat de. dalya 1 detektif [Bah 1924] ~ İng detective kriminel araştırma görevlisi < İng to detect ortaya çıkarmak. müsaade ~ OFa dastwar a. deters. perakende (satış). ters. yy ilk yıllarından itibaren İngilizce sözcüğün çevirisi olan muhrip biçimi kullanılmıştır. keşfetmek " detektif deterjan [195+] ~Frdétergent bir tür kimyasal temizleyici / İng detergent a.gök gürlemek " de+ detone de+. ton1 [ xx/b] ~ Fr détoné sesi yanlış perdeden olan " dev [Aş xiv] dîv ~ Fa dîw/dew Fars mitolojisinde kötü ruhlu efsanevi yaratık. açmak.bir şeyden ayırarak + Fr taille kesim " de+. destur [Aş. keşfeden. inşa etmek " de+. cin ~ HAvr *deiwo. keşfetmek ~ Lat detegere. cin ~ EFa daiva. fünye < Fr détonner patlamak < Lat tonare gümbürdemek.

& İng de. egemenlik (= Akad dâlu/dualu 1. paranın değerini düşürmek ^1914 İng. yy başlarında üretilmiş bir bileşik olmalıdır. EYun Zeus (güneş tanrısı). İdr xi] ~ Ar dawlat [#dwl msd. siyasi egemenlik. valör devam Ar dama sürdü. (mec. kabuk.ayrılma ve eksilme edatı + İng value değer " de+. zaman. çevir-. 2.a. evir-. deveran döngü. dönüp durma " devir devin[mek YT [Tz xvi] [ 194+] hareket etmek ~ Ar dawarân [#dwr msd. 2. deve Tü [ viii] tebe/tewe . Veled xiv] ~ Ar dawâ' [#dwy msd. viyadük devlet [Kut.) zenginlik. [Uy. iktidar.* Aynı kökten Sans deva-. mülk ~ Aram dawlâ iktidar. çağ < Ar dara döndü devir[mek Tü [Env xiv] ~ Ar dawr [#dwr msd.ayrılma edatı + Lat via yol" de+. kaldı. geliştirmek. döndürmek * Nihai biçim muhtemelen *teğir. teftiş etmek. 2. • Ar dawr (devir. ortaya çıkarmak. Zerdüşt inancında eski devir tanrıları olan daeva'lar yenilip Ehrimen'in yönettiği kötülük tanrılarına dönüşmüştür. gibi" dev [Men xvii] ~ Ar dawâm [#dwm msd.) develope [etm [ xx/b] ~ Fr développer 1.]. deva [Aş. 3. idari görevle dolaşmak) . denetlemek. açmak [esk. devam etti devasa drw/dew + Fa âsâ benzer.fiilinin kökü olduğu keyfi olarak varsayılan *dev.] sürme < & Fa [ xx/a] dev gibi (Fr gigantesque karşılığı) * 20. Fr/İng envelope (zarf). ~ OLat deviatio a.a.] dönüş. dönüş) biçimiyle ses benzerliği ilgi çekicidir. torba " de+ * Karş. fotoğraf filmini banyo etmek < EFr voloppe tahıl kepeği.çevirmek. dönmek. kabuktan veya torbadan çıkarmak. [Uy viii+] tePey (= Moğ temege(n) a. dönüş.a.] ilaç devalüe [etm [ xx/b] ~ Fr dévaluer ~ İng devaluate değer yitirmek. 2. Farsçada örneğine rastlanmamıştır. & Lat de. devir/devrdöngü.] 1. Kaş viii+] tegür-/tewür. Karş. Tü *dev-" devir- * Devir.] 1. kudret.kökünden türetilmiştir. Lat deus (tanrı).olup. ğ > w dönüşümü ve w sesi etkisiyle ünlü yuvarlaklaşması görülür. deviyasyon [ xx/c] ~ Fr déviation yoldan ayrılma / İng deviation a. deveran etmek.

fiiliyle birleşmiştir.] dönmeyle ilgili" devir devşir[mek <Tü < Tü değiş-" değiş- bir alanı dolaşarak yapılan nöbet [DK xiv] değşür-/devşür. enforme dezentegre [etm " de+. dönem " devir devrim YT [CepK 1935] inkılap. mübadele etmek * Kullanımda Tü derşür.] dönüş.xiii TS) < der.] dönüp ~ Ar dawrat [#dwr msd. özellikle zamanın geçişi " deveran devre döngü. a. Mezid xv] devriye [nsb. enfekte dezenformasyon [ xx/c] ~ Fr désinformation "bilgilendirmeme". bir köşeden diğerine çapraz gitme.(toplamak. bir şeyi baştan başa katetme. çözülmek dia+ ~ EYun diá içinden geçme. sırayla birbirini izleme) kökünden türetilemez.a. tebdil etmek. Alm durch ve Fr par < Lat per edatlarının eşdeğeridir. " dü " diyapozitif [ xx/b] ~ Fr désintegrer çözmek.iki ~ HAvr *dwo.* Anlam bakımından Ar #dwl (dönme. [Bah 1924] ~ Fr désinfecter iltihap deyyus veya karısı tarafından aldatılan erkek dezavantaj avantaj dezenfekte [etm gidermek " de+. ihtilal < Tü devir-" devir< Ar dawrî [Yus xiv] ~ Ar dawarân [#dwr msd. devran durma. içine işleme. bilgilendirme " de+. entegre di+ dia » ~ E Yun dúo. deveran etme. yanlış bilgilendirme < Fr information bilgi. . enlemesine gitme bildiren edat ve fiil öneki * Anlamca İng through. deyim YT [CepK 1935] tabir <Tüde-"de~ Ar dayyü6 [#dy6 im. derlemek . di.değiştirmek.] karısını satan [ xx/b] ~ Fr désavantage avantajın zıddı" de+. [Ömer b. Osmanlı devletine özgü devşirme kurumunun adındaki anlam ikiliği ilgi çekicidir.

dağıtmak. görmek. TS* xv] ~ Fa dlda 1. dilat.döküp saçmak & Lat dis. tabip ~ EYun difthéra tabaklanmış deri" defter * Hastalığın seyri esnasında boğazda oluşan köselemsi dokudan ötürü.a. düşünmek) ~ HAvr *dhiâ.görmek ~ OFa dltan. Bak. lat. küçük ipek parçası. didak. Farsça fiilin kuraldışı geniş zaman kökü olan bin sözcüğünün etimolojisi ayrıdır. bir hareketi ayrı hızda dönen iki aksa taşıyan mekanizma < Fr différence fark. önsözden önceki kısa sunuş yazısı ~ OFa dibâçag başlangıç duası dibek vurmak " tep[Men xvii] havan Tü dep-/tep. Karş. farklılaşma < Lat differre.< HAvr *dheis. difüzyon [ xx/b] ~ Fr diffusion (dökülmüş bir sıvı gibi) yayılma. 2. didaiti bakmak. görmüş.xiv Kıp). öbür ~ OFa . görülen. bin. farklı kılmak & Lat di(s).birbirini parçalamak bisiklet dümeni " gidon < Tü dit-parçalamak " dit< Tü tıt-paramparça etmek " dit< Tü tıt-parçalamak " dit- diferansiyel [ xx/b] ~ Fr différentiel 1. rulo şeklinde kitaba sarılan ve üzerinde kitabın konusu yazılan ipek şerit. göz < Fa dldan. bedbin. fondan diğer datlgar [Ferec xiv] ~ Fa dlgar/dadlgar başka. fus. dilate.kendini parçalamak [Kaş xi] tıtış. getirmek " dis+. ayakla * Karş.düşündürmek < HAvr *dens-1 düşünmek " +dan1 dide [Ferec. diffus.ayırmak. eğitici ~ EYun didaktikós < EYun didâskö. 2.+ Lat fundere. wen. bir noktadan etrafa saçılma < Lat diffundere. diferansiyel hesap. kuşpalazı # 1857 Pierre Bretonneau.dökmek " dis+. bakmak * Aynı kökten Sans dhyati (düşünmek).(seyretmek). 3.dibace [Ali xvi] ~ Fa dibaca [küç. didaktik [DTC 1943] ~ Fr didactique öğretici.dövmek. görülmüş. didik didik didin[mek didiş[mek didon » <Tü Tü Tü [T S xv] didim didim parça parça [Kaş xi] *tıtın.taşımak ~ HAvr *bher-1 taşımak. Fr.] 1.öğretmek ~ HAvr *didnsko. 2. (= EFa didiy gördü = Ave dâi-. +ber * Latince fiilin perfekt kökü kuraldışıdır.< EErm dit.a. Erm tid. gören. difteri [191+] ~ Fr diphtérie bulaşıcı bir hastalık. İlk hecedeki sesli değişimi açıklanmaya muhtaçtır.görmek. Tü depek (tekme atan .+ Lat ferre.

özellikle belli etmeden bakma (argo) . dirençli. ayırmak. dictare (bildirmek).sevmek . direnmek Tü [ viii] tik. yy başlarında üretilmiş edebi bir deyimdir. göstermek * Aynı kökten Lat index (işaret parmağı). rakam ~ Lat digitus parmak. ince olma. sevgi. . belirtmek. buyrultu < Lat dictare bildirmek " dikte Türkçe anlamı Fr dictature (diktatörlük) kelimesinden etkilenmiştir.HAvr *kâ-mo.ayrı + Lat gerere. özellikle işaret parmağı ~ HAvr *dik. İng teach (öğretmek).< HAvr *deik. sert. rafine olma. sokmak [ xi] tik. kılı kırk yarma. anıt. arzu (= Ave kâma.çözmek. inceltti diksiyon dictio < Lat dicere.saplamak.dik duruma getirmek. sokmak " dik-1 < Tü dik " dik < T ü dik-" dik * -it eki için bak. ağaç dikmek < Tü *ti. vertikal < Tü *ti. dikiz [LG 188+] bakış. yemekten sonra içilen likör < Lat digerere.< HAvr *kâ. diken [Geom 193+] şakuli [TDK 1944] stalagmit < Tü tik. canlı. dijestif [xx/b] ~Frdigestifhazmettirici. sayısal < İng digit tamsayı. E Yun deíknymi.Çing dikés bak! Çing dikáva bakmak dikkat [Ferec xv] ~ Ar diqqat [#dqq msd. saplamak.)" diğer. şeri3 * Muhtemelen 20. dîcere (söylemek). gest. detaylı olma. dik Tü [Uy viii+] tik 1.a. dik1[mek dik2[mek Tü direnmek " dik diken dikey dikit Tü YT YT [Uy viii+] tiken saplanan şey. hazmetmek & Lat di(s). zorla kabul ettirilen görüş ~ Alm diktat ~ Lat dictatum bildiri. Farsça sözlüklerde yoktur. dike (yargı).işaret etmek.sert olmak. ifade ~ Lat dikta [ xx/b] diktatörlük idaresi ~ Fr diktat dikte edilen şey. eğik olmayan.(işaret etmek).] incelik. deig.dik durmak.delmek. digest.diğerkâm [TDK 1955] başkalarını seven. özgecil (Fr altruiste karşılığı) & Fa dîgar başka(sı) + Fa kâm seven. dict-" dikte [ xx/b] ~ Fr diction söyleyiş biçimi.kılmak " dis+.a. dik durmak. 2. jest dijital [ xx/c] ~ Fr/İng digital tamsayılara ilişkin. ince eleyip sık dokuma < Ar daqqa ufaladı.

diktafon [ xx/b] dikte etme cihazı ~ marka Dictaphone ^ 1907 Columbia Phonograph Co. yapay penis. dilenci <Tü [ xiv] < Tü dile-" dile~ Fa dil %ün yüreği kanayan & Fa dil dilhun yürek + Fa %ün kan " dil2.uzunlamasına kesmek. ~ Fa dilbar gönül çelen.a. fon(o)+ diktatör [Tarik 1885] zorba yönetici ~ Fr dictateur 1. 2. söz * Aynı kökten Tü tın. konuşmak). bildirmek ~ HAvr *deik.işaret etmek.OFa dil/diler kalp [Yus xiv] yürek ~ Fa dil 1. yassıltmak ~ Lat dilatare a.istemek. < İng dictation microphone dikte etme mikrofonu " dikte. gönül. dictsöylemek. ~ İng dildo 1. işaret etmek < Lat dicere. talep etmek dilek dilekçe Tü YT [Uy viii+] tilek a. < Tü tile-" dile< Tü dilek" dile- [CepK 1935] arzuhal.(ses vermek. dil2 . zıbık ~ ? dile[mek Tü [Or viii] tile. buyurmak. 2. cesaret dilate [etm [ xx/c] ~ Fr dilater yumuşatarak yaymak. beklemek. cesur" dil2. belirlemek. zorla kabul ettirmek ~ Lat dictare bildirmek. her türlü zorba yönetici ~ Lat dictator Roma cumhuriyetinde belli bir süre için olağanüstü yetkilerle donatılan yönetici < Lat dictare bildirmek. kelimeleri tane tane söyleyerek yazdırmak. adını koymak " dijital dil[mek dil1 Tü Tü [Kaş xi] til. istida * -çe ekinin Farsça küçültme eki olan -çe ile ilişkisi açık değildir. a. belirtmek. gönül götüren " dil2. tırjğ (ses). 2. 2. yayvan " dis+ dilaver +aver dilber +ber [ xiv] [Men xvii] ~ Fa dil âwar yürekli. lisan. enli. demokrasilerde geçici bir süre için olağanüstü yetkilerle donatılan yönetici. buyurmak " dikte dikte [etm [Bah 1924] ~ Fr di cter 1. & Lat di(s). kayığın dildo [Hürr 1997] yapay penis küreklerinin bağlandığı çubuk. ıskarmoz.+ Lat latus geniş. yürek. hunhar . dilim yapmak < Tü *tı-2 ses vermek [Or viii] tıl dil (organ).

durmak. 275'e dek tedavülde kalmıştır. Alm.HAvr *deu. dinlenmek * Aynı kökten ETü tın (ruh. ~ Ave daena a.sesi etkisiyle ş > ç dönüşümü tipiktir.. güce ilişkin. Akad dînu (yasa. dimağ damâğ burun. dinamit.nefes almak. İsv.dilim Tü [ xi] tilim a. kafa ~? Fa din [Kut xi] ~ Ar dîn [#dyn1] inanç ve ibadet kuralları sistemi ~ OFa den a. Kuran'da dinar bir altın tartı birimi olarak zikredilir. onlu < Lat decem on " desi+ * Roma denarius'u ilk kez MÖ 21 1'de basılmış ve MS y. [TS xiv xiv] tınç dinmiş. < Tü til-" dil-dilmaç Tü? [Kıp xiv] dilmaç/tılmaç/tilmaç/tolmaç tercüman * Dil sözcüğüyle ilişkisi açık değildir. 2.yapmak. a. eşlik < Tü . özellikle Ahuramazd veya Zerdüşt dini * İrani sözcüğün Elamca vasıtasıyla eski Babil Akadcasından alıntı olma ihtimali üzerinde durulmuştur. aks < Tü derjg denge.a. dinamik [ xx/b] ~ Fr dynamique 1.a.dinmek. düyun. Karş. dinamo. dingil <Tü " denk [TS xv] denil/dingil araba tekerleklerini tutan mil. dinamik. sanayici < EYun dynámis güç " dinamik dinamo [Bah 1924] ~Fr/İngdynamo elektrik akımını güce dönüştüren motor ~ Alm dynamoelektrische maschine a. din[mek Tü [Uy. nefes [ xiv] ~ Ar dimağ [#dmġ] beyin. [EvÇ. dinlenmek. gücü yetmek .a. termodinamik dinamit [Bah 1924] ~ marka Dynamite patlayıcı madde adı ^ 1867 Alfred Nobel. hayırlı olmak EŞKÖKENLİLER: EYun dynamai : aerodinamik. Karş. dinç <Tü [Kıp xiv] tiniş . Men xvii] dinç *tın(ı)ş < Tü tın-/din. dinlenmiş.). nefes). soluk. nefes almak " din* -n.a. yargı) > İbr/Aram dîn (a. güçlü. etmek. atak ~ E Yun dynamikós < E Yun dynámis güç < E Yun dynamai muktedir olmak. dinmek. ^ 1867 Werner Siemens. mühendis (1816-92) < EYun dynámis güç " dinamik dinar [ xiv] ~ Ar dînâr altın para birimi ~ Aram dînârâ gümüş Roma parası ~ Lat denarius on as değerinde gümüş Roma parası < Lat deni onar. Kaş viii+] tın.

dinlen[mek <Tü nefes. İng.daldırmak < Ger *deupa derin ~ HAvr *dheub-derin Aynı kökten İng deep (derin). soluk " din[Kıp xiv] tınğlan-/tinlen-/dinlen.bitmek. dinle[mek vermek " tınTü [Or. eşlik " denk * Karş. tüke.(bitmek).dingo a. tükenTü tür : tür. Moğ tengelig (dingil) < terjg (denge. müthiş + EYun saûros kertenkele dip1 bitmek Tü [Uy viii+] tüp en aşağı uç. banmak < Ger *deupjan. son. kökten * Aynı kökten türe. dingil <Tü [TS xv] denil/dingil araba tekerleklerini tutan mil. dip. eşitlik). türe-. dıngıl/dıngır onom rezonanslı ve ekolu hafif darbe sesi " dangıl dingo[nun ahırı ~ öz Dingo Walt Disney'in çizgi karakteri Goofy'nin Fransızca ve Türkçe adı ~ İng dingo Avustralya'ya özgü vahşi köpek türü .* Karş. . istirahat etmek < Tü tın/tin dinozor [ xx/b] ~ İng dinosaur tarihöncesi sürüngen türü ^1841 Sir Richard Owen. belki Türk (bir kökten gelen) ve tüğ (biten şey).(bir kökten bitmek). doğabilimci & EYun deinós korkunç. türedi. türkü Tü tüke-: tükel.sesi algılamak < Tü tın sada. Moğ terjgelig (dingil) < terjg (denge. -il eki Moğolcadan bir alıntıyı akla getirir. a. tüy dip2 [ xx/c] ~ İng dip ekmek banılarak yenen sos < İng to dip batırmak. dive (dalmak).ses * Aynı fiilin hem "ses algılamak" hem "ses çıkarmak" anlamını taşıması açıklanmaya muhtaçtır. daldırmak. eşitlik). Türk. aks < Tü derjg denge. türev. Uy viii] tırjğla. -il eki Moğolcadan bir alıntıyı akla getirir.soluklanmak. EŞKÖKENLİLER: Tütüp : dip1 Tü Türk : alaturka. temel < Tü *tüü. kök. türlü Tü tüğ : tülü. ses < Tü tın. türkuaz.

dik durmak. bir ağırlık birimi.iki + EYun ploö katlamak < HAvr *pel. antifriz diploma [LO xix] ~ Fr diplôme her türlü resmi evrak [esk. dik < Tü tire.a. rect.avuçlamak. küçük bir ağırlık birimi. & İng deep derin + İng freeze dondurma " dip2. berat veya tasdikname sahibi < Lat diploma berat. dra%. bir el dolusu.a. +inç direktif [Bah1924] < Lat dirigere. elle tutmak ~ HAvr *dergh.yöneltmek. yol göstermek " ray direkt direksiyon [ xx/b] ~ Fr direct düz. ikiye katlanmış parşömen tabakası. berat < EYun diploö ikiye katlamak & EYun di.iki + EYun kránon boynuz (= EYun kraníon kafatası ) " di+. yönelme. direnç göstermek < . 2. -t. ruhsat ~ EYun diploma. yönlendirme ~ Lat directio < Lat dirigere.]. a. defter şeklinde katlanmış evrak. dosya. " di+ diplomat [LO xix] ~ Fr diplomate resmen atanmış görevli. diretmek. " dik [ viii] tiriğ canlı. eski Atina'da gümüş para birimi < EYun drássomai. direct. direct-yöneltmek.dipfriz [ xx/c] derin dondurucu ~ marka Deep Freeze bir buzdolabı markası #1941 ABD. direnç göstermek < Tü *ti.a. dirhem [Yus xiv] ~ Fa dirham 1. berat. bilincinde idi dire[mek [ xiv] ~ Ar dirâyat [#dry msd. dayanak < Tü tire-" dire- direk direksiyon [ xx/b] ~ Fr (volant de) direction yönlendirme tekeri < Fr direction yön. 3. yönlendirmek < Lat regere. dirençli.yönetmek. & EYun di. gümüş para birimi ~ OFa drahm/dram ~ EYun dra%me 1. tanıma.dik tutmak.dik durmak. kraniyum * Metatez belki dermek/dirmek fiilinin etkisini gösterir. diri Tü Tü *ti. tutam. direnmek " dik Tü [ xi] tirek/tiregü destek. yönlendirici ~Frdirecteur yönetmen~Lat < Tü diren-" dire-.] bilme.1.a. yönlendirmek " direksiyon direktör director " direksiyon direnç YT [186+] [CepK 1935] inat dirgen [Barkan xvi] digren harmanda saman atmaya yarayan iki uçlu çatal. Tü [Uy viii+] tire. dolaysız ~ Lat directus " ~Frdirectif yönerge. tasdikname " diploma dirayet farkında olma < Ar dara bildi.a. 2. 2. [EvÇ xvii] digren ~ Yun dikráni iki uçlu çatal ~ EYun dikrânon a. elçi < YLat diplomaticus "resmi evraklı".a. avuç.

dizmek. Lat docere (öğretmek).a. dışarı. taşıt. a. koruma " diri dirim YT [ xi] tiril. +ri [Mü xvi] bir ağaç. öğrenim dalı ~ Lat disciplina < Lat discipulus öğrenci < Lat discere öğrenmek ~ HAvr *didk-ske.a. ~ EYun dískos yarışma amacıyla fırlatılan genellikle yassı ve yuvarlak nesne < EYun dikeö atmak. EYun dokeo (bir öğretiyi benimsemek. eğitim.canlanmak < Tü diri" diri [CepK 1935] hayat * Sıfata eklenen -(i)m ekinin işlevi belirsizdir.a. disiplin [Bah 1924] ~ Fr discipline talim.a.öneki burada Fr dés. Lat vigere (dik ve güçlü olmak) > vegetus (canlı. fraxinus " diş. [DK xiv] dirlik < Tü *tir-/tiz. diri) > İng vigor.* Anlam bağı için karş. *dirimek fiili mevcut değildir. [ xx/b] ~ Fr disqualifier yetkisini elinden . EŞKÖKENLİLER: Tütaş1 : dış.< Lat de.karşılığıdır. taşı-. elemek < İng disqualify " de+.: taş-. budak dişi Tü [Uyviii+]tışı/tişia. taşak. taşra diş dis+ Lat de ex dışarı dişbudak Tü + Tü [Uyviii+]tışa. kalifiye * İng dis. diriğ diril[mek Tü [ xiv] ~ Fa diriğ esirgeme. < Tü taş dış " dış. < Tü *tir diz " diz dış Tü [ viii] taş1 a.bölünme ve ayrılma bildiren fiil öneki [Uy viii+] taşğaru dışa doğru. dirlik dizdirsek <Tü [Kıp xiv] tirlik düzen. fırlatmak diskalifiye [etm almak. mezhep sahibi olmak) disk [ xx/a] ~ Fr disque yassı daire şeklinde nesne ~ Lat discus a. dışkı Tü taş-/taşı.< HAvr *deköğreti veya terbiye veya adap benimsemek * Aynı kökten Lat decere (adaba uygun olmak). [ xiv] taşra/taşarı/daşğarı a. diş geçirmek " dit~ Lat di(s). vegetable.a. düzenlemek " Tü [ xi] tirsgek a. terbiye. <Tü*tı-1 parçalamak.

leksikon dispanser [Markop 1946] sağlık ocağı ~Frdispensaire (ilaç) dağıtma yeri < Fr dispenser tartarak dağıtmak. log. pandantif dispersiyon [ML xx/c] ~ Fr dispersion saçılma. kullanmaya hazır < Lat disponere.harcamak & Lat dis. tribut. dağıtım. pro+1. koyma yeri " disk. münakaşa etmek & Lat dis.disket dışkı YT [ 198+] [TDK 1944] gaita ~ Fr disquette [küç. iyon distribüsyon [ xx/b] ~ Fr distribution dağılım.a. birkaç kişi arasında bölüştürme < Lat distribuere dağıtmak. koşuşma.koşmak " dis+. [ xx/a] dişi eksik olan kimse < Tü dişle-" diş * Esasen "dişlenmiş" demek iken 20.okumak.ayrı + Lat ponere. yayılmak " dis+ disponibl [ xx/c] bir bankacılık terimi ~ Fr/İng disponible harcanabilir.ayrı + Lat pergo. Sıfata eklenen -kı ekinin işlevi belirsizdir. dağılım < Fr disperser saçmak.ayrı + Lat tribuere. depo. parça parça harcamak ~ Lat dispensare a.a. nutuk. dispers. posit. pers. dişlenmiş yer. tri+ . diskotek [ xx/b] . söyleme < EYun Iegö2.rast gitmek. söylev.tahsis etmek. bulmak (& EYun prós denk + EYun eîmi gitmek ) " dys+. kur dişlek <Tü [LO xix] gedik. 2. dağıtmak ~ Lat dispergere. tez2 * Fransızca biçim Bibliothèque (kitaplık) sözcüğünden benzetme yoluyla 1920’lerde türetilmiştir. yy'da anlam değiştirmiştir. tartışmalı bir konuda verilen söylev < Lat discurrere. & Lat dis. disposit. post2 disprosyum [ xx/b] ~ YLat dysprosium kimyada bir element < EYun dysprostikós güç bulunan & EYun dys zor. curs. & Lat dis.a. zıt + Lat currere. 3. münakaşa. discurs.ayrı. payını vermek < Lat tribus " dis+. diskur [Nutuk 1927] ~ Fr discours 1.ayrı + Lat pensare tartmak " dis+. bölüştürmek & Lat dis. söylemek " dys+.koymak " dis+.] küçük disk " disk < Tü dış " dış * Anadolu ağızlarındaki fışkı < Yun foúski sözcüğünden esinlenmiş olduğu açıktır.uzamak. disleksi [ xx/c] ~ Fr dyslexie harfleri bilip kelime okuyamamaya yol açan patolojik okuma güçlüğü ~ YLat dyslexia & EYun dys zor + EYun léksis okuma. prost.zıt yönlere koşmak. ödemek. kötü + EYun prosiemi. 2. [ 197+] plak çalınan gece kulübü ~ Fr discothèque gramofon plakları kütüphanesi & Fr disque disk + EYun theke kap. söylem ~ Lat discursus 1.

Aş xi] defter. gönye diyagram [ xx/b] ~ Fr diagramme şematik çizim. defter. Fr douane.) ~ Mıs diyabet [ xx/a] ~ Fr diabète şeker hastalığı ~ EYun diabetes 1.söylemek " diyalog . yargılamak " dia+. akıtan. teşhis etmek & EYun diá + EYun gignöskö. -t. diş geçirmek " diş divan [Kut. statik olmayan ~ EYun dia%ronikös a. meclis ~ Ar/Fa dîwân 1. [Men xvii] devât vulg.paramparça etmek. log. mahkeme.a. duvar veya çitle bloke etmek ~ HAvr *bhrkw-yo.kapatmak. gnö. şiir koleksiyonu. 2. baz * Şeker hastalarının aşırı idrar etmesinden ötürü. anlamak. frag. makam sahibinin oturduğu minder. arşiv * İt dogana. divane [Gül xiv] ~ Fa drwâna deli. & EYun diá boyunca + EYun %ronos zaman dia+. önlemek. [DK xiv] kurultay. özellikle taşra ağzı & EYun diá çapraz + EYun Iegö2.ara duvarı. büro.a. a. özellikle resmi karar ve hesapların yazıldığı defter. cin çarpmış" dev ~ Ar divit [Aş xiv] devât.dit[mek Tü [ xi] tıt. divit dawât mürekkep şişesi (= Aram diwotâ mürekkep = İbr dlwo a. t. ağız. sekretarya. gnostik diyagonal [ xx/b] ~ Fr diagonal çapraz < EYun diagónios köşe çaprazı & EYun diá çapraz + EYun gony köşe " dia+. 2. çıkarmak & EYun diá içinden geçerek + EYun bainö.a. farketmek. < EYun diagrâfö üstünü çizmek. İsp aduana (gümrük) sözcükleri Arapçadan alınmıştır. taslak ~ EYun diágramma. hizmetkâr < EYun diakoneö hizmet etmek * Karş.tıkmak. kilisede ayine yardımcı olan kişi ~ EYun diákonos yardımcı.bilmek.).a. gram diyakoz [LO xix] ~ Yun diákos/diákonos papaz yardımcısı. 3. diyafram/diyafragma [186+]diafragma ~Fr diaphragme iki boşluğu ayıran zar ~ EYun diáfragma. kıkırdak & EYun diá enlemesine + EYun frâssö. içinden geçirmek. diyakronik [ML xx/c] ~ Fr diachronique zaman içinde gelişen. sıkmak. kron(o)+ diyalekt [ xx/a] ~ Fr dialecte lehçe ~ EYun diálektos lehçe. idrar-süren hastalığı < EYun diabainö sürmek. daraltmak " dia+. yün veya pamuk atmak < Tü *tı-1 parçalamak. bat. fars diyagnoz [ xx/b] ~ Fr diagnose teşhis ~ EYun diâgnösis ayırdetme. yazmanlar heyeti.gitmek " dia+. İng deacon (a. kaba taslak çizmek & EYun diá + EYun grâfö " dia+. anlama. sedir ~ OFa dewân defter.< HAvr *bhrekw. teşhis < EYun diagignöskö ayırdetmek. musluk.

karşılıklı konuşma < EYun diâlegö 1. sperm diyatonik [ xx/c] ~ Fr diatonique müzikte bir ses dizisi < EYun dia tónon tüm ses perdeleri boyunca & EYun diá baştan başa + EYun tónos ses " dia+.söylemek " dia+.] kan bedeli < Ar . spor. dialyt.tüm " dia+. oba " dar2 diyare [ xx/b] ~ Fr diarrhée ishal ~ EYun diárrhoia ishal."karşılıklı çeşitli şeyler söylemek" veya "farklı biçimde söylemek". 2. lys. söyleşmek & EYun diá karşılıklı + EYun Iegö2. kasıt" dia+.saçma. tohum ekme " dia+. taşra ağzı konuşmak & EYun diá çapraz + EYun Iegö2. içinden akmak & EYun diá içinden + EYun rheö akmak " dia+.] din. din işleri < Ar dîn " din [Men xvii] ~ Ar diyânat [#dyn1 msd.ayrıştırma ~ EYun diálysis içinden geçerek ayrışma & EYun diá içinden geçerek + EYun lüö. söyleşmek. diyanet dindarlık. 2. log. memleket < Ar dar ev. bir çalgının seslendirebileceği tüm tınıların dizisi. #Elea'lı Zeno. & İng diaphanous şeffaf (< EYun diafainö içinden öbür yanını göstermek) + İng positive " pozitif diyar [Env xiv] ~ Ar diyar [#dwr çoğ. pan(to)+ diyapozitif [ xx/b] ~ Fr diapositif şeffaf pozitif film ~ İng diapositive a. tamamen yayılma & EYun diá baştan başa + EYun speirö. diyalektik.diyalektik [P Safa 1949] ~ Fr dialectique tez ve antitezle akıl yürütme yöntemi. diyalekt. Karş.] 1. Yun filozof (MÖ y. analiz diyalog [ xx/a] ~ Fr dialogue karşılıklı konuşma. +log * Yunanca fiilin her iki anlamında "farklı söylemek" fikri mevcuttur . pan(t). 490-y. perhiz ~ EYun díaita beslenme veya yaşam tarzı < EYun diaitâö belli bir tarzda beslemek. diyapazon [Bah 1924] ~ Fr diapason 1. 430) < EYun diâlegö sohbet etmek. münazara ~ EYun dialektike (te%ne) a. akıntı < EYun diarrheö akıp gitmek. diyalog . log. belli bir yaşam tarzı gütmek & EYun diá + EYun aitía amaç.EYun diálogos söyleşme. bir aşiretin sahip olduğu ülke.söylemek " diyalog diyaliz [ xx/b] ~ Fr dialyse. ritm diyaspora [ xx/c] ~ Fr/İng diaspora bir ulusun ve özellikle Yahudilerin dünyaya dağılması < EYun diaspörâ saçılma. evler. ton1 diyet1 [ xx/b] ~ Fr di ète beslenme rejimi.a. 2. tını kontrol aracı ~ EYun dia pason (%ordön) baştan başa tüm perdeler & EYun diá baştan başa + EYun pâs. karşılıklı konuşmak. obalar.a.çözmek " dia+. sebep. etiyoloji diyet2 wadâ kan bedeli ödedi [ xx/b] ~ Ar diyat [#wdy msd.

yollamak. a. Moğ/Tü törü (düzen. harekete geçirmek " dia+. * Tü *tir." diz< Tü diz-" diz~ Fr dixième onuncu.atmak. dizgin dizi dizin dizyem . HAvr *reg-1 (düz.EYun dioptrikós bir araçla görmeye ilişkin < EYun diorâö.öğretmek " disiplin Türkçeye 1933'te Alman akademik sisteminden aktarılmıştır." diz< Tü tiz. dizi [TDK 1955] indeks [ xx/b] < Tü tiz.xvii) sözcüğü ile ilgisi kurulamaz. sahip. saf. op. jet diyoptri [Bah1924] ~Frdioptrie göz bozulması birimi .öğreten < Lat docere.sıraya sokmak.diyez [ARasim 1897-99] ~ Fr diése müzikte inceltme işareti EYun diaísis araya sokma.Lat decem on " desi+ dobra [ xx/b] açık sözlü. dizanteri [ARasim 1897-99] dizanterya ~Fr dysenterie kanlı ishal ~ EYun dysentería bağırsak bozukluğu & EYun dys zor. sur) + Fa -dar tutan. et. sokmak HAvr *ye. Bak.bir şey içinden veya vasıtasıyla görmek & EYun diá içinden + EYun orâö.(sıraya koymak) biçimleri eş anlamlıdır. t. aralık. düzen. Anlam yelpazesi için karş. doct. optik diz diz[mek düzenlemek Tü Tü [Or viii] tiz bacak eklemi [Uy viii+] tiz< Tü *tir < Tü *tir-/tür. itmek.atmak. güzel konuşan ~ Bul dobro iyi Tü YT Tü [ xi] tizgin a. diop. yönetim). bu motorlarda kullanılan yakıt < öz Rudolf Diesel Alman mühendis (1858-1913) dizge YT [CepK 1935] nazım < Tü diz-" diz- * TTü dizge (diz bağı .duvar. düzeltmek. yasa) sözcüğünün aynı kökten türediği varsayılabilir.görmek " dia+.ve *tür-/tör. onda bir < Fr dix on doçent [ResmiG1933] ~Almdozent üniversitede öğretim görevlisi ~ Lat docens. kötü + EYun énteron bağırsak " dys+. rast. enterval & EYun diá + EYun (h)iemi. enter(o)+ dizayn dizdar [ xvi] [ xx/c] ~ İng design tasarım ~ Fr dessin " desen ~ Fa dizdar kale muhafızı & Fa diz kale (= Ave daeza. . [ xi] tizig sıra. -li" +dar dize YT [TDK 1969] mısra < Tü diz-" diz- dizel [Bah 1924] ~ Fr/İng diesel bir tür içten yanmalı motor. yasa.

dilimlere ayırmak. [Men xvii] doğu güneşin doğduğu yön < Tü doğ-" doğ[ResCGaz 1912] ~ İng dock gemi havuzu ~ Hol . doğan [ xi] toğan bir tür yırtıcı kuş. doğru doğrultu Tü [Uy viii+] toğru/toğrı 1.öğreti.doğ[mak doğ[mak döğ[mek doğa YT Tü Tü » [Uy viii+] toğ-/tuğ.a. -e yönelme edatı. inilti.< HAvr *dek. doğu dok docke dök[mek doksan Tü Tü [Uy viii+] tök. şarıltı.benimsemek. <Tü tokuz on "dokuz Tü [Or viii] kün toğusı. öğrenmek " disiplin doğra[mak Tü [ xi] toğra. kabarmak. meydana çıkmak [Uy viii+] toğ-/tuğ. felsefi ilke. dogmatik [DTC1943] ~Frdogmatique bir öğretiye katı katıya bağlı olan. kabarmak. 2. ufalamak * Etimolojisi açık değildir. dırıltı.doğmak. belirmek. düz. doğaç [CepK 1935] ilham < Tü doğ-" doğ- * -aç ekinin işlevi ve Türkçe araç isimleri yapan -eç ekiyle ilişkisi belirsizdir. meydana çıkmak " döv< Tü doğ-" doğYT [CepK 1935] mizaç * Fr nature (tabiat) < Lat nasci (doğmak) sözcüğüne kıyasla türetilmiştir. vb.doğmak. uğultu. eğri olmayan. fısıltı. gürültü. mezhep < EYun dokeö doğru kabul etmek. yanlış olmayan (sıfat) YT [TDK 1944] yön < Tü doğru " doğru * -ultu ekinin Türkçede sadece ses yansımalı sözcüklerde kullanılan -ilti ekiyle ilişkisi açık değildir.saçmak [Uyviii+]toksona. dar görüşlü < EYun dógma. bir öğretiyi benimsemek ~ HAvr *dok. belirmek. t. kabul etmek. doğal [Fel 194+] tabii < Tü doğa" doğa Tü YT * -(a)l eki Fr naturel sözcüğünden esinlenmiştir. Karş. vızıltı.

su çarkı.(su katılaşmak).dövmek.1. genelde tabip ~ Lat doctor öğretmen. dolap beygiri. " doktor doku YT [DTC1944] [CepK 1935] nesc ~Frdoctrine öğreti~Lat doctrina < T ü doku-" doku- * Önceleri Fr tissu karşılığı iken yakın dönemde texture anlamını kazanmıştır. hoca < Lat docere. düzen. diplomalı tabip [esk.öğretmek " doktor dokun[mak Tü [Uy viii+] tokın. kiler. dolu). temas etmek < Tü tokı. dola[mak Tü [Uy. Kaş viii+] tolğa-/tola. a.dolmak.öğretmek " disiplin doktora [Bah 1924] ~ Fr doctorat doktorluk rütbesi ~ OLat doctoratus "doktor edilmiş". içine eşya konulan mahfaza ~ Fa döl âb 1.(kendi eliyle) değmek. zürriyet dol[mak hale getirmek Tü [ xi] tol. el değdirmek. üniversitelerde öğretmenlik yapma ruhsatı < Lat doctor öğretmen " doktor doktrin a. dolandırıcılık. döl Tü [Uy viii+] töl birinin dokuz soyundan gelenler. erzak deposu & Fa döl kova (~ Aram dülâ a. doct. su çarkı. hile. DK xiv] dolamaç dolanan.(doldurmak). dövmek. Lat tangere. kanıt. vurmak. dolu olmak < Tü to-[viii] doldurmak. to5. tax. el değdirmek " dokuTü [ viii] tokuz/tokkuz a. 3. kumpas. [Men xvii] 2.doktor [LO xix] tabip ~ Fr docteur 1.(dokunmak) > texere (dokumak). kuyudan su çekmeye yarayan düzenek. direkt olmayan < Tü dola-" dola- dolap [Aş xiv] 1. üniversitede hocalık beratına sahip kimse. . 3. 2. doktora sahibi. = Akad dulu a. belki ton.) + Fa âb su " ab Anlam çeşitliliği için karş.]. torjğ (yuvarlak). vurmak. dönme dolap. 2. doku[mak dokumak Tü [Uy viii+] tokı-/toku. belge < Lat docere. doct. kumaş * Tak/tok (vurma sesi) onomatopesiyle alakası düşünülebilir. dolap çevirmek. yuvarlak * Aynı kökten Tü to5/tot (tam. dolandırıcılık. top (yuvarlak). dokunmak.a. tok (dolu). her türlü mekanik çark. • Anlam gelişmesi için karş.sarmak. 2. doküman [DTC1943] ~Frdocument belge~Lat documentum ders kitabı. a. döndürmek dolambaç <Tü [Kıp. Fiil kökünün ad olarak kullanılması ilgi çekicidir. a.

domal[mak <Tü [Kıp xiv] tomal.tümsek veya yuvarlak hale gelmek. talveg dolay dolayı dolaysız <Tü <Tü YT [Men xvii] etraf. top < Tü to. top) arasındaki ilişki muğlaktır. [Men xvii] domal.eğilip arkasını yuvarlak hale getirmek < Tü *tom/ton dolgun veya şişkin şey. EŞKÖKENLİLER: Alm thal : dolar. çok miktarda < Tü tol-" dol< Tü tol-donmak? < Tü to- dolu2 Tü [ xi] tolı buz parçalarından oluşan yağış dolmak. bol. doymak. yuvarlak. 2.dopdolu. kızın memesi dolgun hale gelmek. dolunay < Tü tol-" dol[TDK 1955] cenin < Tü döl" döl * Ada eklenen -üt ekinin işlevi belirsizdir. tomruk. yuvarlak hale gelmek " dol* Karş. Fr. kabarmak) biçimi ile Türkçe olduğu anlaşılan *tom (şişkin şey. Edata -lı/-sız ad ekleri eklenmesi ilgi çekicidir.uzun) + EYun kefale kafa " longa. sıkışmak " doldolun[ay dölüt YT Tü [Uyviii+]tolun1. Moğolca tomura.(şişmek. < öz Déodat de Dolomieu Fransız jeolog (1750-1801) dolu1 Tü [Uy viii+] tolu dolgun. +sefal dolmen [ xx/b] ~ Fr dolmen megalitik mezar anıtı ^ Théophile Corret de la Tour d'Auvergne. . dolikosefal [ xx/b] ~ Fr dolichocéphale uzun kafalı & EYun doli%os uzun (~ HAvr *dlsgho. Bohemya'da gümüş madenleri olan bir yer Joachimsthal'da rotatif makinayla basılan ilk gümüş paraların adından.dolar [ xix] ~ İng dollar Amerikan para birimi ~ Alm thaler/taler < Alm joachimsthaler 1519'dan itibaren kullanılan bir gümüş para birimi < öz Joachimsthal Joachim Vadisi. tomurcuk < Moğ. asker ve arkeolog (1743-1800) & taol masa + men taş dolomit [ML xx/c] ~ Fr dolomite bir tür çökelti kayası # 1791 Fr.dolmak. havali < Tü dola-" dola< Tü dolay " dola- [Men xvii] nedensellik belirten edat [TDK 1944] vasıtasız < Tü dolayı" dola- * Anlamca dolay adı ile değil dolayı edatı ile bağlantılıdır. tüm.

yarım & Lat di(s).domalan <Tü [MŞ. [ xi] ton. trüf < Tü tomal-/domalyuvarlak olmak " domal~Yuntomátes domates [LO 187+] Frenk patlıcanı [çoğ. her türlü giysi. dönmek = d ön[ me k Tü [ O ğxi ]t ö n -a . midi+ dominan/dominant [DTC 1943] dominant ~Fr dominant/dominante hükmedici. efendi" dam2 domino [ 188+] ~ Fr domino 1. ~ Nahuatl tomatl a. doymak. pantolon 19. 2. kıyafet. < Lat domus ev " dam2 dömi+ [ xx/a] ~ Fr/İng demi.a. tıkışmak " dol< Tü*t ew ü n -devrilmek. egemenlik.. < Lat dominare hükümran olmak < Lat dominus " dam2 domuz don[mak Tü Tü [Uyviii+]tonuza. törjğkölük (halka. devlet. * Meksika kökenli bitki 1528'de Hernan Cortés tarafından Avrupa'ya getirilmiş. a. ancak 18. sahiplik. [C od Cx ii i] Tü teğür-/tewür. a. yy ikinci yarısında yaygınlık kazanmıştır. Kürtlerde bir aşiret/ulus adı olan Dımbili ile ilişkisi araştırılmalıdır. domestik [ xx/c] evcil. siyah renkli rahip başlığı. at rengi" anlamında. hane halkından olan kimse . mülk. yy'a dek "1. midi+ dömi+ [ xx/a] ~ Fr/İng demi.devirmek.] Frenk patlıcanı ~ Fr tomate a.a. İngiltere'nin iç işlerinde bağımsız kolonilerine verilen ad ~ OLat dominion a.a. hükümet. Buna karşılık Kırg dörjğölök (tekerlek). Amr xiv] yeraltında yetişen bir tür mantar. egemen < Fr dominer hükmetmek. altını üstüne getirmek).a . 2. yatılı hizmetçi ~ Lat domesticus a.a. evcimen. egemen olmak ~ Lat dominare < Lat dominus ev sahibi.yarı < Lat dimidius ortadan ikiye bölünmüş. törjğkörüş (devrim). rahip " dam2 dominyon [ 190+] ~ İng dominion 1. [KT xix] şalvar. bir oyun ~ İt domino ~ Lat dominus efendi. . törjğkör-(devirmek..dolmak. a. ~ İsp tomata a. yarım & Lat di(s).ayrı + Lat medius orta " dis+. kukuletalı pelerin.yarı < Lat dimidius ortadan ikiye bölünmüş.Fr domestique a.ayrı + Lat medius orta " dis+. yüzük).suyun katılaşması < Tü to. 2. dombili [199+] bir hakaret sözü ~? * Tombul sözcüğüyle bağdaştırılması muhtemelen yakıştırmadır. don1 Tü [ viii] ton giysi. döndürmek " devir- * Kaşgarlı'ya göre Oğuzcaya özgü bir fiildir. özellikle tören giysisi.

sos katmak ~ Ger *deup-" dip2 döpiyes [Hay 1959 195+] ~ Fr deux pièces 1.don2 Tü doymak " doydonan[mak donanma filo Tü [ xi] tor)ğ donma veya donmuş şey < Tü to.giyinmek < Tü tona. bulamak. [Amr xv] elmaya benzer bir < Tü dön. devir < Tü dön-" dön< Tü [Kan xv] bir çift öküzle bir günde sürülebilen arazi büyüklüğü YT [Fel 194+] tebdil. dat-" data dönem YT [TDK 1955] devre. a. -em ekinin işlevi açık değildir. kozalak. uyuşturucu < Hol doopen daldırmak.[viii+ Uy] giydirmek " don1 <Tü [Men xvii] 1. " de+ . periyod < Tü dön-" dön- * Ar dawr (dönmek) > dawrat (periyod) karşılığı olarak türetilmiştir. armağan etmek < Lat donum verilen şey. döner döner kebap < Tü dön-" dön- * 1944'ten eski örneğine rastlanmadı. iki parça.bir şeyden + Lat aurum altın ~ HAvr *aus-2 a. dönemeç YT [TDK 1955] viraj < Tü dönmek " dönYT * -emeç ekinin işlevi belirsizdir. Türkçe araç isimleri yapan -eç ekiyle benzerlik yüzeyseldir. 2. 2. hediye. savaş gemilerinden oluşan < Tü donan-" don1 done [ xx/b] ~ Fr donnée veri < Fr donner vermek ~ Lat donare sunmak. & Lat de. tören alayı. istihale < Tü dön-" dön- [ xx/b] spor müsabakasında uyarıcı ilaç alma . iki parçalı kadın giysisi & Fr deux iki (~ Lat duo ) + Lat pièce parça " düo. muşmula döngü dönüm dön-" döndönüş[mek doping YT <Tü [ xiv] yuvarlak şey. dönence [TDK 1944] tropik < Tü dön-" dön<Tü [ 194+] * EYun trepo (dönmek) > tropikós karşılığı olarak türetilmiştir. altın kaplamak ~ OLat deaurare a. uyuştrurucu alma < İng dope ilaç. piyes dore [ xx/b] ~ Fr doré altın kaplamalı.İng doping ilaçlama. sunu < Lat dare. resmigeçit. döngel meyve." dön[TDK 1955] daire. a.dolmak. [Uy viii+] tonan. altın rengi < Fr dorer altınlamak.

Aş xi] < Tü töşe-" döşe- ~ Fa dost arkadaş. a.yükselmek. kolun üst kısmı) sözcüğüyle benzerliği tesadüf olmalıdır. doru toruğ koyu kahve at rengi doruk Tü? [CodC xiii] torağı zirve.(sırt) < HAvr *dous. çıkmak. bir muameleye ait evrakın tümü < Fr dos sırt ~ Lat dorsum * Aynı konuya ait evrakları ayırmak için takılan sırt kartonundan.~ HAvr *weidh. [Kıp. [Kıp xiv] toruk . banknot ~ OLat divisa hanedan arması < Lat dividere. yatak yaymak [Uy viii+] töşek yatak. vis. özellikle mideyi doldurmak < Tü to.a. dövme <Tü [TS xiv] döğün yakı.aletle veya kızgın şişle dağlamak Tü tög-" dövTü " dol[ viii] to5-/tot. dosya [Tanin 1910] dosye ~ Fr dossier 1. döteryum [ML xx/c] ~ YLat deuterium atom ağırlığı 2 olan hidrojen izotopu ^ 1933 Harold C. ezmek. kimyacı < EYun déuteros ikinci " di+ döv[mek Tü [ xi] töğ. [TS xvi xvi] toru (= Moğ torug/turug yükseklik < Moğ toruy. a. Amer. yaygı [Kut. 2. dağlamakla açılan yara < Tü tögne. üzerinde kraliyet arması bulunan menkul değer.havanda dövmek. hanedan arması. döşe[mek döşek dost dauştar. divis. +gen Tü [ viii] * Atatürk tarafından bulunan sözcüklerdendir. YT [Geom 193+] " dört. sırtlık.[viii] doldurmak doy[mak .ikiye bölmek & Lat di(s). 2. ayırmak " dis+ * Hanedan armaları ailenin çeşitli kollarını belirten bölmelere ayrıldığı için. yar ~ EFa dauştâ.bölmek. özellikle göğsün alt kısmı. evrak üzerine geçirilen kılıf.ayrılma edatı + Lat *videre.(omuz.dört dörtgen Tü [ viii] tört a.doldurmak. baş kaldırmak döş Tü [Uy viii+] töş göğüs. inceltmek döviz [ xx/b] yabancı devletlere ait kâğıt para ~ Fr devise 1. Urey. kale. Ave daoşa. Çağ xiv] döş * Fa doş. Tü Tü [Uy viii+] töşe.sermek.

erg drape [Hayat 1959] ~Frdrapé bol kumaşla sarılmış.çerez. trajedi < EYun drâö eylemek.eylem.kurutmak < HAvr *dreug. şekerleme. a.a.a. düğünde saçılan para veya pirinç. ~ İng drill matkap. ~ EYun drâkön a.vermek ~ HAvr *dö. suyunu akıtmak ~ Ger *draug.] damlamak dril [ xx/c] ~ İng dribbling 1. t. dramatürji [ xx/b] ~ Fr dramaturgie tiyatro oyunu sahneleme < EYun dramatourgós & EYun dráma. do. ejderha. ~ Ar tarcumân a. ~ Fr drahoma ~ Yun trafoma 1.kuru drenaj kurutma < İng to drain " dren [ xx/b] ~ Fr/İng drainage fazla suyunu akıtarak dretnot [ 190+] ~ İng dreadnought "hiç korkmaz".a.doz [ xx/a] ~ Fr dose verilen ilaç miktarı ~ EYun dosis verilen şey.eylemek * Osmanlı Dram Kumpanyası 1882'de kurulmuştur. 2. özellikle ufak tefek şeyler yemek dram [ 188+] ~ Fr drame tiyatro oyunu ~ EYun dráma. kuruyemiş < EYun trögö kemirmek. t. ~ O Yun dragómanos a. giydirilmiş < Fr draper bol kumaşla sarmak < Fr drap kumaş ~ OLat drappus a. a. " tercüman dragon [ xx/b] 1. a. İngiltere'de 1906'dan itibaren imal edilen bir tür savaş gemisi & İng dread kork(mak) + İng nought hiç dribling [ xx/c] basketbol terimi < İng to dribble [onom. döner delgi < İng to drill . oyun.tiyatro oyunu + EYun ergö yapmak.vermek " data dozer » [ xx/b] " buldozer dragoman ~ Fr/İng dragoman (resmi görüşmelerde taraflara eşlik eden) tercüman ~ İt dragomano a. hediye. 2. işlemek " dram. 2. draje [ xx/b] ~ Fr dragée badem şekeri ~ Lat tragema ~ EYun tragema. bir ölçek ilaç < EYun didömi. damlayarak akma. bir tür yarış yelkenlisi dragon ejderha ~ Lat dracon a. yemek. ~? Kelt dren [ xx/b] ~ İng drain tıpta biriken sıvıyı boşaltmak için kullanılan cihaz < İng to drain kurutmak. çeyiz < Yun *tra%öno para saçmak Yun tra%i gümüş para EYun dra%me gümüş para " dirhem * Yunanca sözcüğün etimolojisi tartışılmıştır. icra etmek ~ HAvr *ders. t.

yeniden giydirme.dü [Yus xiv] ~ Fa du/du iki ~ HAvr *dwo. kuyruk [ xx/b] [ xiv] dübr ~ Fr doublé iki kat < Fr doubler ikilemek. 2. a. bi-3.] arka taraf. [TS xiii. tanrıya yakarma " davet [Kut. şarkı söylemek " dua. düden [Kıp xiv] derin dudu1 [ xiv] tuti ~ Fa tütl papağan.a. kıç. CodC xiii] dotak/dudak/tudak/tutak dudak < Tü tut-" tut* T > d değişimi açıklanmaya muhtaçtır. yüzer köprü yapmakta ~? ~ Fa du bâra iki kez & Fa du iki + Fa bâr ~ Alm dübel takoz ~ Ger (= İng dowel a. a. Karş. Lat duo. * Karş.] çağrı. duplic-" dupleks duble yapmak " düo dübür makat. dudu kuşu Tü? [T S xiv] girdap. 2. çehar dudak <Tü [İMüh xiii] tutak gaga. * Aynı kökten EYun dúo. ikicilik duayen [ xx/b] ~ Fr doyen 1. yardıma duahan ~ Fa ducâ%w^ân dua okuyan. . Aş xi] ~ Ar ducâ' [#dcw msd. dekan. bir filmi ikinci kez seslendirme < Fr doubler ikilemek. Ave/Sans dvá (iki). altı düz ve geniş tekne. defa " dü dübel [ 199+] [LO xix] 1.a. İng two. yüzyüze gelme. duçar [Men xvii] yolda rast gelme ~ Fa duçâr/düçâr 1. iki dört. İng dowel (a. 2. karşılaşma & Fa du iki + Fa çâr dört" dü. iki kat yapmak ~ Lat duplicare ikiye katlamak < Lat duplex. %w^ân okumak. dublaj [ xx/b] ~ Fr doublage ikileme. iki kat ~ Ar dubr [#dbr msd. hanende düalizm < Lat dualis ikili < Lat duo iki" düo [Bah 1924] dualizma ~ Fr dualisme ikilik. Fr deux. di-.). suyu yer altına çeken delik. dua çağırma. bir topluluğun en yaşlı ve deneyimli üyesi ~ Lat decanus ~ EYun dekanós " dekan duba kullanılan içi boş nesne dubara kere. makamla dua söyleyen & Ar ducâ + Fa xwandan.

emzik. 1140) atfedilse de kullanımda para birimi her zaman Venedik'le birlikte anılmıştır.] girme. önderlik etmek ~ HAvr *deuk. [ xx/b] külüstür otomobil . yy'a dek yaygın olarak kullanılan altın para birimi < İt duca dük " dük * Bazı kaynaklarda ilk düka altını Apulia Dükü II Ruggiero'ya (y. yönetmek. düdük sesi" düt düello Lat duellum/bellum savaş [AMithat 1877] ~ İt duello ikili çatışma ~ * İtalyanca/Fransızca sözcük Lat dualis (ikili) sözcüğünden kontaminasyon yoluyla "ikili çarpışma" anlamını kazanmıştır. oklu kirpi. [Kıp. [ xi] tügüm bağ < Tü tüğ.önder.bağlamak. içine girme dük [EvÇ xvii] duka ~ Fr duc yönetici. Ali'nin katırı. Hz. dadı = Fa dâdü a. lider.Ar duldul [#dldl] 1. üzerine bir şey konulan yükselti ~ Sumer dagana bir tür tezgâh veya platform dul düldül Tü [Or viii] tul eşi ölmüş kadın [DK xiv] Hz. seki.bağlamak " düğme duhul " dahil1 [Env xiv] ~ Ar duxül [#d%l msd.öncülük etmek düka [altını ~ İt ducato ilk kez 1274'te Venedik Dükası Lorenzo Tiepolo tarafından bastırılan ve 17. DK xiv] düdük kavalın küçüğü düt/tüt [onom. önder. dükkân [Aş xiv] satış tezgâhı ~ Ar dukkân/dukân [#dkn] platform. akit. a. düğümlemek < Tü tüg. a. özellikle Ermeni kadın . Ali'nin katırının adı . Roma imparatorluğunda bir rütbe < Lat dücere. seki.] üfleme sesi. özellikle evlenme akdi Tü tüg. tezgâh. ductyöneltmek. düet İt duetto " düo düğme düğüm Tü Tü [ARasim 1897-99] düetto ~ Fr duette müzikte ikili ~ [ xi] tüğme a. duc.Erm dudu yaşlı kadın. " dadı < Tü düdük Tü [ xi] tütek ağızlık. düğüm. Kaş viii+] tügün bağ.dudu2 [ xvii] gayrımüslim yaşlı kadın. 2. Avrupa'da bir soyluluk unvanı ~ Lat dux.bağlamak " düğme < düğün Tü [Uy. kerevet ~ Akad dakkannu seki. özellikle çarşı içinde satış yeri ~ Aram dukana platform.

burç. bulut. katman " düo. evlilik yoluyla akrabalık. yy'dan itibaren anlam değiştiren tütün sözcüğünün yerini almıştır.tabaka. biçilmiş. dunüw/danâwat] yakın idi. yanaştı * "Öte taraf" ile bir karşıtlığı ima etmesi bakımından İslam dini kökenli bir kavramdır. biçici & Fa durûd 1. 2. tabya ~ Fa damdama a. Men xv-xvii] tebelek/deplek/debelek/dübelek/tenbelek küçük davul < Tü tebele-/debele. viii+] türjgür sıhriyet. dumdum [191+] ~İng dumdum bullet bir tür kurşun ^ 1897 İng. dupleks [xx/c] ~İngduplex1. dümen temon a. desi+ * Yunanlı hekim Herophilos'un (MÖ 353-280) kullandığı dodekadáktylon (onikiparmak bağırsağı) teriminin Latince çevirisidir. hekim (ö.a. pli . yontulmuş. kereste (< Fa durudan biçmek. < öz Dumdum Hindistan'ın Bengal bölgesinde bir müstahkem yer ve cephane fabrikası ~ Bengali damdama toprak kale. EvÇ. a. Hind. düo [ xx/b] ~ İt duo ikili ~ Lat duo iki ~ HAvr *dwo.iki + EYun pláks. hısım dünya [Kut xi] ~ Ar dünya' [#dnw sf. İtal. duplic.] beri taraf. iğne ipliğe döndü dün Tü [ viii] tün gece (= Moğ tüne karanlık) dünür Tü [Uy [MMem xvi] ~ Ven timón [İt timone ] a. 1187) < Lat duodecim oniki & Lat duo iki + Lat decem on " düo.ikikatlıolanherşey. daha yakın yer. ~ Lat ~ Ar Dumr/Dumür [#Dmr msd. dumur zayıflama < Ar Damura zayıfladı. çöktü.sesi sonradan türemiştir.] zayıf ve sürekli şekilde vurmak " tep* Rezonans bildiren onomatopelere özgü -n. çift & Lat du.dülger [Mercimek xv] dürger ~ Fa durgar/durûdgar marangoz.iki" duodenum [ML xx/c] ~ OLat duodenum onikiparmak bağırsağı ^ Gerardo di Cremona. iki katlı konut ~ Lat duplex. yontmak ) + Fa gar/kar yapan " kâr duman Tü [ xi] tuman sis.a. karanlık. dümbelek <Tü [TS. plak. 2. f. [Men xvii] yanan nesnelerden çıkan gaz * 17. biçilmiş ağaç.] zayıflık. yeryüzü < Ar dana [msd.iki katlı.[küç.

hal [ xx/c] buğday türü ~ HAvr *drü-ro. a.: dur-. a.a.düplikasyon [ xx/b] ~ Fr duplication ikiye katlama.] Suriye ve Lübnan'da yaşayan bir dini topluluğun mensubu < öz MuHammad İsmail al-Darzî Dürzi dininin kurucusu (ö.a. dürüst [CodC xiii] drust düzgün. durum 1.< HAvr *deru-1 pek ve sağlam olma " dürüst duruşma YT [CepK 1935] muhakeme < Tü dur-" dur- * Duruşmak fiili mevcut değildir. ikileme. 2. batırmak. trust (güven) < Ger *treuwaz (düz. Lat durus (sert. ~ HAvr *deru-1 düz. düşün- . katı). 2. bir [CepK 1935] vaziyet. dürzü ~ Ar durzı [nsb. dürt[mek Tü? cildini ovalamak dürtü durum1 durum2 [buğdayı YT YT [DK xiv] 1. sağ. bohça etmek dürbün dürbün (Fr téléscope çevirisi) durgun Tü [KâtipÇ. sokmak. ilaç ve merhem gibi şeyleri eliyle sürmek. düşün. Men xvii] durbin 1. Kaş viii+] tül/tüş rüya. sağlıklı ~ EFa duruva. sert.iki kat" dupleks duplikat ikinci kopyası " düo dur[mak Tü [Bah 1924] duplikata [ viii] tur.] 1.) + Fa bin gören " bedbin < Tü tur-" dur- [ xi] turkun a. sağlam). [Fel 194+] muharrik < Tü dürt-" dürt< Tü dur. katı." dur ~ Lat durum [n. sağlam ~ Fa/OFa drust doğru. a. duru. doğru. düz. durgun. hayal EŞKÖKENLİLER: Tü tüş : düş.a. toplamak. 1019) < Fa darzî terzi düş Tü [Uy. duruşma dür[mek Tü [Uy viii+] tür. * Aynı kökten İng true (doğru). 2. duplic. uzak görüşlü kimse. ~ İt duplicato bir evrakın EŞKÖKENLİLER: Tü dur. kopyalama ~ Lat duplicatio < Lat duplicare ikiye katlamak < Lat duplex. & Fa dür uzak (~ EFa/Ave dura a.dermek.

] < Lat dux. [TS xv xv] Tuğak [CodC xiii] divar < Tü tuğ " ~ Ar/Fa tüt a. duşt (çirkin).düşmek. duy ampul takılan çukur duy[mak Tü [ xx/b] ~ Ar duwal [#dwl çoğ.duyumsamak. hayale dalmak < Tü tüş rüya.a. götürmek.] " devlet düven [Mü xvi] dögen ayırmak için kullanılan cihaz. sevketmek < Lat ductare yol göstermek. kırmızı tül.< HAvr *men-1 düşünmek ) " dys+. o no m <Tü Tü [Uy viii+] tüşe. hissetmek .kötü. öğüt (~ HAvr *mn-yo. [ viii] tuy.dük " dük düşey YT [Geom 193+] vertikal < Tü düş-" düş- * Fiil köküne eklenen -ey ekinin işlevi belirsizdir. düven ~ E Yun tykâne a. sevketmek < Lat ducere. düşün[mek düş dut d üt duvak tuğ duvar a. akıl. duşnam (sövme).a. a. ~ Aram tütâ a. inmek. mantalite * Karş. a. = Ave duşmainyu. hayal" [Men xvii] d üd ük se si [DK xiv] Tuwak gelinin yüz örtüsü.duş [ xix] ~ Fr douche a.] devletler ~ Ar dawlat ~ Yun doukáni ekini kabuğundan ~ Fr douille her türlü mekanik aracın çukur kısmı. bir tür ipekli kumaş ~ OLat ducissa [f.kötülük düşünen. düvel [#dwl çoğ. a.rüya görmek. murdar). bozuk ) + Ave mainyudüşünce. duct-" dük düş[mek Tü [ viii] tüş. duc. ölmek düşes [Bah 1924] ~ Fr duchesse dükün eşi. ~ İt doccia su borusu < OLat *ductiare iletmek. a. & Ave duş/duj. düşün [CepK 1935] mülahaza < Tü düşün-" düşünYT * Fiil kökünün ad olarak kullanılması ilgi çekicidir. ~ OFa dewâr * v/w sesi etkisiyle ilk hece kapanmıştır. konmak. a. a. duşvar (müşkül). ~ Fa drwâr/diwâr a. nakletmek. düşman [Kut xi] ~ Fa/OFa duşmân/duşman a. Fa duj (çirkin. uğursuz (~ HAvr *dus.a.kötü.

düzeltmek. [TDK 1983] istihbarat < Tü duy. [Men xvii] düzgün tertipli. desi+ * İt dozzina (a. yargıladı. sıraya koymak " düz- düz[mek Tü düzenlemek " diz- = Tü *tür-/*tör." duyYT [CepK 1935] hassasiyet < Tü duy-" duy-duyu YT < Tü duy-" duy-duygu [CepK 1935] hassa YT < Tü düyun ~ Ar duyûn [#dyn2 çoğ. intizam YT [TDK 1944] plan < Tü düz" düz[Kıp xiv] tüzgün dizgin. düzen düzenek <Tü [Ferec xv] düzen/düzenlik tertip. yasama = Akad dlnu yargı. muntazam < Tü düz< Tü düz-düzYT < Tü düz-" düz-düzey [CepK 1935] seviye düzgün <Tü düzeltmek " düzduziko düz [ xx/a] ~ Yun doúziko katkısız rakı < Tü düz " düzine [LO xix] duzina ~ Fr douzaine onikilik birim < Fr douze oniki ~ Lat duodecim a. dizmek. İng dozen (a.) Fransızcadan alınmıştır.a. yasa ) * Aynı kökten Aram msdina = Ar madmat (yargı çevresi. düzenli [Uy viii+] tüz< Tü *tür. il). hüküm verme.a. fonetik açıdan mümkün görünmemektedir.duyarga YT [TDK 1944] böceklerde anten < Tü duy-duy- * -arga ekinin yapısı ve işlevi belirsizdir. 2.] borçlar < Ar dayn borç < Ar dana 1. dizili. * Dizmek fiilinin varyant biçimidir. duyarlık [CepK 1935] his duy-" duyduyum YT [CepK 1935] his. borç verdi. borç aldı.) biçiminden alıntı.dizmek. düz Tü [Or viii] tüz doğru. kent. & Lat duo iki + Lat decem on " düo.sıraya koymak. hükmü altında aldı (= İbr/Aram #dyn yargılama. a. düzlem <Tü YT [ xv] sahte [Geom 193+] < Tü düzle-" düz-düzmece < Tü düz-" düz- .

abla. arı peteği" ebe ebeveyn ana baba < Ar abü baba " ebu * İsmin Arapçaya özgü ikil (dual) halidir. börek.kötü. ebleh [msd. çörek. balâhat] aptal idi [KıpGul xiv] ~ Ar ablah [#blh sf. beta. [Oğ xi] ebe ana. düztaban2 ~ EYun dys. malva sylvestris Tü ebe + Tü gömeç/gümeç 1. 2.] iki babalar.] boyutlar < Ar bucd " buut ebced ~ Ar abcad Arap alfabesinin ilk dört ana harfinden oluşan sözcük.: disleksi.] ebegümeci + [MŞ xiv] ebem gömeci yaprakları yenen bir bitki. ebed [Aş. nine. dolandırıcı < Fa duzdîdan hırsızlık etmek < OFa dujd/dujdîhâ hırsız (= Ave duş/duj. bozukluk. çörek. uğursuz ) " düşman dys+ fiil öneki ~ HAvr *dus. kalıcı oldu ~ Ar abad [#'bd msd. & Tü & .(kötü. dede. zorluk bildiren ebat ~ Ar abcad [#bcd çoğ. saygı gören kadın.düztaban2 hakaret deyimi ~ Fa duzda ban hırsız. Kıp xiv] büyükanne. dizanteri Fa duş.kötü Aynı kökten Ave/Fa duş/duj. harflere rakamsal değer verilmesine dayanan sayı sistemi < Ar alîf bâ cim dal" elif. 2. ubüd] kaldı. uğursuz). EŞKÖKENLİLER: EYun dys. [Men xvii] doğuma yardımcı olan kadın * Lehçelerde "teyze" ve "sütanne" anlamlarına da rastlanır. KıpGul. delta ebe çoc [Or viii] aba ata. DK xiv] kalıcılık.kötülük. disprosyum.: düşman. [TS xiv. sonsuzluk < Ar abada [msd.] aptal < Ar baliha ~ Ar abawayn [#'bw dual. cim. saygıdeğer kimse. börek. arı peteği" ebe ebegümeci + [MŞ xiv] ebem gömeci yaprakları yenen bir bitki. malva sylvestris ebe + Tü gömeç/gümeç 1.

[CepK 1935] ece saygıdeğer veya bilge kadın.] ücret. bukalemun.] cedler. unsur " cüz eczane/eczahane ecza. yapma. dalgalı < Fa abr bulut ~ EFa abra. hane + [KT xix] eczahane eczacı dükkânı & Ar aczâ' + Fa %âna " eda [ xiv] görevi yerine getirme.a. ecnebi [Neş xv] ~ Ar acnabî [#cnb1 nsb. " abanoz ebru ~ Fa abrî bulut renginde.] (bir şeyin merkezine oranla) kenar. ağabey. daha dış taraf < Ar canb yan " canip ecrimisil ücret. (= Ave avra. a.) ebu [ xiv] ~ Ar abü/bü [#'bw] baba EŞKÖKENLİLER: Ar #'bw : abullabut. kimyasal maddeler < Ar cuz' birim. = Sans abhrá. kılma.a. [Çağ xv] eçe yaşlı kadın. baobab. eş " ecir. abanoz ~ EYun ébenos a. duraksadı ecinni ~ Ar acinnî [#cnn] cin " cin1 ~ Ar acr [#'cr msd.a. misil ~ Fa acri mi61 eşdeğer ücret & Ar acr ecza [ xiv] ~ Ar aczâ' [#cz' çoğ. Aş xi] ~ Ar acal [#'cl msd. ~ Ar adat [#'dw] araç. a. ~ Akad agru/igru a. abla . ebeveyn. [ xi] eçe/eke büyük kızkardeş. dilbilgisinde edat . yaşlı adam. atalar < ece Tü [ viii] eçe baba.a. ebu ecdat Ar cadd dede.] 1.* Kusur ve renk sıfatları yapan af cal vezninde.] 1. yy'dan 1930’lara dek "ulu kişi. ağabey" anlamında kullanılmış iken 193 5'ten sonra Çağatayca örneklere istinaden anlam değişikliğine uğratılmıştır. hareli. kraliçe * Türkiye Türkçesinde 13. şive edat EŞKÖKENLİLER: ~ Ar adâ' [#'dy msd. biçilmiş süre. 2. söyleyiş tarzı. parasal karşılık + Ar mi81 benzer.a.a. ölüm < Ar acila bekledi. gereç.] yabancı < Ar acnab [kıy. bekleme süresi. ödeme. 2. ata " cet [MMem xvi] ~ Ar acdâd [#cdd1 çoğ. unsurlar. ebonit [ xx/b] ~ Fr ébonite doğal rengi siyah olan bir tür sentetik polimer ~ İng ebonite < İng ebony değerli siyah tahtasıyla tanınan ağaç. emeğe ecir/ecr[ xiv] ecr karşılık ödenen şey ~ Aram agrâ a.a. ecel [Kut.] birimler.

üzeri. ~ Ar adyân [#dyn1 çoğ.] "dini veya bilimsel nitelikte olmayan yazın etkinliklerinin tümü.icra etmek " efekt efemera [ xx/c] broşür. data editör < Lat edere.dışa + Lat facere. bir şeyi yapıp ortaya çıkarmak & Lat ex. kartpostal gibi kalıcı olmayan yayınlar (antikacılık terimi) ~ İng ephemera [çoğ.icra etmek. dat.Ar #'dw : edat. efekt [ML xx/c] ~ İng sound effect ses efekti < İng effect bir eylemin sonucu.hazırlamak. etki ~ Lat effectus icraat. bilet. delikanlı & EYun epí üzeri + EYun (h)ebe büluğ yaşı" epi+ * Sözcüğün kökenine ilişkin zengin literatürün tamamına yakını bilimsel değerden yoksundur. edit. imal etmek " et- * Anlam ilişkisi için karş.vermek " ex+. [LG 188+] kabadayı. yiğit (argo) ~? Yun/EYun efebos büluğ yaşını geçmiş genç erkek. -ive fiili. kalıcı olmayan yayınlar < EYun efemerön [n. düzgün davranış ve yazı < Ar adaba konuk ağırladı. terbiye." belles-lettres < Ar adab 1.dışa + Lat dare. çizme ~ Ar adawât [#'dw çoğ.] kısa ömürlü şeyler. yayıncı~Lat editor a. kalimera . edevat edebiyat ~ Ar adabiyyât [#'db çoğ. < Lat edere. edit-" edisyon edyan [xx/b] ~Fréditeur yayınlayan. üzere + EYun (h)emeros gün " epi+. yayınlamak & Lat e(x).] terbiye. fact.] edep sahibi.dışarı vermek. edip edebiyatçı" edep [ xiv] edepli ~ Ar adîb [#'db sf.yapmak " ex+. 2. kundura < İt condurre (imal etmek). edisyon [ xx/b] ~ Fr édition yayınlama. < Tü et. yy'dan itibaren yaygınlaşan yazın biçimi " edep edep [Kut xi] ~ Ar adab [#'db msd. faktör efektif [Bah 1924] ~ Fr effectif.] dinler < Ar dîn " din efe Ege bölgesine özgü erkek birliklerine mensup kişi. terbiyeli ve kültürlü davrandı edevat gereç " edat edik Tü [Uy viii+] étük ayakkabı. incelik. görgü. yayın ~ Lat editio a. effect.a. çıkarmak. yaymak. elle tutulur ~ Lat effectivus < Lat efficere. dergi. konuk ağırlama adabı. işin sonucu < Lat efficere. yaşam tarzına ilişkin hikaye ve gözlemlerden oluşan ve Arapçada 8.] < Ar adat araç.] bir gün ömrü olan Mayıs böceği < EYun efemerös günlük & EYun epi. effect. a. etkili. sahtiyan < Fa saftan (imal etmek).

incinme.a. diş gıcırdatmak < Tü *éğeğ < Tü éğe. Kut xi] afsun egale [etm aequalis < Lat aequus a. kaynayan < Lat effervescere kaynayıp taşmak.efemine [ xx/a] ~ Fr efféminé kadınlaşmış. Platonik. sahip. < Lat femina kadın " ex+. a. acı * Efkâr dağıtmak deyiminde. efkâr2 düşünce " fikir * Efkâr-ı umumiye deyiminde. koyu leylaki.] bireyler < Ar fard birey " [Gül xv] ~ Fa afsâna büyü. feminen efendi [Gül xv] egemen kimse. afsây.eğmek. Türkçe anlamı Ar fikr çoğulu olan efkâr2 sözcüğünden etkilenmiş olabilir. fermante efkâr 1 ~ Fa fıgâr/afgâr yara. okuryazar kişiler için mevla/molla karşılığı olarak kullanılan saygı deyimi ~ OYun authentes bey. çaba göstermek < Fr force kuvvet" ex+. vekil olmayan. fors efrat fert efsane afsüdan.büyülemek eğ[mek Tü [Uy viii+] eğ. gayret < Fr efforcer kuvvet harcamak. asil < EYun authentö sorumluluk ve yetki sahibi olmak efervesan [ xx/b] su katıldığında kaynayan tablet ~ Fr effervescent kabaran. bey. galeyana gelmek < Lat fervere kaynamak " ex+. [LO ] eftâtühl hurma zamkı rengi. [KT ] eflâtun! leylaki ile erguvan arası. mevla ~ EYun authentes reşit ve mümeyyiz kişi. rendelemek. kadınsı < Fr efféminer kadınlaştırmak ~ Lat effeminare a. afsây. efor [ xx/b] ~ Fr effort çaba. ~ Ar afkâr [#fkr çoğ. bükmek [ xx/b] ~ Fr égaler eşitlemek < Fr égal eşit ~ Lat ~ Ar afrâd [#frd çoğ.] düşünceler < Ar fikr [Kaş. eflatun/eflatuni [Men xvii] eftâtünî filozof Eflatun'a ilişkin.büyülemek " efsun efsun/afsun sihir < Fa/OFa afsüdan. • Adın Arapça biçimi inisyal çift sessize bir ön sesli eklenmesi ve Arapçada varolmayan p ve o seslerinin eşdeğer seslere çevrilmesiyle elde edilmiştir. mora çalan renk < Aftâtün Yunan filozofu Platon'un (MÖ 429-347) Arapça adı ~ Platon " platonik * Renk adının filozof Eflatun ile ilişkisi açık değildir. a. eğe <Tü [Kıp xiv] eğe/eğew a.[xi] metal bir nesneyi . masal < Fa/OFa ~ Fa/OFa afsün/fısün büyü.

eğer hakaram. oyalanmak. hüküm * Fr hégémonie (egemenlik) sözcüğünden esinlendiği açıktır. [LO xix] eğrelti otu a. yetiştirmek. Kaş xi] hayvan * Türkiye Türkçesinde kullanılmayan bir fiil iken Dil Devrimi döneminde yazı diline ithal edilmiştir. yine Türkiye Türkçesine özgü olan aylan. eğreti" ariyet .[xiv Kıp] meşgul etmek. a.fiilleriyle ilişkisi belirsizdir. boşa vakit geçirmek) ve oyalan.fiilinin anlam ayrışmasına uğramış varyantıdır. ego zamiri) ~ HAvr *eg a. eğlen[mek Tü? [Kıp. [Uy viii+] eğir-kuşatmak. arka eğir[mek Tü [ viii] ewür. geçici. DK xiv] eğlen. asıl olmayan < Ar câriyyat^ ödünç. +men2 [CepK 1935] hakim .çevirmek. oyalamak < Tü * Türkiye Türkçesine özgü olan fiilin.egemen YT sahibi " hegemonya. burmak. [ xx/b] bencillik ~ ego ben (birinci tekil şahıs egoizm [ResCGaz1912] ~Frégoïsme bencillik~ İng egoism ^ Joseph Addison. terbiye etmek ~ Tü egit-/egi5. lider. xi Ha] düden. 193 5'ten eski örneği bulunmayan *ege (veli?) sözcüğünden türetilmesi fantezidir. "hep kendinden sözeden" anlamında < ego ben " ego egosantrik ben + Fr centre merkez " ego. yün eğirmek " evir* Evir.E Y u n ( h ) e g e m o n ö n d e r .çevirmek. < Tü eğir/eğrek bataklık = Tü eğrik/eğrim [viii+ Uy.(dolanmak. a. boşa vakit geçirmek eğle. döndürmek. eğit[mek YT [CepK 1935] terbiye etmek veya köle beslemek. anafor < Tü eğir.[Or viii. sarmak. şair (1672-1719). İng. [TS xiii xiii] sırt. döndürmek " eğireğreti/iğreti [Gül xv] câriyetî ödünç.bir kez eğilim YT [CepK 1935] temayül < Tü eğil-" eğ-eğin/eğnTü [Kut xi] ~ Fa/OFa agar/gar şart edatı ~ EFa [Uy viii+] egin omuz. bükmek. santra [ xx/b] ~ Fr égocentrique benmerkezci & Fr ego eğrelti <Tü [Men xvii] eğir otu bataklık otu.beklemek.

yasaklamak. burulmuş döndürmek. arct. stat. < Lat exercere. sıkı durmak. ilgilendi * Arapça sıfattan -iyyet ekiyle yapılmış geç dönem türevidir. çok ilginç < Ar hamma [msd. 2.çevirmek. ehil/ehl[Kut. ehil. Aş xi] ehl ~ Ar ahl [#'hl] 1. varoluşçu felsefe veya yaşam tarzı ~ Fr existence varoluş.] evcil" ehil [Aş xiv] ehillik. kalifiye < Ar ahala [msd. boşaltma. tuhaf~ EYun ehemmiyet < Ar ahamm [#hmm kıy. uzak tutmak ~ HAvr *ark. değersiz idi eis+ olma bildiren edat ve fiil öneki ~ EYun eis içeri girme. önemsiz idi. tüketmek < Lat haurire. olmak & Lat ex. bükük. ehram2 » [Men xvii] ~ Ar ahrâm [#hrm çoğ. uhül] evlendi. eş(ler). asistan egzos/egzost [ xx/b] ~ İng exhaust 1. yerli halk. < Lat exsistere ortaya çıkmak. bir yere yerleşti. içte . liyakat. a. mevcudiyet ~ Lat exsistentia a.] ehillik. ehram1 piramidi < Ar haram a.suyunu boşaltmak ~ HAvr *aus-3 boşaltmak "ex+ egzotik [ xx/b] eksötikös yabancı < EYun eksö dışarı.a. 2. hamm] merak etti.] daha önemli. alıştırma ~ Lat exercitium a.] kolay.a.dışa + Lat sistere. hawn] kolay idi. kavi olmak " ex+. içe doğru yönelme. kifayet" ehil * Modern kullanımda ehliyetname sözcüğünden kısaltmadır. uygun.menetmek " ex+ egzistansiyalizm [P Safa 1949] ~Frexistentialisme varoluşçuluk. iş uygulamak < Lat arcere. layık. haust.talim etmek. hane halkı.durmak. daha kolay. askeri eğitim yapmak. exhaust. önemsedi. dış " ek+ ~ Fr exotique yabancı. bükmek " eğir- < Tü eğir-/ewir. [TDK 1955] ehliyetname ehliyet ~ Ar ahliyyat [#'hl msd. ehlî. exercit. boşalma. en kolay < Ar hâna [msd.] Mısır Erzurum ve Bayburt yöresine özgü kadın giysisi " ihram ehven [Men xvii] ~ Ar ahwan [#hwn kıy.eğri Tü [Uy viii+] eğri dönük. dikilmek. zuhur etmek. liyakat. motorlu taşıtlarda gaz boşaltma işlemi ve bu işi yapan boru < Lat exhaurire. iskân etti EŞKÖKENLİLER: Ar #'hl : ahali.suyunu akıtıp boşaltmak. bir yerde oturan kişilerin tümü. egzersiz [Bah 1924] ~ Fr exercice talim. ehliyet ehli ehliyet belgesi [Men xvii] ~ Ar ahlî [nsb.

ejder ajdahâ " ejderha [Ali xvi] ~ Fa ajdar dragon. qillat] az idi. devre dışı bırakmak ~ İt scartare a. efsanevi yılan < Fa * Orijinal biçim ajdaha olup. ekin Tü [Uy ekâbir [Env xiv] ~ Ar akâbir [#kbr çoğ. en büyük " ekber ekalliyet [ xx/a] dini veya etnik azınlık (Fr minorité karşılığı) < Ar aqall [#qll kıy. ejderha [Aş xiv] ejdeha.] daha az. ek Tü [Uy viii+] ekü mafsal.tohum ekmek EŞKÖKENLİLER: Tü ek-: ek-. gündüz ve gecenin eşit olduğu tarih ~ Lat aequinoctium & Lat aequus eşit + Lat nox. * Aynı kökten Lat ex. [TDK 1974] kültür < Tü ek-" ek- * İkinci anlamı Ziya Gökalp'in ortaya attığı hars < Ar Har8 (tarım) sözcüğünün yeni dile uyarlaması olup. ek[mek viii+] ek. [DK xv] ejderha ~ Fa ajdahâk/ajdahâ İran mitolojisinde efsanevi yılan. a. a.] çok büyük. ekim. tahıl.] büyükler. önde gelenler < Ar akbar [kıy. çok az < Ar qalla [msd. a.ara sesi Türkçede türemiştir. tarım yapmak) çevirisidir. yılan kıral. Fa az. * -r. dışarıda olma ek+ bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *eghs a. dragon ~ OFa aj dahâk efsanevi yılan. noct.gece " egale. eklem. [Men xvii] ek ilave edilen parça. Final -r sonradan türemiştir. en ekim YT [ 194+] 10 Ocak 1945 tarihli yasayla Birinci Teşrin ayına verilen ad. [TDK 1955] ekme eylemi < Tü ek-" ekekin Tü [Uy viii+] ekin ekilen şey. -ha hecesi Farsça çoğul eki sayılarak düşürülmüştür. noktürn . ekinoks [ xx/b] ~ Fr équinox gündönümü. yama ~ E Yun e(k) dışarıya çıkma. azaldı ekarte [etm [ 188+] ~ Fr écarter (iskambilde) kâğıt kaçmak. birleşme yeri. dışarı). kart2 ekber büyük " kibir [Env xiv] ~ Ar akbar [#kbr kıy. ~ OLat *excartare " ex+.a. Alm aus (dış. Dahak < OFa aj yılan ~ HAvr *angwhi. her iki biçim Fr culture < Lat colere (ekin ekmek.] daha büyük.

klarnet ekliptik [ xx/b] ~ Fr écliptique astronomide burçlar çemberi < EYun ékleipsis 1. sanat veya düşünce akımı ~ Lat schola okul ~ EYun s%ole 1. 2.gemimürettebatı. +log eklem YT [TDK 1944] mafsal < Tü ekle-" ek ekler [ xx/b] ~ Fr éclair 1. a. herhangi bir iş için derlenen kadro ve donanım < Fr équiper gemi donatmak [esk. İng ship (gemi) < Ger *skipam.< HAvr *weik-1 klan. ekol [ xx/b] ~ Fr école okul. en eko [ xx/b] ~ Fr écho yankı ~ EYun e%ö ses. [ xi] etmek . bırakıp gitme. derlemek " ek+. Ayrıca İng skipper (bir tür gemi) < Hol < Ger *skipam. 3. karışık < EYun eklektós seçilmiş.< HAvr *segh. güneş tutulması & EYun ék dışa + EYun leipö. ayrılmak. log-seçmek. şimşek. sohbet. lipsos * Ay ekliptik hattına yakınken güneş tutulduğu için. seçmeci < EYun eklegö seçip ayırmak & EYun ék dışa + EYun legöl. aydınlık " ex+. ekmek (= Moğ ekmel mükemmel" kemal ~ Ar akmal [#kml kıy.] daha mükemmel. 2. ekolayzer [ xx/c] ~ İng equaliser eşitleyici. kabile.a. terketmek. * Karş. alet edevat < Fr eklektik [ xx/a] ~ Fr eclectique seçmeci. vicinus (yakın çevre). .geri durma. dinlenme. yankı (ad) < EYun e%ö seslenmek.]. bir tür pasta < Fr éclairer aydınlatmak ~ Lat exclarare a. vicus (mahalle). yakın çevre ~ HAvr *woik-o.a. YT okul. kaybolma. çalışmak zorunda olmama. dinme * Karş.ekip [xx/b] ~Fréquipe1. genel anlamda donatmak < Nor skip gemi ~ Ger *skipam a. 2.a.bırakmak. ekmek ide. 2. eksik kalmak " ek+. a. işten geri durma. < Lat clarus açık. < EYun oíkos ev.. ekipman équiper donatmak " ekip [ xx/b] ~ Fr équipement donanım. ses dengeleme aygıtı < İng to equal eşitlemek < Lat aequalis eşit < Lat aequus eşit" egale ekoloji [ML xx/c] ~ Fr écologie çevrebilim / İng ecology a. mezra). İng school. yankılanmak (fiil) ~ HAvr *(s)wâgh. okul ~ HAvr *sgh. oba " +loji Aynı kökten Lat villa (çiftlik.a.yemek ) Tü [Uy viii+] ötmek a. [Men xvii] etmek vulg. kıvılcım. lip.

iks harfi.: ekran. cels. bir saygı deyimi ~ Lat excellentia üstünlük. en çok < Ar . züppe. en cömert" kerem [Men xvii] ~ Ar akram [#krm kıy. züppe. kâhya. " aks * Tarama Dergisi'ne göre "Seyitgazi.ekonomi [ 187+] ~ Fr économie 1. EŞKÖKENLİLER: Ger * skerm.dış (sadece bileşik eks(o)+/egzo+ isimlerde) < EYun eksö. dışarı" ek+ eksantrik [ARasim 1897-99] hoppa. 2.dış. 2. iktisat bilimi. öne çıkmak ~ HAvr *kel-4 yüksek olmak. İng hill (tepe) eksen YT [TarD193+] ~ Yun âksön/âksonas mihver. dingil EYun âksön a. Eğirdir. sivrilmek & Lat exdışa + Lat cellere. İskoç tipi tartan kumaş < ~ Fr écran perde (~ Hol skerm kalkan) ~ Ger Aynı kökten İng screen. daha yüce. düzen " ekoloji. [ xx/a] dönüş aksı merkezde olmayan (teker) ~ Fr excentrique kuraldışı.çiğ et" kreozot eks argosunda) ölü [ xx/c] ~ İng X 1.] daha ekrü [ML xx/c] ~ Fr écru ketenin beyazlatılmadan önceki rengi. culmen (zirve). seçkinlik < Lat excellere. (tıp ~ Fr/İng ex(o). çarpı işareti. a. ekser ka6îr çok " kesret [ xiv] ~ Ar ak8ar [#k8r kıy.< HAvr *kreus. +nomi ekose öz Ecosse İskoçya ekran *skermaz koruyan şey. tuhaf~ OLat excentricus merkezkaç (kuvvet) & Lat exdışa doğru + Lat centrum merkez " ex+. tepe " ex+ * Aynı HAvr kökten Lat columna (sütun). vekilharç & EYun oíkos ev + EYun nomós yönetim. excels. siper [ xx/b] [ xx/b] ~ Fr écossais 1. 2.] daha çok.yükselmek. [ xx/a] dönüş aksı merkezde olmayan (teker) ~ Fr excentrique kuraldışı. Çal.kalabalıktan ayrı durmak. Alm schirm (kalkan. yükselti. perde). İskoç. santra eksantrik [ARasim 1897-99] hoppa. Kütahya" ağızlarından derlenmiştir. eskrim ekrem soylu. tutumluluk ~ EYun oikonomía ev idaresi < EYun oikonómos ev idare eden. santra ekselans [ xix] ~ Fr excellence üstün ve yetkin olma. açık bej < Fr cru çiğ ~ Lat crudus çiğ ~ HAvr *krü-do. öne çıkmak. tuhaf~ OLat excentricus merkezkaç (kuvvet) & Lat exdışa doğru + Lat centrum merkez " ex+.

ifade etmek & Lat ex. kokuşmak ) * Sıfat biçimi ékşiğ 9. expert. exposit. fiil biçimine 15. bilincini yitirmek & EYun ék dışa + EYun (h)istemi.1. 2. < EYun eksistemi. express.eksfoliant [ xx/c] ~ İng exfoliant cildin ölü katmanını soymak için kullanılan madde veya yöntem < Lat *exfoliare yaprak döktürmek < Lat folium yaprak " ex+.eksik olmak. eksta.a. pres * "Hızlı tren" anlamı İngilizceden Fransızcaya geçmiştir. [İMüh xiii] egsül< Tü egsü. tecrübe ~ Lat experimentum deneyle elde edilen sonuç.a. sıkmak " ex+. yer veya durum değiştirme. stâ. deneyerek öğrenmek < Lat *periri denemek ~ HAvr *peryo. özellikle hızlı tren ~ İng express a. ekstaz [ xx/c] ~ Fr ecstase kendinden geçme. ~ Lat expressus açık.dışa + Lat premere. yer veya durum değiştirmek.EYun ékstasis 1. yy'dan itibaren kullanıldığı halde. & Lat ex. uzman < Lat experiri. ekspresyon deyim " ekspres [ARasim 1897-99] ~Frexpression ifade. Çağ xv] < <T *ékşi. çürümek. dışa vurmak. tecrübeli. açığa çıkarmak ~ Lat exponere. trans .a. sınamak.koymak " ex+. a. kazmak "ex+. kanıt" eksper ekspertiz [DTC 1943] ~ Fr expertise uzmanlık" eksper ekspoze [etm [ xx/b] ~ Fr exposer sergilemek. statik .ekşimek"ekşiü < <T eksil. vecd. posit.denemek.eksik olmak < Tü egsü. folyo ekşi eksi ekşi[mek Tü YT Tü [Uy viii+] ékşiğ a. [Geom 193+] zait [TS xv.kav2 eksper [Bah 1924] ~ Fr expert uzman ~ Lat expertus denenmiş.a.basmak. riske girmek " ex+." eksik ü ékşi(= Moğ nigsi- ekşimek. a.durmak " ek+.dışa + Lat ponere. eksik kalmak "eksik ekskavatör [ xx/b] ~ Fr excavateur toprak kazma makinası / İng excavator a. direkt.dışa + Lat cavare oymak. sınamak. eksik eksil[mek Tü <Tü [Uy viii+] egsük a. a. yy'dan önce rastlanmaz. < Lat excavare oyup boşaltmak & Lat ex.< HAvr *per-3 denemek. ampirik eksperiman [ARasim 1897-99] ~Frexperiment deney. belli bir amaca yönelik < Lat exprimere.a.(sıkıp) özünü çıkarmak. 2. post2 ekspres [Bah 1924] ~ Fr expresse hızlı. net. press.

il el3 . çıkarmak & Lat ex. kaynamak ~ HAvr *yes. definite article * d. r.olarak telaffuz edilir. ~ Lat aequator eşitleyici < Lat aequare.dış ) + Lat ordo. a. [LO. Ör: esselam. sıkarak suyunu almak ~ Lat extrahere.düzen " ex+ ekstre [ xx/b] . kalkan taşıyan. n. Göv ] ela göz çakır göz. isilik. döküntü < EYun ekzeö kabarıp taşmak. bir ekibin mensupları < Fr écuyer bir soylunun kalkanını taşıyan süvari yamağı ~ Lat scutarius 1. sürüklemek " ex+. z sesleriyle başlayan kelimelerden önce assimile edilir.dış < EYun ektós bir şeye ekümenik [ML xx/c] ~ Fr écumenique evrensel. 2. tüm alemi kapsayan. & Lat extra dışarı. memleket. tahta < HAvr *skei. ordin. a. alaca " ala = Tü ala .tabla. ele güne. dışarıda. KT. a. extract.sökmek. İsim tamlamalarında sesli genellikle -ü. traktör ekstrem [sup. uygar alem < EYun oikeö iskân etmek.a. [TDK 1955] ela sarıya çalar kestane rengi renkli.dışa + Lat trahere. ennevm. t. [Men ] gök ala gözlü mavi gözlü.(tahta) yarmak ekvator [ xix] ~ Fr équateur eşitleyici. uç ~ Lat extremus ~ Fr/İng ect(o). elâ [Men xvii] ala gözlü sarı-yeşil gözlü. Hıristiyan aleminin tümünü kapsayan ~ EYun oikomenikós < EYun oikomene meskûn dünya. isilik dökmek & EYun ék dışa + EYun zeö kabarmak. ş. kavim EŞKÖKENLİLER: Tü él: el2. mayalanmak " ek+ el1 el2 Tü Tü [Or viii] elig a.] en dış.ekstra [Bah 1924] ~ Fr/İng extra sıradışı. [ viii] él ülke. t. dışında (~ HAvr *eghs-ter. olağandışı < Fr/İng extraordinaire /extraordinary a.Ar al harf-i tarif.ciltte çıkan kabartı.kabarmak. [ML xx/c] ticari hesap özeti ~ Fr extrait damıtılmiş bitki özü < Fr extraire özünü çıkarmak. dar-üs-selam. tract. kaynamak. sürmek. [TS xiv xiv] ulus. elçi. açık mavi. Ör: şeyh-ül-islam. en dışarıda < Lat extra " ekstra ekt(o)+ nispetle dışta olan < EYun ék dış " ek+ [ xx/a] ~ Fr extrême aşırı. konut" ekoloji eküri [ xx/b] ~ Fr écurie bir kişiye ait yarış atlarının tümü. tesviye etmek < Lat aequus eşit" egale ekzema [Bah 1924] ~ Fr eczéma bir cilt hastalığı ~ EYun ékzema. aequat. kalkancı. imparatorun özel muhafız birliğine mensup kişi < Lat scütum büyük dikdörtgen beden kalkanı ~ HAvr *skoit.çekmek.eşitlemek. Bah. s. ikamet etmek < EYun oíkos ev.

a.seçmek " ex+. yönetici mesaj götüren görevli [xiii] < Tü él1 ülke " el2 ~ Moğ elçi(n) yabancı bir hükümdara * Türkçe bir sözcük olmakla birlikte özel anlamı ve fonetiği Moğolca kullanımdan alınmıştır. Orijinal Türkçe biçimin Türkiye Türkçesinde *ilci veya *elci olması gerekir.elektriğe elektr(o)+ ilişkin (bileşik isimlerde)" elektrik elektrik [Müh375 180+] ~Frélectrique/İngelectric a. # 1600 William Gilbert "De Magnete" adlı eserinde < EYun elektron kehribar .] kesin. gökkuşağı" alaimsema elek <Tü [Kıp xiv] elemeye mahsus alet < Tü ele-" ele~ Fr électr(o). şimdi. bitirdi. Kıp xiv] -? elegan [xx/b] ~ Frélégant seçkin. sürmek [Neş xv] [ xix] ~ Ar al-ân halen. budun < Tü él ülke.iki şeyin arasına sokmak. [T S xiv. kalburdan geçirmek.] giysiler < Ar libâs giysi" elçi Tü [ viii] élçi devlet görevlisi.a. koruyan " el1 * Fa dastuwan (eldiven) sözcüğünden uyarlanmıştır.ttitiz. nihai < Ar batta kesti. ~ YLat vis electrica "kehribar gücü".* Tü ala sözcüğünün varyant telaffuzudur. eldiven [Men xvii] eldüven eldiven & Fa dast el + Fa wân tutan. millet. ele[mek éleelebaşı Tü [Uy viii+] élge. zarif~Lat elegans. elan elastik ittirici < EYun elaünö itmek. an ~ Fr élastique esnek ~ EYun elastikós elbette [CodC xiii] elbet ~ Ar al-batt / al-battat [#btt] kesin karar < Ar batt [msd.dışa + Lat legere1. lect./ İng electr(o). ele güne [karşı el2 Tü [Uy viii+] él kün ülke halkı. kararlaştırdı" el3 elbise libas ~ Ar albisat [#lbs çoğ.a. lejyon eleğimsağma [T S. seçici < Lat eligere seçip ayırmak & Lat e(x). Kıp xiv] eleğimsağma(l)/eneğimsağma(l) < Ar *calâ'imu-s-samâ'i alaimsema. şu anda " el3. memleket" & Tü el + Fa (das)tuwân * -kün ekinin işlevi açık değildir. Türkçeden Farsçaya alınmış ve belki şiirde Farsça-benzeri telaffuz etkisiyle ses değişimine uğramıştır.

elektrod [Bah 1924] électr(o). eleştir[mek eleştirmen elhak YT YT [Fel 194+] tenkit etmek [Fel 194+] münekkit < Tü ele-" ele- < Tü eleştir-" eleştir-. yapı taşı. elektronik [Hürr 1948] ~ İng electronic 1. element maddelerin her biri [ xx/b] kimyada bileşimlerin yapı taşını oluşturan basit ~ Alm element öge. ilk öğrenilen şey * Latince sözcüğün etimolojisi belirsizdir. " elektrik. hak1 .Stoney. personel. elim eleman [Bah 1924] öge. [ 200+] (argo) kişi ~ Fr élément bir bütünün içinde yer alan basit öge. İng. +graf elektroliz [ xx/b] ~ Fr électrolyse kimyasal bir maddeyi elektrikle ayrıştırma < EYun lysis çözme < EYun lüö.] acı. EŞKÖKENLİLER: Ar #'lm : elem. a. kimyada element ~ Lat elementum temel ilke. 2. Latin alfabesi veya onun kaynağındaki bir Sami alfabesi öğrenilirken ezberlenen 'LMN' hecelerinden türediği rivayet edilir.çözmek " elektrik. gaz veya yarıiletken ortamda elektron akımı yoluyla aygıtların yönetimine ilişkin (y. unsur. analiz elektron [Bah 1924] ~ İng electron elektrik yükü taşıyan atomik zerre ^1891 J. EYun elektron (kehribar). fizikçi < İng electric " elektrik * Karş. lys. + me n2 ~ Ar al-Haqq doğrusu " el3. [Yücel 1938] bir ekibin üyesi olan kişi. 1930) < İng electron " elektron elem [Mercimek xv] (özellikle fiziksel anlamda) < Ar alima acı çekti. ağrıdı Türkçe kullanımda "ruhsal acı" anlamı ağır basmıştır. elektrona ilişkin (1902).+ EYun (h)ódos yol" elektrik.D. unsur. unsur. kardiy(o)+. ağrı * Türkçe biçim 1933'ten sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesine egemen olan Alman etkisini yansıtır. kimyada element ~ Lat elementum eleman ~ Ar alam [#'lm msd. od(o)+ ~ Fr électrode anod ve katod & Fr elektrokardiyograf [ML xx/c] ~ Fr électrocardiographe kalp elektriğini kaydeden cihaz / İng electrocardiograph a.* Kehribarın yünle ovulduğunda elektriklenme özelliğinden ötürü.

~ Ar al-wadâc [#wdc] allaha ısmarlama " . 2. lip. 2. elimine [etm [ xx/b] ~ Fr eliminer dışlamak. parıltı elveda el3. [ xix] elti/ilti iki kardeşle evli kadınlardan her biri * İkinci anlamı Türkiye Türkçesi ve Azericeye özgüdür. beta elim ağrıtan " elem [Kıp. adamant. Kıp xiii] élti hanım. elti Tü? [İMüh.] 1. [ xi] almıla a.a.kapı eşiği" ex+. renkler.dışarı + Lat limen.1.eksik bırakmak & EYun én + EYun leipö. bükülmez. yenilmez. elips (dairenin eksik hali) < EYun elleipö. alfabe " ~ Ar alîm [#'lm sf. çok renkli. Gül xiv] ~ Ar alîf bâ Arap alfabesinin ilk iki harfi. a.OLat eliminare kapı dışarı etmek & Lat e(x). elmas * Fr diamant. allah ~ Ar al-Hamdu li- elif [ xiv] ~ Ar alîf Arap alfabesinin ilk harfi ~ Aram âleph Arami/İbrani alfabesinin ilk harfi = Fen alep öküz. ~ EYun adámas. dışarıda bırakmak . elit [ xx/b] ~ Fr élite seçkin < Fr élire seçmek ~ Lat eligere. Fenike alfabesinin ilk harfi" alfa elifba elif.eksik kalmak " en+. ellipt. a. [Oğ xi] alma elmas [ xiv] ~ Ar/Fa almâs değerli bir taş ~ OFa almâs a. ellip. yy'da Perge’li Apollonios tarafından kullanılmıştır. lipsos * Geometrideki anlamı ilk kez MÖ 2. teker teker ayırarak toplamak " elegan elli elma Tü Tü [ viii] ellig a. liman elips [ xx/b] ~ Fr ellipse. en gerekli < ~ Ar alwân [#lwn çoğ.] renk. İng diamond (elmas) Latince yoluyla Eski Yunancadan alınmıştır. limin. elvan [ xiv] alacalı < Ar lawn [msd. yüksek mevki sahibi birinin eşi.] lifler < Ar lif" lif ~ Ar alzam [#lzm kıy..] daha gerekli. eksiklik. sert. veda elyaf elzem Ar lâzim " lüzum [ xiv] ~ Ar alyâf [#lyf çoğ. elect.seçmek.] acı veren.oval ~ EYun élleipsis 1. hamd.elhamdülillah [DK xiv] şükran ifadesi llâhi Allaha hamd (olsun)" el3. tam olmama 2.

sağlam idi (= İbr #'mn güvenilir olma. balistik embriyon/embriyo [ xx/a] ambriyon ~ Fr embryon cenin . mal sahibi (& Lat manus el + Lat capere almak)" ex+. buyurdu " emir1 [TercHak 1907] emay metal üzerine uygulanan sır . kesinti & EYun en. [DK xv] emekdar < Tü emge. beklenti < Ar amala . zahmet. bazı kişiler arasında özel bir anlamı olan işaret. xx/a). gebe olmak " en+ * 1970’lerden sonra Türkçe telaffuzu İngilizceye göre düzeltilmiştir.atmak " en+. manüel emare [Men xvii] emaret belirti. emziremanet [Kut xi] ~ Ar amânat [#'mn msd.EYun émbryon yavru.eritmek. güvenilirlik.] 1.a. metal eritmek * Aynı kökten İng smelt (metal dökmek).: em-.zahmet ve sıkıntı çekmek [Uy viii+] emgekle-/ömgekle. EŞKÖKENLİLER: Tü em.satın alan. serbest bırakmak ~ Lat emancipare bir malı satmak veya devretmek. güvene dayalı olarak verilen şey < Ar amuna güvenilir idi. sırlanmış < Fr émail [ad] sır ~ EFr esmail < Ger *smelt. alamet ~ Ar amârat [#'mr msd. emek Tü [Or viii] emgek çaba. 2.içe veya araya + EYun bâllö. xvii Men.viii+ Uy. melt (eritmek). mancip. hamile olunan şey < EYun bryö şişmek. derman em[mek [ xi] em.] belirti. Tü emekli (zahmetli. topal [ML xx/c] ~ Fr imbécile zekâ özürlü ~ Lat emaye emboli/amboli [P Safa 1949] amboli ~ Fr embolie pihtı veya başka bir maddenin damarı tıkayarak kan dolaşımını kesmesi < EYun embole araya girme. embesil imbecillus sakat.] umut.dört ayak üstünde sürünmek YT [CepK 1935] mütekâit < Tü emek" emek < Tü emekle[mek Tü emgek " emek emekli * Karş. mold (kalıba dökmek).metal eritmek ~ HAvr *(s)meld. randevu < Ar amara belirledi. zor . sağlam olma) emansipe [etm [ xx/b] ~ Fr émanciper azat etmek. belirlenmiş olan zaman. a. bol. emel umdu. Yeni Türkçe anlamı Tü emektar sözcüğünden esinlenmiştir. köleyi azat etmek < Lat manceps.em Tü Tü [Uy viii+] em ilaç.Fr émaillé [sıfat] sırlı. bekledi [ xiv] ~ Ar amal [#'ml msd. eziyet. kabarmak. güvenme.

hissetme.] emreden. path. tedavüle para çıkarma . emir2 emir1 emisyon [Kut xi] ~ Ar amir [#'mr sf.Fr émission / İng emission çıkarma. emniyet güvenlik.+ Lat pes.kusmak * Karş. çıkmaz sokak " in+2. Karş. direnme. 2. buyruk. şey < Ar amara belirledi. gaz çıkarma. empas geçmez.emetik [ xx/b] < EYun emeö kusmak ~ HAvr *wems. emin emanet [Kut xi] ~ Fr émétique kusturucu ~ EYun emetikós ~ Ar amîn [#'mn sf. ayak koymak & Lat in. miss. maslahat. emare. duygu < EYun pâs%ö. mesaj emlak mülk [ xiv] ~ Ar amlâk [#mlk çoğ. buyurdu (= Aram #'mr söyleme = Akad amâru görmek. ped(i)+1 . komutan " [ xx/b] 1. farkına varmak ) * Arapça kökün nihai anlamı "gösterme" olmalıdır.dışa + Lat mittere. pas2 [ xx/b] iskambilde açmaz ~ Fr impasse empati [ML xx/c] ~ İng empathy içinde duyma & EYun én iç + EYun páthos his. 2. pat(o)+ * İngilizce sözcük Alm Einfühlung çevirisi olarak 1930’larda türetilmiştir. serbest bırakma < Lat emittere. Aş xi] emr ~ Ar amr [#'mr msd." Kamus-ı Türki.] mülkler < Ar mulk " ~? Ar camını amcam < Ar emmi [Env xiv] ammi/ammü amca camm amca = İbr/Aram camm akraba " umum * Yakın akrabalık teriminin Arapçadan alınması kuraldışıdır. tekerine çomak somak.] güvenli. İng vomit (kusmak) < Ger. empedans [ML xx/c] ~ Fr impédence 1. engel olma. ped.] * "Zaten masdar olan emn'e edat-ı masdariyet ilhakıyla hasıl olmuş yanlış bir lugat olup Arabi değildir. elektrik akımında direnç < Lat impedire engel olmak. güvenilir " emir1/emr[Kut. emniyet" emanet [Men xvii] güvenlik < Ar amn [#'mn msd. 2.ayak " in+1. olgu. salma.] 1. emiss-dışarı çıkarmak & Lat e(x).göndermek " ex+. iş. acı duyma " en+.

per+2 * Karş.empermeabl [Bah 1924] su geçirmeyen yağmurluk ~Fr imperméable (sıvı veya gaz) geçirmeyen. imposit.Lat impressum damga.+ Lat ponere. iktidar " in+2. emperyal < Lat imperium imparatorluk " imparator [187+] ~Frimpérial imparatorluğa ilişkin empotans [ xx/c] ~ Fr impotence güçsüzlük. içine işlemek < OLat impraegnare hamile bırakmak & Lat in.koymak " in+1.iz bırakmak.] ticari mallar < emülsiyon [Cumh1928] ~Frémulsion bir sıvıyı (çalkalayarak) başka bir sıvıya karıştırma." in+2. damga ve mühür basmak. 2. şirket. mühür < Lat impremere. < Lat imprimere. girişim ." empresyon empresyon [ xix] ~ Fr impression vurup iz bırakma. .a. [LO ] vefat amr buyruk + Ar Haqq hak. t. impress. hak1 emrivaki olmuş " emir1. doldurmak. video emrihak [Men xvii] Allahın emri. sıkmak " in+1. press. üstüne atmak ~ Lat imponere. ~ Ar amticat^ [#mtc çoğ. damga vurmak " pres ~ Fr imprimé basılı. içine geçmek < Lat meare geçmek.+ Lat praegnans. Aş xi] nümuneler < Ar ma6al örnek " mesel emtia Ar matâc " meta [Barkan xvi] ~ Ar am8âl [#m81 çoğ.hamile " in+1 empresaryo [ xx/a] ~ Fr imprésario tiyatro veya gösteri organizatörü ~ İt impresario her çeşit girişimci. basma emprovize [ML xx/c] emprovizasyon ~ Fr improvisé hazırlıksız. pres emprime [Hay 1959 195+] (kumaş) < Fr imprimer basmak. dolgu yapmak. nüfuz edilemeyen < Lat permeare nüfuz etmek.a. izlenim ~ Lat impressio a. cinsel iktidarsızlık ~ Lat impotentia a. vaki olup bitmiş şey & Ar & Ar amr olgu + Ar wâqin emsal [Kut.basmak. hamile bırakmak. a. nüfuz etmek). hazırlıklı < Lat providere. baskı.a. işlemek ~ HAvr *mei-1 geçmek " in+2. & Lat in. & Lat in. doğaçlama & Fr in. Allah " emir1.olumsuzluk öneki + Lat potentia güç. post2 emprenye [etm [ML xx/c] ~ Fr imprégner 1. İng permeate (içine geçmek.+ Lat premere. potansiyel empoze [etm [Bah 1924] ~ Fr imposer yüklemek. bu şekilde elde edilen karışım ~ YLat emulsion a.] örnekler.a. provis. hakketmek & Lat in. müteşebbis < İt impresa marka.değil + Fr provisé öngörülmüş. posit. impress.

andaz.a.] ~ Fa ancâm son. boy-pos. & OFa han bir.olmak üzere iki varyanta sahiptir. a. bir adımlık uzunluk ölçüsü ~ OFa handâzag a.emdirmek < Tü emiz-/emzi.iç. orta " hem end(o)+ içeri " en+ ~ Fr/İng end(o). beraber.süt sağmak ~ HAvr *mlg. beden.) ~ İr *ham-dâman birbirine bağlama.a. serencam encümen ~ Fa ancuman toplantı. Yeni Farsça andaçtan. < OFa handâ%tan. artikülasyon < İr *dâman bağlama " hem endaze [Aş xiv] ölçü. emval "mal emzir[mek emmek " em<Tü [Neş xv] ~ Ar amwâl [#mwl çoğ. " ex+ * Karş. < Ar ana ben (birinci tekil şahıs zamiri) [Aş.[viii+ Uy] * Fiil kökü em. a.sona erdirmek EŞKÖKENLİLER: Fa ancam : encam. uzuv. < OFa hancâftan. tahmin ve takdir etmek Ar handasat biçimi Orta Farsçadan alınmıştır. emuls. oran.< Lat emulgere. kestirmek.ve emiz. eklemleme. en+ bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *en a. nihayet ~ OFa enayi mağrur ve cahil kimse enbiya peygamberler < Ar nabîy " nebi encam hancâm a. = Ave handâma a. a. miktar ~ Fa andâza 1. hancâm. hep ben diyen. birlikte (önek) + OFa *camân(ag) bir şeyin iç tarafı. 2. cemaat ~ OFa hancaman a.(atmak). kol ve bacak. 2. EvÇ xvii] enâ'I kendini bir şey sanan.a. içeri. bitim. ölçü. meclis. İng milk (süt). Yus xiv] ~ Ar anbiyâ' [#nbw çoğ.ölçmek. .(süt veya başka sıvıyı) kovadan aktarmak < Lat mulgere.< HAvr *melg.] mallar < Ar mâl [İMüh xiii] emzür. öz.a. (= Sogd andame a. biçim ~ OFa handâm a. muls. içte olma veya içe yönelme [ xi] en genişlik [Men. a. handâz.a. " in+1 en1 Tü Tü [ viii] en mübalağa edatı en2 ~ EYun en iç. içerisi ~ EYun entós endam [Kut xi] ~ Fa andâm 1. Karş.

] daha nadir. içinde (= Sans antara a. en nadir " nadir enderun ~ Fa/OFa andarün bir şeyin içi. 2.işaret parmağı" dijital endirekt [Cumh 1932] ~ Fa andîşa düşünce. çalışma " en+. yol açmak & Lat in. dük endüstri [DTC1943] ~Frindustrie1. 2. kaygı endişe [Yun.)" inter+ * Karş. faal < EYun érgon iş. bir yerin halkı " en+. endike [etm [ xx/b] ~ Fr indiquer belirtmek < Lat indicare belirtmek. ilçe. tümevarım ~ Lat inductio < Lat inducere. memleket. çalışarak ortaya konan şeyler.Fr énérgie iş yapma gücü ~ EYun enérgeia çalışkanlık. dijital endemik [ xx/c] ~ İng endemic bir ırka veya hayvan türüne veya bir bölgeye özgü olan (hastalık) ~ EYun endemikös yerli < EYun endemeö bir yerin yerlisi olma & EYun én + EYun demos 1. +gami [ xx/b] ~ Fr endogamie aile veya aşiret içi evlilik endokrin [ML xx/c] ~ İng endocrine iç salgılara ilişkin.henüz konuşamayan çocuk. indic.a. iç taraf. dem(o)+ ender ~ Ar andar [#ndr kıy. < Lat infans. içyüzü.konuşan < Lat fari. dahili + EYun krinö salgılamak endoskop gözleme aygıtı" end(o)+. indic. bağır < Fa/OFa andar iç.yaymak. +skop [KT xix] ~ Fr endoscope iç organları endüksiyon/indüksiyon [Bah1924] ~Frinduction çıkarsama. sermek. -e götürmek. çocuksu ~ Lat infantilis a. ortaya çıkarmak ene[mek sarkmak " inenerji Tü [ xi] éne. taşak < Tü én. etkinlik < EYun energós çalışkan.a. fabl . ifşa etmek < Lat index. EYun énteron (iç organlar). Lat internus (iç yüz). çalışkanlık.sevketmek " in+1.değil + Lat fans. Yus xiv] . fatsöylemek " in+2. t. çalışkanlık < Lat industrius çalışkan ~ ALat endo-struus ~ HAvr *sters.sevketmek.+ Lat *dex. erg enfantil [ xx/c] ~ Fr infantil çocukça. sanayi ~ Lat industria gayret.+ Lat ducere. işaret etmek.OFa handeşag düşünce < OFa handeşîdan düşünmek endogami " end(o)+.endeks [ xx/a] ~ Fr index gösterge. tıpta hormonların genel adı & EYun endós iç. [Bah 1924] iş yapma gücü. bebek & Lat in. [DTC 1944] sanayide muharrik güç .iğdiş etmek < Tü ének [xiv Kıp] haya. dizin ~ Lat index. dig.inmek.parmak " in+1. fant. duct.işaret parmağı & Lat in. induct.

tıkmak " in+1. farct. engin <Tü [MMem xvi] 1. dip. iltihaplı < Lat inficere.a. fars enfeksiyon enfekte [ xx/b] [ xx/a] ~ YLat infarctus tıkanma. kızıl- engebe [Kıp xiv] ingebe çukur ~ Yun engope engel. ~ Fr infrarouge kırmızı-altı.enfarktüs in.batırmak. ruj [ xx/b] [ xx/b] ~ Fr informel gayrıresmi " in+2.kesmek. kop. bulaştırmak & Lat in. " en+. şişirmek ~ Lat inflare a. arıza ~ EYun enkope a. bilgilendirmek ~ Lat informare zihninde canlandırmak & Lat in.üflemek " in+1.) enflasyon [Bah1924] ~Frinflation1. = Akad appu a.] küçük yılan ~ Fa angal düğme iliği. Ancak karş.şişme.kökünden. deflasyon * Ekonomik anlamı 1890’larda İngilizcede ortaya çıkmıştır. yarmak ~ HAvr *kop-a. derin.+ Lat facere.] daha nefis. enginar cynara scolymus ~ EYun kinára/kynára a. deniz [Arg xvi] enginara < Tü én derin. toz tütün [#'nf] burun (= İbr/Aram ap a.içinde + Lat formare biçimlendirmek " in+1. 2.a. form enformel/informel form enfraruj/infraruj ötesi " infra+. fact. tutan şey [EvÇ. köfte engel engerek Yun *angiráki [küç. tuzak. Men xvii] angirek bir tür yılan ~ * Yunanca sözcüğün yazılı örneğine rastlanmamıştır. kalp krizi & Lat ~ Fr infection iltihap ~ Lat infectio " enfekte [etm [ xx/a] ~ Fr infecter bulaşmak. < EYun köptö. Yun engeli (yılan veya yılan balığı).a.yapmak " in+1.a.a. kırmak.+ Lat farcire. en nefis < Ar < Ar anf enfiye [Bia xix] burun otu. . Lat anguila. enforme [etm [ xx/b] ~ Fr informer fikir vermek. & Lat iniçine doğru + Lat flare. iniş ~ Yun ankinára bir sebze. flat. piyasadaki para arzını şişirme. 2. her ikisi HAvr *angwhi. infect. faktör enfes naffs " nefis1 ~ Ar anfas [#nfs kıy.a. iltihaplanmak < Lat infectus bulaşık. enflasyon ~ İng inflation < İng to inflate şişmek. şişirme.

durmak " in+1. dikmek. dikmek enstantane [Bah 1924] ~ Fr instantané anlık. kast enstale [etm [ xx/b] ~ Fr installer yerleştirmek ~ OLat installare (bir göreve) atamak. statut. anket enik/encik Tü [Uy viii+] enük hayvan yavrusu [Çağ xv+] yakın akrabanın kocası. a. Katolik kilisesinde soruşturma kurumu ~ Lat inquisitio a. örnek < OFa ensar [Ferec xv] ~ Ar anSâr [#nSr çoğ.] yıkıntılar. hazır olmak & Lat in. sorgulamak & Lat in. quaest. kurmak < Lat status durum.durdurmak. haram.sormak " in+1. hazır. soruşturma. varolmak. inquaest. < OFa nmüdan göstermek " nümayiş ~ Ar anqâD [#nqD çoğ. Eski Yunanca ve Farsça biçimler bilinmeyen bir ortak kaynaktan alınmış olmalıdır.elde olan. paye vermek < Ger *stalljan koymak.+ Lat quaerere. kodaman enişte kadın akrabanın kocası * Anlam bakımından açıklanmaya muhtaçtır. kurmak < Lat statuere. [Men xvii] kızkardeşin veya ~? Fa angişta zengin çiftçi.değil + Lat castus temiz.+ Lat stâre. duruş " statü . Muhammed'e Medine'de yardımcı olanlar < Ar nâSir yardımcı < Ar naSara yardım etti ense Tü? [Kıp.a.] yardımcılar.koymak.soruşturmak. sınırı aşan & Lat in. DK xiv] erjğse boynun arka tarafı ensest [ xx/c] aile içi cinsel ilişki ~ Fr inceste gayrımeşru cinsel ilişki (özellikle aile içi) ~ Lat incestus yasak.* Karş. harabat < Ar ~ Ar unmüSac nümune. istasyon enstitü [Bah 1924] ~ Fr institut araştırma kurumu ~ Lat institutus kurulmuş olan şey. şimdiki < Lat instâre durmak. & Lat in.a. < Lat inquirere. t. jet enkaz nuqD yıkım. EŞKÖKENLİLER: EYun kinára : enginar Fa kangar : kenger engizisyon [ xx/a] ~ Fr inquisition 1. stat. izleyiciler. özellikle Hz. 2. mahrem " in+2. göz açıp kapayıncaya kadar olan < Fr instant an ~ Lat instans.a. dikmek ~ HAvr *stol-no-< HAvr *stel. institut. enjekte [etm [ xx/b] ~ Fr injecter zerketmek ~ Lat iniectere "içine atmak".+ Lat iactare atmak " in+1. yıkıntı " nakz enmüzeç nmüdag a. kurum < Lat instituere. Fa kangar (yaban enginarı).dikmek.

esans enterkonekte [195+] ~ İng interconnected birbirine bağlı & İng inter arasını + İng connect bağlamak.] iç çamaşırı. tact. anlayış < Lat intellectus a. inşa etmek " in+1. entegral/integral [ML xx/c] integral bütünsel. " in+1. < Lat intelligere anlamak.yığmak. müzikte çalgı ~ Lat instrumentum a. idrak eden " entelektüel enter(o)+ ~ Fr entér(o). abartmak " tansiyon entari Fa andan içe ait < Fa andar iç " enderun entbent tarümar. kültürlü kişi < Fr intellect akıl. idrak etmek. tam. integr. teçhizat. matematikte entegral ~ Lat integralis bütünsel" entegre entegre [etm [ xx/b] ~ Fr intégrer bütünlemek. zorlamak. lejyon entelijensiya/intelijensiya [CMeriç1963] ~Fr intelligentsia aydınlar zümresi ~ Rus inteligentsiya < Fr intelligent akıllı. zeki ~ Lat intelligens.a. oluşturmak. paramparça " bent ~ Fr intensif. enternasyonal uluslararası" inter+.anlayan. bütün & Lat in.iç " inter+ enteresan enterese [Bah 1924] ~ Fr intéressant ilgi çekici" enterese [etm [ xx/b] ~ Fr intéresser ilgilenmek. gereç.+ Lat tangere.+ Lat struere.ince bağırsak < E Yun énteron bağırsak. iç etek. struct. dikmek. a. ilgilenmek & Lat inter içinde + Lat esse olmak " inter+.dokunulmamış. genelde iç organları ~ HAvr *en-ter. nasyonal [187+] ~Frinternational . KT xix] endbend ~ Fa andwand ~ Fr intégral 1. donanım./ İng enter(o). lect. struct. aneks * Türkçede Fransızca telaffuzla benimsendiği halde Fransızcada mevcut bir sözcük değildir.dokunmak ~ HAvr *tag. intens. -ive yoğun < Lat (~ Ar antarî [nsb. tümel.enstrüman [ xx/b] ~ Fr instrument araç.germek. ayırdetmek & Lat inter iki şey arasında + Lat legere1.kurmak.a.seçmek " inter+. donatmak. onarmak < Lat integer. bir bütüne eklemek ~ Lat integrare bütünlemek. teçhiz etmek & Lat in. strüktür ensülin/insülin [ xx/b] ~ Fr insuline pankreasta Langerhans adacıkları tarafından salgılanan hormon < Lat insula ada entansif/intensif [ xx/c] intendere. sutyen ) ~ [LO. < Lat instruere. bağ kurmak " inter+. bir konunun "içinde olmak". ilgilendirmek ~ Lat interesse farkında olmak. 2. takt entelektüel [ xx/b] ~ Fr intellectuel aydın. a. t. darmadağın.

< İt intrigare karıştırmak. enli kılıç.+ Lat venire. dahili" inter+ entipüf[ten ~ Fr interner bir müesseseye kapatmak.a.sesinin korunması dikkat çekicidir. vurgu " in+1. söyleyiş makamı < OLat intonare makamla söylemek & Lat in. ~ Fr interner bir müesseseye kapatmak. ^ 1850 Rudolf Clausius.kesmek " en+. entomoloji [ML xx/c] ~ Fr entomologie böcekbilim < EYun éntomon kesilmiş olan şey. döküm ~ OLat inventarium < Lat invenire. Alm. böcek < EYun temnö. dahili " antre entim [ xx/b] dahili. fizikçi.içe doğru (edat) + EYun tröpe dönüş " en+.a.+ Lat tonare ses vermek < Lat tonus ses.a. eklembacaklı. tropik enva nevi " nevi [ xiv] ~ Ar anwâc [#nwc çoğ. ente (ben.a.rast gelmek. ~ Fr intime mahrem ~ Lat intimus [sup. mayalanmak & EYun én içten + EYun zeö kabarmak. kaynamak.a. Alm. & EYun en. dahili " antre enterne [etm [ xx/b] zorunlu ikamet ettirmek < Lat internus iç. coşepe [ xx/b] EYun spâthe kürek.gelmek " in+1. invent. hile. mayalanmak ~ HAvr *yeus.] en ~ ? [LO xix] entipüf boş. ton1 entrika [ 185+] ~ İt intrigo (tiyatroda) dolambaçlı hikaye / Fr intrigue a. fizyolojist < EYun enzeö içten kabarmak. bulmak & Lat in. sen. aldatma " in+1 entropi [ML xx/c] ~ İng entropy kapalı bir sistemin enerji kaybı sonucu belirsizlik veya durağanlığa doğru evrilmesi ~ Alm entropie a.. # 1878 Wilhelm Kühne.enterne [etm [ xx/b] zorunlu ikamet ettirmek < Lat internus iç. pala " apolet epeyi <Tü [Men xvii] epeyi ~ Fr épée eskrimde bir tür kılıç ~ Lat spatha ~ < Tü eyi" iyi * E5ğü > eyü > iyi dönüşümüne karşılık pekiştirme hecesinde e.. önemsiz * Belki Arapça gramer öğreniminde kullanılan ena. tom. saçma. avantür enzim [ML xx/c] ~ İng enzyme canlı organizmalarda katalizör rolü oynayan bazı kimyasal maddelerin genel adı ~ Alm enzym a. . tom(o)+ entonasyon [ xx/b] ~ Fr intonation makamla söyleme. en içerideki < Lat inter iç. & Lat in.+ Lat tricae dolanıklık.] çeşitler < Ar nawc çeşit. envanter [Bah 1924] ~ Fr inventaire ayrıntılı mal listesi. vent. aklını çelmek ~ Lat intricare a.) kalıplarından.a. " en+.

almak. od(o)+ epistemoloji [ML xx/c] ~ Fr épistemologie bilginin anlam ve özelliklerini inceleyen felsefe dalı < EYun episteme zihinsel hakimiyet. kriz basmak & EYun epí üstüne + EYun lambânö. derma(to)+ [ xx/b] ~ Fr épiderme üst deri ~ EYun epidermís epididim [ xx/b] ~ Fr épididyme husyelerin üst kısmında bulunan büklümlü kanal ~ EYun epidídymis "ikizlerin üstü".Fr époxy bir oksijen ve iki karbon içeren bir molekül grubu ve bu grubu içeren . tutmak " epi+. epilep. stâ. İng upon (üzeri). üst. bilgi < EYun epistâmai bir şeye veya konuya hakim olmak. üstüne gelme. lep. aydınlanma. di+ epifani [ xx/c] ~ Fr épiphanie ani ve beklenmedik manevi aydınlanma / İng epiphany 1. iç organları ve ağız iç yüzeyini örten doku. özellikle bir tanrının insanlara görünmesi < EYun epifainö birden görünme.a. [ xx/c] bir tür boya . & EYun epí + EYun dídymos ikiz < EYun dyo iki " epi+. 2. a.a. +loji epitel [ xx/b] ~ Fr epithélium 1.a. eis+. +log episod/epizot [ xx/b] ~ Fr épisode tiyatroda iki perde arasında oynananan kısa oyun [esk. sahne ~ EYun epeisódion araya giren şey & EYun epí + EYun eísodos giriş " epi+. meme başı dokusu. statik. 2. & EYun epí üst.epi+ ~ EYun épi üzerinde olma. üzeri). oyunda kısa bölüm. " epi+. a. aydınlanma. epidemi [ xx/b] ~ Fr épidémie salgın hastalık ~ EYun epidemia halk arasında (yayılan) şey.durmak " epi+. bilmek & EYun epí üzeri + EYun (h)istemi. aydınlanmak " epi+ epigrafi [ xx/b] ~ Fr épigraphie yazıtlara ilişkin uzmanlık dalı ~ EYun epigrafe son-yazı.a.tutulmak. mezar yazıtı" epi+. +graf epik [DTC 1942] EYun epikós < EYun épos destan " epos ~ Fr épique destansı. zar ~ EYun epithelion meme başı üstü & EYun epí üzeri + EYun thele meme başı (< EYun thâö süt emmek)" epi+ epoksi [ML xx/c] bir kimya terimi.]. İsa'nın tanrısal kimliğiyle üç krallara görünmesi hadisesi ve bu hadiseyi kutlayan yortu. destan tarzında ~ epilepsi [ xx/b] ~ Fr epilepsie sara hastalığı ~ EYun epilepsía a.karşı * Aynı kökten Lat ob (karşı. a. zuhur etme & EYun epí + EYun fainö ışımak. öne çıkma. ~ EYun epifaneia zuhur. sonra + EYun lógos söz " epi+. karşıya çıkma bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *epi. dem(o)+ epiderm a. lemma epilog [ xx/b] ~ Fr épilogue son söz ~ EYun epílogos a. salgın & EYun epí + EYun demos halk " epi+. < EYun epilambanö.

gibi" anlamındadır.organik moleküllerin ortak adı / İng epoxy a. varolmak.] büyükler. kalabalık.] * Karş. kışın 22 Aralıkta başlayan en soğuk kırk günü. topluluk [çoğ. fazilet. poem epos epri[mek Tü [ xx/c] ~ EYun épos destan. imek (yardımcı * Türkçe -imek ek fiili érmek biçiminden türemiştir.dışa + Lat regere. < Tü [Uy viii+] erat insanlar. a.a. rect. anlatı [ xi] opra. hüner [Or viii] erdem . & EYun epí + Fr/İng oxygène/oxygen " epi+.dikmek & Lat e(x).(varetmek. yıpranmak. ETü kündem (güneş gibi. çoğ. Arapça -at dişil çoğul ekiyle ilişki kurulması halk etimolojisidir. et-. Lat virtus (erdem) < vir (erkek). dikilme. erbain [Ali xvi] ~ Ar arbacîn [#rbc] kırk. -dem eki belki "benzer. erect. oldurmak) fiiliyle ilişkisi yapı bakımından açıklanmaya muhtaçtır. amaç < Tü er-" er- ereksiyon [ xx/c] ~ Fr érection dikme. reji . ulu kişiler. dökülmek. yıpran- <EYu psiló kıs epsilon harfi.: epri-. • Tü ét. [Kaş xi] . erek YT [CepK 1935] gaye. kısa n s a [ viii] er adam E er Tü h er[mek fiil) erat er " er Tü . zemherir < Ar arbacat^ dört" rubai erdem marifet. [EvÇ xvii] epri. EŞKÖKENLİLER: Tü epri-/oprı. erbab ustalar < Ar rabb " rab [ xiv] ~ Ar arbâb [#rbb çoğ.EYun épsilon Yunan alfabesinin beşinci Tü [ viii] ér. Karş. parlak).olmak. < Lat erigere. olgunlaşmak.(giysi) eskimek.doğrultmak " ex+. a. a.) < aran (adam). Karş. oksijen epope [DTC1943] ~Frépopée destan~EYun epopoiía destan okuma & EYun épos destan + EYun poieö yapmak. [Mercimek xv] < Tü er " er * Türkiye Türkçesinde unutulmuş bir kelime iken Dil Devrimi döneminde canlandırılmıştır. [DK xv] . Moğ arad (adamlar. dikleşme ~ Lat erectio a. Karş. inşa etmek " epos.

Dil Devrimi esnasında Eski Türkçe biçim bir fizik terimi olarak canlandırılmıştır. a. ~ Fa . ırgat. Moğ aran biçimi tekildir. adam. erkek. arkaik bir çoğul eki olduğuna ilişkin Clauson'un tezi kanıta muhtaçtır. çalışma). adam. argon. organik. erin[mek üşenmek. metalürji. EŞKÖKENLİLER: EYun érgon : alerji. olgun" anlamı düşünülebilir. eri[mek a.) Aramcadan alınmıştır. [TS xiii xiii] derviş Tü er (= Moğ aran er." er~ ergi[mek YT [TDK 1944] katı durumdan sıvı duruma geçmek. çalışma ~ HAvr *werg. erg.biçimini almışken.a. ~ Akad argamannu erguvan rengi. erik Tü Tü [Uyviii+]erğü- [Uy. organize. eril müzekker < Tü er " er Tü * Ada eklenen -il ekinin işlevi belirsizdir. reş. ergonomi. siderürji. kadırga. bükmek = Ave *reş.a. [LO ] ergenlik yüzde < Tü er. * -en ekinin işlevi belirsizdir. Kaş viii+] érük bir meyve. [Men ] ergen bekâr. garson. Alm werk (iş. hizmetçi). +nomi erguvan [Kut xi] ~ Fa/OFa argawân kızılımsı mor çiçekler açan bir ağaç. org. tembelleşmek [Uy viii+] erin- erişte [Yus xiv] rişte şerit şeklinde kesilmiş hamur rişta ip. garsoniyer ergen Tü çıkan sivilce [Uy viii+] errjgen büluğ çağına ermiş genç.çalışmak ~ Fr/İng erg fizikte iş birimi < EYun Aynı kökten İng work. letarji. organizma. sinerji. şerit < Fa/OFa riştan.a. Frk *warkjo > Fr garçon (işçi. bucurgat.a. kızılımsı mor renk ~ Aram argswânâ a. organ.eren Tü erkek)" er [ viii] eren er.[viii+ Uy] erimek " eri- * ETü ergü. şirürji EYun órgia : orji Alm werk : bulvar Fr garçon : alagarson. enerji.a. " erg.a.Türkiye Türkçesinde eri. zeveban etmek Tü ergü. [CodC xiii] irik YT [TDK 1944] * Ermek fiilinden "olmuş. iplik. kızıl mor * Ar urcuwan (a.eğirmek. erg [ML xx/c] érgon iş. ergonomi [ML xx/c] ~ Fr ergonomie işyerinde çalışma koşullarını inceleyen uzmanlık dalı / İng ergonomy "iş düzeni".

a. alyuvar & EYun erythrós kırmızı + EYun kytos hücre " eritr(o)+. rükün] dayandı.olmak " er[Aş xiv] ~ Ar arwâH [#rwH çoğ. ros. destekler. tüketmek < Lat rodere. Kaş viii+] érte sabah.] direkler.kırmızı (sadece bileşik isimlerde) ~ EYun erythrós kırmızı ~ HAvr *rudh-ro. tan vakti. rodaj erte ervah ruh Tü [UyB. Moğ erke (a.] ruhlar < Ar rüH " . rust (demir pası).a.a.< HAvr *reudh. payanda < Ar rakana [msd. ^ 1898 Bayer Gmbh. önemli kişiler < Ar rukn direk. [AL 192+] erkete polis ~ Yun er%etai "geliyor!" < Yun/EYun er%omai gelmek. erot. kuvvet..cinsel sevi. İng red < Ger *raudaz (kırmızı). iktidar. erkân [ xiv] ~ Ar arkan [#rkn çoğ. sit(o)+ erk YT [Or viii] güç. ermek " er- * Türkiye Türkçesinde kullanılmayan bir kelime iken Dil Devrimi döneminde dolaşıma sokulmuştur. çürümek " ex+. hastalık) geçmek. Alm. [CepK 1935] < Tü ér. Karş. cinsellik tanrısı Fr érotique cinselliğe ilişkin ~ EYun erotikós erozyon [ xx/b] ~ Fr érosion aşınma < Lat erodere. * Aynı kökten Sans rudhira. sabah. varmak ermin [ xx/b] ~ Fr hermine kürkü kullanılan bir küçük memeli .a. Lith raudas. eritrosit [ML xx/c] ~ Fr erythrocyte kırmızı kan hücresi. [Uy viii+] érteken/érte kün ertesi gün.). yaslandı erkek erken erte Tü Tü [Uy viii+] érkek a. [DK xiv] irken sabah < Tü érte " erkete geliyor anlamında deyim (argo) [LG 188+] herkete geliyor! (argo).a. yarın. < EYun éros eros [xx/b] [xx/b] EYun éros.olmak.a.a. [TS xv] erken < Tü ért. < EYun (h)éros kahraman.eritr(o)+ ~ Fr/İng erythr(o). Lat ruber.paslanmak.[viii+ Uy] (süre. erosçürüyerek tükenmek. İng ruddy (kızıl). yarı-tanrı eros erotik a.Lat (müs) armenius Ermenistan faresi < öz Armenia Doğu Anadolu'da bir ülke eroin [ xx/a] ~ Fr heroine morfinden elde edilen uyuşturucu madde ~ Alm heroin a. bir yerden başka yere geçmek < Tü ér. ESlav rudu. [CodC xiii] a. tam olmak.

] efsaneler.] rızklar < Ar rizq " [Uy viii+] éş arkadaş.a. havaya savurmak [Çağ xv] kazmak. ~ Ar asbâb [#sbb çoğ. DK xi] esbab [Uyviii+]eşgeka. atkı ~ Ger esatir ~ Ar asâTir [#sTr çoğ. ahbap ~ Fa as müzikte durak işareti [ xi] es-1 esmek.] ölçü. .olmak eşantiyon *scandaculum esaret esir eşarp *skerpâ torba * Karş. kaideler < Ar uss " [ xx/b] ~ Fr échantillon nümune ~ OLat [küç. parfüm ~ OLat essentia öz. mitler. İng scarf (a.). tırmanmak " iskele ~ Ar isârat [#'sr msd.] temeller. yarmak). bitkisel öz.] tutsaklık < Ar asır tutsak " [Hay 1959 195+] ~ Fr écharpe başörtüsü.erzak rızk eş es [geçmek es[mek eş[mek Tü Tü? Tü [Kıp xiv] ~ Ar arzaq [#rzq çoğ.] önceki.) sözcüğü ile muhtemel etimolojik ilişkisi 200 yıldan beri geniş çaplı olarak tartışılmıştır. Ermenice sözcük muhtemelen HAvr *ekwos (at) kökünün türevidir. Yunan edebiyatında mitolojik öykülerin parodisi niteliğinde anlatı veya oyun " satir esbak sabık esbap Ar sabab " sebep eşek Tü ~ Ar asbaq [#sbq kıy. 15.a. yy'dan itibaren örnekleri bulunan Erm éş. işak (a. ölçek < Lat scandere basamak çıkmak.] isimler < Ar ism esans [Bah 1924] ~ Fr essence bir şeyin özü. [Men xvii] ayaklarıyla yeri kazmak * Karş. geçmiş " [Kut. masal < EYun sátyros 1. ana madde < Lat esse olmak ~ HAvr *es. 2. yy'dan eski örneğinin bulunmaması şaşırtıcıdır. esas üs [ xiv] ~ Ar asâs [#'ss çoğ.] sebepler < * 5. keçi ayaklı ve insan gövdeli efsane yaratığı. mitoloji < Ar usTürat efsane. eski. Kırg eş.(deşmek.a. esami " isim [MMem xvi] ~ Ar asâmin [#smy çoğ. dost.

istirahat etmek " asayiş eser [Aş xiv] ipucu.] biçimler < Ar şakl biçim " şekil eskale [etm [ xx/c] < İng to escalate tırmanmak. kabuk ~ Frk *skala deniz kabuğu [ xx/b] ~ Fr escalope ince et dilimi < EFr escale * Karş. merhamet etmek eşit < Tü eş" eş YT [CepK 1935] müsavi * Ada eklenen -it ekinin işlevi belirsizdir. örtmek < Tü es-" es- * Daha önce ender olarak "rüzgâr. âsây. shell (deniz kabuğu). " ezkaza "e sk i- . [Uy viii+] eşük örtü. sanat eseri < Ar a6ara aktardı eşik esin Tü YT ~ Fa/OFa âsân ~ Ar a6ar [#'6r msd. esir [Kut. a. basamak " iskele * Fransızca *escaler biçimi mevcut değildir. iz. nihayet" +loji eskaza es ki Tü » [ Uy vi ii +] es ki a.] 1.a. Aşxi] ~Ar asır [#'srsf. [ xi] eşik kapı [CepK 1935] vahiy.acımak. İng scale (balık pulu). tırmandırmak < İng escalade bir duvar veya kaleye merdiven dayayarak tırmanma ~ İt scalata a.eşel mobil [ xx/c] bir maaş hesaplama sistemi ~ Fr échelle mobile hareketli merdiven & Fr échelle basamak. eskatoloji [ML xx/c] ~ Fr eschatologie kıyamete dair söylem / İng eschatology a.dinlenmek.a. merdiven (~ Lat scala a.] tutsak = Akadasıru savaşta alınan tutsak < Akad eseru ödeme talep etmek. sağlıklı rahat. < EYun es%atos son. [ 191+] hüviyet ve polis belgelerinde kişinin görünüşüne ilişkin kayıtlar ~ Ar aşkâl [#şkl çoğ. ayak izi. nişan. haraç almak esirge[mek Tü [Uy viii+] ésirge. 2. dingin. kolay < Fa/OFa âsüdan.kapamak. ilham < Tü eşü.a. mobil esen [Uy viii+] esen sağ. eskalop pul.) + Lat mobile hareketli" iskele. salim. esinti" anlamında kullanılan bir sözcük iken Dil Devrimi döneminde yeni bir anlamla tedavüle sokulmuştur. < İt scala merdiven. eşkâl [Men xvii] biçimler.

özellikle halk sınıfları [#Snf çoğ.eski[mek Tü [Uyviii+]eski-/eskir-a. a. [Men xvii] fakirler. usit. ~ EYun s%edios geçici.] bedbahtlar. şofben esoterik/ezoterik [ xx/c] ~ Fr ésotérique batıni.a. krimineller [Kıp xiv] bedbahtlar.Fr espadrille Rousillon bölgesine özgü hasır tabanlı ayakkabı ~ Katalan .a. garipler. korekt eskrim [ xix] ~ Fr escrime kılıçla vuruşma sanatı < EFr eskermir kılıç darbelerinden kendini korumak ~ Ger *skirmjan korumak. hafif tabanlı ayakkabı .] Allahın isimleri < esnaf [Ferec xvi] sınıflar. uzatmak eşofman [ xx/b] ısınma giysisi ~ Fr échauffement ısınma.a. eşkin Tü [ xi] eşkin yürük at < Tü eş-1 hızlı ve geniş adımlarla yürümek eşkiya haydutlar. ~ İt scorta a. esami. müsvedde ~ İt schizzo a.[TS xvi xvi] eskil- * Nihai kökün sıfat mı fiil mi olduğu açık değildir. eşlikçi / İng escort a.a. ~ Ar aşqiyâ' [#şqw çoğ. correctdüzeltmek " ex+. ısıtma. ısıtmak < Fr chauffer ısıtmak " ex+. meslek grupları < Ar Sinf" sınıf esne[mek Tü [ xi] esne. önemsiz. zavallılar < Ar şâqin " şaki eskiz [ResCGaz 1911] ~ Fr esquisse taslak. sınıflar. sporda ısınma hareketleri < Fr échauffer ısınmak. zavallılar.a. esmer [ xiv] (sıfat) < Ar sumrat koyu kahve rengi esna [MMem xvi] olduğunu ifade etmek için kullanılan edat" sani ~ Ar asmar [#smr] siyaha yakın koyu kahverengi ~ Ar a6nâ' [#6ny] iki şeyin aynı zamanda ~ Ar aSnâf [Ali xvi] ~ Ar asma' [#sm çoğ. ~ Lat schedius a. savunmak " ekran esma Ar ism " isim * Karş. < İt scorgere yol göstermek ~ OLat *excorrigere (yanlış olan bir şeyi) düzeltmek < Lat corrigere.] loncalar. gizli ilimlere ait / İng esoteric a. ~ EYun esöterikös içsel.gerinmek < Tü es-2 [xi] germek. içeri" eis+ espadril [ML xx/c] espadriy üstü bez. rastgele " çetele eskort [ xx/c] ~ Fr escorte kılavuz. batıni < EYun esöteron içeride olan < EYun esö iç..[Kıpxiv]eski-/eskir-.

belli). < Katalan spart ip yapmakta kullanılan bir ot. gözetçi" ispiyon [ xx/b] ~ Fr espionnage casusluk < Fr espion [ xx/b] ~ Fr espace alan. duyumsamak ~ HAvr *awis-dhyo.esmek. oyma tahta veya bakır baskıyla elde edilen resim ~ İt stampa " ıstampa ester kimyacı (19. İng space (alan. zekâ. [Men xvii] hint keneviri bitkisinden elde ~ Ar asrâr [#srr çoğ. +engiz ~ Ar aşraf [#şrf kıy. ıstampa. uzay). [Hay 1959 195+] güzelleştirici tıbbi müdahale ~ Fr ésthetique güzelliğe ilişkin [sıf.a. Baumgarten Aesthetica (1750) < EYun aisthetâ [n. kulak koyma < HAvr *au-4 duymak Aynı kökten Lat audire (duymak).duyu-verme. boşluk * Karş.] gizlenen şeyler. estetik [ARasim 1897-99] güzellik duyusu veya teorisi. uzay ~ Lat spatium yer. hasır ~ EYun spárton bükülmüş ip.] daha şerefli. Ave aviş (algılanan. sırlar < Ar sirr " sır1 * İkinci anlamı Türkçeye özgüdür. ^ A. nefes almak/vermek eşraf seçkin.] duyu organlarıyla algılanabilen şeyler. ruh < Lat spirare solumak. yy) " eter [ xx/b] ~ Fr ester kimyada bir bileşik ^ Gmelin. görülenler < EYun aisthânö algılamak. esrarengiz eşref şarîf" şeref esri[mek esTü " esrar. en şerefli < Ar [Uy viii+] esğür-/esür. soylu " şerif1 esrar edilen uyuşturucu madde [Barkan xvi] ~ Ar aşrâf [#şrf çoğ.] seçkinler < Ar şarîf [Yus xiv] sırlar. duymak. ruh. 2. espiyonaj casus. sicim espas alan. gizler.espardillo a. T. nükte ~ Lat spiritus nefes. .a. Alm.sarhoş olmak < Tü es. savurmak " estağfirullah [ xiv] affetme deyimi ~ Ar astağfiru-llâhi Allahtan merhamet dilerim < Ar istaġfara [#ġfr X] merhamet diledi" mağfiret estamp [Aİhsan 1891] estampa ~Frestampe1.]. güzellik teorisi [ad] ~ YLat aesthetica a. açık espri [REkrem <1887] ~ Fr esprit 1. çoğ. 2. mühür.

bina katı. Ave taeġa. varoluş etajer [KT xix] ~ Fr étagère raflı dolap < Fr étage 1.] şeyler.] giysiler < Ar 8awb giysi ~ Ar aşyâ' [#şy' çoğ. saplamak ~ HAvr * steig. töre < EYun eiötha alışkanlık edinmek.esvap " sevap eşya şey et Tü [ xiv] [ xiv] [Uyviii+]eta.düzenlemek. dolap rafı ~ OLat *stâticum a. statü. saplamak. uçucu bir madde ~ EYun aither gökyüzünün en üst tabakası < EYun aithö parlamak. yapıştırmak ~ Ger *stikan delmek. 2. hazırlamak. ahlaki ~ EYun ethikós ahlaka ilişkin < EYun éthos örf. [Oğ xi] yardımcı fiil < Tü *e5(i)t. lif etan etap [ xx/b] [ xx/b] ~ Fr éthane kimyada bir bileşik " eter ~ Fr étape konak. merhale ~ Hol stapel durak [Bah 1924] ~ Fr étamine seyrek dokuma ~ Lat etatizm [Bah 1924] etatizma ~ Fr étatisme devletçilik < Fr état devlet ~ EFr estat ~ İt stato 1. 2. hükümdarlık payesi. menzil. saplamak). itibar. durak.< Tü e5 varlık.a. < Lat stâre. a. alışmak etiket [Bah 1924] ~ Fr étiquette [küç.] yafta < EFr estiquier iliştirmek. ahlak. etek [ xi] etek giysi eteği * "Dağ eteği" anlamı sonradan türemiştir. devlet ~ Lat status " statü * İt stato 16.(mızrak). eter [KT xix] ~ Fr éther 1. imal etmek. stât-durmak " istasyon etamin stamina [çoğ. ~ Ar a6wab [#6wb çoğ. ] çocuklar < Ar Tifl çocuk " Tü etik [ xx/b] ~ Fr éthique ahlak.HAvr *ai-2 yanmak etfal tıfıl ~ Ar aTfâl [#Tfl çoğ. durma yeri. delmek * Aynı kökten EYun stizo (batırmak. yüzyıldan itibaren "devlet" anlamında kullanılmıştır. nesneler < Ar şay' " et[mek Tü [ viii] et. atmosferin en üst tabakası. 2. adap. süslemek.sivri bir şey batırmak. yanmak .] < Lat stamen iplik. etil [ xx/b] ~ Fr éthyle kimyada bir bileşik " eter .

çadır ~ Ar acü5u bi-llâhi .a. etn(o)+ (sadece bileşik isimlerde) ~ EYun éthnos ulus. inceleme ~ Lat studium gayret.] taraflar. a.a. katolik kilisesinde ayin yöneten rahibin taşıdığı göğse sarkan atkı. a.< HAvr *(s)teu-1 bastırmak. sıcak oda ~ OLat *extufa baca. -men1.a. etüd [ResCGaz 1911] ~ Fr étude (bilimsel veya eğitsel) çalışma.a. çaba göstermek . < E Yun étymon bir şeyin aslı. yöre. ileri atılmak * Karş.a.). dört ~ Fr étriller kaşağı.etimoloji [ xx/b] ~ Fr étymologie sözcüklerin kökeni ve evrimini inceleyen bilim ~ E Yun etymología a. asıl " +loji etiyoloji [ xx/b] ~ Fr étiologie tıpta bir hastalığın nedenlerinin incelenmesi < EYun aitiá sebep. caw5/mac^â5] sığındı" Allah ev Tü [ viii] eP konut.a. Karş. kavimsel ~ EYun etol [Hay 1959 195+] ~ Fr étole 1. sorumluluk (~ HAvr *ai-t-ya. tel fırça ~ Lat strigilis a. < EYun éthnos ulus. kavim etnik [DTC 1943] ethnikós a. " ex+ * İng stove (a. faktör [CepK 1935] nüfuz. ocak < OLat *extufare duman çıkarmak < Lat tufare tütmek ~ EYun tyfö a. kavim " etn(o)+ ~ Fr éthn(o). 2. ~ HAvr *dheubh.HAvr *stud-e.a.ulus. etraf yön < Ar Taraf" taraf etriye [Yus xiv] [ xx/c] ~ Ar aTrâf [#Trf çoğ.) Eski Fransızcadan alınmıştır. kavim ~ Fr éthnique ulusal.< HAvr *ai-1 tayin etmek)" +loji etken etki etkin etmen YT YT YT YT [CepK 1935] muharrik. tesir [CepK 1935] müessir [Fel 194+] amil < < Tü et< Tü etTü et-" et< : Tü et-" et"et"et- * -men ekinin işlevi ve Yeni Türkçe meslek isimleri üreten -men ekiyle alakası açık değildir. kürkten yapılmış atkı ~ Lat stola uzun cübbe ~ EYun stole a. çalışma < Lat studere gayret etmek. euzubillah [ xiv] merhamet dileme sözü Allaha sığınırım < Ar câ5a [#cw5 msd. -men2. doğrusu < E Yun étymos gerçek./ İng ethn(o). İng study (a. etüv [Bah 1924] ~ Fr étuve ısıtma kabini ~ EAlm stuba ev hamamı.

döndürmek * Karş.] vakıflar < Ar evla [Env xiv] ~ Ar awlâ' [#wly kıy. evele[mek evelik ever[mek <Tü [DK xiv] evlendirmek < Tü ev" ev evet Tü <ikil evelemek gevelemek lafı ağzında dolaştırmak " gevele- [xi]yemet a. Fr domestique < Lat domus (ev).çevirmek. a. devir-. vazo evcil YT [ xx/b] ~ Fr évasé ağzı genişletilmiş.] vehimler.evanjelik [xx/c] ~Frévangelique Hıristiyanlığı yayma ve benimsetme çabasında olan / İng evangelic(al) 1. yerleşmek. yeğ < Ar waliya yakın idi. yanında idi" velayet evlat Ar walad çocuk " velet evlek açılan yol ~ EYun aúlaks a. tarlada sabanla [ xi] ewlen. vazo şeklide < Fr < Tü ev" ev <Tü [CepK 1935] ehli * Karş. [Oğxi]emet/evet teyit sözü evham korkular < Ar wahm " vehim evir[mek Tü ~ Ar awhâm [#whm çoğ.. yakışan.a. [Kıp xiv] izdivaç etmek [Aş xiv] ~ Ar awliyâ' [#wly çoğ.a.eve kavuşmak. < EYun euángelos 1. 2. çevir-. Ar ahlı < ahl (ev halkı).] veliler < Ar < Tü eP " . iyi haber. İncile ait. yarık. İncil" incil evaze vase vazo " ex+. eğirevkaf waqf" vakıf1 [Neş xv] ~ Ar awqâf [#wqf çoğ. evcimen [TS xv] evine bağlı Tü ev " ev * -cimen ekinin işlevi açık değildir.a. müjde.] çocuklar < ~ Yun auláki ark. [ viii] ewür.a. evlen[mek ev evliya walîy " veli Tü [Yus xiv] evlad [Kan xvi] ~ Ar awlâd [#wld çoğ. 2. daha değerli.] daha uygun. ~ EYun euangelikós a.

döndü " alet ex+ ~ Lat e(x) dışa ve uzağa doğru hareket. Gül xiv] en önce gelen < Ar âla geri gitti. salmak. Mezid xv] ~ Ar awrâq [#wrq çoğ. evsaf waSf" vasıf [Env xiv] ~ Ar awSâf [#wSf çoğ.evolüsyon [Bah 1924] ~ Fr evolution evrim. " ek+ * Latince bazı ünsüzlerden önce e-. yy'dan sonra örneği bulunmayan bir sözcük iken Dil Devrimi döneminde canlandırılmış ve yeni anlam yüklenmiştir. beylerbeyilik [ xvi] Osmanlı devletinde 1590'lardan itibaren en büyük idari ~? Ar *iyâlat [#wly IV msd.] kâğıtlar < evreka [P Safa 1949] Yunanlı fizikçi Arkhimedes'in (MÖ 290212) bir keşfi üzerine bağırarak söylediği söz ~ EYun (h)eureka buldum! < EYun (h)euriskö bulmak. (kitap) okumak & Lat e.] birinci. taraf. gelişme ~ Lat evolutio < Lat evoluere (tomar veya katlı bir şey) açmak. evvel [Yus.ve devir. volta evrak Ar waraq " varak [Ömer b. feleğin çarkı [İMüh]. ayrılma bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *eghs a.evirmek. döndürmek. keşfetmek ~ HAvr *we-wre. idare " vilayet * Ar #wly fiilinin if cal masdarı olduğu genellikle kabul edilirse de Arapçada bu sözcük mevcut değildir ve biçim olarak da yanlıştır. İtalyanca biçimlerde s. Eş anlamlı olan vilayet sözcüğünün (belki Tü il/el etkisiyle) bozulmuş şekli olduğu düşünülebilir. Ör: İt sbandito < Lat *exbanditus. ilk. Fransızca biçimlerde é-. eye Tü [Uy viii+] eyegü yan.a. DK.) sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetildiği açıktır. diğer hallerde ex.] vasıflar < Ar ~ Ar awwal [#'wl kıy. alem ~ Tü evren gök kubbe.< HAvr *wers-2 bulmak evren YT [CepK 1935] kâinat. yuvarlamak " ex-. İlk kez bu sözcükte kullanılan YT -sel eki daha sonra çeşitli başka türevler yapımında kullanılmıştır. ev re ns el YT [ 1 93 +] u mu mi T ü e vr en " ev re n * Fr universel (a.] yönetim. evrim YT [CepK 1935] tekâmül < Tü evir-" evir- * Evir. kubbe şeklinde fırın [Kaş]. yuvarlanmak. vilayet.şeklini alır. çıkma. eyalet birim. döndürmek " evir* Türkiye Türkçesinde 15. Ör: efficere < exfacere.fiilleri eş anlamlı olduğu halde. YTü evrim ve devrim biçimleri arasında anlam ayrışması öngörülmüştür.+ Lat voluere dönmek. file başlayan fiillerde asimile edilir. a. çözmek. [ xi] kaburga . ejderha [DK] < Tü evür.şeklini alır.

] ilan etme. a. sıyırmak eza [Ali xvi] ~ Ar a5â' [#'5y msd. [ xi] ez.var etmek. [Fel 194+] fiil < Tü eyle-" eyle- eylül ~ Ar 'aylül şemsi takvimin yedinci ayı ~ Aram 'elül Arami takviminin altıncı ayı ~ Akad elülu hasat. cümle ezel ezgi bestesi. " ek+ ez[mek Tü ~ Fa aywân köşk. kazımak. büyük sofa.sivri bir aletle çizmek. * EYun dialektike teriminin Türkçe tam çevirisidir.yapmak.[xi] a. evet & Ar ~ Fa az uzaklaşma ve dışarı çıkma bildiren edat. [LO 1876] bir nevi köylü ~ ? Ezmek fiiliyle anlam ilişkisi kurulamaz. kemer [Kıp. eziyet ~ Ar a5ân [#'5n IV msd. madde " eteylem YT [CepK 1935] muamele. DK xiv] eyle.[xi Oğ] konuşmak. [CepK 1935] nağme [Kut xi] ~ Ar azal [#'zl msd. söylemek < Tü ay.] sonsuz eskilik [Mercimek xv] bir tür hızlı beste.[YT] karşılıklı söylemek < Tü eyit-/ayıt. ~ Fa az bar/az barm ~ Fa az cumlat bütünüyle. işe yarar hale getirmek. toplu olarak & ezan [Ferec xv] duyurma. . namaza çağrı " izin ezber [Kıp xiv] ezber dutmak hafızadan & Fa az -den + Fa barm hafıza. DKxiv] ~ Ar ayyâm[#ywmçoğ] günler < [Kıpxiv] ~ Fa aywâh/âwâh teessüf ünlemi ~ Ar ay wallâhi yeminle evet.] incitme. çağrı. oldurmak. bağbozumu eytişim YT [Fel 194+] diyalektik < Tü *eytiş. etmek < Tü e5 varlık. [Kıp.eyer Tü [ xi] eder hayvan sırtlığı eyle[mek Tü [Uy viii+] édle. akılda tutma " ez+ ezcümle Fa az + Ar cumlat bütün " ez+. a. eyvah eyvallah ay evet + Ar wallâhi eyvan eyyam Ar yawm gün " yevm ez+ den ~ HAvr *eghs a.

uydurmak. demet. 2. a.] küçük anlatı. eza ~ Fa az qaDâ' kazara & Fa az + Ar " esoterik faal ~ Ar facc^al [#fcl im. çehre (argo) yüz. Çin hükümdarı. ~ OLat facus başak veya kamış destesi < EYun fákelos a. facc] acı ve üzüntü verdi.] / Ar facîcat^ [#fcc sf. özellikle demirci ~ HAvr *dhabhro. trajedi < Ar facaca [msd. fat. imalathane ~ Lat fabrica a.söylemek.a. başak veya kamış destesi. görünüm ~ Lat facies suret. kaza ezoterik » [Kıp xiv] ~ Ar aSiyyat [#'5y msd. güneş. masal < Lat fari. 2. imal etmek fabrikasyon etmek " fabrika fabrikatör fabricator " fabrika [ xx/b] [187+] ~ Fr fabrication imalat < Fr fabriquer imal ~Frfabricateur imalatçı~Lat ~ İt faccia faça [AL 192+] yüz. bereket. yüz facia [Men xvii] fâcicat ~ Ar fâcicat^ [fa. sima.] incitme.] çok etkin. eylemli" fiil fabl [ xx/b] ~ Fr fable masal.< HAvr *dhabh. < Lat fabricari imal etmek < Lat faber sanatkâr. kahretti fağfur [Yus xiv] ~ Ar fağfur 1.] acı veren talihsizlik. a.eziyet verme " eza ezkaza/eskaza qaDâ' " ez+. mesel ~ Lat fabula [küç. surat. " fon(o)+ fabrika [ 183+] ~ İt fabbrica işlik.el becerisiyle yapmak. f. Çin hükümdarlarının sıfatı & Sans bhága baht. anlatmak ~ HAvr *bhâ-2 a. cephe. . Çin porseleni ~ Sans bhágaputra Güneşin oğlu.a. tanrı + Sans putrá oğul" bahş fagot [ xx/b] ~ Fr fagotte nefesli bir çalgı ~ İt fagotto 1.a. f.

icra etmek * Fr faire. gurur duydu faik fail faiz karşılık ödenen artık para " feyiz fak [Aş xiv] ~ Ar faHiş [#fHş fa.] yapan. gurur < Ar fa%ara mağrur oldu. eden " fiil ~ Ar fa'iD [#fyD fa. delirmek) EŞKÖKENLİLER: Ar #fqr : fakir.] üstün olan " fevk ~ Ar facil [#fcl fa.] bilgin. a.] azgın.] yoksul (= faks [ 198+] ~ İng fax "belgegeçer" < İng facsimile & Lat fac yap (< Lat facere. f. mutlak olarak ~ Ar faqîh [#fqh sf.] ~ Ar fa'iq [#fwq fa.] onursal < Ar fa%r [msd. yapan. fazla. imal eden.] kabul edilmiş ~ Ar faHişat [#fHş fa. imalatçı. utanmaz (şey ~ Fr/İng fahrenheit bir hararet birimi < öz ~ Ar fa%rı [#f%r nsb. İt fare (yapmak) biçimleri Lat facere'den türemiştir. eylemek.] tuzak ~ Aram pa%%â a. fukara fakr Ar faqîr [Kıp xiv] ~ Ar faqr [#fqr msd. Yus xiv] ~ Ar faqîr [#fqr sf. fakr. fakir olma < [CodC xiii] ~ Ar faqaT ancak. etken.] artan. matematikte çarpan ~ Lat factor yapan. simüle faktör [DTC 1943] ~ Fr facteur 1. eden.yapmak) + Lat similis benzer. fact.] fakirlik. etmek. azgın. [LG 188+] faka basmak tuzağa düşmek (argo) ~ Ar fa%% [#f%X msd. eden < Lat facere. utanmaz " fuhuş fahişe veya kadın)" fahiş fahrenhayt Gabriel Fahrenheit Hollandalı fizikçi (1686-1736) fahri onur. fact. bir borca . faktoring idaresi < İng to factor " faktör [ 199+] ~ İng factoring ticarette alacakların . fakat fakih hukuku bilgini " fıkıh fakir Aram #pqr deli. tıpkı" faktör.fahiş [Kıp xiv] sınırları aşan. yalnız. islam [Kıp.yapmak. bilge. 2.

falan [CodC xiii] felân/fülân pslân 've saire' anlamında kullanılan bir sözcük. fact. "tanrı çarpmış". ~ İbr/Aram * OYun peloní elmoní. a. 2.orak. beceriksizlik . hata. gösterişçi kimse Ar farfarat [msd. yetenek. 2. cezbeye tutulmuş < Lat fanum tapınak fanfar [ xx/b] ~ Fr fanfare gürültülü bando müziği < Fr fanfaronnade şatafat.yapmak " faktör fal [Kut xi] ~ Ar fa’l [#f ’l] iyiye tabir edilen alamet falaka ~ Ar falaqat [#flq] dayak atmaya yarayan değnek . harman savurma aleti [esk.kütük.a. fanatik [Bah 1924] ~ Fr fanatique asabi. müzikte yanlış nota. beceri. 2. Eski Yunan'da bir ordu birliği < HAvr *bhelg. < Lat fallere.EYun fálanks. falanjist [xx/b] ~Frphalangiste İspanya'da 1933'te kurulan sağcı parti mensubu < İsp Falange İspanya'da bir parti ~ EYun fálanks.] (hayvan. kütük. yanlış ~ Lat falsus a. familya [ 186+] ~ İt famiglia aile ~ Lat familia 1. kolay < Lat facere. kalın ağaç gövdesi * Aynı kökten Ger *balkan (kütük). pahalı ve gürültülü gösteriş < İsp fanfarrón şatafat meraklısı.Eski Yunan'da sıkı düzenli piyade birliği" falaka falçata/falçeta orak < Lat falx. 2.yanılmak. din ve parti gayretiyle gözü dönmüş ~ Lat fanaticus tapınağa ait olan. fals. Erm eġmoni peġmoni (falan filan) biçimleri Aramiceden alınmıştır.a. kabarmak " balya falso [KT xix] 1. el becerisi < Lat facilis yapılabilir olan.İt falso hata. hatalı olmak * İng fail (yanılmak). aynı çatı altında yaşayan hizmetliler zümresi [esk.] ~ Fr falaise dik kayalık sahil ~ Frk *falisa kaya (= fallus [ xx/c] ~ YLat phallus erkek cinsel organı ~ EYun fállos ereksiyon halinde erkek cinsel organı ~ HAvr *bhl-n-os < HAvr *bhel-2 şişmek. falang. falan ~ Ar fulân a. false (yanlış) biçimleri Latinceden alınmıştır. hane halkı < Lat famulus hizmetçi fan [ xx/c] vantilatör ~ Lat vannus harman savurma aleti ~ İng fan 1. kalın sopa.1.fakülte [Aİhsan 1891] üniversite bölümü ~ Fr faculté 1. falang. 2.]. üniversite bölümü ~ Lat facultas yapabilirlik. tırpan falez Alm fels a.].) [ xx/b] [ xix] bir tür bıçak ~ İt falcietto [küç. özellikle tavus kuşu) tüylerini kabartma < Ar farfara tüylerini kabarttı . falc.

< EYun fainö. fener. fan.] < Ar farâşat gece kelebeği. faraza farD varsayım " farz [Men xvii] farDâ . fotokopi.fani faniya öldü. aydınlanmak. görünür kılmak ~ HAvr *bhâ-n-yo. trifaze EYun fôs : fosfor. fantezi. açıp serdi" mefruşat * Modern anlamı biçiminden türetilmiş olmalıdır. KT ] faraDâ varsayalım ki < Ar İkinci 'a' sesi 19. fâo (ışımak). fotoğraf. [KT xix] süpürüntüleri toplamaya yarayan kürek ~ Ar faraş [#frş çoğ. kafatasının yan kemikleri. t-" fantezi fantezi [LO xix] fantazya süs. yy'dan önce Türkçede türemiş gibidir. fantazma. fanus.] ölen. aydınlatmak " fantezi far1 [ xx/b] ~ Fr phare 1. 3. fan-1. yok oldu " fena [Kut. EŞKÖKENLİLER: EYun faíno : epifani.EYun fantastikós " fantezi [ xx/b] ~ Fr fantastique görüntüsel. düşsel ~ Fr fantazma [ML xx/c] fantasma/fantazma fantasme hayal ~ EYun fántasma. hayal.[LO]fanela/flanela bir tür yünlü kumaş ~ İng flannel < Gal gwlân yün ~ HAvr *wels-na yün * Aynı kökten Lat lana < *wlana. aydınlanmak Aynı kökten EYun fôs (ışık). [LO. yüzünü boyamak ~ Frk *farwidhon boyamak * Karş. düş ~ EYun fantasía görüntü. 2. fotosel fanus [MMem xvi] ~ Ar fanus lamba. fantastik. fener ~ EYun fanós a. . her tür pervane kanadı. İng wool (yün). fenomen. pervane. 2. faraş [Men xvii] 1. Akad paraşu (uçmak. fot(o) +2. görünmek. ışımak. debdebe ~ İt fantasia / Fr fantaisie görüntü. pervane < Ar faraşa yaydı. gösteriş. aydınlatmak. faz. gece kelebeği. Lat vellus. fot(o)+1. otomobil ışığı ~ EYun fáros deniz feneri < öz Pháros İskenderiye açığında deniz feneriyle ünlü ada far2 [ xx/b] ~ Fr fard gözkapağı boyası < Fr farder makiyaj yapmak. Aş xi] ~ Ar fanin [#fny fa.a. kanat açmak). 2.< HAvr *bhâ-1 parlamak. foton. ölümlü < Ar ~İtflanella fanila [Bia185+]flanela. fenol. Aynı kökten karş. hayali. fantastik . deniz feneri. hayal < EYun fainö.aydınlanmak. Alm farben (boyamak).

yayılma < Ar faşa açığa çıktı. din veya yasa kuralı. 2. ödev. Ortaçağda dini oyunların sahne aralarına eklenen halk tipi diyalog. böldü (= Aram #prq ayırma. ~ Fr pharyngite boğaz enfeksiyonu < ~ İt farfalla geveze ve akılsız * Oy Farfara şarkısında kullanılan sözcük muhtemelen Yun Várvara P??P??? özel adıdır.] (sır) açığa çıkma.< HAvr *bhrekw. Fr < Ar farD [#frD nsb. f. farz [Aş xiv] ~ Ar farD [#frD msd. " faça [ResCGaz 1912] ~ Fr face yüz. Aş xi] ~ Ar fâriqat [#frq fa. tayin etti. bir akılyürütmede tartışılmaz veri olarak alınan şey. dini ödev " farz [Kut. olduğu yerden kurtarma farmakoloji fármakon ilaç " +loji [ xx/b] ~ Fr pharmacologie ilaç bilimi < EYun ~Frfrancmaç on mason & farmason [187+]franmason Fr franc1 serbest. dolma yapmak ~ Lat farcire.] varsayım " farz [ xx/a] falbala ~ Fr falbala süsleme amacıyla kullanılan geniş kurdele ~ Prov farbella bordür.tıkmak. çentti. EYun frâsso.] ayırdedici şey " fark ~ Ar farîDat [#frD sf. [Göv xvii] faraziye * Türkçeye özgü modern bir türevdir. doldurmak ~ HAvr *bhrkw-yo. sıkmak. frag.faraziye utopie karşılığı. çitle çevirmek).(daraltmak. özgür + Fr maçon duvarcı" mason fars [ xx/a] ~ Fr farce 1. cephe ~ Lat facies . çentik. farbala [KT xix] faraziyat varsayım üzerine kurulmuş şeyler. zorunlu kıldı faş [Aş xiv] ~ Fa faş aşikâr. bezeme fare farenjit [ xx/b] EYun fárynks. kalabalık etmek * Aynı kökten Lat frequens (sık. f. 2. açığa çıkmış ~? Ar faşw [#fşw msd. dağıldı fas a. sıkmak.] ayırdetme. farika fariza kılınmış şey. belirledi. sıkışık). farcttıkmak. ayrım < Ar faraqa ayırdı. boğmak. faryng. uzaklaştırma. 2. işaret. varsayım < Ar faraDa 1.] 1. kural koydu.a. 3.a. kaba güldürü < Fr farcir doldurmak. yayıldı.boğaz ~ HAvr *bher-2 delik farfara kimse [Men xvii] ~ Ar fa'rat [#f r] a.] yasayla zorunlu fark [Kut xi] ~ Ar farq [#frq msd. ayırdetti.

# 1919 İt.a. 2.] malum sebze.yapmak " faktör ~ Fr fasulye [ xix] ~ Yun fasoúlia [çoğ. fiğ. f.] haşerat < Ar fisfisat [onom. aralık. phaseolus vulgaris < Yun fasoúli a. ferah < ~ Ar fâSiq [#fsq fa. 2. dönem.] açık.] haşere. < İt fascio demet. imalat. ~ Fr fascisant Faşizme eğilimli" faşizm faşizm [192+]faşizma ~Frfascisme İtalya'da Mussolini tarafından kurulan siyasi hareket / İt fascismo a. fact.yapmak " faktör fasit [Kıp xiv] fasid bozan.a. demet" fasikül fasih [Aş xiv] Ar fasaHa [msd.] ara. kolaylık. kargaşa Ven fasàr [İt fasciare] bağlamak ~ Lat fasciare < Lat fascis bağ. müşteriye veya kamuya kolaylık sağlamak için yapılan düzenleme ~ Lat facilitas < Lat facilis yapılabilir olan. eski Roma'da otorite simgesi olarak taşınan çubuk demetine sarılı balta " fasikül fason [Tarik 1885] işletme dışına ihale edilen imalat işi façon 1. iple bağlı küme ~ HAvr *bhasko-demet fasıl/fasl[Kut xi] fasl ~ Ar faSl [#fSl msd.] doğru yoldan sapan. ziyan oldu " fesat faşizan [ xx/c] ~ Ar fâsid [#fsd fa. görevden aldı fasıla ~ Ar fâSilat [#fSl fa. yüreksiz adam. usul ~ Lat factio < Lat facere. sudan iş (argo) ~ Ar fasâfis [#fsfs çoğ. çete ~ Lat fascis 1. bölüm. bozuk < Ar fasada bozuldu. genişletti fasık " fısk [ xi] ~ Ar fasîH [#fsH sf. fasikül ~ Lat fasciculus [küç. ~ EYun fâselos baklagillerden ufak taneli bir bitki.] fesat eden. önemsiz. geniş. fact.] küçük demet < Lat fascis demet. vicia sativa . sıkıca birbirine bağlı grup. yapım. ahlaksız fasikül [Hürr 1948] ~ Fr fascicule kitapçık. kolay < Lat facere.] bölme. böldü. aralık " fasıl fasilite [ xx/c] ~ İng facility 1. demet. cephe " fasafiso [AL 192+] kıvırzıvır. 2. böcek. araya girdi.fasad faça [ xx/b] ~ Fr façade bina cephesi ~ İt facciata yüz. özellikle tahta kurusu fasarya ~ Yun fasaría keşmekeş. bir eserin veya müzik dinletisinin her bölümü < Ar faSala ayırdı. fasH] yer açtı. yapış şekli.

] 1. fals. kazanması beklenen yarışmacı ~ İt favorito tercih edilen < OLat favorare tercih etmek.fatal [ xx/b] ~ Fr fatal ölümcül ~ Lat fatalis mukadder. [KT ] satılan mal için çıkarılan ayrıntılı döküm. imalat. ecel < Lat fari. a. [ xx/c] tornacılıkta silindirik parçaların iç yüzüne açılan yiv ~ İt fattura 1. çirkin. ~ HAvr favori [AMithat 1877] yanak sakalı. onurlandırmak * Fransızca sözcüğün "yanak sakalı" anlamı 1830’larda dolaşıma giren bir moda deyimidir. kokuşmak * İngilizce sözcüğün ikinci anlamı fault (hata) sözcüğünden etkilenmiştir. açan şey.< HAvr *pü-2 çürümek. kokmuş ~ HAvr *pülo.pis. ~ Yun fába bakla ~ Lat faba a. fetheden " fetih ~ Ar fâtiHat [#ftH fa. yy'da Faenza'daki atölyeler tarafından benimsenmişti.hatalı olmak " falso fayans [Bah 1924] ~ Fr faïence çömlek üzerine işlenen bir tür sır ve bu yöntemle imal edilen eşya < öz Faenza İtalya'da bir kent * Endülüs müslümanlarınca geliştirilen fayans tekniği 15. [Hay 1959] kazanması beklenen yarışmacı ~ Fr favori 1. f. yazgı.] açan. fact. 2. iğrenç. 2. nasip olan. 2.yapmak " faktör * Tornacılık terimi olarak kullanımının kaynağı belirsizdir. ölümcül < Lat fatum "konuşulmuş olan". tercih edilen. örnek. 2. yanak sakalı. fay [DTC 1943 ] ~ Fr faille kırık. saygı göstermek. fat-konuşmak " fabl fatih fatiha [Aş xiv] başlangıç. kaçınılmaz. 3. a. fayda Ar fada yararlandı. fauna [ xx/b] ~ YLat fauna hayvanlar alemi < öz Fauna Roma mitolojisinde hayvanlar tanrıçası. faut. futbolda kuraldışı hareket ~ Ger *ful.saymak. alkışlamak < Lat favere. Faunus'un kızkardeşi fava *bhabhâ. faul [Cumh 1929] ~ İng foul 1. kazanç < EŞKÖKENLİLER: Ar #fyd : fayda. hatalı olmak. kazanç sağladı [Aş xiv] faide ~ Ar fâ'idat [#fyd fa. kader.] yarar. fatura [LO xix] nümune. yapım. çatlak < Fr faillir eksik kalmak. istifade. ifade. f. Kuran'm ilk suresi " fetih ~ Ar fatiH [#ftH fa. imalatçının yapılan işin ayrıntısını gösterdiği belge ~ Lat factura imalat < Lat facere. yetmemek ~ Lat fallere.tarafını tutmak. desteklemek ~ HAvr *ghowe. bozuk. müstefit .a.

feci ~ Ar facîc [#fcc sf.) EŞKÖKENLİLER: Ar #fdy : feda. foederittifak. özellikle şarap tortusu. ~ HAvr *paswr a.] kırma.] acı veren olay. Aş xi] fida ~ Ar fidâ' [#fdy msd. erdem " fazla fazla [Kut xi] [Kıp xiv] ~ Ar faDîlat [#fDl sf.ışımak. sözleşme. yardı feda [Kut. faDl] arttı. 2. hip(o)+1 fayton [ 186+] faeton/fayton . üzücü " facia ~ Ar facr [#fcr msd. artık.a.a. feda etme < Ar fada feda etti.] gün fecir/fecr[Kıp xiv] fecr doğumundan önceki aydınlık < Ar facara deldi. birleşme < Lat foedus.a. aydınlanmak " fantezi fazilet seçkinlik.] 1. posa ~ İng faeces tıpta dışkı ~ Lat faeces [çoğ. trajedi" facia feçes [ xx/c] faex tortu. ekstra < Ar faDala [msd.Fr phaéton kiralık at arabası < öz Phaëton mitolojide Helios'un at arabasını ödünç alıp deviren oğlu faz [ML xx/c] ~ Fr phase evre.a. kavradı fek/fekkaçma < Ar fakka kırdı.) + İng up yukarı hareket bildiren edat" pir(o)+.< HAvr *bheidh.] üstünlük. f. f. ~ Ger *fûri. aştı.a.] < Lat * Türkçe telaffuz Latince bilmemekten kaynaklanır.] / Ar fecaat [Men xvii] fecîcat facîcât^ [çoğ. keserek . [Cumh 1929] futbol federasyonu ~ Fr fédération özerk bölgelerin birleşmesiyle oluşan devlet ~ Lat foederatio ittifak. bedel ödedi (= Akad padü a.] trajik.] ~ Ar fakk [#fkk msd. kurtulmalık.) ~ Ar fahm [#fhm msd. ant ~ HAvr *bhoidhes. çok geldi.fayrap [AMithat1885] ~ İng fire-up ateşi artır!.a. kavrama < Ar fahama anladı. [Basirt 1873] payton . fidye. özellikle ayın evreleri ~ YLat phasis ayın evresi ~ EYun fásis ışıma < EYun fainö. (bir şey uğruna) bedel ödeme.güvenmek fehim/fehm[Kıp xiv] fehm anlama. fidye federasyon [ 185+]. ~ Ar faDlat [#fDl msd.] ölçünün üzerinde olma. çok oldu. uğruna (edat) ~ Ar facîcat^ [#fcc sf. keserek açtı (= Aram #pkk a. musibet. bedel. buharlı gemilerde "tam hız" emri & İng fire ateş (~ Eİng fyr a. fa. üstün idi fe+ ~ Ar fa için.

geri dönme . kadınsı ~ Lat femininus a.emziren < HAvr *dhe. fellah falaHa [msd. feminist taraftarı < Lat femina kadın " feminen fen/fennteknik bilimlere verilen ad üstesinden geldi [Bah1924] ~İng feminist kadın hakları [Aş. a. çevirme ) * Feleğin çarkı deyimi ilgi çekicidir. talih. < Lat femina kadın ~ HAvr *dhemnâ. zail olma. 2. emzirme). süt vermek * Aynı kökten Lat fellatio (emme. toprağı sürdü " felah fellik fellik ~ Ar fallâH [#flH im. Gül xiv] hüner. ustalık < Ar fanna becerdi. huzur. fetus (hamilelik). güvenlik.] refah. çark. tarımla uğraştı) fiiliyle semantik ilişkisi belirsizdir. * Arapça sözcüğün falaHa (yardı. [Men xvii] vulg. savaş meydanı (~ Ger *felthu. afet. toprağı sürdü. [ xix] Avrupa'dan alınan ~ Ar fann [#fnn msd. çıkrık (= Fen pelekum yün eğirme çıkrığı = Akad palâku dönme.] ~ EYun filosofía "bilgelik-sevgisi".düzlük. felsefe & EYun fílos seven + EYun sofía bilgelik. kötü. ölümlü dünya. fena [Kut xi] yokolma. yaramaz ~ Ar fana' [#fny msd. sanat. felaket [#flk msd. Aş xi] ~ Ar falak [#flk msd.emzirmek.] 1. alan ~ HAvr *pelstu.] beceri. feleğin sillesi ~ Ar *falâkat feldmareşal [KT xix] ~ Alm feld-marschall Alman ordusunda bir rütbe & Alm feld düz arazi.] < Ar falak " felek [Bia xix] bela. sofist feminen [ xx/c] ~ Fr féminin dişil. 3. çıkrık. baht ~ Aram pelekâ çark. akşam < Aram #pny dönme. mareşal feldspat [DTC1943] Alm feld düz arazi. zor bir işin * Avrupai bilimleri "medrese öğretisi" anlamında cilm'den ayırdetmek için kullanılan yumuşatıcı deyimdir. yıldızların döner küresi. toprak işçisi < Ar [KT xix] filenk filenk telaşla arama belirten bir deyim felsefe ~ Ar falsafat [#flsf msd. hüner. alan + Alm spath alçıtaşı" feldmareşal ~Alm feldspath bir tür kayaç& felek [Kut.] yokolma. kurtuluş ~ Ar falaH [#flH msd. bilgi" fil(o)+. başarı. falH] yardı.felah [Aş xiv] mutluluk. zail olma. [Aş xiv] ölüm.] çiftçi.< HAvr *pels-2 yayılmak) + Alm marschall mareşal" plato. kararma = Aram psnây gün dönümü.

hile. kurnazlık . [ xviii] kadınların giydiği bir tür üst giysi.a.a.~ fra.] yarık. görüntü < EYun fainö aydınlanmak. [Kan xv] . yarık açtı [ xiv] ferc ~ Ar farc [#frc msd.fenafillah fena. ağız. Sans súvar (güneş. ışık.a.a. boşluk.(nur.Ar fann beceri.a. tüketti.a. parıltı.] (göz veya kavrayışta) keskin olma ~ Aram psrâşâ ayırt etme < Aram #prş ayırma.~ HAvr *per-1 ön " per+1 * Modern Farsçada işlek olmayan bu önek. ~ HAvr *pro-/prö. ~ Ar farâğat [#frġ msd. açık ~ OFa frâh a.] küçük lamba < EYun fanós fener.güneş * Karş. görünmek " fantezi fent [Men xvii] fend vulgò pro fenn. svárn?ara. aydınlanmak " fantezi ~ Fr phénole yanıcı bir kimyasal madde < EYun fenomen [Bah 1924] ~ Fr phénomene görünen şey. ihtişam). = Sans prâthu a. 2.] 1.] bir mülkü ferace feragat [Yus xiv] veya makamı bedelsiz olarak terketme " ferağ ferah frâtha a. Aynı kökten Lat prö. (= Ave hvarsnah. (= Ave feraset [Kut xi] firaset ~ Ar firâsat [#frs msd. surah) > súrya (güneş). < Ave hvars. allah ~ Ar fana ff-llah Tanrı içinde yokolma " ~ Yun/EYun fener [CodC xiii] fanar deniz feneri. ihtişam.öne. gün ışığı. yardı. lamba " fanus fenol [ xx/b] fainö ışımak. Alm vor. beceri. ileriye. gen.Ar farüc/furüc [#frc] ulema sınıfından olanların giydiği bol cübbe Ar faraca [msd. parıltı. Orta ve Eski Farsçadan alınan kelimelerde görülür.a. dişilik . fi. hüner " fen feodal [ xx/a] ~ Fr féodal vassalaj ilişkilerine dayalı siyasi düzen < OLat feudum/feodum Ortaçağ hukukunda belli kişisel yükümlülükler karşılığında tasarruf edilen mülk biçimi ~ Ger fer [Aş xiv] ~ Fa far nur. vakum. fer+ ~ Fa far.)" fer+ ~ Fa farâ% geniş. olgu. farc] açtı.a. öteye hareket belirten fiil öneki = Ave frâ. İng fore. manto . güzellik ~ OFa farn/xwarrah a. rahatlattı" ferç ferağ boşaltma < Ar faraġa boşalttı.güneş ) ~ HAvr *saswel. bitirdi ~ Ar farâğ [#frġ msd. gemi feneri fanári(on) [küç. ayırt etme ferç organı < Ar faraca açtı. görüngü ~ EYun fainómenon görünen şey.

tümen komutanı [Men xvii] bölük. öncü. pek. önce )" fer+ * Karş. mayalanmak ~ HAvr *bhreus. " fer+ ~ Ar farsa% 4 mile eşit bir mesafe ölçüsü ~ OFa . akıl" fer+.[sup. takım. hüküm. sabah ~ OFa fradag a. alt kollara ayrıldı" füru ~ Ar farcî [#frc nsb.] askeri birlik. bread (ekmek).kaynamak.a.a. Erm hraman (buyruk) Eski Farsçadan alıntıdır. < Fr fermer kapatmak < Lat firmare pekiştirmek < Lat firmus sağlam.a.ön.a. CodC xi] ferişte ~ Fa firişta 1. güruh. bölük " fark feriştah/ferişte [Kut. Yus xiv] ~ Fa farmân buyruk.] en önde < Ave frâ.ön. yol göstermek) fiili eş yapıdadır. taşımak ~ HAvr *poreyo. ferman [Aş. sabah)" fer+ ~ Fa farda yarın. (= Ave fraeşta.ferda prâtâr erken. sıkı < HAvr *dhersıkıca tutmak fersah [ xiv] frasang a.a.a. İng first (birinci). pişmek * Aynı Hint Avrupa kökünden karş. fermante [etm [ xx/b] ~ Fr fermenter mayalanmak. İng brew (mayalanmış içki). mayalandırmak < Lat fermentum maya < Lat fervere kaynamak. fermene fermiyum Enrico Fermi İtalyan fizikçi (1901-1954) bir tür yelek [ML xx/c] ~ İt paramano ~ YLat fermium bir element < öz fermuar [ xx/b] ~ Fr fermoire "kapatıcı". 2.] ikincil < Ar faraca feribot [192+] tren vapuru ~ İng ferryboat feribot & İng ferry taşıma (< Ger *farjan götürmek. meleklerin önde geleni ~ OFa frahişt a.a. müfreze. [ xix] bir fırkaya kumanda eden ~ Ar farîq [#frq sf. broth (haşlama). bot2 ferik subay. emin ~ HAvr *dhermo-sağlam. düşman * Lat praemonere (uyarmak. ~ EFa parasang. ileri + EFa mâna-düşünce.geçirmek < HAvr *per-2 geçmek) + İng boat gemi" portal. birinci. ~ EFa framânâ a. & EFa fra.a. (= Sans ferforje [ xx/b] ~ Fr fer forgé dövme demir & Fr fer demir (~ Lat ferrum demir) + Lat forger demiri döverek şekil vermek feri/fer’i dallandı. hükümdar iradesi ~ OFa framân a. a.

fersude farsüdan, farsâ- geçmek = OFa frasawand geçici" fer+

~ Fa farsuda geçmiş, eskimiş < Fa

fert [Yus xiv] ferd ~ Ar fard [#frd] tek, yalnız # 1 < Ar farada [msd. furüd] yalnız idi, tekil idi, yalındı, topluluktan ayrı durdu EŞKÖKENLİLER: Ar #frd : efrat, fert, infirat, müfredat, münferit fertilite [ xx/c] ~ Fr fertilité doğurganlık < Lat fertilis doğurgan (= Lat ferre getirmek, ürün vermek, doğurmak ) ~ HAvr *bhrs-ti- doğurgan ~ HAvr *bher-1 getirmek, ürün vermek, doğurmak " +ber feryat [Aş, Yus xiv] yardım (= Ave frâ-dhâta- a. a.)" fer+ fes külahı < öz Fes Fas ~ Fa faryâd çağrı, çığlık ~ OFa frayâd

[Men xvii] Fas ülkesi ve bu ülkeye özgü kırmızı keçeden gece

* Mağrip'e özgü bir başlık iken 1829 kıyafet kanunuyla Osmanlı devletinde resmi başlık olarak benimsenmiştir. fesat [Kut xi] fesad olma < Ar fasada bozuldu, ziyan oldu ~ Ar fasâd [#fsd msd.] bozulma, ziyan

fesih/fesh~ Ar fas% [#fs% msd.] 1. kol veya bacağını çıkarma, sakatlama 2. hukuken geçersiz kılma, bir borcu veya yükümlülüğü ortadan kaldırma < Ar fasa%a sakatladı, hukuken geçersiz kıldı (= İbr/Aram #ps% sakat, topal = Akad pissü a.a.) fesleğen [MŞ xiv] fesliğen ~ Yun basilikón [n.] "kral otu", güzel kokulu bir bitki, ocimum basilicum < Yun basilikós krala ait, kralî < EYun basileús kral" bazilika feşmekân -?

festival [Hürr 1948] ~ Fr festival bayram, belirli tarihte yapılan toplu eğlence ~ OLat (dies) festivalis bayram günü < Lat festus yortu, bayram < ALat fesia belli bir tanrıya adanmış olan gün, yortu ~ HAvr *dhes- tanrı fesuphanallah adına " fe+, süphan, allah fetih/feth[Aş, Yus xiv] bir ülkeyi İslam egemenliğine açma < Ar fataHa açtı ~ Ar fa subhânallah yüce Allah ~ Ar fatH [#ftH msd.] 1. açma, 2.

fetiş [ xx/a] ~ Fr fétiche doğaüstü güçler atfedilen nesne ^ 1760 C. de Brosses Le Culte des Dieux Fétiches'de ~ Port feitiço 1. el yapımı, mamul, 2. Afrika'nın Gine sahiline özgü tılsım heykelciği ~ Lat facticius el yapımı, mamul < Lat facere, fact- yapmak " faktör

fetret ~ Ar fatrat [#ftr msd.] gevşeme, çözülme, eylem haline ara verme < Ar fatara gevşedi, çözüldü, eridi, (su) ılındı * Ar #ftr kökü İbr/Aram #pşr (1. çözülme, erime, gevşeme, 2. rüya veya bilmece çözme) kökü ile eşdeğerdir. Ar fassara > tafsTr biçimleri Süryaniceden alınmıştır. fettan [ xiv] ~ Ar fattân [#ftn im.] fitne eden" fitne ~ YLat fetus cenin ~ Lat fetus yavrulama, yavru ~ ~ Ar fatwâ' [#ftw/fty msd.] hukuki görüş

fetüs [ xx/c] HAvr *dhe(i)- emmek, emzirmek " feminen fetva [Aş xiv]

* Arapça sözcüğün kökeni belirsizdir. İfta [IV msd.] fiili isimden türemiştir. Fata < #fty/ftw (genç olma) köküyle anlam ilişkisi kurulamaz. feveran patlama, fışkırma < Ar fara kaynadı fevk olma < Ar fâqa aştı, üstün geldi fevkalade fevk, adet2 [Aş xiv] ~ Ar fawarân [#fwr msd.] kaynama, ~ Ar fawq [#fwq msd.] üstünlük, üstün ~ Ar fawqa-l-âdat olağan üstü, sıra dışı"

fevri ~ Ar fawrî [#fwr nsb.] kaynayarak, ani, patlama şeklinde < Ar fawr [msd.] kaynama, patlama " feveran fevt [ xiv] ölüm (mecazen) ölüm < Ar fata geçip gitti, kayboldu, kaçtı feyiz/feyz~ Ar fawt [#fwt msd.] geçip gitme, kaçma, ~ Ar fayD [#fyD msd.] taşma,

[Aş xiv]

artma, bolluk, bereket < Ar fâDa (nehir) taştı, bolluk ve bereket geldi feylezof feza boş idi fezleke "şunun için" " fe+ fi fi tarihi * İsim tamlaması olarak kullanımı Türkçeye özgüdür. fiber fibra a. a. [ML xx/c] ~ İng fiber lif, iplik, elyaf~ Fr fibre ~ Lat ~ Ar fî -de, içinde (edat) < Ar fî ta'rî^i-l filan tarihinde " fi » " filozof ~ Ar faDâ' [#fDw msd.] boşluk, uzay < Ar faDâ

~ Ar faSlakat gerekçe yazısı < Ar fa Sâlika

fiberglas [ML xx/c] cam elyafı ~ marka Fiberglas cam elyafının tescilli adı ı^ 1937 ABD & İng fiber lif, elyaf + İng glass cam " fiber, glase fıçı butta/buttis a. a. * Nihai kökeni belirsizdir. fidan [Amr xv] fidon/fiton bitki ~ Yun fytón bitki ~ EYun fytón a. a. < EYun fyö doğmak, bitmek, büyümek, maddi varlığa kavuşmak ~ HAvr *bheu3-olmak, oluşmak, yetişmek " fiziy(o)+ fide fytón bitki " fidan [LO xix] körpe fidan ~ Yun fytiá [çoğ.] < Yun/EYun [Kan xv] fuçî/fuçı ~ Yun boutsí a. a. = OLat

fidye [ xiv] ~ Ar fidyat [#fdy msd.] bir yükümlülükten kurtulmak için ödenen bedel, kurtulmalık " feda fiesta " festival [xx/c] ~İspfiesta İspanya tarzı bayram~Lat festus a.a.

fiğ [Kan xvi] ~ Yun bikí(on) baklagillerden hayvan yemi olarak yetiştirilen bir bitki, vicia sativa = EYun afâke a.a. * Karş. Lat vicia, Süry bıqa, Erm vikn, İng vetch, Rus vika (a.a.). Nihai kökeni belirsizdir. figân feryat [Yus xiv] ~ Fa figân/afgân acıyla bağırma, ağlama,

figür [DTC 1943] ~ Fr figure şekil, özellikle insan gövdesinin şekli ~ Lat figura a.a. < Lat fi(n)gere, fi ct- biçimlendirmek, elle şekil vermek ~ HAvr *dhi(n)gh- < HAvr *dheigh- hamur yoğurmak figüran [Bah1924] ~Frfigurant tiyatroda sözsüz rol oynayan aktör < Fr figurer şekil vermek, gözükmek, boy göstermek " figür figüre vermek " figür fihrist listesi [ xx/b] [ xi] ~ Fr figuré işlenip şekil verilmiş < Fr figurer şekil ~ Fa fihrist katalog, liste, kitabın içindekiler ~ Ar ficl [#fcl msd.] edim, eylem, ~ Ar fiqh [#fqh msd.] 1. anlayış,

fiil [Aş, Yus xiv] fi'l iş < Ar facala yaptı, etti, işledi = İbr/Aram #pcl a.a. fıkıh/fıkhkavrayış, ilim, 2. islami hukuk ilmi [ xiv] fıkh

fikir/fikr-

[Aş, Yus xiv] fikr

~ Ar fikr [#fkr msd.]

düşünce < Ar fakara [msd. fakr] düşündü, akıl yürüttü fıkır onom [LO xix] fıkır fıkır, fıkırdamak kaynama sesi <

fıkra yazıda madde, paragraf < Ar faqara [msd. faqr] deldi E Ş K Ö K E N Lİ L E R : Ar #fqr2 : fıkra, zülfikar

~ Ar fiqrat [#fqr msd.] 1. omur, vertebra, 2. bir

fiks [ xx/b] ~ Fr fixe sabit ~ Lat fixus < Lat figere, fixyapıştırmak, tutturmak, sabitlemek ~ HAvr *dhîgw- iliştirmek, tutturmak [Bah 1924] muayyen bir müsabaka grubunun programı - İng fixture 1. sabitlenmiş şey, 2. (sporda) duvara asılan karşılaşmalar listesi < İng to fix saptamak, sabitlemek ~ Fr fixe sabit" fiks fiktif [ xx/c] fingere, fict- biçimlendirmek " figür fil pîlu- fildişi [CodC xiii] ~ Fr fictif hayal mahsulü / İng fictive a. a. < Lat ~ Ar fil a. a. ~ OF a/Aram pil a. a. ~ Sans fikstür

* Ayrıca Akad pilu. Güney Hindistan dillerinde "fildişi" anlamına gelen bir sözcükten Sanskritçeye ve Yakındoğu dillerine alınmıştır. Batı dillerinde kullanılan EYun eléfas (fil, fildişi) sözcüğü Mısır kökenlidir. fil(o)+ bileşiklerde) ~ EYun fílo s seven < EYun fileö sevmek ~ Fr/İng phil(o)- seven (sadece

filament [ML xx/c] filaman ~ İng filament ince çekilmiş tel, elyaf~ OLat filamentum a.a. < Lat filum iplik ~ HAvr *gwhîslo- < HAvr *gwhl-a.a. filan sözcük " falan [Aş xiv] fülân [ xx/b] ~ Ar fulân 've saire' anlamında kullanılan ~ Fr philharmonie müzikseverlik (derneği)

filarmoni - İng philharmony a.a. " fil(o)+, armoni

* İlk kez 1813'te Londra'da kurulan bir cemiyetin adından. filateli [ xx/b] ~ Fr philatélie pul koleksiyonculuğu # 1864 Georges Herpin, Fr. pul koleksiyoncusu & EYun fileö sevmek + EYun átelos vergisiz, harçtan muaf olan (< EYun télos harç, vergi ~ HAvr *tels- kaldırmak, tartmak)" fil(o)+, tolere Posta pulu, posta harcının önceden ödenmiş olduğunu gösterdiği için.

fıldır

onom

[KT xix] fıldır fıldır hızlı ve telaşla dönme sesi

< " fır

* Muhtemelen * fırdıl biçiminden metatez yoluyla. file [LO xix] torba < Fr fil iplik, lif~ Lat filum a.a. " filament fileto ~ Fr filée her çeşit ağ, ağ şeklinde örme ~ İt filetto [küç.] örgü, dokuma

[ARasim 1897-99]

şerit, bir et kesimi < İt filo tel, iplik, lif" filament filhakika filibit fleps, fleb- damar [ xx/b] flebit ~ Ar A-1-Haqîqat hakikatte " fi, hakikat ~ Fr phlébite damar enfeksiyonu < EYun

filigran [İM601 184+] şeffaf kâğıt markası ~Frfiligrane 1. kuyumculukta telkâri işi, 2. şeffaf kâğıt markası ~ İt filigrano telkâri & İt filo tel + İt grano tane, nokta büyüklüğünde nesne " filament, granit filika [EvÇ xvii] feluka ~ İt feluca bir tür küçük tekne ~ Ar fulk/falükat a. a. ~? EYun efólkion römork, halatla çekilen sandal < EYun efelkö sürüklemek, peşisıra götürmek & EYun epi- ön + EYun (h)elkö çekmek " epi+ filinkot coat ince kaplama tabakası" film [ xx/c] bir izolasyon maddesi ~ İng film

filinta [Bia xix] ince uzun tüfek 2. çakmaklı tüfek < Ger *Aî- kıymık, taş kırığı * Aynı kökten İng flint/flintstone (çakmaktaşı).

~ Alm flinte 1. çakmak taşı,

Filistin [ xix] ~ Ar Falistîn 1918'de İngiliz yönetimi altında kurulan bir ülkenin adı ~ İng Palestine a.a. ~ OLat Palestina Bugünkü İsrail'in kıyı kesimine verilen ad < İbr psliştîm Tevrat'a göre Kenan ülkesinin kıyı kesiminde yaşayan bir kavim

filiz [Men xvii] filis bitki piçi, bitkinin kökünden veya gövdesinden çıkan taze dal ~ Yun fylisa [küç.] yaprakçık, küçük taze dal < Yun fylo yaprak, taze dal ~ EYun fyllon a.a. < EYun Aeö bitmek, yeşermek ~ HAvr *bhl-e- < HAvr *bhel-3 bitmek, (bitki) açmak, çiçek açmak, tomurcuklanmak * Aynı kökten Lat folium (yaprak). film [Bah 1924] (~ Fr filme 1. fotoğrafçılıkta ve sinemada kullanılan ışığa duyarlı tabaka, 2. sinema gösterisi) ~ İng film 1. ince zar, 2. fotoğraf veya sinema filmi ~ Ger *fellam deri ~ HAvr *pelno- deri < HAvr *pel-4 deri yüzmek

filo katar" filament

[ 182+] gemi katarı

~ İt filo 1. iplik, tel, 2. dizi, sıra,

* Karş. İng file (dizi, sıra). Türkçe anlamı filotila < İt flottiglia (donanma grubu) sözcüğünden etkilenmiş olabilir. filoksera [ xix] ~ YLat phylloxera bir bitki hastalığı ^ 1868 Planchon, Fr. biyolog. & EYun fyllon yaprak + EYun kseros kuru " filiz, serander filoloji [Bah 189+] ~ Fr philologie dil ve edebiyat incelemeleri disiplini ~ Lat philologia dil ve edebiyat sevgisi ~ EYun filología lafseverlik, münazara ve konuşma sevgisi & EYun fileö sevmek + EYun lógos konuşma, söz " fil(o)+,

* Darülfünun-ı Şahane Filoloji Şubesi 1900 yılında açılmıştır. Sözcüğün modern anlamı 1810’larda Alman düşünür Wilhelm von Schlegel tarafından yaygınlaştırılmıştır. filotila ~ İt flottiglia donanma grubu

filozof/feylesof [Kut xi] feylesuf ~ Ar faylasüf/filasüf felsefe ile uğraşan ~ EYun filósofos bilgelik seven, a.a. #Pythagoras, Yun. filozof (MÖ 5. yy) & EYun fileö sevmek + EYun sofós bilge, bilgin, usta " fil(o)+, sofist * Sofós sıfatını tevazudan uzak bulduğu için Pythagoras'ın tercih ettiği deyim olduğu rivayet edilir. Ar filasüf terimi Ebu Yusuf el-Kindî (796-873) tarafından yaygınlaştırılmıştır. filtre [ xx/a] süzgü ~ Fr filtre süzgü olarak kullanılan keçe, her çeşit süzgü ~ OLat filtrum keçe ~ Ger *filtir keçe < Ger *feltjan dövmek ~ HAvr *pelde-< HAvr *pel-6 dövmek * Aynı kökten Lat pellere (itmek, kakmak), pellare (uyarmak, çağırmak). final uç [ xx/b] ~ Fr final son, nihai ~ Lat finalis < Lat finis son,

finans [ xx/b] ~ Fr finance maliye < EFr finer ceza kesmek, (ceza veya vergi) ödemek < OLat finis2 ödeme ~? Lat finis1 son, uç * Lat finis sözcüğünün iki anlamı arasındaki ilişki açık değildir. fincan ~ Ar fincan kâse, tas ~ Fa pingân a.a.

fındık [MŞ xiv] fınduk ~ Ar bunduq/funduq a.a. ~ O Yun pontikón (kárion) "Karadeniz cevizi", fındık < öz Póntos Euksenios "Konuksever Deniz", Karadeniz < EYun póntos deniz Karş. Lat mus ponticus (fındık sıçanı = Karadeniz sıçanı).

finiş [ xx/b] sporda yarış sonu ~ İng finish 1. bitirme, bitim, son, 2. cila < Fr finisser bitirmek, sona erdirmek < Lat finire a.a. < Lat finis son, uç " final fink, fingir onom oynaşma sesi, kaynama sesi " fıkır

fino [LO xix] fino köpeği bir tür küçük kucak köpeği ~ İt fino kaba olmayan, ince, kıymetli, bir köpek türü ~ OLat *finus bitirilmiş, cilalı, ayrıntısıyla işlenmiş, kaba olmayan < Lat finis son, uç " final fır, fırıl " pır onom [ xiv] fır fırlama ve uçma sesi; [LO xix] fırıl fırıl telaş sesi, deli ifadesi

* Daha eski biçim pır olmalıdır. firak fark firar kaçtı [Kut, Aş xi] [MMem xvi] ~ Ar firâq [#frq msd.] ayrılık, ayrı kalma" ~ Ar firar [#frr msd.] kaçış < Ar farra

firavun [ xiv] ~ Ar firâ'ün eski Mısır hükümdarı ~ İbr/Aram para'öh a.a. ~ Mıs par'ö "büyük hane", hanedan fırça [Men xvii] furça sert ve dikenli çalılık, fırça < Lat bruscus bir tür çalı ~ Kelt * Aynı kökten Fr brosse, İng brush, Alm bürste (fırça). firdevs [Aş xiv] ~ Ar firdaws cennet bahçesi < Ar farâdîs [çoğ.] cennet bahçeleri ~ EYun parádeisos 1. Pers krallarının bahçeleri, 2. (İncilde) cennet bahçesi ~ EFa *paridez avlu, etrafı çevrili bahçe (= Ave pairidaeza a.a. & Ave pairi-çepeçevre + Ave daeza- duvar) * Ar firdaws, çoğul kabul edilen faradıs biçiminden geri-türetilmiş yapay bir tekil addır. Fr paradis, İng paradise (cennet bahçesi) biçimleri Yunancadan alınmıştır. Erm bardéz, İbr pardes (bahçe) Orta veya Eski Farsçadan alınmıştır. fire [ xix] ticarette öngörülmeyen masraf ve değer kaybı - Fr frais 1. ticarette hasar payı, 2. masraf, gider ~ Lat fractum kırık < Lat frangere, frac- kırmak " fragman ~ Yun boúrtsa a.a. ~ OLat bruscia

firik [EvÇ xvii] ~ Ar farîk [#frk sf.] kurutulmuş yeşil buğday tanesi < Ar faraka ufaladı = Aram #prk ufalama, ovalama, tahılı ovarak kepeğini ayırma fırıldak entrika (argo) <onom [LO xix] bir çocuk oyuncağı, rüzgâr gülü; [LG 188+] menfaat, kâr, < Tü fırıl [onom.] dönme sesi " fır

fırın [Kıp, MŞ xiv] fürun ~ Ar furn ekmek veya yemek pişirilen firm (- O Yun foúrnos a. a. ) ~ Lat furnus a. a. ~ HAvr *gwhorno- < HAvr *gwher-(ateş veya közle) ısıtmak " term(o)+ * Fr four, fournaise, İng furnace (fırın) biçimleri Latinceden alınmıştır. fırka division karşılığı) firkat fark [Men xvii] hizip; [KT xix] yedi alaydan oluşan askeri birlik (Fr ~ Ar firqat [#frq msd.] hizip, bölük, insan grubu, fraksiyon, parti " fark [Yus xiv] fürkat ~ Ar furqat [#frq msd.] ayrılık "

fırkateyn [KT xix] ~ İng frigatine bir tür küçük ve hızlı savaş gemisi ~ İt fregatina [küç.] < İt fregata bir tür üç direkli ve hızlı savaş gemisi, firkete firkete [LO xix] çatal şeklinde saç iğnesi [küç] sofrada kullanılan çatal < İt forca tarlada kullanılan çatal, bel ~ Lat furca * Karş. İng fork, Fr fourchette (çatal). fırla[mak <onom [DK xiv] ; [Men ] fırlanmak/fırlatmak < Tü pır/fır [onom.] uçma veya fırlama sesi" fır firma [Bah 1924] bir ticarethanenin isim ve unvanı ~ İt firma imza, ticari unvan, bir unvan altında iş yapan işletme < Lat firmare pekiştirmek, takviye etmek, imza atmak " fermuar fırsat [Yus, DK xiv] fursat ~ Ar furSat [#frS msd.] kısa rahatlama anı, tatil ~ Aram pîrSâ delik, gedik (özellikle duvarda) < İbr #prS delme, gedik açma fırtına [LF xvi] fortuna/furtuna fırtına ~ İt fortuna 1. talih, kader, kısmet, baht, 2. denizde şiddetli hava, kasırga ~ Lat fortuna talih, kader ~ HAvr *bhr-tu- < HAvr *bher-1 taşımak, getirmek " +ber firuze [ xiv] feyruzec ~ Ar fîrüza/fayrüzac gök rengi bir süs taşı, türkuaz ~ Fa pîröza a.a. ~ OFa peröçag a.a. (= Ave *paiti-raoçah- gün gibi)" ruz fiş [Cumh 1932] ~ Fr fiche 1. etiket, not yazılan kâğıt veya karton parçası, 2. elektrik fişi < Fr ficher saplamak, sabitlemek ~ Lat figere, fix- tutturmak, sabitlemek " fiks fıs, fısıl, fısır onom [DK xiv] fısıl fısıl alçak sesle nefes alma veya konuşma sesi; [LO ] fısır fısır alçak konuşma sesi, çubuk sesi < EŞKÖKENLİLER: Tü fıs : fıs, fiskos 1, fosur ~ İt forchetta

fış, fışır <

onom

[ xiv] köpüren su sesi; [LO xix] fışıl/fışır su feveranı sesi, i p e k k u m a ş s e s i

fişek [ xvi] fişek/fişenk fışândan/afşândan saçmak, serpmek (= Ave (aivi)fşâna- a.a.) * -ek/-enk takısı açıklanmaya muhtaçtır.

Fa fişân saçma, saçan < Fa

fısk [Kut, Aş xi] fısk u fücur deyiminde msd.] doğru yoldan sapma, ahlaksızlık < Ar fasaqa doğru yoldan saptı fiske darbe fıskiye ~ ? <onom [LO xix]

~ Ar fisq [#fsq

[Men xvii] orta parmağı baş parmakla birleştirerek vurulan

< f ı s / f ı ş s u p ü s k ü r m e s e s i " fış

* Modern Arapça fisqiyyat (a.a.) Türkçeden alıntı olmalıdır. fiskos 1 fiskos2 <onom [ARasim 1897-99] fısıldaşma yuvarlak masa ~ ?

fistan [TS*, Kan xv] fustan/fistan/fiston ~ Ar fustân geniş dökümlü kadın etekliği ~ Aram *peşstâ a.a. = İbr peşet keten kumaş = Akad piştu keten * Yun foustáni, İt fustagno biçimleri Arapçadan alınmıştır. Mısır'daki Fustat kent adıyla birleştirilmesi halk etimolojisidir. fıstık fıstığı ~ OFa *pistag a.a. [CodC xiii] pistak; [Gül xv] fıstuk ~ Ar fustuq şam

* OYun pistákion, Erm bisdag (a.a.) biçimleri (Orta) Farsçadan alınmıştır. Batı dillerine Yunancadan geçmiştir. Karş. Fr pistache, İng pistachio. fistül boru, tüp fit1 bedenen zinde [Bah 1924] ~ Fr fistule tıpta akıntılı kanal ~ Lat fistula

[LO xix] ('fit olmak' deyiminde) razı olma, anlaşma; [ xx/c] ~ İng fit 1. uyum, uyma, 2. bedenen zinde

fit2 [ xx/a] ~ İng feet [çoğ.] bir uzunluk birimi, kadem < İng foot 1. ayak, 2. 31 cm eşdeğeri bir uzunluk birimi ~ Ger *fot- ayak ~ HAvr *pöd- < HAvr *ped-1 a.a. " pa fıtık < Ar fataqa dikiş söküldü, yarıldı [TS* xiv] fıtq ~ Ar fitq [#ftq msd.] yırtık, sökük, yarılma

fitil [Aş xiv] fetil ~ Ar fatîl [#ftl sf.] burma suretiyle yapılan ip < Ar fatala [msd. fatl] burma, ip örme (= İbr pâtîl örme ip = Akad patâlu kıvırma, ip örme )

* Sami dillerinde ortak olan sözcüğün nihai kökü muhtemelen Mıs ptr (ip) biçimine dayanır. fiting fit uymak, uydurmak " fit1 fitne [ xx/c] [Kut xi] ~ İng fittings boru tesisatı ara birimleri < İng to ~ Ar fitan [#ftn] baştan çıkarma, entrika,

kargaşa < Ar fatana [msd. fatn/futün] baştan çıkardı, aklını başından aldı fitnes fitoloji EYun fytón bitki " fidan, +loJi [ xx/c] ~ İng fitness bedensel zindelik" fit1 [ML xx/c] ~ Fr phytologie bitki bilimi <

fıtrat [ xiv] ~ Ar fiTrat [#fTr msd.] yaratılış, doğa < Ar faTara [msd. faTr/fuTür] 1. açtı, yarıp çıkardı, 2. oruç açtı, 3. doğurdu, yarattı = İbr/Aram #pTr açma, çözme, serbest kılma fitre Ramazan bayramında verilen sadaka " fıtrat fıttır[mak <onom < Ar fiTr [#fTr msd.] 1. oruç açma, iftar, 2.

[ xx/c] fırttır- delirmek

< Tü fırt [onom.]

fiyaka [ARasim 1897-99] bir tür lüks at arabası; [ xx/a] caka, çalım ~ Fr fiacre bir tür at arabası < öz Hôtel de St Fiacre 17. yy'da Paris'te fiacre türü kira arabalarının durduğu terminalin adı < öz Fiacre/Fiachra 7. yy'da yaşamış bir İrlandalı aziz fiyasko [ 188+] ~ İt fare fiasco "şişe yapmak", bir tiyatro oyununun "gümlemesi" < İt fiasco şişe ~ EAlm flaska a.a. " palaska * İtalyanca deyimin kaynağı belirsizdir. fiyat ödeme " vefa fiyonk/fiyonga takılan süslü düğüm püskül ~ Ar fi'at [#wfy msd.] karşılık olarak ödenen,

[ARasim 1897-99] fiyonga giysi ve ayakkabıya ~ İt fiocco püskül, ponpon, büyük ve gösterişli düğüm ~ Lat floccus yün kırpıntısı,

fiyord [ xx/b] ~ Fr fjord Norveç kıyılarına özgü derin körfez ~ Norv fjord liman, körfez ~ Ger *furduz ~ HAvr *prtu- liman < HAvr *per-2 geçmek, geçirmek " portal * Karş. İng ford (geçit, körfez), Lat portus (liman). fizibl [ xx/c] Fr faire yapmak ~ Lat facere, fact- a.a. " faktör ~ İng feasible yapılabilir ~ Fr faisible [esk.] a.a. <

fizik [Müh374 180+]fizikatabiiyyat ~Frphysique1. doğa bilimlerine verilen genel ad [esk.], 2. maddenin özelliklerini inceleyen bilim dalı [xvii] Lat physica doğa bilimi ~ EYun fysike te%rte a.a. < EYun fysis doğa " fiziy(o)+ * Modern anlamı Aristoteles'in maddi varoluşun özelliklerini incelediği Ta Fysiká adlı eserinden türemiştir. fiziy(o)+/fizyo+ ~ Fr/İng physi(o)- bedensel, fiziksel (sadece bileşik isimlerde) < EYun fysis doğa < EYun fyö büyümek, kabarmak, yer kaplamak, (canlı varlıklar) yetişmek, neşvü nema bulmak ~ HAvr *bheu3- kabarmak, şişmek, büyümek fizyoloji [LO xix] ; [ARasim 1897-99] fizyolojik physiologie bedenin yapı ve işlevlerine ilişkin uzmanlık " fiziy(o)+, +loji ~ Fr

fizyonomi [Bah1924] ~Frphysionomie bedensel özelliklerden karakter tahlili yapma ~ EYun fysiognomía & EYun fysis maddi varlık, beden + EYun gignöskö, gnöbilmek " not fizyoterapi fiziy(o)+, terapi [ xx/b] ~ Fr physiothérapie fizik tedavi"

flama [LF xviii] ~ Ven fláma [İt fiamma] 1. alev, meşale, 2. dar uzun şerit şeklinde gemi bayrağı (= OLat flammula gemi bayrağı) ~ Lat flamma alev ~ ALat flagma ~ HAvr *bhlg-ma- < HAvr *bhel-1 yanmak, parlamak * Aynı kökten EYun fl ego, flog- (yanmak). flambe [ xx/c] ~ Fr flambé alevli < Fr flamber alevlenmek, tutuşmak ~ Lat flammare < Lat flamma alev " flama flamenko [ xx/b] ~ İsp flamenco 1. çingene, 2. Güney İspanya'da 1760’lardan itibaren duyulan bir tür çingene müziği =? öz Flamenco Felemenkli flamingo [ xx/c] flamengo ateş kuşu, flamingo < Port flama alev " flama flanel fanila flaş kuvvetli ışık, 2. fotoğraf ışığı [ xx/b] ~ İng flamingo bir tür su kuşu ~ Port

~ İng flannel bir tür yünlü veya pamuklu kumaş " ~ İng flash [onom.] 1. ani parlama,

[Hay 1959 195+]

* Senkronize flaşlı fotoğraf makineleri dünyada 1949'dan itibaren yaygınlık kazanmıştır. fleksibl flectere, flex- bükmek [ xx/c] ~ Fr/İng flexible esnek, bükülebilir < Lat

flit [Cumh 1929] sinek öldürücü sprey ~ marka Flit sinek öldürücü sprey markası ^ 1928 Standard Oil Company. < İng to flit kovmak, kışkışlamak

flor/flüor [ xx/b] ~ YLat fluor kimyada bir element # 1556 Georgius Agricola, Alm. kimyacı. ~ Lat fluor akım, akış < Lat fluere, flux- akmak ~ HAvr *bhleu- taşmak, akmak * Karş. İng fluid (sıvı), fluent (akıcı) < Lat fluere. flora [ xx/a] ~ YLat flora bitkiler alemi < öz Flora Roma mitolojisinde çiçekler tanrıçası < Lat ftös, flor- çiçek ~ HAvr *bhl-o- < HAvr *bhel-3 şişmek, kabarmak, çiçek açmak floresan [ xx/b] ~ Fr/İng fluorescent gaz ışıması ilkesine göre çalışan elektrik ampulü # 1934 General Electric Co. < İng fluorescence fluor gazı gibi elektrik akımı verildiğinde ışıma özelliği # 1852 George Gabriel Stokes, İng. fizikçi < YLat fluor bir element" flor flört [Bah 1924] ~ İng flirt işve, oynaş ~ Fr fleureter a.a. < Fr fleurette [küç.] 1. küçük çiçek, buket, 2. kompliman, hoş söz < Fr fleur çiçek ~ Lat flös, flor- a. a. " flora * İng flower (çiçek), flourish (çiçeklenmek) biçimleri Fransızcadan alınmıştır. florya/flurya [Redh 1890] ~ Yun flöria [çoğ.] < Yun flöri/%löri bir tür ötücü kuş, oriolus ~ O Yun flóros a. a. (= OLat oriolus a. a.) * Karş. Fr loriot (a.a.) < oriolus. floş1 floş2 renkte beş kart [xx/a] [ xx/a] ~Frfloche bir tür ipekli kumaş ~ İng flush 1. ağzına kadar dolu, 2. pokerde aynı

flotör [ xx/c] ~ Fr flotteur suda yüzen şey, şamandıra < Fr flotter/float yüzmek, su üstünde durmak ~ Lat fluctuare < Lat fluere, flux- akmak " flor flu [ xx/b] görüntü ~ Lat flavus sarı, sararmış flüt - Prov flaut a.a. ~ Fr flou soluk, berraklığını yitirmiş, net olmayan ~ İt flauta bir tür nefesli çalgı / Fr flute a.a.

[ xix] flavta

* 20. yy başlarında Fransızca telaffuza uygun olarak düzeltilmiştir. fob hariç net fiyat ~ İt francobordo [Bah 1924] ~ İng f.o.b. < İng free on board nakliye

fobi [ xx/b] ~ Fr phobie patolojik korku < EYun fóbos korku < EYun fobeö korkmak, korkutmak ~ HAvr *bhegw- kaçmak

fodul

[Aş xiv] kendini beğenmiş, fazla konuşan

~? Ar fuDul

[#fDl msd.] fazlalık, kendini beğenmişlik " fazla fok fokstrot [ xx/a] ~ Yun/EYun foke bir deniz memelisi [Bah 191+] ~ İng foxtrot "tilki adımı",

1914'ten sonra popüler olan bir dans & İng fox tilki + İng trot adım (< İng to tread adım atmak, yürümek ~ Ger *tredan a. a. ) " trotuar fokur "fıkır onom [LO xix] fokur fokur şiddetli kaynama sesi; [LO ] fokurdamak ; [LO] fokurtu <

fokus [ xx/c] ~ YLat focus odak # 1604 Johannes Kepler, Alm. astronom ve matematikçi ~ Lat focus ocak, ateş fol [BK 1799] folluk kuş ve tavukların kuluçkaya yattığı yer - Yun foli kuluçka eylemi veya kuluçka yeri < EYun foleös in, hayvan yuvası, kümes ~ İng folk halk ~

folk [ xx/c] köylü (geleneği veya sanatı) Ger *folkam halk, güruh, ordu, kalabalık ~ HAvr *pels-l dolu, çok " poli+

folklor [Bah 1924] köylü töre ve gelenekleri ~ İng folklore halk töre ve gelenekleri ^ 1846 William John Thomas, İng. yazar & İng folk halk + İng lore öğreti, geleneksel bilgiler (~ Eİng lâr a.a. = Alm lehre öğreti)" folk * Sözcüğün Türkçe ve İngilizce anlamları arasındaki fark ilgi çekicidir. folyo [ xx/c] büyük boy kâğıt yaprağı ~ İng folio a.a., bir tabaka kâğıdın ikiye bölünmesiyle elde edilen kitap boyutu ~ İt foglio a.a. ~ Lat folium yaprak ~ HAvr *bhol-yo- < HAvr *bhel-3 (bitki) bitmek, filizlenmek " filiz fön [xx/c] ~ Alm föhn1. Alplerde sıcak güney rüzgârı, 2. saç kurutma makinesi ~ Lat favonis sıcak güney rüzgârı < Lat fovere ısıtmak fon(o)+ ~ Fr/İng phon(o)- ses (sadece bileşiklerde) - EYun fone ses ~ HAvr *bhö-nâ- < HAvr *bhâ-2 söylemek, konuşmak * Aynı kökten EYun femi, fa-, Lat fari (söylemek), EYun fone (ses), Lat fama (ün). fon1 [ResCGaz 1911] resimde arka plan ~ Fr fond zemin, dip, a.a. ~ Lat fundus 1. dip, yer, toprak, 2. çiftlik, gelir getiren mülk ~ HAvr *bhudh- dip * Aynı kökten İng bottom, Alm boden (yer, zemin). fon2 [LO xix] fondo ~ İt fondo akar, sermaye / Fr fonds [çoğ.] 1. çiftlik, gelir getiren mülk, 2. a.a. < Fr fond a.a. " fon1 fondan [Bah 1924] ~ Fr fondant "ağızda eriyen" şekerleme < Fr fondre 1. dökmek, 2. erimek, eritmek ~ Lat fundere, fus- 1. (bir sıvıyı)

dökmek, özellikle metal eritmek veya erimiş metal dökmek, 2. saçmak, yaymak, dağıtmak, girift hale getirmek ~ HAvr *ghu-nd- < HAvr *gheu- bir sıvıyı dökmek * Latince fiil kullanımda geniş anlam yelpazesi kazanmıştır. Karş. confundere/confusio (darmadağın etmek), diffundere/ diffusio (saçmak, yaymak), refundere/refusio (kaptaki sıvıyı geri dökmek, mec. reddetmek). • Aynı HAvr kökten EYun %eö (sıvı dökmek), %yrrıa (sıvı), %oane (dökme aygıtı), Ger *gausjan (a.a.) > İng gush (bolca dökmek). fondip [ xx/c] ~ ?

* Fr fond (dip) dözcüğünden türetilmiş gözükmesine karşılık -dip ekinin mahiyeti anlaşılamamıştır. fondöten fon1, tentürdiyot fondü eritmek " fondan fonem oluşturan seslerin her biri" fon(o)+ fonetik fönetikös a.a. " fon(o)+ [ xx/b] [ML xx/c] ~ Fr fond de teint boya zemini, astar " ~ Fr fondu eritilmiş (peynir) < Fr fondre ~Frphonème bir kelimeyi ~ Fr phonétique sese ilişkin ~ EYun

[DTC1943] [ xx/a]

fonksiyon [ xx/a] ~ Fr fonction 1. işlev, 2. matematikte fonksiyon ^ Bu anlamda 1692 Leibnitz, Alm. filozof~ Lat functio < Lat fungi, funct- (bir şeyle) meşgul olmak, icra etmek, yapmak ~ HAvr *bhu(n)g- < HAvr *bheug-2 isteyerek yapmak fonograf [ARasim 1897-99] ~ Fr phonographe ses kayıt cihazı, gramofon / İng phonograph a.a. ^ 1877 Thomas A. Edison, Amer. mucit" fon(o)+, +graf font [ xx/c] ~ İng font hurufat ~ Fr fonte 1. döküm, 2. metalden dökülen hurufat < Fr fondre dökmek " fondan fora [LF xvi] ~ Ven fora! [İt fuori!] dışarı!, yelken açma emri ~ Lat forâs [akk. çoğ.] kapı dışına doğru, kapı dışarı < Lat foris ev kapısı ~ HAvr *dhwer- kapı" der1 * Karş. İng foreign (yabancı) < Lat foras. forklift çatal + İng lift kaldıraç " firkete [ xx/c] ~ İng forklift çatal kaldıraç & İng fork ~ Fr

form [ xx/a] şekil, biçim; [ xx/b] sporda kondisyon forme biçim, şekil, görünüm ~ Lat forma a.a. (~? Etr *morfa ~? EYun morfe a.a. ) " morf(o)+

forma1

[186+]

~Fr format matbaacılıkta bir

tabaka kâğıdın katlanmasıyla elde edilen basım birimi ~ İt formato a. a. ~ Lat formatus " form forma2 [ xx/b] üniforma < Tü üniforma" üniforma

formaldehid ^ 1872 Justus von Liebig, Alm. kimyacı" formik, aldehid

~ Alm formaldehyd kimyasal bir madde

formalite [Bah 1924] ~ Fr formalité 1. biçimsellik, 2. bir işin resmileşmesi için uyulması gereken biçim şartları < Fr formel biçimsel " form format [ xx/c] ~ İng format 1. matbaacılıkta bir tabaka kâğıdın katlanmasıyla elde edilen basım birimi, forma, 2. bilgisayarda verilerin düzenleniş biçimi ~ İt formato matbaacılıkta forma " form formen [Bah 1924] ~ İng foreman fabrikada ustabaşı & İng fore ön (~ Ger *fura a.a. ~ HAvr *per1 a.a.) + İng man adam " per+1, manken formik [ xx/b] ~ Fr (acide) formique karıncalarda ve arı zehirinde bulunan bir organik bileşik ^1671 John Ray, İng. kimyacı < Lat formica karınca ~ HAvr *morwi- a.a. formika [ xx/b] ~ marka Formica bir tür kompozit malzeme ^ 1913 Daniel J. O'Conor ve Herbert A. Faber, İng. mucitler < İng for mica "mika yerine" " mika formol formalin " formik ~ Fr formol % 40 formaldehid eriyiği,

formül [Bah 1924] ~Fr formule bir törende kullanılan kalıplaşmış sözler, hazır düşünce veya işlem kalıbı ~ Lat formula [küç.] kalıpçık " form fors [Bah 1924] 1. güç, kuvvet, nüfuz, 2. komutan flaması - Fr force güç, kuvvet, nüfuz ~ OLat fortia a.a. < Lat fortis güçlü, kuvvetli ~? HAvr *bhrgh-to-

* "Komutan flaması" anlamı sözcüğün İngilizce donanma tabiri olarak kullanımından alınmıştır. forsa [LF xvi] ~ Ven (vogatór per) forza [İt forzato] kadırga kölesi, kürek mahkûmu < Ven forzar zorlamak < OLat fortia zor, kaba kuvvet" fors forseps [ xx/b] cerrahide maşa ~ Lat forceps, forcip- maşa b$ Lat formus ateş, köz + Lat capere almak, tutmak " fırın, kapasite forsmajör [ 187+] ~ Fr force majeure daha büyük güç, bir sözleşmenin yürürlüğünü engelleyen beklenmedik durum " fors, majör forum [Bah 1924] kamuya açık toplantı ~ Lat forum 1. evin dış avlusu [esk.], 2. pazar yeri, çarşı, kamuya açık alan < Lat foris dış kapı " fora

forvet [ xx/b] forvert futbolda ileri oyuncu ~ İng forward ileri & İng fore ön (~ HAvr *per1 ileri, ön ) + İng ward yön belirten takı" per+1, gerdan fos [Redh 1890] 1. evlendiğinde bakire çıkmayan kadın, 2. kadınlara özgü bir hakaret deyimi; [AL 192+] çürük, bozuk (argo) ~? * Fr fausse (yanlış) < Lat falsus (a.a.) ile anlam benzerliği ilgi çekicidir. foş, foşur onom [LO xix] foşur şiddetli su fışkırması sesi < " fış

foseptik/fosseptik [ xx/b] ~ Fr fosse séptique lağım çukuru & Fr fosse çukur, hendek (~ Lat fossa a.a.) + Fr séptique lağım " fosil, septik1 fosfat [Cumh 1928] ~ Fr phosphate bir fosfor bileşiği #1787 Antoine de Lavoisier, Fr. kimyacı < Fr phosphore " fosfor fosfor [LO187+] ~Fr phosphore karanlıkta ışıma özelliğine sahip yanıcı bir element ~ YLat phosphorus a.a. # 1669 Brandt, Alm. simyacı ~ EYun fosfbros 1. ışık getiren, ışık veren, 2. sabah yıldızı & EYun fôs, fot- ışık + EYun ferö, for-taşımak, getirmek " fot(o)+1, +ber fosil [ xx/b] ~ Fr fossile 1. kazılarak çıkarılan şey [esk.], 2. jeolojik hayvan veya bitki kalıntısı ~ Lat fossilis kazılarak çıkarılan < Lat fodere, foss-kazmak ~ HAvr *bhodh- < HAvr *bhedh- kazmak fosur onom [ARasim 1897-99] fosur fosur nefes veya duman çıkarma sesi < "fıs

fot(o)+1 ~ Fr/İng phot(o)- ışık (sadece bileşiklerde) < EYun fôs, fot- ışık < EYun faö ışımak, parlamak ~ HAvr *bhâ-l a.a. " fantezi fot(o)+2 photographe/photograph " fotoğraf fotin » [ xix] botin/fotin yarım bot ~ Fr/İng photo fotoğraf < Fr/İng " potin

fotoğraf [NKemal1873] ~Frphotographe görüntü kaydetme cihazı ve işlemi ~ İng photograph a.a. # 1839 Sir John Herschel, İng. fizikçi & EYun fôs, fot- ışık + EYun grafe yazı, kayıt" fot(o)+1, +graf fotojenik fotoğraf veren [Hay 1959 195+] ~İngphotogeniciyi

fotokopi [ xx/b] ~ Fr photocopie kopya cihazı ve kopya işlemi ~ İng photocopy a.a. ~ marka Photocopy fotografik kopya cihazı markası # Commercial Camera Company, ABD " fot(o)+2, kopya

foton [ML xx/c] ~ YLat photon ışık enerjisi taşıyan kuantum birimi ^ 1926 Gilbert N. Lewis, Amer. fizikçi < EYun fôs, fot- ışık " fot(o)+1 fotosel [ML xx/c] ~ İng photocell ışıktan elektrik üreten hücre & EYun fôs, fot- ışık + Lat cella hücre " fot(o)+1, kiler fötr OLat filtrum " filtre [Hay 1959 195+] ~ Fr feutre keçe ~ EFr feltre ~

fovizm [ xx/a] ~ Fr fauvisme modern sanatta bir akım # 1905 Louis Vauxcelles, Fr. eleştirmen < Fr fauve vahşi hayvan ~ Frk *falw föy yaprak " folyo foya şeklinde altın kaplama " folyo [ xx/a] [LO xix] ~ Fr feuille yaprak, kâğıt yaprağı ~ Lat folium ~ Ven fòia [İt foglia] 1. yaprak, 2. yaprak

* Foyası dökülmek veya foyası çıkmak deyimi "altın yaldızı dökülmek, som altın olmadığı meydana çıkmak" anlamındadır. fragman [ xx/b] film parçası ~ Fr fragment kırık şey, parça ~ Lat fragmentum < Lat frangere, fract- kırmak ~ HAvr *bhr(n)g- < HAvr *bhreg-kırmak * Aynı kökten İng break < Ger *brekan (kırmak). frajil frangere, fract- kırmak " fragman [ xx/c] ~ Fr fragile kırılabilir ~ Lat fragilis < Lat

frak [ARasim 1897-99] ~ Fr frac kuyruklu tören giysisi ~ İng frock uzun etekli, kolsuz giysi ~ EFr froc ~ Ger *hrok etek fraksiyon [ xx/b] hizip ~ Fr fraction kesir, bir bütünün küçük parçası ~ Lat fractio kırıntı < Lat frangere, fract- kırmak " fragman frambuaz olgun (meyve) francala [ xx/a] ~ Fr framboise ahududu ~ Frk *brambasia

[EvÇ, Men xvii] frencille/françile bir tür beyaz ekmek - İt frangella Padova kentine özgü bir tür ekmek, Fransız ekmeği?

* İt frangia (kenar süsü, fırfır) veya franca (Fransız) sözcüğünden. frank [ xix] ~ Fr franc2 Fransız para birimi < Lat francorum rex "Fransızların kralı", eski Fransız paraları üzerindeki ibare < öz Francus Frank, Fransız frankofon franc Frank, Fransız " frank, fon(o)+ [ xx/b] ~ Fr francophone Fransızca konuşan < Fr

Fransız ~ Ven franzès [İt francese] Fransız ~ OLat franciscus a.a. < OLat Francia Paris yöresine ve bu bölgede kurulan krallığa 7. yy'dan itibaren verilen ad < Ger Frank bir Cermen kavminin adı" frank frapan - Frk *hrappan [ xx/b] ~ Fr frappant çarpıcı < Fr frapper çarpmak

frekans [ DT C1 94 3] ~F rf r é qu en ce 1. t ek ra rl an ma sıklığı, 2. elektromanyetik dalga sıklığı ~ Lat frequentia < Lat frequens, t- sık, sıkışık, kalabalık < HAvr *bhrekwtıkmak, sıkmak " fars fren mekanizması ~ Lat frenum gem [Bah 1924] ~ Fr frein 1. gem, 2. otomobilde durdurma

frengi [CodC xiii] Fransız, Batı Avrupalı; [ xvi] illet-i frengi 1490'lardan itibaren Batı Avrupa'dan dünyaya yayılan bulaşıcı bir hastalık, sifilis < Tü Frenk Fransız ~ İt Franco a.a. " frank frer [ xx/a] ~ Fr frère 1. erkek kardeş, 2. Katolik keşiş veya tarikat mensubu ~ Lat frater erkek kardeş ~ HAvr *bhrâter erkek kardeş " birader fresk [DTC 1943] fresko ~ Fr fresque taze sıvaya boya tatbikine dayalı resim tekniği ~ İt fresco 1. taze, canlı, 2. a.a. ~ Ger *frisk- taze, keskin, canlı * Karş. İng fresh (taze), fresco (fresk). freze [Müh385 181+] bir metal işleme tezgâhı ~Frfraiser freze makinası ile metal işlemek < Fr fraise 16. yy'da kullanılan fırfırlı dantel boyunluk * Freze makinasının çıkardığı metal kıymıkların şeklinden ötürü. frigorifik [Bah 1924] ~ Fr frigorifique soğutma cihazı, soğutucu & Lat frigus, frigor- buz gibi soğuk (~ HAvr *srîg- soğuk) + Lat facere, fact-yapmak, etmek " faktör frijit frigidus " frigorifik frikik İng kick tekme EŞKÖKENLİLER: İng free : fob, frikik, gasfri friksiyon [Bah 1924] vücudu el veya fırça ile ovma friction sürtünme ~ Lat frictio < Lat fricare ovmak fritöz [ xx/c] ~ Fr friteuse [f.] kızartma makinası < Fr friter kızartmak, ateşte pişirmek ~ Lat frigere, frict- a.a. ~ HAvr *bhrîg- a.a. < HAvr *bher-4 a.a. ~ Fr [ xx/c] ~ Fr frigide soğuk, cinsel açıdan isteksiz ~ Lat

[ xx/b] ; [ 199+] magazin argosunda uygunsuz fotoğraf verme - İng free kick serbest tekme, futbolda serbest vuruş & İng free serbest, özgür (~ Ger *fıîjaz ) +

* Aynı kökten Fa birışten, birıy-, İng fry (kızartmak). friz [ xx/b] ~ Fr frise mimaride dekoratif şerit ~ OLat frisium/frigium "Frigya işi", giyside kenar süslemesi < öz Phrygia Frigya, İçbatı Anadolu'da bir bölge fruktoz [ML xx/c] früktoz ~ Fr fructose meyve şekeri < Lat fructus meyve, verim, mahsul < Lat frui, fruct- hoşnut olmak, ürün elde etmek ~ HAvr *bhrüg- mahsul almak, hoşnut olmak fuar [ xx/b] ticari panayır festival, yortu, bayram ~ ALat fesia a.a. " festival * s > r dönüşümü (rhotacism) Latincede tipiktir. fuaye [ARasim 1897-99] ~ Fr foyer 1. ocak, aile ocağı, 2. tiyatroda sigara içme salonu ~ OLat focarium < Lat focus ocak, ateş " fokus fücceten faca'a aniden geldi, bastı, baskın yaptı fücur [Aş xiv] yırtıklık, fuhuş < Ar facara yırttı, yardı" fecir ~ Ar fucâ'atan [#fc' zrf.] aniden < Ar ~ Ar fucür [#fcr msd.] ahlâksızlık, ~ Fr foire panayır, fuar ~ Lat feria

fueloil [ xx/c] ~ İng fuel oil "yakıt yağı", kalorifer kazanlarında kullanılan bir yakıt (< İng fuel yakıt ~ EFr fouaille a.a. ~ OLat focalia "ocaklık", a.a. < Lat focus ocak, ateş ) + İng oil yağ (~ Lat oleum a.a.)" fokus, petrol füg kaçma, 2. a.a. ~ Lat fuga fuga1 [ xx/b] ~ Fr fugue müzikte bir form ~ İt fuga 1. kaçış,

[ xx/c] seramik karoların arasına doldurulan yapıştırıcı madde - Alm fuge eklem, derz < Alm fügen eklemek, uydurmak ~ Ger *fogjan ~ HAvr *pag-/pak- sıkıca bağlamak, katmak, sıkmak " pakt fuga2 müzikte bir form ~ İt fuga müzikte bir form " füg

fuhuş/fuhş [MMem xvi] ~ Ar fuHş [#fHş msd.] ahlaki sınırları aşma, taşkınlık, rezalet < Ar faHuşa aşırı ve utanç verici idi fukara " fakir ful 1 çok " poli+ ful2 fular [ xx/a] ~ Fa ful güzel kokulu bir çiçek ~ Fr foulard atkı, boyunbağı < Fr fouler bastırmak [ xx/c] [ xiv] ~ Ar fuqarat [#fqr çoğ.] fakirler < Ar faqlr

~ İng full dolu ~ Ger *full- ~ HAvr *pels-1 dolu,

sorguç. 2. çirkef * Muhtemelen falya (toplarda ateşleme deliği < İt folla delik. furgon [Bah1924] taşımaya mahsus dar uzun araba veya vagon ~ OLat furico ~Frfourgon eşya ve hayvan ~ Yun furnistós ~ Ar funün [#fnn çoğ.İng fundamentalism köktencilik < İng fundamental temele ilişkin < Lat fundamentum temel.] ince ip. dal budak sarmak ~ Lat fundere.1. [MMem xvi] funda etmek denizcilikte demir atmak .] fenler < Ar fann " fen [KT xix] fonya topu ateşlemekte kullanılan yanıcı kapsül furnisto [ xx/a] fırında pişmiş et fırınlanmış < Yun furnízo fırınlamak " fırın . fus. dibe atmak.a. erica ~ Yun foúnta püskül. dibi bulmak < İt/Ven fondo dip ~ Lat kablolu tren. çalı < Yun föüntönö sık ve girift şekilde büyümek. tütsülemek ~ Lat fumare a. kablo fünun fünye ~? İt fogna lağım.duman < HAvr *dheu-1 tütmek funda1 [Men xvii] süpürge yapımında kullanılan bir tür çalı.Ven fonda! dibe! (emir) < Ven fondar diplemek. dağıtmak. füme [ xx/b] ~ Fr fumé 1. ~ Fr funiculaire telle işleyen şey.fultaym tayming fulya bir bölge [ xx/c] ~ İng full time tam süre (çalışma)"ful1. saçmak. halat. a. yarık) sözcüğü ile anlam ve ses bakımından karışmıştır. < HAvr *dhü-mo. " fon1 fundamentalizm/fondamantalizm [ xx/c] köktendincilik . duman rengi < Fr fumer duman tütmek. (bitki) bolca üretmek. dökmek. teleferik < Lat funi culus [küç. dayanak " fon1 fungal mantar fungisid +sid füniküler [ xx/b] [ xx/c] [ML xx/c] ~ İng fungal mantara ilişkin < Lat fungus ~ İng fungicide mantar öldüren" fungal. 2. tel < Lat funis ip. esas. öz Puglia Güney İtalya'da [LO xix] soğanlı bir çiçek * Otranto (Pulia) fatihi Gedik Ahmet Paşa tarafından İstanbul'a getirildiği rivayet edilir. dal budak sarmak " fondan funda2 fundus a. dumanla terbiye edilmiş. tepelik. (kabarık şey).

füru ~ Ar furuc [#frc çoğ.dökmek " fondan . delikanlı füze [ xx/b] fus [mod. 2. İslam ülkelerinde 12. yetişmek fütüvvet [ xiv] ~ Ar futuwwat [#ftw/fty msd. alt kollara ayrılma < Ar faraca dallandı. 2.] haddini aşan. artık.] [Neş xv] fetihler fütur ~ Ar futür [#ftr msd. ~ Fr fusée havai fişek.] bir atadan gelen çocuk ve torunlar < Ar farc [msd. istikbal ~ Lat futurus olacak olan ~ HAvr *bhu-tu-olacak < HAvr *bheusolmak. yy'dan itibaren yayılan gençlik ve dayanışma teşkilatı < Ar fatan genç. gazap ~ Lat furia < ~ YLat fuchsia bir süs bitkisi < öz Leonhard * Türkçe telaffuzu okuma hatasından kaynaklanır.a. eylem haline ara verdi. fuseau] mekik ~ Lat fusus a. fus. uzaya fırlatılan roket < EFr fuzuli [ xiv] ~ Ar fuDülî [#fDl nsb. fazla şey veya söz " fazla füzyon [ 196+] . çılgınlık. çıldırmak fuşya Fuchs Alman botanikçi (ö. İt. gençlik. [ 199+] çeşitli ulusal mutfakları birleştiren yemek tarzı ~ Fr/İng fusion 1. futbol [Bah 1924] İng ball top (~ Fr balle top )" fit2. şair < Fr future gelecek.] lüzümsuz. gevşeme < Ar fatara gevşedi. (su) ılındı" fetret fütürizm [ xx/b] ~ Fr futurisme modern sanatta bir akım # 1909 Marinetti. gereksiz şey < Ar fuDül [msd. erimiş metal dökme. balya fütuhat fetihler < Ar fatH " fetih ~ İng football ayaktopu & İng foot ayak + < Ar futüH [#ftH çoğ. metal erimesi. oluşmak. atom çekirdeğinin yüksek ısıda kaynaşması ~ Lat fusio döküm < Lat fundere.] 1.] tembellik. kaynak yapma. fazlalık. budaklandı furya [ xx/a] Lat furere gazaba gelmek.] dallanma. 1566) [ xx/c] ~ İt furia kudurma. dindi.

yolculuk gabari *garwian kalıplamak. wallfahrt] hac yolculuğu & EAlm wallen gezmek. zulüm < Ar ġadara haksızlık etti.gabardin [Bah1924] ~Fr gabardine bir tür yünlü kumaş .EFr gauvardine/gallevardine eskiden hac yolcularının giydiği bir tür bol pelerin < EAlm wallevart [mod.] zalim.] gadolinyum [ xx/b] ~ YLat gadolinium bir element ^ 1886 Paul Émile Lecoq de Boisbaudran. ~ Ar ğabîy [#ġbw/ġby sf. Fr. anlayışsız " gabi gabi ahmak (= Aram #cby kalın ) gacır gaco gaddar kıyıcı " gadir onom sürtünerek ötme sesi < [LO xix] Çingene argosunda kadın [Yus xiv] ~ Çing ~ Ar gaddar [#ġdr im. donatmak [ML xx/c] ~ Fr gabarit ölçme kalıbı < Ger ~ Ar ğabâwat [#ġbw/ġby msd. gadir/gadr[Yus xiv] gadr haksızlık. acımasız davrandı ~ Ar ġadr [#ġdr msd.] bilgisizlik. anlayışsız. kimyacı < öz Johan Gadolin Finlandiyalı mineralojist (1760-1852) .] bilgisiz. dolanmak + EAlm vart gidiş. gabavet anlayışsızlık < Ar ğabîy bilgisiz.

a. insan dışkısı. f.süt ~ HAvr *glak-t. samanyoluna benzer diğer yıldız kümesi ~ EYun galaksías "süt yolu".] burada olmayan. ~ İt galleria a.a. / OLat galeria a. aniden insana saldırıp parçalayan efsane yaratığı" gulyabani gaip kayıp " gıyap [Kut. Aş xi] ~ Ar ġaflat [#ġfl msd. umursamaz. göden.] sayı veya güç bakımından üstün olma.. [DK. gülmekten tıkanma. tuvalette yapılan şey.a. 2.a. üşüştü[msd. yanlış. ucu çengelli sopa. 2. boş bulunma < Ar ġafala önemsemedi.gaf kırma ~ Prov gaf ucu çengelli sopa gaffar [Bah 1924] ~ Fr gaffe 1. çukura girdi * "Gait. tiyatroda irticalen yapılan espri gaga <onom [Men xvii] bir tür kuş sesi. DK xi] ~ Ar ğâ'ib [#ġyb fa. yerde bulunan çukur. dışkı < Ar ğâTa battı.] önemsemezlik.süt" lakt(o)+ galat mantık veya gramer hatası [ xiv] ~ Ar ġalaT [#ġlT msd. boş verdi gag [ML xx/c] ~ İng gag [onom. gafil [ xi] .a. kemerli koridor. 2. dansetmek ~ HAvr *wel-3 " vals galaksi [P Safa 1949] ~ Fr galaxie..] çok bağışlayıcı" mağfiret ~ Ar gafil [#ġfl fa. bilinçsiz " gaflet gaflet [Kut. [Bah 1924] koridor. ağız tıkacı.] aniden gelen bela < Ar ğâla aniden saldırdı. madenlerde yeraltı tüneli. galak.] 1.Samanyolu. sıfat olmadığı içün mevadd-ı gaita dememeli. [LO xix] kuş gagası gaile ~ Ar ğa'ilat [#ġwl fa. gaitiyye demeli" (M Bahaeddin. . ~ EFr gale dans. Gül xv] unutkan.] habersiz. galact. g$awl] < Ar gül gulyabani. pot ~ Ar gaffar [#ġfr im. raks ~ Ger *waljan yuvarlanmak. Yeni Türkçe Lugat.a. tiyatroda seyircilere mahsus balkon ~ Fr gallerie revak. üstün geldi galen galene kurşun [ xx/b] ~ Fr galène kurşun içeren bir mineral ~ EYun galeri [ResCGaz 1912] sanat eserlerinin sergilendiği yer. 1924). gaita [Men xvii] gâiT tuvalet. [ xix] mevadd-ı gâiTa tuvalet maddeleri. f. hela çukuru. < EYun gála. gala [Bah 1924] ~ Fr gala şenlik. özellikle galebe [Neş xv] ~ Ar ġalabat [#ġlb msd. a.] 1. yenme < Ar ġalaba üstün idi.] hata. dışkı (tıp terimi) ~ Ar ğâ'iT [#ġwT fa. festival ~ İt gala a. dikkatsizlik.

a. ~ Yun gámma . 1050). [ 199+] ayakkabı üzerine geçirilen plastik poşet ~ Fr galoche takunya.] kaynama < Ar ~ Ar ğâlibâ [#ġlb zrf. karamsarlık < Ar ġamma kararttı. Fransa galvanize [etm [KT 189+] ile kaplamak < öz Luigi Galvani İtalyan fizikçi (1737-1798) ~ Fr galvaniser sacı çinko galyum [ xx/b] ~ YLat gallium bir element < Lat gallus horoz < öz Lecoq de Boisbaudran Fransız fizikçi (1838-1912) * Lecoq adı Fransızca "horoz" anlamına geldiği için. kaba < Ar ~ İng gallon sıvı hacim ölçüsü ~ EFr [Tarik 1884] galop [ xx/b] ~ Fr galop atın dörtnala gidişi < Fr galoper dörtnala gitmek ~ Frk walah laupan hızlı koşmak (= Alm wohl laufen) galoş [AMithat 1882] potinleri çamurdan korumak için giyilen üst ayakkabı. ~ EYun gámma Yunan alfabesinin üçüncü harfi " gamma gama [ xx/b] ('gamalı haç' deyiminde) Yunan alfabesinin üçüncü harfi.a.* Sözcüğün nihai kökeni belirsizdir.] yenen. karanlık olma) gam2 [ARasim 1897-99] ~Frgamme müzikte do'dando'ya nota dizisi ~ OLat gamma 1.] sıkıntı. İtal. 2. ^ Guido d'Arezzo.] galip ihtimal ile. koyulaştı galon galon/j alon ~? Kelt ~ Ar ğalîZ [#ġlZ sf. üstün " [Yus. müzikte do sesi. üstün ~ Ar ğâlib [#ġlb fa. gizledi. keder. sabo < öz Gallia Galya.] kalın. tahta tabanlı ayakkabı ~ OLat gallicula (solea) Galyalılara özgü takunya. müzik kuramcısı (ö.] küçük yassı peksimet < Fr galet yuvarlak dere taşı ~ Kelt *galos taş galeyan ğalâ kaynadı galiba olasılıkla " galip galip galebe [ xiv] ~ Ar ğalayân [#ġly msd. Aş xi] ~ Ar ġamm [#ġmm msd. kalbi karamsarlık ve kederle doldu (= Aram #cmm kararma. Gül xiv] galiz [ xiv] ġaluZa [msd. gam1 [Kut. D " gamma Dört tane gamma harfinden oluştuğu için. ġilZat] kabalaştı. galeta [LO xix] Frenk peksimedi ~ İt galetta / Fr galette [küç. koyu.

göz kırptı. yağmalamak * Karş. gangster [ xx/b] ~ İng gangster çeteci. 2. çete ~ Nor gangr yolculuk ~ Ger *gangan gitmek.gambit [ xx/c] ~ Fr/İng gambit satrançta feda hamlesi ~ İt gambetto çalım. işve < Ar ġamaza [msd. mülk " ağnam ganyan [ xx/b] ~ Fr gagnant 1.vuruşma < HAvr *gwhen. Yus xiv] ~ Ar ğanîy [#ġny sf. yolculuk etmek ~ HAvr *ghengh. ~ HAvr *gwhn-tyâ.a.vurmak. 1890 ABD < İng gang yolcu grubu. ^ Gregor Mendel (1822-84) Avst.< HAvr *gems. gitmek gani [Aş. bol" gına ganimet [Aş xiv] ~ Ar ğanîmat [#ġnm sf. [LO ] a. bot2 gamet [ML xx/c] ~ Fr gamète dişi veya erkek üreme hücresi / Alm gamet a.a. at yarışlarında bir tür bahis < Fr gagner kazanmak ~ Ger *wainjan ~ HAvr *wois. biyolog ~ EYun gamete evlenen kız.] zengin. göz kırpan.] savaşta ele geçirilen mal.] 1.düğün. gamma [ xx/b] ~ İng gamma ray bir tür radyoaktif ışın ^ 1903 Ernest Rutherford. . HAvr g. [KT ] a.dönüşümü tipiktir. 2. ġamz] 1. yağma < Ar ġanam 1.< HAvr *weis.a. çelme takma < İt gamba bacak " jambon gambot [LO187+] ~ İng gunboat bir tür savaş teknesi & İng gun silah (~ Nor gunnr savaş ~ Ger *gund.a.a. güvenceye almak ~ Ger *waran/*weran bakmak. göz süzerek bakma. İng to gain (kazanmak) < Fr.a... elde etmek. 2. gar1 [Aİhsan1891] ~Frgare büyük demiryolu durağı < EFr garer korumak. [Men ] a. gelin < EYun gámos düğün ~ HAvr *gms-o. haydut ^ y. [TDK 1955] çenede veya yanaklarda gülümserken beliren çukurluk ~ Ar ġamzat [#ġmz] göz kırpma. çimdikledi. Fenike alfabesinin üçüncü harfi = Aram gîmel Arami/İbrani alfabesinin üçüncü harfi" cim1 gammaz [KıpGul xiv] biri aleyhine kötü söz söyleyen . işve. öldürmek) + İng boat gemi " defans. biri aleyhine kötü söz söyledi" gamze gamze [KıpGul xiv] göz kırpma. İng to win (kazanmak) < Ger. çimdikledi.Ar gammaz [#ġmz im. korumak ~ HAvr *wer-4 a.].> Ave z. kafile [esk.a. evlenmek * Aynı kökten Ave zamatar/EFa damatar (düğün sahibi).) kırptı. f.kazanmak. Yeni Zelanda kökenli Kanadalı fizikçi. koyun. kazanan. sıktı.> Fa d.. yy'dan önce kaydedilmemiştir. (göz vb. 2. gözetmek. biri aleyhine kötü söz söyleyen < Ar ġamaza 1. biri aleyhine kötü söz söyledi * Modern anlamı 20. mal.yürümek. ~ EYun gámma Yunan alfabesinin üçüncü harfi ~ Fen gmel deve. sıktı. 2.

bekçi < Fr garder bakmak. gözetmek. a. Tüm dillerde onomatopedir. tuhaf idi = Ar ġaraba [msd. Aş viii+] ~ Ar ğarîb [#ġrb sf. İng guard/ward (nöbetçi). ğarâbat] yabancı idi. beklemek) kökünden Alm warten (beklemek).a.] amaç. roba gargara ġarġara [onom. Fr garde. egzotik. güvenceye almak " gar1 garaz [Aş xiv] özellikle şahsi ve gizli kasıt. gözkulak olma. a. korunma. ayrıldı.] gariplik. ğarb/ğurûb] uzaklaştı. korumak ~ Ger *ward. < Ar * Karş.a. garanti [İkd1907] ~Frgarantie güvence <Frgarantir güvence vermek < Fr garant koruyan. wary (uyanık. yolcu. laurus nobilis garabet ~ Ar ğarâbat [#ġrb msd. ~ HAvr *wor-to. Fr gargariser (gargara etmek).a. Lat gargarizare. parti 1 gardenya [ML xx/c] öz Alexander Garden İskoçyalı doğabilimci (ö. garip [Uy.a. ayrıksı < Ar ġaruba yabancı ve ayrıksı olma " garp . Aynı fiilin varyantı olan Ger *wardön (gözetmek. < Fr g(u)arer korumak.] [Bah 1924] [ xiv] ~ Fr garde-robe giysi dolabı & Fr ~ Ar ġarġarat [#ġrġr msd.< HAvr *wer-4 a. wehr (savunma). a. " gar1 garden parti [Bah 1924] ~ İng garden party bahçede verilen parti & İng garden bahçe (~ EFr gardin a. nöbette). EYun gargarizo. ~ OLat hortus gardinus etrafı duvarla çevrili bahçe ~ Ger *wardon korunaklı. gar2 [ xiv] ~ Ar ğâr [#ġwr] defne bitkisi. yabancılık < Ar ġaruba [msd. gard [ xx/b] korunma ~ Fr garde koruma. Fr regarde (bakmak). (güneş) battı" garp garaj güvenli bir yere almak " gar1 [Cumh 1932] ~ Fr garage a. 1791) ~ YLat gardenia bir çiçek cinsi < gardiyan [EvÇ xvii] vardiyan ~ İt guardiano gemide bekçi.] yabancı. güvence veren < Fr g(u)arer korumak. gözetmek. nöbetçi / Fr gardien a. yy'da Fransızca telaffuza göre düzeltilmiştir. nöbet beklemek " gard * Türkçe yazım 19. kasıt.* Aynı kökten Alm wahren (gözetmek. korumak). < İt/Fr guardare/g(u)arder korumak. çevrili) + İng party " gard.] a. önyargı ~ Ar ġaraD [#ġrD msd. gardrop garde koru + Fr robe giysi" gard. İng aware.

] 1. hizmetçi dairesi. garp [Aş xiv] garb ~ Ar ġarb [#ġrb msd.] bedeni yıkama < Ar garnitür gasp [ xiv] ~ Ar ġaSb [#ġSb msd. köken itibariyle warn thee! veya be warned! (kendini koru) uyarı cümlesinden kaynaklanır. uşak " garson gasfri [ xx/c] + İng free serbest. garip. uzaklaştı. suya battı [ 1920] alafranga yemekte tabak donatma unsurları . 2. donatmak ~ Ger *warnjan korunmak " garnizon garnizon [Bah1924] ~Frgarnison savunma amaçlı olarak bir kente veya kaleye yerleştirilen askeri birlik < Fr garnir tahkim etmek.mide ~ EYun gástron ~ Fr gastrique mideye ilişkin ~ EYun . EYun Europe (Batı ülkesi) muhtemelen bir Sami dilinden alıntıdır.) * Arapça fiilin ikinci anlamı (yabancı olma. hizmetkâr.] bir şeyi zorla ve yasadışı yollarla alma < Ar ġaSaba zorla aldı. boş " gaz1. tuhaf olma) türevseldir. (gün) battı (= Aram csrebâ gün batımı = Akad erebu a. vale ~ HAvr *werg. erkek çocuk. oğlan.* "Fakir" anlamı 17. işlemek " erg garsoniyer [ xx/b] ~ Fr garçonnière 1. hizmetçi. uşak. çırak. savunmak < Ger *waran gözetmek. gazsız & İng gas ~ Ar ġasl [#ġsl msd. güneş batımı. gurup. korumaya almak ~ Ger *warnjan kendini korumak. 2. vatanından uzak olan kimse" anlamından türemiştir. yy'dan sonraki bir dönemde "yabancı. Batı < Ar ġaraba ayrıldı. zaptetti gastr(o)+ mide gastrik gastrikós " gastr(o)+ [ xx/c] ~ Fr/İng gastr(o). zorla alan " gasp ~ İng gas-free gazı boşaltılmış. kendinden habersiz hale gelecek derecede dalma < Ar ġariqa daldı.] 1. garp. EŞKÖKENLİLER: Ar #grb : garabet.çalışmak.]. 2.] gaspeden. frikik gasil/gaslġasala yıkadı gasıp ~ Ar ğâSib [#ġSb fa. süsleme < Fr garnir tahkim etmek. mağrip EYun Europe : avrupa garson [AMithat 1877] restoran hizmetçisi ~Frgarçon 1. el koydu. çırak ~ Frk *warkjo işçi. korumak " gar1 * İng warn (uyarmak) fiili. armatür [esk.Fr garniture donatım. kurabiye. gark [Aş xiv] ~ Ar ġarq [#ġrq msd. suya dalma. 2.a. evlilik dışı ilişkiler için tutulan daire < Fr garçon oğlan çocuğu. gurbet. boğulma.

Aş. 2. DK xiii] kavvad hakaret terimi ~ Ar qawwâd [#qwd im. gayser/gayzer [ xx/b] ~ İng geyser yer altından fışkıran su ~ İzl geisir fışkıran. kimyacı ~ EYun %âos dünya yaratılmadan önce varolan şekilsiz varlık " kaos . kötü yola düştü " gabi gaz1 [LO 187+] fizikte maddenin uçucu hali.gastrit [ xx/b] ~ Fr gastrite mide iltihabı" gastr(o)+ [ xx/b] ~ Fr gastro-entérologie mide ve gastroenteroloji bağırsak hastalıkları uzmanlığı" gastr(o)+. son nokta gayet [LO xix] ~ Bul gayda Bulgarlara özgü tulumlu çalgı ~ Ar ğâyat [#ġy msd. van Helmont (1577-1644) Holl. fışkırmak ~ Ger *gausjan ~ HAvr *gheus< HAvr *gheu. cehennemde bulunan bir kuyunun adı < Ar ğâwa baştan çıktı. havagazı lambası ~ Fr gaz a. ~ Hol gaz maddenin uçucu hali # J. gayret gösterdi gayrı [DK xiv] tamlamalarda) < Ar ġayr [#ġyr] başka.] » [ 199+] " kâfir ~ İng gay 1. kıskançlık yüzünden hırslanma ~ Ar ġayrat [#ġyr msd.] muhabbet tellalı. fuhuşa aracılık eden < Ar qâda [msd.] baştan çıkma.sıvı bir şeyi dökmek " fondan gayya ~ Ar ġayyat [#ġwy msd. kötü yola düşme.ve a(n).önekli bileşiklere karşılık üretmek için kullanılmıştır. qawd/qiyâdat] önayak oldu. dökülen < Nor geisan akıtmak. Kıp xiv] gayet son ~ Ar bi-ğâyat son olarak. lokantacı" gastr(o)+. enter(o)+ gastroentestinal [ xx/b] ~ Fr gastro-intestinal mide ve bağırsağa ilişkin & EYun gástron mide + Lat intestinum bağırsak " gastr(o)+ gastronomi uzmanı. son derece " gaye gayret [Aş.] kıskançlık. B. -değil (sadece * Geç Osmanlıcada Batı dillerinden alınan in. [İM665 187+] havagazı. diğer ~ Fa ġayri -den başka. amaç. irrationel > gayrıaklî. fanatizm.a. Yus xiv] haysiyetine dokunma. immeuble > gayrımenkul. Karş. Bağımsız ad olarak kullanımı halk diline özgüdür. +nomi [ML xx/c] ~ Fr gastronomie damak zevki gavat/kavat [CodC. bir şey uğruna büyük hırs gösterme < Ar ğâra kıskandı. iş bitirdi gâvur gay gai neşeli gayda gaye hedef. eşcinsel erkek ~ Fr [Kut. neşeli. (sıvı) dökmek.

Venedik devletinde bozuk para birimi. 2.) Fransızcadan alınmıştır. saldırı < Ar ğazâ 1. • Final p/w etkisiyle türevlerde ünlü yuvarlaklaşması görülür. a. gayret etti. limonata ve sodyum bikarbonattan yapılan içecek < Fr gazeux gazlı < Fr gaz"gaz1 ge(o)+ gebe » " je(o)+ <Tü [Kıp xiv] kebe şişik. müzikli lokanta < İt casa ev ~ Lat casa baraka.] rafine edilmiş petrol.] 1. istilacı" gaza ~ Ar gazin [#ġzw fa. daha sonra otomobil yakıtı için benzin sözcüğü tercih edilmiştir. 2. [Cumh 1929] gazoz ~ Fr eau gaseuse gazlı su. 2. gaz3 [LO xix] ince tülbent ~ Fr gaze cerrahide kullanılan bir tür gevşek dokunmuş bez ~ Ar ğazzî [nsb. kulübe gazoz [ARasim 1897-99] gazöz. petrol lambası. Tü küwen(şişinmek). daha sonra Fransa ve İngiltere'de benimsenmiştir. baskıncı.] Gazze'ye ait. içi boşalmak * Karş. Trkm gebe (balon). istila etti gazap [CodC. [Men xvii] gebe hamile < Tü *keP-2 şişmek. DK xi] din uğruna savaş ~ Ar ğazât/ğazwat^ [#ġzw msd.] akın. köwtünğ.a. evcik. [Cumh 1929] otomobilde benzin pedalı ~ İng gasoline [Amer.] dini ~ İt casino gazino [KT xix] kazino müzikli lokanta [küç. gaza [Kut. a. küwij (içi koflaşan ağaç). [xvi] * Venedik cumhuriyetine özgü bir kavram iken 1630’larda Almanya ve Hollanda. öfkelendi gazel şiiri Ar ġazala yün eğirdi [ xiv] ~ Ar ġaDab [#ġDb msd. yağma. çabaladı. benzin & İng gas1 uçucu madde. gaz2 [Bah 1924] gaz/gazyağı petrolden elde edilen lamba ve otomobil yakıtı. köwrüğ/küwrüğ (davul). şişkin.a.* Holandaca sözcüğün telaffuzu Yunanca %âos ile eşdeğerdir. öfke < Ar ġadiba kızdı. metelik. Gül8 xiii] kızgınlık. akın yaptı. kabarmak. DK xi] gaza eden veya dünyevi amaçla akın eden. aşk sözleri. . Karş.a. aşk gazete [179+]gazeta ~Frgazette parayla satılan haber bülteni ~ Ven gazéta [İt gazzetta ] 1. gazi [Kut. kulübe.] ~ Ar ġazal [#ġzl msd. DK. < öz ġazzat Filistin'de bir kent * İng gauze (a. lamba gazı + Lat oleum yağ " gaz1 * Türkçede önceleri hem lamba hem otomobil yakıtı için gaz(yağı) kullanılırken.] flört etme. küwre (şişmiş ceset).

Fr capre biçimleri Yunancadan alınmıştır.[xi] " geç gecik[mek * Güçlendirici -ik. geri. Sözcüğün bugünkü anlamlarına 20. oyuk. uzlaşma.(geçmek) fiilleri muhtemelen birleştirilemez. çarşı ve pazarda bir kişiye tahsis edilen yer < Tü ked-/ged. geçim <Tü [Bah1924]1.a. gerideki. pehlivan. geç[mek gece Tü Tü [ viii] keç.aşmak. [Fel 194+] anane < Tü gel-" gel- TTü görenek sözcüğüne nisbetle türetilmiştir. öte yana gitmek [Uy viii+] kéçe gece.ekiyle. yarık açmak. son " * Eski Türkçe uzun kapalı e ile k??ç. capparis spinosa ~ EYun kápparis a. gebeş kabş teke. Türkçe gebere biçimi 20. [Arg xvi] (hayvan) ölmek < Tü *keP-2 şişmek. .geber[mek <Tü [Kıp xiv] keber.[xiv Kıp] delmek.] geğirme sesi " +kir~ İng gecko bir tür kertenkele ~ Malay keko [ viii] kel. dün <Tü [Kıp xiv] kecik. geç vakit. ~ Aram qapar a.a.birlikteyaşama. yy'dan önce rastlanmaz. gedik <Tü [DK xiv] gedük çentilmiş. [Çağ xv] geber-şişmek. koç (= İbr kebes kuzu ) geç geri Tü [ xviii] koç. [ xvi] safta bir askerin yeri. hamile olmak.[Kaş] gecikmek " geç < Tü keç. * İng caper. maişet <Tü geç-" geç- * Karş.xvii Men. arkada olan < Tü ke/ke5 arka. delik. cevşen .a. yy başına dek yaygınken bu tarihten sonra kapari biçiminin yayılması Yunancadan ikincil bir alıntıyı akla getirir. çentmek geğir[mek geko gel[mek gelenek Tü YT Tü [ xi] kekir[ xx/c] < Tü kek [onom.şişmek. [LG188+] avanak (argo) ~ Ar [Uy viii+] kéç sonraki. xix LO).(gecikmek. geç) ve kısa açık e ile keç. içi boşalmak " gebe gebere/kapari [Men xvii] gebere/kebere ~ Yun kápari çiçeklerinden turşu yapılan bir bitki.a.geç olmak < Tü kéç. 2. geçim (bir tür zırh.

bol" geniş * Fr général (a. şakayık-ı numan. Fr gène (/jen/).gelin Tü [Uy viii+] kelin a. biyolog < Lat genus / EYun génos soy. sandal. [KatipÇ. genç hayvanın küçüğü Tü [Uy viii+] kenç çocuk. Avst. yavru. . papaver * Kırmızı çiçeği gelin başlığına benzetildiği için.) < cirs (gelin) çevirisidir. KT xix] büyümek. genelge YT [CepK 1935] tamim <T ü genel "genel * Sıfata eklenen -ge ekinin işlevi belirsizdir.] ordu kumandanı < Fr capitaine général genel kumandan < Fr général genel ~ Lat generalis soya ait. [ xix] jeneral/ceneral Avrupa ordularında bir rütbe. * Gelmek fiiliyle ilişkisi muğlaktır.a. her gene genel YT » [CepK 1935] umumi " yine Tü gerjğ geniş. İng gene (/cm/). suda taşıt aracı gen [DTC1943] ~Alm gen canlılarda kalıtımı düzenleyen hücre birimi ^ 1866 Gregor Mendel. ırk " genetik * Karş. gener-soy. general [LF xvi] . genel < Lat genus. ırk " genetik * Türk ordusunda 26/11/1934 tarihli kanunla kullanıma girmiştir.a. gelincik2 <Tü bir tür küçük yırtıcı hayvan. mustela < Tü gelin " gelin * Muhtemelen Ar cirsat veya ibnu-l-cirs (a. boy atmak [Mü xvi] < Tü gel-" gel- ~ Yun/EYun kemos atların ağzına vurulan [Uy viii+] kémi tekne. EvÇ xvii] ceneral Venedik donanma komutanının ünvanı.a. Telaffuzu Almancaya uygun olarak düzeltilmiştir. gelincik 1 <Tü < Tü gelin " gelin [MŞ xiv] kırmızı çiçek açan bir otsu bitki. geliş[mek gem demir parçası gemi Tü <Tü [LO. [ResmiG 1934] general Türk ordusunda bir rütbe ~ Fr générale [f.) sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetildiği açıktır.

Ar cins Yunancadan alıntıdır. dönen.çekerek uzatmak.genetik/j enetik [DTC 1942] jenetik ~ Fr génétique soya ilişkin. uzatmak veya yayılmak. ki zifafhanedir. güvenilir. geniş <Tü [LL 1732] geniş yaygın. gen. nasci < gnasci (doğmak). yy'da türeyen -iş ekinin kaynağı belirsizdir. DK xiv] zifaf çadırı. gerçek <Tü [T S xiii] gérçek inanılır. ward. (= Ave vart. ) ~ HAvr *wer-t. babası olmak). gens (soy.(doğurmak. daire. sadık gerçi eğer [Yus xiv] ~ Fa agar çî/gar çî eğer ki.. 1930’lardan sonra muhtemelen Almanca etkisiyle geometri tercih edilmiştir. [BK 1799] girdek oba tabir edilen büyük çadırdır . a. eksen. " je(o)+. uzatmak/uzamak " geniş * Geçişli fiil eki -r. < EYun génos soy. güvenilir. yaygın. kavim).Fa girdak kral çadırı.a.a. uzamak < Tü ken/gen [viii-xix] geniş. 18. gerdek evi tabir olunur. ırk < EYun gígnomai.dönmek. gard. otağ.a. küme. Alm werden (dönüşmek). gelin odası < Fa gird yuvarlak nesne. bol uzak < Tü *ke.a. her ne kadar " < Tü < Tü *ke- gerdan [Aş xiv] dönen ~ Fa gardan/gardan 1. kalıtımsal.ile. boyun < Fa gaştan. gen-doğurmak ~ HAvr *gensa. [Redh ] girdik küçük bir değirmi çadır. döndürmek * Aynı kökten Lat vertere/versare (dönmek. ırk).a. genitiv/genitif geniz/genzgenleş[mek YT Tü ? [DTC 1943] [MŞ xiv] gerjiz ağzın arka kısmı [TDK 1944] gerjğ geniş " geniş < Tü geometri [Göv192+]jeometri EYun geömetria yer ölçümü. +metre ~Frgéometrie hendese~ * Türkçede önceleri Fransızca jeometri biçimi kullanılırken. üremek). genius (doğurgan ruh). generare (doğurmak.. gerdek [İdr. genus (soy. • Gen biçimi Türkiye Türkçesinin ilk dönemlerinden 19. çadır " gerdan . döndürmek). Yus. * Geçişsiz fiil eki -n.yaymak. [Kıp xiv] kérşek/kérçek kértü [viii+ Uy] doğru. a. ger[mek Tü [Uy viii+] ker. İng -ward (bir şeye veya yöne dönme bildiren takı). 2.dönmek ~ OFa waştan. ırsi ~ EYun genetikös a. = Sans vrt. düğün sırasında gelin için hazırlanmış bir çadır veya gelin odası . OLat virare (döndürmek) biçiminin dolaysız kaynağı belli değildir. * Aynı kökten Lat gignere. inanılır. otağ.a.ve isim eki -ğ ile. yaymak yaymak/yayılmak. vasi.a. yy'a dek yaygın olarak kullanılmıştır.a.

a. 2. < Tü *gere-" gerek * Geremek fiili kaydedilmemiştir. & EYun géron ihtiyar (~ HAvr *gers-l a. pislik (< Fa re%tan. +gâh geri gerilim Tü [ viii] kérü arkaya ve sona doğru YT [Fel 194+] tansiyon ~ Fa kârgâh çalışma < Tü ké/kéd [viii+ Uy] arka. karmaşa. Nascher. gerekçe YT [ 193+] gerektiren sebep. savaş ~ HAvr *wers-1 kargaşa * Aynı Germence kökten İng war (savaş). lazıme < Tü gerek " gerek gergedan [MMem xvi] kergeden ~ Fa kargadan gergedan ~ Sans kaDgadhenu dişi gergedan < Sans kaDgá 1. özellikle dokuma tezgâhı " kâr.gerdel [Mü xvi] kerdel/kerder su kovası kardári] kazan. [DK xiv] gerek- * Sıfat kökünden fiil üretilmesi dikkat çekicidir.gerek olmak " gerek [Kıp xiv] kerek-. tezgâh. L. kargaşa). ^ 1909 I. rıht germanyum Germania Almanya [ML xx/c] ~ YLat germanium bir element < . noksan < Tü kerge.] "küçük savaş". dökmek ) " kavak. döküntü. İspanya'da 1806-1812 Napoleon harbi sırasında kullanılan düzensiz savaş yöntemlerine verilen ad < İsp guerra savaş ~ Ger *werra-kavga. gereç YT [CepK 1935] levazım ~ Yun kaldári [mod. son " +ri <T üger-"ger- gerilla [ML xx/c] ~ İng guerrilla 1.a. tabip (1863-1944).akıtmak. < Lat calere ısıtmak " kalori * Karş. Avusturya kökenli Amer. geriyatri/jeriyatri [ML xx/c] jeriatri ~ Fr gériatrie yaşlı hastalıkları uzmanlığı ~ İng geriatry a. rez. gerek gerek[mek Tü <Tü [Or viii] kergek eksik. kılıç. İng cauldron. Fr chaudron (büyük su kabı) < Lat caldaria. Alm wirre (kavga.) + EYun iatrós tabip " +iyatri geriz [ xiv] ~ Fa kârez lağım & Fa kâw çukur + Fa rez akıntı. düzensiz savaş. gerilla savaşçısı ~ İsp guerrilla [küç. gergedan " korna gergef [LO xix] küçük el tezgâhı yeri.a. 2. geri. su ısıtma kabı ~ Lat caldaria a.eksik olmak < Tü kerek bol.

(1. içini boşaltmak. " geviş * Sürekli ve zayıf eylem bildiren -ele. getto [ML xx/c] ~ İt ghetto bir kentte azınlıkların yaşadığı semt < öz Ghetto Venedik kentinin Yahudi mahallesi gevele[mek <Tü [LO xix] ağzında yumuşatarak çiğnemek < Tü gevmek [Men. geviş getirmek * Karş. gevşetmek. Tü *keP-2 (şişmek). rıht germanyum Germania Almanya [ML xx/c] ~ YLat germanium bir element < * Lat Germanus (Alman) sıfatı Galyalıların Alman aşiretlerine verdiği isimden alınmış olup muhtemelen Keltçe "komşu" anlamına gelen bir sözcükten türemiştir. MŞ xiv] keven bir tür dikenli bitki. geveleme < Tü kevmek [Kaş] diş etleriyle çiğnemek. dedikoducu. gevşemek yumuşatmak.a. gerzek + [ 197+] < Tü geri zekâlı" geri. KT. Karş. dökmek ) " kavak.a.akıtmak. [TS xiv xiv] gelür-/getür-a.= két(t)ür-. gevelemek) fiilinden türetilmesi zorlamadır. zekâ . İki ayrı fiil olup olmadığı tartışılabilir. geviş Tü [Kaş xi] keviş ağzında yumuşatarak çiğneme. pislik (< Fa re%tan.* Lat Germanus (Alman) sıfatı Galyalıların Alman aşiretlerine verdiği isimden alınmış olup muhtemelen Keltçe "komşu" anlamına gelen bir sözcükten türemiştir. çene çalan & Fa gap lakırdı. -eze eki Türkçe ile açıklanamaz.a. geven Tü? [Kıp. zayıflatmak " geviş < Tü keP-1 [xi] çiğneyip geriz [ xiv] ~ Fa kârez lağım & Fa kâw çukur + Fa rez akıntı. şişirmek.a.. gerzek + [ 197+] < Tü geri zekâlı" geri. kabartmak). LO. tragacanthus geveze [Kıp xiv] gevzen/gebzen ~ Fa gapzan çok konuşan.ekiyle.fiilinin geçişli türeviyle birleşmiştir . gevre[mek Tü [ xi] kewre. boş laf + Fa zan çalan " +zen * Tü gevmek (ağzında çiğnemek.kel(t)ür. Bur. rez. zekâ ~ Alm gestapo Nazi döneminde gizli polis gestapo [ xx/b] örgütü < Alm geheime staatspolizei gizli devlet polisi getir[mek gelTü [Uy viii+] keltür-/kétür. kap. < Tü kel-" * Biçim bakımından két-/git. oymak.yumuşamak. geviş getirmek = Tü kevmek [Kaş] a. 2. döküntü. MBah] diş etleriyle çiğnemek. lafazan.

İki ayrı fiil olup olmadığı tartışılabilir.(1. şişirmek. gevre[mek Tü [ xi] kewre.fiilinin geçişli türeviyle birleşmiştir . içini boşaltmak. gevremek < Tü kepiş geviş. her çeşit av hayvanı. geyik [ML xx/c] Japon hayat kadını ~ Jap geişa sanatçı [ viii] kez. geviş getirmek * Karş. gevşek.a. yumuşayış " geviş [ viii] kéyik 1. geviş getirmek = Tü kevmek [Kaş] a.yumuşamak. Tü *keP-2 (şişmek). geven Tü? [Kıp. gevşetmek. < Tü kel-" * Biçim bakımından két-/git. dedikoducu. zayıflatmak " geviş < Tü keP-1 [xi] çiğneyip gevrek Tü [ xi] kewrek yumuşak. gevşemek " gevregevşe[mek geyik geyşa & Jap gei sanat + Jap sha kişi gez Tü Tü [ xi] kez ok için kiriş üzerinde açılan çentik gez[mek Tü Tü [ xi] kewşe. KT. " geviş * Sürekli ve zayıf eylem bildiren -ele.a.yumuşamak. 2. Men xvii] gevrek bir tür kuru ekmek < Tü kePre.. boş laf + Fa zan çalan " +zen * Tü gevmek (ağzında çiğnemek. geviş Tü [Kaş xi] keviş ağzında yumuşatarak çiğneme. [TS xiv xiv] gelür-/getür-a. 2. çene çalan & Fa gap lakırdı.1.gestapo [ xx/b] örgütü < Alm geheime staatspolizei gizli devlet polisi getir[mek gelTü ~ Alm gestapo Nazi döneminde gizli polis [Uy viii+] keltür-/kétür.ekiyle.= két(t)ür-.kel(t)ür. LO. geveleme < Tü kevmek [Kaş] diş etleriyle çiğnemek.a. -eze eki Türkçe ile açıklanamaz. tragacanthus geveze [Kıp xiv] gevzen/gebzen ~ Fa gapzan çok konuşan.a. gevelemek) fiilinden türetilmesi zorlamadır. MBah] diş etleriyle çiğnemek. geviş getirmek.yürümek. kap. 2. [EvÇ. gevşemek yumuşatmak. lafazan. getto [ML xx/c] ~ İt ghetto bir kentte azınlıkların yaşadığı semt < öz Ghetto Venedik kentinin Yahudi mahallesi gevele[mek <Tü [LO xix] ağzında yumuşatarak çiğnemek < Tü gevmek [Men. dolaşmak . kabartmak). MŞ xiv] keven bir tür dikenli bitki. oymak. Bur. yumuşamak. Karş.

gık gıllıgış onom [ xiv] gırtlak açıp kapama sesi ~ Ar ġill u ġişş kin ve dalavere . göstermek.gitmek " git.] tahriş etmek. gıdık " gıcık gıdım gıdım ayak. [LO ] a. a. gibi benzerlik Tü [Oğ xi] kibi a.[onom.] besin < Ar ğa5â < Tü két.a. pezevenk * Gitmek fiiliyle ilişkisi yoktur. tahriş. yönlendirmek ~ Ger *wîtan bildirmek.? ~ Fa gıdı deyyus. <onom parmak ucuyla dokunma sesi Tü kadem kadem adım adım ~ Ar qadam < Tü gidiş " git- gidon [Bah 1924] ~ Fr guidon bisikletin yön çubuğu. [TS xiv] gicik kıcı-/gici.EŞKÖKENLİLER: Tü gez-: gez-. yol göstermek ~ HAvr *weid. gezegen gezegen YT [TDK 1944] seyyare < Tü gez-" gez- * Karş. ğa5w] besledi gider[mek gıdı gidi ahlaksız. [LO ] gıcır libas yeni. < Tü kıp [xi] kalıp. < " gacır [Aş. DK xiv] kıcırdı araba tekerleği sesi. gıcık Tü [Uy viii+] kıçık kaşıntı. [ xi] kétergerdan [Mercimek xv] deyyus. tırmalamak gıcır onom pek cilalı (argo) gıda [msd. adım " kadem gidişat * Ar -at çoğul ekiyle < Tü [İdr. dümen < Fr guider yönetmek. seyyare < Ar sayr (gezmek) ve Fr planète < EYun planân (gezmek). gigant- * "Bir birimin milyar katı" anlamında kullanımı yenidir. Yus xiv] Tü ~ Ar ği5â' [#ğ5w msd. model.aşırı büyük ~ EYun gigás.görmek " ide giga+ dev ~ Fr/İng giga.

gurez. fazlalık < Ar ġaniya [msd. bağırsak sesi [ viii] kir. sığınak. a. girift [ xiv] giriftar tutulmuş. +gâh * Modern anlamı giriş kelimesinden kontaminasyon yoluyla türemiş olmalıdır. ġabT] kıskandı gipür işlemek ~ Ger *wîpan gır gir[mek gırç onom Tü onom [ xix] gırlamak makara sesi. [ARasim 1897-99] giriRa/giriRâr tutulmuş < Fa giriftan. sığınmak ~ OFa wire%tan. kıskançlık < Ar ~ Fr guipure bir tür dantel < Fr guiper ipekle girdap gard/gird dönen + Fa âb su " gerdan. wirez.] oğlanlar < Ar ğulâm " gulam gına [ xiv] ~ Ar ġinan [#ġny msd. kaçma kapısı. Yus xiv] Kuran'a göre cennette bulunan genç ~ Ar ğilmân [#ġlm çoğ. [ARasim 1897-99] [Gül xv] " gır ~ Fa gird âb su döngüsü & Fa < [ xix] ~ Ar ġibTat [#ġbT msd. [ 195+] söze giriş ~ Fa gurezgâh 1. 2.tutmak " +gir gırıl onom " gır ~ Fa girizgâh [Men. şamata yapmak (argo) < Tü gır [onom. gır. gırtlak. a. Yus xiv] Kuran'a göre cennette bulunan genç ~ Ar ğilmân [#ġlm çoğ.] zenginlik. gırla gırnata klarnet gırtlak [LG188+] çok (argo) ~ ? [onom. [DTC 1944] makinalı balık ağı.kaçmak. bolluk. Bah xvii] kaçacak yer.] " gır * Argo kullanımı muhtemelen makaraya almak deyiminden benzetme yoluyla. LO. ğanâ] ihtiyacı yoktu.] haset. " gü+.] ~ İt clarinetta" [EvÇ xvii] kraneta/krenete <onom [T S xv] kekirdek/kekirdak 1. kasidelerde birinci bölümü izleyen beyit < Fa gurez kaçış < Fa gure%tan. kıkırdak < Tü gırt/kırt [onom. melce. [ 197+] gırgır geçmek alay etmek.a.gılman erkekler gılman erkekler [Aş.] oğlanlar < Ar ğulâm " gulam [Aş. 2.a. bolluk içinde idi gıpta ġabaTa [msd.] kıkırdak veya öğürme sesi . ab gırgır <onom [ xix] makara sesi. kaçacak yer. KT.

a. [LL 1732] giysi < Tü giy.< HAvr *kel-1 kesmek. ~ Lat cithara a. ~Frguichet[küç. EŞKÖKENLİLER: Tü git. gizil YT [Fel 194+] virtüel.]1. 2. gitgitar [AMithat 1875] gitara ~ Fr guitare bir tür telli çalgı ~ İsp guitara a.örtünmek. küçük kapı. gidişat. yokluk < Ar ğâba kayboldu ~ Ar ğiyâb [#ġyb msd. bıçak vurmak " kup . potansiyel < Tü giz" giz * Ada eklenen -il ekinin işlevi belirsizdir.] kayıp olma. a. sır < Tü giz" gizle- * Ada eklenen -em ekinin işlevi belirsizdir.: gider-. giysi sandığı gladyatör [Aİhsan1891] ~FrgladiateurEski Roma'da gösteri için savaşan kişi ~ Lat gladiator kılıççı < Lat gladius Galyalılara özgü enli kılıç ~ Kelt ~ HAvr *klad-yo. sır < Tü gizle-/gizli" gizle-gizem YT [CepK 1935] esrar.gişe [ARasim 1897-99] parmaklık. bilet veya banka veznesi Nor wik kapı git[mek Tü [Uyviii+]két-a. Uzun sesliden ötürü türevlerde t > d değişimi görülür. Karş.saklamak < Tü kiz bir tür kutu veya kap. a. gıyap [ xiv] olmama. dutar (iki telli çalgı) < târ (tel)." giy[CepK 1935] esrar. gizle[mek Tü [Uy viii+] kizle. giysi giymek ) * Türkiye Türkçesinde é > i dönüşümü tipiktir. hazır giyotin [AMithat 1877] ~Frguillotine mekanik kafa kesme cihazı < öz Joseph-Ignace Guillotin adı geçen cihazı icat eden Fransız tabip (1738-1814) giysi giz <Tü YT [İdr xiv] keyesi. a. Gül xv] geyesi. giy[mek Tü [Uy viii+] ke5(= Moğ kedür. ~? EFa * Yunanca sözcük bilinmeyen bir şark dilinden alıntıdır. Fa sihtar (üç telli çalgı). [DK. * Türkiye Türkçesinde é > i dönüşümü tipiktir. ~ E Yun kithára a.

donuk. yuvarlamak ~ Fr globe küre ~ Lat globus a. [ 199+] küresel toptan. [ 190+] kristalleşmiş şekerleme ~ Fr glacé 1. ~ HAvr *glebh~ Fr/İng global global [ xx/b] . glüten gnays kıvılcım [DTC1943] ~Almgneis bir tür kaya EAlmgneisto . donmak " jel * İng glass (cam) Fransızcadan alınmıştır. bütünsel < Fr/İng globe top.a. kimyacı. cam gibi < Fr glacer dondurmak. glaukoma/glokom [ xx/b] ~ YLat glaucoma göz bebeğinin matlaşmasına yol açan bir göz hastalığı < EYun glaukós yeşilimsi mavi * Hastalık sonucunda gözbebeğinin aldığı renkten ötürü. şeffaf ~ Fr glycogène karaciğerde glikoz deposu [Bah1924]glükoz/glikoz ~Frglucose gliserin [ xix] ~ Fr glycérine kokusu şekere benzeyen bir kimyasal madde ^ Michel-Eugene Chévreul. #Plinius.] a. Fr. camlaştırmak " glase glikojen [ xx/b] işlevini gören bir kimyasal madde " glikoz. ~ Lat gluten. genel. +jen1 glikoz/glükoz bir tür şeker < EYun glykys tatlı ~ HAvr *dlku. glutin.a. tutkal ~ HAvr *glei-/*gleubalçık EŞKÖKENLİLER: Lat gluten : aglütine. 2.zamk. küre " glob globülin [ML xx/c] protein / İng globulin a.] kürecik " glob glokom [ML xx/c] ~ Fr globuline kanda bulunan bir ~ Fr glaucome" glaukoma glüten [ xx/a] ~ Fr gluten tahılllarda bulunan yapışkan nitelikte azotlu madde ^ 1787 Guyton de Morveau. < İng globule [küç. buzlu. şekersi < EYun glykys tatlı " glikoz glob [ xx/b] < HAvr *gel-1 topak yapmak. camlaştırmak < Lat glacies buz ~? HAvr *gl-k.a.tatlı ~ Fr glaçure camla kaplama.< HAvr *gel-2 soğuk. glayöl [ xx/b] ~ Fr glaïeul kılıç çiçeği ~ Lat gladiolus [küç. kimyacı (1786-1889) < EYun glykerós tatlı. Fr.glase [ARasim 1897-99] bir tür parlak cila. emaye. Romalı doğabilimci (24-79) < Lat gladius kılıç " gladyatör glazür [ xx/c] ve sert cila < Fr glacer dondurmak.

yükselmek. kâğıt helva " gofre göğüs/göğsgök Tü Tü [ 196+] ~ Fr gaufrette [küç. ve 15. kürk palto [Kıp. göçebe + [T S xiv-xviii] göçer evli/göçer oba göçer aşiret halkı. " not göbek Tü? [İMüh xiii] köbek goblen [ xx/a] ~ Fr gobelin bir tür resimli duvar halısı < öz Gilles ve Jehan Gobelin 14.kalkmak. < EYun gignöskö. bilgili. post. [ viii] kök gökyüzü. kâğıt helva ~ Frk *wafel petek * Aynı kökten İng waffle < Hol waffel.a.taşınmak < Tü *kö-ş. yük * Fiil adı yapan -(i)ş > -ç ekiyle. sakınmak * Gücen. [LO. göçmen YT [CepK 1935] muhacir < Tü göç-" göç-.a.ekiyle. gofret peteği.a. yörük.a. göç[mek Tü yükselmek. yy Fransız tekstil üreticisi kardeşler göç Tü taşımak " göç[Uy viii+] köç taşınma < Tü *kö. DK xiv] koçun.gnostik [ML xx/c] gnostizm ~ Fr gnostique antik çağda bir felsefe ekolü ve bu ekole mensup kimse / İng gnostic a.rahatsız olup kaçınmak.a. ~ EYun gnöstikös bilen.) biçimine rastlanır.bilmek ~ HAvr *gnö.a.] a. a.fiiliyle alakası belirsizdir.< Tü *kö. körük" gebe . gök rengi < Tü *köpüz şişen şey.kalkmak. +men2 * 14.> -ç. * Geçişsiz ve dönüşlü fiil yapan -ş. yük taşımak [Uy viii+] köç. yy metinlerinde göçmel (a.sesinin etkisiyle sesli incelmesi görülür. gocuk gocun[mak Tü? [ARasim 1897-99] ~ Bul koju% kürk. oba * -ç. KT xix] göçebe göçer evli & Tü göç + Tü oba çadırlardan oluşan yerleşim " göç. Kıp. a. gnö. İdrH. gofre [ xx/b] ~ Fr gaufré kabartma baskılı kâğıt veya kumaş < Fr gaufre arı peteği. < Fr gaufre arı [Uy viii+] köğüz a.

[ xviii] gemicilerin gemiden karaya dayadıkları uzun kalın sırık ~ Yun kontári [küç. < Tü kölü. derin olmak " gomalak [LO xix] ~ Fr gomme à laque sakız-cila.) + Fr laque cila " lake gömlek gön Tü Tü [ xi] körjlek göğüslük [ xi] kön tabaklanmış deri < Tü körjül [viii+ Uy] göğüs " gönül gonad [ML xx/c] ~ Fr gonade üreme hücrelerini üreten organ. amaç. < EYun gönos/gone soy. çukur ~ Lat colpus/colphus koy. sırık < EYun kontós a. [ 190+] ~ İng goal 1. yükselmek.içte olmak. yük taşımak " göçgondol [ xx/a] ~ Fr gondole ~ Ven gondola Venedik'e özgü bir tür kayık ~ OYun kontoúra Bizans'ta bir tür gemi < Tü kön- .a. yavru.a. körfez. yöneltmek. hedef.a. ~ Mıs kmj-t a.kalkmak. doğrulmak < Tü *kö. a. yola gelmek.göl gol kale.a. gönder [DK xiv] mızrak. gol Tü [viii]köla. 2. bohça etmek ~ Fa ġunca tomurcuk < Fa ğuncîdan toparlamak. kararmak < Tü *kön. gölet <Tü [ML xx/c] gölek/gölet küçük suni göl veya havuz (halk) < Tü göl" göl * -et ekinin işlevi açık değildir. lastik (~ Lat gummi acacia nilotica ağacından elde edilen yapışkan sakız ~ EYun kómmi a.yola çıkartmak. golf [Bah 1924] ~ İng golf 1. [Uy viii+] köm. çöküntü " körfez gölge göm[mek kök Tü Tü [Uy viii+] kölige a.a.] mızrak. derin kaya çukuru. rhus vernicifera ağacının reçinesinden elde edilen mobilya cilası & Fr gomme sakız. futbolda * Nihai kökeni belirsizdir. göndermek yola çıkmak. 2.gölgelenmek. kargı.< Tü *kö. sırık. gendoğurmak " genetik gonca top haline getirmek.a. bir oyun. bu oyuna mahsus pantalon ~ İt golfo körfez. < EYun kenteö saplamak " santra gönder[mek Tü [ xi] köndğer-/köndğür. kargı. doğurma < EYun gígnomai.a. husye veya yumurtalık / İng gonad a.

* Türkçede örneği bulunmayan -(e)v eki. görsel. diz. [Kıp xiv] köre < Tü kör. yürek. a. çene. göster-. Alm kinn (çene). yy'da Kartaca'lı gemici Hanno'nun eserinde bir Afrika dilinden alıntı olarak gösterilmiştir. doğabilimci ~ EYun gorilla Eskiçağ yazarlarına göre Afrika'da yaşayan orman adamı ~ Fen ~ Afr * MÖ 5. görev +ev YT [Fel 194+] fonksiyon. köşe. İMüh. debdebe İdr] güzellik.< HAvr *genu. gösterge. gösteri.memnun olmak < Tü kön [xiii] gönül. gözük-. biçimlilik " gör< Tü görk [Kaş. göreli YT [Fel 194+] izafi < Tü göre" göre * Göre edatına -li isim/sıfat eki eklenmesi ilgi çekicidir. açı * Aynı kökten EYun gony. görümce. köşe. ruh " gong çalgı. . işlev < Tü gör.a. göre. açı. goril [LO xix] ~ Fr gorille ~ YLat gorilla Afrika'ya özgü bir tür büyük maymun # 1847 Thomas Savage.a. gönül Tü [ xx/a] ~ Fr/İng gong Doğu Asya'ya özgü metal vurmalı [Or viii] körjül < Tü *kön göğüs. 2. 2.1. insanın iç yüzü"kök gönye [Müh375 180+] ~ Yun göniâ 1. bir marangoz aleti ~ EYun gönia a. gözet-. İng. İng knee." görYT [Hay 1959 195+] izafi < Tü göre " göre Tü * Göre edatına -ce isim/sıfat eki eklenmesi ilgi çekicidir. Türevlerde r > z dönüşümü yaygındır. görkem. Abuş. 3. görev.("iş görmek" anlamında)" gör-. EYun genys. bazı Kıpçakça örneklere nisbetle Öz Türkçe kelimeler üretmekte kullanılmıştır. EŞKÖKENLİLER: Tü kör-/köz : gör-. ~ HAvr *gönu-ya. Fr genou (diz).gönen[mek gönül <Tü [CodC xiii] könen. görkem YT [CepK 1935] haşmet. Alm knie. görece. zil ~ Malay gong-gong a.a. göz göre görece Tü [ xi] körü uygunluk ve izafet bildiren edat. gör[mek [ viii] kör.

[KT xix] 1. kötermek (yükseltmek. kölük (sırt. sırt. . görüngü YT [CepK 1935] tezahür.xv+ Çağ).kalkmak. 2. endikatör [CepK 1935] tezahürat < Tü göster-" göster<Tü göster-" göster< Tü *kö- göt Tü [Uy viii+] köt 1. yamuk. sırt." gör- [Or. [Kaş. [DK xv] < Tü *köptün. 2. şişirilmek < Tü *köpüt. 2." gör- goşizm [ 197+] ~ Fr gauchisme aşırı solculuk < Fr gauche 1. beylik vermek . Karş kötki (tepe -xi). bozuk. [Uy viii+] taşımak. gözetlemek < YT YT [TDK 1944] işaret eden.[xiii İM] bakmak. yük yüklenen hayvan . haremde padişahın seçtiği cariye . [Kıp xiv] kevde/kövde . [Fel 194+] olay. a.Fa guzîda seçilmiş " güzide Göz sözcüğüyle birleştirilmesi halk etimolojisidir.şişirmek < Tü *keP-2 şişmek " gebe onom kötü müzik sesi < Tü kör. yükselmek.görsel YT [TDK 1944] vizüel < Tü gör-" gör- * Fiil köküne eklenen -sel ekinin işlevi açık değildir. fenomen < Tü görün. yükselmek. (doğru yoldan) sapmak ~ Frk *wankjan sapmak göster[mek Tü köz " görgösterge gösteri <Tü [DK xiv] gördürmek < Tü közde. sol < Fr gauchir bozulmak. ilkel [xv]. müneccim < Tü körüm " gör- * Türkiye Türkçesine has olan "kocanın kız kardeşi" anlamı açıklanmaya muhtaçtır. arka" olup güncel anlamı hüsnü tabirdir. götürmek < Tü köt [viii+ Uy] yüksek. yük taşımak " göç- * Sözcüğün orijinal anlamı "sırt.xi). özellikle hayvan sırtı. geç Ortaçağ sanatına ait [xix] < öz Goth Got. yamulmak.özellikle yukarı taşımak. yüksek. yük taşımak " göt gövde gevde goygoy göz gözde Tü Tü [Uy viii+] köwtürj ceset. eski bir Cermen kavmi götür[mek Tü [ viii] kötür. görümce Tü [Uy viii+] körümçi görücü. ayrıca falcı. Kaş viii] köz a. özellikle hayvan sırtı < Tü *kö. gotik [ xx/a] geç Ortaçağ sanatına ait ~ Fr gothique barbarca. İdr xi] kıç kalkmak. insan veya ağaç gövdesi. Uy.içi boşaltılmak. tercihe şayan. yükseltmek.

grado [ xx/a] kalite ~ İt grado basamak. Alm. kademe. kamu yapıları üzerine kişilerin yazdığı kirletici yazı ve çizimler ~ İt graffito kazınmış (yazı veya çizim) < İt graffiare kazımak.a. hakketmek. -ük. [TarD 193+] hücre (YT) < Tü göz "göz * Birinci anlamı çeşme < Fa çaşm (göz) sözcüğünden uyarlamadır.]. mineralojist < EYun grâfo yazmak.gözlemek. 2.EYun grafikós " +graf [Bah 1924] ~ Fr graphique çizime ilişkin.yürümek. [DK xiv] gözük-< Tü gör. özellikle İtalya'da tarihi eserler üzerine turistlerin kazıdığı anı yazıları [esk. adım atmak graffiti [ xx/c] ~ İng graffiti 1. basamak ~ HAvr *ghrd-yo. kaynak. -etle. bakmak <Tügöz"göz < Tü kör-görmek " gör- * r > z dönüşümü Türk dillerinde tipiktir. sivri bir uçla çizmek ~ Ger *graban kazmak. . kazımak.göze <Tü [ xviii] pınar. Kıp viii+] közün. gözenek gözet[mek Tü YT [CepK 1935] mesame [ viii] közed. Türkiye'ye giriş tarihi tesbit edilemedi. gözük[mek Tü [Uy.ekinin niteliği belirsizdir.görünmek.ekinin işlevi açık değildir. derece ~ Lat gradus adım. " +graf grafik . gözlem gözleme gözlük YT <Tü <Tü [Fel 194+] müşahede < Tü gözle-" göz < Tü köz " köz [Mü xvii] közleme közde pişirme [Men xvii] < T ü göz" göz * 1280 dolayında İtalya'da icat edildi. Yeni anlamı bir göz oda deyiminden esinlenmiş olmalıdır. gözetle[mek YT [192+] <Tü göz tarassut etmek "göz * Piyade Talimname Komisyonu tarafından 1928'de önerilen ilk Öz Türkçe kelimelerdendir. çizim sanatı grafit [xix] (~Frgraphite)~Alm grafit kristalize saf karbon ^ 1789 Abraham Gottlob Werner." gör- * r > z dönüşümü Türk dillerinde tipiktir. çizmek " +graf Kalem ucu yapımında kullanıldığı için. oymak ~ HAvr *gerbh-a.< HAvr *ghredh.

a. granül < Lat granum tohum. ~ İt granito taneli. yy) . küçük ağırlık birimi < EYun grâfo yazmak " +graf * "Küçük ağırlık birimi" anlamı Lat scripulum (1. oyarak çizmek ~ Ger *graban " graffiti gravyer/grüyer [Aİhsan1891]grüyer bir tür peynir < öz Gruyère İsviçre'nin Fribourg kantonunda bir köy * Türkçe telaffuz ve yazım belki havyar sözcüğünün baskısıyla değişmiştir. ~ EYun grammatike doğru yazı yazma bilgisi < EYun grámma. fon(o)+ gran güçlü. yazı yazma işlemi. gregoryen1 ~ Fr (église) grégorienne1 Ermeni mezhebi < öz Grigor Lusavoriç Ermeni kilisesinin kurucusu olarak kabul edilen din adamı (4.a. t. 2. Amerikalı mucit & EYun grámma. t. zerre ~ Lat granum a. grenli < İt grano tohum. harf. t.a. tane " granit [ xx/b] ~ Fr granule tanecik ~ Lat granulum [küç. 1870'te Osmanlı Devletinde resmi ölçü birimi olarak kabul edilmiştir.harf. ~ HAvr *grs-nom tahıl tanesi * Aynı kökten İng corn (tahıl tanesi). ~Frgrandduc büyük düka. yüce. yazı. 2. harf. gramaj [ xx/c] ~ Fr grammage" gram gramer [ 183+] ~ Fr grammaire dilbilgisi ~ Lat grammatica a. büyük [186+] ~Frgrand büyük~Lat grandis yetişkin. yazı " gram gramofon [Bah1924] ~ marka Gramophon ses kayıt cihazı ^ 1887 Emil Berliner. 1793'te Fransa Meclisince standart ağırlık ölçü birimi olarak tanımlanmıştır. dük granit [ 187+] ~ Fr granit a. yy) gregoryen2 ~ Fr (rite) grégorien2 eski tip Katolik ilahisi < öz Gregorius I Katolik kilise ayinini düzenleyen papa (6. grandük [183+]grandüka Rusya'ya özgü bir soyluluk unvanı " gran.yazı. kayıt + EYun fbne ses " gram.gram [187+] ~Frgramme ağırlık ölçü birimi~EYun grámma. tane.] ~ İt grappa üzüm posasından elde edilen ~ Fr gravure oymabaskı < ~Frgruyère grappa [ xx/c] bir içki ~ Fr grappe üzüm salkımı ~ Frk *kröppa çengel gravür [REkrem <1887] Fr graver hakketmek.1. küçük ağırlık birimi) sözcüğünün Yunanca karşılığıdır.

(Belçika diyalekti) < Fr (feu) grégeois Rum ateşi. tırmalamak. pençesine almak . ~ Lat crassus semiz.yağlı. yy) gren [ML xx/c] fotoğrafta noktacık tohum. & İng grape üzüm. partikül ~ Lat granum " granit ~ Fr grain tane.a.tutmak. yağlı. kalın " gres ~ Fr grosse büyük / İng gross büyük. kaba.a. şişman ~ HAvr *gwres.gregoryen3 ~Fr(calendrier)grégorien3 1538'denberi geçerli olan takvim sistemi < öz Gregorius XIII takvim reformuna önayak olan papa (16. yy'da Jamaika'da yetiştirilmiş ve salkım şeklinde yetişen meyvesine atfen adlandırılmıştır.Fr grisou a. fruktoz * 17. bu kumaştan yapılan pelerin ~ Fr gros grain kaba dokuma " gros. mil * Fransız ihtilali yıllarında Paris'te işi bırakan eylemciler belediye binasının bulunduğu Grève meydanında toplanığı için. gri [ xx/a] ~ Fr gris kır renk ~ Frk *gris ~ Ger *grisja- gringo [xx/c] ~İspgringo Meksika'da yabancılara ve özellikle Amerikalılara verilen aşağılayıcı ad < öz griego Yunanlı < Graecus Romalıların Yunanlılara verdiği ad grip [ xx/a] ~ Fr grippe < Fr gripper tutmak.Frk *grippan tutmak. Yunanlı " gringo grog [ xx/b] ~ İng grog brendi ve limonatadan yapılan sıcak içki < Old Grog 1740'ta bu içkiyi İngiliz donanmasında tayın olarak verdiren Amiral Vernon'un lakabı < İng grogram bir tür kaba kumaş. greyder/grayder [ xx/b] kazımak. yakalamak " +gir [ xx/b] kömür madenlerinde çıkan yanıcı metan gazı . kendiliğinden yanıcı bir kükürt karışımı < öz Grec Rum. iri ~ OLat grizu . koyu. grenadin [ML xx/c] ~ Fr grenadine nar şurubu < Fr grenade nar ~ Lat granatus "taneli". şişman grev [ 190+] ~ Fr grève2 iş bırakma eylemi < öz Grève Paris'te bir meydan < Fr grève1 çakıllı dere kumu. a. kapmak ~ HAvr *ghrebh-/ghreib. nar < Lat granum tane " granit gres [ xx/b] ~ Fr graisse katı yağ ~ Lat crassus kalın. salkım (~ Fr grappe salkım ) + Fr fruit meyva (~ Fr fruit ) ~ Lat fructus " grappa. gren gros+ grossus a. rendelemek ~ Fr gratter ~ Frk *krattön ~ İng grater kazıyıcı < İng to grate greypfurt/greypfrut [ xx/b] ~ İng grapefruit a. yağlı.

İng coprophilia. ] sürekli veya aşırı öfkelenen < Ar ġaDiba öfkelendi.ayrılma.Ger *kribjon toplanmak [DTC 1943] ~ Fr groupe takım. * Karş. gudde ~ Ar ġuddat [#ġdd msd.a. küme.a. niyet. dehliz ~ Lat crypta dehliz.a.a.ayrılma. İng with. * Modern Farsçada işlek olmayan bu önek. kaba.a. ürpertici. mahzen ~ EYun krypte gizli. ~ HAvr *wi. Orta ve Eski Farsçadan alınan kelimelerde görülür.grosa [ xx/a] büyük. coprophagy. zıt olma).(withhold. withdraw. grup ~ İt gruppo gü+ ~ Fa gu. gazap gösterdi" gazap * 20. kuvvetlenmek) biçimi ile birleştirilemez. kalın ~ OLat grossus " gres ~ İt grossa 12 düzinelik ölçü birimi < İt grosso grotesk [ xx/b] ~ Fr grotesque fantastik. güç <Tü Tü [Or viii] küç (= Moğ küçü(n) kuvvet. tavşan derisi < EYun ködion koyun postu güdü YT [CepK 1935] garaz.~ OFa wi. withstand gibi kelimelerde . çok çirkin ~ İt grottesca mağaramsı.(güçlenmek.a.] salgı bezi ~ Yun ködâri güderi [Bia xix] köselenin çok incesi [küç.] yumuşak meşin. gömülü " kripton grup .] sürekli veya aşırı öfkelenen kadın < Ar ğaDüb [#ġDb im. . guano [ xx/a] ~ İsp guano kuş gübresi ~ Quech huanu dışkı guaş [ xx/b] ~ Fr gouache bir tür suluboya ~ İt guazzo/aquazzo a. ~ [Men xvii] darılmak * ETü küçen. yy ikinci yarısından önce tesbit edilemeyen bu kelimenin Arapçadan alınış biçimi açıklanmaya muhtaçtır. eski Roma binalarının yeraltı dehlizleri gibi < İt grotta mağara. karşı karşıya olma belirten önek = Ave vî.a. ~ OLat *aquation sulandırma < Lat aqua su " akua+ guatr guttur gırtlak gübre HAvr *kekw. a. [Fel 194+] saik < Tü güt-" güt- gudubet [ xx/b] yüzüne bakılmayacak kadar sevimsiz ve çirkin (kadın) ~ Ar *ğaDübat [#ġDb f. saklı. öte yanda olma. zor ) gücen[mek < Tü gücüne git-" güç [ xx/a] [Men xvii] ~ Fr goitre gırtlakta tiroid bezi büyümesi ~ Lat ~ Yun kopriá dışkı ~ EYun kópros a. sertlik. Aynı kökten Alm wider.

) guguk sesi" <onom ~ Fa gufta/guftâr söz < Fa/OFa [LO xix] kargaya benzer bir tür kuş < Tü guguk [onom. Tü kul aşı (yeniçeri yemeği) veya kulak aşı (mantı). a.] merhamet.a. a.söylemek (= Ave gaub. kazan ~ Lat cucuma a. topluca söylenen dua veya ilahi & Fa gul gül + Fa bâng nida.a. gü. "Allah Allah" nidası. genç hizmetkâr. altın. hizmetkâr gulaş tencere yemeği [ xx/a] Macaristana özgü bir yemek ~ Mac gulyás etli * Kökeninin Türkçe olduğu rivayet edilir.güdük [BK 1799] boyu kısa. Hollanda para birimi ~ Ger *gultham altın ~ HAvr *ghol-to. küçük yavru. İng gold (altın). mineral" cevher gül çiçek gül[mek Tü [ viii] kül. güldür sesi onom yanma sesi.a. < T ü güt-" güt~ Ar gufran [#ġfr msd. ~ Fa gul çiçek. 2. Karş.altın < HAvr *ghel-2 parlamak " klor * Karş. özellikle gül ~ OFa gul gulam oğlan. su akma . uşak. gufran bağışlama " mağfiret güfte [ xiv] güftar söz guftan. =? Lat cucumis su kabağı veya hıyar güherçile [Neş xv] kayatuzu < Fa gühar cevher. [passim xiv] ~ Fa güharçila potasyum nitrat. güdüm YT [TDK 1944] sevk [ xiv] ~? Fa kudak küçük. bülbülün güle yakarışı. uşak ~ OFa kötag a. 2. [Kıp xiv] ~ Ar ğulâm [#ġlm] erkek çocuk.a. gülbank ~ Fa gul bâng 1.] kuş güğüm [Men xvii] gügüm ~ Yun koukoúmi su taşımaya ve kaynatmaya yarayan kap. bağırış " gül gulden ~ Hol gulden 1. " küçük * Tü gütmek fiiliyle ilgisi kurulamaz.

+ Fa biyâbân ıssız yer. gümbür onom [DK xv] gümbür gümbür davul sesi. tazminat gerektiren eylem . maskaralık. [KT xix] gülmeyi mucip olan (sıfat) " gül-. sahra. market gümüş Tü [ viii] kümüş (= Tü künük [viii+ Uy] a. küre) gülşen gul çiçek + Fa -şan yer ismi teşkil eden ek " gül gülümse[mek Tü ~ Fa güla top.a. günce YT [TDK 1974] günlük <Tügün"gün . ticaretten alınan vergi ~ Lat commercium ticaret < Lat commercari ticaret yapmak & Lat con. ) gün Tü [ viii] kün gün.OFa winâh/winâs a. kurt adam & Ar gül [#ġwl] a. gündüz günah [Aş. maskara.karşılıklı + Lat mercari alışveriş etmek " kon+. top mermisi.a.a. suç işlemek ~ EFa vinath. yaban " yaban güm. Bizans'ta ticareti denetlemekle görevli memur. < Fr goéland balıkçıl kuşu ~ gwelan güllaç * Yemek adları yapan -ac ekiyle. ziyan) biçimi Orta Farsçadan alınmıştır. " gü+ * Erm vnas (zarar. gülle (= Sans göla/gölaka top. [TS xvi xvi] gülünç/gülüncek 1. < OFa winâhldan/winâsıdan bozmak. yuvarlak ve ağır şey ~ Fa gulşan gül veya çiçek bahçesi & Fa ~ Fa gulâc gül yemeği" gül [ xi] külümsin.güler görünmek. [Env xv] güm at nalı sesi ~ Fa gumrâh yoldan sapmış. güneş. a. kendisine gülünen kişi. tebessüm etmek < Tü kül-" gül- gülünç Tü [ xi] külünç maskaralık (isim).gulet [ xx/b] golet ~ Ven goléta [İt goletta] bir tür yelkenli tekne ~ Fr goélette a. +inç * Esasen isim olduğu halde sıfat anlamı kazanması muhtemelen korkunç sözcüğünün etkisiyledir. gulyabani gul-i yabani ~ Fa ğül-i biyâbân aniden insana saldırıp parçalayan efsane yaratığı. 2.a. a. Yus xiv] ~ Fa günâh suç. zarar vermek. gümrah [Yus xiv] dağınık & Fa gum kayıp + Fa râh/rah yol" rahvan gümrük [Kan xv] ~ OYun kommérki(on) ticaret.

[ xiv] gür sağlam (kişi). su akma sesi < gurbet [Aş xiv] ayrı ve uzak olma. Öte yandan TTü gürgen (toprağı açarak ölüleri yiyen masal yaratığı ? xvii). Men xiv] günlük bir tür güzel kokulu reçine . [TDK 1969] güncel * -cel ekinin yapısı ve işlevi belirsizdir. aktüel. güreş[mek Tü [Kaş xi] küreş. Lat carpinus (a. [ xi] küneş gün ışığı < Tü künit. kıvrak zekâlı.aydınlatmak. bahadır. becerikli. cüretli * Farsça sözcüğün anlamı genellikle olumsuzdur. gündelik gündem <Tü YT [Men xvii] bir arazi ölçüsü. kabadayı" gür1 gürgen [ xviii] bir ağaç.Fa kundurak bir tür güzel kokulu reçine. carpinus ~? < Tü *küre. a. -dem ekinin işlevi belirsizdir. ışıtmak < Tü kün " gün < Tü küne. [DK xv] güreş tutmak ~ Tü *küre.kabadayılanmak * Karş.] vatandan ~ Fa gurbuz hilekâr. bahadır. .). yiğit. a. Yun gábros. güreş <Tü [Kıp xiv] küreş. gür gür2 onom [DK xiv] gürleme sesi. sürgün " garp ~ Ar ġurbat [#ġrb msd. [LL 1732] yevmiye < Tü gün " gün [TDK 1944] ruzname <Tügün"gün * Lat agendum (gündem) sözcüğünden esinlendiği açıktır.savaşmak.a. gündüz güneş gü n ey günlük2 gür1 Tü <Tü Tü [ viii] küntüz a.ışımak < Tü kün gün " gün < Tüg ün" gün [ BK 17 99 ] dağı n güne ş ta ra fı [MŞ. küreççi. güreşmek < Tü kür [xi] yiğit. gürbüz [Aş xiv] güçlü kuvvetli dolandırıcı. boswellia thurifera ağacı ve zamkı ~ Sans kunduruka/kundarikâ a. EErm garbeni. sık.güncel <Tügün"gün YT [TDK 1955] güncül günün konusu olan. yabancı ülkede olma." güreş- * Fiil adı yapan -(i)ş ekiyle. Tü [ xi] kür cesur.

(= Ave vazra.gözetmek. 2.) ~ Fa gurz ağır topuz.gurme kişi ~ EFr grom(m)et * Nihai kökeni belirsizdir.< HAvr *gwers-2 ağır " bar(o)+ güruh [Aş xiv] ~ Fa/OFa guröh kalabalık. ağır. öğretmen. güveç Tü? [TS. hoca.6) "sizi rabbinize karşı kim kandırdı?" gürz [Yus. boy abdesti ~ Fr goutte 1. 2. seçmek " çeşit gusül [ xiv] gusl alma < Ar ġasala [msd. Kıp xiv] güveç topraktan yapılan yemek kabı * ETü küveç (at koşumuna ait bir parça) sözcüğüyle birleştirilemez. Mâ ġarraka birabbaka? (Kuran 82. manevi danışman ~ Sans gurú 1. bekçilik etmek güve Tü [ xi] küye a. 3. muhterem. tad alma duyusu ~ Lat gustus tad ~ HAvr *geus.a. Türkçe anlamın bu çelişkiden türediği düşünülebilir.tadına bakmak. küme. damla hastalığı ~ Lat [Uy viii+] kü5-/küt. ġasl] yıkadı" gasil gut gutta damla güt[mek Tü [ xx/b] ~ Ar ġusl [#ġsl msd.] yıkama. Karş. damla. mürşit ~ HAvr *gwrs-u.] aldatma. DK xiv] OFa warz/wazr a. beklemek. a. küre.] gün batımı < Ar ġaraba ~ Ar ğurür [#ġrr msd. her türlü yuvarlak nesne ) gurul gır onom [LO xix] gurlamak/gurgur/guruldamak bağırsak sesi. boş görüntüyle kandırdı ~ Ar ğurüb [#ġrb msd. [ xx/c] ~ Fr gourmet yemeye ve içmeye meraklı guru [ML xx/c] ~ İng guru Hindu dervişi. aldanma < Ar * Arapça fiil geçişli olduğu halde masdarı geçişsiz fiillere özgü fucul veznindedir. değerli. tokmak ~ gusto [ARasim 1897-99] ~ İt gusto zevk. a. [ÖSeyf 1920] gurultu < " gurup güneş battı" garp gurur [ xiv] ġarra aldattı. insan topluluğu (= Fa guröha top. . güven YT [CepK 1935] itimat < Tü güven-" güven- İnanmak > inan örneğine paralel olarak türetilmiştir. a.

[DK xiv] gözel. [ xi] küwen-< Tü *küPen. yönetmek ~ EYun kybernâö a. a. a. [Kırg ] közöl a. Fa kabutar (güvercin) < kabud (mavi). güvey güyegü Tü [Uy viii+] küdegü bir kimsenin kızıyla evlenen erkek. güz güzaf güzel görTü? Tü [ viii] küz sonbahar [xiv] ~Fa güzâf boş konuşma < Tü gör-" ~ Fa güya söz. ETü körk/körük (güzellik. Fr couvert (örtü). demek " güfte * Belki Fa gû ya ("söz işte"). TTü görklü.a. güzergâh ~ Fa guSargâh geçiş yeri. -el ekinin işlevi açık değildir.< Tü *keP-2 şişmek " gebe * 19. göğerişmek < Tü köker. söyleyen < Fa guftan. göğermek < Tü kök * Karş. yol < Fa guSaştan. söyleyiş.şişinmek. gökçek (güzel).a. +gâh . örtmek ~ Lat cooperire a. güvence güvenlik güvercin göğercin mavi " gök YT YT [CepK 1935] garanti [CepK 1935] asayiş <Tü güven "güven <Tü güven "güven Tü [Uy. [Kıp xiv] köğercin . güverte [EvÇ xvii] ~ Ven covèrta [İt coperta] örtü.. yy'a dek anlamı ağırlıkla olumsuzdur. aperitif * Aynı kökten İng cover. ileri ~ HAvr *wi-tero < HAvr *wi ayrı" gü+. görünüş).misafir gelmek. & Lat co(n)bastırarak + Lat operire kapamak " kon+. [Çağ xv] küzel. a.güven[mek Tü [Uy viii+] köwen.söylemek. widâr. geçit. gu5ar. damat.mavimtraklaşmak. Kaş viii+] kögürçgen/kögürçgün a.geçmek ~ OFa widardan. [MŞ xiv] < Tü *köğer-ç. böbürlenmek. guvernör [ xx/b] ~ Fr gouverneur yönetici < Fr gouverner yönetmek ~ Lat gubernare dümen tutmak. [TS xiv-xv. Men xiv] < Tü *küde. kaplama. = Ave vîtarsm öte.mavileşmek. güya gü. bir aşirete katılmak? * Öte yandan karş.a. [Arg xvi] güzel. Türkçe biçim Farsça sözcüğün literal çevirisidir. iç güveysi gelmek. * Karş. laf. Moğ kübeğün (erkek evlat). gemilerde ambar üstü tabanı < Ven covèrzer [İt coprire] kaplamak.

Aş xi] ~ Ar xabar [#%br msd. birinci elden bilinen şey < Ar %abara denedi. kötü habitat [ xx/c] ~ İng habitat yaşanılan yer. habislik ~ Ar Habbat [#Hbb1 msd. Hubb] sevdi habire hay. kazık.seçmek ~ OFa wizîdan. hac/hacc[Kut xi] ~ Ar Hacc [#Hcc msd.] kötülük.] kötü niyetli. tohum haber [Kut. hacamat [ xiv] hıcamat/hacamat.) ~ Erm %aç' 1. bre habis huylu ünl [Kut xi] ~ Ar Habîb [#Hbb2 sf. bizzat yaşayarak öğrendi habip Habba [msd. [AL 192+] birini ölümcül olmayacak bir şekilde bıçakla vurmak (argo) ~ Ar Hicâmat [#Hcm msd. wizîn.< HAvr *ghabh. "hap1 [ xiv] ~ Ar %aba6at [#^b6 msd. törenle kutlama * Ar #Hcc (tartışmada üstün gelme. " gü+ ~ Fa guzîda seçilmiş.a. a. ileri). sınadı. ] sevgili.a. tane.a. kanıtlama) fiiliyle ilgisi gösterilemez. Alm weiter (öte. hacim " hacim .a.a. DK xiv] (~ Fa %aç a.] İslam öncesinden kalan Arap töresi uyarınca yılın belli bir döneminde Mekke'ye seyahat etme = Aram #xgg/x§y bayram yapma. habaset < Ar %abu6a kötülük yaptı" habis habbe <ArHabba.* Aynı Hintavrupa kökünden Sans vitarám. direk. seçkin < Fa guzîdan. tanıdı.] kan aldırma < Ar Hacama bardakla kan çekti < Ar Hacm kabartı.] kabarcık. oturmak < Lat habere sahip olmak ~ HAvr *ghabh-e. güzide [ xiv] guzîn.] bilgi. haç 2. tümsek. çarmıh [Aş. çevre < Lat habitare ikamet etmek. dost < Ar [LO xix] ha bre/de bre [Aş xiv] < Tü ha bre teşvik ünlemi (Rumeli ağzı) " ~ Ar %ab!6 [#%b6 sf. yaşamak.

] " hac ~ Ar Hacm [#Hcm msd. 3. köstek vurdu (= Aram #xgr tuttu. 2.] taş ~ Ar Hâcat [#Hwc msd. limit < Ar Hadda 1. havadis.] çıkıntı. yasal kısıt < Ar Hacara kısıtladı. vaka. vuku buldu (= İbr #%dş yeni olma = Aram #%dt a. yasakladı. haciz < Ar Hacaza engelledi. kızgın " had ~ Ar fî Haddu-l-5ât kendi sınırları içinde " ~ Ar %adamat [#%dm çoğ. son derece öfkelendi.] engelleme.] hizmetçi" hadim haddizatında had. hadise.] 1. Aş xi] [DK xiv] ~ Ar Haccî [#Hcc nsb. Hudü6 ] oldu.) EŞKÖKENLİLER: Ar #h?d? : hadis. kapatma. hacir/hacr~ Ar Hacr [#Hcr msd. kapatma. keskinleştirdi. hiddet gösterdi (= Akad eddu keskin. a. sınır koydu. el koyma. kılıç)) hadde levha [ xiv] erimiş madeni tel yapmak için kullanılan delikli maden < Ar Hâdd [#Hdd fa. bıçağın keskin ağzı.] hizmetçi" hadis [ xiv] ~ Ar Hadie [#Hd6 sf. Peygamber hakkında anlatılan anekdot < Ar Hada6a [msd.] 1. [Kut.] hizmetçiler < " haydi [Men xvii] %âdim ı ey hizmetçisi. 2. 2. kapattı. ayağına köstek vurdu ) haciz/hacz~ Ar Hacz [#Hcz msd. kapsam. tutuklama. iğdiş edilmiş harem ~ Ar %âdim [#%dm fa. Aş xi] hadd ~ Ar Hadd [#Hdd msd. bağladı. bilenmiş. sınırlama. 2. sınır.] kısıtlama. kalibre [ xiv] ~ Ar Hacar [#Hcr msd. el koydu. boyut. olay. sivri (bıçak.] gereksinme. tümsek.] keskin. biledi. hadim hizmet [Yus xiv] ~ Ar %âdim [#%dm fa. zat hademe Ar %âdim hizmetçi" hadım hadi hadım hizmetçisi » * Hadım (iğdiş) ve hadim (hizmetçi) biçimlerinin yazım yönünden ayrılması yakın dönemin eseridir. ihdas . sınırladı. haczetti had/hadd[Kut.hacer hacet ihtiyaç < Ar Haca gerekti hacı hacim/hacmkabartı.

gizli polis örgütü. saklayan. hikmet ~ Ar %â'in [#%wn fa. ~ Ar Hafıd [#Hfd sf. kalbi hızlı attı hafi saklandı (= Aram #%py örtünme ) hafid hafif %iffat] hafif idi. titreme < Ar %afaqa titredi. [ 190+] teşkilat-ı hafiye gizli teşkilat.] gizli < Ar %afiya gizlendi.] kazı < Ar Hafara kazdı hafta [Aş. palpitasyon. bellek . tayming haham [ xvi] Musevi hocası sahibi. bilge olma " hikmet hain hıyanet [Yus xiv] ~ İng half- ~ İbr %âkâm hakim. sır. [ 191+] hafiye gizli polis ajanı < Ar %afiyat [#%fy sf.a. Ger *sebun.Ar HâfiZat [#HfZ sf. muhafaza eden (şey veya kadın)" hıfz hafniyum [ xx/b] ~ YLat hafnium bir element ^ 1923 Dirk Coster ve Georg von Hevesy. Lat septem. süre " haf. insan yiyen bir tür cin " hafi hafız tutan. hafıza saklama yeteneği. hafiye [Men xvii] ^afiyet gizli şey.] olmuş ~ İng halfback futbolda orta oyuncusu < İng half ~ Ar %afaqân [#^fq msd.a.hadise şey. Dan.] koruyan. yedi günlük süre < Fa/OFa haft yedi (= Ave hapta.] torun ~ Ar %afıf [#^ff sf.] hıyanet eden " . EYun heptá. İng seven.a.] gizli kapaklı şey. f.] kalbin hafakan/afakan hızlı atması.) ~ HAvr *septm a. ezberleyen " hıfz hafıza ~ Ar HâfiZ [#HfZ fa. hafriyat ilgili) [KT xix] kazı işleri (özellikle maden ve arkeoloji ile < Ar Hafr [#Hfr msd. bilge < İbr/Aram #%km bilme. kimyacılar < öz Hafnia Kopenhag kentinin Latince adı * Kopenhag'da keşfedildiği için. f. Yus xiv] hefte ~ Fa hafta yedili şey. Alm sieben (yedi).] saklayan. f.] ağır olmayan < Ar %affa [msd. olay " hadis haf yarım ~ Ger *halbaz [ xx/b] [MMem xvi] ~ Ar Hadî6at [#Hd6 sf. sır. * Aynı kökten Sans saptá(n). akılda [Men xvii] kuvvet-i hafıza usit. hafifledi [ xiv] [ xiv] [ xiv] ~ Ar %affy [#^fy sf. haftaym [Cumh 1932] futbolda devre arası time bir sürenin yarısı & İng half yarım + İng time zaman.

Ar Huqqa (hokka) sözcüğü Aramiceden alıntı olmalıdır.] doğruluk. elde tutan " hak1/hakk[Kut.a.] hakir olma. 2. doğruluk " hak1 hakim yargılayan. karıştıran (< Fa/OFa âme^tan. gerçek idi. tahkir etme. uygun ve yerinde idi.] ~ Fa %âk-i pây ayak toprağı. .] oyma. Haqr] aşağıladı * İkinci anlamı Türkçeye özgüdür. aşağılama . adi ve itibarsız olma < Ar Haqara [msd. doğruladı hak2 hakan %ağan"kağan [MMemxvi] [Kut xi] -Fa%âktoprak-OFa%âka. 3. âmez. aşağılık " hakk [etm ~ Ar Hakk [#Hkk msd. hakaretamiz & Ar Haqârat + Fa âmez karışan. hakikat < Ar Haqqa 1. 2. DK xi] ~ Ar Haqq [#Hqq msd.karışmak. kalemkâri < Ar Hakka (metal veya ağacı) oydu. Aş xi] ~ Ar Haqîqat [#Hqq sf.) Hintçe yoluyla Farsçadan alınmıştır. kazıma. hakaret [ xiv] 1.yönelme. ~ Ar/Fa x^qan Türk hükümdarı ~ Tü * Tü xağan sözcüğünün Farsça ve Arapçadan ödünç alınmış biçimidir.] yargıç" * İng khaki (a.] ~ Ar Hâkim [#Hkm fa. karıştırmak " miks hakem hüküm hakeza haki %âk toprak " hak2 [Men xvii] toprağa ait ~ Ar Hâ ka5â tıpkı bunun gibi" keza ~ Fa %âkı toprak rengi < Fa [Aş xiv] ~ Ar Hakam [#Hkm sf. karıştırmak) & Fa/OFa â. hakikat gerçeklik. katılma.karışmak.Ar Haqârat [#Hqr msd. kazıdı (= Akad ekeku kazımak.] sahip olan.] aşağı. f. pa hakir hakaret [Yus xiv] [Kut. doğru idi. bir kimsenin ~ Ar Haqîr [#Hqr sf. kaşımak) * Aynı kökün Aramice biçimi qop ile #%qq 'dir.a. haklı idi.haiz havza ~ Ar Haiz [#Hwz fa. Aş xi] [Kut. hor ve hakir olma. eklenme bildiren önek + HAvr *meik-/meig. yargıç " hüküm hakipay ayağını bastığı toprak " hak2.

araya girdi) fiiliyle anlam ve köken ilişkisi açık değildir. durdu hal3/hal'~ Ar %alc [#%lc msd. Aş xi] Hâl ~ Ar Hâl [#Hwl msd. bir hale büründü. serbest kaldı halaskâr [ 190+] kurtarıcı. tahvil Ar #h?wl2 : muhal hal2/hall[Aş xiv] hall ~ Ar Hall [#Hll msd.hakkâk oymacı. şimdi < Ar Hâl şimdiki zaman. salon. örtmek. berrak idi. halet. çözüm < Ar Halla [msd. dönüştü. gevşetti. hile. varoluş evresi. 2. hal1. giysisini çıkarma. binek hayvanından indi. havale. bağlı olan bir şeyi açtı. ihale. gizlemek " kiler hala annenin kızkardeşi < Ar %âl dayı * "Hala" anlamı Türkçeye özgüdür.] kurtuluş. . halihazır.] hakkedici. soyma.kablo. bir hal aldı. bir görüntü edindi * Ar Hala2 (engel oldu. halâ. durum. DK xiv] ~ Ar %alâS [#%is msd. havali. giysi çıkardı hal4 [Aİhsan 1891] ~ Fr halle meyve ve sebze pazarı < öz Les Halles Paris'te meyve ve sebze pazarının bulunduğu binalar < EFr halle salon ~ Ger *hallö büyük kapalı mekân. arındı. halâ [MMem xvi] haliya ~ Ar Hâlâ [#Hwl zrf. kondu. kurtuldu. istihale. < Fa Haqqânî [nsb. yolculuğu sona erdirdi.] 1. bir hale geldi. derhal. &Ar [TS xiii] babanın kızkardeşi ~ Ar %alat [#%wl] teyze. evrildi. yöneldi. saldı.] 1. doğru. varolan durum " hal1 halas [Yus.< HAvr *kel-2 kapatmak. şimdiki zaman < Ar Hâla döndü. Frlibérateur karşılığı %alâS kurtuluş. azat edilme < Ar %alaSa arı. kurtarma + Fa kâr eden " halas. tahavvül. kâr halat kalod. mütehavvil. 3. lahavle.] adil. oylum < HAvr *kol. hukuka [DK xiv] yenmek. kalemkâr " hakk hakkaniyet uygun < Ar Haqq " hak1 hakla[mak hakkından gel-" hak1 ~ Ar Hakkak [#Hkk im. perişan etmek < Tü hal1/hâl [Kut.] çözme. temiz. hasbıhal.] şimdiki zamanda. Hall] 1. görünüm. çözdü. havil. EŞKÖKENLİLER: Ar #h?wl: ahval. 2. halat [LF xvi] ~ OYun kalódio kalın ip < EYun kâlös. 2. arzuhal. ilmihal. hükümdarı tahttan indirme < Ar galaca soydu.

dişi köle ~ Ar %alâ'iq [#%lq çoğ.] yaratan. mahlukat < Ar %alıqat yaratılmış alem. bozuldu halel Xalla bozdu. ardıl < Ar %alafa ı ardından geldi. Aş xi] [DK xv] kal . [Neş xv] halk.] canlı varlıklar. hane halkı.] körfez. (yemek) arttı. 1940 lardan sonra edebi dile aktarılmıştır. a. geri kaldı. yaratı" halk2 halbuki haldır onom çalışma sesi hal bu ki " har2 < Ar Hâl durum hale ~ Ar halat [#hwl msd. [Men xvii] (vulg. ~ Ar xâliq [#XİQ fa.] ayla ~ EYun (h)álos daire.] birinin yerine ~ Ar Hâla-1-HâDir varolan durum " hal1. mahlukat. f.halay [ xx/b] Anadolu'da düğün ve törenlerde oynanan toplu dans Tü alay geçit resmi.] boş. ahali.] hal. yırtık < Ar Ar Halat [#Hwl msd. çember. halef" halef halihazır hazır halik sıfatlarından biri" halk2 [Kut xi] [Kut xi] ~ Ar xalîc [#xlc sf. merasim " alay1 * Muhtemelen alay sözcüğünün bir Anadolu ağzındaki biçiminden. bayatladı. deldi halet halhal [onom. serbest < Ar xalâ DK xv] xalice/xalıça ~ Fa qâlî a. koy ~ Ar xalîfat [#xlf sf. durum " hal1 Ar xalxal [#xlxl] ayak bileziği < Ar xalxala [Kut. haliç halife geçen. halayık [Kut. hasar.Ar xâlin [#xlw fa. Allahın . Aş xi] canlı varlıklar. yırttı. 2. * Nihai kökeni belirsizdir.] şangır şungur etti hali boş idi" hela halı [xiv] [xiv] [xiv] Ar %alal [#%H msd] bozukluk. hizmetçiler.) cariye. ay ve güneşin yüzü. Qâlîqalca (= Erzurum) şehir adıyla birleştirilmesi fantezidir. aziz tasvirlerinde görülen hale halef [ xiv] ~ Ar %alaf [#%lf] birinin ardından gelen veya yerine geçen. Yâküt (ö.1229) zamanında etimolojisi tartışma konusu idi.

kısım < Aram #%lq pay etme. Halc] pamuk attı [ xiv] ~ Ar Halqat [#Hlq msd.) + EYun genes. kimyacı (1779-1848). tarihçi. bir yana ayrılan kısım. zincir ~ Ar Hallaç [#Hlc im.a.a. halt %alaTa karıştırdı halter Ger *haldan tutmak [ xiv] [ xx/b] ~ Ar %alT [#%1T msd. halka.doğuran " salam.a. Aramice sözcük EYun demos (1.] yaratma. DK xiv] [Aş.tuz (~ HAvr *sal-d.]. . Orta Amerika yerli dillerinden.] yumuşak huylu < Ar Hilm [Yus xiv] ~ Ar %âliS [#%1S fa. karıştırma < Ar ~ İng halter tutamak.a. halk2 [etm [ xiv] ~ Ar %alq [#%lq msd. İsv. ~ Taino hamaka a. ahali (= Aram %elqâ pay. pay etme. kimyada klor ve benzeri elementler grubu. genet. silah kabzası [esk. saf.] çember. sayıklama < EYun (h)alyssö bunalmak halvet kalma. Yus xiv] yeme veya yutma sesi ~ Ar xalwat [#xlw msd. bu gruptan gazları kullanan lamba # Jakob Berzelius.] pamuk atıcı < Ar Halaca halojen [ xx/b] ~ Fr halogène 1. biçim verme ) halka baklası. boş ve ıssız olma " hela ham1 tecrübesiz kimse ham2 onom [Yus. 2. tatlılık. ^ 1526 Gonzalo Fernández de Oviedo.] arı. pay. halo. sabır halis [ xiv] ~ Ar Halım [#Hlm sf. +jen1 * Kimyasal tuzların bileşiminde yer aldıkları için. 2.] karışım. yaratış < Ar %alaqa yarattı (= Aram #%lq 1. halk) deyiminin tam karşılığıdır.] yalnız ~ Fa %âm pişmemiş. hamak [Bah 1924] ~ Fr hamac iki ağaç arasına gerilen salıncaklı yatak ~ İsp hamaca/hamaque a. 2. İsp. temiz " halas halk1 [Kut xi] ~ Ar xalq [#%lq] herhangi bir insan topluluğu. halter < halüsinasyon [ xx/b] ~ Fr hallucination hezeyan ~ OLat (h)allucination bunalım. ölçme. işlenmemiş. bölme )" halk2 * #Xİq kökünün "pay etme" anlamı Arapçada mevcut değildir.halim yumuşaklık. bölük. & EYun (h)áls. ring hallaç [msd.

hamd. nine ~ Ar hamiş [#hmş fa. hamd < Ar Hamada övdü.hamakat aptallık < Ar Hamuqa aptal idi hamal taşıyıcı " haml h am am ısıtan". ılıca. yüceltti [Kut xi] ~ Ar Hamd [#Hmd msd.] 1. ısıran.] taşıyan. sena hami hamil hamile taşıyan.] himaye eden " himaye ~ Ar Hâmil [#Hml fa. derli toplu. fanatizm < Ar Hamisa coşkulu idi hamburger [ML xx/c] arası köfte < öz Hamburg Almanya'da bir kent [CodC xiii] hammal [Yus xiv] ~ Ar Hamaqat [#Hmq msd. akkor oldu. çok [ xiv] ~ Ar Haml [#Hml msd. yüklü " haml [DK xiv] gebe < Ar Hâmil [#Hml fa. hamdüsena. Muhammed hamdüsena hamd.] ~ Ar Hamd wa sana' övme ve yüceltme " * Arapçada aynı sözcük "taşıma aracı.] övme. [KT xix] vatan uğruna ~ Ar Hamiyyat [#Hmw msd. evrak çantası. titiz hamaset cesaret. kaplıca " humma hamarat hamarod sıkı. elinden iş gelir ~ Ar Hamâsat [#Hms msd.] taşıma. ~ Ar Hammâl [#Hml im.] "çok ~ Erm [KT xix] becerikli. aşırı ~ İng hamburger bir tür ekmek * Modern anlamı 1885 ile 1900 yılları arasında ABD'de doğmuştur. yüklü " hamil ~ Ar Hamin [#Hmy fa. sayfa kenarına hamiş eklenen not < Ar hamaşa ısırdı hamiyet mücadele hırsı öfkelendi" humma [Kut. Aş xi] ateşli gayret. yükleme haml [etm < Ar Hamala taşıdı. 2.] ateşli gayret < Ar Hama çok sıcak idi.] coşku. yüceltme EŞKÖKENLİLER: Ar #h?md : elhamdülillah. uçak gemisi" anlamlarıyla kullanılır.] ahmaklık. yüklendi .] yük ~ Ar Hammâm [#Hmm im. haminne » " hanım.

dezavantaj < İng hand i' cap "el şapkada".a.a. Xâmpsi Karadeniz'e özgü bir balık * Nihai kökeni belki eski bir Karadeniz dilinden. mayalandı * Aynı kökten Ar %amr (mayalı içki. hançere [Gülxv] ~ArHancarat[#Hncrmsd. konak. boyunduruk [LO xix] ~? Bul hamút / Sırp homut at * Karş. f. Nihai kökeni tesbit edilemedi. DK xiv] ~ Fa/OFa %ân hane.a. = Akad gangaritu a. hamut koşumu. tahmis hamster [ML xx/c] ~ İng hamster bir tür küçük kemirgen ~ Alm hamster a. DK xiv] [Yus.a.] taşınan yük hamur [CodC xiii] %amır ~ Ar ^amîr [#%mr sf. konak [Uy viii+] %an/kan = Tü %ağan/kağan hükümdar " kağan [DK. 2. kervansaray han1 yeri. konak ~ Fa/OFa %ân hane. mayalı hamurdan yapılan ekmek < Ar şamara kabardı. Env xiv] ~ Ar Hancar kısa savunma hançer bıçağı ~ Aram ^angsrâ a. hamule haml ~ Ar Hamülat [#Hml sf. ~ Yun hamsi [Amr xv] %amsi . a. eski bir oyun & İng hand el + İng cap şapka " kep .] yüklenme. hamsin ~ Ar %amsm [#%ms] 1. maya. kışın erbain adı verilen en soğuk kırk gününden sonra gelen elli günlük süre < Ar %amsat beş EŞKÖKENLİLER: Ar #?ms : hamsin. İng hame (boyunduruk).] boğazın üst kısmı.hamle atılma. kervansaray han2 Tü [Yus. han1 yeri. veya boğazı kapatan kas (= İbr gargeret a. ~ EAlm hamustro ~ Slav %omestorb a.] kabarmış hamur. Alm hamen. konak.a. hücum " haml [Yusxiv] ~Ar Hamlat [#Hmlmsd. gırtlak. şarap).) handikap [ xx/b] ~ İng handicap oyunda karşı tarafa peşinen verilen puan. elli. [EvÇ xvii] xapsi a.

a. sülale " hane. hanzo [ 197+] kaba ve aptal adam (argo) Sunal'm aynı adlı filminde bir karakter öz Hans Alman erkek adı < öz Hanzo Kemal . tefsirde çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. [Oğ xi] %arjı. hapishane.a. dükkân < Aram #%nt bükme. kavisli hale getirme. hücre. hani2 E Yun %anne a. konut. a. Sözcüğün nihai anlamı Yun kámara (1. eczane.. kerhane.a. prenses. 2. kraliçe. meyhane. kütüphane. kemerli taş oda) ile paralellik gösterir. hanif ~ Ar Hanîf [#Hnf sf. Men xv] ebucehil karpuzu. kitabi dinlerden önceki dinlere mensup ~ Aram %anspâ [#%np] a. hanedan.a.] 1. hanım Tatarlarda) <Tü [Çağ xv] %anum hükümdar eşi. konak. memişhane. " han1 ~ Fa %ana ev. salhane. hantal [Amr. serranus hepatus ~ [Bah 1924] ~ Fr hangar korunak. putperest. şarkı söyleyen < Fa/OFa x\vândan/xanldan okumak.hane/+hane [Yus xiv] Arap rakamlarında basamak ~ OFa xânag a. Kuran'da Hz. biçimsiz (vulg. [LO xix] iri. depo. [DK xv] kangı ~ Yun %anni bir balık türü. ebucehil karpuzu. mahpushane.a.) ~ HAvr *kan. İbrahim'in dini inancını tanımlamak için kullanılan bir sıfat. cephane. kemer. xan/%anum ve beg/begüm biçimlerinin bilinmeyen bir Asya dilinden devralındığı düşünülebilir. kaba. umumhane hane hanedan +dan1 ~ Fa %ânadân "hane tutan". şeşhane. dinsiz * Kur'anda kullanılan deyimin anlamı muğlak olup. yer. şarkı söylemek (= Ave hvan. kemer yapma * Ar Hanut. tımarhane. = İbr %anep kâfir. tek tanrıcı = Ar Hanaff [nsb. 2.) ~ Ar HanTal/%anTal acı meyvesi müshil ve çocuk düşürücü olarak kullanılan bir bitki. EŞKÖKENLİLER: Fa ?ana : berhane. darphane. colocynthus hanut [ xx/b] çarşıda müşterileri belirli bir dükkâna yönlendirme işi ve bu işten alınan komisyon ~ Erm %anut' dükkân ~ Aram %anüTâ kemerli taş oda.]. adem inciri. hanende ~ Fa %\vânanda okuyan. [ xvi] soylu kadın (Moğol ve < Tü %an hükümdar " han2 * -um/-ım dişil ekinin kaynağı belirsizdir.şarkı söylemek " kanto hangar uçak deposu ~ Ger *haimgardhangi Tü [Kaş xi] kanu/kayu a.] pagan. İbr %anut (dükkân) biçimleri Aramiceden alınmıştır. çardak [esk.

a. kısıtladı. yıkıntı < Ar şaraba viran etti. hapır hapaz[lamak onom [Mercimek xv] tıpta tane haline getirilmiş ilaç ~ Ar yeme sesi [ xvi] hapaz tokat ~ ? hapis/haps[ DK . Men xv] harab yıkılmış. ~ Ar %arâb [#%rb msd. En vx iv ] ~A rH ab s[ #H bs ms d. 2. tıpta hap hap2.] sıcaklık. tutsak etme.] hapşırık sesi ~ Ar Harr [#Hrr1 msd. . Yus xiv] ~ Ar %arâc [#%rc msd. kemer). kapatma. kapattı. yıkım. tane.hap1 Habb [#Hbb1] tohum. hane < Tü hapş [onom. ) [187+] [Kut xi] [Aş xiv] ~Jap harakiri karın deşme yoluyla ~ Ar Haram [#Hrm msd. ~ Ar Haramı [#Hrm nsb.] haram cı.özellikle sarık veya baş örtüsü. dokunulması yasak olan " harem harami haram yiyem " haram harap yıkık (sıfat) a. yıktı (= İbr/Aram #%rb Sıfat olarak kullanımı Türkçeye özgüdür. virane " harap haraç [Aş.] harap şey.] vergi. Akad abşu (kuşak. Aş xi] yıkım (isim). ]1 . tutsaklık yeri < Ar Habasa kıstı. kuşak. at koşumu = Akad abâşu bağlama) * Karş. [Kut.] yasak. hara çiftlik < Nor harra bir at rengi harabe yıkıntı.] viran etme. sıcak idi har2. Env. hapishane h apşı r[ ma k har1 ısındı. [DK. harıl onom + < on om [KT xix] mahbes & Ar Habs + Fa %âna " hapis. hapsetti (= Aram #%bş bağlama . İslam hukukunda gayrımüslimlerin ödediği toprak vergisi " harç harakiri intihar & Jap hara karın + Jap kiri deşme haram tabu. ateş < Ar Harra [BK 1799] harıl harıl nefes nefese yürüme sesi [ 1924] ~ Fr haras at neslini ıslah için kurulan ~ Ar %arâbat [#%rb msd.

gereken şeyler. sivri bir uçla çizmek. harf (= Aram #%rp bileme. keskin veya sivri olma ) * "Yazı" anlamı muhtemelen eski çivi yazısının şeklinden veya "sıvri bir uçla kazıma" eyleminden ötürüdür. Lat scribere (1. resmi işlemler için ödenen para. rahvan hardal %ardalâ a. çıkma. Tü çizmek. harcama. 4. herkes " harç. 2. sıra malı. dışarı çıktı. . tabu. Karş. gereç + Fa râh/rah yol" harç.] devinim ~ Ar %ardal hardal bitkisi ve tanesi ~ Aram harem [ xiv] Mekke civarındaki belli bölge ki Hac esnasında ihramla girilir ~ Ar Haram [#Hrm msd. çıkıntı yaptı. banal & Ar %arc uygun olan şey. Aş xi] ~ Ar Harf [#Hrf msd. özellikle saman ~ Ar Harârat [#Hrr1 msd.] harple ilgili. 2. savaşçı. çıkış yaptı. a. evde kadınlara ayrılmış olan kısım. yolluk & Ar %arc gerekli şeyler. mızrak veya kılıcın keskin ağzı. gereç + Ar câlam dünya.] yasak. dinen yasak sayma) * Türkçe kullanımda Ar Harım (dokunulmazlığı olan yer. gereç. yoldan çıktı harca[mak [Aş. devindi [ xiv] [Aş xiv] ~ Fa xâra/%ârâ dalgalı kumaş ~ Ar Harakat [#Hrk çoğ. bir şeyin üretiminde kullanılan hammadde. hare harekât Harakat" hareket hareket < Ar Haraka hareket etti. DK xiv] < Ar %arc masraf" harç harcıalem ~ Fa %arc-i câlam herkesin harcı. dolaylı vergi. dokunulmaz kıldı (= İbr/Aram #%rm yasaklama. yazı birimi.] 1.] hareketler < Ar ~ Ar Harakat [#Hrk msd. dışladı. kutsal. 2.] ısınma. Hirm/Hirmân] yasakladı. masraf. [KT xix] 3. masraf. harf [Kut. * Nihai kökeni eski bir Akdeniz dili olmalıdır. harç [CodC xiii] 1.] 1. malzeme < Ar paraca [msd. Yun grâfö. ~ Ar Harbî [#Hrb nsb. [Men xvii] 2. haremlik) ile birleşmiştir. Hurûc] çıktı. sarf. duvar örmede kullanılan kum ve kireç karışımı ~ Ar %arc [#%rc msd.harar çuvalı ~ ? hararet ısı"har1 harbi askeri sınıfa mensup kişi " harp1 [ xiv] [Aş xiv] ~ Ar ğirar/ğirarat [#ġrr] çuval. dokunulmaz < Ar Harama [msd. alem2 harcırah ~ Fa %arc-i râh yol için gereken şeyler.

yazı yazmak).] savaş (= Aram [TDK 1955] bütün vücudu saran kolsuz üst giysi. & Fa %ar eşek + Fa banda hizmetçi. dışarı çıkan " harç (umur-u) hariciyye 1836'da kurulan dış işleri bakanlığına < Ar %âYic [#xrc] dış " hariç [KT xix] harikulade şey < Ar %âriqu-l-câdat^ harikulade ~ Ar %âriqu-l-câdat^ "adet yırtan". = Akad %arbu bir tür kesici alet) harp2 harpuşta makaslı dam [ xx/b] ~ Fr harpe bir müzik aleti" arp [Men xvii] %arpüşte omurgalı çatı. uşak " harpuşta. rutin " adet2 harikzede + [KT xix] yangın vurmuş. olağan dışı. a.a. +zede haris [Kut xi] ~ Ar HâriS [#HrS fa. dışarı. yangın afetine uğramış & Ar Harîq [#Hrq] yangın + Fa zada vurmuş " mahrukat. [LO ] balıksırtı ~ Fa %ar puşta eşek sırtı & Fa %ar eşek + Fa puşta sırt" puşt Fa %arpuşt ("diken sırt" = kirpi) ayrı kelimedir. delip dışarı çıktı ) + Ar câdat^ alışkanlık. hariç hariciye verilen ad harika " harikulade [ xiv] ~ Ar %âYic [#%rc fa. pelerin %arbâ kılıç veya mızrak = İbr %3i*eb a.] dış. katırcı ~ Fa farbanda a. a. . kesici alet) sözcüğüyle ilişkili olduğu varsayılabilir.a. ~ EYun %ârtes 1. harp1. harita " kart2 harman [ xiv] %ırmen ekin savurma. harmoni harnup harp1 » » [Aş xiv] harb " armoni " harup ~ Ar Harb [#Hrb msd. harman a. Karş. tütün karma ~ Fa firman ekini kepeğinden ayırmak için savurma harmandalı Ege bölgesinde eşekçilere özgü oyun havası < Tü harbende/harmanda [xvii-xix] eşekçi.. [KT ] ciltlenecek kitabın formalarını dizme. özellikle deniz haritası ~ Aram %artâ a. doğaüstü & Ar %âriq [#%rq] yırtan (< Ar xaraqa yırttı. [Men ] %ırmen vulg. bende harmani Tü harman " harman * Anlam ilişkisi açık değildir.] hırslı " hırs harita [MMem xvi] xarti ~ Ar ^arîTat harita. kâğıt. Sam #%rb (kılıç. 2. yardı.

haşema [Hürr 1998] bir tür mayo ~ Ar Haşamat [#Hşm msd. 2. ayrı. Haşw] araya bir şey soktu. hal1 haseb[iyle hesaplama " hesap haseki hükümdarın yakını < Ar %âSS " has [Aşxiv] ~ Ar Hasba-l-qadar kaderin gereği < Ar ~ Ar Hasba-1-Hâl durum değerlendirmesi ~ Ar Hasab [#Hsb msd.] kıskançlık < Ar . Yus xiv] ~ Ar Haşarat [#Hşr çoğ. EKİN.) ~ Ar HaSad [#HSd msd.] kayıp. değerlendirme " haseb. ~ Fa %âSagı "seçilmiş olan".] hicap.] ölçme. kazma. Karş.] 1. elit" husus ~ Ar xarrüb/%arnüb keçiboynuzu (= Aram ~ Ar %âSS [#%SS fa. terbiyesiz. kader hasbıhal " haseb. harup/harnup %arrüb = Akad %arüpu a. tarla sürme. dini kurallar uyarınca erkeğin dizden bele kadar olan kısmını örten giysi < Ar Haşama utandı" haşmet haşere türlü zararlı veya rahatsız edici küçük yaratık " haşır1 haset Hasada kıskandı [Aş. toplumsal anlamda seçkin. perişan ~ ? hasat HaSada ekin biçti (= Akad eSâdu a. yaramaz ~ Ar Haşan [#Hşr nsb. tarım < Ar Hara6a toprağı sürdü.a. KÜLTÜR. her ~ Ar Hasad [#Hsd msd. Aş xi] seçkin. [ 191+] eğitim yoluyla aktarılan hasletler (Fr culture karşılığı) ~ Ar Har8 [#Hr8 msd.] börtüböcek.) has [Kut. haşa [Yus xiv] ~ Ar Hâşâ-llâhi Allah göstermesin < Ar Hâşâ [#Hşw] uzak etsin! < Ar Hâşâ [msd. özel. özellikle hendek kazma ) * Ziya Gökalp tarafından Fr culture karşılığı olarak kullanılmıştır. zarar < Ar %asira [ xiv] haşeri haşere gibi veya haşerata ait. akıl yürütme. tarım. zarara uğradı haşarı adam haşat [ xiv] ~ Ar %asâr [#%sr msd. ayrılan.] haşerata ait < Ar Haşarat" haşere [ML xx/c] yorgun. doldurdu hasar hasar gördü. a.] kültivasyon.] ekin biçme < Ar hasbelkader Hasb hesap. ekip biçti (= Aram #%rt/%rS yarma.hars [Men xvii] ekip biçme.

haslet " husul [Aş xiv] ~ Ar %aSlat [#%si msd.Ar %asıs [#%ss sf. haşarı. nekes. kalabalık etme. %issat] aşağılık ve hakir idi * "Cimri" anlamı 20.] 1.] sert. yücelikten yoksun < Ar %assa [msd. [KT xix] ecnebi hükümdarlar için kullanılan saygı deyimi < Ar Haşam [#Hşm] maiyet. hasıl veya konuşmanın özü " husul hasıla hasılat HâSilat" hasıla hasım/hasmmuhalif. kumaşın kenar süsü. f. kaba < Ar %aşuna [msd. haşiye ~ Ar Haşiyyat [#Hşw msd. [KT xix] 1. gelir " hasıl ~ Ar HâSilât [#HSl çoğ. işin ~ Ar HâSilat [#HSl fa." aş * Erm %aş. mahşer. papaver ~ Ar HâSil [#HSl fa. adi. Yus xiv] ~ Ar %aş%aş afyon bitkisi. yy'da ağır basmıştır. hukuki bir işlemde karşı taraf haşin ^uşünat] kaba ve saygısız idi [ xiv] [Kut xi] hasm [Aş. 2. dip notu " haşa hasiyet haşla[mak <Tü [Aş xiv] [MŞ xiv] sulu yemek pişirmek " has < Tü *aşla. paravan.] aşağılık. 2.] dolgu.] üreyen şey. ~ Ar %aşm [#%şn sf.haşhaş somniferum ~ Sans khaskhasa a. değersiz. sayfanın kenarına eklenen yorum. taallukat . debdebe. 2. kıymetsiz . ~ Ar HaSîr [#HSr sf. ucuz. mahşer haşır2 hasis onom yaprak veya kâğıt sesi [ xiv] hakir.] her türlü hasır [CodC xiii] hasir örgü.] gelirler < Ar ~ Ar %aSm [#%Sm] düşman. alçak. ürün. tabiat. mizaç haşmet [Kut xi] maiyet ve hizmetçi sahibi olma. özellikle ot veya kamıştan örülü yaygı" hasr haşır1 [Yus xiv] haşr ~ Ar Haşr [#Hşr msd.] huy. haşlamak) fiiliyle benzerliği tesadüfi olmalıdır. gelir. haşere. hizmetçiler. hakir.a.(suda kaynatarak pişirmek. kıyamet < Ar Haşara (kalabalık) toplandı.] 1. toplanma. kaynaştı EŞKÖKENLİLER: Ar #h?şr : haşır1. cimri.

Türkçe türevler bambaşka bir anlam kazanmıştır. 2.* Arapça #Hşm (utanma. özellikle Kuran'ı ezbere okuma ~ Aram ^stîm/^âtsmâ mühür. ezberleme. ~ Ar Hassas [#Hss im. f. • Hatırlı/hatırsız sıfatları hatrı sayılır (düşüncesi önemsenir) deyiminden türemiştir.] çok ~ Fa %asta yaralı < [Mercimek xv] [Yus. Karş. mühürleme. Ar Hişmat (utanma. bloke etti. külhani ~ ? hasr[etm [MMem xvi] ~ Ar HaSr [#HSr msd. hatır/hatr[Kut xi] bellek < Ar %aTara [msd. yaralanmak ~ Ar %âSSat [#%SS fa. çentme. anımsadı * Ayrıca Ar %aTura (önemli idi.] özel olan şey.] hitap eden " ~ Ar %âTir [#^Tr fa.] düşünce.] 1. ayrıcalık. hicap duyma) fiili Aram #xşm (susma.] yanılgı. yanlış yaptı hatıl ağaç ~ ? [Kut xi] ~ Ar %aTâ' [#%Ty msd. melce (< Ar a'âba geri döndü )" haşmet haspa [Bah 1924] sevimli yaramaz. hicap). .] çizgi. %uTür] aklına geldi. duyarlı" his hasta Fa %astan yaralamak. damga ~ Mıs xtm a. Gül xiv] sayrı.) hata Ar %aTâ yanıldı.] geri dönülecek yer. içerdi hasret [Aş.] bir şeyin yokluğundan ötürü acı çekme (= Aram #%sr eksik veya yoksun olma ) " hasar hassa [Yus xiv] özellik. ciddi ve tehlikeli idi). sınırlama < Ar HaSara etrafını çevirdi. yazdı (= Aram #%TT kazıma. sığınılan yer. sağlığı bozuk hat/hatt[Kut xi] ~ Ar xaTT [#xTT msd. a. sınırladı.a. yanlış < [LL 1732] HaTl taş duvarı berkitmek için araya konan yatay * Ar *HaTll veya *HaTl biçimine rastlanmamıştır. seçkin kimse. hatip hitap [ xiv] hutbe okuyan ~ Ar %âTib [#%Tb fa. haşmetmeap [ xix] ecnebi hükümdarlara mahsus bir unvan & Ar Haşmat + Ar ma'âb [#'wb iz/m. kapatma. Yusxiv] ~ Ar Hasrat[#Hsr msd. tereddüt etme) ile eşkökenlidir. elit" has hassas hisseden.] etrafını çitle çevirme. çizim sanatı < Ar %aTTa çizdi. taş üzerine yazma = Akad %aTâTu a. hatim/hatm[Yus xiv] %atm ~ Ar %atm [#^tm msd. akıl.

topladı. transfer.] etraf. bir borcu başkasına devretme " hal1 havali [Gül xiv] ~ Ar ~ Ar Hawâlin [#Hwl çoğ. elçi. havari ~ Ar Hawârî [#Hwr nsb.] korku < Ar %âfa ~ Ar Hâwin [#Hwy fa. dönüştü " hal1 havan [ xiv] ~ Fa/OFa hâwan a. [ xiv] xıtmi [ xiv] ~ Ar %iTmı hatmi bitkisi. Türkçe sözcük 13. f. Aş xiii] [MMem xvi] ~ Fa hawâ a. ~ Ar %awf [#^wf msd.] aktarma. athaea officinalis ~ Ar Hattâ ta ki (edat) ~ Ar %aTTâT [#%TT im. -ni Sogdca dişil ekidir. [passim. a. Ar #Hwr2 veya İbr/Aram #%wr (beyaz olma) kökleriyle alakalı olmadığı açıktır. Beiträge 1910. MÖ 3. havas seçkinler. zevce . ince ve yumuşak kıl hav2 hava havadis hadiseler < Ar Hadî6at" hadise onom [Men xvii] Hav kumaşın yüzünde oluşan pürüz. havale [Aş xiv] yöneltme.] özel olanlar. kadife veya ~ ? [Env xv] hav hav ötme sesi.] içeren < Ar Hawâ . haberci < Eth [#xwr] gitmek * Nöldeke. çevre < Ar Hawl çevre < Ar hâla döndü.a. güçlü " hodbehod * Sogd %\vataw.] akılda kalan şey.] İsa'nın 12 müridinden her biri ~ Eth %awâr yolcu. elit < Ar %âSSat" hassa havf korktu havi kapsadı. yy'dan önce sadece "kraliçe" anlamında kullanılmıştır. hükümdar & Sogd %\va kendi + Sogd tâw güç. [DK xv] vafvaf köpek sesi [CodC. xiii] yasal eş. yy'da Baktria krallarının ünvanı olan EYun autokrâtor sözcüğünün tam çevirisidir.] çizimci" hat [Or. yönlendirme Hawâlat [#Hwl msd.Sogd %\vaten [f ] kraliçe (= Sogd *%watâw-ni) < Sogd xwatâw kral. hav1 havlu havı.hatıra anı " hatır hatmi hatta hattat hatun [MMem xvi] ~ Ar %aTirat [#^Tr fa. Uy viii] xatun/katun kraliçe. içerdi [Yus xiv] [Yus xiv] ~ Ar %awâSS [#^SS çoğ.] olaylar. ~ Ar Hawâdi6 [#Hd6 çoğ.

Karş. dost * Kökeni çok tartışılmıştır. mecal" hal1 ~ Fa %âwlincân havlıcan bitkisi. Batı dillerine İtalyanca yoluyla Türkçeden geçmiştir. cehennem < Ar hawâ düştü. [Men xvii] hevc vulg. mide " [MŞ xiv] hevic .] su biriktirmek havya [Men xvii] hâviye cehennem. zihinsel görüntü. kaygı. a.havil/havlhavlıcan galanga ~ Sans kulangcana a. İng caviar (a. havza ~ Ar Hawzat [#Hwz/Hyz msd. testis. havuz. Akad %uburu (cemaat. içtima < İbr #%br bir * Karş. Yus xiv] [ xiv] ~ Ar Haya' [#Hyy/Hyw msd. tatmak) + Fa yâr seven. üzüntü belirten ünlem haya1 utangaçlık haya2 %âyag yumurta [Aş. İt caviale. birleşme ~ Ar Hawl [#Hwl] güç. 2. birlikte olma. bir şeyin sınırları içinde olan < Ar Haza elde etti. husye ~ OFa hayal [Yus xiv] ~ Ar %ayâl [#%yl msd. sahip oldu hay ünl [Kut. ~ Ar HawSalat [#HSl] kuş kursağı. alpinia [Men xvii] havlı/havlu makreme tüylü peşkir < Tü ~ İbr %ebrah [msd. DK xi] ilgi.a.). [KT xix] kalaycıların erimiş metali tutmak için kullandıkları çekice benzer alet ~ Ar hâwiyyat [#hwy] uçurum. Aram %ibru (aşiret). hauc ~ Fa havuz [ xiv] havz amacıyla açılan çukur. ~ Fa %âya i yumurta. varlık. dilek.a.] imgelem. gövdeden ayrılmış ruh < Ar %âla hayal etti . gurme? & Fa %âwı lezzet (< Fa %â'idan tadına bakmak.] 1.] cemaat. uçtu havyar [Kan xv] Hazar Denizine özgü bir tür mersin balığı yumurtası ~? Fa *%âwiyâr lezzetsever. havlu hav1 " hav1 havra araya gelme. havsala husul havuç hawic a. tuttu. dipsiz kuyu. 2. cemiyet). sarnıç " havza ~ Ar HawD [#HwD msd.] utanma. mülk.

başıbozuk). Sırp/Arn hajduk. Peç xvii] Macar piyade askeri. [ xviii] eşkiya. en iyi.] * "Yaşam süresi. savundu. dervişlerin giydiği kolsuz yelek. hayır2/hayr[Kut xi] ~ Ar %ayr [#%yr msd. sakındı haybe [AL 192+] habe yemek (argo).] duvarlar. hayhay hayhuy kalabalık sesi hayıf[lanmak (ünlem) hayır 1 . 2. [İAr 193+] habeden bedavadan. avlu < Ar Halt çevre duvarı. ömür" anlamında kullanımı Türkçeye özgüdür. Yus xiv] canlı olma.hayalet hayalet. çit < Ar HâTa [msd. hayat2 ~ Ar HayâT [#HwT çoğ. iyi davranış < Ar %âra (iyi olanı) seçti. [AL 192+] habeden bedava ele geçirilen mal veya eşya (argo) Çing habe yemek haydari [ xi] Haydar'a ilişkin. yaşama < Ar Hayya canlı idi. dilemek)" hayır2 hayıt & Ar %ayr iyilik + Fa %\vâh isteyen (< Fa ünl [KT xix] onaylama deyimi [Neş xv] hay u hüy [Yus. ~ Mac hajdúk [çoğ. parasız (argo). vitex agnus-castus. akıncı * Karş. tercih etti hayırhah %wâstan.istemek. seçkin. DK xiv] " hay ~ Fa hay hüy şamata. iyilik. alevilerin giydiği kızıl başlık. yaşar idi ~ Ar %ayalat [#%yl] doğaüstü görüntü. Macarca sözcüğün nihai kökeni belirsizdir. HayT/HlTat] etrafını çevirdi.Ar %ayr iyilik " hayır2 * Olumsuz cevabı dolaylı olarak ifade eden bir hüsnü tabir olarak kullanılmıştır. [LO xix] ayld/hayit . Bul haidut (eşkiya. korudu. [ 198+] kalender sofrasına mahsus bir yoğurtlu meze < öz Haydar Erdebil şeyhi. fantom " hayal hayat1 [Aş. ~ Ar Hayf eyvah! yazık! [Men xvii] %ayr olumsuz cevabı nazik dille ifade eden söz [BK 1799] ayıd bir bitki.] 1. Cüneyd'in oğlu ve Şah İsmail'in babası (ö. %w^âh. Rom haiduc. 1488) < Ar %aydâr arslan haydi haydut başıbozuk ünl [ xvi] hayde/hay de/haydi/de hayde " hay [Men. [ xv] Kalenderi ve Bektaşiliğe yakın bir tarikat.] < Mac hajdú başıbozuk piyade. ~ Ar Haya'at [#Hyy/Hyw msd.

canavar < Ar Hayya yaşadı.bağırmak.] şaşırma. umursamak < Tü hay ilgi ve kaygı ünlemi" hay hayli [MŞ xiv] %ayll çok güruh.] hayır işleri. [Aş.] meskûn ve ~ Ar %ayzurân tropik ülkelerde yetişen bir ~ Ar haDm [#hDm msd.] pay.] konum. yoksunluk eki " hangar hayran şaşkınlık " hayret * Sıfat olarak kullanımı Türkçeye özgüdür. a. eşkiya.a.] sindirim hazeran cins kamış.haykır[mak Tü [Uy viii+] aykır. hayvan [Aş. statü < Ar Hay6 nerede hayta [ xix] haydut. ~ Fa %azân sonbahar hazan2 ~ İbr %azzân i tapmak görevlisi. 2. canlı idi" hayat1 haz/hazz[Aş xiv] kısmet. her çeşit canlı varlık. sinagogda ilahi okumakla görevli kişi. * Türkçe sıfat hayl-i filan (filan sürüsü) tamlamasından türemiştir. [DK xv] haykır-< Tü ay/hay [onom. DK xiv] ~ Ar Hayawân [#Hyy/Hyw] 1. süvari takımı.] şaşma.) hazım/hazm< Ar haDama sindirdi [Aş xiv] . Yus. şaşkınlık ~ Ar Hay6iyyat [#Hy6 msd. ruscus aculatus (= Aram %3zlrâ a. haymatloz [ xx/b] ~ Alm heimatlos hiçbir ülke vatandaşı olmayan kişi. zenginlik. hayrat iyilikler < Ar %ayr iyilik " hayır2 hayret < Ar Hara şaştı haysiyet sosyal konum. yaşama. ~ Ar Hayrat [#Hyr msd. at hırsızı ~? [Aş xiv] [ xiv] ~ Ar %ayrât [#%yr çoğ. canlı olma. Yus xiv] ~ Ar Hayarân [#Hyr msd. yurtsuz & Alm heimat yurt.[xvi-xix] < Ar %ayl at sürüsü. ordu (= Aram %eylâ ordu = Akad ellatu a.) < Tü hayla. vatan + Alm -los -siz. keyif < Ar HaZZa talihli idi hazan 1 [ xi] ~ Ar HaZZ [#HZZ msd. 2. kantor ~ Akad %azânu kent yöneticisi" hazine hazer ekilip biçilen yer " huzur [Kut xi] ~ Ar HaDar [#HDr msd. umursamaz aldırmak.] bağırma sesi " +kirhaylaz Tü? [ xix] haylamaz aldırmaz.

nişan aldı ~ Ar hacın [#hcn sf. bir cinayetin intikamsız ve kısassız kalması. hazret [Aş.] 1. "kanın yerde kalması".] a. boşa harcanan şey < Ar hadara yok yere ya da cezasız kan döküldü. alfabedeki harflerin sırası ~ Aram hegâ [#hgy] düşünme. Aş xi] ~ Ar ^azînat [#%zn sf.] 1. saklama yeri < Ar gazana sakladı. depo. gözkulak olmak" olduğunu düşündürür. hadf] hedefledi. nezd. kasa. tempoyla manzume okuma. f. Arapça biçimi %azlnat varyantı olarak zikrederler. yan. 2. * Huzura çıkma deyiminde sözü edilen eylemin soyut kişilik kazanmış halidir. Yus xiv] mevcudiyet. kasa) 'dan etkilenmiştir. f ] kıymetli eşya veya para konulan yer.] toz.] 1. prezans. hazır bulunan " huzur haziran ayı~? hazire [ xiv] mezarlık çevrili yer. depo. gerek Lane. < Ar heder ~ Ar hadar [#hdr msd. boşa gitti . Anlam gelişmesi için karş.] hüzünlü "hüzün hazine [Kut. soysuz. he ünl [DK xiv] olumlama bildiren ünlem [Yus xiv] ~ Ar habâ' [#hbw msd. 2.] çitle ~ Ar %aznat [#%zn msd. ~ Ar hadaf [#hdf msd. özellikle heba havada uçuşan toz zerresi hece [DK xiv] tempoyla okuma ~ Ar haca' [#hcw msd.] 1. Arapça sözcüğün anlamı OFa ganz/ganzmag (hazine. Oysa gerek Tacül Arus.] kıymetli eşya veya para * Kamus-ı Türki'ye göre hazine sözcüğünün Türkçe zebanzedidir. 2. huzurda ~ Ar Haziran Rum takviminin dördüncü ~ Ar HaZîrat [#HZr sf. hazine " hazine [ xiv] [Aş.hazin [Yusxiv] ~ Ar Hazm[#Hznsf. depoladı * Akad %azanu (kent yöneticisi) > İbr/Aram %azzan (tapınak bakıcısı) biçimleri Sami kökünün nihai anlamının "bakma. huzur. tek hörgüçlü sürek devesi hedef [Mercimek xv] hadafa [msd.] hazır olan. bir saygı deyimi " huzur ~ Ar HaDrat [#HDr msd. mezarlık < Ar HaZara [msd. a. Yus xiv] ~ Ar HâDir [#HDr fa. 2. HaZr] çitle kapattı hazne konulan yer. heceleyerek okuma hecin [ xiv] tek hörgüçlü deve nesli bozuk. melez.

a.a. bitme. İng six. hegemonya [ xx/a] ~ Lat hegemonia hüküm sahibi olma. hektar Lat centum : kantar.] yola çıkmadan kesilen kurban. izin verdi" hal2 hele helecan < Ar galaca titredi. boşluk.] hikmet sahibi. uğurluk.] tükenme. önderlik etmek ~ HAvr *sâgeyo< HAvr *sâg. ~ HAvr *s(w)eks. her çeşit armağan " hidayet hedonizm [ xx/b] ~ Fr hédonisme zevk ve sefa düşkünlüğü < EYun (h)edone zevk. sarsılma helezon ~ Ar halazün spiral. hoş * Aynı kökten İng sweet. Fr six. < Aram #%km bilme " hikmet heksa+ a. tenha idi.tatlı. boş yer.] titreme. hoş). salyangoz ~ EYun (h)elissón helezon < EYun (h)elissö (asma filizi gibi) sarılmak. tenha < Ar %alâ boş idi.< HAvr *swâd. komutan < EYun (h)egeomai öncü olmak. a.hediye [ xiv] armağan ~ Ar hadiyyat [#hdy msd. santi+.aramak. Aynı kökten Lat centum (yüz).] izinli olan. helezon şeklinde olmak . ~ HAvr *dekm-tom./ İng hexa. Yus xiv] ~ Ar halâk [#hlk msd. Alm sechs. EŞKÖKENLİLER: EYun (h)ekatón : hekt(o)+. tahakküm < EYun (h)egemön önder. Fa şaş (altı). 2. santim1. Gal chwech. insanlardan uzaklaştı helak [Aş. bilge. yürüme = Akad alâku a. DK xiv] ~ Ar Halâl [#Hll msd.yüz (100) ~ EYun hela [Men xvii] 1. lider. a. ~ Fr héxa. tenha bir yere çekildi. dinen ~ Fa hala uyarı ifade eden bir söz ~ Ar %alacân [#^ic msd. santim2 hektar oluşan yüzey ölçü birimi " hekt(o)+. iz sürmek hekim [DK xiv] ~ Ar Hakim [#Hkm sf. Lat suavis (tatlı. tabip ~ Aram %aklm a. hekt(o)+ (h)ekatón a. vakum. yol armağanı. Aş xi] yasak olmayan < Ar Halla çözdü. a. ar2 [Aİhsan 1891] ~ Fr hectare 100 ardan ~ Fr/İng hect(o). sarsıldı [Yus. a.) helal [Kut. keyif~ HAvr *swâd-onâ. abdesthane ~ Ar %alâ' [#%lw] boşluk.altı ~ EYun (h)eks * Aynı kökten Lat sex. filozof. İt sei. mahv < Ar halaka tükendi (= Aram #hlk gitme.a. a.

kan hematit kan gibi " hem(o)+ hematoloji hem(o)+. dahi (edat).) helyum [Bah 1924] ~ YLat helium bir element # 1868 J. vakit geçmeden & Fa ham bir. Ger *sama-. Aş xi] ~ Fa/OFa ham de. İng same.a. beraber. beraber. • Aynı kökten Lat söl. İng sun (güneş).kan ~ HAvr *sai-mn. N.helikopter [Hayat 1961] yatay pervaneli uçak ~ Fr hélicoptère #1861 Gustave de Ponton d'Amécourt. a. Lockyer ve E. aynı * Aynı kökten EYun (h)omós. aynı). hem [Kut. Sans súvar > súrya. & EYun (h)éliks helezon + EYun pterón kanat" helezon helis [ xx/b] ~ Fr hélice helezon ~ EYun (h)éliks a. şekerleme < Ar Hulw tatlı (= Aram #%ly tatlı olma. Sans sam(a).bir. İng south (güneş yanı. Kimyacı < EYun (h)élios güneş ~ HAvr *saswel. Yus xiv] hemândem aynı anda ~ Fa ham ân (dam) onunla bir (zamanda). güney). mucit. beraber. fil(o)+ . bir. an " hem h em fi ki r + ham aynı + Ar fikr düşünce " hem. Lat simul. hem(o)+/hemat(o)+ ~ Fr hém(o).kan (sadece bileşik isimlerde) ~ EYun (h)aíma. Frankland. beraber + Fa ân o + Fa dam zaman. simültane. aynı (önek) ~ EFa/Ave ham(a).< HAvr *sai-3 yoğun sıvı.(bir./ İng haem(o). t. Ave hvars-. * İlk kez 1868'de bir güneş tutulması esnasında güneş tayfında tesbit edildiği için. fikir ~ Fa ham fikr aynı düşüncede olan & Fa hemofili [ xx/b] ~ Fr hémophilie kolay kanama hastalığı & EYun (h)aíma.a. aynı anda. beraber.a. t. aynı ~ HAvr *sem-1 bir. beraber. hemcins olan & Fa ham + Ar cins " hem. " helezon ~ Ar Halüm/Hallâm [#Hlm im.] bir tür hellim yumuşak peynir < Ar Haluma yumuşak idi " halim helva [Kut xi] ~ Ar Halwâ' [#Hlw] tatlı yiyecek. cins [ xx/b] [ML xx/c] [Mercimek xv] ~ Fr hématite kan taşı ~ EYun (h)aimatítes ~ Fr hématologie kan bilimi" ~ Fa hamcins aynı cinsten hemen [Aş.kan + EYun fileö sevmek " hem(o)+. tatlılık = İbr #%lh a. Fr. İng.

Alm. yer. kalabalık. < Fa/OFa kandan kazmak hendese geometri ~ Fa andâza ölçü.kan + EYun rhâge püskürme.karaciğer ~ HAvr *yekwr.a.bir araya gelmek henüz hep Tü [CodC xiii] [Kut xi] [Neş xv] ~ Fa hanöz şimdi. hepatit [ xx/b] EYun (h)epar. fışkırma (< EYun rhegnymi yırtıp çıkmak. zemin * Muhtemelen Fa hamzaman (eşzamanlı) deyimine benzetilerek türetilmiş Türkçe bir terkiptir. püskürmek ) " hem(o)+ hemoroid [ xx/b] ~ Fr hémorrhoïde basur ~ EYun (h)aimorrhoís. & EYun (h)aíma. t. t.a. kimyacı (1825-95) & EYun (h)aíma. kardeş. ha$la$ ~ OFa ahanüz [ viii] kop/köp çok. ritm hempa [ xiv] uyduran & Fa ham aynı + Fa pâ ayak " hem. süttaş.kan + EYun rheö akmak " hem(o)+. t. kan akıtan & EYun (h)aíma. ayakdaş. hendek [Env xv] kandag kazılmış şey. beraber + Fa zamîn taban. glob hemoraji [Bah 1924] emoraji ~ Fr hémorragie damar yırtılması sonunda oluşan ani ve şiddetli kanama ~ EYun (h)aimorrhagía a. Hoppe-Seyler.kan + Lat globus küre. düzlem " hem. pa hemşehri şehir ~ Fa ham pâ yoldaş. < Alm haematoglobulin # H.hemoglobin [ xx/b] ~ Fr hémoglobine alyuvarlara kızıl rengi veren madde ~ Alm haemoglobin a. 2. oran " endaze hengâme gaile < EFa *ham-gâma. hendbol ball top " balya [ xx/b] ~ İng handball el topu & İng hand + İng ~ Ar %andaq ark. yuvar " hem(o)+. hep. [DK xiv] hep bütün. daima * Ses değişimi açıklanmaya muhtaçtır. ~ Fa hemşire [ xv] kız kardeş. F. pek. t. kanal ~ Fa/OFa ~ Ar handasat [#hnds msd. [ xix] hastabakıcı kadın ham şıra 1. I.kanayan.] ~ Fa hangâma toplantı. " ciğer ~ Fr hépatite karaciğer enfeksiyonu < .a. şıra hemzemin olan demiryolu kavşağı [TDK 1998] hemzemin geçit karayoluyla aynı düzlemde & Fa ham eş.a.a. -d. özellikle kız kardeş & Fa ham aynı + Fa şîr süt" hem. ayak ~ Fa ham şahrî aynı memleketli " hem. a.

yoldaş " harf [Kut xi] harif meslekdaş. sebatsız & Fa har her + Fa cay yer " her. bir yerde durmayan. DK xiv] arkadaş. herkes kas birisi. sürüngen < EYun (h)erpö sürünmek " herpes. saydı (= Aram #%şb sayma. Yun.)" harpuşta herif (olumsuz bağlamda) adam meslekdaş. Gül xi] hisab ~ Ar Hisâb [#Hsb msd. becayiş hercümerç ~ Fa harc u marc karışıklık ~ Fa %ari hergele [BK1799] %ar gele yaban eşeği gala a.ciltte çıkan uçuk ~ EYun (h)erpes "sürünen". a.)" her [Kut xi] ~ Fa har kas a. < EYun (h)érpeton yerde sürünen şey. yoldaş.a. a. < Fa/OFa %ar eşek (= Ave %ara.her haurva. [Gül xv] ~ Ar Harif [#Hrf sf. a. beyhude. odunsu olmayan bitki + Lat -cidus öldüren " +sid hercai [Gül xv] ~ Fa har câyî her yerde (yetişen). olarak görme ) . Hertz Alman fizikçi (1857-1894) herze [Kıp. ciltte çıkan ağrılı leke < EYun (h)erpö sürünmek ~ HAvr *serp-2 sürünmek herpetoloji [ xx/c] ~ Fr herpétologie sürüngenler bilimi / İng herpetology a. Aş. [Aş.. < öz Heinrich R. < öz Hermes Trismegistos Yeni-Platoncu felsefede Mısır tanrısı Toth'un adı herpes [ xx/c] ~ YLat herpes. bütün. & Fa har her + Fa hermafrodit [ xx/b] ~ Fr hérmaphrodite çift cinsiyetli < öz Hermaphrodite mitolojide Hermes ile Afrodit'in çift cinsiyetli çocuğu & Hermes + Afrodite hermetik [ML xx/c] hermetizm ~ Fr hérmetique gizli ilimlere ilişkin. DK xiv] ~ Fa har tüm. batıl / İng hermetic a. kimse (= Ave kas. a. t.a. +loJi herru ya merru gitme & Kürt herrö git + Kürt merrö hertz [ML xx/c] ~ hertz fizikte frekans birimi ^1930 International Electrical Congress. MantT xiv] harz münasebetsiz.a. zona hastalığı. faydasız ~ Fa harza münasebetsiz söz < Fa hesap [Kut.) [Yus. her (= Ave herbisid [ xx/c] ~ Fr/İng herbicide ot öldüren kimyasal madde & Lat herba ot. .] sanatkâr.] aritmetik < Ar Hasaba hesapladı. Yus.a. a. bir meslek örgütü veya loncaya mensup olan kimse. Nihai anlamının "demirci" veya "kılıç ve bıçak imal eden" olduğu düşünülebilir.a. * Ar #Hrf/Sam #Hrp köküyle anlam ilişkisi açık değildir.

tapınak ~ Akad ekallu saray ~ Sumer e-gal büyük ev heykeltraş traş & Ar haykal + Fa taraş yontan " heykel. mezhep " heter(o)+. delilik.] korku ve huşu duyma veya duyurma < Ar hâba korktu. fantezi. f. cinnet. boş şeylerle gönül eğleme hey ünl [DK xiv] hitap ünlemi [Arg. sarkma " avize heves [Aş xv] ~ Fa âwang asılı şey. felsefede materia ~ EYun (h)yle 1. hammadde. diğer (sadece bileşiklerde) ~ EYun (h)éteros başka. 2.] heybe çanta. Aristoteles felsefesinde şekillenmemiş madde. dağar heybet [CodC xiii] ~ Ar haybat [#hyb msd. organizma. suret. dogma heterojen heter(o)+. kurul. tahta. parçalardan oluşmuş bütün. heyula [Mercimek.] 1. ayrı.başka.] 1. yığıldı ~ Ar hayacân [#hyc msd.] telaş. anıt ~ İbr/Aram hekâl saray. farklı. biçim. organizasyon < Ar hâ'a derli toplu ve biçimli idi heyhat [ xiv] ~ Ar hayhât eyvah!. SinanP xv] ~ Ar hayülâ' şekilsiz madde.asılı olma. yol torbası./ İng heter(o). salkım < Fa âwl%tan. kompozisyon. görünüş. ağaç. doktrin. materia . +jen2 [DTC 1943] ~ Fr hétérogène farklı cinsten" heteroseksüel [ xx/c] ~ Fr hétérosexuel diğer cinse eğilimli olan & EYun (h)éteros başka. seks hevenk [Men xvii] aveng sarkık. çırpınma ~ Ar hayalân [#hyl msd. huşu ve saygı duydu heyecan < Ar haca telaş etti. Men xiv] hegbe ~ Ar Haqîbat [#Hqb sf.heter(o)+ ~ Fr hétér(o). abide. âwîz. ayrı heterodoks [ML xx/c] ~ Fr hétérodoxe resmi öğretiden farklı olan görüş & EYun (h)éteros başka. ~ Ar hawas [#hws msd. yazık! (ünlem) heykel [ xiv] ~ Ar haykal [#hykl] muazzam yapı. 2. çırpındı heyelan yığılması < Ar hâla kum döküldü.] kum yığını veya heyet ~ Ar hay'at [#hy' msd. 2. ayrı + Lat sexus cinsiyet" heter(o)+. ayrı + EYun dóksa görüş.

perde ardına gizlenen) biçiminden geri türetme olmalıdır. küstahlık. cabdu-l-wahhab). hiciv/hicv~ Ar hacw [#hcw msd. hicran. alay.] yergi. gizledi. kadın örtüsü. kılavuz oldu . sc.a. örttü * Sözcüğün Türkçe ikinci anlamı mahcub (yüzünü örten. satir.] ihsan. muhaceret. marifetli & Fa hazar hezeyan [Gül xv] sayıklama.] ~ Ar hazîmat [#hzm sf. muhacir. cömertçe ve karşılıksız verdi * Aynı kökten kişi adları Vahap (wahhab.] hicrete ait" hicret hidayet [ xiv] ~ Ar hidâyat [#hdy msd. göçtü EŞKÖKENLİLER: Ar #hcr : hicret. utangaçlık .EŞKÖKENLİLER: EYun (h)yle : heyula. f. kadın örtüsü < Ar Hacaba sakladı. [Yus xiv] ~ Ar hicrat [#hcr msd. tanrı yoluna yönelme veya yöneltme < Ar hadâ yol gösterdi. ölçüyü aşmak hiç hicap [Kut. ~ Lat hybrida a. satirize etti" hece hıçkır[mak <onom [EvÇ xiv] ınçkır< Tü ıç/hıç [onom.] göç < Ar hacara hicran uzaklaşma. ~ EYun (h)ybris ölçüyü aşma.] hıçkırık sesi " +kir~ Ar hicran [#hcr msd. hicri.a. Vehbi (wahbı) ve Mevhibe (mawhlbat). ayrılık " hicret hicret bir yerden ayrıldı.] perde. metil hezarfen bin + Ar fann beceri. Vehip (wahıb). kılavuz olma. ayrılma. hiç bir [Aş xiv] perde. azgınlık < EYun (h)ybrizö azmak.] ağır hibe [ xiv] ~ Ar hibat [#whb msd. hüner. [Men xvii] utanma. aşağılayıcı şarkı < Ar haca alay etti. sanat" fen [ xvii] bin hüneri olan.] yol gösterme. DK xi] ~ Fa/OFa hlç/heç herhangi bir. tehcir hicri [ xiv] ~ Ar hicrî [#hcr nsb. biri hakkında gülünç bir manzume veya yergi okudu.Ar Hicâb [#Hcb msd. bağış.] göçme. hibrid [ML xx/c] ~ Fr hybride melez / İng hybrid a. hediye < Ar wahaba bahşetti. boş ve anlamsız konuşma < Ar ha5â sayıkladı hezimet yenilgi < Ar hazama ağır yenilgiye uğrattı [Neş xv] ~ Ar haSayân [#h5y msd. terketti.

Rus voda (su). padişah. +jen1 hidroklorik hydrogène + Fr chlore " hidr(o)+2. Arapçadan direkt alımlarda Hıdır biçimi tercih edilmiştir. bir tür pompa & EYun (h)ydör su + EYun fóros taşıyan " hidr(o)+1. su kaynağı.hiddet keskinlik. Hızır + ilyâs İbrani peygamberlerinden biri. hidr(o)+1 ~ Fr/İng hydr(o)-1 su (sadece bileşiklerde) . öfke " had [Aş xiv] öfke ~ Ar Hiddat [#Hdd msd. (h)ydr.a. a. ^ 1787 Lavoisier. < HAvr *wed-1 sulu.a. hidr(o)+2 hidrojen ~ Fr/İng hydr(o)-2 hidrojene ilişkin " hidra [ML xx/c] ~ YLat hydra polip < (H)ydra mitolojide Herakles'in öldürdüğü çok başlı su yılanı < EYun (h)ydör su " hidr(o)+1 hıdrellez 6 Mayıs (Eski takvimde 19 Mayıs) gecesi kutlanan bir halk bayramı < öz Hıdır İlyas Ortadoğu halk inançlarında bereket getirici olarak bilinen iki kutsal kişilik & %iDr Kuranda adı geçen kutsal kişilik. ıslak * Aynı kökten İng wet (ıslak). hıdiv [Env xv] hükümdar vezir ~ Hwar %wadew hükümdar " hüda * Eski devirde Doğu İran'da Harezm hükümdarlarının unvanı iken 1866'da (muhtemelen Keçecizade Fuad Paşa tarafından) Mısır yöneticilerinin sıfatı olarak yeniden ihya edilmiştir. fil(o)+ ~ Fr hydrophile su emen & hidrofobi [ML xx/c] kuduz hastalığı ~ Fr hydrophobie "su korkusu". Lat unda (deniz. fobi hidrofor [ xx/c] ~ Fr hydrophore 1. 420 Cælius Aurelianus & EYun (h)ydör su + EYun fóbos korku " hidr(o)+1. +ber hidrografi [ARasim 1897-99] hidrografya hydrographie deniz haritacılığı & EYun (h)ydör su + EYun grafe yazı " hidr(o)+1. dalga). 2. hidrofil [Bah 1924] idrofil EYun (h)ydör su + EYun fílos seven " hidr(o)+1. klor [ xx/b] ~ Fr hydrochlorique kimyada bir asit & Fr . Hit watar.su ~ HAvr *ud-ör. kuduz hastalığının bilimsel adı ~ OLat hydrophobia # y. kimyacı & EYun (h)ydör su + EYun genes doğuran " hidr(o)+1.E Yun (h)ydör. water (su).] ~ Fa xidew hükümdar. +grafi ~Fr hidrojen [Bah 1924] idrojen ~ Fr hydrogène a. Fr. Eliyahu " hızır * Ar %iDr adı Farsça üzerinden Türkçeye Hızır olarak aktarılırken.

hıfz [ xiv] ~ Ar HifZ [#HfZ msd.] görüntü. sakınma. sağlıklı * Yakın dönemde İngilizce telaffuz etkisiyle başa h sesi eklenmiştir. yaratılış. taklit etti ~ Ar Hikâyat ~ Fr hygiène sağlığa uygunluk hikmet [Kut. hilafet Ar %alıfat halife " halife [MMem xvi] ~ Ar %üâfat [#%lf msd.] anlatı < Ar Hakâ anlattı. hilaf [Gül xiv] ~ Ar RÜâf [#xlf III msd. hırka " hal3 hile [Kut. bir hale büründü " hal1 hilkat tabiat" halk2 [ xiv] ~ Ar hilâl [#hll msd. karşı geldi (< Ar %alafa ardından geldi)" halef * Karş.] zıtlık.) hılat [Kut. bilgelik ~ Aram ^eksmâ a. aldatma ~ Ar %ilqat [#%lq msd. parlama = Akad ellu a. karşıtlık < Ar %âlafa [III] aksi veya tersi idi. a. yaradılış.nem. 2. hikâye etti.nem (sadece bileşiklerde) ~ EYun (h)ygrós nemli ~ HAvr *ugw-ro. < İbr/Aram #%km bilme. hikâye [Aş.] koruma. Aş xi] < Ar Hâla dönüştü.] 1. saklama.< HAvr *wegw. Arapça kökün nihai anlamı bu olmalıdır. Yus xiv] #hll ışıma. sakladı hıfzısıhha sağlığı koruma " hıfz. a. hilal (= İbr ~ Ar %ücat^ [#^lc msd. sıhhat [Mercimek xv] ~ Ar HifZa-l-SiHHat higr(o)+ ~ Fr/İng hygr(o). akılda tutma < Ar HafaZa korudu. Aş xi] ayrıcalık gösteren giysi. bilge olma " hüküm * Ar #Hkm kökünün "bilme" anlamı Arapçaya Aramca veya İbranice yoluyla Kuzeybatı Sami dillerinden alınmıştır. = İbr %ikmah a. fizikte sıvılar mekaniği ~ EYun (h)ydraulikós órganon su basıncı ile çalışan bir tür müzik makinası & EYun (h)ydör su + EYun aulós boru " hidr(o)+1 hidroloji [ xx/b] ~ Fr hydrologie deniz bilimi " hidr(o)+1. DK. Gül xiv] hikâyet [#Hky msd. ıslak olmak hijyen [ xx/b] ijiyen EYun (h)ygieinós sağlığa yararlı < EYun (h)ygies sağ. İbr/Aram #%lp (değişme.a. Aş xi] ~ Ar Hikmat [#Hkm msd. değiştirme).] bilgi.] halifelik < hilal [Aş.hidrolik [Müh381181+] ~Frhydraulique su basıncı ile çalışan mekanizma. . Yus.] makam ve ~ Ar Hılat [#Hwl msd.] yeni ay.

Pencap ~ Sans sindhu nehir. düşman.) biçimleri Latinceden alınmıştır. manen yönelme " ehemmiyet hin1 [Kut.a. OFa hen (1. EYun éntybon (a. ~ HAvr *syu-men. zaman ~ Fa %anc şiddetle soluma. hindiba yenen bir bitki.] ilgi.a. [ xviii] Amerika kökenli bir kümes hayvanı. Batı dillerine Yunancadan geçmiştir.hım onom [ xix] hımhım burundan konuşma sesi [ xiv] himayet < ~ Ar Himâyat [#Hmw himaye msd. Hindistan'a ait ~ EFa hind. hinterland [ xx/b] ülke & Alm hinter geri. chicorium endivia ~? Mıs [ xiv] ~ Ar hindiba' yaprakları salata olarak * Lat intubus. 2. andavallı (argo) <Tü hım/hımhım [onom.] koruma < Ar Hama korudu hımbıl <onom anlamsız ses " hım [LG 188+] izansız. Bu sözcüğün Yeni Farsça karşılığı olması gereken *hm biçimine yazılı kaynaklarda rastlanmamıştır.a. yy'da "Batı Hint Adaları" olarak adlandırılan Amerika’daki Antil Adalarından ithal edilmiştir.dikiş dikmek " suzeni himmet kaygı. haydut.) biçimleri muhtemelen bir Akdeniz veya Sami dilinden alıntıdır. DK xiv] hindu ~ Ar/Fa hind Hint ülkesi.dikiş < HAvr *syü. ~ Ar/Fa hindi Hintli < öz Hind " Hint * 16. talancı. İng/Fr endive. şeytan). öfke ~ Fa %anc â ^anc tıklım tıklım [ xi] Hintli. Aş xi] [ xx/b] kurnaz ~ Ar himmat [#hmm msd. Alm endivien (a. ~ ? * Karş. arka + Alm land ülke.Hindistan'ın kuzeyinde bir ülke. geniz temizleme. EYun Indos biçimi Farsçadan alıntıdır.] himen [ML xx/c] ~ Fr hymen kızlık zarı ~ EYun (h)ymen a. Hint [Yus. arazi ~ Alm hinterland sahilin gerisinde kalan hınzır [ xiv] ~ Ar %mzlr domuz ~ Aram %3nzlrâ (sadece etinin yenmesi dinen yasak olması bağlamında) domuz = Akad %uzlru domuz . özellikle İndus nehri * Eski Farsça sözcük en erken MÖ 518 tarihli bir yazıtta kaydedilmiştir. hin2 hınç hıncahınç hindi meleagrus [Yus xiv] ('hin-i hacet' deyiminde) ~ Ar Hin an.

aşırı (önek) ~ ~ Fr hyperactif. bol-atmak " hiper+. hip(o)+2 EYun (h)íppos at ~ HAvr *ekwo.üst.a. çipura. konkurhipik hiper+ EYun (h)yper a. tansiyon [ xx/b] ~ Fr hypertension yüksek tansiyon * Latince sözcüğe Yunanca önek getirilmesi kural dışıdır. havaya atmak & EYun (h)yper yukarı. ~ Fr/İng hipp(o). & EYun (h)yper. yüksek + EYun métron ölçü + EYun ops. ~ HAvr *uper üst" ber+ hiperaktif aktif [ xx/c] ~ Fr/İng hyper. atrofi hipnotize hipodermik 1. büyütmek " hiper+. alt (sadece bileşik sözcüklerde) ~ EYun (h)ypo alçak. -ive aşırı aktif" hiper+. hipertrofi [ xx/b] ~ Fr hypertrophie aşırı büyüme ~ EYun (h)ypertrofeía a. Yun. İng up. optik hipertansiyon " hiper+. hiperbol [ xx/b] ~ Fr hyperbole geometride bir tür konik kesit ~ EYun (h)yperbole a. opt-göz " hiper+.a. alt. az. yetiştirmek. +metre. ^MÖ 2. optik hipertansiyon " hiper+.alçak. trof.hip(o)+1 ~ Fr/İng hypo. Sans upa. hipopotam. balistik hipermetrop [ xx/b] bir göz bozukluğu ~ Fr hypermétrope "yüksek göz numarası" & EYun (h)yper yukarı.a.+ EYun trefö. hipermetrop [ xx/b] bir göz bozukluğu ~ Fr hypermétrope "yüksek göz numarası" & EYun (h)yper yukarı. matematikçi < EYun (h)yperbâllö yukarı atmak.at (sadece bileşiklerde) EŞKÖKENLİLER: EYun (h)íppos : baytar?. eksik (edat ve fiil öneki) ~ HAvr *upo alt * Aynı kökten Lat sub. tansiyon * Latince sözcüğe Yunanca önek getirilmesi kural [ xx/b] ~ Fr hypertension yüksek tansiyon dışıdır. yüksek + EYun bâllö. opt-göz " hiper+. hipodrom. beslemek. yüksek. derma(to)+ » [ xx/b] " ipnotize ~ Fr hypodérmique deri altı (şırınga) " . aşağı. +metre. yüksek + EYun métron ölçü + EYun ops.yetişmek. Alm auf (aşağıdan yukarıya doğru hareket bildiren edat).a. alttan).(alt. yy Perge’li Apollonios.a. Fr sous.

hypothet. tez2 hippi [196+] ~İnghippie/hippy modaya uyan kimse.] hırlama ve tehdit sesi" hır < Fa hırdavat [Kan xv] hurdevât hurdalar.koymak " hip(o)+1. semptomu olmayan hastalık duygusu ~ EYun (h)ypo%ondrion [n. tez2 hipopotam [Bah 1924] ipopotam ~ Fr hippopotame su aygırı & EYun (h)íppos at + EYun potamós nehir. ton1 hipotez [DTC1943]ipotez/hipotez ~Frhypothèse.varsayım ~ EYun (h)ypothésis temel. özellikle Nil nehri" hip(o)+2 hipotenüs [ xx/b] ~ Fr hypoténuse dik üçgende dik açının karşısındaki kenar ~ EYun (h)ypoteínousa "altta gerili olan".a. ton1 hipotez [DTC1943]ipotez/hipotez ~Frhypothèse. ton. [LG 188+] %ır kavga (argo) [LG 188+] irikıyım (argo) [LO xix] kavgacı ~ ? < Tü hır [onom. göğüs kemiğinin alt ucu " hip(o)+1 hipopotam [Bah 1924] ipopotam ~ Fr hippopotame su aygırı & EYun (h)íppos at + EYun potamós nehir. alt + EYun tithemi.a. bodrum hipofiz [ xx/b] ~ Fr hypophyse bir hormon bezi & EYun (h)ypo aşağı. hipokondri [ML xx/c] ~ Fr hypochondrie hastalık hastalığı. yemek artığı. gözde hır < hırbo hırçın <onom onom [DK xiv] %ıı*lamak gırtlak sesi. ıvır zıvır %wurda yenmiş şey.koymak " hip(o)+1. < EYun (h)ypoteinö "altına gerili olmak" & EYun (h)ypo aşağı. hypothet. fiziy(o)+ * Eskiden "maddi bedenin altındaki gizli gücün merkezi" olduğuna inanıldığı için. özellikle Nil nehri" hip(o)+2 hipotenüs [ xx/b] ~ Fr hypoténuse dik üçgende dik açının karşısındaki kenar ~ EYun (h)ypoteínousa "altta gerili olan".germek " hip(o)+1.germek " hip(o)+1. zemin & EYun (h)ypo aşağı. the.varsayım ~ EYun (h)ypothésis temel. bu bölgede yoğunlaşan kaynağı belirsiz sancı. şişme " hip(o)+1. alt + EYun tithemi. < EYun (h)ypoteinö "altına gerili olmak" & EYun (h)ypo aşağı. tehdit ve kavga sesi.] göğüs kemiğinin altı ile mide arasındaki bölge. kırıntı-döküntü " hurda1 . alt + EYun teinö. 1960’larda yaygınlaşan bir yaşam tarzına uyan kimse ^ 1965 ABD < İng hip son moda. ton. a. zemin & EYun (h)ypo aşağı. alt + EYun teinö.hipodrom [Aİhsan 1891] ~ Fr hippodrome at yarışı yapılan yer & EYun (h)íppos at + EYun drómos koşu " hip(o)+2. the. dalak ağrısı & EYun (h)ypo alt + EYun %6ndros kıkırdak. a. alt + EYun fysis kabartı.

uğurlu . hissetti hış onom hışırtı sesi [Kut. akraba ~? Ar %aSm hasım. rakip.] şiddetli istek < Ar Tü %ayırsız hayırsız.< HAvr *ghrei. ince veya baklava dikişli kumaştan üstlük. uğursuz" [Yus. DK xiv] %n*suz * Karş.a. bir hukuki işlemde karşı taraf" hasım * "Yakın kişi.) hisse HaSSa payına düştü " husus [Yus. 2.] duygu < Ar hisar müstahkem yer " hasr hısım [Aş.] etrafı çevrili yer. Gül xiv] [Aş xiv] HıSSa ~ Fa %işm öfke ~ OFa %e*şm ~ Ar HiSSat [#HSS msd.] 1. Bak. Yus. [Men ] girildi kütürdı kavga Hıristiyan ~ Yun %ristianös İsa dinine mensup ~ Yun/EYun %ıîstös (kutsal yağla) meshedilmiş olan.ovmak * İbr masia% (meshedilmiş. deldi " harikulade hırpa[lamak hırpani uğramış " harap hırs HaraSa şiddetli istek duydu hırsız hayır2 [Aş xiv] [ xx/b] [ xx/a] Tü hırpani perişan kılıklı " hırpani Ar ^arbân/^irbân [#xrb] perişan. yıkıma ~ Ar HirS [#HrS msd. hışım/hışma. hırt his/hissHassa duydu. (= Ave aeşma. mesih. meshetmek ~ HAvr *ghrîs. yırtık derviş giysisi < Ar %araqa yırttı. -? [Aş xiv] hiss ~ Ar Hiss [#Hss msd. DK.] pay < Ar . yağla kutsanmış) karşılığıdır. DK xi] ~ Ar HiSâr [#HSr msd. hırıl gürültü onom " hır [DK.a. Gül xiv] xıSm yakın kimse.a. KıpGul. Men xv] pırıldamak. Mesih < EYun %ıîö yağla ovmak. hırka [Gül xiv] ~ Ar xirqat [#^rq msd. %ınldı gırtlak sesi. köpek sesi.* Farsça sözcükten Arapça -at çoğul ekiyle. akraba" anlamına sadece Türkçede rastlanmıştır. TTü xırh (hayırlı.xv).

& EYun (h)ierós kutsal + EYun glyfe yazı" hiyer(o)+ hız [LO.a.rahim (sadece bileşiklerde) ~ EYun (h)ystéra rahim ~ HAvr *udero. KT xix] xız hamle. ruhban sınıfı. hamle < Fa %âstan.a. aziz ~ [Kut xi] ~ Ar %iyânat [#%wn msd. hücum. kıvamlı. ek+. aileye damat olma = Akad %atânu damat. 2. övme.] hainlik hiyerarşi [ xx/a] ~ Fr hiérarchie 1. venter (karın). hücum.kalkmak. a. tom(o)+ histeri histoloji » [ xx/b] " isteri ~ Fr histologie dokubilim " hist(o)+. Yus xiv] ~ Ar %iTâb [#^Tb msd./ İng hier(o). 2. +arşi hiyeroglif [ARasim 1897-99] ~Frhiéroglyphe Eski Mısır yazısı ~ EYun (h)ieroglyfe kutsal yazı.< HAvr *stâ. alacalı yapma.kutsal. renklendirme. emir-komuta zinciri. medhetme ) hıyanet etme. dini mertebeler. hiddet. hainlik < Ar %âna ihanet etti hıyar hiyer(o)+ EYun (h)ierós a. histerektomi [ xx/c] ~ Fr hystérectomie rahmin cerrahi müdahale ile kesilmesi & EYun (h)ystera rahim + EYun ektemnö. parlak başarı. şiddet.] nutuk. cucumis sativus ~ Fr hiér(o).karın * Aynı kökten Lat uterus (rahim). evlilik yoluyla akraba) hitap [Aş. [ xiv] ~ Fa %iyâY salatalık. popüler müzikte başarılı parça < İng to hit vurmak hitam ~ Ar %itâm [#%tm msd. birine yönelik olarak yapılan formel konuşma < Ar %aTaba nutuk söyledi (= Aram #%Tb 1. 2.a. sükse.kesip çıkarmak " hister(o)+. +loji hit [ xx/c] ~ İng hit 1.hist(o)+ ~ Fr/İng hist(o).] sonuç. sürat .] sünnet töreni < Ar %atana sünnet etti (= Aram #%tn düğün yapma. vuruş. ^. vurma.a. mukavim < EYun (h)istemi. yönetmek " hiyer(o)+.Fa xîz sıçrama.HAvr *si-stâ./ İng hyster(o). aziz + EYun ar%ö baş olmak. amin2 hister(o)+ ~ Fr hystér(o). sıçramak .durmak .doku (sadece bileşik isimlerde) ~ EYun (h)istós (ayakta) duran. kapanış " hatim hitan [ xiv] ~ Ar %itân [#%tn msd. stâ. " istasyon histamin [ML xx/c] ~ Fr histamine" hist(o)+. ektom. rütbe düzeni < EYun (h)ierâr%es baş rahip & EYun (h)ierós kutsal.

bencil & Fa %öd kendi + Fa bin gören (< Fa dldan. hızmet [Aş. EFa huva. evin büyüğü. a. koca.* "Sürat" anlamı 20. " solo. a. bedbin hodri hödük hokey ünl hayde bre teşvik ünlemi (Rumeli ağzı) " haydi. kaba. yüz yüze ~ Erm %zar/%zarar testere < Erm ~ Ar Hizb [#Hzb msd. [Men ] ~ Ar %idmat [#^dm msd. kelimenin telaffuzu Türkçeye Farsça vasıtasıyla alındığını düşündürür.a. bre ~? [LO xix] köylü. ağa. mal sahibi * Karş. özellikle devenin burnunu delerek halka geçirdi. ahmak [Bah 1924] ~ İng hockey ucu kıvrık çomaklarla oynanan bir top oyunu ~ Efr hoquet ucu kıvrık çomak.) hizmet Xidmet vulg.] develere takılan burun halkası < Ar %azama deldi. be+ * Karş. Sogd %\vet.] kulluk < Ar %adama hizmet etti.(kendi).kesmek hizip/hizbbölüm [LO xix] %ızar ~ Ar HiSâ'a [#H5w] karşı karşıya. Sans svá. (biri için) çalıştı * d > 5 > z değişimi Farsçada tipik olup. DK xiv] hoca/hace bir saygı hitabı efendi.görmek)" hodbehod. bu tür çomaklarla oynanan top oyunu < EFr hoc çengel ~ Ger . taşralı. yaş meyve ve sebze = Ar a%Dar yeşil hızma ~ Ar %izâmat [#%zm msd. yy'da egemen olmuştur. ^z.kendi) < HAvr *s(w)e. çocuk oyuncağı [ML xx/c] ~ İng hobby < İng hobby-horse oyuncak ~ Fa %\vâca hoca [Yus. hızır [Yusxiv] -^iDrKur'anda ölümsüz olduğu belirtilen bir şahsiyet < Ar %iDr [#^Dr] yeşillik. Env xiv] %idmet. bin. ipe incik boncuk dizdi (= İbr/Aram #%zm delme = Akad %azâmu a. ulu ve saygıdeğer kimse. hiza (edat) = Ar Hi5â' bir çift ayakkabı hızar %iz. hodbin [Gül xv] ~ Fa %öd bin kendini-gören. bölük. [DK xv] xi8metkâr .] parti. hobi at. hodbehod ~ Fa %öd ba %öd kendi kendine < Fa %wad/%öd kendi (= Ave hva-to kendinin < Ave hva.

+baz [Men xvii] hokka ile oynayan. Afr. HAvr *sols. hokka [Yus xiv] ~ Ar Huqqat ağaç veya fildişi veya mermerden oyma küçük kap veya şişe < Aram #%qq oyma. bütün. salüs (sağlık).< HAvr *sem-1 bir. akraba " hom(o)+. mütecanis ~ EYun (h)omogenes aynı ırk veya soydan olan. jonglör & Ar hokus pokus [ xx/b] ~ İng hocus pocus sihirbazlık sözü # 1624 İng. hologram [ML xx/c] ~ İng hologram üç boyutlu görüntü kayıt sistemi ^ 1947 Dennis Gabor. tepe ~ Nor holmr a. salon. eksiksiz. gram hom(o)+ ~ Fr/İng hom(o).* Aynı kökten İng hook. +jen2 [199+] serserilik yapan futbol taraftarı ~İng . kazıma " hakkhokkabaz Huqqat + Fa bâz oynayan " hokka. fizikçi" hol(o)+.tam. İsv. aynı (sadece bileşik isimlerde) < EYun (h)omós ~ HAvr *som. hol(o)+ ~ Fr/İng hol(o). G.tüm. sağlam. Macar-İng. homin. kimyacı < öz Stockholm İsveç'te bir kent < İsv holm ada. oylum " hal4 ~ İng hall büyük kapalı mekân. holding [196+] ~İng holding company başka şirketlerin hisselerini tutan şirket < İng to hold tutmak ~ Nor haldan " halter holigan hooligan her çeşit serseri * Nihai kökeni belirsizdir. İng/Alm all (tüm. tüm " hol(o)+ holmiyum [ xx/b] ~ YLat holmium bir element ^ 1878 Per Teodor Cleve. kusursuz * Aynı kökten Lat solidus. devlet adamı ve düşünür < EYun (h)ólos bütün. a. ~ HAvr *sol. bütün ~ EYun (h)ólos a.a. bütün).varyant biçiminden Lat salvus (sağ).insan " hümanist homojen [DTC 1943] homogen ~ Fr homogène aynı cinsten olan. holistik [Hürr 1999] ~ İng holistic holizme ilişkin < İng holism doğanın bütünsel dengelerini gözeten bir sağlık teorisi # 1926 Jan Smuts. beraber. beraber.bir. ~ Lat hoc est corpus kilise ayininde ekmeğin kutsanması için söylenen söz hol [DTC 1944] sofa salon < Ger *hallö büyük kapalı mekân. aynı " hem hominid [ xx/c] ~ İng hominid insan benzeri yaratık ~ YLat hominidae zoolojide insanın mensup olduğu familya < Lat homo. Alm haken (çengel).

aşağı. hörgüç Tü [ xi] örküç deve hörgücü. Tü öri/örki (yüksek .] [Aş. eş + Lat sexus cinsiyet" hom(o)+. Yus xiv] %or hakir. İng. galeyana getirmek horon Yun %orös her tür dans " hora [TS xv] horos el ele tutuşarak yapılan toplu dans ~ -on eki (Yunanca nötr -o? veya genitif çoğul eki -??) açıklanmaya muhtaçtır.a. [Men ] ~ Fa %wur hakir. parola * İng loudspeaker sözcüğünün Fransızca çevirisidir. [DK xv] şorlamak aşağılamak.homolog [ML xx/c] . etrafını çevirmek * Aynı kökten Lat hortus (etrafı duvarla çevrili bahçe) ve buradan OLat curt > Fr/İng court (avlu). . hormon [Cumh 1932] ~ Fr/İng hormone canlılarda cinsel ve diğer işlevleri düzenleyen kimyasal salgı ^ 1902 William Bayliss ve Ernest Starling. oyun. "Psychopathia Sexualis"in İng. seks homur hop onom onom [KT xix] homurdan. örüş (yükselme). dalga < Tü ör-1 yükselmek.a. gırtlak sesi < " hır hora [LO xix] bir tür halk oyunu ~ Yun %orö [mod. hoppa <onom hoplama sesi " hop höpür hor1 %or görmek hor2. 2. dağ doruğu. +log ~ Fr homologue eş anlamlı sözcük homoseksüel [Bah1924]omoseksüel ~Frhomosexuel eşcinsel ~ İng homosexual a. züppe gürültüyle içme sesi " hap2 <Tü hop/hoppa [onom.EYun (h)omólogos aynı şeyi söyleyen. a. avlu < HAvr *gher-1 kapatmak.viii+ Uy). koro ~ EYun %orös i etrafı çevrili yer. oyun yeri. çıkmak. çevirisinde & EYun (h)omós aynı.a. tabipler < EYun (h)ormâö azdırmak. belirmek * Karş. onom [LO ] %or bol akan su sesi. # 1892 Krafft-Ebing. tiyatroda koro ~ HAvr *ghor-oduvarla çevrili alan.öfke ile söylenmek sıçrama sesi < " hım hoparlör [Cumh 1932] ~ Fr haut-parleur ses yükseltici & Fr haut yüksek (~ Lat altus ) + Lat parleur konuşan " alto. sefil ~ OFa xwâr a. xorös] dans. avlu. " hom(o)+. 3. horul onom [AMithat 1875] şımarık. dans alanı.

fil hortumu ~ Aram %ürTamâ burun. Yus xiv] %şnüta a. içki sofrası kuran & Fa %\vâr yiyecek ve içecek + Fa dâd veren < Fa dadan vermek " +hor. < Ave %şnâvaya.a. a. hortla[mak hır <onom [LO xix] mezardan geri gelmek < hort aniden çıkma sesi" hortum [Men xvii] fil burnu. ağıt ) horozbina [CodC xiii] ~ Fa xurös a. seyretmek " +skop horoz %raos. özellikle hayvan burnu. konuk hötöröf hotoz [ xx/c] eşcinsel (argo) ~? ~? [DK xiv] hotaz sorguç. [Bia xix] tulumbalara takılan meşin veya bez su borusu ~ Ar %urtüm i burun. gaga. hoşuna gitmek ) hoşaf su. data . [LO ] horul horul ~ Fa/OFa %wuş tatlı. kuş gagası (= İbr %arTüm [#%Tm] burun ) * "Su borusu" anlamı Türkçeye özgüdür. memnun edici ~ Fa %wuş âb tatlı < " hor2 hoş [Kut.konuk kabul eden ~ HAvr *ghospot. (= Ave ~? [LO xix] horuspina bir tür balık * Tü horoz sözcüğüyle ilgili olamayacağı açıktır.a.uyurken boğazdan kalın ses etmek.a. 2. horul onom [LO ] horla.] misafir ağırlayan kadın < İng host evsahibi. merhem hoşnut [Aş."konuk-sahibi" < HAvr *ghos. çağırmak. hospit. at başına takılan püskül hovarda ~ Fa %\vâr dM yedirip içiren. devre. ~ OFa xrös a. güzel.)" hoş. Aş xi] (= Ave xşmı. krema (~ Ar malham a. konuk ağırlayan ~ Lat hospes.memnun etmek) ~ Fa/OFa %wuşnüd memnun (= Ave hostes [ xx/b] uçakta hizmet görevlisi ~ İng hostess [f. şerbet" hoş. çağ (~ HAvr *yer.hoşnut olmak.horoskop [ xx/b] ~ Fr/İng horoscope bir kimsenin doğum gününe göre bakılan fal & EYun (h)öra zaman.yabancı. yaban domuzu dişi.bağırmak. ab hoşbeş [Mercimek xv] meyve kompostosu < Tü hoş geldin beş geldin " hoş hoşmerim [EvÇ xvii] sütle yapılan bir tatlı ~ Fa %wuş maram kaymakla yapılan bir tür tatlı & Fa %wuş tatlı + Fa maram süt kaymağı.) + EYun skopeö gözetlemek.

] öz. Sogd %\vataw.] taneler hububat < Ar Habbat tane " habbe hücre [Aş xiv] oda. hükümdar sahip olan. bilme. bilge olma" türevleri Aramiceden alıntıdır. hıdiv. Bak. devlet sahibi" hüküm.] oda < Ar Hacara kapattı. kent dışı [Oğ xi] öyük yığma tepe habbeler < Ar Hubüb [#Hbb1 çoğ. taşra. [İdr xiv] . hükmetti.] haklar < Ar hüküm/hükm[Kut. sürmek < Fa raftan. "2. " hodbehod * Karş. kanun < Ar Hakama yargıladı. egemenlik kullandı * Ar #Hkm kökünün ifade ettiği anlam gruplarından " 1. Hwar xwadew (hükümdar). özellikle ~ Yun %öriâtis köylü < Yun %öriö köy ~ EYun %öros kır. "3. [DK xv] %oryâd köylü. Aş xi] ~ Ar Hukm [#Hkm msd. hatun. . Güçlendirme.] saldırı < ~ Fa %udâ tanrı. +dar ~ Fa Hukmdâr egemenlik ve yargı gücüne hükümet [MMem xvi] hükümet itmek ~ Ar Hukümat [#Hkm msd. kurtuldu.gitmek ) " hüküm. Ancak Avestaca biçim ile Sogdca ve Harezmce biçimin etimolojileri hakkında kaynaklar çelişkilidir.] yargı. rân. yargılama" muhtemelen Arapçada özgündür. a. hudut Hadd sınır " had hukuk Haqq " hak1 [ xiv] hudud ~ Ar Hudüd [#Hdd çoğ. Ave hvadata (tanrı). [KT xix] biyolojide hücre (Fr cellule karşılığı) . serbest kaldı" halas ~ Ar %ulâSat [#%is msd.Ar Hucrat [#Hcr msd. tahkim etme" aynı anlamın özel bir uzantısı olarak kabul edilebilir. egemenlik erki kullandı" hüküm hükümran ~ Fa Hukm rân hüküm süren & Ar Hukm egemenlik + Fa rân süren (< Fa randan. Yus xiv] ~ Ar hucüm [#hcm msd.] yönetim. raw. reva hülasa [Aş xiv] posa < Ar %alaSa arındı. kodaman. Karş. emir. karar. hekim. hükümdar. saldırdı hüda %wadây/%w^atây a. kısıtladı" hacir [Env xv] [Aş. özet. sahip ~ OFa hücum Ar hacama üstüne vardı. egemenlik < Ar Hakama yargıladı. Nihai anlam muhtemelen "kendi-güçlü" (Yun autokratör) olmalıdır.götürmek.] sınırlar < Ar ~ Ar Huqüq[#Hqq çoğ.hoverkraft durmak + İng craft araç hoyrat Rum veya gayrımüslim köylü höyük Tü [ xx/c] ~ İng hovercraft & İng hover havada asılı [Aş xiv] .

padişaha ait < Fa/OFa humây devlet kuşu (= Ave haomaya. kara sevda. Aş xi] ~Lat humus toprak ~ Ar HummuS nohut ~ ~ Fa/OFa hunar sanat. 2. 2.a. hülya [Men xvii] malihulya . durma. mübarek.hülle ~ Ar Hullat [#Hll msd.a. yetişti" hal2 hulus dürüstlük gösterisi" halas ~ Ar %uluS [#%1S msd. [DTC 1942] humor ~ Fr humour 1. genel anlamda ateş.a. 2.a. şair < Lat humanus insani < Lat homo.) humor [ xx/a] hümur.kutlu. mizah ~ Lat (h)umor 1. eski tıbba göre insanı oluşturan dört maddeden biri ~ EYun melan%olia a.] 1. = Akad ememu a. sıcak oldu (= Aram #xmm a. eski tıbba göre insanı oluşturan dört sıvının her biri humus1 [MLxx/c] organik toprak .HAvr *(dh)ghom-o. -n. marifet.a. kondu. giysi. humus2 Aram hüner [ xiv] hummus [Kut. insancıl ~ İt umanista a. klor hümanist [ xx/a] ümanist ~ Fr humaniste 1. insan " humus1 hümayun [ xv] ~ Fa hümâyûn kutsal.kara + EYun %ole safra " melan(o)+. dürüstlük. kutsal & Ave hao iyi + Ave mâya kut. espri. konma."toprağa ait". 2. sıvı. homin. ^ Lodovicio Ariosto (1474-1533).] 1. 2. ruhun bedene girmesi < Ar Halla (binek hayvanından) indi. nem. bereket) humbara doldurulan mermi [ xvi] demirden yapılarak içine patlayıcı maddeler ~ Fa %umbara küçük küp < Fa %um/xuınb küp. a.a. erkek " hümayun hüngür hunhar %wâr içen " +hor onom [DK xv] ögür ögür ağlama sesi ~ Fa %ûn %wâr kan içici & Fa %ûn kan + Fa .er.) humma [Yus xiv] ~ Ar Humma' [#Hmm] 1.< HAvr *dhghem.a. durdu. ruh hali. antik Yunan ve Latin kültürüne vakıf kimse.erdem & EFa hu iyi (= Ave hao a.] 1. 2. İt. erdem ~ EFa hünara. İslam hukukunda üç talakla boşanmış eşle tekrar nikâh kıyabilmek için kadının geçici bir süre için başka bir kişi ile nikâh kıyması < Ar Halla çözdü " hal2 hulul ~ Ar Hulul [#Hll msd. baht. & EYun mélas.a. yetişme. [LO xix] hulya ~ Ar mâli%üliyâ kara safra. 2. özellikle neşeli ruh hali. özellikle cennette giyilecek bir giysi. çömlek (= Ave %umba. adil. hastalık ateşi < Ar Hamma ısındı.) + EFa hnar. temizlik. varma.

a. tebeşir). " fondan hünkâr [AşZ xv] < Tü hüdavendgâr Osmanlı hükümdarlarına verilen bir sıfat ~ Fa %udâwand g^r "hükümdar yapan". masal ~ Fa %wurda yenmiş şey. hile < Ar %adaca sakladı. Yus xiv] ~ Ar Hüriyat [#Hwr] eski Arap mitolojisinde ak peri. özellikle hurma ~ Ar Hurmat [#Hrm msd. ibriğin ağız kısmı. [ xiv] a. yy'dan itibaren deforme edilmesinin nedeni açık değildir.huni [Mü xvii] ~ Yun %oni külah şeklinde sıvı akıtma aracı ~ EYun %oane/%öne akıtma yeri. maHar (sedef).a. kırıntı + Fa %âş yonga. Hawwarat (kireç taşı. a. kırpıntı" hurda1 ~ Fa %wurd u xâş kırık huri [Yun. a. Aş xi] kutsallık. Ar Hawar (akçaağaç). Karş. İslam inancında cennet perisi = Aram #%wr ışıltılı ve beyaz olma * Aynı kökten karş. hurma .] hermafrodit. f.OFa %örmag a. akıtmak ~ HAvr *gheu. sıcaklık" anlamına gelen #Hrr1 kökü arasında anlam ilişkisi kurulamaz. salınma. dokunulmazlık. yüksek makam " hüda * Karş. Fa xunkar ^^ dökücü). ~ Ar hurda2 [MMem xvi] hile ve %ud'a . yazı yazma" anlamlarını içeren Ar #Hrr2 kökü ile "ısı. zizyphus vulgaris = Ar cinâb üzüm (= Akad inbu meyve ) hünsa cinsiyetli [ xiv] ~ Ar %un6â' [#%n6 sf. serbest. hile hurda %udcat^ [#xdc] aldatma. Türkçe sözcüğün 15. kandırdı hurdahaş [DK xiv] %urd ^ ^ş dökük & Fa %wurda artık. hurafe < Ar %arafa bunadı. kurtulma) * "Azat edilme" ve "redakte etme. Aş. salınmış. saygı < Ar Harama yasakladı" harem hurra [Tarik 1884] ~ Fr hourra tezahürat bağırışı . çift hür [ xiv] ~ Ar Hurr [#Hrr2] azat. " +hor [Aş xiv] %urde ~ Ar %urâfat [#%rf msd. ~ Fa xurmâ yemiş.] boş inanç. har1. huni < EYun %eö dökmek. köle olmayan (= Aram #%rr serbest olma. Sasani padişahlarının sıfatı & OFa %\vadây hükümdar + OFa awant taht.] hürmet [Kut. abuk sabuk konuştu hurda1 artık. hünnap [ xiv] unnab ~ Ar cunnâb [#cnb] hünnap ağacı ve meyvesi. kırıntı ~ OFa xwurdag a.a.

] köle olmama < Ar Hurr köle olmayan. hasar. huruç hurufat ~ Ar %urüc [#%rc msd.] düşmanlık. hukuki bir işlemde karşı karşıya gelme < Ar %aSama düşmanlık etti. oluşma.] ayrı olma. hutbe [DKxiv] söylev. köle olarak doğmamış * İkinci anlamı Sadık Rıfat Paşa tarafından 1830’larda popülerleştirilmiştir. alçak gönüllülük < * "Yüce bir varlık karşısında duyulan korku ile karışık saygı" anlamı (İng awe karşılığı) Türkçeye özgü olup 20.). çıkma " harç [KT xix] metal dökme matbaa harfleri (Fr type karşılığı) < Ar Hurüf [#Hrf çoğ.] olma. üreme. niyet hüsran " hasar huşu [ xiv] Ar %aşaca tevazu ve saygı gösterdi ~ Ar %uşuc [#%şc msd.a.] tevazu. üredi.] testis ~ Ar %uTbat[#%Tb msd. [KT xix] huş ~ Fa ğüş akça ağaç huş veya kayın. özel şey. özel saydı husye [ xiv] ~ Ar %uSyat [#%Sy msd. elde etti husumet [ xiv] ~ Ar %uSümat [#%Sm msd.] harfler < Ar Harf" harf [Men xvii] ğuş . hüsn Hasuna güzel idi [Yusxiv] ~ Ar Husn[#Hsn msd.] güzellik < Ar ~ Ar Husnu-l-qabül konukseverlik & Ar ~ Ar Husnu-n-niyyat niyet güzelliği" [ xiv] ~ Ar %usrân [#%sr msd. ayırdetti. oluştu. Cuma günü camide yapılan söylev " hitap hüthüt .hürriyet olmama " hür [ 183+] serbesti (Fr liberté karşılığı). kabul hüsnüniyet hüsn. ayırıcı özellik. ayrıcalık. (sonuç veya başarı) elde etme < Ar HaSala oldu. özel durum < Ar %aSSa ayırdı. Moğ kusu (a. husul ~ Ar HuSül [#HSl msd. betula * Karş. Alıntı yönü açık değildir. zarar hüsnükabul Husn güzellik + Ar qabül misafir kabul etme " hüsn. [Bia xix] köle ~ Ar Hurriyyat [#Hrr2 msd. yy ikinci yarısında türemiştir.] formel konuşma.] çıkış.] kayıp. karşı geldi husus [DK xiv] ~ Ar %uSüS [#%SS msd.

asayiş < Ar HaDara 1. tıngırtı . üslup ~ OFa xög ~ Ar Huzmat [#Hzm msd. Hazm] deste yapma hüzün/hüznüzüntü < Ar Hazana üzdü [Aş xiv] [ xiv] ~ Ar huwa al-baqin O (Allah) kalıcıdır & ~ Ar huwiyyat [msd. huzme Hazama [msd. huy. gümbürtü.] 1. 2.a. hazır bulundu. şimdi ve burada olma. nitelik ~ Fa xüy/xöy adet.] [Yus xiv] hüzn huzur [Yus xiv] ~ Ar HuDür [#HDr msd. rahat. mevcudiyet. yerleşik olarak yaşadı (göçebelik zıddı) hüzzam [ xviii] hüzâm/hüzzâm musıkide bir makam < Ar hazam (#hzm) gıcırtı. nelik. 2.hüvelbaki Ar huwa o (üçüncü tekil şahıs) + Ar bâqin kalıcı" baki hüviyet < Ar huwa o (üçüncü tekil şahıs)" hüvelbaki huy a. bir yerde bulundu.] demet < Ar ~ Ar Huzn [#Hzn msd. hazır olma.] kimlik.

yiyecek ve içecek maddeleri" maişet ~ Ar icadat^ [#cwd IV msd. yüceltti (= İbr/Aram #cbd hizmet etme.] geri verme " avdet ~ Ar icânat^ [#cwn IV msd. açıklayıcı cümle " ibare ibibik Tü [ xi] üpgük hüthüt kuşu. [Arg xvi] iblik horozun tacı " ibibik ibiş alık ibis [ xx/a] orta oyununda bir karakter adı. < öz İbrahim [ML xx/c] ~ Fr ibis bir kuş türü ~ Lat ibis a. ibaret [Yus xiv] ~ Ar cibârat^ c^an "söylenen şudur" anlamında deyim < Ar cibârat^ açıklama. köle " ibadet ibare [ xiv] ibaret ifade. [Bahş xv] ibik a. ibibik. mabet. söyleyiş. .] yaşatma.] kulluk.] yardım. [TS xv. ibik Tü [ xi] üpgük ibibik kuşu. [ xx/b] sevimli budala. ibadet etti. bağış " ~ Ar icâşat^ [#cyş IV msd.] kullar < Ar cabd kul. Çağ xv] ibik/übük ibibik kuşunun tacı. c^abdu-llah (Allahın kulu). ibadullah. ifade. mabut ibadullah cibâd [#cbd çoğ. EŞKÖKENLİLER: Ar #cbd : ibadet. birinin yanında çalışma) Aynı kökten Ar cabd (köle).a.iade iane avane iaşe temin etme.] 1. tapma < Ar cabada hizmet etti. gramerde yan cümle " ibret ~ Ar cibâdu-llâh Allahın kulları < Ar ~ Ar cibârat^ [#cbr msd. geçimini ibadet [Aş xiv] ~ Ar cibâdat^ [#cbd msd. 2.a.

] yerinde bırakma " ~ Ar iblâğ [#blġ IV msd. ders alınması gereken şey Ar cabara [msd. rez. ~ Ar Icâr [#'cr IV msd. icabet [ xiv] ~ Ar icâbat [#cwb IV msd. ücret ~ Ar Icâd [#wcd IV msd. özellikle olumlu cevap verme < Ar acaba [IV] cevap verdi" cevap icap vacip kılınan şey " vecibe icar karşılığında tutma " ecir icat arayıp bulma " vücut [ xiv] ~ Arîcâb [#wcb IV msd.] öğüt. tac^abîr (rüya yorumlama). iblis [Aş. var etme. Yus xiv] ~ Ar iblis şeytan ~ EYun epíboulos "yoldan çıkaran". zorunluluk.] aklama. zenne. ders.] yaratma. ~ Ave *upa-reşma a.bükmek.ibka beka iblağ toplam bir rakama ulaşma " büluğ ~ Ar ibqa' [#bqy IV msd. Ar ubnat (oğlancılık) masdarıyla birleştirilemez. borcunu ibret [Kut. cubur] karşıya veya öbür yana geçti.a. dökmek " ab. Karş. ibra ödenmiş sayma " beraat ibraz ibre ~ Ar ibraz [#brz IV msd. . danışmak " epi+ ibne pasif eşcinsel < Ar ibn oğul.] ulaştırma. c^ibarat (ifade. ibrik [Mercimek xv] ~ Ar ibnq sürahi~OFa *âbreg "su döken" & OFa âb su + OFa re%tan.] kiralama. a.a. < Ave *reş. erdirme. yanıltmak & EYun epikarşı + EYun bouleüö fikir vermek. rıht ibrişim [Aş xiv] ebrîşüm ~ Fa abrîşum ipek. Karş. (nehir) aştı * Ar #cbr fiilinin çeşitli anlamları arasındaki ilişki açık değildir.] ortaya çıkarma " bariz ~ Ar ibrat [#'br msd. İncil'de şeytanın sıfatlarından biri < EYun epibouleüö kötü yola düşürmek.] iğne. oğlan" bin2 * Muhtemelen Arapça -e dişil ekiyle oluşturulmuş Türkçe bir türevdir. Aş xi] ~ Ar cibrat^ [#cbr msd.a.] gerek. eğirmek " erişte iç iç[mek Tü [ viii] iç a.] cevap verme. iğne şeklinde gösterge ~ Ar ibra' [#br' IV msd. örnek.akıtmak. açıklama). Tü [Uyviii+]iç-a. özellikle bükme ipekten yapılan ip ~ OFa abreşöm a.

İng.icazet [DK xiv] izin ~ Ar icazat [#cwz IV msd. ~ Ar icra' [#cry IV msd. izin verme < Ar caza geçti " cevaz icbar içer[mek kapsamak içeri Tü ~ Ar icbar [#cbr IV msd. çevirmen.) sözcüğüne karşılık olarak İngilizce çeviride kullanılan Latince terimdir.içinde olmak.] " içtinap geçme. ~ Lat id o şey (nötr üçüncü tekil şahıs zamiri) * Sigmund Freud'un önerdiği Alm es (a. ~ Ar icmal [#cml IV msd. kaçınma < Ar canb yan " canip ~ Ar ictinâb [#cnb1 VIII msd. < Tü iç " iç [Uy viii+] içgerü içe doğru ~ Tü içge içe < Tü iç " iç. [ 194+] içer-içine almak. gayret gösterme " cihat içtima topluluk halinde olma " cem içtimaiyat içtima [MMem xvi] [ xiv] [Yus xiv] [ 191+] sosyoloji ~ Ar icmâc [#cmc IV msd. icma [ xiv] oybirliğiyle anlaşmaya varma " cem icmal tamamlama " cemal icra uygulama " cereyan içtihat çabalama. içerle[mek için içki içkin Tü Tü YT <Tü [LG188+] kızmak (argo) "içeri [Or. dışından dolaşma. ~ Ar ictihâd [#chd VIII msd.] zorlama " cebir Tü [Uy viii+] içger.a.] geçit verme.] cereyan ettirme.] çalışıp ~ Ar ictimâc [#cmc VIII msd. .] bütünleme. geçmesi için yol verme.] < Ar ictimâc [#cmc nsb. Kaş viii] üçün nedensellik edatı [Uy viii+] içkü [Fel 194+] immanent < Tü iç." iç< Tü iç" iç * Sıfata eklenen -kin ekinin işlevi belirsizdir. tabi olmak.] yanından id [ xx/c] ~ YLat id psikanalizde bilinçaltı ^ 1927 Joan Riviere.] bir araya toplama. İng it yerine tercih edilmesi "bilimsel görünme" kaygısına bağlanabilir.

bir ide [ARasim 1897-99] ~ Fr idée fikir. düşüncede varolan 2. biçim < EYun eidö.] hazırlama " add idam idame ettirme " devam idare yönetme " devir ~ Ar icdâm [#cdm IV msd. avam. görüntü + EYun grámma.(*weidö) görmek ~ HAvr *weid. kavram.a. bir şeyin zihinsel modeline uygun. mükemmel ~ OLat idealis düşünsel" ide idealizm idefiks [AMithat1877] [ xx/b] ~Fridéalisme"ide ~ Fr idée fixe sabit fikir " ide.kendi" solo Türkçe telaffuzu yakın dönemde İngilizceye göre düzeltilmiştir. belirli bir süre. görüntü " ide idiyo/idiyot [ xx/b] budala ~ Fr/İng idiot budala ~ Lat idiota cahil.idadi [ xix] mekteb-i i'dadî hazırlık okulu. sayılı günler. ~ EYun eidéa/idéa göz önüne getirme. kavram. düşünür 2. İslam hukununda boşanmadan sonra kadının tekrar evlenmesi için gereken süre < Ar cadda saydı" add iddia dava ileri sürme " davet ~ Ar iddicâ' [#dcw VIII msd. Lat vîdere (görmek). minyatür resim < EYun eîdos şekil. 2.] dava etme. idil [Bah 1924] ~ Fr idylle huzurlu kır sahnesi ~ Lat idyllium kır sahneleri anlatan kısa şiir ~ EYun eidyllion [küç.] yok etme " adem ~ Ar idâmat [#dwm IV msd.a.] (bir şeyi) devam ~ Ar idârat [#dwr IV msd. Aynı kökten EYun eîdos (görüntü). fiks ideogram [ML xx/c] ~ Fr idéogramme simge-yazı. yönetici zümreye mensup olmayan < EYun ídios kendi < EYun hwidios ~ HAvr *s(w)ed.] tablocuk.< HAvr *s(w)e.] döndürme. Fr guider < Ger wîtan (yol göstermek). fikir akımlarının bilimsel tahlili # 1796 Destutt de Tracy. düşünsel. Osmanlı devletinde 1873'ten itibaren kurulan darülfünun hazırlık okullarının adı < Ar icdâd [#cdd IV msd. a. . Fr.yazı " ide. gram ideoloji [Bah 1924] ~Fridéologie1. * Platon felsefesinin etkisiyle "soyut kavram. iddet [Gül xv] ~ Ar ciddat^ [#cdd] 1. düşünce ~ Lat idea a. çevirme. siyasi inançlar sistemi (xix)" ide. dünyadan habersiz ~ EYun idiötes sivil. düşünce" anlamını kazanmıştır. sembol & EYun eîdos şekil. ideal [Bah 1924] ~ Fr idéal 1. id. t.

] açığa vurma " faş . kalbinde (öfke) besledi idol [ xx/a] ~ Fr idole yalancı tanrı. ayrıştırma.] a. beyan. ileri gitti ~ Ar ifrağ [#frġ IV msd.] ulaşma. İng follicle (saçların dibindeki yağ keseciği) < Lat folliculus (kesecik). ifrağ ifrat [ xiv] azma. abartma < Ar faraTa öncü idi.] utangaçlık. pul < HAvr *bhel-2 şişmek. görüntü ~ EYun eídolon < EYun eîdos şekil. tapınılan şey ~ Lat idolum biçim. erme. bir işi sebat ve düzenle yapma ~ Ar idman [#dmn IV msd. kese. salgılama " ifraz ifrit [Aş xiv] yaratık. metelik ~ Lat follis 1. mahluk < OFa âfıîtan yaratmak " aferin ifşa ~ Ar ifrazat [#frz çoğ. 2.] makul olan sınırı aşma. kavrama. görüntü " ide idrak [ xiv] ~ Ar idrâk [#drk IV msd. rahata erme. çaba. 2. kabarmak * Karş.idman [TS* xv] gayret.] işeme < Ar darra ~ Ar i'fa' [#wfy IV msd. [Men xvii] egzersiz. bir şey veya bir kimse lehine görüş bildirme " fayda iffet caffa kaçındı. kurtuluş " felah iflas [Kut xi] ~ Ar iflâs [#fls IV msd.] salgılar < Ar ifraz ~ Ar cifrit bir tür zararlı cin ~ OFa âfıîta ~ Ar ifşa' [#fşw IV msd.] bir işi sürekli ve düzenli biçimde yapma < Ar damana toprağı işleyip hazırladı. erdem < Ar iflah [Gül xiv] ~ Ar iflâH [#flH IV msd. özellikle hukukta bir malı hisselere ayırma. * Arapça sözcüğün ikinci anlamı Türkçede sadece çoğul formda kullanılır. huzur. varma.] feragat ettirme " ferağ ~ Ar ifrâT [#frT IV msd. (özellikle mahkemede) tanıklık.] 1.a. torba. en dibine inme. ayırma. utandı [ xiv] ~ Ar ciffat^ [#cff msd. Geç Roma imparatorluğu döneminde en küçük para birimi.] salgı.a. dereke " dereke idrar şarıltıyla aktı ifa ödeme " vefa [Aş xiv] ~ Ar idrar [#drr IV msd. düzelme. < Ar fils/fals en küçük bakır para birimi. yararlılık. kurtulma < Ar falâH refah.] iyi duruma gelme. fayda. ifraz [Neş xv] ~ Ar ifraz [#frz IV msd. 2. bir şeyin en dip noktası.] 1. < Ar darak ulaşım. pul. salgılama < Ar faraza a. ifrazat [IVmsd. anlama.] borcunu tam olarak ifade ~ Ar ifâdat [#fyd IV msd.

ġayy] kandı. Moğ cigir-/cigsi.] aldatma " gaflet * "Evlenme vaadiyle cinsel ilişkide bulunma" anlamı Türkçeye özgüdür.< HAvr *gnö. iglu iğne ignore [etm Tü [ xx/b] ~ İng igloo buzdan eskimo evi ~ İnuit iglu ev " iğ ~ İng to ignore bilmezden veya [Uy viii+] yinne/yigne [Mill 2002] tanımazdan gelmek ~ Fr ignorer bilmemek ~ Lat ignorare a.).a. baştan çıktı" gayya ~ İsp iguana Güney Amerika'ya özgü . a.bilmek " not iğren[mek Tü [Kaş xi] yigren- * Karş. [Oğ xi] hadım < Tü éğit. ~ Ar ifsad [#fsd IV msd. ~ HAvr *ne-gnö-rö.a. iğreti » " eğreti ığrıp [LF xvi] bir tür büyük balık ağı ~ Yun grípos balık ağı ~ EYun grîpos/grîfos balık ağı veya çubuklardan örülmüş balık avlama sepeti ~ HAvr *ghrebh. çeşitli küçük boy yemişlerin adı iğdiş Tü edilmiş köle veya hayvan eğitiğfal [ xi] égdiş besleme.] oruç açma. yalan söyledi iğ iğde Tü Tü ig a. * Orta Amerika yerli dillerinden.ifsat iftar etme " fıtrat iftihar duyma " fahri iftira bulunma < Ar fara [msd. kötü yola girdi. ehli hayvan veya hizmetçi.] birine yalan isnatta [Uy viii+] yigde iğde.yakalamak. terbiye etmek " ~ Ar iğfal [#ġfl IV msd. tutmak " +gir iguana [ML xx/c] büyük kertenkele ~ Karib iwana a.] kandırma. firyat] uydurdu.a.(a. yoldan çıkarma < Ar ğâwa [msd. iğva ~ Ar iğwâ' [#ġwy IV msd.hayvan veya köle beslemek.] fesat sokma " fesat ~ Ar ifTâr [#fTr IV msd.] övünme. gurur ~ Ar iftira' [#fry VIII msd. kahvaltı ~ Ar iftihar [#f%r VIII msd.

] etrafını ~ Ar i%bâr [#xbr IV msd.] hatırlatma " hatır ~ Ar ihtida' [#hdy VIII msd. doğruluk " halas ihmal [ xiv] ~ Ar i%lâS [#%1S IV msd. ~ Ar ihmâl [#hml IV msd. tilia ~? Lat flammula flamacık < Lat flamma 1. haberdar ~ Ar iHdâ6 [#Hd6 IV msd. hak olanı ~ Ar İRİâl [#xll IV msd.] havale etme. ihlas 2. hacda giyilen giysi " harem ihsan [Aş.] haber verme.] 1. Eski Yunanca adla "flamacık" kavramının bileşimi gibidir. Yus xiv] ~ Ar iHsân [#Hsn IV msd. 2.] 1. . Yeni Yunanca kelime. dar uzun bayrak. EYun filúra (ıhlamur). ciro etme " hal1 ihanet hıyanet ihata duvarla çevirme " hayat2 ihbar etme " haber ihdas oluşturma < Ar Hada6a oldu. kurtuluş. hediye < Ar Hasuna güzel idi" hüsn ihsas ihtar ihtida İslamı kabul etme " hidayet ~ Ar iHsâs [#Hss IV msd.] hak kılma. yy'dan önce rastlanmamıştır.] dışarı çıkarma " hariç ihram [ xiv] ~ Ar iHrâm [#Hrm IV msd.] kendi haline bırakma. alev. [LO ] fılamur/ıhlamur ~ Yun flamoúri [küç.ihale birine devretme. ~ Ar iHqâq [#Hqq IV msd. yasaklama.] güzellik yapma. boş verme < Ar hamal kendi başına bırakılmış (deve veya davar) ihraç [ xiv] ~ Ar i%râc [#%rc IV msd. bir işi ~ Ar i%ânat [#%wn IV msd.] meydana getirme.] bozma " halel ıhlamur [Kan xv] ıflamur. kurtarma. Lat flammula sözcüğünün bitki adı olarak kullanımına 18. samimiyet.] hainlik etme " ~ Ar iHâTat [#HwT IV msd. karşılıksız hediye verme.] hissettirme " his ~ Ar i%Târ [#%Tr IV msd.] çiçekleri tıpta kullanılan bir ağaç. flama " flama * Karş.] doğru yola gelme. vuku buldu " hadis ihkak yerine getirme " hak1 ihlal [MMem xvi] ~ Ar iHalat [#Hwl IV msd. hacca ilişkin yasaklara uyma. 2.

reşit ve yetişkin < Ar ihtiyar [VIII msd. Ar iHtişam (utangaç olma.] < Ar Haşam maiyet.] önemseme. ihtimal [ xiv] olabilirlik ~ Ar iHtimâl [#Hml VIII msd. taşıma.] hürmet ~ Ar iHtirâS [#HrS VIII msd. yasağa uyma " harem ihtiras " hırs ihtişam olma. tercih etme ihtiyar [#%yr VIII msd. ilgi ve kaygı gösterme " ehemmiyet ihtira ihtiram gösterme.] 1. hicap duyma). (gün ve gece gibi) zıt şeylerin ardarda gelmesi.ihtikâr [ xiv] ~ Ar iHtikâr [#Hkr VIII msd. tolere etme.] kapsama. mümkün görme " haml ihtimam [Env xv] ~ Ar ihtimam [#hmm VIII msd. seçme. özgür irade " hayır2 * İhtiyar heyeti deyimi "seçim kurulu" anlamındadır. uyumsuzluk. özellik kazanma. DK. tercih etme. bir mülkü terketmek için talep edilen ücret ~ İbr/Aram #%kr kiralama ihtilaç helecan [ xiv] ~ Ar ihtilâç [#%lc VIII msd.] 1. olasılık olarak tanıma. içerme [Yus xiv] ~ Ar iHtiyâc [#Hwc VIII msd. debdebe ~ Ar i%tirâc [#%rc VIII msd. 2. uzmanlaşma " husus ihtiva " havi ihtiyaç gereksinme < Ar Haca gerekti" hacet ~ Ar İRtiSâS [#xSS VIII msd.] kıvranma" ihtilaf [Env xiv] ~ Ar ihtilâf [#Rİf VIII msd.] seçme " ihtiyar1 .] ~ Ar ihtiyar1 [Aş. yerine geçti" halef ihtilal fesat. maiyet ve hizmetçileri ~ Ar *iHtişâm [#Hşm VIII msd.] tahammül etme.] ayrılmış ~ Ar iHtiwâ' [#Hwy VIII msd. seçme yeteneği.] istifçilik yapma. hizmetçiler " haşmet * Karş. haksız kazanç sağlama < Ar Hikr hava parası. piyasada tekelleşme. ihtisas olma.] hırslı olma [Men xvii] haşmet sahibi olma.] karışıklık. Gül xiv] seçme. 2. ihtiyar2 [Men xvii] yaşlı < Ar SâHibu-1 ihtiyar seçme hakkı olan. zıtlık. bozgun " halel [MMem xvi] ~ Ar ihtilâl [#%H VIII msd. alternasyon < Ar %alafa ardından geldi. keşfetme ~ Ar iHtirâm [#Hrm VIII msd.] icat etme.

yaqaZ] uyanık idi. uyarma. kondurma.ihtiyat hayat2 ihvan ahi ihya ihzar çağrı. iskân etme. konma.1. a. ortaya koyma . "hazır bulun!" emri " huzur ikame [ xiv] [ xiv] ~ Ar iHtiyâT [#HwT VIII msd. düzenlem + Jap bana çiçek iki ikilem Tü [ viii] éki/ékki a. güneş . YT [TDK 1944] < Tü iki" iki * İşlevi belirsiz olan -lem ekinin Fr dilemme (ikilem) sözcüğünden esinlendiği düşünülebilir. dikme. t. konaklama ~ Ar iqâmat ikamet [#qwm/qym IV msd.] kardeşler < Ar ax kardeş " [ xiv] ~ Ar ihya' [#hyy IV msd. [ xi] günün ikinci yarısı Tü < Tü ık/ıh [onom. < Tü iki (= Moğ ikere ikiz ) " iki * -z ekinin işlevi belirsizdir.Ar iqâmat [#qwm/qym IV msd. oturma. konaklama " kamet [ xix] konma. ikaz uyarı < Ar yaqiza [msd. 2. kararsızlık [Uy viii+] ikiz a. kurma. [KT xix] koyma.] uyandırma.] tedbirli olma " ~ Ar ixwân [#'xw çoğ. a. ayağa kaldırma. ıkın[mak ikindi Tü <onom [ viii] ikindi ikinci. iklim [Kut.] kabul görme " ~ Jap ikebana Japonlara özgü çiçek düzenleme sanatı & Jap ike tanzim. uyumadı ikbal kabul ikebana [Kut.] " ikame * Arapça ikame ile aynı sözcük olduğu halde Türkçede anlamı en geç 19.] 1. Aş xi] [ML xx/c] ~ Ar IqâZ [#yqZ IV msd. ~ Ar iqbâl [#qbl IV msd.] ıkınma sesi < Tü iki" iki < Tü iki " iki ikircik/ikircim ikiz Tü [Uy viii+] ikirçgü kuşku.] huzura getirme. yy'da ayrışmıştır. Aş xi] ~ Ar iqlîm Batlamyus coğrafyasına göre yeryüzünün bölündüğü yedi kuşağın her biri. coğrafi bölge ~ EYun klíma. eğim.] can verme " hayat1 ~ Ar iHDâr [#HDr IV msd. 2.

. pay iktibas ~ Ar iqtibâs [#qbs VIII msd.] edinme " [MMem xvi] ~ Ar iqtidâr [#qdr VIII msd.< HAvr *klei* Aynı kökten EYun kline (yatak). kanaat ikon [ xx/b] ~ Fr icone simge. tiksinme . gücü yeter olma " kadir1 iktifa iktisap kesp iktisat harcamadan kaçınma. onurlandırma.] kani kılma. taşkınlık yapmama " kasıt ~ Ar iktifa' [#kfw VIII msd. yerleşti. karar kıldı" karar iksir [Aş xiv] ~ Ar iksir öz suyu. benimseme.Ar ikrah [#krh IV msd. ikram [Yus xiv] gösterme. tasvir " ikon ikrah [ xx/a] ~ Yun eikóna kiliselerde bulunan kutsal resim ~ [Men xvii] 1. ~ Ar iqnâc [#qnc IV msd. zorla yaptırma.] bütünleme.] zorla ve rızası hilafına bir iş yaptırma " kerh * İkinci anlamı Türkçeye özgüdür.ışınlarının eğimi. ikmal tamamlama " kemal ikna getirtme " kanaat ~ Ar ikmâl [#kml IV msd.] yetinme " kifayet ~ Ar iktisâb [#ksb VIII msd. damıtma < EYun eksaireö (içinden) çıkarmak.] ~ Ar iqtiSâd [#qSd VIII msd. süzmek ikta verme. iklim kuşağı ^ Ptolemaios (MS 90-168) < EYun klino eğimli olmak. benzer olmak ikona EYun eikön resim. tasvir ~ HAvr *weik-on. 2.] cömertlik ikrar [CodC xiii] ~ Ar iqrâr [#qrr IV msd.] kararlaştırma. nefret etme. qabs] ödünç aldı iktidar kudretli olma. gösterge ~ EYun eikön resim.] tasarruf etme.< HAvr *weik-3 benzemek. görüntü. konfirme etme < Ar qarra durdu. tımar olarak arazi verme " kat2 ~ Ar iqTâc [#qTc IV msd. kendine maletme < Ar qabasa [msd. yatık olmak ~ HAvr *kli-nyo. iğrenme.] ödünç alma. damıtılarak elde edilmiş sıvı ~ EYun eksaíresis (özünü) çıkarma.] kesip ayırma. ağırlama " kerem ~ Ar ikram [#krm IV msd.

ileriye < Tü il ön. yy'a dek sadece İbranicede kaydedilmiştir. artırma. ilahi ilam calama bildi" ilim ilan " alenî ilanihaye nihayet ilave katma " ali ile ilelebet ebed Tü [MMem xvi] Allahım!. takılmak " iliş- < Tü il- * Orijinal anlamın "üstüne varmak.] bildirme < Ar ~ Ar iclân [#cln IV msd. ilen[mek Tü [Kaş xi] ilen. değmek.iktiza gerekli kılma " kaza il el" el2 YT ~ Ar iqtiDa' [#qDy VIII msd. 2.a. beddua etmek ilişmek.] yüceltme " ali ~ Ar cilâc [#clc msd. beraber (bağlaç). * Tüm Sami dillerinde rastlanan ?? biçimine karşılık ??? ??? biçimi 7.] duyurma.(1. ~ Ar cilâwat^ [#clw msd. ileri " +ri . ayıplamak. memleket. [Uy viii+] bile/birle ile. yaklaşmak.] yükseltme. Dil Devrimi bünyesinde arkaik biçimiyle yeniden canladırılmıştır. el3. * Türkiye Türkçesinde el şeklinde kullanılagelen sözcük.xiv Kıp). ileri Tü [Or viii] ilgerü ileriye doğru < Tü ilge öne. derman ~ Ar ilâh [#'lh] tanrı = İbr elöah a.] ilaç. bile (zarf). açığa çıkarma ~ Ar ilâ nihâyat sonuna kadar " ila1. xiv TS] ülke.] zorunlu olma. Karş. [CepK 1935] bir idari birim. [Men xvii] makamla okunan dini şiir .Ar ilâhî tanrım " ilah [Env xiv] ~ Ar iclâm [#clm IV msd. vilayet ~Tüil[viii+Uy. e kadar (bağlaç) ~ Ar iclâ' [#clw IV msd. Tü iletiş. [DK xv] ile " bile ~ Ar ilâ-al-abad sonsuza kadar " ila1.kınamak.. ila1 ilâ2 ilaç ilah [Aş xiv] [Kut. kavga etmek . taciz etmek" olduğu anlaşılıyor. ilişmek. çıkışmak. Aş xi] ~ Ar ilâ .

(1. lahm] yuttu. çapul. bilim < Ar calama bildi. iletken YT [TDK 1944] iletici < Tü ilet-" ilet~ Ar ilğâ' [#lġw IV msd. tamarisk ilginç ilgi. +inç * Ada eklenen -nç ekinin işlevi meçhuldür. Kaş viii+] yilik kemik içindeki yumuşak doku. yiyip bitirme. 2. [Çağ xiii] akın için ayrılan birlik.göndermek.varmak. ılgın yılğun ılgın ağacı. [Karş 1972] mesaj < Tü ilet-" ilet< Tü *iletiş-karşılıklı iletmek " [Karş 1972] komünikasyon * Karş. iz ve işaretleri yorumlayarak bilgiye ulaştı . ilişkili olma) sözcüğünden esinlendiği açıktır. anladı. tutamak < Tü il-ilişmek. doludizgin atlılarca yapılan saldırı. ısınmak < Tü ılığ ılık. DK xi] ~ Ar cilm [#clm msd. [ xi] bağ. ekleme ilham [Yus. sevketmek. ilhak " lahika [ xiv] YT [TDK 1966] ilgi çekici ~ Ar ilHâq [#lHq IV msd. ilga lağvetme < Ar lağâ boş ve geçersiz idi" lağv ılgar [CodC. a. sıcak " ılık < Tü yılı-" ılı- [LO xix] [Uy viii+] yılığ a. DK xiv] esin ~ Ar ilham [#lhm IV msd.seçilmek.] boş ve geçersiz kılma. insan ruhunu ele geçiren tanrısal güç. bağlı olma. yutma. yaklaşmak. özellikle teorik bilgi. DK xiii] ılgar akın. vardırmak < Tü il.bitişmek. Tü iletiş.ılımak.ilet[mek Tü bitişmek " ilişileti iletişim iletYT YT [ viii] ilt-/ilét. esin < Ar lahima [msd. tüketti. ulama. bitişmek. ilişmek.] bilgi. kavga etmek . tutunmak " ilim/ilm[Kut. ayrılmak ilgi YT [CepK 1935] alaka < Tü il. 2. ilişmek " ilişTü [ xi] < Tü ilgi" * Ar calaqa (asılma. (yangın) yakıp bitirdi ılı[mak ılıca ılık ilik1 <Tü Tü Tü Tü [ xi] yılı. [Uy.] 1.] katma. müfreze Moğ ılgara. [Oğ xi] ilik ilik2 iliş- Tü [Uy viii+] ilig ilişik.xiv Kıp).

asılmak. dokunmak. düğüm < Tü il. takılmak. ilkel YT [CepK 1935] iptidai < Tü ilk " ilk illa [Aş. temas iliş[mek Tü [ xi] ilişetmek. saldırmak. allah illegal illet Ar calla kusurlu idi ilmek/ilmik gelmek " ilişilmihal kitap <Tü [Aş xiv] [ xx/b] ~ Fr illégal yasa dışı" in+2. hal1 ~ Ar cilm wa %abar "bilgi ve bildirme". temas [CepK 1935] müteallik. ileri" YT [CepK 1935] unsur.ılıman <Tü [CepK 1935] mutedil < Tü ılı-" ılı- * Halk dilinde kullanılan bir deyim iken Dil Devrimi döneminde yazı diline aktarılmıştır. takılmak " iliş< Tü il.] kusur. [Uy viii+] ilk/ilki < Tü iliş-" iliş< Tü iliş-" iliş<Tü il ön.a. ılımlı ilin[mek YT Tü [Fel 194+] mutedil [Uy viii+] ilin< Tü ılım [1935 YT] itidal < Tü ılı-" ılı< Tü il. Yus xiv] < Ar mâ — illâ —-den başka olmaz < Ar illâ hariç. —-den başka (bağlaç) & Ar in ilgi edatı. denk ilm-i hal temel dini bilgileri çocuklara öğretmeye mahsus & Ar cilm bilim + Ar Hâl şimdiki zaman. münasebet.ilişmek. -man ekinin işlevi açık değildir. ilişki ilişkin ilk ileri ilke Tü YT YT [Fel 194+] alaka. haber . [Fel 194+] prensip <Tüilk"ilk * Sıfata eklenen -e ekinin işlevi belirsizdir. bir ilmühaber durum veya işlemi belgeleyen resmi evrak " ilim. temas eden [Orviii] ilki a. ki + Ar lâ değil" la+ illallah (kimse müdahale edemez)" illa.ilişmek. legal ~ Ar cillat^ [#cll msd. tecavüz etmek * Dönüşlü ve geçişsiz fiil yapan -iş.ekiyle.[viii+ Uy.. güncel durum " ilim. takılmak. 2. bitişmek. xi] 1. hastalık < [DK xiv] ~ Ar illâ-llâh Allah'tan başka [LO xix] ilmik bağ.

aldatmak & Lat in.iltica [ xiv] ~ Ar iltica' [#lc' VIII msd.] dikkat ve ilgi gösterme. ateş ~ Ar iltiHâq [#lHq VIII msd. 2. işaret. zorunlu olma. damga * 16. imagin. işler hale getirme < Ar acmala [IV] iş yaptırdı" amel . gerektirme. yapışma.< HAvr *leid. lumin.] birinin elini veya eteğini tutarak rica etme. oyun oynamak. tıpta enfeksiyon < Ar lahab alev.+ Lat ludere. a.alay etmek. suret imaj ine [etm zihninde canlandırmak.oynamak " in+1 ilzam im YT [CepK 1935] işaret ~ Ar ilzam [#lzm IV msd. başvuru.ışık " in+1. lams] dokundu.+ Lat lustrare aydınlatmak.] katılma.+ Lat luminare aydınlatmak < Lat lumen. dilekçe < Ar lamasa [msd. mülkiyet işareti. iltimas [Neş xv] rica ~ Ar iltimas [#lms VIII msd. yy'dan sonra Türkçe örneği olmayan bir sözcük iken Dil Devrimi bünyesinde Arapça kökenli mim yerine kollanıma sokulmuştur. işe koşma.a. suret. lusoynamak ~ HAvr *loid-o. lümen ilüstre [etm [ xx/b] ~ Fr illustrer 1. eğildi. kayırma. yüz çevirip bakma < Ar lafata döndü. yüzünü veya dikkatini bir şeye yöneltti iltihak eklenme " lahika iltihap tutuşma.] gerektirme " lüzum ~ Tü im [xivTS] parola. ışıtmak. ~ HAvr *sim.] 1.] sığınma" melce iltifat [DK xiv] ~ Ar iltifat [#lft VIII msd. görüntü ~ Lat imago. parlatmak < Lat lustrum parıltı" in+1. aydınlatmak. illus.] işaretle anlatma.kopya. ilgilenme. bir kitabı resim veya renklerle süslemek ~ Lat illustrare aydınlatmak & Lat in. hayal etmek " imaj [ xx/b] ~ Fr imaginer hayal etmek ~ Lat imaginari imal ~ Ar icmal [#cml IV msd. hayal ~ Lat illusio < Lat illudere. ilümine [etm [ xx/b] ~ Fr illuminer aydınlatmak ~ Lat illuminare & Lat in.< HAvr *aim.] işletme. ~ Ar iltihâb [#lhb VIII msd. ima m im ik ~ Ar imâ' [#wm' IV msd. imaj [REkrem <1887] ~ Fr image resim. lostra ilüzyon/illüzyon [P Safa 1949] ~Frillusion aldatıcı görüntü. 2. ticari tekel" lüzum ~ Ar iltizâm [#lzm VIII msd.] yanma. elledi iltizam benimseme.

amm] gitti. önder.] 1. önden gitti Ar #'mm1 (ümm. batarya imbik ağızlı kadeh.] el uzatma. [Men xvii] tesbihin koni şeklindeki birinci parçası. Yus xiv] ~ Ar imam [#'mm] önde duran. yardım " [TS xv] ammece/emece köylüye topluca yaptırılan iş < Ar câmmat^ amme. [ xx/b] imik/ümük gırtlak. ana) ile etimolojik ilişkisi muğlaktır. kamu " amme YT [CepK 1935] emare. damıtma şişesi imdat medet imdi imece Tü [ viii] amtı şimdi. muhtemelen yanlış anlamaya dayalıdır. bina " umran ~ Ar imbat [LF xvi] ~ İt imbatto yazları kuzeyden esen deniz rüzgârı < İt imbattere çarpmak. imame imame [ xiv] sarık. suret" imaj .< HAvr *aim. imitasyon [ xx/b] ~ Fr imitation taklit ~ Lat imitatio < Lat imitare taklit etmek ~ HAvr *sim-eto. Aş xi] ~ Ar îmân [#'mn IV msd. 2. [Uy viii+] émti ~ Ar inblk/anbîk damıtma şişesi ~ EYun ámbiks ~ Ar imdâd [#mdd IV msd.imam [Aş. boğaz * Modern anlamı halk dilinden edebi bir derleme olup. nargile ağızlığı ~ Ar imâmat [#'mm IV msd.+ İt battere " in+1. bıngıldak.] canlandırma.] bayındırlık eseri. EŞKÖKENLİLER: Ar #'mm2 : imam. öncelik. inşa etme " umran imaret [DK xiv] her türlü kamuya yararlı bina cimârat^ [#cmr msd. imamlık. imha ~ Ar imHâ' [#mHw IV msd.] yok etme " mahv imik Tü? [TS xvi-xix. LO xvi] imik çocukların kafatasındaki yumuşak yer. remiz. büyük yapı. [Fel 194+] hayal < Tü im " im imge * Fr image < Lat imago (imge) sözcüğünden esinlendiği açıktır.kopya. çırpınmak & Lat in. önderlik. İsme eklenen -ge ekinin işlevi meçhuldür. şenlendirme. mamur ve bayındır kılma.] inanç " emanet imar ~ Ar icmâr [#cmr IV msd. namazda öncülük eden < Ar amma [msd. tesbihin birinci parçası < Ar imâm " imam iman [Kut. vardı.

kraliyet ahırları yöneticisi & Ar amir bey + Fa â%wur ahır " emir2. İt imperatore. çariçe. Türkçeye Latinceden dolaysız olarak giren ender sözcüklerdendir.] güç.değil + Lat münus kamu hizmeti.+ Lat parare tedarik etmek. tutum.] tutma. tanrıça. kendini ~ Ar imtiHân [#mHn VIII msd. komuta etmek & Lat in. dolu.] imsak tutma. komün impala imparator [ xx/c] ~ İng impala bir tür antilop [Men xvii] imperator Avusturya hükümdarının unvanı . 2. imrahor [DK xiv] emirahur ~ Fa amîr-i â%wur at bakıcısı. mümkün idi " temkin imla ~ Ar imlâ' [#ml' IV msd. mask] tuttu imtihan sınav " mihnet [Kut xi] imtina [ xiv] tutma. Fr empereur.[1935 YT] [ xx/b] ~ Fr immoral gayrı ahlaki " in+2. serdar. Karş. olanak < Ar amkana [IV] imkân verdi. potansiyel. yy'dan itibaren Türkçede kullanılmıştır. çok < Tü amra-/emre. güzel bir şeyi reddetme.Lat imperator ordu kumandanı. Roma'nın askeri hakimi olan Augustus'un MÖ 30 yılında benimsediği unvan < Lat imperare buyurmak.] kendini ~ Ar imtiyaz [#myz VIII msd. donatmak " in+1 * Avusturya hükümdarlarının sıfatı olarak 17. [ 199+] cursor < Tü imle.sevmek ~ Ar imsak [#msk IV msd.sevmek.imkân [Aş xiv] ~ Ar imkan [#mkn IV msd. İng emperor. imece " in+2. nefsini men etme " men imtiyaz ayrıcalık tanıma " temyiz [MMem xvi] . Karş. moral i m mü n [ xx/b] ~ Fr immune muaf. oruç tutma < Ar masaka [msd. [DK xiv] imren-özenmek. ahır imren[mek istemek Tü [Uy viii+] amran-/emren. imparatoriçe [AResmi 1757] imparator eşi veya kadın imparator & Tü imparator + Sırp -itsa dişil eki" imparator * Sırp kralitsa modeline göre üretilmiş Türkçe bir sözcüktür. bağışık ~ Lat immünis vergiden veya kamu hizmetinden muaf olan & Lat in.] doğru yazım ~ Aram msle 1.] ~ Ar imtinâc [#mnc VIII msd. herekeli yani sesli harfleri bildiren noktaları doldurulmuş yazı < Aram #mly doldurma imleç YT işaretlemek " im immoral [TDK 1944] işaretleyen aygıt.

in[mek én-/*yin.] bitirme. Lat inter/intra. hakikat. Tü inan. Fa andar/dar (iç. değil" na+ * Bazı ünsüzlerle başlayan fiillerde asimile edilir. EYun entós.fiilinden türev düşünülebilir ise de daha erken örneklerin yokluğu düşündürücüdür. Bunlar Türkçede an-/am.güvenmek (= Moğ ünen-çi güvenilen kimse ) " inan-.a. içe yönelme * Fransızcaya 16. doğruluk. iniş. Lat intrare (içeri girmek).imza mazi in+1 bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *en iç ~ Ar imDa' [#mDy IV msd. mutemet. sarkmak. • Aynı kökten EYun en-. in+2 ~ Lat in-2 olumsuzluk ve yoksunluk bildiren önek . içeri).isim). yırtıcı hayvan barınağı " in[ xx/c] moda olan şey ~ İng in 1.olarak yazılırken. umut bağlamak (= Moğ üne-n gerçeklik. mutemet < Tü *ına.HAvr *n. [Kıp xiv] güvenme. inan[mak Tü [Uy viii+] ınan< Tü *ına. énteron (iç . içeride." inan- * Tü *ına. azalmak. 2. oyuk. in1 Tü Tü [ viii] in. +inç . Fr entre. xix LO] güvenilen * Türkçede 19.olumsuzluk öneki < HAvr *ne olumsuzluk edatı. itimat < Tü ınan. itimat ~ Ar incâm [#ncm IV msd. Kaş viii+] ınanç inanış veya inanılan kimse. in2 2. içeri). yy'a dek "güvenilen kimse" anlamıyla kullanılan bir sözcük iken Dil Devrimi döneminde anlamı değiştirilmiştir.a.] nimet sunma. Ör: empire > ampir. moda olan şey " in+1 inak YT [Fel 194+] inak dogma kimse.güvenmek. içeri girme. çukur. sığınmak. Belki Ar icmân etkisiyle. Alm unter (bir şeyin içi. Latince biçimler Türkçeye Fr telaffuzla en-/em. iç. yydan önce geçmiş örneklerde en-/em. düşmek. imza etme " ~ Lat in içte olma.biçimi görülür.güvenmek " inan- ~ Tü ınak/inak [viii+ Uy. Karş. iki şeyin arası). Alm in/ein (iç. [Uy viii+] [ xi] én/yin 1. içeri. in-rationalis > irrationalis. güven) inanç Tü [Uy. impérial > emperyal.şeklinde alınmıştır. İng in. inam ihsan etme " nimet inan <Tü [Yus xiv] [Men xvii] inanç.aşağı doğru hareket etmek.

OFa ancîr incir ind[inde sübjektif olarak (edat) [Kıp xiv] yinçil. inci [Or viii] yinçü a. azalmak " in< Tü *yinç iniş. nezd. delik. 2. kalbini ve aklını bir kimseye yöneltme. cevap verme. c^any] kasdetti. incin[mek <Tü kırılmak. yufka in. 2.(Yeni Ahit ’in dört kitabı) biçimleri Latince yoluyla Yunancadan alınmıştır. İng evangel. konuşma ) inbisat [Ferec xv] yayılma. zayıf. paça. Kıp xiv] incük/yinçük/yinçik bacak < Tü *yinç iniş " ince * Karş. [Aş. [DK xiv] incin< Tü yinçe.inmek. 2.] inat etme. -e göre. açtı" basit ~ Ar inbisâT [#bsT VII msd. ETü yini (uzuv. incele[mek [CepK 1935] tedkik etmek <Tü ince "ince YT * 17. küçülmek. a.a. azalış. dikkat ve ihtimam etme.inat [Neş. iyi haberci. özellikle hayvan bacağı). inceltmek. 2. Fa pa > bacak ilişkisine paraleldir.azalmak. genleşme < Ar basaTa yaydı.] inç [ xx/a] ~ İng inch bir uzunluk birimi. hastaya bakma < Ar cana 1. [msd.] iyiliğini düşünme. küçük düşürülmek . ince eleyip sık dokumak) sözcüğünün ikinci anlamı doğrultusunda 1930 larda tekrar dolaşıma sokulmuştur. oyuk.incelmek " ince [CodC xiii] ~ Fa ancîr 1. Yini > yincik bağlantısı. . düşündü (= Aram #cany muhatap olma. anlam ifade etti. daralma. Aş xi] ~ Ar cinâyat^ [#cny msd. söz dinlemedi < Ar cinda taraf. Burunsuldan sonra ş > ç dönüşümü tipiktir. gücenmek incir . müjdeci. incelme < Tü * Yapı olarak *inişke ("inişik") eşdeğeridir. sübjektif görüş " ind inayet [Kut. fitin onikide biri ~ Eİng ynce ~ Lat uncia birim. c^ina$yat^] ilgi ve ihtimam gösterdi. ~ Çin chên-chu inci incik <Tü [İMüh xiii] yincik bacağın alt kısmı. SinanP xv] cinad ~ Ar cinad [#cnd msd. taraf. yy'da "inceltmek" anlamıyla kaydedilen fiil. onikide bir < Lat unus bir " üni+ ince Tü [Uy viii+] yinçge ince. Ar tedkik (1. incil [ xiv] ~ Ar incil Kuran'a göre Hıristiyan dininin kutsal kitabı ~ Aram engîlâ Yeni Ahit ’in ilk dört kitabına verilen ad ~ EYun euangelion 1. a. & EYun eû iyi + EYun ângelos haberci" ö+ * Fr evangile. keyfi veya sübjektif olma < Ar canada kapris yaptı. malum meyve ~ Ar cinda [#cnd] yan. [msd.

atom. bıçak infaz veya kılıçla öldürme " nüfuz infial ~ Ar infîcâl [#fcl VII msd. gücenme " fiil infilak < Ar falaqa yardı.] püskürme. keyfi" ind indifa şiddetle taşma. < Indos Hint ~ EFa hinda. indirge[mek YT [Fel 194+] irca etmek < Tü indir-" in- * Fiile eklenen -ge.) ~ Ar infaS [#nf5 IV msd.] ayrılma. çivit ~ Lat indicus a. ~ Lat individuus bölünmez olan. (yanardağ) patlama " def1 ~ Ar cindi [#cnd nsb. sokma. döviz * Karş.] kendini ~ Ar infiSâl [#fSl VII msd. 2.a. ~ EYun indikós a.] birinin görüşüne göre. indi sübjektif. fırlama. " Hint * 1980 dolayında İngilizce telaffuza uygun olarak düzeltilmiştir.] saplama. (EYun páthos karşılığı). dizin" * Aynı sözcük Türkçede Fransızca ve Almanca/İngilizce telaffuzla iki ayrı anlamda kullanılmaktadır.] yalnızlaşma. birey & Lat in-değil + Lat dividuus bölünür < Lat dividere. indüksiyon inek Tü » [viii]inek " endüksiyon (=Moğünige(n)a. çatlattı infirat [Neş xv] izolasyon. birey. görevden ayrılma " fasıl ~ Ar infilâq [#flq VII msd.ekinin işlevi açık değildir.bölmek " in+2. aşırıya gitme < Ar farada yalnız idi" fert infisah feshetme. fesh olunma " fesih infisal bölünme. Türkçe yazım 1980’lerden sonra İngilizce telaffuza göre düzeltilmiştir.a. İng individual (1. indigo [ xx/b] endigo ~ Fr/İng indigo çivit bitkisi ve boyası ve rengi ~ İsp indigo Hint'e ait olan şey. bireysel).a. kırıp çıkma ~ Ar infirâd [#frd VII msd.indeks endeks [DTC 1942] dizin ~ index gösterge. ~ Ar infisâ% [#fs% VII msd. felsefede ruhun her türlü dış etkenden etkilenme hali. a.] 1. ~ Ar indifa' [#dfc VII msd. 2. individüel/endividüel [DTC 1944] individual ~Fr individuel bireysel < Fr individu a.] patlama.a. . divis.

a. it. ~ Ar inhidam [#hdm VII msd. hadm] yıktı inhisar sınırlandırılmış olma.] ~ Fr initiative girişim. tekelinde olma " hasr inisiyatif Fr initier başlamak.] kesinti" kat2 < Tü irj [onom. ortaya .] açılma. yy'da Britanya'yı istila eden bir Cermen kavmi + İt terra toprak. nakr/nukür] bilmedi. ülke " taraça inha kesinleştirme " nihayet inhidam Ar hadama [msd. " in+1.a. ~ Ar inqiTâc [#qTc VII msd. 5. icat < Lat innovare yenilemek & Lat in. inşa etme " neşet ~ Ar inşâ' [#nş' IV msd.] yıkılma < ~ Ar inHiSâr [#HSr VII msd. < Lat initium başlangıç & Lat in-girme bildiren önek + Lat itus/iter yol < Lat ire. yad ) inkılap tersine dönme. yaratma. tanımadı (= Akad nakru yabancı. önayak olmak ~ Lat initiare a. yol almak " in+1. aşağı ~ Lat infra ~ İngiltere [xvi] ~ İt Inglaterra Avrupa'da bir ülke & İt Ingla Angl halkı. iyon inkâr [Aş. qarD] 1. kemirdi. yadsıma < Ar nakira [msd. tepetaklak olma " kalp2 [ xiv] ~ Ar inqilâb [#qlb VII msd.] altüst olma.alt.infra+/enfraHAvr *ndher. Yus xiv] ~ Ar inkâr [#nkr IV msd.] aşınma. 2.] çıkarma.+ Lat novare a. 2.gitmek. faizle borç aldı inkişaf ortaya çıkma " keşif inkıta inle[mek <Tü [ xiv] ~ Ar inkişâf [#kşf VII msd. kenarından kırptı.aşağı ~ Fr/İng infra. öncülük < inisiye [Bah 1924] ~ Fr initié 1. neo+ inşa çıkarma. < Lat novus yeni < HAvr *newo. a. bir sürece veya yola veya tarikate girmesi sağlanmış kimse < Fr initier (özellikle bir yola veya yolculuğa) başlatmak. inkıraz [Neş xv] ~ Ar inqirâD [#qrD VII msd. paslandı.a.] inleme sesi [TS xiv] inle-/inile-/inilde- innovasyon [ xx/c] ~ Fr/İng innovation yenilik.] sonuca vardırma. önayak olmak " inisiye [Bah 1924] ~ Ar inha' [#nhw/nhy IV msd.] yalanlama. başlatılmış. tükenme < Ar qaraDa [msd.

intiba impression çevirisi) [Men xvii] damgalanma. Aram #nş.insaf merhamet < Ar niSf yarım " nısıf [Aş. énteron (iç organlar.+ Lat secari kesmek. bölmek) + Lat -cidus öldüren " in+1.) biçimini alır. dilek kipi edatı + Ar şâ'a [#şy'] istedi.a.] sürüklenme. Aynı kökten Fa andar/dar (iç). istesin + Ar allâh " şey. akıttı insiyak [ xx/a] içgüdü (Fr instincte karşılığı) ~ Ar insiyâq [#swq VII msd.] uyanık olma . insektisid [ xx/c] ~ Fr/İng insecticide böcek öldüren & Lat insectum eklembacaklı (& Lat in. bağırsak).] sonuç doğurma " netice [ xix] mikrobiyoloji < Ar intan [#ntn IV msd. evcilleşme) = İbr #'nş. net2 [199+] ~İng internet bilgisayarlar arası ağ * İngilizce sözcük 1970’lerden itibaren kullanıldığı halde bugünkü anlamı 1984'te yerleşmiştir. Yus xiv] dilek deyimi ~ Ar in şâ'a-llâhu Allah istesin & Ar in ki. EYun entos (iç).a. iz edinme. çürüme " netameli ~ Ar intâc [#ntc IV msd. segman.iç < HAvr *en. tüm insanlar (= Aram 'inâş/'anâşâ a. uyum içinde birbirini izleme < Ar sacama [msd. internet < İng intercomputer network " inter+. [ xix] izlenim (Fr ~ Ar inTibâc [#Tbc VII msd. Akad eneşu (güçsüz olma. Fr entrer (içeri girmek). allah insan [DK xiv] ~ Ar insan [#'ns] kişi < Ar ins insanlık. halsiz olma) fiil kökü ile anlam ilişkisi açık değildir. +sid insicam ~ Ar insicam [#scm VII msd. inşallah [Aş. Lat intrare.] akışkanlık. a.] inter+ ~ Lat inter bir şeyin içinde veya iki şeyin arasında olma bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *en-ter. sacm/sucüm] (musluk veya gözyaşı) aktı. intibah "tenbih ~ Ar intibah [#nbh VIII msd.a.a. kavim ) * Arapça ismin Ar #'ns (iyi huylu ve yumuşak başlı olma. Yus xiv] ~ Ar inSaf [#nSf IV msd. iradesi dışında hareket etme " sevk intaç intaniye kokuşma.] ılımlılık. = Akad nişu halk.] damgalanma " tab * Osmanlıca ikinci anlamı Fr impression (izlenim) < presse (basım) sözcüğünün literal çevirisidir. = İbr 'enüş a. " in+1 * Fr entre (a.

2. yolunu gözleme < Ar naZara baktı" nazar * "Kem göze maruz kılma" anlamı Türkçeye özgüdür. seçim < Ar na%aba [msd. disiplin altına alma " zabıt inziva yalnızlaşma " zaviye ip ipek iplik Tü <Tü <Tü [Uy viii+] yip ip.] öç ~ Ar intisâb [#nsb VII msd. başka bir yere gitme " nakil [Env xiv] ~ Ar intiqâl [#nql VIII msd.Ar intişâr [#nşr VIII msd.] 1.] seçme.] ~ Ar inziwâ' [#zwy VII msd.] intizam olma. üstüste binme < Ar Tabaq kapak " tabak 1 intifa [ xiv] ~ Ar inTibaq [#Tbq VII msd.] ~ Ar intiqâm [#nqm VII msd.] düzenli ~ Ar intiZâr [#nZr VIII msd. indirme.] bağımlı hale intikam [Aş xiv] alma. ejakülasyon " nüzul inzibat durdurulma. sperm ~ Ar inDibâT [#DbT VII msd.] köşeye çekilme. CodC xiii] yipek a. [ xix] yayımlanma . intihar ~ Ar intiHâr [#nHr VII msd. zaptedilme. öç < Ar naqama [msd.] başkasının fikir veya eserini kendine maletme < Ar naHala hediye etme. inzal akıtma. hınç duydu intisap gelme " nesep intişar [ xiv] [ xiv] ayrılma. üreme.] faydalanma" nafia intihal ~ Ar intiHâl [#nHl VIII msd.a.] yayılma " neşir ~ Ar intiZâm [#nZm VIII msd.] örtüşme. ~ Ar inzal [#nzl IV msd. düzen " nazım 1 intizar [Aş xiv] bekleme. [Kıp xiv] iblik/iplik/yiblik/yiplik .] kendini öldürme < Ar naHara [msd. na%b] seçti ~ Ar inti%âb [#n%b VII msd. bir şiiri yanlış şaire atfetme intihap tercih. iplik [İMüh. Tü yip ip " ip < Tü yip " ip [MŞ xiv] iplik . naHr] (hayvanı) boğazını keserek öldürdü.intibak uyma. ~ Ar intifâc [#nfc VII msd. boğazladı < Ar naHr boğazın alt kısmındaki çukur intikal taşınma. yayılma. naqam] öç aldı.

] temel. olgun ~ Yun/EYun ergâtes işçi.gökkuşağı" iris . the. aradı ırak Tü [Or viii] ırak uzak.] belaya tutulma < Ar balâ sınadı. tabip < EYun (h)ypnos. [Uy viii+] yırak ~ Ar irâdat [#rwd IV msd. James Braid. başlangıç " iptila [Aş xiv] ~ Ar ibtilâ' [#blw VIII msd. getirme. özellikle pratik bilgi.< HAvr *swep. sıkıntı ve mihnet verdi" bela irade [Aş xiv] iradet istenç < Ar râda [msd. rawd] av peşinde dolaştı. araştırmak irfan ~ Ar cirfân [#crf msd. kimyacı (1761-1815) < EYun íris. bir borca karşılık rehin verilen şey & EYun (h)ypo aşağı.[xi] uzaklaşmak irat ~ Ar Irâd [#wrd IV msd. gelir getirme.[xi] sallamak. İng.uyku ~ HAvr *sup-no.koymak " hip(o)+1. 2. öğrendi. geldi" vürut irca irdele[mek YT ~ Ar ircâc [#rcc IV msd.] geçersiz kılma " butlan ~ Ar ibtidâ' [#bd' VIII msd. gelir < Ar warada vardı. ırgat [Aş xiv] ırġad toprak işçisi < EYun ergázomai çalışmak " erg iri Tü [Uy viii+] iriğ büyük. # 1847 Dr.] 1.ekiyle. ayırt etti ırgala[mak <Tü [EvÇ xvii] ırgala< Tü ırğa.olmak. özellikle < Tü ér. -t. usul ve örf bilgisi < Ar carafa bildi.* -lik ekinin işlevi açık değildir.] isteme.uyumak ipotek [Cumh1932] ~Frhypothèque~EYun (h)ypotheke önerilen şey. alt + EYun tithemi. irid.a. ipnotize/hipnotize [etm [Bah1924] ~Frhypnotiser psikolojik telkin yoluyla derin uyku haline sokma ~ İng to hypnotise a. tez2 iptal iptida bidayet [ xiv] ~ Ar ibTâl [#bTl IV msd.] geri döndürme " rücu [CepK 1935] tedkik etmek <Tüirte-aramak. amele. tanıdı. ortaya atılan şey. İng. bir konuyu gündeme getirme. < Tü ıra-/yıra.] bilgi. olgunlaşmak " er- iridyum [ xx/b] ~ YLat iridium bir element ^ Smithson Tennant. sarsmak * Sürekli ve kararsız eylem belirten -ele.

irredantizm [191+] ~Frirrédentisme yabancı ülke yönetimindeki soydaşları gerekçe ederek yayılma siyaseti ~ İt irredentismo a. irid.+ Lat ritare kaşımak " in+1 ırk soy. ~ İng iroko tropik Afrika'ya özgü bir ağaç. alaylı anlatım / İng irony a. irin Tü [Uy viii+] irirj/yirirj cerahat < Tü iri-/yirü. irite [etm [ xx/b] ~ Fr irriter taciz etmek. köken. Ar wadin (yağmur suyunun açtığı yarık. gökkuşağı renklerinde olan her şey. * Güney Nijerya yerli dillerinden. ırmak <Tü [Kıp. gözün renkli kısmı. ironi [ xx/c] ~ Fr ironie kinaye.* Değişken renkli alaşımlarından ötürü. birik-. gözün renkli kısmı. asıl irkil[mek çekilmek ~ Ar cirq [#crq msd. gökkuşağı. yy başlarında ortaya çıkan ikinci anlamın ürk. empt. irmik öğütülmüş buğday unu < Tü *irimik " iri [ML xx/c] iroko chlorophora excelsa ~ uloko a. ~ EYun eiröneia bilmezden gelme.almak " in+2. ırmak). kokuşmak iris [ xx/b] ~ Fr iris 1. xiv-xix passim xi] irkil. birikmek. yarmak " yar<Tü [Kıp xiv] iri * Anlam ilişkisi için karş. Karş.geri + Lat emere. asıl maksadını gizleme EYun eirö söyletmek ~ HAvr *weryo. ikiyüzlülük etme. [ xx/a] ürkerek geri < Tü irk.almak ~ HAvr *em. 2.çürümek. < İt terra irredenta kurtarılmamış topraklar ~ Lat irredemptus geri alınmamış & Lat in.toplamak. süsen bitkisi ~ EYun íris. 2.1. DK xiv] yırmak/ırmak akarsu < Tü yır-/yar-kesmek. 2. a. Tü [Kaş.< HAvr *wers-3 söylemek irrasyonel rasyonel [DTC 1944] ~ Fr irrationel aklî olmayan" in+2. süsen çiçeği ~ HAvr *wlri.a.değil + Lat redemptus geri alınmış & Lat red.a.kavis.fiilinden kontaminasyon yoluyla türediği düşünülebilir.] 1. re+. kuşak < HAvr *wei-1 kıvırmak * Rizomlu bir bitki olan süsene "çiçeklerinin renk zenginliğinden ötürü" iris adı verildiği tezi doğrulanmaya muhtaçtır. prim . bitkilerde kök. EYun (h)ríza (kök). biriktirmek * 20. Karş.toplanmak. rahatsız etmek ~ Lat irritare taciz etmek & Lat in.

belirdi" arz1 * Türkçe ırza tasallut yerine ırza geçme deyimi 20.] şeref.* İtalya'nın uluslaşma sürecinde "henüz kurtarılmamış" İtalyan topraklarını talep etme siyasetinden.] bağlantı kurma " ~ Ar irtica [İkdam 1908 190+] gericilik (Fr réaction karşılığı) *irticâc [#rcc VIII msd.] doğru yolu gösterme " ~ Ar irtibâT [#rbT VIII msd. ayak " rical irtidat reddetme " red irtifa yükseklik " ref [MMem xvi] [ xiv] ~ Ar itidâd [#rdd VIII msd.] miras < Ar wari6a varis idi. yolculuğa ~ Ar irtikâb [#rkb VIII msd. f. mülkiyeti kendine ait olmayan bir malı kullanma hakkı" refakat irtihal [Env xv] çıkma. 2. 2.] rüşvet alma " rüşvet ~ Ar irtiHâl [#rHl VIII msd. geri gitti" rücu * İlk kez Ekim 1908'de "Meşrutiyet devrimine karşı olanlar.] yüksekte olma.] 1. is Tü [ xi] ış is. yy'm ikinci yarısında yaygınlık kazanmıştır. Karş. "ona sahip olan kişileri diğer insanlardan ayıran bölme" < Ar caraDa öne çıktı. duman lekesi . itibar. 2. şiirde vezin birimi. eski rejime dönmeyi savunanlar" anlamında kullanılmış görünüyor. hazırlıksız şiir söyleme < Ar ricl 1.] 1. İng redeem. (suç veya günah) işleme " merkep irtişa ~ Ar irtişa' [#rşw VIII msd. Arapçada ender olarak "bayatlama" anlamına rastlanır. ölme < Ar raHala göçtü.] gönderme " resul irşat rüşt irtibat rapt ~ Ar irşâd [#rşd IV msd. yola çıktı" rahle irtikâp şeyi) üstüne alma.] doğaçlama şiir okuma.] gönderi < Ar ~ Ar ir6 [#wr6 msd. irtical ~ Ar irticai [#rcl VIII msd. irsaliye irsal [IVmsd.] < Ar racaca geri döndü.] islamiyeti ~ Ar irtifâc [#rfc VIII msd. irs/ırs miras kaldı (= Aram #yrt a. ayak.] (ağır bir ırz [DK xv] şeref. unredeemed. a. itibar ~ Ar cirD [#crD msd. kullanışlılık. ) irs » " irs ~ Ar irsâliyyat [#rsl nsb. irtifak ~ Ar irtifâq [#rfq VIII msd.

alamet ~ Ar işârat [#şwr IV msd.iş isabet Tü [Orviii] ış a. alamet.a. rast gelme " tasvip isale ~ Ar isâlat [#syl IV msd. işgal [Men xvii] bir işle uğraştırma. yaşı. [KT xix] işgal-i askeriye yabancı bir toprağı askeri denetim altına alma (Fr occupation militaire çevirisi) [#şġl IV msd. Tü çişe. parıltı < Tü ışılda-" ışı[Uy viii+] isiglig sıcaklık. ışık projektör isilik Tü oluşan kızartı <Tü [DK xiv] aydınlık. böyle verilen sinyal. hararet < Tü isi.] sabitleştirme.idrar etmek " çiş * ç. ishal akışkan kılma.a. gevşetme. rahatlatma. parlamak. sıtma. [ xiv] ~ Ar iSâbat [#Swb IV msd. ~ Ar işgal * Fa kârguzar veya maslahatgüzar sözcüğünden tercümedir. oyalama.sesi edep kaygısıyla düşürülmüş olabilir.kökünden zayıf biçim olduğu düşünülebilir.yanmak. işten alıkoyma. eda eden " iş. [Kıp xiv] yışı-< Tü *ya-/yal.] yerini bulma.] akıtma " sel işaret [Kut.ısıtmak " ısın- Tü [ xi] yaşu-/yaşı.) ." ışı-ışıldak YT isim/ismİbr şem a. diyare " suhulet ısı ışı[mak Tü ~ Ar ishal [#shl IV msd. [MŞ xiv] issilik sıcaklık.a.yanmak. saptama.] bir işle uğraştırma.] sinyal verme. = Akad şumu a. oyalama " meşgale * Türkçe ikinci anlamı Fr occupation sözcüğünün çevirisinden türemiştir. [LO xix] ciltte terden dolayı < Tü isig sıcak " ısı [Yus xiv] ~ Ar ism [#sm/#smy msd.] ad (= < Tü yışı. Aş xi] nişan. parlamak (= Moğ cula ışık ) " yan- * Kısmen onomatope özellikleri gösteren bir fiildir. kanıtlama " sebat işe[mek <Tü [MŞ xiv] [ xiv] ~ Ar İ6bât [#6bt IV msd. ipucu " şura2 isbat/ispat kesinleştirme. göz kırparak onay verme.] 1. Yışı. işgüzar güzergâh + & Tü iş + Fa gu5âr geçiren. [Uy viii+] isiğ sıcaklık. 2.biçiminin.

duymak işitsel < Tü işit-" işit- YT [TDK 1955] * Fiil köküne -sel eklenmesi kural dışıdır. esma. [TDK 1944] şua [Uy viii+] isin. < Lat scalpere/sculpere yontmak * Karş. yerleştirme " iskandil [LF xv] ~ İt scandaglio deniz derinliğini ölçmeye mahsus düğümlü ip. ıska iskambil brusquembille bir kâğıt oyunu iskân sükûn [AL 192+] futbolda topa vuramama (argo) [LO 187+] kâğıt oyunlarının genel adı ~ ? ~ Fr ~ Ar iskân [#skn IV msd. isim. özellikle tahtadan yontulmuş pabuç. bismillah. müsemma.] oturtma. Dissimilasyon Venedikçeden alınmıştır. urtica < Tü ısır.a. İng scalpel (cerrah bıçağı). sabo ıskarta [KT xix] ~ İt scarto atılmış. iskarpela ~ Ven scarpèlo [İt scalpello] ağaç yontma bıçağı. kalemtraş ~ Lat scalpellum/scalprum a. [MŞ xiv] yaprakları yakıcı bitki. tesmiye ışın ısın[mak ısır[mak ısırgan ısırişit[mek işitimle ilgili Tü YT Tü Tü [CepK 1935] kıvılcım.ısınmak. kart2 . a. esami. [LO xix] ~ Yun skalmós sandalda küreğin * Karş. [ xi] ısırğan çok ısıran.EŞKÖKENLİLER: Ar ism : besmele. Fr escaume/escarme (ıskarmoz). sıcak olmak [Uyviii+]ısır-/ısur-a. İt scalmo. elenmiş. iskarpin [ARasim 1897-99] Avrupa tarzı ayakkabı ~ Ven scarpìn / İt scarpino hafif ayakkabı < İt scarpa ayakkabı." Tü [ viii] éşid-/éşit. ekarte edilmiş < İt scartare (iskambilde) kâğıt kaçmak.a. devre dışı bırakmak ~ OLat *excartare " ex+. ölçek ~ OLat *scandaculum ölçek " eşantiyon ıskarmoz bağlandığı çubuk ~ E Yun skalmós a.a.a. < Tü ışı-" ışı- < Tü isi.

eziyet etmek ~ OFa şkastan.erkek. andr.a.] düşürme < Ar saqaTa iskele [Neş. gemilerin yanaştığı rıhtım ~ Lat scâlae (*scand-sla) merdiven < Lat scandere basamak çıkmak. tırmanmak ~ HAvr *skand. belirsizlik.a. & EYun aleksö defetmek. savmak + EYun aner. & EYun is%ö durdurmak.kan " hem(o)+ iskemle [Arg xvi] skemli banko. iskonto [ xix] iskonta/iskonto ~ İt sconto indirim. adam. a.a. şikan. Z.kırmak. özellikle Büyük İskender ~ aléksandros "er savan". 2. ciltçi presi < Fa şikastan. iskender [ xx/c] yoğurtlu döner yemeği < öz İskender Bursa'da bir kebapçı dükkânı adı ~ al-iskandar bir erkek adı. • İ. iskelet < EYun skellö kurumak.a.] engel. t. İng discount (iskonto) < İt discontare.a. alkol [ 200+] iptila derecesinde işe düşkün kimse & Tü * İng workaholic (work + alcoholic. < Lat scabere yontmak ~ Yun işkence [Gül xiv] ~ Fa işkanca/şikanca eziyet. Eyüboğlu'nun sözcüğü Karadeniz Rumcası'ndan türetme çabası orijinaldir. mide ~ OFa aşkamb a. kompüter Karş. kovmak. bükmek. ~ Yun skathí bir tür ötücü kuş. ezmek. işkil [Men xvii] eşkâl şüpheli ve muğlak şey. işkence. kuruyup büzüşmüş şey.a. müşkilat < Ar şakl2 [msd.] karışık ve muğlak şeyler. zorluk < Ar şakala ket vurdu * Arapça sözcük biçim bakımından #şkl kökünün ifcal masdarı ise de çoğul ad olarak kullanılır. ~ Fa işkanba/şikanba iskemi [ML xx/c] ~ Fr ischémie kan dolaşımında duraklama ~ EYun is%aimia a. ~ EYun skeletón 1. [LO. + Lat computare hesaplamak & Lat exdışa " ex+. hesaptan düşme < İt scontare indirim yapmak ~ OLat excomputare a. er iskete [Arg xvi] skete carduelis spinus ~ EYun skánthos a. vesvese ~ Ar işkâl/aşkâl [#şkl çoğ.basmak. anlaşılmazlık.a.a. tutmak + EYun (h)aíma. mumya. Kan xv] rıhtım ~ İt scala basamak.a.iskat düştü "sukut [ xiv] ~ Ar isqaT [#sqT IV msd. a. kuruyup büzüşmek ~ HAvr *skelskurumak işkembe [ xiv] şikembe hayvan midesi < Fa şikam/şikanb karın. sırtsız sandalye ~ Lat scabellum/scabillum a. KT 187+] işkil şüphe. .a. oturak skamní tabure. tırmanmak iskelet [ 188+] ~ Fr squelette a. merdiven. işkolik iş + Tü (al)kolik " iş.) sözcüğünden adapte edilmiştir. sken.

uyum sağlama " sulh islam boyun eğme. a. Env xiv] ısmarla. emanet etmek " sipariş * Erm absbar. anlamak. bir din " selam işlem YT [Fel 194+] ameliye < Tü işle-" iş. ot ıspanak sebze. < OFa oşmürdan. sanmak. [Men xvii] zencefil.a. şumurdan (saymak). sakınma. işaret (argo) » [ 186+] buhar işmar Erm nşmar işaret.] dayandırma" isot + [Kan xv] ıssı ot her türlü baharat. ısmarlamak) biçimi Orta Farsçadan alınmıştır. teslim olma. [Fel 1942] fonksiyon * Türkçede örneği bulunmayan -(e)v eki. simge. farketmek * Aynı kökten Fa şimar (sayı). [LO xix] acı biber ıssı sıcak + Tü ot" ısı. âbespâr. spinacia oleracea ~ OFa spanâk a. özellikle hayvana su vermek) < usu (su). esirgeme isnat senet [MMem xvi] ~ Ar isnâd [#snd IV msd. saflık. alamet ~? OFa *nişmâr a. su katmak * Karş.a.] leke ve günahtan korunmuşluk. sağaltma. [MŞ xiv] isfanâ% ~ Fa ispanâ%/ispânac bir & Tü .(sulamak. oşmâr.iskorpit [EvÇ xvii] ~ Yun skorpídi zehirli dikenleri olan bir balık < Yun/EYun skorpíos akrep < Sam [#cqrb] a.tevdi etmek. [DK. ıslık Tü? [Kıp xiv] sığlık a. bazı Kıpçakça örneklere nisbetle Öz Türkçe kelimeler üretmekte kullanılmıştır.(güvenceye almak.] 1. 2.a. " akrep ısla[mak " su <Tü [Kıp xiv] ısıl-/ısla< Tü *sıw-la-nemlendirmek.a. ıslah [Mercimek xv] < Ar SalaHa iyi veya uygun idi ~ Ar iSlâH [#SlH IV msd.. Moğ usula.a. günahsızlık < Ar caSama koruma.saymak. +ev < Tü işle-" iş işlev YT [Kutxi] ~ Ar islâm [#slm IV msd. [TS xv xv] sıklık islim = Tü istim" istim [LG 188+] göz ucuyla beyan-ı hal.OFa âbespurdan. ısmarla[mak [Har xii] osparla-.] düzeltme. ismet [ xiv] ~ Ar ciSmat^ [#cSm msd. .

] < Yun spáros karagöze ~ İt spatula küçük ve enli bıçak ~ Lat [ xix] ~ Yun spasmós kasılma.] bir tür ~ Yun spároi [çoğ. sepetle dolaşan satıcı" anlamında. ~ Ger *spehön gözetleyen. enli bıçak " apolet ıspazmoz/ispazmoz E Yun spasmós. biçim. çeşit.a. -d. " spazm ispazmoz » ispençiyar [EvÇ xvii] attar. gözcü < Ger *spehjan gözetlemek.a. ~ Yun spínos bir tür ötücü kuş. seyretmek ~ HAvr *spek. " espri ispiyon [Bah 1924] hafiye ~ Fr espion casus ~ İt spione a. işporta [LO 1876] ışporta iki kulplu yayvan sepet ~ İt sporta ince tahta yongasından örülen yayvan ve iki kulplu sepet ~ Lat sporta a. * Aynı kökten İng finch (a. sképtomai (gözden geçirmek. özellikle kimyasal madde veya ot türü " spesiyal * İng spice < Fr épice (baharat) biçimleri Latinceden alınmıştır. tür.* Orta Farsçadan Yunanca yoluyla Batı dillerine geçmiştir. incelemek). ispiritizma [KT 189+] ~ Fr spiritisme medyum aracılığıyla ruh çağırma ~ İng spiritism a. . • Yunanca sözcük muhtemelen eski bir Akdeniz dilinden alınmıştır.a.a.a. OYun spanáki(on) > OLat spinaceum > İng spinach. 2. 3. ~ EYun spyris.a. eczacı ~ İt speziale attar.a. # 1854.a. spyrida. spazm ~ " ıspazmoz ıspatula [ xx/a] spathula < Lat spatha kürek.a. a.).a. ispermeçet [LO xix] ~ YLat spermaceti ispermeçet balinasından elde edilen güzel kokulu beyaz muma benzer madde & Lat sperma sperm + Lat cetus balina " sperm ispinoz [Arg xvi] fringilla ~ EYun spínos/spíza a. ~ HAvr *(s)ping. şifalı ot ~ Lat species 1. * İşportacı "sepetçi. görünüm. < İng spirit ruh ~ Lat spiritus a.a. gözlemek).gözetlemek * Aynı kökten Lat specere. Karş. ticari eşya çeşidi. ispanyolet [Bah 1924] pencere kilit mekanizması < öz espagnol İspanyol ispari benzer bir balık [ xvii] ~ Fr espagnolette [küç. baharatçı < İt spezie baharat. EYun skopeo (bakmak.

stat-. Lat stare. baskı aleti < Ger *stap-/*step. ölçüyü kaçırma. İng stand (durmak.(direk). istakoz/ıstakoz astakós a.israf [Kıp xiv] .a.a. * HAvr *sta.a. ayak basmak. politik * Türkçeye Yunancadan alınmış kent adlarında rastlanan eis öneki.] a.a. durma yeri. nefs-i İznik).pekiştirme biçiminden > EYun staurós. stake (sopa).basmak. < Ar Sarra işret [Aş. gözden kaçırdı ısrar gıcırdadı. malik =? Tü İ5i/ istaka/ıstaka Ger *stakön sopa " atak2 * Karş. istasyon [ xix] ~ Fr station 1. Galata'ya kıyasla İstanbul'un sur içi bölümüne verilen ad & Yun eís iç + Yun e pólis şehir. Osmanlıca nefs-i filan tamlamasıyla ifade edilen.a. HAvr si-stâ. birlikte yeyip içme < Ar caşara birlik oldu " aşiret ıssız <Tü [DK xiv] issüz sahipsiz. İng stick. durum). saraf] gözardı etti.a. boşa harcama < Ar sarifa [msd. kaldırmak).a. İstanbul [ xiv] stambol/istambol ~ Yun sten póli < Yun eis ten póli şehir içi. Lat stâns (duran). +oid ~? Yun . eis Nikaían > İznik (iç İznik. trachurus staurídi haç gibi olan < Yun staurós haç " istavroz. dikmek). HAvr stöu. sta-.] birliktelik. adım ~ HAvr *stebh. HAvr stâ-na. idari amaçla toplanan sayısal bilgiler [xvii]. EYun stöis. 2.a. " iye iştah » [Aş xiv] işteh " iştiha [ xx/b] bilardo sopası ~ İt stecca sopa. duruş. konak).fiil adından > Ave stâna. HAvr sts-n(â). vilayet merkezi olan yerleşimi anlatır. taşırma. Lat *staurare (dikmek. EFa/Ave stâya. Ave stüna.~EYun ıstampa [ xix] ~ İt stampa damga ~ Ger *stampaz havan. yoldaşlık. istatistik [ NK em al 18 71 ] ~ Fr st at is ti qu e~ Al m statistik devlet idaresi sanatı.a. durak ~ Lat stâtio a.kökünden > EYun (h)istemi.reduplikatif kökünden > Lat sistere (durdurmak). değnek ~ < Tü iss [xiv DK] sahip. cırcır böceği gibi öttü ~ Ar iSrâr [#Srr IV msd. Alm stehen (durmak). stat. ihmal etti. uygulamalı matematik [xviii] < Alm staat devlet ~ İt stato " statü istavrit [ xvii] bir balık türü. eis Ámison > Samsun vb. Karş. [Gül xv] boşa harcama ~ Ar israf [#srf IV msd.(durdurmak. İstanbul" eis+.] azıtma. Yus xiv] ~ Ar cişrat^ [#cşr msd.şimdiki zaman kökünden > Lat stenare (durdurmak).(durak.durmak ~ HAvr *stâ. özellikle Konstantin kenti. iç şehir. durma. < Lat stâre. metruk iğe/iye [viii+ Uy] a. = EYun ostéon kemik " oste(o)+ [Menxvii] ~ Yun astakós a.

(bir sıvıyı) istibdat ~ Ar istibdâd [#bdd X msd.durmak " sütun işte iste[mek istem YT <Tü Tü [TS xiv] uşda/üşte & Tü uş işte (işaret zarfı) + Tü da/ta ? " şu [Uy viii+] izde-/iste. Yun stavridís yan-biçiminin de mevcut olması gerektiğini düşündürür. takip etmek. hacim < Ar saba [msd.] başına buyrukluk. keyfi ve mutlak yönetim < Ar badda [msd. Rusça stavrid/stravrida biçimleri.] bir şeye hazır istif [MMem xvi] istifa ambara yığmak. istif. bir tür dev deniz yaratığı. irade < Tü iste-" iste-.) ~ Lat stipare sıkıştırmak. başvuru " davet istidat olma. istiap içine alma.] acele etme. badd] saçtı.a. aramak < Tü iz " iz [Fel 194+] isteme yetisi.* Aynı balığın Yunanca adı savrídi muhtemelen EYun saûros/saúra (1. sorgulama " cevap istida çağrı. tıkmak .dikmek. • İt saurella. istiflemek. yetenek " add [Aş xiv] ~ Ar isticcâl [#ccl X msd. Lat lacerta) ile alakalıdır. Türkçe istavrit cinslerini ifade eden sarı balığı/sarıkuyruk/sarıkanat biçimleri muhtemelen Yun savrí/savrídi'den alıntıdır. istavroz [Men xvii] ~ Yun staurós haç ~ EYun staurós direk. davet etme. Fr saurelle (istavrit balığı) Yunancadan alınmıştır. kural tanımazlık. +inç [ xix] ~ Fr hystérie psikiyatride bir ruh hastalığı < Tü iste-" iste-istenç YT [ 196+] irade isteri/histeri < Fr hystérique kadınlara özgü olduğu varsayılan aşırı duyarlık hali ~ EYun (h)ysterikós rahime ait < EYun (h)ystéra rahim " hister(o)+ * Eskiden isteriye rahim salgılarının düzensizliğinin yol açtığına inanıldığı için. eğilim. durdurmak < HAvr *stâ. aceleci ~ Ar isticwâb [#cwb X msd. sayb] (su) aktı ~ Ar isti'âb [#syb VIII msd.izlemek.] su tutma. kazık ~ HAvr *stau-ro. 2. Romence. dağıttı istical olma " acele isticvap isteme.] cevap ~ Ar istidcâ' [#dcw X msd. [Men ] istif ~ İt stiva 1. ~ Ar isticdâd [#cdd X msd. Ancak Bulgarca.] çağırma. 2. gemi ambarı < İt stivare istiflemek (= Yun stoiba/stoibâzö a. kertenkele.

] ~ Ar istifâdat [#fyd X msd.] yararlanma " [ xiv] ~ Ar istifham [#fhm X msd. arzu " ~ Ar istiHâlat [#Hwl X msd.] tüketme " ~ Ar istiHSâl [#HSl X msd. hizmetçi olarak çalıştırma " hizmet istihfaf hafif istihkak etme. kusma [ xiv] ~ Ar iştigâl [#şġl VIII msd.] gına getirmek.] pekiştirme. ~ Ar istihdam [#xdm X msd.] hayır dileme.] uğraşma" meşgale ~ Ar istiğfar [#ġfr X msd.] arzulama. (böcek) hal değiştirme " hal1 istihare [ xiv] ~ Ar isti%ârat [#%yr X msd.] hak ~ Ar istiHkâm [#Hkm X msd. hakediş < Ar Haqqa hak idi" hak1 istihkâm tahkim etme " hüküm istihlak helak istihsal etme.] (bir süreç istihale içinde) dönüşme.] haber sorma. ~ Ar istihlâk [#hlk X msd. ~ Ar istifrağ [#frġ X msd. bir işin hayırlı olup olmayacağını anlamak için dua ile uykuya dalma < Ar %ayr hayır " hayır2 istihbar haber toplama " haber istihdam koşma.] hafifseme" ~ Ar istiHqâq [#Hqq X msd.] içini boşaltma. üretme " husul [ xiv] [Neş xv] ~ Ar istihbar [#%br X msd. evrilme.] hizmete ~ Ar istihfaf [#%ffX msd.] sorma.istifa af dileme " af istifade fayda istifham sorgulama " fehim istifra " ferağ iştigal [Mercimek xv] af dileme ~ Ar isticfâ' [#cfw X msd.] istiğfar [Gül xiv] merhamet dileme < Ar ġafara merhamet etti" mağfiret istiğna zenginliği reddetmek " gına iştiha şehvet ~ Ar istiğna' [#ġny X msd.] çaba ile elde . ~ Ar iştihâ' [#şhw VIII msd.

aşağılama < Ar iştikak ~ Ar iştiqâq [#şqq VIII msd.istihza haza'a [msd. yy sonlarına dek rastlanır. küçümseme. bot2 ~ Ar iStilâH [#SlH VIII msd. ~ İng steamboat buharlı gemi" [Tarik 1885] .] egemen olma. hiçe sayma.] dimdik durma. dümdüz gitme. özellikle zorla egemenliği üstlenme < Ar walâ başında durdu. ~ Ar istilzam [#lzm X msd. düzenleme. yönelme.] istiklal [Neş xv] ~ Ar istiqlâl [#qll X msd. teknik terim " sulh istilzam gerektirme " lüzum istim Ger *staum. bir kelimeyi diğerinden türetme. yönseme. yön" anlamı Türkçeye özgüdür. etimoloji < Ar şaqqa yardı.] 1. bir şeyi ikiye bölme. istikrah iğrenme " kerh istikrar kararlı olma " karar istikraz borçlanma " inkıraz ~ Ar istikrah [#krh X msd. misafir kabul etme " kabul ~ Ar istiqbâl [#qbl X msd. 2.buhar istimal işletme " amel istimbot istim.] alay. böldü " şık1 istikamet ~ Ar istiqâmat [#qwm/qym X msd. yy'dan itibaren kısmen olumlu anlam kazanmıştır.] 1. başka hükümdar tanımaksızın hüküm sürme. [ xix] (buhar makinasında) buhar [ xiv] ~ İng steam buhar ~ ~ Ar isticmâl [#cml X msd. aşağıladı ~ Ar istihza' [#hz' X msd.] işe koşma.] faiz ile istila ~ Ar istilâ' [#wly X msd. 2. isyan etme. haz&rsquo] alay etti. "İsyan. saymama.] son derece ~ Ar istiqrâD [#qrD X msd. yönetti" velayet ıstılah konvansiyon. hükümranlık " ekalliyet * Klasik kullanımda olumsuz bir kavram iken en geç 15. 2. 2.] 1. doğruluk < Ar qâma durdu " kamet * "Doğrultu. istikbal [Neş xv] ağırlama 1. özellikle bir hükümdarı hiçe sayarak itaati reddetme. istibdat" anlamında kullanımına 19.] aşırı derecede ~ Ar istiqrâr [#qrr X msd. 3. bağını koparma. yarma.] gerek sayma.

] küçümseyerek reddetme.] 1.a.] danışma.a. dinlenme " rahat iştirak ~ Ar istinTâq [#nTq X msd. mülke el koyma " mülk istimna çekme.] satın alma < Ar şarâ [ xiv] istirahe [Env xiv] ~ Ar istirâHat [#rwH X msd. soruşturma " nutuk iştira [msd. birinden rahatsız olma. ortak oldu " şirk ıstırap istirdat geri alma " red istirham dileme.] ortak olma. 2. ~ Ar istirHâm [#rHm X msd.a. ağırsama.] dayanma. reddetti istinsah ~ Ar istinsâ% [#ns% X msd. kopya etme < Ar nus%at kitabın temize çekilmiş hali. mastürbasyon " meni istinat olarak alma " senet ~ Ar istimlak [#mlk X msd. istişare görüş sorma < Ar şürâ danışma " şura2 ~ Ar istişârat [#şwr X msd. ortak alma < Ar şariqa paylaştı.kemik veya kemiğe benzer kabuk " oste(o)+ * Karş. gurur göstererek bir şeyden kaçınma < Ar nakafa küçümsedi.] merhamet istiridye [Men xvii] istiridya ~ Yun streídia [çoğ. HAvr *ost. tahammül edememe " sıklet "Aşağılama" anlamı Türkçeye özgüdür. dayanak istinkâf ~ Ar istinkaf [#nkf X msd. şirâ'] satın aldı istirahat soluk alma.) < EYun. kopya " nüsha istintak konuşturma.] yazıya dökme.] geri isteme.] (sanığı) ~ Ar iştira' [#şry VIII msd. Fr huître < Lat ostreum (a.] bir deniz kabuklusu < Yun streídi(on) a.] meni ~ Ar istinâd [#snd VIII msd.] ~ Ar iştirâq [#şrq VIII msd. istiskal ~ Ar isti6qâl [#6ql X msd. İng oyster. ağır bulma.istimlak edinme.] mülk ~ Ar istimna' [#mnw/mny X msd. . ~ EYun óstreion a. rica etme " rahmet1 » " ıztırap ~ Ar istirdâd [#rdd X msd.

Köpek sözcüğü 14. ~ Ar iTâcat^ [#Twc IV msd. ~ Fr italique 1. dışlama.] söndürme < Ar Tafa'a [msd. itfa eşit taksitlerle ödenmesi itfaiye verilen ad [Men xvii] söndürme. < Ar İ8nân iki " sani iştiyak duyma " şevk istizah isteme. a.a. 2. baş kaldırdı it Tü [ xiv] ~ Fa işwa/şrwa naz. işve isyan isyan etti. spicara flexuosa < Yun/EYun strongylos yuvarlak * İzmarite oranla daha yuvarlak şekilli olduğu için.] ürününden istisna ~ Ar isti6nâ' [#6ny X msd. İtalyan tarzı.] söndürme " itfa ~ Ar itHâf [#tHf IV msd.a. bir yemin veya sözleşmeyi hukuken geçersiz kılacak şekilde (kötü niyetle) bir şart ileri sürme.] ödül verme.] şevk ~ Ar istîDâH [#wDH X msd. yy'da "iri bir tür köpek cinsi" anlamında kullanıma girmiştir.a. eda.] asi olma < Ar caSâ [Or viii] ıt köpek * Adı geçen hayvanın özgün Türkçe adıdır. KT xix] istrongilo izmarite benzer bir balık. soruşturma " vuzuh [Yus xiv] ~ Ar iştiyâq [#şwq VIII msd.] açıklama ~ Yun strongylo istrongilos [LO.istismar yararlanma. ~ Ar icTâ [#cTw IV msd. it[mek Tü [Kaş xi] it. sömürme " semere ~ Ar isti6mar [#6mr X msd. tarz " şive ~ Ar ciSyân [#cSy msd.] boyun eğme. [ xix] itfa-i düyun borcun faiziyle beraber ~ Ar iTfa' [#Tf’ IV msd. ödeme " atiye itaat [Env xv] tav olma < Ar Taca boyun eğdi" tav1 italik [ xx/b] eğimli matbaa yazısı < öz İtalie İtalya * Venedikli yayıncı Aldus Manutius (1449-1515) tarafından geliştirildiği için. hariç tutma = Ar 8unyâ' ikircik. 2.] hediye etme < Ar ithaf tuHfat hediye " tuhaf . Tufu'] söndü 1872'de İstanbul'da kurulan yangın söndürme teşkilatına < Ar iTfa' [IV msd. ita bağışlama.] 1. İtalya'ya ait.

uyuşma. saygı. ad verme " talak itriyum İsveç'te bir kasaba ittifak [ xx/b] ~ YLat yttrium bir element < öz Ytterby [Kut. suç kuşkusu isnat etme < Ar wahama yanlış kuşkuya kapıldı" vehim * Arapçada varolmayan #thm kökünün IV masdarı olduğu zannıyla Osmanlıcada da bazen itham yazılmıştır. kapsamını genişletme. yolunu kesme. ~ Ar ictimâd [#cmd VIII msd. 2. orta itikat [Aş xiv] ~ Ar ictiqâd [#cqd VIII msd. 2. sayma.] adet edinme. bırakma. genelleme.] telef etme. uzlaşma < Ar wafiqa uydu. 2.] uyum sağlama. Aş xi] 1. diredi" amut itina gösterme " inayet ıtır/ıtritiraf " irfan [ xiv] ~ Ar ciTr [#cTr msd. saygı gösterme. kısmet. azat etme.] 1. söz veya görüşle karşı çıkma " arz1 itiyat alışma " adet2 itlaf öldürme " telef ~ Ar ictiyâd [#cwd VIII msd. boşama. 2.] 1.] bildiğini kabul etme ~ Ar i'tilâf [#'lf VIII msd. ders " ibret itidal yolu izleme " adl [ xiv] ~ Ar ictidâl [#cdl VIII msd. denk geldi" muvaffak .] sözleşmeyle bağlanma.] ilgi ve özen itiraz [Env xiv] ~ Ar ictirâD [#crD VIII msd. parfüm ~ Ar ictirâf [#crf VIII msd. denk gelme. ~ Ar itlaf [#tlf IV msd. uzlaşma.] güzel koku. bir dine veya mezhebe bağlanma. itibar [ xiv] ~ Ar ictibâr [#cbr VIII msd. salıverme.Ar ittifâq [#wfq VIII msd.] içeri sokma " dahil1 itham [TS* xv] ~ Ar ittihâm [#whm VIII msd.] töhmet altında bırakma. saygınlık < Ar cibrat^ öğüt.ithal ~ Ar id%al [#d%l IV msd. hayvan ıtlak [ xiv] salıverme ~ Ar iTlâq [#Tlq IV msd. sayı sayma.] dengeli olma. ~ Ar ictinâ' [#cny VIII msd. şans . denk gelme.] uyma.] güvenme. bağlı olunan din veya mezheb " akit1 itilaf anlaşma " ülfet itimat [Gül xiv] dayanak kabul etme < Ar camada dikti.] 1. önüne çıkma.

[TS xv] ivedi acele. bedel verdi ivedi YT ~ Ar ittiHâd [#wHd VIII msd. yol almak ~ HAvr *ei. iyi Tü vulg. bedel. çoluk çocuk < Ar ciyyal bağımlı aile fertlerinin her biri" aile iye Tü [ viii] idi sahip. [DK xiv] éyü . elde edilen şey.ittihat vahdet ittila olma " talih ittisal bitişik olma " vasıl ivaz [Neş xv] tazminat < Ar câDa yerine koydu. inisiye. yy'dan sonra ender rastlanan bir sözcük iken Dil Devrimi döneminde canlandırılmıştır.] birlik. birleşme " ~ Ar iTTilâc [#Tlc VIII msd. eyi i yi ms er iyi [Uy viii+] édgü iyilik (isim). iter (yol) EŞKÖKENLİLER: EYun (h)íemi : disprosyum. tanışık ~ Ar ittiSâl [#wSl VIII msd.acele etmek " ivedi [TDK 1944] fizikte akselerasyon iyal/ayal [Kut. inisiyatif. ~ Ar ciwaD [#cwD msd. iyon Lat ire : ambiyans.] bağlantılı olma.] bakmakla yükümlü olunanlar. iod. başarı. [TDK 1944] a. malik. [LO xix] abur cubur karma karışık. ambülans. Fr. * İyonlaşmış parçacıklar anot ve katoda doğru gittikleri için. kont. i.a.menekşe . efendi.] tanıma. kimyacı ~ EYun iode menekşe rengi < EYun íon.a. • Aynı kökten Lat ire/itare (gitmek).gitmek. < Tü év-acele etmek ıvır zıvır ikil ıvır zıvır değersiz şeyler ivme YT [T S xv] apur sapur darmadağınık. komite. [İMüh xiii] éygü . Kıp xiv] iye * Türkiye Türkçesinde16. [Men ] eyü < Tü éd varlık. [Uy viii+] iğe/iye . iyilik " etYT [ Fe l 19 4+ ] ni kb in < Tü iy im se . [ xx/b] " abuk sabuk < Tü év. primitif.[1 94 2 YT ] iyiye yormak < Tü iyi " iyon [ xx/b] ~ YLat ion artı veya eksi elektrik yüklü atom ~ E Yun iön giden < E Yun eîmi. transit iyot [1891] ~ Fr iode bir element #1812 Gay-Lussac.a. koitus. iyi (sıfat). Aş xi] ~ Ar ciyâl [#cwl çoğ. servet.] karşılık. [TS xiv.

* Menekşe rengi buharından ötürü. . iz Tü [Uy viii+] iz ayak izi.] (metal veya buz) iz(o)+ bileşiklerde) ~ EYun Isos eşit. toprakta saban izi ~ Fr/İng is(o). akıl yoluna gelme < Ar Saçana boyun eğdi. sıkıştırdı. kalabalık etme.] boyun eğme. aynı izabe eritme < Ar 5âba [msd. cuzbat] uzak idi. zahmet < Ar zaHama sıktı.] 1. berrak ve anlaşılır kılma " vuzuh izale zeval [ xiv] ~ Ar îDâH [#wDH IV msd.] ağırlama " izzet izbandut/ızbandut [EvÇ xvii] izbandîd korsan. 2. a. ~ Ar izâlat [#zwl IV msd. birinin üstünlüğünü kabul etti izaz [Yus xiv] ~ Ar iczâz [#czz IV msd. felsefede görecelik " ziyafet izah netleştirme. uzaklaştı izdiham [Env xiv] ~ Ar izdiHâm [#zHm VIII msd. yoketme " izan ~ Ar iScân [#5cn IV msd. aslen bir şeye ait olmayıp sonradan katılma. çiftlik. aynı (sadece ~ Ar iSâbat [#5wb IV msd. banal * Karş. 5awabân] eridi izafe [ xiv] izafet ilgi ~ Ar iDâfat [#Dyf IV msd. Lat viola ve EYun íon < wíon biçimleri muhtemelen eski bir Akdeniz dilinden alınmıştır. < Ger *bandan yüksek sesle ilan etmek " ex+.] giderme. villa < Ar izbe cazaba [msd. -ut ile telaffuzu Güney İtalya lehçelerine özgü sbanduto biçimine işaret eder. gramerde bağıl cümle veya isim tamlaması. eklenme. izdivaç Ar zawc eş " zevç ~ Ar izdiwâc [#zwc VIII msd. mahkûm etmek. 3. sürgün etmek ~ OLat *exbandire a. sıkışma. forsa.] sıkma. haydut ~ İt sbandito sürgüne veya ağır cezaya mahkûm edilmiş kimse. ilinme. İng bandit < İt bandito (haydut. ızbandut » "izbandut ~ Ar cizbat^ [#czb msd. hükümlü < İt sbandire (bir hüküm veya ferman) ilan etmek.] kır evi. eşkiya).eş.] aydınlatma.] evlenme < Arapça iftical vezninde z'den sonra t > d ötümlüleşmesi görülür. kalabalık etti" zahmet * Arapça iftical vezninde z'den sonra t > d ötümlüleşmesi görülür.

yalnızlaştırmak < İt isolare kanal açarak bir yeri karadan koparmak. ziyan.) izlenim YT [Fel 194+] intiba < Tü izlen-" iz * İntiba < Ar Tabc (damga basma. .< HAvr *mers. a. top(o)+ ıztırap/ıstırap sarsılma. [ xix] ~ Yun smarída bir tür balık. izotop [ML xx/c] ~ Fr/İng isotope periyodik tablodaki yeri aynı olan elementler #1913 İng Frederick Soddy & EYun ísos eşit + EYun tópos yer " iz(o)+. ateş yakılan yer.a. bar(o)+ ~ Fr isobar eş basınç çizgisi & izole [etm [DTC 1943] izole etmek/izolasyon ~ Fr isoler yalıtmak. onur. izobar [ML xx/c] EYun ísos eşit + EYun báros ağırlık " iz(o)+. 2. izmarit1 [LG 188+] yarısından çoğu yanıp söndürülmüş sigara (argo) ~ İt smarrito 1. saygınlık < Ar cazza güçlendi.] kudret. DK xiv] ~ Ar İ5n [#'5n msd. smarid. değer buldu ~ Ar cizzat^ [#czz msd. Osmanlıca sözcük ise Fr impression < presse çevirisidir. kulak verdi < Ar u5n kulak (= Aram 'ednâ a. = Akad uznu a. dağılma < Ar iDmaHalla kaybolup gitti.ızgara [Arg xvi] skara/skere ~ Yun skará et kızartmak için kullanılan demir hasır ~ EYun es%ârâ ocak. kaybetmek. spicara smaris izmihlal [Men xvii] ~ Ar iDmiHlâl [#DHl msd. < Lat insula ada " ensülin izomorf isomorphe eş biçimli " iz(o)+. şaşkın < İt smarrire 1. şaşırmak ~ Ger *marrjan şaşırmak.] kulak verme. 2. tanrılara adak olarak et kızartmak izin/izn[Yus. iz bırakma) sözcüğüne kıyasla üretilmiştir.EYun smarís. ada yapmak ~ OLat insulare a.] izzet [Kut. kuşkuya düşmek ~ HAvr *mors-eyo.a. kuruma. a. Aş xi] itibar.] kaybolup gitme. kuşkuya düşmek izmarit2 . şaşkın ve sarsılmış olma " darp [MMem xvi] ~ Ar iDtirâb [#Drb VIII msd. bir dileği kabul etme < Ar a5ina dinledi. morf(o)+ izoterm term(o)+ [ xx/b] kimyada eş biçimli (molekül) [ xx/b] ~ Fr ~ Fr isothèrme eş sıcaklık çizgisi " iz(o)+. güç.şaşmak. kurudu < Ar DaHala (su) kurudu * Arapça sözcüğün gramatik formu benzersiz olup klasik dönem gramercileri arasında tartışma konusu olmuştur. kayıp. a.

M. ~ Ger *hamma.soy. pompa imalatçısı.jaguar [ xx/b] ~ Fr jaguar kedigillerden bir vahşi hayvan.< HAvr *yâ.a. kıskançlık. janjan » " şanjan .~ HAvr *kons-mo. arma * Osmanlı Devletinde jandarma teşkilatı (bu isimle) 20 Kasım 1879'da kurulmuştur. felis onca # Georges-Louis L.a. Amer. bir tür perde < Fr jaloux kıskanç ~ OLat zelosus < EYun zelos öfke. arzu etmek jambon [xx/a] ~Frjambon tütsülenmiş domuz budu<Fr jambe but ~ OLat gamba a. jandarma [ 1879] ~Frgendarme [xvii] 1. Fr. gent. bir hıristiyan azizi < yacqöb Yakup. tay2 jakoben [Birikim 1978] siyasette devrimci yöntemleri savunan kimse ~ Fr jacobin Fransız ihtilali esnasında (1791) Paris'te St Honoré sokağındaki eski St Jacques manastırında toplanan radikal cumhuriyetçi hizip mensuplarına verilen ad < Jacobus St Jacques de Compostelle.istemek.. Buffon. hırs.a. boy " ceket. kavim ) + Lat arme silah " janti. ~ marka Jacuzzi jaluzi [ xx/b] ~ Fr jalousie 1. doğabilimci (1707-88) ~ Port ~ Tupi yaguara her tür büyük yırtıcı hayvan jakar [ xx/b] Jacquard Fransız tekstilci (1752-1834) ~ Fr jacquard bir dokuma türü ~ öz François J. 2. Tevrat'a göre İshak'ın oğlu ve İsrailoğullarının atası jakuzi [ xx/c] püskürtmeli banyo küveti püskürtmeli küvet markası # 1948 Jacuzzi Bros. silahlı birlik. jaketatay [ xx/a] ~ Fr jacquette à taille bir tür uzun kesimli ceket & Fr jacquette ceket + Fr taille kesim. aşırı gayret ~ HAvr *yes. kırsal polis teşkilatı < Fr gens d'arme silahlı adamlar & Fr gens (bir miktar) adam (~ Lat gens. 2.

soy. doğurma.janr gener. jant [xx/b] ~Frjante teker çerçevesi~OLatcambito tekerlek. yavrulamak. ırk " genetik jeneratör [Bah 1924] elektrik üreten motor générateur 1. donmak * Aynı kökten Lat glacies (buz). üretici. argo * Nihai kökeni belirsizdir.a. * Almancadan alınan geometri haricindeki türevlerde Türkçe jeo. yeryüzü ~ E Yun ge/gaia a. kavim. EŞKÖKENLİLER: E Yun ge : coğrafya.halka şeklinde bükmek. cins ~ Lat genus. aşiret. jarse » " jerse ~Frjarretière çorabı ~ Fr gé(o). halka ~ Kelt ~ HAvr *kambto. efendi ~ Lat gentilis "ailesi belli olan". [DTC1944] ~Frjargon bir meslek zümresine jartiyer [192+]jaretyer kemere bağlayan düzenek < Fr jarret bacağın iç tarafı ~ Kelt je(o)+/ge(o)+ toprak. soylu. Fr glace/İng glass (cam) sözcüğü Lat glacies'ten türemiştir. gent. üreten " jenerasyon ~Fr . ~ İt gelatina < İt ~Frgénéalogie soyağacı jenerasyon [ 192+] nesil ~ Fr génération 1. jelatin gelato donmuş. 2. ~ Lat generator doğuran.a./ İng ge(o). üretmek < Lat genus. jöle " jel jenealoji [Bah 1924] [ML1969] ~ Fr gelatine a. genersoy. zemin. uslup ~ Fr genre tür. asil < Lat gens. üremek.yazımı tercih edilmektedir. Coğrafya biçimi Arapça aracılığıyla Yunancadan alınmıştır. İng cold. kibar. jeoloji jel [ML xx/c] ~ İng jel jöle veya jelatin kıvamında olan madde < İng jelly jöle ~ Fr gelée a. geometri.soy. kıvırmak janti [ xx/c] ~ Fr gentil zarif. a.doğurmak " genetik jargon ait özel dil. 2. a. ırk " genetik [ xx/a] tarz. aynı dönemde doğanlar ~ Lat generatio < Lat generare doğurmak. cool (soğuk).tekerlek < HAvr *kemb. jeodezi.< HAvr *gens. ~ Lat gelata < Lat gelare dondurmak. katılaştırmak ~ HAvr *gel-2 soğuk.a.yer. aile ~ HAvr *gnsti. doğuş.

fışkırtılan şey. +sid * Aktif partisip olan Lat -cidus ekinin eylem adı olarak kullanımı kuraldışıdır. Aynı kökten EYun (h)iemi (atmak). fıskiye. su fışkırtma ~ Fr jeter atmak ~ Lat iactare a. 2. ^ 1944 Raphael Lemkin.a.bölmek. zıplama. "Markasız ürün" anlamı çağdaş İngilizce kullanımdan alınmıştır. genele ait. ~ HAvr *ysk. bir tür dans " jikle . doğurtmak ~ HAvr *gi-gns. genit. 2. filmin başlangıç * Fransızca sözcüğün ikinci anlamı eskiden sinema filminin bilet almadan da seyredilebilen tanıtıcı bölümü için kullanılmıştır. fungisit. mekanik ödeme cihazlarında kullanılan metal bilet < Fr jeter atmak " jet jigolo [ xx/b] ~ Fr gigolo dansçı [esk. Amer.a. hukukçu & EYun génos soy. jerse/jarse kumaş < öz Jersey İngiltere'de bir ada jest [ÖSeyf 1919] anlamlı davranış eylem ~ Lat gestum yapılan şey < Lat gerere. Karş. hava püskürtme esasına dayalı uçak motoru < İng to jet püskürtme. gener-" general [ xx/b] filmin başlangıç bölümü. < HAvr *ye. insektisit. 2.a. para veya hizmet karşılığı bir kadına eşlik eden erkek < Fr gigue 1. dais.atmak * İngilizce sözcüğün ikinci anlamı 1941'de kullanıma girmiştir. ırk + Lat -cidus öldüren " genetik. " geriyatri ~Frjersey bir tür yünlü ~ Fr geste davranış.a. iact.kılmak.].a.< HAvr *gens-doğurmak " genetik jenosid [ xx/c] ~ Fr génocide soykırım / İng genocide a. pay etmek " je(o)+ jeoloji jeriyatri » [Hay 1959 195+] [Bah 1924] ~ Fr géologie yerbilim" je(o)+. [ 199+] ~ Fr générique 1. gest. alelumum. eylemek jet [ xx/b] ~ İng jet 1. jenetik » " genetik jenital/genital [ xx/b] ~ Fr génital üreme organına ait ~ Lat genitalis a.jenerik süpermarketlerde satılan markasız ürün bölümü < Lat genus. hoplama. jeton [ xx/b] ~ Fr jeton (kutuya) atılan şey.a. < Lat gignere.a.üretmek. < Lat iacere. jeodezi [Bah 1924] ~ Fr géodésie arazi ölçümü & EYun ge toprak + EYun daiö.

+skop jogging İng to jog ittirmek.].a.]. jip » " cip jiroskop [ xx/b] ~ Fr gyroscope ekseni etrafında dönerek dengeyi sağlayan bir alet & EYun gyros dönme + EYun skepö.gözlemek. yamak. İng queen (kraliçe) < Eİng cwen (kadın). esirgeme * Osmanlı Jokey Klübü 1909'da kurulmuştur. köylü uşak [esk.< HAvr *yek.jikle [ML xx/c] jiklör ~ Fr gicleur otomobil motorunun soğukken kolay çalışmasını sağlayan aygıt < Fr gicler sıçramak. aniden harekete geçmek ~ *cisculare a. at uşağı [esk. ) " +loji * Aynı kökten Fa zan. jimnazyum jimnazyum [ xx/b] ~ İng gymnasium beden eğitimi salonu Lat gymnasium büluğ çağına gelmiş erkek çocukların devam ettiği eğitim ve spor kurumu ~ EYun gymnásion a. 2. 2. Sogd kanig (kadın).a. skop. bir erkek adı. koşmak [198+] ~ İng jogging idman amaçlı koşu < joker [ML xx/c] ~ İng joker 1. "jimnastik jinekoloji [ xx/b] ~ Fr gynécologie kadın hastalıkları uzmanlığı < EYun gyn/gynaike kadın (~ HAvr *gwnâ. yarış atı binicisi < öz Jock Jack adının Kuzey İngiltere şivesinde söylenişi ~ OLat Jacobus bir erkek adı ~ İbr yacqöb "(Allah) esirgedi". EŞKÖKENLİLER: EYun gymnós : cim2.a. söz oyunu ~ HAvr *yok. jöle madde < Fr geler donmak " jel [ xx/b] jele ~ Fr gelée 1. şakacı. jimnastik. iskambilde bir kâğıt < İng to joke şaka yapmak ~ Lat iocus şaka. donmuş şey. Yakup < İbr #cqb koruma.a.Fr gymnastique ~ EYun gymnastikós atletizm.söz jokey [Bah 190+] cokey yarış atı binicisi ~ İng jockey 1. jelatinli . [ARasim 1897-99] cimnastik . beden eğitimi < EYun gymnós çıplak Eski Yunan dünyasında spor karşılaşmaları çoğunlukla çıplak olarak yapıldığı için. 2. jile [ARasim 1897-99] usulü kolsuz yelek [xvi] ~ Tü yelek " yelek ~ Fr gilet yelek ~ İsp jileco Türk ~ marka Gillette traş bıçağı jilet [Cumh 1929] traş bıçağı markası < öz King Camp Gillette Amerikalı sanayici (1855-1932) jimnastik/cimnastik [ 187+] jimnastik .< HAvr *gwen. EErm knig. gözetmek " ciro.

] bol kadın elbisesi < İt giuppa etekli cübbe ~ Ar cubbat a. Türkçede 2007'den itibaren kaydedilmiştir. yemin etmek < Lat ius.yasa . +krasi * İngilizce sözcük 2004 dolayında Kanadalı hukukçu Ran Hirschl tarafından popülerleştirilmiş. Joule jumbo [ 197+] ~ İng jumbo battal boy < öz Jumbo 1865'te Londra Hayvanat Bahçesinde gösterilen.yasa. diu gün ~ HAvr *dyeu.genç " civan jönprömiye [ xx/a] Fr jeun genç + Fr premier birinci" jön. Lat deus (tanrı) ve Ave daiva. reis * 1970'te kullanıma giren Boeing 747 "jumbo jet" uçakları sayesinde Türkçede yaygınlaşmıştır. iktidar ) " jüri.(tanrıların yenilmiş olan eski kuşağı) sözcükleri aynı Hint Avrupa kökünden türemiştir. yasak jüristokrasi [EkşiS 2007] ~ İng juristocracy yargıçlar iktidarı & İng jurist yargıç (< Lat ius. iur.a.gün. jüpon [ARasim 1897-99] ~ Fr jupon iç etek ~ İt giuppone [büy.a. günlük gazete ~ Lat diurnalis günlük < Lat dies. özellikle ellinci yıl kutlaması ~ OLat iubilaeus a. zarif + Jap dö yöntem jul İngiliz fizikçi (1818-1889) [ xx/b] ~ Fr joule fizikte enerji birimi < öz J. esas oğlan & jübile [DTC1943] ~Fr jubilé yaşamda bir kere yapılan kutlama. ~ EYun iöbelaios a. iur. " cübbe jüri [ 186+] ~ İng jury ~ EFr jurée yemin. törensel boynuz judo ~ Jap judo 1880’lerde Jigoro Kano tarafından geliştirilen beden eğitimi yöntemi & Jap jü yumuşak. jurnal [ 183+] curnal ~ Fr journal günlük. güneş * Sans deva. jüt elyaf~ Bengali jhuTo burma ip [ xx/b] ~ İng jute Kalküta kenevirinden elde edilen kaba .HAvr *yewes.hukuk ) + İng -cracy (< EYun krátos güç.-P. a. günce. prömiyer ~ Fr ~ Fr jeun premier birinci jön. daha sonra Barnum sirkine satılan büyük Afrika fili ~ Swa jumbe şef. töre. yeminli ifade < Fr jurer yemin etmek ~ Lat iurare kanunu ilan etmek.jön [ 186+] sinemada genç ve yakışıklı erkek oyuncu jeun genç ~ Lat iuvenis ~ HAvr *yuwen. ~ İbr şenât ha-yöbel Musevi dininde elli yılda bir yapılan ve borularla ilan edilen bir kutlama < İbr yöbel kutlama borusu.

şişirmek " kof kabala [ML xx/c] ~ İng cabbala Tevrat'ın mistik yorumlarına ilişkin Musevi gelenekleri ~ İbr qabbâlâh alınmış olan şeyler.şişirmek " kof [LG 188+] yiğit (argo) kabahat [ xiv] ~ Ar qabâHat [#qbH msd. müzikli lokanta .a. [Men xvii] su yüzeyinde oluşan köpük küresi [ xx/b] ~ Fr cabaret küçük tiyatro. [Arg xvi] kel < Tü *kaw(ı)pak şişkin nesne < Tü *kaP. / İsp gaban a. iri" kaba Tü kabar-" kabar- [LO 187+] ayakkabı altına çakılan iri başlı mıh * Kabar. iri " kal < Tü *kaP. gelenek < İbr qıbbel alma. kabul etme " kabul kaban [ML xx/c] ~ Fr caban gemici paltosu ~ cabbano a.şişmek < Tü kâpa/kaba şişkin.kaale almak kaba kabadayı Tü » [Kaş xi] kapa şişkin.] yanlış veya çirkin davranış < Ar qabuHa çirkin idi. kabarcık <Tü < Tü kabar-" kabarkabare . yanlış veya çirkin davrandı kabak Tü [Uy viii+] kabak malum sebze. a.fiiliyle anlam ve yapı ilişkisi açık değildir. ~ Ar qabân kalın yünden külahlı cübbe. palto " aba kabar[mak kabara <Tü Tü [ xi] kabar. cucurbita pepo.Hol cabret odacık [Kıp xiv] kabarçuk sivilce.

= İbr %ebel a.) * Aynı Sami kökünden Ar Habl (ip. geometride küp) sözcüğü bir Sami dilinden alınmıştır. oda. aşiret. +istan ~ Fa qabristân mezarlık & Ar qabr + Fa - kabuk Tü [ xi] kapik 1. ~ Lat caput baş.kâbe [ xiv] adlı taşı barındıran kutsal makamın adı ~ ? ~ Ar kacbat^ [#kcb msd. coğrafyada burun ~ OLat *capo a.] kabul eden. 2.] kabile [Yus. geminin burunları kerterizleyerek kıyıdan gitmesi. uyan. kafa " kapital kabristan istân " kabir. yuvarlak ve dolgun olmak) köküyle ilişkisi kurulamaz.] 1.a. tek odalı ilkel konut kabine [186+] kabineto bakanlar kurulu ~İtcabinetto / Fr cabinet [küç. 2. [CodC xiii] kabık/kabuk ağaç kabuğu < Tü *kaP. kabil1 mümkün [ xiv] kabul eden. gemi odası ~ İng caban (xiv). olabilir. sıkıntı [#qbD msd. sicim (vii) ~ Sam (= Aram %ablâ a.içini boşaltmak " kof .]. cabin (xvi) ~ OLat capanna/cavanna kulübe. Ar #kcb (memeleri şişmek. uyan " kabul * Kabil-i filan şeklinde terkipler dışında bağımsız bir sıfat olarak "mümkün" anlamında kullanımı Türkçeye özgüdür. büro 2. halat). [Men xvii] usit. kovuk. özel daire. boy.a. kıyı denizciliği < İsp cabo baş.] cins. yy'dan itibaren kaydedilmiştir. kralın özel dairesinde toplanan danışmanları [esk. içi boş şey. kabil2 kabul [ xiv] ~ Ar qabîl [#qbl sf. tutma " kabz kablo [ xix] ~ Fr câble/câbleau a.] kavrama. tür. kabotaj [Bah 1924] ~ Fr cabotage 1. yetenek " kabil1 kabin [ xx/a] ~ Fr cabine küçük oda. EYun kúbos (oyun zarı. kapasite. ~ OLat capulum kalın ip. ~ Ar qâbil [#qbl fa. oymak " kabil2 kabiliyet [MMem xvi] yapılabilirlik veya yapabilirlik. alan. darı kepeği.] bir soydan ~ Ar qâbiliyyat [#qbl msd. DK xiv] olanlar. ~ Ar qabD kabız [Aş xiv] kabz olunmak peklik.] çukur. a. soy " ~ Ar qabîlat [#qbl sf. a. f.] Mekke'de hacer-i esved * Tapınak adı olarak MS 3. özellikle mahrem oda. bakanlar kurulu < Fr cabine " kabin kabir/kabr[Env xiv] mezar < Ar qabara gömdü (= Akad qabru/qubüru kabir) ~ Ar qabr [#qbr msd. zümre.

mal kaç kaç[mak kaçak şey kacak kaçakçı kaçık kaçkın Tü Tü <Tü <Tü kaç-" » <Tü " kap kacak [Mesail3. bunaltma kabz[etm [ xiv] ~ Ar qabD [#qbD msd. mütekabil. EŞKÖKENLİLER: Ar #qbl : ikbal. bir şeyin sapı " kabz kabzımal qâbiD [#qbD fa. makbul. sıkma. qabıl (tür.a. Aynı Sami kökünden İbr qibel (kabul etme). sıktı. sıkışmak < Moğ qabı yan " kavrakaburga2 <Tü [Kıp xiv] kawurğa kızartma. mukabil. DK xiv] kabırğa/kapurğa göğüs kafesini oluşturan kemikler ~ Moğ qabırğa(n) yan. kabile. yüzünü döndü. bir araya gelme). kaçış. kabil1. ~ Fa qâbiD-i mâl malı teslim alan & Ar < Tü ." kavurkâbus ~ Ar kâbus gece gelen sıkıntı ~ Aram ksbâşâ basınç. baskı < Aram #kbş basma.] eliyle tutma. kavrulmuş buğday veya et yemeği *kağurğa < Tü kağur. misafir etti. firari "kaçak < Tü kaç-" kaç< Tü kaç-" kaçTü Tü [ viii] kaç soru sıfatı [ viii] kaç. tutukladı. [TS xvii] kaçacak yer. benimsedi. aldı. yanaşmak < Moğ qabır. mukabele. 2. avuç. kabul. direnmedi. tekabül İbr qibel: kabala kaburga1 [Kıp. İbr #qbS (toplama. göğüs kafesi < Moğ qabırğa. qibla (namazda dönülen yön). 2. 2. konukseverlik gösterdi * Aynı kökten Ar qabl (ön.] alma. tutan + Ar mâl" kabz. kavrama < Ar qabaDa 1. değmek. bastırma. kabza [DK xiv] kılıcın sapı kavrayış. kavradı. kabil2. yamaç. istikbal.] 1. müstakbel.20 186+] [Uy viii+] kaçığ kaçan şey [ xi] kaçğın kaçan. qibbutz (birlik. kıble.sıkıştırmak. eliyle sıkıca tuttu. yüz yüze geldi.sürtmek. a. [KT kaçxix] kaçmış kişi veya kaça ~ Ar qabDat [#qbD msd. peklik çekti * Aynı kökten karş. cins). Aş xi] ~ Ar qabul [#qbl msd.kabul [Kut. tutuş. yüzleşti. makabl. önce). bir araya getirme). benimseme < Ar qabila 1. kabiliyet.] elde eden.

basamak < Ar ~ Ar qadar [#qdr msd.1.] hav. alın yazısı " kadir1 kadı [Kut xi] ~ Ar qâDin [#qDy fa. Yus xiv] ~ Ar qadîm [#qdm sf. düşmek. ölçü " kadir1 [Yus. f. ilahi kudret. değer biçme.] eski" [ viii] %atun/katun kraliçe.] hav. < Lat cadere.a. 2. çizelge & EYun katá + EYun sti%os satır. öncelik. 2. DK xiii] ~ Ar qadaH [#qdH msd. dizilmek. sütün yüzeyinden alınan kaymak " kadife kadeh bardak kadem ön. kırpıntı. ~ EYun katâsti%on sıralama. traşladı.düşmek.] değer. DK xiv] alın yazısı [CodC. ayak " kıdem kademe qadam adım " kadem kader [Yus. DK xiv] ~ Ar qadr [#qdr msd.Ar qaTâ'if [#qTf çoğ. ~ Ar qadam [#qdm msd. qaTf] bir şeyin yüzeyini sıyırdı. sıra.] 1. dizilmek)" kata+ kadavra [Bah 1924] ~ İt cadavere tıbbi amaçla kullanılan ceset / Fr cadavre ceset ~ Lat cadaver a. cas. ölçme. Yus xiv] ayak ~ Ar qadamat [#qdm] adım. ölmek ~ HAvr *kad-düşmek kadar kıymet. cas.] ince şerit kadid[i çıkmak şeklinde kesilip kurutulmuş et < Ar qadda şerit şeklinde kesti. kadife < Ar qaTafa [msd. [DK xiv] kadun/kadın soylu sınıfa ~ Sogd %\vaten kraliçe " hatun Hatun sözcüğünün varyant biçimidir. havlı kumaş. 2. kadayıf [Aş.kadans [ xx/b] ~ Fr cadence müzikte gerilim düşmesi ~ İt cadenza düşüş < İt cadere düşmek < Lat cadere.] içki tası. baklava < Ar qaTlfat [sf.] 1. dildi kadife [MMem xvi] ~ Ar qaTlfat [#qTf sf. mısra (< EYun stei%ö dizmek. nicelik. a. cetvel. kadastro [Bah 1924] ~ Fr cadastre gayrımenkul ölçüm çizelgesi ~ İt catastico a. ölmek " kadans [Men xvii] kaTaif ince hamur tellerinden yapılan tatlı .] yargıç " kaza ~ Ar qadîd [#qdd sf. . sütün kaymağını aldı kadim kıdem kadın mensup kadın [Aş.] çok ince hamurdan yapılmış tatlı. adım. sıra halinde gitmek ~ HAvr *steigh-dizmek.

] 1.kadir 1/kadr[ xi] değer ~ Ar qadr [#qdr msd. idari personel ~ İt quadro 1. kafe kahve"kahve [ 187+] ~ Fr café 1. (Allah) emretme. üzerinde ibrenin döndüğü bölümlere ayrılmış yüzey ~ Lat quadrans. kimyacı ~ EYun kadmeîa Thebai kenti yakınında çıkan bir kurşun minerali. dikey ve yatay çizgilerle dörtgenlere bölünmüş çizelge ~ Lat quadrum kare. 2. özellikle başın üst * EYun kefale ve Lat caput (baş) sözcükleriyle ilişkisi açık değildir. önce. buyurma kadir2 (sadece tanrı için)" kadir1 kadir3 güçlü " kadir1 kadırga [DK xiv] [Yus xiv] . nicelik. kadim < Fen qdm ön. 2. 2.Fen *qadmön eski. kabotaj. çerçeve. yy sonlarında Türkçeden alınmıştır. gücü olma. tüzel kişilik vb.) ~ Lat caducus 1. 3. < İsp cuadro dörtlü. a.Ar qadır [#qdr sf.] gücü olan. kahve. Alm. kahvehane ~ Tü Batı dillerine 16. -ebilme.] kudret sahibi . dört ana yönü gösteren yön yıldızı < Lat quadrare dörtlemek " kare kadril [KT189+] ~Frquadrille dört kişilik gruplarla yapılan bir dans türü ~ İsp cuadrilla a. erg kadirşinas ~ Fa qadr şinâs değerbilir & Ar qadr değer + Fa şinâs bilen. boy ölçüşme. kadırga < EYun katergázomai emek sarfetmek. gücü yetme. kıymet. tanıyan (< Fa şinâ%tan.Ar qâdir [#qdr fa. değer. 2. varisi olmayan mülk < Lat cadere. çerçeve. emek " kata+. şinâs. +şinas kadmiyum [xx/b] ~YLatcadmium bir element ^1817 Friedrich Strohmeyer. cas. düşmüş. [CodC xiii] . 2. uğraşmak & EYun katá + EYun ergázomai çalışmak < EYun érgon iş.dört" kare kadran [ xx/b] ~ Fr cadran pusula yüzü. düşük. t.OYun kátergon Bizans donanmasında kullanılan kürekli gemi. quadr. tanımak ) " kadir1. önde olma " kıdem kadraj [ xx/c] ~ Fr cadrage çerçeveleme < Fr cadrer çerçevelemek ~ Lat quadrare kare yapmak. Ramazan ayının 26cı gecesine verilen ad < Ar qadara/qadira 1.düşmek " kadans kafa ve arka tarafı [Aş xiv] ~ Ar qafan [#qfw] baş. kalamin < öz Kadmos Thebai kentinin kurucusu olan efsanevi Fenikeli önder . armatür. kefal. Karş.bilmek. dörtgen " kare kadük [ xx/b] ~ Fr caduc hukuki geçerliliğini yitirmiş olan (belge. " kare kadro [Tanin 1910] personel çizelgesi ~ Fr cadre 1. ölçü. kapasite. personel çizelgesi. .dörde bölen. dörtlemek < Lat quatuor. 2. a. dörtgen. kare ~ Lat quadrum a.

Alm. kâbus (= Fa %aftân önü açık cübbe. kimyacı (1795-1867)" kahve kafes [Aş xiv] kafaS ~ Ar qafaS [#qfS] hasır örgü sepet veya hayvan kafesi ~ Aram qapsâ sepet ~ Lat capsa sandık. ayaküstü yemek yenen yer ~ İsp cafeteria kahve dükkânı < İsp café kahve ~ Tü kahve " kahve * 19. köylü. bilinmeyen bir eski Asya dilinden alıntı olasılığı güçlüdür.) ~ Prakrit kappüra a.] yeten.] tümü. yeterli " kifayet ~ Ar qâfilat [#qfl fa. Gül xiv] ~ Ar qâfiyyat [#qfw fa. f. qafw] peşinden gitti. f. Fa/OFa gabr/gavr (ateşe tapan. Lat paganus (1. şiirde ~İngkafkaesqueKafkavari. 2. • Ayrıca karş. kasa " kasa kafeterya [195+] ~İngcafeteria kahvehane.] beyit.] tanrı tanımayan veya Müslüman olmayan ~ İbr kapsrân tanrı tanımayan. [ xiv] ġavr/gâvr . Runge. avuç " kefe ~ Ar kâffat [#kff fa. * Fr camphre.a. tanrısız.Ar kâfir [#kfr fa.a. dinsiz) ile anlam benzerliği çarpıcıdır. kafiye kafiye < Ar qafa [msd. [İdr xiv] gevür .] kervan. tüm. kağan iv] kağan/%ağan hükümdar. ağır üst giysi . kâfuru [Kut. izledi kafkaesk [199+] gibi < öz Franz Kafka Bohemyalı Alman yazar (1883-1924) kaftan * Alıntı yönü açık değildir. dinsiz Aram kapsrâ / İbr kspâr köy " küfür * İbranice sözcüğe ilk kez Mişna'da (MS 2. yy) rastlanır. ^F. f. 2. İng camphor < Lat camphora biçimleri Arapçadan alınmıştır. Aş xi] kâfir . Gül xiv] ~ Ar kâfin [#kfw fa. Türkçe telaffuzdaki istikrarsızlık kısmen Farsça etkisine dayanır.F. yuvarlak şey. [Kut. hep). Sans karpüra a. Zerdüştçü). Tü? [ [DK. hepsi < Sam [#kpp] * Anlam bağı için karş. kâfi kafile konvoy kâfir [Yus. Tü top (1. büyük han. yy ortalarında Meksika İspanyolcasından Amerikan İngilizcesine alınmıştır. imparator * İlk kez 4.kafein [Bah1924] ~Frcaféine kahvede bulunan uyarıcı madde ~ Alm kaffein a. yy'da Hsien-pi devletinin hükümdarlarının sıfatı olarak kaydedilmiştir. kâffe bükerek yuvarlak hale getirme.a.a. Aş xi] ~ Ar/Fa kâfur laurus camphora bitkisinden elde edilen Güney Asya kökenli reçine (= OFa kâpür a.

Kaş viii+] kanlı bir tür yük arabası.] gaipten haber veren ~ Aram kâhsnâ kâhin. kez. yer. [LO 1876] kahve altı a. kağnı Tü [Uy. tadımlık. kağşa[mak Tü dağılmaya yüz tutmak kâh makam.].içini boşaltmak. < Tü *kowşa. alt kahve [ xvi] ~ Ar qahwat [#qhw msd. DK xiv] gâh . özellikle tekerleksiz kızak [Uy viii+] koğşa. rahip < İbr #kwn durma.] 1. coffea arabica bitkisinin tohumlarından elde edilen içecek . kahir kahkaha [ xiv] ~ Ar qâhir [#qhr fa. peygamber = İbr köhen kâhin.] çok kahhar kahreden " kahır kâhin ~ Ar kâhin [#khn fa. zorla yaptırma < Ar qahara yendi.] yüksek sesle güldü kahpe kahraman ~ Ar qaHbat [#qHb f. koflaştırmak " kof [Aş. 2. ayağa kalkma " kâinat * Ar kahana (kehanet etti) fiili isimden türetilmiştir. 2. durak. özsuyu [esk.koflaşmak. kahreden " kahır [Yus xiv] ~ Ar qahqahat [#qhqh msd.a. zorla egemen oldu * "Sıkıntı. eziklik" anlamı Türkçeye özgüdür. kahır/kahr[Aş.] yüksek sesle gülme < Ar qahqaha [onom. Yus xiv] qahr ~ Ar qahr [#qhr msd. çerez.a. ezdi.] gücü yetme. yenme... gâh ~ Fa kâh/gâh 1.] gücü yeten. defa " +gâh kah onom gülme sesi [DK xv] ~ Ar qahhâr [#qhr im.< Tü *kaP.kâgir » " kârgir [Uy viii+] kağda/keğd/keğed ~ Sogd kâğıt kâğsdâ/gâğsdâ a.) Semerkand'da kullanılan Sogdca biçimden alınmıştır.] fahişe [MMem xvi] ~ Fa Qahramân İran mitolojisinde Şah Tahmasp'ın Qahtarasp tarafından tahtından mahrum edilen oğlu ~? OFa kârframân iş buyuran kahvaltı + [LL 1732] kahve altı aç karına kahve içmemek için yenen şey. ~? Çin * İlk kez 751 Talas Harbinden sonra Semerkand'a getirilen Çinli esirler tarafından imali kaydedilmiştir. Fa kâğad/kâğaS (a. a. [T S xiv-xvi xiv] kağşa-çürümek. boşalmak. koyu şey. " kahve.

kâinat [Yus xiv] ~ Ar kâ'inât [#kwn çoğ. kawn] var idi. kâhya yöneticisi. a.a. ~ Nahuatl cacauatl uatl ağacı * Meksika Azteklerinin dilinden. Fr caca (dışkı). yy başında Yemen'den İstanbul'a ve daha sonra Avrupa'ya götürülmüştür. . birinin yerinde duran " kamet ~ Ar qâcidat^ [#qcd fa. kakır onom [İstArgo 193+] yaşlı. Erm kak. gülmekten katılma sesi ~ Erm kaknem [AL 192+] çirkin kadın (argo) kaknem sıçayım (şimdiki zaman birinci tekil şahıs dilek kipi) < Erm kakn. kakao [LO 187+] ~ Fr cacao Orta Amerika'a özgü bir bitki ve çikolata yapımında kullanılan tohumu ~ İsp cacao a. mevcut idi. oldu (= İbr/Aram #kwn durma.] varolan. ayağa kalkma ) kak Tü Tü [ xi] kak kurutulmuş meyve kak[mak çoc [ xix] [Kaş xi] kak. Yus xiv] varolan. yy ortalarında Yemen'de kaydedilmiş. Arapça sözcüğün etimolojisi tartışmalıdır. temel. ilke < Ar qacada [msd. Fa kak. qucüd] oturdu kaim [Aş. kart.] taban. kaide [DK xiv] esas. f. kaka. tüm varlıkar. Yun kaká.vurmak kaka dışkı.ekiyle. ~ Ar qâ'im [#qwm/qym fa. pis * Karş. pislik.sıçmak * Karş. kethüda " kethüda [T S xv] kehâya/kehiyâ ~? Fa kad %udâ ev ve çiftlik * Ses değişimi açıklanmaya muhtaçtır. kakavan kakım hayvan ~ OFa kâköm a. 16.] duran.] varolanlar. varlık < Ar kâna [msd. evren < Ar kâ'in [fa.* İlk kez 15. kakala[mak <Tü < Tü kak-" kak- * Sürekli ve kararsız eylem bildiren -ala. Lat caca. çirkin (argo) [Aş xiv] ~? ~ Fa kâkum sansar cinsinden bir şiddetli titreme veya katılma sesi.

belki Fenike dilinden alıntıdır. perçem ~ Moğ kökül/kökel at yelesi.)" hümanist kalas 5 cm enli biçilmiş kereste [ 187+] kalas/ğalas Romanya'nın Kalas limanından ihraç edilen ~ öz Kalas Romanya'da bir liman kenti.a. İsv. elettaria cardamomum ~ Aram qâqülâ ~ Akad qâqullu a. balık pulu )" kılıf * Arapça sözcük yapı itibariyle bir Batı Sami dilinden. kalamar [LO 187+] ~ Yun kalamár a. [DK xiv] ğalabalık/kalabalık çokluk. botanist (1707-1778) ~ EYun káktos devedikeni * Yunanca aslından farklı bir bitki sınıfını adlandırmak için kullanılmıştır.kakofoni [ xx/b] ~ Fr cacophonie ses uyumsuzluğu. a. iyi halde olmak ~ Ger *wala iyi. gürültü . kal[e almak qâl [#qwl] söyledi.a. kâkül [ xiv] kekel ~ Fa kâkül Moğolların ve bazı Türklerin başın büyük kısmını traş ederek bıraktıkları uzun saç tutamı. a. şık (~ Fr galant a. ~ YLat cactus a.a.EYun kakofonía & EYun kakós kötü + EYun fbne ses " fon(o)+ kaktüs [ xx/b] ~ Fr cactus a.a. ^ Linnaeus.a. 1919) < Rus kalaşnik kurabiyeci . sözünü etmek [ viii] kal. zarf. uzun saç tutamı kakule [ xiv] ~ Ar qâqullat sıcak ülkelerde yetişen bir baharat. dedi" kavil kal[mak Tü kale almak sözden saymak. a. tahılın kepeği = Aram qslâpâ soymuk. izdiham. kalabalık kalafat [MMem xvi] ~ OYun kalafatizö gemi tahtaları arasına paçavra sıkıştırarak ziftlemek (vi) ~ Ar qalfaTa/calfaTa [#qlfT/clfT] a. (= Aram qslâptâ/q3İaptâ kabuk. < OLat calamarium kalemlik < Lat calamus ~ EYun kálamos kamış. kalem " kalem kalamata Yunanistan'da bir kent [ xx/a] bir tür zeytin ~ öz Kalamáta kalantor [AL 192+] kalanton/kalantom/kalantor zengin adam (argo) ~ İt galantuomo centilmen.a. hoşnut ) + İt uomo adam (~ Lat homo a. [Men xvii] < Ar ġalabat sayıca çok veya üstün olma. üstün gelme " galebe ~ Ar kalabalık ğalebelik vulg. kuş ibiği. meyve kabuğu. kibar beyefendi & İt galante zarif. < Fr galer hoşça vakit geçirmek. Galati kalaşnikov [ xx/c] ~ marka Kalaşnikov AK-47 taarruz silahına verilen ad < öz Mikhail Kalaşnikov Rus silah mühendisi (d.

ide. < Tü kalı. görüntü + EYun skópos gösteren " kaldırım. müstahkem yer (= OFa *kalak a. güzel (~ HAvr *kal-wo. (~ Yun káltsa uzun çorap. yükselmek " kalkkaldıraç YT [TDK 1944] < Tü kaldır-" kaldır- * Araç isimleri yapan -aç ekiyle.a. çoğ. ispiyon kalem [Kut.].a. ^ 1817 Brewster. < Ar raSaSu-1qalâcî Güneydoğu Asya'dan gelen iyi bir cins kalay < öz Kuala Malaya'da Asya'nın başlıca kalay yataklarına sahip olan kent.a. tayt < İt calza ayakkabı veya çorap ~ OLat *calcea < Lat calceus ayakkabı.a. Aş xi] aracı.kalay [CodC xiii] ~ Ar qalacı/qalc^ı a. calc.a. Sans kalama (a.a.] uzun çorap veya iç don.a.a. [Men xvii] ğırbil/ğılbar/qalbır .kalkmak.topuk " kalker * Karş. İng. kilit" kale. bukağı. döşeli yol & Yun/EYun kalós iyi. ila MS 6. sıvı metal kazanı ~ Lat caldaria < Lat calidus sıcak " kalori kaldır[mak Tü [Uy. kaldera [ML xx/c] ~ İng caldera volkanik çöküntü ~ Port caldeira kazan. eskiden erkeklerin giydiği bacağı sıkıca saran pantalon veya çizme. Kuala Lumpur kalbur [ xiv] ğırbal. bent ~ Fa qalca band kale hapsinde olan & Ar kaleidoskop [ xx/b] ~ Fr kaléidoscope mercek. kamış kalem ~ Ar qalam [#qlm] kamıştan yapılmış yazı * Aynı kökten Lat culmus (bitki sapı).a. Fr chausses (eskiden erkeklerin giydiği uzun çorap veya yumuşak çizme).a. chaussure (her türlü ayak giysisi).. çizme < Lat calx.] hisar. kalem ~ EYun kálamos kamış. kalebent qalcat^ + Fa band bağ. kale. Buna karşılık Lat calamus (kamış.a. kaldırım [Arg xvi] taş döşeli yol ~ Yun *kalodrómos düzgün yol. uzun çorap.a. yy arasına tarihlenir ve bir Batı dilinden alıntı olduğu kabul edilebilir.) MÖ 1. kalça [ xix] bacağın üst kısmı külot) ~ İt calza çizme [esk. kalem) Yunancadan alıntıdır. ayna ve renkli kırpıntılar yardımıyla güzel şekiller oluşturan bir düzenek ~ İng kaleidoscope a.Ar ğirbâl/ğirbîl [#ġrbl] elek ~ Lat cribrum a. külot < Lat calceus pabuç kalçın [LO xix] yumuşak meşinden uzun çizme ~ İt calzoni [büy. [İMüh xiii] kaltır. Kaş viii+] kalıt. ) + EYun drómos yol " bodrum kale [Uy viii+] kala ~ Ar qalcat^ [#qlc msd. .) ~ Akad kalakku a. mucit & EYun kalós güzel + EYun eîdos şekil.

vekil. ~ Ar qâlib kalıp. a. iyi günler & Yun kalós. a.güzel. kalemtraş qalam + Fa taraş " kalem.] çektiri cinsinden bir tür kürekli savaş gemisi < İt galea bir tür tekne " kalyon . f. çok kalıp [CodC xiii] ~ Ar qâlib/qâlab kalıp. örtmek " kiler kalıt YT [CepK 1935] ebedi. önek (< EYun kalós güzel (sıfat) ) + EYun grafeía yazım " kaldırım. kalfa [Men xvii] vekil. 2. faktör kaligrafi [Cumh 1929] ~ Fr calligraphie güzel yazı & EYun kalli.] birinin yerine geçen. gizlemek. ~ EYun kalopódion tahtadan yapılan ayakkabı kalıbı & EYun kâlon tahta. metal üzerine kalemşor + [191+] kalemini silah gibi kullanan partizan yazar & Tü kalem + Fa şör iyi kullanan " kalem. halife " halife * Halife sözcüğünün özel anlamından ötürü telaffuz farklılaşmasına gidilmiş olmalıdır.a. +grafi kalimera [ xix] Rumca selam sözü ~ Yun kale méra günaydın. dünyadan vazgeçen derviş < öz Kalenderiye 11.ayak kalipso [ 195+] ~ İng calypso bir tür dans < Kalypsö Homeros'un Odysseia destanında adı geçen kadın büyücü < EYun kalyptö saklamak. özellikle metal döküm kalıbı" kalıp ~ İt calibro kalıp. yazar. yüzyılda Doğu İran'da ortaya çıkan tarikat * Tarikat adının nihai kökeni bilinmemektedir. pod. hakkak & Ar qalam + Fa kâr " kalem. fact.kalemkâr kalem işi hapan. silahşor * Fa silaHşor deyiminden benzetme yoluyla türetilmiştir. güzel + Yun méra gün (~ EYun (h)emera a. yetkili < Fr qualifier nitelendirmek.a.a. odun + EYun pous. kâr ~ Fa qalam kar 1. [TDK 1944] miras < Tü kal-" kal- kalita [LF xvii] ~ İt galiotta [küç. ~ HAvr *âmer. kalibre [ xix] mermi çapı calibre a. nitelikli hale getirmek ~ OLat qualificare & Lat qualis nitelik + Lat facere. yoğun. traş ~ Fa qalam taraş kalem yontan & Ar kalender [ xiv] Kalenderiye tarikati mensubu. çap / Fr ~ Ar kalifiye [ xx/b] ~ Fr qualifié nitelikli.) kalın Tü [ viii] kalın kalabalık. kesif.yapmak " kalite. özellikle metal döküm kalıbı ve ayakkabı kalıbı ~ Aram qalbîd/qalbüt a. mal sahibinin yerine iş gören %allfat [#%lf sf. kale iyi.

ılık kalorifer ferre. irs < Tü kalıt" kalıt ~ Fr/İng chalco. nitelik < Lat qualis nasıl (soru sözcüğü) ~ HAvr *kwi. ısıtmak ~ HAvr *kls-e. hesap için kullanılan taş < Lat calx.Ar qallâş [#qlş im.a. calc-taş " kalker kallavi büyük. derbeder .a. sıçramak. calc. [TS xiv. refaha kavuşmak < Tü kalk-" kalk- kalkülatör [ xx/c] ~ İng calculator hesap makinası < İng to calculate hesaplamak < Lat calculus [küç. sarhoş.şaha kalkmak.a.) [ xix] ~ Fr calorifère ısıtıcı & Lat calor ısı + Lat ~ Ar qalb1 [#qlb] yürek (= Akad qablu [Aş xiv] kalb .a. berduş. külah). [İMüh xiii] kalğı. sahtekâr. +ber kalp1 a. Ar qallanis (eskiden giyilen yüksek başlık.bakıra ilişkin (sadece kalk(o)+ bileşiklerde) ~ EYun %alkös bakır kalk[mak Tü [Uy. kireçtaşı ~ OLat calcarium a. kalkın[mak <Tü [LO xix] güçlenmek. topuk. 2. Kaş viii+] kalı. yükselmek. Fa külah (soylulara özgü yüksek başlık). ahlaksız kimse kalori [Bah 1924] ~ Fr calorie ısı ölçüm birimi < Lat calor ısı < Lat calere ısınmak. [KT xix] batakçı. yy'da türetilmiştir.1.a. getirmek " kalori.< HAvr *kels-l sıcak. yükselmek. taş.ne? * Latince sözcük Aristoteles felsefesindeki EYun poiötes < poîos terimine karşılık olarak 12.] çakıltaşı. topuk kemiği ~ EYun %âliks a.taşımak. kalleş [Men xvii] içkici.kalite [ 192+] ~ Fr qualité nitelik. lat. özellikle iyi nitelik OLat qualitas "nasıllık". sema). < Lat calx. kalıtım YT [Fel 194+] soyaçekim. kalkan Tü [Uy viii+] kalkan (= Moğ qalqa siper. Kıp xiv] kalk* Aynı kökten ETü kalığ/kalık (gök.] dolandırıcı. [AL xx/a] ~ ? * Karş. korunma aracı) kalker [ xx/b] ~ Fr calcaire kireçli.. okkalı (argo) [ xvi] kallâvî/kullâvi bir tür yüksek sarık.

a. a. 2.taş " kalker [ xx/c] ~ Fr calcifier kireçlenmek.taş " kalker kaltaban kaltak Tü? [Env xv] ~ Fa kaltaban pezevenk. deyyus [TS xiv-xix] eğerin ahşap olan kısmı.göz veya diş kamaşmak < Tü kama. 2. kimyacı < Lat calx.diş.[viii+ Uy. [ xix] parlamentonun toplantı odası ~ Ven cámara [İt camera] oda ~ Lat camera a.a. değiştirme. tonoz. tersine çevirme < Ar qalaba değiştirdi.a. xv] köreltmek. tersine çevirdi. dönme. dönme. +zen kalsifiye [etm taşlaşmak < Lat calx. kalsiyum [KT189+] ~YLatcalcium bir element^ 1808 Sir Humphrey Davy. kamara [Mmem xvi] gemi odası. [ xi] kamaş. ağaç takoz kamaştırmak " kamaş* Belki "ucu sivri olmayan çivi" anlamında. tırnak kama <Tü [Men xvii] kama büyük çivi. < İsp galea bir tür tekne . ~ HAvr *gembh. calc. tonozlu veya kubbeli taş oda ~ EFa kamara. tağşiş edilmiş (para) ~ Ar qalb2 [#qlb msd. ~ EYun kamára 1.a.a.mimaride kemer.] a. döndürme (isim). İng. körelmek kambiyo [LO 187+] gemilerde oda hizmetçisi ~ İt Tü kama-[xi. kemer. [Men xvii] kalabak/kalpak kalpazan [Kan xv] kalbzen ~ Fa qalbzan bozuk (tağşiş edilmiş) para basan & Ar qalb bozuk + Fa zan vuran. kalyon [LF xv] galyon ~ Ven galión 1570 dolayında geliştirilen büyük yelkenli gemi tipi / İsp galeón [büy.kalp2 [Aş xiv] kalb 1. < Lat cambiare değiştirmek ~ Kelt *kamb-i- . evirdi * Sıfat olarak kullanımı Türkçeye özgüdür. döndürdü.] değişme.a. eğer yatağı. [Çağ xv] a. < EYun galéos köpek balığı kam [şaft [ xx/c] ~ İng cam shaft dişli motor aksı ~ Hol kam rad dişli teker < Hol kam tarak ~ Ger *kamb a.İt cambio her tür değişim. [LO xix] ahlâksız kadın * İkinci anlamı belki "üstüne oturulan kadın" iması içermektedir..O Yun galéa a. darp eden " kalp2. calc. xi] [ 1842] bir para türünü başkasına değiştirme işlemi . kalpak Tü? [Kıp xiv] kabalak/kalabak keçe külah. tonoz " kemer kamarot camerotto odacı < İt camera oda kamaş[mak Tü kamaşmak.

kıymet.a. 2. botanikçi < öz Josef Kamel Filipinlerin bitki örtüsünü inceleyen Alman asıllı Cizvit rahibi (1661-1706) kamelya2 kamer kamera » pergola [ xiv] [ xx/b] " kameriye ~ Ar qamar [#qmr] ay ~ İng camera fotoğraf makinası < Lat camera obscura "karanlık oda". kıyamet kamikaze [ 194+] Japon intihar uçağı ~ Jap kamikaze 1. yönetti. bükük. İkinci Dünya Savaşında Japon intihar uçağı kâmil " kemal kamineto camino ocak ~ Lat caminus a. kamçı Tü [Uy viii+] kamçı a. kıymet arzetti. < Tü kam. paviyon camerilla [küç. ayağa kalktı. kaymakam. kırbaçlamak kamelya1 [ARasim 1897-99] bir çiçek ~ YLat camellia bir çiçek cinsi ^ 1753 Linnaeus.) ile ilişkisi üzerinde durulmaya değer. kemale ermiş ~ İt caminetto [küç.] küçük ocak < İt ~ İt [Uy. boy gösterme. DK xiv] ~ Ar qâmat [#qwm/qym msd. makam. 3. mukavemet. mukim. EŞKÖKENLİLER: Ar #qwm/qym : ikame. kutsal rüzgâr. müstakim. karşı koydu. kayyum1. 2. kamet [Yus.a. 2. kıyam. boy.a. 4. durdu.] odacık < Lat camera oda " kamara * Arapça kamer'den türetilmesi yakıştırmadır. bükmek ) ~ HAvr *kamp. kaim. kambur (< EYun kâmptö eğmek. İsv. kayme. ikamet. duruş. başında durdu. mukavim.] 1. Kaş viii+] kamış a. Ortaçağda istilacı Moğol ordularını dağıtan mucizevi fırtına. kamet. " kamara kameriye [ xix] üstü kapalı etrafı açık köşk. kavim.kambur [Men xvii] ~ Yun kampylos sırtı eğri ~ E Yun kámpylos eğik.[xi] öldüresiye dövmek. dikildi. Yun kálamos > Tü kalamış (a. kıvam. ant) varyantının etkisi görülür. değerli idi * Arapça fiilin bazı türevlerinde İbr/Aram #qym (yeminli sözleşme. istikamet.a. a. a. namaz için ayakta durma < Ar qâma 1. takvim Ar/Aram #qym : kayyım. kamış Tü [Aş xiv] [ xix] ~ Ar kâmil [#kml fa. direndi. bir delik ve mercek yardımıyla nesnelerin görüntüsünü yansıtan cihaz < Lat camera oda ~ EYun kámara a. .] olgun.a.

okyanus. bütün. kamping İng camp çadır alanı" kamp [ xx/b] ~ İng camping çadır kurarak tatil yapma < kampüs [ xx/c] ~ İng campus 1. sözlük ~ Ar qâmüs 1. askeri operasyon. motorlu yük aracı [xx] * Nihai kökeni belirsizdir. açık alanda kurulan askeri kışla (ABD).kamp [ xx/a] ~ İng camp çadır alanı. açık havada kurulan ordugâh. tüm < Moğ qamu. biriktirmek. açık arazi. yığmak ) * Türkçede umum karşılığı sıfat iken Dil Devriminden sonra amme karşılığı ad olarak kullanılmıştır. kamutay YT [CepK 1935] meclis < Tü k a m u " k a m u * -tay eki Moğ k?urulday kelimesinden esinlenmiştir.a. savaş alanı < Lat campus meydan " kamp * Ordunun "seferî" olması anlamında askeri bir deyim iken ilk kez ABD'de 1808 seçim kampanyası esnasında mecazi anlamda kullanılmıştır. Nihai kökeni belirsizdir.] küçük kamyon" ~ Fr camion . bütün. kamu Tü [Or viii] kamağ tüm. kamyonet kamyon [ xx/b] ~ Fr camionette [küç. kampana [LF xix] gemi çanı ~ İt campana çan kampanya [ xx/b] ~ Fr campagne 1. [Uy viii+] kamuğ (= Moğ qamuğ hep. savaş alanı. garnizon.toplamak. sefer (xvi) ~ Lat campania ova.a. sözlük = EYun ökeanös a. 2. hep (sıfat). 2. dünyayı çevreleyen engin deniz. kamufle [etm [ xx/b] ~ Fr camoufler gizlemek ~ İt camuffare * Fransızcaya hırsız argosu yoluyla girmiştir. 2. " okyanus * Yunanca sözcüğün kökeni belirsizdir. geçici konaklama alanı ~ İt campo alan. kamus [Men xvii] okyanus. askeri garnizon tarzında üniversite alanı ~ Lat campus ordugâh " kamp * İkinci anlamda sadece ABD'de Princeton üniversitesi için kullanılan bir deyim iken 1945'ten sonra yaygınlık kazanmıştır. kamyon [Bah 1924] motorlu yük aracı bir tür at arabası [xiv]. ordugâh ~ Lat campus a. düzlük. Fi$ru$zabadi'nin ünlü Arapça sözlüğünün adı [xv].

su ulaşımı için yapay nehir / Ven canál su yolu.a. su borusu. kanara [T S xiv] mezbaha. görüş < Ar qanica 1. Uy. razı olma. 2. 2. " sinik kanasta [xx/b] ~İspcañasta1. İng canopy (cibinlik). kanaviçe [Arg xvi] keneviç/kaneviçe ~ İt canavaccio/canevaccio kenevir dokuma.a. çuval bezi < İt canava [mod. tuval). çengel " hangi [Uy viii+] kança nereye? Anca beraber kanca beraber deyiminde. inanmak ) kanaat [Kut. kanma.a. Aşxi] -Arqanâcat^[#qncmsd.doymak.]l. kargı ~ Aram qanyâ a. < Lat canis köpek ~ HAvr *kwon. İng canvas. kanal ~ Lat canalis su borusu kanalizasyon [Bah 1924] [ xx/b] ~ Fr canalisation lağım" kanalize ~ Fr canaliser boruyla su akıtmak. . bir iskambil oyunu ~ EYun kánastron hasır sepet < EYun kánna kamış.hasırsepet.a. salhane kanarya [ xix] ~ canario Kanarya adalarına özgü bir kuş < öz Canaria Atlantik'te bir takımada < Lat insula Canaria "Köpek Adası". Fr canevasse (kenevir bezi.a.) * EYun kanon (çıta. kanı. kandı.a. a. kanat Tü [Uy viii+] kanat a. ark.Fr canapé sırtlıklı yatak ~ Lat conopeum/canopeum cibinlik. yetinme.kan kan[mak Tü Tü [Or.a. canapa] kenevir ~ Lat cannabis a. cetvel) ve Lat cancellus (parmaklık) muhtemelen aynı Sami kökünden alınmıştır. = İbr qâne a. inandı. " kenevir * Karş. ~ EYun kánnabis a. cibinlikli veya perdeli yatak ~ EYun könöpeîon cibinlik < EYun könöps tatarcık * Karş. kani oldu kanal [LF xvii] ~ Fr canal su arkı. kanca 1 Katalan gancho kanca [xiv] ~? Kelt kanca2 Tü [LF xvi] ~ İt gancio kıvrık uç.a. [Uy viii+] kan(= Moğ qanu. Kaş viii] kan a. (= Akad qanü a. kanalize [etm herhangi bir şeyi yönlendirmek < Fr canal " kanal kanape [LO 1876] alafranga sedir. tatmin olmak. [ xx/a] sedir şeklinde sandviç . yetindi.a. 2.a.

a. kamış " kanasta kandil [Aş xiv] ~ Ar qandîl mum ~ Aram qandîlâ a. [ xx/b] ~ Fr caniche bir köpek cinsi < Fr cane ördek ~ Çing konka yakın arkadaş. sekretarya < Lat cancellarius 1. EErm knig (kadın).a.a. kangal1 [LFxvi] küme ~ EYun kân%alos halka.a.a.ağaç veya dalı eğmek. kanıksa[mak kanırt[mak kaniş * Suda iyi yüzdüğü için.a. kançılarya [DüsI. posaya dönme kanguru Cook. kâşif~? Avustral [xx/a] ~ İng kangaroo^ 1770 kaptan James * Bir Avustralya yerli dilinde muhtemelen "anlamadım" anlamına gelen bir sözcükten. mahkemede hakimleri halktan ayıran parmaklığın önünde duran görevli.[ xi] kançık dişi köpek. kani kanaat getiren " kanaat kanı YT [Aş xiv] [TDK 1955] kanaat ~ Ar qânic [#qnc fa. bürhan [ xx/c] <Tükan-"kan<Tü Tü [LO xix] alışmak < Tü kanık kanmış " kan- [ xi] konur.2Z. kadınlara sövme sözü . kanıt kanka YT [CepK 1935] delil. < Lat candere yanmak. halka şeklinde kapı tokmağı kangal2 Sivas'ın bir ilçesi öz Kanlı bir Türk aşireti ~ Yun kan%âli ip halkası. [TS xv xv] karjğrı. Fr chandelle (a.(köpek) biçimleriyle ilişki kurulması fantezidir. " jinekoloji * Lat canis. kapı bekçisi. bükmek.a. kıvrılmış < öz Kangal ~ Fr gangrène doku kancık [ xx/c] bir köpek cinsi kangren [ xix] gangren çürümesi ~ EYun gángraina a. İng. < HAvr *gwen.a.a.] kanan. kani olmak < Ar #qnc..Sogd kancık genç kız (= Fa kanîza a. Karş. ~ OFa kanîzag a.) < Sogd kanîg kadın HAvr *gwne. sökmek. kuvvetli ışıkla ışımak * İng candle. 2. < Tü kan-" kan- * Karş.192 186+] ~İtcancelleriamabeyn. EYun kyon < HAvr *kwon. buruşma. yoldaş .a. kargı.a. a. yetinen. çit Lat canna ince çubuk. ~ Lat candela a. kapıcı < Lat cancellî kafes şeklinde örülü parmaklık. kanaat.) biçimleri Latinceden alıntıdır.

yengeç. büyük terazi ~ O Yun kentenârion a.a. cant. ) " kanasta kanser [ xx/a] ~ Lat cancer 1. cant. 2. bucak. yengeç. 2.ne? [ xx/b] ~ Fr quantité nicelik ~ OLat quantitas < ~ İt canto kanto [ARasim 1897-99] alafranga bir tür şarkı şarkı ~ Lat cantus a.a. kanon [ xx/b] ~ Fr canon 1.a. ~ Karib [Bah 1924] ~ Fr canot ağaç kabuğundan oyulmuş * Batı dillerine Kristof Kolomb tarafından taşınmıştır. bir iş için ayrılmış yer. Fr chanter biçimi Latinceden türemiştir. a. kargı. bucak. İng centaury (a.şarkı söylemek " kanto kantin [Bah 1924] ~ Fr cantine kışla.a. 2. hastane ve okul gibi yerlerde öteberi satan dükkân ~ İt cantina kiler < OLat canto köşe. Aynı kökten Fa yândan/camdan (şarkı söylemek). < HAvr *kar.a. ur. * Latince fiilin canere ve cantare olmak üzere iki biçimi mevcuttur.a.gemlemek. kilise yasası. kanton canton köşe. kanser) çevirisidir. centaurium < öz Kentaúros at gövdeli mitolojik varlık ~ Yun/EYun kentaúreion * Mitolojide şifalı otların piri sayılan kentaur Khiron'a atfen. ur.a. özellikle kilise yasası ~ EYun kanon 1.şarkı söylemek ~ HAvr *kan. ilahilere özgü bir koro tekniği ~ OLat canon yasa.sert.). kanserojen (madde)" kanser. ilçe ~ OLat . cetvel. kabuk? " karsinoma * Latince sözcüğün tıbbi kullanımı EYun karkínos (1. uç " kantin [ xx/b] ~ Fr canton küçük idari birim. tümör ~ ALat *carcr-os yengeç ~ HAvr *kar-kr-o. 2. atın dizginlerini sıkıca çekmek kantaron [MŞ xiv] kantariyun şifalı bir bitki. Karş. tümör. < Lat canere.a. +jen1 [ xx/c] ~ Fr cancerogène kansere yol açan kantar [ xiv] ~ Ar qantâr bir tartı birimi. kargı (= Aram qanyâ a.kano kayık ~ İsp canoa a. çıta. ~ Lat centenarium yüz librelik tartı birimi (yaklaşık 31 kg) < Lat centum yüz " santi+ kantarma ~ Moğ qantarğa atın dilini bastırmak suretiyle zaptetmeye yarayan demir araç < Moğ qantar. yasa = EYun kánna kamış. depo kantite Lat quantus ne kadar? ~ HAvr *kwi. kural. kantat [ xx/b] ~ Fr cantate şarkılı kilise dramı ~ İt cantata şarkılı < İt cantare şarkı söylemek ~ Lat canere.

[Kıp xiv] oyuk nesne. 2. 4 litreye eşdeğer kuru erzak ölçüsü). Tü -k isim ekinin varyantı veya dissimile biçimidir. tutmak) < HAvr kap. Ar qabb > OYun kábos (torba. kapak Tü [Uy viii+] kapak/kabak göz kapağı. içini boşaltmak. kutu). tulum. boğaz. her çeşit müzik aleti" org kanyon [ xx/b] ~ İng canyon ~ İsp cañon büyük su borusu. su kanalı < İsp caña kamış ~ Lat canna " kanasta kaolen kil ~ Çin gao ling yüksek dağ [ xx/b] ~ Fr kaolin porselen yapımında kullanılan * Çin'de Jiangsi eyaletindeki bir dağdan elde edildiği için bu ad verilmiştir. kapamak " kapakapalı <Tü [T S xiii] kapaklı/kapağlı örtülü < Tü kapak örtü " kapa< Tü kap-2 . araç. yakalamak < Tü *kaP.mutlak düzensizlik hali ~ EYun %âos. kaos [ xx/a] ~ Fr chaos. örtü örtmek. İbr qab.kanun1 kanon ~ Ar qanunl yasa ~ E Yun kanon a. Türkçe ve Hintavrupaca kökler arasındaki benzerlik ilgi çekicidir. Bak. Lat capsa (kap. bir hacim ölçeği. [ xi] kapğak kapatan şey. kapa[mak <Tü [DK xiv] < Tü kap-2 [viii+ Uy] örtmek * Tü kap-2 kökünün Türkiye Türkçesine özgü varyantı veya -a ekiyle türevidir. Batı dillerine 1712'de d'Entrecolles tarafından yazılan porselen üretimine ilişkin bir eser aracılığıyla girmiştir. [TS xvi xvi] kab kac Tü *kawp kawşak < *kaPoymak. Ar qabcat (meyve kabuğu). kapa-Karş. < Tü *kaP. kavuşmak " kavra[Or. yeryüzü yaratılmadan önce varolan boşluk ~ HAvr *ghau.(tutmak). %aot. erganun ~ EYun órganon alet. • Tü kap-2 (kapatmak) fiiliyle anlam ilişkisi muğlaktır.1. kese. Akad qabütu (kadeh). kapmak). kap kacak ikil [ xi] ka kaça çanak çömlek. " kanun2 [MMem xvi] ~ Ar qânün2/arqânün tabla şeklinde telli müzik aleti. chaot.bitişmek. Karş. cuppa (kadeh). Lat capere/captare (yakalamak. uçurum. cupa (fıçı). a. şişirmek.büyük boşluk. Kap. kâse [Uy viii+] kâp deriden yapılan torba. İng have < Ger *%aban (almak.< HAvr *gheuboşluk kap Tü tas. oymak. kawuk ve kowuk sözcükleri eş anlamlıdır.ekiyle. • Hintavrupa ve Sami dilleri ile paralellikler ilgi çekicidir. * Pekiştirici -p. kabartmak " kof * -p eki. içini boşaltmak " kap kap[mak Tü ulaşmak. Uy viii] kap-1 tutmak.

içine almak < Tü kap " kap < Tü kap-1 tutmak. başlık. +lan kaplıca <Tü < Tü kap-2 örtmek " kapa- [Uy viii+] kaplan bir tür yırtıcı hayvan [Men xvii] üstü çatıyla örtülü termal banyo < Tü kaplı örtülü. hacimli.baş ~ HAvr *kaput.a. Lat campus alan. kaparo )" kapital * Ar carbana (kaparo vermek). ~ İbr/Aram csrâbön güvence. Alm haupt < Ger *haubud < HAvr *kaput-. başkent. tutmak.] büyük baş < Lat caput. c^arabun (kaparo) Aramiceden alıntıdır. capit.kapan 1 <Tü [Kıp xiv] tuzak <Tü kap-1 tutmak. kapalı . < Lat caput. 2.a.baş " kapital kapitülasyon [ 184+] Osmanlı devlerinin Avrupalı devletlerle yaptığı ticaret antlaşması ~ Fr capitulation maddeler halinde yazılı anlaşma. yakalamak " kap- kapan2 ~ Fa kapan kamuya açık büyük terazi ~ O Yun kampanón a. pey.a. * Aynı kökten İng head. kafa.almak. sermaye ~ Lat capitalis a. capit-baş " kapital kapla[mak <Tü [Kıp xiv] kapla.] sözleşme maddesi. [TS xiii.içine alabilen. capac. * Aynı kökten Lat capsa (kap. a. capparis kaparo [ xix] kaparro ~ İt caparra alışverişe mahsuben yapılan ön ödeme & İt capo baş. kapasite [Hürr 1948] ~ Fr capacité sığa ~ OLat capacitas a. meydan " kamp kapari spinosa " gebere » [ xx/a] ~ Yun kápari çiçeklerinden turşu yapılan bir bitki. kapı " kapaTü [ viii] kapığ/kapuğ a. kapsayıcı < Lat capere. bölüm başlığı < Lat caput. a. kaplan Tü yakalamak " kap-. kefal. CodC xiii] kapu < Tü kap-2 örtmek. ön (~ Lat caput baş ) + İt arrabo kaparo (~ EYun arrhabön a. a. kutu).. Ayrıca karş. kapsamak ~ HAvr *kap. < Lat capax.a. şartname ~ OLat capitulation < Lat capitulum [küç. capt. capit.a. baş para. kapamak kapital [ xx/a] ~ Fr capital 1. başa ilişkin. kapitalist capital" kapital [Bah 1924] ~ Fr capitaliste sermayedar < Fr * Fransızca sözcük ilk kez 1791'de siyasi bir aşağılama terimi olarak kaydedilmiştir. ~ Lat campâna a.a.a. kapitone [Bah 1924] ~Frcapitonné kabarık topak şeklinde bir dikiş tarzı < Fr capiton yün veya ipek topağı ~ İt capitone [büy.

eden. 2. eylem. ~ Fr caprice fantezi. 1. otomobilin dış örtüsü < Fr cape cübbe ~ OLat cappa Kuzey Afrikalılara özgü külahlı cübbe.kaplumbağa kapa-.]. Ar qabaVAram qsbay (aba. önder.a. kâr.a. sorumsuz davranış ~ İt kapsa[mak YT [CepK 1935] tazammun etmek.yapmak. kazanç < Fa/OFa kardan. at arabası örtüsü [esk. özellikle gemi kumandanı ~ OLat capitanus/capitaneus şef. capit.a. sandık " kasa ~ Fr kaptan [Env xv] kapudan ~ Ven capitán [İt capitano] kumandan. [ xix] kapuska etli lahana ~ Sırp kapusta lahana ~ EAlm kapuz 1. üzerine çırpılmış krema eklenmiş kahve < İt cappuccio külahlı keşiş cübbesi" kapüşon kapuska yemeği [Arg xvi] kapusta lahana.a. kurbağa + [MŞ xiv] kaplu bağa & Tü kaplı kapalı. kâr/+kâr [DK xiv] ~ Fa kâr 1.a. 2. kafa. xiv Kıp] kaplamak.sesi kaporta1 sözcüğünün etkisiyle türemiş olmalıdır.a. külah ^ 7. edilen şey. kaptan < Lat caput. " kaput kaput [Men xvii] kapot külahlı palto. kutu.baş " kapital kapüşon [ xx/a] ~ Fr capuchon külahlı cübbe veya giysiye bağlı külah ~ İt cappuccio külahlı cübbe < İt cappa a.a.a. capra keçi ~ HAvr *kap-ro. etmek (= Ave kërëta.] a. eder. kapsüllü tüfek capsule kapçık. İlk kez 7. cübbe. kucaklamak .baş " kapital kapuçino [ 199+] ~ İt capuccino 1. 2. asker kaputu. eder.Tü kapsa. yy Sevilla'lı İsidore. portal kaporta2 kaplaması" kaput [ xx/b] kapota ~ Fr capote otomobil gövde * -r. baş. palto. 2. külahlı cübbe).< HAvr *kwera. yy'da Sevilla'lı Isidore tarafından kaydedilmiş olan Latince sözcük belki Batı Akdeniz'in geç Fenike dillerinden alınmıştır. iş. lahana ~ Lat caput.[xi. kapris [ xx/b] capriccio a. [Cumh 1932] otomobil motor kapağı ~ Fr capote 1. Etymologia 'da ~ Sam " aba * Karş. capit.) ~ HAvr *ksrt. < Lat capsa kap. boccaporto] gemilerde ambar ağzı & İt bocca ağız (~ Lat bucca a.) + Lat porta kapı" bijon. 2. kahverengi külahlı cübbe giyen bir Katolik tarikatı. içine almak < Tü kap-2 örtmek " kapakapsül [KO 187+] kapsüllü ilaç. örtülü + Tü bağa kurbağa " kaporta1 [ xix] ambar ağzı ~ İt boccaporta [mod. .a. koza ~ Lat capsula [küç.

1202). [ xix] karakolhane nöbetçi kulübesi. çizmek karakuşi keyfi hüküm veya yönetim biçimi < öz Bahaeddin Karakuş Mısır'da Eyyubi hanedanı döneminde vezir olan köle kökenli Türk (ö. < Fr carabin [xvi] Fransız ordusunda bir hafif süvari birliği < Fr Calabrin Kalabriya'lı < öz Calabria Güney İtalya'da bir bölge karaca <Tü [DK xiv] karaca bir tür geyik. .] Tü < Tü yerleşik .< HAvr *gher-4 kazmak. zaptiye şube evi ~ Moğ qarağul gözcü. hakketmek ~ HAvr *ghersk. -gar ve -gar biçimlerine rastlanır.] kıta. göçebe olmayan.fiili kaydedilmemiştir. kalıcı" karar karabet karabina [ xiv] [EvÇ xvii] ~ Ar qarâbat [#qrb msd. a. tabiat.* Bileşiklerde meslek ve itiyat adları yapar.karşı karşıya veya üstüste getirmek. huy. kimlik < EYun %arâssö oymak. karakter [Bah 1924] ~ Fr caractère 1. k ar [ vi ii ]k ar a.). Tü kar[mak Tü [Uy viii+] kar. 2. ~ Ar ğirâf [#ġrf] kepçe EŞKÖKENLİLER: İt caraffa : karaf. -kar. katmak.] yakınlık" kurbet ~ İt carabina bir tür mekanik tüfek.karşı karşıya veya üstüste olmak? getirmek? * Aynı kökten -t.] karafçık < Yun ~ Yun kalikántsaros bir tür [EvÇ. anakara < Ar qârr [fa. kişilik. oymak. a. romanda şahsiyet ~ EYun %arakter metale kazılmış damga.(a. sabit. cin [ xx/a] ~ Yun karafáki [küç.a.geçişlilik ekiyle kat. karafaki karafaki karáfi şarap veya su maşrapası" karaf karakancaloz kötü ruh. eklemek *ka. mühür. benzer bir kökün Türkçede de mevcut olabileceğini gösterir. Ancak ETü karawaş (hizmetçi kız) ve karak (göz bebeği) biçimleri. nöbetçi. Fa -kar. nöbetçi < Moğ qara. Kıp xiv] karağul/karawul gözcü. gözlemek * Türkçe *kara. arkebüz / Fr carabine a.a. Men xvii] karakol [TS. kara1 [ viii] kara siyah kara2 [ xiv] ~ Ar qârrat [#qrr f.bakmak. [T S xiv xiv] karucu Tü kara " kara1 [ xx/a] ~ Fr carafe şarap veya su maşrabası ~ İt caraffa karaf a.

kesin görüş veya tercih < Ar qarra durdu. kaldı. karanfil [ xi] ~ Ar/Fa qaranful 1. Doğu Hint adalarına özgü bir baharat bitkisi. istikrar. a. makam " karar. 2.sesi dissimilasyon ürünüdür. a.] şeker kamışı < İsp caramo kamış ~ Lat calamus kamış " kalem karamsar YT [TDK 1955] bedbin. " kare karaoke [199+] ~ Jap karaöke şarkıcılara orkestra eşliği sağlayan bir cihaz & Jap karano boş. yerleşti. yakılmış şeker ~ İsp caramillo [küç. [KT xix] orduda sevk ve idare merkezi (Fr quartier général çevirisi) ~ Fa qarârgâh konak & Ar qarâr durma + Fa gah yer. sanal + Jap ökesutora orkestra (~ İng orchestra)" orkestra karar [Yus xiv] ~ Ar qarâr [#qrr msd. +gâh karat keçiboynuzu çekirdeği " kırat [ xx/b] ~ Fr carat kuyumculukta tartı birimi ~ Ar qirât . karar verdi karargâh [Men xvii] istirahat yeri. karambol [ARasim 1897-99] bilardo oyunu. 2. [T S xvi xvi] karaltı/karantı < Tü karar-" kara1 * -l. sabit olma. baharat. çiçek karanfil). 2. Çiçek karanfil Avrupa'ya 1270'ten sonra Arap ülkelerinden aktarılmış ve birçok dilde baharat karanfil adıyla adlandırılmıştır. Alm nelken. pesimist <T ü kara" kara1 * *Karamsamak fiili mevcut değildir. siyah)" kara1 < Tü kararjğı/kararjğu [xi Ha] karantina [LF xvii] ~ Ven cuarantína [İt quarantena] Venedik'e gemiyle gelen yolculara uygulanan kırk günlük karaya çıkma yasağı < Ven cuaranta kırk ~ Lat quadraginta a. < Moğ qara kara. kaynatılmış şekerli su.karaltı <Tü [Kıp xiv] karaldu . Karş. syzygium aromaticum. Erm me%ag (1. 1. şeker kamışı şurubu. 2. dianthus caryophyllus ~ Hind * EYun karyófyllon (baharat karanfil) biçimi Doğu dillerinden alınmıştır. kırmızı topu sektirerek birkaç topa değdirme. karanlık <Tü [T S xiii] kararjğuluk (isim) karanlık (sıfat) (= Moğ qararjğ-uy a. bilardoda kırmızı top. üstüste darbelere uğrama ~ Fr carambole bilardoda bir oyun ~ İsp carambola Hindistan kökenli kırmızı top biçimli bir meyve karamela [ xx/a] ~ İt caramello 1. konak. karar kıldı.] durma. kokusu ve dişil organı bu baharatı andıran çiçek.

seramik karbonat karbonat" karbon [Bah 1924] ~ Fr carbonate de soude sodyum ~ Fr dioxide kimyada CO2 bileşiği karbondiyoksit [ xx/a] & Fr carbon + Fr dioxide iki oksijen atomu " karbon. yakıcı. EŞKÖKENLİLER: Lat carbo : bikarbonat.İng caravan 1. İdr viii+] karaPaş ~ Sogd psrağâş karavel [LF xvi] karavela ~ İt caravella bir tür yelkenli gemi / Fr caravelle a.karate dövüş sanatı karavan [ML xx/c] ~ Jap kara te "boş el". karbüratör [Bah 1924] ~ Fr carburateur 1. şarbon Lat cremare : krematoryum EYun kéramos : kiremit. karpit.494 187+] ~Frcarbone bir element. karbondiyoksit. 2. bir tür küçük tekne " kerevit karbon [Düs I.< HAvr *ker-4 ateş. a. saf kömür ~ Lat carbo. Kaş. ~ Port caravela a. Kıp xiv] Tü karın " karın . kömürleştirici cihaz. ^ y. oksit karbonhidrat [ xx/b] ~ İng carbohydrate kimyada CHn genel biçimine sahip bileşiklerin genel adı ~ Fr hydrocarbure a. [ xi] kâdaş/karmdaş . benzin motorlu makinalarda karbüratör < Fr carburer karbonize etmek. Fr hydrocarbure (karbonhidrat). di+.odun kömürü ~ HAvr *kr. 3. Yun karabána/karibána biçimi Türkçeden alınmıştır. römork. 2. hidr(o)+2 * Karş. [ ~? karavana xx] hedefi vurmayan atış * İkinci anlamı muhtemelen "karavanaya atmak" deyiminden gelir. 2. kabuklu böcek. katar. karbüratör. karavaş cariye. Lat cremare (yakmak).a. karbonat. < OLat carabus bir tür küçük tekne ~ EYun kárabos 1. İng hearth (ocak). motorlu araçla çekilen portatif barınak ~ Tü kervan " kervan [EvÇ xvii] asker yemeğinin konulduğu büyük kazan. carbon. [T S xiv. a. 1800 Joseph-Louis Preust. kömürleştirmek " karbon kardeş Tü kardaş/karındaş [Uy viii+] kâdaş/kağadaş/karmdaş . kervan. köle kız [Uy. Fr. yakma Aynı kökten EYun kéramos (pişmiş toprak). karbon. karbonhidrat. kimyacı" karbon. silahsız yapılan bir [ML xx/c] motorlu araçla çekilen portatif barınak .4.

" kardiy(o)+ [Bah 1924] ~ Fr cardiaque kalbe ilişkin ~ kare [Bah 1924] ~ Fr carré kare ~ Lat quadratus dörtgen < Lat quadrare dörtköşe yapmak. charge (yük). kargış Tü [Kaş xi] karğış lanet. bohça etmek. ~ Fr/İng cardi(o). -e doğru * Karş.a. [ xx/c] posta ile gönderilen ticari eşya .) karşılığıdır.a. kağnı ~ Kelt karros a. Lat quadraginta (kırk).a. to carry (yük taşımak) biçimleri Fransızca yoluyla Latinceden alınmıştır. [LO xix] kârgir kerpiç yahut ~ Fa kâhgil saman ve çamurla yapılan harç & Fa kâh/kah saman + Fa gil çamur " kehribar. mızrak [Men xvii] kâhgil samanlı balçık. Fr quatre (dört) sözcüğü Lat quatuor (a. Moğ k?arğuça. özellikle gemi yükü ~ İsp cargo yük ~ OLat *carricum a. Moğolcadan alıntı ihtimali üzerinde durulabilir. cord-.a.a. " çehar * Karş. "halk ağzı" sayılan kardaş biçiminden ayrışarak 20.a. Alm herz. kargı kârgir taş bina Tü? [Kıp.dört ~ HAvr *kwetwer a.kalbe ilişkin ~ EYun * Aynı kökten Lat cor. Hit karts (kalp). Erm sird. arbede. quadr. -e doğru (edat)" karşı kargo < Tü karğa.a. İstanbul kullanımında "ahşap olmayan her tür yapı" anlamını kazanmıştır. * İng car (araba).(çatışmak.(karşılaşmak. DK xiv] karğı/karğu kamış. quartus (dörtte bir). kil * Şemseddin Sami'deki *kârgil ("çamurla inşa edilmiş") veya *kâhgir ("samanla tutulmuş") açıklamaları doğru değildir.* Belki "aynı karından doğma" anlamında. aleyhine dua [Bah 1924] gemi yükü. yüzleşmek). < Lat carrus Galyalılara mahsus iki tekerlekli ağır yük arabası.[viii+ Uy] lanetlemek. kardiyak EYun kardiakós a. yy'dan önce İstanbul ağzında ortaya çıkmıştır. beddua etmek Tü karu -e karşı. çarpışmak) < k?arğu. eşek şakası yapmak " karikatür kargaşa (edat)" karşı <Tü [DK xiv] karğaşa kavga. Ancak karındaş biçimi halk etimolojisi etkisiyle oluşmuş bir varyant olabilir. İng heart. quadrum (kare). karga 1 Tü [Uy viii+] karğa kara kuş karga2 tulumba ~ Ven carga la tromba! yelken indirip toplama emri < Ven cargar [İt carricare] kumaş veya yatağı sarıp toplamak. çatışmak. çatışma Tü karu -e karşı. . dörtlemek < Lat quatuor.İng cargo ticari yük. kardiy(o)+ kardía kalp ~ HAvr *kerd. • İkinci hecedeki ses incelmesi.

iki şey arasındaki bağlantı. = Akad qarnu a. zevce. kârid.sert" kanser karış Tü [Uy viii+] karıç ölçek.) sarıp toplamak. [ xi] karı/karış 1.a. akuplman. 2. bohçalamak. hiciv ~ İt caricatura a. Sözcüğün nihai kökeni belirsizdir. baş parmakla serçe parmağı arasındaki açıklık * Dirsek içinden bileğe kadar olan uzunluk genellikle bir karışa eşittir. [ARasim 1897-99] atlı karaca ~ İt carrozza at arabası" karoseri karine 1 ~ Ar qarînat [#qrn sf. kariyer1 [Bah 1924] ~ Fr carriére güzergâh. < EYun kâris. a. eşek şakası yapmak ~ OLat carricare a. eşleştirdi < Ar qarn boynuz (= İbr qeren boynuz = Aram qarsnâ a. ön kol. a. gemi gövdesi ~ HAvr *kar. mantıki birliktelik.a. 2. zevce < Tü *kar-ığ < Tü karıyaşlanmak [ML xx/c] ~ Fr/İng caribou Kanada'ya özgü karibu bir geyik türü ~ calipu a. eş. tutulan yol.Fr caricature abartılı tasvir.] okur " kıraat [Or viii] karı yaşlı kişi. * Aynı kökten Fr carguer. < EYun kârabos büyük deniz kabuklusu. karın karınca1 Tü [Oğ xi] karınçak/karınça a.] 1. < İt caricare (yelken. ) karine2 [EvÇ xvii] karina ~ İt carina gemi gövdesi ~ Lat carina 1. 3. karides ~ Yun karídes/garídes [çoğ. kabuk. 2. delil < Ar qarana [msd.a. yatak vb. arşın. a. Karş. ceviz kabuğu.] ~ Yun karída/garída küçük deniz kabuklusu. meslek ~ İt carriera araba yolu < İt carro araba ~ Lat carrus yük arabası" kargo . kargo. ihtiyar. karın/karnTü [Uyviii+]karına.a. [TS xiv] yaşlı kadın. EŞKÖKENLİLER: Tü karın : kardeş?.a.a. a. istakoz " kerevit karikatür [Diyojen 1870] karikatura hiciv amaçlı resim . qarn] çift koştu. dirsekten bileğe kadar olan uzunluk. a.kari karı Tü ~ Ar qarin [#qr' fa. f. İsp carregar (karga tulumba etmek). karınca2 [Ali xvi] atlı karaça bir eksen etrafında dönen mekanik atlardan oluşan düzenek. eş. uzunluk ölçüsü. * Kanada yerli dillerinden.

carn. karne [ xx/a] okullarda değerlendirme defteri ~ Fr carnet defter < EFr caern a. karnabit ~ Fa *karamb-i bahar ilkbahar lahanası & Ar/Fa karamb lahana (= EYun krâmbe a. küçük dörtgen nesne < Lat quadrum dörtgen.a. karnabahar veya kohlrabi) ve karamb baHrî (deniz lahanası?) ayrıştırılır. karmaşık YT [Fel 194+] kompleks (sıfat) < Tü karmaş. bulaşım çarçabuk ) < Tü karma. Modern Türkçe biçimin bunların ikincisinden türemiş olması ihtimali üzerinde durulabilir. lütuf. sosyolog ~ EYun %ârisma.kariyer2 [ xx/c] ~ İng personnel carrier personel taşıyıcı (bir tür askeri araç) < İng to carry taşımak ~ Fr charrier ~ OLat carricare araba ile taşımak " kargo karizma [ xx/c] ~ İng charisma sevgi ve hayranlık kazanma yeteneği ~ Alm charisma ^ 1922 Max Weber. güzel davranış < EYun %aiı*ö sevinmek. t-zarafet.a. iskambilde bir renk ~ OLat *quadrellum [küç. küçük dörtgen nesne < Lat quadrum dörtgen. bir tabaka kâğıdın ikiye katlanmasıyla oluşturulan dört yüzlü defter < Lat quatuor dört" kare karo [ xx/b] ~ Fr carreau 1. kare " kare karo [ xx/b] ~ Fr carreau 1. sevinç duymak ~ HAvr *gher. kare şeklinde kesilmiş döşeme taşı. 2.et + Lat vale elveda * Büyük perhizde et yemek yasak olduğu için. qarnabıT.[YT] " karmaşa karnabahar [ xix] çiçek lahanası.[xiii Kıp. Alm. ~ Lat quaterni 1. ellemek. karışmak " kar- (= Moğ qarman çırman acele ile. iskelet ~ OLat carcasium ~ ? [Bah 1924] iskelet ~ Fr carcasse ölü hayvanın karman çorman ikil karışık.] karecik.[xiii Kıp] elle tutmak.] karecik. iskambilde bir renk ~ OLat *quadrellum [küç.fiilindem varyant bir yazım olması muhtemeldir.) + Fa bahar ilkbahar " bahar 1 * Klasik Arap kaynaklarında karamb nabaTl (mod.[1935 YT] ihtilat etmek Tü karma. leş. dörder. karnaval [186+] ~FrcarnavalKatoliklerde40 günlük perhizden önceki Salı günü.biçiminin. elle tutmak Tü kar-" kar* Eski Anadolu Türkçesinde rastlanan karma. 2. dörtlü. yapışmak. 2. kare " kare . karmaşa YT [Fel 194+] kompleks (isim) < Tü karmaş. kavra. xv TS] kurcalamak. Yeni Türkçe biçimin daha ziyade Tü kargaşa sözcüğünden çağrışım yoluyla türetildiği düşünülebilir. kare şeklinde kesilmiş döşeme taşı. o gün yapılan taşkınlıklar ~ Lat carnevale "ete veda" & Lat caro.sevmek karkas kalıntısı.

sert. karşın YT [CepK 1935] rağmen < Tü karşı" karşı * -n ekinin işlevi belirsizdir. Tü k?arğaşa yapıca muğlaktır. ur. tümör (yengeç şeklindeki uzantılarından dolayı) ~ HAvr *kar-kr-o. Muhtemelen aynı kökten Tü k?arğa.(karşılaşmak. MÖ iv < EYun karkínos 1. Lat carina (ceviz kabuğu). • Sans kharbüja ve tarambuja (karpuz) biçimleri Farsçadan alıntıdır. t. karst Karst Slovenya'da bir bölge kart1 [ML xx/c] ~ karst bir tür kireçli yer oluşumu < öz Tü [Uy viii+] kart ihtiyar. çatışma (isim) [xi] -e karşı. karşı Tü [Uy viii+] karşı/karşu zıt. a. düşman (sıfat). cevap. -e doğru anlamında edat < Tü ka [xi] yüzyüze olma ve yönelme bildiren edat < Tü karu * Karş.marka Union Carbide kimyasal madde üreticisi firma ^1917 ABD < İng carbon kömür " karbon [ xiv] karbus ~ Fa xarbüza/%arbuza karpuz ~ karpuz OFa %arbüzag a. kabuk? * Aynı kökten EYun karúon (ceviz). yüzleşmek). otomobil veya at arabasının dış kasası < Fr carrosse bir tür at arabası ~ İt carrozza a. pafta. a. filozof ve tabip.a. yengeç.karoseri [Hürr 1948] ~ Fr carroserie 1. Farsça sözcüğün %ar + buza ("eşek hıyarı") şeklinde analizi muhtemelen halk etimolojisidir. karsinoma [ML xx/c] karsinom ~ YLat carcinoma çeşitli kanser türlerini içeren genel ad ~ EYun karkinöma. [CodC xiii] kart/kartay yaşlı. Buna karşılık EYun karpós (her çeşit meyve) ile birleştirmek de güçtür. hasım. Moğ k?arığu (karşılık. çatışmak. 2. * MÖ 2. a. # Theophrastos. k?arğu. 2. eski < Tü *kar(ı)t < Tü karı[viii+ Uy] yaşlanmak " karı ~ Fr carte kart2 [ xix] dikdörtgen kesilmiş karton parçası a. karşıt YT [CepK 1935] zıt < Tü karşı" karşı * -t ekinin işlevi belirsizdir. kavga.(lanet etmek).a. < İt carro araba " kargo karpit [ xx/b] kömür madenlerinde kullanılan bir tür lamba .. Yun. at arabası imalathanesi. harita ~ İt carta kâğıt ~ Lat charta ~ EYun %ârtes papirüs tabakası ~? Mıs kartal Tü? [İMüh xiii] bir tür yırtıcı kuş ~ ? . reaksiyon).yengeç < HAvr *kar. binyılda Mısır'dan Ortadoğu ve Asya'ya yayılmıştır.

[AMithat 1877] kartdövizit ~ Fr carte de visite ~ Ar qaryat [#qry] köy = Aram q3ryâh/q3nytâ * Kartaca kentinin adı Fen qart Hadast (yeni kent) biçiminden türemiştir. içine barut doldurulan mermi kapsülü. germek " kas- (= Moğ qasu.] kâğıt pusula.kısaltmak. posta [ARasim 1897-99] ~Fr carte postale posta kartuş [ xix] ~ Fr cartouche 1.] kaba kâğıt. H. titretmek .xi) fiiliyle ilişkisi gösterilemez. kent = Fen qrt a. el arabası. [TDK 1944] kas adale [Kıp. 2. kısmak. +graf [Bah 1924] ~ Fr cartographe haritacı < Fr carte ~ Fr carter bir aygıtı çarpmadan koruyan metal karton [Bah 1924] ~ Fr carton kalın kâğıt. harita " kart2. peron kartpostal kartı" kart2. mukavva ~ İt cartone [büy. portatif yatak < Ven caro/carro araba " kargo kaş kas kas[mak Tü YT <Tü ~Vencariòla[İtcarriolo] [ viii] kaş 1. belge. vizite karye köy. kartezyen [xx/b] ~FrcartésienDescartes'in geliştirdiği koordinat sistemine ilişkin < öz René Descartes Fransız filozof ve matematikçi (1596-1650) kartograf 1. protokol < İt carta kâğıt" kart2 karter [ xx/b] kılıf < öz J. Carter Amerikalı mucit * Sözcüğün İngilizce biçimine rastlanmamıştır. tepe. büyük kâğıt < İt carta kâğıt" kart2 kartonpiyer [Bah 1924] ~Frcarton-pierre karton kalıpların alçıyla kaplanmasıyla yapılan tavan süslemesi & Fr carton + Fr pierre taş " karton. 2. DK xiv] <Tükas-sıkmak.fiilinin varyant biçimi olması düşünülebilir. karyola [NKemal1872] 1. gözlerin üstündeki çıkıntı [CepK 193 5] kası. 2. arabacık. 2. . a. germek. dolmakalemde mürekkep kapsülü ~ İt cartoccio kâğıt veya kartondan mahfaza " kart2 kartvizit ziyaret kartı" kart2. sıkmak ) * Tü kas-1 (ürpertmek.kartel [ xx/b] ~ İng cartel ticari işbirliği anlaşması ~ İt cartello [küç. Kıs. kâğıt.

hisar. kap. kupa ~ Fa kasa çanak. müstahkem yer.İt incassatura tüfeğin kundağı.yerle bir + Lat agere. kale ~ HAvr *kas-tro. a. kasap kaşağı kaşalot cachalote kocabaş kâşane kasap kesip satan kimse " kasaba kaşar tecrübeli kimse (argo) [Gül xv] ~ Fa kâşâna camlı oda. kasa kâse [ xiv] kâsâ a. mahfaza ~ Lat capsa a. a. süngü . ~ Fr cassette [küç. ilaç kapsülü. sırça saray ~ Ar qaSSâb [#qSb im. resmi mühür ~ Fr cachet metal baskı.] kutucuk ~ İt cassetta a. < İt cassa kutu " kasa . & Lat co(n). castrare (iğdiş etmek). kasara [182+] ~Vencássaro geminin en üst güvertesi. yuva < İt incassare yuvasına veya kınına sokma. ayırmak * Aynı kökten Lat castus (ayrık. kın.+ İt cassa kasa.] kesici. kesimci.a. a.< HAvr *keskesmek. damga < Fr cacher bastırmak [esk. qaSb] kesti "Giriş çıkışı kesilmiş yer" anlamında Lat castrum karşılığıdır. aksiyon kaşer < İbr #kşr uygun olma. actyapmak " kon+. [ML xx/c] bir işte eski ve ~ Ar qişr [#qşr] kabuk * İkinci anlamı eski kaşar deyiminden türemiştir.] ~ Lat coactare a. mühür. caiz olma [ xix] ~ İbr kaşar Musevi dininde yenmesi caiz olan şey kaset [197+] ~ marka CompactCassette Philips firması tarafından geliştirilen teyp formatı # 1963 Phillips. büyük ve yassı bardak ~ Aram kasatura kaşe [ 192+] 1.] surla ~ Fr cachalot sperm balinası ~ İsp [ xix] Edirne'ye özgü kabuklu peynir. kutu. et <Tü [Kıp xiv] kaşak/kaşağu at kaşıma aleti [ xx/a] < Tü kaşı-" kaşı~ Ar qaSabat [#qSb msd. oturtma & Lat in. ~ Akad kâsu bardak.kasa [ 187+] ~ İt cassa sandık. [Bah 1924] tüfeğe takılan bir tür kısa bıçak. saklamak " kapasite kasaba [MMem xvi] çevrili yerleşim. mahfaza " in+1. kasaba < Ar qaSaba [msd. temiz). tutmak. kaptan köşkü ~ Lat castrum "giriş çıkışı kesilmiş yer". 2. EŞKÖKENLİLER: Ar #qs?b : kasaba. < Lat capere içine almak. saf. kutu.

yontmak. quass.< HAvr *kwet. kaba komedi < İt cascare düşmek " kasko kaşkaval [EvÇ xvii] tür peynir & İt cacio peynir + İt cavallo at" kavalye ~ İt caciocavallo "at peyniri". kasım gününden hıdrelleze kadar olan 6 aylık süre. kaside [ xiv] bir şiir formu ~ Ar qaSîdat [#qSd sf. kaşkariko [ARasim 1897-99] hile. dolap (argo) Yun kaskaríka eşek şakası. 2. kırmak ~ HAvr *kwst. Karş. çarpmak. f. [ 194+] 10 Ocak 1945 tarihli yasayla İkinci Teşrin ayına verilen ad < Ar qâsim [#qsm fa.] keşfeden. " kasara kasırga Tü [ xi] kasırku fırtına kasis [ xx/b] ~ Fr cassis yol kırığı. kale. kazımak.[xi] yontmak. yolda hız kesmek amacıyla yapılan enine keski < Fr casser kırmak ~ OLat quassare ~ Lat quatere. 2.] bölen. kaşık Tü kazımak " kaşı[Uy viii+] kaşuk tahtadan yontulmuş şey. bir ~ Fr casquette [küç. hışır. siperlikli şapka < Fr casque miğfer " kask . kaşık < Tü kaşı.] hedefe ulaşan. a.sarsmak. Kaş viii+] kasık .] İslam öncesinden kalan bir Arap şiir formu < Ar qaSîd [sf. askeri kamp ~ Lat castrum a. kaşımak * Belki ses yansımalı *kaş kökünden. [Kıp xiv] baldırın iç tarafı. direkt. miğfer < İsp cascar kırmak ~ Fr casque miğfer ~ İsp casco 1. bulan. en kısa yoldan hedefe yöneldi. taksim eden " kısım kasır/kasr[Aş xiv] kasr ~ Ar qaSr köşk. saklı bir şeyi [Uy.a.(titreşmek). çarpmak. kasuk (deriden yapılan tulum).) ~ O Yun kástron müstahkem yer. saksı. maksat < Ar qaSada kestirme yoldan gitti. Yus xiv] qaSd ~ Ar qaSd [#qSd msd. kırmak kasıt/kast[Aş. ETü kasna.darbe vurmak. kasım [Men xvii] 1. testis yanakların iç tarafı * Karş. haşır. saray (~ Aram qaSrâ a. hedefe kilitlendi.] kasket [ARasim 1897-99] kasketa "küçük miğfer". kusursuz " kasıt kâşif ortaya çıkaran " keşif kasık Tü ~ Ar kâşif [#kşf fa.kaşı[mak Tü [ xi] kaşı. amaçladı kask [ xx/b] kafatası.] amaç. kışın ilk günü sayılan 11 Kasım günü.

a.1. katılık. koparmak " kasara * Hint toplumunda kastların birbiriyle temas yasağından ötürü. düşüş. içerme. keder. dökmek. hüzün < Ar qasâ sert idi. hüzün ~ Ar qaswat/qasâwat^ [#qsw msd. kalıba dökmek. 2.a. İkincil anlamlarda hem geçişli hem geçişsiz biçimlerin bulunması düşündürücüdür. keder. sertleşmek.karşı karşıya veya üstüste gelmek " kar* Fiilin asli anlamı "sertçe karşı karşıya gelmek veya getirmek" olmalıdır.kasko [ML xx/c] kaza sigortası ~ İt casco 1. tabakalaştırmak. tasarlamak.] saf. yukarıdan aşağı doğru hareket.ayırmak. kaderine çıkma. cas-a. kaza < İt cascare düşmek < OLat *casicare < Lat cadere. kat2 [etm (nehir) geçme. karmak. düşme.karşı karşıya veya üstüste gelmek " kat~ Ar qaTc [#qTc msd. 3. üstüne eklemek. koli1 [ xx/a] ~ Fr cache-col boyunluk & Fr cache sakla kaşmir [KT189+] ~Frcachemire Keşmir şalı taklidi bir tür ince yünlü kumaş ~ İng cashmere a. gaddarlık. acımasız davrandı (= Aram #qşy sert olma. < öz Keşmir Kuzey Hindistan'da bir ülke kasnak <Tü [LOxix] gergef gergisi <Tükas-"kas- kast [ xx/a] ~ Fr caste Hint toplumunu oluşturan dört sınıfın her biri.] kesin < Ar qaTc kesme " kat Tü [Uy. rast gelme. ayrı ~ Lat castus ~ HAvr *kes. bir şeye göre veya bir şeyle ilgili olma. yol alma < Ar qaTaca kesti [ xiv] kesme kata+ ~ EYun katá altta ve aşağıda olma. 2. katılık. kastanyet [Bah 1924] ~ Fr castagnette [küç. kat1 Tü [Uy viii+] kat tabaka < Tü *ka. kapsama. rol dağıtmak ~ Nor kasta atış kasvet [Men xvii] kasavet 1.] kesme. zahmet ve sıkıntı çekmek < Tü *ka. katılaşma) * "Keder" anlamı Arapçada enderdir. acımasızlık. kat’i kat2 [ xiv] ~ Ar qaTcı [#qTc nsb. ayrıştırmak. 2.] İspanyol müziğinde avuç içinde tutularak şakırtı sesi üreten ritm aleti ~ İsp castañeta kestanecik < İsp castaña kestane " kestane kasting [ xx/c] ~ İng casting (tiyatroda) rol dağılımı yapma < İng to cast atmak. 2. zümre ~ Port casta [f. " kadans kaşkol + Fr col boyun " kaşe. acımasızlık. Kaş viii+] kat-/kad. katı olma. sınıf.] 1. bir şey hakkında olma bildiren edat ve fiil öneki .

birbiri ardısıra dizili şeyler. zabıt tutmak & EYun katá aşağı + EYun legöl. yy'da diplomatik bir yazışmada Fr fait accompli sözcüğünün Osmanlıca yanlış (tek noktalı fe yerine iki noktalı kafile) okunuşundan türediği rivayeti muhtemelen yanlıştır. 2. kervan < Ar qaTara [msd. +log katalpa * Güney Amerika yerli dillerinden. log-zaptetmek. kaydetmek " kata+. DK xiv] dizi ~ Ar qaTâr [#qTr msd.ayrışma. lys-çözmek " kata+.a. mağara kilisesi ~ OLat catacumba 5. analiz katalog [AMithat 1885] ~ Fr catalogue liste. çubuk katana süvari atı & Mac katona asker + Mac ló at [Peç xvii] iri Macar atı ~ Mac katonaló [ xx/a] ~ YLat catalpa bir ağaç türü ~ Amer katar [Yus. liste < EYun katalegö kaydetmek. alaşağı etmek & EYun katá aşağı + EYun aireö almak " kata+ . yy'dan itibaren Roma yakınında Aziz Sebastian'a atfedilen yeraltı mezarının adı. platform ~ OLat catafalicum & EYun katá + Lat falicus bir tür muhasara makinası" kata+ katakomb [Aİhsan1891] ~Frcatacombes yeraltı mahzeni. listeye yazmak. 2.] 1. catalyt. < EYun katalyö birimlerine ayrıştırmak & EYun katá + EYun lüö.a. bir dizinin ögelerini madde madde sıralayan yazı ~ EYun katálogos sicil. arag-çarparak düşmek " kata+ katarsis [ML xx/c] ~ İng catharsis günah veya suçtan arınma ~ EYun kátharsis a. qaTr/qaTarân] damladı < Ar qaTrat damla " katre katarakt [ xx/b] ~ Fr cataracte 1. katalitik çalışan " kataliz [ xx/c] ~ Fr catalytique katalize ilişkin. hokkabazlık ~? * 19. < EYun kathairö indirmek. şelale.katafalk [ xx/b] ~ Fr catafalque üzerinde tabutun sergilendiği platform ~ İt catafalco iskele. defter. katamaran [ML xx/c] ~ İng catamaran ~ Tamil kattumaram iki yanında denge çubukları bulunan kayık & Tamil kattu bağlamak + Tamil maram tahta. katalizle kataliz [ xx/b] ~ Fr catalyse. her türlü yeraltı mezarı & EYun katá + Lat tumba mezar " kata+ katakulli [ xix] hile. dikey kapanan kale kapısı & EYun katá aşağı + EYun arâssö. göz perdesi ~ EYun katarrâktes şelale. damlalar dizisi. fesat. çözünme ~ EYun katálysis a.

< EYun katatónos aşırı gergin < EYun katateinö aşırı gerilmek < EYun teinö germek.katatoni [ML xx/c] ~ Fr catatonie bazı psikozlarda görülen aşırı gergin veya aşırı durgun hal ~ Alm katatonie a. katışık < Tü kat. yazıcı " kitap [ xiv] kâtib [Uy viii+] kağatır . her çeşit makam. sokmak & EYun katá + EYun (h)iemi. ) + İng gut bağırsak " kedi katı Tü [Uy viii+] katığ/ka5ığ 1. sert. iddia etmek. ~ EYun katheter daldırılan şey < EYun kathiemi batırmak. sandalye. piskoposluk makamı & EYun katá aşağı + EYun (h)édra oturma yeri. 2. be+ katedral [ xix] büyük kilise ~ Fr cathedrale piskoposluk makamı olan kilise ~ OLat cathedralis (ecclesia) a. ameliyatlarda dikiş için kullanılan bağırsaktan yapılmış iplik & İng cat kedi (~ Ger *kattuz a. sedye kategori [ xx/a] ~ Fr catégorie ~ OLat categoria ~ EYun kategoria 1. katkı katla[mak YT <Tü [TDK 1944] < Tü kat-" kat< Tü kat" kat1 [TS xiv] kat kat yapmak .] öldürme < Ar katık katil1/katl- Tü qatala öldürdü katil2 kâtip katır Tü [xiv] ~ Ar qâtil[#qtl fa. sertleşmek. heca & EYun kata. haşin.eklemek.fiiliyle ilişkisi biçim ve anlam bakımından problemlidir.+ EYun e%ö seslenmek " kata+. gerilmek " kata+. karışık. [ xi] katır at ile eşeğin birleşmesinden doğan hayvan * Kat. et. itham. koltuk. 2. beraber "kat1.a. ton1 katbekat + & Tü kat + Fa ba ile.a.] yazan. katmak " kat~ Ar qatl [#qtl msd. şırınga / İng catheter a.a. Aristoteles mantığında bir özneye atfedilen özelliklerin her biri < EYun kategoreüö biri veya bir şey hakkında konuşmak. daldırmak.atmak " kata+. ~ EYun kate%ismos hocanın söylediğini sesli olarak tekrarlamak yoluyla öğretim. itham etmek & EYun katá hakkında + EYun agoreüö konuşmak " kata+ kateşizm [ML xx/c] ~ Fr catéchisme resmi bir öğretiyi soru-cevap şeklinde öğreten el kitabı ~ OLat catechismus a.eklemek.] öldüren "katil1 ~ Ar kâtib [#ktb fa.< HAvr *sed-1 oturmak " kata+. sağlam. koltuk ~ HAvr *sed-râ. eko kateter [ xx/c] ~ Fr cathéter vücuttan bir sıvı boşaltmak için sokulan boru.a. diyez katgut [ xx/c] ~ İng catgut kedi bağırsağı. katılaşmak " kat[Uy viii+] katık ekmeğe katılan şey [Aş xiv] katl < Tü kat.a. 2. < EYun kathédra 1.

katolik [ xviii] ~ Fr catholique 1. buhur yakma " katran 1 katrilyon [ xx/b] ~ Fr quatrillion bin çarpı bin üssü dört sayısı. zahmet çekmek " kat* Katla. İng cedar (sedir ağacı) Yunancadan alınmıştır. katmer <Tü [T S. genel. kapsayıcı. & EYun katá kapsama edatı + EYun (h)ólos tüm. 2. 1. Kıp xiv] sabır ve tahammül etmek. Roma mezhebine bağlı olan ~ Lat catholica (ecclesia) tümel. katre [Aş xiv] ~ Ar qaTrat [#qTr msd. milyon kauçuk [ 186+] ~ Fr caoutchouc kauçuk bitkisi. ekümenik (kilise) ~ EYun katholike (ekklesia) a. her şey " kata+.000.fiilinden anlamca bağımsız olduğuna dikkat edilmelidir. & Ar qatl öldürme + < Tü k at " ka t1 * -man ekinin işlevi açık değildir.katlan[mak <Tü [T S. tütsü amacıyla yakılan ağaç özü < İbr/Aram #qTr duman tütmek. Kıp xiv] tabakalar şeklinde dizilen yufka yemeği Tü kat" kat1 * -mer ekinin işlevi ve ses uyumsuzluğunun nedeni açık değildir. evrensel. ficus elastica. Güney Amerika yerli dillerinden. tütsülemek " katran 1 * Lat cedrus > Fr cèdre. Fr. a.sertleşmek. katliam Ar câmm genel. hol(o)+ katran 1 ~ Ar qaTrân/qiTrân [#qTr] zift ~ Aram qiTrân a. a. tütsüleme. tütsü amacıyla yakılan bitkisel öz < İbr/Aram #qTr duman tütme. bu bitkinin zamkından elde edilen elastik madde ^ 1745 La Condamine. seyyah ~ Tupi caucho a. amme k at ma n YT [C ep K 19 35 ] ta ba ka ~ Fa qatl-i câmm a. sedir ~ EYun kédros a. od(o)+ * Elektriğin geliş yolu anlamında.000. ~ İbr/Aram qiTer buhur. tütsüleme.a.000. katod [Bah 1924] ~ Fr cathode negatif elektrot ~ EYun káthodos aşağıya giden yol & EYun katá aşağı + EYun (h)odós yol" kata+. buhur yakma katran2 ~ Yun kédron katran ağacı.000 & Fr quatre dört + Fr million " kare. a. evrensel.mihnet ve sıkıntı çekmek < Tü kat. dayanmak Tü katın.000.a. .] damla ~ Aram qiTer buhur. < Aram #qTr duman çıkarma. umumi" katil1. günnük.

kavrulmak Aynu kökten *kağurı. boşluk). mağara ~ HAvr *kaw.: kurak.içi boşalmak veya boşaltmak * Aynı kökten Fa kav (çukur. ok ve yay taşıyan muhafız < Ar qaws yay " kavis kavata [LO xix] ~ Yun gabátha/kabatha oyma ağaçtan kap.kav1 Tü [ xi] kaw ateş. dans partneri ~ İt cavaliere süvari.yanmak. oyulmuş < Lat cavare oymak. nara kavi kavil/kavl< Ar qâla söyledi. Aş xi] kavl EŞKÖKENLİLER: Ar #qwl: kal. oyuk. bağırış [Kut. süvari. dini merasimlerde davul ve flüt eşliğinde ilahi okuyan kimse " kavil kavalye [ 187+] kavalyer ~ Fr cavalier 1. < HAvr kaval ~ Ar qawwâl [#qwl im. kavurTü kuru.] güçlü" kuvvet ~ Ar qawl [#qwl msd. okçu. boşluk. kuru.Ar qawwâs [#qws im. oyuk. 2. içi boş < Fa kâw çukur.] 1. mukavele . şarap mahzeni ~ Lat cavus çukur. çömlek ~ Lat cavatus oyuk. Aş xi] ~ Ar qawîy [#qwy sf. oyuk ~ HAvr *kaw. kavil. küçük çömlek ~ O Yun kabaína a. DK xiv] ğawğâ ~ Fa ğawğâ gürültü patırtı. EŞKÖKENLİLER: Tü kağ-/kaw-: kaburga2.] söz [Aş. a.> kurı. makale. Sans khá (çukur. Lat cavare oymak. yasakçı . tutuşturucu olarak kullanılan kuru dal veya ağaç kabuğu *kâ-/*kağ.] ayakkabıcı < Ar %uff ince deriden yapılan hafif topuksuz terlik < Ar %affa hafif idi" hafif kavak gövdesi içinde oluşan boşluk *keus. oyuk.< HAvr *keus. yay çeken. kurut kav2 [ xx/c] ~ Fr cave mağara. kavaf ~ Ar %affâf [#%ff im. 2. kilükal. kurum 1.(kurumak). kawıdan (oymak.içi boşalmak " kav2 = Tü [CodC xiii] kavak veya söğüt ağacı. şövalye < İt cavallo at ~ Lat caballus kavanoz [Bahş. içini boşaltmak " kav2 kavas [ xvi] yabancı elçilerin muhafazasıyla görevli kimse. kav1. içini boşaltmak " kav2 kavga çağırış < Fa ġaw feryat.] gezgin şarkıcı.a. dedi [Kut.a. kofluk). Kenz xv] kavanos ~ Yun kabános/gabáno bir tür testi. kuru-. kazmak). [Çağ xv] yaşlanan ağaçların ~ Fa kâwak kof. makule.

[Arg. [TS xiv-xix xiv] 1. varmak.aniden ve sert bir hareketle dönmek. [CodC xiii] kay. yaklaşmak.bitişmek.kavilya [LF xix] çivi ~ Lat claviculus [küç. kayır-?. mesane. bükülmek.. karıştıran. sıkıştırmak). ateşte pişirmek veya kurutmak. a. Moğ k?abı (yan. * Türkiye Türkçesinde fiilin kazandığı anlam. < Tü *kaP. kaykıl-. varmak. iki nehrin kavuştuğu yer < Tü kavış-" kavuş- kavuk Tü [Uy viii+] kaPuk sidik torbası.a. k?abıra.] yay.bitişmek. sürtünmek.a. kavim " kamet kavis qâsa büktü. Kaş viii+] kağur. sert olmak * Karş.a. [DK xv] < Tü *kağ. kaytarkaya " katTü [Uy viii+] kaya a. kavrulmak " kav1 Tü [Uy viii+] kaPşa. sapmak.a. eğilmek.kızartmak. tazyik etmek. yakın. düşecek gibi olmak. EŞKÖKENLİLER: Tü ka?-2 : kay-.(bir şeye veya bir yana) dönmek. kaypak. [ xi] kaPra-sıkmak *kaP.(sürtmek. şişirmek " kof kavun Tü [Uy viii+] kawun a. sıkışık durmak). Aş xiii] kavm ulus [#qwm/qym msd. kayp-/kayk. kof. sarp kayalık). kayak1.içini boşaltmak.] < Lat clavus çivi" kilit ~ İt caviglia bilek kemiği. [ xi] kawış< Tü *kaP. < Tü *ka5ağ < Tü *ka5-l/kat-katılaşmak. Men xvi] kayp. kavram kavşak YT [CepK 1935] mefhum < Tü kavra-" kavra- < Tü <Tü [ xix] kavuşturan.yanmak. içi boş şey. ulus. Moğ kada(n) (uçurum. kaygı?.ulaşmak. 2. kavis < Ar kavra[mak Tü [Uy viii+] kaPır.] bir yerde yerleşik olan halk. yay haline getirdi [Aş xiv] ~ Ar qaws [#qws msd.basmak. kovuk. yanında veya yakınında olmak * Karş. kayaç YT " kaya . bitişik).pekiştirici biçiminden türemiş olmalıdır. 3. üzerine sarık sarılan içi boş külah < Tü *kaP-boşaltmak.(sıkmak. k?absı.a. kalın ~ Ar qawm kavim [CodC. yanında veya yakınında olmak " kavra- kay[mak Tü [ xi] ka5-2/kay. şişirmek " kof kavur[mak Tü kavurma kızartılmış et kavuş[mak [Uy. ayağı kaymak.

biçmek). sertleştirilmiş deri [Arg xvi] ~ ? < Tü ka5-l sertleşmek " kat- .(oymak). [ xix] kayğır.] a.xi "Arguca") = kaz-/kazı. tasa. tasalanmak. a.ix Uy). " [Uy viii+] kadğur. koşul + Ar Hayâat hayat" kayıt. kaygı" kaygı [ xi] kadış kösele. Tü ka5m. esirgemek kayış kayısı Tü <Tü kayınbirader < Tü *kayın eçe & Tü kayın evlilik yoluyla akraba + Tü [ML xx/c] yiyecek (argo) [Aş. Ancak z > y eşitliği problemlidir. kayak2 [ xx/c] "erkek aracı". Karş. erkeklere özgü kayık < İnuit ka erkek ~ İng kayak Eskimo kayığı ~ İnuit kayak * Karş. -li" haya2 kaygı/kaygu Tü ~ Fa yjlygma sahanda [Uy viii+] kadğu üzüntü.kaygılanmak. kayın 1 kayın2 Tü Tü [ xi] ka5m (= Moğ qadum evlilik yoluyla hısım ) [ xi] kaSırjğ kayın ağacı. hayat1 kaygana [MŞ xiv] kayğana yumurta veya omlet & Fa yjlya yumurta + Fa gîn dolu. İnuit umiak (kadın kayığı).kayak 1 YT [192+] kayma arac ı <Tükay-"kay- * Piyade Talimname Komisyonu tarafından 1928'de önerilen ilk Öz Türkçe kelimelerdendir. kayık [ xi] kayğuk küçük sandal * Belki "ağaç gövdesinden oyulmuş kano" anlamında. kayınço <Tü eçe ağabey " kayın 1. Yus xiv] ġayb < Tü kayın-kaynamak. nedamet getirmek . betula * Karş.birini himaye < Tü ka5ğu endişe. haşlanmak " ~ Ar ğâ'ib [#ġyb fa. tasa. Tü kayık veya kayak ile etimolojik ilişkisi sözkonusu değildir. pişmanlık Tü Tü ka5-2 dönmek " kay- * Karş.(kesmek. yaşam boyu & Ar qayd bağ. Tü ka5ık (ağaçtan oyulmuş nesne . Moğ k?adu. ece kayıntı kaynakayıp/kaybgaip kayır[mak Tü etmek.(pişman olmak. kaydıhayat ~ Ar bi qaydu-l-Hayât hayatta kalma koşuluyla.

ayağı kaymak.* Fa qaysı (kayısı kurusu) Türkçeden alıntıdır. caes. kaynatıp yoğunlaştırarak elde edilen esans). 2.] bir şeyin yerine geçen. 3. katı = Tü ka5ır . kaim olan şey " kamet * "Para yerine geçen" anlamında.1. bağlama . ayak bağı. makam kayme [ xix] sehim kaimesi hazine tahvili. metal dökmek) * Ayrıca karş. Aş xiv] bir işi vekâleten yürüten kimse. kaynak <Tü [Men xvii] 1. koşul. kalça < Tü kayna-" kaynakaypak <Tü [TS xvi xvi] kaygan < Tü kayıp. metali eritme yoluyla yapıştırma işlemi.[xi] bir yana dönmek. (kemik veya metal) yapışmak (= Moğ qayl. sapmak " kaykayrak <Tü [Men xvii] yassı ve düzgün taş. kayser [ xi] ~ O Yun kaîsar Bizans hükümdarı ~ Lat caesar imparatorluk sıfatlarından biri < öz C. bağ. biçmek " +sid * Sezaryen yöntemiyle doğduğu için Caesar (kesilmiş) lakabını almıştır. bükülmek " kay- kaymak Tü [ xi] kayak/kayñak (= Moğ qaylmağ kaynayan sütün yüzeyinde biriken yağlı madde < Moğ qayl. kaba et. dönmek < Tü ka5-2 dönmek. f. köstek. zabıt [KT xix] lakayıt. kayna[mak Tü [ xi] kayın-/kayna.[xiv Kıp. bağlantı. [ xx/a] koşulsuz < Tü kayık. 1830'da tedavüle çıkan ilk Osmanlı kâğıt paralarına verilen ad ~ Ar qâ'imat [#qwm/qym fa. pranga. suyun kaynadığı yer. umursamaz.[xiii TS. Moğ k?ayr/k?ayrmag/k?ayrk?ag (taş parçası). bağ. Julius Caesar Romalı devlet adamı. metal dökmek ) " kaynakaymakam [Kıp. 2.Ar qayd [#qyd msd. kayıt/kayd[Aş xiv] kayd ayağa vurulan zincir. [ xix] 1862 idare reformuyla kazalara tayin edilen vali vekili ~ Ar qâ'im maqâm vekil. usare. galeyan etmek. kayıtsız < Ar qayd " kayıt kaykıl[mak <Tü sapmak. sezaryen. 3. TS] aniden ve şiddetle bir yana dönmek. kaytan [Men xvii] burma ipek veya pamuk kordon ~ ? < Tü kayır sert. disk [viii+ Uy] < Tü ka5-l [viii+ Uy] sertleşmek * Karş.erimek. yazıya bağlama. düşecek olmak < Tü ka5-2/kay. başka birinin yerinde duran kimse " kaim. Moğ k?añda (özsuyu. 2. DK] eğilmek.kesmek. Sezar (MÖ 100-44) < Lat caedere.] 1.metal veya buz erimek. Karş.

(kazımak. 2. yy'dan sonra Anadolu ağızlarında yaşayan bir fiil iken Dil Devrimi döneminde "iade etmek.a. kayyım/kayyum2 yönetici. Öte yandan Yak %aas (a.a. reddetmek. akıncı. [ 195+] karısına sözünü geçiren erkek = Tü kazak saçı kazınmış kimse. kayzer imparator ~ Lat caesar " kayser kaz Tü? [Uy viii+] kaz [ xix] Alman hükümdarı ~ Alm kaiser ~? HAvr *ghans. ölüm.[xiii Kıp] dönmek. Alm gans. kısmet. İtalya'daki Gaeta kent adıyla birleştirilmesi dayanaktan yoksundur. iade etmek. rendelemek). bekçi.a. reddetmek" karşılığı olarak yazı diline ithal edilmiştir. çukurlaştırmak " kaz- . yüz çevirmek.a. < öz Casacco Kazak. Moğ qaru. yülük < Tü kaz-" kaz* Saçını kazıtmak veya saçını kazıtıp bir at kuyruğu bırakmak en eski zamanlardan beri Orta Asya uluslarında belirli yasalardan muaf tutulan bir askeri zümrenin işareti olmuştur.oymak. hüküm verdi kazak1 <Tü [Kıp xiv] bekâr. T S xiv-xvi xiii] geri vermek. çapulcu. bir şeyi vekâleten idare eden " kamet kayyum Allahın bir sıfatı" kamet [ xiv] ~ Ar qayyim [#qwm/qym] ~ Ar qayyüm [#qwm/qym] ebedi. * Kur'anda kullanılan Arapça sözcüğün anlamı açık değildir.). Ar qayTan (a. Ar qiyamat/Aram qiyama (kıyamet) veya Aram #qym (ant. işten kaçmak < Tü kayt. [CodC. Fa gaz.a. tanrısal yargı. 3. çukur. [TS xiii xiii] büyük bakır kap < Tü kaz.] 1. ESlav gosy. yargı çevresi. kalıcı. kaytar[mak Tü [Oğ xi] döndürmek. bükülmek " kay* 16. Karş. özellikle beklenmedik ölüm < Ar qaDâ yargıladı. yeminli sözleşme) sözcükleriyle ilgisi düşünülebilir.oymak * Karş.* Yun gaïtáni.) muhtemelen Türkçeden alıntıdır. yargı. [ xx/b] 1. 2. iade etmek. başıboş. asker.a. sıyırmak. "İşten kaçmak" anlamının kaynağı tesbit edilemedi. reddetmek. [ xvii] asker. Eİzl gas. İng goose (a. kazak2 [ xx/a] düğmesiz yün giysi ~ Fr casaque [xv] Ruslara özgü düğmesiz kısa yün giysi ~ İt casacca a. akıncı " kazak1 kazan Tü [ xi] kazğan kazılmış yer. * Muhtemelen bir Hintavrupa dilinden. kaz[mak Tü [Uy viii+] kaz. kader. geri dönmek < Tü ka5-2 dönmek. kaza [ xiv] ~ Ar qaDâ' [#qDy msd.). Güney Rusya akıncıları < Tü kazak saçı kazınmış kimse. kadılık makamı.

(= Akad kabâbu kızartmak. kızartılmış et ~ Aram ksbabâ a.fiilinin varyant biçimi olarak kabul edilebilir.] büyük" kibir [Oğ xi] keçe .eşmek. [Çağ xv]üçkü Güneybatı Oğuz grubu dışındaki tüm Türk dillerinde eçkü biçiminin türevleri kullanılır.ücret veya kâr elde etmek [Uy viii+] kazğanç kazanış veya kazanılan şey. qa5ar] pis idi. yapınca . kazık kazık Tü kaz. servet.viii). keçi Tü [Uy. asker kazı[mak Tü ~ Rus kazáska Kazak kızı.kazan[mak Tü [ viii] kazğan. f. .a. Kaş viii+] eçkü a. Ermenice sözcüğün ilk kayıt tarihi Türkçe en eski örneklerden 300 yıl kadar daha eskidir. Kazak dansı < ~ Ar qâDi-l-caskar ordu " kaz[ xi] kazğuk/kazrjuk direk. kir. yy öncesi etkileşimin yönü ve biçimi spekülasyona açıktır. Her iki dile bilinmeyen bir üçüncü kaynaktan alınmış olabilir. kazmak Tü * Kaz. EErm kaç/kayç (ıslatılarak dövülmüş yün doku. kirlendi kebap [Yus.[Oğxi] keçi. yakmak) kebir keçe Tü? [ xiv] ~ Ar kabir [#kbr sf.] kızartma. tez. aldattı kaziye mantıkta önerme " kaza kazulet » " kazurat [ xiv] ~ Ar kâ5ib [#k5b fa. kâzip [msd. Ancak Ön Asya dilleri ile Orta Asya Türkçesi arasında 11. +inç kazaska [ xx/a] öz Kazak Güney Rusya akıncılarına verilen ad " kazak 1 kazasker yargıcı" kadı.(katılaşmak. direk) < gaçu. hazine < Tü kazğan- kazanç Tü " kazan-. [Çağ xv] kiçâ * Karş. kazurat ~ Ar qa5ürât [#q5r çoğ. Karş. Gül xiv] ~ Ar kabâb [#kbb msd. direnmek). [Neş xv] kaDi asker [ xi] kazı. ki5b] yalan söyledi." kaz- * Kazmak fiiliyle semantik ilişkisi açıklanmaya muhtaçtır.] < Ar qa5ürat [sf..] yargı. Moğ gaçuğu (kazık. abdesti bozan şey < Ar qa5ura [msd. sahte < Ar kaSaba ~ Ar qaDiyyat [#qDy msd.] yalancı.a.] pislik.

) biçimleri aynı kökle alakalı olmalıdır. İng cat. ölü defnetmek için kullanılan sanduka) Yunancadan alınmıştır. Rus kot/koşka.). içbükey hale getirme ) * Yun káppa < İbr/Fen kappa (k harfinin adı) bu harfin Fenike/İbrani alfabesindeki şeklini ? ifade eder. çift olma = Akad kapâlu ikiye bükmek) kefaret [Kut xi] ~ Ar kafârat [#kfr msd. = Sans kapha a. xi Oğ).] kâfirler < Ar kâfir ~ Ar kafıl [#kfl sf. ikileme. Lat cophinus (küfe) > İng coffin (sepet. eski Mısır'da alt tabakadan insanların cenazeleri için kullanılan hasır sandık" olduğu anlaşılıyor. Latince C harfi Yunan alfabesinin erken bir biçiminden alınmıştır.) kahvenin üstündeki köpük ~Fa/OFakaf köpük (=Ave Keyif sözcüğüyle karıştırılması yanlıştır. yedekleme. < İbr/Aram #kpp bükme. Gül xiv] ~ Ar kafan [#kfn] cenazeyi örten dikişsiz bez ~ EYun kófinos hasır veya çubuktan örülen büyük sepet. Ar qiTT/qiTTat (a. gizledi ~ İbr/Aram #kpr silme. bir Sami dilinden alıntı olma ihtimali düşünülebilir.] sıkıntı. garanti etti. EErm katu. küfe * Arapça sözcüğün nihai anlamının "hasır sepet. kâse.a. Aram/İbr %atül (a. Aram kspün/kspptâ (küfe) belki Yunancadan alınmıştır. Yunanca kelimenin nihai kökeni belirsiz olup. 2. kefen [CodC. yy'dan itibaren Kuzey Afrika'dan Akdeniz dillerine yayılan bu kelimenin nihai kökeni muammadır. kef kafa a.a. Lat cattus/catta.a. Alm kater/katze. köpük? kefal cephalus EYun kefale kafa. günahtan veya bir yükümlülükten kurtarma (= Akad kapâru a. * Karş. küfe.a.]. MS 1.a. Lit kate. bunaldı kedi ~ Ar kadar [#kdr msd. avuç.] kefil olma. güvence < Ar kafala kefil oldu. el ayası. kepçe. kevgir. Karş. mugil * Yun kéfalos ve kefale biçimleri arasındaki ilişki anlaşılamadı. suç veya günaha karşılık ödenen bedel < Ar kafara örttü.keder kadara sıkıldı. sandık [esk.] bir borcu üstlenen " kefalet . temizleme. bunalma < Ar [DK xv] . ) kefe [Yus xiv] terazi gözü ~ Ar kaffat [#kff] 1. kefalet ~ Ar kafâlat [#kfl msd. Tü çetük/çetik (a. [Çağ xv] ~? Yun kátta/gátta a. a.] suçunu silme.a. baş [Arg xvi] ~ Yun/EYun kéfalos bir tür balık. kefere " kâfir kefil [Neş xv] [ xiv] ~ Ar kafarat [#kfr çoğ.a. DK. güvence verdi (= İbr/Aram #kpl ikiye katlama. garanti. EŞKÖKENLİLER: Fa kaf: kef. terazi gözü (= Aram kappâ a.

bön ~ Kürt keko ağabey. elektrik. soygun yapmak). tyhmus ~? Fa kâkul/kâküti yabani zahter (=? Sans kukuTa yenebilen bir ot (marsilea quadrifolia?)) < [ xx/b] ~ İng cake hamur pastası < Ger *kak-/*kok- * Karş. kekeleme sesi * -me eki muhtemelen dissimilasyon ürünü olup. kubbe " kehribar ~ Ar qafiyyat [nsb. dayı [Uy. kehrübar ~ Fa kahrubâ "samankapan". Rus golyı (kel. Kaş viii+] kekre acı bir tür ot. kafatası Aynı kökten Lat calvus. f.] kısa ve tutuk ses. keklik keko kekre Tü Tü [Kaş xi] keklik/kekelik a.kapmak. [LO xix] kekeme Tü kekek [onom. . talancı). ruba kapmak. çorak arazi ~ Fa kal saçsız baş ~ HAvr kel *gal-1 kel. çalmak) * Kehribarın yüne sürtününce elektriklenme özelliğinden ötürü. • Aynı Hintavrupa kökünden Alm rauben. Karş. çalmak. kekik vulgaris [Men xvii] yaban nanesi. kafa " kafa kehanet verme < Ar kâhin " kâhin kehkeşan [Men xvii] kah saman + Fa kaşan yuvarlak çadır. pepe. keskin (tad) [ xiv] saçsız baş. a. [Men xvii] ekşi. zorla almak = OFa röp zoralım. [Men xvii] kekeği. Fa kakij (roka). [ xviii] yabani zahter. fiil adı yapan -me eki olmadığı açıktır. [ xx/a] aptal. İng rob (çalmak.kefiye örtüsü < Ar qafan baş. soygun < Havr *reup. İng rover (hırsız. EŞKÖKENLİLER: Fa kah/kah : kârgir.] Araplara özgü baş ~ Ar kahânat [#khn msd. kafatası). fosilleşmiş reçineden oluşan ve yüne sürtününce elektriklenme özelliğine sahip olan sarı madde & Fa kâh/kah saman + Fa ruba kapan (< Fa rubüdan.] gaipten haber ~ Fa kahkaşân samanyolu & Fa kehribar [Men xvii] kehrübâ vulg. kehribar kek pişirmek " kuzine kekâ kekeme <Tü [Kıp xiv] kekeğü kekeleyen. yarpuz.

mükemmellik < Ar kamala bütünleşti. kavis keme trüf~ Akad kam'atum keme ~ Ar kam'at toprak altında yetişen bir tür mantar. noksan.] söylenen [Men xvii] ~ Fa kalla kafanın üst kısmı. kusurlu onom anlamsız konuşma sesi kemal [Kut. kelebek kelek 1 kelek2 kalakku a. Yus xiv] söz konuşma. mütekâmil.Fa/OFa kaman yay. söyledi ~ Ar kalam [#klm msd. kavis.] bukağı ~ ? [EvÇ xvii] kelepür ganimet malı * Yun kalo emporió (iyi ticaret?) deyiminden türetilmesi zorlamadır. sözcük " kelam kelle kel Tü? bir balık türü ~? Tü keler kertenkele ~? [TS xvii] yiğit. 2. 2. erdi E Ş K Ö K E N Lİ L E R : Ar #kml : ekmel. söz. ıztırap. tekâmül. [CodC xiii] köbelek/kelebek ~ Fa kalak ham meyve. kâmil. f. 10. ikmal. kuru kafa " ~ Yun kalathários [küç. * Arapça sözcüğün ikinci anlamı M.] bir tür büyük sepet < kelter EYun kálathos alt kısmı dar olan hasır sepet kem kem küm Tü [Uy viii+] kem 1. kelepçe < Fa kalab ip kangalı kelepir [ xiv] Tü [ xi] kepeli. yy'ın ilk yıllarında Basra'da al-Aşcarı çevresi tarafından benimsenmiştir. yakışıklı [DK xiv] ~ Ar kalîmat [#klm sf. İslami teoloji ilmi < Ar kalama konuştu. [Yus xiv] yay.] 1. keler keleş kelime şey. [KT xix] yayla çalınan bir çalgı . DKxi] -Arkam âl[#kmlmsd. bahadır. eksik.kelam [Aş. a. hastalık. tekemmül. kemal. özellikle kavun ~ Ar kalak Dicle nehrine özgü sal ~ Akad [Yus xiv] kelepçük ~ Fa kalabça [küç. olgunlaştı. ağrı. mükemmel.]tamveolgun olma. tekmil keman .

Hindistan'da bir ülke.] 1.a. çevre ~ OFa kanâr/karân kendir [Uy viii+] kendir/kentir kenevir bitkisi ~? Sans gândhâra 1. kemer [Aş.a. kenevir bitkisinin uçları < Sans gandh. yayla ~ Fa kamand çekince daralan düğüm. = Ave kamara.) kenet [EvÇ. bel. a. Yus xiv] kuşak ~ Fa/OFa kamar 1.a. [Kıp xiv] kene/köne ~ Fa kana kan emici bir parazit . 2. kenar a.).] miktar. bele sarılan şey. tonoz ~ EFa kamara. 2. helâ < Ar kanafa [msd.a.a. Men xvii] kined/kinet büyük taşları birbirine bağlamakta kullanılan demir raptiye.a.a.kavis.. (= Ave karana. kuşak.a.a.sivri. cannabis sativa ~ EYun kánnabis a. kısa yay. batmak kene * Farsça sözcüğün kökeni belirsizdir. ~ HAvr *kannabis a.) kendi Tü [Aş xiv] [Orviii]kentüa.a.] korunak. kenef [Men xvii] kenif helâ ~ Ar kanîf [#knf sf. kucakladı. kemoterapi [ xx/c] ~ İng chemotherapy kimyasal tedavi ^ 1907 Paul Ehrlich. bugün Afganistan'da Kandahar bölgesi. Alm.sert bir şeye diş geçirmek.kemençe çalınan bir çalgı " keman kement [ xiv] ilmik < Fa kamîdan küçülmek < Fa kam küçük ~ Fa kamança [küç. kanf] kanadı altına aldı. kuşak kemik <Tü [MŞ xiv] kemük a. Fr chimiothérapie (a. [Çağ xv] kemizdek kıkırdak ('kırt' sesi çıkarmak?) " kemirkemir[mek Tü [ xi] kemür. sığınak. mimaride kemer veya kubbe.a. ~ Fa kanar kıyı. terapi * Karş. perçin ~? kenevir [MŞ xiv] kenevür kenevir bitkisi ~ Yun kannaboúri kenevir tohumu < Yun kannábi kenevir bitkisi.kemirmek kemiyet nicelik < Ar kamm ne kadar ~ Ar kammiyyat [#kmm msd. saklayarak korudu < Ar kanaf kanat (= İbr kanap a. = Aram kanspâ a. biyokimyacı & EYun %emia kimya + EYun therapeía tedavi" kimya. 2. kıtırdatmak? < Tü kemür. diken. 3.

Rus konoplya (a. külahlı cübbe [Men xvii] kepaze gevşek talim yayı. istemeyerek veya iğrenerek yapma.beş ~ HAvr *penkwe a. quint. a.] 1. Karş. kenger enginar kent kanthâ a. [ xiv] kerahiyet mekruh olan bir şeyi yapma . soyluluk belirtisi. cömertlik.). 2. DK xiii] = Moğ kebenek çoban kepenek keçesi. şeytanın lakabı < Yun kérato boynuz " kerata2 ~ Yun keratás kerahat . Fa kanab.* Aynı kökten Lat cannabis.) Farsçadan alıntıdır. mekruh olanı yapma. rezil [ xx/b] [ xx/b] ~ Fr quintette beşli çalgı grubu " kental ~ İng cap kasket ~ Lat cappa külah. 2. evliya tarafından icra edilen mucize " kerem kerata 1 [ xix] yaramaz. İng hemp.a. [ xi] kepek tahıl kepeği [İMüh. kepenk gölgelik [Men xvii] pencere ya da kapının dışına takılan ahşap ~ ? * Muhtemelen Tü kapa. haşarı çocuk boynuzlu. Erm gġbank (kilit) sözcüğüyle birleştirilmesi gerek ses gerek anlam bakımından mümkün gözükmemektedir. " penç kentet kep "kaput kepaze hamiyetsiz. a.Ar karâhat [#krh msd. kale (= Saka ~ Fr quintal beşyüz kiloluk ağırlık birimi < Lat quinque.a. mecazen içki içme " kerh keramet [Aş.fiilinden. hizmet. Yus xiv] ~ Ar karâmat [#krm msd.] 1. kaban. < OFa kaf köpük " kef kepek Tü ~ Fa kafça kazan üstünden köpük almaya yarayan [Uy viii+] kebek saç kepeği. Bak.) kental [EvÇ xvii] [ xi] kend [ xx/b] ~ Fa/OFa kangar yabani enginar" ~ Sogd kand/kant kasaba. Ar qinnab (a. yüce davranış. aba üstlük * Ar qaban ve OLat cappan biçimleriyle benzerliği ilgi çekicidir.a. kepçe büyük kaşık ~ OFa kafiç a. Alm hanf. [LO xix] ~ Fa kabada gevşek talim yayı * d > 5 > z dönüşümü Farsça alıntılarda tipiktir.

Ar karîmat [#krm sf. keratin [ xx/b] hammaddesi < EYun kéras. [Kut. < EYun kârabos 1. ikram. İng shoe horn (ayakkabı çekeceği). lağım " geriz .a. kerim. kerem.< HAvr *ker-1 a.a.[küç.] cömert hanımefendi. karr/takrâr] geri geldi. çeki kerevet krebáti yatak ~ EYun krabbátos a. kerh iğrendi.] soyluluk.] cömert. cömertlik < Ar karuma soylu idi. kerime. = Aram ksrepsâ a. soylu " kerim * "Kız evlat" anlamı Osmanlı Türkçesine özgüdür.a. [ xviii] kereviz karafs kökü yenen bir sebze.a.kerata2 [ 188+] ayakkabı çekeceği boynuz ~ EYun kéras. karabid. nefret < Ar kariha ~ Ar karım [#krm sf. [ xx/a] pasif ~? Fa kârez su yolu.a. deniz böceği. kereviz [MŞ xiv] kerefes. apium graveolens = OFa karafs a.a. İng crab < Nor krebit (yengeç) ile etimolojik ilişkisi meçhuldür. Aş xi] [MMem xvi] yüksek rütbeli birinin kız evladı . keramet.] a. 2. [ xiv] kirevet kürsü şeklinde yatak ~ Yun ~? Fa * Lat grabatus (yatak) Eski Yunancadan alıntıdır. kerat. tekrar etti ~ Yun kérato ~ Fr kératine boynuz ve tırnak ~ Ar karrat[#krr msd.] iğrenme. defa kerem [Aş. Yus xiv] ~ Ar karam [#krm msd. nefret etti kerim değerli" kerem kerime [ xiv] ~ Ar/Fa ~ Ar karh [#krh msd. kerat.a. yüce gönüllülük gösterdi EŞKÖKENLİLER: Ar #krm : ekrem.] tekrar. bir tür boynuzlu böcek * Yunanca sözcük bilinmeyen bir dilden alıntıdır.boynuz " kerata2 kere [DKxiv]kerre < Ar karra [msd. keriz eşcinsel [ xix] köçek havası (argo). soylu. kerevit [Men xvii] ~ Yun karabída küçük istakoz veya büyük karides ~ EYun kârabis. mükrim kereste [Men xvii] kerâste/kireste biçilmiş ağaç karastün büyük yükler için ağırlık ölçüsü. [ARasim 1897-99] . ~ HAvr *kers-s. istakoz. " korna * Karş. soylu hanım < Ar karım cömert. yüce gönüllülük. f.

yolculuk. 211-217) lakabı. kerteriz [LF xvi] ~ Yun kartárizo pusulanın 32'de bir bölümlerine göre yön tayin etmek ~ Ven *quartarisàr a. oynaş ? xvii).a. 2. < Ven quarta kerte " kerte kervan [Aş.) ile ilişkisi üzerinde durulabilir. çentik yapmak kerte [LFxvi] ~Yun kárta pusula kadranının 1/16’lık dilimi ~ İt quarta (parte) 1. kervan kes [ 196+] basketbol ayakkabısı ~ ? ~ Fa . kilise < EYun kyrios rab.a. < Aram * Vehbi'nin kerrakesi deyimi anlaşılamamıştır.dört" kare kertenkele sürüngen. katar ~? Akad %arrânu yol. pusula kadranının dörtte bir veya 4x4'te bir dilimi ~ Lat quartus çeyrek < Lat quatuor. Fa karkar (bir tür güvercin). ihtişam " fer < Fa kar u far güç ve kuvvet & Fa kar kermes [ xx/b] hayır için yapılan satış ~ Fr kermesse Kilisede Pazar ayininden sonra hayır için yapılan satış ~ Hol kerkmisse kilise ayini & Hol kerk kilise (~ Ger ~ EYun kyrikón "tanrı evi".göndermek)" mesaj kerpeten kerpiç [ xiv] kelbeteyn . Yun krokódilos veya lakérta (a.kerkenez [Men xvii] kerkenz doğangillerden küçük yırtıcı kuş ~? Fa karkas/karkas akbaba (= Ave kahrka. çeyrek. kerrat çarpımlar < Ar karrat" kere kert[mek Tü [ xiv] ~ Ar karrât [#krr çoğ. a. karkarak (saksağan). Belki kürrekî (eşcinsel sevgili. Amr xiv] Nil nehrinde yaşayan bir tür büyük ~? * Tü keler (kertenkele) ile benzerliği muhtemelen yakıştırmadır. celadet + Fa far parıltı. • Suriye kökenli olan Roma imparatoru Caracalla'nın (hd. matematikte [ xi] kert. varan. kelpetin . Ancak *karkanz biçimine Farsçada rastlanmadı.kuş. kıskaç.Fa kalbatîn / Ar kalbatân kerpeten. Yus. [Men ] kelbetln vulg. [KT xix] kerrake eskiden ilmiye ~ Ar karakat Araplara özgü bir tür cübbe ~ Aram ksrâkâ a. tanrı ) + EYun misse Pazar ayini (~ Lat missa < Lat mittere. quatr. özellikle ticari yolculuk. DK. sarınma [Men xvii] kereke .gedik açmak. kerli ferli kuvvet. Gül xiv] kârbân/kârvân kârbân/kânvân kafile. lacerta nilotica [MŞ.] defalar. tavuk) * Karş. Roma'da ilgi çeken şark tipi cübbesinden ötürü takılmıştır. pense Tü? [Uy viii+] kerpiç pişmemiş topraktan yapılan tuğla kerrake mensuplarının giydiği bir tür cübbe #krk sarma. karkama (kuyruksallayan kuşu). miss.

] (satışta) durgunluk * Sıfat olarak kullanımı Türkçeye özgüdür. örtüsünü kaldırma.a.] 1.) keş2 İt cassa " kasa kesafet ka6ufa yoğun idi kesat < Ar kasada (satışlar) durgun idi [Aş.] yoğunluk < Ar ~ Ar kasâd [#ksd msd. keşide çekmek " keş1 kesif ~ Ar ka6lf [#k6f sf ] yoğun " kesafet ~ Fa kaşlda çekilmiş. şeyh.a. = Akad kîsu a. .a.) Orta Farsçadan alınmıştır. Erm ksag (a.a. kilise hiyerarşisinde bir sınıf rahip < Aram #qşş yaşlanma. (= Aram klsâ a. Yus xiv] [ xx/c] nakit ~ İng cash para kasası [esk.) * Ar kıs (a. çekilen < Fa kaşîdan keşif/keşf[Aş xiv] keşf ~ Ar kaşf [#kşf msd. aritmetikte tam sayıdan küçük birim < Ar kasara kırdı keşiş [DK xiv] ~ Ar kaşiş Hıristiyan rahibi ~ Aram qsşlşâ 1.) muhtemelen Farsçadan alınmıştır. kesin YT [CepK 1935] < Tü kesinkes [xix LO] katiyen < Tü kes-" kes- kesir/kesr[Yus xiv] ~ Ar kasr [#ksr msd. yaşlı kimse. kısım < Tü kes-" kes- * Kısım < Ar qism kelimesinden esinlenme yoluyla türetildiği açıktır. bölge. özellikle para torbası ~ OFa *klsag a. ~ Fa kaş çeken < Fa/OFa keş1 uyuşturucu kullanan kimse kaşîdan çekmek (= Ave karş. keşfetme < Ar kaşafa ortaya çıkardı kesim YT [CepK 1935] mukataa. 2. [TDK 1955] bölük. torba. nakit para ~ ~ Ar ka6âfat [#k8f msd. Uludağ " keşiş kesit YT [Geom193+] <Tükes-"kes< öz Keşiş Dağı * -it eki için karş. yaşlı olma keşişleme [LF xvi] güney rüzgârı İstanbul'un güneyinde bir dağ.a.] ortaya çıkarma.a.a.a. kese [Gül xiv] ~ Fa kısa büzük. anıt.kes[mek Tü [Uyviii+]kes-a. kırık. kırıntı.]. 2.

= Ave kata. a. Fa kaşkab (arpa suyu). ~ Ar ka6rat [#k6r msd. uç " kata+ ~? Yun katapéras aşağı taraf. oyuk. a. ~ Sumer ketenpere ucu & EYun katá aşağı + EYun péras taraf.] a. ~ Akad kitüm a. a. her iki anlamda * -ek eki açıklanmaya muhtaçtır. * Karş.] çokluk < Ar ka6ura [MŞ xiv] kasdana ~ Yun kástano [n.a. < Fa kaşk a. a.] a. Ar kaşk (arpa suyu) Farsçadan alıntıdır.keşke/keşki keşkek buğday veya arpayla yapılan bir yemek [CodC xiii] ~ Fa kaş ki temenni bağlacı [Men xvii] keşk/keşkek 1. ~ Aram [ xx/a] ked çentik. kaşkma (arpa ekmeği). 2. kesp [etm kazanma < Ar kasaba elde etti. keşmekeş çekişme < Fa kaşîdan çekmek " keş1 keson caisse [büy.] elde etme. kurut. kazandı kesret sayıca çok idi EŞKÖKENLİLER: Ar #k?r : ekser. 2. keşkül tatlısı [LO xix] keşkûl-i fukara fakir kâsesi.] kasa ~ İt cassa " kasa ~ Fr caisson büyük kasa. ev işlerini idare eden kişi. kurutulmuş yoğurt. teksir kestane E Yun kástana [f. Sasani devletinde köy yöneticisi & Fa kad/kada ev (~ OFa kadag a. rahne [ML xx/c] ~? ~ İng ketchup ~ Malay keçup balık keten [Aş xiv] ketan/kettan kettânâ/ktünâ a.oda. bir tür karışık süt < Tü keşkûl [xiv-xix] dilencilerin ve kalenderi dervişlerin taşıdığı kâse ~ Fa kaçkül/kaşkül dilenci [Men xvii] [ xx/c] ~ Fa kaş mikaş "çek-çekme". çekmeceli komodin < Fr [Aş xiv] kesb ~ Ar kasb [#ksb msd. Yus xiv] ~ Fa kad %udâ i evsahibi. ket [vurmak ketçap sosu kete külde pişmiş çörek (halk) ~ Ar kattan a. hücre ) + Fa %udâ efendi. Alm kastanie < Lat castanea < EYun. Karş. İng chestnut. yönetici" hüda .a. bir şeyin alt kethüda [Aş. a. kesret.

sesini kıstı kevaşe kevâşe fahişe (argo) ~ Ar katum [#ktm im. Ses değişimi açıklanmaya muhtaçtır.] büyüklük. az [Men xvii] kavvâde fuhşa aracılık eden kadın. defa < Tü ke/ke5 arka.ile yazımına 20.] sır tutan. böyle < . ab * Ses değişimi Ar ka55âb (yalancı. [LO. 9. kalite.Fa tez âb keskin su. geri" . ruh hali.] namazda Mekke'ye dönme. namazda dönülen yön < Ar qabila kabul etti.] nasıllık. ekâbir < Ar kabir büyük " kebir * Türkçede tekil sıfat olarak kullanımı 'kibardan biri kimse' deyiminden türemiştir.a. hoşnutluk <Tü kez geri * "Geri gelme" keza kezalik Ar Sâlika bu " kezzap . yy'da türetilmiştir. asit" tiz.Ar ka5a onun gibi. kibir [Aş xiv] kibr Ar kabura [msd. kabr/kubr/kabârat] büyük idi ~ Ar kibr [#kbr msd. boyun eğdi" kabul kibrit a. ki kibar zarif [passim xiii] ~ Fa/OFa ki ilgi edatı [Yus xiv] büyükler. dolandırıcı) sözcüğünden kaynaklanmış olabilir. ~ Akad kibrltu a. a. kevgir + Fa gır tutan " kef. katm] sakladı. KT xix] seçkin sınıfa mensup kimse.] büyükler. keyif/keyfiyi ruh hali. özellikle [T S xiii] ' anlamında keza kez/gez kere. nitelik * Arapça sözcük Aristoteles'in kullandığı EYun poiötes < poîos karşılığı bir felsefe terimi olarak M. a. ~ Ar kibar [#kbr çoğ.Ar kayf [#kyf] durum. [ xiv] ~ Ar kibrit [#kbrt] kükürt ~ Aram kebrltâ/kubritâ . " gavat * -ş. öyle & Ar ka gibi + Ar 5a o [MMem xvi] ~ Ar ka Sâlika bunun gibi. azamet < kıble [ xiv] ~ Ar qiblat [#qbl msd. yy'm ikinci yarısından önce rastlanmamaktadır.ketum konuşan < Ar katama [msd. +gir keyfiyet < Ar kayfa nasıl < Ar kayf durum " keyif [ xiv] ~ Fa kafglr büyük süzgeç & Fa kaf köpük ~ Ar kayfiyyat [#kyf msd. [ xx/c] ~? Ar qawwâdat a. Karş.

etmek. [ xiv] hafifi gülme sesi <onom [T S xv] kekirdek/kekirdak 1. eylemek [Men xvii] kılabudan çok ince altın veya gümüş iplik Ar qallâb [#qlb im. rehber kılcal YT kılavuz [TDK 1944] < Tü *kılca küçük kıl" kıl * Fr capillaire (kılcal < Lat capillum kılcık) çevirisidir. gırtlak. kil(o)+ EYun %ilios bin kıl[mak kılaptan Tü ~ Fr/İng kilo.bin (sadece bileşiklerde) < [ viii] kıl. 2.kıç Tü? [Kıp xiv] baldır. döndürdü " kalp2 Tü? [Kaş xi] kulaPuz yol gösteren. Akad qıru (zift.] daha eski olma. örtmek. özellikle çömlek yapımında kullanılan balçık * Karş. mahzen.< HAvr *kel-2 kapatmak. iplik eğirme çarkı < Ar qalaba çevirdi. a. qadm/qudüm] bir adım önden gitti. bacağın arka tarafı * Batı Oğuz ve Kıpçak dillerine özgü bir sözcük olup Azerbaycan Türkçesinde "arka ayak" anlamındadır. kiler < Lat cella hücre. kıdem [MMem xvi] ~ Ar qidam [#qdm msd. hücre ~ Lat cellarium mahzen. (= Moğ qılğasu(n) atın kuyruk kılı kil [Aş xiv] gil çömlek yapımında kullanılan balçık Fa/OFa gil çamur. katran).yapmak.] kıkırdak sesi " gırtlak [Uy viii+] kıl a. oda ~ HAvr *kel-nâ. kılçık Tü [ xi] kıltık tahıl kılçığı.] yetme. gizlemek .] çıkrık. kıkırdak < Tü kırt/kıkırt [onom. balık kılçığı < Tü kıl" kıl kiler [Arg xvi] kilar ~ Yun kellári erzak odası. eski olma) kifayet yetişme. önceledi < Ar qadam ayak (= Fen/ İbr/Aram #qdm 1. önce gelme. çok eski olma < Ar qadama [msd. ayak. yardıma yetişme < Ar kafa yetti kıh kik kıkır/kikir kıkırdak kıl Tü onom onom kısık gülme sesi [ xx/b] " kah ~ İng gig dar ve uzun kayık " kakır [Aş xiv] ~ Ar kifâyat [#kfw msd. 2.

Lat clavus ve clavis biçimleri arasındaki biçimsel ilişki açık değildir. a. kleid. [Men xvii] kıyafet * Türkçe sözcüğün anlam gelişmesi Ar qiyafat sözcüğünün Türkçe anlamındaki evrime paraleldir. Aramice biçim en erken MÖ 6.491 187+] kilogram kilo/kilogramme bin gramlık tartı birimi " kil(o)+. kapalı olmak. DK xiv] kilid ~ Fa kilîd anahtar ~ O Yun kleidí a. örtmek ~ HAvr *klâu.(kapatmak). yazı dilinde tercih edilen kenıse'nin yerine geçmiştir. Ar kanısat (kilise) < Aram.) kılık Tü < Tü kıl-" kıl[Uy viii+] kılık karakter. occulere (saklamak). Lat celare.) bir Yakındoğu dilinden alıntı olmalıdır.a. yüksek sesle çağırmak " ek+. oklüzyon Lat clavis : klavsen. klozet. kavilya kilo/kilogram [Düs I. klitoris Lat claudere : eksklüsif. kle Lat clavus : civata.a. Ayrıca aynı kökten Ger *hallö (kapalı yer).a. [ARasim 1897-99] . meclis < EYun ekkaleö yüksek sesle çağırmak.* Aynı kökten İng cellar. hal ve hareket. adap.a. Alm keller (kiler). a. davranış. Bak. [Arg ] keçi yününden yapılmış örtü gilîm battaniye. yy'da tesbit edilmiştir. [İdr. kıyafet. klarnet * Karş. claus. keçi yününden yaygı = Aram gaîlmâ örtü.4. = Akad qilpu a. yatak örtüsü. = EYun kleïs. İng cell. örtü (= Aram qslâpâ a. kilit [Kaş xi] iklid . Türkçe kilise biçimi. gram ~Fr kilometre [Düs I. EYun kalyptö. kilise [DK xiv] ~ Yun ekklesia Hıristiyan tapınağı ~ EYun ekklesia toplantı. < EYun kleiö kapatmak. töre. civata). * Aynı kökten Lat claudere.a. huy. clavis (kilit).4.] bir şeyi örten zar. kurultay. klostrofobi.a. kilim [Gül xv] . EYun kálymma (a. [Bah 1924] karısının emrinden çıkmayan erkek kılıf ~ Ar qilf [#qlf msd. derinin dış tabakası. ilan etmek & EYun ék dışa + EYun kaleö bağırmak ~ HAvr *kels-2 bağırmak. belki clavus (çivi. kılıbık ^7 kılıç Tü [Uy viii+] kılıç a. kloz.a. yaygı ~ Fa * Farsça sözcüğün nihai kökeni belirsizdir.499 187+] kilometro . Fr cellule (hücre). klavye.Fr kilomètre bin metrelik ölçü birimi" kil(o)+. EŞKÖKENLİLER: EYun kleío : kilit. metre .

KIVIR. cereme).kilükal dedi". a.a.kan bedeli ödemek. cuminus ~ Aram kamuna a.< HAvr *kwei. * Ar kammun/kamnun (a.) [ xi] kımız mayalanmış at sütü [TDK 1944] h ü viyet <T ü kim"kim * Karş. kımıl 1 onom [Arg xvi] kısa erimli ve sürekli hareket ifade eden ses * Karş. kin [Aş. kâr & Ar kTmiyâ' + Fa -gar yapan. entari kimse <Tü [Hay 1959 195+] ~Fr/İng kimono Japon [TS. ~ Akad kamunu a. dedikodu " kavil kim Tü [Aş xiv] ~ Ar qıl u qal [#qwl] "denildi ve [ viii] kim soru zamiri. kan davası gütmek * Aynı kökten EYun poina (kan bedeli. -cı" kimya. a. kimyager kimyager edinen. düşmanlık ~ OFa ken kan davası (= Ave kaenâ. [passim xiii xiii] ilgi edatı * İlgi edatı olarak kullanımı muhtemelen Farsça ilgi edatı ki etkisi gösterir. Kıp xiv] kimerse/kimesne/kimesne/kimse kişi < Tü kim ise " kim kimya [Kut xi] ~ Ar kTmiyâ' kara büyü ilmi ~ OYun khemeia simya. kimya. KIPIR. a. kimono biçimi entari ~ Jap kimono giysi. kara büyü. kın xi] kın kılıç veya bıçak kılıfı Tü [ .Mıs khem kara EŞKÖKENLİLER: Yun khemeía : kemoterapi. kımıl2 kımız kimlik Tü YT zararlı bir böcek ~ Ar qaml bit (= Akad qamlu a. kısas.) biçimi Aramca veya başka bir Sami dilinden alınmıştır. hüviyet < Ar huwa (kim). metalleri dönüştürme ilmi < EYun %emia "Kara ülke".kan bedeli) ~ HAvr *kwoi-nâ. Mısır . Yus xiv] ~ Fa km garez. meslek kimyon [MŞ xiv] kimnun ~ Yun/EYun kyminon baharat olarak yenen bir tohum.

kökü ve türevlerinin semantik alanı boğ-köküyle büyük ölçüde örtüşür.] Mısır'ın islamiyet öncesi yerli halkı ~ EYun aigyptios Mısırlı < öz Aigyptos Mısır ~ Mıs kir Tü [Uy viii+] kir kir.cezalandırmak.kral. katliam etmek < Tü *kı. kinin ~ Quech kina kabuk " kinin kinaye [ xiv] kinayet ~ Ar kinâyat [#knw/kny msd. [LO xix] alay etmek. aşağılamak.< HAvr *keis. kısmak. Karş.doğurmak ) + HAvr *ing. kına[mak Tü [Uy viii+] kına. " kenevir kip YT [CepK1935] -Tüklb/klp[xi] kalıp. kesmek. kıt (kısık). [T S xiii xiii] kökünü kazımak. takbih etmek < Tü kın/kıyn [viii] ceza. bozkır. 2. erimli ve sürekli hareket ifade eden ses kıpti ~ Ar qibtî [nsb.kökünü kazımak. eziyet Tü kıy.harekete geçirmek king [xx/c] bir iskambil oyunu ~İngking1. [DK xv] kına lawsonia inermis bitkisinden elde edilen boyar madde ~ Ar Hinna' kına.a.a. kırmak. model "gibi kıpır onom kısa ~ Ar qinnab/qunnab [#qnb] kenevir. < EYun kinesis hareket < EYun kineö hareket etmek ~ HAvr *kis-neu.a. [ xx/c] ayıplamak. soyunu sürdürmek ~ HAvr *gens. hicvetmek. bir şeyi adını vermeden anma < Ar kana dolaylı anlattı < Ar kunyat lakap " künye kinetik [DTC1944] ~Frkinétique harekete ilişkin~ EYun kinetikos a.(a.(burmak). yoketmek.kesmek. beyzade ~ Ger *kunjingaz & Ger *kunjam soy. kığır. kısaltmak. ıssız yer .). hanedan (~ Ger *kinjan doğurmak. boğ-.kına [CodC xiii] hınna.oğlu " genetik kinik » " sinik kinin [Bah1924] ~Frquinine Peru'da yetişen cinchona ağacının kabuğundan elde edilen ateş düşürücü ilaç < İsp quina cinchona ağacı kabuğu ~ Quech kina kabuk kınnap kenevirden yapılan ip ~ OFa kanab a. öldürmek. *Kı-/*kığ. kış (kısılma dönemi). büzmek * Aynı kökten kıs. kır1 Tü [ xi] kır deşt." kıykınakına [ 186+] ~ İsp quinaquina cinchona ağacı kabuğundan elde edilen ateş düşürücü ilaç. pislik kır[mak Tü [ xi] kır.] dolaylı anlatım. belki kıy-(kesmek) ve kına(işkence etmek). iskambilde papaz ~ Eİng cyning soylu kişi.

a. < EYun kéras.] a. bozkır [ xi] kırağu a.a.a. İng cherries < Lat cerasus (a. -t. a. ~ Sumer gir a.kır2 kira Tü [ xi] kır2 gri renk. kırba kırbaç [ xiv] ~ Ar qirbat [#qrb msd. = kireç Akad gîru a. keçiboynuzu. yüksek sesle söyleme. 2. yüce. okuma EŞKÖKENLİLER: Ar #qr' : kari.).a. kiremit [MŞ xiv] kiremüd ~ Yun kerameídi pişmiş topraktan yapılan çömlek. Yunanca biçimin Trakça veya başka bir Anadolu dilinden alıntı olduğu kabul edilir. = Aram gır a. a. ceratonia siliqua. [DK xiv] salgın hastalık < Tü kır " kır1 " kır2 < Tü kır.] okuma < Ar qara'a okudu . kırat [ xiv] bir tartı birimi ~ Ar qirât 1.boynuz " kerata2 kiraz [TS xiv-xviii] kirâs kuş kirazı ~ HAvr *ker-5 kiraz veya benzeri kırmızı meyve ~ Yun kerási a. Fr cerise.a. kıraat [ xiv] ~ Ar qirâ'at [#qr' msd. çil1 [ xviii] kırla karışık (sakal rengi) [CodC xiii] gireç & Tü kır gri + Tü çal/çil karışık renkli. tuğla < EYun kéramos a.İt grande büyük. bir tartı birimi ~ EYun kerátion [küç. kur'an kıraç kırağı kıran <Tü Tü <Tü [Kan xvi] kurak yer.a. ~ Fa girac a.] su tulumu [Men xvii] a. katliam etmek " kır- kıranta [LO 1876] kır?. [AMithat 1885] saçına kır düşmüş? .a. gösterişli ~ Lat grandis büyük " gran * Asıl anlamı muhtemelen "yaşlıca iyi giyimli erkek" olup. alaca. kırçıl + çil" kır2.] "küçük boynuz".< HAvr *ker-4 ateş. Sözcüğün kökenini Lucullus ve Giresun kenti ile birleştiren rivayet doğru değildir. keçiboynuzu çekirdeği. Fr cravache biçimleri Rusça yoluyla Türk dillerinden alınmıştır. a.a.kökünü kazımak.a.Aram #qr' çağırma. kır sözcüğüyle bağdaştırılması halk etimolojisidir. ~ HAvr *kers-mo. Karş. ~ ? * Alm karbatsch. yakma " karbon . özellikle at rengi [Neş xv] ~ Ar kira' [#kry msd. kıraat. ~ EYun kerasós * Batı dillerine Yunancadan geçmiştir.

2. t. a. Kıp. . pekiştirici -k/-p sesiyle yapılmış eşdeğer türevlerdir. [LO xix] kırp. kıro çocuk. cilve yapmak < Tü kır. koşnil ~ Sans krmi kurtçuk.a. buruşmak. kısmak " kır-r. İng crimson (koşnil kırmızısı)." kır- * Her iki anlamda 1940’lardan önce kaydedilmemiştir.kısaltmak. kırlangıç Tü [Uy viii+] karlığaç/karğılaç kırlangıç kuşu. kırk[mak Tü [Uy viii+] kırk.ekinin işlevi açık değildir.germek " ger- kırış[mak bir şeyi bölüşmek <Tü [ xx/b] 1.kesmek. delikanlı kırp1[mak keçi yünü) [ xx/b] köylü ve kaba saba kimse ~ Kürt kuro erkek <Tü [Kıp xiv] kırk-/kırp. kirizma kırk [ xix] toprağı saban veya kürekle altüst etme . [TS xiv-xvii." kır- kırp2[mak <Tü [CodC xiii] kıp.makasla kesmek. Karş. Kaş viii+] kiriş yay gergisi Tü ker. özellikle cildin buruşması. < Fa kirmiz kırmızı boya veren bir böcek.tel [ xx/a] kırlanta (~ İt ghirlanda) ~ Fr kırmızı [CodC xiii] ~ Ar kirmizî [#krmz nsb.makasla kesmek. Çağ xiv] kıp.ve kırp. özellikle koyun veya keçi yünü kesmek < Tü kır.] a. böcek ~ HAvr *kwrmis kurtçuk * Batı dillerine Arapçadan geçmiştir.Yun/EYun gyrisma. kırıt[mak <Tü [LO xix] gerdan kırmak. [Amr xv] ğarlağuc * Kırlangıç balığı (chelidonichthys lucernus).sesi belki kırp-1 etkisiyle sonradan türemiştir. argoda < Tü kır.kiriş Tü [Uy. a. kırlent guirlande çelenk ~ Frk *wiara.döndürme. Yun %elidonâs (kırlanıç kuşu > kırlangıç balığı) adının çevirisidir." kır- * -ıt.kesmek " kır* Kırk.biçimleri. çevirme < Yun/EYun gyrö döndürmek " ciro Tü [ viii] kırk a.göz kapağını kapamak. makasla kesmek (özellikle koyun veya < Tü kır. < Tü *kı.a. larva.

azaltmak. evlenmemiş [ 197+] bir bulgur yemeği ~ ? . yazışmayı artırarak işi zorlaştıran memur < Ar qirTâs papirüs [esk. " kart2 kırtipil (argo) kirve çıkan kişi kıs[mak [AL 192+] zavallı.] ödeşme. qasm] böldü. kırptı. kâğıt ~ Aram qarTısâ papirüs ~ E Yun %ârtes a. biçare. yaz < yay.a. 2. daraltmak < Tü *kı. kış2. göze göz dişe diş ilkesine göre verilen ceza < Ar qaSSa 1. hisse < Ar qasama [msd. kırmak. Karş.] kısım/kısm[ xiv] kısm pay. fakir ~ ? (Doğu Anadolu'da) çocuğu sünnet ettiren ve yaşam boyu sahip Fa kirfa sevap. [Yus xiv] (kısa a ile) ~ Ar qiSaS [#qSS çoğ.(açılma mevsimi). kırbıktiken (kirpi). kısmak.kesmek. kaşıma veya kazıma sesi kırtasiye [KT xix] resmi dairelerde kâğıt ve yazı malzemesi için tahsis edilen ödenek.a. ehemmiyetsiz.xv+).]. kısaltmak " kırTü [ viii] kış kapanma mevsimi. onom < Tü *kı. hikâye anlattı kısas2 hikâyeler < Ar qiSSat" kıssa kişi Tü [Or viii] kişi insan. göz kırpmak) ilişkisi düşünülebilir. [Göv 192+] kırtasiyeci kâğıt ve yazı levazımı satan kişi. paylaştırdı kısır1 dişi " kız kısır2 Tü [ xi] kısır doğurmayan insan veya hayvan = Tü kız 1.kirpi kirpik Tü Tü [Uy viii+] kirpi gövdesi dikenli küçük hayvan kirpik [Uy viii+] kirpik göz kapağındaki kıllar " kirpi * Kırp.] bölüm. kışt Tü kısas1 [ viii] kısğa a. < Tü kıs-" kıs[ xiv] ~ Ar qiSâS [#qSS msd. büzmek " kırkovma sesi kısa kış1 * Karş. 2. kıt. hasis. a. kimse ~ Ar qism [#qsm msd. Çağ kırbık (külahın kenarına işlenen kürk şerit . kesti. hesaplaşma.kısmak. değersiz. a. kırt onom = Tü kırç kesme sesi.kısaltmak. hayırlı iş Tü [ viii] kıs-/kız.fiilinin her iki anlamıyla (yün kırpmak.

at sesi çıkarmak ~ Ar qismat [#qsm msd. hasis.] hikâye < Ar qaSSa [msd. Farsçadan erken bir alıntı düşünülebilir. eli sıkı" kıt kışkırt[mak Tü [Uy viii+] kişkir. qaSaS] (kısaca ve özetle) anlatma " kısas 1 kist torbası. kıstas bir tartı ölçüsü ~ EYun ksestes a. coriandrum sativum ~ OFa gişhîz a. evlenmemiş dişi" kız kısrak kıssa [Kut xi] ~ Ar qiSSat [#qSS msd. esirgemek. kişniş1 [Amr xv] kişnîc ~ Fa kişhlc/kişnlz baharat olarak kullanılan otsu bitki. çığlık atmak < Tü gıj/kış [onom. 2. kıt. [TS xiv. dişiye varmak).] * Karş. Kıp xiv xiv] kışğır-/ğıjğır.) .öfkelenmek. Aş xi] pay pay. Fa guşn (hayvanların erkeği). [Men xvii] kisbet (vulg.< Tü kış " kış1 * Osmanlı kullanımında "yazın sefere çıkan askerin kışın yerleşik olduğu yer" anlamında. haykırarak saldırmak. maşa Tü [Uy viii+] kısğan.hırlamak.a. mesane kıstak YT [ xx/a] ~ Fr kyste irinli torbacık ~ EYun kystis sidik <Tükıs-"kıs- [CepK 1935] berzah * -tak ekinin işlevi açık değildir.] gıcırtı ve hırıltı sesi " +kirkışla Tü [Uy viii+] kışlağ kışlama yeri < Tü kışla. giysi" kisve Tü [ xi] kısrak henüz doğurmamış dişi at. kısmet [Kut. giysi. kişniş2 kispet ~ Fa kişmiş/kaşmaş kuş üzümü [ xiv] kisvet kıyafet.kısıt kıskaç kıskan[mak YT Tü [TDK 1944] hacir < Tü kıs-" kıs< Tü kıs-" kıs- [Uy viii+] kısğaç kısma aracı. terazi ~ Aram qssTâ . ~ Ar qisTâs [#qsTs] ölçek. [Oğ xi] dişi at =? Tü kız 1.Ar kiswat [#ksw msd. guşnı (çiftleşmek.a.cimrilik etmek. bölüştürülen bir şeyden birinin payına düşen " kısım kişne[mek Tü? [ xi] kişne.] kıyafet. sakınmak < Tü kız/kıs [viii+ Uy] hasis.

< Tü *kıı. kıtıpiyos [LG188+] önemsiz.a. Ayrıca karş. kıtık Tü? quTn pamuk [Uy viii+] kıtık pamuk. kıtlık <Tü [T S xiii. değersiz (argo) ~ Yun katö pión düşük nitelikli. kitaba] 1. kendir =? Ar * Bir İran dili aracılığıyla erken bir alıntı düşünülebilir. örtme EŞKÖKENLİLER: Ar #ksw : kispet. giysi. pahalı. . belge. değersiz & Yun katö aşağı. < * İkinci anlamı belki Ar hitr (yalan. kesim. [LO xix] minder dolgusu. konsistans " kamet ~ Ar qiwâm [#qwm/qym msd. bağladı. kitle YT [TDK 1944] ~ Ar kutlat a.kisve Ar kasa giydirme. kısmak. " kütle * Arapça kutlat sözcüğünün Türkçe kökenli olduğuna ilişkin Güneş Dil Teorisi çerçevesinde geliştirilen bir görüşe dayanarak Türkçeleştirilmiştir. paragraf" kat2 kitakse koitázo bakmak kıtal öldürüşme " katil1 [Env xv] [ 192+] bak! (argo) ~ Yun koítakse bak! < Yun ~ Ar qitâl [#qtl III msd.] parça. kitap [Kut. kimlik (< Yun piós kim ) kıtır1 onom dolandırmak [LO xix] kıtırdamak gevrek nesne sesi. a. eli kıt. dikiş dikti. 2. bucak. kıt. azaltmak " kırkıta [MMem xvi] ~ Ar qiTcat^ [#qTc msd. kitap < Ar kataba [msd. Aram qaTaw (keten). kuraklık < Tü kız kıt. alçak. Arapça sözcük muhtemelen Aramcadan alıntıdır.] mukatele. "yazı yazma" anlamı en erken Aramcada kaydedilmiştir. kaba keten. [LO ] kıtır atmak yalan söylemek. bağlamak. kumpas) sözcüğünden.kesmek.] duruş. yazı yazdı ) * Sam #ktb kökünün nihai anlamı "dikiş dikmek. raptetmek" olup. şiirde kıta. raptetti. az " kıt kıvam direnç. pahalılık. kıyafet < kıt Tü [Uy viii+] kıs/kız hasis. Gül xiii] kızlık kıtlık. düşük + Yun pión nitelik. [ xi] kız az bulunan.] giyim. kisve [ xiv] ~ Ar kiswat [#ksw msd. kısım. Aş xi] ~ Ar kitâb [#ktb msd. coğrafyada kıta. katb/kitâbat] yazı yazdı (= Aram #ktb [msd.] yazılı şey. [Kıp xiv] kıt/kız a.

takip etme. kıvılcım <Tü [Kıp xiv] kığılçım < Tü kığ/koğ [xiv TS] kıvılcım. ayağa kalkma. iz sürme. burmak " kıvır- Tü [ xi] kı5-/kıt. Yeni Zelanda meyve şirketi < İng kiwi Yeni Zelanda'nın simgesi olan bir kuş ~ Maori * İngilizce eski adı chinaberry (Çin meyvesi) iken. [LO xix] bükülüp kıvrılan. Yun anástasis çevirisi) biçiminden alıntıdır. 2. yakışıklı (argo) < Tü kıy. zarif <Tü [T S xvi xvi] ince kadın başörtüsü.. < Tü kıvır. Aş xi] ~ Ar qiyâmat [#qwm/qym msd.] 1. burulmak < Tü kıvır-bükmek. sevinmek < Tü kıw [viii+ Uy] kut. şerare kıvır[mak Tü burmak. [ xviii] buruşuk. bir kavim veya aşirete özgü giyim tarzı kıyak <Tü [TS xv] kıyıcı. 2.kıvan[mak kut <Tü [DK xiv] iftihar etmek. 3. kırmak " kır- kıyafet ~ Ar qiyâfat [#qyf msd. < Tü *kı." kıy- kıyam [Kut. kırmak. bir kişinin görüntüsünden hangi aile veya aşirete mensup olduğunu anlama ilmi.] 1. saadet" kivi [199+] ~İngkiwifruitactinidiadeliciosa bitkisinin meyvesi ^ 1959 Turners and Growers. direndi" kamet kıyamet [Kut.sıkmak " kavrakıvran[mak kıy[mak <Tü [Kıp xiv] bükülmek. kıvrak 1 nazik.kesmek. . bükmek. gaddar.] ayağa kalkma. [TS xv xv] eziyet etmek. kısmak. Soğuk Savaş döneminde ticari kaygılarla adı değiştirilmiştir. ayaklanma < Ar qâma karşı koydu." kıvır[Men xvii] ('kıs kıvrak' deyiminde) sımsıkı < Tü kawrak sıkı < Tü kıvrak2 <Tü kawra. Aş xi] ~ Ar qiyâm [#qwm/qym msd. öldürmek Tü *kıı. dikilme.kısmak. [LG 188+] güzel. kısmak.a. büzmek " kır[Men xvii] kıvrıcık/kıvırcık < Tü kıvrış-kırışmak. son yargı gününde ölülerin ayaklanması" kamet * Arapça sözcüğün ikinci anlamı muhtemelen Aram qiyama (a.hasislik etmek. buruşmak " * Küçültme eki olan -cik sözkonusu değildir. [DK xiv] kıvur-kırmak.kesmek. buruşturmak kıvırcık kıvır<Tü [Uy viii+] kığır.

İng shore (deniz kıyısı) < shear (kırpma. kızarmak." kıy- * -tır. "Henüz doğurmayan. kızamık kızan <Tü Tü [Uy viii+] kızamuk bir hastalık. az. [ xvii] delikanlı Tü [Uy viii+] kızıl/kızğıl kırmızı < Tü kız. .a. Aş xi] ~ Ar qiyas [#qys msd. değerli idi" kamet kıytırık <Tü [ xx/c] çok küçük şey.viii+ Uy. kıvamlı idi. kızıl kızılcık <Tü [DK xv] kızılçuk meyvesi yenen bir ağaç. xi. Amer. değersiz (argo) Tü [Uy viii+] kız kız Tü kıy. kıyma <Tü [DK xiv] kıyılmış et < Tü kıy. kesme). [CodC xiii] öfkelenmek [Kıp xiv] kızak buz üstünde kayma aracı. xiv Kıp). bakire * Karş. Fr bord (kıyı) < HAvr *bherdh. Tü kıs/kız (hasis.xiv Kıp) < kır-. kız çocuğu. kıt.ateşte ısınmak. < Tü kız.] kıymet [Kut. kıyaslama yoluyla akıl yürütme < Ar qâsa ölçtü. firması.] ölçü. ölçme. cornus mas < Tü kızıl" kızıl klakson [ xx/a] otomobil kornası ~ marka Klaxon otomobil kornası markası ^ 1908 Lovell-McConnell Manufacturing Co..a. kız[mak kızak Tü? Tü [ xi] kız." kız[DK xiv] erkek çocuk. .kıyas [Kut. Aş xi] değer.eki açıklanmaya muhtaçtır. [ xi] kızlamuk a." kıy~ Ar qîmat [#qwm/qym msd. nicelik < Ar qâma durdu." kız- * Etimolojisi açık değildir. Karş. Tü kırı/kırağ (a. < EYun klazö bağırmak klan aşiret.(kesmek). eli sıkı. kıt . soy [Tarih 1932] ~ Fr/İng clan aşiret ~ Gael clann aile. Bak. verimsiz" anlamı düşünülebilir. oranlama. Sözcüğün iki anlamı arasındaki ilişki muğlaktır. karşılaştırdı kıyı Tü [Uy viii+] kı5ığ herhangi bir şeyin kenarı < Tü kı5-kesmek " kıy- * Karş. kırmızı olmak. [DK xiv] kızağu * Etimolojisi açık değildir.

tasnif etmek " klas [ 192+] ~ Fr classement sınıflandırma < Fr klasör [Bah 1924] dosya < Fr classer sınıflandırmak " klas ~ Fr classeur 1. seçilmiş. aydınlık ~ HAvr *kls-ro.C. İng call (çağırmak). bir göreve atamak klik [Bah 1924] ~ Fr clique 1. Nürnberg’li çalgı yapımcısı < İt clarino borazan. seçkin " klas klasman classer sınıflandırmak. antik çağ yazarlarına özgü ~ Lat classicus 1. 2. hizip < EFr cliquer gürültü yapmak. 2.< HAvr *kels-2 bağırmak. anahtar + Lat cymbalum bir tür vurmalı çalgı. memur. çembalo klavye [Cumh 1928] klaviyer ~ Fr clavier anahtar takımı. daktilo tuş takımı ~ OLat clavarium " kle kle kilit. okuryazar kimse ~ EYun klerikös 1. rahip < EYun kleröö kurayla seçmek.çalmak) + EYun manía delilik " mani3 klerikal [ xx/b] ~ Fr clérical papazlara ilişkin. yüksek sesle çağırmak * Aynı kökten Lat clamare (bağırmak). özellikle üstün sınıf . gürültücü kalabalık [esk. açık. güreşte bir oyun ~ Lat clavis klemantin [ xx/c] ~ Fr clementine şeftali-erik melezi olan bir meyva ^ 1902 < öz Clément Rodier Cezayir’li Fransız din adamı ve botanikçi kleptoman [192+] ~Frkleptomane hırsızlık hastası & EYun kleptes hırsız (~ HAvr *klep. Lat calare.]. Denner. tertip. piyano ve org gibi çalgıların tuş takımı.< HAvr *kels-2 bağırmak " klarnet klasik [Bah1924] ~ Frclassique1. 2. sınıf sistemine ait. zil" kle. EYun kaleo.].a. klavsen & Lat clavis tuş. anahtar " kilit [ xx/b] ~ Fr clé 1.] "klap" sesi çıkarmak klarnet/klarnet [ARasim 1897-99] ~Frclarinettebir nefesli çalgı ~ İt clarinetto [küç. büyük klavsen [ xx/a] ~ Fr clavecin klavyeli bir çalgı ~ İt clavicembalo "tuşlu çembalo". # y. berrak. 1700 J.] a.Lat classis Roma yurttaşlarının bölündüğü altı askeri sınıftan her biri.klapa [ xx/b] ~ Fr clapet sıvı veya buharı tek yönlü olarak geçiren kapak < Fr clapoter [onom. askeri sınıf < ALat clad. memurlara ilişkin < OLat clericus din adamı. dava etmek). sınıf. üst sınıfa ait [esk. klas [ xx/b] ~ Fr classe 1. 2. av borusu < Lat clarus 1. kilit. tasnif edici. ALat cladere (çağırmak). 2.(askere) çağırmak ~ HAvr *kls-d. derece. birinci sınıf. ses çıkarmak . 2. 2. seçkin. 2. küçük kapalı grup. yüksek (ses). bir göreve adanmış kişi. claim (iddia etmek.

2. 2.].a.kapatmak) + EYun fóbos korku " kloz. fragman. kapalı olmak.klima [ML xx/c] klima cihazı havalandırma cihazı < Fr climat iklim ~ E Yun klíma. kalıplaşmış söz veya düşünce < Fr clicher [onom. " iklim ~ Fr climatiseur klinik [Bah 1924] ~ Fr clinique yataklı tedavi yeri. t. İng gall (safra). a. kimyacı & Fr chlore yeşil + Fr phyllon yaprak " klor. claus. ~ EYun klinikós yatağa veya yatakta tedaviye ilişkin < EYun kline yatak < EYun klinö yatık olmak. Fr. İng glitter. a. altın < HAvr *ghel-2 parlamak * Aynı kökten EYun %ole. kampana.] kırpmak klips clip2 çengelle tutmak. altın sarısı [esk. çan. filiz rengi ~ HAvr *ghlö-ro. Fr. sürgün (dal) klor [1891] ~ Fr chlore açık yeşil renkli bir gaz ~ İng chlorine #1810 Humphrey Davy. yaylı raptiye < İng to kliring [ xx/b] dış ticarette bir sistem ~ İng clearing temizleme. Ball. İng yellow < Ger *gelwa (sarı). berrak. hastane ~ Alm klinik a. kimyacı & Fr chlore + Fr formyl metil grubunun eski adı " klor.] küçük kapalı yer < EYun kleiö kapatmak. klorofil [192+] ~Frchlorophyle bitkilere yeşil rengini veren madde #1818 Pelletier ve Caventou. İng. İng gold. Rus zlaty (altın). glow (parlamak).a. anatomist (1516-1559) ~ EYun kleítoris [küç. açık yeşil. iliklemek [ xx/b] ~ İng clips [çoğ. örtmek " kilit klon [ 199+] ~ İng clone 1. 2. hekim & Lat claustrum kapalı yer (< Lat claudere. müzik parçası için yapılan kısa tanıtım filmi < İng to clip1 [onom. hesap kapatma. çan klostrofobi [ xx/c] ~ Fr claustrophobie kapalı yer korkusu ~ YLat claustrophobia # 1879 B.] mandal. İtal. bir canlının genetik kopyası ~ EYun klôn bitki piçi. kimyacı < EYun %lörös 1.] kalıba dökmek klitoris [ML xx/c] ~ YLat clitoris bızır # Mateo Renaldo Colombo. filiz kloroform [ xix] ~ Fr chloroforme kimyada bir bileşim # 1834 Jean-Baptiste Dumas. fobi . İng.a < İng to clear temizlemek < İng clear temiz. daldırma yöntemiyle çoğaltılan bitki. glisten. eğilmek " iklim klip [ xx/c] ~ İng video clip bir video filmden alınmış kısa parça. formik kloş şeklinde etek ~ OLat clocca ~ Kelt [ 192+] ~ Fr cloche 1.sarı. gleam. parlak. saf~ Lat clarus " klarnet klişe [ResCGaz 1911] ~ Fr cliché matbaacılıkta resim kalıbı.

kapatmak ~ HAvr *klâu. . Oğuzcada her iki biçim yanyana korunmuştur. [TS xiv xiv] yaşlı erkek * Eski bir Doğu İran dilinden alıntı olasılığı yüksektir. * İngilizce sözcüğün ikinci anlamı 1830'larda Oxford Üniversitesi öğrenci argosunda "öğrenciyi sınava 'taşıyan' okutman" anlamından türemiştir. belki kuz (gölge. bir tür büyük araba. büyümek " kon+. hüda.indirmek. bırakmak. < Lat coalescere. sözleşmenin son maddesi < Lat claudere. Karş. Erm oç'%ar (koyun). • Aynı kökten kon. sporda antrenör ~ Alm kotsche bir tür büyük araba ~ Mac kocsi (széker) a. güç birliği ~ Lat coalitio a. Ermenice sözcük 5.] küçük kapalı yer < Fr clos [ viii] ko.kökü 9. Eş anlamlı olan Fa %\vaca ve %oda (efendi.(indirmek. [Oğ xi] koç erkek koyun * Karş. koalisyon [ xx/b] ~ Fr coalition siyasi ittifak. İç siyasette ilk kez 1783'te İngiltere'de Portland Dükü başbakanlığında kurulan Whig-Tory ittifakı.] retorikte cümlenin kapanış bölümü. kobold] maden ocaklarında yaşadığına inanılan cin kobay [Bah 1924] bir tür kemirgen memeli ~ Karib kobaya kobra Lat colubra yılan koç1 Tü [ xx/b] ~ Fr cobaye bilimsel deneylerde kullanılan ~ Fr cobra ~ Port cobra de capello külahlı yılan < [Uy viii+] koç/koçkar/koçrjar . dökmek). yy'dan itibaren yerini ko5. 2. alto * Siyasi anlamda ilk kez 1715'te çeşitli Avrupa devletlerinin Fransa'ya karşı kurduğu ittifak. kobalt [ xix] ~ Fr cobalte metalik bir element ~ EAlm kobolt [mod.biçimine bırakırken. a. Her iki biçimin bilinmeyen bir eski dilden alıntı olması güçlü olasılıktır. karanlık). inmek). a. claus.(karşılıklı komak). sözleşme maddesi ~ Lat clausula [küç. koymak. coalit.> koy. boy atmak < Lat alere büyütmek ~ HAvr *al-3 yetişmek. yy'dan daha eskidir. hoca. ko5-/kot.kloz [ xx/c] sigorta sözleşmelerinde madde ~ İng clause alt tümce. koç2 [ xx/c] ~ İng coach 1. bırakmak * Asya Türkçesinde ko. (ağaç dalı) birbiri içine geçerek kaynaşmak & Lat co(n)beraber + Lat alescere yetişmek. koş. ulu kişi) biçimlerine karşılık olarak Oğuz lehçelerinde koca/koda ve kocaman/kodaman sözcüklerine rastlanır. koca Tü? [TS xiii] yaşlı ve ulu kişi.kapatmak " kilit klozet kapalı ~ Lat clausus " kloz ko[mak Tü [ xx/c] ~ Fr closette [küç.(kendini komak.birlikte büyümek.= ku5-/kut.

faktör kodoş [LL 1732] deyyus. koca. Lat cavus. * Nihai kök *kaP. Karş.tıp fakültesince onaylanan ilaçlar katalogu ~ Lat codex. hapishane kümes. evlilik yoluyla akraba. boşluk). cödic. cömert Tü koç"koç1 * -ak ekinin işlevi belirsizdir. Karş. oymak. • Türkçe ve Hintavrupa köklerinin benzerliği şaşırtıcıdır. +men1 ~ Bul/Sırp koçan meyvenin ve özellikle ~ Fa köçek 1. 2. kabartmak < Tü *koPığ < Tü *kaP. ağaç kütüğü. EYun koûfos (içi boş. kocaman. kofana lüfer [LO xix] ~ Yun goúfaina lüferin büyüğü" . içini boşaltmak. kav2. yasa külliyatı" kütük kodaman dilinde aşiret uluları efendi" hatun. şişirmek. civelek. yiğit. afyon bitkisi ~ Fr codéine afyondan elde edilen [Çağ xv] dünür.koç. gidi ~ Erm godoş boynuz kof Tü [ xi] kowı içi boş.1. koca ~? Sogd %watâw / Hwar %wadew kral. kof). kodeks [ 192+] ~ YLat codex. tavuk barınağı < Yun kóta tavuk ~ Yun kotétsi kodifiye [etm [ xx/b] ~ Fr codifier kuralları sistemli olarak belirlemek ~ OLat codificare ~ Lat codicem facere " kod.1. yasa külliyatı" kütük kodes [LO 187+] kümes. +men1 * Karş. b > w etkisiyle bazı türevlerde sesli yuvarlaklaşması görülür. • Final -wığ hecesi dissimilasyon yoluyla -wık veya w > f biçimini almıştır: kowuk = kof. ufaklık " küçük kod [ xx/b] ~ Fr code kurallar sistemi ~ Lat cödex. genç.büyük defter. 2. uşak. çocuk. büyük defter. kodein [Bah 1924] yatıştırıcı madde < EYun ködeia gelincik. codic. 2. dans eden genç erkek küçak küçük.koçak <Tü [TS xiv] 1. Fa kâw (oyuk.olup. yürekli. kâwak (kof) < HAvr *keus-. yavru. [LO xix] halk < Tü koda [xi Oğ] saygıdeğer ve yaşlı kimse. codic. kocaman koçan mısırın iç sapı <Tü [Men xvii] ihtiyar adam [LO xix] < Tü koca ihtiyar " koca. kabadayı. çürük 2.

hakaret ~ Fa kofta %\vur çiğnenmiş olanı yiyen " köfte. 2.a. kök. coitbirlikte gitmek & Lat co(n). horoz ibiği" koket köken YT [CepK 1935] menşe. asıl [ARasim 1897-99] kok kömürü < Tü *kö-derin olmak. tokmakla vurmak. [T S xiv] koku almak. iyon kök Tü [Uy viii+] kök2 çok derin şey.kofre [ xx/b] ~ Fr coffret [küç. yarmak köftehor deyimi köfter yiyecek [Neş.birlikte. karşılıklı + Lat ire.] 1. boşluk ) [DK xiv] ~ Fa kuhna eski.dövmek. Alm.a. koku vermek EŞKÖKENLİLER: Tü kok-: kok-. içte olmak ~ İng coke gazı kok alınmış taş kömürü * Yorkshire lehçesinden alınmış kökeni bilinmeyen bir sözcüktür. kesmek. kös.vurmak. ^ 1856 Albert Niemann. koklakokain [Bah1924] ~Frcocaïne koka bitkisinden elde edilen uyarıcı madde ~ Alm Kokain a. Kan xv] zina eden karısını affeden adam. asl ~Frcocarde bükülmüş < Tü kök" kök .a. elektrik bağlantı kutucuğu < Fr coffre sandık. kimyacı < İsp coca Güney Amerika'ya özgü bir bitki ~ Quech coca a. it. koğuş köhne Tü [ xi] koğuş su oluğu . çiğnenmiş < Fa koftan.gitmek " kon+. yarmak " engebe koful YT [TDK 1955] hücre içi boşluğu * Sıfata eklenen -ul ekinin işlevi belirsizdir. kasa ~ Lat cophinus a. kok[mak Tü [ xi] kok. kokart [185+] kokarda kâğıttan yapılan rozet ~ EFr coquart horoz. küçük kasa veya sandık.koku vermek. köfte ~ Fa kofta (havanda) dövülmüş. yaşlı koitus [ xx/c] ~ Lat coitus cinsel birleşme < Lat coire. [İMüh xiii] içi boş şey veya yer. ezmek ~ HAvr *kop. kovuk (= Moğ qoğusun vakum. +hor ~ Fa köftar üzüm veya erik suyundan yapılan bir ~? Yun kófte kes! < Yun < Tü kof" kof kofti [LG 188+] yalan (argo) köbö ~ EYun koptö kesmek.

koza kokla[mak köknar xvii] koknar kokona yaşlı kadın <Tü [T S xv. abies. ordunun sağ ve sol kanadı . ruscus aculatus < EYun kókkinos kabuğundan kırmızı boya elde edilen böcek. mısır * Belki şeklinden ötürü. 2. el. LO xv] kokula-. • Ömer Seyfettin "Lokanta Esrarı" adlı hikâyesinde. kokoroz kokina kokoz kokpit [LG188+] parasız [ xx/c] ~ ? ~ İng cockpit 1. tahıl " uçağın kumanda kabini & İng cock horoz + İng pit çukur " koket köktenci kokteyl YT [Fel 194+] radikal [Hay 1959 195+] <Tü kökten "kök ~ İng cocktail "kuyruk kaldıran". alkollü içki karışımı & İng to cock horozlanmak. çam < Yun koukounára kozalak [EvÇ xvii] = Yun kokóna hanımefendi. 2. [KT xix] kokla-< Tü kok-" kok- [Amr xv] kukinar bir tür iğne yapraklı ağaç. [LO xix] mısır < Arn kokërr tane. [EvÇ ~ Yun koukounariá her çeşit kozalaklı ağaç.] "küçük dişi horoz". koşnil kırmızısı < EYun kókkos tane. kuyruk kaldırmak + İng tail kuyruk " koket kol Tü [Uy viii+] kol 1. kokoreç Yunan yemeği koçanı [ÖSeyf 1920] kokoroç ince bağırsaktan yapılan bir ~ Yun kokorótsi mısır koçanı (Arnavut ağzı. sağ ve sol taraf. kokina [ xx/a] ~ Yun kókkino 1. orta * Nihai kökeni belirsizdir. TTü köken (bazı bitkilerin ikincil kök salan dalları ? xvii) ile birleştirilemez. koket işveli kadın < Fr coq horoz [Bah 1924] ~ Fr coquette [küç. 2. kırmızı.* Ada eklenen -en ekinin işlevi belirsizdir. kırmızı tane şeklinde meyveleri olan bir bitki. dikenli mersin. Men. ön uzuv. Romenceden alındığına ilişkin yaygın kanının esası tesbit edilememiştir. tohum. argo) ~? Arn kokërroz mısır. Atina’lı bir Rum'un lokantasında ilk kez kokoroç ile tanışmasını anlatır. horoz döğüşü ringi.

kola1 [ xx/b] bir tür meşrubat ~ marka Coca-Cola bir karbonatlı içecek markası ^ 1887 ABD. Tü kölük (yük hayvanı .sesi etkisiyle dissimile edilmiş biçimidir. icar) biçimi belki "paralı asker" kavramını çağrıştırır. < Lat colligere. maaş. kolaçan her iki yön " kol <Tü [LO xix] gezip dolaşma < Tü kola-dolanmak < Tü kol etraf.toplamak & Lat con. kolej [ 186+] ~ Fr collège 1. etrafını gezmek < kolay <Tü [TS.bir yere + Lat legere1. [T S xv xv] kola geçirilen kılıf < Tü kol" kol * -çak ekinin işlevi açık değildir. lonca. dilek. taraf ~ Fr collage yapıştırma < Fr coller yapıştırmak < [CodC xiii] kolan/kolan eyer kuşağı < Tü kola-dolanmak.xi. İng glue (kola) biçimleri Yunancadan alınmıştır. 2. xiv Kıp). biriktirme ~ Lat collectio a. collect. yüksek okul ~ Lat collegium tüzel kişilik. tutkal. kola2 [ xix] ~ Yun/EYun kólla nişasta. lect. Diğer yandan Moğ kölüsün (ücret. fiil adı ve edilgen sıfat yapan -ağ/-aw ekinin -l. ortak < ~ Fr collecteur toplayıcı < Lat [Men xvii] köle esir.toplamak " koleksiyon [Bah 1924] [Bah 1924] ~ Fr collectif. collect-" koleksiyon kolektör colligere.birlikte + Lat legâre yükümlülük yüklemek " kon+. Kıp xiv] kolay 1. collect. kolaj [ xx/b] Fr colle tutkal ~ Lat colla ~ EYun kólla " kola2 kolan <Tü Tü kol etraf.[viii+ Uy] istemek. isteğe uygun olan şey. yapıştırıcı * Fr colle.]. . kolçak Tü < Tü [Uy viii+] kolıçak kolcuk. köle -7 * Karş. delege koleksiyon [AMithat1885] ~Frcollection toplama. ~ İng cola kafein bakımından zengin Afrika kökenli fındık türü ~ Afr * Batı Afrika yerli dillerinden. hizmetçi. [TS xvii] kölemen a. ayırmak " kon+. istek.a.seçmek. ortaklık < Lat collegâre ortak yükümlülük yüklenmek & Lat con. dilemek * -ay eki. fırsat kol. 2. -ive toplu. bir üniversiteyi oluşturan loncaların her biri [esk. şans. lejyon kolektif Lat colligere. a.

iskân etmek kolonya [ARasim 1897-99] ~ Fr eau de cologne "Köln suyu". kıvrım kıvrım olmak koloni [Bah 1924] ~ Fr colonie a. < Lat colonia koloni" koloni .kıvrık şey < HAvr *(s)kel-3 kıvrılmak. koloni < Lat colere.devriye gezmek < [ xx/b] ~ Fr colloïde tutkal kıvamında < Fr colle kolokyum [ML xx/c] bir konuyu tartışmak için yapılan yarı-resmi toplantı ~ Lat colloquium görüşme.a. hamal boyunduruğu ile taşınan yük < Lat collum boyun ~ HAvr *kwol.toprağı işlemek. cult. ekip biçmek . müzakere etmek & Lat conkarşılıklı + Lat loqui. < HAvr *kwel-1 dönmek * Aynı kökten EYun pólos (eksen. yoklamak < Tü kol dolaş. Köln ~ Lat Colonia Agrippinensis a.konuşmak ~ HAvr *tlokw-/*tolkw^-a. 2. işlenmek üzere açılan arazi. taraf" kol koloid tutkal" kola2. locut.a. sarı ishal < EYun %ole safra " hülya kolesterol [ xx/b] ~ Fr cholésterol "öd yağı". Köln kentinde 1709'dan itibaren Johann Maria Farina ve varisleri tarafından üretilen alkollü esans < öz Cologne Almanya'da bir kent. ~ Lat colonia tarım işletmesi. ~? HAvr *köl-o.< HAvr *kel-4 yüksek olmak " ekselans kolon2 [ xx/b] ~ Fr colon kalın bağırsak ~ EYun kölon/kölon a. stearin koli1 [xx/b] ~Frcolis paketlenmiş mal veya eşya~İt colli [çoğ. koli2 [basili [ xx/b] ~ YLat escherichia coli kalın bağırsakta yaşayan bir tür bakteri < EYun kólon kalın bağırsak " kolon2 kolibri * Orta Amerika yerli dillerinden. müzakere < Lat colloqui görüşmek. yüksek nesne.HAvr *kwel.a. +oid [ xx/b] ~ Fr colite kalın bağırsak enfeksiyonu < Fr colon [ xx/b] ~ Fr colibri arıkuşu ~ Karib [LO xix] araştırmak.a. tekerlek mili).a. boyun.] < İt collo 1.a. ekip biçmek. " kon+ kolon1 [Bah 1924] ~ Fr colonne sütun ~ Lat columna direk.kolera [İM90 187+] ~Frcholéra bulaşıcı bir hastalık. vücutta bulunan bir yağ # 1784 & EYun %ole safra + EYun steár katı yağ " hülya. kolit kalın bağırsak " kolon2 kolla[mak <Tü Tü kol etraf. sütun ~ HAvr *kol-umnâ. safralı ishal ~ EYun %olera safra çıkarma.toprağı işlemek.

. kumanda. hayvan barınağı koma t. bi+3 kombinezon 2. bir tür kadın iç çamaşırı " kombine [Bah 1924] ~ Fr combinaison 1. Dünya Harbinde (1914-1918) genel kullanıma girmiştir. komandit [Bah1924] ~Frcommandite sermayedarlarla görevlilerin ortak olduğu bir tür şirket ~ İt accomandita < İt accommmandare emanet etmek " kumanda komando [ xx/b] ~ İng commando özel eğitim görmüş savaş birliği ~ Boer kommando emir.ahır. tasma < Lat collum boyun " koli1 * Karş. renklendirme. kombine [etm [ xx/b] ~ Fr combiner ikişer ikişer birleştirmek < OLat con bini ikişerli & Lat con + Lat bini çift.koloratura [ xx/b] ~ İt coloratura 1. boyunluk~Lat collare boyun halkası.derin uyku [KT xix] ~ Erm kom ahır. kombi kombinasyon combine " kombine [ xx/c] [ xx/c] < Fr combiné ikili takım " kombine ~ İng combination ikili bileşim < İng to * İngilizce sözcük Fransızca uydurma telaffuzla Türkçeleştirilmiştir. İkinci anlamı muhtemelen "koltuklu sandalye" deyiminden. operada bir söyleyiş tarzı. ikili bileşim. 2.]. ikişer " kon+. askeri birlik " manda2 * 1898-1900 Boer Savaşında Boer "özel kuvvetler komutanlığının" adından İngilizceye geçmiş ve 1. tohumundan yağ elde edilen bir bitki ~ Hol koolzaad lahana tohumu & Hol kool lahana + Hol zaad tohum kom [ xx/b] mezra (halk) mezra ~ HAvr *gho-mo. bu tarza uygun soprano sesi < İt colore renk ~ Lat color kolostrum ilk gelen süt koltuk sandalye Tü Tü kol" kol [ML xx/c] ~ Lat colostrum doğumdan sonra [Uy viii+] koltuk kolun üst kısmı. İng collar (tasma) kolyoz koloiós saksağan kuşu [ xix] ~ Yun koliós bir tür uskumru ~ EYun kolza [ xix] ~ Fr/İng colza lahanagillerden. ~ YLat coma bitkisel hayat ~ EYun koma. [LO xix] kollu * -tuk ekinin işlevi belirsizdir. yayla barınağı. kolye [MLxx/c] ~ Frcollier tasma [esk.

karşılıklı + Lat modus ölçü " kon+. [ 190+] 2.sıkmak. festival. " komite [İM72 187+] silahlı gizli topluluk ~Bul komita * 19. a.komedi/komedya [28M1720] komedya ~ İt commedia gülünçlü oyun / Fr comèdie a.göndermek " kon+. commis. pakt . [Tarik 1885] aracılık ücreti . 2. moda komodor [Bah1924] ~İngcommodore denizcilikte filo kumandanı ~ Hol kommandeur kumandan ~ Fr commandeur " kumanda kompakt [ML xx/c] ~ Fr compacte bir araya getirilip sıkıştırılmış ~ Lat compactus a. yy başında Batı Rumeli ve Makedonya'nın bağımsızlığı için mücadele eden Bulgar terör örgütleri için kullanılmıştır. < Lat compangere. bir işi yerine getirmek için alınan ücret < Fr commettre. iyon komodin [ 192+] ~ Ven comodìn [İt commodino] dirsek yüksekliğinde olan dolap. pact.Fr commission 1. encümen ~ Lat comitatus maiyet. komik komi [ xx/b] ~ Fr commis 1. compact.ile + Lat mittere.Fr commissaire demiryolu güvenlik görevlisi ~ OLat commissarius görevli < Lat committere görevlendirmek " komi komisyon [İM31 186+] heyet. pratik ~ Lat commodus a. her çeşit kaba ve gürültülü eğlence (< EYun köme köy) + EYun oidía şarkı söyleme " odeon EŞKÖKENLİLER: EYun komos : komedi. commiss.bir işi veya görevi yerine getirmek " komi komita heyet. komite [186+] ~Frcomité az sayıda üyeden oluşan heyet.sıkıştırmak & Lat con. kullanışlı. mesaj komik komedi artisti [ARasim 1897-99] 1. bir işle görevlendirilmiş heyet. & Lat con. birbirine uymak & Lat con.a. yol almak " kon+. dernek ~ Fr committé a. yy sonu ve 20.a. & EYun kömos köy eğlencesi.a. emanet etmek ~ Lat committere. < EYun kömos kaba eğlence " komedi ~ Fr comme il faut komilfo [ xx/a] usul ve adaba uygun olması gerektiği gibi ~ Lat quomodo factus (est) komiser [Düs I. ~ Fr comique gülünç ~ EYun kömikös a. a. kakmak.bir araya + Lat pangere. 2.a. ~ EYun kömoidia a. gülünç. tepmek " kon+. büfe < Ven còmodo ölçülü.2.341 186+] demiryolu güvenlik görevlisi . commis. eşlik etmek & Lat con beraber + Lat itare yürümek. < Lat commodare aynı ölçüde olmak.a. bir işle görevlendirilen kimse.görevlendirmek. kafile < Lat comitare yoldaş olmak. eğlenceli. otel hizmetçisi < Fr commettre. miss.a.

bitirmek & Lat con. karışım. composit. a.bir araya + Lat ponere.beraber + Lat partire bölmek " kon+. [Bah 1924] kompot .katlamak.a.bir yere + Lat plere doldurmak ~ HAvr *ple.bir araya + Lat plegere. karmaşa. pli kompliman [28M 1720] komplimento ~ İt complimento kadınlara yönelik zarif övgü / Fr compliment a.a. Alm. posit. < Lat complere. bestelemek ~ Lat componere.a.a. composit. ganimet almak & Lat con.birbirine katmak. sarmaşık. karışık reçel.koymak " kon+. plex. tertip etmek " kompoze komposto [ARasim 1897-99] komposto .yarışa katılan < Lat competere yarışmak & Lat con.doldurmak. poli+ kompleks [ xx/b] ~ Fr complexe 1. bükmek. kucaklama & Lat con. nezaket göstermek < Lat complere. ^ İkinci anlamda 1907 Carl Gustav Jung. Çin'deki Portekiz ticari . sarmak " kon+. complet. tamamlamak. birleştirmek. rulo haline getirmek & Lat con. ~ İsp cumplimiento nezaket veya görgü gereği yapılan şey < İsp cumplir gereğini yapmak. bileşim. < OLat compartire paylaşmak & Lat con. inşa etmek.bir yere + Lat pilare yığmak " kon+ komple [Bah 1924] ~ Fr complet tam. " kon+. post2 kompozitör composer " kompoze komprador yerli kapitalist [Bah 1924] ~Frcompositeur besteci <Fr [ 196+] Marksist teoride emperyalistlerle işbirliği yapan ~ Port comprador satın alıcı. parsel kompetan [ xx/a] ~ Fr compétent muktedir.üşüşmek " kon+ kompilasyon [ xx/c] ~ Fr compilation 1.a. t.beraber + Lat petere koşmak.] " kompoze kompoze [etm [ResCGaz 1912] kompozisyon ~Fr composer bir araya koymak. pli komplike [ xx/b] ~ Fr compliqué karmaşık < Fr compliquer karmaşık hale getirmek ~ Lat complicare ip bükmek. derleme ~ Lat compilatio yağma.kompartıman [ xx/a] ~ Fr compartiment bölüm ~ İt compartimento a. psikolog ~ Lat complexus içiçe geçmiş. complet-" komple komplo [Bah 1924] ~ Fr complot küçük entrika ~ ? komponent [ xx/c] ~ Alm komponent bileşen < Lat componere. burmak. yapabilen ~ Lat competens. örmek. 2. görevi yerine getirmek. bir şeyin başına üşüşmek ~ HAvr *pet.İt composto 1. katlamak. bir araya getirmek. sarmak. psikolojide bastırılmış düşünce ve duygular sistemi (isim) / İng complex a. karmaşık (sıfat). a. içeriği başka eserlerden çalıntı olan kitap [esk. hoşaf~ Lat compositus [f.bir araya + Lat plicare katlamak " kon+. meyve veya sebze karışımı. & Lat con.]. tamam ~ Lat completus a. 2. 2. talan < Lat compilare yağmalamak.< HAvr *pels-l a.

kompres [Bah1924] ~Frcompresse bastırma. alışveriş etmek < Lat commünis ortak. bir bilgi veya yazıyı birine iletme. .a. 2.+ Lat putare saymak " kon+.+ Lat premere.] kamuya ait olan şey. yardımlaşmak. mülkü ortaklaşa kullanan topluluk ~ Lat commünis [n. Aram gumsrâ (odun kömürü) > Ar camrat. sıkmak " kon+. tedarik etmek. iletişim < Fr communiquer bilgi veya yazıyı birine iletmek. hazırlamak. Akad gumaru. press. paylaşılan " komün komünist [Bah191+] kullanımını savunan < Fr commune " komün kömür Tü [ xi] kömür odun kömürü ~Frcommuniste mülkün ortaklaşa * Ortadoğu kültürleriyle çok eski bir etkileşim düşünülebilir.a. < Lat comprimere bastırmak.karşılıklı komün [NKemal1871] ~Frcommune1. umumi.+ Lat parâre hazırlamak " kon+.) " kon+ * Aynı kökten Lat municipium (kent yönetimi). Karş.kolonilerinde üreticilerden mal satın alan yerli aracı < Port comprar satın almak ~ Lat comparâre düzenlemek. parite * Marksist teoride bir terim olarak 1920’lerde Mao tarafından popülerleştirilmiştir. 2. paylaşmak < OLat communicare birlikte iş yapmak. imece (~ HAvr *moin-es. [Cumh 1928] eczacılıkta sıkıştırılarak imal edilmiş hap ~ Fr comprimé sıkıştırılmış < Fr comprimer sıkıştırmak. & Lat con.basmak. ikamet etmek " kon< Tü konış. komünikasyon [ xx/c] ~ Fr communication 1. Alm gemein (müşterek).a.konaklamak. komutan vermek YT [CepK 1935] kumandan Tükomıt-[xi] heyecan ve şevk * Kumandan < Fr commandant sözcüğünden serbest çağrışım yoluyla türetilip eski bir Türkçe köke atfedilmiştir.a. bastırmak ~ Lat comprimere " kompres kompüter [198+] ~İngcomputer hesap makinası. gemeinde (komün). edinmek & Lat co(n).halk meclisi. pres kompresör Fr compresser sıkıştırmak " kompres [ xx/b] ~ Fr compresseur hava sıkıştırma aygıtı < komprime [Düs II.1289 1873] sıkıştırılmış ürün.6. bilgisayar < İng compute hesaplamak ~ Lat computare a. orta malı & Lat conberaber + Lat münus kamu hizmeti. sıkıştırmak & Lat con. sıkıştırma ~ Lat compressum a. ampüte komşu Tü [Uy viii+] konşı aynı yerde oturan kimse konaklamak < Tü kon. belediye.

birlikte + Lat cantare şarkı söylemek " kon+. Lat concertare (çarpışmak. sporcunun durumu ~ Fr condition 1.)" ko* Dönüşlü (refleksif) yapıdaki asıl fiil ile daha yakın dönemde kullanıma giren ko-/koy-fiilinin edilgen (pasif) biçimi ayırt edilmelidir. dük kondüktör [Düs I. • Latince edatın anlam alanı Türkçe -işekiyle tamamen örtüşür. 18.komütatör [Bah1924] ~Frcommutateur1. & Lat con. konaklama yeri.biçimini alır.koymak.4. mesken. kon[mak Tü [ viii] kon. mütasyon kon+/kom~ Lat co(n) beraber veya karşılıklı yapma.sevketmek " kon+.a. yerleşmek.kendini komak. * Dudak sessizlerinden önce com. duct. < Lat commutare başkasıyla değiştirmek & Lat conkarşılıklı + Lat mutare değiştirmek " kon+. ikamet etmek. < Fr conduire taşımak. a. a. sözleşmenin hükümleri < Lat condicere sözleşmek & Lat con. birlikte müzik yapma. bırakmak (= Moğ qonu. dansite kondisyon [ML xx/c] takat. menzil < Tü kon. konak Tü [Uy viii+] konuk 2. bir elektrik aksamı < Fr condenser yoğunlaştırmak ~ Lat condensare a. Karş. 2. sıkma.değiştokuş eden.a. & Lat con. kuş kondu. kanal ~ Fr conduit a.a. 2.beraber + Lat dicere.ikamet etmek. şart. dikte kondüit [ xx/c] ~ İng conduit sıvı taşıyan boru. bir yere götürmek. [ xx/b] koyulmak < Tü ko. a.a.) Türkçeden alıntı olmalıdır.+ Lat densus yoğun " kon+. iki yönlü elektrik anahtarı ~ Lat commutator a. [ xx/a] orkestra yöneticisi ~ Fr conducteur yönetici. sıkışma ve yığışma. yönetmek ~ Lat conducere. yönlendiren " dük . kural kondu (= koyuldu). kanto * İtalyanca sözcüğün etimolojisi tartışmalıdır. gecelemek " kon- * Moğ qonug (a.söylemek " kon+. mevcut şartların tümü. konç Tü? elbise yeni) [DK xiv] kunç/konç ayak topuğu (= Moğ qançuy ayakkabı konçu. dict. hal ~ Lat condicio üzerinde anlaşmaya varılan şey. conduct-a. bir yerde durmak. durum. koşul. konçerto [ 188+] ~ İt concerto 1. yerle bir olma. tartışmak) fiiliyle anlam ilişkisi kurulamaz. bir ve eşit olma.bir araya + Lat ducere. bazı sessizlerden önce düşer. yy'da popülerlik kazanan bir enstrümantal müzik formu Lat *concentare birlikte şarkı söylemek & Lat con. özellikle tren veya orkestra yöneticisi ~ Lat conductor yöneten. ezme bildiren edat ve fiil öneki ~ HAvr *kom a.487 187+] şimendifer memuru. kondansatör [192+] ~Frcondensateuryoğunlaştırıcı. konaklamak. 2. a.

takviye etmek.bir araya getirmek & Lat con. aneks konfederasyon [185+] ~Frconfédération unsurları daha özerk olan federasyon ~ OLat confoederatio ittifak. toplantı ~ Lat congressum toplantı. hazır şey.beraber + Lat figurare şekillendirmek " kon+. kamuya açık bilgilendirme konuşması ~ OLat conferentia (fikirleri) bir araya getirme. a. federasyon konfeksiyon [ xx/b] hazır giyim ~ Fr confection 1. & Lat con. özellikle badem şekeri ~ Lat confectum pişirerek hazırlanmış şey.yapmak " kon+. a.bir araya + Lat gradi. 2. İtalyan düğünlerinde ziyaretçilere saçılan badem şekeri. nex.değişik şeyleri bir araya getirerek hazırlamak. şekerleme ~ Lat confectio hazır şey < Lat conficere. & Lat con. doğrulamak ~ Lat confirmare pekiştirmek. a.bir araya gelmek & Lat con. fermuar konfor [Bah 1924] ~ Fr confort 1. hazır giyim.bir arada + Lat facere. lat-getirmek " kon+. cinsel birleşme < Lat congredi. hazırlama. kutlama amacıyla saçılan renkli kâğıt ~ İt confetti [çoğ. rahatlık < Fr conforter teselli etmek. özellikle İsviçre kantonları arasında kurulan ittifak & Lat conbirlikte + Lat foederari ittifak etmek " kon+. onaylamak & Lat con.] < İt confetto her tür şekerleme. gress. 2. a. kotarma.bağlamak " kon+. & Lat con. collat.gelmek " kon+. şekerleme " konfeksiyon konfigüre [etm [ xx/c] ~ Fr configurer birkaç şeyi birbirine bağlı olarak şekillendirmek ~ Lat configurare a.bir araya + Lat ferre. diferansiyel konfeti [Bah 1924] ~ İng confetti 1. fors konformizm [CMeriç1963]konformist ~Frconformisme genel kurala uyma eğilimi < Fr se conformer aynı biçimi almak < Lat conformare a. bir ucu sivri nesne. form konglomera [DTC 1943]. congress. 2. çam kozalağı. rahatlatma. confect. fact. 2. teselli. kotarmak.+ Lat fortis güçlü " kon+. ~ EYun könos 1. buluşma. pişirmek & Lat con. figür konfirme [etm [ xx/c] ~ Fr confirmer onaylamak.konektör [ML xx/c] ~ Fr connecteur bağlayıcı < Fr connecter iki şeyi birbirine bağlamak ~ Lat connectere a.birbirine + Lat nectere.beraber + Lat formare biçimlemek " kon+.+ Lat firmus pek " kon+. Huni sözcüğünün etkisi düşünülebilir. faktör konferans [ xix] ~ Fr conférence danışma toplantısı. koni -i ekinin kaynağı açık değildir. . grado koni [ xx/b] ~ Fr cône geometride bir şekil ~ Lat conus a. rahatlatmak ~ OLat confortare güç vermek & Lat con. müşavere < Lat conferre. [DTC 1943] ~ Fr conglomerat kongre [ 185+] ~ Fr congrès meclis.

kur konkurhipik hip(o)+2 [ xx/b] ~ Fr concours hippique at yarışı" konkur. konkordato [ 185+] iflas hukukunda bir işlem ~ İt concordato uyuşma. denk getirme & Lat con.birlikte + Lat gerere. çukur ~ Lat concavus a. congest. consens. çukurlaştırmak & Lat con.beraber + Lat sentire.beraber + Lat currere. birikmek & Lat con. parçalamak & Lat con. sansasyon . cord. iunct. sens. yarışmak & Lat con.mutabık olmak.+ Lat cavare oymak. cret. curs. coniunct.bir arada + Lat crescere. kruasan konkur [192+] ~Frconcoursyarış~Lat concursus a. santra konsensus [ xx/c] ~ Lat consensus ittifak. rastlaşma ~ Lat coniunctura < Lat coniungere. duygu ve düşünce birliğine varmak & Lat con. gönül" kon+. kasis konkav [ xx/b] ~ Fr concave içbükey. < Lat concavare oymak.duymak. kör2 konkre [ xx/a] ~ Fr concret somut ~ Lat concretus yoğun.bağlamak " kon+.beraber + Lat genitus doğmuş.vurmak. görüş birliği.a. anlaşma ~ Lat concordatum a. hissetmek " kon+. gest-kılmak " kon+.konjenital [ xx/b] ~ Fr congénital doğuştan gelen < OLat congenitus birlikte doğmuş & Lat con. mutabakat < Lat consentire. a. bir yere toplamak & Fr con.yürek.a. İsp con quién kimle? * Meksika kökenli oyun 1850 dolayında Teksas'tan başlayarak ABD'ne yayılmıştır. balta girmez olmak & Lat con. < Lat concurrere birlikte koşmak. [ 196+] konken ~ İng conquian/cooncan (ABD) bir iskambil oyunu. conta konjonktür [ xx/b] ~ Fr conjoncture denk gelme. kav2 konken [ xx/b] kumkam.beraber + Fr centre merkez " kon+. < Lat concordare anlaşmak. içe doğru bükmek. jest konjonktivit [ xx/b] ~ Fr conjonctivite bağ doku enfeksiyonu < Lat membrana conjunctiva bağ doku < Lat coniungere. içiçe geçmek. yığışmış < Lat concrescere yığışmak. kırmak " kon+. remi ~ İsp conquian a. quass. coniunct. çarpmak. konsantre [etm [ xx/b] ~ Fr concentrer yoğunlaştırmak.birbirine bağlamak. (ağaç) birbiri içine geçmek. İt conchino biçimi İngilizce veya İspanyolcadan alıntıdır. razı olmak & Lat con." konjonktivit konkasör [ xx/b] ~ Fr concasseur taş kırıcı < Fr concasser (taş) kırmak ~ Lat conquassare kırmak.bir araya + Lat iungere. jenital konjestiyon [xx/b] ~ Frcongestion tıkanma.koşmak " kon+.a.+ Lat quatere.aynı yere toplamak. içini boşaltmak " kon+. İspanyolca sözcüğün aslının "hangi kartı hangisiyle eşleştirmeli" gibi bir anlam taşıdığı düşünülebilir. doğan " kon+.büyümek " kon+. akıl. sıkışma < Lat congerere.beraber + Lat cor.

bir araya + Lat capere. 2. mühür ve imzayla bir hakkı veya yetkiyi devretmek & Lat con. muhafaza edilmiş. desteklemek.a. klarnet konşimento [Bah 1924] ~ İt conoscimento tanıma. devretmek ~ Lat consignare 1. solidarite konsolos [ xvi] Batılı ülkelerin Osmanlı ülkesindeki ticari temsilcilerine verilen unvan ~ OYun kónsolos Bizans ülkesindeki Ceneviz kolonilerinin yöneticilerine verilen unvan [xiii] ~ İt cònsole a. tutmak " kon+. müzik okulu < Fr conserver korumak.a.bilmek " kon+. müzik dinletisi ~ İt concerto a. toplama. sinyal konsol [AMithat 1877] duvara dayalı yarım masa ~ Fr console mimaride balkon desteği < Fr consolateur destek olan < Lat consolari 1.< HAvr *kels. 2. bilmek ~ Lat cognoscere. not konsinye [ xx/c] ~ Fr consigné emanet < Fr consigner emanet etmek. birlikte müzik çalma veya şarkı söyleme [esk. konserve [ xix] konserva ~ İt conserva 1. fikir sorma [ xx/b] ~ Fr conseil danışma. concept.sıkarak + Lat solidare pekiştirmek. & Lat conbirbirini + Lat (g)noscere. kent başkanı. Süleyman'ın Fransa'ya tanıdığı ticaret hükümnamesinde kullanılmıştır. koruma yeri. " konçerto konservatuar [Bah 1924] ~ Fr conservatoire 1. 2. 2. danışma meclisi ~ konsil [ xx/a] ~ Fr concile din işleri konuşulan meclis ~ Lat concilium 1. a. muhafaza edilmiş yiyecek < İt conservare korumak.a. not. serf * Paris'te 1792'de kurulan Conservatoire National de Musique (Ulusal Müzik Arşivi ve Okulu) adından. • İstanbul Konservatuarı 1914'te kurulmuş. kavramak. < Lat concipere. korunmuş. meclis & Lat con.içine almak. muhafaza etmek " konservatuar konsey Lat consilium danışma.+ Lat signum mühür " kon+. hizmet etmek " kon+. 2. teyit etmek. hamile kalmak & Lat con. cognit. deniz ticaretinde teyit belgesi < İt conoscere tanımak. kapasite konser [AMithat 1882] konserto ~ Fr concert 1.a. bir belgeyi mühürlemek. destek olmak " kon+ konsolide [186+] ~Frconsolider sağlamlaştırmak & Lat con. sağlamlaştırmak < Lat solidus " kon+. Roma Cumhuriyetinin yöneticilerine verilen unvan " konsül * Bugünkü anlamıyla ilk kez 1528'de I.a. capt.a. bir araya çağırma.]. muhafaza etmek ~ Lat conservare a.almak. gözkulak olmak.a. " kon+. tasdik etmek. genel toplantı. ancak adı Ali Ekrem (Bolayır) Bey’in teklifiyle Darülbedayi olarak düzeltilmiştir. teyit. . 2.+ Lat servare korumak.konsept [ xx/b] ~ Fr concept kavram ~ Lat conceptus a. ~ Lat consul danışman. teselli etmek. & Lat con.bir araya + Lat calare çağırmak ~ HAvr *kalyo.

yiyip bitirmek. & OLat con. consumpt. tüzel kişilik < Lat consors.yutmak. t.bir araya + Lat struere. atölye konstrüksiyon [ xx/b] yapım ~ Fr construction yapım. text. konsonant [DTC 1944] ~ İng consonant 1. prim konsomatris [xx/b] ~Frconsommatrice[f. içmek (& Lat sub. tüketici (kadın).a. Roma konsültasyon [ xix] konsolto tıbbi görüş alma ~ İt consolto / Fr consultation danışma. yıldız grubu ~ OLat constellatio a. sumpt. görüş alma < Lat consulere. -t. structyığmak. dikmek " kon+. aynı kısmeti paylaşan & Lat con-beraber + Lat sors. inşaat ~ Lat constructio a.bir araya örmek & Lat con. kafe veya restoranda tüketilen içki < Fr consommer tüketmek ~ Lat consumere. comit. consult. uyumlu. tact. Dünya Savaşını izleyen düzenlemeler döneminde yaygınlık kazanmıştır. teselsül < Lat contexere. 2.tetkik etmek.a.beraber + OLat stellare yıldızlanmak < Lat stella yıldız " kon+. uyumlu olmak & Lat con.inşa etmek & Lat con. irtibat. bar müşterilerine içki içiren kadın < Fr consommer tüketmek " konsomasyon * "Müşterilerle birlikte içki tüketen" anlamında. < Lat construere. yapı.beraber + Lat texere.sıkarak + Lat sumere.+ Lat emere. yutmak.a. bitişmek.dokumak " kon+. tüketmek & Lat con. tekst .hükümdarın maiyetinden olan kimse < Lat comitare birlikte yürümek " komite kontak [Bah 1924] iki elektrik telinin teması ~ Fr contacte temas ~ Lat contactus a. takt kontekst [ xx/c] ~ Fr contexte bir olayı çevreleyen koşulların bütünü / İng context a. context. tüketim.a. dilbilgisinde ünsüz harf~ Lat consonans. ~ Lat contextus bağlantı. danışmak.a.konsomasyon [Bah1924] ~Frconsommation1. 2. sub+. müzakere etmek " konsey kont [ xix] ~ Fr comte bir soyluluk unvanı ~ Lat comes.]1. < Lat consonare birlikte ses vermek. construct. birlikte ses veren. emptalmak ) " kon+. strüktür konsül [ xx/a] Cumhuriyetinde en üst siyasi yönetici " konsey ~ Lat consul "danışman".a. contact.ortaklaşa bir mala sahip olan. dokunuşmak & Lat conbirbirine + Lat tangere. konstelasyon [ xx/b] ~ Fr constellation takımyıldız. tüketme.dokunmak " kon+. 2. sort. talih " kon+.beraber + Lat sonare ses vermek < Lat sonus ses " kon+ konsorsiyum [Bah1924] ~Frconsortium bağımsız tüzel kişiliğini koruyan şirketlerin sınırlı bir amaç için kurduğu ortaklık ~ Lat consortium şirket.kura. < Lat contingere. asorti * Fransızca sözcüğün özel anlamı I.temas etmek.

"rast gelen". şans talih. traktör kontratak [ML xx/c] attack karşı-hücum. < OLat contractare birlikte yapmak. kısmet & Lat con. tract. content.kontenjan [Cumh 1932] katılım payı. rulo . a. resmi belge.tutmak " kon+. plak kontrapuan [ xx/b] kontrpuvan müzikte bir yöntem ~ OLat contrapunctus " kontra. zıt olmak & Lat contra karşı + Lat stâre.beraber + Lat tractare gütmek. tact-dokunmak. a. ters / Fr contre a. zıt. kapsamak ~ Lat continere. content. t. nota dizisinin en pes perdesi. sürmek " kon+. içine almak. herhangi bir enstrüman ailesinin en pes üyesi" kontra. fileto [ xx/b] kontrfile ~ Fr contre-filet "fileto ~ Fr contre-pied ters ayak kontrapiye [ xx/b] kontrpiye & Fr contre karşı + Fr pied ayak ~ Lat pes. tenor kontinü [ xx/c] sürekli devreden fabrika üretim hattı . ambar < İng to contain tutmak. 2. bir et kesimi " kontra. stat.bir arada tutmak & Lat con. ortaklık kurmak & Lat con. depo. takt konteyner [ML xx/c] ~ İng container kazan.bir arada + Lat tenere.çekmek. kota ~ Fr contingent kısmet.birbirini tutmak " konteyner kontör [ xx/a] saymak. pay.Fr continu sürekli ~ Lat continuus tutarlı. a.karşılıklı + Lat tangere. zıt (edat ve önek) [ xix] ~ Fr compteur sayaç < Fr compter ~ İt contra karşı.durmak " kontra. özellikle futbolda " kontra. puan ~ Fr contrepoint çok sesli kontrast [ xx/b] ~ Fr contraste karşıtlık ~ İt contrasto a. sürekli. ~ kontrabas [ xx/b] kontrbas ~ Fr contrebasse bir müzik aleti ~ İt contrabasso 1. bas1 kontrafile karşısı". denk gelmek " kon+. vergide ya da asker alımında bir şehir veya zümreye düşen pay ~ Lat contingens. defter " kontra. hesaplamak ~ Lat computare " kompüter kontra/kontr Lat contra karşı. < OLat contra-stâre karşı durmak. ped-" kontra. zincirleme < Lat continere. ped(i)+1 kontraplak [ 192+] kontrplak ~ Fr contre-plaque zıt yönde tabakaların birbirine yapıştırılmasıyla elde edilen ahşap malzeme " kontra. atak2 ~ Fr contre-attaque / İng counter kontrol [İM581187+] ~Frcontrôle denetleme < Fr contrôler denetlemek ~ OLat contra rotulare iki defteri kıyaslayarak tahkik etmek < Lat rotulus kâğıt rulosu. istasyon kontrat/kontrato [LO 187+] kontrato mukavelename ~İt contratto sözleşme ~ OLat contractus a. tent. sürdürmek < Lat trahere.

dönmek " kon+. < Lat convectere.a. yerleşme [CepK 1935] mesken konvansiyon [Bah 1924] ~ Fr convention 1. Fr thèse < EYun tithemi (koymak). < İt contornare çevresini dönmek < Lat/İt tornare dönmek.işteşlik ekiyle "karşılıklı veya birlikte ikamet etmek" anlamındayken sadece Türkiye Türkçesinin Batı lehçesinde 16. dönüştürmek ~ Lat convertere." kon- * Ar mawd?uc(mevzu) < wad?aca (koymak) çevirisidir. a. toplantı.yığmak. uygun bulmak & Lat con. convent. döndürmek " kon+. konuşlan[mak < Tü kon. convex.a.gelmek " kon+.sürmek. dışbükey ~ Lat convexus a. 2. tümsek yapmak & Lat con." kon[CepK 1935] mevduat. kemerli. Karş.bir araya gelmek. convectyanısıra sürmek. a. [ 198+] başka para birimine serbestçe çevirilebilen para birimi ~ Fr/İng convertible dönüşebilen < Fr converter çevirmek. [T S xvi xvi] mükaleme etmek. vect.ikamet etmek. üzerinde anlaşılan şey ~ Lat conventio a. komşu olmak. kenar hattı ~ İt contorno a. konaklayan kimse. vent.+ Lat vertere. & Lat con. versiyon ." konkonut YT YT [198+] (askeri birlik) yerleştirilme < Tü kon-" kon<Tü konuş konma. a. convectkubbeli. convers. konuş[mak <Tü [Kıp xiv] konış. misafir < Tü kon. torna konu YT [CepK 1935] mevzu < Tü kon. birlikte götürmek " vektör konvertibl [ML 1969] üstü açılabilen kapalı araba. dost ve yakın olmak. taşımak " kon+. gecelemek " konYT < Tü kon. avantür konveks [ xx/b] dışbükey ~ Fr convexe. konuk konum Tü [Uyviii+] konuk 1.bir araya + Lat venire. buluşmak.bir araya + Lat vectare taşımak < Lat vehere. vektör konvektör [ML xx/c] ~ Fr convecteur konveksiyon sistemiyle çalışan ısıtıcı < Fr convection ısının hava veya bir sıvıyla birlikte yayılması < Lat convehere. buluşma. [TDK 1944] mevzi * Ar mawd?ic (mevzi) < wad?aca (koymak) çevirisidir.bir arada oturmak.fiilinin yerini almıştır. vers." kon* Kon.kontuar [ xx/b] para sayma yeri < Lat computare hesaplamak " kompüter ~ Fr comptoir gişe ~ Lat computatorium kontur [Bah 1924] ~ Fr contours çevre. konuşmak < Tü kon. < Lat convenire. yy'dan sonra danış.fiilinden -iş. tevdiat.

kulp (= Moğ tobçı düğme. kopil oğlan. kop[mak Tü [Uy viii+] kop. çırak Karş. a. özellikle iri köpek. [ xiv] köbük/köfük/köpük iri ve tüylü köpek cinsi < Tü köp.beraber + OLat viare yol almak < Lat via yol" kon+. opus koordinasyon [DTC1943] ~Frcoordination (birkaç şeyi) birbirine bağlı olarak düzenleme ~ İng coordination a.a. kervan < OLat conviare eşlik etmek. Karş. mermi )"top1 * T > k dönüşümü açıklanmaya muhtaçtır. Tü ıt sözcüğünün yerini almıştır. kulp =? Tü topçak [xv+ Çağ] topçuk. yanısıra gitmek [esk. ordinat-düzenlemek. yy'dan önce ender rastlanır. [EvÇ xvii] kopçak düğme. ~ YLat coordinatus a. başlamak. sürekli dönen bir bant üzerinde yük taşıyan düzenek < İng to convey eşlik etmek.Fr cognac Cognac bölgesine özgü alkollü içki < öz Cognac Fransa'da bir kent kooperatif [Bah1924] ~Frcoopératif birlikte çalışan işçilerin kurduğu dayanışma şirketi < Fr coopérer birlikte çalışmak. convoglio] aynı yola gidenler. çıkmak kopça Tü? [MMem xvi] kopça .. ordinaryüs * Latince sözcük ilk kez Descartes'm Discours sur le Méthode'unun Latince baskısında Fr coordonné karşılığı olarak kullanılmıştır. a.) Türkçeden alınmış olmalıdır. a. " koordinat * Koordine etmek biçimi Türkçeye özgüdür. işbirliği yapmak & Lat co(n).konveyör [ML xx/c] ~ İng conveyor aktarıcı. sıraya koymak " kon+. meme ucu.beraber + Lat ordinare. köpek Tü [Kaş. taşımak. Arn kopil (a. gelmek. İdr xi] köpek a. Bul/Sırp kopça (a. a. & OLat con. matematikçi ve filozof & Lat co(n).şişmek. Sırp kopil. aynı yola gitmek " konveyör konyak [AMithat 1882] damıtılmış şaraptan elde edilen bir içki . koordinat [ xx/b] ~ Alm koordinat matematikte bir noktayı tanımlayan iki veya daha çok sayıdan her biri / İng coordinate a. viyadük konvoy [LF xvii] konboy gemi kervanı ~ İt convoio [mod.beraber + Lat operari işlemek " kon+. düğme.]. Fr.a.kopmak. # 1656 René Descartes. Fr coordonner. aktarmak ~ OLat conviare a.) [ xix] kaba ve yaramaz oğlan çocuğu ~ Yun kopéli .a. kabarmak " köpük * 14. tanzim etmek.

bağırsak kordonblö [ xx/a] bazı yemek adlarında kullanılan bir deyim . 2.< HAvr *kerd. 2. kalın örme ip. yy'dan sonra aristokrat sınıfına hizmet eden aşçıları tarif etmek için kullanılmıştır. 1.geri götürmek. " gebe [Uy viii+] köpüg a. correct. usta aşçı" kordon * Esasen Saint-Esprit şövalyelerinin rütbe simgesi iken 17. akıl.şişmek.a.a. korekt [ xx/b] ~ Fr correcte doğru.köprü Tü [Uy viii+] köprüğ a. 2. Karş. çalgı teli ~ HAvr *ghors-d< HAvr *ghers.a. kabarmak " [Uy viii+] kopuz [AMithat 1877] (= Moğ quğur saz şairlerinin kullandığı çalgı) ~ İt copia çoğaltma. 2. [LO 187+] gayet enli kalın kordela . şişik.vücut.a. cord. 2. ip. a.fiiliyle anlam ilişkisini kurmak zordur. diplomat [İM69 187+] . bağırsaktan hapılan sicim. köpür[mek köpük kopuz kopya Tü Tü [ xi] köpür< Tü köp iri. relat. relatif kordon ." köpür- * Köpür. corpor. nüsha ~ Lat copia bolluk < Lat *co-opia ~ HAvr *op-1 emek vermek. soylu [esk. ETü köp (iri. köpük Tü *köP-/keP-2 a.viii+ Uy). köz [Gül xiv] ~ Fa/OFa kür/kör gözü görmeyen (= Sogd kör2 [xx/b] ~Frcoeur1. < Tü *köp. < Lat chorda sicim. seçkin adam. mahsul elde etmek " opus kor kör1 kör a. Sözcüğün orijinal anlamının "dereden yürüyerek karşıya geçilebilen yer" olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. düzgün < Lat corrigere. kabarmak < Tü * Pekiştirme eki olan -p. tecrit hattı ~ İt cordone a. beden (~ Lat corpus. kabarık < Tü *kö. doğru " kon+. Karş.şişmek.Fr cordon 1. & Lat con. rektör korelasyon [DTC1943] ~Frcorrélation birbirini etkileyen iki şey arasındaki ilişki ~ OLat correlatio a. şişik.kalp. kabarık .a. iskambilde kalp işareti~Lat cor.düzeltmek < Lat rectus düz. çalgı teli ~ EYun %orde ı bağırsak.1. ilişkilendirmek " kon+. gönül ~ HAvr *kord.) Tü? [Kıp xiv] yanıp kızarmış kömür. kalp.birbirine + Lat referre. Lat pöns (köprü) < HAvr *pent.Fr cordon bleu "mavi kurdele".kalp " kardiy(o)+ kordiplomatik [ xx/b] ~ Fr corps diplomatique diplomatik zümre < Fr corps vücut.ile.]. Tü köpür. bünye ) " korpus.(yürümek).

saklanmak) < qorı.a.korunmak istemek? " koru- * Karş. curs. boynuz şeklinde olan şey. Moğ qorğuda.koşmak " kur kork[mak Tü [ viii] kork. boru. korkunç (sıfat) Tü [Uy viii+] korkınçığ/korkınçlığ/korkınç korkulacak nitelikte. korku (isim) < Tü kork. ~ EYun korönis taç " kuron kornişon boynuz " korna korno korna [ xix] [ xx/b] ~Frcornette [küç. korkulan şey < Tü korkınç [viii+ Uy] korkunuş. köri . bir nefesli çalgı < Fr corne boynuz " korna korniş [ xix] alınlık ~ İt cornice a.Tamil kari baharatlı pilav [ xx/c] ~ İng curry Hint mutfağına özgü baharat karışımı ~ Yun kórfos koy ~ koridor [AMithat 1875] ~ Fr corridor dar uzun alan. korna [ xx/a] ~ İt corno boynuz.ekli refleksif fiillerden fiil adı üreten -inç ekinin sıfat yapması açıklanmaya muhtaçtır. gösteriye dans ve şarkı ile eşlik eden topluluk) + EYun grafe yazı. 2.(sığınmak.a. ~ Fr cornichon bir tür salatalık < Fr corne ~ İt corno 1. ~ Fr corniche mimaride çatı çıkıntısı.kucak * Lat colpus > İt golfo.koreograf/koregraf [Cumh 1929] koreografi ~Fr chorégraphe/choréographe dans tasarımcısı #1701 Raoul Auger Feuillet. İng gulf (koy. boynuz. borazan ~ HAvr *kr-no. kapamak. +graf körfez [AşZ xv] körfuz/körfüz EYun kólpos kucak. kayıt" hora. Tü *kor(ı)-k. 1." kork-.a. geçit ~ İsp corridor yarış güzergâhı ~ OLat curritorium < Lat currere. köşe < Fr corne boynuz " korna kornet [xx/b] huni. boynuz şeklinde üflemeli çalgı . +inç * -in.< HAvr *ker-1 kafatası. bir orkestra çalgısı " . açı. dans tasarımcısı & EYun %oreia dans (< EYun %oros koro. hapsetmek). körfez) biçimleri Yunancadan alınmıştır. boynuz " ser kornea [ML xx/c] ~ YLat cornea gözün ön bölümündeki sert saydam tabaka < Lat materia cornea boynuzsu madde < Lat corneus boynuzsu < Lat cornu boynuz " korna korner [Cumh 1929] ~ İng corner shot futbolda köşe atışı < İng corner köşe ~ EFr cornier sivri uç. Fr. 2.(kuşatmak.Lat cornu boynuz. koy ~ HAvr *kwelp.] "küçük boynuz".

koro [ xix] ~ İt coro şarkı topluluğu ~ Lat chorus a.iç avlu. engellemek) . biyokimyacılar < İng cortical steroid hormone " korteks koru Tü [ xi] korığ çitle çevrili arazi. saray." koru- koru[mak Tü [ viii] korı. antik trajediye dans ve şarkıyla eşlik eden topluluk " hora koroner [ xx/b] ~ Fr coronaire 1. beyin zarı ~ Lat cortex. ete kemiğe büründürme < Lat corpus. 2. kısa). dans topluluğu. short ("kesilmiş". korteks [ML xx/c] ~ YLat cortex.vücut" korpus korporatizm ~ Fr corporatisme toplumun meslek teşkilatları bazında örgütlenmesini savunan siyasi öğreti < Fr corporation tüzel kişilik.avlu. a. saldırı ~ Lat cursus a. yaz ürünü. score (kesik). a. 2. shirt (gömlek). kapalı alan. Amer. kesik). kortizon [195+] ~ İng cortisone böbreküstü korteksi tarafından salgılanan hormon ^1936 Edward Kendall & Philip Hench. kalbi besleyen ana atardamara ilişkin < Lat corona taç " kuron körpe Tü [ xi] ikinci mahsul. 2.gövde. Ger *skeran (kesmek.] gövde şeklinde kort [xx/b] ~İngcourt1. görünüm korsan [MMem xvi] korsar/korsan İt corso akın. çentmek). hapsetmek.gövde. dans. tenis alanı ~ OLat curt ~ Lat cohors. beden ~ HAvr *kwrep.çitle çevirmek.< HAvr *(s)ker-1 kesmek * Aynı kökten Lat curtus (kısa). çitle kapatmak " hora kortej [ xx/b] saray erkânı < İt corte avlu. hükümdara ait av sahası < Tü korı. beden. beden " korpus ~ İt corsaro deniz akıncısı < ~ Fr corset [küç. hayat & Lat co(n). kuşatmak.avlu < HAvr *gher-1 etrafını çevirmek.bir organın dış zarı.çitle çevirerek güvenceye almak (= Moğ qorı.ağaç veya meyve kabuğu ~ HAvr *kort.sıkma ve bastırma edatı + Lat hortus etrafı duvarla çevrili bahçe ~ HAvr *ghor-to. özellikle meslek örgütü veya sendika " korporasyon korpus [ xx/c] ~ İng corpus bir konudaki literatürün bütünü ~ Lat corpus. cohort. [Kıp xiv] her şeyin tazesi korporasyon [192+] ~Fr/İng corporation tüzel kişilik~ Lat corporatio vücut verme. corpor. cortic. İng shear (kesmek). scar (yara. " kur korse [ARasim 1897-99] kadın iç çamaşırı < Fr corps vücut. ~ E Yun %oros 1. taca ilişkin. saray " kort ~ Fr cortége ~ İt corteggio hükümdarın maiyeti. corpor. cortic.

bent " köşe. DK xiv] şeklinde yüksek bina.birleştirmek. mısra düzmek. köşe ~ Fa göşa a. tokmakla vurmak. +gen ~ Fa gâw sala bir yaşını geçmiş sığır.a. eşlemek.[viii+ Uy] istemek. .(korunmak istemek?). kızışmak =? <? [ xx/b] zarif. a. a. [Men ] kûşe vulg. öğütmek " köfte koş[mak Tü [ xi] koş. " kokina kösnü YT [CepK 1935] şehvet Tü köse. bağlamak)" ko* "Seğirtmek.EYun kókkinos a. kibar.a. köşe [Yus xiv] gûşe . Moğ kögerge (körük. kirmis ~ İsp cochinilla a.(kabarmak. ~ OLat coccinella [küç. çabuk gitmek. köpürmek). cihannüma.bükmek. [Men xvii] at koşumlamak. mağrur .[xiv-xix TS] (dişi hayvan) azmak. şişmek. (= Ave gaoşa. çiftlemek. gösterişli. ~ OFa göşag a. kasr * Tü kölige (gölge) sözcüğünden türetilmesi fantezidir.* Muhtemelen aynı kökten Tü kor(ı)k.dövmek. at sürmek (= Moğ qolbu. Yus. iştahlı olmak kostak < Tü kösnü. koruk korvet Hol korf bir tür gemi [ xiv] ~ Fa ğüra olgunlaşmamış üzüm [ 183+] ~ Fr corvette [küç.a. Aş. körük Tü [ xi] körük demirci körüğü < Tü *köwrük < Tü *keP-2 şişmek " gebe * Karş. kırmak köse köşebent köşegen YT [Geom 193+] diagonal [ xiv] ~ Fa kösa seyrek sakallı veya sakalsız ~ Fa göşa band köşe bağı" köşe.) < HAvr *geu. yy'dan itibaren kaydedilmiştir.a. [LL 1732] seğirtmek. dana kösele & Fa gâw inek + Fa sala yıllık " camız. akciğer) < köge. büyük davul < Fa koftan. köşker & Fa kawş ayakkabı.karşılıklı komak. çalımlı. a.] a.a.] bir tür gemi < kös [DK xv] ~ Fa küs/kös tokmakla vurma. ezmek. katmak. salname köşk [İdr. kös. < Lat coccinus a. yemeni + Fa kâr yapan " kâr ~ Fa küşk/köşk çardak ~ Fa kawş gar kunduracı. ayakkabı yapan koşnil [ xx/b] ~ Fr cochenil kabuğundan kırmızı boya elde edilen bir böcek. hızlı gitmek" anlamı sadece Türkiye Türkçesinde 18.

> alış[CepK 1935] şiir ilişkisine paraleldir.HAvr *ksw-yo.[xi] hayvanın ön ayaklarını bağlamak. < Lat quot kaç? ne kadar? " kota kötek tokmağı. koter [Bah 1924] ~ Fr cautère yarayı ateş veya kimyasal bir madde ile dağlama ~ Lat cauterium a. < Lat consuescere alışmak & Lat co(n). kütük. almak.a. [CodC xiii] kösüz temek köstek Tü [ xi] kösrük at ayağına vurulan bağ.indirmek." koş< Tü koşul koşut kot1 YT YT ilişkisi Tü al.benimsemek. Karş.a. haritacılıkta eş yükselti eğrisi ~ Lat costa kaburga kemiği. adap. koymak " koy~ Fr quoter sayı veya miktar tayin etmek ~ ~ Fa kötang çırpıcı kote [etm [ xx/b] OLat quotare a. .tencereden tabağa yemek boşaltmak < Tü ko5-/kot." koş< Tü koş-" koş3S yükselti eğrisi ~ Fr côte 1. dağlayan < EYun kaiö yakmak . ~ EYun kauter yakan.< HAvr *kâu.Tü koşuğ [xi] kafiyeli beyit. 2.. kendine mal etmek (< Lat se/sue kendi < HAvr *s(w)e. köstek vurmak kostik [ xix] ~ Fr soude caustique sodanın yakılmasıyla elde edilen bir kimyasal madde. sodyum hidroksit < Fr caustique yanma ile ilgili. suet. kaburga.beraber + Lat suescere. ağır sopa [Arg xvi] sopa. kot2 ~ marka Kot Türkiye'nin ilk blucin üreticilerinden olan firma < öz Muhteşem Kot tekstil üreticisi (ö. eye ~ HAvr *kost.a. dayak * Farsça sözcüğün kökeni belirsizdir. [TDK [TDK Fxx/bl 1955] şart 1944] paralel haritacılıkta e < Tü şart koş.a. künde.köstebek Tü [ xi] kösürge/kösürgen a. kaus.a. 1958) kota [ xx/b] ~ Fr quota sınırlı bir miktar ~ OLat quota ne kadar? < Lat quot kaç? ne kadar? ~ HAvr *kwi.a.a. . alışkanlık ~ Lat consuetudo a. yanık ~ EYun kaustikós a.ne? kotar[mak <Tü [Kıp xiv] kotar. solo * Lat suescere > consuescere koşuk kafiye koş. < EYun kaiö. [DK xiv] köstek a.yakmak " koter kostüm [ARasim 1897-99] ~Frcostume bir topluluğa özgü giyim tarzı.kendi.a. töre. ben)" kon+. < Tü kösür.a. resmi giysi ~ İt costume adet.a.

* Karş. 2. a. dip < Tü * koy fi [Aş. kucak.içini YT [TDK 1955] kovalamak.fiillerinde rastlanan frequentatif-iştir. başıbozuk. oymak). Farsça ve Ermenice biçimlerin nihai kaynağı belirsizdir. koşuştur-. kural tanımayan & İng cow inek. içini boşaltmak " kof < Tü *kaP-/*koP.kotlet côte kaburga " kot1 [ARasim 1897-99] ~ Fr côtelette [küç.).a. içini boşaltmak " kof kovboy [Cumh 1928] ~ İng cowboy 1. Amerikan sığır çobanı. kotra cutter a. binyılda Hindistan'dan ithal edilmiştir.ekiyle. koy köy Tü [Uy viii+] koy1 1. Yus xiv] köy/küy .(boşaltmak. [TS xv xv] köğ ~ Fa küy a. izini sürmek. [MŞ xiv] yatalak kötür. ~? Akad kitum keten " keten * Keten ipliği Ortadoğu ve Mısır'da en eski devirden beri üretilirken. çukur.oymak. . tıkıştır. koyun. dere koyağı. 2. takip etmek < Tü kov-" kov- * Atıştır-. oyuk < Tü *kaP-/*koP. kova kovan Tü <Tü [ xi] kowğa su taşıma aracı [Kıp xiv] kowan arı kovanı < Tü *kaP-/*koP. Erm küġ/köġ (a.] pirzola < Fr ~ Fr coton pamuk ~ Ar koton [Bah 1924] quTn/quTun/quTTan a. belboy kovuk Tü boşaltmak " kof kovuştur[mak [ xi] kowuk içi boşaltılmış yer. sığır) + İng boy oğlan " biftek. pamuk MÖ 3.oymak. İki anlam arasında ilişki kurmak güçtür. Anadolu lehçelerinde rastlanan köğ telaffuzu Ermeniceden bir alıntıyı da düşündürür.a. < İng to cut kesmek kötü kötümser Tü YT [ 183+] kotr ~ Fr cotre küçük yelkenli tekne ~ İng [ xi] köti fena [Fel 1942] bedbin <Tükötümse-[1935YT] kötüye yormak " kötü < Tü kötürüm Tü [ xi] kötrüm üzerinde oturulan kerevet.yükseltmek " götürkov[mak Tü [Uy viii+] koğ-2 kovalamak. a. seki. takip etmek * Karş Tü koğ-1/kow.~ HAvr *gwou-inek. sığır (~ Ger *kö(u).

güzelleştirmek " kozmos kozmografi/kozmografya [AMithat 1885] kozmografya .]. denizci" kozmos. (= Aram gawzâ a. ipek böceği kozası ~ Sans kösa meyve veya ceviz kabuğu. yy'dan itibaren kaybolurken. kucak koz (ceviz oyunundan ma'huzdur) köz Tü [Kut xi] ceviz. göyünmek [ xi] köz2 yanan kömür.indirmek. Türkçede açık heceli fiil köklerinin büyük çoğunluğu 8. 2. Lat ponere (koymak) < po (aşağı). * Geçişli (transitif) fiil yapan 5/t > y ekiyle. (küçükbaş hayvan) koyun2 " koy Tü [Uy viii+] koyñ2 koltuk altı. bırakmak " * Anlam ilişkisi için karş. navigasyon kozmopolit [Aİhsan1891] ~Frcosmopolite çokuluslu veya uluslarüstü ~ EYun kosmopolites dünya vatandaşı # Philon. derin < Tü ko5. Ar wad?aca (koymak) = d?acat (aşağı olma). alem. 15. güzellik müstahzarı [ad] ~ EYun kosmetikós < EYun kosmeö düzenlemek. hemşehri" kozmos.yanmak. a. indirmek. 45) & EYun kósmos evren + EYun polites vatandaş.)" ceviz < Tü köy. kor koza [ xiv] kozak pamuk veya ceviz kozası ~ Fa ğöza/ğözak pamuk kozası. düzen. Türkiye Türkçesinde ko.koy[mak terketmek " ko- Tü [Uy viii+] ko5-/kot- < Tü ko. donanım.Fr cosmographie yerküre ve yıldızların yapısını inceleyen bilim dalı & EYun kósmos evren + EYun grafé yazım. [KT 187+] kâğıd vesaire oyunlarında alıcı kâğıd ~ Fa gawz/göz ceviz ~ OFa göz a. İskenderiyeli Yahudi filozof (MÖ y. koyu koyTü [Uy viii+] kodı/kodığ aşağı. güzelleştirmek . politik kozmos [DTC 1943] alem ~EYun kósmos 1. donatmak. koymak. dünya < EYun kosmeö düzenlemek.koymak. +graf kozmonot [ 196+] (~ İng cosmonaut) ~ Rus kosmonávt Sovyet uzay gemileri mürettebatına verilen ad & EYun kósmos evren + EYun naütes gemici. bırakmak. çam kozalağı ~ Fa kozmetik [188+] ~Frcosmetique görüntü güzelleştirmeye ilişkin [sıf. çizim " kozmos.MS y. a. çeki düzen vermek. çeki düzen vermek. a. koyun 1 Tü [ viii] koy/koyñ1 a. pamuk kozası < Sans kuskucaklamak. içine almak kozalak ğözak pamuk kozası" koza [ xvi] kozak pamuk kozası.biçimi de korunmuştur.

2. güven. kıvırma ~ Ger *kri(m)pjan bükme / Ger *kra(m)paz çengel. yanardağ [ARasim 1897-99] ~ Fr cravate boyunbağı < * 30 Yıl Savaşları (1618-1648) döneminde Fransız ordusundaki Hırvat paralı askerlerin giydiği boyunbağından. (güvene dayanarak) borç verme ~ Lat creditum emanet < Lat credere.* Yunanca sözcüğün ikinci anlamı Pythagoras'ın felsefe ekolü (MÖ 6. kafatası ~ EYun kránion a. kravl [ xx/b] ~ İng crawl sürünme. açık bej rengi ~ OLat crama ~ Kelt .a. creat.] kral [Env xv] Balkan hükümdarlarının ünvanı ~ Sırp kral hükümdar < öz Carolus Frank kralı Karl. yy sonlarında Fransızca telaffuza göre düzeltilmiştir. kaymak. kıvrık şey krampon [Bah 1924] kafalı çivi ~ Frk *krampo bükük. sancı ile katılma ~ Frk *kramp bükme. yuvarlak kraniyum [ xx/c] ~ Lat cranium kafa. bir yüzme stili ~ Fr création kreasyon [Hay 1959 195+] modada tasarım yaratma. güvenmek. ~ HAvr *krss-no. Şarlman (hd. kredibilite kredi krem merhem. a. kırmak " kramp krater çukuru ~ EYun krater kâse kravat öz Croate Hırvat [ 192+] ~ İng crank shaft mekanikte dik ~ Fr cratère ~ Lat crater kâse.yaratmak " kreasyon kredi [ xx/c] ~ Fr créatif yaratıcı ~ Lat creativus a. kraker çıtırdamak. inanmak * 19. creat. [ xx/a] cildi yumuşatmak için kullanılan ~ Fr crème 1.< HAvr *ker-1 kafatası. inanç. erkek kramp [ xx/b] ~ Fr crampe ani sancı.İt credito / Fr crédit 1. itibar. 768-814) < Ger karlaz adam.doğurmak. < [ xix] kredito/kredi borç verme. kırık " kramp ~ Fr crampon kabara. 2. çatlamak [ xx/c] ~ İng cracker çıtır < İng to crack [onom.emanet etmek. boynuz " ser krank şaft [ML xx/c] açılı aks < Eİng crincan bükmek. [ARasim 1897-99] . yaratış < Lat creare. pomat [ xx/b] ~ Fr credibilité inanılırlık. güvenilirlik" [ARasim 1897-99] . yy) etkisiyle yaygınlaşmıştır. meydana getirmek kreatif Lat creare. credit.

doğa bilimci & EYun kréas. pomat) ve İtalyancadan alınan krema (süt kaymağı) biçimleri ayrışmıştır. buruşuk * Karş. yükselmek ~ Lat crescere. [ xx/a] saçta kızartılmış ince hamur . itham. cürüm ~ HAvr *krei. mücrim < Lat crimen. a. yargılamak " kritik .] çubuk şeklinde ~ İt cricco mekanik kaldıraç ~ EYun kríkos zincir kriminel [DTC 1943] ~ Fr criminel 1.a.a. krema krem [ xix] ~ İt crema süt kaymağı ~ Fr crème a.Lat crematorium yakma yeri < Lat cremare yakmak ~ HAvr *krem.iyiyi kötüden ayırmak.Fr crêpe bir tür buruşuk kumaş veya kâğıt ~ Lat crispus kıvırcık. Reichenbach. çocuk bakımevi ~ Frk *kripja beşik ~ Ger *kri(m)pja " kramp kreşendo [ xx/a] ~ İt crescendo müzikte yükselen volüm < İt crescere büyümek. suça ilişkin. < HAvr *ker-4 ateş " karbon kreozot [ xix] ~ Fr créosote çürümeye karşı kullanılan bir kimyasal madde ~ Alm kreosot ^ 1832 Carl Ludwig v.a. t.korumak. cret. crimin. cürüm işleyen. hayvan yemliği. kraker " kraker kriko baklası [ xx/b] [ xx/a] [ xx/b] gratuvar yazı silme çakısı ~ Fr grattoir ~ İng cricket sopalarla oynanan bir oyun ~ Hol [ xx/b] ~ Fr cric-crac [onom.et (~ HAvr *kreus. 2. a. sot.suçlama. Fr cru. krep [ARasim 1897-99] . 2. İng crisp (kıtır). krepdöşin tür kumaş " krep krepon [ xx/b] ~ Fr crépon bir tür gofre kâğıt" krep [Bah 1924] ~ Fr crêpe de Chine Çin krepi. İng crude (çiğ). artmak. beşik.* Türkçe kullanımda Fransızcadan alınan krem (merhem. " krematoryum [Bah 1924] ~ İng crematorium ölü yakma fırını . Alm. esirgemek * Aynı Hintavrupa kökünden Lat crudus.çiğ et ) + EYun sözö. " kruasan kretuar kazıyıcı < Fr gratter kazımak " greyder kriket kricke ucu çengelli sopa. bir kreş [ xx/b] ~ Fr crèche 1. değnek krikkrak galeta.

hüküm. hastalığın dönüm noktası" kriter krizalit [ML xx/c] ~ Fr chrysalide kelebeklerin orta yaşam evresi ~ EYun %rysâllis. sınamak * Aynı kökten Lat cernere (ayırdetmek. %rysallid. itiraz . çiğnemek " kraker kroket . kimyacılar < EYun kryptós gizli. kimyacı (1763-1829) ~ EYun xı*öma. Lat crimen > İng crime (suçlama.a.a. yargılamak ~ HAvr *kri-n-yo. t. varan veya timsah krom [DK 189+] ~ Fr chrome bir element # 1797 NicolasLouis Vauquelin."altın kabuk".a.kabuk bağlamak Karş. ~Frcrocodile timsah~ [ xx/c] ~ Fr croquant çıtır < Fr croquer [onom.saklamak kristal [AMithat 1882] Beyoğlu'nda bir kafe adı ~ Fr cristal billur ~ EYun krystallos buz (< EYun kryos don. < EYun krinö hüküm vermek. İng.kabuk. yargılamak). çatlamak. ~ EYun kriterion a. E Ş K Ö K E N Lİ L E R : EYun kryos : kristal Lat crusta : krut kriter [Ulus 1936] kriteryom ~ Fr critère değerlendirme ölçütü ~ Lat criterium a. antoloji krokan çıtırdamak. & EYun kryptós gizli + EYun grámma yazı" kripton. krizantem [Bah 1924] ~Frchrysanthèmekasımpatı~Lat chrysanthemum & EYun %ıysos altın + EYun ánthos çiçek " krizalit. elemek.a.] [ML 1969] galeta ununa batırılarak kızartılan hamur topu krokodil [192+] timsah derisi EYun krokódilos büyük kertenkele.Fr croquette kroki kaba çizim. hüküm verme " kriter ~ Fr crise buhran ~ EYun krísis.iyiyi kötüden ayırmak. çıtırdayan şey < HAvr *kreus. buz.a. gram kripton [ xx/b] ~ YLat crypton/krypton kimyada bir element ^ 1898 Sir William Ramsay ve Morris Travers. kırağı ) ~ HAvr *krus-to. kritik eleştirmen [ARasim 1897-99] tenkit. itham). Lat crusta (çıtır kabuk). a. Fr.renk " krom(o)+ .< HAvr *krei. muaheze. < EYun %ıysos altın ~ Akad %urasu(m) a.kripto [ML xx/c] ~ Fr crypto şifreli yazı < Fr cryptogramme a.< HAvr *krâu. [ARasim 1897-99] ~ Fr critique eleştiri ~ EYun kritike yargılama. saklı < EYun kryptö gizlemek. krit- kriz [Bah 1924] karar. taslak " kraker [ResCGaz 1911] ~ Fr croquis derme çatma şey. saklamak ~ HAvr *krup-yo.

gelişmek ~ Lat crescere. 2. ^ 1888 von Waldeyer-Hartz. süreli " kron(o)+ kronoloji kronometre aleti" kron(o)+. süreli. çengel.çıtır < HAvr *kreus.a. 2. hilal (büyüyen ay). krupiye [ xx/a] ~ Fr croupier "arkacı.a. artçı". < EYun %röma.renk kromatik [ xx/b] %römatikos a. kıç ~ Frk *kruppa. tığ. sağrı. boksta bir vuruş ~ Fr crochet [küç.renge ilişkin ~ Fr chromatique renkli. t. kron(o)+ zaman. aşmak ~ Fr croiser " kruvaze kroşe [ xx/a] 1. kruvaze [ 187+] çapraz kesimli ceket ~ Fr croisé çapraz < Fr croiser 1 çapraz gitmek. tarihçe ~ EYun %ronikös zamana ilişkin. kumarhane görevlisi < Fr croupe arka. ~ HAvr *kre-sko. boksta kolu kıvırarak vuruş < Fr croc çengel ~ Frk *krök.renk " krom(o)+ ~ Fr/İng chrom(o). +metre [ResCGaz1912] [İM62 187+] ~Frchronologie ~Frchronomètre zaman ölçme kros [ xx/b] ~ İng cross-country açık arazi koşusu < İng to cross çapraz gitmek.a.kabuk bağlamak " kristal * Karş. Alm. 2. anatomist (18361921) & EYun %röma renk + EYun sóma madde " krom(o)+ * Renk özümseme özelliğinden ötürü.< HAvr *ker-3 a.sağrı * Aslı "oyuncuların arkasında duran yardımcı" anlamında. ay çöreği < Fr croître büyümek.a. 3.] 1. t. artmak. cret. karşıya geçmek < Fr croix çapraz. süre kronik [REkrem<1887] ~ Fr/İng chron(o).* Çok renkli bileşimlerinden ötürü. krut [ xx/b] ekmek kabuğu ~ Fr croûte kabuk ~ Lat crusta çıtırdayan şey ~ HAvr *kru-sto. çarmıh ~ Lat crux. 3. krom(o)+ (bileşiklerde) ~ EYun %röma. İng crust (kabuk). büyüyen. ucu çengelli nakış iğnesi. cruc- . " kramp kruasan [ xx/b] ~ Fr croissant 1. 2.a. a. renge ait ~ EYun kromozom [ xx/b] ~ Fr chromosome genetik kodu taşıyan DNA makromolekülü ~ Alm chromosom "renkli madde".zaman ~ EYun %ronos ~Fr chronique 1.a.a.

] mimaride kubbe .Aram qubbstâ a. [Kaş xi] kiçik/kiçük a. = İbr qubbah a. kimyacılar < EYun ksenós yabancı " ksenofobi ksilofon [ xx/b] ~ Fr/İng xylophone tahta çubuklardan oluşan bir müzik aleti ^ 1866 & EYun ksylon tahta + EYun fone ses " fon(o)+ kuaför [Hay 1959 195+] kadın berberi kadın ve erkek berberi < Fr coiffe saç kesimi ~ OLat cofea kask. dörtte bir < Lat quatuor. yabancı düşmanlığı / İng xenophobia a.kruvazör [ARasim 1897-99] ~Frcroiseur bir tür savaş gemisi < Fr croiser2 denizcilikte sahil boyu gitmek ~ Hol kruisen a. [CodC xiii] kiççi/kiçig a. sevişmek küçük Tü [Or viii] kiçig ufak. çarmıh ~ Lat crux.a. [Kıp xiv] küçük köpek yavrusu . f. quatr-dört" kare kubbe [Aş. Yus xiv] ~ Ar qubbat [#qbb msd.kucaklaşmak.a. mezarlar < Ar ~ Fr cubique 1. ^ 1919 ABD & EYun ksenós yabancı + EYun fóbos korku " fobi ksenon [ xx/b] ~ YLat xenon kimyada bir gaz ^ 1898 Sir William Ramsay ve Morris Travers.a. kübizm ~ Ar kubrâ' [#kbr sf. a. İng. a. < Hol kruis çapraz.. < İbr/Aram #qbb kavis veya kemer şeklinde olma. bükülme kübik [ xx/a] akımına ait < Fr cube geometride küp " küp2 kübra [MMem xvi] kadın) < Ar kabir [sf. küp şeklinde olan. 2. başlık ~ Ger ~ Fr coiffeur kuantum [DTC1943] ~ YLat quantum modern fizikte bir kavram ^ 1900 Max Planck. Alm. < Lat quartus dörtlü. kubur qabr " kabir k uc ak Tü kucaklamak.[viii+ Uy] köpek çağırma nidası < Tü kuç.a.a. genç.] büyük (şey veya [ xi] kuçak a.] çukurlar.a. " kruvaze ksenofobi [ML xx/c] ~ Fr xénophobie yabancı korkusu. fizikçi < Lat quantus ne kadar? nice? " kantite kuartet [Hay 1959 195+] ~ Fr quartette dört çalgıdan oluşan müzik grubu ~ İt quartetto a. cruc..a. ] büyük " kebir * Kebir sıfatının dişil halidir. [TS xviii] kuçak < Tü kuç.a. sevişmek kuçu kuçu <Tü ~ Ar qubür [#qbr çoğ.. küçük.

kudak (küçük.delilik veya deli " kudurküf Tü [ xi] küwij içi kof ağaç. talk? < EYun koûfos kof. meyve. için) hasır veya tahtadan yapılmış sandık * Yun kófa ve Ven còfa (a. ~ Akad quppu/quppatu (sebze. [TDK 1944] küçümse[Kut. hafif küffar " kâfir kûfi bir kent. Kudüs kenti < Ar qadusa arınmış idi (= İbr/Aram #qdş kutsal olma.] kâfirler < Ar kâfir ~ Ar küfı [nsb. tanrılar dokunmak" anlamında.] güç. kutsal yer. küçük. aziz olma. küçümen <Tü [Bah 1924] küçümencik küçücük ve sevimli şey " küçük. [MŞ xiv] küv çürüme < Tü *küP. arınma = Akad qadâşu ritüel arınma ) kudüm resmi kişilerin önüsıra çalınan davul qudüm [#qdm msd. 2. gevşeme " gebe küfe ~ Ar quffat hasırdan veya ince tahtadan yapılmış büyük sepet ~ Aram qüppâ/qüpp3tâ a. kuşak.* Tü çocuk. +men1 * -men ekinin işlevi açık değildir.a. küçümse[mek kiçi/kiçü küçük kudret iktidar " kadir1 YT [Fel 194+] küçükse. çürüyen nesne.) biçimleri muhtemelen Türkçe veya Arapçadan alınmıştır. kucak.hakir görmek. güdük ve Fa cucak.şişme. < Tü kudsi/kutsi ~ Ar qudsî [#qds nsb. kutsallık. et vb. Kûfe [Neş xv] ~ Ar kuffâr [#kfr çoğ. içi boşalma. Aş xi] ~ Ar qudrat [#qdr msd. aziz < Ar quds 1. takaddüm etme " kıdem kudur[mak Tü [Uy viii+] kutur. Çocuk diline ait ekspresif deyimler oldukları düşünülebilir. bereket" kut Tü [ xi] kutuz < Tü * Belki "kutsallığa kavuşmak. küfeki [T S xvi xvi] küfek/küfeke/küfeki ~ Yun koufáki [küç. cüce) sözcükleri arasındaki köken ilişkisi belirsizdir. yavru. tanrıya adanmış veya törensiz girilmeyen mekân.] ponza taşı veya talk ~ EYun koûfolithos bir tür hafif ve süngersi taş.] önden gitme. kuduz kutur.delirmek ~ Ar < Tü küt rahmet.] kutsal. öncü olma.] bir hat uslubu < öz Küfat Irak'ta . a. E Yun kófinos (sepet) biçiminin bir Sami dilinden alınmış olma ihtimali yüksektir.

sivri başlık ~ Kelt kukumav gece kuşu kükürt OFa gögird a. Bak.) . bütün olma. Yus xiv] küfr ~ Ar kufr [#kfr msd. gizleme.] tam. böğürmek kukuleta cuculla kukuleta. nankörlük < Ar kafara [msd. kibrit. +baz Tü * Muhtemelen kumarbaz sözcüğünden benzetme yoluyla.] < Lat ~ Yun koukoubágia [onom. kâfir). sulphur ~ * Farsça sözcüğün kökeni belirsizdir. kul kül1 Tü Tü [ viii] kul köle.arslan sesi çıkarmak. küfürbaz + & Ar kufr + Fa bâz oynayan" küfür.] a. dine sövme. koza ~ EYun kókkos a.] bir tür ~ Fa gügird yanıcı bir madde. siyah boya. kukla oyuncak bebek kükre[mek Tü [Men xvii] pupla ~ Yun koúkla ~? Lat pupula [Uy viii+] kökre.] dinsizlik. Ar kafr < Aram kaprâ (köy) sözcüğüyle muhtemel ilişki üzerinde durulmuştur.] siyaha boyanmış. kefaret.a.a. [ 187+] papaz başlığı [LO xix] [Gül xiv] ~ İt cuculetta [küç. tamlık. Hıristiyan olmayan kimse. mükemmel olma = Akad kalâlu a. nankörlük etti * Arapça sözcüğün kafarat < #kfrl^ (örtme. kufrân] dinsiz idi.küfür/küfr[Aş. küheylan ~ Ar kuHaylân [#kHl] soylu Arap atı < Ar kuHayl [küç. iplik yumağı. sürmeli < Ar kuHl antimon. sürme " alkol kuka1 [LO xix] kukulya ipek kozası. " kokina kuka2 siyah tahtası [ 187+] hindistan cevizinin tesbih yapımında kullanılan sert ve ~ Port coco hindistan cevizi * Fr cocos. İng coconut (hindistan cevizi) biçimleri Portekizceden alıntıdır. a. esir. [ xx/b] kuka bir çocuk oynu ~ Yun koukoúli koza. a. Karş. (tanrıya) sövdü. bilye. suçunu silme) köküyle ilişkisi belirsizdir. kuğu [ viii] kuğu a. Karş. bütünlük. Yus xiv] ~ Ar kull [#kll msd. köylü. bütünsellik (= İbr/Aram #kll tam olma. Lat paganus (1. küçük top şeklinde nesne ~ Lat *cocculus [küç. < Lat coccus tane. bütün. 2. a. hizmetçi [Uy viii+] kül ateş artığı kül2/küll[Aş.

hizmetine koşmak < Tü kul" kul <Tü [ xvi] kollukçu/kullukçu yeniçerilerde zaptiye görevlisi < Tü kolla. sefil. soylulara mahsus yüksek başlık. taç ) kulak Tü [ viii] kulkak/kulğak a. bilezik < Ar kulp [DK xiv] qalaba döndürdü. Diğer yandan karş.] yük. kaldırdı külfet külhan gul2 ateş + Fa %ân yer. qall] yükseltti. +perest külçe [Yus xiv] ~ Fa kulîça/kulça yassı ve yuvarlak nesne. zirve.] zirve. tiyatroda dekorun hızla indirilmesini sağlayan şaft. a. tiyatroda perde arkası < Fr coulis akışkan. yuvarlak ve yassı çörek ~ OFa kulâçag a. 2.xiv). külah [Yus xiv] taç ~ Fa kulâh 1. bir tür hamur işi.[viii+ Uy] devriye dolaşmak " kolla[Bah 1924] ~ Fr culotte kısa pantalon. [LL 1732] kulampara aktif eşcinsel -Fağulâm kulampara parast oğlansever " gulam. taç.) kule ~ Ar qullat [#qll msd. don < Fr cul kıç ~ Ar qulb [#qlb] halka. mekân " han1 [ xiv] ~ Ar kulfat [#klf msd. şekil. çevirdi.a. her çeşit başlık ~ OFa kulâw (= Aram kulwâ yüksek başlık.(açmak. akıntı < Fr couler akmak ~ Lat colare (bir delikten) akmak. elekten geçmek < Lat colum elek kullan[mak kullukçu külot . (usit. kule [Men xvii] kulle 1. TTü kula.Lat culus <Tü [Kıp xiv] kul edinmek.* Karş. ayak takımından kimse > kaba davranışlı ve tehditkâr kimse). doruk < Ar qalla [msd. külhani (ocak işçisi > proleter. yaymak . 2. yükümlülük [Aş xiv] ~ Fa gul%ân hamam ocağı & Fa * Karş. kula Tü [ xi] kula (= Moğ qula sarıya çalan at rengi ) kulaç Tü [Uy viii+] kulaç kol açımı mesafesi * Mahmud Kaşgari'nin kol aç etimolojisi ihtiyatla karşılanmalıdır. Ancak bu fiile daha eski kaynaklarda rastlanmamıştır. eğirdi" kalp2 . kulis [Bah1924] ~Frcoulisse asansör boşluğu.

kabin. bir askeri . görevlendirmek " kon+. cemiyet ~ Nor klubba topak. hayvanların toz ve çamurda debelendiği yer < EYun kylindö yuvarlanmak " silindir kulvar yolu. kumanda [183+] ~ İt commando emir. kolik ~ EYun kölikos a. belli bir yerde toplanan sıkı ve kapalı grup. " kült kulübe [Men xvii] hücre. oyun yeri. kalın sopa. 2. a. dükkân = EYun kalybe kulübe. tarım. topuz. tevdi etmek. kültür [Bah 1924] 2. eğitim ~ Lat cultura a.a. ~ Fa kulba/kurba dar ve küçük oda. koşu kuma erkeğin ikinci karısı [TS xiv] . bir askeri birliğin yönetimi < Lat commandare kumanda etmek. ekip biçmek " koloni * "Mezhep. manda2 kumandan [ xviii] birliği yöneten < Fr commander emretmek " kumanda ~ Fr commandant amir. dini töre ve törenler ~ Lat cultus işleme. a. mecra < Fr couler akmak " kulis kum Tü [Uy viii+] kum (= Moğ qumaq a.+ Lat mandare emanet etmek. tarikat" anlamı güncel İngilizce kullanımdan alınmıştır. cult. topuz ~ Ger *klumbon * Türkçe sözcüğün telaffuzu Fransızcaya uyarlanmıştır. < EYun kólon kalın bağırsak " kolon2 külünk [ xiv] ~ Fa kulunk taş kırmaya yarayan kazma kulüp [KT 189+] klüp eğlenerek vakıt geçirmek ve mübahese ve mütalaa etmek üzere abonelere mahsus hususi kıraathane ~ İng club 1. toprağı ekip biçme. terbiye.kült [Bah 1924] ~ Fr culte mezhep ve ibadet usulü. yetiştirmek ~ ~ Fr culture 1. kulunç [ xiv] ~ Ar qülanc/qülinc bağırsak ağrısı. kuluçka [Men xvii] koloçka/kolaçka ~ Sırp kloçka a. [Çağ xv] kuma/guma a. a. kültive [etm OLat cultivare toprağı işlemek " kült [ xx/b] ~ Fr cultiver terbiye etmek. ) ~ Moğ quma [Bah 1924] ~ Fr couloir akıntı yatağı. külüstür ~ Yun kylistra cambazhane. ekip biçme < Lat colere.toprağı işlemek. emretmek & Lat con.a. hücre * Yunanca ve Farsçaya bilinmeyen bir başka dilden alınmış olmalıdır. ahırın bir bölümü ~ EYun kylisterion/kylistra "yuvarlanma yeri".

Anlam ilişkisi için karş. tertip. Tü tünek (geceleme yeri). kabarmak. ~ Yun *koimási * Karş. lonca < Lat companio "ekmeğini paylaşan". 2. kümülatif. +baz [ xiv] ~ Ar qimâr/qumâr [#qmr msd.içi boşalmak EŞKÖKENLİLER: EYun kyma : küme Lat cumulus : akü. & Alm grund yer + Alm birne .beraber + Lat passo adım " kon+. DK.] talih oyunu ~ Fa qimâr bâz kumar oynayan & Ar kumaş [Yus.a. höyük ~ Aram qubbstâ [#qbb] kubbe " kubbe küme [BK 1799] buğday veya diğer nesne yığını ~ Ar kümat yığın ~ EYun kyma. pane kumpas [xix]kompas1. [LO 187+] kompanya şirket manasına. a. gemi erzakı ~? Lat compania "birlikte ekmek yeme" " kumpanya kumar kumarbaz qimâr + Fa bâz " kumar.] sızlayan ~ Ar qumqum/qumqumat bir tür su kabı. t. a. < EYun *kyö şişmek. a.] [MMem xvi] kumbâr humbara.kumanya [LF xvi] komanya ~ İt compagna 1.pergel. Env xiv] tümsek. istimali abestir . tavuk barınağı < Yun koimoúmai uyumak ~ EYun koimâö a. kümülüs kümes [DK xv] tavuk kümesi uyuma yeri. ~ Lat cucuma su kabı" güğüm kumpanya ~ Ar qumqumat [#qmqm msd. içi barut ve metal ~ Fa %umbara küçük küp " humbara ~ Fa/OFa gunbad kubbe. tezgâh compasso pergel & Lat con. kumkuma1 ve şikayet eden kimse < Ar qamqama [onom. yoldaş & Lat con. gemi erzakının saklandığı depo. kümüle.] sızladı kumkuma2 testi ~ Aram qumqumâ a.a. akümüle. bez ~ Aram qümîsâ [#qms] gömlek kumbara parçalarıyla doldurulmuş demir top ~ Ar qumâş [#qmş msd. 2. Gül xiv] dokuma. kümbet [DK.beraber + Lat panis ekmek " kon+.İt compagnia şirket ~ OLat compania yoldaşlık.a. İng cemetery (mezarlık) < EYun koimeterion (uyuma yeri). pas2 kumpir yenen patates armut ~İt [ 198+] fırında pişirilerek çeşitli katkı maddeleriyle ~ Bul/Sırp krumpír patates ~ Alm grundbirne "yer armudu". top gibi olmak ~ HAvr *keus.

rulo şeklinde evrak ~ OYun kóntaks a. top " kundak1 kündekâri ~ Fa kanda kârı ağaç üstüne oyma işi & Fa kanda kazılmış.] kundak2 [Men xvii] kondak dipçik ~ Yun kontáki 1.kurmak. Fr pomme de terre ("yer elması". kâr kundura [Arg xvi] kondura ev ayakkabısı imalat. kunduz ~ Sans kanTakasrehî kirpi & Sans kanTaka diken + Sans sreni dizi.* Sokak yiyeceği olarak katkılı patates Türkiye'ye 1980’lerde Bulgaristan göçmenleri tarafından tanıtıldı. bomba [ xviii] kav ve kükürtlü maddelerden oluşan patlayıcı ~ Fa gandak kükürt. inşa etmek ~ İt condura kunduz [Uy viii+] kunduz = Fa qunduz akarsularda yaşayan bir memeli. sopa.] < Lat condere. UYSAL. kumral <Tü [ xiv] açık kahverengi saç rengi qonğur deve tüyü rengi. sap.şişmek.] bir tür < Tü kum " kum * Dil Devrimi öncesinde -sel/-sal ekiyle yapılmış olduğu sanılan Türkçe iki kelimeden biridir. dipçik. oyulmuş (< Fa kandan kazmak. Balkan ülkelerine patates 19. barut ~ Sans gandhaka "kokan". çokluk . top [Kıp. kükürt < Sans gandhá koku künde ~ Fa kunda iri ve kalın ağaç. kumru < Ar qamar ay " kamer kumsal <Tü [Men xvii] kumluk yer Tü konur kestane rengi (= Moğ ~ Ar qumny [#qmr nsb. kabarmış şey < HAvr *keus. kümülatif cumuler yığmak. yığın ~ HAvr *ku-m-o küme. fabrikasyon [esk. doru ) kumru [Men xvii] beyaz güvercin. tomruk ~ OFa kundag tomruk < OFa kund/gund yuvarlak nesne. biriktirmek " kümüle kümüle [etm cumulare " kümülüs [ML xx/c] [ xx/c] ~ Fr cumulatif biriken < Fr ~ Fr cumuler yığmak.a. oymak ) + Fa kârı işçilik " hendek. Karş. biriktirmek ~ Lat kümülüs [ 196+] bir bulut cinsi ~ Lat cumulus küme. kumul YT [TDK 1944] kum yığını <Tükum"kum * Ada eklenen -ul ekinin işlevi muammadır. 2. patates). condit. sürü. ~ EYun kontós sırık. yy başlarında Avusturyalılar tarafından getirildi. Çağ xiv] bebek sargısı ~ Fa gundak [küç. Karş. kargı kundak3 cihaz. kabarmak " küme kundak1 küçük top ~ Fa/OFa gund/kund küre.

a. kör (bıçak).Fa küp sarnıç.< HAvr *kel-1 kırmak.a. koparmak). kucakladı" kenef ~ Ar kunâfat [#knf msd. tavşan deliği.a.) Aramcadan alıntıdır. * Diğer yandan karş.* Ar qunfu5 (kirpi) Hint dillerinden alınmış olmalıdır. künk [Env xv] toprak boru. küp2/küb [ xx/b] EYun kybos oyun zarı. kupa [Men xvii] kopa büyük bardak.] ~ İng kung kungfu [ 197+] bir Uzakdoğu dövüş sanatı fu Çin döğüş sanatlarının genel adı ~ Çin göngfu beceri kazanma. 2. [Cumh 1932] sporda ödül olarak verilen bardak ~ İt coppa 1. . iskambilde bir renk ~ OLat cuppa saplı büyük bardak * Lat cupa (varil.a. [ARasim 1897-99] iskambilde bir renk. kup [ xx/b] ~ Fr coupe kesim < Fr couper kesmek < OLat colpus darbe. kılıç vuruşu (= EYun kólafos darbe ) ~ HAvr *kols-bho. Sans kumbhá (a. çömlek . fıçı) ile ilişkisi belirsizdir. küp1 [Uy viii+] küb sıvı şeyleri saklamak için toprak kap. kalın. kare prizması ~ Sam " kâbe ~ Fr cube kare prizması ~ Lat cubus a. künefe [ML 1969] künafe tel kadayıfı < Ar kanafa kanadı altına aldı. sağlam künye soyadı [DK xiv] [ xiv] künyet ~ Fa kund keskin olmayan. tavşan.a. küpe küpeşte Tü [ xi] küpe kulağa tekılan ziynet [LF xvi] güvertenin kenarındaki tahta siperlik . lağım ~ İt cunicolo istihkâm amaçlı dar tünel. kesmek * Aynı kökten Lat gladius (kılıç). Ar cubb (a. a. İng cup (büyük bardak) Fransızca yoluyla Latinceden alınmıştır. ~ Akad gubbu a. toprağa gömülen su veya şarap küpü = Aram gubb a.). san.Yun koupastí kürek dayama yeri < Yun koupí kürek ~ EYun köpe a. EYun klâo (kırmak. lağım ~ Lat cuniculus 1. yeraltı geçidi kunt kaba saba. saplı büyük bardak. eğitme * Sözcük David Carradine'ın başrolü oynadığı Amerikan TV dizisi Kung Fu (1972-75) sayesinde popülerlik kazandı.] lakap. 2. ~ Ar kunyat [#knw/kny msd.

] un. akım (< Fr courir koşmak ~ Lat currere. düzenlemek kura [ xiv] ~ Ar qurcat^ [#qrc msd. -al ekinin işlevi açık değildir. [ xx/b] 2. kâğıt para birimi .koşmak ) + Lat air hava " kur. [ xi] kurğak kuru şey. ~ Karib Orta Amerika yerli dillerinden. kurultay. süreç. kuru yer < Tü kurığ kuru " kuru[ 193+] meclis. kur'an [Kut xi] ~ Ar qur'ân [#qr' msd." kur- kurander [ xx/a] ~ Fr courant d'air hava akımı & Fr courant koşan şey. gözkulak olma [ xx/a] ~ Fr cure tedavi ~ Lat cura dikkat. kür ilgilenme. [CepK 1935] kaide < Tü kur.Fr coupure kesim. seyir.< HAvr *kers. [ xx/b] kesilmiş kumaş parçası kupür [ARasim 1897-99] tahvilin temettü almak için kesilen ~ Fr coupon kesilen sey < Fr couper kesmek " kup [ 192+] 1.koşmak ~ HAvr *krs. eğitim programı. egzotik " garip kurak kural Tü YT [Uy viii+] kurğak toprak. akım. ~ Lat cursus koşu < Lat currere. kuram YT [CepK 1935] bünye. curs.] yabancı. döviz fiyatı ~ Fr cours 1.a.kupon bölümü." kur- * Dil Devriminin ilk yıllarında benimsenen birinci anlam için bak. şeker ve yağla yapılan ve fırında pişirilen tatlı < Ar ġurayb [küç.] 1. * İng course biçimi Fransızcadan alınmıştır. kesme < Fr couper kesmek " kup kur [AMithat 1877] kur etmek 1. 2. ~ Fr curare Güney Amerika yerlilerinin ok . 3. [Fel 194+] nazariye < Tü kur. 2. islamın kutsal kitabı < Ar qara'a okudu " kıraat kur[mak Tü [Uy viii+] kur. curs. gazeteden kesilen parça.] bir kabın içinden işaretli nesneleri çekmek suretiyle oynanan talih oynu < Ar qarc su kabağı kurabiye [ xvi] ğurabiye 1. çadır kurmak. tuhaf. kurabiye ~ Ar ġuraybat [#ġrb f.a. arya kürar [ML xx/c] uçlarında kullandığı zehir ~ İsp curaré a.germek. kadına ilgisini belirtecek şekilde davranmak. gidiş. 2. ufak şey. 2.a. kaygı.] küçük garip şey < Ar ğarîb [sf.a. kurul. a. rota. (yüksek sele) okuma.

] kaşıma sesi " kırt küre[mek küre1 Tü < Tü kurda. kayık küreği < Tü *kürge. şerit" kordon [ARasim 1897-99] kordela ~ İt cordola dar kurdeşen <onom *kurdaşan kurt/kırt [onom. hisar = Moğ qorğa(n) kale." kur- . hisar.a.= Tü küri. 2.a.] körük. ittifak etmek ) kurcala[mak <onom [TS xvi xvi] kurca. demir fırını kürek Tü Ha] " küre[ xi] kürgek 1.] top ~ Ar küre2 [CodC xiii] maden ocağı. engellemek)" korukurgu YT [CepK 1935] taammüd.toprağı kazmak [ xiv] kürre ~ Ar kurrat [#krw msd.] tanrıya sunulan adak ~ İbr/Aram qurbân a. demir eritme düzeneği. kurbet [ xiv] ~ Ar qurbat [#qrb msd. hediye" anlamı İbraniceye mahsustur. temizlemek (~ Lat curare a. özellikle demir madeni kürat [#kwr msd. yasaklamak. kapamak. tahriş etmek kırç [onom. [Fel 194+] spekülasyon < Tü kur. < İbr/Aram #qrb 1.küratör [ xx/c] ~ Fr curateur sergi yöneticisi / İng curator a. = Akad qerebu yaklaşmak.kaşımak.a.] yakınlık. yaklaşma. yanaştı (= Aram qsreb a. kurcalamak < Tü [ xi] küri. gözkulak olmak " kür kurbağa Tü [Oğ xi] kurbaka a.önekinin anlamı belirsizdir. hapsetmek. adak sunma " kurbet * #qrb kökü Sami dillerinde ortak olmakla birlikte.[xiv-xvi TS] kaşımak.kuşatmak. sığınak (< Moğ qorı. akrabalık < Ar qariba yakın idi. hediye verme. 2. diş temizleme çıtası & Fr curer ihtimam göstermek. yakın olma. ~ Lat curator bir işe gözkulak olan kimse < Lat curare bakmak. "adak. yaklaştı. özen göstermek. kurban [CodC xiii] ~ Ar qurbân [#qrb msd. toprak küreği. a. yakın olmak. < Tü baka [xi] kurbağa * Kur. ) + Lat dent diş " kür kurdele kumaş şeridi < İt corda ip.a.[xi kurgan Tü? [Uy viii+] kurğan kale. *Kurubağa (kara kurbağası) ihtimali üzerinde durulmuştur. karıştırmak.] kaşıma sesi " kırt < Tü kurç/ kürdan [ARasim 1897-99] ~ Fr cure-dent "diş temizler".

a. kurna [Men xvii] kurna hamam yalağı .a. Oğ viii+] kurt tırtıl.küriyum [ xx/b] ~ YLat curium radyoaktif bir element # 1944 Glenn T. Bilinmeyen bir Asya dilinden alıntı olması güçlü ihtimaldir. rota.EYun krouneíon a. larva.. kurnaz <Tü [Men xvii] < Tü kurun. [ xi] kuruğsak kürsü [Kut. .] daire.kendi kendine kurmak " kur- * -az ekinin mahiyeti açık değildir. süreç. kurmay YT [CepK 1935] erkânı harbiye < Tükur [1935 YT] divan. Albert Ghiorso. ~ EYun korönis a. tepsi. disk [Uy viii+] koğursak kuş kursağı. çember < HAvr *(s)ker-3 kıvırmak. akım. kurt Tü [Uy. böri (kurt) sözcüğüne ilişkin bir tabudan kaynaklanmış olması muhtemeldir.halka. makam sandalyesi [Kaş xi] koruğjın a. heyet" kurul * Karş. cour (divan. mide. mimaride kemerin sivri ucu) ile birleştirilemez. eğitim ve öğrenim programı ~ Lat cursus koşu " kur kurs2 kursak Tü [ xiv] ~ Ar qurS [#qrS msd.a.a.). Kaş. Seaborg.a. [Oğ xi] korşun/koşun . Ralph A. Ar qurnat (dışbükey köşe. Amer. Moğ qorğuljın (a.a. halka yapmak " ring kurs1 [ 192+] ~ İng course 1. Fr corps (heyet). James. Aş xi] kürsi . Tü kurmak fiiliyle ilişkilendirilmesi keyfidir. kurşun Tü? ~ Ar kursı taht.) Aramca kökenlidir.Aram kursîyâ taht ~ Akad kussü a. Ar curnat (a. [Oğ xi] köpekgillerden yırtıcı hayvan * Oğuzcaya özgü olan ikinci anlamın.a. Erm ku?n (hamam kurnası) biçimleri muhtemelen Yunancadan alınmıştır. [EvÇ xvii] kurğuşum/kurşum * Karş. musluk ~ Yun krouniá yalak * Aram gurna. avlu). ~ EYun krounós çeşme. ~ HAvr *kor-öno. kuron [ xx/a] taç şeklinde diş protezi ~ Fr couronne taç ~ Lat corona a. 2. fizikçiler < öz Marie Curie Polonya asıllı Fransız kimyacı (1867-1934) kürk Tü [ xi] kürk hayvan postu * Fa gurk (kurt) sözcüğüyle ilişkisi açık değildir. seyir.

kurultay YT [1910] kurıltay büyük meclis.toplanmak " kurul * Türk Derneği bünyesinde 1908-1910'da ortaya atılan ilk Yeni Türkçe kelimelerdendir. is [CepK 1935] tesis. müessese < Tü kurı. [Uy viii+] kürı." kuru< Tü kur-" kur- kuruş [Men xvii] ğroş/ğoroş gümüş Avusturya thaler'i veya altın florine Osmanlı ülkesinde verilen ad.a. uğur" kut * Karş. birikmek. Moğ k?ağurayda.sesinin türeyişi açıklanmaya muhtaçtır.kürtaj [ xx/b] çocuk aldırma ~ Fr curetage bıçakla kazıyarak temizleme şeklinde cerrahi müdahale < Fr curetter cerrahide yara temizleme bıçağı < Fr curer tedavi etmek.. meclis < Moğ qura.fiili Uygurca ve Moğolcada mevcut ise de k?ural biçimi Moğolcadır. kurul YT [CepK 1935] kongre. temizlemek " kür kurtar[mak Tü [Uy viii+] kutğar-/kurtğar.a. kurtul[mak kuru kuru[mak kav1 Tü Tü Tü [Uyviii+]kurtul-/kutrul-a. a. < Tü kurı. 'tahta kurusu' deyiminde ~ Yun koriós tahta kurusu ~ * Türkçe kuru ile ilgisi yoktur.yanmak. kişniş) > İng coriander. [Kıp xiv] kutğar-/kurtar-< Tü küt baht.a. EYun koríannon ("tahtakurusu otu". kavrulmak " <Tükut baht. meclis ~ Moğ qural toplantı.(kurumak) < k?ağuray (kuru) < k?ağur.a. [CepK 1935] kurultay ." kuruTü *kağurı.Moğ quralta toplantı. [ xi] kurığ a.a. Karş.[viii+ Uy] a. kıvanç " kut * -r. kongre." kuru- . meclis < Moğ quratoplanmak. * k?ura. [LO ] ğuruş 120 akçelik gümüş sikke ~ Alm grosch bir altın solidus'a (ve 12 gümüş denarius'a) eşdeğer olan kalın gümüş sikke ~ OLat (denarius) grossus "kalın denarius" " gres kurus E Yun kóris a.< Tü *kâ-/*kağ. kurum1 kurum2 Tü YT [Kaş xi] kurum/kurun baca tortusu. bir araya gelmek (= Tü kura. uğur.(kavurmak). a. kurut Tü [Uy viii+] kur(ı)t süzülerek kurutulmuş yoğurt veya çökelek < Tü kurı.a.

posta tatarı / Fr courrier a.a.a. lokal kuşet < Fr couche yatak.köz karıştırmak < Tü köz"köz [TS xiv-xix] tedirginlik. < Fr courir koşmak " kur kuş k us [m ak küs[mek Tü Tü Tü [viii]kuşa.köz karıştırmak < Tü köz"köz kuskus [LO xix] ~ Ar quSqüS [#qSqS] Mağrip ülkelerine özgü. " gü+ ~ Fa guşâyiş açıklık < Fa guşadan. yatmak ~ Lat collocare yere yatırmak & Lat con. cila tabakasıyla kaplı kâğıt < Fr couche yatak. [İdr.darılmak < Tü kuşak Tü [ xi] kurşağ kemer. sarınmak kuşe [ xx/a] ~ Fr (papier) couché "tabakalı kâğıt". ürküntü. [U yv ii i+ ]k us -a .[viii+ Uy] kuşak bağlamak. [Oğ xi] küs. vesvese. uçkur küşayiş açmak ~ OFa wişâdan. guşâ- < Tü kurşa.+ Lat locare yatırmak " kon+. DK xiv] kurşak/kuşak kurşa. wişâ. kırpık hamurdan yapılan bir yemek < Ar qaSqaSa [onom. tabaka " kuşe kuşku <Tü [ xx/b] tren yatağı ~ Fr couchette [küç. [ 194+] şüphe Tü kuş " kuş * İsme eklenen -ku ekinin işlevi belirsizdir. kemer EŞKÖKENLİLER: Tü kur : kuşak.kurye [LO xix] kuriyer ~ İt corriere koşucu.] kırptı . küskü kuşku Tü <Tü [ xi] közegü maşa < Tü köze. kuşanmak " kuşankuşan[mak Tü [Uy viii+] kurşan< Tü kur [viii+ Uy] kuşak. tabaka < Fr coucher yatırmak. Türkçe sözcük "kuş gibi ürkek olma" anlamında iken 1940’lardan sonra "şüphe" anlamında kullanımı teşvik edilmiştir. küskü Tü [ xi] közegü maşa < Tü köze.a . Türkçe sözcük "kuş gibi ürkek olma" anlamında iken 1940’lardan sonra "şüphe" anlamında kullanımı teşvik edilmiştir. [ 194+] şüphe Tü kuş " kuş * İsme eklenen -ku ekinin işlevi belirsizdir.kemer bağlamak. kuşan-.a. vesvese. ulak. ürküntü.] küçük yatak [TS xiv-xix] tedirginlik.a. yünden dokunan çadır kuşağı.

direnen ) " gü+ * Erm vstah (kendinden emin. kuşluk [Oğ xi] kuşluk öğleden önceki zaman * Kuş sözcüğüyle ilişkisi açık değildir. [LO xix] büyük defter ~ Yun ködikos 1. tomruk. cesur) Orta Farsçadan alınmıştır.). yy'da Fransızca üzerinden veya doğrudan Tunus-Cezayir'den alınmış olabilir. üzüm. cesur (= Ave *vî-stâxa. cesur. kutu [MŞ xiv] kutı kap.a. baht.] eksiklik < Ar Tü kut Tü [Or viii] küt rahmet. 2. Moğ k?utuğ (a. küspe ~ Fa kusba susamın yağı çıkarıldıktan sonra kalan posası ~ Aram kuspâ a.a. kaşlarını çattı. konsantre etti . kutup. zeytin vb. aks. eksik idi EŞKÖKENLİLER: Ar #qs?r : kusur. arı peteğinin her hücresi" sit(o)+ ~ Yun koutí a. küt1 [Men xvii] kötürüm. 2. cödica. kovuk.* Türkçeye 19. bereket. talih " kut * Ar quds > qudsı sözcüğünden çağrısşım yoluyla türetildiği açıktır. kütük [Men xvii] kötük tomruk. yatalak. [LO ] kütür gevrek katı şey sesi <" [Fel 194+] aziz < Tü küt bereket. [LO xix] sivri olmayan küt2.] kırıklar. [Uy viii+] küt/kawut/kıwut < Tü kıw kut. ~ Akad kuspu susam. posası küstah [Aş xiv] güstâ%hık ~ Fa gustâ% kendinden emin. tas. kusur [Aş xiv] qaSara kıstı. kutup/kutb~ Ar quTb [#qTb msd. saadet * Karş. taksir küsur kesir " kesir ~ Ar kusur [#ksr çoğ.ayrı duran. qaTb] 1.] 1. talih. 2. kütür kıtır kutsal YT onom [DK xv] küt küt kalp çarpması sesi. ~ E Yun kytos 1. kalın ağaç gövdesi. 2. kesirler < Ar kasr ~ Ar quSür [#qSr msd. bir noktaya topladı. eksen. yasa külliyatı ~ Lat caudex/cödex.a.a. kısalttı. büyük defter. yetersiz kaldı. tasavvufta en yüksek mertebeye erişmiş kişi < Ar qaTaba [msd. edepsiz ~ OFa wistâ% kendinden emin.

kütüphane çoğ.] leğen. kuytu <Tü [Kıp xiv] çukur yer. gölge < Tü ku5. folluk. kıç. yıkama kuvöz [ xx/b] ~ Fr couveuse 1. geri. aşağı koymak " koy* Karş. kuluçka yeri.dökmek " kuyruk ~ Ar quyüd [#qyd çoğ. " aperitif küvet [ xx/a] banyo teknesi veya yıkanma teknesi < Fr cuve varil. kuva kuvvet kuvars Alm quarz a. arka. 2. güneş almayan yer. Moğ k?oytu (art. hane kutur/kutryeryüzünün kısımlarından her biri.] güç (= Moğ qoymag katmer.] koşullar. dip. konmak. • "Bir hizmet için oluşturulan sıra" anlamı Fr queue çevirisidir. masa örtüsü. * Ar qaTr (damlama. kuzey). dökülmek < Tü kod-/kot. yeni doğmuş bebeklerin konulduğu korunak < Fr couver kuluçkaya yatmak ~ Lat cubare a.] 1.a. ~? Slav kvardy sert [ xx/b] ~ Ar quwan [#qwy çoğ. örtü. 2.indirmek. [ xi] kuyma bir çeşit yağlı ekmek kuyruk Tü [Uy viii+] kudruk 1. Moğ k?udurğa (atın sağrısı). 2. bölge. fıçı ~ Fr cuvette [küç. fıçı ~ Lat cupa varil. dizi halinde gitme) masdarıyla ilişkisi belirsizdir. a. kuvvet kuymak gözleme ) Tü [Aş. [ xiii] kuyruk hayvan kuyruğu.a. [Aİhsan 1891] 2. kamuya açık bir hizmet için oluşturulan sıra < Tü kodğur-dibe inmek. kuz (güneş almayan yer).indirmek " ko- * Karş. kuyu = Moğ qotuğur çukur ) " <Tü [Kıp xiv] kuyumçı/kuyunçı ziynet eşyası yapan ve satan < Tü kuyum döküm < Tü ku5. kuyu kuyruk kuyum Tü [Uy viii+] ku5uğ (= Moğ qudug su çukuru.] kuvvetler < Ar quwwat" (~ Fr/İng quartz bir silisyum kristali) ~ kuver [ 192+] ~ Fr couvert 1. Yus xiv] ~ Ar quwwat [#qwy msd. daire veya kürenin çapı ~ Fa kutub %ana kitabevi & Ar kutub [#ktb ~ Ar quTr [#qTr msd. oturmak. bağlar < Ar kuyut qayd " kayıt . lokantada "örtü parası" < Fr couvrir örtmek ~ Lat cooperire a. Ayrıca karş.] kitaplar (< Ar kitâb ) + Fa %âna ev " kitap.

< Lat cocere/coquere yemek pişirmek ~ HAvr *kwekw^-/*pekw^. gölge. Aynı kökten İng cook < Ger *kokjan. dayı veya teyze oğlu ~ Lat consobrinus hala veya teyze oğlu & Lat con. hala.pişirmek * Fr cuisine.a. dağın kuzey cephesi < Tü ku5- [Uy viii+] kuzğun kuzgun. [ xx/b] ~ Fr cousine [f. [ xi] kuzı (= Moğ qurağa(n) koyun yavrusu) . dayı veya teyze kızı kuzine [LF xix] kuzina/kuçina mutfak ocağı ~ Ven cusìna [İt cucina] mutfak ~ Lat *cocina/coquina a. çukur y