YARATICILIK Yaratıcı insan içsel bir kavrayışa sahiptir.

Başkalarının daha önce görmediğini görür, başkalarının daha önce duymadığını duyar. İşte bu, yaratıcılıktır.

içindekiler
YARATICILIK ........................................................................................................................................................................... 1 içindekiler .................................................................................................................................................................................. 1 ÖNSÖZ ...................................................................................................................................................................................... 2 ÖZGÜRLÜĞÜN GÜZEL KOKUSU ....................................................................................................................................... 2 TUVALi HAZIRLAMAK ............................................................................................................................................................ 3 ÜÇ KELİME ........................................................................................................................................................................... 4 EYLEMDE RAHATLA ........................................................................................................................................................... 5 DOĞAYLA UYUM İÇİNDE OL ........................................................................................................................................... 18 BES ENGEL ............................................................................................................................................................................. 21 1. BENLİK BİLİNCİ ............................................................................................................................................................. 22 2. MÜKEMMELİYETÇİLİK ................................................................................................................................................. 38 3. AKIL................................................................................................................................................................................. 41 4. İNANÇ ............................................................................................................................................................................. 46 5. ŞÖHRET OYUNU ............................................................................................................................................................ 53 DÖRT ANAHTAR ................................................................................................................................................................... 55 1. TEKRAR ÇOCUK OL ...................................................................................................................................................... 56

2. ÖĞRENMEYE HAZIR OL ............................................................................................................................................... 60 3. SIRADANLIKTA NİRVANA'YI BUL ............................................................................................................................... 62 4. HAYALCİ OL ................................................................................................................................................................... 66 DÖRT SORU ........................................................................................................................................................................... 69 1. HAFIZA VE HAYAL GÜCÜ ............................................................................................................................................ 69 2. AYRILIK SONRASI DEPRESYONU ................................................................................................................................ 81 3. YARATICILIK VE MELEZLEŞME .................................................................................................................................. 84 4. PARANIN SANATI .......................................................................................................................................................... 88 YARATIM ................................................................................................................................................................................ 93 EN ÜST DÜZEY YARATICILIK: HAYATININ ANLAMI ................................................................................................... 93

ÖNSÖZ ÖZGÜRLÜĞÜN GÜZEL KOKUSU Yaratıcılık varoluştaki en büyük isyandır. Eğer yaratmak istiyorsan, bütün şartlanmalardan kurtulmak zorundasın. Aksi halde yaratıcılığın kopya çekmekten başka bir şey değildir. Sadece bir kopya olur. Ancak bir bireysen yaratıcı olabilirsin. Sürü psikolojisinin bir parçası olarak yaratıcı olamazsın. Sürü psikolojisi yaratıcı değildir. Hayat seni sürükler. Dansı, şarkıyı ve keyfi bilmez; mekaniktir. Yaratıcı kişi, daha önce ayak basılmış yolları izleyemez. Kendi yolunu aramalı, hayat ormanını araştırmalıdır. Yalnız gitmek zorundadır. Sürü zihniyetinden, kolektif psikolojiden ayrılmak zorundadır. Kolektif zihin, dünyadaki en alt seviyedeki zihindir. Kolektif aptallık ile kıyaslandığında, tek bir aptal bile daha üstündür. Ancak kolektifliğin kendi rüşvetleri vardır: Kolektif zihinin tek doğru yol olduğunda ısrar eden insanlara saygı gösterir, onurlandırır. Geçmişte bütün yaratıcı insanların, ressamların, dansçıların, müzisyenlerin, şairlerin, heykeltıraşların saygınlığa sırt çevirmesi bu zorunluluktan kaynaklanıyordu. Bir çeşit aylak ve bohem hayat tarzı yaşamak zorundaydılar çünkü yaratıcı olmalarının tek yolu buydu. Gelecekte böyle olmak zorunda değil. Eğer beni anlarsan, söylediklerimin doğru olduğunu hissedersen, o zaman gelecekte herkes birey olarak yaşayacağı için, bohem yaşam tarzına ihtiyaç olmayacaktır. Bohem yaşam tarzı, sabit, Ortodoks, sıradan ve saygın bir hayatın yan ürünüdür. Benim amacım, kolektif zihni yok ederek, her

bireyin özgür olmasını sağlamak. O zaman bir sorun çıkmaz. O zaman istediğin hayatı yaşayabilirsin. Aslında insanlık, ancak bireyler başkaldırılarında saygı gördüğü zaman doğmuş olacaktır. İnsanlık henüz doğmadı. Hâlâ rahmin içinde. Senin insanlık olarak gördüğün, sadece bir göz aldanması olayıdır. Ta ki bizler her kişiye bireysel özgürlük, kendi tarzında varolmak için tam özgürlük verene kadar... Ve elbette o da kimsenin işine karışmamak zorunda — özgürlüğün bir parçasıdır bu. Kimse bir başkasına müdahale etmemeli. Ama geçmişte, herkes burnunu başkalarının işlerine sokmuştur. Hatta toplumla hiçbir ilgisi olmayan en özel konularda bile. Örneğin, bir kadına aşık olursun, bunun toplumla ne ilgisi olabilir? Bu, tamamen kişisel bir olaydır, piyasaları ilgilendirmez. Eğer iki insan sevgiyle birlikte olmayı kabul ediyorsa, toplum bu işe karışmamalı. Ama toplum, bütün baskıcı yöntemleriyle doğrudan ya da dolaylı olarak devreye giriyor. Polis sevgililer arasına giriyor, yargıç sevgililer arasına giriyor. Bu da yetmezse, bu sefer de toplum Tanrı adında senin icabına bakacak bir süper-polis yaratıyor. Tanrı fikri, seni tuvalette bile yalnız bırakmayan bir röntgenci kavramıdır, anahtar deliğinden bakarak ne yaptığını izler. Bu çok çirkin! Dünyanın bütün dinleri, Tanrının seni sürekli izlediğini söyler. Bu çok çirkindir! Bu ne biçim bir Tanrı? Herkesi izleyip takip etmekten başka bir işi yok mu? Dedektiflerin en ilahisi olmalı! İnsanlığın yeni bir toprağa ihtiyacı var; Özgürlük toprağına! Bohemlik bir tepkiydi. Gerekli bir tepki, ancak hayalim gerçek olursa, o zaman bohemliğe gerek kalmayacak. Çünkü insanlara hükmetmeye çalışan bir kolektif zihin olmayacak. O zaman herkes kendisi ile barışık olacak. Tabii başkasına da müdahale etmeyecek. Ancak kendi hayatın söz konusu olduğu sürece, kendi kurallarınla yaşayacaksın. İşte o zaman yaratıcılık ortaya çıkar. Yaratıcılık, bireysel özgürlüğün güzel kokusudur.

TUVALi HAZIRLAMAK Patoloji kaybolduktan sonra herkes bir yaratıcı olur. Bunu mümkün oldurunca derinden kavramak gerekir: Sadece hasta insanlar yıkıcıdır. Sağlıklı insanlar yaratıcı olur. Yaratıcılık, gerçek sağlığın güzel kokusudur. İnsan gerçekten sağlıklı ve bütün olduğu zaman, yaratıcılık doğal olarak kendine gelir.

bundan sonra Buda olacak insanlar aynı zamanda şair olacak. Hayatın şiirsel olmalı. Ancak sadece bir nokta olursun. İkinci kelime. Mantık soğuktur. aksi taktirde bazı şeyler eksik kalmış olacak. Dünya üzerinde cenneti kuramadı. Sana gelmiş geçmiş en büyük meydan okumayı. Ancak insanlığa gelince pek faydalı değildir. Sadece matematik söz konusu olduğu zaman işe yarar. Mantık kurudur. hem de çok soğuk. O zaman ortada insanlar değil. rakamlar olur. seni dengesiz ve doyumsuz kılacak. Şiirsel olmak gerektiğini söylüyorum. Ancak yeni insanlıkla. Ve içindeki o eksik parça. Ben senin tek bir zirve değil. bilinç. dünya . ard arda zirvelerden oluşan Himalayalar gibi sıradağlar olmanı istiyorum. sevgi ve duygu sana bir derinlik ve sıcaklık verir. çok komik görünür. başarısız oldu. Sadece şiir sevgi ikileminin içine atlayabilir. şefkat. Daha çok aydınlanmış insana ihtiyacımız var. Bilinç. Birkaç güzel insan yarattı ama insanlığı değiştiremedi. yaratıcılıktır. Şiir. Sadece şiir sevebilir. Krishna kadar sevgi dolu ve Michelangelo ya da Leonardo Da Vinci kadar yaratıcı olmalısın. Mantığın dans etmesini izlemek Mahatma Gandi'nin dans etmesini izlemek gibi olur. Mantık dans edemez. Eğer insanlar fazla mantıklı olursa insanlık kaybolur. Üç boyutlu olmalıyız. Sadece birkaç birey çeşitli yerlerde aydınlandı. daha bir insan olursun. hem de çok. İlk kelime. değiştirilebilir rakamlar. Soğukluğunu kaybeder ve erirsin. Tek boyutlu insan başarısız oldu. bu konuda hiçbir kuşku yok. gerçekleştirilmesi en zor görevi veriyorum. Ama o. Ancak o zaman senin bütünleşmen gerçekleşmiş olur. Artık daha zengin insanlar olmamız gerekiyor. şiirsellik ise canlı. bu üçünü bir arada görmektir. Buda bir süper insandı. ÜÇ KELİME İnsanlık bir yol ayrımına gelmiş durumdadır. şefkat. Buda kadar aydınlık. Eğer tek boyutluysan. Şiirsellik ise dans eder. Hepsini aynı anda olmak zorundasın. yaratıcılık ise eylem. sevgiden söz edebilir ama sevemez. Üçüncü kelime ise. Benim derin insan vizyonum. Şair dediğim zaman şiir yazma anlamında söylemiyorum. insan boyutunu kaybetti. Benim yeni insan tanımım budur. yaklaşımın şiirsel olmalı. Ben buna üç kelime diyorum. hem de üç boyutlu aydınlanmış insanlara. hissetmek. Mantığın dans etmesi imkansızdır. Tek boyutlu insanı yaşadık ve tükettik. varoluştur.Yaratma şevki içinden yükselir. Şiir kalbin dansıdır. Güzel bir dünya yaratmayı başaramadı. Sevgi mantıksız olarak görülür. Buda bir şair değildi. İnsanoğlunun toplu bilincini yükseltemedi. Mantık sevemez. Bu artık bir işe yaramayacak. çok yüksek bir zirveye ulaşabilirsin.

O durum içinde rahatsız olman. mimari. Gevşemek istesen bile eğer eyleminin doğasını izlemediysen. duygu. başkalarını yok eder. . Bir yanıt değildir. resim. karşılık vermektir. açlık hissetmiyor olmana rağmen yemek yemeye devam ediyorsan. Aktivite ise geçmişle doludur.. Ama aç değilsen. Hayvanlar dünyasında şiddet barındıran iki şey budur. onda Yunanlı Zorba'nın güzelliği yok. Gevşemek filizlenme gibidir. Duygu. Doğaları birbirine zıttır. Eğer sevgin sadece bir duyguysa ve eyleme dönüşmüyorsa insanlığı etkilemeyecektir. farkındalığı ve bilinci barındırır. Zorba. güzelliği. aktivite değildir. Eylemin bir konusu vardır. Hayvanlar dünyasında şiddet ağız ve ellerle ilişkilidir. Dişlerinle eziyor ve yemeği yok ediyorsun. Yemek yerken ikisi bir araya gelir. Aradaki ince farkı görmeye çalış. Eylem. fark etmediysen bu imkansız olacaktır. Yemeği eline alır ve ağzınla yersin. aktivite ise yıkıcı. İçindeki huzursuzluğu bir parça olsun dışarı vuruyorsun. aktivite. Buda dünya dışı olmanın güzelliğini barındırmasına rağmen. Bütün olguyu anlaman gerekir. her türlü yaratıcılığı: Müzik. Sevgiyi. Ve insanın yaratıcı olması gerekir. bu aktivitedir. aktif olmanın bir bahanesi olur. pençeler ve dişlerle. Örneğin. Birçok insan gevşemek ister ama bunu yapamaz. acıktığın zaman yemek yersin. Sevgiyle taşan. şiir. Varoluş ise meditasyonu.. yaratıcılığı barındırır. Eylem. Eylem. gözlemlemediysen. geçmişten beri içinde taşıdığın huzursuzluğun o anda ortaya dökülmesidir. Bu eylemdir. bilim. eylem. Aktivite ise. İnsan meditasyon yapmalı ama duyguya karşı olmamalı. heykel. sessiz bir zihinden çıkar. Aktivitenin konusu önemsizdir. Senin üç boyutun bunlardır: Varoluş. Aktivite ise huzursuz zihinden çıkar ve en çirkinidir. bir durumun talebi üzerine hareket etmektir. Onu maddeye dökmeli ve gerçekleştirmelisin. duyguyla dolu bir meditasyoncu olmalı. Neden bu kadar aktifsin? Neden aktiviteye bu kadar vakit harcıyorsun? Neden bu konuda saplantılısın? İki kelimeyi unutma: Biri eylem. Aktivitede ise durum önemli değildir. Yemeği yok ediyorsun. Eylem. onu zorlayamazsın. Dünyanın en güzel şeyidir. teknoloji. Eylem yaratıcıdır. sadece içindeki şiddet duygusunu tatmin etmek için yemek yiyorsun. kendiliğinden oluşur. Çünkü eylem basit bir olgu değildir. çok dünyevi. diğeri de. EYLEMDE RAHATLA Öncelikle eylemin doğası ve altında neler yattığının anlaşılması gerekir. estetik olan her şeyi kapsar. Aksi halde rahatlamak mümkün değildir. Seni yok eder.dışı oldu. Bu çeşit yemek bir tür şiddettir. Ben ikisini birden yani "Buda Zorba" olmanı istiyorum. Acıktığın için değil. Yaşanan ana karşılık değil. eylem değildir. Eylem anlık yaşanır.

Bu mantıksal açıklamalar. Sigarasına uzanıyor. sigara içiyorlar. O bir insan. durumun böyle bir karşılığa ihtiyaç duymadığını fark eder. eylem olduğunu. bunun gerekli olduğunu savunursun. medeni bir yaratık. susarsan kuyuya gidersin. Ama eğer bir açlık yoksa. Bir Mandala. o zaman çatlarsın. Aktivitelerinin o anki durumla bir ilgisi yoktur. bu bir eylem değildir. Kendin olarak kalamıyorsun. Elbette bu şekilde yemeye devam edemezsin. Hayvanlar dünyasında senin üzerine atlamış olurdu. ama sen mantıklı açıklamalar getirirsin. seni dışarı atmak istiyordur. O şoku tamponlar emer. kendiliğinden oluşan bir karşılık vermedir. ne yapıyorsun. Aktiviteler aracılığı ile deliliğini. buna hiç gerek yoktu. çekiyor. ama şimdiki anda gelip patlar. çok sıkıldım diyor. Sigara içerek bir çeşit şarkı söylüyor. Ancak bu aktivite senin saplantılı olduğunu gösteriyor. eylemsiz kalamıyorsun. zihninde bir öldürme fantezisi bulunuyor olabilir ve o sakız çiğniyor. Kendi içinde çok masum bir aktivite. Acıkırsan yemek ararsın. ancak bir tek sen bunu göremezsin. O yüzden sigarasına atlıyor. Çünkü ne yaptığının kesinlikle bilincinde değilsin. çünkü. Bunu hiç aklından çıkartma. Artık senin için endişelenmiyor. yolcuların çok sert bir şokla karşılaşmasının önüne geçilir. artık doldum.Şiddet ortaya çıkar. Onu yıllardır içinde biriktiriyor olabilirsin. ritmik bir şarkı. Bir çeşit laik transandantal meditasyon. zihin her zaman aktiviteler için mantıklı açıklamalar getirecektir. uykun geldiyse gidip yatarsın. Bir nevi hastalıklı Pranayama. Ama yapamaz. Rahatlıyor. üflüyor. Hemen onun yanından ayrılmalısın. Kendi sigara içme döngüsünün ritmine kapanmış durumda rahatlıyor. Ancak zihin kurnazdır. neden bu kadar öfkelisin duygusuna kapılır. İçine duman çekiyor. bir döngü yaratıyor. sessiz kalamıyorsun. ancak mantık tamponları durumu görmene izin vermez. Bir Mandala yaratıyor. Etrafında mantıklı açıklamalardan oluşan bir tampon yaratarak. Bunu yapamaz çünkü çok kaba olur. Tamponlar. Eğer farkına varırsa. neredeyse yüzde yüz doğrudur: Eğer birisi ile konuşurken o kişi sigarasına uzanıyorsa bu onun canının sıkıldığını gösterir. durumun farkına varmanın önüne geçiyorsun. Herkes bunun şart olmadığını. üflüyor. Durumla ilgisi yoktur. onu içmeye başlıyor. trenlerde iki vagon arasında kullanılır. Her an bir eylemde bulunman gerekir. Sigara içen biri ne yapıyor? Çok masum görünen bir yolla içine duman alıp veriyor. Bu aktivite bir saplantıdır. Hayatın karşılık verilmeye ihtiyacı vardır. Oturmuş sakız çiğneyen bir adam. . George Gurdjieff bunlara "tampon" adı veriyordu. Eylem çok güzeldir. Bunlar sahte yemeklerdir. deliliğin konusunda bilinçsiz kalmaya devam etmene yardımcı olur. Ancak aktivite geçmişten günümüze taşınır. Herkes. her zaman onun bir aktivite değil. Kimseye bir zarar vermiyorsun ama senin için çok tehlikeli. hastalıktır. Ne yapıyor? Birini öldürüyor. geçmişten gelir. Böylece ani bir duruş sırasında. Ama şiddet konusunda aynı derecede etkilidir. Eylem tamamen durumdan kaynaklanır. O yüzden insanlar çeşitli numaralar icat etti: Tütün ya da sakız çiğniyor. iç huzursuzluğu biraz olsun azalıyor. şart olduğunu ispat etmeye çalışacaktır. Herhangi bir besin değerleri yoktur. çılgınlığını dışarı vuruyorsun. Aktivite asla kendiliğinden oluşmaz. nefes alıp veriyor. Tamponlar seni kör eder ve bu tür aktiviteler devam eder. kendiliğinden oluşur ve bütündür. Birden öfkeyle parlarsın.

Boş bir zihin. Benimle konuşmak için her türlü çabayı sarfeder ve ben sadece evet ya da hayır deyince. Bu aktif olma saplantısını izlemek gerekir. Yıllarca yolculuk etmek bana insanları. bir Gita ya da İncil değildir: Gita'yı birçok kere okuyabilirsin. Bu atasözünün tamamen yanlış olduğunu söylemek istiyorum." deyip duruyor. Yirmi dört saat boyunca trende bir yolcuyla birlikteyim. Boş bir zihin nasıl şeytanın atölyesi olabilir? Şeytan boş bir zihne adım atamaz ki. en saf şeyidir. Sürekli. Şeytan ancak aktiviteyle dolmuş olan bir zihne girebilir. pes ederdi. sigara içer. Bu imkansız. asla "Gevşe" demez. Bir şeyler yapmak istiyorsun. Bu çok güzel bir deney. tekrar bavulunu açar. o zaman şeytan seni ele geçirir. o zaman seni yönlendirir." Hayır. Bunu şeytanın kendisi önermiş olmalı. Bir kere okuduktan sonra bitmiştir. o zaman tek rehber o olur. Şeytan. saplantılılar. Aslında bir kere okumaya bile değmez ama insanlar tekrar tekrar okuyor. kapatır. gidip pencereyi açıp dışarı bakardı. onlar farkına varmadan gözlemleme olanağı sundu. çünkü bazen kompartımanda benimle birlikte tek bir kişi olurdu. hareket et. Ve bu su katılmamış aptallar. sonra gazetesini tekrar okur. Çünkü yaptığın aktivitenin gereksiz olduğunu kendinde görmeden. aynı gazeteyi tekrar tekrar okur. "Neden vaktini boşa harcıyorsun. Sonra onu izlerdim. sessiz ve eylemsiz kalamazlar. içini düzenler. Derken pencereyi açar. Boş bir zihin Tanrı'nın atölyesidir. havale geçirmekte olan bir ruh hali. Şeytan boş bir zihni nasıl kullanabilir? Boşluğa yaklaşmaya cesaret bile edemez çünkü bu onu öldürür. ölüm gibi bir şeydir. değildir. Onu neden yapıyorsun? Yolculukta insanların sürekli aynı şeyleri yaptığını gördüm. Çünkü her okuyuşta yeni bir anlam ortaya çıkar. Bütün büyük öğretmenler. Bavulunu açardı ve ben onun hiçbir şey yapmadığını görebiliyordum. hayat geçip gidiyor!" der. Bitince baştan başlıyorlar. Bir gazete. "Hiçbir şey yapmamaktansa bir şeyler yap. Bu onlar için imkansızdır. Sonra içine bakar ve kapatırdı. "Bu adam ne yapıyor" diyorum. hiçbir masrafı da yok. Aktif olmak zorundalar. içinde titreyen birşey var. Sonra şeytan denetimi ele alır ve daha da aktif olmanın yollarını ve yöntemlerini gösterir. Yapacak başka bir şey bulamayınca aynı gazeteyi tekrar tekrar okur. benim söyleyeceklerim hiçbir şey ifade etmez. Ancak için derin bir aktif olma güdüsüyle doluysa. dünyanın en güzel. ne olursa olsun. Bir şeyler yapmak . Sorun nedir? Bu bir ihtiyaç mı? Hayır. hayatın gerçeklerinin farkına varmış olan öğretmenler boş bir zihnin. kutsal olanın içinize akmanızı sağlayacak bir alan oluşturduğunu anlamıştır. Bunu kendi hayatında izlemek zorundasın. dünyanın dört bir yanında kullanılan şu atasözünü yaratmıştır: "Boş bir zihin şeytanın atölyesidir. Bir tren vagonunda kapalı kalınca aktif olma olanakları azaldığı için. aktiviteyi kullanabilir.Eğer bir aktivite varsa gevşeyemezsin. Ben de onu izliyorum. bir şeyler yap. Şeytan boş bir zihni değil. Ne yapıyor? Ve neden? Bu bir içsel güdü. Dünyanın dört bir yanında aptallar. Ancak bir gazete Gita değildir. Nasıl gevşeyeceksin? Çünkü bu saplantı haline gelmiş bir ihtiyaç.

Psikologlar şüpheleniyor. Otomatik olarak saklanan bu enerji sayesinde. Gevşemiş bir insan saplantılardan uzaktır ve enerji içinde birikmeye başlar. eylem anı geldiği zaman tüm varlığı bu enerjiyle akar. imparator haline gelebilecekleri okullara giderler. oturmak zorunda kalacaklar. Bir hapis hayatına benzemiyordu. taht odasını tekrar yaşatabiliyor. Şimdi bir gevşeme anı bulunca gevşeyemiyor. direnç bile gösteremezler. insanlara emir verme alışkanlığını ve bağımlılığını sürdürüyordu Şah Cihan. Otuz ya da üç yüz. mutlu olsun. Bana otuz çocuk yolla. herhangi bir sorun yok. "Babam neden otuz çocuğa öğretmenlik yapmak istiyor?" diye düşündü. Masum çocuklara eziyet edebilirsin ve bunu onların kendi iyiliği için." Orangzeb buna inanamadı.. kendi mutlulukları için yaparsın." Aktivite eylem için bir neden yokken yaşanır. kaç tane olursa olsun çocuk gönderin. Enerjisini saklar. çünkü kendini tam olarak nasıl kandırabilirsin ki? Sen bile onun gereksiz olduğunu biliyorsun. onlar işkenceci! Ayrıca onlardan daha savunmasız ve masum kurbanlar bulamazsın. Şah Cihan'a otuz çocuk yollandı ve her şey yoluna girdi. onlar da içinde başkan. Senin için net olmasa da. Küçücük çocuklar. "Benim her türlü ihtiyacımı karşılamışsın ve her şey çok güzel. Onlara öğretmenlik yapmak istiyorum. İhtiyacı olan her şey orada vardı. içindeki bazı havaleli ruh halleri nedeniyle onu yaptığının sen dahi farkındasın. Taj Mahal'ı yaptıran Şah Cihan'dır. çünkü her tür lüks sağlanmıştı. Sınıftaki o otuz öğrenciyle. Bir ilkokula git. öğretmen neredeyse bir imparatordur. O yüzden eylem anı gelince enerjin kalmıyor. Git ve gör! İlkokullarda bulundum ve öğretmenleri izledim. eski alışkanlıklar ortaya çıkıyor. ayağa kalk diye emredebilirsin. başbakan. Orangzeb'in babası. Psikologlar ayrıca öğretmenlerin sadist olma eğilimleri olduğundan ve acı vermekten zevk alabileceklerinden şüphelenmektedir.. Yalnız eğer bir şey daha yaparsan sana sonsuza dek minnettar kalırım. Söylendiğine ve Orangzeb'in otobiyografisinde yazdığına göre. Daha önce hiç öğretmenliğe ilgi duymamıştı. Bir saraydaydı ve tıpkı eskisi gibi yaşıyordu. Otur diye emredebilirsin.zorunda. Kendini izle. Orangzeb otobiyografisinde şöyle yazıyor: "Babam sırf eski alışkanlıkları yüzünden hâlâ bir imparator gibi davranmak istiyor. O yüzden oğlu Orangzeb'e bir mektup yazdı. O tekrar imparator olmuştu. ben ise eminim. Elbette politikaya girecek kadar kendilerine güvenemezler. Aktivite yarım yamalak yapılır. enerjinin yüzde doksanını aktivitelere harcıyorsun. artık Şah Cihan bu hapis yüzünden üzüntülü değildi. . ve kalkmak zorunda olacaklar. Ve bunlar için bir ilkokuldan daha iyi bir yer bulamazsın. Ben de kendini kandırmasına izin veriyorum. aksi halde kaybolacak. eğitim onun ilgisini çekmiyordu. Bir Moğol İmparatoru olan Orangzeb. Ona ne olmuştu? Yine de babasının bu arzusunu yerine getirdi. ihtiyar babasını hapsetmiş. Sadece tek bir şey eksikti ve o da aktiviteydi. Ve öğretmenler onlara emirler verir ve güç uygular. Bırakın küçük bir okul oluşturup. belirsiz de olsa. birkaç gün geçtikten sonra. Oğlu onu tahtan indirip hapse attı. Psikologlar aslında öğretmenlerin politikacı olduklarından şüphelenmektedir. Onlar o kadar zayıf ve çaresizdirler ki! Ve öğretmen ise imparator gibi durmaktadır. Yaşantısında aktif bir insan olmalı. otuz küçük çocuğun imparatoru. hiçbir şey yapamıyordu. O yüzden eylem bir bütündür.

" "Hiçbir şey yapmana gerek yok" dedim. Eğer sigara içmen ya da sakız çiğnemen engellenirse." diyorum. Artık bir bütünsün. devam et. Eğer üç ay sessiz kalmaya çalışırsan. Genelde bana uğramaz. Hem konuşacak. Ve bu çok daha tehlikeli. Kendini o kadar çok parçaya bölmüştür ki. o vahşidir. Eğer onu bırakırsan başka bir şeye başlarsın. sigarada ılık duman içeri akar ve dudakların tıpkı annenin memesine dokunurmuş gibi hisseder. Eğer sakız çiğnemeyi ya da sigara içmeyi bırakırsan. Hatta bunlardan daha tehlikeli şeyler var. O zaman konuşacaksın. o yüzden çok ciddi bir sorun olduğunu anladım. Ağzın harekete ihtiyacı vardır ve en temel aktivite ağızdır. Uyanıkken konuşuyorsun. Onlara. Ama konuşmalar devam ediyor. her şey parçalanmıştır. O hem konuşmacı. bütün dünyayı kendisi ile sınırlamış bir insandır. Ilık sütün içeri akması yerine. Aktivite. "Sorun nedir" diye sordum. Bir başkasına ihtiyaç kalmamıştır. Çünkü olgu aslında aynı. O zaman sürekli konuşacaksın. Eğer yirmi dört saat konuşursan. akıl hastahanesine kabul edilecek duruma gelirsin. hem de dinleyici olursun. Hem sahnedeki aktör. Geçen gün Nasrettin Hoca'nın karısı geldi. bütün dünyası kendisi ile sınırlıdır. "Nasrettin Hoca uykusunda konuşuyor. başkalarına fırsat tanımıyor. Bir aptal olabilirsin. sigarayı bırakmak istiyorum diyor. Eylemde kendin olursun. Yirmi dört saat boyunca. Çünkü kendi içindeki çöpleri başka insanların zihinlerine atmaya başlarsın. Sigara içmek tıpkı meme emmek gibidir. Otuz dakika boyunca binlerce kelime kullanarak şunu anlattı. vücudun yoruluyor ve uyuyorsun. ama şiddete yönelmiyorsun. Hem konuşmacı. aktivitede ise kendinden kaçtın. Bu konuda ne yapabilirim? O kadar çok konuşuyor ki aynı odada uyumak çok zor.Aktiviteleri değiştirebilirsin. kendini unutursun ve kendini unuttuğun zaman hiçbir endişen. Çünkü o zaman başkalarının varlığından rahatsız olmadan bunu yaparsın. kendi kendine konuşmaya başlayacağını söylüyor. o zaman ne yapacaksın? Ağzının aktiviteye ihtiyacı var. Bu söylediklerim masum şeyler. Çünkü hayatında başlayan ilk aktivite budur. "İkiniz de uyanıkken ona konuşma fırsatı tanı yeter. Aktivite bir uyuşturucudur. Başkalarına zarar vermiyorsun. her gün hiç durmadan konuşuyorsun." İnsanlar sürekli konuşuyor. Konuşmak tıpkı sigara içmek gibidir. ki konuşuyorsun. İşte deli budur! Deli. hem de izleyicidir. Çünkü delirebileceklerini bilirler ve eğer sessizlikten korkuyorsan. Bu tıpkı sigara içmek gibidir. "Neden? Ne kadar güzel bir transandantal meditasyon. Çünkü eğer sakız çiğniyorsan. saplantılı ve hastalıklı bir zihin olduğunu gösterir. O zaman ikiye ayrılmış olursun. hem dinleyicidir. o zaman konuşmaya başlarsın ve bu daha tehlikelidir. Uzun süre sessiz kalabilir misin? Psikologlar eğer üç hafta sessiz kalırsan. o hepsidir. bu içinde sürekli aktif olmayı zorlayan. ancak aktiviteler eyleme dönüşmediği sürece hiçbir işe yaramaz. Bağırıyor ve kötü sözler söylüyor. tasan ya da kaygın . O zaman tırnaklarını kemirir ya da sakız çiğnersin. Çünkü belirtileri değiştirerek hastalığı değiştiremezsin. kendine çiğniyorsun. hem de kendine cevap vereceksin. İnsanlar bana gelip. kendinden kaçıştır. İlk ve en temel aktivite. O yüzden insanlar sessizlikten korkar.

Bırak düşsünler. ama o kalır çünkü Tanrı tazeliği sever. Farkında ol. bu. Çünkü bütün saçmalığını içinde hissetmiş olacaksın. sende hiçbir iz bırakmaz. ancak bu da bir aktivitedir. Bütün farkındalığınla iç ki. Bu yüzden daha dikkatli ol. aktivite kaybolur. yoga. arka kapıdan tekrar içeri girer. O zaman mucizevi bir olguyla karşılaşacaksın. Bir şey kendiliğinden düştüğü zaman. Sigara içmezsin ama sürekli sigarayı bıraktığından söz etmiş olursun. bir prova döneminden geçmene izin vermez. Eylem insanı da her zaman genç ve tazedir. Aktiviteyi yok etme onların saplantısı olmuştur. Eylem her zaman sabah görülen çiğ kadar yeni ve tazedir.. enerjinin eyleme akmasını sağlamak. Aktivite sana sahip olduğu zaman. Aradaki farkı kendi içinde bul. başka bir formda onu tekrar alırsın. önceden tasarlanmaz. Dudakların yine aktivite içindedir.. Eylem iyidir. Aktivite söz konusu olduğu zaman daha dikkatli olmalısın. ne yaptığını gör. Beden kaybolabilir. çünkü atmak da bir aktivitedir. Egon bu sayede güçlenmemiştir. Eğer sigara içmeyi izleyebilirsen. Onu atamazsın. bir gün başka bir şekilde. ama çok yavaş iç. Eğer şeylerin düştüğünü gerçekten anlarsan. Aktivite hastalıktır. Aktivite nedir? Eylem nedir? İlk adım budur. Eylem ile aktivite arasındaki farkı hisset. Zorladığın zaman ise. Bunu fark ettiğin zaman kendiliğinden düşer. içinde biriktirdiğin enerji eyleme dönüşür. mutlaka bir yara kalır. Tıpkı ölü bir yaprağın ağaçtan düşmesi gibi. Tek yapabileceğin şey izlemek. Bırakmak için sürekli bir şeyler yapıyorlar. enerji korunur. o zaman "ben bıraktım" diye konuşamazsın. meditasyon. kaybolmaya zorlama. Vücut yaşlanabilir. hazırlanan bir şey değildir. Tapınaklardaki rahiplerin başına gelen budur. Eylem anlıktır. O yüzden sürekli aktif olma ihtiyacındasın. . daha fazla eylem mümkün olabilir. İkinci adım ise. eyleme yoğunlaşarak. ancak hiçbir zaman. tetikte ol. Senin bir hazırlık yapmana. bir şey yapmama çiçeğinin içinde açmasına izin vermiyorsun. geçmişten gelir. Tamamen aptalca bir şey. hakkında konuşarak aynı şeyi yapmış olursun. O zaman otuz yıl boyunca sigara içtikten sonra bıraktığın hakkında böbürlenip duracaksın. Aptalca bir şeydir. ağzın işliyor. bilincinde ol. O yüzden kendiliğinden düşer dedim. eğer farkındaysan. sen bırakma. şu.kalmaz. Bırak aktiviteler kaybolsun. beden ölebilir ama gençliği devam eder. Ama nasıl bırakacaksın? Bu bırakma işini de saplantıya çevirebilirsin. Tanrı her zaman yeni ve tazeden yanadır. ölüdür. Sigara iç. sen bırakmadın. Düşmek! Kendiliğinden düşmek! Eğer onu atarsan. ancak tazeliği devam eder. hastalanıyorsun. Bu şekilde bırakamazsın. Kendiliğinden düşmüştür. bir gün sigara parmaklarından düşecektir. Dua. Yapmak zorunda olsan bile tam bir farkındalıkla yap. Giderek daha fazla aktiviteyi bırakmaya çalış. Ancak ondan sonra. Aktivite bir hayalettir. Sonuçta böbürlenmek de aynı şeydir. Çünkü onu kaybolmaya zorlama çabası da başka bir tür aktivitedir. İzle. bir şey ya da başkasını yapıyorsun.

Himalayalara taşınmanın gereği nedir? Eylemi bırakamazsın. ölü olursun. O yüzden yorgun. bir de gevşemiş ruh halindeymiş gibi davranıyor. Ayak parmaklarına gevşe diye emret. sadece rol yapabilirsin. içinde bir aktivite hissi duymadığın zaman yaşanır. ölü bilgeler bulursun. Nasıl ölü gibi yatacaksın? Sen canlısın. gevşemene yardımcı olacak hiçbir kitap yok." Bedeninle gevşemek dışında hiçbir şey yapma. Uzanıyor. tükenmiş ve donuksun. Himalayalarda gevşemiş değil. ölü bir adam gibi yatmak anlamına gelmez. Hatta daha da geriliyorlar. Şart koşmak aktivitedir. Bazı insanlar bunu yapmıştır. "Nasıl Gevşenilir" isimli kitabın talimatlarıyla gevşemeye çalışıyor. bir delilik hali içinde yapıyorsun. arkasında mutlaka bir saplantı gizlenmiştir. evinde olmaktır. Şimdi gevşemenin ne olduğunu anlıyorsun. Zamanla bir dönüşüm yaşayacaksın. Ancak rol yapabilirsin. "Gevşemelisin". içindeki patlamaya hazır yanardağlarla ve fırtınalarla. Artık gevşemek saplantın olmuştur. Eylem değil. O senin bütün varlığınla ilgilidir. hayatı bırakmış olursun. Bu. Sadece zihinle ilgili bir şey de değildir. Çünkü eğer eylemi bırakırsan. oturması gerekiyor. Gevşemek için Himalayalara gitmişlerdir. Bu zaman alıyor. Kitabın adı. Hayat enerjin hareket etmiyor. Gevşeme hakkında bir kitap okuyup da. bunu sakın kaçırma. o zaman da gevşemek şart olmaktan çıkar. sonra yukarı doğru çık. Birkaç yıl önce bir kitap okuyordum. eylemden kaçmışlardır. O yüzden her ay gevşeme hakkında bu kadar çok kitap çıkıyor. Gevşemek bir yokluktur. gevşemenin karşıtıdır. Tabii. Zaten ölü bir adam gibi yatamazsın. Bir şart koşulduğu zaman. Gevşeme bedenle ilgili bir şey değildir. Eğer bazı durumlar ortaya çıkarsa eyleme geçersin. O zaman elbette gevşeme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Himalayalara taşınmanın bir gereği yok. sessiz kal. Daha fazla eylem yap ve bırak aktiviteler kendi kendine düşsün. gevşemeyi başarmış tek bir insan bile görmedim. çünkü zorunluluk durumu. ancak bir acelen yok. Hepsi bu. Hiçbir yere hareket etmiyordur. aktivite içinde olma saplantısı ya da hastalığı hâlâ orada olmasına rağmen. Düşünme. bezgin. Gevşeme. Her tarafta barikatlar var ve ne yaparsan yap. "Gevşemelisiniz"di. Gevşemek. Onlar hayattan. O yüzden. Çünkü bütün aktivite hayatı devam etmekle birlikte. O zaman gevşemiş değil. ayak parmağından kafana kadar telkinde bulunmalısın. deliliğe yol açar. Kendinle barışık haldesin. bir saplantıdır. içinde aktivite ihtiyacı hissetmemektir. Enerji yuvasındadır. Bu tip kitaplar sadece Amerika'da iyi satıyor. Bu tamamen saçma bir şey. eyleme geç. Ağzını sıkıca kapayıp. aktivite yokluğu.Ne zaman her şeyinle eyleme geçme fırsatı karşına çıkarsa. . ancak şartlar yoktur. Zihnini boşalt ve hiçbir şey düşünme. Tilopa'nın şu sözlerine kulak ver: "Bedeninle gevşemek dışında hiçbir şey yapma. Aksi halde şart. Gevşemek. Çok fazla aktivite içindesin. Ancak hareket etmek için bahane bulmazsın. Neden bu zorunluluk? Gevşeme sadece hayatında bir gereklilik olmadığı zaman ortaya çıkar. Eğer kendi iç varlığını okumuyorsan. Hayatta eylemler vardır. Belirli bir şekilde oturup ya da uzandıktan sonra.

sabah meltemini. Gevşemek bir durumdur. uykusuzluk hastası olursun. Tilopa ne diyordu? "Bedeninle gevşemek dışında hiçbir şey yapma!" Herhangi bir şey yapma. anlayıştır. O an. Aslında hiçbir şey sıradan değildir. Kendi enerjinin oluşturduğu bu dingin havuzun sıcaklığı seni sarar. Çarşafın giderek ısındığını hissetmek. Eğer neden yaptığının farkına varırsan. İkisini birden bırakıp. uyumak imkansız olur. Peki bu nasıl gelecek? Anlayışla gelecek. Aslında uyumak için gerekli olan tek şey. Himalayalara gidebilirsin. her sabah ya da her akşam. o zaman kaybolursun. Başka hiçbir an yoktur. ne de zihne aittir. o duracaktır. kendini hissediyorsun. Eğer zaman varsa. İçinde derin bir minnet duygusu yükseliyor. Çünkü eğer arzu olursa gevşenemeyeceğini biliyorlar. Tilopa'nın "Bedeninle gevşeme dışında hiçbir şey yapma" derken kastettiği şeydir. Gevşemek ne bedene. gündüz aktivitelerinin kesintiye uğramasıdır. ne geçmişe. İşte gevşemek budur. Bedenin garip şekillerde çarpıtılmasına hiçbir ihtiyaç yok. ortada gevşeme olmaz. Sen negatiflikleri. güzel oldukları için keyif vermeye başlar. İşte o zaman gevşemiş olursun. Çiğ damlalarının henüz buharlaşmadığı bir bahçede dolaşıp. Daha fazla bir şey istemediğin ve beklemediğin an. o andadır. O dokuyu hissetmek. Akşam yatmaya gidince ne yapıyorsun? Bir şey yapıyor musun? Eğer yapıyorsan. Başka bir şey aramazsın. Arzu ettiğinden daha fazlasının olması. Aktivite gitmelidir. gözlerini kapatıp. Burada yapılacak bir şey yok. Ne geleceğe. ama eylem değil. arzusuz ol diyor. dokunuşunu. her şeydir. Bahçenin o dokusunu. güneşin doğuşunu hissetmek. böyle bir şey içinde derin bir bilinç olmadan nasıl mümkün olabilir?" diyorum. Kendiliğinden kabarır. Çünkü o anda her şey olağanüstü olur. çalışma mekanizmasını anlamıyorsun. Ne yapıyorsun? Uzanıp uykuya dalıyorsun. Aktivitelerinin farkına var ve aniden aktivitenin ortasında. Hepsi bu! Zihinde bir aktivite olmadığı zaman. İşte bu an. "Hiçbir şey yapma!" Sadece aktivitesizlik gerekir. Diğer şey de kolay: Aktivitelere devam edip. İnsanlar bana gelip. Eğer bir şey yaparsan. o ortaya çıkar. Sadece küçük şeyler. gevşemektir. Zaman durur. Ve bu durma hali. Sıradan şeyler. İşte o zaman enerji hiçbir yere gitmez ve durgun bir havuza dönüşür. uyumak imkansız olur. çiğ damlalarının serinliğini. "Evet. onu zorlayamazsın. Gevşemek nedir? Enerjinin hiçbir yere hareket etmeme durumudur. bu kolay. Her şey o andır. Ben de. Ölüleri gömün diye devam ediyorlar. çünkü her şey o kadar olağanüstü ki. "Tanrı'ya inanıyor musun?" diye soruyor. Çünkü . Herhangi bir yoga duruşuna ihtiyaç yoktur. eğer farkına varırsan. İnsan zihninin karmaşıklığını. Bir zaman olmaz. Gevşemek. Gevşemek bütüne aittir. uyuman imkansız olur. duracaktır. Sadece o anın keyfini çıkartırsın. Hiçbir şey yapmak zorunda değilsin. Saat tamamen durur. O yüzden Buda'lar.Bu ince noktayı anlamak gerekir. zihin gevşiyor ve uykuya dalıyor. Etraf gecenin sessizliği ile kaplı. Tek öğreti. bu an yeter de artar bile demektir. Eğer uyumak için bir şey yaparsan. İsteyecek hiçbir şey yok. Seninle birlikte. engelleri bıraktığında. kendini birkaç dakika gevşemeye zorlayabilirsin. Mutlu olmak için başka neye ihtiyaç var? Mutlu olmak için başka bir şey mümkün mü? Gece yatağında serin bir çarşaf üzerine uzanmak. Sen de kendi enerjinin içinde erirsin. tüm varlığınla orada olmak. Başka neye ihtiyacın var? Bu yeter de artar bile.

" Ne diyor? Gevşemeni söylüyor. kendi içinde enerjisi taştığı için hareket ediyor. Zambakları izle. kendi ivmesiyle tırmanır. sürekli içinde bulunduğun anı. Onlar giderek delirmektedir ve bu deliliği kendileri yaratmaktadır. zıplıyor ve koşuşturuyor.eğer geçmişle çok ilgileniyorsan. neden endişe ediyorsun? Sana da bakmayacak mı?" Gevşeme budur. İşte gevşeme budur: Hedefsiz enerji! O yüzden benim için iki tür insan vardır. sürekli gelecekteki bir şey için bir araca dönüştürmektedir. Bu. başarılacak herhangi bir şey olmadığı zaman. Akıyor. Hedef yönelimli olanlar. O andasındır. enerjinin hedefsiz hareketini anla. Bu an. hedef peşinde. hedef yönelimli olan aktivite boyutudur. gevşeyemezsin. minnete dönüşür. Kral Süleyman'ın asla yayamayacağı güzel bir koku yayıyorlar. Aslında her şey sana sunulmuş durumda. O zaman gerginlik. Gevşemek. şu anda. İsa diyor ki: "Eğer Tanrı havadaki kuşlara. Aslında bu andan başka bir tatmin yoktur. "Nereye gidiyorsun?" diye sor. başka bir anda elde edilecek şeydir. Kutlanacak çok şey var. Duanın özeti budur: Derin bir minnet ile çarpan bir kalp. amaç başka bir yerde değildir. ağaçlara ve bitkilere bakıyorsa. Hareket ediyor. Kutla. Enerjinin iki boyutu olabilir. Bunları kutla. Aslında amaç sensin. Çiçekler açtı. O zaman birden gevşersin. Zambaklar gibi ol. Zambakları düşün. endişe kalmaz. Sonra delilik. Bakın ve zambakları düşünün. Hedef sürekli ufuktadır. Ona aptal gibi görüneceksin. bir hedefe ulaşmak için sarf edilen enerjidir. Bunun için herhangi bir şey yapmak zorunda değilsin. arayış içinde değildir. Bedeninle gevşemek dışında hiçbir şey yapma. sadece bir araçtır. İsa diyor ki: "Zambaklara bakın. yaşıyorsun ve bilincin var. Bir de enerjinin başka bir boyutu vardır. Bütün kalbin derin bir minnet duygusuyla çarpmaya başlar. Biri planlı. Ancak o zaman gevşeyebilirsin. hedefsiz kutlamadır. Çocuklar her zaman yetişkinlerin aptal olduğunu düşünür. o anı kutlaman gerekir. bir kutlama olarak. Hedefsiz olduğun zaman. Ama bir hedefe doğru değil. Kutlayıcı ol. O boyut da. Çaba harcamana gerek yok. Bir şekilde bir şeyler yaparak hedefe ulaşman gerekir. Amaç. O. Ancak bu tip enerji için hedefe asla ulaşılmaz. Endişeye dönüşmüş olan bütün enerji. Sadece enerji hareketini anla. güneş gökyüzünde. O zaman her şey bir araçtır. İşte dua budur. Tarladaki zambakları düşünün. Bir çocuk dans ediyor. Hiç çaba göstermiyorlar ama yine de Kral Süleyman'dan daha güzel ve daha haşmetliler. ama mesafe hep aynı kalır. Gevşemek bir duruş değildir. Bunu kutla. Çünkü bu tür enerji. Diğer tür insan. Çünkü zaten hedefine ulaşmışsındır. hedef gelecekte olmadığı zaman. vahşi hayvanlara. Ne . Ve sonra gevşe. Nefes alıyorsun. kuşlar ötüyor. Yaşadığın anın keyfini çıkar diyorlar. Hedef peşinde koşanlar ve kutlayanlar. delidir. enerjinin tam bir dönüşüm geçirmesidir. Onlar da bu derinliğe geçer ve tamamen kaybolurlar. Neden geleceğin hakkında bu kadar endişe ediyorsun? Zambakları düşün. buradadır. sadece kutlar. "Hiçbir yere" diyecektir. bir hedefe doğru değil. Amaç ise. Koşmaya devam edersin.

Sende olduğu için ver. bu an içindedir. eylem ise değildir. "Melekler cennette ne yapar?" Bu sadece hedef yönelimli insanlara anlamlı gelecek bir sorudur. Paylaş ama değiş tokuş yapma. İçinde ne varsa verir. pazarlık yapma. pazarlıkçıları bulmak istiyorsan cehenneme git. Sadece çok fazla enerjisi olduğu için koşmak zorunda. muhteşemliğini. sadece enerjisinin keyfini çıkartıyor. Çok enerjisi var. enerjinin akmasıdır. O yüzden Tilopa bunu öneriyor: "Aktiviteyi anla. O zaman. Bütün varoluş bu anda toplanmıştır. Eylem. dans eder ve kutlarlar. Nefes aldın. Eğer ağzını tamamen kapatırsan. ama gevşemen bozulmaz. sadece kutlar. Çocuk. Ağzını sıkıca kapayıp sessiz dur. Dudaklar tamamen kapanacaktır ve dilin damağına değecektir. Bir yere ulaşmakta olduğu için koşmuyor. Bir Buda asla yorulmaz. Eğer en büyük değiş tokuşçularla. Sadece omzunu silkecek ve "Hiçbir yere" diyecektir. kutlayanlar içindir. ne zaman sessiz olmak istersen. Meister Eckhart'a sorar: "Melekler cennette ne yapar?" Eckhart yanıtlar: "Ne kadar aptalca bir soru. Ağzın sürekli delice bir aktivite içinde. İşte bu eylemdir. Orada yapılacak hiçbir şey yok. Sana söylüyorum. Ağzın çevresindeki bölge. O zaman "yaparsın". değiş tokuşçular için değil. Çünkü bizim için bir aktivite." Ne zaman meditasyon yapmak için oturursan. Neden? Çünkü o bir şey yapmaz. Çünkü bizim için aktivite. bırak enerjin taşsın ve aksın. Cennet. O anın güzelliğini. Eylem. karşılaşır ve bir tepki oluşur. "Peki öyleyse neden koşuyorsun?" diye sorar. Bedeninle gevşemek dışında hiçbir şey yapma. Onlar hiçbir şey yapmaz.saçma bir soru. şiirselliğini. içini taşırır. Enerjini giderek daha fazla eyleme yöneltip. Çünkü o zaman hayatın zindana dönüşür. aktivite hedef yönelimlidir. Biri. çünkü anlamsız bir sorudur. Şu anda burada. soruna yanıt veremez. Kendini birden kuşların ötüşüne eşlik ederken buluyorsun. Ağız gerçekten çok önemlidir. Bütün varoluş yaşadığın anda akmaktadır. bir hedefe yöneldiği zaman anlamlıdır. hiçbir yere gitmiyor. hedef yönelimli zihin. hepsini orada bulacaksın. Unutma. Kendiliğinden oluyor. Cennet. yapacağın ilk şey ağzını kapatmaktır. hazırlıksız. provasız bir tepkidir. filizlenmesini kutlarlar. Bütün varoluş seninle buluşur. eylemi anla. çünkü ilk aktivitenin başladığı yer burasıdır. Ancak bunu sadece sana anlattıklarımı . gidecek hiçbir yer yok! Her şey bu anda. Kuşlar şarkı söylüyor ve sen de onların şarkısına katılıyorsun." Ancak soran adamın bu yanıttan tatmin olduğunu sanmıyorum. Bu anda akıyor. ancak net hedefe yönlendiğimiz zaman anlam kazanır. ağladın ve annenin memesini aradın. "Melekler cennette ne yapar?" Yapacak bir şey yok gibi. gevşe ve ağzını kapat. Derin bir gevşemeye dönüşecek. Bu anın içine sığar. dilin damağına değecektir. ancak bir yol olduğu zaman. bir kutlama yeridir. Hedef gütme. O. geri almak için değil. Hıristiyan teolojisinde yüzyıllardır tekrar tekrar yanıt aranan bir soru var. bütün aktivitenin başladığı alandır. Şarkı söyler. aktivitelerden arınırsan hayatın değişecek. Bu bir aktivite değil. İlk aktiviteyi dudakların başlattı. Nereye gidiyorsun? Bir yere gitme ihtiyacı var mı? Çocuk. Bütün değiş tokuşçular cehenneme gider. Tamamen kapat. Hepsi bu.

Ağzını mümkün olduğunca gererek tamamen esne. Ancak bu. Ağzını kapat. sana önce esnemeni öneriyorum. Ağzını kapat ve sessiz kal. kabul etmeye hazırlanıyorsun ve o geliyor. Bu hiç sorun değil. sen izle. bunun pasif bir izleme olması gerekiyor. bu pek zarif bir şey değildir. Sen sadece izle. Sonra düşünme. İki üç dakika saçmala ve sonra ağzını kapat. Ancak izlemede dikkatli olunması gereken bir şey var. Eğer mücadele edersen. Bunu iki üç kere yap. diğeri aleyhte. yüzünü çarpıt. Sen ilgilenme. Bunlar çok ince . senin dudak ve ağzını gevşetme olasılığını artıracaktır. aktif değil. Ağzını sıkıca kapat ve sessiz kal. dudaklarında çok hafif titreşimler hissedersin. yine orada olurlar. Sonra tıpkı gece olup karanlığın basması gibi üzerine yağan bir sezsizlik vardır. Gerçekten gevşediğin zaman o titreme durur. O yüzden sessiz olmaya çalışma. İlk olarak. Gelip gitmelerini izle. Çok hafif bir şekilde titrer. esne. mimikler yap. Ondan bağımsız bir şekilde kal. Tam zıt taraftan hareket etmek daha kolaydır. Ama bu hiçbir değer taşımaz. Diğerleri bunu görmeyebilir. kendine zorla sunduğun bir sessizlik ki. Sana gelir ve sarıp sarmalar. onlar seni ilgilendirmez. Biri lehte. ağzını daha uzun bir süre kapatmana yardımcı olacak. ağzını kapatmak çok yardımcı olur. Çünkü bunların ikisi de işbirliğidir. Ama eğer düşünüyorsan. çünkü çok hafif titrerler. toprağı açıp. Ağzını mümkün olduğunca aç. Ne yapacaksın? Düşünceler gelip gidiyor.takip ettiysen yapabilirsin. Eğer elini gevşetmek istiyorsan. Ağzını kapatmak çok büyük bir çaba değil. Sonra tam tersini yapıp gevşe. otomatikman kaybolacaktır. Ancak. içinde düşünceler devam edecektir ve eğer düşünceler devam ediyorsa. Düşünceler yavaş yavaş. Zihnini boşalt ve hiçbir şey düşünme. Sessiz olmaya çalışma. dudakların titrer. o zaman birkaç saniye sessizliği zorlayabilirsin. İçin kaynamaya devam edecektir. Bir heykel gibi oturup. O zaman sinir sisteminde daha derin bir gevşeme elde edeceksin. Sonra. Bırak gelip gitsinler. Sen sadece ortamı yarat. Yumruğunu sık ve mümkün olduğunca kas. Sen sadece bunun olma olasılığını yaratıyorsun. Sonra ağzını kapat. Bu. ağzını tamamen kapatabilirsin. Zihni boşaltmak için ne mi yapacaksın? Düşünceler geliyor. İki tür sessizlik vardır: İlki. Aklına gelen her şeyi yüksek sesle söyleyip keyfini çıkart. izle. Çünkü varolabilmeleri için senin işbirliğine ihtiyaçları var. İkisi de aktivite sayılır. Hatta zihin tecavüzü sayılacak. Eğer çaba gösterirsen. Eğer işbirliği yaparsan orada olurlar. önce onu mümkün olduğunca germen daha iyidir. Az önceki gerginlik. tohumu ek ve bekle. birçok insanı gözlemlediğim için. El hareketleri. iki ya da üç dakika boyunca yüksek sesle saçma sapan konuş. Ağzını kapat ve sonra sadece izleyici ol. Konuşmuyorsun ve içinde herhangi bir aktivite yapmıyorsun. saldırgan ve vahşice bir harekettir. aktiviteyi durdurmaz. Bir süre sonra içine bir dinginlik çökecek. hatta bırak acısın.

Kimse seni zorlamıyor. bu yardımcı olmaz. benim sözünü ettiğim sessizliği sana getirmeyecektir. Hiçbir şey yapmadan bak. sabırsızlık ya da acil durum yok. Hayır. Sen sadece nehir kıyısında oturup bakıyorsun ve nehir akıp gidiyor. yavaş yavaş durulacak ve bilincinin bütün yüzeyi. dilin damağına değmiş ve dudakların düşünceyle titremezken. pasif olarak izle. İçi boş bambu olma meditasyonu. İçi boş bambu. en güzel meditasyonlardan biridir. İçin bilinmeyenle. Ve bu yolla başkalarına yardım etmek ister. Aktive dalgaları. O sırada kapıdan biri geçerse. Pasif bir izleyici ol. Sadece izle. O zaman işin en can alıcı noktasını kaçırırsın. Bedenin içinde içi boş bir bambu gibi rahatla. tümünün niteliği değişir. Kaçırsan bile. İzle. Tam bir sessiz ağızla oturduğun zaman. Başka bir şey yapmana gerek yok. zihnin herhangi bir şey beklemeden. gizemle ve ilahi olanla dolar. pasif bir şekilde. Birden içindeki boşluğa bir şeylerin yağdığını hissedeceksin. zihin enerjisi dalgaları. Sen sadece bu ol ve kendini akışa bırak.. Dingin bir aynaya dönüşecek. Dinlendiğin zaman. aktif bir beklemeye geçebilirsin. Tilopa'nın özel yöntemi. İçin boş olduğu zaman. Ya da gökyüzüne. o zaman aktif izlersin. kendine özgü bir metodu vardır. Ve bir an geliyor. Aktivite arka kapıdan tekrar geri döner. Bu. Bir tohum ekiliyor. Bunun anlaşılması gerekir. Bu da. Çünkü aktivite tutkun bir sabırsızlığa dönüşebilir. Bedenin tıpkı bir bambu gibidir ve içi boştur. Zihin çok aktif ve heveslidir." Bu Tilopa'nın özel metotlarından biri. Çünkü kelimenin kendisi bile aktif olma duygusu veriyor. hepsi bambunun bir parçasıdır ve içinde bir boşluk vardır. Cildin. Aksi halde herhangi bir noktayı kaçırabilirsin ve eğer küçük bir noktayı kaçırırsan. Dışardan bak. Eğer fazla hevesli ve fazla aktifsen. dalgasız ve titreşimsiz olacak. Hemen ayağa kalkarsın. Sonra rüzgarda yapraklar titreşir ve sen belki onun geldiğini hissedersin.mekanizmalardır ve hepsini anlaman gerekir. Ve birden içine sonsuz enerji akmaya başlar. Arada ne fark var? Eğer kız arkadaşını ya da sevgilini bekliyorsan. kendini bir bambu gibi hissedersin. Herhangi bir heves. "Bedeninin içinde içi boş bir bambu gibi rahatla. bambu tamamen kayboluyor. Sadece bak. Bu pasiflik çok önemlidir. içi boş bir bambu gibi olduğunu hisset. bir flüte dönüşür ve ilahi olan onu çalmaya başlar. Tilopa. Bu pasiflik zihnini kendiliğinden boşaltacaktır. Zihnini boşalt ve hiçbir şey düşünme. pasif olarak izlerken. Bunu dene. Pasif ol. zıplayıp onun gelip gelmediğine bakarsın. . ilahi olanın içine girmesi için ortada bir engel olmaz. pasif olarak. İzlemek sözcüğü bile güzel değil. kemiklerin. ortada kaçıracak bir şey yok. Her ustanın kendi ulaştığı. aktif değil. sanki bir nehir kıyısında oturuyor ve nehrin akışını izliyormuşsun gibi. kanın.. Tıpkı bir rahim gibisin ve yeni bir hayat içine giriyor. devam ediyor. Aslında durum budur. bulutların süzülüşüne bak. Bir bambunun içi tamamen boştur. İçin tamamen boş olsun.

zamanla Buda'lığa ulaşabilirsin. Ama nasıl geliştireceksin? Nasıl daha büyük ve daha yüce olacaksın? Doğu'da biz bunu daha derinden anlıyoruz. Kendini geliştir. ne de ver. hiçliğe yapışmış bir zihin gibidir.' Eğer hiçbir şeye yapışmazsan başarırısın. Çünkü onlar." Ya bu dünyanın ya da diğer dünyanın şartlarında. tekrar sessiz olduğun zaman. Zihnini tamamen dinlendir. O zaman zihnin arzulamaya başlar. tohum patlar. O hâlâ gülüyor. o boşluk olduğu zaman. Ne al. Zaten o isen. Ortada bir bariyer olmayınca. "Bu ne biçim bir öğreti. Tilopa diyor ki: 'Ne al. Neyi geliştirmeye çalışırsan çalış. alacak bir şey yok. Vermek ya da almak ihtiyacı yoktur. Arzuyla ıskalarsın. arzusuz olduğun zaman o sana gelir. Bodhidharma. Rahatla ve dinlen. Bodhidharma'nın takipçileri. onun kükreyen kahkahalarını duyabileceğini söyler. Karakterlerini değiştirmek için çaba göstermeyecek. "Kendini geliştir. cenneti arzulama. hepsi bu. çünkü "Bu ne biçim bir şaka? Sen zaten olmaya çalıştığın kişisin. Bırak arzular dinsin. Çünkü sen zaten varlığını içinde taşıyorsun. daha yükseğe çıkmaya çalışmayacak. Ve tıpkı Bodhidharma gibi kahkahalarla gülersin. Peki neyi çalışacaksın? Sürekli daha gevşek olmayı. Tilopa'nın çağdaş bir örneğiydi. ancak yine de tanışıyor olmalılar. Sen olduğun gibi mükemmelsin. çünkü. Bu. Özgürlük arzu edilemez. onun gibi olma çabasında nasıl başarılı olacaksın? Başarısız olman kesin. Mahamudra.Bedeninin içinde içi boş bir bambu gibi rahatla. Sürekli yaşadığın anda olmayı. Beklenmedik bir şekilde ortaya çıkar. Zaten olduğun bir şeye nasıl dönüşebilirsin?" O yüzden Bodhidharma güldü. O zaman da şeytanın kurbanı olabilirler. o zaman insanlar gelişmeye. Bunun üstünde çalışarak. idealleri anlamlı kılar. çünkü arzu bir zincirdir. Her şey olduğu gibidir." Ortada verecek bir şey yok. Daha fazla bambu gibi. Daha fazla eylem içinde ve daha az aktivite içinde olmayı. Elinde hiçbir şey yoksa başarmış olursun. hedefleri. Arzusuz olduğun zaman özgür olursun. zihnini dinlendir. içi boş ve pasif olmayı. "olma" çabası bir duvar oluşturuyor. kötü yönlerini iyiliğe dönüştüremeyecektir. Aynı niteliklere sahipler. Tanrı arzulanamaz. Sadece kim olduğunu anla yeter. O zamandan beri gülmeyi bırakmadı. Daha fazla . Çünkü geliştirme çabası. Güldü. Birbirlerini fiziksel olarak görmemiş olabilirler. Batı'da çok yanlış anlaşılmıştır. Tohum zaten içinde. ruhani şeyler arzulama. Tanrı'yı bile arzulama. Sadece içindeki gizli kimliğin farkına varmak. kendi başına seni yanlış bir yola sokmuş olur. Geleceği. geliştirmek. her zaman kaygı ve tasa içinde olacaksın. Buda birden içinde patlar. sessiz bir arzusuzluk havuzu ol ve birden şaşkınlığa uğrarsın. arzu önünde engel olur." der. Tilopa diyor ki: "Bedeninin içinde içi boş bir bambu gibi rahatla. Sen boş olduğun zaman. Herhangi bir şey olmak zorunda değilsin. ne de ver. Buda'lık arzu edilemez. Batı'nın sloganı. Doğu'nun bu öğretisi.

Bir şeyin senin üzerinden olmasına izin vermektir. bu yüzden beklemeliyim. o sıradan ve yavan bir şey olur.izleyici olmayı. Sen sadece bir araçsın. Lao Tzu'nun. Ego. wei-wu-wei dediği şeydir. çünkü insanoğlunun arkasında Tanrı gizlidir. Çünkü ne kadar çok düşünürsen. Kendinle olduğun gibi mutlu olmayı. En uzaktaki filozoftur. O da yanıt verir: "Yapamam. Eylemsizlik değil. Bu eylemsizlik üzerinden eylemdir. görkemli bir gizeme ulaştı. Kutlama halinde olmayı. O akışı önlüyor. Tanrı'nın gerçekleşmesine engel olmamaktır. sadece içi boş bir bambuya. Her zaman öteden gelir. Küçük bir aralık bırak ki. O yüzden. O zaman kaya gibi sert bir engele dönüşüyor. O bir yapma değil. Yanlış oluyor. DOĞAYLA UYUM İÇİNDE OL Yaratıcılık çok çelişkili bir bilinç ve varlık durumudur. Hayatında birçok kere ona sorulmuştur: "Neden bu şiirleri tamamlamıyorsun?" Çünkü bazı şiirlerinin bir ya da iki dizesi eksikti. arzulamadan. Benim dizelerim asla içimden akmış olan dizelerle uyum içinde olmuyor. Yaratıcılık tam bir gevşeme halinde olmak demektir. kayıtsız olmayı. Ancak bu. Çünkü bu gevşemeden birçok eylem doğacaktır. senin yaptığın bir şey olmaz. muhteşem bir güzelliğe sahiptir. İşte yaratıcılık budur. bir Buda olarak çiçek açarsın. bütün ile aranda yarattığın duvar o kadar yüksek olur. geçmişte birikmiş düşüncelerden başka bir şey değildir. Herhangi bir şey beklemeden. yaratıcılığın kendisidir. Yaratıcılık dinsel bir durumdur." Sadece birkaç şiir tamamladı. Ona küçük bir yol aç. Sen yarattığın zaman. Ancak o şiirler muhteşem bir güzelliğe. Senin aracılığınla geldiğinde. Ne kadar çok düşünürsen egon o kadar daha ortaya çıkar. bir şairin Tanrı'ya bir din bilgininden daha yakın olduğunu söylüyorum. Yanında bilinmeyenden bir parça getirir. Daha önce değil. Benim aracılığımla akan şey. Sen olmadığın zaman Tanrı vardır. gevşeme hali demektir. Denedim ama onları ben tamamladığım zaman bir şey eksik kalıyor. . Bütünlüğün senin üzerinden akabilmesi için bir geçit olmaktır. her ne ise. İşte yaratıcılık budur. İçinden bir şarkı akmaya başlayacak. Şair kaybolduğu zaman yaratıcılık ortaya çıkar. Bu her zaman böyle oldu. İçi boş bambuya dönüşmektir. olanak sağlamaktır. O. öteden gelmektedir. Büyük şair Coleridge öldüğü zaman geride binlerce tamamlanmamış şiir bıraktı. o tekrar akmaya başlayıp şiiri bitirdiği zaman bitecektir. Sen onun yaratıcısı değilsin. bir şey olmaya başlar. Tanrı tarafından ele geçirilmek. üzerinden gelsin. İşte o anda. O zaman şairin özü ele geçirilmiş olur. bir dansçı daha da yakındır. Mevsim gelip herşey olgunlaştıktan sonraki herhangi bir an.

Bu. Milyonlarca yıl geri dönerek. altına imza atıp "bu benim" diyemezsin. yaratıcılığın senin aracılığınla gerçekleşmesine izin verdiğin zaman. bilinçdışı şeyler söylemeyecektir. Senin derin uyku halindeki gibi yaşarlar. hayvan doğadan sapamaz. Ancak yatay pozisyonda uyuyabilirsin. o yüzden üzerinde büyük bir sorumluluk vardır. sorumsuz olmaya başlıyor. Sanai— verdiği mesaj budur. Sen öleceksin ve çocuk yaşamı devam ettirecek. Uyumak istediğin zaman. çünkü onda bilinç yoktur. Sosan. Hiç kimseye. Aksi halde sorumluluktan arınmadan. Doğa ile uyum içinde ol. Buda." Yaratıcı olmayan bir insan. Eğer bir şey sürekli aynı durumda kalıyorsa. sadece ölmüyordur. İnsan uyumsuz davranmayı seçebilir. O zaman hayat kanatlanır ve yükselir. bu çok zor olur. bilinçli olarak bir şeyi söyleyip söylememeyi yargılayacaktır. içinden yükselen ve sana ait olmayan şarkıyı söylediğin zaman. Ve aşmak. tıpkı bir hayvan gibi olmalısın. Hasta yatay olduğu zaman. Topladığın bütün tozlar. Ve mucize aşma anında gerçekleşir. Hayatı bir hayat değil. Birden o sorumluluğun kayboluyor. insan ise dikey. sadece bir önsözdür. aşkınlık anıdır. Bilinçaltının derinliklerindeki şeyleri söylemeye . Yaratıcılık aşmaktır. —Lao Tzu. İnsanın sorumluluğu vardır. Kaynakla temas kurmuşsundur. Ancak hayatı devam ettirmek. Bütün büyük mistiklerin. Çünkü insanın bir bilinci var. o zaman yaşamak sadece ölmemektir. O yüzden derin uyku bu kadar gevşetici ve gençleştiricidir. İnsanoğlu bilinçli olarak doğa ile uyum sağlamalıdır. Hayatının hiçbir derinliği yoktur. kendini aşmadığın sürece yeterli değildir. seninle temas kurmasıyla mümkündür. Hayat kitabı henüz başlamamıştır. Bir çocuk yaratıyorsun. Bahauddin. Ayakta durarak uyuyamazsın. psikanalist arkasında kalır. bu yaratıcılık değildir. birden bilincini kaybediyorsun. bütün yorgunluk ve sıkıntı kaybolur. Onlar her zaman uyum içindedir. onu göremezsin. yatay pozisyona düşmen gerekir. Evet doğru. tekrar taze ve genç olursun. Böyle bir kapasitesi yoktur. doğmuştur. Kendine sansür uygulayacaktır. Başka hiçbir hayvan sorumlu değildir. Hasta kanepe üzerinde uzandığı zaman. Birkaç dakika derin uyuduğun zaman. Hiçbir sorumluluğu olmaz. hem de aşmaktır. Zaten bu nedenden ötürü. özellikle de bir yabancıya asla söylemeyeceği şeyler ağzından dökülmeye başlar. Bundan sapmalarının imkanı yoktur. Hepsi bu. Aşmak. Sigmund Freud hastalarını kanepeye yatırıyordu. Yaratıcı olduğun zaman. Yataysın. dünyaya paralelsin. Bilgeliğin özü doğa ile uyum içinde olmaktır. hastasını rahatlatmak için değil. Birden tekrar hayvan gibi olur. ama yaşamamaktadır. Hayvanlar bilinçsizce doğa ile uyum içinde olurlar. bu bir strateji. Derin uykuda sen de doğa ile uyum haline girersin. kaynakla temas kurmanın hayvani yoludur. Ancak bu. aksi halde çoğumuz sadece kendimizi idame ettirmeye devam ederiz. Hayvanlar yataydır. ancak öteden bir şeyin gelip. Eğer sorumlu kalırsa ve dikey pozisyonda olursa. Sadece ve sadece insanın sorumluluğu vardır ve büyüklüğü buradan gelir. artık sen yoksun aynı zamanda ilk kez olarak sen varsın.Simone De Beauvoir şöyle demiştir: "Hayat hem kendini geliştirmek.

başlar. Onu bir nesneye biz . Ağaçlar hiç olmadıkları kadar yeşildir. sınırların kaybolmasına izin ver. Doğayla bütünleş. sen artık durağan değilsin. Buda'nın yoluyla. Her şeyiyle eylemdir. şey değil. Sağlıklı olmanın anlamı budur. Doğayla bilinçli bir şekilde. doğayla uyum içinde olmak. akmaya başlarsın. olay olursun. güller daha pembedir. Bilgeliğin özü budur. Ego kaybolduğu zaman içindeki yara kaybolur. ancak derinde hiçbir şey yaşanmaz. Hayatla ve evrenle aynı frekansta olmak. başa dönmektir. Damarlarında dansın mırıltısını hissedersin. ağaç ol. O zaman sen bir süreçsin. bilinçli bir uyuma geç. Bu da. direnmeye alışkın şeyleriz. Yüzeyde büyük bir eylem gerçekleşir. Meditasyon yaratıcılıktır. rüzgar ol. Eylemsizlik üzerinden eylem. o da tamamen eylemdir. İçinde ve dışında müziğin sesini duyabilirsin. bastırdıkların yüzeye çıkar ve yüzeye çıktıktan sonra buharlaşır. Birden. doğayla ve kendinle daha uyum içinde olursun. Yoğun varoluş akıntısıyla birlikte akarsın. O yüzden yaratıcılığın bir ikilem durumu olduğunu söylüyorum. Sana ait olmayan bir güce. Delicesine aktiftir. buna çok güzel bir isim vermiştir. Norbert Weiner şöyle demiştir: "Bizler boyun eğen şeyler değil. tamamen çaresiz bırakmak Freudçu'ların stratejisidir. Ayakların dans etmeye hazırdır. Hastasını bir bebek ya da hayvan gibi. evrenin doğal ritmiyle uyum içinde olmak. Ve egon kaybolunca. o kesinlikle aktiftir. İşte bu. senden öte bir güce teslim olmak yaratıcılıktır. ve her şey sanki ışık saçmaktadır. Daha doğal. Ya da eğer bir dansçının dansını görürsen. Bütün güzel durumlar paradokstan ortaya çıkar. bir dansçı olursun. bir ressam. Bilinçaltı yüzeye çıkmış olur. Ama bu geriye gitmektir. Ne kadar yukarı çıkarsan. Wei-wu-wei. Yaratıcılık ikilemi budur. Ancak yine de derinde bir ressam ya da dansçı yoktur. bir süreçtir. Kendini sorumlu hissetmediğin zaman doğal olursun ve psikoterapi buna çok yardımcı olur. Bu bir stratejidir. Bunu dene. Sadece sessizlik vardır. yaratıcılık durumudur. gerçeklik ikileminin o kadar derinine inersin. Bir ağacın yanında oturduğun zaman. Buna yaratıcılığın temel niteliği diyebiliriz. Doğayla uyum içinde olmak. Gözlerin daha duyarlı olmaya başlar. bodruma inmektir. tavan arasına çıkmaktır. Aşmanın bir yolu daha vardır. ya da sadece hiçlik yaşanır. bütün olursun. Sürekli akan bir nehirde oluşan girdaplarız. egon senin hastalığındır. Ne zaman evrenin doğal ritmiyle uyum içinde olursan. çimen ol. o zaman bir şair. Psikanalizden geçtikten sonra hafiflemiş olursun. Lao Tzu. Bilinç bir şey değildir." İşte o zaman bir ego değil. bir müzisyen. O anda nereden geldiğini bilmediğin bir şarkı söylemek istersin. Seni gevşetir. uyum içinde olarak kendini aşabilirsin. daha önce sana olmamış bir şeyin olduğunu göreceksin. ya da olayların bir süreci. En üst eylemle en üst gevşeme. iyileşirsin. Sigmund Freud'un yoluyla değil. Bir ressamı resim yaparken görürsen.

Yaratıcı olduğun zaman arzular kaybolur. onun olanaklarına göre. Küçük şeylerde yaratıcı olacaksın. kendi özüyle ve bulunduğu konumla o kadar uyum içindedir ki. Tanrı kendi şeklini almaya başlar. egonun yok olmasına yardımcı olmaktır. durağan bir nesne. O yüzden ne yaparsan yap yaratıcılığın tadını alacaksın. Her türlü insana ihtiyacımız var. Gerçek bir yaratıcı insan. Onun kapasitesine. Tek öğrenmen gereken. herhangi bir arzu söz konusu değildir. işte o zaman ölmeye başlarsın. çok azınız müzisyen. bir nesneye dönüşürsün. Yaptığı işte o kadar büyük bir doyum yaşıyordur ki. Ona "ben" dediğin zaman. Gerçek hayat. çiftçiye de. birkaçınız dansçı olacak ama zaten konu bu değil. Buna gerek yoktur. her şey gerçektir. ne olursa olsun güzeldir. Onu destekleme. hayat çok zor olur. BES ENGEL Doğa herkese yaratıcı olan bir enerji verir. Ya da sadece bir temizlikçi olabilirsin ama orada yaratıcılık olacaktır. Her biriniz kendi yolunda yaratıcı olacak. Ortada ego olmadığı zaman. Her insan yaratıcı olabilir. Çok azınız ressam olacak. dua olacaktır. Temizlik yaparken bile orada bir çeşit ibadet. Yaratıcılığı öğrenmek için herhangi bir okula gitmek zorunda değilsin. her şey güzeldir. Çok sayıda ressama ihtiyacımız yok.dönüştürdük. onu güçlendirip. egonun ölümü de gerçek hayatının başlangıcı. İşte o zaman her şey güzeldir. sınırlı. Bahçıvana da ihtiyacımız var. ünlü olmaya en ufak bir değer bile vermez. Yaratıcı olduğun zaman. Çok sayıda şaire ihtiyacımız yok. doğal akışına izin verilmediği zaman yıkıcı olur. O zaman bir sıkıntı olmayacak. O zaman. Tanımlı. Ünlü olmak zorunda değilsin. Eğer hepimiz ressam olursak. Eğer meditasyon yapıp egosuz olabiliyorsa. Bu enerji. . sen zaten olmak istediğin yerdesin. yaratıcılıktır. Bir aşçı olabilirsin ama orada yaratıcılık olacaktır. Egon ölümündür. Yaratıcı olduğun zaman hırslar kaybolur. besleme. sadece önüne set çekildiği zaman. çok azınız şarkıcı olacak. kendi içine eğilip. o zaman Tanrı onun üzerinden akmaya başlar. Hepinizin birer Picasso ya da Shakespeare olacağını söylemiyorum.

bütün içine girer. Attığın her adım. benlik bilinci ise hastalık. Varoluşla birdir. Benlik bilincinde olmak. ölü bir varlık olur. asıl büyük benliğe ulaşıyorsun. bilinçsiz olmaktır ve benliksiz olmak. Bilinçte. bilinçli olmaktır. daha derin bir yenilgiye yol açacak. Sen de kendini bütüne sunarsın. Tıpkı nefes almak gibi. bilinçsiz olmaktır. bloke edilmiş. şeffaf bir araç. Hiçbir sınır tanımaz ama normalde herkes benmerkezcidir. Benlik bilincinde olmak. benlik bilincin yerinde olacak ve tabii ki. Bilinç nehrine yabancı bir şey girmiştir. teslim olmama tavrıdır. Kendi minik merkezini kaybedip. herhangi bir engele sahip olmayan. İnsan sadece bütünü takip eder. Nefes alıp. sürekli bir paylaşımdır. En baştan itibaren . Kendi varlığının etrafına levhalar diker. Nefes aldığın zaman. Sen bir flüt oluyorsun ve Krishna senin aracılığınla şarkı söylüyor. Benliksizlik aslında benliğin yalnızca sana ait olmadığı anlamına gelir çünkü o tüm şeylerin benliğidir. Bu ikilemin çok iyi anlaşılması gerekir: Benlik bilincinde olmak. Benlik bilinci bir durağanlıktır. ister tüm şeylerin benliği. kendine ait hiçbir şey olmayan. sen bütüne girersin. Nefes verdiğin zaman. Kesinlikle çaresizlik öfkesine kapılacaksın. Herhangi bir sınırı. sadece ismen vardır. Bilinç sağlıktır. Birey ile bütün arasında hiçbir çekişme yoktur. Tek'in varoluştan ayrılma fikri bulunmamaktadır. Tıpkı kirli bir havuz gibi. boş. Çünkü yaşam paylaşmaktadır. herhangi bir engeli yoktur. İşte ben buna teslimiyet diyorum. Çatışma. Bu sürekli bir akıştır. Bir düğüm. ölü bir şeydir. BENLİK BİLİNCİ Benlik bilinci bir hastalıktır. varlığının etrafında bir kafes yok ve sonsuz güç.1. O yüzden benlik bilinci ile bilinç arasındaki farkı iyi anlaman gerekiyor. O içine alır. tekrar tekrar yenileceksin. ama asla dışarı vermez. Aynı derin birlik içinde bulunur. Hiçbir yere gitmeden. Ben. Bir yerde bir şey yanlış gitmiştir. Ancak benlik bilinci söz konusu olduğu zaman insan hata yapar. Nehrin bir parçası olamayan bir şey. Ortada bir ben olmayınca. Yabancı olduğu için nehir tarafından emilemeyen bir şey. bir kompleks oluşmuştur. Etrafına kimsenin geçemeyeceği sınırlar koymaya başlar. sadece buharlaşıp kuruyan. Buna ister yüce benlik de. Eğer varoluşla savaşıyorsan. senin üzerinden akmaya başlıyor. sana kendini sunar. Zengin hayat. Bilinç sonsuz hayattır. Sen bir geçit oluyorsun. Bilinç nehri doğal olarak akmamaktadır. Bütün. bu küçük. "Geçmek yasaktır!" Zamanla bir mezara dönüşür. nefes verirsin. varoluşun kendi merkezine ulaşıyorsun? Birden sonsuz oluyorsun. yani ölen bir havuz. dondurulmuş bir durumdur. Sen bir araç oluyorsun. Nehrin bir parçası olmaya direnen bir şey. ya da ben bilincinin olmaması. Elbette pis kokar. Ve bütün de bireyin içine akar. Denge asla kaybolmaz. "ben" ya da ego fikri yoktur. minik benlik kaybolunca. Biriktirmeye devam eder ve paylaşma yeteneğini kaybeder. mücadele ve savaşım tavrıdır. birden bağlarından kurtuluyorsun.

karşısındayken asla! Sadece bütünle birlikte olursan başarabilirsin. mutsuzsan. İnsanlar kolay şeyleri yapmaktan hoşlanmaz. Bunu ince bir numarayla yaratıyorsun. İnsanlar zor şeyleri yapmayı sever. Kendi evinde rahat olabilirsin. karşında bir mücadele vardır." Hoca cevap verdi: "Siz neden söz ediyorsunuz? Ben eşimi tanırım. Onu fethetmek zorundaydık. Yalnızca Tanrı'nın yanında olursan başarabilirsin. Bir rahip olamazsın. çünkü kendi benliğini evrene karşı savunamazsın. eşin nehirden yukarı doğru gidemez ki! Nehir onu aşağıya doğru götürüyor. İnsanlar olayları mantıklı hale sokmakta çok iyidirler. Bu imkansız. kendisi olmaya çalışan kişidir. çünkü çatışmadan ancak mutsuzluk çıkar. manastır. Edmund Hillary'e biri sordu: "Neden böyle bir risk aldınız? Çok tehlikeliydi. O para senin için değil. Bu durumda dünyanın en zengin adamı olmadan nasıl huzur bulursun? Dünyanın en zengin adamı olunca ne yapacaksın? Giderek daha fazla mutsuz olacaksın." Bu soruyu soran kişi. monolog. Everest'in fethedilmemiş varlığı bile bir meydan okuma olarak duruyor. "Ne yapıyorsun Hoca. Rahip kelimesi. İnsanlar Nasrettin Hocaya koşup. Onları yapmadan önce iyice zorlaştırmak isterler. Bütüne karşı savaşıyorsun. Eğer . Kime meydan okuyor? "Egoya!" Kendi hayatını izle. Şöyle bir olay oldu: Bunun gibi bir yağmur mevsimi döneminde olmalı. Everest'e tırmanan ilk insan olan. Mutsuzluk. O büyük saray. Köyün içinden geçen nehir taşmıştı. Yaptığın birçok şeyi egon için yapıyorsun. O yüzden sorumluluğunu başka bir şeye atma. Bir rahip. Nehre atladı ve akıntıya karşı yüzmeye başladı. Büyük bir ev yapmak istiyorsun. unutma. Aynı kökenden gelen birçok kelimenin farkında olmalısın. Neden? Çünkü bir zorlukla karşılaştığın zaman. Hiçbir rahip asla başarılı olamaz. ama büyük bir saray yapmak istiyorsun.kaybetmeye mahkumsun. Hemen koş." Ortada herhangi bir kazanç yok. İngilizce Monk'tır. Kendi sınırlarını tanımlayıp. Bütün çabası bencilcedir ve kaybetmeye mahkumdur. bağırdı: "Eşin taşmış nehre düştü." Ego her zaman akıntının tersine gitme çabasıdır. Monopol. o sadece akıntıya karşı gider. egon için. o mutsuzluğu kendin yaratıyorsun. Sizden önce birçok insan tırmanmaya çalışırken öldü. bir çatışma içinde olduğunun belirtisidir. Bunun ne anlamı vardı? Elde edilecek ne vardı ki? Edmund Hillary'nin şu cevabı verdiği söyleniyor: "Everest fethedilmeden durduğu sürece huzur bulamayız. egon keskinleşir. insanların neden Everest'e çıkmaya çalıştığını ve hayatlarını bu iş için tehlikeye attığını anlayamıyordu. o para ego için. ayrı olarak varolamazsın. tüm varoluştan ayrı olarak varolmaya çalışan biridir. Çok rahat bir hayatın olabilir ama sen para biriktirmeye devam ediyorsun. Etrafta toplanmış olan insanlar bağırdı. onun karşısındayken asla! O yüzden eğer öfkeliysen. onu kurtar!" Nasrettin Hoca koştu. O büyük saray senin için değil.

Onlar da suçu. O senin için tuzaklar kuruyor olmalı. Peki neden insanlar onu yaratıyor? Bunun bir nedeni olmalı. o yüzden. "Ne yapabiliriz? Geçmiş yaşamlarımızdaki karmalar bizi mutsuz ediyor" diyebilirler. Çünkü "egoyu bırak". Hepsi saçmalık. Hıristiyanlar da şeytana atıyor. Ne geçmiş. Sorumluluğu Hıristiyanların yaptığı gibi şeytana atabilirsin. Freudçular. Bu. Ego. ne sosyal yapı. Ama her zaman başka bir şey. İnsanın benliksiz yaşaması çok zordur. ne de ekonomik sistem sana yardımcı olabilir. doğal olarak derin bir sessizlik. Suçu eski hayatlara atmak kolaydır. Artık onu değiştirme olasılığı yoktur. "Suçlu sensin. Onlar insanları mutsuz edenin sosyal yapı ve ekonomik sistem olduğunu söylüyor. kavranması pek mümkün değil. olmuştur ve sonsuza dek olmuş kalacaktır. . anneçocuk ilişkisine atıyor. kaygı ve gerilim yaratır. Geçmişini silmeye yardımcı olacak hiçbir sihir yok. Sana bunu açıklamak zorundayım. Sen ne yapabilirsin? Eğer kendini değiştirmeyi düşünmüyorsan hiçbir şey yapılamaz. Gerçek benlik. Kendin olarak kalmaya devam ettiğin sürece hangi ekonomik sistemde olursan ol mutsuz olacaksın. çok tanıdık geliyor sana. Hindular sorumluluğu geçmiş karmalara atarken. tasa. Uyum. Doğayı nasıl fethedebilirsin? Sen onun bir parçasısın." Eğer mutsuzsan. ama geçmiş yaşamlarda.mutsuzlarsa. ya da bütünle çatışma içinde olup uyumsuzluk yaratabilirsin. Sen kimin umurundasın ki? Neden bu şeytan denen şey gelip seninle uğraşsın? Sonra bir de Marksistler. Öncelikle varoluşla olan bu çatışmayı bıraktığın zaman. kendi etrafında yaratmış olduğun gerginliklerden başka bir şey değildir. Çatışma ise endişe. Bütün büyük dinlerin "Egonu bırak" derken vurgulamak istediği şey budur. geçmiş karmalar yüzünden mutsuz olmak zorundayım" diye düşünüyorsun. Geçmiş hayatın karmaları seni mutsuz etmiştir. şeytan tuzaklar kurarak seni mutsuzluğa sürüklüyor ve cehennemin derinliklerine doğru çekiyor. bunun tek sorumlusu sadece ve sadece sensin. İnsanlar doğayı fethetmekten söz ediyor. psikoanalistler var. Uyumsuzluk mutsuzlukla sonuçlanır. temel değişim başlar. Ego mu? Ego nerede? Ego nedir? Sözcük biliniyormuş gibi geliyor. Seni asıl mutsuz eden şu andaki karmaların. Asla şu andaki sen değilsin. biraz fazla metafizik kaçıyor. O yüzden. yedek bir benlik yaratıyoruz. Elini sallayarak silemezsin. çatışmayı bırak demek istiyorum. o yüzden sahte bir benlik. Çünkü ego zaten senin çatışmacı tavrının bir yan ürünüdür. Bunu daha fazla hatırlamanı isterim. O. Onlar "Çatışmayı bırak" demek istiyor. İnsanlar onu. Bir parça bütünü nasıl fethedebilir? Bunun aptallığını görmelisin. asla suçlu sen değilsin. bunu fethetmekten söz ediyor. senin üzerindeki yükü kaldırıyor ve "Madem öyle. Geçmiş değiştirilemez. uyum ise mutlulukla. sosyalistler var. Sen ya bütün ile uyum içinde olabilirsin. daha pratik olması için. komünistler. Sen değil. ama yine de çok belirsiz. bilinmezdir. hangi dünyada olursan ol mutsuz kalacaksın. Sonra. Neden herkes kendine bir benlik yaratmaya çalışıyor? İnsan kendini tanımıyor. Neden şimdiye kadar beklesinler? Beklemenin bir anlamı yok. keyif ve coşkuya neden olur.

Eğer adın Susan ise iyi. onu tanımlayamazsın. O yüzden beni Tanrı hakkında aydınlat. B. İskender kızmış. Gerçek gül yetiştirmek zordur. Ne kadar çok şey bilirsem bildiğimi söylemek o kadar zorlaşıyor. Bu da işe yaramadı. Ben arayış içindeyim ve insanlar senin bulduğunu söylüyor. O zaman insan. O seni kandıramaz." Bilge adam çok iyi yapmış. isimsiz geldin. Gizemli ve tanımsız olarak kalmaya devam eder. güzel. A. Gerçekten bilge olmalı çünkü gerçek benliği tanımlamanın hiçbir yolu yoktur. Evet. Onlar seni kandırmaz. D. O senin mülkün değil. Bunu hiç düşündün mü? Biri sana. sana verilmiş bir şey ve herhangi bir isim. Büyük İskender'in bilge bir adamı huzuruna çağırdığı ünlü bir hikâye var. İşin kolayı. bir yıla ihtiyacım var demiş. Gerçek benliği tanımak çok zordur. Sen kendini kaldıramadığını çok iyi biliyorsun. Sonra yedi gün geçmiş ve İskender sabırsızlıkla bekliyormuş. sahte bir benlik yaratmaktır. "Bir yıla ihtiyacım var da ne demek? Biliyor musun. O isim senin değil çünkü dünyaya bir isim sahibi olmadan geldin. Yirmi dört saat geçmiş ve İskender büyük bir heyecanla bekliyormuş. Şimdi en az bir yıl gerekiyor ve ondan sonra da bir tarif yapabileceğimden emin değilim. Hiçbir şekilde zorunluluk taşımaz. Ama insan benliksiz yaşayamaz.Aslında gerçek benlik. . asla tam olarak öğrenilemez. biliyorsundur. İskender ona sormuş: "Tanrının ne olduğunu öğrendiğini duydum. aynı işlevi görür. Eğer adın Harry ise. Eğer adın Ram ise. Gerçek benlik o kadar geniştir ki. Bilge adam gelip. şayet sana Harry diyorlarsa iyi. Değil mi? Egonun anlamı da budur. yedi güne ihtiyacım var demiş. Tanrı nedir?" Anlatılanlara göre. ama komşularını kandırır. benliksiz yaşamak çok zordur. Gidip plastik gül satın alabilirsin. İnsanın evine ulaşması için çok uzun bir yol katetmesi gerekir. Gerçek benlik bütünün benliğidir. jantsız bir tekerlek gibi. Yirmi dört saat boyunca toparlamaya çalıştım ama parmaklarımın arasından kayıp gitti. kimsin diye sorduğu zaman ne yanıt veriyorsun? Adını söylüyorsun. Herhangi bir ismin olabilirdi. bilge adam bunu düşünmek için en az bir yirmi dört saat vermeniz gerekiyor demiş. Dış dünyada kim olduğuna dair belirli bir etiket olur. onun özüne ulaşamazsın. Bilge adam gelip. bilmiyor musun? Biliyorsan. bana söyle. Doğru kapıya gelinceye kadar birçok kapıyı çalmak gerekir. Lütfen bana anlat. hiçbir zorunluluğu yoktur. Hiçbir fark yoktur. merkezi olmayan bir çember gibi hisseder. Hiçbir önemi. C. Ama en azından komşuları kandırabilirsin. güzel. İnsan kendini boşlukta hisseder. İnsan aklının onu eline alıp kavraması mümkün değildir. Neden vakti boşa harcıyorsun?" Bilge adam gülmüş ve: "Üzerinde ne kadar düşünürsem o kadar bilinmez oluyor. Sonra yedi gün istedim. Gerçek benlik o kadar gizemlidir ki. Tıpkı cıva gibi ele avuca sığmayan bir şey.

O benliği sen yanında getirdin. ateist olan Fransız. Tanrısına dua ediyordu. Çünkü seni tanımlamaz. o insan yapımı olamaz. Yaşam boyu bir bayrak gibi taşıdığın bu sahte benlik. gizem ve sis perdesinin derinliklerinde gizlidir. bilinmeyenin içinde bir yerde gizli. Arap rehberi ile birlikte çölü geçiyordu. "Kaybolabilirim! Benliğim yok olabilir. ben ressamım gibi şeyler söyleyebilirsin. İnsan ölümsüz bir şeyi nasıl yapabilir? Kendisi de ölümlü olduğu için. Öyle olmak zorunda. Bu sahte benlik sen değilsin. bir benlik oluşturur. Asıl gerçek benliğin. nasıl para kazandığını söylüyorsun. hepsi bu. Ben doktorum dediğin zaman. doktor ya da iş adamı olarak kazanıyor olabilirsin.pek bir fark yok. soyağacını söylersin. mesleğin hakkında bir şey söylüyorsun. Senin hakkında hiçbir şey söylemez. bu gerçekten kaçmaya çalışıyor olabilirsin. Araba sordu: "Bir Tanrı olduğunu nereden biliyorsun?" Rehber bir an için adamı süzdükten sonra yanıtladı: "Tanrı'nın olduğunu nereden mi biliyorum? Dün akşam buradan bir insanın değil de. belirli saatlerde sıcak kumlar üstünde namaz kılıp. Sonunda bir akşam. Bunlar da ilgisizdir. Ya da kimsin sorusuna." Benlik senin tarafından yaratılamaz. Arap rehber ise her gün. organik değil. Aynı şekilde başka bir ailede doğmuş olabilirdin ve en ufak bir fark hissetmemiş olurdun. O bir araya toplanmıştır. Mekanik bir şeydir. Çok zayıf ve kırılgandır. insan bir yaratıktır derken bunu söylemek istiyor. Bir Fransız. çünkü onu sen yarattın. Ama varlığınla hiçbir ilgisi yok. Bu süregelen korku varlığının içinde titremeye devam eder. üretilmiş. Hindular. ve insan. Bu benlik. Sahte olduğunu biliyorsun. Çünkü isim sadece bir etikettir. üretilmiştir. çünkü o hala Tanrı'nın içinde. el yapımı bir benlik. Onu nasıl yaratabilirsin? Yaratmak için ondan önce orada olman gerekir. Belirli bir ailede doğmuş olman tamamen tesadüfidir. Benliğin sana ait değil. ben bir doktorum. Yaratıcı. Bunlar sadece yaptığın kullanışlı numaralardır. sahte benliktir: Yaratılmış. Ya da babanın adını. O yüzden sürekli aynı korkuyu yaşarlar. "Bu ayak izi insana ait değil. O. çünkü insan yapımı. Hepimiz gizemli bir hayat kaynağından ortaya çıktık. . Nasıl para kazandığını ifade ediyorsun. sensin. ufuk çizgisinde kaybolmakta olan son güneş ışınlarını işaret edip devam etti. ama sahte olduğunu biliyorsun. ben bir iş adamıyım. İnsanın kendini yaratmadığını söylüyor. ürettiği her şey ölümlü olmak zorunda. Bu tamamen konu dışıdır. Şöyle bir hikaye okudum. Ama bu da senin hakkında herhangi bir şey söylemez. kendin hakkında değil. Müslümanlar." korkusu. her zaman hasar görme tehdidi altındadır. köklerin hala Tanrı'nın içinde. Çünkü bu sahte benlik hakkında asla emin olamazsın. Gerçek benliğin de sana ait değil. devenin geçtiğini nasıl bildim? Kumdaki ayak izinden değil mi?" Sonra. ben bir mühendisim. Hıristiyanlar. Hayatını bir mühendis. Herhangi bir ad sana bir başkası kadar uygulanabilirdi. Hayatın hakkında hiçbir şey söylemeden. Sana hitap edecekleri bir isim. annenin adını.

Eğer o senden daha güzelse. Çünkü bunların hepsi görecelidir. Ve motor bir bütün olarak işlemeye başlar. Ama bir noktaya dikkat et: Her zaman başkalarına muhtaçsın. Dışardan zorlanmamıştır. aptalcadır. Sen ancak çirkin bir insana güzel görünebilirsin. Topraktan. Ölüm korkusu da budur. Bu ne tür bir güzellik ki. çirkin insanlar tarafından teyit edilmek zorunda. Aptal bir adam gelip sana ne kadar zeki olduğunu söylüyor. Ama bütünlüğü kendi içinden gelir. gökyüzünden. Sadece mekanik bütünlükler bir araya getirilir ve sonunda ölür. Tohum büyümeye devam eder.Bir organik bütünlük ile mekanik bütünlük arasındaki farkı hiç gözlemledin mi? Bir araba motoru yapabilirsin. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Tohumun içindeki bütünlükten gelir. Dışardan zorlanmıştır. O yüzden sahte benlik sürekli korkar. Bu sürekli üzerinde yaşamış olduğun çeper. Ve bu da sana. Ancak bu her zaman kırılgandır. bir gün mutlaka parçalanır. sen çirkin olursun. sürekli titrer. o zaman sürekli korkacaksın. Böylece zeki. Bu bütünlük organiktir. Eğer gerçek benliğini biliyorsan. Ya da bir marketten radyo parçalarını satın alıp monte ettiğin zaman. Sürekli bu tip şeyleri sana hipnotik telkin gibi söyleyen insanlara ihtiyacın var. kendine bir benlik. radyo bir bütün gibi işlemeye başlar. bir kimse olduğun duygusu veriyor. Eğer senden daha zeki olsaydı. asla ölümden korkmazsın. Hepsi tamamen sahtedir. O yüzden aptal bir adam gelip. Hiçbir parça tek başına radyo işlevi göremez. Bir şekilde bir benliğe kavuşmuştur. havadan. Bir zamanlar herhangi bir ağaç gibi bir tohumdun. Ama toprağa tohum attığın zaman. ne kadar güzel ya da ne kadar zeki olduğunu söyleyecek birileri. Bu ne tür bir zeka ki. Biri gelip küçük bir destek verdiği . önce çeper oluşturulur ve sonra da merkez ortaya çıkar. İnsan organik bir bütündür. çünkü organik bütünlük asla ölmez. Annenin rahmindeki toprakta kendi çeperini toplamaya başladın. aptal insanlar tarafından teyit edilmek zorunda. Mekanik bütünlükte. Organik bütünlük ölümsüzdür. Eğer çirkin insanlar senin güzelliğini teyit ederse çok mutlu olursun. tabii ki ona zeki görünmeyecektin. Monte edilmiş bir şey. bu tohumlar toprakla bütünleşiyor ve bir bitki doğuyor. Ancak bu bütünlük mekaniktir. zeki olduğunu teyit edince çok mutlu oluyorsun. gerçekte ancak aptal bir adama zeki görünebilirsin. seni alkışlayacak. Parçalarını dükkandan satın alıp. Kendi merkezini tanıyor musun? Eğer tanımıyorsan. bu parçaları evde monte edebilirsin. o sonsuz bir süreçtir. çünkü herhangi bir organik bütünlüğü yoktur. Önce merkez vardı ve bu merkezden yola çıkarak çeper oluştu. güzel ve güçlü olduğuna inanabilirsin. Her zaman başkalarından destek alma ihtiyacı hissedersin. Tüm parçalar bir arada olduğu zaman radyo olur. Ama şimdi o merkezi tamamen unutmuş durumdasın. Ama aramaya devam ediyoruz. Organik bütünlüğün başlangıcı ya da sonu yoktur. binlerce şey toplar. Çeperde yaşıyor ve bütün hayatının ondan ibaret olduğunu sanıyorsun. bir sahte benlik yaratıyor. Önce merkez gelir. Mekanik bütünlüğün bir başlangıcı ve bir sonu vardır. Dış dünyada egomuz için destek arayışına giriyoruz. sonra çeperi oluşur. güneşten. Seni takdir edecek.

bir çeşit kağıdın üzerinde. Usta çabaladı ve çabaladıkça daha da kötü oldu. O yüzden usta müridini yeni mürekkep hazırlamaya yolladı. Çünkü mürit ustasının mükemmel olmayan bir şey yaptığını hiç görmemişti. O yüzden insanlar başkalarından bu kadar korkar. başını olumsuzca sallıyor. Bunun sonucunda usta giderek daha fazla hata yapıyordu. Çünkü mürekkep pirinç kağıdına yayılır ve yazıyı bozar. Kaçırdın. Yüzyıllar boyunca hat sanatçısının ne zaman kararsızlığa düştüğü her zaman anlaşılmıştır. onları mükemmel yapmaya çalışmam olduğunu anladım. Akıcı olman gerekir. Çünkü Zen resminin anlık ve akıcı olması gerekir. Aynanın önünde durur. Mürit geri döndüğü zaman. evet ya da hayır deme durumu. Ama eğer küçük bir çocuğun anahtar deliğinden baktığını fark edersen. Artık bir daha asla rahatsız olmayacağım. birinin takdiri ya da olumsuz eleştiri getirmesi fikri. O yüzden onu sürekli. seni görecek kimse yok. Bir an için bile durduğun an. ama bu mükemmel! Ne oldu?" diye sordu. onu yok ediyorsun. iyi hissediyoruz. Çaba ise mükemmel değildir. Eğer bir an kararsız kalırsan hemen anlaşılır. "Usta. usta sanat eserini yarattı. Usta çabaladı ve çabalamaya devam ettikçe terledi. Çoktan kaçırdın. Mürekkep bitmek üzereydi. Pirinç kağıt üzerinde aldatmak çok zordur. bir anda tamamen değişirsin. O yüzden ne zaman bir şeyi aşırı yapıyorsan. Keskin göze sahip olan biri hemen. . hayır bu mükemmel olmadı diyordu. Artık egon söz konusudur. pirinç kağıdı üzerinde yapılır. her zaman mükemmel olur. Ünlü bir Zen hikayesi vardır. Daha öncekilerin mükemmel olmamasının tek nedeninin. çeşitli yönlerden desteklemek zorundayız ve bu da sürekli bir kaygı yaratır. Doğa mükemmeldir. "Bir şeyin farkına vardım. komik suratlar yaparak keyfini çıkartırsın.zaman. Yalnızken çok daha masumsun. Yanındaki müridi oturmuş. Asla kararsız kalamazsın. Ve baş müridini yanına oturtup. Bir Zen ustası resim yapıyordu. Senin varlığın. resim mükemmel olduğunda kendisine söylemesini istedi. Mürit dışarıda mürekkebi hazırlarken. Japonya'da ya da Çin'de hat sanatı. Usta güldü. O yüzden yalnızken çok daha asilsin. Yalnızken hiçbir endişen yoktur. Daha çocuk gibisin. Çok hassas. Mürit endişeliydi ve usta da endişeliydi. Ancak o gün her şey ters gitmeye başladı." Bir şeyi mükemmel yapmaya çalışırsan mükemmel olmadan kalır. kararsız kaldığın an. yapacak bir şey yoktur. Çünkü herhangi bir endişen yok. çok narin. Aksi halde egomuzun her zaman çökme tehlikesi vardır. Doğal olarak yap. "Bu bir Zen resmi değil" der. benim iç dinginliğimi rahatsız etti. Tuvaletinde çok daha masumsun.

aslında kendilerini anlatıyor. bana karşı olan bir adam geldi ve o da. aynı insanlar. aslında sadece benliğinin bilincinde olmadığını gösteriyorsun. "sen şeytan gibisin" dedi. Korkunda onu unutmuşsundur. Doğal olduğun zaman. Akıcı değildir. o zaman herhangi bir sorun olmazdı. Neden korkuyorsun? Çünkü benlik bilincin devreye girdi. Haklısın dedim. Ne oldu? Bu adamın dostlarıyla. O zaman başkalarının görüşlerini aramazdın. Bir gün şöyle bir olay oldu: Jaipur'daydım.Bu nedenle. bir kalabalığa hitap etmelerini söyleyin. Herkes konuşmacıdır. O. İnsanlar senin hakkında bir şey söylediği zaman. Konuşmaya çalışsalar bile asil olmaz. Sonuçta kimse senin hakkında bir şey söylemez. Tanrı'yı kaybedersin. Bir sabah adamın biri beni görmeye geldi." Ne zaman benlik bilincini sergilersen. Birden her şeyi unuturlar. Ne zaman korkuyorsan. titriyorsan. aslında kim olduğunu bilmediğinin emarelerini gösteriyorsun. Nasrettin Hoca dönüp bakmış. "Ne zaman güzel bir kız görsen evli olduğunu unutuyorsun. Ancak bu gücünün kendisiyle bir ilgisi yoktur. Bunu iyi dinle: Ne zaman bir şey sergilemeye çalışırsan. Ne zaman doğal olup. birden aptallaşırlar. İnsanlar sürekli konuşur. Kim olduğunu bilmiyorsun. Çünkü doğal değildir. olayları akışına bıraktığında. İkimiz birden haklı olamayız. çok güzel konuştuğunu biliyorsun. Başkalarının hakkında söyledikleri seni endişelendirmezdi. Bu adama da haklısın diyorsun. normalde herkes çok güzel konuşur. çocuklarıyla. eşiyle. "Nasıl yani? Bana haklısın dedin. Ve "sen ermişsin" dedi. Tanrı arkandadır. Benlik bilincine sahip olduğun zaman. Ama onları bir sahneye çıkartıp. Haklısın dedim. Benlik bilinci bir zayıflığa dönüşür. Etrafındaki insanlara bakarken. Eşi. Bunlar da insan. öteden gelir. egon için gıda arıyorsun. Kendi benlik bilincin daha henüz yuvana ulaşmadığına işaret ediyor. "En çok o zaman farkına varıyorum. kendi kaynağını unutmuşsundur. Eğer bilseydin. somurtarak tepki vermiş. olayları akışına bıraksan." "İşte bu konuda yanılıyorsun" demiş hoca. Çünkü ilgisi yok. O orada otururken. bir şeyleri ispat etmeye çalışıyorsan." . Artık egon söz konusu. Ağızlarından tek bir kelime bile çıkmaz. hepsi mükemmel oluyor ve bir sorun çıkmıyor. Benlik bilincine dikkat ettiğin zaman başın derttedir. İlk adam biraz endişelendi ve araya girdi. Şu fıkrayı dinle: Güzel bir kız geçerken. Benlik bilinci olmayan bir insan güçlüdür. Sahnede bir performans göstermeye çalışıyorsun.

İnsanın gerçek benliği tanıması o kadar ucuz değildir. Altın madalyalarla donanıyorsun ama mutsuzluğun devam ediyor. benim bunları yapacak kadar birikmiş param ok!" diye bağırdı Nasrettin Hoca. Bizim yaptığımız da bu. Bedenin güçsüzleşecek. milyonlarca insan benim hakkımda haklı olabilir. Söyledikleri her şey kendi yorumları. hastanede iki hafta kaldıktan sonra altı ay evde yataktan kalkmamanız gerekir. sürekli onları tatmin etmeye çalışırsın. Sürekli saygın bir insan olmaya çalışırsın ve sürekli egonu süslemeye çalışırsın." Kimse senin hakkında bir şey söyleyemez. her an patlayabilecek bir yanardağ üzerinde oturmuş . "Sorununuzu çözmek için ameliyat olacaksınız. Egonu süslediğin zaman röntgene rötuş yapmış oluyorsun. zayıflamaya başlarsın. sen kimsin?" "Ben sadece kendimim. Bu sana hiçbir şekilde yardımcı olmayacak. O sahte merkez başkalarına muhtaçtır ve o yüzden de sen sürekli başkalarının hakkında neler söylediğine bakarsın. Bu intihar etmek gibi bir şeydir. İnsanlar ne derse desin kendileri hakkında konuşur.Konuşmaya başladım. Ancak sen hemen korkarsın." der doktor. O altın madalyalar mutsuzluğunu gidermeyecek. Korkun giderek artacak. onlar röntgendeki rötuşlara benziyor. Sadece kendim olduğum için. Sürekli başka insanların izinden gidersin. bu ne anlama gelirse gelsin çok mutluyum. onun yorumu senin şeytan olduğun ise. Toplum tarafından övülen biri oluyorsun ama mutsuzluğun devam ediyor. ancak bu senin sağlığını kazanmanı sağlamayacak." "Doktor. Ameliyata gerek yok. "O zaman yirmi beş dolara röntgen üzerinde rötuş yapabilirim!" Bu ucuzculuktur! Röntgene rötuş yapmak. Beni nasıl bilebilirler? Bu imkansız. çünkü egon her geçen gün güçsüzleşmektedir. Saygın oluyorsun ama mutsuzluğun devam ediyor. Kendim hakkımda bir yorumum yok. Buna bir ihtiyaç duymuyorum. Onlar daha kendilerini tanımamış. "Evet. Çünkü benim hakkımda söyledikleri her şeyle." Bunun üzerine adam sordu: "O zaman sen kimsin? Eğer benim yorumum. Ama insanlar hep ucuz şeylerin peşindedir. senin ermiş olduğun ise. aslında kendilerini anlatıyorlar. zihnin güçsüzleşecek ve zamanla beden-zihin karışımdan yaratmış olduğun egon güçsüzleşecek. çünkü hala o sahte merkezine yapışıyorsun. "Sadece ikiniz değil. Istırabın devam edecek ve sen kendini kandıracaksın. Ego üzerindeki tüm süslemeler ego içindir ve kendini kandırmaktan başka bir şey değildir. Nasrettin Hoca'nın sırt ağrıları dayanılmaz boyutlara gelince sorunun nedenini öğrenmek için bir uzman doktora gider. Ama daha ucuz olduğu kesin. Sürekli röntgen üzerinde rötuş yapıyoruz ve bir mucize olmasını bekliyoruz. herhangi bir masrafı yok. Başkalarının sözlerinden rahatsız olmak yerine kendi içine bakman gerekir. sağlıklı olmanı sağlamayacak. Kendim olmak beni mutlu ediyor. Bu durumda giderek güçsüzleşmeye.

O yüzden 'schmuck' çok güzel bir kelimedir. İlk anlamı 'aptal' demektir." Hikaye bu ya. Eğer bir insan yaşamak olarak sadece seksi görüyorsa. kendisinden değil. Sonra düşünmüş ve. "Evet. "Dişi mi. Aptallar sadece seksüel varlıklar olarak yaşar. bütün enerjin bambaşka bir tarafa yönelmiş olur. Ancak bir anlamda. Miami'deki bir pazarlamacılar toplantısına katılmış ve herkesin mutlu olduğunu. perdelerin . güldüğünü ve birbiri ile ilgilendiğini görmüş. "Deve erkek miydi yoksa dişi mi?" diye sormuş telefondaki adam. Bunu anladığın zaman. Kendini dünyanın zirvesinde hissediyormuş. Hiçbir arkadaşı yokmuş. İki anlamı vardır ve bu anlamlar aslında birbiriyle ilgilidir.olacaksın. erkek mi? Ben nereden bileyim?" diye bağırmış adam. Kısa sürede herkes seni fark edecek ve istediğin kadar arkadaşa sahip olacaksın. Bir arkadaşım bana çok güzel bir fıkra gönderdi: Bir adam varmış ve onu kimse fark etmezmiş. canı çok sıkılmış bir şekilde otururken. Adam çok üzülmüş ve hemen yerel gazeteyi arayarak kayıp devesi için aranıyor ilanı vermek istemiş. insanlar 'Şu devedeki "Schmuck"a bakın!' diye bağırıyordu. elbette. aptal bir insandır. İnsan kendini tanımalı. iki anlam arasında çok derin bir ilişki vardır. Gerçeğin kendisini size göstermesine izin vermez. yorumlamak istediği gibi yorumlar ve asla gerçeği görmez. Ego içinde yaşayan bir insan. Ama kimse onunla ilgilenmiyormuş. İnsanlar "Devedeki şu aptala bakın!" diyordu ama adam onların devenin erkeklik organından söz ettiğini sanıyordu. Diğer anlamı en başta çok ilgisiz görünür ve erkeklik organı anlamına gelir." 'Schmuck' İbranice bir kelimedir. Çok güzel bir kelimedir. o sırada iflas etmiş bir sirk varmış ve bir deveyi satmak istiyorlarmış. Tabii ki birden herkes onu fark etmiş ve ilgi göstermeye başlamış. Ego çok aldatıcıdır. "Ben bu sorunun çözümünü biliyorum!" diye bağırmış diğer adam. Ancak bir hafta sonra deve kaybolmuş. Adam deveyi satın almış ve ona binip sokaklarda dolaşmaya başlamış. Başkalarının sana söyledikleri seni endişelendirmemeli. "Bir deve bul ve onun üzerine binip caddelerde dolaş. Duymak istediğini duyar. Başka bir yaşam bilmezler. Bir akşam. Adam yanıtlamış: "Çünkü ne zaman devenin üstüne binip caddede dolaşsam. gevşemene izin vermeyecek. tabii ki erkekti!" demiş. o aptaldır. tek bir dakikalık huzuru bile çok görecek. Dinlenmene izin vermeyecek. "Nereden biliyorsunuz?" diye sormuş telefondaki adam. bir başka pazarlamacıyla konuşmaya başlamış ve ona sorununu anlatmış.

vazoları sürükledi. Sabah olduğunda tapınak dalgalar üzerinde yüzüyordu ve O-Nami yüzünde hafif bir tebessümle oturuyordu. Eşyanın tabiatına aykırıdır bu. Hayatın olgularını görme kapasitesine ulaştığın zaman ise gerçeği bilme kapasitesine ulaşırsın. Egonu bıraktığın zaman. yani "Büyük Dalgalar" adındaki bir güreşçi çok güçlüydü ve güreş sanatında çok yetenekliydi. Herkes çok güçlüdür. onu kimse görememiştir. Sadece dalgaları düşünmeye çalıştı ama aklında birçok düşünce vardı. Sen kendi gücünü bilmiyorsun. Bu sahte dünyalarının merkezinde ise egoları bulunur. bir 'maya' diyebiliriz. Herkesin kökü bu evrene dayanır. görmek istediğin gibi değil. Şimdi bir Zen hikayesi: O-Nami. O gün halk önündeki bir güreş müsabakasına katıldı ve tüm maçlarını kazandı.arkasında yaşar ve bu perdeler pasif değildir. O günden sonra Japonya'daki hiçbir güreşçi onu yenemedi.. bir güreşçi olduğunu unut ve önüne çıkan her şeyi yıkan o dev dalgalar ol. Sonra zamanla sadece dalgaları düşünmeye başladı. Herkes çok güçlüdür. yani "Büyük. perdeler onu değiştirir. "O yüzden bu gece tapınakta kal ve denizin dalgalarını dinle. ondan nasıl vazgeçebileceğin ve nasıl kurtulabileceğin hakkındadır. Olmak zorunda. Hatta bronz Buda heykeli bile sürüklendi. onu nasıl bırakacağın. o başka. O sadece bir . Gece ilerledikçe dalgalar giderek büyüdü. egonun etrafında yaratmış olduğun bütün dünyayı da bırakırsın. "Senin adın Büyük Dalgalar" dedi Zen ustası. Bu dünyada bir başkası yaşayamaz. küçük değilsin. İlk kez olarak her şeyi olduğu gibi görmeye başlarsın. Bu bunalım içinde. Bu bir benlik bilinci öyküsüdür. İnsanlar kendi yarattıkları bir zihinsel dünya içinde yaşıyor. Egolarının etrafında bir dünya yaratırlar. Buna bir göz aldanması. O dalgalar olduğunu hayal et. O-Nami. sahildeki bir tapınağı ziyaret eden bir Zen ustasına gitti ve ondan nasihat istedi. Ve atom o kadar küçüktür ki. Fizikçiler minik bir atomun içinde çok büyük bir enerji olduğunu söylüyor: Hiroşima ve Nagasaki atom enerjisiyle yerle bir oldu. O yüzden bu perdelerden ne geçerse geçsin. Özel antrenmanda kendi hocasını bile yenmişti ancak halk önündeki maçlarda genç öğrencileri bile onu yeniyordu. Bunu adım adım incelemeye çalışalım." O-Nami tapınakta kaldı. Dalgalar" adındaki bir güreşçi çok güçlüydü. O dünyada sadece kendileri yaşar. Buda heykeli önünde duran vazolardaki çiçekleri sürükledi. çünkü herkesin kökü Tanrı'ya dayanır. Ne kadar küçük görünürsen görün. Aktif perdelerdir..

unutma mekanizmamız kocamandır. bir çıkarımdır. Ve bizim unutma fabrikamız çok iyi çalışır. coşkusuyla dünyayı insanlandırır. Tanrı. Aslında neyi arıyorsun? Güç ve iktidar arıyorsun. Zayıf olduğun zaman ise güçlü olmak için bazı suni yollar peşinde koşmaya çalışıyorsun.. Eğer dalga bunu unutursa. nefes alamadığında ya da başka bir sorun olduğu zaman hatırlarsın. Dalga. Ama yine de okyanusun içindeyiz. İnsan içindeki bu küçük bilinç alevine ne demeli? Eğer bir gün bu küçük alev parlarsa. Sürekli unuturuz. Aslında neyin peşindesin? Kudret peşindesin. O. Biz bunu unutmuş olabiliriz ama okyanus bizi unutmamıştır. Ancak bu güç sadece dalga kendisinin büyük ve sonsuz bir okyanusun parçası olduğunu bilirse ortaya çıkabilir. Herkes güçlüdür çünkü herkesin kökü Tanrı'ya. onunla ne yapacak? O-Nami. okyanusun dalgalanmasından başka bir şey değildir. kuvvet peşindesin. o zaman çok zayıf olur. yani "Büyük Dalgalar" adındaki bir güreşçi çok güçlüydü.. Eğer bir dalga okyanusu unutsa ve ondan bihaber bile olsa. ama bunun dışında nefes aldığını anımsayan olur mu? O yüzden insanlar sadece başları derde girdiği zaman Tanrı'yı hatırlar. okyanus arayan bir okyanus. her zaman köşe başında seni bekliyor. O kadar küçük olmasına rağmen çok büyük bir enerji barındırıyor. sana kendinden bile daha yakındır. Sonsuz enerjisi var. Çok bariz olan şeyleri çok kolay unuturuz. varoluşun kaynağına dayanır. Aksi halde. İnsan bunu unutuyor. Milyonlarca insanın yaptığı bu. kesinlikle sonsuz bir enerji ve ışık kaynağı olur. Eğer bir atomda bile bu kadar enerji varsa.varsayımdır.. Bize çok yakın olan şeyleri çok kolay unuturuz. Prestij ya da siyasi otorite peşine düşüyorsun. Onu o kadar unutmuş olabiliriz ki. Her zaman elimizin altında olanları çok kolay unuturuz. İnsan zihni bunu unutmaya meyillidir. Aslında güç. yani "Büyük Dalgalar" adındaki bir güreşçi. Buda'nın ya da İsa'nın yaşadığı da buydu.. . coşkuyla varoluşu insanlandırır. Kimse atomu görememiştir. Nefes aldığını hatırlıyor musun? Ancak bir sorun olduğu zaman hatırlarsın. Okyanus dalga olmadan varolabilir. atomu görebilen olmamıştır. artık okyanusun ne olduğu hakkında bir fikrimiz bile kalmamış olabilir. Bunu unutma. Para peşinde koşuyorsun. oyun oynuyor. kim hatırlar ki? Tanrı sana nefesinden bile yakındır. Herkes sonsuz kudrete sahiptir çünkü herkes sonsuz derecede kutsaldır. O bir süreçtir. Unuttuğun zaman da gücünden düşüyorsun. O-Nami. Tanrı. Hepimiz okyanusun büyük dalgalarıyız. Bilimin günümüzde emrinde olan bütün o karmaşık cihazlara rağmen. okyanus olmadan varolamaz. varlık değil. O sadece okyanusun kendi varlığında yaşadığı coşkunun sonucudur. Nezle olduğun zaman. o dalga hala okyanusun içindedir. bir de insanı düşün. Sen yanlış yerde arıyorsun. Hafızamız minicikken. Çünkü dalga.

kendini tamamen unutmak demektir. Özel antrenmanda kendi hocasını bile yenmişti ancak halk önündeki maçlarda genç öğrencileri bile onu yeniyordu. "Büyük Dalgalar" olduğunu öğrenince. Dalga. Benlik bilinci bir zayıflıktır. ikisini birden hatırlayamazsın. Ancak çok az sayıda insan Tanrı'yı anımsama yeterliliğine sahiptir.. çünkü özel antrenmanda kendi benliğini unutmayı başarabiliyor olmalı. işte o zaman balık bilir. sürekli aklındadır. Ancak. Halk önünde ise benlik bilinci çok artıyor ve zayıflıyor. "Senin adın Büyük Dalgalar. Özel ortamda kendi benliğini. kıyısız bir okyanustur. o isim etrafında bir araç yaratıyor. Özel antrenmanda kendi hocasını bile yenmişti. herkes için araç yaratabilecek bir insandır. İşte o zaman çok güçlü. Sen tıpkı Tanrı gibisin. bu imkansız. Dalga kendini ya dalga olarak düşünebilir ya da bir okyanus olarak. "O yüzden bu gece tapınakta kal ve denizin dalgalarını dinle." diyor. egosunu tamamen unutuyor olmalı. Bu bunalım içinde. O yüzden bu gece tapınakta kal ve denizin dalgalarını dinle. Dinlemek. İnsan ancak o zaman dinleyebilir. sahildeki bir tapınağı ziyaret eden bir Zen ustasına gitti ve ondan nasihat istedi. Eğer kendini unutamazsan." Bir usta. artık dalga olduğunu nasıl hatırlayabilir? Sadece birini anımsamak mümkündür.. o zaman dinlemiyorsun demektir. ikisini bir arada hatırlayamazsın. sıcak kumların üzerine at. okyanus olduğunu bildiği zaman ise. okyanus olduğunu unutuyor. Tanrının mabedine girmenin en temel sırlarından biri dinlemektir.Hiç dikkat ettin mi? Eğer bir şeyin yoksa. Birini dikkatle dinlediğin zaman kendini unutursun. Tanrı'yı unutursun. Ama sadece özel bir ortamda. Dalga. senin doğan ile Tanrı'nın doğası aynı. onun bir kıyısı yoktur. O güreş sanatında çok yetenekliydi. Kendini unutmak ise kudrettir. Sahip olduğun zaman da unutur ve kanıksamaya başlarsın. Dinlemek edilgenliktir. Sadece adının O-Nami olduğunu öğrenince. Çünkü hiç uzak kalmadığımız birini hatırlamak çok zordur. o zaman balık hatırlar. Bu bir Gestalt'tır. Bu özlü sözü unutma: Kendi benliğini hatırladığın zaman. Tanrı kaybedilemediği için onu anımsamak çok zordur. Tanrı. kendini dalga olarak görmeye başladığı zaman. "Senin adın Büyük Dalgalar" dedi Zen ustası. Bu hikayedeki güreşçinin ismindeki simgesel anlam buradan gelir. Okyanustaki bir balık okyanusu unutuyor. Bir ustanın tek bir belirli aracı olamaz. Ama seni Tanrı'nın dışına atmak mümkün değildir. Adama bakıyor ve isminin O-Nami. Eğer benlik . Balığı karaya çıkartıp. Ve sen de bir balık gibi değil bir dalga gibisin. kendi benliğini unuttuğun zaman ise Tanrı'yı hatırlarsın.

o dalgalar olduğunu hayal et. Ve sonra. buna dayanılır. duyarlı ol. o yüzden gözlerini dinlendirmek için sürekli kırpman gerekir. Mahavira dinlemeyi sürekli vurgulamıştır. Dinlediğin zaman sadece bir geçit olursun.. Artık tamamen sessiz ve duyarlı olduğunu hissettiğin zaman. Tanrı'ya saldırgan işgalciler ya da fatihler gibi ulaşamazsın. sürekli yorulursun. O dalgalar olduğunu hayal et.bilincin devredeyse. Dinlemek edilgen olma sanatıdır. daha doğru nitelemek gerekirse. Sürekli göz kırparsın. kulakların dinlenmeye ihtiyacı yoktur. yılda üç yüz altmış beş gün açıktır. onun alanına giriyorsun. Tanrı'nın sana ulaşmasının tek yolu ona içinde yer açmandır. Dişil bir alıcılığa sahip olmaktır." Usta ona kendi egosunu unutması için bir araç vermektedir. Krishnamurti sürekli doğru dinlemeyi vurgular. Kulaklar her zaman dingindir. Eğer birine üç saniye boyunca bakarsan sorun olmaz. Çünkü edilgenlikte ego varolamaz ancak bir çatışma durumunda varolabilir. saldırgan tavır sergilersin. Saldırganlık yorar. O yüzden birçok dinde dua öncesinde müzik dinlenir. Yapacak başka bir şey yok. Yin. çünkü saldırganlık enerjini alır. saldırgan olma. İlki. Belirli bir sınır vardır. O yüzden birine çok uzun süre bakmak kaba ve görgüsüz bir davranıştır. Onlar sadece olduğu yerde kalır. Hiç dikkat ettin mi? Kulakların bir geçitten başka bir şey değil. herhangi bir aktiviteye girişmeden dinle. dalgalarla aynı frekansa geç. bakmıyorsun: Karşındakini süzüyor. dinlediğin zaman ise duyarlısın. Gözler aslında birkaç dakika bile açık kalamaz. gözlerin ise daha erkeksidir. Kulaklar semboliktir. . Duyarlı olduğun zaman ise o dalgaların içinde eri. bazen evet ya da hayır diyebilirsin ama dinlemiyor olursun. hepsi bu. İkinci adım bu. Kulaklar Yin'in parçasıdır.. Herhangi bir yorum yapmadan. bir rahim. İlk adım duyarlılıktır. Sadece dinle. dinlemezsin. onu rahatsız etmeye başlıyorsun. bir alıcı. Gözlerin dinlenmeye ihtiyacı vardır. Bundan fazla olduğu zaman. Ancak bir insanı dinlemenin sınırı yoktur çünkü kulaklar başkasının alanına giremez. Buda dinlemeyi sürekli vurgulamıştır. Psikologlar buna üç saniye diyor. İnsanın daha fazla kulak ve daha az göz olması gerekir. Nedeni hakkında hiçbir fikir sahibi olmadan dinle. Çünkü müzik kulaklarını daha canlı. Tanrı'ya ulaşmanın tek yolu. sadece dinliyormuş gibi yaparsın. gözler ise Yang'ın. Kulakların gözlerinden daha dişidir. Farkında mısın? Geceleri gözler dinlenmeye ihtiyaç duyar. daha hassas kılar. yani edilgen olduğun zaman kapı açılır ve sonra beklersin. Sadece birer delik. "O dalgalar olduğunu hayal et!" "Önce dinle. Onlar günde yirmi dört saat. Duyarlı olduğun zaman hayal gücün birden inanılmaz güçlü olur. Başını sallayabilir. "Denizin dalgalarını dinle" dedi Zen ustası. Dişi olursun ve iç evine ulaşmak için dişi olmak zorundasın. Birine baktığın zaman.

müzisyenlerdir. rüyasında gördüğü bir oyuncağı ağlayarak tekrar istediğini görebilirsin. Eğer ısrarcı olursan. Onun hayal gücünü bir düşün! Bu kadar çok yıldız. Doğu'da Hindular. Çok sabırlı bir adam olmalı. hiç bitmeyen. Aklında birçok düşünce vardı. bu kadar çok kelebek. Sabahleyin bir çocuğun. Muhteşem bir hayal gücü. neyin gerçek olduğunu bilmiyor. Artık neyin ne olduğunu bilmiyor. O rüya görüyor ve sen o rüyanın bir parçasısın. Zen ustası O-Nami'ye "O dalgalar olduğunu hayal et" dediği zaman şunu söylüyordu: "O zaman yaratıcı olursun. Sadece bir çocukta bu yetenek vardır. Sen onun sadece bir rüya olduğunu söylersin ama o yine de "Peki şimdi nerede?" diye sorar. Sonra zamanla sadece dalgaları düşünmeye başladı. Dünyaların ötesinde dünyalar. bu kadar çok ağaç.. O bir ayrım bilmez. senin gerçekliğin olur. ressamlardır. Sadece dalgaları düşünmeye çalıştı." Bir güreşçi olduğunu unut ve önüne çıkan her şeyi yıkan o dev dalgalar ol. Artık hayalindeki dalgalarla gerçek dalgalar arasında bir fark kalmamıştı. Önce duyarlı olursun ve sonra yaratıcı olursun. en başta çok zorlandı.. Hayal gücü. hayal güçleri çok yüksek olur. hayal gücü olduğunu söyler. Bu doğal bir şey. Sonra bir an geldi.Edilgen insanlar. sürekli peşinden gidersen. kendi açılarından hiçbir saldırganlık sergilemeden. Şimdi. bu giderek büyüyenler gerçek okyanus dalgaları değil. öyle değil mi? Şu dünyaya bir baksana! Bir düşün! Ne kadar hayal gücü yüksek bir yaratıcı. Gece ilerledikçe dalgalar giderek büyüdü. Bunlar şairlerdir. Ağaçların yeşilliğini görebilen insanlar. Tanrı'ya en çok yaklaştığın an olmalı. Ve egonu tamamen bıraktığın zaman o kadar esnek olursun ki. Dünya aslında onun hayal gücüdür. çocuk gibi olursun." O-Nami tapınakta kaldı. Şimdi sıra dalgalarda: . Tanrı'nın müthiş bir hayal gücü olmalı. bu kadar çok dünya. Neyin rüya. Ama o devam etti. bu kadar çok nehir ve bu kadar çok insan. Rüya ile uyanıklık arasında bir fark görmez. Elbette. O zaman hayal gücün. dansçılardır. Ancak sabırlı olmak gerekir. Çok duyarlı olduğun zaman. Sonra zamanla sadece dalgaları düşünmeye başladı. Tekrar küçük bir çocuğa dönüşmüş durumda. o güzelliği bir sünger gibi emebilen insanlar çok yaratıcı olur. en ufak bir saldırganlık sergilemeden ağaçların yeşilliğini içebilen insanlar. dünyanın Tanrı'nın rüyası. duyarlı insanlar hayal gücü yüksek insanlardır. birçok yaşam boyu arzuladığın o an gelecektir. Onlar derin bir duyarlılık içinde evreni emiyor ve sonra bu emdiklerini hayal güçlerine döküyorlar. "Oyuncağım nerede?" diye ağlar. hayal ettiğin her şey gerçekleşir. Gerçeği tek olarak bilir. Aradaki fark kayboldu. bu kadar çok çiçek.

Egonu taşıdığın sürece zayıf kalacaksın. O zaman "Bu kadar yeter! Buda sürükleniyor. Akmaya başlarsın. o noktada hayal gücünden anında sıyrılırdı.. Sabah olduğunda.Gece ilerledikçe içindeki o dalgalar giderek büyüdü. İşte o tebessüm buydu. O artık O-Nami değil. Hayal gücü bin bir taç yapraklı nilüfer gibi çiçek açmıştı. vazoları sürükledi. Egonu bıraktıktan sonra. hepsinin kendine düşman olduğunu düşünüyor. erimeye başlarsın. Buda heykeli önünde duran vazolardaki çiçekleri sürükledi. yolunda sana çok yardımcı olmuş o ayakların bile gitmesi gerekiyor. Sabah olduğunda. O gün halk önündeki bir güreş müsabakasına katıldı ve tüm maçlarını kazandı. duyarlı. sadece aptallık ediyorsun. O artık dalgalar değil. eve dönmüş olmanın tebessümü. . Bu da yetmedi. Bu çok güzel! Bir Budist'in Buda heykelini sürüklenirken hayal edebilmesi çok zordur." diyebilirdi. Buda'ların da sürüklenmesi gerekiyor çünkü eğer sen kapıya yapışırsan. Ama unutma: Bir gün. duyarlı olarak. Artık o yoktu. diğer yapraklarla kavga ediyor. okyanusun kendisi. sezgisel. Dalgalar giderek büyüdü. bütün yenilgileri. dalgaların tapınağa dolmasını falan görmezdin. bu sadece O-Nami'ye oldu. O-Nami'ye oldu. Egonu bıraktığın zaman bir nehre dönüşürsün. O günden sonra Japonya'daki hiçbir güreşçi onu yenemedi. Egonu bırak ve sonsuz kudret üzerinden akmaya başlasın. Dalgaları dinleyerek. Bu tamamen onun varlığının farklı bir boyutunda yaşanıyordu. Eğer tek başına yaşamaya çalışıyorsan. Çünkü artık enerji onun değil. bütün başarısızlıkları. bütün hüsranları bırakmış olursun.. Unutma: O sırada sen tapınakta olsaydın. O-Nami yüzünde hafif bir tebessümle oturuyordu. Böyle bir şey gerçekte olmadı. Bir Buda olmuştu! Bir gün Bodhi ağacı altında Buda'nın yüzünde beliren hafif tebessümün aynısı ONami'nin yüzünde oluşmuştu. tapınak dalgalar üzerinde yüzüyordu ve O-Nami yüzünde hafif bir tebessümle oturuyordu. insanın ölüp de yeniden doğduğu anki tebessüm. Birinin gelmiş olduğunun tebessümü. Tıpkı bir ağacın üzerindeki yaprağın tek başına yaşamaya çalışması gibi. Ona ister Tanrı de. çocuksu ve masum boyutuyla. okyanusa doğru akarsın. tapınak dalgalar üzerinde yüzüyordu. Bir okyanusu nasıl yenebilirsin? Ancak dalgaları yenebilirsin. Buda heykeli önünde duran vazolardaki çiçekleri sürükledi. artık dalga olmayacağım. Hatta bronz Buda heykelini bile sürükledi. Eğer dinine çok bağlı olsaydı. O. Buda'nın ayaklarının ucunda dururdu. Sadece bu kadar da değil. aynı zamanda ağaçla kavga ediyor. Canlanırsın. Ben ne yapıyorum? Hayır.. rüya boyutunda. o kapı da bir engele dönüşür. Egonu taşıdığın sürece başarısız olmaya mahkumsun. Buda'nın ayak ucuna değer ama daha ileri gidemezdi.. hayal gücü. yaratıcılığının kapısını açmıştı. Tüm yaşam bütüne aittir. vazoları sürükledi. yaratıcı olmuştu. Bizler sadece yüce bir ağaç üzerindeki yapraklarız. Hatta bronz Buda heykeli bile sürüklendi. köklerle kavga ediyor. Şiir.

ne yaptın? Tam on iki tane birbirinin tıpkısı insan var ve benim sadece birini getirmem gerekiyor. Bu konuda uzun süre düşünmüş ve bir çözüm bulmuş. Nasıl seçim yapacağım?" Tanrı güldü. ona gizli şifreyi verdi ve "Sanatçının kendini heykelleri arasında sakladığı odaya git ve orada bunu söyle!" dedi. 2. Sonuçta Tanrı yap diyorsa yapacaktı. o kadar hayat dolu heykeller yapıyormuş. gözlerine inanamamış. Böyle bir şey ilk kez başına geliyormuş. ama bizler sonsuz hayat ağacının üzerindeki küçük yapraklarız. bir insanın heykelini yaptığı zaman onu gerçek insandan ayırmak çok zor oluyormuş: O kadar canlı. MÜKEMMELİYETÇİLİK Çok güzel bir hikâye duydum: Bir zamanlar muhteşem bir heykeltıraş. gerçeği.bütünlük de. . Bir tane hata var. Tanrı hiçbir zaman üretim hattı gibi çalışmazdı. ortaya çıkmış ve "Ne hatası?" demiş. bu durum onu çok korkutmuş ve o da her insan gibi ölümden kurtulmak istemiş. Git ve bunu dene!" diye yanıtladı Tanrı. yani müthiş bir sanatçı varmış. araya kopya kağıdı koymazdı. ressam. Azrail sordu: "Peki nasıl işe yarayacak?" "Endişe etme. etrafa baktı ve ortaya seslendi: "Bayım. Odaya girdi. Tanrı hiçbir zaman iki insanı aynı yaratmazdı. Sanatı o kadar mükemmelmiş ki. O sadece özgün çalışır. Eve dönmenin tek yolu teslim olmak. Azrail. işe yarayacağından emin olamadan gitti. kısa bir süre sonra öleceğini söylemiş. Azrail çok şaşırmış. endişeli ve gergin bir şekilde döndü ve Tanrı'ya sordu: "Tanrım. Tabii. Ne olmuştu? On iki kişi birbirinin tamamen aynısı olabilir miydi? Şimdi kimi götürecekti? Sadece bir tanesini alabilirdi. gerçek olmayanla ayırt etmenin yolunu fısıldadı. on bir heykeli arasında durmuş ve nefesini tutmuş. Bir astrolog ona ölümünün yaklaştığını. tek bir şey dışında hepsi mükemmel. Şaşkın. Tanrı. Kavga etmeye gerek yok." Adam saklandığını tamamen unutmuş. her zaman bir eşsizlik bulunurdu. Azrail bir karar veremedi. ne istersen de. Çok başarılı bir iş çıkarmışsınız ama bir noktayı kaçırmışsınız. Kendi heykelinden tam on bir adet yapmış ve ölüm kapısını çalıp Azrail içeri girdiği zaman. Azrail'i yanına çağırdı ve kulağına gizli formülü.

Azrail gülmüş. "Yakalandın! Tek hatan buydu: Sen kendini unutamazsın. Haydi, beni izle!" Normalde, sanatçılar dünyanın en egoist insanlarıdır. Ama o zaman gerçek bir sanatçı değildir. Sanatı kendi egosunu tatmin için bir araç olarak kullanmıştır. Sanatçılar çok egoisttir. Sürekli kendilerini över ve birbirleriyle kavga ederler. Hepsi kendisinin gelmiş geçmiş en büyük sanatçı olduğunu düşünür. Ama bu gerçek sanat değildir. Gerçek sanatçı sanatı içinde tamamen yokolur. Bu diğer insanlar sadece birer teknisyendir; ben onlara sanatçı değil teknisyen diyeceğim. Ben onlara yaratıcı değil, sadece oluşturucu diyebilirim. Evet, bir şiir oluşturmak bir şeydir, bir şiir yaratmak ise oldukça başka bir şey. Şiir oluşturmak için insanın dil, gramer ve şiir kurallarını bilmesi gerekir. Kelimelerle oynanan bir oyundur. Eğer oyunu iyi biliyorsan şiir yazabilirsin. Pek şiirsel olmaz ama şiir gibi görünür. Teknik olarak mükemmel olabilir ama sadece bir gövdesi olur, ruhu eksik kalır. Ruh ancak sanatçı sanatı içinde kaybolduğu zaman ortaya çıkar, artık ondan ayrı değildir. Ressam öyle bir hiçlik içinde resim yapar ki, resmi kendi yapmadığı için altına imza atarken bile suçluluk duyar. Yarattığı şeyi bilinmeyen bir güç onun üzerinden yapmıştır. Ruhunun teslim alındığını bilir. Çağlar boyunca gerçek sanatçıların yaşamış olduğu deneyim budur: Ruhunun ele geçirildiği duygusu. Sanatçı ne kadar büyükse, bu duyguyu o kadar yoğun yaşar. Ve en büyük sanatçılar, Mozart, Beethoven, Kalidas, Rabindranath Tagore gibi en büyük sanatçılar, kendilerinin içi boş birer bambu olduğundan ve varoluşun onların üzerinden bir şeyler yarattığından en ufak bir kuşku duymaz. Onlar sadece bir flüt oldu ama şarkı onlara ait değil. Onların üzerinden akmıştır ama bilinmeyen bir kaynaktan gelir. Onlar sadece engel çıkarmamıştır. Tek yaptıkları budur. Ama onlar yaratmamıştır. İkilem budur. Gerçek yaratıcı, kendisinin hiçbir şey yaratmadığını, varoluşun onun üzerinden çalışmış olduğunu bilir. Varoluş onu, ellerini, varlığını ele geçirmiş ve onun üzerinden bir şey yaratmıştır. O sadece bir araç olmuştur. Gerçek sanat budur. Sanatçının yok olduğu eserdir. O zaman ortada ego sorunu kalmaz. O zaman sanat bir din olur. O zaman sanatçı bir mistik olur. Sadece teknik olarak yetkin değil, varoluşsal olarak da özgün. Sanatçı işinin içinde ne kadar az olursa, sanatı o kadar mükemmel olur. Sanatçı tamamen yok olduğu zaman ise, yaratıcılık tam mükemmelliğe ulaşır. Bu ters orantıyı sakın unutma. Sanatçı ne kadar çok çalışmasının içindeyse, çalışması o kadar az mükemmel olacaktır. Eğer sanatçı çalışmasının çok fazla içindeyse, o zaman çalışması rahatsız edici olur, sinir bozar. Sadece ego olur. Başka ne olabilir ki? Ego bir hastalıktır. Bir şeyi daha hatırlaman gerekir: Ego her zaman mükemmel olmak ister. Ego her zaman başkalarından daha yüksek ve iyi olmak ister; yani mükemmeliyetçidir. Ancak, ego üzerinden mükemmelliğe ulaşmak asla mümkün olmadığı için çaba harcamak bile saçmadır. Mükemmellik ancak ortada ego yokken mümkündür. Ego olmayınca insan zaten mükemmelliği düşünmez. O yüzden gerçek sanatçı asla mükemmelliği düşünmez. Mükemmelliğin ne olduğu hakkında fikri yoktur. O

sadece kendini teslim eder, iyice bırakır ve ne olacaksa olmasına izin verir. Gerçek sanatçı, bütünleşmeyi düşünür, ama mükemmelliği aklına getirmez. O, sanatının tamamen içinde olmak ister; hepsi bu. Dans ettiği zaman, dansının içinde kaybolmak ister. Orada olmak istemez. Çünkü dansçının varlığı, dansta pürüz yaratacaktır. O asalet, o akışkanlık bozulacaktır. Dansçı orada olmadığı zaman, bütün kayalar kaybolur, sessiz bir akış yaşanır. Şurası kesindir ki gerçek sanatçı bütünleşmeyi düşünür: Nasıl bütün olacak? Ama asla mükemmelliği düşünmez. Ve sonuçta, bütün olanların güzelliği mükemmeldir. Mükemmelliği düşünenler asla mükemmel, asla bütün olamaz. Tam aksine, mükemmelliği ne kadar çok düşünürlerse, o kadar nevrotik olurlar. Onların idealleri vardır. Sürekli kıyaslarlar ve sürekli kısa kalırlar. Eğer bir idealin varsa, o ideal gerçekleştirilmeden kendini mükemmel olarak göremezsin ve o zaman sanatınla bütünleşemezsin. Örneğin, eğer Nijinsky gibi bir dansçı olmayı düşünüyorsan, o zaman dansınla nasıl bütün olacaksın? Sürekli bakıyor, kendini izliyor, geliştirmeye çalışıyor, hata yapmaktan korkuyorsun. Bölünmüş durumdasın. Bir parçan dans ediyor, bir diğer parçan yargılıyor, seni dışardan izleyip; yargılıyor, eleştiriyor. Bölünmüş durumdasın. İkiye ayrılmışsın. Nijinsky mükemmeldi, çünkü o bir bütündü. Dansı sırasında insanlar onun sıçrayışlarına inanamazdı. Bilim adamları bile inanamazdı. Öyle bir sıçrardı ki, sanki yerçekimi yasasına karşı gelirdi. Tekrar yere inerken bir tüy gibi hafifçe inerdi. Bu da yerçekimi yasalarına aykırıydı. Sürekli bu konuda soru soruldu. İnsanlar konuştukça, bu olay zihnine kazınmaya başladı. Ama bu sefer de giderek kayboldu. Hayatında bir an geldi ve tamamen yok oldu. Bunun tek nedeni artık bilinçli olarak yapmaya çalışmasıydı. Bütünlüğünü kaybetmişti. Sonra anladı. Neden kaybolduğunu anladı. Gerçek Nijinsky'nin dansı içinde, tamamen kaybolduğu anlar olurdu. O tam gevşeme içinde, insan farklı bir dünyada, farklı yasalara göre işlemeye başlar. Sana bilim adamlarının er ya da geç keşfedeceği bir yasadan söz edeyim. Ben buna, asalet yasası diyorum. Üç yüz yıl önce bilinmeyen yerçekimi yasası gibi bir şey. Bilinmeden önce bile işlemekte olan bir şey. Bir yasanın işlemesi için bilinmesi gerekmez. Yasa her zaman işlemiştir; Newton ve ağaçtan düşen elma ile hiçbir ilgisi yok. Elma Newton'dan önce de düşerdi. Newton keşfettikten sonra elmalar düşmeye başlamadı. Yasa oradaydı. Newton sadece onu fark etti. Tıpkı bunun gibi bir başka yasa daha var: Asalet yasası. Bu yasa yükseltir. Yerçekimi yasası her şeyi aşağı çekerken, asalet yasası yukarı doğru kaldırır. Yogada buna devitasyon denir. Belirli bir yok olma halinde; belirli bir sarhoş olma halinde; kutsal ile sarhoş olunca; belirli bir tam teslimiyet halinde; egosuzluk içinde bu yasa işlemeye başlar. İnsan hafifler. Ağırlıksız olur. Nijinsky'nin olayında olan da buydu. Ama "sen" bunu yaptıramazsın. Çünkü eğer "sen" oradaysan, bu gerçekleşmez.

Ego, boynuna bağlanmış bir kaya gibidir. Ego yokken, ağırlıksız olursun. Bunu bazen kendi hayatında hissetmedin mi? Bazı anlarda içinin hafiflediğini hissedersin. Yürürken sanki ayakların yere basmaz. Sanki havada yürürsün. Keyif anlarında, dua anlarında, meditasyon anlarında, kutlama anlarında, sevgi anlarında. Ağırlıksız olursun, hafiflersin. Ben sana er ya da geç bilimin bunu keşfedeceğini söylüyorum. Çünkü bilim, belirli bir prensibe inanır: Karşı kutuplar prensibi. Hiçbir yasa yalnız olamaz. Mutlaka karşıtı olmalıdır. Elektrik tek bir kutupta işleyemez. Pozitif ve negatif iki kutup gerekir. Onlar birbirini tamamlar. Bilim, her yasanın onu tamamlayacak bir karşıtı olduğunu bilir. Yerçekimi kuvvetinin de onu tamamlayacak bir karşıt yasaya sahip olması gerekir. O yasaya ben "asalet" diyorum. Gelecekte başka bir isimle anılır. Çünkü eğer bilim adamları onu keşfederse, ona asalet adını vermezler. Ama bu, bana en mükemmel isimmiş gibi geliyor.

3. AKIL Çağdaş zihin, kendi içinde çelişkili bir terimdir. Zihin asla çağdaş olamaz, o her zaman eskidir. Zihin geçmişten başka hiçbir şey değildir. Zihin hafıza demektir. O yüzden çağdaş zihin olamaz. Çağdaş olmak için zihinsiz olmak gerekir. Eğer anını yaşıyorsan, o zaman çağdaşsın. Peki o zaman zihninin yok olduğunu görmüyor musun? Hiçbir düşünce hareket etmez, hiçbir arzu yükselmez. Sen geçmişten kopmuşsundur. Ve gelecekle de bağın kalmamıştır. Zihin asla özgün olamaz. Hiçbir zihin özgün, taze ve genç değildir. Zihin her zaman eski, çürümüş ve bayattır. Ama bu kelimeler kullanılıyor, tamamen farklı anlamlarda kullanılıyor. Hatta anlamlı olmaları sağlanıyor. 19. Yüzyıldaki zihin farklı bir zihindi. Onların sordukları soruları sen sormuyorsun. 18. Yüzyılda çok önemli olan sorular şimdi çok aptalca geliyor. "Bir iğnenin ucunda kaç tane melek dans edebilir?" Ortaçağ'ın en önemli teolojik sorularından biri buydu. Şimdi bunun önemli bir soru olduğunu düşünecek kadar aptal birini bulabilir misin? Bu soru büyük din bilginleri arasında tartışılıyordu, sıradan insanlar tarafından değil. Büyük profesörler bu konuda tezler yazıyor, konferanslar düzenliyorlardı. Kaç tane melek? Kimin umurunda? Bu tamamen ilgisiz bir şey. Buda'nın döneminin büyük sorusu, "Dünya'yı kim yarattı?" olmuştu. Yüzyıllar boyunca devam etti. Artık çok daha az kişi dünyayı kimin yarattığı ile ilgileniyor. Evet, böyle eski kafalı insanlar var ama bu tip sorular bana nadiren soruluyor. Buda ise, bu soruyla her gün karşılaşıyordu. Birinin bu soruyu

gerçektir. Akıl. final olurdu. çağdaş bir zihin. masumiyettir. Geçmişte hiçbir koca böyle bir şey söylemezdi. Bilinmeyen yüzünden kendini güvensiz hisseder. O yüzden zekanın yerine geçecek. Zihinsizlik netliktir. dünyanın her zaman olduğunu. haşır neşir olduklarının ötesine gitmek istemezler. çağdaş zihin denilen bir olgu var.sormadığı tek bir gün bile geçmemiş olmalı. Şimdi kimsenin umurunda değil. En modern zihin bile hala geçmişe aittir. Eğer modayı düşünürsen. İki yüksek sınıf İngiliz bayan. Çok nadiren bana dünyayı kim yarattı sorusu sorulur. Dünyayı kim yarattı? Buda. keskinleşir. Aynı bilgiyi tekrar tekrar çiğnemeye devam eder. daha önce gidilmemiş denizlere yelken açmaya ihtiyaç duyar. zamanla birlikte değişiyor. Bilmenin ve olmanın gerçek halidir. Zeka tamamen farklı bir olgudur. Aksi halde. Bu anlamda zihin. Bu insanlar tatmin olmuyordu. kimsenin onu yaratmadığını söylemişti. Zihin tekrar edicidir.N. . O zaman zeka büyür. İngilizce'de hem rütbesiz asker. "Sadece privates. Harika bir adam. Gerçekten yaşayan insan ise. olağanüstü bir cesaret. Londra'da alış veriş yaparken tesadüfen karşılaşmış.) "Hayatım ne kadar çağdaşsın!" Bu anlamda bir çağdaş zihinden söz edilebilir. plastik bir kavram üretmişlerdir. Modern zihin diye bir şey olamaz. Sürekli bir döngü içinde yaşar. tekrar tekrar. Bu anlamda. Her zaman son söz kendine ait olurdu. çağdaş zihin denen bir şey yoktur. Aman şekerim. Modalar gelip geçer. saflıktır." Soruyu soran dehşete düşmüş: "Bir Gurka mı? Onların hepsi siyah değil mi?" "Hayır" diye yanıtlamış. Her şey o andır. Kocadan eşine: "Bu akşam dışarı çıkmıyoruz dedim ve bu yarı final!" Şimdi bu. gerçek yaşamın yoludur. Onu bilgiyle beslersin. sahte." ' Hamile olan yanıtlamış: "Evet. Sadece içinde bulunduğu anı yaşa. aynı bilgiyi tekrar eder." (Ç. Her an bilinmeyenle karşılaştıkça büyüyebilir. maceraperest bir yaşam gerektirir. İnsanlar bilinmeyenden korkar. Zeka. Buna akıl derler. O kendiliğindendir. o zaman değişimler vardır. Zihin yaşlıdır. Zihinsizlik. Ama temelde zihin geçmişe aittir. anını yaşayan insandır. Her zaman bilinmeyene. Zekanın yerine geçer. gelecek için yaşamaz. hem de mahrem bölge anlamına gelir. Zihin bir mekanizmadır. sahte ve üretilmiş olan bir şeydir. O. Biri diğerinin hamile olduğunu görüp sormuş. bu ne sürpriz! Anlaşılan son görüştüğümüzden beri evlenmişsin. bu kendiliğindenlik zihinsizliğin güzel kokusudur.: privates. Geçmişte yaşamaz. Gurka Bölüğünde subay.

Şairin yaratıcılığı nesneldir. ama yaratamaz. İnsanlara birçok unvanlar verilir. Akıl anlamak konusunda dahi hiçbir işe yaramaz. Üniversitelerde yaşanan entelektüel aktivite budur. mekanik bir aktivitedir. Tamamen içe dayanır. Buda'nın yarattığı şey. gökyüzü açılır ve bilinmeyenden çiçekler yağmaya başlar. Eğer onu izleseydin. bir Mozart. Üniversitelere gidip. Bir resim. Zekayı bir Picasso yaratır. sadece sessizce oturduğunu . çok şey ortaya koyar. İsa. Anlamak için tamamen farklı bir algı türü gerekir. onu elinde tutabilmen mümkün değil. onu anlamak için bile zeki olman gerekir. Buda'nın yarattığı şey ise tamamen görünmezdir. bir şiir. Buda'yı anlamak için zeki olman gerekir. Michelangelo ya da Kalidas'da. Zeka yaratır. Binlerce tez yazılıyor: Doktoralar. Ancak senin üniversitelerin. Michelangelo'nun yarattığı şey kabadır. Şairler dış dünyayı yaratır. Kimse bu doktora tezlerine ne olduğunu bilememiştir. Kalbin uyanıkken. kimse onlardan ilham almaz. mistiğin yaptığı herhangi bir şeyi görmeyebilirsin. Tolstoy'lar. bilinmeyenin bilinene sızmasını sağlamak. Senin üniversitelerin. Yaratıcı olamaz. Akıl baştadır. Kütüphanelerde birer çöp yığınına dönüşürler. Ama o kadar mükemmel. büyük bir zeka gerektirdiği için değil. sadece çöplük yaratıyor. edebiyat tezleri. bir Beethoven yaratır. Sana Buda. kalbin derin bir minnet içinde dans ederken. Doktora tezi yazacak olanlar tabii ki okur. Eline hiç fırça almadı. Milton'lar. ne de onu dans ederken gören oldu. Entelektüel yaratıcılık diye bir şey söz konusu olamaz. müzik ya da dans. bir Van Gogh. Onları kimse okumaz. kalbin uyanık olma durumudur. Halil Gibran'lar yaratmıyor. Daha önce yapılmış bir şeyi tekrar tekrar yaparsın. Mistikler ise. Rabindranath'lar. oralarda ne tür yaratıcı işler yapıldığını görebilirsin. üretmez. Önce şairi anlaman gerekir. Üretim. Buda. hayatında tek bir resim bile yapmadı. Sadece çöp üretir.Akıl sadece zihinsel bir oyundur. Krishna. Zaten yapıyorlar. ince bir dünyada. Zerdüşt ya da Muhammed hakkında özellikle bir şey söylemiyorum. Çünkü onların yarattığı şey o kadar ince ki. yeni bir şey var etmek. Üretmekle yaratmak arasındaki fark nedir? Üretim. Van Gogh'un yarattığı şeyler gözle görülür. tamamen farklı bir boyuttur. Mahavira. Ancak ondan sonra. kalbin varoluşla uyum içindeyken. Hem de herhangi bir insandan çok daha verimli bir şekilde yapar. Mistik. Evet. Kalple ilgilidir. Bir Beethoven. Ama sen. Ne şarkı söyledi. Dostoyevski'ler. bir şarkı. yaratıcılığın en yüksek çiçeğidir. kaba bir dünyada yaratır. gökyüzünün yere inmesini sağlamaktır. tekrar edilen bir egzersizdir. Sadece iki tür insan yaratır: Şairler ve mistikler. bu uyumdan yaratıcılık ortaya çıkar. felsefe tezleri. tek bir şiir bile yazmadı. bilgisayarlar yapabilir. Onun kafayla hiçbir ilgisi yoktur. Onlar da başka bir tez yazacak olan aynı tür insanlardır. Yaratıcılık. bir gün mistiği anlamayı başarır ya da en azından anlamayı umarsın. işe yaramaz şeyler. mistiğin yaratıcılığı ise özneldir. birkaç kişi okur. Zeka ise. Mistik ise iç dünyada yaratır. o kadar üstün ki. Zeka. Üreticidir. Shakespeare'ler. Şairler.

Gözleri yoktur. Hiçbir anı. Bhagwan dedik. Tanrı'nın tamamı bulunur. mantıklı bir olgu değildir ve entelektüeller mantık üzerinden yaşar. Çünkü bu. Arthur çaresizlik içinde uzmana döndü. ben şimdiden iki kez yanılmış durumdayım. Bilinç ise. Kendini her zaman bir yabancı gibi hisseder. karanlıkta el yordamıyla dolaşmaktır. Çünkü. Ancak o zaman ne yarattığını görürsün. Uzman her zaman geride kalır. Çünkü hayat. Yanıtı her zaman yetersizdir. bir uzman çağırma hakkına sahipti. çok açık olman gerekir. içinde kutsal olan bir şeyler vardır. haftalarca bütün soruları doğru bilmişti. bilinç yaratıyor. O yüzden asla hayata uymaz ve yaşam da ona uymaz. Yaşam. mantıktan daha fazlasıdır. Ancak akıl. Kafasında kütüphaneler taşır. Asla! Sürekli değişir. Entelektüel aktivite seni belirli konularda uzman yapabilir. katılınması gereken bir gizemdir. onu çevreleyen bir zarafet vardı. Fransız. Ancak onu hissedebilmek için. Çünkü. hiçbir şey bilmez. entelektüel olanın. Ayrıca yaşam. "dudakları ve boynu" diye yanıtladı. mon ami" bana sorma. ifadenin en saf. o hayatın dışında kalmayı seçtiği için. "Alors. . Ve şimdi yüz bin dolarlık büyük ödül için yarışacaktı. Arthur doğal olarak. Evet. Derlenmiş yanıtlarını kafasında taşır ama hayatta ortaya çıkan sorular her zaman yenidir. O. Sonsuz güzellik. gerdek gecenizde eşinizin vücudunun hangi üç bölümünü öpmeniz beklenirdi?" İlk iki yanıt hemen geldi. Tüm varlığı sessizlikti. Bu çok ağır bir yüktür ama kendine ait bir görüşü yoktur. Bhagwan dedik. bir ikilemdir. O yüzden Buda'ya. çözüm bulamaz. kollarını iki yana açıp. homurdandı. varoluş denilen bu yaşam sürecinin bir parçası olmayı başaramazsın. Ama Buda'da. Bu tek soru için. kendine ait bir kavrayışı yoktur. bir gizemdir. çünkü meditasyona açık değildir. Uzman olanın. katılmak zorundasın. Bir dans. Sorunun üçüncü yanıtı için aklına bir şey gelmeyince. O. Buda ile izleyici olamazsın. bilgili olanın. O. Arthur televizyondaki bir yarışma programında. Etkin ve faydalı olursun. Eğer mantığa çok fazla bağlanırsan. Bir şarkı. O zaten yargıya ulaşmıştır. bir diğer anına uymaz. Tartışmacı değil. Onlarda Tanrı'nın tamamı bulunur. güzeldir. geleneğe ve kanıksamalara bağlıdır.görürdün. güzeldir. anlık yaşamamaktadır. kendine ait bir kavrayışı yoktur. mümkün olan en yüksek formudur. Tabii hayat bir şey kaybetmiş olmaz. sadece tepki verir. O yüzden Mahavira'ya. hiçbir zaman aynı değildir. Çok şey bilirmiş gibi görünmesine rağmen. Ancak entelektüel kendini kaybetmiş olur. Arthur. ödünç bilgiye. dünyaca ünlü Fransız seksoloji profesörünü seçti. eşsiz güzellik asaleti. çok duyarlı olman gerekir. Hayat onu dışladığı için değil. Konu sevişmekti. Akıl ödünç alınmıştır. Büyük ödül sorusu şuydu: "Asur İmparatorluğu'nun ilk elli yılında kral olsaydınız.

Ama unutmayın. Her şey ayrı bir mucizedir. Farkında olmadan yanık sigarasını kaldırıma atılmış eski bir döşeğin üstüne düşürdü. "Olmaz!" diye bağırdı. Eğer tam uyanık değilsen." Matematiğe uygun. yaşam adındaki sihirin. Ama nasıl yapacaksın ki? "Sakin ol" diye yanıtladı yardımcısı. Yanlış gitmeye mahkumdur. O'Casey'e döndü ve bağırdı: "Artık ateş edebilirsiniz. "Memur bey. Gannaway oldukça şişmandı. vereceğin her karar. bilinçsiz halinde varmış olduğun aptalca yargılara ya da senin kadar bilinçsiz insanların vermiş olduğu yargılara yapışıyorsun. Ancak sonuçta akıl bilinçsiz bir olgudur. "Ben ondan iki kat daha cüsseliyim. Sanki uykudaymış gibi davranırsın.. . "Ben bu işi hemen çözerim. biliyormuş gibi yapma duygusu veriyor. Etrafını sarmalayan sihirin farkında olmalısın. Mantık onlara. mantığa uygun. yeşil ağaçlarda. benim ateş edeceğim mesafenin iki katı olmalı. bu hemşireleri çok hızlı yürütüyorlar. bir noktada mutlaka aksi sonuç verecektir. daha fazla kalp olmalısın. Gerçeğin deneyimi değil. mantığa yaslanarak yaşıyor. mantığına dayalı bir parazitlenmedir. Ama sen aklın yüzünden. Ama hayat bu kadar mantıklı. düşüncelerden daha fazla uzaklaşmalısın. bu kaçınılmazdır. insanların gözlerinde bulunan sihirin. Sonra. Zekayı ortaya çıkarabilmek için daha fazla bilgiye değil. Cudahy havayı birkaç kez kokladı ve yanındaki polise döndü.. Ve sıska rakibini karşısında görünce itiraz etti. Hemşireler Birliğinin ak saçlı üyeleri yürüyüşte geçerken. Daha sessiz kalmalı. kendi içinde kapalı kalıyor. Sonuçta mantığı kendin icat ettin. Onun bana ateş edeceği uzaklık." Cebinden bir tebeşir çıkardı ve şişman adamın paltosunun üstüne boydan boya iki çizgi çizdi. Ama bu sadece büyük bir "miş gibi" yapmaktır ve insan bunu tamamen unutmaya meyillidir. içten içe tüten döşekten iğrenç bir koku çıkmaya başladı. bu kadar matematiksel değil. Ve insanlar akıllarında." Kesinlikle mantıklı. Tanrı olan sihirin. Zeka ise uyanıklıktır. Sihir her yerde yaşanıyor. Akıl aracılığıyla yaptığın her şey sadece bir parazittir. çizgilerin dışı sayılmıyor. Cudahy körkütük sarhoştu ve Aziz Patrick Günü kutlamalarını izliyordu. kırmızı çiçeklerde olan sihirin. çünkü bilinçsiz bir zihnin ulaştığı sonuçtan yola çıkar. daha fazla meditasyona ihtiyacın vardır.Gannaway ve O'Casey tabancalarla düello yapacaktı." Akıl bazı yargılara varır. Daha az zihin.

En güzel şarkıların bazıları bitmemiş şarkılardır. Bütünle tam uyum içinde nefes almak. Deneyimin güzelliği ise her zaman açık olmasıdır. Ellerin nesneleri dönüştürmeye başlayacak. Sorun nedir? Ben bir terslik görmüyorum. bilinemeyene doğru hareket ediyor. Etrafına bakındı ve bahçede dolaşırken giderek ciddileşti. başınızı olumsuz şekilde sallıyorsunuz. bilinmeyene ve bilinmeyenden. Zeka. Birçok şey kendiliğinden olmaya başlayacak. değişiyor. Acaba "Evet. Üç yıl sonra bahçe tamamen hazırdı ve kral. senin tüm varlığını harekete geçirir. Bana söylediğiniz her şeyi bu bahçede uyguladım. Sadece bir kısmını. Onu hiç bu kadar ciddi görmemişti. hareket ediyor. Usta üç yıl boyunca ona öğretir. her zaman bitmemiş kalır. Yaratıcılık işte budur. Ve unutma. Kral çok korkmuştu. Bahçe o kadar güzel tamamlanmıştı ki. bir sorun mu vardı acaba?" Usta tekrar tekrar başını sallıyor ve içinden olmamış diyordu. "Acaba takdir edecek mi?" Bu. Bir Zen hikayesi duydum. Ancak bu sadece zekanın büyük uyanışıyla. Çünkü zeka. bir çeşit sınav olacaktı. En güzel müziklerden bazıları. İnanç ise her zaman kapalıdır. Yaşadığın sürece deneyim nasıl bitecek? Deneyimlerin büyüyor. Hatta hiç taşımayacak. Kral dayanamayıp sordu: "Sorun nedir.Ancak zeka kesinlikle yaratıcıdır. Ama usta en baştan itibaren çok üzgün görünüyordu. Bir kral bahçıvanlığı öğrenmek için bir Zen ustasına gider. Kalbinden keyif şarkıları akmaya başlayacak. keşfetme duygusu sona ermemiş olur. O zaman bir simyacı olabileceksin. "Neden bu kadar üzgün görünüyordu. küçük bir kısım olan kafayı değil. İNANÇ Bir yaratıcı. Kralın çok güzel ve büyük bir bahçesi vardı. hayatının her lifi dans etmeye başlar ve bütünlük ile ince bir uyuma düşer. birçok inanç taşımayacak. binlerce bahçıvan çalışırdı. kral gidip bahçesinde uygulardı. deneyimin güzelliği tamamlanmamış olmasıdır. Sürekli bilinenden. Varlığının her hücresi. efendim? Bir hata mı var? Çok ciddi ve üzgün görünüyor. ustayı bahçesini görmeye davet etti. bitmemiş müziklerdir. Kral çok gergindi. beni anlamışsın" diyecek miydi? Her türlü titizlik gösterildi. Deneyim asla bitmez. O sadece kendi deneyimlerini taşıyacak. 4." . kral ustayı bahçesine getirdi. hiçbir şey eksik kalmamıştı. İnanç her zaman tamamlanmıştır. Ancak ondan sonra. Ustası her ne derse. Çamura dokunacaksın ve o bir nilüfere dönüşecek. Çünkü ustası çok katıydı. En güzel kitapların bazıları bitmemiş kitaplardır. Çünkü. kalbin büyük uyanışıyla gerçekleşebilir. bir noktaya ulaşır. tüm varlığını titretir. Bitmemişliğin ayrı bir güzelliği vardır.

Gerçek özgürleştirir. zihnini bırakmak için daha bir cesaret sahibi olursun. "Yanlış tarafı. hayata yeni bir açıdan. O yüzden başımı sallıyor ve olmamış diyorum. Rüzgar onları aldı ve kuru yapraklarla oynamaya başladı. Usta çok mutlu oldu. O anda Avalokita. deneyime açık olmaktır. Geçen gün burada bir kadın vardı. zihinsizlik demektir. "Avalokita". Usta. ölü gibi olmuş. Ölü yapraklar nerede? Kuru yapraklar nerede? Bir tane bile kuru yaprak yok. Zihinsiz baktığın zaman algılaman verimli olur. "O yapraklar nerede?" Kral yanıtladı: "Bahçıvanlarıma hepsini toplamalarını söyledim. tamamen bittiği zaman güzel olamaz. Ona şöyle dedim: "Onu bitir. Kurumuş yaprakların müziği. O zaman ne yapabilirsin? Kitabı bitirirsin. bırak bir sannyasin. bu kadar insan yapımı görünüyor. ama gelişmeye devam eder. Bunun sonrası senin ötende gelişir. Başka her şey zincir yaratır. O sessizlik canlı değildi. Birkaç kova kurumuş yaprak getirdi ve onları rüzgara savurdu." Hiçbir hikaye. yani saf gözlerle bakan olursun. Bu bitmemişlik anlamına gelir. yani Sunyata çerçevesinden bak. ancak uzatmak olanağı da vardı. Henüz tamamlanmış değildi. İlk nitelik. romanı bitirebilirdi. O zaman bakıyor olmazsın. "Bu çerçeveden bak. O zihinsizlik anlarında gerçek. Sararmış yapraklar bile toplanmıştı. Öyle bir noktaya gelmişti ki. Onun üstüne bir fikir yansıtmış olursun. Tanrı'nın hiçbir şeyi bitmiş değildir. artık bir zihnin olmaz. Sen bu ışıktan. Çünkü ancak o zaman orada olanı görürsün. İnanç her zaman tamdır ve bitmiştir. tamamen bitmiş olması. sadece bakıyorsun. Hiçlik. Deneyim her zaman açıktır. Açıklık. Mümkün olduğunca mükemmel olsun diye. Bu. kurumuş yapraklarla oynayan rüzgarın sesi. şimdi ne kadar canlı görünüyor. Bir roman yazdığını ve ne yapacağına karar vermediğini anlatıyordu. Yolların üstünde hareket eden kurumuş yapraklar. zihnini bir kenara koyup. Er ya da geç bir gün. üzerine projeksiyon yaptığın bir perdeye dönüşür. Bütün kurumuş yapraklar." Usta yanıtladı: "O yüzden bu kadar yavan. Bu hikayeyi çok severim. baktığın zaman. yani bir arayan olsun. bu gerçekten keyif aldıkça." Sonra şöyle devam ettim: "Eğer ana karakterin hala bir şey yapmak istiyorsa. Eski fikirleri sunar." dedi. yeni bir gözle bakmaya hazır olman demektir. Zihin bütün inançların bir araya toplanmasıdır. öbek öbek toplanmıştı. Zihin sana eski gözleri verir. baktığın şey çarpılır. . Gerçek.Usta yanıtladı: "O kadar tamamlanmış ki. Artık bahçenin bir fısıltısı vardı." Usta hızla bahçenin dışına çıktı. Henüz bitmemişken bitir. Ama o zaman da. Buda'nın isimlerinden biridir. O." Bütün kuru yapraklar toplanmıştı. Aksi halde bir mezarlık gibi yavan ve ölüydü. Sadece gerçek özgürleştirir. Açıklık. Herhangi bir şey için bakmıyorsun. ne de ağaçlarda tek bir kuru yaprak bile yoktu. O zaman o bitmemişliğin içinde bir gizem kalır. fikirsiz bakar. Sadece bakar. Bakışın saftır. "Bak. Hiçbir eksiği yok. O zaman ölmüş olur." der. bir ışık gibi içine sızmaya başlar. Ne yollarda. Bitmemiş kalması gerekir." Kurumuş yapraklarla birlikte bahçeye ses de gelmişti. Zihinsiz bak.

Eğer bir adam yaratıcıysa. Önemli olan yaptığın her neyse. Gerçek değer budur. Öyle bir sevgiyle ki. yaptığın aktiviteye senin getirdiğin bir niteliktir. o zaman ruhanidir. O yüzden hatırlaman gereken ilk şey. o kadar Tanrısal olursun. eğer keyifle yapıyorsan. Aktivitenin kendisi yaratıcı ya da yaratmasız değildir. Yaratıcılık. Eğer yerleri böyle bir sevgiyle silersen.Yaratıcılığın herhangi bir aktivite ile ilgisi yoktur. Ne olursa olsun. ne yaparsan severek yap demektir. o bir şey yapmamak. Eğer herkes ressam olursa. O zaman. Keyifle. yani kendin olduğunu anladığın zaman. Herkes ressam olamaz. yaratıcı olan ya da olmayanın sen. Yaptığın şeyin hiçbir önemi yok. ne yaparsa yapsın yaratır. Hatta yolda yürürken bile yürüyüşünde bir yaratıcılık olur. Daha yaratıcı oldukça. değeri sana ait. yaratıcı bir eylem olur. Yaratıcılık. yaratıcı olmadığın duygusu ortadan kaybolur. Bir köşede hiçbir şey yapmadan sessizce otursa bile. hırslı bir insan olursun. Yaratıcı olmadan şarkı söyleyebilirsin. şiirle. Yaratıcı bir şekilde yemek pişirebilirsin. o zaman yaratıcı olduğunu sanırsın. Yaşanması zor bir yer olur. Eğer şöhret peşindeysen. Ne yaparsan yap. Yaratıcıdır. Sen keyfini çıkardın. yapmanın tek nedeni maddiyat değilse yaratıcı olur. Ama herkes yaratıcı olabilir. bütün hayatın yaratıcı olduğu zaman. Ama zaten bunun konuyla ilgisi yok. Her şeyi o mu yarattı bilmiyorum. görünmez bir resim yapmış olursun. O bir tavırdır. O zaman temizliğin bile yaratıcı olduğunu göreceksin. Buna gerek de yok. Bunu anladığın zaman. Yaratıcı olan insandır. Gazeteler adını ve resmini basmayacak. dansla. O niteliği aktiviteye getiren sen olursun. dünya çok çirkin olur. O yüzden. ne güzel. Eğer gelmezse. ve buna gerek de yok. Eğer Picasso gibi ünlü olduğun zaman yaratıcı olabileceğini düşünüyorsan. Bu düşüncelerinde yer etmemeli. Dünyanın tanıdığı en büyük yaratıcı. Çünkü yaratıcı olan insanlar ona daha bir yakın oluyor. aslında hiç yaratıcı olmazsın. 'O' yaratan olmalı. Her şey yaratıcı olabilir. daha kutsallaşıyorsun. ama bildiğim bir şey var. sevgiyle yapıyorsan. Tanrı'nın içinde yaşarsın. sanki içinde şarkılar ve danslar varmış gibi. onu yaparken tam yoğunlaş. Tanrı'nın yaratıcı olduğunu söyler. Yaratıcı bir eylemden sonra aynı kişi olamazsın. Yerleri yaratıcı bir şekilde süpürebilirsin. içini zenginleştirir. ne güzel. onu yaparken keyif alman. O senin aşk . Bodhi ağacının altında hiçbir şey yapmadan oturan Buda'dır. şarkıyla ya da başka bir şeyle ilgisi yoktur. Sen ne kadar yaratıcı olursan. Bir politikacı. Eğer şöhret gelirse. Senin bakışındır. yaratıcılığı herhangi bir şeyle kısıtlamamandır. Yaratıcılığın doruk noktasına ulaştığı zaman. Eğer o sayede içinde bir şeyler gelişiyorsa. şenlik havasıyla. o zaman ıskalarsın. Resimle. seni geliştiriyorsa. Bir iç yaklaşımdır. Herkes dansçı olamaz. O anı o kadar büyük bir coşkuyla yaşarsın ki. Dünyadaki bütün dinler. Belki kimsenin haberi olmaz. Sen yaratıcı olmadan resim yapabilirsin. Yerleri süpürdüğün için seni kim övecek? Tarihe not düşülmeyecek. Kutsaldır. Yaptığın işi severek yap.

o zaman yaratıcı olur. Hiçbir şey almaz. o inanç kapalı bir kapı olarak etrafında dolaşır ve engel olur. Her insan doğuştan yaratıcıdır. . yaratıcı olamazsın. Biz zamanla onların yaratıcılığını yok ederiz. Yanlışı ve çocuklukta sana zikredilmiş olan hipnotik telkinleri bırakmalısın. herhangi bir aktiviteyi tek başına sevemez. Başka insanlardan alındıktan sonra paran olabilir. birkaç şair. arkasında daha güzel bir dünya bırakır. Zamanla yanlış inançları onlara dikte ederiz. Onun hayatının kendi özünde bir değeri vardır. Bu saçmalıktır. onları imha etmek demektir. Eğer yanlış bir inancın varsa. Zamanla onları yoldan çıkartırız. Her zaman gelecektedir. dünyanın güzelliğini arttırır. Ancak o zaman güçlü olabilirsin. Çocukları izlersen görürsün. Bütün yaklaşımımız güce odaklıdır. burada bir resim. Onu kimse tanımayabilir veya birkaç kişi tanıyabilir. daha sevgi dolu. Ne zaman Nobel ödülü alacağım diye düşünür. Yaratıcı bir insan her zaman o andadır. Para ise. kapıları kapatır. Hayattaki bütün tavrımız. Sorumluğu topluma atmak hiçbir işe yaramaz. Çünkü hırslı bir insan yaratıcı olamaz. Bu dünyadan ayrıldığı zaman. Giderek onları daha maddiyatçı. Hayatını kendi ellerine almak zorundasın. Ve güç yaratıcı değil. Ancak o zaman güçlü olursun. Bütün akış olasılıklarını sürekli engeller. Varolup da yaratıcı olmamak imkansızdır. Yanlış koşullanmalardan arınmalısın. toplumun para getireceğine inandığı bir aktiviteye yönlendirilmiştir. Unutma. Çünkü paranın çalınması. Para peşindeki bir adam yıkıcı olur. Çünkü inanç sadece bir inanç değildir. paraya dayanır. Herkes yaratıcı doğar. Yaratıcılığı yok ediyoruz. Hırsın girdiği yerde yaratıcılık yok olur. bu çok daha güzel ve doyuma ulaşmış bir dünyadır. Bütün çocuklar yaratıcıdır. Önemli olan bu değil. siyasetçi ve hırslı yaparız. Eğer eylemin aşk ilişkinse. insanın ilgilenebileceği en yaratıcı olmayan şeylerden biridir. Hepsini bırak ve kendini bütün şartlandırmalardan uzaklaştır. daha keyifli. yok edilmiştir. Bu çirkin olgu yaşanmaktadır. Ama o imkansız şey olmuştur. Yaratıcı eylem. Çünkü orada bir. dünyanın güzelliğini arttırır. Kapıları açar. Ama eğer yaratıcı olmadığına inanıyorsan. Dünyayı daha iyi dans ettirir. bunlar yıkıcı eylemlerdir. Dünyaya bir şeyler verir. Güç. Bu inanç herkese aşılanmıştır. sadece birçok insanı ezmek zorunda olmak. Varolmak ve yaratıcı olmak.ilişkindir. daha meditasyonlu yapar. Birden yaratıcı olduğunu göreceksin. ama biz insanların yüzde doksan dokuzunun yaratıcılığını öldürürüz. milyonda bir kişi. Önemli olan onun geride bıraktığı dünyadır ki. Hırslı bir insan. "ben yaratıcı değilim" kapısı vardır. Resim yaparken ileriye bakar. Çok az insan yaratıcı olarak kabul edilir: Birkaç ressam. sömürülmesi gerekir. engellenmiş. Yaratıcı bir insan dünyaya gelince. yıkıcıdır. Bütün enerjin. Enerjinin akmasına izin vermez. Roman yazarken ileriye bakar. Aşk ve coşkunun dokunuşu ile küçük şeyler bile yücelir. eş anlamlıdır. çünkü bütün yaratıcı kaynakların tıpalanmış. Orada bir şarkı.

net olarak bildirilmiyor. çok başarılı olmayabilirsin. O zaman ne yaparsan yap dua olur. Karanlıkta el yordamıyla dolaşmak zorunda olduğunu biliyorum. ben küçük şeylerle büyük şeyler arasında bir ayrım yapmıyorum. insan değil. para getireceğini söylemiyorum. aynı zamanda yıkıcıdırlar. usta demektir. sınıf birincisi olmamış olabilirsin. Yaratıcı ol. Herkes her şeyi yapamaz. Birine sevgi dolu gözlerle bakmak. flüt çalmak. Dışardan bakılınca ünlü olmayabilirsin. Sadece bir makine tahmin edilebilir. O. Yaratıcı olmadığına dair bütün inançlarını bırak. Sadece bununla kalmaz. Gitarist olacaksın" denseydi. sana gül bahçesi vaat edemem. Sürekli daha fazla şükran duası alırsın. Yaptığın her şey. O yüzden insanlar. Dünyaya verecek hiçbir şeyi yoktur. şiir adına saçma sapan şeyler yazıp durur. ne yapamayacağını bulmalısın. O inançların nasıl yaratıldığını biliyorum. İnsan her zaman bir açık kapıdır. en son anlarında. Ve unutma. bu toplum düzeninde başarılı görünmeyebilirsin. Onlara dikkat et. "Usta. Ama her şeyi yaratıcı şekilde yap. bütün dünya ayaklarının altında olsa bile ne yapacaksın? Bütün dünyaya sahipken. Dilencilere Swami denmiştir. Swami diyoruz. Çünkü o sürekli dilenir. kendine sahip değilsen ne yapacaksın? Yaratıcı insan kendi varlığının sahibidir. Eğer kendi özünü kaybetmişsen. güç ve prestij peşindeki bir adam dilencidir. Ama bu da hayatın cilvesi ve bu arayışa geçmek güzel bir şeydir. prestij yaratıcı değildir. Verici ol. ya da şiir yazmak. Üniversitede altın madalya alamamış olabilirsin. O zaman işin ibadet olur. birinin elini tutup gülümseyebilirsen. aslında başarısızlıktır. başkalarını taklit ettiğin için olabilir. İnsan çok şey yapmak zorundadır. Ama bunun gibi şeyler yüzünden yaratıcı olmadığın kanısına sakın kapılma. Ama zaten bu dünya düzeninde başarılı olmak. Sadece tek bir şeyin sözünü verebilirim. kendi kaderini bulmalısın. fakir bir hayat yaşamak zorunda kalabilirsin. ustadır. güç. Eğer onların farkında olursan çok kolay bir şekilde yaratıcı olabilirsin. Ne yapıp. bir insanın hayatını değiştirebilir. Ruhunun derinliklerinde dünyanın en zengin insanı olursun. O yüzden Doğu'da biz arayışçılara.. o zaman hayatın mekanik olurdu. yaratıcı olursun.. İnsan şaşırtıcıdır. Bin bir farklı şeye . Hayır. Eğer bu dünyaya girerken eline hayatının çizelgesi tutuşturulsaydı. Sadece sevgi dolu bir bakış. Kaderinin ne olduğu. İnsanların kafasında yaratıcılığın ne olduğuna dair çok kısıtlı fikirler var. Birine kalbinle sarılırsan. Paylaşabileceğin her şeyi paylaş. Bunun nedeni. Yaptığının ne olduğu konusunda endişe etme. "Hayatın bu olacak. prestij. resmini takdir etmemiş olabilirler ya da flüt çaldığın zaman komşular polis çağırmış olabilir. Arayıp. sunulmuş bir adak olur. Para. hayatlarının muhasebesini yaptıkları o son anda dilenci olduklarını görürüz. Gitar çalmak. iç dünyanda başarısız olmaktır. Hatta başına dert açabilir. Bu arayıştan bir şeyler doğar. Eğer kalpten gülümseyebilirsen. Ruhunun derinliklerinde keyif ve neşe dolu olursun. Kalbini vererek yap.Para. Swami. Bütün hayatın kutsanmış olur. Hem de çok büyük bir yaratıcı eylem." İmparator olarak bildiklerimizin. Yaratıcılığının sana güç. bu yaratıcı bir eylemdir. Ruhunun derinliklerinde doyuma ulaşırsın.

Sen seçmek zorundasın. Çok nadir. hissetmek zorundasın. Birçok kapı açılır ve her adımda birçok seçenek bulunur. korkunç derecede vahşi insanlar bulursun.açılan bir potansiyeldir. seven insanlar. aşırı derecede rekabetçiysen. başarılı değildi. Adolf Hitler'e. Eğer biri takdir ederse. eğer insanları öldürüp yok edersen çok kolay şöhret olursun. Ama bunların hepsi maskedir. başkan olabilirsin. Eğer bir katil olursan. insanların onu anlaması o kadar çok zaman alır. Başbakan olabilirsin. yaratıcı olamazsın. Ama bu nadiren olur. Teşekkür edersin. O. ölmüştür. Dans ettin. daha fazla önem kazandı. ne güzel. Dans etmek sana coşku verdiği için dans edersin. prestij. Ağaçlar. Ama eğer hayatını seversen. başarı. O gülümsemeler siyasidir. Ağaçları bilen. kendi değerlerini yaratmak zorundadır. Bu da çok vakit aldı. Yaratıcı bir insanın başarılı olması tesadüfe kalmıştır. Eğer kimse takdir etmezse. O zaman aktiviteden keyif alırsın. Birçok yaratıcı insan hiç tanınmamıştır. Yaratıcı olmayan kimse yoktur. Yaratıcı bir insanın tanınması yüzlerce yıl sürer. Timurlenk'i. O. yani çok geç gelir. Yaratıcı olmayan. Henry Ford'a daha kolay gelir. Eğer hayatını değil. o zaman bir sorun vardır. Eğer rekabetçiysen. Eğer maske düşerse. Yanında bir haritası yoktur. Orası artık başkasının yeri olamaz. Bir insan ne kadar büyükse. ünlü değildi. o zaman bulmayı başarabilirsin. Her kaya kendi hacmini yaratır. İsa'dan daha büyük bir başarısızlık örneği verebilir misin? Ama zamanla. Sadece para hırsı bile senin yaratıcılığını yok edecektir. şöhret çok kolay gelir. Ondan söz eden başka kimse olmamıştır. İsa yaşadığı dönemde ünlü değildi. Yaratıcı bir insan şöhret olamaz demiyorum. Nadir Şah'ı. ortada onu yargılayacak kriterler yoktur. yaratıcı insan meşhur olduğunda. Tarihin tamamı katiller tarihidir. Yaratıcılık her zaman öldükten sonra. yaratıcılıktan söz etme. başka bir şeyi seviyorsan. Hemen bırak bu inancı. Dans etmeyi sevdiğin için dans edersin. O. yıkıcı bir insan için başarı daha kesindir. saygınlık gibi şeyler söz konusu değildir. Asla maskelerin arkasına saklanma. bilerek yap. o zaman yaratıcı olma fikrini bırak. yaratıcı olmadığın inancı tehlikelidir. arkasında saklanmış olan Cengiz Han'ı. Eğer şöhret istiyorsan. Eğer duyarlı olursan. keyif aldın. büyük bir insan doğduğu zaman. İskender'i. Hatta bu bile kesin değildir. endişe etmen için herhangi bir neden yok. empati . Neredeyse bir tesadüf gibi. Zamanla insanlar onu tanıdı. Ve değerlerini yarattığı zaman artık ölmüştür. Eğer şöhret olmak istiyorsan. Yani. eğer yaratıcılık adına başka bir şey peşindeysen. zaten kendini doyuma ulaştırdın. Hatta öyle bir olur ki. En azından asıl yapmak istediğini bilinçli olarak yap. Napolyon'u. o zaman para. Şöhret. o zaman yaratıcılığı unut. Eğer parayı seviyorsan ve yaratıcı olmak istiyorsan. Ve zaman alır. Hitler'i görürsün. Eğer İncil olmasaydı. her ağacın kendi şeklini yarattığını bilir. Kayıtlar onun dört havarisine aittir. O zaman her eylemin gerçek bir değeri olur. Yaşayıp yaşamadığını kimse söylememiştir. Yıkıcı olursan şöhreti daha kolay elde edersin. Ancak. Çünkü. Eğer gerçekten yaratıcı olmak istiyorsan. diplomatiktir. kayalar bile yaratıcıdır. O gülen maskenin arkasında çok vahşi insanlar. onun hakkında hiçbir kayıt olmayacaktı.

Aradan bin yıl geçmesine rağmen! Bu inanılmaz güzellikte bir şey. hiçbir ağaç saraya gelmeye hazır değil" demiş. Bu tip şeyler saçma görünebilir. bunlarda tarif edilemez bir kalite bulunurdu. o yüzden bana yardım ediyor. Ona bu işin sırrı sorulduğu zaman şöyle dedi: "Bunun bir sırrı yok. sana çok faydası dokunacaktır. Her ağacın bir özgünlüğü vardır... Bir Zen ustası çok büyük kaya parçalarını çekebiliyor. İkna etmeye çalışıyorum. sonra başka bir ağacın altına oturur ve onlarla konuşurmuş. Bazen hiçbir ağaç sandalyeye dönüşmeye hazır olmuyor ve ben elim boş dönüyorum" diye anlatıyor Zen ustası. "Ben yapmıyorum. diyorum. Ben kayayla birlikteyim. onlar insan. benimle işbirliği yapmaya hazırlar mı diye de soruyorum. bu kadar insan beni izlemeye gelmiş. işbirliği yap." Marangoz olan büyük bir Zen ustası vardı ve ne zaman masa ya da sandalye yapsa. Sizler kayaya rağmen kaldırıyorsunuz. o bunu kolaylıkla başarıyordu. Her ağaç eşsizdir. Onu sevgiyle seyret. Sonra kayayı sevgiyle kavrıyorum ve ondan işaret bekliyorum. bir ustanın da yarattıklarıyla değerlendirilmesi gerekir. Fizyolojisine bakarak. Marangoz yanıtlamış: "Sürekli ormana gidip geliyorum. Kayayı seviyorum. Üç gün boyunca ormanda kalırmış. "Gidiyorum ve sandalye olmak isteyen bir ağaç arıyorum diye sesleniyorum. tamam mı. Adam delinin tekiymiş! Ama nasıl bir ağaç meyvesiyle değerlendiriliyorsa. bana yardım et.yoluyla anlamaya başlarsan. sevgiyle hisset. O dili bilmiyoruz. Kaya bana hazır olduğu işaretini verince harekete geçiyorum. Hatta onu benim oynattığımı söylemek yanlış. Usta ormana gitmiş ve üç gün sonra dönmüş. Ondan çok daha güçlü olan insanlar. Ağaçlar sadece ağaç değil. Her taşın özgünlüğü vardır. onunla birlikte akıyorum. bunun imkansız olduğunu söylüyorlardı. Üç ay sonra imparator tekrar sormuş. Ben sadece oradayım. En temel şey. bu bir titreşim. Taşlar sadece taş değil. "Bunları nasıl yapıyorsun?" diye sordular. Önce bir ağacın. Çünkü biz bilmiyoruz. Ona sevgiyle dokun. Kaya bana işaret verdiği zaman ki. Sandalyelerinden bazıları Çin'de. İnsanları mıknatıs gibi çekerdi. "Bekleyeceğiz. onlar insan. Bekleyeceğiz. Bu yaşanmış bir olay: Çin İmparatoru ondan kendine bir kütüphane yapmasını istemiş. o kayaları yerinden oynatamazken. Hangi ağaç sandalye olmaya hazır diye sormak" dedi. Kaya kendini hareket ettiriyor. O yüzden bu kadar enerji gerekiyor. Sadece gönüllü olmak değil. Ben sadece ormana gidiyorum. Önce ona prestijim senin ellerinde. kaldırabiliyormuş. Hem de çok zayıf bir adam olmasına rağmen. İnsanı kendine çekiyor ve neyin çektiğini anlamıyorsun. Her ağacın ayrı bir yaratıcılığı olduğunu görürsün. Git ve bir taşın yanına otur. bütün omurlarım titremeye başlıyor. Ağaçlara gönüllü olmak istiyorlar mı diye soruyorum. Hiçbir ağaç bir başkasına benzemez. ormanı ve ağaçları sorgulamak. Ancak o zaman." . günümüze kadar ulaşmış durumda ve onlar hala büyüleyici bir çekime sahipler. Bir ağaç ikna olmaya başladı bile.

artık kimse huzur içinde. Bu yüzyılın en büyük şairlerinden biri olan Rabindranath Tagore. mükemmel yaptığın için değil. Ağaçlar bile yaratıcı. Sonra küçük bir kitabını. Tanınmayı talep etme. yardım etmelerini sağla. keyifle çalışabilirse. Sen bilinçlisin. Seyret. Orijinaldeki güzelliğe. varoluşun en tepesindeki varlıksın. dünya seni mutsuz bir döngünün içinde kapana kıstırmıştır. bütün varlıkların bir kişiliği olduğunu göreceksin. Hindistan'ın Bengal bölgesinde yaşıyordu. belki yanlış yönlerde arıyordun. fark edilmeyi düşünmeden.Sonra bir ağacı ikna etmiş. Kendi içinde keyif olmalı. vereceği bir mesaj. ödüllendirsin ve altın madalyalar. Onu buluncaya kadar aramaya devam et. Senin tatminin işin kendisi olmalı. ama tanınmak önemli. belki arkadaşların yaratıcı değilsin dedi. işi ne olursa olsun. sessizce. Ağaç kendi isteği ile geldiği zaman marangozun yardımını istemektedir. Eğer. Şiirlerini. Bengalce yayınladı ama kimse onu fark etmedi. bir hiç olduğumuz. yani Şarkıların Sunumu isimli kitabını İngilizce'ye çevirdi. ŞÖHRET OYUNU Bütün toplum düzenimizin öğretisi. değersiz olduğumuz üzerine kuruludur. çok daha güzel ve şenlikli bir dünyaya sahip oluruz. Nobel ödülleri versin diye yapıyorsun. Varolmanın arkasında bir amaç var. Gitanjali. Sen bir insansın. Yaratıcı olmadığına dair yanlış inanışlara bağlanma. çevirinin sahip olmayacağının ve olamayacağının bilincindeydi. tatmin edeceği bir nokta vardır. Burada olmanın bir anlamı var. Belki baban sana yaratıcı değilsin dedi. Herkesin içinde bir tanınma arzusu yarattığın için. nazlanmadan kabul et. Yaratıcılığın kendi içindeki değerini ortadan kaldırarak. Tanınmak için değil. Tamamlayacağı bir iş. Kayalar bile yaratıcı. İşi her şeyden bağımsız olarak sevmelisin." demiş. Eğer sevgi doluysan. eğer tanınmıyorsak. Kendini açık tut ve aramaya devam et. milyonlarca insanı yok ettiler. Hiçbir şeyi itip kakma. Aslen iş önemli olmalı. Hayat küçük şeylerden ibarettir ve bu küçük şeyler için ödül. şeref nişanı ya da fahri doktora verilmez. gelmezse. İş önemli değil. Eğer olursa. Şu andaki durumda. Tesadüf eseri burada değilsin. yaratıcı olmadığın noktalarda dolaşıyordun. iletişim kur. romanlarını. Her şeyi mahveden de bu düşünce. Her insan bu dünyaya belirli bir kaderle gelir. Eğer herkes işini sevmeyi öğrenirse. 5. Bütün senin aracılığınla bir şeyler yapmayı arzuluyor. "İşin tüm inceliği burada. Çünkü Bengalce ve İngilizce'nin farklı . sadece dünya tanısın. Sen en tepedesin. Çünkü milyonlarca insana Nobel ödülü veremezsin. Asla yanlış inanışlarla düşünme. keyif alarak çalışamıyor. Eğer seviyorsan çalışırsın. bunu düşünme bile. Asıl bakış açısı bu olmalı. Ama yaratıcı olduğun bir yön mutlaka vardır. yaratıcı olmak için çalışmalısın. Yaptığın işi sevdiğin için değil. O zaman enerjini korursun.

ne yapmak istiyorsan onu yap. Ben yaşlıyım ve yeterince keyif yaşadım. O zaman anlamlı olur. Neden tanınma gibi bir arzun olsun? Tanınma arzusu. kabullenileceksin. Dünyanın bütün ülkelerinden. Bu. insanları kontrol altında tutmanın çok kurnazca bir yoludur. Aileler. Başka da bir ödül istemiyorum. Bu dilenciliktir. Sevdiğin şeyleri yap ve asla tanınmayı isteme. tekrar işini düşün. Neden başkalarına bağımlı kalasın? Tanınmak ve kabullenilmek başkalarına bağlıdır. her kelimenin melodisi vardır. Bir Nobel ödülü buna bir şey katmaz. Ama doğru insanlar bu dünyada azınlıkta. Kavga etsen bile. Nobel ödülü. farklı ifade tarzları vardı. Ama bu yıllar boyunca kimse onu fark etmemişti. Eğer sevmiyorsan. asıl dilinde çok daha güzel olarak yıllarca burada durdu ve hiç kimse zahmet edip hakkında bir yazı bile yazmadı. Nobel ödülünü kabul etmek bağımlı olduğum . Ama bir şekilde çevirmeyi başardı ve çeviri orijinale kıyasla çok yavan olmasına rağmen. ancak işini sevmiyorsan bir anlam kazanır. kabul edilmeye yönlendiriyor. tam aksine beni aşağıya çeker. Kabullenilmek doğru olduğunu hissetmene yardım edecek. Sonra birden Hindistan onun farkına vardı. Siz o doktorayı benim eserime vermiyorsunuz. Tanınmanın. Bunun kendini aşağılamak olduğunu söyledi. Bengalce çok tatlıdır. Dünya." Hiçbir doktorayı kabul etmedi. sevmiyorsun. diğerinin yerine geçer. onun farklı nitelikleri vardır. o zaman değiştir. doğru hedefe yöneldiğin konusunda sana destek olduğunu sanacaksın. Ben herhangi bir Nobel ödülünü kabul etmeyeceğim. tuzağa düşmüş olarak yaşayan yanlış insanlarla dolu. Çünkü o sana tanınma getirecek. öğretmenler seni sürekli tanınmaya. işini seviyor musun? Herşey orada biter. Şöyle dedi: "Ben eserimi yaratırken yeterince ödül aldım. Belki yaptığın işi sevmiyorsun. Nobel ödülünü reddetti. Tanınmayı düşünmek yerine. İşinden nefret ediyorsun. Tagore reddetti. Takdir edilecek. Çünkü kitap. Şu temel şeyi öğren. Çünkü almış olduğum ödülden daha güzel bir şey olamaz. Dış dünyayla hiçbir ilgisi yoktur. En büyük romancılardan ve insan psikolojisini çok iyi kavrayan yazarlardan biri olan Jean Paul Sartre." Doğru söylüyordu. bütün dinlerinden aldığım lanetlemeler benim için çok daha değerli. Yaptığım her şeyi severek yaptım. Sen kendini bağımlı kılıyorsun. En büyük ödül zaten buydu. Kitap yıllardır Bengalce ve diğer Hint dillerinde basılı durumdaydı. İngilizce'de böyle bir nitelik yok ve bunu ona getiremezsin. Nobel ödülünü kazandı. Her üniversite ona fahri doktora vermek istiyordu. Nobel ödülüne veriyorsunuz. Belki yanlış yolda olmaktan korkuyorsun. Müzik gibidir. tanınma peşinde olan amatörler için güzeldir. ama yine de yapıyorsun. Neden birisi tanınmayı istesin? Neden kabul edilmek için çabalasın ki? Kendi içinin derinliklerine bak. Siz o unvanı. "Siz o doktorayı bana vermiyorsunuz. Yaşadığı şehir olan Kalküta'daki üniversite ona fahri doktora unvanı öneren ilk üniversite oldu.yapıları. Sorun her zaman senin içindeki duygulardır. sohbet ettiğin zannedilir.

Bu şekilde bir birey olursun. onların görüşlerine ve beklentilerine göre davranmalısın. O zaman her şey bir kapıya dönüşür. karşılığında saygı görme ihtimalin o kadar azalır.anlamına gelir. Çünkü insanlığın. Bu düzenin tanınmış insanları. Aptallar tarafından saygı görmek için. bugünün dahisinin ulaştığı zekaya ulaşması. Bu da. heykellerini yapacaklar. her şeyinle yaparsan. Özgürlük içinde yaşayan. Ortada gurur duyacağım başka bir şey yok. kendi sevgisiyle. Kendi bireyselliğinin farkında olan her insan. Ama ne kazanacaksın? Hiçbir şey kazanamayacaksın. İki ya da üç yüzyıl geçtikten sonra. Başkalarının ne düşündüğünü umursamaz. Bu senin yoğunluğuna ve bütünlüğüne bağlı olacak. tazminat olarak onlara ödül verir. hayatın tadını alacaksın. sevgiyle. Arada büyük bir fark vardır. Bu hasta insanlık tarafından saygı görmek için onlardan daha hasta olmalısın. kitapların saygı görecek. Nobel ödülü ile gururlanacağım. yerleri silmek bile. Artık kendimle gurur duymayacak. Aksine ruhunu kaybedeceksin. Hayat felsefi bir sorun değil. ilahi bir gizemdir. çöp yığınından başka bir şey değildir. . o zaman bu hayatta hiç saygı görmeyeceksin. O zaman sana saygı gösterecekler. İşin ne kadar değerliyse. iki ya da üç yüzyıl sürer. kendi işiyle yaşar. Eğer yaratıcı olursan. İçleri toplumun doldurmak istediği çöplerle doludur. Eğer işin bir dahi işiyse. Şu anda ancak kendimle gurur duyabilirim. onurlu insanları. DÖRT ANAHTAR Bir şeyler yarattığın zaman hayatın tadını alacaksın. Ve toplum. Yaşadığın sürece lanetleneceksin. gerçek çiçek açmanın başlangıcıdır. kendi kaynaklarından beslenen bir birey olmak insanın kökleşmesini sağlar. kendi ayakları üzerinde duran.

yaratıcı bir şey yaptığını gördün mü? Korkmaya başlar. Sadece tekrar eder. Bütün çocuklar yaratıcıdır.1. Sen yapmaya korkarsın çünkü aptal görünmekten korkarsın. Onlar Yusuf. Yaratıcı. çocukların çoğunun bildik resimler yaptığını görür. Sonra küçük bir çocuğu çağırıp. yaratıcıdır. Birçok kere yanlış yola sapar. bir teknisyen olacaksın. "O. en ekonomik yolunu. Başkasının daha önce yapmadığı bir şeyi yapmış olur. Ama biz yaratıcılıklarına izin vermeyiz. O. O yüzden şairlerin. "Bu kafaların üçünü neden çizdiğini anlıyorum. resmini açıklamasını ister. O andan itibaren yaratıcılık yok olur. Doğru yoldan giderek tabii ki bir şeyler yapabileceksin. yaratıcılıklarını ezip öldürürüz. öğrencilerinden İsa'nın ailesinin resmini çizmesini ister. nerede doğarlarsa doğsun. Üzerlerine zıplarız. onlara Nobel ödülü verildiği zaman. arar durur. ressamların. kutsal aile katıra biniyor. O yüzden tekrar çocuk ol. Bir üreticiyle yaratıcı arasındaki fark nedir? Üretici. Şu küçük hikayeyi dinle: Bir kilise okulu öğretmeni. Ne oluyor? Sen hiç Nobel ödüllü bir yazarın. yeniyi deneyebilen insandır. daha sonra değeri olan bir eser çıkardığını gördün mü? Sen hiç herhangi bir saygın insanın. Ama asla yaratıcı olamayacaksın. Bütün çocukların yaratıcı olması seni şaşırtacaktır. önyargıdan özgür. Resimde uçağın pencerelerinden çıkmış olan dört tane kafa vardır. "Ama dördüncü kafa kim?" "Oh!" diye yanıtladı çocuk. asla yaratıcı olamazsın. Meryem ve İsa" diye konuşur öğretmen. Yaratıcılığın özgürlüğe ihtiyacı vardır. Çocuk bir şey yarattı. Eğer doğru yolu izlemiş olsaydı bunu yapamazdı. Saygın oldukları zaman. Bir yapımcı olacaksın. üreticidir. Bunu ancak çocuklar yapabilir. dansçıların. TEKRAR ÇOCUK OL Tekrar çocuk olursan yaratıcı olursun. bir şeyi yapmanın doğru yolunu. Kutsal aile ahırda. Resimler kendine getirildikten sonra. Robotlar asla yaratıcı olmaz. Zihinden özgür. Bütün çocuklar. bir robot değildir. sürekli zenginleşir. Yaratıcı bir insan. müzisyenlerin saygın insanlar olmadığını görürsün. Bir yaratıcının aptal görünebilmesi gerekli. Çünkü doğru yol. Eğer her zaman bir şeyi yapmanın doğru yolunu takip edersen. en az çaba gerektiren yolunu bilir. ama her defasında öğrenir. Yaratıcı insan. Bir yaratıcının saygınlık denen şeyi riske etmesi gerekir. Yaratıcılık işte bu. Eğer yanlış . bir üretici. onlara her şeyi doğru şekilde yapmayı öğretiriz. başkası tarafından keşfedilmiş yol demektir. bu çok güzel. Unutma." Şimdi. pilot Pontius. artık yaratıcı değillerdir. farklı yollarda tekrar tekrar arar durur. vs. bilgiden özgür. yaratıcı bir insan. Bir şeyi yapmanın doğru yolunu bilmediği için. her zaman yanlış yolları deneyecektir.

Yaratıcı. Artık çocuk çılgın değildir. Ve onlar da her zaman deli olarak görülmüştür. Nasıl büyük ev sahibi olacağını. Çağlar boyunca. matematiğin lobudur. şiirin lobudur. Çadırını sırtında taşır. Ama biz onlara izin vermeyiz. disiplin ve düzenin lobudur. ama çok geç tanır. Hesap. Verimli olamaz. Ancak yaratıcılık söz konusu olunca hiçbir işe yaramaz. Yedi ile on dört yaşları arasında bunu başarırız ve çocuk ölür. bilimsel olmadan çocuğa öğretmeye başlarız. Okulda rekabet etmeye başlar. sıradışı insanlardır. Sonra doğru olanı. Psikologlar bu olguyu araştırıyor. Düz yazının değil. Teknik anlamında çok kapasitelidir. Mekaniktir. sol lob işlemez. Eşsizliğe karşı büyük bir kavrayışı vardır ama verimli değildir. herhangi bir yere yerleşemez. ama sabah olunca tekrar gider. Mantığın değil. Sağ lobu yok edip. Güce. sol loba kaydırmanın nasıl yapılacağını öğrendik. kargaşanın lobudur.. tekrar tekrar yaparlar. Eğitim sistemimiz tamamen bundan ibarettir. . o kadar çok saygı görürler. Ama bu sağ lobdur. bir yere yerleşemez. bir gezgindir. tekrar tekrar riske atmaya ve kimsenin yapmaya değer vermeyeceği şeylere girmeye hazır insanlar yaratır. Ne kadar verimli olurlarsa. Dünya onları tanır. prestijine ne olacaktır? Bunu riske edemez. asla ev sahibi olamaz. Nasıl daha çok para kazanacağını. mantığı. Sağ lob ise. düz yazıyı öğrenir. sol lobu destekleme çabasıdır.bir şey yaparsa ya da bir şey ters giderse. bunun tam karşıtıdır. Yaratıcılar. O yüzden ona gezgin diyorum. Sakın unutma. yaratıcı olmaya çalışır. O bir vatandaş olur ve artık disiplini. Çocuk doğduğu zaman. Sağ loba dur deyip. O her zaman risk almaya hazırdır. Yedi ile on dört yaşları arasında çocukta büyük bir değişim yaşanır. sağ lob işlemektedir. Sonra bilmeden. saygınlıklarını. sevginin lobudur. dili. muhakemenin. birer robota dönüşürler. Çocukluk imha edilmiştir. bir geceliğine kalabilir. Evet. çok verimli. Bir şeyi ancak öğrendikten sonra yapabilir ve onu. egoist olur. Ne oluyor ve neden oluyor? İki zihnin var: Zihnin sol lobu yaratıcı değildir. nasıl daha iyi eğitim alacağını düşünmeye başlar. Ana okulundan üniversiteye kadar bütün eğitimimiz bundan ibarettir. her çocuk yaratıcı olma kapasitesiyle birlikte doğar. mükemmel şekilde yapar.. Risk onun aşkıdır. Güzelliğe karşı çok duyarlıdır. mantığın. enerjiyi sağ lobdan. akıl. Sürekli yaptıklarında bir yanlış olduğunu düşünür. Bu lob. O yüzden bir sanatçı saygın olduğu zaman ölmüş olur. Yerleşmek onun için ölüm demektir. Toplumda geçerli olan bütün nevrotik şeyleri öğrenir. Hemen onlara bir işi yapmanın doğru yolunu öğretiriz. Düzenin değil. Doğru yolu öğrendikleri zaman. gururlarını. sol lobu çalıştırmayı öğrendik. Ne kadar çok tekrarlarlarsa o kadar verimli olurlar. paraya daha fazla ilgi duymaya başlar ve daha güçlü olabilmek için. O. çünkü deney yapmaya devam etmesi gerekir. Ancak prestijlerini. İstisnasız her çocuk.

Hesap yapmak gerektiği zaman. Asıl suçlu onlardır. uyuşturucu sorunu ortadan kalkmaz. Sağ lob. Para. bir araç. güzellik silinmiştir. Sol lobun. Sağ lob. Alkol yüzyıllardır bunu yapıyor. Dünyadaki uyuşturucu salgını ancak tek bir şekilde önlenebilir: Bu da meditasyondur. sol lob ise. günlük ticaret hayatında. Üniversitelerde. Marihuana. Psilosibin. sağ lobun işlemesine bu kadar karşı olmayı bırakmalıdır. içindeki yaratıcılık kapasitesini serbest bırakır. Ya da ancak rüyanda. Sağ lob için yaşam alanı kalmamıştır. Bu tesadüf değildir. Eğer meditasyon giderek yaygınlaşır ve insanların hayatına girerse. Başka bir yolu yoktur. Eğer çocuklara zihinlerinin iki lobunu da kullanması öğretilirse. uyuşturucular ortadan kaybolur. Şiir insanların hayatından tamamen silinmiştir. Gelecekte çok daha geliştirilmiş uyuşturucular çıkacak. ikisini birden kullanıp. birer Tanrı'ya dönüşmüştür. Ama şimdi çok daha gelişmiş uyuşturucular var. Yani. eğitim sisteminin saçmalığını göstererek. pazar yerinde. Bazen. sağ loba hizmet etmesi gerekir. Her türlü kimyevi maddeden daha az zararlı ve daha az yıkıcıdır. sen uyurken işler. her zaman nihaidir. Bazı durumlarda beynin sadece sol lobu gereklidir. İnsanlık sevgisiz. sevgi silinmiştir. O kadar aşırıya itmişlerdir ki. keyifsiz ve şenliksiz yaşamaya nasıl devam edebilir? Uzun süre edemez. şiirsiz. Asıl suçlu. İnsan bir kere uyuşturucunun keyfini alırsa. Meditasyon aynı şeyi yapar. sahiptir. Enerjin sol lobdan. LSD. Artık eğitim sistemi. aşırıya kaçmıştır. İç denge tekrar tesis edilmedikçe yasa ile bir yere varamazsın. fazla eğitilmiştir. Ancak bazı zamanlar da sağ lobun kullanılması gerekir. Yani sol loba kayar. kolejlerde ve okullarda sağ lobun tekrar hayata dönmesi için yöntemler uygulamaya sokulmadıkça. kolejlerden ayrılırlar. onu bırakması çok zor olur. bir tarafa çok fazla gitmiş. Çünkü parayı sadece hayatın keyfini çıkarmak. sağ loba geçer. Uyuşturucu kullananların okulları bırakması bir tesadüf değildir. Uyuşturucu ancak. Burada suçlu uyuşturucu kullanan değildir. Üniversitelerden. insanlığa çok büyük bir hizmet vermektedir. hangisinin ne zaman kullanılması gerektiği öğretilirse sorun çözülür. Aynı isyanın bir parçasıdır. sağ loba aktarır. Hatta hiçbir zararı yoktur. Zihnini sol lobdan. hayatı kutlamak için . Batı. Uyuşturucuyu yasalarla yasaklamak mümkün değildir. güç. Dünyanın her yerindeki yeni nesil. Batı'daki zorunlu eğitimin sağ lobu tamamen yok etmeyi başarmış olmasıdır. anında vitesi değiştirmesinden kaynaklanır. isyan ihtiyacı doğmuştur ve bu ihtiyaç çok büyüktür. O zaman sağ lob daha az işlemeye başlar.Bunun gibi şeyleri öğrenir. ki meditasyon çok daha iyi bir yoldur. Uyuşturucunun çekiciliği. etkileme gücü. Bir şeyi sakın unutma. Uyuşturucunun Batı'da bu kadar ilgi görmesinin tek nedeni. insan zihnini aşırı uca itenler onlardır. uyuşturucu aldığın zaman işler. içindeki şiirselliği ortaya çıkarmanın daha iyi bir yolu bulunursa bırakılır. Uyuşturucunun tek yaptığı budur. politikacı ve eğitimcidir. faydası vardır.

ama üniversiteden zeki bir kişinin çıkması çok nadir rastlanan bir şeydir. Şimdi sadece diplomalarını ve unvanlarını taşıyorlar. üniversitelerde. . Bu tür eğitimin tamamen değiştirilmesi gerekiyor. Amaç. Eğitim dünyasının gerçek bir devrimden geçmesi gerekir. Zekanı kaybetmişsindir. yeniden üretebilirsin. Bir insan yeni bir şekilde yanıt verirse. Yeni cevap. Sana verilen şeyi tam olarak kusarsan. Okullarda. Çünkü sağ lobunun işleyişini kaybetmişsindir. Sadece aptalca cevap ve zekice cevap vardır. eski fikirlerle uyuşmasa bile. Eğer sindirmişsen aynı şeyi kusamazsın. O yüzden her şeyi midende sindirmeden tutmak zorundasın. şarkı. şiir. İş etiği geçmişten kalma bir sıkıntıdır. takdir edilmeli. Çünkü tekrar edilmiştir. herkes gibi aptalca davranmakta zorlanıyordu. Ortada doğru cevap olmamalı. zekidir. İnsanlar zorlanmamalı. başka bir şey çıkar. Çalışmak. Sevmek için bankada belirli bir miktarda paran olsun istersin. amaç değildir. hatta giderek aptallaşırsın. Doğru ve yanlış kategorisi özünde yanlıştır. en zeki olarak görülürler. Eğitim sistemin nedir? Bunu hiç düşündün mü? Üzerinde hiç kafa yordun mu? O sadece hafıza eğitimidir. Önce bütün bilgiler zorla yutturulur. Bir aptal olursun. Rahatlamak için çalışırsın. Bu gerçekten çok üzücü bir durumdur. Şimdi bunun iyi anlaşılması gerekir.kazanırsın. rahatlamaktır. Sınıfa daha fazla keyif sokulmalı. En aptallar. ona değer verilmeli. çok zekisin. Onların görkemleri iftihar listelerinde son bulur ve bir daha ortalıkta görünmezler. doğru görünse bile ona fazla değer verilmemeli. Onlar diplomalarını satın aldı ve her şeylerini kaybetti. Zaten yok. yaratıcılık ve zeka sokulmalı. Üniversite neredeyse her zaman başarılı olur. Tekrar edilen yanıt. hayatını kaybetmişsindir. tekrardır ya da yaratıcıdır. Doğru cevap ve yanlış cevap yoktur. zekisin. daha fazla dans. Sınavlar tamamen budur: Eğer birisi içine tıkılmış olan herşeyi kusabilirse çok zeki olarak görülür. Bu sayede zekan artmaz. Bırakılması gerekir. O artık gelemez. üniversitelere daha fazla kargaşa. Çocuklara zorla aynı şeyler tekrar ettirilmemelidir. Bu çok nadirdir. zekayı gösterir. Her çocuk okula zeki olarak girer. Peki ne öğrendin? Bilgi! Zihnin hafızayla doldu. Albert Einstein'ın üniversiteye giriş sınavını geçemediğini biliyor musun? O kadar yaratıcı bir zekaya sahipti ki. sonra. sınav kağıdı verilir ve kusması istenir. Zekiler buna uyamaz. Sadece oyun oynamak için çalışırsın. O zaman sana çok çok zeki derler. Ama yediğin ekmek aynı şekilde çıkmaz. tam doğru olmasa bile. Çünkü yenidir. Onlar hiçbir işe yaramaz. keyfini kaybetmişsindir. Bir şeyi ancak sindiremezsen aynı şekilde kusarsın. İnsanlar izlenmeli ve daha zeki olmaları için yardım edilmeli. Hayat onlara hiçbir şey borçlu değildir. Cevap ya aptalcadır. iftihar listelerine girenler ortadan kaybolur. Hafıza üzerindeki bu bağımlılık azaltılmalı. Amaç. Ama o diplomanın bedeli çok ağır olmuştur. diploma alırsın. Tekrar edebilir. kan çıkabilir. çünkü kaybolmuştur. oyun oynamaktır. kolejlerde. Eğer verimli bir şekilde kusarsan. Evet. Bu insanlara ne oluyor? Onları yok ettin.

ancak diğer bütün güzel kelimeler gibi geçmişte yanlış kullanılmıştır. arkasından kaçınılmaz olarak başka bir unsur girer: Öğrendiğin her şeyi sürekli geride bırakmalısın. İnsanların seni garip olarak gördüğü bir hayata başlamak. O hâlâ bastırılmış bir şekilde orada bekliyor. öğretmenlerinin sana yaptıklarını terk et. Dionysius'un cahilliğe. İnsanlar sana bir tuhaf bakacak. En başta yaşadığın o heyecanı tekrar yaşayacaksın. bir dogmaya dönüşür ve daha fazla öğrenmeye engel olur. Gerçek disipline sahip bir adam asla biriktirmez. Garip görüneceksin. Çünkü o zaten bildiğini düşünür. Öğrenmeye hazır olma süreci ise disiplindir. Küçük bir yaratıcılık. ışıma demesine katılıyorum. Bilgi dediği şeye çok önem verir. Disiplin kelimesi. gerçek disiplin içinde olamaz. bütün bu dünyadan ve bütün padişahlıklardan çok daha değerlidir. Ama buna değer. içinde büyük bir araştırma. ÖĞRENMEYE HAZIR OL Disiplin çok güzel bir kelime. Eğer yaratıcı olmak istiyorsan. Bilgisi egosunu besleyen bir şeyden başka bir şey değildir. yaratıcı insandır. Tabii çok büyük bir cesarete ihtiyacın olacak. Saygıdeğer bir insan olarak görülmeyeceksin. Keşfetmeye hazırsındır. O zaman tekrar yaratıcı olacaksın. . Hiçbir engel yoktur. ışıldayan bir bilmeme durumunda olmaktır. Ailenin. Kelimenin kök anlamı öğrenme sürecidir. Ama çok az insan yaratıcı kalabilir. 2. mürit anlamına gelen "disciple" kelimesiyle aynı kökten gelir. Varoluşun en güzel deneyimlerinden biri. Doğal olarak risk alacaksın. "Galiba bu zavallı adam delirmiş" diye düşünecekler. Hiçbir şey bilmediğin zaman.Eğer yaratıcı olmak istiyorsan ne yapmalısın? Toplumun bütün yaptıklarını bırak. Herkes yaratıcı doğar. En büyük cesaret budur. Tekrar yüzeye çıkabilir ve o yaratıcı enerji içinde serbest kaldığı zaman dindar olursun. Öğrenmeye hazır olan kişi bir mürittir. Bilgili insan asla öğrenmeye hazır değildir. O bilmeme durumunda olduğun zaman açıksındır. her an öğrendiği şeyin öldüğünü hisseder ve tekrar cahil olur. Öğrenmeye başladığın an. Çünkü toplumun sana yaptıklarını bırakmaya başladığın zaman. Aksi halde bir bilgiye. o da hiçbir şey bilmediğim. saygınlığını kaybedeceksin. Sana deli gözüyle bakacaklar. O bir mürit olamaz. Bütün politikacıların ve din adamlarının sana yaptıklarını geride bırak. Bu cahillik ışık saçar. Bu kapandan kurtulmak tam sana göre. soruşturma ve keşfetme duygusu yükselir." Disiplinin başlangıcı budur. Socrates şöyle diyor: "Tek bir şey biliyorum. Benim için dindar insan. her şeyi riske edebilmelisin. Yapabilirsin.

İnsanlar başkalarına hayatlarını disipline etmelerini söyler. Hatta ben aynı nehire bir kez bile giremezsin diyorum. On Emir'e benzemez. Onun için iyi olabilir. Muhammed. Ben sana disiplin vermiyorum. Bunu yap. anın sorumluluğunu öğretiyorum. Eğer insan binlerce yap ya da yapmalarla yaşıyorsa. sonsuz alana. Onun özgürlüğe ve alana ihtiyacı var. O anı. O bir tutsaktır. Hayat asla ölü değildir. aksi halde ölmüş olursun. yaratıcı olamaz. Her yerde karşısına duvar çıkar. Bütün tutarsızlıklarla. Hepsinin son kullanma tarihi geçmiş. İnsanlığın aptallığını görüyor musun? Beş bin yıl önce Manu. Müslümanlara bir disiplin vermiştir. her anını geçmişi referans almadan. bilgi biriktirmeyeceğini kavratmaya çalışıyorum. sana asla uymaz. Disiplin. Ölü prensiplere göre. uzun yıllar önce gömülmeleri gerekirdi. ama bir başkası için iyi olamaz. bireysel bir olgudur. Tutarlı olmaya çalışma. nehir o kadar hızla akıyor ki! İnsanın her duruma. İçinde kendini aptal gibi hissedersin. insana empoze edilmiştir. Ben sadece sana nasıl öğrenmeye devam edip. Aynı nehirde iki kere yıkanamazsın. Beş bin yıl önce Adinatha. O zaman katılımın bütünsel olur. o anın içeriğinde yaşa. Binlerce yaplar ve yapmalar. başkaları tarafından verilmiş. nasıl bir hayatın olabilir? Ben sana anlık yaşamı öğretiyorum. Hayat her an sürekli değişmektedir. Disiplinin kalpten gelmeli. Eğer disiplini sana bir başkası veriyorsa. dünyayı tımarhaneye çeviriyor. bütün yıldızlara ihtiyacı var. Yahudilere bir disiplin verdi ve onlar hala onu izliyor. O bütünlüğün güzelliği vardır ve o bütünlüğün yaratıcılığı vardır. Onu ödünç aldığın zaman. . ve tepkileri o andaki duruma göre olmalıdır. sana ait olmalı. kendine özgü bir güzelliği olacaktır. bana göre disiplin. Yaratıcı bir insanın bütün yap ve yapmaları eritmesi gerekir. Onun için iyi olabilir. Başkasının kıyafetlerini giyiyor gibi olursun. ama başkası için olamaz. Ya çok bol gelir ya da çok dar. O yüzden unutma. Yaşamaya çalış. hazır cevaplara göre değil. Hayat bir akıştır. nüanslarına dikkat etmesi. Anın özgürlüğünü. Herakles haklıydı. Buda. Arada büyük bir fark var. Jaina'lara bir disiplin verdi ve onlar hala onu izliyor. bunu yapma. Ancak o zaman özündeki kendiliğindenlik büyümeye başlar. Şu anda doğru olan bir şey. Hindulara bir disiplin sundu ve onlar hala onu izliyor. Sen içinde cesetler taşıyorsun ve o cesetler kokuyor! Her yanın cesetlerle çevrili olduğu zaman. Bütün bu disiplinler.Disiplin yanlış yorumlanmıştır. milyonlarca Budist'e bir disiplin vermiştir. belirlenmiş prensiplere göre yaşamaya başlarsın. tetikte olması gerekir. O zaman ne yaparsan yap. bütün gökyüzüne. Sadece ölüler tutarlıdır. bir sonraki anda yanlış olabilir. geleceği referans almadan yaşa. Üç bin yıl önce Musa.

Bu arada. Başkanlığının ilk gününde. Onun kadar güzel ayakkabı yapabilen kimse yoktur. O yüzden asla kökeninizi unutmayın. SIRADANLIKTA NİRVANA'YI BUL Hayat yaratan. Böylece yaratıcılığa değer verilir. Aklıma Abraham Lincoln geldi. babanızın yaptığı ayakkabıları giyiyor. politikacılar yüzünden yaşanmıştır ve onlar hala küresel intihar için daha fazla nükleer silah üretiyor. sanki dünyada hiç varolmamış gibi yaşayıp ölür. . herkes tarafından hatırlanması gereken bir şey söyledi. Senatörler. Abraham Lincoln. saygı ve değer görür çünkü yaratıcı ruh. Estetik anlayışımız hiç zengin değil. harika bir ayakkabıcı değilim ama en azından ayakkabılarınızı tamir edebilirim. onun sanatçılığının büyüklüğü kadar büyük bir başkan olamayacağımı çok iyi biliyorum. Ama sakın babanızla birlikte evime gelip. Gerçek ve dürüst bir toplumda yaratıcılık. Ne yaparsam yapayım. öfkelendi. Bana haber verin. Babam çok güzel.3. bana babamı hatırlattığınız için size minnettarım. Doğal olarak. Onlar akıllı birer hayduttan başka bir şey değildir. ailem için ayakkabı ölçüsü aldığınız günleri unutmayın." Bu şekilde onu aşağılayacağını sanıyordu." Senatoda derin bir sessizlik vardı. kızdı. "Senatoda ilk konuşmamı yapmadan önce. evinize gelirim. Büyük insanları ise aşağılamak mümkün değildir. Her yaratıcı ruh. Tanrı'yla işbirliği içindedir. yemin ettikten sonra senatoda yaptığı ilk konuşmada. siz aristokratlara bir şey hatırlatacağım. hayatı güzelleştiren bir bahçıvanın Nobel ödülü aldığını duydun mu? Tarlaları sürüp. aşağılık kompleksi olan insanlar aşağılanabilir. O bir ayakkabıcının oğluydu ve Amerika'nın başkanı oldu. Ama Abraham Lincoln gibi bir adamı aşağılayamazsın. Bu çok çirkin bir ayrımcılıktır. ne yarattığının önemi olmadan saygı görmeli ve onurlandırılmalı. hepimizi besleyen çiftçinin ödüllendirildiğini duydun mu? Hayır. Abraham Lincoln'un öldürülmüş olması bir tesadüf değil. Ülkenin bir ayakkabıcının oğlu tarafından yönetilmesi fikrini kabullenemediler. bir tesadüf eseri ülkenin başkanı oldunuz. Dünyada yaşanmış olan bütün katliamlar. Aynı zamanda yaratıcılığa ne kadar büyük bir saygı duyduğunu göstermişti. çirkin bir aristokrat ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Bay Lincoln. Ama politikacılar bile Nobel ödülü alıyor. bu sanatı onun yanında öğrendim. Ben onu asla aşamam. çok yaratıcı bir sanatçıydı. bu adamı aşağılamanın mümkün olmadığını anladı. Sadece küçük insanlar. Eğer babamın yaptığı ayakkabılar ayağınızı vuruyorsa. Birçok senatör. bütün aristokratlar çok rahatsız oldu. tam konuşmak için kürsüye çıktığı zaman.

Yaptığın her şey yaratıcı olabilir. Sonra. O benim karım değil." Bir kadına aşık olduğun zaman. yaratıcılığın yapılan işle ilgisi yoktur. Yaratıcı ol! Bütün o büyük kitaplar. ama ben asla sıkılmayacağım. Ne fark var? Biriyle. Sevişirsin. vaktinin boşa harcandığını düşünürsün. o zaman yaratıcı olacaksın. ama her şey durulduktan sonra. temizleyeceksin. Ama aslında dedikodudan başka bir şey değil. Burada yerleri yıkayıp. işten. yaratıcı insanların dedikodularından başka bir şey değildir. bir gün onun peşinden tuvalete gitti. O zaman her şey eskir. Önemli olan tek şey var: Yarattığın şeye ruhunu koyabiliyor musun? O zaman yarattığın ürünlerde sanki Tanrı'dan birer parça bulunur. Ama bu herkesin başına geliyor. içeriye tek gözle baktığı zaman. Sana bir fıkra anlatayım. Ama sevişirken arada sırada hızla yatak odasından çıkıyor. Orada. Yaratıcılık. Yaratıcılık. Birkaç seanstan sonra cinsel ilgisi tekrar alevlenmiştir. heykel ya da ayakkabı yapman hiç önemli değildir. birkaç gün sonra.Resim. Bahçıvan. Sonsuza dek bu şekilde konuşmaya devam edebilirim. Bana birçok insan geliyor. kendini yaratıcı mı hissedeceksin? Resim yapmak. ortadan kaybolursun. Unutma. bir arkadaşınla konuşurken. sonunda kocasını hipnoz tedavisine gitmeye ikna eder. Kapının önünde sessizce durup. Eğer bu salonu sevgiyle temizlersen yaratıcı olur. o zaman bir yük olur. "O benim karım değil. Burada kimse kalmaz ve ben hala konuşuyor olurum. marangoz olman önemli değil. yaratıcısındır. "Her türlü iş mi. Herhangi bir işi derin bir sevgiyle yapmaktır. Osho. balıkçı. O başka zamanda ne yapacaksın? Yapacak daha iyi bir şey bulabilir misin? Eğer resim yaparsan. tuvale renkler atacaksın. Benim için tam bir keyif. meditasyon gibi keyif almaktır. o . kocasının aynadaki görüntüsüne odaklanıp. Ama bir arkadaşın gelmiş! Biraz dedikodu yapmak da çok güzeldir. Yaratıcılığın ne anlama geldiğini biliyorsan yaptığın her şey yaratıcı olabilir. Bir gün o kadar sıkılırsın ki. Eğer bir şeyi gerçekten seviyorsan. Ama eğer beni sevmiyorsan. "temizlik bile mi? Ama senin işin olduğuna göre seve seve yaparız" diye devam ederler. Seks hayatlarının heyecanını kaybetmesine üzülen genç kadın. Bunu keyifle yapıyorum. yapılması zorunlu olan bir şeye dönüşür. Bunu merak eden kadın. Ben burada ne yapıyorum? Dedikodu. Bir gün belki yazıya dökülebilir. O zaman yaratıcı olmak için başka bir zamanı tercih edersin. tuvalete giriyor ve bir süre sonra tekrar dönüyordu. o bedeni bilirsin. keyif alırsın. İlk gelişlerinde. senin bilincinin niteliği ile ilgilidir. o zaman bu iş bir göreve. kendine bakarken mırıldandığını duymuş. temizlik bile mi?" diye sorarlar. tekrar gelirler ve "temizlikten daha yaratıcı bir şey yapmak istiyoruz" derler. Sonra o yüzü bilirsin. Sen büyük bir kitap yazmak istiyorsun. o tabii ki karın değil. o zaman karın olur. çiftçi. yerleri silmek kadar sıradandır. Sen bir gün sıkılabilirsin.

O zaman büyük bir elmasa dönüşür. Sakın egona kapılma. sıradan insandır. Hipnozcu iyi yapmış. Dokunduğu her şey kutsal olur. büyük bir yaratıcılık". yemek pişirmek. Odun kesmek. ne yaparsan yap. Oğlan "Shakespeare" diye yanıtlamış. Egon bunların küçük şeyler olduğunu söyler. Joan D'Arc ol. Daha geçen gün. Bunu dene. o işi yaparken senin bilincinin kattığı şeydedir. Eğer sevmiyorsan. Kalidas ya da Milton olmak istiyorsun. "Bu sana layık değil. belirli bir gurur görürsün. yaptığın her işe bir yaratıcılık getirebilirsin. sıradan hayatı seven. Ölümü bile yaratıcı bir eylem. Ve öyle de olur! Bu sadece zihninin oynadığı bir oyun. Sadece eşinle sevişirken. büyük bir asaletle mezarında yatan bir Zen ustası hikayesi okudum. yemek. Ölüyken bile bir asalatle. zamanla önemsiz şeylerin kutsal olduğunu görürsün. Temizlik yapmak çok güzeldir. seni daha yüce şeylere doğru yönelmeye ikna etse. Oturmasını izle. Ne zaman ego gelip. Büyük bir şeyler yap. o zaman egon devreye girer. Hayat küçük şeylerden oluşur. Anlayışlı bir insan. Mükemmel yapmış. Aşılması mümkün değil. Yaratıcı olmaya çalıştığından değil. Neden Shakespeare olmaya gerek var ki? Üç yıl bir mahallede servis yapmak! Bu." Hepsi saçmalık. Kutsal insan. Birden kral ya da . bir temsil yazmak kadar güzel bir şey. Yücelik. kuyudan su çekmek. O yüzden temizlik yaparken. Sorunu yaratan senin egon. "Ne kadar ünlü bir isim. "Bu temizlik değil. O zaman.. sürekli yaratıcıdır. Eğer sen seversen büyük olurlar. o sadece ego tatmini için bir şeyler yapıyor olabilir ama sana bir aziz gibi görünecektir. Shakespeare. bir roman. Bütün Joan D'Arc'lar saçmalıktır. Adam ölmüş. Her şey kutsal ve ilahidir. Hayatındaki her şey sana kutsal gelmiyorsa. Bunu anladığın zaman. Kutsal insan senin aziz dediğin kişiler değildir." Bayıldım. Hiçbir şey sıradan değildir. Büyük bir şiir yazmak. dini bir hayat yaşayamazsın. Yüce şeyler yapmıyordur. Oturuşu yaratıcı bir eylemdir. Şöyle bir hikâye duydum: Bir ev kadını bakkal çırağının sürekli siparişlerini hemen getirmesinden memnun olduğu için ona adını sormuş. Ayrıca. O zaman her şey yücelir. Hareketlerinde belirli bir dans. Gülümse. temizlik. Tam üç yıldır bu mahalleye servis yapıyorum. Yücelik yapılan işte değil. neredeyse bir kitap. onun karın olmadığını düşün telkininde bulunmuş. resim yaptığını hayal et.topografyayı bilirsin ve sıkılmaya başlarsın. Temizlik mi? Bu sana layık değil. Hayat küçük şeylerden oluşur. Egoyu bırak ve her şey yaratıcı olsun. Sen büyük şeyler yapmak istiyorsun. Bir çakıl taşına büyük bir sevgiyle dokun. hemen bunun farkına var ve egoyu bırak." "Öyle olmalı. bir gururla duruyor. çünkü onun büyük işler yaptığını düşünürsün. Eğer anlarsan.. Ama yaptığı her şeyi yüceltiyor. sana aziz gibi görünecektir.

Yaratıcı ol dediğim zaman. meditasyonla yoğurulmuş sevginle dönüşüme uğramalı. Şimdi sana son şeyi söyleyeyim. O yüzden yedi kişiyi öldürdü. o zaman evin bir tapınağa dönüşür. büyük bir hedefe dönüşürse. onları yaşama şeklindeyse. Asla! Gerçek boyut mükemmeldir. kutsal bir eyleme. gerçek boyutundan daha büyük biri gibi olma eğilimlerine kendini kaptırma. Gerçek boyutta olmak. Politikacılar ve suçlular farklı türde insanlar değildir. Birden bütün gazetelerin baş sayfalarında resimleri çıkar. Bu çok daha kolay. Yapacak büyük bir şey bulamadıkları içindir. Hiçbir gazete onun şiirlerini.kraliçe olursun. Bayan Moskowitz çok gururluydu. hepsi bu. Saatine kırk dolar ödüyor ve sadece benden söz ediyor. sadece sıradan olmak. Sadece ve sadece ünlü olmak istemişti. dokunduğun her şey. Eğer Nirvana senin için ulaşılması gereken bir hedef. Ama eğer Nirvana. her küçük aktiviteyi. küçük şeylerdeyse. O zaman Nirvana. Nirvana bilinci tamamen budur. muhteşem bir güzelliğe ve kutsallığa sahiptir. Her yerden geri çevriliyordu. özgürlüktür. Bunu her zaman anımsa aksi taktirde egon hayatına bazı sorunlar getirecektir. Zavallı Richard Nixon. Diğerleri biraz daha zeki ve biraz daha kurnaz. Bütün suçlular politiktir ve bütün politikacılar suçludur. Hiç kimse onun resmini basmıyordu ve hayat akıp gidiyordu. Hayatının her anı. Bedenin Tanrı'nın ikametgâhına dönüşür. bir duaya dönüştürme aracıysa. Onlara bir öfke beslemiyordu. O yüzden başkanı öldürürler. Ülkenin başkanı olamamışlardır. en son ve en büyük kabusun olur. Ben sadece bırak hayatın bir resim. Suçlulara git ve neden suç işlediklerini sor. O zaman Nirvana. Gül. Tabii ki herkes bir devlet başkanı olamaz. Komşusuna sordu: "Oğlum Louie'nin ne yaptığını biliyor musun?" "Hayır." Asla bu yüce. Çünkü o ölen yedi kişiyle hiçbir bağlantısı yoktu. . suçüstü yakalandı. bir şiir olsun diyorum. onun makalelerini basmıyordu. Onunla bir bağlantıları yoktu. Ona nedenini sordular. Ama bu sıradanlığı. Birden başkan kadar ünlü olurlar. herkesin gidip büyük bir ressam ya da şair olmasını söylemiyorum. Haftada iki kere bir psikiyatriste gidiyor. Büyük bir insan olmak istediğini söyledi." "Bu iyi bir şey mi?" "Tabii ki iyi bir şey. Oğlun Louie ne yapıyor?" "O bir psikiyatriste gidiyor. sadece Richard Nixon değil. ünlü. o zaman bir kabus yaşarsın. O zaman baktığın her yer. olması gerektiği gibi olmaktır. keyif al. Birkaç ay önce bir adam yedi kişiyi öldürdü. olağanüstü bir şekilde yaşa.

çok güzel bir taş gördü ve onun fiyatını sordu. hayalin yan ürünüdür. Her türlü mermerin satıldığı bir pazar yerinden geçerken. bir şairin hayaliyle. bir mistiğin hayaliyle. Sadece egonun peşine düşme yeter. Deliler hayal kurar. tam bir farkındalıkla. ışıldayarak yaşamaktır. Ve bugünün hayalleri. insan evriminin temelini oluşturan büyük hayalcilerle ilgilenmemesi büyük bir talihsizlik olmuştur. Michelangelo o kaya parçasını aldı ve neredeyse bir yıl boyunca üzerinde çalışıp. hayata güven. Tam on iki yıldır kimse onu sormadı bile. Bunu söylediğim zaman. HAYALCİ OL Friderich Nietzsche bir açıklamasında şöyle diyor: "Bütün hayalcilerin yok olduğu gün insanlık en büyük felaketini yaşayacaktır. Bunu söylüyorum. insan hayal ettiği için gerçekleşmiştir. Bunu söylediğim zaman. Ama onun hayalleri yıkıcı olur. onu bedava alabilirsin. Buda'dan ya da İsa'dan alıntı yapmıyorum. sıradan hayatı her şeyiyle. . Ben de o taşta herhangi bir potansiyel görmüyorum." dedi. O zaman her şey ışımaya başlar. Ve bütün hayat deneyimi. bir dansçının hayaliyle. hasta bir zihnin hayallerini ayırmak gerekir. senin için de olabilir. bir mimarın hayaliyle. bugün gerçektir. tam bir yetkinlikle söylüyorum. Aslında yaratıcılık. bir heykeltıraşın hayaliyle. çünkü böyle yaşadım ve böyle yaşıyorum. Bütün şairler hayalcidir. Dükkan sahibi. Ama o kadar canlı ki. psikopatların hayallerini ve rüyalarını analiz etmek olduğu için. İsa'nın hem gücünü. rüya görür. Bu benim için mümkün oldu. Bütün müzisyenler hayalcidir. kendimden alıntı yapıyorum. Ama onun hayalleri dünyayı zenginleştirir. Ama bu hayaller. Sigmund Freud'un. İsa'nın çarmıhtan indirildikten sonra. O zaman hayat sana ihtiyacın olan her şeyi verecek. Birkaç yıl önce bir deli onu kırmaya çalıştı. Hayatı sev. Bütün mistikler hayalcidir. Aklıma Michelangelo geldi. rüya ya da hayal görme sözcüğü lanetlendi. Mermeri o kadar sanatsal bir şekilde kullanmış ki. Sigmund Freud'un analiz ettiği rüyalar değildir." İnsanoğlunun bütün evrimi. Bunu söylediğim zaman. Dün hayal olan bir şey. O yüzden. 4. seni kutlayacaktır. annesi Meryem Ana'nın kucağında ölü yatarken görüldüğü bir heykeldi. O sadece psikolojik olarak hasta insanlarla çalıştı. hem de narinliğini hissedebiliyorsun. yarının gerçekleri olacaktır. çünkü orada yer işgal etmekten başka bir şey yapmıyor. "Eğer o kayayı istiyorsan. belki de gelmiş geçmiş en güzel heykeli yaptı. Heykel Vatikan'daydı. sanki İsa her an uyanacakmış gibi.Nirvana. Yaratıcı insan da hayal kurar. Bu mümkün. Ben sadece fotoğrafını gördüm. Meryem Ana'nın gözlerindeki yaşlar bile belli oluyor.

Michelangelo yanıtladı: "Onu tanımadın mı? Dükkanının önünde on iki yıl boyunca bekleyen o çirkin taş. Bu kayadan çıkmama yardım et" dedi. Michelangelo heykelini bitirmişti. "Bu güzel mermeri nereden buldun?" diye sordu. bazı rüyaların. Michelangelo'nun yaptığı o heykeli çekiçle parçaladı. Yaşlı balık. Bir yıl geçtikten sonra. Beni kurtar. Dükkan sahibini bir şey göstermek için evine çağırdı. felsefi bir ruh hali içinde olan genç bir balık. Heykeli kayanın içinde gördüm. Belki de bunu unutmak anlaşılır bir şeydir. hasta insanların rüyaları ve hayalleri yerine. Kayanın üstündeki gereksiz parçaları attım ve İsa ile Meryem'i kapatıldıkları yerden kurtardım. Eğer onunla doğuyorsan. yaşlı bir balığa sorar: "Okyanus hakkında çok şey duydum. Sadece onu unutmuş durumdasın. Siz sadece birlikte nefes almıyorsunuz. yaratıcı insanların rüyalarını ve hayallerini analiz etseydi. Ancak insan. ağaçlarla el tutuşuyorsun. normal insanların sahip olduğundan daha yaratıcı bir bilinçten doğduğunu gösterir." . Genç filozof karşılık verdi: "Şaka yapıyor olmalısın. Evren derin bir uyum içindedir. Bütün evren birlikte nefes alıyor. insanlığa çok büyük bir katkı sağlamış olurdu." Bu olay aklıma geldi çünkü. Bütün varoluş tek bir organik bütündür. Ben sadece beş dakika çalıştım ve bütün heykeli parçaladım. dükkan sahibi şöyle sormuştu: "O çirkin kayanın bu kadar güzel bir heykele dönüşebileceğini nasıl düşündün?" "Bunu düşünmedim. Onların rüyalarının analizi. Sen sadece başkalarıyla el tutuşmuyor. Okyanusu kendinden farklı bir nesne olarak görmedi. bütün rüyaların bastırılmış duygular olmadığını gösterecekti." İki adam da aynı mermer üzerinde çalıştı. okyanusun içinde yaşadı. şöyle dedi: "Ben de ünlü olmak istedim. Michelangelo tam bir yıl çalıştı ve sonra ünlü oldu. birden İsa'yı gördüm. daha bilge balıklara sormalıyım. ondan hiç ayrı kalmadı. Arayışıma devam etmeli. sağlıklı insanların. Onların rüyaları. içinde yaşadığımız şeydir" dedi. İnsanoğlunun ve bilincinin tüm evrimi. dünyadaki bütün gazetelerin manşetlerine çıkacak. Artık benim adım. diğeri ise bir deli. su ve sen ona okyanus diyorsun. Kayanın yanından geçerken. Bu heykeli yapmayı hayal ediyordum. Uyum zaten senin gerçeğin. uyum dilini unutmuştur. Onların rüyalarının analizi. genç filozofu tuttu ve "Okyanus. sağlıklı. Bu.Birkaç yıl önce delinin teki. Biri yaratıcıydı. Neden yaptığı sorulunca. O nerede?" O okyanusun içinde. Bana: "Bu kaya içinde kapalı kaldım. Dükkan sahibi gözlerine inanamadı. bu rüyalara ve hayallere bağlıdır. Okyanusun içinde doğdu. hasta değil." Sigmund Freud ayarında bir adam. sadece sağlıklı insanlar değil. Burada benim görevim bunu sana hatırlatmak. onu nasıl düşünebilirsin? Eski bir hikayede. O yüzden ben sadece küçük bir iş yaptım. Biz uyum yaratmıyoruz.

Sadece sessiz olmak. iki olarak kalamaz. Ama eğer ikiniz de sessizseniz. herhangi bir rüyanın olamayacağı kadar güzeldir. Hayatın bütün yüce değerleri. Bir parçamız Himalayalar'da. Hayatı büyük bir minnetle yaşayacaksın. varoluşa dışarıdan bakacağın bir kıyı yoktur. Bir Hıristiyan değil. bir parçamız kuşun kanadında. Halbuki gerçek. daha keyiflidir. Ama gerçek. bir parçamız ağacın yeşilindedir. cahillik yüzünden ayrı düşenlerin bir araya getirilmesi anlamına gelen bir kelimedir. Buna rüya deme.. Dolayısıyla her eylemini ve varlığını dönüştürecektir. kendimizi ayrı olarak görmektir.. Senin tasarladığın bir öğretiden ortaya çıkan bir şey olmaz. Sevgi dolu olacaksın. Ben hiçbir insanın bir ada olmadığını vurguluyorum. Sevgi. sadece mutlu olmak. Onları bir araya getirmek. bir parçamız yıldızlarda. Eğer sevgi öğrenilmişse sahtedir. bir Hindu değil. tanrısallık. Din kelimesi çok güzeldir. Hepimiz tek gerçeğin farklı ifadeleriyiz. O zaman şefkat ve sevgin kendiliğinden oluşur. Düşündüğün zaman. Bu sessizliğe başkalarının katıldığını hissedeceksin. farklı şarkılarıyız. Çok şiirseldir. İlk kez o zaman. Bunu gerçeklik olarak yaşamak. Eğer barışseverlik üretilmişse sahtedir. seni büyük bir tekliğin farkına vardırır: Senden başka kimse yoktur. Hepimiz birlikte nefes alıyoruz. bire dönüşür. Çeşitlilik hayatı zenginleştirir. bir Müslüman değil. Çeşitlilik var ama bu bizi ayrı kılmaz.. Tek şarkıcının. Çünkü sen bir şeyler düşünüyorsun ve diğer kişi bir şeyler düşünüyor. neşe. Çünkü Sigmund Freud yüzünden rüyaya çok yanlış damgalar vurulmuştur. Sen varoluşun dışına çıkarılamazsın. heyecan. hayata olan yaklaşımını dönüştürecektir. Hepimiz dev bir kıtanın parçalarıyız. çıkıp. her zaman okyanusun içinde yaşamış olduğunu anlar. ayrı olmadıklarını göstermektir. farklı danslarıyız. başkalarından ayrılırsın. İki sessizlik. saf bir dindar. Gerçek. çok özel bir yerden gelir. Okyanus onun hayatıdır ve o olmadan yaşayamaz. Yoksa en güzel kelimelerden biridir. Nerede olursan ol. O zaman bir ağaca zarar veremezsin. Eğer merhamet besleniyorsa sahtedir. Onu anlamak büyük bir deneyimdir. İlk bilinçsizliğimiz. Varoluş sonsuzdur. sadece. Tek dansçının. o zaman gerçekliği çok derinden. onları uyandırarak. çünkü rüya dediğin zaman onun gerçek olduğunu anlamıyorsun. daha renklidir.. Farklı resimleriz. Bana göre ilk kez olarak gerçek bir dindar olacaksın. Kökeni. kendiliğinden ortaya çıkıyorsa. Ama biz bilinçsizce yaşıyoruz.Bir balık ancak bir balıkçı tarafından yakalanıp kumların üzerine atıldığı zaman okyanusun farkına varır. varoluşun bir parçasısın. . Hayal edebileceğinden daha çok dans barındırır. Ama insanda bir zorluk vardır. Aynı orkestranın bir parçasıyız. Buna rüya demeyin. Her tarafa dağılmışızdır. Ama eğer senin hiçbir çaban olmadan. o zaman aranızdaki bütün duvarlar kaybolur. daha coşkulu. Ama ressam bir tane. dinginlik. bir parçamız güllerde.

insana yakışmayan. P. kültür adına. Bütün varoluşun tek bir organik bütün olduğu. Ona rüya demek gerçekliğini ortadan kaldırır.. O senin varlığının içindeki özde gizlidir. kültürlü ya da dindar olmadık. O yüzden. DÖRT SORU Kalbinde söylenmesi gereken bir şarkı. Dünya Tarihi Kitabı'nı —çok önemli bir çalışmadır— yayınladığı zaman sormuşlar. En fazla insan. Kendini gerçekleştirmek demek. HAFIZA VE HAYAL GÜCÜ Soru: . Bütün bu dinlerin yalan ve sahte olduğu ortadadır. dindar insanlar tarafından öldürülmüştür. İfade edilmelidir. Wells şöyle yanıtlamış: "Çok güzel bir fikir. Medeniyet adına. herhangi bir güzel deneyimi rüya ile karıştırma. Sen onu henüz duymadın bile. Wells'e. Ama dans görünmezdir. bütün meditasyoncuların yaşadığı bir şey. din adına. Ve şarkı. hayvani şeyler. İnsan gerçeklikten uzağa düşmüştür. her türlü barbarlığı yaptık: İlkel. Çağlar boyunca hiçbir istisnası olmadan. "Medeniyet hakkında ne düşünüyorsunuz?" P.G. edilmesi gereken bir dans var. Gerçeklerin rüyalara dönüştürülmesi değil. medeni. Rüyaların gerçek yapılması gerekiyor. Onun yüzeye çıkarılması gerekir. Gerçek dinin doğması gerekiyor. G.Geçmişte din adına çok suç işlenmiştir.." Günümüze kadar bizler. 1. İnsanın hepimizin bir olduğu gerçeğine uyandırılması gerekiyor. işte budur. Bu bir varsayım değil. Ama artık birinin bir şeyler yapıp onu hayata geçirmesi gerekiyor.

Ama. benim yüzüm. sizlerle hiçbir ilgisi olmayan iki kişi arasında yaşanmış gibidir. Buna katlanamam." Buda yanıtladı: "Ama o senin suratına tükürmedi. Ben sana asıl hafızanı bırak demiyorum. Buda. Bu adam da değişti. aynı zamanda yaratıcı hayal gücümü bırakmak zorundayım. Psikolojik hafıza ise. onun şu anda olduğu gibi ve senin şu anda olduğun gibi buluşmalısın. Kastedilen. beni anlayamazsın . kendi geçmişine göre yorumluyorsun. o ben değişti. yüzünü sildi ve adama sordu: "Söyleyecek başka bir şeyin var mı?" Havarisi Ananda çok öfkelendi. Onun şu andaki yüzünü görmüyorsun. hatırladığım şeyler içinde bir kökeni var. Dün sana gösterdiği yüzden etkilenmeye devam ediyorsun. Babanın. Acaba dünyada. Ona baksana. Bir adam gelip. O bir Brahmin idi ve Buda. Tekrar oteline döneceksin. ama bu çok doğal. Ancak bundan psikolojik olarak etkilendiğin zaman. Çok büyük bir sıkıntı içinde. Buda'dan izin istedi. Adını bilmelisin. Bu aptalca olur. o adamı görünce sinirlenir. Hatasını anlamış olabilir. "Hala öfkeliyim" demezsin. Eğer şimdi ve burada değilsen. Sen sadece benim kelimelerimi dinliyor ve sonra bu kelimeleri kendi hafızana. Senden kendisini affetmeni istemeye gelmiş olabilir. annenin.ancak o zaman buluşma olur. ama psikolojik etkilenme yoktur. sorun çıkmaya başlar. sanat ve sanatı mümkün kılan yaratıcı hayal gücü olmasa nasıl olurdu? Bir Tolstoy asla bir Buda olamaz. Hafıza sürekli araya girer. Asıl hafızan kastedilmiyor. Devam eden bir kızgınlık olmaz. Hatta sen de artık aynı insan değilsin. nerede yaşadığını bilmelisin. "Bu adama haddini bildirmeme izin ver. Tekrar odanı bulman gerekiyor. Çünkü ben bir yazarım. Bu. Bu kadarı çok fazla. eşinin. Aksi halde fiziksel olarak burada olsan da. Bugün onunla yine karşılaşıyorsun.. Asıl hafıza. Asıl hafıza bir sorun değildir. Yirmi dört saat birçok değişiklik getirmiştir. Adam belki de özür dilemeye gelmiştir. sanki o yaşanmış olan olay. Ama hafızamı bırakırken. Asıl hafızan gereklidir. ama sen öfkeleniyorsun. Seninle tekrar dost olmak istediği için gelmiş olabilir.. Köprünün altından ne kadar su aktı? Bu adam aynı adam değil. Kızgınsın ve bağırmaya başlıyorsun. O adamı görünce öfkelenirsin. Çok öfkeliydi. O kadar kızmıştı ki. çocuğunun adını. psikolojik olarak yoksun. "Bu adam dün bana hakaret etti" der. Yani. Hafıza oradadır. Savaş ve Barış'ı yazabilir mi? Beni anlamamışsın. Ayrıca ona bir bak. Beni anlamak zordur çünkü anlamak için hafızanı bırakman gerekiyor. Ve yazdığım her şeyin. Aradaki farkı anlamaya çalış. Ama dün geçmişte kaldı.Bize sürekli hafızadan vazgeçmemizi ve bulunduğumuz anı yaşamamızı öneriyorsun. rahiplerin çok öfkelendiği şeyler söylüyordu. Onu hoş görmelisin. İşte o zaman psikolojik olarak özgürsün. "Bu adam dün bana hakaret etti" der. O saf bir anımsamadır. bilinçsiz davranışının farkına varmış olabilir. psikolojik hafızadır. Ama bir Buda. Ama kelimeler . Buda'nın suratına tükürdü. Asıl hafıza. Dün biri sana hakaret etti. Bana bir şeyler söylemek istiyor. O adamla.

Onu sembolize edecek bir davranış bulmak zorundasın. Özgürlüğünü yok ediyor. Sürekli bu olayı düşünmüş. Ama aynı zamanda. asıl hafıza hata yapmaz." Buda. Sen artık olmayan birine tükürdün. beklenen. Bak.yetersiz kalıyor. Çaresiz durumda. Bir şeyi daha anlamak gerekir. Yaptığı şey yüzünden çok büyük bir vicdan azabı çekmeye başlamış. Bu. Sadece gör. Seni kafese tıkıyor. ayaklarını öpmüş. hiçbir kelime öfkesini ifade edemiyor. Ama Buda. Her şeyimle özür dilerim. Ertesi sabah hemen Buda'ya gitmiş. adamı hissediyor. Baban sen küçükken sana tokat attı. Nasıl affedebilirim? Çünkü sen bana hiç tükürmedin. Sen yenisin ve ben yeniyim. Annen çocukken sana kızdı ve onu hala taşıyorsun. canlılığını yok ediyor. Karşındakine anlatamazsın. Büyük bir şaşkınlık içindeydi. Yaşadıklarımı sizlerin anlayacağı dilde ifade etmeye çalışıyorum. Dün artık yok. ortada şaşıracak bir şey olmazdı. Asıl hafıza güzel bir şeydir. Onu geride bırak. O bölüm kapanmıştır. Onu hayatın boyunca taşımanın bir anlamı yok. Hafızanı bırak dediğim zaman. "Özür dilerim. Bu adam da aynı durumda. Biri sana on yıl önce bir şey söyledi ve sen onu hala taşıyorsun. efendim. doğal bir tepki olurdu." Adam ağlamaya başladı. Buda. Ananda da görüyor. bu kadar şaşırmazdı. o adamın dün kendine tükürdüğünü tabii ki hatırlıyor. üzerinde meditasyon yapmış. Adam. kelimelerle ifade edemiyor. Yaşadığı zorluğu görüyor. sallanıyorsun. Bu durumda nasıl hatırlayacaksın? O zaman . şu anda doğan güneş yeni bir güneş." Buda görüyor. Kelimelere dökemezsin. Adam gitmiş ve bütün gece uyuyamamış. Buda. Bu benim de sorunum. Çünkü psikolojik hafıza bir engeldir. psikolojik hafıza demek istiyorum. yine aynı sorun. Şimdi bana karşı o kadar yoğun duygular besliyor ki. Hayatımın en büyük sorunu ve bu adamı aynı durumda görüyorum. Bu adam da aynı zorluğu yaşıyor. İnsanlar böyle tepki veriyor. Sizin gibi birine tükürmek yaptığım en aptalca şeydi. Her şey yeni. önünde kapanıp. Senin tükürdüğün adam artık yok. nasıl doğru hatırlarsın? Bu imkansız. Tıpkı benim yaşadığım sevgiyi. yanıtladı: "Unut gitsin. Çok yoğun bir duygu yaşadığın zaman bunu ifade edemezsin. Eğer Buda ona vursaydı ya da Ananda üzerine atlasaydı. çünkü kelimeler yetmiyor. Asıl hafızayı değil. Ananda'ya dönmüş: "Bak. ama sen yetmiş yaşında olsan bile onu hala taşıyorsun. Ama sen taşıyorsun. Psikolojik hafıza olmadığı zaman. bir çeşit deprem yaşıyorsun. Ayaklarıma dokunuyor. Bu psikolojik hafızalar sana yük oluyor. hiçbir eylemin ifade edemediği gibi. O kadar kızgın ki. Bak. Kalbinde bir yara açılmış. Buda'nın söylediklerine inanamadı. Ananda ise psikolojik hafıza yaratıyor. Tüküren adam da yok. sadece asıl hafızayı biriktiriyor. Eğer psikolojik etki altındaysan. Buda. Titriyorsun. bu adamın ya da kendisinin dünkü kişiler olmadığını hatırlıyor. hiçbir kelimenin." Bilinç sürekli akan bir nehirdir. Ama yapamıyorum.

geçmişin zaten şu anda kapsandığını bilirsin. yapmış olduğun her şey. şu anda. O zaman da hafızana güvenemezsin. o su oradadır. sapında bulunuyor. Geçmişte olduğun her şey. senin iliğin olmuş. O kıvılcım senin bir parçan oldu. çiçeklerinde. Ama dün. Şu anda nasıl yaşadığın. Senin kemiğin olmuş. çıplak gerçekler. Şu anda içinde dolaşıyor. Ne zaman bir gerçekle karşılaşsan. Bir şeyler ekler. Sadece bir Buda. Neden dünün ışınlarını düşünsün? Onlar emildi. Gençliğin sensin. Ve eğer beni anlayabilirsen. Güvenilir tek insan. Yaptığın her şey hala senin içinde. O yükü taşımak zorunda değilsin. Ama şu anda kanın olmuş. Hiçbir zaman olanı olduğu haliyle görmüyorsun hep gerçeği çarpıtıyorsun. Yarın büyük yaprak olacak olan filizler orada. Ama her şeyiyle tamamen geçmiş mi? Nasıl tamamen geçmiş olabilir? O seni değiştirdi. Bu geçmiş. Tathagata. geleceğine çok büyük etki edecek. onun yapraklarında. uyanmış olanın. tamamen bu anlama gelir. Çünkü geçmiş yaşandığı anlarda seni değiştirirken. dallarında. Ama düşünse de. Sadece gerçekler: Asli gerçekler. O zaten orada. bütün geçmişi ve geleceğin bütün potansiyelini taşıyor. sarının bir parçası oldu. Sen onu kalıpladın. Ne olursa olsun. o gerçek olmaktan çıkar. Dün yapraklarına düşen güneş ışıklarını düşünmez. yaşadığın an aynı zamanda bütün geleceğini barındırır. bu anı yaşamamızı söylüyorsun" diye sordun. bir şeyler çıkartırsın. şu anın bir parçasıdır. Bu. O bir aynadır. geride kalmış olabilir ama seni değiştirmiştir. bir Tathagata'nın. Tathagata sadece yansıtır. geçmişini hatırlamayacağın anlamına gelmez. psikolojik hafızası olmayan insandır. Psikolojik hafızanı bırakırsan. içinde yeni bir kıvılcım yarattı. Çünkü onların psikolojik hafızası yoktur. Sen bir gerçekle hiç karşılaşmıyorsun. düşünmese de. Sana yeni bir hayat görüşü vermiştir. Sen bir gerçekten söz ettiğin zaman. bu sabah güneşinin keyfini çıkarırken. Onu psikolojik olarak taşımak zorunda değilsin. çünkü zihninde birçok kurgu taşıyorsun. bir ermiş insan gerçeği bilir. hemen üzerine kendi kurgularını katıyorsun. gözlerini açmıştır. Şu an. üzerini boyadın. Dün benimle birlikteydin. Bir Tathagata gerçeği konuşur. o artık bir olgu değil. Çocukluğun sensin. Yarının çiçekleri olacak olan tomurcuklar orada. onu değiştirdin. çünkü gerçeğe dayanarak konuştuğunu söyler. o da geçmiş. . sindirildi. Ağaç dün çekmiş olduğu suyu düşünmez. köklerinde. Yaşadığın an bütün geçmişini kapsar. Ortaya bambaşka bir şey çıkartırsın. Yediğin yemekler. her zaman doğru söylediğini. Geçmişte yaşadığın sevgi. ağaçlar insanlar kadar aptal değildir. Yaşayacağın gelecek ise senin şu anı nasıl yaşadığına göre şekillenecek. dünün psikolojik hafızasını taşımıyor. Yoksa susar. Eğer beni anlıyorsan.abartırsın. bir ayna olursun. bir Tathagata. O orada. Yeşilin. "Bize sürekli hafızayı bırakıp. seni hazırlıyor. kırmızının. Bunu söylemeye çalışıyorum. İçine kurgu girmiştir. Buda. Ona kendi renklerini verdiğin için. O yüzden bilgisayarlar insanlardan daha güvenilirdir. Ağaç. şu anının bir parçasıdır: O burada. Böylece gelecek de ortaya çıkıyor. Geçmiş. Ama bu yüzden endişe duymana gerek yok.

Sabah güneşinde bir gülün açtığını gördüğün zaman. ihtiyaç o andadır. çünkü dile ihtiyaç duyacaksın. Saçmalamış olursun. onu gör. Şu anda bir dil yaratamazsın. geçmişimi bıraktım" dersen. Şu an sonsuzluktur. sindir. Bırak iki varlık arasında bir buluşma. Unutma. Beni anlamaya çalış. sen de gülün o kadar içine girebilirsin. birbirinize ulaşın. aynı zamanda yaratıcı hayal gücümü de bırakmalıyım" diyorsun. Sabırlı ol. sen gül olursun ve gül sen olur. O zaman sen "Sana telefon numaramı nasıl söyleyeyim. Bırak öyle kalsın. İhtiyaç olduğu an. o kadar az yaratıcı olursun. Anlaşılır bir şey söylemem için dile ihtiyaç vardır. Hiçbir şey söyleme. bekle. geçmiş karışmasın diye hafızayı bir kenara koymak demektir. gereksiz sıkıntılar yaşarsın. Onu bir araç olarak kullan. Çünkü hafızandakileri tekrar etmeye başlarsın. senin yaşadığın andır. Bırak o sana ulaşsın. boyalarını ve tuvalini al. Bırak yenilik içine işlesin. tek söylediğim. Bir an gelir. Gülün varlığını hissedersin. deneyim yaşandıktan sonra kullanılmalıdır. Ama dil. Hayatın özgürleşmek yerine. Dil geçmişten gelir. kimin izleyici olduğu belli olmaz. Gözleyen gözlenen olunca. Bırak yenilik gelsin ve kalbini titretsin.Şu an her şeyi kapsıyor. Seni etkilemesine. Biri sana telefon numaranı sorduğu zaman. Ama şimdi değil. Gül ve sen. O bir psikolojik yatırım olmamalı. Ben sana geçmişi unut demiyorum. kimin gül. Yaratıcılık. Bebek konuşması olur. Buna hiç gerek yok. her adımda yeni sıkıntılar doğurur. Bu orantı her zaman aynıdır. Dil. çünkü sana şu anda soruyorlar. bu yeni deneyimi ifade etmeye başladığın zaman gerekecek. kalbine ulaşmasına izin ver. Bir an gelir. Hafızanın yaratıcı hayal gücüyle ne ilgisi var? Hatta ne kadar çok anın varsa. bir bütünleşme olsun. ondan rahatsız olma. hemen hafızana koş ve bu deneyimi ifade edecek doğru kelimeleri çıkarıp al. Bırak gül sana ulaşsın ve sen de güle ulaş. Yaratsan bile saçmalıktan başka birşey olmaz. iletişim değil. Sonra dil devreye girsin. O anda gerçeği bilirsin. Bundan bir yaratıcılık çıkmaz. geçmişten gelir. Bırak gül seni çarpsın. Hiçbir şey ifade etmez. O. Ona ihtiyacın olabilir. Yeni bir şeyin olmasına izin vermek ise. sadece dilini oynatmak olur. açık ol. Geçmiş. fırçanı. Senin tarafından gereksiz olarak yaratılan bin bir sorun bulursun. sanatını ortaya çıkar. büyük bir keyif ve kutlama olmak yerine. bütün ikilikler kaybolur. gül senin ne kadar derinine inerse. senin ihtiyaçlarını karşılaman gerekiyor. . resmini yap. seni ele geçirsin. Geçmişi hatırlama yeteneğinden kurtul demiyorum. yeni bir şeyin ortaya çıkmasına izin vermek demektir. Eğer bir ressamsan. Eğer bir şairsen. O fiziksel bir gerçek. Sana engel olmamalı. Geçmişe ihtiyaç duyulacak. Unutma. "Hafızamı bırakırken.

Ve eğer yüzeyini biliyorsan. matematik ve coğrafyaya yaptığın gibi. Yaratıcılığın anlamını kavramamışsın. Zihin dinlendikten sonra daha taze olacak. O zaman sadece yüzeyini bilirsin. bir şiir ya da kitap yazacağım. orijinal demektir. Boş bir bambuya dönüşüp. Dilin ve bilgilerin. taze. Ben dinledikten sonra. Aksi halde. Zihnini yok etmiyorsun. o kadar yorgun ki. Tanrı'nın bir şey söylemesine yardımcı olan kişidir. O zaman bir resim yapacağım. O zaman gülü derinliği ve yoğunluğu ile bilemezsin. Sen eski. Bu tıpkı oturma odasını düzenlemek gibidir. Yazarların. Bu koltuğu oraya. Beni dinlerken. perdeler aynı. ressamların. o masayı buraya koyar. ama sadece ihtiyaç olduğu zaman kullan. sadece dinlendiriyorsun. Yaratıcı. Aynı şeyi hafızanla yap. bu duvardaki tabloyu diğer duvara asarsın. İç konuşma bulanıklık yaratır. Örneğin şu anda beni dinliyorsun. Sadece kompozisyon olur. yüzde doksan dokuzunun yaptığı şey budur. Tıpkı tarih. Onlar vasattır. Yaratmakla kompozisyon arasında çok büyük bir fark vardır. Olimpiyatlarda yarışa katılmak isteyen bir adam düşün. daha önce bilinmeyen demektir. kendi kendine konuşma. Yaratıcı. Zihnin ancak o zaman yaratıcı olur. Ona ihtiyaç olacak. Hafızanı bir kenara koy. Ama onlar eskidir. Yarıştan önce dinlenmek zorundasın. eşsiz. aynı zamanda yaratıcı hayal gücümü de bırakmak zorundayım" diyorsun. Eğer beni anlarsan ve psikolojik hafızanı bırakırsan yaratıcı olursun. ama şu anda dinlenebilirsin. Aynı şey zihin için de geçerli. Zihnine şöyle diyebilirsin: "Bir saat dinlen ve dinlememe izin ver. senin yaratım dediğin şey. Onu sonra kullanacaksın. yeni. yaratıcı değildir. Yaratıcı insan. bilinen dünyaya getiren kişidir. yiyip içtikten sonra. Mobilyalar aynı. O yüzden zihnin vasatı aşamıyor. Şu anda sadece bulanıklık yaratır. ancak yüzeyini ifade edebilirsin. Yeni hiçbir şey yoktur. Ona hazır olmak zorundasın. Adam yarışa hazırlanmak için günde yirmi dört saat koşuyor. farklı bir şekilde bir araya getirirsin. Ama onları tekrar düzenlersin. Dille de aynı şeyi yap. Ona gerek yok. şairlerin. Bedenin yenilensin diye. Ona açık olmak zorundasın.Ama deneyim yaşanırken. bilinmeyenden bir şeyi. kımıldayamıyor bile. Zihninin dinlenmesine izin vermiyorsun. o zaman gerekecek. Bu dünyaya Tanrı'dan bir şey getiren kişidir. bildik şeyleri. mümkün olduğunca derin dinlenmelisin. Bu yeni görünebilir. ama yeni değildir. Tanrı'nın üzerinden akmasına izin veren kişidir. aslında yaratmak olmaz. O bir kompozisyon. Sen hiçbir şey yaratmadın. Yarış zamanı geldiğinde. İnsan nasıl içi boş bir bambu olabilir? Eğer zihin içini . Sanatın pek değerli olmaz. O zaman yardımın gerekecek. Aynı şeyi dil ile de yap. duvardaki resimler aynı. Küçük bir tatil yapabilir. Onu kenara koy. sindirdikten sonra. "Hafızamı bırakarak. Yaratıcı hayal gücünün hafızayla bir ilgisi yok. Sen sadece yapısını değiştirmişsindir. Hafızanı bir kenara koy. seni çağıracağım. bildiğin bütün matematik formüllerini tekrar ediyor musun? İçinden sayı sayıyor musun? Bildiğin coğrafyayı tekrar ediyor musun? Bildiğin tarihi tekrar ediyor musun? Onları bir kenara koydun.

bir şeyi nasıl yapacağını bilir. O. Sen bir arşivcisin. Kimse daha önce öyle konuşmamış. Hatırladıkların zaten ölmüş. Geleceği kapsamıyor. Belki bir şeyin nasıl mükemmel yapılacağını da bilir.tamamen dolduruyorsa. Ama bilinemeyenden küçük parçalar getirdiğin zaman. Ne kadar farkında olursan. "Çünkü ben bir yazarım ve yazdıklarımın hatırladığım şeylerde kökeni var" diyorsun. Başka gözlerin daha önce göremediğini gören. Sanat eseri nadiren ortaya çıkar. Daha önce kimsenin göremediği şeyleri görendir. Çöpten ibarettir. Onlar imkansızı yaptı. Seni çevreleyen bollukla temas kurmalısın. Yazar olabilirsin ama bunun için bilinmeyenle temas kurman gerekir. Diğerleri sadece taklitçidir. Bunu gerçekleştirdiler. seni ele geçirdiği zaman sen kaybolursun. Bilinmeyenle ve bilinemeyenle karşılaştı. Hatta ancak hafızanı bir kenara koyabilirsen. bu yüzde doksan dokuzun silinmesi şükran duyulacak bir olaydır. Ben ona sanatçı diyeceğim. aynı zamanda yaratıcı hayal gücümü bırakmak zorundayım" diyorsun. Yaratıcılık. o. ama yapan kendileri değildir. Yaratıcı. sen ya da senden çıkan bir şey değildir. Onların üzerinden bir şey olmuştur. İşte bu. Ama onun bir kavrayışı yoktur. İmkansız olan. Gerçek yaratıcılık. ağın o kadar büyük olur ve tabii daha fazla balık yakalarsın. Yaşadığın anın derinliklerine dalıp. O. Yaratıcılık. Senin varolanla temas etmen gerekir. Çünkü onlar yaratıcı olmak bir yana. yaratıcılık çıkar. boş bir bambu olamazsın. yaratıcılıktır. Çok enderdir. anılardan değil. Bir teknisyen. Daha farkında olman gerekir. Yetenekli insanlardır. bu konuda çok az insanın olabileceği kadar başarılı olmuş. sadece kusmuk gibidir. hatırladıklarınla değil. Ortam olurlar. yeryüzündeki insan bilincinin bütün niteliğini değiştirebiliyorsun. yaratandan gelir. Ancak yine de. hatırladıklarınla değil. yaratıcıydı. Dünyanın yüzeyinden. Hitabet konusunda herhangi bir bilgisi yok. O. geçmişten bir şeylerin ağına takılmasını sağlamak zorundasın. Onlar sadece araçtır. bir Krişna veya Lao Tzu. akıllı insanlardır ama sanatçı değillerdir. Bunlar gerçek sanatçılar. yaratıcı hayal gücüne sahip olamazsın. İmkansız olan buydu. Doğru. bilinenle bilinmeyenin buluşmasıdır. "Ama hafızamı bırakırken. bilinmeyene baktı. eğitimli bir insan değil. Yaratıcı insan. arşiv tutuyorsun. Ya da bir Buda. Gerçek yaratıcılar. Konuşma teknikleri hakkında bir bilgisi yok. Anı defteri dolduruyorsun. . Sen geçmiş hakkında yazıyorsun. bunun yaratıcı hayal gücüyle hiçbir ilgisi yok. O noktada bulundu ve o noktadan birkaç parça getirdi. sırtında çok büyük bir yük oluyorsa. Bir teknisyenle yaratıcı insan arasındaki farkı unutma. daha önce kimsenin duyamadığını duyandır. Hafıza. kavrayışı olan insandır. "Dünya sanatsız ve sanatı mümkün kılan yaratıcı hayal gücü olmadan nasıl olabilir diye düşünüyorum" diyorsun. farkındalıktan ortaya çıkar. yaratıcı olmadıklarını çok iyi bilirler. O zaman sen yazar sayılmazsın. Şunu görmelisin: İsa'nın sözleri yaratıcıdır. Tanrı'ya baktı. yaratıcı bir hayal gücün olabilir. Sadece küçük parçalar getirilebilir. Zihin ile zihinsizliğin buluşmasıdır. Hayır. Teknisyendir. Sanatın yüzde doksan dokuzu sanat değildir. Onun sırrı neydi? Onun kavrayışı vardı.

Ve hamile olduğun zaman doğum yapmak zorundasın. Ama diğerlerine iyi gelmeyebilir. O. Büyük bir işkence içindedir. Ve o resimler üzerine yoğunlaşmak senin için tehlikelidir çünkü şayet birisinin kustukları üzerinde yoğunlaşacak olursan. Friedreich Nietzsche. bir tatmindi. çünkü bütün anlamı kaybetmiş durumdasın. saatlerce meditasyon yapabilirsin. Bir Michelangelo eserine bakıp. Hayatın en derin. bir Picasso resmini on beş dakika boyunca önüne koy ve sürekli resme bak.. yaratıcı bir şekilde yaşadı. Senin beyanın hiçbir şeyi . hasta değildi ve hastalığından kurtulmak istemiyordu. Bu ikisi arasında mümkün olabilecek en büyük farklılık vardır. istediği resmi yapmasını söyleyebilirsin. deli işi. Onun müziğini dinlemek seni başka bir şeye dönüştürür. zihinsel olarak hastaysa. Bir çocuk doğurman birşeydir. Ve bu işkenceyi kendisi yaratmaktadır. hamileydi. Ne kadar meditasyon yaparsan. Modern zihnin durumu budur. Tanrı senin beyanınla ölemez. Tanrı'nın öldüğünü ilan etti. bu çok sağlıklı olur. Modern zihin. Picasso'nun yaptığı resimler onu delirmekten kurtarmış olabilir ama hepsi bu kadar. öfkeli bir zihindir. Öfkeli. Zihinsel hastaya. Ya da Tanrı'ya hamile kaldı. Kusmasını sağladı ve sistemi onu dışarı attı. tam tersiydi. o kadar dingin ve huzurlu olursun. Picasso kusuyor. Tanrı'ya hamileydi. O. Eğer dünyadan kaybolursa. Nietzsche kusuyor. Varlığında bir şey kök salmıştı ve onu paylaşmak istiyordu. bir meyveydi. Hayatı yaratıcı şekilde sevdi. Bir düşün. Dünya için iyi olur. sanat yardımcı olabilir. boya ve fırça verip. Öfkeli. O. sıkılmaya başlamaz mısın? Ne oluyor? Bu başka birisinin kusmuğu! Ona yardımcı oldu. bir heykelle. Ama birkaç deli resminden sonra onun akıl sağlığına kavuştuğunu görüp şaşırırsın.. Buda doğum yapıyor. çıldırırsın. miden bulanmaya. O resim aslında boğazına sokulan bir parmaktı. Modern sanatın yüzde doksan dokuzu patolojik vakadır. Uzak dur! Asla bir Picasso resmini yatak odanda bulundurma yoksa karabasanlar görürsün. O hasta değil. Michelangelo doğuruyor.Şimdi çok anlamlı olan bir şey var: Sanat terapisi. O sana öte yakadan birkaç anlık görüntüler sunar. İnsanlar hastaysa. Hiçbir zararı olmaz. çünkü neyin önemli olduğunu bilmiyorsun. başın dönmeye. ve huzursuz hissetmeye. Bulantı'dır. kusmak ise bambaşka bir şey. Modern zihin hastadır. Öfkeli. Tabii ki yaptığı resimler. en mahrem bölgelerine girmesine izin verdi ve orada hayata hamile kaldı. Tanrı'nın öldüğünü beyan ederek. Şimdilerde modern sanat olarak adlandırılan şey tam da budur. Son derece değerli bir şey onun aracılığıyla geliyor. Hayır. bilinmeyenden bir şey getirmiştir. Jean Paul Sartre'nin en ünlü kitaplarından biri. çünkü varlığınla temas kuramıyorsun. O bir kusmuk değil. Bu çok anlamlıdır. Tanrı ölmüştür dediği gün delirmeye başladı. Beethoven doğum yapıyor. Onunki bir resimle. delice olacaktır. Seni başka bir dünyaya götürür. bir şiirle ya da bir müzikle sisteminden atılmış olan bir delilik değildir. tuval. O hamileydi. iyi geldi.

. Nietzsche. her şey aynıdır. Ama o özgür kalmadı. Varlığınla yokluğun arasında bir fark yoksa nasıl mutlu olabilirsin? Nasıl akıl sağlığını koruyabilirsin? Tesadüf mü? Sadece tesadüf mü? O zaman her şey doğrudur. Tanrı'nın olmadığını. Friedrich Nietzsche'nin yolundan gitti ve bütün yüzyıl çıldırdı. Çünkü bazı şeyler sana mutluluk veriyor ve bazı şeyler seni mutsuz ediyor. Çünkü din gerçeğe ulaşma yolunu bulmaktır. herhangi bir öneme sahip hiçbir içerik barındırmayacaktır. Büyük bir resmin bir parçası. Unutma. dev bir dalgaydı. Tanrı'nın yüce yazılarında küçük bir sözcüktür. Kulakları tırmalar. kaçınılmaz olarak deli bir dünya olur. hiçbir fark yaşanmayacak gibi. kendi inancına samimiyetle inandı. Okyanusun bir parçasıyken. Ancak gerçekle bir araya geldiğin zaman. Artık hiçbir anlamı yok. Bir anlama sahipti. Ama Tanrı öldü dediğin zaman. bütünlükle temasını kaybediyorsun. Nietzsche'nin başına gelen buydu. Tanrı olmadan. hiçbir anlamı kalmaz. Gelecekteki tarihçiler. Gözlerimden birini yuvasından çıkartabilirsin. gerçek sanat. bazı şeyler sadece sıkıntı yaratıyor. O küçük nota tek başına monotondur. Oysa Tanrı bütünlükten başka bir şey değildir. bir inanandı. Bu bir işe yaramıyor. Onlar şiirin bir parçası. Akıl sağlığını yitirmeye başladı. ne olabilir? O zaman bir hiçtir. bu dönemi delilik çağı olarak niteleyecek. O zaman intihar aynıdır. Çünkü her şey tesadüfi ise. Burada hiçbir şeye hizmet etmiyorsun. O zaman ölü bir göz olur. hiçbir fark yok. insanın hiçbir değeri yoktur. Sen hiçbir fark yaratmıyorsun. Tanrı'nın varolmadığına inanmaya başladığı an. çünkü bütünden kopmuş. içeriğin dışına düştü. Tanrı'nın öldüğünü beyan ettiği gün. Dünya tarihinde bu yüzyıl kadar delirmiş başka bir yüzyıl yoktur. sadece daha büyük bir şeye işaret eder. Çünkü insan. çok büyük bir anlam var. Eğer olmasaydın. gerçek dindarlıktan çıkar. Çünkü Tanrısız bir dünya. Resmin içinde ne kadar güzeldi! Bir amaca hizmet ediyordu. Eğer varsan da. Çünkü içerikle olan bağlantısı kaybolmuştur. O şiirdeki sözcükler. O. ne yaptığının ne önemi var? Hiçbir eylem bir değer taşımaz. Hiçbir anlamı bulunmaz. "Acaba dünya sanatsız ve sanatı yapan yaratıcı hayal gücü olmasa nasıl bir yer olurdu" diye düşünüyorum diyorsun. Eğer bir sözcüğü o içerikten çıkartırsan. Bazı şeyler heyecan yaratıyor. Hayır. Ama Nietzsche buna inanmaya başladığı an. cinayet aynıdır. Kendine inanan bir inançlı. Sonuçta bu yüzyıl. gerçek sanat ortaya çıkar. insanı delirtir. Şu anda gözlerime bakarsan. Tanrı'nın büyük orkestrasında küçük bir notadır. Neden yaşıyorsun? Ne için? Omuzlarını silkiyorsun. Sana gerek yok. Sadece şunu gözlemle: Bir şiir oku. Okyanusu unutmuş olan bir dalga. Tanrısız bir dünya. her şey aynı değil.değiştirmez. Delirmiş! Deli. Ama her şey aynı değil. sadece delirdi. Tesadüf eseri olmuş görünüyorsun. ölmeye başladı. Tanrı'nın öldüğüne ve insanın özgür kaldığına inandı. Anlam. O. O içerik içinde ne kadar güzeldi! Resimden bir parça kes. Çünkü benim içeriğimde varlar. Cinayet işlemek doğrudur. O zaman bir anlamı kalmaz. ancak şiirin içeriğinde bir anlama sahip olur. Bazı şeyler cehennemi yaratıyor ve bazı şeyler seni cennete götürüyor.

Ama o resimler sergiye çıkmamalı. Çünkü sadece eline dokunarak. Onunla evleneceğim. Tek bir hata bile bulamıyordu. adamlarınız tatmin olursa. bu güzel esere bakarken. Meditasyon yapmaya yardımcı olan bir şey. Birkaç deli insanın rahatlamasını sağlayabilirler. Şirazi aynı zamanda bir mistikti. Her kimi seçersem. Şah Cihan'ın kızı. şaka olsun diye perdenin arkasında duruyordu. kızın parmağına yüzük taktı. Ama tek şartım var. Büyük bir sanatçıydı. Sizin sarayınızdan bir kadın istiyorum. sadece oyun olsun diye.Eğer sizin sanat dediğiniz şeyin yüzde doksanı kaybolursa. O ellere dokunacağım ve bir kişiyi seçeceğim. Bilinenin ötesinden bir şeyler hissetmeye başlarsın. dünya çok daha zengin olur. Hiç Taj Mahal'a gittin mi? Gitmeye değer. Şiraz'ın en ünlü insanıydı. Gerçek sanat. Bir şeyler hissetti ve "Seçtiğim el bu" dedi. bir kadının heykelini yapmak mümkün değildi. Tamamen aynıydı. Gözlerini kapattı. Şah Cihan ona sordu: "Bir adamın ya da kadının sadece eline dokunarak. Eğer bu deli taklitçiler giderse. Şirazi onun eline dokundu. perdenin arkasına getirildi.. Ama tek şartım var. o zaman o kadın benim eşim olacak. Kızı ne yapmıştı! ? Ama endişeli değildi. Mucizeler yaratıyordu. bir perdenin arkasına koyun. Dolunay olan bir gecede orada oturup. Şirazi ilkinden başlayıp. sadece akıl hastanelerinde sergilenmeli. O bir tedavidir." Şah Cihan hazırdı. Ama artık hiçbir yolu yoktu. Şiraz'lı olduğu için ona Şirazi deniliyordu. Taj Mahal gerçek bir sanattır. için bilinmeyenle dolar.. hedefli sanat derdi. Şirazi üç ay boyunca bir odaya kapandı. Sana Taj Mahal'ın nasıl ortaya çıktığının hikayesini anlatacağım. Çıksa bile. onun heykelini yapacağım. İmparator gözlerine inanamadı. bir Sufi mistik. Terapi olarak resim yapmalılar. o benim eşim olacak" dedi. Sonra. Gurdjieff gerçek sanata. Kızının bu fakir adamla evlenmesini istemediği için bir hata bulmak istiyordu. yüzünü hiç görmemene rağmen heykelini yapabiliyormuşsun. Sadece elleri perdenin dışında olsun. . Henüz Hindistan'a gelmeden önce binlerce hikayesi ulaşmıştı. Sarayınızdan yirmi beş güzel kadını. Bu hikayeleri duydu ve heykeltıraşı sarayına davet etti. Picasso'nun terapiye ihtiyacı var. yirmi beşinciye kadar gitti ve hiçbirini kabul etmedi. Şah Cihan ise imparatordu. Çünkü o zaman gerçek sanat ortaya çıkar. İran'ın Şiraz bölgesinden bir adam vardı. Onlar deli işi. Bu doğru mu?" Şirazi yanıtladı: "Bana bir şans verin. Onlar resim yapmasın demiyorum. O resim yapmalı. Eğer doğru çıkarsa ve siz tatmin olursanız. "Eğer başarılı olursam. Yirmi beş köle kız. İmparator perdenin arkasına bakınca dehşete kapıldı. meditasyon yapmana yardımcı olan bir şeydir. "İsteğini kabul ediyorum" dedi. Üç ay sonra imparatordan ve bütün saray ahalisinden gelmelerini istedi. Yirmi beş kız geri çevrilince o elini uzattı. çok güzel köle kız. Söz vermişti. Gece gündüz çalıştı.

Ve hepsi çok güzeldi. Bana söylemeliydiniz. hiçbirini onaylamadı. Ben geri döneceğim ve kızınızı istemeyeceğim. Kız ölmüştü ve sanatçının kalbi parçalanmıştı. Eşim öldü. Ben de sana söz vermeme rağmen kabullenemiyorum.Çok rahatsız olmuştu. "Bence hiçbir sakıncası yok" dedi. Şirazi birçok maket yaptı. Bir Sufi mistik tarafından yaratılmıştı. "Her şey kazara oldu. Bir enerji desenini gördüğün zaman. zihinsiz olmuştu. Yüzün o şekilde." Bir hafta çok hastaydı.. heykeli yaptı. Sadece eline bir kere dokunarak. Eğer beğenmezseniz. Eşiniz öldü ve bu büyük sanatçı kendini ispat etti. büyük bir meditasyon anı yaşamıştı. yanıtladı: "Endişe etmenize gerek yok. evlilik söz konusu değildi. Onu Kral'a getirdi ve Kral onayladı. çünkü belirli bir enerji desenine sahipsin. Kral'ın kızı çok hasta. sanatçı. Kızın öldüğü dedikodusu heykeltıraşa gelince son maketini yaptı. "Şimdi ne getirirse getirsin beğenmeyeceğim" diye düşündü. ten rengin. Eşinizin anısına bir anıt maketi yapmasını söyleyin. Çünkü kızının fakir bir adamla evleneceği fikrini kabullenemedi." Vezir bir tavsiyede bulundu. o enerji desenidir. Ondan sonraki hafta çok çok hasta oldu ve üçüncü hafta öldü. içini ve dışını bilirsin. Mümtaz Mahal'di. Kral. Sen bekle. bir kadının heykelini nasıl yapabiliyordu? Çünkü farklı bir boyuttaydı. Ona şart koşun ve eğer maketini beğenirseniz. "Ama bu imkansız. Ama yine de Kral. Her maket ayrı bir güzeldi ve onlara hayır demek haksızlıktı. Asıl suçlu kızım. Unutamam. Çünkü her şeyi yaratan. hastalandı. Dünyanın en güzel anıt mezarı eşinizin olmalı. Dedikodu yayarak. Adı. Ama durumuma bir bak. . İmparator çok çaresiz kaldı." Heykeltıraş. Karısı da o kadar rahatsız olmuştu ki. Hamileydi ve çocuğunu doğururken öldü. O anda. Kızını nasıl kurtaracaktı? Heykeltıraşı çağırdı ve ona her şeyi anlattı. "Şöyle bir şey yapın. bu nadir maketler karşısında ne yapacağını bilemedi. saçların. Gözlerin. bütün kişiliği görürsün. Söylentilerde. Meditasyoncular çağlar boyunca bu enerjiler üzerinde çalışmaktadır. O maket Taj Mahal oldu. O anda. kızınızı ona vereceğinizi söyleyin. Kız öldü sandığı için. Sana söz vermiştim. her şeyi unutacağım" dedi. Kirlian fotoğraf çekme yöntemi sayesinde bunu daha mantıklı bir şekilde anlayabiliriz. O anda. o iş biter. Bu onun son maketi olacaktı. Çünkü her enerjinin kendi yarattığı bir desen vardır. Yüzün tesadüfi değildir." Konuyu sanatçıyla görüştüler ve Şirazi kabul etti. hepsi belirli enerji desenlerinden kaynaklanır. Şiraz'a dönecek. enerjiye dokundu ve enerjiyi hissederek. bunun heykeltıraşın kulağına gitmesini sağladı. "Seçtiğin kız. Düşünmeme izin ver.. Sırf bu acı yüzünden öldü. Başbakan.

Sana olanların ve olacakların özü buradadır. ne yaptıklarını bilenler tarafından yaratılmış. Sıradan bir insanın elinden değil. İşte bunun adı hedefli sanattır. zihinsizlik halinde bulunmaktır. Büyük meditasyoncular tarafından yaratılmış. Şah Cihan. Ben yansız sanat taraftarıyım. Kendi kusmuğunu insanlara sergilemek zorunda değilsin. O zaman Tanrı sana iniyor ve içinden sevgi akmaya başlıyor. Çünkü eğer bir şeyle ilgilenirsen. çünkü geleceği karanlıktı. Ya da bir Elmas Sutra. Ve Şirazi. benim için yaratıcılık meditasyon halinde. kızını çok sevdiği için öldü. kalbin yeni bir sevgiyle atmaya başlar. yazı yazabilirsin. İsa'nın sözleri böyledir. Eğer arada Dostoyevski olmasaydı. ona rağmen. Anna Karenina'yı ve birçok başka güzel şeyi yazabildi. Bu kutsanacak bir şeydir. Mısır'daki piramitler de öyle. Yine de Karamazov Kardeşler çok güzel. Peki Buda ne yapıyordu? Ben burada ne yapıyorum? Krishna'nın Gita'sını okudun mu? O bir Savaş ve Barış. Dostoyevski. Mümtaz Mahal. O zaman içindeki varlık dışarı taşmaya başlıyor. Bunu sana kim söyledi? Bir Tolstoy bir Buda olabilir. Suç ve Ceza'yı ve en güzel kitaplardan biri olan. . Onda o kalite vardı. çok dindar olan bir şey vardı. Unutma. çok derinden yaralandı. hafıza. Ama bir parçası yoğun inanca sahipti. Ama resimlerini yak. o zaman Karamazov Kardeşler bir başka Yeni Ahit olurdu. Bütün olarak değil. Dostoyevski. Gerçek sanatçı Taj Mahal'ı yarattı. Terapi olarak resim yapabilir. Tolstoy olmasına rağmen. ilahi bir varlığın elinden çıkmış. Hala o duyguyu taşıyor. İsa'nın sözleriyle aynı nitelikte olurdu. Senin kusmuğunla ilgilenen insanlar da. sevgisi yüzünden çok acı çekti. sutraları öyledir. Tolstoy. zaten hasta olmalı. bu maketi yarattı. Savaş ve Barış'ı yazabilir miydi" diye soruyorsun. Dostoyevski olduğu için değil. Meditasyonlu sanat taraftarıyım. Taj Mahal'de meditasyon yaptığın zaman. patoloji olmasaydı. nerede olduğunu gösterirsin. Çünkü çok acı çekti. Er ya da geç bir Buda olacaktır. Aptal'ı. Şiirlerini yak. Upanişhadlar öyledir. Ama Tolstoy olduğu için değil. çok özel. o bir araca dönüştürülmüş. Aksi halde kusmuk olur. hedefli sanat olarak yaratılmış birçok şey var. Geleceği biliyorsun. O sıradan bir anıt değil. Buda'nın. İçinde Buda'da olan bir şey. O yüzden Karamazov Kardeşler bu kadar güzel bir kitap. kim olduğunu.Geçmişi biliyorsun. Tanrı tarafından ele geçirilmiş. Sen sadece araç ol. "Bir Tolstoy asla bir Buda olamaz" diyorsun. Ben Tanrı'nın içinizden taşması taraftarıyım. ego. Enerji deseni anlaşıldıktan sonra. O yüzden kendi zihninden birçok şey var. Onların da terapiye ihtiyacı var. veya Upanişhad gibi olurdu. Savaş ve Barış'ı. Karamazov Kardeşleri yazdı. Dünyada. Seçmiş olduğu kadın artık yoktu. dindar bir adamdı. Şu anı biliyorsun. bir anahtarın olur. Taj Mahal hala o sevginin enerjisini taşıyor. Dostoyevski. Tabii o mükemmel bir araç değil. "Bir Buda. Mehtaplı bir gecede. Bu büyük sevgiden ve yoğunluktan ortaya Taj Mahal çıktı.

Tabii çocuk doğduktan sonra kendini boş hisseder. Ne yapmalıyım? Bu soru bir yazardan geldi. koltuklara. Bir odaya giriyorsun. Çocuk artık doğmuştur. Adamın kendisi bile korkuyordu. Tükendiğini söyleme. Bir kitap bittikten sonra bitmiştir. Boş olduğunu söyleme. Şimdi oda olması gerektiği gibi. Birkaç gün boyunca kadın içinde boşluk hissedecektir. sevgiye ihtiyacı yoktur. Ama bitirdikten sonra o kadar boş ve ölü oluyorum ki.2. Onun romanlarını okudum. Tamamlandıktan sonra içinde derin bir boşluk hissediyorsun. Şu anda yeniden yazmaya başlamak üzereyim. Çünkü ortada oda kalmamış olur. Sanatçı kendini boş hisseder. Yetişkin olarak doğmuş. ortaya yaratıcı bir eser çıkarmış olan hemen hemen herkesin yaşadığı bir şey. sadece onun değil. yoksa oda mı dersin? Oda zaten boşluk demek. Artık yardıma. bir noktadan sonra hareket edemezsin. mükemmel. Mobilyalar çıkarılınca oda kendisiyle dolmuş olur. Rahminde atan o kalbi ve tekmeleri arayacaktır. inanılmaz bir özgürlük hissedeceksin. meditasyon sırasında. çünkü o odanın bazı boşlukları mobilyalarla doldurulmuştu. AYRILIK SONRASI DEPRESYONU Soru: Ben bir kitap yazarken. içerde mobilyalar. kanepelere bakar ve odanın boşluğunu göremezsin. bu bile mümkün değil. Evi o kadar doluydu ki. ev bile sayılmazdı. neredeyse yaşamaya dayanamıyorum. Hareket edemiyorsun. Çok ta güzeller. Hizmetçiler sürekli endişe içindeydi. En başta bu yoktu. duvarlarda resimler falan var. masalara. içinde hareket edemiyordun. Bir keresinde çok zengin bir adamın evinde kaldım. Ama çocuğu sevebilir. O. Resim yapıyorsun. Boşluğu bütünlük içinde. annenin durumundan bile daha zor. Bu deneyim. Sonra bütün bu mobilyalar ve resimler çıkartılıyor ve sen odaya giriyorsun. o boşluğu unutabilir. Eğer çok fazla mobilya yönelimliysen. Bir hikayeyi güzel anlatmayı. bunun yerine yoruldum de. Ama insanın bu boşluğa bakması gerekir. içim enerji ve coşkuyla doluyor. birkaç ay sonra yaşayacağımı beklediğim o boşluk korkusu içimi dolduruyor. Mobilyalar yüzünden bazı noktaları eksikti. her taraftaki antikalar yüzünden hareket etmeye korkuyorsun. Bir sanatçı için ise. Bir resim bitince bitmiştir. Bir kadın çocuğunu karnında taşırken doludur. Ama yine de yorumu yanlış. onu işlemeyi çok iyi beceriyor. Çok zengindi ama hiç zevki yoktu. Eğer mobilya doldurmaya devam edersen. Şimdi o kitapla ne yapabilirsin? O yüzden bir sanatçının durumu. O büyümeyecek. Çalışırken çok büyük bir zevk almama rağmen. Mobilya içerdeyken oda. bir şiir ya da roman yazıyorsun. Boş yer demek. Çocuğunu severken ve onun büyümesine yardımcı olurken. Çünkü her boşluğun bir doluluğu vardır. Olaya iki uçtan bakabilirsin. Yanlış taraftan bakıyorsun. O zaman sana boş gelir. Ama eğer biliyorsan ve doğrudan boşluğu görüyorsan. Bana evindeki en . kendisiyle dolu değildi. Şimdi ne dersin? Oraya boş mu dersin.

bu doğru bakıştı— eğer doğru bakarsan. Bazen kendi yoluna sapar ve yazarı belirli bir yöne doğru iter. Konuklar gitti ve ev sahibi artık rahatladı. Sana söylüyorum. her zaman yazarın sözünü dinlemez. zihnin birçok şeyle dolu. Ama çocuk serseri olur. Yapacak hiçbir şey yok. Yanlış yorumlaman. Bir sürü insan gelip gidiyor. Resimler. Keyfini çıkar. Lütfen bana içinde hareket edebileceğim bir yer ver. bir yazarın içinde açar. Eğer zihninde bir kitap varsa. Ona şöyle dedim: "Burası bir oda değil. Sanki caddenin ortasında. Ama onlarla işbirliği yaptığın zaman neredeyse gerçek olurlar ve eğer onlardan kurtulamazsan asla huzur bulamazsın. O karakterler romanı kendileri bitirir. ama sonra çocuk kendi başına hareket etmeye başlar. O yüzden yaratıcı insanlar. Tıpkı ağaçlarda yaprakların yeşermesi. içinde çok fazla mobilya vardır. Düşünceler. Hiç dikkat ettin mi. Kendi içinde . Birden mobilyalar gitmiştir. Zihinlerine birçok şey oluyor. Çünkü er ya da geç yeni bir kitap yükselecektir. Zihin meşgul. O yüzden sonbaharda yapraklar düşüp. içinde bir üzüntü ve korku yaratıyor. Kendini tekrar temiz hissedersin. Romanlar. Anne çocuğun büyüyünce doktor olacağını düşünmektedir. Bir karakterle başlarsın. Karakterin kendi tarzı vardır. kendini bir tutkudan. Kendinle dolusun. Çünkü birçok karakter konuk olur. Şarkılar. bir şairin içinde açar. Roman yazmak delirticidir.iyi. Burası bir oda değil. Bir çocuk doğurabilirsin. Tadını çıkar. bir meşguliyetten arınmış hissedersin. O karakterler onun fantazileri. O karakterler tarafından kullanılmış gibi hissediyor. Zihin mobilyaları. Anne nasıl endişelenirse. en güzel odasını verdi. Şiir yazarken zihin meşguldür. ağacın sadece gövdesi göğe doğru yükseliyorsa keyfini çıkar. Ne oluyor da deliriyorlar? Çünkü çok meşguller. neredeyse her zaman delirir. Yapılacak bir şey yok. Kendini çaresiz hissediyor. bir Nietzsche delirir. Aynı şey roman yazdığın zaman da olur. bir konuk geldiği zaman mutlu olursun ama gittiği zaman daha da mutlu olursun. Ortada oda kalmamış. O bir yüktür. O boşluğun keyfini çıkar. Yazar bir romana başlar ama asla bitirmez. Yeni tür bir doluluk de. yoğun trafik içinde yaşıyor gibiler. Hayatlarında kendilerini deli edecek bir şeyleri yoktur. Bir Van Gogh delirir." Oda. karakterler. Onu bir aziz yapacaksındır ama o günahkar olur. bir Nijinsky delirir. çiçeklerin açması gibi. onu yazıp kurtulman gerekir. Araya girecek kimse yok. Buna boşluk deme. yazar da endişelenir. Bu tıpkı çocuk doğurmak gibidir. Boşluğu hissedersin. Her sanatçının bu bedeli ödemesi gerekir. Onların delirecek bir şeyleri yoktur. bir ressamdan doğar. Sonra kitap biter. duygular. bu tıpkı çocukta yaşanan olay gibidir. Şiirler. yaratırken. Eğer doğru bakarsan —Buda'nın "Samyak Drasthi" dediği şey. Yazar onun aziz olmasını ister. bestecilerden doğar. boşluğun sana verdiği özgürlüktür. Romanın karakterleri artık orada hareket etmiyor. Seni yalnız bırakır. Vasatlar asla delirmez. Ama bu yüzden üzülmeye gerek yok. Artık hareket edecek alanın vardır. bir müze. üzerinde ağırlık yapar. Kendine ait boş alanları yok. bir kitap bittiği zaman ve çocuk doğduğunda mutlu ol. Çalışırken. Çok doğal bir şey. Roman yazarken zihin meşguldür. Unutma. Aynen öyle. ama o günahkar oluyor. Ne yapabilirsin? Sen çabalıyorsun ama o serseri oluyor.

aktivitelerle doludur. korkmaya başlıyorsun. gece sözcüğünde yer alır: Nişa. Korkusu yüzünden. Onu yük olarak görme. çalışmak ve eyleme geçmek için enerji dolu olarak uyanır. İşte o zaman ulaşıyorsun. Bir kadın 30 yaşına geldiği zaman. O boşluk güzeldir. Aynı kalırsın. o zaman pek derin olmaz. Ona Nişa adını verdim. O çiçekler boşluktan ortaya çıkar. Birçok insan korkar. tükenmiştir. Ama insan kelimelerde yaşıyor. Karanlık korkusu. Her anne bedeninin dinlenmeye ihtiyacı vardır. Gençliği. alandır. Çünkü o yaratıcılık. tamamen bir hiç oluyorsun anlamına geliyor. Tekrar tekrar bana gelip. Çocuğa vermiş olduğun enerjiyi tekrar alma dönemi. Sabah. güzelliği gitmiştir. "Lütfen adımı değiştir" dedi. daha uzun süre dinlenmek gerekir. Bu doğal bir süreçtir. Bir çocuk doğurduktan sonra bir dinlenme sürecine ihtiyaç vardır. Söylediklerini hatırla. gevşeme korkusu. pasiflik korkusu. Şunya diyoruz. Yaratımın ne kadar derinse. Varlığınla derin bir ilişki içinde. İnsan uyur. Hiçbir negatifliği yok. Fırtına güzeldir. Ona boşluk dediğin zaman. Eğer çocuk bir aslan olacaksa. Yaratıcılık günlerinden bile daha güzel. o boşlukta doğar. Bu dinlenme dönemi her sanatçı için gereklidir. Ertesinde kendini boş hissetmezsin. Hindistan'da boşluk için daha iyi kelimeler var. Çünkü söylediklerin sadece söz değil. neredeyse yaşlanıyor. Bunun için bir gerek yok. Kabullen. Geceden korkma. Ona ismi bilerek verdim. Kelime çok pozitif bir anlam yüklü. Dinlenmeye ihtiyacın var. Her zaman net ol. O boşluğun keyfini çıkar. Ama onu değiştirmeyeceğim. Arada güç toplamak. Eskiden öyleydi. pasiflik ve boşlukla doludur. tazeliği. Onu şükranla karşıla ve bir süre sonra içinin tekrar dolduğunu ve daha güzel bir kitabın doğacağını gör. Bir sannyas vardı. kendi varlığını kutlamak ve yalnız olmak için hiçbir boşluk olmadan sürekli çocuk doğuruyor. O sadece güzel bir olgunun yanlış yorumlanmasıdır. Doğu'da ve Hindistan'da hala devam ediyor. Uzun bir dinlenme dönemi. Şunya oldun dediği zaman. Fırtına ne kadar şiddetliyse. Biz ona. Tek anlamı. eğer gerçekten büyük bir sanat eseri ise kendini boş hissedersin. Bir roman yazdığın zaman. Gündüz güzeldir. teslim olma korkusu yüzünden. Kendini dingin ve kutsanmış hisset. yorulmuştur.dinleniyorsun. Çünkü bütün varlığı onunla yüklüdür. Bir çocuk doğar ve bir başkası rahme düşer. para kazanmak için sayfaları doldurduysan. O. arkasından gelen boşluk da o kadar büyük olacaktır. Çok güzeldir. keyfini çıkar. Bir aslan. Senden tekrar bir şey doğabilmesi için kendini toparlama dönemi. keyfini çıkar. Neden diye sordum? "Geceden korkuyorum. Bir şeye yanlış bir isim verdikten sonra ondan korkmaya başlıyorsun. İnsan geceyi de kabullenmeli. Ancak o zaman bir bütün olabilirsin. Buda. sadece bir yavru doğurur. Eğer sırf yayımcı ile olan anlaşman yüzünden. Sonra dinlenme dönemi vardır. Kelimenin kendisinden. Gece de çok güzeldir. arkasından gelen sessizlik o kadar derin olur. Bütün bunlar. . eylemsizlik. Nişa. ancak arkasından gelen sessizlik de güzeldir. Bu kadar çok isim arasından bana neden bu ismi verdin? Onu değiştir" dedi. gece demektir. "Şunya!" Ve biz nihai hedefe Şunya deriz. Endişe etme. Sınırsız alan.

Disiplinli bir Klasik Batı Müziği eğitimi aldım. Ona boşluk deme. önce bir öğretiyi öğrenmek ve sonra onu tamamen unutmak zorunda olmandır. Çalışmaya devam etme. Aktif olduğun zaman. anlık yaratıcılığı zincirlediğini hissediyorum ve son zamanlarda düzenli olarak çalışmakta zorlanıyorum. bir ressam. Ondan sonra resim yapabilirsin. bir sanatçı. kuyudan su çek. Aksi halde asla anını yaşayamazsın. Daha önce kimsenin yapmadığı yeni şeyler dene. Sanki yokmuş gibi davran. Birkaç yıl boyunca varlığının derinliklerinde kalsın ve böylece sindirilsin. ama klasik müziği unut. O zaman teknik olmaktan çıkar. Bütünlük de. Yeni yollar. Biraz yenilikçi ol. zihindesin. odun kes. aslında dine giden bir yoldur. Tamamen unutmalısın. İçimdeki sanatçıyı nasıl hissedebilirim? Sanatın ikilemi. teknik üzerinde fazla durma. Benim deneyimim de aynen bu. icra ettiğinden emin olamıyorum. Bu anları kendi varlığına düşmek için kullan. On iki yıl tekniği öğrenme eğitimi. Başka şeyler yap: Bahçıvanlık. kanının. Şiir doğduktan sonra yorulmuşsundur ve zihin dinlenir. Sonra bir gün. Artık hangi niteliklerin gerçek sanat olduğundan ve sanatçının özgün sanatı hangi süreçte üretip." Sonra bir gün. Artık kendiliğinden yaratabilirsin. Teknik sana engel olmaz. Ancak sadece tekniğini biliyorsan ve hayatın boyunca o tekniği çalışırsan. şiir yazarken. Onun seninle hiçbir ilgisi olmasın. Seni zincirlemez. içinde ani bir heves hissedecek ve tekrar çalmaya başlayacaksın. yeni yöntemler dene. Klasik müziği tamamen unut. teknik olarak çok yetenekli bir hale gelebilirsin ama teknisyen olarak kalırsın. Tanrı de. resim yapacaksın. resim yap. o konuda çok derine inemezsin. Tekrar çalmaya başladığın zaman. on iki yıl boyunca resim yapmayı öğrenmeli ve sonra on iki yıl boyunca resmi tamamen unutmalısın. . O zaman onun kutsallığını hissedebilirsin. Resim dışında her şeyi yap. Bütün sanatsal aktivite. En büyük yaratıcılık. heykel. mistik olma yolundadır. Artık teknik senin bir parçan olmuştur. Artık teknik bilgi değildir. başka bir konuda eğitim görmüş insanlardan ortaya çıkar. Yirmi dört yıllık eğitimden sonra. Yaratıcılık budur. On iki yıl meditasyon yap. 3. kemiğinin ve iliğinin parçası olmuştur. Bu eğitimin.Bir şair. YARATICILIK VE MELEZLEŞME Soru: Sanatsal ifade arzusu hissediyorum. Ve on iki yıl tekniği unutma eğitimi. Zen'de şöyle derler: "Eğer ressam olmak istiyorsan. gerçek de. varlık de. asla bir sanatçı olamazsın. Ama eğer ABC'sini bilmiyorsan.

daha canlı. Hem de bu kadar iyi bir dostluk ilişkimiz olmasına rağmen. ne dediğinin farkında mısın" diye karşılık vermiş annesi. İki medeni insan gibi bunu oturup açık açık konuşalım. Bir Japon. anne. en iyi yol. Hindu ile evlenir. En kısa sürede evlenmek istiyoruz. aynı dünyaya. Anneciğim. melezleşme gibi. bir Hintli. bir Afrikalı. bir Hintli ile. Myron ile olan ilişkimi. böyle bir töreye karşı gelemezsin. vakit geldi. Daha farkında. çok iyi ve hatta kutsal bir şeye dönüştü. Her yönden daha zengin çocuklar doğar. Hıristiyan ile evlenir. her şeyi yapabiliyor. Bir ırktan insanın. "Böyle bir evliliğe onay verebileceğimi gerçekten bekliyor musun? İnsanlar ne der? Dostlarımız ve komşularımız ne düşünür?" "Anne. Bütün büyük yaratıcılıklar. Bu. Bu. O Yahudi." "Pekâlâ. Mantıki uç noktası. En iyisi bir Alman. Eğer bir gün. mantıki uç noktasına götürülmemiştir. . başka bir ırktan olan insanla evlenmesi iyidir. her şeyi kabullenebiliyoruz. O zaman yeni tür insanlar varolmaya başlar. bir öğretiden başkasına geçmiş insanlar tarafından yapılmıştır. Gerçekten geldi. Hıristiyan. Herkesten beklerdim ama senin böyle bir tepki vermeni beklemezdim. Hindu.Örneğin. Ancak en uç noktasına. hiçbir Hintli bir başka Hintli ile evlenmemeli." İnsanlar birbirine çok karşı. Çok güzel. eğer bir matematikçi müzik yapmaya başlarsa. Afrikalı ile. Bunu sana nasıl anlatacağımı bilmiyorum." "Ama Chauncey. Japon'la. o da matematik dünyasına yeni bir şeyler katar. bir başka gezegende. Amerikalı ile evlenmelidir. bunu söylüyor olamazsın. Bilimsel olarak önemlidir. En güzeli böyle olur. Kardeşler arası ilişki yasağı ve tabusu çok önemlidir. annesiyle içten bir şekilde konuşuyordu. dünyayla diğer gezegen arasında melezleşmeye gitmektir. O yüzden yüzyıllardır her ülkede kardeşler arasında evlilik yasaklanmıştır. Myron da beni seviyor. Bu tip bölücülüklerle öyle şartlandırılmışlar ki. Ama biz o kadar aptalız ki. ben Myron'ı seviyorum. Kabul etmediğini hissediyorum. ilişkimiz bir şekilde filizlendi. Eğer bir müzisyen matematikçi olursa. hepimizin insan olduğunu. Dürüst olmak gerekirse. karşılıklı konuşmamız gerekiyor. O zaman ben niye konuşuyorum? Yakışıklı bir genç adam olan Chauncey." "Ama oğlum. senin ya da bir başkasının ne tür bir itirazı olabilir?" "Neden karşı çıktığımı çok iyi biliyorsun. işin aslı. Bunun bir nedeni var. bütün gezegenin bilincini yükseltir. Bir evlilik eğer iki insan uzaktan akrabaysa ya da hiç akraba değilse çok daha iyidir. başka Alman ile evlenmemeli. "Anne. Ve bize onay vermeni umut ediyoruz. hiçbir Alman. Myron ile iki erkek olarak evlenmemize. müzik dünyasına yeni bir şeyler katar. insanlar keşfedersek. Melez olarak doğmuş çocuklar. Yahudi. aynı gezegene ait olduğumuzu tamamen unutmuşlar. Müslüman ile evlenir. çok daha sağlıklı ve güzeldir.

Tek bir resmi bile satılmadı. bir şekilde. Bir öğretiden diğerine geçmek. Bir çeşit melezleşme. Sanatçı ölmüş olur. Şimdi her bir resmi milyonlarca dolara satılıyor. Eğer bir dansçı müziğe geçerse. Tekniği mükemmel olan insanları. varsayımlar bulursun. ancak o zaman yargılanabilir. aynı resimleri Van Gogh hediye etse bile almaya hazır değildi. Ne zaman dünyaya yeni bir şey getirirsen. ünlü olmayabilirsin. Herkes onu anlamak üzere eğitilmiştir. Müziğe yeni bir katkıda bulunur. Ancak o zaman insanlar onu takdir etmeye başlar. Çünkü teknik mükemmellik. evliliklerinin meyvesi o kadar iyi olur. Fiziğe geçtiğin zaman. Bir disipline aşina olduğun zaman. En az elli yıl beklemesi gerekir. Süreç onlarca yıl sürdü. ondan sıyrılıp başka bir disipline geç. Vincent Van Gogh. fizikte. Dünya. Yavaş yavaş insanlar o resimlerde bir şeyler olduğunu hissetmeye başladı. matematikte. harika bir fikir. resimde. er ya da geç. müzikte ne yapabilirsin? Onu tamamen unutmuş durumdasın. sadece geçmişin mükemmelliği anlamına gelir ve herkes geçmişi anlar. O zaman daha yaratıcı olduğunu göreceksin. öldükten sonra. Senin bir parçan oldu. varoluşun bir orkestra olduğunu hissetmeye başlayabilirsin. Eğer şöhret istiyorsan. içinde müziğin rengi ve tadı bulunan teoriler. O zaman. o zaman yaratıcılığı unut. yeni kriterler. Ancak o zaman insanlar takdir etmeye başlar. O zamanlar insanlar. buna karşı çıkılacağı kesindir. Bir şeyi sakın unutma. onu değerlendirecek herhangi bir kriter yoktur. Çünkü başka insanların tepkilerinden korkuyorlardı. kendi öğretisinin lezzetini uygulanmasa bile içinde getirir. insanların bir öğretiden diğerine geçmesi.Kadın ile erkek arasındaki mesafe ne kadar büyük olursa. Ama eğer müzik eğitimi de almışsan. Fizik çok uzaktır. Ama o içinde kalıyor. Benim tavsiyem. Müzik konusunda hiçbir bilgisi olmayan bir insan için bu mümkün değildir. Bir insan. yaratıcı olmayan yetenekli insanları takdir eder. Dünya asla. İnsanlık yavaş ve . Çünkü onun değer yaratması gerekir. Gerçek bir yaratıcı insanın ünlü olması zaman alır. Yaratıcı insanın dünya tarafından cezalandırılacağı kesindir. İnsanların onu anlamasına yardımcı olacak araçlar henüz varolmamıştır. bu dünyaya yeni bir şey getirmiş insanı affetmez. onun tekniği seni tutsak ettiği zaman. yaşadığı dönemde hiç takdir edilmedi. Ama insanlar onları odalarına asmaya hazır değildi. Eğer gerçekten yaratıcıysan. ona yeni bir şey katar. Bir kaos değil. Onları arkadaşlarına vermişti. kimsenin onu takdir etmemesi demektir. Yetenekli olduğun konuda sürekli devam et ve tekniğini mükemmelleştir. O zaman ünlü olursun. bir öğretiden diğerine geçtiği zaman. Zaten kabullenilmiştir. Yaptığın her şeyi etkileyecek. Dünyaya yeni bir şey getirmek demek. Çünkü insanlar onu anlar. düzen içinde olduğunu. Odalarına asmayı kabul edecek herhangi bir kişiye vermişti. kimyada da geçerlidir. Aynı şey müzikte. Dünyanın uyum içinde olduğunu hissetmeye başlarsın. Bu en az elli yıl daha fazla sürer. Yeni değerler. O yeni bir vizyon getirdi. Yani. "Yoksa sen delirdin mi? Bu ne biçim bir resim!" Vincent Van Gogh'un kendine özgü bir dünyası vardı. Fiziğin derinliklerini araştırdığın zaman. Bu çok iyi bir fikir. O kadar yeni ki. sürekli antrenman yap.

Eğer bir meditasyona dönüşüyorsa. senin iç duyguların. Tanrı'ya götürecektir. Hatta sanatçı olamayanlar eleştirmen olur. Özgün sanattır. "Artık gerçek sanatın niteliklerinden emin değilim" diyorsun. "sanat. iç ışığın. Onlar katılımcı olamaz. ünlü olamayacağını. bu en güzel ibadettir. Bütün eleştirmenleri davet etmiş ve onlardan boyaları. içinde coşku yükseliyorsa.. Yaptığın her şeyden keyif al. bu eğer seni Tanrı'ya yönlendiriyorsa. Resmi çok seven bir Sufi mistik varmış. Herkes ona gelip. o gerçek sanattır. gerçek sanattır. Eğer sana bir kutlama veriyorsa. Yaratmayı bilmeyen insanlar eleştirmen olur. iç sıcaklığın. o gerçek sanattır. Dönemin tüm eleştirmenleri ona karşıymış. O yüzden eğer gerçekten yaratıcı olmak istiyorsan. Aradaki boşluk. yaparken kendini kaybediyorsan. O senin meditasyonundur. Başkasının sana katılıp katılmaması hiç önemli değil. Yaratıcı insan ise zamanın önündedir. bu yeterli. Bu olmamış" dermiş. Bu konudaki kriterim. Eğer coşkuyla yapıyorsan. eğer bir olimpiyat koşucusu olamıyorsan. O yüzden onları düşünme. Tek bir eleştirmen bile gelmemiş. Eğer seninle Tanrı arasında bir köprüye dönüşüyorsa. Doğru olanı yapmış. Bunu kolaylıkla yapabilirsin. çok tanınmayacağını kabullenmelisin. Eğer tatmin olduğunu hissediyorsan. "Burası yanlış. Zamanın gerisinden gelir. içini kıpırdatıyorsa. Eleştirmenlerin sürekli yaptığı bu. Ama eğer keyif alacak başka kimse yoksa. Şimdi düzeltme zamanıdır. o zaman gerçek sanattır. heykel. başka bir amaç yoktur. buradan gelir. Eğer sen keyif alıyorsan. bu yeterli. Bana. Eğer koşu yarışına katılamıyorsan. Eğer sessiz. Eleştirmek kolaydır. dans. düzeltmekse zor. O zaman seninle Tanrı arasında bir köprüye dönüşür. Eğer sanat senin varlığını kavrıyorsa. resim. o zaman. resimlerini düzeltmelerini istemiş. en azından kaldırımda durur ve koşanlara taş atarsın. neyin gerçek sanat olduğuna kafanı takma. adım adım. egon kaybolur. O zaman başka bir meditasyona ihtiyacın yok.. Eğer içine gömülüyorsan. müzik. . o gerçek sanattır. mümkün olan en yoğun meditasyon olabilir. Sanat. O yüzden. gerçek sanattır. Eğer herhangi bir sanatın içinde bulunabiliyorsan. egon kayboluncaya kadar içine emiliyorsan. Hiçbir şey yaratamaz. en güzel meditasyondur. O seni yavaş yavaş. Eğer gerçekten yaratıcı olmak istiyorsan. Önemli olan şey. yaparken içindeki keyif ve huzur taşmaya başlıyorsa. O günden itibaren eleştirmenler onun resimlerini eleştirmeyi bırakmış. en güzel ibadet. dingin ve keyifli olmana yardımcı oluyorsa. Yeterince eleştirmişlerdir. o zaman tek başına keyfini çıkar. Eleştirmenlerin söyledikleri seni rahatsız etmesin. Eğer müzik yapmak sana bir sıcaklık duygusu veriyorsa. Eğer ondan keyif alan birkaç arkadaş bulabilirsen ne güzel. bir gün bütün resimlerini evinin önüne asmış. sanat içindir" olgusunu öğrenmek zorundasın. Bu insanlardan o kadar bıkmış ki. fırçaları ile gelip. Eleştirmenler sanat hakkında hiçbir şey bilmez.ataletlidir.

Sadece sevgi. açlıktan uzak olmalı. Duyabilir.. Eğer büyük kitaplar listesi yapacak olsaydım ilk sırada o olurdu. sadece müziğin İslam'a karşı olduğunu söylüyorlardı ama hepsi bu. Hayat çok engindir. Delhi ki. sağırdır. binlerce yıllık başkent olarak müziğin doğal merkeziydi. Hayatın paraya ihtiyacı vardır. aynı zamanda zorbaydı.4. Eğer Delhi'de müzik sesi duyulursa. Ancak anlamak için. şiire ihtiyacı vardır. Klasik müziği anlamanın tek yolu öğrenmektir ki bu uzun bir öğrenme süreci. müzisyenin o anda kafasının kesileceğini ilan etti. . müziklere. Ama istisnalar her zaman kuralı ispatlar. Mirdad Kitabı'nın adını bile duymamış olan insanlarla karşılaştım. Bütün dinler servete karşı olmuştur. paraya karşı olmaları çok doğal. tıbbi olara sağlıklı olabilir. kulakları. Bu doğal bir paralelliktir. O sadece güçlü değil. En güçlü Müslüman imparatorlarından biri olan Aurangzeb. O zamana kadar Müslüman imparatorlar. bütün duyuları. Delhi müzisyenlerle doluydu. Mirdad Kitabı gibi büyük bir edebi eserin güzelliğini görebilir misin? Eğer göremiyorsan körsün. burnu. İnsanoğlunu muazzam bir deneyimden mahrum bıraktılar.. Yeni Delhi'de yaşandı. Binlerce dahi bu şehirde yaşıyordu. sanata. coşku. Başka her şeyi parayla satın alabilirsin. Peki ama metafiziksel olarak. Ve neredeyse her şey satın alınabilir. yoksulluktan uzak olmalı. Klasik müziği anlayamayan bir insan fakirdir. Bu. Örneğin. Hayatın güzel kitaplara. aydınlanma ve özgürlük gibi ruhani değerler istisnadır. güzel evlere ihtiyacı vardır. güzel kıyafetlere. Bütün dinler yaşamaya karşı olduğu için. PARANIN SANATI Soru: Paradan söz edebilir misin? Parayla ilgili olan duygular nedir? İnsanların hayatlarını kurban etmesine neden olabilen bu güç nereden gelir? Bu çok önemli bir soru. tahttaydı. Bunlar istisnalardan birkaçı. her türlü önyargıdan uzak olmalısın. Çünkü hayatın rahat etmeye. Müslümanlar müziği yasakladı. güzel yemeklere. Ancak Aurangzeb bir beyefendi değildi. Çünkü zenginlik sana hayatta satın alınabilecek her şeyi verir. Ama onun güzelliğini görmek için çok iyi öğreti almış olman gerekiyor. gözleri.

Müzik dinlerine karşıydı. sadece yastık vardı. Çünkü müzisyenler. Albert Einstein'a vakit bulmasını bekleyemezsin." Binlerce müzisyenin ve gözyaşlarının Aurangzeb üzerinde bir etkisi yoktu. Neden? Çünkü müziği öğrenmek için bir fahişenin evine girmek zorundaydın. müziği. başka bir şeyin olamaz. müziğini. dehasını. mümkün olduğunca derin bir mezar kazıp onu gömün ki. bir daha dışarı çıkmasın. onlar dünyanın gelmiş geçmiş en büyük suçlularıdır. paradan vazgeçilmesidir. cenaze törenlerinde naşın taşındığı gibi bir şey taşıyordu. Onlar. Ancak bunu bile mümkün olarak kabul ediyor. Batı'da. binlerce müzisyen Aurangzeb'in sarayına yürüdü. O yüzden yasaklandı. İçinde beden yoktu. Böyle bir insanın Dostoyevsky'e. bütün müzisyenler bir araya toplandı ve şöyle dedi: "Bir şeyler yapmalıyız. müzik ve dansla doluydu." Protesto olarak. dilencidir. Nijinsky'e. Şimdi lütfen gidin. elbisesi yoktur. genel olarak güzel kadınlar tarafından yapılırdı. Böyle bir şey mümkün değil. "kim öldü" diye sordu. Hepsi yanıtladı: "Müzik öldü ve katili de sensin!" Aurangzeb yanıtladı: "Ölmesine sevindim. Ama zengin bir adamın cennete girmesi mi? Bu çok daha imkansız. En temel öğreti ise. kökünü kesiyorlardı. O. Bir kral. Bu kadarı çok fazla. bana sorarsan. Müzik dinlemek bir günahtı. Ama sanki bir cenaze gibi görünüyordu. görgüyü anlamalı: Eski Hint geleneği böyleydi. Oysa fahişelerin evleri. Aurangzeb. Aynı şey diğer dinler tarafından da yapılmıştır. Eskiden müziğe karşı olduklarını söylerlerdi. Onlar görgü kurallarını." Sence bu adamın aklı yerinde mi? Bir devenin iğnenin deliğinden geçebileceğini kabullenmeye hazır. Müslümanlar bunu bozdu. Her Hint kralının. geçmişte fahişe bedenini satmazdı. fahişe bedenini satar. Öldürmeye başlayacak. Eğer paran yoksa. Müslümanlar keyfe karşıdır. Güzelliği anlamalı. sanatını satardı. dalları budamak yerine. kahkahalar. yerine geçecek oğlunu birkaç yıl fahişelerle yaşamaya gönderdiğini öğrendiğinde çok şaşırırsın. Neden? Çünkü müzik Doğu'da. Müslümanlar tarafından yasaklanmıştır. Hiçbir Müslüman müzik çalınan bir yere giremezdi. Servet . dansını. hepsi bu. şarkılar. kutsal bir şey yapıyordu. mantığı anlamalı. Mantığı görebilirsin.Bu ferman verildikten sonra. Müzik. dansın inceliklerini öğrenmeleri için yollanırdı. Aurangzeb balkona çıktı ve "kim öldü" diye sordu. İsa'nın şu dediğine bak: "Bir deve iğnenin deliğinden geçebilir. Bütün dinler insanı mümkün olduğunca fakir yapmaya çalışmıştır. Bu imkansız. her konuda zengin olmalıydı. Parayı o kadar çok lanetlemiş ve yoksulluğu o kadar övmüşlerdir ki. hepsi insanoğlunun zenginliklerini budamıştır. Ama bu adam tehlikeli. Nedenleri farklı olsa da. ama zengin bir adam cennetin kapısından geçemez. nezaketi. Bertrand Russell'a. Parasız bir adam açtır. Doğu'da. Fahişe kelimesinin anlamı. Doğu'da ve Batı'da farklıdır. Bu imkansız bir şey.

para seni çok yönlü zengin yapabilir. Çünkü dünyada çok şeye sahipler ve cehenneme atılacaklar. aptal bir rahibi dinleyebilir. O yüzden ikilem içindeler. suçluluk duygusu onu zehirler. Zengin olan yüzde iki ise. Belki de paraya. Rahip de herkesin uyuması sayesinde daha rahattır. Bir paranoya içinde yaşıyor. Eski vaazını tekrar edip durur. Amerikalılar dünyanın dört bir yanında ruhani rehberlik arayışı içinde. Onların zekası yok. Aç bir adam Michelangelo'yu anlayamaz. Bütün dünya kendine düşman edilmiş. çünkü develer tarafından geride bırakılmak istemiyorlar. O yüzden zengin insan sürekli korkuyla yaşar. Artık yeni bir konuşma hazırlamak zorunda değildir. Yoksul insan zaten cehennemde yaşıyor. bir çeşit yoga. Pek çoğu altı gün çalıştıktan sonra yorgun olduğu için uyur. Vincent Van Gogh'un resimlerine dönüp bakmaz. cennete kabul edilmeyecekler. Zenginlik. Yoksul ülkelerdeki insanların. ne de izleyiciler. Bir dilenci. Zenginlik onlarda suçluluk duygusu yaratıyor. çok güzel müzikler besteliyordu. O ise. zengin ülkelerdekine göre daha mutlu olduğunu duyunca şaşırırsın. İnsanların yüzde doksan sekizi sefalet içinde yaşıyor. Açlık çeken insanlarda kendilerini zeki yapacak yeterli enerji yoktur. zenginliklerinin keyfini çıkartamıyorlar. Güzel bir kadınla sevişiyor olabilir. Hoşgeldiniz diye karşılayacak. Bir yol. zenginliğe saygı duyan ilk kişi benim. Sadece ekmek ve yağla tükenirler. Eğer keyiflenirse. Onlar ancak bir kilisedeki. Herkes uyuduğu için. Dünya iki kampa bölünüyor. . Ama büyük bir tesellileri var: Zengin insanların giremeyeceği yere onlar kabul edilecek ve melekler lir çalarken. O sekiz yaşında iken. Bu suçluluk duygusu yüzünden. zengin olmanın suçluluğu altında büyük bir vicdan azabıyla yaşayacak. Ama sadece bedeni sevişiyor. bazı şeylerin keyfini çıkarmaya başlarsa. Zeka. Mozart. develerin girdiği. Şimdi bu adam nasıl sevişsin? En iyi yemekleri yiyor olabilir. Ama onun bir tesellisi var. O adam doğuştan yaratıcıydı.lanetleniyor. zenginlik lanetleniyor. Bazı insanlar doğuştan müzisyendir. Çünkü özünde korkuyorlar. Cennet kapılarından geçmek istiyorlar. bir egzersizle teselli bulmak istiyorlar. para lanetleniyor. Karamazov Kardeşler'i anlayamazlar. Hindistan'da en yoksul insanların bile mutsuz olduğunu görmedim. ancak içinde yoğun enerji akışı varsa ortaya çıkar. onları "Haleluya". Çünkü. kimse rahibin kendilerini kandırdığını anlamaz. Fakir bir adam Mozart'ı anlayamaz. Ne rahip vaazından bir şey anlar. ama kendisinin girmesinin mümkün olmadığı cenneti düşünüyor. Belki cennete kabul edilmezler. Pişman olmadıkları için suçları hafiflemeyecek. Bu doğaldır. ama keyfini çıkartamaz. diğer müzik ustaları onun yanına bile yaklaşamıyordu. sekiz yaşında. büyük edebiyat ve sanat şaheserleri kadar önemlidir. Hayatının kısa olduğunu biliyor ve ondan sonra sadece karanlık bir cehennem ateşi var. güzel müzik.

kömür madeninde çalışan fakir bir babanın oğluydu. Hiç eğitim görmedi. büyük laboratuvarları ve teknolojileriyle yüzyılda görebildiğini o kendiliğinden görmüştü. Sonra ağaçları sordular: "Yıldızları aşan bu ağaçları nereden buldun". bu tür bir resim gördüm. Sadece aptallar onu lanetliyor. herkes ona gülmüştü. Senin gördüğün gibi durağan değiller. Hatta daha fazla takdir edilmeli. Servet yaratmak kolay bir iş değil. doğuştan servet yaratıcıları olduğunu da hatırlatmak isterim. bütün heykelleri satın alınabilir. yazar. Yıldızlar arkada kalmış. yıldızların asıl şeklini kavramıştı. bu bir resim. yıldızların üstüne kadar çıkıyordu. Henry Ford. şair gibi takdir edilmeli. sadece çıplak gözleriyle. Onlar sürekli kendi ekseninde dönen dervişler. Çünkü yıldızları kimsenin görmediği bir şekilde yapmıştı. O resim yüzünden bırakın başka ressamları. Ayrıca yıldızların altında çizdiği ağaçlar. bir dehası olmuş olmalı ki. bütün müzikleri. kendilerinde olmadığı için kıskanıyorlar. Ama birkaç gün önce. Vincent Van Gogh. Tıpkı doğuştan şair. tıpkı büyük bir müzisyen." Belki birkaç yüzyıl sonra bilim adamları. Sanat okulunun önünden bile geçmedi. yardım ediyor. bunlar yıldız değil" diyordu. Birkaç gün önce resimlerinden birini gördüm. Para insanoğlunun en büyük keşiflerinden biri. Kim böyle bir yıldız görmüştü ki? Diğer ressamlar bile "Sen deliriyorsun. Ben paraya saygı duyuyorum. Hayal gücünün sınırı yoktur. Kesin olan bir şey var. Dünya canlıdır ve hayat her zaman daha yükseğe erişmek ister. Ağaçlar bana. Belki başkalarında para varken. Çünkü onun parasıyla. Henry Ford. kendilerinin aslında dünyanın yıldızlara ulaşma arzusu olduklarını söylediler. Herkes bir Henry Ford değil ve olamaz. Belki de dünya yıldızlarla iletişim kurmak istiyor. . Çünkü fizikçilerin. ağaçların dünyanın arzusu olduğunu keşfeder. Zavallı Van Gogh! Adamda müthiş bir göz olmalı. fakir bir aileye sahipti ve dünyanın en zengin adamı oldu.Vincent Van Gogh. Fizikçiler. Yıldızlar göründükleri gibi değil. Yoksul insanlar bunu nasıl anlayacak? O zekaya sahip değiller. dünyanın bütün şiirleri. Para ve servet yaratmaya yönelik bir yeteneği. Tıpkı Van Gogh'un resmettiği gibiydi. Onlar hiç takdir edilmemiştir. Kıskançlık yüzünden lanetliyorlar. Ağaçlar yerçekimine karşı hareket ediyor. Onları destekliyor. Dünya onların yerçekimine karşı hareket etmesine izin veriyor. Van Gogh yanıtladı: "Bu ağaçların yanına oturdum ve amaçlarını dinledim. Van Gogh'un haklı olduğunu keşfetti. Şimdi kim böyle ağaç gördü? Bu sadece delilikti. ağaçlar çok yükseğe çıkmıştı. O sadece bir araç. müzik ya da şiir yaratmaktan çok daha zor bir şey. Ama dünyanın en büyük ressamlarından biri oldu. Nebula gibi her yıldızı sürekli dönen bir tekerlek gibi çizmişti. doğuştan ressamlar varolduğu gibi.

Mekke bana gelsin. Ama bütün dinler ona karşı olmuştur. İnek almak isteyen insanlar bulabilirsin. Artık ineğini satabilir. Ben hiçbir dini yere gitmedim. ama onların atları yoktur.. Bir dolarım yok. herkes doları mümkün olduğunca hızlı harcarsa. Artık inek satmak isteyen adam. Ben doların değerinin karşılığını alırım ve keyfini çıkartırım. Cebim bile yok. Neden gideyim? Eğer dini bir yer. Deli değilim. Bu çok zor bir iş. Çünkü acı çeken. Para bunu kolaylaştırdı. çoğalmasını önlüyor oluyorsun. İnsanın mutlu olmasını istemedi. Bu sadece tek bir tur. Bazen eğer bir dolarım olursa. Çünkü cebinde durduğu sürece doların büyümesini. Hiçbir şey girmiyor ve ortada aslında bir dolar var. Doğal olarak insanlar yoksuldu. o zaman bu salonda sadece bir dolar olur. Eline geçtiği zaman harca. hiçbir şey alamıyordu. bu hayatının en zorlu görevi olurdu. Hiçbir şey satamıyor. Ben keyfini çıkartıyorum ve dolar başkasına geçiyor. İnsanları zenginleştirir. Şimdi eğer onu elinde tutarsa.Para. onu nereye koyacağım diye endişeleniyorum. İnsanlığın zeki olmasını istemiyorlar. Biraz çatlağım ama deli değilim. Eğer bir ineğin varsa ve at almak istiyorsan. Atını verip inek almak isteyen bir adam bulmak zorundaydın. Cebinde tutarak nasıl keyfini çıkartacaksın? Keyfini ancak harcayarak çıkartabilirsin. Yanımda bir sent bile yok. Sahip olmadıkları şeyleri alma kapasitesi verir. Benim anlamım bu. at satmak isteyen bir adam aramak zorunda kalmadı. İnsan onu tutmamalı. Turlar devam ettikçe dolar çoğalmaya devam eder. Ben başka bir anlam bilmiyorum. Dünyanın her yerinde mal takası sistemi vardı. İsrail'de ne var ki? Yeni İsrail'i biz yaratmış oluruz. üç bin dolarlık keyif alınmış olunur. Örneğin. aptal insanlar. Para ortaya çıkmadan önce durum buydu. Doları yiyemezsin. Bu çok zor bir işti. İnsanlar artık alıp verme kapasitesine sahip olunca. O bir akım olmalı. Ama eğer kimse parayı tutmazsa. o zaman sadece iki dolar olur. Ama eğer o dolarla bir şey satın alırsam. değiş tokuş yapmanın bilimsel bir yolundan başka bir şey değil. Çünkü eğer insanlar zekiyse. Bunu iyi anlamak gerekir. Ben Kudüs'e gitmiyorum.. zengin olmasını istemedi. O yüzden paraya. o kadar çok paran olur. Ben Mekke'ye gitmiyorum. "currency" yani akım denir. At vermek isteyen insanlar bulabilirsin. tapınakların. eğer bende bir dolar olsaydı. Burada keyif. kahkaha ve sevgi dolu bir yer yarattığımız zaman. eğer bir dolarım varsa ve onu harcamazsam. parayı alıp. at satan ama inek istemeyen herhangi birinden at alabilirdi. İnsanlığın zengin olmasını istemiyorlar. Vakit kaybetme. Paradan önce insanlar çok büyük zorluk çekiyordu. İncil'i kim okuyacak? Dinler hiçbir zaman insanın zeki olmasını. eğer üç bin insan varsa. camilerin müşterisidir. yoksul. Benim keyfini çıkardığım dolar ve o cimrinin cebinde duran bir dolar. Ama inek almak istemiyorlardır. Para bir değişim ortamı oldu. Ama onu hareket ettirdikçe çoğalıyor. bana gelmeli. . dinin tadını almak istiyorsa. sinagogların. Örneğin. kiliselerin. doğal olarak zenginleşmeye başladılar. başkasına geçer. Bu sadece bir örnek. Takas sistemi ortadan kalktı. Para çok büyük bir icat. Para ne kadar hızlı hareket ederse. Para insanlığa çok büyük bir hizmette bulundu.

bir yaratımdır. böyle değil. Ancak o zaman keşfedebilir. o doğum sancılarını yaşaması gerekir. Orada bir çalının arasında durmuyor. bir insan onu keşfederdi ve sonra başkalarının keşfetmesine gerek kalmazdı. Eğer hayatta bir anlam görmüyorsan. edilecek bir danstır. Zerdüşt de bir şey keşfetti. çünkü yarattım. biraz arayınca bulamazsın. taş değil. anlamın keşfedileceği gibi aptalca bir fikir yüzünden anlamsız birer hayat sürüyor. söylenecek bir şarkı. Senin bir Zerdüşt olman gerekir. Sadece ortalama zekaya sahip olman yeter. Ne gerek var? Bir adam keşfetmiş. Buda hayatın anlamını buldu. bir nesne değil. Onu ancak yaratanlar bulur. Hayat bir anlam yaratma fırsatıdır. O şekilde asla bulamazsın.Para hakkında sana empoze edilmiş olan bütün fikirleri bırak. çünkü yarattı. Şimdi onu tekrar tekrar keşfetmen gerekiyor mu? Eğer tekrar tekrar keşfediyorsan. yaratılması gerekir. kendi kanıyla beslemesi gerekir. bir Zerdüşt olman gerekir. Yani sağına soluna bakınca. doğurması gerekir. Her insanın hamile kalıp. Aradaki farkı gör. Eğer çok geri zekalı değilsen anlarsın. Onun yıllarını almış olabilir. Anlam müziktir. Daha azı yetmez. Zerdüşt'ün izinden gidip. O zaman asla gelmez. Her bireyin Tanrı'yı. Geçmiş dinlerin fikri buydu. ancak onu yaratırsan bulursun. Sana haritayı vermiş. anlam. Her insanın onu rahminde taşıyıp. ona saygı duy. servet yarat. Çünkü ancak servet yarattıktan sonra diğer boyutlar sana açılabilir. Buda da bir şey keşfetti. O bulunacak bir kaya gibi durmuyor. onun gelmesi için pasif bir şekilde bekliyor olmalısın. Ben buldum. Anlam zaten oradaydı. Ama Zerdüşt'ün anlamını kavramak için. Onu yaratacak özgürlük . Bence anlamın keşfedilecek bir şey olmaması çok güzel. Ama senin anlaman birkaç saat sürer. YARATIM EN ÜST DÜZEY YARATICILIK: HAYATININ ANLAMI Hayatın kendi başına bir anlamı yok. işte burada. Anlamı. Ama değil. bir perdeyi çekince karşında. Unutma. Hayır. Halbuki görecelilik teorisini anlamak için bir Albert Einstein olmana gerek yok. Sanki anlam zaten oradaymış gibi. Anlam bir danstır. gerçeği. aptalın tekisin. Aksi halde. Bunu unutma. Onu tekrar yaratman gerekir. yaratılacak bir şiir. anlamı. Tanrı. Dini anlam ile bilimsel anlam arasındaki farkı görüyor musun? Albert Einstein görecelilik teorisini keşfetti. Milyonlarca insan. Ama bu Einstein'ın keşfi gibi değil. Onu ancak yaratırsan bulursun. Üniversiteye gidip öğrenebilirsin. O. Anlamın keşfedilmesi değil. onun haritasını kullanarak bulacağın bir şey değil.

orada. Onu yaratacak enerji orada. Tohum ekip, ekini biçmek için gerekli tarla orada. Hepsi orada. Ama anlamın yaratılması gerekir. O yüzden yaratmak, bu kadar büyük bir keyif, bu kadar güzel bir macera ve bu kadar heyecanlı bir şeydir. O yüzden ilk olarak, dinin yaratıcı olması gerekir. Şu ana kadar din, çok pasif, hatta durağan kaldı. Dindar bir insanın yaratıcı olmasını beklemezsin. Onun oruç tutmasını, mağarada oturmasını, sabah erken kalkıp, mantra söylemek gibi aptalca şeyler yapmasını beklersin. Ancak o zaman tatmin olursun. O ne yapıyor? Uzun oruçlar tuttuğu için onu övüyorsun. Belki adam mazoşist. Belki kendine işkence yapmaktan hoşlanıyor. Buz gibi soğukta çıplak oturuyor ve sen onu takdir ediyorsun. Ama ne gerek var? Ne gibi bir değeri var? Dünyanın bütün hayvanları soğukta çıplak oturur. Onlar aziz değil. Ya da sıcakta, güneş altında oturur; ve sen onu takdir edersin. "Baksana, ne kadar dindar bir adam" dersin. Ama o ne yapıyor? Dünyaya katkısı ne? Bu dünyaya nasıl bir güzellik kattı? Herhangi bir değişiklik yarattı mı? Dünyayı biraz daha tatlı, biraz daha hoş yaptı mı? Hayır, bunu sormuyorsun. Şimdi sana söylüyorum, bu soruyu sormalısın. Bir insanı şarkı yarattığı için öv. Bir insanı güzel bir heykel yarattığı için öv. Bir insanı çok güzel flüt çaldığı için öv. Bundan sonra, dini kriterlerin bunlar olsun. Bir insanı çok güzel sevdiği için öv. Sevgi bir dindir. Bir insanı, onun sayesinde dünya daha zarif olduğu için öv. Oruç tutmak, mağarada oturmak, kendine işkence etmek ya da çivili yatakta yatmak gibi aptalca şeyleri unut. Bir insanı çok güzel güller yetiştirdiği için öv. Dünya onun sayesinde daha renkli olmuştur. O zaman anlamı bulursun. Anlam yaratıcılıktan ortaya çıkar. Din daha şiirsel, daha estetik olmalıdır. İkinci şey ise şudur: Bazen bir sonuca ulaştıktan sonra anlamı aramaya başlarsın. Bir sonuca ulaştıktan sonra ararsın. Anlamın ne olması gerektiğine karar vermişsindir. Ama sonra onu bulamazsın. Arayışın saf olması gerekir. Arayışın saf olması gerekir derken neyi kastediyorum? Herhangi bir yargıya sahip olmadan, kafanda herhangi bir beklenti bulunmadan. Nasıl bir anlam arıyorsun? Eğer belirli bir anlam aramaya çoktan karar verdiysen onu bulamazsın. Çünkü daha en baştan arayışın kirlenmiştir. Arayışın saf değildir. Sen kararını çoktan vermişsin. Örneğin, eğer bir adam benim bahçeme gelip, burada elmas bulacağını düşünüyorsa, ancak o zaman bu bahçe güzeldir. Ama elmas bulamadığı zaman, bahçede bir anlam olmadığını söyler. Etrafta birçok güzel çiçek, bir sürü öten kuş, bir sürü renk, ağaçlar arasından esen rüzgar, kayalar üstünde yosun vardır. Ama o bir anlam göremez. Çünkü aklında belirli bir fikir vardır. Elması bulmalıdır. Ancak o zaman bir anlam olacaktır. Kendi fikri yüzünden anlamı kaçırmaktadır. Bırak arayışın saf olsun. Sabit bir fikirle hareket etme. Çıplak ol. Açık ve boş ol. O zaman sadece bir anlam değil, binlerce anlam bulacaksın. O zaman her şey anlamlı gelecek.

Güneşin altında parlayan renkli bir taş ya da etrafında küçük bir gökkuşağı yaratan çiğ damlası. Ya da rüzgarda dans eden küçük bir çiçek. Sen hangi anlamı arıyorsun? Bir sonuçla başlama. Aksi halde başlangıçta yanlış yapmış olursun. Yargısız arayışa gir. İnsanlara sürekli "Eğer gerçeği bulmak istiyorsan, bilgini bir kenara koy. Bilgili insan asla bulamaz. Bilgisi bir barikat olur" derken, bunu kastediyorum. Goldstein, hayatında hiç tiyatroya gitmemişti. Çocukları yaş günü için ona bir bilet hediye etti. Temsilden sonra evine geldiler ve heyecanla nasıl bulduğunu sordular. "Tamamen saçmalıktı" diye yanıtladı. "Kız arzu ederken, adam istemiyordu. Adam arzu ederken, kız istemiyordu. İkisi de istediği zaman perde kapandı." Şimdi, eğer sabit bir fikrin varsa o zaman sadece onu ararsın. Sadece onu ararsın. Ve bu zihin darlığı yüzünden diğer her şeyi ıskalarsın. Anlam yaratılmalıdır ve önyargısız aranmalıdır. Eğer bilgini bir kenara koyabilirsen, hayat birden renklenir. Bütün renkler canlanır. Ama eğer sürekli yazıtları, kitapları, teorileri, doktrinleri, felsefeleri sırtında taşıyorsan, bunlar içinde kaybolursun. O zaman her şey karışır, çorbaya döner. Neyin ne olduğunu bile hatırlayamazsın. Zihnin çorba gibi. Onu temizle, boşalt. En iyi zihin, boş zihindir. Sana boş zihin şeytanın atölyesidir diyenler, aslında şeytanın ajanlarıdır. Boş bir zihin Tanrı'ya her şeyden daha yakındır. Boş zihin şeytanın atölyesi değildir. Şeytan düşünce olmadan hiçbir şey yapamaz. Şeytan, boşlukta hiçbir şey yapamaz. Boşluğa girmesi mümkün değildir. Zihninde ne kadar çok düşünce var. Hepsi karışmış. Hiçbir şey net görünmüyor. Birçok kaynaktan o kadar çok şey duymuşsun ki, zihnin bir canavara dönüşmüş. Sense hatırlamaya çalışıyorsun, çünkü sana hatırlaman söylendi. "Unutma" dendi. Sen de doğal olarak, bu ağır yük yüzünden hatırlayamıyorsun. Birçok şeyi unuttun, birçok şeyi hayal ettin ve kendinden kattın. Bir İngiliz, Amerika'yı ziyaret ederken bir ziyafete katılmış. Ev sahibinin şu konuşmayı yaptığını duymuş: "Başka bir adamın karısının -annemin kollarında geçirdiğim hayatımın en mutlu anı şerefine." "Ne güzel bir söz" diye düşündü İngiliz. "Bunu hatırlayıp, daha sonra kullanmalıyım." Birkaç hafta sonra İngiltere'ye döndü ve bir kilise yemeğinde, kadeh kaldırma konuşmasını onun yapmasını istediler. O da kalabalık salonda büyük bir coşkuyla başladı. "Başka bir adamın karısının kollarında geçirdiğim hayatımın en mutlu anı şerefine."

Uzun bir sessizlikten sonra, kalabalık huzursuz olmaya ve konuşmacıyı süzmeye başladı. Konuşmacının arkadaşı ona eğilip fısıldadı: "Ne demek istediğini hemen açıklasan iyi olur." Konuşmacı, "Tanrım!" diye bağırdı. "Kusura bakmayın. Kadının adını unuttum." Bu yaşanıyor. Etrafın bunu dedi, Lao Tzu şunu dedi diye hatırlıyorsun. İsa'nın ne dediğini, Muhammed'in ne dediğini hatırlıyorsun. Birçok şey hatırlıyorsun ve hepsi karışmış durumda. Kendi başına tek bir söz bile söylememişsin. Eğer kendine ait bir şey söylemezsen, anlamı kaçırırsın. Bilgiyi bırak ve daha yaratıcı ol. Unutma, bilgi toplanır. Bir yaratıcılığa gerek kalmaz. Sadece alıcı olman yeterli. İnsan buna dönüşmüştür. İnsan bir izleyiciye indirgenmiştir. Gazete okur, İncil okur, Kur'an okur, Gita okur, sinemaya gider, oturur, film izler, futbol maçına gider. Ya da televizyonunun karşısına oturur, radyo dinler, falan filan... Günde yirmi dört saat, herhangi bir katılıma girmeden sadece izleyici olur. Başkaları bir şeyler yaparken, o sadece oturup izler. İzleyerek anlamı bulamazsın. Binlerce sevgiliyi sevişirken görebilirsin. Ama sevginin ne olduğunu bilmezsin. O, orgazmik bırakmışlığı izleyerek bilemezsin. Katılımcı olmak zorundasın. Anlam, katılmakla ortaya çıkar. Hayata katıl. Mümkün olduğunca derinden ve bütünüyle katıl. Katılım için her şeyi riske et. Eğer dansın ne olduğunu bilmek istiyorsan, bir dansçıyı izlemeye gitme. Dans etmeyi öğren, dansçı ol. Eğer herhangi bir şeyi bilmek istiyorsan, katıl. Bir şeyi bilmenin gerçek, doğru ve özgün yolu budur. O zaman hayatında birçok anlam olacak. Sadece tek boyutlu değil; çok boyutlu anlamlar. Ve sen anlam yağmuruna tutulacaksın. Hayatın çok boyutlu olması gerekir. Ancak o zaman anlam vardır. Hayat asla tek boyutlu değildir. Bu da bir sorun. Eğer biri mühendis olursa, her şeyin bittiğini düşünür. Kendini mühendis kimliğiyle tanımlar. O zaman hayatı sadece mühendislik olur. Milyonlarca seçenek varken, o sadece tek bir yolda ilerler. Sıkılır, bunalır, yorulur ve heyecanını kaybeder. Sadece ölümü bekler. Bu durumda nasıl bir anlam olabilir? Hayatta daha fazla ilgi alanların olsun. Sadece bir iş adamı olma. Bazen oyun da oyna. Sadece doktor, mühendis, müdür ya da profesör olma. Mümkün olduğunca çok şey olmaya çalış. Kağıt oyna; keman çal. Şarkı söyle; fotoğraf çek. Şair ol; hayatta mümkün olduğunca çok şey bul. O zaman zenginliğe sahip olursun. Anlam, zenginliğin yan ürünüdür. Sokrates hakkında çok anlamlı bir hikâye duydum: Sokrates, hücresinde ölümünü beklerken sürekli, "Sokrates müzik yap" diye onu zorlayan rüyalar görmeye başlar. Yaşlı adam her zaman felsefe yaparak sanata hizmet ettiğini düşünürdü. Ancak o gizemli sesin teşviki ile hikayelerini dizelere dönüştürdü; Apollo'ya bir ilahi adadı ve flüt çaldı. Ölüm soluğunda felsefe ve müzik bir an için el ele tutuştu. Sokrates daha önce hiç olmadığı kadar mutlu oldu. O hayatında flüt çalmamıştı. İçinde bir şey ısrar ediyordu. "Sokrates, müzik yap." Ölüm bu

Bırak bazı şeyler gizemli kalsın. Sokrates gibi bir adam bile tek boyutlu kalmıştı. Tamamen amatörce ve çocuksu olmuş olabilir. usta ile söyleşmek için toplanmıştı. İnsanların senin biraz çılgın olduğunu düşünmelerini sağlayacak bazı eylemlerin olsun. çok saçma görünüyordu. ölü bir adamdır. hiç müzik yapmamıştı. Artık tek yönlü değildi. Çocuğunun onu dinlemeyeceğinden korkuyordu. Diğer her şey törenseldi. Bu düdük olmadan hepsi bir hiçti. bir tatmin yarattı. "Bu kadar mantık yeter. Bu kadar tartışma yeter. O yüzden sürekli onu kolluyordu." Müzik çok güzel olmayabilir. Evet. Biraz da flüt çal. Herkes şoke olmuştu. dans etmeye başladı. Belki de hayatında ilk kez." Ses o kadar ısrarcıydı ki. artık çocuk kendini tutamadı. Çocuk babasına cebindeki düdüğü gösterdi. Ama Baal Şem geldi çocuğa sarıldı ve şöyle dedi: "Dualarımız duyuldu. Yüzde yüz akıl sağlığı yerinde bir adam. Cebindeki düdüğü çıkartıp üfledi. ona teslim olmak zorunda kaldı. Sonra dans başladı. Yahudiliğin özü onlarla birlikteydi. Açıklanamayan anlar olmasına izin ver.kadar yakınken. Yanında bir parça çılgınlık olması her zaman büyük bir keyif getirir. Baba bir gözünü çocuktan ve o cepten ayırmadı. Belki de hayatında ilk kez anını yaşadı. Aksi halde o çok rasyonel bir adamdı." Hayatının ölü bir ayine dönüşmesine izin verme. O daha önce hiç flüt çalmamış. Arada bazı çılgınlıklar da yap. Baba da unutup. Yahudiliğin kremalarıdır. mantıklı bir açıklama getiremeyeceği bir şey yaptı. Çünkü burada kendiliğinden yapılan tek şey bu oldu. Herkes Tanrı'ya dua edip dans ederken. O gün tatildi ve Hassidler dua edip. onu çalabilir miyim?" Baba. Çünkü daha önce hiç çalmamıştı. çocuk babasına sordu: "Bir düdüğüm var. -&- . keyifli insanlardır. Geçen gün. Oğlunun yanlış bir şey yapmasından çekiniyordu. Hassidler dans eder. bir köprü oluşturdu. Denge getirir. Düdüğün nerede" diye sordu. Ama yine de. "Yoksa delirdi mi? Sokrates flüt mü çalıyor?" "Ama benim için bu çok önemli. O zaman anlam mümkün olabilir. birlikte dans etmek için. Bir parça müzik sana iyi gelir. Dualar okunurken. "Kesinlikle olmaz. Neden gösteremediğin şeyler olsun. Varlığının bir parçası boğulmuş durumdaydı. büyük Hassid mistiği Baal Şem hakkında bir hikâye okudum. İnkar edilen boyut ısrarcıydı. Havarileri çok şaşırmış olmalı. Bir adam özürlü çocuğu ile gelmişti. o deli insanlarla.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful