P. 1
Şükrü Hanioğlu - Bir Siyasi Örgüt Olarak Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük (1889-1902)

Şükrü Hanioğlu - Bir Siyasi Örgüt Olarak Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük (1889-1902)

|Views: 304|Likes:
Yayınlayan: debian_8
Prof, Dr, Tarık Zafer Tunaya’nın Sunuşu: Bilim ve meslek alanlarındaki gelişmelerini adım adım izlediğim Dr, M, Şükrü Hanioğlu ilk büyük yapıtından (Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi; İstanbul, 1981) beş yıl sonra, ikinci önemli eserini de vermiş oluyor. Bu özlü çalışmanın da düşün hayatımızda çok olumlu bir kabul göreceğine ve dün’le yann arasında güçlü bir köprü kuracağına inanıyorum.
Prof, Dr, Tarık Zafer Tunaya’nın Sunuşu: Bilim ve meslek alanlarındaki gelişmelerini adım adım izlediğim Dr, M, Şükrü Hanioğlu ilk büyük yapıtından (Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi; İstanbul, 1981) beş yıl sonra, ikinci önemli eserini de vermiş oluyor. Bu özlü çalışmanın da düşün hayatımızda çok olumlu bir kabul göreceğine ve dün’le yann arasında güçlü bir köprü kuracağına inanıyorum.

More info:

Categories:Types, Research
Published by: debian_8 on May 15, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
See more
See less

09/20/2015

UTIHAD VE

M.SUKRU HANIOGLU

İletişim Yayınları

Beniz ve Sedef HanioğlnVa

K itapta yer alan bazı belge­ lerin orijinalleri çok uzun ve farklı boyutlarda idi. Ayrıca belge fotokopilerinden film al­ dığımızda b ir kısm ı okunabi­ lirliğini tam am en yitirdi. Bu nedenle bazı belgelerin aslım veremezken, kimi belgelerin başlangıç bölüm lerini vermek­ le yetinm ek zorunda kaldık. İletişim Yayınları

ÖNSÖZ

Osm anh îttih a d ve Terakki Cemiyeti ile Jön Türklük üzerine b ir çalışm a yapm ak; aslm da, büyük b ir cesaret gibi görünebilir. Çalışma­ nın, doğal olarak böylesine geniş ve birinci elden taranm ası oldukça .zor alanda,, tüketici olm ak gibi b ir iddiası bulunam az. Ancak bu konu­ nun araştırılm asında ve diğer yakın tarih çalışm alarında, büyük b ir pe­ simizm içine de düşmememiz gerekm ektedir. Nitekim; belirli b ir uğraş sonucunda, hiç değilse belirli bir çizgiyi yakalam am ıza im kân tanıyabi­ lecek belgelere ulaşm ak, bunları gene belirli b ir teorik bütünlük içinde yorum layabilm ek m üm kün olm uştur. Bu konudaki çalışm alarım ızda pek çok kıym etli yardım lara mazh ar olmuş bulunm am ız; kuşkusuz, araştırm an ın mevcut seviyesine ulaş­ m asını sağlam ıştır. İlk olarak; konu üzerinde, bu alandaki çalışm aları ülkemizde baş­ latanların başında gelen Prof. Dr. T an k Zafer Tunaya ile çeşitli m ekân­ larda görüşm eler yapılmış ve kendilerinin ilginç önerileri, bu konuda •önemli yararlar sağlam ıştır. Gene konu üzerinde spesifik olarak T ürki­ y e’deki en mükem m el araştırm ayı yapmış bulunan Prof. Dr. Şerif M ardin ile de konu üzerinde iki görüşm e yapılmış, bu n lar da aynı şe­ kilde büyük yarar sağlam ıştır. Bunların yam sıra; İ. Ü. Siyasal Bilim ler Fakültesi öğretim üyele­ rinden Prof. Dr. İîte r T uran ve Doç, Dr, Cemil Oktay ile çeşitli teorik yaklaşım lar çerçevesinde son derece yararlı bilgi alış verişinde bulu­ nulm uştur. Prof. Dr. İîter Turan II. bölüm ü okum ak zahm etine de k at­ lanm ış ve çok yapıcı eleştirilerde bulunm uştur. Çalışmanın baskıya hazırlanm ası konusunda ise, İ. Ü. Siyasal Bilim ­ ler Fakültesi A raştırm a Görevlisi Halil Taslak büyük b ir yardım ı esir­ gem em iştir. Kendisi hem ilk m etinleri inceleyerek bu işlevi gerçek­ leştirm iş, hem de baskı sırasında y urt dışında bulunm am nedeniyle, bütün basım işlevini üstlenm iştir. Kendisine bu açıdan teşekkür borç­ luyum. VII

Gene bu çalışm alar sırasında İstanbul Üniversitesi ve Boğaziçi Üni­ versitesi A raştırm a Görevlilerinden M ehmet Ulucan, Aydın B abuna, B ir­ sen Hekim oğîu ve ayrıca Melih Sabanoğlu ve Gülden Ayman'ın büyük yardım larını gördüm , kendilerine teşekkür ederim . İncelem enin genellikle evraklara dayandırılm aya çalışılması, b u alan­ da da pek çok yardım a ulaşm aya çalışm am ıza neden olm uştur, B aşta Sayın .Muzaffer Akalın ve Niyazi Ahmed Banoğlu olm ak üzere Gül K arhdaf, N urşen Mazıcs. Dr, Em el Esin, Benâl Nevzad Ammaii ve Aslan Kayrsardağ'm bu alanda h içbir m addî karşılık sözkonusu olmaksızın Düyük destek, yardım ve ilgileri görülm üştür. Tasnifli evraklara ulaşabilm e konusunda ise, en önce çeşitli konu­ lara ilgimi çeken değerli araştırm acı H ayıi M utluçağ’a teşekkür etm ek isterim . Bunun yam sıra, bilhassa B aşbakanlık A rşivinde N ecati Akiaş, Veli Tola başta olm ak üzere, tüm personelin büyük yardım larını gör­ düm. A ynı ş c k ıiu ^ Sıusynısnıyc rvilıupiictncsı ’ndekl çalışm alarım a Doç. Dr, Gimay K ut, i, ercum an Gazetesi Arşivi'ndeki çalışm alarım a da Atilâ Çetin yardım lar sağlam ıştır. Yurt dışındaki arşiv çalışm alarında ise, genellikle araştırılan konu­ nun önem li olduğu kanaatine varan çeşitli k u ram ların burs sağlam ak yolu ile gösterdiği yardım lara teşekkür etm ek isterim , i Kış ve İlk b a h a rın d a T irana'da Arnavutluk Sosyalist H alk Cumhuriye­ ti m erkez arşivlerinde, T.C. Dışişleri Bakanlığı kanalıyla sağlanan b ir bursla çalışına im kânı buldum . Sayın Büyükelçi B erhan E kinci ile Ti­ ran a Büyükelçisi M etin K araca bu alanda b irer tarih araştırm acısının duyacağı heyecanla, bana büyük yardım larda bulundular. Bu arşivlerde araştırm a yâpıi^iin slii'ccg ^uiuiı^uiii ç o b ü y ü k KOiiütseveıligin yanısıra, tarih uzmanı Elen! Duka ile arşiv i.uuduru x Hvsiiıa M urzaku ve m ü­ dür yardım cısı F Aİıs, nın yat'dım laım ı belirtm ek isterim . Bunun yam sıra, arşiv yetkilileri bana, hiçbir m addî karşılık kabul etmeksizin istediğim tüm doküm anların fotokopilerini de hediye etm işlerdir. 1984 Yaz’ında Ingiltere’de B ritish Councirin sağladığı im kânların da yardım ıyla, arşiv ve kütüphanelerde konu ile ilgili kaynaklar taran ­ m ıştır. B uradaki doküm anların bazılarının fotokopilerinin sağlanm ası hakkında ise Fakültem iz eski dekanı Prof, Dr, Vakur versaıı, Dr, R auf Versan, Almanya’dan Doç, Dr, Nezhun Ateş, Levent Güneş ve A.B.D.'den Dr, H aşan K ayalı'm n yardım larım zikretm ek isterim . Diğer arşivlerdeki çalışm alarda; A vusturya'da Dr. Arma Benna ve Dr, E rn st Petrisch, Cenevre K antonu arşivlerinde M lchelme Tripet, Al­ m an Dışişleri Arşivi’nde Dr. M aria K eîpert ve Y unanistan'da Prof, Dr. N. S arris’in büyük yardım ları görülm üştür. F ransa'daki çalışm alarda ise dostum , değerli araştırm acı Dr. F raaçois Georgeon’un h er bakım dan sağladığı yardım lar ile kaynaklanıl çoğuna ulaşm ak m üm kün olahilV III

m istir. Gene; Osm anh Im p arato rlu ğ u ’nun son dönem leri üzerinde geniş b ir araştırm ayı yürüten Dr. E sth er B enbassa - Budan/ney İsrail'deki m uh­ telif arşiv kaynaklarından derlediği geniş kütüphanesini incelememize açm ıştır. Bu ülke arşivlerindeki kaynaklara yapılan, atıflar; kendisinin fotokopilerinden alınm ıştır. B unların yam sıra, fakültem izde bulunan olum lu araştırm a ortam ının da, araştırm anın oluşum unu sağladığını zikretm ek isterim . Bu alanda çok sayıda m ikrofilm okum a sorunu ile karşı karşıya kaldığım da, ta­ lebim üzerine b ir h afta gibi sürede, bir m ikrofilm m akinesinin odam ­ da hizm etim e verildiğini belirtirsem , gördüğüm yardım ları daha yi be­ lirtm iş olurum . B undan dolayı fakültem izin eski ve m evcut dekanları P rof, Dr. V akur V ersan ile Prof. Dr. C um hur Ferm an'a teşekkürlerim i sunm ak zevkli b ir görev olacaktır. A raştırm anın yayın ve basım ı için h er tü rlü yardım ı gösteren İletişim Y ayınlan yöneticileriyle Teknografik M atbaacılık A.Ş, değerli personeline teşekkürü de borç bilirim . B ütün bu çok değerli yardım ların yam sıra, kuşkusuz en büyük min­ nettarlığım . uzun b ir dönem m üddetince, her şeyden önce îttih a d ve Terakki ve Jön T ürklerle uğraşan b ir aile reisini büyük b ir anlayışla karşılayan ve o'na sürekli destek veren eşim Deniz Hartioğlu ile kızım Sedef H anioğlu'na olacaktır. Bu çok sayıda yardım a, ilgiye ve desteğe karşılık kitabın tüm h a la ­ larının ve daha iyi b ir inceleme yapam am a sorum luğunun da gene ta­ rafım dan kaynaklandığını belirtm ek isterim . M. Şükrü HANİOĞLU Kanlıca, 1985

IX

Prof, Dr, T a n k Zafer Tunaya’m n Sunuşu :

B ilim ve m eslek alanlarındaki gelişmelerini adım adım izlediğim Dr, M, Şükrü H anioğlu ilk büyük yapıtından (Bir Siyasal D üşünür Ola­ rak D oktor Abdullah Cevdet ve Dönemi; İstanbul, 1981) beş yıl sonra, ikinci önem li eserini de verm iş oluyor. Bu özlü çalışm anın da düşün hayatım ızda çok olum lu bir kabul göreceğine ve d ü n ’le y a n n arasında güçlü bir köprü kuracağına inanıyorum . Dr. Hanioğlu, konusuna âşık b ir araştırm acı olarak Jön Türkler dönem ini incelemeye açm ıştır. Benim gibi bu dönem e ucundan el atm ış olanlar, bu konunun in­ sanı şaşırtacak b ir genişlikte, âdeta keşfedilmeyi bekleyen b ir k ıt’a bo­ yutlarında olduğunu anlamış olm alıdırlar. Hiç çekinmeden, karşılaştığı engebeleri aşarak bu yeni kıt'anm sırlarını çözmek, Dr. H anioğlu gibi en ufak aynniıyı ihm al etmeyen, enerjik, bıkm ak usanm ak bilmeyen, varolduğunu tahm in ettiği b ir kaynağa ulaşabilm ek için hiçbir özveri­ den kaçınmayan, titiz b ir araştırm acının harcı olabilirdi. O lm uştur da. B u eser iddiamızı kanıtlam aktadır. Jön Türkler yakın tarihim izin bilinmezleri çok b ir kategorisidir. Üstelik terim olarak özellikle Batı yazarlarınca iyi bir anlam da kullanıl­ m am ıştır. Osm anh yazarlarının, B atıklardan da yararlanarak, ortaya koydukları ana çizgiler ve açıklam alar, yanlış olm asalar bile, belirli ve sağlam araştırm a tabanına ve kaynaklara dayanm ıyorlardı. Ancak son zam anlarda (başta Prof. Şerif M ardin olm ak üzere) bazı özlü monografik incelem eler yapılm ıştı. Dr, Hanioğlu işte bu noktadan, Dr. Abdullah Cevdet'in özgün Ye gürültülü yaşam ını incelerken çekiciliğine kapıldığı ortam ı bu basam aktan yakalam ış ve aydınlıklar getirm iştir. A raştırm a­ cının karşısına dikilen dağ yirm i yıllık birikim in öğeleriyle yükselm iş­ tir (1889-1909). Tırm anışın ne kadar zor olduğunu ilerideki sayfalar gös­ terecektir. Dr, Ş ükrü H anioğlu’nun yöntem i ileri sürdüğü tezlerinin anah tarla­ rını içerm ektedir. Yazarın am acı geniş fak at ihm al edilen b ir perspek­ XI

tif’tir. Araştırm acıya göre eğer sın ırlan belli (çizili) b ir toplum sal me­ kanizm anın dinam iklerim ortaya çıkarm ak istiyorsak, -«ikili çatışm a ve basit neden - sonuç ilişkisi» ile yetinm eyerek «çok yönlü b ir ilişkiler sistem ini» kurabilmeliyiz. Bu aynı zam anda bir keşiftir. Düzenli b ir k ar­ maşıklığın, bulunan parçalarla saptanm asıdır. -Şu anlam daki anıl sorun, bize göre, olaylarla (eylemsel ve örgütsel yapı) fikirler (ideolojik yapı) - kendisi zihniyet diyecektir- arasındaki çoğa ilk bakışta görünmeyen sayısız bağlantıların b ir b ir meydana çıkarılm asıdır. B ir kuyum cu işi­ dir bu. Ve Dr. Haeıioğiu tüm çalışm asını bu tem el görüş üzerine «inş:ı.-> etm iştir. Şablon uygulam ası ve d ar yorum lam a usullerini b ir yana bı­ rakarak, insan kafasını rah atlatarak yapm ıştır bu n u . Bulgularım fev­ kalâde bol b ir arşivle ve doküm anla da beslem iştir, Teknik zorunluluklar sonucu çalışm alarının tüm ünü sunam am ıştır. Birinci cildi Jö n T ürlder dönem inin b ir kilom etre taşı olan *1902 Kongresi»ne k ad ar getirm esi tartışılabilir. Ama bu seçiminde haksız ol­ duğunu ileri sürm ek de pek doğru sayılamaz. Konu üzerinde çalışmış olanlar, çok daha ilginç sorunlara b ir an önce kavuşabilm enin aceleci­ liği içindedirler. Şimdi sıra yeni araştırm acılardadır. Bu -doyurucu eser geleceğin doğuruculuğunu da taşıyor. Bilinmezler tartışm aya açılm ıştır. Eski günlerin övgüsü içinde yeni kuşağın verimsizliğim İleri süren­ ler, haksız eleştirilerine bu k itap ta yanıt bulacaklardır, Genç bilim adam ı Dr. M. Ş ükrü Hanioğlu. Jön Türk'ler konusunda, şimdiye kadarki bilgilerimizin dışında bize yepyeni bilgiler vererek, ger­ çek aydınlıklar getirm iştir. Kutlam aya değer sorun da budur. T an k Zafer Tımaya

X II

İ Ç İN D E K İL E R

Sayfa önsöis İçindekiler
x> 5iÜ Iu 1 ' O iT IŞ

VII XIII
1

Bölüm

II : Bir Zihniyet Olarak Jön Türklük : Kökeni ve Temelleri Batıya Yönelim ve Düşüncelerin Değişimi ‘Bilim ’in Osmanlı Düşüncesindeki Yeni Rolü Modernleşme Taraftarları, Bağdaştırıcılar ve Karşıtları ile Konumları Jön Türkier ve Modernleşme Jön Türk Düşüncesine Hakim Olan ve ‘Bilim ’e Bağlanan Kuramlar Ussallaşma Arzusu ve Sadakat Sistemiyle Çatışma Anayasacılık Fikri ve Temelleri Belgeler - Açıklamalar III ; İttihad ve Terakki Cemiyetine Atfedilen Muhalefet Hareketleri Siyasal Ivı3.s o n 1uk ve Faaliyetleri Osmanlı Islahat Fırkası (Parti Constitutionnel En Turquie) ve İttihad ve Terakki İle Olan İlişkileri ^ Türk - Suriye K om itesi: Faaliyetleri, İttihad ve Terakki ile Olan İlişkileri Ulemanın ve Tarikatların M uhalefet Hareketlerindeki Rolü ve İttihad ve Terakki ile Olan İlişkileri Saray Darbesi Plâncıları ve İttihad ve Terakki ile İlişkileri Şahsî Hareketler ve İttihad ve Terakki ile İlişkileri Belgeler - Açıklamalar

9 9 16 27 35 51 57 69 *73 75 *75

Bölüm

93 104 112 124 132 140

X III

sayfa
Bölüm IV ; O sm anlı ittih ad ve îera&ki Cemiyetinin 1889 - 1902 Arastadaki Organizasyon® ve Faaliyetleri Cemiyetin Kuruluşu ve İlk Faaliyetleri 1895 Sonunda Faaliyetin Hızlanması ve Yurtiçi Teşkilâtı Eylemler yurtiçi Teşkilâtlanması Balkan Teşkilâtı Avrupa örgütünün 1896 Başlarındaki Faaliyeti ve Mısır’da Yeni Teşkilâtlanm a Avrupa Faaliyeti Murad Bey'in Mısır Faaliyetleri Murad Bey’in Avrupa’ya Dönüşü ve Cemiyetin Yeniden Örgütlenişi 1896 Darbe Girişimi ve İstanbul Teşkilâtı Murad Bey’in Dönüşüne Kadar -Jön Türklük Merkez. Faaliyeti Mısır Şubesi: İstanbul Merkez-i Yurtiçi Taşra Teşkilâtı Faaliyetleri ve 1897 Darbe Girişimi Balkan Teşkilâtı 1897 ContraxĞvüle Anlaşmasından 1808 Anlaşmasına Kadar Cemiyet Avrupa Merkezi Mısır Şubesi İstanbul Merkezi ve Yurtiçi Teşkilâtı Balkan Teşkilâtı Avrupa Merkezinin 1989 Sonu Faaliyetleri ve Saray ile Uzlaşma Damad Mahmud Paşa’n m Firarına Kadar Jön Türklük Avrupa Merkezi Mısır Şubesi Yurtiçi Faaliyetleri Balkan Teşkilâtı ve Yeni Şube Kurma Girişimleri Damad Mahmud Paşa’nm Firarından 1902 Kongresine Kadar Jön Türklük Avrupa Merkezi ve Damad Mahmud Paşa’nm Eylemleri Paris Merkezi ve Ahmed Rıza Bey’in Faaliyetleri Cenevre’deki İcraatçı Grup ve Faaliyetleri Mısır Şubesi ve Mısır Jön Türkleri İstanbul ve Yurtiçi Faaliyeti Baikan Teşkilâtı ve Faaliyetleri Belgeler - Açıklamalar 173 173 18i 184 193 200 203 20i 205 209 214 219 219 242 247

252
262 265 265287 289 235 304 309 809 331 334 340 342 342 370 376 384 389 390 395

XIV

Bölüm

V ;

1889 -1902 Döneminde İttihad ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklerin Siyasal Düşünceleri Seçkine! Teoriler ve Jön Türklük Dinin Toplumsal Roiü Karşısında Jön Türk Düşüncesi Jön Türkler ve Siyaset İttihad ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklüğün 1889 - 1902 Dönemindeki Faaüyetllrm in Değerlendirilmesi

804 813 619 626 645 651

Bölüm Dizin

VI :

XV

i

GİRİŞ

Türk Siyasal ve Düşünce Târihi’nin incelenmesi, özellikle konuya teorik yaklaşım açısından, ilginç bir gelişme göstermiştir. Genel olarak; bu konuları kapsayan incelemelerde, iki yaklaşım karşımı­ za çıkmaktadır. Bunlardan ilki; kuşkusuz, santimantalizmin etkisi ile tarihimi­ zi kendi tasnifimiz sonrasında ortaya çıkan kategoriler etrafında yorumlamamızdır. Bu yaklaşımla yapılan araştırm alar; genellikle, baştan varolan sınır­ ları zorlayamamakta ve aynı kategorileri yeni baştan üretmektedirler. İkinci olarak ise; özellikle düşünce alanında, dışa hızla açılmamızı taki­ ben, bir kısım batı teorileri çerçevesinde, kendi tarihimizi bunlar ile benzer­ likler ve ortak noktalar be'arak açıklamaya çalışan araştırm aların yoğunlaş­ tığını izliyoruz. Bu ikinci tip araştırm aların; kuşkusuz, tarihimize bolirli bir teorik pers­ pektif ile bakma biçiminde bir eğüimi gerçekleştirerek, olumlu bir katkıda bulunduklarını: ama, tarihimizin açıklanmasında fazla olumlu sonuçlar verme­ diklerini belirtmemiz gerekiyor. Bunlar da; eleştirdikleri santimantalizmin etkisi altında şekillenen birinci gruptaki çalınmalar gibi, bir süre sonra ken­ tli kategorilerini yeniden ortaya çıkartmak dışında, bir açıklayıcılık ortaya koyamamışlardır. Bunun nedenleri ise, ?özkonusu batı teorilerinin çok katı bir biçimde alınıp uygulanmaya çalışılması; bunların çok dar teorik kalıplarla ifade edilmesi ve ağırlığın araştırılan konudan ziyade, teorik çerçeveye veril­ mesinden kaynaklanmaktadır, Ânnales ekolünün Türkiye'deki uygulanışı; kuşkusuz, ekonomik tarihimi­ zin incelenmesi bakımından büyük yararlar sağlamıştır. Ama; bu alanda ya­ pılan araştırm alar zengin vesika demetleri ile desteklenmedikleri ve zorla­ madan kaçınmadıkları sürece; daha ziyade Osmanlı ekonomik yapısının çok kaba hatlarını ortaya çıkartmaktan öte bir sonuç vermemişlerdir. «Dünya Ekonomisi» çerçeverinde Osmanlı tarihinin ve sosyal yapısının açıklanmaya çalışılması da; aynı konuda, daha da mekanik açıklamalara kaçtığı için ben1

zer sonuçlan vermiştir. Daha evvelce, Osmanlı toplumunu «Asya Tipi Üre­ tim Tarzı» ile açıklama gayretlerinin sınırlılığı ve sathiliği de açıkça görül­ müştür. Burada söylenilmek istenilen, bir toplumsal yapının özelliklerinin her tür­ lü teorik çerçeveden uzak bir yaklaşımla ele alınarak incelenmesinin gerek­ liliği değildir. Bu yaklaşımın ortaya çıkartacağı sonuçlar açıktır. Ama tari­ himizi ve toplumumuzu, son derece mekanik ve o toplum hiç düşünülmeksizin ortaya atılmış olan teoriler ile incelemekte de bir suıır koymak; köşeleri bu teoriler ile belirlenebilecek sahada, özgürce, ilk elden kaynaklara inerek yo­ rum yapmamız gerekmektedir. Gerçekleştirilmesi gereken diğer bir önemli nokta da, incelediğimiz olay ile düşünce çerçevesi olarak aldığımız teorilerin uyuşmayan yanlarını açıkça belirtmektir. Yakın tarihimizi inceleyen eserlerde de aym yaklaşımlar ağırlıklı olarak görülmektedir. Bu dönemi inceleyen eserlerin büyük çoğunluğu, yaklaşık bir asırlık dönemi, 1838 Osmanlı-İngiliz ticaret anlaşması sonucunda ortaya çı­ kan bir ezilen-ezen ilişkisi ile açıklamaktadırlar. Bunun ne kadar yetersiz ol­ duğunu açıklamaya dahi gerek yoktur. Sonuçta yine aym kategoriler def’atle karşımıza çıkmakta, bunun dışında ise hiçbirşey açıklanmış olmamaktadır. Burada belirtilen ezilen-ezen ilişkisinde olduğu gibi, ortaya çıkan diğer sonuçlar da son derece basittir, Birbiriyle çatıştığı varsayılan ve hemen ikili bir biçime dönüştürülen gruplar ortaya çıkmakta ve toplumsal yaşam ile tari­ hî gelişmeler; bunlar ile, gayet mekanik bir biçimde açıklanmaktadır, Örne­ ğin; asker, ûlema, eşraf, âyân, Saray, halk bu çatışmaların aktörleri olmak­ ta; sonunda birbirine karşı çatışan ittifaklar içinde bulunan ikili gruplar ge­ liştirilmekte ve sorunlar çözülmektedir. Sözkonusu yaklaşımın; her türlü iç dinamiği gözardı etmesinin ve açıklayıcılığınm çok zayıf olmasının yanısıra; bir problemi daha bulunmaktadır. Burada sözedilen aktörlere dikkat edersek, bunların pek çoğunun kendi iç di­ namiklerinin de ihmal edilemeyecek kadar önemli olduğu görülür. Örneğin; ûlema çok parçalı bir bütündür. Aynı durum tarikatlar için de sözkonusudıır. Bu durumda; onların tekil ittifaklar içinde yerlerini alabilmeleri son derece güçtür. Çalışmamızda da örneklerini izleyebileceğimiz gibi; bunları, çeşitli durumlara göre birbirine karşıt oluşumlar içinde görebilmek mümkün olmak­ tadır. Bunların yanısıra; gerek birinci, gerekse de ikinci kategoride tasnif et­ tiğimiz, tarihimizi açıklamaya çalışan yaklaşımların bir diğer ortak noktası,, teoriler veya geliştirilmiş olan sınıflamalar dışında kalan ve açıklanamayacak kısımları tamamen ihmâl etmeleri ve âdeta olağandışı bir sapma olarak algılamalarıdır. Abdülhamid î î dönemini açıklamaya çalışan eserlerin çoğun­ da bu eğilimi görmek mümkündür. Burada işlenen kurgu; toplumda hiçbir desteği olmayan baskıcı bir iktidarın, ışık taşıyıcıları tarafından mağlub edil­ mesi ve eski, iyi çizgiye dönülerek tarihin gidişindeki sapmanın önlenmesi şeklindedir. Bu açıklama biçimi, kesinlikle suçlu olarak kabul edilen bir me­ kanizmanın, toplumsal bir anlamsızlık veya izah edilemeyen olağanüstü bir 2

durum nedeniyle ortaya çıktığım belirterek; onun, açıklanmaya dahi değecek durumunun olmadığım varsaymaktadır. Bu dönemdeki yönetimi beğenmek yahut beğenmemek tamamen ayrı bir keyfiyettir; ancak olayı açıklamak istiyorsak, yukarıdaki biçimde bir yakla­ şımın bize faydası bulunmamaktadır. Nitekim Tanzimat'ın uygulanmasını in­ celeyen bir araştırm a, bunun toplumda hiç de zannedildiği kadar olumlu des­ tekler görmediğini; aksine, önemli sosyal tepkilere neden olduğunu bize gös­ termektedir.1 Bu arada, aynı alanda kendi kategorilerimizle tarihi açıklama alanında ortaya çıkan diğer bir özellikten de bahsetmemiz gerekiyor. Bu da; tarihi ve sosyal gelişmeleri, şahıslar etrafında açıklama arzusudur. Kuşkusuz bu ar­ zu; ciddî psikolojik yaklaşımlarla desteklenmiş olsaydı; belki de, bize konu­ yu izah etmek için önemli bir kapıyı açabilirdi. Ama; bunların, büyük çapta bir övme-yerme ile kişilerin rollerinin abartılmasından öteye gitmediğini be­ lirtmemiz gerekiyor. Her iki tipteki araştırm alarda tesadüf edilen bir diğer sorun ise; belirli ve yeni bir düşüncenin kökeni olarak kabul edilen fikirlerin keşfedilmesi ala­ nında ortaya çıkmaktadır. Klâsik Siyasal Düşünceler Tarihi (Siyasal Teori)’ nin de böyle bir yöntemle çalıştığı doğrudur. Örneğin bu yaklaşım; Rousseau’yu anlatırken, onun kişiye değerlerini veren kurum olarak topluluğu ka­ bul etmesinin Aristo’dan mülhem olduğunu işleyerek, konuyu izaha çalışır. Ancak, bu alandaki benzetmelerin çok hassas yapılması gerekmektedir. Na­ sıl, Winstanley’in düşüncelerini okuyan bir okuyucu, onunla modern sosyaliz­ min fikrî alandaki ilk öncüsünün ortaya çıktığını iddia edemezse; biz de, bu alanda dikkatli olmayıp, genellikle düşünce tarihinde çokça varolan benzeyiş­ leri zorlayarak yorumlara tabi tutarsak; anlamlı görünebilen, fakat hiçbir açıklayıeılığı olmayan benzetmeler yapmış oluruz. Nitekim; sözkonusu yakla­ şımların dışında olarak, Türkiye’de belli bir düşünce eğiliminin gelişimini in­ celeyen bir eserde, II Meşrutiyet’in ilk dönemindeki sosyalist hareketler ile onun temsilcisi Osmanlı Sosyalist Fırkası ve reisinin, gerçek anlamda bu ku­ ram ile hiçbir ilişkilerinin bulunmadığı gösterilmiştir.2 Nihayet; tarih araştırm aları yapılırken karşılaşılan en büyük sorun bizim yakın tarih incelemelerimizde de karşımıza çıkmakta olan; incelenen dö­ nemin koşulları gözönüne alınmaksızın, onun içinde yaşadığımız gerçekliğin değer ve inanç sistemleri ile değerlendirilmesidir. Nasıl ki; günümüzde sürekli yerilen bir durum olmasına karşın; Eski Yunan’da, sosyal gerçekliğin bir parçası olarak kabul edilen köleliğin, Yunan düşünürlerince neden eleştirilmediğini (ya da Platon’un yaptığı gibi, ondan bahsetmeye bile gerek görmediğini) kınayarak, anlamsız bir tutum içine gi­ rersek; belli bir dönemin Osmanlı yöneticilerine de, milliyetçi bir politika izle(1) (2) Halil İnalcık, «Tanzimat’ın Uygulanması ve Sosyal Tepkileri,» Belleten, C XXVIII, Sayı: 112, (Ekim, 1964), ss. 623-049 Mete Tunçay, T ü rk iy e ’de Sol A kım la r (1908-1925), 3. Basım, Bilgi Yay, (An­ kara: 1978). ss. 41-43.

3

medikîeri için eleştiriler yöneltmekle aynı hataya düşmüş oluruz. Osmanlıcı­ lık siyaseti; bugün, bize çok saçma ve sonucu zaten belli olarak görünebilir. Ama; o dönemin yöneticileri açısından, bunun son derece mantıkî ve yegâne çözüm olarak algılandığına da kuşku yoktur. Buna karşılık, Tanzimat olayını incelemek amacıyla yazılan çok ciddî bir eserde dahi, temel problematiğin «Neden Tanzimat, Cumhuriyet’in yaptıklarını gerçekleştiremedi?» olması, bi­ ze bu yaklaşımın yaygmlığını göstermektedir,® Yakın tarihimizin özel bir kesiti olan inceleme konumuz, daha önce çeşit­ li yaklaşımlarla ele alınmıştır. 1950’lere kadar konu, harekete katılanların ha­ tıraları ve Ahmed Bedevi Kuran’m, üstün bir gayretle topladığı çeşitli dokü­ manları neşretmesinden öteye gidememiştir. Kuran'in teorik bir problematiğinin bulunmayışı ve harekete katılan karşıt gruplardan birisinin temsilcisi olması, eserlerinin gücünü etkilemektedir. Ancak; tartışılamayacak durum, ortaya gerçekten önemli belgelerin çıkarılmış bulunmasıdır. Kuran’m bu ikin­ ci sorunu; Kâmil P aşa’nın torunu olmasından dolayı, konuya çok taraflı ola­ rak yaklaşan Hikmet S a y a rd a da bulunmaktadır.4 Daha sonra Tunaya’nm, bu alandaki öncü çalışmalarından bahsetmek ge­ rekiyor, Konu üzerindeki özgün bir makalesinin yanısıra;5 mevzu, kendisinin çeşitli kitaplarının bölümlerinde de, iç dinamiğe ağırlık verilerek ve siyasal düşünceler tahlil edilerek incelenmiştir. Ardından, konu Ramsaur'ın çalışması ile ciddî bir biçimde ve özgün ola­ rak ele alınmıştır. Bu eser; gerçekten de, konunun önemli klâsiklerinden biri haline gelmiştir. Üstelik, o dönemde yaşayan bir kısım Jön Türklerin, konu hakkındaki hatıralarının derlenmesi de büyük önem taşımaktadır. Ancak; bunun dışında, eser genellikle batı kamuoyunun Jön Türk hareketini değer­ lendirmesini yansıtmaktadır.8 Bunu takiben; Mardin’in çalışmaları ile konu, siyasal düşüncelerin ana­ lizi bakımından gerçekten çok mükemmel bir biçimde incelenmiştir. Jön Türk­ lerin siyasal düşüncelerinin analizi bakımından, bu araştırm alarda tespit edil­ miş olan sınırları zorlayabilmek bir hayli güçtür. Bundan sonraki çalışmalarda ise, konu daha ziyade belirli teorik çerçe­ velerin kullanılması ile birlikte, genellikle yabancı araştırm acılar tarafından ele alınmıştır. Bu çalışmalar da temel varsayımları olarak; Türk araştırm acı­ ların, olayı kendi kendilerince koydukları kategoriler ile incelediklerini, halbu­ ki konunun mutlaka bir teorik perspektifinin bulunması gerektiğini aimışlar(3) (4) T a n â m a t I, (İstanbul: 1940). Yusuf Hikmet Bayur, T ü rk İnkılâbı Tarihi, C.II, Kısım. IV, TTK Y ayınlan (Ankara: 1974) hareketi incelerken sürekli olarak olaya İttihatçıları eleş­ tirmek perspektifinden bakmaktadır. (5) Bkz. Tarık Zafer Tunaya, «Türkiye’nin Gelişme Seyri İçinde ‘İkinci Jön Türk’ Hareketinin Fikrî Esasları,» Prof. Tahir Taner’e Arm ağan, (İstan­ bul: 1958), ss. 167-188. (6) E.E.Ramsaur, Jön T ü rkler ve 1908 İhtilâli, (İstanbul: 1972), İlk İngilizce baskı, 1957 tarihlidir.

4

dır. Fakat, burada ağırlığın daha ziyade teorik çerçeveye kaydığı gözlenmek­ tedir. Petrosyan’ın çalışması; bu alanda yapılan zorlamalar ile belli bir top­ lumsal hareketi, bir teorinin kalıplarına uydurmak yolundaki yaklaşıma gü­ zel bir örneği teşkil etmektedir.7 Bu yaklaşım; taşıdığı sorunların yamsıra, âdeta orientaiism dediğimiz bakış açısmda olduğu gibi, yabancı bir toplum­ sal gelişmeyi başka bir toplumsal gözlükle okumaya çalışma yaklaşımına da yöntem açısından büyük bir benzerlik göstermektedir. Daha yakın dönemde konuya Q uataert’m, olayın ekonomik yönünün de araştırılması gereğini vurgulayan çalışmalarıyla yaklaşılmıştır. Araştırmacı, bu yaklaşım çerçevesinde Jön Türk hareketinin incelenmesini dahi, eski ve yeni yaklaşımlar olarak tasnif etmiştir.8 Sözkonusu yaklaşım; Jön Türk ha­ reketinin içinde geliştiği İktisadî iklimi araştırdığı sürece bize önemli bir ko­ nuyu açıklamış olmaktadır.8 Ancak, bu alandaki yaklaşımın 1908’in ekono­ mik koşullarının ihtilâle doğrudan neden oldukları şeklindeki bir neden-sonuç ilişkisine çevrilmesi, biraz talî bir eksenin ana bir çizgi haline getirilmesi olmaktadır. Böyle bir yaklaşnîı; en azından 1895’den itibaren, her yıl çeşitli bölgeler­ de veya merkezde başlayan ve başarıya ulaşamayan, çok çeşitli gruplara mensup kimselerin aktif roller oynadıkları girişimleri açıklamakta bize ta t­ minkâr bir çerçeve sunamamaktadır. Aynı şeküde, ,1908 İhtilâlinin neden Selânik'de örgütlenen bir cemiyetin organizasyonu ile gerçekleştirildiğini açık­ lamaya çalışan ve büyük bir emek mahsûlü olan bir çalışma da benzer so­ runları taşımaktadır,1 0 Bu çalışma da bize 1906 sonrasındaki teşkilâtın küçük bir bölümünün organizasyon koşullarının anlaşümasında yardımcı olabilmek­ tedir, ama aynı örgütün daha önce tarikatlar aracılığı ile Hama ve Humus’da nasıl kurulduğu ve örgütlenebildiği sorusunu cevaplayamamaktadır. Burada; kuşkusuz, söylemek istediğimiz sosyal çevre ve ekonomik koşul­ ların hiçbir etkisinin bulunmadığım belirtmek değildir. Ama, bunları şimdiye kadar yapılanlardan çok daha geniş bir perspektifte ele almak ve iç dinami­ ğin diğer belirleyicüerini devre dışı bırakmadan; ikili bir çatışma veya basit neden-sonuç ilişkisi yerine, çok yönlü bir ilişkiler sisteminin özelliklerini or­ taya koyabilmektir. İttihad ve Terakki ve Jön Türklük konusunda bir çalışma yapmaya gay­
(7) (8) (9) Yuriy A. Petrosyan, S o v y e t G özüyle Jön T ü rkler , Bilgi Yay, (Ankara: 1974). Donald Quataert> «The 1908 Young Turk Revolution: Old and New Approaches,» M E S A B u lletin y (1979), ss. 22-29. Donald Quataert, «The Economic Climatc of the ‘Young Turk Revolution’ in 1908.» T he Journal o f M odern H istory, Vol. LI, no.3, (Eylül 1979), ss. 11471161. İlhan T ekeli-Selim îlkin> «İttihat ve Terakki Hareketinin Oluşumunda Se~ îâııik’in Toplumsal Belirleyiciliği,» T ü rk iy e ’nin Sosyal ve E konom ik T ari­ hi (1071-1920), (Ankara: 1980), ss. 351-382.

(10)

5

ret ederken; yaklaşım olarak; yukarıda belirtilenler ışığında bir yol tutulma­ ya çalışılmıştır. îlk olarak soruna bir zihniyet problematiği çerçevesinde yak­ laşılmış1 1 ve iç dinamiğin ayrıntılı bir incelemesinin yapılmasına gayret gösterilmiştir. Ayrıca; Jön Türklüğün ortaya çıkışında önemli etkisi olan Abdülhamid Tl yönetimi ve onun toplumsal dayanaklarının da bu alandaki özel­ liklerinin tespiti ile konuyu daha fazla aydınlatmaya çaba sarf edilmiştir. Bu bölümde Weber’in ifade ettiği düşünce sistematiğinden etkilenildiği açıktır. Ancak; sözkonusu etki, yalnızca bir mekanizma kullanımı olarak ele alınmış­ tır. Yoksa: araştırmanın, Osmanlı toplumsal düzeninin «patrimonyal» olduğu gibi bir sonucu ispata çalışmak şeklinde bir gayesi bulunmamaktadır. Böyle bir tanımın da yukarıda sayılan örneklerdeki hataları içermediğini söylemek mümkün değildir. Başka bir deyişle; «patrimonyal» tanımı, bize belirli bir toplumsal yapının sınırlarım belirtmekten öteye bir açıklama getirmemektedir. Burada yapıl­ ması gereken; patrimonyalliği ispat değil, sınırları çizili toplumsal mekaniz­ manın dinamiklerini ortaya çıkartabilmektir. İttihad ve Terakki ve Jön Türklük daha ziyade; ya 1908 öncesinin koşulla­ rını ve örgütlerini incelemek ya da bu tarihten sonra Cemiyeti (ve fırkayı) iktidarda tahlü etmek biçiminde ele alınmışlardır.1 2 Araştırmamız da; buna uygun bir çerçeveyi kendisine temel alarak, 1889-1909 arasında örgütün faali­ yetlerini ve etrafında oluşturduğu düşünceleri incelemeye çalışacaktır. Kuşku­ suz, bu tarihler içinde titizlikle kalabilme imkânı yoktur. Ama; Cemiyet’in iktidara geçtiği ilk dönem sonrasındaki evreleri, araştırmamız dışında kal­ maktadır. Bunun oldukça zor ve ayrı bir çalışma alanı olduğu kanaatinde­ yim. Şimdiye kadar konumuzda yapılan araştırm alar; Kuran’m, özelliği belge­ leri sunmak olan çalışmaları bir yana bırakılırsa; birinci elden kaynakları oldukça sınırlı olarak kullanmışlardır. Ramsaur’ın çalışması; belirttiğimiz gi­ bi; harekete katılanlarm mektupları dışında yabancı kaynakları kullanmış­ tır. Turnaya ve Mardin; ağırlığı, daha ziyade yayın organlarındaki siyasal dü­ şüncelerin analizine vermişlerdir. 1908 sonrasını inceleyen yayınlar arasında sivrilen Ahmad’ın eseri1 *; genellikle, İngiliz vesikalarına dayanılarak yazıl­ mıştır. Bunun yararı açıktır; ama, bu vesikalar İttihad ve Terakki’nin orijinal ve Türk arşivlerindeki önemli vesikalar ile desteklenmedikçe, beklenen açıklayıcılığa sahip olamazlar. Özellikle ele aldığımız birimin gizli bir teşkilât
(11) Osmanlı y akın dönem siyasal gelişmelerinde yöneticilerin zihniyetinin öne­ mini vurgulayıp konuyu inceleyen geniş bir makale daha önce Mardin ta­ rafından yayınlanmıştır. Bkz. Sherif Mardin, «The Mind of the Turkish Reformer 1700-1900,» Sami A. Hanna ve H. Gardner(der-), Arab Socialism: A D ocum entary S u rvey, Utah Press, (Utah:1969), içinde, ss. 24-48. Her iki dönemi de kapsayan genel nitelikli bir çalışma, Sina Akşin, 100 Son id a Jön T ü rkler ve İttih a t ve T era kki, Gerçek Yay, (İstanbul: 1980) dir. Feroz Ahmad, The Y oung T ıcrks;T he C om m ittee of Union and Progress in T u rkish Politics 1908-1914, Clarendon Press, (Oxford: 1969).

(12) | (13)

6

ııil İliHılI IIİIİIİİIIIIIMIİIIİİIIİİIIİII

oluğu; onun resmî gazetelerinde açıkladığı hususlar ile dahi farklı politikalar izleyebilmesi sonucunu doğurmuştur. Örneğin; Cemiyet Türkçü politikalara yönelmeye başladığı zamanlarda; sürekli olarak; resmî yayın organlarında Osmanlıcılığın savunmasını yapmıştır. Bu alanda ilk elden kaynaklara inmez­ sek, yapacağımız yorumlar gerçeği aksettirmeyebilme tehlikesiyle karşı kar­ şıya kalırlar. Bundan dolayı araştırmamızda; özellikle örgütsel yapı ve faaliyetler ala­ nında ilk elden kaynakların kullanılmasına çalışümıştır. Bu alanda en çok; «Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti Merkez A rşivlerindeki belgelerden yararlanılmıştır, Burada; 1889 da ki kuruluşun 1/1 numaralı üyesi İbrahim Temo’nun sınırlı evrakı ile, çok daha büyük önem taşıyan İshak Sükûti’ye ait evrak bulunmaktadır. Sükûti’nin organizasyon sorumlusu olarak; hemen hemen her üye ile düzenli muhaberatının bulunması ve Cemiyet’in arşivcisi göreviyle de önemli vesikaları toplaması neticesi olarak; gerçekten bize çok konuda ışık tutan bir belge yığını, bu açıdan değerlendirümeye çalışılmıştır. Ayrıca; Ahmed Rıza Bey gibi, Cemiyet’in ilk faaliyetlerinden itibaren sürekli önemli roller oynayan bir Jön Türk ile Bahaeddin Şakir Bey gibi 1906 sonra­ sında örgütü yeniden şekillendiren bir liderin evraklarmdan da yararlanıla­ rak, dönem aydınlatılmaya çalışılmıştır. Özellikle çalışmanın ikinci cildi; Ba­ haeddin Şakir Bey’in evraklarına dayanılarak yazılacaktır. Ayrıca; bu alan­ da diğer bazı Jön Türklerin de evraklarından yararlanılmıştır. Bunun yanın­ da; başta «Başbakanlık Arşivi» olmak üzere, yerli ve yabancı arşivlerden yararlanılarak, açık kalan noktalar ve bilhassa, olayın bir diplomasi problemi haline geldiği evrelerdeki boşluklar doldurulmaya çalışılmıştır. Doğal olarak;1 böyle bir konuda, belgeler bakımından tüketici olmaya imkân bulunmamakta­ dır; ama, elde edebildiğimiz evraklar, bize anlamlı ve tutarlı olarak kabuj edilebilecek bir çerçeveyi çizdirebilmektedir. Çalışmanın iki cilt olarak hazırlanması, yalnızca genişliğinden kaynaklanan teknik bir zorunlulukdur. Bunun için ‘İttihad ve Terakki ve Jön Türklük’ ko­ nusunun bölünebileceği en anlamlı yer olarak görünen 1902 kongresi, iki cilt arasındaki sınırı oluşturmuştur. Ancak; her iki cildin de, tek bir incelemenin parçaları olarak kabul edil­ meleri gerekmektedir. Aynı şekilde; araştırmanın bir bibliyografyası bulun­ duğundan ve bunu bilhassa arşiv materyali bakımından bölmek imkânsız ol­ duğundan, birinci cüdin sonunda bibliyografya verilmemiştir. Çalışmanın tü­ münü kapsayan bir bibliyografya, ikinci cildin sonunda verilecektir. Birinci cilt; giriş bölümünden sonra, Jön Türklüğün bir zihniyet problematiği çerçevesinde incelendiği ikinci bölümle devam etmekte, bunu şimdiye kadar önemli yanılgılara yol açan ve «Jön Türk hareketi» şeklinde İttihad ve Terakki Cemiyeti’ne atfedilen hareketlerin ortaya çıkarılmasının amaçlandı­ ğı üçüncü bölüm izlemektedir. Daha sonra; cildin en geniş bölümü olan ve 1889-1902 arasındaki siyasal faaliyetler ve örgüt organizasyonunun incelendiği dördüncü bölüm gelmektedir. Bu bölümün genişliği nedeniyle, okunmasını 7

kolaylaştırmak için konu ile ilgili belgeler, bölüm sonunda toplanmıştır. An­ cak; diğer bölümlerde az miktarda gerçekleşen bu duruma karşılık, belgeler metinle paralel olarak gözden geçirilmezse, anlama boşlukları doğabüecektir. Nihayet; 1889-1902 arasında İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin etrafında oluşan siyasal düşüncelerin analiz edildiği beşinci ve 1889-1902 dönemindeki faaliyet ve düşüncelerin genel bir değerlendirilmesinin yapıldığı altıncı bölüm­ ler ile ilk cilt sona ermektedir. Ancak; bu son bölüm genel bir sonuç değil­ dir. Kitabın genel sonucu ikinci cildin sonunda verilecektir. Bu açıdan, bunu bir ara değerlendirme olarak kabul etmek gerekmektedir.

ıiiiiiimimıiıııiııHıiıiuHiHi

Et

BİR ZİHNİYET OLARAK JÖN TÜRKLÜK: KÖKENİ ve TEMELLERİ

Jön Türklüğün ortaya çıkışı, İttihad ve Terakki örgütünün Türk Siyasal yaşamında oynadığı rolleri incelemeye başlamadan önce; üzerinde durulma­ sı gereken en önemli husus; hareketin düşünsel çerçevesinin çizümesidir. Sonra; başta bu örgüt olmak üzere, onların teşkilâtlanmalarına ait gelişmele­ rin anlaşılması çok daha kolay olacaktır. Bu konuda yapılması gereken Jön Türklük diyebileceğimiz zihniyetin te­ mel ve köklerinin ortaya konulmasıdır. Aksi halde, bu kimselerin ve örgütle­ rinin alışılmış şema ve şablonlardaki pek de uygun olmayan rollerine geçiril­ meleri, bize hiçbir açıklayıcı çerçeve getirmez. Zihniyet sorununun derinleme­ sine bir analizinin yapılmasının bize sağladığı açıklayıcılık, Ülgener’in İktisa­ dî çözülmeyi ele alan yapıtında bütün berraklığıyla görünmüştür.1 Yakın dö­ nem Osmanlı tarihini bütün iç dinamiklerini bir kenara bırakarak; vurguladı­ ğımız gibi; 1838 İngiliz ticaret anlaşması ve bunun sonucunda ortaya çıkan bir ezilen-ezen ilişkisiyle açıklamak bize fazla tatminkâr bir çerçeve çizmekten çok uzak olmaktadır. Kuşkusuz, ekonomik gelişmelerin hiçbir toplumsal be­ lirleyiciliği olmadığı iddia edilemez; ancak, sözkonusu çerçeve bize Osmanlı yöneticüerinin neden belirli ekonomik tercihlere yöneldiğini açıklayamamakta ve bu alanda olabilecek iç dinamikleri de tamamen göz ardı etmektedir. Jön Türklük olayının ortaya çıkışını açıklamak için çizmemiz gereken dü­ şünsel çerçeyede üzerinde durmamız gereken ilk nokta; kuşkusuz, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerindeki modernleşme çabalarının, toplumda seçkinler arasında ortaya çıkarttığı tartışma ve bölünme ekseni ile Jön Türklerin bu eksende aldıkları yer olmalıdır. BATIYA YÖNELİM VE DÜŞÜNCELERİN DEĞİŞİMİ : Jön Türkleri konu alan ve hareketin üzerinden uzun bir süre geçmeden
(1) Sabri F, Ülgener, İktisa d i Ç özülm enin A h la k ve Z ih n iy et D ünyası: F ikir ve, Sanat Tarihi B oyu A kisleri île B ir Portre Denem esi, (İstanbul: 1981).

9

yayınlanan yerli3 ve yabancı* yazarlara ait eserleri incelediğimizde; karşımıza ilginç bir nokta çıkmaktadır ki, bu da Jön Türklüğün Osmanlı İmparatorlu­ ğundaki modernleşme hareketlerinin bir halkası olarak görüldüğüdür. Salt Jön Türklerin siyasal organizasyonlarını incelediğimizde pek tutarlı görün­ meyen bu tutum, konunun derinliklerine inildiğinde ilginç ve anlamlı bir bağ­ lantıyı karşımıza çıkartır. Batıya doğru yönelimin başlamasından elli sene sonra yazılan ilginç bir eserde; bunun nedeninin, «hüsn-i tedbir âsârımıdır, yahud mecburiyet nedeni midir» şeklinde bir soru ile, ne olduğu ortaya atılmıştı.4 Aslında cevap bunla­ rın her ikisine de doğrudur demek şeklinde beliriyor. Osmanlı yöneticilerinin Batıya ilk yönelimleri; kuşkusuz, bir zorunluluk sonucu olmuştu. Bu konu; yâni devletin probleminin «yeni usubu bilen «küffar»a yenilmekte olduğu kanaatinin yaygınlaşması,5 en azından Rus Çarlı­ ğının yaptığı gibi, çevreye farklı ve alıcı bir bakışın gerekliliği görüşlerini or­ ya çıkartm ışta. Mehmed Emin Behic’in ifadesiyle : ......seksen yüz sene mukaddem, içlerinden Çar nâmında zuhur eden şahs mütecessis ve zeki- ve şeytan., bir kâfir-i cerf olduğundan etra­ fında olan devletlerin hâl ve şiâr ve çünki nizâm ve civarlarım ta­ harriye sarf-ı efkâr ederek ve umûr-i riyaziyeden olan fünûn-i hende­ se ve coğrafya ve siyaset-i mülk ve hasânet-î kal’a ve ilm-i deryâ maddelerinde mahir ve bâhusus imâl-i eşyaya kadar nice nice erbab-t ulûm ve eshâb-ı sanayi’ birer takrîb ile xtma! ve ignâ ve celb ve ilti­ fat eyleyerek başlarına tokmak ile darb olunsa pek kolay maddeyi on yılda öğrenmeğe istıdaddan beri hayvân-ı bîizân olan Mosko milletini otuz kırk sene zarfında terbiye ile zii-fünûn etmek ve ha­ lefleri dahi ol esere iktifa ile süriib gitmek mülâbesesiyle miiddet-î yesirede sair beş yüz, bin senelik devletlere ta’riz derecesini kesb etdiği bâis-i hayretdir..... Havza-i hükümet-i Devlet-i Aliyye ve betahsîs dar-ül-saltan-at-ı seniyede olan muâştr-ı Müsliminîn medenisi
(2) (3) (4) Örnek clarrk bkz. Dukaghin-zadeh Basri Bey, Le M onde Oriental et L 'A v e n ir De La Pavxt Libraire Academique, (Paris:1920), ss. 3-10. Bkz. Paul Fesch, L es ‘Jeu n es-T u rcs\ Paul Paclot, (Paris: [1909]), ss. 15 v.d. A v ru p a ’dan D üveî-i M uazzam adan A ddolunan Fransa ve R usya ve İngiltere v e A v u stu ry a ve P rusya D evletlerinin ve Sair Z a y ıf ve Sagir Düvelini A h ­ vâl ve K e y fiy e t-i M iilkiyelerine... [Dair] B ir K ıt’a Risalenin Tercüm esi, Topkapı Sarayı Kütübhanesi R. 1615, v. 2. Aynı şekilde eser Osmanlı yöne­ timinin Avrupa hakkında artan boyutlara varan bilgi toplama isteğinin de güzel bir örneğidir. Bu yönüyle krş. îcm âl-i A h v â l-i A vrupa, Topkapı Sa­ rayı Kütüphanesi, R.1648, passim. Bkz. İbrahim Müteferrika, U sûl-iil h îk e m î n izâ m -ü l âlem, İÜK-TY. 66S4, v. 19-20. Cevdet Paşa ise durumu şöyle yorumlamaktadır. «Bir vaktden berü vaki olan seferlerde asakir-i İslâmiyenin m ütevaliyen zuhura gelen peri­ şanlığı erkân-ı devlete badi-i telâş ve endişe olarak... T arih-i Cevdet, Cild-i Sâdis, matbaa-i Osmaniye, (Dersaadet: 1309) s. 4.

<5)

10

şöyle dursun edî bedevisi taife-i efrancirı en âkilinden müstaidd ol­ duğu....»* veya Rasih Efendi’nin anlatımıyla: «...Yüz üç tarihinde İmparatorluğu nasbü intihâb olunduğu hilal­ de Rusya’nın her halde fünûn ve hiref ve sanayii nakıs ve nâtamam ve bilcümle idare-i umur-i mülkiyesi ve askeriyesi bir rabıta-i inti­ zam olmağla memleketinin nizâmı ve ale-l-ıtlâk hey’at-ı mülkiyesini suret-i melhûze-i mergûbesine ifrağ ve tebdili ancak binnefs Avru­ pa memâlikini keşt ii giızâr ile sair devletlerin idare-i umur ve rabıta-i asâkir ve cumhurlarım rey-iil-ayn müşahede ve tahkik ve zabt ü rabt-î memâlik ve ahali ve asakire lâzım ve mühimm olan hcdât ü keyfiyâtı muayene ve teâkik hususunu muhtaç olduğunu mülâhaza etmekle tebdil-i hey’et ile İsveç ve Nemçe ve Frençe ve İngiltere memleketlerine seyahat ve tahsil-i fünûn ve maarif ve elsine-i mütenevvîa ve her bir devletin revnâk ü kemâlini mucib olan keyfiyat-ı adid-e-i saireye âşinâyı ve maharet-berle Rusya’ya avdet edüh kadimden mukarrer, devletinde mustakarr olan merâsim ve kavaidin ekserisini tağyir ve tebdil ve emr-i ticareti terviç ve tekmil ve smuf-u askeriyesini tertîb ve fünûrı-i harbiyeyi tefhîm ve ta’lim ve edevat ve levâzım-ı berriye ve merâkib-i bahriyesini tanzim ve ahali-i diyârının ziyy ii libaslarım değişdirmek ve sakallarını kesdirmek mertebelerine varınca tehdidini ika’ ederek...'»1 sorun Batı’ya yönelmenin gerekliliği ve onun çeşitli yöntemlerinin Osmanlı ülkesinde de uygulanması olarak ortaya konulmaktadır,8 Nitekim, askerî alanda
(6) Mehmed Emin Behic (51. 1224/1818-9), Sevanih el-Levâyilı, Topkapı Sarayı Kütüphanesi, H. 370, v. 85/a-b. Krş. L âyih â-i Tatarcıkzâde A bdullah Molla Efendi, (1228), İÜK-TY, D. 2 6930 (v. 200-300 arası), v. 202. [Rasih Mustafa Paşa], Sefûretnâm e-i R asih E fendi, İÜK-TY, 3887, v, 7/b, 8/a, Paşa, Yaş Muahedesi sonrasında (1792) ikili ilişkilerin tesisi çerçeve­ sinde Rusya’ya gönderilmiştir. Kuşkusuz, daimî elçilik tesisi fikri bile «Av­ rupa Kaidesi» çerçevesinde hareket etme gibi bir zihniyet değişikliğine işa­ ret eder: «Avrupa’nın terakkiyat-ı eedîdesi ve D evlet-i Aliyyenin vaktü hali iktizasmca düvel-i Avrupa ile peyda olan revabıt-ı adîde-i düvel-i A v­ rupa kaidesince sefaret usûlünün vaz’ ve te ’sisini...» Faik Reşit Unat, Os­ m a n lI S efirleri ve Sefaretnâm eleri, TTK. Yayınları; (Ankara: 1968), s. 168. Çarpıcı bir örnek için bkz. T a ife-i Nasâranın Sefer ve Harb ü Darb ve H ıfz-ı M em lekete M üteallik Bası Tedbirleridir ki Tercüm e O lunub İşbu Sefahata Ş eb t Olundu, İÜ K -T Y t 3984 (içinde v.1-11 arası). Askerlerin na­ sıl olması gerektiği, sayısının nasıl saptanacağı gibi hususların başta Fran­ sa olmak üzere yabancılar örnek alınarak verilmesi için ise bkz. Tahrir-i A sker M addesine Dair Lâyihadır, Süleymaniye, Hüsrev Paşa, no.807-10 m. v. 29-32.

(7)

(8)

11

batılılaşma çabalarının bağlamasından itibaren konuya; çeşitli yeniliklerin İs­ lâmî olduğunu belirten ifadeler ile birlikte;8 Batı’yı öğrenerek üstün olma şek­ linde yaklaşılmaya başlandığını görüyoruz.1 0 Konuya bu şekilde yaklaşım, git­ gide bir üstünlüğün; kendi geriliğinin de farkına varan bir biçimde; anlatım­ larım karşımıza çıkartmaktadır: «...Avrupa devletlerinin mecmu’unda cenk içün mahsus mekteblcr vardır. Akademiya Militer derler. Akademiya mekteb, militer asker m d misinadır. Ol mekteblerde san’at ve ilm ü ma’rifet gibi harbe müteallik her ne kadar ilm ü fen ve ma’rifet ve sanat var ise ânı ta:lim ederler.... Mezbûr akademiyada olvakt yüz otuz bir şakird mevcud olub yaz ve kış günlerine göre ondu olan etfalin günde her bir saatim bir ilme ve bir ma’rifete tahsis etmeleriyle bir hafta içinde olan üç gününde dahî birer saat istedikleri kitabları mütalâa eyle­ meleri içün mahsus içinde bir muazzam kütübhâneleri dahi vardır. Binaenaleyh ihtida bizi kütübhânelerine götürmeleriyle aslında frefikçe bir kitâb defteri tahsil etmiş idim... Ve birer birer cümlesi­ ni getirüb iraet etdiler. Biz dahi içinde- olan resimleri mütâlâa ve gûya okur şeklinde biraz nazar edüb yine ellerine verdim. Bu kitablar bizim mesmu ve malûmumuz olan kitablar olmağla Avrupa’ da bunlardan sonra dahi alâ m mu’teber olarak kütüb te lif olun­ muş ise haber verin görelim dedükde begayet tahayyür ve istıcâb edüb Avrupa’da cümleye mtâd olan işbu ta’da d olunan kitablardır. Lâkin siz hurdan nereden bilirsiniz Devlet-i Aliyye’de bunları ter­ cüme etmişlermidir deyu bâzı sual ve cevabdan dolayı cümlesi îstihsân etdiler ...»u Osmanlı İmparatorluğunun bu şekilde Batfya, karşılaştığı zorluklar ve 1 3atı’yı uygulamanın üstünlüğe ulaşma sağlayacağı kanaati ile yönelmesi, ondan alacağı bilgileri «..ta’lim ve talim ile kuvveden frile hurucu hususlarına..,»13 arzu göstermesi ilk alanda onlarm istemedikleri bir etkinin ortaya çıkışma ne­ den olmuştur. Kuşkusuz; Paris’e göndereceği talebeleri şehir dışındaki bir konakda ikamet ettirerek, aralarında yalnızca Arapça ve Türkçe konuşturarak, en muktedir hocalardan ders aldırarak ve bütün bunların sonucunda; onları
(9) Hedif teşkilâtı için belirtilen bu açıklama hakkında bkz. D evlet-i A liy y e n in A h v â l-i Hâztrasına Dair Risâledir, (1253), Süleymaniye Hüsrev Pa­ şa, no,851, v. 2. Bkz. İngiltere Seyahatnam esi İM ir’a t-ı Z afer Sefinesi Z iyareti], İÜK-TY, C.7-5083 v. 5/a. E bubekir Râtib E fe n d in in S ey a hatnâm e sidir, ÎÜK-TY, D.2-6096, V .13/b, 14/a-b. Konu hakkında verdiği bilgiler için bkz. v. 20-23. Elçi (1205) tari­ hinde Avusturya’ya gönderilmiştir. M ühendishâne-i S u lta n î’n in T e’sisi ve K üşâdını Â m ir Sultan Selim Hân-s Sâlis Ferm anı, Matbaa-i Bahriye, ([İstanbul]:1328), s. 1.

(10)
(11)

(12)

12

Batının zararlı olarak algılanan kültür ve değerleriyle hiçbir ilişkiye geçme­ den, birer teknoloji ithalâtçısı olarak ülkeye döndürmeyi amaçlayan1 3 Osman­ lI yöneticilerini şaşırtan gelişme, Osmanlı aydınlarının büyük bölümünde k ar­ şı karşıya bulunulan bu yeni yapı hakkında gizlenemeyecek kadar büyük bir şaşkınlık ve hayranlığın ortaya çıkmasıdır: «...Hâsılı Avrupa’da meşhud olan servet-i tabiîye ve smaiyenin ek­ serisi ahalisinin himmetiyle kitaat-ı saireden naklü celb kılındığı azâde-i kaydü beyân bir keyfiyetdir. Fakat bâlâdan beri zikrü be­ yân olunduğu üzere Avrupa kıt’ası... zaten çıblak ve hâli bir arz-ı gayr-ı ma’mûr iken insanın 'kuvve-i aklhjesi ve terbiye cihetiyle hâ­ sıl olan vatan muhabbeti ve gayreti semeresi olarak arzı mezkûr büsbütün suret-i diğere mütekamil ve mütebeddil olmıışdur... Ha­ sılı Avrupa zaten sairleri yanında bir kıt’a-i sagira iken fünûn ve ulûmun ilerlemesi cihetiyle şimdi bütün kuvvet-i insaniyetin mer­ kezi olmuş yâni rûy-i arzda mutavattun kâffe-i milel ve ümem ... Av­ rupalIların hükm-i kavaninine itbâ’ ve ittisal eylemindir... A vru p a lI­ lar havayı dahi zabt ve teshire çalışub her ne kadar su üzerinde keyf-i maişâ-i seyr-i seyahate muktedir değil iseler de kürre-i arzdan dahi infikâk ve inf isâl ile eflâk ü semâvatı bizzat seyr ü seyahate bir tarik ve çâre bulamamışlar ise de usûl-i felekiyyeyi bayağı ve bizzat görmüş gibi kuvve-i ilm ü san’atlarıyla feh m ü idrâk eylemiş­ lerdir. Hâsılı kelâm, ulûm ve fünûnu Avrupahlar teksir edüb bun­ dan böyle ulûm-i hâztra-i mevcûdenin muhafazasıyla beraber nice ulûm ve kemâlâta ve sanayiin zuhuruna muvaffak olacakları derkârdır...»H Sonuç olarak bu kimseler; sözkonusu gelişimin son evresini gerçekleştirenlerin deyimiyle; ona karşı çıkanları yakacak bir oîgu karşısında bulundukları­ nı, mevcut yapı ve düşünce sistemlerinin onun karşısında son derece zayıf ol­ duğunu açıkça kabul etmek zorunda kalmışlardır. «Ehl-i îslâmın kefereye tak­ lidi yakışmaz denür ise»1 5 şeklinde başlayan ifadeler, daha sonra zorunluluk
(13) Topkapı Sarayı Müzesi A rşivi, no.E. 1518-1/XIX y.y. Paris’te bulunan ta­ lebelere din dersi verm ek için hoca tayini hakkında bkz. B B A -îrade — Da­ hiliye, 6 C 1273/no.24340. Özellikle Fransız ihtilâli, ve onun düşüncelerde yaptığı değişiklik ile onu izleyen hareketler, imparatorluk yöneticilerince büyük bir kuşku ile karşılanmıştır. Bkz. Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, E.9321/32 (25708)/1265(1849). Bu belgede olduğu gibi 1848 ihtilâllerinin tehlikeli gelişmeler olarak ele alınması için bkz. B B A - Bâb-ı Asâfî:Mesâil-i Mühimme: 129:VIII A vrupa İhtilâlinden Dolayı M em âlik-i Şâhânede Bâzı tedabir İcrasına Dair,. A vrupa M edeniyeti ve TJmrânı Hakkında Bisâle , İÜK-TY, C.7-6623, v. 3/b, 4/1). 6’dan derlenmiştir. Enver Ziya Karal, «Nizam-ı Cedide Dair Lâyihalar,» Tarih Vesikaları, C.II (1943). s. 12. İfade şöyle devam etmektedir: «...D evlet-i Aliyyenin ihtidada donanması olmayub efrene taifesine taklid ile tanzim etdiği cümlenin ma­ lûmudur. Ve halâ tersanede istim al olunan tabîrât ve ıstılâhat cümle frenk tabir atıdır...»

(14) (15)

13

nedeniyle Batıya yönelmenin gerekeceği şeklinde sözlerle sona ermektedir. Osmanlı yazarlarının, kendi toplumsal yapı ve özellikleri dışındaki sistemleri küçük gören yazma biçimleri ise bütünüyle değişmiştir.1 6 Dışarıdan aktarı­ lan fikirler çerçevesinde de olsa, «Devlet-i Aliyye bîtaraflık usûlünü ihtiyâr edecek kadar kuvvet ve kudreti olmadığından nâşi İngiltere ile Rusya bey­ ninde tehiyyesi derkâr olan muharebenin ilânı anda Devlet-i müşarileyhin uzakdan seyirci kalması adem-ül-imkândır...»1 7 şeklinde bir düşüncenin açık­ ça söylenebilmesi, değişmenin çapım bize göstermektedir. Cambridge Üniversitesinde incelemeler yapan bir Osmanlı aydım, benze­ ri bir eğitim sistemini İmparatorluğa uygulamaktan başka bir çareleri olma­ dığı kanaatine varmıştı.1 8 Kendisinin bu gelişmenin sonuçlarına duyduğu öz­ lemi dile getiren Osmanlı Bayrağı takmış balonların1 ®uçabilmesi için, sözkonusu üstün yapının her alanda uygulanması gerektiğine hemen bütün yazılar­ da işaret edilmektedir. Bir Osmanlı zabiti, üzülerek belirtmesine karşılık, bu işi Batılılardan öğrenmekten başka bir çözümün olmadığım belirtirken:
(16) Örnek olarak bkz. İcm â l-ü l-S a fa in # tüccar-ül-âlem , Süleymaniye Es’ad Efendi 2062/2 (v. 33 -5 3 arasmda)> v. 48/b. «...M em alik-i İngiltere m uhit-i garbî içinde biri birine muttasıl itibarda iki cezire hakikatde bir büyük cezire olub ve etrafında vaki’ cezair-i sagira dahi buna mülhak olmağla büyük bir krallık olmuşdur. Deryada kuvvet ve miknetleri bu zamanda cüm leye gaiibdir...». Gene benzer bir risalede AvrupalIların geniş sömür­ gelere sahip bulunmaları büyük bir hayranlıkla anlatılmaktadır. Bkz. îe rtıâl-i A h v â l-i A v ru p a , Süleymaniye Es’ad Efendi, 2062/1, v. 29/b, D evlet-i A liy y e n in A h v â l-i P olitikasına Dair Bâzı M alûm at, Topkapı Sara­ yı Kütüphanesi, Y.242, v. 1. [Namık Paşa], İngiltere M em leketiyle Londra Şehrinin Bazu Usûl ve N i­ zâm â h m B ildiren Seyahatnam e, ÎÜK-TY, C.7,5085. v. 27/adan itibaren (İn­ giltere devletinin medreselerinin vasf ve ta’rifi ve Cambridge m edresele­ rinde yirmi gün ifa-yı ta’îim esnâsmda görülen nizâmât-ı mütenevvîası bervech-i âti beyân olunur) başlıklı bir bölümde geniş izahat ve çok övü­ cü bir anlatımdan sonra: «...Bu misillû m ekteb[lerin] adem -i zuhuruyla cümle eh l-i İslâm çocuklarını âdi mekteblere virüb on on beş yaşma ka­ dar fakat kendi tabiatıyla kıraat-ı Kur’an ve şerait-i imân ile meşgul olub ba’de bâzısı san’ata ve bazısı kitabete hâsılı her biri âdi bir hidmete sülük edüb kitabet yolunda bulunanlar on beş yaşından yirmi beş/otuz yaşına kadar bir kaleme devam ile müstaidd olanları fakat bulunduğu kalemde usûlünü ve kitabetin yolunu öğrenib ancak tedabir-i um ur-i mülkiye ve tertîb-i askere dair bir tedbir-i dilpezîri matlûb olunsa bir re’y -i sevâb bulamayub nihayet hükm -i kadere... havale ve ta lik edeceği âşikârdır. Böyle olmakdan ise...s- şeklindeki bir ifade ile karşılaştırma cihetine git­ mektedir. İngiltere’nin sanayii, bilgi sağlama metodları hakkında benzer şekilde bilgi verilmesi için bkz. v. 16-18. Krş. Journal du voyage de M atım oud R a if E fendi en A ngleterre âcrit par lûy m em e, (1793), Topkapı Sa­ rayı Kütüphanesi, İÜ. Ahmet 3707, s. 63 v.d. İngiltere M em leketiyle.... v. 62-63.

(17) (18)

(19)

14

«...Eyyâm-ı tufuliyetimden bu ana dek tarik-i cihad-ı gazâda sarf-t nakdine-i ömr-gir emekdâr idüb... Ancak tavaif-i nasaranm cenk ve harbde olan maharet ve tarz ve tam ü âdet ve imâl etdikleri edevat ve âletlerde maharetleri ne veçhiledir haric-i hayyita-i idrâkim olmağla ânâ dahi tahsîl-i vukuf murad ederim...»2 5 Dört sene Viyana’da kaldıktan sonra bir İsviçreli’ye ait matematik kitabım Türkçeye çeviren Osmanlı matematikçisi de; saygı dolu sözlerinin yanısıra; bu alanda görülen üstünlüğün artık tartışılmaz bir boyutta olduğunu itiraf et­ mekten kendisini alamamaktadır: «...Ve her ne kadar memâlik-i mahruset’ül mülûk-i şâhânelerinde her dürlü ıdûm-i âliye ve fiinûn-i celile tahsil olumnakda ise de A v­ rupahlar usûl-i nıedeniyeleri iktizasmca fünûn-i mütenevvîada ileri gelmiş olduklarından bendegân-ı saltanat-% seniyeterinîn Avrupa li­ sanları üzre dahi mahallinde iktisâb-ı maarif ve malûmat eylemele­ ri murad-t mekârim-i itibâr-ı şâhâneleri bulunduğuna, mehni ...s2 * Karşı karşıya bulunduğumuz değişim, Osmanlı düşünce tarihindeki bir dönüm noktasını oluşturmaktadır. Yukarıda anlatmaya çalıştığımız yönelim öncesinde, «klâsik» olarak tanımlayabileceğimiz Osmanlı eserleri incelendiğin­ de, bu yapıtların tamamen sistem içinde beliren sorunların halline yönelik olduğu görülmektedir. Eskiden dünyada düzen varken, şimdi neden ihtilâl ol­ duğunu anlatmayı amaçlayan bir risalede; yazarın kastettiği dünyanın Os­ manlI ülkesiyle sınırlı olduğunu, buna karşılık ortaya koyduğu sorun ve çö­ zümlerin de, gene sistem içerisinden üretildiklerini müşahede etmekteyiz.22 Eserler; Isiâmın düşünce sistemini belirleyiciliği nedeniyle, yöneticilerin niteliklerini betimleme2 3 konusuna büyük bir ağırlık verirler. Tüm açıklama.'
B ir O smanlı Zabiti ile B ir Ecnebi Zabitanın M ükâlem esi, İÜK-TY, C.76623, v.23/b -24/a, IS u a l-i O sm anî ve Cevâb-ı N asranîl Topkapı Sarayı Kütüphanesi, H.1634, v. 2/a-b. (21) Hamdi, B eyân -1 Faide-i C edide:Bera-yı H all-i M uadelât-ı  d id e -i [Adedi y e -i? l  liy e Tercüm esi (1266), Atatürk Kütüphanesi Muallim Cevdet Yaz­ maları, K.51, v .l/a . Eski bilginin yetersiz görülmesi açısından krş. Hüseyin Rıfkı-Mübendis Salim, Usûl-i H endese C Tercüm esi ], Atatürk Kütüphanesi Muallim Cevdet Yazmaları, K.118, v. 2-3: «...Lâkin fenn-i mezkûrda te lif ve tasnif olunan kütüb-i mütekaddimin ihtilâl-i terakib ve ibare hasebiy­ le ifade-i merâmda kasır ve kütüb-i müteehhirin dahi ekser zikri lâzım ve terki elzem olmak zannıyla iltizam...». (22) Z am an-ı K adîm de U m ûr-i  lem in N izâm Üzerine Olub Ş im di İhtilâl Üze­ rine O lduğunun H ik m e t v e Sebeblerini Beyân Z ım nında Risaledir, (1191), ÎÜK-TY, D.2-6939, Eser tamamen içsel sorunlar etrafında çözümlemeler ya­ par. Sorunun reâya ve tımar sistemi ile ilgilerini göstermeye çalışır, ver­ gileri ve kapusuz eşkiyasım anlatır. Sırasıyla bkz. v. 14-15, 4-6, 7, 6. (23) Sarı Abdullah (01,1071/1660), T edbir en -n eş’eteyn ve ıslâh en-nüshateyn Topkapı Sarayı Kütüphanesi, E.H. 1359, passim. (20)

15*

iax sonuçta ahlakî bir çözümlemeye bağlanırlar ve yalnızca maddî âlemi açık­ lamaya çalışmazlar.24 Düşünce sistematiği, bilinen bir ideal yapıdan (asr-ı sa­ adet) ne ölçüde sapıldığmı ve ortaya çıkan sorunun, kaideler bütününün hangi kısmının bozulmasından kaynaklandığını tespit biçiminde şekillenir. Bilinen ideal yapı her zaman asr-ı saadet olmayabilir, buna Osmanlı yükselme döne­ minin koşulları da monte edilebilir; ama, düşünce sistematiği, belirttiğimiz gi­ bi, daima sapmanın tespiti şeklinde karşımıza çıkar.2 5 Bir sorunu ele alan eser bu sistematik çerçevesinde onu çözümlemeye gayret gösterdikten sonra, ek olarak verilen eski îslâm ve başarılı Osmanlı yöneticilerinin benzer bir sorun ile karşılaştıklarında, onu nasıl çözümlediklerini anlatan bir «hatırât» bölü­ mü üe yöntemini daha açık biçimde ortaya koyar.2 6 İşte Batı ile karşılaşma ve onun üstünlüğünün nedenlerinin araştırüm ası çabası, Osmanlı düşünce tarihindeki dönüm noktasını karşımıza çıkartmakta­ dır. Kuşkusuz aynı şekilde düşünen ve Batıya yönelimi toplumun çöküşü ola­ rak gören bir grubun da varlığından söz etmeliyiz. Nitekim, «Avrupa’nın esbâb-i terakkisine dair meşhudâtma müteallik Sefaretnâmeler tarzında»37 sefaretnâme yazma bir moda haline gelmişti; ama, bunun yamsıra Halet Efen­ di gibi Avrupa’dan iyi bir biçimde söz etmeyen temsilciler de görülebilmek­ tedir.2 8 Ancak Halefin bu kötüleyici anlatımında bile, üzerindeki Batı etkisi görülmektedir.23 «BîLÎMsİN OSMANLI DÜŞÜNCESİNDEKİ YENİ EOLÜ : Kuşkusuz Batı’mn bu şekilde bir üstünlük olarak görülmesinin doğurdu­ ğu sonuçlar, değişik ve çeşitlidir. Ancak bunlardan bir tanesi, bizim kurmaya çalıştığımız bağlantı için en hassas noktayı oluşturmaktadır. Bu da; üstünlü­ ğün nedeninin, uzun bir parça verdiğimiz alıntıda belirtildiği gibi,3 0 «ulûm ve fünun» olarak belirlenmesidir. Avrupa Devletlerinin birbirine olan üstünlükle­
(24) (25) Sarı Abdullah, Telhis en-nesayih, Topkapı Sarayı Kütüphanesi, R.383, özellikle v. 2. Örnek olarak bkz. N izâm -ı D evlete Dair Risâle (1280), eski sistem yazı­ cılığının yeni bir örneği olan eser aynı sistematiği kullanır, İÜK-TY, D.22905. Bkz. T edabir-i U m ur-i Saltanata Dair B ir Lâyiha, ÎÜK-TY, D2-6925, özel­ likle, v. 2/b, 4/a. Faik Reşit Unat, Osmanlı S efirleri..., s. 217. Enver Ziya' Karal, H alet E fendinin Paris B ü yü k Elçiliği (1802-1806), İs ­ tanbul: 1940) ss. 31-40. Krş. Elhac Mustafa Efendi, N em çe Sefaretnâm esi, Fatih Millet Ktb, A.E Tarih Yazmaları, no.844 (Kaleme alan: Ahmed Emin Biraderzâde Kâmil Ahmed Paşa) (1171), v. 29-30. Özellikle v. 29/b. Gene krş. 1205 Senesinde Sefaretle P rusya’ya Gönderilen A h m ed A zm i E fendi’n in Sefaretnâm esidir İbnülemirı Mahmud Kemâl în al Yazmaları, ÎÜK-no. 2491, v. 23/b-24/a. Bernard Lewis, The Errıergence o f M odern T urkey, (London:1981), s. 69, Bkz. Yukarıda, s. 13.

(26) (27) (28)

(29) (30)

16

rinin' anlatılmasında, bu nedenin «felsefe» ve <dlm ü kemâl»3 1 olduğu belirtili­ yorsa da, Osmanlı Devleti ile yapılan kıyaslamaların hepsinde gerilik ve Ba­ tının üstünlük nedeni «ulûm ve fünün» kelimeleriyle ifade edilmeye başlan­ mıştır. Sadık Rıfat P aşa’nm ifadesine : «...Çünki bunların ulûm-i nakliye den mc’ada ulûm-i akliyeden olan hikmet ve hey’et ve tababete ve musikiye ve ale-l-husus jünûn-i har­ biye ve bahriye ve usûl-i politika-i düveliye ve maarif-i sariye itibârat-ı müfriteleri olduğundan ânların mahsus mektebleri olarak usû­ lü veçhile tahsil ederler ve bunlardan başka kâffe-i tabaı-i eşyaya kesb-i vukuf etmek dahi usûl-i mer’iyeden bulunduğundan bil­ cümle hayvanat ve ma’deniyat ve nebatatın keyfiyat ve te’sirâtım dahi tecrübe ile her biri fünûn-i mahsusa hükmünde olarak iktiza­ sını tahsil eylerler ve yalnız ilmiyle kanaat ve iktifa etmeyüb tecrübe-i ameliyesi dahi istihsal olunmak üzre meselâ her iklimde bulu­ nan mSüh kâffe-i hayvanatın mürde ve kadîdleri ve ber-ûcrâ bilcüm­ le ma’deniyât numunelerini ve bilâd-ı bâide ve hârede bulunan kâf­ fe-i işcâr ve nebâtatm numune ve bağcelert mevcûd olarak led-elhâce rey ül-ayv müşahede ederler. Cesîm teşrihhâneleri dahi olarak iltn-i teşrihi dani lâyıhyla tecrübe ve ilmisini tahsil ederler. Hasis ve nefis kâffe-i umtıru fenv-i mahsus hükmüne koyub küablar teli] olunmuş olduğundan erbâhı cümlesinin •Irn-ü âmeli&ini kaidece öğ­ renirler ve bu ikdâmât cihetiyle o makule ehl-i ulûm ve fünûn kes­ ret üzre bülunub hele kendü lisanını okuyub yazmayan ve maslahai-i zâtiyesini idare edecek kadar hesab ü kitab bilmeyen zükûr ve inâs olan yok hükmündedir .....»** ve çok benzeri bir anlatımı tekrar etmekte olan Mustafa Sami Efendi; özel­ likle, bu kelimeler etrafındaki çözümlemeye gitmektedirler: «....ve zükûr ve inâs mecmu’ Avrupa ahalisi okuyub yazmakdan ha­ berdâr olarak bâtahsîs Fransa’da her bir şahs ve bayağı bir hammal ve bir çoban lâakal kendisüne aid bir mektubu olsun ketb ii k% -aata muktedirdir. Velhâsıl hüner ve ma’rifet hususunda AvrupalI­ ların sây ü ikdamı bir hadd-i intihaya vasıl ve ta’lim ve teallûm mad­ desi bir derece-i kesb-i suhûlet eylemişdir ki... işte Avrupalılar se­ m erci hüner ve ma’rifet ile bilcümle tabâî’-i eşyayı ve nafi ve muzirri bilerek vücûdlarmı hekmâne kullanmakda... Avrupalıların ulûm semeresiyle hıfz-ı sıhhat ve def-i illetlerine pek eshel tarikler bulmuş oldukları malûm oldu... ve meselâ ilm ü hendese ve kimya
{31) {32) A v ru p a ’ya Dair Tarihçe: T arih-ı Es’ad Efendi, Süleymaniye Kütüphanesi, Es’ad Efendi, no.2063 v. 53/b-54./a. A v ru p a ’nın A hvâline Dair Risale: A r'ir-ı Ezfa t Paşa, ([İstanbul] :1275), ss.

10-11. 17

kuvvetiyle biltecrube kâr ü san’atlarına terakki nihade olub... gele­ lim bunların bu kadar âşinâ olmalarının sebeb İl bâdisine çünki Avrupahlar dünyada en büyük ar ve hacalet cehalet olduğuna hükm ü imza eylemiş olduklarından artık bu babda devlet ve milletçe kemâ­ liyle takayyüd ve ihtimâm ve hâlâda güzâr edildiği veçhile... bir de Um ziyadeleş dikçe ihn-i cebrin dahi tezayidine vesile olarak vapur âlâtlan icâd ve bu alâtlâr ile dahi bir senede imâl olacak eşya bir günde işâd ve sair bu misittû meselâ kimya fenninin tezayidiyie litografya hakk-ı fenni bulunarak bu vasıta ile bir kitab kalem ile yazılacak nıt'iddetde iki bin cüz kitab tab’ olunub böyle böyle her dürlü suhuletler,.,»3 3 Kısa süre içinde «Avrupa ahalisi Amerika’yı imâr etdikleri misiilû kıtaat-ı saireye dahi münteşir olmuşlardır. Milel-i saire kendü memleketleri sa­ hilinden müfarekât edemeklerî halde AvrupalIlar rehber-i ulûm ve sanayi’ ile kürre-i arzın bir kutbundan diğer kutbuna seyr ü sefer etmektedirler..»34 gibi fonksiyonları üstlenmiş olarak kabul edilen «ilim ve fünûn»un ne olduğunun farkına varan yenileşme taraftarları, İmparatorluk aydınları içinde çığ gibi büyümeye başlamışlardır. Bir vilâyetin nasıl ıslâh olunacağı konusundaki diyalogları ele alan anlatımlara yeni bir tipin, «mühendis»in dahil olduğu­ nu;3 3 temei sorunun «ilim ve fünûn»un farkına varmak olarak ortaya konul­ maya başlandığım görmekteyiz: «...Bu kıyâs yalnız efrad-ı nâs hakkında cari olmayub mîlel ve ta~ vaif-i âlim dahi bu kaideye dahildir. Afrika ve Amerika ve kitaat-% rairede a mâ-yı cehl ve bedeviyetde bulunan akvam en ziyade zaruri ve tabiî olan ihtiyaçların definde âciz ve esbab-ı temettü’ ve hoşgüzerâniden pek az şeye malik oldukları halde milel-i mütemeddine ulûm ve sanayi’-i müktesebeleri semeresi olarak arazilerini güzelce ziraat ve ham nıahsûlatlanm işlerine yarayacak surete ifrâf eldikden başka berten ve bahren memalik-i baîd-eye azimet ve onlara mahsus olan her düdü eşyanın celbiyle mütemettü’ olurlar. İşte refah-ı hâl ve ferağ-ı bâl cihetiyle âlim ve câhil beyninde şu fark-ı âzım şöyle dursun tauaif-i câhile hemen daima milel-i mütemeddinenin mağlûb ve esiri olub îngilterelû gibi bir taife-i sagiranm mücerred fünûn ve sanayide yed’-i lûlâsı olmak hasebiyle memleketle(33) (34) [Mustafa Sam i], lA v ru p a Risâlesi ], Matbaa-i Âmire, ([İstanbul]: 1256), ss. 26, 30-1, 35’den derlenmiştir. M ehmed. Şevki (ez hiilefâ-yı Oda-i Tercüme-i Bâb-ıâli), «Avrupa D evletlerinin A hvâl-i Hâzırası: Mukaddeme,s M ecm ua-i Fünûn, no.25-36, (Cild-i Sâlis), (1281), s. 186. Krş. Kadri (M eelis-i Vâlâ Mütercimlerinden), «Avrupa K ıt’asının M evki’-i Coğrafisi ve ve Ahvâl-i Tarihiyesine Dair Bâzı M alûm at-ı Mücmeledir,» M ecm ua-i Fünûn, no. 3. Rebiyülevvel 1279, s. 111. Miralay Mustafa Celâieddin, B ir V ilâyetin Islâh ve îm â n H akkında M ü k â lem e, Tercüman-i Ahvâl Matbaası, ([İstanbul]: t.y.), s. 4.

| § I | I § §
| | § f | | | | |

(35)

18

rinin yirmi katından mütecaviz memâlik-i ecnebiyeyi zabt ve istilâ ve dünyanın her tarafında az çok nüfzunu icra eylediği sıdk-ı müddeaya delîl-i vazıhdır... Bâzı adamlar bedeviyet ve sadelik halini medeniyete tercih ederler. Sübhanallah bu ne fikr-i fâsiddir. işbu da’va-yı bâtıla tasaddi edenler hakkında garazkâr veya muhtell-iilşııur olmakdan başka birşey denilemez... Hele bâzı ciihelânm ilim fesad itikadı müntecdir demeleri mahz-ı hatadır. Ancak dinin akıl­ sız dostlan bu makule tefevvuhatda tasaddi ve za’mlarmca diyane­ ti istishab murad edüb halbuki hakikatde esasından tdhrib ederler. Azıcık nıiilâhaza olunsa bundan dindarlık cehl ve sehl-ül-iğfâl ol­ mağa muhtacdır demek olmazını... Bir milletin ulûm ve maarif de ilerü bulunmaları metbularına fahrü şeref olduğundan Avrupa’nın en küçük hükümdarlarından birisi bilâşübhe Afrika’nın en büyük hükkâm-ı vahşhjesinden birisiyle becayişe kail olmayub muvafakat etse dahi mücerred teb’a-i cedidesini tarik-i medeniyete sevk ile iktisâb-ı şeref ve şân maksadıyla eder. Yirmi otuz bin kadar Avru­ palI bir kaç aylık mesafe-i baîdeyi kat’ ederek vüs’at-t memleket ve kesret-i ahalice dünyada naziri olmayub üç yüz elli milyondan mü­ tecaviz nüfusu ve birkaç milyon askeri şâmil bulunan Çin devletine kemâl-i suhûlet ile galebe ve pây-i tahtına kadar giderek istedikleri veçhile akd-i muahede etdiklerinde Çin İmparatoru olan zât aske­ rinin usûl-i cedide-i harhiyede cahil bulunmalarından elbette mem­ nun olmamışdır. Eğer Çinliler usûl-i kadime ve medeniyet-i gayr-ı mükeınmelelerinm muhafazasında ısrar etrriemif olsalar idi bir kaç bin ecânîbin şu hakaretine diiçâr olurlar mıydıP..,»3 6 Kuşkusuz, Münif P aşa yirmi yıl sonra kendi görüşlerinin çok daha açık ve basit; fakat, korkunç çarpıcı bir biçimde dile getirildiğini gördüğünde, bü­ yük bir memnuniyete kapılmıştır. Şemseddin Sami Bey; bu iki grup arasın­ daki farkın, toplumdaki temel bölünme olduğunu dahi ifadeden kaçınmamış­ tır : «.Bu günkü günde ulûm ve fünûna âşinâ olan adam ilm ve fenden başka bir şeye minnet etmez. Bu gün fünûn bir dereceye gelmişdir kî artık el ile tutulması muhali bir hayâlden bir gölgeden bir vehmden ibaret kalmayııb gözle görünür, el ile tutulur, çiçeğinin kokusu, semeresinin lezzeti duyulur maddî ve zahir şeyler hükmüne geçmiş­ lerdir... Vaktiyle Mısır ve Hindde ahali sınıfa münkasim bulunmuş olduğu gibi bugün dahi memalik-i mülemeddinede ahalinin başlıca bu üç kısma münkasim bulunduğunu görüyoruz: mütefenninler, san’ atçılar, işçiler,..»3 7
(36) (37) Münif (Reis-i Sânî-i Ticaret), «Mukayese-i îlm ve Cehl,» M ecm ua-i Fü­ nûn, [no, 1], [1279], ss. 21, 22; 25, 29-30’dan derlenmiştir. [Şemseddin Şami Fraşeri], «Semerât-ı İlm,» Hafta, Aded: 19, 4 Safer 1299, ss. 291-292.

19

İşte, aydınlar arasında hızla çoğalan bu kimselerin,3 8 eski ve yeni bilim arasındaki farkı, etkileyici bir biçimde okurlarına anlatmayı birincil amaçla­ rı haline getirdiklerini görüyoruz. Kimya, dönemin büyük merakı haline gel­ di. Okurlara yönelik kimya dersleri mecmualarda önemli yerler kaplamaya başladı.2 9 Bir süre sonra her konunun içine kimyayı sokmak moda halini al­ dı.4 0 Olay büyük çapta yeni bilimin ve onun kullanımının «büyü» etkisine sa­ hip olması, eski bilgilerin ise tamamen hurafat oldukları biçimindeki anlatı­ ma dönüştü : «Hoca- Evet, dört kısma miinkasimdir. Havadan neş’et eden alâmet­ lere alâim-i havaiye ve sebeb-i müvellidi su olanlara alâim-i mâîye ve ziyadan miitevellid olanları alâim-i ziyaiye ve kuvve-i elektrikiyeden husûle gelenlere nâriye veyahud alâim-i elektirikiye ta’bir olunur. Şakird- Hava ile su alâim-i semaviyeden mi ma’duddur. Ben bunları anastr-ı erbaa dahilinde bilirdim. Hoca- Hayır. Bunlar ne alâim-i mezkûreden ve nede anasırdandır. Çünkü unsur cism-i basit demekdir. Ve cism-i basit şol bir cisme % tlâk olunur ki ameliyat-ı kimyeviye vasıtasıyla mürekkeb olduğu ec­ zasının tahlili mümkün olamıya yâni eczası birkaç nev/ cisimden olmayub yalmz bir diirlü cisimden ibaret ola. Her ne kadar mütekaâdimin su ile havayı cism-i basit zanmyla anasırdan addetmişler ise de müteehhirin bunları tahlil ile herbiri birkaç dürlü cisimden mü -

(38)

Münif, «Mecmua-i Fünûnun Mazhar Olduğu Hüsn-i Kabûlden Doleyı Am ­ m eye Teşekkür,» M ecm ua-i Fünûn, no.4, Bebiy’ülevvel 1279, ss. 134-137. Gazetenin müşteri listesi de oldukça ilgi çekicidir: sefirler, nazırlar, Maa­ rif Nezareti (12 tane), 10 tane mühendishane-i berriye-i hümâyûn, 5 tane Beyoğlu kışlasında istihkâm alayı, 3 tane aynı kışladaki ihtiyat alayı.. Bkz. «[Müşteri Listesi],» Mecmua-i Fünûn, no.4, ss. 167-168. Dergi, fazla memnun olmayarak kendilerini taklit şeklinde ortada çıkan mecmuaları tanıtır: Münif, «Hudûs-i Mecmua-i İber-i İntibah», M ecm ua-i Fünûn, no.8, Şa’ban 1279, ss. 353-355 ve Münif, «Zuhur ~i Mir’at,» M ecm ua-i Fünûn, no.9, Rama­ zan 1279, s. 399. Edhem (an âzâ-yı M eclis-i Vâlâ), sîlm -i Kimya.» M ecm ua-i Fünûn, no.7, Receb 1279. ss. 289 v. d. Ahmsd Cevad, K im ya n ın Sanayie T a tb ikin i H avi M ebâhis-i M üjîde, ([İs­ tanbul] :1295), s. 2 «Kimyanın girmediği san’at yokdur.s Krş. Alımed Hilmi, «Acaibât-ı Kimyeviye,» V eka yi’-i Tıbbiye, no.52,15 Mart 1298 - 7 Cemaziy’ülevvel 1297? s. 202: «...kâinatada her neye atf-i nazar olunsa bay-i hâl alâmât-ı kim yeviye ve hakimiyeden birine tesadüf olunmamak kabil de­ ğildir...».

(39) (40)

20

rekkeh olduğunu görünce zahire çikarmışlardır. Ve şimdiye kadar keşf olunan ecsâm-ı basitenin adedi altmış ikiye baliğ olmuşdur.. ,»4 1 «Terakkiyat-ı Cedide» dönemin sihirli kelimesi olmuştu42. Condorcet ve Turgot’nun kullandığı anlamda «terakki» sözü ağızlardan düşmeyen bir keli­ me haline gelmişti**3 Mardin; bir çalışmasında, şehirli bürokrat ve üst taba­ kalarda aşırı batılılaşmayı roman tipleriyle çarpıcı bir biçimde ortaya koy­ muştu.44 İşte, bu kesimin inandığı, olmaya çalıştığı, giyim ve kuşammı dahi taklit ettiği, Avrupa’dan ve onun üstünlüğünden anladığı şu üç kelimede hü­ lâsa edilebilir hale gelmişti: «ulûm ve fünûn» ve «terakki». Gözden kaçmayan bir nokta, burada bilimin transcendant (aşkmcı) bir kimliğe büründürülmesidir. Kuşkusuz bilimin ve bilim sahibi olmanın «din» ile uzun süre eş anlam­ da kullanıldığı bir toplumda,4 5 böyle bir değişiklik yapmak oldukça kolay ol­ muştu. Aynı şekilde, «terakkbnin gerekli olduğu, İslâmî düşüncenin işlenme­ si sonucu ortaya çıkan bir fikirdi.4 5 Ancak, yeni «terakki» fikri ve ona ula­ şabilmek için tutulacak yol olan yeni «bilim», herşeyden öte maddî bir değer­ dir. Üstelik, yeni kimliği ile meşruiyet dahil, dinin oynadığı tüm rollere geçi­ rilmek istenen «bilim»in üstünlüğünün de bu; yâni maddî olması; olduğu savu­ nucuları tarafından açıkça belirtilmiştir. Örneğin; «jeoloji»nin bu çeşit bir anlatımı yapılırken, toplumlarm ve insanların geçmişlerini anlamak için iki imkân bulunduğu, bunlardan birinin tarihe, diğerinin de jeolojiye başvurmak olduğu anlatıldıktan sonra, jeolojinin üstünlüğünün daha maddî ve tecrübı ol­ masından kaynaklandığı belirtilmektedir:
(41)' Kadri (M eelis-i Vâlâ Mütercimlerinden), «Hikmet-i Tabiîyeden Alâim-i Sem sviyeye Dair Bir Hoca ile Bir Şakird Beyninde Muhaveredir,» M ec­ m u a -i Fünûn, [no. 1], [1279], s. 39. Aynı biçimde öğrenciye havanın ağır­ lığının anlatılması için bkz. s. 42-43, Krş. «Alâim-i Sem aviye,> M ecm ua-i Fünûn, [no. 2], [1279], ss, 79-86. (42) (43) Örnek olarak bkz. Bahriye Kaymakamı Hikmet, T era k kiya t-ı Cedide-i B ahriye, IÜK-TY, D6-4177. «Terakki ve Maarif,» H afta) A ded:l, 22 Ramazan 1298, s. 2: «...Dikkat olun­ sa görülür ki âlemde herşey terakkidedir. Hususuyla nev’-i beşer, um u­ m iyet üzre. dev hatvesiyle ilerlemekden bir dakika geri durmuyor. Âlem ­ de bir halde tevakkuf mümkün değildir...». Şerif Mardin, «Süper Westernizat:on in Urban Life in the Ottoman Empire in the Last Quarter of the Nineteenth Century,» (der.) Peter Benedict, Erol Tümertekin, Fatma Mansur, T u rkey: Geographic and Social Perspectives, (Leiden:1974), içinde, ss. 403-42. Bu tanımı işleyen bir yapıt için bkz. Risale fî fâzilet-el Um va’l ’vlem â, Devlet Kütüphanesi, Bayezid, 7891/2 v. 24-31 arası. Bu fikri işleyen klâsik bir eser için bkz. Risale der beyân-ı .lü zu m -i te ­ m eddün ve ictim a -yı benî Adem .., Süleymaniye Kütüphanesi, Halet Efen­ di, 765/13, özellikle v. 1-2. Krş. Risale der beyan-ı tem eddün ve im aret, Topkapı Sarayı Kütüphanesi, R.2Û44.

(44)

(45) (46)

21

«...Adam bulunduğu- hanenin vaz’ ve binasından ve aguş-i terbiye­ sinde neşv ü nemâ bulduğu dâyenin suret-i hâlinden bihaber olma­ sı lâyık olmadığı misillû ilm-i mezkûrdan [ jeolojiden1 gaflet insana mucib-i ar ü hacalet olmalıdır. İlm-i tarih vasıtasıyla nihayet iki bin sene mukaddeme kadar 'ümem-i salife ve edvâr-ı sabıka ahvâline kesb-i ıtiûâ olunabildiği halde ilm-i jeoloji nice bin kurunlar mukaddem zuhura gelen halât ve inküâbât-ı günvyeyi arzın sahaif-i tabakalında irae ve isbât eder ve birde ilm-i tarih selef den halefe mütevâtîren intikal etmiş bir ta­ kım rivâyât ve hikâyâtdan ibaret olub halbuki ilm-i jeolojinin mebni-i aleyhi o makûle sıdk ü kizme ihtimâli olan rivâyât. ve ihhâr ol­ mayub. .,.»47 Burada üstünlüğün kıyaslama aracının jeoloji olması bir hayli ilgi çekici* dir ve akla kendiliğinden Charles Lyell’in, aynı konuda yaptığı araştırm a ve yayınladığı yapıtı sonrasında doğan tartışm aları getirir. Kısa bir araştırma sonrasında kuşkumuzda fazla haksız olmadığımızı anlıyoruz. Gerçekten yeni bir işlevi yerine getirmeye başlayan ve bu acıdan Apter’in siyasal gelişme literatürüne kazandırdığı «consummatory» bir değer haline gelen «bilincin,4 3 aynı zamanda yerini aldığı din kurumu ile çatışan bir muhtevaya sahip oldu­ ğunu görüyoruz. Sadık Rıfat Paşa «her ne kadar umûr-i diniye ve mezhebiyede salâbet ve metanet tavr-ı memduh ise de taassub hal tahsin olunacak meslek değildir. Çünki riyâ ve taassub sıfat-ı makbûleden olmadığından baş­ ka taassub zât ü maslahat ve meslek ve milletçe nice m azarrat ve dürlü dürlü hasârâtlara sebeb ve badi olduğu bedihidir.»4 8 derken Münif P aşa «ilmin fevâid-i âzimesinden birisi[nin] dahi insanı itikâdât-ı bâtıladan vikaye etme­ si...»5 0 olduğunu belirtmişti. Kısa süre içinde «itikâdât-ı bâtıla» eleştirileri, yayın organlarında en çok rastlanan yazı biçimlerinden birisi haline geldi.5 1 Bunların önemli bir bölümünde, doğal olarak üstü kapalı biçimde, «itikâdât-ı bâtıla», «dîn» ile aynı anlamda kullanılmaktaydı. Bunun sonucu olarak, bir
(47) Münif, «Mukaddeme-i İlm -i Jeoloji,» M ecm ua-i Fünûn, [no.2], [1279], s. 65. Paşa, «...Fenn-i tarih ırıücerred eğlence olmak üzere mütalâa olunur emsâl ve hikâyât kabilinden addolunur ise filhakika o halde ilm ü eehl müsavî olub tedrisine hacet kalmaz...» diyerek bu düşüncesini pekiştir­ mekte, ancak Avrupa usûlü tarihin bir değer ifade edebileceğini savun­ maktadır. Bkz. Münif, «Tarih-i D evlet-i Osmaniye Dersi,» M ecm ua-i F ü­ nû n t no.25-36, (Cild-i sâlis), (1281), s. 158. Bkz. David Apter, The Polities of M odemization, (Chicago: 1965), ss. 8387. Konu üzerinde M. Şükrü Hanioğlu, «Osmanlı Aydınındaki Değişme ve 'Bilim’.» T oplum ve Bilim , no. 27, (Güz: 1984), ss. 183-190’a bakılabilir. [Sadık Rıfat Paşa], Z eyl-i Pdsâle-i A hlâ k:A sâr-ı R ıfa t Paşa, Takvimhâne-i Âmire, ([İstanbul]:1275), ss. 21-22. Münif, «Mukayese-i İlm ve Cehl, «M ecmua-i Fünûn , s. 53. M. Nadir (Tercüme Eden), «İtikâdât-ı Bâtıladan,» M ir’a t-ı A lem , C.I. no.15, [1882], ss. 236 v.d.

(48)

(49) (50) (51)

22

yandan teknolojik buluşları topluma anlatmayı amaçlayan risaleler,5 2 bilimsel konulara sahifelerinin büyük bölümünü ayıran dergiler4 3 ortaya çıkarken, bun­ dan daha önemli bir gelişme olarak, çeşitli olayları açıklamakta tamamen ahlâkî bakımdan bir kayıtsızlığın gelmiş olmasıdır. Bir dergide anlatılan «inlihar» konusunun her din ve mezhepte yasaklandığının belirtilmesinden son­ ra ahlâkî boyutuna hiç değinmeksizin incelenmesi54 ve Ahmed Midhat Efen­ dinin : «...İşte size bir mesele; Diyorlar ki çocukları günde on beş saat ça­ lış dimimi. Şimdi bu meseleyi ahlâk, ve ekonomi ve siyaset nokta-i nazarlarınca halledelim. Ahlâk der ki on bir yaşında bir çocuğu on beş saat çalışdırmak onun vücûdunu harab edeceğinden hâl insafa sığmaz. Ekonomi der M vakıa çocuğu çalışdırmak husûl-i servete yardim ederse de istihsâl servet evvelce sermaye tedarikine vâbeste olub.. ,»5 3 {uyarlamış olsa dahi) yukarıdaki anlatımıyla sorunun ahlâkî yanının yamsıra, bu yanından tamamen bağımsız kısımlarının olabileceğine işaret etme­ si; güzel bir benzetme ile Machiavelli'nin, Avrupa siyaset literatürüne getirdi­ ği ahlâki değerlendirmenin dışında; İlmî ve soğukkanlı bakış açısının Osmanlı toplumuna girdiğini5 6 bize gösteriyor. Buna paralel gelişen fikir ise, bu alan­ da ahlâkî-dinî yorumlar dışındaki açıklamaların üstünlüğünün artık açıkça belirtilmeye başlanmasıdır : «...îşte daha bunlara mümasil hâlât bî-haddü hesabdır. Nev’-i be­ şer nice zamanlar bu makûle mehalik ve muhatarata mazhar oldukdan sonra meyl-i tabiat gibi bir rehber-i gayr-ı sadıkdan yüz çevirüb tecârüb ve tahkikatın teslimâtına tabiyet etdüer. Ve bu yolda iptida keşf olunan usûl bir derece tahsîn olunub bunu kuvve-i kudsiyeye
<52) İlginç örnekler olarak bkz, Elhac Mustafa Hamdi, Telgraf Risalesi, Matbaa-i Amire, ([İstanbul]: H.1273), Yüzbaşı Ali, Paratoner Risâlesi, Topçu M ekteb-i Hümâyûnu Litografya Destgâhı, ( [İstanbul]: H. 1283), Ebüzziya Tevfik, Benjamin Franklin, Kütüphane-i Meşâhir, A ded-i Kitab:5, (Kostantiniyye:1299). Ahmed Reşad, «Tarih-i Tabiî,» Asâr-ı Perâkende, no.2, Muharrem 1290, ss. 40-48, Tabib Hafız Hüseyin, M ecmua-i Sanayi’, Muhibb Matbaası, ([İs­ tanbul]: 1285), Yusuf, M ukaddem e-i Fünûn: M ukaddem c-i İlm -i Cebir, ([İstanbul]: 12 87). Aziz (m uavin-i emraz-ı dahiliye der m ekteb-i tıbbiye-i şâhâne), «İntihar,» M ecmua-i Fünûn, no.39[?], (1283), ss. 218-228 v.d, tek dinî atıf için bkz. s. 223. Ahmed Midhat, Ekonomi Politik, Kırkanbar Matbaası, (İstanbul: 1296), 3. 13. Şerif Mardin, «İncelemeler:Tanzimat Fermanının Manâsı: Yeni Bir İzah Denemesi,» Forum, C.VIII, no.90, 15 Aralık 1957, s. 13.

<53)

<54)

<55) <56)

23

isnad ile irae ve talim edenleri mertebe-i ulûhiyete es’ad etdiler. Bit tarik ile zülâm-ı sevk-i tabiîye nûr-i tecârübe tebdil ve bu dahi mebde-i fenn-i tıb itibâr olunarak terakki ve ıslâh-t hakikî zuhura gelmişdir.. ,»5 7 En sonunda beklenen gelişme, bu uygun ortama Avrupa’da diğer düşün­ ce akımlarını o dönemde büyük yenilgilere uğratan ve entellektüel çevreler­ de geniş yaygınlık gösteren5 8 biyolojik materyalizmin Osmanlı aydınları a ra ­ sında yayılmaya başlaması ile ortaya çıktı. İlginçtir ki bu yayılma, Abdülhamid II döneminde de fazla bir baskıya uğramadan gelişmesini sürdürdü. Yö­ netim tarafından siyasal olmayıp, fennî ve bilimsel olarak görünen bu düşün­ ce; yürürlükteki sisteme tam bir karşıtlık göstermekle birlikte; aydınlar ara­ sındaki yayılımını çok büyük boyutlara ulaştırmayı başardı. İlk olarak, bu konudaki fikirler aydınlanma yazarlarından konuya fazlaca değinenlerinin tanıtımı ve onların düşüncelerinin yorumlarla birlikte aktarılmasıyla başla­ dı. Bu alanda en çok ilgiyi çekenin; üst kademe devlet ricalinin bile epeydir hayranlığını kazanmış b u l u n a n V o l t a i r e olduğunu görüyoruz. Aydınlanma yazarlarının, Osmanlı aydınları tarafından en çok anti-klerikal olmak açısın­ dan ilgiyle karşılandıkları bir gerçektir.6 0 Bu arada Rousseau’ya, bilime kar­ şı gösterdiği şüphe açısından hafif yollu sitemler edilmekte6 1 ve Voltaire’m
Mehmed Emin Fehmi, İlm -i H ıjz-t Sıhhat, mukaddeme bölümü, M ekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne Matbaası, ([İstanbul]: 1289), s. 15. <58) Bkz. Frederick Albert Lange, The H istory of M aterialism and itş Present Im portance! (London:19ö7) [İlk Almanca baskı:1865], V.I, ss. 297 v.d., V.II, ss. 3 v.d. (59) Bernard Lewis, «The Impact of French Revolution On Turkey: Some Notes on the Transmission of Ideas.» Journal of W orld H istory; 1, Ocak 1953, s. 109. (80) «...Milâdın on sekizinci asrı yâni bundan evvelki asır, daha parlak ve şan­ lı bir suretde göründü. Deseartes, Newton, Herschel, Kant, Bacon gibi hükemânın keşfiyat-ı fenniye ve efkâr ve mütalâat-ı hakîmânesi sayesinde halkın ezhâm günden güne açılmağa ve taassub bertaraf olub rüesâ-yı ruhaniyenin kuvvet ve nüfuzuna halel gelmeğe başlaımşdı. V o lt a ir e ...« M e ­ deniyet,» H afta, A ded:ll, 3 Zilhicce 1298, ss. 164-165. (61) «Voltaire ile Rousseau iki adam değildir. Tecessüm etmiş iki kuvvet te şahhus etmiş iki fikirdirler. M edeniyet-i hâzıra, efkâr-ı cedide, Avrupa’ nın ve belki âlemin şimdiki ahvâli bu iki adamın işidir, bunların elinden çıkmıştır. Ne yaptılar? Buharın, elektriğin kuvvetini bulan bunlar mıdır?... Hayır, lâkin başkalarının hazırladıkları veya istikbâlde hazırlanacak böyle ma’nevî mahrukata onlar birer kıvılcım atdılar, onların atdıkları kıvılcım ­ lar sayesinde âlemde bir ziya hasıl oldu. Gözler kör idi o iki adam hal­ km gözleri önünden perde-i amayı ve gafleti kaldırdılar, halkın gözleri açıldı... On ikinci asr-ı hicrî Voltaire ile Rousseau denilen iki garıb şah­ sın daha doğrusu iki fikrin çiçek açdıkları bir ilkbahardır. Asr-ı hâzır o çiçeklerin semerelerini toplamağa başlamışdır. Voltaire felsefe ve fünuna âlemin hakim -i mutlakı sıfatını vererek bütün nev’-i beşeri bunların hük­ müne râm etmeğe çalışdığı halde Rousseau hükemânın bu istibdad ve ta­ (57)

24

nedenle tercih edildiği kitap ve dergilerde sıkça belirtilmektedir.® Bunun
. -mısıra Heraklit, Anaxagoras, Demokritos gibi eski maddecilerin de derin­

lemesine işlenerek anlatılması,6 3 isin genişlemeye başladığının bir gösterge­ sidir. Kuşkusuz, Spinoza’nm yetiştirmesi olan bir düşünürün kitabı hakkında Avrupa’da yazılmış olan bir «reddiye»yi Türkçeye çevirtmekte yarar görmüş6* olan Osmanlı yöneticisi, bir süre sonra bir Osmanlı dergisinde aşağıdaki yo­ rumların yayınlanabileceğini hiç akimdan geçirmemiştir: «...Serlevhamızı teşkil ve tarih-i felsefeyi tezyin eden Spinoza eâzım -ı hükemânm birincilerinden ve efkârlarında safvet ve selâmet olub da ancak o fikirleri makbûl-i avam olmadığı vakitlerde, hemcinsin­ den rene ii sitem görelilerindendir. Bilcümle insanlar zihnin kâzib deyu kabûl etmediği şeye ca’lî olarak itikad etmenin denaat olduğu­ nu kabûl ederler, bununla beraber yine insanlar efkâr-ı batılanın reddine say edenlerin hareket-i insâniyetkârânelerini dahi bir hareket-i cinaiyeden addetmeğe âmâdedirler: ‘Siz münafık olmamalısı­ nız. Şu kadar var ki biz hangi şey içim size doğrudur der isek inanmamazlik etmemelisiniz. Her hustısda doğru olunuz. Ancak, fikrimi­ ze muhalif olarak düşünmeyiniz. Eğer düşünür iseniz ahlâk ve ima­ nınız hakkında şübhe etmemiz iktiza eder? cümleleri talibin müdekkikine mev’ize-i cebriyeleridir., ,»fs Doğal olarak Darwinism de büyük ilgiyle karşılanmıştır.6 4 Eleştiriler doğur­ masına karşılık;6 7 «Evrim Kuramı», üstü kapalı biçimlerde dergilerin çok alâ­
assubunu ruhban güruhlarının cebr ü istilâsından az muzirr addetmiyor ve Voltaire’in fünûna verdiği ehem m iyeti Rousseau tabiata vererek....» Bkz. «Voltaire ile Rousseau,» Hafta, Aded:18, 24 Muharrem 1299, ss. 27.3274. (62) Bkz. Mehmed Emin Fehmi, îlm -i H ıfz-ı Sıhhat, ss. 16-17. (63) «Tarih-i Hükem â-yı Kadîm,» M ecm ua-i Fünûn, no.24, Muharrem 1283, ss. 141-151 ve ss. 255 v.d. (64) [ Spinoza M ektebine R ed d iye ], Topkapı Sarayı Kütüphanesi, H.372. (65) Hüseyin Avni, «Terâcim-i Ahvâl: Spinoza-Hayat ve Mesleği,» Güneş. C. I, no.5, [1301] s. 231, yazarın Spinoza’ya yazılan reddiyeleri onun anlatımı yardımıyla çürütmesi için bkz. Hüseyin Avni, «Terâcim-i...,», Güneş; no.8,. [1301] s. 384, no.9, [1301] s. 432. (66) İşlenmesi için bkz. «Lisanların Ensâb ve Taksimâtı,» H afta, A ded:l,22. Ramazan 1298, s. 11. (67) Hoca îshak Efendi’nin eleştirileri için bkz. Hakkı Tarık Us (hazırlayan)., B ir Jü bilenin în tib a ’ları: A h m ed M idhat’ı A nıyoruz!, (İstanbul: 1955), s. 53, Tepkilerin bir bölümü de Lamarck’m «tranformisme» nazariyesinin üs­ tü kapalı olarak anlatımından doğmuştur. Bkz. Abdülhak Adnan Adıvar, T a rih Boyunca İlim ve Din, C.II: X I X ve X X . Asırlar, (İstanbul: 1944), ss. 116-117

25-

ka toplayan konularından birisi olmuştur.6 8 Artık tamamen yeni bir tip ile karşı karşıya bulunduğumuzu belirtmemiz gerekir. Bu eski tipin tamamen ortadan kalktığı anlamına hiçbir zaman gel­ mez; ancak, çoğunluk ve etkinlik artık bu yeni tipin elindedir. Bunu toplum­ sal yaşamın çeşitli alanlarında belirgin biçimde gözlemek mümkündür. E.J. W.Gibb’in anlatımıyla: «...Siyasal ve ticarî ilişkilerin ve karşılıklı haberleşme imhânlarımn gelişmesi sonucu Türkiye ile Batı Devletleri arasında oluşan yakın bağlar, sahiplerine çok değişik yönlerde parlak başarılar sağlayan bir medeniyeti tanımak hevesini uyandırmıştır. Yeni eğitimin etki­ leri sadece edebiyata münhasır kalmamış, bunun yarattığı değişim gücii başta fen ve siyaset olmak üzere, tüm entellektüel sahalarda duyulmuştur. Hakikaten de, Abdülmecid saltanatının ilk yıllarında Fransızca çalışmalarına eğilen birkaç kişi bunu tamamıyla diploma­ si ve fen ve hizmet amaçlarıyla öğrendikleri halde, bu çabaların aç­ tığı edebî imkânlar bir-iki önemli örnek dışında gözardı edilmiştir. Böylece Abdülaziz’in tahta çıktığı sıralarda kaleme alınan Cevdet’in ve Münif Paşa’mn ilk tarihî ve ilmi çalışmaları çağdaş bilgilerin ışığında fakat klâsik uslûbda sunulmuşlardır. Fende yeni düşünce Türkiye’yi ortaçağlardan bugüne çıkartmış, siyasette ise Genç Tür­ kiye Partisinin doğuşuna neden olmuştur. Amaçlarının hürriyet ve terakki olduğunu savunan bu parti, yeni bir edebî ekol yaratan bir kişi tarafmd-an ihdas edilmiştir; ki, bu iki (çaba) arasında tarihî bağ­ lantılar vardır... Ana (vatan), millet, hürriyet Genç Türkiye’nin aç­ mış olduğu baıjrakda yer alan üç efsanevî kelimedir. Temsil et­ tiği fikirler, uyanan halkın yaşayan ve gerçek inançlarının ana fik­ rini oluşturmaktadırlar. Irkının en asil temsilcilerinden oluşan bir güçlü azizler ord,usu meydana getiren iyi öğrenim görmüş genç nes­ lin tümü tarafından benimsenen bu inancın çok dinamik ve bu ilâhı günlerde radikal değişimlere neden olacak bir dürtü olduğu kuş­ kusuzdur. Eğitimin cinsiyet ve sınıf farkı gözetilmeksizin yaygınlaş­ ması ile birlikte, bu manâ eski dogmatik Hıristiyanlığın ilmin halka indirilmesi ile Batı Avrupa’da ikincil bir düzeye düşmesinde oldu­ ğu gibi bir işlevi Müslümanlık için de oynamaktadırlar. Çağdaş Türk aydınları kendilerini hâlâ (dindar) Müslüman olarak telâkki etmektedirler. Fakat onların İslâm’a yaklaşım açısı ile bugünkü A v­ rupalI bilim adamımn Hıristiyanlığa bakışı arasında çok az fark vardır..... .»6 S
(68) İnsan: «Diinya’da İnsanın Zuhuru,» Dağarcık, Cüz: 4j (1288), ss. 109-117. Ko­ nunun dinen ve ilmen (fennen) önemli bir konu olduğu belirtildikten son­ ra (s. 109), üstü kapalı anlatıma geçilmektedir, (ss. 110-117 özellikle, s. 110.). (69) E.J.W. Gibb, A H istory o} O ttom an Poetry, Vol.V, (London:1907), ss. 5-7 ve 19-20’den derlenmiştir.

26

MODERNLEŞME TARAFTARLARI, BAĞDAŞTIRICILAR VE KARŞITLARI ÎLE KONUMLARI : Yeni «büyü» sahiplerinin gelişmesi sonucunda, bu gelişmeden iki yönde fnşssıt olmayanlar belirgin biçimde ortaya çıktılar. Birincisi; gelişimi bütü­ nüyle reddeden ve onun toplumsal yapıda derin sorunlar yaratacağını belir­ i r . geleneksel aydını aynı ölçülerle devam ettirmeye çalışan gruptu;1 0 ki, bun­ lar ile yeni tip arasında hiçbir iletişim sözkonusu olmamıştır. İleride örnekle­ r d i göreceğimiz gibi, bu iki tipin temsücüeri ayrı frekanslarda yayın yapan ve birbirlerini anlamaları mümkün olmayan radyo vericüerine benzetilebilir. Her iki tarafın birbirini çürütmeye çalışırken ileri sürdükleri kanıtların di­ lerleri üzerinde; özellikle İkincilerin yeni tip üzerinde; hiçbir etkileme gücü de sözkonusu değildir. Bunun yamsıra «dinsel gelenekçilik (tutuculuk) ve siyasal liberalizmi be­ raber yürütmeğe» çalışmakla itham edilen,7 1 «Avrupa âdet ve düşüncelerinin taklitçileri tarafından sokulmak istenen yeni seçkineiliğe ulaşamayan seçkin­ lerde yaratlılanl tiksintiyi sömürmeye önem veren»7 2 bir yeni grup ortaya çıktı. Bunlar da Yeni OsmanlIlardan başkası değildir. Ancak, bu kimselerin çabalarında İslâmî ideal ve kavramları kullanma­ ları dışında, yeni tiple çok daha büyük bir benzerlik sözkonusudur. Şinasi’nin bu açıdan birinci tiple tamamen uyum içinde olduğunu belirtmemiz mümkün­ dür.7 3 Ziya P aşa’nm rüyasına baktığımızda: «....Bir kerre Avrupa kıt’asının üzerindeki devletlere nazar buyuru­ nuz. Rusya Devletinden başka yerde hiç hükûmet-i müstebide haldi mı, O dahi tedriç ile sair Avrupa devletlerindeki nizâmâtı taklid et­ meye uğraşmıyor mu. Fransa, Avusturya imparatorlarının, İtalya ve Prusya krallarının ve İngiltere Kraliçesinin azâmet ve şevketleri Rusya’dan noksan mıdır? Madem ki Avrupa’nın efkâr-ı umumiyesi seyl-ül-arz gibi bu cihete akmakda ve Napoli ve İspanya devletleri­ nin muhafaza-i istikbâl içün uğradıkları tahavvülât ve izmihlâlât meydandadır ve madem ki Devlet-i Aliyye dahi Avrupa devletlerin­
(70) Bu kimselerin eleştirilerine bir örnek olarak bkz. [Em in], Kethüdâzâde E fen d i’nin . T ercüm e-i Hâli ve Z e y l-i  cizidir: M enâkıb-ı K ethüdâzâde-E lhac M ehm ed A r if E fendi H azretleri , ([îstanbul]:1305), ss. 241-242: «Hikâyât: Sultan Selim Hân-ı Sâlis nizâm askerini yapdığı vaktde hendesehâne dahi yapar. Bu hendesehâneye bir Frenk hoca ile Gelenbevî Hoca mer­ humu ta’yin ederler. Frengin aylığı altı yüz guruş, Gelenbevî Hoea’nm aylığı altmış guruş. Frenk, Gelenbevî Hoca ile görüşür, konuşur bakar ki Gelenbevî Hoca riyâziyede Eflâtun gibi, Gelenbevî’den Frenk utanır. Siz­ de böyle adam varsa beni ne getürdünüz der birakur gider...» Erwin Isak Jacob Rosenthal, İslam in the M odem National State, (Cambridge:3965) ss. 28-29. Şerif Mardin, Din ve İdeoloji, 2. Baskı, (îstanbul:1983), s. 98. Şerif Mardin, The Genesis of Y o u n g O ttom an Thought: A S tu d y in the M o dem ization of T urkish Political ldeası (Princeton;1962,) ss. 254, 260 v.d.

(71) (72) (73)

27

den madûddur. Bütün âleme muhalif olarak bizim bu halde beka­ mıza imkân olamaz....»'1 4 burada daha sonra üzerinde duracağımız anayasacılık görüşüyle beraber, Av­ rupa’nın taklidinin kaçınılmazlığı fikrini görürüz, Namık Kemâlde, Avrupa’ ya gönderilen kimselerin daha sonra yeteneklerine uygun görevlere getirilme­ melerinden şikâyet ettikten sonra bir yazısını : «Bedbaht ânâ derler ki elinde cühelânın Kalır olmak içim kesb-i kemâl ii hüner eyler»7 S dizeleriyle bitirdiği zaman; kuşkusuz, geleneksel kesimin temsilcileriyle ça­ tışan modern tipten başkasını tarif etmemekteydi. Yine Yeni OsmanlIların yayın organlarına baktığımızda, «...Bir insanın sıhhat ve selâmeti akla mev­ kuf olduğu gibi bir hey’et-i milliyenin devam ve saadeti dahi ilme menutdur...»7 6 şeklindeki bir düşüncenin «...Şimdi böyle kalub batalım mı yoksa her millet ne yolda ilerü gidiyorsa biz de işimizi uydurub yürüyelim mi...»7 7 görü­ şüyle bağlandığım müşâhede etmekteyiz. İbret’deki yazıları incelediğimizde ise, Avrupa’nın üstünlüğünün açıkça belirtildiğini: «...Bizim maarif cihetinde Fransızlara olan nisbetimiz daha mekte­ be başlamamış bir çocuğun bir âlime olan nisheti kahilindendir..,»7 8 «...Hele Avrıı,pa’mn bize yüz kat rüchant bedihî olan medeniyet ve maarifini inkâr etmeyi hiç hatıra getirmedik...»n «...Avrupa’da bil’akis maarifin mertebe-i terakkisini üstümüze giydi­ ğimiz elbise, kullandığımız saat, yazı yazdığımız kâğıd, denizde gez­ diğimiz vapurlar, karada bindiğimiz tramvaylar bil-bedâhe gösteri­ yor...»*0
V e sorunun m odernleşm enin, toplum sal yapıyla çatışm asının önlen­ m esi olarak ortaya konulduğunu görmekteyiz: (74) (75) Z iyâ Paşa’nın Riiyânâm esi, (12 Reeeb 12[86]), İbnülemin Mahmud Kemâl înâl Yazmaları, ÎÜK-2461, v. 2. [Namık Kemâl]. «Bizde Adam Yetişmiyor,* H ürriyet,1 no.25, 17 Aralık 186830 Şa’ban 1235, ss. 1-2. Bu düşünceye tam uygun bir şekilde daha sonra İttihad ve T era kki C em iyeti ’nin merkez yayın organı İzmir’de tutuklanan arkadaşları için yazılan makaleye şu baslığı uygun görmüştür: «Zekâ Bu Ahdde m üstelzim -i Ceza Oluyor!,» Osmanlı, no.44, 15 Eylül 1899- 1 Cemaziy’ülevvel 1317, s. 7. «Türkistan’ın Esbâb-ı Tedennisi,® H ü rriyet,1 no.5, 27 Temmuz 1868-7 Rebiy’ülevvel 1285, s. [1]. İbid, s. [4], Nuri, «Bâtıl Zehab,» îb ret, no.10, 14 Haziran 1288-20 Rebiy’ülâhir 1289, s. i. Kemâl, «îzâh~ı Merâm,» İbret, no.10, s. 2, Krş. Kemâl, «Mukabele,» İbret, no.12, 12 Haziran 1288-23 Rebiy’ülâhîr 1289, ss. 1-2. Kemâl, «Maarif,» îb ret, no.16,22 Haziran 1288-28 Rebiy’ülâhir 1289, s. 1.

(76) (77) (78) (79) (80)

28

«...Terakki eylemek, medeniyetde ilerlemek içim Frenklerin tasdi­ kine ihtiyacımız yokdur. Doğrusunu söyleyince biz bu yolda olan dostlardan çokdan usandık. Lâkin onlar bizi bırakmıyorlar. Artık illallah. Biz medeniyetimizi ilerletmek içtin Avrupa’dan mahsûl-i akl olan terakkiyat-ı ilmiye ve smaiyeyi almaya çalışacağız. Sokak balo­ ları. ahlâk serbestliği, açlıkdan ölenlere acımamak, insaf ve merha­ mete lüzûmsuz iki lügat-1 garibe nazarıyla bakmak gibi beliyyât-% şeytaniyesini istemiyoruz... .»8l Yaklaşım, kırk sene kadar sonra îçtihad mecmuasının «garblılagma» yön­ temine karşı savaş açan93 Celâl Nuri Bey ve arkadaşlarının yaklaşımıyla bü­ yük benzerlikler gösterir. Ancak, unutmamak gerekir İd, tartışmanın tarafı olan Celâl Nuri Bey de, hiçbir zaman geleneksel çevrelerin bir temsilcisi olarak kabul edilemez. Sorunun diğer bir yam; daha sonra Jön Türklerde çok belirgin şekilde göreceğimiz gibi; bağdaştırıcı bir modernleşme fikrinin alacağı tepkilerin, bunun doğrudan gerçekleştirmesine çalışılmasına nazaran çok daha az tepki göreceğidir : «...Vaktiyle İbret’de Avrupa’nın her dürlii terakkiyâtmı kabul edece­ ğiz vallahi, billahi, tallahi frenk olmayacağız denilmişdi. Frenk ol­ mamak fikrinde İslâmın ısrarı evvelkinden yüz kat ziyadedir. Bu­ gün bir Latin harfini halka gösterirsek vaktiyle setre pantolon göstermekden daha ziyade mümanaata diiçâr oluruz. Herkesin Frenk olmak ihtirâzmdan, görmeyeceğimiz mümanaatlar, uğramıyacağımız belâlar kalmaz...»*3 Sorun, bir ölçüde İslâmın toplumsal içeriğinden yararlanma olmaktadır. Sonraları açık bir şekil alacak alan bu durum, üstü kapalı bir biçimde Yeni OsmanlIlarda karşımıza çıkmaktadır. Bununla beraber Hayreddin Paşa gibi84 gerçekten bir bağdaştırma çabası içinde bulunan düşünürler de yok değildir. Hayreddin Paşa, Tanzimat karşısında ortaya çıkan şüpheleri ifade ederken, bunlardan önemli ikisinin «Tanzimatın şeriata mugayereti» ve «nıillet-i islâmiyenin hükûmet-i meşruta ve medeniyete adem-i kabiliyeti»®5 olduğunu belir Reşad, «Frenklerde Bir Telâş,» İbret, no. 13,19 Haziran 1288,25 Rebiy’ülâhîr 1289, s. 1. (82) Celâl Nuri, «Şime-ı Husumet,» İçtihad) no.88, 9 Kânûn-i sânî 1329, ss. 194951. Bu konu için M. Şükrü Hanioğlu, B ir Siyasal D üşünür Olarak Doktor Abdullah C evdet ve D önem if (İstanbul: 1981), ss. 357-385’e bakılabilir. (83) «Atûfetlû Kemâl Bey Hazretlerinin Bir Mektublarından Alınub Makabli Dere Edilen Fıkranın Ma’badıdır,» G ayret,1 no.33, 19 Eylül 1302, s. 1. (84) Siyasal düşüncelerinin tahlili için bkz. Şerif Mardin, The Genesîs of Y o ung O ttom an T h o u g h t ss. 385 v.d. <85) Hayreddin Paşa, M ukaddem e-i A k v a m -ü l-m e sâ lih ji ma’rife t-i ahvâl-ülme&âlih Tercüm esi, Mütercimi: Ceride-i Askeriye Muharriri Abdurrahman Efendi, Elcevaib Matbaası, (îstanbul:1296), ss. 79-80. (81)

29

terek, bunların önüne geçilebileceğini anlatmakta, «cahil ûlema-î=.lâmdan an­ lamayan siyasetçi»8 ®örneklerinin mahzurlarını vurgulayarak, tam feir bağdaş­ tırıcı modeli karşımıza çıkarmaktadır. Ancak, gerek gerçek anlamda İslâm ile modern düşünceleri bauuasnrm aya çalışanlar, gerekse İslâmî daha ziyade bu düşünceleri kullanırken kendi­ lerine çerçeve olarak kabul edenler ve ondan toplumsal ilerleme için yarar­ lanma düşüncesini savunanların çabaları, bir sonraki dönem için fa sla bir açıklayıcılığa sahip görülmemiştir. Şemseddin Sami Bey’in açık, eski düşünür­ ler için de son derece acı, ifadesi değişmeyi ortaya koymaktadır: «...Bu hali teessüfle gören bâzı üdebâmız halkın bu taassubunu d e f ile Avrupa medeniyetini nazarlarında daha az menfur göstermeği ve bu veçhile kendilerini fünûn-i cedideye ısmdtrub medeniyeî-i hâzırâmn ümetn-i Islâmiyeye nakli yolunu açmağı vazife edinerek buna muvaffak olmak içün dahi Avrupa medeniyetinin mület-i hlâmiyeden müsteâr olduğunu, din-i İslâmm medeniyetti hakikiyeyc mani’ olmamasıyla bugün Avrııpahların elinde gördüğümüz ulûm ve fünûnun ekseriyet üzre îslâtmn keşfiyatmdan ibaret bulunduğunu an~ latmak içim gazetelerle, kitablarla, risalelerle mevHzelede, her nev vesaitle çalışmışlardır. Burilarm sâyı, maksadı pek mukaddes bir say­ dır. TAkin ifadelerinde ne kadar hakikat var ise o kadar da mübalâ­ ğa bulunduğundan bundan görünen faidenin yanında biraz da ma­ zarrat hissolunuyor. Bu sâyda hadd-i lüzûmun ötesine geçilerek if­ rata varıldığından bir illetin d e fi içün verilen ilâcın kesretinden di­ ğer bir illet zuhur etdiği gibi bu mübalâğadan dahi birincisi kadar muzirr değil ise de mazarratı inkâr olunmayacak diğer bir fikr zuhûr etmişdir. Beyn-ül-İslâm Avrupa medeniyetine îslâma mugayir ve münafı asârlal küfr nazarıyla bakanların adedi o medeniyet va­ izlerinin himmeti sayesinde tenezzül etmiş ise de yine o vaizlerdeki mübalâğatın semeresi olmak üzere Avrupa medeniyetim bizden ça(86) İbid, s. 4: «...m ukteza-yı vakt ü hâle riayet müfevvız-ı uhde-i kifayet ü dirâyetleri olan ûlem a-yı Islâmiye arasında umur-i hâriciyeye müteallik malûmatdan bîbehre olarak m esâlih-i dâhiliyenin tedkik ve istikşafatından yüz çevirecek bâzı zevatın bulunduğunu görmek nasıl güce gidiyorsa umur-i idare-i devlet kendilerine tevdi’ olunan siyasıyyûnumuz arasında dahi bu dekikadan gafil veyahud riyaset-i îslâmiye hiçbir kayd ile mukayyed olmayarak müstebidâne hükm sürmek arzusunu tervice hidmet eden bir takım mütegaffil zevatın bulunması dahi fevkalâde güce gidecek mevaddardır...» Krş. a.g.e., ss. 8-9. Paşa, Voltaire hakkmdaki kanaatini ise şöyle özetlemektedir: «...On sekizinci asrın meşahirinden biri ‘Voltaire’ dir ki sahra-yi vasi ’-ül-enhâ-v ı şiir ü inşâda ilm-i ifraz-ı fesâhât ve beynel­ milel iktisâb-ı sît ve şöhret ederek gerçi akide bozukluğundan dolayı ken­ disi ahkâm-ı şer’iye ve diniyeye hürmetsizlikde bulunmamış olsa idi şöh­ reti bir kat daha tezyid edüb herkes âsâr-ı İlmiyesinden daha ziyade m üstefîd olurdu...» Bkz. a.g.e., s. 107. 30

lınmış taklidden ibaret ve nakıs bir şey nazarıyla bakub o medeni­ yeti tahkir ile medeniyet-i hakikiyenin bizde bulunduğuna zahib olan ve bu veçhile yeni bir taassuba düşenlerin adedi de o nisbetde terakki etmişdir. Bir gayretli tabibin müdâvâtdaki mübalâğasın­ dan tevellüd etmiş bir illet hükmünde olan bu yeni taassubu kırmak dahi ümem-i îslâmiyenin temeddününe hidmet etmek isteyenler içün pek büyük bir vazifedir. Bu vazifeye boyun eğmekdeki Ucasıyla bu yeni taassuba düşenlere deriz ki: Avrupalılar bizden yâni sekiz on asır evvelki ecdadımızdan daha doğrusu dindaşlarımızdan, çok şey­ ler aldılar. Lâkin bugün ellerinde bulunan şeylerin hiçbiri ecdadımız­ dan alınmış değildir. Avrupa âlem-i İslâmdan bir medeniyet tohumu aldı, O tohumu ekdi. Tohumun ise semere vermek içün toprağın içinde çürümesi tabiîdir. O tohum çürüdü verdiği mahsûl dahi d e f atle tecdid olunarak cimi bile değişmişdir. Avrupa’nın ûlema-yı Islâmdan aldığı malûmat o vakte göre pek çok idi. Şimdiki hale göre hiçdir, O vakit bulunduğu zulmet-i cehlden çıkmak içün bizden bir kandil aldı. O kandilin ışığıyla aydınlık mahalle vâsıl olunca o kan­ dile lüzumu 'kalmadı. Elinden atdı. Biz bununla iftihar edebilirmiıjiz? Bunda bizim içün iftihar olunacak bir şey de yokdur. Bundan utanmamız iktiza eder. Çünkü biz kandili elimizden düşürüb sön­ dür dükden sonra gözümüzün önünde tulu* edüb parlamakda olan bir medeniyet güneşinden dahi istifade etmek istemiyoruz. Kimimiz «o bir güneş değildir, bir seherdir» ve kimimiz «O bizim sönen kan­ dilin taklididir» diyerek gözlerimizi kapayııb karanlıkda kalmağı ihtiyâr ediyoruz... Medeniyet Avrupahların eline geçinceye kadar pek çok ellerden geçmiş ise de o eski medeniyetler yine daima muahha­ rı mukaddiminden ekmel olmağla beraber şimdiki Avrupa medeni­ yetine nisbeten âdeta ressam-ı meşhur Rafael’in bir resmi yanında bir çocuk tarafından duvara kömürle çizilmiş resimler gibidir. Bun­ dan başka artık o eski medeniyetler zaten mahvolmuşdur. Onlarla uğraşmak ancak tarihe ve asâr-ı atika ilmine aid bir vazifedir. Eski medeniyetlerin en muahharı olan medeniyet-i îslâmiye ile onun se­ lefi olan Medeniyet-i Yunaniyenin bir çok âsârı hâkidir. Lâkin me­ deniyet-! hâzır anın günden güne artmakda olan asar ve envârı du­ rurken, o eski âsâra müracaat veyahud onlarla iktifa etmek âdeta güneşin envârı önünde bir kandilin fitilinden istifade etmeğe ça­ lışmak gibidir. ...Biz bugün İbn-i Sina’nın tıbbim, İbn-i Rüşd’ün hikmetini, Cahiz’in kimyasını yeniden ihya ve bunların krtahlarım kütüphanelerin tozları altından çıkarub Arabiden elsine-i saire-i İslâmiyeye tercüme ile meydan-ı intişara vaz’ ve onların tedrisine mahsus mekteb ve medreseler birıa etmek içün ne 'kadar himmet ve ve mesârife muhtaç isek en mükemmel fen kitdblannı dahi beyni­ mizde tedavüle çıkarmak içün o kadar himmet ve masrafa muhta­ cız. Halbuki İbn-i Sina’nın tıbbıyla sıtmayı bile kesmeğe muktedir olamıyocağımız gibi Cahiz’in kimyası ve İbn-i Rüşt’ün hikmetiyle de ne demiryolu lokomotifiyle vapuru yürütebiliriz, ne telgraf kul31

lanabiliriz. Bunun içün biz ûlema-yı Islâmın âsârıyla uğraşmağt ta­ rih ve âsâr-ı atika ulemasına bırakarak temeddün etmek ister isek ulûm ve fünûnu Avrupa medeniyet-i hâznasından almalıyız,.. Av­ rupa’da dahi birçok vakit medeniyetin yolu üzerine bir sedd olub ûlema-yı Islâma sehhâr nazarıyla bakılmış ve ilm ü fenn ile uğraşan­ lar rüesâ-yt rûhaniye tarafından ba’d-el-tekfîr rnücâzât-ı şedideye uğradılmış idi. Orada dahi ihtida taassubu okşayarak iyilikle yolun üzerinden d e f etmeğe ve kiitüb-ü diniyeyi fünûn ile banşânmağa çalışmış bâzı ûlema zuhûr etmişdir. Lâkin taassub öyle lûif ü mülâyimetle kandırılabilir canavarlardan olmadığından kendisini okşa­ yanları tepeliyordu. Nihayet ûlema el ele vererek taassuba karşı balta ile küliing ile barut ile çıkdılar taassubu hedm etdiler, o va­ kit medeniyet ileriye gitmeğe başladı. Bizde dahi medeniyet ileri git­ mek, ümem-i îslâmiye-mahvlarma mucib olan- cehlü bedeviyetden kurtarılmak içün taassuba âdeta ilân-ı harb olunarak taassub kuvve -i cebriye ile hedm ve d e f olunarak medeniyetin yolu açık bırakıl­ mak iktiza eder.,.»*’ ’ Bu korkunç eleştiriye, düşünce düzeyinde tepki yalnızca geleneksel kesi­ min temsilcilerinden gelmiştir.8 8 Gerçekten de yeni tip için artık İslâm ve onun belirlediği çerçeveler hiçbir şey ifade etmemektedir ve gene aynı yaza­ rın ifadesi ile : «... Her halde felsefe evham ve hayâlâtâ ve efkâr-ı mahsusantn iradat-ı keyfiye ve mııhakemât-ı indiyesine tabi’ olmağdan kurtulama­ dığından devrimizde alem-'t medeniyetde eski felsefe mezhebine pek riayet olumnamağa başlayub kâffe felsefe-i sâlifenin efkârım battal bırakacak bir felsefe-i cedide çıkmışdır ki felsefe-i müsbete (Philosophie positive) nâmıyla yâd olunarak yalnız fennen ve aklen delâil-i zahire ve berahin-i kafiye ile isbat olunabilir hakayıkın mecmu’undan ibaret olub, ulûm ve fiinûnun terakkiyatıyla ve keşfiyât-ı mütevâliye ile mütevaziyan terakki etmektedir.,.»^ Gelişmekte olan bu yeni felsefe, yeni tipin dünyayı algılama biçimini oluş­ turmaya başlamıştır. Evvelce de değindiğimiz, geleneksel kesimden gelen
<87) Ş[em seddin] Sami, «M edeniyet-i Cedidenin Üm em -i îslâm iyeye Nakli,» Güneş, C.I> no.4, [1301], ss. 179-184 den derlenmiştir. Krş. [Şemseddin Sa­ m i], «Tarih», Güneş, C.I, no.4, [1301] ss. 171-175. Şemseddin Sami Bey hak­ kında jön Türklerin son derece olumlu ifadeleri için bkz. Abdullah Djevdet, Ch[emseddin] Samy Bey,» İçtihad; no.2, Kânûn-i Sânı 1905. ss. 10-12, «Şemseddin Sami Merhum,» Osmanlı, no. 141, 15 Teşrin-i Sânî 1904, ss. 1-2. Yenişehirlizâde Halil Edib, îslâm ve F ünûn, Dersaadet Cemal Efendi Mat­ baası, (Dersaadet:1315), ss. 3-7. «.Felsefe,» H afta, Aded.9, 19 Zilkade 1298, s. 142.

<88) <89)

.32

eleştirilerin hiçbir değer ve aniam içermemesi en temel özellik haline gel­ miştir. Eski düşünce tarzı hiçbir şeyi açıklamaya muktedir değildir. Bu yeni tipe göre tek yol gösterici maddeci yeni düşünce tarzı olmaktadır. Bir dergi okuyucularından, kendi kütüphanesini oluşturmak için, kitap bağışı talebinde bulunduğunda ve üst düzey yöneticilerinden üçü toplam yüz yirmi altı cilt tu­ tan kitaplarını bağışladıklarında; Bacon, Shakespeare, Montesquieu, Helvetius külliyatlarından; Adam Smith, La Fontaine gibi yazarların eserlerine ka­ dar pek çok yabancı kitabı içeren bu kolleksiyonda İbn-i Haldun’un mukaddemesi ile bir cilt Kavaid-i Osmaniye dışında tek bir yerli veya Doğu klâsiğine rastlanmadığı görülmüştür.8 0 Bir süre sonra i se Osmanlı aydınlarınla kütüpha­ neleri Schopenhauer, Isnard, Büchner çeviri veya orijinalleı'inin doldurduğu mekânlar haline gelmeye başlayacaktır. Ahmed Midhat Efendi, «...maişet-i beşeriyeye tatbiki buraca değil Avrupaca bile kabil olmayan materyalizm mesleğine...»5 1 eleştiriler getiriyordu ama Schopenhauer’in mesleğine duyduğu ilgiyi de belirtmeden geçemiyordu.9 2 Hemen arkasından John Draper çevirile­ ri piyasaya çıktı.3 3 Draper’in ana fikri toplumda çatışan temel unsurların «din» ile «bilim» olduğu ve bunun aynı zamanda tarihî bir karakter taşıdığı idi. Gerçi çeviriyi yapan Ahmed Midhat Efendi, Draper’i eleştiren bir önsözü kitaba eklemekten geri kalmamıştır ama; sorun, Midhat Efendi’nin reddiye­ sinden ziyade,84 neden böyle bir konunun Osmanlı aydınlarının temel proble­ mi haline geldiğidir. Burada D raper’in konuyu ele alış şeklinden9 5 çok temel problematik üzerinde durmak uygun olur. Benzer şekilde, kendi toplumlan<90) «Bâzı Zevat larafm dan Cemiyete Verilen Hedeya,» M ecm ua-i Fünûn. no. 22 Şevval 1280, bd. 432-435. Kitapları hediye edenler sırasıyla, Saadetlû Hayrullah Efendi Hazretleri, Tereüman-i D ivan-ı Hümâyûn Saadetlû Arif Bey Efendi Hazretleri, Topçu Mutasarrıfı Saadetlû Raşid Paşa Hazretleri, İzzetlû Kadri Bey Hazretleri, M ektubî-i Seraskerî Hülefâsmdan îzzetlû Tahsin Efendidir. Üçüncü M ahkeme-i Ticaret Reisi Vahan Efendi’nin he­ diye ettiği kitaplar, verdiğiniz örneğin dışında tutulmuştur. Ahm ed Midhat, Beşir Fuad, (İstanbul:1304), s. 13. Krş. [Ahmed Midhat], M ü nt°habât-ı A h m ed M idhat, Cild-i Sâlis, (Der?aadet:1307); ss. 14-15. Ahmed Midhat, SchopenhaueT’in H ik m e t-i Cedidesi, (İstanbul: 1304), passim. John W.Draper, N iza-i fim ü Din, Tercüme Eden : Ahmed Midhat, (Dersaadet:1313). Adıvar, dikkatimizi daha çok Draper’e yazılan reddiyeye çekmekte ve onun ile Ahmeı Midhat’m İslâm ile bilimin eş anlamlı olduğunu ispata çalıştığını ileri (irmektedir, Bkz. Abdulhak Adnan-Adıvar, «Interaction of Islamic and Western Thought in Turkey,» (der.) T. Cuyler Y otng, Near E astern C ulturc ınd Society : A S ym p o siu m on the M eeting of East and W est, (Princeton:1951), s. 124. Bu hususun ve Draper’in İslâm’a yaklaşım biçiminin ona duyulan ilgiyi arttırdığı tezi için bkz. Cyru s Hamlin, A m ong The Turks, Robert Carter and Brothers, (New York:18'8), s. 347. Aynı fikir daha sonra Osmanlı Meb’usanınd.ı ileri sürülmüştür 1333 yılı Maarif b ü fe s i sırasında yapılan bu yorum için bkz. M eclis-i M eb’usan Zabıt Ceridemi, 1332, III, 50/3., s. 771.

<91) f92) (93) <94)

<95)

33

nın çöküşü ile Batı toplumlarındaki ilerleme ve gücü karşılaştıran diğer bir müslüman aydın grubunun —toplam aydınların önceleri çok ufak bir parça­ sını oluşturmakla birlikte— «cedidcilik» adı verilen bir hareketi haşlattıkla­ rını görüyoruz.9 6 Nitekim, o dönemi bizzat yaşamış olan bir Türk aydını, ya­ şamının Rusya’da geçen bu gençlik döneminde ilgisini çeken kitapların ba­ şında, Draper ile Schopenhauer’in eserlerini zikretmektedir.9 7 Bu açıdan Ahmed Midhat Efendi’nin: «...Hattâ Avrupaca bir taktm bâtıl ve muzir fikirler île âlemi rahat­ sız eden isafiün bilhassa aleyhinde bulunduğunu kimsede şübhe bı­ rakmayacak suretde gösterüb yalnız kendi efkâr-ı hakîmiyesi ^ma­ teryalizm» yâni maddiyatdan başka hiçbir şeyi tanımamakâan iba­ ret idüğünü anlatdı ki bu esas-ı hikmetinde olan hataları kendisine kabûd etdirmek içün serdeylediğim berahini redd hususunda îeeddüb etmekle beraber yine sözlerini kabûl edemediğini görür idim..,nw diye tarif ettiği Beşir Fuad, çok istisnaî bir tip olmaktan çıkmıştı. Gerçi ar­ kadaşları bu öncü materyalist gibi intiharında bile notlar tutarak «intihar­ larını fenne tatbik»9 9 gibi davranışlar içine girmiyorlardı ama yazılarına bü­ tünüyle katıldıklarına herhangi bir kuşku yoktur. Artık, «bilim» sistemde yeni rolünü almıştır. Geleneksel kesim dergilerin­ de bile «fennî sütunlar» sık rastlanan bir yazı şeklini oluşturmaktadır.1 ® An­ cak, gerek bunlar ve gerekse «bilim»in üstünlüğünün İslâmî bir gözle vurgu­ lanması,1 0 1 yeni görüşün buralara sirayet ettiği anlamına gelmez. Her ikî grubun «bilim» sözünden anladığı en azından Liberaller ile Marksistlerin «öz­ gürlük» tanımı kadar birbirinden farklıdır. Benzer şekilde gene Ahmed Mid­ hat Efendi’nin «herkesin ağzında otuz kırk senedir lâfı» olduğunu belirttiği
(96) Edhvard J. Lazzerini, «Gadidism at the Tura of the Twentieth Ceniury: A V iew From Withiıı,» Cahiers du M onde russe et sovietique, X V I(2), N isan-Haziran 1975. s. 246. Zeki Velidi Togan, Hâtıralar: T ürkista n v e D iğer M üslüm an Doğu T ü r k ­ lerinin M illî V arlık ve K ü ltü r M ücadeleleri, (Istanbuî:I969), s. 29. Ahmed Midhat, Beşir Fuad, (îstanbul:1304), s. 15, krş. s. 28. M. Orhan Okay, Beşir Fuaâ:îlk T ü rk P ozitivist ve N atüralisti, (İstanbul:: 1969), s. 93. Beşir Fuad’ın Jön Türkler, üzerindeki etkisi için bkz. Berna Kazak. Ö m rüm : A li K em â l’in H atıratı, İÜK, Tez 7528,(1954), ss. 75-76. Bkz. Ali Muzaffer, «Fünûn,» H azine-i Fünûn, Aded:3, 15 Temmuz 1309-14 Muharrem 1311, ss. 23-24:»... îtikadımızca terakki denilen şeyden umumun hissedar-ı intifa' olması lâzım ve binaenaleyh ‘fenn’i dahi herkesin bil­ mesi mehmâ-emken terakkiyat-ı fenniye ve İlmiyeye vukuf peyda etm e­ si derece-î vücûbdandır— Avrupa’nın ta’m im -i fünûn içün ittihaz edi­ len usûlü bizim de numûne etmekliğimize pek o kadar imkân yokdur. Çünki biz henüz o tabakaya çıkmamışızdır...» Krş. Ali Muzaffer, «Fünûn: 3.» «Fennin Lüzûm-i Tahsili,* H azine-i Fünûn, Aded:6, 5 Ağustos 1309-5Safer 1311, ss. 42-43.

(97) (98) (99)

(100)

34

«alafranga» büyük bir yaygınlık göstermekteydi; ancak, bir süre sonra; ilk dönemlerin aksine; en karşıt kimseler bile yaşamlarının belli kesimlerinde bu tür davranışlar içine girmek zorunda kalmışlardı.1 0 2 JÖN TÜRKLER VE MODERNLEŞME : Jön Türkler ilk olarak böyle bir düşünsel mirasın sahibi olarak ortaya çıkmışlardır. İlginç bir nokta, buraya kadar gelişimini izlemeye çalıştığımız tartışmaların, toplumu «ilerleme taraftarları-karşıtları» şeklinde ikiye bölmüş olması ve her iki tarafın da kendilerini böyle birer grup olarak algılamaları­ dır. İÜ. Selim’in ıslahatçı kadrosundan1 0 3 Tanzimat liderlerine1 0 4 kadar, bü­ tün yenilik hareketlerini savunanlar kendilerinin böyle bir topluluk oldukla­ rım belirtmişlerdir. Jön Türk dergilerinden birisinin, ölen bir arkadaşları için yazılan taziyede kendilerini : «Bir ferdi ölse bin diğeri rû-nemâ-yt feyz îhya-yı lâyemutâur ahrar zümresi»1 1 * şeklinde tanımlaması kadar, bu duyguyu anlatabilecek söz bulunamazdı. Jön Türkler kendilerinin toplumun tamamen ayrı bir zümresi olduğu kanaatinde idiler ve yine dergüerine başlık yaptıkları Namık Kemâl-in dizelerinde:
(101) Bu görüşte yazılan bir kitabın yorumu şöyledir: «Zenginliğin en ağır ve âlâsı irfan ve maarifdir...» İbrahim Edhem Giridî, M akalât-ı H akim iye, A, Mavyan Şirket-i Mürettibiye Matbaası, (İstanbul:1304), s. 4. Daha evvelki döneme ait bilimin böyle geleneksel yorumlarına bir örnek olarak bkz. Necib, M alûm at -1 M uhtasara, (İstanbul:1287), özellikle, ss. 37-38, Ahmed Midhat, A vru p a A dâb-ı M uaşereti Y ahud Alafranga, (İstanbul: 1312). Krş. H ayâl1 , no.157, 5 Haziran 1291 s. [4]: Sözkonusu mizah der­ gisindeki bir karikatürde alafranga ve alaturka giyim li iki hanım birbırleriyle şu şekilde konuşmaktadırlar : «— Kız bu nasıl kıyafet utanmaz mısın? — Bu asr-ı terakkide asıl sen utan kıyafetinden.» Enver Ziya Karal, Selim I lI ’ü n H a t-tı H üm ayunları: N izam -ı Cedit (17891807), TTK Yayını. (Ankara: 1946), s. 43. İlginç bir biçimde Tanzimat’ı yakından inceleyen bir yabancı yazar y e­ nilik taraftarlarını «Islahat Fırkası» olarak tanımlamaktadır. Bkz.Ed [ouard] Engelhardt, T ü rkiye ve Tanzim at: D evlet-i A liyy en in T arih-i Is­ lahatı (1836-1883), Kana:at Kütüphanesi, (İstanbul: 1328), ss, 75-80. Reşit Paşa ile Rıza Paşa’nm başlarını çektikleri grupların benzer bir şekilde yo­ rumlanmaları için bkz. Ziyaeddin Fahri Fmdıkoğlu, «Tanzimatta İçtimaî Hayat,» Tanzim at I, (İstanbul: 1940), s. 627. I.Meşrutiyet sırasındaki iki grubun böyle bir tasnifi için bkz. «Varaka,» V a kit,1 no. 327, 25 Eylül 1876 - 7 Ramazan 1293. «Taziye^® Osmanlı, no.100, 15 Kânûn-i sânî 1902-5 Şevval 1319, s. 8.

(102)

(103) (104)

(105)

35

«Ne mümkün zulm ile bîdad île imha-yı hürriyet Çalış idraki kaldır muktedirsen ademiyetderı»1 0 5 belirtildiği gibi, bu grup kendini âdeta toplumsal gerçekliğin ne olduğunu farkedebilen ve dolayısıyla kendilerine karşı uygulanması imkânsız olan baskıcı çabaları hafif müstehziyâne karşılayan bir tavrı ortaya koymaktaydı. Modern düşünce tarihi ile ilgilenen bir kimsenin bu tavrı değerlendirmesi daha kolay olacaktır. Sözkonusu yaklaşım, Marksist'lerin toplumsal gerçekliği bildiklerini kabul etmelerinden dolayı, kendüerini eleştiren ve kendilerince gerekli bilin­ ce sahip olmadıkları için de, hiçbir zaman bu gerçekliği anlayamayacak olan kimselere karşı küçümseyici tavırlarım andırır. Nitekim, Jön Türk yayın organlarından birisinde, mücadelenin tarafları ortaya konulurken bunların kendi partileri (le parti de la Jeune Turqııie) ve karşılarındaki tutucu grubun partisi (le parti conservateur) olarak tanım­ landıklarını görüyoruz.1 0 7 Başka bir yazıda ise durum biraz daha açık biçimde ortaya konulmaktadır: «...(Jön Türk) ne d-emekdir? İstibdadm aleyhinde bulunan efkâr-ı münevvere sahibi Hâl~i hazırda ise istibdad sizin vücûdunuzla ka­ imdir. Bu cihetle eğer tiz var iseniz fırka-i ahrar da mencuddur. Hattâ siz yok olduğunuz zaman dahi bu fırka mevcud bulunacakdtr. Bu fikr teessüs etmişdir.. .» “ * Kendi zaferlerini toplumsal gerçekliğin normal bir sonucu olarak kabul eden bu grup,1 0 9 aynen Tanzimat savunucularının, kendilerinden önceki çağ­ daşlaşma hareketlerinin bir izleyicisi havasına girmeleri gibi,1 1 0 o hareketin ve modernleşme taraftarı oldukları fikriyle, Yeni OsmanlIların takipçisi ol­ duğunu savunmuşlardır. Bir yazıda «mesleğimizin ne feyyaz ve münevver bü‘ meslek-i tarihî oldu­ ğunu isbat ve izaha kifayet eden hakayık-ı tarüıiyeden»1 1 1 bahsedilirken, baş­ ka bir makalede «efkâr-ı münevvereye sahib olub ortalığın gidişinden müte­
(106) Dizeler, K a n u n -i Esasî gazetesinin başlığı altında yazan kelâm -ı kibarlar­ dan birisi olup, merkez yayın organı OsmanlI’n ın amaçlarını belirten ilk yazının sonuna da konulmuştu Bkz. «îfade-i Mahsusa,» Osmanlı, no.l, 1 Kânûn-i evvel 1897-8 Receb 1315, s. 1. Un Ami de la Turquie [Albert Fua], «Pourquoi les Turc ne bougent pas,» M echveret S u p p lem en t Français, no.21, 15 Ekim 1898, s. 1. «Jön Türk ve Ermeni,» Hak, no. 31, 30 Teşrin-i sânî 1900-8 ga’ban 1318, s. 1. «Mekâtib: Kahire, 1 Eylül Sene 1S02;» Osmanlı, no. 112, 15 Eylül 1902, s. 5. Bkz. Tarihî Notlar, Topkapı Sarayı Kütüphanesi, Y.Y.89, v. 21-22’de Bü­ yük Reşit Paşa’nm yakını bir zât tarafından yazılan eserde ILMahmud reformları büyük övgüyle anlatılmaktadır. Eser, bir tarih kitabı dene­ mesidir. Edhem Ruhî, «Ümid-i înkılâb,» Osmanlı, no. 142, 8 Kânûn-i evvel 1904, s. 1.

(107) (108) (109) (110)

(111)

36

essir olmamak kabil değildir»1 1 2 biçiminde bir anlatımla karşılaşıyoruz. Gene «Bin sene-i hicrıyesinden sonra Osmanlı Padişahları içinde gayret ve icraat ile fevkalâde bir mevki’-i mahsus kazanmış olan padişâhân-ı âzâmdan birisi [nin] de Sultan Mahmud Han ı Adlî hazretleri...»1 1 3 olduğunu belirten bir yazı dizisinin Jön Türk yayın organlarından birisinde gözükmesi, «kurun-i vustamıza nihayet veren Tanzimat-ı Hayriyenin te ’sısi»1 1 4 biçimindeki tanımlama, Mustafa Reşid P aşa’ya yapılan büyük övgüler,1 1 5 1840-1876 arasının terakkinin hızlı olduğu bir dönem olarak anlatımı,1 1 6 Midhat Paşa Kanün-i Esasisine sa­ hip çıkma çabaları,1 1 7 pek çok yerde Mustafa Fazıl P aşa’dan, Jön Türk parti­ si lideri olarak bahsedilmesi1 1 8 ile Yeni Osmanlılarm eserlerinden özellikle ha­ reketin ük dönemlerinde geniş olarak yararlanılması1 1 8 veya doğrudan kulla­ nımı1 2 0 bize bu eğilimi göstermektedir. İşte, bizzat Jön Türk hareketine katılmış olan bir yazarın «...(İttihad ve Terakki) Cemiyetini vücûda getiren kuvvet işte mutlakiyetle meşrutiyet idarenin bu daimi cidalidir. Resmen o cemiyete dahil olmayan ahrar bile, kalben tarafdar idiler...»3 2 1 diyerek anlattığı bu gelişme, Jön Türklüğe katüma davranışının da belirleyicisi olmuştur. Harekete katılan, çoğunluğu yük­ sek okul öğrencisi kimseler siyasal çizgisini tam olarak tammlayamadıklan, efsanevî ve daha ziyade karşıt olduğu yönetim ile nitelikleri belirlenebilen
(112) (113) «îdare-i Hâzıra Semereleri: Âsâr-ı Asırdan. Bir Levha-i îbretnümâ,» M i­ zan ; no.176, 14 Mayıs 1896-1 Zilhicce 1313, s. 2491. «Vak’a -i Sultan Aziz: Bir Zatın Hatıra-i Husisiyesi,» Sancak, Aded, 10, 20 Kânûn-i sânî 1900-19 Ramazan 1317, s. 7, Krş. Sancak, Aded. 11,27 Kânûn-i sânî 1900-28 Ramazan 1317, s. 7. Krş. «Cümle-i Siyasiye.» Mizan, no. 163, 13 Şubat 1896- 29 Şa’ban 1313; s. 2386-87: «...Vücûd-i devletin has­ ta olduğunu keşfeden Sultan Mahmud ilk ibtida verilecek ilâcı verüb, mühlik nöbeti savuşturmuş idi...» iîsm a il K em âl}, «Lâyiha,;- Osmanlı, no. 108,15 Temmuz 1902, $.2. Fuad, «Les Discours de M. Gladstone et de Lora Rosebery,» M echveret Su p p lem en t Français, n o,21,15 Ekim 1896, s.3. «Appel Aux Cabinets Europeens et A ux Nations Etrangeres,» M echveret S u p p lem en t Français, no.16,1 Ağustos 1896, s.l.Krş. [Murad], «İkiden B i­ ri: Ne Var, Ne Yok,» M izan, no,169, 26 Mart 1896- 12 Şevval 1313, s. 2435 Le Comite, «Lettre Adressee a MM.Les Deputes Français,» M echveret Su p p lem en t Français, no.22, 1 Kasım 1896, s. 1. Ahmed Rıza, «Une Explication,s M echveret Supplem ent Français, no.10,1 Mayıs 1896 s. 1. Krş. Fuad, «La Visite de S.A. la Princesse Nazli au Comi­ te,» M echveret S upplem ent Français, no.20, 1 Ekim 1896, s. 1. Krş. «Mus­ tafa Fazıl Paşa,» Osmanlı, no.119, 15 Mart 1903, s. 7. B B A — Y ilâ tz Esas E vrakı, 15/74/74-10/74/15. Esk'. makalelerin Jön Türk organlarında yayını için bkz. Ziya Paşa, «İh­ tilâftı Ümmeti Rahma,» Osmanlı, no.44, 15 Eylül 1897-10 Cemaziy’ülevvel 1317, s. 1. Süleyman Nazif, Y ıkıla n M üessese: Son Zam anlara A id Bâzı M üşahedât ve M alûm at-ı Tarihiye, llham i, Fevzi Matbaası, (İstanbul: 1927), s. 6.

(114) (115) (116)

(117) (118)

(119) (120)

(121)

37

I

Jön Türklüğün bir üyesi olmuşlardır. Bu gruba oluşumundan bir süre sonra katılan ve daha ziyade yakın dönemdeki siyasal rolleri ile tanınan bir Jön Türk, harekete duyduğu ilginin başlamasını şu şekilde anlatmaktadır: «...Ben, AJımed Rıza adım 1906 yılında Bursa*da işittiğimi hatırlı­ yorum.... O zaman Bursa’da Vali, Abdülhamid’in itimadım kazan­ dığı söylenen Reşit Mümtaz Paşa idi. Hapsedilen zat, Bursa Maarif Müdürlüğü Muhasebecisi Şükrü Bsı/di. Uzunca boyu, iyi giyinişi ve vakarlı hali ile herkesin dikkatini çeken iyi bir memur iyi bir aile babasıydı. Vaktiyle Ahmed Rıza Bey, Bursa Maarif Müdürü iken kendisine fotoğrafım hediye etmiş o zavallıda bunu muhafaza eyle­ miş... Şimdi bu cinaıjetinin(l) cezasını çekecekti. Hazin değü mi? Ben o zaman dahi habis rollleriyle kafiyeleri ‘jurnallerini’ bi­ liyor; nefret ediyordum. Ama benim için ortada anlaşılması lâzım gelen bir muamma vardı; Bu Ahmed Rıza Bey kimdi? Ahmed Rıza Bey Bursa Maarif Müdürü iken, Avrupa’ya kaçmış, Jön Türk kafilesine katılmış, hattâ liderleri seçilmiş... Bu hâdiselerin üzerimde derin tesiri oldu. Ahmed Rıza Bey’in hüvviyetini, Jön Tiirklerin Avrupa’da takip ettikleri siyaseti öğren­ mek için bende şiddetli bir arzu uyandı... Diyebilirim ki benim, it­ tihat ve Terakki Cemiyeti ile alâkam bu hadise ile başlamıştır. Za­ ten Namık Kemal’in vatan ve hüniyet edebiyatının tesiri altınday­ dım İstibdat idaresinin yasak ettiği bu millî şairimizin eserlerini okumak için daimî fırsat arar, bulurdum Ahmed Rıza’mn eserlerinin ve şöhreti hakkındaki kanaatlerin yalnız bu örneğe münhasır kalmadığım çeşitli vesikalar bize göstermektedir.1 3 3 Nite­ kim, Jön Türklere katılan gençlerin pek çoğu belirttiğimiz gibi belirli ve il­ kelerini farkettikleri bir düşünce sistemine ilgiden ziyade; kendilerini, ne­ denlerini ileride göreceğimiz; bir değer çatışması sonucunda «efkâr-ı ahrarane» sahibi olan bir grubun içinde bulmaktaydılar.1 2 4 «Efkâr~ı ahrarane»nin kesin sınırlarım çizmek ise mümkün değildir. Karşıtlarının «Erbab-ı fesad» olarak tavsif ettiği bu kimselerin ortak özellikleri, daha çok karşı bulunduk­ ları ilkeler ile belirlenebilir. Ancak, mutlak olan nokta Jön Türk namım alan kimselerin kendilerini açıkça farklı bir grup olarak telâkki etmeleridir. Yö­
(122) (123) Celâl Bayar, Ben De Y a zd ım , C.I, (İstanbul: 1965), ss. 179-180. Gemlik Pazarköy’de Reji Müdiri Arif Efendi’nin hanesiyle reji dairesin­ de bulunan evrak, Ahmed Rıza nın eserleri ve konu için bkz. Boğaz V e­ kâleti, İnebolu, Çölem erik, K a n g ın , K al’e-i S ultaniye, Bursa. Cesr-i M us­ tafa Paşa, Sapanca, Sarışaban, Pazarköy ile M uhaberata M ahsus D efter, B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 36/2470-22/147/XVI. Bursa-28/Şakir-Hasan im ­ zalı ve 13 Şubat 311 tarihli yazı. Yusuf Kemal Tengirşek, Vatan H izm etinde, (İstanbul: 1967), ss, 28-34.

(124)

38

netim taralından önemli bir suç olarak kabul edilen «hür fikir yayıcıbğı»’ * 2 5 yapan bu kimselerin; sözkonusu özelliklerinin Devletin temellerini sarsacağı Eneümen-i Mahsus üyeleri tarafından da belü’tilmektedir: «...Istitlâat-ı vakıaya nazaran tasavvurat-ı mevcudenin hülâsası esas-ı idare-i devlet-i Aliyyenin tebdil-i kaidesi maksadından ibaret olub bunun ne gibi mülâhazat-ı adiyeye mübteni bulunduğu sade­ ce bir nazarla anlaşılıyor ise de olbabda miyâne-i çâkerânemizde güzerân eyleyen ebhâs-ı hakayık intiha bervech-i âti marûz-i huzur-u hikmet-nüşûr-i cenâb-ı zilluîlahî kılınmak feraiz-i ubudiyet ve memlûkiyetden addedilmişdir. Şöyle ki, bu devlet-i ebed-müddet-i aliyye cami’-i hilâfet ve saltanat-ı İslâmiye olmasıyla makam-ı ma’ali ittisam-ı hilâfetpenâhî min kabl-el-hak din-î mübm-i Muhammedinin hâmi-i zîşâm bulun­ duğundan mebna-yı âzîm-i hükümet-i seniye işte o asıl mukaddese ImaksadoA göre teessüs ve takarrür etdiği ruz-i meymenet-efruzdan beri her smuf ahali ve beraya o melce-i muhierem-saye-i ma’deletvâye-i müstazil bulunduğu ve biavnullah-ı teâlâ hayat-ı devletin ilâ kıyam, üs saa temadi ve tealisi ancak ö esas-ı güzînin himayet ve harasetine merbut olduğu halde muvazene-i hakayık müzahir-i umura kifayet edecek fikr-i sakib sahibi olmayanların kendi pişe ve endi­ şelerince bir takım âmâl-i tama’kârâneye mebni ortaya atdıklan ve za’mlannca pazar-ı revaca çıkarmak istedikleri kumaş-ı tezvirin ne kadar kasid ve fasid olduğu bundan evvel destgâh-ı tecrübeden ge­ çirilmiş yâni hükûmet-i seniye-i hilâfetpenâhî usûl-i mevzuasım bir hiikûmet-i avam şekline ifrağın gerek mahfuzat-ı üss-i esas-ı hey’ et-i îslâmiye ve gerek idame-i şân ü şükûlı-u saltanat-ı seniyece ve âmâl-i mütebâyine-i teh’anın yekdiğeriyle müsademesinden çıkacak ve memalik-i Osmaniyeyi here ü merc edecek vekayi’-i mahufe melhuzatınca ne kadar hevl-nâk ve rnüdhiş birşey olduğu nezd-i dekaytk vefd-i velinimet-i â'zâmide ta’rif ve tavzihden âzâde ve her emr-i miicerreb hikmeten yeni bir tecrübe vareste bulunmuş olmağla usûl-i merkeziye-i saltanat-ı seniyenin bilcümle asdıka-yı atabe-i ûiya-yı cenâb-ı tacdarı indinde eâzz-ı mefahir ve mekasıd olduğu veçhile..,.»1 2 * Burada Jön Türklerin; özellikle dini, toplumsal gelişmenin önünde bir en­ gel olarak gören ve ileride geniş olarak inceleyeceğimiz düşüncelerinin; İslâ<125) Reji müdiri’nin halka «hür fikir neşretmekle» olduğuna dair, Üsküp Mutasaırıfı Necib Paşa’dan alman telgrafın takdimine dair Derviş Paşa’nm yazısı buna güzel bir örnek olarak verilebilir, Bkz. B B A -Y /M ü te n e v v î (G ü n lü k) M arûzat , 21 M 1305/no.l58. Encümen-i M ahsus-i Vükelâ’nın 1563/Gurre-i Receb 1313/5 Kanun-i ev­ vel 311 tarihli kararı. B B A -Y /S a d a re t R esm î M arûzat, 2 B 1313/no.l563, Leff.3. Müsveddesi için bkz. B B A -T e za k ir-i Sam iye Dosyaları, (Mazbata), 1536/1563, 5/6 Kânûn-i evvel 311. Belgenin tümü verilmiştir. Bkz. ss. 416 417.

(126)

39

mın sosyal yapıyı belirlediği bir toplumda oluşturabilecekler; tehlikelere de açıktan işaret edilmektedir. Bunun yaraşıra yönetim onlarır. ken-i; nkkalan doğrultusunda «tarihî»1 2 7 ve ayrı bir grup oldukları düşüncesini sab-J e f e k ­ tedir ve bu nedenle de Jön Türk sıfatının kullanımını da yasak-H— Ancak, bütün bu tedbirlere rağmen, bu kimselerin idealime eniği değer­ lerin toplumda; onlardan bahsetmenin bile yasak olmasına ksriikk: belli et­ kiler bıraktıklarını görüyoruz. Nitekim, Meşrutiyetten kısa bir s lr s önce; ihtilâlci hareketin gelişiminden hiçbir şekilde bilgisi olmayan ve akdes-i hümayûnla hazret-i hiiâfetpenâhiye karşı perverde eıdişl menviyât-ı mahsusa-i mel’unânesini izhara çalısdığı ve erbab-ı mel’anet ve rnetsedetin pişvasmdan bulunduğu...»1 3 9 şeklinde suçlamalara muhatap olan Muşhı Mûftizâde Reşid adlı bir zât «muamelât-ı keyfiye»nin ve işkencenin Gulhsre Hattı ile yasaklandığım belirterek, bu belgenin devletin hayat ve saadetin sağla­ yan bir vesika olduğunu ileri sürmüştü.1 3 0 Gene 1901 yılında Zor’a sürülen bir posta müdürünün sorgula masır-a bak­ tığımızda, kendisinin velâdet-i hümâyûn günü konu ile ilgili bir telgrafı aldı­ ğında «...Vah Sultan Hamid, vah milletin başına... Kanun-i Esasî nerede kaldı diyerek bir takım şütûm-i galize ilâvesinden başka neüzibillâh Censb-- Hak­ kın elinden birşey gelmiyor...»1 *1 şeklinde bir ifade kullandığım görüyoruz. Kuşkusuz bu ikinci konu yâni Kanun-i Esasî romantisizmi; çok daha yay­ gın bir hale gelmişti ve kendisini ahrar zümresinin mensubu olarak kabul eden herkes bu gruba ait olmanın simgesi olan sözkonusu belgenin savunucu­ su durumuna geliyordu. Kuşkusuz kitle açısından bu normal bir durumdur, ancak Doktor Nâzım gibi 1895 den itibaren, merkezin en önemli görevlerinde bulunmuş bir kimsenin dahi Kanun-i Esasî’ye ne olduğunu bilmeksizin böyle
«...Jön Türk fırka-i mePunesi bu aralık bir takım vesait-i gayr-ı mc'mûle ile entrikalara başladıklarını ve vücûd-i kemterânemi mekasıd-ı mürettebeîerine mani’-i kavî addetdiklerini...» belirten Halil Rıfat Paşa bunun nedeni olarak Tuna mektupçusu iken Midhat Paşa ile olan tartışmalarını göstermektedir. B B A -Y ıldız Esas Evrakı, (Sadrıazâm Halil Rıfat Psşa Ev­ rakı), 31/1709-3/110/87. (128) BBA-BEO/M ahremâne M üsvedât, no,129. Aynen verilmiştir. Bkz. B. I. Fran­ sızca muhaberatta da «agitator» sıfatının kullanılması karar altına, alın­ mıştır. Bkz. Münir B ey’den, Müfid Bey’e 37/11 Temmuz 1901, Müfid Bey’den, Münir B ey’e 30/17 Temmuz 1901. Paris Büyükelçiliği A rşivi. D.244. (129). B B A -B E O /V G G (2), Kastam onu V ilâyeti Re/t, 157,25 (15 Mayıs 3 2 4 ),/ 249177. (130) B B A -B E O /V G G (2), Kastam onu V ilâyeti Gelen, 153,98 (telg. 25,22 Ma­ yıs 324)/249177. Kastamonu Valisi İsmail Fuad’m Sadaret’e 23 Mayıs 324 tarihli yazısı. (131) Metin; Karesi Posta ve Telgraf Müdiri Süleyman Efendi hakkında, me­ mur Ahmed Hamdi’nin ifadesinden alınmıştır. Bkz. BBA-İrade~Dahiliye, Rebiy’ülevvel 1319/no. 8/436. Konunun ayrıntıları için bkz. BBA-BEO /G elen-G iden, 125905. (127)

40

bir bağımlılık duyması, olayın seçkinler açısından da fazla farklı olmadığını bize göstermektedir.1 5 2 Kendilerini modernleşme taraftarı gören bu kimseler, pek çok yerde Av­ rupa’ma üstünlüğüne, Batı’nm mutlaka örnek alınmasının gerektiğine de işa­ ret etmişlerdir, ileride, bir tek medeniyet olduğunu, onun da Avrupa medeni­ yeti şeklinde ifade edildiğini ve bunu gülü ve dikeni üe almaktan başka çâre bulunmadığını belirterek, büyük tartışm alara yol açacak bir düşünürün İttifaad-ı Osmanî Cemiyeti’nin ilk dört kurucusundan biri olduğunu unutmamak gerekir.1 3 3 Sabahaddin Bey daha açık bir ifade ile «...medeniyet-i garbiye ile münâsebete girişdiğimizden beri memleketimizde bir intibah-ı fikrî gözükü­ yor, bu münâsebetden evvel cemiyetimiz bir hayat-ı fikrî ihtiva etmiyor­ du...»1 3 4 durumu vurgulamaktadır. Gene, merkez yayın organında bir jurnal­ cinin kötülükleri anlatıldıktan sonra «...bu gibilere acımamak elden gelmiyor­ sa da ne çâre ki Frenkler fenni lüzûm derecede kemâle isâi edemediklerin­ den kolayı bulunub da adama namus ve haya bir dürlü telkin olunamıyor...»1 "5 denilmektedir. Nihayet, Jön Türkleri düşünce bakımından fazla tanımayan bir kimseyi oldukça şaşırtabilecek bir Avrupalı tanımını da aynı gazeteye Anadolu’dan gönderilen bir mektupta görüyoruz : «...Avrupalılar daima sokakda başlan semaya doğru itilâhâh olarak vakûrâne yürürler. Şarklılar ise siklet-i istibdad altında ezilen kafa­ larım zeminpest-i esarete eğerek mütczeUilâtıe sürünüyor gibi gi­ derler...»™ Aynı şekilde Şerafeddin Mağmumî, Ali Kemâl gibi Jön Türklerin, Paris ve diğer Avrupa şehirlerinden İstanbul gazetelerine isimsiz olarak gönderdik­ leri mektuplar incelendiğinde; bunların, gördüğümüz «Avrupa usûlü sefaret(132) Şevket Süreyya Aydemir, Doktor Nâzım ile aralarında geçen muhavereyi şöyle nakletmektedir : «— Biz 1293 (1878) Mithatpaşa Kanunuesasisinin iadesini istiyorduk. — Bu Kanunuesasinin (Anayasanın) ana hatları neydi? — Vallahi doğrusunu isterseniz ben bu kanunuesasiyi görmedim. İçinde ne olduğunu da hiç bir zaman öğrenemedim. Ama bizim gençliğimiz­ de, yani biz, Paris’te çalışırken, Ahmet Rıza B ev’in. onu gördüğüne ve okuduğuna inanırdık.» Bkz. Şevket Süreyya Aydemir, S u y u A rayan A dam , (İstanbul:1979), s. 277. Abdullah Cevdet, «Şim e-i Muhabbet: Celâl Nuri Bey’in Geçen Nüshada­ ki (Şim e-i Husûmet’ Makalesine Cevab,» İçtihad, no.89,16 Kânûn-i sânî 1329, s. 1984. M[ehmed] Sabahaddin, «Gençlerimize Mektub: İntibah-ı Fikrîmiz,» T e­ rakki, [no. 1], [Nisan 1906], s. 1. «Havadis,» Osmanlı, no.84, 15 Mayıs 1901-25 Muharrem 1318, s. 8. «Anadolu Mektubları: 3,*- Osmanlı.... no.114, 15 Tâşrin-i evvel 1902, s. 4.

(133)

(134) (135) (136)

41

nâme» uslûbundaıı fazlaca farklılık göstermediği de kolaylıkla gözlenebilir.1 5 1 Burada Avrupalı olmanın özel bir anlam taşıdığına da mutlaka işaret et­ memiz gerekmektedir. Yoksa, ‘Avrupa usûlu’ şeklindeki kullanım, Abdülhamid II ve yönetim kademelerinin de tercihi durumundadır. Nitekim, Şehre­ maneti kayıtlarını incelediğimizde «Avrupa’da olduğu gibi»1 3 8 veya «Avrupa’ nın bazı şehirlerinde olduğu gibi»1 3 8 şeklindeki anlatımlar sayılamıyacak ka­ dar fazlalık göstermektedirler. Kendilerini, Jön Türk veya ahrar olarak ta­ nımlayan kimselerin ise sözkonusu ifade ile Avrupa’da gelişen düşünceler çerçevesinde, yeni bir sosyal ve siyasal yapı oluşturmayı kastettikleri açık­ tır. Ahmed Saıb Bey’in ifadesiyle «...çünkü Devlet-i Aliyye, idaresini Avru­ pa usûl-i cedidesi üzere tanzim ve medeniyet-i haziranın üss-i esası olan ulûm ve fünûn-i mütenevvîayı bir kere ta ’mim eylerse...»1 4 0 mesele çözümlenmiş olacaktır. Görüldüğü gibi, ‘Bilim’ in Jön Türkler üzerindeki etkisinin devamlılık arzeden bir konu olduğunu farketmek pek de zor değildir. Ancak, artık —istisna­ lar haricinde—1 4 1 Yeni Osmanlılar tarafından yapıldığı gibi bir bağdaştırıeılık fikri görülmez. Ve bu gibi teoriler âdeta Thomas Moore’un, Utopia’sımn da­ ha sonra gördüğü tepki benzeri «güzel» fakat «realiteye uymadığı için acına­ cak» kuramlar olarak yorumlanmışlardır. Maddî anlamıyla «bilim» herşeyin temeli olarak kabul edilmeye başlanmıştı ki bu yaklaşımın Jön Türkler ta ra­ fından ulaştırıldığı nokta kolay kolay tasavvur edilebilecek gibi değildir. İle­ ride kuruluşunu inceliyeceğimiz «İttihad-ı ösmanî» Cemiyetinin çok az yazan Mehmed Reşid ve daha ziyade siyasal örgütleyici olarak ön plâna çıkan îshak Sükûti dışındaki iki kurucusunun; yâni İbrahim Temo ve Abdullah Cev­ det Beylerin Mecmua-i Fünûn'un devamı sayılabilecek ansiklopedisi dergile­ rin başyazarları olduğu unutulmamalıdır.
(137) Bkz. Şerafeddin Mağmumî, Paris’den Y a zdıklarım , Matbaa-i Kibâre, (Mısır-eî-Kahire: 1911/1329), Şerafeddin Mağmumî, Seyahat Hatirâları, Aded: 2, B rü ksel ve Londra’da, (M ısır-el- Kahire; 1326/1908), Şerafeddin Mağ­ mumî, Seyahat Hatıraları, Aded:3 Fransa ve İtalya ve İsviçre’de, Matbaa-i Mukaddad, (M ısır-el- Kahire 1330/1914). Ali Kemâl, Paris M usahabeleri, Matbaa-i İkdam, C.I, Dersaadet, 1329, C.II, Dersaadet, 1331. İfade mezbaha ve umumî hayvan deposu yapımı için kullanılmıştır. Bkz. B B A -B E O /Ş eh rem â n eti Giden, 689-27/7, 265-(14 Ağustos 1311)/50518. B B A -B E O /Ş eh rem â n eti G iden. 689-27/7, 137-{8 Mayıs 1311)/46881. Ahmed Saib, R eh n ü m â -yı İnkılâ b > (Mısır:1318), s. 37. Fikir Asya’da da AvrupalIların sürekli kazandıkları; dolayısıyla Avrupalı olmaktan başka çâre kalmadığı şeklinde dahilî basında da işlenmiştir. Bkz. Nüzhet, «Coğ­ rafya:S i y a m ’d a Terakkiyat-ı Medeniye.» Resim li Gazete, Aded, 17, 4 Tem­ muz 1307, s. 204. «Adam Olalım,» Osmanlı, no,102, 15 Şubat 1902-7 Zilkade 1319, s. 5: «...Y i­ ne o vaktde Avrupa ulûm ve fünûn ve sanayi’de bizden çok ileri idiler. Fakat OsmanlIlarda Avrupalılarm haiz olmadıkları veyahud haiz olma­ ğa başladıkları bir haslet var idi ki o da ahlâk-ı fâzıla ve m etin e idi. Hep bu ahlâkın saflığı ve düzgünlüğü yüzünden bize mukavemet edecek bir kuvvet tasavvur olunamazdı...». .

(138) (139) (140)

(141)

42

Bu alanda kuşkusuz en çarpıcı örnek olan Abdullah Cevdet, evvelce M'ecmua-i Fünûn’da gördüğümüze benzer; fakat daha açık şekilde; «Herkes İçün Kimya» dersleri yayınlarken,1 4 2 İbrahim, Temo’nun katıldığı ilk yazın tartış­ ması sözkonusu dergilerde kendilerinden çok daha fazla yazan bir diğer önemli İttihatçı; Şerafeddin Mağmumî’nin aşk olayını kalbe atfederek fiz­ yolojik bir cinayet işlemekte olan şairlere karşı yazdığı bir yazının1 '* 3 savunu­ su ile olmuştu.1 4 4 Mağmumî’nin bir başka yazısından alman aşağıdaki örnek; sözkonusu yaklaşımı bize göstermesi bakımından oldukça yararlıdır: «...Ya Kimya! Ya Kimya! İki renksiz mayi’i birbirine karışdırub, ani­ de elvân-t âdide ve havass-ı muhtelif ey e malik ecsâm-ı sairenin te­ şekkülünü, iki zehrin imtizacıyla berbad bir zehrin ortaya çıkmasını, ateş içinde suyun tecemmüd edüb suyun derununda alevin zuhuru­ nu görmek gibi en derîn hissiyatı uyandıran birşey var mı? Bu acar ibai-ı fenniye ve muâmelâl-t kimyeviyeyi temaşâ etmekten âlâ bir manzara-i şairane tasavvur olunabilir mi?... Bir sinek üzerinde ve tüyleri arasında taayyüş eyler birçok hayvanat bildiriyor. Yeniden yeniye âlemi keşf, havanın bile orman ve denizler gibi bir meydan-% mübâreze-i hayat olduğunu gözümüzle isbat etdiriyor... Eski şair­ lerin bize terk etdiMeri eş arı nazar-ı müdekkikâne ile mütalâa edüb bîr fikr-i sahih hâsıl etmek gayr-ı mümkündür. Kimi şiiri o kadar büyültmüş , o kadar büyültmüşdür ki, nihayet tabn addetmeyüb bahşâyiş-i ilâhı derecesine geçirmiş ve çalısmağla, çabalamağla ele getirilemeyeceğini iddia eylemişdir. Umumiyetle şiir-i atik ve hâzır hakkında söz söylemek lâzım gelirse, suret-i tahrirlerinden sarf-t nazar, mefhumları nokta-i nazarından tercüman-ı aşk ve muaşakanâmeden başka birşey diyemiyeceğiz. Kütüphanelerde boş yere yer kapl-ayan divanlara bir göz gezdiriniz. Birkaç kaside ve mersiyeden başka diğerlerinin kâffesi aşk üzerine müessesdir... Şimdi bu tasav­ vur ve teşbihin neresi akla yakın, neresi fenne muvafık, ne sebeb *
<142) Bkz. Yukarıda, n./39, A[bdullah] Cevdet, «Muktesebât-ı Fenniye:Herkes İçün Kimya,» M usavver Cihan, no.4, 11 Eylül 1307-19 Safer 1309 v.d. A h­ met. Rıza Bey ise konuya duyduğu ilgiyi şöyle dile getirmektedir: «...Eski evrakımı tanzim ederken kırk sene evvel Bursa İdadisinde okutduğum derslerin müsveddelerini buldum ... O tarihden beri fünûn ilerledi. Hergün yeni birşey keşf ediliyor. Fennin vâsıl olduğu derece-i tekâmülden ben haberdâr değilim. Çünki, yeni keşfiyatı yakından ta’kib etmedim, edemezdim. Bir insanın ömrü yalnız kimyada vuku’a gelen terakkiyatı ta’kibe ancak kifayet eder...» Ahmed Rıza B ey’in evrakı arasındaki ta­ rihsiz bir kâğıttan aktarılmıştır. A hm ed Rıza B ey E vrakı/Ö zel Arşiv. B en­ zer eğilim yalnızca merkezde değil çevrede de yaygınlaşmıştır. Bkz. «Hikm et’den: Umuma Yarayan Dersler,» Nilüfer, [Bursa], no.l, 1 Rebiy’ülevveî 1305, s. 8. Şerafeddin Mağmumî, «Kalb ve Dimağ,» Maarif, no.32, 12 Mart 1307, s. 83. t[brahim ] Edhem [Tem o], «Tagaddi ve Devam -ı Hayat,» M usavver Ci­ han, no.31, 25 Mart 1308-9 Ramazan 1309, s. 242/n.l.

(143) (144)

den fikri okşuyor?... Mutlaka bir insanın şair olması manzum ve yalan söz söylemeye mütevakkıf. Ne boş fikir?! ...Az çok şiir-i ha­ kikî pek çok fevaidi müstelzimdir. Efendim bir âdi şair tabiatı temaşâ, hedayıi hayretle seyreyler. Bağlık, bağçelik bir mahallin sa­ bah letafetini veya bir çiftliğin akşamını hayvanların dönüşünü ya­ zar. Herkese beğendirir. Fakat o bağlardaki üzüm 'kütüklerine veya o çiftliğin hayvan veya tarlasındaki ekinlere bir hastalık ârız olur. Ey Karı !! Bakalım bizim şairin tavsif nâmesini hastaların başucunda yiiz d efa okuyunuz, bir faide görülür mü? Ne gezer? Şair bile teessüf izharından başka birşey yapamaz. Halbuki ciddiyetle uğra­ şan bir hekim, bir şair-i hakikî o bağlan, o hayvanlan ve o bedayı î-i mükevvenâtı âdi şair gibi yalnız bir hayretle temaşâ edüb uzun ve yalandan ibaret bir tavsifnâme yazmakla iktifa etmemişdir, On­ ların suret-i hilkat ve esrar-ı taayyüşlerine vukuf kesbederek dört satır — ruhsuz diye itham etdiğimiz— yazı cevheri btrdkmtşdır. îşie hastalık zamanı o dört satırın icabınca hareket edilse bağlar, hay­ vanlar hastalıkdan kurtulur. Bakınız ki kıymeti ne kadar büyük, Şi­ ir-i atik ve hâzır yâni âdi, insana ne ekmek yapabilir, ne elbise giy­ dirir, ne vesait-i medeniyeyi tedarik edebilir. Hakikî şairler, yâni ciddiyat düşkünü mütefenninler, vapurları, telgrafları, şimendüferleri usûl-i ziraat ve san’at ve ticarete aid bunca vesaiti bulmuştur ve levazımat-ı insaniyeyi meydana getirmeğe çabalamışlardır. Ve el’an da taharriyatla uğraşıyorlar Mağmurnî’nin uslûbunun çarpıcılığı onun çok uç bir örnek olduğu kanaati­ ni uyandırabilir; ancak, bizzat Sultan'm kütüphanesine giren eserlerde de aynı temanın işlenmesi yaklaşımın yaygınlığını göstermektedir: «,..Bu günkü terakkiyat-î -medeniye-■ ulûm-i-riyaziye sayesinde■ husûl bulmuştur. Bu sebeble ulûm ve fünûn müessisliğî şerefi her fenn ulemasından ziyade ulûm-i riyaziyeyi vâsü-ı mertebe-i kemâl eden erbâb-ı fetanete aid olmak lâzımdır. Çünki ne (Sokrat) ne (Eflatun)un ve nede (Aristo}nun bir ta(145) Şerafeddin Mağmumî, Başlangıç, İstepan Matbaası, (İstanbul:R.1306-H. 1307), ss. 66-75. Krş. aynı eser, ss. 22-23: «...Aşk ruh gibi mühim bir mese­ ledir. Fakat üdebânın dediği gibi aşkı anlamağla herşeyin hakikatine er­ mek icab etm ez... Aşk nedir? Kim ne derse desin mezhebimce aşk yarım cinnetdir. Menba’-i a k lü fetanet ve m erkez-i ihtisas olan dimağın tefekkürât-ı daime ile sathını ince bir tabaka-i mayia kaplamasıdır. Bu da akla karayı ayırd etmeğe vasıta olan tasavvurat-ı dûr-endişâneyi men’ eyler ki işte aşkın, h âl-i tevellüdisi bu suretledir. Zaten cinnet nedir? Bir nokta üzerine sarf-ı efkâr ederek kanın şiddetle gûhvâre-i a k lü iz’an olan kafaya yürüyüş etmesine sebebiyet vermek değil m i?....s Benzer bir ta­ nım bir süre önce diğer ansiklopedik amaçlı dergilerden birisinde veril­ miştir. Krş. «Aşk,» Kırkaribar, [no.17], 1290, ss. 3-15.

44

kim hayalâtdan ibaret bulunan mesalik-i felsefesinden hiçbirini te­ rakki;/at-1 fenniyeye ve bu sebeble terakkiyat-ı medeniyeye velev dolayısıyla olsun bir hidmet edememişdir. Her hakikati meydana, çıkaran ulûm-i riyaziyedir. Her fennin esası ve ruhu ulûm-i riyaziyedir. Buna nisbeten fünûn-i saire derece-i saniyede kahr .. ,»î< 6 «Biîim»e sözkonusu şekilde yaklaşımın; beraberinde içinde yaşanılan evreni maddî biçimde açıklama davranışı getirdiği açıktır. Nitekim bunu yap­ mayan düşünceler ahrar adı verilen kimseler tarafından fazla bir açıklayıcılığa sahip görülmemiştir. Abdullah Cevdet, Mağmumî'nin istediği tarzda şürler yazdığında, bu konuya açıktan işaret etmektedir: (.(Bir gece eylerken göğü temaşâ, Düşündüm hilkati ben basdan başa. Gecenin o azametli sükûnu, Yâdıma getirdi nice şu unu; IÂ-yetenâhiyyet oldu hande-ver, Yokluk fikri ise oldu mükedder; Beynimin zerratı idüb ihtizâz Söylendim şu yolda bî söz ü güzâr: Ezeliyet sözü gerçi karanlık Odur yine ancak hürmete lâyık. Vardı, var eşya her zaman olacak; Milyarlarca âleme can olacak, Değişir görünür, değişmez cihan; Mahv olmuyor birşey oluyor nihan. Hareketdir hülâsa-i kâinat; Kimya etmekde bu kavli isbat. Bir şey, ki olamaz adîm-i mutlak; Olur mu ona bidayet olmak! Bugün yarın demek nedir ki zaten: Doğar bir fikretdir her hareketden. Ey zemin sen bizim maderhnizsin, Ey zemin sen bizim makberimizsin. Diyemem ki fakat diğer kürreler, Üzerinde bizim gibiler besler.
(146) Erkân-ı Harbiye Yüzbaşılarından Ömer Subhi bin Edhem, Y un a n ista n -ı K adîm M ader-i M edeniyet Midir? İÜK-TY/3225, v. 12/a. Krş. «îlm -i K i­ tabetin M ekâtib-i Askeriyece Lüzûmuna Dair Bir Genç ve Zeki Zabitin Mütalâas’dır.s- Resim li Gazete, Aded. 2, 21 Mart 1307, ss. 17-18. ve Genç ZabU, «Fenn-i Kitabetin Lüzûmuna Dair Olan Makaleye Zamime,» R e ­ sim li Gazete, Aded. 6, 28 Nisan 1307; ss. 78-79.

45

Ey bu kürremizi kaplıyan nesimi Ey güneşden gelen ziya-i besim! Dürlü dürlü hesaisde mihroblar, Ki her zîhayaiı eder şûre-zâr! Sîzsiniz bizlere menba’-i hayat, Sîzsiniz bizlere dâî-i memat.»1 1 * ’ Nitekim, İttihad-ı Osman! Cemiyeti’nin kuruluşunun da, bu düşüncelerin çok yoğun biçimde tartışıldığı bir okul ortamında olduğunu göreceğiz.1 4 8 Tan­ rının varlığı üzerinde yoğun tartışmaların yapıldığı ve bu tartışmaların ge­ nellikle, biyolojik materyalistlerin zaferiyle sonuçlandığı bu okulun1 4 9 (Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne) siyasal muhalefet merkezi olmasının temel nedeni de materyalizmi benimsemelerinden dolayı içinde yaşadıkları toplum değerleri ile korkunç bir çatışmaya düşen bir tipi ortaya çıkartmasıdır. Kuşkusuz bu «tip», batılılaşma sonrası ortaya çıkan «yeni adam» ile benzerlik göstermek­ tedir. Ama, uslûbu, olaylara bakış açısı çok daha keskin olmaktadır ve top­ lumu tamamen bir din-bilim çatışmasının ortaya çıkarttığı denge olarak al­ gılamaktadır. Osmanlı yönetiminin temsilcileri Ahmed Rıza Bey’i tanımla­ mak için «cenâb-ı rabb-ül âleminin varlığını neüzibillâh inkâr ve iman ve iti­ kadı olma [yani» sıfatlarını kullanıyorlardı.1 5 0 Diğer Jön Türklere de, arada sırada yakıştırılan bu tür sıfatların1 5 1 onları fazla üzmediği kendilerinin kul­ landıkları ifadelerden anlaşılabilir. Nitekim, Âkil Muhtar Bey’in bir özel mektubunda «Çok şükür (Allaha değil ha!) dün imtihanları bitirdim»1 5 2 şek­ lindeki anlatımı; Abdullah Cevdet Bey’in, Alfieri’nin kitabındaki İslâmiyet eleştirilerini aynen çevirememekten dolayı büyük üzüntü duyması;1 6 3 Ahmed Rıza Bey’in kardeşine yazdığı mektuptan :

(147) (148) (149) (150) (151)

(152)

(153)

Abdullah Cevdet, Ma’sûm iyet, Istepan Matbaası, (îsta n b u k lS ll), ss. 18-19. Bkz. M. Şükrü Hanioğiu, A bdullah C evdet ve D önem i..., ss. 5-25. Rıfat Osman H ayatım ve Hatıratım , C.I, Cerrahpaşa Tıp Fakültesî-Tıp Tarihi ve Deontoloji Enstitüsü Yazmaları, no.213/69, (1921-), ss. 48 v.d. Paris Sefaretinden 38/22 Nisan 96, Münir imzalı, yazı. P arislSefaretiyle M uhabere D efteri], B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 36/2468/141/XII, Lûtfullah Bey için «dinsiz» sıfatının kullanımı için bkz. Âsim B ey’denParis Sefareti’ne 165/10 Temmuz 1903 tarih ve numaralı telgrafnâme müsveddesi. Salih M ünir Paşa E vrakı/Ö zel A rşiv. Âkil Muhtar Bey’den-îshak Sükûti’ye, 21 Teşrin-i evvel [18] 98, [Cenev­ re], A r k iv i Ç endror Shtetero r i R epublikes Popullore Socialiste te S h q iperise, 19/106-1//471 -378. Yazarın yaklaşımını daha kapalı bir ifade ile belirtmesi için bkz. Âkil Muhtar, «Talim ve Terbiye: Doğru Düşünmek Niçün Gayet Güçdür?,» T ü rk Y u rd u , C.II, no.20. (1328), ss. 612-618. Abdullah Cevdet’den-Ishak Sükûti’ye, 21 Kânûn-i evvel 1897, Cenevre, A r k iv i Qendror.., 19/106//(186): «Alfieri’nin De la[sic!] Tyrannie ûnvanlı eser-i meşhurunu tercüme etdim. 3:4 aydan beri uğraşıyorum. Dün ter-

tımiiuumuuumOiMHMHii

46

«....Benim Nazik Karındaşım Fahirem,

Hazret-i Muhammed’in güzel sözlerinden biri de ‘Beşikten me­ zara kadar ilmi taleb ediniz’ kelâm-ı hikmetidir. Halbuki bu büyük nasihati o bizim kahrolacak cahil imamlar, softalar: (İlimden murad Kur’an, ilm-ihâl okumakdır) diye tağyir etdiklerinden vaktiyle yâni Hazret-i Muhammed zamanında ve biraz sonra Arablar beyninde hendese, cebir, hey’et, coğrafya. tıb gibi fünûnda mahir birçok meş­ hur âlimler yetişmişken bin sene sonra Ümmet-i Muhammed üç bu­ çuk guruşluk alış verişin hesabını bakkal Yorgi’nin çırağına yay­ dırma derecelerine tenezzül etdi. çünki o garb âlimlerinin fenne da­ ir yazdıkları birçok kitablan kimse eline almadı. îhn-yukanda de­ diğim gibi- mızrakli ilm-ihâldir denildi, Lâ’net olsun, üm-ihâllerinin mızrağı....... girsin. Alçak herifler koca ümmetin mahv ii perişan olmasına sebeb oldular! Şirvan, Türkistan tarafındaki İslâmî Rusya bitiriyor; Hindistan’ın ahali-i müslimesi İngilizler elinde azalıyor, Cezayir ve Trablusgarb’da vaktiyle birkaç yüz cami’ varmış. Fran­ sız terbiyesiyle büyüyen İslâm çocukları cami’ semtine uğramadıklarmdan nihayet camilerde sıçanlar cirit oynamağa başlamış. îngilizler henüz M mr’ı zabtetmedilerse de birkaç sene sonra onlar ora­ nın, Fransızlarla İtalyanlar da Sııriya ile tekmü Arabistan’ın sahibi olacakları gün gibi görünüyor. İslâmlar bugün Ydhudiler derecesine indiler. Bana sorarsan: Maarif ve malûmat nokta-i nazannca Yahu­ dilerden elbet aşağıdırlar. Ümmet dağıldı, zayıfladı, bundan sonra toplanması, kesb-i kuvvet etmesi mümkün değildir. Bir başda hu­ rileri, soğuk şerbetleri, akarsuları olan cennetin yolcuları gitdikçe azalmaktadır. Ben kadın olsaydım dinsizliği ihtiyar ederde İslâm oltasını istemezdim: üzerime üç karı ve istediği kadar odalıklar ab masına cevaz veren kocama cennetde huriler hazırlayan, başımı, yü­ zümü dolab beygiri gibi örtdürdükden ma’ada beni her bir eğlence­ den'm en’ eden kocamı boşayamamak, döğerse sesimi çıkarmamak gibi daima erkeklere hayırlı, kadınlara muzir kanunlar vaz’ eden bir din benden uzak olsun derdim. Tuhaf! Bu da bir nev’ sinir hastalığı olmalı, dine dair bahs açıl­ dı mı kendimi zabta muktedir olamıyorum... Zaman böyle kalmtya-

cüme reside-i hadd-i hitâm oldu. Bakalım nasıl basılacak. Cemiyet ken­ di hesabına basdırmak içün imlâsının bâzı Muhammediyete dokunan yer­ lerinin ta’dil ve tayym ı isteyecekdir. Buna benim gönlüm razı olmaz. B u­ nun içün reyin nedir?....» Cemiyet fikirlere kuşkusuz iştirak etmekle bir­ likte halktan gelebilecek tepkileri gözönüne alarak bu bölümlere savunu­ cu notlar ilâve ettirmiştir. Bkz. V. Alfieri, îstibdad, Tercüme Eden: Abdul­ lah Cevdet, Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti Matbaası, (Cenevre: 1317), ss. 115-118/n.

47"

cak Fahirec 'ığim, ne faidc ki biz erken veyahud bahtsız bir memle­ ket de doğmuşuz!...»15 4 aldığımız yukarıdaki parça yaklaşımı bize göstermektedir. Kuşkusuz sözko­ nusu eğilimler Şakir P aşa’mn Dürâs-i Hayat-ı B eşeriyeti gibi Claude Bernard’dan çıülhem kitaplarının üzerlerinde büyük tesirler oluşturduğu tıbbiyelüerde daha belirgin bir biçimde ortaya çıkıyordu.1 5 5 Gene bu okuldan yeti­ şen bir Jön Türk’ün, Bosna’da kendilerini Katolik yapmağa uğraşan papazlar hakkında şikâyette bulunan bir okuyucuya1 5 6 verdiği cevap şöyledir: «. .Aziz Dindaşlar, me’yus olmayınız, $ ■ izi rahatsız eden bu Kato­ lik papa şiarı bir zamanlar koca Fransız milletini birbirine katarlar­ dı. Fakat bugün ilm ü muarefetle tenevvür etmiş olan o koca millet bu papasları memleketden koğdu. Daha doğrusunu isterseniz bu gürûh-i lâ-ıjetelhûni Fransız milletinden ziyade Framanın ilm ii ir­ fanı ve Paris’in o mükerrem Sorbonne Dar-iil-fünûnu. mektebleri koğdu..., Zulmet-i cehl ve nâdânî içinde kalan milletler daima bu belâlara mahkûmdurlar...»1 5 7 Nihayet aşağıda önemli kısmını verdiğimiz parça : I — Yemeği ziyadece çiğnemeli... yemekte su içersen de yemekten sonra üç saat su içmemelidir.
<154) Ahmed Rıza B ey’den-Kardeşi Fâhire Harum’a, 27 Kânûn-ievvel 1885 Pa­ zar, Paris. A h m e d Rıza B ey E vra kı/Ö zel A rşiv. Ahmed Rıza’nm yaklaşı­ mı açısından krş. Ahmed Rıza B ey’den - Kardeşi Fahire Hanım’a, Paris, 4 Teşrin-i evvel 1883, no.49, tarih ve numaralı mektup. «...O çocukluk­ lardan vazgeç namaz kılacağım diye ayaklarım üşütme, namazına, orucu­ na itirazen ara sıra yazdığım şeyler biliyorum ki gücüne gidiyor seni hid­ detlendiriyor... Ah Fahireciğim seni anlamıyarak okuduğun Kur’an’dan, dünyadan ve ne olduğunu bilmeyerek inandığın eennetden hasılı itika­ dında ne kadar mukaddes şey varsa hepsinden ziyade severim....» Gene Krş, Ahmed Rıza Bey’den - Fahire Hanım’a, no.45/Paris, 21 Temmuz 1883 ve no.71/Paris, 3 Mayıs 1885 tarihli mektuplar. A h m ed Rıza B ey E v ra k ı/ Özel A rşiv. Miralay Mehmed Şakir (M uallim-i fenn-i menafi’-ül-âzâ der M ekteb-i Tıbbiye-i Şahane), D ürûs-i H ayat-ı Beşeriye, İlâveli İkinci Tab’, M ekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne Matbaası, (Dersaadet:H. 1319/R.1317), özellikle bkz. Mü­ şahede ve Tecrübe bölümü, ss. 15-18, Makine~i beşeriye yâni insan... bö­ lümü, ss. 19 v.d; ss. 20-21s Jön Türkleri çok etkileyen Moieschott’un fikir­ leri için ise bkz. ss. 25 v.d. (Kitap, Claude Bernard’ın, L ’introduction a VetuAe de la m edecine ezperim en ta le adlı eserinin ilâvelerle uyarlama­ sıdır.) Boşnak, «Mektublar:l Bosna-Hersek’den,» R um eli [F ilibe], no.8, 13 Kânûn -i sânî 1321-2 Zilhicce 1323, ss. 3-4. [Edhem Ruhi], «Rumeli,» R um eli, no.8, s. 4.

(155)

(156) (157)

48

3 — Midenin üstüne yânı yüzükoyun yatmamalısın. Yatakta göğüs daima serbesi kalmalı. Hem mide rahat etmeliL hem göğüs ra­ hat nefes almalıdır. Daima yan yatılmalıdır. 4 — Yalnız bir dürl-ü yemek yememeli... 5 — Karnınızı sıkı sıkı doyurmamak... 6 — Günde mutlaka bir kerre büyük su dökmelidir.... 8 — Vücut, fikir hareketsiz 'kalmamalıdır. Daima hem vücut, hem dimağ biraz yorulmak ........ Vücut, bir çok hücrelerden (celinle) yâni ufak hayvanlardan mürekkebdır. Biz nasıl sıhhatimizi seversek onlarda öylece sıhhatlerini isterler. Chmn içün çalışırlar. Demek ki vücûdu­ muzda iyiliğimize çalışan o kadar mahlûk bulunduğu halde, bizim hasta olmamız dikkatsizliğimizdendir...,»1 5 8 bir hıfzısıhha kitabından alınmamış olup, Adana Hapishanesinden gönderilen bir Jön Türk mektubundan nakledilmektedir. Hapishanede siyasal konular­ dan ziyade bu tür mevzular üzerine düşündüğünü belirten bu Jön Türkün du­ rumu, karşı ksrşıya bulunduğumuz kimselerin düşünce sistemleri hakkında bize oldukça iyi bir fikir verebilmektedir. Bu kimseler, ilk olarak Batılılaşma hareketinin birer izleyicisıydiler1 5 9 . ikinci olarak, onların nazarında bu hareket toplumda dinin oynadığı rollere bilimin geçirilmesi ile başarıya ulaşabilirdi. Bu görüş ise doğal olarak top­ lumun bir din-bilim çatışması üzerine kurulu olduğunu varsaymaktaydı.1 6 0 Top­
(158) Dr. Tevfik Nevzad’m, Adana Hapishanesinden başlıklı, Ruhum, şekerini, canım Benâlim hitaplı, tarih bulunmayan [1906?] mektubu, s.l. Krş. Ada­ na Hapishanesinden başlıklı, Ruhum Cemilem hitaplı, 16 Teşrin-i evvel tarihli mektubunu aldım şeklinde bir ifadenin yer aldığı talihsiz m ek­ tup: «...İnsan günde hararet ve faaliyet suretiyle üç bin iki yüz kalori sarf eder. Şimdi bunu biraz izah edeyim. Malûmdur ki soğuk havayı te­ neffüs ediyoruz, ağzımızdan çıkarken sıcak olduğunu görüyoruz. Vücûdu­ muzdan çıkan mayilerin, ifrazatın sıcak ‘ olduğunu hissediyoruz. Elhasıl, vücûdumuzda daima bir sıcaklık, bir hararet olduğu malûm. İşte bunları biz gjdalarımızdan alırız. Gıdaların hepsi, hayattan ibaret olan bu hara­ reti muhtelif surette tevlid ederler...». T e v fik N evzat B ey Evrakı. Sayın Benâl Nevzat Arıman’dan tem in edilmiştir. (159) Bu konuda çeşitli yazılardan alıntılar yapılmıştır. Özellikle şu yazılara bakılabilir: «Derdimiz.» Osmanlı, no.Sl, 1 Kânûn-i sânî 1900-1 Şa’ban 1317, s. 4, «Şark ve Garb.» Osmanlı, no.117,1 Kânûn-i sânî 1903, s. 2, «Paris Sergisi,» Osmanlı, no.70,15 Teşrin-ievvel 1900-19 Cemaziy’ülâhîr 1318, ss. 7-8, «Japonya Yirminci Asrın Mader-i Hürriyetidir,» Balklan ,* no.441, 30 Nisan 1324, s. 1, «Nazar-ı Siyasî,» Osmanlı, no.12, 15 Mayıs 1898-26 Zilhic­ ce 1315, s. 2. (180) Konu. Jön Türk basınının ilgi alanlarından birisidir. Bkz. «Din ile Me­ deniyet Gavgası,» B alkans, no.88, 6 Teşrin-i evvel 1322, s. 1. E lm üeyyed’aen nakledilen yazıda, Avrupa’da medeniyetçiler ile dindarlar kavgasını birincilerin kazandığı bu durumun, Islâm âlemine de sıçradığı ancak özel­ liklerin farklı olduğu anlatılmaktadır.

49

lumu çeşitli grupların kendilerine düşen payları aldıktan sonra, âdil bir yö­ netim altında denge içinde bir sistem olarak kabul eden Osmanlı geleneksel düşüncesi1 6 1 gözönüne alındığında, bu fikrin ne kadar keskin olduğunu anla­ mak daha kolay olur. Bunu, Hegel’in düşünce tarihine getirdiği çatışmacılık fikrine karşı, modern liberalizmin toplumu normal paylaşımda sorun çıkma­ yan durağan bir denge olarak kabul etmesine benzetebiliriz. Nitekim, daha sonraki yıllarda din-bilim çatışması konusunda Türkiye’de en kapsamlı kita­ bı yazacak olan kimsenin, eski bir Jön Türk olması bu durumu bize göster­ mektedir.1 6 2 Yalnız iktidara yaklaştıkça; Jön Türkler, din kurumu ile uğraş­ manın ne kadar zorlukları içerdiğini daha yakından görmeye başlamışlar ve bu konuda ister istemez uzlaşmacı tutumlar içine girmişlerdir. Ancak; dinbilim ikilemi dışında; bir çatışma fikri Jön Türklerin aklına hiçbir zaman gel­ memiştir. Toplumda bu tür çatışmayı doğuracak bir tabakalaşmanın bulun­ maması da bu durumun sebeblerinden birisidir. Bizzat Jön Türklerin de be­ lirttikleri gibi: «....Malûmdur ki bugün Fransa’da varidat üzerine vergi tarhı, ame­ lenin tekaüdlüğü meseleleri ıslâhatın en âli akşamından addediliyor. Hattâ bu iki mes’elenin kabulünü Fransa gazetelerinin kısm-% âzâmt sosyalistliğin artık mevki’-i icraya konulması gibi telâkki ediyor. Bir kene düşünelim: Bizim millet meclisinde biçâre amelenin teka­ üdlüğü hakkıyla, varidatdan mu’tedil bir vergi almak teklifleri mev­ zu’bahs edilse şübhe yok ki ilk müzâkerede kabûl olunur. Zannede­ riz ki esbâhı ne olursa olsun aradaki fark gayet azimdir. Görülüyor ki Fransa’yı endişe-i istikbâl ile düşündüren bir mesele bizde vukuat-ı âdiye sırasına geçebiliyor, İşte bu nikat-ı nazar (Şûra-yi ü m ­ m etin ruh-î neşriyatıdır Jön Türklerin propaganda ve yorumlarını belli bir alana tahsis etmele­
(161) Örnek olarak alınabilecek, Siya set-i M edeniye H akkında Risâle (Abdülhamid. I dönemi yazılm ıştır), İÜK-TY/6950, v.22/a-b de şu şekilde bir tas­ nif yapılmaktadır: 1. Kalem erbabı, erbab-ı ulûm ve maarif, fukaha, kuzzat, 2. Miiceddidân ve gazagân, 3,Tüecar, bezirgan, erbab-ı hırfet ve erbab-ı sınaat, 4.Ziraat,... Daha sonra ise bunların birbiri içinde uyumlu ol­ ması, hiçbir şekilae birisinin diğerine hakim olmaması istenmektedir. Krş. A bdülaziz D önem inde Y azılan B ir Risâle, Topkapı Sarayı Kütüphanesi, M.R. 925 passim. Abdülhak Adnan Adıvar, Tarih Boyunca İlim ve D in ; C. I, İptidadan XI X. A sra Kadar, (İstanbul:1944), C.II, XIX. ve X X . Asırlar, (lstanbul:1944), C.I, s. IV'deki ithafta yazar şöyle bir ifade kullanmaktadır: «...Tıp talebe­ si iken, modaya uyarak L[udwig] Büchner’in Force et M atiere’i ile Jean Jacques Rousseau’nun Confessionslarmı okuduğumu hatırlıyorum. Gör­ düm ki bu okuduklarımın en büyük kısmını unutmuşdum; fakat hatırım ­ da kalan bir şey vardı: Onlan okuduğum zamanlar fikren en rahat za­ manlarım id i...... «îfade-i Mahsusa,» Ş û ra -yi Ü m m et, no.133, 15 Nisan 1908, s. 1.

(162)

(163)

50

rinin nedeni zannedildiği gibi onların Avrupada gelişen çeşitli düşünce sis­ temlerinin farkında olmamalarından kaynaklanmaz. Nitekim 19G8 Meşrutiyeti gibi siyasal bir olay gerçekleştiğinde, tıbbiye talebeleri yirmi yıllık düşleri­ nin kutlanması için yapılan törenlere «Le salut de la Nation, c’est la Scien­ ce»1 6 4 yazılı bir bayrakla katılmışlardı. Bu da onların beklenti ve algılamala­ rım bize ilginç bir biçimde gösterir. JÖN TÜRK DÜŞÜNCESİNE HAKİM OLAN VE «BİLİMsE BAĞLANAN KURAMLAR: ‘Bilim’ ile bir milletin kurtuluşunun nasıl mümkün olabileceği gibi bir so­ runsalı, Jön Türklerin iki şekilde işlediklerini görmekteyiz. Bunlardan birin­ cisi, kuşkusuz kendilerine çok uygun düşen bir fikir sistemi ile toplumun açık­ lanmaya çalışümasıdır. Bu da kendilerine istekleri doğrultusunda bir çerçe­ ve çizen «Sosyal Darwinism»den başka bir düşünce değildir. Genel olarak Darw!nism’in tıbbiyeliler aracılığıyla, Türk aydınları arasında hızlı yayılışı­ nı biliyoruz.1 6 5 Biyolojik materyalistlerin, Tıbbiye’ye giren dindar öğrencile­ re; inançlarmı değiştirmek için ük elde Darwin’in kitaplarını okutmaları bu durumu teyit etmektedir.1 6 6 İşte Jön Türkler arasında çok sınırlı eleştirilerine ancak halkı etkileme amacını taşıyan yazılarda rastladığımız bu düşünce­ nin1 6 7 toplumsal yaşama uygulanması, Jön Türkler tarafından sık sık işlen­ miştir. Ahmed Rıza Bey’in ifadesiyle :
Dünyada herşey bir kanun-i tabii dahilinde tebeddül ve terak­ ki etdiği gibi Usan da zaman ve m evkiin ihtiyacına göre tahavviil yâni her kavmin lisan-ı mahsusu ihtiyac-ı tahmine göre teşekkül ey­ lediğinden cemiyetler beyninde miinâsebât ve mürselâtın teksiri keş(164) «Les Manifestations,» Le Moniteur Oriental, 27 Temmuz 1908. Mekteb-i Tibbiye’de yapılan törende ise «Le Science fait le. salut des peuples> şek­ linde bir-flam a hazırlandığını görüyoruz. Le Moniteur Oriental, 6 Ağus­ tos 1908. (185) Şerafeddin Mağmumî’nin, annesinin mezarı başında söyledikleri, yaşa­ mın Darwinist algılanmasını göstermesi bakımından ilginçtir: «...Biz ne­ yiz? Toprak! Pek âlâ senin azanın bir kısmı şu makberde mevcuddur. Ecza-yı uzviyenin kısm -ı diğeri de hayattadır. Lâkin başka bir kisve al­ tında. Nebat olmuş, ağaç olmuş, hayvan olmuş. Şu papatyalara bakınız! Ne kadar lâtif, ne kadar cazibeli. Elbet bunlarla aramızda m üşâreket-i maddiye vardır. Bak mukaddem zümrüd gibi yeşil iken klorofilin m ah­ vından şimdi gönlüm gibi sararub kararm ağa başlayan....... Allahaısm ar­ ladık anacığım! Müseade et artık ayrılalım! Allaha ısm arladık eshab-ı kubur. Valde-i müşfikamm baki kalan mevad-ı uzviyesine hor bakm a­ yın. Devam-ı vücûduna m ani’ olmayın. Ta’ciz etmeyin. Hayat uzun ama onun bir şu’besi olan öm r-i beşer kısadır...». Şerafeddin Mağmumî, Baş­ langıç, ss. 14-15. (166) î[brahim ] Temo, «Darwin’in Ellinci Ölüm Yıldönümü,!' İçtihat, no.347, 15 Haziran 1932, s. 5736. (167) Bkz. «Yine Kırkanbar,» Mizan, n o .ll; 15 Mart 1897-11 Şevval 1314, s. 2.
51

fiyat ve ihracat-ı cedide ile fıkr ü nazarın tevsi’i müdavele-i tasav­ vur olan lisanın da tağyir ve ıslâhına sebeb oldu...»ım

«kanun-i tabiî» olarak adlandırılan «Sosyal Darwinism» toplumdaki gelişmeyi ortaya çıkartacaktı. Bu o kadar yaygın bir kullanım haline gelmişti ki Os­ manlI îttihad ve Terakki Mısır Şu’besinde ayrılık sözkonusu olup bir grup yeni bir örgütlenmeye gitme kararı aldıklarında, bunun nedenini «...(Osmanlı îttihad ve Terakki Cemiyeti) mevcudatdan hiçbirinin masun-ül-inkıyad ka­ lamadığı (kanun-i tabiî)nüı dest-i tahribiyle ihtiyarlamış...»1 6 3 olmasına bağ­ lıyorlardı. Sabahaddin Bey’in deyimiyle; «...Kanun-i tekâmül hadisat-ı tabiîyede olduğu kadar hadisat-ı ictimaîyede de hayatı muhitine en iyi tevafuk eden ellere tevdi’ ile terakkiyi temin ediyor. Madem ki değişdirmek elimizde değil hedef-i matluba isâl edecek yol bizde ise onu bir an evvel keşfederek ta ’kibin çâresine bakmalıyız ki bir esaret-i kat’iyenin bir mevt-i m a’nevinin makhûr-i ebedîsi olmayalım...»1 7 0 gereken, Sosyal Darwimsm’in çizdiği bu yolu anlamak ve izlemekten ibaretti. Ancak bu kuramın ufak bir pürüzü vardı ki, o da beraberinde işlediği bir ihtilâlci pratikten yoksuniuğu idi. Yaklaşım, büyük çapta Marksizmin fi­ nalist bir şekilde yorumladığı toplum biçiminin değişiminin kaçınılmazlığına benzer, ama M arx’m «îngilizlerin kaba evrimciliği»1 ’1 olarak yorumladığı bu kuram onun getirdiği ihtilâlci ve basit praxisden tamamıyla yoksundur. Biz­ zat bir Jön Türk’ün belirttiği gibi:
«...Yalnız tabiat harekâtında hâlidir. Kanun-i tekâmül bir terakkî-i tedricidir... Zira ilme, felsefeye, bir gâye-i hayaliyeye müstenid ol­ mayan her fi’il ve hareket —bugünkü Bulgar, Ermeni ihtilâlleri, Abdülhamid'in katliamları tarzındakiler ...— bir şekâvet olduğu gibi hiçbir fi’il ve hareketi mümtec olmayan emeller, gâye-i hayaller de zayi’dir. Sultan Abdülaziz’i hal' eden asker kan dökmeğe ihtiyaç gördü mü?...»1 7 2

bu yaklaşım 1906 yılma kadar, Jön Türklerin ileri gelenlerinin düşünce ola­ rak ihtilâl kavramına neden pek de olumlu yaklaşmadıklarını gösterir. Bu
(168) (169) (170) (171) (172) İstanbul’da Akadem i Te’sisine Dair Ahm ed Rıza’nın Arizası, Paris, (22 M uharrem 1311-6 Ağustos 105) B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 14/1234/126/9. «Esoab-ı Teşekkül,» Hak, no.32,15 K ânûn-i evvel 1900-23 Şa’ban 1318, s. 1. M [enmed] Sabahaddin, «Gençlerimize Mektub: Rus İhtilâlinin Ma’na-yı İçtimaîsi,» Terakki, [no. 1], [Nisan 1906], ss. 7-8. George H. Sabine, A History o/ the Political Theory, 4.Baskı, Dryden Press. (Illinois:1973) s. 687. «ihtilâl,» Şûra-yi Ümmet , no.55,15 Temmuz 1904-1 Cemaziy’ülevvel 1322, s. 3.

52

yaklaşım onları ‘mutedil’ muhalifler sınıfına sokar;1 7 3 ancak Jön Türkler a ra ­ sında süreç içinde, bu düşünceden farklı bir ihtilâlcilik fikrinüı de geliştiğini; şimdilik belirtmekle yetinelim. Fakat, Jön Türklerin bu çeşit bir terakki fikrinin peşinde koşmakla dü­ şünce sisteminde önemli bir değişikliği gerçekleştirdiklerini görüyoruz. He­ men hemen her fırsatta değinilen terakki fikri1 7 4 fazlaca müphem bir kavra­ mı tavsif için kullanılmaktadır. En azından bu fikir ileriye yönelik gelişmeyi tanımlamaya gayret gösterir. Halbuki; geleneksel düşünce temel olarak, sı­ nırları belli bir idealden sapmanın tespiti şeklinde bir yöntem kullanmaktay­ dı. Gerçi, Türk Siyasal Düşüncesi daha sonra yeni ideal dönemler üretmemiş ve sorunları bu yeni ideal dönemlerden sapmalara bağlamamış değildir; ama terakki fikrinin, düşünce sistematiğine önemli bir değişiklik getirdiğinden, de kuşku yoktur. İleride göreceğimiz gibi, Jön Türkler genellikle pozitivizm gibi, bireyin toplum içindeki rolünü fazla önemsemeyen kuramlara büyük ilgiler duyacak­ lardır; ancak bir yandan da bireyin toplumdaki gelişmeye daha çok müdaha­ le etmesi gerektiği yolundaki fikirlere artan bir ilgi göstereceklerdir. Doğal olarak bu iki fikrin nasıl bağdaştırılabildiğini anlamak pek kolay değildir. An­ cak, Schopenhauer’e duyulan büyük ilgi, Sabahattin Bey ve taraftarlarının 1906 tarihinden itibaren «teşebbüs-i şahsî» fikri etrafında yoğun bir propa­ gandaya başlamaları, Samuel Smiles’ın «self-help» düşüncesinin geniş çapta tartışılması bu konuya da değinmemizi gerektirmektedir. Schopenhauer’e duyulan ilgiyi daha evvelce inceledik. Ancak, kendisinin felsefesine duyulan bu ilginin yamsıra, Kant moralini yıkan ve temel olarak tek bireyi ele alan ona Weltüberwinder şeklinde bir nitelik veren bu düşünü­ re alâka büyük çapta kişinin toplumsal yaşama müdahale etmesi gerektiği fikrinden kaynaklanmaktaydı Bir Jön Türk. Büchner ile beraber kendine ör­ nek aldığı Schopenhauer’in bu rolüne açıktan işaret etmişti.1 7 6 H atıraları eli­ mizde bulunan Jön Türk ve dönemin aydınlarının çoğunun Schopenhauer’i bü­ yük bir ilgiyle okuduklarını belirtmeleri,1 7 7 bu açıdan ilginç bir göstergedir. Nihayet, Teşkilât-ı Mahsusada görev alan bir İttihatçı yazdığı küçük hatıra kitabına Schopenhauer’in «İnsanın bütün hayat boyunca elde edeceği en yük­ sek vasıf kahramanlıktır» ifadesiyle başlamayı uygun görmüştü.1 7 8
«Ahmed Saib Bey’in Muvaffakiyeti,» Şûra-yi Ümmet, no.69, 19 Şubat 1905-15 Zilhicce 1322, s. 1: «...ihtilâli sokaklarda değil, zihinlerde, usûl-i hükûmetde, mekteblerde, ilm ü maTİfetde istiyoruz...». (174) «Ahlâk ve Maarife Dair,» Osmanlı, no.122, 15 Eylül 1903-23 Cemaziy’ülâhir 1321, s. 3. (175) [Abdullah Cevdet], İklil-i Matem, Taş Basma, [Viyana], [1901], s. 6. (176) Abdullah Djevdet, «Un Precurseur Anarchiste:Ebou-Ala-el-M uarri,» Les Temps Nouveaux Supplement Literaire, t.2, no.5, (1898), ss. 556-57. (177) Zeki Velidi' Togan, Hâtıralar..., s. 29, Yusuf Kemal Tengirşek, Vatan Hiz­ metinde s. 63’de Schopenhauer’in (Philosophie de la volontö) ve (Penses et fragments) adh eserlerim okuduklarını belirtmektedir. (178) Hamza Osman Erkan, B ir Avuç Kahraman, İnkılâp Kitabevi, (İstanbul: 1946), s. 6.
53

(173)

Doktor Bahaeddin Şakir’e gönderilen bir mektupta ise, bu kez Nietzche’ nin volonte fikrinin ilginç bir yorumunu görmekteyiz:
«...VcılontS hakkmdaki nazar iyenizi tamamıyla tasdik ederim. Fakat bu haslet mahvedilmiş bulunursa yeniden te’sis içün zaman ister. Halbuki bugün Türklerin arasında Alman hakîmi (Nietzche)nin tas­ vir eylediği volonte sahibi olarak yegâne Abdülhamid vardır. Nokta-i müntehâ-i im âline varabilmek içün rehgiizânndaki mevânî’i zîr ü zeber etm ekde , hedef-i maksûda varmak içün kan dökmek, hânemân söndürmek ırz ve namusu pâyimâl etmek, kolera, veba, verem, frengi sertan illetlerine gıpta etdirecek suretde tahrib-i hayat eyle­ mek hımisatmda volonte sahibi kendisidir. Binaenaleyh o büyük ve metîn volontesiyle daimî galib her zaman hakim, biz zavallılar o küçük, belirsiz volontemizle her vakit mağlubuz...»™

Sabahattin Bey’in, Le Play ve Demoiins'den mülhem fikirleri üzerinde ikinci ciltte durulacaktır. Smiles’ın fikirleri, meşrutiyet sonrasında Osmanlı toplumunda daha moda bir hale geleceklerdir.1 8 0 Bütün bunlar, yavaş yavaş «bi­ reysin ortaya çıkmakta olduğu ve bu sürecin Tanzimat ile başladığı yolunda­ ki savı desteklemektedir,1 8 1 Ancak, düşüncenin ulaşılması gereken ve fazla belirgin olmayan terakkiye yönelmesi, gördüğümüz gibi bireyin rolüne ağır­ lık verilmesi fikrini kuvvetlendirmekle beraber, bireyi toplum içinde eriten pozitivizm gibi düşünce sistemlerine duyulan ilgi çok daha fazla olmuştur. Ama, sonuçta «ben sen yok biz varız» şeklindeki bir cemiyet mistiğine varan düşünce Osmanlı toplumunda egemen olmakla birlikte, bireyi ön plâna geçir­ meyi amaçlayan düşüncelerin de filizlenmesinde Jön Türklerin önemli rolü olmuştur. Bu alandaki uyuşmazlık ise bir grubun Jön Türk olup, diğerinin olmaması anlamına gelmez. Çünkü, zihniyetini ortaya koymaya çalıştığımız Jön Türklük, bugün bizim kullandığımız «sağcılık» veya «solculuk» şeklinde kapsayıcı bir kategoridir. Bilim ile milletin kurtuluşunun işlenmesi sırasında Jön Türklerin üzerin­ de durdukları ikinci nokta, her alana nüfuz etme yeteneğinin olduğu varsa­
(179) Bahaeddin Şâkir Bey’e gönderilen imzasız, 22 Mayıs 323 tarihli, Hamiyet perver Kardaşım» başlıklı mektup. M ektuptaki bazı ifade benzerlikleri Çanakkale şubesinden gönderildiği izlenimini uyandırm aktır. Bahaeddin Şâkir Bey Evrakı/Özel Arşiv Doktor Nazım B eyde «...Renan hiçbir dini sevmez her fırsatda din m ani’-i terakkidir diyerek insanda terakkinin esaslı şartı olan initiative kuvvetini söndürür der. Bu eser hakkında en doğru muhakemedir...» şeklindeki yorumuyla sözkonusu bağlantıya işa­ ret etmektedir. Nazım Bey’den- îshak Sükûtî’ye [Paris], 20 Teşrin-i sânî 1901, A rkivi Qendror, 19/106-5//48/1385. Samuel Smiles, «Sebat ve Mahâsin-i Ef’al Tasvirleri ve Avn-ı Nefs: SelfHelp,» îştihad, no.90-1, 23 Kânûn-i sânî 1329, s. 2010 v.d, Ahmet Hamdi Tanpmar, 19 uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Beşinci Bas­ kı, (İstanbul: 1982), s. 130.

(180) (181)

54

yılan ‘bilim’in, yönetim konusunda da devreye girmesi gerektiği yolunda idi. Uzun süre önce Münif Paşa bize bilime dayalı olarak çağdaş yönetici tipini çizmişti :
«....Çünki şu zamanda a’sâr-ı sabıkada olabildiği misîllû idare-i umur-i devlet yed-i nâ-ehl-İ cühelada kalamayub mutlaka bazı fünûn-i mütenevvîaya ve bahusus usûl-i idare-i mülkiye ve miinasebât -ı düveliyeye muttali’ zevatın ser-kârda bulunması lâ-büdd olduğun­ dan hey’et-i haziranın olvechile muktaziyat-ı asra mutabakatı şâyân-ı teşekkür ve mahmidet mevaddandır., .»ıs*

Aynı fikrin; çeşitli Avrupa devlet adamlarının tanıtımının «vükelâ ve ûla-yı umur-i Devlet-i Aliyye’ye mir’at-ı hareket ve sekenât olarak bir hüsn-i ib­ ret...»1 8 3 verecekleri şeklinde de işlendiğini görüyoruz. Şinaside:
Adi ü hikmetle eden sen gibi rey ü tedbir Kahramandır ne kadar etmese ceng ü cidalm

dizeleriyle belirttiği gibi; artık, Bayie, Jean Baptiste Rousseau veya Münif P aşa’mn Türkçeye çevirdiği1 3 5 Fenelon’un işledikleri şekilde toplumdaki kah­ raman tipinin de değiştiğini vurgulamaktadır. Yönetici (kahraman) ise:
Aceb midir ‘medeniyet resûlü’ dense sana Vücûd-i mûcizin eyler taassubu tahzir Bir ıtıkrıâmedir insana senin kanunun Bildirir haddini Sultana senin kanununm

yukarıda Reşit P aşa’ya sunulan övgülerdeki gibi âdeta doğa yasası niteliğin­ deki güce sahip bir yasa ile iş görmekte, Sultanlara haddini bildirmektedir. Jön Türkler tarafından ise yönetimin artık çağdaş-bilimsel bir çizgide ol­ masının gerekliliği sürekli işlenen bir tema olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü, «...Bu cihan âîem-i terakkidir. Her şeyde terakkiyat meşhud olduğu
(182) Münif, «Darülfünûn Dersleri,» Mecmua-i Fünûn.. no.8, Şa’ban 1279, s. 332. (183) [Abru Sahak], [Avrupa Tarihinin 5 Büyük Şahsiyetinin Tercüme-i A h ­ vâli], Süleymaniye Kütüphanesi, Yazma Bağışlar, no.2265, v.l. (184) Zikreden, Ahmet Hamdi Tanpm ar, 19 uncu Asır..., s. 201. (185) Münif Paşa, Yusuf Kâmil Paşa tarafından çevirilen, F6nelon’un, Telemaque adlı romanı dışında kendisinden çeşitli parçalar aldığı, Münif Efen­ di (ez hülefâ-yı Oda-i Tercüme-i Bâb-ıâli), Muhaverât-ı Hikemiye: Fran­ sa Hükemâ-yı Bînâmından Voltaire ve Fenelon ve Fontenelle’in Te’lifatmdan, Ceriaehâne Matbaası, (Dersaadet: 1276) eserinde bu tanıtım ı yap­ mıştır <186) Ahmet Hamdi Tanpmar, 19uncu. Asır..., 196. Tanpm ar’m yorum u için bkz. s. 2Q2/n.20.
55

gibi usûl-i düveliyece de terakkiyat-ı muntazama ve inkılâbât-ı tedriciye lü­ zumu meydandadır...»1 8 7 Daha açık bir ifade ile :
«...Asr-ı hazırda terdkkiyat-ı cedide-i fenniye ve medeniyeden hak­ kıyla istifade eden ve bu sâyede ikmâl etdiği techizat-ı berriye ve bahriyesine dayanan herhangi bir devlet — küçük olsa bile — hukuk-i beynelmilelden ziyade kuvve-i harbiyesine istinaden taarruzat-ı hâriciyeden asla pervâ etmiyor. Hîtkuk-i sarihasınm muhafaza ve icabında müdafaası içün kuvvetini mâye-ül-istinâdı biliyor. Hat­ tâ, Belçika, Hollanda gibi düvel-i muazzamadan ma’dud olmayan ve fakat medeniyet-i hâztrânm pişvâgânmdan bulunan devletler bi­ le.,.»™

Osmanlı aydınının temel problemi olan devleti kurtarmanın artık başka çare­ si kalmamıştır. Nedeni ise, Sabahattin Bey’in belirttiği gibi:
Fen menfaatdâr olduğumuz hadisâtı bir usûl dairesinde i-edkik edebilmek ve m üm kün olabildiği takdirde tedkikatımtzt tecrübe ile teftiş etm ek sâyesinde doğar. H adim i ve vu ku a tı hiçbir usûle tabi’ olmayarak gelişigüzel temaşâ görenekden başka birşey tevlid ede­ mez. Meselâ km kcm m meşgul olduğu bir hadise ile cerrah da meş­ gul oluyor. Fakat birisi hiçbir usûle tabi ’ olmayarak tedavide de­ vam ettiği içün san’atını ilerletemiyor. Görenek derecesinde kalıyor. Öbürü ise, bir usûl dairesinde çalışdığı içün san’atım daima ilerle­ tiyor, ızdırabât-ı beşeriyeyi azaltıyor...y>m

geleneksel yöntemlerin artık her alanda gösterdiği yetersizliktir. Ya çağın gerektirdiği bilimsel bir yönetim biçimi gerçekleştirilecek ya da sorunların devamı göze alınacaktır. Burada sözkonusu isteğin düşünce biçimi bakımın­ dan enteresan bir boyutunun da olduğunu görmekteyiz. Bir Jön Türk gazete­ sinde yayınlanan aşağıdaki parçaya baktığımızda: «— — — —
(187) (188) (189) (190)
56

M emleketi bugün istilâ eden fenalıklar nereden neş’et ediyor? Kanun-i adle ve nizam-ı medeniye riâyet edilmemesinden. Buna., nasıl riâyet olunur? Kanuna riâyet maddesi her milletde birdir...»m

«Bâb-ıâii ve Siyaset:Makale Numero:!,» Hiâmet, [Cenevre], xıo.2,9 Şubat 1894-27 Kânûn-i sânî 1309, s. 1. «Hilâfet-i Osmaniye Tehlikede,» Osmanlı, no.32,15 M art 1899-3 Zilkade 1316, s. 4. M[ehmed] Sabahaddin, «Gençlerimize Mektub: Neşriyat-ı Siyasiyemiz^ Terakki [no. 1], [Nisan 19063, s. 3. «Bend-i Mahsus,» Osmanlı, no.71, 1 Teşrin-i sânî 1900- 8 Receb 1318, s. 3.

tüm toplumlar için geçerli olabilecek bir kuralın Osmanlı toplumu için de uy­ gulanmak istendiğini görüyoruz. Doğal olarak, bu düşünce tarihimizdeki di­ ğer önemli dönüşümlerden biridir. Jön Türklerle ortaya çıkan yeni düşünce biçimi artık yalnız «Osmanlı» veya «İslâm» toplumları gibi çerçeveler için geçerli çözümler önermek yerine, daha global kuramlara yönelmeye başla­ mıştır. Burada, sözkonusu evrensellik iddiasuıdaki kuramlara duyulan ilginin gitgide arttığını ve belli bir sürecin sonunda bu kez içsel özelliklerin fazla önemli olmadığı şeklindeki bir fikrin Türk düşüncesine yerleşmeye başlaya­ cağım belirtmemiz gerekir. USSALLAŞMA ARZUSU VE SADAKAT SİSTEMİ İLE ÇATIŞMA : Çağdaş ve kendüerine göre bilime dayalı bir yönetim biçiminin kurulma­ sı yolundaki arzunun en önemli etkisi; kuşkusuz, temelinde kişiye bağlılık olan bir yapının yerine ussal ve yasaya bağlı bir yapının geçirilmesinden kay­ naklanmıştır. Başka bir deyişle, «sadakatlin yerini «kurallarım alması on sekizinci asır sonundan itibaren ortaya çıkan yenilikçilerin baş uğraşı olmuş­ tu. Nitekim, bu grubun ilk çabalarından biri, yöneticilere içmde padişaha bağ­ lılığın da yer aldığı; fakat en önemli kısmı rüşvet ve şahsî hediye almaya­ caklarına dair yemin ettirmek olmuştu.1 9 1 Özellikle Tanzimat hareketi ile yö­ netimin sadakat ilkesinden ziyade rasyonelliğe bağlı kalması yolundaki çaba­ lar büyük bir hız kazanmıştı. II. Abdülhamid döneminde ise eski bir devlet adamının:
« ...kavlen v e fi’ilen doğruluk ve m addî ve ma'nevî htfz-ı em anet sadakatdır ve iltizam -ı hakk-t nim et ve insaniyet ile namus ve hamiyetve iffet dahi sadakatdandır. Bu hesaili haiz olanlara sadık ve aksini ihtiyar eden lere kâzib ve hain denilir, Umur-i devletde saadet -ve selâm ete h âdi sadakat ve em niyetdir..,»m

şeklinde tanımladığı sadakat, yeniden sistemin temeli haline getirilmeye ça­ lışılmıştır. Gerçi, konu üzerinde yapılacak bir içerik analizinin durumu çok daha iyi aydınlatması mümkündür ama görebildiğim belgeler arasında doğ­ rudan kişisel bağlılık bildiren ifadelerin sözkonusu dönemde evvelkine naza­ ran oldukça büyük bir artış gösterdiği kanaatine varmamızı mümkün kıla­ bilecek verilere rastladığımı belirtmek isterim. Özellikle, Mabeyn ile olan doğrudan muhaberatta kullanılan «azat kabul etmez köleleri» gibi sıfatların bolluğu dikkat çekicidir. Bir Dahiliye Nazırının Makedonya sorunu için ver­ diği ıslahat lâyihasına baktığımızda:
(İ91) (192) Hayreddin, V esaik-i Tarihiye v e Siyasiye Tetebbuatı, (İlk bin), (Istanbul:1326), ss. 55-56. Sadnâzâm Mahmud N edim Paşa’nın  yin e-i H ikm et ve D evlete Dair K i­ t a b ı (1278), Fatih Millet Kütüphanesi Yazmaları, Trh. 1022, v. ?/a-b. 57

«...hiçbir ehliyet ve istihkak-ı ubeydanem olmadığı halde mahza eser-i atıf et-i ûlya olarak min gayr-i liyâken Dahiliye Nezareti hidmetiyle kâm-kâr olmuş bir abd-i mem lûk bulunduğuma müteşehkiren mülâhâzat-ı kemterânemin saika-i ubudiyet ve sadakatle pâye-i şerh-i i'lâya arz ü takdimine ictisar kılındığı....»1 1 1 3

sadakati çok aşırı şekilde belirtici ifadelerle karşılaşıyoruz. Aynı kişinin baş­ ka bir lâyihasını gözden geçirdiğimizde:
«...Taattufât ve ütifat-ı hazret-i hilâfetpenâhî asâr-ı mekârrm nisârından olarak bu abd-i kadtm-i sadakat içün (emekdarım) oldu buyunddukda olması kulları hakkında cihan baha saadet-i bi-nem-tâ bulunduğu teşekküre muktedir olamayacak bir lisan-ı edeb ü ta’zîm ile itiraf ederim. Her bende-i devlet perverde-i nimet olduğu ci­ hetle devletin şu’abat-ı idaresine aid fevaid husûlii içün sarf-ı zihn eylemek mukteza-yı hamiyet ve ubudiyet olub...yy1 3 4

bu defa ilişki düzeyinin Tanzimat ricalinin düşündüğünden ne kadar farklı bir noktaya gelmiş olduğunu daha iyi kavrıyoruz. Gene Memduh Paşa örneğinden gidecek olursak kendisine Sadr-ı âzâmı izlemesi gibi devletteki hiyerarşi anlayışım tamamen yok varsayan bir emir iletildiğinde kendisinin buna:
< .< ....Hukuk-i mukaddese -t zat-ı şevket ve umur-i mühimme-i dev­ let mebâhisinde mugayir-i sadakat temayvlât izhar eden kim olursa olsun velev sadr-ıâzâm bulunsun ânâ muhalif durmak diyam ien ve hamiyeten çâkerlerîne icabatdandır .. .»,9 S

şeklinde bir cevap vermeyi münasip görmüştü. Tahsin P aşa’nın Mabeyn Baş­ kâtipliğine atanışı sırasında Sultan ile arasında geçen muhavere de bekle­ nen ilişkiyi göstermesi bakımından ilginçtir: «— Hüsnü halinizi işittim ve sizi başkâtipliğe kendim intihap ettim. Müstekimane hizm et edeceğinizi ümit ederim. ...Siz vazifenizi hiçbir tarafm tavsiye ve himayesine, hiçbir makamtn iş’ar ve inhasına medyun değilsiniz. Bu lutfu münhasıran benden gördünüz. Binaenaleyh benden başka m erdiniz benim irademe inkı­ yattan başka gayeniz olmıyocaktır ...»1 9 s
B B A -Y ılâız Esas Evrakı, IV /104/88. <194) B B A -Yıldız Esas Evrakı, (195) B B A -Y ıldız Esas Evrakı, IV/104/88. (196) Tahsin Paşa, AbdiıUıamit
58

<193)

(Memduh Paşa E vrakı) /2 Zilhicce 320,31/1221(Memduh Paşa Evrakı), 31/1221-IV/104/88. (Memduh Paşa Evrakı), /26 Şevval 325, 31/1221Yıldız Hatıraları, (İstanbul:1931), s. 6.

Aym dönem içinde sadakatlerinden dolayı Sultan’dan özel ihsanlar iste­ yen devlet ricaline baktığımızda —tespit edebildiğimiz kadarıyla— oldukça büyük rakam larla karşılaşıyoruz.1 9 7 Bu durum bize jurnalcilik olayının nasıl (197) Çıkarttığım liste şöyledir ;
Tophane Müşiri Zeki Paşa’nın 160 dönüm arsa ihsanı istirhamı, B B A -Y ildız Perakende, 11 Ca 1326/no.465, Hariciye Nazırı Said Paşa’nın Kuruçeşme’de yalı ihsanı için arizası, B BAYıldız Perakende, 6 Ra 1303/no.l52. Said Paşa'ran diğer bir ihsan talebi, B B A -Y ıldız Perakende, 4 Za 1303/no. 995. Ev ihsanı isteyen çeşitli ricâl, B B A -Y ıldız Perakende, 1305/no.l072, Çeşitli emlâk istekleri, B B A -Y ıldız Perâkende, 7 Z 1308/2755, 9 Z 1308/ 2759. 4 Ca 1309/611,7 Ş 1309/no,1245, 4 Za 1312/no.l512, 5 Za 1302/no.l633, 1 B 1310/847. Yâver-i ekrem Derviş Paşa’nm atiye talebi, B B A -Y ıldız Perâkende, 16 L 1311/no. 1244. Yâverândan Ahmed Ali Paşa’nın ihsan-ı şâhâne istirhamı, B B A -Yıldız Perâkende, 22 S 1313/no.ll50. Ticaret ve Nafıa Nazırı Mahmud Celâleddin Paşa ile Meşihat Müsteşarı Ali Rıza Efendi’nin birer ev ihsanı hakkında arizaları, B B A -Yıldız Pe­ râkende, 13 R 1314/ no.6320, 8 Z 1314/no,1339. Mabeyn kâtiblerinden Kâmil Bey’in hane ihsanı talebini havi arizası, B B A -Y ıldız Perâkende, 10 N 1314/no.894. Hayreddin Paşazadelerin, Cemaleddin Efgani’den boşalan evi istemeleri, B B A -Y ıldız Perâkende, 17 L 1314/no,1056. Beyoğlu m utasarrıfı Enver Bey’in aynı talebi, B B A -Y ıldız Perâkende, 8 Z 1314/no, 1339. Umum askerî m ektebler ikinci nazırı Ferik Ali Rıza Paşa’nm aynı tale­ bi, B B A -Y ıldız Perâkende, 30 Ca 315/no.591. Şehremini Rıdvan Paşa’m n benzer talebi, B B A -Y ıldız Perâkende, 2 Ca 1316/no.763. Muhtelif şahısların padişahdan ihsan, atiye istirham ları, (14 Adet), BBA-Yüd,ız Perâkende, 7 Ra 1317/no.398. Beyoğlu M utasarrıfı Enver Bey’in ihsan talebi, B B A -Y ıldız Perâkende, 19 B 1317/no.ll59. İkinci Ordu Müşiri Ârif Paşa’nın Nişantaşı’nda bir konak ihsan buyurulm ası talebi, B B A -Y ıldız Perâkende, R 1320/no.436. Müşir Sadeddin Bey’in ihsan talebi, B B A -Y ıldız Perâkende, 21 M 1322/ no.7. Maarif Nazırı Haşim Paşa’nın atiye istirham ını havi arizası, B B A -Y ıldız Perâkende 14 C 1325/no.l464, Müşir Abdullah Paşa’nm Beylerbeyi’nde kira ile oturduğu yalının kendi­ sine ihsanı hakkm daki istirham ını havi arizası, B B A -Y ıldız Perâkende, 17 B 1325/no.l536. Yâver-i Ekrem Ruşen Paşa’nm Beyrut Liman imtiyazı talebi, B B A -Y il­ di z Perâkende, 10 B 1304/no.549-1, 6 B 1304/549-2. Yâver-i Ekrem Cemil Paşa’nm Haleb-İskenderun demiryolu imtiyazı ta­ lebi, B BA -Yıldız Perâkende, 23 Ra 1305/no.223. Münir Paşa’m n Drama’da, bir bataklığın temizletilmesi imtiyazını istem e59

toplumsal bir hareket haline geldiğini açıklamakta da yardımcı olmaktadn’. Jurnallerin tümünün elimizde bulunmaması, hattâ önemli bir kısmının yok edilmiş bulunması nedeniyle bu konuda genelleme yapmak tam olarak müm­ kün değilse de, elde bulunan jurnal veya benzeri yazılar ilginç bir durumu karşımıza çıkartmaktadırlar. Bunların bir bölümü ciddî sayılabilecek hiçbir olayı veya tasavvuru ihbar etmezler. Ve tamamen kendilerinin aslında doğ­ rudan farkedebildikleri durumları bildirecek düzeyde bir sadakata sahip ol-

si, B B A -Y ıldız Perâkende, 27 Ş 1305/no.686. Defter-i Hakanı Nazırı Ziya Paşa’nın, B artın ve Am asra’daki kömür m a­ deni imtiyazı talebi, B B A -Y ıldız Perâkende , 1 N 1308/no.22, Derviş P a­ şa’nm Serez’de imtiyaz talebi, B B A -Y ıldız Perâkende, Ra 1307/no.260, 5 Ş 1307/826,17 Za 1307/1288, 2 Ra 1307/no.lû47, 3 Ca 1308/no.l209, Bazı m u’teber zevatın bir anonim şirket tesisiyle, kömür madeni imtiyazı ihsanı talebine dair, B B A -Y üdız Perâkende, 18 C 1307/no.578. Derviş Paşa’ya verilen Ergani madeni, B B A -Y ıldız Perâkende, 6 N 1308/ no.2232. îkinci Fırka kum andanı Müşir Şevket Paşa’nm bakır madeni imtiyazı ta ­ lebi, B B A -Y ıldız Perâkende, 25 Ş 1317/no.l453. Dahiliye m üsteşarı Ahmed Refik Paşa’ııın imtiyaz talebi, BB A -Yıldız Pe­ râkende, 6 Za 1317/no.l988. Dahiliye Nazırı Memduh Paşa’nm istediği bakır madeni imtiyazı, B B A Y ıldız Perâkende, 23 Z 1317/no.2183. Damad, seryâver Mehmed Paşa’nm imtiyaz talebi, B B A -Y ıldız Perâkende, 2 Ra 1318/no.420. Sadrıâzama verilen m ürefte gazocakları imtiyazı, B B A -Y ıldız Perâkende, 22 Ş 1318/no.ll82. Tarsus’da bulunan krom madeni imtiyazının yâverândan Ferik Ahmed Ali Paşa’ya verilmesi, B B A -Yıldız Perâkende, 23 R 1320/no.523. Necib Melhame’nin teşkil edilen bir şirket için imtiyaz talebi, BBA-Yıldız Perâkende, 18 Za 1320/no.l546-l. Yâver-i ekrem Şâkir Paşa’nın vapur işletmek için hususî ruhsat talebi, BBA-Yıldtz Perâkende, İ320/no. 1964-2. T urhsn Paşa’nm maden imtiyazı isteği, B B A -Y ıldtz Perâkende, 1320/no. 2042, Topjıane Müşiri Zeki Paşa’mn İstanbul Elektrik imtiyazı isteği, B B A -Y ildız Perâkende, 6 N 1324/no,774. Has«a Müşiri Mehmed Rauf Paşa’nın Selânik’de altın madeni imtiyazı ta j lebi, B B A -Y ıldız Perâkende, 6 S 1325/no.l73. Yâverândan Ferik Mehmed Süreyya Paşa’nın Düzce kasabasında m anga­ nez madeni imtiyazı istemesi, B B A -Y ıldız Perâkende, 11 S 1325/no.l74. Mabeynci Mehmed Arif Bey’in Aydm’daki krom madeni imtiyazı isteği, B B A -Y ıldız Perâkende, 13 Ş 1325/no.679. Dahiliye Nazırının tütün imtiyazı talebi, B B A -Y ıldız Perâkende, 19 C 1320/ no. 1521-1 Defter-i Hakanı Nazırı Ali Rıza Paşa’m n bataklık imtiyazı ta ­ lebi, B B A -Y ıldız Perâkende, 3 Ca 1306/no.741. Mabeyn m ütercimlerinden Luiz Sabuncu’nun Ordu şehri civarındaki pet­ rol madeni imtiyazı talebi, B B A -Y ıldız Perâkende, 4 M 1311/no.l40.
60

duklarını ispat amacını taşırlar.1 3 8 Jurnallerin açıklanması sözkonusu olduğun­ da kendisinin de jurnal vermiş olması kuvvetle muhtemel olan bir şahıs bu konuyu açığa kavuşturan bir mektup ile:
«...Jurnallerin kamilen neşr edilmesinde ısrar etm ek iyi bir netice hâsû etmez. Çünki idare-i menhuse-i Hamidî zamanında her jurnal vermiş olan hain-i vatan, hain-i mutlak değildir. Bunların içinde yaptığını bilmeyen âdeta modaya ta’biyet eden, m evkileri, memuri­ yetleri dolayısıyla jurnal vermeğe mecbur tutulan küçük rütbeliler pek çoktur. Eğer o veçhile hareket etmese idiler bu adamların m ev­ ki’ ve memuriyetlerini muhafaza imkân dahilinde olmadığı gibi nefy ve tagrib ihtimali yüzde doksan dokuz idi...»1 9 9

jurnalciliğin kişisel ahlâksızlıktan öte toplumsal bir boyutu olduğuna işaret etmişti. Bahriye Nezaretinde Saray için casusluk yapan bir şahıs, Saray’a
M üşir Fuad Paşa’m n Ergiri bakır madeni talebi, B B A -Y ıldız Perakende, 7 S lgll/no.297. Sadr-ıâzâm Halil Rıfat Paşa’m n Edirne’deki petrol madeni talebi, BBAYıldtz Perakende, 5 Z 1314/no.l498. T eşrifat-ı Umumiye Nazırı Münir Paşa’nm krom madeni imtiyazı talebi, B B A -Y ıldız Perakende, 28 S 1315/no.330. Necib Melhame’nin Üsküdar ve Kadıköy tram vay imtiyazını istemesi, B B A -Y ıldız Perakende, 21 Za 1315/no.l352. Yanya Vali ve kum andanı Ahmed İhsan Paşa’ya çiftlik bağışı, BBA-Yıldız Perakende, 1 Za I305/no.l61. Mabeyn m ensubu M ünir Paşa'ya bağışlanan bin lira, B B A -Y ıldız Perûkende , 16 B 1306/no.919. Bağış5 yalısının tam iri gerekçesiyle yapılmıştır. Rıza Paşa’ya ihsan buyurulan (2850) lira, B B A -Y ıldız Perakende, 18 Ra 1313/no.2980. B unlar doğrudan Padişâh’dan, sadakat belirtilerek ve karşılıksız olarak istenilen imtiyaz, para ve benzeri değerlerdir. Ayrıca, Tophane Müşiri Ze­ ki Paşa’nm isteklerinden yalnızca örnekler yalnızca örnekler seçilmiştir. B unların m iktarı —adet olarak— yüz civarındadır. Bu konuda diğer ilginç bir istatistikî bilgi ve yorum îbnülem in Mahmud Kemal İnal, Son Sadnazamlar1 IX. Cüz, Devlet Kitapları, (îstanbukt.y), s. 1291: «...Müddeti Sal­ tanatında bir çok zata, hattâ hatıru hayale gelmeyen eşhasa rütbei ve zaret ve müşiri tevcih edilmişdir ki —ölenlerden maada— hal’inde yüze y a­ kın vezir ve müşir «250»den fazla rütbei balâ «550»yi mütecaviz rütbei uîâ sınıfı evveli, «ISS» Rum İli Beylerbeyliği payesi ricali ve bunlardan aşağı rütbe ve payeyi haiz, m uhtelif mesleklere mensub binlerce âdem, h attâ esafil ve erazili avamdan bir çok şahs mevcuddı..,.» şeklinde veriliyor. (198) Bir süre sonra jurnal şeklinde başlayan bu tü r ihbarların iyi dilekler bil­ diren rüya tasvirleriyle bittiğini görüyoruz. Örnek için bkz. Kastamonu Vali Muavini Mehmed Galib Bin Said’in 13 Şevval 318 tarihli yazısı, [ Tah­ rirat Mecmuası], îbnülem in Mahmud Kemâl Inâl Yazmaları, ÎÜK-2522 (içinde), v. 5. (199) Ayın N, «Jurnaller: Aldığımız Bir Varakayı Bervech-i Âti Dere Ediyoruz,» T anin, 10 Kânûn-i evvel 1909-27 Zilkade 1327, s. 2.
61

ihbar edildiğinde Sultan yapılan işin «fariza-i ubudiyet» olduğunu belirterek, bu şahıs için «casus» diyenleri cezalandırma yoluna gitmişti.2 0 0 Gene, Tahsin Paşa hatıralarında herhangi bir P aşa’nm veya ileri gelen bir şahsın «ada­ mı» olmanın ve onlar için bilgi toplamanın çok doğal kabul edilen bir durum olduğunu bize nakletmektedir.2 0 1 İşte bu nokta «medeniyet-i frengâne»yi arzulamamakla beraber2 0 2 , batı tipindeki kurum lan geliştirmekten başka bir çâre göremeyen ve bununla övünen Sultan’ın603 en zayıf noktalarından birini oluş­ turuyordu. Mardin, dikkatimizi soyut değerler peşinde koşan bu kimselerin, mevcut sistemin belirmeye çalıştığımız özellikleri ile olan çatışmasına dikka­ timizi çekmektedir.804 Gerçekten de Jön Türk yayınlarım incelediğimizde temel eleştiri noktala­ rının başında gelenlerinden bir tanesinin de, yönetim mekanizmasının teme­ linin sadakate dayanması olduğunu görürüz. Nitekim, Cemiyet’in merkez yayın organında Sultan’a yönelik eleştiriler ve bunların yöneltilmesi sırasında sadakat belirtici sıfatların istenilmeden kullanılmasının nedeni şöyle açıklanmaktaydı :
«....Pâdişâhım, mülk ve millete muhabbetimiz bize,- zât-ı hümâyûn­ larına karşı hürmetli lisan kullanmakda belki kusur etdiriyor. Ne ya­ palım ki fart-ı sadakat, hürmet ve ubûdiyet gibi kuyud-i zahiriyi yazmakda bizi muztarr bırakıyor ...,sM
(200) B B A -Y / M ütenevvî (Günlük) Maruzat, 12 Ra 1311/no. 631-2308. (201) Tahsin Paşa, A bdüiham it..., ss.30-31, Nitekim, II.M eşrutiyetin ilânından sonra yayınlanan kitaplarda hafiyeler açıklanırken, bağlı bulundukları ri­ cale göre tasnif edilmişlerdir. Bkz. H afiyelerin Listesi, (Dersaadet: 1909/ 1326). Hafiyelerin bu şekilde Fehim Paşa aracılığıyla maaş alm aları için bkz. B B A -Y ıldız Perâkende, 7 R 1320/no. 470. (202) Ahmed Salfihi, Osmanlı ve A vrupa Politikası ve A bdülham id-i Sâranin Siyaseti, İÜK-TY, D.2/9521, (1303), v. 4. (203) Bu konuda Sultan tarafından yazdırılan aşağıdaki parça belirttiğimiz yak­ laşıma örnek olarak verilebilir : «...Majesteleri Abdülhamid’in eğitime ait siyaseti üstatça b ir tedbir ile başladı. Müthiş harp [93 H arbi] zarfında Ruslar Edirne’ye yaklaştık­ ları zaman m ajesteleri mülkiye hizmetleri için ihzarı bir kolej olan Mül­ kiye okulunu kurm ayı düşündü. Devletin bütün güçleri 1877-78 büyük mücadelesinde yutulduğu vakit halkın eğitimi için gösterilen bu müdebbirlik Prusya monarşisinin Jena’dan sonra Alman anavatanını Napoleon istilâsından tahlis için izlediği siyaset ile aynı ruhu taşıyordu...» Bkz. İbrahim Hakkı, «Is Turkey Progressing?.» The Imperial and Asiatie Q uarterly R evieıv, Nisan 1892, s. 268. (204) Şerif Mardin, «Yenileşme Dinamiğinin Temelleri ve Atatürk,» Çağdaş Dü­ şüncenin Işığında A tatürk, (tstanbul:1983), ss. 39 v.d. (205) «Suret-i Ariza:Atabe-i Ûlyâ-i Cenâb-ı Hilâfetpenâhîye,» Osmanlı, no.7'3, 1 K ânûn-i evvel 1900-8 Şa’ban 1318, s. 3.
62

Gene, Jön Türklüğün en önemli merkezi olan Mekteb-i Tıbbiye’de öğren­ cilere en zor gelen hususun törenlerde «padişahım çok yaşa» şeklinde bağır­ mak olduğunu görüyoruz/2 0 6 Çok sayıda olayın çıkışına neden olan bu hare­ ket3 5 7 soyut ideallere bağlanan kimselerin, kişiye bağlılık fikrine karşı duy­ dukları tepkiyi gösterir,a08 Buna paralel olarak Jön Türk neşriyatının üzerin­ de durduğu temel konulardan birisinin de çeşitli görevlere getirilmekte «liya­ kat» yerine «sadakat»in temel olarak alınması ve yöneticüerin bu nedenle me­ muriyet kontenjanlarına sahip olmalarıdır: «., .Memalik-i Osmaniyeyi idare içün (dahilî, haricî) ne kadar m em u­ riyet varsa ricâl-i kirâm hazeratmm dest-i tasarrufundadır. Malûm ya bizde memuriyet için istihkak aranmaz, cihet-i ubudiyet taharri edilir. Sadr-ıâzâmm oğlu Cavid’in yirmi, otuz, Nazır-ı Dahiliye M emduh’un elli, altmış, hattâ iki seneden beri Malûmatcı Tahir’in bile on, an beş memur içün yeri var: İnsanın bu makulelerden biri­
(206) Bkz. «Havadis,» Mizan, no.174, 17 Zilkade 1313-30 Nisan 1896, s. 4280, Y.K. Tengirşek, Vatan Hizmetinde..., s. 59, Tevfik Sağlam, Nasıl Okudum, Açıklamalı İkinci Baskı, (îstanbulrlOSl), ss.43-44. M ekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne’nin, yönetim tarafından endişeyle karşılanılan durum u nedeniyle okula Askerî Okullar Nazırı olarak gelen Zeki Paşa öğ­ rencilere bu konu ile ilgili olarak şunları söylemiştir: «...Efendiler! Bize sizin ilminiz değil, yalnız uğur-i hum ayûnda sadakatiniz m atlûbdur... * Şerafeddin Mağmumî, «ifadem,» Kamus-i Tıbbi, Osmanlı Matbaası, Mısır[el-Kahire]:191Û/1328), s.IV.Tunalı Hilmi ise konuyu şöyle nakletm ek­ tedir: «...Ah o m ektebin üzerimizde pek çok hafî, hatırımızda bir çok acı yadigârları vardır. (1308) senesi Haziranının sekizinci Pazarertesi gü­ nü idi. Zeki Paşa oraya da pençesini atdı. Şakirdan, Nazır Ali Saib P a­ şa, etibba-yı Osmaniyenin en müm tazlarından müteşekkil hey’et-i idare ve muallimin muvacehesinde ne söylese beğenirsiniz: ‘Şimdiye kadar ah ­ lâksız doktor çıkıyordu. Bundan sonra halûk etibba yetişdireceğiz'...». Tunalı Hilmi, «Anarşizm Nedir mi, dediniz?,» Mizan, no.172, 16 Nisan 1896- 3 Zilkade 1313. s. 2460. Aynı okula m eşrutiyetten kısa bir süre önce duvarlara yazılan yazıları tahkik için gelen Zülüflü İsmail P aşada ta ­ lebelere karşı şöyle konuşmuştur: «...Bu yaptığınız nankörlüktür, bu h a­ reketiniz, velinimet-i bîminnetimiz padişahımıza karşı küfran-ı nim et­ tir...» Bkz. Hüseyin Enver Sarp, «Türk Gençliğine İthaf: Türk Ocağı Na­ sıl Kurulmuştu?,» Türk Yurdu, no.242, M art 1955, s. 666. Bu fikir üzerinde M ardin bilhassa durm aktadır. Bkz.Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908, ikinci Basılış, (Istanbul:1983), s.16. Mardin, Batı tipi eğitim müesseselerinin temel etkisinin de daha derin olan böyle bir tesir yaratm ak olduğunu belirtm ektedir. Bkz. Şerif Mardin. «L’Alienation Des Jeunes Turcs: Essai D’Explication Partielle D’Une Conscience Revolutionnaire,» Colloques internationaux du CNRS, no. 6ÖIEconomie et Societes dans VEmpire Ottoman (fin du XVIIIe-debut ou XXe siecle), ss. 161 v.d.
63

(207)

(208)

ne ubudiyeti olmazsa velev Reşid Paşa iktidarında olsun bir me­ muriyete nail olmak ihtimâli uokdıır...»290

Jön Türklerin istedikleri değişikleri Batı kamuoyuna anlatmak amacın­ daki bir yazar da, bunların başında memuriyetlerin herkese açık tutulması arzusunun geldiğini zikretmektedir.1 2 1 0 Komite üe ilişkisi bulunan ve bundan dolayı hareketleri merkez yayın organında büyük bir memnuniyetle anlatılan bir kısım zabitlerin de kumandanları ile olan münakaşalarından aynı eğilim­ leri kolaylıkla müşahede etmek mümkün olmaktadır :
« ...A li Paşa- Bu ifadâtmtzı bir lâyiha haline vaz’ ile hepiniz m ü­ hürleyiniz getiriniz. Lâkin efendiler madem'ki askeriz her bir emri dinlemeğe, her bir hidmeti yapmağa mecburuz. Çünki memuruz. Hareket-i vahanız bir isyandır. Sarf-ı nazar ediniz hakkınızda iyi olmaz. Diğer Bir Zabit- M adem ki askeriz, istediklerini yapmağa mec­ buruz. Siz de bizim gibi yalnız bir maaşla hidmet etmelisiniz, askerlikde müsâvat lâzımdır. Siz çadırda otururken zamm-% maaş alı­ nız, biz sabahdan akşama kadar aç, çıblak toprak kazalım. B u d a üaat-i muktaziye-i askeriye mi veya bir inkıyâd-ı esirânemidir efen­ dimiz?! Hepsi Birden- Efendim, on günde hir efradın yevmiyelerini tevzi’ etmekden başka bir işi olmayan Kaymakam Ali Bey, Binbaşı Süleyman Ağa, Ahm ed el-Yusuf Paşazâde Reşid Bey ve Azimzâde Abduh Bey ve zât-ı âlileri niçün dolgun dolgun zamm-ı maaş alı­ yorsunuz da biz alnımızın teriyle kesb-i istihkak etdiğimiz bir pa­ radan sarf-% nazar ediyoruz ?!...
<209) «Mekâtib İstan b u l’dan,» Osmanlı, no.44,15 Eylül 1899-1 Cemazîy’ülevvel 1317, s. 5. Krş, «Yine Damad Beyler,» Osmanlı, no.26, 15 K ânûn-i evvel 1898- s. 4: «...Sadr-ı âzamin hâris-i câh olan damadı Mehmed Ali Bey M iralay oldu. Mektebden çıkalı dört senedir. Arkadaşları elân mülâzım-ı sânidir...». Gene krş. «Mabeyn-i Hümâyûn Muhabirimiz Beyefendi Haz­ retlerinin İkinci Mektubları,» Cür’et, no. 5, 25 K ânûn-i evel 1898- 15 Şa’ban 1316, s. 3. Bir Jön Türk ise Almanya’ya gönderilecek talebenin «Mah­ dum Beylerle, Damad Beylerden ibaret olduğunu 3 > kızarak anlatm aktadır. Neemeddin A rif’den - Ishak Sükûti’ye, tarihsiz m ektup [1899?], A rkivi Qendror, 19/106- 5/97/1747. H [ab ib ] Antony Salmone, The Fail and Resurrection o/ Turkey, (London-1896), ss. 252-254. Krş. «Mektub:Bir M emurun Hasbihali,* Ş û ra-yi Üm­ m et, no.32, 11 Temmuz 1903- 15 Rebiy’ülâhir 1321, s. 2. Gene krş. «Sultanhamid ile M emurin-i Devlet,» H ürriyet2, no.19, 17 Temmuz 1895-23 Mu­ harrem 1313, s. 1: «...Bir kitab okuyamayan bir kapucu veya sucu veya mabeynci bir Maarif Nazırı veya Adliye Nazırı . veyahud bir Şehremini intihab ediliyor ve !padişâh-ı ehlperver’ efendimiz hazretleri ise ânları tah ­ sil ve nasb buyuruyor...s>.

<210)

64

Ali Paşa- Efendiler! Siz zabitsiniz, askersiniz! Niçün böyle ya­ pıyorsunuz, aklınızı başınıza alınız, şu hareketden sarfı nazar edi­ niz. Bir Zabit- ...Sana ve sairlere fazla maaş veren millet ve devlet bizim gibi ziyade çalışacak evlâd-t vatana niçün vermesin... Biz millet devlete hidmet içün mahlûkuz. Fakat müstebidlere esir olmak içün değil! Ali Paşa- Lâ havle ve lâ kuvvet ilâ billâh. Ben sizin gibi zabit görmedim. Bir Zabit-Her sözünüz yalan fakat bu sözünüz doğrudur. Haki­ katen bizim gibi zabit şimdiye kadar görmediniz. Çünki millet hu­ kuku nedir bilir, haklarım istemek içün paşalara değil daha yüksek makama cesûrâne ve namûskârâne bilâperva söz anlatır, iz’anlı za­ bıtan daha yeni yetişmeğe başladı. Binaenaleyh biz maaşsız, hay­ siyet ve şeref-i asker iyelerini payimâl ile kullandığınız diğer zabitana makis değiliz! Biz şeref-i askerî nedir idrak ve tahsil etmiş za­ bitler iz... »$1L

Nitekim, tevcihat ve taltifatm, Bab ıâli atlanarak doğrudan doğruya Sultan’a arz suretiyle yapılmasının Bab-ıâli bürokratlarını dahi rahatsız edecek boyutlara ulaştığım,2 1 2 aynı şekilde Seraskerliğin de askerlikteki terfilerde kı­ dem usûlüne riayetin gerekliliği konusunda çeşitli arz tezkereleri sunduğu­ nu görüyoruz,®1 3 İşte, belirtmeye çalıştığımız gibi, otoritenin gelenekselliği ile övünç duy­ duğu ve ona bu tü r yaklaşımların prim topladığı214 bir yapıda soyut değerle­
«Mekâtıb: Şam ’dan: Hicaz Şimendüfer Ameliyatı ve İnşaat Taburları Gene Zabitanm m Namûskârâne İstifa ve îfa-yı Vazifeleri,» Osmanlı, no.75,1 K ânûn-i sânî 1901-9 Ramazan 1318, ss. 6-7. <212) (Tevcihat ve taltifatm Bâb-ıâlinin vesatetine m üm anaat olunmaksızın def-udan doğruya atabe-i hilâfetpenâhîye arz suretiyle istihsali tariki ih ­ tiy ar olunduğuna, bunun evvelce bu hususda sâdır olan iradeye uygun düşmeyeceğine dair ariza müsveddesi), B B A -Y ıldız Esas Evrakı, (Sadrtâzâm Cevad Paşa Evrakı), 31/111-26/111/86. (213) Zabitaniri terfi’inde kıdem esasına itina olunmasına dair. Seraskerlik tez­ keresi, B B A -Y /M ütenevvî(Günlük)Marûzat, 22 Ca.l314/no.3885. Tekidi için bkz. B B A -Y/M ütenevvî(G ünlük)M arûzat, 6 Za 1317/no.8195. Tahsin P aga’da aynı, konunun M eşrutiyet hareketi üzerindeki tesirine dikkat çek­ mektedir. Tahsin Paşa, Abdülhamit...., ss. 98-99. <214) B ir telgrafnâm enin giriş bölümünden vereceğimiz örnek, özel ifadeler taşımayıp ortalama uslûbu belirtir : «...Efendim, biz elhamdülillah Islâmız, şevketmeâb efendimiz hazretleri em ir-ül-m üm inin ve halife-i resulullah-ı rabb-ül-âlem in olduğundan do­ layı her veçhile iradât-ı zıllullahîlerine m uti’ ve münkadız. Gece gündüz evkat-ı hamsede dua-i vâcib-ül-dâî-i padişâhîyi icra ederiz. Yalnız bâzı istirhâmâtımiz vardır...». Bkz.BBA-Îrade-Hususî, Cemaziy’ülâhîr 1326/no. 83- (m ükerrer) 581. Telgraf Selânik’de topçu birinci ferik Şükrü Paşa ta ­ rafından gönderilmiştir.
65

n il)

rin peşinde koşan kimselerin yönetim ile en azından tasarlayabildikleri ideal düzen bakımından büyük bir değer çatışmasının ortaya çıkmasından normal bir gelişme olamazdı,sls ve Jön Türklüğün önemli belirleyicilerinden biri de bu etken olmaktadır. Saray ile aralarındaki ilişkiyi değerlendirdiğimizde de aynı olgunun baş­ ka bir yönü ile karşılaşıyoruz. Saray bakımından Jön Türkler ile uğraşma­ nın yolu onları «meslek-i sadakat ve ubûdiyet»#1 6 bağlamaktan ibaretti. Ni­ tekim, Jön Türklerle yapılan anlaşmalarda af için onlardan «sadakat ve itaatden ayrılmıyaeaklarma dair vallahi ve billahi ve tallahi» şeklinde yemin etmeleri1 2 1 7 veya eski kötü yollarından vazgeçerek «dehalet» ettiklerini2 1 8 bildi­ rir bir vesika imzalamaları isteniyordu. Saray açısından anlamlı görünen bu hareketler ise bu tür anlaşmaları tamamen bir para sızdırma faaliyeti ola­ rak gören komiteler açısından hiçbir değer ifade etmemektedir. Ancak, Jön Türkler üzerinde soruşturma yapan yabancı görevlileri fazlasıyla şaşırtan bu durum018 iki tarafın aynı olayı çok farklı iki yönden değerlendirmesi soSultan’a belirtilen amaçla yazılan risalelerden ise örnek olarak aşağıdaki parça seçilmiştir : «...Saltanat-ı seniye-i Osmaniyenin tarih -i tesisinden takriben altı yüz sene m ürür idüb, m uhtac-ı ıslâh bir hayli şeyler var idi. Vakta ki küçük bir aşireti büyük bir devlete ifrağ eden tevfik-i samedânî Devlet-i Aliyye~i Osmaniye’nin tensik ve ıslâhı vazife-i mühimmesini zât-ı hazret-i tacdâr-i uzmâya tevdi’ eyledi...». Aristokli (Nalbandzâde), Ş evketlû İzzet ~ lû Gazi Sultan Abdülham id H an-t Sânî, İzmir, 1317, Topkapı Sarayı K ü­ tüphanesi, M.R.599, v. 17, Krş. v. 60-61. (215) Şerif Mardin, Jön Türklerin,.,, s. 16. (216) îfade, Halil Halid ve Kâzım Bey adlı iki Jön Türk hakkında kullanılm ış­ tır. Bkz. Antopulo Paşa’dan-Tahsin Bey’e, 5 Teşrüı-i evvel 13Î2-İ89S. Londra Büyükelçiliği A rşiv i , K.319(2). (217) Bkz. BBA-BEO fD ahiliye Giden, 97-3/46,(21 Temmuz 1314), 1341(2459 cevabı)/86822, BBA-îrade-H usust, Safer 1316/no.69-308, BBA-BEO /D ahilîye Giden , 97-3/46, (25 Haziran 1314), 1269-574/86444, BBA-İrade-Hususî, Sa­ fer 1316/no. 34-187. (218) Mısır Şu’besinin teslim protokolünde kullanılmıştır. 2 Kânûn-i evvel [18] 97-7 Receb 1315, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 15/74-31-e/74/15. Jön Türkle­ rin «taltifle daıre-i ubudiyete girmek» olarak tanım ladıkları bu tü rlü davranışları eleştirmeleri için bkz. «Asâr-ı Acz,s> Osmanlı, no.84,15 Ma­ yıs 1901-25 M uharrem 1318, s. 6. (219) Cenevre Siyasî Polisi’nin bir raporunda durum §u şekilde belirtilm ektedir: «...30 Ekim 1899 tarihli raporunuzda da belirttiğiniz gibi Jön T ürk­ lerin Cenevre’deki başlıca m aksatları davranışlarıyla Türk hüküm etinden ve Sultan’dan para ve maddî çıkarlar koparabilmektir. B unların bedeli bazen Osmanlı’nın kısa süre çıkmaması oluyor. Gözlemlerimiz şu kanaate varmamızı güçlendiriyor ki: Eğer Türk hüküm eti bu adamlarla m uhatap olmasaydı ‘bu oyun’ kendiliğinden sona ererdi...» Bkz. «Geht zum Dossier Mechveret (Jung-Türken) al s. no.2, S.B/10 Mai 190Ü-P.P.17/66» B undesarchiv-BERN, 21/14*250. Krş. Hocazâde Mehmed Ubeydullah’m - S ultan’a, Paris, 9 Temmuz 1313 tarihli mektubu, B B A -Y ıldız Esas Evrakı » 15/74-17-e/74/15.
86

I I I

f f

|

i |
I

fi’inınıın

nucunda ortaya çıkmaktaydı ki, yabancı belgelerde gördüğümüz özellikle okullardan yetişen küçük rütbeli memur ve subayların yönetimin şeklinden büyük bir nefret duydukları yolundaki ifadeleri bu yönde anlamlandırabilmemiz mümkün olabilir,2 2 0 Bizzat merkez yayın organında görüldüğü gibi :
«....Üç yüz seneden beri pâdişâhlarımıza Allah’a tapınır gibi tapın­ dık. Fakat memalik-i Osmaniyenin nısfı elimizden çtkdı. Nısf-ı di­ ğeri de çıkmak üzere bulunuyor. Artık yeter değil mi? Biraz tarihden ve etrafımızdaki milletlerin halinden ibret almak ve mesleğimizi de­ ğiştirmeliyiz...»*21

bu eğilim kişiye bağlılığa karşı büyük bir tepki şeklinde, veya:
«...Ne i-çim Amerikalı bunların cümlesine muvaffak oluyor? Bunu anlamak içün Amerikalıların çocuklukdan beri aldıkları terbiyeyi tedkik etmeli. Bizde çocuklarda aranılan başlıca fazilet uslu otur­ mak, gürültü, şamata etmemek ve nihayet el öpmekten ibaretdir ki bir Amerikalı çocuğunu bu halde görürse hastalığına hiikm ederek tedavi etdirir,..,»m

içinden çıktıkları toplumsal koşulların sert biçimde eleştirilmesi kalıplarında işlenmekteydi. Nihayet, Japonya’da Harbiye Nazırının, İmparator aleyhine kurulan bir cemiyete üye oluşu yorumlanırken bunun «bizim Serasker P aşa’ ya ne güzel bir numûne-i imtisâl!» olduğu belirtilerek.2 2 3 veya Sultan’ın iane dağıtmasını tenkit ederek2 2 4 toplumda yeni ilişkiler sistemi kurulması yolun­ daki taleplerini dile getiriyorlardı. Bu nedenle, yönetime karşı Osmanlı P a r­ lâmentosunun kapatılmasından sonra kurulan ilk yerli komiteler şehzâde adKonsolos Romels’den-Dışişleri Bakanı’na, 50/Salonich 19 Ekim 1898/Pr. 29/X/98. Haus-, Hof-u. Staatsarchiv, PA XXXVIII 408 Konsulat Saloniki(loöS).) Bu belgenin tüm ü verilmiştir. Krş. Philip C urrie’den-Dıgışleri’ne, 517/572-26 Ağustos 1897, PRO /F.0. 78/4806. Büyükelçinin yorumu şöyledir: «...memuriyetlerin saray kliğinin elinde olması ve İngiltere gibi anayasacı bir yolla değişikliğe gidilmesinin imkânsız oluğu bu adam ları m uhalif yapıyor...». (221) «Muârızîne Cevab,» Osmanlı, no.88,15 Eylül 1900-18 Cemaziy’ülevvel 1318, s. 1. Yazı Sultan’a karşı hürm etsiz ifadeler kullanm am alarını isteyen kim ­ selere cevap olarak kaleme alınmıştır. (222) «Amerika Terakkiyatm a Bir Nazar, 2. Osmanlı, no.110, 15 Ağustos 1902, s. 3. (223) «Japonya’da İttihad Cemiyeti,» Osmanlı, no.17,1 Ağustos 1898-1 Rebiy’ülevvel 1316, s. 8. (224) «Sadaka-i Şahane,;. Osmanlı, no.134, 15 M art 1904-28 Zilhicce 1321, ss. 2-3. Krş. Ahmed Rıza, «îemâl-i Ahvâl,» Meşveret, no.4,10 Şa’ban 1313- 15 K ânun-i sânî 108, s. 1: «...Bir hükümdar, atr halı, kumaş gibi memleketin enfes mahsûlatmdan, m am ûlâtm dan istediği şeyleri diğer bir hüküm da­ ra hediye yollayabilir. Lâkin on bin lira kıymetinde eşya gönderemez. Bulunduğu mevki'in itibar-ı siyasîsi buna m ani’ olur. Kıymetli hediye67

(220)

larıyîa anılırken,2 3 5 Jön Türk örgütleri arasında para sızdırmak amacıyla ku­ rulmuş olan «Reşadiye Komitesi»2 2 6 adındaki bir örgüt dışında böyle bir eğili­ me rastlanmamıştır. Bu konuda işaret edilmesi gereken son bir nokta. Jön Türklerin propa­ gandada bulundukları çevrede ortaya çıkan ve mahallî Jön Türk olarak ad­ landırabileceğimiz grupların bu hususta Avrupa’daki arkadaşları ile ters bir tutum içinde olmalarıdır. Bu bölgedeki muarızları tarafından «küfran-ı ni­ met eden»2 2 7 kimseler olarak suçlanan, kendilerine «...halife-i muhteremin şev­ ket ve kudretini, millet-i İslâmiyenin necat ve selâmetini şehrâh-ı sadakatde arayalım. Zira sadakatdan inhiraf edenler kâbe-i saadete vasıl olamazlar vesselâm.»2 2 8 şeklinde nasüıatler verilen, yahut daha açık biçimde :
«....Bir nankör hidmet eylediği efendinin n a n ü nimetiyle perverde olduğu halde o nimete karşu irtikâb eylediği nankörlük gibi bir denâatin gerek indallah ve ind-en-nas ne derece m ezm ûm ve makdâh olduğunu bilse şüphesiz o sıfatla muitasıf bulunduğunu arzu et­ m ez... Yekdiğeriniiz hakkında vuku’bulan nankörlük şöyle dursun öyle hainler vardır ki: Sâye-i adalet ve merhametinde yaşadığı metbu’-i m uf ahkamına. karşu ne kadar nankörlük ve bununla beraber ne derece hainlik etmeğe cesaret ediyorlar...

tenkit edilen bu kimseler de yazılarında büyük çapta yeni bir yöneticiye hağler, B uhara Emiri, Tunus Bey’i, Mısır Hidivi, Hind Racası gibi müstakil olmayan küçük em aretler tarafından m etbu’ bulundukları büyük hüküm ­ darlara tatbik olunuyor...» Otorite tipinin, Jön Türkleri büyük kızgınlı­ ğa sevkeden davranışlarından «işe alınma» konusunda güzel bir örnek için bkz. Bazı Hıtsus? İradeleri Havî Defter, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 24/11/ 162/VII, 50/11 Teşrin-i sânî 316: «Hülâsa-i Madde: Bugün selâmlık resm -i âlisinden avdet-i hüm ayûnda m abeyn-i hüm âyûn yapuşluğuna kadar ara­ banın yanm a gelerek şevketmeâb efendimizin arabadan ineceği bir sırada arzuhal takdim eden Dramalı yirm i bir yaşında Mehmed Efendi’nin bir memuriyetde istihdamına dair. Mülâhazat: Mümaileyh Mehmed Efendi’nin taşraca hale-i eisbân bir hidmetde istihdam olunması hususu Dahiliye Nezaret-i Celilesine tebliğ buyurulm uştur.s> . (225) f Bâb-ıâli ve Mahal'l-i Saireden M evrud Evraka Mahsus Defterdir], B B A Y ıldtz Esas Evrakı , 24/150-3/162/VIII. Belge olarak verilmiştir. Bkz. B. II. (226) Bundesarchiv-BERN, E.21/14’248 ve E.21/14’249. Bd. 1. (227) «Güfran-ı Nimet,» Tart!c[îskenderiye], 31 K ânûn-i sânî 1901-12 Ramazan 1318, s. 1. Yazı Jön Türklerin, teb’a -i Osmaniyeden ihracı konusunda k a­ leme alınmıştır. (228) Aym.Hâdi, «Liverpooî’dan Bir Sada: Hakkaniyet Bâdi-i Selâmetdir,» Bedrika-i Selâmet, [Filibe], no. 17, 17 Temmuz 1313-29 Safer 1315, s. 1. (229). «Makale-i Mahsusa:Nankörlük,» Zaman, [Lefkoşe], no.138,12 Şubat 189527 Şa’ban 1312, s. 1. Bu tutum una rağmen gazete «müftü ve zevat-ı sairece», «neşriyat-ı bedhâhane ve mefsedetkârâne» yaptığı gerekçesiyle bir mahzarla şikâyet edilmiştir. Bk z. BBA-BEOfDahiliye Giden, 99-3/50, 47/ 2341 (30 Eylül 1316) (mümtaze kalem inden- Şûra tezkeresi: 15).
68

îanmak fikrinin dışına çıkamamışlardır-2 3 0 Bu da büyük çapta mahallî Jön Türklüğün ileride göreceğimiz gibi ulusal Jön Türklüğe göre değişik değer kalıplan kullanmasının bir sonucudur. Yönetim özellikle yüksekokul öğrencilerinde ortaya çıkan bu problemi kavrayabildiği andan itibaren, bu okullarda okuyan öğrencilerin manevî yön­ den takviyesi2 3 1 anarşistlik olarak nitelendirilen bu fikirlerin yayılmasını ön­ lemek için ıslah projelerinin yürürlüğe konması gibi2 3 1 2 tedbirler almaya ça­ lışmıştır. Ancak, bu tedbirler yönetimin beklediği yâni değer uyuşmazlığını azaltıcı yönde bir sonucu sağlamaya hiçbir zaman muvaffak olamamışlar­ dır.
ANAYASACILIK FİKRİ VE TEMELLERİ:

Üzerinde durmamız gereken diğer bir nokta da Jön Türklerin anayasacı yaklaşımları olacaktır. Yukarıda belirttiğimiz gibi ele aldığımız dönemde «ahrar» tabakasının her kapıyı açan anahtarı «Kanun-i Esasi» kavramı olmuştur. Ancak, bu sorun derinlemesine incelenmeyerek yalnızca yüzeysel bir tahlile tabi tutulduğunda Jön Türklerin temel sorunsallarının anayasal bir yönetimi gerçekleştirerek, Sultan’m yetkilerini sınırlamak ve özgürlükleri arttırmak olduğu kabul edilebilir. Buna karşılık, aksi yönde yapılacak bir inceleme çok farklı sonuçlara ulaşmamıza yardımcı olacaktır. Jön Türkler üzerinde yapılan en önemli araştırm ada da belirtildiği ve ileride çeşitli örneklerle göreceğimiz gibi Jön Türklerin esas amacı hiçbir za­
(230) «Garib Bir Tesadüf,» Feryad* [Lefkoşe], no. 2, 25 Kânûn-i evvel [18]99, 3.1: «...Bir yevm -i menhus addedilen geçen Salı günü kabl-el-zuhr çarşuda oturuyordum. Kulağıma bir top sedasıdır gürledi... H ayırdır inşal­ lah tali’-i dûn~i millet sefil, millet said oldu. Muradımıza erdik. Acaba, Sultan M urad Hazretleri yoksa Sultan Reşad hazretlerim i çıkdı? diyerek hem an elimi bargâh-ı ehadiyyete kaldırüb, Sultanıma devletime, ham iyetmend kardaşlarım a yana yakıla sadıkâne duaya başladım. O aralık Za­ man müvezzi’i geçiyordu. îşte eülûs ilâvesi ilân ediyor dedim... Elimiz© nüshayı aldık... Bu olsa olsa ‘Müeeddidin’ fırkasının yapdıkları gibi Devlet-i Osmaniye’nin ıslahına dair Padişaha takdim olunmak üzere lâ­ yihadır... Yanlışmış yanlış. Merak etdiğim şey (yaldızlı velâdete!) yaldızlı dua imiş...». Bu gazetenin «katiyyen m en’i» için alm an tedbirler konusunda bkz. B R A -İrade- Hususî, Receb 1317/no.52-675, B BA-BEO / V G G (2), Dersaadet Müteferrik,ası-Gelen, 404. 616/(Maarif Evrak Müdiri Galib Bey’in tezkeresi), B B A -B EO /D ahiliye Giden, 98-3/47, 3015 (18 K â­ n û n -i evvel 1315), 118/mümtaze kaleminden. (231) Askerî m ekteblerde talebenin m a’nen takviyesi hususuna dair. Tophane Müşirliğinden, B B A -Y /M ü ten evvî (Günlük) Marûzat, 27 C 1313/no, 4488. M ekteb-i H ukuk’da talebenin harekâtının incelenmesi ve tedrisatının ta h ­ kiki için Meşihattan seçilecek kişiler için bkz. B B A -Y /M ü ten evvî(G ü n lük)M arûsat, 4 N 1317/no, 1255-6043. (232) Harbiye Mektebinde anarşist fikirlerin yerleşmemesi hususunda alınması gereken tedbirlere dair, Seraskerlik yazısı, B B A -Y /M ütenevvî(G ünlük) M arûzat, 26 S 1313/no. 61-1460.
69

man özgürlük olmamıştır.3 3 3 Buna paralel olarak «Kanun-i Esasî» kelimesinin altında yatan manâların da biraz farklı olduğunu görürüz. Bir kere anayasacılık Aron’un haklı olarak belirttiği gibi, Jön Türklerin böyle bir fikrin taraf­ tarı olarak göründükleri dönemde modernleşmenin ölçütü idi ve bugün bizim daha ziyade sanayi bacasıyla eş anlamlı tuttuğumuz gelişme sözkonusu dö­ nemde yönetim biçimi ve parlâmento varlığı ile ifade ediliyordu.®* Fakat, Jön Türkleri bu açıdan da cezbeden bu kurumun Osmanlı ülkesinde uygulanma­ sının arzu edilmesinin temelinde bambaşka bir neden yatıyordu. Osmanlı İmparatorluğunun, içinde barındırdığı çok çeşitli unsurları yö­ netmek için kullandığı «millet sistemi», yâni bu unsurların birer dinî cemaat olarak tasnifi 1789 sonrası gelen milliyetçilik fikrinin etkisiyle kullanıkşlılığmı yitirmişti. İmparatorluk teb’asınm kendisini ortodoks olarak değil de Yunan­ lı veya Bulgar şeklinde tanımlamaya başlaması hattâ bu çeşit kimlik kazan­ manın Arap2 3 5 ve Arnavutlar2 3 6 gibi Müslüman unsurlar arasında da yayılma­ ya başlaması sistemi tamamen çökme tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştı. Bu durumda sistemi çöküntüden kurtarabilmek için iki imkânın varolduğu açıktır. Her ikisi de ortaya çıkan ve milliyetçiliğin sonucu olan yeni kimlikleri aşan birer üst-kimlik yaratmayı amaçlayan bu imkânlardan birincisi, bir Osmanlı vatandaşmın yaratılmasıydı. Modernleşme taraftarları, ancak anayasa çerçevesinde böyle bir vatandaş yaratmakla mevcut gidişin önlenebileceğine inanmışlardı. Kanun-i Esasî ve parlâmentonun da Osmanlı Devletinin, batı­ lılaşma çabaları sonrasmda bile kırıntı düzeyinde kalan2 3 7 temsil fikrinin ge­ lişmesi veyahut yeni beliren grupların iktidardan pay almaya çalışması gibi bir nedenden değil de, yukarıda belirttiğimiz «Osmanlı vatandaşı» yaratmak, böylece devleti kurtarmak fikrinden kaynaklandığım belirtmemiz gerekir. Ni­ tekim, anayasacılık hareketi üzerindeki ilk risalelerden birinde bu husus üstü kapalı bir biçimde belirtilmiştir.2 5 8
(233) (234) (235) (236) Şerif Mardin, Jön Türklerin,.., s. 219. R. Aron, Essai sur les libertes, Calmann-Levy, (Paris: 1977), s. 67-68. İlginç bir örnek için bkz. Jacob Landau, «An Arab A nti-Turk Hana bili, 1881,» Turcica, T. IX /1, (1977), ss. 222-24. Bkz. «E Dhjeta ne Turqi,» Dritar no. 49 (1904), zikreden, Mendirrd P oli­ tik e Shoqeror I R ilindjes Kom betare Shqiptare V. 1(1879-1908), (Tirane: 1971), ss. 46-53. Krş. Abdüîhamid I l’e hitaben yazılan bir A rnavut be­ yannâmesi: In nome del popolo Albenese: II Comitato di tu tti i Capi A lbenesi, M aomettani, Cattolici ed örtodossi non che di tu tte le Societd, Leghe e Com itati esitenti in Albania ed all'estero, in segnito agli accor&i presi nelle ultim e riunioni:Supplica La Maestâ Del Sultone Hamid Kan II Ittlperore e Kalifo, (Guigno; 1902), PRO/F.O. 78/5212(various.) içinde 30 Hazi­

............. ............. upnıınııı^ lM M Ü lllllim

(237) (238)

ran 1902 tarihli not. Beyannâmedeki lisan saygılı olmakla birlikte, din farklarım nüzerinde Arnavutluk fikrini işlemesi ilginçtir. Bkz. İdare-i U m ur-i M ülkiye, Süîeymaniye Eyüp Hüsrev Paşa, no.871, v, 2/b. Tarık Zafer Tunaya, «Osmanlı Anayasacılık Hareketi ve ‘Hükûm et-i Meşrûta», Boğaziçi Ü niversitesi D ergisi-Beşeri Bilimler, V.6( (1978), s. 236.

70

Yusuf Kâmil P aşa’nın, Telemaque tercümesi kuşkusuz tek kişinin yöneti­ mine karşı acı eleştirileri dile getiren diyaloglarla doluydu j338 ama, bu alanda etkili olan hususun yönetimin «bilimsel» olması gerektiği fikri ile bağlantılı olduğunu da belirtmekte yarar vardır. Bununla paralel olarak Jön Türklerin yazılarında az miktarda toplumsal bir sözleşmeye Rousseau’dan yararlanıla­ rak atıfta bulunulmasıyla beraber,24 0 ilginç bir şekilde özgürlüklerin sınırlan­ ması, yasaların ortaya çıkışı gibi hususların doğal durumdan türetilmesidir:
«...İnsan ibtida-yı halikinde elbetde hayvanat gibi yalnız geçirdik­ leri bir devr olmuş ve o devirde ahret zoru nefsini idrak edecek ■menzilede değildi. Yalnız muhafaza-i nefs içün çalışıyordu. Fakat ya­ vaş yavaş karı koca blrlikde yaşamağa başlamışlar. Bir gün karısı hasta bulunan bir adam ava giderse hayvanat-ı vahşiyeye karşı refi­ kasını müdafaa edecek bulunmadığını hissetmiş sonra bir çoklarında da bu hiss hâsıl olmuş üç beş kabile birleşmiş hirleşdîği gibi birkaç gün sonra te’min-i intizam içün birşey in noksan olduğu hissolunmuş beynlerinde bir karar vermişler. İşte ilk kanun-i beşeriyet. Sonra bu kanun-i ma’nevî ve kanun-i maddî kısımlara ayrılmış... îşteazi«...Hristiyanlarm mem uriyetlere geçmesini bu meclisin zuhurundan bek­ lemek devletimizin usûl-i idaresine ve ahvâl-i zamana vukufsuzluktan neş’et eder. Bunu söyleyenlerden sual ederiz ki um ur-u mülkiyeye m emur devâirden hristiyan bulunmayan bir dairemiz var mıdır?....». Parça Es’ad Efendi’nin risalesinin, sözkonusu makalede verilen transkripsiyonundan alınmıştır. Yazar aynı düşünceyi askerlik konusunda da işlemekte ve bel­ li bir dine mensup olmanın muharebelerde karşı taraf olmayı önlemedi­ ğini anlatm aktadır. Sait Halim Paşa ise bu konudaki fikrini şöyle belirt­ mektedir: «...Her bir K anun-i Esasinin ifa edeceği şerâitden birincisinin K anun-i Esasiyi kâbûl eden kavmin vahdet-i siyasiyesini tahkim ve m ertebe-i tekâmüle isâlden ibaret olduğuna göre K anun-i Esasimizin intiha­ bında pek ziyade aldanmış olduğumuzu itiraf etmekliğimiz lâzım gelir...> Sait Halim, Buhran’lanm ız: M eşrutiyet, Şems Matbaası, {İstanbul: 13351338) s.22. Reformların amacı konusunda tanımımıza uyan bir anlatım için bkz. Sadek Effendi, P rojet d ’un System e de la Rcforme en Turquie, Im prim erie de Charles 6. Fils, (Vienne:1860) ss. 4-5: «...Reformların da­ ğılma sebeblerini ortadan kaldırmadığı açıktır. Dağılma halen devam et­ m ektedir ve her ne kadar dışarıdan kolaylaştırıcı etkenler mevcut ise de, dağılmasının tohum u esasen içeride ve özellikle devletin bünyesinde bu­ lunm aktadır. Yabancı güçlerin Türkiye’nin paylaşılması konusunda hiçbir zaman anlaşmaya varamayacaklarına boşuna inanılmasına rağmen parça­ lanm anın yavaş yavaş kendiliğinden gerçekleştiği reddedilemez. İşte h erşeyden önce mücadele edilmesi gereken bu ayrılıkçı[lık] zihniyetidir. Bu amaçla dahilî İdarî reform lardan başka bir çâre düşünülememiştir...» (239) Özellikle bkz. Fenelon, Tercüm e-i Telemaque, Tercüme: Yusuf Kâmil P a­ şa, Üçüncü Baskı, geyh Yahya Efendi Matbaası, (Dersaadet:1294), ss. 172, v.d. <240) Özellikle bkz, Abdullah Cevdet, îk i Emel, Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti Matbaası, (Mısır-el-Kahire:1316), ss. 21 v.d, Krş. «Mukavele-i Ce~ miyetiyye,» Şark ve Garb, no.ls M art 1312 s. 12-16, §erif Mardin, Jön T ürklerin..., ss. 92-93.
71

zim insanlar iptida anarşist imişler, o hali icbar-ı tabiat ile terk et­ mişler. . .y > m

Bu satırların yazarı İshak Sükûti’nin, Thomas Hobbes’u okuyup okumadığını bilemiyoruz ama işaret etmeye çalıştığı husus herhalde, toplumsal yaşamın koşullarının doğanın gereksinmelerinden doğduğu yolundaki bir yorumdan ibaretti. Bu da kuşkusuz Jön Türklerin evvelce gördüğümüz toplumsal yaşamı fennî şekilde açıklama isteğinin değişik bir tezahürünü oluşturuyordu. İkinci imkân olarak yapılabilecek diğer bir iş ise mutlak monarşinin te­ melleri üzerinde çalışarak ayrı ayrı milletlerin de üyesi olsalar Osmanlı ül­ kesi içinde yaşayanlara bunun üzerinde bir kimlikle bir tek yöneticinin teb’ası olduklarını kabul ettirmeye çalışmaktı. Burada birinci durumda sözkonusu olmayan din ayrılığının da gündeme gelişi, sorunu daha da zorlaştırmaktadır. Ancak, yönetimin bu fikri kısmen İslâm düşüncesinden üretmekle,2 4 2 o hususu fazla dikkate almadığını söyleyebiliriz. Belirtmemiz gereken asıl önemli nok­ ta ise bütün bu çabaların boş olduğudur. Ne anayasa ile haklan ve eşitliği çerçevelenen Osmanlı vatandaşı yaratm a çabaları, ne de mutlak yöneti­ min teb’alarım yaratma gayretlerinin Osmanlı ülkesinde Türkler dışındaki unsurların milliyetçiliklerini aşan yeni bir kimliği ortaya çıkartmasına imkân yoktu. Bunu anladıklarından itibaren özgürlük veya temsili arttırm ak gibi sorunlar çerçevesinde değü, fakat devleti kurtarmak için aııayasacı bir kal­ kanla savaş sahnesine çıkan Jön Türklerin bu fikri tamamen ikinci plâna ata­ rak Türk milliyetçiliğine doğru yöneldiklerini beraberce göreceğiz. Buraya kadar «Jön Türklük» olarak adlandırılan zihniyetin temel çizgi­ lerini ve düşünce çerçevesini vermeye çalıştık. Sonuç olarak Jön Türklüğün, eskiye karşı yeniyi, dinin toplumdaki rollerine karşı bilimi savunan ve yeni ilişkiler sistemi arzulayan bir grup olduğunu gördük. Önemli olan Jön Türk­ lüğün kapsayıcı bir kategori olmasıdır. Yoksa bu yalnızca bir komitenin adx olarak algılanırsa büyük bir yanlışlığa düşülmüş olur. Bu kimselerin sözko­ nusu değişiklikleri istemeleri onları toplumları hakkında:
«...Altı yüz senelik bir ömr-İ kemâlde devlet nâmına memleket zabî etrriekden başka bir fikir edinememiş hey’et-i ictimaiye-i insaniye, şer ait-i hay atiy esine daima lâkayd kalmış olan hey’et-i kübra-yt Os­ maniye ve esfa ki ceza-yı sezasmt pek ağır, pek insafsız görüyor,..»2 * 3

en ağır eleştirileri yapar bir duruma getirmiştir. Bu değişiklik arzusunun ise, kendileri tarafından «yenilikçilerin şafağının doğacağı»2 4 4 şeklinde ifadesiyle, daha sonraki pek çok gelişimin tohumlarını taşıdığına kuşku yoktur.
(241) (242) İshak Sükûti’den-[Dr, Nâzım’a?], 15 Nisan 1901 tarihli, ‘Birader* hitaplı.
Bahaeddin Şâkir B ey E vrakı/Ö zel A rşiv. Ahmed Midhat, Üss-i înkilâb, (Istanbul:1294), passim. Jön Türkler ta ra ­ fından eleştirisi için bkz. Abdülahrar Tahir [Süleyman Nazif], Malûmu İlâm, M atbaa-i îçtihad (Mısır: 1908). «Şaşırtmak Değil İmdad Etmek,» H akayık-ı Şark, [no 1?], [K ânun-i evvel

(243) (244)
72

1905], s. 2. Fuad, «Le Sultan et son Oeuvre,» M echveret Supplement Français, no. 2, 15 Aralık 1895, s. 2.

BELGELER-AÇI5LAMALAR BELGE: I — Metinde belirtildiği gibi yönetim, Jön Türklerin kendilerini ta­ mamen ayrı bir grup olarak yorumlamalarını büyük bir tehlike ola­ rak görmekte ve bunun önüne geçebilmek için «Jön Türk» deyiminin kullanımını yasaklamayı düşünmektedir: Sadaret Mektübî Kalemi Adliye ve Hariciye ve Dahiliye Nezaret-i Celilerine, İmza buyurulmuş dur. 21 Rebiy’ül evvel 319 25 Haziran 317 Devlet ve memleket aleyhinde faziha-i taarruz irtıkab eden bir takım fe~ sad-pişegân-ı esâfilin Jön Türk nâmıyla ortaya çıkdıkları ve kendilerini bir sınıf-ı mahsus şeklinde diğerlerinden tefrik ile efrad-ı millet araşm a peyder­ pey bir inkısam düşürmek maksad-ı hainânesine ma’tuf olmasıyla fi’m a’bad bu tabiri isti’mâl edenleri velinimet-i bîminnetimiz şevketmeâb-ı hilâfetsımât efendimiz hazretleri tel’in buyurdukları gibi bu ta ’bire m uharrerat arasında tesadüf edilmesi de hoş görüldüğüne dâll olarak sebeb-i lanet olacağmdan tabir-i mezkûrun bundan böyle asla isti’mâl edilmemesi şerefsudûr buyuru­ lan irade-i seniye-i cenâb-ı hilâfetpenâhî icâb-ı âlisinden olduğu mabeyn-i hü­ mayun başkitabet-i celilesinden bâtezkere-i hususiye tebliğ olunmuş ve esâfü-i merkumenin müfsid nâmıyla yâdı münâsib ve muvafık-ı nefs’ül-emr olub keyfiyet Hariciye ve Dahiliye Nezaret-i Celilelerine de izbâr kılınmış olmağla nezaret-i celile-i dâverilerince [Adliye! dahi icâb edenlere tebligât ve tenöihat-ı lâzıma ifasına himmet. Bkz. BBA-BEO/Mahremâne Miisvedât, no.129. BELGE: II — Belgede görüleceği gibi kurulan komitelerin doğrudan şehzâde adlarıyla belirtilmesi sözkonusu eğilimi bize göstermektedir: Suret-i Tezkere Bâzı tahkikat-ı hafiyeyi mutazammm olub irsâl buyurulan varaka menzûr-i âli-i hazret-i padişâhî buyurularak eğerçi mezkûr varakada gösterilen cemiyet-i fesâdiye erbabı Yusuf îzzeddin Efendi’nin taraf darlarına hasr olun­ muş ise de tahkikat-ı mevsukaya nazaran böyle bir cemiyet-i fesadiyenin Reşad Efendi tarafdarânı câniblerinden dahi te ’sisine çalışılmakda olduğu gibi bazen işbu iki cemiyet erbâbı yekdiğerleriyle ittihad ve ittifak ve bazen dahi beynlerinde zuhura gelen ittihad mübeddil-i nifak ü iftirak olmakda olub alâkilaittakdireyn bunlara hiçbir vakt meydan verilmemesi fevk-el-gâye dikkat ve dikkat ve itinaya şâyân olduğu ve bu misillû fesad-pîşelerin ele geçirilerek istintak ve muhakemeleriyle tertîb-i mücâzatı içün mahsusan bir divan-ı harb teşkili ve tahkikat-ı muktaziye ile mücâzat-ı müterettibenin suret-i icra­ sı içün meclis-i vükelâ kararıyla bir kararname tanzim edildiğine binaen o makûle erbâb-ı mefsedetin ifate-i vakt olunmayarak taharriyat ve takayyü73

(Elden) Takdim

dat-ı îâzımaya bilâistisnâ müsaraaten ve acilen ah zü giriftiyle muamele-i muktaziyenin icrası zımnında heman zikr olunan Divan-ı harbe teslimi huşusunun himmet-i mahsusa-i asâfaneye tefviz ve havalesi mukteza-yı em rü fermân-ı hazret-i padişâhîden olmağîa olbabda emr ü ferman. 13 Muharrem
D6.

Bkz. [Bâb-ıâli ve Mahall-i Sair eden Mevrnd Evraka Mahsus D efterdir], BBAYıldız Esas Evrakı, 24/150-3/162/Vm, s. 240. Aynı defterde gene : .... Bu daf’a zuhur eden komite hey’eti dün gece dahi icra olunduğu veç­ hile yalnız Yusuf îzzeddin Efendi tarafdarımndan ibaret olmayub hakikati lâyıkıyla araşdırıldığı halde mefasid-i musammeme yine Reşad Efendi taraf-darânmın icrasına ötede, beride çalışmakda oldukları....» ifadesi görülmekte­ dir, Aynı Defter, ss. 239-44 içinde verilen «Bâb-ıâii’den tastır buyurulan Tez­ kere Suretb> ne eklenen rapor, s. 254.

74

İÜ

İTTİHAD ve TERAKKİ CEMİYETİNE ATFEDİLEN MUHALEFET HAREKETLERİ

Genellikle Batılı yazarlaruı, Osmanlı yönetimine karşı muhalefeti sürdü­ ren çeşitli siyasal organizasyonların tüm faaliyetlerini «Jön Türk Eylemleri» olarak belirtmeleri, bu alanda önemli bir karışıklığa yol açmıştır. Bu karışık­ lık 1908 sonrası iktidarı ele geçiren ve gene aynı kaynaklarca «Jön Türk Yö­ netimi» olarak nitelenen İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin sözkonusu 1878-1908 döneminde gerçekleştirilen bütün siyasal muhalefet hareketlerinin örgütleyicisi olarak kabul edilmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Ancak, dikkatli bir araştırm a sonucunda İttihad ve Terakki’nin muhale­ fet alanına açıkça çıkışının 1894-1895 dönemine rastladığını, bundan evvelki hareketlerinin ise son derece ehemmiyetsiz olduğu görülür. Yapılması gere­ ken; genel bir «Jön Türk Eylemleri» başlığı ile bu komiteye atfedilen hare­ ketleri ve muhalefet eylemlerinde bulunan çeşitli Cemiyetlerin onlar ile olan ilişkilerini ortaya çıkartmaktır. SİYASAL MASONLUK VE FAALİYETLERİ : 1878-1908 tarihleri arasında faaliyette bulunan bu cemiyetler içinde en önemli olanı kuşkusuz Mason örgütleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Jön Türk hareketi ile Masonların ilişkilerini inceleyen üç makale1 ile bu konuyu
(1) Bu makaleler, Elie Kedourie, «Young Turks, Freemasons and Jews,» M iddle E astem Siudies, VII, no.l, (Ocak 1971), ss. 89-104, Paul Dumont, «La Turauie Dans Les Archives Du Grand Orient De France: Les Loges Maçonniques D’Obedienee Française â İstanbul Du Milieu Du XIXe Siecle a La Veille De La Preroiere Guerre Mondiale,» Colloques in tem ation au z du CNRS, no.601-economie et Societes dans l’Em pire O ttom an..,, ss. 171-201, ve Paul Dumont, «La Frane-M açonnerie D’Obedience Française k Salonique Au Debut Du XX* Siecle,» Turcica, T.XVI, (1984), ss. 65-94’dür. B unlar
75

şimdiye kadar en derin şekilde inceleyen kitapta® özellikle büyük önem ar~ zeden 1885-1902 döneminin üzerinde çok az durularak (veyahut hiç durulmayarak) temel araştırm a ekseni 1906 yılında teessüs eden Hürriyet Cemiyeti Ue bu gruplar arasındaki ilişki ve 1908 sonrası bu alâkanın Cemiyet’in örgü­ tü ve Türk Siyasal Hayatı üzerindeki etkileri tartışılmaktadır. Gerçekten, Mahmud Şevket P aşa’ya düzenlenen suikast ile ilgili iddianâmeye baktığımız­ da komployu düzenleyenlerin amaçlarının; kendi ifadelerine göre; Masonla­ rın elinden iktidarı almak olarak sunulduğunu görüyoruz.3 Bu açıdan belir­ tilen eserlerdeki araştırm a son derece yararlı olmakla beraber, en azından, bunun kadar üzerinde durulması gereken bu ilişkinin 1906 da başlamadığı ve özellikle 1878 tarihinden itbaren Jön Türklüğe atfedilen siyasal eylemlerin ço­ ğunun bu grup tarafından gerçekleştirilmiş bulunduğudur. Tanzimat ricâli arasında Mason örgütüne üyeliğin yaygınlığı daha evvel üzerinde durulmuş olan bir konudur."4 Nitekim, bizzat Masonların çıkartmış
içinde konumuza en yakın olan ikinci makale olup, yazar genel olarak tüm locaların faaliyetleri özerinde durm akta ve çok ince bir araştırm a sonucu olarak bilgiler vermekle birlikte, konuya bizim önemsediğimiz açıdan bak­ mamaktadır, İlk makale, tam am en iktidardaki İttihad ve Terakki ve ilişki­ leri incelemekte, son araştırm a ise belirttiğimiz 1906 bağlantısı özerinde durm aktadır. (2) Em est Edmonson Ramsaur, Jr, Jön Türkler ve 1908 İhtilâli, ss, 122-127. ss. 122-127. (3) Mahmud Şevket Paşa Suikasti İddianâmesi, El Yazması İddianâme S ureti/ Özel Arşiv, s. 30: «...Maznun-i aleyhümden Ziya’nm biraderi olub Anaaoluhisarı’nda, Küçüksu’da, biraderi m erhum Ârif Bey’in hanesinde K antar İda­ resinden kadro harici olduğunu söyleyen Âsitâneli, otuz beş yaşında H ak­ kı Efendi Bin Haşan dahi söyletdirildiğinde: Memleketde şimdiye kadar pek çok inkılâb icra edilmiş olup... görüştüğü Kâzım Efendi kendilerine bu fik r ü kanaati te ’yid edecek suretde ifadât ve telkinatda bulunarak ve memleke­ ti ve îttih ad ve Terakki Cemiyeti’ni ellerine almış olan bir takım siyonist ve m asonların ellerinden kurtarm ak üzere yine ordunun bir inkılâb yapa­ cağından bahisle...®. Bu iddiaların yabancı basın tarafından da dile getirilmesi için bkz. «The Young Turkish Organization: Committees Warning Influence: Hostility to Jewish Freemasonary,s> The M om ing Post, 7. Ekim. 1911 ve «Nationalism in Turkey: Salonica Committees Arms Jewish Freemasons and Turkifieation.s» The M oming Post, 11. Ekim, 1911. (4) Ebüzziya, «Farmosonluk.» Mecmua-i Ebüzziya, Cüz-i Aded: 100,18 Cem aziy’ülâhir 1329, ss. 681-682: «...1869 senesinde L’Union d’Orient’a mensub olan âzânın sülsanmı ricâl-i mühimm e-i Osmaniye teşkil etmekde idi. H at­ tâ hanedân-ı saltanatdan bir de prens dahil idi. Âh ve Fuad ve Fâzıl Mus­ tafa ve Raşid ve Tolçu m utasarrıflığında vefat eden Süleyman Paşa ve E d hem Bey ve Münif Paşalar ve şâir emsâli ekâbir bu cemiyete intisâb eyle­ mişlerdir. Az çok efkâr-ı m ünevvere sahibi olub da rahîk-i serbesti ile sermest olan terakkiperverân-ı İslâm kâm ilen bu cemiyete dahil olmuşlar­ d ır...... Makalede M eşrutiyetin yemden ilâm olayı da bu gelişmelere şöyle bağlanıyor: «...Bugün vücûduyla mübâhi olduğumuz M eşrutiyet ise o ce­ m iyette selik olan urefâ-yı İslâmm m ezraa-i efkâra saçdıği tohum -u ser­
76

■'.dakları yayınlarda kendi üyeleri bulunan Sultan V. Murad’ın tahta geçiril­ mesi için yaptıkları girişimler açıkça anlatılmaktadır. Bu anlatımlar arasın­ da karşımıza kilit bir isim çıkmaktadır. Bu isim Cleanthi Scalieri’dir. 1865 tarihinde Fransız Mason locası L’Union d’Orient da görev alan Scalieri, 1875 tarihinde Paris örgütünde en yüksek mevkilere kadar yükseldi.5 Scalieri, Sul­ tan Murad ile kurduğu ilişki ile, özellikle Doğu Masonluğunda yaygın hale gelmiş olan bir isteği,® yâni Sultan’ın yönetiminde ve Yunan ve Türk unsur­ larının kaynaşması sonucu kurulacak yeni bir Bizans Devletini gerçekleştir­ me çabasına girişti : «...[Scalieri] ilişkileri ve yumuşak karakteri nedeniyle de veliaht olan Mu­ ra t Efendi’nin güven ve arkadaşlığını kazanmıştı.. İstanbul’da yaşarken iki büyük halkın, Türklerin ve Yunanlıların arasında, her iki halkın da ilerleme­ sini engelleyen ikiliği ve savaşı görüp, izliyordu. Mason ideolojisinden etkile­ nerek (bu ideoloji ile dolu olarak) ancak bu iki unsurun (halkın) işbirliğinin büyük Doğu Sorununu çözeceği sonucuna varıyordu. Bu iki halk arasındaki işbirliği ve kardeşlik ve buna bağlı olarak yeni bir Bizans devletinin doğuşu büyük bir çabanın harekete geçip ilerlemesini somut hale gelmesini gerektiriyordu. Bunun için ise Murat Efendi’den daha uygun biri yoktu. O özgürlükçü fikirlere ve asil duygulara sahip her türlü iyi işi yapma yeteneği olan ve halkına Anayasal Belge bağışlayarak her çeşit özgürlüğü vermeye hazır birisiydi. M urat'ın iyi özelliklerine masonluğu da eklenmeliydi. Bu nedenle arkadaşı Cleanthi Scalieri onu önceden gereken şeküde hazırlamakta güçlük çekmedi ve sonunda Fransız obedyansıyla anlaşma­ sından sonra kendisinin başkanı olduğu «Proodos» locasına 20 Ekim 1872’de yalnız en güvenilir üyelerin huzurunda girmesini temin etti. Daha sonra Prens Nureddin Efendi’yi ve Türk toplumunun seçkin şahsiyetlerinden çoğu­ nu da cemiyet üyesi yaptı. 14 Mayıs 1872’de «Proodos» Fransız obedyansın­ dan izin alarak 1 Haziran 1872’den itibaren iki Yunanca yayından başka üçüncü ve Türkçe bir yayın için izin aldı. Bu arada, Sultan Aziz’in yeğeni olan Murat V. ayaklanma sonucunda 18 Mayıs 1876’da tahta çıktı.
bestinin semerâtmdandır. Bunu bugün inkâr edenler bulunsa da sehaif-î vekayi’ine kayd etmiş olan tarih her zaman m uhafaza-i hakikata kâfildir.» s. 682. Ricalin eğilimleri açısından krş. Tarık Zafer Tunaya, T ürkiye’de Siya­ sal Partiler, C.7. îktnci M eşrutiyet Dönemi: 1908-1918' Genişletilmiş 2. Baskı, (îstantul:1984). (5) Marinos Pollatos, Diakosia Hronia Elliniku Tektonism u (1740-1940), (Athina:1952), ss. 51-52. (6) Stefanos I.Makrimihailos, «İpsigmata apo tin Drasin tu Elleniku Elefterotektonismu en Turkiya Kata Ton ID^Eona,» Tektoniko Deltio, C. I, (Hazi­ ran, 1954), ss. 602-603. Nitekim, bu hareketler içinde yer alan Malkum Han da, Jön Türklerin faaliyetlerini, yorum larken bunu oldukça eski bir tarih ­ ten başlatm akta ve anayasacı hareketin doğuya yayılacağı fikrini ileri sür­ mektedir. Bkz.. Prince Malcom Khan, «L’Orient,» La Revue de Paris, IV, no. 3, 1 Şubat 1897, s. 539. Kendisine bu nedenle Jön Türklerce duyulan sempa­ ti için bkz. Ahmed Rıza, «Varietes,» Mechveret Supplement Français, no.35, 15 Mayıs 1897, ss. 6-7.
77

Tahta çıkışından sonra iiân edilecek anayasa ve ona bağlı değişiklikler arka arkaya uygulanmaya başlanacakta. Bu uygulamaların ön hazırlık iğlerini Scalieri üstlenmişti ve yardımcıları biraderimiz Fransız L. Amiable-İstanbul’da Avukat daha sonra ise Paris Belediye Başkam-, biraderimiz A. Holinsk — ■eski diplomat—,., eski Sadr-ıâzâm Midhat Paşa, zamanın İstanbul’daki İn­ giliz Büyükelçisi S.G. Elliot, İran elçisi biraderimiz Malkum Han idiler,.. Bundan başka halkın tepkileri iie de savaşmak gerekiyordu. Bu nedenle de halkın üzerinde nüfûzu olan ve elden geldiğince daha fazla kişiye işin esas­ larının öğretilmesi gerekiyordu. Bu amaçla Scalieri, Fransız obedyansının onayı ile «Envâr-ı Şarkiye» isimli Türk dilinde faaliyet gösteren locayı kuru­ yor. Bu locada seçkin siyasetçiler ve din adamları üye olarak bulundukların­ dan örgüt meşhur oldu ve bunların arasından Jöntürkler Partisi doğdu...»7 Diğer bir yayında rastladığımız «...önceleri Jön Türkler ile önemli Yunan­ lılar arasında çok iyi ilişkiler olduğu fakat daha sonra Jön Türklerin kendi programlarım uygulamaya başladıkları...»3 şeklindeki anlatım da herhalde sözkonusu tarihler arasında Scalierfnin önderlik ettiği grubun Türkiye’de «Jön Türklük» veya «Liberal Hareket» adı verilen eylemleri gerçekleştirdiği­ ne8 işaret etmektedir. Scalieri’nin evrakı içindeki mektuplardan da Murad V’in tahta geçmesi üe ilgili faaliyetleri1 0 ve bu konu ile ilgili ûlema ve softa hareketlerindeki rolleri ortaya çıkmaktadır.3 1 Kuşkusuz, Mason örgütü Sultan Murad’m tahttan indirilmesi sonrasında faaliyetini sona erdirmedi. Scalieri’nin kurduğu ve Masonlardan oluşan bir komite1 0 Sultan Murad’ı kurtarmak için çeşitli girişimlerde bulundu,1 3 An­ cak, bütün bu çabalar sonuçsuz kaldığı gibi Scalieri büyük zorluklarla ve İtalyan, Yunan Masonlarının ortak bir eylemi sonucunda, bir İtalyan gemisi
Marinos Pollatos, E lliniku Tektonism u..., ss. 52-53. A.H.Hamadopulos, 1 Neotera Filiki Eteria: Agnosti selides tis Etnikis mas îs torias, (Athina:1946), s. 12. (&) Mükemmel bir özet için bkz. Constantin Svolopulos, «L’Initiation De Mourad V â La Frane-M açonnerie P ar CL. Scalieri: Aux Origines Du Mouvem ent Liberal en Turquie,ı> Balkan Studies, [Selânik], 21s, (1980), ss. 441-57. Yazar, Scalieri’nin torunudur. (10) Scalieri’nin, 17 Haziran 1876 tarihli «Mon eher ami» hitaplı mektubu, Cleanthi Scalieri Evrakı (Ö zel Arşiv. Prof. Dr. C. Svolopulos’dan tem in edil­ miştir. (11) Scalieri’ye, Paris, 29 Mayıs 1878 tarihli, (Confidentielle) kayıtlı, Louis [Amiable?] imzalı mektup. Cleanthi ScaHerî E vrakı/Ö zel A rşiv. Prof. Dr. C.Svolopulos’dan tem in edilmiştir. (12) Komite detaylı bir biçimde, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, «V. M urad’ı Tekrar Pâdişâh Yapmak İsteyen K. Skaliyeri-Aziz Bey Komitesi,» Belleten, C, VIII, Sayı: 30, (1944), ss. 245-325’de ele alınm aktadır. Olayın siyasal yönü üzerinde, Tarık Zafer Tunaya, T ürkiye’de Siyasî Partiler, (İstanbul: 1952), ss. 100-102.’de durulm aktadır. (13) İsmail Hakkı Uzunçarşılı, «V.Murad1 !....» Belleten, 260-278.
78

(7) (8)

ile P ire’ye kaçmaya muvaffak olabildi.1 4 Scalieri, Yunanistan’da yargılandığı bir mahkemedeki ifadesinde, İstanbul’a dönmesi için kendisine bizzat Sultan tarafından önemli teklifler yapıldığım, kendisinin ise buna yanaşmadığını an­ latıyor, Gene bu ifadede belirtilen kaçak binbaşı Ahmed Esad Efendi ile Scaîieri’nin ilişkisi olduğu ve Yunanistan’da Teşvik adı ile çıkan yayın organının arkasında bu eski asker aracılığıyla onun bulunduğu anlaşılıyor. Ancak, Esad Efendi daha sonra sözlerinde durmayınca Scalieri’nin bu faaliyeti uzun sü­ remedi.1 * Scalieri’nin bundan sonraki çabaları, büyük devletlerin, özellikle İngilte­ re’nin ilgisini Sultan Murad V’in liberal hareketi yeniden başlatmak üzere tahta geçirme sorununa çekme yolunda gerçekleşti.1 6 İstanbul’daki Mason teşkilâtı ve Sultan Murad kanalıyla sağlanan özel evraklar ile İngüizlere yaptığı müracaatları1 7 sonuçsuz kalan Scalieri, 1891 tarihinde öldü. Mason Örgütü’nün belirttiğimiz amaç için bir faaliyeti de, Stefanos Skuludis adlı diğer bir liderinin aracılığıyla kurulması düşünülen yeni Bizans devleti için en büyük tehlike olarak görülen Slav yayılmacılığına karşı örgüt­ lenmek oldu.1 8 Bundan sonra bir süre Mason teşkilâtının fazla bir faaliyetinin görülmediğini izliyoruz. Bunda, her türlü Mason faaliyetini izleyen ve onlara karşı sert tedbirler alan yönetimin farklı tutumunun da büyük payı vardır,1 * Özellikle Avrupa kamuoyu nezdinde Sultan Murad V yanlısı hareketler bu dönemde de yönetimin büyük tepkisine yol açmaktaydı ve «âdeta bir fesad
[Cleanthi Scalieri], O Sultanos Hütnit i Ta Organa A f tu en Athines, (A tliina:İ882), s. 4. (15) A yn ı eser, ss. 5-7. Bir suistimal suçundan dolayı A tina’ya kaçan Esad Efen­ di, T eşvik’i, Jön Türk yayın organı olarak çıkartmıştır. Abdülhamid II ile de J5n Türkleri ihbar vaadiyle ilişki kuran bu eski subay gazetenin ikin­ di sayısını çıkartm ak için Yunan makam larına başvurmuş ancak geri çev­ rilm iştir. Nihayet Scalieri’yi buradaki mülteciler ile işbirliği ve nihilistlik yaptığı iddiasıyla Yunan makam larına şikâyet etmiştir. (16) Cleanthi Scalieri, A ppel â la Justice Internationale des Grandes Puissances par Rapport au Proces de Constantinople par süite de la M ort du Sul­ tan A ziz, Adresse par Cleanthi Scalieri au nom du Sultan Mourad accusi de M idhat Pacha et des autres Condamnes, Imprimerie l’Union, (Athens: 1881), passim.

(14)

Scalieri’nin-tngiltere’nin1 İstanbul’daki Fevkâlâde Murahhası Goschen’e, ColonaM? Haziran 1880, ve Colonaki, 18 Haziran 1880 tarihli m ektupları ve içinde Sultan M urad’m, Abdülhamid II’ye hitaben yazdığı bir m ektu­ bun da bulunduğu ekleri. P R O /F .O . 195/1332. (18) Bu örgüt 1877 yılında sözkonusu amaç çerçevesinde başta Rusya’dakiler olmak üzere çeşitli Avrupa siyasetçilerinin poütik demeç ve m uhaberatım yayınlamıştır. Bkz. Les responsabilites, (Constantinople:1877). Türkçesi için bkz. J, Cakometi, Mes’uliyet. (îstanbul:1294), passim, (18) Masön Cemiyeti mensubininin aranm aları için bkz. B B A -Y ildiz M uhtelife, 1 S 1308/no.551. Haklarında yapılan geniş tahkikat için bkz. B B A -Y ıldtz Perakende, 5 Ra 1308/no. 1476-1032. İlk belge Suriye bölgesindeki üyeler hakkındadır. Krş. Suriye Vilâyeti tahriratı, B B A -Y ıldız M ütenevvî (GünlükjM arûzat, 1 S 1308/no. 1476-551.
79-

(17)

menba V olarak görülen bu teşkilâta karşı büyük bir mücadele başlatılmıştı. Buna karşılık, bizzat kendisi üzerinde de yürütülen baskılara2 1 rağmen, İstanbul'daki Rumların egemen olduğu Mason locaları tekrar yoğun bir faali­ yete geçtiler : «...1894’ün başlarında İstanbul'daki Rum Masonlar, ScalieriloğuU, tgglesis. Kefattiveos ve Spanopulos özel emirden sonra düzensiz bir loca kurdular ki bunun amacı olarak Doğu Devleti fikrinin gelişti­ rilmesi için geniş çapta faaliyet yapmayı öngörmüşlerdi. Burada yer alanlar, Olimpios, Stamelos, Sulidis, Gakkos, Yunanistan Büyükelçisi Mavrokordato, Fransız Büyükelçisi Paul Carnbon ve İngiliz Büyük­ elçisi Sir Philip Currie’nin görüşleri doğrultusunda bir hareket plâ­ nını belirlemişlerdi. Bu düzensiz Mason merkezi bu üyeler aracılığıyla mutlakıyete karşı İstanbul’da görülen tepkiyi örgütlüyor, eski Osmanlıları bulup onların düşüncelerini canlandırıyor ve beraberce anayasal düşünce­ leri üretmeye çalışıyordu. Bu düzensiz merkezin eylemleri... cinayet­ le tehdit edilen V.Murat’ın hayatım kurtardı ve İttihat ve Terakki
İfade B eyrut’daki Mason cemiyeti için kullanılmıştır. Bkz. B B A -Y ıldız M ü­ tenevvî (Günlük) Marûzat, 23 Ca 1310/no,400-2470. Sultan M urad yanlısı hareketlerin doğurduğu tepki için bkz. B B A -Y ıldız Perâkende, Z 1310/no. 1895. Masonların gördükleri baskı kargısında yardım talepleri için ise bkz. B B A -Y ıldız Perâkende, 9 Ş 1307/no.930/3. B eyrut’daki mason cemiyetinin fa­ aliyetine duyulan tepki için ayrıca bkz. Mehmed Kâmil Bey’den Beyrut vilâyet-i âliyesine, 2/7 M art 311, Beyrut Vilâyetiyle Muhaberata Mahsus Defter, (no.27), B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/2470 - 6/147/XVI. ■t21) Aşağıda sureti verilen belge bü konuyu aydınlatıcı m ahiyettedir: Yıldız Saray-ı Hüm âyûnu Başkitabet Dairesi 3591 Bu akşam, alaturka saat sekizde Beyoğlu Rum Mason locasında bir hayli adam içtim a’ ederek her dürlü mevadda dair m ünakaşât cereyan eylediği istihbar kılınmış olub gerçi Mason Cemiyetlerinin suret-i daimede içtima’ oldukları malûm ise de bunların vazifelerini tecavüz eyle­ memeleri içün hükümetçe dikkat olunması ve bu gibi ahvâl-i gayr-ı marziye meydan verilmemesi lâzıma-i hâl ü maslahatdan olduğundan bu babda fevkâlâde iltizam -ı dikkat ile mezkûr mason locasında içtim a’ edenlerin kim ler olduğunun bittahkik arz-ı atabe-i ûlya kılınması m ukteza-yı irade~i seniye-i cenâb-ı hilâfetpenâhîden bulunmağla olbabda em r ü ferm an hazret-i men leh ül em ründür. fi. 30 Cemaziy’ülâhir 312 ve fi. 18 Teşrin-i evvel 310. Serkâtib-i H azret-i Şehriyârî Süreyya Belge, yalnızca fotoğrafının verildiği, Kan Demir, Zindan Hatıraları 18481908: Bir Devrin Siyasî ve Fikrî Tarihi , (İstanbul:1932), s. 96’dan transkrip­ siyona hazırlanmıştır. <20)

Cemiyeti’nin eylemlerini cesaretlendirdi. Bu düzensiz merkez «Do­ ğunun Işiği» adını alıyor ve yapılan seçimlerde Doktor Balilis, ga­ zeteci ScalieriloğuU , Avukat Olimpios ve Avukat Kefallineos yöne­ tim kademelerine seçiliyorlar. 1896 da İstanbul’daki loca ile Atina dahinin eylemleri birleştiri­ liyor.,.,»^

Her ne kadar, burada 1894 tarihi yeniden örgütlenme için başlangıç ola­ rak belirtiliyorsa da, 1891 sonundan itibaren siyasal masonluğun, Abdülhamid II aleyhine yayın faaliyetini hızlandırdığmı görüyoruz. Bu alanda ilk önemli çıkış, Londra’da La Tnrquie Libre adlı ilk anda fazla önemli gözükmeyen bir derginin yayınlanmaya başlaması idi.2 S Osmanlı yönetimini büyük telâşa sevkeden1 2 4 bu yayın organı, F ransa’da benzer faaliyetlerde bulunmağa çalışır­ ken kamu düzenini tehlikeye düşürdüğü gerekçesi ile sınır dışı edilen2 5 Justin Marengo admda bir şahıstı ve kendisinin ifadesine göre bu olay Suitan’m bas­ kısı sonucunda ortaya çıkmıştı.2 6 Aslında, bu şahsın adına daha evvel rastla­ mamız mümkün olamadığı gibi, kendisinin faaliyetini daha sonra görebilece­ ğimiz şekilde kişisel muhalefet hareketleri kategorisinde de incelememize im­ kân bulunmamaktadır. Derginin, ilk önce P arti ConsdtntİGnnel Ottoman adın­ da bir fırkanın organı olduğu kapak kısmında ilân edilmiştir. Ancak, daha sonra derginin Comite Liberal Ottoman admda bir cemiyetin ilginç beyannâmelerini yayınladığı gözleniyor.2 7 Bu birazdan göreceğimiz gibi, mason teşki­ lâtının siyasal alanda kullandığı bir isimden başka birşey değildi. Dergide gözlenen diğer bir olgu Sultan Murad V yanlısı haberlerin bol­
(22) Marinos Poilatos, Elliniku Tektcmismu..., ss. 129-131. (23) Gazetenin çıkışı ve faaliyeti hakkında verilen polis raporu için bkz. 180/26 Eylül 1892, PRO/F.O. 78/4463. (24) Osmanlı yönetiminin gazete ve m uharriri hakkm daki kanaati için bkz. BBAY /Sadaret Hususî Marûzat , 5 Ca 1309, 23 Ca 1309, 27 C 1309,8 Z 1309,5 Ş 1310/ no. 1638, 8 Ş 1310/no.l652, 16 Ca 1311/no.l739, 17 Ca 1311/no.l750, 24 Ca 1311 /no. 1862, 2 C 1311/no.l977, 3 C 1311/no.l990, 8 C 1311/no.2057, 7 M 1313/no. 63. Gazetenin izlenmesi için bkz. B B A -Y ıldız Perâkende, 29 B 1309/no.981 ve 8 S 1311/no.l691. BBA-BEO /Zaptiye Giden, 663-21/13, 55-102, (26 Nisan 308), 56-103, (26 Nisan 308-mahremâne), 44-807 (18 Mayıs 308), 153-2804, (12 Temmuz 308), 176-3653, (1 Ağustos 308). Osmanlı yönetimi gazetenin önlenmesi için elçiliği aracılığıyla tem aslar yapmış ise resmî kanaldan bu alanda başarı temin edilememiştir. Bkz.. B B A -Y /M ütenevvî (Günlük) Marû.zat, î l R 1310/no.359/2981. (25) Justin Marengo, «Une Expulsion Turque en Franee,» La Turquie Libre, no.3, 27 Ocak 1892, s. 2. (26) «Sur les Bords du Bosphore,» La Turquie Libre , no.4,5 Şubat 1892, s.5. <27) Bu beyannâmeler, Le Comite Liberal Ottoman, «Traduit du Turc,» [Beyannâmenin başlığı yoktur],. La Turquie Libre, no.9 20 Temmuz 1892, s. 1, Le Comite Liberal Ottoman, «L’Aproche d’une Solutions La Turquie Libre, no. 13, 17 Ağustos 1892, s. l ’dir. Metinleri verilm iştir. Bkz. B. L
81

luğudur.2 8 Nihayet; bir süre sonra yayın organı baklayı ağzından çıkartmak­ ta ve Grand Orient’ın hapis yaşamı süren şehzâde ile ilgili düzenlediği bir konferansı oldukça memnun bir ifade ile ve konferansçıların isimleri yanında mason işaretlerini koyarak vermektedir.2 8 Bir süre sonra bu derginin sessiz bir biçimde yayın yaşamından çekildiğini görüyoruz. Bu kez 1893 sonlarında yazıldığı belirtilen ve İstanbul’daki Jön Türk ko­ mitesinin matbaasında yayınlandığı iddia edilen bir kitap karşımıza çıkıyor. Bu da sözkonusu örgütün kitap şeklindeki ilk yayım olmaktaydı.3 0 Osmanlı yö­ neticilerinin de farkına vardıkları gibi3 1 geniş dağıtımı yapılan ve Batı bası­ nında «İstanbul'daki Jön Türk komitesinin çok ilginç bir eseri»32 olarak yo­ rumlanan bu risâle, kısa süre sonra ortaya çıkacak İttihad ve Terakki neşri­ yatından tamamen değişik bir uslûb taşır, özellikle Hıristiyanlar ile ilgili so­ runlara yaklaşımı büyük farklılıklar gösterir.3 3 Bu kimselerin yayınlayacaklarını vaat ettikleri yeni neşriyat3 4 ortaya çık­ mamışsa da, artık daha yoğun bir siyasal faaliyetin başlatıldığını görüyoruz. Daha ortada hiçbir resmî Jön Türk yayın organı bulunmadığı bir dönemde, yabancı dilde yayınlanan ve Batı kamuoyunda bu tür faaliyetlerin yürütücü­ sü olarak nitelendirilen gazetelerde Comite Liberal Ottoman adındaki cemi­ yetin yayınladığı çeşitli beyannâmeleri gördük. 25 Kasım 1895 tarihinde ise İstanbul'daki yoğun muhalefet eylemleri için­ de bir beynnâmenin duvarlara asıldığım izlemekteyiz.3 5 Batıdaki yayın organ­ larınca bir Jön Türk eylemi olarak değerlendirilen bu hareket, Comite Libe­ ral Ottoman veya diğer adıyla Osmanlı Hürriyetperverân Cemiyeti’nin ilk
(28) Bkz. «La Dynastie Ottoman,» La Turquie Libre, no. 2s 1 Ocak 1892, s. 8, «Les Osmanlis et Abd-ul-Ham id 11,5 La Turquie Libre, no. 5, 17 Şubat 1892, s. 2, ve no.6, 18 M art 1892, s. 1, Dergi, Sultan Murad yanlısı bir komplonun ortaya çıkarılmasını da ince ayrıntıları ile vermektedir. Bkz. «Arrestations & Constantinople,» La Turquie Libre, no. 4, 5 Şubat 1892, s. 8. «Mourad V et la Franc-Maçonnerie,» La Turquie Idbre, no,15,13 Ekim 1892. ss. 6-7. La Turquie Sous Abd-ul-H amid, Im prim erie Du Comite De La Jeune T urquie â Constantinople, [1893]. Livourne Konsolosluğundan-Roma Sefiri Mahmud Nedim Paşa’ya 332-38/28 Kasım 1893, Roma Büyükelçiliği Arşivi, K.52(1). «La Turquie et Abdul Hamid,» L ’Italie, 28 Kasım 1893. La Turquie Sous..., özellikle, ss. 13-15. îbid, arka kapak. Vaadedilen iki kitap (Türkçe ve Fransızca olarak)) Comm ent on Ruin un Erapire ve (özet olarak), De La Presse Anglaise et Française Le Sultan Abd-ul-H amid, başlıklarını taşımaktadır. Bkz. «A Turkish Manifesto,» The Times, 26 Kasım 1895. Gazete ilânı, «ken­ dilerini Osmanlı Liberal komitesi adı ile biçimlendiren anonim kişilerin* ürünü olarak belirtm ektedir. Aynı faaliyetleri nedeniyle komite hakkında kısa süre önce yayınlanan haberlere örnek olarak bkz. «Les Affaires de Turquie,s. Le Temps, 19 Kasım 1895, s. 2.

(29) (30) (31) (32) (33) (34)

(35)

82

açık propaganda faaliyeti idi.3 6 Kısa bir araştırm a ile, bu cemiyetin İstanbul’­ daki mason örgütünün siyasal kanadından başka bir kuruluş olmadığı anla­ şılmaktadır.3 7 Comite Liberal Ottoman, bu tarihten itibaren tamamen ayrı bir organizas­ yon olarak faaliyet gösterdi ve çeşitli vesilelerle yenilikçi bir programı oldu­ ğunu, yönetimin her türlü özgürlüğü ortadan kaldırdığı yolundaki propagan­ dasını sürdürdü.3 8 Ayrıca belirttiğimiz çerçeve dahilinde ilginç beyannâmeler yayınlanmasına da önayak oldu.3* Burada bizim için önemli olan husus Mason localarının tamamen ayrı bir siyasal faaliyet içine girmiş bulunmalarıdır. Bu dönem içerisinde Jön Türkler ile masonlar arasında köprü teşkil eden yalnızca bir kişi ve onun çıkarttığı bir yayın organından bahsetmek mümkündür. Scalieri’nin kurduğu locada yer alan Ali Şefkati,4 0 1881 tarihinden itibaren hemen hemen tüm yazılarını ken­ disinin yazdığı İstikbâl adlı bir gazeteyi Napoli’de neşre başlamıştı.4 1 Saray Şefkati’nin faaliyetinden endişe duymakta ve bazen uzlaşma teklifleriyle4 2 bazen de baskılarla43 onun faaliyetlerini önleme çabaları içindeydi. Çeşitli Av­
(36) Sir Philip Currie’den-M arquis Salisfaury’e, Constantinople, 27 Kasım 1895/ no.891, PRO/F.O. 78/4623. Belgeye ilânın m etni de eklenmiştir. İlginç husus ilânda cemiyetin örgütleniş tarihi olarak 1875 yılının belirtilmesidir. Metin aynen verilmiştir. Bkz. B. II. Nitekim daha sonra İngiltere Kralına yapılan bir başvuruda Cemiyet adım şu şekilde belirtm ektedir. «Les Members Franc-Maçons du Comite Liberal Ottoman de Constantinople». Bkz. [Marquess] L[ansdowne]’dan- Sir N.O’Conor’a, Conf[idential], no.107/8 Mayıs 1901{Draft.), PRO/F.0.18/5119.

(37)

(38)

B B A -Y ıldız Perâkende, Za 1314/no.l239. Avrupa basınında bu konu ile ilgi­ li haberler için bkz. Le Temps, 25 Mayıs 1900. (39) Bir N.O’Conor’dan-Dışişleri Bakanı’na, 4 Temmuz 190ü/no.922, PRO/F.O. 78/5060. Beyanname aynen verilmiştir. Bkz. B. III. Bu beyannamenin yayın­ lanmasından sonra Jön Türk yayın organları konuyu tamamen kendi dışla­ rında gelişen bir durum olarak değerlendirmişlerdir, (bkz. «L’intervention des etrangers,» Mechveret Supplement Français, no. 107, 1 Aralık 1900, s. 1). Ahmed Rıza Bey ise durum la ilgili olarak aşağıdaki yorumu yapmıştır: «Bu komite [Comite Liberal O ttom an]... Jön Türk adını kullanm aktan dahi çekiniyor. Fakat, ister liberal, ister ittihatçı isterse reform ist olsun bugünkü rejim den müşteki ve Türkiye’nin tensikini isteyen her grup ve her şahsiyet Jön T ürk’den başka birşey olamaz...» Bkz. Ahmed Rıza, «Respectons La Constitution,» Mechveret Supplement Français, no, 101, 15 Temmuz 1900, s. 1. (40) Şefkati’nin faaliyetleri için bkz. Kemal Sâlih Sel, «Masonluk Âleminim Meş­ h ur Meçhulleri,» Mimar Sinan, no. 18, (1975), ss. 34-44. (41) İstlkbâl’in Napoli’de çıkışı ve karşılaştığı problemler için bkz. B B A -Y /Sada­ ret Hususî Marûzat, 16 S 1297/no,76. (42) B B A -Y /Sadaret Hususî Marûzat, 4 L 1297/no.825. (43) B B A -Y /Sadaret Hususî Marûzat, 16 S 1297/no.76.
83

rupa kentlerinde faaliyetlerini sürdüren Şefkati,4 4 bir süre sonra eski Mısır Hidivi’nin hizmetine girdi..4 5 Bu dönemde nisbeten düzenli bir yayın faaliye­ tini sürdüren tek kişi olan Şefkati’nin dergisi okullarda büyük bir ilgi ile okunmaktaydı.4 6 Fakat, onun masonlar ile olan ilişkisi konusunda en ufak bir imada bile bulunmayan dergisini çıkartışı özel bir uğraş olarak kabul edil­ melidir. Saray üe sürdürdüğü çeşitli pazarlıklarda4 7 başarı sağlayamayan Şefkati’yi, 1895 Haziranında İstikbâl’i yemden neşrederken görüyoruz.4 8 Ayrı bir cemiyetin yayın organı olan Hürriyet bir kenara bırakılırsa, bu dergi düzenli çıkan tek mecmua durumuna geliyordu. Gizlice yurda sokulan bu dergiyi4 8 ön­ leyebilmek için Osmanlı yöneticileri büyük çabalar içine girdiler.5 0 Sözkonusu yayın organında masonlar ile ilgili en ufak bir noktaya rastla­ ma imkânı yoktur. Kuşkuları çeken nokta, İttihad ve Terakki’nin merkez ya­ yın orgam olarak Meşveret’i çıkarmasına kısa bir süre kala, Ahmed Rıza
(44) Cenevre’deki faaliyetleri için bkz. B B A -Y / Sadaret Hususî Marûzat, 24 Za 1297, 8 Za 1298, 12 R 1306. 14 Ra 1306, Paris’deki yayın faaliyeti ile krş. B B A Îrade-Dahiliye, 26 Ca 1301/no.72383. B B A -Y /Sadaret Hususî Marûzat. 8 B 1298, 9 Ş 1298, 18 S 1301, Bu maaşın eski Hidiv’in, Osmanlı Saray’ı ile olan ilişkilerini düzelttiği zaman kesilme­ si için bkz. B B A -Y ıldız Perâkende, 18 Ca 1306/no.818, B B A -Y ıldız Perâken­ de, 12 L 1308/no. 2425. BBA-lrade-Dahiliye, Receb 1313/no. 63/1409 daki öğrenci sorgulamalarında bu durum belirtilmektedir. B B A -Y ıldız Perâkende, 4 R 1318/no.482, B B A -Y / Sadaret Hususî Marûzat, 19 R 1306. Gazete şu şekilde bir önsözle tekrar yayın faaliyetine başlamıştır: «...Bir hayli senelerden beri te ’h ir olunan İstikbâl Gazetesi bu kerre görülen lüzûm üzerine tekrar m evki’-i intişâra konuldu. Bu gazetenin mesleği vaktiyle m ü­ tâlâasına rağbet eden zevat nezdinde malûm olmağla izah ve tekrardan müs­ tağnidir. M adem ki zât-ı şevketsımât hazret-i Abdülhamid-i Sânî on sekiz seneden beri ittihaz buyurdukları tarz-ı idare-i müstebidâneyi değişdirmemilerdir. İstikbâl dahi meslek-i m üttehiz-i kadimini «ma’teessüf» m uhafaza­ ya itinâ eyleyecekdir...». Bkz. «Mukaddeme,» İstikbâl, no.27, 21 Haziran 1895, s. [13, Gazete yayın faaliyetine bu kez Londra’da başlamıştır. Sublime Porte, 4 Temmuz 95/no. 55, PRO/F.O. 78/5259 (Turkey: Stoppage of Nemspapers by British Post Offices in Turkey). Şefkati’nin Londra’daki faaliyetleri için bkz. Ailen [Elçiliğin Ajanı] ’den-M orel Bey’e, 214/10 Ekim 1895, Londra Osmanlı Elçiliğine şifre telgraf, 285/10 Ekim 1895, Rüstem Paşa’dan-Turhan Paşa’ya, 764/20128-5 Eylül 1895, Allen’den-[M orel Bey’e], 32/9 Temmuz 1895, Turhan Paşa’dan-Elçiliğe şifre telgraf, 184/23 Haziran 95, Allen’dan-Morel Bey’e, 73/15 Haziran 1895, 1 H a­ ziran 1895, Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.303(3). Krş. 5 Ekim 95 ve 10 Ekim 95(213-84) tarihli; Osmanlı evrakları. PRO/F.0.800/114:Private Papers of Sir P. Currie(Constantinople)/Reports: 1893-1896. Krş. BBA-BEO/Hariciye Âmed. 155-5/11, 2851, (27 Ağustos 311), 3340 (29 Ağustos 311), 3605 (21 Teşrin -i evvel 311), BBA-BEO/Hariciye Reft, 185-5/39, 1049, (28 Ağustos 311) /50895.

(45)

(46) (47) (48)

(49) (50)

84

Bey'in Londra’ya gelerek Şefkati ile görüşmeler yapmasıdır.5 1 Fakat bu mü­ nasebet, çeşitli belgelerden anlaşıldığına göre, Avrupa’daki muhalif neşriya­ tın alabileceği şekil üzerine cereyan etti.3 2 Zaten aym dönemde Saray’a çeşit­ li af dilekçeleri veren Şefkati aniden ölünce, İttihad ve Terakki ile masonlar arasında görünen tek bağ da kopmuş oldu.5 4 Bunun dışında Ramsaur’ın artık bir klâsik haline gelen eserinde naklet­ tiği 5 5 çeşitli kaynakların da ondan yararlanarak tekrarladıkları®8 başka bir iddiaya da değinmemiz gerekir, Bu da İbrahim Temo’nun, İttiiıad-ı Osmanî Cemiyeti’nin kuruluşundan bir sene önce gittiği İtalya’da mason, örgütleri ile temas kurması ve onların görüşlerini alması şeklindeki savdır. Ancak, bunu teyit edecek başkaca bir delil veya kaynak mevcut değildir ve masonların 1902 tarihine kadar açık biçimde ayrı bir siyasal komite şeklinde politik faali­ yetlerini sürdürmeleri de bu görüşü doğrular. Bu durum masonların, ileri ge­ len Jön Türkieri kendi örgütlerine kazandırma çabaları içine girmelerini ön­ lememiştir. 1892 tarihinde Ahmed Rıza Bey’in kendisine mason cemiyetlerine
(51) Ahmed Rıza’nm, Şefkati’nin evinde kalması bu iddiaları kuvvetlendirm iş­ tir. Bkz. Rüstem Paşa’dan-Turhan Paşa‘ya, 541/19824,19 Haziran 1895. Lond­ ra Büyükelçiliği Arşivi, K.303(3). Konu için ayrıca bkz, Rüstem Paşa’danTurhan Paşa’ya, 587/19893, 4 Temmuz 1895, Rüstem Paşa’dan-Turhan P aga’ya, 589/19895,5 Temmuz 1895, R üstem Paşa’dan-Turhan Paşa’ya, 612/ 19926,10 Temmuz 95 (Şifre telgraf). Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.3Û3(3). B B A -Y/Sadaret Hususî Marûzat, 6 M 1313/no.52.Krş. BBA-BEO!Hariciye  m ed . 155,5/11, 1696, (3 Haziran 311), 1846, (29 Haziran 311), 2060, (10 Temmuz 311). Rüstem Paşa’dan-Turhan Paşa’ya, 575/19871,29 Haziran 1895, Londra B ü­ yükelçiliği Arşivi, K.303(3) ve Londra Osmanlı Elçiîiği’ne bu yazının ceva­ bı, 4 Temmuz 1895 tarih ve num arasız yazı. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K. 303(3). Krş. B B A -Y /Sadaret Hususî Marûzat, 20 M 1313/no.l59, Şefkati’nin, Paris tem asları da aynı şekilde yorumlanabilir. Bkz. Hariciye-12 Ekim 1895/ no.249-(240) num aralı telgrafın zeyli. Paris Büyükelçiliği Arşivi, D.184. Şefkati’nin, «Şevketlû, Kudretlû, Azemetlû, M erhametlû Padişahım Efen­ dim Hazretleri» başlıklı, ? Cemaziy’ülevvel tarih ve «abd-i memlûk, sadakat-i mülûk Ali Şefkati» imzalı m ektup sureti. İçindeki ifadelerden 1895 dö­ neminde yazıldığı anlaşılmaktadır. Salih Münir Paşa Evrakı/Özel Arşiv.Krş. B B A -Y / Sadaret Resmî Marûzat, 11 Ca 1318,/no.1441-3673. BB A -Y/Sadaret Hususî Marûzat, 17 Ra 1315/no,372, E.E. Ramsaur, Jön Türkler..., ss. 31-32. Bkz. Peter Bartl, Die albanisehen Muslime zur Zeit der Nationalen unabhângigkeitsbewegung (1878-1912), Albanische Forsehungen 8, Otto H arrassowitz Verlag, (Wiesbaden:1968), s. 153. Krş. Haşan Kaleshi, «Dr. İbrahim Temo-der Gründer des Jungtürkischen Komitees Einheit und Fortschritt: Ein Beitrag zur Erhellung der Rolle der Albaner in der Jungtürkischen Bewegung,s Sudost-Forschungen , XXXV, (1976), s. 117. Temo gerek h atıra­ tında, gerek bu döneme ait bilgiler veren «Doktor İbrahim Temo,» Cerrah­ paşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Arşivi, I-1935’deki önemli m ek­ tubunda ve gerekse; A rkivi Çendror 19/31//108-110’da kayıtlı; Kari Süssheîm ’e dönemi anlatan yazısında bu husustan hiç bahsetmemektedir.
85

(52)

(53)

(54) (55) (56)

katılma yolunda yapılan bir öneriyi; hareketin dinî inançlara karşı tutumu ile kendisinin pozitîvist görüşleri arasında uyuşma sağlayamayacağı gerek­ çesiyle; reddettiğini görüyoruz.6 7 1902 Kongresine kadar adını çeşitli vesilelerle Avrupa basın organları ve devlet yönetimleri nezdinde duyurmaya muvaffak olan Comite Liberal Ottoman’ın bu toplantı öncesinde üç önemli girişimi oldu. Bunlardan en önemlisi 1901 Nisanında eski bir Mason lideri olan İngiltere Kralı’na, Sultan Murad’ın kurtarılması için başvurmak, diğeri aynı başvuruyu İnsan Hakları Örgütü nezdinde tekrarlam ak ve üçüncüsü de Fransız yönetimine siyasal içerikli bir mektup göndermek oldu ki bunlardan en çok birincisi Osmanlı yöneticileri­ nin dikkatini çekti.5 8 Saray’ın büyük telâşına neden olan bu harekete karşı Osmanlı yöneticileri tedbir almaya çalıştüarsa da5 9 sözkonusu başvuru Avrupa ve Amerika yayın organlarında neşredildi.6 0 Bunun üzerine Osmanlı yönetimi, İngiltere Kralının
Ahmed Rıza Bey’in teklifi yapan mason ileri gelenlerine yazdığı, 17 Kasım 103J^1892]tarihli mektup. Ahm ed Rıza Bey Evrakı/Özel Arşiv. Metin aynen verilmiştir, Bkz. B. IV. (58) Mason Localarının bu başvurusu için bkz. B B A -Y ıldtz Esas Evrakı, 17/952/ 63/22. Bu belgedeki m etin Fransızca’dan tercüm e olduğundan sözkonusu m ektubun m etni İngiliz basınındaki suretten tercüme edilerek verilmiştir. İnsan hakları örgütüne yapılan başvuru için bkz. «Protestation de la Lique de Droits de I’Homme: En Faveur Du Sultan Mourad, 5/18 Mars 1901;» Mech­ veret Supplement Français, no.114, 1 Mayıs 1901, ss.2-3. Fransızlara yazılan, mektup için bkz. Affaires etrangeres-Nouvelle Serie-Tvrquie, VoI.III(18991901), ss. 270-271. Metni verilmiştir. Bkz. B. VI-A. (59) Londra Sefiri’ne-Kulları yazılı, imzası okunamayan (ancak arşivdeki diğer evraklardan istihbarat m em uru olduğu anlaşılan) bir şahsın 15 Nisan 1901 tarihli m ektubu Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.383(6). Krş. Antopulo Paşa’ ya-avm şahıstan 18 Nisan 1901 tarihli mektup. M ektubun kopuk son sahifesinin arkasında latin harfleri ile yazılmış «liberal ottoman» ifadesi görül­ mektedir. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.383(6). Bu konu için bkz. B. V. Ge­ ne aynı konu ile ilgili olarak sefire hitaben yazılan «Devietlû Efendim Haz­ retleri» başlıklı, Hüseyin[?] imzalı, 13 Mayıs 1901 tarihli m ektupta «...Dünkü Cumartesi akşamı Mason Cemiyetine mensub avukat ile görüştüm. Oldukça zihnini çeldim....» ifadesi görülüyor. Bkz. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.362
( 1).

(57)

(60)

«Turkish Masons To The King: An Appeal For Mourad V,» Daily Mail, 9 Ni­ san 1901. Aynen verilmiştir. Bkz. B.VI-B. Amerikan basınında ise konu ile ilgili haberler görülmektedir. Bkz. «Abdul’s Imprisoned Brother: Turkish Free Masons Send an Appeal on Behalf of ex-Sultan M urad to King Edward VII,» The New York Times, 9 Nisan 1901, s. 1. İlginç ve tezlerimizi destekleyen nokta bu başvurunun evvelce Jön Türklerin benzer amaçla yaptıkları baş­ vurudan (bkz. Arçhives du Ministere des Affaires Etrangeres-Nouvelle Serie: Turquie, Vol. 22 (1898), 9 Nisan 1898 damgalı, mektup, ss. 52-53. Krş. «Sul­ tan M urad-ı Hamiş Hakkında Düvel-i Muazzama Hüküm darânına Cemiyeti­ miz Tarafından Gönderilen M ektubun Suret-i Mütercemesidir,» Osmanlı, no. 12, 15 Mayıs 1898-26 Zilhicce 1315, s. 1.) tamamen ayrı olduğu ve Jöntürk

86

bu başvuruya cevap vermemesini sağlayabilmek için yoğun eyleme geçti.6 1 Sonuçta, sorunun diplomatik ilişkileri bozacak bir dereceye geldiğini gören İngiltere yönetimi, Osmanlı talebini olumlu karşıladı.8 2 Bütün bu hareketler ise Comite Liberal Ottoman’m bu dönemdeki en etkin çıkışını oluşturdu. 1902 Jön Türk kongresinden itibaren ise mason cemiyetlerinin siyasal faa­ liyetleri âdeta bitti ve muhalefet hareketi içindeki uzun süreli uğraşları sona erdi. Bu kuşkusuz Osmanlı yönetimini de sevindiren bir görüntüydü. Fakat, in­ celemelerimizi sürdürdüğümüz zaman karşımıza çok daha hassas bağlantı­ ların çıktığını görüyoruz. 1902 kongresinden sonra; ileride niceleyeceğimiz gibi; çoğunluğu elinde bulunduran ve Sabahattin Bey ile İsmail Kemal Bey’in etrafında örgütlenen grup merkez yayın organı olan Osmanlı gazetesini de ele geçirerek üyeleri Türk ve Yunanlılardan oluşan8 3 yeni bir örgütün kurul­ duğunu ve amacının kısa dönemde darbe yaparak yönetimi ele geçirmek ol­ duğunu açıklamıştı, ilginç bir rastlantı olarak örgütün adı da Osmanlı Hürriyetperverân Cemiyeti idi.8 4 Fransızca isim olarak da ilk önce Le Comite Central De La Ligue Ottoman adının kullanıldığım,6 5 ama Paris Siyasî Poli­ sine verilen başvurularda6 6 ve daha sonraki kullanımlarda, cemiyetin Comite
yayın organları tarafından neşroluıımadığıdır. îshak Sükûtı'nin bir mektubu da hareket ayrılığını göstermesi bakımından ilginçtir: «...Dedikodu dedik de hatırım a birşey geldi. Paris’de şimdi ne gibi dedikodu devam ediyor. Şu da­ vulcular kim. B irazda şunlardan bahs et bunların maksadı nedir, ne olu­ yor. Hele Liberal Ottoman Fırkası. Allah emsalini müzdad buyursun, ifrat mübalağa da Acemleri bile geçtik. Ya İntikam cılar... Ne ise her tarafdan herkes bir fırka teşkil ediyor...» îshak Sükûti’den-Doktor Nazım’a, 24 Şubat 901 [San Remo], «Aziz Nazım» başlıklı mektup. Belıçeddin Şakir Bey Evra­ kı/Ö zel Arşiv. Krş. Necmeddin Arif’den-îshak Sükûtî’ye 19 Şubat 1901 [P a­ ris!,: «Utanmadan gûya İstanbul’da Liberal Ottoman nâmında bir cemiyet varmış da ânlarda ânın reisi ve âzâsı imişler gibi davranıyorlar. Kim yutar bu dolmayı ama, sersem kaz Abdülhamid yutar bile!!....» A rkivi Qendror, 19/108-5//296/1644. Antopulo Paşa’dan-Tahsin Bey’e, 13/26 Nisan 1901(Mahremâne), Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.383(6). (62) Bkz. Antopulo Paşa’dan-Tahsin Bey’e, 9 Mayıs 1901 (Confidentiel) yazı. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.362(10) ve Sir N.O’Conor’a-[M arquess] L[ansdowne]’dan; Foreign Office, 8 Mayıs 1901/no.l07(Draft). PRO/F.O. 78/5119. «...iyi ilişkilerin çok önemli [olduğunu vurgulayan]... Türk elçisi bugün bana Kralın, kendisine Comite Liberal Ottoman’m (İstanbul’daki) Farmason üyeleri tarafından gönderilen yazıya cevap vermemesinden ötürü Sultan’m tatm inini iletti...». (63) «Paris’de Osmanlı H ürriyetperverân Kongresi,» Osmanlı, no.104,16 Nisan 1902; s. 7. (64) Osmanlı, no. 104, s. 1. (65) Osmanlı, no.104, s. 1. <66) Komiser M.Leproust’nun 7 Mayıs 1902 tarihli raporu. Archives Prefecture A de Police-Paris, (Sabahaddin et Loutfullah)/no. B ----------- (171154). 1653
87

(61)

Liberal Ottoman adının tercih edildiğini görmekteyiz. İleride göreceğimiz gibi yapılacak darbe için İngiliz desteğinin yamsıra Yunan ilerigelenleriyle de görüşmeler sürdürülmüştü. Bütün bu özellikler bizde bu defa mason örgü­ tünün bu Jön Türk teşkilâtına sızmış oldğu kanaatini uyandırmaktadır. Gerçi elimizde Prens Sabahattin’in îsicdos adlı Yunan mason locasında 12 EyJüî 1908 tarihinde yaptığı «coşkulu alkışlarla karşılanan»8 7 ve «masonları meşru­ tiyet hareketine yaptığı katkılardan dolayı öven»6 8 konuşması dışında bu çev­ reler ile olan ilişkisini kanıtlayabilecek başkaca bir delil yoktur ama gördü­ ğümüz kaynaklar, vurguladığımız hassas bir bağlantıyı ileri sürebilmemizi kolaylaştırmaktadır. Bu cemiyetin kovaladığı amaçların fazla gerçekçi olmayışı, göreceğimiz gibi onun uzun süre yaşamasını önledi ve bir süre sonra Osmanlı dergisi ye­ niden İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin organı olarak çıkmaya başladığı gibi Comite Liberal Ottoman adı da unutulmaya yüz tuttu. Bu cemiyetin çöküşü ile birlikte Osmanlı’yı yeniden ele geçiren grubun hareket içinde çok küçük bir azınlığı temsil eder durumda kalması da bildiğimiz bir gelişmedir ve bu tarihten itibaren gene izleyeceğimiz gibi kendilerine Terakki ve İttihad Cemi­ yeti adım veren ve Ahmed Rıza Bey’in etrafında toplanan bir grubun hare­ ket içinde ağırlık kazandığı görülür. İşte, masonların siyasal faaliyet alanın­ da bu noktada Jön Türklere bir kez daha yöneldiklerini ve Ahmed Rıza Bey’in kişiliğinde ortak bir harekete çağrı çıkarttıklarını görüyoruz : «...İstanbulun alınmasına izin vermeksizin ve kendisi de herhangi bir toprak parçast istemeksizin Fransa'nın statükonun sürmesinde; yâni, aynı zamanda İngiltere ve Almanya’nın da çıkarı demek olan, Osmanlı İmparatorluğu’m m korunmasında çıkarı vardı. Bu aym za­ manda Türk Avrupasında çoğunluğu Hıristiyanların oluşturduğu rakip Rusya tarafından hükmedilen bağımsız devletlerin meşruiye­ tinden de taviz vermemektir. Ancak Osmanlı İmparatorluğunun var­ lığım devam, ettirmesi ile Sultani Abdülhamid İTİ m iğrenç olarak sürdürdüğü zorbaca yönetimin-muhtemelen Abdülhamid’den sonra bir diğerinin de daha ehven olmayacağı- ortadan kalkması nasü bağdaştırılabilirp Burada bir tezat var gibi gözüküyor. Sürgün olduğu Paris’de yarı Türkçe-yart Fransızca Meşveret adlı bir gazete yayımlayan Jön Türk önderi Ahm ed Rıza Bey böyle bir tezatm var olmadığını söylemektedir. Ahm ed Rıza Bey ile bera­ ber., Müslüman ve Hıristiyan hepsi mutenâ kimseler olan ve Osmanlı toplumunun havas tabakasını teşkil eden partisinin sair âzâst Türkiye’nin parçalanmaksızm, Hıristiyan ve Müslümanların oluştu­ racağı millî bir parlâmento tarafından çıkarılacak yasalara bağlı, şereflice yönetilen bir ülke olabileceğini söylüyorlar. Sadece böyle
(67) (68) Sözkonusu locanın, 12 Eylül 1908 tarihli oturum zaptı. Îsîodos, n0.49: Pentikontaetiris: 1908-1958, (Atlıma: 1958), s. 1. İsiodos...t s. 1.

olabileceğini değil, iki yıl boyunca, hattâ şimdi de hukukî açıdan böyle olduğunu söylüyorlar... Hümaniter ve Fransız yurtseverleri olarak Farmasonlar, Jön Türklerin tasarımlarının başarılı olmasını, 1876 Kanun-i Esastsinin yeniden mer’iyete konulmasını ve bilhassa Rum ve Rus kışkırtmala­ rının Hıristiyan dimağlarda filizlendirdikleri kindar duyguların ya­ tışmasını, en azından yumuşamasını, bu durumun gerçekleşmesini arzuluyorlar... Jön Türk lideri Ahm ed Rıza Bey yurtsever bir devlet adamı gi­ bi davranıyor. Gazetesinde olsun, katıldığı kongrelerde — özellikle 1900 Barış Kongresinde — olsun yaptığı konuşmalarda şu veya bu Hıristiyan m ezhep yanlılarının geçersizliğini iddia etmelerine karsın Osmanlı İmparatorluğunun bütünlüğünü savunuyor... Biz de bunu istiyor ve bir sakınca görmüyoruz. Ahm ed Rıza Bey dindaş ve vatandaşlarına anayasal düzeni kabûl ettirmek için onlara içinde bulundukları mantık düzeyindenuslâm dininin top­ lumsal içeriğinden yararlanarak] sesleniyor. Başarılı olursa, ki Tür­ kiye’de yaşayan halkların menfaati ve cihan sulhu için bunu dile­ m ek gerekir , muhtemelen her yerde görüldüğü üzere iki tane parti kurulacak ve gene her yerdeki gibi bu partilerden birisi, diğeri lâik ve ilerlemeci ve büyük bir olasılıkla farmason olduğu sürece, dinî ve muhafazakâr olacak.... Görüldüğü gibi Doğu sorunu hakkında Farmasonlar yerinde bir kavrama kabiliyetine sahiptirler ...»G ®

Ermeni Cemiyetleri tarafından, Doğu Sorumı’nun hallinde masonların ken­ dilerini de dikkate almaları gerektiği yolunda başvurular yapılmasına neden olan bu yaklaşıma,™ Ahmed Rıza Bey’den de olumlu bir cevap geldiğini görü­ yoruz :
«...Avrupa’da serbest içtima’ etmeğe, yazı yazmağa müsaade olun­ madığı zamanlar hürriyet ve terakki fikirlerini ta’mime mason cemi­ yetinin pek büyük hidmetleri sebkat etmiş, hattâ masonların gidi neşriyatı Fransa’da ihtilâl-i kebirin sür’at ve suhûletle vukuuna yardım eylemişdi. Hür memleketlerde bu gibi gizli cemiyetlerin artık pek lüzûmu
(69) (70) O.Pontet, «La Franc-Maçonerie et la Question d’Orient,» L ’Acacia, no.3, Şu­ bat 1903, ss. 203-207’den derlenmiştir. Dergi masonların yayın organıdır. M.Hiram, «La Franc-Maçonerie et la Question d ’Orient,» L’Acacia, no.4. Mart 1903, ss. 325-27’de adıgeçen şahsın 8 Şubat 1903 tarihli mektubu. Erme­ ni komitelerinin 1894’de Özellikle Yunanistan’daki Rum locaları ile ittifak teşebbüsünde bulunm aları fakat reddedilmeleri için bkz. Cevad Paşa Mer­ hum um Zaman-ı Sadaretinde Takdim Olunan Tezakir-i Hususiyenin S u ­ retlerini Havî Defter, no.907/23 Ağustos 310, BB A -Yıldız Esas Evrakı, 36/ 4I9/146/XV.
89-

kalmadığından masonların bir kısmı hııricde cereyân eden umur-i siyasiyeye yabancı durmamak ve kuvvetlerini zulm ü istibdadın her taraf da d e f ü izalesine sarf etmek azmindedir... Abdülhamid ma­ son cemiyetinin ehemmiyetini ve hakan-ı mazlum Sultan Murad Hazretleri hakkında hissiyât-ı ihtiramkârânesini bildiğinden bu ce­ miyetlere yerleşdirdiği birçok hafiyeler vasıtasıyla efkâr ve harekât-ı cemiyeti tecessüs etdirmekdedir... Franmason cemiyeti Abdülham id’in bu gibi tedabir-i tecessüskârânesine vakıf oldular, bundan böyle yapacakları işleri hüsn-i neticeye isal içün ihtiyata riâyet eder­ ler ümidindeyiz ,..»7 1

Kuşkusuz Ahmed Rıza gibi Jön Türkler içinde düşüncelerini büyük bir katılıkla sürdüren ender kişilerden birisinin, pozitivist görüşleriyle bağdaştıramadığı mason cemiyetlerine bu dönemde girdiğini ya da onların progra­ mını uygulama kararım aldığım belirtenleyiz, ama kendisi etrafında topla­ nan grubun Jön Türk hareketi içinde etkinliği ele alışından sonra, bu kimse­ ler içinde önde gelen masonların da bulunduğu görülmektedir. 1906 «yeniden örgütlenme»si sırasında uzun süredir Ahmed Rıza Bey ile ilişkisini sürdüren Prens Mehmed Ali Bey’in önemli bir göreve getirildiğini göreceğiz. Bu şahıs, 1901 yılından beri Sultan’m sürekli olarak kendisi aleyhinde faaliyet göster­ dikleri kanaatinde olduğu7 2 Mısır Masonlarının lideri idi.7 3 Gene Ahmed Rıza Bey ile 1903 döneminde dahi muhaberatım sürdürdüğünü göreceğimiz Talât Bey, 4 Temmuz 1903 tarihinden itibaren «Macedonia Risorta» locasının üyesi durumundaydı.7 1 Aynı tarüılerde mason örgütlerinin de Jön Türkler yanlısı yayın faaliye­ tini sürdürdüklerini görüyoruz. 1905 yılında Çanakkale’de tutuklanan Rum asıllı Rus vatandaşı bir şahsın üzerinde yurda sokulması yasak olan Skrip adlı gazetenin bir nüshası bulunmuştu.7 5 Sözkonusu sayıda, Jön Türk yanlısı
<71) (72) [Ahmed Rıza], «Franmasonlar,» Ş û ra-yi Ümmet, no.27, 29 Nisan 1903-1 Safer 1321, s. 3. B B A -Y ıldız Perâkende, 3 B 1306/no.mükerrer 925/1 ve B B A -Y ıldız Perâ­ kende, 1 Za 1318/no.l549. Krş. M uhtar Paşa tahriratı, 220(Dosya:120)-557/ 4 Şa’ban 1315 B BA-BEO /M ısır Hülâsa Defteri, (26) -1040- 68/12. Paşa bu göreve 1901 Eylülünde Ragıp Bey’in yerine getirilmiştir. Bkz, «Freemasonry in Egypt,» The Crescent, Vol. XVIII, no.454, 25 Eylül 1901, s. 203. Marinos Pollatos, Ellinuku Tektonism u..., s.138. Osmanlı H ürriyet Cemiyeti’nin ilk kurucularından Ahmed Naki Bey de 26 Ocak 1904’de aynı locaya girmiştir. Umum K ayda Mahsus D efterdir, Aded: 4, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/13974/139/X IX no.79, [1321]: Asım Bey’e : Mahremdir, Yunanistan’da m ünteşir ve Memâlik-i Şahaneye duhûlü memnu’ olub Kai’e-i Sultaniye’de Rum m illetinden ve Rusya teb’asm dan Aleko nâm şahsın üze­ rinde vürûd ederek bugün elde edilen 28 Teşrin-i evvel 1905 tarihli ve 9946

(73) (74)

(75)

90

bir haber hemen dikkati çekerek ihbar nedenini oluşturacaktı. Aslında bu ga­ zete bu tavrım devamlı sürdürüyordu ve yöneticisi araştırılınca, onun da uzun süredir masonların siyasal programını yeniden derlemeye çalışan7 8 oğul Sca­ lieri olduğa görülmektedir. Gene Saray istihbaratının 1906 yılında Atina’dan Türkiye’ye masonların gelişinin hızlandığını tespit etmesi,7 7 kuşkuları arttır­ mıştı. Aynı tarihte Selânik’de masonların faaliyeti konusunda Saray ile Ru­ meli Müfettişliği arasındaki muhaberatın da hızlandığım görüyoruz.7 8 Bütün bu şüpheler, 1906 yılında Selânik’de kuruluşunu ve daha sonra «Te­ rakki ve İttihad Cemiyeti Dahilî Merkez-i Umumîsi» şekline dönüşümünü in­ celeyeceğimiz Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin, iki önemli mason locası içinde örgütlenmesine dayanmaktadır. Fakat, burada değinümesi gereken önemli nokta şudur. Bu tarihten iti­ baren Jön Türkler açısından mason örgütlerinin rolü; kolay ve gizli örgütlen­

numerolu Skrip nâm ındaki gazetenin dördüncü sahifesinde Jön Türklerin Meclis-i Meb’usam Talebleri, ifadesinden başlayarak Perşembe günü gece yarısı Berlin’den me’hud telgrafda Cenevre’den iş’ar olunduğuna nazaran orada bulunan Jön Türkler Avrupa’nın sair m ahallerinde bulunan Jön Türk­ lerle m uhabere ve müşavere ederek m üttefikan Dersaadet’de ihtilâle teşeb­ büs edecekleri ve bu husus içün Rusları numûne ittihazıyla um um Türkiye’ de her ne olur ise olsun m üsta’celen ihtilâl çıkarmağa çalışacakları fikrini beslediklerini m uharrer ve münderic olduğunu ve gazetenin nezd-i çâkerânemde mahfuz bulunduğu hasb-el-m emlûkiye marûzdur. Ferman. Yâverândan B ahr-i Sefîd ve Boğazlar Muhafız Vekili Mirliva Şâkir. Sözkonusu gazete haberi için bkz. «Ke i Neoturki Zituu Sintagma,» Skrip, 28 Ekim 1905, s. 4. Haberde, kanunî ve gayr-ı kanunî bütün yolların denene­ ceği belirtilmektedir. (78) Marinos Pollatos, Elliniku Tektonismtı.., ss. 131-32. Bu kimsenin Jön Türkler­ le olan ilişkisi için ayrıca bkz. Şerif Mardin, Jön Türklerin..., s. 32/n. 12. Re­ şid Bey de Scalieri’nin oğlu ile görüştüğünü ve kendisi ile elinde bulunan Sultan Muradsm m ektupları konusunda bir şantaj plânı etrafında fikir tea­ tisi yaptığını naklediyor. Reşid Bey’d e n — îshak Sükûti’ye tarihsiz mektup, [Paris?], A rkivi Çendror, 19/106-1//834/1853. Mason cemiyetinde hazır bulunm ak üzere Atina’dan gelen şahıslar için bkz. B B A -Yıldız Perâkende, 17 Z 1322/no.2855/845-2S58. B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 30/1190/51/78 (I)-(TT). Rumeli Müfettişliğinin 907 /6 Teşrin-i sânî 323 tarih ve num aralı yazısı ve ?/5 Teşrin-i sânî 323 tarihli Selânik Vilâyeti tezkeresi. Aynen verilmişlerdir. Bkz. B. VII.
91

(77) (78)

meyi sağlayacak mekânları temin etmeleri olmuştur.7 3 Gerçekten de, ileri de göreceğimiz milliyetçilik fikirlerinin egemen olduğu bu yeni Jön Türk grubu ile mason örgütünün on dokuzuncu yüzyılın ortalarında belirledikleri Doğu sorununu çözümleyecek siyasal görüşlerinin uyuşması olanaksızdı. Nitekim, bu cemiyetin üyelerinden biri, daha sonra amaçlarının milliyet­ çilik olduğunu ve bu nedenle amacı Yunan milliyetçiliği olan localarla temas etmediklerini, belirten biz* mektubu Avrupa basınında yayınladığında,8 0 mason teşkilâtı bunu kendilerinin ihtilâlin arkasındaki güç olduğunu savunmak için kullanmıştı.8 1 Daha sonra aynı şahsa Yunan locası tarafından tekzip ettiri­ len8 2 bu yazıdaki temel fikir Jön Türkler açısından localarm câzibesinin ken­ dilerine sağlanan rahatlık olduğunun belirtilmesiydi. Masonların, Jön Türkleri desteklemesi, Meşrutiyetin yeniden ilânının bu çevrelerde oluşturduğu memnuniyet83 bir gerçektir ama yeni beliren Türk milliyetçiliği fikirlerinin harekete geçirdiği bu kimselerin yeni bir Bizans devleti oluşturma veya çe­ şitli unsurların, masonların siyasal programları çerçevesinde düşünülen has­ sas dengeleri sağlama gibi programlar çerçevesinde hareket etmeyecekleri ve edemeyecekleri açıktı. 1906 dan itibaren mevcut ilişkiyi, özellikle çeşitli örgütlerle kendi amaçları için ittifaklar yapan bir grubun davranışı olarak yorumlamak mümkündür. Aynı kimseler 1907-1908 döneminde gene izleyeceği­ miz gibi; Ermeni, Bulgar, Arnavut komiteleri ile de çeşitli ittifaklara girmiş­ lerdir; ama, onların daha sonra çizdikleri yol kuşkusuz bu örgütlerin düşün­ düğünün çok dışında olmuştur.
(79) Nitekim ilişkinin temel amacının gizliliğin sağlanması ve benzerliğin de ör­ gütsel organizasyon alanında olduğu daha sonraki araştırm alarda da belir­ tilmiştir. Bkz. T. Nadir [Haydar Rıfat], Beyn-el-m ilel İhtilâl Fırkaları’ M at­ baa-i Osmaniye, ([İstanbul] :1326). s. 6/n: «Vilâyât-ı selesede; bâlıusus Selânik’de farm asonluk tevessü’ etmiş, kuvvet ve kudret peydâ eylemiş ve binnetice İttihad ve Terakki Cemiyeti kolayca ve âdeta hissolunmadan te­ essüs etmiş bulunmuştur. Hattâ îttihad ve Terakki Cemiyeti’ne kabûl h u ­ susunda m er’î olan usûl ve merâsim-i âhire yahud cemiyetin son aldığı şe­ kildeki merasim farmasonluk usûlünden aynen m uktebesdir... s. Le Temps, 20 Ağustos 1908. Diğer lider kadrosundaki kimseler aynı gazete m uhabirinin örgütlenme ile ilgili suallerine cevap verirken masonluk konu­ suna hiçbir şekilde değinmemişlerdir. Bkz. «Temps Gazetesi Muhabirinin Rahmi Bey ile Mülakatı,» İttihad ve Terakki, no.2,9 Ağustos 1908-12 Receb
1326, s .4 2.

(80)

(81)

O.Pontet, «Le Franc-Maçonerie et la Râvolution de Turquie,s> L ’Acacia, no. 68-69, Eylül 1908, ss. 135-138. Aynen verilmiştir. Bkz. B. VHÎ. (82) D. M argaritti, «Du röle de la Franc-Maçonerie dans la revolution de T urquie,» L ’Acacia, no.71, Kasım 1908, ss. 321-322. Aynen verilmiştir. Bkz. B. IX. (83) Yunan «Grand O rientm ının üstadı A. Alexandropulos’nun bu konudaki teb­ rikleri için bkz. «Le Gouvemement Constitutionnel: Le Franc-Maçonerie et S M.I Le Sultan,» Le Monıteur Ottoman , 11 Ağustos 1908, s, 3. İttihatçıların Selânik’de ilgi duydukları Labor et L u x ve İskenderiye Sokrat Locaları da M eşrutiyetin ilânını ve meclisin toplanmasını tebrik için Meclis-i Meb’usan’a telgraflar göndermişlerdir. Bkz. 9 K ânûn-i evvel 1324 tarihli 3. içtima zaptı, T akvim -i Vekayi,’ 10 Kânûn-i evvel 1324-29 Zilhicce 1326, s. 7.

92

OSMANLI ISLAHAT FIRKASI (PARTİ CONSTITUTIONNEL EN TURQUÎE VE İTTİHAD VE TERAKKİ İLE OLAN İLİŞKİLERİ :

Konumuz 1895 öncesi Jön Türk eylemleri olarak adlandmlan hareketle­ rin arkasındaki örgütleri ortaya çıkartmak ve İttihad ve Terakki’nin sözko­ nusu tarihe kadar olan gelişimini belirlemek olmasına karşın, mason görgütlerinin faaliyetinin sürekliliği ve çok spekülâsyona neden olması, bizi, anla­ tımı daha sonraki dönemlere de taşırmağa mecbur bırakmıştır. Ama hemen belirtilmesi gereken, mason teşkilâtının çok aktif olmasına karşılık 1895 ön­ cesi Jön Türk olarak nitelenen tek grup olmadığıdır. Burada gene karşımıza İttihad ve Terakki’den daha önce yayın faaliyetine başlayan ve kendisini Parti Coastitutionnel en Turqnie, veya Islahat ya da Osmanlı Meşrutiyet Fır­ kası olarak takdim eden bir örgüt çıkmaktadır. Bu örgütün lideri ve yayın organı olan Hürriyet gazetesinin nâşiri olan Selim F aris’in muhaüf nitelikli çeşitli faaliyet ve yayın girişimlerinden do­ layı Osmanlı yönetiminin tepkisini üzerine çeken bir kişi olduğunu belirtebi­ liriz.8 4 İttihad ve Terakki’nin kuruluşundan birkaç yıl önce F aris’i bu kere çe­ şitli kitaplar yayınlarken görüyoruz. Bunların arasmda İngiltere’nin, Doğu­ daki rolü hakkında ciddî çalışmalar ile8 5 Sultan’ı yeren hicviyeler8 8 ve onu dinî açıdan eleştiren eserlerin8 7 bulunması, amacı hakkında tereddütlere ne­ den olmaktadır. Ama bunlar biraraya getirildiğinde F aris’in amacının başlı­ ca iki temele dayandığı görülüyor. Bunlardan birincisi, Arap unsuru arasm­ da başlayan ayrılık isteklerinin düşünce çerçevesini oluşturmak ve İngiltere’­ nin bu alandaki politikasını arzulama isteği; İkincisi ise, incelediğimiz mason localarının faaliyeti dışında; örgütsüz durumda bulunan muhalefet hareketini; üst derece memurlar arasında; yeniden düzenleme gayretidir. Faris bu amaçla 1890 tarihinde faaliyetlerini yoğunlaştırdığında, Osman­ lI yönetimi de onun takibini yoğunlaştırdı,8 8 Osmanlı temsilcilerinin bu tarihli
(84) Faris'in bu çabaları için bkz. B B A -Y ıldız Perâkende, 1 M 1308/no.201, 8 S i308,/no.411, 8 S 1308/no.479. (85) The Decline of British Prestige in the E ast, (London:1887), eleştiri ve hakkm daki övücü açıklama için bkz. G.D[’orcet], «Projets D’Alliance TurcoRusse,» L ’Orient, no.4, 4 Kasım 1888, s. 102. (86) BBA-Sadaret Resmî Marûzaty 1 B 131i/no,2356, 13 B 1311/no.2485, 23 B 1311/no,2589. (87) B B A -Y jSadaret Hususî Marûzat, 9 S 1309, 22 S 1309, 21 Ra 1309/no.l76Û, Diğer benzer faaliyetleri için bkz. BB A -Yıldız Perâkende, 4 Ra 1308/no.767. (88) Bkz. Rüstem Paşa’dan-Siireyya Paşa’ya, 10 Şubat 1890, «...Başkitabete şifa­ hen cevab: Selim Faris, Londra’ya üç saat mesafe badi olan Hastings şeh­ rinde olub Londra’ya ara sıra gelmekde olduğu ve h â lü hareketi tecsîs olu­ n arak em r-i âli mucibince istihsâl olunacak muam elât iş’ar olunacağı m a­ ruzdur.». B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 18/75-4/75-4/51 (Gömlek: IV) Krş. 13 Şu­ bat 1890 tarihli iki telgraf. B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 18/75-4/75-4/51 (Göm­ lek: IV). Cooke’dan [Elçiliğin ajanı] -Morel Bey’e, 27 Şubat 1890 ve Osman­ lI elçiliğine G.A imzalı şifre, 22 Ocak 1890. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K. 259(2).
93

raporlarında F aris’in bir komite oluşturma çabası içinde olduğu belirtilmek­ tedir.8 9 Nitekim, Faris bu tarihlerde Cemiyet-i Cedide-i Osmaniye admda ye­ ni bir örgüt kurmuştu ve P aris ile Londra’da teşkilâtlanma çabası içine gir­ mişti.9 0 Bu örgütün Londra’daki çeşitli muhalifler ile temasa geçtiği ancak büyük bir başarı sağlayamadığı anlaşılıyor.9 1 Ancak, F aris’in başarısı kendi­ sinin de beklemediği bir alanda gerçekleşti. Bu da yönetime muhalif olan çe­ şitli üst kademe yöneticilerinin beklediği bir örgütlü muhalefet kıvılcımının kendisi tarafından ortaya atılmış olmasıydı.8 2 Nitekim bu kimseler 1892 de Gladstone’un seçim başarısı üzerine faaliyetlerini daha da arttırm ışlar ve İstanbul’da önemli bir muhalefetin doğduğunu ve İngiliz yönetiminden ikti­ dar değişikliği için yardım beklediği havasını uyandırmaya muvaffak olmuş­ lardı. Bir İngiliz gazetesinin yorumuyla:
«...Yabancıların Türk İmparatorluğundaki siyasal ve toplumsal du­ rumu nasıl yanlış anladıkları şüphesiz hayret vericidir. Gladstone, Lord. Salisbury üzerindeki zaferini oldukça güç kazandı ve bâzı Londra gazetelerinin muhabirleri Büyük Yaşh Adam’ın parlamenter başarısının, burada İstanbul’daki sonuçlan hakkında hayâl güçle­ rini azamî derecede kullanmaktadırlar. İngiltere’de Bakanlığın deği­ şimi, tabii ki Osmanlı İmparatorluğunun her yerinde oldukça ilgi uyandırdı, aksi olamazdı. Fakat yeni Gladstone’cu çoğunluğun ya­ şam şeklimizi elektirik hızı ile alt üst ettiğini ve halkı âniden ısla­ hat, değişim ve siyasal inkılâplara düşkün hale getirdiğini iddia ey­ lemek bilinen gerçeklik alanlarının çok dışına çıkan bir hayâl geniş­ liğidir... Herşeyden önce, bizlere Gladstone’un iktidara dördüncü gelişinin, Osmanlı Islahat Partisi veya ismi ne ise, Türk İmparator­ luğunda anayasal bir rejimin, üyeleri sihirli bir şekilde artıyor gibi gösterilen ve plânlarının esrarengiz ve anlaşılmaz olduğu iddia edi­ len bir partinin kuruluşunu hayret verici bir şekilde kışkırttığı söy­ lendi....»93
(89) (90) Rüstem Paşa’dan-Süreyya Paşa’ya. 2? Şubat 1890, B B A -Y ıldız Esas Evrakı , 18/75-4/75-4/51 (Gömlek: IV). Esad Paşa’dan-Rüstem Paşa’ya, Paris, 14 Şubat 1890/no.l3676 Londra Bü­ yükelçiliği Arşivi, K.259(2), Rüstem Paşa’dan-Esad Paşa’ya, [Londra], 17 Şubat 1890. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.259(2). B B A -Y /Sadaret Hususî Marûzat, 4 Z 1307, 5 M 1308,11 M 1308,25 M 1308. Bu konuda bilgi veren telgraflar Paris ve Viyana Sefaretlerinden gönderil­ miştir. Yabancı ülkelerde yayınlanan ve resmî yaym organı olmayan dergilerdeki yazılarda Erm eniler ön plâna çıkmakla birlikte böyle anayasacı bir grubun Müslümanlar arasında da yaygın olduğunun ifade edilmesine örnek olarak bkz. Ali-Ahmed, «Lettres de Turquie,s Le Yıldız, no.7, 10 Aralık 1892, s. 4. Krş. «The D iscontentin Turkey,» Daily News, 16 Haziran 1892. «The Sultan and The New English Ministry,» Morning Advertiser, 20 Ağus­ tos 1892.

(91)

(92)

(93)

94

s
pusuda bir kıvılcımın parlamasını bekleyen grup harekete geçmişti. Gerçi 1894 yılı îttihad ve Terakki Cemiyeti’nin özellikle okullarda faaliyetini arttır­ dığı bir tarihti ama, yüksek kademe yöneticilerinin talebe örgütlerinden zi­ yade Avrupa’da muhalefet çabalarını sürdüren F aris’in grubuna ilgi duyduk­ ları anlaşılmaktadır. 25 Receb 1311(1894) tarihinde, F aris’in bu kez Hürriyet adında bir gazeteyi neşre başladığını görüyoruz.9 4 Gazetenin adı çoğunlukla üst düzey bürokrasiden destek gören Yeni OsmanlIların eski yayın organı ile aynı adı taşımaktaydı. Gazetenin çıkış nedenini belirten ük yazı tamamen İmparatorluktaki genel bozukluklar üzerinde duruyor ve herhangi bir örgüt ile bağlantısının olduğunu belirtmiyordu.9 5 Gazetenin, gene ilk sayılarından birinde çıkan bir yazıdaki anlatımdan, 1876 darbesi benzeri bir harekâtın arzulayıcılarmm hislerine tercüman olduğu anlaşılıyor:
«...Cennetmekân Abdiilaziz Hân’ın evâhir-î saltanatım aynen miişâhede eden zevata göre Devlet-i Osmaniye’nin olraktdeki ahvâliyle şimdiki ahvâlini mukayese etmek pek kolaydır. Bugün İstanbul'da m evcud teşevvilşât yâni Bâh-ıâli vükelâ ve erkânı beyninde mevcud ihtilâf at ve asker ile talebenin o ahvâl-i m uhtelif eden nâşi adem-i hoşnudileri ve bilcümle ahaliye â n z olan kelâl öyle bir dereceye ııatmışdır ki bu halâta nazaran dahilen miihim bir galeyânm vu­ ku u n u herkes beklemekde olub .,.»9 6
iilıH lıU tlim iiiilU liH H İllIlU lU ilU illU lıÜ ılU llU lU ülH lIıiı

Gazetenin ilk sayüarmda gözlenen diğer bir özelliği bilhassa Suriye ile ilgili haberlerin bolluğudur.9 7 Fakat, gazetenin bu konudaki ölçüyü kaçırma(94) Gazetenin çıkışı ve ilk faaliyetleri hakkında bkz. Rüstem Paşa’dan-Said Paşa’ya 19026-620/17 K ânûn-i sânî 1894, Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.295 (2), Rüstem P aşa’dan-Süreyya Paşa’ya 3 Mart 1894 tarihli rapor, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Arşivi, lc/no.342, Rüstem Paşa’dan-Süreyya P a­ şa’ya, 30 M art 1894 tarihli rapor, Türk înküâp Tarihi Enstitüsü Arşivi, lc / no.344. Gazetenin Selim Faris’in parasıyla yurt içinde basıldığı da ta rtı­ şılmıştır. Bkz. Konu hakkında Londra Sefareti tahriratı, B B A -Y /Sadaret Hususî Marûzat, 5 Ş 1311/no,3119. Krş. B B A -Y ıldtz M ütenevvî (Günlük) Marûzat . 29 Ş 131î/no.4320. (95) Civanpir[Selim Faris], «Gazetemizin Esbab~ı Te’sisi,» Hürriyet? no.l, 25 Reeeb 1311, s. 1. (96) «Dersaadet Havadisi,» Hürriyet*, no.8, 8, 24 Ramazan 1312, s. 1. Yazı İstan­ bul’dan gönderilen 14 Ramazan tarihli bir m ektubun yayınlanmasıyla oluş­ muştur. Krş. «Abdülhamid’in Hal’i Hakkında Rivayet-i Muhtelife,» Hürri­ yet?, no,17, 3 Temmuz 1895-9 M uharrem 1313, ss. 1-2. (97) Bkz. «Fransa M atbuatının Suriye’deki Efkârı,» Hürriyetz, no.l, s. 16, «Gavail-i Mündefi’a ve Gavail-i G ayr-ı Mündefi’a,» Hürriyet2, no.2,10 Şaban 1311, ss. 1-2. Buna karşılık belirttiğimiz gibi gazete böyle bir suçlamaya uğ­ ram am ak için çok dikkatli davranm aktadır. Gazetenin, İstanbul hurûfu ile değil de Arap hurûfu ile basılması konusundaki eleştiriyi yazarları teknik zorluklarla açıklamaktadırlar. Bkz. «Hürriyet’in Hurufatı,» Hürriyet% no.2, s. 9.
95

dığmı ve bu özelliği ile Osmanlılık arasında hassas bir denge kurduğunu da belirtmemiz gerekiyor. Gazetenin on ikinci sayısında ise resmî yayın organı olduğu cemiyetin adının belirtildiğini görüyoruz. Buradaki ifadeye göre ga­ zete, P arti Constitutionnel en Turquie adında bir örgütün yayın organı haline gelmişti. Ancak, aym sayıda ne bu durum ne de sözkonusu cemiyet ile ilgili hiçbir habere tesadüf edilmemektedir. Çünkü gerçekte cemiyet belirttiğimiz gayr-ı memnunlara tercüman olmaktan öte bir teşkilâta hiçbir zaman sahip olmamıştı. Nitekim gazetenin hoşnutsuz destekçisi olan9 8 Halil Halid Bey, günlüğü şeklinde tanımladığı kitabının Jön Türklere ait bölümünde hareke­ tin, örgütsel bir yapının bulunmamasından dolayı başarısız olduğunu belirt­ mekte ve hareketi Yeni Osmanldar mücadelesinin bir devamı olarak sun­ maktadır.9 3 Nitekim gazetenin de yüksek kademeli Osmanlı bürokratlarına gönderilmesi bu eğilimin kamtlayıcısı olarak kabul edilebilir.1 0 0 Aym tema­ yülleri, «İstanbul’da Bulunan Meşrutî Hükümet Taraftarları» adına Selim Fa~ ris tarafından yazılan1 0 1 ve gerek İngiliz postasıyla yurt içine1 ® ve gerekse geniş ölçüde yurt dışına1 0 3 dağıtılan bir beyannâmede de görmek mümkün olabilmektedir. Bu faaliyetleri üzerine Osmanlı yönetiminin Selim Faris, onun sözde par­ tisi ve Hürriyet gazetesi aleyhine büyük bir kampanya başlattığını izliyoruz. İlginç olan nokta, gazeteye Osmanlı yönetimi tarafından büyük önem veril­ mesidir. Nitekim, dahilde gazetenin dağıtımının önlenebilmesi için bütün ön­ lemler alınırken,1 0 4 İngiltere nezdinde yoğun girişimlerde bulunulduğunu,1 0 9
<98) Halil Halid bu konuda şu yorumu yapmaktadır: «...Cevabnâmenizde Selim Faris Efendi lakırdısı vardır. Benim mektubumda o babda bir im â var idi. Belki hatırlarsınız mümaileyh ile katiyyen iştirâk-i efkârım yokdur. Şu ka­ dar ki gazetesinin intişârını ânın nokta-i nazarından değil, kendü arzu-i hâlis ve vatanperverânemin husûlüne medâr olacak esbabdan telâkki etti­ ğim içün...». Bkz. Halil Halid Bey'den-Aiımeö Rıza B ey’e, KensingtonLondra, 9 Eylül [18]95 tarihli mektup. Ahm ed Rıza Bey Evrakı/Özel A r-

şiv.
(99) <100) <101) (102) Halil Halid, The Diary of a Turk, (London:1903), ss. 186-199. Birinci husus için özellikle bkz. ss. 191. 195, İkinci husus için bkz. ss. 187-190. Mehmed Murad, Mücahede-i Milliye: Gurbet ve A vdet Devirleri, Mahmud Bey Matbaası, (Dersaadet:1324); ss. 30-31. B B A -Y / Sadaret Hususî Marûzat, 17 Ş 1312/no.3163. BBA-BEO/M ahremâne Müsvedât, 18 Kânûn-i sânî- 4 Şa’ban 1312/no.l4, (Hariciye Nezaret Celilesine ve Rüsûmat, Zabtiye ve Posta [Nezaretleri­ n e ]). B B A -Y/Sadaret Hususî Marûzat, 17 Ş 1312/no,3163, 21 Ş 13l2/no.3219,26 Ş 1312/no. 3318, 6 N 1312/no.3449, 15 M İ313/no.ll5. Yazılar, Bükreş ve di­ ğer sefaretlerden gönderilmiştir. Bkz . BBA-B EO /Telgraf ve Posta Nezareti Giden, 585-17/10, no.1/43882 ve 208/3 Kânun-isânî 311/54657, Bersaadet’de katiyyen okunmaması için alı­ nan tedbirler için bkz. BBA-îrade-Hususî, Cemaziy’ülevvel 1313/no. 37-779, Anadolu vilâyâtındaki tedbirler için bkz. BBA-BEO/Dahiliye Giden, 94-3/ 43, 2966 (3 Kânûn-i sânî 311)/54657. Krş. BBA-BEO/Hariciye  m ed , 1555/11, (24 Teşrin-i evvel 311) (Zabtiye Tezkeresi: 268)/no. 3643, BBA-BEO/ Zaptiye Giden, 662-21/13,1, (2 Mart 131D/43883.

(103)

<104)

96

ilişkilerin zedelenmemesi için bu gazetenin faaliyetinin durdurulmasının ta ­ lep edildiğini1 0 6 ve nihayet olayın bir dava konusu haline getirildiğini görü­ yoruz.1 0 7 Bu arada, gazetenin Times gazetesi içinde yurda sokulduğunun öğrenilme­ si üzerine bizzat Sultan’ın emriyle Tinıes’ın da yurda sokulmasının yasaklan­ dığına şahit oluyoruz.1 0 8 Bu büyük duyarlılığın nedeni Hürriyet’in İngiltere’de
Bkz. BBA-BEO/Hariciye Âmed, 155-5/11, 2351, (İngiltere ve Fransa Sefa­ retlerinden: "-28 Temmuz 311)/48818, 1952 (6 Temmuz 311), 2430 (1 Ağustos 311), BBA-BEO/Haricine Âmed, 155-3/11,276 (9 Mayıs 310-235 Tezkere-i Hususiye)/30382, 145/(1 Kânûn-i evvel 310)/39886, Rüstem Paşa’dan-Said Paşa’ya, 18231/157,18229/156,17 Nisan 1894 tarihli yazılar. Krş. 18296/ 189-8 Mayıs 1894 ve 18203/137 12 Nisan 1894, 18194/135, 10 Nisan 1894 ta ­ rihli yazılar. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K. 295(2). İngiliz sefiri ile yapı­ lan tem as için bkz. BBA-İrade-Hususî, Şa’ban 1312/^.113^-1619. Ayrıca Bkz. Sir Philip C urrie’den-Dışişlerine, İstanhui, 7 Mayıs 1894, no.210, PRO/F.O, 78/4541. (106) BBA-BEO/Hariciye Reft, 155-3/11, 1871, (12 Şubat 310) (Tezkere-i Hususiye:1619)/43323. İngilizler de gazetenin bu kadar büyük bir sorun haline gelmesinden memnun gözükmemektedirler. Bkz. Kimberley’den-Rüstem Paşa’ya, Foreign Office, 28 Mart 1894, Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.295 (2). İngiliz elçiliği ile postalara yapılan baskı için bkz. General Post Office’den-Sir P. C urrie’ye, 466/14 Temmuz 1895. PRO/F.O. 78/5259. Bab-ıâli’ nin bu konudaki tutum u açısından krş. General Post Office’den-Foreign Office’e, 243 V/7 Ağustos 1895. PRO/F.O. 78/5259. Bu arada Osmanlı yö­ netim i gazetenin basımını önlemek için matbaacılar ile de anlaşma yapm a­ ya çalışmıştır, Bkz. B B A -Y ıldız M ütenevvî (Günlük) Marûzat, 16 L 1311/no. 809-8464, Thomas Sanderson’dan - Antopulo Paşa’ya, 28 M art 1895, PRO/ F.O 78/4744(Domestic.), 5/1-2, 17 Nisan 1894 Sanderson’un notu. PRO/F.O, 78/4560, Sultan’m bu konuda İngilizler’e gösterdikleri anlayıştan dolayı teşekkürü için bkz. Said Paşa’dan-R üstem Paşa’ya, 174/22 Mayıs 1894, PRO/F.O, 78/4561. Krş. Morel Bey’den - E. Worland’a [Hürriyet’in Y ayın­ cısı 3, tarihsiz not. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K. 295(2) ve Cevad Paşa M erhumun Zaman -1 Sadaretinde Takdim Olunan Tezakir-i Hususiyenin Suretlerini Havî Defter, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/419/146/XV, 3903/29 Nisan 310. İngilizlerin de gazeteden hoşnut olmamaları açısından Krş. Vambery’den - Dışişleri Bakanı’na, Budapeşte, 4 Haziran 1894, PRO/F.O, 800/33. Vambery Papers. (107) Konu hakkında bilgi için bkz. Statem ent Against Sultan and Turkish Go­ vernm ent in Turkish Paper Hürriyet Printed in England L .0 .0 967 as to Prosecution of Printers, PRO/H.O. Registrated Papers: 45: 9741-A. 55743. Osmanlı yönetimi ayrıca gazeteyi kapatm ak için ünlü avukat George Lewis ile temasa geçmiştir. Bkz. Antopulo Paşa’dan-Tahsin Bey’e 14/26 Şu­ bat 1311, Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.319(2). <108) BBA-BEO/Dahiliye Giden, 95-3/44 578-(23 Nisan 312) (1265 m ükerrer Tezkere-i Hususiye)/58054 ve BBE-BEO/Hariciye Reft, 183-5/39, (23 Ni­ san 312)-312/58054. Dışbasmda olay ile ilgili haberler için bkz. «NouveHes de I’Etranger,» Le Temps, 10 Mayıs 1896, s. 2. Hareketin İngiiiziere karşı m i­ silleme olduğu açıktır. Nitekim, olay İngiliz basın mensupları tarafından
97

U05)

gördüğü ilgi1 0 9 veyahut ayrılıkçı örgütlerin onu yararlı bulması değil,1 1 0 gaze­ tenin etkili yöneticiler ile temasının bulunmağıydı. Zararlı yayınların yaka­ landığı yerlere bakarsak, bunların her zaman okullar veya camilerde de­ ğil bazen de konaklarda bulunduğunu görüyoruz.1 1 1 Bu Saray içi bir darbe korkusuyla yaşayan yönetimin en çekindiği nokta idi. İşte bundan dolayı F a­ ris ile olan mücadelenin yoğunluğunun duyulan büyük telâşa1 1 2 bağlanması mümkündür. 1895 Ocağmda aym cemiyet bu kez Comite da P arti Constitutionnel öttoman Ottoman â Constantisıople ûnvamyla ve Sultan'a hitaben yazılan bir be­ yanname ile tekrar ortaya çıktı.1 1 3 Tam anlamıyla, Yeni OsmanlIların kale­ minden çıkan yazılara benzeyen bu beyannâme sözkonusu grupların beklen­ tilerini ortaya koymaktadır. Yaklaşık bir yıl sonra ise, aym cemiyetin ma­ sonların cemiyetiyle karışıklığa yol açabilecek bir adla Hörriyetperverân F ır­ kası ve hemen sonrada Islahatperverân-ı Osmaniye Fırkası nâmıyla yeni beyannâmeler neşrettiğini görüyoruz.1 1 4 Bu beyannâmelerde dikkati çeken hu­

önemli bir sorun haline getirilmiştir. Daily Chronicle gazetesi editörü Fransız Elçisi'nin bu konuda Bâb-ıâli’den yapılan m üracaata kulak asm adı­ ğını belirtmiştir. Bkz. Henry Norman’m-George N.Curzon’a 21 Temmuz 1896 tarihli notu, PRO/F.O. 78/5259. Gene bu şahsm çabaları sonucunda durum Avam Kamarasında tartışılm ıştır. Bkz. Henry Norman, «The Globe and the Island,» Cosmopolis, no. 8, Ağustos 1896, ss. 404-406. (109) Bkz. Şifre telgraf, 240 a/244 12 Aralık 1894, Londra Büyükelçiliği A rşivi, K.295 (2). Gazete hakkmdaki övücü yazıların yerel basında dahi yer alm a­ sı için bkz. «Hurriet.» Eastern Daily Press (Norwich), 2 M art 1894. Böyle yorumlanabilecek bir ilgi için bkz. An English Journalist, «The ‘H urriet’in London,» Armenia, no.73, 1 Kasım 1894, s. 3. Gazete, m atbaacı­ lara yapılan baskıyı eleştirmektedir. Daha sonraki dönemden böyle bir örnek için bkz. Bazı Hususî İradeleri Havî Defter, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 24/11/162/VII, 7/7 Temmuz 316, söz­ konusu yazı konakda ele geçen evrak-ı muzirra hakkındadır. Telâş için bkz. BBA-BEO/Hariciye Âmed, 155-3/11, 837 (27 Nisan 311), 364(29 Nisan 311), 909(1 Mayıs 311), 1053(11 Mayıs 311), 1134(18 Mayıs S il), 1215 (27 Mayıs 311). Krş. BBA-BEO/Hususî îrade-i Seniye, 377-8/100, 1265/1184. Kendilerinin yorumlayışı için bkz. «Dersaadet Muhabirimizden Mevrud Mektubun Tercümesidir,» Hürriyet 2, no.4,13 Ramazan 1311. Comite du P arti Constitutionnel Ottoman â Constantinople, Lettres Ouvertes: A La Majeste Imperiale le Sultan Abd-ul-Hamid: Premiere Lettre, (Pa­ ris, 25 Ocak 1895). Paris Büyükelçiliği Arşivi, D.176. Konunun yönetim üze­ rindeki etkisi için bkz. B BA-Yildız Perakende, 28 B 1312/no.888-2. Mektup şeklindeki beyannâmenin m etni aynen verilmiştir. Bkz. B.X. Gazetenin İstanbul’da destekçileri olduğu, yönetim tarafından da kabul edilmektedir. Bkz. Cevad Paşa Merhumun Zaman-t Sadaretinde Takdim

(110)

(111)

(112)

(113)

(114)

sus, özellikle, müslümanlara ıslahat çağrısının yapılması ve Ermenilere veri­ lecek özel imtiyazlara kesinlikle karşı olunduğunun belirtilmesidir. Ama ce­ miyetin çok çeşitli isimler kullanması, onun örgütsel olarak ciddî bir organi­ zasyonunun bulunmadığının bir işareti olarak kabul edilebilir. Zaten, 1895 ortalarından itibaren Osmanlı yönetiminin artan baskıları so­ nunda önce yazıları Türkçeye çeviren Mısırlı Mustafa Zeki adındaki şahıs yakalandı,1 1 5 Daha sonra ise Hürriyet gazetesinin yayın organı olduğu iddia edilen cemiyetin İstanbul sorumlusu olan ve üst tabakalar ile cemiyetin irti­ batını sağlayan Avukat Acem İzzet Bey tutuklandı.1 5 8 İzzet Bey’in, kâtibinin jurnali üzerine yapılan bu tutuklama daha sonra genişletildi ve bu kimseler­ le ilişkisi olan ve sempati duyan elli kadar şahıs da yakalanarak sürgüne gönderildi.1 1 7 Bundan sonra gazeteye İstanbul’dan gelen ve sözkonusu cemi­
Olunan Tezakir-i Hususiye’nirı Suretlerini Havi Defter, B B A -Y ıldız Esas . Evrakı, 36/419/146/XV. 4090/7 Nisan 311. Beyannameler için bkz. «Türkiya’da H ürriyetperverân Fırkası,» Hürriyet2, no.59^ 1 Teşrin-i evvel 1896-24 Rebiy’ülâhir 1314, s. 2: «...H ürriyetperverân-ı Osmaniye Fırkası teb’a-i Müslimeyi taleb-i ıslahata sevk içün teşvikatda devam eylemektedirler. Bu maksad ile yine İstanbul duvarlarına yaftalar ta ’lik ve Abdülhamid’in hi­ lâfeti külliyen nâm eşru’ olmağla hal’ veya katlindeki vücûbu ta’yin eyle­ mişlerdir...». ve «Islahatperverân-ı Osmaniye Fırkasının Beyannâmesi,» Hürriyets, no.64, 15 Kânûn-i evvel 1896-11 Receb 1314, s. 3. İkinci beyanna­ me ile aynı ifadeleri taşıyan diğer bir beyanname için bkz. «Telgrafnâmeler.» Hürriyetx, no.32. 16 Ekim 1895-28 Rebiy’ülâhîr 1313, s. 3. (115) BBA-BEO/Hariciye Âmed, 155-3/11, 831, (26 Nisan 311), 948, (3 Mayıs 311) ve 989(7 Mayıs 311). (116) «Bu Haftaki Telgraflar,» Hürriyet 3, no.34, 30 Ekim 1895-12 Cemaziy’ülevvel 1312, s. 2. Gazete bu kez «...meşrutiyet tarafdan bulunan Gene Osmanlı Ce­ miyeti tarafdarı aleyhine faaliyet» ten söz etmektedir, s.3. Kâtibinin ihbarı ve soruşturm a için bkz. BBA-BEO /Adliye Giden, 23-1/23, 805, (3 K ânûn-i evvel 311)/53617 ve BBA-BEO /Zaptiye Giden, 662-21/13, 432, (26 Teşrin-i sânî 31!)/53427. İzzet Bey, sürgün yolunda İttihad ve Terakki mensubu sürgünlerden birine organizasyonlarının zayıflığını da belirten şu ifadede bulunm uştur: «...Bugün fırka-i ahrar ekalliyetdedir, iktidarsızdır. Fakat bir fırka-i m uhalifenin çalışmağa başlamak için iktidar-ı tam m ve küllîye intizar etmesi lâzım gelmez...» «Avukat Acem İzzet Bey,» Osmanlı, no.44, 15 Eylül 1899-1 Cemaziy’ülevvel 1317, s. 3. İhbarcı Celâleddin Bey suçla­ m alarına «...canilerin cümlesi yalnız H ürriyet gazetesine m uavenet-i tah ­ ririye ve saire de buhm m akdan ibaret kalmayub şekl-i hüküm et-i seniyeyi tebdil ve tağyir ile bir Cumhuriyet idare suretine ifrağ etmek tasav­ vurunda olduklarım» eklemektedir. BBA-BEO /Adliye Giden, 23-1/23,805... (117) «The Armenian Crisis: Details of the Scheme,» The Standard, 24 Ekim 1895. Haberde İzzet Bey, Jöntürk Partisi üyesi olarak belirtilmektedir. Avrupa basınında konu ile ilgili haberler için bkz. BBA-BEO/Hariciye Âmed, 1555/11, 3380, (1 Teşrin-i evvel 311) (Tercüme: [Paris]: 398-399). Bunlardan, Gazette de F rankfurfâa Avukat îzzet Bey’in «Müslüman Serbesti Fırkası» nın reisi olduğu belirtilmiştir.
99

yet üyesi olduğu belirtilen kimselerin yazılarının; azalmakla birlikte; sürdü­ ğünü görüyoruz.1 1 8 Ancak bu, yalnızca bir gösterişten ibaretti ve ileride gö­ receğimiz gibi üst kademe yöneticilerinin; 1895 krizinin atlatılmasından sonra; iktidar değişikliğinden ümidi kesmeye başlamaları, F aris’in çabalarının iyice temelsiz hale gelmesine yol açmıştı. Ayrıca, F aris’in iki önemli yazarı Halil Halid ile Kâzım Bey’in, Osmanlı yöneticilerinden ük önce gizli olarak para almaları1 1 3 daha sonra ise ciddî pazarlıklara oturmaları ve sonucunda Saray açısından büyük bir ehemmiyet atfedilen bir yemin suretini imzalamaları so­ nucunda gazete de büyük bir sarsıntıya uğramıştı.1 2 0 Nihayet 1897 Yunan za­ ferinin gene göreceğimiz etkileri çerçevesinde, Faris eskiden reddettiği1 2 1 yö(118) M uhibb-i Vatan ve H ürriyet Bir Osmanlı, «İstanbul Osmanlı Vatanperver Komitesi Âzasından Biri:Âlem-i Hakikatden Bir Sada,» Hürriyet2, no.62,15 Teşrin-i sânî 1896-11 Cemaziy’ülâhîr 1314, s. 2, Antopulo Paşa’dan-Tahsin Bey’e 5 Teşrin-i evvel 312(1896) : «...Burada tab ’ olunan H ürriyet gazetesinin hidm et-i tahririyesinde bulunan m a’hud Halid Efendi ile Kâzım Bey meslek-i sadakat ve ubûdiyetde bulundukla­ rı takdirde kendilerine tahsis ve ihsan buyurulm uş olan yirm i lira-yı Osmaninin zaruret-i müsellemelerine mebni m ah-be-m ah m untazaman ita ­ sı...», Tefik Paşa’dan-Antopulo Paşa’ya, 19062/170,9 Haziran 1896, Antopu­ lo Paşa’dan-İzzet Bey’e 28/9 Şubat 1896, Londra Büyükelçiliği Arşivi, K. 319(2). Antopulo Paşa, Halil Halid’e, Faris gibi hain-i din ve devlet bir adama yardım etmemesini ve para kazanmasını tavsiye etmiştir. Bkz. Anto­ pulo Paşa’dan-îzzet Bey’e 21/16 K ânûn-i sânî 1896. Buna karşılık Selim Faris yazarlarının para almasını büyük bir tepki ile karşılam ıştır, Bkz. Kâ­ zım Bey’den-Sefir’e, 12 Eylül [18196 ve Halil Halid’den-Sefir’e, Surrey, 25 Mayıs [18]96 tarihli mektuplar. Kâzım Bey’in, yurda dönmesi için çaba­ ların (bkz.Antopulo Paşa’dan-Tahsin Bey’e 28 K ânûn-i sânî 311) ve Halil Halid ile olan pazarlıkların çok erken (bkz. Halil Halid’den-Sefir’e, Kensington, 14 Nisan [18]96) başladığı anlaşılıyor. Zikredilen vesikalar için bkz. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.319(2). Antopulo Paşa’dan-Tahsin Bey’e, 5 Teşrin-i evvel 312(1896). Londra B ü­ yükelçiliği Arşivi, ■K.319(2),Krş. BBA-BEO/Hariciye R eft , 184-5/40,958, (4 Eylül 313)/75540. Yemin şöyledir : Suret-i Tahlif Ba’dema H ürriyet gazetesine m uharrirlik etmeyeceği gibi bedhâhâne bir suretde neşriyatda bulunan diğer gazeteler m uharrirliklerinde dahi bulunm ayarak zât-ı akdes-i hüm âyûn hazret-i hilâfetpenâhîye ve devlet-i aliyyelerine sadakat[la] ifa-yı vazife edeceğimi m a’el-kasem vaad ede­ rim...». Bkz. Antopulo Paşa’dan Tahsin Bey’e, Londra, 17 Temmuz 1897 tarihli yazının eki. Krş. Tahsin Bey’den-Antopulo Paşa’ya, 15/27 Haziran 1897. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.332(4). Tahsin Bey’in telgrafı, 20 Eylül 1895, Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.303 (1). Faris’in, Sefaret mensupları ile sık sık konuşma fırsatı bulması da bu durum u kanıtlar mahiyettedir. Bkz. Cevad Paşa Merhumun Zaman-t Sada­ retinde Takdim Olunan Tezakir-i Hususiyenin Suretlerini Havi Defter, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/419/146/XV, 4009/2 Mayıs 310 ve BB A -Yıldtz Esas Evrakı, 15/74-16/74/15. (Abdülhak Hamid Bey’in Saray’a yazısı).

(119)

(120)

(121)

100

netim tekliflerini bu kez geri çevirmeyerek pazarlık masasına oturdu.1 2 2 Yapı­ lan pazarlıklar sonucunda Selim Faris, yabancı gözlemciler tarafından bile ilginç bulunan bir bedelle,1 2 3 Beyrut şehri su imtiyazını alarak muhalefetten vazgeçmeyi kabul etti.1 2 4 Selim Faris, daha sonra F ransa’ya geçerek burada yeni bir muhalefet ör­ gütü oluşturma çabası içine girdi.1 2 5 Ancak, Osmanlı yönetiminin sürekli baş­ vuruları ve Fransızların da konunun üzerine düşmeleri sonucunda, bu çaba­ larında başarı sağlayamadı.1 2 6 Bu tarihten sonra kendisinin faaliyetlerini da­ ha ziyade Türk-Suriye Komitesi ve Arap ayrılıkçı hareketi çevresinde incele­ mek gerekir. Bu çeşitli adlarla belirtilen komitenin tekrar canlandırılması çabalarından addolunabilecek bir hareket ise Halil Halid Bey’in taş basma olarak 1901 yılında yeniden bir Hürriyet gazetesi neşretmeye çalışmasıdır.1 2 7 Ancak, konu ile ilgili vesikalar bize bunun daha ziyade bir şantaj faaliyeti ol­ duğunu göstermektedir. Buraya kadar kendisine P arti Constitntionneî en Turqnie (Ottoman) adı­ nı veren örgütün faaliyetleri üzerinde durduk. Anlatımımızdan, bu cemiyetin İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin tamamen dışında bir organizasyon olduğu açık biçimde anlaşılmaktadır. Şimdi de bu örgütün İttihad ve Terakki ile olan ilişkilerini inceleyelim. Selim F aris’in, gazetesini neşrettiği dönemde Ali Şefkati gibi İttihad ve Terakki örgütüne oldukça yakın bir kimse ile temasını sürdürdüğünü görüyo­
(122) Antopulo Paşa’dan-Ticaret ve Nafıa N azın Mahmud Celâleddiıı Paşa’ya, 23140/2 K anûn-i evvel 1897 ve karşıt yazı, 89781/43-377/13 Teşrin-i sânî 1313. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.332(3). (123) Kont Goluchowski’y e-İstanbul Elçiliğinden, Büyükdere, 7 Ekim 1897/no. 42a (Pr. 17/X/97), Haus-, Hof-u. Staatsarchiv, PA XII 168 Türkei Berichte 1897 (VI-XII) (679 3182). (124) BBA-D ivan-ı Hümâyûn M uhtelif ve M ütenevvî Defterler/M uharrerat-ı Umumiye, 84/135-17 Cemaziy’ülevvel 1315, Londra Büyükelçiliği Arşivi, KA01(6) daki 6 Teşrin-i sânî 1313 tarihli suret ve BBA-Y /M ütenevvî (G ün­ lük) Marûzat, 2 B 1315/no.l918. (125) Affaires etrangeres-Nouvelle Sene, TnrqvÂe, Vol. 2(1898). Dışişleri Bakan­ lığı Politik Dairesinden-İçişleri Bakam Barthou’ya, 7 Ocak 1898, s. 9. (126) Affaires etrangeres-Nouvelle Serie, Turaıüe, Vol. 2(1898). İçişleri Bakam n ’dan-Dışişleri Bakanı’na, 8 Şubat 1898, s. 44. (127) [Rauf B eyl’den-Sefir’e, 3 Temmuz [1901]: «Halil Halid H ürriyet nâmıyla resimli olarak bir gazete litograph basması olmak üzere geçen hafta tab ’etdirmiş ve yalnız beş nüsha Mabeyn-i Hümayûn’a göndermiş olduğu m uhakkakdır». Lonclra Büyükelçiliği Arşivi, K.362(lû). Faris de parasım ve­ rerek Haydarpaşazâde Arif Bey’e gene eski bir Yeni Osmanlı dergisinin adım taşıyan M uhbir adlı bir yayın neşrettirm iştir. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.347(2). Antopulo Paşa’dan-Tahsin Bey’e, 24 Haziran 1902 tarihli m ektubun eki olarak Haydarpaşazâde A rif’in kendisine yazdığı 10 Mart 1902 tarihli mektup.
101

ruz.5 2 3 Ancak, cemiyetin iki ayrı ucunun liderleri durumunda bulunan Murad Bey ve Ahmed Rıza kendisiyle ortak hareket etmek konusunda hiçbir temas­ ta bulunmadıkları gibi, her ikisinin de F aris’i «kendi şahsî çıkarı peşinde koşan» bir şahıs olarak tanımladıkları ve arkasında varolduğu ileri sürülen cemiyet hakkında yorumda bulunmaktan kaçındıklarını görüyoruz.1 2 8 Ahmed Rıza, daha sonra kendi örgütünün resmî yayın organında kendilerinden evvel çıkan iki cyrı gazete ile beraber Hürriyet’i de «Türk» ve «Osmanlı toplumunun sözcüsü» olarak tanımadığım belirtmişti,1 3 0 Bu tavra karşılık, Hürriyet ya­ zarlarının; Ahmed Rıza nâmına diğer örgüte gazete göndermeye devam et­ tiğini, ancak bu gazetelerin dağıtılmadığım görüyoruz.1 3 1 îttihad ve Terakki içinde liderlik çekişmesi ortaya çıkmak üzereyken; sırf Ahmed Rıza’ya mu­ halefet için; Murad Bey, F aris’i ve gazetesini öven bir yazı kaleme aldığın­ da,™ o bunu büyük bir memnuniyetle karşılamıştı.132 Ancak hiçbir zaman bir örgütsel ittifak gerçekleşmedi. 1897 Krizi sırasında da cemiyet mensuplarının, Faris ve gazetesine karşı
(128) Bu iki şahıs hakkm daki ortak rapor için bkz. B B A -Y /Sadaret Hususî Ma­ rûzat, 22 S 1313/no,457. Hayal gazetesi de, H ürriyet’den alıntılar yapm ak­ tadır. Bkz. «İstitrad,» Hayal2^ no. 6, 15 Eylül [18395, s. [4] Ahıiıed Rıza Bey, Murad Bey’e, kanatini şu şekilde belirtm iştir: Ben—Selim Faris ne âlemde? Konuşdunuz mu? Rıza—Könuşdum. O da kendi menfaati arkasındadır. Bkz. Mehmed Murad, Mücahede-i Milliye:Gurbel ve A vdet Devirleri, s. 166. Ahmed Rıza Bey, bir m ektubunda ise olumsuz ilişkileri şöyle anlatm akta­ dır: «...Selim Faris güruhu beni rahat bırakmıyor. Melfuf bendi yazmak içün büyük bir bağçeye kaçırdım.» Ahmed Rıza’dan—Nazım Bey’e, «Arka­ daşım Nazım Efendi» hitaplı, Cuma [Temmuz 1897], [Londra], Bahaeddin Şâkir Bey Evrakı/Özel Arşiv. M urad Bey ise. kanaatini şöyle özetle­ mektedir: «...Böyle bir sırada Londra’da (H ürriyet) gazetesi çıkdı. Bu gi­ bi bir feryadcı âkil ve vakıf ve hamiyetli olursa te ’siri m atlûba muvafık olur. Olmazsa bilakis iyilikden ziyade fenalığı dokunur. Selim Faris içün din, vatan, hamiyyet, namus hep m enfaat-i şahsiyesinden ibaret olduğuna göre..» Mehmed Murad, Mücahede-i Milliye: Gurbet ve A vdet Devirleri, ss. 28-29. Ahmed Rıza, «Osmanlı îttihad ve Terakki Cemiyeti ve Avrupa Matbuatı,» Meşveret, no.2Q, 8 Teşrin-i evvel 1898-27 Rebiy’ülâhir 1314, s. 2. Buna k a r­ şılık Faris de gazetesinin son sayısında en sürekli çıkan gazetenin kendilerininki olduğunu belirtm iş ve kapalı olarak Ahmed Rıza’yı eleştirmiştir. Bkz. «Avrupa’da Türkçe Matbuat,» Hürriyet ?, no.82, 15 Eylül 1897-15 Rebiy’ülâhîr 1315, s. 1. Halil Halid Bey’in, Hilmi Bey’e yazdığı 5 Temmuz 1896 tarihli mektup. Ahmed Bedevi Kuran, Osmanlı- İmparatorluğunda İnkılâp Hareketleri ve Millî Mücadele, (İstanbul: 1959), s. 220. Murad Bey’in, bu konudaki anla­ tımı da aynı durum u teyit etmektedir. Bkz. Mehmed Murad, Mücahede-i Milliye:Gurbet ve A vdet Devirleri, ss. 183-186. «Havadis,» Mizan, no.183, 1 Temmuz 1896-21 M uharrem 1314, s. 2552. «Hürriyet, Mizan, Meşveret,» Hürriyet2, no.55,1 Ağustos 1896-19 Safer 1314, s. 3.

(129)

(130)

(131)

(132) (133)

102

olan düşüncelerinin pek olumlu olmadığını görüyoruz,1 3 4 Aym eğilim Hürriyet’in tekrar yaklaşma çabalarına ve kendisine İttihad ve Terakki üyeleri ta­ rafından gönderilen mektupları dahi neşretmesine1 3 5 rağmen değişmedi. Bu tulumun nedenini araştıracak olursak, en önemli etken olarak Selim Faris’in Arap ayrılıkçılığına olan ilgisi karşımıza çıkmaktadır.1 3 8 Nitekim, F aris’in bu eğilimi, çok daha açık olan ve üst kademe yöneticilerine yönel­ me çabasını bir kenara bırakan Hilâfet gazetesinin çıkışma karıştığında net biçimde görülünce kendisine sözkonusu eleştiriler çok daha açık biçimde yö­ neltilmiştir.1 3 7 Kuşkusuz, 1890-1897 arasında İttihad ve Terakki mensupları henüz Türk milliyetçiliği fikrine açık biçimde yönelmemiş olduklarından, on(134) Şerafeddin Mağmumî’nin bu konudaki bir yorumu şöyledir: «...H ürriyetin yediği haltı karışdırm a. O kadar canım sıkıldı ki sorma. Hakkı Bey şu he­ rife birşey yazalım dedi. Ben bırakdım...». A rkivi Qendror, 19/İ06-7//2921950’2ö23-6. Şerafeddin Mağmumî’den-İshak Sükûti’ye. Paris, 10 Temmuz [18J97. Hürriyet’in devamlı yalanlar yazdığı ifadesi ve m uhabirlerinin E r­ meni olduğu suçlaması için ise bkz. «Ben» imzalı, 27 Teşrin-i sânî 312 ta ­ rihli, «Azizim Efendim» başlıklı mektup, A rkivi Çendror.., 19/135//157/626. Krş. Arşen Bey’den-Ragıb Bey’e, Varna, 22 Haziran 312, A rkivi Qendror> 19/135//29/189. (135) «Hürriyet Vasıtasıyla Padişaha Hitab,» Hürriyet2, no.49,1 Mayıs 1896-17 Zilkade 1313, s. 3. (136) Fatih Dersiamlarından Hadim -i Şeriat, «İstanbul’dan Aynen Mektub,» Osmanlı>no.56, 15 Mart 1900-14 Zilkade 1317, s. 7. El-Cevaib’i çıkaran Faris’in babasının ahbabı olduğunu belirten yazar Suriyelilerin fikirlerini bedhâh olarak tanım lam akta ve bunların «müstehreh» şahıslar olduğunu belirtm ek­ tedir. El-Cevaib’in yayınları için ise bkz, Atilâ Çetin, «El-cevâib Gazetesi ve Yayını,» ÎÜEF Tarih Dergisi. 34(1984), ss, 475-485, (137) Faris’in, Hîlâfet’deki rolü için bkz. Cavit Orhan Tütengil, «Yeni Osmanlilartdan Bu Yana İngiltere’de Türk Gazeteciliği: 1867-1967, lÜÎF-Gazetecilik Ens. Yay, (lstanbul:1969), s.84. İstanbul’dan, Osmanlı gazetesine gön­ derilen bir m ektupta ise Hilâfet, Abdülhamid’in parası ile çıkan ve Hürri­ ye t’in devamı olan âdi bir gazete olarak yorumlanmaktadır. Tarihsiz bu m ektup için bkz. A rkivi Çendror, 19/61//17/280. Necmeddin Arif Bey ise duyulan tepkiyi şöyle anlatm aktadır: «,.Bu Hilâfet gazetesi m idir ne bokdur artık hezeyanları dağları aşdı. Bu Selim Faris köpeği ne herze yediğini kendi de bilmiyor. Ben gûya İstanbul’dan gelmiş gibi bir m ektub yazdım. İsterseniz dere ediniz. Ufak bir taş atmış olursunuz. Altına da evvelce Hi­ lâfet gazetesiyle bir gûna münâsebetimiz olmadığını beyân etmiş olduğu­ muz cihetle eğer gazete hüsn-i niyet iddiasında ise ona göre makalât neşr etmesi tercih olunur diye geçişdirirseniz doğrusu çok iyi etmiş olursu­ nuz...s-, Necmeddin  rif’den-İshak Sükûti’ye, [Paris?], 10 M art 1900, A r ­ kivi Çendror, 19/106-5//270/1711. Osmanlı da evvelce böyle bir açıklama­ d a bulunm uştur. Bkz. «Osmanlı,» Osmanlı, no.55, 1 Mart 1900-29 Şevval 1317, s. 8. Hilâfet’in yayıncısı olan Necib Hindiye’nin, Hürriyet'2'in eski ya­ zarlarından olduğunu ve Faris ile aralarında özel ilişkinin bulunduğu Os­ m a n lI yöneticilerince de anlaşılmıştır. Bkz. Mabeyn’e, Londra Sefaretinden 12 Teşrin-i evvel 1904 tarihli telgraf. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K. 404

m .
103

la n rahatsız eden nokta Faris’in mensup olduğu unsurun önemine değinme­ sinden çok kendisinin bu çabalarının ardında o unsur için bağımsızlık fikrini taşıdığı kuşkusu idi. İkinci olarak; Faris ve sözde partisi, İttihad ve Terakki içinde yeni zih­ niyeti temsil eden ve çoğunluğu elde tutan öğrenci grupları tarafından mo­ dası geçmiş Saray darbecileri olarak yorumlanırken, 1898’e kadar İstanbul merkezini ellerinde tutan ve benzeri bir darbeyi düşleyen, gelenekçı-bürokrat-askerı grup tarafından ise aynı tabanı ele geçirmeğe çalışan rakip ola­ rak görülüyordu. Nihayet, Faris’in partisinin sanıldığı kadar güçlü olmadığı Saray mehafilinde anlaşıldığında, sorunları parti kurmak değil, muhalefet odağı aramak olan ileri gelen yöneticiler de ondan ümidi keserek ya kendi­ lerince gerçekleştirilecek bir Saray darbesi plânlamışlar ya da İttihad ve Terakki’ye yaklaşmayı yeğlemişlerdir. TÜRK-SURÎYE KOMİTESİ: FAALİYETLERİ, İTTİHAD VE TERAKKİ İLE OLAN İLİŞKİLERİ: İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin yayın organı olarak Meşveret gazetesinin yaymlanışı, yâni sözkonusu örgütün açık propaganda faaliyetine başlaması sırasında bir Fransız gazetesinin editörü ile iki Osmanlı teb’ası arasında il­ ginç bir görüşmenin yapıldığını görüyoruz : «Ziyaretimize Keşf-ül-Nikab gazetesinin yöneticisi ve adım verme­ yen Suriye Komitesinin üyelerinden biri olmak üzere iki kişi geldi. Bu 'k imseler Osmanlı İmparatorluğu teb’asının çektikleri konusunda çok yürekler acısı şeyler anlattılar ve ne gibi reformlar düşündüklerini ve zavallı Suriye halkı için düşündükleri bu reformları yap­ maktaki kar arlılıklarmı belirttiler. Ve dediler ki: Biz Fransa’yı ol­ dum olası hârtıi olarak tamdık, şimdi Fransa bizi bu dayanılmaz du­ rumda rm bırakacak. Fransa İngiltere’nin, Ermeniler için yaptığım da yapmayacak mı? İnsan haklan beyannâmesini yayınlayan Fransa bize Avımiurya-Macaristan’ın gösterdiğinden daha a zm i ilgi göste­ recek? Eğer büyük devrimin çocukları bizi böyle ortada bırakacak­ larsa ölmüşüz demektir. ...Em ir Arslan bir ay evvel yâni Banotaux’nun Dışişleri Bakam olduğu bir dönemde, gayr-t m snâ olarak uyarılmış ve kendi va­ tandaşları lehinde yayın kampanyası yapmaması ihtar ve aksi tak­ dirde sınır dışı edileceği kendisine ihsas olunmuş... Bu; telefon, fonograf devri olan çağımızda uygarlığın yalnızca Seine nehri kıyısında olduğunu zannedenlere Suriyelilerin nasıl bir entellektüel seviyeye ulaştıklarını ve neden böyle bir rejime isyan ettiklerini anlatmak gerekiyor. Hatırlatmak isteriz ki bu kimseler Mısır’da on üç gazete çıkarmaktadırlar... ...lîsm inin açıklanmasını istemeyen temsilcili — Kendisini Suriye komitesi olarak tanıtan bizim parti, oto­ nomilerini isteyen ve Hıristiyan olan Ermenilerin partisi ile aslen
104

Müslüman olan ve bizim gibi İmparatorluğun bütünlüğünü koruma­ ya çalışan ve bunu tüm te}/a için gerçek reformlar yaparak sağla­ maya uğraşan Jön Türkler arasında aracıdır. Am acımız reformlar yolu ile Osmanlı İmparatorluğunun biitünliiğünü sağlamaktır. — Yâni anlaşıldığı kadarıyla bu M idhat Paşa’nm eski programı mıdır? — Evet, tamamen öyle . ..»I3 S

Amaçlarım, bu biçimde özetleyen Tiirk-Suriye Komitesi de, incelediğimiz dönemde Jön Türk olarak tanımlanan, buna karşılık belli bir süre İttihad ve Terakki dışında faaliyetlerini sürdüren bir gruptu. İlginç olan; bu komitenin F aris’in sözde partisinin aksine, İttihad ve Terakki ile yakın ilişkilere gir­ mesi ve sonuçta onun içinde erimesidir. 1890 tarihinden itibaren özellikle Suriyeli Arap ıslahat savunucularının yo­ ğun faaliyete başladıklarım görüyoruz. Bunların bir bölümünü; incelediğimiz gibi; Faris örgütlemeye muvaffak olmuştu. Ama gene araştırdığımız gibi ga­ zetelerinde Araplar ile ilgili konulara ağırlık verilmesinin dışında bu grup ni­ yetini açık biçimde ortaya koymamıştı. Aynı tarihlerde Habib Antony Salmone admda daha sonra Tiirk Suriye Komitesi ile ilişki kuracak olan bir şah­ sın The Eastern and Western Review adında bir dergi çıkarttığını ve Lond­ ra ’da bulunan Araplar ile çeşitli ilişkiler kurduğunu müşahede ediyoruz.1 3 5 Nitekim, bu kimse daha sonra hazırladığı kitapta, Reform Partisi liderleri olarak Ahmed Rıza ve Murad Bey’in yamsıra iki Tark-Suriye Komitesi üyesi­ ni, Emin Emir Arslan ve Halil Ganem’i konuşturmuştu.1 4 0 Bu şahıs 1897 yılı başlarına kadar Londra’da bu grup adına çalışmalarım sürdürdü. Bu tarihte kendisinin îngilizlere, siyasal faaliyetlerinden dolayı Beyrut’daki ailesine karşı Osmanlı yönetiminin yapabileceği hareketleri önlemeleri ricasıyla baş­ vurduğunu,1 4 1 bundan sonrada bu tür eylemler içinde görülmediğini izliyoruz. Bu arada, Selim F aris’in arkasında olduğu yeni bir gazetenin Türkiya-ei(138) (139) C. <Les evenements d’Orient:Interview de Temir Arslan-Syriens, Armeniens et Jeunes Turcs- Reformes pour tous,» L’Intransigeant, 29 Kasım 1895. Salmone’un-Rüstem Paşa’yâ, 3 Mayıs 1892 tarihli mektubu. Londra B üyük­ elçiliği Arşivi , K.277(8). Kendisinin aynı tarihlerde Arap grubu ile ilişkili olarak ve yalnızca Arapça olmak üzere Ziya-ül-H akayık adında bir gaze­ te çıkarttığı, daha sonra da onun üzerinde yönetim temsilcileri ile pazar­ lıklar yaptığı da anlaşılıyor. Bkz. Londra Sefaret-i Seniyesi’ne, 3106/14 K â­ nûn-i e\'vel 307 tarihli yazı, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 18/75-4/75-4/51 (Gömlek:V). Salmone’un gazete nedeniyle Sarayla girdiği ilişkiler için bkz. B B A -Y ıldız Perâkende, 22 Ş 1309/ no.1197/2,14 L 1309/no. 1952, 12 Z 1309/no. 1580. H [abib] Antony Salmone, The Fail and Resurrection..., ss.248-251. Salmo­ ne, benzer açıklamaları dış basma yaptığında Hıristiyan Araplardaki uya­ nışın sembolü olarak gösterilmiştir. Bkz, «The Turkish Press,» The Neıo Y ork Times, 23 Aralık 1894. Salmone’un, 14 Ocak 1897 tarihli yazısı, PRO/F.O. 78/4840.
105

(140)

(141)

îe ita t’m (Genç Türkiye) bu kimselerin tezlerini açık biçimde işleyerek1 ® ve

özellikle Lr.paratorluğun, Araplarla meskûn bölgelerine gönderildiğini görü­ yoruz.1 '1 3 Selim Faris’in bu yeni çabaları yönetimin telâşma neden olmuştur;144 ama, kendisinin açıktan Tiirk-Suriye Komitesi ile olan münasebetini tespit edebilmek mümkün değildir. 1893 yılında bu kez Beyrut bölgesinde önde gelen Arap ailelerinden biri­ nin temsilcisi olan1 4 S Emir Emin Arslan’ın, P aris’e gelerek Yusuf Elhac ve diğer Arap muhalif liderleriyle temasa geçtiğini izliyoruz. Arslan’m kardeşi­ nin, Suriye’de yönetim tarafından mahallî asayişi bozmakla itham edilen bir cemiyetin lideri olduğunu,1 4 6 bu kimselerin aralarında bir kolağasmm da öl­ dürülmesi olan pek çok olaya karıştıkları1 4 7 gözönüne alınırsa bu yeni hare­ ketin önemi hakkında daha iyi karara varılabilinir. Arslan, 1893 tarihinde P aris’de yalnızca Arapça olarak Keşf-ül-Nikab adında bir gazete neşretmeye başladı.1 4 8 Keşf-ül-Nikab’m çıkışının1 4 9 ve da­ ğıtımının1 5 0 Osmanlı yönetimince büyük bir telâşla karşılandığım görüyoruz. Kısa süre içinde Emin Arslan’ı bu faaliyetinden vazgeçirmek için Osmanlı vö<142) <143)‘ BBA-BEO /Telgraf ve Posta Nezareti Giden, 585-17/10, no.198, (mümtaze kalemi.) BBA-BEO/Hariciye Âmed, 155,5/11, 4459, (18 Kânûn-i evvel 311), (Paris: 553), Belgede «Selim Faris ile hempasının m a’rifetleri olan Türkiya-el-Fettat gazetesinin altı nüshasının İngiliz m em urlar aracılığı ile Suriye ve H a­ leb’e sokulduğu, Mısır’a ise sokulmağa çalışıldığı» belirtilmektedir. Mısır’daki dağıtımı için ise bkz. BBA-BEO/M ısır H idiviyet-i Celilesinin Tezakir Defteri, (62)-1036-68/8, 4459-173, (19 Kânûn-i evvel 311-) ve BBABEO/Mısır Hülâsa Defteri, (26) -640-68/12, 173 (Dosya:4), 4459/(19 K â­ nûn-i evvel 311). B B A -Y / Sadaret Hususî Marûzat, 15 B 1313/no,1696, BBA-BEO /Zaptiye Gi­ den, 682-21/13, (19 Kânûn-i evvel 311) (Mümtaze Kalemi:475). H [abib] Antony Salmon6, The Fail and Resurrection..., s. 248. BBA-Îrade-Hususî, Cemaziy’ülâhîr 1312/no.49-1310. BBA-Îrade-Hususî, Cemaziy’ülâhîr 1312/no.49-1310. Çıkışı için bkz. Paris Sefareti’nden-Hariciye’ye, 10950/160 ve 9859/194 nu­ m aralı yazılar. Dışişleri Bakanlığı Hazine-i Evrak Arşivi, İdarî, 198. Gazetenin bu bölgedeki dağıtımını da kardeşi yapmakta ve bu gazete ile muzir olarak kabul edilen diğer Mısır gazetelerini tevzi’ etmektedir. Bkz. Beyrut Vilâyetinden 13/22 Ağustos 311, Beyrut Valisi Nasuhi Bey’in yazı­ sı, Beyrut Vilâyetiyle Muhaberata Mahsus Defter, (Defter no.27), B B A Yıldız Esas Evrakı, 36/2470-6/147/XVL Bir diğer kardeşi de dağıtım yap­ masının yamsıra, P aris’e Fransızca telgraflar göndermektedir. Bkz. B B A BEO /Adliye Giden, 23-1/23, 612, (2 Tcşrin-i sânî 310)/38587-(97)/30290. B BA-BEO /Zaptiye Giden, 662-21/13, 212/34816 ve 262/36264, BBA-BEO / Hariciye Reft, 183-5/39, 727, (17 Ağustos 310) ve 905, (5 Eylül 310)/36264, BBA-BEO/Dahiliye Giden . 93-3/42, 1659, (16 Ağustos 310)/34816, 1984, (5 Eylül 310)/36264.

(144) (145) <146) (147) <148) (149)

<150)

105

seticileri ona çeşitli vaadlerde bulundular.1 5 1 Uzun pazarlıklardan sonra, Arsİan bu gazetenin y a y ı n ı n ı durdurdu.1 5 2 Aynı tarihlerde, Halil Ganem admda İlk Osmanlı Parlâmentosunda Su­ riye meb’usu olarak görev yapmış bir diğer Arap muhalifin de faaliyetini izlememiz mümkün olmaktadır. Ganem bir süre Fransız gazetelerinde ve özellikle Joarnaî de Debats’ya, politik yazılar yazdı.1 5 3 1893 tarihinde ise ken­ disi Le Croissant-Hilâî admda Türkçe-Fransızca bir gazete yayınlarken gö­ rüyoruz.1 * 4 Bu gazetede de gene Osmanlılık temaları ağır basmaktadır.1 5 '5 An­ cak, zaten düzenli bir şekil alamayan bu gazetenin faaliyeti de çok uzun sür­ medi. Yönetimin ilgisini ve pek doğal olarak tepkisini çeken bu gazete1 5 6 bu şekliyle sessizce yayın yaşamından çekildi. Bu yayınlardan bir süre sonra ise kiliseden afaroz edilen «sabık bir pa­ paz» olan Kateb adlı bir diğer Hıristiyan Arab’ın bu kez Ei-Raca adlı bir ga­ zete neşrine başladığı gözlemlenmektedir.1 5 7 Bu gazete, diğer iki gazeteden çok daha fazla şantaj amacım taşımaktaydı.1 5 8 Nitekim, bu şekliyle onun İtti­ had ve Terakki’y e yakın kaynaklar tarafından ağır suçlamalara maruz bıraküdığım görüyoruz.1 5 9 Bu gazetenin bir diğer önemli özelliği sahibinin onu
(151) Bkz. Esad Bey’den-M abeyn’e, 30 Teşrin-i evvel [18] 93, Ziya Bey’den-M abeyn’e 27 Teşrin-i sânî [18]94, Paris ve Viyana Sefaret-i Seniyesiyle Muha­ berata Mahsus Defter, B B A -Y üdız Esas Evrakı, 36/2585/148/XVI. Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü A rşivi , 82-18] 12. Bunda Fransızların da pek olumlu olmayan tutum unun da rol oynadığı anlaşılıyor. Bkz. Emin Arslan’tn 19 Ocak 1895 tarihiyle, İngiliz yöneticilerine yazdığı yazı, (no.491), P.RO/F.O, 78/4646. H [abib] Antony Salmone, The Fail and Resurrection..., s. 250. H ilâl’in çıkışı için bkz. Hariciye Nazırından-Esad Paşa’ya, 193/25 Teşrin-i evvel 309 tarihli yazı, Paris Büyükelçiliği Arşivi, D. 176. Ganem’in daha evvel de El-Bassir admda bir dergi çıkarttığı anlaşılıyor. Bkz. Proces Contre Le Mechveret et La Jeune Turquie, Libraire Marescq, (Paris:1897), s. 80. Halil Ganem, «Hatt-ı Hareketimiz,» Hilâl, no.?, [Kânûn-i evvel? 1893], s. [2 ] BBA-trade-Hususî, Rebiy’ülâhîr 1311/no.98-1105, B B A -Y ıldız Perâkende, 5 L 1311/no. 1313, BBA-İrade-Hususî, Cemaziy’ülâhîr 1311/no.4. Hilâl’in kapatılması da daha sonra pazarlık konusu olmuştur. Bkz. B B A -Y/Sadaret Hususî Marûzat, 3 Ca 1311/no.!536, 7 N 1311/no.3143, 16 L 1311/no.3606, 3 Za I311/no.3890, 25 Ca 1311/ııo.l879. Yönetimin gazeteyi kapattırm ak için yaptığı soruşturm alar konusunda bkz, Esad Paşa’ya, 24 Nisan 1894 tarihli rapor, Paris Büyükelçiliği Arşivi, D.176. Ingiliz postasıyla dağıtımı için bkz. BBA-BEO/Hariciye Reft, 183-5/39, 1175, (11 Teşrin-i evvel 310)/37536. K ateb’in bu özelliği için bkz. «Note eoncernant M.A[lexis] Kateb,» [Paris], 30 Temmuz 1899, Affaires etrangeres-Nouvelle Serie-Turquie, Vol. 3(18991901), ss 140-141. Nabi Bey’in [Paris Sefareti Müsteşarı], 17 M art 1899 tarihli mektubu. A ffa ­ ires etrangeres-Nouvelle Serie-Turquie, Vol.3(1899-1901), s. 25 Krş. Yuka­ rıdaki not, s. 141. [El-Raca Gazetesi], Hayâl2 , no.6,15 Eylül [18]95, ss.3-4. Krş. Şerif Mar­ din, Jön Türklerin..., s. 39.
107

(152)

(153) (154)

(155) (156)

(157)

(158)

(159)

Fransa’nın bölgedeki çıkarlarına hizmet eden bir organ haline getirecek ol­ masıydı.1 6 0 Kendisinin bu hususu belirten çeşitli müracaatları sonucunda bu dergi1 5 1 tamamen Fransız desteğinde bir organ haline geldi.1 8 2 1895 tarihinde bu üç şahıs ve çeşitli Arap muhaliflerin örgütlü bir hare­ ket konusunda anlaşmaya vardıklarını görüyoruz. İlk olarak, başta Ganem olmak üzere yurt dışında ve Mısır’da yayınlanan Arap gazetelerinin editörleri Sultan’a saygılı, fakat onu basın özgürlüğünü tanımaya ve dolayısıyla rejimi değiştirmeye davet eden bir bildiri kaleme aldılar.1 6 3 İçindeki hürmetkâr ifa­ deye rağmen, bildirinin yalnızca Arap editörler tarafından hazırlanmış olma­ sı üstü kapalı bir ayrılıkçı tavın ortaya kovmaktadır. Aym şekilde gene bu ifade, bildirinin yönetim tarafından «hükümet-i seniye aleyhine bir takım neşriyat-ı muzirra ve bedhâhâne» olarak tanımlanmasını önleyememiştir.1 0 4 Bu hareket, pek doğal olarak Sultani ikna etme gibi bir gayretin değil de söz­ konusu grubun yeni bir örgütlenme çabası içine girmiş olduğunun bir göster­ gesidir. Bir süre önce de gene bu grubun liderlerinden Emin Emir Arslan’m, Şeyh Ebu N adarra’mn desteğinde «Doğu’da Kadın» ünvanlı bir konferans ver­ diğini ve gerek sözkonusu Şeyh’in yardımının gerekse Arslan’m konuşmasının Osmanlı yönetimini pek memnun etmediği görülüyor.1 6 5 Bu sözkonusu çevrenin faaliyetini genişletme eğiliminde olduğunun diğer delillerinden birisiydi. Nihayet, 1895 sonlarında bu grubun Halil Ganem’in önderliğinde Türk-Suriye komitesinin yayın organı La Jenne Turquie-Tiirkiya-el-Fettat adında bir dergiyi neşre başladıkları izleniyor.1 6 6 Bu Arapça-Fransızca gazete de yöne(160) Alexis K ateb’den-Başbakan’a, Paris, 24 Ocak 1899 ve [Dışişleri B akanrna], 22 Ocak 1899. Affaires etrangeres-Nouvelle Serie-Turquie, Vol,3(1899-1901), ss. 7-8. AIexis K ateb’den-Ticaret B akanrna, Paris, 30 Mayıs 1899 ve Paris, 31 Ma­ yıs 1899 ve Dışişleri Bakam ’na, 31 Mayıs 1899 Paris, Affaires etrangeresNouvelle Serie-Turquie, Vol.3(1899-19ûl), ss. 124-125, 127-128. Meclis Başkanı Paul Deschanel’den-Dışişleri Bakanı Delcasse’ye, Paris, 6 Haziran 1899 ve Ticaret Bakanrndan-Dışişleri. Bakanı’na, Paris, 7 Haziran 1899 ve «Note pour la Direction Politique, 24 Temmuz 1899,» Affaires et­ rangeres-Nouvelle Serie-Turquie, Vol.3 (1899-1901), ss. 133, 135-136. 134. 139. K ateb’in amacını açık biçimde ortaya koyan broşürü de durum u k a ­ nıtlam aktadır. Bkz. [Alexis Kateb], Oeuvre Patriotique De Propagation De La Foi Chretienne Et De PenÜration Française en Syrie et dans tout l’Orientf Im prim erie Charles Ronsin, (Paris:[1899]), passim. Memorandum Presente par la Presse Ottomane Libre A Sa Majeste Im pe Hale le Sultan Abclul-Hamid II. Paris Büyükelçiliği Arşivi\ D.176. Metni aynen verilm iştir. Bkz. B. XI. BBA-BEO/Hariciye Reft, 183-5/39, 813 (16 Temmuz 311)/49511 ve B BABEO/Hariciye Âmed, 155,3/11,3202, (25 Eylül 311), BBA-BEO/Hariciye Reft. 183-5/39, 1192. (2 Teşrin-i evvel 311)/51886. Soruşturm ası için bkz. 1143, (13 Eylül 311) (Tezkere-i Hususiye:654)/51393. Ziya Paşa’dan-Said Paşa ya, 8797/158,14 Nisan 1895, Paris, Paris B üyükel­ çiliği Arşivi, D.176. Krş. B B A -Y /Sadaret Hususî Marûzat, 16 Za 1312/no.4320. Ziya Paşa’dan-Tevfik Paşa’ya, Şifre Telgraf, 9944/996,18 K anûn-i evvel 1895, Paris Büyükelçiliği Arşivi, D.176.

(1.61)

(162)

(163) (164)

(165) (166)

108

..rin çeşitli kuşkular içine düşmesine ve önlemler almasına neden olmuş:_r.:‘7 Ancak, bizim açımızdan en ilginç olay gazetenin editörü durumunda -:-Lan Halil Ganem’in, aym dönemde neşre başlanan İttihad ve Terakki Cemi" r i i 'n İ G ilk resmî merkez yayın organı Meşveret’in de bir Osmanlılık gösterir. şeklinde şekillenecek olan başyazar kadrosunda ikinci sırada gelen kimse ■İmasıdır. Aym şeküde daha önce Ganem tarafından çıkartılan Hiiâl ve Arslan’m -.eşrettiği Keşf-ül-Nikab\ F aris’in Hürriyet’i ile aynı kefeye koyarak onları Türk» ve «Osmanlı» kamuoyunun sözcüsü olarak kabul etmediğini açıkla­ yan1 ® 3 Ahmed Rıza Bey bu yeni organı farklı sözlerle övmektedir: «... Paris’de bir tarafı Arabca diğer tarafı Fransızca neşr edilen Türkîya-el-Fettat gazetesinde Halil Ganem Efendi nin îslâmiyete dair bir bendi var. Bu makale pâdişâha hulûs çakmak içün menfaatpe­ r e s ttim bazı papaz gazetelerine ve kimsenin okumadığı âdi mec­ mualara dere etdikleri hezeyannâmelere benzemiyor ...»î69 Cemiyetin, diğer lideri Murad Bey’in de başta Arslan ve Ganem olmak üzere gazetenin yayıncısı olan komiteyi Osmanlılık siyasetinin takipçileri ol­ maktan dolayı övdüğünü görüyoruz.1 7 0 Ancak, burada açıklanması zor olan bir nokta vardır. O da Ahmed Rıza Bey’in evvelce eleştirdiği gazetelerin as­ lında bu yeni komitenin yayın organından daha az Osmanlılık yaptıklarını be­ lirtmemeleridir. Ayrıca, Ganem bir tarafa bırakılırsa komitenin önde gelen diğer iki isminin fazlaca bu eğilimi taşıdıkları söylenemez. Üstelik, bu üç kişi ie Suriye’deki Arap gruplar içindeki azınlıkların temsilcileri durumundaydı­ lar. Arslan Dürzi, buna karşılık Kateb ve Ganem Katolik olduklarından son
BBA-BEO /Dahiliye Giden, 94-3/43,2662, (6 K ânûn-i evvel 311), BBA-İrade-Hususî, Reeeb 1313/no.ö9, BBA-B EO /Zaptiye Giden, 662-21/13, (6 K â­ nûn-i evvel 31D/53773 ve BBA-BEO/Hariciye Reft, 183-5/39, 1496, (7 K â­ nun-i evvel 311-Tezkere-i Hususiye:mükerrer:69)/53790. ^168) Ahmed Rıza, «Osmanlı ittihad ve Terakki Cemiyeti ve Avrupa Matbuatı,» Meşveret, no,20, s. 2. (169) «Evrak-ı Havadis: Türkiya-el-Fettat,» İlâve-i Meşveret, no.7, 17 Ramazan 1313-1 Mart 108, s.3. Erm enilerin bu yayın organına kargı olumlu tutum ­ larının da Ahmed Rıza’yı etkilemediği anlaşılıyor. Bkz. «Miscellaneous News.» Arm eniay no.88, 1 Şubat 1896. Belirtilmesi gereken husus bu olum­ lu davranışın tam desteklemeye dönüşmediğidir. Nitekim, Arslan K eşf-ül Nikab’ı yayınladığı zaman Abdülhamid II’ye yazdığı bir arizayı Minas Çeraz’a göndermiş ama onun grubu «Müslüman vatandaşlarına hürriyet m ücadelelerindeki Ermeni sempatisini göstermek için» sütunlarını bu ya­ zıyı neşre açmakla birlikte bu beyannâmeyi imzalayamayacaklarını be­ lirtm iştir. Bkz. «Vox Clamantis in Deserto,» Armenia, no.83, 1 Eylül 1895, ss. 2-3. 1170) «Teşekkür ve Memnuniyet,» Mizan, no. 167,12 Mart 1896-27 Ramazan 1313, s. 2424.
109

; î 67)

derece özel bir Arap hareketi ile karşı karşıya bulunduğumuzu belirtmek ge­ rekir. Bütün bu özelliklerine karşılık komite, İttihad ve Terakki ile bütünleşme­ ye muvaffak olmuştur. 1888 yılında, Kanun-i Esasî’nin yirminci yılı nedeniyle verilen bir «Jön Türk Ziyafetinde konuşan Emin Arslan, Jön Türk Partisi ûnvanıyla kastedilen İttihad ve Terakki için «partimiz» sıfatım kullanmıştır.1 7 1 Gene, dış basında Jön Türk P artisi’nin plânlarının Türkiya-eü-Fettat’dan nak­ len ortaya konulduğunu ve Jön Türk Partisi içindeki Arapların liberal Türk­ lerle örgütte «uyum» içinde hareket ettiklerinin belirtildiğini görüyoruz.1 7 2 Nihayet 1897 başında; ki bu tarihte komite İttihat ve Terakki içinde erimişti; İngiltere Dışişleri Bakanrna, Türkiye’de genel reformlar için çalışan partiler adına gönderilen bir müracaatta, dört İttihat ve Terakki lideri (Ahmed Rıza, Kaymakam Şefik Bey, Mizancı Murad Bey, Çürüksulu Ahmed Bey) dışında üç Türk-Suriye Komitesi liderinin (Emir Emin Arslan, Halil Ganem ve Lond­ ra ’daki temsilcileri Habib Antony Salmone) imzalarının bulunması bize bu eği­ limi göstermektedir.1 7 3 Bu dönemde Jön Türkler ile Suriyelilerin birleşmekte oldukları yolundaki yazılarla, Osmanlı yönetimine de arzedilen bu gelişmenin1 7 4 iki nedeninin ol­ duğu belirtilebilir. Bunlardan birincisi; Türk-Suriye Komitesi’nin, herşeye
€Banquet De La Jeune Turquie,» Mechveret Supplement Français, no.26, 1 Ocak 1897, s. 7. Aynı şekilde ‘Türkiya-el-Fettat’da, yayınlanan ve F ran­ sızların İstanbul Büyükelçisi Cambon’a hitaben yazılan bir mektubda, fır­ kamız tabiriyle (İttihad ve Terakki Cemiyeti) kastedilmekte ve Mizan ga­ zetesi de herhangi bir eleştiri yapmaksızın durum u haber olarak okuyu­ cularına sunmaktadır, Bkz. «Monsieur Cambon,» Mizan, no 178, 28 Mayıs 1896-15 Zilhicce 1313, ss. 2509-2510. Türk-Suriye komitesindeki rolünü gör­ düğümüz, Salmone da; Jön Türk Partisi adına yaptığı açıklamalarda ben­ zer bir tutum içindedir. Bkz. H[abib] Antony Salmone, «Is the Sultan of Turkey the True Khaliph of İslam?,» The Nineteenth Century, Vol. XXXIX no.227, Ocak 1896, ss. 178-179. (172) «Young Turkey P arty’s Plans,» The Nem York Times, 3 Mayıs 1896, s. 17, Aynı yorum için krş. «Turks Criticize The Sultan, He Represents They Say a Crude and Mistake From the Islamism,» The Neıu Y ork Times, 27 Haziran 1896, s. 8. (173) îlk sahifesi «Osmanlı îttihad ve Terakki Cemiyeti» m ührünü taşıyan, söz konusu imzaların üzerinde ise «Pour les Partis Reformes Generales en Turquie» ifadesi bulunan, İngiliz Dışişleri Bakanı’na yazılan, Paris 26 Ocak 1897 tarihli yazı, PRO/F.O. 78/4840. İlginç olan bir husus, Faris’in tüm çabalarına rağmen bu hareketlere katıîamayışıdır. Faris, bu kom ite­ ye yanaşmak için onun liderlerinin gazetelerini övmüş (bkz. «Paris’de Arabi Bir Gazete,» Hürriyet2, no.8, 24 Ramazan 1312, s. 8) ve yayın takvi­ mini Meşveret ve Türkiya-el-Fettat’a. göre ayarlamış ancak bu çabalarının karşılığını bulamamıştır. (Sözkonusu ayarlama için bkz, «[İhtar],» Hür­ riyet2, no.41, 1 Ocak 1896-17 Receb 1313, s. 1). (174) P arii Sefareti Tahriratı Tercümesi, BBA-BEO/Hariciye Âmed, 15i* 5/12, 1143 (21 Mayıs 1312). (175) «Suriye-el-Fettat,» Enîn-i Mazlûm, Aded.6,15 Mayıs 1899-3 Muharrem 1316, s. 48.
110

(171)

rağmen tamamen bağımsız bir Suriye Cumhuriyeti kurmayı düşleyen ve bu eğilimleri ile Jön Türklere yakın Suriyelilerin dahi tepkilerine yol açan” 5 yurt dışındaki Genç Suriye hareketine1 7 6 göre; Ahmed Rıza Bey’in plânladığı Os­ manlılık fikri ile bu görüşler arasındaki orta noktayı oluşturmasıydı. İkinci neden ise İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin kendisine gelişme sahası olarak bu dönemde sanıldığının tersine Balkanları değil de bu bölgeyi seçmiş olmasıy­ dı. İleride göreceğimiz gibi, bu kimselerin gerçekleştirmeye çalıştıkları ilk as­ kerî darbe projesi de burada ortaya çıkartılacaktır, Sözkonusu koşullar altında özellikle 1897 den itibaren komitenin, İttihad ve Terakki Cemiyeti içinde erimesi gözlenmektedir. Ganem öldüğü 1903 tari­ hine kadar, Cemiyet içindeki roiünü korumuş ve tüm krizlerde Ahmed Rıza Bey’in en önemli destekçisi olmuştur.1 7 7 Kuşkusuz, Ganem 1906 daki organi­ zasyon değişikliğini yaşasaydı yeni eğilimlerle uyuşması bir hayli zor olurdu ama kendisinin ölümüne kadar yazdığı yazılar incelenirse bunlar içinde Arap ayrılıkçılığı konusunun hiç işlenmediği, bu makalelerin büyük çapta İmpara. torluğun genel sorunlarına hasredüdiği görülür. Salmone’un siyasal faaliyetten nasıl çekildiğini, Kateb’in ise nasıl F ran­ sız ajanı haline geldiğini gördük. Geriye kalan tek önemli üye Emin Arslan ise uzun süredir yöneticilerle muhalefeti bırakma karşılığı pazarlıklar yapı­ yordu. Kendisini, muhalefetten çekerek para karşılığı yurda döndürme çaba­ ları sonuç vermeyince,1 7 8 yönetim onu bir sefarette görevlendirme k aran al­ dı.1 7 9 Bunun üzerine Brüksel Başşehbenderliği’ne getirilen Arslan, yönetim ta­ rafından «hasmâne» sayılan yayın faaliyetini de sürdürdü.1 8 0 Ancak, kendisini
Bu kimselerin faaliyetleri için bkz. BBA-BEO/Hariciye Âmed, 159-5/15, (20 Haziran 315)/no.l249/1078, Yönetimin büyük korkusu özellikle bu kim ­ seler ile Türk-Suriye komitesi ve diğer Suriyeliler arasında bir ittifakın gerçekleşmesi alanında olmuştur. Mısır H idiviyet-i Celilesinin Muharrerat Defteri, '(71)-1032-68/4, Evrak: 669/726, Sıra: 55/339, Suriye Vilâyetine Şif­ re, (22 Nisan 310). (177) «Halil Ganem.» §ûra-yi Ömmet, no.34,9 Ağustos 1903-15 Cemaziy’ülevvel 1321, ss. 1-2. Ganem hakkında, kuşkusuz Ahmed Rıza’nm yaptırdığı yorum şöyledir: «...Paris’de müteşekkil Osmanlı kongresinde birkaç Türkün, A vrupanm müdahelesini taleb etmek fikrinde bulunm alarından pek m üteneffir ve m üteessir olmuşdu...». Kendisinin örgüt içi muhalifleri de ondaki Osmanlıcı eğilimi övmüşlerdir. Bkz. «Teessüf ve Ta’ziye,» Osmanlı, no. 121, Eylül 1903-9 Cemaziy’ülâhir 1321, s. 1. 1897’de Cemiyet içinde m eyda­ na şelen krizde komite içinde erimekte olan Türk-Suriye Cemiyeti Ahmed Rıza yanlısı bir tavrı ortaya koymuştur. Bkz, «nous recovous de nos atnis du comite Turco-Syrien des reformes...,» Mechveret Supplement Français, no 40, 1 Ağustos 1897. ss. 5-6. (178) B HA-f ra de-Hususî, Şa’ban 1314/no.53-636, BBA-BEO/Hariciye Reft, 1845/40. 1156, (2 Teşrin-i evvel 312)/63857, 1621, (16 K anûn-i evvel 312)/ 67608, 6, (2 Mart 1313)/68825. (179) BBA-İrade-Hususî, Cemaziy’ülevvel 1315/no.84-545, BBA-BEO [Hariciye Reft. 184-5/40, 1155, (7 Teşrin-i evvel 313-Tezkere-i Hususiye: 545)/76875. (180) B B A -Y/Sadaret Hususî Marûzat, 18 S 1318/no,250.
111

(176)

ne bir aktif organizatör olarak görebiliyoruz, ne de Türk-Suriye Komitesi’nin sesini duyabiliyoruz. Bu grupların artık yeniden F aris’in etrafında fazla et­ kin olmayan bir biçimde toplandıklaruıı görüyoruz; ki, onların da İttihad ve Terakki ile olan ilişkileri; 1907 Kongresine kadar; bir önemsenmeme düzeyini aşamamıştır. ÜLEMANIN VE TARİKATLARIN MUHALEFET HAREKETLERİNDEKİ ROLÜ VE İTTİHAD VE TERAKKİ İLE OLAN İLİŞKİLERİ : - 1876 Meşrutiyetinin tesisi, hattâ ondan daha önceki bir kısım muhalefet hareketleri gözönüne alındığında, bunlarda ûlemamn oldukça önemli bir rol oynadığını görüyoruz. Özellikle toplumda meşruiyetin kaynağının geniş bir kit­ le tarafından din olarak kabûlü, ûlemamn bu açıdan oynadığı rolün önemi­ ni çok ehemmiyetli bir hale getiriyordu, İncelediğimiz dönemde ise ûlema ile aydınlar arasında muhalefet konusunda olan ilişkilerin iki açıdan önemli bo­ yutlara ulaştığım görüyoruz, ilk olarak, yeni aydın tipimiz; büyük çoğunluğu ile dini toplumsal gelişmenin önünde bir engel olarak kabûl ettiği için; ûlemaya artık tam uyuşabileceği bir müttefik nazarıyla bakmıyordu. İkinci ola­ rak ise siyasal rejimin meşruiyetini dinî açıklamalara bağlaması, onun meş­ ruiyetini çürütmek için muhalefetin kendilerini bu alanda ûlemamn zorunlu desteğini almaya götürüyordu. İşte Jön Türklerin; kendilerini «milletin vasisi, bi-hakkın emini»1 8 1 olarak tanımlayan ve «mülûk üzerinde hakk-ı nezaretleri»1 6 2 olduğunu savunan bu grupla, oldukça ilginç ilişkiler kurduğunu görü­ yoruz. Ûlemamn çeşitli muhalefet hareketleri içinde belirttiğimiz önemde bir rol oynaması; doğal olarak; yönetimin onlarm üzerinde sıkı bir gözetimi te­ sis etmesine neden olmuştu. Sultan’ın danışmanlarının genellikle bu kesimden olması muhaliflerin eleştirdiği konulardan birisiydi;1 3 3 ama, hareketleri sık sık kuşkulara neden olan bu kesim kendilerinin acı bir hatıra olarak hatırla­ dıkları1 ® 4 sürgünlere gönderiliyorlardı. Jön Türk eylemleri ve bunlar içinde sonradan ortaya çıkacak İttihad ve Terakki Cemiyeti faaliyetleri başladığı zaman, ûlema da ilk önce kendi başına, daha sonra ise çeşitli örgütlerle ve ni­ hayet İttihatçılarla beraber bu ilişkilere katılmıştır. Belirtmemiz gereken önemli bir nokta, ûlemanm çok geniş ve kapsayıcı bir kavram olduğudur. Yukarıda da söylediğimiz gibi, siyasal eğilim bakımın­ dan yönetim destekçisi veya muhalif olabilen bu grup son derece değişik eği­ limleri içinde barındırmaktadır. Ortodoks İslâm temsilcilerinin bu alanda gös­
<181) Şeyh Ali Efendizâde Hoca Muhiddin, «Maksad-Meslek,» K anun-i Esasî, no.l, 21 Kânûn-i evvel 1896-16 Receb 1314, s. 3. (182) Şeyh Alizâde Fatih M ezunlarından Hoca Muhiddin, «28 Cemaziy’ülâhîr Se­ ne 1314 Tarihinde Zât.-ı Şâhâneye Takdim Kılman Ariza Suretidir,» Kanun-i Esasî, no.l, s. 3.[K a]d[r]i Nasıh, «El-ûlema-Veraşet’ül-enbiya,» Kanûn-i Esasî, no.17, 19 Nisan 1897-17 Zilkade 1314, ss. 3-5. (183) H[abib] Antony Salmon£, The Fail and Resurrection..., ss. 71 v.d. (184) Cemiyet-i İlm iye-i îslâmiye, «Asker Evlâdlarıımza Hitabımız,» Beyan-ülHak, Aded. 29, 6 Nisan 1325-28 Rebiy’ülevveî 1327, s. 670.
112

terdiği bölünmüşlük bu* yana, zaten birbirine muhalif çok sayıda grubu kap­ sayan haikislâmı temsilcileri arasında da farklı eğilimler gözlenebilmekte­ dir. Kuşkusuz, yönetimin çevrede etkinliğini sürdürebilmek için haikislâmı temsilcilerinden geniş olarak yararlanmaya çalışması bu durumu daha da karmaşık hale getirmektedir. Jön Türklerin sık sık ortodoks İslâm ûlemasından aldıkları fetvalar ile Suîtan’ın yönetimden alınmasının caiz olduğunu iddia ettiklerini ileride göre­ ceğiz. Bu zaman zaman yönetimin meşruiyetinin İslâmî açıdan yitirilmiş ol­ duğunu açıklamak için fetva kitaplarının derlenmesi şeklinde de karşımıza çı­ kabilmektedir 1 8 5 İttihad ve Terakki 1895 öncesi örgütünü talebe topluluğu ha­ linden kurtarmak için çeşitli toplum kesimleriyle ilişki kurma kararı aldığın­ da ilk olarak bu gruba yönelme ihtiyacını duymuştur. Örgütlenme görevini üstlenen ishak Sükûti ve Hüseyinzâde Ali Beylerin; bu nedenle; önde gelen bir temsilci olan Ubeydullah Efendi ile temasa geçtiklerini ve onlardan des­ tek vaadi aldıklarım biliyoruz.1 8 6 Ancak, bu vaad ve olumlu ilişkilere rağmen 1897 başlarına kadar ûlemanm aynı zamanda kendi faaliyetini sürdürdüğünü, bu tarihten itibaren geniş olarak cemiyete katıldığı gözden kaçırılmamalı­ dır. Henüz Meşveret yayma başlamadan Antalya’da bu kimselerin teşviki ile komiteler kurulmaya başlandığı yolunda bir belgeye rashyoruz.
«Antalya’da bir kısım erbab-ı müfsidinin eser-i tahrik ve teşviki ola­ rak bazı hocaların hükûmet-i seniye aleyhinde itaatsızhğa ciir’etle komiteler teşkil etm ekdc oldukları Antalya’dan bildirilmiş olub ora­ da maazallah-ı teâlû bir uygunsuzluk zuhura gelecek olursa Ingiliz gemilerinin oralara gelmeleri m ülâhazadan...»w

Bu bilgileri, daha sonra İttihad ve Terakki Mısır şubesini bir süre kont­ rolü altında tutacak olan fakat 1897 yılma kadar bu cemiyet ile olan ilişkisini açıklamayarak kendilerinin ayrı bir Cemiyet-i İlmiye kurmuş olduklarım be­ lirtecek Haca Muhiddiıı Efendi’nin hatırâtmdaki anlatımıyla birleştirdiğimiz zaman işin altmda hangi grubun yatmakta olduğu konusundaki kuşku perde­ si ortadan kalkmaktadır :
[A bdullah C evdet-H oca Ş â k irl, U lem a-yı İslâm Enârallahu Berahirıihum Tarafından Verilen F eteva -yı Şerîfe, M eşveret M atbaası, (Cenevre: 1314), passim. <186) H üseyin Zade Ali, « ittih at ve T erakki Nasıl K uruldu: U beydullah E fendi­ nin O ynadığı Roller,» Tan, 4-5 M art 1938. Krş. T. N adirEH aydar R ıfat], Beyn-el~m ilel İhtilâl Fırkaları, ss. 70-71: «...C em iyetin ta rih -i teşekkülün­ den b ir buçuk sene sonra cem iyete m ek teb -i tıbbiye talebesi haricinden m e r’î-iîl-h â tır zevâtdan iltih ak edenler bulundu. B ahusus bu zevat-ı m u h ­ terem e m eyanm da başta İzm irli Hocazâde m uallim -i hakîm U beydullah Bey Efendi v a r idi ki, b u büy ü k adam ın vücûdu b ir hüccet-i selâmet, bera t- ı fazilet ve m uvaffakiyet dem ek idi.,..» (187) B B A -İrade-H ususî, Şevval 1312/no.38-73. 113 (185)

«...O sırada hu abd-i okrar da memurininden olduğum Antalya’dan, Rodos şu b esi vasıtasıyla celh etdirdiğim iz evrak-ı hamiyetle Konya merkezine kadar bütün vilâyeti başdan başa dolduruyorduk. H attâ , burada ikamete m e’mur Sultan A bdülaziz’in başmabeyncisi H afız M ehm ed Bey ve Hüseyin Avni Paşa merhumun kayınbiraderi Liva Haşan Paşa'yı da bu ittihada teşrih etdirm işdik.,.»m

Aynı tarihlerde «Abciülhamid'in halife-i gasıb olduğu» ve ona halife deme­ nin «küfr ile müsavi» olduğunu belirten ilm-ihallerin İstanbul’da geniş biçim­ de dağıtıldığını ve İttihad ve Terakki yaym organının bu gelişmeyi ikinci el­ den naklettiğini görüyoruz.1 8 9 Bu şüphesiz, açıkça ortaya çıkmayan sozkonusu grubun bir hareketiydi ve aynı kimselerin bilhassa Mizan ile olan yoğun muhaberatı,1 9 0 protestolarını bu dergi1 9 1 ile Meşveret’e1 ® 2 göndermelerinin ya­ nında belirli bir süre bağımsız hareket ettikleri anlaşılıyor. Nitekim, aynı tarihlerde talebe-i ulûmun yalnız başına nümayiş yapacak­ ları yolundaki haberlerin Avrupa basınında yer almasının yönetimi telâşlan­ dırdığını görüyoruz.1 3 3 Gene, sözkonusu birleşme tarihine çok yakın bir dö­ nemde İngiliz elçisinin önde gelen bir molla ile yaptığı görüşmede, mollanın görüşlerini özetlerken:
«...Ü lkedeki umumî vaziyetin ıslah edilmesinin tek yolu Saray çete­ sinin ortadan kaldırılması ve ülkede hükümet (etm e) görevinin; güve­ nilir, sorumluluk taşıyan vekillere tevdi edilmesidir. Molla, Midhat Paşa anayasasının gündeme gelmesine pek taraftar değil. Parlâmen­ tonun halkın bünyesine uygun olmadığını düşünmekte; ancak baş­ langıçta bazı suistimallerin doğmasına yol açsa da parlâmenter yaHoca M uhiddin, H ürriyet M ücadeleleri Y a h u d Firak ve M enfa Hatırâları. Selanik M atbaası, (Bersaadet:1326), s. 2. (189) «İhtar,» M izan, no.175, 7 Mayıs 1896-24 Zilkade 1313, s.2488. (190) Eddaî T âlib-i Selâm et B ir M üm in, «M ekke-i M ükerrem e, 3 Şevval,» M i­ zan, no.170, 2 îb ra il 1896-19 Şevval 1313, s. 2446. (191) M edresenişînlerden F ak ir B ir Sohta, «D ersaadet 21 M art: Bu Ne H ilâfeidir Y ârab,» M izan, no,172, 16 N isan 1896-3 Zilkade 1313, s. 2463. (192) T a rik -i İlm iyeden H ayreddin, «H akk-ı Saltanat,» M eşveret, no.23, 23 Teş­ rin -i sânî 1896-27 Cem aziy’ülâhîr 1314, ss.1-2. Krş. «Eâzım-ı Û lem adan B ir Z atın M izan K ardeşim ize G önderdiği M ufassal M ektubu Fevkalâde E hem ­ m iyetli O lduğundan Bazı F ık raları B ervech-i Ati Dercedildi,» îlâ ve -i M eş­ veret, no.8, 15 M art 108-1 Şevval 1313, s. 1. (193) B B A -B E O /H ariciye  m e d , 156-5/12, 3176, (15 T eşrin-i evvel 1312) (B er­ lin Sefareti ta h rira tı tercüm esi:325). D aha evvelce ûlem a tarafın d an b a­ ğımsız olarak gerçekleştirildiğinin, E l-rey ’ül A lâm (M ısır) gazetesinin 12 Şevval 312 ta rih ve 31 n u m aralı nüshasında ileri sürülm esi için bkz. B B A B E O /M ısır H id iv iy e t-i Celilesinin M uharrerat D efteri, (71)-1032-68/4, E v­ rak : 892/2505, Sıra: 140, (13 Eylül 1310), Mısır Fevkâlâde K om iseri Gazi A hm ed M u h tar Paşa H azretleri’ne. 114 (188)

şartım halen sürüp gitm ekte olan Uranlıktan çok daha iyi olacağı­ nı ileri sürm ektedir...»ısı

şeklinde bir ifade kullanmaktadır. Aym molla, İngiliz büyükelçisine hüküme­ tin Antalya’da şüphelendiğini gördüğümüz İngiliz müdahalesini 1895 de İstan­ bul’da beklediklerini ve bunun gerçekleşmemesinden dolayı üzüldüklerini be­ lirtmişti. Bu çevrelerle bağlantılı olan fakat Hoca Muhiddin’in gazetesiyle temas kurmadıklarına bakılırsa İttihatçılar ile ilişkisi çok zayıf olan Dersaadet İs­ lâm Komitesi adındaki bir kuruluşun benzer temalarla Londra’da bir açık mektup hazırlatarak bunu dağıttığını görüyoruz.1 9 5 Muhalif basın tarafından yayınlanan mektup,1 5 6 bu gruba atfedilecek en organize hareketi oluşturmak­ tadır. Hoca Muhiddin’in faaliyetlerine baktığımızda ise, kendisinin muhalefete açık olarak geçmesinden itibaren, Ahmed Rıza Bey ile teması başlattığım gö­ rüyoruz :
«...IP ar is’del kırk gün Ahm ed Rıza Bey ve efrad-ı cem iyetle bihnüşâvere bera-yı neşr Mısır’a giderek milletin hissiyât-ı dindarânesini bu yolla tahrik maksadıyla ve ûlemâ-yı İslâm, vekâleti ûnvamyla mecüs-i m eb’ıısanm diyaneten dahi liizûm-i küşâdından bâhis edille-i şer’tye ve hakîmeyi cami’ padişâh-ı zamana hitaben bir risâle kaleme alarak takdim etm iş ve Gazi Muhtar Paşa ile bu maksadı görüşdükden sonra Kanun-i Esasî ceridesini neşre başlamış dm...'a™

Bütün bu yakınlaşmaya, cemiyet üyesi olmaktan iftihar ettiğini açıklayan
S ir Philip C u rrie’den-D ışişleri B akaııı’na, T herapia, 26 Ağustos 1897/no. 517-572 ta rih ve n u m aralı yazının zeyli olan m em orandum , (Görüşme, 19 Ocak 1897 tarih lid ir.). PRO/F.O. 78/4806. A ynen verilm iştir. Bkz. B. XTI. (195) B B A -B E O /T e lg ra f v e P osta N ezareti Gelen, 579-17/4,54, (19 Ağustos 312). N itekim Jön T ü rk lere yakın b ir yazar, F aris’in b u grup ile bağlantısının bulunduğuna işaret ediyor. Bkz.K ari Blind, «Young Turkey,» Fortnightly Revieıv, V .LX (N S), (A ralık 1896); s 836. (196) «V a ta n p e rv e rin -ı Îsîâm iye Cem iyeti ve Lord Salisbury: Açık Mektub,» H ü r r i y e t no.56, 15 Ağustos 1896-4 R ebiy’ülevvel 1314, ss. 1-3: «...B ugün ahv âl o k ertey e vard ı k i ahali m ü d ah alât-ı ecnebiyeye k arşu k en dilerin­ de m eveud olan hissiyât-ı m illiyeyi a rtık b e rtera f edüb pâdişâhın âm âl-i m üdhişesini tev k if içün İn g iltere’n in m üdahale-i m a ’nevîyesinı arzu etm e­ ğe başlıyorlar...». Fransızca esas m etninin özeti için bkz. «Le S ultan juge p a r les Turcs,» L ’A rm en ie, no.95, 1 Eylül 1896, ss. 3-4. U yandırdığı telâş için bkz. «Lord S alisbury’e M ek tu b -u Alenî,» H ü rriy et2, n o.57,1 Eylül 1896-22 R ebiy’ülevvel 1314; s. 2. H ü r r iy e t’deki m etinden b ir derlem e verilm iştir. Bkz. B. X III. (197) Hoca M uhiddin, H ü rriy et Mücadeleleri..., s. 3. 115 (194)

ilmiye mensuplarının gazete sütunlarında görünmeye başlamasına1 8 3 , üzerinde Meşveret yakalanan talebe-i ulûm temsilcilerinin sık rastlanan bir durum ha­ line gelmesine,1 8 0 bir medrese dersiamının İttihad ve Terakki irtibat görevlisi haline gelmesine2 0 0 bunun yamsıra Murad Bey başta olmak üzere Mısır ûlemasına dahi çağrılar düzenlenmesine rağmen,2 0 1 Muhiddin Efendi’nin gazeteyi ûlemamn ayrı bir organı olarak yayınlamak fikrinde ısrar ettiğini görüyo­ ruz. Kendisine gönderilen bir mektuptan, bu eğilimin çevrede de olumlu ola­ rak karşılandığı anlaşılıyor :
«...Nâm -ı âlilerini işitm ek ve ceridelerinde yazdıkları hakayıkt mü­ talâa etm ekle miiftehir ve himmetleriyle bir tarik-i selâmete erece­ ğimize ümidvâr olduğumuz (Gene Türkler) Cem iyetini ta k ib en bir de (cem iyet-i ûlema) te’sis etmiş olduğunuzun saadet-i hedtdine na­ il olduk...»m

Gene diğer bir muhalefet gazetesi bu gelişmeyi ûlemamn rehberlik göre­ vini üstlenmesi olarak algılamaktadır:
«...ulemamızın hamiyetlileri vicdanlarım şer’an mükellef oldukları rehberlik vazifesinin ifa zamanı geldiğini görerek (Cem iyet-i îlmiye-i İslâmiye) nâmı altında bir cem iyet teşkil ve tercüman-ı efkâr(198) M üntesibin-i İlm iyeden Biri, «E fradından B ulunm ağla M üftehir O lduğum (O sm anlı İttih a d ve T erakki C em iyetinin) M ısır Ş u ’besi T arafından Neş­ rolu n an (U lem ayı D in-i İslâm a D a’v et-i Ş e r’iye) Nâm R isâle-i M ergubeye Zeyl İttih az Edilm ek Üzere M eşveret Gazetesine,» M eşveret, no.21, 23 Te§rin-i evvel 1896-22 Cem aziy’ülevvel 1314, s. 4, T ü rk İnkılâp Tarihi E nstitü sü A rşivi, 82/18423. Bkz. Edirne V ilâyetiyle M uhaberat K aydına M ahsusdur. B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 36/139-32-IV /139/X V lII: E dirne Vali V ekâletinden F atih civarında K oravanla M edresesinde dersiâm dan Hacı A li Rıza Vasfi E fendi’nin, Ş um nu’da on ik iler nâm ıyla Yeni Osm anlı İttih a d K om itesi’nin m erci’i olduğu bu k e rre elde edilen varakadan anlaşılm ış Dimağ­ la m ezkûr v arak a ile ham ilinin istievabnâm esi ve H areket nâm ındaki m a t­ b u ’ hezeyannâm enin nüshası birlikde takdim kılınm ış olmağla olbabda. 16 K ân û n -i sânî 312. M üşir A rif (201) «Mekâtib.» M izan, no.171, 9 N isan 1896-26 Şevval 1313, s. 2454. Bu kim se­ lerin, daha y ak ın b u ld u k ları F aris kanalıyla yaptık ları b ir protesto için bkz. «Ûlema ve M eşayih-i İslâm iyenin İhtaratı.» H ürriyet2, no.78,15 Tem ­ m uz 1897-15 Safer 1315, s, 2. K urulm aya çalışılan bu ilişkinin yönetim de uyandırdığı derin k uşku için bkz. Ş erif [ Pa şa ] ’d a n -M abeyne, 139/17 H azi­ ra n [18J99, Tahran, Petersburg, S to kh o lm S efa ret-i Seniyeleriyle M uhabe­ rata M ahsus D efterdir, B B A -Y ıld ız Esas Evrakı, 36/139-44/139/XVIII. «İstanbul’dan,» K a n u n -i Esasî, no.4, 11 K ân û n -i sânî 1897-8 Şa’ban 1314, s. 7.

(199) (200)

(202) 116

lan olmak üzere bir gazete neşri zımnında içlerinden Şeyh AUzâde Hoca Muhiddin Efendi Hazretlerini tevkil eylemişlerdir ,»2 0 3

Nitekim, Muhiddin Efendi’nin yönetiminde bulunduğu zaman gazetenin ce­ miyetlerinin amacı ile İttihad ve Terakki Cemiyetinin amacı uyuştuğu için onun mensuplarından gelen yazıları neşrettiğini izliyoruz.2 0 4 Aynı tarihlerde, Mısır’a gelen ve İttihatçılar ile daha doğrudan bir ilişkinin sahibi olan Hoca Kadri’nin de2 0 5 gelişiyle2 0 6 bu bağlantının yavaş yavaş İttihad ve Terakki Ce­ miyeti içinde erime şekline dönüştüğünü görüyoruz. Ancak, burada mutlaka belirtmemiz gereken bir nokta, bu erimenin gerçekleştiği dönemde İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin merkezini oldukça geleneksel fikirlere sahip bir kadro­ nun elinde tutması ve Ahmed Rıza Bey ile bu kimseler arasında önemli fikir ayrılıklarının bulunmasıdır. Böyle bir ortamda ise; kuşkusuz; ûlemamn ör­ güt içinde erimesi çok daha kolay olmuştur. Bir süre sonra da; Hoca Muhid­ din gazetenin idaresini doğrudan İttihad ve Terakki yayım olarak onu neşre­ decek bir heyete bıraktı ve bu şekilde belirttiğimiz birlik gerçekleşmiş ol­ du.2 9 7 Bu şekilde zaten muhafazakâr eğilimleri ağır basan ve yaptığı en önemli iş ûlemayı isyana ve saflarına davet etmek olan2 0 3 İttihad ve Terakki Cemi­ yeti Mısır Şubesi, bu eğilimin ağır bastığı bir kol haline geldi. Ancak, firarla­ rın artm ası ve Saray ile yürütülen pazarlıklar sonucunda cemiyetin kadrosu­ nun bu dönemde hızla şekilde değişmesi ile, İttihatçıların burada gene dinî te­ maları işleyen dergiler çıkartacaklarını; ancak bunun, tamamıyle halktan gele­ bilecek tepkileri önleme amacına yönelik olduğunu göreceğiz. Bunun dışmda 1900-1903 arasında ûlema desteğini daha ciddî olarak yorumladığı Osmanlı ga­ zetesini elinde bulunduran kadroya yöneltecektir. Buna karşılık fiilen hareke­ ti sürükleyen Terakki ve İttihad örgütü nazarında ûlemamn önemli bir güç olarak görülmeyişi 1895 öcesinde büyük çağrılarla ve meşruiyet sağlayıcısı olarak harekete katılan bu grubun, 19Ö8’de yalnızca gerçekleşmiş bulunan bir eylemin destekçileri durumuna düşmesine neden olmuştur. Buraya kadar, ortodoks ûlemamn, Jön Türkler ile olan ilişkileri üzerin­ de durmaya çalıştık. Tespit edebildiğimiz önemli noktalardan birisi muhale­
(203) (204) «T ebşir:K anun-i Esasî,» H akikat, no.8,15 K ân û n -i sânî 1897-3 K ânûn-i sânî 1312. s. 3. «İttihad ve T erakki C em iyetinin Mesleği C em iyetim izin Mesleğine T eva­ fuk Edegeldiğinden E fradından ‘F.Ş’ İm zasıyla Aldığımız V arakayı Aynen Dereediyoruz,» K a n u n -i Esasî, no .1,21 K ân ûn-i evvel 1896-16 Reeeb 7314, ss. 5-6. Jön T ü rk h arek etin e katılışı ve kısa biyografisi için bkz. Politisches A rchiv des A usıuartigen A m tes, Türkei;198/die Ju n gtürken, 733/3s rapor:A . 334, 7.L 1902 (pr. 7 Ocak 1902). Hoca M uhiddin, H ürriyet M ücadeleleri..., s. 3. Hoca M uhiddin. H ürriyet M ücadeleleri..., s. 5. Bkz. Füzeîâ-yı M üderrisinden B ir Zât, Û lem a-yı D in-i İslam a Da’v e t-i Şer’iye, [M ısır], 1314, özellikle, ss.12-16. D ağıtım ı için bkz. B B A -Y ıld ız M ü ten evvî/G ü n lü k)M a rû za t, 15 Ra !314/no.2222-248. 117

(205)

(206) (207) (208)

fete zaten yakm olan bu kimselerin’0 9 çeşitli Jön Türk ve nihayet İttihad ve Terakki örgütü ile ilişkiler kurdukları ve en sonunda bu müessese içinde eri­ dikleri oldu. Bunun yamsıra en az bunun kadar önemli olan diğer bir ilişki çeşitli tarikatların bu örgütler ile olan ilişkileridir. Abdülhamid II nin tarikat liderleri üzerinde etkili olmaya çalıştığı konusu üzerinde çok durulmuştur. Ancak, burada bir genellemeye gitmeye; incelediğimiz konunun tabiatı açı­ sından; imkân bulunmamaktadır. Çünkü, tarikatlar; özellikle dönemin toplum­ sal yapısı gözönüne getirildiğinde; çok önemli toplumsal rolleri oynamaktay­ dılar ve birçoğu arasında çeşitli konular üzerinde derin ayrılıklar vardır. Yapabileceğimiz tek sınıflama; 1826 sonrasında iktidar ile çok yakm iliş­ kilere giren tarikatlar ile bu tarihte cezalandırılan tarikatların ve onlar ile birlikte etkileri sınırlı olmakla beraber yönetim ile olumlu ilişkilere gireme­ yenlerin bu konudaki tercihleri alanında olabilir. 1894 tarihinden itibaren çeşitli tarikatlar ile ilişkiler kurmaya çalışan İt­ tihad ve Terakki örgütü, bu açıdan zaten siyasal sistem tarafından muhale­ fete itilmiş tarikatlara yönelmiştir. Bunun tespit edilebilen nadir istisnaların­ dan birisinin Köstence’de Jön Türklere katıldığı ileri sürülen Nakşibendi Şey­ hi Şevki Efendi’nin olduğu belirtüebüir.2 1 0 Bunun dışında, siyasal sistemde merkezî bir etkiye sahip olan bu tarikatın Jön Türkler ile ilişkilerinin olumlu olmadığı anlaşılıyor. Siyasal rejime muhalif tarikatlara baktığımızda, bunların başında 1826 da büyük bir darbe yiyerek, muhalefet hareketleri ile yakın temasa geçmiş bulunan Bektaşiler’i görürüz. Bu tarikat üe Jön Türklerin ilişkilerinin, hare­ ketin başlarından 1908 e kadar gayet sıkı bir biçimde gerçekleştiği görülmek­ tedir.2 1 1 Bazı araştırmacılar, Bektaşüerin fazla ortodoks olmayan tutumları­ nın liberal Jön Türklerle ilişki kurmalarını kolaylaştırdığım ve bu tarikat üye­ lerinin; evvelce anlattığımız gibi Jön Türk olarak yorumlanan; mason teşki­ lâtıyla da ilişkileri olduğunu, hattâ mason teşkilâtında çalıştıklarını ileri sür­ müşlerdir.2 1 2 Bizzat Jön Türklerin, 1908 hareketi sonrasında önde gelen lider­ leriyle birlikte bu ilişkinin gerçekleştirildiği yer olarak ileri sürülen2 1 3 Rumeli
(209) Bu kim selerin pek çoğunun «ahvâl-i g ay r-ı m arziye» gerekçesiyle sü rg ü n ­ de bulu n m aları bu d u ru m u tey it etm ektedir. Ö rnek olarak bkz. B B A -T e za kir-i Sam iye Dosyaları, 400(Cem aziy’ülâhîr 1313), no.1451, 27 T eşrin-i sânî 311-22 Cem aziy’ü lâh îr 1313. M üstecib Ü lküsal, Dobruca ve T ü rkler , TKAE Enstitüsü, (Ankara:1966), s. 143. E rn est R am saur, «The B ektashi D ervishes and The Y oung Turks,» The M oslem W orld, V.XXXII, n o .l, (Ocak, 1942), ss. 7-14. W.S.Monroe, T u rk e y and The Turks: A n A ccount of the Lands, the Peoples and th e İnstitu tio n s o f the O ttom an Em pire, G. B elland Sons, (London: 1908), s. 281. B uradaki bilgilerle krş, Richard Davey, The Sultan and His Subjecfs, Vol.I, C hapm an and Hail. Co, (London:1897), ss. 96-97.

(210) (211) (212)

118

Hısarı’ndaki tekkede kutlama fotoğrafları aldırmaları bize tam olarak nüfûz edilmesi çok zor olan; bu ilişkinin varlığını göstermektedir.2 1 4 Aym ilişkiyi özellikle daha sonraki dönemde ve Balkanlardaki örgütlenme sırasında Melâmiler ile İttihatçılar arasında görmemiz mümkün olacaktır. İn­ giliz elçiliğinin; istihbarat faaliyetini de yürüttüğü anlaşılan; tercümanı Ryan, Sadık Bey ile kendisi Hürriyet ve İtilâf lideri iken yaptığı temaslarda, onun kendisine Makedonya’daki ordu mensupları arasında bu tarikata taraftar olan­ ların sayısının fazlalığından ve bu tarikatın Meşrutiyet hareketi içinde önem­ li bir rol oynadığından bahsettiğini anlatıyor.2 1 5 Gene, Selânik’deki Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin ilk ve önde gelen kurucularından olan Bursalı Tahir Bey’in de bu tarikatın mümtaz simalarından birisi olması; Bektaşilik gibi ya­ kın bir dönemde değü, çok daha eski dönemlerden itibaren muhalif bir özel­ lik taşıyan bu grup ile de İttihatçıların önemli ilişkilerinin bulunduğunu bize gösteriyor.2 1 4 Benzer bir ilişki, Mevlevîler ile İttihatçüar arasında da tespit edilebilmek­ tedir. Kuşkusuz veliaht Reşad Efendi’nin de bu tarikata olan yakınlığı sözko­ nusu ilişkiyi daha anlamlı bir hale getirebilmektedir. İttihatçı faaliyetinin yo­ ğun bulunduğu bir dönemde, ileri gelen Jön Türklerin yazı yazdıkları2 1 7 bir derginin kapatıldığını görüyoruz.2 1 8 Neden olarak ise, «...Resimli Gazete’yi çı­ karan kitabcı Karabet ve de vazıfe-i tahririyesinin hüsn-i ahlâk eshabmdan olmayan bazı eşhasa muhavvel bulunduğu...»2 1 9 nun gösterildiğini müşahede ediyoruz. İlginç bir şekilde Yenikapı Mevlevihânesi dervişlerinden Tahir De­
W.S. Monroe, a.g.e, s.281. «R um elihisarm da M ahm ud Baba D ergâhında: N afi Baba ile M ukaddes O r­ dum uzun G ayyur Z abitleri,* ■ M uhibban, no.12, 23 Ağustos 1325-1 Ram azan 1-327. s. [97], <215) PRO/F.O. 800/240 R ya n Papers, M isceüaneous (1908-1914), (544). 25/7/4Î Bu arada kesin olarak tanım layam adığm uz bir ilgi de İshak S ü k û ti’de gö­ rülüyor. Nazım B ey’d e n - îsh ak S ü k û ti’ye 12 K ân û n -i evvel 1901 tarih li m ektupda S ü k û ti’n in ta rik a tın felsefesi h akkında bilgi istediği görülüyor. A r k iv i Çendror, 19/106-5//787/1406. <216) B ursalı M ehm et T ah ir Efendi, O smanlı M üellifleri 1299-1915, S adeleştirenler: A. F ikri Y avuz-îsm ail Özen, M eral Y ayınları, (İstanbul, t,y ), ss, 66-67. Y orum lar sadeleştirenler tarafın d an yapılm aktadır. K endisinin ta rik a t çer­ çevesinde b ir değerlendirilm esi A bdüloaki [G ölpm arlı], M elâm îlik ve M elâmîler, D evlet Mat., (İstanbul:1931), ss. 328-329’da yapılm aktadır. <217) A [b d u llah ] Cevdet, «H arput’da B uzluk Y ahud B ir Tabiî Buz Fabrikası,» R esim li Gazete, A ded.30, 3 T eşrin-i evvel [1307], ss. 370-371. <218) M abeyn, D evair ve Vilâyetlerle Bazı Zevata Yazılan Tezkere ve M uharre­ m i M üsveddelerini Havı Dosya D efteri (1317-no,2), B B A -Y ıld ız Esas E v ­ rakı, 36/398/146/XIV, 268, 14 T eşrin-i evvel 315, D ahiliye N ezaretine Tez­ kere. <219) A y m D efter, 5271,20 Cem aziy’ülâhir 317, D ahiliye N ezareti M üsteşarlığına Tezkere. 119 <213) (214)

de adlı birinin, bu dergiyi çıkartmak istediği ve bunun Sarayın büyük kuşku­ suna neden olduğu göze çarpan bir nokta oluyor,2 2 0 Benzer şekilde, yurt dışına şahsî olarak ilk firarlardan birini gerçekleş­ tiren ve orada İttihatçılar ile ilişkiye geçtiğini göreceğimiz Tevfik Nevzat Bey’in, İzmir’de kurmaya çalıştığı bir hücrenin, olayı izleyen yabancı temsil­ cilerin de dikkatini çeken bir şekilde2 2 1 Mevlevi Şeyhi Reşad Efendi’nin evin­ de toplandıklarını ve yakalanarak sürgüne gönderildiklerini gözönüne alır­ sak,2 22 aradaki bağlantıyı daha iyi tespit edebilmiş oluruz. Şimdiye kadar kurduğumuz üç bağlantı dışında; İttilıad ve Terakki’nin 1895-1898 tarihleri arasında gerçekleştirmeye çalıştığı iki darbede de gene iki tarikat ön plâna çıkmaktadır. Bunlardan Suriye’de gerçekleştirilmeye çalışılacağını ayrıntılarıyla göre­ ceğimiz birinci darbe teşebbüsünde, örgütlenme ve propaganda faaliyetinde cemiyetin bölgede genişleyen Rüfai tarikatının diğer tarikatların aleyhine tutum alan Kadirilerden yararlandığı ve tutuklananlarm bir kısmının bu ta ­ rikat üyesi olduğu görülüyor.®3 Bu şekilde başlangıçta belirttiğimiz husus yâni tarikatların birbirine karşı olan tutumlarının da bu örgütlenmede geniş çapta rol oynadığı anlaşılıyor. İkinci olarak payitahtta yapılmaya çalışılan ve bastırılmasıyla İttihad ve Terakki’nin dahilî faaliyetlerinin büyük çapta çöküşü sonucunu doğuran dar­ bede hareketin liderlerinden birisinin Bedevi Şeyhi Naili Efendi olduğu görül­ mektedir. Tekkeleri basılarak2 2 4 sürgüne gönderilen Şeyh Naili, 1908 Meşruti­ yeti sonrasındaki tutumu ile tarikat çevrelerinde oldukça etkili olduğunu gösA y n ı Defter, 5272, 20 Cem aziy’ülâhîr 317: «Yenikapı M evlevihânesi Şeyhi dervişlerinden olub ta ’til edilen Yeni [Resim li] gazeteyi neşretm ek isteyen T ahir Dedenin çok sıkı ta ’kibi ve neden böyle bir kim senin böyle dergi çı­ karm ağa heveslendiğinin m ünasib b ir şekilde Şeyh H azretlerinden a ra ştı­ rılması.». K onu için gene bkz.5278/21 Cam aziy’ülâh îr 317, D ahiliye N eza­ retin e Tezkere. (221) A lber G lanstaetten ’d en-K ont Goîuchow ski’ye, Sm yrna, 12 Eylül 1899, no. 98/res. Ref1, (pr.20/9.99), H aus-, H of-u. Staatsarchiv, PA. XXXVIII 313, K onsulate Sm yrn a (1899). K rş. N.O.Conor’dan-M arquess of S alisbury’e, Cons., ? Eylül 1899/no.426 tarih li yazının eki, Sm yrna, 6 Eylül 1899/no.55, C.S. H am son’dan-N.O. Conor’a, PRO/F.O. 78/4995. Aynı ta rih te sürülen en önem li Jö n T ü rk ’ün, A n k ara’ya gönderilen Mevlevî Şeyhi M ehıned Efendi olm ası d urum u tey it ediyor. Bkz. N.O,Conor’dan-M arquess of S alisbury’e 462 (C onfidential)/T herapia, 28 Eylül 1899 ta rih ve num aralı yazının eki, H.S. S hipley’den-N .O .Conor’a, Angora, 19 Eylül 1899/no. 30 (C onfidential) ^ PRO/F.O. 78/4995. (222) «Havadis,» Osmanlı, no.45,15 T eşrin-i evvel 1899-25 Cem aziy’ülevvel 1317, s. 7. <"223) B B A -B E O /V G G (2 ), S u riye Giden: 352,7,(27 M art 3135/69883. K onu üze­ rin d e ileride geniş bilgi verilecektir. (224) «İstanbul’da Tevkif ve T eb’id,» H ürriyet2, no.64-15 K ânûn-i evvel 1896-11 Receb 1314, s. 4. Batı basınında konu ile ilgili haberlere örnek olarak bkz, «M inister-System of E sp ionage-S heikh-ul-Islam Dying,» Daily M ail, 19 A ralık 1896, s. 5. 120 (220)

termişür.®2 5 Kısa süre sonra öldüğünde cenazesi, m asrafları İttihad ve Terak­ ki Cemiyeti tarafından karşılanarak, büyük bir törenle kaldırılmıştır İttihatçılarla birlikte ve onlarla ortak hareket etme suçundan sürgüne gönderilenler arasında Halvetiye Şeyhleri,2 2 7 Sünbüliye Şeyhleri,2 2 8 Uşşakiye tarikatı şeyhinin oğlu2 2 9 gibi kimseleri» bulunması, bize sözkonusu ilişkiler hakkında bilgi verebilmektedir. Hangi tarihte yazıldığı kesin olarak tespit edi­ lemeyen, fakat 1895 da kaleme alındığını düşündürecek özellikleri taşıyan bir îttihad ve Terakki sirküleri; yeni üye kaydı ve propaganda faaliyetlerinin ke­ sinlikle tekkelerde yapılmasmı emretmektedir.2 3 0 Bütün bunlar, bize İttihat­ çılar ile belirttiğimiz özellikleri taşıyan tarikatların yoğun bir alâkası bulun­ duğunu göstermektedir. Ancak tarikatların özellikleri ve bu konudaki kaynakların oldukça sınırlı oluşu bizi 1895 öncesi çeşitli tarikat mensupları tarafından gerçekleştirilen fakat Jön Türklere atfedilen hareketleri kesinlik­ le tespit imkânından yoksun bırakıyor. Yapabildiğimiz ancak, bu grupların İttihatçılar ile ilişkilerinin olup olmadığının saptanması olmaktadır. Buraya kadar yaptığımız anlatıma eklenmesi gereken son bir konu, bun­ dan evvelkilere göre değişik özellikler arzeden bir dinî grup ile îttihad ve Terakki arasındaki bağlardır. Bu da evinde kendilerine konferanslar verdiği Jön Türkler-3 1 ile yaptığı görüşmelerde onları fazlasıyla etkileyen,2 3 2 buna karşılık önceleri olumlu ilişkilerini sürdürdüğü Sultan ve çevresi tarafından
M ustafa K ara: Din, H ayat, Sanat A çısından T ekkeler ve Zaviyeler, (İstanbul:1980), ss, 283 v.d. K endisinin, ilişkileri açısından krş. K laus K reiser, «Derwischscheiche Als Publizisten:E in Blick in Die T ürkische Religiöse Presse Zwischen 1908 u n d 1925,» Z eitsch rift der Deutschen M orgenlândischen Gesellschaft. S upplem ent VI (1983), ss. 213-214. (22-6) Bkz. «Teessüf-i Azîm.» Ş û ra -y i Ü m m et, no.71/140,15 K ânûn-i evvel 190821 Zilkade 1326, s. 5: «Bedevî dergâhı post-nişîni gazi-i h ü rriy et Şeyh Naili Efendi bu gece geç vakit v efat etm iştir. Ş ehid-i h ü rriy et, bu gün saat y e­ dide Fevziye Caddesindeki hanesinden ih tilâfa t-ı lâyıka ile k aldırılarak Koca M ustafa Paşa civarındaki Bedevî dergâhı hezîresine vedîd-i ra h m et-i güfrân edilecekdir. R ahm etullah-ı aleyh,*. Cenazeye k atılan İttih atçılar ve m asrafların cem iyet ta ra fın d a n tesviyesi için bkz. «Şeyh Naili M erhum un Cenaze Alayı,» Ş û ra -yi Ü m m et, no.72/140, 16 K ânûn-i evvel 1908-22 Zil­ kade 1326, s. 4. (227) E dhem Ruhi, «Yine B ir N evha-i Dil-sûz,* R um eli, no.14, 3 M art 1322-24 M uharrem 1323, s. 3. Yazar, kendisi ile b eraber sürgüne gönderilen H alveti­ ye şeyhi H üseyin Necm eddin E fendi’nin ölüm ü üzerine yazdığı yazıda, ko­ nu ile ilgili h a tıra la rın ı nakletm ektedir. (228) Sözkonusu Şeyh, T a rik a t-ı S ünbüliye m eşayih ve ricâlinden olup, îm ra h o r derg âh -ı şerifi post-nişînidir ve kardeşiyle b irlik te önce B ursa’ya oradan da R z a n ’a sürgün edilm iştir. Bkz. «Havadis,» Osmanlı, no.68,15 Eylül 190018 Cem aziy’ülâhir 1318, s. 8. (229) Bu şahıs 1901 yılında ölen H üsam eddin Bey’dir. Bkz. «Şüheda-yı H ü rri­ yet,» Osmanlı, no.83, 1 M ayıs 1901-10 M uharrem 1318, s. 4. (230) A rk iv i Qendror, 19/60//445-30-1. M etni ileride verilm iştir. Bkz. ss. 446-447. (231) E th em R uhi Balkan Hatıraları -Canlı Tarihler ( IV, (lstanbul:1947), s. 11. 121 (225)

sıkı gözetim altına alınarak:2 3 3 âdeta sürgün hayatına mahkûm edilen Cemaleddin Efganî’nin önde gelen bir üyesi olduğu Babîler ile İttihatçıların ilişkisidir. Cemaleddin Efganî hakkında yapılan bir suçlamada kendisinin:
«...malûm at-ı çâkerâneme gelince Şeyh Cemaleddin, Babt C em iyeti erkânından ve erbab-ı fesaddan olduğu gibi hiçbir tarafça haiz-i iti­ bar ve itim ad olmamış bir adamdır . Ve merkumun, mason cem iyeti ve Ermeni komiteleri ve Jön Türk takımı ile miinasebât ve mııhabere-i hafiyesi vardır,..»23i

Jön Türkler ve diğer muhalefet teşkilâtları ile irtibatı olduğunun iddia edüdiğini görüyoruz. Aynı suçlamada Efganî’nin, fesatçılardan olduğu iddiası ile Dersaadet’den, sürgüne gönderilen Abdullah Nedim adlı bir şahsın akıl veri­ cisi olduğu ve Trablusgarb'da bu özelliğe sahip üç kişi ile irtibatının bulun­ duğu ileri sürülmektedir.2 3 5 Babîlerin, Jön rürklerin gizli eserlerinin dağıtımı­ na olan yardımları ve Ali Şefkati tarafından yayınlandığım gördüğümüz İstik­ bal1 ve Hayal adlı gazetelerin bu kimseler tarafından, İttihad ve Terakki’nin ilk lideri durumuna geçmiş olan İbrahim Temo’ya ver ilmesi,2rs ilişkilerin ni­ teliğini göstermektedir. Babîlerin, İran’daki meşrutiyet hareketinin destekle­
(232) T [ü rk ] Y [u rd u ], «Tercüm e-i Hal: Şeyh C em aleddin Efganî.» T ü rk Y urdu, IV , no.8, 12 H aziran 1330, ss. 2263-67. Jö n T ü rk dergilerinde kendisi h a k ­ kında son derece olum lu y azü ar için bkz. «Şeyh Cem aleddin Efganî,» K a ­ n u n -i Esasi, no.14, 29 M art 1897-26 Şevval 1314, ss. 4-5 ve H alil Ganern, «Djemal Eddin,» M echveret S u p p lem en t Français, no.31, 15 M art 1897, s. 5. B ir Jö n T ü rk yayın organı, Efgâni ile Cem iyet ilişkilerini şöyle an latm ak ­ tad ır: «Geçen nüsham ızda tercü m e-i hâlini yazdığım ız ve resim lerini dere eylediğim iz feylesof-i şehîr Şeyh Cem aleddin Efganî m erhum un İttih ad ve Terakki C em iyeti’n in b ir rü k n -i m ühim m î ve m ü rşid-i kâm ili olduğunu zikretm eği u n u tm u ş idik. Bu h afta İstan b u l’d an aldığım ız b ir m ek tu b -i m ahsusda Yıldız’m ve bilhassa S u ltan H am id’in ahvâl-i um um iye ve h u susiyelerine dair m erh u m -i m iişarileyhin A rabea ve Farisice yapm ış ola­ geldikleri gayet m ühim b ir eseri k a b l-e l-v efat efrad -ı eem iyetden b ir zâta tev d i’ etdiklerinden....» Bkz. «Havadis > K a n u n -i Esasî, no.15, 5 N isan 18973 Zilkade 1314, s. 4. İstanbul faaliy etleri için h k z.B B A -Y ıld ız Esas Evrakı, 18/553-586/93/36. K endisi h ak k m d ak i k itap ların dahi daha sonra yasaklanm ası için bkz. B B A -B E O jH id iv iy et-i C elile-i M ısriyenin Tahrirat D efteri, 1031-68/4, no. 291, B B A -îrade-H ususî, R ebiy’ü lâh îr 1315/no.l01-444. Halil R ıfat P aşa’nm , 22 N isan 1312 ta rih li yazısı. B B A -Y ıld ız Esas Evrakı, (Sadrıâzam Halil R ıfa t Paşa E vra kı), 31/1709-3/110/87. A y n ı yazı. İbrahim Temo, İttih a d ve T era kki C em iyetinin T eşekkü lü ve H idem ati V a­ taniye ve în kılâ b i M illiye Dair H atıratım , (M ecidiye:1939); ss. 66-67. Yöne­ tim de İra n sefaretindeki h adem elerin e v rak -ı m uzirra taşınm asına ara c ı­ lık etm elerinden y akınm aktadır. Bkz. B B A -B E O / V G G (2), D evair M ühim ­ ine: no.4(H ariciye), 5398, (11 M art 312), Devair:16/8728.

(233)

(234) (235) (236)

122

yicileri arasında bulunması,3 3 7 îbrahim Temo’ya gizli neşriyatı sağlayan Ba­ bının, Nasreddin Şah’ı öldürmesi,2® yönetiminin kuşkularını büsbütün arttır­ mıştır. Daha sonraki dönemlerde bile faaliyetleri büyük bir kuşku ile izlenen Sabiler2 3 9 oldukça küçük bir grup olduklarından onların Jön Türkler e atfedi­ len bazı hareketlerin yapıcısı olduklarını söylemek mümkün değildir. Ancak, belirtebileceğimiz nokta, bu kimselerin özellikle İttihatçılar ile birlikte hareket etmekten kaçınmayan bir muhalefet grubu olduğudur. Ayrıca Jön Türk yayın organları, Nasreddin Şah’m öldürülmesini tasvip etmediklerini açıklamışlarsa da,240 İbrahim Temo’nun «Dansı Abdülhamid’in Başına» ünvanlı bir kaside ha­ zırlatarak bunu İttihad ve Terakki adına çeşitli yerlere astırması,2 4 1 İshak Sükûti’nin Babî eserlerini büyük bir ilgi ile okuması,2 ® Merkez komite içerisinde
«Les Behais et le M ouvem ent A ctuel eıı Perse,» La R evue du M onde M usulm an, V. I, (A ralık, 1906), no.2; ss. 198-206. Krş. A rm inius V am bery, W estern Culture in Eastern Lands, Jo h n M urray, (London:1906), ss. 334-337. (238) İb rah im Temo, îttih a d ve T era kki..., s. 67. H alil R ıfat Paşa işin Efganî’den kaynaklandığını belirtm ektedir. Bkz. A y n ı Yazı. B urada işaret edilm esi ge­ reken husus E fganî’n in B abîlerin h arek etin d e oynadığı roldür. Osm anlı İm . p arato rlu ğ u n d ak i B abîler üzerindeki bu etkisine karşılık, E.G. Brow ne, onun B abî olm adığını yalnızca b ir sem patizan olduğunu ileri sürm ektedir. Bkz. E dw ard G [ranville] Broıvne, The Persian R evolution of 1905-1909, 2. B as­ kı, F ra n k Gass, (London:1986), s. 45 ve s. 94/n.7. K itap ta E fganî’nin İsta n ­ bul faaliyetleri, suikastteki rolü ve konu ile Osm anlı yönetim inin ilgisi de derin olarak araştırılm ak tad ır. Bkz. ss. 401-405, 94-97. Osmanlı yöneticileri­ nin Cem aleddin E fgani’nin Ş ah’m k atlindeki rolü, hakkında hassasiyetleri konusunda bkz. Tahsin Bey’d en -T ah ran A teşem iliterliğine 3/8 Mayıs[18]96 ve T ah ran A teşem iliterliğinden-M abeyn’e 4/9 M ayıs [18196, Ahm ed Bey imzalı, Tahran A teşem iliteri ile M uhaberat K aydına Mahsus D efter, B B A Y ıld ız Esas E vrakı, 36/139-44/139/XVIII ve B B A -Y ıld ız Perâkende, 18 Za 1313/no. 1338, 24 Za 1313/no. 1348, 23 Z 1313/no. 1490, 3 M 1314/no.64. (239) Bkz .B B A -B E O /D a h iliye Giden, 107-3/56, 863, (6 H aziran 324)/250391 ve B B A -İrade-H ususî, Cem aziy’ülevvel 326,/no. 65-472. B abîlerin Jön T ürk neşriyatı dağıtım ına karışm ası için bkz. Şam ’da Şem ’a z â d e A hm ed Refik P aşa’d an-M abeyn’e, 1153/31. K ân û n -i evvel 314, M em urin-i M üteferrikaya M ahsus K a yd D efteridir, B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 36/139-84/139/XX. (240) eö lm ü şe R ahm et, B akilere Selâmet,» Mizan, no. 175, 7 M ayıs 1896-24 Zilka­ de 1313, s. 2484. B una k arşılık A hm ed Rıza Bey aynı görüşleri dile g etird ik ­ ten sonra şöyle b ir y orum u eklem ektedir: «...K ırk sekiz sene evvel zulm gören B abîlerin intikam ı İra n ’a b ir teceddüd ve te ra k k i kapusu açdı. Os­ m anlI İttih a d ve T erakki [C em iyetinin] k u rb a n ların ın da ah ü figanı te ’sirsiz kalm az üm idindeyiz...» A hm ed Rıza, «İcm âl-i Ahvâl,» M eşveret, no. 11, 20 Zilhicce 1312-23 M ayıs 108, s. 2. (241) A r k im Qendror, 19/80//814/8. Y anına Tem o’nu n el yazısıyla —m uhtem elen sonraki b ir ta rih te — şöyle bir not düşülm üştür: «İran Şahı N asreddin’in katli üzerine B ükreş’de ta ş basm asıyla n eşr edilüb ecnebî postalarıyla İs­ ta n b u l’a yollanan m anifestdir.». (242) D oktor M ehm ed Z iyaeddin’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, Londra, 24 M ayıs [18]98 ta rih li m ektup. A r k iv i Qendror, 19/106-4//520/1173. 123 (237)

sürekli önemli rollerde bulunmuş olan Doktor Nazımın, öldürme olayını ger­ çekleştiren Babî’yi övmesi,3 + 3 İttihatçıların da onlara yakm bir ilgi duyduğu­ nu göstermektedir.2-4 SARAY DARBESİ 'PLÂNCILARI VE İTTİHAD VE TERAKKİ İLE İLİŞ­ KİLERİ : Buraya kadar, Jön Türk hareketi olarak yorumlanmakla birlikte İttihad ve Terakki Cemiyeti tarafından gerçekleştirilmeyen başlıca dört grup hare­ ket üzerinde durduk. Bunlar kadar organize olmasalarda resmî bir adı ve programı bulunmamakla beraber; bunlardan çok daha önemli faaliyetleri gerçekleştirmeye çalışan beşinci bir grup olarak karşımıza, Saray darbesi plânlayan üst kademe yöneticileri çıkmaktadır. Fesatçı olarak kabul edilen hareketleri gerçekleştiren topluluklara deği­ nen bir yabancı gözlemci; dört kategoriye ayırdığı bu organizasyonların ilki ve yönetim tarafından en büyük tepkiyle karşılananı olarak Jön Türk parti­ sini göstermektedir.2 4 5 Kendisine göre, hareket yalmzca bir takım öğrenci ve softa topluluklarına münhasır kalmayıp; aynı zamanda, Osmanlı aristokrasisi şeklinde tanımladığı Sarayla yakın ilişkisi bulunan kimselerden de destek gör­ mektedir.2 1 6 İşte, 1895 sonuna kadar Saray’ın Jön Türk hareketine karşı gös­ terdiği büyük tepkide; ancak, bu tür kimselerin de; İttihad ve Terakki Cemiyeti’nden tamamen bağımsız olarak; komplo faaliyetlerinde yer almasına bağ­ lanabilir. Gerçekten de ileride Saray’ın uzun süre farkında olduğu öğrenci ha­ reketlerinin fazla üzerinde durmadığını; bunları oldukça yumuşak cezalarla geçiştirmeye çalıştığını göreceğiz. Ancak, yönetimin belirttiğimiz 1895 krizi­ nin atlatılmasına kadar temel korkusu üst düzey yöneticilerinin gerçekleştire­ bilecekleri 1876 darbesi gibi bir girişim olmuştur. Kuşkusuz, muhalefeti çok değişik bir zemine oturtan yeni bir zihniyetin temsilcilerinin faaliyetinin arttığı bu dönemde, eski sistem darbe taraftarla­ rının tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün değildir. Nitekim, 1895 sonuna kadar bu kimselerin tamamen bağımsız olarak böyle bir girişimde bu­ lunduklarını görüyoruz. Gene yabancı bir gözlemci, İstanbul duvarlarının on mil dışında alelâde Türklerin, Jön Türk partisi veya softalar konusunda hiçbirşey bilmediklerini söyleyerek,2 4 7 hareketin daha ziyade Saray çevresinde geçtiğini ima etmeye
(243) D oktor Nâzım B ey’den -İsh ak S ü k û ti’ye, P azar ?, tarihsiz m ektup. A rk iv i Qendror, 19/106-5//916/1390. Nâzım Bey’in ifadesi şöyledir: «...Sükûti, b il­ m em h atırın d a m ıdır. Ben C enevre’de ik en g â h ’ın katili bulunan fedainin asıldığı esnada söylediği beyti b an a okumıışdun. Bu beyit ile Türkcesini ilk m ektubda b an a yazarm ısın. U nutm azsın değil m i elâ gözlüm ?....» (244) B abî-Jön T ürk ilişkileri konusunda, detaylı ve kapsayıcı b ir özet, Şerif M ardin, Jön Türklerin,., ss. 54-56’da verilm ektedir. (245) A rdern G. H ulm e-B eam an, Tıoenty Years in The Near E ast, M enthuen C o, (London:1898), ss. 301-302. (246) İbid, s. 301. (247) Jam es W. G am bier, «England and The European Concert.» Fortnightly R eview , V ol.L X n (Tem m uz, 1897), s. 65. 124

çalışmıştı. Nitekim, bu dönemde Saray'ın çeşitli klikler arasında büyük bir savaş alanına döndüğünü görüyoruz. Hattâ, Sultan’m muhalifi olarak Avru­ pa’da çeşitli gazeteler çıkartan bir yazar; Abdülhamid’in, "Saray içinde Lâ İlâSıe İllallah Cemiyeti adı altında bir örgüt teessüs ettirdiğini iddia ediyor.2 4 8 Kendisine göre Sait P aşa’nın organizasyonunda büyük katkısı olan bu cemi­ yetin, masonluk benzeri gizli kuralları ve yirmi yedi maddelik bir nizamna­ mesi bulunmaktadır. Bu nizâmnâmenin ilk maddesi ise üyelerin Sultan’m şah­ sî güvenliğini sağlayıcı çabalarda bulunmaları ve diğer tüm gizli cemiyetlere karşı amansız bir savaş içinde olmalarını gerektirmektedir.2 4 3 Yazarın, biraz abartmaya kaçtığı kabul edilmekle beraber, doğru olduğu nokta; Sultan’m da kendisini Saray içinde güvence altında görmeyerek, muhalif kliklere karşı ted­ bir alma gereğini duymasıdır. Bu kliklerin ilkini muhtelif şehzadelerin taraftarları şeklinde eskiden beri görülen gruplar oluşturmaktaydılar. Gene yabancı bir gazetede Jön Türk gruplarının bu kimselerin desteğini sağlayabilmek için faaliyet gösterdikleri ve F aris’in örgütünün Reşat Efendi; buna karşılık Meşveret gazetesi etrafın­ da toplananların ise Sultan Murad yanlısı olduklarını belirten bir haber yayın­ lanmıştı.2* 0 Ancak, sözkonusu şehzade taraftarı kliklerin rollerini fazla ab art­ mamak gerekir. Bunlara karşı çok daha ehemmiyetli bir grubu Bâb-ıâli bürokrasisinin oluşturduğu açıktır. Sait P aşa’nın, Jön Türklerin büyük eleştirilerine neden
(248) D em etrius G eorgıades, 1892), ss. 103-104. (249) D em etrius G eorgiades, a.g.e, ss. 103-108. V am bery de S ultan ile m ülakatını anlatırk en ; S u ltan ’m Jö n T ü rk ler konusundaki k o rkusunun abartılm ış d ü ­ zeyde olduğunu b u n u n ise T ürk iy e’de ihtilâllerin kitle tarafın d an değil yüksek sınıf m ensubinince gerçekleştirilm esine bağlanabileceğini, b e lirt­ m iştir. Bkz. A rm inius V am bery, The S ta r y of M y Struggles. The M emoirs of Arm in ius Vam bery, Vol.II, E.P. D utton and Com„ (New York: 1904), s. 389. «The T urkish C risis:E x-S ullan M urad V, Touching S tory of Tw enty Y ears’ C aptivity,» Daily Mail, 17 A ralık 1896. N itekim , F aris’in etrafın d a to p ­ lan an g ru b u n yaym organında Reşad E fendi yanlısı b ir ta v ır görülüyor. Bkz. «Şehzade R eşad H azretleri,» H ü rriyet2, no.56, 16 Ağustos 1896-4 Re­ b iy ’ülevvel 1314, s. 3: «İstanbul’da o tu ran b ir m enba’-i m evsukdan teessüf-î azîm ile işitdiğim ize göre veliahdım ız Şehzade Reşad Efendim iz h az re tleri­ n in S aray ın d an dışarı çıkabilm eleri. S u ltan H am id tarafın d an m en’ edilm işdir. İşte b u da isbat ediyor k i bu gün ahalim izin b ü tü n üm idleri veliah d -ı m üşarünileyhe kalm ıştır.» B una karşılık, İttihad v e T erakki yayın organlarında önceleri m üşahede edilen S ultan M urad tarafta rlığ ı için bkz. A bdullah Dje%'det, «Le Sultan M urad V,» M e ch ve ret S u p p le m en t François, no.79, 1 Temm uz 1899, ss. 5-6; «Sultan M urad Mazlum,» Osmanlı, no.43, 15 Nisan 1899-4 Zilhicce 1316, ss. 1 v.d. 125
La Turquİe Actuelle:Les P euples Affranclıis du Joug O ttom an et Les Interets Français en Orient, Calm ann Levy, (Paris:

(250)

olan2 5 1 tavsiyeleri sonucu gerçekleştirildiği iddia olunan, iktidarın yeniden Saray’da ve komisyonlarında merkezileştirilmesi operasyonu ile Bâfa-ıâli bü­ rokrasisi kırk yıldan beri sürdürdüğü büyük etkinliği tamamen kaybetmişti.2 5 2 Kuşkusuz, bu kimselerin bir bölümü açısından sorun, tekrar gücü Bâb-ıâli’ye kaydırabilmek olarak görünmekteydi. Ancak, bu kimseler yapılması düşünülen bir Saray darbesinin; en azından önemli bir kısım askerî paşaların desteğinin alınmaması halinde ölü doğaca­ ğının da farkındaydılar. Nitekim 1895 başlarından itibaren, Saray mensupla­ rından bir kısmı, eski önemli bürokratlar ve bir kısım paşalar arasında 1876 koşullarını tekrar oluşturma konusunda fikir birliğinin sağlandığı gözüküyor. F aris’in bu grupların hislerine tercüman olmaya çalıştığını görmüştük. Ama. bir yandan çeşitli grupların hareketlerini istedikleri ortamın koşullarının sağ­ lanması için memnuniyetle karşılayan bu kimselerin; hareketi, Faris gibi kim­ selere bırakmaya pek niyetleri olmadığı görülüyor. Yabancı raporlarda, İstanbul’da artan olaylar için genellikle bu hareket­ lerin «-.Saray’dan kuvvet ve destek aldığı» şeklnıde ifadeler kullanümaktadır.2 5 3 Aynı tarihlerde, İngiliz Sefareti’nin memurlarından Max Müller, mabeynde görevli bir kimse aracılığıyla Saray’da geniş çaplı dağıtımı yapılan ve gizlice okunan Sultan aleyhtarı bir risâleyi ele geçirmeğe muvaffak olmuş­ tu.2 5 4 Buradaki uslûb, kesinlikle İttihad ve Terakki’nin ortaya çıkmaya başla­ yan ilk beyannamelerindeki anlatıma benzememektedir. Üstelik Max Müller, risale üe ilgili olarak «...Bu mevcut hükümet sisteminin oldukça şiddetli bir biçimde aşağılanmasını ve Ermeni ve Müslüman teb’amn birleşmesini ve Tür­ kiye’de daha iyi bir düzen kurmak için Ermenilere yapüan bir başvuruyu da içermektedir...»2 5 5 yorumunu yapmakta ve eserin Softaların kaleminden çık­ mış olabileceğini tahmin etmekteydi. Fakat, eser kısmen ûlema tezlerini içermekle birlikte onların yaklaşımı­ nın tamamen dışında temaları da ihtiva etmekteydi; ki, buradaki anlatım a y ­ nı dönemlerde bir İngiliz gazetesinin; yönetimde önemli bir mevki’i bulundu ğu anlaşılan; bir Jön Türk ile yaptığı uzun röportajdaki ifadelendirme üe bü­
(251) «Sadr-ıâzâm Said Paşa..» Osmanlı, no.99, 1 K ân û n -i sâni 1902-20 Ram azan 1319, ss. 1-2. K rş. «M akale-i Mahsusa,» Ş û ra -yı Ü m m et, no.31. 27 H aziran 1903-1 R ebiy’ü lâhir 1321, s. 3. B ürokrasinin b u değişim inin tah lili için bkz. C arter V. Fİndley, Bureaucratic R eform iti The O ttom an Empire: T h e Sublim e Porte 1789-1922, P rin ceton Univ. Press, (Princeton:1980), ss. 227-239. A ynı konu hakkında Jön T ü rk lerin k an aatleri için bkz. «Meslek-i Tahrib,» Sancak, Aded. 7.30 K â­ n û n -i evvel 1899-27 Ş a’ban 1317, s. 2. M. C am bon’dan-D ışişlerine, 191/31 E kim 1895 (eonfidentiel), A ffa ires e trangeres-Correspondance P olitique-Turquie: 524(Octobre 1895). [234-239], Philip C u rrie’den-M arquis of S alisbury’e, C onstantinople, 831/29 K asım 1895 ta rih li ya& nm eki, M ax M üller’den-P . C u rrie’ye 29 K asım 1895. PRO f F.O. 78/4623. M ax M üller’in sözkonusu yazısı, PRO/F.O. 78/4623.

(252)

(253) (254)

(255) 126

yük bir paralellik gösteriyordu.2 5 6 Büyük bir ihtimâlle, risâle Saray darbesi kışkırtıcılarının kaleminden çıkmıştı ve 1876 koşullarının oluşturulması operas­ yonunun parçalarından birisi idi. Ama bizim açımızdan, yapıtın kaleme alınış yeri ve yazarının niteliği kadar önemli olan bir husus, onun Saray’da büyük bir ilgi ile okunması ve taraftar bulmasıdır. Nitekim, bir süre sonra Saray’­ dan aldığı para ile The Times, Daily Mail gibi gazetelerin yazılarını cevap­ layan bir yayın organında bilhassa bu hususa işaret eden bir makalenin yayın­ landığım izliyoruz :
«...G enç Türkiye Partisi, neredeP Kimse söyleyem ez; fakat herkes onun m evcut olduğunu ve sadece m evcut olduğunu değil, fakat ol­ dukça etkisi ve gücü bulunduğunu iddia etm ektedir... O tu z yıl ön­ ce, saçma fakat güzel yazan, edebiyatla ilgili birkaç şikâyetçinin başkanlığını yaptığı bir Genç Türkiye Partisi hakkında bazı sözler olduğu doğrudur. Bununla beraber, o fikirlerinden vazgeçtiler. Çoğu hükümeti desteklem eye razı oldu ve düzeldiler... Bu günlerde ol­ dukça hatalı bir şekilde Yıldız köşkünün kapıları içinde tehditler sa­ vurduğu söylenen «parti»nîn önemsiz başkanlarmm şansları olsaydı aynı yolu izleyeceklerine inanmak için her sebeb bulunmaktadır.... Jeune Turqm e’nin önemsiz taraftarlarının saldırılarını yönelttikleri kişi, Sultan’m kendisi idi. Şu anda Sultan dünyada en çok suistimal edilen hükümdardır. Gürültücü çete sesini yükseltm e cesaretini gös­ term eden çok önce yaptığı tedricî reformlar, saltanatının başlama­ sından itibaren halkının refahı için başlattığı veya kabûl ettiği ıs­ lahat ,..»2 5 7

Üst kademedeki, subaylarda da belirttiğimiz yönde bir eğilimin 1895 baş­ larından itibaren güçlendiği belirtilmelidir. Bu yılın sonlarında gene İngiliz istihbaratı, Rus Elçisinden, Müslüman İhtilâlci Partisi’nin dört albay ve iki
(256) «Young T urkey:A n In terv iew W ith a Young Türk.» Pall Mail Gazette, 2 Tem m uz 1895. Jö n T ü rk şu görüşleri ileri sürm ektedir: « ...T ürkiye’deki M üslüm an kitle, h erhangi b ir Erm eni k a d ar rejim d en bıkm ıştır. Ve İn g il­ te re ’n in m akûl ve akıllı b ir şekilde m üdahalesini m em nuniyetle karşılardı. F akat, ıslahat İm p arato rlu ğ u n içindeki h e r vilâyet ve h er sınıfa k a d ar yay­ gın laştırılm alı ve k ay n ağ ın başı olan İstan b u l’dan başlam alıdır... Şu an, T ürkiye için gerekli olan şey, İn g iltere’de güçlü b ir hüküm etin T ürkiye soru n u n u ciddî b ir şekilde ele alm ası ve ılım lılık ve k a ra rlılık ile en ge­ rek li olan y erd e ıslahat için ısra r etm esidir. F akat T ü rkiye’deki ıslahat ve­ tire si İstan b u l’da başlam alı ve Sultan, b u saltanatın ve kendi m evcudiye­ tin in A v ru p a’n ın ikazlarını dinlem esine ve İm paratorluğun adına y araşır b ir h üküm eti m eydana getirm ek için çaba sarfetm esine bağlı olduğuna inandırılm alıdır. Bugün, ırk ve inanç ay rım ı yapılm aksızın, S ultanın her te b ’ası taşın acak oldukça ağ ır b ir yük ü n altında inlemektedir.s-, Bu m ü lâk atm y arattığ ı telâş konusunda bkz. B B A -B E O /H ariciye Âm ed, 155-5/11, 1690, (23 H aziran .311; Tereüm e:583). M orning A d vertiser ile tekzibi çalış­ m aları için bkz. 2635, (13 Ağustos 311; Tercüme:688). «The T urks and T heir Troublers» The M orning A dvertiser, 7 K asım 1895. 127

(257)

general tarafından desteklendiği yolunda bir biigi elde etmişti.2 5 3 1876 daki rolleri nedeniyle çok sıkı gözetimde bulundurulan2 5 9 bu kimselerin özellikle ba­ zı prestiji yüksek paşaların etkisiyle bu eğilim içine girdikleri anlaşılıyor. Nihayet, Saray darbesi liderini bulmuştur. Bu lider de, 1877-78 OsmanlıRus harbinde kazandığı büyük prestiji kullanmasından korkulduğu için; Mısır Fevkalâde Komiserliği görevinde istihdam edilen Gazi Ahmed Muhtar P aşa’dır. Kendisinin ve oğlunun Jön Türkler ile ilişkisi olduğu diplomatik yazışma­ ların önemli bir konusunu teşkil eden2 6 0 Paşa; bu nedenle uzun süre ikili oyna­ dığı şekilde bir suçlamaya maruz kalmıştır. Kendisine, Jön Türk grupları tarafından sürekli teklifler yöneltilen P a­ şa,2 6 1 uzun süre bu çevrelerde bir ümit olarak görülmüştür. Nitekim, kendisi­ nin yaveri iken Jön Türklere katılan Ahmed Saib Bey’in de, gazetesinde ken­ disi ile ilgili haberlere ağırlık verdiği ve onu daha önemli roller oynamağa ça­ ğırdığı görülüyor.26 2 P aşa’nm, damadı olan Şevki Bey’in de Brindizi kongre­ si için Jön Türk grupları iİe pazarlıklarda bulunması,2 6 3 ilişkinin çok çabuk kopmadığını bize gösteriyor. Bir süre sonra ise Jön Türk muhaberatında P aşa’ mn ikili oynamak suçlamalarına hedef olduğunu ve kendisinden ümidin kesil­ meye başlandığım görüyoruz :
(258) <259) Mr. H erb er’den; Decypher, Pera, 1245, 10 Kasım[1895], no.650. PRO/F.O. 78/4629. Dolm abahçe S aray ı’n ı m uh asara eden asker ve üm erânın çok sıkı takibi için bkz. H ususî ve M ühim E vraka M ahsus Olan Birinci D efterdir, B B A Y ıld ız Esas E vrakı, 24/150-2/162/VIII. S ultan M urad V dönem inin gözde subaylarının görevden alınm aları iddiası için bkz. «Entourage Du Sultan: İsm ail Pacha;» O smanlı S u p p lem en t Français, no.4; 10 M art 1898, s. 4. M. C am bon’dan-D ışişleri B akanı B arth elot’a, Pera, 18 Ş ubat 1898/'no.38. ' A ffa ires etrangeres-Correspondance P olitique-Turquie: 526(Jan,-Fev. 1896). [292- ]. M uhtar P aşa’nm oğlu M ahm ud M uhtar hakkında bu iddianın yo­ ğunlaşm ası için bkz. Clive Bigham , W ith The T urkish A rm y in Thessaly, M acmillan and Co. (London:1897), ss. 64-65. Gene yabancı bir y azar M ah­ m ud M u h tar’ı M eşrutiyetin yeniden ilânını tak ib en p arlam en ter olan Jön T ü rk ler listesine koym aktadır. Bkz. W.E.D.Allen, The T urks in Europe: A S keich S tu d y . C harles S crib n er’s Sons, (New York: 1920), s.207. Ali Falıri, S erasker M erhum Receb Paşa’n m Y a veri Ş ehid-i H ürriyet Ş e v ­ k et B e y ’e: K andil ve M uhtar Paşa, îkinci T ab’, H ilâl M atbaası, (Mısır:1324), ss. 6-7, 13 v.d. Bu, çok sayıda çağrılara örnek olarak bkz. «Gazi A hm ed M uhtar Paşa ve Taleb-i Islahst,» Sancak, A ded.26, 2 H aziran 1900-4 Safer 1318. ss. 1-2. Bu örnekdeki çağrıya neden Gazi A hm ed M uhtar P aşa’nın, yerel basında da yay ın lan an b ir ıslahat projesidir. Bkz. E l-M ukattam , 30 M ayıs 1900, Bu yabancı gözlemcilerce de P aşa’n ın m uhalefete göz kırpm ası olarak yorum ­ lanm ıştır. Bkz. M. C ogordan’d a n - Delcasse’ye, Le Caire 6 H aziran 1900/no. 120, A ffa ires etrangeres-N ouvelle Şerle - Turquie, Vol.3 (1899-1901). D i­ ğer b ir çağrı için bkz. «Gazi [A hm ed] M uhtar Paşa,» Sancak, A ded.22,28 N isan 1900-28 Zilhicce 1317, s. 1. H alil M uvaffak’d a n -îsh a k S ü k û ti’ye. tarihsiz[1899] m ektup. A rk iv i Qendror, 19/106-3//44/S75.

(260)

(261)

<262)

(263)

128

«...Şu İttihad-ı Osmanî gazetesini Muhtar Paşa’nm çıkarışı doğru­ su hayretimi celb e t d i... İngiltere, Mısır’a girdiği zaman bu adam «Zaman» isminde gazetesiyle D evlet-i A liyye aleyhinde o derece şid­ detli lisan istim al eylem iş ki H idivîyet-i Mısriye en nihayet gazete­ yi kapatmağa mecbur olmuşdur. Şimdi böyle bir adamı ele alarak o güzel İttihad-ı Osmanî nâmı altında M ahmud Paşa’nm ve Jön Türk­ lerin aleyhine yazı yazdırm ak sonra Jön Türklerle iyi geçinmek öbür taraf dan H am id’i okşamak Paşa’mn iki yüzlülüğünün en büyük d e­ lilidir u.»2 6 * 1906 tarihinde bile P aşa’dan bu çevrelerce medet umulması,2 6 5 ikili oyna­ ma durumunun devam ettiğini gösteriyor. Ancak, burada Jön Türklerin anla­ yamadığı hassas bir nokta vardır. Ahmed Muhtar Paşa; kendilerinin değil, 1895 sonuna kadar Saray içi darbe yapılması taraftarlarının lideri olmuştu. 1895 krizi sırasında bu işi başaramayınca pek çok üst düzey yöneticisi gibi o da «tarik-i ubudiyet»den sapmadığı izlenimini yaratmağa gayret göstermiş­ ti. Ancak, bu tarihten itibaren onun İttihad ve Terakki’nin gelişimini ilgiyle izlediği anlaşılıyor. Fakat, kendisi 1897 den itibaren hareketin zayıflamasını görünce bu gruplar ile olan ilişkisini asgariye indirdi. 1906 dan sonra ise yeni organizasyon şekli ile güçlenen hareket onu gerekli bir müttefik olarak gör­ mediğinden tekrar ilişki kurması mümkün olmadı. Nitekim, Ingiliz Dışişleri bakanlığında uzun süre bakan yardımcılığı gö­ revini yürüten ve Türkiye sorunları ile özel derecede ilgilenen Thomas Sanderson’un evrakı içinde bulunan bir mektup, Muhtar ve onun temsilcisi duru­ munda olduğu Saray darbesi plâncılarının 1895 ortalarından itibaren hareke­ te geçtiklerini bize gösteriyor:
«Sevgili Sandersoncığım, Bu m ektup elbette Lord Kim berley için hazırlanmıştır. Ancak size iletilmesinin daha iyi olacağı kanaatindeyim. Lord Northbrook dün gece Cromer’den kızgın bir şekilde beni görmeğe geldi. Kendisi Kahire’den de bildirdiği, Muhtar ve sanır­ sam Binbaşı W ingate ile kendisi arasında geçen bir görüşmeyi bana tekrar anlattı. Muhtar, onda düşüncelerinde de m evcut olan suikastın, (fesa­ dın) her an m eydana gelebileceği izlenimini bırakmış. Fikrini doğru­ layan olaylar m eydana gelmedikçe bir Türk paşasının çok açık bir şekilde konuşup konuşmayacağından emin olmadığım için benim iz ­ lenimim de budur. Kendisi sadece Cromer’in raporunda bulunduğu­ nu sanmadığım bir hususu belirtti, bu da Sultan’m tahttan indiril­
(284) (265) Necm eddin  rif’d e n -îsh a k S ü k û ti’ye, fK ah ire], 18 Nisan 901 ta rih li m ek­ tup, A r k iv i Qendror, 19/108-5//244/1719. B ir O sm anlı, M ısır Fevkalâde Kom iseri D evletlil Gazi A h m e d M uhtar Pa­ şa H azretlerine, (lstanbul:3 M ayıs 1322), B B A -Y ıld ız Esas Evrakı, 30/1468/ 51/78, ss. 1-2. 129

mesi halinde M idhat plânındaki çoğunluğunu sürdürebilmesi için, Sultan’m desteksiz kaldığı sürede yeterli istikrarı sağlayabilecek bir anayasal usûlün bir an önce başlatılabilmesi için İngiliz büyükelçi­ liğinin, onun yerine geçecek tâli bir kişinin seçileceğine dikkat et­ mesi gerektiğidir. Elbette, önerilen anayasa henüz haber aldığım ız görüşme ra~ porunun özünü teşkil etmektedir. Fakat, güvence sağlanması bana çok güç gözüken tâli şahıs konusuna teması hatırlayamıyorum. Bütün bunları yazm aktaki maksadım, krizin kaçınılmaz olduğu­ dur. Bugün veya yarın bir suikast (fesad) olabilir. Aynı zam anda aylarca olmayabilir de, fakat Muhtar’ın dobra dobra sözleri bunun daha geç d eğ ild e daha erken zamanda olacağım düşünmeme neden oldular. Sanırım Currîe, Cromer’in raporuna normal yolla ulaşacaktır. Eğer ulaşmazsa böyle bir suikastin (fesadın) mümkün ve hattâ muh­ tem el olduğunu düşünmemize neden olan hadiselerin bize ulaştığım ve bîr çeşit anayasacı parti baskısı ile şimdiki Sultan’m yerine tâli birisini geçirmeyi amaçlayan görünümdeki hareketi anlatan ve bi­ zimkileri doğrulayan herhangi bir bilgisi olup olmadığını soran bir telgrafı bu koşullar altında bugün kendisine çekmelisiniz ,.,»2 6 S

Bu kimseler açısından Tıbbiye ve Harbiye talebeleri ile ûlemamn tavrı istenilen iç ortamı hazırlamak için gerekli bir malzeme olarak görünüyordu. Bir yandan el altından destek vererek, diğer yandan bu hareketlerin kapsamı­ nı abartarak bu amaçlarına ulaşmaya muvaffak oldular. Ancak, senaryonun ikinci perdesinin açılabilmesi için yabancı büyük devletlerin müdahalesi ve Tersane Konferansı benzeri bir gelişmenin ortaya çıkması gerekiyordu. Er­ meni olaylarının tırmanması, bu müdahalenin ortaya çıkabileceği izlenimini yaratmıştır. İngilizler tüm detaylarıyla İstanbul’da yapılacak bir deniz nü­
(266) L ord R osebery’den-T hom as S anderson’a, The D urdans, Epsom, 16 N isan 1895 ta rih li (Secret) k ay ıtlı m ektup, PRO /F.O . 800/1, Lord Sanderson’s Private Papers (1860-1922): General. Fransız yetkilileri de M u h tar’m eğilim le­ rin i benzer şekilde yorum lam aktadırlar. Bkz. M. C am bon’un Cons, no. 57,. ta rih li yazısıiım eki (Tnes confidentiel-R apport en Caire du 30 Fev.[1896], no.38: Vues de M ukhtar Pascha su r le situation de l’E m pire O ttom an). A jfaires etrangeres-Correspondan ce Politique, -T urquie\ 526 (Jan-F ev. 1896). [264-265]. Bu arad a İngiliz yönetim inin de ağırbaşlı m uhaliflere ilgi d u y ­ duğu görülüyor. N itekim , S alisbury b ir açıklam asında: «Rüstem Paşa gibi adam lar olsa Osmanlı İm p arato rlu ğ u n u n işleri doğru gider. Y irm i beş yılı önce Rüstem gibi adam lar vardı. N iye şim di bugün böyle adam lar yok bu meseleyi bugün b u rad a tartışm ak d u ru m unda değilim. Jö n T ürk p artisi neden b u n u n böyle olduğunu izah eder...» şeklinde b ir ifade kullanm ış­ tır. Bkz, «Confusion de pouvoirs en T urquie,s La Paix, 2 A ralık 1895.

130

mayişini hazırlamışlardı.2 8 7 Fransızların da benzer niyetlere sahip oldukları görülüyor.2 6 8 İstanbul politik ve ticarî mehafüinde panik yaratan2 6 8 bu geliş­ meler realize edilebilseydi, talebeleri yalnızca bir araç olarak gören bu kim­ seler amaçlarına ulaşmış olacaklardı. Gerçekten de, bir muhaberatında Mısır Hidivi için«...Hidiv Paşa'm n ahvâline gelince genç bir zât olarak Sa’di merhu­ mun bir adamın tecrübesi altmış senede ancak tama m olabilir kavl-i hakimânesi ise malum idüğünden...» şeklinde bir ifade kullanan Ahmed Muhtar P a ­ şa2 7 0 ve arkadaşları için Jön Türk eylemleri yalnızca böyle bir değere sahipti. Fakat, dört bir tarafından kuşatılmış durumdaki Sultan; bu vaziyetten kurtulmayı başarınca; Saray darbecilerinde iki tür davranış görüldü. Bunla­ rın bir bölümü; bu çeşit davranışların artık başarı şansı bulunmadığı kanaa­ tine vararak, sadakat gösterilerine giriştiler. Bir diğer bölümü ise 1895 sonra­ sı yurt içinde ve dışında sesini duyurmağa muvaffak olan İttihad ve Terakki ile ilişkileri arttırm a kararı aldılar. Nitekim, bu kimselerin de desteğiyle İtti­ hatçıların 1896 da benzer bir darbeyi deneyeceklerini göreceğiz. Bu darbenin de başarısızlıkla sonuçlanması, sözkonusu çevreyi büyük bir hüsrana uğrat­ tığı gibi İttihad ve Terakki Cemiyeti içinde bu tür bir eyleme taraftar olma­ yanların üstünlüğü ele almaları neticesini doğurmuştur. Sonunda oldukça az sayıda kalan bu tür kimseler için, ilişkilerini sürdü­ rebilecek tek muhalefet örgütü yine İttihatçılar olmuştur.2 7 1 Nitekim onlar da kendilerinin «bütün ahalice değil Saray-ı Hümayûnca dahi fevkâlâde mazhar-ı takdirat» olduklarını belirterek bu hususa işaret etmişlerdir.2 1 2 Ama, bu ilişki­ ler, hiçbir zaman 1896 koşullarını bile ortaya çıkartamamıştır ve bu irtibatın tek yararı bir süre İttihatçıların önemli memurlar ile teması sürdürmeleri ol­ muştur.2 7 3
(287) S ir Philip C u rrie’d en -E arl of C am berley’e, Pera, 6 H aziran 1895/no.368 (S eeret), yazının eki; A lbay H erb ert C herm side’m (O bservations to Naval D em onstration against T urkey an d Possible Subsequent A ction) başlıklı m em orandum u. PRO/F.O. 78/4613. M. C am bon’d an -H an o tau x ’ya, T herapia, 10 Ekim 1895/no.178. A ffaires et­ rangeres-Correspondance Politique, -Turquie: 524(Octobre 1895). [114-118]. îbn ü lem in M ahm ud K em al in al, O smanlı D evrinde Son Sadrıazamlar, D ör­ düncü Basılış, M illî Eğ. Yay. Cüz, IX. (îstanbul:1969), ss. 1368-70. T ahsin Bey’den-M ısır Fevkâlâde K om iseri Ahm ed M uhtar Paşa H azretler i ’ne, M ahrem âne şifre, 2619-7755/20 K ân û n-i sânî 321, U m um K ayda M ah­ sus D efterdir, (Aded. IV ), B B A -Y ıld ız Esas Evrakı, 38/139-74/139/XIX-IV, B una karşılık, Jön T ü rk lerin kendisinden beklentileri için bkz. E.E.Ramsaur, Jön T ü rkler..., ss. 44-45 ve 45/n.43. D ışişleri B akanı Goluehow ski’ye, C onstantinopel, 7 A ralık 1899/no.56b.Ref!, (pr. 15/12.99), H aus-, H of-u. Staatsarchiv, PA, XII 172, T ürkei B e n e k te , 1899 V III-X II. «Osmanlı îttih a d ve T erakki Cemiyeti,» Osmanlı, no. 16,15 Tem m uz 1898-15 S afer 1316, s. 3. Bu dönem de bilhassa M izan’a p a ra y ard ım ı yapan önem li şahıslar gözle­ niyor. Bkz. «E rbab-ı H am iyet Listesi,» M izan,no. 171, 9 N isan 1896-26 Şev­ val 1313, s. 2454. B ir diğer Jön T ü rk organı da 1899’da ölen M adrid Sefiri 131

(268) (269) (270)

(271)

(272) (273)

1899 sonrasında tekrar yurt dışına kaçan önemli görevliler ile karşı karşı ya kalacağız. Fakat; artık Sultan’m yakın çevresinden destek sağlayabilme, ütopik bir düşünce hab'ne gelmiştir. Zaten, 1906 sonrasında harekete ağırlığı­ nı koyacağını göreceğimiz Terakki ve İttihad Cemiyeti’nin çok değişik amaç­ ları içeren organizasyonu; bu tür ilişkilerin anlamını da ortadan kaldıracak­ tır. ŞAHSÎ HAREKETLER VE İTTİHAD VE TERAKKİ İLE İLİŞKİLERİ : Buraya kadar çeşitli hareketlerin aslında İttihad ve Terakki dışında geliş­ mekle birlikte, ona nasıl maledildiğini gördük. Şimdi üzerinde duracağımız konu ise, gene şahsî olarak gelişen bir kısım hareketlerin aynı organizasyona ne şekilde atfedildiği olacaktır. Ünlü bir şairin hatıratında belirttiği gibi,2 7 4 bu dönemde pek çok gencin Jön Türklük sevdası üe Avrupa’ya firar arzusuyla yanıp tutuştuğunu ve önem­ li bir kısmının da bu eylemi gerçekleştirdiğini görüyoruz. Nitekim, daha sonra Avrupa’ya firar etmiş olan şahısların Üsteleri ince­ lendiğinde bu kimselerin bir kısmının sözkonusu örgüt ile hiçbir alâkasının bulunmadığı ve bir kısmının da muhalefetle fazla uğraşan kimseler olmadığı görülmektedir.2 7 5 Meşrutiyetin yeniden ilânından sonra «Avrupa’dan... fevc fevc..» gelen bu kimseler İttihad ve Terakki’nin kendilerine yüz vermediğini görünce, ayrı bir organizasyon kurmak ve çeşitli haklar almaya gayret gös­ termişlerdir.2 7 6 Bunlar da bize, bu grubun ayrı bir kategori teşkil ettiğini gös­ termektedir. Bu şekilde şahsî firar hareketlerinin öncülerinden birisinin Hakkı Bey ol­ duğunu görüyoruz. Hakkı Bey, önce P aris’de Teessüf admda bir gazete neş­ retti, daha sonra ise Cenevre’ye gelerek bu kez Gencine-ı Hayâl adında1 2 7 7 bir
Necib P aşa’m n cem iyet üyelerinden olduğunu, N um une-i T erakkî olayına k arıştığ ı gerekçesiyle İstan b u l’dan uzaklaştırıldığını belirtm ektedir. Bkz. «M adrid Sefiri Neeib P aşa’nm Vefatı,» Osmanlı, no.48,15 T eşrin-i sânî 1899 -12 Receb 1317, ss. 2-3. Y ahya K em al, Ç ocukluğum , Gençliğim , Siyâ sî ve E debî Hâtıralarım, Baha Mat., (İstanbul:1973); ss. 74-75. Y azarın kendisi de bu şekilde fira r edenler­ dendir. B B A -Y /S a d a re t H ususî M arûzat > 11 M 1324/no.85. Elif. V, İhtilâl F ırkalarının Teşebbüs-i İha n eti Y a h u d Fedakârân-ı M illet C em iyeti, ([îstanbul]:1326), ss. 3 v.d. [H akkı], «İ’tizâr,» G encine-i Hayâl, no.3, [Tem m uz 1881 ? ], ss. [1-2]. G a­ zete için bkz. B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 19/1541/130/58, T eessü fü n önlen­ m esinde k arşılaşılan sorunlar için bkz. B B A -Y /S a d a re t H ususî M arûzat , 10 R 1297/no.l56 ve 19 R 1297/no.l70. A ynı eğilim in daha sonra çıkartacağı gazetede de sürm esi, yâni Yeni O sm anlı tezlerinin ağır basışı için bkz. «Yeni O sm anlılık ve Yeni O sm anlIların M ucid ve M ürşid-i M âb e-ül-îftih a rı Ziya P aşa M erhum dur,» Cür’et, no.8, 10 Tem m uz 1899-2 R ebiy’ülevvel 1316, s. 2.

(274)

(275) (276) (277)

132

yay m organını yayınladı. 1880-1881 yıllarındaki bu faaliyetlerinde Hakkı Bey’in bu tarihten sonraki faaliyeti hakkında fazla bir bilgimiz yoktur. Ama çeşitli vesikalar arasında kendisiyle ilgili kayıtlara rastlanmayışı; onun da­ ha sonra fazla bir etkinlik göstermediğinin kanıtı olarak kabul edilebilir. Kendisini bu kez 1898 yılında Cür’et adlı bir gazeteyi yayınlarken izliyoruz. Bu gazetenin, İttihad ve Terakki matbaasında basılmasına2 1 8 bakılırsa, Hakkı Bey bu cemiyet ile sıkı ilişkilere girmişti. Nitekim, kendisinin sözkonusu örgü­ te levhalar hazırlamasına2 1 9 ve Ahmed Rıza Bey’i eleştirdikten, Cenevre gru­ buna yakınlığını belirttikten sonra «...Evet! Ben Jön Türküm, vatan zulm için­ de boğuluyor, devlet bitiyor, beni daha ziyade sıkmayın, beni daha ziyade söyletmeyin...»2 8 0 gibi bir ifade kullandığına bakılırsa, ilişkilerini bir hayli art­ tırmıştı. Gene, ölümünden sonra hakkında çıkan yazılarda bu duruma işaret edilmektedir.2 8 1 Bu şekilde Hakkı Bey, tamamen şahsî bir firar hadisesinin ertesinde, İttihad ve Terakki üe ilişki kuran ilk ve en belirgin şahıs olmakta­ dır. Aynı tarihlerde, Fransa ve Belçika’da muhalif yayınlarda bulunan eski Hidiv İsmail P aşa’nm sabık sekreteri Mulhi İbrahim Bey’in; bu kez, İngil­ tere’ye gelerek daha yoğun faaliyetlerde bulunmayı arzuladığını; ancak, Os­ manlI yönetiminin çabaları sonucunda bu isteğini gerçekleştiremediğini gö­ rüyoruz.288
(278) [H a k k ı], «M ütaliin-i K iram a,» Cür’et, no.4, 25 T eşrin -i sânî 1898-15 R eceb 1316, s.l: « C ü re tin üçüncü num erosunda, dördüncü num erosım un (Ce­ n ev re) şehrinde O sm anlı İttih a d ve T erakki Cem iyeti m atbaasında, yâni O sm anîılar içün h e r d ü rlü ikbâl ve istik b âlin m ir’atı, h er dü rlü hissiyât-ı insaniyenin m e r’î-i m uhassesatı, h u b b -ü l-v atan , m in -ü l-im an hadisinin m ırsadı, itlak m a b ihakken şâyân olan m atbaada h u ru fa t ile ta b ’ etdireceğimi vaad etm işdim ...». G ene sözkonusu gazetede «İstanbul Şubemiz» şek­ linde ifadelendirilen Ş u ’be îttih a d ve T era kki örgütüdür. Bkz. «Dersaadet Şu’bem iz A za-yı M ütehayyizan ve H am iy etperveranından B ir Z ât-ı Â licâh m m ek tu b u n a T araf-ı Âeizîden Cevab,» Cür’et, no.7, 28 Ş ubat 1899- 16 Şevval 1316; ss. 1-2. (279) H akkı B ey’d e n -îsh a k S ü k û ti’ye, [P a ris ], 15 F evrier 1899: «...Y arın size iki levha göndereceğim . B iri ûlem adan d ört zât ile askeriyeden m üteaddid zabit ve alıali-i m ütenevviadan b ir tak ım sam iîn takdim eder. Û lem adan b iri A bdülham id’in d e n a a t-i zatiye ve id a re -i m eş’um elerini ta ’dad eder. D iğeri keza A bdülham id’in, E bülhüda zm dıkına boncuklarla kol açdırdığını ve ahalinin h a l’e m uvaffak olub olam ayacağı m uhaverelerini takdim ve izbar eder...» A r k iv i Qendror, 19/106-3/732/9776. (280) H akkı B ey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, P aris, 27 T eşrin-i sânî 1901, A rk iv i Q endror, 19/106-3//80/972. Bu kim senin m erkez yayın organına gönderdiği ben­ zer tem aları işleyen b ir m ektub için bkz. «Cür’et Gazetesi S ahib-i H am iy etp erv eri H akkı Beyefendi H azretleri ta rafın d an Mektub,» Osmanlı, no.54, 15 Ş u b at 1900- 15 Şevval 1317, s. 4. (281) «Teessür-i Azîm,» Osmanlı, no.l27s 1 K ân û n-i evvel 1903-12 R am azan 1321, s. 2. (282) n iO jîl.O . Registarated Papers: 45: 9650-A-38025b. İngilizlerin, bu şahsın faaliyetlerini d u rd u rm ak için eski H ü rriyet’e k arşı aldıkları tedb irlere baş133

Bir süre sonra ise, İsmail P aşa’nm diğer bir sekreterinin İtalya’da mu­ halefet çevreleriyle temas ettiğini ve Midhat P aşa ile ilgili bir broşür yayın­ layarak, Osmanlı yönetimini bir hayli uğraştırdığını müşahede ediyoruz.2 8 3 Bu da eski Hidiv’in olaylarla ilgisini göstermektedir. Ama, Jön Türk hareketleri olarak nitelendirilen bu eylemlerin, bizim incelediğimiz gruplar ve İttihad ve Terakki ile alâkası bulunmamaktaydı. Bu arada göze çarpan diğer bir gelişme, Avrupa’da muhalif ve Jön Türk olarak nitelendirilen ve Osmanlı azınlıklarına mensup kimselerin çıkarttıkları yayın organlarmuı sayısında hızlı bir artışın görülmesidir. Ancak, en önde gelem L’Orient’m, doğrudan ve Georgiades tarafından çıkartılıyor gibi gözü­ ken Le Yıldız’m da, dolaylı naşiri olan Nicolaides’in bu faaliyeti Yunan millî amaçlarına hizmet için yaptığı anlaşılıyor.2 8 4 Ama, bu kendisinin Saray ile çev­ rede Jön Türk eylemi olarak yorumlanan hareketi konusunda pazarlığa otur­ masına engel değüdi ve sözkonusu anlaşmalar sonucu kendisi Saray’ın savu­ nucularından birisi haline geIdi.2 S 5 Benzer bir şekilde, George Badis adlı bir kişinin P aris’de neşretme tehditinde bulunduğu Genç Türkiye gazetesi ile ay­ nı çeşit bir pazarlık yaptığını izliyoruz.2 8 9 Bu tür faaliyetler kuşkusuz İttihad ve Terakki’nin etkinliğini yoğunlaştırmasından sonra da sürdü. Fakat, doğal olarak iki hareket arasında hiçbir bağlantı kurulmadı. 1890 tarihinden itibaren firar hadiselerinin ve bunlara bağlı eylemlerin çoğaldığı görülmektedir. Bunları iki kısımda mütalâa edebiliriz. Birinci grup; olayı tamamen bir şantaj vasıtası olarak görmekte, para koparmak için, mu­ halefet hareketi örgütleyeceği şeklinde tehditler savurmakta2 8 7 , bazen birkaç
v u rm ay ı k a ra rla ştırd ık ları anlaşılıyor. Bkz. sözkonusu dosyada, H .S.H uffle ’dan-G odfrey K ensington’a, 24 A ralık 1884. (283) Vasıf Efendi adlı b u şahıs «Le Secret de M idhat Paseha» adlı b ir risâle neşretm iştir. Bu konu ve Osmanlı yöneticilerinin çabaları için bkz. M ah­ m u d N edim Bey’d en -T u rh an Paşa’ya, 170/21516-3 Tem m uz 1895, M alırem âne yazı, Said P a şa ’dan-M ahm ud N edim B ey’e, 13919/38,4 M ayıs 1894, M ahm ud N edim B ey’d en - S aid P aşa’ya, 20009/351/16 E kim 1894. Roma B ü ­ yükelçiliği A rşivi, K .5 2 (l). Bu şahsın N apoli’deki faaliyetleri için bkz. N a­ poli K onsolosluğundan-M ahm ud N edim P aşa’ya, 2107-18/5 E kim 1894 ve 2108-19/9 Ekim 1894 ta rih ve n u m aralı yazılar. Rom a B üyükelçiliği A rşivi, K.52 (1). (284) N .Nicolaîdes’in, L ondra’daki Y unan Büyükelçisi G ennadios’a yazdığı 14 Ağustos 1889 ta rih li m ektup. M ektup, L ’O rient dergisinin G ennadion K ü ­ tü p hanesindeki (A tina) kolleksiyonunun (p.86,s’de k ay ıtlı) başına ek len ­ m iştir. (285) Bu p azarlık lar ve gazetelerin faaliyeti için bkz. B B A -Y /S a d a re t Hususî M arûzat, 20 S 1310/no.263,30 S 13İO/no.356, 24 Ra 1310/no.588, 5 R 1310/ 687, 15 R 1310/no.757, B B A -Y /M ü te n e v v î(G ü n lü k ) Marûzat, 3 L 1310/no. 504-7163. (286) B B A -îrade-D ahiliye, 26 R ebiy’ülevveî 1308/no.93855. (287) Bu tü r d av ran ışlara örnek olarak bkz. B B A -B E O /Z a p tiye Giden, 662-21/ 13,87, (10 H aziran 312)/9738(m ühim m e).

134

kişi biraraya gelerek örgütlü bir eylem izlenimini vermeye çalışmakta,2 6 3 da­ ha sonra ise yapılan bir pazarlık sonucu; uygun bir para veya memuriyet kar­ şılığı, sözde muhalefet bir kenara bırakılmaktadır. 1893-1895 döneminde özel­ likle Atina’nın bu tür bir muhalefet üssü haline geldiğim görüyoruz. Çeşitli şekillerde buraya ulaşan bu kimseler uygun şartlar sonunda tekrar yurda dönmektedirler.2 8 8 Bu durum, Meşrutiyetin yeniden ilânına kadar süren bir özellik olmuştur. Ancak, çok sayıda örneğine rastlanabilecek bu kimseler ile2 ® 0 ittihad ve Terakki örgütü arasında herhangi bir ilişkiden sözedebilme imkânı bulunmamaktadır ve dışarıda Jön Türk eylemi olarak değerlendirilen bu eylemler ile sözkonusu örgütün Saray ile yürüttüğü pazarlıklar arasında da hiçbir ilinti bulunmaz. İkinci gruba gelince bunlar gördüğümüz Hakkı Bey benzeri şahsî fakat ciddî niyetlerle Avrupa’ya veya Mısır’a firar eden kimselerdir. Bunların bir kısmı Saray ile uyuşarak yurda dönmüştür; ama, amaçlarının bu olduğu söy­ lenemez. Bu duruma ilk örnek olarak, İzmir’in tanınmış gazetecisi Tevfik Nevzad Bey ile Maarif Müdürü Emrullah Efendi’nin beraberce Cenevre’ye firar ede­ rek; Hidınet adında bir gazeteyi neşre başlamaları gösterilebilir.2 9 1 Yurt için­ deki muhaliflere güç verdiği bizzat onlar tarafından belirtilen bu ilk önemli firar,2 8 2 Saray tarafmdan büyük bir telâşla karşılanmış ve İsviçre hükümeti
H idiv’den de destek olan b u tü r h arek etlere örnek olarak, Fevzi Bey ile F a h ri Bey ve R ianez Paşa’m n k ita p basm a şeklindeki b ir eylem leri gösteri­ lebilir. Bkz. M ilano Konsolosu Je a n S ilv estre’den-M ahm ud N edim Bey’e, M ilano, 15 E ylül 1894, Rom a B üyükelçiliği A rşivi, K .51(l). (289) B ir örnek olarak, böyle b ir d av ran ışta b u lu nan M ülâzım M ahm ud Bey gös­ terilebilir. Bkz. Cevad Paşa M erhum un Z am an-ı Sadaretinde T a kd im O lu­ nan T eza kir-i H ususiyettin Suretlerini H avt D efter, B B A -Y ıld ız Esas E vra­ kı, 36/419/146/XV. 4606-7 Mayıs 311. (290) Ö rnek olarak, P a ris’den dönen ve askerde bulundurulm ası sakıncalı görü­ lerek civar b ir vilâyette m ülkiye tab ab etine getirilen Rıza B ey’i v erebili­ riz. Bkz. B B A -B E O / Serasker R eft, 257-6/65, 450 (6 M ayıs 313) ve B B A BE O /D ahiliye Giden, 96-3/45,649, (6 M ayıs 313)/71339 ve 1035(16 H aziran 313)/72708. F ira r o laylarının olağanüstü b oyutlara varm ası sonucunda a lı­ nan te d b irle r için bkz. B B A -Y jS a d a re t H ususî M arûzat, 13 Za 1316/no.l708 ve B B A -Y ıld ız Perâkende, 12 Za 1318/no. 1537. (291) G azetenin n eşri için bkz. M aarif N ezareti Tezkeresi, B B A -Y /M ü te n e v v i (G ü n lü k) M arûzat, 20 Ş 1311/no.3257. T evfik Nevzad Bey’in daha evvel de aynı adla İzm ir’de çık arttığ ı gazete cu m huriyet fikrini yaydığı g erek ­ çesiyle ta k ib ata u ğram ıştır. Bkz. B B A -Y jS a d a re t H ususî M arûzat, 18 Ra 1304/no.2. C enevre’deki faaliyeti aynı çabaların devam ı o larak y o rum lan­ m ıştır. Bkz. B B A -Y /S a d a re t H ususî M arûzat, 21 Ş 1311,/no.2958. D iğer fa­ aliyetleri için bkz. Said P aşa’dan-M ahm ud N edim Bey’e, 7/7925, 1 M art 1894 ve M ahm ud N edim B ey’d en -S aid P aşa’ya, 90/19567, 14 N isan 1894. Ro­ m a B üyükelçiliği A rşivi, K.50(2). K rş. PRO/F.O. 800/114: Private Papers o f S ir Philip Currie (Reports: 1893-95), 135/5 (33b), 19 Nisan/94, (292) Hoca M uhiddin, H ü rriyet M ücadeleleri..., s. 2. 135 (288)

ile çeşitli pazarlıklar yapılarak1 2 ® 3 malî bakımdan da zorluklar içinde bulunan bu kimselerin birer suçlu olarak yurda iadeleri sağlanmıştır. Bu tarihten sonra İzmir’de yaşamalarına müsaade edilen1 2 8 4 iki muhalifin, yoğun gözetim altında bulunduruldukları anlaşılıyor.8 2 9 5 Nitekim, kısa bir süre sonra Emrullah Efendi, maarif muhasebecisi ile arasında geçen bir tartışma nedeniyle mahkemeye sevkedildi.2 8 6 Tevfik Nevzad Bey’in ise hapishane mek­ tuplarında; aksini savunmasına karşılık097; İzmir’deki muhalifleri örgütleme gayretine girdiği izleniyor. Kâmil Paşa'nın oğlunun da katılması ile yabancı temsilcilerin de ilgisini çekmeye başlayan-9 8 bu hareket, yönetimin de dikka­
(293)
B B A - Y /S a d a r e t Hususî Marûzat, 21 B 1311/no.2560, 29 Ş 1311/no.3062, 30 Ş 1311/no, 3068i 12 L 1311/no.3563, 20 L 1311/no.3674,19 Za 13H/na.4094, 1 Z 1311/no.4279. Bu şahısların iadesi dolayısıyla İsviçre yönetim ine k arşı gösterilen m em nuniyet için bkz. B B A -B E O /H a ric iy e Reft, 183-5/39,136, (7 N isan 310:136 T ezkere-i Hususiye)/28988.

(294)

(295) (296) (297)

İstan b u l’a celpleri için bkz. B B A -B E O /H a ric iye Reft, 183-5/39, m ü k e rrer 141, (3 N isan 310)/29119. İzm ir’e gönderilm eleri için bkz. B B A - Y /S a d a r e t Hususî Marûzat, 5 L 1311/no.3454, 30 Ş 1311/no.3417. B B A -Y /M ü ten ev vî(G ü n lü k .)M a rû za t, 11 L 1311/no,8Ü5-8294,
B B A - A y n iy a t D efterleri: 1689 Z abtiye, S ad aret’den-Z abtiye N ezaret-i Ce-

lilesine, 14 Tem m uz 310/s 45. T evfik N evzat Bey, kardeşi Refik N evzat B ey’e yazdığı m ektupta durum u şöyle ta sv ir ediyor: « ...İzm ir’e gelecek ilk hafiyenin alacağı m alûm at, b e­ n im e fk â r-ı m u zırra eshabm dan olduğum dan, aleyhdarlığım dan, şöyle şöy­ le yapm akda bulunduğum dan ib a re t oldu. H albuki em in ol ki hüküm ete d air k elim e-i vahide söylem iyor h içbir şeye karışm ıyordum . H a ttâ o gü n ­ lerde sana yazdığım m ektubları h a tırla rsa n anlarsın ki politika işlerine k a­ rışm a diye daim a sana da n asih atd a bulunuyordum . F ak at hafiyeier de, h ü k ü m et de alacakları m alûm at üzerine h arek et ederler. Belki de en ziya­ de dostlarım dan alm an m alûm at üzerine, h ü küm et benden çekinerek a r ­ kam da hafiye gezdirir idi. B irkaç defa, evim basılarak e v ra k -ı m uzirra arandı. B irşey yapm adığım için, b irşey b u lunm ak ih tim â lid e yok idi...». ‘B irad er’ h itap lı m ek tu p ta ta rih bulunm am aktadır. T e v fik N ev zad B e y E v ­
r a k ı/Ö z e l Arşiv.

(298)

K âm il P aşa’n m oğlunun d u ru m u n u n uyan d ırdığı ilgi için bkz. A lber-G lansta e tte n ’ d en-K ont G oluchow ski’ye, Sm yrna, 1 E ylül 1899, no.95.pol, Ref1 , (pr.11/9.99), Haus-, Hof-u. Staatsarchiv, PA, XXXVIII 313, K on su late S m y r ­ na (1899). Konsolos, bu nedenle tu tu k lam a konusundaki m uhaberatın V a­ li a tlan arak vekiline gönderildiğini belirtm ekte ve bazı abartm alard a gö­ rü ld ü ğ ü gibi H eybetnüm â adlı savaş gem isinin lim ana gelişi ile olay a ra ­ sında b ir ilişki b u lunm adığını ifade etm ektedir. K âm il Paşa’nın oğlu h a k ­ k ın d a başk a n itelik tek i ih b a rla r için bkz. B B A -B E O /M a h re m â n e . M ü sve dât, no.136/20 M art 1318. T evfik N evzat’ın k u rm ay a çalıştığı g ru p ta b u lu ­ n a n M ustafa Ş ü k rü ’nün, Y enişehir’e fira rın ın onun hakkm daki şüpheleri yoğunlaştırdığı da görülüyor. Bkz. B B A - Y /S a d a r e t Hususî Marûzat, 30 Ş 1311/no.3068.

136

tinden kaçmadı ve İzmir’de teşkilâtlanmaya çalışan bu kimseler tutuklanarak,®8 3 Bitlis’e sürgüne gönderildi. Bu gerçekten de İstanbul dışında oluşan önemli örgütlenmelerden biri­ siydi ve tutuklananlar arasında vilâyet tercümanı Abdülhaiim Memduh Bey’in bulunması --ki kendisini daha sonra İttihad ve Terakki ile yakın ilişkilerde göreceğiz— ve Tevfik Nevzad'm 1895 tarihinde yazdığı bir mektupta Ahmed Rıza Bey’e selâm iletmesi3 0 0 hareketin şahsî boyuttan çıkarak Hakkı Bey’de gördüğümüz gibi bir ilişkiye dönüştüğü şeklinde yorumda bulunmamızı kolay­ laştırıyor. Nitekim, çeşitli arkadaşlarının serbest bırakılmasına karşılık Tevfik Nev­ zat3 0 1 Adana Hapishanesinde öldüğü 1906 tarihine kadar hapis ve sürgün şek­ linde yaşamını sürdürmek zorunda kaldı. Böylece de şahsî teşebbüs sonucu başlayan ancak daha sonra örgütsel boyuta dönüşen önemli bir örnek oldu.3 0 2 İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin merkez yayın organını çıkartışmdan önce Avrupa’ya firar eden şahıslar arasında; Londra’da faaliyet gösteren Arif Bey ile gene bu şehire gelerek eylem imkânlarım araştıran Ahmed Fevzi B eyler göze çarpıyor. Arif Bey, Ali Şefkati ile ilişki kurmaya çalışmış,3 "3 ama daha sonra Saray ile anlaşarak yurda dönmek zorunda kalmıştır.3 0 4 Fevzi Bey’in de Atina’da, yönetimi telâşa düşüren3 0 5 Vatan gazetesinin neşrine karıştıktan sonra bu şehire geldiği,3 0 6 ancak istediği ortamı bulamadığı müşahede edili­ yor.
(299) N.O,Conor’dan-M arquess of S alisbury’e, Cons.,? Eylül 1899/no,426 tarih li yazının eki, S m yrna, 6 E ylül 1899/'no.55, C.S. H am son’dan-N .O . Conor’a, PRO /F.O . 78/4995. Konsolos H am son «bu kim seleri, P a ris Jö n T ü rk kom i­ tesi ile m uhab erelerin i h ab er alan M ustafa Bey adında b ir m u h b irin ih b ar ettiğini» belirtm ektedir. Buna k arşılık F ransız konsolosu du ru m u protesto ederek tu tu k lu la rı k u rta rm a y a çalışm ıştır. Bkz. A yd ın V ilâyet-i Celilesiyle M uhaberata M ahsus D efterdir, (no.45), B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 36/247015/147/X V I. A ydın V ilâyetin’den-2/27 Ağustos 315, Vali Kâm il. Tevfik N evzad’m , kardeşi Refik N evzat’a yazdığı, ‘B irad er’ başlıklı, 11 T eşrin -i sânî 1311 ta rih li m ektup. T e v fik N evzad B ey E vrakı/Ö zel A rşiv. Bkz. 1316 Senesi M ü teferrika K ay d D efteridir, B B A -Y ıld tz Esas Evrakı, 36/139-77/139/XIX-7, İzm ir’den, 19/11 M art 316, F erik Şâkir. Tevfik N evzad’m b u gelişm elerden sonraki yaşam ı için bkz. Ziya Som ar, B ir A dam ın ve bir şehrin Tarihi: T e v fik N evzad: İzm ir’in İlk F ikir-H ü rriyet Kurbanı, A henk M atbaası, (İzmir:1948), ss. 63 v.d. Konsolos H am soıvm ra p o ru n d a konuya d ik k at çekilm işti. K endisiyle 19 M art 1984 ta rih in d e görüştüğüm , Tevfik Nevzad B ey’in kızı Benal N ev­ zad A rım an, annesinin kendisine babasının İzm ir’e dönüşünden sonra y u rt dışındaki m uhalifler ve A hm ed Rıza Bey ile m uhaberatını sürdürdüğünü ve birk aç k ere evleri aran d ığ ın d a b u evrakı yoketm ek zorunda k ald ık ları­ nı anlattığ ın ı ifade etm iştir. Elçilik ajanı A llen’m i H aziran 1895 ta rih li rap o ru ve Rüstem P aşa’danSaid P aşa’ya, 434/196961, 30 M ayıs 1895. Londra B üyükelçiliği A rşivi, K.303 (3). B B A -İrade-H ususî, 27 S afer 1313/no. 341. Bkz. B B A -B E O /T elg ra f ve Posta N ezareti G iden> 585-17/10, 16, (27 M art 13?

<300) (301)

(302)

(303)

(304) (305)

Aym dönemde Tarsusizâde Münif Bey adlı eski bir Mülkiye talebe­ sinin Atina’ya firar ettiği ve orada Hakikat adlı bir gazete çıkarttığını gö­ rüyoruz,3 0 7 Bir süre sonra bu şahıs, Cenevre’ye gelerek gazetesini orada neş­ retmeye başladı.3 0 8 Her ne kadar bu yayın organının bir örgütün fikirlerini temsil ettiği şeklinde kayıtlar bazı arşivlerde göre çarpıyorsa da,3 0 9 bu örgüt îttihad ve Terakki Cemiyeti değildi ve Münif Bey’in olumlu ilişkilerine rağ­ men hiçbir zaman sözkonusu organizasyona bağlı bulunduğu belirtilemez. Ni­ tekim, kendisi Hakikat dergisini İttihad ve Terakki neşriyatı sonrasında da devam ettirdiği gibi, daha sonra Osmaırh ve Yıldız adında iki gazete neşrede­ rek ayrı bir faaliyeti sürdürmeyi yeğledi.®0 Bu şekilde sözkonusu örgüt dı­ şında, fakat bir Jön Türk eylemi sayılacak hareketin örgütleyicisi olmuş oldu. Böylece 1895 öncesinde faaliyette bulunan beş örgütlü grup ve şahsî ha­ reketler ile bunların îttihad ve Terakki Cemiyeti ile olan ilişkilerini tamam­ lamış oluyoruz. Görüldüğü gibi, mason teşkilâtı, Osmanlı Islahat Fırkası (P ar­ ti Constitutionnel en Turquie), Türk-Suriye Komitesi’nin açık ve örgütlü bir şekilde ayrı bir faaliyeti organize etmeye çalıştıklarını ve daha sonra İttihad ve Terakki ile ilişkiler kurmaya çalıştıklarını gördük. Dördüncü grup olan ûlema bir süre bağımsız hareket ettikten sonra, belirtilen örgüte geniş çapta ka­ tılmıştır. Ama ûlema, tek parçalı bir yapı olmadığından, onun herhangi bir hareketin tam arkasında veya tam karşısında olduğunu belirtmek mümkün olamamaktadır. Benzer açıklama, tarikatlar içinde ileri sürülebilir. Beşinci grup, Saray darbecüeri olarak karşımıza çıktı. Bunların özellikle 1895 de yoğun faaliyette bulundukarını, daha sonra îttihad ve T e r a k k f y e meylet­
311)/4985 (m ühim m e), B B A -B E O /D a h iliye G iden, 94-3/43,99,(17 M art 311)/4922(m ühim m e kalem in d en ), 171, (27 M art 311)/4985(m ühim m e). B B A -Y /S a d a re t H ususî M arûzat, 5 L 1312/no.3763, 8 L 1312/no.3823, 20 Za 1312/no.4242,3 Z 1312/no.4746,8 Z 1312/no,4822, 11 Z 1312/no.4875, 23 Z 1312/no.5027. B B A -Y /M ü te n e v v î/G ü n lü k ) Marûzat, 26 L 1312/no.9932. R üstem P aşa’d a n -T u rh a n P aşa’ya, 539/19822,19 H aziran 1895 ve 425/19684, 25 M ayıs [18]95 ve Said P aşa’dan-R üstem Paşa’ya, 192/12761,29 M ayıs 1895 Londra B üyükelçiliği A rşivi, K.303(3). B B A -Îrade-H ususî, R ebiy’ülâhîr 1314/no.77-339 ve B B A -B E O /H ariciye R eft, 183-5/39, 1110, (23 E ylül 321)/63535, B B A -Y /M ü te n e v vî(G ü n lü k )M a ­ rûzat, 2 Ca 1314/no.2û08. A rchives d'E tat-G eneve/C hancellerie, B.7(27 Ekim 1896), s. 147. Îçişlerinden-D ışişleri B akam ’na, 13 M ayıs 1898, A ffaires etrangeres-N ouvelle S erie-T u rq u ie) Vol.2(1898), ss. 80-81. Y ıld ız' m yayını için bkz. B B A -B E O /D a h iliye Gid,en, 96-3/45, 3717, (3 Ş ubat 313),/80947 ve B B A -B E O /H ariciye R eft, 184-5/40,1705,(23 Ş ubat 313)/ 80947, O sm anlı için ise bkz. BBA-BEO /H ariciye R eft, 184-5/40, 1410, (26 T eşrin -i evvel 1313)/78681, T arsusîzâde’n in faaliyetleri için bkz. Fm dıkoğlu Z. Fahri, X IX . A sırda T ü rkiye Dışında T ü rk Gazeteciliği ve Tarsûsîzâde M ünif B ey: H ayatı ve N eşrettiği G azeteler (1873-1930), F akülteler Mat., (îstanbuî:1962), ss. 12-32.

<306)

(307)

(308) (309) (310)

138

meye başladıklarını izledik. Nihayet son bir kategori olarak şahsî hareketler olmakla beraber, örgüte maledilen eylemler üzerinde durduk. Bu son grubun diğerlerine göre önemi çok azdır. Ama, basit polisiye olayları bile bu şekilde Jön Türk faaliyeti olarak yorumlayan batı basını,5 1 1 bu şekilde sonu gelmeyen bir eylemi sürekli olarak işlemiştir. Ancak, İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin de; bütün bu kendisi dışında gelişen ve ona atfedilen faaliyetler dışlandığında bi­ le önemli ve can alıcı eylemleri ortaya koyduğu ve bütün bu grupları gölge­ de bırakacak güce ulaştığı da bir gerçektir. O halde yapılması gereken; bu örgütün yapısını, faaliyetlerini ve düşünce sistematiğini incelemek olmalı­ dır.

<311)

Bkz. «Un Com plotto contro il Sultano,» II Corriere della Sera, 7 Ekim 1894. O layın tam am en polisiye boyutlu oluşu için bkz. Said Paşa’dan-T evfik F a ga’ya, 44/10949,11 E kim 1894. Benzer b ir örnek için bkz. M ahm ud Nedim B ey’d en -S aid P aşa’ya, 27 H aziran 1893. îlk vesika, R om a B ü yükelçiliği A r ­ şivi, K.71{3). İkincisi ise gene, Rom a B ü yükelçiliği A rşivi, K .5 0 (l)’de k ayıtlıdir. 139

BELGELER — AÇIKLAMALAR BELGE : I — Sözkonusu gazetede yayınlanan iki beyannamenin metni aşağıda­
ki gibidir :

Bu sayının yayınlanmasını İngiltere’deki genel seçimlerin sonuçlarını al­ mak için birkaç gün geciktirdik. Bugün Liberallerin zaferi kesinleşmiştir. M. Gladstone iktidara gelecektir. Bu mazlum halklar ve insan haklan taraftarları için bir sevinç vesilesi­ dir. Hindistan’daki dindaşları gibi, Türkiye müslümanları (da) diğer dinler­ den olan hemşehriyle Grand Old Man’in zaferini büyük bir memnuniyetle se­ lamlamışlar dır. Türkler, Araplar, vs., aynı resmi haydutlar çetesi tarafından baskı altında tutulmakta, sömürülmekte, horlanmakta değil midirler? M. Gladstone hiçbir zaman şu veya bu milletin düşmanı olmamıştır; onaltı sene önce, Türklerin pılı pırtılarıyla Asya’ya geri püskürtülmeleri gerektiğini söy­ lemişse de, bundan kötülükleri Ortaçağ’da dahi müsamaha edilemeyecek de­ recede insanı çileden çıkaran, Divan’m sefil ve aşağılık görevlisini kasdetmiştir. Osmanlı vatanseverleri M. Gladstone’a Osmanlı împaratorluğu’nun par­ çalanmasının ve basma gelen felaketlerin gerçek nedeni olan kokuşmuşluğa, suistimallere, cinayetlere ve tertip edilmiş katliamlara karşı cephe aldığı için hiçbir zaman kızmamışlardır. Eğer Sultan’m hükümeti uygun şekilde ıslahat ve medeniyet yoluna gir­ miş olsa ve en bayağı bağnazlık duygularını tahrik etme yolunu seçmeseydi, Türkiye ne Bulgaristan’ı, ne Bosna-Hersek’i, ne de II. Abdülhamid’in uğursuz saltanatı sırasında elinden alman diğer on iki eyaleti kaybederdi. Son yirmi senenin müdhiş dersleri en geri zekalı Türkleri bile, şimdiki hükümdara mahsus mutiakiyetçi terör ve zulüm sisteminin yarm sadece E r­ menistan, Küçük Asya, Girit, Arnavutluk, Epir, Makedonya’nın değil, fakat Arabistan, Mezopotamya ve Afrika’daki son topraklarımızın da mutlaka kay­ bedilmesine sebep olacağını anlayacak derecede zeka sahibi kılmıştır. OsmanlIlar M. Gladstone’u hiçbir zaman bir düşman olarak telakki ede­ mezler; aksine, Saray paşalarının ve beylerinin aşağılık rejiminin yılmaz mu­ halifi olduğunu gösterdiği müddetçe, 1876 Anayasasının yeniden tesisinin ve
140

İmparatorluğun çeşitli eyaletleri için bir home rııle sisteminin mutlak zarure­ tini gördüğü müddetçe en samimi dostları olarak kabul edeceklerdir. Osmanlılar Graad old Man’a Türk milletinin bütün namuslu ferdlerinin Ermenistan’daki Hristiyan kardeşlerine karşı girişilen iğrençliklerin yanın­ da, Saray tarafından tayin edilen yiyicilerin yönetimine karşı bir seneyi a-ekın bir süredir isyan halinde bulunan Arabistan’daki Müslüman kardeşlerinin yok edilmelerine karşı çıktıkları teminatını verebilirler. (İzleyeceği) politikayla, onları her türlü insanlık ve vatandaşlık hakların­ dan mahrum kılan ve bu şekilde, Müslümanlığın en kutsal buyruklarına teca­ vüz eden cani oligarşiden kurtulmalarına katkıda bulunursa M. Gladstone’a ebediyen minnettar kalacaklardır. 15 Temmuz, 1892 Bkz. La Turquie Libre, 20 Temmuz 1892, s. 1. Le Comite Liberal Ottoman

Bir Çözüm Yolunun Belirmesi Türkiye’de dürüst ve modern insani ilkelere uygun bir idare rejiminin te­ sisi için ortaya çıkmış olan Osmanlı hareketi gizli devresinden çıkıp aktif saf­ haya girmenin arefesindedir. Açıkça Yıldız anti-Hilafet’i tarafından yönetilen baskı ve ahlaksızlık fırkası artık (aydınlık yerine) karanlık (saçan) son ışık kırıntılarını harcamaktadır. Onu destekleyen genel siyasi durum, özellikle İn­ giliz Parlamentosundaki dün akşamki oylamadan sonra, Tanrının izniyle, önemli değişikliklere uğramıştır. Oyun artık saray paşaları ve beyleri, mille­ tin bu arlanmaz sömürücüleri için kaybedilmiş sayılabilir. İşte bu sebeple, ırk ve din farkı gözetmeksizin bütün Osmanh vatanse­ verlerini, bütün mazlumları yakın geleceğe tam bir güvenle bakmaya ve ka­ zanılması mutlak bir zaferi, müşterek düşmanlarımızın halkın haklarına ve hürriyetine karşı ustaca kötüye kullanmaktan geri durmayacakları münferid ve düşüncesiz hareketler yüzünden tehlikeye atmamaya davet ediyoruz. Osmanlı tahtının şerefini lekeleyen zındıktan ümid edilecek hiçbir şey ol­ madığını biliyoruz. Vatan ve kendisini çevreleyen bir avuç necis vicdansız arasında tercih yapmaya zorlandığı per çok defa, her keresinde, edepsizce ve hayasızca, onları yeğlemiştir. Meşhur sadrıazam Midhat P aşa’ya hitab et­ tiği 3 Zilhicce 1293 tarihli Hattında millete verdiği şatafatlı vaadleri de bu yüzden tutmamaktadır. Ancak bu iyiniyetli vatanseverler için, yürekten sahip çıktıkları selamet-i amme ve insanlık davasına zarar verebilecek şiddet ve ihtiyatsızlıklarda bu­ lunmaları için yeterli bir sebep teşkil etmez. Maruz kaldıkları bütün tahrikle­
141

re rağmen, amaca yaklaştığımız ve hiçbir şeyin hiçbir suretle bizi ondan uzaklaştıramayacağı şu sırada her zamankinden daha sakin davranmalıdırlar, OsmanlIlar! Tiran Abdülhamid ektiğini biçemeyecektir, ve hasat da kendi­ ni artık fazla bekletmeyecektir. Tırpanlar hazır ve sağlam ve güvenilir adam­ lar ve on altı senedir bütün vatanseverlik ve dürüstlük ruhunun tamamen or­ tadan kaldırıldığı bu yerde bile tetiktedirler. Zamanı geldiğinde bu insanlar vatandaşlarının hakkettikleri adalet ve medeni ve siyasi haklan ve ülkeyi ta­ miri mümkün olmayan bir felaketten kurtarabilecek yegane (çare) olan sağ­ lam bir rejimi sağlama fırsatım kaçırmayacaklardır. Le Comitfe Liberal Ottoman Bkz. La Turqııie Libre, No.13, 17 Ağustos, 1892, s. 1. BELGE: II — Belirttiğim iz gibi beyannâme sözkonusu cem iyetin siyasal amaçh ilk açık faaliyeti olmaktadır. Belge, cem iyetin çeşitli konulara yak­ laşımı bakımından ilginç noktalar ihtiva etm ektedir. Kuşkusuz bura­ daki en önemli nokta m etinde de işaret ettiğim iz gibi örgütlenme ta­ rihi olarak 1875 yılının verilmesidir :

Constantinople 27 Kasım 1895 no. 891 Lordum, Size Osmanlı Hürriyetperverân Cemiyeti (Ottoman Liberal Committee) ta­ rafından hazırlanan ve cemiyetlerinin görüş ve'am açlarım ortaya koyan bir beyannâmenin tercümesini ilişikte sunmakla büyük bir onur duymaktayım. Yüksek Saygılarımın kabûlünü arzederim Sayın Lordum Lordluğunuzun abd-i memlûkleri Philip Currie Marquis of Salisbury [Dışişleri Bakanı], Bkz. PRO/F,0.78/4623.

Suret. Osmanlı Hürriyetperverân Cemiyeti Beyannâmesi

Osmanlı Hürriyetperverân Cemiyeti’nin kasıtlı olarak karıştırılmak isten­ diği Ermeni Komitesi ile müşterek hiçbir hususu yoktur. Ermeni Komitesi ya­
142

kın geçmişten başka hiçbir şeyi hesaba katmaz iken cemiyetimizin kuruluşu 1875 e kadar gitmektedir. Memleketin huzurunu kalpten arzulayan cemiyetimiz, bütün mühim âzâlarmın durumu idame ettirebilmek için cebir ve gösterişe dayanan Abdülhamid saltanatının ilk senelerinde birbiri ardınca memleketi terk ettiklerini mü­ şahede eylemiştir. Nazarlarınızı son yirmi sene üzerinde sabitleştiriniz. Tarihimizin bu son merhalesi ahlâkî değerlerimizin inkırazına ve temel kanunlarımızın dayanak­ larının yıkılışına şahit olmuştur. Erkânın fikirleri satılmıştır, âmme varida­ tı yağmalanmış başta Sultan olmak üzere bütün gasıblar iktidara ve ülkenin idaresine hükmeder olmuşlardır. Akılalmaz zenginlikler bir kaç kişi tarafın­ dan toplanmış, intihal tertipli mahiyette tatbik olunmuş, ordu ve donanma Sultan’rn maiyetine terk olunmuş, binlerce insanın kanı akıtılmıştır. Bütün bun­ lar yakındaki felâketin habercisidir. Bu kötü gidişi durdurmak için kendilerini vatana feda edenler, uzun za­ mandan beri pek lâfı edilmeyen Osmanlı Hürriyetperverân Cemiyeti’ni yeni­ den tesis etdiler. Cemiyetimizin sebeb-i vücûdu ise bervech-i âtidir: 1. Hukuk-u Siyasiyede müsavat. 2. Türkiye’de ikamet eden herkesin şeref, hayat ve mülkiyetlerinin temi­ natı. 3. 1876 Kanun-i Esasî’sinin ve Sultanlarımızın bahşettikleri, fakat Zât-ı Şâhâneleri şanlı Abdülhamid II sayesinde sönük kelimelere tahavvül etmiş olan hürriyetlerimizin yeniden mer’iyete vaz’edilmesi. 4. Beşeri hürriyetlerin ilânı ve Kanun-i Esasî’nin 6, 9 ve 10. hükümleri­ nin tatbik olunması. Osmanlı Hürriyetperverân Cemiyeti Şiarımız: İttihad ve Müsavat. Bkz. PRO/F.O. 78/4623. BELGE: III — Cem iyetin bu kez Dam ad Mahmud Paşa’nm yurt dışına fira­
rından sonra yayınladığı bir beyannâme, özellikle dış müdahale konu­ sunda dengeli bir tutumu gözler önüne sermektedir. M etin aynı zaman­ da; sözkonusu örgütün ilk beyannâmesinde görülen temaları da tek­ rarlamakla beraber, diğer muhalefet teşekküllerine göre değişik bir üslûb kullanmayı tercih etm ektedir:

Suret Sirküler. Comite Central Liberal Ottoman Constantinople, 21 Haziran 1900 Kâm nâ kâm cemiyet hayatı ve idareye de teşmil olan görülmedik fena durum son aylarda haksız keyfî idare ve idareciler vasıtasıyla çok şiddetli
143

bir merhaleye duhûl etti. İdareciler, cebr ile topyekûn bir sükûta itmek iste­ dikleri cemaat içinde münakaşa kabûl etmez hareketler müşahede edince hay­ rete düştüler. Yüksek tabakadan mühim zevat, ûlemaya mensup muteber faal âzâlar, si­ yasî yazarlar ve kanun yapıcılar gibi faziletlerle meşhur olan müşavirler, mevcut idarenin tahripkâr icraatından meftûr olanlar lüzûmlu olan safvet-i vicdana başladılar ki, tevkif edilen bazıları Sarayda bile hür kanaatlerini sa­ rih olarak beyân etmekte tereddüt etmediler. Türkiye’nin geleceğinin umudu olan genç insanlar henüz nihayete erme­ miş mücadele sebebiyle bağımsızlık özelliğinin emaresini tespit ettiğimiz an­ cak onlara hapis veya sürgüne mâlolan mertçe tutumlarıyla cesaretlendiler. Nihayet hanedân mensubu bir zât, Sultan’ın eniştesi Avrupa’da aile bağları­ nın mezun kıldığı oranda iğrenç idare hakkında şikâyetlerini beyân etti. Pâyitahttakilerin gözlerini açmalarını ve faydalı ıslâhat yapma cihetine gitmelerim lüzûmlu kılan bu olayların yeni baskıları, hapisleri, sürgünleri ve belki yok etmeleri tahrik etmekten başka sonuçlan olmadı. Sultanın arlanmaz şirretlikteki idaresi eski cinayetlerini yeni cinayetlerle kapatma cihetine gi­ diyor. Konuşan, tartışan ve karşı çıkanları hapsediyor, sürüyor ve öldürüyor. Ancak cemaatin bilinci tartışma kabûl etmez, ağırlaşan baskıya karşı halk keyfî idarenin hudutsuz iflâs, kokuşmuşluk ve yüz karası durumunun onda uyandırdığı tiksintiyi açığa vuruyor ve harekete geçiyor. Üzücü sonuçlara yol açan bu durumun devam etmesi karşısında Osman­ lI teb’asının muhtelif kavim ve mezhepleri, Ermeniler ve Rumlar ile beraber, umumî sulhperver olan bizler insanlık ve vatanperverlik duygusu içinde bir­ birimizle tesanüt içinde olmalıyız. Osmanlı Hürriyetperverân cemiyeti Merkez-i Umumisi, ülkeyi kana bu­ layan son olaylardan sonra kaçınılmaz gerekliliğini düvel-i muazzamamn da anlamış bulundukları, dost ve müttefik devletlerin yardımına sırtını dayamış olan hükümeti dost ve müttefik devletlerin destek ve müzaheretim Türkiye’­ nin temeddününe yarayacak umumî ıslâhatın yapılması yönünde kullanmadı­ ğı için suçlamaktadır. Osmanlı Hürriyetperverân Cemiyeti Merkez-i Umumisi, düvel-i muazzamanın Elçiliklerinden bu beyannâmenin ciddî olarak gözden geçirilmesini saygıyla rica ve bütün harcıâlem mülâhazatın karşısında kaybolacağı mute­ ber ve mukaddes gâyemiz olan ‘Vatanın Selâmeti’nden hangi şartlar cari olur­ sa olsun vazgeçilemiyeceğini beyân eder. Bkz. PRO/F.O.78/5060. BELGE: IV — Ahm ed Rıza Bey kendisi ile temasa geçen mason ileri gelenle­ ri ile görüştükten sonra onlara ait nizâmnâmeleri ve ilkelerine ait eser­ leri incelemiş ve iki açıdan olumsuzluğu ağır basan bir cevap vermiş­ tir. Bunlardan birincisi, bu örgütün dinî, konulara yaklaşımı ile kendi­ sinin pozitivist görüşleri arasındaki uyuşmazlıktır, İkinci olarak Ah­ m ed Rıza Bey, mason örgütlerindeki hiyerarşik yapı hakkında fazla­
144

ca olumlu bir kanaate sahip olamamaktadır. Bütün bunların dışında mektup Ahm ed Riza’nm bilim hakkmdahi kanaatlerini belirtmesi bakı­ mından da son derece ilginçtir. M ektupta herhangi bir hitap cümlesi kullanılmamıştır t

Bana masonluğa dahil olmamı teklif etdiğinizde o zaman size bu kuruluş iakkındaki bilgi eksikliğimi açıkça ifade ve benim yaşımda birisinin herhangi bir kuramı daha önceden etraflıca araştırmadan benimsemesinin mümkün ol­ madığını ifade etmişdim. Siyasal olarak bağımsız ve özgür olmakla beraber zengin olarak doğmayan bütün insanlar gibi ihtiyaçlarımızın esiriyim ve ya­ bancı bir memleketde hayatımı kazanmak için çok çalışmak zorundayım. Ve bunu yaparken zavallı vatanımın gelecek mutluluğu için ızdırap çekiyorum. ‘Fakirliğim benim şerefim air’ diyordu Hazret-i Mu’ n ammed; ben de asîl fakir­ liğimle iftihar ediyorum. Fakat ne yazık ki fakirliğin insan için zararlı bir yanı vardır, o da insanı arzu ettiğince çalışmasından mahrum kılmasıdır. Si­ ze geç yazmamın nedeni de budur. Az zamanda masonluk hakkında karşıtı ve yandaşı birçok eser tetkik ettim. Onları burada özetlemek fazla bir anlam ta­ şımayacaktır. Zaten böyle bir özet sizin için bir yarar sağlamaz. Bu bakım­ dan sizin dikkatinizi birkaç temel noktada beni aydınlatmanızı rica edeceğim: 1889 da yayınladığınız tüzükte tanrının varlığı ve ruhun ölmezliği prensibini ihdâs etmeniz dikkatimi çekti. Bu durumda hem Mason olmak ve hem de bu prensibi reddetmek mümkün olabilecek mi! Eğer Masonlar bu hükümleri mut­ lak gerçekler olarak kabul ediyorlarsa bu prensibi savunmak ve sonuçlarına katlanmak durumundadırlar. Böyle bir davranış ise düşünce özgürlüğünü ön­ lemek ve ilerlemeyi (progres) engellemektir. Bu durumda bir atheyi üye ola­ rak alması onun için hem prensiplerine aykırı ve hem de yarar sağlamak ye­ rine tehlikeli olmaz mı? Yâni bu ilkelere inanmayan bir şahıs sakınca olmaksızın masonluğa gire­ bilir mi? Bir halkın entellektüel moral ve kültürü söz konusu olduğuna göre bu tip örgüt mütecanis olmayacaktır ve çok kötü sonuçlar doğuracaktır. Masonluk hoşgörü ilkesi üzerine kurulmuş. Bu konudaki yargım size çok katı bir yargı olarak görünebilir. Ben siyaset ve yönetim konularında çok büyük bir hoşgörüyü kabul ediyorum. Sadece bu konuda bunu yararlı bir erdem olarak görüyorum. Fakat özel bir kuruluş için bu hoşgörüyü anlaya­ mıyorum. Ben ilerlemeyi engelleyen, bana ilmî olarak saçma ve tutarsız gö­ rünen bir doktrini kati surette hoşgörüyle karşılayamam. Eğer batıla ve kö­ tüye gidişe saldırılmazsa bu ikisi yaşamaya devam ederler. Büyük Frederic (rakibini asla yarım hırpalamamak lâzımdır) derken çok haklıydı. Ben böyle bir hoşgörüsüzlükle kimseyi cezalandırmayı düşünmüyorum. O şeyin hipote­ nüsün karesine inanmayan birisini hapse koymasını istemiyorum. Yalnız öyle düşünüyorum ki yukarıda işaret edilen durumda tolerans göstermek olsa olsa zaaf ve şüphecüik olur. Zira matematikte tolerans yoktur. Üstelik konferan­ sınızda İslâmiyet hakkında hiçbir surette tolerans göstermediniz. Gördüm ki Masonlarda üstatlar vardır. Bu üstatlık ûnvanını onlara kim vermektedir ve işçilerin bu üstatlara ' ; «o^umluhjUT <n«(ü1r? Bu tıpkı asker­

likte gördüğümüz gibi bir sadakat mıdır? On yıldır yaptığım çalışmalar bana üstatlardan vazgeçme sanatını öğretmiştir, Entellektüeller arasında çok yük­ sek değerlere sahip olanlar hakkında üstatlarımı bizzat kendim seçmeyi ter­ cih ederim ve onlara karşı derin bir saygı beslemekle beraber onlara karşı kendimi bağımlı (borçlu) hissetmem. Voltaire’in (mutlu mu yaşamak istiyor­ sunuz üstatsız yaşayınız) tavsiyesini yaşamıma uygularken sadece adalete ve pozitif hakikate boyun eğmiş oluyorum... îşte bu sebebledirki her zaman bi­ limle paralel yürüyen pozitivizme itaat ediyorum. Bununla beraber biliyorum ki çok uzağı görmekle bir gün tek başıma kalma riskini de göze alıyorum. F a­ kat ne gam hiçbir kişisel ihtirasım yoktur ve resmî hiçbir makamda gözüm yoktur. Ben bunları Turgot gibi bütün bu nefret ettiğim metafizik prensipleri kamuoyuna empoze edebileceklerini sanan mezheplerin otoritesi ve zihniyetle­ ri için değil herkes için istiyorum. Ben bilimsel veriler üzerine kurulmuş olan hür kuruluşları severim. Ve onların yararları olduğunu kabul ederim. Şimdi soruyorum; Masonluk böyle avantajları olan bir kuruluş mudur? Keza gördüm ki Masonluk ahlâkî bir gö­ rev empoze etmektedir ve adayın temiz olmasını (eleştirilecek bir yanının bu­ lunmamasını) istemektedir. Şerefsizce bir harekette bulunan birisinin Mason­ luğa üyeliği reddediliyor. îşte fevkâlâde belirsiz bir sözcük, zira herhangi bir eylem özgür düşünen birisi için çok ahlâkî ve normal olarak yorumlanabilir. Halbuki aynı eylem fanatik bir dindar için şerefsizlik ve ahlâksızlık olarak yorumlanabilir. Keza böyle bir kavram çevreye ve çağa göre değişebilir. Fa_kat, bu soruna biraz daha açıklık getirmek amacıyla ele bir örnek alalım: Si­ ze soruyorum Galier Prensinin davranışları Masonlar nazarında şerefli dav­ ranışlar mıdır? Zannetmemeli ki Mason olan, başkalarına göre hemen daha ahlâklı ve şerefli kişi olabilir. Sorumluluk konusunda o tüzük hayatı paftasına bile olsa kardeşin korunması ilkesini getirmektedir. (Niçin yalnızca kardeş?) Sırf Mason olduğu için bir cumhuriyetçi veya bir anarşist biri kralı veya kra­ liçeyi korumak zorunda mıdır? Hayatım bana ait değildir, insanlığa ve vatanıma hizmet etmek için var­ dır. Bu bakımdan değeri ne olursa olsun hayatımı bir şahıs için feda etmeyi kabul edemem. Sanıyorum ki dindaşlarınız arasından böyle körü körüne (göz­ leri bağlı) bir fedakârlık örneği vermeniz sizin için güç olur. Buna karşılık benim tarafımdan [bizim-pozitivistler-tarafımızdan] birçok örneği size saya­ bilirim. Sonuç olarak diyebilirim ki clericalisme’in güçlü olduğu ve düşünce öz­ gürlüğünün suç sayıldığı dönemde Masonlar çok önemli hizmetler verdiler. Fakat bugün için hiç değilse Fransa açısından durum artık aynı değildir. Ma­ sonlar bu nedenle birliklerinin varlığını (objektif olarak) açıklayacak gerek­ çeler yaratmalıdırlar. Ben eğer Masonluğa üye olursam, bu kuruluşun insanlığa gerçekten fay­ dalı olması ve ilerici bir kurum haline gelebilmesi için onun bilimle ve uygar­ lıkla paralel yürümesini sağlayacak olan, eski geleneklerini terketmeyi içe­ ren bir reform tasarısı teklif edeceğim.
146

Üzerinde durduğum sakıncalar konusunda tam aydmlanamadığını sürece kuşku duymam zorunludur hattâ bir ödevdir. Saym başkan, açık yürekliliğimi hoş göreceğinizi umarım. Ben hiçbir su­ rette size bir hasım değilim. Zaten siz de sizinle aym fikirleri paylaştığımızı ifade ediyorsunuz. Bununla beraber, açıkça husumetini belirtenin kuşkulu bir yandaşdan daha tercihe şayan olduğu kesindir. Mason düşüncelerinden daha net ve açık olan bilimsel gerçeğe inanmak­ la kendimi daha özgür hissediyorum. Mason düşüncesi ve amaçları konusunda belki yanlış düşünüyorum. Bel­ ki de yeterli bilgiye sahip değilim, ve öğrenmek istiyorum. Zira hiçbir şey si­ zinle çalışmak, sizlerle birlikte insanların entellektüel gelişmesine katkıda bu­ lunmak kadar bana bir şeref veremez. Ben Masonluğa birşeylere faydalı olmak ve görevimi lâyıkıyla yapabil­ mek için girerim. Sadece üyelik unvanına sahip olmak neye yarar? Bu mektubu kardeşlerinize göstermenizi ve üzerinde durduğum görüşler hakkında ne düşündüğünüzü Öğrenmek isterim. Saygılarımla 17 Kasım 103[1892] Bkz. Ahmed Rıza Bey Evrakı/Özel Arşiv. BELGE: V — Konunun Saray tarafından büyük bir ehem m iyetle ele alınmasın­
dan sonra, Antopulo Paşa’nm Ingilizler nezdinde yoğun girişimler baş­ lattığım görüyoruz:

1. S. Ex. Anthopulos Pacha â S. Ex. Tahsin Bey Yıldız Le 13/26 Avrii 1901 Mahremâne Mabeyn-i Hümayun Cenâb-ı Mülûkâne Başkitabet-i Celilesine Utûfetlû Efendim Hazretleri, Bundan birkaç hafta evvel Dersaadet’den buraya çekilmiş bir telgrafnâme üzerine İstanbul’da bulunan ‘Franc Maçon’ locası tarafından olmak üzere mukaddeme Prince de Gal olduğu zamanda bilcümle İngiliz Franc Maçonlarınm riyaseti sıfatını dahi haiz bulunmuş olan İngiltere Kralı hazretlerine hita­ ben Sultan Murad hazretlerinin gûya ta ’dîl-i ızdırabâtı ricasını mutazammın ve insaniyet nâmına olarak bir mektub gönderildiğini bura gazetelerinden bi­ risinde görülmüş olması üzerine mezkûr gazetenin memalik-i şâhâneye men’-i
147

duhûlü derhal Hariciye Nezaret-i Ceiiîesme iş’ar olunmuş olduğu gibi şayed böyle bir mektub kendüerine tebliğ olunacak olur ise dere ve ilân etmemele­ ri zımnında bura gazeteleri ııezdinde dahi teşebbüsât-ı iâzımada bulunulmuş ve mamafih böyle bir mektubun İngiltere kasabalarından birinde bir gazete vasıtasıyla neşr edildiği ve hattâ bunun üzerine Manehester şehrinde bulunan İngiliz Franç Maçonları tarafından bir miting ictima’ı mutasavver olduğu is­ tihbar edilmiş olmağla derhal tahkikat-ı lâzunaya bilibtidar mahsusan Mane­ hester şehrine göndermiş olduğum emin bir zât vasıtasıyla mezkûr mektub hakikaten şelır-i mezkûrdan demiryol ile bir saat mesafede bulunan «Gordon» nâm şehirde çıkan bir gazeteye dere etdirildiği tebeyyün eylemesiyle birkaç nüshası tedarik olunmuş ve. mezkûr cemiyetin adem-i ietima’ma dahi muvaf­ fakiyet hasıl ölmüş ve mâr-el-zikr henüz dest-res olmazdan evvel böyle bir mektub gelib gelmediğinin ve gelmiş ise kral-ı müşarünileyh hazretleri ta ra­ fından ne cevab verilmiş olmâsmın anlaşılmasıçün Foreign Office ııezdinde edilen teşebbüsât-ı hususiye-i hatırâneme cevaben Hariciye Nezaretince buna dair asla malûmat olmadığının beyânıyla beraber işin hususiyeti cihetiyle saray-ı kralîden sual ve istizâh-ı madde edilmek dahi usûl ve vazifesiyle teva­ fuk edemiyeceği ifade olunmuş ise de bervech-i arz muahhar en istihsâl eyle­ miş olduğum mezkûr gazete nüshalarının birisini bundan bir hafta evvel Ha­ riciye Nazırı Lord Lansdowne cenâblarına bilirae tekrar teşebbusata mühaderet ve kendisine gerçi vehle-i evvelide bu işler sıfat-ı hususiyeti inkâr oluna­ maz ise de doğrudan doğruya İngiltere devleti ile münasebât-ı muhalesetleri derkâr olan metbu’-i mufahhamım zât-ı şevketsımât cenâb-ı mülûkâne ve bi­ naenaleyh min ciheten politikaya taallûk eder bir madde olduğunu müşarileyhe beyânıyla böyle bir mektubun vürûd edüb etmediği vürûd etmiş ise bu babda ne muamele cereyân eylemiş olduğunun bilinmesi nezd-i çâkerîde begayet müstelzim olduğundan bu babda tensîb edeceği suretle tahkik-i madde ile câkerlerine malûmat ita eylemesini suret-i hususiyede rica ve iltimas ey­ lemiş olduğumdan müşarileyh nüsha-i mezkûreyi kabûl ile bendelerini mem­ nun etmek içün çalışacağmı vaad eylemiş ve filvaki’ bundan iki gün evvel kendisiyle görüşdüğümde hakikaten ve imzasız olarak saray-ı kralîye böyle bir mektubun vürûd etdiğini ve fakat nazar-ı ehemmiyete almmayub ahz ü kabzına dair cevab verilmemesi içün kral-ı müşarileyh hazretleri tarafından icab edenlere emir verilmiş olduğunu beyân eylemiş olmasıyla bu babda iz­ har eylediği nezaketden dolayı Lord-u müşarileyhe beyân-ı teşekkür olunmuş olduğunu ve bir de tahkikat-ı çâkerâneme göre böyle bir mektubun Londra’ya gönderildiği, mevaddını buraya Atina’dan verilerek Londra gazetelerinden birisine dere edilememiş olmasıyla öyle ehemmiyetsiz bir kasaba gazetesine dere etdirilebilmiş olduğu ve mektubun imzasız olarak gönderilmiş olmasına nazaran bunun İstanbul Frane Maçon locası tarafından gönderilmeyüb bir fikr-i mel’unâneye mebni bunun desayis ve müfsidin tarafından ihtira’ ve ta­ savvur edilmiş bir şey olduğu derkâr olduğundan keyfiyetin arz ü beyanıyla ve mektub-i mezkûrun bir nüsha-i matbuasının aynen ve leffen takdimine müsaraat kılınmış olmağla olbabda. Bkz. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.383(6),
148

Antopulo P aşa’mn konu üzerindeki çalışmasını yoğun biçimde sürdürdü­ ğünü bu arada Lord Salisbury’nin rahatsızlığı nedeniyle gerekli girişimlerde bulunmamasının Saray üzerinde doğuracağı tepkilerden çekindiği görüyoruz. (Bkz. Antopulo P aşa’dan-Tahsin Bey’e, Mahremâne telgraf, 4 Mayıs "1901, Londra Büyükelçiliği Arşivi, K. 383(6).) Saray ise Antopulo’nun bu konudaki faaliyetini ve Ingilizlerin tutumunu büyük bir sevinçle karşılamıştır. (Bkz. Tahsin Bey’den-Antopulo P aşa’ya, 3 Mayıs 1901, Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.383(6).) Ancak, Antopulo P aşa’nm olayın ehemmiyetini azaltmak için gay­ ret gösterdiği açıkça belli olmaktadır. Ayrıca bu konudaki bügileri, Paşa, özel istihbarat memuru aracılığıyla toplamıştır: Z. Devletlû Efendim Hazretleri, Mazrufen Freemason Cemiyeti tarafından haşmetlû Kral Hazretlerine irsâl olunan mektubun sureti bura gazetelerinde neşr olunduğunu haber alır al­ maz mazruf bulunan suretinin elde edilmesine muvaffak oldum. Halbuki han­ gi gazetede olduğunu el’an anlayamadım. Sâye-i devletlerinde muvaffak ola­ cağıma eminim. Bu mes’ele bura ahalisi nezdinde bir te’sir [icra! etmiş işbu mazruf bulunan evrakı iade etmek şartıyla aldım. Halbuki bugün herhalde hangi gazetede olduğunu anlayarak birkaç nüsha iştira’ edeceğim... Olbabda emr ü ferman hazret-i men leh ül emründür.fî. 15 Nisan 901 Kulları. Bkz. Londra Büyükelçiliği Arşivi, K.383(6),
3.

Devletlû Efendim Hazretleri, Mâh-ı hal 9 tarihli Daily Mail gazetesinin nüshası İngiltere’ye mahsus ol­ mayub Manchester’e mülhak Gorton nâm mahalde tab’ olunan Dersaadet ma­ son cemiyeti tarafından İngiltere Kralı Haşmetlû Edv/ard Hazretlerine Sultan Murad Hazretlerinin tahlisi hakkında merhamet-i kralıye iltica etmelerini ha­ vı görülen mektub üzerine Manchester’de bulunan mason cemiyeti bir miting yapmak cemiyet-i mezkûre lodge m aster’i bulunan Duke of Kenetth’e bildi­ rilmesi dahi dermeyan edilmiş ise de Manchester’de mukaddema vücûdu olub sâye-i devletlerinde feshedilen mülga Murad Cemiyeti bu gibi şeylerin lüzûmu olmayub zât~ı hazret-i şehriyârîye karşu böyle bir teşebbüsün lüzûmu ol­ madığım her tarafa bildirerek miting-i mezkûr geriye kalmışdır. Keza Lond­ ra şu’besi dahi sarf-ı nazar etmişdir... Olbabda ve her halde emr ü ferman hazret-i men leh ül emründür. fi. 18 Nisan 901. Kulları. Bkz. Londra Büyükelçiliği Arşivi^ K.383(6). Avnı şahsın 1 Mayıs 1901 tarihli ve hitab cümlesi olmayan mektubunda ise olayla ilgili gelişmeler şöyle anlatılmaktadır:
150

4.

«...Geçenlerde haşmetlû kral hazretlerine mason cemiyeti nâmına ge­ len mektub Amerika ve Mısır gazetelerine dahi dere oîunmuşdur. Bu def’a merkezi Dersaadet’de olmak üzere Sultan Murad’m serbest bırakılması içün bir cemiyet teşekkül edüb işbu cemiyetde Şûra-yı Devlet âzâları, erkân-ı bah­ riye ve harbiye zabitam ve mabeyn-i hümayûnda dahi âzâları olduğu ve müslim ve gayr-ı müslimden mürekkeb idüğü ve bir Cum’a günü selâmlık esnâsında kadınlar m a’rjfetiyîe bir nümayiş icra edeceklerini, hükümdârâna bir beyannâme göndereceklerini ve burada bi-mensuel olmak üzere bir gazete neşr edecekleri ve buraya ve belki Cenevre’ye bu gazete muamelâtını deruhde etmek içün bir iki güne değin hareket edecekler imiş. Mason cemiyeti ta­ rafından gelen mektub bu cemiyetin imiş....» Bkz. Londra Büyükelçiliği Arşivi,K.362(l). İlgi çeken husus olayın yankılarının ve devamının Saray’ın bu konudaki hassasiyetini bilen Sefir tarafından yumuşatılarak ve daha ehemmiyetsiz ha­ le getirilerek anlatılmasıdır. BELGE: VI - A Comite Central Liberal Ottoman Osmanlı Hürriyetperverân Fırkası Hey’eti Merkeziyesi Sayın Bakan, Şartlar daha evvel Kont E. de Keratry tarafından ricamız üzerine 1898’de yüksek bilgilerinize sunulan Türk liberallerinin özlemleri ile ilgili bir memo­ randumu Ekseiânslarıpm iyiniyetli nazar-ı dikkatlerine arzetme cesaretini ve­ recek derecede müsait bir zemin hazırlamıştır. La Have barış konferansının toplanması dolayısıyla; Doğu’da barışm mut­ lak olarak hüküm sürmesini şiddetle arzulayan F ransa’ya Avrupa barışını sağlamanın tek yolunun çabalarını Türkiye'de genel ıslahat yapılmasına yö­ neltmek olduğunu; ve bunun gerekliliğini böylece La Hay e konferansının so­ nuçlarının Avrupa’nın bütün meşru endişelerinin belirleyici sebebinin orta­ dan kaldırılamaması neticesinde verimsiz hale dönüşebileceğim saygıyla be­ lirtmeye cesaret etmiştik. Bütün halkları ırk ve mezhep ayrımı yapmaksızın eşit hale getirecek Kanun-i Esasî’nin icrasına geçilmedikçe Türkiye’de hiçbirşey yapılmayacağı kesinlikle ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak ilâve ediyorduk ve gene hatırlatma cesaretini ete kendimizde buluyoruz ki Fransa Sultan Abdülhamid’in kötü ni­ yeti ve gerçek düşüncelerine bakarak [politikasını] belirlemekte artık gecik­ memek cîir,
151

Durumun 1398’den beri daha kötüye gitmesiyle [söylediklerimiz] özellikle Fransa için açıklık kazanmıştır. Memorandumumuzda belirttiğimiz mülâhâzâtımızın yalnızca ziyadesiyle güçlendiğini ve celbetmek cüretinde bulunduğu­ muz Ekselanslarının nazar-ı dikkatini çektiğini düşünüyoruz. Doğu’da çok cid­ dî olayların arifesinde ülkemizin sayısız kötülükleri def’atle yaşamış bedbaht halklarının, arzu ettiği barışçı ve İnsanî vasıtalarla acılarını izale etmenin tam vaktidir. Ekselânslarmca yüksek saygılarımızın kabulünü istirham ederiz. Constantinople 4 Ekim 1901. Bkz. Affaires etrangeres-Nouvelle Serie, Vol.III (1899-1901), ss. 270-271. Komitenin irtibatını sağladığı belirtilen Kont E. de Keratry de mason ilerigelenlerinden olup Sultan Murad V hakkında bir kitap hazırlamıştır. Bkz. E .’de. Keratry, Mourad V Prince, Sultan, Prisonnier d’Etat, (Paris: 1878).

152

153-

154

mektubun m etni aşağıdaki gibidir;

Türk Masonlarından Krala V. Murad İçin Bir Başvuru (Özel Muhabirimizden) İstanbul, Çarşamba 3 Nisan, Aşağıdaki ilginç mektup Türk Farmasonları tarafından Ingiltere Kralı Eöward’a gönderilmiştir. Efendimiz, — Adalet, hürriyet ve uhuvvetin muzafferiyeti için göster­ mekten vazgeçmedikleri sempati nedeni ile İngiliz Masonlarına daima müte­ şekkir olan İstanbul’daki Osmanlı Komitesinin farmason üyeleri, yarım yüz­ yıldan daha uzun bir süre masonluğun aynı bünyevî faziletlerim yücelten şan­ lı Kraliçenin ölümünü üzüntüyle öğrenmişlerdir. Türk masonlarının, dünyada varisliğe lâyık en ünlü hükümdarların üstün olanı ve İngiliz masonluğunun başında büyük lider olarak aktif görevi gele­ cek için çok değerli bir garanti olan asil Kraliçenin oğlunu kabul etmelerini içtenlikle ummaktayız. • Âciz tebriklerimizi majestelerinin ayaklarının altına sererken, şüphesiz ma­ jestelerinin dikkatinden kaçmayan ve ayrıca en yüce sempatilerinize lâyık olan bir meseleyi kardeşçe mütalâalarınıza sunma cüretini gösteriyoruz. Majesteleri, ruhsal rahatsızlık bahanesi ile çeyrek asırdır hapiste tutulan, kendisi farmason olan talihsiz V. Sultan Murad’m ilginç durumunu bilmekte­ dir. Majesteleri, talihsiz pâdişâhı bizzat tanıma ve onu yücelten mümtaz ni­ teliklerini takdir etme fırsatını bulmuşlardı. Majesteleri, onun kendisine in­ safsızca hazırlanan kaderden daha iyi bir akıbeti ne kadar hakkettiğini bil­ mektedirler. Siyasal zaruretleri takdir ederken, Türlüye farmasonları, tacı ile birlikte
156

hürriyetini de kaybeden talihsiz bir imparatorun bahsedilen insafsız muha­ kemelerinin hafifletilmesinde sadece daha iyi muamele taleb etmek için bu tedbiri almaktadırlar. Majestelerinden, bir siyasî görüş açısından değil, fakat bir insanlık mese­ lesinde ricada bulunma cüretini göstermekteyiz. V. Murad için hasta olsa da­ hi hür bir insanın daimî haklarını talep etmekteyiz. Majestelerinin, kendi saltanatlarım yükseltirken, majesteleri gibi veliaht iken dostu olduğu ve acımasız kaderin kendisine bu asrın şehitler menkıbesin­ de oldukça üzücü bir yer ayırdığı bir kardeşin talihsizliğini hatırlayacağım büyük bir arzu ile ummaktayız. Bu umut ile majestelerinin en âciz ve müteşekkir kulları olmanın onuru­ nu taşımaktayız. Bkz. Daily Mail, 9 Nisan 1901, s. 5. BELGE: VII — Belirtildiği gibi masonların faaliyetlerinde görülen artış, Sa­
ray’ı eskiden beri kuşkulandığı bu grup hakkında araştırmalarım yo ­ ğunlaştırmaya yöneltmiştir. Ancak, Rumeli müfettişliğinin; cem iyet üyesi olanların sayılarının fazlalığım belirtmekle beraber; bu konuda Saray’ın beklentilerini cevaplayacak bir m ukabelede bulunamadığım görü yoru z: L

Rumeli Vüâyât-ı Şâhânesi Müfettiş-i Umumiliği Aded Selânik Vüâyetrnin 5 Teşrin-i sânî 323 tarihli tezkeresi suretidir. 21 Teşrin-i evvel 323 tarihli tezkere-i samiyeleri cevabıdır. Mason cemi­ yetinin kırk elli seneden beri Dersaadet ile memalik-i şâhânenin bir hayli şe­ hirlerinde ve yirmi beş seneden beri de Selânik’de mevcud olduğu cümlenin malûmu bulunduğu gibi beş seneden beri bu havalide bulundukları cihetle ce­ miyet-i mezkûrenin vücûdu zât-ı âli-i asâfânelerince dahi malûm olmak lâzım gelüb ancak bunun müntesibleriııin kimler olduğu hakkında kanaatbahş-i vic­ dan olacak hiçbir emare olmadığı muhakkak ve fakat burada Yahudilerden bir mikdarımn bu mesleğe salik oldukları ve Selânik eşrafından Rahmi ve Midhat Beylerle Fazlı Necib Efendi’nin de mason oldukları rivayet kabilin­ den mesmu’ ve mübâlât-ı diniyesi olmayanlara mason denilmek öteden beri müttehiz bir âdet olduğu ve birçoklarma da bera-yı istihfaf masonluk isnad edildiği cihetle bunların hakkındaki isnadatm hangi nev’e dahü olduğu gayr-ı malûm.... Bkz. BBA-Yıldız Esas Evrakı, 30/1190/51/78(1).
157

2.

Rumeli Vilâyât-ı Şâhânesi Müfettiş-i Umumiliği Aded 907 Mabeyn-i Hümayun Cenâb-ı Mülûkâne Başkitabet-i Celüesine, Devletlû Efendim Hazretleri, Cevaben arz ü takdim kılınan 4 Teşrin-i sânî tarihli ve 798 numerolu ariza-i çâkeriye lahikadır. Varaka-i ihbariyede mason oldukları münderie bulu­ nan Selânik eşrafından Rahmi ve Midhat Beylerle mektubî muavini Fazlı Necib Efendi’nin hâl ve siretleri hakkmdaki malûmat ve mütalâaları Selânik va­ lisi devletlû Paşa hazretlerinden bâtezkere-i mahremâne isti’lâm olunmuş idi. Mümaileyhümanın erbâb-ı sadakatdan olduklarına ve muhall-i sadakat hiç­ bir hareketleri görülmediğine dair cevaben alınan tezkerenin sureti leffen huzûr-i samî-i fahimanelerine takdim kılınmış olmağla olbabda emr ü ferman hazret-i men leh ül emründür. 12 Şevval 325 —6 Teşrin-i sânî 323. Rumeli Viiâyât-ı Şâhânesi Müfettiş Hüseyin Hilmi (Mühür) Bkz. BBA-Yıldız Esas Evrakı, 30/1190/51/78 (II). BELGE: VIII — Sözkonusu yazı aşağıdaki g ib id ir : FARMASONLUK VE- TÜRK İHTİLALİ Türkiye’de alevlenen ihtilalin ilk anından itibaren, kendimize, Farmason­ luğun ihtilalde hiç mi önemi olmadığını sorduk. Bu ülkedeki ilişkilerimiz sebe­ biyle bunun böyle olmadığını haklı olarak düşünmekteyiz. Bir mektuptan alı­ nan bir cümle varsayımımızı doğrulamaya başladı. Burada, yazarın Kanun-i Esasî ’nin yemden ilânı hazırlıklarmda yer alması sebebiyle mektup yazmak­ ta geciktiği söyleniyor. Biz 20-8-1908 tarihli sayısında Le Temps’da yayınla­ nan bir mektup aracılığıyla daha da açık bir onaya mazhar olduk. Bu mektup, ihtilali hazırlayıp yöneten İttihad ve Terakki Comiyeti’nin önemli üyelerinden Refik Beyle bir gazete muhabirinin Selanik’de yaptığı bir söyleşiyi naklediyor. Bir çok diğer üyeden farklı olarak, Refik Bey asker de­ ğil, fakat Türk Liberalizminin öncüsü Mithat P aşa’mn, Sultan Abdülaziz’in İ875’da katli nedeniyle, 1831’de öldürülmesiyle son bulan süreçte Mithat Paşa’yı savunmuş bir avukat. Mektuplaşmada Refik Bey’in Paris Hukuk Fakül­ tesi öğrencilerinden olduğu söylenmiyorsa da muhtemelen bu böyle. Aşağıda mektubun bir bölümünü sunuyoruz. «Bu hızlı açıklamasını bitirdiğinde, ona, bazılarınca da belirtilen Farma158

sonluğun gelişen olaylarda oynamış olduğu rol üzerine bir soru sordum. Beni şöyle cevapladı : Farmasonluğun, özellikle İtalyan Farmasonluğunun desteğini arkamızda hissetmiş olduğumuz doğrudur. Selanik’te bir çok loca mevcut: Bunlar* F ran­ sız Grand Orient’ma bağlı Veritas, İspanyol Grand Orient’ma bağlı Perseveranza, ve Yunan Grand O rjentina bağlı Philippos’dur ki bu sonuncusunun yal­ nız milliyetçi bir amacı vardır. Gerçeği söylemek gerekirse yalnızca ilk ikisi bize yardımcı olup dayanak oluşturdular. Çoğumuz mason olduğu için bu lo­ calarda masonlar gibi toplandık, ancak aslında amacımız örgütlenmekti. Ayrı­ ca üyelerimizin büyük bir bölümünü bu localara aldık ki bunlar hem localar için bilgi topluyorlardı, hem de cemiyetimiz [İttihad ve Terakki] için bir kal­ bur görevi görüyorlardı. Bir keresinde İstanbul’da, orada yürütülen gizli ça­ lışma hakkında önemsiz kuşkular belirmişti. Gereksiz yere, hafiyelerin oldu­ ğu sanısına varılmıştı. Localar, gerektiğinde, İtalyan Elçiliği aracılığıyla gi­ rişimde bulunacağı umulan İtalyan Grand Orient’ma başvurmuşlardı, İşte, olayla ilgili olarak, zaten çok faydalı olan Farmasonluğun desteği.» Biz uzun zamandan beri, dördü aynı zamanda bir çok üyesiyle bizim abo­ nemiz olan bu çeşitli locaları tanıyoruz. Ayrıca İspanyol Grand Orient’ma Ob.. altında bağlı Perseverancia locasına kuruluşundaki katkılarımızı yeniden anımsıyoruz. Öte yandan, Türkiye’de güncel olarak gelişen olayların, bizim «Farmason­ luk ve Doğu Sorunu» başlıklı makalede geliştirdiğimiz programın uygulanması olduğunu <?özönünde tutuyoruz. Biz, eğer, P aris’te mülteci olarak yaşayan Jön Türk önder Ahmed Rıza Bey’den esinlenmemiş olsak «kahince» diye nitelendi­ rilebilecek bu makaleyi, yeniden okuduk. Biz bu makaleyi, temel ilkelerimize uygun Masonik bir bakış açısından hareketle, tüm dini ve kavmi düşünceleri göz önüne almaksızın Makedonyadakileri, bölünmüş ve Türkler, Rumlar, Bulgarlar, Sırplar ve Romenler adları altmda birbirlerini boğazlayan insanlar olarak görmek istemediğimiz için yazmış ve demiştik ki; Bizans İmparatorlu­ ğunun Türklerce fethinden kaynaklanan kinlerin beş asır sonra varolma hak­ kı olamaz. Irklar kaynaşmışken dini ayrımları körüklemek, insanları gruplara bölerek, gruplardan her birinin iktidarı ele geçirerek diğerleri üzerinde dik­ tatörlük uygulamak istemelerinin bahanesinden başka bir şey değildir. Katık­ sız bir Masonik Doktrin çerçevesinde, sonunda, tüm Osmanlılara artık tut­ saklık içinde değil, fakat özgürlük içinde eşitlik dilemiştik. L’Acacia, çoğunluğunun Rum veya Bulgar yandaşı olduğu ve hiç birisinin Türkiye’nin bütünlüğünü sürdürecek adalet fikrini desteklemediği Paris ba­ sınında bu tezi alçakgönüllü olarak savunan tek aylık dergiydi. Biz haklı çık­ tık, ancak kendimize ihtilalde en ufak bir pay atfetmiyoruz. Sadece sorunu doğru olarak görmenin onurunu ve önceden gerçekleşmez bir son peşinde ko­ şan ve boş düşleri savunan ayaktakımı olarak tasavvur edilen Jön Türk P a r­ tisini desteklediğimizi üstleniyoruz.
(*) İtaly an G rand O rien t’m a bağlı M acedonia R isorta ve Labor et Lux, 153

Öte yandan L’Acacia Yönetimi 8-2-1903’te, Doğulu Hıristiyanlar yararına düzenlenen gösterinin Düzenleme Komitesi başkanı Bay d’Estournelles de Constant’a bir mektup göndermiş ve burada, Avrupa için Türkiye’nin parça­ lanmasından kaynaklanacak tehlikeli sakıncaları ortaya çıkaracağı ve Hıristiyanlardan daha az ezilmeyen Müslümanların da Hıristiyanlar kadar ilgiyi hakettikleri belirtilerek bu gösterinin ayrılıkçı özelliği kınanmıştı. Daha sonra şu cevabı aldık : «Sayın Yazı îşleri Müdürü Yazmakla beni şereflendirdiğiniz mektup için size teşekkür ederim. Size, gösterimizin, bir din veya bir millet yararına ve herhangi ezilen bir millet za­ rarına, ayrılıkçı bir özellikte olduğunu düşündüren bir yanhş anlaşılmayı dü­ zeltebileceğim için bahtiyarım. Biz, tam tersine Müslüman, Hıristiyan, Yahu­ di veya Ermeni ayırmaksızm tüm ezilenler yararına bir gösteriyi söz konusu ediyoruz. Sayın Yazı İşleri Müdürü en içten dileklerime inanınız. d’Estournelles de Constante Aşağıdaki düşünceyi de ekliyoruz : «Biz, konuşmasında Bay Jaures’nin tüm ezilenler için eşit himaye görü­ şünü geliştirdiğini ve L’Aurore’da Bay de Pressense’nin Doğu Hıristiyanları ile ilgili tüm tarafgirliğe karşı kendini savunduğunu müşahede ettik. Bu ise bizi, girişimimizin etkisini doğurduğunu düşünmeyi mezun kılıyor.» Ancak Bay Pressense hiç şüphesiz Anti-masonluğunun belirtisi olarak bu etkiyi belirtmeye yanaşmadı. Paris basınında yalnızca bizim, Türkiye’de gelişen olayların önceden ta ­ rafımızdan ortaya konulan istekleri tatmin ettiğini açıklamaya, hakkımız ol­ duğunu düşünüyoruz. O. PONTET.: Bkz. L’Acacia, Eylül 1908, no.88-69, ss.135-138. BELGE: IX — Belirtilen yazı aşağıdaki gibidir: FARMASONLUĞUN TÜRK İHTİLALİNDEKİ ROLÜ ÜZERİNE Aşağıda yazılı mektubu aldık: Thessaioniki, 11 Kasım 1908. Aylık L’Acacia Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürüne, Paris. Aylık L’Acacia dergisinin Eylül sayısında, «Farmasonluk ve Türkiye’deki İhtilal» başlığında, locamızın (R .:) yalnızca milliyetçi bir amacının olduğunu belirten ve önceden Paris Temps da neşredilmiş bir yazışmanın bir bölümünün sureti yayımlandı.
160

Le Temps’a göre bu niteleme, Macedonia Risorta locası üyesi Refik Bey tarafından ileri sürüldü. Biz Masonluk Saygısı gereğince Refik Birader’den, locamızı ilgilendiren ve kendisine mal edilen sözleri, resmî olarak yalanla­ masını rica ettik. Aşağıda konuyla ilgili olarak, isteğimiz üzerine Macedonia Risorta locası aracılığıyla bize ulaşan Refik Birader’in metne uygun beyanını sunuyoruz: «Ben mülâkatımda, ikisi İtalyan, biri Fransız, biri İspanyol ve birisi de Rum olmak üzere Selanik’te beş adet locanın bulunduğunu söyledim. Fakat, locadaki toplantı ve siyasî meselelerle ilgili tartışmalarımız hakkında konuş­ madım. Bütün beyanatımı, Farmasonluk Komitesi mensubu olarak hepimizin de kolaylıkla kabul edeceğimiz bu anlam ile mahdut tuttum. Çünkü, biz, bü­ tün üyelerin (aday) diğerleri (FF.:) tarafından çok titiz bir sınava konu oluş­ turduklarını düşünmüş ve onların ahlâkî zihniyetlerine güvenmeyi gerekli gör­ müştük. Kesin olarak denilen budur ve arzu ederseniz sonuç itibariyle, bunu neşredebilirsiniz.» Sayın Yazı İşleri Müdürü, Refik Birader’in bu sarih beyanatını dergini­ zin gelecek sayısında neşrederseniz size minnettar kalacağız. Önceden tüm samimî teşekkürlerimizle. Philippos R .: L.: adına Dr. D. MARGARITTI, Ven.: Bkz. L’Acacia, no.71, Kasım 1908, ss. 321-322. BELGE: X —• Paris’in yaratıcısı olduğu sözkonusu komitenin, belirtilen yazısı
yaklaşık iki seneden beri açıkça işlediği tezlerin bir sentezinden oluşm a k ta d ır:

Lettres Ouvertes. A Sa Majeste Imperiale Le Sultan ABD-UL-HAMID Birinci Mektub Comite du P arti Constitutionnel Ottoman â Constantinople Paris, 25 Ocak 1895. Efendimiz, Bilâtereddüd, kendi kendimizi aldatmadan kabul etmemiz gerekir ki, Tür­ kiye hâl-i hazu’da zât-ı şâhânelerinin tahta cülûslarından evvel emsali names/ bûk bir buhran ile karşı karşıyadır.
161

Bu vaziyetten telâşa düşen İstanbul’daki «Comite du P arti constitutionnel» derin bir vatanseverlik hissine tabi’ olarak, zat-ı şâhânelerini bu vahim durum hakkında ve memleketin karşı karşıya bulunduğu mehalik hususunda tenvir etmek gayesiyle, dikkatle okumak lûtfunda bulunacağı ve çâre bulmakda çok geç kalınmadan tehlikenin bertaraf edilmesi için gerekli tedâbiri alacağı umuduyla, zât-ı şâhânelerine birkaç mektub takdim etmeği vazife addetmişdir. Avrupa bugün İmparatorlukda vuku’buîan hadisâtm seyrini ve bilhassa pâyitahtta câri olan idareyi çok yakından takib etmektedir; olayların günlük seyrine çok özel bir dikkat yöneltmekte ve Türkiye’nin işlerine bir kere daha müdahale etmek için sadece uygun zamanı kollamaktadır. Memleketin halen marûz kaldığı bu kaygı verici vaziyet, çekinmeden ifa­ de etmek gerekirse, on sekiz senedir süregelen otokratik ve mutlak bir reji­ min yarım asırda meydana getirilen reformları ortadan kaldıran ve İm para­ torluğun bütün İdarî birimlerinde kargaşa ve düzensizliği doruğa çıkartan bir rejimin neticesidir. İşte, on sekiz sene önce ortaya çıkan ve gittikçe yayılan bu rejim 1878 de İmparatorluğumuzun paylaşılmasına sebeb olmuştur ve gele­ cekte de memleketi uğursuz olduğu kadar tehlikeli bir takım hadisâtın kuca­ ğına itecektir. Zât-ı Şahaneleri atalarının tahtına çıkdığı vakit kendisinden evvelki iki selefi Sultan Murad ve Sultan Abdülaziz’in bilgelikleri sayesinde çok zengin bir İmparatorluk, kalabalık, iyi eğitilmiş ve tam teçhizatlı bir ordu, sınırsız savaş levazımatı ihtiyatı, organize ve memlekete yaraşır bir filo, kusursuz çalışan bir İdarî mekanizma, iyi hazırlanmış kanunlar, kulları arasında sa­ mimî bir ittifak, tek kelime ile mükemmel bir huzuru yaşayan bir İm para­ torluk bulmuştur. Efendimiz, yeri geldikçe, istatistikler ve kesin resmî rakkam lar ile hem İmparatorluğun, zât-ı şâhâneierinin tahta çıktıkları gündeki durumunu orta­ ya koyacağız, hem de bugünkü halini gözönüne sereceğiz. Zât-ı şahaneleri böy­ lece Türkiye’nin ne kadar toprak, insan ve kuvvet kaybı olduğunu ve Avrupa nazarında ve hattâ Müslüman ülkeler nazarında prestijinin nasıl silindiğini görebileceklerdir. Her şeyden önce Sultan Abdülaziz ve Sultan Murad’ın iktidardan düşme­ lerine yol açan esbaba majestelerinin nazar-ı dikkatlerini çekmekte fayda vardır. Halkın, bu iki hükümdarın şanlı saltanatları zamanında serbesti içinde yaşamasına rağmen, bütün Osmanlılar yarım asırdan beri özellikle Abdülaziz zamanında Türkiye’de icra edilen ıslahatın yetersiz olduğu diğer Avrupa güç­ leri ve hattâ bir zamanlar Bâb-ıâli’ye tabi’ olan devletlerle aynı seviyede ola­ bilmek için getirilecek daha başka yenilikler olduğu, asrımızın ieâbatıyla da­ ha uyumlu halde radikal bir ıslahat sisteminin, bütün halka adalet ve müsa­ vatı yayan, mutluluğuna katkıda bulunan ve milletin yüceliğini ve refahını sağlamlaştıran liberal kanunların temellerini atmak gerektiği konusunda bir162

leşiyorlardı. Hükümdarın, mutlak kudretini ve memleket -işlerine karışması­ nı, vükelânın mütekabil mesuliyeti ve milletin kontrolünü sağlayarak kısıtla­ mak gerektiği kabul ediliyordu. Tek kelime ile, her OsmanlInın hayatım ve şerafini garanti altına alan, namussuz görevlilerin zulümlerine ve suistimallerine ve bilhassa hükümdarın kendisinin kapris ve tutkularına karşı koruyan kanunlar çıkartmak tarikiyle bu gerçekleştirilmelidir.
< *

Memleketin mümtaz simaları Türkiye’nin asırlık müesseselerinin halkın ihtiyaçlarına cevap vermediklerini, devletin istiklâlinin ve hattâ mevcudiye­ tinin tehdit altında olduğunu görmenin sıkıntısıyla medeniyetin icâbatına uy­ mak gerektiğini uzun zamandır anlamış bulunuyorlardı. Vatansever duygular­ la ve bu duruma bir çâre bulmak için, Abdülaziz’in diğer Avrupa güçlerim misâl alarak memleketi bir Meclis-i Meb’usan ile donatmasını istemek ama­ cıyla bir cephe meydana getirdiler. Şeriat-ı garra-i Muhammediyeye aykırı hareket etmemek için ileri gelen zevat-ı müşarirünileyha bu yeni müessesatm Şer’i şerifin icâbatına halel ge­ tirmeden teessüs edilip edilemiyeeeğini öğrenmek üzere ûlema-yı kirâma da danıştılar. Bu aydın adamlar, mevzu’bahis yeni kanunlarda İslâmm kanun-i mukaddesecine aykırı birşey bulmadıkları gibi, Şeriatın, Hükümdar-Halife’nin _ memleketin bütün mesaili hususunda milletin temsilcileri ile müşâveresini ve hukuk-i şahsiyeyi tanımasını bildirdiğini beyân ederek bu ıslahatın ve hürri­ yetin yanında vaziyet aldılar. Dinî ve askerî zevatın tasvibini elde ettikten sonra, Türkiye’nin ileri ge­ len yüce diplomatları müteaddid defalar bu ıslahata hükümdarın dikkatini çekmişlerdi. [O Reformlar ki], hükümete hem yönetilenlerin minnet ve sada­ katim, hem de Osmanlı İmparatorluğunun bütünlüğünü garantilemiş ve varlı­ ğı Avrupa muvazenesinin korunması ve sulhun devamı için vazgeçilmez olan Türkiye’nin prestij ve gücünün muhafazasını daima yürekten dilemiş, Berlin andlaşmasmm imzacıları Düveli- Muazzama’nın sempatilerini sağlayacak bir teminattır. Cennetmekân Abdülaziz, herkül yapılı, sarsümaz bir cesaret ve Türkiye tarihinde parlak hatırâlar bırakacak, yiğitlik sahibi bir hükümdardı. Kelime­ nin geniş manâsıyla meşrutî bir hükümdar olmamakla beraber, yine de liberal zihniyete sahipti. Vekillerine icraatlarında ve bütün devlet işlerinin yürütül­ mesinde tam bir serbesti tanırdı. Buna mukabil, vekiller ise birbirlerine da­ nışırlar ve ittifakları olmadıkça hiçbir icraat yapılmazdı. Abdülaziz vekille­ rinin kararlarını hiçbir zaman engellemediği gibi kararnamelerinde de ‘veto’ hakkını kullanmamıştı. Bununla beraber Bâb-ıâli’nin ileri gelenleri bu tavizleri yeterli bulmaya­ rak, mevcut düzenin ortadan kaldırılmasını ve Osmanlı pâdişâhının diğer Av­ rupa hükümdarlarıyla aynı düzeye getirilmesini sağlayacak, kendisine sadece yürütme gücünü bırakarak imtiyazlarını sınırlayacak ve memleketi yavaşça fakat kaçınılmaz uçuruma götüren mutlak bir gücün istibdadından kurtara­ cak bir anayasanın ilânını istediler.
163

Öte yandan Abdülaziz, en aydın insanların kendisine mütemadiyen ver­ dikleri telkinata kulaklarım tıkıyor ve kendisinde bulunan yüksek sağduyuya rağmen halkın ihtiyacâtmı anlamıyor, isteklerin meşruiyetini kavrayamıyor­ du. Kendi itibarım ve şahsım lekelemeden (tehlikeye düşürmeden) hareket edebileceğinin mümkün olduğunu düşünemiyordu. Sivil askerî ve din! ileri gelenlerin herşeye rağmen memleketin muhtaç olduğu temel kanunları yap­ mak hususunda alınması gereken tedabir üzerinde hemfikir bulunduklarım da unutmuştu. Abdülaziz’in orduyu kendi tarafına çekme çabalarına rağmen, halk mutlakiyet karşısında zafer elde ederek millî iradeye karşı koyan hükümdarın haFini ilân etti. Bu hayırlı ihtilâl hiç kan dökülmeden ve İmparatorluk yıl­ lıklarında unutulmaz bir hatıra bırakacak bir kolaylıkla gerçekleştirildi. Efendimiz, Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle Türkiye’de yeni bir devrenin başlama­ sı gerekirdi. Hiç kimse, en saf olanlar bile Abdülaziz’in hal’ine yol açan ne­ denlerin Osmanlı pâdişâhlarınca dikkate alınacağı ve onların bütün bir halkın isteklerine karşı çıkmaya cesaret etmiyecekleri hususlarında şüphe beslemi­ yordu. Sultan Murad, bu fikirde olan ilklerdendi, liberal ve âdil atalarının şeref­ li adına lâyık, kalbinde halkı için yücelik ve iyilik dolu duygular besleyen bir hükümdardı. Bütün millet, müslim ve gayr-ı müslim, tahta çıkışım sınırsız bir coşku ve sevinçle karşıladı. Bu hükümdarın meziyetleri ve geniş fikirli oluşu tahta çıkışından önce de herkes tarafından takdir ediliyordu. Halk, onun saltanatının mutluluk ve refah ve memleketin son derece muh­ taç olduğu huzuru getireceğini ümid ediyordu, fakat Allah’ın takdiri bu temenniyatm gerçekleşmesine müsaade etmedi. Bu sevilen hükümdar, kendisini mutlak bir istirahata mahkûm eden asabî bir hastalığa yakalanınca, Bâb-ı âlinin ileri gelenleri İmparatorluğun çıkarlarının korunması için ne yapılması gerektiği hususunda müdavele-i efkâra başladılar. Murad yeniden tamamen iyi oluncaya kadar, taht-ı karara alındı. yerine bir naibin tayini

Majesteleri bu duruma muttali bulunduğunda hemen Bâb-ıâli vükelâsı ile münâsebâta geçerek, kendisine cülûsunun mutlak şartı olarak ileri sürdükle­ ri «Millî Meşrutiyet Programı»nı kabûl ettiğini bildirdi. Bu program herkesin bildiği gibi, bir «Meclis-i Meb’usan-> kurulması ve vaadedilen reformların gerçekleştirilmesi temel prensibine dayanıyordu. T a’yini için memleketin ileri gelenlerinin nezdindeki teşebbüsâtının yanısıra, Düvel-i Muazzamanm İstan­ bul’daki temsilcilerinin de muavenetini sağlamış, ve onlardan bu desteği taleb ederken, tahta çıkışının onaylanması durumunda memleketi vükelânın kendisine şart koştuğu yeni te ş riî.müessesâtla donatmaya söz vermişti. Sonuç olarak, Majesteleri sadece halkına karşı değil, fakat aynı zamanda Berlin Andlaşmasmı imzalayan güçlere karşı da, milletin kendisine hediye et­
164

tiği tacın karşılığı olarak memlekete açık bir taahhüt altına girmişti.

Kanun-i Esasî’yi vereceği hususunda

Bu andlaşma mucibince, Majesteleri seçimlerin yapılmasını ve daha son­ ra da Millî Meclisin (Meclis-i Meb’usan’m) toplanmasını irâde buyurdular ve Bâb-ıâli memlekete getirilen yeni müessesâtı yabancı güçlere bildirdi. Oysa, hükümdarın hareketlerinin millet tarafından kontrol edildiği meş­ rutî bir rejim sadece hükümetin dizginlerini değil, fakat özellikle mâliyesini de ele geçirmek isteyen mutlak ve despot bir hükümdarın hoşlandığı birgey olmazdı. Haşmetmeâb, Gücünüze gitmesin, saltanatınızın büyük kara lekesi, en alçakça, en acı­ masız ve en iğrenç hareketi olan 1878 hükümet darbeniz Türkiye tarihinde acı bir hatıra olarak kalacaktır. Memleket bugün Meclis-i Meb’usanın payitahtınızda toplanmasını hangi esbaba mebni irade buyurduğunuzu bilmektedir. Bu majestelerinin yeniden millî iradeye rağmen memleketin mutlak hakimi olabilmesi için milletin en mümtaz ve liberal insanlarını tutuklatmak onları Avrupa’nın gözlerinden uzak, İmparatorluğun en ücra köşelerine nefyederek, sefil ve acımasız bir ölüme terketmek amacıyla yapılmıştı. Majestelerine takdimle şerefyâb olacağımız müteakkib mektubta, Sir Henry Layard’m, 27 Nisan 1880’de hükümetine yolladığı ve Mavi Kitap’da neşredilen, Türkiye’nin kötü gidişâtmdan ve zât-ı şâhânelerini İmparatorluğun içine düştüğü çöküş durumundan ve marûz kaldığı felâketten kurtarmak için tek çâre olan teşriî müessesatm memlekete yeniden kazandırılmasına zorla­ mak için Berlin Andlaşmasım imzalayan güçlerin müdahelesi gereğine deği­ nen mesajından bahsedeceğiz. Böylece Majesteleri, İstanbul «Comite du parti constitutionnel» in dikkat­ lerine sunduğu, memleketin kritik durumu hakkında hiçbir mübalâğaya kaç­ madığına kesinlikle kani olacaklardır. Majestelerinin tahtının ayakları dibine en derin şükranlarımızı bırakırken, Majestelerinin en en mütevazi ve en sadık hizmetkârları olmakla şerefyabız Le Comite de Paris du P arti Constitutionnel Ottoman â Constantinople Bkz. Paris Büyükelçiliği Arşivij D. 176.

165

BELGE: XI — Saygılı bir dille kaleme alınan sözkonusu m ektup, m etinde çe­
şitli yerlerde basılan gazeteler adına kaleme alındığı şeklinde bir ifade taşıyorsa da, altındaki imzalar bunu tekzib edici ve işaret ettiğim iz eği­ limi ortaya koyucudur:

Serbest Osmanlı Basını Tarafından Zât-ı Şâhâne Sultan Abdülhamid Haıı-ı Saniye Arzedüen Muhtıra Efendimiz! Millî istiklâlin, büyük haricî müdahale dalgalarının suları altında kalmak tehlikesiyle karşı karşıya olduğu, uzun zamandır ihmâl edilmiş olan Ermeni mes’elesinin vahim bir mahiyet kazanarak Zât-ı Şahanelerini haklı olarak meşgul ettiği şu sıralarda aşağıda imzaları bulunan [biz], Paris, Londra, Ce­ nevre, Bulle, Atina ve Mısır’da Arapça, Türkçe, Ermenice, Fransızca, İngi­ lizce olarak yayınlanan serbest ve müstakil Osmanlı gazetelerinin yöneticisi, yazar ve kollaboratörlerine İslâmın yüce halifesine saygı ve hürmet dolu bir ifade ile imparatorluk idaresinin çâre bulunmaz zayıflığı, vicdanlardaki karı­ şıklık, yüksek memurların sükut-i ahlâkı, umumî asayişsizlik, eyâlâtda cari olan kargaşa, Zât-ı Şâhânelerinın kendilerine devrettiği yetkiyi bize zulmet­ mek için isti’mâl eden idarecilerin istibdadı, her derece ve seviyedeki memu­ rinin dillere destan tefessüh etmiş hâli, yüce tahtınızın ayaklarına kadar her yeri kırıp geçiren keyfilik ve nihayet sadık kullarınızın menafi’ini tehlikeye düşüren, Avrupa sulhunü rahatsız eden, Majestelerinin huzurunu kaçıran ve Osmanlı memâlikinin istiklâli ve âtisini ciddî biçimde tehdit eden gelişmeler nokta-i nazarından acınacak hâli ifade etmek müseadesini lütfetmenizi arz ederiz. Bu haklı şikâyetleri yüce Halife’ye iletirken ve sefaletin yükünü ve ida­ recilerin zorbalığım hiç yakınmadan taşıyan bahtsız halklarının sitem ve ızdırablarmı dile getirirken, Zât-ı Şâhâneleri için Allah’a dua eder ve Cenâb-J Hak’dan «Hanedân-ı âliyenize sadakatlarınm duygulandırıcı nişanesi olarak» mutluluğu için dileklerde bulunurken, serbest basın sadece âmme menfaatini ve Devletin azametini düşünmektedir. Bu, son derece zeld ve son derece sadık, fakat bütün dünyanın en terke­ dilmiş ve yüzüstü bırakılmış halkları zorbaları ele vermek için seslerim dahi yükseltmeye cesaret edemezken, hükümet yetkilileri ise zalim boyunduruk­ larına tam bir teslimiyetle boyun eğmeyen ve eiııaî icraatları karşısında ağzı­ nı açmaya kalkışanlardan öç almada son derece hızlı davranmaktadırlar. Diğer cihetten, en ağır mücâzata maruz kalmadan kuramayacağı bir baskı altında bulunan mahallî basın mecburî olarak ses çıkartamamaktadır. Bu [durum], biz âcizâne kullarınızı haric-i memlekette kavuştuğumuz hürriyetin himayesinde hayırlı mücadeleye devam etmek ve İmparatorluğun tealisi ve bahtsız vatandaşlarımızın kaderinin ıslâhı yolunda istekle çalışmak amacıy­ la vatanımızı terke mecbur etmiştir.
166

îçinde bulunduğumuz, acı şartlar altında Zât-ı Şahânelerine belirtmemize izin verilsin ki, yüce amaçları istikametinde, saltanatlarının bidayetinde ilân edilen Kanun-i Esasfnin hayırlı te’sirini askıya almayı uygun gördüklerin­ den beri bütün hürriyetlerimizi, Seleflerinin zamanında sahib bulunduğumuzları dahi kaybettik. Bunun neticesinde uygunsuzluklarda artış oldu ve kendi başlarına kalan memurlar, Zât-ı Şâhânelerinin kullarına karşı olan hüsniniyetlerini tanımazlıktan gelerek zayıflara karşı her zamankinden daha şedid davrandılar. Halbuki Kanun-i Esasî, itimadınızı bu şekilde kötüye kullanmak cür’etini gösterenleri ele geçirmek ve suiistimallerine ve kanlı sömürülerine karşı kendimizi müdafaa etmek için sahib olduğumuz yegâne vasıtaydı. Gazetelerin gerçeği neşrine müseade edilmeyen bir memlekette, halk ka­ nunların m eriyette bulunması halinde ciddî biçimde mücazata maruz kala­ cakları icraata böyle bir durumla karşılaşmaksızm girişen bir avuç küstahın insafına bırakılmıştır. Fakat, idarede hiçbir kontrolün olmayışı Majesteleri­ nin de kabûl edecekleri gibi en kavî kanunları dahi hükümsüz kılar ve halkı müdafaasız bırakır. Bu kritik duruma iyi gelecek tek çâre, âciz fikrimizce idarenin muntazam işleyişinin vazgeçilmez yolu, hükümetimizin kudret ve teâlisinin ana prensibi ve halklarımızın, mutluluk, haysiyet ve emniyetinin tükenmez kaynağı Kanun-i Esasî’rin yeniden tesisi ve Osmanlı Parlâmentosunun açılmasıdır. Milletin temsilcileri, Zât-ı Şâhânelerinin tahtı etrafında biraraya gelerek huzur içinde kendilerini işlerine verebilecekler vc Devletin tealisi inin vüke­ lâmız ile işbirliği yapabileceklerdir. işte bu inançladır ki doğrudan doğruya Zât-ı Şâhânelerinden, hayatımızı adadığımız, her zaman sarsılmaz bir cesaretle müdafaaya devam edeceğimiz ve vatanımızı kalkındıracağına inandığımız davayı ele almak lûtfunu göster­ mesini dilemekteyiz. İnanıyoruz ki, bütün Avrupa devletlerinin azametlerini ve gelişmelerini borçlu oldukları meşrutî rejimin yardımı olmadan, haricî müdahale ülkemiz­ de durmaksızın kendini gösterecek ve son kurtuluş şansımızı da yok edecek­ tir. Çünkü, Efendimiz istilâlimizi kaybettiğimiz gün herşeyimizi kaybetmiş olacağız! Zât-ı Şahaneleri bütün bedbahtlıklarımızın mebdei olan bu uğursuz rejimi sürdürerek şanlı atalarının mirâsınm çürümesine elbette izin vermeyecektir. Allah, Zât-ı Şâhânelerine, hürriyet aşkını ilham etsin ve İmparatorluğumu­ zun kurtuluşu yolunda harcayacağı çabaları kutlu olsun. İMZALAR H. Ganem Croissant [-Hilâî]’in Yöneticisi Sadaret Oda-i Tercüme sabık ketebesinden Osmanlı Parlâmentosu Suriye Meb’usu Paris Sarruf Nimr ve Makarıus Al-Muk a tt am ’m yöneticileri

167

Civanpir [Selim Faris] Hürriyet’in Yöneticisi Londra

Emin Emir Arslan Keşf-üI-Nikab’m, Yöneticisi Lübnan’da eski kaymakam Paris

Alexandre Schahine L’Opinion Pubîique’in Yöneticisi Kahire (Mısır) S.S.Sarkis Al-Machir’in Yöneticisi Kahire (Mısır) Negeeb Al Jawiche d’An-Nabrass’ın Yönetici ve M uharriri İskenderiye (Mısır)

Kendilerine Katılan : Cleaanthes Phüippes Helowan-les-Bains (Mısır) M.J. Gabriel Kahire (Mısır) Michel Hakim Kahire (Mısır) Nessib Philippides İskenderiye (Mısır) E.S. Vitai Kahire (Mısn’>

D.E.Yakub Kahire (Mısır)

S. Attieh Kahire (Mısır)

Bkz. Paris Büyükelçiliği Arşivi, D.176. BELGE: X II — 19 Ocak 1897 tarihinde Sir Philip Cttrrie ile «.sınıfının seçkin
bir siması» olarak nitelendirdiği bir molla arasında yapılan görüşme bu kritik tarihte sözkonusu grubun düşüncelerim yansıtması bakımından son derece önemlidir :

Suret Memorandum Bu memorandumda zikredilen görüşler; Türkiye’de muhtemelen kendi sı­ nıfının seçkin simalarından, ünlü bir mollaya aittir. Kendisi, babası gibi «ve­ zir» rütbesine müsavi bir statüye sahip olup, dedesi de (bir) Şeyh-ül-Islâmdı. Liberal görüşlere sahip olması, Sultan tarafından sakıncalı ilân edilmesine, sıkı gözetim altına ahnmasma neden olmuş, ancak, belli bir kesimde yarat­ tığı ün ve tesir nedeniyle hükümet onu tutuklamayı göze alamamıştır. Bu ara­ da, bu molla ile önceki memorandumda görüşlerini aktardığım kişinin görüş­ melerinin irade-i seniye ile engellendiğini de belirtmek isterim. Molla ülkenin geleceğinin, tamamen Saray ve Bâb-ıâli arasında geçmek­ te olan mücadelenin sonucuna bağlı olduğuna işaret etmektedir. Şu anda hü­ kümetin yönetimi devletin bilinen nezâretlerince icra edilmez. Bununla bera­ ber yaratüan her saçma sorun Sultan’a yüklenmektedir. Oysa nazırların hep­ si beş para etmez insanlardır. Bundan başka ülke istibdat altında olup, hür­ riyet ateşi ile hareket eden kimseler ise ya derhal sürgüne gönderilmekte ve-ya İstanbul’da zararlı faaliyette bulunmamak koşulu ile çok sıkı şekilde göz­ altında tutulmaktadır.
168

Sultan Abdülhamid’in te’sis etmiş olduğu gibi bir mutlak otokrasi, hükü­ met etmeyi halkoyuna bırakan İslâmiyetin ruhuna da aykırıdır. Ûlema hal­ kın sözcüsü durumundadır ve hattâ Sultan’m iradesi, Şeyh-ül-İslâm’ın fetvası karşısında önemsenmemektedir. Bugün dahi geçerli olan bir gerçek, Saray’ın kontrol edemediği tek kurum Fetvahânedir. Sultan Mahmud döneminde, mücadele Sultan ve ûlema arasındaki çelişki şeklinde biçimlenmişti ve İkinciler, çok güçlü bir hale gelerek Sultan tarafın­ dan imha edilmelerine kadar Yeniçeriler tarafından kontrol edildiler. Saray’ın yetkileri, Sultan Abdülmecid tarafından ilân edilen Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu ile kat’î bir. şekilde tahdit edildi. Onu beynelmilel bir vesi­ ka haline getirmenin ve Saray’ın keyfî yönetimine karşı bir tehdit unsuru olarak kullanmanın ehemmiyetine vakıf olan Reşid P aşa’mn isteği ile bu ve­ sika büyük devletlere bildirildi. O dönemden, Âli ve Fuad Paşaların ölümle­ rine değin geçen sürede ve hattâ Sultan Abdülaziz’in saltanatının ilk yılların­ da hükümet etme ilkesi, Sultan ile Sultanca onaylanan sorumlu bir hükümete dayanmaktaydı ki, halk bu karşılıklı ikbâlden hoşnut kalmıştı. Ancak, Fuad P aşa’mn ölümü ve Mahmud Nedim’in iktidara gelişiyle başlayan fesat, Abdülaziz idaresini tedricen hoşgörüsüzlüğe itti ve kendi haPi ile neticelendi. Saray tarafından yönetim sistemi, Küçük Said P aşa’nm Sultan’m baş da­ nışmam olduğu dönemden bu yana mevcut saltanat tarafından geliştirilmiş­ tir. O döneme kadar nazırların raporlarının Saray’a gönderilmesi Sultan'm bilgisine arz ve irade biçiminde beliren onayını almak için gerekirdi. Ancak, Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu ile birlikte yönetim sorumluluğu devletin nazırla­ rı üzerindeydi ve Sultan’m iradeleri nazırlar için formalite ve tavsiye niteliği­ ne büründü. Özgün bir kişiliğe ve müteşebbis bir ruha sahip olan Said, na­ zırların kararlarını değiştirmeye yönelik sistemin temellerini attı. Kendisi sadr-ıâzâm olduğunda, önceden oluşturduğu sistemin mahzurla­ rım gören Said’in sistemi değiştirme çabaları sonuçsuz kaldı ve bu sistem şimdiki Sultan’m bizzat müdahalesi ile Bab-ıâli’nin fonksiyonları asgarî dü­ zeye gelene dek olgunlaştırıldı. Şimdi Sultan çevresini rüşvetçi, ahlâksız, sahtekâr bir zümre ile çevrele­ miştir, Devletin tüm işleri Saray içinde görülürken, her mesele Sultan’a etrafmdakilerin bekleyişlerine uygun bir biçimde anlatılmakta, bu şahıslar Sul­ tan üzerindeki nüfûzlannı sürdürebilmenin bir yolu olarak d a ; onun endişeleri­ ni deşmekte ve kendisini ülkenin gerçek durumundan bihaber bırakma husu­ sunda dikkatli davranmaktadırlar. Şu an için mutlaka ve mutlaka yerine ge­ tirilmesi gereken şey; Sultan’ın etrafından kendisine etkide bulunanların uzak­ laştırılmasıdır. Yönetim görevi mutlaka sorumluluk sahibi nazırlara tevdi edil­ meli ve Saray çetesinin beli kırılmalıdır. Ancak, böyle bir sonuç Türklerin kendi başlarına yapacakları çabalarla gerçekleşemez. İdare-i Örfiye (istibdad) ve tenkil şu anda öyle bir dereceye vâsıl oldu ki, şu anda Müslümanlar kıpırdayacak durumda değiller.
169

Şu anda ortaya çıkan fırsat, Türk toplumunun daha aydın kısmı tarafın­ dan verilecek yardım olmaksızın belirebilir. Eğer bu fırsat kaçırılırsa ve hoş­ nutsuzluğun yayılmasına seyirci kalınırsa; sorunun barışçı çözümü güçleşe­ cektir. Ülema, seslerini duyurabilme imkânına şu anda sahip değilse de; yi­ ne de ülkede önemli bir güce sahip. Ülkede varolan, anarşik ortamın yarat­ tığı tehlikenin bilincinde olup, ülkenin yeniden inşası, refahın, huzur ve em­ niyet ortamının yeniden tesisi için özellikle İngiltere’nin; bir çıkara dayan­ mayan; yardımlarının gerekliliğine inanıyorlar ki, bu yardımı başka bir güç yapamaz. Molla bu duyguların tüm medreselerde hakim olduğunu belirtti ve 1895 de Sultan’m baskıları ifade edildiğinde İngiltere’nin İstanbul’a bir filo gönder' memesinin üzüntü ile karşılandığım ifade etti. Halbuki bu bütün meseleleri halletmiş olacaktı. İngiltere’nin bu fırsatta Ruslarca aldatıldığı izleniminde olduğunu, Sultan’ın kafasında en kötü etkileri yaratan bu «iki arada bir derede» siyaseti­ nin başka türlü izah edilemeyeceğini söyledi. Ülkedeki umumî vaziyetin ıslah edilmesinin tek yolu, Saray çetesinin or­ tadan kaldn’ilması ve ülkede hükümet (etme) görevinin; güvenilir, sorumlu­ luk taşıyan vekillere tevdi edilmesidir. Molla, Midhat Paşa anayasasının gün­ deme gelmesine pek tafraftar değil. Parlâmentonun halkın bünyesine uygun ol­ madığım düşünmekte; ancak başlangıçta bazı suistimalierin doğmasına yol açsa da parlâmanter yaşamın halen sürüp gitmekte olan tiranlıktan çok da­ ha iyi olacağını ileri sürmektedir. Eğer bu umumî hoşnudsuzluğun daha fazla yayılmasına seyirci kalınacak ve yakında gelecek olan dış yardımlar sistemin değiştirilmesini sağlamaya­ caksa, Sultan tam zamanında tahttan indirilmelidir. Mamafih, bu büyük cefa ve kan dökümü olmaksızın gerçekleştirilebilecek gibi değildir ve Mollanın kanaatince bir ihtilâl için yapılacak plânda Rusya her halükârda bazı protes­ to edebileceği noktalar bulacaktır. Ulema Türkiye’ye Rus müdahalesinin an­ lamının farkındadır ve bundan dehşet duymaktadır, fakat onlar, Osmanlı İm ­ paratorluğunun bekasım istediği ve de Kraliçenin, Hintli tebasmdan dolayı îslamın kaderiyle ilgilendiğini düşündüklerinden İngiltere’nin müdahalesini memnuniyetle karşılayacaklardır. Türkiye’de yönetimi gerçekten ıslah ede­ cek kapasitede adamlar vardır. Diğerleri içinde Kâmil Paşa, Said Paşa, Muh­ tar Paşa, Sadık Paşa öne çıkarlar, fakat Saray, hareketlerini kontrol altına aldığından beri hiçbir şey başaramayan en muktedir Nazırlar ancak Düvel-i muazzamanın yardımı ile kırdabilecek Sarayın gücüne karşı; faaliyetleri, Rus istilâsını doğuracak bir iç savaşa neden olabileceğinden bu yardım olmaksızın hiçbir iş yapamazlar. İstanbul 19 Ocak 1897 Bkz. PRO/F.O. 78/4806.
170

BELGE: X III — Salisbury'e gönderilen sözkonusu mektup bîr broşür niteliğin­ de olup; Hürriyet - bunun önemli parçalarım neşretmiştir. Özellikle, İn­
giliz müdahalesinin beklendiğinin belirtildiği kısımlar B. X U ’de verilen raporda mollanın fikirleri olarak anlatılan düşüncelerle büyük bir para­ lellik göstermektedir. Bu derlemenin önemli kısımlarının transkripsiyo­ nu aşağıdaki g ib id ir:

Vatanperverân-ı îslâmiye Cemiyeti ve Lord Salisbury’e Açık Mektub Milord, Zât-ı .istiâneniz ahiren parlâmentoda i ra d etdiğiniz bir nutukda Anadolu’­ da şekk-i desayisi bâis oian hâdiselerin fezlekesi sırasında : «İngiltere o felâketleri tevkife nafile say etdi. Bu hâl iki kavmin hasb-eltaassub arbedelerinden tevellüd edüb hal bu ki bu felâketlerden dolayı pâdi­ şâhı mes’ul addetmemek gerekir» demişdiniz. İsnâdatda bulunduğunuz o iki kavmden birisinin birkaç meb'usunun zât-ı âsilânenize ita-yı cevâb etmelerine müseade buyurunuz. Bunun içün mâ-sabaka rücû’ etmeliyiz. Bugünkü Yunan hükûmet-i sagirasmı teşkil eden Yunanistan ale-t-tedric ihrâz-ı arazi ederken vuku’bulan mukatelât sırasında vakıa tarafeynden irtikâb-ı taaddiyat olundu. Fakat, Mora’nm haricinde ve Cezair-i B ah ri Sefıd'de bulunan Rumlara hiç Müslümanlar tarafından o yolda su-i muamele edildi mi? Memâlik-i. Osmaniyenin Rumeli cihetinde ve Anadolu havalisinde mütemekkin bunca Rum cins ü mezhebinde bulunan ahali huzur ü asayiş üzre yaşayarak mes’udiyetde daim olmadılar mı? Halbuki o zaman saltanat-ı seniye şimdikinden daha ziyade kavî ve umur -i dâhiliyesine Avrupa’nın müdahalesi bugünkü müdahalesinden pek az idi. İşte görülüyor ki, OsmanlIların unsur-ı İslâmî kendü şevket ve kuvvetine şim­ dikinden daha ziyade müstenid olduğu halde zât-ı âsilâneleri tarafından atfolunan taassub kendilerinde mevcud değildi. Geçen Rus-Osmanlı muhaberesi sırasında asakir-i Osmaniye kendilerinden [faik] bu kuvvet tarafından bozulub İstanbul’a doğru ric’at ediyordu, İmdi, hın-i ric’atlerinde reh-i rastların­ da bulunan Hıristiyanları katliâm etdüer mi? Hayu’ askerlerimiz hiçbir vakit bir kimseyi ta ’zib etmediler. Bundan m a’ada Rusya istilâsına düçâr olan Ru­ melili İslâm aileleri bir şitâ-i şedidin evasıtında ve bir hâl i perişâııîde İstan­ bul’u bulabilmek ümidiyle düşmanlarının istilâsından güzergâhlarında bu ka­ d ar telefât bırakarak ve divâne gibi olarak kaçıyorlardı. Bu manzara-i hevlnâk kendilerinin taassublarım tahrike kâfi iken Hıristiyanlardan hiçbir kimse öldürülmedi. İâne Cemiyetleri tarafından verilen bir dilim ekmeğe arz-ı ihti­ yaç eden ve İstanbul’a yığılub kalan seksen bin kadar muhacirinden hiçbirisi o yolda icra-yı taaddi etmedi. Hâl böyle iken acaba Ermeni mes’elesi üzeri­ ne mi İslâm taassubu galeyan etdi.
171

Bu noktayı dahi tedkik içün sabakatı bâid olmayan vukuata rücu’ etmeli­ yiz. Ermeniier, Kiirdlerin yağmakârlıklarından ve hususan memurin-i hükü­ metin cerr-i nükûd etmesinden şekva ediyorlardı. Bu şikâyetler tamamıyla haklı idi. F akat acaba zât-ı âsilâneleri bu taaddiyatdan ehl-i îslâmın masun olduğu zehabında mıdırlar? Müslümanlar, Hıristıyanlar kadar muztarib olduk­ ları halde yalnız Müslümanların tazallümü [mu] hükûmât-ı mahalliye tarafın­ dan kapadıhveriyordu? Ve her ne zaman Bâb-ıâli’ye Saray a o yolda bir şikâyet geldi ise Pâdişâh istima’ma veya bunların bir kimse tarafından tetkik ve rü ’yetine mümanaat etdi, Müslümanlar ise ecânibe müracaat etmediler. Bu da ancak, arzu etmemelerinden değil ecârrib ile muhaberatın vesatetine malik olmadıklarında ve kendi şikâyetlerinin ânlar tarafından istima’ edil* miyeceğini zannetmelerinden idi.... Lâkin Lord Hazretleri, bizim meşrutiyetimiz yokdur ve Memâlik-i Osmaniyemize ânı verenler pâdişâh tarafından Mekke’ye sürdürüldü ve orada...... Pâdişâhın hep korkusu edyân-ı muhtelifeden olan teb'ası arasında bir itila­ fın vücûda gelebilmesinden ibaretdir. Her bir namuslu hükümetçe matlûb olan böyle bir itilâfdan padişah niçün korkmuş olsun? Çünki, Ermeniier, Müslümaıılardan daha ziyade vesaite ve Avrupa ile daha ziyade revabıta malik olduklarından dünyanın en güzel kıt’asmdan birisini cehenneme döndüren bu tarz-ı mülevves hükümeti ifnaya medâr olacak esbâbı istihsâlde yekdiğeriyle ittihad edebiliyordu. Zât-ı âsilânenize arz etdiğimiz bu hakayıkı bir.gün gelüb bitaraf tevarih tasdik edecek ve gösterecek ki memâlikimizin Asya cihetinde bir seylâbe-i hûn hâsü eden bu «kardaş kavgası» İslâm taassubundan değil ancak tac-ı hilâfeti tezlll ve telvis eden bu m a’kûs ve mecnun hükümdarın tedâbir-i gaddarânesinden neş’et etdi... Bugün ahvâl o kerteye vardı ki ahali müdahalât-ı ecnebiyeye karşı kendi­ sinde mevcud olan hissiyât-ı miiliyeyi artık berteraf edüb pâdişâhın âmâl-i müdhişesini tevkif içün İngiltere’nin müdahale-i m a’neviyesini arzu etmeğe başlıyorlar. Ama, bu yolda hiçbir şey yapılmadı. Ve Lord Rosebery bir meslek-i mukaddimâne ittihaz eylediği zaman zât-ı âsilâneniz «bir kimse ilerü hareketden evvel nihayetine- isâl eden esbâbm noksansızlığından emin olmalı­ dır» diyerek istihfafda bulunmuşdunuz. Biz yalnız olduğumuzu biliyoruz. Ama Allah-ı azîm-üş-şandan miz ve vatanımız hakkında muhabbetimiz uhdemize terettüb eden rasında bize daha ziyade kan bahasına oturacak ve fakat şürûru paca lâyıkıyla bilinmeyen veya bilinmek istenilmeyen mütegallib mızın ümmetimize celb etdirdiği ârdan bizi tathir edecekdir. olan ümidi­ tedbirin ic­ daha Avruhükümdarı­

Bkz. Hürriyet-, no.56, 16 Ağustos 1896-4 Rebiy’ülevvei 1314, ss. 1-3.

172

IV

OSMANLI İTTİHAD ve TERAKKİ CEM ÎYETİ'NÎN 1899 - 1902 ARASINDAKİ ORGANİZASYONU VE FAALİYETLERİ
CEMİYETİN KURULUŞU VE İLK FAALİYETLERİ : Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin aslında pek çok muhalefet örgü­ tünün çeşitli hareketleri örgütlemeye çalıştığı bir dönemde ortaya çıktığım evvelki bölümde inceleme imkânım bulduk. Şimdi üzerinde durmamız gere­ ken husus; bu örgütün kuruluşu ve organizasyonu ile ilk faaliyetleri olmalı­ dır. Bu cemiyetin kuruluşunu 1889 tarihine kadar geriye götürebilmemiz müm­ kündür. Zihniyet uyuşmazlığı nedeniyle muhalefetin kalesi durumuna gelmiş olan okulda; Mekteb-i Tıbbiye’de; bu yolda ilk çalışmaların başladığını müşa­ hede ediyoruz. Tüm okullarda ve hattâ İdadilerde büe görülmeye başlanan bu muhalefet hareketleri;1 daha ziyade bir zihniyet sorunu olarak ele alınma­ lıdır, ki ilk bölümde bunu ayrıntılı olarak inceledik. Mekteb-i Tıbbiye; bu alanda özellikle biyolojik materyalizmin geniş olarak ilgi görmesi sonu­ cunda; realitede var olan ile düşlenebilen ve arzulanan idealler arasındaki farklılığın uçuruma dönüştüğü bir fert yaratılması hususunda en ön sırayı alan bir kurum olmuştu. 1880'lerin ortalarından itibaren bu okulda, yönetime karşı örgütlü bir mu­ halefetin yararları konusunda çeşitli görüşmelerin, öğrenciler arasında yo­ ğun tartışmaların yapıldığını izliyoruz. Nitekim, bu kurumdaki faaliyetler so­ nucunda, daha ismi dahi konulmadan, böylesine bir grubun eylemleri, diğer okullarda da heyecanla anlatılan bir mevzu olmaktaydı.2 1888 den itibaren bu

(1)

(2)

Ö rnek olarak bkz. Bazı H ususî İradeleri Havt D efter, B B A -Y ıld ız Esas E vra­ kı, 24/11/162/V Iî. no.13. 15 Tem m uz 316. Ü zerinde b irb irlerin e yazdıkları m uzir m ek tu p lar b u lu n an idadî talebelerinin sorgulam alarıyla ilgilidir. Leslovikli M ehm ed Rauf, îttih a d ve T era kki C em iyeti N e İdi?, A hm ed Saki M atbaası, (D ersaadet:1327), ss. 12-13.

m

konunun tartışılması okulda genel bir yaygınlık kazandı.3 Daha sonra İbrahim Temo ile îshak Sükûti’nin yaptığı ön görüşmeler4 sonrasında; bu talebeler konuyu kendilerine yakın olarak gördükleri iki talebeye; Abdullah Cevdet ve Mehmed Reşid ile onlara hemen katılan Konyalı Hikmet Emin’e açınca ce­ miyetin kurulması konusunda ilk karar alınmış oldu.5 21 Mayıs 1305 (3 Hazi­ ran 1889) tarihli bu toplantıdan sonra İttihad ı Osmanî adını alan cemiyet kı­ sa sürede okul mehafilinde bir efsane niteliğine büründü. Dönemi anlatan bir mektuptan nakledersek:
«...1307 (1891) tarihinde... talebe arasında kulakdan kulağa esraren­ g iz bir takım şeyler fısıldanıyordu. Meğer gizli bir cem iyet-i siya­ siye teşekkül etmiş f Fakat nerede? N e vakit ve ne içiin? Bütün bu suallerin bir cevabı yokdu. Bunlar esrarengiz m ahiyette birçok ma'rıâları gizliyordu... C em iyet nazarımda âdeta mukaddes gibi bir şey­ d i...»6

diğer okullara da yayılan7 bu efsanevî hava oldukça yararlı olmakla birlik­ te, cemiyetin yaklaşık iki yıl süreyle hiçbir faaliyette bulunmadığının da önemli bir göstergesi olmaktadır. Bu aradaki tek faaliyet, okulun önündeki odun yığınları üzerinde yapılmasından dolayı, Hatab Kıraathanesi İçtimai adını alan bir toplantının yapılması «hareketin» bazı Tıbbiye talebelerine an­ latılmasından ibaret kalmıştır.8
C evrî [M ehm ed R eşid], İnkılâb Niçün ve Nasıl Oldu?, M atbaa-i îçtihad, (M ısır:lU09). s. 26. (4) Sâî [Şerafeddin M ağm um i], «Tohum ve Sem ereleri,» M eşveret, no.6, 6 R a­ m azan 1313-15 Ş ubat 108, s. 3. (5) Bu to p lan tın ın ta rih i (21 M ayıs 1305) bizzat İbrahim Temo tara fın d an v e­ rilm ektedir. Bkz. İb rah im Tem o’d a n -K arl Süssheim ’a tarihsiz m ektup m üs­ veddesi, A r k iv i Qendror, 19/31//108-110. Bu konuda ilk to p lan tılard an iti­ b a re n işin içinde olan îsh a k S ü k û tı ise k u ru lu ş y a da ilk görüşm elerin b a ş­ langıç ta rih i olarak 1306 (1890) ta rih in i vererek durum u şöyle an la tm ak ta ­ dır: «-...Bu cem iyet bin üç yüz altı senesi M ekteb-i Tıbbiye’de teşkil olunm uşdur. Teşkil edenler beş, d ö rt kişi idi. B irisi bendeniz, diğeri Rom anya’­ da b u lu n an D oktor A rnavud İb rah im Efendi,, üçüncüsü Isp artalı H ikm et E fe n ii ism inde birisi olub m üteverrim en vefat eylem işdir. B ir diğeri de A b­ d ullah Cevdet Efendi idi...». îsh a k S ü k û ti’nin, D ahiliye N azırı M em duh P aşa’ya gönderm ek üzere kalem e aldığı, ariza m üsveddesinin kopuk birinci sahifesi, A rk iv i Qendror, 19/104//214/1, Buna karşılık, 21 M ayıs 1305 ta r i­ hinin k u ru cu lard an birisi tarafın d an yazılan ilk k ita p ta da kabul edildiği görülüyor. Bkz. Cevrî [M ehm ed R eşid], İn kılâ b ..., s. 26. (6) D oktor M ekkeli S abri Bey’d en-A bdullah C evdet’e, Le Mans, 27 H aziran 1931 ta rih li A rap harfli m ektup, s. 3. A bdullah C evdet B ey E vrakt/Ö zel A r ­ şiv. Sayın Gül K arlıd ağ ’dan sağlanm ıştır. (7) Leslovikli M ehm ed Rauf. İttihad ve T erakki C em iyeti..., ss. 13-14. (8) B kz.K farl] Süssheim , «‘Abd A llah Djewdet,s> Encyclopaedia of İslam2 -Su p p lem ent (1938), s. 56. 174 (3)

Nihayet, örgütün bu şekildeki faaliyetinin fazla bir anlam taşımadığının farkına varılması üzerine; çeşitli gruplar ile temasa geçme ve mektep dışın­ dan üye kaydına başlama konusunda eyleme geçildiğini görüyoruz. Bu çevre­ den sınırlı katılımın sağlanmasından sonra yeni durumu görüşmek üzere İn­ cir Ağacı İçtimai adı verilen ve oniki kişinin katıldığı bir toplantının organize edildiğini izliyoruz.8 20 Temmuz 1891 tarihinde İbrahim Temo’nun girişimleri ile Edirnekapı dışındaki Midhat P aşa bahçesinde yapılan bu toplantının ilgi çekici noktası, yüksek dereceli bir memur ile bir gazetecinin de bu toplantı­ ya katılmasıdır.so Adliye Nezaretinde görevli olan Ali Rüşdü Bey’in toplan­ tı başkanlığına getirildiği11 bu içtima sonucunda «...her hafta muntazaman ve fakat muhtelif mahallerde bilictima’ müzâkere etmek, mükemmel bir nizâm­ nâme-! dahilî kaleme almak üzere bir hey’et-i idare teşekkül etdi. İânelerin muntazaman cem’ı, âzânm mensub oldukları şu’be ile şu’bedeki sıra numerosunu göstermek üzere deftere kaydı, her bir âzâya bir numero veril..»meşi­ nin karar altına alındığını müşahede ediyoruz.11 Görüldüğü gibi, bu toplantıdan itibaren İttihad-ı Osmanî Cemiyeti, artık örgütsel bir yapıya kavuşma çabası içine girmiştir. Ortak emelleri paylaşan şikâyetçiler durumundan, aralarında statü farklılığının bulunduğu hiyerarşik bir örgüte doğru gelişmenin varlığı, açık bir biçimde gözlenmektedir. Kuru­ culardan İbrahim Temo'nun «..biraz sonra yâni şubeler kuvvetlendikde on ikiler içtimai denilen ilk içtima’» şeklinde bir ifade kullanmasına bakılırsa1 3 , özellikle diğer okullardaki destekleyici hareketlerin geliştiği tahminini yürüt­ mek kolaylaşabilir. Çünkü, bu tarihte henüz yurt dışı ile bir temas kurulmuş olmadığı gibi, İstanbul içinde mahallî teşkilât da sözkonusu değildi. Bu toplantı sonrasında üyelere şube ve sıra numaraları verildiğini görü­ yoruz. Temo’ya verilen 1/1 şeklindeki koda bakarak ,14 az da olsa bir statü farklılaşmasının yaratılmaya çalışıldığını söyleyebiliriz. Hücreler ve numara dağıtımındaki özellikler gözönüne alındığında; bazı araştırmacılar tarafından ileri sürülen 15 «Carbonari» örgütlenme modelinin temel olarak alınmış olma­
Bu toplantıya, On ikiler içtim ai veyahut ilk örgütçüler dışındakileri ifade eden D okuzlar İçtim ai a d la rı da v erilm ektedir. Bkz. K [arl] Süssheim , «Abd A llah Djewdet,» E l2, s.56. K atılan lard an on bir tanesinin isim leri aşağıdaki gibidir: İb rah im Temo, A bdullah Cevdet, İshak Sükûti, M ehm ed Reşid,. H ikm et Em in, Şerafeddin M ağmumî, Ali Şefik, R üşdü Bey, Asaf D er­ viş, H üseyinzâde Ali, G iridî M uharrem ve ism i tespit edilem eyen b ir kişi. Liste, İb rah im Tem o’d an-S üssheim ’a tarih siz m ektup m üsveddesindeki çe­ şitli cevaplardan derlenm iştir. A r k iv i Ç endror, 19/31//108-110, K rş. İb rah im Temo, İttih a d ve T era kki..., ss. 20-21. (10) A r k iv i Çendror, 19/31//108-110, (11) îbid. (12) Cevrî [M ehm ed Reşid], în k ılâ b ..,, ss. 27-28. (13) İb ra h im Tem o’nun. gelişm eler hakkında Süheyl Ü n v er’e hitaben yazılm ış m ek tu b u «Doktor İb rah im Temo,» C TF -Tıp Tarihi ve Deontoloji E nstitüsü A rşivi, -1-1935, s. 4. (14) A rk iv i Çendror, 19/31//108-110. 175= (9)

sının kabul edilebilirliği yüksek olmaktadır. Ancak; bu görüşlere karşılık; ce­ miyetin gizli bir örgüt kurulmasında oldukça yararlı bir rol oynayan ve he­ men hemen kurulan tüm gizli örgütlerce uygulanan bu model dışında, ittihad-) Osmanî Cemiyeti kurucularının; teorik açıdan; bu örgüte herhangi bir ilgi duyduklarım söyleyebilecek verilerden yoksunuz. Daha evvelce muhalefet örgütü-kuran Yeni OsmanlIların, en az model kadar felsefî alanda da bu ör­ gütten yararlanmalarına 15 karşılık, bu konuda gerek Tıbbiyelilerin gerekse onlara katılanlarm fazla bir bilgi sahibi bulunmadıkları gözlenmektedir. Ay­ nı şekilde, Petersburg Üniversitesindeki tahsili sonrasında Mekteb-î Tıbbiye'ye gelen Hüseyinzâde Ali Bey’in, kuruculara Rus nihilistlerinin örgüt model­ leri konusunda bilgi vermesine bakılırsa1 7 , özel bir örgütün düşünsel çerçeve­ sine ve modeline ilgi göstermekten ziyâde, mümkün olabildiği nispette gizliliği temin edebilmek için; şartların elverdiği oranda; malûmat toplama fa­ aliyetiyle karşı karşıya bulunduğumuzu kabul etmek gerekiyor. Benzer şekil­ de, kurucuların aralarında Etniki Eterya cemiyetinin faaliyetlerini tartış­ malarına bakarak 13 kurmaya çalıştıklarının, benzeri örgütler ile yakından alâ­ kadar oldukları belirtilebilir. Bu açıdan 1889 tarihinde Mekteb-i Tıbbiye’de kurulan örgütün, herhangi bir diğer teşkilâtın örgütsel yapısından ve düşün­ ce sistematiğinden fazlaca etkilenmediğini zikretmemiz gerekir. Incirağacı îçtim aı’ndan sonra, diğer okullardaki örgütlenme faaliyetine büyük bir hız verilmiştir. îlk olarak, daha sonra Türk-Suriye Komitesi adlı örgütte oynadığı rollerle İttihad ve Terakki ile arasına belirli bir mesafe koy­ duğunu izlediğimiz Emin Arslan Bey kanalıyla ,19 Mekteb-i Mülkiye öğrencileri­ nin konu etrafında tartışm alara başladığı izleniyor. Sözkonusu okulda, daha evvelce de bu konu etrafında tartışm alar sürmekteydi. Nitekim, ittihad-ı Osmanî’nin önayak olduğu faaliyetlerden önce, bağımsız olarak Ali Kemal Bey’in Cenevre ve P aris’e yaptığı seyahatlar sonrasında, orada gördüğü gibi bir ta­ lebe cemiyeti örgütlemeye çalıştığım ;2 0 ancak toplantılarının basılması ve üyelerden birisinin üstünde Rousseau’nun bir bendinin bulunması üzerine ,2 1
<15) A [hm ed] R [efik ], A b d ü lh a m id -i Sânî ve D evr-i Saltanatı: H ayat-t H ususi­ ye ve Siyasiyesi, Cild-i Sâlis, K ü tü b h an e-i îslâm ve A skerî, (îstanbul:1327), ss. 1068-1069 ve E.E. R am saur, Jön T ü rk ler,,., ss. 31-32. Yeni O sm anlIların örgüt m odelinde ‘C arbonari’ C em iyetini örnek olarak a l­ m aları için bkz. Ebüzzıya, «T efrika-i T arihiye; Y eni O sm anlIlar, no.17,» Y en i T asvir-i E fkâr} no.21, 20 H aziran 1909-3 Cem aziy’ülâhir 1327. s. 3. B u­ n u n yam sıra, b u kim selerin Silvio Pellici gibi kim selerin düşüncelerini ilgi ile k arşılam aları için bkz. Şerif M ardin, The Genesis..-, s. 21 ve ss. 21-22/n.22 ve Roderic Davison, R efo rm in The O ttom an Em pire, PrincetonrU niv. Press, (Prineeton:19S3), s. 193 ve s. 193/n. H üseyin Zade Ali, « îttih at ve T erakki N asıl K uruldu...,» Tan, A M art 1938. C TF -Tıp Tarihi ve Deontoloji E n stitüsü A rşivi, 1-1935, s. 3. Leslovikli M ehm ed Rauf, İttihad ve T era kki..., s. 14. Berna K azak, Ömrilm.'Ali K em a l’in H atıratıt ss. 107-109. K onunun tafsilâtı için bkz. Canlı T arihler:A hm et R eşit R ey (H. Nâzım ) — G ördüklerim —Y a p ­ tıkla rım (1890-1922), (İstanbul:1945), ss. 42-44. B erna Kazak, Ö m rü m ..., s. 111-112.

(16)

(17) (18) (19) (20)

(21) 176

yedi kişinin gözaltına alındığını izliyoruz.2 2 Ali Kemal tutuklanma nedenlerini «serbesti-i efkâr» olarak tanımlamaktadır .2 3 Bu öğrencilerin Arabistan vilâyatma gönderilmesi kararının alınması ve ilk olarak Ali Kemal Bey’in Ha­ leb’e sürgünü ile24 mesele kapatılmış gibi gözüktü. Ancak, kısa müddet son­ ra bu kez mektepte muhalefet hareketlerini yakından incelemekte olan grup, Tıbbiyeliler ile belirttiğimiz temasa geçti. Aynı dönemde Erkân-ı Harb sını­ fında bulunan Batumlu Binbaşı Mustafa Efendi ve arkadaşları sayesinde Mek­ teb-i Harbiye'de de şube benzeri bir teşkilâtın doğduğunu görüyoruz.1 2 0 Kısa süre sonra bu iki okuldaki militanların, Emin Arslan aracılığı ile Tıbbiye grubuna başvurduklarını görüyoruz.2 8 Bu kimselerin cemiyetin duru­ munun yeniden düzenlenmesi isteklerine karşı; Tıbbiye örgütü, özellikle ge­ nişleme sonucunda cemiyetin varkğmdan haber alınması kuşkusuyla çekim­ ser davranınca; Emin Arslan, onlara bu gelişme organize edilmediği takdir­ de kendisinin yeni bir cemiyet kurup, iâne toplayacağı tehdidinde bulunmuş­ tur .2 7 Bunun üzerinde, On ikiler içtimama katılan kimseler ile bu iki okul temsilcilerinin iştirakiyle Rumelihisarında yeni bir toplantının yapıldığını gö­ rüyoruz .2 8 İbrahim Temo, bu iki toplantı arasındaki okul içtimalarının fazla ehemmiyetli olmadığını belirtmektedir.2 9 Rumelihisarı toplantısında, Tıbbiye grubu hazırladığı bir lâyihayı daha sonra İttihad ve Terakki’den bağımsız muhalefet hareketlerini örgütleyecek olan iki Mülkiye talebesinden Ali Münif ve Mehmed Rauf Bey’e vermiş, on­ lar da bu metin üzerinde çeşitli düzeltmeleri yaparak, ilk nizamnameyi hazır­ lamışlardır .3 0
(22) B B A -B E O /H a ric iye Reft, 183-5/39,1066-1294, (26 H aziran 311)/47157. ■ ■ {23} Ali K em al B ey’in S ad aret’e yazdığı, 10 H aziran 311 tarih li yazı. B B A -B E O / H ariciye R e ft , 183-5/39, 1066-1294 (İsti’da:1732), (26 H aziran 311)/4715748854. K onunun diğer b ir anlatım ı için kendisinin faaliyeti hakkında aynı belgeye ekli «2 Tem m uz 305 ta rih iy le M akam -ı Sadaretpenâhiden gelen tezk ere-i hususiye su retisn e bakılm alıdır. (24) B B A -B E O /H a ric iye Reft, 185-5/39,1119 (10 Ağustos 311)/51318-(m üsvedat: 121/37158.). (25) Leslovikii M ehm ed Rauf, İttihad v e T erak ki.,,, s. 21. (26) İbid, s. 22. (27) İbid. s. 22-23. (28) İbid, ss. 23-25. İb rah im Temo, C T F -T ıp Tarihi v e D eontoloji A rşivi, 1-1935 de to p lan tın ın Boğaziçinde yapıldığını belirtm ekte ve başka açıklayıcı bilgi verm em ektedir. A r k iv i Çendror, 19/31 //1 0 8 — 110 da Süssheim 'a verdiği bilgi­ lerde ise sadece, to p lan tın ın teşk ilâtın geliştirilm esine yönelik olduğundan bahsetm ektedir. (29) İb rah im Temo. İttihad ve T erakki..., s. 19 ve C T F -T ıp Tarihi v e Deontoloji Enstitüsü A r ş iv i . 1-1935, s. 4, (30) Leslovikii M ehm ed Rauf, İttihad v e T erakki,.., s. 25. Bu toplantının, 1891 y ı­ lının ikinci y arısında yapıldığı tah m in edilebilir. Temo’nu n ev rak ı arasında b u lu n an ve k en d i el yazısını taşıy an b ir kâğıt parçasında 1891 yılı o rta la ­ rın d a «yazdığımız program » ta b iri k u llanılm aktadır. Bkz. A r k iv i Q endror, 19/31/179-180: M ekkeli Doktor S ab ri Bey de kendisinin m erkezde önemli b ir 177

Bu toplantıdan sonra; belirginleşmeye başlayan bir örgütsel yapının or­ taya çıkmasıyla; çabalar daha fazla kimseyi üye kaydetmeğe ve nüfuzlu ki­ şileri kazanmağa hasredilmiştir. Ancak, bu genişleme çabaları, haber alma yeteneği oldukça fazla olan yönetim tarafından tespit edilerek özellikle Tıbbi­ ye için tedbirler alınması cihetine gidilmiştir. Okulun yöneticiliğine; Saray'a bağlılığı ile tanınan; Zeki Paşa getirilmiş; kendisi bu göreve gelir gelmezr dokuzuncu sınıf talebelerinin dolaplarında yaptırdığı genel aram a sonucunda özel bir mahkeme kurarak, öğrencileri yargılatmış ve ele geçen delillere da­ yanarak dokuz öğrencinin okuldan tardı ve kalebendliklerine karar verilmiş­ tir .3 1 Ancak, Saray henüz olayı bir öğrenci hareketi olarak değerlendirdiğin­ den cezaları affederek öğrencilerin yeniden okula dönmelerini temin etmiş­ tir .3 2 1894 sonlarında bu kez Mekteb-i Tıbbiye ve Hukuk öğrencilerinden bir bölümü; gizli bir cemiyet kurdukları gerekçesiyle tutuklanmışlar ve konu Avrupa basınına da yansımıştır.3 3 Telâş yaratan bu olay sonrasında İsviçre’­ ye kaçan öğrencilerin dahi bulunması yönetimin dikkatini çekmiştir.3 4 Nitekim, bu tarihten itibaren Cemiyet faaliyetlerini hızlandırdı, îshak Sü­ kuti Bey, bir yandan Ubeydullah Efendi ve Hoca Kadri gibi ûlema temsilci­ lerini harekete kazandırırken, diğer yandan İsmail Kemal, Mizancı Murad Bey ile temasta bulunarak, onları kazanmağa çalıştı.3 5 Murad Bey’in bu ha­ reketleri ilgiyle karşılamakla birlikte, daha ziyade Saray kanalından iş yap­ mağa taraftar olması ve tüm muhalif grupların üstünde bir t a r a almak ar­
role geçm esinden çok önce cem iyetin b ir program ının h azırlan arak halk a ra ­ sında dağıtıldığını belirtm ekte ve konu hakkında şu yorum u yapm aktadır: «...C em iyetin küçük b ir program ı vardı. M addeleri 21 idi sanırım , h a tırım ­ da öyle kalm ış. B u p rogram h ak k ın d a elim deki dağınık kâğ ıtlard a pek az m alûm at var. Sende p rogram ın aslı v ar mı, veya hiç olmazsa onun ru h u hükm ünde bu lu n an esaslı m addeleri h atırlayabiliyor m usun?» Bilgiler, zik­ rettiğim iz m ek tu p tan alınm ıştır. A bdullah C evdet B ey E vrakı/Ö zel A rşiv, s. 8 ve s. 13. C em iyetin şim diye k a d a r ilk nizam nam esi olarak kabul edilen m etnin 39 m addeden m üteşekkil olduğu ve 1895 yılında çeşitli vesikalarda sözünün edildiği gözönüne alınırsa; b u yapılan ilk nizâm nâm eydi. (31) C evrî[M ehm ed Reşid], İnkılâ b ..., s. 29 ve 29/n . 2. Sözkonusu öğrenciler şu n ­ lard ır: Şefik Ali, A hm ed, A bdullah Cevdet, M ehmed Reşid, Rıza Servet, Ş e­ rafeddin M ağmumî, M ikail Oseb, T ekirdağlı M ehmed, N aki Celâleddin. (32) İb rah im Temo, C TF -Tıp Tarihi ve Deontoloji E nstitüsü A rşivi, I-1935'de kendisinin ik n a ediciliğinin bu alanda önemli rol oynadığını iddia ediyor­ sa da (s.4), yönetim in olayı önem sem em esi görüşü (C evrî [M ehm ed R eşid], İnkılâb , s. 30) daha kabul edilebilir b ir görüştür. Krş. T. N adir [H aydar R ı­ fa t], B eyn -el-M ilel İhtilâl Fırkalarıt ss. 71-72. (33) H ab erler için bkz. L ’ltalie, 16 Eylül 1894 ve M oniteur de Rome, 17-18 Eylül 1894 (34) B B A -B E O /Z a p tiye Giden, 662-21/13,113(327/247)/35774. Krş. Cevad Paşa M erhum un Z am an-ı Sadaretinde T a kd im Olunan T ezakir-i H ususiyenin S u retlerini H avi D efter, B B A -Y ıld ız Esas Evrakı, 3S/419/146/XV. (35) Sükûti, bu kim selerin cem iyete kaydedildiğini ark ad aşlarına söylem iştir. Bkz. Leslovikii M ehmed Rauf, İttihad ve T era kki..., s. 17. 178

zusu3 6 kendilerinin cemiyete girdiği kanaatine vardıkları bu kimsenin önem­ sedikleri tesirini ortaya çıkartmadı. Gene, Cemiyet üyelerinden Adanalı Hil­ mi Bey’in çabaları ile eski M aarif Nazırı Münif Paşa Cemiyete kaydolun­ du .3 7 Özellikle ûlernanm cemiyete duymağa başladığı ilgi bu kimselere önem­ li bir avantaj sağlıyordu. Hoca Kadri’nin, Lâleli1 'de softalara Avrupa’dan ge­ tirtmekte olduğu Le Temps gazetesini okuduğu, onlara muzir fikirler aşıla­ dığı ve Avrupa’daki ehl-i fesad ile irtibatı olduğu şeklindeki bir ihbardan ,3 3 bu ilginin önemini çıkartabilmek mümkün oluyor. Ama aym yıl içinde en önemli olay, hızlanmaya başlayan yurt dışnıa fi­ rar hadiseleri içinde cemiyete mensup gençlerin oranının artış göstermesi­ dir. Nitekim, yönetim; kaçakların dış ülkelerdeki faaliyetlerini önlemek için, çeşitli ülkeler nezdinde teşebbüslere girişmeğe başlamıştır ,3 9 Ayrıca, Cemiyet, P aris’de bulunan Ahmed Rıza Bey ve Kahire’de bulunan Ahmed Verdanî Bey aracılığı ile bu iki merkezdeki muhalifler ile temasa geçmeye çalışmıştır .4 0 Temo’nun evrakı içindeki vesikalardan, 1891 sonu veya 1892 başında ilk ni­ zâmnâme taslağının Ahmed Rıza Bey’e gönderildiği ve onun bu konuda bazı eleştirilerde bulunduğu anlaşılıyor .4 1 Ancak, Ahmed Rıza Bey’in ,4 2 yönetim­
(36) M urad Bey kendisine reislik tek lif edildiğini, kendisinin hazırlanm ış bir y a fta n ın tash ih in i yapm akla b irlik te kesin b ir k ab u l cevabı verm ediğini iddia etm ektedir. Bkz. M ehm ed M urad, M ücahede-i M illiye:G u rbet v e A v ­ d e t Devirleri, ss. 25-28. M urad’m , Faris aleyhine gördüğüm üz düşüncelerine rağm en, İzzet Bey ve diğer ta ra fta rla rı ile evinde toplantılar yapm ası bu alanda oynam ak istediği rolü daha iyi ortay a koym aktadır. Bkz.Philip C urrie ’den-D ışişleri B ak an ı’na, Cons., 28 Ocak 1896, no.71 (Confidential) yazı­ n ın eki; Ju stin A lvarez’d en -P h ilip C urrie’ye, Bengazy, 23 K asım 1895. Bil­ gileri, D ağıstanlı M irliva H aşan Bey, İngiliz tem silcisine verm iştir. PRO/F.O. 78/4701 Leslovikli M ehm ed Rauf, İttihad v e T erakki..., s. 18. Kolağası İhsan B ey’in, 12 T eşrin -i evvel 1311 ta rih li jurnali. Asaf Tugay, İbret: A b d ü lh a m id ’e Verilen Jurnaller v e Jurnalciler, C.I, Okat Yayınevi, [İstanbul :t.y], s. 83. B B A -B E O /H a ric iye Reft, 183-5/39,97, (30 M art 310)/28623, S efaretlere ve­ rilen d ire k tifle r için bkz.328. (7 N isan 310), tekidi için bkz. 203 (24 Nisan 310)/29747, İcra k ılm an ta h k ik a t cevabları için bkz. 1288 (5 T eşrin-i sânî 310)/38S74. Bu faaliyet için bkz.Z.D. Im hoff, «Die E ntstehung und Der Zweck Des Com ites F ü r E inheit u nd Fortschritt,» Die W el t des Islams, B,I(1913), H.3-4, s. 172. Temo, A hm ed R ıza’nın, «1304 den iki buçuk sene sonra... yazdığım ız pro g ­ ram ın bazı n o k taların ın t a ’dili h akkında bilm uhabere m ünakaşada bile b u ­ lun...»duğunıı belirtm ek ted ir. A r k iv i Ç endror, 19/31 //179-180. Ahmed Rıza’m n y u rd a döndürülm esi h akkında M abeyn’e, P aris S efaretin’den, 12/24 H aziran 1892 ta rih li yazı. Paris Büyükelçiliği Arşivi, D,176. B u­ na k arşılık yönetim in bazı P aris gazetelerine yazdığı yazılardan şüphelen­ m eye başlam ası için bkz. B B A - Y /S a d a r e t Hususî Marûzat, 13 L 1309/no. 3938. A ynı şekilde Ahm ed Rıza B ey’in m em leket kadınları hakkında v erd i­ 179

(37) (38)

(39)

(40)

(41)

(42)

den talebeliğini sürdürebilmesi için maaş talebinde bulunduğunu4 3 gözönüne alırsak, kendisinin bu tarihlerde hareketin başarıya ulaşabileceğine fazlaca ihtimal vermediğini varsayabiliriz. 1894 tarihinde ise; herhalde; kendisi P a­ ris’de bir anda, bir muhalif Türk kolonisinin oluştuğunu farketmişti .4 4 Nite­ kim, bu gençlerden birisi olan Doktor Nazım Bey, Cemiyetin merkez komi­ tesi adına Ahmed Rıza Bey’e kendilerine katılmasını teklif etti .4 5 Ahmed Rı­ za Bey; bu teklifi kabul ettiği gibi, Cemiyetin adı konusunda, İstanbul mer­ kezi ile bir pazarlığa girişti ve sonuçta kendisinin Auguste Comte’dan mül­ hem teklifleri etrafındaki tartışmalardan sonra Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti nâmı kabul edildi.4 0 Bu anlaşmadan sonra Cemiyet’in, yurt dışı faaliyetinin aniden bir sıçra­ ma gösterdiği görülüyor. Nitekim, Ahmed Rıza ve diğer Cemiyet kökenli fi­ rarilerin, Avrupa kamuoyundaki faaliyetleri öylesine fazlalaştı ki, yönetim

ği k o nferanslarda «hürriyetperverâne» fikirler derm eyan etm esinin de yö­ n etim in ilgisini çektiğini ve P aris S efareti’ni bu konuda uyardığını gö rü ­ yoruz. B B A -Y /S a d a re t H ususî M arûzat, 13 L 1309/no.3938 ve 8 Za 1309/no. 3938. A hm ed Rıza Bey ise «İstanbul’da Posta ve T elgraf N ezaret-i B ehiyesine» yazdığı m ek tu p ta «...am âl ve ef’alim i kim seden saklam adığım gibi h iç ­ b ir cem iyet-i hafiyeye de m ensub değilim. V atan ve m illetin m enafi’ ve h u k u k u n u m üdafaa ieab etdiği zam an P aris gazeteleri ile m ülâhâzatım ı neşr ediyorum » şeklinde b ir yorum y apm aktadır. A hm ed Rıza B ey’in, anı-, lan m akam a 15 Ş ubat 104 ta rih li m ektubu. A h m e d Rıza B ey E vrakı/Ö zel A r ­ şiv. (43) A hm ed Rıza’nm b u konudaki eski m ü racaatları için bkz. P aris S efaretinden-M abeyn’e 26/8 H aziran/T em m uz 1305/1889, M abeyn’d en -S efaret’e, 19 H aziran 305 ta rih li yazı; H azine-i H assa-i Şâhâne N ezareti’nin, 331/24 K â­ n û n -i sânî 305 ta rih li yazısı. Paris B üyükelçiliği A rşivi, D.176. A (44) «La Colonie O ttom ane de Paris.» A rçM ves Prefecture de Police-Paris, B-----(109.700-3). 1653 (45) C evrî[M ehm ed Reşid], İn kılâ b ..., s. 30. K uşkusuz A hm ed Rıza B ey’e göste­ rilen b u ilgi kendisinin henüz yayınlam adığı, fak at sözkonusu m ehafilde ona b ir h ayli p restij kazan d ıran lâyiha ve m ektubundan k ay n ak lan m ak ta­ dır. B unlar için bkz. A hm ed Rıza, Vatanın Haline ve M aarif-i U m um iyenin İslahına Dair Sultan A b d ü lh a m id H an H azretlerine T a kd im K ılm an A ltı Lâ­ yihadan Birinci Lâyiha, Im prim erie Internationale, (Londra:1312) ve A h­ m ed Rıza, V atanın Haline ve M aarij-i U m um iyenin Islâhına Dair Sultan A b ­ dülham id Han Sânî H azretlerine Takdim K ılınan Lâyihalar H a kkın da S a ­ darete G önderilen M ektub, (Geneve:1313). (46) A hm ed Rıza B ey’in, derlenen h a tıra tın d a durum şöyle anlatılm aktadır: «İstanbul, Ittih a d -ı İslâm diyordu. Ben b ü tü n O sm anlIların m enafim e çalı­ şacağı için İttih a d ve T erakki ûnv an ın ı m ünâsib gördüm . Öyle kabul edil­ di.» Bkz. «İlk Meclisi M ebusan Reisi A hm et Rıza Beyin H atıraları, (1),» C um huriyet, 26 Ocak 1950, s. 2. 180

Osmanlı hükümeti lehine yorumlarda bulunmaları için Fransız gazetelerine verilen ödeneğin beş yüz Frank arttırılmasına karar verdi .4 1 Gene, bu temaslar çerçevesinde, yurt dışında ilk kez cemiyet adına bir risale basıldı.4 8 1895 yılı ortalarında çıkan bu risâle yönetimin büyük telâşına neden oldu.4 9 Çünkü, bu şekilde zaten çeşitli hareketler ve Ermeni komiteleri­ nin artm a temayülü gösteren eylemleri karşısında bunalmış ve Saray darbe­ sini ’ n er an korkuyla bekleyen yönetim, karşısında bir de çoğunluğu Türk unsurundan oluşan bir cemiyeti buluyordu. Aynı tarihlerde Mekteb-i Harbiye’de, Cemiyetin faaliyetleri çerçevesinde bazı huzursuzlukların başladığı gözleniyor. Mayıs ayında, bir sene evvel Harbiye’den mezun olan bir Cemi­ yet mensubu Atina’ya firar etmişti5 0 ve bu da yönetimi bir hayli telâşlandırmıştı.st Bir arama sırasında, okul kütüphanesinde Sultan Murad’m resmi bu­ lundu .8 2 Yönetimin artan baskısı ve cemiyetin faaliyetlerini yoğunlaştırması sonucunda Harbiye'de Cemiyet mensubu olmalarından şüphe edilenlerin tu­ tuklanmasına başlandı. Bu soruşturma doksan bir öğrencinin Zabtiye Neza­ retine şevki ile sonuçlandı.5 3 Yönetim bu olayı gizli tutmağa çalıştıysa da, olay Avrupa basınına yansıdı.34 Bu gerçekten önemli bir gelişmeydi. Çünkü,
(47) (48) (48) «Tezkere-i M arûza Sureti, 13 H aziran 311/2 M uharrem 313,2- B B A -A y n iy a t D efteri, 1637, s. 14. Vatan T eh liked e !, [Paris:1311], B B A -B E O /Ş eh rem a n eti Giden, 689-27/7, (18 T eşrin-i sânî 311)/8428 (m ühim m e) ve B B A -B E O /D ahiliye Giden, 94-3/43,2490, (18 T eşrin-i sânî 311)/ 8428 (m ühim m e). B B A -B E O /H ariciye  m ed, 155-3/11,937, (3 M ayıs 311), 960, (4 Mayıs 311)/ 43700. G eri döndürülm esi çabaları için bkz. B B A -B E O /H ariciye  m ed, 155-3/11, 1046, (11 M ayıs 311). [ Tahrirat M ecmuası], İbnül Em in M ahm ud K em al İnal Yazm aları, İÜ K 2522, M ekâtib-i A skeriye-i Şâhâne N azırı Birinci Ferik, Ali Rıza Bey’in y a ­ zısı. 4 Şa’ban 313. B B A -B E O /M ahrem âne M üsvedât, 38/3 Tem m uz 311-23 M uharrem 313, Z ab­ tiye N ezaret-i Celilesine. Bu ted b irlere k arşılık 1895 Ekim inde okulda m u ­ halefet h arek etlerin in yoğunlaştığı görülüyor. Bu tarih te okulun beş öğren­ cisi tutuklanm ış, ilânnâm eler geniş çapta okulda dolaşır olm uştur. Be~ yannâm elerde «Selefleriniz halka y ard ım ettiler. Siz uyuyor m usunuz?» şeklinde ifadeler v ard ır. Bkz. «Turkey: A gitation Spreading,» The Daily Chronicle, 24 E kim 1895. Krş. «Turkish S tudents Held,» The New Y o rk T im es, 21 E kim 1895. K âzım K arabekir, 1311 (1895) de H arbiye’deki teşk i­ lâtın çok kuvvetli olduğunu ancak ikinci sınıftan K andiyeli H ay rettin ve T iranlı A bdullah E fendilerin ih b arı ile dolapların arandığını ve zararlı neş­ riy a t b ulunan k ırk efendinin kırkbeş gün hapis yattığım belirtiyor. Bkz. Kâzım K arabekir, İttih a t ve T era kki Cem iyeti: 1896-1909, Yazılış T arihi: 1945, (İstanbul:!#® .), s. 97. H aber, kom iteye yakın kim selerce D aily News, gazetesine sızdırıldı. Yöne­ tim b u h ab erin nasıl sızdırıldığım araştırdıysa da sonuca ulaşam adı. Bkz. B B A -B E O /H ariciye  m ed, 155-5/11, 1573(16 H aziran 311). A vrupa bası­ nındaki çeşitli h a b e rle r için bkz. 1587, (18 H aziran 311), 1619, (2 H aziran 181

(50) (51) (52)

(53)

(54)

Harbiye gibi bir okulda doksan bir tanesi yakalanan taraftara sahip bulun­ mak, küçümsenemeyecek bir başarıydı. Bu sırada, Mülkiye’de de çeşitli öğrenciler üzerinde muzir hicviyeler bulundu.w Burada yapılan tahkikatta, Cemiyetin bu okulda da yayıldığı or­ taya çıktı. Ancak bu olaylar, tamamen yönetimin olayların üzerine gitmesi sonucunda doğmuştu. Cemiyetin, yurt içinde giriştiği eylem bulunmamaktay­ dı. Belirttiğimiz gibi tek faaliyet ülke dışında idareyi eleştiren bir risalenin basımından ibaretti. Ancak, burada karşımıza 1895 tarihinin evvelce belirtti­ ğimiz olağanüstü koşulları çıkıyor. Sultan, öğrencilerin herhangi bir harekete girişebileceklerine ihtimâl vermemekle birlikte, onları bir araç olarak kulla­ nabilecek Saray darbecilerinin işleri hızlandn’dığı kanaatine varmıştı. Nitekim, 189-5 sonbaharmda ve olayların en yoğunlaştığı dönemde İngiliz Sefareti üçüncü kâtibi .Max Müller, önde gelen iki İttihad ve Terakki men­ subu ile bir mülakat yapmıştı .5 5 Bu mülakat su’asında iki ileri gelen üye, Müller’e iktidar değişikliği hakkmdaki fikirlerini belirtirken:
«..Tahmin edebildiğim kadarıyla, onlar açıkça itiraf etmemekle bir­ likte her ikisi de Jön Türk partisinin faal üyeleridir. Kendileri ba­ na bıı partinin Türkiye’de şimdi iyi organize edildiğini söylediler. Merkez komitesi bir başkan üe dört üyeden mürekkebdir, fakat bunların adlarım elde etmeğe maalesef muvaffak olamadım.
311), 1828, (2 H aziran 311), 1684, (21 H aziran 311), 1673, (22 H aziran 311), 1717, (25 H aziran 311), 1726, (26 H aziran 311), 1750, (27 H aziran 311), 1934, (4 Tem m uz 311), 1951, (5 Tem m uz 311), 1975, (5 Tem m uz 311), 2116, (6 Tem m uz 311), 2132, (8 Tem m uz 311), 2708, (19 Ağustos 311), BBA-BEO/ Hariciye R eft, 183-5/39,619, (18 H aziran 31D/48518. T u rh an P aşa’dan-M ahm ud Nedim Bey’e, 51/1 Tem m uz 1895, Rom a B üyükelçiliği A rşivi, K.51(2). G azetelerdeki yazılara örn ek olarak bkz. «Una Sm entita,» O pinione (Rom a), 5 Tem m uz 1895, «Turchia: Una Cospirazione alla scuola m ilitaire,» Corriere di Napoli, 26 H aziran 1895, «Une Conspiration,» L ’ltalie, 27 H aziran 1895. (55) B B A -B E O fV G G (2 ), Jurnal: no.3-M ühim m e! no.?, 28 Şevval 1313/11 N isan 311 (S alı), M ekteb -i M ülkiye talebesinden Rüşdi E fendi’n in yaptığı hicvi­ yeye d air M aarif tezkeresi. (56) Sir Philip C u rrie’den-M arquess of S alisbury’e, Cons., 27 K asım 1895/no.87û (C onfidential), ta rih ve n u m aralı yazının eki, W.G. M ax M ülier’in, 26 K a­ sım 1895 ta rih li M em orandum u, PRO/F.O, 78/4623. Y azının m etni aynen v e­ rilm iştir. Bkz. B.I. Bu arad a İngiliz S efaretinin Jön T ürklerle en fazla iliş­ ki k u ra n m ensubu o larak görünen W.G.Max M ülier’in, eşinin İstanbul'dan yazdığı m ektuplarda daha 1893-1894 y ıllarında Jön T ürklerden bahsetm esi dikkati çekm ektedir. Bkz. Mrs. [G eorgina] M ax M üller, L etters From Constantinople; Longm ans G reen and Co; (London:1897), ss. 194-195: «...S ultan biliyor ki, herhangi b ir şekilde g a y r-ı m üslim teb ’asım him aye ederse M üs­ lüm an te b ’ası kendisine k a rşı ayaklanabilecek ve bu İm p aratorluğunun A v­ ru p a ’da sonu dem ek olabilecektir ve h a ttâ şim di ortada kendi yönetim i için E rm enilerden daha tehlikeli bir Jö n T ü rklük vardır...». 182

Cemiyetin âzâları tüm sınıflardan hattâ Sultanın her vakit gö­ rüştüğü adamlardan dahi alınmaktadır. Bıı cemiyetin müstacel amacı Sultan ın tahttan indirilmesi ve Kanun-i Esasî’nin ilâmdır. Dediklerine göre Sultanın tahttan indirilmesi, padişahın etra­ fındaki habis adamlardan bazılarının mahkeme ile idam edilmeleri dışında hiç kan akıtılmasını intaç etmeyecektir. Kararlaştırılan bir günde subayları davaya kazandırılmış bir alay Seraskerliğin önündeki meydana yürüyecekler, Seraskeri yaka­ layacaklar, onun yerine tercih ettikleri bir adamı tayin edecekler (muhtemelen Deli Fuad olarak adlandırılan Fuad Paşa) Y ıldıza bir haberci göndererek Sultana tahttan indirildiğini bildirecekler ve haberi çeşitli eyâlâta telgrafla iletecekler. Bıı benim işaret ettiğim gibi acayipçe basit bir plândı.... Ben onlara, şimdiki Sultan ın tahttan indirilmesi ve Kanun-i Esasi-nin ilâm garanti edilse dahi Türkiye’de bunun gibi İmpara­ torluğun taleb edilen ihtiyaçlar çerçevesinde tamamen yeniden dü­ zenlenmesi için gerekli adamları bulup bulamıyacaklarına işaret ettim. Onlar zorluğu itiraf ettiler fakat adam bulunabileceğini söy­ lediler. Genellikle en önemli mevkiler için teklif edilen adamlar şun­ lardı, Sadrıâzam Muhtar Paşa, Hariciye Nazırı Karatodori Bey — şimdiki Belçika Sefiri—, Serasker Fuad Paşa ...»5 7

belki farkında olmadan kendilerinin Saray darbesine malzeme hazırlayacak­ larını ve kendileri ile temas halinde olmakla beraber, gelişmelerin sonucun­ da tamamen şahsî plânlarım uygulamaya koyacak olan bir grubun istekleri doğrultusunda harekete geçeceklerini ifade etmiş oluyorlardı. Müller iki Jön Türkden, Cemiyetin nizâmnâmesini de almış ve önemli maddelerini çevirerek, bir rapor içinde elçiye sunmuştu .5 8 Bu, bir süredir Av­ rupa basınında hakkında haberler çıkmış olan İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin ortaya konulan ikinci ve uzun süre kullanılacak olan programıydı.5 9
(57) <58) îbid, Sözkonusu m em orandum un eki, «Regulations of the T urkish Society of Union and Progress,» PRO/F.O. 78/4623. Bu program , T.Z. Tunaya, T ü rkiye ’ de Siyasî Partiler, (İstanbul:1952), ss. 117-122’de verilen nizâm nâm edir. Program , İngiliz kabinesinde tartışılm ış ve D ışişleri B akan yardım cısı, Thom as Sanderson, çok ilginç b u lu n an vesika için M ax M üller’e teşekkür e t­ m iştir. Bkz. Thom as S anderson’d a n -S ir Philip C urrie’ye, no.402(C onf.)/Foreign Office, 14 K asım 9o(D raft), PRO/F.O. 78/4606, E vraka, K raliçe Victo­ r ia ’nın tetk ik in d en sonra düştüğü not şöyledir: «Bu vesikalar çok ilginç, özellikle birinci vesikadaki birinci ek (M ü ller’in M em orandum u) Kraliçe.*. PRO/F.O. 78/4623. Program la ilgili haber, ilk olarak W iener Politische Correspondenz gazete­ sinde yayınlanm ıştır. Bkz. B B A -B E O /H ariciye  m ed, 155-5/11, 4100(22 Teş­ rin -i sânî 311). H aber, İstan b u l’daki kom ite üyelerinden b iri tarafın d an 183

459)

Nizâmnâme incelendiğinde, onun hem genel düşünce çerçevesini amaç­ lar şeklinde ortaya konduğunu, hem de dahilî düzenlemeyi gerçekleştirdiğini görmemiz mümkün olmaktadır. Girişlerin, kooptasyon usûlü6 0 ve yemin ile gerçekleştirildiği6 1 Cemiyet; bu açıdan; merkeziyetçi bir yapıya sahiptir. Cemiyet üyelerinin teklifte bu­ lunabilmek serbestisine 6 2 karşılık, kararların oluşturulması ve üyelere görev verilmesi konularında6 3 yetkinin tamamen merkezde temerküz ettiği görülü­ yor. Merkez yöneticileri dışındaki üyeler arasındaki hiyerarşinin belirleyici­ sinin Cemiyetteki kıdem olması ise diğer ilginç bir noktayı teşkil etmekte­ dir .6 4 Bu nizâmnâmenin sözkonusu noktaların ışığında Cemiyetin siyasal çer­ çevesini yansıttığını belirtebiliriz.

1895 SONUNDA FAALİYETİN HIZLANMASI VE YURT İÇİ TEŞKİLÂTI : Eylemler : Cemiyet hem yurt içinde, hem de yurt dışında eylemlerini yoğunlaştırıp; 1895 Sonbaharının olağanüstü koşullarından kendisi açısından yararlanmağa çalışmaya başlamıştır. Yurt dışında, Mısır ve Paris şubeleri fiilen de örgüt­ lenmişler ve birincisinin başına İsmail İbrahim, İkincisinin liderliğine ise Ah­ med Rıza Bey geçmişlerdir .® 3 Ahmed Rıza Bey’in, henüz basılmamış olan eserleri Mısır'daki muhalefet organlarınca tefrika edilmeğe başlanmıştır .8 5 Bu koşullar altında, Mekteb-i Müîkiye’de, faaliyetini gördüğümüz Ali Kemâl

(60) (61) (62) (63) (64)

(65) (66)

gönderilm iştir. Bkz. B B A - B E O /V G G ( 2)-1296: Jurnal: no.3- M ü h im m e , 4100/ 25 T eşrin-i sânî 1311-20 C 1313 (Takdim : 23 T eşrin-i sânî 311, Zaptiye N ezare t-i Celilesine, şeriatı isti’lâm işa re t-i aliyyesiyle m ühim m eye, 25 T eşrin-i sânî 311) ve B B A -B E O /V G G (2 )-1 3 4 5 :D ev a ir Mühi m m e ( Z a p tiy e ), no.4/25 T eşrin-i sânî 311 (Devair:167). N izam nâm ej m adde:8, T.Z. T unaya, T ü rk iye d e S iyasî Partiler, s. 118. Nizâm nâm e, madde:27, ibid, s. 121. Nizâmnâme, madde:29, ibid, s. 121. Ancak, bu serbesti dahi tekliflerin cem i­ yetin am açlarına uygun olm ası k ıstası ile sınırlandırılm ıştır. Nizâmnâme, madde:30, ibid, s. 121. N izâm nâm e, m adde:10, ibid, s. 119: «Bir ferdin m afevki, ta b iri kendini ce­ m iyete ith al eden zâttır, m adunu ta b iri de kendisinin cem iyete ith al eyle­ diği kimselerdir.s> M e h m e d Murad, .Mücahede-i Milliye: G u rb e t v e A v d e t Devirleri, s. 154. M u­ ra d Bey, cem iyetin gücü için oldukça olumsuz b ir tablo çizm ektedir. Bkz. A hm ed Rıza, «V atanın H aline ve M aarif-i U m um iyenin Islahına D air S ultan A bdülham id H an Sânî H azretlerine T akdim K ılınan A ltı L âyihadan (1),» B asiret-iis-Ş ark , no.7, 24 O ktober 1895-5 C um adevvel 1313, ss. 3 v.d. Bu gazetenin A hm ed Reşid Bey ta rafın d an yaym lam şı için bkz. B B A -B E O /
M ısır K om iserliği  m ed: M ısır K om iseri M uhtar Paşa H azretlerinden Gelen Tahrirat D e/teridir, 746-36/4,729/760, 25 Ağustos 311 ve 743/764, 2 E ylül

S il. 184

Bey, Halep’ten firar ederek 6 7 P aris’e gelmiş ve muhalefete katılmıştır ,5 3 Yurt içinde ise. Cemiyet ilk olarak Ermenüerin 30 Eylül 1895 tarihinde yaptıkları, Bâb-ıâli yürüyüşünü takiben bir beyannâme hazırlayarak bunu, Yıldız civarı da dahil olmak üzere, İstanbul’un çeşitli semtlerine dağıtmıştı.6 9 5 Ekim 1895 tarihinde gerçekleştirilen bu hareket ile Cemiyet, ilk kez varlığını açığa vur­ muş oluyordu. Yabancı temsilcilerin de çok ilgisini çeken bu beyannâme™ ile örgüt, Müller’in belirttiği darbe plânı için ortam oluşturması işlevini de baş­ latmış olmaktaydı. Nitekim, yaklaşık bir ay sonra; Cemiyet, çok sıkı güven­ lik tedbirlerine rağmen amaçlarını ve Cemiyetin üyelerinin hangi toplum ta­ bakalarından oluştuğunu bildiren ikinci bir beyannâmeyi çeşitli yerlere ve özellikle camilere dağıtmaya muvaffak oldu.7 1 Bütün bunlara ilâveten; bir de o zamana kadar Sultan’a danışmanlık yap­ mak gibi bir göreve heveslenen Mizancı Murad Bey’in, «Jön Türkî fırkasını nefs-i hümâyûnlarına hasm ittihaz etmekden ise o fırkanın riyasetine geçüb devlete bir taze hayat vermeğe sây etmek zamanı..» geldiğine dair öğütleri,7 2 Saray tarafından fazla anlamlı bulanmayarak, sonunda kendisi mabeynden geri çevrilince firar etmesi durumu büsbütün ağırlaştırdı .7 3 Gerçi gördüğümüz gibi; Murad Bey açıktan Cemiyete katılmamıştı ama kendisini Jön Türklük
(67)
B B A - B E O /Z a p tiy e Giden, 662-21/13,314(13 Eylül 311)/51374 ve B B A -B E O / H ariciye Reft, 183-5/39, (12 T eşrin -i evvel 31D/52185, B B A - B E O / V G G ( 2 ) , Haleb Giden: 297, 102, (10 Eylül 311)/51302., B B A - T e za k ir -i S a m iye D osya­ lan, 398 (R ebiy’ü lâhir 313), 804-14 Eylül 311-6 Receb 313. Ziya P aşa’d an -S aid P a şa ’ya* 9306/413, 20 Ekim 1895 Paris B ü yükelçiliği A r ­ şivi, D. 195. Bu beyannâm e için bkz. İb rah im Temo, İttihad v e T erakki..., ss. 48-49. B u­

(68) (69) (70)

ra d a ta m m etin verilm ektedir. C.ambon’d an -H an o tau x ’ya, 6 E kim 1895/no.l39 (telgraf) ve Therapia, 16 Ekim 1895/no.l82. A ffaires etrangeres-C orrespondance Politique~Turquie: 524 (O ctobre 1895), [71], [136-137], B urada beyannam enin 5 E kim ’de başta Ayasofya Cam ii olm ak üzere çeşitli m ahallere asıldığı belirtilm ektedir. (71) Şehrem aneti yazısı, 19 Cem aziy’ülâhir 313 ve eki beyannâm e, B B A - Y ıld ız Perâkende, 19 C 1313/no,766, S u reti için bkz. A r k iv i Qendror, 19/60//820/1Û. (11). B eyannâm e, Sir Philip C u rrie ’nin ilgisini çekm iş ve tercüm esi ile be­ rab er, L ondra’ya- d u ru m iletilm iştir. Bkz. Philip C u rrie’den-M arquess of S alisb u ry ’e, Cons., 11 Ekim 1895, P R O /F .0.424/184: Further Correspondance Respecting Asiatic T u r k e y (Conf. 6820, Oct-Dee., 1895). S ureti aynen v e­ rilm iştir. Bkz. B, II. (72) «M urad Bey T arafından Y evm -i Cülûs’da T akdim O lunan A riza-i T eb rik iyedir,s> B B A - Y ıld ız Esas Evrakı, 15/74-76/74/15. M urad B ey’in bu tü r baş­ v u ru la rın ın ilgiyle k arşılanılıyorm uş gibi d av ran ılarak dikkate alınm adığı anlaşılıyor. N itekim , Sultan; M urad B ey’in benzer h arek etlerin i önem sem e­ diğini, sevm ediğini ve «münasebetsizlik» olarak yorum ladığını belirtm ek te­ dir. Bkz. H â tırâ t-î Sultan Abdülhamid. Hân-ı Sânî, (der. Vedad U rfî), Ci­ h a n K ütübhânesi, (İstanbul, 1338/1340), ss. 42, 11. (73) F ira rı için bkz. M ehm ed M urad, M ücahede-i Milliye: G u rb e t v e A v d e t D e ­ virleri, ss. 69 v.d. ve Birol Emil, Mizancı Murad Bey: H ayatı v e Eserleri, Edebiyat Fak., Yay., (İstanbul: 1979), ss. 115-120. 185

kategorisinin önde gelen isimlerinden birisi olarak telâkki edilmesi yolunda davranışlarda bulunmuştu ve yurt dışına firar ettiği andan itibaren ilişki ku­ rabileceği tek örgüt, Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti idi. Nitekim, ken­ disini bir süre sonra örgütün Mısır sorumlusu olarak göreceğiz. Tüm bu çabaların amacı ise, darbe için gerekli ortamın hazırlanmasın­ dan ibaretti. Nitekim, 1895 Ekim ve Kasım’ıııda siyasal hava son derece ağır-_ laştı, yalnızca Payitahtta değil, çevrede de hoşnutsuzluk çok üst boyutlara ulaştı. Bir İngiliz temsilcinin anlatımı ile:
«...Aynı zamanda, Türkler, Diivel-i Muazzamamn Sultanın yöneti­ mine karşı gerçekleştirecekleri eylemin neticeleri hakkında çok en­ dişeliler ve gerek hususî, gerekse resmî duyduğum ve müşahede et­ tiğim tüm malûmata nazaran , halk şimdi vaziyet üzerinde çok da­ ha açık biçimde konuşmağa başlamıştır. Onlar Sultan ve onun ca­ suslar ve kafiyeler ile yürüyen Saray yönetimi biçiminden içlerin­ de ukde kalmış gibi şikâyet ediyorlar, ve Zât-ı Şâhâne’nin impara­ torluğunun yaşamım büyiik tehlikeye düşüren mevcut krizden so­ rumlu olduğunu düşünüyorlar ,. ,»7 's

ve gene kendisine gelen bir raporda belirtildiği gibi:
«...Bay Kypriotis, bana «birkaç gün önce Müslüman unsur arasın­ da esrarengiz bir değişikliğin mülâhaza edildiğini» gizlice bildirdi. Daha faal durumda olan parti Türkiye’de, meşrutî bir yönetim şek­ lini tesis etmeyi şiddetle arzuluyor ve bıı mevzu halk arasında çok tartışılıyor. Onlar devletin başına karşı düşmanca bir tavır almış­ lardır

hareketin yabancı müdahalesi dışındaki bütün evreleri gerçekleştirilmiş ve bir darbe yapılması, yapılmamasından daha beklenir bir duruma gelmişti. Ancak, bu çabalar, özellikle beklönen «hayırlı» yabancı müdahale gerçek­ leşmediği için gerekli darbe zeminini tam olarak oluşturamaymea Saray çok şiddetli olarak olayların üzerine gitmeye başladı. Derin bir soruşturma so­ nucunda, otuz dört önde gelen Cemiyet üyesi yakalanarak tutuklandı.7 6 Bu kimselerin sorgulanmaları sonucu, bazı muhbirlerin yardımıyla, başta kurucu­ lardan Doktor Abdullah Cevdet Bey ile beyannamelerin hazırlanmasında
(74) C onsul-G eneral J.E .B lunt’d a n -S ir Philip C urrie’ye, (conf.), Salonica, 28 K asım 1895, PRO/F.O. 421/152 : F urther Correspondance Respecting S o u th Eastern Europe, (Oet-Dec, 1895) (Conf.8814/CLXVT). Vice Consul B lakeney’den-Ccsnsul-General B lunt’a, Prevesa, 7 K asım 1895 (conf.), PRO/F.O. 421/152: Further Correspondance Respecting South-E astern Europe, (Oct.-Dec.1895) (Conf.6814/CLXVI). B B A -B E O /Z a p tiye Giden, 662-21/13, 475, 31/53871 ve B B A -B E O /H arbiye Giden, 250-6/64, 1579/55364, Y abancı basında olayların çok geniş boyutlu olduğu ve toplam 900 kişinin tu tu k lan d ığı yolunda h ab erler çıkm ıştır. Bkz «La Situazione a Constantinopoli,» II Secolo, 8 A ralık 1895 ve «İl m ovim ento riv ıluzionario Esecuzioni Sommaire,» II Secolo, 28 Ekim 1895.

(75)

<76)

186

önemli rol oynayan Eczacı Mülâzımı Mustafa Efendi olmak üzere merkezin hemen bütün önemli üyeleri sürgüne gönderildiler.” Cemiyetin Mısır şubesi müdürü olacağını belirttiğimiz İsmail İbrahim Bey de sürgüne gönderilenler kafilesine katıldı.7 e Kuruluşta, baş rolü oynadığını gördüğümüz Doktor İbra­ him Temo ise; hakkında gıyabî tutuklama kararı bulunduğu halde; Roman­ ya’ya firara muvaffak oldu.7 8 Bu şekilde, îshak Sükûti dışında merkezde bi­ rinci derecede durum hakkında bilgi sahibi olan kimse kalmamış oluyordu.8 0 Onun da kısa süre sonra yakalanarak Rodos’a sürülmesi sonucunda, artık İstanbul merkezi çökmüş oluyordu. Nitekim, bu noktada organizasyon göre­ vini üstlenen Mekkeli Doktor Sabri Bey, bu işe başladığında çeşitli semt şu­ beleri bulunduğunu; ancak, kendisinin yalnızca Şeyh Naili’nin yönettiği Samatya Şubesi’ni bildiğini belirtiyor,8 1 Kendisinin anlatımıyla verecek olur­ sak :
«...Cem iyette şubelerin mesaîsini tevhid etmek lâzımdı. Cemiyete bu mesaîyi tanzim ve darbei hükümeti idare edecek bir «Heyeti Merkeziye»nin teşkili lâzımdı; fakat o devirde bu işi yapmak hiçte kolay olmadığı için başvurduğum zevat böyle bir teklif önünde ür­ küyorlardı! Cemiyetin babı Seraskerî şubesi reisi serasker yaveri Kaymakam Şefik Bey merhum o sırada Âkkâ’da menfi idi. Ben Âkka ya gidip te orada kendisiyle görüşmedikçe bu heyetin teşkili mümkün olamamıştı. İşte 1314 te(sic 1 1312) benim Âkkâ’dan dön­ dükten sonra Numune-i Terakki mektebine gelişlerim bu heyeti merkeziyeyi teşkil eylemek içindi. Orada mektebin ders nazırı Hüseyin Avni B eyle ve mektebin müdürü Nadir’le görüşüyordum. Meselenin ehemmiyeti pek ziyade idi; zira bütün bir ihtilâl ter­ tibatını idare edebilecekti. Hülâsa memleket ve milletin mukadderat-ı atiyesinin mesuliyetini üzerine alacak bir heyet lâzımdı ki he­ yet 1312(1896) de Babı Seraskeri dördüncü hesap şubesi müdürii Hacı Ahm ed Efendi Merhumun riyaseti altında Hüseyin Avni Bey’le benden teşekkül etm işti ...»9 2
B B A -frade-D ah iliye, Reeeb 1313/no.63/1409. K onu ile ilgili ev raklar için bkz. B B A - Y jS a d a r e t Resm î Marûzat, 2 B 1313/no.1563, B B A - T e z a k ir -i S arrJue D osyalan, (M azbata), 1536/1563, 5/6 K ân û n -i evvel 311, B B A - Y ıld ız Perâkende, C 1317/no.955-11 (4702). T üm ünün suretleri verilm iştir. Bkz. B. III. (78) B B A -îra d e -D a h iliy e , Ş a’ban 1313/no.l5/1705. (79) B B A - Y ıld ız Perâkende, C 1317/no.955-11(4702), İb rahim Temo, İttihad üe T erakki..,, ss. 58-60. (80) M ekkeli Doktor S a b ri’d en-A bdylîah C evdet’e, Le M ans 27 H aziran 1931, s. 8. (81) î b i d , s- 8, (82) [S ab ri], «Osmanlı T arihinin Yeni B ir Safhası A ydınlanıyor: 1312 de N üm unei T erakki M ektebinde T oplananlar K im lerdi, Ne Y apacaklardı,» Vakit, 19 M ayıs 1930? s. 3. B urada  k k a’ya sürüldüğü belirtilen K aym akam Şefik Bey 1896 yılı başında üzerinde <Mizan » gazetesi bulunduğu için nefyolunm uştur. Bkz. «Turkey,» The Times, 27 Ş ubat 1896.

(77)

187

Kısa süre içinde, Cemiyetin İstanbul merkez şubesine Nadir Bey’in de kâtip olarak katılması sağlanmış ve örgüte Müşir Fuat Paşa (1895 komplosun­ da Seraskerliğe getirilmesi plânlanan), Müşir Kâzım Paşa (Merkez komuta­ nı), Şeyh Abdülkadir Efendi, Şeyh Naili Efendi ve biraderi Hakkı Bey (Şura-yı Devlet âzâsı); Necib Paşa (eski sefirlerden) ve Esad Bey (Nafıa mu­ hasebecisi)’in de girmeleriyle oldukça önemli kişileri kapsayan bir merkez komitesi ortaya çıkmıştı.8 3 Bu yeni yapının, oldukça değişik bir kompozisyonu ortaya çıkarttığı açık­ tır. Artık Tıbbiyelilerin önderlik yaptığı ve ileride göreceğimiz gibi kendile­ rini toplumun marjinalinde gören kimselerin yerini ûlema temsilcilerinin ağırlıklı olduğu ve yüksek memurlar ile askerlerin diğer mevkileri paylaştıkları bir heyet almıştı. Nitekim, arada düzenli muhaberatın olmasına karşüık; İs­ tanbul merkezi,8 -1 âdeta ayrı bir birim gibi hareket etmeye başlamıştır,ss Ger­ çi, Nizâmnâmeye göre örgütün karar organı İstanbul merkezi oluyordu; ama, 1895’de Cemiyetin yaşadığı kriz ve bu birimin çöküşü sonrasında; bu kural Paris, Cenevre ve Mısır’da toplanan önemli mensuplar açısından her­ hangi bir değer taşımamakta idi. Gerçekten de, İstanbul merkezine gelen ya­ zılarda; Avrupa merkezinin emredici ve düzenleyici bir uslûb kullandığı gö­ rülmektedir .8 6 Üstelik, bu tarihlerde yaptığı muhaberatta İbrahim Temo’nun da örgütün lideri şeklinde ifadeler kullandığı gözlenmektedir.8 7 Kabul edil­ mesi gereken İstanbul merkezinin tamamen Saray darbecilerinin elinde bu­ lunduğu, Paris şubesinin eski önemli üyelerin de katılması ile bundan bağım­ sız bir merkez, haline geldiği ve İbrahim Temo'nun da Balkanlarda kurul­ maya çalışılan mahallî teşkilâtın de facto lideri durumuna geçtiğidir. İlginç bir nokta, kendilerinin İttihad ve Terakki mensubu olarak nitelen­ dirilmelerinden korkan ve bir süre bağımsız hareket etmeye çalıştıklarını gördüğümüz ûlemamn, merkez komitede oldukça etkin bir duruma geçmesi­ dir. Kendilerinin anlatımıyla:
«...Devr-i istibdaddcı saray-t padişâhî plânına bîraz vukufu olanla­ rın malûmudur ki, Abdülhamid her meşrutiyetperveri dinsiz olarak
(83) (84) (85) A hm ed Bedevî K uran, İnkılâp Tarih im iz ve îttih a d v e Terakki, (İstanbul: 1948), s. 65. Bkz. P aris M erkezinden-İstanbul M erkez Şubesi’ne, 16 E ylül [18]96. A r k iv i Çendror, 19/59/47/3. N itekim , S abri B ey’in çabasıyla N um une-i T erakki M ektebinde k u ru lan m erkez heyetinde y er alan lard an İhsan Ş erif Bey, bu dönem deki faaliye­ tin d en . bahsederken, örgütün kendi çabalarıyla ortaya çıktığını belirtm ek ­ ted ir. Bkz. [İhsan Ş erif], «10000 T alebenin Hocası: 44 Senelik M uallim lik H ayatını A nlatıyor,» Vakit, 7 Mayıs 1930, s. 3. İstan b u l M erkez Şubesi’ne, 16 Eylül [18]96, A r k iv i Çendror, 19/59//47/3: «Hey’e t-i id aren in geçen ictim a’ı m ahsusunda m esail m evki’-i m übâhasaya vaz’ edilüb, d ü r ü dırâz m übâhase olundu.... K âtib Mağmumî.» G örüldüğü gibi, açıkça -ve nizâm nâm eye uygun olm ayan b ir su rette- P aris m erkezi yö­ netim i elinde tu ttu ğ u n u b elirtm ektedir. Bkz. Tem o’n u n m ektubu, A r k iv i Çendror, 19/31//184.

(86)

(87) 188

gösterir ve ahalinin bunların isimlerini o nâmla yâd etmesini arzu eder idi. Milletin kısm-ı âzâmı da o itikadda bulunur ve öyle der idî. Hâlâ, ilân-ı hürriyete kadar avamın bile pek sevgilisi, pek m uh­ teremi bulunan Saib Molla merhum İttihad • ve Terakki C em iyeti­ ne mensubiyeti anlaşıldıktan sonra, seksen senelik bu dervişe dinsiz­ lik isnâd olunmuş, eski teveccühün yüzde yirmisi kalmamış idi ...»8 S

bu durum açığa vurulmuyordu; fakat, Cemiyet adına yayınlanan çeşitli beyannâmelerde bu özellik belirgin bir şekilde göze çarpmaktaydı.3 9 Daha ileride İttihad ve Terakki yayın organlarında yayınlanmakla bera­ ber, Cemiyet-i İlmiye-î İsîâmiye tarafından yayınlandığı belirtilen beyannâmeler de bu durumu teyit etmektedir .3 0 Ancak, önemli olan İstanbul merkezinin hem ûlema denetiminde ve hem de Saray darbesini amaçlayan bir grubun denetiminde bulunmasıdır. Nitekim, İstanbul merkezine bağlı olduğu için Paris’de tanınmayan 3 1 ve teklifleri dış basında da ilgi yaratan 9 2 Brüksel İttihad ve Terakki Cemiyeti kâtibi Halil Ziya Bey’in neşrettiği beyannâmede, bu konu çok açık bir biçimde dile getirilmektedir:
«....Türkiya’yı elyevni diiçâr olduğu mihnetlerden kurtarmağı dev­ letler istedikleri takdird-e bunu gayet suhuletle icra edebilirler. Şöy­ le ki: Sefain-i harbiyelerini boğaz içine gönderip Abdülhamid’i bir ecnebi sefineye vaz’ eder ve ânın akabinde halife olmağa ehliyeti kalmamasına mebni hal’ olunduğuna dair Şlyhülislâm vasıtsıyla bir fetva ısdar eylerler ve bu meselenin tesviyesi ancak yirmi kişinin telefiyle hitanı olabilir. B adel mesâlih .... »“

Kuşkusuz bu kimsenin aym zamanda Arap gruplan ile ilgisinin bulundu­ ğunu İstanbul merkezi bilmemekteydi; ama, bizim açımızdan önemli olan ya­ bancı müdahalesinin bu kadar açık bir biçimde dile getirilmiş olmasıdır. Bu­ na karşılık Ahmed Rıza Bey’in; Avrupa’daki Jön Türk mehafiline hakim olan,
(88) H acıbeyzâde A hm ed M uhtar, «Edeb Y ahu: Geçen N üsham ızda K eram et G i­ bi Olmuş B ir M ünâsebetle.» M uhibban, rso.5 (îkinei S ene), 1 M ayıs 1327-15 Cem aziy’ülevvel 1329, s. 139. «H ürriyet V asıtasıyla Padişaha Hitab,» H ürriyet2, no.49,1 M ayıs 1896-17 Zilkade 1313, ss. 3-4. A ynen verilm iştir, Bkz. B. IV. «Beyannam e,» H ak, no.245 15 Ağustos 1900-19 R ebiy’ülâhîr 1318, s. 1. A ynen verilm iştir. Bkz. B. V. Bu şahsın. F a ris’in g ru b u n a da yakınlığı tartışılm ış ve kesin eğilim i A v ru ­ p a ’daki Jön T ü rk ler ta rafın d an belirlenem em iştir: «...B rüksel’deki H alil Z i­ ya Kimdir? Sizden m i, yâni bizden m i?...» H alil H alid’in, Tunalı H ilm i’ye, Wooking 5 Tem m uz 1396 ta rih li m ektubu, A hm ed Bedevî K uran, Osmanlı İm paratorluğunda İnkılâp H areketleri ve M illî Mücadele, s. 220. «Turkish R eform League,» The Tim es, 13 N isan 1898. «Bir Acayib Beyanname,» H ü rriyet *, no.49, s. 2. 189

(89) (90) (91)

<92) <93)

yönetimin şiddet kullanılmadan devrilmesi9 4 fikrini en uç şekliyle işlediğini gö­ rüyoruz :
«...Meşveret neşre başlayalı İstanbul’dan, vilâyetlerden aldığım mektubların çoğu ihtilâlin, ahz-i sârin lüzûmundan bahsediyor. «İt­ tihad ve Terakki Cemiyeti asıl vazifesini bilmiyor. îcraatda bulun­ muyor. Âzâ-yı cemiyeti istibdad baltalarıyla kesen detıi kafiyelerin ceza-yı sezâlarını vermiyor. Hangi bir kapm istîmâl-i silâh etmeden istirdad-ı hürriyet eylemiş, hangi bir millet isâle-i hûrı etmeden zaman-ı idare-i hükümeti dest-i istibdaddan kurtarabilmiş? Siz de umuma iştirâk ediniz. Kan dökmeden iş görülür gibi efkâr-ı vâhiye vâdilerinde biryân olmayınız » diyor... Vaktiyle ahali ne yopdtğmt ve ne içün kıyam. etdiğini bilmiyerek Saray’a hücum eder (isteme­ yiz) diye bağırırmış. Böyle gözü kapalı isyanlarla bu gün bir inkılâb -ı kebîr husûle getirilemez. Milleide sağlam bir fikr, büyük bir emel olmalı. Bu fikr ü emel milleti bir ınaksad-ı siyasiye doğru sevk et­ melidir ,..»9 5

Ancak Meşveret’de işlenen en önemli tez; bu dönemde İstanbul merke­ zinin taraftar olduğu bir yabancı müdahalesine aleyhtar olmak şeklinde be­ lirmekteydi :
«...İngiltere hükümet > Çanakkale açıklarına dehşetli bir donanma gönderdi. Böyle ecnebi eliyle olacak bir tebdil-i saltanata bâzı m u­ zır imtiyazlar ilâve edileceği şübhesizdir. Eğer Osmanlılar din pe millet ayırmayarak bir maksad-ı hayra hidmet içün birleşecek olur larsa haricin tavassut ve müdahalesine hacet kalm az... s8 ®

Paris merkezinin bu tutumunun yamsıra, Ahmed Rıza Bey’in aşırı 90% tivip' tutumlarının İstanbul merkezince de fazla hoş karşılanmadığı bir ger çektir. Nitekim, daha sonra Avrupa’daki muhalifleri de kendisine, aslindi inanmamakla birlikte; bu açıdan hücumlara başlayacaklardı. Bu arada Ma rad Bey’in firarı dördüncü bir eğilim; ortaya çıkartmış oldu. Murad Bevrö
(94) (95) Güzel bir örnek için bkz. A T urkish P atriot, «A Study in T urkish Reform.» The F ortnightly R eview , Vo].LXI(N.S), no.CCCLKV, 1 Mayıs 1897, s.658. A hm ed Rıza, «İhtilâl,» M eşveret, no.29, 14 K ân û n -i sânî 1898-21 Şa’ban 1315, s. 2. K rş, A hm ed Rıza, «îcm âl-i Ahvâl,» M eşveret, no.6, 15 Ş ubat 108-2 R a­ m azan 1313, s. 1: «...O sm anlı İttih ad ve T erakki Cem iyeti kıtal ve ihtilâlin k atiyyen aleyhindedir. Bu cem iyetin efradı bugün h e r ta rafd a m ünsalib olan em niyet ve ra h a tı ihlâle değil belki iade ve istirdada çalışıyor. İh ti­ lâl fik rin i b u aralık m illet hakkında m uzir gördüğü içün reddediyor. Y ok­ sa k an u n ve şeriat ahaliye b u ihtilâl h akkını ç-okdan verdi...». Ahm ed Rıza, «îcm âl-i A hvâl,* M eşveret, no.18,27 R ebiy’ülevvel 1314-8 Eylül 108. s. 2.

(96)

190

İslâmî çevrede etkisi bir hayli fazlaydı.9 7 Kendisi, darbecilik eğilimlerinin içinden geliyordu ve yabancı müdahalesi konusunda son derece olumlu bir tavır ortaya koyuyordu:
«...Tebdil-i hükümet vaki’ olursa müdahale-i ecnebiyeye hacet kal­ m az ise de tebeddül vaki’ olmadığı takdirde gaile-i hâzıra ancak Avrupa’nın müdahalesiyle tesviye-pezîr olabilecekdir .. .»9 8

Bu eğilimleri iie Murad Bey; liberal görüşlerin temsilcisi olarak tavsif edilmekle birlikte ;9 0 Avrupa’da Ahmed Rıza’ya muhalif gruplar ve ûlema-yüksek bürokrat ağırlıklı İstanbul merkezi ile Balkanlarda göreceğimiz mahallî Jön Türklük ve Ahmed Rıza çevresi arasında bir denge unsuru olarak ortaya çıktı. Murad Bey sorunu ancak yabancı müdahalesi ile ve siyasal düzeyde hal­ ledilecek bir mesele olarak gördüğünden, firarının akabinde bu konuda te­ maslara girişti. Ermeni komiteleri ile Londra’da yaptığı temaslardan bir so­ nuç sağlayamayan Murad Bey ;1 0 0 kendisine bu şehirde önerilmesi plânlanan teklifleri reddetti .10 1 Osmanlı büyükelçisinin bu alandaki çabaları da ke­ sin ve belirgin bir sonuç vermeyince;1 0 - tekrar P aris’e dönen Murad Bey, muhalif çevrelerle olan görüşmelerini sürdürdü. Ahmed Rıza Bey’e kar­ şı faaliyet gösterenlerin kendisine ilettikleri, başlarına geçmesi yolundaki ta­ leplere, fazla iltifat etmeyerek fiilî lider ile görüştü .1 0 3
Bu etki konusunda bkz. G ulam M ehm ed Ali, «H aydar-âbâd 21 Şevval 1313: (Farisiden T ercüm e), Ey Din K arındaşı,» Mizan, no.177, 21 M ayıs 1896, s. 3001, «Evrak ve M ekâtib: S er-efrâz-ı Û lem a-yı M ütehakkikinden B ir Zât-ı Â li’n in İm zasıyla D ersaadet’den A lınm ışdır:M a’el-teşek k ü r T ezyîn-i Sehaif Eyliyoruz5» M izan, no.165, 27 § u b a t 1896-13 R am azan 1313, ss. 2406-2407. (98) M ehm ed M urad, Y ıld ız S a ıa y rı H üm ayunu ve Bâb-ıâli Y ahud Şarkın Derd -i Asli si, ([K ah ire] :1313), s. 94. (99) ' C am bon’d an -B erth elo t’ya, Pera, 26 A ralık 1895/no.219, A ffaires etrangeres -Correspondance P olitique-Turquie: 525(Nov.-Dec. 1895), [353— 54]. (100) M ehm ed M urad, M ücahede-i M illiye: G urbet ve A v d e t Devirleri, ss. 104105. (101) «Firari M urad Bey’in b u ray a avdeti halinde m azh ar-ı ta a ttu fâ t-ı seniye olacağına şübhe olm adığından öyle gazete ihracı gibi külfetlerine k en d i­ sini sevketm eğe lüzûm yokdur. İm di b u k ad ar te ’m in ât-ı seniyeye m azh ariy etd en sonra yine avdetden ictinâb ve im tin a ’ eder ise a rtık çıkarm ak istediği M izan gazetesinin serbestî-i in tişârın a ve m em âlik-i m ahruse-i şa­ hane ile ecza-yı m ütem m im eşine d uhûlüne m üm anaat p ek tab iîd ir...» A h­ m ed İzzet P a şa ’d an -L o n d ra S efaret-i Seniyesi C ânib-i Âlisine, 17 Receb 1313, Londra B üyükelçiliği A rşivi, K.339(8). (102) K endisine yöneltilen tek lifler için bkz. B B A -Y /S a d a re t H ususî Marûzat, 1 B 1313/no.1552, B B A -Y ıld ız Perâkende, 13 C 1313/no.796. Londra Sefiri A ntopulo P a şa ’nm , P aris’de M urad Bey ile yaptığı görüşm e için ise bkz. «14 K ân û n -i evvel 311 T arihiyle M abeyn-i H üm âyûn B aşkitabet-i Çelilesi ne Yazılan M ektubun Suretidir,» Londra B üyükelçiliği A rşivi, K .303(3). A ynen verilm iştir. Bkz. B. VI. (103) M ehm ed M urad, M ücahede-i M illiye: G urbet ve A v d e t Deınrleri, s. 106. 191 (97)

üu görüşmede Murad Bey; Mizan’ı, kendisi için daha elverişli bir muhit olarak kabul ettiği, Mısır’da çıkartmak niyetinde olduğunu belirtti ve P aris’den ayrıldı.10 4 Ahmed Rıza Bey, bu gelişmeler sonrasında P aris’deki durumunu devam ettirme imkânı bulmuş ve Cemiyetin fiili lideri pozisyonunu sürdürmüştü. Ni­ tekim, durumunun farkında olan Osmanlı yöneticileri; kendisini ikna için gi­ rişimlerde bulundularsa da; bundan başarı sağlayamadılar .1 0 5 Bunun üzeri­ ne Osmanlı yönetimi Avrupa’daki grup üzerinde baskılarını yoğunlaştırmaya başladı. P aris’deki öğrencilerin geri çekilmesi ve diğer muhaliflerin iadeleri için Fransız yönetimine çeşitli baskılar yapılmaya çalışıldı.1 0 6 Bunun üzeri­ ne Meşveret gazetesi aracılığı ile; Cemiyet isteyen öğrencilere, sınırlı dahi olsa, bir para tahakkuk ettirerek, onları himayesine alabileceğini ilân etti .10 7 Gerek bu açıklama ve gerekse Fransız kamuoyunda yapılan çeşitli gösteriler ve müracaatlar nedeniyle ;1 0 8 sözkonusu ülke yönetimi bu konuda bir girişim­ de bulunmama kararı aldı.1 0 9 Bir süre sonra Cemiyet yeterli ölçüde iane top­ landığını belirterek merkez yayın organım yeni makinalarda basmağa başla<104) P aris’den, M ısır’a gidişi için bkz. A ntopulo P aşa’dan-T ahsin B ey’e, Lond­ ra. 14 K ân û n -i sânî 1896, Şifre telgraf. Londra B üyükelçiliği A rşivi, K. 303(3). L ondra S efiri’n d e n -[îz z et P aşa’y a ], 24 K ân û n -i evvel 1895: «12 K ânûn-i evvel 311 tarih iy le M abeyn-i H üm âyûn B aşkitabet-i Celilesine Yazılan M ektubun Suretidir,» Londra B ü yü kelçilim A rşivi. K.303(3). A ynen v eril­ m iştir. Bkz. B. V II.

<105)

Bkz. Philip C u rrie’d en-D ışişleri’ne, Constantinople, 23 Nisan 1896, PRO/F.O. 78/4706. «Nouvelles de l’E tran g er: Turquie,» L e Tem ps, 15 N isan 1896. Jön T ü rk lerin olayı an latım ı için bkz. Fuad, «Le R appel des etısdiants O ttornans,» M echveret S u p p lem en t Français. no.15, 15 Tem m uz 1896, s. 2. F ira ri­ ler h ak k ın d ak i girişim ler için bkz. B B A -îrade-H ariciye, Ş a’ban 1313/no.51643, Fuad, «Une Q uestion au G ouvernem ent Ottom an,» M echveret Sııpplem en t Français, no.4, 1 Ş ubat 1896, ss. 1-2. Bu konudaki taleplerin bizzat S u ltan ’dan gelmesi, Fransızların üzerinde P aris’deki yayın faaliyetinin çok önem li olduğu şeklinde b ir k an aat uyandırm ıştır. Bkz, C am bon’d an -B e rthelo t’ya, P era, 5 Ş ubat 1896/no.24, A ffa ires etra.nge-res-Correspondan.ce Po~ litique-T urquie: 526(Jan-Fev. 1896), [204-207], Osm anlı Elçiliğinin bu alanda yaptığı ta h k ik a t ve geri gönderm e çabaları için bkz. B B A -îra d eHususî, Zilkade 1313/no, 38-1266 ve no.44/1273. (107) «İlân.» M eşveret, no.5, 17 Ş a’ban 1313-1 Ş ubat 108, s. 4. Ö ğrenciler ayrıca sefarete b a şv u rarak kendilerine belirtilen nedenlerle verilm eyen m aaşları­ nın tesviyesini istediler. Osm anlı yönetim i ise öğrencilerin özellikle F ra n ­ sa’da fena yollara saptığı k an aatin e varm ıştır. Bkz. B B A -İrade-H ususî, Şevval 1313/no.55-1206. A ynen verilm iştir. Bkz. B. VIII. (108) (109) Fııad «Une Question.s> M echveret S u p p lem en t Françaisj no.4, ss. 1-2. La Redaction, «Rem ereiem ents,» M echveret Su p p lem en t Français, no.5, 15 Ş ubat 1896, s. 1.

(106)

192

di.110 Gerekli finansal koşulların yaratılmış olduğu sık sık tekrar edilmeye başlanarak, Osmanlı yönetiminin bu alandaki kuşkuları büsbütün derinleşti­ rildi .3 11 Bu gelişmelerin sonucunda, payitahttaki bir kısım ileri gelen yönetici­ lerin dahi 1895’de gerçekleşemeyen darbenin, artık kaçınılmaz olduğu şeklin­ deki düşüncelerle Cemiyet’e yaklaştıkları görülüyor:
«,...M ektub yazdığım ız büyük zâtlardan biri cevab veriyor. İm za koymağa korkmuş. Fakat nereden geldiği anlaşılıyor Cevabı kalbi teveccühden, duadan ibaretdir. Bizden icraat bekliyor. Makalemde icraatı biz de arzu ediyoruz, hattâ biraz ileri gitmiş ‘heb birden ayaklanacak olurlarsa’ demişim. Bu ibare m ugayir-i kanundur. Ya zdmamaltdır. L ütfen çıkarınız ...»112 Her ne kadar Cemiyet yayın organları üye sayısının ulaştığı oran olarak korkunç büyüklükteki rakkamları ileri sürmekteyseler1 1 3 ve bunları kabul et­ menin imkânı bulunmamaktaysa da, örgütün gelişimi bir hayli belirgin hale gelmişti. Harbiye ve Tıbbiye Mekteblerinde Cemiyet taraftarları büyük bir çoğunluğu sağlam aktaydılar.”4 Cemiyet, kurmuş olduğu seyyar memurluk kurumu ile çeşitli bölgelerdeki faaliyetleri hızlandırmış1 1 5 ve yurt dahilinde çe­ şitli şubeler oluşturmaya muvaffak olmuştu. Yurt İçi Teşkilâtlanması : Cemiyetin bu dönemdeki organizasyonunu belirten en önemli belgede1 1 8 çeşitli yüksek okul şubeleri dışında; Beyrut, Kıbrıs, İzmir, Midilli, Rodos, Se-

(110)

(111) (112) (113)

(114)

(115) (116)

Hey’et-i Tahririye, «Tebşir ve Teşekkür,» Meşveret, no.12, 26 Zilhicce 1313 -8 Haziran 108, s. 1. «Meşvereti te’sis etdiğimiz zaman cemiyetin ufak bir iane-i nakdisinden başka birşeyi yokdu. Simdi, Meşveret’in bankada para­ sı, muntazam bir matbaası var...>. Paris Sandukkârı Nazım, «[İane],» Meşveret, no.21, 23 Teşrin-i evvel 189622 Cemaziyulevvel 1314, s. 8. Ahmed Rıza Bey’in «Birader» hitaplı imzasız mektubu, Londra 17 Tem­ muz 108, Bahaedtlin Şâkir B ey Evrakı/Ö zel Arşiv. Merkez yayın organı, yalnızca Zabtiye Nezareti aracılığı ile 130.000 kişinin îttihad ve Terakki üyesi olmak töhmetiyle sürgüne gönderildiğini iddia eden bir yazıya yer vermiştir. Bkz. Hayrullah, «Dar-ül-Harb,» M eşveret, no.22. 8 Teşrin-i sânî 1896-12 Cemaziy’ülâhîr 1314, s. 5. Buna karşılık aym dönemde merkez yayın organı durumuna gelen Murad Bey’in gazetesi res­ mî bir açıklama olarak deftere kayıt yaptıran üye adedinin on sekiz bini geçtiğini belirtmiştir. Bkz. Hey’et-i Teftiş ve îcra. «Beyannâme,* Mizan, no.1, 14 Kânûn-i evvel 1896-9 Receb 1314, s. 2. Bu konudaki haberler için bkz. B.K, «Mekteb-i Harbiye Havadisi,» tlâve-i M eşveret, no.6, 2 Ramazan 1313-15 Şubat 108, ss. 1-2, «İstanbul’dan Mek­ tub,» îlâve-i M eşveret, no.İO, 18 Zilkade 1313-1 Mayıs 108, s. 3. Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti Seyyar M emurlarından Seyfullah, «Adana’dan,» M eşveret, no.16, 27 Safer 1313-8 Ağustos 108, ss. 4-6. A rk iv i Çendrort 19/57/ / I -33-6/209. Aynen verilmiştir. Bkz. B. IX.
193

lânik, Şam, Taşlıca, Trablusgarb, Trablusşam, Trabzon örgütleri ve Bulgaris­ tan, Suriye, Girid merkez şubelerinin kurulduğu anlaşılıyor. Taşlıca ve Kıbrıs’da fiili Osmanlı hakimiyeti bulunmadığmdan, örgütlenme daha rahattı. An­ cak diğer bölgelerde kısa zamanda bu kadar hızlı bir yayılma ilgi çekicidir. Bunlara; elimizdeki belgelere dayanarak; Edirne, Erzurum, Adana, Mersin. Ankara şubeleri ile Humus, Hama gibi mahallî örgüt birimlerini, İbrahim Temo’nun kurduğu Balkan teşkilâtı ve İstanbul merkez şubesi ile Paris, Berlin, Cenevre, Mısır gibi yurtdışı şubeler ve şube varlığı iddia olunan1 1 7 Kafkasya, Belgrad gibi merkezleri gözönüne alırsak, geniş bir organizasyon ile karşı karşıya kalıyoruz. Ayrıca elimizde daha sonraki dönemlerine ait vesikalar bulunan Berberistan Şubesi, Buhara Şubesi ve İşkodra Şubesinin bu dönemde de varlığını sürdürdüğü, sözkonusu vesikalardaki ifadelerden tahmin edile­ bilmektedir. Yurt içindeki bu teşkilâtın özellikle 1897 sonbaharına kadar büyük bir canlılık gösterdiğini belirtmeliyiz. İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin yalnızca blöften ibaret olduğu konusunda; özellikle Murad Bey’in oluşturmaya çalıştı­ ğı imaj fazla gerçekçi değildir1 1 8 ve bu örgüte karşı duyulan tedirginliğin Sultan’ın özel psikolojik durumu ile anlatılmaya çalışılması, bize fazla anlamb bir çerçeve çizmemektedir. Nizamnameye göre, İstanbul merkez olmakla birlikte, ek bir yönetmelik ile kendisine İstanbul’un 1895 başarısızlığı sonrasındaki özel durumu göze alı­ narak vekâlet yetkisi verildiği anlaşılan”9 Paris Şubesine bağlı bulunan yurt içi teşkilâtta temel olarak iki tip şube müşahede edilmektedir. Bunlardan birincisi; Cemiyetin o bölgede bir şube oluşturma gayretinden tamamen bağımsız olarak, sözkonusu mahalle sürgün olarak giden kimsele­ rin oluşturdukları organizasyonlardır. Bunların bir bölümü, çevrenin koşulla­ rı nedeniyle fazla bir etkinlik sağlayamamışlardır. Nitekim, daha sonra orta­ ya çıkartılan ve ikamete mensup şahısların içtimaları nedeniyle dikkati top­ layan bu gruplar, Mamur et-el-Aziz1 2 0 ve Kastamonu’da12 1 ortaya çıkartılmış ve Ankara’da bu kimselerin ikametgâhlarında tab’ makineleri, nizamnâme(117) (118) (119) « îttihad ve T erakki C em iyetinin M esleği...,» K a n u n -i Esasî, n o .l, s. 6. M ehm ed M urad, M iicahede-i M illiye: G urbet ve A v d e t D evirleri, ss. 103-104. D aha sonraki düzenlem ede zikredilen bu özellik şu şekilde ifade edilm ek­ ted ir: «...P aris M eclis-i İdaresi H ey’e t-i Teftiş ve tc ra 'n m teşekkülü d ak i­ kasından itib aren vekâlet sıfatını gaib edüb hey’e t-i m ezkûreye ta b i’ b ir şu ’be m eclisi m akam ında kalacakdır. «İlân-ı Resmî,» Mizan, no.l, s. 2. Asım B ey’den-V ilâyet’e 14/9 Tem m uz 1317 ve 26/ 9 M art 1320. M am urete l-A ziz [V ilâyetiyle M uhaberata M ahsus D efter], B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 36/2470-40/147/XVI. V ilâyet’den-K âm il Bey’e 3/22 H aziran 314 Vali Enis, S ürgün M ekteb-i Tıbbiye talebesi Selânikli O sm an’ın firarın a m eydan verilm em esi talebi için, K âm il B ey’den-V ilâyete 25/6 N isan 315, benzeri b ir olay için bkz. K âm il B ey’den Vilâyete, 40/22 Ağustos 315, K astam oni [V ilâyetiyle M uha­ berata M ahsus D efter], B B A -Y ıld ız Esas Evrakı, 36/2470-42/147/X V I,

(120)

(121)

194

1

îer, muntazam varakalar da ele geçirilmiştir .1 '2 2 Fakat belirttiğimiz gibi, çev­ re koşulları burada etkinliği önlemiş ve bu şubeler önem kazanamamışlarAynı durumda olan kimselerin oluşturduğu bir kısım şubeler ise, çevrenin olumlu koşulları ve bölgede askerî birlikler bulunması sonucunda önemli et­ kinlikler kazanabilmişlerdir. Örneğin, Erzurum’da bu koşullar altında oluş­ turulan şube, Paris merkezi ve Murad Bey’den aldığı talimatlar çerçevesinde faaliyete geçmiş, ordu mensupları ile yakın temas kurmuş ve gene aldığı emirler doğrultusunda Ermeni komiteleri ile temas imkânı aramaya başla­ mıştır .12 3 Ancak, gerek bu kimselerin muhaberatının ve gerekse Erzurum Ermeni ihtilâl komitesi nâmına gelen bir evrakın ele geçmesi üzerine ,1 1 2 4 uzun dönemdir Anadolu’da görülen ilk müslüman unsuruna dayalı hareket ortaya çıkartılmıştır .12 5 Bunun dışında, ikinci tipe örnek olan en önemli organizasyon, Suriye mer­ kez şubesine bağlı olarak teşekkül ettirilmiş ve bu teşkilât 1897’de çok geniş bir ihtilâl hareketini gerçekleştirmek üzere iken su yüzüne çıkartümış ve çökertilmiştir. Bu önemde olmamakla beraber sürgün ve görevle gelen subay­ lar tarafından tohumları atılan Diyarbakır Şubesi, daha sonra gelişmişse de faaliyetlerine imkân bulamamıştır. Diğer şubelerin gelişimini özetleyecek olursak; başta Cemiyetin kurucu­ larından Doktor îshak Sükûti olmak üzere, çok sayıda Cemiyet ilerigeleninin gönderildikleri Rodos, diğer Ege adalarına ve Anadolu sahillerine propagan­ da araçlarının ulaştırıldığı bir şube haline gelmiştir. 1896 başında buraya sü­

(122)

(123)

(124)

(125)

A nk ara V ilâyetinde b ir süre önce bu tü r evrak ele geçirilm iş (bkz. A nka­ ra Valisi M em dulı B ey’den-M abeyn’e, 9 Ş ubat 310, A nkara V ilâyetiyle M u­ haberat K aydına M ahsusdur, B B A -Y ıld tz Esas Evrakı, 36/139-35/139/ X V III) ancak daha sonra çeşitli sü rgünlerin b u ray a varışıyla (bkz. Sir Nicolas 0 ’Conor’dan-M arquess of S alisbury’e Therapia, 28 Eylül 1899/no. 462(Confidential) yazının eki, H .S.Shipley’den-N .O ’Conor’a, Angora, 19 Eylül 1899, no.30. (conf.), vesikada son on günde dokuz M üslüm an sürgü­ n ün geldiği b elirtilm ektedir. PRO/F.O. 78/4995) faaliyet artm ış ve b e lirtti­ ğimiz d u ru m ortaya çıkm ıştır. Bkz. A n ka ra lV ilâ yetiyle M uhaberata M ah­ sus D efter], B B A -Y ıld tz Esas E vrakı, 36/2470-12/147/XVI. Vali Tevfik Bey’den-A sım B ey’e, 11 T eşrin-i evvel 316. E rzurum V ilâyetiyle M uhabereye M ahsus D efterdir, B B A -Y ıld ız Esas Ev­ rakı, 36/2470-3/147/36: 4 5/E rzurum V ilâyeti’nden (Rauf B ey’d en )-M ab ey n ’e, 12 Tem m uz 312, 26/Vali R auf B ey’den-M abeyn’e, 28 K ânûn-i sânî 312, Vali R auf Bey’den-M abeyn’e, 67/2 Ş u b at 312, 68/7 Ş ubat 312 Vali R a­ uf Bey’den-M abeyn’e, M ehm ed K âm il B ey’den-E rzurum V ilâyet-i Celilesine, 72/26 Ş ubat 312, Vali R auf B ey’den-M abeyn’e, 74/22 M art 313. Vali Rauf B ey’den-M abeyn’e, 76/21 M art 313. K onu ile ilgili belge dizisi aynen verilm iştir. Bkz. B.X. E rzurum V ilâyetiyle M uhabereye M ahsus D ef­ terdir, B B A -Y ıld tz Esas E vrakı, 36/2470-3/147/36. [P. C u rrie’den]-D ışişlerine, 107/Constantinople 16 Ş ubat 1897 ta rih ve n u ­ m aralı yazının eki, R.W. G raw es’den -P h ilip C urrie’ye, E rzourum 5 Ş ubat 1897/no.4, PRO/F.O. 78/4798. İlgili kısım ları verilm iştir. Bkz. B. XI. 195

rülen Sükûti3 2 8 kısa sürede bu adada teşkilâtı düzenli hale getirmiş1 2 7 ve Cezair-i Bahr-i Sefid Valisinin, «Rodos'da dört beş kişinin Jön Türk­ lük sevdasında bulundukları»1 ^ şeklinde belirttiği bu örgüt; Batı Anadolu’ya evrak ulaşımında çok önemli bir görevi üstlenmiştir. Üyelerinin büyük çoğunluğunun cemiyet tarafından firarının sağlanması sonucunda, bu şube gitgide önemini yitirmiş ve 1897 sonbaharında tamamen faaliyet dışı kalmıştır. Aynı çerçevede ele alınması gereken Edirne Şubesi, İbrahim Temo’nun faaliyetleri dışında bir örgütlenmeye tabi olmuş ve Manastır merkezi ile ir­ tibatı sağlayarak Balkan teşkilâtı ile teması sürdürmüştür. Ancak, üzerinde Selânik Posta şubesi mührü bulunan ve Edirne İttihad ve Terakki Şubesi damgasını ihtiva eden evrakların ele geçirilmesinden sonra,1 2 9 bu konuda de­ rinlemesine bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırma sonucunda merkez ya­ yın organının acıklı bir ifade ile belirttiği gibi: «...Edirne’de eshab-ı hamiyyetden on yedi kişi tevkif olundu,,. Mil­ let büyük zabitanımızdan satvet-i askeriyemizi, namus ve haysiyet millhjemizi muhafaza edecek hidrnetler beklerken, bunların evlâdı hamiyyetli, namuslu zabitammtzm, hocalarımızın mahvına, koca or­ dumuzun —b u devr-i mezalimde hissolımmayan— perişâniyetine vasıta oluyor. Tevkif olunan: îki mezun hoca, M ekteb-i Mülkiye ida­ disi müdîri, iki kitabet, on zabit, iki askerî tıbbiyelidir, ...Hele mevkufinden Arnavud Hoca İbrahim E fen d iyi bura ümerâ-yı askeriye(126) İshak S ü k û ti’n in yakalanışı ve faaliy etleri için bkz. [Rıza N u r], «M eşruti­ yet U ğrunda Ö ldüğü İçün H ay at-ı M eşrutiyetle Y âd-m âm ı D irilen B ir Ölü; Saint Rem o’da îsh ak S ükût i,» Şehbâl, Aded.14, 15 T eşrin-i sânî 1325, s. 270. Bkz. Y unus Nadi, «İshak S ük û ti Bey,» Y e n i T a svir-i Efkâr, no.127, 5 Teş­ rin -i evvel 1909-20 R am azan 1327, s. 2. C ezair[-i B ah r-i Sefîd], 250(1951) Tafsilâtı m ukaddem a arz olunduğu üzere Rodos’da d ö rt beş kişinin Jön T ü rk lü k sevdasında b u lu n d u k ları ve hafiyen e v ra k -ı m uzirra eelb ve k ıra a t eyledikleri h ab er alınm ası üzerine b u n lar ta h t-ı tevkife alınarak hak ların d a ta h k ik a t ve istievabât da icra edilm iş ve fakat ih b a r-ı vaki'ayı isbat eder delâil istihsâl edilem em esine m ebni b ir m üddet sonra sebilleri tahliye edilm iş idi....» B a h r-i Sefîd Valisi, Abidin, 5 Tem m uz 313. Bkz. B B A - B E O / V G G ( 2 ) , Â nadohilT elgra fı D efte ri1; 903, (M art 312-313)/ Rodos: 4(18). B u iddialara karşılık 1896 tarih in d e adadaki faaliyetler gözönüne alınarak; burada, hafiye istihdam ı k ararlaştırılm ıştır. Bkz. B B A - îr a de-D ahiliye, S afer 1314/no.ll-493. K rş. B B A -B E O /D a h iliye Giden, 95-3/ 44, 1527, (22 Tem m uz 312)/61493. M anastır V ilâyeti’n den (F erik K erim B ey’den)-M abeyn’e, num arasız/15 K ân û n -i sânî 311, Manastır Valisi A b d ü lk e rim Paşa Kullarına İhsan B u y u ­ rulan Şifre M iftahı i v e Şifre Hailiyesini H avi D efte r ], no.2, B B A - Y ıld ız Esas E v ra k ı , 38/2470-8/147/X V I. Vesikada, E dirne’den Selânik şehrine de gazete ve evrak dağıtım ının yapıldığı belirtilm ektedir.

(127) (128)

(129)

196

sinden, Kosova Vilâyeti ahali-i m u’teber e sinden, A m avud Beylerin­ den, meşayihinden, hocadan hemen tanımayanı yokdur ,..»1 3 0

asker ağırlıklı bu şubenin çöküşü, Cemiyet için önemli bir sorun teşkil etmiş­ ti .13 1 Bu askerî personelin yamsıra, Edirne merkez Posta Müdürlüğü kâtiple­ rinden Talât Efendi [daha sonra Sadr-ıâzam Talât P aşa], Nüfus Müdürlü­ ğünde Pasaport kâtibi Faik ve Mehmed Şeref Bey ile Hâver ve Necib adla­ rında iki genç üstlerinde Cemiyetin şifreli evrakı ve subaylar tarafından ya­ zılmış muzir bendler bulunduğundan dolayı tutuklanmışlardı.13 2 Bu şubenin, Cemiyetin iâne makbuzları içinde önemli bağışlar yaptığını açığa vuran ko­ çanlara sahip oluşu, üye miktarının aslında oldukça fazla olduğunu düşündü­ rüyor .13 3 Ancak, daha sonraki tarihlerde yapılan temaslardan bir sonuç alı­ namadığı ve bu bölge ile Cemiyetin bağlantısının koptuğu anlaşılıyor .13 4 Aynı şekilde Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa topraklarında oluşturu­ lan ve İbrahim Temo’nun kurduğu Balkan teşkilâtından ayrı faaliyet göste­ ren diğer bir şube de, Selânik Şubesi olmuştur. 1896 ortalarından itibaren merkez yayın organında bu konuda yayınların başladığı izleniyor. Daha son­ ra Selânik’de kurulan şubede aktif rol oynadığını belirtecek olan Leslovikli Mehmed Rauf Bey’in de belirttiği gibi,13 5 bu neşriyat daha ziyade Cemiyete bu bölgede önemli ilgi gösteren «dönmeklere yöneltilmişti:
«....Selânikli bulunduğum içün İslâm, hemşehrilerimin derece-i hüsn -i muaşeretlerini bilirim. Bir h-sm-ı cüz’iyi teşkil eden (dönm eler­ den ma’adas'inda ma’teessüf paşa-yı müşarileyhi memnım cdecek ka­ dar ittihad göremiyorum ..,»1 3 6 . .Zira(döıımelik) Yahudilik veya Hıristiyanlık ile İslâmiyet arasın­ da müşevveş bir din tutm ak demek değildir. Bu cemiyetin ilk zaman -1 ihtidasından beri kendi aralarında yaşayub, hariçle ihtilât et­ meyenlerde görülen taassub ve ezcümle ahali-i kadimeden kız aluh
(130) «Edirne’den M ektub,» llâ v e -i M eşveret, n o .9 ,18 Şevval 1313-1 N isan 108, s. 4. B u konuda bilgi için ayrıca bkz. «Edirne’den,» Mizan, no.2, 28 K ânûn-i evvel 1896-23 Receb 1314, ss. 4-5. Krş. «H avadis-i, Siyasiye,» M eşveret, no.8, 1 Şevval 313-15 M art 108, s. 4. (131) Bkz. A bdullah C evdet’den-İsh ak S ü k û ti’ye, T rablusgarb 29 N isan 1896, A r ­ kivi Qendror, 19/106//153/440. (St. III) ve gene A bdullah Cevdet’den-A hm ed R ıza’ya, 30 Mayıs 1896 T rablusgarb, A h m ed R ıza B ey E vrakı/Ö zel A r ­ şiv. (132) E bubekir Hâzim T epeyran Hatıraları: 1, Canlı Tarihler I, T ürkiye Y ayın­ evi, (İstanbul:1944), ss. 144-145. (133) İâne m akbuzu no:1144, A rk iv i Qendror, 19/62//113/1. (134) Â m edi[Ishak S ü k u ti]’d en -İb rah im Tem o’ya, C enevre 23 Mayıs [ 18]97 «...E dirne şu'besi reisi şu sırada yakayı ele verdiği içün m ektubum uza ee~ v ab gelm edi...» A r k iv i Qendror, 19/106//?/?. (135) Leslovikli M ehm ed Rauf, îttih a d ve T era kki..., ss. 79-82. (136) N âzım «Vilâyetlerimiz,» M eşveret, no.5, 17 g a ’ban 1313-1 Ş ubat 1084 s. 3. 197

vermemek gibi ve ondan müteveUid bîr takım teferruat âdâiı terk etmeyişleri kendülerim ayrı bir mezheb tutar süsü vermiş ve bitta­ bi zaman ile arada bu ayrılık, gayrdık peyda olmuşdur. Yoksa hamiyyet-i millîye ve gayret-i vaiamyece bu cemiyet epeyce emsâl-i hasene gösterinindir. Ale-l-husus son zamanlardaki terakkileri şâyân-ı takdirdir...»1 3 '

Mehmed Rauf Bey’e göre; muhtemelen 1896 sonlarına doğru; kendisi ile muharrir Kudret Bey ve reis olarak da Binbaşı Ahmed Bey’in katılmasıyla şube teşekkül etmiştir .12 8 Şube mührü yaptn’ilmış, ancak Cemiyet uzun süre evrak tevziinden başka bir faaliyet gösterememekle birlikt-e; askerlerin ce­ miyete katılmasını sağlamaya muvaffak olmuştur.1 3 8 Daha sonra şube icraat isteğiyle P aris’e başvurmuş; olumsuz cevap üzerine bir fedaî bulunmuş ise de, bu çabalar sonuçsuz kalmıştır .14 0 Rauf Bey, çabalarının Osmanlı-Yunan harbi sonrasında sona erdiğini belirtiyor .14 1 Saray'ın; kendisine uslandığı umuduyla yeni bir görev vermesine bakılırsa, bu çabalar fazla bir kuşku uyandırmamıştır .14 2 Ancak, bu kimselerin bu başarısız çabalarının yamsıra. Meşveret’in abone kaydında bulunduğu anlaşılan ,1 4 3 fakat Murad Bey grubu­ nun iktidara gelmesi sonucunda onlar ile muhabereye geçen, Ferdinand Efendi başkanlığında ayrı ve merkezce resmî olarak tanınan bir şubenin ku­ rulduğunu görüyoruz. Şubenin ilk evrakına göre kuruluş tarihi 29 Aralık 1896 (16 Kânûn-i sânî 1312) dir. Müdürlüğe Ferdinad Efendi, Sandukkârlığa Fikretî Bey. Kâtibliklere ise V. Archbolo ve Enver Bey getirilmişlerdir .14 4 Ce­
(137) H ak-G û, «Selânik’den M ektub,» M eşveret, no.15, 13 S afer 1313-23 Temmuz 108, s. 4. B ir yabancı yazar daha sonraki dönem de de bu irtib a tın deva­ m ına işaret etm ektedir. Bkz. M artin H artm ann, Der Islamische Orient, B erichte und Forschungen: Band: Ill-U npolitische B riefe A u s Der Türkei, V erlag Rudolf H aupt, (Leipzig:1910), ss. 7-8. (138) Leslovikii M ehm ed Rauf, İttih-ad ve T era kki..., s. 85. Ş ubenin 1896 o rtala ­ rın d a faaliy ette bulu n d u ğ u ve A hm ed Rıza Bey ile tem as ettiği kesindir. T arık m üstear adıyla M eşveret gazetesinde yayınlanan b ir haberde şu ifa ­ delere rastlıyoruz: «Nedim -i vicdanım (E rtu ğ ru l) vefat eyledi. Bu şehîd-i ham iyyet, b u k u rb a n -i istibdadın yerine Selânik Ş u ’besi bilittifak beni ta ’yin etdi...». Tarık, «Selânik’den,s- M eşveret, no. 17,12 Rebiy’ülevvei 1314-23 Ağustos 108; s. 4. (139) İbid, ss. 85-86, 94. (140) İbid, ss. 95-96. (141) İbid, s. 96. (142) B B A -İrade-D ahiliye, Ş a’ban 1317/no. 18-1769. (143) A hm ed Rıza B ey’in yazısıyla yazılm ış olan abone kaydında. Selânik için k ay ıtlı M. N am ık V akıf’m adresinin çizilerek altına M. F erdinand’m ad ­ resin in yazılm ış olduğu görülüyor. Bkz. A h m ed Rıza B ey E vrakı/Ö zel A r­ şiv. (144) Selânik Ş ubesi’n d e n -İttih a d ve T erakki Cem iyeti P aris Ş u ’besi M üdiriyet i ’ne, 16 K ân û n -i sânî 1312. A rk iv i Qendror, 19/59//235/5-3. A ynen v e ril­ m iştir. Bkz. B. X II. F ik re tî Bey daha önce Ahm ed Rıza g rubuna m alî y a r198

miyet merkezine gönderilen ikinci muhaberattan ise, şubenin oldukça düzen­ li çalıştığı ve faaliyet taraftarı bulunduğu anlaşılmaktadır.1 4 5 Görüldüğü gibi, burada iki ayrı şubenin varlığından bahsetmemiz müm­ kün olmaktadır. İlk şube; daha Murad Bey Avrupa’ya gelerek taraftarlarının desteği ile yönetime el koymadan kurulmuştu. Zaten fedaî tutup, 1897 Osmanlı-Yunan savaşı öncesinde Paris’e başvurmasını başka türlü anlamlandır­ mak imkânsızdır. Bu aynı zamanda yetkilerinin elinden alınmasından sonra da, Ahmed Rıza’mn bir takım şubelerle lidermişçesine muhaberatta bulundu­ ğunun da bir kanıtıdır.1 4 6 Diğer şube ise, Murad Bey yönetimindeki yeni mer­ kez zamanında kurulmuş ve irtibatını bu kanal ile sürdürmeğe çalışmıştır. Elimizde 1897 sonrasına ait evrak veya mektuplarının bulunmamasından, bu şubenin de 1897 krizi sonrasında faaliyetini bir hayli azalttığını tahmin etmek mümkündür. 1901 yılında; o dönemki merkez yayın organında çıkan bir ha­ berde, Saray’ın Selânik Şubesi hakkında bilgi toplamak için memurlar gön­ derdiğinden bahsedilmesine bakılırsa, etkinlik azalmakla birlikte faaliyet bir dönem daha devam etmiştir.147 Bu şehirde daha sonra meydana gelen ve 1908 hareketinin temel taşını oluşturacak olan organizasyon üzerinde ileride duracağız. Benzer bir şube de Girid’de oluşturulmuştur. Evvelce atıfta bulunduğu­ muz örgüt şemasında Girid’e de yer verildiğini biliyoruz. Bu şubenin o dö­ nemdeki faaliyetleri hakkmda belgelere dayanan bilgimiz bulunmamakla be­ raber, bu dalın bir süre Girid İttihad-ı Osmaniyan Cemiyeti, nâmım kullandı­ ğı anlaşılıyor.1 4 ® Daha sonraki dönemde Girid’deki askerî personelin üzerin­ de cemiyete ait evrakların yakalanması1 4 8 ve yasaklanan gazetelerin Girid’de açıkça okunması bize faaliyet hakkında bazı bilgiler veriyor.1 5 0 1897 krizi son­
dım larda bulunm uştur. Bkz. «İlân», M eşveret: no.23, 22 T eşrin-i sânî 189627 Cem aziy’ülâh îr 1314, s. 8. <145) Selânik Şubesi’nden-O sm anlı îttih a d ve T erakki Cem iyeti P aris Ş u ’besi M üdiriyeti C anib-i Alisine, [1897], A r k iv i Qendror, 19/59//32/484, Bkz. B. X III. <148) Bu idd ialar için bkz. Şerafeddin M ağmumî, H a kika t-i Hal, N aşiri: K ü rd izâde A hm ed R âm iz; (Kostantiniye:133Q), s. 19. (E serin ilk baskısı 1897 ta ­ rih lid ir). (147) «M ekâtib: Selânik’den İkinci M ektub,» O sm anlı , no.86, 15 H aziran 1901-26 S afer 1318, ss. 5-6. 0 4 8 ) Zeynel A bidin B ey’den-M izan C eride-i Fahiresi îdarehânesine, G irid -H an ya, 17 Tem m uz 1313, A rk iv i Qendror, 19/92//643/1. (149) E vraklar, T abib B inbaşı M ustafa E fendi’n in evinde ele geçirilm iştir. G irid U m um K u m an d an lığ ın d an (İb rah im Edhem B ey’den)-M abeyn’e 28 A ğus­ tos 313, G irid F ırka-i H ü m ayun K um andanlığıyla M uhaberat K aydına M ahsus D efterdir, no.21, B B A -Y ıld ız Esas Evrakı, 36/139-45/139/XV!IL (150) G irid Vali M üşavirliği’ne 28/1 Tem m uz 313 ve G irid Vali M üşaviri İsm ail B ey'den M abeyn’e 29/2 Tem m uz 313, H udud-u Y u n a n iye K um andanı Neş’et Paşa ile [M uhaberat ] Kay d D efteridir, no.31, B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, .36/2470-9/147/XVI. 199

rasında burada da faaliyetlerin azaldığını belirtmemiz mümkündür, 1906 tari­ hinden itibaren ise, bu dalın yeniden büyük bir çaba içine girdiğim görece­ ğiz. Suriye teşkilâtının gelişimi üzerinde; özellikle, bu şubenin darbe girişimi­ nin anlatımı sırasında duracağız. Bu şube, ikinci tipe uygundur. Yâni cemiyet tarafından o bölgede özellikle tesisine gayret gösterilmiştir. Böyle bir gayret olmamakla birlikte çok sayıda sürgünün gönderilmesi sonucunda; Trablusgarb’da da devamlı bir şube kurulduğunu ve ilk kurucular da dahil olınak üzere pek çok kimsenin burada Receb P aşa’nın yarattığı olumlu koşullar içinde faaliyette bulunduğunu görüyoruz.
Balkan Teşkilâtı :

İncelediğimiz dönemde diğer önemli bir gelişme. İbrahim Temo’nun gay­ retiyle kurulan Balkan teşkilâtı ve onun faaliyetleridir. İbrahim Temo, hakkmdaki kararı öğrenince, Romen arkadaşlarının yardımı ile Romanya’ya fi­ rara muvaffak oldu ve 1 Kasım 1895 tarihinde bu ülkeye ulaştı .15 1 Bu şekilde cemiyetin kuruluşunda baş rollerden birini oynayan bir kimse. Balkanlara ulaşmış oluyordu. Temo’nun faaliyetleri sonucunda, hem Romanya'da; ki bu şubenin diğerlerine göre fazla bir ehemmiyeti yoktu; hem de diğer Balkan şehirlerinde şubeler oluşturmaya muvaffak olundu.1 6 2 Romanya’daki şube; Temo’dan sonra 1896’da firaren buraya gelen Kirımızâde Ali Rıza Bey’in de katılması ve onlara Tatlıcak köyünden İstanbul Dar-ül-Muallimin mezunlarından Hüseyin Avni Efendi, Osman-Fakih Şeyhi Şevki Efendi ve bir süre P aris’de bulunmuş olan, Köstenceli Mahmut Çelebi’nin iltihakı ile 1896’da teşekkül etmiştir .15 3 Temo burada faaliyete geçerek; ilk önce Osmanlı memurları olan; fakat Jön Türklük fikirlerine yakm bulunan Şefik Bey ve Alfred Rüstem Bey’in yardımlarıyla, Hareket adlı bir risâleyi neşre muvaffak olmuştur. Risâle, 93 Harbinden itibaren Abdülhamid ITnin yönetiminde uğranılan kayıpları işle­ yen bir muhtevaya sahiptir .151 Bu risâle, gerek Balkanlarda ,15 5 gerekse diğer
İb rah im Temo, İttihad ve T era kki C em iyetinin..., ss, 58-60. T ahsin Cemil, «Asociatia D in România a Jun ilo r Turci,» A nuarul ın stitu tu lu i De Istorie Ş i Arheologie ‘A.D .X enopol’, VII, (1970), ss. 180-132/8-10. (153) M üsteeib Ülkiisal, Dobruca ve T ürkler, s. 149. (154) Bkz. H areket, Osmanlı İttih a d ve T erakki C em iyeti N âm ına Neşr O lunm uşdur, İsta n b u l[B ükreş]. 1312, passim. (155) M, T alât Bey’den-A hm ed Zeki Bey’e, 27 N isan [18196 Rusçuk, Bu belgede bölgede on d ört adet risalenin dağıtıldığı an latılm aktadır. A rk iv i Qendror, 19/135/11/478. A ynı kişiler arasındaki b ir diğer m ek tu p tan m ik tarın 2223’e ulaştığı fak at b u n ların çok az b ir bölüm ünden p ara alınabildiği an la ­ şılıyor. A rk iv i Ç endror, 19/31//1,3-14/197. M ektup, 16 Mayıs 1896 tarihlidir. E ser’in M ısır’da dağıtım ı için 30 nüshasının talebi için bkz. [M izancı] M u­ ra d B ey’d e n -[İb ra h im T em o l’ya, K ahire 4 M ayıs 312, A r k iv i Qendror, 19/ 135//195/423, A vrupa m erkezin de görüldüğü ilgi için bkz. Fuad Ş ü krü B eyd e n -[İb ra h im T em o l’ya, 29 N isan [18]96. A r k iv i Çendror, 19/135//352/73-3, 200 (151) (152)

Jön Türk mehafilinde büyük ilgi ile karşılanmıştır.1 5 ® Bu şekilde Balkanlarda ilk önemli muhalefet hareketi gerçekleşmiştir, Temo’nun da teması sonucu, Murad Bey’in İstanbul’dan firarına yakın günlerde, Bulgaristan’da bir merkez şubesinin kurulması da karar altına alınmıştır. Bulgaristan Şu’besi tarafından Murad Bey’e hitaben yaznan bir resmî yazıda; «...Siz İstanbul’dan firarınızdan evvel bizim şu’bemiz te’sis et­ di. Yâni siz Rus mektebinin peykeleri üzerinde dirseğinizi sürüklediğiniz sıra­ lardan evvel hürriyet-i İslâmiye ve saadet-i Osmaniyenin tefekkür ve temenniyatda bulunduğunuz gibi biz de belki o peykelerde süründüğünüzden daha evveleeki tarihlerden saadet ve hürriyet-i milliyemizi düşünüyorduk...»1 5 7 şek­ linde bir ifadenin kullanıldığını görüyoruz. Merkezin oluştuğu Ruscuk’un yaraşıra; Varna, Şumnu, İslimiye, Yanbolu, Filibe ve Vidin’de şubeler veya taraftar grupları organize edilmiştir. Bul­ garistan’da bu genişlikte bir yayılmanın sağlanması ve faaliyetin de arttırıl­ ması Osmanlı yönetimini çok tedirgin etmiştir.1 5 8 Bu gruplar doğrudan Temo ile temasa geçmişlerdir.1 5 9 Bu teşkilâtta çalışan kimseler bir Avrupa merkezi­ nin bulunduğunu bilmektedirler; ancak, mahallî lider olarak Cemiyetin ilk kurucusunu tanımaktadırlar. Temo’nun, Ruscuk’da kendisiyle temas kurduğu Tıbbiye firarilerinden Mustafa Ragıb,1 6 0 Rusçuk merkezinin oluşumunda büyük çabalar sarfetmiştir, Mustafa Ragıb, örgütü oluşturur oluşturmaz, bu şehirde hükümet aleyh­ tarı bir tiyatro oynatmaya çalışmış,1 6 1 Vidin’de Mizan ve Meşveret dağıtımı büyük boyutlara varmış,1 6 2 Şumnu’da Talât Bey propaganda faaliyetini üstlenmiştir.ÎM Bütün merkezlerde Cemiyete ait gazete ve risâlelerin yoğun bir
(156) A bdullah Cevdet B ey’den-A hm ed Rıza’ya. T rablusgarb, 30 M ayıs 1896, A h ­ m ed Rtza B ey E vra kı/Ö zel A rşiv. « ...H areket 'i ten sîb -i um um î olursa h u rû fla ve gayet çok olarak ta b ’ etdirelım diyor. A rabcaya tercüm esine baş­ lanıldı. O nu da M ısır'da ya C enevre’de basarız. Bâzı ta ’dilât icrası icab ederse yapılır... B ulgaristan Şübesinden-M urad Bey’e, [A ğustos 1897] A r k iv i Çendror, 19/09//56/33. B B A -Y jS a d a re t H ususî M arûzat, 7 N 1314/no.2174. Tem o’n un b u konudaki an latım ı için bkz. İbrahim Tem o’d an -İsh ak S ü k û ­ ti’ye. 16 T eşrin -i evvel [18198, A r k iv i Ç endror, 19/106-3//270/1066. İb ra h im Temo, îttih a d ve T era kki C em iyetinin..., ss. 65-67. B B A -B E O /H ariciye  m ed, 156-5/12,109, (11 M art 312) (Rusçuk T a h ri­ r a tı Sureti:2/M üm taze:1842). Diğer faaliyetleri için bkz. 5227, (15 Ş ubat 311) (Rusçuk: 1/M üm taze:99), 341/142, (24 M art 312) (Rusçuk Tüccar V ekâ­ leti T a h rira tı S u reti M üsveddesi/M üm taze:18). B B A -B E O /H ariciye  m ed , 156-5/12,484(3 N isan 321) (Vidin Tüccar V e­ k âleti T ah riratı S u re ti:l). Vesika özetinin yanm a düşülen nottan, Bakkal Ş ak ir ve dekîk tüccarı İstep an ’ın yanında çalışan K arabet adlı şahısların, b u dağıtım da önemli roller oynadıkları anlaşılm aktadır. B B A /B E O fH a riciye  m ed , 156-5/12, 3406, (3 T eşrin-i sânî 312) (Rusçuk Tüccar Vekâleti T a h rira tı S u reti), T alât Bey, gazete abonesi sağlayabil­ m ek için V arna, îslim iye, Yanbolu, Filibe ve E dirne’ye gitm iştir. Bkz. 3301, (26 T eşrin -i evvel 312) (V arna Tüccar V ekâleti T a h rira tı S ureti).

(157) (158) (159) (160) (161)

(162)

(163)

dağıtımının yapıldığı görülmektedir .1 8 4 Ayrıca, bu teşkilâtın liderleri tanıtım ve gazete abonesi sağlayabilmek için bölgesel gezilere çıkmışlardır ,16 5 Bölge­ de hükümet aleyhtarı yayınların çoğalması üzerine,16 5 yönetim bunları önleme çabasına girişmiştir. Tedbirler o kadar yoğunlaşmıştır ki, memurlar Bulga­ ristan kaynaklı tüm gazeteleri yasaklama kararı almışlar; ancak, hükümet yalnızca muzir bendlerin yasaklandığım, yoksa tüm neşriyatın yasaklanma­ sının sözkonusu olmadığını ihtar zorunda kalmıştır .16 7 Teşkilât bununla da kalmamış, Balkan komiteleri ile temasa geçmiş ve onların düzenledikleri toplantılara katılmış ve komitecilerin Jön Türklük le­ hine konuşmalar yapmalarını sağlamıştır ;5 6 3 ki bu, Osmanlı yönetiminin bü­ yük telâşına yol açmıştır .1 6 9 Balkan teşkilâtının bu şekildeki gelişimi, 1897 sonrasında da devam et­ miştir. Ancak teşkilâtın bu tarihten itibaren Avrupa merkezi ile muhabera­ tının daha fazla güçlendiği görülmektedir. Bundan dolayı da; daha sonraki faaliyetleri Avrupa merkezinin yeni düzeni içinde incelenmelidir.

<164)

En başta, «U le m a -y ı D in-i îslâm a Da’v e i- i Ş e r ’iye» adlı risâle M uameleei Em in Ağa tarafın d an , çeşitli yerlerd e okunup anlatılm aktadır. Bkz. B B A BE O /H ariciye  m e d , 156-5/12,1503, (18 Haziran, 312) (Rusçuk Tüccar V ekâleti Sureti/M üm taze:81), 1790, (7 Tem m uz 312), B B A -B E O /H aricîye Reft, 183-5/39, mümtaze:615, (20 H aziran 312).
Mizan dergisinin düşüncelerini B ulg aristan’a yaym ak m aksadıyla Doktor Ali H ikm et adlı b ir şahıs seyahatlerde b u lunm aktadır. Bkz. B B A - B E O /H a ­ riciye  m e d 5 156/5-12, 2211, (12 Ağustos 312).

<165)

<166)

Filibe’de hazırlan an b ir yayının doğurduğu telâş için bkz. B B A - B E O /B u l­ garistan Masasının T ezkere K a y d D efteri, (73), 959-60/23, 4472/1051, (19 K ân û n -i sânî 312), Y önetim aynı zam anda, kom itecilik faaliyetlerinden de • büyük kuşku duym aktadır. Rusçuk m erkezine gelenlerin ihtilâlciler oldu­ ğu ta h m in edilm ekte, <bkz. B B A -B E O /H ariciye  v ıe d , 156-5/12, m ü k errer:3815~3808, (5 K ânûn-i evvel 312), aynı şekilde B ulgaristan kom iserli­ ği, bölgeden İstan b u l’a giden bazı şahısların sıkı tak ibini talep etm ekte­ dir. Bkz. B B A -B E O /B ulgaristan Masasının T ezkere K a y d Defteri, (73)959-60/23, 503/1007, (26 K ân û n -i evvel 312), Zaptiye N ezaret-i Behiyesine Tezkere.
B B A -B E O /T e lg ra f v e Posta N ezareti Giden, 585-17/10,6, (11 M art 311)/

1167) (168)

44131. H ikm et Bey’den-A hm ed Zeki B ey’e, [R usçuk], 1 H aziran [18196. A r k iv i Çendror, 19/135//13/464: «...M akedonya kom itesi geçen hafta V arna’daki m itingde Genç O sm anlIların b ir çok m edhini h av î n u tu k la r irâ d etm iş­ ler...». (169)
B B A -B E O /H a ric iye  m ed , 157-5/13,4490, (23 K ân û n -i sânî 312), (Rusçuk

T üccar V ekâleti T a h rira tı S u reti). M akedonya kom itesinin bu mez R usçu k ’da yaptığı m itingde Genç T ü rk lerin fik rin i iltizam en n u tu k ira d eden D oktor Istan y fo n ’un riyasete getirilm esi büyük kuşku y aratm ıştır. 202

AVRUPA ÖRGÜTÜNÜN 1896 BAŞLARINDAKİ FAALİYETİ VE MISIR DA YENİ TEŞKİLÂTLANMA : Avrupa Faaliyeti : Cemiyetin ülke dahilindeki durum ve gelişmeleri belirttiğimiz şekilde ger­ çekleşirken, Paris merkezi de Avrupa kamuoyunu etkilemek için yoğun çaba harcamaktaydı. Önceleri, Avrupa matbuatının Jön Türklük fikirleri ve Cemiyet’e karşı ilgisizliğinden yakınılırken;1 7 0 daha sonra bu alanda yoğun bir faaliyet başlatılmıştır. Bu alanda Osmanlı yönetiminin Meşveret’in yasaklanması için Leon Bourgeois hükümetine başvurması, Ahmed Rıza Bey’e bu alanda istenmeden yapılan bir yardımı ortaya çıkartmıştır. 1896 Nisanında yapılan bu başvuru Fransız yönetimince olumlu karşılanmış ve 11 Nisan 1896 tarihinde Bakanlar Kurulu Meşveret’in, Fransa’da basım ve dağıtımını yasakladığı gibi, Ahmed Rıza Bey’i de sınır dışı etme kararını almıştır.1 7 1 Bunun üzerine; Ahmed Rıza Bey, Fransız gazetelerini dolaşmış1 7 2 ve dü­ şüncelerini açıklamak fırsatı bularak kendilerine yardım edilmesini talep et­ miştir. Ahmed Rıza Bey, Osmanlı yönetiminin kendilerine karşı kullanmaya çalıştığı yeni bir silâhı; yâni onları âdi suçlardan mahkûm ederek, sinırdışı edilmelerini sağlamak çabasını;1 7 3 protesto etmiştir. Bu gelişmeden kısa süre önce, Ahmed Rıza Bey de müebbed kaiebendlik cezasına çarptırıldığından,1 7 4 olayı bir özgürlük sorunu şekline sokmuş ve geniş bir ilgi görmüştür. Başta, L’Intrasigeant gazetesinde Cassagnac ve Libre Parole gazetesinde Georges Clemenceau olmak üzere; tüm basın olayı bir özgürlük yaklaşımı çerçeve­ sinde ele almış ve hükümeti eleştirmişlerdir.1 7 8 Bunun üzerine, hükümet ka­ rarını geri almak zorunda kalmış ve yalnızca Türkçe Meşveret’in, Fransa sınırları içinde dağıtılmaması şeklinde bir tedbirle yetinmiştir.1 7 8 Bunun üze­
(170) (171) (172) A hm ed Rıza. «Osmanlı İttih a d ve T erakki Cem iyeti ve A vrupa M atbuatı,» M eşveret, no.2û, 8 T eşrin-i evvel 1896-27 R ebiy’ülâhîr 1314, s. 2. «Envoyer au C abinet de M .Hanotaux,» [M eşveret H akkında R apor], A f f a ­ ires etrangeres-N ouvelle Serie-T urquie, Vol.2(1898), s. 11. «Ahmet Rıza Beyin H atıraları, (2):A bdülham id p ara ile susturam aym ca P a ris’te benim le am ansız b ir m ücadeleye girişti,» C um huriyet, 27 Ocak 1950. s. 2. Bu konuda h u k u k m üşaviri H akkı B ey'in arizası için bkz. B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 14/1291/126/10. K a ra rın ilâmı için bkz. B B A -Y ıld ız Esas Evrakı, 15/1377/74/14 ve Paris B üyükelçiliği A rşivi, D.237. Fransız basınında çıkan eleştiri yazıları m erkez yayın organı ilâvesinin özel sayısında yayınlanm ıştır. Bkz. M echveret Supplem ent Français, no.9, 18 Nisan 1896, ss. 1-12. Bu k a ra rın çok hafif b ir ted b ir olduğu açıktır. Osm anlı yönetim inin ga­ zetenin y ay ın ları ve A hm ed Rıza h ak k m d aki düşünceleri için bkz. B B A Y /M ü te n e v v î (G ünlük) M arûzat, 7 S 1314/no.224/1422. Krş. B B A -Y /S a d a ret H ususî M arûzat, 16 S 1313/no.384. Bu ev rak A hm ed Rıza’n m yayın 203

(173) (174) (175)

(176)

rine Ahmed Rıza Bey’in Cenevre’ye giderek Türkçe Meşveret’i burada bas­ maya başladığım 17 7 görüyoruz. Olay, Jön Türklerin, Ahmed Rıza’nın ve ya­ yın organlarının tanıtımı bakımından Cemiyet’e büyük bir fayda sağlamış­ tır. Bunun yamsıra, İttihad ve Terakki; belki istememekle birlikte; Avrupa'­ daki yaygın ve çoğunlukla anarşist eğilimler taşıyan muhalif gruplarınca, kendilerine yakın bir örgüt olarak kabul edilmiştir. Cemiyet’in, kendilerinin muhafazakâr olduğu yolundaki açıklamalarla, bu alandaki söylentileri nasıl önlemeye çalışacağını ileride göreceğiz. Ama, çoğunlukla bu eğilimdeki ya­ zarlar tarafından Jön Türklüğü tanıtan yazıların bazı önde gelen Avrupa mec­ mualarında neşri de; Cemiyet’e oldukça geniş bir tanıtım çevresi yaratmış­ tır. Bunların önemlilerinden biri, Mazzini ve Garibaldi üe birlikte ihtilâlci hareketlere karışmış olan,17 8 Kari Blind’m bu konuda neşrettiği ve bazı bilgi­ lerin kendisine Jön Türkler tarafından verildiği anlaşılan uzun yazısıdır .15 9 Meşveret hakkındaki tartışmalardan sonra bu konudaki yazıların çoğaldığım görüyoruz. Bu alandaki diğer bir çaba da; Paris merkezine ünlü kişilerin çağırıla­ rak cemiyete katılmalarım sağlamak konusunda yapılan girişimler olmuştur. Bu şekilde cemiyeti ziyaret eden Prenses Nazlı Hanım, cemiyete üye olmuş.
faaliyetinden doğulan endişeleri dile getirm ektedir. Bu gelişm eler için bkz. «M uvaffakiyet-i Cihanbânî,» M eşveret, no. 10, 18 Zilkade 1313-1 M a­ yıs 108, ss. 1-2. «Tebşir,» M eşveret, no.lOj s. 2: «...S ultan A bdülham id’in gaddarlığım , cin ­ netini, ve id a re -i hâzırânın rezâletini, seyyiatım ecnebilere ilâ n etm ek is­ tem ezdik. Lâkin şanlı b ir O sm anlı padişâhm a değil, en âdi ve edebsiz t u ­ lum bacılara yakışm ayan e f’al ve h a re k â t bizi bu suretle de neşriyata m ec­ b u r kıldı teessüf ederiz. Türkçe M eşveret’in C enevre’de basılm ası, C em iyetim izin m uam elâtına asla sek te verm edi. M ahall-i ikam etim iz yine- P a ris’de eski «adresmedir.-î-. M eşveret’in C enevre’de çıkış izni için bkz. A rchives d ’E tat-G eneve/C hancellerie, B.7, s. 146. (29 N isan 1896). Çıkışı hak k ın d a İsviçre yönetim i ve p o ­ lisinin k an aati için bkz. « Ju n g -T ü rk en in der Schw eiz(Zeitung M echveret),» 19 M ayıs 1896/von G enf(ll,V .1896) ve 21 M ayıs 1896/von Genf(2Q.V,1896). Bu rap o rla rd a n M eşveret’in daha sonra pek çok Jö n T ü rk dergisine sorum ­ lu m ü d ü rlü k yapacak olan A lbert K arîen ’in görünüşteki yönetim inde, am a Ahm ed Rıza ve Ali Zühdi B eylerin denetim inde basıldığı da anlaşılm akta­ dır. B undesarchiv-B E R N , 21/14’248. Bu konuda bkz. G iuseppe M azzini’n in -K a rl Blind’a 1 Ağustos 1870 ta r ih ­ li m ektubu «Le Prusse fom entant des insurrections,s> L ’Agence Libre, no. 2482, 15 K asım 1888. Bu şahıs ve faaliyetleri hak k ın d a bilgi için bkz. A rc A hives Prefecture de Poliçe, B ------------ (5842. 3.235-RD). 963 K ari Blind. «Young Turkey,» F ortnightly R eview , L X (N .S), (A ralık 1896). ss.830-843. M akale m erkez yayın o rganının ilâvesinde de yayınlanm ıştır. Bu yazı özeti için bkz. K ari Blind, «La Jeu n e T urauie,» M echveret S u p p le­ m en t Français, no.25, 1 A ralık 1896, ss. 5-6.

(17?)

(178)

(179)

204

kendisine Paris merkezince 6/17 numarası verilmiş ,1 8 0 kendisi de cemiyete sürekli bir yardımı bağlatmıştır.18 1

Murad Bey’in Mısır F aaliyetleri: Paris merkezi ve yurt içi şubeleri bu durumlarını sürdürürlerken; Murad Bey, gördüğümüz gibi, Mısır’a gelmiş ve Mizan’ı orada Cemiyetin Mısır şu­ besi müdürü sıfatıyla yayınlamaya başlamıştı, Murad Bey’in buraya gelişi, Cemiyetin daha ziyade İslâmî bir çehre almasını isteyen buradaki grubun daha örgütlü bir hale gelmesini sağladı, Murad Bey’in daha Mısır’a geldiğin­ de, Ahmed Rrza’ya başvurarak kendi yetkilerinin arttırılmasını istediğini gö­ rüyoruz .1® 2 Nitekim, Murad Bey, Mısır’da çıkarttığı Mizan’m ilk sayısında «Fırkamızın Hattı- Hareketi» başlığıyla çok ilginç bir program neşretti .18 3 Çe­ şitli yönleriyle tartışm alar yaratan bu program ,18 4 daha evvel cemiyetin ba­ sma duyurulan; birincisi yurt içine yönelik,: 1 8 3 İkincisi ise Avrupa kamuoyunu hedefleyen18 6 iki amaç yazısının bulunduğu gözönüne alındığında; görünürde varolduğu zannedilen18 7 güçbirliği imajına karşılık, durumun hiçte böyle ol(180) (181) A r k iv i Qendror, 19/57//1-33-6/209. Cem iyeti ziyaretiyle ilgili h ab erler ve y o ru m lar için bkz. Fuad, «La V isite de S.A.La Princesse Nazli a u Comite,» M echveret S u p plem ent França­ is, no,2Q, 1 Ekim 1896} ss. 1-2. Nazlı H anım da bu ilişki çerçevesinde S ulta n ’a eleştiriler yönelten b ir m ektup kalem e alm ıştır. Bkz. «Prenses Nazlı H anım efendi T arafından S u ltan A bdülham id’e Mektub,» M eşveret, no.22, 8 T eşrin -i sânî 1896-12 Cem aziy’ü lâ h ir 1314, s. 2 ve Nazlı, «Lettre adressee p ar la Princesse Nazli au Sultan,» M echveret Su p p lem en t Français, no.23, 15 K asım 1896, s. 4. Nazlı H anım , b ir k ereye m ahsus olm ak üzere Cemiyete beş yüz fra n k verm iştir, Bkz. «Ahmet Rıza Beyin H a tıra la rı(2)..,,» C um ­ h uriyet, 27 Ocak 1950, s. 2. H alûk Y. Şehsuvaroğlu, «Tarihten S ayfalar:Jön T ü rk lerin M ısır F aaliyet­ leri,» A kşa m , 21 Ekim 1951. «Fırkam ızın H a tt-ı H areketi,» M izan, no.159, ? Ş ubat 1896-1 Ş a’ban 1313, ss.2359-2360. Bu en teresan p rogram ın transkripsiyonu, Birol Emil, M izancı M urad B e y .,., ss. 340-343’de verilm ektedir. Özellikle program da, elkâb ve û nvanın k aldırılm asıyla ilgili m adde ta rtış ­ m alara yol açm ıştır. Bkz. «H ürriyet, Mizan, M eşveret,» H ürriyet2, no.55. 1 Ağustos 1896-19 S afer 1314j s. 2. A hm ed Rıza, «M ukaddeme,* M eşveret, n o .l, 13 Cem aziy’ülâhîr 1313-1 K â­ n û n -i evvel 107, s. 1. A ynen verilm iştir, Bkz. B. XIV. «Nötre Program m e,» M echveret S u p p lim e n t Français, n o .l,7 A ralık 1895, s. i. Tercüm esi Birol Em il, M izancı M urad B ey ..., s.130. T arafların b u izlenim i v eren açıklam aları için bkz. [M ehm ed] M urad, «Azız K ardeşim Rıza,» M eşveret, no .18, 27 R ebiy’ülevvel 1314-8 Eylül 108, s. 2 ve «M urad Bey,» îlâ ve-i M eşveret, no.6, 2 R am azan 1313-15 Ş ubat 108, s. 3, «H avadis-i Siyasiye,» îlâ v e -i M eşveret, no.7, 17 R am azan 1313-1 M art 108, s.4, «Condom nation De M ourad Bey,» M echveret Su p p lem en t Français,

(182) (183)

(184)

(185) (186) (187)

madiğinin bir göstergesi ve Murad Bey’in, Ahmed Rıza’nm yönetimini fazla tanımadığının da delili idi. Murad Bey’in böylece, şube yöneticisi olarak oldukça geniş bir yetki kullanımında bulunduğunu ve sorunun yalnızca Osmanlılıkla sınırlı olmaya­ rak, Islâmiyetin kurtarılmasının da amaçları olduğu yolundaki tezleri işle­ diğini görüyoruz. Murad Bey’in, Bulgaristan gibi bölgelerdeki bazı yönetici­ lere doğrudan emir verici bir biçimde, bu tür resmi mektuplar yazması, ol­ dukça ilginç bir durumu karşımıza çıkartmaktadır .1 3 8 Murad Bey’in bu .tutumunun da etkisiyle, Mizan kısa sürede aslî yayın organı durumunda olan Meşveret’! tamamen gölgede bırakmıştır .1 ’1 3 Gerçi, öğrencilerin tutuklama mazbatalarından her iki liderin yazı ve gazetelerinin ayırım gözetilmeksizin dağıtıldığı anlaşılıyor.1 9 0 Ama, çeşitli yazılarda «İstan­ bul’a Mizan yağdığı» şeklinde ifadeler kullanılmasına ;19 1 bu derginin sürekli olarak talep edilmesine1 3 2 ve çok uzun bir süre sonra o dönemki merkez ya­ yın organının; geçmişte Mizan’m tek başına ulaştığı tiraja vardığını iftihar­ la açıklamasına bakılırsa ,13 3 aradaki fark bir hayli fazladır.

no.5s 15 Ş ubat 1896, ss. 1-2, M izan M uharriri M ehmed M urad, «Londra 6/18 K ân û n -i evvel 1315, Aziz Rıza Bey,» M eşveret, no.3, 15 Receb 1313j K ânûn-i sânî 1313, ss. 1-2. (188) Osmanlı İttih ad ve T erakki Cem iyeti M ısır Ş u’besi, 139/29 Nisan [18]96, ta rih ve num arasıyla Ş u ’be reisi M urad Bey’den, A hm ed Zeki Bey’e gön­ derilen resm i yazı, M izan (İstan b u l), no.43, 28 Ağustos 1324-14 Ş a’ban 1326, s. 187. A ynen verilm iştir. Bkz. B. XV. (189) Gördüğü ilgi için bkz. «M izan-Teşekkür.» H akikat, n o .l, 1 K ân û n -i sânî 1897-19 K â n û n -i evvel 1312, s. 3. (190) M ekteb-i T ıbbiye-i Şâhâne talebesinden M ehmed R ıfat bin A rif’in ith a ­ m ında kullanılan ifade şu şekildedir: «...A sayiş-i dahiliyi ihlâl m aksad-1 denaatkârânesiyle teşebbüsât-ı m üfsidetkârâneye c ü r’e t eyiem eleım aen do­ layı adliyece m üebbeden ve idam cezalarıyla m ahkûm Ahm**l Rıza ve M u­ ra d nâm şahıslarla ic ra -y ı m u haberât ve ta rafla rın d an gönderilm iş olan e v ra k -ı m uzirrayı leyle-i m ukaddese-i K adirde Ayasofya Cam i’-i Şerifine atm ağla ilânâta ictisâr eyledikleri...* Bkz. A r k iv i Q endror, 19/106-5//593/ 3148. (191) «...İstan b u l’d an alınan m alûm ata n azaran efkâr-ı a h rârân e şiddetle in tişâr ediyorm uş. B ir gece İstanbul’a M izan yağm ış ...» A bdullah C evdet’d en-İsh ak S ü k û ti’ye, 29 Nisan 1896 T rablusgarb, A rk iv i Oendror, 19/108//153/ 440 (St. III). A ynı m ektubun zeylinde «Bugün H azret-i M urad’dan m ektub aldım . ...m ücahedeye devam etdîğini yazıyor» şeklinde b ir ifade k u llanıl­ m ası da dik k at çekicidir. (192) MeK+eb~i B ah riy e’den b u sene n eş’et eden b ir zabit im zasıyla-N azım ve Ş erafeddin Beylere gönderilen m ektup, [İstan b u l], 17 Ş ubat 312. M ektupta diğer y ay ın lard an yapılan sınırlı talebe karşı bol M izan talep edilm ektedir. A r k iv i Çendror, 19/135//16/222. (193) «Osmanlı’n m Beşinci S ene-i İntişârı,s Osmanlı, no.97,1 K ânûn-i evvel 1901 -19 Ş a'ban 1319, s. 2. 206

Nitekim, Murad Bey’in yurda avdetine kadar geçen dönemde, yurdun çe­ şitli yerlerinde ele geçen Jön Türk neşriyatı arasında, bu derginin öncülüğü­ nü elinde bulundurduğunu görüyoruz.1 9 4 Bu gelişmelerden kuvvet alan Murad Bey, tamamen bir lider pozisyonu­ na sahipmişçesine faaliyetini arttırdı. Çeşitli Osmanlı yöneticilerine yazılar yazarak, onların hareketine yardımcı olmalarını talep etti.19 5 Bu kimselerin durumu Mabeyn’e bildirmeleri neticesinde, belirtilen gelişmeleri takip ede­ biliyoruz. Sözkonusu yaklaşım, Murad Bey’in halâ üst kademenin yoğun bas­ kısı ile bir yönetim değişikliği sağlanması yolundaki düşüncelerinde sebat et­ tiğini bize göstermektedir. Kaçışından itibaren onun durumunu ilgiyle izleyen Osmanlı yöneticileri, belirttiğimiz gelişmeleri gözönüne alarak, bu kez Murad Bey’i çeşitli yol­ larla sıkıştırmağa başladı. Osmanlı yöneticilerinin: «...Devlet-i Aliyye ile Ingiltere devleti meyanelerindeki münâsebât-ı kadime-i âostânenin tahkim ve te’kidi teşebbiisâtı ile iştigâl olundu­ ğu bir zamanda Diiyûn-i Umumiye koıniser-i sabıkı Murad Bey
(194) M ısır’da yayınlandığı zaman yak alan an M izan n ü shalarına örnek olarak bkz. B B A -B E O /T elg ra f ve Posta Nezareti Giden, 585-17/10,2, (7 M art 312) Z56443, [C ezair-i] B ah r-i Sefid Valisi A bidin B ey’den-M abeyn’e, 18/Rodos 2 M art 312, B B A -B E O /V G G (2 )-A n a d o lu [T elgrafı D efteri]: 903, (M art:311313). B urada Dervişzâde H üsni adlı b ir şahsa gelen Sabah gazeteleri için­ den M izan çıktığı anlaşılm aktadır. Bu konuda M ısır Fevkalâde K om iser­ liğinin u yarılm ası için bkz. M ısır Fevkalade K om iseri D evletlû Gazi A h­ m ed M uhtar P aşa H azretlerine, S ıra 13, E vrak 5,13 M art 312, B B A -B E O / M ısır H id iviyet-i Celilesinin M uharrerat D efteri, (71)-1032-68/4. M izan’ın y u rt içine sokulm asının önlenm esi için alm an te d b irle r için bkz. B B A -İrade-H ususî, Ş a’ban 1313/'no.87-1079, B B A -B E O /H ariciye Reft, 1855/39, 1774, (1 Ş ubat 311), B B A -B E O /Z a p tiye Giden, 662-21/13,519, (1 Ş u ­ b at 311)/55733. (195) Bu konudaki b ir belge aşağıdaki gibidir: Bu Dahi [C ezair-i B ah r-i Sefid V ilâyetinden] 13 Osm anlı İttih a d ve T erakki Cem iyeti M ısır Ş u ’besi Reisi M urad im za­ lı ve yirm i b ir Nisan tarih li şim di aldığım bir m ektubda m uavenet taleb eyler. Bu m ektubu derhal, a ta b e -i felekm ertebe-i cenâb-ı eihanbânîye arz etm ek sadakat ve u b u d iy et-i kem terânem dendir. M ezkûr m ektubun aynen tak d im i irad elerin e m enûtdur. Ferm an 1 M ayıs 312 Abidin. bkz. C ezair-i Bahr-i_ Sefid ile M uhaberat K aydına M ahsusdur, (1310/1311), B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 36/139-46/139/XVIII. Gene, M ekke-i M ükerrem e V ekâletinden gönderilen 23/19 M art 312 ta rih li ve A vnülrefik imzalı yazıda, bizzat M urad Bey ta rafın d an gönderilen M izan’m iade edildiği ve durum un ih b a rı iletilm ektedir. Bkz. Haleb ve Adana K um andan Vekâletine Mahsus [D efter], B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 36/2470-18/147/XVI.

gibi mechûl-ül-neseb bir şahsın buradan Avrupa’ya ve oradan M ı­ sır’a firar ederek teb'a-i Devlet-i Aliyyeyİ isyana da’vei ve tahrik edici bir takım neşriyât-ı hezeyan ..,»1 9 6

yaptığı şeklindeki görüşleri İngiliz yönetimine aktarıldığında, onlar buna Mı­ sır’ın içişlerine karışamıyacakları şeklinde bir cevap vermişlerdi.1 9 ' Ancak, Osmanlı yönetimi bu alandaki baskısını her fırsatta tekrarladı 1 9 8 ve sonunda Bizzat Sultan’uı, Murad Bey’in, Mısır’da özelliğini belirttiğimiz çevre ile olan ilişkisinin kendisinin Halife olarak prestijini çok sarstığı iddiasıyla başvuruda bulunması,19 9 İngilizleri de zor durumda bıraktı .2 0 0 Sultan 1896 M art’mda, Mu­ rad Bey’in varlığının Türk-İngiliz ilişkilerini bozabileceğini, ve bu meseleyi hallederek, münasebetler bakımından çok daha önemli olan Ermeni ve Mısır problemlerinin çözümüne yönelinmesini îngilizlere teklif etti .2 0 1 Bu baskıya Mısır Fevkâlâde komiserliği aracılığıyla yapılan başvurular ve Hidiv nezdindeki girişimler2 ?2 de eklenince; Murad Bey’e, yayınlarında Sultan hakkında kullandığı uslûbu değiştirmemesi halinde, faaliyetinin önle­ neceği ihtar edildi.2 0 3 Burada Murad Bey’in büyük bir direniş göstermeden, boyun eğdiği görülüyor. Aslında, kendisinin «Cromer’e, Salisbury’den bir tavsiyenâme getirmiş ve geldiği gün konsoloshâneye gidib görüşmüş ve Mısır’da kaldığı müddetçe himaye olunarak kendisine taarruz olunmayacağına dair söz almış ...»2 0 4 olduğu doğru ise; bu konuda diretmesinin; özellikle Cromer’in o sırada Mısır’da bulunan Jön Türkleri İngiliz yanlısı ve İngiliz himayesi bek­
(196) <197) <198) (199) (200) (201) (202) T ahsin B ey’den-A ntopulo P aşa’va, Yıldız, 23 Ş ubat [18196. Londra B ü y ü k ­
elçiliği Arşivi, K.319(2).

(203) (204)

A ntopulo P aşa’d an-T ahsin B ey‘e, Londra 27 Ş ubat 1896. Londra B ü y ü k e l­ çiliği Arşivi, K.319(2). Bu konudaki h ab erler için bkz. «Les A ffaires de Turquie,* Le Temps, 29 Ocak 1896, 3 Ş ubat 1896 ve 20 Ş ub at 1896. S ir Philip C u rrie ’den, Decypher/no.52, 10 Ş ubat 1896. Pera, (2.10/3.30), PRO/F.O. 78/4723. S ir Philip C u rrie’den, D ecypher/no.32,17 O cak 1896, P era(8 .4 5 /lû ), P R O f F.O. 78/4723. S ir Philip C u rrie’den-D ışişlerine, P era, 10 M art 1898/no.94 (C onfidential), PRO/F.O. 78/4723. B B A -îra d e -D a h iliy e, 29 Şa’ban 1313/no.29-1951 ve B B A - Y ıld ız Esas E v ra ­ kı, 15/74-31/74/15. Bu konudaki belgeler verilm iştir. Bkz. B,XVI. B u arada .M ıırad Bey ile ilişkisi olan b ir gencin H idiv’e suikast düzenlediğinin o rta ­ ya çıkarılm asının bu konudaki gelişm eyi hızlandırdığı belirtilm ektedir. Bkz. Fevziye A bdullah, «Mizancı M ehm ed M urad Bey,» E debiyat Fakül­ tesi Tarih Dergisi, C. I. (1950), ss. 81-82. M ehm ed M urad, «Karilerim ize,» Mizan, no. 184, 8 Tem m uz 1896-28 M u­ h a rre m 1314, s. 2553. Gazi A hm ed M u h tar Paşa’nın 18 K ân û n -i Sânî 311 tarih li yazısı, B B A îrade-D a h iliye, 29 Ş a’ban 1313/no.29-1951. M urad B ey’in bu konudaki a n ­ latım ı için bkz. M ücahede-i Milliye: G urbet v e A v d e t D evirleri, ss. 115-116.

208

lemelerinden dolayı desteklediği2 0 5 gözönüne alınırsa; mümkün olabileceği dü­ şünülebilir. Aslında, Murad Bey’in yönetimde etkili bir duruma geçebilmesi, ancak asıl merkezin bulunduğu Avrupa’ya geçmesi ile mümkün olabilirdi; ki, bu da kendisini bu yöndeki gelişmeleri hızlandırma gibi bir tavır içine sok­ muştu. Nitekim, belirttiğimiz koşulları ileri süren Murad Bey, 4 Temmuz 1898 tarihinde Paris’e geldi. Böylece Cemiyetin tarihinde yeni bir sahife açıl­ mış oldu. MURAD BEY’İN AVRUPA’YA ÖRGÜTLENİŞİ : DÖNÜŞÜ VE CEMİYETİN YENİDEN

İlginç bir tesadüfle; Murad Bey’in Mısır’dan Avrupa’ya vapura binişinden iki gün Önce :

gitmek üzere

«....Başta Cemil olduğu halde Refik, Jorji, Yenişehirli Haşan Bey, İzmirli Hukuk M ektebinden Halil Bey, Doktor Ahm ed... ve saire Ahmed Rıza Bey’in aleyhinde bir protestonâme yazıp imzaladılar. Gûya Meşveret gazetesi bilâ meşveret tab’ ediliyormuş, bunlar bos­ tan korkuluğu değilmişler, onlara da .sormalıymış...»2 M Ahmed Rıza muhalifleri artık eyleme geçme kararı almışlardı.

İbrahim Temo’ya bu konuda dert yanan bir üyenin anlatımıyla:
«...îşte cemiyet-i beşeriye hükeması bu ifrat ve tefritin tahribatını tenkis ve hayâl-i mahzdan ibaret olan müsavat-ı mutlakayı, müsâvât-ı nisbiyeye irca’ tarikini düşünerek saadet-i nisbiye esasının ilk 'kademesi olan ârâ-yt umumiye müracaat yâni «Meşveret» usûlünü keşf eylemişlerdir. Zamanımızda nisbeten olsun istirahat-ı beşeriyeyi kâfil bundan gayrı bir tarik olmadığı bedâhaten isbat olunabilir. Biz de katimizce insanlar sürüsüne katılarak bâdiye-i âteşîn-i istib­ dada pa-bürhane kadembasan olmakdansa hemcinslerimizin hogayretleriyle.. müzeyyen bir tarikden güzerân ederek bu bâr-1 ızdırâb-ı hayatı muvakkıfâne isal etmeğe vakf-ı vücûd etdik. Bu güzergâhda kendimize rehber ittihaz etdiğimiz Rıza Bey’in bu sâyebânı bırakub bizi o bâdiye-i âteşinden sevk etm ek fikrine dostça rica(P) etdik. Yalvardık, zahiremizi, kuvvetimizi, insanlığımızı, kendisini tarik-i müstakime şevke feda etdik. Faide vermedi, istibdadına devam ey­ ledi. Sultan Hamid’e karşı bize meşveretdir diye deâvî ederken en büyük müstebid kesildi. Biz namusumuzu vikâye içün istihdâdma sarf etdik. Hattâ kendisine sadık bir hidmetci gibi hidmet etdiğimiz

(205) (206)

E arl of C rom er, Abbas II , M aem illan and Co., Lm t, (London:1915), s. 76. F uad Ş ü k rü B ey’d e n -îb ra h im Tem o’ya, [P aris], 26 Haziran 1896. A rk iv i Çendror, 19/135//136/1081, 209

halde bu tevazu’muzu hamiyetimizden bilecek iken bunu m îıdûm olan meziyât-ı zâtiyesine vererek hayvanların en beyinsizi olan hin­ di gibi kabardı, O yükseldikçe biz hâke doğru eğildik o yine yük­ seldi ...»**1

Ahmed Rıza Bey’e Avrupa merkezinde duyulan tepkiler olağanüstü bo­ yutlara ulaşmıştı. Pek çok kimse, onun ile Abdülhamid II yönetimi arasında hiçbir fark bulunmadığını söyleyecek kadar ileri gidiyorlardı.2 0 3 Murad Bey’in gelişini bu ortam içinde bekleyen Ahmed Rıza aleyhtarlan; kendisine, ola­ ğanüstü bir toplantı yapılarak başkanlığa geçirilmesi yolundaki taleplerini ilettiler. Murad Bey, Avrupa’ya ilk vardığında olduğu gibi,2 0 8 bu teklifleri reddettiyse de; daha sonra muvafakatim bildirdi ve olağanüstü bir toplantı ya­ pılması karar altına alındı. Toplantı yapılması konusunda girişimler hızlanırken, ortaya çıkan yeni gelişmeler; Cemiyet içindeki durumun Ahmed Rıza Bey aleyhine daha faz­ la hızlanmasını sağlamıştı. İlk olarak Ahmed Rıza Bey, hem yabancı müda­ halesini reddettiği ve hem de icraat bekleyen; başta İstanbul merkezi olmak üzere; grupların istemlerini olumlu karşılamadığı için eleştirilere konu ol­ maktaydı. Kendisi bu yoldaki eleştirilerin önüne geçebilmek için ilk önce baş­ ta Ermeni komiteleriyle görüşmek amacıyla Londra’ya gitti. Burada İngiliz çevreleri ve Ermeni komiteleri ile görüşmeler yapan Ahmed Rıza ,2 1 0 bu gö­ rüşmelerden olumlu bir netice alamadı .2 11 Zaten, bu komitelerin herhalde en

(207) (208)

İb rah im Tem o’ya, tarih siz m ektup, A r k iv i Qendror, 19/135/,/13/270. Ö rnek olarak, Ş erafeddin M ağm um î’nin 16 T eşrin-i evvel 1896 ta rih li m ek­ tu b u gösterilebilir. A hm ed Bedevi K uran, İn kılâp T arihim iz v e İttihad ve Tera kki, s. 92: «...S ultan H am it m ülküm üzü m alikâne addettiği gibi Nâzı­ m ın Efendisi de zâhir Cem iyetim izi kendine serm e^ei ikbal sanm ış olm a­ lı. Osm anlı İttih a d ve T erakki C em iyeti m el’abei sübyan değildir. Biz b ir S u ltan ın b ir H alifenin elinden zincirim izi k u rta rm a ğ a çalışıyoruz. D aha k u rta rm a d a n öbür ucunu da Rıza B ey’in avucuna verecek değiliz...& H alûk Y. Şehsuvaroğlu, «T arihten Sayfalar:M izancı M urad B ey’in M em­ lekete Dönüşü,» A kşam , 2 A ralık 1951. A hm ed Rıza Bey’den-D oktor Nâzım/a, 15 Tem m uz 108 Londra, «Gayretli A rkadaşım Nâzım Efendi» h itap lı m ektup. A hm ed Rıza, E rm eni kom iteleri dışında İngiliz-E rm eni kom itesi m ensubu b ir m ebusla görüşm e yapacağım ve pozitıvistlerden de ilgi gördüğünü b elirtm ektedir. Ahmed. Rıza B ey E v ­ rakı/Ö zel A rşiv. Ahmed Rıza, bu görüşm eler sırasında W estm inister D ü­ k ü gibi önde gelen İngiliz en tellektüellerine T ürkiye’deki du ru m hakkında bilgi v erm iştir. Bkz. «Daily Chronicle Office: W ednesday M om ing,» The D aily Chronicle, 22 Tem m uz 1896. M ehm ed M urad, M ücahede-i M illiye: G urbet ve A v d e t Devirleri, s. 166. A h­ m ed Rıza Bey ile M urad Bey arasında b u konuda şu konuşm a cereyan e t­ m iştir :

(209) (210)

(211)

210

az yaklaşabilecekleri kimse Ahmed Ri2a idi. Daha sonraki kongrelerde de bu durumun devam ettiğini göreceğiz. Daha sonra 16 Eylül 1896’da Paris merke­ zi, faaliyetlerini yoğunlaştırmaya çalıştığı ve yardımlarını beklediği açıkla­ ması ile, başta İstanbul Merkezi olmak üzere önemli şubelere bir sirküler gönderdi.2 12 Bu. biraz ileride göreceğimiz darbe girişimleri konusunda, Ahmed Rıza’mn etkisiyle merkezin aldığı olumsuz tavrı unutturma çabasının bir p ar­ çası görünümündeydi. Ama bu çabaların İstanbul merkezini tatmin etmekten uzak olduğunu belirtmek gerekiyor. Ayrıca Cemiyet, bu dönemde önce Akkâ’da kalebend bulunan Şefik Beıy’i ,2 13 daha sonra ise Rodos’da bulunan İshak Sükûti, Çürüksulu Ahmed, Sa­ lih Cemâl Beylerle, ikinci plândaki bazı üyeleri kaçırtmaya muvaffak oldu.2 14 Bunlardan İshak Sükûti, Beyrut üzerinden2 14 Avrupa’ya, Salih Cemâl Bey ise örgütü düzenlemek için doğrudan Mısır’a gönderildüer .216 Bu şekilde, ilk de­ fa kurucu heyetten bir kişi Avrupa merkezine firar etmiş oluyordu ve İshak Sükuti’nin; İstanbul’da yakalanana kadar; organizasyon görevini üstlenmiş

(212) (213) (214)

B en — H eriflerle konuşdunuz, neye k a ra r verdiniz? Rıza — H erifler lâk ırd ıy a hiç yanaşm ıyorlar. B en — Ne diyorlar? Rıza — B irşey dem iyorlar. Bizi tanım ıyorlar. Ben — K im leri gördünüz? Rıza — H epsini gördüm . Ben — H ep b ir fik ird eler mi? Rıza — Evet. P aris M erkezinden-İstanbul M erkez, Suriye ve Selânik Ş u ’belerine, 16 E y­ lü l [18] 96. A rk iv i Q'endror, 19/59//47/3. Aynen verilm iştir. Bkz. B. XVII. «Meşveret,» M eşveret, no.l8; 27 R ebiy’ülevvel 1314-8 Eylül 108, s. 4. F ira rı için bkz, B B A -Y ıld tz Perâkende, 2 Ş 1314/no.830. K açırılışları için bkz. C ezair-i B a h r-i Sefid Valisi A bidin Bey’den-M ab e y n ’e, 556/22 T eşrin -i evvel 312, 557/23 T eşrin-i evvel 312, 559/24 T eşrin-i evvel 312, 580/24 T eşrin -i evvel 312, 564/27 T eşrin-i evvel 312, 567/26 Teş­ r in - i evvel 312. B B A -B E O /A nadolu[T elgrafı D e fteri!: 903, (Mart:312-313). D aha sonraki b ir anlatım için bkz. C ezair-i B ah r-i Sefid Valisi A bidin B ey’den-M abeyn’e, 90/6 M art 315, C ezair-i B ahr-i Sefid ile M uhaberat K aydına M ahsusdur, B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 36/139-46/139/XVIII, F ira ­ rın ın etkisi için bkz. M üştak V asfi’den-İshak. S ü kûti’ye Rodos, 8 T eşrin-i evvel £18399. A r k iv i Çendror, 19/106-4//124/1235. C em iyet’in m em nuniyeti için bkz. «Tebşir,» M eşveret, no.22, 8 T eşrin-i sânî 1896-12 Cem aziy’ülâhîr 1314, s.l ve «Prisonniers Turcs Dâlivres,» M echveret Su p p lem en t Français, no.23, 15 K asım 1896, ss. 4-5. Ç ürüksulu’n u n h arekete katılışı ve kısa biyog­ rafisi için bkz. 4 Tem m uz 1897/von Genf, 3 Tem m uz 1897/no.300, B u n d esarchiv-B E R N , 21/14’248. K .A ’d a n -îsh a k S ü k û ti’ye, T rablusgarb, 10 K ân û n -i sânî 312. A rk iv i Q endror, 19/106— 6//632/1793-1. «Müesser B ir Z iya’,» Anadolu, n o .l, 24 N isan 1902-15 M uharrem 1320, s. 4. 211

(215) (216)

olması, Cemiyet için büyük bir ehemmiyet taşıyordu, Nitekim, Ahmed Rıza’nıtı, firarı üzerine Sükûti’ye gönderdiği mesaj 2 17 bu durumu kanıtlamaktadır. Ancak, bu gelişmelerin Ahmed Rıza Bey tarafından olumsuz bir yanı, firar edenlerin çoğunun cemiyetin ilk mensupları olmaları ve dolayısıyla Ahmed Rıza’ya karşı P aris’de talebe iken karşılarına çıkan hürriyet lideri hissini duymadıkları idi. Kendisine karşı varolan hoşnutsuzluğa, bu kimselerin geli­ şi de eklenince, artık olağanüstü toplantıda kararın kendisi aleyhine çıkaca­ ğı kesindi. Kasım 1896 ortalarına doğru yapıldığı anlaşılan bu toplantıda, İstanbul merkezine karşı sorumlu olmakla birlikte; «cemiyetin kâffe umurunu nizâm­ nâmenin ahkâmı dahilinde ve kendi mes'uliyeti tahtında idare» edeceği be­ 3 8 Bu orga­ lirtilen bir «Hey’eti- Teftiş ve İcra» kurulmasına karar verildi.2 nın bir reisi, bir reis yardımcısı ve üç üyesi bulunacaktı. İlginç bir yöntemle yapılan seçim sonucunda; ilk önce «Hey’et-i Teftiş ve İcra» oluşturuldu, daha sonra bu kurulun yaptığı gizli oylama ile Murad Bey başkanlığa getirildi. Mu­ rad Bey, yalnızca kendisinin Ahmed Rıza için oy kullandığını, bunun dışında­ ki reylerin kendisine verildiğini belirtiyor .2 18 Ancak, gerek Murad Bey’in baş­ kan seçiminde, gerekse daha evvel yapılan oylamalarda çoğunlukla sonuç alınması dikkat çekicidir. Bu, daha ilerde de örneklerini göreceğimiz gibi, ör­ güt içindeki en ufak bir anlaşmazlığın bile dışarıya sızdırılmaması konusun­ da gösterilen çaba ile bağdaşmamaktadır. «Hey’et-i Teftiş ve İcra»nın reis muavinliğine Çürüksulu Ahmed Bey, üye­

(217)

Bu m ek tu b u n kopuk olduğu kısm a k ad ar olan m etni aşağıdaki gibidir: Paris. 20 T eşrin -i sânî 108 A rkadaşım Âmedi, Rodos’dan kurtulduğunuz, için sizi, hidm ete girdiğiniz için C em iy eti te b rik ederim . Nasib olursa dereee-i m em nuniyetim i şifahen anlatırım , P aris şu ’besinin size lüzûm u olduğunu yazm ışdım . Bu lüzûm u te k ra r ederim , Salih Efendi orada velev m eceanen olsun, b ir m atbaaya girüb m ü rettib liğ i biraz ilerletsin. K endisini de yakında b u raya celb edeceğiz. H areketinizi hem en bildiriniz. P a ris’e vâsıl olacağınız saati M arsilya’­ dan yazınız kardaşım . Safvet E fendi’ye arz~ı m eveddet ederim . Size h arcırah olarak yüz F ra n k leffen gönderildi. Diğer yüz F ran g ı da Salı... Bkz. A r k iv i Qendror, 19/127//28/3. Krş. A hm ed Rıza’d a n -îsh ak S ü kûti’ye, Paris, 4 T eşrin-i evvel 108, A r k iv i Qendror, 19/127//809//3: «...Y irm i ve yirm i üç H aziran ta rih li m ektublarım za cevab yazam adım ... Nöbet şim di size geldi. K ararım ız şu ’be reisine bild irildi... B urada oda kirası verm e­ yeceksiniz. Cüz’i b ir m uavenet göreceksiniz. Bu k a d arın a razı iseniz h e ­ m en geliniz. C em iyet ve b an a pek lâzım sınız...» «îlân-ı Resmî,» Mizan, no.l, 14 K ân û n -i evvel 1896-9 Receb 1314, s. 2. A y­ n en verilm iştir. Bkz. B. XVIII. M ehm ed M urad, M ücahede-i M illiye: G urbet ve A v d e t D evirleri, ss. 192-193.

(218) (219)

212

liklerine ise Doktor Nâzım, Şerafeddin Mağmumî ve İshak Sükûti getirildi­ ler .2 2 0 Daha evvelce P aris merkezine verildiği anlaşılan ve Ahmed Rıza’mn bu­ na dayanarak liderliğini sürdürdüğü anlaşılan vekâlet kaldırılarak, bu mer­ kez tamamen normal bir şube düzeyine indirildi.-1 Şube müdürlüğüne de, ku­ rulun başkan yardımcısı Çürüksulu Ahmed Bey tayin edildi. Toplantıya lider olarak giren Ahmed Rıza ise, oturumdan yalnızca Fransızca Mechveret’in ; belli bir kurulun denetiminden geçmesi şartı ile; düzenleyicisi olarak ayrılı­ yordu .2 2 2 Türkçe gazete konusunda önce Meşveret’in, Murad Bey yönetiminde çıkması kararlaştırıldı. Ancak, gazetenin Ahmed Rıza’ya mı, yoksa Cemiyet’e mi ait olduğu konusunda karşılıklı iddialar sonucunda ;1 3 2 5 Mizan’m yalnız başı­ na merkez yayın organı olarak çıkartılması karar altına alındı. Ahmed Rıza Bey durumu:
«...Mısır’da Mizan, Paris’de Meşveret aynı maksada müttehiden ve müteâvmen hidmet ediyordu. M izan’m muvakkaten tatiline İttihad ve Terakki Cemiyeti memnun olmadı. Tekrar intişârını arzu ediyor. Ancak, Türkçe iki gazeteye şimdi lüzûm görmüyor. M izanın m em ­ leketimizde şöhreti ve Meşveret’e, hakk-ı takaddümü vardır. Türkçe Meşveret’in yerine bu aydan itibaren Mizan çıkacak, Meşveret’in Fransızcası yine devam edecekdir...»m
İsim ler, İsm ail Edhem B ey’den-İsh ak S ü k û ti’ye, 1 A ralık 1896 m ek tu p tan çıkartılm ıştır, A r k iv i Qendror, 19/106-3//637/1111, Resmî açıklam ada ise M urad B ey’in başkanlığa, İshak S ü k û ti’n in sandık em inliğine, Nâzım B ey’in ise m uhabere ketebesine getirildiği b elirtilm iştir. Bkz. «Tebligat,» M izan, n o .l, ss. 1-2. Yazılacak yazıları denetleyecek heyete ise, Ali Kemâl, Ş era fedaiıı M ağmumi, Şefik ve Ş erif Beyler seçildiler. Bkz. M ehm ed M urad, M ücahede-i M illiye: G urbet ve A v d e t Devirleri, s. 193. Bu gelişm elere y u rt içinden gösterilen ilgi için bkz. «Ahmed Rıza Bey,» H ürriyet, no.66, 15 K ân û n -i sânî 1897 - İ Ş a’ban 1314, s. 2. (221) Bkz. Y ukarıda not. 119. (222) M ehm ed M urad, M ücahede-i M illiye:G urbet ve A v d e t Devirleri, s. 193. (223) İbid. ss. 195-196. (224) A hm ed Rıza, «İhtar,» M eşveret, no.23, 23 T eşrin-i sânî 1896-27 Cem aziy’ü iâh îr 1314, s. 1. İlginç olan daha b u tarih le rd e n itibaren her iki gazetenin o k u rların ın —diğer gazeteye m uhalif d urum da— ayrılm ış olm alarıdır. Bkz. A hm ed Rıza’ya, İn g iltere’den gönderilen 21 K ânûn-i evvel [18196 tarih li ve -rMir-i M uhterem im Efendim» başlıklı m ektup: «...M eşveret’in son Fransızca ilâvesini aldım . M ahzuziyetle görüyorum ki H alil G anem E fen­ di iştirak edeli M eşveret’in kuv v e-i siyasiyesi teali etm ekdedir. M üm aileyh A v ru p a’da n eşriy at içün C em iyetin m uhtaç olduğu b ir zatdır. Bu defaki ilâvede C enevre gazetesine m ukabeleyi üm id ederdim ...» A h m ed Rıza B ey E vrakı/Ö zel A rşiv. (220)

şeklinde açıkladıysa ve muhaberatında cemiyetin faaliyetinin olumlu bir bi­ çimde geliştiğini iddia edip ;2 2 5 diğer muhalif gazeteler de olaydan duyulan memnuniyeti2 2 0 veya durumun bir anlaşmazlık neticesi olmadığı görüşü­ nü2 2 7 ilân ettilerse de; yönetimin belirli bir değişikliğe uğradığı açık biçim­ de görülüyordu. Bu değişiklikle birlikte; İstanbul merkezi ve Balkan Teşkilâ­ tı’nın yamsıra; Avrupa’da da iki uzlaşmaz grup ortaya çıkmıştı. Murad Bey’in ayrılışından sonra, Mısır merkezi oldukça farklılık göstererek ûlema dene­ timinde bir vaziyet arzetmeğe başladı. Bu grubun gelişimi üzerinde de dura­ cağız. Bütün bu gruplan birarada tutan tek neden, çok kısa vâdede bir ikti­ dar değişikliğinin gerçekleşeceği yolundaki beklenti idi. Murad Bey’in kale­ minden çıktığı aşikâr olan ve «Hey’et-i Teftiş ve İcra» imzası yayınlanan ilk beyânnâmede, sorunun İslâmiyetin de kurtarılması olduğu yolunda; kendisi­ nin bildiğimiz; tezi ile beraber, böyle bir değişikliğin çok yakın olduğu tema­ sı da özellikle işlenmişti.2 2 8 1896 DARBE GİRİŞİMİ VE İSTANBUL TEŞKİLÂTI : Buraya kadar, Avrupa merkezinin gelişimi üzerinde durduk ve İstanbul merkezinin faaliyetlerini; daha ikinci plândaymışçasına yorumladık. Aslında, bu merkezin hareketlerinin ikinci plânda olmasından ziyade, artık Paris ile irtibat kurmadan, bağımsız hareket etmesinden bahsedilebilirdi. Belirttiğimiz gibi, bambaşka kompozisyonu olan bu merkez; sorunu yalnızca bir darbe ola­ rak görmekteydi ve hazırlıklarmı da buna göre hızlandırmaktaydı. Özellikle askerî kadro arasında hızla yayılıp ;2 3 9 bilhassa başkentteki kilit kuvvetler içinde yoğunluk kazanınca; bu eğilim, çok artmıştır.
(225) Bu konuda A hm ed Rıza b ir m uh ab eratın da durum u şöyle özetlem ektedir: 17 T eşrin -i sânî 108 Efendim , B ir T eşrin -i evvel ta rih li m ektubunuz alındı. İstediğiniz şeyler gön­ derildi. M urad Bey P aris’dedir. M izan neşrolunacakdır. B inbaşı Ahm ed B ey’le D oktor îsh ak S ük û ti Efendi Rodos’dan k u rtarıld ı. A hm ed Bey5 P a ­ ris ’e geldi. Am edî m u v ak k aten M ısır’a gitdi. O ranın ahvâline d air bize m alûm at veriniz. Fazla gazetelerin içeriye doğru dağılm asına sây buyurunuz. Cem iyetin işi pek yolunda gidiyor. Siz­ den de m uavenet bekleriz efendim . A hm ed Rıza Bkz. A r k iv i Çendror, 19/127//304/2. «Tebşir ve Tebrik,» K a n u n - i Esasî, no.2, 28 K ânûn-i evvel 1896-23 Receb 1314, s. 6. «M eşveret ve Mizan,» H ü rriy et? no.6 4 ,15 K ânûn-i evvel 1896-11 Receb 1314, s. 3. «Beyannâme,» Mizan, n o .l, ss. 2-3. A ynen verilm iştir. Bkz. B. XIX. N itekim , ask erlerin Cem iyete önem li oranda üye olduğunu daha sonraki tarih li b ir vesikadan anlıyoruz. B B A - Y ıld ız Perâkende, 5 Ra 1315/no.385. C em iyetin en etk in şubesi olan B âb -ı S eraskerî ile, P aris m erkezinin de tem as içinde olduğu gözleniyor. Bkz. «İstanbul Havadisi,» İlâve-i M e şv e ­ ret, no.7; 17 R am azan 1313-1 M art 108, s. 2.

(226) (227) (228) (229)

214

Avrupa grubunun da temasta bulunduğu Bâb-ı Seraskerî, İstanbul mer­ kezinin en kuvvetli olduğu yer olarak beliriyordu. Diğer taraftan, 1896 da artan ve kanlı boyutlar alan Ermeni tedhişi nedeniyle; evvelce var olan eleş­ tiriler 3 8 0 tekrarlanmaya başlanmıştı. Avrupa kamuoyundan darbecilerin edin­ dikleri izlenim; yabancı müdahalesi olmasa bile; en azından kendilerince gerçekleştirilecek bir ihtilâlin büyük bir memnuniyetle karşüanacağı biçimin­ de idi. İstanbul merkezi bu koşullar altında. Galata Mevlevi tekkesi aracılığıy­ la; Veliaht Reşad Efendi ile temasa geçerek, ondan olumlu cevap aldı.2® 1 Şim­ di, bütün iş askerlerin desteği ile darbeyi gerçekleştirmeye kalıyordu. Darbe­ nin örgütleyicisi Sabri Bey’in anlatımıyla:
a,,.Hüseyin Avni Beyle beriden mürekkeb teşkil etdiğim hey’et-i merkeziye, 1312 (1896) da Müşir Kâzım Paşa’nm kumandası altında­ ki askerî kuvvetlerle Abdülhamid’i hal’e karar verdiği vakit fedaîle­ ri, nazar-ı dikkate almışdı. Zira Abdülhamid mukavemete kalkışır da mabeyndeki Arab ve A m avuâ taburlarına miüî kuva-yı askeri­ ye üzerine ateş ağdırmak isterse o vakit bu fedailer in d is in i öldü­ receklerdi. Heyetimiz buna müttefikan karar vermişdi... Veliahd Reşad Efendiyle muhabere edilmişdi. Hattâ, Bâb-ı Seraskerî’de biat odası bile hazırlanmışdı.. Arttk Abdülhamid haTedilecek ve Kanun-i Esasî İlân edilecekdi ,..»Jî2

•ayrıntılı bir darbe plâm hazırlanmıştı. Gördüğümüz yönetim değişikliği ger­ çekleşmemiş bulunduğundan, Cemiyet darbe hakkmdaki görüşünü Paris mer­ kezine bildirdi ve onay istedi. Ancak, Paris merkezi buna Nâzım Bey aracı­ lığıyla gönderilen bir mektup ile müphem bir cevap verdi. Tekrar yapılan başvuru sonrasında Ahmed Rıza Bey’den ikinci bir müphem cevap alındı:
«...Pir’e [Ahm ed Rıza ] yazdığın maddeye gelince, komite efradın­ dan birine rüya suretiyle yazıldığı gibi sana da benim m ektubum güzel bir fikir verebilir. M uvaffakiyet beklenmektedir. Bu vaka bir­ şey intaç etmese bile inkılâp kapısını açar. Pir diyor ki; külli muzirriin yüktel.. .» ^
(230) Bu e leştiriler ve y arattığ ı ted irg in lik için bkz. B B A -îrade-H u su sî, Receb 1312/no.30, B B A -îrade-H u su sî, Receb 1312/no.8-1353. İngilizlerin b u dö­ nem de y ap tık ları aşırı sert suçlam alar (bkz. «Mr. Gladstone: The A rm enian Question,s> The T im e s , 31 A ralık 1894 ve «The A rm enian H orrors: D em o nstration a t Chester; G reat Speech by M r.G ladstone,» L iverpool Daily Post, 7 Ağustos 1895, s. 5) 1896 olayları üzerine te k ra r şiddetlenm iş ve m ü ­ dahale söylentileri yoğunlaşm ıştır. Bkz. «Constantinople: T urks A w aiting Reforms,» The Daily Telegraph, 22 E kim 1896, s. 7. B uradaki tem alarla krş. «Jolie civilisation,» La Justice, 22 Ocak 1896. A hm ed Bedevi K uran, İnkılâp T arih im iz v e İttihad ve Terakki, s, 65. D oktor Sabri B ey’den-A bdullah C evdet’e, Le Mans, 27 H aziran 1931, s. 5. Parça, K adri Raşid B ey’d en -S ab ri Bey’e yazılan b ir m ektuptan alınm ıştır. Bkz. K an D em ir, Zindan Hatıraları..., s. 153. 215

(231) (232) (233)

Bu ikinci belirsiz cevap üzerine; İstanbul Merkez şubesi Ahmed Rıza Bey’i Cemiyetten ihraç kararı aldı. Ancak, kendilerinin bu ihraç kararını uygulayacak siyasal ömürleri, olamayacaktı. Bunun sonrasında ise, darbe gi­ rişimleri hızlandırıldı. Bu yeni hızlanmanın nedeni, Sabrı Bey’in ifadesiyle Cemiyet içindeki askerî kanadın darbe yapılması hususundaki aşırı baskısı­ dır. Gene kendi ifadesiyle belirtecek olursak:
«...Zira Bâb-ı Seraskerî Şıt’besi bizi pek sıkışdmyor. ‘Ya ihtilâli ilân edin veya çekilin’ diyorlar. İhtilâli idareye kâfi kuvvetleri var­ mış. Bizim şu bede Fuad Paşa, Kâzım Paşa gibi ricâl-i askeriye var. Serasker Ali Rıza Paşa iki tarafı keser bir kama gibi ihtilâle inti­ zâr ediyor. Bir gün yâverlerinden Kaymakam Şefik Bey’e: ‘Bu adam­ lar muvaffak olurlarsa onlarla beraberim; fakat mağlub olurlarsa vay hallerine! Zira onları fena halde tepeleyeceğim!’ demiş... Bu şu’be ihtilâli bizden evvel ilân eder de muvaffak olursa vakıa m em ­ leket Abdülhamid’in elinden kurtulacak, fakat bak kimin eline dü­ şecek?. . ,»2 3 5

şubeler arası rekabet; merkezi bu konuda aceleci davranmaya zorlamıştır. Kendisinden çekinildiği için; her başvurusunda2 3 5 Saray’dan özel ihsanlar alan Şeyh Abdülkadir aracılığıyla, fedaî şubeleri oluşturulmuştur. Zaten İstanbul merkezinin 1896 ortalarında hazırladığı tahmin edilen bir sirkülerinde; böyle bir fedai grubu hazırlanmasına ağırlık verildiği g ö zlen m ek ted irA y rıca, baş­ ta Bedevî Şeyhi Naili Efendi olmak üzere; ûlema, hareketin yanında bir va­ ziyet almıştır .3 3 7 İngiliz büyükelçisi olayı yorumlarken yaptığı çözümlemede Meşveret ve benzeri yayınları okuyan ve Batı özgürlüklerim esas alan kitle ile kendi tabirince fanatik ve anti-Avrupa tabakaların; derviş, softa ve ule­ manın nasıl beraberce hareket ettiğini anlayamadığını belirtmektedir .2 *8 As­ lında Sir Philip Currie; karşılaştığı bu anlayış probleminde fazlasıyla haklı­ dır; çünkü, Paris merkezi ile bu grupların gerek düşünsel ve gerekse geldik­
(234) (235) (236) (237) Doktor Sabri B ey’den-A bdullah Cevdet'e, Le Mans, 27 H aziran 1931, ss. 7-8. Ö rnek olarak bkz. B B A -T e za k ir-i Sam iye D osyalan, 400 (Cemaziy’ülâhîr 313), no 1360/18 T eşrin-i sânî 321-13 Cem aziy’ülâhîr 313. Arkivi Qendror, 19/60//445-30-1. C em iyetin düzenlenm esi hakkında çok ilginç bilgiler veren b u .sirkülerin m etni aynen verilm iştir. Bkz. B. XX. Şeyh K ocam ustafapaşa’daki tekkesini o tu ru m lar için C em iyet’in hizm eti­ ne sunm uştur. A yrıca, 1895 sonlarından itib aren çeşitli tekkelerin b u lundu­ ğu K asım paşa’da propaganda ilânlarının yoğun görüldüğü gözönüne a lın ır­ sa arad a b ir bağlantı k urulm ası m üm kün oluyor. Bu konudaki h ab erle r için bkz. «Latest Intelligence: The S ituation in Turkey,» The Tim es, 11 A ra­ lık 1895, s. 5, M ahm ud Nedim Bey’den-T evfik Paşa’ya, Roma, 356/10839, 17 A ralık 1895. Rom a B üyükelçiliği A rşivi, K,51(3). Sir P hilip C u rrie’den-M arquis S alisbury’e, C onstantinopie, 9 A ralık 1896, no.1030 (S ecret), PRO/F.O. 78/4720. İlginç b ir şekilde C urrie’n in darbe ile ilgili olarak verdiği bilgiler ile S abri Bey’in anlatım ı âdeta aynı kişi ta ­ rafın d an yazılm ışeasm a b irb irin i tu tm aktadır.

(238)

216

X

leri coplum tabakaları bakımından hiçbir benzerlik bulunmamaktadır. Nite­ kim. aynı sirkülerde İstanbul merkezi, Hristiyanlara kesinlikle Cemiyet nu­ marası verilmemesini âmir bir ifade ile istemektedir ;2 3 9 ki, buna benzer is­ tekler Mısır Şubesi tarafından da dile getirilecektir. Bu arada darbe hazırlıklarının; ortam koşullarının da olumlu geliştiğini' belirtmek gerekiyor. 1895 de olduğu gibi; başta Harbiye olmak üzere, okul­ larda huzursuzluk büyük boyutlara ulaşmıştır .2 4 0 Çeşitli kesimlerden sürgün ve cezalandırma işlemlerine hız verilmiştir .2 4 1 17 Eylül 1896 tarihinde, softa­ lar Saray aleyhinde bir «nümayiş-i millî» girişiminde bulunmuşlar; fakat «...cahil askerler ve hamiyetsiz polisler milletdaşlarımn böyle bir teşebbüs-i âliye-i vatanperveranelerini men’etmişlerdir ...».2 4 2 Ermeni komiteleri de Müslümanları ittifaka davet eden beyannâmeleri İstanbul’da dağıtmışlar ve bu durum Avrupa’daki Jön Türklerin dahi büyük ilgisini çekmiştir 2 + 9 Nihayet, İstanbul merkezi kendi insiyatifiyle darbe girişimini başlatma­ ğa karar vermişse de; plânın icrasından bir gün önce, kâtiplik görevini yürü­ ten Nadir Bey’in gelişmeleri İsmail P aşa’ya nakletmesi sonucunda2 4 4 bütün tasavvurat suya düştü. Sarayın yürüttüğü geniş bir tutuklama kampanyası sonucunda, hareketin tüm plânlayıcıları ile onlara yardım edenler ve bir kı­ sım sempatizanlar toplandı. Tutuklanan ve daha sonra sürgüne gönderilecek­ lerin başında; İstanbul komutanı Kâzım Paşa,. Nâzım Bey, Polis Müdürü Hüsni Bey, Jandarm a komutanı Salih Paşa da bulunuyordu. Sir Philip Currie; iki yüksek görevli, iki paşa, yirmi iki yâver, saray görevlileri, on beş subay, askerî okullardaki görevliler ve aşağı tabakalardan üç yüz elli kişi­ nin tutuklandığım belirtiyor .2 4 5 Bunlara harekette büyük rolleri bulunan Şeyh
(239) (240) (241) A rk iv i Çendror, 19/6Û//445-30-1. «H avadis-i A skeriye: İstanbul A skerî M u hbir-i M ahsusum uzdan,» H ürriyet no.60, 15 T eşrin -i evvel 1896-1 Cem aziy’ü l evvel 1314, s. 3. «İstanbul Havadisi'.Tevkif ve Nefy,» îlâ ve-i M eşveret, no.6,2 R am azan 1313-15 Ş ubat 108, s.3. Y akm dönem deki gelişm eler için bkz. «M emalik-i O sm aniye’de N efy ve Te’bid: İstan b u l M uhabirlerim izden Birisinden,» H ü r­ riy e t2, no.58, 15 Eylül 1896-7 R ebiy’ülevvel 1314, s. 3. «D ersaadet’de H üküm ferm â-yı Dehşet,» H ürriyet2, no.59,1 T eşrin-i evvel 1896-24 Rebiy’ü lâhîr 1314, s. O sm anoğlu im zasıyla ve «Efendimiz» hitabıyla C em iyet’e gönderilen, Geneve 4 Eylül 1896 ta rih li m ektup ve beyannam e sureti. Bahaeddin gâkir B ey E vrakı/Ö zel A rşiv. Aynen verilm iştir. Rkz. B. XXI. B unun b ir ih b a r mı yoksa bilinçsizce yap ılan b ir h arek et m i olduğu ta r tı­ şılm alı b ir konudur. A ncak, b u konuda daha sonra m erkez yayın organın­ da kullanılan ifadeler, b ir ih b ar ih tim alini k u v v etlendirir m ahiyettedir. Bkz. «Casus-i B înam ûs N adir,* M izan, n o.28,19 Tem m uz 1897-19 Safer 1315; s 4. ve «T abaka-i Bâlâ M uhabirim izden,» Mizan, nö,17, 26 Nisan 189723 Zilkade 1314, s. 4. S ir Philip C u rrie’den-M arquis S alisbury’e, no.1030..., PRO /F.O .73/4720. 217

(242) (243)

(244)

(245)

S

Abdülkadir ve Şeyh Naili de eklenince,2 4 6 İstanbul merkezinin hemen hemen tümüyle çöktüğünü belirtmek gerekiyor. Mekkeli Sabri Bey gibi; İstanbul teşkilâtını yeniden örgütlemiş bir şahsın da sürgün kafilesine katılacak ol­ ması, bu merkezi, örgütsel faaliyet bakımından da toparlanamaz bir duruma sokmuştur. Bir süre durumu açıklığa kavuşturulmayan Fuad P aşa’nm yakalanması da, üst kademede askerî personelle olan bağların çöküşü anlamına gelmek­ teydi.2 4 7 Nitekim, bundan sonra bir daha bu kadar üst rütbeli personelle irti­ bat imkânı tesis edilemedi. Saray, tutuklular için kademeli bir sürgün plânı­ nı uygulamaya koydu. Askerî bir hareketten çekirüldiği için başta Kâzım P a ­ şa olmak üzere; bu kimseler görünüşte görevlere atanmış olarak sürüldüler ve yeni vazifelerinde sıkı gözetim altmda tutuldular .2 4 4 Diğer önde gelen kim­ seler ise, derhal vapura bindirilerek uzak bölgelere; bâzıları da Anadolu vi­ lâyetlerine gönderildiler. Bu işlerin olağanüstü tedbirler ile gerçekleştiril­ mesinden, Saray’ın büyük bir tedirginliğe kapıldığı anlaşılmaktadır .2 4 9 Ancak;
•(246) D aha sonra, Şeyh N aili’n in h are k e te katkısından bahseden b ir yazıda bu k a tk ıla rın da b ü y ü k payı ile h arek etin gerçekleşm e noktasına geldiği ye eğer b elirtilen ih b a r olm am ış bulunsaydı, m eşru tiy etin 1896 da ilân edi­ leceği iddia edilm iştir. Bkz. «Şeyh N aili Efendi,» N evsâl-i Osmanî, 1325 S ene-i M âliyesine M ahsus, M u h arrirleri: O sm an F e rid - E krem Reşad, M atbaa-i Âm edi, 1325, s. 184. Fuad P aşa h akkındaki uygulam a, A bdülham id yönetim inin yalnızca H ıristiy a n la rı (B atı kam uoyunda düşünüldüğü gibi) değil önde gelen M üslü­ m an ları da cezalandırdığı h ak k ın d a b ir örnek o larak kullanılm ıştır. Bkz. Joseph Denais, «Les Victimes d u Sultan: La Denıission de F uad Paçha,» N ouvelle R evue, 1 M ayıs 1897, ss. 71-72. Fuad Paşa’n m darbe girişim i son­ rasın d ak i d u ru m u için bkz. B B A -Y ıld ıs Perâkende, 1314/no.79S. «Merkez K um andanı,» K a n u n -i Esasî, n o .l, 21 K ânûn-i evvel 1896-16 Receb 1314, s. 7: « ...ittih a d ve T erakki ta ra fd a rlarıy la alâkası bulunm ası şübhesi üzerine m erkez k um andanı M üşir K âzım Paşa bir m em uriyet bahanesiy­ le, şim dilik Selâniğe gönderilm iş ise de bu m em uriyetin ne dem ek olduğu m alûm olduğundan yakında daha uzak b ir yere nefy olunacağı İstanbul'da şayi’ olm uşdur...*. Krş. «G aribe-i Siyasiye,* > K a n u n -i Esasî, n o .l, s. 7. T u tu k lu ların b ir bölüm ünün gönderilişi sırasında alm an önlem ler ve gön­ derildikleri m ahaller için bkz. B B A -B E O /M ahrem âne M üsvedât, no.82/24 T eşrin -i sânî 312, no,88./21 T eşrin-i sânî 312, no.80/24 T eşrin-i sânî 312, no.81/24 T eşrin -i sânî 312. İlk ikisinin m etinleri verilm iştir. Bkz. B. X X II. A y n ea bkz. B B A -B E O /D ahiliye G iden , 95-3/44, (21-29 K ânûn-i evvel 312)/ 611-4284-332/67265 ve 66891, 49-1245-332/71916 ve 72480, 37-1005-193-332/ 71916-66891. B uradan, sü rgünlerin b ü yük b ir bölüm ünün kim liklerini te s­ p it etm ek m üm kün olm aktadır. D iğer isim ler için şu h aberlere bkz. «İs­ tan b u l M uh b ir-i M ahsusum uzun M ektubu,» H ürriyet2, no.65, 1 K â n û n -i sânî 1897-25 Receb 1314, s. 3. «Nefy-Tagrib,» K a n u n -i Esasî, no.2, 28 K ân û n -i evvel 1896-23 Receb 1314, s. 8. Aşağı tab ak ad an tu tu k lan a n lar için b u gazetenin anlatım ı şöyledir: «...esam isi b itta b i’ duyulm uş olan zevât-ı m arûfeden başka, bilhassa m aliye ve B âb-ı S eraskerî katebesiyle ta leb ­ eden üç yüz yetm iş kişi istin tak ve m uhakem eye bile hacet görülm eksizin

<247)

(248)

(249)

218

bu işlemlerin gerçekleştirilmesi ile îstanbul merkezi büyük bir darbe yemiş oluyordu. Bu merkez kısa süre sonra tekrar toparlanacak ve bir kısım faa­ liyet plânları üzerinde çalışacaktır. Ancak, hiçbir zaman 1896 daki gücüne tekrar ulaşamayacaktır. Zaten Cemiyet; bir daha bu merkezdeki kadar üst düzeyde yöneticileri örgütü içinde görevlendiremiyecektir. Bütün bu darbelere karşı Cemiyet üyelerinin yapabildiği tek faaliyet, «insaniyet nâmına» başta İngiltere Sefareti olmak üzere ,2 5 0 yabancı temsilci­ liklerden yardım talebi oldu. Subaylar aracılığı ile gerçekleştirilen bu baş­ vuruya yabancı sefaretler olumlu bir cevap veremediler. Karışıklığı fırsat bilen Liberal Komite bu esnada tekrar su yüzüne çıktı ve Fransız hükümeti ile Jaures’e ülkedeki genel durum ve tutuklamalardan şikâyet eden bir beyannâme gönderdi.2 5 1 Ama, bütün bunlar yaşanmakta olan gerçekliği değişti­ rebilecek gelişmeler değüdi. Artık zorunlu olarak Cemiyet’in faaliyeti Avru­ pa’ya kaymak zorundaydı. MURAD BEY’İN AVRUPA’YA DÖNÜŞÜNE KADAR JÖN TÜRKLÜK : Merkez F aaliy eti: Murad Bey, iktidara belirtüen şartlar altında geldi ve ilk andan itibaren çok zor bir göreve başladı. Kendisinin, ihtilâl girişimi hakkındaki fikirlerini açık olarak bilmiyoruz. Ayrıca hatıralarında da bu konuya değinmeyişi, onun bu gelişmenin dışında olduğunu kanıtlamakta bize yardımcı olmaktadır. Kuş­ kusuz kendisi;. bu iktidar değişikliği sözkonusu darbe neticesinde gerçekleş­ miş olsaydı; büyük bir memnuniyetle ve muhalefetin muzaffer lideri olarak ülkeye avdet edecekti; ama, onun çözüm olarak siyasal bir halli yeğlediği açıktır. Murad Bey de; pek çok kimse gibi; gerek 1895, gerekse 1896 hareket­ lerinde tüm koşulların hazır olmasına karşılık başarısızlık ile karşılaşılmış olunmasını, yabancı müdahalesinin eksikliğine bağlamaktaydı. Nitekim, Mu-

b ir gün içinde v ap u rlara bindirilüb sevk olunm uşlardır...». Bkz. «İstanbul’­ d an G elen B ir M ektubdan:17 K ân û n -i evvel 312,» K a nun-i Esasî, no.3,4 K â n û n -i sânî 1897-1 Ş a ’ban 1314, s. 7. S a ra y ’ın k u şk u larım ele alan b ir yazı için bkz. «Halâ Bilâ M ahkem e H abs ü Nefy,» H ürriyet2, no.65, s. 2, «Yine M üceddidin Fırkası,» H ürriyet7, no.64, 15 K ân û n -i evvel 1896 11 Receb 1314; s. 1. (250) (251) S ir Philip C u rrie’den-M arquis S alisbury’e, no.1030..., PRO/F.O. 78/4720. Bkz. «The E astern Q uestionı The Persecutions in T urkey: M ussulm an A p­ peal to France,» The D aily Graphic. 16 A ralık 1896. A ynı şekilde daha evvel­ ki ta rih le rd e de Cem iyetin yönetim e k arşı b ir yabancı m üdahalesini ateş­ lem e fik ri ve davranışı için bkz. «The Pow ers and The Porte,» The Times, 21 E ylül 1896. îlk m üraccat için ayrıca bkz. «Beyanname,» K â nun-i Bsasf, no.3, s. 8. 219

rad Bey’in Ermeniler’e yaptığı çağrıların 2 5 2 temel nedeni, onların da yer ala­ cağı bir siyasal başvuru ile sorunu başta İngiltere nezdinde çözümlemekti. Osmanlı yöneticilerinin ağzından dinleyecek olursak: «.. Paris’e gitdiği ve oradan Londra’ya gideceği dünkü telgrafla bil­ dirilen Şaki Murad’m Islâm ve Ermemden bir hey’et-i miifside ile beraber Lord Salisbury ile görüşecekleri nıesmu’-i âli buyuruldu i Bu gibi ihtilâlcilerin bir hükûmet-i muazzamanm hariciye nezareti ta­ rafından kabulü hiçbir kanun-i siyasî üe kabil-i tatbik olamayaca­ ğından burası şimdiden derpîş edilerek âna göre bir yolsuzluğun vu­ ku’una meydan verilmemesine himmet buyurulması bermentuk-i emr ü ferman-ı hazret-i hilâfetpenâhî tebliğ olunur.»*3 onların en çok korktuğu bu çözüm, zaten devamk gündemde olan müdahale sorununu büsbütün alevlendirici bir hareket olmaktaydı. Ancak, bu noktada Murad Bey’in karşılaştığı önemli bir sorun bulunmak­ taydı. Mardin’in önemle parmak bastığı gibi;2 5 4 merkez komitesi, Murad Bey dışında hemen tamamıyla askerî personelin denetimine geçmiş bulunmaktay­ dı. Tıbbiye mezunları ve talebelerinin de bu çeşit bir okulda okudukları ve çoğunun doktor yüzbaşı rütbesini hamil olduğu da düşünülürse; bu değişik­ liğin ehemmiyeti daha iyi kavranabilinir. Diğer bir gazetenin anlatımı ile:
«...Geçen on iki ay zarfında miimtazân-ı zabitân-ı Osmaniye'miz ~ den bir çoklan dahi Fransa’ya iltica eylemeleriyle fırka-i mezkûre hey’eti, mülkî olmak dan ziyade bir cemiyet-i askeriye şeklini aldı. Tezkârdan müstağni olduğu üzere askerler esasen kalem ve mürekkeb ehli addolunamazlar. Anlar kılıç ve tüfengden daha iyi anlarlar. Gerek memalik-i Osmaniyede ve gerek Fransa’daki zevât-t askeriyemiz nutk-perdâzı ve kalem-i endâzı artık o kadar hâdim-i âmâl addetmemeğe ve laf ü güzâf içün değil faaliyet içün vakt-i enseb geldiğini cidden mülâhazaya başladılar. Kendi aralarında bıdv.nan erbâb-ı kalemden bazıları çalakalem mürekkeb israfının «barud ve silâh»dan daha ziyade hall-i mesele edebileceği zehâbına salmışlar­ sa da akıbet bu fikirden niikûl ve rüfekâ-yı askerîyelerinin teşebbii(252) «Erm eni V atandaşlarım ıza B ir Da’vet,» M izan , no.162, 6 K ân û n -i sânî 1898 -22 Şa’ban 1313, s. 2384: «Ey E rm eni V atandaşlarım ız! Ey dahil ve haricde b u lu n an m illet kom iteleri! «Osmanlı İttih a d ve T erakki Cemiyeti» nâm ına olarak §u d a ’veti size h itab eyliyoruz. Maziyi unu d arak , istikbâle h a sr-ı gay ret edelim. V atan -ı m ukaddes ve m üştereki uğradığı beliyyeden k u r­ ta rm a k üzere el ele verelim ...». T ahsin Bey’den-A ntopulo P aşa’ya, 23/11 Tem m uz [18]96, Londra B ü y ü k ­ elçiliği A rşivi, K.319(2). Şerif M ardin, Jön T ü rklerin ..., s. 83.

(253) (254) 220

sât-ı fi’iliye-i ciddiye hakkmdaki mekasıdını telâkki-i bilkabûl eyle­ mişlerdir. . .»•2 5 s

güç büyük çapta eylem taraftarlarının eline geçmişti. Kuşkusuz, çok kısa bir süre önce, akamete uğramış olan darbe teşebbüsü, bu kimseler için büyük bir dezavantaj oluşturuyordu; ancak, Tunalı Hilmi Bey’in başını çektiği faa­ liyet taraftarları kendi ifadelerine göre «...vuku’bulan musirrâne müracaat­ lara nazaran efkâr-ı umumiyeyi teşkil edenlerin yüzde sekseni icraat tarafdarı» olduğu halde faaliyete geçmeleri engellerle karşılaşan bu kimseler özel bir şube kurmaktan geri kalmadılar .2 ® 8 Organizasyonu gözönüne alınırsa, tamamıyla icraata yönelik olduğunun belirtilmesi gereken bu teşkilât; Tunalı Hilmi İttihad ve Terakki Cemiyetin­ den 1899 yılı başında istifa ettiğine; ve o tarihten sonra bile merkez yayın organında aktif olarak çalıştığına göre ,2 5 7 tamamen Cemiyetin içinde teşek­ kül etmişti. Bu kuruluşun düşüncelerini:
«...Evet birader, dökmeli, mutlaka kan dökmelidir. Her yerde te­ rakki ihtilâller eseri, hürriyet kanlar bedelidir. Tabiatın bıı bahda vaz etmiş olduğu kanun hiçbir vikaye ile tağyir etmiyor. İşte bu kadar..

şeklinde ifade edenlerin hislerine tercüman olduğuna şüphe yoktur. Ama, Mu­ rad Bey’in bu konuda açık bir tavır ortaya koymamasına karsın, Ahmed Rı­ za Bey’in anlatımı ile bu hareket:
(255) «F ransa’da M üeeddidin-i O sm aniyenin H ak ik at-i Hâli,» H ürriyet *, no.67, 1 Ş ub at 1897-26 Ş a’ban 1314, s.İ. G azetenin yorum u, daha sonra tem as ettiği . gibi ‘Osm anlı İh tilâl K om itesi’nin k u ru lu şu ve yayınladığı beyannam eler ile ilgilidir. T ebliğnâm e-i Hususî, A rk iv i Çendror, 19/6Û//645/15-2, Çok ufak ifade d e­ ğişiklikleri ile diğer b ir sureti, A r k iv i Çendror, 19/60//7/16-1 de bulunan b u k u ru lu ş b ildirgesinin b ir su reti aynen verilm iştir. Bkz. B. X X III. Bu te ­ şekkülün organize edilm esi için bkz. A hm ed Bedevî K uran, İnkılâp T ari­ h im iz ve îttih a d ve T erakki, ss. 98-99. Y azar kuruluş için kesin ta rih ola­ ra k , 21 A ralık 1898 ta rih in i verm ektedir. Ancak, teşebbüse ilişkin vesika­ lard an en azından önem li g irişim lerin bu ta rih te n önce başladığı anlaşıl­ m ak tad ır. T unalı H ilm i ta ra fın d a n yazıldığı anlaşılan Tebliğ deki fik irlere m uhalif d u ra ra k icraatı önleyen A hm ed Rıza B ey’dir. K endisinin bu tü r h arek etleri Cem iyet adına reddeden açıklam ası için bkz. Le Comite, «Deelaration,» M echveret Supplem ent Français, no,19, 15 E ylül 1896, s. 1. T unalı Hilmi, Şehid A rkadaşlarım dan D oktor: Y enişehirli E dhem ’in, G iridli Ş e fik ’in ve Ruhlarına, M ezarlarına B ir A rm ağandır .'Murad, (Geneve: 1317) s. 227. Süleym an Nazif B ey’d e n -tsh a k S ü k û ti’ye, 27 K ânûn-i sânî 1312, A rk iv i Ç endror, 19/106-5//137/1430. 221

(256)

(257)

<258)

«...On ay evvel burada icraat tarafdan -unvanıyla ve daha doğrusu icraat bahanesiyle teşkil eden komite-i müteferrika cemiyetimizi tef­ rikaya düşürmüş, inkıta a uğratmış[dı '].., O vaktden beri cemiyetde münaza’a eksik olmadı. Ama gürültü beynimizde kalıyordu , ha­ rice sır verilmiyordu ,,.»2 5 9

tamamen bölücü bir işlevi yerine getirmişti. Nitekim, komitenin muhabera­ tında tamamen ayrı bir organizasyonmışçasına bir ifade kullandığı gözlen­ mektedir : «1 Ktsım, 2. Kısım: Azizim Erenler:
Cenevre:9 Kânûn-i sânî [18}96 Cumartesi, Numero:8 ...Size bugün iki nev beyanname gönderiyoruz. Evvelâ mühürden bahs edelim: Buraya geldim her nasıl olduysa oldu, böylece kararlaşdmldt. îstişâresiz iş görmek bizim için malûm a katiyyen memnu’ dur. Ne çâre ki sizden bir haber alamıyorduk. Şimdi ne diyorsu­ nuz? Ben(inkılâb) demişdim. Nihayet mührü tarafından hey ân olu­ nanın (ihtilâl) kabûl olundu... Bir nizâmnâme de ben kaleme alıyo­ rum. Takdim edeceğim. (Sebeb-i Teşekkül) maddesi (Şer’i ihtilâli) beyân içün kâfidir zannederim.. ,»2 6 9

Kısa süre içinde, Osmanlı İhtilâl Ftrkası eylemlerini hızlandırmış ve Osmanlı yönetimini telâşa sevkederek, değişik yerlere çeşitli beyannâmeler as­ m ıştır .2 8 1 «înküâb[m] ihtilâlsiz olama[yacağı]»nı işleyen Ezan admda bir ya­ yın organı çıkartan ve Fırka adını kullanan cemiyet kanadı; bu faaliyetleriy­ le Ermeni komiteleri ile ortak bir hareketi gerçekleştirmeğe çalışmış, Temo’nun, Balkan teşkilâtının da destek olduğu bu eylem plânı; sözkonusu ko­ miteler aracılığıyla, başkentte bombalı saldırılar yapmak olarak belirlenmiş­

(259) (260) (261)

Ahm ed R ıza’d an-O sm anh İttih a d ve T erakki C em iyeti Rom anya Şu’besi Riyasetine, P aris, 22 H aziran 109, A r k iv i Çendror, 19/59//35/30-16(St.I). T unalı H ilm i’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, A r k iv i Ç endror, 19/106-1//635/571. Bu gru b u n ilginç iki beyannâm esi ay n en verilm iştir. B unlar, A r k iv i Ç en d ­ ror, 19/59//35/1 deki m ufassal b ir beyannâm e ve A rkivi Q endror, 19 /6 0 // 350/73 deki küçük b ir ilândır. B. XXIV. C em iyetin sözkonusu —fırk a ad ı­ n ı taşıy an — kanad ın ın yayınladığı beyannâm eler çeşitli y erlerde asılm ış ve b ü yük telâş uyan d ırm ıştır. Bkz. B B A -Y tld ız Perâkende, 4 M 1315/no.59r «Adana V ilâyetinden Şifre, Ü zerinde O sm anlı İh tilâl F ırkası ve k e n a rın ­ da ‘ya h a k ya ölüm ’ ib arelerin i h a v î y arım ay şeklinde b ir m ü h r ile mera h û r olarak D ersaadet'de, kırm ızı m ürekkeble ve el yazm asıyla basılm ış y e ­ di küçük sahifeden ib a re t ‘İkinci B eyannâm e’ ûnvam yla b ir v a ra k a -i m ü fsidetkârâne diğer e v ra k ve resâil-i m u zirra m eyânm da bugün ele geçirilüb m ündereeatm m gâyet m el’unâne olduğu m arûzdur. Ferm an. 4 M uharrem 315-24 M ayıs 313. Hilmi.». S ureti için bkz. H ilm i B ey’den-M abeyn’e, 24

222

tir.2 ® Aynı dönemde Cemiyet’e gelen mektuplarda «bedenen hizmet etmek is­ teyen» şahısların bolluğu, bu hareketin oldukça geniş destek bulduğunu gös­ 6 3 Ancak, Ermeni komiteleri ileli ortak bir zemin oluşturulamaması teriyor .2 ve Cemiyet içinde bu hareketi fazla tasvib etmeyen liderlerin bu gruplara hiç güvenmemeleri sonucunda ;s6i bu plân da başarısızlıkla sonuçlanmış ve kısa sürede ortaya biı- eylem koyması gereken komite, bunu beceremeyince kendiliğinden erimiştir .2 6 5 İçindeki bu icraatçı grupla birlikte yönetimi devr alan Murad Bey; ken­ disi de bu şekildeki eğilimlere bir dönem gazetesinde yer vermiş olmakla be­ raber ,2 6 6 mevcut siyasal çözüm temayülleri ile bunlar arasmda orta bir yol bulmaya çalışmıştır. Belirttiğimiz gibi yönetimde askerlerin ağırlığının art­ masının yamsıra, bu kimselerin ifadesine göre ordu içinde de Jön Türklüğe

M ayıs 313, Gümülcin e Mutasarrıfıyla, Adana, D iyarbek ir Vilâyetleri M u ­ haberat K a y d ın a Mahsus D efterdir, no.48, B B A - Y ıld ız Esas Evrakı, 36/13954/139/XVIII. Yazı 19 nu m aralıd ır. T rabzon V ilâyetinde de beyannâm elerin dağıtım ı için bkz. B B A - Y jS a d a r e t Hususî Marûzat, 14 N 1314/no.2226. İ s ­ ta n b u l’da, şirk et v ap u rların a bırakılm ası için bkz. Ahm ed Şevket P aşa’nın ju rn ali, B B A - Y ıld ız Esas Evrakı, 15/74-25/74/15. B u faaliyetin m uhalif çevrelerdeki tesiri için ise bkz. «İhtilâl fırk a s ın ın Faaliyeti,» H ü rriy et -, no.67, 1 Ş u b at 1897-26 Ş a’ban 1314, s,3. İngiliz konsolosu da bu gru b u n ik i beyannâm esinin M üslüm an toplum u arasında dolaşm asına dikkat çek­ m iştir. Bkz. P hilip C u rrie ’den-M arquess of S alisbury’e, P era, 6 Ş ubat 1897. PRO/F.O . 78/4798. (262) Sözkonusu fik irle r için bkz. [T unalı H ilm i], «Bir H utbe,» Ezan, no .l,2 Ş u ­ b a t 1897-1 R am azan 1314, s. 1. Çıkışı için bkz. A rch ive s d ’Etat G e n e v e Chancellerie, B.8- s. 64. Eylem plânı için bkz. T ahran Sefareti telgrafı, B B A - Y / S a d a r e t Hususî Marûzat, 12 L 1314/no,2599. «...D ört kişi var. B edenen! h id m et etm ek istiyorlar. S erian cevab v e ri­ niz... F edailer içün çabuk cevab veriniz.» Bkz, Hacı Ali B ey’in tarihsiz [1897 o rta la n ] m ektubu. A r k iv i Qendror, 19/135//105/941. Ç ürüksulu A hm ed Bey’in, îsh a k S ü k û ti’ye, tarihsiz m ektubu, A r k iv i Q en dror, 19/106//1228/1.

(263)

(264) (265)

İstan b u l Ş u ’besinin y etkili b ir âzası ta ra fın d a n -İsh ak S ü k û ti’ye yazılan, D âr-âliye, 20 Tem m uz 1897 ta rih li m ektupta, «büyük b ir fedakârlıkda b u ­ lunacak» (suikasti yapacak) şahıs için Temo aracılığıyla elli lira istenm e­ sinden b u g ru b u n faaliyetinin M urad Bey anlaşm a m asasındayken dahi devam ettiği anlaşılıyor. Bkz. A r k iv i Çendror, 19/106-7//298/2039, Krş. Reşid Bey’den -İsh ak S ü k û ti’ye, K ahire, 4 K ân u n -i sânî [18]96, A r k iv i Ç endror, 19/106-6//631/1819. B elirttiğim iz m ek tu p tan b ir hayli önce y a ­ zılm ış bu m ek tu p ta konu h ak k ın d ak i ilk teşebbüsler nakledilm ektedir: «... Fevkalâde m ühim b ir teşebbüs var. B ir anarşist buldum . İşi deruhde edeeekdir. P azarlık ediyor. B akalım işim ize elverirse,...». A ... Y, «M ekâtib: Ş am ’dan,» Mizan, no.172, 16 N isan 1896-3 Zilkade 1313, s .2462. 223

(266)

•olan ilgi büyük artış göstermişti .2 6 7 Ancak, bu artış genellikle küçük rütbeli subayları ihtiva ettiği için; bunların hareketiyle, Murad Bey’in siyasal çö­ zümünün ortak noktası bulunmuyordu. Bu açıdan Murad Bey bir yandan, yeni kadrolara yönelik tezleri işlerken ,2 6 8 diğer yandan da yabancı desteği ve bü­ yük devlet adamları kanalıyla iç darbe tezini gündemde tutmaktaydı:
«...Sâniyen- Muhtar, Şakır, Ziya ve Hasarı Fehmi Paşalarla Hacı A kif Efendi ve İsmail Kemal Beyden birine usûlu dairesinde hey’ et-i vükelâ teşkiline mezuniyet verilerek gerek intihab edecekleri tü ­ fekçiyi ve gerek tensib edecekleri ıslâhatı bilâ tereddüd kabûl etm ek... Hâmisan- Devlet-i muazzamaya hitaben hemen bir nota yazılub •kendilerinin hüsn-i niyetlerine arlık kanaat geldiğinden her tavsiye edecekleri hüsn-i tedbirin kabûl edileceğini şimdiden bildirmek ve itraat-ı melhûzeyi ânın mukaddenıâtı göstermek...»2 6 9

Nitekim, Murad Bey aynı yazıda seçime dayanan geniş bir parlâmento konusunda istekleri olmadığını belirterek; sadece Avrupa parlâmentolarının .yetkilerine haiz bir «müşavere hey’eti» kurulmasını önermekteydi; ki,2 7 0 bu­ nun Jön Türk mehafilinde ortaya atüan tezlerle ne kadar çatışdığı meydan­ dadır.
<267) «Une C onversation edifian te-L es declerations de Chefik Bey,» M echveret S u p p lem en t Françaist no.22, 1 K asım 1896, s. 7. Bu konuda M izan ’a bilgi ve­ re n b ir subayın y o ru m u şöyledir: «...yem in ederim ki içerisinde b u lu n d u ­ ğum sınıf Osm anlı îttih a d ve T erakki Cem iyetine m ensub p e k çok kişileri cam i’dir.». Bkz. «Askerî M uhbirim iz ‘H arbı’den,» M izan, no.8,22 Ş ubat 1897-20 R am azan 1314, s. 4. A skerlerin Cem iyete yakınlıkları açısından krş.»«Evrak ve M ekâtib: D ersaadet 8 Şubat,» M izan, no.166, 5 M art 1898-20 Ram azan 1313, s. 2415. Ö rnek olarak bkz. «M ehmed N am ık Kemâl.» Mizan, no.17, 26 N isan 189723 Zilkade 1314, ss. 1-3. A m a hiç k uşku yok ki bu konuda en belirgin dav­ ran ış gazetenin yayınladığı ve ülkenin A bdülham id II yönetim ine girişin­ den itib şre n kaybettiğ i to p rak ları tasv ir eden h a rita lard ır. Bkz. «A vrupa-yı Osmanî,» M izan İlâvesi, A ded.l, 1314/1897 ve «Asya ve A frik a-y ı Osmanî,» M izan İlâvesi, Aded. 2,1314/1897. Ç ıkışları için bkz. «îlân: H aritalar,» M i­ zan, no.7, 15 Ş ubat 1897-13 R am azan 1314, s. 4. «Yangın var! C an k u rtaran Yok mu?,» M izan, no.12, 22 M art 1897-18 Şevval 1314, s. 2. Bu konuda gazetede çıkan diğer b ir haber de şöyledir: «Yirmiyi m ütecaviz erk ân ın ‘ted ib en ’ istifa edüb iş başlarından çekildiklerini m evsukan h ab er aldık. Gazi O sm an ve Gazi M uhtar P aşalar h azerâtı bunların m eyânındadırlar. H im m etleri m eşkûr olsun. Biraz geçee kalm ak ile b e ra ­ b er yine şeref-i m ahsusu dâîdir. İsim leri ta rih e ve y arın ın vükeiâlık defte­ rin e kaydolunm uş dem ekdir.» Bkz. «Mühim Havadis.» Mizan, no.12, s. 4. K rş. «Ey Z iyin K ah ram an ı Gazi A hm ed M uhtar Paşa H azretleri! Plevne K ah ram an ı Gazi Osman Paşa H azretleri! Eine K ahram anı F uad Paşa H az­ retleri,» K a n u n -i Esasî İlâvesi, 18 Ş ubat 1897-16 R am azan 1314, s. [11. ve «Bir M uam m a,» K a n u n -i Esasî, no.7, 1 Ş ubat 1897-24 Ş a’ban 1314, s, 2. «Yangın V a r.....s M izan, s. 2.

<268)

(269)

(270) 224

Gene aynı kesim üzerinde etkili olma çabasının bir ürünü olarak, Mizan gazetesi Cemiyet adına halâ ses çıkartmaksızm görevlerine devam eden yüksek memurların, bu tutumlarını değiştirmemeleri durumunda kısa sürede gerçekleşeceğini iddia ettiği devirden sonra, bir daha devlet hizmetinde ça­ lıştırılmayacaklarım ilân etti .2 7 1 Aynı şekilde gazete kendilerine yüksek bağış­ larda bulunan önemli şahısları örnek göstererek, tüm «ekâbir»i bu şekilde davranmaya çağırdı.0 7 2 Bu çabalar üzerine zaten yurt içine yönelik geniş dağıtımından çok ra ­ hatsız olduğu273 bu gazeteyi kapatmak ve Murad Bey’i pasifize etmek için çe­ şitli heyetleri onun nezdine gönderdiler. Önce, Murad Bey’in akrabaların­ dan birinin de bulunduğu bir heyetle; kendisi, bu konuda ikna edilmeye ça­ lışıldı. Ancak, onun üç şart üzerinde diretmesi üzerine, bir sonuca varüamadıja?4 pK i„C ji olarak, Yusuf Ziya Paşa ve Ebüzziya Tevfik Beylerden oluşan yeni bir heyet; kendisine bu teklifleri tekrarladıysa da; gene bir sonuç alı­
<271) « îh ta r-ı Mahsus,» Mizan, no.12, 22 M art 1897-18 Şevval 1314, s. 4: «Teati olunan m uhabere neticesinde eem iyetim izce k a ra r v ak i’ olm uşdur ki bu günlerde, vükelâlık, sefirlik, valilik gibi m üstakili m esnedde bulunub ses çıkarm aksızm devam eden rical, m u h rib -i devlet olduğu aşikâr olan m eslek -i hâzırı bilerek kabûl etm iş olacaklarına m ebni tebeddül-i devirden (ezcüm le) itib a re n m em u riy et-i devletde bulunm ak h a k k ü seiâhiyetlerin d e n m ah ru m kalm ış olacaklardır.». «Şükran,» M izan, n o .ll, 15 M art 1897-11 Şevval 1314, s. 1: «(Osm anlı İ tti­ had ve T erakki) C em iyeti’nin teşebbüsât ve m ekasıdını teshile henüz iş­ tira k etm em iş olan ekâbire şu zât-ı âliyi b îr m isâl-i vâcib-ül-im tisâl ol­ m ak üzere ira e eyleriz.». Bu kişi cem iyete k ırk beş fransız lirası bağışta bulunm uştur. G azetenin geniş dağıtım ı ve b ü tü n vilâyetlerde m em urlar ta rafın d an okun­ duğu yolundaki ih b a rla r yönetim i çok endişelendirm ektedir. Ö rnek ola­ ra k Selânik’i alırsak, V ali’ye oğlunun da pek çok kim se gibi M izan oku­ m ak ta olup olm adığı sorulduğunda, kendisi çok sayıda gazetenin geldiğini kabul etm iş ancak oğlunun sadık b u lunduğunu iddia etm iştir. Bkz. M eh­ m ed K âm il B ey’den-Selânik V ilâyet-i Celilesine, 76/11 H aziran 313 ve V a­ li Rıza B ey’den-M abeyn’e, 77/12 H aziran 313, Musul, Van, K astam onî, S e ­ lânik V ilâyetlerine [M ahsus M uhabere D efteri], no.33, B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 36/2470-16/147/XVI. Gene, İstinaf M ahkemesi Reisi Reşad B ey’e aynı sual yöneltildiğinde kendisi okum am akla b irlik te gazetenin çok sayı­ da gönderildiğini itira f etm iştir. Bkz. M ehmed K âm il Bey’den-S elânik’de İstin af M ahkem esi Reisi Reşad Bey’e, 167/1 H aziran 313 ve Reşad Bey’denM abeyn’e, 168/3 H aziran 313 ve 180/13 H aziran 313, M em urin-i M ü tefer­ rikaya M ahsus K ayd D eften d ir, B B A -Y ıld ız Esas Evrakı, 36/139-84/139/ XX. G azetenin önlenm esi çabaları için bkz. B B A -B E O /H ariciye R eft, 1845/40, 1466,(11 K ân û n -i evvel 312)/66315 ve B B A -B E O /D ahiliye Giden, 96-3/45, 1278, (6 Tem m uz 313)/73451. «M akale-i Mahsusa; Yüz ve A star: Osm anlı E rb âb -ı D ikkat ve H am iyetine M aruzdur,» M izan , no.4, 11 K ân û n -i sânî 1897-7 Ş a’ban 1314, s. 2. M urad B ey’in talepleri, ilk o larak genel af, ikinci olarak «malûm olan zevatdan birine» dilediğince h üküm et k u rm a yetkisinin verilm esi ve üçüncü ola­ rak, sansürün yerin e m ahkem e k o n trolünün getirilm esidir. 225

<272)

(273)

(274)

namadı .-75 Ancak, ilginç olan, Murad Bey’in bu tür yaklaşımlara karşı kate­ gorik bir red tavın almamasıdır. Diğer Jön Türklere nazaran Murad Bey, değişimi ancak böyle bir pazar­ lık sonucu gerçekleştirebileceğine inanıyordu. Onun bu pazarlıklarım daha sonraki komitecilik anlaşmaları ile karşılaştırmaya imkân yoktur ve kendisi­ nin bu görüşmelerdeki maddî önerileri de göze almadığı bir gerçektir, F a k a t kendisinin özellikle 1896 hareketi sonucunda Cemiyetin üst derece yönetim ka­ demelerindeki müttefiklerini kaybetmesi sonucunda darbe imkânının ortadan kalktığını düşündüğü belirtebilir, Murad Bey’in nazarında cemiyetin organi­ zasyonu, çoluk çocuk eğlencesinden fazla bir anlam taşımıyordu .'2 7 6 Bu açı­ dan tüm çözüm, kendi ağırlığı ile gerçekleştirilecek bir uzlaşma zeminini bul­ maya dayanıyordu. Kuşkusuz bütün bu tutumların; üstelik reva görülen muamele sonunda; yalnızca bir gazete editörü durumuna düşen Ahmed Rıza Bey tarafından onaylanmasına imkân yoktu. Nitekim ilk andan itibaren, onun:
a...Türkçe M eşveretin yerine M izanı çıkartmak, Murad Bey'i reis yapmak isteyenler bâzı ta’dilâta lüzûm gördüler.. Bit ufak tebeddü lâtda bir hüsn-i niyet, bir ümid-i muvaffakiyet var sandım. Cemiye­ tin işlerine karışmadım. Muhaberatı görmedim, okumadım ve kimse­ ye Türkçe m ektub yazmadım

şeklindeki anlatımına karşılık Cemiyet içinde iki taraf birbirine karşı bir ta ­ vır içine girmişlerdi. En önemli muhaliflerinden birisinin anlatımıyla :
müşarünileyhin vürûdlan küskün arkadaşların gayretlerini tecdîd etdi. Ve bir ictima’-i umumî akdolunarak Rıza Bey’in bütün fenalıkları, hodbinlikleri, inad-ı cahiline ve cehl-i anndân-esî, ikti­ darsızlığı, hissizliği, nizamnâme-i mahsus ahkâmına adem-i riâyet ve itaati an’anesiyle ortaya kondu ve şube riyâsetinden azliyle işlerin yed-i vahidden kurtarılması tezekkür edildi.... Heyhat! Bunlar hep kâğıt üzerinde kaldı. Rıza Bey içün teşkilât vakıa lâfzı murad şey­ ler. Cemaat ne kadar çok olursa olsun bizim (imam) yine kendi bil­ diğini okumakdan vaz geçmiyor. Bir, üç, beş ictima’lar oldu, miizâ(275) «Hey’e t-i Fevkalâde,-» M izan, no.8, 22 Ş ubat 1897-20 Ramazan 1314, s. 3 ve «Yeni B ir H ey’e t-i M urahhasa,» H ürriyet2, no.69,1 M art 1897-28 R am azan 1314, s. 3. K rş. «Une Mission E xtraordinaire,» M echveret Supplem ent Fran­ çais, no,29, 15 Ş ub at 1897, s. 6. Ebüzziya T evfik Bey’in, Jö n T ürkleri ılım lı davranışa ve anlaşm aya çağıran m ektubu için bkz. Ebüzziya Tevfik B ey’den-Ş efik Bey’e, Paris, 16 Ş ubat [18]97, A rkivi Çendror, 19/135//217/192. M ehmed M urad, M ücahede-i M illiye: G urbet ve A v d e t Devirleri, ss. 154-155. A hm ed Rıza’dan-O sm aniı İttih a d ve T erakki Cem iyeti Rom anya Şu’besî Riyâsetine, 22 H aziran 109, A r k iv i Qendror, 19/59//35/3û-16(St.I).

(276) (277)

226

kereler edildi. Zabıtnâmeler tutuldu. Neye yarar? Ekseriyet-i ârâ üe fakat yalnız Rıza Bey muhalif olmak üzere verilen kararlar keerılemyekûn hükmünde tutuluyor, icra olunmuyor. Leıjte laalle ile geçişdiriliyor. Rıza Bey’in teklif etdiği lâkin ekseriyetin tensib etmedi­ ği vıesâil yine tatbik ve icra olunuyordu.,,,»^*

âdeta birbirinden farklı amaçlar çerçevesinde çalışan iki cemiyetten bahset­ mek mümkündür. Kuşkusuz, Ahmed Rıza’nın 1902 kongresinde açıkça belire­ ceğini göreceğimiz yabancı müdahalesi karşıtlığı, Murad Bey’in belirttiğimiz politikasını büsbütün reddetmesi anlamını taşıyordu. Mechveret’de de yaban­ cı ülke temsilciliklerine yazılan açık mektuplar görülmekle3 7 9 birlikte, bunla­ rın kendilerinin amaçlarını açıklayarak, özellikle ihtilâlci tutumlarının bulun­ madığını ortaya koymaktan2 8 0 başka bir düşüncenin ürünü olmadığını belirt­ mek gerekiyor. Bunâ karşıhk, Murad Bey açısından yabancı müdahalesi ge­ rekli değişiklik için önemli bir veriyi oluşturmaktaydı. Eğer Şerif P aşa’mn anlattıkları doğru ise, o Murad Bey ve Ahmed Rıza’ya malî bir destek sağ­ lamak için yabancı bir ülkeden destek vaadi almıştı ancak, bu destek yürür­ lüğe konulmadan serhafiye Ahmed Celâleddin Paşa devreye girmişti.* 2 8 1 Ah­ med Rıza’nın her halükârda böyle bir teklifi reddedeceği açıktı. Bu tutuma rağmen Şerif P aşa’nın böyle bir demarşta bulunması, Murad Bey’in bu alan­ daki davranışı açısından kuşku uyandırıcıdır. Nihayet iki taraf arasında büyük boyutlara varmakla birlikte; cemiyet içinde sürdürülmesine çalışılan anlaşmazlık, Kanun-i Esasî’nin yirminci yılı şeref ine düzenlenen bir ziyafet sonrasında, bu sınırlar içinde tutulamaz bir hale geldi. İlk olarak Ahmed Rıza Bey’in, toplantıya gelirken fes giymemek konusundaki ısrarı, kendisine kızanları çileden çıkarttı. Gene muhaliflerinin ağzından dinlersek :
(278) (279) (280) Şerafeddin M ağmumî, H akikat-i Hal, ss. 18-19. Bkz. Le Comite, «Lettre Adressee A MM. Les Deputes Français,» M echve ret S upplem ent Français, no.22, 1 K asım 1896, s. İ. Bkz. Le Comite, «Appel A ux Cabinets Europeens,» M echveret Supplem ent Français, no.20, 1 Ekim 1896, s. 1. Buna k arşılık Jö n T ürkler nâm ına A vru­ pa basınına yapılan ve M urad Bey g ru b u nun görüşlerini açıklayan dem eç­ lerde, hep uluslararası denge çerçevesinde Osm anlı İm paratorluğundaki d u ru m u n çözülmesi üzerinde duru lm ak tadır. Bkz. Frederic Greemvood, «The A nglo-Russian P artnership,» Pall Mail Gazette, 18 A ralık 1896, s. 2. Ş erif Paşa, İttih a d ve T era kki’nin Sahtekârlıklarına, Denâetlerine Bülend B ir Sada -yı Lâ’netim iz, Im prim erie L ’Hoir, (Paris:[1911j), s. 30: «...H attâ A hm ed Rıza Beyle, M urad Bey arasında tahaddüs eden m ünaza’alarda, se­ lâm et-i v ataniye nâm ına, h ü sn -i tavassut ederek cem iyetin te ’m in-i b e k a ­ sı içün b ü y ü k b ir devlet tarafın d an kendilerine şeh rî üç yüz liralık b îr m uhassesat ta ’yinine m uvaffak o lm u§[tum ]. Eğer M urad Bey, gördüğü hıyan etlerd en dilgîr olub da azim et etm eseydi birkaç gün sonra ilk ta k sidi de alacakdık. F ak at evvelâ Cem iyet M urad Bey’in nâm ına izafeten teşek k ü l etdiğinden ve onun T ürk iy e’ye avdeti cem iyetin dağıldığı zannını telk in eylediğinden b u teşebbüs de tab iî akim kaldı..». 227

(281)

«..Şapka indinde- h-aşâ. pek mukaddes, pek mübârekdir. Şefkati Bey’in cenazesinde umum Türkler gibi kendisinin de fes giymesini ısrar eden refiklerinden biri naû-i emel olamayınca, «İstanbul’a gi­ derseniz ne yapacaksınız diye sual etmiş » ve Rıza Bey’den, «Sirkeci garından Silindir şabka ile serbestçe inilüb gezilecek bir hâl olma­ yınca dönmem» cevabım alrnışdır. Kezalik yevm-i mahsus münâse­ betiyle ekâbir-i ecânibe cemiyet tarafından keşide olunan ziyafei-i resmiyede kırka karîb vatandaşlar fesle isbat-ı viicûd etdilderî hal­ d e hmımlar her dürlü ricalara karşu yüksek şabkasıyla arz-t etıdâm etmiş ve âlemi kendine güldürüp, maskara ve kepaze olmuşdıtr. El­ hasıl sersem- Ahm ed Rtza’m n fes giyersem (dindar) olacağım diye ödü kopuyor. Fesin yüzünü bile görmek istemiyor ...j» 2 8 2

İttihad ve Terakki Cemiyeti gibi bir cemiyet içinde, bir şahsın dinsizlik suçlamasına muhatap olduğunu görüyoruz. Kuşkusuz, bu satırların yazan olan Mağmumî’nin, sosyal Darvdnist eğilimleri en belirgin şekilde ortaya ko­ yan makalelerin yazarı olduğunu gördüğümüzden, olaya bu şekilde bakama­ yız. Burada söz konusu oian mevcut anlaşmazlıklar ve kişisel geçimsizlikleri belirgin şekilde sunabilmek için, siyasal farklüıklar yaratmak girişiminden başka birşey değildir. Yoksa özellikle bu dönemdeki kadrosuyla Cemiyet için­ de bir kimsenin dinsizlikle suçlanmasından garip bir şey olamaz. Bunun üzerine, Murad Bey tavrını açıkça ortaya koydu. Ahmed Rızanın ziyafette yaptığının çok dışında bir metni kendisini önemsetmek için bastığı­ nı; buna karşılık, onun yaptığı konuşmayı hiç dikkate almadığını belirterek, cemiyetten istifaya karar verdi .2 *5 Aslında her iki olayın da mizansen olduğu hemen anlaşılıyor. Çünkü, Ah­ med Rıza, kendisinin biri giriş ve teşekkürü havî üç paragraflık; son derece genel ve kasıtlı değiştirilmesi imkânsız; konuşmasının2 8 4 arkasında, iki sahife(282) Şerafeddin M ağmumî, H a k ik a t-i Hal, ss. 30-31. H erhalde bu nedenle, A v­ ru p a yayın o rganlarında b u dönem de çıkan yazılarda, Jö n T ü rk lerin A v­ ru p a eğitim i alm ış kim seler olm akla b irlik te aynı zam anda eski dönem le­ rin de özlem ini d u ydukları şeklinde ifadeler yer alm aktadır. B ir örnek ola­ ra k bkz. «The S u ltan and th e Powers,s> C on tem porary R e v ie w , LXXI (M a­ yıs 1897), s. 623. M ehm ed M urad, M ücahede-i Milliye: G urbet ve A v d e t D evirleri ss. 203204. Ancak, buna karşılık o rtak b ir bildiri kalem e alın arak ve tü m m u h a­ lif p a rti yöneticilerine im zalatılarak B erlin kongresine ta ra f devletlere gönderilm iştir. (K onu üzerinde T ü rk -S u riy e kom itesi ile ilgili kısım da d u ­ ru lm u ştu ). D iğer m uhalif ve resm î gazetelerde ziyafet sonrası yalnızca b u h a b sri yayınlam ışlardır. Bkz. «Havâdis,» K a n u n -i Esasî, no.3,8 Şubat 1897-6 Ram azan 1314, s. 8. «Banquet De La Jeune T urquie: Diseours de M. A hm ed Riza,» M echveret S u p p le m en t Français, no.26; 1 Ocak 1897, s. 4.

(283)

(284)

228

de; verilebilecek en geniş şekliyle; Murad Bey’in konuşmasını yayınlamış­ tır .2 8 5 Murad Bey’in istifasını yazarak; Çürüksuîu Ahmed Bey’e göndermesin­ den sonra ,2 8 6 Ahmed Rıza aleyhtarları harekete geçtiler. Murad Bey’in ifade­ sine göre, ona «vicahi» tecavüzlerde bile bulunuldu.2 8 7 Fakat, bu dönemdeki cemiyet muhaberatında, Ahmed Rıza’ya karşı oldukça saygılı bir lisan kul­ lanıldığı gözleniyor. Örneğin, Ahmed Rıza, Alman İmparatoruna gönderilen bir mektubu, cemiyetin resmî gazetesi olarak nitelediği Mechveret’de tekzîb edeceğini açıkladığı zaman, İshak Sükûtî tarafından kendisine yazılan mek­ tupta, bu karara karşı çıkılmakla birlikte, normal takvimin yamsıra pozitivist takvimin kullanılması ve mektubun «Olbabda emr ü ferman» ifadesiyle nihayete erdirilmesi dikkat çekiyor.2 8 8 Bu koşullar altında Murad Bey’in yeni teklifleri çerçevesinde, Ahmed Rıza Bey’i P aris’de yalnız bırakmak için yeni bir formül bulundu. Önce, bir ilân yaymlanarak, Cemiyetin verdiği resmî adres dışındaki mahallere; tabiî Ahmed Rıza’ya; gönderilecek olan evrak üe ilgilenümeyeceği açıklandı.2 8 9 Daha sonra, bir süre önce tamamen Cenevre’ye taşınmış olan2 9 0 Mizaa’ın yara­ şıra «Hey’et-i Teftiş ve İcra»nın da bu şehre taşındığı açıklandı.2 9 1 Murad
(285) «Banquet De La Jeu n e T urquie: Discours de M ourad Bey,» M echveret S upplem ent Français, no.26, ss. 4-5. (286) M ehm ed M urad, M ücahede-i M illiye: G urbet ve A v d e t D evirleri, ss. 206208. Doğal olarak bu istifa kabul edilmedi. (287) İbid, s. 211. (288) İshak S ü k û ti’den-A hm ed R ıza’ya, 25 Ş ubat 97/108. A h m ed Rıza B ey E v ­ rakı/Ö zel A rşiv. M etni verilm iştir. Bkz. B. XXV. (289) «İhtar,* M izan, no.14, 5 N isan 1897-2 Zilkade 1314, s. 1: «Mizan’m Cemiyet ta ra fın d a n n eşr olunan ilk nüshasında da ilân olunduğu veçhile gerek u m u r-i ta h ririy e gerek idarey e m üteallik h e r d ü rlü hususatm m erei’-i m ünferidi P aris Ş u’be m üdîri Binbaşı Ç ürüksuîu A hm ed Bey Efendidir. A dres h er gazetenin bâlâsında m ukayyeddir. Başka m ahallere v u k u ’bulacak m ü racaatlara cem iyet kendine aîd b ir mesele nazarıyla bakamaz. Ve b u n d an dolayı h içbir m esuliyeti d eruhde edemez.». (290) «İtizâr,» M izan, no.6, 25 K ân û n -i sânî 1897-21 Şa’ban 1314, s. 1. Çıkışı için bkz. A rchives d ’Et& t-G eneve-Chancellerie 5 B.7., s. 146. K rş. «M echveret: Ju n g -tü rk e n Z eitung in der Schweiz,» 27 Ş ubat 1897/von Genf, 25/2/97no. 82 ve 6 M art 1897/von Genf, 4.III.1897/no. 90, 16 M art 1897/von Genf, 19/111. 1897-no?, B undesarchiv-B E R N , 21/14’248. Son yazıda redaktörlüğü A hm ed Hüsni B ey’in üstlendiği belirtilm ektedir. (291) « İh tar-ı Mahsus,» M izan, no.19, 1 M ayıs 1897-7 Zilhicce 1314, s. 1. Buna karşılık A hm ed Rıza g ru b u h er konuda itin alı lisan kullandığı için eleşti­ rilm esi hayli zor olan, fak at bu gelişm eyi tam am en m evsim le ilgili b ir olay gibi sunan aşağıdaki ilânı yayınladı: «İttihad ve T erakki Cemiyeti, M ech­ veret okuyucularına, reisi M urad Bey ve m üdürü Ç ürüksuîu A hm ed B ey’in yaz ta tilin i geçirm ek üzere C enevre’ye g ittik lerin i bildirm ekle şeref d u ­ y a r...» Bkz. «Avis,s M echveret S u p p lem en t Français, no.35,15 M ayıs 1897, s. 8. 229

Bey’in anlatımından ,2 3 2 plânın bir parçasmm belirli bir süre içinde; denetimsiz bırakılmamak koşulu ile; Paris Şu'besinin Ahmed Rıza’ya devrini de içerdiği ortaya çıkıyor.® 3 Nitekim, muhalif ve iktidar olan grup Cenevre’ye giderken, Ahmed Rıza da kendi açısından büyük bir fedakârlıkta bulunarak; Mechveret de kullandığı «Ordre et Progres» şeklindeki kelâm-ı kibarı kaldırdığını ilân etti .2 9 4 Bütün bunlara karşılık, ilişkilerin beklenen uzlaşma zeminini bulduğunu da belirtmek mümkün değildir. Gerçi, 1897 Şubatının sonlarında, Avrupa ba­ sınına yönetimi eleştiren bir notun takdimi konusunda işbirliği temin edile­ bilmişti.2 9 5 Aynı şekilde, gizli mürekkep üe yurt içindeki çeşitli adreslere mek­ tup yazma görevinin de Cenevre’ye taşman grup adına, Nuri Ahmed Bey ta ­ rafından, P arıs’de ise Ahmed Rıza, Nâzım ve Şefik Beyler tarafından yapüarak paylaşılması; zeminin yoksunluğuna rağmen bazı asgari müştereklerin bulunduğunu gösteriyor.2 0 6 Fakat, bunlara karşılık, aynı Şubat ayının bu kez ortasında Ahmet Rıza Bey’in, muhaliflerini çılgına çeviren2 9 7 «Ordre et Progres» ibaresini, kendile­ rinin ihtilâlci olmadığını kanıtlamak için kullandığı bir «Jön Türk Programı» yayınlaması; her iki tarafın da kendi yolunu çizmeye çalıştığının delili idi.2 9 4 İsviçre yönetiminin yaptığı istihbaratdan; Murad Bey’in, Cemiyetin o an­
(292) (293) M ehm ed Murad, M ücahede-i M illiye: G urbet ve A v d e t Devirleri, ss. 211212 .

Buna karşılık; başta H a kika t-i Hal, olm ak üzere dönem i m uhaliflerin ağ­ zından an latan eserlerde plânın b u kısm ına işa re t edilm em ektedir. (294) A [hm ea] R fıza], <?Avis,s> M echveret S upplem ent Français, no.33, 15 Nisan 1897, s. L (295) «Noce De La Jeu n e T urquie: Aaressee â La P resse,* A rk iv i Çendror, 19/58 //669/21, ve M echveret S u p p lem en t Français, no.30, 1 M art 1897, s. İ, (296) N uri A hm ed B ey’in, Cenevre, 9 Ş ub at 1897 ta rih li m ektubu. A r k iv i Q endror, 19/135//175/188. M ektub yazarı, O sm anlı .yönetim inin d u r um u. k eşfet­ m esi üzerine b u faaliyeti d u rd u rm a k zorunda kalacaklarını belirtm ek te­ dir. (297) Melırned M urad, M ücahede-i M illiye: G urbet ve A v d e t Devirleri, ss. 140141, Şerafeddin Mağmumî, H a kika t-i Hal, ss. 16-17. (298) «Program m e De La Jeu n e Turquie,» M echveret Supplem ent Français, no, 29, 15 Ş ubat 1897, s. 1. B una karşılık, C em iyet yönetim inin m erkez .yâyin organına ilâveten b ir de Fransızca ilâve çıkaracağı şeklindeki haber, P a ris ’de k alan ları çok rah atsız etm iştir. Bkz. D oktor Nâzım Bey’d en-İshak S ü k û ti’ye, tarihsiz[1897], Pazar, A r k iv i Ç endror, 19/106-5//759/1373. İsm a­ il E dhem Bey’in b ir m ektubunda kullandığı ifade ise belki de bu dönem ­ deki d u ru m u en iy i şekilde an latm ak tad ır: «...Şim diki halde Cem iyetin hâlini Şehzâdebaşm da k arı kavgasına çıkan şık beylerin hâline benzeti­ yorum . H er y erd e b ir vay efendim dir gidiyor. F alan b u n u yapm ış, ben ta ­ lan d an ziyade hidm et etdim den başka b irşey yok...» Bkz. îsm ail Edhem Bey’d e n -îsh a k S ü k û ti’ye, 24 K ân û n -i sânî 1897, A rk iv i Qendror, 19/106-3 //811/1112. 230

daki yönetiminde etkin bütün üyelerini Cenevre’ye götürdüğünü 2 9 9 ve orada eskiden beri Paris merkeziyle anlaşamayan ,3 0 0 kendisinin deyimiyle ‘küskün’ azâlarm da katılmasıyla teşkilâtlandığını anlıyoruz .3 0 1 Bu gelişmeler karşısında Avrupa merkezinde bulunan ve yönetimi ele geçirme kavgası dışında kalan gruplar genellikle bir* ilgisizlik göstermişler­ dir. Daha da ilginç bir durum, İstanbul merkezinin ilk müessislerinin, Ah­ med Rıza ve Murad Bey arasındaki çatışma karşısında oldukça kayıtsız bir durum almalarıdır. Daha sonra değişecek olan bu kanaati iki mektuptan izle­ yecek olursak ;
«....Söylediğin doğrudur. Bu gün Cemiyetimiz efradından hiçbir ma­ zarrat görmemiş değil, şübhesiz Cemiyet sayesinde kendini tanıt­ mak gibi bir şerefe mazhar olmuş bir kul varsa o Rıza’dır.... Hele senin buradan Paris’e gitmekliğin pek isabet olmuş. Ahm ed Bey yal­ nız kalmış olsaydı, o biçâre de şaşırtb kalaeakdı. Ne Rıza’nm inadı­ na ve Murad Bey’in kusurlarına bakacak sırada değiliz...™2 «...M eşveret’in ıslâhı mümkün olmadığı takdirde, kâmilen lâğvı da­ ha iyidir. Çünkü şimdiye kadar iki marifetden başka birşey gösterememişdir. Her nüshada aynı düdüğü çalmak. Bir nüsha evvelinde yazdığım sonraki nüshada nakz etmek. Bunu burada bulunan ec­ nebiler de anlamışlar. Geçende birisi bana söyledi. Ahm ed Rıza’yı şahsen tanımadığım içün lehinde veya aleyhinde bulunamam. Fa­ kat, lâyihasıyla, mektubuyla ve evvelce arkadaşlarımız tarafından yazılan takdirat ve medhiyat sayesinde burada pek çok mazhar-t teveccüh olmıışdıır. Murad Bey’den sonra herkes onu tanıyor ve takdir ediyor. Teveccüh-i umumî , nâreva olsa bile hidmetimize nafi olduğuçün ifa olunacakdır.,.y>m
(299) B u ra p o ra göre, grup, M urad B ey’in dışında, A hm ed H üsni, M idhat Ş ük­ rü , Ç ürüksuîu A hm ed Bey, M ehm ed Şefik, H aül M uvaffak, îsh ak Sükûti, Zeki, A hm ed Şerafeddin, A hm ed N uri ve H aşan A rifi kapsam aktadır. Bkz. «M echveret: Ju n g -tü rk e n Z eitung in der Schweiz, Bu ndesarchivBERN, 21/14’248. Nâzım Bey’den-Seraceddin B ey’e, 8 H aziran 1896, [P a ris] A r k iv i Ç e n d ror, 19/129//47/238. M ehm ed M urad, Mücahede-i Milliye: G urbet v e A v d e t Devirleri, s, 212. İs­ viçre yöneticileri de oldukça önemli saydıkları bu grup hakkında çeşitli k ay n ak lard an bilgi toplam aya başlam ışlardır. Bkz. Dr. M. K ebedgg’in Dış­ işleri B akanı’na, B erne. 13 N isan 1897, Bundesarchiv-BER N, 21/14’251. Reşid Bey’d en -îsh ak S ü k û ti’ye, K ahire 18 Nisan 1897, A r k iv i Qendror, 19/ 106-6//262/1821. L. Lâli[M ehm ed R e şid ]’d en -lsh ak S ü k û ti’ye, 21 M ayıs 313, A r k iv i Q en dror, 19/103— 4 //2 63/1134. Fuad Bey’d e n -lsh a k S ü k û ti’ye, 13 Tem m uz 1897 tarih li k a rt, A r k iv i Q e n d ror, 19/106//150/1. Bkz. «Ey V atandaşlar,» Mizan İlâvesi, 16 Şubat 1897-14 Ram azan 1314, te k sahife. 231

{300} (301)

{302) {'303) (304) (305)

eski yöneticiler, her iki grubun liderini de gerçekten hareketin önderi olarak görmemektedirler. Nitekim, bu İçimseler açısından îshak Sükûti yegâne mü­ racaat mahalli olarak kabûl edilmektedir ve Mizaıı’m yeni bir mahalde bası­ mı faaliyetini de bir süre organize edecek olan bu şahıs ,® 0 4 bir süre sonra fi­ ilî bir lider durumuna geçecek, durumunun belirginlik kazanması ise 1897 so­ nunda gerçekleşecektir. Komite içi tartışm alar bu şekilde devam ederken, beklenmedik bir ge­ lişme cemiyetin durumunu bir hayli etkiledi. Girit sorunu nedeniyle tırmanan Osmanh-Yunan gerginliği ve bunun sonrasında ortaya çıkan savaş, Cemiyeti gerçekten çok zor durumda bıraktı. Cemiyet merkezi, gerginliğin başlarında olayın Şarki Rumeli krizi ben­ zeri bir gelişme göstereceğini umduğundan, yönetimi aktif davranmamakla suçlayan bir tutum takındı. Merkez yayın organının özel olarak yayınladığı ilâvelerde işlenen tema, Yunanistan’ın faaliyetini arttırmasına karştfık, Osmanlı yönetiminin gösterdiği durgunluk ve bundan dolayı yeni bir toprak kay­ bının gündeme geleceği şeklinde idi.5 0 " İkinci bir beklenti ise; Avrupa kamuoyunun çok üzerinde durduğu gibi, bu gelişme sonunda İngiltere’nin, Alman ııüfûzunun Osmanlı eliyle gelişimini önlemek gerekçesiyle krize müdahale edeceği;3 0 6 en azından bu sorun®0 '* ' ve safahate göre; belki de tüm doğu meselesi için ;3 0 8 uluslararası bir konferans toplanmasını temine çalışacağı yolunda idi. Gerçi Murad Bey ve çevresindeki grup ile cemiyet üyelerinin olaya mil­ liyetçi bir gözle bakmadıklarım söylemeye imkân yoktur ve bir kısım men­ supların, bu konuda bir özel gazete çıkartmayı teklif edecek kadar ileri git­ tikleri görülmektedir.3 0 8 Ancak, Murad Bey ve arkadaşları daha doğrusu Ce­ miyet yönetimi açısından bu kriz; kendilerinin devamlı olarak bekledikleri; uluslararası müdahalenin doğurucusu olmak özelliğini de taşımaktaydı. Ama her iki beklentiden de istenilen sonuçlar alınamadı. îlk olarak, bek­ lenenin tersine, kriz savaş ile sonuçlanınca, hükümeti pasif kalmak ile eleş­ tirmek anlamsız hale gelmiş oldu. Gerçi Cemiyet, son bir gayret olarak Yu­ nanistan ile olan savaşın çok ağır gittiği yolundaki bir protestonâmeyi, baş­ kent sokaklarına yapıştırmaya muvaffak olduysa da ,3 10 savaşın gelişimi bü­ tün bu iddiaları ve yabancı müdahalesi ümitlerini çürütecek şekilde cereyan etti.
(306) (307) (308) V index, «A Plot A gainst B ritish In terests in the Levant,» The F ortnightly Review , Vol. L X I (N .S), no.CCCLXVI, 1 H aziran 1897, ss. 813-824. H enry N orm an, «The Globe an d th e Island.» Cosmopoüs, Vol. VI, no. 17, M ayıs 1897, ss. 394-406. Bu alandaki görüşler için bkz. F rancis de Pressense, «The Pov/ers and th e E ast in th e Light of th e War,» The N ineteenth C entury, Vol. XLI, no. 243, M ayıs 1897, s. 686 ve Ferdinando N unziante, «La questione d ’O riente e l’A rbitrato Internazionale,» La Rassegna Nazionale. Vol. XCV, l M ayıs 1897, ss. 153-162.

232

Jön Türklerin de bu gelişimden büyük bir memnuniyet duydukları anlaşılmaktadır.3 11 Fakat; uzun süredir görülmeyen böyle bir askerî başarının ka­ zanılması ve yönetimin bunu gerçekten ustalıkla propagandaya tahvili,3 12 Ce­ miyeti çok zor durumda bıraktı. Kamuoyu zafer coşkunluğu içinde, Saray ta­ rafından fesatçılık olarak lânetle belirtilen hareketlere karşı bir tavra doğru kayarken, Cemiyetin iddia ettiğinin tam tersine bir siyasal gelişmenin ol­ ması, durumu; onun açısından; kötüleştirdi. Nitekim, bu durumu fırsat bilen Saray, muhaliflere karşı bir uzlaşma ta­ arruzuna geçecektir; ki, bu faaliyetleri ileride izleyeceğiz. Bu savaşın Cemiyet açısından görülen zararı yanmda, bir de beklenme­ yen bir etkisi oldu. Bu da; Paris ve Cenevre merkezleri arasındaki ilişkile­ rin, savaşı konu alan yazılar nedeniyle tamamen kopması idi. Savaş nedeniyle Mechveret’de G. Umid imzasıyla yayınlanan ve gazetenin yazı kadrosundan Artistidi Bey’e ait olan bir makale; Girid’de ayaklanan Rumları haklı göstermeye çalışan temaları işleyince; zaten pamuk ipliğine bağlı bulunduğunu gördüğümüz ilişkiler, kopma noktasına geldi.3 13 Makale o
Ali Zühdi Bey’in, C enevre 6 M art 1897 tarih li m ektubu, A r k iv i Çendror, 19/135//31/254. Krş. H acı Ali B ey’in, tarihsiz m ektubu: «...G irid hâli pek karışıyor. H er ta ra fd a n zırh lılar gönderiliyor, Y unanistanm b ü tü n zırhlı­ la rı gitdi. H alâ bizden birşey gitm edi. B uradan K ralın oğlu P rens Jo rj dahi torpido kum andanlığıyla gitdi. H alâ bizden h arek e t yok... Geçen h a fta k i M izan’da yazılan bendi b u ra h ariciye nazırı gördü, beğendi. G a­ zeteler ilân etailer. Jö n T ü rk lerin h er b iri T ü rkiye’n in en büyük adam la n olduğunu ahaliye bildirdiler. F ak at yalnız G irid üzerine olanları pek kab û l etm iyorlar. Sebeb veren S ultan olduğunu söylüyorlar...». A rk iv i Qendror, 19/135//105/941. (310) A r k iv i Çendror, 19/60//821/12. M etni aynen verilm iştir. Bkz. B. XXVI. (311) K âm il Bey’d en -îsh ak S ü k û ti’ye, [1897] m ektup, A rk iv i Çendror, 19/106'6//92/1778. Cem iyet dışındaki. Jö n .T ü rk g ruplarının tu tu m u için bkz. «[T e­ fek k ü r],» H ü r r i y e t no. 80, 15 Ağustos 1897-15 R ebiy’ülevvel 1315, s. 1. (312) Bu propaganda yay ın ların a örnek için bkz. M üstecâbizâde îsm et (Cam i’ ve M üntehibi), M u v a ffa k iy e t-i O sm aniye Y a h u d Yâdigâr-ı Zafer, Sahib ve N aşiri: A hm ed F arukî, K arab et Matbaası,, (Dersaadet:1315) ve Vecihi ve R üfekası, M usavver T arih-i Harb, T abi’ ve N aşirleri: Ahm ed Cevdet, H aşan Ferid, İkdam -M atbaası, (Dersaadet:1315). (313) G, U m id [A ristid i], «Illusions et RĞalites,» M echveret Supplem ent Frarteais, no. 35, 15 Mayıs 1897, ss. 1-2. Bu kim senin sorun konusunda daha ılım lı olm akla b irlik te C enevre g ru b u n u rahatsız ettiği kuşkusuz olan di­ ğer b ir yazısı da daha evvelce neşrolunm uştu. Bkz. G. Um id [A ristid i], «Au Feu!,* M echveret S u p p lem en t Français, no.29, 15 Ş ubat 1897, ss. 1-2. K rş. G U m id [A ristid i], «Affaires D’Orient,» M echveret Supplem ent Fran­ çais, rıo.31, 15 M art 1897, s. 1. A hm ed Rıza Bey’in de buna paralel ve d u ru ­ m u daha da ağ ırlaştıran y azılarına örnek olarak bkz. A hm ed Rıza, «Girid.» M eşveret, no. 14, 27 M uharrem 1313-8 Tem m uz 108, s. 1: «...G irid H ıristiyan ları haklı veya haksız b ir şey istem işler, verilm edi. Isra r etdiler; asker gönderildi, k an döküldü. G iridlilerin lıakkı varsa m etalibi vaktiyle ne içün reddedildi. H akkı yoksa şim di niçün k ab û l olundu?...» 233 (309)

derece, ayrılıkçı bir hava taşıyordu; ki, bir Ermeni dergisi onu aynen ya­ yınladı.® 1 4 Cenevre grubu bu gelişmeler üzerine resmî bir ilân yayınlayarak: yazının herhalde Ahmed Rıza Bey’in gözünden kaçması nedeni ile neşredil­ miş olabileceğini; dolayısıyla hemen tekzibini beklediğini ilân etti .3 15 Böylece birkaç aydır çevreye hissettirümemeye çalışılan 3 16 büyük anlaşmazlık da, saklanamaz bir hale gelmiş olmaktaydı. Mağmumî’nin ifadesiyle:
«...Paris’de ve Avrupa’nın sair bilâdmdaki adedi elliyi geçen mensubin-i cemiyetden bir ferd kendisiyle hemfikir , hemmeslek olmak şöyle dursun hattâ hiçbirinin semtine uğramadığı ve dahildeki şuabât ve ihvan-ı cemiyetin dahi asla muhaberesi bulunmadığı gün gibi aşikâr iken bu matrud ve merdudun, Osmanhlarla olan münâsebet-i siyasiyesi on sekiz senedir, Fransa’da ikamet edüb Fransa tabiydim kabûl ile [Osmanlı vatandaşlığım ] zayi’ ve gaib etmiş Su­ riyeli (Halil Ganem) Efendi ve (Ümid) nâım-ı miisteârmı taşıyan bedhâh-ı d in ii devlet bir (Rum) [Aristidi], bir (Ermeni) [Anmeghtan Efendi ], ve bir Musevi [Albert Fua ] ile haşhaşa verib çıkarttığı hczeyannâmeyi bir cemiyet-i mıınîazamanın (vasüa-i neşriyatadır di­ ye ilân etmesi denâatdir, alçaklıkdır,. ,»3 17

Cenevre grubu; Ahmed Rıza Bey’i kozmopolit bir çevrenin. Cemiyeti yanbş tanıtacak fikirleri benimsemiş bir mensubundan başka birşey olarak dü­ şünmemekteydi. Ahmed Rıza Bey, daha sonraki Mechveret’lerde istenilen tekzibi yayınla­ mayınca, bu kez Cenevre’de toplanan «Hey’et-i Teftiş ve İcra» ekseriyetle: Nâzım Bey haricinde; toplandı. Oturum sonrasında, gelişmeleri anlatan ve son bir teminat vermemesi ve gazetesini iki kişinin kontrolü altında neşret­
[A ristid i], «Illusions et Realites,» L'A rm enie, no.104, 1 H aziran 1897, ss. 3-4. (315) Bu ilân d an evvel yazıyı h ab er alan P aris Şubesi M üdürü aşağıda a k ta rı­ lan girişim lerde bulunm uştur: «...B ütün sinirlerim ayaklandı. Bu sahte p a trio t ile ne yapacağız... Protesto etdim . G avgalar etdik. H alil G anem ’e de başvurdum . O da bendenize h a k v erd i... C um aertesi gazetenin çıkm ası­ na k ad ar beklem eğe m ecbur oldum. İnadında devam ile yine basar ise k a t’-ı m ünâsebât edeceğim ...» Bkz. Ç ürüksuîu A hm ed Bey’in 2 Mayıs 1313 tarih li m ektubu. M ehm ed M urad, M ücahede-i M illiye: G urbet ve A vd et D e­ virleri, s.216. İlân için bkz. «İlân-ı Mahsus,» Mizan, no,21. 24 M ayıs 189722 Zilhicce 1314, s. 2. M etni verilm iştir. Bkz. B. XXVII. (316) N itekim , kendilerine b u yolda gelen m ektuplara (bkz. «İstanbul M ektubu: T ab ak a-i Bâlâ M uhabirim izden.» M izan, no.6, 25 K ânûn-i sânî 1897-21 Ş a’­ b an 1314, s. 3.) M urad Bey şu cevabı verm iştir: «...Rıza Bey ile aram ız­ da ih tilâf ve b ü rû d et olduğu rivayetine gelince b u n u iddia etm ek ik i­ mizi de kasden ta h k ir etm ekdir...» M urad, «İzhar-ı H akikat.» M izan, no. 10, 8 M art 1897-4 Şevval 1314, s. 1. <317) Şerafeddin M ağmumî, H a kika t-i Hal, s. 33. 234 <314)

meyi kabul etmediği taktirde; Ahmed Rıza Bey’i Cemiyetten ihraç eden bir mazbata kaleme alındı.3 1 8 Fakat, sorun bu kadarla da bitmedi. Belirttiğimiz gelişmelere diğer arkadaşları kadar sinirlenen3 13 ve hattâ sözkonusu tutumu «Rıza Bey’in milleti sayılan pozitivistlerin» Yunan taraftarlığına bağlayan 5 2 0 Murad Bey, ortaya çıkan yeni gelişmeler karşısında istifasını verdiğini açık­ ladı .2 2 1 «Hey’et-i Teftiş ve İcra» bu istifayı reddettiyse de; Murad Bey, kendisinin İstanbul’dan ayrıldığı zaman rieâl-i devletten birçoğunun vekâletlerini aldığmı ve şimdi bu vekâlet çerçevesinde bir takım çalışmalar yapacağını be­ lirterek, istifasında ısrar etti .3 2 3 Bunun üzerine, merkez komitesi riyaset-i fah­ riye Murad Bey’de kalmak üzere, başkanlık görevini üç kişilik bir komiteye devrettiğini açıkladı.3 2 3 Daha sonraki Cemiyet muhaberatından; bu üç kişinin Çürüksuiu Ahmed Bey, Şerafeddin Mağmumî ve Reşid Beyler olduğu anla­ şılıyor. Ancak, görünürdeki bu duruma karşılık; gene Cemiyetin muhaberatın­ dan, Murad Bey’in örgütle bütün ilişkilerini kesmediği anlaşılıyor .*2 4 Büyük ihtimalle Saray’ın ajanları devreye girmeseydi, bir süre sonra kendisi tekrar; zaten; fahren bulunduğu başkanlık görevine tekrar getirilecekti. Cemiyet içindeki anlaşmazlık gene hissettirilmemeye çalışıldıysa da, bu sefer durumun kapatılması pek de kolay değildi. Gerçi Osmanlı yönetimini de telâşa düşüren bir biçimde,*5 aslında herhangi bir sorunun olmadığı yolunda­ ki açıklamalar, kamuoyuna yöneltilmeye başlandı. Bilhassa, İstanbul’dan, Osmanlı yönetiminin de tesiriyle, Cemiyetin dağıldığının açıklanması üzerine, faaliyetlerinin eskisi gibi devam ettiği hakkında Avrupa basınına açıklama­
(318) (319) «Mazbata.» M izanf no.22, 31 Mayıs 1897-29 Zilhicce 1314, s. 2. M etni aynen verilm iştir. Bkz. B. XXVIII. Bu konuda güzel b ir ö rnek için Şerafeddin M ağm um î’nin sözkonusu çev­ re n in görüşlerini dile getiren 22 M ayıs 1897 ta rih li m ektubuna bakılabi­ lir. Bkz. M ehmed M urad, M ücahede-i M illiye: G urbet ve A v d e t Devirleri, ss. 217-220. İbid, s. 214. M urad Bey’in b u konudaki tu tu m u d a .p e k tu ta rlı değildir. N i­ tekim , pozitivistlerin liderleri, savaşın özellikle b ir din çatışm ası şeklini alm asını C am bridge-O xford Ü niversiteleri arasındaki rek abete benzet­ m ekte ve eleştirm ektedirler. Bkz. E ditör [E dw ard Spencer B eesly], «The T urco-G reek War,» T he P asitivist R eview ) Vol. LIX, 1 H aziran 1897/12 St, Paul 109, s. 117. İstifa m etn i için bkz. «Aynen,» M izan, no.22, 31 M ayıs 1897-29 Zilhicce 1314, s. 2. M etin verilm iştir. Bkz. B. XXIX. «İlân-ı Mahsus,» M izan, no.22, ss. 2-3. A ynen verilm iştir. Bkz. B. XXX. İbid, M urad Bey'in, k â tib -i hususîsi sıfatıyla, T unalı H ilm i’den-O sm anlı îttih a d ve T erakki C em iyeti R om anya g u ’besi H ey’e t-i İdaresine, 24 H aziran 1897, Cenevre, A r k iv i Qendror, 19/59//188/6. A ynen verilm iştir. Bkz. B. XXXI. M ehm ed K âm il Bey’d en -P aris S efareti’ne, 74/29 H aziran [18]97, Paris S efa ret-i S eniyesiyle M uhabereye M ahsus D efterdir, B B A -Y ıld ız Esas E v ­ rakı, 36/2468-2/141/XII. 235

<320)

(321) (322) (323) (324)

(325)

larda bulunuldu.3 2 6 Gerçekten de faaliyetin devamı konusunda herhangi bir engel sözkonusu değildi. Fakat, özellikle Saray’ın da aym dönemde Ahmed Rıza Bey’e karşı bir dava başlatması;®7 merkez komiteyi çok müşkül durum­ da b ıra k tı:
«...Meşveret gazetesini, Ahm ed Rıza bize inaden Yunan politikası­ nın hâziçesi etdiği içtin kat’-ı Maka edeceğiz. Sebeb de Ahm ed Rtza’nm bir iki Yunanh muharriri var, ânların yazdığı bendleri anlamaksızın gazeteye dere ediyor, T etrafımızdan verilen makaleleri ka­ bûl etmiyor. Böyle bok yemek dünyanın hiçbir tarafında görülme­ mi şdit. Bu alçaklığa taacciib etmemek elimde değildir. Dünyada imanlar kadar alçak mahlûk tasavvur edilemez. Biz kaf-t alâka ede­ ceğimiz bir sırada Sultan Hamid keratası da Meşveret aleyhine ikame-i da’va etm ez mi? Aksilik taraf taraf Meşveret gazetesinde Sul­ tan Hamid... bizi niçün da’va etmiyor diye Sultan Hamid’i tahkir kendisine iade olunacakdır ...»'l2S

Ancak, yeni durum karşısında Ahmed Rıza Bey’e karşı yumuşatıcı bir tek­ lifte bulunuldu :
«...Cemiyetçe matlûb olan intizamın te’mini içün, ittihaz olunan şu hareketden ilk evvel ve en ziyade meclis hey’et-i umumiyesi m üte­ essir ve müteessifdir. Bâzı m anâsız ısrarlardan vazgeçâiği halde Rıza Bey gerek etdiği hidmet ve gerek zâtına mahsus olan fazilet itibarıyla nazarımızda mergubdur. Binaenaleyh fırkamızın esas mes­ leği bulunan usûl-i istişareye fikr-i hod-serânesini feda edeceğini te’min eylediği suretde memnunen ve müteşekkiren eski m evkii kendisine iade olunacakdır...»^

Kuşkusuz bu geri dönüşün tek nedeni, yalnızca yönetim tarafından Ah­ med Rıza aleyhine açılan dava değildi. Bir komite mensubunun da belirttiği gibi, Ahmed Rıza’mn Cemiyetten ihracı Paris ve Cenevre’deki Jön Türkler arasında büyük bir memnuniyetle karşılanmakla beraber, çevrede durum hiç de beklenildiği gibi olmamıştı.3 3 0 Zaten Cenevre merkeziyle fazla anlaşamadığını ileride göreceğimiz, Mı­

(326)

(327) (328) (329) 236

Un mt-mbre du Comite des Jeunes-T urcs, «Correspondances: Jeunes Turcs.» T rib ü n e de Geneve, 14 H aziran 1897. K onuyla ilgili gelişm eler için fekz. 15 H aziran 1897/von G enf-no. 14 v e ? H aziran [13J97 no.18. B unâesarchivBERN , 21/14*248. «Fransızca M eşveret,» H ürriyet2 , no.77,1 Tem m uz 1897-30 M uharrem 1315, s. 3. ish ak S ü k û ti’d en -İb rah im Temo’ya, Cenevre. 23 M ayıs[18]97, A rk iv i Qeııd ror, 19/106//?/?. «İzah-ı H ak ik at,» M izan, no.25, 21 H aziran 1897-21 M uharrem 1315, s. 3.

sır şu’besi; ki, merkez komitesi özellikle pozitivistlik suçlamaları nedeniyle en fazla ûlema kontrolündeki bu şubeden destek sağlayacağmı ummaktaydı; çok sert bir şekilde bu karara karşı çıktı.8 3 1 Berberistan Şubesi, doğrudan Ah­ med Rıza Bey’e yaptığı bir müracaatla gelişmeyi protesto etti.3 5 2 Makale ola­ yına Cenevre grubunun gözüyle bakan İbrahim Temo’ya karşılık,83 3 Romanya Şubesi, herhangi bir tavır ortaya koymaktan çekindi. Bunlar dışında başta bir süre sonra Ahmed Rıza’nm en büyük eleştiricilerinden birisi olacağını gö­ receğimiz Abdullah Cevdet Bey olmak üzere; çeşitli Cemiyet üyelerinden ge­ len mektuplar, sözkonusu eğilimi ortaya koymaktadır:

«...Rtzfl Bey şöyle imiş, böyle imiş, olsun hattâ isterse hafiyelik et­ sin, Fakat yârâ da ağyâra da bu müstekreh yarayı göstermek ...izah -t hakikat nâmıyla tekrar tathir-i rezalet etmek lâzım mı, câiz m iy­ di. O racasını bilmezsem de buraca bu hareket pek kötü oldu. Pek utandık, o kadar fena ediliyor ki tamiri güç. Size selâmet-i millet nâ­ mına rica ediyorum. Hakikaten itilâf yoluna gidin , m üm kün olmaz ise ağyâra karşu ‘Rıza Bey üe aramızdüki ihtüâf-ı fikrî bertaraf olm u şd u f suretinde bir fıkra — yalan olsun— ile ihvan ve muhibbanın yüreğine su serpiniz...»m
«...Asıl meseleye gelince: Herhalde Rıza Bey’in tardı meselesi pek fena neticeler kılmıştır... Evet Rıza Bey belki Cemiyetden çıkarıl­ mağa müstehak olabilirdi. Lâkin hiç etrafa hissetdirihnemesi lâzım­ dı. Siz ise aksini ihtiyar etdiniz. O makalenin haksız şiddeti Rıza Bey’in her kabahatini hattâ bize dahi unutdurdu. Gösterilen sebeb âdidir: Meşveret’in evvelki potları dikkati bile celb etmiyordu. Hay­
(330) (331) Süleym an Nazif B ey’d en -lsh ak S ü k û ti’ye, S aint G erm ain, 4 H aziran 1897,

A rkivi Qendror, 19/106-5//280/1434.
A. R ıfat B ey 'den-îshak S ü k û ti’ye, tarih siz m ektup, A rkivi Çendror, 19/108 Z/72/738. M ektup y azarının y orum u da şöyledir: «...K anun-i Esasî’nin M u­ ra d Bey h ak k m d ak i şiddet-i lisanı ve Rızayı m edheylem esi şâyân-ı h a y re td ir. M ısır Ş ubesinin önde gelen üyelerinin b u konudaki m üracaatı için bkz. A rkivi Çendror■ ' 19/106-4//309/1170. A ynen verilm iştir. Bkz. B. XXXII. (332) B erberistan Ş u ’besi ve Ş u ab ât-ı m uhtelifede bulunan b ir hayli efrâd-ı h ü rendiş nâm ına, Sam an B ey’in yazısı, 26 H aziran 1897. Ahm ed Rıza Bey Evrakı/Özel Arşiv. A ynen verilm iştir. Bkz. B. XXXIII. (333) Tem o’n u n tarih siz m ektubu, A rkivi Qendror, 19/135//134/270. (334) A bdullah Cevdet Bey’in, 10 Temm uz 1897, T rablusgarb, m ektubu, A rkivi Qendror, 19/106//158/1. K rş. A bdullah Cevdet Bey’d en -İshak S ü kûti’ye, T rablusgarb, 3 Tem m uz 1897, A rkivi Çendror, 19/106//160/310: «...G erek bu m ektubunuz, gerek içtim a’ notası, sizin h arek et-i vakıanızı katiyyen m eşru ' gösterem em işdir. Z ira siz, 21 nei nüshanın neşriyle Rıza Bey’den değil belki M ekteb N âzırı Zeki P aşa’dan ziyade m aksadı yaraladınız. Ç ünki evet, ‘kolum uz kırılm alı, kopm alı da yine yenim iz içinde k alm ak ’ ...k a rdaşım m etanet edin, h er şeyi h a ttâ fik r ve m eslek-i şahsiyem izi de feda ederek ağyâra düşkünlüğüm üzü gösterm eyelim ...».

237

di etsin: M izanda. Meşveret’in Cemıyet’in vasıta-i neşriyatı olmadı­ ğım ilân ile Franstzca(Mizan) çıkarıverin olur biter... Halbuki siz öyle yapmadınız... Rıza Bey’i Cemiyet’den tard etdiniz. İşin içyüzü­ nü bilnıeyenlerce bu muamele ile o zâtın cemiyete mebâdîinden beri etdiği hidmetler kıyas olununca daima Mizan onun tarafına temâyül ediyor... Selânik’den, Bulgaristan’dan, İstanbul’dan alınan mektublar böyle hattâ Bulgaristan resmen istifsar bile etmiş? Bele Kıb­ rıs falan şiddetle bu kararın aleyhinde. Burada bile Doktor M eh­ diler, Suad Beyler filân hiç söz dinlemiyorlar ...»3 3 1 «...Eminiz ki bizi ziyadesiyle ye's-i ızdırâba düşüren bu hâl seni de muzdarib kılmışdır.... Mizanla neşretdiğiniz [_üânla] bütün ahran meyus etdiniz ...»ÎM

Özellikle ikinci mektuptaki bilgiler dikkate alındığında, Cenevre merke­ zinin diğer şubeler karşısında ne kadar müşkül bir vaziyette kaldığı daha iyi anlaşılıyor. İlginç olan, hiçbir şubeden bu konuda olumlu bir cevabın alına­ mamış olmasıdır. Bu gelişmeler sonrasında, bir Jön Türk gazetesinin anlatımı ile «...Murad Bey, şimdi Cenevre’de, bir cemiyet idare ediyor. Rıza Bey ise P aris’de diğer bir hey’et-i vatanperverâna riyaset eyliyor...»3 3 7 âdeta iki ayrı örgüt ortaya çıkmıştı. Ancak, P aris’deki grubun önemini fazla abartmamak gerekiyor. Os­ manlI yöneticileri yaptıkları araştırm a sonucunda, burada çeşitli şubelerle muhaberede bulunan beş kişinin olduğunu tespit etmişlerdi.3 3 8 Bunlardan biri Şerafeddin Mağmumî idi, bir diğeri ise Saray ile anlaşan Haşim Bey oldu­ ğundan, Ahmed Rıza’nın etrafında Mechveret’in yazı kadrosu dışında kimse­ nin kalmadığı anlaşılıyor. Bunlara, yurt içindeki gelişimi anlatırken belirteceğimiz tutuklamalar da eklenince, siyaset sahnesine çıktığı andan itibaren Cemiyet düştüğü en kötü duruma gelmiş oldu. Birazdan başlayacak pazarlıklar sırasında; Osmanlı yö­ netimi tarafından hazırlatılan listelerde sempatizan talebeler dışında tam an­ lamıyla Jön Türk olarak P aris’de sekiz, Cenevre’de on dört kişinin kaldığı anlaşılıyor; ki, bunların büyük çoğunluğu da, pazarlıklar sonucu geri dönme­ ye karar vereceklerdir.3 3 9
(335) (336) (337) (338) R auf A hm ed B ey’den -İsh ak S ü k û ti’ye, 12 Tem m uz 1897, K ahire, Arkivi

Çendror, 19/106-6//300/1878.
C afer Bey’den-İsh ak S ükûti’ye, [K ahire:1897] tarihsiz m ektup, A rkim Çendror, 19/106-7//298/2039. «M üceddidin-i O sm aniyenin Inşikakı,» Hürriyet2, no.77,1 Tem m uz 189730 M uharrem 1315, s. 3. P aris Sefaretinden-M abeyn’e, 77/2 Tem m uz [18]97, 79/4 Temmuz[18]97, 82/11 Tem m uz £18397. Paris Sefaret-i Seniyesiyle Muhaberata Mahsus Defterdir, BBA-Yıldız Esas Evrakı, 30/2468-2/141/XII. Bu rap o rların su­ re ti verilm iştir. Bkz. B. XXXIV. Paris Büyükelçiliği Arşivi, D. 220. S u retleri verilm iştir. Bkz. B. XXXV.

(339)

238

îşte, bu koşullar altında Cemiyet’e son darbeyi vurmaya hazırlanan Sa­ ray, Serhafiye Ahmed Celâleddin P aşa’yı; komite ile bir anlaşma yaparak, üyelerinin ülkeye geri dönmelerini sağlamak ve böylece onu çökertmek gö­ reviyle Avrupa’ya gönderdi. Bu hareket Cenevre merkezince haber alınmıştı ve Paşanın gelişi; büyük ümitsizlik içindeki üyeler tarafından, heyecanla bekleniyordu .8 4 0 Kendi anla­ tımına nazaran, Murad Bey, Paşanın çeşitli aracılar göndererek kendisi ile görüşme tekliflerini önceleri reddetti.^ Ancak, merkezin 24 Haziran 1313 (6 Temmuz 1897) tarihli bir kararı ® 4 2 ile kendisine başvuran Reşid Bey ile P a ­ şanın tercümanı İskender Efendi’nin bir de kendisine hitaben yazılmış özel 1 4 3 Onntrexeville’de görüşmelere katılmaya ra ­ bir mektup getirmeleri üzerine 5 zı oldu. Burada Ahmed Celâleddin Paşa ile çeşitli müzâkereler yapıldı.’* '4 4 Murad Bey’in müzâkerelerin baş aktörü ve Saray’ın ilk hedefi görünümünde olması, ilgi çekici bir husustur. Cemiyet merkezi; bu gelişmeler üzerine, şu­ belere başvurarak onların yapılacak pazarlıklar hakkında görüşünü istedi. Şubelerin bu konuda verdikleri cevapların tümünü bilmiyorsak da; elimizde olanlar oldukça ihtiyatlı bir tutumun izlenmesini tavsiye etmektedirler .3 4 8 Ay­ rıca, Paris grubu adına Nâzım ve İstanbul merkezinden Lâli imzasıyla gön­ derilen iki mektup da bu konudaki davranışları teyit etmektedir:
«...Ahm ed Celâleddin Paşa ile edilen müzâkerelerden ne benim ne de Ahm ed Rıza Bey’in haberi vardı. Ondan sonra Haşan Bey’e gitdim. Haşan Bey de meseleyi anlatmak içün benimle Ahmed’i arı­ yormuş. Ben sizden mektub aldığımı anlatmayarak olan biitün şey­ leri birer birer dinledim. Benim fikrime kalırsa hükümet tarafından kurulan dolablar ne kadar şeytankârâne ise bizim tarafımızdan edi­ len tekâlif de o kadar me’yûsâne ve âdeta biz bu işin erbâbı olmadı­ ğımızı anladık, elimizi çekmek istiyoruz. Fakat makûl bir suretde çe­ kilmek içün bile bile sizin yalanlarınıza inanıyoruz gibi geliyor. Sul­ tan Hamid^in hiçbir şey yapacağı yok. Bu iki kerre iki dört eder gi­ bi muhdkkakdır. Teklif atın, vaadlerin, Ahm ed Paşa’mn şahsı tara­ fından edilmesi mukabilinde hiçbir şart, şûrût konulmamasmdakî ısrarı kurulan dolabın ne kadar mahirâne olduğunu aşikâr gösteri­ yor... Fazla yazmağı zaid görüyorum. Fakat, her halde nazar-ı dik­
(340) Salih Cemal B ey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, tarihsiz m ektup, A rkivi Çendror. 19/106-7//833/1972. K rş. Şefik Bey’d en-İshak S ü kûti’ye, Paris, 25 Eylül ["18] 97 ta rih li k art, A rkivi Çendror, 19/106-7//121/2024. (341) M ehm ed M urad, Mücahede-i Milliye; Gurbet ve A vdet Devirleri, ss. 231 v.d. (342) İbid, ss. 248-249.-A ynen verilm iştir. Bkz. B. XXXVI. (343) İbid, s. 250. (344) Bkz. M ehm ed M urad, Mücahede-i Milliye: Gurbet ve A vdet Devirleri, ss. 251 v.d. (345) Ö rnek olarak bkz. R om anya Ş u ’besinin, tarih siz yazısı, A rkivi Çendror, 19/31//181/5Ö4. A ynen verilm iştir. Bkz. B. XXXVII. 239

s

katinizi celb ederim. Hülâsa, Sultan Hamid:den lâakal beş bin lira almadan siikût etmeğe rıza göstermemenizi musirrâne rica ederim azizim...»3 4 * «...Ahm ed Celâleddin Paşa edebsiziyle ne yolda müzâkere olunuyor. Sakm vaadlerine aldanmayınız. Millet ye’sden mahvoluyor. Yarım­ da birkaç kişi varmış, Ermeni imişler. B irde M ekteb-i Mülkiye li­ san muallimi bir Ermeni oralara gitmişler. Maksadlan Cemiyetin esrâınna vakıf olmak. İhtiyatlı olunuz. Hırsızlık da yaparlar. Hele İstanbul adreslerini dikkat altında bulundurunuz. Sonra çok kişinin canı yanar ...»w

Bu pazarlıklar sürerken dahi, Osmanlı yönetiminin Mizan gazetesinin dağıtımım önlemekle uğraşması ,3 4 8 merkezin durumu iyi değerlendiremediği­ nin göstergesidir. Ama belirttiğimiz nedenlerle; başta.M urad Bey olmak üze­ re ,3 4 9 pek çok üye Ahmed Celâleddin P aşa’mn gelişini, kendilerinin yapama­ dıkları geri dönüşü sağlayacak bir girişim olarak değerlendirmişlerdir. Sözkonusu pazarlıklar devam ederken Paris Sefareti’ne en baş görev ola­ rak Jön Türklerle uğraşması için tayin edilmiş bulunan 3 5 0 Münir Paşa da dev­ reye girdi ve Sefaret görevlisi Veli Bey aracılığıyla, o da pazarlık masasına oturdu .351 Burada Cemiyet, gazeteyi tatil ve faaliyeti verilecek vaadlere kar­ şılık durdurmak mukabilinde altı yüz bin frank talebinde bulundu.® 5 2 Bu toplantıdan sonra Murad Bey, tekrar Contrexeville’e giderek, Celâleddin Paşa ile pazarlıkları sürdürdü .3 5 3 Bu pazarlıklarda Cemiyet, başta gazete ve hurufatın satımı, abone bedellerinin iâdesi ve üyelerden ölenlerin aileleri­ ne yardım için, maddî sorunları da yeniden gündeme getirdi.3 5 4 Buradaki ge
<346) (347) (348) (349) D oktor Nâzım Bey’d en -îsh ak S ü k û ti’ye, [1897], Cuma, A rkivi Çendror, 19/135//152/50. L âli'den [M ehm ed R eşkî] -İshak S ü k û ti’ye, 19/7 Tem m uz 313, A rkivi Çendror. 19/108-4//298/1132. BBA-İrade-Hususî, M uharrem 1315/no, 29-312 ve BBA-İrade-Hususi, S aîer 131 S/no. 4-91. M ehm ed M urad, Mücahede-i Milliye: Gurbet ve A vdet Devirleri, s. 241: «...A hvâl-i h âzıradan dolayı m e’yûs idim. N am ûskârâne te rk -i n eşriyât e t­ m ek canım a m innet raddesine gelm iş bulunduğum un buna az çok dahli olabilir...». Bkz. İzzet Paşa tarafın d an yazılan şifre telgrafnâm e m üsveddesi, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 11/1194/120/5. M ehm ed M urad, Mücahede-i Millîye: Gurbet ve A vdet Devirleri, ss, 266-270. İbid, s. 268. P azarlık lar için bkz. Ş erafeddin M ağm um î’d en -tsh a k S ü k û ti’ye, 20 Tem ­ muz 1897, A rkivi Çendror, 19/106-7//307/2023-2, ve gene aynı şahıslar a ra ­ sında konu h akkında daha sonraki ta rih te bilgi veren, 20 Ağustos 1898 ta ­ rih li m ektup, A rkivi Çendror, 19/108-4//577/1116. Şerafeddin M ağmumî’den -Îsh ak S ü k û ti’ye, 30 Tem m uz [18]97, Cuma, C ontrexeville, A rkivi Ç endror, 19/108-7//295/2004. K endisi gelişm eleri d a ­ h a sonra şu şekilde özetlem ektedir: «...Ve nihayet (bunu ister veriniz, is­

(350) (351) (352) (353)

'(354)

.240

Üşmeler üzerine Cemiyet merkezi bu kez gelişmeleri tekrar açıklayan bir ya­ zı ile şubelere başvurarak, onların anlaşma için fikirlerini aldı.3 ® 5 Ancak, dana 15 Temmuz 1897 tarihinde Cenevre merkezi neşriyatı durdurmak üzere Çürüksuîu Ahmed Bey’e yetki verilmesini kararlaştırm ıştı .3 5 8 10/22 Temmuz 1897 tarihinde Paris Sefareti bir resmî tebliğ neşrederek, yurt dışına kaçan firarilerin yurda dönmeleri halinde affolunacaklarını ilân etti .® 5 7 Nihayet, 8/ 20 Temmuz 1897 (1313) tarihinde, Murad Bey’in reformlar karşılığı yurda dönmeyi kabul eden yazısı sonrasında ;3 5 3 Cemiyet de resmen Ahmed Celâleddin Paşa ile anlaşarak afv-ı umumî ve reformların uygulanması mukabilinde, neşriyatı tatil ederek gelişmeleri beklemeye razı oldu. Avrupa’ya kaçışından itibaren bu kamuoyu içinde büyük bir ilgi ile karşılanan 3 5 9 ve dönüşü olduk­ ça yankılar uyandırarak 3 6 0 yabancı ülke temsilcileri tarafından hareketin ru­ hu sayılan bir kişinin avdeti ile örgütün çöküşü 3 8 1 şeklinde yorumlanan Mu­ rad Bey anlaşmaya uydu. Her ne kadar Cemiyet yöneticileri bu anlaşmayı yalnızca bir mütareke olarak gördülerse3 ® 3 de, etkisi hiç de bu şekilde gerçekleşmedi.3 6 3 Yayın faali­
te r verm eyiniz. V erirseniz hesab k a t’ olunur. Verm ezseniz Cem iyet dağı­ lıyor, V erm ezseniz hesab kesilemez. F akat Cem iyet verdiği sözü almaz. Biz ahdim izde d u ru r, ıslahata in tizaren yalnız ta ’til-i neşriyat eder ve defterim izi kapayaım yacağı içün şu ’belerle m u h ab erata devam ederek m üm kün m ertebe p a ra celbine çalışır) diyerek işi kesdirdim . Paşa’dan (kahûl olundu) veya ( b u [n u ] tesviye edem eyiz) gibi b ir cevab-ı k a t’i al­ sam hem en h er iki halde de C enevre tarikiyle P a ris’e dönecekdim. Fakat, (Lâ) ve (nim ) dem eksizin İstan b u l’dan cevabın v ü rû d u n a teeh h ü r etdi. Ben de tem dîd-i ikam ete m ecbûr oldum. Bugün y a rın diye bekliyoruz... E ğer biz olmasak, A llahın zır delisi M urad aksi b ir h alt yiyecek. İşi olub b itd ik d en sonra bozacak...». (355) (356) (357) (358) (359) (360) <361) B ir sureti, R om anya şubesine gönderilm iştir. Bkz. A r k iv i Çendror, 19/58// 655/7. S u reti verilm iştir. Bkz. B. X X XVIII. Şerafeddin M ağm um î ve Reşid im zalı 15 Tem m uz 97 tarih li k a rar, A r k iv i Qendror, 19/59//102/16. A ynen verilm iştir. Bkz. B. XXXIX. M etni için bkz. T ürk İnkılâp Tarihi Enstitüsü A rşivi, 82/19875. M ehm ed M urad, M ücahede-i Milliye: G u rbet v e A v d e t Devirleri, ss. 282-283. Ö rnek olarak bkz. «M ourad B ey’s Condem nation: He A dvocate Reform s in T urkey and is now an exile,» The N e w Y o r k Times, 11 M art 1896, s. 5. Bkz. «The Young T urkey Party,» The Times, 12 ve 14 A ğustos 1897 ve «M urad Bey Returns.s» The N e w Y o r k Times, 18 Ağustos 1897, s. 5. K ont Goluchow ski’y e-İstan b u l Elçiliğinden, B üyükdere, 7 Ekim 1897/no. 42d (Pr. 17/X /97), Haus-. Hof-u. Staatsarchiv, P A X II 168 T ürkei Berichte 1897(VI-VII) (6793182). Bkz. Ş erafeddin M ağmumî, Hakikat~i Hal, s. 34. Sarayla anlaşm a ve M urad Bey’in dönüşünün uyandırdığı tepki için bkz. Süleym an Nazif Bey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, 17 Tem m uz 1897, 4 Tem m uz 1897, 4 A ğustos 1897, A r k iv i Çendror, 19/106-5//293/1441, A r k iv i Qendror, 19/106-5//59/1549 ve A r k iv i Çendror, 19/106-5//216/1449. İlk m ektupta d uyulan büyük um utsuzluk ve en azından M urad B ey’in dönm em esi a r ­

(362) <363)

241

yetinin durdurulması emrine bütün şubeler uydu .3 8 4 Ancak, bu şubelerin pek çoğunun anlaşmaya büyük tepki gösterdiği de gözden kaçmamaktadır ,® 5 5 Pazarlıklar sırasında dahi Mizan; bir Paris gazetesine verdiği demeç do­ layısıyla ;3 ® 6 Ahmed Rıza Bey’i kınayan ihtarlar yayınlamaktan çekinmedi.M r îşte, Murad Bey, P aris’den İstanbul’a gitmek üzere trene bindiğinde ve kendisini uğurlamaya gelenlere itidal tavsiye ettiğinde, Cemiyetin Avrupa merkezinin durumu böyleydi. Murad Bey’in ardından dönmek için harcırah­ larını bekleyen Cenevre Şubesi mensupları,3 6 8 Mechveret ve yazarları aleyhi­ ne Sultan tarafından açılmış olan bir dava, hepsi susmuş durumda olan res­ mî yayın organları ve reform ümitleri, ki bu dengenin alacak tarafının bir hayli zayıf olduğu açıktır.
Mısır Şubesi :

Murad Bey’in ayrılışından sonra, Mısır Şubesinin kısa bir bocalama ge­ çirdiği görülüyor. Onun Mısır Şubesi reisliği, bu merkezin aym zamanda âde­ ta bir yönetim odağı durumuna geçmesini sağlamıştı. Kendisinin; merkez yö­ netiminde etkili roller oynamak üzere Avrupa’ya gitmesiyle, şube tekrar eski hüviyyetine dönmede, bir geçiş dönemi yaşamak zorunda kalmıştır. Ancak, Mısır Cemiyet için hiçbir şekilde bırakılması mümkün olmayan bir merkezdi. Bir kere buradan ülkeye neşriyat gönderilmesi son derece kolaydı. İkinci ola­

zusu görülürken ikinci m ektup b u n u n yanısıra Ahmed Paşa iie yapılan p azarlık lar konusunda bilgi v erm ekte son m ektupta ise m atbaanın teslim edilm em esi aksi halde silahsız kalınacağı işlenm ektedir. Tepki açısından krş. A bdullah Cevdet, Hadd-ı Te’dib:Ahmed Rıza B ey’e Açtk Mektub, N a­ şiri: İzm irli'M ehm ed Ş ükrü, M atbaa-i îçtihad, (İstanbui:1912), s. 37 ve M it­ h a t Ş ü k rü Bleda, İmparatorluğun Çöküşü, (İstanbul: 1979), ss. 18-19, (364) Şerafeddin M ağmumî, H akikat-i Halr s. 36’da k a ra ra uym ayan beş, on k işi­ n in cem iyetle ilişkisinin kesildiğini belirtiyor. Ama, m u h ab eratta M ısır Ş u’besi gibi gelişm eleri en şiddetli biçim de eleştiren b ir kolun bile k ara ra uyduğu açıkça görülüyor. Bkz. R auf A hm ed Bey’den-İshak S ü k û ti’ye, [K a ­ h ire ], 23 Tem m uz [18]97, «...Reşid im zasıyla K an u n -i Esası’n in ta ’tili içün b ir telg raf aldık. B eklenen k ö tü haber geldi...» A rkivi Qendror, 19/1066//296/1881. (365) Özellikle M ısır Şubesi ve B ulgaristan Şubesi k a ra ra büy ü k tepki göster­ m işlerdir. Bkz. A rkivi Qendror, 19/58//8 x*e A rkivi Çendror, 19/59//56/33. S u retleri verilm iştir. Bkz. B. XXXX ve B. XXXXI. İkinci belge ile b e ra ­ b er konu h ak k ın d a bilgi verm esi açısından 6/101 [Z iya B ey] ta rafın d an Dr. N âzım ’a yazılan b ir m ek tu b u n sureti verilm iştir. Bahaeddin Şâkir Bey

Evrakı/Özel Evrak.
(366) (367) (-368) «Dans le m onde de l ’Islam : Recrudescenee de fanatism e,» La Patrie, 4 Tem ­ m uz 1897. « İh tar-ı Hâlis,» Mizan , no.27, 5 Tem m uz 1897-5 Safer 1315, ss. 2-3. BBA-BEO/Hariciye Reft, 184-5/40, 1628, (10 K ânûn-i sânî 313)/80352 ve BBA-İrade-Hususî, Şaban 1315/no,79-898.

242

rak burada Osmanlı yönetimine karşı pek çok grup, Hidivin ve îngilizlerin koruması altında faaliyette bulunuyordu. 1894’den itibaren, Mısır’da muha­ lif yayınlar o kadar fazlalaşmış ve bunların Osmanlı yönetiminin fiilen de gerçekleştiği topraklara girişi o derece de artmıştı; ki, sonunda Sultan bu yayınları bulunduran ve yurda sokulmasına yardımcı olanların da; onları ya­ yınlayan komite üyelerinden kabul edilerek cezalandırılacaklarını açıklamak zorunda kalmıştı.3 6 9 Hidiv ve İngilizlere bu alanda yapılan müracaatlar ise; Mısır’da matbuat nizamnamesinin bulunmadığı ve bundan dolayı; bu gazete­ lerin yayımının önlenmesinin imkânsız olduğu şeklinde bir cevapla karşılaşı­ yordu.3™Bunun yamsıra Mısır; ûlema ile ilişkiler bakımından büyük bir önem taşımaktaydı ve ayrıca Mısırlı zenginler de; başlarda, Jön Türkler e maddî destekte bulunuyorlardı. Murad Bey şubeye bir anlamda tepeden inme bir şekilde Paris merke­ zinden aldığını gördüğümüz Mısır müdürlüğü yazısıyla gelmiş ve orada Jön Türklerin başına geçmişti. Her ne kadar kendisinin iddiasına göre, Cemiyete resmen girişi üç ay sonra gerçekleşmiş ise de,3” bu dönemdeki muhaberatta dahi onun şube reisi olarak imza attığını görüyoruz. Bu durum; doğal olarak; orada bulanan ve fazla birşey yapmamış olmakla birlikte, kendilerini Cemi­ yetin kurucularından kabul eden Cemiyet mensuplarım, hiç de memnun et­ memişti. Bunlar bir ara, Mizau’a karşı Paris merkezinden izin alarak, diğer bii’ şube gazetesi dahi çıkarmaya çalıştılarsa da; gerekli müsaadeyi alama­ dıklarından, bu eylemi gerçekleştiremediler,3 7 2 Mısır şubesinin eski müdürü İsmail İbrahim Bey ile Eczacı Mustafa Beylerin yönetimindeki bu kadro; Mu­ rad Bey’in, kamuoyundaki prestiji ve İngilizler nezdindeki itibarı nedeniyle, ikinci plânda kalmayı tercih etti. Dolayısıyla bu merkez, doğal gelişiminin dışında bir durumu yaşadı. Onun Avrupa’ya geçişinden sonra ise; İsmail İbrahim Bey tekrar liderliği ele aldı ve kısa sürede Mısır’a önemli muhalif liderlerin gelişi başladı. İlk olarak, Mechveret’deki yazılarıyla büyük ilgi toplayan Hoca Kadri Bey, daha sonra Cemiyet tarafından Rodos’dan kaçırılışım ve Mısır’a gönderilişini izle­ diğimiz Salih Cemal ve P aris’deki temaslarını gördüğümüz Hoca Muhiddin Efendi bu şubeye katıldılar. Özellikle iki ûlema temsilcisinin gelişi ile ve bu­ radaki El-Ezher talebelerinin de bunlara katılmasıyla, Mısır’daki eğilim bu yana doğru kaymağa başladı. Yeniden teşkilâtlanıldı ve şube, Murad Bey zamanında olduğu gibi; kendi, bir merkezmişçesine tutumlar içine girdi. Ni­ tekim, Bulgaristan merkez şubesine, Cemiyetin dahilî örgütlenmesi bakımın­ dan da çok ilginç bilgiler veren yazısında; şubenin yetkilerini bir hayli aştığı gözleniyor ki, yazının yedinci maddesinde durum açıklığa kavuşuyor :
(389) (370)

BBA-BEO/Dahiliye Giden, 93-3/42, (23 Ağustos 310), (m üm tâzeden). BBA-BEO/M tsır H idiviyet-i Celüesinin Muharrerat Defteri, (71), 1032/
68/4, E vrak: 821, Sıra: 119, M ısır Fevkâlâde K om iseri D evletlû Gazi A h­ m ed M uhtar Paşa H azretlerine, (24 Ağustos 310). M ehmed M urad, Mücahede-i Milliye: Gurbet ve Avdet Devirleri, ss. 150-151. İbid, ss. 130-131.

(371) (372)

243

«...Nizâmnâmemizin dokuzuncu bendi ahkâmı İstanbul’un muvafakattyîa tebdil olunarak şu’âbât-ı umumiye altıya iblâğ olunmuşdur ve (Mısır-İParis} şubeleri m üttehidin altıncı şube ittihaz ohmmuşdur...»™

Paris ile arası zaten pek iyi olmayan İstanbul merkezi, gördüğümüz yetki devrinden önce, nizâmnâmeye dayanarak Mısır’ı da merkez durumuna geçir­ meye muvaffak olmuştu. Aym yazıda gördüğümüz İslamcı temalar, bu yetki­ nin neden verildiğini bize gösteriyor. Bu kuşkusuz Ahmed Rıza Bey’in hoşuna giden bir durum değildi ve onun herşeye rağmen sözkonusu değişikliği dik­ kate aldığını da söylemek mümkün değildir. Ama, Mısır merkezinin de bu yet­ kiyi kullandığı açıktır. Bu problemlerin önüne geçmek için Rodos’dan yeni firar ettirilmiş olan İshak Sükûti, örgütü yeniden düzenlemek üzere Mısır’a gönderildi. Cemiyet muhaberatında Sükûti’nin bu görevini mükemmel bir biçimde yaptığı ve örgütü dağılmaktan kurtardığı belirtilmektedir.3 7 4 Bir süre sonra, Mısır’da bir gazete çıkarılması sorunu gündeme geldi. Esasen Paris merkezi ile aym haklara sahip bulunan bu şube, kimseye da­ nışmaksızın böyle bir gazeteyi çıkartma hakkına da malik bulunmaktaydı. Bu noktada muhalifler arasında ikiliğin ortaya çıktığı gözleniyor. Hoca Muhid­ din; daha evvelce de gördüğümüz gibi; Cemiyet ile yakın ilişkiler kurmakla birlikte, tamamen ortak hareket etmeye yanaşmamıştı. Kendisinin Hoca Kadri’den bahsedişine bakılırsa; o da, bu konuda ondan taraf olmuştu.3 7 5 Niha­ yet bu koşullar altında, Kanun-i Esasî gazetesinin çıkarılmasına karar veril­ di. Fakat; bu tarihte yapılan olağanüstü toplantı sonucu, «Hey’et-i Teftiş ve İcra»mn kurulması ile Mısır Şubesinin kısa süren merkezliği de sona ermiş oluyordu. Sözkonusu gazete, yeni merkezin de belirttiği gibi bir ûlema gaze­ tesi olarak takdim edildiğinden,3 7 8 izin sorunu da çıkmamıştı. Bu gelişme ile Hoca Muhiddin ve ûlema grubu, Mısır muhalifleri üzerin­ de tam bir hakimiyet kurmuş oluyorlardı. Nitekim, bu kontrol altında Mısır Şubesi, çok kısa aralıklarla merkeze iki rapor vererek oldukça ilginç bir ta ­
M ısır Ş ubesinden-B ulgaristan Ş u ’besi Meclisine, 112/23 Temmuz 312-14 Ağustos 96, A rkivi Çendror, 19/158//10/112. Bu ilginç yazının sureti aynen verilm iştir. Bkz. B. XXXXII. Bu arada su retim verdiğim iz, M urad Bey ta ­ rafın d an A hm ed Zeki B ey’e yazılan resm î m ektuptaki sıra num arasının 29 Nisan 1896 tarih iy le 139, b u belgedeki tarih e göre n u m aran ın 112 oldu­ ğuna d ikkat edilirse, yeniden teşkilâtlanm a ve kısa sürede yoğun m uhabe­ ra tta bulunm a d urum u anlaşılır. (374) A bdullah Cevdet Bey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, 17 K ân û n -i sânî 1897, A rkivi Çendror, 19/106//194/1. (375) Hoca M uhiddin, Hürriyet Mücâdeleleri..., s. 3. (376) «İlân,» Mizan, no.4, 11 K â n û n -i sânî 1897-7 Şa’ban 1314, s. 2: «Ûlem a-yı d in -i İslâm ve taleb e-i ûlum dan m ürekkeb bir cem iyet-i ilm iye nâm ına olarak Şeyhzâde Hoca M uhiddin Efendi biraderim izin M ısır’da te ’sis ey­ ledikleri ‘K a n u n -i Esasi’ ism indeki v arak p âre-i ham iyyet....». 244 (373)

vır ortaya koydu. İlk olarak bu şube, Hıristiyanların kesinlikle Cemiyete alın­ mamasını istiyordu. İkinci olarak, yabancı müdahalesine karşıtlığı; Murad Bey’e ihtarda da bulunarak; çok kesin bir biçimde dile getiriyordu ve niha­ yet son olarak îslâmcı bir tavrı olabildiğince net bir şekilde ortaya koyu­ yordu : «...Rum'lar Yunanistan; Bul garlar, Bulgaristan m enafıine hidmet ederler, Ermeniier hayâl-i ham olarak Ermenistan teşkil etmek sev­ dasına diişdiiler ve keza keza.,, akvâm-ı mezkûrenin papasları ki­ liselerde, muallimleri mekteblerde verdikleri dersler, mürebbiyele­ rinin beşikteki çocuklara okuduğu ninniler hep Müslümanlık aley­ hindedir, Avrupa’ya Müslümanları vahşi, barbar bildiren bu akvam­ dır,,., Akcarn-t gayr-i müslimenin hâli de böyle! Bu takdirde çâre-i selâmet nedirP Devlet-i Osmaniye düvel-i muazzama tarafından da­ hi musaddak olduğu misiUû bir Devlet-i Islâmiye olduğundan ah­ vâlini ıslâha say edecek kuvve-i müdire dahi esasen unsur-u îslâma mensub olmalıdır, Binaenaleyh bu vazife-i mukaddeseyi akvâm-ı îslântiye meyânmda cemiyet-i esasiye vasıtasıyla hâsıl olacak olan it­ tihad ve meşveret deruhde etmelidir. O halde sırf müslümanlardan mürekkeb olan cemiyet-i esasiye seyyiâtı mütevellid esbâbı bilâgaraz ve avz araşdırub herkezi ikaz ve dalâletde bulunanları her kim olur­ sa olsun mümkün olduğu kadar rıfk ile tarik-i hakka sevk ve çâre-i salâh ve selâmet neden ibaret ise ânı —kavl-i vahidle değil— meşve­ retle teklif eylemek hususuna çalışır,..»377 Biraz ileride ise Mısır Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti Şubesi şekline dönüşmenin maliyeti açıkîanmaktadır :
«...Şu makaleden maksad âmâl-i asliyesi, bâlâda Mısır’da olub Ce­ miyet-i İslâmiye nâmı verilmiş olan cemiyet-i esasiye, Memalik-i Osmaniye hususatmda, «İttihad ve Terakki-i Osmaniye Cemiyeti» nâmını aldığım ve bu bir tedbir-î siyasî olub niye Hıristiyan dahil edilmesi tecviz edilmediğini bildirmekdir...»3'!i

Aynı şekilde; Mısır Şubesinin yayın organı durumuna geçen gazete de; yabancı gözlemciler tarafından, İslâm teorisi ile anayasacüık arasında has­ sas bir dengeyi oluşturmaya çalışan bir periyodik olarak yorumlanıyordu .3 7 9
(377)

A rkivi Qendror, 19/60//233/15. Bu ve aynı eğilimle yazılan diğer b ir ra p o ­
ru n bulunabilen sahifelerinin suretleri verilm iştir. İkinci rap o r için bkz.

A rkivi Çendror, 19/60//238/621. Belgelerde, H ıristiyan kabûlüniin İstanbul
m erkezince de kabul edilem iyeeeği üzerinde durulm aktadır. Bu konuda m etni verilen İstanbul m erkezinin sirküleriyle de karşılaştırm a yapılm alı­ dır. Belgelerin m etinleri için bkz. B. XXXXIII, A rkivi Qendror, 19/60//233/15.

(378)

245

Daha gazetenin çıkışı sırasında Hoca Muhiddin, bu yolda bir başvuruda bu­ lununca, Osmanlı yönetimi dahi bu kimselerin asıl amaçlarının ne olduğunu tam olarak anlayamamıştı.3 8 0 Doğal olarak gazetenin işlediği temalar, Saray tarafından büyük bir endişe ile karşılandı .3 8 1 Bir süre sonra; Avrupa merke­ zinin de farkedeceği gibi, bu alandaki eleştirilerle yönetimi en zayıf nokta­ sından vurmaktaydılar. Bu gelişim sürerken Hoca Muhiddin ile diğer üyeler arasında anlaşmaz­ lık yoğun bir hale gelmiş ve kendisinin ifadesine göre, ona gelen mektuplar gösterilmemeye başlanmıştır ,3 8 2 Bunun üzerine Hoca Muhiddin, gazetenin yö­ netimini yeni bir heyete bırakarak Mısır'daki faaliyetten çekildiğini açıkla­ dı.3 8 3 Beklenen tekrar îsmail İbrahim Bey’in reisliğe gelerek, örgütün yapı­ sını değiştireceği idi. Ancak, aynı sırada bu kimse Hıdiv ile Jön Türklerin ilişkilerini kuvvetlendirmek ve ondan daha fazla maddî kazanç temin etmek amacıyla, onun Paris seyahatine katıldı. Fakat, çabalar tamamen boşa çık­ tı. Huzura kabul edilme sorunu yüzünden, Murad Bey ve Hidiv’in ya­ nındaki bazı kimselerin Ahmed Rıza’nın pozitivist tutumlarıyla ilgili telkinle­ ri nedeniyle, Mechveret yöneticisi Mısır idarecisi nezdindeki itibarlarını kay­ bettiler .3 8 4 İsmail İbrahim Bey; cemiyetin ilk teşkilâtında görev almış olma­ sından dolayı; Hidiv’e her ikisinin de lider pozisyonlarına rağmen, aslında önemli kimseler olmadığını belirttiyse de başarı sağlayamadı.3 8 3 Bunun üze­
(379) (380) A rm inius V am bery, La Tıırquie D’Aujourd’Hui et D’Avant Çuarante A ns , P.V. Stock, (Paris:1898), ss. 57-58.

BBA-BEO/M ısır Komiserliği Âmed: Mısı-r Komiseri Muhtar Paşa Hazretle­ rinden Gelen Tahrirat Defteridir, 746-38/4, 728/822, (2-1 T eşrin-i sânî 312)

(Takdim :26 T eşrin-i sânî 321), «...M uhiddin Efendi nâm ında birinin v u k u ’b u lan m ü racaatına ve kendisinin lisan -ı şer’-i şerifden bahis b ir gazete çık artm ak niyetinde b ulunduğuna dair.». D aha sonra; M uhiddin’in evvel­ ce İstikam et adlı b ir gazete çıkarm asından m uhalefete başlayacağı an la­ şılm ıştır. Bkz. BBA-BEO/Hariciye Reft, 184-5/40, 128 (m üm taze), (29 M art 314), BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13,227, (19 M art 314). (381) Bu nedenle gazete h akkında alm an ted b irler için bkz. BBA-İrade-Hususî, R am azan 1315/no.l6-925, BBA-BEO/Telgraf ve Posta Nezareti Giden, 58517/10, 168, (5 K ân û n -i sânî 313)/80888, BBA-BEO/Dahiliye Giden, 96-3/45, (31 K ân û n -i sânî 313), 3391/80888. BBA-BEO/Telgraf ve Posta Nezareti Gelen, 579-17/4,102, (17 K ân û n -i evvel 312), BBA-BEO/M ısır H idiviyet-i Celilesinin Muharrerat Defteri. (71)-1032-68/4, Sıra: 154, Evrak: 102, H i­ caz, B ağdat, Yem en, Basra, Suriye, Musul, Adana, Trablusgarb, H aleb V i­ lâyetleriyle, Lübnan, Zor, K udüs ve Bingazi M utasarrıflıklarına şifre, 18 K ân û n -i Evvel 312. (382) Hoca M uhiddin, Hürriyet Mücadeleleri..., ss. 3-8. (383) M uhiddin, «İhtar,» K anun-i Esasî, n o .5 ,17 K ânûn-i sânî 1897-15 Şa’ban 1314, s. 4. (384) Bu gelişm eler için bkz. İsm ail İbrah im B ey’in -îb ra h im Temo’ya, K ahire, 27 Ocak 1897 ta rih li m ektubu, İb rah im Temo, İttihad ve Terakki..., ss. 96-100. (385) İbid, s. 100.

245

rine, uüyük bir üzüntüye kapılarak istifaya karar verdi. Osmanlı yönetimi de, bir süre sonra kendisini yurt içinde bir doktorluk görevine getirdi .2 8 8 Beklenmeyen bu durum üzerine Hoca Kadri, Mısır Şubesinin lideri du­ rumuna geçti ve böylece şubedeki İslamcı tutum devam etti. Bu sıralarda hazırlandığı anlaşılan Mısır şubesine ait bir evrakta önemli üyelerin Hoca Kadri, Doktor Cazım, Doktor Bahaeddin, Doktor Ermenak Efendi, Salih Efen­ di, Safvet Efendi, Mehmed Efendi Ferc-el-Sûdanî, Ahmed Efendi, Cami-elEzher ulemasından Abdullah Efendi, Mevlevi ve Cemiyetin İran ve Hamend ile bağlantısını temin eden Hacı Mirza Esfehânî ile Yusuf Efendi’den oluş­ tuğu anlaşılıyor.3 8 7 Bu şekliyle Mısır Şubesi ûlema ağırlıklı konumunu, Murad Bey’in ülke­ ye dönüşünden sonra da, bir müddet devam ettirecektir. Fakat, bu dönemde de gözden kaçırılmaması gereken husus, bu şubenin özellikle yabancı müda­ halesi konusunda çok hassas ve bu oluşuma en sert biçimde karşıt oluşudur. 8 8 temelinde de, bu neden yatmakta­ Cenevre ile aralarındaki anlaşmazlığın3 dır ki, Murad Bey bu noktayı, yâni ûlema ağırlıklı bir şubenin, neden pozitivist Ahmed Rıza’yı kendisine tercih ettiğini hiçbir zaman anlayamamıştır. İstanbul Merkezi : İstanbul merkezinin 1898 darbe girişiminden sonra ne kadar güç bir du­ rumda kaldığını gördük. Örgütün dağıtılmadan evvelki kuvvetinin fazlalığı ve halka nüfûzu hakkında ihbarlar o denli korkunçtur ki & Osmanlı yönetimi merkeze darbeyi indirirken sempatizanlar ve onları koruyan devlet büyük­ lerine de ilişmekten çekinmemiştir ki, bu durum yabancı basma da yansımış

tır. 3 9 0

Fakat, özellikle mekteplerdeki teşkilât vasıtasıyla, bu darbeden kısa bir süre sonra cemiyet tekrar eyleme geçmiştir: «... İstanbul’da Şubat R um fnin dördüncü Pazar akşamı saat birle üç arasında ilânlar dağıtılmıştır. îttihad ve Terakki Cem iyetinin İs­ tanbul M erkez Şu’besi mührünü hâmil olan mezkûr Hânlar fevkâlâde te’sir hâsıl ederek hükümeti ziyade telâşa sürüklemişdir... Gala­ ta, Beyoğlu, Beşiktaş, Üsküdar, Beylerbeyi, Ortaköy. Kadıköy’de da­ hi bu ilânlar mebzûliyetle tevzi ’ olunmuş dur. Yine cemiyetin mer­
(386) {'38?) <388) (389)

BBA-BEO/ Dahiliye Giden, 97-3/46, 3425 (M ümtaze:159), (20 K ânûn-i e v ­
vel 314).

A rkivi Çendror, 19/58//1. A ynen verilm iştir. Bkz. B. XXXXTV.
Salih Cemâl Bey’d en-İshak S ük û ti’ye, baş tarafı kopuk b ir m ektubun 9 ve 10 ncu sahifeleri, Arkivi Çendror, 19/106-7//929/1979-1. İstanbul halk m ın b u kim seler tarafın d an başlatılacak ayaklanm aya k a tı­ lacak ları ih b arı için bkz. B B A -Y / Sadaret Hususî Marûzat, 25 B 1314/no. 1775. Bkz. BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13,4145, (30 K ânûn-i evvel 312). Bir Cem iyet gazetesi de bu yoğun ted b irler gereğince beş bini aşkın talebe-i û lum un sürüldüğünü iddia etm ektedir. Bkz. «Havadis,» Kanun-i Esasî, no. 5, 17 K ân û n -i sânî 1897-15 Ş a’b an 1314, s. 4.

(390)

247

kez şu’be sinin süferâya bir beyannâme verdikleri ve bunun üzerine Yıldız’ın pek ziyade telâş etdiğini Avrupa gazeteleri yazıyor...»™*

Aynı tarihte, gene Cemiyet mensuplarının camilerde hükümet aleyhine toplantılar yaptıkları da, resmî gazetelerde dile getirilmektedir.3 ® Gene, mer­ kez tarafından yayın organlarına gönderilen yazılarda, yakında faaliyete ge­ çileceği yoluda tehditler ileri sürülmektedir :
«...Henüz ateş edilmemiş ise de kesdimıe bir yol tutulmak üzere çatılan silah-i kıyamın çattrdısıykı yüreği büsbütün yerinden uya­ nan Yıldız’daki «sersem» yıldırım uğramışa döndü, Etrafındaki siper’i saikalara (!) güvenerek var kuvvetiyle gûya üzerimize saldırdı!! Fakat henüz pusudakilerimizin gölgesini bile seçemedi. Çünki tepe­ sinde bulunuyor ,,.»3 0 3

Ancak, bu iddialı anlatıma karşılık; gerçekte, örgüt yalnızca talebe mu­ hitinde kuvvetli bir durum göstermektedir. Bilhassa Harbiye mektebinde çe­ şitli kollar kurularak ,3 9 4 eski hocaları Çürüksulu Ahmed Bey aracılığıyla, Av­ rupa merkezi ile yeniden temas sağlandı. Cemiyete ait bir marş dahi hazır­ landı.3 9 5 Ama artık, 1896 darbe girişimi öncesi merkezde bulunan askerî kad­
«Havâdis,» Kanun-i Esasî, no.10, 22 Ş ubat 1897-20 R am azan 1314, s. 7. «17 Ş u b at-îstan b u l: Aynen,» Kanun-i Esasî, no.10, s, 7. A ynı tarih lerd e İn g ilizler de gelişen olaylarla ilgili benzer istih b a ra t toplam ışlardır. B ir yazıda özellikle R am azan da daha ra h a t k alan ve «tehlikeli b ir eleman» olarak n i­ telenen Jön T ürklerle ilişki halindeki dervişlerden ve Sultam ın A vrupa’ya susm aları karşılığı refo rm ların yapılm ası ve belki anayasanın dahi ilânı­ nı gerçekleştirm ek vaadiyle delegeler göndereceğinden bahsedilirken (bkz. P hilip C u rrie’d en -S alisb u ry ’e Pera, 3 Ş ubat 1897/no,74 (Conf.) PRO/F.O, 78/4797), diğer b ir yazıda S u ltan ’m h ay atına k arşı b ir saldırının beklenil­ diği an latıld ık tan sonra sanki b ir eylem olması çok norm alm iş gibi «Jön T ü rk P artisin d en b ir gösteri geçen gün de gelmedi» şeklinde bir ifade kullanılıyor. Bkz. Philip C u rrie’d en -S alisbury’e, Pera, 18 Ş ubat 1897/no. 115 PRO/F.O. 78/4798. (393) « îdare-i M erkeziyeden M evrud B ir M ektubdan,» Mizan, no. 9, 25 K ânûn-i sânî 1897-21 Ş a’ban 1314, s. 4. (394) Â kkâ’dan fira rın ı gördüğüm üz Şefik B ey’in yeğeni ve H arbiye talebesi M ahir Said Bey aracılığıyla okulda Hüseyin A vni Paşa kolu adlı b ir k o ­ m ite ve Hoca H ayrullah E fendi’n in tavsiyesiyle aynı okul öğrencilerinden Fazlı Bey tarafın d an Süleyman Paşa kolu' oluşturulm uştur. Bu kom iteler ilk k a ra r olarak A skerî M ektepler N azırı Zeki P aşa’nm öldürülm esi k a ­ ra rın ı alm ışlardır. Bkz. A hm et Bedevî K uran, İnkılâp Tarihimiz ve Jön Türkler, T an M atbaası, (İstanbul: 1945), ss. 35-38. (395) M arşın m etni için bkz. [M an astırlı] Bahaeddin Sâî, Güldeste-i Hâtırât-ı Ahrar ve Eslâf-Refuge Turc d Paris, Yazma, î. H akkı T arık Us K ü tü b hanesi, 0.50/D. 38/1. M arşın 1897 yılı o rtaların d an itib aren kullanıldığı a n ­ laşılıyor. Bkz. Zahid, «İstanbul’dan,» K anun-i Esasî, no.19, 3 M ayıs 1897-24 Zilkade 1314, ss. 6-7 ve Ali Fahri, Emel Yolunda, 2. Baskı, H ü rriyet M at­ baası, (İstanbul:1328), ss. 47-48. M arşın m etni verilm iştir. Bkz. B. XXXXV. (391) (392)

248

ro hayal dahi edilemeyecek bir durumdu. Bu konudaki fikirlerin resmî gaze­ telerde de kapalı olarak belirtildiğini görüyoruz :
«...Pekâla düşünelim. Sultan A ziz’in hal’inde inkılâbı husûle geti­ ren kim idi? Asker değil mi? Halbuki asker nedir? Âdeta devletin ruhudur, ânı haricî ve dahilî düşmanlarına mukabil fedakârâne m u­ hafaza etmekle mükellefdir... Üstümüzde bu belânın bekasına sebeb olan başlıca sm uf askeriye ve bilhassa İstanbul’da bulunan as­ kerdir. Zira Yıldız bunların üstüne istinad etmezse günden güne mil­ letin üzerinde tezayid eden zulme cesaret edemez. Acaba asker bu­ nu bilmiyor mu? Ekseriyet itibarıyla pekâlâ biliyor. Lâkin önünü almak işine gelmiyor. Zira âdeta Yıldız’m soygununa müşterekdir. H udud boyunda aç, çıblak millet uğrunda can veren askerle kendi­ leri arasındaki farkı görüyorlar, ânı muhafaza, etmek istiyorlar. Ama diğer vatandaşları can veriyormuş, sefil oluyormuş, evlâdlarım yetim bırakıyorlamıış !... Lâkin sözlerim efrada değildir, mülâzımdan m ü­ şire kadar zahitanadır. ,.»3M

Bu talebeler aracılığıyla Avrupa merkezi, çeşitli beyannameleri İstanbul’ da dağıtmaya muvaffak olmuş ve bu durum, Saray'm endişesine yol açmış* tır .3 9 7 Bir süre sonra ise İstanbul’da yeniden bir merkez oluşturulmaya mu­ vaffak olunmuştur :
«....Mumaileyhin kavlim e bir meclis-i idare varmış. Size birkaç ay evvelsi yazmış. Şimdi bu meclis bir takım ıslâhat ile meşgulmüş... Madem ki birkaç aydan beri mevcud imişler mevcudiyetlerini niçün hisseti irmiyorlar. B irde kısımların ve şu’belerin yeniden tanzimini istiyorlar. Hiç ses çıkartmadım. Fakat, zannıma kalırsa bu da bîlüzûmdur. Çünki muntazaman devam edemez. Bir kaçı memur en gider Bir kaçı nefyedilir. Bir kaçı habs olunur, zincir yine bo­ zulur. Eski hamam eski tas kalır... Bunlar kâmilen mechûl bir hal­ de kalacaklar. Yalnız, Cenevre ile muhabere edecekler. Şu’be reisle­ ri de seyyar memurlar vasıtasıyla Cenevre’den emir alacaklarmış.
(396) (397) «İstanbul'dan,® K anun-i Esasî, n o ,6 ,25 K ânûn-i sânî 1897-22 Ş a 'h a n İS 14, ss. 3-4. K onstantin D im itri’den -İsh ak S ü k û ti’ye, [C en ev re], 22 M ayıs [18]97: «...B ayram gecesi b u rad an gönderdiğim iz ilânları d ıv arlara yapışdırm ışlar. Zabıta nazırı duym uş, M abeyn’e yazmış. Gece saat yediden sonra yâverler, zabıta, polis ve hafiyeler hem an bilcüm le esvâkı dolaşm ışlar. Bu sebeble M ekteb-i T ıbbiye’den; Rıza, Galib ve diğer iki c-err’an dört kişi tev k if olunm uş....». A rkivi Qendror, 19/106-4//1148/271. İshak S ü kûti’d en D oktor Nâzım Bey’e, Cenevre, 11 H aziran 1898 ta rih li m ektupta da ta le ­ b eler arasındaki örgütlenm enin çok geliştiği ve M ühendishanede de yirm i kişilik b ir Cem iyet hücresi k u ru ld u ğ u belirtilm ektedir, Bkz. Bahaeddin

Şâkir Bey Evrakı/Özel Arşiv.

2A&

Hep müşkilât, hep işi uzatmak. Zaten böyle şeyler birkaç sene ev­ velsi içün olabilirdi. Şimdi vakit var. Başka ciddî şeyler yapmak mümkünse onu göstersinler...»m

Mektubun yazarı durumu ümitsiz bir şekilde anlatmaktadır ve kısa süre sonra bu korkusunda haklı olduğu görülecektir. Önce, Harbiye’deki teşkilât­ ta kâtiplik görevini yürüten bir öğrencinin ihbarı ile bu okulda ,3 9 9 daha son­ ra ise, çeşitli ihbar4 0 0 ve soruşturma genişletmeleri ile Tıbbiye’de ve ûlema çevresinde büyük tutuklamalar yapılmıştır.4 0 1 Yabancı kaynaklarda; önce bâzı subayların «fezahat-ı lisaniye»de bulun­ malarından dolayı divan-ı harbe gönderildikleri hakkında haberler görün­ dü .4 0 2 Arkasından tüm tutuklular hakkında bilgiler verilmeye başlandı. Bun­ lardan en geniş bilgi veren bir tanesi; yedi yüksek düzeyde Şeyh, 106 ileri ge­ len ûlema, 324 talebe ve bu sınıflardan toplam 630 ayrı. kişinin tutuklandığı­ nı belirtiyor .4 9 3 Bu konudaki rakam lar devletin resmî istatistiklerine konulma­ dığı için kesin tutuklu sayılarını bilemiyoruz.4 0 4
(398) . L. Lâli [M ehm ed R e şid ]’den -İsh ak S ü k û ti’ye» 18/7 Temmuz 313, A r k iv i Çendror, 19/İ06-4//298/1132. İstanbul m erkezi bu durum a rağm en M urad B ey’in dönüşünü onaylam am aktadır; «...B uraya avdeti şim dilik h a tıra ge­ tirm eyiniz. İşkence altın d a inleyen adedi gûya pek azmış gibi gelüb pençe­ lerine boyun uzatm alık pek abesdir. Orada siz elden geldiği m ertebe ça­ lışınız. Biz de burad a çalışırız. Siz son dereceye gelir ve m uvaffakiyetden b ü sbütün k a t’-ı üm id ederseniz elbetde dilediğiniz veçhile harek etd e m uh­ tarsınız...». (399) A hm et Bedevî K uran, İnkılâp T arih im iz v e Jön Türkler, s.36. O kullarda­ ki sıkı denetim e b ir ö rnek o larak M ekteb-i M ülkiye’ye ait b ir ilân örnek gösterilebilir. A r k iv i Ç endror, 19/135//221/26. A ynen verilm iştir. Bkz.

b. xxxxvr.
(400) B ir örnek olarak bkz. Birinci F erik Reşid, Taşktşla D ivan -t H arbi M u karr e ra tm a D air H a k a y ık -t M ühim m e, H anım lara M ahsus Gazete M atbaası, (İstanbul: R. 1324), ss. 4-9 içinde Tıbbiye beşinci sınıf talebesi, Y enişehir F enerli A tıf B ey’in yazısı. Bu tu tu k lam aları yaşayan AU F a h ri’nin olayları h a tıra biçim inde nakli için bkz. Emel Yolunda, ss. 5. v.d, «Turkey,» The Times, 5 Ağustos 1897. B urada on iki tu tu k lu subaydan bahsedilm ektedir. Philip C urrie ise on dö rt subay için idam k a ra rı v eril­ diğini ancak b u n u n bazı b ak an ların a ra y a girm esi ile veto ettirilebildiğini belirtm ektedir. Bkz. Philip C urrie’den-D ışişleri B akam ’na, Therapia, 26 Ağustos 1897/00.517-572 (Conf.), P RO/F .O, 78/4808. «Une nouvelle C our m artiale en Turquie,* L ’Independance Belge, 14 A ğus­ tos 1897. Bu konuda bilgi olabileceği düşünülen; N ezaret-i U m u r-i T icaret ve Nafıa, İsta tistik -i U m um î İdaresi, D e v le t-i A l i y y e - i O sm a n iye’nin Bin Üç Y ü z On Üç Senesine Mahsus îsta tis tik -i U mumisidir, (1315), İÜK-TY, 9184/6, ss. 65-66’da : M em alik-i M ahruse-i Şâhânede..... D evletin em niyet-i dâhiliyesini ihlâl

(401) (402)

(403) (404)

250

Bu malûmatımızın eksikliğine karşılık; kesin olarak bildiğimiz, İstanbul’­ daki hareketin en büyük darbeyi yediğidir : «...En sağlam kökümüz olan Tıbbiye’de bile bir ye’s ve fütûr hâsıl oldu, işte bunca ihvan tevkif olundular. İşkence görüyorlar, sürü­ lüyorlar. Bir taraftan kazanılan Teselya iade olunmak üzere, Cemi­ yet mevcûdiyetini şimdi göstermezse ne vakit gösterecek. Niçün bir şey yapılamıyor. Yoksa esassız bir kuru patır dıdan mı ibaretdir. A v­ rupa’da oturup feryâd etmenin modası geçdi. D efatle yapışdtnlamayan tehdîd-âmiz ilân ve yaftaların hani netaic-i ameliyesi gibi şikâyetler çoğaldı. Bunlara ne cevab verilecek!.. Hattâ Avrupa’dahi­ ler gelsinler birleşelim, yekvücûd olarak bir kıyam-ı umumî yapa­ lım diyenler de bulunuyor.... Hiç olmazsa bir meclis günü Bâb-tâli’yi basmak içün yüz kişi lâztm ki o d a m eikuddur..y> m Mektup yazarı daha sonra Süleymaniye’ye giderek hocalarla görüşmüş, fakat bu mülâkatta da bir çözüm bulunamamıştır.4 0 6 İşlediğimiz dönemin ba­ şında üye olan bir kişinin ifadesiyle de :

«. .Ve bendenizden sonra iki kişiyi daha Cemiyet-i hayriyeye idhai ettiysem de o zamanki numeroların birer birer ihtiyatsızlıkları hasebiyle ve Murad Han-ı bîâinin Paris’den avdet etmesi müna­ sebetiyle bir çok efendilerimizin Taşkışla’ya gönderilmesinden bir­ birimizi kaybetdik. .
bütün örgüt bağları çözülmüştür.

(405)

(406) (407)

edenler başlığı altında, D ersaadet ve M ü lh a k a tı: 1 Trabzon 20 D iy ar-ıb ek ir 24 S uriye 32 şeklinde b ir açıklam a y ap ılm ak tad ır ki, açık olarak bu kim selerin Jön T ü rk ler olm adığını belirtebiliriz. L.Lâli [M ehm ed R eşid ]’den-İsh ak S ü k û ti’ye, 22 H aziran 313, A rkivi Qendror, 19/135//262/703. B uradaki tem alara benzeyen ifadeleri işleyen diğer b ir m ek tu b u n d an Reşid B ey’in düştüğü üm itsizliği ve eylem beklentisini anlıyoruz: «...B u k ad ar p a ra ile şu rad an b u rad an yân i A vrupa’n ın (!) bâzı m ahallerinden canlarına susam ış anarşist takım ları ik n a edilebilir, beş, on danesini göndersinler de şu işlere b ir netice verelim ...». Çerkeş Lâm i [M eh­ m ed Reşidjj’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, tarih siz m ektup, A rkivi Çendror, 19/1064//256/114Î. A rkivi Çendror, 19/135//262/703. 2/74 n u m aralı Cem iyet üyesi M ehm ed Said Bey’in -İttih a d ve T erakki-i O sm aniyân C em iyeti R iyâseti C enâb-ı Âliyesine, 25 M art 316 ta rih li m ek­ tubu, A rkivi Çendror, 19/53//584/1. M ektup aynı zam anda, tu tu k lam aların b ir bölüm ünü de M urad Bey’in ih b a rla rın a bağlayan dedikoduların etk in ­ liğini gösterm esi bakım ından ilginçtir. 251

Saray’ın sıkı takibi ve soruşturmalar sonucunda, talebelerin kurduğu ör­ güt dışında, resmen tanınan Cemiyet temsilcisi olarak İstanbul faaliyetim sür­ düren 4 0 8 Mehmed Reşid Bey; ki kendisi kurucular içinde, dahilde kalan tek şahıstı; tutuklular arasına girmiştir .4 0 9 Jön Türklerle ilişkisi bilinen kimseler değişik görevlere tayin edilerek İstanbul’dan uzaklaştırılmışlardır. Saray bu kez sorunun üzerine oldukça acımasız bir biçimde yaklaşarak, îngilızlerin ko­ ruması altında bulunan bazı Jön Türk sempatizanlarını dahi bu kategoriye sokmuştur.4 10 Bu da, sorunun ne kadar önemsendiğini bize göstermektedir. Gene, okullarda denetim faaliyeti alabildiğine sıkılaştırılmış ve Harbiye Mek­ tebinden iki sınıf, olaylara karışmaları gerekçesiyle tard edilmiştir. Öğrenci­ lere karşı alman tedbirler, bu dönem ve sonrasında öyle yoğunlaşmıştır ki; sonunda, onların şehir içinde istedikleri gibi dolaşmalarını önleyecek faali­ yetler başlatılmıştır .411 İşte, Murad Bey, Cemiyet adma anlaşma yaparak İs­ tanbul’a dönmeyi kabul ettiği zaman, eski merkezin durumu bu görünümde­ dir. Yurtiçi Taşra Teşkilâtı Faaliyetleri ve 1897 Suriye Darbe Girişimi : Her ne kadar Hariciye Nezareti, İttihad ve Terakki Ceımyeti’nin bu dö­ nemde yurt dışında fesadcı faaliyetlerini yoğunlaştırdığını belirtiyorsa da /4 1 2 sözkonusu periyod, bu Cemiyet’in bu kez taşradan gerçekleştirmeye çalıştığı bir darbeye sahne olmuştur. Şimdiye kadar, Cemiyet’in organizasyonu için genellikle Balkan teşkilâ­ tı incelenmiş ve tek önemli örgütlenmenin burada olduğu, bütün darbelere rağmen, 1906 sonrasında buradaki yeniden düzenlenişe zemin hazırladığı üze­ rinde durulmuştur. Kuşkusuz, üzerinde duracağımız gibi, Balkan teşkilâtı da Cemiyet’in faaliyetleri bakımmdan büyük önem taşımaktadır; ama, 18951897 arasında faaliyetin en yoğun olarak sürdürüldüğü yer, Suriye olmuştur. Kuşkusuz bu açıdan; evvelce belirttiğimiz gibi, Türk-Suriye komitesinin 1897 başlarından itibaren Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti içinde erime­
(408) (409) (410)

A rkivi Çendror, 19/106-4//256/1141. Alî F ahri, Emel Yolunda, s. 64.
Sir Philip Curr.ie’den-M arquess of S alisbury’e Therapia, 9 Tem m uz 1897/ no.463 ta rih ve num aralı yazı ve eki A dam Block’un, Cons., 7 Temmuz 1897 tarih li m em orandum u. PRO/F.O. 78/4804. K onuyla ilgili kısım ları ve­ rilm iştir. Bkz. B. XXXXVII. M aarif N ezaret-i Celilelerinin 30 Te§rin~i evvel 313 ta rih ve dört um um num erolu ta h rira t-ı âliyesi sureti, İstanbul Valiliğine Gelen Tahrirat-ı Umumiye Suretleri, İÜ K -TY , D.8. 9886, v. 38/b. B B A -Y /M ütenevvî (Günlük) Marûzat, 15 Ra 1314/no,2222. Buna kargılık Cenevre m erkezi y u rt içi faaliyetin yoğunluğunu fırsat bilen bazı fırsa t­ çıların oraya b u ray a m ektup y azarak Cem iyet adına tehditle p a ra istem e­ lerin d en y akınm aktadır. Bkz. «İlân-ı Resmî,» Mizan, 18,3 M ayıs 1897-30 Zilkade 1314, s. 1.

(411)

(412)

252

si ,4 13 bu faaliyeti çok kolaylaştırmaktaydı. 1895 tarihinde, başkentten uzaklaş­ tırılmak için geçici görevle bölgeye gönderilen ve burada bütün merkezleri dolaşan4 14 Doktor Şerafeddin Mağmumî, burada önemli şubeler kurmaya mu­ vaffak olmuştur. Kendisinin daha sonraki bir anlatımından:
«...Aldığım ■mektub Mamadandı. Orada bulunduğum esnada... Üe ekdiğimiz tohum bugün yetmiş dallı ağaç olmuş, Hama’ya da bir filiz salmış. Şanı’a merbutuz oradan gazeteleri alıyoruz ve Hama’ya gönderiyoruz diyor ... ,»m

buradaki örgütlenme faaliyetinin bir hayli hızlı gerçekleştiği görülüyor. Ge­ ne 1895 tarihinde o dönemki merkez yayın organında «...Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin mekasıd-ı meşruası Suriye’nin her tarafında intişar etdi. Âmâl ve temenniyât-ı umumiye bu fırka-i naciyenin teşebbüsâtıyla pek güzel imtizaç ediyor...»4 16 veyahut «Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin mesaî ve ikdamı bu havalide fevkâlâde takdir ve tahsin olunuyor...»417 biçiminde ifa­ delere rastlamamız, durumu teyit ediyor. Kısa süre içinde Cemiyet’in; sey­ yar memurlar aracılığıyla; bölgedeki faaliyetini arttırdığı gözleniyor:
«...Osmanlı İttihad ve Terakki C em iyetine mensub Seyfullah ge­ çen hafta Rodos dan avdet etdi. Hâmil olduğu talim atı gösterdi. BirUkde H avrana gitdik. Tahşidât-ı askeriye merkezlerini gezdik . Süveydiye’ye uğradık.
(413) B elirttiğim iz gibi b u ted ricen gerçekleşm işti. M urad B ey’in y u rd a dönüşü üzerine A hm ed Rıza gru b u n a y ak ın lık ların ı b elirten ve eski lideri k ın a ­ y an b ir m ek tu p tan b u kom itenin görünüşte varlığım devam ettirdiği a n ­ laşılıyor. Bkz. «Nous recovons de nos am is du Comite T urco-Syrien des reformes.s- Mechveret Supplement Français, no.40, 1 Ağustos 1897, ss. 5-6. Gazete çıkışı ile ilgili problem ler çerçevesinde «...A rnavud, Suriye [A yrı­ lık çı] ve E rm eni kom itelerinin.... alenen teveccüh...»ünden bahsedilm ek­ tedir. Bkz. H ey’e t-i T ahririye, «Tebşir,» Meşveret, no.10, 18 Zilkade 13131 M ayıs 108, s. 2. <414) B u gezilerin, örgütsel faaliyete işaret edilm eksizin anlatım ı için bkz. Ş e ra ­ feddin M ağmumî, Seyahat Hâtıraları: Aded 1, Anadolu ve Suriye’de> M atb a a -ü l-F ü tu h . (M ısır-el-K ah ire: 1327-1909). (415) Ş erafeddin M ağ m u m fd en -îsh ak S ü k û ti’ye, 10 Tem m uz [18]97, Paris, A r­ kivi Qendror, 19/106-7//292/1950-2023-6. Şam m erkezinden C em iyet’e ge­ len m ek tu plard a çok sayıda yeni adresin verilm esi için ise bkz. N uri A h­ m ed B ey’in; C enevre, 9 Ş ub at 1897 ta rih li m ektubu, Arkivi. Qendror, 19/ 135//175/188. 1416) M. A, «Suriye’den M ektub: 28 Ş ubat 1311,» İlâve-i Meşveret-, no.9, 28 Şevval 1313-1 N isan 108, s. 3. (417) M.A, «Suriye’den M ektub,» İlâve-i Meşveret, n o .5 ,17 Ş a’ban 1313-1 Ş ubat 103, s. 3. <418) M.A, «Suriye’den M ektub,» Meşveret, no.22, 8 T eşrin-i sânî 1896-12 C em a­ ziy’ülâhîr 1314, s. 6.

298

Buna paralel olarak, bu bölgeden merkez yayın organına yazılan yazıla­ rın bolluğu4 19 ve diğer bazı yazılarda icraat fikirlerinin işlenmesi dikkati çek­ mektedir .4 2 0 Bu da kuşkusuz, içinde muhalifleri barındırdığından dolayı, bir hayli hu­ zursuz bir durumda bulunan Beşinci Ordu personeli4 2 1 içinde cemiyetin yayıl­ masının bir sonucu idi. Muhalif yayın organlarının belirttiği gibi, bu askerî birlikdeki durum, Saray’ı da yakından ilgilendiriyor ve onun endişesine ne­ den teşkil ediyordu : «... İstanbul’dan şifreli telgrafla Beşinci Orduda m evcud bilcümle ümerâ-yt askeriyenin isimleri sorulmuş. Elde bulunan iyi kötü salnâmenin kâfi görülmemesine bakılırsa bunlar hakkında biraz ‘malû­ m ata hususiye” istenilmiş oka gerekdir. Acaba tabaka-i bâlâca Dok­ san Üç inkılâbında Beşinci Ordu’dan gelen taburlar rm hatırlan­ d ı ...»4 2 2 Bu gelişmeler üzerine harekete geçen yönetime, sözkonusu faaliyetler hakkında ihbarlar da yağmaya başladı. Mart 1897 ortalarında Şam’da bulu­ nan Şem’azâde Ahmed Refik Paşa, yaptığı tahkikat sonucunda Beyrut ve Şam bölgelerine geniş şekilde yayılmış olan Cemiyet hakkında topladığı bil­ gileri Saray’a arzetti .® 3 Aslında P aşa son derece doğru bilgiler toplamıştı ve özellikle askerî üyelerin önemlilerini belirlemeye muvaffak olmuştu. Bu ara­ da bir Rumdan aldığı malumatı değerlendiren Alasonya Ordusu kumandam Edhem Paşa, Jön Türklerin Haleb'deki örgütlenmeleri hakkında yönetime bil­ gi vermişti .® 4 Soruşturma faaliyeti devam ettirilirken, askerler dışında, muhalif bîr tav­ rı ortaya koyan diğer bir grubun da, bu alandaki ittifaka dahil olduğu anla­ şılmaya başlandı. Daha evvelce belirtildiği gibi ;
«...Ebulhüda Efendi'nin; Abdülkadir Geylânî hazretleriyle mensubînine garaz bağladığı malûm-i âmmedir, Vilâyât-ı Şâhâne’âe bulu­
(419) Bkz. «Suriye’den M ektub,» Meşveret, n o .2 ,28 Cem aziy’ülâhir 1313-15 K ân û n -i evvel 108, s. 4, «Şam’dan M ektub.» İlâve-i Meşveret5 n o .ll, 10 Zilhic­ ce 1313-13 M ayıs 108, s, 3, «Suriye’den Mektub,» Meşveret, no,15, 12 Safer 1313-23 Tem m uz 108, ss. 3-4 ve s. 5, «Suriye’den Mektub,s> Meşveret, no, 17, 12 R ebiy’ülevvel 1314-23 Ağustos 108, s. 3. A ...Y , «M ekâtib: Şam ’dan,» Mizan, no.172, 16 N isan 1896-3 Zilkade 1313, s.2462. Bkz. «Cevab,» Mizan, no.179, 4 H aziran 1896-22 Zilhicce 1313, s. 2520. İbid, s. 2520. Şam ’da, Şem ’azâde A hm ed Refik Paşa’dan-M abeyn’e, 27/17 M art 313, Me-

(420) (421) (422) (423)

m urin-i M üteferrikaya Mahsus Kayd Defteridir, B B A -Y ıldız Esas Evrakı,
(424) 36/139-84/139/XX. M etni aynen v erilm iştir. Bkz. B. XXXXVIIL H udud-i Y unaniye K um andanlığm dan-M abeyn’e, 86/27 H aziran 313, M ü­ şir Edhem , Alasonya Ordu-yu Hümâyûn Umum Kumandanlığına M uhabe­ ra t Defteridir, 2/49, B B A -Y tldts Esas Evrakı, 36/139-40/339/XVIII.

254

"M U T

nan bâzı mensubin ile meselâ Hama Sancağında, Mecîis-î İdare ile mahkemede memur olan aile erkânının azli içün Sadnâzâmdan bir emr-i telgrafî istihsâl eylemişdir. İstihsâl eden aczim icra etmek is­ temiş, bunu bir dereceye kadar anlayabiliyoruz. Fakat, Sadr-ıâzârnın kör âlet-i agrâz olmasına bir dürlü ma'nâ bulamıyoruz...»4 2 *

olayın bir de tarikat çatışması şeklindeki boyutu vardı. Nitekim, durum Suriye Vilâyetinden ve Beşinci Ordu Kumandanlığından sorulduğunda, verilen cevapta :
«...Hama’da suret-i zahirede bir cemiyet-i fesadiyenin teşekkül etmekde olduğuna dair şimdiki halde bir emâre görülememiş ise de Hama’daki tarikat meşayihinden Rufai tarikatının diğer tarikatlara nisbeten kesb-i kuvvet edilmiş[eylemiş ] ve bunların aleyhlerinde bulunun Geylânî taife-i cesimesinden münşaib tarikat-ı Kadiriyenin kısm-ı âzâmım dahi dahil-i ittifaklarına aldıkları gibi urbandan bâb -ı ahdde bulunan Beni Halid ile urhan-ı saireye nişan ita ve maaş tahsis etdirilmesiyle bu zümreye idhal ve bunları gören ahaliden bir çoğu da bu tarike sülük ve duhûle meyyal bulunmuş ve memurin-i hükûmetden mutasarrıf, nıiifti, tahrirat müdiri ve nüfûs memuruyla ceza reisi gibi ehemmiyetli memurların dahi bu meyanda oldukları cihetle işbu cemiyetin mahzurdan salim olub olamayacağı şimdilik meçhul bulunmuş ise de dünkü gün mutasarrıfın, Dersaadet’den al­ dığı bir telgrafda dahil-i livada İslâm ve Hıristiyan arasında asla bürûdet ve küdûret olmayub herkes iş ve güçleriyle meşgul diye Mabeyn-% Hümaıjûn-a telgraf verilmiş ...»'ö*

eğer bir örgütlenme varsa, bunun Kadiriler tarafından gerçekleştirildiğinin belirtildiğini gözönüne alırsak ve bu teşkilâta katılanlar arasında sayılan me­ murların bir kısmının daha sonra yapılan geniş ■ tevkifatın Hama’ya ait bö­ lümünde bulunduğunu da farkedersek ,4 2 7 durum ortaya çıkar. Bu özelliğin
(425) (426) «Havâdis,» Mizan, no.173, 23 N isan 1896-10 Zilkade 1313, s. 2472. S adaret, 275/27 M art 313 ta rih li yazı ile durum u sorm uş. Seraskerlik, 28 M art 313/no. Şube:329 ta rih ve n u m aralı yazıyla durum u Beşinci Ordu’ya iletm iştir. P arça «Şam’da Beşinci O rd u -yu H üm âyûn M üşiri A bdullah P a ­ şa H azretlerin d en M evrud 28 M art 313 tarih li Şifreli T elgrâfnâm em n S u­ r e ti n d e n alınm ıştır. Suriye V alisi H aşan B ey’in 28 M art 313 tarih li te lg ­ rafı ise bu m etne hem en hem en tam am en benzem ektedir. Bkz. BBA-BEO / VGG(2), Suriye Giden: 352,7,(27 M art 313)/69883. V alinin telgrafı için ayrıca bkz. BBA-BEO /VG G (2), Arabistan Telgrafı: (956), 31/C. 27 M art 313/29 M art 313. M ahkem e işlemi için bkz. BBA-BEO/Harbiye Gelen, 221-6/29, 1, (M uhakem at: 2/2 M art 318), /135853 ve BBA-BEO/Dahiliye Giden, 101-3/50, 50, (5 M art 318)/135853. K a ra r için ayrıca bkz. S eraskerlik tezkeresi, B B A -Y j M ütenevvî (Günlük) Marûzat, 14 Z 1315/no.7670. D iğer m ahkem e işlem le­ ri için bkz. B B A -Y /M ütenevvî (Günlük) Marûzat, 4 Z 1316/no. 1055/9180.

(427)

255

yanı sıra Suriye Şubesi, ûlema desteğini de geniş şekilde arkasında bulmuş­ tur. Bunda bir ölçüde Mısır Şubesinin yakınlığının ve belirttiğimiz yöndeki etkinliğinin rolü büyüktür. Nitekim merkez yayın organında Suriye hakkın­ da mektup yazan kimselerden birinin niteliği ve bazı yazılan dikkati çekmek­ tedir .4 2 8 Bu kimse, daha sonra Berberistan Şubesi reisliği de yapacak oîan Saman Bey’dir. Gene, uzun süre sonra ancak 1901 tarihinde yakalanarak Şam’da hapsedilen Abdülhamid el-Zehravi adındaki bir âlimin suçunun, örgü­ tün önemli kollarından birisinin bulunduğu Humus’da, Al-Munir admda fesat­ çı bir gazete çıkartmak ve bununla İttihad ve Terakki Cemiyeti’ne hizmet et­ mek olduğunu görüyoruz.4 2 9 Buna ilâveten Valinin ihbarı üzerine m utasar­ rıf görevden alınmaya çalışıldığı zaman; buna karşı bir yazı hazırlayanların önemli bir kısmının ûlema olması dikkati çekiyor.4 3 0 Bu gelişmede göze çarpan diğer bir husus, bölgedeki memurların da ör­ güte duydukları ilgidir. Tutuklamalar sonrasında, Haleb Posta merkez müdü­ rü Osman Efendi, Haleb Meclis-i İdare kâtibi Halil Efendi, Hama Müdde-i Umumî Muavini Vasfi Efendi, Tahrirat Müdürü Kadri Efendi, Dir M utasar­ rıfı gibi görevliler başta olmak üzere, çok sayıda memurun işe karıştığı gö­ rülüyor .4 3 1 Daha sonraki bir mektuptan, ele geçirilemeyen Musul Valisi Ca­ zım Bey’in de Cemiyet üyelerinden bulunduğunu öğreniyoruz.4 3 2 Aym şekilde, Vali tarafından yapılan bir müracaata bakılırsa, Suriye İs­ tinaf Mahkemesi Müdde-i Umumisi, Beyrutlu Abdülkerim Bedran’ın da «ef­ kâr»! faside eshabmdan» olduğunu belirlemek mümkün oluyor.4 *3 Bütün bun­ lar da; bize, sözkonusu yaygınlığı kanıtlıyor.
(428) Bkz. Sam an, «Suriye’den M ektub,» İlâve-i Meşveret, no.9, 18 Şevval 13131 N isan 108, s. 1, İlm iyeden Sam an, «Suriye M ektubu: Vilâyet,» Meşveret, no.10, 1 Nisan 108-18 Zilkade 1313, ss. 3-4, İlm iyeden Sam an, «Suriye’den M ektub: 2, 10 M art 312, «Padişahlık Ç obanhkdır,» îlâve-i Meşveret, no.10, s. 1. Elie K edourie, Arabic Political Memoirs and Other Studies, F ra n k Cass, (London:1974), s. 126. Bu şahsın faaliyetleri için bkz. ss. 127-129. S ad aret’e gönderilen, 484-11860/29 M art 313 tarih li telgrafda, - otuz beş tüccar ve dokuz ûlem am n im zası görülüyor. Buna karşılık, Ş am ’dan gelen 2 N isan 313 ta rih li b ir telgrafnâm e bu faaliyetin h alkın zorlanm ası sonu­ cu o rtaya çıktığını iddia ediyor. Bkz. B BA-BEO /VG G (2), Suriye Giden: 352, 7. (27 M art 313)/69883, BBA-BEO/Dahiliye Giden, 101-3/50,50, (o M art 318)/135853, Bu m ahkem e k a ra rı ve ekleri aynen verilm iştir. Bkz. B. XXXXIX, B urada kendisinden bahsedilm eyen Zor M utasarrıflığı m aiyetinde çalışan B urhaneddin B ey’in cezasının üçte b irin i çekm esi ile ilgili b ir yazıdan, Z o rd a k i şubenin de m em u rlar arasında yaygınlık gösterdiği anlaşılm aktadır. Bkz. Haleb ve Adana Fevkâlede Kumandanlığı Vekâletine Mahsus Defterdir, (İkinci D ef­ te r), 19/39/139/X V III, A dana Fevkâlede kom utanlığm dan-M abeyn’e, 31/ 29 M art 315, F erik Ali M uhsin. N ecm eddin A rif B ey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, [P a ris ], 17 M art [ 18]99, A rkivi Çendror, 19/106-5//169/1691. BBA-BEO /VG G (2), Arabistan Telgrajı: (956), Suriye:(8158)/105, 30 H azi­ ra n 313. Suriye Valisi Haşan.

(429) (430)

(431)

(432) (433)

256

Tarikat, ûlema, askerler dışında Cemiyetin buradaki örgütlenmesinde dördüncü bir grup daha ortaya çıkıyor. Bu da Cenevre’de Murad Bey’in et­ rafında oluşan merkezin, çeşitli şubelere gönderdiği mesajlarda belirttiği gibi :
«...İşgâl etdiğiniz mevki’-i necâbetin şânıyla mütenâsib olacak ha­ rekâtınızın hüsn-i neticesini görmek isterseniz bâlâda kendisine mu­ kabele etdiğiniz zât-ı kahraman-fıtrat sırasında bulunan (hakiki veli­ nim etlerim izle haşhaşa vermelisiniz. Bugün her kasaba eşraf ve hanedânı üzerinde büyük büyük vazifeler vardır. Duracak zaman değildir, ta’yin-i hareket cihetince serbestsiniz

eşraf ve önde gelen ailelerin temsilcileri olmaktadır. Hama’da Azimzâdeler ve Geylânizâdeler gibi; tarikat bağlantıları dışında; en önemli iki ailenin üye­ lerinin tutuklular listesinde yer alması, bu konudaki çabaların pek boşa git­ mediğini bize gösteriyor. Her iki aile de, siyasal konularda oldukça aktif dav­ ranışlar içindeydiler. Birincilerin daha ziyade muhalif hareketlere karışma­ ları 4 *5 ve kendileri hakkında yapılan şikâyetler 4 3 6 dikkati çekiyor. İkinciler ise siyasal taleplerde bulunuyorlardı.4 3 7 Olayı inceleyen yabancı gözlemciler, üst düzeydeki yönetici ve komutan­ lar arasındaki anlaşmazlıkların bazılarının, Jön Türklere yanaşması sonu­ cunu doğurmasıyla ilgileniyorlar.4 3 8 Diğer işaret edilen bir konu da, Suriye’ye
(434) (435) «Açık M uhabere: K astam oni’de (Lâ..)B ey’es» Mizan, no.24, 14 H aziran 1897 -14 M uharrem 1314, s. 4. Bu aileye m ensup idam m ahkûm u b ir m uhalifin fira rı için bkz. BBA-BEO jHariciye Âmed, 155-3/11,1275, (31 M ayıs 311). A ynı aileye m ensub bir diğer m uhalif olan Ali Bey de M ısır’da, Şem s-ül-İslâm adlı m uhalif b ir ce­ m iy etin k urulm asına önayak olm uştur. Bkz. B eyrut V ilâyetinden-M ab eyn’e, 216/8 Eylül 315 Vali Reşid, Beyrut Vilâyetiyle Muhaberata Mahsus Defter, no.27, BB A -Yıldız Esas Evrakı, 36/2470-8/147/XVI. Jön T ü rk lü k ten m ahkûm olan Azimzâde A bdülkadir Bey hakkında, H am idiye Kazası K aym akam ı Şevket Bey’in D ahiliye N ezaretine telgrafı, H a­ m a, 711/26 Eylül 312, BBA-BEO/VGG(2), Arabistan Müteferrikası: 211. D iğer şikâyetler ve so ru ştu rm alar için bkz . BBA-BEO/VGG(2), Suriye Gelen: 345, 95 (telg raf), (12 T eşrin -i evvel 313)/77Q18-(365), 96-100(7 Ş u­ b at 313)/81066 ve 73423, 2702, 5029 (Şûra M azbatası), (22 T eşrin-i sânî 313)/78528, 76789, 73423. G eylânizâde M ehmed Reşid’in başını çektiği, Jan d arm a yüzbaşısı h ak k ın ­ da S ad aret’e yazılan yüz yirm i im zalı yazı için bkz . BBA-BEO/VGG(2), Arabistan Müteferrikası: 211, İl/H a m a , 8 M art 313. Şam F ransız K onsolosundan-D ışişleri B akanı H anotaux’ya, Damas, 18 A ra­ lık 1897/no.29, Affaires etrangeres-Politique Interieure, (Syrie-Liban) Dossier General II, (Juil-D ec, 1897):105, [116-167].

(436)

<437)

<438)

257

gelen Mısırlıların faaliyetleri ve olaylarla ilişkileridir,4 3 9 Bütün bu organizas­ yon çerçevesinde Cemiyet, faaliyetini Suriye bölgesinde gerçekleştirebilmek için, çabalarını yoğunlaştırmıştır. Ancak, haber alma kanalları inanılmayacak kadar geniş olan Saray da. olayın vahametini kavrayarak üzerine gitmeye başlamıştır. Önce, gelişmeler­ den çekinerek görevinden bir süre önce ayrümak isteyen 4 4 0 Hama M utasar­ rıfı Bedri Bey441 ile Şam Valisine40 «Vilâyetde devam-ı mübâyeneti muci’ o ahvâlden tevakki» edilmesi yolunda bir uyarıda bulundu. Bu kuşkusuz hare­ kete katılan memurlara yapılmış açık bir uyarıydı. Cemiyet bölgede faaliyetini yoğunlaştırmak için Arapça nizamnamelerini gönderirken 4 4 3 de, soruşturmalar yoğunlaştı. Önce Halep Kumandanlığı yap­ tığı bir araştırm a ile harekete katılan subayları belirledi.4 4 4 Aynı tarihlerde, Adana Şubesinde bulunan Cudizâde Sabit Hoca adındaki bir fedaî yakalan­ dı.4 4 8 Saray bunun üzerine derhal bir divan-ı harb kurularak tutukluların bu­ rada yargüanmalarını emretti .4 4 8 Bevrut’da yapılan tahkikat sonucunda iser
(439) Suriye B aşkonsolosundan-H anotaux’ya, Beyrouth, 28 Eylül 1897/no.59,28 Eylül 1897 no. 57, Affaires etrangeres-Politique Interieure(Syrie-Liban)Dossier General II, (JuiL -D ec.l897) ;105, [125, 131], Osmanlı yönetim i de M ısır’da m erkezi ve S uriy e’de şubesi bulunan bu g ru p ların ortaya çıka­ rılm asına çalışm aktadır. Bkz. BBA-BEO IVG G (2), Suriye Giden: 352,47 (m üm tazeden), (2 Eylül 313-şifre telg raf). Cem iyetin faaliyetinin yoğun olduğu H um us’dan b irkaç k ere M ısır’a giderek yönetim aleyhinde n e şri­ y a tta bulunan Y ahya Said için bkz. BBA-B EO /VG G (2), Arabistan Vilâyatt Giden: 235, 53 (şifre)-B eşinci O rd u -y u H üm âyûn M üşiriyetine; (20 Kânûn-i evvel 313). BBA-BEO /VG G (2)! Arabistan Müteferrikası: 211, Hama/972 (telg raf), (12 T eşrin -i sânî 312). B BA-B EO /VG G (2), Arabistan Vilâyâtı Giden: 235, 15(telgraf), H am a M u­ ta sa rrıfı B edri Bey’e, 24 Nisan 313. Philip C u rrie’den-D ışişleri B ak an rn a, T herapia, 26 Ağustos 1897/no.5l7572(Conf.), PRO/F.O. 78/4806. R auf A hm ed B ey’den -İsh ak S ü k û ti’ye, Mısır, 28 M ayıs [18]97, A rkivi Qendror, 19/106-6//275/1875. M ektupta, S uriye’deki örgüte verilen önem de d ik k ati çekiyor: «..Lâkin ben m ütereddidim . M alûm a, nizâm nâm enin h â l-i hâzıra göre noksanı, yolsuzluğu çokdur. B inaenaleyh oraca derhal m üzâkere e d ilir..... ». H aleb ve A dana K um andanlığm dan-M abeyn’e, 22/21 M ayıs 313, Ali M uh­ sin, Haleb ve Adana Kumandan Vekâletine Mahsus [Defter], B B A -Y ild ıt Esas Evrakı, 36/2170~18/147/XVI. Bkz. Gümülcine Mutasarrıfıyla Adana. Diyar-ıbekir Vilâyetleri Muhabe­ rat Kaydına Mahsus Defterdir, no.48, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/139-54 /139/XXVI, A dana V ilâyet-i  liyesine, 20/29 M ayıs 313, H aleb’den-M ab ey n ’e, 24/9 M ayıs 313, Haleb ve Adana Kumandan Vekâletine Mahsus....... B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/2470-18/147/XVI. M ehm ed K âm il Bey’den-H aleb ve A dana K um andanlığı’na, 23/22 Mayıs. 313, İbid,

(440) (441) (442) <443)

(444)

(445)

(446)

258

gerek burada, gerekse Şam’da etkin faaliyet gösteren üyeler; başta Ali Suavi Vak’asma karışmış olan Esad Bey ve askerî personel olmak üzere; belirlendi.4 4 ’ Beyrut Postahanesinin uzun zamandan beri tuttuğu, kendilerine evrak-ı muzirra gelen şahısların defteri değerlendirilerek, tutuklamalar genişletil­ di.4 4 8 Bunun sonucunda subaylar desteğinde ihtilâl plânları yapan, çok geniş bir kadro ortaya çıkartıldı. Bunlar içinde, şeyhler, ileri gelen memurlar, su­ baylar bulunuyordu.4 4 3 Bunların sorgulamaları sonucunda faaliyetin çok geliş­ miş olduğu, Ermeni örgütleriyle temasın bulunduğu4 6 0 ve İngiliz temsilcüeriyle ilişkilerin dikkati çektiği tespit edildi.4 5 1 Tutuklularm bir kısmı derhal sürgüne gönderildi.4 4 2 Özellikle subaylara mahkemeleri sonrasında ağır sürgün cezaları verildi.4 5 3 Böylece, yurt içinde­
(447)

Beyrut Vilâyetiyle Muhaberata Mahsus Defter, no.27, BBA-Yıldız Esas E v­ rakı, 36/2470-6/147/X V I, B eyrut V ilâyetinden-M abeyn’e, 50/24 H aziran
313, Vali Nâzım. K rş. M abevn’den-S u riy e Vilâyetine, 48/25 H aziran 313,

(448)

Suriye Vilâyeti ve Beşinci Ordu Kumandanlığıyla Muhaberata Mahsus Defterdir, no.44, B B A -Y ıldtz Esas Evrakı ve Şam ’da Şem ’azâde Ahmed Refik P aşa’dan-M abeyn’e, 200/9 Tem m uz 313, M emurin-i Müteferrikaya Mahsus Kayd Defteridir. BBA-Ytldız Esas Evrakı, 36./139-84/139/XX. B eyrut V ilâyetinden-M abeyn’e, 51/1 Tem m uz 313 Nâzım, Beyrut Vilâye­ tiyle Muhaberata Mahsus Defter, no.27, BBA-Yıldız Esas Evrakı, 36/24706/147/XVI. T utuklam alar ve m ahkem e ifadeleri için bkz. 25/15 Temmuz 313, Haleb ve A dana K um andanlığına, 27/17 Tem m uz 313, 28/26 Tem m uz 313, 30/27 Tem m uz 313, 33/28 Tem m uz 313, 34/28 Tem m uz 313, 35/9 Ağustos 313, 37/ 27 Ağustos 313, 86/19 K ânûn-i sânı 313, H aleb ve A dana K um andanlığın­ dan, 29/27 Tem m uz 313, 36/11 Ağustos 313, 84/30 K ânûn-i evvel 313, H a­ leb ve A dana K um andanlığına, Bkz. Haleb ve Adana Kumandanlığı Vekâ­ letine Mahsus [Defter], B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/2470-18/147/XVI; S u ­ riy e V ilâyet-i Celi le sinde n - M a b e y ır e , 49/28 H aziran 313(C. 25 H aziran 313), 53/20 Tem m uz 313, 58/27 Ağustos 313, Suriye Valisi Nâzım Paşa H azretle­ rine, 51/15 Tem m uz 313, Suriye Vilâyeti ve Beşinci Ordu Kumandanlığıy­ la Muhaberata Mahsus Defterdir, no.44, BB A -Yıldız Esas Evrakı, 36/247014/147/XVI. Bu belgelerden derlenen ve olayın gelişim ini an latan b ir v e­ sika dizisi verilm iştir. Bkz. B, L. 25/15 Tem m uz 313, H alep ve A dana K um andanlığına, Haleb ve Adana K u ­ mandanlığı Vekâletine Mahsus [Defter], B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/2470 -18/147 /X V I. îbid, 36/11 Ağustos 313, M ehm ed K âm il Bey’den-H aleb ve A dana K um an­ danlığına. M abeyn’d en -Ş am ’da Şem ’azâde A hm ed Refik P aşa’ya, 202/12 Ağustos 313. M ehm ed Kâm il. M emurin-i M üteferrikaya Mahsus Kayd Defteridir, 36/139-84/139/XX. Belgesi verilen S eraskerlik M uhakem at D airesi tezkeresinde durum a de­ ğinilm ektedir. A yrıca bkz. BBA-Y/M ütenevvî(G ünlük)M arûzat, 18 Za 1319 /no.85/8786, BBA-BEO/Harbiye Giden, 259-6/67,213, (3 N isan 318)/137166, 296, (18 Nisan 318)/137834. 2133-163-164/142317 ve 162579, BBA-Yıldtz P e­ rakende, 5 L 1316/no.1023/8093.

(449)

(450)

(451) (452)

(453)

259

ki en büyük örgütlenme tamamen dağıtılmış oluyordu. Yabancı temsilcilikler olayın genişliğine dikkati çekiyorlar .4 5 4 Bu darbelerden sonra dahi, Cemiyetin bölgede faaliyetini sürdürdüğüne işaret etmek gerekir. Nitekim; Hama’da daha somaki tarihlerde önemli me­ murların tekrar görevlerinden alınmaları4 5 5 , ikamete memur şahısların Haleb’de gizli cemiyetler kurmaları ,4 8 8 bunun göstergesidir. Yabancı basında; Beşinci Ordu’daki çeşitli huzursuzluklar ve tutuklamalar ile ilgili haberler, daha sonra da devam etmiştir .4 5 7 Ordu içindeki gelişmeleri çok yakından iz­ leyen Alman gözlemcüer ve Goltz Paşa da, bu bölgedeki askerî birlikler için­ de Jön Türk eğilimlerine dikkati çekmiştir.4 5 8 Bütün bunlara ilâveten, tekrar yayın faaliyetine başlanması şube müdirlerinin «...Sultan Abdülhamid her dür­ lü ıslahatı şâhâne olarak ita edeceğini ve bu üısana karşı cemiyetin ta ’til-i neşriyat ile ıslahata intizar eylemesi muvafık-ı hikmet ü hamiyyet görülmüş­ tür »4 5 9 biçimindeki açıklamalarına karşı hoşnutsuzluk ve yeniden faaliyete geçilmesi hakkmdaki memnuniyetin en önce Haleb’de görülmesi, köklerin tam sökülemediğini gösteriyor. Ancak, Cemiyetin artık, ûlema, eşraf, asker grup­ larını tekrar birleştirerek bir darbe ümidiyle ortaya çıkabilmesi, hayâl dahi
Philip C u rrie’den-D ışişleri B akanı’na, T herapia, 2 Ağustos 1897/no.518 ve eki. W .S.Richards’d a n -S ir Philip C u rrie ’ye, Damascus, 20 Tem m uz 1897/ no.37 (Conf,), 23 Tem m uz 1897/no.38 (Conf.). PRO/F.O. 78/4805. Suretleri verilm iştir. Bkz. B. LI. (455) H am a Belediye Reisi G eylânizâde Tevfik E fendi’nin azli ve rütbesinin re f’i ile nüfus m ü d iri Reşid E fendi’nin azli için bkz. B BA-BEO /VG G (2),Suriye Gelen: 345, 58 ve 65 n u m aralı telg raflar, 117521 ve 118661. (456) A vnullah Bey tarafın d an k u ru lan b u teşkilât için bkz. BBA-B EO /VG G (2), Haleb Giden: 297, 10 (ta h rira t), (28 M ayıs 314-A rahistan M üteferrikası: 184) 85325. (457) «K onstantinopel: 14 Dezem ber 1897,» Pester Lloyd, 16 A ralık 1897, (458) A lm an Büyükelçisi M arshall’dan-D ışişleri B akanı Sehillingsfürst’e, Pera, 22 A ralık 1898 (pr. 27 A ralık 1898, p .m ), no.253/A. 14945, ta rih ve num aralı yazı ve ekleri, Bağdad K onsolosundan-Schillingsfürst’e, Bağdad, 8 Tem ­ m uz 1899 (pr. 11 Tem m uz 1899, p.m ), A50/A.9184 ve (zu.A.9137) ile Goltz’un, B erlin, 14 Ağustos 1899 (pr. 15 Ağustos 1899, p.m ), A.9730 ta rih ve n u ­ m aralı raporu. Auswârtige$ Anıt: 645/2, Türkische Mılitârs, 159-Nr,3, (Bd. 2-3). A ynı şekilde b ir süre sonra Şam ’daki ihtilâlci harek etlere karışan A h­ med H üsni adındaki b ir Jön T ürk, Fransız Elçiliğine sığınm ıştır. Sadek, adlı b ir de gazete çık artan b u şahıs daha sonra S ultan ile pazarlığa giriş­ m iştir. Bkz. İstan b u l’daki Fransız B üyükelçiliğinden-D ışişleri B akanı D elcasse’ye, Pera, 17 Kasım 1898/no.240 ve M ısır’dan 30 K asım 1898/no.208 (Conf.) ta rih ve num aralı yazı. Bkz. Affaires etrangeres-Nouvelle SerieTurquie, Vol.2(1898), ss. 97-101. (459) «Haleb’den.» Osmanlı, no. 4, 15 K ânûn-i sânî 1898-24 Receb 1315, s. 6. M er­ kez yayın organının yeniden çıkışı ile ilgili m em nuniyet şu şekilde dile getirilm ektedir: «Hele ham d olsun Osm anlI’n ın birinci nüshası ta rih -i ta b ’m dan on gün sonra b u ra şu ’besine vâsıl oldu...». İrtib atta k i sü rat ilgi çekicidir. (454)

260

edilemlyecek bir durumdur ve Suriye teşkilâtı artık normal bir yurt içi şube faaliyeti şekline dönüşmüştür. Bu dönemde yurt içindeki diğer şubelerin faaliyetlerine bakacak olursak, hiçbirisinin önemli bir farklılık göstermediğini görüyoruz. Farklılık daha ev­ velce Mizan gazetesinde :
«...Asker ile çok uğraşıyorlar. Efkâr-ı münevvere eshabının askerde çok olması hasebiyle istibdad heykeline urulacak kazmanın asker kazması yahud çizmesi olacağım galiba ürıuduyorlar.. ,»m

şeklinde ifadelendirildiği gibi, merkezde de, taşrada da askerî personelin ce­ miyete girişinin artışıdır. Sadece Suriye ve Beşinci Ordu’da değil, diğer or­ du merkezlerinde de Cemiyet evrakının ele geçmesi, bunu bize gösteriyor.'*61 Bunun yanısıra faaliyeti canlanan bir örgüt de Kıbrıs Şubesi olmuştur. Bu­ rada fiilî Osmanlı hakimiyetinin bulunmayışı nedeniyle, örgütün eskiden beri çalıştığını, şubelere ait düzenlemede görmüştük. Buradaki teması sağlayan Şevket Bey’e; bu dönemde de, merkezden çeşitli direktifler verildiği görülü­ yor.4 ® Ancak, canlanmayı sağlayan, Mısır Şubesinin liderliğini bıraktığını gör­ düğümüz Muhiddin Bey’in Kıbrıs’a gidişi olmuştur.4 *3 Muhalif gazeteler, Hoca Muhiddin’in «şubenin riyaset-i fahriyesinde» bulunduğunu belirtiyorlar .4 6 4 An­ cak, bunun ne şubesi olduğu tam olarak anlaşüamıyorsa da diğer örgütlerin burada şubeleri bulunmamasına binaen, Osmanlı İttihad ve Terakki Cemi­ yetinin Kıbrıs kolu olduğu tahmin edilebiliniyor. Muhiddin Bey burada seksen kişiyi örgütlediğini belirtiyor .4 *5 Bu grup, Kıbrıs’da gece mitingleri düzenle­ miş ve iki yüz kişilik toplantılar yapmaya muvaffak olmuştur. Onları engel­
£460) (461) «Havadis,s» Mizan, no.l?35 23 N isan 1898-10 Zilkade 1313, s. 2472, Bu ev rak ların Üçüncü Ordu, Nizamiye 34. alayın 4. tab u ru Binbaşısı M ustafa E fendi’nin hanesinde yakalanm ası için bkz. Üçüncü O rdu M üşiriyetinden-M abeyn’e, 13/10 K ânûn-i sâni 312, M üşir Kâzım. Üçüncü Ordu-yu

Hümâyûn ve Kosova ve Selânik Umum Kumandanlığıyla Muhaberat K ay­ dına Mahsıtsdur, no.2/10. B B A -Yıldtz Esas Evrakı, 36/2470-7/147/XVI. Ç e­
şitli askerî birliklere ask erin ita a t d u ru m u ile e v rak -ı m uzirra gelip gel­ m ediğinin sorulm ası da dikkati çekm ektedir. Bkz. Dömeke’de F erik Vehbi Paşa’dan-M abeyn’e, 69/27 Tem m uz 313, M emurin-i Askeriyeye Mahsus Üçüncü Muhabere Defteridir, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/2470-5/147/XVI, (462) (463) «Açık M uhabere: K ıbrıs’da Şevket Bey’e,» Mizan, no.23, 7 H aziran 1897-7 M uharrem 1313, s. 3; K ıbrıs’a gidişi için bkz. Hoca M uhiddin, Hürriyet Mücadeleleri.., ss. 5-6. G elişten Osm anlı yönetim inin duyduğu kaygular için bkz. BBA-BEO /Zapîiye Giden, 663-21/14, (17 Ağustos 313), (183/mümtaze:475). «K ıbrıs’da V atanperver OsmanlIlar,s- Hürriyet2, no.79, 1 Ağustos 1897-1 R ebiy’ülevvel 1315, s.3. Hoca M uhiddin, Hürriyet Mücadeleleri..., s. 4,

(464) <465)

261

lemeye çalışan istibdad taraftarları ve İngiliz polisiyle çatışmalar yapılmış4 ® * ve canlı bir faaliyet gösterilmiştir. Aynı zamanda mahallî bir muhalefet ga­ zetesi olan «Kokonoz» un çıkışıyla, basın yaşamında Jön Türklük taraftarları yeni bir girişimde bulunmuşlardır.4 3 7
Balkan Teşkilâtı :

Örgütlenmesinde Temo’nun önemli rol oynadığı Balkan teşkilâtının; Av­ rupa merkezindeki gelişmelere kadar olan durumunu ve daha sonra da; baş­ ta Bulgaristan olmak üzere, fiilî Osmanlı hakimiyeti dışında kalan bölgeler­ deki ilk faaliyetlerini incelemiştik. Konumuzu teşkü eden dönemde de faaliyetini yoğunlaştıran bölgelerden birinin Balkan teşkilâtı ve şubeleri olduğunu görüyoruz. Tunaiı Hilmi Bey’in bölgeye gönderilen ateşli neşriyatının büyük ilgi ile karşılanması ;4 6 8 burada icraat taraftarlarının ağırlığı teşkil ettiklerini bize gösteriyor. Nitekim, Temo’nun 1898-1897 döneminde Osmanlı İhtilâl Komitesi’nce gerçekleştirilmeye çalışılan suikast girişimlerinin önemli aktörlerinden birisi olduğunu gördük. Bu dönemde buradaki ilk gelişme, Balkanlara firarların artmasıdır. İlk olarak, İskenderiye’ye firar eden ve Murad Bey’e karşı tavır aldığını gördü­ ğümüz Eczacı Mustafa Bey’in arkadaşı Tıbbiye firarisi Mustafa Ragıb Bey, Bulgaristan Şubesi merkezi Ruscuk’a gelmiştir.4 6 9 İsmail Raci takma adım
(466) «Kıbrıs M üeeddidlerinin M uvaffakiyetleri,» Hürriyet2, no.82,15 E ylül 189715 R ebiy’ülâhîr 1315, s.4. B urada engellem ek isteyenlere atılan dayak a n ­ latılm aktadır. İngiliz polisiyle çatışm a için bkz. Hoca M uhiddin, Hürriyet Mücadeleleri..,, s. 4. Çıkışı için bkz. BBA-BEO/Telgraf ve Posta Nezareti Giden, 585-17/6,72, (30 Tem m uz 313) (m üm taze:417), BBA-İrade Hususî, R ebiy’ülevvel 1315/ no.116-228. «Üçüncü O rdu-yu H üm âyûn c e rrah ların d an olub R uscuk’da bulunan H ü­ seyin E fendi’nin Jö n T ü rk ler fesad kom itesinin şu’be reisi Alımed Zeki nâm ına gönderdiği ‘D ördüncü H u tb e’ nâm risâle ile gazeteleri icab eden m akam ata tak d im eylem iş olduğu...» BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13, 1805, (16 Tem m uz 313), (Rusçuk. Tüccar V ekâleti T ah rira tı Sureti:2-M üm taze:19 Tem m uz 313/no. 142). F ilibe’ye çok sayıda gelen ‘H u tb e le rin Türkçe gazete id areh an elerin e paketlerle gelişi ve ilgi ile karşılanarak, bazı gazetelerin bun ları basm aya çalışm ası ve bunun doğurduğu endişeler için bkz. BBA-BEO /Zaptiye Giden, 663-21/14,49,(7 N isan 313)/70217. B u ­ n a paralel olarak icraat ta ra fta rla rın ın beyannâm elerinin B ulgaristan’da dağıtım ı için bkz. «Vatan Havâdisi,» Hakikat, no.10,15 Ş ubat 1897-3 Ş u ­ b a t 1312, s. 4b. F ira rı için bkz, BBA-BEO/Hariciye Reft, 183-5/39, 169 (m üm taze), (31 M art 312) ve BBA-BEO/Hariciye Âmed, 156-5/12, 109, (4 N isan 312) ve 312 (C.34-2), (25 H aziran 312)/56204. M ustafa Ragıb’m ilk işi R uscuk’da yönetim aleyhine b ir tiy a tro oynatm ak girişim inde bulunm ak olm uştur. Bkz. BBA-BEO /Zaptiye Giden, 662-21/13,13 (m üm taze), (19 M art 312) ve 18 (m üm taze), (28 M art 312).

(467)

(468)

(469)

262

kullanan Mustafa Ragıb ve Arif adıyla dolaşan mahallî komite mensubu Tah­ sin Bey’ler; Mecidiye’ye giderek, Temo ile irtibat kurup; ondan emir almış­ lardır.4 7 " Daha sonra ise suikast hareketi için çeşitli faaliyetlere girişmiş­ ler ve Calais’ye giderek dinamit teminine çalışmışlardır.471 Osmanlı yönetimi­ ni dehşete düşüren bu girişimlerine karşılık, Mustafa Ragıb Bey mahallî ko­ mitenin etkinliği sayesinde Vidin’de bir okulda Fransızca muallimliğine atan­ maya muvaffak olmuştur.4 ’2 Bölgeye o kadar geniş çapta Osmanlı yönetimi tarafından yasaklanan ya­ yın ulaşmaktadır ve bunlar yurt içine mahallî teşkilâtça gönderilmektedir4 7 3 ki, sonunda Osmanlı Komiseri, Bulgar Nazırına başvurarak, bu konuda ilti­ mas vaadi almıştır .4 7 4 Bu arada Paris merkezi, seyyar memurlar aracılığı iîe Rusçuk merkez şu­ besi ile irtibatını devam ettirmiş ve yazılı emir dışında, bu şekilde de temas­
<470) V idin’de bulunup, M ecidiye ile irtib a tla rı için bkz. Niyazi Bey’in, 15 M a­ yıs 313 ta rih li ta h rira tı, 91/270, (25 Mayıs 313), 368/1484 ve 175/500 (22 Tem m uz 313), A MTZ HR (04). 1315 15.21, A MTZ HR (04) 1315 3.7.;2671 770 (6 T eşrin-i evvel 313), A MTZ HR(04) 1315 5.21, 844/305(4 T eşrin-i sânî 313) A MTZ HR(04) 1315 6.20. B B A -B E O /B u lgaristan Hülâsası, <41), 941-60/5. K rş. B B A -B E O /H a ric iye Reft, 184-5/40, 500 (m üm taze)-740, (24 Tem m uz 313) (B ulgaristan K om iserliği T ah riratı: 175) ve 1318(mümtaze), (6 Tegrin-i evvel 313), B B A -B E O /H a ric iye  m ed , 157-5/13,2671, (2 Teş­ rin -i evvel 313) (B ükreş Sefareti T ah riratı: 205-Kom iserlik T ahriratı: 175). Bkz. H ariciye N ezaretine 175/500,24 Tem m uz 313 ve 305/844,4 T eşrin-i sânî 313 ta rih ve n u m aralı yazılar. B B A -B E O /B u lgarista n Masasının T e z ­ kere K a y d Defteri, (73), 959-60/23. (471) Z abtiye N ezaret-i Behiyesine, 1184/368 (ve B ahriye N ezaret-i Celilesine), (19 H aziran 313), B B A -B E O /B ulgarista n Masasının Tezkere K a y d D e f­ teri, (73), 959-60/23. (472) BBA-BEO /Bulgaristan Hülâsası, (41)-941-60/5, no.368/1484. <473) N itekim Osm anlı yöneticileri, R um eli’deki m em urlarına verdikleri ta li­ m atta b u d u ru m u n önüne geçilmesini em retm ektedirler. Bkz. Selânik, K o sova, M anastır Cihetine î ’zûm B u yurulan Y â v e râ n -ı H a zret-i Şeh riyâriden Miralay Bahaedâin, K a y m a k a m R efik v e T im u r v e Binbaşı Nuri Beylere verilen T alim at Suretidir, B B A - Y ıld ız Esas Evrakı, 13/112-47/112/6.: «...A v­

ru p a ’da ve B ulgaristan’da neşrolunan fesad-âm iz e v rak -ı m uzirram n deru n -i m em lekete idhal olunub olunm adığı ve m em urin-i hüküm etin bu babdaki d ik k at ve itin aların ın derecesi ve m üm kün olduğu k ad a r gayet h a fi suretde...,». Bu teşkilât aracılığıyla özellikle M anastır’a yayın ve d e r­ gi gönderilm esi için bkz. A hm ed Zeki Bey’den-M ustafa B ey’e, [R usçuk], tarih siz m ektup bkz. A r k iv i Ç endror, 19/135//18/184(St.I). (474) B B A -B E O /B ulgarista n K o m iserliği Gelen, 672-24/1,130,(13 H aziran 313). B ir ay sonra b u konudaki talep te k rarlan m ıştır. Bkz. B B A -B E O /B u lgaris­ tan Hülâsası, (41), 941-60/5, 1136/252, (10 M ayıs 313). B undan başka te ­ şebbüsler için bkz. 93/276, 1 M uharrem 1315, A MTZ DH(04) 1314 12.26, A MTZ DH(04) 1314 12.14,130/364, 28 M uharrem 1315, A MTZ DH(04) 1315 1.24 ve B B A -B E O /B ulgaristan K om iserliği Gelen, 672-24/1, 44, (14 N isan 313) ve 93, (16 M ayıs 313).

263

ta bulunmuştur 4 7 5 . Rusçuk merkezinde mahallî kadronun aktif üyeleri; Emin, Teftiş Mehmed, Yorgancı İbiş Beyler faaliyeti daha ziyade mahallî sorunlar üzerinde yoğunlaştırmışlardır .'’7 0 Murad Bey ile temasta bulunduğunu gördüğümüz Rusçuk merkez şube başkanı Ahmed Zeki Bey ve mahallî teşkilât sekreteri İskender Bey aracılı­ ğıyla da desteklenen bu kampanya ile Ruscuk’da, Osmanlı Tüccar Vekili aley­ hine bir dilekçe477 ve Şumnu mahallî teşkilât sorumlusu Talât Bey aracılığıy­ la da, Şumnu mahallî mekteb-i rüşdî eski muallimi ve Jön Türk Cevat Bey’in görevde kalmasını sağlamak için bir yazı halka imzalatılmaya çalışılmıştır. Rusçuk merkezi, bu dönemde de diğer Balkan komiteleri ile temasım sür­ dürmüştür. Nitekim, kısa süre sonraki bütün muhalefet fırkalarının katıldığı mitinglere, Jön Türk komitesini temsüen Ahmed Zeki Bey’in katılması ve nu­ tuk ir ad etmesi bunu gösteriyor.4 7 9 Gerek Ahmed Rıza döneminde ve gerekse daha sonraki yönetim değişik­ liği akabinde merkezin bu bölgedeki faaliyeti yakından izlediği görülmektedir. Ahmed Rıza'nın bir mektubunda:
«...Bulgaristan’daki Ârif E fendiye elli Frank gönderilmesi münâsibdir. Ancak, Bulgaristan’da günden g ü m artmakdü olan teveccüh ve muavenet bir memurun mesarif-i râhiyesini daha tesviye edecek bir

(475)

BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13,3017, (2 T eşrin-i sânî 313) (Ruckuk
Tüccar vekâleti ta h rira tı:!, mümtaze:780, Zabtiye tezkeresi: 195): «Paris’­ deki Jö n T ü rk fesad kom itesi ta rafın d an R usçuk Ş u’besi reisine m ürsel b ir m ek tu b u hâm il olduğu C errah H üseyin E fendi’n in ifadelerinden anlaşılm ış ve m erkum un R uscuk’da iken kim lerle konuşduğuna dair.? Bu konu için gene bkz. BBA-BEO/Hariciye Reft, 184-5/40, 1173 (m üm taze:780), (9 Tegrin -i evvel 313). BBA-BEO/Bulgaristan Komiserliği Gelen, 672-24/1,72, (27 N isan 313), Em in Efendi h akkında yönetim in tah k ik a tı için bkz. BBA-BEO/Bulgaris­ tan Masasının Tezkere Kayd Defteri, (73), 459-60/23, 1747/469, (27 Tem ­ m uz 313). Zabtiye N ezaret-i Behjyesine. Bu kim selerin m ahallî faaliyet­ leri için ise bkz. BBA-BEO/Bulgaristan Hülâsası, (41)-941-80/5,803/140, (13 N isan 313), 907/190, (26 Nisan 313), A MTZ HR(04) 1314 12.19, 1810/ 470, (30 Tem m uz 313), A MTZ DH(04) 1315 2.20. BBA-BEO/Bulgaristan Muharrerai Defteri, (90), 965-20/69, 140/803, (13 N isan 313) ve BBA-BEO/Bulgaristan Masasının Tezkere Kayd Defteri, (Ti) -959-60/23, 72/225, (10 M ayıs 313), «Hariciye N ezaret-i Celi leşine,». Hacı N aşid Beyzade H acı A hm ed Bey ve V arna Tüccar V ekâleti hakkında daha önce yine bu kim seler ta rafın d an başlatılan kam panya için bkz. BBA-BEO /Hariciye Âmed, 156-5/12, 2768, (17 E ylül 312) ve BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13, 4510(m ü k errer), (26 K ânûn-i sânî 312), BBA-BEO/Hari­ ciye Reft, 184-5/40, 1258(m üm tazeden), (385-Kom iserlik ta h rira tı üzerine). B u faaliyetinde H acı H aşan Bey de kendisine yardım cı olm uştur. Bkz. BBA -BEO/Bulgaristan Masasının Tezkere Kayd Defteri, (73)-959-60/23, 566/ 1103, (10 Ş ubat 312) ve 7/118, (10 N isan 313), 100/294, (2 H aziran 313). Üç yazı da M aarif N ezareti’n e yazılm ıştır.

(476)

(477)

(478)

264

raddeye varamadı. Mısır Şu’be si Ârif Efendi’yi ne şartla Bulgaristan’a göndermiş tahakkuk etdi mi? .....»m

şeklinde bir ifadeye rastlarken; Mustafa Bey adlı bir üyeye yazüan «Vatan­ perver Kardeşim» hitaplı bir diğer mektupta; Bulgaristan’daki durum hak­ kında Murad Bey’in yazacağı bir makalenin vaadinden sonra:
Bıdgarya’da, îttihad ve Terakki hakkında gösterdiğiniz gayret-i milliye ve vatanperverânenize memnun ve müteşekkirim. Tarafınıza bir adet Yıldız risalesiyle on bir adet Mizan gönderiyorum ve sizi abo­ ne defterine kaydediyorum. Çtkdtkca Jurfta-be-hafta gönderilecekdir

biçiminde bir anlatımla karşılaşmamız; bize duyulan memnuniyeti gösteri­ yor. Yalnız bu faaliyetin Osmanlı yönetimini çok tedirgin etmekle beraber, ik­ tidar değişikliği bakımından doğrudan bir etkisinin olamayacağı açıktır. Gör­ düğümüz tepkilerine karşın, bu bölgedeki şubeler 1897 anlaşması sonrasında da etkinliklerini sürdüreceklerdir. Gerçi 1897 Yunan Savaşının etkisi ve pa­ zarlıkların doğurduğu hayal kırıldığı, bu ilgiyi etkileyecektir; ama, Mechveret ve Osmanlı’ya ait olduğu belli olan yurt dışı abone listelerinde Bulgaristan, Romanya ve Bosna-Hersek’de üginç isimlerle karşılaşıyoruz .4 ® 2 Bu, faaliyetin sözkonusu bölgelerin mahallî koşulları ile de ilgili olduğu açıktır. 1897 CONTREXfîVILLE ANLAŞMASINDAN 1898 ANLAŞMASINA KADAR CEMİYET : Avrnpa Merkezi : 1897 anlaşması gördüğümüz gibi Avrupa’daki Jön Türk faaliyetini çok zor bir noktada bırakmıştı. Burada komite içi anlaşmazlıklar ve dahilî sorun­ ların rolü üzerinde durduk. Ancak, Şerafeddin Mağmumî’nin anlatımına ba­ kılırsa :
«...İrsâlâtın azalması, ihvanın İstanbul’da âdeta kalmaması, bura­ daki hır gür.., Ahm ed Paşa meselesi pek mühim... Çok şükür haki­ kati bilmiyor. Söylüyorlarsa da inanmıyor... Neşriyatımızı yalnız biz, yâni hudud-i Osmanî haricindeki Türkler okuyabilecekler. Ona da devam edilebilirse... Ben fikrimi söylemişdim, sen burada iken. Bu işle para koparmanın en birinci tarafdanyım. Herifi kendi silâhıyla
(479) (480)

BBA-BEO/Bulgaristan Hülâsası, (41), 941-60/5, 3159/898, (20 T eşrin-i sâ­
n î 313). A hm ed Rıza Bey’den-D oktor Nâzım’a, Londra, 24 Tem m uz 108 tarih li «Ar­ kadaşım N âzım Efendi» h itaplı m ektup, Ahm ed Rıza Bey Evrakı/Özel A r­

şiv.
(481) (482) M ustafa B ey’e h itab en yazılan, «V atanperver Kardeşim » hitaplı m ektup, A rkivi Q'endror, 19/135//148/419-487. Liste için bkz. Bundesarchiv-BERN, 21/14’248. Listenin, B ulgaristan, Ro­ m anya ve Bosna H ersek’e ait bölüm ü verilm iştir. Bkz. B. LII.

265

vurmak hem- de senevi şu kadar milyonu israf edilen beyt-ül-mal-ı müslimînden şu kadar m ikdan almağa muvaffak olmak .,. Yoksa makina duracak. Bir daha işlememek şartıyla. K um , yaş, bu kadar efrad-ı felâketzede aileleri de ilânihaye bu felâket içinde kalmak şar­ tıyla.... »m

Ahmed Celâleddin Paşa; bir anlamda, kurtarıcı rolü oynamıştı. Tabiî bu­ rada zor olan; Cemiyetin gerek içinde bulunduğu durumu, gerekse anlaşma nedenlerini dahildeki şubelere anlatabümesiydi. Olayla yakından ilgilenen yabancı temsilcilerin de gözlemlediği gibi; Ah­ med Celâleddin P aşa’mn faaliyeti sonucunda Avrupa’daki muhalefet, Ahmed Rıza Bey ve Meehveret’in yazı kadrosu dışında, durmuş izlenimi veriyor­ du .4 8 4 Her ne kadar bir süre Hürriyet* ve Selim Faris Avrupa’daki yegâne muhalif Türkçe gazetenin kendileri olduğunu ileri sürdülerse de ;4 8 5 Sultan’ı bir süredir İttihad ve Terakki Cemiyeti kadar olmasa da rahatsız eden4 ® 8 Londra Jön Türklerine karşı da pazarlık taarruzu başlamıştı.4 ® 7 Nitekim bu­ nun sonucu da; gördüğümüz gibi; F aris’in sağladığı çıkarlar karşılığında, neş­ riyatı durdurması olmuştu. Bu koşullar altında Ahmed Rıza Bey, tekrar faaliyeti canlandırma teşeb­ büsünde bulundu. İlk olarak, Avrupa gazetelerinde Cemiyetin yaptığı müta­ rekenin koşullarını anlatan yazılara 4 8 8 sert cevaplar verilerek; bu anlaşmanın tamamen bir kandırılmadan ibaret olduğu belirtildi.4 8 9 Yayımını sürdürmekte olan Fransızca Mechveret de, bu temaları şiddetli bir biçimde tekrarladı,4 *
(483) Şerafeddin M ağm um î’d en -lsh ak S ü k û ti’ye, 10 Tem m uz [18]97, Paris, A r ­ kivi Çendror, 19/106-7//292-1950-2023-6. (484) Philip C u rrie’den-D ışişleri B akam ’na, T herapia, 26 Ağustos 1897, no.517/ 572(Conf.), PRO/F.O. 78/4806. (485) «A vrupa’da T ürkçe M atbuat,» Hürriyet2 , no.82,15 E ylül 1897-15 Rebiy’ülâh îr 1315, s. 1. (486) N itekim , görevle L ondra’ya gönderilen bir m üsteşar olan R ıfat B e y ,'g ö ­ revinde «...Jön T ü rk ler C em iyet-i m ePunesiyie...* diğer kom iteler h a k ­ kında bilgi toplam ayı ilk am açları arasında saym aktadır. Bkz. K endisinin 4 C em aziy’ülevvel 1314 ta rih li m ektubu, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 15/1196/ 74/14. (487) «Ahmed Celâleddin Paşa ve Kâm il Bey,» Hürriyet2, no.81,4 Eylül 189728 R ebiy’ülevvel 1315, s. 2. (488) «Les Jeunes-T urcs: La Deeision Du P a rti S u r Les Propositions Du Sultan,s> l’Eclair, 7 Ağustos 1897. <489) «La Jeu n e T urquie E t L e S ultan: L ettre de M. H alil Ganem,» l’Eclair, 9 Ağustos 1897. B urada işlenen ‘sebatsızlık’ ■ fikriyle krş. H alil G anem , «Sây ü Amelimiz,» Meşveret, no.30; 6 M ayıs 1898-15 Zilhicce 1315, s. 1. (490) A hm ed Celâleddin P aşa'n ın faaliyetlerinin böyle b ir çerçevede değerlen­ dirilm esi için bkz. Un am i de la T urquie [A lbert F u a ], «La Mission D’A h­ m ed B jelal E ddın Pacha,» Mechveret Supplement Français, no.42, 1 Eylül 1897. ss. 3-4. M urad Bey’e yöneltilen eleştiriler için bkz. Un am i de la T u rquie [A lbert F u a ], «Lettre O uverte â M ourad Bey,» Mechveret Sup p lim ent Français, no.40, 1 Ağustos 1897, s. 6. 266

Ahmed Rıza Bey’in bu faaliyeti, ona Jön Türk mehaf ilinde büyük bir kredi sağladı. Yurda dönmek üzere olan Cenevre grubu üyelerinin bile ona yazdık­ ları mektuplarda duydukları hayranlık ve kendi hareketleri nedeniyle his­ settikleri nedamet, belli olmaktadır.4 9 1 Nâzım Bey’in anlatımıyla :

« ..Rıza Bey M izanın kendisini Cemiyetden tard edişinden ale-lhusus hissiyât-ı dmiyesine agrâz eylemesinden fevkâlâde mütehas­ sıs olmuş. Bana yapdığı mukaddeme şu yolda idi: «Vatana hidmet içün efkâr-ı umumiyeyi lehimize çevirmek lâzımdır. Biz birbirimizi çekişdirir aie-l-hıısus, Sultan Hamid’in arayub da bulamadığı suret­ de efkâr-ı diniyemizi kritiğe kalkışırsak... Rıza Bey Meşveret’i çıkartmakda devam edecek... Organ de la Jeune Turquie’yi gazete­ sinden kaldırmayacak Cemiyet Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti olduğu içün bu ûnvanın ifa edilmesine itiraz edemez diyor ...»4 *1
veya daha belirgin bir ifade ile bir Jön Türk mektubunda : «....Murad Bey (Mizan)a dere etdiği makâlât-ı diniyenin hiçbirine itikadı olmadığı halde ahalinin, milletin uyuşmuş kanlarını tahrik edecek vesaitin en âlâsı bu olduğunu bildiğinden kendisini gayet mu'tekid gösterir ve gazetesinde bu fikri terviç eder... Fakat, efkâr-t umumiye şu söylediğim minval üzeredir zannederim. Yoksa benim içün 108 tarihi ile 1812 veya 1896 tarihi beyninde zerre kadar fark yokdur. Vicd-an sahibi bir dinsiz, vicdansız bir sofuya müreccahdır.. ,»’ 3 3 açıklandığı gibi Ahmed Rıza’nm, dinsizliği dahi prim yapar bir duruma gel­ mişti. Sultan’ın; Serhafiyeyi Cenevre’ye göndermesinden, anlaşmak istediği asıl grubun Murad Bey ve çevresi olduğu anlaşüıyor; ki, çeşitli ifadelerinden en çok bu kimselerden rahatsız olduğunu da anlamak mümkün oluyor.4 ® 4 Yalnız,
(491) Süleym an Nazif B ey’den-A hm ed R ıza’ya, S aint G erm ain, 13 Ağustos 1897: M uhterem vatandaşım Efendim : Sizinle yarım saat k a d ar sohbet-i hususiyede görüşm ek isterdim . K abûl ederseniz, vakit ve m evki’i tayin ve iş’a r buyurunuz. T alebim red d ile görüşülm ekden im tina edildiği halde sizi m a’zur, belki m uhikk göreceğim e em in olunuz. Ç ünki şu aralık insanlardan sâdır olan e f’al ve rezâili gördükçe bu günkü insaniyete nefret etm em ek kabil olm uyor...» Ahm ed Rıza Bey Evrakı/Özel Arşiv. Nâzım B ey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, C um aertesi. [1897], A rkivi Çendror, 19/ 1Ö6-5//121/1416. «Kardeşim» hitaplı, 16 H aziran tarih li, «Kardeşin» im zalı m ektup. Baha-

(492) (493) (494)

eddin Şâkir Bey Evrakı/Özel Arşiv.
Ali Vehbi Bey. Pensees et Souvenirs de Vex Sultan Abdul-Hamid, (Paris: 1910), ss. 28-29. Y önetim in C enevre’de b ir Ş ehbenderlik açm ak için g iri­ şim leri başlatm ası da b u d u ru m u kanıtlıyor. Bkz. B BA-B EO /VG G (2), Devair Mühimme: 1347, (6 )/Hriciye, 19 T eşrin-i sânî-12 Receb 1312/1314. no. 3892/116(31.

267

Saray’ın plânının son kısmı; yâni anlaşma zemininin bulunması bir hayli güç olan Ahmed Rıza Bey’i diğer kanallardan sıkıştırma düşüncesi, istenilenin tam tersine bir sonuç doğurdu. Sözkonusu mahkeme çöküş durumunda olan Jön Türklüğün yeniden Avru­ pa kamuoyunda büyük ilgi toplamasını sağladıktan başka, Ahmed Rıza Bey’i de tekrar fiilî bir lider durumuna geçirdi. Clemenceau da dahil olmak üze­ re ;4 9 3 pek çok ünlü entellektüelin savunduğu Ahmed Rıza ve arkadaşları, mah­ kemeyi bir anda bir özgürlük savaşı şekline getirdiler .4 8 6 Sonuçta mahkeme on altı Frank gibi komik bir para cezası verdi ve bunu da tecil etti.4 9 ’ Niha­ yet mahkeme heyeti Mechveret’in eski sayılarında kullanılan ve Sultarı’ı tezyif edici mahiyette görülen sıfatları sayarken, bunları büyük bir zevkle dinleyen Paris Jön Türkleri, yargılamanın sonucunu «Yaşasın Fransa, Yaşa­ sın Mahkeme, Yaşasın Jön Türklük, Sultan İktidardan Düşsün!» tezahüratıy­ la karşılayarak, kendilerinin siyasal sonları olarak düşünülen bir mahkeme­ den, muzaffer özgürlük savaşçıları olarak çıkmayı başarmışlardır .4 8 8 Ahmed Rıza Bey ve arkadaşları bu gelişmenin sevincini yaşarken, İstan­ bul’dan gelen acı haberlerin de, onları; kendi görüşlerinde haklı çıkmaları bakımından; mutlu ettiğine kuşku yoktur. Zaten, uzun bir süredir, Hürriyet2 ve Mechveret’de çıkan haberlerde görüldüğü gibi, yönetim Cemiyet tarafın­ dan mütareke olarak kabul edilen anlaşmayı hiçbir şekilde dikkate almadığı gibi, tutuklamalarını sürdürmüştü .4 5 9 Cemiyetin, İstanbul askerî temsilcisinin durumu Murad Bey’i kınayan ifadelerle (Ahmed Rıza Bey’in durumuna hiç değinmeden) bildirmesi, çevredeki kanaati göstermesi bakımından dikkat çe(495) Bkz. Proces Contre Le Mechveret et La Jeune Turquie, ss. 24-29. Bu olum ­ lu bakış daha sonraki dönem de de devam etm iştir. Bkz. A hm ed Rıza B ey’in, M eşveret’in yeniden basım ı için verdiği dilekçeye, C lem eneeau’nu n düş­ tü ğ ü not: «İçişleri B a k a n rn ın b ü tü n saygıdeğer arkadaşlarına bu dilekçeyi tavsiye etm ekten şeref duyarım .* 2 A ralık 1899. ta rih li dilekçe ve n o t için bkz. Affaires etrangeres-Nouvelle Serie-Turquie, Vol.III. (1899-1901), s. 165. A ncak, C lem encau’n u n k âtib i ta ra fın d a n yazılan h ay at hikâyesinde bu konudan hiç bahsedilm em ektedir, Bkz. Jea n M artet, Le Silence de M. Cle­ menceau, A lblin Michel, (Paris: 1929). Proces Contre Le M echveret..., ss. 6 v.d. M ahkem enin genel b ir değerlen­ dirm esi için bkz. «Nötre Proces,» Mechveret Supplement Français, no.44, 15 Ağustos 1897, s. 5 ve B ir K ü rd [A bdullah C evdet!, «M eşveret A leyhine Edilen İkam e-i D a’va,» Meşveret, no.24, 23 Eylül 1897-25 R ebiy’üîâhîr 1315, ss. 1-2. Proces Contre Le Mechveret, s. 92. İbid, ss. 91-92. Bu hava için krş. Un am i de la T urquie [A lbert F ua], «Vive La France.» Mechveret Supplement Français, no.44, s. 5. P azarlık lar sırasında da y ü rü tü len bu yazı kam panyası için bkz. «İstan­ b u l’da D evam -ı A hz-ı Girift,» Hürriyet2, no.80,15 Ağustos 1897-15 R ebiy’ülevvel 1315, s. 2. Gazete aynı sahifede M urad Bey’in p azarlıkları kabûl e t­ tiğ in e işaret etm ektedir. Bkz. «M urad Bey ve Rüfekası.s- s.2. Krş. «İstanbul M uh b ir-i M ahsusum uzun M ektubu,» Hürriyet J, no,82, 15 Eylül 1897-15 Re­ b iy ’ü lâhîr 1315, s. 3.

(496)

(497) (498) (499)

268
iÜ U U lililUU ıÜ u.u

kicidir.5 8 0 Buna bir de İstanbul gazetelerinin Murad Bey ile yaptıkları küçük düşürücü röportajlar ve hakkında yazdıkları yazılar 5 0 1 eklenince, halâ müta­ reke koşullarını ileri süren merkez yönetimi çok zor durumda kaldı. Sonunda Osmanlı yönetimi, Murad Bey’in dönüşüyle af ümidine kapılan tutuklu ailelerini5 0 2 üzüntüye boğan kararını uygulamaya koydu. Taşkışla’daki mahkeme sonucunda, kendileri hakkındaki uygulamayı bekleyenlerden çoğun­ luğunu 1896 darbe girişimi sonrasında İstanbul’daki örgüte hakim olan talebe­ lerin oluşturduğu yetmiş yedi kişilik bir kafile ;5 0 3 9 Eylül 1897 (27 Ağustos 1313) tarihinde Şeref adlı bir vapurla ve olağanüstü güvenlik önlemleriyle Fizan ve Trablusgarb’a gitmek üzere yola çıkarıldılar .5 0 4 Tutuklular sürgün yer­ lerinde affedilmeleri için bir dilekçe hazırladılarsa da, yönetim bunu gözönüne almadı.5 0 3 Böylece Murad Bey’in yurda dönüş nedenlerinden en önemlisi, tam tersi bir gelişme göstermiş oluyordu.5 0 6 Doğal olarak reformların adı bile ortada yoktu.
(500) C ihadî’d en -İsh ak S ükûti ve T unalı H ilm i Beyler H azerâtına, İstanbul, 19 Ağustos [18]97, A rkivi Qendror, 19/106-7//314/2072. A ynen verilm iştir. Bkz. B. LEH. Bu arada çeşitli m uhalif gazetelere de M urad Bey aleyhinde çok sayıda m ektup gönderilm iştir. Bkz. «M urad Bey İstan b u l’da,» Hürri­ yet3, no,81, 1 Eylül 1897-28 R ebiy’ülevvel 1315, s. 3. (501) Bu röp o rtaj ve yazının transk rip siy o n ları, Birol Emil, Jön Türk'lere Dair Vesikalar: I — Edebiyatçı Jön Türklerin M ektublan (Ali Kemal ve Süley­ man N a zif den Mizancı Murad B ey’e), E debiyat Fak. Yay, (îstanbul:1982), ss. 98-102’de verilm ektedir. H em en belirtm ek g erek ir ki bu İstanbul bası­ nında çok görülen b ir tu tu m değildir. M urad Bey haricinde Jö n T ürkler aleyhinde çok istisnai b ir iki eleştirici yazı dışında yönetim in etkisiyle böyle b ir h arek et hiç yokm uşçasına b ir tu tu m benim senm ektedir. Bir istis­ nası için bkz. «Ahmed M idhat M el’unu,» K anun-i Esasî, no.12, 14 M art 1897-11 Şevval 1314, s. 8, ve «1 M art İstan b u l’dan,» s. 9. (502) Ali F ah ri, Emel Yolunda, s. 31. (503) İsim leri için bkz. İbid, ss. 58-65, Şeref Vapuruyla Trablusgarb’a Nefyedilen Mağdurînin Millet Meclisine İstidalarıdır, M atbaa-i U huvvet, [D ersaadet; t.y,]. (504) Bu yolculuğun hikâyesi, Ali F ahri, Emel Yolunda, ss. 45 v.d’da verilm ek­ tedir. (505) Bu bilhassa Fizan’a gönderileceklerin ku rtarılm ası için yapılan b ir g iri­ şimdi. Sözkonusu faaliyet için bkz. T rablusgarb’da M iralay M ustafa B ey’­ den-M abeyn’e, 15 Eylül [18]97, 5 Eylül 313 ta rih li isti’da örneği, 245/5 E y­ lül 313, T rab lu sg arb ’da M iralay M ustafa ve Yüzbaşı H aşan B ey’den, 249/ 20 Eylül [18]97. M emurin-i M üteferrikaya Mahsus Kayd Defteridir, BBAYıldız Esas Evrakı, 36/139-84/139/XX. (506) Bâzı Jö n T ü rk y ay ın ların ın idd iaların ın tersine (M urad B ey’in tu tu k la n ­ m aların a ilişkin b u h ab erler daha sonra korkutucu b ir m alzeme olarak kullanılm ıştır. Bkz. «Dahile G irenlere B ir îbret,» Osmanlı, no.35,1 M ayıs 1899-20 Zilhicce 1316, ss. 6-7.) uğradığı büyük hayâl kırıklığına rağm en M urad Bey ta y in edildiği görevlerde (bkz. BBA-îrade-Dahiliye, Safer 1317 /no.21-151) oldukça ra h a t koşullar altında (bkz. BBA-îrade-Dahiliye, Ce-

269

Şimdi gözler mahkeme galibi Ahmed Rıza Bey’e çevrilmişti. Kendisinin faaliyete devamım göstermek için yapacağı en çarpıcı hareket; kuşkusuz, yeniden bir Türkçe gazete çıkartmak -olacaktı. Ama bunu hisseden Osmanlı yönetimi Cenevre’de, kapanmadan önce Mechveret’in basıldığı m atbaaları sa­ tın aldı .5 0 7 Cemiyet merkezi, eski merkez yayın organının basıldığı matbaayı Ahmed Rıza Bey ve arkadaşlarının bütün itirazlarına ve onun Cemiyetin malı olduğundan satılamıyacağı görüşlerine rağmen ,5 ® 5 Ahmed Celâleddin P aşa’ya devretmişlerdi. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen Ahmed Rıza, 23 Eylül 1897 tarihinde aşağıdaki çarpıcı önsözle :
« . ..Türkçe iki gazete lüzum görmeyerek, Meşveret’in yerine Cenev­ re’de Mi zan’î çıkaran fırka, Serhafiye Ahm ed Celâleddin Paşa’nm yaldızlı bir işareti üzerine terk-i hidm et [üe] istemimi’a avdet etdi. Sultan Abdülhamid’in serhafiyesi, yâni hem hafiye ve hem öyle zalim bir padişâha rnensub olmak gibi iki sıfat-ı mezmıımeui haiz bir uşa­ ğı ile görüşmeği arkadaşlarınla büy ük bir zul sayardım. Halbuki bâ­ zdan yalnız görüşmekle kalmadılar, atiyyesini aldılar. Gaza ve mücahede meydanından çekildiler. Kendilerine bir vedia olan matbaa hurufımu, cemiyetin mührünü satdılar, Mizan’t ta’til etdûer. Saray’a hafiyelik eden ve kıt’ale âlet olan birkaç alçağın fezehaiı koca bir
m aziy’ü lâh îr 1318/no.32-1054) ve tam am en silik bir şekilde yaşam ını s ü r­ d ü rd ü Buna karşılık, k ay ın b irad erin e bile orduda önem li görev verilm e­ diğine bakılacak olunursa (bkz. Golos’da M iralay İsm ail Bey’den-M abeyn’e, 12 M art 314, M emurin-i Askeriyeye Mahsus Beşinci Defterdir, no.53, B B A Y ıldız Esas Evrakı, 36/139-36/139/XVIII.) siyasal en u fak b ir hareketi bile im kânsızdı. «Avis,» Mechveret Supplement Français, no.42, 1 E ylül 1897, s. 1. Nâzım B ey’d en -îsh ak S ü k û ti’ye tarih siz m ektup, A rkivi Çendror, 19/106-5 //7Ö6/1401. D urum şu şekilde ifadelendirilm ektedir: «...Bizim Cem iye­ tin vücûdu haricde senin ile A hm ed Bey’e m ünhasır kalıyor. H u ru fat ile risâleleri satacaklar —ih tim âl verm em a— sizden başka kim se olamaz. İ h ­ tim âl k i K em âl Bey yanlış h ab er alm ışdır. Y ahud verdiği havâdis doğ­ ru d u r da işin içinde S ultan H am id'e b ir oyun oynanm ak istenildiğini d ü ­ şünem iyor... O h u rü fa t ham iyyetli b ir zât ta rafın d an vatanın selâm eti n â ­ m ına neşriy at içün m illete hediye edilm işdir. V akıfdır ve vakfın satılm a­ sı eâiz olam adığı gibi h u rû fa tm da hiç kim se ta rafın d an satılm ası a le -l-h u sus S ultan H am id gibi b ir düşm ana terk i m üm kün değildir. Rıza Bey b u ­ n u h ab er alm ış bu sabah beni çağırdı. C enevre’deki arkadaşlar M urad Bey’i tak ib ediyorlarsa, m esleğinde sebat edecek, vatanı içün ölünceye k a ­ d ar çalışacak T ü rk ler eksik değildir. H u rû fat bu m aksat içün hediye edil­ m işdir. Rica ederim C enevre’dekilere yaz M izan’ı çıkartm am ak niyetinde iseler h u rû fa tı m ü rettib le b eraber b an a bırak sın lar ben h u rû fatm buraya nakl m asrafıyla m ü rettib in b ir senelik geçineceğini şim diden te ’m in edi­ yorum h a ttâ A hm ed Celâleddin P aşa’ya satm ış olsalar bile gizliden k açır­ m alarını ham iyyet nâm ına k endilerinden rica ederim dedi.....

(507) (508)

270

milletin şan ve namusuna halel getirmiyeceği gibi Gene Türkler zümresine kazaen dahil olmuş beş on m alûlün İstanbul’a avdetleri de Osmanlı ittihad ve Terakki Cemiyeti’nin kuvvet ve mesleğine za­ rar gelmez {getirm ez]... Millet, mezheb ayırmıyarak bütün Osmanhlan hattâ hayırhah âlicenâb ne kadar insan varsa hepsini düşman-ı insaniyet olan gaddar ve hunhar bir hükümdara karşı ittihada da' vet etmek lâzımdır. Bu da ancak neşriyatla olur

taşbasması oîarak ve «İttihad ve Terakki Cemiyeti» yayın organı sıfatıyla Türkçe Meşveret’i bıraktığı yerden; yâni 24. sayıdan; neşre başladı. Aslında, Ahmed Rıza’nın resmî oîarak bu şekilde gazete çıkartmak imkâ­ nı bulunmamaktaydı. Çünkü, Cemiyet resmen tüm şubelere faaliyeti durdur­ ma kararı vermiş; ancak, Ahmed Rıza Bey örgütten ihraç edilmiş olduğun­ dan, ona herhangi bir tebligat yapılmamıştı. Doğal olarak, yanındaki kadro için bu durum sözkonusu değildi. Nâzım Bey, Halil Ganem gibi yazarlar Ce­ miyet üyeliği sıfatını sürdürüyorlardı; ama, bu onlara Cemiyet adma resmî gazete çıkartmak yetkisini vermiyordu. Buna rağmen, Trablusgarb’dan kaça­ rak 6 10 P aris’e gelen ilk kuruculardan Doktor Abdullah Cevdet Bey’in, hemen bu yayın organının İdarî kadrosunda görev alması, fiüî bir durumun ortaya çıktığım gösteriyor. Her ne kadar başta Şerafeddin Mağmumî olmak üzere eski yöneticiler bu davranışa itiraz ettilerse de ,511 artık evvelki yönetim çökmüştü. Nitekim, bir süre sonra Mağmumî sessizce Mısır’a gidecek ,513 Şefik Bey sıkı gözetim al­ tında bulundurulacağı Bükreş’e hareket edecek ,313 Sükûti Mısır örgütünün tek­ rar düzenlenmesi faaliyetleri için burada çalışacaktı. Ali Kemal Bey de Brük­ sel Sefaretine girince; artık, ’Hey’et-i Teftiş ve İcra’ ile denetleme kurulları yalnızca boş birer tabelâdan ibaret kalacaktır.
C509) Ahm ed Rsza, «İfade-i M ahsusa,» Meşveret, no.24,23 Eylül 1897-25 R ebiy’­ ü lâh ir 1315, s. 1. Türkçe yayın organı da M urad Bey aleyhine, kandırıldığı, tevkiflerin anlaşm adan hiç etkilenm ediği ve rö p ortaj y aparak küçük düş­ tü ğ ü şeklindeki eleştirileri sürdürm üştür. Sırasıyla bkz. H alil Ganem, «İem âl-i Mesâib,» Meşveret, no.28î 4 K ân û n -i evvel 1897-29 Receb 1315, s. 1. «Tevkifat,» Meşveret, no.28, s. 3, «Mazi ile Hâl,» Meşveret, no.24, s. 4. Son m akale ile krş. «Une Interv iew De M ourad Bey,» Mechveret Supplement Français? no. 42, 1 Eylül 1897, ss. 6-7. (510) F ira rı için bkz. B B A -Y /M uhtelif Marûzat, 5 Ca 1315/no.586/3074. (511) Ş erafeddin M ağmumî, Hakikat-ı Hal adlı kitabını bu gelişm eler üzerine yayınlam ıştır. Ancak, b u faaliyeti üzerine dahi Sefir kendisini çağırarak, onu m evcut anlaşm a koşullarını bozm akla suçlam ıştır. Bkz. Şerafeddin M ağm um î?d e n -Îsh a k 'S ü k û ti’ye, 25 ? Ç arşanba [1897] tarihli m ektup, A rk i­ vi Çendror, 19/106-7//831/2021. (512) A [hm ed] Süheyl [Ü nver], «Doktor Şerafeddin Mağmumî,» CTF-Tıp Tarihi

(513)

ve Deontoloji Enstitüsü Arşivi, s. 3. BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13,2367, (6 Eylül 313-Bükreş:191), B B A YjSadaret Hususî Marûzat, 21 R 1315/no.570.

2-71

Bu gelişmeler, resmî Cemiyet merkezinin belirttiğimiz gibi; uğradığı si­ yasal başarısızlık sonucunda; çöküşüyle neticelenince, buradaki kadroya kar­ şı itirazlar yükselmeye başladı. Nâzım Bey bir mektubunda :
«...Burada garib garib havâdisler işidiyoruz, Gülmekden ziyade ağ­ lamak lâzım. Cemiyetin hastalandığım bilirdim. Fakat terekesi satı­ lacak derecede olduğunu yeni işidiyorum. Cemiyetin vârisi olmadı­ ğı içiin tereke ve tâlib olanlardan ziyade hiicûma kalkışarâann al­ danacaklarına şübhe yokdur. Nazar-ı dikkatinizi celh ederim __»S M

kullandığı yukarıdaki ifadeyle, hem bu boşluğa değinmiş ve hem de mütareke adı altında susmayı tercih eden grubun Cemiyet üzerindeki tekelini tanımayabileceklerini belirtmişti. Ahmed Rıza Bey ve resmî Cemiyet merkezine bu yolda gelen protesto mektuplarını ise, yayın faaliyetinde bulunamadıkları için cevaplandıramayan bu kimseler, meydanı; hiç istememekle birlikte; tama­ men eski fiilî lidere bırakmışlardı. Fakat, kuşkusuz Osmanlı yönetimi tamamen kapanmış bir olay olarak baktığı Jön Türklüğün tekrar canlanmasına karşı kayıtsız kalmadı ve Meşve­ ret’in yayın faaliyetini önleyebümek için büyük bir çaba içine girdi. Bir yan­ dan gazetenin yurt içine sokulmasını önleyebilmek için yoğun tedbirler alır­ ken ,515 diğer yandan da basımını durdurmamak uğraşı içine girdi. Ahmed Rıza Bey gazeteyi, İsviçre’de tanıdığı arkadaşları bulunmadığı şeklindeki bir açıklama çerçevesinde ,8 16 Brüksel’de yayınlamaya başlamıştı. Burada sosyalist eğilimli ve Osmanlı yönetimince anarşist olarak nitelenen Lor and admda bir milletvekili, gazetenin sorumlu müdürlüğünü üzerine ala­ rak onu yayınlamaya başladığı317 için, bir süre yayına muvaffak olunduysa da, Osmanlı yönetimi derhal gazete aleyhine girişimlerde bulundu .6 18 Osmanlı yönetimi ile Belçika hükümeti arasmdaki uzun pazarlıklardan sonra 518 Belçi­
(514) (515) D oktor Nâzım Bey’d en-İshak S ü k û ti’ye, 30.7 1897 tarih li k a rt, A rkivi Çend­ ror, 19/106-5//257/1426. Bkz. BBA-İrade-Hususî, Cem aziy’ülevvel 1315/no.10-464, BBA-BEO /H ari­ ciye Reft, 184-5/40,1040(18 Eylül 313)/76104, BBA-BEO/Posta ve Telgraf Nezareti Giden, 585-17/20, 108, (13 Eylül 313). A hm ed Rıza, « [İh ta r],» Meşveret, no.25, 9 T eşrin-i sânî 1897-11 Cem aziy’­ ülevvel 1315, s. 4. Açıklam a, C enevre grubuna yönelik b ir tam m am azîık anlam ına gelm ektedir. Bkz. B B A -Y /M ütenevvî (Günlük)Marûzat, 17 B 1315/no.2129 ve 20 B 1315/ no.5038, M ünir Paşa’dan-M abeyn’e, 137/19 T eşrin-i sânî 1313, Paris Se­ faretiyle Muhabereye Mahsus Defter, no.42-2, B B A -Yıldız Esas Evrakı, 36/2468/141/XII. A hm ed Rıza Bey, L orand ile B rüksel’deki b ir pozitivist aracılığıyla tanışm ıştır. Bkz. «İlk Meclisi M ebusan Reisi A hm et Rıza Beyin H atıraları:... (2),» Cumhuriyet, 27 Ocak 1950, s. 2. Bu yayın faaliyeti özellikle F ransızlar tarafın d an da ilgiyle izlenm ektedir, Bkz. Poiis M üdüründen-D ışişleri B akanı’na, 10 Ocak 1898, Affaires etran­ geres-Nouvelle Serie-Turquie, ¥01.11(1898), s. 10. Tevfik Bey’in, Padişah’a yazısı, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 15/74-19-ç/74/15, Bkz. BBA-BEO/Hususî İrade-i Seniye, 378-8/100, 100-675(8169)/78201.

(516)

(517)

(518) (519)

272

ka tarafı gazeteyi kapatmanın mevcut kanunlar çerçevesinde çok zor oldu­ ğunu, fakat anarşist faaliyetleri gerekçe gösterilerek Ahmed Rıza Bey’i sınırdışı etmenin mümkün olduğunu bildirdi.5 2 0 Bu koşullar çerçevesinde anla­ şılması üzerine, Belçika basınının5 2 1 ve parlâmentodaki muhaliflerin bütün protestolarına karşılık ;5 2 3 Ahmed Rıza Bey, 12 Aralık 1897 tarihinde, Belçika’­ dan smırdışı edildi.8 2 3 Jön Türkler hakkmdaki en ilginç kitaplardan birinin sahibi tarafından «Türklerin alışık olmadıkları bir eylem» olarak nitelendirilerek; Ahmed Rıza Bey’in «Avrupa kökünden gelme»sine bağlanılmaya çalışılan bu faaliyetler 5 2 4 ve Sarayın önleme çabaları, eski fnlı lideri yeniden aynı statüsüne oturtmuş­ tur. Kazandığı prestijden istifade etmeyi de kararlaştıran Ahmed Rıza Bey,

(520) (521)

B B A -Y/Sadaret Hususî Marûzat, 1 Ca. 1315/no,1124. «Belçika Basını,» Meşveret, no.28,24 K ân û n -i evvel 1897-29 Receb 1315, s. 2. (522) Bkz. B B A -Yıldız M ütenevvî (Günlük) Marûzat, 21 C 1315/no.1753/625, 27 B 1315/no, 5077/654. Bu sm ırdışı edilm e olayı yabancı güçlerin de Jö n T ü rk lerin te k ra r önem kazandığı k an aatine kapılm alarına neden olm uş­ tu r. Bkz. B rüksel’deki A lm an E lçüiğinden-D ışişlerine, Brüssel, 10 Ş ubat 1898(pr, 13 Ş ubat 1898a.m), A. 1814/no.l6, Ausıoârtiges A m t; 732/3, die Jungtürken, 198. (Bd.1-2). Bu konuyla İngilizler de ilgilenm işlerdir. A n­ cak, F.O. 566//1Û10 k a y ıt defterindeki, 22 Ş ubat ta rih li yazı, (47 n u m a ra ­ lı olm ası g erekm ektedir) bulunm ası gerektiği PRO/F.O. 78/4909(D raft), cildinde yoktur. Belçika P arlâm entosundaki konuşm aların m etni için bkz. A [hm ed] R [ıza] «Le M echveret Turc â La C ham bre Belge,» Mechveret Supplement Français, no.48, 1 K asım 1897, ss. 3-7. (523) Sm ırdışı edilişi için bkz. B B A -Y ıldtz M ütenevvî (Günlük) Marûzat, 27 B 1315/no. 5077/654, BBA-BEO(Hariciye Âmed, 157-5/13, 2765, (11 T eşrin-i evvel 313), 2815, (15 T eşrin -i evvel 313), 2881, (21 T eşrin-i evvel 313), 3401 (29/sic! 9 /K ân û n -ı evvel 313), B B A -Y ıldız Perâkende, 1 B 1315/no. 857, Osm anlı yönetim inin Belçika hüküm etine te şe k k ü rü için bkz. BBABEO /Hariciye Reft, 185-5/41, 1343, (12 T eşrin-i sânı 313), 7820, (18 Teşr in -i sânî 313) ve BBA-BEO/Hariciye  m ed: 157-5/13, 3191, (18 T eşrin-i sânî 313). Bu olaydan sonra da Osm anlı yönetim i A hm ed Rıza’nm yakm tak ib in i ve b ulunduğu y erlerd ek i y ö netim lere onun hakkında m üracaatı . bırakm am ıştır. Bkz. B B A -Y /Saderet Hususî Marûzat, 1 Ca 1315/no.640, 8 C 1315/no.736, 13 Ş 1315/no.ll24, BBA-BEO/Hariciye Reft, 184-5/40, 1202, (15 T eşrin -i evvel 313), 2440, (13 Ağustos 313), 2620, (29 Ağustos 313), 2662. (1 T eşrin -i evvel 313), 2468, (15 Ağustos 313), 2440, (13 Ağustos 313). Son v esikaların içinde Belçika h ü küm eti nezdindeki faaliyetlere iliş­ kin belgeler de b ulunm aktadır. Ahm ed Rıza’nın gazeteyi m uhtelif A vrupa b aşkentlerine gönderm esi için bkz. BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13, 3562> (23 K ân û n -i evvel 313), (524) Bu yarg ıy ı v eren P ren s Sabahaddin lehine ta v ır koyan b ir K atolik P a p a ­ zı olan Fesch’dir. Bkz. P aul Fesch, Constantinople aux dem iers jours d’ Abdul-Ham id, M arcel Riviere, (Paris:[19071), s. 337.

273

muhaliflerine iki açıdan saldırmıştır. Bunlardan birisi devamlı olarak işlediği. Saray’a satılma temasıdır :
«....Vakıa hünkâr Avrupa’da neşriyatı kendine sermaye-i ticaret it tihaz eden menfaatperestleri küçük bir memuriyet, ciiz’i bir para veya imtiyâz mukabilinde sükût etdirdiğini görünce istibdaddan iş­ tik # ve Kanun-i Esasinin iadesini istida edenlerin sözüne haklı da olsa inanmıyor. Önüne bir kemik atıveriyor. Bu kemiği kapan, ya­ layan alçakların rezilâne harekâtı Sultan Abdülhamid’e ma’teessüf hak verdiriyor ..,»*2 5

İkinci olarak Ahmed Rıza Bey, dahilde faaliyet taraftarları şubeler ve on­ larla aynı kanaatleri paylaşan Jön Türkler tarafından;. Sarayla uzlaşma ola­ rak nitelendirilen soğukkanlı yazı yazmak 3 2 6 şeklindeki davranışını da bırakarak, gazetede bu çevrelerce beklenen bir uslûbu kullanmaya başlamıştır :
«...Ben aldanmadığıma eminim; pâdişâh da zannedersem aldanmı­ yor. Her şeyi bilerek, isteyerek yapıyor. Milleti mahv ediyor. Kahrolsün!»5 2 7

Buna bağlı olarak, Cemiyet içindeki muhalifleri tarafından darbe girişim­ lerine karşı çıkmak ve icraatı önlemek şeklinde ithamlara maruz bırakılan Ahmed Rıza Bey, bu suçlamalara da kendisinden beklenilmeyen cevaplar ver­ mektedir:
«...İcraat tarafdarı olmadığım ve ahaliyi hıi’ale sevkedecek tarzda yazılmış makalelere cevaz vermediğim için bana itiraz eden (icra­ at) fikriyle benden ayrılan yalancı pehlivanların icraatı neden iba­ ret imiş çok sürmedi anlaşıldı. Neşriyatla iş bitm ez deniliyordu. Or­ tada yine neşriyattan başka birşey görülmüyor! Bizde herşeyi hükûmetden, veya meclis’den cemiyeiden bekle­ m ek halka âdet olmuşdur. Osmanlı îttihad ve Terakki Cemiyetin­ den de çok şeyler beklendi. Mehdi çıkacak yecuc mecuc sedleri hâkla yeksân olacak zannedildi... Hayâlâtı okşayacak suretde bir eser görülemeyince kabahat Cemiyet reisinin aczine, inadına atfe­ dildi. İcraata} ihtilâle her diMM mııvaffakiyata reis mani oluyor de (525) «Ben m i A ldanıyorum Pâdişâh mı Aldanıyor,» Meşveret, no.25,9 T eşrin-i sânî 1897-11 Cem aziy’ülevvel 1315, s. 1. Krş. «Fin D’Une Mission,* Mechve­ ret Supplement Français, no.43, 15 Eylül 1897, s. 5. N itekim , daha önce M urad B ey’e, Mizan ’d aki benzer m akaleleri dolayısıy­ la S u ltan ile anlaşm ağa çalıştığı yolunda suçlam alar yöneltilm iştir. Bkz.. R auf A hm ed B ey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, 17 M art £18]97, A rkivi Qendror, 19/106-6//275/1873. Ahm ed Rıza, «Ben m i A ldanıyorum ..... Meşveret, no.25, s. 2.

(526)

(527)

274

i

nilâi. Ben hiçbir vakit meşru bir ihtilâlin lüzumunu, fâidesini âsârtnt inkâr etm edim ... Beni dinsiz, m m tebid ve icraata mani’ gibi göstermek isteyenlerde din kaygımı olsa herşey den evvel bu evd­ in ir-i şer’iyeyi icra ederlerdi. Bunlar heb İtirâza bahaneden, terbi­ yesizliğe nişanedir. İcraatın ne içün aleyhinde bulunduğumu yuka­ rıda arz etdim. Lâkin bununla beraber kimsenin kolunu tutmadım. (Filânı utacağız ne dersin) mealinde aldığım mektublara vakıa ce­ vab vermedim. Çünki o işi becerecek bir kişinin benden izin almağa tenezzül eylemiyeceğini biliyordum ...»İ2 S

Böylece Ahmed Rıza Bey bir yandan, çok sonraları dahi bir silah olarak kullanacağı; «Saray’a satılmamış lider» imajının 5 2 9 yamsıra; yurt içi şubelere icraat taraftarları ile de beraber çalışabileceği şeklinde bir mesaj göndermiş oluyordu. Bu çabalar sonrasında, Abdullah Cevdet Bey’in başını çektiği bir grup; liderliği yeniden Ahmed Rıza Bey’e vermek girişiminde bulundu. Haber Jön Türk mehafilinde âdeta bir bomba tesiri yaratmıştır:
«...Burada şayi’ olan rivâyâta göre, Ahm ed Rıza Bey’e müracaat­ la tekrar fırkanın riyasetini deruhde etmesini teklif etmiş isiniz. Ben bu rivâyeti Paris’de de işitmiş inanmamıştım. Kıza Bet/e en ziyade muarız olan şendin. Bu adam ne içün, kimin içün çalışıyor unutma îshak! Bugün binlerce masum çocuk uzak menfalarda, karanlık mahbeslerde inliyorlar. İstanbul’da bihakken genç denilecek kimse kalmamış. Rıza Bey’in yüreği çarpmaz. Lâkin sen kard-aş, sen ger­ çekten miitehassısm !...»^0

Kuşkusuz pek çok kimse merkezdeki eski muhaliflerin bu itirazlarına ka­ tılmıyordu; ama, resmî merkezin fiilen liderliğini ele geçirmiş olan İshak Sü­ kûti’nin, önderliği ve Cemiyet’i Ahmed Rıza Bey ve Mechveret yazarlarına bırakmaya hiç de niyeti bulunmamaktaydı. Ahmed Rıza Bey’in faaliyetlerini ilgiyle izleyen İshak Sükûti, kendisine mevcut durumu nedeniyle yöneltilen :
(528) (529) Ahm ed Rıza, «İhtilâl,» Meşveret, no.29.14 K ânûn-i sânî 1898-21 Ş a’ban 1315, ss. 2-3. D aha sonra A hm ed Rıza B ey’in b u ta v rı şu şekilde b ir propaganda u n su ­ r u o larak k ullanılacaktır: «...Eski C em iyet’in dağılm asına sebeb Ahmed Rıza Bey değil M urad B eylerin, S ükûtilerin, A bdullah Cevdet edepsizleri­ n in p aray a ta m a ’ı ve ahlâksızlıkları olm uşdur. Bu m ü rted leri S ultan H am id bin beşer yüz F ran k m aaşla satın aldığı zam an A hm ed Rıza B ey’e se­ firle r gönderiyor, sefaretler vaad ediyordu...», «Kızanlık Şu’besi M üdıri»ne, P aris, 2 H aziran 1906, N âzım -B ahaeddin, İttihad ve Terakki Cemiyeti Merkezinin 1906-1907 Senelerinin Muhaberat Kopyası, î. A tatü rk K ü tü p h a­ nesi, Belediye Yazma, 0.30, s. 49. S üleym an Nazif Bey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, Beyoğlu, 17 T eşrin-i evvel 1313, A rkivi Qendror, 19/106-5//208/1445.

(530)

275

«...Bugün m ektubunuz geldi. Bize kızmışsınız. Fakat bu hiddetdeki haksızlığı anlamak içiin buranın (raisons) lartnı, mütalâalarını işit­ meksiniz. Yahu s-iz gideli üç ay oldu. Siz kaç gün gitmiş idiniz. H a­ len vadi-i iğfâlde sürüklendiğimizi anlamadık mı? Sizin orada bulun­ manız, hasta olmanız, gevşek davranub kalmanız Cemiyet’e büyük, rahneler açdı... Şubelere , yârâ, ağyâra karşı hu sükût-i medidemiz bizi berbâd ediyor. Sultan Ham id tahribde, tagribde devam, üzredir. Erkân-ı harb ümerâsından iki üç kişi ahiren Arabistan’ın m eç­ hul bir semtine tagrib olundu, Ma’sum çocuklardan gelen m ektub insanı çıldırtıyor. Bu cinayetlere, bu tecavüzlere halâ muhafaza-i sükût etdiren ancak sîzsiniz. Lâ’net olsun bu mel’unların mevâidinc de parasına da bırak gel. Teşrin-i sânî efreneinin on beşinde mutkık-be-mutlak gazete çıkacakdır. Meğer ki arkadaşlarımızdan ajv-ı umumî-i hakikiyi musaddtk mektublar alalım. Bunu böylece büin. Bu benim fikrim benim mütalâamdır. Lâkin arkadaşlar da hu bahda müttefikdirler. Yazıklar olsun Sultan Hamid ahrarı bâzice-i iğfalât ediyor. Teşrin-i sânının lâakal onunda burada bulunmanızı ri­ ca ve istirham ederim ...»5 3 1

talepler üzerine faaliyetini hızlandırdı. Aslında Sükûti yönetimindeki merkez, 5 Ağustos 1313(18 Ağustos 1897) tarihinde yaptığı ilk toplantıda, Eylül başında yayına başlama kararı almış ;5 5 2 fakat kendilerine yöneltilen, biraz daha bek­ leyerek reformları boşu boşuna engellememeleri yolundaki istekler üzeri­ ne ,5 *3 bu hareketi sürekli ertelemişlerdi. Bunun üzerine Ali Kemal Bey, Cemiyet’i ele geçirmek yolunda bir girişimde bulunmuştu. Kendisinin Saray ile ortaklaşa olarak Taavvün Cemiyeti adında bir örgüt kurarak, eski kadroyu buraya aktarmak istediği anlaşılıyor.5 ^
(531) A bdullah Cevdet Bey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, [P a ris], 27 T eşrin-i evvel [18] 97. K rş. A bdullah Cevdet Bey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, C enevre 17 'T e şrin -i evvel 1897: «..Bu ayın nihayetinde n eşriy ata ib tid a r etm ek içün k a ra r v e r­ dik. Bu k a ra rı bozm ak lıarikûlâde b ir v ak ’am n zu huruna m evkuf k ü ın m ışdır...» (A bdullah C evdet Bey b u m ek tubu um um nâm ına yazdığım b e­ lirtm ek ted ir.). M ektuplar için bkz. A rkivi Çendror, 19/106//157/211 ve 19/106//155/1. Bu ilk ictim a’daki konuşm aların m etni, Şûra-yi Üm m et-Ali Kemâl Da’vası, (İstanbul:1325), ss.96-97 de verilm ektedir: A ynen verilm iştir. Bkz. B. LIV. Bu etki özellikle M urad Bey’in tesirinde bulunan üyelerden gelm ektedir. N itekim , onunla yazışm asında kendisi de ik i ta raflı oynayan Ali K em âl Bey, C enevre’deki g ru b u n yeni b ir gazete çıkartm ak ihtim âlinden e n d i­ şeyle bahsetm ektedir. Ali K em âl B ey’in-M urad B ey’e, 21 T eşrin-i sânî 1897 ta rih li m ektubu, Birol Emil, Jön Türk'lere Dair Vesikalar I..., ss. 38-39. Bkz. B B A -Yıldız Esas Evrakı, 15/74-32-b/74/15.

(532)

(533)

(534)

276

Fakat merkezdeki yöneticiler de «Ali Kemâl’in malına hizmet»5 2 5 ettiği ka­ naatine vardıkları bu teşebbüse ilgi göstermediler. îshak Sükûti, icraatın finansman kuvvetiyle yürütülebileceği kanaatinde bulunduğundan, Cemiyetin durumunu bu açıdan daha da kuvvetlendirmek için Mısır’a gitti. Buradaki şubenin faaliyetinin durdurulması ve elindeki eski ga­ zete kolleksiyonlarıyla, risâleler için Ahmed Celâleddin Paşa ile pazarlığa oturuldu .5 3 8 Pazarlık sonucunda Paşa; şubenin kapanması ve evrakların ken­ disine verilmesi karşılığında Sükûti’ye bin İngiliz lirası vermeye razı oldu ve anlaşma imzalandı.® 3 7 Sükûti, paranın iki yüz altmış lirasını yeni faaliyet dö­ nemi için Mısır Şubesine devretti .5 8 0 Kalan paranın bir bölümü ile Avrupa’ya gönderilmek istenilen Cemiyet mensuplarının yol paraları karşılandı.5 3 9 Geri kalan kısmı da, Cenevre merkezince yönetilmek üzere bir Mısır Bankasının tahvillerine yatırıldı.5 4 0 Böylece finansman sorunu büyük çapta çözülmüş olu­ yordu. Maddî durumu düzeltmek için Mısır’da taraflar anlaşma masasında otu­ rurlarken, Sükûti’nin direktifi ile merkez, Cenevre’de yeni resmî yayın or­ ganı olarak Osmanlı gazetesini yayınlıyordu. İlk sayısı 1 Aralık 1897 tarihinde yayınlanan bu gazete ile Cemiyetin yaşamında yeni bir dönem başlıyordu. Sultan; Avrupa kamuoyuna karşı, Jön Türklerin yaptıkları anlaşmaya uy­ madıkları tezini işlemeye çalıştıysa d a ;54 1 buna Cemiyet merkez yönetimi ge­ rek kendi gazetelerinde ,5 4 2 gerekse Avrupa ülkelerinin temsilcilikleri nezdinde
(535) «Ali K em âl B ey:Şahsm a H ürm et ve İtim adım ız O lan Bir Zâtdan Gelen V arakadır,* Şûra-yi Ümmet, no.67/140, 11 K ânûn-i evvel 1908-27 Zilkade 1326, s.2. Bu arad a aynı dönem de Osm anlı yöneticileri çıkacağı ih b arın ı aldıkları Taavvün adlı b ir gazetenin önlenm esine çalışm aktadırlar. Böyle b ir gazete tesp it edilem idiğine göre b u n u n Ali K em âl B ey’in girişim i ol­ duğu tah m in edilebilir. Bkz. B B A -B E O /Posta ve Telgraf Nezareti Gelen, 579-17/4,69, (9 Ağustos 313). K endisine Jö n T ü rk ler arasında duyulan tepki için gene bkz. Ali Fahri, A çık Mektub: Ali PinhanlKemâl ] Bey’e , (M ısır:1322), ss. 8-10. Y önetim le irtib a tı için bkz. BBA-İrade-Hususî, Cem aziy’ülevvel 1315/no.64-52. Bu pazarlık lar için bkz. Salih Cemâl Bey’den -İsh ak S ü kûti’ye, 3 T eşrin-i sâni ta rih li m ektup, A rkivi Çendror, 19/106-7//47/1963. A nlaşm a m etni için bkz. B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 15/74-31-e/74/15. Aynen verilm iştir. Bkz. B. L-V. Bkz. A rkivi Çendror, 19/102//156/2. Aynen verilm iştir. Bkz. B. LVT. Bkz. A rkivi Çendror, 19/106-7//155/1991. A ynen verilm iştir. Bkz. B. LVII. A rkivi Çendror, 19/1Û6-6//201/1939. A ynen verilm iştir. Bkz. B. LVIII. Krş. A rkivi Çendror, 19/1Ü2//83/1. Bkz, Paris[ve Viyana Sejaret-i Seniyeleriyle Muhaberata Mahsus Dejter ], B BA -Yıldız Esas Evrakı, 36/2468/141/X II-l, M ehm ed K âm il B ey’den ge­ len yazı, 37/29 Ağustos 1898. C em iyet’in yeni resm î yayın organındaki ilk yazısında bu konuya işaret edilm iştir. Bkz. «İfade-i Mahsusa,» Osmanlı, n o .l, 1 K ânûn-i evvel 1897-5 Receb 1315, s. 1, T ek rarı için bkz, [A bdullah C evdet], «Teessüf m ü Edelim, İftih a r mı?,» Osmanlı, no.24, 15 T eşrin -i sânî 1898-1 Receb 1316, s. 1.

(536) (537) (538) (539) (540) (541)

(542)

277

yoğun açıklamalar ve anlaşmayı uygulamayanın aslında padişah olduğu ce­ vabıyla karşılık verdiler / 4 3 Bu sırada, Cenevre merkezinde önde gelen isimler olarak Abdullah Cevdet, îshak Sükuti, Tunalı Hilmi, Nuri Ahmed, Reşid, Ha­ lil Muvaffak, Âkil Muhtar, Refik Bey’ler göze çarpıyor .5 4 4 Saray bu durum karşısında büyük bir telâşa kapılmıştır. Çünkü, ilk ola­ rak Jön Türklerin anlaşmaya uymadığı iddiası hiçbir etki uyandırmadığı gibi ;■ oı^ların bu alandaki çabaları Avrupa kamuoyunda kendilerine destek sağla­ mıştır.5 4 5 İkinci olarak, Mısır satışlarına ilâveten, yönetim pek çok Jön Türk’e bu faaliyetin bittiği kanaatine vararak maaş bağlamıştır 5 4 6 ve nihayet Contrexeville anlaşması ile Cemiyete önemli bir para verilmiştir .5 4 7 Bu açıdan Sa­ rayın, onları uzun bir süre malî bir tehditle sıkıştırabilmesine de imkân bu­ lunmamaktadır. Yeni bir merkez yayın organının yayınlamaya başlanması, yurt içinde varlığını çok zor koşullar altında yürütmeye çalışan teşkilât tarafından, büyük bir sevinçle karşılandı.5 1 ®Fakat; Cemiyetin atılımı bu kadarla da kalmadı.
Bu id d iaların İsviçre yönetim inin d ik k atin i çekmesi için bkz. 8 Ocak 1898 /v o n G enf-6 Ocak 1898/no.l2-98’2 ve 19 Ocak 1898/von Genf-17 Ocak 1898 /no.29-98’2. Bkz. Bundesarchiv-BERN, 21/14’248. Yazı m etni için bkz. A r­ kivi Çendror, 19/60//22/266, Affaires etrangeres-Nouvelle Serie~Turquie, Vol.II(1898), s. 13. PRO/F.O, 78/4943, 24 Ocak 1898, Bundesarchiv-BERN , 21/14’248. M etin, resm i y ay ın o rganının ilâvesinde de yayınlanm ış; «Lettre adressee â LL. EE.M inistres e t A m bassadeurs des G randes Puissances,» Osm anlı Supplement Français, no.3, 5 Ş ubat 1898, s. 1 ve bu nüsha da özel olarak b ü yük devletlere gönderilm iştir. Bkz. Philip C urrie’den-D ışişleri B ak an ı’na, yazı eki, PRO/F.O. 78/4912. (544) İsim ler için bkz. A bdullah Cevdet, Hadd-ı Te’dib..., s. 53. B u kim seler g a­ zetenin de yazı k adrosunu oluştu rm ak tad ırlar. G azetenin çıkışı için bkz. 21 A ralık 1897/von G enf 20 A ralık 1897/no.653. Bundesarchiv-BERN, 21/ 14*248. (545) Bkz. [Edm ond L a rd y ], «Un A gent T urc â Gene ve,» Journal de Geneve, 20 M art 1898. K arşılaştırm ak için gene Jö n T ürklere yakm bir yazarın etkili olm ası için ik i dergide b ird e n yay ın lan an şu m akalesine bakılm alı­ dır: Comtesse Colonna, «La Jeu n e Turquie,» Dimanches Litemires, 23 N i­ san 1898 ve L ’Union Republicaine du Havre, 11 N isan 1898. (546) Listesi için bkz. Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Arşivi, 82/18343. (547) N itekim , bu d u ru m bizzat kom ite ta rafın d an da belirtilen bir husustur. Bu anlaşm a sayesinde sağlanan m addî kazançların yeni m erkez yayın o r­ ganının çıkarılm asına etkisi için bkz. «A vant-Propos,» Osmanlı Supple­ m ent Français, n o .l; 5 A ralık 1897, ss. 1-2. Osm anlı D evieti’n in P aris Sefiri* M ünir Paşa da yayın organının çıkışını tam am en bu kazançlara bağlam ak­ tadır. Bkz. M ünir P aşa'dan-M abeyn’e, 25 T eşrin-i sânî 313/no.l39, Paris (543)

Sefaret-i Seniyesiyle Muhaberata Mahsus Defterdir, B B A -Y ıldtz Esas E v­ rakı, 36/2468/141/XII-2.
(548) H alep Şubesinin, d u ru m u algılayışını daha önce görm üştük. Diğer y e rle r­ den gelen m em nuniyet belirtiei yazılar için bkz, «İstanbul’dan,» Osmanlı, no.2, 15 K ânûn-i evvel 1897-22 Receb 1315, s. 6, «Üsküb’den,» Osmanlı, no. 3, 1 K ân û n -i sânî 1898-9 Receb 1315, s. 6.

278

Mısır Şubesinin teslimi protokolünün üzerinden daha beş hafta civarında bir vakit geçmişken, bu merkez altı aylık bir aradan sonra: «... Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin evrak-ı tesmiyede mül­ ga kaydıyla zikr olunmasına iradenizin sâdır olduğu işidildi. Cemi­ yet iradenizle m i ihdas olunmuşdu ki, ilgasına irâde ısdarı ma’kûl olsun... seklindeki bir açıklamayla ve daha kuvvetli bir duruma geldikleri iddiasıyla Kanun-i Esasî gazetesini tekrar yayınlamaya başladı. Bu yeni koşullar altında, İshak Sükûti çok güzel bir manevra ile Ahmed Rıza Bey’i fiilî liderlikten eski statüsüne döndürmüş oluyordu. Nitekim, F ran­ sızca Meehveret’in eski sürtüşmeleri yaratmasına engel olmak için, merkez yayın organının çıkışından dört gün sonra, bir de bu dilde ilâve yayınlaması bunu gösteriyor. Bu koşullar altında, Cenevre grubu Ahmed Rıza Bey’e, ken­ disinin Cemiyetten ihracından önceki durumun yeniden tesisini önerdiğinde, •o da bu teklifi :
«...M eşveret’in 27 numerolu nüshasında meydan-ı gâzâda hin müşkilâta tesadüf eden bir gazetede intizam ve günü gününe intişar gi­ bi mükemmellikler aranmamalıdır demişdim. Cenevre ve Afısıt Şu­ belerinin tekrar neşriyata başladıklarını da belirtmişdim. Kanun-i Esasî, Osmanlı ve Sada-yı Millet gazeteleri aynı maksada müttehiden hidmet ediyorlar, Meşveret’i neşre hacet bırakmıyorlar. Halil Ganem Efendi arasım Arabca gazetelere muavenet-i tahrit iyede bulunuyor. Ben de Türkçe yazacağım şeyleri Osmanlı vası­ tasıyla neşretmeğe ve Meşveret’i icab etdikçe çıkartmağa karar ver­ dim. Fransızca Meşveret yine muntazaman devam edecekdir.»',m

şeklindeki açıklamasıyla kabul etti. Bir anlamda; büyük çekişmelerden son­ ra ; tekrar 1897 başındaki duruma dönülmüş oluyordu. Yeni merkez; ilk olarak Abdülhamid ile Contrexeville de yaptıkları an­ laşmanın uygulanmaması sonucunda yeniden faaliyete geçtiklerini açıklayan ve icraat taraftarlarına yeşil ışık yakan bir beyannameyi; İstanbul’da bütün
<549) «Zât-ı Şâhâneye A çık M ektub,» Kanun-i Esasî, no.24,25 K ân û n -i evvel 1314-11 Şa’b an 1315, s. 1, Gazete eski kadronun kandırıldığını da iddia e t­ m ektedir, A hm ed Rıza, «İhtar.» Meşveret, no.30,6 M ayıs 1898-15 Zilhicce 1315, s.l. Ç ıkan gazeteler hakk m d ak i olum lu açıklam aları için bkz. «Osmanlı ve K a ­ n u n -i Esasî G azeteleri, z > Meşveret, no.29,14 K ân û n -i sânî 1898-21 Ş a’ban 1315, s. 3. G örünüşte, A hm ed Rıza gazeteyi, M ayıs 1898 tarih in d e ta til e t­ mişse de son ik i sayı arasında yaklaşık dört aylık b ir zam an bulunm ak­ tadır.

<550)

279

darbelere rağm en; tekrar kurulan merkez aracılığıyla dağıttı.” 1 Daha sonraki tarihleri taşıyan yabancı raporlardan, bu beyannamelerin; ve özellikle Girid temasım işleyenlerin; aynı yıl içinde sürekli dağıtıldığını anlıyoruz,5 5 2 Arkasından; hükümetin çok çekindiği bir konudaki çabaları tekrarlaya­ rak, Cenevre’de bulunan Ermeni komiteleri ile ortak hareket zeminini araş­ tırmaya başladı.5 5 3 Daha evvelce; 20 Ocak İ897’de; yalnızca beyannâme yayınlamakla suçladığı Jön Türkleri ihtilâlci hareketlere çağıran ve 24 Temmuz 1897’de bu çağ­ rısını tekrarlayan Taşnaksutyun Komitesi; yeni yöneticileri, 31 Mayıs 1898 ta­ rihinde resmî merkez yayın organı Droşak gazetesi aracılığıyla, Sultanın kat­ li ve meclisin açılması konularında ortak harekete davet etti. 30 Temmuz 1898’de ise, tekrar Osmanlı gazetesi etrafındaki grubu aynı bayrak altında toplanmaya çağırdı.5 5 4 Merkez yayın organı ilâvesinde, bu tekliflere ılımlı bir cevap verildiği görülüyor.565 Ancak; bu konudaki girişimler, Cemiyetin hitap ettiği çevrede sert bir şekilde «siz orada Droşaklar ile ittifak etmişsiniz!»*5 * şeklinde eleştirileri doğurunca; bu alandaki işbirliği yeraltına kaydırılmıştır. Bir süre sonra tekrar bu alanda ortak hareket girişimlerinin başladığını gö­ receğiz. Bunların yanısıra; Cemiyet Avrupa kamuoyunu etkileyebilmek için ünlü
Bu beyannâm e için bkz. A rkivi Çendror, Î9/60//25/1, Bundesarchiv-BERN, 21/14’249, Bd.4. S ureti aynen verilm iştir. Bkz. B. LIX. (552) B aron Caliee’d en-B aron Z w iedinek’e, Telegram m , P era, 21 K asım 1898(pr. 23/XI 98) , no.196-9792, Haus-, llof-u.Staatsarchiv, PA X II 170 Türkei Berichte 1898(X-XII). Bu konuda A vrupa basınında çıkan yazılar için bkz. «Bulletin de l’E tranger: A ffaires de Crete.» Le Temps, 14 E kim 1898, s. 1. (553) İsta n b u l’daki A lm an E lçiliğinden-D ışişlerine, Pera, 20 N isan 1898(pr. 23. N isan 1898 a.m .), A.4822(no.lÛ5-Pera:265), B erlin, 29 N isan 1898(Pera;2653704), zuA.4822, Auswartiges A m t’732/3, die Jungtürken, 198(B d.l-2). D a­ h a eski b ir ta rih te «Erm eni kom itelerini Osm anlı îttih a d ve T erakki Ce­ n n e tin d e n ayırm ak m aksad..»Jarm dan şikâyetçi olan b ir yazıya bakılırsa çeşitli anlaşm azlıklara rağm en bu zemini y aratm a çabaları hep sürm üştü. Bkz. «Ecnebi Gazeteleri,» 'Meşveret, no.13, 12 M uharrem -1313-23 H aziran 108, s. 6. Bu dönem de de yönetim uzlaşm a zem ini bulm ak için E rm eni kom itelerine b ir özel elçi gönderm iştir. Bkz. P a rti R evolutionnaire ArmĞnien, C om ite C entral (P a ris )’d e n -ln g iltere D ışişleri B akanı’na, 23 H aziran 1898 tarih li yazının eki, S alih M ünir im zalı 15 N isan 1898 tarih li anlaşm a protokolü taslağı. PRO/F.O. 78/4944. (554) B urada verilen bilgilerin hepsi, J. M ichael H agcpian, Hyphenated Nati(551)

analism: The Spirit of the Revolutionary M ovement in Asin Minör: 18961910, D epartm ent of G overnm ent, H arv ard U niversity, 1942, ss. 207-209 d an
(555) (556) alınm ıştır. «R approchem ent des Comites,» Osmanlı Supplement Français, n o .7 ,15 H a­ ziran 1898, s. 4. K A ’d a n -ish a k S ü k û ti’ye, T rablusgarb, 25 Ağustos 314, A rkivi Çendror , 19/106-6//276/1781.

280

Avrupa gazeteleri ile temasa geçmiş, onlara amaçları konusunda sık sık açık­ layıcı metinler göndermiştir.55 7 Cemiyet, Ahmed Rıza Bey’in eski idarecilere karşı kullandığı silâhı ele geçirebilmek için, bu ilk yayın döneminde yönetim ile anlaşanları sert biçim­ de kınamış ve onların gönderdiği açıklamalar, bu konudaki kazançlarını daha da fazlalaştırmıştır .5 5 8 Dahilî organizasyon alanında ise, İshak Sükûti’nin önerisiyle yeni bir dü­ zenleme yapılmıştır :
«...Birçok taraflardan burada riyaset, müdiriyet ve gazetenin serrnuharrirlik vaizfelerinin kimler üzerinde ve daha kimler bulunduğu soruluyor: 1 — Burada kim bulunursa bıdunsun, fırka nâmına bulunduğu içün ihvana da da fırkam n şahs-ı ma’nevisiyle muhabere ve muame~ lede bulunduklarım farzetmek lüzumunu, hatırlatmağa hacet yokdur. 2 — Cemiyetimizin dört aydanberi riyâset-i fahriye si maka­ mında bir zât-ı ...sımût bulunuyor, en mühim ve nazik umur-i. cemiyet bu zât-ı âlî vasıtalarıyla riiy’et olunuyor. Riyaset-i asliye İstanbul merkezi âzâsmdan birine tevdi’ olunmuşdur. Fakat bu sıfat ora hey’etine karşıdır. Bu usûl buraca da ittihaz ve iltizam olundu. Yânvreis umum şu’be efradına değil yal­ nız şu’be hey’eti âzâsına karşı reislik sıfatım haiz sayılıyor. Binaenaleyh-müdiriyet ta’biri tamamıyla kaldırıldığı gibi- ba’dema muha­ berât hey’etler nâmına olacakdır. 3 — Ma’mafıh burada, âzâ beyninde bir uhıwvet-i kâmile hükümfermâ olduğundan reis tayinine hacet görülmemişdir. Yalnız
<557). B üyük devletlere gönderildiğini gördüğüm üz 24 Ocak tarih li deklarasyon, önem li A vrupa gazetelerine de gönderilm iştir. Bkz. A rkivi Çendror, 19/61 //1 0 /1 , D aha sonra «II Secolo.' gazetesi için hazırlanan bu şekilde b ir y a ­ zı m üsveddesi için bkz. A rkivi Çendror, 19/106//128/265. Dış bası­ n ın Osmanlı gru b u n a ilgisi için bkz. BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13,. 4399, (16 K â n û n -i sânî 314, P aris telgrafı:50), BBA-BEO/Harieiye Âmed, 156-5/14, 1207, (1 H aziran 314, Roma:107). İsviçre polisinin elde ettiği lis­ tede ise A v ru p a’nın b ü tü n ünlü gazeteleri ve önde gelen entellektüellerine gazetelerip gönderildiği görülüyor. Bkz. «Liste d ’adresses de l’Osm anli et d u M echveret, 11.8.99,* Bundesarchiv-BERN, 21/14’248. Bkz. Ali K em âl, (Cenevre)’de Neşredilmekde Bulunan Osmanlı Gazetesi­

(558)

nin (17) Numerolu ve (1) Ağustos 1898 Tarihli Nüshasmda(Darbe-i Hak) Ünvanı ile Neşredilmiş Bir Fıkra-i M üfteriyâneye Cevabdır, Paris, [1898]:
«Bundan yedi sekiz ay evveli bana verilen B rüksel S efareti İkinci K ita ­ beti öyle yazdığınız gibi ef’âl-i casûsâneye m ebni değil başta M urad Bey, A hm ed Bey o ldukları halde hepinizin h ü k û m e t-i hâzıra ile uzlaşm anıza ve Cem iyetinizin ta ’til-i n eşriy at etm esine m ebnidir..,».

281

mühim ve daimî vezaifden olmak hasebiyle kitabet ve sandukkârhk vazifeleri re’sen içimizden iki kişiye havale olımmuşdur. 4 — Sermuharrir yokdur. Elhasıl buraca gerek şu’be umuru, gerek merkez-i haricî sıfattyla bilciimh muamelât nezaret-i müştereke tahtında cereyan etmekdedir....»m

Böylece: Cenevre yönetimi haricî işleri tekeline alıyor; görünüşte diğer şubeleri içişlerinde serbest bırakmasına karşılık; muhaberat kendisiyle oldu­ ğundan, onların idaresini de dolaylı olarak gerçekleştiriyordu. Bu hareketin diğer bir faydası; P aris’de Ahmed Rıza ve arkadaşlarını kendi kendilerine hareket edebilen bir grup olarak bırakmaktı. Bu şekilde onların yönetimi et­ kileyebilene imkânları da asgari düzeye indirilmiş oluyordu. Bunun yaraşıra; Cemiyet’in kontrolü altında ve çıkışını ona borçlu oldu­ ğunu ikinci sayısında belirten ,5 6 0 Beberuhi adında bir mizah gazetesi çıkarıl­ maya başlanmıştır .5 6 1 Cemiyet, bu gazete beraberinde, kendilerine katılan 5 6 2 Abdurrahman Bedirhan tarafından hazırlanan; fakat, İshak Sükûti ve Abdul­ lah Cevdet gibi kurucu üyelerin de yazı yazdıkları Kürdistan gazetesini de, kontrolü altında çıkartmaya başlamıştır.5 ® *
Umum:8 koduyla b ü tü n şubelere gönderilen sirküler, A rkivi Çendror, 19/ 60//675/5. Bu açıklam alar yeni basılan p rogram çerçevesinde yap ılm ak ta­ dır. Bu p rogram ın doğurduğu endişe için bkz. BBA-BEO/Dahiliye Giden , 97-3/46, (10- M ayıs 314>/84523, BBA-BEO/Hariciye Reft, 184-5/40,315, (10 M ayıs 314)/84523, BBA-İrade-Hususî, Zilhicce 1315/no.91-1355. Bu arad a yeni b ir şifre k ab û l edilerek eski yönetim den kalan son bağ da te rk e d il­ m iştir. Bkz. A rkivi Çendror, 19/57//143/1. (560) Bkz. «Teşekkür,» Beberuhi, no.2, 1 M art 1898-8 Şevval 1315, s. 1: «Cenâb-ı A llah S ultan H am id’in kafasını naildâr ve Osm anlı îttih a d ve T erakki Cem iy eti’n i ise tâ rik -i cihadda p ay id ar kılsun, Amin.». <561) Çıkışı için bkz. Archives d’Etat-Geneve-Chancellerie, B.8, s.18, İsviçre S i­ yasî P olisinden-B aşsavcı’ya, P.P.200/18 M ayıs 1898, Bundesarchiv-BERN, 21/14’ 248. Y ayım için bkz. Bundesarchiv-BERN, 21/14’249. Bd.2(Beiloge;4). Osm anlı yönetim inin gazete h ak k ın d a aldığı te d b irle r için Bkz. BBA-BEO / Dahiliye Giden, 96-3/45, 3357, (26 K ân û n -i sânî), 3368, (28 K ânûn-i sânî 313)/808Ü3, BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13, 112, (12 M art 314: İngil­ tere: 27) /80803, (562) H arekete katılışı için bkz. A bdurrahm an, «Sultan A bdülham id H an-ı Sânî H azretlerine A rzuhalim dir,» Kürdistan, Aded. 7, 23 T eşrin-i evvel 1314-30 Cem aziy’ülâhîr 1316, s. 1. <563) Daha sonraki yazılarda bu konuya açık olarak değinilm ektedir. Bkz. «K ür­ distan Gazetesi,» Osmanlı, no.35, 1 Mayıs 1899-20 Zilhicce 1316, s. 4 ve «İlân,s> Osmanlı) no.65, 1 Ağustos 1900-30 R ebiy’ü lâh îr 1318, s. 8. Gazete hakk m d ak i endişeler ve önlenm esi çabaları için bkz. BBA-İrade-Hususî, Rebiy’ü lâhîr 1318/no,48-280 ve P aris S efareti’nden-M abeyn’e, 101/21 Ş u ­ b at [18]99, Parislve Viyana Sefaret-i Seniyeleriyle Muhaberata Mahsus D efteri, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/2468/141/X3I/l. <559)

282

Cemiyetin bu hızlı atılımları Saray’ı çok korkutmuş ve karşı tedbirler alın­ ması cihetine gidilmiştir. Doğal olarak yönetim merkez yayın organının ya­ 6 4 ve Mısır Şubesinin resmî saklanması için her ycla başvurmuş; önce, onun5 gazetesinin 5 6 5 yurt içine girmemesi için sıkı tedbirler almıştır. Daha sonra Ce­ nevre’de Jön Tiirklerlel uğraşması için5 6 6 bir konsolosluk açılmış5 6 7 ve bu tem­ silciliğe önemli hafiyelik fonları kaydırılmıştır .5 ® 8 Her ne kadar buraya özel görevle gönderilen Necip Melhame «Jön Türk partisinin çok önemsiz olduğu­ nu» belirterek, onları takip gibi bir amacının olmadığını açıklamışsa da ,5 6 9 ko­
(564) B u konuda alm an te d b irle r için bkz. H ariciye N ezareti’ne, tezk ere-i D ahi­ liye, 28 Ş ubat 314, Tevfik P aşa’dan - tıf B ey’e, 31943-48/13 M art 1899 ve  tıf B ey’den Tevfik P aşa’ya, 16 M art 1899, D ışişleri Bakanlığı Hazine-i Evrak A rşivi, Siyasî: 178, BBA-BEO/Zaptiye. Giden, 663-21/14,323, (24 T eşrin -i sâni 313)/78629, BBA-BEO/Dahiliye Giden, 96-3/45,2720, (24 Teşrin -i sânî 313)/78629, B B A -Y ıldız Perâkende, 11 Safer 1315/no.267. O nun h akkında alm an te d b irle r için bkz. BBA-BEO/Hariciye Reft, 1697, (31 K ân û n -i sânî 313)/80888. Gazete alm an tü m tedb irlere k a rşı sigara p ak etleri şeklinde y u rd a sokulm aktadır. Bkz. BBA-BEO/M ısır H idiviyet-i Celilesinin Tezâkir Defteri, (62), 1036-68/8, 1090/162, 8 M art 314. Y abancı gözlem cilerin kesin k an aati budur. Bkz. Fransız İçişleri B akanlı­ ğından-D ışişleri B akanı’na, Paris, 13 Ağustos 1898:«Creation d ’une Consulat O ttom an â Geneve,» başlıklı rapor. Affaires etrangeres-Nouvelle Serie-Turquie, Vol.II(1898) s. 88 ve eki. Cenevre m erkezi de aynı k a n a a t­ tedir. Bkz. «A Propos de l ’installatio n du Consulat T urc â Geneve,» Osmanh Supplement Français, no.5, 5 N isan 1898, ss. 2-4 ve D.E, «L’A ctivite ConsulaireH.» Osmanlı Supplement Français, no.7, 15 H aziran 1898, ss. 2-3. Bu gelişm eler daha sonra b ir A lm an gazetesi tarafın d an ilginç b ir şekilde değerlendirilm iştir. Bkz. «Schweiz: Das Turkische G eneralkonsulat in Genf.» Frankfurter Zeitung, 28 A ralık 1900. «C enevre’de O sm anlı konsolosluğunun k u rulm ası ile ilgili olarak P aris’teki İsviçre konsolosunun k ardeşi L ardy eleştirilerini yoğunlaştırdı. İsviçre’de­ k i sürgün T ürklere karşı ilk casusluk girişim inde b u tü r girişim leri açık­ layacağını bildirdi. Konsolos b u konudaki girişim in T ürkiye ile İsviçre a ra ­ sındaki tic a rî ilişk ilerin artm ası nedeniyle başlatıldığını söylüyor...» Bkz. <rLe Com m issaire special de surveillance adm inistrative au M inistre de l ’In terieu r, Annem asse, 10 Ağustos 98,» Affaires-etrangğres-NouveUe Serie -Turquie, Vol.II(1898), s. 89. BBA-İrade-Hususî, Zilkade 1315/no,18-1140. Affaires etrangeres-Nouvelle Serie-Turquie, Vol. 11(1898), s. 89. M elham e daha önce de M isak E fendi ile b erab er, 1897 Tem m uzunda E rm eni ve Jö n T ü rk kom itelerine karşı uzlaşm acı olarak gönderilm iştir. Bkz. Philip C ur­ rie ’d en -S alisb u ry ’e, C onstantinople, 9 Tem m uz 1897(m em orandum )/no.464. PRO/F.O. 78/4804. P aris S efareti M üsteşarı û nvanıyla C enevre kom itesi nezdine gönderilen M elham e’n in diplam atik görevi F ransızlar ile bir anlaşm azlığa da neden olm uştur. Bkz. B B A -Y /Sadaret Hususî Marûzat, 7 S 1315/no.l61, 24 S 1315 /no. 250. 29 S 1315/no.282, 29 S 1315/no.286, 8 Ra 1315/no.341,28 C 1315/ no.839. F ransızlara göre gösterilen çabalar sonucunda kom iteye, Jacob H aja n (İspanyol asıllı), A rp iar K irk o r (T ü rk u y ru k lu ) ve Joseph Pergow ski

(565)

(566)

(567)

(568) (569)

283

mite içine yeni ajanlar sokma gayretleri; Fransızların da tespit ettiği gibi; bu çabaların oldukça önemsendiğini bize gösteriyor. Bunun üzerine Saray, gazetenin basımım sağlayan mürettibleri teker te­ ker satın aldı. Buna rağmen; komite üyelerinin baskı işini gerçekleştirmeleri sonucunda, gazete tekrar yayınlanmaya muvaffak olundu .5 7 0 Cemiyet açısından kazanç hanesine yazılabilecek bu başarılara karşılık; ustalıkla dışlanan Paris merkezi ile arada yeniden bozuk ilişkilerin ortaya çı­ kışı, eski sorunların yeniden gündeme gelmesine neden olmuştur. Bu manev­ ra Ahmed Rıza Bey aleyhtarlan tarafından :
«...Rıza Bey meselesi içün dahi ayrıca teşekkür ederim. Bu işi çok güzel yapdımz. Hariç içün böyle yapmak lâzım... Yâni Cemiyeti­ mize mensub olan şu’beler m esuliyetini üzerlerine alarak kendi baş­ larına hareket etmelidir zannederim. Çünki en iyi tarik budur... Ce­ miyet içün şimdilik ayrıca reise dahi ihtiyaç yokdur. Cenevre’nin, Mısır ile olan münâsebeti ise gayet ciddî olması behemâhâl matlubdur, ve şübhesiz olacakdır ...»5' 1

büyük memnuniyetle karşılanmakla beraber, zaten var olan soğukluk; artık, azami bir seviyeye ulaşmıştır. Paris merkezinde bulunan Osmanlı yazarların­ dan birisinin ifadesiyle :
«...Nâzım bile bana eğer Ahm ed Rıza ile ittihad olunmaz ise biz­ den ayrılub bu mahud ile çalışacağını söylemez mi? ...Buradaki Türklerin cümlesi Cenevre’den nefret ediyor. Kimisi Hilmi’yi, kimisi de seni itham edüb duruyor... Asü sana söylemek istediğim şey Ah­ m ed Rıza üzerinedir. Ahm ed Rıza ile ittihad etmemiz onun Avru­ pa’daki şöhreti hasebiyle lüzûmlu ve aksi hareket de vatana karşu bir hıyanet imiş....»5 7 2

ipler kopma noktasına gelmişti. Gerçi, Ahmed Rıza bir makale gönderdiği za­ man Cenevre merkezi onu başmakale olarak Osmanlı’ya koyuyordu; ama, bu yazıların günden güne seyrekleştiği görülüyor.5 “
(Polonya asıllı) üç a ja n sokulm uştur. Bkz. Affaires itrangeres-Nouvelle Serie-Turguie, Vol.II(1898), ss. 91-93. A rkivi Çendror, 19/60//675/5, A ynen verilm iştir. Bkz. B. LX. F erah Şâdi’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, 6 M ayıs [18]98, A rkivi Çendror, 19/1062/ 7602/ 1. Â kil M uhtar B ey’d en -îsh ak S ü k û ti’ye, 1 Nisan [18]98, Paris, A rkivi Çend­ ror, 19/106-2//298/330. D oktor Nâzım Bey’in bu konudaki görüşlerini içe­ ren m ek tu p ların d an (bkz.Arkivi Çendror, 19/106-5//702/1399; 19/106-5// 881/1382) açıklayıcı p arçalar verilm iştir. Bkz. B. LXI. M erkez yayın organının: «...D ahilden aldığım ız bâzı m ektublarda ‘Ahm ed Kıza Bey ile aranızda m uhalefet v a r m ı?’ tarzında sorulan suallere cevab-ı um um î olm ak üzererT arafevnin âm âli terv ie-i h a k ve izâle-i zulm ü istib -

(570) (571) (572)

(573)

284

Başkanlık makamı kaldırılmakla beraber, Cenevre’de fiilen yönetimi ele ge­ çirdiği anlaşdan İshak Sükûti ise bu konuda :
«...İsteyen Rtza Bey’e muavenet etsin, isteyen burada bulunan Ce­ miyete, hurası merkez olub da Rıza Bey’in para kabz etmemesini hiç istemem. Birincisi, Türkçe Meşveret’in terkine gelince ânı Rıza Bey terk edebilir. Zaten hem Mısır’da, hem Geneve’de Türkçe gaze­ te var iken o kadar zahmete lüzûrtı da yokdur. Saniyen Franstzca M eşveret mesarif i mâhiye altı yedi yüz Franga baliğ oluyor. Bunu bura C em iyeti deruhde edemez. İcraat cihetiyle hiçbir işi göremez. Çünki, biz yarın Osmanlı.yı tâtil etm ek lâzım gelirse edeceğiz. Hamid'i yıldıracak her dürlü vesaite müracaat eyleyeceğiz, ediyoruz. Daha dün bu iş içün bir yere bin Frank gönderdik, gitdikce böyle mesarif tezayid edecek, mesarif artdıkca biz gazetemizi kısacağız. A zizim ben bunun içün öyle suret-i zahirede tarafeynin bir ilân dercetmesini arzu ediyorum. Çünki biz dahilde bir iş yapacak olursak herkes para gönderecekdir. Bîr d e fa bu kapıdar açılsun iş kolayla­ ştır, . ,y > m

oldukça açık bir tavır ortaya koymuştur. Bu ifade; özellikle Cemiyetin yeni merkezinin icraat eğilimini de ortaya koyması bakımından, enteresandır. Ni­ tekim, yeni merkezin belirttiğimiz satışlar sonrası kazandığı paranın önemli bir kısmım Bulgaristan ve dahildeki memurlarına gönderdiği görülüyor.6 7 5 Ay­ nı dönemde ortaya çıkarak büyük devletlere bir muhtıra sunan Osmanlı Icradaddır. G erek m îr-i m um aileyh gerek bu m ukaddes v ad i-i m ücâhedede sarf-ı m esâî eyleyen bilcüm le hakperestân ile yekdil ve yekzebân oldu­ ğum uzu beyân eyliyoruz.» şeklindeki açıklam asına (bkz.«Cevab~ı Umumî,» Osmanlı, no.10,15 N isan 1898-24 Zilkade 1315, s.3) k arşm ilişkiler son d e­ rece gergindir. Bkz. D iran K elekyan’m , 19 H aziran 314 tarih li yazısı, B B A Y ıldız Esas Evrakı, 15/74-26-c/74./15. îsh a k S ü k û ti’den-D oktor N âzım ’a, «K ardeşim Nâzım», hitaplı, 21 Ş ubat 1898 ta rih li m ektup, Bahaeddin Şâkir Bey "Evrakı/Özel Arşiv. A rkivi Qendror, 19/102//348/22-11 de d u ru m şöyle belirtiliyor: F ra n k
20,000 M atbaa alât ve edevatı İstan b u l’da, B ulg aristan 'd a ve 20.000 sair m em alikdeki m em urlarım ız 5.000 K âğıd ve saire A ynı şekilde, b u m asrafları karşılam ak için, dahile iâne toplam ak göreviy­ le seyyar m em u rlar gönderilm iştir. Bkz. «Beyân-ı H âl ve İlân,* Osmanlı, no.4, 15 K ânûn-i sânî 1898-24 Receb 1315, 1. 1, Gene, Beberuhi'nin de abone bedellerini gön derm eyenlere ulaştırılm ayacağı açıklanm ıştır. Bkz. «Cenevre’den Aynen;» Osmanlı, no.8, 15 M art 1898-24 Şevval 1315, s. 8: «Pa­ ra pul h ak getire, A llah k arilere insaf vere. H aber veriyorum : Abone p a ­ rasın ı gönderm eyenlere gazetem i göndermeyeceğim,».

(574) (575)

KÜ LTÜ R

t
f

:c .

PAT ' NJLfGî

285

at Komitesi admda bir teşekkül de müşahede edilmekle beraber ;5 7 6 bunun, Ce­ miyetin tamamen dışında geliştiğini belirtmek gerekir. Tunalı Hilmi Bey’in başım çektiğini gördüğümüz bu grup; şimdi, Cenevre merkezinde etkisini sür­ dürmektedir. Merkez yönetimini fiilen eline olan Sükûti’nin de desteği ile, bu alanda h a ­ rekete geçilmiştir. 1898 sonlarında ösmanlı’mn aniden Saray’a karşı ciddî bir tehdit yönelttiği görülüyor ;
Şevketmeab! ... Gazi Abdülhamit Hân-t Sârii Hazretlerine, Çıldır, kudur, titre gaddar titre... Cihan titrer sebatpây-i erhâb-ı metanetden! (Bundan bir ma’na çıkaranuyan, gazetemizin altı sahifc -ma’majih vaktinden evvel Çıkmasına- bir m ana veremeyen ihvan gelecek nüshaya kadar sabretsinler)»177

Bu bir anlamda mürettib engellememelerine karşılık gösterilen çabayı di­ le getirmekle birlikte; bunun üzerinde bir tehdlti içermektedir. Cenevre merkezinin bu dönemde hazırladığı ve İstanbul merkezindeki ba­ kışım Cemiyet taraftarı subaylara yönelik olduğu anlaşılan bir talimat, doğ­ rudan Saray’a karşı askerî bir hücûmu öngörmektedir.5 7 8 Burada verilen bügiler o derece incedir ki, bunların Saray’daki bir kişi tarafından verildiği ke­ sindir. Nitekim, bu plânla uyuşan ve İttihad ve Terakki Cemiyeti tarafından yapıldığı belirtilen bir Yıldız Sarayı plânı. Abdülhamid ü ’nin arşivinde bulun­ maktadır .570 Bu da, plânı hazırlayanların başına neler geldiğini bize gösteri­ yor. Doğal olarak Osmanlı; bundan sonraki sayısında korkunç tehditi ile il­ gili tatminkâr bir açıklamada bulunamadı; çünkü, 1895’üen beri süregeldiği gibi, bu askerî darbe girişimi de, Saray tarafından bastırılmıştı. Bunun üzerine Saray da İstanbul’da yeniden bir Jön Türk tevkif atını baş­ lattı. Zaten.Nisan ayında sivil bir Jön Türk grubu gözaltına alınmıştı.0 8 0 'AnB eyannâm e m etni, Affaires etrangeres-Nouvelle Serie-Turauie, Vol. IL (1898). ss. 46-47’de bulunup ay nen verilm iştir, Bkz. B. LXII. «Açık M uhabere,» Osmanlı, no.23, 29 T eşrin-i evvel 1898-14 Cem aziy’ülâhîr 1316, s. 1.

(576)

(577)
(578)

Saraya Karşı İcra Olunacak Harekât-ı Taarrııziyeyi Müberhen T alim at. Bundesarchiv-BERN, 21/14’248, T alim at verici olarak, M uhibb-i m illet ve
vatan b ir asker gösterilm ektedir. A ynen verilm iştir. Bkz. B. LX III.

(579) (580)

B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 19/328 (m ükerrer)/130/57.
Philip C u rrie’d en -S alisb u ry ’e, C onstantinople, 3 N isan 1898/no. 207. P R O / F.O. 78/4914. T u tu k lan an Jö n T ü rk ler şu n lard ır : Galib Bey (M ekteb-i H arbiye) Ziya Bey (M ekteb-i H arbiye) H ak k ı B ey (G üm rük k âtib i) Naim Bey (N afıa N ezareti kâtib i)

286

cak, bu sefer olayı evvelden haber alan Saray’ın askerî bir tutuklama kani' panyasım başlattığı izleniyor.5 8 1 Cenevre merkezinin bu dönemdeki diğer önemli bir eylemi, karşılaşılan tüm zorluklara karşuı ;M 2 ilk defa olmak üzere; İngilizce ilâve yayınlamaya başlamasıdır. Saray’ı endişelendiren bu hareket ;5 8 3 kuşkusuz, 1895’den beri müdahale taraftarlarının gemilerini Boğazda görmeyi arzuladıkları süper gü­ ce yapılan bir çağrıdır. Nitekim ‘amacımız’ başlıklı giriş yazısında; bu anlama gelebilecek ince ifadeler kullanılmakta ,5 8 4 daha sonraki bir yazıda ise; İngil­ tere’nin, Osmanlı Devletinin anayasal bir idareye kavuşmasının en büyük des­ tekçisi olduğu belirtildikten sonra, Sultan taraftarlığı İngüiz aleyhtarlığı; bu­ na karşılık, Jön Türklük ise İngiltere’nin destekleyiciliği olarak gösterilmek­ tedir .5 ® 5 Bu kanaati besleyen geniş ve ağırlıklı bir grubun; yaklaşık bir sene sonra, İstanbul’da eyleme geçtiğini de göreceğiz. Mısır Şubesi : Merkezin Paris dışı şubelerle bulunan ilişkilere gelince, bu dönemde önemli bir diğer sorunun Mısır Şubesi olduğunu görüyoruz. Belirttiğimiz gibi;.
F uad Bey (B ahriye m uhasebecisi) H akkı Bey (A dliye N ezareti kâtibi) C evdet Bey (A dliye N ezareti kâtib i) R aif Efendi (G alata güm rüğünde k âtib -m üebbet hapis) İbrah im Bey (Posta ve T elgraf N ezaretinde kâtib) B ehçet Bey (R eji kâtibi-10 yıl hapis) Ahm ed Bey (H arbiye N ezareti, İstih k âm bölüm ünde kâtib) H üsni E fendi (B ir Molla). H ıfzı Bey (A dliye-C eza M ahkem esi kâtibi) H üseyin Ali (M ekteb-i H ukuk, m uallim m uavini) M esud Bey (N afıa N ezareti kâtibi) Hacı A bdullah (S ilah fab rik ası kâtibi). B unlara ilâven S ir Philip C urrie. H azım Bey ve Ali Efendi ad ların d ak i iki tu tu k lu hakkında bilgi toplam a­ ğa m uvaffak olam adığını belirtm ektedir. B undan kısa b ir süre önce İsta n ­ bul m erkezi E yüb’de gizli b ir top lan tı y ap arak (suikasd) tartışm ası y a p ­ m ıştır. Bkz. «İstanbul’da H ü rriy e tp e rv e rân -ı O sm aniyenin İctim a’-ı H afisi ve Erm eniier.» Sada-yt Millet, no.4, 27 M art 1898- 4 Zilkade 1315, s.2. (581) Konsolos Rom els’den-D ışişleri B akam ’na, Salonich, 19 Ekim 1898/no,50(pr. 29/X 98), Ha us-, Hol-u.Staaisarchiv, PA X X XVIII 406 Konsulat Saloniki , 1898. A ynen verilm iştir. Bkz. B. LXIV. R eşid Bey’d en -S ü k û ti’ye, P aris 21 Ş ubat 1898, A rkivi Çendror, 19/106-6// 590/1826. Yazar şu görüşünü de eklem ektedir: «İngiliz[ler] bizim fırkaya ziyade ehem m iyet verm eğe başlam ışlar...». Ö nlenm esi çabaları için bkz. BBA-BEO /Zaptiye Giden, 663-21/14, 178, (3 Ağustos 314)/881 99 ve BBA-BEO/Hariciye Reft, 185-5/41, 767, (3 Ağustos 314J/881 99. «Our Aim,» English Supplement to the Osmanlı, n o .l, 15 Tem m uz 1898, ss.5-9. 287

(582)

(583)

(584)

bu şube heyeti yeniden düzenlenmiş ve şube müdürlüğüne de; yeni nizâmnâ­ me gereğince yalnızca oraya karşı sorumlu duruma geçen; Salih Cemal Bey geçir ilmiş ti .5 3 8 Osmanlı yöneticilerinin Salih Cemal ile uğraşmaları ve onu, as­ ker kaçağı olduğu gerekçesiyle geri getirmeye çalışmaları ,58 7 kendisinin ör­ güt içindeki prestijini daha da arttırm aktan başka bir işe yaramamıştı. An­ cak bir süre sonra, bu uygulamayı Mısır Şubesi bağımsız hareket şekline dö­ nüştürdü. Bunun üzerine Cenevre merkezi bu teşkilâtı tanımadığını açıkladı:
«...Şam ile muhabereniz var mı? Beyrut’a gönderiyor musunuz? Cevab geliyor mu? İstanbul ne âlemdedir? Bize ara sıra makale gön­ deriniz! Rodos Murad reisi şeyhi Şeyh Abdullah Efendi’yi burada gördüm. Sizinle görüşemediğinden dolayı beyan-ı teessüf etdi... Siz zaten burasını resmen tanımıyordunuz. Bahusus Kanun-i Esasinin şu’be malı olduğunu resmen bildirdiniz ve hattâ gazetenin bâlâsındaki (Osmanh îttihad ve Terakki Cem iyetinin resmî gazete­ sidir) ibâresini kabûl etm ediniz... Bundan başka aç kaldığımız za­ man size müracaat [edince ] matbaayı satınız da başınızın çâresine bakınız dediniz. Biz aç dururken siz orada sefahatia vakit geçiriyor­ dunuz. Amn hu sözlerim size aid değildir. Belki Cemiyeti idare edenlerin kâffesine şâmildir.. ,»s8s

Mısır teşkilâtının başına geçen Salih Cemâl Bey de, bu konudaki itirazla­ rım tekrarlayarak, Cenevre merkezini Cemiyetin paralarını sefahat peşinde yemekle suçlamaya devam etti .5 8 8 Bunun üzerine merkez, Mısır’a müfettiş sıfatıyla Tunalı Hilmi Bey’i gönderdiyse de, Salih Cemâl işi mahkemeye götü­ receğini açıkladı .5 9 0
(585) (586) «England an d Turkey,» English Supplement to the Osmanh, no.l, ss. 10-17. «Tashih,» K anun-i Esasî, no.2 (İkinci S ene), 5 K ân û n -i sân! 313-23 Ş a'ban 315, £ > . 1: «K anun-i Esasî, ikinci sene-i intişârı olm akla berab er u m u r-i ta h ririy esi diğer b ir h ey ’ete havale edilm iş bulunm ak ve O sm anh İttih a d ve T erakki C em iyeti’nin M ısır Ş u ’besi resm î gazetesi ittih a z e d ilm ek -cih e t­ leriyle...». BBA-BEO/M ısır H idiviyet-i Celilesinin Tezakir Defteri, (62)-1036, 68/8, H ariciye’ye, no.1068-160, (4 M art 314) ve Seraskerliğe, no.805-17, (29 M art 314). BBA-BEO /Serasker Reft, 257-6/65, 25 (4 M art 314-m üm tazeden), 162, (29 M art 314-M üm tazeden). Salih Cem âl Bey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, M ısır-el-K ahire, 28 Ş u b at 898, A r­ kivi Çendror, 19/106-7//586/1975. Salih Cemâl B ey’den-O sm anlı İttih a d ve T erakki C em iyeti erkânından İsh ak S ükûti B ey’e, tarihsiz m ektup, A rkivi Çendror, 19/106-7//85/1974. ibid, K endisinin T unalı Hilm i B ey’in gelişi ile ilgili yorum u da şu şekilde­ d ir : «...H ilm i’yi gönderm işsiniz. B u ran ın hesâbatm ı görmeğe, u m u ru n u d ü ­ zeltm eğe m em u r etm işsiniz. Pekâlâ yalnız insaf etm iyorsunuz m u ?... R es­ m en azlim e hük ü m ler ısdar edecek k ad ar şahsınıza verilen ehem m iyet n e ­ red en geldi? O rada b ir hük ü m et m i teşkil etdiniz?...>. A rkivi ÇSndror, 19/106-7//586/1975.

{587)

■(588) (589) (590)

Ancak, Mısır Şubesi 1898 sonlarında kesinlikle iş göremez hale geldi.5 9 1 Gazetenin neşri için; Cenevre’den, her ay kırk frank yardım gönderilmesi gerekmekteydi.592 Ancak merkezin bunu vermeye hiç de niyeti bulunmadığın­ dan; aynı teklifi tekrarladıysa da, Salih Cemâl Bey bunları yemden reddetti:
«...Geçenlerde Cemiyetden alman mektubda matbaayı satıyorsunuz diyorlardı. Bunu sakın hatırlarına getirmesinler. Bundan sonra ne matbaa satılır ne de ihtiyaçdan bahs ile sizden para istenilir. Eli­ mizdeki matbaa ile geçineraezsek ayıbdır, yazıkdır. Eğer vaktiyle matbaayı nakl etmiş olsaydım, hiç bu hallere uğramazdık ...»3 W

Tunalı Hilmi Bey, resmî Cemiyet müfettişi sıfatım taşımasına karşılık, Mı­ s ır’da şube evrakının incelenmesi konusunda, büyük problemlerle karşılaştı ve bu gelişmeler sonucunda çok uzun süre burada kalmaya mecbur oldu. Zaten Mısır Şubesinden bağımsız hareket eden Hoca Kadri’de, Hevatır adıyla Saray’ı çok endişelendiren ,594 İslâmî temaları işleyen bir gazete neşrine ® 9 5 başlamıştı. Şubenin karışık durumu ve Cenevre’nin de baskıları neticesinde, gazete (Kanun-i Esasî) yayınını bir süre durdurmak zorunda kaldı.5 9 8 Bu yayın durdurma faaliyeti karşılığında da, her zaman olduğu gibi, yönetimden bir kısım para alınması ihmâl edilmemişti. Sonunda Salih Cemâl Bey üe matbaanın kime ait olduğu konusunda mahkemelik olundu ve yeni yayın organının çıkışına ka­ dar, Mısır şubesi bu karışık durumunu muhafaza etti .597 İstanbul Merkezi ve Yurtiçi Teşkilâtı: İstanbul Şubesiyle muhaberatın sürdüğü anlaşılmakla birlikte ;8 9 8 özellikle,
P ertev T ahsin B ey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, 28 T eşrin-i sânî [18]98 tarih li m ektup A rkivi Çendror, 19/1Û6-6//280/1765. (592) P e rte v T ahsin Bey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, 27 K ân û n -i evvel 98 ta rih li m ek ­ tup. A rkivi Çendror, 19/ÎÛ6-6//297/1766. (593) Salih Cemâl B ey’den -İsh ak S ü k û ti’ye, 17 E kim [ 18198 tarih li m ektup, A r­ kivi Çendror, 19/106-7//268/1979. {594) Bkz. BBA-BEO/Hariciye Reft, 185-5/41, 888/88998. Gazete «gayet m uzir» şeklinde b ir sıfatla anılm aktadır. {595) G azetenin, O sm anlı D evleti’nin, T ürk, A rab A rnavud gibi İslâm u n su r­ larıy la ay akta d u rd u ğ u n u belirten ve M ısır Şubesinin eski dönem de o rta ­ ya koyduğu ta v ra benzeyen tu tu m u n a örnek olarak bkz. [Hoca K ad ri], «M em alik-i O sm aniye ile A kvam ına B ir Nazar,» H evatır , n o .l,5 Ağustos 1314-30 R ebiy’ülevvel 1316, ss. 3-4. {596) «Ağyara İ ’tizâr, E şrâra İnzâr,» Kanun-i Esasî} no.76, (İkinci Sene), 24 K ân û n -i evvel 1314-23 Şa’b an 1316, ss. 1-2. (597) M ısır Şubesinde geçen b u olaylar gerçeğe oldukça y ak m b ir şekilde, B e­ k ir F ahri, Jönler: Mısır’da, M atbaa ve K ü tü b h an e-i Cihan, (İstanbul: 1328 [1327?]) içinde rom an üslubunda anlatılm aktadır. <598) A hm ed R ıfat Bey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, Berlin, 15 K ânûn-i evvel [18]98, A rkivi Çendror, 19/106//40/1. <591)

289

Nisan ayında yapılan tutuklamalardan sonra, eski merkezin çok zayıfladığını; buna rağmen; başkentte sürekli olarak; zayıf da olsa; bir merkez bulundu­ rulduğunu göreceğiz. Yurt içindeki şubelerden bu dönemde önemli gelişmeler gösteren bir ta­ nesi, Mersin Şubesi olmuştur. Bu şubenin aktif faaliyetinin görülmesinden yaklaşık bir yıl evvel, Murad Bey’in dönüşünden önce kurulmuş olduğu an­ laşılıyor .5 9 9 Ancak, yeni merkez yayın organının ortaya çıkışı ile buradaki f a ­ aliyet çok hızlandı. Merkeze gönderilen bir yazıdan, bu şubenin ösm aniryı dü­ zenli alarak dağıttığı ve geniş çapta evrak ve risale dağıtımı için de başvu­ ruda bulunduğu görülüyor.1 6 0 0 Ancak, yönetim de bu durumu farketmekte gecikmemiştir. Gelen ihbarlar üzerine, Mersin Müdde-i Umumî Muavini Memdulı, Mukavelât muharriri Galib, Tabur kâtibi Mustafa Beylerin Jön Türklük faaliyetinde bulunup bulun­ madıklarının tahkiki talep edilmiş,6 0 1 yapılan tahkikat sonucunda ise gerek Mersin gerekse uzun süreden beri Cemiyet organlarının gelişinden şikâyet edi­ len8 ® 2 Adana Şubeleri büyük çapta ortaya çıkarılmıştır.6 0 * Daha sonraki mu­
(599) (600) (601) B urada, Şubeyi örgütleyen şahsın, İb rah im Tem o’ya* 11 H aziran 314/23-98 ta rih li mektubu^ İb rah im Temo, İttihad ve Terakki..., ss. 74-76. A rkivi Qendror, 19/135//111/135. S erk âtib -i H azret-i Ş eh riy âri T ahsin Bey’den-H aleb ve A dana Fevkalâde K om utanlığı’na, 140/9 Ağustos 314, Haleb ve Adana Kumandan Vekâletine Mahsus [Defter}, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/2470-18/147/XVÎ. Osmanlı gazetesinin A dana’ya geniş çapta gelişi için bkz. A dana V ilâyeti’nden-M abeyn’e, 160/18 T eşrin -i evvel 314, Vali B ahri, Girid Fırka-i H ü­ mâyûn Kumandanlığıyla Muhaberat Kaydına Mahsus Defterdir, no.21, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/139-45/139/XVIII. H aleb ve A dana Fevkalâde K o m utanlığından-B aşkitabet’e, 147/29 A ğustos 314, F erik Ali M uhsin, Mersin Şubesinde y ak alan an lar : — D oktor B inbaşı Abdülhalim , — Y em en’e giderken M ısır’a fira r eden D oktor Necmeddin. — M ahkem e-i Ş er’iye kâtib i Ahmed. -— R üşdiye m ektebi m uallim -i evveli İbrahim . — K ıbrısiı m arangoz Aziz. — E rm eni K ayserili Kilim eiyan. K arabet. — T ekeyan M urad. — Setrak. — M üdde-i U m um i m uavini M emduh. — M uhakem at m u h a rriri Galib. —- T abur kâtibi M ustafa. Adana’da y akalananlar: — Sürm elizâde M ustafa. — K arahasanzâde M ustafa. —- Ömer. — A lem darzâde Bekir. —• Said.

(602)

(603)

290

haberattan Mersin Şubesinin yediği darbeye rağmen varlığını sürdürdüğü; ancak 1898’de ulaştığı durumun çok altında bir kuvvet gösterdiğini anlıyo­ ruz. Aynı durum, Adana için de sözkonusu olmaktadır .6 0 4
— Ali. — M ahkem e-i Ş e r’iye ketebcsinden Tekelizâde A bdullah. — Sabık E v rak M üdiri Bâki. — Y anlı Ahmed. — K aym akam zâde H akkı. — Şeyh G aribzâde Fuad. — M ektubî ketebesi Said, — Belediye âzâsı Süleym an. — B ey ru tlu doktor Boros ve b iraderzâaesi dava vekili B abayan Pîaçik. —• Eczacı K arabet. olm uşlardır. B unun yam sıra ev rak ları sağlayan ve irtib a t kurulm asını te ­ m in eden M ücâvirzâde Y usuf S am i ile toplan tıların yapıldığı Süleym an B ey’in evinde ev rak ele geçm iştir. Bkz. Haleb ve Adana Kumandan Vekâletine MahsuslDefterl, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/2470-18/147/XVI. B unun yam sıra b ir sorgulam a da A dana Vilâyetince yapılm ıştır. Gene to p ­ lan ılan bilgiler çerçevesinde A dana, Halep, S uriye ve B eyrut’da güçlü ve A vrupa ile tem asta bulunan kom itenin ortaya çıkarılm asını em retm iştir. (bkz.M abeyn’den-A dana V ilâyet-i  liyesine, 25/8 E ylül 313 M ehmed K â­ m il,) Zaten kendisi de sorunun üzerine gitm eğe niyetli olan (bkz. A dana V ilâyeti’n d en-M abeyn’e, 24/26 Tem m uz 313 Vali H aşan H ilm i) yaptığı so­ ru ştu rm a sonrasında geniş b ir kom ite bulunduğunu am a ancak evrak sevkedeıı E tib b a-y ı N izam iyeden Binbaşı A bdülhalim ve Kolağası N eem edd in ’in tesp it edilebildiğini b elirtm iştir. Bkz. A dana V ilâyeti’nden-M abeyn’e, 26/9 Eylül 313, H aşan Hilmi, Gümülcine Mutasarrıfıyla, Adana, Diyar-ıbekir Vilâyetleri Muhaberat Kaydına Mahsus Defterdir, no.48, BB A -Yıldız Esas Evrakı, 36/139-54/139/XVIII. (604) N ecm eddin A rif Bey’den-İsh ak S ü k û ti’ye, 1 K ân û n -i sânî [18]99 ta rih li m ektup, A rkivi Çendror, 19/106-5//1S8/1696 da şu ifadeye rastlan m ak tadır: « ...ik i aydan b erü M ersin’deki şu’b en in nâm ına olarak (M ikado) n â ­ m ıyla yüz F ra n k yollam ışlar aldım...:», A dana’da ise tu tu k lam alard an son­ ra b u kez e v ra k dağıtıcılığım yeni üstlenen H üseyin Efendi yakalanm ış­ tır. Bkz. A dana V ilâyeti’nden-M abeyn’e, 62/5. T eşrin-i sânî 314, Vali B ah­ ri, Girid Fırka-i Hümâyûnu Kumandanlığıyla Muhaberat Kaydına Mah­ sus Defterdir, no.21, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/139-45/139/XVIII: «...Ah>vâîi delâletiyle Jö n T ü rk g ü rû h -i m el’anetine m ensub olduğu anlaşılan H am idiye T elgraf m em uru H üseyin E fendi’nin» hanesinde çok sayıda yasak yayın yakalanm ıştır. T utuklam alardan sonra bu kez M ısır Şubesi k a n a ­ lıyla M eşveret ve K a n u n -i Esasî gazetelerinin gönderilm esi için bkz. A da­ na V ilâyeti’nden-M abeyn’e, 28/15 Eylül 313 H aşan Hilm i, Gümülcine Mu­

tasarrıfıyla, Adana- Diyar-ıbekir Vilâyetleri Muhaberat Kaydına Mahsus Defterdir, no.48, BBA-Yıldız Esas Evrakı, 36/139-54/139/XVHI, B u arada
Vali ta rafın d an m ahkem eye sevkedilen b ir Jö n T ü rk ’ü m ahkem enin delil yetersizliğinden serbest bırak m ası V ali’yi kızdırm ıştır. Bkz. A dana V ilâ­ y e ti’n d en-M abeyn’e, 31/26 K ân û n -i sânî 314 Vali Bahri, Trablusgarb Vi-

291

Benzer bir gelişme Diyar-ıbekir Şubesi için karşımıza çıkmaktadır. Bu şubenin ilk tohumlarını atan ve bölgede faaliyette bulunan kimse, yöredeki kolera salgını nedeniyle geçici görevle Kasım-Ocak 1894-1895 dönemiyle bu şehre gönderilen, Doktor Abdullah Cevdet olmuştur. Kendisi bu bölgedeki yo­ ğun faaliyetleri nedeniyle, yönetime sadık subaylar tarafından öldürülmek dahi istenmiştir .6 0 5 Onun tekrar pâyitahta dönüşünden sonra, şube vasat bir şekilde faaliyetini devam ettirmiş ve bölgeye Cemiyet’in gazetelerini dağıt­ mıştır .6 3 6 Ancak, başta Baytar mektebi talebesi Ziya [Gökalp] olmak üzere, bu kimselerin faaliyeti yönetimce haber alınmış ve teşkilât ortaya çıkarılmış­ 0 7 Daha sonra ise bu kimseler çeşitli cezalara çarptırılmışlardır .8 ® 8 Buna tır .8 karşılık sonraki evraklardan, bu şubenin de varlığını çok zayıf da olsa, 1900 sonuna kadar koruyabildiği anlaşılıyor. Ancak, bu daha sonraki darbe sonu­ cunda Cemiyetin faaliyetleri; bölgede son derece zayıflamıştır .6 0 9 Cemiyetin, kendisi bir zorlama yapmadığı halde, en hızlı gelişen şubesi ise Trablusgarb’daki teşkilât olmuştur. Şeref Vapuru’nun, tutukluların büyük kısmını bu şehre bırakmasıyla, eski İstanbul merkezinin birçok üyesi Afrika’­ daki yedinci şubenin üyesi durumuna geçmişlerdir. Bu şubenin eski reisi olan ve kendisine mahsus evraklardan Murad Bey’in reform projeleriyle ilgilen­

(605) (606) (607)

lâyet ve Kumandanlığı, Haleb Vilâyet ve Adana Vilâyet, Basra Vilâyet ve Kumandanlığı Selânik Vilâyeti [ile Muhaberata Mahsus Defter J, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/139-42/139/XVTir. A bdullah Cevdet, Bir Hutbe Hemşehrilerime, M atbaa-i İçtihad, (M ısır:
1909), s. 3. Behçet Bey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, D iyar-ıb ekir, 4 Tem m uz 313, A rkivi Çend­ ror, 19/135//52/231-301. Bu kim selerin faaliy etleri için bkz. Diyar-x b ek ir V ilâyetinden-M abeyn’e, 48/5 Ş ubat 314 Vah Halid, 49/11 Ş ub at 314 Vali H alid, 50/19 Ş ubat 314, 51/21 Ş ubat 314, 53/24 Ş u b at 314. Gümüleine Mutasarrıfıyla, Adana, D iyar-ıbekir Vilâyetleri Muhaberat Kaydına Mahsus Defterdir, no.48, B BAYıldız Esas Evrakı, 36/139-54/139/XVIII. K rş. F ah ri B ey’d en-İsbak Sükû­ ti ’ye, İstanbul, [1899], A rkivi -Çendror, 19/106-2//107/766. Bkz. M abeyn’d en -D iy ar-ıb ek ir K um andanlığına, 131/6 N isan 315, Dördün­

(608)

cü O rdu-yu Hümâyûn Müşiriy etiyle Muhaberata Mahsus Defter, B BAYıldız Esas Evrakı, 36/2470-4/147/XVI. A ynen verilm iştir. Bkz. B. LXV.
(609) Bu sefer, Siverek K aym akam ı Cemil B ey ile A skerî K aym akam Sadık Bey ve bölgeye sürgün o larak gönderilm iş olan M a’ru f Efendi (ve daha sonra P a ris’e fira r eden) bu faaliy eti gerçekleştirm işler ancak d u ru m yönetim ce tesp it edilm iştir. Bkz. D iyar-ıb ek ir V ilâyeti’nden  sim B ey’e, 5/19 M art 316 V ah H alid ve 10/1 Ş ub at 316 Vali Halid, [Diyar-ıbekir Vilâyetiyle Mu­ haberata Mahsus Defter], B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/2470-33/147/XVI. M urad B ey’in 14 T eşrin -i evvel 311 ta rih li b ir projesinin Şevket Bey ta ­ rafın d an çoğaltılarak, üzerinde düşünülm esinden bu sonuç çıkarılabiliyor. On üç sahifelik b u plân m üsvette şeklindedir. Bkz. Şevket Bey Evrakı/ Özel Arşiv. Bu vesikayı bana v eren Sayın Dr. Emel E sin’e teşek k ü r borç­ luyum .

(610)

292

diği anlaşılan Şevket Bey ,6 10 bu durumunu devam ettirmiştir. Ancak, buraya sürgün olarak gelen ilk kuruculardan Mehmed Reşid Bey, burada fiilî bir li­ der durumuna geçmiştir.611 Özellikle, Tıbbiyeli Edhem [Ruhi Balkan] aracı­ lığıyla Avrupa ile muhaberat ve gazete tevzii sürdürülmüştür.6 12 Bunun üze­ rine kendisinin özel olarak cezalandırılmasına gidilmişse de ,6 13 tutuklu durum­ da bulunan şube âzâları tekrar bir isyan çıkartmışlar 6 14 ve bu hareketin so­ nuçlarından korkan yönetim de «merkuminden mümanaat edenlerin prangabend edilerek zindana konulması ve asker üzerine hücûm haklarında nizamen müslelzim-i muamel olacağından ve icabında süah dahi isti’mal olunabileceğinden ona göre icra-yı icabı. ,»6 1 5 nı emretmiştir. Bu rahatlığı özellikle, «ubudiyet ve sadakata mugayir»6 16 durumundan şi­ kâyet edilen ve bu nedenle Bağdad’dan Trablusgarb’a komutan olarak gönde­ rilen Receb Paşa ile onun, şube müdürlüğüne getirildiğini gördüğümüz, yâveri Şevket Bey sağlamışlardır .6 17 Trablusgarb bu koşullar çerçevesinde, tutuklularm bulunduğu kale dışın­ da, oldukça rahat bir merkez durumuna gelmiştir. Hattâ tutuklularm, hapis­ hanenin iki bölümünde, birisi dışarıdan temin edilen ilkel malzemelerle ve ço­ ğaltma yöntemi ile Hâtıra; diğeri yazma ile Merhale adında iki gazete basabilmeleri dikkati çekmektedir.6 18 Bu çerçeve içinde; bir süre sonra yönetimin dahi şüphelenerek, nasıl ol(611) (612) T unalı H ilm i B ey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, 3 K ânûn-i evvel [1898], Arkivi

Çendror, 19/106-3//592/99.
T rab lu sg arb ’da M iralay M ustafa B ey’den-M abeyn’e, 283/21 T eşrin-i sânî [18]97, M emurin-i Müteferrikaya Mahsus Kayd Defteridir ; BBA-Ytldız Esas Evrakı, 36/139-84/139/XX. (613) M ehm ed Kâm il B ey’den-M iralay M ustafa ve Yüzbaşı Hasani Beylere, 285/11 T eşrin -i sânı 313 ve b u şah ıslardan-M abeyn’e, 289/13 T eşrin-i sânî 313, ibid , Bölgeye C enevre’den Osmanlı ve M ısır’dan K anun-i Esasî gön­ derilm ektedir. K. A ’d a n -lsh a k S ü k û ti’ye, T rablusgarb, 22 N isan 314, Arkivi Çendror, 19/106-6//569/1785. (614) İbid, 286/12 T eşrin -i sânî 313. (615) B aşk itab etten -T rab lu sg arb ’da Y av erân -ı H azret-i Şehriyâriden M iralay M ustafa Bey’e, 291/18 T eşrin -i sânî 313. İbid, (616) B ağdad’da K aym akam Esad Bey’den-M abeyn’e, 601/23 H aziran 314 ve 603/ 24 H aziran 314, İbid, (617) B ağdad’da K aym akam Esad B ey’den-M abeyn’e 695/5 Tem m uz 314. İbid, Y orum şöyledir: Receb P aşa’ya Bağdad’da «...bâzı e v rak -ı m uzirranm cel­ biyle B ağdad’da n eşr ü ta ’m im ine en ziyade yardım edenlerden birisi de b u k e rre p aşa-y ı m üşarileyh h azretlerin in biriikde götürdüğü yaver B in ­ başı Bağdadlı Şevket Bey...». (618) Ali F ahri, Emel Yolunda, ss. 227-228. (619) Bu sorgu için bkz. M abeyn’den-T rablusgarb V ilâyeti ve K u m an d an lığ ın a şifre, 5312/225, 17 T eşrin -i evvel 315, Mabeyn’âen Devâir ve Vilâyetlerle

Bâzı Zevata Yazılan Tezkere ve M uharrem i Müsveddelerini Hâvi Dosya Defteri, (İkinci D efter:C em aziy’ü lân ir 1317), B B A -Y tldız Esas Evrakı, 36/
398/146/XÎV.

293

duğunun açıklanmasını isteyeceği6 18 firarlar başlatılacaktır .6 1 0 Görüldüğü gibi, Trablusgarb sürgünler sayesinde âdeta bir Jön Türk şeh­ ri durumuna gelmiştir. Ama bunun; Cemiyetin eylemleri açısında bir yararı olmadığı gibi, siyasal tutuklularm bir pazarlık aracı olarak kullanılması, mer­ kezi göreceğimiz anlaşmalara zorlayacaktır. Cemiyetin yurt içindeki diğer faaliyeti oldukça durgun bir şekilde cereyan etmiş ve kişisel hareketler veya küçük grupların eylemleri düzeyini aşama­ mıştır. Bunlar içinde Rodos Şubesiyle irtibatta' bulunan Kanun-i Esasî mu­ harrirlerinden birisinin, Cezair-i Bahr-i Sefid Velisi Âbidin Bey’den tehditle para almaya çalışması ;6 2 1 Aydın Vilâyeti® 2 ve İzmir merkezi6 2 3 ile Beyrutta fi;4 sempatizanlar aracılığıyla neşriyatın dağıtılmasından ibaret kalmıştır. Dahildeki teşkilâtın gerçeklen inceleyeceğimiz Balkan örgütü dışında; büyük bir baskı altında kaldığı ve sık sık çökertüdiği açıktır. Tunalı Hilmi Bey’in ifadesiyle 3898 sonunda :
«....Ne yapacağız bilemiyorum. (Numunelik) olmak üzere meydan­ da kalmış olan bir tek (Trablusgarb Şu’beşinden) de haber alamtyor(620) Vali N am ık Bey fira rla rı, polis azlığı ve T unus’a olan yakınlığa bağlam ak­ tadır. Bkz. T rablus V ilâyeti’nden-M abeyn’e, 23/8 Ağustos 314, Trablusgarb

'Vilâyeti ve Kumandanlığı, Haleb Vilâyet ve Adana Vilâyet, Basra Vilâyet ve Kumandanlığı, Selânik Vilâyeti [ile Muhaberata Mahsus Defter], BBA Yıldız Esas Evrakı, 36/139-42/139/XVIII. Ancak bu eylem lerde özellikle
vilâyette görevli ik i subay Câmi B ey ve H üseyin Tosun’un b ü yük y a rd ım ­ la rı olm aktadır. H üseyin Tosun Bey 1895 S akarya v ap u ru kafilesi ile b u ­ ray a gelm iştir. Bkz. A bdullah Cevdet, «Hüseyin Tosun’u G aybettik: S al­ ta n a tla M ücadele T arihim izden B ir Sahile,» İçtihat, no.2-89, 15 K ânûn-i sâ­ n î 1930, s. 5323. Cezair-i B a h r-i Sefîd V ilâyeti’n d en-M abeyn’e, 76/30 T eşrin-i sânî 314, Abidin, Cezair-i Bahr-i Sefîd ile Muhaberat Kaydına Mahsusdur, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/139-46/139/XVIII. A ydın V ilâyeti’n d en-M abeyn’e, 212/3 H aziran 313 ve 220/9 H aziran 313 (zeyl-9 H aziran 313-2092), BBA-BEO/VGG(2), Anadolu ITelgrafî D efte­ r i ]: 903, (M art 312-313). K rş. A ydm V ilâyeti Vali M uavinliği’nden-M ab ey n ’e, 449/10 N isan 314, M emurin-i Müteferrikaya Mahsus Kayd D efte­ ridir, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/139-84/139/XX. Gene, A ydm Vali M uavinliği’n d en-M abeyn’e; 761/22 Tem m uz 314, ibid, gönderilen b ir diğer yazıda H aşan Bey «...m uzir ev rak ın şim di ziyade te k ­ sirini görüyorum ...?, şeklinde b ir ifade ku llan m ak ta ve Milas’ta k i b ir İn ­ giliz aracılığıyla Meşveret, Osmanlı ve K anun-i Esasî gazetelerinin dağı­ tıldığını ih b a r etm ektedir. A ynı yazıda h alk arasında E rm eniîer ile Jö n T ü rk lerin birleşecekleri yolunda söylentiler olduğundan söz edilm ekte­ dir. Bkz. İzm ir K um andanlığm dan-M abeyn’e, 840/8 Ağustos 314, F erik Osman, ibid, B eyrut V ilâyeti’ne-M ehm ed K âm il Bey’den, 100/16 H aziran 314 ve 101/17 H aziran 314, B ey ru t V ilâyeti’n d en-M abeyn’e, Reşid, B eyrut Vilâyetiyle. Muhaberata Mahsus Defter, no.27, B B A -Y üdız Esas Evrakı, 36/2470-6/ 147/XVI.

(621)

(622)

(623) (624)

294

dıık. As daha patlayacakdım. Hamdolsun geçen Cumartesi günü mektub aldık selâmetde imişler. Hakikat bir de oradakiler perişân olurlarsa işler fena. Bahusus (Lâli) gibi değerli bir arkadaş da gider. Cemiyetin beş kişilik devrini gördüğü içün hiçbir vakit münâsebetsizlik elinden gelmeyeceğini yazan odur. Eğer bir de onu kaybeder­ sek işimiz var...»6 2 5

durum hiç de olumlu bir gelişme göstermemişti. Onun için de Osmanlı grubu, aynı dönem içinde pazarlığa o turacakta; ki, bunu da ileride inceleyeceğiz. Baîkan Teşkilâtı : Balkan Teşkilâtının, 1897 Contrexeville anlaşmasına kadar gelişimi üze­ rinde durduğumuz zaman, bu örgütün bir çeşit mahallî Jön Türklük ortaya çı­ karttığını işlemiştik. Yeni faaliyet döneminde de, bu özelliğini daha da pe­ kiştirerek sürdüren, sözkonusu teşkilât eylemlerini yoğunlaştırmıştır. İlk olarak, bu bölgedeki organizasyonun temellerini atan İbrahim Temo; yeniden örgütü sağlamlaştırmak için; Osmanlı tabiyetini terk ederek Ro­ men uyruğuna geçti .6 2 6 Temo, müracaatında bu hareketinin nedenini, bulun­ duğu konumu muhafaza etmek gerekçesine bağlıyorsa da; doğal olarak, asıl niyeti eylemlerini zorlaştıran bu engelden kurtulmaktı. Daha sonra bölgede genel bir geziye çıkan Temo, hareketi hızlandırmağa muvaffak oldu.6 2 7 Temo’nun bu faaliyetleri sonucunda daha evvelki şubelerin yanında, Lom, Tutrakan, Filibe, Sofya ve Hacıoğlu Pazarcığında yeni örgütler kuruldu .6 2 6
(625) T unalı H ilm i’den -İsh ak S ü k û ti’ye, 3 K ân û n -i evvel[1898], A rkivi Çend­ ror, 19/106-3//592/99. T rablusgarb Şubesinin du ru m u açısından krş. L. Lâli [M ehm ed Reşid] B ey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, 26 Ağustos 314, Ark.iv j Qendror, 19/106-4//580/1130. B urada hiç kim seyi tan ım ay an ve şehre yeni ge­

len b ir doktorun h akkında çok olum lu şeyler duyduğunu belirttiği S ü ­ k û ti’ye yazm ası, Cenevre g ru b u n u n bölgedeki prim in i gösterm ektedir. M. Sam im B ey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, T rablusgarb A skerî H astahanesi, 21 N i­ san [1898], A rkivi Çendror, 19/106-6//569/1784. (626) BBA-BEO/Hariciye Reft, 184-5/40, 219, (19 N isan 315)[sic!1314] /83872 ve BBA-BEO/Hariciye Âmed, 158-5/41,565, (15 N isan 314, Bükreş:54). Te­ mo, « S altanat-ı Seniye-i O sm aniye B ükreş S efaret-i Seniyesi Cânib-i Û tûfilerine» verdiği 26 Ş ub at 313 ta rih li dilekçesinde gerekçe olarak b e lirttiğ i­ m iz nedeni ileri sürm ektedir. (827) İb rah im Tem o’nun, 16 T eşrin -i evvel [18]98 ta rih li m ektubu, A rkivi Çend­ ror , 19/106-3//270/1066. K endisi, b u gelişm eleri şöyle yorum lam aktadır: «...kurum uş olan T ü rk k an ı te k ra r h arekete başladı. C em iyet teceddüd e d iy o r...> Bkz. İb rah im Tem o’dan-A hm ed Zeki B ey’e, 24 T eşrin-i evvel 313, A rkivi Çendror, 19/31//16/17. <628) İb rah im Temo, İttihad ve Terakki..., s. 112. Temo bu faaliyetleri sonucun­ da B alkan teşkilâtı nezdindeki fiilî liderliğini sürdürm üştür. Bkz.Ahmed Zeki B ey’d e n -îsh a k S ü k û ti’ye, R usçuk 14 T eşrin-i sânî [18]98, A rkivi Çendror, 19/106-1//244/490-1.

295

Ayrıca Tatlıcak köyünde de bir şube kurulmuş ve Köstence’de, şehrin ileri ge lenlerinden Ali Kadir ve Çelebi Veliullah Beylerin yardımıyla bir gazete çı­ karılmaya çalışılmışsa da, Osmanh yönetiminin müdahalesi üzerine başarı­ sızlıkla karşılaşılmıştı .® 2 9 Romanya’nın diğer merkezlerinde de, başta ûlema olmak üzere çeşitli kesimlerden destek sağlanmıştı. Bunun yanısıra Temo’ üun «hasbetenlillâh millet için çalışırlardı» şeklinde tavsif ettiği İbrahim Na­ ci (Derviş Hima-Maksud İbrahim), Ahmed Vehbi, Ali Şâkir gibi genç ilkokul öğretmenleri, Cemiyetin Balkan teşkilâtında gönüllü faaliyetini üstlenmişler dir.® ** Temo; daha sonra Şefik Bey ve diğer arkadaşlarının yardımıyla; önsö­ zünde «şimdilik (Sabahî) perdesinden aheng-i saz olacak., ileride icab eder ve mecburiyet dahi elverirse her ma’nâsıyla makamı değiştirece»ğini belirtti­ ği Sada-yı Millet6 3 1 admda bir gazete neşrine başladı. Temo çok ince bir uslûb kullanarak Jön Türklerle olan irtibatını belirttiyse de;6® Saray, hemen gazetenin gerçek amacını'tespit ederek; hem yurda girmesini önlemek,1 6 3 3 hem de basımını durdurtmak için tedbirler aldı.6 3 4 Cenevre ve Paris merkezleri tarafından resmi nitelik atfedilen gazete ,6 3 5 bölgedeki tutuma uygun olarak, daha çok mahalli sorunlar üzerinde durmuş­ tur. Ancak, Osmanlı yönetiminin sürekli baskıları neticesinde, Romen makam­ ları, gazeteyi çıkaranlardan Kadri ve Kemâl Beyleri smırdışı etme kararı al­
(629) (630) (631)

îbid, s. 116. ibid, ss. 118-119.
[İb rah im Tem o], «K ariîn-i Kirama,» Sada-yı Millet, n o .ls 5 M art 1898-13 Şevval 1315, s. 1. G azetenin çıkışı h akkında bkz. İb rahim Temo, İttihad m Terakki..., ss. 123-125. V.M .Kogâlnieeanu, «Bend-i M ahsus:O sm anh M illeti-R om en Kavmi.» Sadayı Millet, n o .l, s. 2: «...İşte h a k ik a t-ı h âl bun d an ib aret iken S a ray -ı h ü ­ m âyûnda toplanan bir ta k ım m enfaatperest entrik acılar (Genç T ü rk ) d e­ nilen fırk a -i m uhalifenin âm âl-i m uzirrada b u lu n dukları beyânıyla zât-ı padişâhîyi nasıl iğfal etm eğe çalışıyorlarsa...». Bu ted b irler için bkz. B B A -Y ıldız Perâkende, 17 L 1315/no.ll99, BBA-BEO /Hariciye Reft, 184-5/40, 1802, (25 Ş ubat 313)/81622, BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13, 4038, (20 Şubat 313, B ükreş: 1* Londra:87), 4143. (26 Ş u ­ b at 313), M.(28 Ş ubat 313).

(632)

(633)

(634) (635)

BBA-BEO/Hariciye Reft, 184-5/40, 1, (1 M art 314)/81708, BBA-BEO/Posta ve Telgraf Nezareti Gelen, 579-17/4, 118, (24 Ş ubat 315).
Bkz. «Osm anlı ve K a n u n -i Esasî Gazeteleri,» Meşveret, no.29, s. 3. «M atb u a t-ı Cedide,» Osmanlı, no.9, 1 N isan 1898-9 Zilkade 1315, s. 8: «...M a’m a fih bugün teessürüm üz b ir derece tahaffiif etm işdir: (S ada-yı M illet), (O s­ m a n lIm ız a , h ey ’e t-i idare ve tah ririy esi de fırkam ıza b ire r m uindirler...». K rş. «Sada-yı Millet» Osmanlı Supplement Français, no.5, 5 N isan 1898, s. 4. Teşkilât m u h ab eratın ı C enevre m erkezi ile yapm aktadır. Bkz. K adri Bey’in, 2 M art 314 ta rih li m ektubu, A rkivi QSndror, 19/135/117/783.

296

mış*3 6 ve hüküm Osmanlı yönetimince büyük bir memnuniyetle karşılanarak, bu kimselerin İstanbul’a iadeleri talep edilmiştir,6 3 7 Bunun üzerine gazete, do­ kuz numaralı ve 1 Mayıs 1838 tarihli son sayısıyla yayın faaliyetini durdur­ mak zorunda kalmıştır. Temo’nun faaliyetlerini büyük bir endişeyle izleyen yönetim, Necib Mel­ hame aracılığıyla onu durdurmaya çalışmışsa da; kendisi, bu vesileyle çıkart­ tığı olayla, kamuoyundaki prestijini kuvvetlendirmiştir.® 3 8 Fazla önemli olmayan Romanya'da Cemiyet faaliyeti bu şekilde gelişir­ ken, eylemlerin asıl önemli kısmı Bulgaristan’da gerçekleştirilmiştir. Filibe’­ de, Cemiyet ile irtibatta bulunan*4 9 Ali Fehmi Bey, Muvazene dergisini yayın­ lamaya başlamıştır. Bu dergi de aynen Temo’nun gazetesi gibi Jön Türkler ile olan irtibatını ince bir anlatımla belirtmektedir .6 4 0 Şehirde faaliyetin a rt­ ması üzerine Saray bölgeye hafiyeler göndermiş, ayrıca bu dergi ve Sofya’­ da paralel yayıîı faaliyetinde bulunan İttifak gazetesini, matbaalarım satm alarak kapatmaya çalışmış; fakat, başarıya ulaşamamıştır .6 4 1 Gene, fırka aleyhine vaazlar vermek üzere Bulgar Müslümanları nezdine hocalar gönde­ rilmiştir.8® Bu kimselerin etkisi ve muhafazakâr grupların da aktifleşmesi so­
(836) «H avâdis-i Dahiliye,» Sada-yı Millet, no.9, 1 M ayıs 1898-10 Zilhicce 1315, ss. 1-2. Rom en hasının konuya bakışı ve tep k ileri için bkz. «Explusarea hıi C ad ry -B ey :Svom ü despre expulsare.» Epoea, 23 N isan 1898, «O nouâ isp ra y â a d -lu i D .Sturdza, «Tim pui, 23 N isan 1898. G azete son sayısında, İsta n ­ b u l'd a basılam ayan Jö n T ü rk eğilim li kitap ların m atb aaların d a ucuz ola­ ra k basılacağım belirten b ir de ilân verm iştir. Bkz. «İlân,» Sada-yı M illet , no.9, s. 2. BBA-BEO/Hariciye  m ed , 157-5/13, 62, (7 M art 314~Bükreş:39). C enevre m erkezinin b u gelişm elere tepkisi için bkz. «Les Jeunes T urcs et la Roumanie.î- Osmanlı Supplement Français, no.10, 5 Ocak 1899, s. 7. Temo kendisine sataşan M elham e’y i düelloya davet etm iş ve onun kaçm ası ile büy ü k b ir sem pati toplam ıştır. Bkz. «A vâne-i H avene-i Ş ehriyârîden M elham eler,» Osmanlt, no.21,1 T eşrin-i evvel 1898-15 C em aziy’ülevvel 1316, s. 6/n. G azetede şu ilginç m esaj dikkati çekiyor: «Açık M ektublar: Mağmumî B ey’e: Em in olunuz. T eşekkürler.» Muvazene , no.11, 5 T eşrin-i sanî 313-22 R ebiy’ülevvel 315, s. 4. Bkz. «H avadis-i H ariciye,s Muvazene, no.23, 28 K ânûn-i evvel 1313-18 R a­ m azan 1315, s. 4: «Genç T ü rk ler M em alik-i Osm aniyede ıslahat icrasını ta leb m aruzunda düv el-i m uazzam a m inisterlerine m üracaat etm işlerdir. V erdikleri beyannam enin b ir su retin i gazetelere dahi gönderm işlerdir. (İrav o n k ) gazetesi aynen dere etm işdir. Biz n ak l ve iktibas edemeyiz!». «B ulgaristan Havadisi,» Muvazene, no. 11, 5 T eşrin-i sânî 313-22 R ebiy’ü­ levvel 13-15, s.2, «Açık M ektublar: İttifa k Gazetesi S ah ib -i K em âletperverlerine,* Muvazene, n o .ll, s.4. İttifa k gazetesi için Osm anlı yönetim inin tepkisi için bkz. BBA-BEO/Bulgaristan ve §arkî Rumeli Hülâsa Defteri (43), 942-60/6, 888-244, (17 M ayıs 314) A. MTZ (04) DH 1314 4.G. «Havadis,» O sm anlı, no.ö, 1 Ş u b at 1898-8 R am azan 1315, s,8. M ahallî ga­ zeteler ayrıca hafiyeler de geldğini iddia etm ektedirler. Bkz. «Bulgaristan H a v a d i s i , Muvazene, no. 16, 10 K ân û n-i evvel 1313-28 Receb 1315, s. 2.

(637)

(638)

(639)

(640)

(641)

(642)

297

nucu; bir süre sonra; Filibe’de bir kahveye Ali Suavi’nin resminin asılması nedeniyle büyük bir çatışma çıkmış ve resmi yapan Yunus Bekir Bey ile di­ ğer Jön Türkler Makedonya komitesine sığınmak zorunda kalmışlardır.®4 3 Şumnu’da daha evvel açüan ve Cemiyetin yayınlarını okutan «Millî Türk K ıraathanesinin6 4 4 yaraşıra, Vidin’de Haşan Azîz Bey ve arkadaşları ta ra­ fından aynı amaçla «Şefkat» adıyla bir kıraathane açılmıştır.6 4 5 Mustafa Ragıb Bey; Rusçuk, Vidin, Mecidiye üçgeni içinde hem seyyar memurluk ve hem de propaganda görevini üstlenmiş; kendisinin İstanbul’a iadesi için yapılan tüm uğraşlar başarısızlıkla neticelendiği gibi,6 4 8 Vidin’de mekteb muallimliğine devamı da önlenememiştir.5 4 7 Osmanlı yönetiminin; Rusçuk merkezini örgütlemesinden büyük rahatsız­ lık duyduğu Ahmed Zeki Bey,0 4 8 aynı kentte faaliyet gösteren Makedonya Komitesi delegesi Avukat Doçkof ile beraber, Sofya’da tertiplenen Osmanlı aleyhtarı mitinglere katılmış ve burada irad ettiği nutukta Jön Türklerin amaçlarım izaha gayret göstermiştir.6 4 9 Kendisini bir süre sonra Balkan adlı bir gazeteyi neşrederken görüyoruz. Bu gazete de Jön Türkler ile olan ilişki­ leri konusunda son derece tutarlı bir davranış içindedir.8 9 0 Rusçuk merkezinin Cenevre ile olan muhaberatı gözönüne alındığında5 5 1 gazetenin Paris ile ilgi­
(643) Y unus B ekir K ayseri, «Filibe’den M ektub;E rbâb-i İnsaf ve V icdanın N azarg âh -ı İb ret ve M erham etine M aruzdur,» Osmanlı, no.39, 1 Tem m uz 1899 -22 Safer 1317, ss. 6-7. «Teşekkür,» M eşveret, no .18, R ebiy’ülevvel 1314-8 E ylül 108, s. 6. BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13, 5, (1 M art 314-Vidin:2), BBA-BEO/ Hariciye Âm ed, 158-5/14, 753, (4 M ayıs 314~Komiserlik ta h rira tı su reti). F aaliy etleri için bkz. BBA-BEO/Hariciye Âm ed, 157-5/13, 267İ, (2 T eşrin-i evvel 313. B ükreş S efaret-i Seniyesi Tahriratı:205-K om iserlik ta h rira tı), G eri getirilm esi için yapılan teşebbüsler için bkz. BBA-BEO/Bulgaristan Muharrerat Defteri, (90), 965-60/29, 770-267, (6 T eşrin-i evvel 313), B B A BEO /Bulgaristan Komiserliği Gelen, 672-24/1, 91, (15 M ayıs 313), 175, (19 Tem m uz 313). BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13, 2671. BBA-BEO/Bulgaristan Muharrerat Defteri, (90), 965-60/29, 1115-4621, (11 Ş ub at 312). (R usçuk Tüccar V ekâleti Yazısı). BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13, 2917, (25 T eşrin-i evvel 313-Ruseuk T üccar V ekâleti T a h rira tı S u reti), 3036, (4 T eşrin-i sânî 313), 3159, (16 T eşrin -i sânî 313). B urada da Jön T ürk C em iyeti’nin faaliyetinden tam am en yabancı b ir göz­ lem ci gibi bahsedilm esi b u n u gösteriyor. Bkz. «Havadis,» Balkan1, no.6, 25 M ayıs [18]98, s. 2. M im zasıyla R usçuk m erkezinden-C enevre’de Osm anlı Gazetesi M üdiriyet-i  liyesine, 22 K ân û n -i evvel 313, A rkivi Qendror, 19/93//27/227. N itekim , daha önce de bu bölgeden resm î m erci olan Ç ürüksulu A hm ed nezdine m ek tu p lar gönderildiğini görüyoruz. Bkz. C enevre’de A hm ed Bey E fendi’ye imzasız m ektup, 18/30 H aziran 313, A rkivi Çendror, 19/127//34/5. D a­ ha evvel giriştiği faaliy etten söz edilen ressam Y unus B ekir Bey, B ulga­ ris ta n ’dan tard ed eld ik ten sonra C enevre’ye gelerek bu m erkez hakkında

(644) (645) (646)

(647) (648) (649)

(650)

(651)

298

sinin olmadığım belirtmek mümkündür. Ama belirtildiği gibi, gazetede bıı konularda herhangi bir yoruma rastlamanın imkânı yoktur. Yayın organı ma­ hallî sorunlar üzerinde durmayı tercih etmektedir. Rusçuk müftüsü aleyhine açılan kampanyayı destekleyen gazete,0 5 2 bunun yamsıra yayınları ile Rusçuk Tüccar Vekili Halid Bey aleyhindeki oluşumlara da yardımcı olmuştur.85 3 Bu faaliyetleri üzerine mutasarrıf ve müdde-i umumî tarafından çağrı­ lan Ahmed Zeki Bey, «gayr-ı resmî» şekilde uyarılmıştır.6 5 4 Buna ilâveten; Os­ manlI yönetiminin gönderdiği kimseler aracılığıyla gazete aleyhine kışkırtılan Rusçuk Müslüman halkı, gazete sahibi ve gazetesi aleyhinde gösteriler yap­ mışlardır.655 Osmanlı yönetimi bu durumu destekleyici girişimlerle, birçok defa Bulgar yönetimine başvurmuş ve gazeteyi önlemek için her teşebbüsü yapmıştır.85 0 Sonuçta, karşı karşıya kaldığı yoğun baskının zorlaması ile, Ahmed Zeki Bey gazetesini kapatmak zorunda kalmıştır.65 7 Varna’da; komite, çabalarını Tüccar Vcküi’nin görevden alınması kam­ panyası üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bu faaliyete geniş çapta katılım sağlan­ mış ve Osmanlı yönetimi durumdan çok rahatsız olmuştur.6 5 8 Komite üyelerinden Rıza, Süleyman ve Cenevre’ye gelerek merkez yayın organı Osmanlı’nm mürettibliğini üstlenen Nazmi Beylerin aleyhte tezahürat

şu görüşleri belirtm iştir: «...B urada m erci-i um um im iz olan (Osmanii İttih a d ve T erakki C em iyeti)ni gayet m ü terakki buldum ...». Bkz. «Aynen V araka:R essam K ayserili Y unus B ekir E fendi’n in V arakasıdır,» O sm anlı, no.44, 15 E ylül 1899-1 Cem aziy’ül evvel 1317, s. 5, (652) A -F , «V araka:R uscuk’da A hm ed Zeki E fendi’ye,» B alkan 1, n o .4 ,11 Mayıs [18198, s. 2. <653) B alkan 1, no, 4, ss. 1-2. (654) BalkanK no.4, s, 1, «B ulgaristan H avadisi,» M u vazene, no.44, 26 H aziran 1314-17 Safer 1314, s. 2. {655) B B A -B E O /B u lgaristan K o m iserliğ i G elen, 672-24/1, 111, (9 H aziran 314) ve 115, (11 H aziran 314). (656) Bkz. B B A -B E O 'B ulgaristan v e Ş ark î R u m eli Hülâsa D efteri, (43), 94260/6. 360-1184-1201, A.MTZ (04) HR 1316 1.30, 111/332, (15 H aziran 314), A.MTZ (04) DH 1316 2.2, 115/333 (11 H aziran 314), A.MTZ (04) DH 1316, 2.4, B B A -B E O /H a riciye  m ed , 158-5/14, 671, (28 N isan 314). •(657) B u konuda yayın lan an b ir kitapta, gazetenin ik i ay on yedi gün devam edebildiği ve 30 Tem m uz 1898 de faaliyetini du rd u rd u ğ u belirtiliyor. Bkz. İsm ail H akkı Tevfik Okday (d er.), B ulgaristan ’da T ürk B asım , Basın Yay. G enel Md, y.y; t,y, ss. 21, 38-39. (658) Bkz. B B A -B E O /B u lgaristan v e Ş a rk î R u m eli H ülâsa D efteri, (43), 942-60 /6, 741-286, (13 K â n û n -i evvel 1314), A.MTZ (04) HR 1316, 8.26, 742-287, (13 K ân û n -i evvel 314), A.MTZ (04) HR 1316, 8.20, 752-237, (12 K ânûn-i evvel 314), 777-3243, (30 K ân û n -i evvel 314), A.MTZ (04) HR 1316, 8.26. Çok sayıda ûlem a ve eşraf b u dilekçeyi im zalam ışlardır. 299

r

yaptıktan sonra, Tüccar Vekâleti binasına saldırarak camlarını kırdıklarını da, daha sonra bu şahıslar hakkında dava açılmasından anlıyoruz.65 9 Mahallî yayın organları faaliyetlerini o denli yoğunlaştırmışlardır ki; Os­ manh yönetimi, bu bölgede muhafazakâr eğilimleri dile getirerek, Jön Türkleri eleştiren gazeteleri dahi yasalda maya başlamıştır.8 6 0 Bu teşkilâtın diğer bir başarısı da, merkez yayın organı ösmanh’yı, İs­ tanbul’un tüm engelleme çabalarına rağmen,6 8 1 düzenli olarak bölgeye geti­ rebilmesidir.6 6 2 Bu gazete barakalarda halka okutulmakta6® 3 ve özellikle Ruscuk’da rahatlıkla satılmaktadır.6 6 4 İlginç bir gelişme olarak; Rusçuk Make­
(659) (660)
B B A -B E O /B u lgaristan v e Ş ark î R u m elin în M u harrerat D efteri, (91), 986-

60/30, 578-81, (4 M ayıs 316). Emniyet, H a m iyy et, B e d rik a -i S elâ m et için sözkonusu olan bu du ru m için bkz. B B A -B E O /B u lgaristan M asasının T ezk e re K a y d D efteri , (73), 959-60 /23, D ahiliye N ezaretine, 857/410-417, (7 T eşrin-i sânî 312), 49/480, (19 Tem m uz 313), B B A -B E O /B u lgaristan Hülâsası, (41), 941-60/5, 1650-846, (13 Tem m uz 313), A.MTZ (04)DH 1315, 2.25, 208-573, (31 Ağustos 313), A.MTZ (Û4)DN 1315, 4,14. Bu arad a en ilginç bir d u ru m Jö n T ü rk ler ta ­ rafın d an yönetim in sözcüsü olarak kabul edilerek en ağır eleştirilere m arûz b ırak ılan G a yret' in yasaklanm asıdır. B u eleştiriler için bkz. B ir K ürd [A bdullah C evdet], «[G ayret Gazetesi],» K a n u n -i Esasî, no. 11 (İkinci S e­ n e), 16 M art 1314, s. 1. Y asaklanm ası için bkz. B B A -B E O /B u lg a rista n T eza k ir D efteri, 957-60/21, 429, 429, (20 H aziran 311), D aha sonra yanlışlığın an laşılarak yasaklanm a k a ra rın ın k aldırılm ası için bkz. BBA^-BEO/Dahi­ liy e G iden, 97-3/46, 348(m üm tazeden), (31 M art 314). Özel olarak F ilibe’­ deki yoğun neşriy atın uyandırdığı endişeler için bkz. B B A -B E O /V G G {2 ), D eva ir M ü M m m e:6(D ah iliye): 1347, 476-12 Nisan 313, Devâir:117/12511 ve B B A -B E O /V G G (2 ), S a daret M ühim m e K a lem in e M ahsus J u m a ld ir -A d e â : (5):1298, 476/Şûra M azbatası. G ayret gazetesinin kendisi hakkm daki y asak ­ lam a k a ra rın ı anlam sız b u larak protesto etm esi için bkz. «Beyân-ı Hal.» G ayret % no.241, 15 .M art 1316-27 Zilkade 1317, ss. 1-2 v.d. Bu konudaki çabalar için bkz. B B A -B u lg a rista n K o m iserliğ i G elen, 67224/1, 386, (22 K ân û n -i evvel 313-186/Em irnâm eye C evab), B B A -B E O /B u l­ garistan Muharrerat. D efteri, (90), 965-60/29, 954-3325, (10 K ânûn-i ev ­ vel 313). Bu konudaki faaliyetlere ö rnek olm ak üzere son vesika aynen v e­ rilm iştir. Bkz. B. XXVI.
B B A -B E O /B u lgaristan v e Ş ark î R u m eli Hülâsa. D efteri, (43), 942-60/6,

(661)

(662) (663)

409-1092, (26 K ânûn-i sânî 313).
B B A -B E O /B u lgaristan Hülâsası. (41)-941-60/5, 3570-1019, (28 K ân û n -i ev­

vel 313), A.MTZ (04) DH 1315, 8.16, 954-3325, (10 K ân û n -i evvel 313). A.MTZ (04) HR 1315, 7.29, B B A -B E O /B u lg a rista n K o m iserliğ i R eft, 67724/6, 186-899, (10 K ân û n -i evvel 313), B B A -B E O /B u lg a rista n M asasının T ezk ere K a y d D efteri, (73), 959-60/23, 386-1019, (28 K ânûn-i evvel 313). (664)
B B A -B E O /D a h iliye G iden, 96-3/45. 3101, (m üm tazeden), (28 K ânûn-i e v ­

vel 313). 300

donya Komitesi liderlerinden Kapçef, komite barakalarında OsmanlI’nın okun­ masına yardımda bulunmaktadır.6 9 3 Nihayet merkezin emriyle Ruscuk’da en önemli eylemde bulunulmuş ve Rusçuk Müftüsü aleyhine, Rusçuk Camiinde bir toplantı tertiplenmiştir. Mer­ kez yayın organı :
«...Bulgaristan'da mütemekkin Müslüman'lardan iki bin ehl-i iman yâni dinibütün hayırhâh Müslüman Rusçuk Camiine toplanarak Rus­ çuk Müftüsü aleyhinde bir miting yapmışlar, yâni bir meclis-i meş­ veret akdeylem-işler. Evkaf-ı îslâmiyeyi m ahvü harâb eyleyen bu gaddar-1 bîinsafm azlini, taht-ı muhakemeye alınmasını taleb eyle­ mişlerdir. Vakt-i saadet de mehânım umur-i millet içün umum Müs­ lümanlar camilere toplanub miişâvere ederlerdi, tslâmlar, sümıet-i Peygamberîye itba’dan fariğ olduktan günden beri bu gibi umur-i hayriye de vâdi-i insyâna atılmış idi

durumu büyük bir memnuniyet ve Müslümanlık dersiyle anlatarak, hem eyle­ min başarısını kutluyor, hem de bu bölgeye yönelik yayın faaliyetindeki deği­ şikliğin de ilk açık işaretini gösteriyordu. Bir süre önce Cenevre merkezi; kendisine, yabancı yönetimler tarafından idare edilen merkezlerden gelen çok sayıda mektupta belirtilen bir hususa; yâni mahallî Jön Türklüğe karşı geleneksel çevrelerin tepkisine karşı da; benzeri bir tutumu ortaya koymuştu :
« ...Bosna Hersek, Bulgaristan, Kıbrıs gibi ecza-yt mernalik-i Osma­ niye den iken ecnebi idareleri altına giren memleketlerde mukîm ih­ tiyar Müslüman'lara: îşitdik ki içinizden bâzılarmız bizim efkâr-ı neş­ riyatımızı takbih ve bu dürlü hareket ve neşriyatın şeriata adem-i muvafakatim iddia ediyormuşsunuz. Müslümanlığın mezaya-yı mühtmmesinden biri de hakkı kemâl-i insaf ile teslim etmek, hak sözü, hakdır diye dermeydin olunan her sözü pîş-i nazar-ı te d k ik v e insa­ fa almakdtr. Müslümanlığın esası nakle değil akla müsteniddir. Müs­ lümanlık nakl üzerine müessesdir diyenler cahildirler.,.»^ (865) Bu şahsın yardım ı için bkz. BBA-BEO /Hariciye Âmed, 157-5/13, 3325, (1 K ânûn-i evvel 313-Ruscuk Tüccar V ekâleti S ureti, İlginç olarak Osmanlı yönetim im endişelendiren (bkz. BBA-BEO/Hariciye Âmed, 157-5/13,3482, (15 K â n û n -i evvel 313-Ruscuk) Yorgi K apçef’in dav ran ışların ın m erkez yayın organınca eleştirilm esi ve ona k u rtu lu şu n O sm anlıcılıkta olduğu yo­ lu n d a n asih atlar verilm esidir: «...B üyük, serbest, h ü r b ir im p arato rlu k d a­ hilinde yaşam ak, u fak b ir id a re -i m üm tâzeye m âlik olm akdan b in k a t fa ideli olduğu e rb â b -ı iz’ana h a îî değildir...» Bkz. «M akedonya Komitesi,» Osmanlı, no.29, 1 Ş ubat 1899-15 R am azan 1316, s. İ. «Tebşir ve İbret,» Osmanlı, no.29, s. 7. «M ekâtib:Tarafım ızdan Açık M ektub,» Osmanlı, no.11,1 M ayıs 1898-11 Zil­ hicce 1315, s. 3. Buna p aralel olarak R usçuk’dan m erkeze gelen m ektuplarda «...O sm anlı İttih a d ve T erakki C em iyeti[nin] v ata n ve m illet bahusus 301

(866) (667)

Daha sonra merkeze gelen :
«...Bey ağalar... ta ezelden hak dedim, iman getirdim, eyvah ki sîz­ lere senelerden beri küfr etdim, ‘kâfir sözüne uyma anlar zındıklar­ dır’ nasihatıyla size yüz çevirenleri sizden yüz çevirtdim, ah ne halt yedim, ne etdim de size isyan İle Hakka âsi oldum... Anlaşıldı Bey­ ler ağalar, bu padişâfıda , fikr, yürek kalmamış, iman kalmamış, İs­ lama itibâr değil azıcık acıma bile kalmamış...»*5 * Molla mektupları, bu çabaların fazla boşa gitmediğini gösteriyor. Bütün bunların amacı; kuşkusuz, dinî eleştiriler ile etkileyebileceklerine inandıkları bölge halkına karşı, başlangıçtaki Jön Türk tavrını hissettirmemektir. Nitekim bir süre sonra, Mısır Şubesi tarafından çıkarılacağını göreceğimiz Hak gaze­ tesine de İslâmî yayın yaparak kendilerine yönelik eleştirilerin önüne geçme­ si direktifi verilmesi, bunu bize açıklamaktadır.6 * Balkan teşkilâtının bu çabalarının yanında, Osmanlı Avrupası dahilindeki Cemiyet faaliyeti çok sönük kalmıştır. Daha evvelce Draç’dan Cemiyet’e ol­ dukça önemli bağışlar yaptıran8 7 0 ve Temo’nun da etkili olduğu Arnavutluk bölgesinde faaliyet gösteren Derviş Hima aracılığıyla, burada bir küçük te­ şekkül oluşturulduğu görülüyor. Bir Cemiyet muhaberatında iki müracaat ad­ resi bulunan «Dur a zzo (Dr aç) ’dan bir mektup» geldiği, imzanın Sadık Arslan bin Kaplan olduğu; fakat, vaktiyle kendisine merkezden verilen emirlere gö­ re hareket eden bu memurun, iki kişiden hangisi olduğunun anlaşılamadığı belirtiliyor.6 7 1 Gene merkez vaym organında yayınlanan Arnavutluk mektupla­ rı, bu gelişmeyi ve bölgede Cemiyete duyulan sempatiyi teyit ediyor.6,2

(668)

(669)

(670)

(671) (672) 302

şân-ı hilâfetin m uhafazası içün teşkil edilm iş...» bir cem iyet olduğu b e­ lirtilm ek ted ir. Bkz. «M ektub: R usçuk’dan,» Osmanh, no.6, 15 Ş ubat 1898-24 R am azan 1315, s. 4. Deîi O rm anlı, B ir Molla: K östence’den. «Osmanlı, no,24, 1 T eşrin-i sânî 1898-1 Receb 1316, s. 8. Bölgede yönetim i eleştiren b ir hoca da «ilâ-yı h a ­ k ik a t içün ûlem am ıza ne güzel b ir n û m û n e-i imtisâl!» olarak gösterilm ek­ tedir. Bkz. «Ûlemamıza, Vaizlerim ize N um ûne-i İmtisal,» Osmanlı, no.32, 15 M art 1899-3 Zilkade 1316, s. 8. A hm ed Bedevî K uran, İnkılâp Tarihimiz ve İttihad ve Terakki, s. 128’de İshak S ü k û ti’nin, T unalı H ilm i’ye, 20 Eylül 1899 ta rih li m ektubu. Sükûti b u tavsiyeyi: « ...B ulgaristan’dan gelen ressam Y unus B ekir E fendi’n in ve M uvazene M üdürü Ali Fehm i B ey’in m ütalâaları» çerçevesinde yap m ak ta­ dır. M akbuz no. 1150, D erviş H im a vasıtasıyla D rae’dan, 58 F ran k , 23 K ânûn-i sânî [18]97, Cem iyetin P aris Ş u’besi Sandıkkârı: D oktor Sükûti, Arkivn, Çendror. 19/62//109.2. T unalı H ilm i B ey’d e n -îsh a k S ü k û ti’ye, 3 K ân û n -i evvel [1898], A rkivi Çendror, 19/106-3//592/99. D aha evvel de b u ilginin görüldüğü A rn av u d lu k ’dan, (bkz. «A rnavudluk’-

Bunun dışında zikredilmesi gereken bir hareket, Cemiyet ile ilişkisi bulu­ nan Avukat Nuri Bey’in Yanya’da yazdığı ve dağıtımını yaparken yakalandığı Kukuk-ıı Milliye ve Şahsiye adlı bir risâle hazırlamasıdır.6 7 3 Hükümet; bu­ rada olduğu gibi, Avrupa merkeziyle irtibatı olan ve Manastır "da da bir Ko­ lağası ile muhaberatı bulunduğu anlaşılan İbrahim ve Hacı Haşan Beyleri de Selânik’de ele geçirmiştir.6 7 4 Selânik’de gerek Avrupa’da yayınlanan Jön Türk, gerekse yasaklanan yabancı gazetelerin şehre çok rahat girdiği ve kahvelerde açıkça okunduğu yolundaki ihbarlar üzerine; bu bölgedeki de­ netim sıküaştırılmıştır.6 7 5 Merkez yayın organının sürekli olarak gönderildi­ ği ve bu gazete paralelinde faaliyet göstermeye çalışan Yenişehir Belediye Başkanı Haşan Bey ve Yaşasın Hürriyet isimli bir risaleyi propaganda için kullanan Binbaşı Süleyman Efendi de; kötü sondan kendilerini kurtaramamışlardır.67 6 Bölgedeki son hareket; gene Temo tarafından gerçekleştirilmeye çalışıl­ mıştır, Temo, bölgede Cemiyetin çalışmalarını daha kolay örgütlemek için bir maarif cemiyeti kurmuş; ülke dahilinde de faaliyet gösterebilmek için, kuru­ luşun «velinimet-i âzâm-ı şevketmeâb efendimiz hazretlerinin himayeleri al­ tında siyasetden âri olarak» faaliyet göstereceği açıklamasıyla, çeşitli valilere başvurmuştur. Ancak, valilerin Saray’a sormadan bu tür hareketlere kalkış­
dan,» Meşveret, no.23, 23 T eşrin -i sânî 1896-27 Cemaziy’ülâhîr 1314, ss. 4-5) «H eyet-i İctim aiye-i O sm aniyenin v asıta-i neşriyatı olan O sm anlı İttih ad ve T erakki C em iyeti...» şeklinde an latım ları içeren m ektuplara bir örnek o larak bkz. «A rnavudluktan M ektub-u Mahsus,» Osmanlı, n o .l5,1 Temmuz-1898-10 Safer 1316, s. 3. (673) M ehm ed K âm il B ey’aen -Y an y a V ali ve K um an d an lığ ın a, 83/10 K ân û n -i sânî 313, Y anya Vali ve Kumandanlığıyla Muhaberata Mahsus Defterdir, no.54, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/139-56/139/XVIII. Selânik T icaret M ahkem esi  zâsm dan  tıf B ey’den, 456/15 N isan 314, Me­

(674)

murin-! Mûtefarrikaya Mahsus K ayd Defteridir, BBA-Yıldız Esas Evrakı,
36/139-84/139/X X . (675) Selânik İstinaf Ceza Reisi  tıf Bey’den-M abeyn’e, 390/17 Ş ubat 313, A ynı kişinin diğer b ir ih b a rı üzerine de A hm ed Rıza ile m uhaberede bulu n an Dedeağaç m u tasarrıfı H azım Bey su yüzüne çıkarılm ıştır. 778/26 Tem m uz 314. İbid, Golos’da T elgraf M üfettişi N iyazi B ey'den-M abeyn’e. 413/23 Ş ubat 313,

(676)

Memurin-i Müteferrikaya Mahsus Kayd Defteridir, B B A -Y ıldız Esas E v­ rakı, 36/139-84/139/XX. T u tuklanm aları, soruşturm anın genişletilm esi ve
diğer bazı destekçilerinin yakalanm ası için bkz. Üçüncü O rdu-yu H üm â­ yûn M üşiriyet V ekâletin’den -M abeyn’e, 46/15 M art 314, 50, 21 M art 314, M üşir H üseyin Fevzi, Üçüncü O rdu-yu Hümâyûn Mü§iriyet-i Celilesiyle Muhaberata Mahsus Defterdir, no.18, B B A -Y ıldız Esas Evrakı, 36/2470-11 /147/X V I, ve Döm eke’de M iralay İsm ail Bey’den-M abeyn’e, 19 M art 314 (no.4) ve S elânik’de Binbaşı M ehm ed Ali Bey’den-M abeyn’e, 7/21 M art 314, M emurin-i Askeriyeye Mahsus Altıncı Muhaberat Defteridir, no.53,. B B A -Yıldız Esas Evrakı, 36/139-43/139/XVIII. 30&

maları imknsız olduğundan, hareket yurt içinde hedeflenen amaca ulaşama­ mıştır.677 Böylece Osmanlı yönetiminin uzun süredir yaygınlığından telâşa kapıldığı Bulgaristan8 7 ® ve diğer Balkan teşkilâtının yabancı gözlemcilerce de ilgiyle karşılanan gelişimine karşın;679 Osmanlı Avrupasmda faaliyetin oldukça zor­ laşması arzulanan durumu önlemiştir. Balkan teşkilâtı; ancak, bu böige ile temas sağlandığı zaman bir anlam taşıyabilirdi. Bunun dışındaki faaliyet ise; iktidar değişikliği açısından kendi kendini tatminden öte bir anlam taşıma­ maktaydı. Balkan teşkilâtının yamsıra; fiilî Osmanlı hakimiyetinin bulunmadığı bir diğer bölge olan Kıbrıs’ta da, bilhassa Hoca Muhiddin tarafından başlatıldı­ ğını gördüğümüz gelişmeler sürmüştür. Ekim 1897’den itibaren burada görevi, Doktor Burhan Bahaeddin Bey üst­ lenmiştir. Kendisi bu tarihten itibaren Mısır şubesi kanalıyla merkez ile te­ masa geçmiş; başta Cemiyet tarafından tercümesi yayınlanan -Guii!aııme Teîl tercümesi olmak üzere; çeşitli neşriyatın dağıtımını yapmıştır.63 0 Ancak, Kıb­ rıs’ta da aleyhte faaliyet bir hayli güçlenmiş ve Burhan Bahaeddin Bey*m ifadesine göre; bazı şahıslar Sultan’m iltifatlarına mazhar olabilmek için, Cemiyet aleyhtarlığım gösteri şekline sokmuşlar;6 8 1 daha sonra ise, adadaki şube mensuplarına karşı «anarşistlik» suçlamalarında bulunmuşlardır.®2 Fa­ aliyetin nisbeten daha az olduğu Kıbrıs için de; Balkan teşkilâtı için belirti­ len hususları tekrar etmek gerekmektedir.

AVRUPA MERKEZİNİN 1898 SONU FAALİYETLERİ VE SARAY İLE UZLAŞMA :
Yeni merkez yayın organının çıkışından itibaren başlayan hareketlilik; yaklaşık on aylık bir faaliyet sonrasında; yerini tekrar ümitsizliğe bırakmış­ tı. Cemiyet içi ilişkilerde; artık klâsik hale gelen Ahmed Rıza Bey üe anlaş­ mazlık; dışarıya hissettirilmemekle birlikte; oldukça fazlalaşmıştı. Yurt içi şubeler ve sempatizanlara, yönetim ağır darbeler indirmekteydi. Mısır şube­ si ile ilişkiler tamamen kopmuş, hattâ karşılıklı dava açma zorunluluğu doğ­
(677) Tem o’n u n gönderdiği yazının b ir su reti C ezair-i B a h r-i Sefid Valisi  bidin Bey ta ra fın d a n S aray ’a iletilm iştir. Bkz. 77/6 K ânûn-i evvel 314, C e­ za ir -i B a h r-i S efîd ile M uhaberat K a y d ın a M ahsusdur, B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 36/139~46/139/XVIII. Bu yazı aynen verilm iştir. Bkz. B. LHTVTI, B B A -Y [S a d a re t H ususî M arûzat, 7 N 1314/no.2174. A lm anya’nın B ulgaristan Başkonsoiosluğu’ndan-D ışişleri’ne, Sofla, 26 E kim 1899 (pr. 29 E kim 1899, p.m ), no.97, A.12746, A u sıva rtig es A m t: 732/3, die Ju n gtü rken , 198 (Bd. 1-2). B urh an B ahaeddin B ey’d en -İsh ak S ü k û ti’ye, Lefkoşe, 19 T eşrin-i evvel [18]97, A r k iv i Çendror, 19/106-1//212/495, B urh an B ahaeddin B ey’d e n -îsh a k S ü k û ti’ye, Lefkoşe, 3 Ş ubat [18J98, A r k iv i Q endror, 19/10S-1//497/59. B urh an B ahaeddin Bey’den -İsh ak S ü k û ti’ye, 9 N isan [18]99, A r k iv i Q en d ror, 19/106-1//205/501.

(678) (679)

(880) (681) (682)

:304

lltlIH İllU ltftlIllllH IIIII.............. ..................

muştu. Darbe girişimlerinden herzamanki gibi sonuç alınamadığı; gibi önemli miktarda para da, bu faaliyet için sarfedilmişti. Tek olumlu gelişme, Bal­ kan teşkilâtının yaptığı hareketler olmakla beraber; belirttiğimiz gibi; bu­ nun da iktidar değişikliği açısından pratik bir faydası bulunmamaktaydı. Bu durumda Cemiyet, Saray’ın kendileri ile yeniden temas kurma faali­ yetleri ile ilgilenmeye başladı.®8® Her ne kadar merkez yöneticileri, Saray memurlarıyla pazarlığa oturma nedeni olarak; İstanbul’un sürgünleri bir koz olarak kullanmasını ileri sürüyorlar8 3 4 ve bu kimselerden gelen acıklı mek­ tuplar durumu teyit ediyorsa68 5 da, olay çok boyutlu özelliklere sahiptir. Yapılan pazarlıklarda; Osmanh hükümeti bilhassa en önemli yöneticiler olarak kabul ettiği İshak Sükûti, Tunalı Hilmi ve Abdullah Cevdet Beyleri, hareketten uzaklaştırma yöntemini izledi. İlk olarak; Cemiyetin, ön şart ola­ rak istediği Trablusgarb ve Fizan’daki tutuklularm serbest bırakılmaları yo­ lunda; 14 Temmuz 1893 tarihinde irade çıktı. Bu iradelere göre, tutuklular bir daha böyle faaliyetlerde bulunmayacaklarına dair yemin edecekler ve bunun karşılığında serbest bırakılacaklardı.6 8 8 Durum derhal şubeler tarafından mer­ kez yönetimine iletildi ve yönetim de bunu olumlu bir gelişme olarak kabul

.(683)

M elham e b u konuda yayın faaliyetinin başlam asından itib aren yoğun fa ­ aliy ette bulunm uş ve bilhassa «Doktor A bdullah Cevdet B ey[’e]m usallat ol...»m uştur. Bu faaliy etler için bkz. «Paris’de M ünteşir C eraid-i M u’tebered en (La D iplom atie) Gazetesine İstanbul M uhbiri T arafından Y azılan M ektubun Sureti,» Osmanh , no.9, 1 Nisan 1898-9 Zilkade 1315, ss. 6-7/n. (684) [A bdullah C evdet], «Teessüf m ü Edelim İftih ar mı?,» Osmanlı, no.24, 15 T eşrin -i sânî 1898-1 Receb 1316, s. 2. (685) U zun dönem dir yapılan bu m ü racaatlara tip ik b ir örnek için bkz. M. Sam im B ey'd en -g erafed d in M ağm um î’ye, 27 M ayıs ?, A.rkivi Qendror, 19/135 //226/1 <(6RS) Bkz. BBA-Îradc-Hususî, S afer 1316/no.34-167 ve BBA-İrade-Hususî, Safer 13î8/no.69-308. Ancak, bu irad eler tam anlam ıyla uygulam aya konm am ış ve yönetim ta rafın d an tu tu k lu la rm T rablusgarb’da dolaşm alarının sağlan­ m ası olarak k ab û l edilm iştir. Ancak, bu uygulam a dahi yabancı tem silci­ ler ta ra fın d a n «Sarayla, Jön T ü rk P artisi arasındaki ilişkilerde ciddî bir detant* o larak yorum lanm ıştır. Bkz. F ran sa’nın T rablusgarb Konsolosluğundan-D eleasseye, 37/Tripoli, 2 Tem m uz 1898, Affaires etrangeres-Nou­ velle Serie-Turquie, V olJI(1898), s. 86. K rş. T rablus’daki A lm an V ice-Consulünden-D ışişleri B akanına, Tripoli, 4 Tem m uz 1893(pr. 17 Tem m uz 1898, p.m ), no.204, A.8359. Auswârtiges Arat, 732/3, die Jungtürken, 198(Bd. 1-2). <687) «Son H aber,? Osmanlı, no.16. 15 Tem m uz 1898-15 S afer 1316, s. 8: «Şu’belerim iz yazdılar rCemiyetimize m ensubiyet m aznuniyetiyle m ahbus ve m enfî olan m a’sûm inden p ek az kısm ının sebilleri ah iren h ü küm et tarafın d an tah liy e olunm ağa başlam ıştır. M a’m afih şu ic raa tın d a ire-i h ü k m ü şüm ûlü henüz .m echûldur.s. C em iyetin p azarlıklara ön koşul olarak tu tu k lu la rm bırakılm asını ileri sü rerek başlam ası şubelerinden kendisine gelen bu alan ­ daki istek lerd en k ay n aklanm aktadır. Nitekim , T rablusgarb Ş u ’besinin fii­ lî lid eri d u ru m u n a geçtiğini gördüğüm üz M ehm ed Reşid B ey’in daha yeni nferkez yayın organını yayınlam aya başlam asından itib a re n bu konudaki 305

İkinci aşamada; bu kez Saray memurları, Cemiyet ilerigelenierins bir teklif paketi sundular. Bu pakette, İshak Sükûti’nin Bombay, Abdullah Cev­ det’in Paris, Tunalı Hilmi’nin Bükreş veya Beîgrad Sefaretlerinde görevlere getirilmelerini ve diğer Jön Türklerinde; benzer hizmetlere sevkediîerek; muhalefetten uzaklaştırılmalarını içeren hükümler bulunmaktaydı.6 8 3 Doğal olarak amaçları hareketi bırakmak değil de; finansman sorununu çözmek ve tutuklu üyelerini kurtarmak olan Cemiyet yöneticileri, bu teklifi reddettiler. Zaten kendilerine; bu konuda çıkan söylentiler üzerine, matbaa­ nın hiçbir surette satılmayarak, yayının durdurulmamasını isteyen müracaat­ lar yağmaya başlamıştı.6 ® 9 Bu sefer pazarlıkların üçüncü aşamasına geçildi. Saray memurları Cemi­ yet idarecilerine; merkez yayın organının kullandığı lisanın yumuşatılması karşılığı olarak, bir anlaşma yapılmasını önerdiler. Komite ise; bunu büyük bir fedakârlık olarak algıladığından,6 0 0 pazarlık beklenenden zor oldu. Niha­ yet 21 Ağustos 1898 tarihinde bir irade ile sorun çözüldü. Abdullah Cevdet, İs­ hak Sükûti ve Tunalı Hilmi Bey’e ömür boyu olmak kaydıyla ayda on ikişer lira maaş bağlanıyor;6 9 1 buna karşılık, bu kimseler yayın lisanını yumuşatma­ yı kabul ediyorlardı. Maaşların ödenmesinde bazı aksaklıklarla karşılaşıldıy­ sa da, Eylül başından itibaren sözkonusu meblâğ komite liderlerine ödenmeye başlandı.6 9 2 Ancak, sözkonusu paraları almaya başladıktan sonra; Osmanlı yönetimi temsilcileri, aslında fiilî hiçbir değişikliğin olmadığını Saray’a bildirmeye baş­ ladılar. Münir Paşa konu ile özel olarak ilgilenerek, bir süre sonra maaşları kestirdi.®3 Yalnızca, Paris’e giderek görünüşte yayın faaliyetine ara vermiş görünen Abdullah Cevdet Bey’e maaşı ödenmekte devam edildi.6 9 4
görüşleri m erkeze ilettik lerin i izliyoruz. Bkz. L,Lâli[M ehm ed R eşid j’denİshak S ü k û ti’ye, 18 K ân û n -i sânî 1313, A rkivi Qendror, 19/108-4//2Û0/1139. Bu üç yönetici dışında, Şefik E fendi’nin, T ulon veya Nice B aşşehbenderliğine, Refik B ey’in B erlin sefareti başkitabetine, İzm irli M ühtedi İrfa n S a­ dık B ey’in bin beş yüz k u ru ş m aaşla İstan b u l’da M atbaa-i A m ire’ye ta y in ­ leri ve N uri ile  kil E fendilerin Rhone, Nevzad, Sâib ve Cemil Efendile­ rin de P a ris’de üç yüz F ran k m aaşla kontrol altın d a tahsillerine devam e t­ m eleri de plân ın h ü k ü m leri arasındadır. Bkz. BBA-BEO/Hususî Îrade-î Seniye, 378-8/101, (9 Ağustos 314)/88428. Güzel b ir örnek olarak bkz. K .G ’d en -îsh ak S ü k û ti’ye, 14 Temmuz [18]98, A rkivi Qendror, 19/106-4//220/1335. «...O sm anlI’n ın tah fif-i lisanı parasız olamaz m ı dedi. H ayır bu kabil d e­ ğildir dedim . Esbab olm ak üzera de pek çok şeyler söyledim.» Bkz. Reşid Bey’den -İsh ak S ü k û ti’ye, 20 H aziran [18198, A rkivi Qendror, 19/100-6// 519/1834. BBA-îrade-Hususî, R ebiy’ülâhîr 1316/no.24~372. A ksaklıklar için bkz. BB A -Y/Sadaret Hususî Manlzat, 12 R 131S/no.S35. M ünir P aşa’dan-M abeyn’e, 12 T eşrin -i sânî [18199, Paris Sefaretiyle Muha­ berata Mahsus Defterdir, BBA.-Yûdız Esas Evrakı, 36/2468/141/XII. İbid, D urum ayrıca A bdullah Cevdet Bey’e m ahsus m aaş bordrosundan da anlaşılm aktadır. Bkz. P arts Büyükelçiliği Arşivi, D.287,

(688)

(689) (690)

(691) (692) (693) (694)

306

1898’in son eylemi; merkez yönetiminin, kullandıkları gazete lisanını ye­ niden sertleştirmesidir. Yalnızca Abdullah Cevdet Bey; gördüğümüz gibi; açık biçimde yazı yazmadığından para almayı sürdürdüğü için, duruma Osmanlı temsilcilerinin herhangi bir müdahalesi de gerçekleşememiştir. Bu tutumun ürünü olarak; önce, Midhat Pasa'nm katline ait ellerinde bulunan doküman­ lardan yararlanılarak yazıldığı ileri sürülen bir kitap hazırlanmıştır.7 0 3 Bunu takiben cemiyet merkezi; tüm şubeler adma (Umum:8 koduyla) bütün vüke­ lâya bir açık mektup göndererek, kendilerini yönetime karşı mücadeleye ça­ ğırmıştır.7 0 4 Bu şekilde bir yandan yeni pazarlıklar için materyal hazırlanır­ ken, diğer yandan Saray darbecileri kalıntılarına işaret verilmiş olunuyordu. İşte 1899 gibi; Jön Türk hareketinin en kritik yıllarından birine, Cemiyet bu koşullar altında giriyordu. DAMAD MAHMUD PAŞANIN FİRARINA KADAR JÖN TÜRKLÜK : Avrupa Merkezi : Osmanlı’nın bir senelik faaliyeti; Murad Bey’in dönüşünden sonra, baş­ larda yeni bir hareketlilik sağlarken, daha sonra bu durum yerini zorluklara bırakmıştı. Bu andaki vaziyeti anlatmak için Cemiyet liderlerinden birisi «val­ lahi cemiyet değil rezalet» şeklinde bir ifade kullanıyordu.7 0 5 Gene izlediği­ miz gibi; oldukça endişeye neden olan bir şekilde;7 0 6 şubelerle olan ilişki za­ yıflamıştı ve yurt içinde durum hiç de uygun gelişmemişti. Nihayet, pek çok üyenin pazarlık konularıyla meşgul olması ve firar ederek harekete katılanların çoğunun ikinci sınıf Jön Türkler oluşu; resmî yayın organında dahi bir yazı sıkıntısı durumunu ortaya çıkartmıştı. Makaleler, genellikle; aynı konu­ lar etrafında dönüp dolaşmaya başlamıştı.7 0 7
olduğunu iddia etmez isem de Abdülhamid’i pek ziyade inciteceğine emi­ nim ...». Abdullah Cevdet B ey’den-İshak Sükûti’ye, 4 Kânûn-i evvel [18] 98, A r k iv i Q endror, 19/106//181/1. (703)
Vn H orrible A ssasin at C om m is sur VO rdre Special du S u ltan A b d u l-H a m id II:A ssassinat de M idh at Pacha d ’A p res L es D ocu m en ts d e la Jeu n e T u r quie, Publie par Le Comite Ottoman d’Union et Progres, Imprimerie Rey

(704)

(705) (706)

(707)

et Malavallon, (Geneve:1898). Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti, «Açık Muhabere:Merkezin EmriyleV ükelâ-yı Fehâm Hazerâtına,» O sm anlı, no.26,15 Kânûn-i evvel 1898-30 Receb 1316, ss. 1-2. Aynen verilmiştir. Bkz. B, LXXI. Abdullah Cevdet Bey’den-İshak Sükûti’ye, Paris, 19 Kânûn-i evvel [18] 98, A r k iv i Q endror, 19/106//184/2. Bkz. Halil Muvaffak’dan-Nuri B ey’e, tarihsiz [1898] mektup. «...Sekizinci Şu ’beden iâne gönderdik diyorlar. Ben almadım. Sen aldın m ı?... İki bu­ çuk şu’be var, ânlar da dağılırsa halimiz ne olur...» A r k iv i Ç endror, 19/135 /85/24. Nuri B ey’den-İshak Sükûti’ye, Cenevre, 10 Teşrin-i evvel [18]98, A r k iv i Q endror, 19/106-5//261/1635. Mektupta durum belirtildikten sonra gazete­ nin bu yüzden yalnızca Tunalı Hilmi’nin makaleleriyle çıkmak zorunda kaldığından şikâyet edilmektedir. 309

Jön Türk faaliyeti böyle bir gelişim çizgisi izlerken, Sultan da çok önem­ sediği bu harekete karşı artık kesin bir saldırıya geçme kararı aldı. 1899 yı­ lının hemen başında yabancı basında Jön Türkler tarafından hazırlanan ve Sultan’m hayatına kasteden bir komplonun ortaya çıkartıldığı; bunun üzerine çok sayıda tutuklamanın yapıldığı yolunda haberler yayınlandı.7 0 8 Ancak, Sa­ ray derhal bu iddiayı tekzip etti.™ Böyle bir hareketin hangi grup tarafından gerçekleştirilmeye çalışıldığı konusunda bilgimiz yoksa da; bu hareketlerin Sultan’m Jön Türklere karşı duyduğu kuşkuları arttırdığı kesindir. Sultan hücumunu bu sefer başka bir platforma kaydırmayı uygun görmüş ve Jön Türk hareketine karşı diplomatik taarruza geçmiştir. Bu noktadan iti­ baren; Jön Türklük olayının;'artık, Avrupa diplomasisinin sorunlarından bi­ risi haline geldiğini görüyoruz. Kaiser üe gelişen ilişkilere güvenen Sultan’ı. Alman diplomasisi bu alanda açıkça desteklemeye başlamıştır. Bu ise; devam­ lı müracaat ettikleri İngiltere’den umduklarını bulamayan™ Cemiyet’i çok güç durumda bırakmıştır. Mart 1899 da Alman yetkililerin başvurması üzerine, İsviçre Elçiliği açık­ layıcı bir yazı ile :
« ...Bay Brenner’e lîsviçre Adalet ve Polis Dairesi Başkanü, İstan­ bul’da Sultan’ m hayatına karşı bir komplodan korkulduğunu ve bu­ nun için endişe edilerek ilgili kişilerin kontrollerinin sertleştirildiği­ ni bildirdim. Bütün bunlar daha önceden ortaya çıkarıldı ve bu ka­ ra plânlar daha evvelce keşfedildiği için öyle ağır sonuçlar verme­ di ...» 1 1 1

konu üzerinde çalışmalar yaptığını bildirmişti. Doğal olarak Cemiyet’in bir yandan da sürekli darbe imkânlarını araştıracak şekilde faaliyette bulunma­ sı; kendisine karşı bu alanda yapılabilecek soruşturmalarda zor durumlara
(708) (709) (710) «Turkey: From Our Correspondent,» The T im es, 28 Ocak 1899, s. 7. «Turkey: Through Reuter’s Ageney,» T he T im es, 31 Ocak 1899, s. 5. P R O /F O . 78/4943 (various), da siyasal tutuklulardan, Cevdet, Raif, İbra­ him, Behçet, Ahmet Hazım, Hüsni, Hıfzı, Misak, Hüsni, Hafız Ali Hüseyin Ali, Mes’ud ve Hacı Abdullah imzalarıyla kraliçeden yardım isteyen ve ha­ pishaneden gizlice gönderilmiş bir yazı bulunmaktadır. Gene tutuklular ile ilgili, Sir Philip Currie’den-Dışişlerine Constantinople, 3 Nisan [1898], no.207, de bu rica ile ilgili olarak Dışişleri Bakanlığının Th.S[anderson] im ­ zalı notu: «Ufak birşey yapmak mümkün müdür?» şeklinde ve S[alisbury] nin notu: «Açıktır ki. Majesteleri hiçbirşey yapamaz» biçimindedir. Bkz. P R O /F .O . 78/4914. Berlin’deki İsviçre Elçiliği’nin raporu, Berlin, 30 Mart 1899(vertaulich und persönlich), (Pera:131-30 Mart 1899 p.m), A.3720. A u sw â rtig e s A m t, 732/3, die Ju n gtü rken , 198(Bd.l-2). Burada Cenevre’deki Jön Türklerin çok sa­ yıda ihtilâlci risaleyi de gizlice Türkiye’yi soktukları belirtilmektedir. A y­ nı konularda bilgi için bkz. İsviçre Elçisi’nden-Dışişleri Bakam’na, Bern, 30 Mart 1899 (AA. no.34, pr.l Nisan 1899 p.m.) A.3808 ve zu.A.3808. A u sıvârtiges A m t, 732/3, die Ju ngtü rken , 198(Bd. 1-2).

(711)

310

mek için çok çeşitli tekliflerde bulunmuş, fedakârlıkları göze almış; ancak, kendisi bu önerilere yanaşmamıştır.®59 Gene; aynı dönemde, İstanbul’da dağıtılmak üzere hazırlanan binlerce Cemiyet ilânnâmesi, bir mektep talebesinin evinde ele geçmiş,8 *0 yabancı pos­ talarıyla gelen yasak yayınlarda artış görülmüştür.8 6 1 Hemen arkasından, Şûra-yi Devlet Bidayet Mahkemesi Reisi Said Bey, Şûra-yi Devlet üyelerinden Ziya Molla ile iki kardeşi8 6 2 ve daha sonra, aynı olayla ilgili elli yedi kişi tutuklanmışlardır.8 WJön Türk Cemiyetleri ile ilişki­ sini sürdüren bir Sefaret yöneticisine göre :
«...İstanbul’da işler karışıyor. Ziya Molla ve arkadaşlarının nejy olunması pek büyük cesarete mütevakkıfdır. Ziya Molla’nın sâbık ahvâli o kadar iyi değil ise de sonradan Abdülhamid’in biiyük düş­ manı kesildiği gibi, kendisi gayet mert, cesur ve gerek Türkler gerek ecnebiler beyninde büyük bir mevki ’ kazanmış bir zât olub Alman­ ya Sefaretine dahi mensub idi. Hünkâr bunu çokdan berii nefyet­ mek istiyor idiyse de cesaret edemiyor idi. M ev kii müsaid buldu-

(859)

(860)

Kaçışı ve kendisine yapılan teklifleri, bazılarının belgelerini de vererek bizzat anlatımı için bkz. Ali Haydar Mithat, Hâtıralarım . 1872-1946, Mit­ hat Akçit Yayını, (tstanbuT.1946); ss. 142-154. Kendisine yapılan teklifler için bkz. 5356/17-18/Teşrin-i evvel 315, Paris Sefaret-i Seniyesi Vasıtasıy­ la Paris’de Vefik Bey’e Şifre, M abeyn den D eva ir v e V ilâ yetlerle B âzı Ze­ vata Y azıları T ezk ere v e M u harrerat M ü sved d elerin i H a vî D osya D efteri, (Cemaziy’ülâhîr 1317) (İkinci Defter), BBA-Yıldız Esas E vrakı, 36/398/146 /X IV , «Mülâkat: Şehid-i Mağdur Midhat Paşa Hazretlerinin Mahdumları,» Sancak, Aded. 1, 18 Teşrin-i sânî 1899-15 Receb 1317, ss.6-7. Burada olay­ dan sonra çeşitli evlerin basılmasıyla İstanbul’da elli kişi civarında bir tu­ tuklama yapıldığı da ileri sürülmektedir. 5232/12 Teşrin-i evvel 315, Zabtiye Nezareti'ne tezkere, M abeyn ’den D eva ir
v e V ilâ yetlerle B âzı Z ev a ta Y azılan T ezk ere v e M u harrerat M ü sved d ele­ rin i H avî D osya D efteri, (Cemaziy’ülâhîr 1317) (İkinci Defter), B B A -Y ıld ız Esas E vrakı, 36/398/146/XIV.

(861)

5233/Hariciye Nezareti’ne, 12 Teşrin’i evvel 315 ve 5240/12 Teşrin-i evvel 315 Zabtiye Nezaret-i Âliyesine, îb id . (862) «İstanbul’da Tevkifat,» Sançak, Aded. 4, 9 Kânûn-i evvel 1899-6 Şa’ban 1317, s.6. (863) «Mekâtib: İstanbul’dan,» Osm anlı, no.49, 1 Kânûn-i evvel 1899-28 Receb 1317, s.6. Burada tutuklananlar içinde Şûra-yi Devlet âzâsı Ferdi Bey ile İtfaiye miralaylarından Raşid Bey’in de bulundukları belirtilmektedir. Di­ ğer kaynak ilk andaki tutuklamaları on sekiz kişi olarak vermiştir. Bkz. «Ba’d-el-Tertîb,» Sancak, Aded.4, s, 8, «Havadis,» Sancak, Aded. 6, 23 Kâ­ nûn-i evvel 1899-20 Şa’ban 1317, s. 5. Krş. A[hm ed] R[ıza], «Un Nouvel Exploit d’Abdul Hamid,» M ech veret S u p p le m en t Français, no.87, 1 Kasım 1899, ss.2-3. Yabancı basında Jön Türk tutuklamalarının arttığı yolundaki haberler için bkz. «Turkey: From our Correspondent.» The T im es, 29 Ka­ sım 1899.

338

leşmişler ve Cemiyetin, Yunanistan Şubesini oluşturmuşlardır. Bunlardan Cemiyet üyesi olan îhsan Adlî Bey’in girişimleri ile Pire’de resmî olmayan Seyf-i Hakikat gazetesi çıkartılmış ve Cenevre ile irtibat sürdürülmüştür .8;Kısa süre sonra; bu gazete yayın faaliyetine son vermekle birlikte, Yunanis­ tan merkezi katılan kaçaklarla daha da güçlenmiş, Osmanlı yönetimini bir hayli rahatsız etmiş3 7 6 ve daha ziyade yurt içine gizli yayınların sokulması fa­ aliyetini yürütmüştür. Bunların yanısıra Cemiyet, iki uzak bölgede, biri kendi memurunun ça­ baları, diğeri ise bölgedeki Müslümanların ilgi ve katkıları ile, şubeler kur­ maya muvaffak olmuştur. îlk olarak, daha evvelce 1397 sonuna kadar faaliyet gösteren Berberistan Şubesi’nin faaliyet alanı genişletilerek; Tunus, Fas ve Cezayir’i kapsayan bir alanda irtibat noktalarından oluşan, yeni bir şube oluşturulmuştur. Merkez yayın organının bölgede iane toplayanların bir kısmının Cemiyet üyesi olma­ dan, onun adını kullanmalarına işaret ederek, bu şubelere yardımda buluna­ cakların mutlaka, özel mühürle damgalı itimatnâme talep etmesi dikkati çek­ mektedir.877 Bölgede sürekli geziler yapan, Haydarpaşazâde Arif Bey, Merakeş yöne­ timi nezdinde temaslarda bulunmuş ve burada askerî hizmete girmiştir.8 7 8 Kendisi buradaki faaliyeti yeniden düzenlemiş ve y