You are on page 1of 11

SU KÜLTÜRÜMÜZDE HZ. HÜSEYİN SEVGİSİ (Kastamonu Eğitim, Yıl:4, Sayı:5. s.

19-27, Kastamonu, 1998)

Bünyamin ÇAĞLAYAN* Su, canlılar için vazgeçilmez bir maddedir. Hayat kaynağı olan bu madde en değer verilen şeylerden olmuş, insanlar ona hep yakın olmaya gayret etmişlerdir. Misafirlerimize ilk ikram ettiğimiz şey su olur ve buna karşılık onların “su gibi aziz ol, ömrün su gibi uzun olsun” dualarını alırız. Bir toplulukta kendisine su ikram edilecekler arasında ilk tercih daima “su küçüğün sofra büyüğün” anlayışı gereğince küçükler yani sevdiklerimiz olur. En büyük nimet olan sudan herkesin istifade etmesi esastır. Peygamberimiz (S.A.S) bir Hadis-i Şeriflerinde “Her kim ihtiyacından fazla bir suyu esirgerse Cenâb-ı Hak da kıyamet gününde kerem ve inayetini ondan esirger.” (1) buyurur. Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (S.A.S) ve soyundan gelenlere karşı oluşan sevgi hâlesi onun büyüklüğü ile mütenâsiptir. Ancak talihin garip bir cilvesi sonucu Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da 10 Muharrem H. 61’de şehit edilmesi Müslümanlar için günümüze kadar sürecek büyük acıların başlangıcı oldu. Kerbelâ hâdiseleri sırasında küçük çocuklar dahil Ehl-i Beytin Fırat suyundan istifade etmelerinin engellenmesi, sevenlerin yaralı yüreklerine ekilen tuz misali oldu. Bu durum su kültürümüzde Kerbelâ olayının acısını yâd eden ve Hz. Hüseyin sevgisini ifade eden öğelerin yer almasına yol açtı.

*

Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü, Kastamonu, TÜRKİYE.

Fakat sulu gıdalar alınabilir. Rumetü’l-Gıfari adlı bir Yahudiye ait olan kuyudan ücret karşılığı su temin etmekte Müslümanlara zorluk çıkarılması üzerine Peygamber (S. Bir yerde su bulunmadığını veya kuraklık sebebi ile suların kesildiğini anlatmak için kullanılan “Kerbelâ’ya dönmek” deyimi Kerbelâ’nın halkın zihninde susuzluk remzi olarak yer ettiğini gösterir. Bektâşi ve Aleviler arasında Hz.S)’e hangi sadaka efdaldir? Diye sorulduğunda “Su Sadakası” (4) buyurması hatta bu hususta Müslim-kâfir şeklinde bir fark gözetilmemesi İslâm’ın hüküm sürdüğü topraklar üzerinde sadaka-i cariye müessesesinin önemli unsurlarından birisi olan su vakıflarının teşekkülüne yol açmıştır. Hüseyin aşkına su içilmesi istenirken acı hatırası yad edilir ve .” (4) buyurur. Bu eserlerin sayısı bakımından bir fikir vermesi açısından İstanbul’a bakacak olursak Osmanlı döneminden kalan ve bir çoğu ileri gelen devlet erkanı tarafından vakfedilen 671 çeşme ve sebilin varlığı İSKİ (İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi) bünyesinde kurulan Su Vakfı’nın basında yer alan tespitlerinden (5) anlaşılır. Hüseyin’in mezarından alınan toprak katılır. “Bazı yerlerde oruç bozulurken içilen suya Hz. “Hatta su bulunmayan sahralarda civar köy halkı tarafından yol uğraklarına küpler gömülerek sıcak mevsimlerde her sabah doldurulup yolcuların su ihtiyacını telafiye çalıştıkları vakidir. Hz.A.A. Osman tarafından vakfedilen Rume Kuyusu bu konuda tarihte bilinen en eski sebildir. Hüseyin’in acı hatırasına hürmeten halk arasında kana kana su içmemek gerektiğine inanılır. Hüseyin sevgisi de ifâde edilir. Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi dolayısıyla Muharrem ayının ilk on gününde “su orucu” tutulur (2). Kastamonu’daki tarihî çeşmelerin iki tanesinin kitabelerinde Hz.Hz.S) “Rume Kuyusu’ nu kim satın alır da Müslümanlara karşılıksız hediye ederse onun için Cennet vaadedilmiştir.”(3) Peygamberimiz (S. Eskiden cam kaplardan su içilmemesi de yine bununla ilgiliydi. Osman bu kuyuyu otuz beş bin dinara olarak vakfetmiştir. on gün süresince devamlı olarak gece gündüz su içilmez ve yıkanılmaz. Daha sonraki devirlerde hemen her yerde bu münasebetle canlıların sudan istifadesini temin veya kolaylaştırmak için çeşitli eserler yapıldığını görürüz.” (4) böylece Allah ve Resulünün rızası kazanılmaya çalışılırken Hz.

Sâkî de denilen bu sebilciler siyah sahtiyandan ceket ve potur. Taslara birer ikişer yudum su koyarak halka Kerbelâ şehidi İmam Hüseyin aşkına sunarlardı. Halk arasında zebil de denilir. karşılıklı mersiye okurlardı. Bellerine yirmi santim genişliğinde sahtiyan kemer bağlarlar ve bu kemere bağlı halkalara da sarı renkli. Sol omuzlarına ucu musluklu. üzerine abanî sararlardı. içi yazılı taslar asarlardı. üzerinde Esma-i Hüsna ve Yasin yazılı . sebilcilerin. başlarına keçe külah giyerler. Bunlardan biri çarşının bir başını. “Sâkîler belde belde dolaşırlar hele Alevî köylerinde çok şiir ve mersiye okuyup dünyalıklarını temin ederlerdi (6). Bu suyu besmele çekip içen herkes küçük bir parayı sâkînin sağ tarafındaki kemere asılı duran meşin torbaya atarlardı. Kastamonu’da Hz.kendisine duyulan sevgi ve hürmet ifade edilir. Abdulcebbar Mahallesi’ndeki Şekerci Ali Bey Çeşmesi’nin kitâbesi şöyledir: Arif Hüseyn Efendinin ömrü füzûn Bu hayr oldu câri o âlî sıfattan Târih-i Kevser edildi leb-teşnegâna Mâ iç Hüseyn aşkına âb-ı hayattan (1184) Honsalar Mahallesi’ndeki Tarakçılar Çeşmesi’nin tamir kitâbesinde de benzer bir ifâde yer alır: Bâis-i câri olan bu çeşmeden mâ-i lezîz Hak Teâlâ eylesün hayrın füzûn-ı rüzûn-ı münîf Aynıdır mâ-i zülâl hem cân-fezâdır lülesi Gelse kef-i vezne ta cümle sulardandır hafîf Oldu bu çeşme ki güzel yerde binâ Gele gelse rû-be-rû diller döker durmaz zarîf Gûyâ oldu lülesi aynen tüsemmâ selsebîl İç Hüseyn aşkına bu çeşmeden zât-ı şerîf İki leb demede kararı teşne iç tarih ile Âfiyetler ola Bismillâhla iç âb-ı latîf (1180) Dînî günlerde bilhassa muharremde halka su dağıtan ve para toplayan kişilere Anadolu’da halk “sebilci” derdi. Suyun adı fî-sebîli’llah (Allah aşkı için) sözünden kısaltma olarak sebil idi. Hüseyin’in şehit edilişi münasebetiyle her 10 Muharrem’de düzenlenen merâsimlerde Nasrullah Meydanı’nda toplanan halka. diğeri de öbür başını tutar. kırba denilen meşin bir depo asarlardı.

taslarla su dağıttıklarını ve bu sırada Kerbelâ mersiyeleri okuduklarını araştırmacı İhsan Ozanoğlu’nun verdiği bilgilerden öğreniyoruz (7). Mehmet Zeki Pakalın sebilcilerin su dağıtırken Harabî Baba’nın aşağıdaki mersiyesini yüksek sesle okuduklarını belirtir (8): Etmeyip şâh-ı Peyamberden hayâ Hakdan hazer Kÿfiyân-ı bì-vefâlar nakz-ı ahd etmiş meğer Kurret’ül-ayn-ı Rasÿlü eylemişler derbeder Var ise gel hâtır-ı şâh-ı Rasÿlu’llah eğer Ey sabâ var Kerbelâ deştinden eyle bir güzer Ver bize lütf et Hüseyn İbn-i Aliden bir haber Teşnegâna kıl nazar bir katre su bulmuş mudur Gülsitân-ı Ahmed-i Muhtârı gör solmuş mudur Kerbelâ toprağı hep al kan ile dolmuş mudur Ol Hüseyn-i Kerbelâyı bak şehìd olmuş mudur Ey sabâ var Kerbelâ deştinden eyle bir güzer Ver bize lütf et Hüseyn İbn-i Aliden bir haber Kırdılar mı gülbün-i şâh-ı nebìnin dalını Kestiler mi ol Aliyyü’l-Murtazanın balını Hiç soran var mı garìbanın aceb ahvâlini Eyle tahkìk hânedan-ı ehl-i beytin hâlini Ey sabâ var Kerbelâ deştinden eyle bir güzer Ver bize lütf et Hüseyn İbn-i Aliden bir haber Gel yetimler hâline rahm et Hudânın aşkına Sâdıkü’l-vadül-emin ol Mustafânın aşkına Fâtih-i Hayber Aliyye’l-Murtazânın aşkına Kaffe-i ervâh-ı pâk-i enbiyânın aşkına Ey sabâ var Kerbelâ deştinden eyle bir güzer Ver bize lütf et Hüseyn İbn-i Aliden bir haber Hazret-i Abbâs şehìd olmuş mu eyle cüst ü cÿ Kavm-i Süfyân ordu-gâh-ı Şâha etmiş mi gulü Zabtına almış mıdır nehr-i Füratı ol adÿ Verdiler mi bak yetìmâna aceb bir katre su Ey sabâ var Kerbelâ deştinden eyle bir güzer Ver bize lütf et Hüseyn İbn-i Aliden bir haber Zulm ile seddoldu mu râh-ı şehìd-i Kerbelâ Çıkdı mı eflâke dek âh-ı şehìd-i Kerbelâ Bak zevâle erdi mi mâh-ı şehìd-i Kerbelâ Hÿn ile âlÿde mi şâh-ı şehìd-i Kerbelâ .

Yüzyıl şairi Virâni Baba’ya ait olan şu gazeldir: Gel berÿ ey kavm-i a’dâ Hüdâdan dönmezem Çün şehâdet etmişem kim Mustafâdan dönmezem Pâre pâre vücÿdum sad hezârân etseler Ben gulâm-ı hânedânam Murtazâdan dönmezem Zehrini nÿş eyledim verdim Hasan râhında baş Uş Hüseynem ben Hüseyn-i Kerbelâdan dönmezem Şâh Zeyne’l-Ábidìn Bâkır hakkıçün zâhidâ Sìnemi kalkan edindim her belâdan dönmezem Çün bana keşfetti Ca’fer ene’l-Hak sırrını Mÿsì-i Kazım Ali Mÿsâ Rızâdan dönmezem Dört tebâyiden Tâkì vurdu binâ-yı cismime Şol sebebten hâk-i pâ-yı reh-nümâdan dönmezem Mesken etdi çün Nakì dil mülkünün sultânıdır Askerì ol Mehdì-i sâhib-livâdan dönmezem Hâricìler zümresinde çok teberrâ kılmışam Ál ü evlâdı bugün medh u senâdan dönmezem . Dr.Ey sabâ var Kerbelâ deştinden eyle bir güzer Ver bize lütf et Hüseyn İbn-i Aliden bir haber Masumân u mazlÿmân hep anda kurbân oldu mu Dâmen-i pâk-i Sekìne Zeyneb al kan oldu mu Kâsım u Leylâ Züleyhâ hep perìşan oldu mu Ehl-i Beyte bak esìr-i âl-i Mervân oldu mu Ey sabâ var Kerbelâ deştinden eyle bir güzer Ver bize lütf et Hüseyn İbn-i Aliden bir haber Bir haber yok mu Hârâbì Şâhdan hayretteyiz Ağlayıp şâm ü seher âh dÿzah-ı firkatteyiz Hâtır-ı nâ-şâd pür-hüzn ü keder uzletteyiz Pek harâbız mâtem-i cân-sÿz ile mihnetteyiz Ey sabâ var Kerbelâ deştinden eyle bir güzer Ver bize lütf et Hüseyn İbn-i Aliden bir haber (9) 20. Cemal Kurnaz’ın arşivinde bulunmaktadır. Bu mersiyenin güftesi 16. yüzyılda sebilcilerin son temsilcilerinden olan Sebilci Hüseyin’in okuduğu bir Kerbelâ mersiyesinin de yer aldığı Türk müziği örneklerinden oluşan Unesco tarafından hazırlanmış bir longplay Prof.

yüzünü yerlere sürüp taşlarla gece gündüz dövündüğü anlatılırken “acımak” kelimesi tevriyeli olarak kullanılır ve teşhis yapılarak su mâtem âdetlerini icrâ ediyormuş gibi gösterilir: “Taşlarla döğünüp gice gündüz akar sular Sürer yüzüni yirlere her an Yâ Hüseyn” (17) . Hüseyin’in şehit edilmesine duyulan samimi üzüntü dile getirilirken bu hâdiseler sırasında susuz bırakılması dâima ön plana çıkarılır.Çün Viran Abdal dedi ismim Aliyü’l-Murtazâ Cümle varım Haydarındır evliyâdan dönmezem (10) Kerbelâ mersiyelerinde Hz. Hüseyin’e bir içim su vermemesine bağlar: “Felek kanına girdi bir içim su virmedi ana Anınçün kÿzesin dest-i nedâmed ser-nigÿn etti” (16) Bu elîm olaya suların bile acıdığı. Hüseyin’e su vermeyenlere hakâret ve bedduâ ederler: “O nahl-i bâr-vere Kerbelâ zemininde Su vermeyenler olsun mübtelâ-yı lerzìş-i bìd” (13) Hz. Hüseyin’in zâde-i sâki-i Kevser olduğu belirtilir ve dünya Ehl-i Beytin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı halde zâlimlerin bir içim su vermemesinin münasebetsizliği dile getirilir: “Zâde-i sâki-i Kevserken o şâh-ı şühedâ Bir içim suyu dirìğ etti ne sersemdir bu” (14) “Âb-ı rÿyı hürmetine yaradılmışken cihân Bir içim su vermediler ehl-i beyte zâlimân” (15) Gelibolulu Ali. Bu vesileyle Yezid’in zâlimliği ifâde edilir ve cezâsının ağır olacağı ima edilir: “Bir içim suyu virmeyüp itdün şehìd ol serveri Hay zalim anmadun ferd ikÂb-ı mahşeri” (11) “Kıydılar ol tÿtì-i âle dirìğ Virmediler su o nihâle dirìğ” (12) Bazı şairler mersiyelerinde Hz. feleğin ters dönmüş bir testiye benzetilmesini Hz.

“Kerbelâda teşne-leb can virdüğüne acıdı Anın içün şÿr oldı âb-ı deryâ Yâ Hüseyn” (18) “Deryâlar acıdı sana akarsular dahi Taşlar alıp döğündü firâvân Yâ Huseyn” (19) Dürrî’nin Kerbelâ mersiyesinde ilk bend su rediflidir: “Sakiyâ ver kırbadan aşıklara su Tazelensün ta yürekler içre kane kane su Kendini taştan taşa urmaktadır her yane su Çare ister derdine erem deyu dermane su Vak’a-ı Şah Hüseynin aşkına ver cane su Kerbelâ vâdilerinde can veren atşane su” (20) Mehmet Memduh Paşa’nın Fuzÿli’nin su redifli na’tine nazîre olarak yazdığı Kerbelâ mersiyesi bu türün güzel örneklerindendir: MERSİYE-İ DİGER SENÁ-YI KURRETÜ’L-AYN-I CENÁB-I RESUL HÜSEYN-İ ŞEHÌD RADİYA’LLAHU ANHU Hâsıl etdi dilde hicrânın ile her yara su Hey ne gül-şendir nümâyân anda ara ara su Hikmet-i Hak Hızra kıldı zulmeti ayn-ı hayat Dìde-i İskendere zulmet getirdi kara su Reşha-pâş olmaz mısın mahrÿr-ı aşkın dâğına Bâğ-bânlar fasl-ı germâda verir gül-zâra su Derdmend-i hicrine etvârını nerm eyle kim Penbelerle sarf ederler muhtazar bìmara su Aşkıla sÿzân olan âb-ı hayâtı neylesin Kâr eder mi hiç habibìm murg-ı ateş-hâra su İltihâb-ı aşk eşk ile olur mı muntafì Bir yanar taga ne mümkindir ki kılsın çâre su Katresin bârì kabul eyle sirişk-i çeşmimin Gâh olur kim bir gedâ takdìm eder hünkâra su Etdi isti’ab tarf-ı gül-şeni eşk-i revân Nergisin hakkìçün erdi devleti bì-dâra su .

Nevk-i müjgânım cigerden tâb olur revnak bulur Hÿn-ı dilden tìşe-i Ferhâd-ı şìrìn-kâra su Bâdeyi etme kadehde âb ile âmìhte Ateş-i seyyâle besdir hâne-i humâra su Leblerin şâhiddir and içdigime nÿş etmeyem Konsa tas-ı zer-nigâr-ı mihr-i pür-envâra su Teşne-i dìdâr olursam da nazar-bend olmayam Girse Yÿsuf-veş terâzÿlar ile bâzâra su Bir içim su bulmadı Sultân-ı deşt-i Kerbelâ Sâkì-i Kevser ayagına ne yüzle vara su Áb-rÿyı hürmetìçün halk olunmuşken cihân Vermedi eşrâr Ál-i Ahmed-i Muhtâra su El-’ataş-gÿyân olurdu bir tarafda Ehl-i Beyt Zâlimân icrâ ederdi hançer-i hÿnh’ara su Şu’le-i âşÿb tutdu dehri te’sir etmedi Bÿ Leheb tìnetlerin tarh eyledigi nâra su Taşlara seyl-zen olup da önünde ya neden Çekmedi sengìn hisâr a’dâ-yı bed-kirdâra su Hiddetinden gönüllere çıksa becâdır nâr eger Hacletinden yerlere geçse revâ hemvâre su Çâre-cÿdur magfiret-h’ah olmaga cÿ sÿ-be-sÿ Al sebebden gözyaşı eyler revân enhâra su Edemez bu hÿn-ı nâ-hâk lekesin şÿyìde âh Çeşme-i hurşìd akıtsa haşre dek kühsâra su Gonceye göndermesin gül-şende nâme nâmiye Dökmesin dolab-ı çarh ezhâra su esmâra su Düşdü hÿb-kerde ruhundan hâke müşk-efşân saçı Kan gelir elbette nâf-ı âhÿ-yı tatara su Var mıdır imkân-ı tecdìd-i vuzÿ kim ba’de mâ Sÿret-i huşk serâb oldu ülü’l-ebsâra su Gird-i gam mevcÿd anınıla temìm eyleriz Dostlar lâzım degildir zümre-i ebrâra su .

bu olaya bağlı adetler geliştiği gibi . Ehl-i Beyt’e su vermeyen Yezid’e rûz-ı cezâda hararetinin yüksek olması ve içmek için bir damla bile su bulamaması için beddua ettiği su redifli kıtası şöyledir: Bak şu bì-insaf Yezìd-i bed-nihâd zâlime Teşnegân-ı Ehl-i Beyte vermemiş bir matra su Süz-nâk olsun İlâhi kalb-i can-gâh-ı Yezid Bulmasun rÿz-ı cezâda içmege bir katre su (22) Görüldüğü gibi Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da susuz şehit edilmesi milletimizi derinden etkilemiş.Vakt-ı tÿfânda ser-i kühsârı sarmışdı miyâh Şu musìbete erişdi künbed-i devvâra su Bir musìbetdir bu kim mâh agladı çâh agladı Cÿşiş-i Zemzemle çıkdı Ka’bede astâra su Rahmet-i Hakdır vücÿdu oldu ‘arz üzre muhìt Ebr-i rìzân etmese ‘ayn-ı savâb âbâra su Gösterirdi feyz-i ‘aksinden Cinân-ı Ádeme Sâf bir âyìne tutsaydı o gül-rahsâra su Vâye-mend meşrebi olmuş meger kim her habâb Şimdi reşk-endâzdır Cemşìd-i sâgar-dâra su Ahker-i tâkat-güdazından biter nahl-i enâr Olsa rÿyundan çekìde dÿzah-ı kahhâra su Kesb ederdi ney şeker hâsiyetin sebz-âb-ı bahr Kulzüm-i pür-şÿra ilkâ eylese yek pâre su Biri olurdu Süleyman digeri Rıdvân-ı huld Rìk-ı Burâkı ‘atâ kılsaydı mÿr u mâra su Hıdmete âmâdedir bir pâk-damen câriye Áşık-ı giryân imiş şâh-ı Cem-i mikdâra su Hâme-i Memdÿhda görsün midâd-ı şâ’irân Sanki bir murg-âbdır almış yine minkâra su Hâke zerrìn nâv-dân-ı Ka’be-i esrârdır Bezl eder rÿh-ı Hüseynin ‘aşkına zevâra su Yâ ilahì eyle ol dem beni tetside leb Dest-i pür-cÿd-ı Ali’den erişe ahyâra su (21) Mehmet Ali Hilmî Dede’nin.

14. 11 Şubat 1998. cilt 7. 1989.20.119-226. 5. Bayrı. İstanbul. Dînî ve Tasavvufî Edebiyat. Ferìdun. sayı 3.. s. B. 1992. İstanbul. Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar. Ahmed B. 1981. M. cilt 3.359. s. 1944. s.. Zeynü’d-din Ahmed B.11.. Büyük Türk Klasikleri. İslam Folklorunda Muharrem ve Taziye. Şeref Hanım. 18.208-209. s. Gelibolulu Ali..135. Lala İsmail. 3. 4/b. Pakalın. Nâilî-i Kadim. Noyan. Aşûre ve Mâtem Erkânı. Halk Kültürü. 7. (Hazırlayanlar: Mehmet Çavuşoğlu. 2. 432/1. Onay. İstanbul. İstanbul. Bektâşi ve Alevilerde Muharrem Âyini. Şemsî Paşa. Ankara. Zekâyî. 1989. 1981. (Haz: Haluk İpekten) İstanbul.Z. Divan-ı Zekâyî. And. (Hazırlayan: Cemal Kurnaz).N.4.150-151. Divan. KAYNAKLAR 1. Abdi’l-latifi’z-Zebidi. s. Süleymaniye Kütüphanesi. Kültür Bakanlığı HAGEM NE 730065. 6. Muharrem İlahileri. Divan-ı Şeref. Ankara.H. s. İstanbul. s. S. Divan. İstanbul. (Hazırlayan: Ahmet Akkaya) İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi. İ. 1987. s.. 9. 8. 1984.. 1981. s.duyulan üzüntüyü ifade etmek amacı ile yazılan Kerbelâ mersiyelerinde su ile ilgili hususlara daima yer verilmiştir. (Hazırlayan: Mümin Yakup Akan) Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Lisans Tezi. Divan.55. 1976. Kastamonu Kültür ve Folkloru. Zeynü’d-din Ahmed B. A.82. 10. M. 19. 10 . Zaman Gazetesi. Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü. Divan. Ankara. Divan. cilt 9. 13. 16. s. 12/a Cem’i. 470/1. Ergun. Sâfî.54). Virani hayatı ve Eserleri. M. s. Bektâşî Şiirleri ve Nefesleri. Hayretî. s.. (Hazırlayan: Kudret Altun) İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi.T. 12. Ahmed B. 1959. 15. 1970. (Varidatü’l-Enîka).9. s. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih (Tercüme: Kamil Miras). 1992. cilt 7. 11292. Ozanoğlu. Türk Folkloru Araştırmaları Yıllığı. 11. İstanbul.515.. Ali Tanyeri) İstanbul. 4. Abdi’l-latifi’z-Zebidi.211-212. Ankara. s.236. s. Divan. Ankara. İstanbul. 1994. 17.. Lala İsmail. Süleymaniye Kütüphanesi. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih (Tercüme: Kamil Miras).

11 . 21. Divan-ı Eş’ar.335. B. Elhac Mehmed Ali Hilmî Dede Baba. s. Ankara. s. Divan.47. 22. 1332.7. Kerbelâ Mersiyeleri. Doktora Tezi. İstanbul. 1997. s. 1313. Çağlayan. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Mehmet Memduh Paşa..20.